1

Ekim
2012

2010 Yılı Yeterlilik Kuran Kursu Öğreticiliği Bazı Tecvid Soruları

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  846 Kez Okundu

-Zamirin okunuşu.
-Vakfı mutlak
-İzharı kameriy
-Hükmür Ra:Seyr- Hayr
-İdgamı mealgunne
-İdgamı misleyn meal gunne
-Hurufu Mukatta(Elif Lam Mim) mimi Medi lazımın hangi bölümüne girer.(Harfi muhaffefe)
-Sebeb-i Nuzul/Siyak- Sıbak
-Zeyd Bin Sabit:Kuranın tedvin ve çoğaltma başkanı
-Rivayet-Dirayet-Ahkam-İşari Tefsir
-En son nazil olan sure:Nasr suresi.
-Elmalının Tefsirinin ismi.
-Kuranın ana konuları,
-Ayetel Kürsünün anlamı.
-Lafzatullahın okunuşu.
-Hendek savaşının diğer ismi:Ahzap
-Huruf-u Mukattanın tanımı.
-Tevkifilik ne demektir.

1

Ekim
2012

2009 Yılı yeterlilik K.Kursu Öüreticiliği Bazı Tecvid Soruları

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  655 Kez Okundu

-Kuran- Kerim de ilk inen ayetler(Alak Süresi ilk beş ayet)
-Kuran-ı Kerim 610 yılında nazil oldu.
-Kuran-ı Kerim Nur dağında nazil oldu.
-K.Kerimin yazıldığı malzemeler:
-Mekke de inen ayetlere Mekki ,Medine de inen ayetlere Medeni denir.
-K.Kerim Hz.Osman zamanında çoğaltıldı.
-Ülkemizde takip edilen kıraat Asım kıratı.
-Kıraat ilminin tanımı.
-Başında besmele bulunmayan süre Tevbe süresi.
-Kuranın kalbi diye ifade edilen sure Yasin suresi.
-Ayetin tanımı.
-Aslı ve Feri meddin tanımı
-İstiazenin tanımı
-Ref-i Saft
-Tertil ne demektir.
-Tıval sureler:7
-Huruf-u Halk diye bilinen harfler.
-Lahn-ı Celi ve Hafi
-Meddi tabiinin 1 elif miktarı uzatılmasının hükmü.
-Tecvid ilminde sukün kaçtır?2
-Medd-i muttasıl ve Meddi munfasılın tanımı
-Sakin mimin halleri
– Vakfı mutlak.

28

Eylül
2012

Yeterlilik İtikat Notlar-10

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE, iTiKAT  |  Yorum: Yok   |  548 Kez Okundu

1. “Allah’ın birliğini, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ve onun, Allah’tan getirdiklerini kabul ettiklerini söyledikleri hâlde, kalpten inanmayanlara, akıllarınca Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışanlara ….. denir”. Bu cümledeki boşluk nasıl doldurulabilir?
A) Müşrik
B) Münâfık
C) Mürted
D) Kâfir
2. “Allah Teâlâ’nın yaratılmışların hiç birine benzememesi veya sonradan olan şeylere benzememesi” anlamına gelen sıfatı ………..’dir”. Bu cümledeki boşluk nasıl doldurulabilir?
A) Muhâlefetün li’l-havâdis
B) Kıyâm bi-nefsihî
C) Kıdem
D) Bekâ

3. “Dağ ve tepenin yüksek kısımları” anlamına gelir. Cennetle cehennemin arasında bulunan sûrun ve yüksek kısmın adıdır”. Bu yerin nedir?
A) A’râf
B) Haşir
C) Hâviye
D) Berzah
4. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” âyetine göre, kelâm âlimlerince Allah’ı yaratılmışlardan tenzih için kullanılan terim hangisidir?
A) Muhalefetün li’l-havâdis
B) Vahdâniyyet
C) Kıyam bi nefsihî
D) Tekvin
5. İslam dininde inanılması farz olan hususları ve iman esaslarını ifade etmek için kullanılan terim hangisidir?
A) Kelam
B) Felsefe
C) Akâid
D) Tasavvuf

6. Elfâz-ı Küfür: Elfâz’ın te-kili olan lâfız; söz, sözcük ve ifade demektir. Küfür ise “kefera” fiilinden mastar olup, sözlükte; bir şeyi örtmek an-lamına gelir. Kalbindeki ima-nını örten kimseye de bu yüz-den “münkir” veya “kâfir” de-nilmiştir. Bir terim olarak, ki-şiyi küfre düşüren ve dinden çıkmasına sebep olan sözlere “elfaz-ı küfür” adı verilir.

7. AKÂİD İLMİ: Akâid “akîde” kelimesinin çoğuludur. Sözlükte düğüm bağlamak, düğümlemek ve kesinlikle inanılan şey anlamlarına gelir. “İslâm akâidi” İslâm dininde inanılan hususlar mânâsına gelir. Bunlara “îmân esasları” denir. Îmân esaslarını ihtiva eden ilme de “akâid ilmi” denir. Akâid ilmi, Allah’ın varlığından, sıfatlarından, fiillerinden bahseden bir ilimdir.

8. İsbât-i vâcib: İslam’da Allah’ın varlığını ispatlamak için yapılan tüm faaliyetlerdir. İsbât-ı Vâcip delilleri şunlardır:
a. Hudûs Delili
b. İmkân Delili
c. Nizam Delili
d. Fıtrat Delili

9. el-Esmâü’l-Hüsnâ: En güzel isimler demektir. Allah’ın bazı isimleri ve anlamları şöyledir:
Kâbız (ruhları kabzeden, can alan) demektir.

10. Azîm (azametli olan) demektir.

11. Teşrii irade: Allah’ın bu iradesi sebep ve şarta bağlı olup insanların iradeleri ile birlikte cereyan eder. Bu irade, insanların işlerini yürütmeleri ve fiillerini yapmaları için onlara güç ve izin verme anlamındadır. İnsan bir iş yapmak, bir davranışta bulunmak isterse Allah o insana izin ve güç verir.

12. Fıtrat Delili: Allah’ın varlığını ispatlamak için, insanın fıtraten Allah inancına sahip olduğu görüşüne dayanır. Kur’ân-ı Kerîm Allah’ın varlığını, insanlar tarafından tabii olarak kabul edilecek bir konu olarak telâkki eder. “Kabûl-i âmme” veya “Fıtrat-i selîme” diyebileceğimiz bu delile erken dönemlerde dikkat çekenlerden biri de Mutahhar b. Tâhir el-Makdisî’dir.

13. Mucize: Aciz bırakan iş anlamına gelir. İnsanların benzerini mey-dana getirmekten aciz kalacakları ve âdeta meydan okuma şeklinde, peygamberlik iddiasında bulunan zattan adetin hilafına ve tabiat kanunlarının aksine olarak zuhur eden harikulâde olaylara denir. Hz. Peygamberin nübüvveti esnasında ortaya koyduğu mucizeleler, manevî (aklî), hissî (maddî) ve haberî olmak üzere üç şekilde sınıflandırılmıştır. Manevî mucizeye en büyük örnek Kur’ân’dır. Hissî mucize olarak Hz. Peygamber’in nübüvvet mührü, Ay’ın ikiye bölünmesi, parmaklarının arasından suyun akması, bir ziyafet esnasında zehirlenmek istenince olaydan haberdar olması; haberî mucizeler için de Hz. Peygamberin Mekke’nin fethi, İslâm’ın tebliği ve meydana gelen savaşlarla ilgili açıkladıkları haberler örnek olarak gösterilebilir.

14. Kesb kulun fiil ve amelinin yaratılışı konusunda farklı görüşlerin ortaya çıkmasıyla gündeme gelmiştir. Mâtüridî ekolüne göre kesb insan için bir sıfattır. Onun irade ve kudretine bağlıdır. Allah’ın yarat-tığı fiili, insan iradesini kullanarak kesb eder. Dolayısıyla insanın fiili, yaratma değil, kesb olarak adlandırılır. Allah’ın fiili ise yaratma olarak isimlendirilir. Yaratma, Allah’a ait olup araçsız olur. Kesb ise, kula ait olmakla araç ve aletle meydana gelmektedir. Eş’arîlere göre, iktisab hareketi insanda meydana gelen zorunlu hareket gibidir. Allah fiili yarattığı gibi, iktisabı da yara-tır. İnsanın görevi sadece iktisab etmektir.

15. Guslü Gerektiren Durumlar: a. Hükmî kirlilik hali sayılan cünüplük, b. Hayız hali c. Nifas hali.

16. Kıyam: Farz ve vâcip namazlarda ve Hanefîlerde sabah namazının sünnetinde kıyam bir rükündür.

17. Müfsidât-ı Salât: Namazı bozan şeyler anlamına gelir.

18. Telfîk: Farklı şeyleri birleştirmek anlamında kullanılır. Taklidde Telfîk: Taklit yoluyla bir mesele veya amel üzerinde iki veya daha fazla görüşün farklı hükümlerini birleştirerek tatbik etmek. İctihadda Telfîk: Bir mesele üzerinde birbirine muhalif iki görüş varken, daha sonra gelen bir müçtehidin bu ikisine uymayan üçüncü bir görüş ortaya atması.

19. Zekât Tevbe sûresinin 60. âyetinde belirtildiği gibi fakirlere, miskinlere, zekat görevlilerine, borçlulara, yolculara, Allah yolunda olanlara, kalbi İslâm’a ısındırılanlara, kölelikten kurtulmak isteyenlere verilir.

20. 40’tan 120’ye kadar koyun sahibi olan bir kişi zekât olarak 1 koyun verir. 120 koyunu olan bir Müslüman zekât olarak 1 koyun verecektir. Yani koyun ve keçiden 40–120 arası için zekât olarak bir koyun verilir.

21. Havâic-i Asliye:Ev, araba gibi zaruri ihtiyaçlar demektir.

22. Zekâtın Geçerlilik Şartları
a. Niyet
b. Temlik

23. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre umrenin rükünleri
a. İhram,
b. Tavaf,
c. Sa’y,
d. Tıraş (Bunlar rükündür).

24. Vedâ Tavafı: Âfâkî (Mekke dışından gele hacı adayları) hacıların Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken son tavafa veda/sader (ayrılma) tavafı denir. Veda tavafı, haccın aslî vaciplerindendir.

25. Remy-i cimâr: Şeytan taşlamaya denir. Haccedenlerin bay-ram günleri Mina’da Küçük Cemre, Orta Cemre ve Akabe Cemresi adı verilen yerlere ufacık taşlar atmasıdır. Bunlara halk dilinde küçük şeytan, orta şeytan ve büyük şeytan da denilir.

26. Heyetler yılı: Senetü’l-Vüfûd demektir.

27. Hamrâu’l-Esed (8 Şevvâl 3 / 24 Mart 625)

28. Üsve-i Hasene: Resûl-i Ekrem’in Kur’an rehberliğinde geli-şen örnek yaşamıdır.

29. Takva: Allah’tan hakkıyla korkmak demektir.

28

Eylül
2012

2012 YILI CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI SUNUCU PLANI

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  563 Kez Okundu

Sayın ………………………………
Sayın …………………Başkanım,
Değerli Misafirimiz, Konuşmacımız ………………………….. Bey,
Sayın İl Müftüm, Sayın İlçe Müftüm
Sayın Daire Amirlerim
Değerli Meslektaşlarım,
Çok Kıymetli Hanımefendi ve Beyefendiler
………………İlçe Müftülüğümüzün “Engelliler ve Cami” konferansına hoş geldiniz.
Programa teşrifinizden dolayı müftülüğümüz adına teşekkür ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Şimdi programın akışını arz ediyorum:
1. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı
2. Kur’an-ı Kerim
3. İlçe Müftüsü Sayn ………………………….. Bey’in açış konuşması
4. İl Müftüsü Sayın ………………….Beyin konuşması
5. Camiler ve Din Görevlileri Haftası hakkında Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından hazırlanan video gösterimi.
6. Diyanet İşleri Başkanlığı Teftiş Kurulu Başmüfettişlerinden …………….. ’nin “Engelliler ve Camii” konulu konferansı.
7. İlçe Müftülüğümüze bağlı Bazı Görevlilerimize Plaket verilmesi,
8. İlçe Müftülüğümüze bağlı …………………. Kuran Kursu öğrencisine hediye verilmesi.
9. Kapanış
Şimdi sizleri aziz şehitlerimiz ve din büyüklerimiz için saygı duruşuna davet ediyorum. Akabinde İstiklal Marşımız söylenecektir.
Teşekkür ederim.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için
Şimdi Kur’an-ı Kerim okumak üzere Çayeli Limanköy Hidayet Kuran Kursu Öğrencisi Davut ÖZEN ’ı kürsüye davet ediyorum.
Öğrencimizin vermiş olduğu bu Kur’an-ı Kerim ziyafeti için teşekkür ediyorum.
Okunan ……………. ………………………………………………………… ayetlerinin mealini veriyorum:
Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla…

Değerli Misafirler
1986 yılından beri 1-7 Ekim tarihleri arasında “Camiler Haftası” adı altında kutlanmakta olan bu hafta 2003 yılından itibaren de “CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI” olarak kutlanmaktadır. Topluma din hizmeti sunan din görevlilerine bu haftanın hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz.
Bu vesileyle “CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI” nın hayırlı olmasını Cenab-ı Allah’tan dilerken, ahirete intikal etmiş meslektaşlarımızı ve büyüklerimizi rahmet ve minnetle anıyor, emekli olan görevlilerimize aileleriyle birlikte sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir hayat sürmelerini, halen görevde olan din görevlisi meslektaşlarımıza da sağlık ve afiyet içerisinde başarılı hizmetler niyaz ediyoruz.
Değerli Misafirler,
Cami, Müslümanların önce Allah’ı, sonra Rasülünü, sonra da birbirlerini aradığı, saydığı, sevgiyi ve ilgiyi paylaştıkları kutsal mekanlardır.
Şimdi, İl Müftümüz ………… Bey’i açış konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum. Buyurun hocam.
-Günümüzün mana ve önemini güzel bir şekilde anlatarak bizleri aydınlatan İl Müftümüz Sayın …………………………… Bey’e teşekkür ediyorum.
Ruhumun Senden, ilahi, şudur ancak emeli,
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli,
Bu ezanlar ki, şehadetleri dinin temeli.
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Şimdi, Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle hazırlanan bir video gösterimi yapılacaktır.
– Bu eserin hazırlanmasında emeği geçenleri tebrik ediyorum.
Müminin camiye olan ihtiyacı, balığın suya olan ihtiyacı gibidir. Balık susuz, su da balıksız olmaz. Her ikisinin iç içe olmasıyla maksat hasıl olur. Tıpkı bunun gibi cami ve toplum da birbirine muhtaçtır.
10. Şimdi, “Diyanet İşleri Başkanlığı Teftiş Kurulu Başmüfettişlerinden …………….. ’nin “Engelliler ve Camii” konulu konferansını vermek üzere kürsüye davet ediyorum. Buyrun hocam.
Bu değerli konferansı veren ……………………………………………….Bey’e teşekkür ediyoruz.
Değerli Misafirler,
“Allah’a davet eden, amel-i Salih işleyen ve ‘ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel kim vardır?” diyor Kur’an.

Şimdi İlçe müftülüğümüze bağlı görev yapan imam –hatip, K.Kursu öğreticisi , müezzin ve kurs öğrencilerimize cami hizmetlerindeki gayretlerinden dolayı bugünün anısına plaketlerini almak üzere isimlerini okuduğum i görevlilerimizi sahneye davet ediyorum.
Plaket Alacak Görevlilerimiz:
1-
2-
Değerli Misafirler
İl Müftülüğümüz tarafından hazırlanan Camiler ve Din Görevlileri Haftası programı burada sona ermiştir.
Programa teşriflerinizden dolayı teşkilatımız adına teşekkür ediyor, hayırlı günler diliyorum.

Amaç:Madde-1
Aile Birliği:Madde-37
Camilerde Kuran Öğretimi:Madde-26-27-
Dayanak:Madde-3
Denetim ve gözetim:Madde-31
Ek Ders Ücretleri:Madde-10
Eğitim Takvimi:Madde-11
Faaliyetlerin Bildirilmesi:Madde-33
Görevlendirme:Madde-8
Haftalık Çalışma Süresi:Madde-6
Hafızlık Takip Komisyonu:Madde-20
Hafızlık Yapacakların seçimi:Madde-21
Hafızlık Tesbit Sınavı:Madde-22
Hafızlık tesbit komisyonu:23-24
Kapsam:Madde-2
Kur’an Eğitim ve Öğretimi Kurulu ve görevleri:Madde-14
Kuran Kursunun Açılışı:Madde-12
Kuran Kursunun Faaliyetleri:Madde-13
Kursa Kayıt İşlemleri:Madde-16
Kuran Kursunun Yönetimi:Madde-5
Kurslarda Disiplin:Madde-19
Mali Hükümler:Madde-34-35
Programlar ve materyaller:Madde-15
Sınıf Mevcudu:Madde-17

Tanımlar:Madde-4
Tatil:Madde-18
Öğretici izinleri:Madde-9
Öğreticiler Kurulu:Madde-38
Vekil veya geçici öğretici görevlendirme:Madde-7
Yaz Kuran Kursları:Madde-25
Yayınlar:Madde-36
Yurt ve Pansiyon açılışı:Madde-28-29-30
Yurt ve Pansiyonların kapatılması.madde-32
Yürürlükten Kaldırılan Yönetmelik:Madde-39

28

Eylül
2012

Yeni Diyanet İşleri Başkanlığı Kur ‘an Kursları Yönerge Fihristi

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  706 Kez Okundu

Amaç :Madde:1
Aile Birliğinin kuruluşu ve organları:Madde-48-49-49-50-51-52-53-54
Aile Birliğinin Yapamayacağı faaliyetler:Madde-52
Başarılı öğreticilerin ödüllendirilmesi:Madde-11
Başkanlık programlarının uygulama zamanı:Madde-31
Camilerde Kuran öğretimi kursu açılışı:Madde-60-61-62-63-64
Çalışma saatleri:Madde-30
Dayanak:Madde-3
Defterler ve diğer Grekli belgeler:Madde-77
Denetim:Madde-75
Ders ve Ek Dersler:Madde-13
Ders saati ve teneffüs süresi:Madde-32
Devam –devamsızlık:Madde-29
D Grubu Kuran Kurslarında Eğitim-öğretim:Madde-19
Disiplin Cezaları:Madde-85-86-87
Disiplin Kurulu:Madde-88-89-90-91-92-93-94-95-96-97-
Eğitim ve Öğretim Takvimi:Madde-14
Ek Dersler:Madde-13
Etkinlikler:Madde-35
Faaliyetlerin Bildirilmesi:Madde-78
Geçici öğretici görevlendirilmesi:Madde-10
Hafızlık yapacakların seçimi:Madde-38
Hafızlık Takip Komisyonu:Madde-40-41
Hafızlık tesbit sınavlarının zanmanı:Madde-4546-47
İl eğitim Kurulunun oluşturulması ve görevleri:Madde-22
İlçe eğitim komisyonunun oluşturulması ve görevleri:Madde-23
Kadrolu öğreticlerin geçici olrak görevlendirilmesi:Madde-9
Kapsam:Madde:2
Kurslara Kayıt:Madde-26
Kurslarda eğitim-öğretim programları ve materyaller:Madde-21
Kuran Kurslarının Açılışı:Madde-15-16-17
Kuran Kurslarının Gruplandırılması:Madde-18
Kuran Kursunun Yönetimi:Madde:3
Kuran Kurslarında Bulundurulabilecek Yayınlar:Madde-34
Kurslarda disiplin ve Kayıt silme:Madde-36
Mali İşlemler:Madde-79-80
Nöbetçi Öğreticinin Görevleri:Madde-7
Öğrenci nakli:Madde-37
Öğrencilerin uyacakları kurallar:Madde-82
Öğrencilerin korunması:Madde-83
Öğrencilerin ödüllendirilmesi:Madde-84
Öğreticinin Görevleri:Madde-6
Öğreticilerin Haftalık Ders saatleri:Madde-33
Öğreticilerin Kurslarda Görevlendirilmesi:Madde-20
Öğreticiler Kurulu:Madde-24
Öğreticilerle toplantı:Madde-25
Öğretici izinleri:Madde-12
Öğrenci durum çizelgeleri:Madde-28
Sınıf mevcudu ve sınıfların oluşturulması:Madde-27
Tatil:Madde-39
Vekil öğretici görevlendirilmesi:Made-10
Yardımcı personel görevlendirilmesi:Madde-8
Yaz Kuran Kurslarının açılışı:Madde-55-56-57-58-59
Yaz Kuran Kurslarında Görevlendirme:Madde-58
Yemekler:Madde-81
Yöneticinin Görevleri:Madde:5
Yürürlükten kaldırılan yönerge:madde-99 (27.03.2002 tarihli ve 23 sayılı başkanlık onaylı yönerge kaldırılmıştır.)
Yurt ve Pansiyon açılışı:Madde-65-66-67-68-69
Yurt ve Pansiyon Yönetimi:Madde-70-72-73-74
Yurt ve Pansiyon Yöneticisinin Görevleri:Madde-71
Yurt ve Pansiyonların Kapatılması:Madde-76
Yüzünden okuyanların sınav komisyonu:Madde-43-44

25

Eylül
2012

Camiler ve Din Görevlileri Haftası

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  647 Kez Okundu

. İslam mimarisinde ilk minare 673’te Muaviye zamanında Mısır Valisi Müslime tarafından Amr Camii’nde inşa ettirilmiştir.

. Mescid-i Nebevî’ye ilk minareyi Ömer b. Abdülaziz yaptırmıştır. Bundan sonra tarih boyunca Mescid-i Nebevî’nin minareleri pek çok defa yenilenmiştir. Mescid-i Nebevî’yi yeniden tamir ve ıslah eden Sultan Abdülmecit, Bab-ı Rahme ve Bab-ı Selam denen kapılara iki minare ilave etmiştir. Son olarak Kral Fehd zamanında yapılan genişleme tamir ve ıslahla 104 metre yüksekliğinde 6 minare eklenerek Mescid-i Nebevî’nin minare sayısı 10’a çıkarılmıştır.

. İlk minber Hz. Peygamber’in ashabıyla istişaresinden sonra isteği üzerine bir kadının marangoz olan kölesi tarafından yapılmıştır. Ustanın adıyla ilgili farklı rivayetlerden, minber yapımıyla bir kaç kişinin ilgilendiği anlaşılmaktadır. Ahşap olan ilk minber, Medine’den Şam tarafına doğru dokuz millik bir mesafede bulunan ormandan kesilen ılgın ağacından yapıldı (Buhârî, Cum’a, 26). Minber iki basamak ve üst tarafında bir oturma yerinden ibaretti. Mescidde yerine konulup, Allah Rasulünün üzerine ilk çıkışında, daha önce yaslanarak hitap ettiği hurma kütüğünden bazı inilti sesleri duyuldu. Hz. Peygamber, hurma kütüğünü eliyle okşayınca inleme sesi kesildi. Bu olay, Ashabın huzurunda cereyan ettiği için pek çok kimse tarafından rivayet edilmiştir. Hatta bu konu ile ilgili hadislerin tevatür derecesine ulaştığı öne sürülmüştür (ez-Zebîdî, Tecrîd-i Sarih Trc, Ahmed Naim, III, 73-79). 

. Medine de Rasûlullâh’ın evinin bir köşesinde, büluğa eren kızların kalması için “hıdr” denilen bir çadır kurulurdu. Böylece İslâm’da ilk yatılı kız Kur’ân Kursu, Peygamber Efendimiz hayattayken, Hazret-i Âişe tarafından kurulmuş oluyordu.

. Peygamber Efendimizin bizzat inşasında çalıştığı ve öğretmenliğini yaptığı ilk yatılı okul olan SUFFE’dir.Burada eğitim görenlere Ashab-ı Suffe denir  .

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy ezanlarımızın önemi ile ilgili şunları söylüyor:

“Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli!”

Kâbe’nin birer şubesi olan camilerimize olan ilgimiz ve sevgimiz hiçbir zaman bitmemeli, bütün bir ömür boyu devam etmeli, camilerimiz birlik ve beraberliğimizin pekişmesine vesile olan mekânlar haline gelmelidir. 

.Camiler; günde beş kez okunan ezanlarla ilahi çağrının yapıldığı yerlerdir. İnsanlar bu çağrıyla tevhide, namaza, kurtuluşa, huzura ve manen dirilişe davet edilirler.(Bk, Enfâl, 8/24)

.Mescidler Allah’a en sevimli olan mekanlardır.(Müslim, Mesacid, 288)

.Kürsülerinden yapılan vaazlar ve minberlerinden okunan hutbelerle camiler; edep, terbiye, sevgi, saygı, hak ve hukuk anlayışının kazandırıldığı ilim ve irfan ocaklarıdır. 

.Camilerde toplanan müminler; Allah’ın huzurunda birlikte kıyama durur, secdelere kapanır ve gerçek kardeşlik duygusunun tadına varırlar. Camilerden çıkışlarında da birbirleriyle görüşür, sevinçlerini paylaşır, dertlerine ortak olur ve problemlerine karşılıklı olarak çözüm bulmaya çalışırlar.

.Kalplerimize nûr, gönüllerimize huzur ve mutluluk bahşeden yüce dinimiz İslâm; müminler arasında sevgi, saygı, kardeşlik ve dayanışma bilincinin gelişmesi için evrensel prensipler getirmiş, bu konuda çeşitli müesseselerin oluşturulmasını öngörmüştür. Bu müesseselerin başında da camiler gelmektedir. 

.Camilerimiz buluşma, görüşme yerleridir, birlik ve beraberliğin sağlandığı yerlerdir, Camilerimiz huzur yeridir, Camilerimiz edep ve terbiye yeridir.

.Camilerimiz, bedenen, fikren, ruhen arındığımız yerlerdir. Camilerimiz buluşma, görüşme yerleridir, birlik ve beraberliğin sağlandığı yerlerdir, Camilerimiz huzur yeridir,

. Cami içinde yüksek sesle konuşmaktan, laubali söz ve davranışlardan sakınmalıyız. Peygamber Efendimiz bu tip davranışların ibadetin sevabını azaltacağını bildirmiştir.( Alûsi, Ruhu’l-Meani, 5/2,65

.Camilerimiz huzur yuvası, terbiye mektebi, ilim ve irfan ocağıdır.

.Cep telefonlarımızı açık bırakmamalıyız, açık kalmışsa da namaz esnasında çalıyorsa hemen kapatmalıyız.

.Hz. Ömer (r.a.) mescitte yüksek sesle konuşan birini “Nerede olduğunu biliyor musun? Mescitte oturan kimse, Allah Teâlâ’nın huzurunda bulunuyor demektir”(Buhari Salat 83) diyerek ikaz etmiştir.

.Mescitler Allah’ın evleri(Münavi,  2/445) ve yeryüzünün Allah’a en sevimli mekânlarıdır.(Müslim, Mesacid 288)

.Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Biriniz güzelce abdest alıp sırf namaz kılmak için camiye gelirse, camiye varıncaya kadar attığı her adım için bir sevap verilir, bir günahı da silinir. Camiye girdiği zaman, namaz için beklediği sürece, namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Kimseye eziyet etmezse, abdestli olursa, Melekler onun hakkında, “Allah’ım! Bu kulunu bağışla, ona merhamet et ve tövbesini kabul et” diye dua ederler.”(Ebu Dâvûd, Salât, 49)

* Cennete giden yollar, mescitlerden geçiyor Mevlâ hep kullarını, secdelerde seçiyor. Ömer KIRAZLI

* Camiler her yastaki Müslümana hitap eden bir nevi mekteptir. Hekimoğlu Ismail

* Cami: huzur yuvası, edep ve terbiye ocağı, ilim ve irfan dergâhıdır. Ömer KIRAZLI

* Camiden istifade eden millet, Camiden istifade eden devlet, yükselmiştir. Ömer KIRAZLI

* Cami yıkıldıysa mihrap yerinde, Kalır güzellikten eser demişler. Yesârî

* Camiler yeryüzünün her yanına kurulmuş, Ezanla insanoğlu camiye davet olurmuş. Ömer KIRAZLI

*Câmi-i  köhne-i bî vakf’e,Cemâat gelmez. NÂBΠ

* Câmi yikildiysa mihrap yerinde, Kalir güzellikten eser demisler  Yesârî 

.Camiler yeryüzünün en kutsal mekânları, Allah katında en sevimli yerlerdir. Peygamber efendimiz’in ifadesiyle: “Beldelerin Allah’a en sevimli yerleri mescidleri/ camileridir”( Müslim, Mesâcid, 288)

.Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz geride miras olarak mal-mülk, altın ve gümüş bırakmamış, ilim bırakmıştır. Onun için: “el-ulemâü veresetü’l-enbiyâ: Âlimler peygamberlerin varisleridir” denilmiştir.

 İslam’ın ilk günlerinden itibaren Müslümanlar cami yapımına önem vermişler .Camiler, Müslümanların Allah’a ibadet ettikleri yerlerdir. Yeryüzünün en şerefli yerleri olan camilere “Allah’ın evi” denilmektedir. Camiye ibadet için giden Mümin, Allah’ın ziyaretçisi ve misafiri durumundadır. Câmiler; ‘Müslümanları toplayıp bir araya getiren’, onların hayatını tümüyle kuşatan, İslâmî hayatın mihveri konumunda olan mekânlardır. İbadet hayatımızın odağını namaz, namazın da zirvesini secde teşkil etmekle, bu mekâna Kur’ân İslâm ıstılahında, ‘secde edilen yer’ anlamında “mescid” denmiştir.

İnsanlar için ilk kurulan mabed hakkında Allah-u Teala Kur’an-ı Kerimde şöyle bildirmektedir.

“Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir.”Al-i İmran, 3/96

 Peygamber Efendimiz bir hadislerinde kendisine sorulan bir soru üzerine ilk bina edilen mescidin “el-Mescidu’l-Harâm” olduğunu cevap olarak vermiştir.Buhari, Enbiya, 40

Allah için mescid/cami inşâ ve imar etmek, doğru yolda yürüyen müminlerin ilk aslî görevlerindendir.Camiler, Allah’a kulluk/ibadet için kurulan mekânlardır.

Bilindiği gibi camiler, dua ve ibadetlerin Allah’a topluca arzedildiği, gönüllerin yıkandığı, elem ve sevinçlerin paylaşıldığı kutsal mekanlardır.

“Benim yeryüzündeki evlerim mescidlerdir. Orada beni ziyaret edenler, o mescidleri ihya edenlerdir.”( H.Hüsnü Erdem, İlahi Hadisler S.44. H.84.)

Arapça “cem” kökünden türeyen, “toplayan, bir araya getiren” anlamındaki “cami” kelimesi başlangıçta sadece Cuma namazı kılınan büyük mescitler için kullanılmış olan “el-mescid’ül cami” (cemaati toplayan mescit) tamlamasından kısaltılarak alınmıştır.( TDV İslâm Ansiklopedisi, cami maddesi)

“Bir mümine öldükten sonra amelinden ve yaptığı iyiliklerinden ulaşacak şeylerden biri de, yaydığı ilim, geride bıraktığı iyi evlat, miras olarak bıraktığı mushaf-ı şerif, yaptırdığı mescit, yolcuların barınması için inşa ettiği ev, akıttığı su, sağlığı yerinde iken malından çıkarıp verdiği sadakadır. Bunlardan hangisini yapmış ise öldükten sonra onun sevabı kendisine ulaşır.” (İbn Mâce, Mukaddime)

Camiler, Müslümanların Allah’a ibadet ettikleri yerlerdir. Yeryüzünün en şerefli yerleri olan camilere “Allah’ın evi” denilmektedir. Camiye ibadet için giden Mümin, Allah’ın ziyaretçisi ve misafiri durumundadır. Ev sahibi, evine gelen misafirlerine ikramda bulunduğu gibi camiye giden müminlere de yüce Allah büyük mükâfatlar verecektir. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur:“Evinde güzelce abdest alıp camiye giden kimse Allah’ın ziyaretçisidir. Ziyaret edene Allah ikramda bulunacaktır.”(Et-terğib vet-Terhib C.1, s.214)

İslâm medeniyeti/umrânı, câmi îmârı ile başlamıştır. Hz.Peygamber(s.) Medine’ye hicretinde, ilk iş olarak mescid için yer aramış, devesinin çöktüğü arazi Neccaroğullarından satın alınıp Mescid-i Nebevî oraya inşâ edilmiştir.

Dört Halife devrinden itibaren hızla dünyaya yayılan Müslümanlar, hakim oldukları coğrafyalarda, Mescid-i Nebevi modelini örnek alarak cami/mescid merkezli bir İslâm medeniyeti/umrânı vücûda getirdiler.
Camilerimiz, başta Kurtuluş Savaşı olmak üzere, vatanımızın ve milletimizin dertlerinin dert edinildiği yerler de olmuştur. Camilerimiz, İslam’ın şiarı, dini ve milli birliğimizin ilham kaynağı, memleketimizin tapusu, milletimizin namusu, özgürlüğü ve bağımsızlığının tescilidir.
Endülüs’ten Buhara’ya, Kırım’dan Yemen’e kadar uzanan topraklarda Müslümanlar, hemen her sahada, vakıf hizmetlerini sağlıklı bir şekilde yürüterek İslâm beldelerini adeta vakıf cennetine çevirmişlerdir.
Camileri yaşatmanın en güzel yolu, bu mübarek mekânları cemaatsiz bırakmamaktır. Sevgili Peygamberimiz, müminleri daima cemaat olmayateşvik etmiş, hatta mazeretsiz olarak cemaate gelmeyenleri kınamıştır. Cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan 27 derece faziletli olduğunu ifade etmiş, evinde abdest alarak Allah’ın farz kıldığı namazlardan birini eda etmek için mescide giden kimsenin attığı her adımın,günahlarının silinmesine ve derecesinin yükselmesine vesile olacağını haber vermiştir.Camilere cemaat olmak, o camilerin asıl sahibi olan Yüce Rabbimiz’e misafirolmaktır. Ecdadımız, işte bu inançla camiler inşa etmişler ve namazlarını da cemaatle kılmaya özen göstermişlerdir.
Unutmayalım ki, mü’minlerden uzak kalan camiler,Efendimizden uzak kalan hurma kütüğünün inlediği gibi inlerler, keder ve mateme boğulurlar.
Camilerimiz; dargınların barıştığı, kin ve düşmanlıkların unutulduğu, vatan sevgisinin, birlik ve beraberliğin telkin edildiği, çalışma azminin aşılandığı, güzel ahlakın işlendiği, eğitim yuvalarımızdır.
Camilerimiz; diğer din mensupları için de hoş görü kültürünün yayıldığı yegâne mekanlardır. Hz. Peygamber (s.a.v), başka ülkelerden gelen heyetleri ve elçileri cami´de karşılar, görüşmeleri ve müzakereleri orada yapardı. Bir gün “Saldırmazlık Anlaşması” yapmak için Medineye, bugün Güney Arabistan´da, Yemen sınırları içinde bulunan Necran´dan Hıristiyan bir heyet gelir. Efendimiz(s.a.v), bu heyeti Mescidi-i Nebi´de ağırlar. Mescid-i Nebi´de yapılan oturum esnasında, Hıristiyan heyetin başkanı, oturuma ara verilmesini ister. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v), ona: “nereye gidiyorsunuz?” “ne yapmak istiyorsunuz?” diye sorunca, heyet başkanı:“Şimdi bizim ibadet saatimizdir. Biz cami´den çıkacağız ve ibadetimizi yaptıktan sonra geri döneceğiz” demeleri üzerine, Hz. Peygamber (s.a.v) onlara: “Şayet sadece ibadet etmek için çıkıyorsanız, gitmeyin ve ibadetinizi camide yapın” der. Onlar da ibadetlerini Mescid-i Nebi´nin uygun bir köşesinde yaparlar. İşte bu İslamda gercek bir hoş görü örnegidir.
Camilerin asıl fonksiyonu mabet oluşudur. Camiler Allah’ın anıldığı, birlik ve beraberlik içerisinde Allah’a ibadet edildiği yerlerdir.
Camiler Allah’ın evleri, oraya gelenler ise ev sahibi olan Allah’ın (c.c.) misafirleridir. Nitekim insanlar için ilk kurulan Mabedin adı Beytullah (Allah’ın evi)’tır. Bu sebeple Yüce Allah’ın evlerine yardım edenler, imar edenler, bakımını üstlenenler, ihtiyaçlarını karşılayanlar Allah’a iman ettiklerini ortaya koymaktadırlar.
Allah’ın evlerini imar edenler övülmekle beraber, Mescitlerin ve camilerin harap olması için çalışanlar ise zalim insanlar olarak değerlendirilmektedir. Kur’an-ı Kerimde bu husus şöyle ifade edilmektedir.
Camiler Müslümanlık nişanıdır. Her nerde görülürse görülsün orda Müslüman insanların yaşadığı hemen anlaşılır.Camilerde, müminlere her türlü kötülüklerden uzak durmalarının yanında; her türlü iyilik ve güzellikler, insan sevgisi, vatan, bayrak, ezan, Kur’an sevgisi, ana-babaya, öğretmene, ulu’l-emre… itaat anlatılır! Camiler, zengin-fakir, köylü-şehirli, amir-memur, resmi-sivil, yaşlı-genç, siyah-beyaz, yerli-yabancı… herkesi bünyesinde toplayan mekanlardır. Bir ülkenin, Müslüman ülkesi olmasının mührü ve tapu senetleridir. Camiler; aynı safta omuz omuza, diz dize namaz kıldığımız mabetlerimizdir. Üzüntülerimizi giderdiğimiz, moralimizi müspet anlamda düzelttiğimiz, birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik duygularımızı, hoşgörü anlayışımızı güçlendirdiğimiz ve pekiştirdiğimiz yerlerdir. Birbirimize merhamet etmeyi, acıları paylaşmayı, kimsesiz-yoksul, dul ve yetimlere yardım etme duygularını kazandığımız mabetlerdir. Kâmil manada insan olmanın yollarını ve esaslarını, camilerimizde yapılan telkin ve nasihatlerden öğrenmekteyiz
Resulullah (s.a.v)buyurdular ki:”Kim içerisinde Allah(ın adı) zikredilsin diye bir mescid bina ederse, Allah da ona cennette bir ev bina eder.”
Bu gün yapılması gereken ise günün ihtiyaçları da dikkate alınarak buralarda verilen hizmet çeşitlendirilmeli,varsa bazı eksiklikler giderilerek insanımızla cami arasındaki mesafe kısaltılmalıdır.Camiiler sadece namaz kılma mekanları olarak değil ilk dönemdeki gibi sosyal faaliyetlerin de daha çok icra edildiği,namaz harici de kullanılabilen yerler olmalı ve özellikle de gençlere,kadınlara yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
İslam’da ilk müezzin Hicri 1. yılda Peygamber (s.a.s.) Efendimiz tarafından görevlendirilen Bilal-i Habeşi’dir. Bir başka sahabe Abdullah b. Ümmü Mektum’da Hz. Peygamber Efendimize müezzinlik yapanlar arasında idi. Günümüzde müezzin-kayyımlık görevini sürdüren görevlilerimiz, her gün beş vakit ezan-ı şerifi okumanın verdiği huzurla görevlerini ifa etmektedirler. Bilal-i Habeşi’nin mirası günümüzde müezzin-kayyımlara geçmiştir. Bu miras en değerli bir hazinedir. Çünkü ezan inananların nişanesidir. Her nerde duyulursa duyulsun Müslümanların varlığını ortaya koyar. Ezan, Tevhid ilkesinin en güzel şekilde bütün insanlığa aktarılmasıdır. Peygamberimizin Peygamberliğinin ilan edilmesidir. Müslümanlar her gün beş vakit ezan ile kurtuluşa ve mutluluğa, huzura ve namaza davet edilirler. Bu daveti yapan görevliler ise ne kadar bahtiyarlardır.

Allah Resülü (s.a.v.) bir gölgenin bulunmadığı kıyamet günündeki dehşetli hesap saatinde Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenecek 7 sınıf insandan bir sınıfını “Kalbi mescidlere bağlı müslümandır” buyurarak tarif eder. Yine bir başka hadis-i şerifinde buyurur ki: “Bir kimsenin camiye ilgisini, alakasını görürseniz, onun mümin olduğuna şahadet edin”

Diyanet İşleri Başkanlığı, 1986 yılında Ekim ayının ilk haftasını camiler haftası ilan etmiştir. Camiler Haftasında, camilerin ve cemaatin önemi, yazı, va’z, konferans ve hutbelerde anlatılmakta, camiler ve çevresi gözden geçirilmekte, yıllık bakım, onarım ve temizliği yapılmaktadır.
İslam’ın kutsal mekânları olan Camiler ise İslam da hayati öneme haizdir. Bu, İslam’ın ana kaynağı olan Kur’an da Allah(cc) verdiği önem(9/108–109, 24/36–37, 22/40, 2/114)ve Hz Muhammed(s.a.v.)in uygulamalarında kendini göstermektedir.Yüce kitabımız Kur’an ı kerimde mescitlerin yapılması teşvik edilmiş, buraları kimlerin imar edeceği(9/18),ve ne niyetle yapılması gerektiğinin ifade edildiği gibi (9/107-108),bu kutsal yerlere nasıl gelinmesi gerektiği dahi açıklanmıştır ( 7/31).Hz.Peygamber(s.a.v)de daha hicretleri esnasında Medine yakınlarında bulanan Kuba köyünde kısa bir süre kalmış ve bu esnada Kuba mescidi adıyla bilinen Mescid’i inşa ettirmiş ve kendisi de bizzat yapımında çalışmıştır.Medine’ye ulaştıklarında ise yine her şeyden önce Mescidi nebevinin inşasına başlanmıştır.Bu itibarla İslam da ilk kurumlaşma Camiyle başlamıştır bile diyebiliriz.Cami o günkü Müslümanlar için sadece bir ibadet mahalli değil aynı zamanda bazı adli davaların görüldüğü,savaş kararlarının alındığı,başka kabile ve devlet temsilcilerinin kabul edildiği,eğitim ve öğretimin yapıldığı,çeşitli sosyal faaliyetlerin icra edildiği yerler olarak adeta Müslüman toplumun kalbi olmuştur.
Mihrap, minber, kürsü caminin bütün müştemilatı bizlere birer emanettir. Cami görevlilerimiz ise Peygamber Efendimizin (s.a.s.), Bilal-i Habeşi’nin emanetlerini yerine getirebilme sorumluluğu içerisindedirler. Ayrıca Allah’ın evlerine hizmet etmenin şerefiyle doludurlar. Bu vesile ile Camiler ve

Din görevlileri haftamızı tebrik ediyoruz. Bu hafta vesilesi ile cemaatimizle beraber bu vazifenin en güzel şekilde devam edebildiğini siz kıymetli cemaatimize aktarmak istiyoruz. Yapıcı olan her türlü önerileriniz bizler için çok önemlidir. Sizler Allah’ın misafirlerisiniz. Sizinle birlikte bu mekanda bulunmak bizler için çok büyük bir lütuftur.
Yüce Rabbim camilerimizi, görevlilerimizi ve cemaatimiz eksik etmesin. Rabbim birlik ve beraberlik içerisinde en güzel günleri yaşamayı bizler nasip etsin. Allah’a emanet olun.

25

Eylül
2012

Kur’an’ı Kerim Bilgileri

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  473 Kez Okundu

-Kur’an’ı Kerim 22 sene, 2 ay, 22 günde inmiştir.
-Kur’an’ı Kerim’de bulunan, adetleri 114 tane olan müstakil bölümlere Sure ismi verilir.
-Kur’an’ı Kerim tek kitap olduğu gibi, tek ciltte toplanmıştır.K.Kerim’in sayfalarını toplayan cilde verilen ve yalnız Kur’an’a ait olan özel isme Mushaf adı verilir.
-Hz. Ebu Bekir zamanında Zeyd b. Sabit tarafından Mushaf haline getirildi.
-Kur’an’ı Kerim’deki ilk surenin ismi Fatiha suresi.
– Kur’an’ı Kerim’deki son Nas suresi.
-Kur’an’ı Kerim’deki en uzun Bakara suresi.
– Kur’an’ı Kerim’deki en kısa Kevser suresidir.
-Kur’an’ı Kerim’deki en uzun ayet Bakara suresi 282. Ayetidir.
– Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle (hakkında ayet nazil oluncaya kadar)50 gün konuşmadığı sahabe Kab b. Malik.
-Muavizeteyn” surelerinin isimleri Felak ve Nas sureleri.

25

Eylül
2012

KİTAPLARA İMAN

Yazar: arafat  |  Kategori: iTiKAT  |  Yorum: Yok   |  529 Kez Okundu

Kütüb-i Münzele :Allah tarafından indirilmiş olan kutsal kitaplar.Kütüb-ü Semâviyye : Mukaddes kitaplar. Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an. Kütüb-ü Mensuha-i Semaviyye : İslâma ve bütün beşeriyyete gönderilen Kur’an-ı Kerim’den evvel eski peygamberlere gelen -Tevrat, İncil, Zebur- namlarındaki şimdi hükmü kalkmış olan mukaddes kitablar.
İmanın üçüncü şartı, kitaplara imandır. Amentü’deki, (Ve kütübihi) ifadesi, Allahü teâlânın kitaplarına inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir. Din kitaplarımızda bildirilen ise, 104 kitaptır. Bunlardan 100’ü küçük kitaptır. Bu küçük kitaplara suhuf denir.
100 suhuf kitap şu Peygamberlere inmiştir: 10 suhufu, Âdem aleyhisselama, 50 suhufu, Şit aleyhisselama, 30 suhufu, İdris aleyhisselama, 10 suhufu, İbrahim aleyhisselama.
Dört büyük kitap ise şu Peygamberlere inmiştir:Tevrat, Musa aleyhisselama, Zebur, Davud aleyhisselama, İncil, İsa Aleyhisselama, Kur’an-ı kerim, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselama.
Kur’an-ı Kerim: Son vahiy dini olan İslâm’ın kutsal kitabı. Kur’ân, tercih edilen görüşe göre, “karae” fiilinden edilen bir mastar olup, Allâh’ın son kitabına özel ad olmuştur. Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek demektir.Âyetlerde bu anlamı görmek mümkündür: “Ey Muhammed! Cebrail sana Kur’ân’ı okurken, acele ederek onunla beraber dilini oynatma. Onu bir araya toplamak ve okutmak şüphesiz bizim işimizdir. Biz onu Cebrail’e okuttuğumuz zaman, sen onun okuyuşunu izle” (1)Kur’ân-ı Kerim’in özlü tarifi şöyledir: Yüce Allah, tarafından Hz. Muhammed’e arapça olarak indirilmiş, bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, Mushaflarda yazılı, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile sona eren kelâmıdır.
Tevrat: İbranice Tura kelimesinin Arapçalaşmış biçimi olan Tevrat kanun, ittifak, birlik, anlaşma, sözleşme, adlaşma gibi anlamları dile getirir. İslâm geleneğinde Hz. Musa’ya nazil olan kitabı belirtir. Yahudi geleneğinde ise, bugün Ahd-i Atik (Eski Ahit) denilen kitaplar toplamının adıdır. Allahü teâlâ Kur’ân-ı Kerîmde meâlen buyurdu ki:
Biz, Mûsâ için Tevrât’ın levhalarında, mev’izaya (nasîhatlere) ve din hükümlerinin açıklamasına âit her şeyi yazdık. (2)
Sözlükte “kanun, talim ve şeriat” anlamına gelen Tevrât, ıstılahta, Yüce Allah’ın vahiy yoluyla Hz. Musa’ya, kavmine tebliğ etmesi için indirdiği kitabın adıdır. Kur’ân-ı Kerim toplam 17 yerde bu kitaba atıfta bulunmakta, ancak onun Yahûdîler tarafından tahrif edildiğini de bildirmektedir (3)
Yahûdîler Tevrat’ın birbirinin tamamlayıcısı olduğuna inandıkları beş kitaptan oluştuğunu kabul etmektedirler. Bunlar; Tekvin, Huruç, Tevrat, Sayılar ve Tesniye’dir. Tarihî kayıtlara göre ilk kez Asur Kralı Buhtunnasr Kudüs’ü işgal edince Tevrat nüshalarını yakmıştır. Yahûdîlere göre Azra isimli biri yüz sene sonra Tevrat’ı ezberinden tekrar yazmıştır. Bu nedenle Yahûdîler Azra’yı da peygamber olarak kabul ederler. Bu zatın Kur’ân’da zikrolunan Hz. Üzeyr olabileceğini düşünenler de vardır. Yine Yahûdî kaynaklarına göre Roma Kralı Artiokus da Filistin’i işgal ettikten sonra Tevrat nüshalarını ikinci kez yaktırmıştır. Böylece Tevrat’ın nasıl yazıldığı hususunda net bilgi yoktur. Ancak Müslümanlar, Allah’ın Hz. Musa’ya bir kitap verdiğine ve bunun Tevrat olduğuna inanırlar. Fakat o Tevrat’ın bugünkü Tevrat olmadığı da bir gerçektir.
Bugünkü Tevrât, Mûsâ aleyhisselâmdan birkaç asır sonra yaşayan beş haham tarafından kaleme alınmış ve Azrâ adındaki haham bunları tek tek toplayarak Ahd-i atîk’in asıl nüshası olduğu iddiası ile çoğalttırmıştır. Günümüzde Tevrât’ın üç nüshası mevcuttur. Yahûdîler ve protestanların kabûl ettikleri İbrânice nüsha, katolik ve ortodokslarca kabûl edilen Yunanca nüsha; Samirîlerce kabûl edilen Sâmirî dilinde yazılan nüsha.
Zebur: Allah tarafından Hz. Dâvud (a.s)’a gönderilen Mezmurlar ve Mezâmir adı ile de anılan mukaddes kitap.Mezmur “yazılmış” manasına gelen kitap anlamındadır. Büyük bilgin Zeccac, Zebur’un “Hikmetli kitap” manasına geldiğini; Âli İmran, 3/184 ayetindeki “Zebûr” kelimesinin “menetmek” manasına gelen “Zebr” kökünden olduğunu açıklamıştır. Kitap da halkın hilâfına olan hususlardan meneden şeyleri bildirdiği için Zebûr diye adlandırılmıştır (4).
Zebr veya Zebûr sözlükte; kitap, cüz, kitap yaprağı, yazı yazma, söz, yazı, akıl, mektub, kuvvetli ve sağlam gibi manalara gelmektedir. Dinî literatürde ise Zebûr, Yüce Allah’tan Hz. Dâvûd’a vahy ile gelen mukaddes kitabın adıdır. Peygamberlere gönderilen dört büyük kitaptan biri olan Zebûr’un da asıl nüshası yoktur. Ancak eski Ahid’de yer alan Mezamir’in Zebûr olabileceği söylenmektedir. Bunlar şiir şeklinde, manzum ahlâkî öğütler ve nasihatlardan ibarettir.
Kur’ân’da üç ayrı yerde “Zebûr” dan söz edilmektedir. “Dâvûd’a Zebûr’u verdik…”(5) “Andolsun zikirden sonra Zebûr’da da “yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır.” diye yazmıştık.” (6), “…Gerçekten biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.” (Görüldüğü gibi her üç âyette de Hz. Dâvûd ve O’na gönderilen ilâhî kitap Zebûr’dan söz edilmektedir.
İncil: Allah tarafından Hz. İsa’ya gönderilen; Tevrat’ın aslını doğrulayan Kur’an-ı Kerîm tarafından tasdik edilen ve bir anlamı da “yol gösterici, aydınlatıcı” olan (8), dört büyük kitaptan birisidir.
Hz. İsa’ya verilen ilâhî ve Kutsal Kitâbın Kur’ân-ı Kerim’deki ismidir. İncil kelimesi; iyi haber ve müjde anlamına gelir. Latinceye: “Evangelium” olarak geçmiştir. Hristiyan dünyasında genel kabul gören; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna incillerinden başka; Barnaba İncili ve Saint Thomas İncili de meşhur İncil metinleridir. Havariler, va’zlarında ve göndermiş oldukları mektuplarda, Hz. İsa’nın hayatını ve sözlerini nakletmişlerdir. Hz. İsa’nın öğretilerini yazan pek çok risale yazılmıştır. Miladî 325 yılında toplanan İznik Konsülü’nün kararıyla incelemeye tabi tutulan bu risalelerden, yeni ahdi (Ahd-i Cedîd) oluşturan dört kitap seçilmiştir. Bunlar Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’dır.
Bu incillere çeşitli din, kültür ve felsefelerden pek çok şey girmiştir. Bununla birlikte, bu incillerde Hz. İsa’nın öğütleri, güzel sözleri ve prensipleri de bulunmaktadır.
İncil, Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan Kitab-ı Mukaddes’in, Yeni Ahit kısmının ilk dört bölümünün her birine verilen ad. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından kaleme alınmış olan dört İncil, yazarlarının adıyla anılır. İncillerde, Hıristiyanlığa göre İsa’nın hayatı ve öğretileri anlatılır.
Hıristiyanlıkça kabul edilen bu dört incile “kanonik İnciller” denir. Hıristiyanlığın kabul etmediği İnciller de mevcuttur, bunlara “apokrif İnciller” adı verilir. Kitabı Mukaddes’teki İncillerin üçü; Matta, Markos ve Luka’nınkiler, gerek verdikleri bilgi gerekse üslup açısından birbirini andırır. Bunlara sinoptikler denir. Yuhanna’nın incili, diğerlerinden farklıdır.
Kur’an’ın andığı suhuflar günümüze ulaşmadı. Tevrat, Zebur ve İncil ise ancak tahrif edilmiş biçimde varlığını koruyabilmiştir. Kitab-ı Mukaddes adı altında birleştirilen bu kitaplardan Tevrat Ahd-i Atik; İncil Ahd-i Cedid olarak anlamakta, Zebur ise Mezmurlar adıyla Ahd-i Atik içinde yer almaktadır. Kur’an, önceki kitapların muhatablarınca nasıl tahrif edildiğine kısaca değinir “Oysa onlardan bir grup vardı ki Allah’ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra. bile bile onu değiştirirlerdi… Vay haline o kimselerin ki Kitab’ı elleriyle, yazıp az bir paraya satmak için “Bu Allah’tandır” derler! Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların. Kazandıklarından ötürü vay haline onların” (9). Buna karşılık Kur’an bozulmaktan, değiştirilmekten korunmuş, vahyin tek ve gerçek ifadesidir. Bu özelliğiyle önceki kitapları içermekte, tahrif edilmiş biçimlerinde bulunan yanlışları düzeltmekte, eksik yanlarını tamamlamakta, eklemeleri iptal etmektedir.
Hz. Musa (a.s)’a Tevrat, Hz. Davud (a.s)’a Zebur, Hz. İsa (a.s)’a İncil ve son olarak Hz. Muhammed (s.a.s)’e de Kur’an gönderilmiştir. İlk üç kitap günümüze ancak tahrif edilmiş biçimleriyle ulaşabilmiştir. Kur’an ise vahyedildiği şekilde korunmaktadır.

Allah´u Teala´nın bildirdiğine göre, bu değiştirme ve tahriften, yalnız Kuran-i Kerim uzak kalmıştır. Kıyamete kadar da aynen muhafaza edile­ceği “Muhakkak ki Kuran-ı biz indirdik. O´nun koruyucuları da mutlak surette biziz” mealindeki Ayet-i kerime ile bütün insanlığa bildirilmiştir. (11)

Ebu Zer’den rivayet edilen bir Hadis’e göre “Suhufların sayısı yüz olup, Hz. Âdem’e 10, Hz. Şit’e 50, Hz. İdris’e 30, Hz. İbrahim’e 10 sahife”(12) indirilmiştir.Bu sayfalar, indirildiği zamanın ihtiyaçları az olduğundan sahife şeklinde indirilmiş, kitap şeklinde indirilmemiştir. Bugün bu sahifeler mevcut değildir.(13)

İlk semavi kitaplar; peygamberlere verilen sahifenin çoğulu. Sahife, yazılı veya yazılacak kâğıttan, kırtastan bir parçadır. Bu da bizim sahife dediğimiz, safhadan daha genel olarak yaprak ve varak adı verilen parçadan ibarettir. Çoğulu “sahaif” ve “suhuf”tur. Bu sûretle sahife ve suhuf, mektuba, risâle ve kitaba da denir.(14)Kur’an-ı Kerim’de “Suhuf-u Ûla (ilk sahifeler)”den bahsedilmektedir. Bunların yukarıda bildirilen sahifeler olduğu anlaşılmaktadır.(15)

Kaynak:

1-el-Kıyâme, 75/1618
2- A’râf sûresi: 145
3- Bakara, 2/75; Âl-i İmrân, 3/3, 48,50,56, 93; Mâide, 5/43, 44, 46, 66, 68, 110; A’râf, 7/157; Tevbe, 9/111; Fetih, 48/29; Sâf, 61/6; Cum’a, 62/5
4- Fahreddin er-Râzi, Mefâtihu’l-Gayb, Ankara, 1990, VIII, 417
5-(Nisâ, 4/163
6- Enbiyâ, 21/105
7- İsrâ, 17/55).
8- el-Maide, 5/46-48
9- el-Bakara, 2/75-79
10-Dini Kavramlar Sözlüğü(DİB)

11- Kadı Ebu Şuca, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi, Ravza Yayınları: 47-49.

12-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur, VIII, 489, Alûsî, Rûhül-meânî, XV, 141-142

13-Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 127.

14-Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, 8/5578.

 15-Taha: 20/133.

 

24

Eylül
2012

Kuran-ı Kerim Bilgileri

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  788 Kez Okundu

Kuran-ı Kerim İslam’ın kutsal kitabıdır. 114 suredir. Kuran, Hz. Muhammed’e peygamberliğin verildiği 610’dan 632’deki ölümüne kadar parça parça indirilmiştir.Arapça bir sözcük olan “kuran”, okumak, ezbere okumak, bir araya getirmek anlamına gelir.Kur’an ayrıca Kelamullah, Kitabullah, Furkan, Tenzil, Mushaf, Kitab, Nur ve Ümmülkitap isimleriyle bilinir. İslam’a göre Allah Kuran’ı ikinci bir isim olarak “Kitap”, olarak adlandırmak suretiyle, daha en baştan itibaren, bu metnin yazılı hale getirilmesinin önemine işaret etmiştir.“Ana Hatlarıyla Kuranı Kerim”, Prof. S. Yıldırım, s.56).Mushaf :Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline Mushaf denir. “Mushaf”, “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelen bir kelimedir. Ebu Bekir tarafından Mushaf haline getirtildi. Kur’an’ın bölünmüş olduğu 30 parçadan (fasikül) her birine cüz denir.Kuran, “sûre” adı verilen bazı ana bölümden oluşur. Kur’an 114 sûreden müteşekkildir. Bu surelerin 86′sı Mekke’de, 28′i Medine’de gelmiştir. Her bir sure de “ayet” adı verilen parçalardan müteşekkildir. Ayetler bir kelime ila bir sayfa arasındadır. vahiylerpeygambere Cebrail meleği aracılığıyla gönderilmiştir. Kuran metninin tamamlanması, 610 -632 yılları arasında, yaklaşık 23 yılda gerçekleşmiştir. Kur’an’ı yazan Vahiy katipleri: Zeyd ibn Sabit başkanlığında Ömer, Osman, Ali, Talha, Sad, Ebu Derda, Mikdad,Übey ibn Kab, Ebu Musa el-Eşari ve Abdullah ibn Mesud’dur.Hafız:Kur’an’ın bütün metnini ezberleyen ve uygun şekilde ( tecvid) okuyabilen kişiye hafız denir. Hz. Muhammed ilk hafız olarak kabul edilir. Kur’an’ı uygun bir şekilde ve güzel bir tutum ve sesle okumaya tilavet denir.Ashab-ı Kiram (peygamberin değerli arkadaşları anlamında Arapça bir tamlama), Muhammed’in sağlığında Kur’an’ı yazmamıştır. Muhammed’in öldüğü sırada 100 bin küsür arkadaşları içinde okuma-yazma bilenlerin sayısı yalnızca 33 kişi idi, okuma-yazma oranı 10 binde 4 idi. Hafızların sayısı ise yaklaşık 20 idi. Kur’an-ı Kerim, Hz.Muhammed peygamberin devrinde bizzat vahiy meleği ve nebinin birbirlerine karşılıklı okumaları ve de sahabilerin ezberlemesiyle korunmuştur. Ancak Peygamber’in sağlığı müddetince devam eden vahyin bütün bir kitapta toplanmasına imkân yoktu. Çünkü vahyin Peygamberin ölümüne kadar devam ettiği bilinmektedir. Peygamber’in vefatından iki gün öncesine kadar devam eden vahiy Onun vefatıyla son buldu. Böylece Kur’an inen son âyetle tamamlanmış oldu.Bazı sûreleri Mekke’de inmesi dolayısıyla “Mekkî”, bazıları Medine’de indirildiklerinden “Medenî” diye nitelendirilmiş ve 22 yılda tamamlanmıştır.Ebû Bekr’in (ö. 13/634) halifeliği sırasında Kur’an-ı Kerîm toplanıp iki kapak arasında kitap haline getirilince, uygun bir isim aranmış, Abdullah b. Mes’ud’un (ö.32/652) “Habeşistan’da bir kitap gördüm, ona Mişhaf, Mushaf adını vermişlerdi” demesi üzerine, halife tarafından bu isim uygun bulunmuştur (Celâleddin es-Süyûtî, el-İtkân fi Ulûmi’l-Kur’ân, terc. Sakıp Yıldız, H. Avni Çelik, İstanbul 1987, I, 124). Mushaf; sayfalardan meydana gelmiş kitap anlamına gelir.Allah hafiften ağıra doğru bir yol izleyerek hükümler gönderiyor, Kur’an’ın parça parça gelişi uygulamayı kolaylaştırıyordu. Bu sayede gelen ayetler kolayca ezberlenebiliyordu.
Ayetlerin olaylar üzerine inişi, tam ihtiyaç sırasında gelişi, toplumda gerekli etkiyi göstermesine yardımcı olmuştur. Bu yüzden, ayetlerin iniş sebepleri ( esbab-ı nüzul) Kur’an tefsirlerinde önemli bir yer tutar.
Kuran-ı Kerim İslam’ın kutsal kitabıdır. 114 suredir. Kuran, Hz. Muhammed’e peygamberliğin verildiği 610’dan 632’deki ölümüne kadar parça parça indirilmiştir.
Arapça bir sözcük olan “kuran”, okumak, ezbere okumak, bir araya getirmek anlamına gelir.Kur’an ayrıca Kelamullah, Kitabullah, Furkan, Tenzil, Mushaf, Kitab, Nur ve Ümmülkitap isimleriyle bilinir. İslam’a göre Allah Kuran’ı ikinci bir isim olarak “Kitap”, olarak adlandırmak suretiyle, daha en baştan itibaren, bu metnin yazılı hale getirilmesinin önemine işaret etmiştir.“Ana Hatlarıyla Kuranı Kerim”, Prof. S. Yıldırım, s.56
Mushaf :Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline Mushaf denir. “
Mushaf”, “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelen bir kelimedir. Ebu Bekir tarafından Mushaf haline getirtildi. Kur’an’ın bölünmüş olduğu 30 parçadan (fasikül) her birine cüz denir.Kuran, “sûre” adı verilen bazı ana bölümden oluşur. Kur’an 114 sûreden müteşekkildir. Bu surelerin 86′sı Mekke’de, 28′i Medine’de gelmiştir. Her bir sure de “ayet” adı verilen parçalardan müteşekkildir. Ayetler bir kelime ila bir sayfa arasındadır. vahiylerpeygambere Cebrail meleği aracılığıyla gönderilmiştir. Kuran metninin tamamlanması, 610 -632 yılları arasında, yaklaşık 23 yılda gerçekleşmiştir. Kur’an’ı yazan Vahiy katipleri: Zeyd ibn Sabit başkanlığında Ömer, Osman, Ali, Talha, Sad, Ebu Derda, Mikdad,Übey ibn Kab, Ebu Musa el-Eşari ve Abdullah ibn Mesud’dur.Hafız:Kur’an’ın bütün metnini ezberleyen ve uygun şekilde ( tecvid) okuyabilen kişiye hafız denir. Hz. Muhammed ilk hafız olarak kabul edilir. Kur’an’ı uygun bir şekilde ve güzel bir tutum ve sesle okumaya tilavet denir.Ashab-ı Kiram (peygamberin değerli arkadaşları anlamında Arapça bir tamlama), Muhammed’in sağlığında Kur’an’ı yazmamıştır. Muhammed’in öldüğü sırada 100 bin küsür arkadaşları içinde okuma-yazma bilenlerin sayısı yalnızca 33 kişi idi, okuma-yazma oranı 10 binde 4 idi. Hafızların sayısı ise yaklaşık 20 idi. Kur’an-ı Kerim, Hz.Muhammed peygamberin devrinde bizzat vahiy meleği ve nebinin birbirlerine karşılıklı okumaları ve de sahabilerin ezberlemesiyle korunmuştur. Ancak Peygamber’in sağlığı müddetince devam eden vahyin bütün bir kitapta toplanmasına imkân yoktu. Çünkü vahyin Peygamberin ölümüne kadar devam ettiği bilinmektedir. Peygamber’in vefatından iki gün öncesine kadar devam eden vahiy Onun vefatıyla son buldu. Böylece Kur’an inen son âyetle tamamlanmış oldu.Bazı sûreleri Mekke’de inmesi dolayısıyla “Mekkî”, bazıları Medine’de indirildiklerinden “Medenî” diye nitelendirilmiş ve 22 yılda tamamlanmıştır.
Ebû Bekr’in (ö. 13/634) halifeliği sırasında Kur’an-ı Kerîm toplanıp iki kapak arasında kitap haline getirilince, uygun bir isim aranmış, Abdullah b. Mes’ud’un (ö.32/652) “Habeşistan’da bir kitap gördüm, ona Mişhaf, Mushaf adını vermişlerdi” demesi üzerine, halife tarafından bu isim uygun bulunmuştur (Celâleddin es-Süyûtî, el-İtkân fi Ulûmi’l-Kur’ân, terc. Sakıp Yıldız, H. Avni Çelik, İstanbul 1987, I, 124). Mushaf; sayfalardan meydana gelmiş kitap anlamına gelir.Allah hafiften ağıra doğru bir yol izleyerek hükümler gönderiyor, Kur’an’ın parça parça gelişi uygulamayı kolaylaştırıyordu. Bu sayede gelen ayetler kolayca ezberlenebiliyordu.Ayetlerin olaylar üzerine inişi, tam ihtiyaç sırasında gelişi, toplumda gerekli etkiyi göstermesine yardımcı olmuştur. Bu yüzden, ayetlerin iniş sebepleri ( esbab-ı nüzul) Kur’an tefsirlerinde önemli bir yer tutar.
Kuran-ı Kerimde 14 tane tilavet secdesi vardır:Araf 206, Rad 15, Nahl 49, İsra 107, Meryem 58, Hacc 18, Furkan 60, Neml 25, Secde 15, Sad 24, Fussilet37, Necm 62, İnşikak21. Alak 19
-Tilavet secdesi ile biten sureler :Araf süresi -Necm süresi -Alak süresi
-Nebilerin ismiyle isimlenen sureler :Cevap: Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Muhammed, Nuh sureleri
-Ayet sayısına göre Mekki surelerin en büyüğü ,Şuara suresi 227 ayet
-Besmele iki defa zikredilen sure Neml Suresidir.Besmele ile başlamayan sure Tevbe (Berae) suresi İki nebinin ismi ile biten sure Alâ Suresidir.
-Esma-ül Hüsna’dan birisiyle başlayan sure Rahman Suresi .
-Peygamber efendimizin kadınlara öğretilmesi emir buyurduğu sure Nur suresidir.
-Her ayetinde Allah(c.c)lafzı olan sure Mücadale suresi
-Rasüllahın beni yaşlandırdığı buyurduğu sure Hud suresi
-Kendisinde iki tane secde ayeti olan sure Hacc suresi
-Ahmed ismi kendisinde zikredilen sure Saff suresi 6. ayet
-Sahabe ismi kendisinde zikredilen sure hangisidir. Ahzab suresi 37. ayet – Zeyd-
-”Ey Nebi” hitabı beş defa zikredilen sure Ahzab suresi
-İmam Şafi (r.a) nin insan düşünse bu sure insanlara yeterdi buyurduğu sure Asr suresi
-Rasullahın Zehrevan diye isimlendirdiği sureler Bakara ve Ali imran sureleri
-Kuran-ı Kerimde 25 tane nebinin adı zikredilmiştir
-Amme cüzünde 37 tane sure vardır.
-Mekkede müşriklere karşı Kuran-ı açıktan ilk okuyan sahabe Abdullah b. Mesut
-Rasullahın Kuran’ın zirvesi buyurduğu sure Bakara suresi
-Kıblenin Kudüsten Kabeye çevrildiğini anlatan süre Bakara süresi 142-150
-Mirac hadisesini anlatan süre Necm süresi
-İfk hadisesini anlatan süre Nur süresi 11-26

Medine-i Münevvere Arabistan Yarımadasında, Hicaz bölgesinde bulunan Ünlü iki mübarek şehirden biridir. İslam Devletinin ilk başşehri. Son Peygamber hazret-i Muhammed Mekke’den çıkarak Medine’ye hicret etmiş, burada ilk İslam Devletini kurmuştur. Peygamberimizin kabr-i şerifleri ve Mescid-i Nebi de bu şehirde bulunmaktadır. lk halifeler zamanında İslam devletinin idare merkeziydi.
-Medine’nin kuzeyinde ve dört beş kilometre uzağında Uhud; doğusunda Taberiye; güney doğusunda Ayr Dağı bulunmaktadır.
-Medine’nin isimleri: Tarihi kayıtlara göre Amalika kavminden, Medine’ye ilk önce gelip yerleşen kimsenin ismi Yesrib olduğundan, Medine, o zamandan itibaren bu isimle anılmıştırMedine’nin; Tabe, Tayyibe, asıme, Darul-iman, Darüs-Sünnet, Barreh, Beytür-Resul, Habibe, Mahbube, Darül-Ebrar, Darül-Hicre, Darüs-Selam, Darül-Feth, Mehfuza, Harem-i Resul, Medinet-ür-Resul (Peygamber Şehri) gibi birçok isimleri vardır. Peygamberimiz, Tebük Gazasından dönerken Medine görününce; “İşte Tabe!” demiş, Tab ve Tayyibe isminin, Medine’ye Allahü teala tarafından verildiğini açıklamıştır. -Medine-i münevverede Mescid-i Nebevi; Mekke-i mükerremede Mescidil-Haramdan sonra dünyanın en kıymetli yeridir. Mekke-i mükerreme ayrıca Müslüman devletin ilk başşehridir.Medine tarihi: Tufan olayından sonra, hazret-i Nuh neslinden Amalika kavmi; Hicaz’da, Mekke’de ve Medine’de yerleşmişler, ilk önce ev bark yapmak, hurma yetiştirmek suretiyle Medine’yi de onlar kurmuş ve imar etmişlerdir.Evs ve Hazreclilerin ataları, Me’rib Seddi yıkılıp yurtları seller altında kaldıktan sonra Medine’ye gelip yerleştiler. Medine’ye gelen ve önceleri, Medine’nin dış kısımlarında yerleşen Evs ve Hazrec kabilelerinden Hazrec’in büyük babası Sa’lebe bin Amr, sayıca çoğalıp kuvvetlenince, Yahudileri Medine’den çıkardı. Şehre kendi kavmini yerleştirdi. Bu defa da Yahudiler, Medine’nin dış kısmında yaşadılar.
Evs ve Hazrec adlı bu iki büyük kabile, Harise bin Sa’lebe’nin oğulları idi. Annelerinin ismi Kayle olduğu için, Kayleoğulları diye de anılırlardı. Tarihi silsile cetvelinde görüleceği üzere Medine’de ikamet eden Hazrecliler kavmi Resulullah efendimize, dedesi cihetinden Abdülmuttalib’in annesi “Selma, amir bin Zeyd’in kızı olduğundan, Hazreclilerle Resulullah efendimizin akrabalıkları tarihen sabittir. Ayrıca, “Neccariler” Peygamber efendimizin dayıları olmaları sebebiyle şerefleri daha fazladır. Peygamber efendimiz, babası hazret-i Abdullah cihetinden mekkeli ise de, annesi hazret-i amine tarafından Medinelidir. Bununla beraber gerek annesi hazret-i amine’nin nesebi, gerek babası hazret-i Abdullah’ın nesebi Kusay bin Kilab’ta birleşmektedir. Ayrıca Peygamber efendimizin Medine’ye hicret buyurduklarında evlerinde misafir kaldıkları hazret-i Halid Ebu Eyyubel Ensari de Hazrec kabilesinden olup, o da Resulullah efendimizin akrabasıdır.Peygamberimiz, Mus’ab bin Umeyr’i, Kur’an-ı kerim ve din muallimi (öğretmeni) olmak üzere onlarla birlikte Medine’ye gönderdi. Ayrıca Abdullah bin Ümmül Mektum’u da gönderdi.
-“Hiçbir şehir, kolay kolay fetholunmamıştır. Medine ise, Kur’anla kolayca fetholunmuştur” Hicret olayı ve Medine: Peygamber efendimiz, Allahü tealanın emri üzerine yol arkadaşı hazret-i Ebu Bekir ile Miladi 622′de Mekke’den Medine’ye hicret etmek üzere yola çıktılar. Rebi’ul-evvelin on ikinci Pazartesi günü, Medine’de Kuba köyüne geldiler. Peygamber efendimiz burada üç gün kaldılar ve Kuba Mescidini yaptılar. Bu mescitte ilk Cuma namazını kıldılar ve hutbe okudular. Bu mescid günümüze kadar gelmiştir.Peygamberimiz, Kuba’dan Medine’ye hareket etmek istediği zaman, dedesi Abdülmuttalib’in dayıları olan Neccaroğullarına haber gönderdi. Onlar da silahlanıp geldiler. Peygamberimizle hazret-i Ebu Bekir’e selam verdiler ve; “Emniyetiniz sağlanmıştır. Sizlere yardımcı olarak geldik, develerinize bininiz!” dediler.Cuma günü, güneş yükselince, Peygamberimiz, devesi Kusva’ya bindi. Hazret-i Ebu Bekir arkasında, Neccaroğullarının yiğitleri de sağ ve sollarında olduğu halde Kuba’dan yola çıktılar.
-Peygamberimiz, Kuba’dan çıkıp Ensar (Medineli Müslümanlar) ın evlerinin önlerinden geçerken onlar, Kusva’nın önüne geriliyorlar: “Ya Nebiyyallah! Ya Resulallah! bizde kuvvet, cemaat ve servet var! Bize buyur bize!” diyerek yardım ve himaye vadinde bulunuyorlar. Peygamberimiz de gülümsüyor: “Allah, onları size hayırlı ve mübarek kılsın!” diyerek dua ediyor ve; “Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği ona buyrulmuştur!” diyordu.Mescidin kuzey duvarında, hurma dalları ile bir gölgelik ve sundurma da yapılmıştı ki, buna Suffa denirdi. Burada “Ehl-i Suffa”, yani Medine’de kavim ve kabileleri, evleri barkları bulunmayan, mescidin sofasında yatıp kalkan fakir sahabiler kalırlardı. Ehl-i Suffa, geceleri namazla, Kur’an-ı kerim okumakla ve ders görüp ilim öğrenmekle geçirirler, gündüzleri de su taşır, odun toplayıp satarlar ve bunun parası ile yiyecek alırlardı. Suffa, ilim öğrenme yeriydi. Peygamber efendimiz mescidde vaaz eder, namazı Ehl-i Suffa ile kılardı. Kur’an-ı kerim öğreten hafızlar, Ehl-i Suffa’ya Kur’an-ı kerimi tecvit ile kıraat ve talim ettirirlerdi. Burası sonradan medreselere model, olmuştur. Ehl-i Suffa’dan Ebu Hüreyre ve Selman-ı Farisi gibi yüksek ilim sahibi sahabiler yetişmiştir

23

Eylül
2012

Arabi Olmayan Sahabeler;Bilal-i Habeş, Necaşi,Vahşi,Üsame,Ümmü Eymen…

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  789 Kez Okundu

“Ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz”

1-Etiyopya ve Eritre Asıllılar (Habeşliler)
a)Necaşi: Habeş Kralıdır.ilk muhacirleri devletinde korumuştur.Habeş hükümdârı.
Peygamber Efendimiz zamânındaki Necâşî’nin adı Eshame idi. Nasrânî (hıristiyan) iken müslüman oldu. Cenâze namazını Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Medîne’de kıldırdı.

b)Vahşi ibni Harb: Uhudda Peygamber sas. amcası Hamza ra. şehid etti. daha sonra müslümanlıgı seçti. bir çok savaşlara katıldı. peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkan müseylemetül kezzab isimli sahtekarı öldürdü.
c)Bilal ibni Ribah: Köile iken müslüman oldu. Peygamber Efendimizin ilk müezzini. İlk Müslümanlardandır. İsmi Bilal bin Rebah Habeşi olup, künyesi Ebu Abdullah, annesinin ismi Hamame’dir. Aslen Habeşistanlı olan ailesi Mekke’de Beni Cumha kabilesinin kölesiydi. 581 senesinde Mekke’de doğdu, 641 (H. 20) senesinde Şam’da vefat etti
d)Usame ibni Zeyd:Peygamberin evladı gibi büyüttüğü Zeyd ibni Harise nin oğludur. bu nedenle onu torunu gibi yetiştirmiştir.
d)Ummu Eymen Bereke:Asıl ismi Bereket olan Ümmü Eymen, Habeşistanlı Salebe b. Amr’ın kızıdır. Resulullah’ın babası Hz. Abdullah’ın hizmetçisiydi, O vefat edince Peygamber’in tüm işlerini ve dadılığını kendisi üstlendi. Özellikle Hz. Aminen’in vefatından sonra Hz. Resulullah’a (s.a.a) çok büyük yardımları dokundu, marifet, yakin ve üstün ahlaki özelliklere sahipti. Allah resulü (s.a.a) Hz. Hatice ile evlendiğinde onu azad etti ve Ubeyd b. Zeyd ile evlendirdi, bu evliliklerinden Eymen adında bir çocukları dünyaya geldi. Daha sonraları Allah Resulü, peygamberliğe erişince ev halkına tebliğde bulundu, kadınlardan önce Hz. Hatice ve sonrada Ümmü Eymen Resulullah’a ilk iman edenlerden olma şerefine nail oldu. Peygamberimizin babası Abdullahın kölesidir. peygamberin dogumundan ölümüne kadar da onun etrafında olmuştur. peygamber sas. hatice ibni huveylid ra. ile nikahlandıgında onu hürriyetini verdi. ilk kocasından Eymen isimli bir oğlu oldu. daha sonra resullah sas. onu Zeyd ibni Harise ye nikahladı. ondan da usame ibni zeyd dogdu.

e)ElNahdiah ve Ummu Ubeys: el nahdiah anne, ümmü übeys onun kızıdır. ikisi de köle iken müslüman olmuşlardır. müslüman olduklarında işkence gördüler.

f)harise bintil muammil (zunairah) : ummu ubeysin kızkardeşidir. işkeneceler yüzünden gözü kör olmuştur. bu üç kişiyi de özgürlüğüne ebu bekr ra. kavuşturmuştur. köle iken sahibi ömer ra. idi. ömer ra. müslüman değilken buna ve diğer ikisine işkence yapmıştır.
h)Lubeyna: bu da ömer ra. , müşrikken onun kölesi olan bir kızdır. islama girince sahibinden çok dayak yemiştir. hz. ömer müslüman degilken kendisi yoruluncaya kadar onu döverdi de o, yine imanına bağlı kalırdı. hz. bu bekr. ra. onu satın alıp hürriyetine kavuşturdu.
2-Kamar (comoros) Adaları Asıllılar:
Bu ada hind okyanusunda, afrikanın dogusu ile madagaskar adası arasında yer alır. kuzeyinde şeysel adaları bulunur. bu adaların islamla tanışması çok erken dönemlerdedir. adalıların anlattıgına göre islam bu topraklara Hz. Muhammed as. hayatta iken onu ziyaret edip geri dönen iki kişi tarafından getirilmiştir.
3-Kıpti (Mısır) Asıllılar:
a)Maria (Mary) El Kıpti: kıpti hristiyanlardan mısırlı bir köledir.Peygamberimizin İbrahim adındaki oğlunun annesi.
Hicretin yedinci yılında Hz. Muhammed (s.a.s), İslâm’a davet için bazı ülkelerin hükümdarlarına mektuplar yazmıştı. Bu mektupların birini de Mısır hükümdarı Mukavkıs’a göndermişti. O da bu mektuba bir cevap ile birlikte bazı hediyeler ve Mâriye, Sirin adlarında iki kızkardeşi cariye olarak göndermişti. Hristiyan olan bu iki Mısırlı kız, Medine’ye gelirken bazı kişilerden İslâm dini hakkında bilgi almış ve bu dini kabul etmişlerdi. Mukavkıs’ın gönderdiği hediyeler Hz. Peygamber (s.a.s)’e ulaşınca, bu iki kızdan Sirin’i şair Hasan b. Sabit’e vermiş, Mâriye’yi de kendisine almıştı.
b)Sîrîn bint Şam’ûn: Bu Marianın kızkardeşidir. Resullah sas. onu şairi Hasan ibni Sabit ile evlendirdi.

3-Helenleşmiş Arab:
a)Suheyb er-Rumi: daha küçükken habsedilmiş ve Bizansa imparatorluguna götürülmüştür. 20 sene boyuncu köle olarak satılmıştır. küçüklüğünden itibaren Yunanca öğrendiğinden nerdeyse bütünüyle arabçayı unutmuştur. daha sonra kölelikten firar edip mekkeye iltica etti. ağır aksanından ve sarışın saçlarından dolayı insanlar ona Romalı Suheyb olarak çağırmışlardır. mekke döneminde resullah sas. ile tanışıp islam girdi.
4-İsrail Asıllılar:
a)Abdullah ibni Selam: gerçek ismi muammer ibni suleymdir. yesrib yahudilerinin ulema sınıfından yüksek seviyede bir rabai dır. tevratın ayetlerinden ahir zaman peygamberinin tarifini okuduktan sonra islama girdi. müslüman olunca resullah sas. onun adını degiştirdi. islam olması yahudiler arasında büyük bir olay olmuştur. hayatta iken resullah sas. tarafından cennetle müjdelenmiştir.
b)Safiyye binti Huveyy: Hayber düştükten sonra esir edilen köleler içinde ve 17 yaşındaydı. Harun as. soyundandır. Resullah sas. onu nikahına aldı ve kendisi müslüman oldu. müminlerin annesidir.
5-Peştun Asıllı:
a)Kays Abdurreşid Han: resullahın sas. risalet haberleri etrafa yayılınca aşireti tarafından mekkeye islamı öğrenmesi için gönderildiği söylenir. nerdeyse tüm büyük peştun aşiretleri ona soylarını dayandırırlar.
6)İran ya da Fars Asıllılar:
a)Salmanı Farisi: gerçek adı Ruzbeh olup isfehanlı mecusi bir ailenin çoçugu .İslama girdikten sonra zekası bilgisi ve deneyimiyle müslümanlara çokça faydası oldu. hendek savaşındaki hendeklerin kazılması onun fikridir. çok sevilen biri oldugundan muhacir ve ensar onu kendilerine nispet etmek istemişlerdir. Muhacirler onun muhacir ensar onun ensardan sayıldıgını iddia ediyordu.
b)Firuz el Deylemi:
c)Münebbih ibni Kamil: Horasandan Yemene gelip yerleşmiş, ve himyerli bir kadınla evlenmiş, bir şövalye. iki oğlu tabiin ilk devir kuşağından iki büyük islam alimidir: Vehb ibni Münebbih ile Hammam ibni Münebbih.
d)Salim mevla ebu hudeyfe: ebu huzeyfe ra. ın azadlısıdır. resullah sas. in kur’anı dört kişiden öğrenin dediklerinden biridir. diğer üçü ibni mesud, übeyy ibni kaab, muaz ibni cebel.
e)Bazan: Sasani imparatorluğunun Yemen valisi olup kisra 2nci Hüsrev zamanında yöneticilik yaptı.
7)Tamil Asıllı:
a)Cheraman Perumal
8)Tespit Edilemeyenler:
Addas:Taif civarından islama ilk giren sahabidir. şimdiki musul da bulunan ninovadan olup hristiyan bir köleyken islama girmiştir.Efendimiz’in namaz kılıp dua edişini uzaktan seyreden iki kişi vardı; bunlar, aleyhte komplo kurmada çoğu zaman önsafta yer alan Rebia’nın iki oğlu Utbe ve Şeybe idi. Ancak o gün ALLAH Resülü’ne reva görülenler karşısında Utbe ve Şeybe bile insafa gelmişlerdi, bu kadarı da olmaz dercesine, başın­dan bu yana Resül-ü Kibriya’yı seyrediyorlardı.Rabîa’nın oğulları, Peygamber Efendimizin acıklı hâlini gördüler. Hıristiyan köle Addâs ile O’na bir salkım üzüm gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) “Bismillah…” diyerek üzümü yemeğe başlayınca, Addâs hayretle:

-”Bu bölge halkı böyle söz söylemezler, onlar Allah adını anmazlar”, dedi. Hz. Peygamber ona nereli olduğunu sordu. Addâs:

-”Ninovalıyım, Hıristiyanım”, diye cevâp verdi. Rasûlullah(s.a.s.):

-”Demek kardeşim Yunus Peygamberin memleketindensin”…. dedi. Addâs:

-Sen Yûnus’u nerden biliyorsun? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):

-Yûnus benim kardeşim, O’da benim gibi Peygamberdi, dedi. Daha sonra Rasûl-i Ekrem Addâs’a İslâmiyeti anlattı. Addâs da orada Müslüman oldu.Hz. Muhammed (s.a.s.) en zor ve en sıkıntılı anlarında bile Peygamberlik görevini ihmâl etmiyordu.Bu söz­ler üze­ri­ne Ad­dâs’ın gö­nül âle­min­den îman pı­nar­la­rı fış­kır­ma­ya baş­la­dı ve şevk­le ye­rin­den kal­ka­rak Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in eli­ne ve aya­ğı­na ka­pa­nıp ke­li­me-i şe­hâ­det ge­tir­di. (İbn-i Hi­şâm, II, 30; Ya’kû­bî, II, 36)Efen­di­le­ri, Ad­dâs’ı bu tav­rı se­be­biy­le ayıp­la­dık­la­rın­da, şu ce­vâ­bı ver­di:“Ben ken­di­mi bil­dim bi­le­li, yer­yü­zün­de O’ndan da­ha ha­yır­lı bir in­san gör­me­dim! O ba­na öy­le bir söz söy­le­di ki, onu an­cak bir pey­gam­ber bi­le­bi­lir­di.” (İbn-i Hi­şâm, II, 31)Ne sa­âdet­ti ki Ad­dâs -ra­dı­yal­lâ­hu anh-, Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in ha­yâ­tın­da en men­fî şart­lar al­tın­da îmân ede­rek O’nu te­sel­lî eden bir mü’min ol­ma şe­re­fi­ne nâ­il ol­muş­tu. Âlem­le­rin Efen­di­si, onun müs­lü­man ol­ma­sı­na o ka­dar se­vin­miş­ti ki, o an, çek­ti­ği çi­le­le­ri ne­re­dey­se unu­tu­ver­miş­ti.Bu­gün Ad­dâs’ın İs­lâm’a gir­di­ği yer­de onun adı­na izâ­fe­ten bir mes­cid bu­lun­mak­ta­ ve Âlem­le­rin Efen­di­si’ne üzüm ik­ram et­ti­ği bah­çe de mu­ha­fa­za edil­mek­te­dir.

 

 

22

Eylül
2012

Din Sosyolojisi Üzerine Temel Notlar-Testler-Soru ve cevaplar

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  1.926 Kez Okundu

1-Din sosyolojisi genç bir bilim dalıdır. Bağımsız bir ilmî disiplin olarak onun varlığının yüzyıldan daha gerilere gitmemesi, bu alandaki sistematik çalışmaların azlığını da beraberinde getirmiştir.

2-Din Sosyolojisi ; din ve toplum arasındaki ilişkilerin sistematik ve objektif olarak incelenişi, Sociologie kelimesini ilk defa kullanan Auguste Comte’dan (1798-1857) çok önceleri mevcuttu.

3-Din sosyolojisi dini kurum ve dini yapılanmaları, dini temalarla toplumsal yapı arasındaki ilişkileri ve dinin toplum, toplumun din üzerindeki etkilerini araştıran bilimsel bir disiplindir. Din sosyologları toplumun din üzerinde dinin toplum üzerindeki etkilerini bir başka deyişle toplum ve din arasındaki diyalektik ilişkiyi açıklamaya çalıştır.

4-Din Sosyolojisi terimi dinlerin İnanç sistemlerini, ibadet şekillerini, çeşitli dini kurumları ve di

ğer sosyal faaliyetleriyle bunların toplumhaya¬tıyla, toplum hayatının genel olarak dinle kar¬şılıklı etkileşimlerini inceleyen bir sosyoloji da¬lıdır.

5-İslâm dünyasında önemli dinî-sosyal ve siya¬si hadiseler meydana gelmiş ve hepsi zamanın¬da çözümlenmişti. Fakat, bu olaylar sistema¬tik olarak belirli bir disiplin içinde incelenme¬miş, değişik bilim dallarına dağılmıştı. Bu İti-barla tefsir, hadis, fıkıh, İslâm tarihi ve mede¬niyeti gibi disiplinlerde sosyolojinin, özellikle din sosyolojisinin, bugün bile yararlanacağı fi-kirlervardır. İslâm dünyasında meseleye selef¬lerinden farklı şekilde sosyolojik bir açıdan yaklaşan kişinin sadece İbn Haldun (1332-1406) olduğunu söylemek mümkündür. O, sosyoloji yerine “İlm-İ Umrân ” tabirini kullanmıştır. Din sosyolojisinin konularını kısmen işlediği “Mukaddime” adlı eseri bu alan için vazgeçilmez bir kaynaktır.

6-Avrupalı düşünürler İbn Haldun’u tanımış ve bilimsel kudretini farketmiş olmalarına rağ¬men sosyolojinin kurucusu olarak Auguste Comte (1798-1847)’u zikretmeyi bir gelenek haline getirmişlerdir. Onun için, din sosyoloji¬sinin genci sosyoloji bilimi içinde İlk ele alınışı da Comte’un “PozitifPolitika Sistemi” adlı ese-rinde olmuştur. “Din Hayatının İlkel Şekilleri” adlı eseriyle onu Emile Durkheim

(1858-1917) izlemiştir. Durkheİm’in bu eseri klâsik din sosyolojisi kaynaklarındandtr.

7-İSLAM DÜNYASINDA SOSYOLOJİ VE DİN SOSYOLOJİSİ

İslam Bilimleri üç bölümde sınıflandırılır;

1-Nakli bilimler(tefsir, hadis, fıkıh)

2-Akli Bilimler(felsefe, tabiiyat)

3-Hem Nakli hem de Akli Bilimler(kelam, tasavvuf)

8-FARABİ ,İslam dünyasında sosyoloji ve din sosyolojisinin hazırlayıcısı ve öncüsü sayılır. Ahlakta Aristo’yu, siyasette Eflatun’u benimsemiştir.

Eserleri;

1-El Medinetül Fazıla  

2-Füsus El hikem               

3-İhsaul ulum   

 4-Tahsilüs Sade  5

- es-Siyasetül medeniyye

Farabi;Toplumu Özgür bireylerden oluşan bir organizmaya benzetir. İnsanı Medeni varlık olarak tanımlar ve oluşturdukları topluluklara göre tasnif eder. Üç tür topluluk kategorisi vardır. Büyük, Orta, küçük.

Farabi, Toplumları Mükemmelliklerine göre 2 ye ayırır.

1-Erdemli toplum; İslam’ınevrensel değerleri üzerine kurulu toplum,İdeal Toplum

2-Erdemsiz Toplum; yeryüzünde yaşamakta olanlar. Gerçek toplum

Gerçek toplumun 4 şekli vardır.

1- Bilgisiz toplum   2-Kötü toplum      3-Değişmiş toplum          4- Bozulmuş Toplum

9-GAZALİ,İslam dünyasında Din Sosyolojisinin gerçek öncüsü kabul edilir. İmam-ı Gazâlî hazretlerinin vefâtından sonra İslâm dünyâsının mâruz kaldığı Moğol felâketi esnâsında yakıp yıkılan binlerce kütüphâne içinde Gazâlî hazretlerinin sayısız eseri de yok edilmiştir. Bu sebepten bugüne kadar eserlerinin tam bir listesi ve tasnîfi yapılamamış, ilim dünyâsı bu husustaki eksikliğini tamamlayamamıştır.

Eserlerinden bâzıları şunlardır:

İhyâu-Ulûmiddîn, Kimyâ-ı Seâdet, Cevâhir-ül-Kur’ân, Kavâid-ül-Akâid, Kitâb-ül-İktisâd fil Îtikâd, İlcâm-ül-Avâm an İlm il-Kelâm, Mizân-ül-Amel, Dürret-ül-Fâhire, Eyyüh-el-Veled, Kıstâs ül-Müstekîm, Tehâfet-ül-Felâsife, Mekâsıd-ül-Felâsife, El-Munkızu Aniddalâl, El-Fetâvâ, Hülâsât-üt-Tasnîf fit-Tesavvuf. (İlcâm-ül-Avâm, Eyyüh-el-Veled, El-Munkızu Aniddalâl, Durret-ül-Fâhire ve Kimyâ-ı Seâdet kitapları İhlâs A.Ş. tarafından bastırılmıştır.)

Büyük hadis âlimi Hâfız Zeynüddîn Ebü’l-Fadl Abdurrahmân el-Irakî, 1353 yılında İhyâ’daki hadisleri teker teker ele almış, herbirinin kaynak ve senetlerini araştırmış, bulmuş ve bunları 4 ciltlik bir eserinde toplamıştır. Bu gayretli çalışması tam 40 yıl sürmüştür. Bu eserin ismi Tahrîcü Ehâdîs-il-İhyâ’dır.

İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin en kıymetli eseri İhyâ’sıdır. Osmanlı âlimlerinden Saffet Efendi Tasavvufun Zaferi isimli eserinde, İmâm-ı Gazâlî’nin İhyâu Ulûmiddîn kitabı öyle kıymetli bir eserdir ki, Kur’ân-ı kerîmin ve Peygamber efendimizin hadislerinin mânâlarını Müslümanlara anlatmak ve Allahü teâlânın kullarına, doğru yolu göstermek, huzûr ve saâdete kavuşturan İslâm ahlâkını öğretmek için, din âlimleri olarak elimizde bundan başka hiçbir kitap bulunmasaydı, yalnız bu kitap kifâyet ederdi.

Gazali bilimleri ikiye ayırır;

1- Din ile ilgisi olan Bilimler: Metafizik, ahlak, siyaset, psikoloji

2- Dinle İlgisi olmayan Bilimler. Matematik, mantık, fizik ve tıp.

Gazali’nin yöntemi ve toplumsal Kuramı:

Çağdaşlarının çoğu gibi tarihi yöntemi kullanır. Toplumsal olayları, biyolojik kuramlarda olduğu gibi, canlıların organları ile karşılaştırmalar yaparak açıklar. İnsan tek başına yaşayamaz başkalarına muhtaçtır. Gazali’ye göre toplum hayatı için devlet ve din zorunludur.

10-İBNİ HALDUN

Yöntemi;Sosyal olayların ve sosyal olguların ele alınması, bu olayların sosyal ve siyasi arka planının sistematik analizi İbn Haldun ile başlamıştır. İbn Haldun kendi metodolojisini oluşturmuştur.

 BİLİMLER SINIFLAMASI;

Felsefeye yer vermeyip Kelama yer veren, kelam ile felsefeyi ayırt eden bir anlayışa sahiptir.

AKLİ BİLİMLER:

1-Mantık

2-Doğal Bilimler(İnsan, hayvan, bitki)

3-İlahiyat

4-Ta’limi Bilimler(matematik, musiki, astronomi)

 NAKLİ BİLİMLER:

1-Tefsir

2-Kıraat

3-Hadis

11-Din Sosyolojisi  Terimler Sözlüğü,Mehmet  Ali KİRMAN,Rağbet Yayınları

12-DİYANET İLMİ DERGİ’DE:DİN BİLİMLERİ İLE İLGİLİ YAYINLANAN MAKALELER (1962-2004)ÜZERİNE BİBLİYOGRAFİK BİR ARASTIRMA

Özet:Bu makalede, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bilimsel bir süreli yayın organı olan Diyanet İlmî Dergi’de, 1962 yılından 2004 yılına kadar din bilimleri alanındaki din psikolojisi, din sosyolojisi, dinler tarihi, din felsefesi ve din eğitimi bilim dallarıyla ilgili yayınlanan makalelerin bibliyografik bilgileri verilmiştir. Bu bağlamda, yapılan bibliyografik çalışmaların önemi, süreli yayınların bilim dünyasına yaptığı katkılar ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın süreli yayın hizmetlerindeki yeri ve önemine ilişkin değerlendirmeyle bir giriş yapılarak adı geçen derginin başlangıcından bugüne kadar geçen süredeki yayın serüveni hakkında kısa bir tarihçe verilmiştir. Daha sonra, din bilimleri içerisinde değerlendirilen disiplinlerin tanımları yapılmış ve kısaca araştırma alanları açıklanmıştır. Makalede, Diyanet İlmi Dergi’de yukarıda isimleri geçen din bilimleriyle ilgili yayınlanan makalelerin bibliyografik bilgileri, yazar soyadı ve adı esas alınarak alfabetik sıraya göre verilmiştir. Makalenin sonuç kısmında din bilimleri alanında yayınlanan makalelerle ilgili genel bir değerlendirme yapılarak, adı geçen Derginin yayın politikasına ve din bilimcilerine yönelik çeşitli önerilerde bulunulmuştur.

SOYOLOJİNİN ALT DALLARI

13-Bilgi Sosyolojisi:

Ekonomi Sosyolojisi.Ekonomi dalındaki bilgilerden de faydalanarak; teknoloji, gelir dağılımı, tüketim ve farklılaşması, iş bölümü, ulusal düzeyde karar mekanizmaları ve yapısı gibi konularla ilgilenir.

Sanayi Sosyolojisi:

Kent Sosyolojisi:

Köy (Kırsal) Sosyolojisi:

Din Sosyolojisi:

Hukuk (Tüze) Sosyolojisi:

Siyaset Sosyolojisi:

Eğitim Sosyolojisi:

Uygulamalı ve Klinik Sosyoloji:

DİN SOSYOLOJİSİ SORU-CEVAP

S1:Din sosyolojisi ne zaman ortaya çıkmıştır?
C1: İnsanlık tarihinde toplumla ilgili dini düşünceler; ilk insan toplumlarına kadar geri gitmekle birlikte, müstakil bir bilim dalı olarak din sosyolojisi, 1850’lerden sonra ortaya çıkmıştır.
S2:Din sosyolojisinin öncüleri kimlerdir?
C2:A.Comte, E. Durkheim, H. Spencer,E. Tylor, M. Müler, J. Frazer, H. Bergson
S3:Comte’un kurmaya çalıştığı insanlık dini nelere dayanır?
C3:Comte’un kurmaya çalıştığı insanlık dini üç temele dayanır; prensip olarak aşk, temel olarak düzen ve amaç olarak ilerleme.
S4:Comte’un kurmaya çalıştığı insanlık dini ve ilahi dinleri dışlayan pozitivist akımdan hangi Osmanlı aydını etkilenmiştir?
C4:Ahmet Rıza, A. Comte’un kurduğu Pozitivizm Cemiyetine üye olmuştur. A. Rıza, 1896’da yayınlamaya başladığı Meşveret gazetesinin başlığı altına pozitivizmin baş sloganı olan Orde et Progres tabirini koymuştur. Türkçe anlamı Nizam ve Terakki olan tabirden etkilenen Jön Türkler siyasi teşkilatlarına “İttihat ve Terakki” ismini vermişlerdir.
S5:Comte’un dini görüşü nasıldır?
C5:Comte’un ALLAH’ın yerine insanı ve toplumu koyması, dini bilgi yerine deney ve gözleme dayanan pozitif bilimleri koyması, semavi dinler yerine insanlık dinini koyması din sosyolojisi açısından büyük önem taşımaktadır.
S6:Comte’nun dini görüşü sayesinde pozitif bilimler dünyada nasıl bir şekle bürünmüştür?
C6: Pozitif bilimler bütün dünyada insanları dinden uzaklaştıran bir şekle dönüştürülmüştür. 
S7:Durkheim’in en önemli eserleri nelerdir?
C7:“Din Hayatının İlkel Şekilleri” ve “İntihar” isimli kitaplarıdır.
S8:Durkheim’in sosyoloji ve din sosyolojisi anlayışı neye dayanmaktadır?
C8:Sosyoloji ve din sosyolojisi anlayışı kolektif şuur kavramına dayanmaktadır. Ona göre kolektif şuur; bir toplumdaki müşterek duygu ve düşünceler topluluğudur. Kolektif şuurun temelinde din vardır. Bu açıdan bakıldığında onun bütün görüşlerinin bir çeşit din sosyolojisi olduğu söylenebilir.
S9:H.Spencer dinin kaynağını ne olarak görmektedir?
C9:İlk insanların atalarının ruhlarına tapınmaları ve ölüm olayı karşısında hayrete kapılıp atalarının ruhlarına tapınmaları şeklinde dinin ortaya çıktığını savunuyor.
S10: E. Tylor dinin özünü ne olarak kabul etmektedir?
C10:Tylor, bütün dinlerin özünün animizden yani ataların ruhlarına veya ilahlaştırılmış ata ruhlarına
tapınmaktan kaynaklandığını iddia etmiştir
S11: M. Müller’e göre dinin meşei nedir?
C11: Max Müller, dinlerin menşei konusunda naturizm denilen nazariyeyi savunmaktadır. Natürizm nazariyesi tabiatçılık veya tabiata tapınma yani fizik çevrede rastlanan güçlerin tanrılaştırılması demektir.
S12: J. Frazer’e göre dinin kaynağı nedir?
C12: J. Frazer’e göre dinin kaynağı büyüdür.
S13:Tekamülcülerin ortak görüşü nedir?
C13:Tekamülcüler dinin manevi ilahi boyutunu kabul etmemektedir.Dini maddi şeylerle açıklamaya çalışmaktadırlar.Hepsi pozitivizm savunucularıdır. (Kaynak:www.ilimdunyasi.com kaynaklıdır.)

                                    DİN SOSYOLOJİSİ  TESTLERİ
 1 ) Şark Klasiklerinden Ziya Gökalp’i metodolojik açıdan etkileyen eser hangisidir?
  El Munkız Mineddalal  x
  Bostan Gülistan  
  Eşşifa  
  Mesnevi  
  İhya-u Ulumuddin  
2 ) Mormon dini 1978’lerde niçin ırkçı söylemini terk etti?
  Onlar başından beri ırkçılığa karşıydılar  
  Beyaz Protestanlar değiştiği için  
  Zencileri kiliseye çekmek için  
  Mormon Tanrısı fikir değiştirdi  
  Dönemin algısı değiştiği için x
3 ) Modern toplumlarda toplum dine nasıl yaklaşır?
    Dinle uzlaşır  
  Çok modern yaklaşır  
  Dini kendi haline bırakır  
  Laik yaklaşır  
  Dine çok güçlü baskı uygular x
4 ) Eserlerinde din sosyolojisi konuları da olan Ahmet Rıza hangi akıma mensuptur?
   Cumhuriyetçilere  
  Jön Türklere  x
  Yeni Osmanlılara  
  Sosyalistlere  
  Saltanatçılara  
5 ) Prens Sabahattin, Batı’dan etkilenerek hangi cemiyeti kurmuştur?
  İttihad ve Terakki Cemiyeti  
  Kızılay Cemiyeti  
  Teşebbüs-ü Şahşi ve Ademi Merkeziyet Cemiyeti  x
  İttihad-ı Osmani Cemiyeti  
  Yeşilay Cemiyeti  
6) ABD’deki Beht İsrail tapınağında 1980’lerden sonraki değişmenin sebebi neydi?
  Yeni haham’ın eşi x
  Haham’ın değişmesi  
  İsrail’in değişmesi  
  Yönetimin değişmesi  
  Cemaatın bölünmesi  
7) ABD’de ırkçılıkla mücadele de göz ardı edilen hareket hangisidir?
  Budist hareketi  
  İslami hareket  x
  Yahudilik hareketi  
  Mormon hareketi  
  Yeni dini hareketler  
8) 11 Eylül saldırıları ABD’de hangi sosyal olaya sebep olmuştur?
  Siyonizm kendine çeki düzen vermiştir  
  Müslümanlara ayrımcılığı körüklemiştir  cccc
  Filistin davasına fayda sağlamıştır  
  Müslümanların sömürülmesini önlemiştir  
  İslam’a daha saygın bir bakış doğurmuştur  
9) Din sosyolojisi açısından, toplumun dini değiştirme talebi nasıldır?
  Eskiden vardı  
  Dinle uzlaşmaya çalışır  
  Böyle bir talep yoktur  
  Dini muhatap almaz  
  Sürekli onu değiştirmeye çalışır  x
10 ) ABD’deki Beht İsrail tapınağında 1990’lardan sonra dualar nasıl değiştirildi?
  Değişmedi eskisi gibi kaldı  
  Dualara çocuk isimleri eklendi  
  Dualara hanım isimleri eklendi  x
  Ata kavramı öne çıktı  
  Duada insanlar serbest bırakıldı  
11 ) Toplumları açık ve kapalı, dinleri de statik ve dinamik diye sınıflayan kimdir?
  H. Bergson  x
  K. Marx  
  A. Comte  
  H. Spencer  
  M. Weber  
12 ) Aşağıdakilerden hangisi sosyal olayların ortak özelliklerinden birisi değildir?
   Gerçektirler  
  Determinizme bağlıdırlar  
  Baskı yapabilirler  
  Tekerrür etmezler x
  İstatistikleri tutulabilir  
13 ) Roma Katolik kilisesini, gelmiş geçmiş ve gelecek en büyük hırsız olarak suçlayan kimdir?
  M. Weber  
  Karl Marx  
  Martin Luther  x
  Kant  
  F. Hegel  
14 ) J. Wach’a göre dini tecrübenin pratik anlatımı nedir?
  Dinlerin ibadetleridir  
  Dinlerin felsefeleridir  
  Dinlerin akideleridir  
  Dinlerin sosyal tezahürleridir  x
  Dinlerin psikolojik boyutudur  
15 ) Dinin kaynağını tabiata bağlayan tekamülcü kimdir?
J. Frazer 
M. Weber 
H. Spencer 
E. Tylor 
M. Müllerx
J. Frazer 
M. Weber 
H. Spencer 
E. Tylor  

16)Türkiye de 1943 yılında basılan “din sosyolojisi” kitabının yazarı kimdir.
a)Fans frayer
b)mehmet toplamacıoğlu
c)Hüseyin cahit
d)ilmi ziya ülgen x

19

Eylül
2012

ÇANAKKALE DESTANI

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  830 Kez Okundu

Çanakkkale savaşında Pakistan halkı yardım etti.Kadınlar; kulaklarından küpelerini, kollarından bileziklerini verdiler.Pakistanın milli şairi Muhammed İkbal , rüyasında Peygamber Efendimizi (sas) gördü.Bana ne getirdin dedi.Ben ne getireyim Ya Rasulalllah, ama eşi cennette olamayan Anadolu`da din ve vatan için çarpışan Mehmetcigin kanını getirdim, dedi.Çanakkale savaşına katılan Yozgatlı Kınalı Hasan, yeni erleri denetleyen komutan Sırrı bey, genç Hasan`ın saçındaki kınayi görüp ona takılır.Hiç erkek adam saçına kına yakar mı? Kınalı Hasan, bilmiyorum komutanım annem askere gelirken yakmıştı der,Genç Hasan , annesine mektup yazar,anneciğim.Beni askere ugurlarken bana kına yakmıştın . Komutanım, bana sordu.Bilemedim.Neden bana kına yaktığını söyle , diye mektup yazar. Annesinden cevap bekler.Annesi oğlu Hasan`dan mektubu alınca, niçin kınalıyarak askere uğurladığını yazar.Annesi mektubunda -Oğlum , aslanım sen bu yaşa gelinceye kadar bu vatanın ekmeğini yedin , suyunu içtin, artık bu vatana borcunu ödeme vaktin geldi.Sen ; babanın, benim ve kardeşlerinin bu vatana bir kurbanısın.Oğlum söyle komutanına, bizim buralarda kurbanlık diye ayrılan koyunlar kınlanır. Bende seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım. Onun için saçını kınaladım.Komutanına mektubu okuyamadan şehit olan Kınalı Hasan`ın üzerinden annesinin mektubu ile bitmemiş bir şiir yazmıştır.Şiirinde: Anam yakmış kınayı, adak diye, bende vatan için kurban doğmuşum, Anamdan Allah`a son bir hediye, Kumandanım! Ben İsmail doğmuşum. veya annesi cevabında; Biz de üç şeye kına yakarlar: Birincisi; Gelinlik kıza kına yakarlar.Gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye. ikincisi;Kurbanlık koça kına yakılır.Allah`a kurban olsun diye.
Üçüncüsü;Askere giden , yiğitlerimize.Vatana kurban olsun diye.Mektubunun sonunda annesi, gözlerinden öperim Hasan`ım, selam ederim,Allah`a emanet olasın. Ey , bu topraklar için toprağa düşmüş asker, Gökten ecdat inerek öpse o pak alnını değer. (Mehmet Akif ERSOY) Hindistanlı bir alim hac mevsiminde , Hoca Cemal Öğütle hac da karşılaşır. Hindistanlı alim, bizim Cemal Öğüt Hocamıza oldukça iltifat eder, yanından ayrılmaz. Hoca Cemal Öğüt Efendi sorar,niçin bu kadar bana ikram ediyorsun , iltifat ediyorsun, der. Hindistanlı Alim der ki;Ben hacca geldim. Altı gece Resulullah`ı rüyam da görmedim. Yedince gece Resullah`ı rüyam da görünce , Ya Resulallah ! Neredeydiniz diye sordum. Peygamberimiz (SAS) de;Çanakkale de askerle beraber idim , cevabını verir.
Güneş operasyonun da babasını kaybeden bir şehit kızı üç gün sonra okul törenin de şöyle diyordu. Babam bu vatan için şehit oldu. Ben artık şehit kızıyım,Onurlu ve gururluyum.Bu vatan için bu topraklar için de babamın da kanı var. Diyerek, duygularını dile getirdi. Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım, Seni selamlamadan ucan kusun yuvasını bozacağım. ( Arif Nihat ASYA) Vatan bölünmez diyen bu vatanin evlatları canlarını cennet vatan uğruna verdiler.Şehitler bu vatanin teminatıdır.Rahat , rahat yaşıyorsak bu toprakta;Şehit Mehmet`in, Şehit Ahmet` in, şehit Hasan`in,Şehit Hüseyin`in,Şehit Murat`ın kanı vardır. Yakin tarihte askere giden gençlerimiz; Davul, zurna ile askere gidiyorlar.Ağlayan annesine, ağlayan nişanlısına , ağlamayın.Vatan için , din için cepheye şehit olmaya gidiyorum, diyerek gözü yaslı ve nişanlısını teselli ediyordu. Çanakkale savaşı, İslam`İn özğürlüğünü esas alan bir savaştır. Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, Ebedi benim yurdumun üstünde inlemeli. ( Mehmet Akif ERSOY) Camiler bizlerin sigortasıdır. Dinimizin emirlerini buradan öğreniriz.Ecdadımız gidilen yerlerde camiye önem verdi. Gazi Osman , Çadırının bir tanesini cami olarak ayırmıştır.Nerede bir kent kursam, orada bir cami yapmazsam Allah`tan korkarım diyordu. Kahraman Maraş Ulu Cami görevlisi Sütçü İmam, Fransız bayrağını K.Maraş kalesinde görünce:Hür olmayan millete cuma farz değil, bayrağının dalgalanmadığı bir millet hür değildir.Topluca indirilerek, Türk bayrağı asılıyor.Sonra orada cuma namazı kılınıyor. Yunanlılar, Edirne`yi isteyince, İngilizler onlara diyor ki; Selimiye camisinin minarelerini nerede saklayacaksınız, diyorlar.
Çanakkale savasında bazı Türk kadınlarının da , Mehmetçikle birlikte çarpıştı.Anzak askerlerinin Çanakkale `de siper de yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. 8 Eylül 1915 tarihinde Avustralya gazetesinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır: Kadın bir keskin nişancı, ilk günkü çarpışmada vuruldu.J.C.Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir;Vurulduğum 18 Mayıs günü , keskin bir nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu.Günün uzunca bir bölümümde sürekli olarak ateş etti.Gerçi bir çok adamamı vurdu ama gün bitiminden önce Avusturyalı bir asker tarafından vurulunca, gene de üzüldüm. Ölüsünü de ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkek cesedini de bulduk Kadının vücudunda tam 52 kursun vardı. Bu savaş korkunç, annesine yazdığı mektubunda.
Çanakkale savaşı 8 ay 14 gün sürdü.İlk şehitlerimiz, 5 subay ve 81 erimizi şehit verdik.Genel Kurmay kayıtlarına göre 213 bin askerimizi şehit verdik.Çanakkale de İngilizlerin zayiatı 205 bin Fransızların zayiatı ise 47 bin oldu. Vatanı bölmek isteyenler Çanakkale` gidip baksınlar.Adanalı Ahmed, Yozgatlı Mehmed, Diyarbakırlı İzzet, Mardınlı Ali hep beraber yatıyorlar. Çanakkale de yüzbinden fazla ögretmen, mülkiyeli, tıbbiyeli aydınlarımız erimiştir. Sonraki dönemlerde de asla yerleri doldurulamamıştır.Yani Çanakkale savaşları, Türk milletini ileriye taşıyacak münevverlerini tüketmiştir.İngilizlerin tabiriyle;Çanakkale savaşları, Türk ordusunun ve Türk miletinin gençliğini yitirmiştir.İngiliz ve Fransızlar içinde aynı olmuştur. Çanakkale içinde vurdular beni, Ölmeden mezara koydular beni, Of gençliğim eyvah.
Yahya Kemal: Ezan ve Kur`an adlı makalesinde;Müslüman semtlerinde , camilerin gölgesinde oynayan, 5 vakitte okunan ezan sesinin büyüleyici nağmelerini dinleyerek yetişen çocukların mutluluğu ile alafranga terbiye ile yetişen çocukların bedbahtlıklarına , mahrumiyetlerine ve bu sebeple uğradıkları manevi kayıplara işaret edilmektedir. Çanakkale savaşlarınde dinine, imanına , vatanına ve namusuna düşman eli uzattırmayan 253 bin isimsiz kahraman hatırasına şehitler anıtı dikilmiştir.Hisarcık burcunda 41.70 metre yüksekliğindedir.Boğazın her tarafından görülebilecek şekilde inşa edilmiştir. Ecdadımız üç kisiye ağac dikmiştir. Doğana, ölene ve askere giden için birer ağaç dikiyordu.Çünkü ağaç :Yavrularımızın beşiği, kapimizin eşiği, aşımızın kaşığı, şehitlerimizin tabutu, ülemanın kalemidir.
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Allah`ım , ordumuz, yurdumuz, milletimiz sana emanet.Yardımını esirgeme Allah`ım.
..

18

Eylül
2012

MEDİNE ŞEHRİ İLE İLGİLİ ÖZET BİLGİLER

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  874 Kez Okundu

1-Hicretten önce Medineye gönderilen Kuran muallimi Musab b.Umeyr
2-Hendek ve Uhut savaşları Medine de yapıldı.
3-İlk kıblenin değişmesi Medine de Mescid-i Kıbleteyn de oldu.
4-Peygamber Efendimiz Medine de vefat etti.
5-Kuran-ı Kerimin 27 suresi Medine de nazil oldu.
6-Medine ye ilk hicret eden sahabe Ebu Seleme (Abdullah)
7-Ümmü Gülsüm binti Ukbe radıyallahu anha Kureyşliler içinde yurdunu yuvasını bırakıp Medineye tek başına hicret eden bir hanım sahâbî.
8-Medinenin yerli halkına Ensar denir.
9-Peygamber efendimizin 23 yıllık Peygamberlik döneminin 10 yılı Medine de.
10-Peygamber Efendimiz hicret esnasında 3 gün sevr mağarasında geçirdiler.
11-Peygamber efendimiz Medine de Halid b. Zeyde(Ebu Eyyüb el-Ensara Misafir oldu.

Toplam 195 sayfa, 99. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030979899100101110120130...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.