13

Kasım
2012

İmam Hatip Liseleri Fıkıh dersi müfredâtına göre Hazırlanmış özet ders Notları

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  859 Kez Okundu

1- Kur’an’ın Tarifi:Kitap ya da Kur’an : “Yüce Allah tarafından vahiy yoluyla Hz. Muhammed (a.s)’a Arapça olarak indirilen, bize kadar tevatür yoluyla nakledilen, mushaflarda yazılı olan, Fatiha Suresi ile başlayıp Nas Suresi ile sona eren ilahi kelamdır”
2- Sünnetin Tarifi:Sünnet sözlükte; âdet, tarz, yol, sîret gibi anlamlara gelir.
Fıkıh usulünde sünnet; Hz. Peygamber’den nakledilen söz, fiil ve takrirlerdir.
A- Sünnetin Nevileri:
a- Yapısı bakımından sünnetin nevileri:Kavli Sünnet, Fiili sünnet Takrirî Sünnet:
b- Rivayet bakımından sünnetin nevileri:Mütevatir Sünnet, Meşhur Sünnet, Âhâd Sünnet:
B- Hz. Peygamberin Fillerinin Kısımları:
Rasülüllah’ın fiilleri üç kısma ayrılır:
1-Hz. Peygamberin tabii, beşeri, alalâde işleri: Yeme, içme, giyinme, uyuma
2- Hz. Peygamber’in kendine mahsus fiileri: Teheccüt namazını farz olarak kılması, savm-i visal denilen birden fazla gün, arasında yemeden-içmeden oruç tutması ve dörtten fazla hanımla evlenmesi gibi. Bu konular ona mahsustur. Başkaları ona uyamaz.
3- Hz. Peygamber’in teşriî (dini hüküm koyma ) nitelikteki fiilleri
3- İcma
a- Sarih İcma: Görüş birliğinin açıklanan görüşler ile bilinmesi
b- Sükûtî İcma: Bazı müçtehitlerin açıkladığı bir görüşe diğerlerinin hiç bir itiraz etmemesi .
4- Kıyas:Tarifi: Kitap, Sünnet veya İcma’da hükmü bulunmayan bir meseleye, aralarındaki illet birliği sebebiyle, bu kaynakların birinde yer alan bir meselenin hükmünü vermeye kıyas denir.
b- Rükünleri:
a- Asl: b- Fer’ c- Aslın Hükmü: d-İllet:
5- İstihsanİstihsan, güzel bulma, güzel görme anlamına gelen bir kelimedir.
6- Maslahat-ı Mürsele (mesalih-i mürsele, istıslah):Maslahat fayda-zarar esaslarına göre hüküm vermek demektir. Maslahatlar üç çeşittir.
1-Muteber maslahatlar (Mesalih-i mutebere)
2- Mülğa maslahatlar (mesalih-i mülğa)
3- Mürsel maslahatlar (mesalih-i mürsele)
7- Sedd-i ZeraîDinin kötü kabul ettiği kotülüklere veya zararlara giden yolları kapatmak ve vesileleri ortadan kaldırmak demektir. Buna göre harama götüren şeyler haramdır.
8- Örf ve Âdetler:İnsanların çoğunluğunun benimseyip alışkanlık haline getirdiği fiiller veya belli bir anlam için kullandığı kelimelerdir. Birincisine amelî örf, ikincisine kavlî örf denir.
9- İstıshab:Geçmişte sabit olan bir durumun –değiştiğine dair bir delil bulunmadıkça-halihazırda varlığını koruduğuna hükmetmek demektir.
Teklîfî Hükümler
10- Vâcip
a- Aynî vâcip(farz-ı ayn):Şari’in, mükelleflerin herbiri tarafından yerine getirilmesini istediği vâciptir. Beş vakit namaz gibi.
bb- Kifâî vâcip(farz-ı kifaye):Emri bil ma’ruf ve nehyi anilmünker, tıp tahsili yapma, insanların ihityaç duydukları sanatları öğrenme gibi.
11- Haram
a- Lizâtihî (liaynihî) haram:İçki içmek, kumar oynamak, zina etmek ve hırsızlık yapmak
b- Liğayrihî haram:Bayram günü oruç tutmak, Cuma ezanı okunurken alışveriş yapmak, çalınmış ekmek yemek gibi.
12- Mendup:Hanefiler Sünnet, Müstehab ve Âdâb şeklinde bir sınıflandırma yapmışlar ve mendubu müstebab manasında kullanmışlardır.
a-Sünnet-i müekkede (sünnetü’l-hüdâ):
b-Sünnet-i gayri müekkede (Nafile), (Müstehab):
İkindi ve yatsının ilk sünnetleri, pazartesi ve perşembe oruçları gibi. Bunları yapan sevabını alır terkeden ise kınanmaz.
c- Sünnetü’z-zevâid:Beyaz elbise giymesi, saçını sakalını boyaması, yeme içme ile ilgili alışkanlıkları gibi. Hz. Peygambere olan sevgi ve bağlılığı sebebiyle bu davranışları yapanın sevab kazanacağı umulur. Terkeden kötü bir davranış yapmış sayılmaz ve kınanmaz.
13-Müstehab: Farz ve sünnetlerin dışında yapılması dinen güzel görülen davranışlardır.
14- Mekruh:Hanefilerin anlayışında ise mekruh iki kısma ayrılır.
a- Tahrimen mekruh: Vâciplerin terki, veya başkasının evlenme teklif ettiği kadına evlenme teklif etmek gibi.
b- Tenzihen mekruh: Güneşin batmasından az önce nafile namaz kılmak, soğan ve sarmısak yiyerek camiye gitmek gibi.
15- Mubah:
a-Câiz:
Dinen veya hukuken yapılmasına müsaade edilen fiil anlamında kullanılır.
b-Helâl
16-Azimet ve Ruhsat:
Azimet: İlkten konmuş ve normal durumlarda her mükellefin uyması gereken aslî hükümdür. Farz, vâcip, sünnet, mubah, haram ve mekruh gibi her mükellefin normal durumlarda uyması gereken hükümlere azimet denir.
Ruhsat: meşakkat, zaruret, ihtiyaç gibi arızî bir sebeple azimet hükmünü terketme imkanı veren hafifletilmiş ve geçici hükme denir. Üç çeşit ruhsat vardır.
17-Ehliyet:Ehliyet, kişinin dini ve hukuki hükme muhatap olmaya elverişli oluşu demektir.
a- Vücûb Ehliyeti:Kişinin haklara sahip olabilme ve borç altına girebilme ehliyetidir.
b-Edâ Ehliyeti:Edâ ehliyeti kişinin dinen ve hukuken muteber olacak tarzda davranmaya ve hukukî işlem yapmaya elverişli oluşu demektir.
18-Makasıdu’ş-şeria (islam hukukunun ana gayeleri)Dinin korumayı hedeflediği beş temel değer, din, can , akıl, nesil ve mal olarak, bu değerlerin korunması için gerekli olan hükümler, önem ve kuvvet derecesine göre, zarûriyyât, hâciyyât ve tahsîniyyât olarak sıralanır.
A-*Zarûriyyâtın korunması:Zarûriyyât toplumun varlığını koruyabilmesi için kaçınılmaz olan değerler demektir. Bu zaruri değerler şunlardır:
1- Din, 2- Nefis, 3-Akıl, 4-Nesil, 5- Mal
b-Haciyyâtın sağlanması:Hâciyyât, insanların yaşantılarını kolaylık içinde ve sıkıntıya düşmeden sürdürebilmeleri için muhtaç oldukları düzenlemeler demektir:*İbadetler alanında su bulamayanın teyemmüm etmesi, yolcunun orucunu kazaya bırakması, namazını kısaltması,
C- Tahsiniyyatın gerçekleştirilmeisi
Tahsiniyyat, kâmil insan, üstün ahlak ve güzel davranış vasıflarına uygun düşen durumlar demektir. *İbadetlerde temizlik, setri avret,
Kaynak:
1- İslam Hukuk İlminin Esasları, Prof. Dr. Zekiyyuddin Şaban (ter. Prof. İ.Kafi Dönmez), T.D.V.yayını.
2- Fıkıh Usulü, Prof. Dr. Fahrettin Atar, M.Ü İlahiyat Fakültesi Vakfı yayını.
3- İslam Hukukunda Ahkamın Değişmesi, Dr. Mehmet Erdogan, İFAV yayını.
4- Sünnet ve Hadisin Anlaşılmasında Metodoloji Sorunu, Doç. Dr. Mehmet Görmez. T.D.V. yayını.
5- Sahabenin Sünnet Anlayışı, Doç Dr. Bünyamin Erul, T.D.V.Yayını
6- Hadisi Yeniden Düşünmek, Doç M. Emin Özafşar, Ankara Okulu Yayını.
7- İslam Hukukunda İctihad, Prof. Dr. Hayrettin Karaman, İFAV yayını.

12

Kasım
2012

Güncel ! Diyanet Sınavlarına Hazırlık Notlar

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  266 Kez Okundu

1-MÜTÛNU ERBA’A :Kelime anlamı itibarıyla dört metin demek olan mütûnu erba’a, Hanefî fıkhında muteber kaynak olarak kabul edilen, özet halindeki dört kitaba verilen addır. Bunlar Ebû’l-Berekât Nesefî’nin Kenzü’d-Dekâik; Ebû’l-Fadl Abdullah ibn Mahmûd el-Mevsılî’nin Muhtâr; Tâcu’ş-Şerîa Mahmûd’un Vikâye; Ahmed ibn Saâtî’nin Mecma’ adlı eserleridir. Bu eserlerin pek çok şerhi yapılmıştır.

2-Abdest Ayeti:Maide suresi ayet:6

3-Kahkaha :Yanındakilerin işiteceği kadar gülmektir.

4-Dahk:Bir insanın kendi işitebileceği kadar gülmesi.

5-Teymmümün caiz olmasının delili:Maide suresi ayet:6

6-Kan çeşitleri:Hayız, Nifas, İstihaze

7-TA’DÎL-İ ERKÂN: Namazda rükûda, secdelerde, kavmede (rükûdan kalktıktan sonra ayakta durmada) ve celsede (iki secde arasında oturmada) her âzâ hareketsiz olduktan sonra bir miktar durmak.

8-TAFSÎLÎ ÎMÂN: Îmân edilecek hususlara genişçe, delîlerini bilerek ve ayrı ayrı inanmak

9-TAHMÎD: “Elhamdülillah” demek. “Hamd, şükür Allahü teâlâya mahsûstur” mânâsına “Elhamdülillah” sözü ve benzerleri.

10-TAKDÎM VE TE’HÎR: İkindi namazını öğle namazı ile veya öğleyi ikindi ile ve yatsı namazını akşam namazı ile veya akşamı yatsı ile birleştirerek kılmak.

Takdîm ve te’hir, Hanefî mezhebinde hac sırasında Arafât’ta ve Müzdelife’de; Mâlikî’de ve Şâfiî mezhebinde seferde (yolculukta); Hanbelî mezhebinde ise, özür sebebiyle yapılabilir. (Abdurrahmân Cezîrî)

11-TALÂK: Nikâh bağını çözmek; nikâh akdini (sözleşmesini), belli sözlerle derhal veya geleceğe bağlı olarak sona erdirmek. Şer’î (dînî) nikâhta, boşama hakkı olanın, nikâhlı olduğu kişiyi boşaması.

12-Talâk-ı Bâin: Boşanmada kullanılan sözleri söyler söylemez evliliği sona erdiren boşama

13-TALMÛD: Yahûdîlerin Tevrât’tan sonra mukaddes kabûl ettikleri, sözlü emirlerin toplandığı Mişnâ ve Gamâra olmak üzere iki kısımdan meydana gelen kitap.

14-TARAFEYN: İki taraf; İmâm-ı a’zam ile talebelerinden İmâm-ı Muhammed’in bir mes’elede reylerinin (ictihâdlarının) aynı olması sebebiyle ikisine birden verilen isim.

15-TAVÂF: Kâbe-i muazzamanın etrâfında Hacer-i esvedin bulunduğu köşeden başlamak sûretiyle Kâbe sola alınarak yedi defâ dolaşmak. Tavâf edene tâif; Kâbe etrâfında tavâfa mahsûs mahalle (yere) metâf denir.

16-TEBE-İ TÂBİÎN: Peygamber efendimizin Eshâbını gören ve sohbetinde bulunmakla Tâbiîn denen büyükleri görmekle şereflenenler.

17-TEBESSÜM: Gülümseme, kendinin işitmeyeceği şekilde sessiz gülme.

18-TECESSÜS: İnsanların gizli hallerini, ayb ve kusûrunu merâk edip, iç yüzünü araştırıp öğrenmeye çalışmak.

19-TECVÎD: Güzel yapmak, Kur’ân-ı kerîmi harflerin mahreclerine (çıkış yerlerine) ve sıfatlarına uygun olarak okumak ve bunu anlatan ilim.

20-TEFSÎR: Örtülü, kapalı olan şeyi ortaya çıkarmak, açmak, beyân etmek, beşerî kudret dâhilinde, Kur’ân-ı kerîm âyetlerindeki murâd-ı ilâhîyi (Allahü teâlânın murâdını) anlamak. Bu işi yapabilen âlime müfessir denir

21-TEGANNÎ: Sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, hareke, harf ve med (uzatma) ilâve etme ve çıkarma yapmak sûretiyle, kelimelerin asıllarını dolayısıyle mânâyı bozarak okuma.

22-TEHİYYÂT (Tahiyyât): Namazın ka’delerinde yâni birinci ve ikinci oturuşlarında okunan Ettehiyyâtü duâsı.

23-TELFİK: Helâl ve harâm, emir ve yasak, ibâdet ve tâatte, belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, mezheblerin hükümlerinden kolay olanı yapma ve karıştırma.

24-TEŞEHHÜD: Namazın her ka’desinde (ilk ve son oturuşlarda) ettehiyyâtü duâsını okumak veya bunu okuyacak kadar oturmak

25-TUMÂNÎNET: Namaz kılarken rükû’ ve secdelerde ve kavmede (rükû’dan kalktıktan sonra ayakta durmakta) ve celsede (iki secde arasında oturmada) bütün âzânın (uzuvların) hareketsiz kalması. Sübhânallah diyecek kadar bir miktar durması ise, ta’dîl-i erkândır.

26-CELSE:Namazda iki secde arasında hareketsiz bir miktâr oturma.

27-CERH VE TA’DÎL:Hadîs ilmine âit iki ıstılah (terim). Cerh, yaralamak. Bir hadîs âliminin, bâzı sebeplerle râvînin (hadîs rivâyet eden kimsenin) rivâyetini (naklini) reddetmesi.

28-AKÂİD:Akîdeler. Akîde kelimesinin çoğulu. İslâm dîninde inanılacak şeyler, îmân bilgileri.

29-Akâid İlmi:Îmân esaslarını anlatan ilim dalı.

30-KÜSUF VE HUSÛF NAMAZIKüsûf; daha çok güneş tutulması, husûf ise, ay tutulması için kullanılır. Bu iki terim, birbirinin yerine de kullanılabildiği için, bunlara “iki küsûf” veya “iki husûf” da denilmiştir. Küsûf ve husûf namazı İslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre müekked sünnettir. Yalnız Hanefî ve Mâlikîler husûf namazım mendûb görürler. Kur’ân’da şöyle buyurulur: “Gece, gündüz güneş ve ay, O’nun varlığını gösteren âyetlerdendir. Güneşe veya ay’a secde etmeyiniz. Bütün bunları yoktan var eden Allah’a secde ediniz” (Fussilet, 41/37). Bu âyet-i kerîme, ay ve güneş tutulması sırasında, bunları yaratan Allah için namaz kılmaya işaret etmektedir.

31-Hill Bölgesi:Dışarıdan Mekke’ye gelen kişilerin ihrama girmek zorunda oldukları sınırlar içinde (mîkat) olduğu halde, harem bölgesi dışında kalan yerlere verilen isimdir.

32-MİKAT:Harem bölgesine dışarıdan gelenlerin, ihrama girmesi gereken yerlerdir.

33-MESANİ: Kur’ân’ın âyet sayısı yüzden az olan sûrelerine denir. Ahzâb Suresi (73 âyet), Hac Suresi (78 âyet), Neml Suresi (93 âyet), Kasas Suresi (88 âyet) gibi.

34-METAF: Tavaf edilen yer anlamına gelir. Mescid-i Haram içerisinde, tavaf etmek için tahsis edilen yeri ifade eder.

35- TERVİHA:Teravih, Arapça’daki “tervîha” kelimesinin cem’i (çoğulu) olup “teneffüs etmek, ruhu rahatlatmak, bedeni dinlendirmek” gibi manalara gelmektedir. Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan sünnet namazın her dört rekâtının sonundaki oturuş, “tervîha” olarak adlandırılmış; sonradan bu kelimenin çoğulu olan “teravih” sözü, Ramazan gecelerinde kılınan bu nafile namazın ismi olmuştur. Teravih namazı, sünnet-i müekkededir; orucun değil Ramazan ayının ve vaktin sünnetidir. Onun için, hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de teravih namazını kılmak sünnettir.

36-SAİME: Ehli hayvanlar, koyun, keçi, sığır, manda, deve ve at olmak üzere altı cinstir. Bunlardan, senenin yarısından çoğunu kırlarda ve mer’alarda otlayıp geçinmek şartı ile sütlerini almak, üretmek ve semizletmek için beslenen hayvanlara “Saime” denir. Bunun çoğulu “Sevaim”dir.

37- ALUFE:Senenin yarıdan çoğunu kırlarda otlamayıp, ahırlarda veya paralı otlaklarda beslenen hayvanlara; alûfe denilir. Alûfeler ticaret için tutulmadıkları takdirde kendilerine zekât gerekmez.

38-MAL-I DİMAR: Sözlükte bu kelimenin idmâr kökünden türetildiği ve kay¬bolma, gizlilik gibi anlamlara geldiği belirtilmektedir.Deyim olarak fıkıh dilinde kullanılan mâl-i dımâr ifa¬desi, “sahibi tarafından değerlendirme ve faydalanma im¬kânı kalmamış olan mal” demektir. Çünkü sahibinin malı üzerindeki hakimiyeti kaybolmuş ve onun kendine dönece¬ğinden de ümidi kesilmiştir.

39- Emval- bâtme, yani gizli mallar onların deyimiyle sahi¬binden başka kimsenin bilmesi ve sayması mümkün olma¬yan mallardır. Para ve benzeri kıymetlerle, ticaret malları bu tür malların başlıcalarıdır.

40- el-Emvâlü’z-Zâhire

(bilinen, açık mallar)

Zahir sözlükte, bilinen ve aşikâr olan şey anlamlarına gelir.

Terim olarak zahir (açık) mallar, sahibinin dışında, bilmen ve sayılabilen mallardır. Ziraî ürünler, meyveler, hayvanı kaynaklar ile benzeri eşya, bu tür mallardan birkaçıdır.

Çoğu fıkıhçilara göre, bu malların vergilerini toplama ve hak sahiplerine dağıtma görevi devlet reisine ait olup bi-reylerin işi değildir. Kişilerin ellerine, vicdanlarına ve tak¬dirlerine bırakılmaz. Bu konudaki rivayetlere göre Nebî (s.a.v.), memurlarını. vergi toplamak için gönderiyordu. Müslümanlar bu vergilerini ödemeye mecbur ediliyor ve vermeyenlere karşı savaş açılıyordu.[99]

41- Ganimet :Sözlükte, kâr ve artış demektir. Fıkıhçılar aynı anlama gel¬mek üzere “el-ğurmu biğunmi” şeklinde genel fıkıh kaidesini benimsemişlerdir.

Deyim olarak harb ehlinden, harp devam etmekte iken mücadele esnasında alman mallara denir. Çoğulu ğarıâim

42- İhtikâr (karaborsa) :Sözlükte, bazı eşyayı fiyatının yükselmesini beklemek ama¬cıyla toplamak ve saklamak demektir. Hukre, bu deyimden türemiş bir isimdir.

Terim olarak, yiyecek gibi insanların ihtiyaç duyduğu bazı eşyayı satın alarak, fiyatının yükselmesini beklemek üzere saklamaktır.

43- Usûl ve Fürû’:Fıkıh ilminde usûl; baba ve dedeler, ana ve nineler; fürû’, çocuklar ve torunlar. Usûl ve furû’a ve zevceye (hanıma) zekât verilmez. (Mehmed Zihni)

44- Usûl-i Fıkıh:Fıkıh (ibâdet ve amel) bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

45- Usûl-i Kelâm:Îmân bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

46- ÂSTÂNE: Farsca olan bu kelime, kapı eşiği demektir. Vaktile büyük tekkelere âstâne (âsitâne) denirdi. Bir zamanlar, hükümet merkezi olan İstanbul’a da, Âstâne-i saltanat, Âstâne-i Devleti Aliyye denilmiş ise de sonraları terk olunmuştur.

47-DÂRU’L-HARB: Ehl-i İslam’la aralarında sulh ve salâh olmayan gayr-i müslimlerin memleketleridir.

48-DÂRU’L-KURRÂ’: Hâfızların kırâat ilmi öğrendikleri dershânedir. Dâru’l-kurrâ’, dâru’l-huffâz dershânesinin üstünde bir öğretim yeri idi.

49-DÂRU’S-SAÂDE: Osmanlı padişahlarının sarayına Dâru’s-saâde denirdi. Ancak bu anlamda daha fazla Saray-ı Hümâyûn tabiri kullanılmakta idi.

50-HADEME-İ HAYRAT: Hayır müesseselerinde vazifesi olanlardır.

51-HALİFE: İslamî hükümler veçhile hüküm süren Devlet Reisidir. Çoğulu “hulefâ”dır.

52-HARAMEYN : Harem’in tesniyesidir (ikil). Harem, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevverede hudutları belli kudsi mahaller ve Haremeyn Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere demektir. 53HAREMEYN VAKFI: Halen veya ilerde yani meşrutunlehleri münkariz olduktan sonra hasılatı tamamen veya kısmen Haremeyne (Mekke-Medine) fukarasına meşrut olan vakıflardır.

54-HAVÂŞİ: Amûdü’n-neseb yani asıl ve fer’ olmıyan akrabadır. Baba ve oğul amidü’n-neseptir. Kardeşler, amca, halalar, dayı ve teyzeler amidu’n-neseb olmayıp havâşidir.

55-KARZ-I HASEN: Faizsiz para vermek demektir. Bazı vakfiyelerde sağlam kefil ve kuvvetli rehin ile ihtiyacı olanlara faizsiz ödünç verilmek üzere paralar vakfedilmiştir.

56-MÜZÂRAA: Bir taraftan arâzî diğer tarafdan amel yâni ziraat olmak ve hasılât aralarında kararlaştırdıkları vechile taksim ohınmak üzere yapılan mukaveledir ki bir nevi’ şirkettir. Meselâ; tarla ve tohum bir taraftan, amel ve makine ve öküz diğer taraftan veya tarla bir taraftan, tohum ve amel diğer taraftan veya tarla ve tohum ve öküz ve makine bir taraftan, ve yalnız amel diğer taraftan olmak üzere mukavele yapmak birer şirket-i müzâraadır ve bu her üç nevi’ sahihdir.

57-SİKAYE – SÜKAYE: İnsan ve hayvanların su içmeleri için vakf olunan kuyu, çeşme, havuz gibi yer demektir. Mekke-i Mükerreme’de hacılara zemzem dağıtılmasına sikâyet hizmeti ve bu hizmeti gören kimseye de Ka’be Sakası denir.

58-TİLÂVET: Kur’an-ı Kerim okumak demektir. Bir kavle göre her kelamı okumağa tilâvet denir.

59-VATAN-I SÜKNÂ :Bir kimsenin on beş günden daha az kalmaya niyetlendiği memleket.

60-CEM-İ TAKDİM: -İkincisinin vakti henüz gir¬mediği hâlde,— İki vakit namazı, —birincisinin vaktinde— birlikte kılmak demektir.

Hac’da Arafe (9 Zilhicce) günü, Arafat’ta öğle ile ikindi namazlarını, öğle namazının vaktinde birlikte kılmak sünnettir.

61-CEM-I TEHİR: -Birincisinin vakti çıktıktan sonra— iki vaktin namazını birlikte kılmak demektir. Hac esnasında, bayram gecesinde, akşam ve yatsı na¬mazlarım, Müzdelife’de, yatsı namazının vakti gir¬dikten sonra, birlikte kılmak vaciptir.

62-CEMRE: Mina’da birbirine birer ok atımı mesa¬fede bulunan üç taş kümesinden her birine CEMRE denilir.

1-) AKABE CEMRESİ: (= CEMRE-İ AKABE) Buna, halk arasında Büyük Şeytan denir.

2-) ORTA CEMRE (= CEMRE-İ VÜSTÂ) Buna.da, halk arasında Orta Şeytan denir.

3-) KÜÇÜK CEMRE (= CEMRE-İ ÛLÂ) Halk arasında, buna da Küçük Şeytan denir.

63-CENÎN: Henüz anasının rahminde bulunan ço¬cuktur’

64-EDİLLE: Delîl’in çoğuludur; yani: Deliller: İşâretler, kılavuzlar, rehberler; herhangi birda’vâyı isbat etmeye yarayan şeyler demektir.DELÂİL de, deliller demektir.

65-EDİLLE-İ ŞER’İYYE: Şer’î deliller.

66-EDÎLLE-İ ASLİYYE: Şer’î hükümlerin çıkani-masmda İlk baş vurulan (kitap, sünnet, icmâ ve kı-yâs gibi) delillerdir.

67-EDİLLE-İ TALÎYE: Örf, âdet, teamül, istishâb, asıl ve ameİ, maslahat-ı mürsele, kâide-i külliye, âsâr-ı sahabe, âsâr-i kibâr-ı tabiîn gibi delillerdir.

68-EDİLLE-İ ERBA: Şer’î hükümlerin çıkarılmasında baş vurulan ve kitap, sünnet, icma ve kıyâs-ı fuka-hâ’dan ibaret olan, dört delil demektir.

69-EMVÂL-İ BÂTINA: Sahiplerinin ikâmetgâhlaruı-da veya ticarethanelerinde bulunan ve bundan dola¬yı saklanması mümkün olan altın, gümüş ve ticâret mallandır.

70-EMVÂL-İ ZAHİRE = ZAHİRİ MALLAR: Giz¬lenmesi mümkün olmayan mallar demektir. Ekinler, meyveler ve otlak hayvanlan gibi…

Bir memleketten, Diğer bir memlekete, bir beldenen diğer bir beldeye, ticaret için giden tüccarların elle¬rinde bulunan altın, gömüş ve ticâret eşyaları (= uruz) da emvâl-i zahirden sayılır.

71-FERÂİZ İLMİ: İslâm Hukukunun mühim bir kıs¬mını teşkil eden mîrasla ilgili bir takım mes’ele ve kaidelerin bütünüdür.

72-GAZA = GAZVE : Harb maksadiyle düşmana doğru yönelmek; sefere çıkmak; gayr-i müslimlerle savaşmak demektir.GAZEVÂT, gazve’nin çoğuludur.

73-GURRE: İskat edilen bir ceninden dolayı veril¬mesi îcâbeden mâlî bir tazminattır. Gurre’nin miktarı, hanefîlere göre beş yüz, safîlere göre ise altı yüz dirhemdir. Gurre, aslında: Bir şeyin ilki, başlangıcı demektir. Bundan dolayı kamerî ayların ilk günlerine gurre-i şehr denir. Gurre-i Şa’ban: Şa’ban ayının İlk günü ve gecesi demektir.Köle’ye, cariyeye,ve malların en seçkinine gurretü’l-emvâl denir.

74-HACCIN EDÂ ŞEKİLLERİ:Edâ edilişi bakımından üç çeşit hac vardır:

1-) HACC-I İFRÂD: Umresiz olarak yapılan haçtır. Hac mevsimi içinde, hacdan önce umre yapmadan, yalnızca hac menâsikini yerine getirmiş olanlar D7-RAD HACCI yapmış olurlar.

2-) TEMETTÜ4 HACCI: Bir hac mevsiminde um¬re ve haccı ayn ihramlarla edâ etmek demektir. Hac aylan girdikten sonra umre yapıp ihramdan çı¬kan ve daha sonra hac günlerinde yeniden ihrama gi¬rerek hac menâsikini de edâ eden kimseler HACC-I TEMETTÜ’ yapmış olurlar.

3-) HACC-I KIRAN; Hac ve umreyi, —ikisine bir¬den niyet ederek— bir ihramda birleştirmek demektir. Bir kimse, bir hac mevsiminde önce umre yapıp, — ihramdan çıkmadan— hac günlerinde, hac menâsi¬kini de yerine getiren kimseler KIRAN HACCI yap¬mış olurlar.

75-HAC AYLARI: Hac menâsikinin başladığı ve de¬vam ettiği aylardır ki, bunlar da Seval ve Zilkade ayları ile Zilhicce’ nin ilk on günüdür.

76-HAC GÜNLERİ

1-) EYYÂM-I MA’LÛMÂT: Zilhicce ayının ilk on günüdür.

2-) YEVM-İ TERVİYE: Zilhicce ayının 8. günü¬dür. Yani, arafe gününden bir gün önceki gündür.

3-) YEVM-İ ARAFE: Zilhicce’nin dokuzuncu günüdür.

3-) YEVM-İ NAHR (= KURBAN KESME GÜNÜ): Zilhicce ayının onuncu (yani: Kurban bayra¬mının ilk) günüdür,

5-) EYYÂM-I NAHR: (= KURBAN KESME GÜNLER): Zilhicce ayının 10,11 ve 12. günleridir. Hacılar, bu günlerde MİNA’da bulunduklarından, bu günlere EYYÂM-I MİNA (= Mina Günleri) da denir.

6-) EYYÂM-I TEŞRIYK: Arafe günü ile, kurban bayramının dört günüdür. Arafe sabahından başlayıp, kurban bayramının dör¬düncü gününü akşamına kadar, farz namazların so¬nunda teşnyk tekbiri getirilir.

7-) EYYÂM-I MİNA: Mina’da şeytan taşlama me¬nâsikinin yapıldığı, bayram günleridir.

flUL; Mekke’de, Harem Bölgesi ile, Mîkad sı¬nırlan arasında kalan yerlere HTLL denilmektedir.

77-HADD-İ SİRKAT: Şartlan mevcut ve usûlü dâi¬resinde sabit olan bir hırsızlıktan dolayı, sârik(= hır¬sız) hakkında kat’-i uzuvf (= uzuv kesme)t suretiyle yerine getirilecek bir ukubettir. (= cezadır.)

78-HADD-İ SEKR: Hamr’den (= şaraptan başka müskir (= sarhoşluk veren) içilecek şeylerden biri- j

nin, ihtiyarla (= istenilerek) içilmesinden meydana gelmiş olan sekr (= sarhoşluk) hâlinden dolayı îcâ-beden ukubettir. (= cezadır.) Ve bunun miktarı da 1 hadd-i hamr (= şarap haddi) kadardır.

79-HADD-İ HAMR; Hamr (şarap) denilen mâyiin az veya çok miktarda istenilerek içilmesinden dolayı tat¬bik edilmesi îcâbeden ukubettir. (= cezadır) Hadd-i Hamr’in miktarı hür olan erkek ve kadın hak¬kında seksen; köle hakkında ise kırk celde (= değ¬nek veya kırbaç) dır.

80-HADD-İ KAZF: Bir muhsan veya muhsane’ye ya¬ni: Mükellef, hür, müslüman, zinadan afif (nefsini zinadan korumakla tanınan bir kimseye) dâr-ı adil’-de, ta’yîr (= utandırma) ve şetm (= sövüp sayma) kasdiyle, zina isnâd eden, mükellef bir şahıs hakkında tatbik edilecek bir ukubet (= ceza) dır.

Bunun miktarı ise, hür erkek ve kadın hakkında sek¬sen, köle hakkında kırk değnek vurulmasıdır.

81-HADD-İ ZİNA: Şartlan dâhilinde vâki ve sabit olan zina edepsizliğinden dolayı, bu fiili işleyen hakkın¬da tatbik edilecek bir ukubet (= ceza) demektir. Bu ukubet, muhsan ve muhsane olanlar hakkında re¬cim, ihsan sıfatını hâiz olmayanlar hakkında ise cel¬de yoluyla uygulanır.

Bu celdelerin sayısı, hür olan erkek ve kadın hak¬kında yüz, rakîk (= köle) hakkında ise elli vuruştur.

82-HAREM BÖLGESİ: Mekke ve etrafında, bitki¬lerinin koparılması ve hayvanlarının avlanılması ya¬saklanılmış bulunan ve sınırları belirlenmiş olan bölgeye HAREM denir.

83-HAREM BÖLGESİNİN SINIRI: Harem Bölge-si’nin sının, Cebrail (A.S.)’in göstermesiyle, Hz. İb¬rahim (A.S) tarafından belirlenmiş ve bu sınırlan gösteren işaretler, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz tarafından yeniden belirlenmiştir.

Harem Bölgesi’nin Mekke’ye en uzak sınırı, Cidde istikâmetinde HUDEYBİYE; en yalan sının ise, Me-dîne istikametindeki TEN’ÎM’dir. Harem Bölgesi’nde ikâmet edenler, Umre için ihra¬ma girmek üzere, genellikle TEN’ÎM’e gittikleri için, buraya UMRE de denilmektedir.

84-HIZÂNE = İHTİZAN: Lügatte: Kucağa almak; besleyip büyütmek üzere, yanında bulundurmak; bir kuşun, yumurtalarını kanatlarının altına alarak, ora¬da sıkıp tutması gibi mânâları ifade eder. Istılahta HIZÂNE: Bir çocuğu, seiâhiyet sahibi olan bir şahsın, belirli müddeti içinde yanında tutması v. terbiye etmesi demektir.

Mecnun ve bunak gibi, çocuk hükmünde bulunan âciz kimseleri, seiâhiyet sahibi şahısların koruyup terbi¬ye etmeleri; bunların yiyeceklerine, içeceklerine bak¬maları ve temizliklerini, istirahatlerini temine

çalışmaları; kendilerini zararlı şeylerden korumaya gayret etmeleri de HIZANE demektir.

85-ILA: Lügatte: Yemin etmek anlamına gelir. Istılahta ÎLÂ: Bir kimsenin, “karısına tekarrüp et¬memek (= yaklaşmamak = cinsî münâsebette bu¬lunmamak üzere” yemin etmes idemektir.

86-KA’DE; (Namazda:) Teşehhüt (yani: Ettehiyyâtü lülahL.’yi okumak) için oturmak demektir.Bir namazda iki defa oturuluyorsa, birinci oturuşa KA’DE-I ULA (= ilk oturuş) ikinci oturuşa ise, KA’DE-İ AHİRE (= Son oturuş) denir.

87-KASÂME: —Kasem gibi— yemin mânâsında da kul¬lanılır.

88-KISMET; Taksim etmek; bir şeyi bölmek, bölüş¬mek, bölüştürmek demektir.

89-Kitabet (= Mükâtebe): Bir köle ile efendisi arasın¬da, bir bedel karşılığında, yapılan akiddir.

90-LAKİT: Lügatte: Melkûd (= gâib) mânâsına ola¬rak, yerden kaldırılmış şey demektir. Bu kelimenin, —daha sonra— MELBUZ (yani atıl¬mış, terkedilmiş) ÇOCUK anlamında kullanılması yaygınlaşmıştır.

91-MUHARREMÂT: Nikâh edilmeleri muvakkaten ve¬ya müebbeden haram olan kadınlara Muharremât denir.

92-MASLAHAT-I ZARÛRİYYE: Bütün semavî dinlerin müşterek hedefi olan:

1-) Nefsi,

2-) Dîni,

3-) Aklı,

4-) Nesli ve

5-) Malı korumaya lıızmet eden şey demektir.

93-MEGÂZI: Gazve (= savaş) anlamına gelen mağ-zâ veyamagzatkelimesininçoğuludur; yani; savaş¬lar, gazveler demektir.

MEGAZI: tabiri, —siyer ve şehname gibi— umu¬miyetle gazilerin menkibeleri anlamında kullanılır.

94-MÜDÂYENE: Karşılıklı borç edinmek; bir biri¬ne borç para vermek anlamına gelir.

95-MUSÂKÂT: Bir taraftan ağaçlar, diğer taraftan da, onların bakımı ve sulanması olmak şartıyle ve meydana gelecek semerelerin (= meyvelerin) de, be¬lirlenen nisbetier dâhilinde taksim edilmesi üzere ya¬pılan bir nevi ortaklıktır, şirkettir.

96-ÜMMÜ VELED: Efendisinin (= mevlâsmm) fi-raşından çocuk doğurmuş bulunan ve bu çocuğun ne¬sebi, efendisinden, —kendi ikran ile— sabit olan câriye demektir.

97-MÜZÂREA: Arazi bir taraftan, çalışma da (yani zirâat de) diğer taraftan olmak üzere ve meydana ge¬lecek mahsûlün aralarında müşâen taksim edilmesi şartıyle yapılan bir nevi şirkettir. Müzârea’ya MUHABERE ve MUHÂKALE de denir.Müzârea, ZERİ keimesinden alınmıştır.

98-NİSÂB: Zekât gibi bazı vecibelerle, hadd-i sirkat gibi bazı cezaların vücûbuna alâmet olmak bazı ce¬zaların vûcubuna alâmet olmak üzere Şâri-î Hakim tarafından nasbedilen ve bilerlenen muayyen bir mik¬tardır.

Meselâ: Zekâtta iki yüz dirhem gümüş’ün veya yir¬mi müskâl altının nisâb olması gibi…

99-RAKABE: Köle ve câriye demektir.

100-Salât: Namaz demektir. Salât: (Lügatte) duâ mânâsına gelir.

101-TALÂK: Lügatte boşanmak, hissî veya manevî bir bağdan, kayıttan kurtulmak mânâsına gelir.Bu kelime hem mastar, hem de -tatlîk mânâsında— isim olarak kullanılır.Istılahta TALÂK: Nikâh akdini, özel lafzı İle, o an¬da veya fi’I-meâl ref ve izâle etmek demektir. Bu tariften anlaşıldığı gibi talâklar

1-) Talâk-ı Ric’î

2-) Talâk-ı Baîn kısımlanna ayrılır.

102-HÜNSÂ :Hünsâ, erkek veya kadın olduğu belli olmayan kimseye veya kendisinde hem erkeklik, hem de dişilik organları bulunan kimseye verilen addır.

103-MİHNE OLAYI:Sözlükte “sınamak, denemek, işkence etmek, zorluğa düşmek, şiddet, sıkıntı, belâ, eziyet, zahmet ve dert” gibi manalara gelen mihne, İslâm tarihinde, daha çok hadis, fıkıh ve kelâm bilginleri arasında “Halku’l-Kur’ân” (Kur’ân’ın mahluk olması) iddiası etrafında çıkan tartışmalar sonucunda uygulanan tehdit, belâ, sıkıntı, işkence ve cezalandırmaya kadar varan imtihana çekilme olayıdır.

104-İSTİSKA: Yağmurun uzun zaman yağmadığı kuraklık zamanlarında, bir belde ahâlîsinin topluca dua etmeleri. Fıkıh dilinde yağmur duasına “istiskâ” denilir. “İstiskâ”, yağmur talebinde bulunmak anlamına gelir.

105-Nifas: Lohusalık halidir ki, en az müddeti yoktur. Çocuk doğuran kadın hiç kan görmeyebilir veya bir gün de görebilir. Nifas halinde en çok kan görme müddeti ise, kırk gündür. Bundan sonra gelen kan, nifas kanı değildir. Bununla beraber bazı kadınlar çocuk doğurduktan sonra, on beş, yirmi veya yirmi beş gün kan görürler. Ondan sonra temizlenmiş olurlar. Bu bakımdan onların nifas müddeti, kanların kesildiği günler kadar olur. Kan kesilince yıkanır ve namaz kılar, oruçlarını tutarlar.

106-Gusülde Kullanılacak Su Miktarı: Gusülde kullanılacak asgari su miktarı bir sa’dır. Abdestte ise, bir müddür. Bir sa’ 8 rıtıldır. Bir müd ise 2 rıtıldır (bir şer’î sa’ 2 kilo 917 gr. Bir örfî sa’ 3 kilo 333 gr.dır) Rivayete göre Peygamber (sas) bir sa’ suyla gusleder, bir müd suyla da abdest alırdı.

107-Hedyin Mahiyeti:Hac ve umre menâsikiyle ilgili olarak kesilen kurbanlara hedy denir. Hedy, Kâbe’ye ve Harem bölgesine hediye olmak üzere kesilen kurban demektir. Kurban bayramı dolayısıyla kesilen kurbanlara ise udhiyye denir.

108-KASÂME :Kasâme kelimesi yemin manasına gelir. Dilimizdeki kasem kelimesi de aynı manada olmak üzere bu kötken gelir. Fıkıh ıstılahı olarak, daha hususi bir yeminin adıdır.

Istılahat-ı Fıkhiye’deki tarifi şöyledir: “Kâtili meçhul olan ve üzerinde katil eseri bulunan bir ölünün bulunduğu mahal ahalisinden elli kimsenin veçh-i mahsus üzere yemin etmelerine kasâme denir.

109-HÂRİCÎLİK (HÂRİCİYE, HAVÂRİC) :Hz. Ali döneminde ortaya çıkan siyasî ve itikadî mezhep. Mezhebe Hâricı”lik adının verilmesi konusunda çok çeşitli yorumlar yapılır. Mezhepler tarihçilerince en çok kabul gören yoruma göre, mezhep üyeleri, ümmetin başındaki hak imam olan Hz. Ali`ye karşı çıkarak itâattan ayrıldıkları için Havâric (Hâriciler) olarak anılmış, mezheblerine de Hâricilik adı verilmiştir. Kendi ifadelerine göre ise, Allah yolunda huruc etmelerinden dolayı hâricîler adını almışlardır

110-İstiâze”: Arapça bir isimdir; sığınma, bağlanma, güvenme manalarına gelir. Eûzü çekmek, herhangi bir işe başlarken ve herhangi bir münasebetle “Eûzü billâhi mine’ş-Şeytani’r-racîm”, yani; “Kovulmuş (ilahi rahmetten uzaklaştırılarak, lânetlenmiş) olan şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” cümlesini söylemektir.

111-Nikâhın rüknü, îcab ve kabul denilen sözlerdir.

112-Lukata: Yolda bulunan ve bizzat sahibi bilinmeyen maldır.

113-Hıdâne, bir fıkıh terimi olarak, küçük çocukları yanında bulundurma, bakım, gözetim ve terbiye etme hak ve vazifesi demektir.

114-İDDET:Sözlükte “saymak, miktar, adet” anlamlarına gelen iddet, bir fıkıh kavramı olarak, herhangi bir sebeple evliliğin sona ermesi halinde, kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder.

115-Î’CÂZÜ’L-KUR’ÂN:İ’caz; âciz bırakma, acze düşürme, şaşırtma demektir. İ’câzü’l-Kur’ân; Kur’ân’ın, insanları bir benzerini getirmekten âciz bırakması, eşsiz ve mucize oluşu anlamına gelir.

116-İSTİTÂAT :Sözlükte “güç, kudret, gücü yetmek ve yapabilmek” anlamlarına gelen istitâat, bir kelâm terimi olarak, kulun irâdî fiillerini gerçekleştirmesini sağlayan yetenek ve güç anlamında kullanılır

117-İSTİNŞÂK :Sözlükte “su ve benzeri şeyleri burna çekmek” anlamına gelen istinşâk, dinî bir kavram olarak, abdest veya gusülde burna su çekmek demektir.

118-HUTBE:Sözlükte “bir topluluk karşısında yapılan konuşma” anlamına gelen hutbe, dinî bir kavram olarak, Cuma ve bayram namazlarında, genel olarak, Allâh’a hamd, Rasûlüne salât ve Müslümanlar’a nasihatten oluşan konuşmayı ifade eder.

119-HURMET-İ MUSAHERE :Evlilik sebebiyle meydana gelen hısımlıktan dolayı doğan haramlığı ifade eder.

120-KIRAAT:Okumak Namazda kıraat; namaz kılanın kendisi işitecek şekilde, diliyle harflerini çıkararak Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinden bir miktar okuması. Kıraat, namazın bir rüknü olarak farzdır. Okuyanın kendisinin bile işitemeyeceği okuma, kıraat sayılmaz. Ancak imama uyan kimse bundan müstesnadır.

Nâfile ve vitir namazının bütün rekatlarında, farz namazların ise herhangi iki rek’atinde kıraat farzdır. Kur’ân-ı Kerîmde şöyle buyurulur: “O halde Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun” (el-Müzemmil, 73/20). Buradaki emir vücub içindir. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: “Kıraatsiz namaz olmaz” (Müslim, Salât, 42; Ebû Dâvud, Salât, 132, 167).

10

Kasım
2012

657 sayılıDMK ve GENEL KONULAR

Yazar: arafat  |  Kategori: DİYANET MEVZUATI  |  Yorum: Yok   |  562 Kez Okundu

1-Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenlere ne ad verilir ?
a-Sözleşmeli personel b-Memur c-işçi d-Geçici personel
2-Bir yıldan az süreli veya mevsimlik işlerin görülmesi amacıyla Devlet personel başkanlığının ve Maliye bakanlığının görüşü alınarak yapılan istihdam şekline ne denir?
a-Sözleşmeli personel b-Geçici personel c-Memur d-işçi
3-Kalkınma planı,yıllık programlar gibi önemli projelerin hazırlanması için özel bir meslek bilgisine sahip personel istihdam şekline ne ad verilir?
a-Sözleşmeli personel b-Geçici personel c-Memur d-işçi
4-Kurumlarda her türlü yazı dağıtma,ısıtma,aydınlatma,karşılama ve yol gösterme işlerini yapmak aşağıdakilerden hangi sınıf kamu görevlilerinin görevlerinin tanımıdır?
a-memur b-çaycı c-yardımcı hizmetli d-evrak memuru
5-Valiler,kaymakamlar ve içişleri Bakanlığı maiyet memurları hangi sınıfa girer ?
a-Memur Sınıfı b-Mülki idare amiri sınıfı c-Genel idare Sınıfı d-Milli İstihbarat sınıfı
6-Ortaokul mezunu bir memurun başlangıç ve en son yükselebileceği derece/kademe hangisi?
a-14/2-6/9 b-15/2-5/9 c-13/2-5/9 d-14/2-5/9
7-İki yıllık Yüksek okul mezunu bir memurun başlangıç ve en son yükselebileceği derece/kademe hangisi?
a-10/2-1/4 b-9/1-1/4 c-9/2-1/4 d-10/2/1/3
8-6 yıl süreli yüksek öğrenimi bitiren bir memur kaçıncı derece ve kademeden başlar?
a-9/1 b-9/3 c-9/2 d-8/3
9-Yükselebileceği azami derecelerin 4.kademesinden maaş alan bir memur 6 yıllık sicil not ortalaması 90 olumlu bulunanlara kadro şartı aranmaksızın bir derece yükselmesi yapılır.
10-Özel okullarda öğretmenlik yapanların bu hizmetleri ne kadarı kademe ilerlemesinde değerlendirilir ?
a-1/4 ü b-1/2 si c-1/3 ü d-2/3 ü
11-Bir meslek veya sanat okulunu bitirenler kaç yaşını tamamlarsa kaza-i rüşt belgesi ile memur olarak atanabilirler ?
a-14 yaş b-15 yaş c-16 yaş d-17 yaş
12-Memur olabilmenin yaşı aşağıdakilerden hangisidir ?
a-20 yaş b-15 yaş c-18 yaş d-19 yaş
13-Kamu görevlilerinin Cumhuriyete,Milli demokratik,laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine bağlı olmaları aşağıdakilerden hangi ödevleri arasında yer alır ?
A-Tarafsızlık B-Uygun davranışta bulunma C-Sadakat D-Emirlere uyma
14-Mal bildiriminde bulunma ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur ?
A-Değişikliği takip eden bir ay içinde B-Göreve başlanıldığı an verilir C-sonu(0)ve (5)ile biten yıllarda verilir D-Hepsi
15-Memurların görevini din.dil,ırk gözetmeksizin yerine getirmeleri aşağıdakilerden hangi ödevlerine girer ?
A-Yönetime karşı sorumluluk B-Tarafsızlık C-Uygun davranışta bulunma D-Uygulamayı isteme
16-Memurun kamu görevleri hakkında izinsiz basına bilgi ve demeç vermesinin cezası aşağıdakilerden hangisidir ?
A-Uyarma B-kınama C-Kademe durdurma D-Memuriyete son verme
17-Aşağıdakilerden hangisi memur mesleğinin temel ilkelerinden değildir ?
A-Yarışma sınavı B-Kariyer C-Liyakat D-Sınıflandırma
18-Kamu görevleri istihdam çeşitlerine göre kaş guruba ayrılırlar ?
A-8 B-10 C-4 D-3
19-Anayasaya göre memurların atanmaları ,nitelik ,ücret ve maaşları ne ile düzenlenir ?
A-Genelge B-Yönetmelik C-Kanunla D-Yönerge
20-Memurların görev içinde en yüksek derecelere yükselme imkanına sahip olmalarına ne ad verilir?
A-Yarışma sınavı B-Kariyer C-Liyakat D-Sınıflandırma
21-Aşağıdakilerden hangisi istihdam çeşitlerinden biri değildir ?
A-Memur B-Geçici Personel C-Genel İdare D-İşçiler
22-Devlet memurlarının görevlerinin gerektirdiği nitelik ve mesleklere göre ayırmaya ne ad verilir?
A-Liyakat B-Kariyer C-Sınıflandırma D-Yeterlilik
23-Aşağıdakilerden hangisi memurların müsbet ödevlerinden değildir?
A-Gizli bilgileri açıklamama B-Emirlere uyma C-Görev yerinde oturma D-Uyumlu giyinme
24- Aşağıdakilerden hangisi memurların yükümlülüklerinden biri değildir?
a-Başka görev almamak b-hediye almamak c-grev yasağı d-iş başında bulunma
25- Aşağıdakilerden hangisi memurlara sağlanan haklardan biri değildir?
a-dava hakkı b-sosyal haklar c-emeklilik hakkı d-tarafsızlık
26-Memur olmamın kişinin kendi isteğine bağlı olması hangi ilkenin tanımıdır?
a-Eşitlik b-serbestlik c-görevin gerektirdiği niteliklerden başka nitelik aranmaması d-T.C vatandaşı olmak
27-18 Yaşını bitirmiş olma,öğrenim durumu,kamu haklarından mahrumiyet,askerlik şartı,TC vatandaşı olma, mahkum olmamış olma ve sağlıklı olma hangi genel şarlardan ?
a-Mem.olma özel şartı b-Mem.olma genel şartı c-Yükümlülük d-müsbet ödevler
28-Bazı suçlardan 6 aydan fazla hapis cezası alan bir kişi memur olabilir mi?
a-cezasını çekerse olur b-hiç olamaz c-idarenin takdirinde d-sağlıklı olursa olabilir
29-Aynı belediye sınırları içinde göreve başlama süresi ile belediye sınırları dışında göreve başlama süresi aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
a-2-20 gün b-aynı gün-15 gün c-3-12 gün d-1-25 gün içinde başlaması gerekir.
30-Aday memurların adaylık süresi en az ve en fazla ne kadar dır?
a-1-3 yıl b-2-3 yıl c-1-2 yıl d-1-1,5 yıl
31-Aşağıdakilerden hangisi devlet memuru alımında sınav çeşididir?
a-Eleme sınavı b-Yükselme sınavı c-seçilme sınavı d-Yeterlilik sınavı
32-Aşağıdakilerden hangileri 657 DMK da sıralanan hizmet sınıflarından biri değildir?
a-Emniyet hizmetleri b-Ulaşım hizmetleri c-Teknik hizmetler d-Sağlık hizmetleri
33-Aşağıdakilerden hangisi memur olmanın genel şartlarından biri değildir?
a-Vatandaşlık b-Yaş c-öğrenim d-Kişilik
34-Aşağıdakilerden hangisi memurluğun sona ermesinin sebeplerinden biri değildir?
a-Şartlarda eksiklik b-yabancı uyruklu birisi ile evli olma c-Müstafi sayılma d-İstifa etme
35-Adaylık devresi içinde görevine son verilenler kaç yıl geçmedikçe göreve tekrar dönemez?
a-1 yıl b-6 ay c-2 yıl d-3 yıl
36-Muvazzaf askere giden memurlar terhis tarihinden itibaren istemeleri halinde kaç gün içinde kurumlarına başvurarak görevine dönebilirler ?
a-30 gün b-15 gün c-60 gün d-45 gün
37-Kurumlar kendilerine başvuruda bulunan askerliğini tamamlayan memurları ne kadar süre içinde görevine başlatmak zorundadırlar ?
a-40 gün b-15 gün c-60 gün d-30 gün
38-Çalışma gücünün en az ne kadarını kaybeden bir kişi sakat olmuş sayılır?
a-%30 b-%20 c-%40 d-%35
39- Çalışma gücünün yüzde kaçını kaybederse İkinci derece sakat sayılır?
a-%60-79 b-%80-100 c-%40-59 d-%20-39
40-Sakatların devlet memurluğuna alınma şartları ile hangi işlerde çalıştırılacaklarını aşağıdakilerden hangileri müşterek hazırlanacak yönetmelikle düzenler ?
a-maliye bakanlığı b-sağlık bakanlığı c-çalışma bakanlığı d-Devlet personel başkanlığı e-bunları hepsi
41-Kamu kurum ve kuruluşları çalıştıkları personele ait kadrolarda taşra teşkilatları da dahil toplam dolu kadroların hangi oranında sakat personel çalıştırmak zorundadırlar ?
a-%1 b-%2 c-%3 d-%4 e-%5
42-Kurum ve kuruluşlar işten ayrılan özürlü personel sayısını kaç ayda bir Devlet personel başkanlığına bildirmek zorundadırlar ?
a-1 ay b-2 ay c-3 ay d-4 ay e-6 ay
43-Aday memurların adaylıklarının kalkabilmesi için önce hangi tür eğitimde başarılı olmaları gerekir?
a-Görevde yükselme eğitimi b-Temel-hazırlayıcı eğitim c-Staj eğitimi e-verimliliğini artırma eğitimi
44-Adaylık eğitiminden en az kaç puan alan başarılı sayılır?
a-60 b-100 c-70 d-90
45-Aday memurun görevi ile ilgili hususlar ve kurumların uygun göreceği diğer bilgilerin yer verildiği eğitime ne ad verilir?
a-Temel eğitim b-staj eğitimi c-hazırlayıcı eğitim d-işe alıştırma eğitimi
46- Adaylık devresi içinde veya sonunda devlet memurluğundan çıkartılarak ilişkileri kesilenler sağlık nedenleri hariç ne kadar süre geçmedikçe bir daha memurluğa alınmazlar ?
a-3 yıl b-1 yıl c-2 yıl d-4 yıl e-6 ay
47-İlkokul mezunu bir memur kaçıncı derece/kademeden işe başlatılır en son yükseleceği derece/kademe nedir?
a-14/1 ile 8/9 b-15/1-7/9 c/15/2-7/9 d-15/3-6/4
48-Aşağıdakilerden hangisi 4 yılık Meslek Lisesi mezunlarının başlangıç derece/kademesidir?
a-12/3 b-13/3 c-11/1 d-10/3
49-1-Aşağıdakilerden hangisi kademe ilerlemesi şartlarından biri değildir?
a-Bulunduğu kademede en az bir yıl çalışmış olmak b-O yıl içinde olumlu sicil almış olmak
c-Bulunduğu derecede ilerleyebileceği bir kademenin bulunması d-Üst derecede boş bir kadronun bulunması
50-Memurun askerlik borçlanması,görevde öğrenim değişikliği,SSK ve Bağ-Kur hizmetlerinin birleştirilmesi işlemlerinin tümüne ne ad verilir?
a-Kademe ilerlemesi b-derece yükselmesi c-intibak işlemleri d-yatay ve dikey yükselme
51-Memurların tek ücret,ücrette açıklık,denklik,ücretlerin gösterge tablosu, değişen katsayıya ve kıdemlerine göre hesaplanmasına ne ad verilir?
a-ücret rejmi b-eşitlik c-ilkeli olmak d-özendirme
52-İlköğretim okulunda çalışan bir öğretmenin sicil amirleri (1.2.3 sicil amiri) sırayla hangisinde doğru verilmiştir?
a-Okul müdürü-İlköğretim müfettişi- Mil.Eğit.Müdürü b-İlköğretim müfettişi-Okul Müdürü-Kaymakam
c-Okul Müdürü-Milli eğitim müdürü-Müfettiş d-Okul Müdürü-Milli eğitim müdürü-Kaymakam
53-Sicil raporlarının doldurulma ve ilgili birime gönderilme zamanı hangi seçenekte doğru verilmiştir?
a-kasım ayının ikinci yarısı-Aralık ayının son günü b-Aralık ayının ikinci yarısı- Aralık ayının son günü
c- kasım ayının birinci yarısı-Aralık ayının son günü d- Aralık ayının birinci haftası- Aralık ayının son günü
54-75 puan alan memurun sicil notu derecesi aşağıdakilerden hangisidir?
a-yetersiz b-çok iyi c-iyi d-orta
55-Aşağıdakilerden hangisi memurluğun sona ermesi durumu değildir?
a-Çekilme b-çıkarılma c-Ölüm d-Yabancı uyruklu biri ile evlilik e-Şartlarda eksiklik
56-Yapılan bir adli soruşturma sonucunda düzenlenen rapora ne ad verilir?
a-Mucip b-istinabe c-fezleke d-dizi pusulası e-tezkiye
57-Aşağıdakilerden hangisi memurun yargılanmasına gerek olmadığına karar verebilecek kurul değildir?
a-İlçe idare kurulu b-il milli eğitim disiplin kurulu c-il idare kurulu d-Bakanlıkta oluşturulan kurul e-Danıştay ikinci dairesi
58-Aşağıdakilerden hangisi memurun görevinden uzaklaştırma kararı veremez?
a-Atamaya yetkili üstler b-Bakanlık müfettişleri c-Vali d-Milli eğitim müdürü e-Kaymakam
59-Görevinden uzaklaştırılan bir memur için kaç gün içinde soruşturmaya başlanması gerekir?
a-5 gün b-7 gün c-60 gün d-10 gün e-20 gün
60-Bir disiplin kovuşturması nedeniyle verilen görevden uzaklaştırma en fazla kaş aydır?
a-1 ay b-45 gün c-6 ay d-4 ay e-3 ay
61-Memurlar hakkındaki ceza kovuşturması adli soruşturma işlemindeki ilk aşamaya ne ad verilir?
a-Yargılama b-ön soruşturma c-ilk soruşturma d-son soruşturma e-hiç biri
62-Milli eğitim,eğitim ve öğretimin düzenlenmesi anayasanın hangi maddesi ile düzenlenmiştir?
a-40 b-41 c-42 d-43
63-Aşağıdakilerden hangisi 14 Haziran 1973 de kabul edilen milli eğitim temel kanunudur?
a-3797 b-657 c-625 d-1050
64-Özel öğretim kanunu aşağıdakilerden hangisidir?
a-3797 b-657 c-625 d-1050
65-Türk eğitim sisteminin genel yapısı aşağıdakilerden hangisidir?
a-Örgün b- Yaygın eğitim c- Yüksek öğretim d-hepsi
66-Eğitimin 0-36 ay dan başlayarak yetişkinleri de içine alacak şekilde düzenlenmesi eğitimin hangi ilkesidir?
a-Eşitlik b-Genellik c-karma eğitim d-süreklilik
67-Çocukların beden zihin ve duygu gelişmesini ve iyi alışkanlıklar kazanmasını ,onların temel eğitime hazırlanmasını,türkçeyi güzel ve düzgün konuşmalarını sağlamak,çocuklara ortak bir yetiştirme ortamı sağlamak hangi örgün eğitimin amaç ve görevidir?
a-okul öncesi b-ilköğretim c-orta öğretim d-yüksek öğretim.
68-Aşağıdakilerden hangisi bir örgün öğretim kurumu değildir ?
a- Halk eğitim merkezi b-Fevzi çakmak Lisesi c-Atatürk İÖO d-Özel atlas lisesi
69-Aşağıdakilerden hangisi yaygın eğitim kapsamına girmez?
a-Özel bilgisayar kursu b-okuma yazma kursu c-dikiş-nakış kursu d-bakıcı annelik kursu e-Gazi paşa i.ö.okulu
70-Zihinsel engelli çocuğunu okula yazdırmak isteyen veli eğitimin hangi genel ilkesini kullanmaktadır?
a-Genellik b-eğitim hakkı c-fırsat eşitliği d-demokratik eğitim
71-Aşağıdakilerden hangisi doğrudan MEB Bakanlık makamına bağlı değildir?
a-APK kurulu başkanlığı b-müsteşar c-milli eğitim şurası d-YÖK
-Aşağıdakilerden hangisi danışma ve denetim birimi içerisinde yer almaz?
a-T.Terbiye Kurulu b-Teftiş kurulu c-Bakanlık müşaviri d-müdürler kurulu
72-Aşağıdakilerden hangisi MEB ana hizmet birimleri içerisinde yer almaz?
a-İlköğretim genel müdürlüğü b-Personel genel müdürlüğü c-Din öğretimi genel müdürlüğü e-Dış ilişkiler genel müdürlüğü
73-Aşağıdakilerden hangisi MEB yardımcı hizmet birimleri içerisinde yer almaz?
a-Yayımlar dairesi başkanlığı b-İşletmeler dairesi başkanlığı
c-spor izcilik dairesi başkanlığı d-hizmet içi eğitim dairesi başkanlığı
74-30 Ağustos zafer bayramı kimin koordinatörlüğünde yapılır?
a-Genel kurmay b-Milli Eğitim c-İçişleri bakanlığı d-Adalet Bakanlığı
75-29 Ekim bayramı kimin koordinatörlüğünde yapılır?
a-Başkentte dışişleri,diğer illerde iç işleri bakanlının b-Genel kurmay c-Milli Eğitim
76-23 Nisan ve 19 Mayıs bayramı kimin koordinatörlüğünde yapılır?
a-Genel kurmay b-Milli Eğitim c-İçişleri bakanlığı d-Adalet Bakanlığı
77-Bayramlar ilde vali ve ilçelerde kaymakamlar ve köylerde okul müdürünün başkanlığında ne şekilde kutlanır?
a-Kutlama Komisyonları b-Kutlama Komiteleri c-Tertip heyeti
78-30 Ağustos bayramı başkentte genel kurmay başkent dışında ?
a-Garnizon Komutanlığınca b-Alay komutanlığınca c-Tümen komutanlığınca
79-Memurların genel olarak haftalık çalışma süreleri kaç satir ?
a-40 saat b-45 saat c-36 saat d-42 saat
80-Günlük çalışma saatlerini merkezde Bakanlıklar ve illerde vali belirleme yetkisine sahiptir
81-Aşağıdakilerden hangisi amirin takdirine bağlı mazeret izinlerdendir ?
a-doğum öncesi izn b-mazeret izni c-evlenme izni d-cenaze izinleri
82-10 hizmet yılını (10 yıl dahil) dolduran memura kaç gün izin verilir ?
a-20 gün b-30 gün c-40 gün d-10 gün
83-10 yıldan fazla hizmeti bulunan memura kaç gün izin verilir ?
a-20 gün b-30 gün c-40 gün d-10 gün
84-10 yıl hizmeti bulunan bir öğretmene kaç gün yıllık izin verilir ?
a-20 gün b-30 gün c-40 gün d-Hiç biri
85-Gidiş ve dönüş için en çok kaç gün yol süresi verilir ?
a-2 şer gün b-1 er gün c-3 er gün d-gidiş 2 gün-dönüş için verilmez
86-Gelecek yılın izninden düşülmek üzere kaç güne kadar yıllık izin verilebilir ?
a-20 gün b-30 gün c-40 gün d-Hiç verilmez
87-İl Milli Eğitim müdürüne yıllık izni kim verir ?
a-Vali b-Müsteşar c-Personel Genel Müdürünün bilgisinde valiler d-Bakan
88-Doğum öncesi ve sonrası izinlerle ilgili hangisi doğrudur ?
a-önce 8-sonra 5 hafta b-önce8-sonra 8 hafta c-önce 7 sonra 8 d-önce 6 sonra 8
89-Çoğul gebelik halinde doğum öncesi süreye kaç hafta ilave edilebilir ?
a-2 hafta b-1 hafta c-3 hafta d-4 hafta
90-Süt izni çocuk kaç aylık/yaşına kadar ve günde kaç saat verilir ?
a-1 yaşına kadar 1,5 saat b-9 aylığa kadar 1 saat c-1 yaşına kadar 2,5 saat
91-Hastalık nedeniyle verilen aylıksız izin 2-Doğum sonrası 3-Askerlik4-Dış ülkelere görevlendirilecek memurlara 5-Memurun istemesi halinde 6-Yurtdışı öğrenimi için
92-Takdirnameleri aşağıdaki amirlerden hangileri vermeye yetkilidir ?
a-Merkezde atamaya yetkili amirler b-İllerde Valiler c-İlçelerde Kaymakamlar d-Hepsi
93-Memurun görevinde daha dikkatli olması gerektiğinin yazılı bildirilmesi ne tür cezadır?
a-Kınama b-Uyarma c-Aylıktan kesme d-Kademe ilerlemesinin durdurulması
94- Memurun görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazılı bildirilmesi ne tür cezadır?
a-Kınama b-Uyarma c-Aylıktan kesme d-Kademe ilerlemesinin durdurulması
95-Memurun kamu görevleri hakkında izinsiz basına bilgi ve demeç vermesinin cezası aşağıdakilerden hangisidir
A-Uyarma B-kınama C-Kademe durdurma D-Memuriyete son verme
96-Bir memura disiplin cezası vermede zamanaşımı ne kadardır?
a-6 ay b-12 ay c-24 ay d-18 ay
97-Aşağıdaki cezalardan hangisi 5 yıl sonra sicilden silinir ?
a-Kınama b-derece indirme c-aylıktan kesme d-kademe ilerlemesi
98-Aşağıdakilerden hangisi il disiplin kurulu üyesi değildir ?
a-Vali veya vali yardımcısının başkanlığında, b-Hukuk işleri müdürü
c-Defterdard-İl milli eğitim müdürü e-İl Teftiş kurulu başkanı
99-Aşağıdakilerden hangisi il milli eğitim disiplin kurulu üyesi değildir ?
a- İl yazı işleri müdürü
b-İl Milli eğitim müdürü
c-İl Hukuk işleri müdürü
d-İlköğretim Müfettişleri Başkanı
e-Bir ilköğretim okulu müdürü ve
100-Uyarma ve kınama cezaları dışındaki disiplin cezalarında zaman aşımı ne kadar ?
a-5 yıl b-10 yıl c-8 yıl d-12 yıl
101-Aşağıdaki cezalardan hangisine karşı idare mahkemesine itirazda bulunulamaz ?
a-Uyarma-Kınama b-Aylıktan kesme c-kademe ilerlemesi d-Memurluktan çıkarma
102-Disiplin kurulları ve amirleri tarafından verilen disiplin cezalarına karşı itiraz süresi kararın tebliğinden itibaren kaç gündür ?
a-7 gün b-15 gün c-90 gün d-60 gün
103-Verilen bir cezaya itiraz halinde üst itiraz mercileri kararlarını kaç gün içinde vermek durumundadır ?
a-7 gün b-15 gün c-30 gün d-60 gün
104-İdari yargılama usulü kanununa göre memurlar kaç gün içinde idari yargıya başvurarak kararın iptalini isteyebilir ?
a-7 gün b-15 gün c-30 gün d-60 gün
105-Devlet memurları sicil ve disiplin amirleri yönetmeliğine göre kaç sicil,kaç disiplin amiri vardır ?
a-1 sicil ve 1disiplin amiri b-2 sicil ve 2 disiplin amiri
c-3 sicil ve 2disiplin amiri d-2 sicil ve 3disiplin amiri
106-Bir okul müdürü astlarına aşağıdaki cezalardan hangisini doğrudan verebilir ?
a-Uyarma-kınama-aylıktan kesme b-Kusurlu sayılma c-ihtar-tevbih-kademe d-aylıktan kesme-maaş kesilmesi
107-Bir memur yada olay hakkında soruşturmaya başlama zaman aşımı ne kadar ?
a-1 ay b-7 gün c-3 ay d-6 ay
108-Bir soruşturma sonucunda ceza verme zamanaşımı süresi ne kadar ?
a-3 ay b-2 yıl c-1 yıl d-2 ay
109-Özel Erciyes Lisesinde çalışan bir personele hangi kanuna göre disiplin cezası verilir ?
a-625 b-1702 c-657 d-4357
110-Kıdem indirme cezası hangi kanunda yer almaktadır ?
a-625 b-1702 c-657 d-4357
———————————————CEVAP ANAHTARI——————————————
1-B 30-C 60-E 89-A 2-B 31-D 61-B 90-A 32-B 3-A 33-D 62-C 91-4-C 34-B 63-A 92-D
5-B 35-D 64-C 93-B6-D 36-A 65-D 94-A7-A 37-D 66-D 95-C8-B 38-C 67-A 96-C
9- 39-A 68-A 97-A10-D 40-E 69-E 98-E11-B 41-C 70-B 99-A12-C 42-C 71-A 100-B
13-C 43-B 72-B 101-A14-D 44-A 73-C 102-C15-B 45-C 74-A 103-C16-C 46-A 75-A 104-D
17-A 47-B 76-B 105-C18-C 48-A 77-B 106-A19-C 49-D 78-A 107-A20-B 50-C 79-A 108-B
21-C 51-A 80- 109-A22-C 52-D 81-B 110-D23-A 53-B 82-A24-D 54-D 83-B25-D 55-D 84-D
26-B 56-C 85-A27-B 57-B 86-D28-B 58-D 87-C29-B 59-D 88-B

10

Kasım
2012

Mbst Sınavlarına Hazırlık Hadis Türleri ve Taksimatı İle İlgili Istılahlar

Yazar: arafat  |  Kategori: HADİS  |  Yorum: Yok   |  263 Kez Okundu

 I- KABUL VEYA RED AÇISINDAN:

A- MAKBUL HADİS: Kendisiyle amel edilmesini gerektiren hadislerdir. (“Ma`mulun bih”, “me`huzun bih” de denir.)

B- MERDUD HADİS: Râvîsinin doğruluğu kabul edilmeyen ve kendisiyle amel etmek gerekmeyen hadistir.Hükmüyle amel edilip edilmemesi konusunda karar verilemeyen (“tevakkuf edilen”) hadisler de merdud gibidirler.

II- RÂVÎ SAYISI (VEYA DERECE-İ ŞUYU`) AÇISINDAN:

II-A- MÜTEVATİR HADİS:(1) Yalan üzerinde birleşmeleri âdeten mümkün olmayan râvîler topluluğunun (“cemm-i ğafir”), her nesilde, kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettiği, (2) işitme veya görmeye (“mahsûsat”) dayanan hadistir. Kesin bilgi ifade eder, amel vaciptir, reddi küfrü gerektirir, tetkik ve tenkid dışıdır.

II-A-1- Lafzen Mütevatir: Bütün rivayetlerinde lafızları aynı olan hadistir ki “yok denecek kadar” azdır. “Men kezebe aleyye…” misalidir. Kayıt konmadan “mütevatir hadis” denince “lafzen mütevatir” anlaşılır.

II-A-2- Ma`nen Mütevatir: Aralarında ortak bir nokta bulunan değişik lafızlı hükümlerin, tevatür şartlarını taşıyan râvîlerce rivayet edilmesiyle ortaya çıkan “ortak manaya” denir. Mesela, 100 kadar değişik lafızlı hadisten çıkan bir mütevatir mana Resûlullah Aleyhissalatü ves`selâm`ın “ellerini kaldırarak dua ettiğidir.”

II-B- ÂHAD HADİS: Mütevatir hadis şartlarını taşımayan hadistir. (Mütevatir derecesine ulaşamamış hadistir.) (Kelime anlamı öyle olsa da, sadece bir kişinin rivayet ettiği hadis DEMEK DEĞİLDİR.) Hadislerin hemen hepsi bu anlamda âhaddır.

II-C- MEŞHÛR HADİS:

1- Başlangıçta âhad iken Tabiin ve Etbaut-tabiîn devrinde tevatür derecesine ulaşan hadistir.2- Tevatür şartlarını taşımayan topluluğun naklettiği ve her nesilde râvîsi “ikiden aşağı olmayan” hadistir. (İbni Hacer “ikiden fazla olan” demiştir.) II-C-1- Sened tetkiki sonuçlarına göre meşhur: – Sahih Meşhur, – Hasen Meşhur, – Zayıf Meşhur.

II-C-2- Şöhret buldukları yere göre meşhur: – Hadisçiler nezdinde; – Hadisçiler, Ulema ve Halk nezdinde; – Fakîhler nezdinde; – Usûlcüler nezdinde; – Halk nezdinde meşhur.

III- SENEDİN MÜNTEHASI (HADİSİN SÖYLEYENİ) AÇISINDAN: III-A- KUDSî HADİS: Ayet olmamak kaydıyla, Resûlullah`ın: “Allah Teâla şöyle buyurmuştur:” diyerek, Allah`a nisbet ve izafe ettiği hadistir. “İlâhî” ve “Rabbânî” hadis de denir. Konuları genelde Allah`ın sıfatlarıdır.

III-B- MERFU` HADİS:Söz, fiil, takrîr; fıtrî veya ahlâkî vasıf olarak -muttasıl veya munkatı` olsun- açıkça (sarâhaten) veya dolaylı bir şekilde (hükmen) Resûlullah`a izafe edilen hadistir. İttifakla huccet sayılmıştır, bağlayıcıdır.

III-B-1- Sarâhaten Merfû`: İçinde açıkça Resûlullah`a ait bir söz, fiil, takrir veya vasıftan söz edilen hadistir. – Kavlî hadis rivayet lafızları: “Resulullah şöyle buyurdu”, “şunları haber verdi”, “şöyle buyururken işittim”, ”şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir”; – Fiilî hadis rivayet lafızları: “şöyle yaptığını gördüm”, “şöyle yapardı”; – Takrîrî hadis rivayet lafızları: “huzurunda şöyle yaptım, yaptı, yapıldı”.

III-B-2- Hükmen Merfû`: Herhangi bir “sahabi”nin, geçmiş peygamberler veya gelecekte cereyan edecek olaylar ya da işlenmesi halinde işleyene sevap veya günah kazandıracak konular gibi şahsî görüş ve kanaata dayanması mümkün olmayan (“mahalli ictihad ve re`y olmayan”) konulara ait verdiği haberlerdir. İsrailiyyattan nakil yapmayan bir sahabi olması önem arzeder. – Kavlîye misal: İbni Mesud`un sihirbaz, arrâf, kâhin ve onlara gidenleri tekfir etmesi, – Fiilîye misal: Hz. Ali`nin Kusuf Namazında ikiden fazla rükû yapması, – Takrîrîye misal: “Resulullah zamanında şöyle yapardık, söylerdik”, “şu sünnettendir” lafızları.

III-B-EKLER- Ayrıca “tabiundan bir râvî” senedi sahabiye ulaştırıp şu ifadeleri kullanırsa da merfû` hadis olur: -”yerfa`uh, veyerfa`ul`hadîs: hadisi ref ederek rivayet etti”; “yenmîhi: isnad ederek”; “yebluğu bihi: sözü Resulullah`a ulaştırarak”; “yervîhi: Resulullah`dan rivayet ederek”; “rivâyeten, ravâhu”. – Mürsel Merfû`: Sonraki nesilden bir râvî sözü “tabii”ye ulaştırıp üstteki ifadeleri kullanırsa. – Muallak Merfû`: Bütün sened hazfedilerek Resulullah’a izafet edilen hadis.

III-C- MEVKÛF HADİS: Sahabilerin söz fiil ve takrirlerine dair -muttasıl veya munkatı`- haberlerdir. Sened sahabide kalıp Resulullah’a ulaşmaz. Sadece “sarahaten” mevkûf olur, hükmen olmaz. Misaller: “Hz. Ali şöyle dedi”, “İbni Abbas şöyle yaptı”, “İbni Ömer`den mevkûf olarak rivayet olundu ki”, “hadis İbni Abbas`a varınca mevkûftur”. (Dikkat: Vakkafahû tabiri geçen her hadis mevkûf olmayabilir.) Hanefilerden Râzî, Serahsî ve müteahhirûn ile birer görüşlerinde İmam Malik ve Ahmed Bin Hanbel mevkûf hadisi hüccet sayarlar. Bazı Hanefiler ve İmam Şafii huccet saymaz.

III-D- MAKTU` HADİS: Herhangi bir tabiiye izafe olunan söz, fiil ve takrirlerdir. Etbâu`t Tabiîn de tabiî gibi kabul edilir. (İlk devirlerde bunun için Munkatı` terimi de kullanılmış.) Huccet değildir.

IV- SIHHAT VEYA HÜKÜM AÇISINDAN:

IV-A- SAHİH HADİS: “Adalet ve zabt sahibi ravilerin”, “muttasıl senedle rivayet ettikleri”, “şâzz” ve “muallel” olmayan hadistir. Hüccettir ve onunla amel vaciptir. “Bu hadis sahihtir” demek, onun sıhhat şartlarını taşıdığı ve o hadisin sahih olabileceği konusunda oldukça kuvvetli bir zanna sahip olunduğunu gösterir. Yalnız “mütevatir hadiste” olduğu gibi kesinkes bir kanaatten söz edilemez. Bu yüzden çoğunluk, itikadî konuların ancak Kur`ân ve mütevatir hadis ile sabit olacağını kabul eder. Sahih hadisin dereceleri şunlardır: -Buhari ve Müslim’in kitaplarına aldıkları hadisler. (Formülü: B+,M+), -Buhari’nin yalnız başına rivayet ettiği hadisler. (B+), -Müslim’in yalnız başına rivayet ettiği hadisler. (M+), -Kitaplarına almamış da olsalar Buhari ve Müslim’in şartlarına uygun olan hadisler.(B/,M/), -Yalnızca Buhari’nin şartlarına uygun olan hadisler.(B/), -Yalnızca Müslim’in şartlarına uygun olan hadisler.(M/), -Buhari ve Müslim dışındaki hadis mütahassılarının sahih dedikleri hadisler.(Diğerleri/).

IV-A-1- Sahih Li Zâtihî: Mutlak olarak sahih hadis denince bu anlaşılır. I

V-A-2- Sahih Li Ğayrihî: Sıhhat şartlarını en üst seviyede taşımamasına rağmen, kendisini sahih derecesine çıkaracak bir başka rivayet (“âdıd”) bulunan hadistir. “Sahil lâ li zâtihî” de denir.

IV-B- HASEN HADİS:Zabtı biraz gevşek olan ravilerin muttasıl senedle rivayet ettikleri şâzz ve muallel olmayan hadistir. Sahihten farkı, râvîsinin zabtının mükemmel olmayışıdır. İttifakla ihticac ve amel bakımından makbuldür.

IV-B-1- Hasen Li Zâtihî: Mutlak olarak hasen hadis denince bu anlaşılır. Lafzı benzer bir başka hadis (“mütabi`”) ile takviye olunursa, Sahih Li Ğayrihi derecesine yükselir.

IV-B-2- Hasen Li Ğayrihî: Yalancılıkla itham edilmemiş ve çok hata yapacak kadar dalgın olmayan “ve fakat ehliyeti açıkça anlaşılamayan (“mestûr”) bir râvîsi bulunan hadis” lafız veya mana yönünden başka rivayetlerle desteklenirse bu adı alır. Kısaca: “Âdıd ile hasen mertebesine çıkan hadistir.” Zayıf hadise çok yakındır, zayıftan farkı onu destekleyen bir veya birkaç rivayetin olmasıdır. Çoğunlukla başka hadisleri desteklemek (“i`tibar”) için kullanılır.

IV-B-EK- Hasen-Sahih: 1- Birkaç senedi olan ve Sahihlik derecesine ulaşan hadis. 2- Bir tarikten Hasen bir tarikten Sahih hadis. Hasen-Garîb: Gariblik hem sened hem de metinde olur da bir tek senedle rivayet edilmiş olursa ve manasını takviye eden başka deliller bulununca onu “hasen li zatihi” kabul ettiğini göstermek için Tirmîzi bu adı verir.

IV-C- ZAYIF HADİS: Sahih ve Hasen hadis şartlarını taşımayan hadistir. Sahih ve Hasen hadis şartlarından herhangi biri eksik olursa hadis zayıf demektir. Birden fazla şart noksan olursa zayıflık daha şiddetli olur. Böylece zayıf hadisin dereceleri de farklılık arzeder. Bu yüzden çeşitleri hakkında 49`dan 510`a kadar değişen rakamlar verilmiştir. Tirmizî`ye gelinceye kadar hadisler “sahih” ve “sakîm (zayıf)” diye ikiye ayrılırdı. Zayıf hadisler de “metrûk” ve “ğayr-i metrûk” olarak ikiye ayrılıyordu. Tirmizî`den sonra sahih ile zayıf arasına bir de “hasen” çeşidi girdi. Böylece “Ğayri metrûk zayıf” hadisler “hasen” terimiyle zayıflar arasından ayrılmış oldu. O halde Tirmizî`den önce yaşamış bir muhaddisin dilindeki “zayıf hadis” teriminin “hasen hadisleri” de içine aldığı dikkatten uzak tutulmamalıdır. Zayıf hadisle amel konusunda üç ayrı görüş vardır. -Asla amel olunmaz, – Mutlak olarak amel olunur, -Amellerin faziletleri konusunda özel şartlarına bağlı olarak amel olunur. Zayıf hadisi belli kısımlara ayırıp, belli şartlarla amel etmek görüşü orta ve doğru bir yoldur.Hadiste zayıflık genelde iki sebepten kaynaklanır:

IV-C-1- Seneddeki İnkita Sebebiyle Zayıf Hadis ve Çeşitleri: Senedden en azından bir ravinin düşmesi demektir. Böyle bir inkita` varsa, seneddeki bütün raviler sika olsalar bile, sırf bu inkıta` metnin reddini gerektirir.

IV-C-1-a- MÜRSEL HADİS: Tabiî`nin sahabiyi atlayarak Resulullah’a izafe ettiği hadistir. Muhaddis, fakîh ve usulcülerin çoğuna göre delil olmaz, ihticac yapılmaz, zayıftır. Ebu Hânife ve İmam Malik sikanın mürselini sahih ve hüccet sayar. Bir de sahabenin bir başka sahabiden duyduğu hadisi Resulullah`dan rivayet etmesi vardır ki buna “sahabi mürseli” denir. “Sahabi mürseli sahihtir” hükmünde ittifak vardır. Senedde atlanan kişi her zaman kolayca anlaşılmayabilir. İşin ehli olanların farkedebileceği bu tür irsâle, “irsâl-i hafî”, böylesi hadise de “mürselü-l-hafiy” denir.

IV-C-1-b- MUNKATI` HADİS: 1- Senedi muttasıl olmayan hadistir. 2- Senedin herhangi bir yerinden bir râvînin veya “farklı yerlerinden” “peşpeşe olmamak şartıyla” birden fazla râvînin düştüğü hadistir. 3- Müteahhirun, “etbâ`ut tâbiîn”in “tabiî”yi atlayarak sahabiden naklettiği hadise munkatı` demiştir. 4- Senedinde müphem bir kişinin zikredildiği hadise de munkatı` diyenler olmuştur. Munkatı`, mürsel`den daha zayıftır.

IV-C-1-c- MU`DAL HADİS: Senedin herhangi bir yerinden “peşpeşe” “iki veya daha çok” râvînin düştüğü hadistir. Merfu hadisi, sahabi ve Resulullah`ı zikretmeyerek tabiîn`den birinin sözüymüş gibi nakletmek de hadisi mu`dal kılar. Mu`dal, munkatı` dan daha zayıftır.

IV-C-1-d- MUALLAK HADİS: Senedin baş tarafından bir veya birkaç râvî ya da müntehasına kadar senedin bütünüyle hazfolunduğu hadistir. Ta`lik aslında bir rivayet kusurudur. Sahihayn`daki 1300 küsür ta`likin Buhari`ye göre sahih oldukları kabul edilmektedir.

IV-C-1-e- MÜDELLES HADİS: Tedlis, senede dahil bir râvînin ismini atlayarak, orada öyle biri yokmuş izlenimini verecek şekilde senedi söylemek demektir. (Lugatte malın ayıbını müşteriden gizlemek demektir.) Tedlis yapan râvîye “müdellis”, senedden düşürülen râvîye “müdellesün anh”, tedlis ile rivayet edilen hadise de “müdelles hadis” denir. Tedlis üç çeşittir: 1- İsnad Tedlisi: Râvînin görüşmediği veya görüştüğü halde hadis almadığı çağdaşı bir kişiden işitmiş gibi “kâle fülân” veya “an fülân” diyerek hadisi rivayet etmesidir. (Râvînin görüşmediği çağdaşından yaptığı rivayete “mürsel-i hafî” de denir.) 2- Şuyûh Tedlisi: Râvînin hocasını bilinmeyen bir isim, sıfat veya künye ile zikretmesidir. 3- Tesviye Tedlisi: Sika râvîler arasındaki zayıf bir râvîyi atlayarak, hep sikadan gelmiş intibaını verecek şekilde hadisin rivayet edilmesidir.

IV-C-2- Râvîdeki Cerhi Gerektiren Hallere Göre Zayıf Hadis ve Çeşitleri: “Metain-i `Aşere” denilen râvîleri tenkid noktalarından birinin veya birkaçının râvîsinde bulunması sebebiyle zayıf kabul edilen hadisler bu türe girer ki on çeşittir:

IV-C-2-a- MEVZU` HADİS: Resûlullah`ın adına yalan uydurmak (kizb) ile cerhedilmiş râvînin rivayetine denir. Buna “hadis diye uydurulmuş söz” demek daha doğru olur.

IV-C-2-b- METRÛK HADİS: Yalancılıkla itham edilmiş (“ittihamur`ravî bilkizb”, “töhmet-i kizb”) bir râvînin rivayetinde yalnız kaldığı (“teferrüd ettiği”) hadistir ki “matrûh hadis” de denilir. Şöyle de tarif edilmiştir: Hiçbir sikanın rivayetine muhalif olmaksızın kizb, kesret-i galat, fısk ve gaflet gibi cerh noktalarından biri ile itham edilen râvînin “yalnız başına rivayet ettiği” hadistir.

IV-C-2-c- MÜNKER HADİS: Çeşitli tanımları vardır: 1- Zayıf bir râvînin sika bir râvîye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. 2- Sika olsun olmasın râvîsi tek kalan hadistir. 3- Sikanın hadisin tamamında teferrüdü. 4- Sikanın hadisin bir kısmında teferrüdü. 5- Bir hadisin senedinde iki zayıf râvînin bulunması ve başka senedinin de bulunmaması. 6- Senedinde tanınmayan (lâ yu`raf) bir râvînin bulunduğu hadis. 7- Kesretü`l ğalat, fartu`l ğafle ve fısk gibi tan noktalarıyla tenkid edilmiş râvîlerin rivayetlerine de münker denilir.

IV-C-2-d- MU`ALLEL HADİS: Görünürde sahih olmakla beraber, bu sıhhati yok edebilecek gizli bir illet taşıyan hadisdir ki “ma`lûl” de denir. Hadisin illetini bulan muhaddise mu`allil denir. “Mürsel veya munkatı` hadisi mevsûl olarak”, “bir hadisi başka bir hadisin içine katarak”, “mevsûl olanı mürsel olarak”, “merfû`u mevkûf olarak”, “sika yerine zayıf râvî zikrederek” rivayet gibi cerhe sebep olan hatalara “vehim” denilmektedir. Bu tür hatalarla rivayet edilmiş olan hadise de muallel denir.

IV-C-2-e- MÜDREC HADİS: Hadisten olmayan bir sözün, hadise bitişik olarak zikredilmesine “idrac”, bu durumdaki hadise de müdrec denir. Bu, Resulullah`ın sözüne herhangi bir râvînin sözünün karışması demektir. Şu durum da bir çeşit idrac sayılmıştır: Muhalefetü`s-Sikât, yani zayıfın sikaya, sikanın da daha sika olana muhalif rivayette bulunması. Müdrec vaki olduğu yere göre iki kısma ayrılır: 1- Müdrecü`l İsnad: Sika ravilere muhalefetin senedin akışını bozmak suretiyle gerçekleşmiş olması. Dört şekilde olur. 2- Hadise ait olmayan bir sözün hadisin metnine katılmış olmasıdır. Metnin baş, orta veya sonunda olabilir.

IV-C-2-f- MAKLÛB HADİS: Senedindeki bazı râvî isimleri ya da metnindeki bazı kelimeler takdîm veya te`hire uğramış hadistir. Hadisdeki takdim veya te`hîr hükmü de etkileyecek derecede ise maklûb`un bu türüne “ma`kus” denmiştir. Bir râvînin rivayeti olarak meşhur olmuş bir hadisi, hem ğarib hem de merğûb göstermek için o râvî yerine aynı tabakadan bir başka râvî ikame ederek yapılan rivayete de “mesruk” denir. İki metnin senedlerini değiştirme şeklindeki kalb`e “kalb-i mürekkeb” denmiştir. Sikat`ın zikretmediği bir râvînin sened arasında yanlışlıkla zikredilmesine “mezîd fî muttasılı`l-esânîd” denir.

IV-C-2-g- MUZTARİB HADİS: Birden çok rivayeti bulunduğu halde rivayetlerinin birini diğerine tercih edecek sebep bulunmayan hadislerdir. Kısaca: “İki muhtelif surette rivayet edilen hadis” diye de tarif edilir. Iztırab daha çok isnadda, bazen de metinde olur. İsnadda olan, senedlerin mütehalif olmasından; metindeki ise yine o metin hakkıdaki rivayetlerin mütehalif olmasından ve bunların cem` ve te`lifinin mümkün olmamasından doğar. Tercih sebebi bulunursa ıztırab kalmaz. Tercih edilene “mahfuz” ve “ma`ruf” mercûh`a da “şâz” ve “münker” denir.

IV-C-2-h- ŞÂZ HADİS: İnfirâd ve muhalefetü`s-sikât noktalarından tanımları yapılmıştır: 1- Sika bir râvînin mütabiî olmaksızın tek başına (münferiden) rivayet ettiği hadistir. 2- Sika bir râvînin diğer sika râvîlere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. 3- Sika bir râvînin daha sika ravilere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Daha sika olan râvînin rivayetine “mahfuz” denir. Demek ki bu tarifte şâz ile mahfuz birbirinin zıddıdır. 4- Sika bir ravinin diğer sika ravilere -sened veya metinde ziyade veya noksanlıkta bulunmak suretiyle- muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Bu tarifte şâz, münker hadisin bir türü ile birleşmektedir. Buradan hareketle şâz hadise münker ve merdûd da denilmiştir. Şu nokta unutulmamalıdır: Hadisin şâz kabul edilmesi için infirad ve muhalefetin ikisinin birden bulunması gerekir.

IV-C-2-ı- MUSAHHAF HADİS: Kelimesi nokta değişikliğine uğramış hadistir. Bu duruma da tashîf denir. (Sitten kelimesi yerine şey`en denmesi gibi.)

IV-C-2-i- MUHARREF HADİS: Kelimesi hareke değişikliğine uğramış hadistir. Bu duruma da tahrîf denir. (Remâ ebî yerine Remâ Übey denmesi gibi.) (Beşîr kelimesinin Büseyr diye rivayet edilmesi hem tashîf hem tahrîftir.)

V- TEÂRUZ AÇISINDAN:

V-A- MUHKEM HADİS: Muârazadan sâlim olan makbul hadistir. Hükmüyle amel gerekir.

V-B- MUHTELİF HADİS: Makbul bir hadisin muâraza ettiği makbul hadistir.

 

9

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-10

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  290 Kez Okundu

AHKÂM-I HAMSE:Beş hüküm anlamına gelen “ahkâm-ı hamse”; vacip, mendup, mubah, mekruh ve haram’dan oluşan teklifi hükümlere denir.
AKSÂMÜ’L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın yeminleri anlamına gelen aksâmü’l-Kur’ân, Kur’ân’da geçen yeminleri konu edinen tefsîr usulünde bir bilim dalıdır.
AMEL-İ KALİL:Az iş demektir. Namaz kılan bir kimsenin, namaz içinde yapılması uygun olmayan ancak amel-i kesir düzeyine ulaşmayan bir davranışta bulunmasına amel-i kalil denir
AMEL-İ KESÎR:Çok iş demektir. Namazı bozan davranışlardan biridir
ATVÂR-I SEB’A:Kelime olarak “yedi tavır” anlamına gelen atvâr-ı seb’a, bir tasavvuf terimi olarak nefsin; emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziye, marziyye ve kâmileden ibaret yedi tavrı anlamında kullanılmaktadır.
BEYTÜ’L-İZZE: İzzet evi anlamına gelen beytü’l-izze, Kur’ân’ın bir bütün halinde indirildiği dünya semasında (yere en yakın gökte) bulunan yerin adıdır.
BEYTÜ’L-MA’MÛR:Sözlükte “îmâr edilmiş ev” anlamına gelen el-beytü’l-ma’mûr; yedinci semada melekler için inşa edilmiş, bir geleni bir daha gelmemek üzere her gün yetmiş bin meleğin ziyaret edip ibâdet ettiği bir mabeddir (Buhârî, Bed’ül-Hak, 6; Müslim, Îmân, 259; Nesâî, Salat, 1; Ahmed, III,149).
BURHAN-I İNNÎ :Eserden müessire ya da hadiselerden kanuna doğru götüren delildir. (Tüme varım) Mümkün olan bu âlemin Yaratıcısına; dumanın ise ateşe delil olması gibi. BURHAN-I LİMMÎ:Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delildir. (Tümden gelim) Ateşin dumana delil olması gibi. Zira ateş olunca dumanın çıkması beklenir.
BURHAN-I TEMÂNU’:Temânu’ sözlükte “bir şeyi birinden men etmek ya da onun yapmaması için mücadele etmek” demektir. Kelam ilminde, Yüce Allâh’ın birliğini ispat vasıtalarından biri olan burhan-ı temânu’, kâinatta birden fazla yaratıcı olması halinde nizamın bozulacağı esasına dayanan bir delildir.
CEBRİYYE:Sözlükte “bir şeyi ıslah etmek, düzeltmek ve birine zor kullanarak iş yaptırmak” anlamlarındaki c-b-r kökünden türeyen cebriyye itikadî bir ekolün adıdır. İnsanların kendilerine has bir iradeye sahip olmadıklarını, zihnî ve amelî bütün fiillerinin ilâhî gücün zorlayıcı tesiriyle meydana geldiğini savunan grupların ortak adıdır. İnsanın bütün davranışlarını Allah’ın iradesine bağlayan ve beşerî iradeyi inkâr eden bu ekolün ilk kurucusu Cehm ibn Safvân’dır. Kurucusuna nispetle bu fırkaya Cehmiyye de denilmiştir.
CEHMİYYE:İslâm toplumunda ilk ortaya çıkan itikâdî ekollerden biridir.
CEM’U'L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın toplanması, mushaf hâline getirilmesi demektir
CEM’U'S-SALÂTEYN :Fıkıh dilinde “iki namazı birleştirmek” anlamına gelen bu tâbir; öğle ile ikindi namazlarının öğle veya ikinde vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının akşam veya yatsı vaktinde birlikte kılınmasını ifâde eder.
CERH VE TA’DÎL :Sözlükte “yaralamak, ta’n etmek” anlamlarına gelen cerh, terim olarak, hadis râvisinin, adalet ve zabt yönlerinden sahip olduğu kusurlu vasıfları dolayısıyla tenkid edilip reddedilmesidir. Cerh edilen râviye mecrûh denir. Mecrûh bir râvinin hadisi zayıf sayılır.Tezkiye etmek, bir kimsenin adaletli olduğunun açıklanması anlamına gelen ta’dil ise, hadis ıstılahında, râvinin âdil ve zâbıt olduğuna karar verilerek, rivâyetlerinin sahih olduğunu bildirilmesidir.
CİZVİTLER:Onaltıncı asırda reform ve felsefî reaksiyon hareketlerini yaşayan Avrupa’da Katolik mezhebi içinde; Hristiyanlığa (aslında Katolikliğe) yeni bir dinamizm kazandırmak için oluşturulan yeni bir Hristiyan tarikatıdır. Cizvitler, özellikle dışa dönük bir çalışma yöntemi izlemişler; yeni ülkelere yönelerek başka toplumları Hristiyanlığa dâvet için örgütlenmişlerdir.
DAHVE-İ KÜBRÂ:Kaba kuşluk vaktini ifade etmek için kullanılan bir tabirdir. Buna dahve de denir. Oruç müddetinin yarısı, öğleden bir saat önceki vakte dahve-i kübra denir.
DAHVE-İ SUĞRÂ:Güneşin doğduktan sonra 5º (bir mızrak boyu) yükselmesinden itibaren başlayan zaman, işrak vakti anlamına gelmektedir.
 

EİMME-İ ERBAA:Dört imam anlamına gelen bu tamlama, dört büyük fıkıh mezhebinin kurucuları olan İmam-ı Azâm Ebû Hanîfe, İmam Malik b. Enes, İmam Muhammed b. İdris eş-Şafiî ve İmam Ahmet b. Hanbel için kullanılmaktadır. Bu tabirin ne zaman çıktığı bilinmemekle birlikte, terkibin yerleşmesinden sonra yazılan fıkıh kitaplarında, isimleri geçen imamlardan topluca bahsederken eimme-i erbaa tabiri kullanılmıştır.
EİMME-İ SELÂSE:Üç imam anlamına gelen bir terkiptir. Hanefî fıkıh kitaplarında, Ebû Hanife ile talebeleri Ebû Yûsuf ve Muhammed için eimme-i selâse tabiri kullanılmaktadır. Ayrıca fıkıh kitaplarında, mezhep imamlarının görüşleri sıralanırken, dört fıkıh mezhebinin kurucularından üçünün görüş birliğinde olup birinin diğerlerinden farklı görüşte olması halinde, muhalefet edenin ismi açıkça zikredilmekte, diğerleri için de eimme-i selâse tabiri kullanılmaktadır
EİMME-İ SİTTE:Hadiste kütübü sitte denen, altı meşhur hadis mecmuasının yazarlarına verilen isimdir. Kütübü sitte yazarları meşhur isimleriyle şunlardır: Buhârî (ö. 256 / 869), Müslim (ö. 216 / 831), Ebû Dâvûd (ö. 275 / 888), Nesâî (ö. 303 / 915), Tirmizî (ö. 279 / 892) ve İbn Mâce (ö. 273 / 886). 
EKÂNİM-İ SELÂSE:Uknum kelimesinin çoğulu olup, sözlükte “asıl, esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise, Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba, oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir. Bu üç esas (ekânîm-i selâse) şöyle açıklanmaktadır; Allah Teala’dan ibaret olan zat (baba), İsa’dan ibaret olan ilim (oğul) ve Meryem’den ibaret bulunan hayat (zevce) dir.
FEVÂTİHU’S-SÜVER :Sûrelerin başlangıçları demektir. “El-hamdü’lillah” (her türlü övgü Allah’a aittir) ve “Sübhânellah” (Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim) gibi 14 sûre Allah’ı övme ile; 29 sûre “sâd” ve “nûn” gibi hece harfi ile; 11 sûre, “yâ eyyühâ’nnâsü” (ey insanlar!) gibi nida ile; “kad eflaha’l-mü’minûn” (mü’minler kurtuluşa ermiştir) gibi 21 sûre haber cümlesiyle; “ve’l-asri” (asra andolsun) gibi 17 sûre yeminle; “izâcâe nasrullahi” (Allah’ın yardımı geldiği zaman) gibi 7 sûre şart cümlesiyle; “kulhüvallâhü ehad” (de ki Allah tektir) gibi 6 sûre emir ile; “‘amme yetesâelûn” (neden soruyorlar) gibi 6 sûre soru ile, “tebbet yedâ ebî leheb” (Ebû Leheb’in eli kurusun) gibi 3 sûre dilek ile ve Kureyş sûresi illet bildirme ile başlamaktadır. 

FEY’ (Fey’-i Zevâl):Sözlükte “gölge, zevalden sonraki gölge, geri dönmek, şekil değiştirmek” anlamlarına gelen fey’, bir fıkıh kavramı olarak, İslâm tarihinde gayrimüslimlerden alınan haraç, cizye, ticârî mal vergisi ve diğer bazı gelirleri ifade eder.
FIKHU’R-RÂVÎ:Hadis ilmiyle meşgul olan kimsenin, rivâyetin şartlarını, hakikatını, çeşitlerini, hükümlerini (değerlerini), râvîlerin durumlarını ve şartlarını, rivâyet edilen metinlerin çeşitlerini gereken şekilde bilmesine; ve bu bilgiye dayanarak hadislerin zayıflarını sahihlerinden ayırabilmesine fıkhu’r-râvî denir.
FUKAHÂ-İ SEB’A :Tabiîn döneminde, Medine’de şöhret kazanan yedi fakih için kullanılan bir tabirdir. Bu fakihlerden altısı; Urve b. Zübeyr, Saîd b. Müseyyeb, Ubeydullah b. Abdullah, Harice b. Zeyd, Süleyman b. Yesar ve Kasım b. Muhammed’dir. Yedincisi ise ihtilaflı olup, Ebû Bekir b. Abdurrahman, Ebû Seleme b. Abdurrahman veya Sâlim b. Abdullah isimli fakihlerden biridir.
GAYR-İ İLAHÎ VAHİY :İlâhî olmayan, cin ve insanlar arasında cereyan eden vahye denir. Zekeriya (a.s.)’ın kavmine vahyi gibi (Meryem, 19/11), bu vahiy, imâ ve işâret etmek anlamındadır. Şeytanın şeytana vahyi gibi (En’âm, 6/121); bu vahiy, fısıldamak ve gizli konuşmak anlamındadır.

GAZVE:Sözlükte “istemek, arzu etmek, kastetmek, niyetlenmek, düşmanla savaşmak” anlamlarındaki “gazv” kökünden türeyen gazve (çoğulu gazavât); akın, saldırı, din uğruna yapılan savaş demektir. İslâmî bir kavram olarak ise, Hz. Peygamber’in bizzat sevk ve idare ettiği savaşlar anlamında kullanılmaktadır. Asker sayısı az veya çok olsun, savaş ya da başka bir amaçla hareket edilsin, çarpışma meydana gelsin veya gelmesin Hz. Peygamber’in bütün seferlerine gazve, bir sahâbinin komutasında gönderdiği askeri birliklere de seriyye adı verilmektedir. İslâm Tarihi kaynaklarında yirmi yedi kadar gazveden söz edilir. Bedir ve Uhud savaşları bu gazveler arasında yer alır.
GURRE:Sözlükte “atın alnındaki beyazlık, bir şeyin başlangıcı ve göze ilk çarpan kısmı, bir şeyin en iyisi, en değerlisi, yüzdeki güzellik ve parlaklık” anlamlarına gelen gurre, bir fıkıh terimi olarak, düşürülen ceninden dolayı verilmesi gereken malî tazmînatı ifade eder.
HÂCİYYÂT :Muteber maslahatlardan ikinci mertebeyi teşkil eden maslahatlardır.
HAVAİC-İ ASLİYYE:Havâic kelimesi sözlükte “kendisine ihtiyaç duyulan şeyler” anlamına gelmektedir. Havâic-i asliyye ise, temel ihtiyaçlar demektir. Bir fıkıh terimi olarak zekata tabi olmayan temel ihtiyaç maddeleri manasına gelmektedir

HAVELÂN-İ HAVL:Sözlükte havelân kelimesi dönmek, dolaşmak ve değişmek; havl kelimesi de, yıl anlamına gelmektedir. Buna göre havelân-i havl, “bir senenin geçmesi” demektir. Bu kavram, fıkıhta zekatın şartları arasında yer almaktadır. Zekâtı verilecek bir malın üzerinden bir kamerî yılın geçmesi gerekir.
HUSUN VE KUBUH:Sözlükte “güzel ve çirkin, iyi ve kötü” anlamlarına gelen, husun ve kubuh tabiri, dünyada övgü ve yergiyi, âhirette de mükafaat ve cezayı gerektiren şey demektir. Kelam ilminde “husun ve kubuh” beş farklı şekilde tanımlanmıştır:
1- Maksada uygun olana husun, olmayana kubuh denir. Adaletin husun, zulmün kubuh olması gibi.
2- Tabiatı mülayim olana husun, olmayana kubuh denir.
3- Kemal sıfatı olana husun, kusurlu ve eksik olana kubuh denir. İlmin güzel, cehaletin çirkin oluşu gibi.
4- Medh ve senâya değer olana husun, kötülenmeyi ve yerilmeyi gerektirene kubuh denir. Cömertliğin güzel, cimriliğin çirkin oluşu gibi.
5- Allah’ın medhine ve mükafatına konu olan şey husun, kötülemesine ve azabına vesile olan şey ise kubuhtur. İlk dört manada güzelliğin ve çirkinliğin (hüsn ve kübhün) aklî olduğu konusunda İslâm âlimleri arasında ihtilaf yoktur. İhtilaf sadece beşinci manadaki güzelliğin ve çirkinliğin şer’î veya aklî olması konusundadır.
Mu’tezile bir şeyin iyi (husn) veya kötü (kubh) olduğunun aklen bilinmesi gerektiğini savunur. Eş’arîlere göre, husun ve kubuh akıl ile anlaşılamaz; bir şey Allâh emrettiği için iyi, yasakladığı için de kötüdür. Maturîdî bilginlere göre, eşyada husun ve kubuh vardır. Allâh, iyi olanı emreder, kötü olanı da yasaklar. Dolayısıyla husun ve kubuh akıl ile de bilinebilir

HUTBE:Sözlükte “bir topluluk karşısında yapılan konuşma” anlamına gelen hutbe, dinî bir kavram olarak, Cuma ve bayram namazlarında, genel olarak, Allâh’a hamd, Rasûlüne salât ve Müslümanlar’a nasihatten oluşan konuşmayı ifade eder.
Hutbe Cuma namazının sıhhat şartlarındandır. Bayram namazlarında ise sünnettir. Hutbe, Cuma namazından önce, bayram namazlarında ise, namazdan sonra okunur. İki hutbeden oluşur. Hanefîlere göre hutbenin rüknü, Allâh’ı zikirden ibarettir. Allâh’ı hamd, tesbih veya tekbir getirmekle hutbenin farzı yerine getirilmiş olur; ancak sünnet terk edildiğinden mekruhtur.
Hutbe, bir mekânda toplanmış mü’minlerin, başta dinî konular olmak üzere, onların hayatlarını kolaylaştıracak, ilişkilerini uyumlu ve düzenli bir hale getirecek her konuda aydınlatılması için bir vesiledir. Hz. Peygamber’in uygulamaları da bu yöndedir.
Hutbenin sahih olması için, Cuma vaktinde, namazdan önce okunması, hutbe niyetiyle, cemaat huzurunda okunması, hutbe ile namazın arası, yemek, içmek gibi namaz ile bağdaşmayan bir işle ayrılmaması gerekir. Hutbenin cemaat huzurunda okunması şartının gerçekleşmesi için, Hanefî mezhebine göre, kendisiyle Cuma sahih olan en az bir kişinin bulunması yeterlidir.
ISTISHÂB:Sözlükte “birlikte olmak, ayrılmamak, beraberliğin devamını istemek” anlamlarına gelen ıstıshâb, fıkıh usulünde, değiştiğine dair bir delil bulunmadıkça, geçmişte sabit olan bir durumun varlığını koruduğuna hükmetmek demektir.

İBADİYYE :Haricîlerin günümüzde yaşayan bir kolu olup, kurucusu Abdullah ibn İbâd el-Murri et-Temîmî`ye nispetle İbâdiyye adını almıştır.
KISASU’L-KUR’ÂN:Kur’ân kıssaları, hayat öyküleri demektir. Kur’ân’da geçmiş peygamberlere ve milletlere dair kıssalar vardır. Kur’ân kıssalarının amacı, tarihi olayları anlatmak değil, insanlara ibret dersi vermektir.
KÜTÜB-İ SİTTE:Hz. Peygamber’in hadislerini toplayan meşhur eserlerden altısına verilen isimdir. Kütüb-i Sitte diye anılan bu eserler şunlardır: Buhârî (ö. 256/869) ve Müslim (ö. 216/831)’in el-Câmi’u's-Sahih’i, Ebû Dâvûd (ö. 275/888), Nesâî (ö. 303/915), Tirmizî (ö. 279/892) ve İbn Mâce (V. 273/886)’ nin es-Sünen’leri. KÜTÜB-İ TİS’A:Kütüb-i Sitte’ye üç eser ilavesiyle anılan meşhur dokuz hadis mecmuasına verilen isimdir. İlave edilen eserler; Dârimî (ö. 255/868)’nin es-Sünen’i, İmam Mâlik (ö. 179/795)’in Muvatta’ı, Ahmed ibn Hanbel (ö. 241/855)’in el-Müsnedi’dir.
KIRÂAT-İ SEB’A:Yedi kıraat, Kur’ân’ın 7 farklı okunuşu demektir. 
KİRÂAT-İ AŞERE:On kıraat, Kur’ân’ın 10 farklı okunuşu demektir.
KONULU TEFSÎR :Kur’ân’ı, konu konu, kavram kavram ele alıp tefsîr etmektir. Buna “edebî metot” da denir.
LAĞV YEMİNİ :Sözü kuvvetlendirme amacı taşımayan, kasıtsız olarak edilen yemin anlamına gelir.
LÂHİK :Sözlükte “birinin ardından yetişmek, tâbi olmak; birinci meyveden sonra gelen ikinci meyve” gibi anlamlara gelen lâhik, namaza imam ile başlayıp, namaz esnasında başına gelen bir durum sebebiyle namaza ara vermek zorunda kalan ve bu sebeple namazın bir kısmını imam ile birlikte kılamayan kimse demektir.
MAHÂRİCİ HURÛF:Harflerin çıkış yerleri demektir. Harflerin çıkış yerleri, boğaz, dil ve dudaklar ile boğaz boşluğu ve genizdir.

MEGÂZÎ:Hz. Peygamber’in savaşlarını konu edinen bir disiplin (ilim dalının) adıdır. Konuyla ilgili literatür daha çok, siyer ve megâzî başlığı altında toplanmıştır. Megâzî ile ilgili müstakil kitaplar olduğu gibi, hadis kitaplarında, bu konuyla ilgili müstakil bölümler de vardır.
MEVLE’L-MUVÂLÂT :Kelime anlamıyla “yardımlaşma sözleşmesi” demek olan mevle’l-muvâlât, fıkıhta, bir gayrimüslimin îmân ederek, bir Müslümanla, ihtiyaç olursa Müslüman’ın diyet borcunu ödemesi, buna karşılık kendisine mirasçı olması üzerine yapılan bir anlaşmadır.
MU’TEZİLE:Sözlükte “ayrılmak, uzaklaşmak ve bir tarafa çekilmek” manasına gelen Mu’tezile, itikadî İslâm mezheplerinden birinin adıdır. Kurucusu Vâsıl İbn Ata’dır. Vâsıl büyük günah meselesinde hocası Hasan Basrî ile aynı görüşü paylaşmadığından, arkadaşlarıyla birlikte O’nun meclisini terketmişler, bu yüzden, “ayrılanlar ve yan cizenler” anlamında Mu’tezile denmiştir. Kendilerini ehl-i adl ve ehl-i tevhîd diye isimlendiren Mu’tezile, kaderi ve Allah’ın sıfatlarını reddettikleri için Kaderiyye ve Muattıla isimleriyle de anılmıştır.
MÜTEAHHİRÛN :Sözlükte “geri kalan, geciken ve sonradan gelenler” anlamlarına gelen müteahhirûn, terim olarak, son dönemlerde yaşayan ve ilme hizmet eden kimseler demektir. Bu kavram, genelde Kelâm ilminde Gazzali’den sonraki, Hanefî fıkhında Kerhî’den sonraki dönemi ve bu dönemde gelen bilim adamlarını ifade etmek için kullanılmaktadır.
MÜTÛNU ERBA’A:Kelime anlamı itibarıyla dört metin demek olan mütûnu erba’a, Hanefî fıkhında muteber kaynak olarak kabul edilen, özet halindeki dört kitaba verilen addır. Bunlar Ebû’l-Berekât Nesefî’nin Kenzü’d-Dekâik; Ebû’l-Fadl Abdullah ibn Mahmûd el-Mevsılî’nin Muhtâr; Tâcu’ş-Şerîa Mahmûd’un Vikâye; Ahmed ibn Saâtî’nin Mecma’ adlı eserleridir. Bu eserlerin pek çok şerhi yapılmıştır.
NÂDİRU’R-RİVÂYE:Kelime olarak rivâyetin az olanı anlamına gelen nâdiru’r-rivâye, Hanefîlerden İmam Muhammed ibn el-Hasen eş-Şeybânî’nin yazdığı eserlerden bir bölümüne verilen özel bir isimder.
İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin talebelerinden biri olan İmam Muhammed, Hanefî mezhebinde çok sayıda eser vermiştir. Bu nedenle kendisine, Hanefî mezhebinin nâkili denilmiştir. İmam Muhammed’in tevâtür veya şöhret derecesinde nakledilen eserlerine zâhiru’r-rivâye denilmiştir. Bunlar kadar sağlam olmayan bir rivâyet yoluyla nakledilen eserlerine ise, nâdiru’r-rivâye denilmektedir. Bu şekilde rivâyet edilen kitaplar arasında; Rakka kadısı iken, kendisine sorulan meselelerle ilgili yazmış olduğu er-Rakkiyyât, el-Keysânî’nin rivâyet ettiği el-Keysâniyyât, el-Curcâniyyât, el-Hârûniyyât, el-Hiyel ve’l-Meâric zikredilebilir.

ORTODOKS:Kilisenin kararlarına bağlı, batıl inançlara karşı, doğru inancı benimseyen muhafazakâr kimselerin oluşturduğu Hristiyanlığın üç büyük mezhebinden birisidir. Yunanca “doğru inanç üzerinde olanlar” şeklinde vasıflandırılan bu dinî topluluk, Doğu Kilisesinin öğretisini benimsemiştir.
Ortodoks kilisesi, İsâ inancının ana geleneğinin gerçek prensiplerini ilk yedi genel kurultayda temellendirmiştir. Bunlar; İznik (325), İstanbul (381), Efes (431,) Kadıköy (451), II. İstanbul (553), III. İstanbul (680) ile II. İznik (768) kurultayları olup, teslis akidesi başta olmak üzere İsâ’nın kişiliği, öğretileri, resim ve heykeline varıncaya kadar tartışmalar yapılmış ve kararlar alınmıştır. Ortodoksluk için Doğu ve Ortadoğu’da en önemli kiliseler, İstanbul, İskenderiye, Antakya ve Kudüs’te bulunmaktadır. Tarih boyunca Ortodoks Kilisesi, Doğu Roma veya Bizans kilisesi olarak varlığını sürdürmüştür. Benimsediği en yüksek yetki mercii, kilise çevrelerinin bütünüyle temsil edildiği genel kurultaylardır. Ortodokslar, Papa’yı baş gözetmen olarak kabul etmekle birlikte, piskoposlar kurulunda eşitlik ilkesini benimseyerek Papa’nın üstün ve evrensel karar yetkisini tanımazlar
PANTEİZM:Allah ile âlemi bir ve aynı, hatta Allah’ı âlemin yegane cevheri sayan düşünce akımına verilen bir isimdir.
PAPALIK:Hristiyanlığın en büyük mezhebi olan Katolikliğin başkanlığı ve bu ruhânî devletin merkezi olan Vatikan’ın devlet başkanlığı görevine tekabül eden ve Katolik Hristiyanların en büyük dinî-ruhânî liderliğini ifade eden bir terimdir. Papa, havarilerden Saint Petros’un vekili sayılır. En üst düzeydeki Kardinallerce bu göreve seçilir
PATRİKLİK:Hristiyanlıkta, Doğu Kiliselerinde o mezhebe bağlı din adamlarının en yüksek rütbesi ve temsil makamıdır. Rum Ortodoks Patriği, Ermeni Patriği, Yakubî Patriği, Türk-Ortodoks Patriği Doğu Kilisesinin belli başlı liderleridir
RİCÂLÜ’L-HADİS (Rical Kitapları):Hadisleri rivâyet eden râvîlere ricâlü’l-hadis denir. Hadis tarihinde sırf râvîlerin hayat ve durumlarını konu edinen ricâl kitapları yazılmıştır. Bu kitaplardan bazıları sika râvîleri, bazısı zayıf râvîleri, bazısı da sika ve zayıf râvileri birlikte ele alır. Tarih, tabakat, tevârih, vefeyât gibi unvanlarla yazılan hadis ricâli eserleri de vardır. Hadis ricâli alanında yazılan eserlerden bazıları şunlardır: İbn Hacer el-Askalânî’nin Tehzîbü’t-Tehzîb, Lisânü’l-Mîzân; Zehebî’nin El-Kâşif, Mîzânu’l-İ’tidâl adlı eserleri

RİVÂYET TEFSÎRİ:Rivâyet tefsîri, Kur’ân âyetlerini, âyetlerle, hadislerle ve sahabe sözleriyle açıklamak ve îzâh etmek demektir. Rivâyet tefsîrine, me’sûr ve naklî tefsîr de denir.
Rivâyet tefsîrinde en sağlıklı yol, âyetleri ve sahih hadisleri birlikte ele almak, sahih olmayan rivâyetlere ve isrâiliyâta yer vermemektedir.
Rivâyet tefsîrine En’âm sûresinin 82. âyetinde geçen “zulüm” kelimesinin âyet ve hadisle tefsîrini örnek verebiliriz. Bu âyetteki zulüm “şirk (Allah’a ortak koşmak)” anlamındadır. Buhârî, (Îmân, 23) ve Müslim’in (Îmân, 197) rivâyet ettiği sahih bir hadise göre Peygamberimiz (a.s.) bu âyetteki zulüm kelimesinin “şirk” anlamında olduğunu söylemiş ve bu anlama delil olarak “şirk büyük bir zulümdür” (Lokmân, 31/13) âyetini zikretmiştir. Söz konusu âyetteki zulüm kelimesinin şirk anlamında olduğuna bir önceki âyet de delalet etmektedir. İbn Cerir et-Taberî’nin Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyı’l-Kur’ân ve İbn Kesîr’in Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm adlı eserleri rivâyet tefsîrlerinin en meşhurlarındandır
RUHU’L-KUDÜS (Ruhu’l-Emîn):Ruh; can ve canlılık, kudüs, mukaddes, temiz ve nezih, emîn, güvenilir demektir. Ruhu’l-kudüs, mukaddes ruh; rûhu’l-emîn ise, güvenilir ruh anlamına gelir. Bu tabirlerle, vahiy meleği Cibril (a.s.) kastedilmiştir. Her iki tabir de Kur’ân-ı Kerim’de geçmiştir (Bakara, 2/87, 253; Nahl, 16/102; Şuarâ, 26/193). (bk. Cebrâîl). (İ.K.)
RU’YETULLAH:Allah’ın görülmesi demektir. İnsanların dünya gözü ile Allah’ı görmesi mümkün değildir. Çünkü göz O’nu görecek kabiliyette yaratılmamıştır: “Gözler O’nu göremez, halbuki O, gözleri görür.” (En’am, 6/103). Ahirette ise, mezhepler arasında ihtilaflar olmakla birlikte, konu ile ilgili âyet ve hadisler görülebileceğine işaret etmektedir.
SAHİB-İ TERTÎB:Tertîb sözlükte düzenli, sıralı anlamına gelmektedir. Sahib-i tertîb ise, sıra, düzen sahibi demektir. Dinî bir kavram olarak ise, üzerinde kazaya kalmış namaz borcu bulunmadığından veya kazaya kalan namazlarının toplam sıyısı beş vakti geçmediğinden, namazda sıra gözetmesi gereken kimse demektir.
Tertîb sahibi olan kimsenin günlük namazlarını kılarken veya kaza ederken namazın tertîbini bozmaması, vakitleri sırasına göre kılması gerekir. Ayrıca sahib-i tertîb olan kimse, bir farz namazı vaktinde kılamadığı zaman, önce bu namazını kaza eder, sonra vaktin namazını kılar.
Kazaya kalan namazların sayısının altı vakit veya daha fazla olması, kaza namazı kılınması halinde vaktin namazını kılacak kadar vakit bulunmaması veya kılınmayan namaz olduğunun hatırlanmaması halinde tertîbe riâyet etmek zorunlu değildir.

SAHİFELER :Genellikle Hz. Peygamber ve ashabı zamanında yazılmış olan küçük hacimli hadis kitaplarına sahife denir. Sahabeden bazılarının hadis sahifeleri vardır. Örneğin, Abdullah ibn Amr’ın, Hz. Peygamberin kendisine izin vermesinden sonra yazdığı Sâdıka isimli hadis sahifesi bunlardandır. Sahabeden Câbir ibn Abdullah, Ali ibn Ebî Tâlib, Semûre ibn Cündeb, Abdullah ibn Ömer, Enes ibn Mâlik, Sâd ibn Ubâde, Ebû Hüreyre’nin de birer hadis sahifesi vardır. Ebû Hüreyre’nin bir kısım hadislerini ihtivâ eden “es-Sahifetü’s-Sahiha”, öğrencisi Hemmam ibn Münebbih tarafından yazılmıştır.
SAHİH HADİS:Adalet ve zabt özelliklerini taşıyan râvîler tarafından muttasıl bir isnatla rivâyet edilen, şaz ve illetli olmayan hadislere denir.
SEDD-İ ZERÂYİ’ :Sedd kelimesi, kapatmak, engellemek; zerîa kelimesi ise, sebep, vesîle anlamlarına gelmektedir. Bir fıkıh terimi olarak sedd-i zerâyi’ ise, harama vesîle olan şeylerin yasak olmasını ifade eder
SÜBÛTÎ SIFATLAR:Sübûtî sıfatlar; Allah’ın hangi nitelik ve özelliklere sahip olduğunu anlatan sıfatlardır. Bunlar; hayat, ilim, semî’, basar, irade, kudret, kelam ve tekvîn olmak üzere sekiz tanedir.
SÜNENLER:Fıkıh konularına göre tertiplenmiş ahkam hadislerini içeren hadis kitaplarına denir. Sünenler genellikle merfû hadislerden oluşur. Sünen ayrıca sünnet kelimesinin de çoğuludur.
Ebû Dâvûd (ö. 275/888), Tirmizî (ö. 279/892), Nesâî (ö. 279/892), İbn Mâce (ö. 275/888), Dârimî (ö. 255/868), Beyhakî (ö. 458/1065) ve Dârakutnî’nin (ö. 358/995) sünenleri bulunmaktadır. Bunlardan, Ebû Dâvûd, Nesâî, Tirmizî ve İbn Mâce’nin sünenlerine, sünen-i erbaa denir.
SÜRYÂNİLİK :Sami ırkından Hristiyan bir topluluğun adıdır. Süryânîler, Suriyeli Aramîlerdir. Bunlar Hz. İsa’nın havarilerinden Şemnun Petrus ve Thomas’ın telkinleriyle Hristiyanlığı kabul ederek Aramîlerden ayrıldılar ve MS. 38 yılında Süryânî adı altında yeni bir mezhep kurdular. İlk Hristiyan topluluğu olmalarından dolayı kendilerine Süryani Kadîm adı verildi. İlk dini merkezleri Antakya’dır. Bugün dinî merkezleri Şam’dır. Türkiye’de Gaziantep, Midyat, Diyarbakır ve Mardin’de Süryânîler vardır. Mardin İlinin doğusunda dağın eteğinde Zaferen Manastırı (Deyru’z-Zaferan) faal durumdadır.
1782 yılında Mihayel Cevre, kurallara aykırı olarak patrik tayin edildi. Piskoposlar tarafından reddedilince Roma Kilisesi’ne katıldı. Süryanî-i Kadim Kilisesi’nden ayrılan Süryanilere ve kiliselerine papa tarafından patrik tayin edildi. Bunlara Katolik Süryâniler dendi. Katolik Süryanilerin merkezi Mardin’deki Meryem Ana Kilisesi’dir.
ŞAFİ’Î MEZHEBİ :D ört büyük fıkıh mezhebinden biri olan Şafiî Mezhebi, büyük fakih Ebû Abdullah Muhammed ibn İdrîs eş-Şâfiî’nin görüşleri etrafında oluşmuştur. Mezhep imamının yaşadığı dönem ve mezhepleşme süreci bakımından Hanefî ve Malikî mezhebinden sonra ortaya çıkmış üçüncü büyük Ehl-i Sünnet mezhebidir. Bu mezhebe mensup olan fakihlere ve bu mezhebin görüşüyle amel eden kişilere Şâfiî denir. Şâfiî mezhebi halen, Mısır, Güney Arabistan, Doğu Afrika, Doğu Anadolu’da yaygındır. Kısmen Hindistan ve Endonezya’da bulunmaktadır.
Şâfiî mezhebinin hüküm çıkarmada kullandığı kaynak ve deliller kitap, sünnet, kıyas ve icmadır. Sünnetin her çeşidini delil olarak kabul eder. Mürsel hadisleri ise bazı şartlarla delil olarak alır. Şâfiîler, istihsan ve mesâlih-i mürseleyi delil olarak almazlar. Sahabe kavlini de delil olarak kabul etmezler.

ŞER’U MEN KABLENÂ:Kelime anlamı itibariyle “bizden öncekilerin dinleri/şerîatları” anlamına gelen şer’u men kablenâ, fıkıh usulünde, fer’î delillerden biridir.
ŞÜKÜR SECDESİ :Şükür secdesi, bir nimete kavuşulması veya bir musibet geçirilmesi sebebiyle yapılan secdeye denir. Şükür secdesi şu şekilde yapılır: Abdest alınır, kıbleye dönülür, tekbir alınır ve secdeye gidilir, secdede üç defa “sübhâne Rabbiye’l'a’lâ” denir, sonra Allahü ekber denir ve ayağa kalkılır.
TAHRÎCU’L-MENÂT:Kelime anlamı itibariyle “sebebi çıkarma” anlamına gelen tahricu’l-menât, bir fıkıh usulü terimi olarak, kıyasta illet belirleme yollarından biri olup, nassla veya icma’ ile belirtilmeyen ve hüküm için illet olmaya elverişli olan niteliği tespit etmektir.
TAHKÎKU’L-MENÂT:Kelime anlamı itibariyle,”sebebi tahkik etme” anlamına gelen tahkîku’l-menât, bir fıkıh usulü terimi olarak, herhangi bir yolla illet tespit edildikten sonra, o illetin kapsamına giren uygun nitelikleri belirlemektir. Örneğin, şarabın yasak oluşunun illeti sarhoş etmesidir; diğer içeceklerde bu niteliğin bulunup bulunmadığını araştırarak ortaya koymak, tahkîku’l-menâttır.
TALMUD:Bu kelime İbranice kökenli olup, tetkik anlamına gelmektedir. Yahûdî inancına göre Tevrat’ın biri yazılı diğeri sözlü olmak üzere iki şekli vardır. İşte bu sözlü Tevrat’ın yazıya geçirilmiş şekli daha sonra Mişna olarak ifade edilmiş, onun üzerine yapılan tefsîr ve yorumlara da Talmud denilmiştir.
TASAVVUFÎ TEFSÎR:Tasavvuf, Kur’ân’ın sezgisel ve duygusal yönünü temsil eder. Tasavvuf kavramı, Kur’ân’da lafız olarak yoksa da ilke, amaç ve hayat tarzı olarak vardır. Kur’ân’ın ahlak, tefekkür, zikir, tesbih, tahmid, tekbir… vb. kavramlarını mutasavvıflar kendilerine konu edinmiş, ilgili âyetleri tefsîr etmişlerdir. Mutasavvıflar, yaptıkları tefsîre “işârî tefsîr” ismini vermişlerdir. İşârî tefsîr; ilk anda akla gelmeyen fakat tefekkürle âyetin işaretinden kalbe doğan ma’nâdır. Sûfîler, riyazet ve ibadetle ledünnî/vehbî ilmi elde ettiklerini, bu ilim sayesinde zihinlerine doğan yorumları kapalı bir üslupla, remiz ve işaretlerle ifade ettiklerini söylediler. İşârî tefsîre, sûfî ve tasavvufî tefsîr de denir.
Sûfî Tefsîr iki kısma ayrılır:
1- İşârî sûfî tefsîr: Zâhirî anlam ile uyuşan gizli anlamlara ve işâretlere göre Kur’ân’ı tefsîr etmektir.
2- Nazarî sûfî tefsîr: Kur’ân’ı bir takım nazariyelere ve felsefî görüşlere uygun düşecek biçimde yorumlamaktır. Bu yorumda sûfîlikle felsefe birleştirilmiştir.
İşârî sûfî tefsîr; sûfînin riyazatına, nazarî sûfî tefsîr ise sûfînin zihninde önceden var olan düşüncelere dayanır. İşârî sûfî tefsîr yapan, işârî anlamın dışında bir ma’nâ olmadığını ileri sürmez. Zâhirî mana asıl, işârî ma’nânın ise âyette mündemiç olduğunu söyler. Nazarî sûfî tefsîr yapan ise kendi verdiği ma’nânın âyetin tek anlamı olduğunu iddia eder.

TAHSİNİYYÂT;Muteber maslahatlardan üçüncü mertebeyi teşkil eden maslahatlardır.
TURUKU’L-HADİS:Hadisin senetleri manasına gelen turuku’l-hadis, hadis edebiyatında, herhangi bir hadisin rivâyet edildiği değişik isnadları sıralayan hadis kitaplarına denir.
UDHİYE :Udhiye, Allah’a yakınlaşmak amacıyla, usulüne uygun olarak kurban edilen, belirli şartları taşıyan hayvan demektir
ÜLÜ’L-`AZM:Azim, aksiyon, karar, irade ve sabır sahipleri demektir. Bu tabir Kur’ân’da bir âyette geçmiş (Ahkâf, 46/35) ve bununla Hz. Nuh, Hz. İbrâhim, Hz. Musa, Hz. İsâ ve Hz. Muhammed (a.s.) kastedilmiştir.
ÜSLÛBÜ’L-KUR’ÂN:Üslûp; tarz, yol, biçim, metot, usul; uslûbü’l-Kur’ân ise, Kur’ân üslûbu demektir. Bununla maksat; Kur’ân’ın hem içerik ve anlam hem de şekil ve lafız yönünden kendine özgü bir metodunun olmasıdır. Kur’ân ne şiirdir ne de nesir. Secili ifadeleriyle şiire benzer, ancak şiir kalıplarına uyan bir vezni yoktur. Nesir yazılarına benzer ancak tam bir nesir yazı da değildir. Kur’ân’ın kendine özgü bir ifade tarzı vardır. Mümini müjdelerken kâfiri inzâr eder, helâla teşvik ederken haramdan sakındırır. Konu içinde konu anlatır. Kıssa anlatırken hüküm ortaya koyar, geçmişi anlatırken geleceğe yöneltir. Hasılı Kur’ân, her yönüyle bir şaheserdir.
VAHİY KATİPLERİ:Vahiy katipleri, Hz. Muhammed (a.s.)’a inen âyetleri yazanlara denir. İlk vahiy katipliğini Mekke’de Abdullah İbn Sa’d, Medine’de Zeyd ibn Sabit yapmıştır. 40 kadar vahiy katibi vardı. Bunlardan bazılarının isimleri şunlardır; Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir, Muaviye, Amr ibn el-As, Muaz ibn Cebel, Übey ibn Ka’b, Muğire ibn Şu’be, Şurahbil ibn Hasene, Halid ibn Velid…
Vahiy katipleri, âyetleri ince beyaz taşlara, kürek kemiklerine, işlenmiş derilere, bez parçalarına, hurma dallarına yazıyorlardı. Hz. Ebû Bekir’in halifeliği zamanında bu malzemeleri Zeyd ibn Sabit bir kitap halinde cem etmiştir.
VAHY-İ GAYRİ METLÜV :Okunmayan vahiy demektir. Bundan maksat, Peygamberin Kur’ân dışı aldığı vahiydir. Hz. Muhammed (a.s.)’in Kur’ân dışı vahiy aldığının, âyet ve hadislerden bir çok delili vardır. Bakara sûresinin 144, Tahrîm sûresinin 3, Necm sûresinin 3-4, Nisâ sûresinin 113, Ahzâb sûresinin 34. âyetleri; Cibrîl hadisi diye meşhur olan hadis (Ebû Dâvûd, Kader, 17) buna delildir. Cibril, Kur’ân için indiği gibi sünnet için de iniyordu (Tecrid, II/460-464). Hz. Muhammed (a.s.), “Bana Kur’ân ve onun gibi bir misli verildi.” demiştir (Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Ahmed, IV/131). Hz. Peygamber Kur’ân dışı vahiy almakla birlikte, bütün hadislerin vahiy ürünü olduğunu söylemek de mümkün değildir. Çünkü Peygamberimiz, Kur’ân âyetlerini tefsîr ve teyit sadedinde, öğüt vermek amacıyla, kendi re’yini beyan sadedinde sözler de sarf etmiştir. Bunlar dinde delil olmakla birlikte, vahiy ürünü olarak kabul etmemek gerekir; ancak, vahyin kontrolünde söylenmişlerdir.
VAHY-İ METLÜV:Okunan vahiy demektir. Bundan maksat Kur’ân’dır. “?Bu Kur’ân bana sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu?” (En’âm, 6/19); “Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur’ân-ı acele okuma…” (Tâ-hâ, 20/114) vb. âyetler, Kur’ân’ın vahiy ürünü olduğunu ifade etmektedir.

VÜCÛH VE NEZÂİR:Vücûh, çeşitli anlamlarda kullanılan müşterek (çok anlamlı) lafızlara; nezâir ise, bir çok kelimenin aynı anlamda kullanılmasına denir. Sâlat kelimesinin Kur’ân’da beş vakit namaz (Bakara, 2/3), ikindi namazı (Mâide, 5/106), Cuma namazı (Cum’a, 62/9), cenaze namazı (Tevbe, 9/84), dua (Tevbe, 9/103), din (Hûd, 11/87), kırâat (İsrâ, 17/110), rahmet ve istiğfar (Ahzâb, 33/56), namaz kılınacak yer (Hac, 22/40) anlamlarında kullanılması vücûha; sakar, nâr, hutame, cahim, hâviye, saîr kelimelerinin cehennemi ifade etmek için kullanılması ise nezâire örnektir.

ZÂHİRU’R-RİVÂYE:Rivâyetin açık olanı anlamına gelen zâhiru’r-rivâye, Hanefîlerden İmam Muhammed ibn Hasen eş-Şeybânî’nin yazdığı eserlerden bir bölümüne verilen özel bir isimdir.
İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin talebelerinden biri olan İmam Muhammed, Hanefî mezhebinde çok sayıda eser veren biridir. Bu nedenle kendisine, Hanefî mezhebinin nâkili denilmiştir. İmam Muhammed, el-Asl (el-Mebsût), el-Câmiu’s-Sağîr, el-Câmiu’l-Kebîr, es-Siyerü’s-Sağîr, es-Siyerü’l-Kebîr, ez-Ziyâdât ve Ziyâdâtü’z-Ziyâdât adlı eserleriyle, Hanefî fıkhının görüşlerini nakletmiştir. Hanefî fıkhının temelini teşkil eden bu kitaplar tevâtür veya şöhret derecesinde nakledildiğinden, bunlara zâhiru’r-rivâye denilmiştir.
İmam Muhammed’in yazmış olduğu bu altı kitabı, Hâkim-i Şehîd Ebû Fazl Muhammed Mervezî, Kâfî isimli kitapta toplamıştır. Hanefî fakihlerinden Şemsüleimme Serahsî, bu kitabı Mebsût ismiyle şerh etmiştir. Bunun dışında İmam Muhammed’in yazmış olduğu kitaplardan Asl veya diğer ismiyle Mebsût, Şeyhülislam Hâherzâde, Şemsüleimme Hulvânî, Şeyhülislâm İsbîcâbî, Fahrulislâm Ali Pezdevî ve Sadrulislâm Muhammed Pezdevî tarafından şerh edilmiştir. Bu şerhler yazarlarının isimlerine nispetle Mebsût-ı Hâherzâde, Mebsût-ı Hulvânî, Mebsût-ı Pezdevî şeklinde anılırlar.
İmam Muhammed, bu kitaplarıyla Irak fıkhını toplamış ve bunları ilim ehline nakletmiştir. Bu kitaplar Hanefî fıkhının ana kaynaklarıdır.
ZARÛRİYYÂT:Muteber maslahatlardan birinci mertebeyi teşkil eden maslahatlardır.
ZÂTÎ SIFATLAR:Zâtî sıfatlar; Allah’ın zatını niteleyen sıfatlardır. Bunlar; “vücut”, “kıdem”, “bekâ”, “vahdâniyet”, “muhâlefetün lilhavâdis” ve “kıyâm binefsihî” olmak üzere altı tanedir.

Kaynak:DİB Dini Kavramlar Sözlüğü

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-11

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  263 Kez Okundu

MÜBAHELE AYETİ:ArapçaÂl-i İmrân Suresi’nin 61. ayeti mübahale ayeti olarak isimlendirilmiştir. “Mübahele” kelime anlamı olarak “karşılıklı beddua etme” demektir. Ayet; “Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle ‘çekişip-tartışmalara girişirlerse’ de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım.şeklindedir
MÜDAYENE AYETİ:Anlamlı en kısa âyet bir kelime olan ve “yemyeşil” anlamındaki “müdhâmmetân” dır (Rahmân, 55/64). En uzun âyet ise bir sayfadır. Müdayene= (Borçlanma) Ayeti diye bilinen Bakara suresinin 282. ayetidir. (Diyanet İşleri Başkanlığı, Dini Kavramlar Sözlüğü, AYET maddesi)
En kı¬sa ayetler olarak şunlar sayılabilir: “yâsîn” (Yâsîn 36/1), “er-rahmân” (er-Rahmân 55/1), “müdhâm-metân” (er-Rahmân 55/64), “sümme na¬zara” (el-Müddessir 74/21), “ve’l-fecr” (el-Fecr 89/1), “ve’d-duhâ” (ed-Duhâ 93/1), “ve’l-asr” (el-Asr 103/1) (bk. T.D.V. İslam Ansiklopedisi, AYET maddesi)

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-12(Murakıplık)

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  337 Kez Okundu

-Hisbe teşkilatı
-Muhtesib
-Hak-Tahkik
-Muhakkiklerin görev ve yetkileri
-657 sayılı devlet memurları kanunu
-4483 Memur ve diğer Kamu görevlilerinin yargılanması hakkındaki kanun
-Muhakkik/Müfettiş
-Hukuk/Kanun/Anayasa/Yönetmelik/Yönerge/Genelge/Talimat/İçtihat
-Memur/Kamu Görevlisi/Kamu hizmeti/Kamu hizmetlisi
-Muhbir/Müşteki/Sanık/Tanık/Belge/Suç
-Suça teşebbüs/Suça iştirak/Kusur/Kabahat/Haksız fiil/Sorumluluk/Ceza/Kamu davası/Şahsi dava/Ceza hukuku
-5442 sayılı İl İdare Kanunu
-Soruşturma çeşitleri:Adli,idari
-765 sayılı Türk Ceza Kanunu
-2802 sayılı Hakimler ve savcılar kanunu
-2004 icra ve iflas kanunu
-2547 saylı Yüksek Öğretim Kanunu
-İdari soruşturmanın diğer bir adı Disiplin soruşturmasıdır.
-Disiplin cezaları:Uyarma,kınama,aylıktan kesme,kademe ilerlemesinin durdurulması,Devlet memurlğundan çıkarma
-Naiplik ve istinabe
-Bilirkişi
-Rapor çeşitleri:Soruşturma, ön inceleme, inceleme, ön rapor,genel teftiş
-Genel teftiş
-Teftiş defteri
-2577 sayılı İdari Yargılama Kanunu
-5434 sayılı Emekli sandığı kanunu
-1918 sayılı Kaçakçılığın men ve takibine dair kanun
-7201 sayılı tebligat kanunu
-6245 sayılı Harcırah Kanunu
-2596 sayılı Bazı kisvelerin giyilmeyeceğine dair kanun
-Diyanet İleri Başkanlığı tüzükleri:KADRO-DİN ŞURASI-TEFTİŞ KURULU TÜZÜĞÜ
– 657 DMK nın temel ilkeleri
1-Sınıflandırma
2-Kariyer
3-Liyakat
– 657 SDMK’ na göre istihdam şekilleri
1- Memurlar
2- Sözleşmeli personel
3- Geçici personel
4- İşçiler eliyle gördürül.
-657 sayılı DMK na göre devlet memurlarının ödev ve sorumlulukları 1- Sadakat
2- Tarafsızlık ve devlete bağlılık
3- Davranış ve işbirliği
4- Yurt dışında davranış
5- Amir durumunda olanların görev ve sorumlulukları
6- Kişisel sorumluluk ve zarar
7- Kişilerin uğradıkları zarar
8- Mal bildirimi (3628)
9- Basına bilgi veya demeç verme
10- Resmi belge, araç ve gereçlerin yetki verilen mahaller dışına çıkarılmaması ve iadesi
-657 sayılı DMK’ na göre Memurların genel hakları
1- Uygulamayı isteme hakkı
2- Güvenlik
3- Emeklilik
4- Çekilme
5- Müracaat, şikâyet ve dava açma
6- Sendika kurma
7- İzin
8- Kovuşturma ve yargılama
9- İsnat ve iftiralara karşı koruma
– 657 SDMK na göre devlet memurlarına getirilen yasaklar
1- Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı.
2- Grev yasağı
3- Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı
4- Hediye alma , menfaat sağlama yasağı
5- Denetimindeki teşebbüsten menfaat sağlama yasağı
6- Gizli bilgileri açıklama yasağı.
– 657 sayılı DMK’ na tabi kurumlarda çalışan memurların sınıfları
1- Genel idare hizmetleri sınıfı
2- Teknik hizmetler sınıfı
3- Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı
4- Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Sınıfı
5- Avukatlık Hizmetleri Sınıfı
6- Din Hizmetleri Sınıfı
7- Emniyet Hizmetleri Sınıfı
8- Yardımcı Hizmetler Sınıfı
9- Mülkî İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfı
10- Milli İstihbarat Hizmetleri Sınıfı
-Genel olarak memuriyete giriş yaşı 18’dir.
– Adaylık devresi içinde Devlet Memurluğu ile ilişikleri kesilenler (sağlık nedenleri hariç) kaç 3 süre ile Devlet memurluğuna alınmazlar.
– Devlet memurlarının “yıllık izin” süreleri 1 yıldan 10 yıla kadar olanların(10 yıl dahil) à 20 gün…(1 yıl-10 yılà 20 gün)10 yıldan üstü olanlarà 30 gün (11 yıl ve üstüà 30 gün)

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-13

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  271 Kez Okundu

-Camiu’l-Kur’an unvanı ile anılan halife
– Hz. Zeyd b. Sâbit
-Kıratı Asım ve rivayeti Hafs’a sekte bulunan sureler
-Arz
– Kur’an’ın en uzun suresi Bakara suresi 286 ayetten oluşmaktadır.
– Kıraat ilminde kıraat-ı seb’a (yed-i kıraat)
-Hadesten teharet” ifadesindeki “hades”in anlamı Hükmî kirlilik
-Peygamberimiz tarafından kendisine ilk gıyabi cenaze namazı kıldırılan şahıs Necaşi
-“Siyer-i Nebi” ya da “Siret-i Nebi” :Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatını anlatankitaplardır.
-Abdullah b. Zeyd el-Ensarî

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-14

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  484 Kez Okundu

-Allahın varlığının delilleri
-Allahın sıfatları
-AMİLE/SAİME/SARİYE/DARİBE/MALUFE/MAKULE
-Ariyet/Veia/Hibe/ Rehin
-ARZA
-ASLI MED
-Berzah
-Cami/Sünen..
-CEBRİ MUTEVASSİT
-CENAZE NAMAZININ RÜKÜNLERİ
-Ehli Kitap
-Fetanet
-Fesih/Talak/Muhalea/Tefviz
-Gurre
-İbdal
-İBRAD/İSFAR/TAĞLİZ
-İlk Cuma namazı
-İmale
-İnzar ve Tebşir
-İstitaat
-İşmam
-İla
-İbn Teymiye
-İcma
-İDGAMI MÜTECANİSEYN/GARİBEYN
İlm-i Kelam /İ.Hakkı İzmirli
-İmamet-i Suğra
-İRHAS
-İstishab
-İstihsan
-İSMET SIFATI
-Haciyyat/Zaruriyyat/Tahsiniyyat/Mekasiduş Şeria
-Hac çeşitleri
-HAFDI SAVT
-HAŞR
-Hemzei Katı
-Hükmür –Ra
-HURUFU MUKATTA
-Hutbe Bilgileri
-Kesb
-Kuranın harekeleme işlemi
-Kütüb-i Sitte
-Leyyinul Hadis
-Tahkiki İmam
-Medlerin hükümleri
-MESBUK/MÜDRİK/MÜBTEDİ/LAHİK
-Mevkuf Hadis
-MİRAC/İSRA
-MÜTEVATİR KIRAAT
-MUTE SAVAŞI
-MUHAZATÜNNİSA/ZELLETÜL KARİ
-MUTEZİLE MEZHEBİNİN GÖRÜŞLERİ
-Munkatı/Mevkuf/Aziz /Hasen Hadis
-Mev
-Mudal/Mürsel/Munkatı hadis
-MÜDAREBE/MÜDAHENE/MÜNAZARA/MÜDAREBE
-Mushaf
-Necaseti Galize
-Okuyuş şekilleri
-Ravinin Tenkit Noktaları,
-Rivayet tefsirinin Özellikleri
-Ruhsat/Azimet
-Ruyetullah
-Sahih Hadis
-Secde sureleri
-SELEFİYYE
-Talak çeşitleri
-Tavavufi tefsirler
-Tecvidde kalın harfler
-TEFEŞŞİ
-Teshil
-Tevilatül Kuran /Maturidi
-Teyemmüm
-Tevilkatül Kuran /Maturidi
-VAKIF ALAMETLERİ
-VAHİY KATİPLERİ
-Yemin kefareti
-Zamirin okunuşunda istisna yerler
-Zekat verilecek malda aranan şartlar

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI /KURAN-I KERİM -15

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  351 Kez Okundu

Tecvid, sıfatları yönünden harflerin hakkını ve müstehakkını vermektir.” Tanımda geçen
“hakkını” kelimesinden maksat harfleri cehr, hems, şiddet, rihvet gibi sıfatı lâzımelerine uygun
okumak, “müstehak” kelimesinden maksat ise harfleri lîn, kalkale vb. sıfatı ârızelerine uygun,
güzel bir şekilde ne eksik ne fazla okumak demektir
Tecvidin konusu, Kur’ân harfleridir
Tecvidin gayesi, Kur’ân kelimelerini Hz. Peygamber’den (s.a.s) alındığı şekliyle muhafaza
etmek ve Kur’ân tilâvetinde hata yapılmasını önlemektir
Tecvid, ilim olarak farz-ı kifâye, uygulama olarak Kur’ân okuyan kişilere farz-ı ayındır.Arap alfabesi
28 asli harften oluşur.

Fer’î Harfler
a) Teshil ile Okunan Hemze
Teshil, sözlükte “kolaylaştırmak” anlamındadır. Kıraat ıstılahında ise, “birbirini takip eden iki
hemzeden ikincisini, hemze ile elif, hemze ile vâv veya hemze ile yâ arası bir sesle okumak” demektir Bu üç çeşit teshilli okumaya aşağıdaki örnekleri vermek mümkündür:
“Hemze” ile “elif” arası bir sesle okunan “hemze” için “ ءَ أَعْجَمِيٌّ ” (Fussilet, 41/44) ayetindeki ikinci
“hemze”nin okunuşunu,
“Hemze” ile “yâ” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَئِنَّكُمْ ” (En’âm, 6/19) ayetindeki ikinci
“hemze”nin okunuşunu,
“Hemze” ile “vâv” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَؤُنَبِّئُكُمْ ” (Âl-i İmrân, 3/15) ayetindeki ikinci
“hemze”nin okunuşunu örnek gösterebiliriz.
Asım kıraatinde, sadece birinci gruptaki teshil uygulanmaktadır.
b) İmâle ile Okunan Elif
İmâle, sözlükte “bir şeyi bir şeye meylettirmek” demektir.Kıraat ıstılahında ise, “med harfi olan
elifi, elif ile yâ arası bir sesle”, bir başka deyişle “üstün harekeyi esreye doğru meyilli okumaya” denir.
İmâle ile okuyuşun Asım kıraatindeki tek örneği “ مَجْرَیھَا ” (Hûd, 11/41) ayetidir.Bu ayette “ra” harfinin
harekesi olan üstün, esreye meylettirilerek okunacağından “ra” harfi de ince okunur.
c) İşmam ile Okunan Sad
Bu işmam çeşidi; “ ص: sad” harfinin, “ ص: sad” ile “ ز: zâ” harflerinin karışımından meydana gelen
bir harf şeklinde okunmasıdır. Asım kıraatinde bu tür bir işmamlı okuyuş bulunmamaktadır.Asım kıraatinde “ لاَ تَاْمَنَّا ” (Yusuf, 12/11) âyetinde bir başka işmam çeşidi yapılmaktadır ki bu da
âyetteki idğâmlı nun harfinin okunması esnasında, dudakların ötreyi gösterecek şekilde, sessizce ileri
uzatılıp geri çekilmesi şeklinde uygulanır
d) Tefhim ile Okunan Lâm
Tefhîm, “ ل: lâm” harfinin kalın okunması demektir. Bu kural, sakin veya üstün harekeli “ ص: sad”,
ط“ : ta” ve “ ظ: za” harflerinden sonra gelen “ ل: lâm” harfini kalın okumak şeklinde uygulanır. “ ”الصَّلٰوةَ
(Bakara, 2/ اَظْلَمَ“ ,( 3 ” (Bakara, 2/20) ve “ اَلطَّلاقُ ” (Bakara, 2/229)
Asım kıraatinde bulunmayan bu tarz okuyuş Medine kıraat ekolünün ravilerinden Verş ‘e aittir
e) İhfâ ile Okunan Nûn

Mahrecin Kısımları
1. Hakiki Mahrec
Harf, bir mahrece temas ederek çıkıyorsa, o yere “hakiki mahrec” denir. Yirmi sekiz harfin
tamamının da çıkış yeri olan “boğaz” ( اَلْحَلْقُ ), “dil” ( لسَان ) ve “dudak” ( شفَتَان ) hakiki mahrec
bölgeleridir.
2. Takdiri Mahrec
Harf herhangi bir mahrece temas etmeden çıkıyorsa, buna “takdiri mahrec” denir.

Takdiri mahrec bölgelerini aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:
a) Geniz
Geniz, ihfâ halinde veya ğunneli idğâm halinde olan sakin nûn ve mîm” harflerine ait
ğunnenin mahrecidir
b) Ağız ve Boğaz Boşluğu
Ağız ve boğaz boşluğundan med harfleri olan “ و: vâv”, “ ى: yâ” ve “ ا: elif” çıkar.

HARFLERİN SIFATLARI
Sıfat “harfin, mahrecinden telaffuzu esnasında aldığı keyfiyete” denir.
Zıddı Bulunan Sıfatlar:Cehr-Hems,Şiddet-Rihvet,İstila-İstifal,İtbak-İnfitah,İsmat-İzlak
Zıddı Bulunmayan Sıfatlar:İstitale,İnhiraf,Kalkale,Lin,Safir,Tefeşşi,Tekrir

Art Arda Gelen iki Harekeli Harfin Telaffuzu
1. Art arda gelen aynı iki harfin birbirinden ayırt edilerek okunmasına dikkat edilmelidir.
2. Çıkış yerleri birbirine yakın olan harflerin art arda gelmeleri halinde de iki farklı mahreci özenle
birbirinden ayırt etmek gerekir
3. Elifbâ’nın en zor harfi olan “ ض: dad” harfinden sonra “ ظ: za” harfi gelmesi durumunda yine
son derece dikkatli bir telaffuz gerekir

Birincisi Harekeli İkincisi Sakin İki Harfin Telaffuzu
1. Kalın bir harften sonra gelen kalın harf, sükûnu ile birlikte kalın okunur. Mesela “ ”مَرْصُوصٌْ
kelimesindeki ötreli “ ص: sad” harfi kalın okunduğu gibi, sükûnlu olan ikinci “ ص: sad” harfi de kalın
okunur.
2. İnce bir harften sonra gelen ince harf sükûnu ile birlikte ince okunur. Mesela “ْ ”یَصِفُونَ
kelimesindeki ötreli “ ف: fâ” harfi ince okunduğu gibi kelimenin son harfi olan “ ن: nûn” da sükûnu ile
birlikte ince okunur.
3.İnce bir harften sonra gelen kalın harfin sükûnun icrası dikkat gerektirir. Bu durumda, ince harfi
telaffuz eder etmez süratlice kalın harfin sükûnuna geçilir ve bu harf kalın okunur. Mesela, “ ”تَقْوَى
kelimesindeki “ ت: tâ” harfi ince, sonrasındaki sakin olan “ ق: kaf” harfi kalın okunur.
4.Kalın bir harften sonra ince harfin sükûnuna geçiş de uygulama da dikkat edilmesi gereken
hususlardandır. Bu harflerde geçiş de şu şekilde yapılır; kalın harf kalın bir sesle okunur okunmaz ince
harfin sükûnuna süratlice geçilir ve bu ince harf sükûnuyla birlikte ince okunur. Mesela “ ”فَارْغَبْ
kelimesindeki “ غ: ğayn” kalın, sonrasındaki “ ب: bâ” harfi ince okunur.

HARFLERİN UZATILMASI “MED”
1. Meddin Tanımı
“Med harflerinden biriyle
sesin uzatılması”na denir
2. Med Harfleri
Kendisinden önceki harfin sesini uzatan harfe “med harfi” denir.
Med harfleri üç tanedir; “ و: vâv” , “ ي: yâ ”
3. Med Sebepleri
a) Hemze:Boğazın en dibindeki “hakiki mahrec”den çıkar ve “ أ ” şeklinde yazılır
aa) Hemze-i Katı’: Yazıda ve okunuşta bulunan dolayısıyla da med sebebi olan hemzedir.
bb) Hemze-i Vasıl:Vasıl halinde okunmayan dolayısıyla da med sebebi de olamayan
hemzedir.
b) Sükûn: Sükûn, “harekesizlik”tir, alameti cezimdir.
aa) Sükûn-u Lâzım: Sükûn-u lâzım da, vakıf halinde de vasıl halinde de değişmeyen, mevcut
sükûndur.Yani “vakfen ve vaslen sabit olan sükûn”dur.
bb) Sükûn-u Ârız:. Sükûn-u ârız da, kelimenin
aslında olmayıp vakıf sebebiyle ortaya çıkan, vasıl halinde ise düşen sükûna denir.Yani bu
sükûn, “vakfen sabit, vaslen sakıt olan sükûn”dur.

Med Çeşitleri
a) Aslî Med: Harfin sesini uzatmak için hemze veya sükûna ihtiyaç duyulmayan medde “aslî med”
denir.
aa) Medd-i Tabiî: Harf-i med bulunur, sebeb-i med bulunmazsa medd-i tabiî olur. اُوتِینَاTabiî meddi, bir elif miktarı uzatmak vaciptir
bb) Zamir: Tecvid ilminde zamirden kastedilen, “müfred, müzekker, gaib zamiri” olan “ :هُ
hû” “muttasıl zamiri”dir.25 Bu zamire, tekil şahıstan kinaye olduğu için “ha-i kinâye” de
denmiştir.
Med (sıla) ile Okunuşu:
1. Zamirin sıla ile okunabilmesi için, zamirden önceki harfin harekeli olması gerekir
2. Şayet, med yapılarak okunan zamirden sonra hemze gelmiş ise, o zaman medd-i
munfasıl yapılır, buna da “sıla-i kübrâ”
3. İsm-i işaret olan “ ھٰذِهِ” kelimesinin sonundaki “ ه” de, zamir hükmünde olduğundan
mukadder bir “yâ” ile uzatılır
Medsiz (adem-i sıla ile) Okunuşu
1. Zamirin adem-i sıla ile okunması için zamirden önceki harfin sakin olması gerekir .Ancak, فِیھِ مُھَانًا (Furkan, 25/69) âyetindeki zamir bu kuralın istisnasıdır. Uzatılmaması gereken
bu zamir, “ayetteki dehşetli azaba tenbih” ve “boğaz harfi olan he’nin esresinden, dudak harfi
olan mim’in ötresine süratle ve kolaylıkla geçişi sağlamak”için çekilir.
2. Zamir, vakf halinde uzatılmaksızın okunur
3. Zamirden sonraki harf sakin ise vasıl halinde med yapılmaz
4. Zümer sûresinin 7. ayetindeki “ یَرْضَھُ” lafzındaki zamir, fiilde hazfedilen elif-i maksûre
hükmen mevcut kabul edilerek çekilmeden ihtilas ile okunur.
5. Zamire benzedikleri halde, kelimenin aslından olan “he” harfleri, zamirle
karıştırılmamalıdır. Bunlar da zamir olmadıkları için uzatılmadan okunurlar.

b) Fer’î Med
Hemze veya sükûn sebebiyle aslî med üzerine ziyadeden doğan medde “fer’î med”
denir. Bu med, “medd-i mezîd” veya “medd-i medîd” diye de isimlendirilir.

aa) Medd-i Muttasıl
Med harfinden sonra, sebeb-i med olan hemzenin aynı kelimede bulunmasından meydana
gelen medde “medd-i muttasıl” denir. Bu medde “muttasıl” isminin verilmesi, harf-i med ve
sebeb-i meddin “bitişik” olarak aynı kelimede bulunmasındandır وَجِيۤءَ
Medd-i muttasılın hükmü vaciptir.

bb) Medd-i Munfasıl
Med harfinden sonra, sebeb-i med olan hemzenin ayrı ayrı kelimelerde yan yana
bulunmasından meydana gelen medde “medd-i munfasıl” denir.“Ayrılmış med” anlamına
gelen medd-i munfasıl, bu ismini med harfi ve hemzenin ayrı kelimelerde yer almasındaki
konumundan almıştır
Medd-i munfasıldaki med harfi bazen takdiri olur ve yazıda gözükmez. Bu durum
genellikle takdiri bir “vâv” veya takdiri bir “yâ” ile uzatılan zamirde veya ismi işarette
ortaya çıkar ki64 buna “sıla-i kübra” da denir. Medd-i munfasılın meddi “caiz”dir

cc) Medd-i Lâzım
Med harflerinden biri ve sebeb-i medden sükûn-u lâzım aynı kelimede yan yana bulunursa
“medd-i lâzım” olur. خَاصَّةً – اَلصَّافُّۤونَ
Kelimede Medd-i Lâzım:Kelimede meydana gelen medd-i lâzım, şeddeli (idğâmlı) ve
şeddesiz (idğâmsız) olmak üzere iki şekilde görülür
Medd-i Lâzım Kelime-i Müsakkale: Harf-i medden sonra sebeb-i med olan sükûn-u lâzım,
idğâmlı/şeddeli olarak bulunursa buna “ağır kelime” anlamına gelen meddi lâzım kelime-i
müsakkale denmiştir مُدْھَامَّۤتَان – حَادَّۤ
Medd-i Lâzım Kelime-i Muhaffefe: Harf-i medden sonra sebeb-i med olan sükûn-u lâzım,
idğâmsız olarak bulunursa buna “hafif kelime” anlamına gelen meddi lâzım kelime-i
muhaffefe denmiştir. Bunun örneği sadece Yunus
Sûresi’nin 51. ve 91. ayetlerinde geçenlafızdır. Bu kelimesinin aslı, “ ءَاَلْانَٰ” dir. Buradaki
birinci hemze soru hemzesi, ikinci hemze ise kelimenin aslından olan hemzedir. İkinci hemze
elife çevrilerek med harfi olmuştur.

Harfte Medd-i Lâzım: Harfte meydana gelen medd-i lâzım sadece huruf-u mukattaa’da görülür
Medd-i Lâzım Harf-i Müsakkale: Harf-i medden sonra, sebeb-i med olan sükûn-u lâzım,
idğâmlı olarak bulunursa buna medd-i lâzım harf-i müsakkale denir:”الۤمۤ“-”طٰسۤمۤ“
Medd-i Lâzım Harf-i Muhaffefe: Harf-i medden sonra, sebeb-i med olan sükûn-u lâzım,
idğâmsız olarak bulunursa buna medd-i lâzım harf-i muhaffefe denir ”الۤمۤ“-(صَادْ) ”صۤ“
Meddi lazımın hükmü “vacip”tir.

dd) Medd-i Ârız
Med harflerinin birinden sonra, sebeb-i med olan ârız sükûn gelirse “meddi ârız” olur مَجیدٌْ
ÜSTÜN: 3 vecih: 1. Tul: 4 elif, 2. Tevassut: 2-3, 3. Kasr: 1 elif
ESRE: 4vecih: 1. Tul: 4 elif, 2. Tevassut: 2-3, 3. Kasr: 1 elif, 4. Kasr ile revm
ÖTRE: 7vecih: 1. Tul: 4 elif, 2. Tevassut: 2–3, 3. Kasr: 1 elif, 4. Tul ile işmam, 5.Tevassut ileişmam, 6. Kasr ile işmam, 7. Kasr ile revm
Kıraat imamımız Asım Hazretleri medd-i ârızı tevassut vechi ile okumayı tercih etmişlerdir.
Revm:
“Revm, hafif bir sesle harekeyi belirtmektir. Göremeyenlere harekeyi duyurmak maksadına yönelik yapılan revm; vakıf halinde ötre ve esrede yapılır, üstünde yapılmaz.
İşmam:
“Sükûndan sonra ötreye işaret etmek üzere dudakları önde yummaktır.” Dolayısıyla
işmam sadece ötrede yapılır. İşmamda ses yoktur. Harekeyi duyma imkânına sahip olamayanlar, işmamdaki dudak hareketi sayesinde harekeyi anlama imkânı elde ederler

Revm ve İşmam Yapılmayan Yerler
a) Sonu tenvinli kelimelerde
b) Ârızî harekelerde
c) Müenneslik te’lerinde
d) Cemi mimlerinde

ee) Medd-i Lîn
Lîn harfinden sonra, sebeb-i med olan ârız veya lâzım sükûn bulunursa “medd-i
lîn” olur. خَوْفٍ Lin harfleri, “kendisi sakin, makabli meftuh vâv: وْ- ve “kendisi sakin makabli meftuh yâ:
يْ -”dır

7

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  450 Kez Okundu

1-2011 yılı cami ve din görevlileri haftası ana tema Cami ve Çocuk
2-2011 yılı kutlu doğum haftası ana tema Hz. Peygamber ve Merhamet Eğitimi
3-1961 -1982 anayasasında Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili düzenlemeler 154-136 .cı maddeleriydi.
4-Kesinlik ifade eden aklî delillere yakîniyyât denir ki, bunların altı türü vardır;

1) Bedîhiyyât: Aklın, bir delîle ihtiyaç duymadan, apaçık bir şekilde hemen biliverdiği bilgilerdir. Bunlara evveliyât da denir. “Bir, ikinin yarısıdır”, “Bütün, parçasından büyüktür” gibi.

2) Müşâhedât: Aklın duyu organlarıyla verdiği hükümlerdir. “Güneş, aydınlatıcıdır”, “Ateş, yakıcıdır” gibi. Bunlara, hissiyât ve mahsûsât da denir.

3) Fıtriyyât; Aklın, basit bir kıyâsla vardığı hükümdür. “Dört sayısı, çifttir” gibi. Bunlar, kıyâsları beraberlerinde bulunan hükümlerdir.

4) Mücerrebât: Aklın, müşâhedelerin tekrarı sonucunda verdiği hükümdür. “Hint yağı ishâl edicidir” gibi.

5) Mütevâtirât: Aklın, mütevâtir haberlere dayanarak verdiği hükümdür. “Mekke Hz. Peygamberin doğum yeridir.” gibi.

6) Hadsiyyât (sezgiler): Aklın, mukaddimelerden süratle neticeye ulaşmasıyla varılan hükümdür. “Ay, ışığını güneşten alır” gibi. Bunlar, zarûrî ilim ifade ederler. (Sâdeddîn et-Taftâzânî, Şerhu’l-Makâsıd, Mısır (t.y.), I, 232-235; Bekir Topaloğlu, Kelâm İlmine Giriş, İstanbul 1988, 71).

Kesinlik ifade etmeyen aklî delîllere de zanniyyât denir. Bunların da altı çeşidi vardır

1) Müsellemât: İlmî münâkaşada karşı tarafın kabul ettiği hükümlerdir. Peygamberimizin mîrâcını inkâr eden hıristiyana karşı Hz. İsâ’nın mîrâcını delil getirmek gibi.

2) Meşhûrât: İnsanların hepsinin veya büyük çoğunluğunun kabul ettiği hükümlerdir. “Adalet güzeldir. Zulüm çirkindir” gibi.

3) Makbûlât: Yalan söylemeyeceğine dair kendilerine hüsn-i zan beslenilen büyük âlimlerin ve mürşidlerin

sözleri bu kategoriye dahildir.

4) Karînelerle hüküm vermek: Yoğun bulut görüp yağmurun yağacağını söylemek gibi.

5) Muhayyelât: Psikolojik olarak arzu uyandırmak veya nefret ettirmek için tahayyül edilen hükümlerdir. “Bal, iğrenç bir kusmuktur”, “Şarap, akıcı bir yâkûttur” gibi.

6) Vehmiyyât: Duyular âleminin ötesinde kalan hususlar için duyulan âlemle kıyas edilerek verilen hükümlerdir. “Kâinâtın ötesi sonsuz bir fezâdır”, “Var olan her şey görülebilir” gibi .

Bu tür delîller, insanı kesin bilgi edinmeye götürmeyen aklî deliller olduğundan zannî deliller adını almışlardır. (el-Cürcânî, Şerhu’l-Mevâkıf, İstanbul 1286 h., 76; et-Tehânevi, Keşşâf, II, 939; Bekir Topaloğlu, a.g.e., 75).
5-Kıyas Dışındaki Akıl Yürütme Yolları:
1-Tümevarım:
Tek tek varlıkları inceleyip bu inceleme sırasında gördüğümüz benzer durumlara dayanarak bir grup hakkında genel bir yargıya varmaktadır. Yani özel durumlardan hareket ederek genel hükümler elde etmekteyiz. Çok kullanılan bir aklı yürütme yoludur. Tümevarımı en çok kullanan bilimler deneysel diye nitelendirdiğimiz bilimlerdir, bunlarda Fizik, Kimya ve Biyoloji bilimleridir.
2-Anoloji : Birbirine benzemeyen iki şeyden biri hakkındaki hükmü diğeri için de geçerli saymak şekliyle tanımlanmaktadır. Şarap haramdır, çünkü sarhoşluk verir. O halde sarhoşluk veren her hangi bir içecekler de haramdır.
Tasdik Türleri: Yakin, Taklit, Cehl-i Mürekkeb, zan olmak üzere 4 gruptur.

Kullanılan önermelerin sağlamlığı bakımından kıyas Çeşitleri
A-Burhan: Tasdiklerimiz yakinen bildiğimiz şeylerin bir ifadesiyse bu tasdiklere dayanarak yaptığımız kıyaslara denir. Mantıkçılar bu tür tasdikleri altı grupta toplarla

1-Evveliyat : Zihnin hiçbir vasıtaya başvurmadan kabul ettiği tasdiklerdir. Bir şey hem siyah hem beyaz olamaz

2-Fıtriyat: zihin, tasdike, süratle yaptığı bir kıyas sonucunda ulaşır. Dört çift sayıdır.

3-Müşahedat: Duyular vasıtasıyla elde edilen bilgilere dayanmaktadır. Taş serttir. Müşahedat dışa ait bir gözleme dayanıyorsa, hissiyat diye adlandırılmaktadır. İçe ait gözleme dayanıyorsa vicdaniyat adını almaktadır.

4-Hadsiyat: Bir şeyi, zihnin birden bire fark etmesi sonucu ulaşılan tasdiklerdir. Ay ışığını güneşten alır.

5-Mücerrebat: Herhangi bir şeyde bulunan bir özellik defalarca tekrarlanan deneylerde hep aynı şekilde kalmışsa, bu özelliğin o şeyde bulunduğuna dair bilgiye verilen addır. Tatlı yiyecekler vücut ısısını artırır.

6-Mütevatirat: Bir araya gelip yalan bir haber yayma konusunda karar vermeleri aklen mümkün olmayan bir çoğunluğun verdiği haberlerdir. Herhangi bir şehir germemiş birisinin böyle bir şehrin bulunduğuna dair tasdiki bu tür bir tasdiktir.
B-Cedel : Tasdiklerimizde vakıaya uygunluktan çok insanların kabulü göz önünde tutulmuşsa bu tür tasdiklerle yaptığımız kıyaslardır.
1-Meşhurat: Yaygın kanaatlere verilen addır.
2-Müsellemat: Bir tartışma sırasında kullanılan ve vakıaya uygunluktan çok karşı tarafın kabul edip etmemesi göz önünde bulundurularak söylenen sözlerdir.

C-Hitabet : Tasdiklerimiz herhangi bir konuda otorite sayılan birinin verdiği bilgilere dayanıyorsa veya çok emin olmadığımız halde büyük ihtimalle böyledir diyerek bir hüküm veriyorsak bu tür tasdiklerle yaptığımız kıyasa denir.

1-Makbulat: uzmanlık gerektiren konularda bir uzmanın verdiği bilgilere dayanılarak ortaya konan hükümlere verilen addır. Bir hekimin ihtisas alanı bu türden bir bilgi olmaktadır.

2-Zanniyat : Herhangi bir konuda bütün çabalarımıza rağmen kesin bir kanaate ulaşamamış ancak bazı ipuçları elde etmişsek bu ipuçlarına dayanarak verdiğimiz hükümlerdir.

D-Safsata : gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi kabul ederek verilen hükümlerden oluşan kıyasa denir.

Vehmiyat :Safsata adı verilen kıyaslarda kullanılan önermelere vehmiyat denmektedir
Mugalata (demagoji): bir tartışmada taraflardan biri karşı tarafın bilinçsizliğinden veya dalgınlığından yararlanıp yanlış olduğunu bildiği bir önermeyi kullanarak kıyas yaparsa, böyle bir kıyasa denir.

E-Şiir : Mantık dilinde insanların hayal kurarak gerçekte olmayan şeylere ait tasdikler ortaya koyup, bu tasdiklere dayanarak yaptıkları kıyaslara denir.

Muhayyilat : Şiir adını alan kıyaslarda kullanılan önerlere muhayyilat denmektedir.

Yakiniyat : Doğruluğundan şüphe etmediğimiz bilgilere denir.
6-TEĞABÜN: Toplanma anlamına gelmek olup bir surenin adıdır.

7-BURHAN-I TEMÂNU’

Temânu’ sözlükte “bir şeyi birinden men etmek ya da onun yapmaması için mücadele etmek” demektir. Kelam ilminde, Yüce Allâh’ın birliğini ispat vasıtalarından biri olan burhan-ı temânu’, kâinatta birden fazla yaratıcı olması halinde nizamın bozulacağı esasına dayanan bir delildir. Bu delilin Kur’ân’daki dayanağı şu âyettir: “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.” (Enbiyâ, 21/22) Bu âyet, Allah’ın birliğini ispatlayan en güçlü delillerden biridir. Bu delilde esas alınan şey âlemin nizamıdır. Eğer birden fazla ilâh olsaydı, bunlar ya birbiriyle anlaşır veya anlaşamazlardı. Birbiri ile anlaştıkları, beraberce aynı şeyi yaptıkları, yarattıkları aleme beraberce nizam verdikleri takdirde, ya biri diğerine muhtaç olurdu ki, muhtaç olan ilâh olamaz; veya yardıma muhtaç olmazdı; bu durumda da diğerinin varlığı gereksiz olurdu. Şu halde Allah birdir. Şâyet bu ilahlar birbirleriyle anlaşamazlar, birinin yaptığına, yarattığına diğeri karşı çıkarsa, o zaman da âlemde nizamdan eser kalmaz; yer, gök ve diğer cisimler arasındaki ahenk bozulup giderdi. O halde tüm evreni idare eden ve düzenleyen bir hâkim kuvvet olmalı ki, mükemmel olan bu nizam devam etsin. Kâinattaki bu ilâhî sanat ve varlıklar arasındaki denge devam etmektedir.
8-Âmile: Ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan hayvanlara denir.
9-Zekâtın vücûb sebebi zenginliktir.
10-Nisab: Sınır, işaret, asıl ve kök anlamlarına gelir. Zekâtın vücûbuna alâmet ve ölçü olmak üzere tespit edilen belirli bir miktardır.
11-Yıllanma: Zekâta tâbi mallarda aranan şartlardan biri de, o malın üzerinden bir kamerî yılın geçmiş olması şartıdır ki buna “havelânü’l-havl” denir.
12-Sıcak bölgelerde, öğle namazını geciktirip serinlikte kılmaya İbrad denir
13-Lukata, yerde bulunup sahibi belli olmayan maldır. Sahibine vereceğinden emin olanın, korumak için alması gerekir. “Arayan olursa bana gönderin!” diyerek iki kimseyi şâhid yapar ve kalabalık bir yerde tarif ederek sahibini arar. Sahibi çıkıncaya veya durmakla bozuluncaya kadar saklar. Bu arada helâk olursa ödemez.
14-Müdârebe Şirketi :Şeriklerden bir kısmı sermâye vermek, bir kısmı da iş yapmak üzere kurulur. İş yapanlara, müdârib denir. Kâr önceden sözleşilen nisbette paylaşılır. Sermâye iş yapanlarda emânettir. Telef olursa ödemezler. Helâk olduğunu yemin ederek söyleyince sözleri kabul edilir. Sermâye verenler iş yapamaz. Sermâyenin altın, gümüş veya başka geçer para olması lâzımdır. Urûz (hayvandan başka mal) verip, “Bunu sat, parası ile ticaret yap!” derse, satıp bedelini sermâye yapınca, müdârebe şirketi olur.

15-HAKK-I TEALLÎ : Türkçe’de kat hakkı veya üst kat hakkı şeklinde ifade edilebilecek olan hakk-ı teallî, çok katlı binalarda ikamet edenlerin birbirlerine karşı hakları anlamına gelir. Binayı yıkmak veya tahrip etmek suretiyle diğerine zarar veremez. Katlardan birinin yıkılması veya yanması halinde, alt veya üst kat Malikînin irtifak hakkı ortadan kalkmaz. Gerek bu mal sahipleri ve gerekse varisleri aynı hakları kullanarak binalarını eski düzen üzere kurabilirler.
16-Lebenül Fahl:Sözlükte leben, süt; fahl de erkek yani cinsel ilişkisi sonucu kadında süt meydana getiren kocadır. Leben-i fahl ise bir erkeğin yaklaşması sonucu kadında meydana gelen süt demektir. Buna göre küçük bir çocuk kendi annesinden başka bir kadının sütünü emecek olursa bu kadın onun süt annesi olur. Emdiği kadının bu sütü hangi erkeğin ilişkisi sonucu meydana gelmişse o erkek de bu çocuğun süt babasıdır. Başka bir deyişle süt emen çocuk hem kadın hem de erkeğin ortak süt çocuklarıdır. İki çocuğun aynı zamanda veya değişik zamanlarda emdikleri sütler bir erkekle bir kadından ise bunlar ana-baba bir süt kardeş olurlar. Eğer süt bir erkekten olmaz ve çocuklardan biri bu kadının ilk kocasından, diğeri ikinci kocasından meydana gelen sütü emmişse bunlar ana bir, baba ayrı süt kardeş olurlar.
17-Mütekellimîn Mesleğine Göre Yazılmış Eserlerin En Meşhurları
1. Abdulcebbâr (öl; 415), el-Umd,
2. Ebû´l-Hüseyn el-Basrî (öl. 463), el-Mu´temed,
3.İmâmu´l-Harameyn el-Ceveynî (öl. 487), el-Burhân,
4. Gazalî (ÖL 505), el-Mustasfâ,
5. Fahruddin er-Râzî (öl, 606), el-Mahsûl,
6. el-Âmidî (öl. 631), el-İhkâm fi Usûli´l-Ahkâm.
Yukarıda mütekellimîn mesleği üzere yazılmış eserlerin en meşhurlarını bir şema halinde gösterdik. Şimdi bu konuda biraz daha bilgi verelim.
Önceden de ifade ettiğimiz gibi Fıkıh Usûlüne dair ilk önce eser neşrine mu¬vaffak olan İmâm Şafiî (öl. 204)´dir. Bu zatdan sonra bu meslek üzere Mu´tezile imamlarından Abdulcebbâr (öl. 415) el-Umd adındaki eseri kaleme almıştır. Bu eseri, Mu´tezile imamlarından Ebû´l-Hüseyn el-Basrî (öl. 463) el-Mu´temed adıyla şerhetmiştir. Bu zat, itikatta mutezilî olmakla birlikte-Fıkıhta Şafiî mezhebine mensuptur. el-Mu´temed, M. Hamİdullah tarafından neşredilmiştir.

İmâmu´l-Harameyn Ebû´l-Meâlî el-Cüveynî (öl. 487) el-Burhân adlı eserini yazmıştır. Bunun talebesi Gazâlî (öl. 505) de el-Mustasfâ´yi te´lif etmiştir. Her ikisi de Ehl-i Sünnet ve´1-Cemaat imamlarından olup kelâm âlimî ve Şafiî îakîhi-dirler. Bu iki kitap da matbûdur.

Bu dört kitap, usûl âlimleri nezdinde mütekellimîn mesleğinin dört rüknü (direği) olarak kabul edilir. Sonradan bu dört kitabı, yine kelâm âlimlerinden iki büyük zat telhis (özet) etmişlerdir. Fahruddin er-Râzî el-Mahsûrü,el-Âmidî de el-İhkâm´ı telif etmiştir. Her ikisi de yukarıda zikri geçen dört kitabın, bütün bahislerini kitablarına almışlardır. er-Râzi, delilleri çoğaltmak cihetine, el-Âmidî ise mezheplerin tahkiki ve meselelerin teferruatı cihetine itina göstermiştir. Bu iki imâm da ilmi iktidarı haiz olup fıkıhda Şafiî mezhebine mensupturlar, er-Râzî´nin el-MahsûPünü yine onun talebelerinden Kadı Siraceddin´el-Ermevî (öl. 682) özetleyerek et-TahsîPi, Tacüddin el-Ermevî (öl. 656)´de el-Hâsıl´ı te´lif et¬miştir. Mâlikî fakîhlerinden el-Karâfî (öl. 684), el-Mahsûl´ü özetleyerek Tenkîhu´l-fusûl adında veciz metni yazmış sonra da onu şerh etmiştir. Bu eser basılmıştır. Kadı Beyzâvî (öl. 685), Mahsûl´ü özetleyerek, el-Minhâc adlı muhtasar metni meydana getirmiştir. Bu iki eser pek muhtasar olduğu için Mısır´da mübtediler, bunlara çok rağbet etmişler ve bu sebepten üzerlerine pek çok şerhler yazılmıştır. | Seyfüddin el-Âmidî´nin el-İhkâm´ını Mâliki âlimlerinden tbn Hâcib (öl. 646), ietleyerek Müntehâ´l-vüsûl adlı muhtasar kitabını te´lif etmiş, sonra da bunu iha da kısaltarak Muhtesaru´l-inüntehâ´yı meydana getirmiştir. Muhtesaru´l-üntehâ. pek ziyade rağbet görmüş ve onu İsmail Şirâzî (öl. 756), Kadı Âdud il. 759) gibi âlimler şerh etmiş, bu şerhler üzerine de haşiyeler kaleme alınmıştır. Bu şerhler ve haşiyeler, Fıkıh Usûlü sahasında daha önceden yazılmış kıymetli eserlerin unutulmasına sebep olmuş, böylece Fıkıh Usûlü sahasında bir du-ıklama devri başlamıştır.
18- Haram aylar, hürmete lâyık aylar (Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Receb). Bu aylarda savaş yapmak yasak olduğu için bu adı almıştır.
19-Câhiliye devrinde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnız haram aylarda savaş yapılmazdı. Bu aylarda panayırlar kurulur, şiir yarışmaları yapılır; yahudiler, hristiyanlar ve puta tapıcılar dinlerini yayarlardı. Eğer bu barış aylarında savaş olursa, yasak çiğnendiği için “Ficâr savaşı” denirdi. Peygamberimiz (s.a.s.)`in yirmi yaşlarında iken, Kureyşlilerle Hevâzin kabilesi arasında yapılan Ficâr savaşlarına katıldığı rivâyet edilmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) bu savaşta kimsenin kanını dökmemiş, yalnız atılan okları toplayıp amcalarına vermiştir.

31

Ekim
2012

Diyanet Yeterlilik Sınavlarına Hazırlık Çalışma Notları-3

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  734 Kez Okundu

KURAN BİLGİLERİ
1-İlk inen ayetler Alak suresinin ilk 5 ayetidir.
2-Medine de ilk nazil olan sure Bakara suresidir.
3-Medine de son inen sure Nasr suresidir.
4-Kuran-ı Kerimdeki surelerin genel kabulüyle , 86 tanesi Mekki 28 sure de Medeni.
5-Kuran-ı Kerimin toplama komisyonu başkanı olan sahabi Hz.Zeyd Bin Sabit.
6-Kuran-ı Kerim,Hz.Ebubekir zamanında Mushaf haline getirildi.
7-Kuran-ı Kerim, Hz.Osman zamanında çoğaltılıp dağıtılmıştır.
8-Kuran-ı Kerimde hakkında en çok ayet inen kavim İsrailoğullarıdır.
9-İmam Asım kıraat imamımızdır.Ravileri:1.Ravi:Ebubekir Şube,2.Ravi:Hafs Bin Süleyman.
10-Asım Kıraatı, yeryüzündeki Müslümanların büyük çoğunluğu Asım kıratını ve Hafs kıratını kullanmaktadır.Mushaflarda bu kırata göre basılmaktadır.
11-Ey Nebi hitabı, 5 defa zikredilen sure Ahzab suresidir.
12-İmran:Hz.Musa ile Hz.Harun un babasıdır.
13-Enfal:Savaş ganimetleri demektir.
14-İsra suresini diğer bir adı da Beni İsrail suresidir.
15-Besmelenin 2 defa zikredildiği sure Neml suresidir.
16-Hicr:Medinenin kuzeyinde vaktiyle Semud kavminin yaşadığı bir yerin adıdır.
17-Resulullahın Kuranın zirvesi diye isimlendirdiği sure Bakara suresidir.
18-Kuran-ı Kerimin kalbi diye zikredilen sure Yasin suresir.
19-Kuran-ı Kerimde din kelimesi:Ceza,mükafat,hüküm ,hesap manalarında kullanılmıştır.
20-Abdestin farz olduğunu belirten sure ve ayet; Maide suresi 5 ve 6.cı ayetleridir.
21-Kuran-ı Kerim de 25 peygamber ismi zikredilmektedir.
26-Kuran-ı Kerimin en uzun ayeti;Bakara suresi 282.ayetidir.Konusu borçların yazılmasıdır.
27-İfk olayı ; Nur suresinde konu edilmiştir.
28-Ayetel Kürsi,Bakara suresinde yer almaktadır.
29-Kuran-ı Kerimin ilk defa harekelerini göstermek için noktalama koyan;Ebul Esved ed-Düeli.
30-Kuranın harekelenmesi işine en son şeklini veren alim;Halil Bin Ahmet.
31-Baştan sona kadar tek bir konuyu anlatan sure Yusuf suresidir.
32-Başında besmele olmayan sure;Tevbe suresidir.
33-Mekke de son nazil olan sure;Müminun suresidir.
34-Mekke de ilan edilen sure;Necm suresidir.
35-Tefsir alanında tasavvufi boyut ve özellikleri ön plana çıkaran olayalara İşari tefsir denir.
36-Abdullah Bin Mesud, tefsir alanında ün kazanmış bir sahabidir.
37-Kendisin Tercumanül Kuran ve Bahrul-İlim sıfatı verilen müfessir sahabi Abdullah Bin Abbas.
38-Garibul-Kuran terimi,Kuranda herkes tarafından anlaşılmayan kelimeleri ifade eder.
39- Müsebbihat olarak isimlendirilen sureler;hadid,haşr,saff,Cuma ve teğabun sureleridir.
40-Hudeybiye antlaşmasının gerçekleştiği olay, Fetih suresinde konu edilmiştir.
41-Kur’an’ı Kerim 22 sene, 2 ay, 22 günde inmiştir.
42-Allah(c.c.)’ın dilediği şeyleri Peygamberlerine bildirmesine Vahy denir.
43-Kur’an’ı Kerim’de bulunan, adetleri 114 tane olan müstakil bölümlerine Sure ismi verilir.
44-Kur’an’ı Azimüşşan’da bulunan sureleri meydana getiren cümlecik yada bir
kaç kelimeden oluşan, 6666 adet varolan Allah kelamlarına Ayet denir.
45-Kur’an’ı Kerim insan gücünün imkan verdiği ölçüde anlamayı gaye edinen
ve geniş şekilde açıklayan, gerektiğinde yorumlayan eserlere Tefsir denir.
46-Tefsir yapan alime Müfessir adı verilir.
47-Tefsir çeşitleri ikidir;
a- Rivayet tefsiri : Ayet ve hadislerle açıklama yapılan tefsirlerdir.
b- Dirayet tefsiri : Ayet, hadis ve akli, felsefi, güncel yorumlarla yapılan tefsirdir.
48-Ayeti celilelerin mana ve ilahi işaretlerini, insan aklının imkanı ölçüsünde
yapılan tercümelere Meal adı verilir.
49-Allah (c.c.)’ın varlığını ve birliğini, doğmadığını ve diğer özelliklerini özlü bir
şekilde anlatan ve buna kısaca Tevhit suresi İhlas suresi
50-Kur’an’ı Kerim’deki ilk surenin ismi Fatiha suresi.
51- Hurf’u Seb’a Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir.
52-Kur’an’ı Kerim’de tek ismi zikredilmiş kadın Hz. Meryem.
53-Kur’an’ı Kerim 30 cüz.
54-Kur’an’ı Kerim’deki en uzun ayet Bakara suresi 282. Ayetidir.
55-Mekke’de Kur’an’ı Kerim’i ilk kez açıktan okuyan Abdullah bin Mesut (r.a.).
56-Kitap, Furkan, Mushaf, Bürhan, Hablullah, Hablülmetin, Kelamullah, Zikr,
Hüda, Nur, Şifa hangi kutsal kitabın isimleri Kur’an’ı Kerim’in.
57-Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle
(hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı sahabe Kab b. Malik.
58-Seyyit Kutub’un tefsirinin adını Fizilali Kur’an.
Muhammed Hamdi Yazır’ın tefsirinin adını Hak Dini Kur’an Dili.
Kur’an’ı Kerim’de “Zehraveyn”(iki çiçek manasına gelen) diye bilinen iki sure
vardır. Bu surelerin ikiside Medeni surelerdir. Konusu ise hüküm ayetleridir. Bu iki surenin adı Bakara ve Al-i İmran sureleridir.
59- Kur’an’ı Kerim İslam dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Bizim şu anda
elimizde bulunan ve okuduğumuz Kur’an’ı Kerim hangi kıraat imamının rivayeti : Kıraatı Asım üzerine yazılmıştır.
60-Muavizeteyn surelerinin isimleri Felak ve Nas sureleri.
61-Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline “Mushaf” denir. Mushaf, “sayfalar haline getirilmiş” ya da “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelir.
62-Bilinen en eski Kuran Mushafı (M.S. 9 yy) Özbekistan’ın Taşkent şehrindeki bir müzede sergilenen üçüncü Halife Osman Mushafıdır. Beş kopya halinde çoğaltılıp çeşitli İslam şehirlerine gönderilen orijinallerden biri de Topkapı Müzesi’nde sergilenmektedir.
63-Kur’an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed’e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur’an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya getirmek anlamlarına gelir.
64-Kur’an’ın indirilişi Hz Muhammed’in 610 yılında ilk vahyi almasıyla başlayıp vefat ettiği 632 yılına kadar sürmüştür.
64-Ayet : Kur’an-ı Kerim’in bir veya birkaç cümlecikten oluşan ifadeleridir.Ayet sözlükte alamet, delil, işaret demektir.Kur’an’da yaklaşık 6236 ayet vardır.
65-Sure : Kur’an’ın en az 3 ayetten oluşan 114 bölümünden her birine verilen addır.
Sure sözlükte yüksek mevki, etrafı surlarla çevrili şehir demektir. Tevbe suresi hariç tüm sureler besmeleyle başlar.En uzun sure Bakara, en kısa sure Kevser’dir.
66-Cüz : Kur’an-ı Kerim’in 20’şer sayfalık bölümüne verilen addır.Kur’an-ı Kerim 30 cüzden oluşmuştur.
67-Mushaf : Kitap haline getirilmiş olan Kur’an’ın özel adıdır.Mushaf sözlükte iki kapak arasında toplanmış sayfalar demektir.Kur’an’a bu isim Hz. Ebu Bekir döneminde verilmiştir.
68-Tecvit : Kur’an-ı Kerim’i güzel bir biçimde okumak için uyulması gereken kuralları kapsayan ilimdir.
69-Mukabele : Kur’an-ı Kerim’i okuyan kişiyi, bilenlerin Kur’an’dan takip etmesi, bilmeyenlerin dinlemesidir. Ayrıca her Ramazan ayında Hz. Muhammed ve Cebrail’in ayetleri karşılıklı okumasına da mukabele denir.
70-Hatim : Kur’an-ı Kerim’i bütünüyle ezbere ya da yüzünden, baştan sona kadar okumak veya dinlemektir.
71-Hafızlık : Kur’an-ı Kerim’i bütünüyle ezberlemektir. Kur’an’ı baştan sona ezberleyen kişiye hafız denir.
72-Meal : Kur’an-ı Kerim’in tercümesidir. Anlam, kavram demektir.
73-Tefsir : Kur’an-ı Kerim’i açıklamak ve yorumlamaktır. Kur’an-ı Kerim’i açıklayan kişilere müfessir denir. Ayetlerin iniş sebeplerini belirtir.
74-Ülkemizde ilk tefsir ve meal Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tarafından yapılmıştır.
75-Alak sûresinin ilk beş âyetinin nüzûlünden sonra vahiy bir müddet kesilmiştir (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 3).
76-Fetret döneminden sonra gelen ilk vahiy Müddessir sûresinin ilk âyetleri olmuştur (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 4, ”Bed,ü’l-palk”, 7, ”Tefsîr”, 74, 96: Müslim, ”Îmân”, 73, 161; İbn Sa‘d, I, 195).
77-Nâzil olan âyetlerin Mekke döneminin ilk yıllarından itibaren yazıldığına dair bizzat Kur’an’da ( el-Furkan 25/5; et-Tûr 52/1-3; Abese 80/11-16; el-Beyyine 98/2), hadis kaynaklarında (Müsned, III, 12, 21, 39, 65; Buhârî, ”Cihâd”, 129, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 4; Müslim, ”İmâre”, 24/92-94, ”Zühd”, 16/72; İbn Mâce, ”Cihâd”, 45; Tirmizî, ”Tefsîr”, 10) ve tarih kitaplarında bilgiler bulunmaktadır.
78-Vahyin erken dönemlerden itibaren yazıldığına dair en önemli delillerden biri Hz. Ömer’in müslüman olması hadisesidir. Ömer, kız kardeşi ve eniştesi yazılı bir metin üzerinden Tâhâ sûresini okumakta iken onların yanına girmiş, okudukları metni istemiş ve gusül abdesti aldıktan sonra bunu okumuştur (İbn Hişâm, I, 370-373).
79-Hz. Peygamber tarafından görevlendirilen vahiy kâtipleri nâzil olan âyetleri mevcut malzemeler üzerine yazıyorlardı (Buhârî, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 4). Bu malzemeler çok çeşitli olup en meşhurları develerin kürek ve kaburga kemikleri (azm), tabaklanmış deri parçaları (edîm), yaprak taşlar (lihaf), hurma dallarının uygun yerleri (asib), seramik parçaları (hazef), tahta (kateb), parşömen (rakk) ve papirüslerdir (kırtâs; vahyin yazıldığı malzeme için bk. Müsned, V, 185; Süyûtî, el-İtkan, I, 185-186; Hamîdullah, Kur’ânı Kerîm Tarihi, s. 43).
80- Resûli Ekrem’in vefat ettiği yılın ramazan ayındaki son okuyuş karşılıklı olarak ikişer defa gerçekleşmiş, böylece mushaf ortaya çıkmıştır (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 5, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 7, ”İ.tikâf”, 17, ”Menâkıb”, 25; Müslim, ”Feçâ,il”, 50, ”Feçâ,ilü’s-sahâbe”, 98, 99; Nesâî, ”Sıyâm”, 2).
81-Hz. Peygamber’in sağlığında Kur’an’ın tamamını ez-berleyenlerin sayısı konusunda farklı rivayetler vardır. Enes b. Mâlik’ten gelen bir rivayette bunların dört veya beş kişi olduğu ifade edilmişse de diğer rivayetlerden bu sayının onu aştığı anlaşılmaktadır
82- Kur’an’ın Hz Osman (ra) döneminde yazılışı:HzOsman, Zeyd b Sâbit (ra), Abdullah b ez-Zübeyr (ra), Sad b el-Âs (ra) ve Abdurrahman b el-Haris b Hişam (ra)’ı görevlendirdi 83-İlk ayet 610 yılında Ramazan ayının on beşinci cumartesi ve on altıncı pazar gecelerinde Hira nur mağarasında nazil olmuştur.
Son ayet 623 yılında Zilhicce’nin 9. günü Arefe günü Arafat’ta nazil olmuştur ve Kur’ân-ı Azimüşşan tamama ermiştir.
84-Kur’an’a aşık olan Müslümanlar en güzel yazılarla yazmaya başlamış, zamanla hüsn-i hat sanatı oluşmuştur. Mushafları süslemek için de tezhib sanatı gelişmiştir. Hüsn-i hat çalışmalarıyla Kur’an’a hizmet eden Osmanlılar döneminde nice güzel el yazma Mushaflar yazılmıştır. Bu yüzden “Kur’ân-ı Kerîm Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” sözü meşhur olmuştur.
85-Kayışzâde Hafız Osman Nuri’nin yazdığı Mushaf, 19. yüzyılın sonlarından günümüze kadar defalarca basılarak dünyaya yayılan ayet-berkenar tertibiyle yazılmış ve büyük şöhret kazanmıştır. Bu Mushaf; Kur’an’da en uzun ayet olan Müdayene (Borçlanma) ayeti diye bilinen Bakara suresinin 282. ayeti bir sayfa olarak düşünülerek yazılmıştır.
86-Kur’an, kelime olarak, “toplamak, okumak, bir araya getirmek” mânalarına gelir. Bu isim, Kur’an’a, bizzat kendisi tarafından verilmiştir (Bak: el-Bakara, 185). åyet ve sûreleri bir araya getirdiği; İslâm’ın îtikad, ibâdât, ahlâk, hukuk, v.s. esaslarını toplayıp ihtiva ettiği; dünyada en çok okunan ve okunacak olan kitab olduğu için bu ismi aldığı ifade edilir. Kur’an’ın daha bir çok isimleri vardır. Bu isimlerden bâzıları şunlardır: Kitab, Fürkan, Zikr, Hükm, Hikmet, Şifa, Hüdâ, Rahmet, Ruh, Beyan, Nimet, Bürhan, Nur, Hakk…
87-Kur’an’ın 4 unsuru vardır: 1. Lâfız, yani, okunur olması. 2. Arapa olması. 3. Hazret-i Muhammed’e (asm) indirilmesi. 4. Ondan bize eksiksiz, noksansız, tevatür yoluyla nakledilmiş olması.
88- Kur’an-ı Kerim’in tarifi: Peygamberimize indirilmiş, Mushaflarda yazılı, Ondan tevatüren (yanlış aktarma ihtimali bulunmayacak tarzda) nakledilmiş, okunması ile ibadet edilen, beşerin benzerini getirmesinden aciz kaldığı ilahi kelamdır.
89-İlahi kitaplar Tevrat – Zebur – İncil – Kur’an-ı Kerim
90-ALLAH’ın emirlerinin Cebrail adlı melek aracılığı ile peygamberlere indirilmesi olayına vahiy denir.
91-Peygamberimiz zamanında K. Kerimi yazan kişilere Vahiy Kâtipleri denir.
92-Vahiy Kâtibi Resulullah (s.a.v) ‘e vahiy edilen ayetleri yazanlar.
93- K. Kerim’de Hud – İbrahim – Lokman – Muhammed – Nuh – Yunus – Yusuf sureler bulunmaktadır.
94-İlahi kitapların gönderiliş amacı ALLAH’ın emir ve yasaklarını insanlara iletmek.
95-K. Kerimde 14 yerde secde ayeti vardır.
96-K. Kerim’in en kısa ayeti (Müdhammetan) Rahman Suresi, 64. ayettir.
97- “Ayet-el Kürsi” Bakara Suresi 255. ayetidir.
98-Bazı surelerin başlarında bulunan ve anlamları sadece Allahu Teala tarafından ve bazı alimlerce bilinen harflere Huruf-u Mukatta denir.
99-K. Kerim’de ismi geçen sahabi Zeyd Bin Harise
100-Kuranı Kerimin kalbi olarak bilinen sure Yasin Suresi’dir.
101-Kur’an-ı Kerim’de anlatılan en güzel kıssa olarak bilinen olay Hz. Yusuf (a.s.) a aittir.
102-Yemame savaşında hafız olan 70 sahabi şehiy edilmiştir.
103-Kuanı Kerim Besmele’ yle başlayıp Nas (insan) kelimesiyle biter.
104-ALLAH (a.c) ın bir olduğuna dair en büyük delil olarak bilinen sure İhlas Suresi
105-Camiu’l-Kur’an unvanı ile anılan halife kimdir? Hz. Ebu Bekir
106-Kur’an’ın toplanmasında görevli heyetin baş¬kanlığını hangi sahabi yapmıştır? Hz. Zeyd b. Sâbit
107-Bir üstadın huzurunda Kur’an-ı Kerim’i okuyarak ondan kıraat almaya ne ad verilir?Arz
108-Kur’an-ı Kerim’i tecvid kaidelerine uymak suretiyle en hızlı okumaya ne ad verilir? Hadr
109-Asli med üzerine ziyadeyi gerektiren bir sebebe bağlı olarak meydana gelen medde ne denir? Fer’i Med
110- Kıraat ilminde kıraat-ı seb’a (yed-i kıraat) meşhur olmuştur. Bu kıraat imamlarından Medine’de şöhret olan zat kimdir?Nafi
111- Hz.Osman zamanında Kuranı Kerim çoğaltılarak İslam
merkezlerine gönderildi.Hz.Ebu Bekr`in toplattığı”
Mushaf”in asıl sayfalarını çoğaltarak her tarafa yaymıştır.
Bu sebepten Hz Ebu Bekir`e“Camiul Kuran“Hz Osman`a
da “Naşirul Kur`an” denilmiştir.
112- Kur’an’ın harekelenmesi ve noktalanması merhalede tamamlanmıştır.Birincisi: Muaviye b. Ebu Süfyan döneminde, Muaviye, Ebu’l-Esved’i görevlendirmiş, O da Kur’an okurken meydana gelebilecek okuma hatalarını ortadan kaldırmak amacıyla nokta şeklinde hareke işaretleri koymuştur. İkincisi: Abdülmelik b. Mervan döneminde Kur’an’daki bazı harfleri birbirinden ayırmak için noktalar konulmuştur. Mervan bu işte el-Haccac b. Yusuf’u görevlendirmiş; o da bu işi Nasr b. Âsım ve Hayy b. Yasmur’a havale etmiştir. Üçüncüsü: Bu dönemde i’rab alametleri olan Fetha(Üstün), Zamme(Ötre), Kesre (Esre) ve Sükûn(Cezm( konulmuştur. Bu harekelendirmede Halil b. Ahmed el-Ferahîdî’nin yolu izlenmiştir.(KAYNAK:-Buhari-Ebu Davud-İslam Tarihi-Dini Kavramlar)
113- KUR’AN’DAN (nazil olan) İLK SURELER:Peygamberimize (sallallahü aleyhi vesellem)
Kur’andan ilk nazil olan sureler şunlardır:
A)“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”( Alak ayet/1)
B) Nun, kalemin ve kalem tutanların yazdıklarına kasem(and) olsun.”(Kalem Suresi ayet/1)
C)“Ey örtünüp bürünen (Resulüm)!” (Müzzemmil Suresi ayet/1)
114- KUR‘AN: Hz. Muhammed‘e vahyedilmis,mushaflarda yazili,tevatüren (yani, yalanda birlesmesi mümkün olmayanbüyük cogunluk tarafindan) nakledilmis,okunmasi ile ibadet olunan,insanligin benzerini ortaya koymaktan aciz kaldiginazm-i celil (cok güclü bir kutsal metin) dir.(Cem‘u‘l-Cevami‘ , 59 ;Zürkani, Menahilu‘l-Irfan, 1:12)
115-VAHYIN BASLANGIC TARIHI: Miladi 610 yili Ramazan 17
116-VAHYIN BITISTARIHI: Miladi 632 yili Zi‘l-hicce 9
117-VAHYIN TOPLAM MÜDDETI: 22 YIL ,2 AY,22 GÜN
NOT: Hz. Peygamber a.s.m. son gelen ayetten sonra 81 gün yasamistir.
118-VAHYIN MEKKE MÜDDETI: 12 yil, 5 ay, 13 gün.
119-VAHYIN MEDINE MÜDDETI: 9 yil, 9 ay, 9 gün.
120-MEKKE‘DE INEN SURE SAYISI: 86 SURE
121-MEDINE‘DE INEN SURE SAYISI: 28 SURE
122-MEKKE‘DE INEN AYET SAYISI: 4.743 AYET
123-MEDINE‘DE INEN AYET SAYISI: 1.493 AYET
NOT: Kur‘an‘in %63,3‘ü Mekki, %36,7‘si Medeni‘dir.
NOT: Fatiha Suresi hem Mekke‘de hem Medine‘de, yani iki defa nazil olmustur.
124-SON INEN AYET: MAIDE SURESI (5): 3. ayet
125-SON INEN SURE: NASR SURESI (110)
126-14 SURE HAMD-ÖVGÜ ILE BAŞLAR.
127-29 SURE KESIK HARFLERLE BAŞLAR.
128-10 SURE NİDA-ÇAĞRI ILE BAŞLAR.
129-21 SURE HABER CÜMLESI ILE BAŞLAR.
130-17 SURE YEMIN ILE BAŞLAR.
131-7 SURE ŞART CÜMLESI ILE BAŞLAR.
132-6 SURE EMIR CÜMLESI ILE BAŞLAR.
133-6 SURE SORU CÜMLESI ILE BAŞLAR.
134-3 SURE DUA ILE BASLAR.
135-1 SURE TA‘LIL ILE BASLAR.
136-Mekke’de ilk nâzil olan âyet: İkra’dır.
137-Mekke’de ilk nâzil olan süre : Müddesir veya Fatiha’dır.
138-Mekke’de ilk ilân olunan sûre : Vennecm’dir.
139-Mekke’de son nâzil olan sûre : Mü’minûn’dur.
140-Medine’de ilk inen sûre : Bakara süresidir.
141-Medine’de son inen âyet: Vettekû yevmen türceune fihi ilal-lah.
142-Medine’de son inen sûre : Nasr’dır.
143-VahiyKatipleri:Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyir
b. Avvam, Amir b. Füheyre, Amr b. As, Abdullah b. Erkam, Sabit b. Kays, Hanzala
b. er-Rebi’, Muğire b. Şu’be, Abdullah b. Revaha, Halid b. Velid, Huzeyfe b.
Yeman, Muaviye b. Ebi Süfyan, Abdullah ibn Sa’d ibn Sarh, Ubeyy b. Ka’b, Zeyd b.
Sabit, Şurahbil ibn Hasene, Muaz b. Cebel, Cehm ibn es-Salt, Hüseyin en-Nemri,
Eban İbn Said, Abdullah b. Zeyd, el-Alâ ibn el-Hadremî, Muhammed ibn Mesleme.( Yakubi Tarihi: 2/11.)
144-Mekke’de ilk vahiy katibi Abdullah ibn Sa’d ibn Sarh idi. Bu şahıs irtidat edip sonradan yine müslüman olmuştur.Medine’de ise ilk vahiy katibi Ubeyy b. Ka’b idi. Ondan sonra da devamlı olarak
Zeyd b. Sabit yapmıştır.(Fethu’l-Bari: 2/11.)
145-Rasulullah, gelen vahiyleri sadece vahy katiplerine yazdırmakla yetinmemiş, nazil olan ayetleri her sene Ramazan’da Cebrail’e arzederek, ezberindekilerin kontrolünü yapmıştır. Son Ramazan’da ise bu arzediş ve tekrarlayış iki kez gerçekleşmiştir.( Buhari, Sahih: 3/35; Müslim, Sahih:4/1803, 1904, 1905; Nesai, Sünen: 4/125; Müsned: 1/288, 325, 326, 363.)Böylece Kur’an’ın hem ezber, hem yazım açısından noksansız tamamlanması sağlanmıştır.
146- Her yıl bir defa yapılan bu karşılıklı okuma işi Allah Resulu’nun vefat edeceği yıl iki defa yapılmıştı. Bu son yapılan okuma işine de ‘Arza-i ahire’ denilmiştir.
147-Kuran-ı Kerimde hakkında en çok ayet inen kavim İsrailoğullarıdır.
148-Asım Kıraatı, yeryüzündeki Müslümanların büyük çoğunluğu Asım kıratını ve Hafs kıratını kullanmaktadır.Mushaflarda bu kırata göre basılmaktadır.
149-Resulullahın Kuranın zirvesi diye isimlendirdiği sure Bakara suresidir.
150-Kuran-ı Kerimin kalbi diye zikredilen sure Yasin suresir.
151-Abdestin farz olduğunu belirten sure ve ayet; Maide suresi 5 ve 6.cı ayetleridir.
152-Abdullah Bin Mesud, tefsir alanında ün kazanmış bir sahabidir.
153-Kendisin Tercumanül Kuran ve Bahrul-İlim sıfatı verilen müfessir sahabi Abdullah Bin Abbas.
154-Garibul-Kuran terimi,Kuranda herkes tarafından anlaşılmayan kelimeleri ifade eder.
155 -Kur’an’ın isimleri :Kur’an, kelime olarak, “toplamak, okumak, bir araya getirmek” mânalarına gelir. Bu isim, Kur’an’a, bizzat kendisi tarafından verilmiştir (Bakara: 185).
156-AKSÂMÜ’L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın yeminleri anlamına gelen aksâmü’l-Kur’ân, Kur’ân’da geçen yeminleri konu edinen tefsîr usulünde bir bilim dalıdır. Kur’ân’da çok yemin kullanılmıştır. Yüce Allah; kendi adına, peygamberlere, Kur’ân’a, meleklere, kıyâmet gününe, göğe, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze ve zamana… yemin etmiştir. 17 sûre yeminle başlamaktadır. Kur’ân’da birçok gerekçe ile yemin edilmiştir. Meselâ, Allah’ın tekliğini (Sâffât, 37/1-4), Kur’ân’ın (Vâkıa, 56/75-77) ve peygamberin (Yâsîn, 36/1-4) hak olduğunu, ceza, va’d ve vaîdin mutlaka gerçekleşeceğini (Zâriyât, 51/1-5; Tûr, 52/1-8) bildirmek için yemin edilmiştir.
Yemin, sözü tekit etmeyi ve muhatabı sözün doğruluğuna inandırmayı hedeflediği gibi yemin edilen şeyin değerini ve şanını da ifâde eder.
157-BESMELE:Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla anlamına gelen “Bismillâhirrahmânirrahîm” âyetinin adıdır. Besmeleye “Allah’ın adını anmak” anlamına gelen “tesmiye” de denir. Besmele, Neml sûresinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazılmıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve “Besmele ile başlanmayan her iş bereketsiz ve sonu güdüktür” buyurmuştur (Aclûni, Keşfü’l-Hafa, II,174). Kur’ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanırken besmele çekilir. Kur’ân’da Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanların etlerinin yenmeyeceği bildirilmiştir (En’âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir varlık adına değil sâdece Allah adına, O’nun rızası için ve O’nun izniyle başlıyorum, demiş olur. Besmelede Yüce Yaratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur’ân okumuş ve Allah’ı anmış olur.
158-DİRÂYET TEFSÎRİ:Kur’ân âyetlerini, âyetler ve hadislerle tefsîr etmekle yetinmeyip dil, edebiyat, din ve çeşitli bilgilere dayanılarak, akıl ve içtihatla yapılan tefsîre denir. Dirâyet tefsîrine re’y tefsîri de denir.Dirâyet tefsîrinde; kelimelerin etimolojik yapısı, hakikat veya mecaz oluşu, cümlelerin tahlili, emir ve yasakların ne ifade ettiği, sözün bağlamı ve belâğat yönleri dikkate alınır. Müfessir, ilmî gücüne göre âyetleri yorumlar. Dirâyet tefsîrinin makbul olabilmesi için bu tefsîrin, İslâm’ın ruhuna, Kur’ân ve sünnet bütünlüğüne uygun olması gerekir. Aksi takdirde bu tefsîr, ilhadî bir tefsîr olur.
Fahruddin Râzi’nin “Mefâtihu’l-Gayb”, Beydâvî’nin “Envâru’t-Tenzil ve Esrâru’t-Te’vîl”, Nesefî’nin “Medâriku’t-Tenzil ve Hakâiku’t-Te’vîl” adlı eserleri bu metotla yazılan tefsîrlere örnektir
159-EMSÂLÜ’L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın meselleri anlamına gelir. Tâbirde geçen “emsâl” “mesel” kelimesinin çoğuludur. “Mesel”; benzer ve delil demektir. “Atasözüne” de mesel denir.
Kur’ân’da meseller (örnekler) vardır. Varlığının sebebi; düşündürme, hatırlatma, öğüt verme, duygulandırma, ibret verme ve böylece insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmedir.
“Andolsun biz bu Kur’ân’da insanlara öğüt almaları için her misali anlattık” (Zümer, 39/27), “Biz bu misalleri insanlara anlatıyoruz ama onları âlimlerden başkası düşünüp anlamaz” (Ankebût, 29/43) âyetleri ile Allah Kur’ân’da misaller anlattığını bildirmektedir. Meseller, Tahrim sûresinin 11-12. âyetlerinde olduğu gibi sarih ve zâhir; A’râf sûresinin 58. âyetinde olduğu gibi gizli, remizli ve imalı olabilir.
160-FÂTİHA:Sözlükte “açan, açılabilecek şeylerin başı, ilk açılacak yeri” anlamına gelen Fâtiha, Kur’ân’ın birinci sûresinin adıdır. Sûreye, indirilişinde, tertibinde, yazılışında ve namazda okunuşunda ilk olduğu için Fâtihatü’l-Kitap (Kitabın başı); her türlü övgü Allah’a mahsustur anlamına gelen “el-hamdü lillâhi” ile başladığı için el-Hamd, el-Hamdü lillah; Kur’ân’ın mukaddimesi, ön sözü ve özeti mesabesinde olduğu için Ümmü’l-Kur’ân (Kur’ân’ın anası), el-Esas (Kur’ân’ın esası); yedi âyetten oluştuğu ve her fırsatta tekrar tekrar okunduğu için Seb’u'l-Mesânî; namazda bölünmeden tamamı okunduğu için el-Vâfiye; yine namazda sadece Fâtiha okunularak yetinilebildiği için el-Kâfiye”; okuyan kimse Allâh’a şükür ve dua yapmış olduğu için şükür ve dua sûresi; her namazda okunduğu için salât (namaz) sûresi; dertlere deva olduğu için eş-Şifa; arşın hazinelerinden bir hazine olduğu için el-Kenz ismi verilmiştir. Hz. Peygamber (a.s.)’in beyanına göre; “Fâtihayı okumayanın namazı olmaz” (Müslim, Salat, 111). Fâtiha, her fırsatta okunur, okuyan kimse Allah’a karşı zikir, şükür ve hamd görevlerini îfa etmiş, dua ve niyazda bulunmuş olur. Fâtiha, Kur’ân’ın nitelik itibarıyla en büyük sûresidir.
161-FEVASILÜ’L-ÂYÂT:Âyetlerin fâsılaları demektir. Âyetlerin son kelimesine kendisinden sonra gelen âyeti evvelkinden ayırdığı için fâsıla denilmiştir. Çoğulu fevâsıldır. Kelimenin son harfine “fasıla harfi” denir. Fâsıla harfleri, bir tane veya daha fazla olabilir. Meselâ ihlâs sûresindeki âyetlerin fasılası dal harfidir. Fâtiha sûresindeki âyetlerin fasılası ise nûn ve mim harfleridir. (İ.K.)
162-GAYR-İ İLAHÎ VAHİY:İlâhî olmayan, cin ve insanlar arasında cereyan eden vahye denir. Zekeriya (a.s.)’ın kavmine vahyi gibi (Meryem, 19/11), bu vahiy, imâ ve işâret etmek anlamındadır. Şeytanın şeytana vahyi gibi (En’âm, 6/121); bu vahiy, fısıldamak ve gizli konuşmak anlamındadır.
163-İNZÂL VE TENZİL:Kur’ân’ın M. 610 yılında Ramazan ayında Kadir gecesinde toptan dünya semasına, Beytü’l-İzze’ye indirilmesine inzâl, parça parça âyetler hâlinde vahiy yolu ile Hz. Muhammed (a.s.)’e indirilmesine ise tenzîl denir.
164-İSTİÂZE:Sığınmak, korunmak ve sarılmak anlamındaki “a-v-z” kelimesinden türeyen istiâze; şeytanın ve kötü insanların şerrinden, her türlü zarar, bela, âfet ve musîbetlerden Allah’a sığınmak demektir. “Teavvûz” ve “iltica’” ile aynı anlamdadır.
Kur’ân’da istiâze; “eûzû billâhi” (Allah’a sığınırım) (Bakara, 2/67), “eûzü bi’r-Rahman” (Rahman’a sığınırım) (Meryem, 19/18), “eûzü bi Rabbi’l-felâk” (Sabah’ın Rabbına sığınırım) (Felâk, 113/1), “eûzü bi Rabbi’n-nâs” (İnsanların Rabb’ına sığınırım) (Nâs, 114/1) ve “meâzallah” (Allah’a sığınırım, Allah korusun) (Yûsuf, 12/31, 58) cümleleri ile ifade edilmiştir.
165-KELÂMULLAH:Allah’ın sözü demektir. Bundan maksat, Tevrat, İncil ve Kur’ân gibi vahiy ile Peygamberlere verilen kitaplar, sahifeler ve âyetlerdir. Kur’ân’da bu tâbir üç âyette geçmiş ve Tevrat (Bakara, 2/75), Kur’ân (Tevbe, 9/6) ve Allah’ın hükmü, va’di (Fetih, 48/15) anlamında kullanılmıştır.
166-KISASU’L-KUR’ÂN:Kur’ân kıssaları, hayat öyküleri demektir. Kur’ân’da geçmiş peygamberlere ve milletlere dair kıssalar vardır. Kur’ân kıssalarının amacı, tarihi olayları anlatmak değil, insanlara ibret dersi vermektir. Bu sebeple kıssalar, bir sûrede değil farklı sûrelerde yeri geldikçe anlatılmış ve tekrar edilmiştir. Adem ile melekler ve şeytan, Adem ile Havva, Adem ve oğulları Habil ve Kabil, Lokman ve oğluna öğütleri, Yusuf’u kardeşlerinin kıskançlığı, kuyuya atılması, Zeliha ile arasında geçen hadise, hapse girmesi, maliye bakanı olması, Musa Peygamber, Firavun ve Yahûdîlerle olan olaylar, inek ve Hızır hadisesi, Süleyman (a.s.) ve Belkıs, İsâ (a.s.) ve annesi Meryem, İsrailoğulları, Zülkarneyn, Ashab-ı Kehf, İbrahim (a.s.) ve Nemrut, Ashab-ı Uhdud, Ashab-ı Fil gibi bir çok kıssa ve olay anlatılmaktadır. Bu kıssalar, hayal ürünü değil, bizzat hayatta yaşanmış, gerçek olaylardır.
167-KİRÂAT-İ AŞERE:On kıraat, Kur’ân’ın 10 farklı okunuşu demektir
168-KONULU TEFSÎR:Kur’ân’ı, konu konu, kavram kavram ele alıp tefsîr etmektir. Buna “edebî metot” da denir. Bu tür çalışmada; Kur’ân’ın indirilişi, yazılması, toplanması, mushaf haline getirilmesi, Kur’ân’ın indiği çevrenin ve nuzûl sebeplerinin araştırılması yapılmakla birlikte asıl araştırma Kur’ân içinde yapılır. Kur’ân kelimelerinin sözlük, terim ve izâfi anlamları incelenir. Kelimenin semantik tahlili yapılır. Kelimeyi Peygamberin nasıl anladığı araştırılır. Kullanıldığı bağlam dikkate alınarak Kur’ân’daki anlamı tespit edilir. Terkipler aynı usulle ele alınır. Evlenme, boşanma, zekat, namaz, îmân, içki, hırsızlık vb. konular Kur’ân bütünlüğü içinde anlatılır, âyetlerin âyetle ve hadislerle tefsîrine dikkat edilir. Bu tür çalışmada âyetler, bağlamından koparılarak, aynı konudaki diğer âyetler dikkate alınmadan yorumlanmaz. Her konuya bir bütün olarak bakılır.
169-SADAKALLAHÜ’L-ÂZİM:”Allah doğru söyledi” demektir. Kur’ân-ı Kerim veya Kur’ân’dan bir veya daha fazla âyet okunduğu zaman “sadakallahü’l-azîm” denir. Bu tabiri söyleyen kimse, Kur’ân’ın hak ve doğru bir kitap olduğunu, Allah’ın her emir ve yasağının, helal ve haramının, hüküm ve tavsiyesinin, bütün sözlerinin doğru olduğunu ikrar ve ilan etmiş olur. Allah en doğru sözlü olduğu gibi, Allah kelamı olan Kur’ân da hem adalet hem de doğruluk bakımından tamamlanmıştır.
170-TASAVVUFÎ TEFSÎR:Tasavvuf, Kur’ân’ın sezgisel ve duygusal yönünü temsil eder. Tasavvuf kavramı, Kur’ân’da lafız olarak yoksa da ilke, amaç ve hayat tarzı olarak vardır. Kur’ân’ın ahlak, tefekkür, zikir, tesbih, tahmid, tekbir… vb. kavramlarını mutasavvıflar kendilerine konu edinmiş, ilgili âyetleri tefsîr etmişlerdir. Mutasavvıflar, yaptıkları tefsîre “işârî tefsîr” ismini vermişlerdir. İşârî tefsîr; ilk anda akla gelmeyen fakat tefekkürle âyetin işaretinden kalbe doğan ma’nâdır. Sûfîler, riyazet ve ibadetle ledünnî/vehbî ilmi elde ettiklerini, bu ilim sayesinde zihinlerine doğan yorumları kapalı bir üslupla, remiz ve işaretlerle ifade ettiklerini söylediler. İşârî tefsîre, sûfî ve tasavvufî tefsîr de denir.
171-VAHY-İ GAYRİ METLÜV:Okunmayan vahiy demektir. Bundan maksat, Peygamberin Kur’ân dışı aldığı vahiydir. Hz. Muhammed (a.s.)’in Kur’ân dışı vahiy aldığının, âyet ve hadislerden bir çok delili vardır. Bakara sûresinin 144, Tahrîm sûresinin 3, Necm sûresinin 3-4, Nisâ sûresinin 113, Ahzâb sûresinin 34. âyetleri; Cibrîl hadisi diye meşhur olan hadis (Ebû Dâvûd, Kader, 17) buna delildir. Cibril, Kur’ân için indiği gibi sünnet için de iniyordu (Tecrid, II/460-464). Hz. Muhammed (a.s.), “Bana Kur’ân ve onun gibi bir misli verildi.” demiştir (Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Ahmed, IV/131). Hz. Peygamber Kur’ân dışı vahiy almakla birlikte, bütün hadislerin vahiy ürünü olduğunu söylemek de mümkün değildir. Çünkü Peygamberimiz, Kur’ân âyetlerini tefsîr ve teyit sadedinde, öğüt vermek amacıyla, kendi re’yini beyan sadedinde sözler de sarf etmiştir. Bunlar dinde delil olmakla birlikte, vahiy ürünü olarak kabul etmemek gerekir; ancak, vahyin kontrolünde söylenmişlerdir.
172-VAHY-İ METLÜV:Okunan vahiy demektir. Bundan maksat Kur’ân’dır. “?Bu Kur’ân bana sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu?” (En’âm, 6/19); “Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur’ân-ı acele okuma…” (Tâ-hâ, 20/114) vb. âyetler, Kur’ân’ın vahiy ürünü olduğunu ifade etmektedir.
173-VÜCÛH VE NEZÂİR:Vücûh, çeşitli anlamlarda kullanılan müşterek (çok anlamlı) lafızlara; nezâir ise, bir çok kelimenin aynı anlamda kullanılmasına denir. Sâlat kelimesinin Kur’ân’da beş vakit namaz (Bakara, 2/3), ikindi namazı (Mâide, 5/106), Cuma namazı (Cum’a, 62/9), cenaze namazı (Tevbe, 9/84), dua (Tevbe, 9/103), din (Hûd, 11/87), kırâat (İsrâ, 17/110), rahmet ve istiğfar (Ahzâb, 33/56), namaz kılınacak yer (Hac, 22/40) anlamlarında kullanılması vücûha; sakar, nâr, hutame, cahim, hâviye, saîr kelimelerinin cehennemi ifade etmek için kullanılması ise nezâire örnektir.
174-ZELLETÜ’L-KÂRÎ:Okuyucunun sürçmesi ve yanılması anlamına gelen zelletü’l-kârî, dinî bir kavram olarak, namazda kıraatte yanılmayı ifade eder. Buna lahn da denir.
175-Resulullahın Kur’anın zirvesi dediği sure hangisidir?d:)Bakara
176- Ahmet ismi kendisine zikredilen sure hangidsidir?d:)Saff
177-Zekatın kimlere verileceğini tek tek sayan ayeti kerime hangi surededir?d:)Tevbe
178-Bedir gavzesini anlatan süre hangisidir?c:)Enfal
179-İki Nebinin adı ile biten süre hangisidir?c:)Ala
180-Her ayetinde Allah (c.c) lafzı olan sure hangisidir?a:)Mecadele
181-Hendek gavzesini anlatan süre hangisidir?b:)Ahzab
182-Mirac hadisesini anlatan süre hangisidir?b:)Necm
183-Zülkarneyn süresini anlatan süre hangisidir?c:)Kehf
184-Talat-Calut kıssasını anlatan sure hangisidir?a:)Bakara
185-Musa (a.s) ile Hızır (a.s) kıssasını anlatan süre hangisidir?b:)Kehf
186-”Müşkilü’l-Kur’ân” ifâdesinin tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
b) Kur’ân’ın aralarında tenâkuz ve ihtilâf olduğu zannedilen âyetleri.
187-Tahkîk: En ağır okuma şeklidir. Yavaş yavaş, manayı düşünerek, bütün tecvit kurallarına uyarak, ruhsatları kullanmadan (mesela medd-i munfasılı da 4 elif uzatarak) okumaktır.
188-Hedr / Hadr: Süratli okuma şeklidir. Hatim indirenler, cüz okuyanlar bunu tercih ederler. Bunda yine medd-i lazım 4, medd-i muttasıl 2 elif uzatılır. Bu ikisinin dışında 1 eliften fazla uzatılanlar ise 1 elif uzatarak okunur.
189-Tedvîr: Tahkîk ile hedr’in ortasıdır. Bunda da mana düşünülür
190-HERZEME:Bu üç okuyuş tarzının dışında bir de caiz olmayan bir okuyuş daha vardır ki, buna Herzeme denir. Bu okuyuşta harfler, kelimeler birbirine karışır, okuyuş bozuluır. Kur’an-ı Kerim’i, bu şekilde okumak haramdır.
191-ARZ:Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği şekilde muhafazası, âyet ve sûrelerin tertibinin doğru olarak tesbiti ve bunun kontrolü için Cibril (a.s) her sene Ramazan ayında, bir rivayete göre Ramazan ayının her gecesinde, Hz. Peygamber (s.a.s)’a gelirdi. Hz. Peygamber (s.a.s.) Kur’an âyetlerini Cibril’e okurdu. Buna “arz” denir. Aynı âyetleri, mukayese için, bir de Cibrîl (a.s) okurdu ki buna da “mukabele” denir.
192- KURAN’DA BULUNAN İŞARETLER م : Durmak vaciptir. Durulmayıp geçilirse anlam bozulur.
ط : Durmak evlâdır (daha iyidir). ج : Durmak evlâdır. قف : Durmak evlâdır. Hafif bir duruşla (bir nefeslik) durulmalıdır. ز : Geçmek evlâdır. ق : Geçmek evlâdır. ص : Nefes yetmediğinde durulabilir. لا : Durmak caiz değildir. Eğer durulursa bir önceki kelime ile birlikte tekrar okunur. Ayet sonunda durunca ise, tekrar edilmez çünkü durak sonlarında durmak caiz, hatta efdaldir. ك : Bir evvelki durağın aynısı demektir.
193-İlk hareke:Ebul Esved ed-Düeli
194-Harf Noktalama:Nasr bin Asım-Hayy b.Yamer
195-İrab Alametleri:Halid b.Ahmed
196-Secavend:Muhammed b.Tayfur es-Secavendi
197-Nâsih – Mensûh: Nesh, bir şeyi iptâl etmek ve onun yerine başka bir şeyi ikâme etmek, yer değiştirmek, izâle etmek. Şer’î bir hükmün yürürlüğe konmasından sonra, gelen diğer bir şer’î hükümle kaldırılması, iptâl edilmesi demektir. Hükmü kaldıran âyete “nâsih”, hükmü kaldırılan âyete de “mensûh” denir. Mensûh âyet ile amel edilemez.
198-Mücmel-Mübeyyen: Mânâsı kapalı lafızları ihtivâ eden âyetlere mücmel, mücmel âyetleri açıklayan âyetlere de mübeyyen âyet denir.
199-Mübhem-Muhkem: Üstü kapalı anlatım. Açık ifâdeli âyetler.
200-Müteşâbih: Birden fazla anlama gelen ifâdeler.
201 -İ’câzu’l-Kur’ân: Âciz bırakmak, iknâ etmek, muhâtabın delillerini çürütmek.
202-Vücûh – Nezâir: Eş sesli kelimelere vücûh; farklı anlamlı kelimelere de nezâir denir.
203-Emsâlu’l-Kur’ân: Özlü ifâdeler.
204 -Rivâyet Tefsiri: Kur’ân-ı Kerîm’deki bâzı âyet-i kerîmelerin başka âyetlerle veya Peygamberimizin sünneti veya Ashâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması. Buna me’sûr veya naklî tefsir de denir. En meşhurları:
Taberî: Câmiu’l Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân;
Semerkandî: Tefsîru’l-Kur’ân;
Beyzâvî: Medînetü’l-Menzil;
İbn-i Kesîr: Tefsîru’l Kur’ânü’l Azîm;
Süyûtî: ed-Dürru’l Mensûr;
Fîruzâbâdî: Tenvîru’l Mikbâs min Tefsîri İbn Abbas.
205-Dirâyet Tefsîri: Akla ve yoruma dayalı tefsir. Rasûlüllah’tan gelen rivâyetler (açıklamalar) esas alınarak, Kur’ân-ı Kerîm’in lisân bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma’kûl, re’y tefsîri ve te’vîl de denir. Başlıcaları:
Zemahşerî: el-Keşşâf;
İbn Kuteybe: Te’vilü’l Müşkilü’l-Kur’ân;
Şevkânî: Fethu’l Kadîr.
Arapça Tefsirler: Taberî, Zemahşerî, Beyzâvî, Râzî, Kurtubî, Celâleyn.
206- LAHN: Kur’an okurken harflerin sıfatlarında, harekelerinde, tecvid kaidelerinin uygulanmasında yapılan hatadır.
1- Lahn-ı Celi (Açık hata): Harflerin asli sıfat ve mahreçlerinde, hareke ve sükunlarda yapılan hatadır. Manayı bozduğu gibi çoğu zaman namazı da bozar.
2- Lahn-ı Hafi (Gizli hata): Sıfatı arızalarda meydana gelen hatadır. Harfin aslını değiştirmez. Mana bozulmadığı gibi namazı da bozmaz. Ancak hata olduğu için vebali vardır.
207- RAF-I SAVT(ses yükseltme): Kur’an okurken bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonu yükseltilerek okumak demektir.
Ses yükseltmeyi gerektiren sebepler:
1- Okunan yerin Hak ve Hakikati açıklaması;
2- Hakkın, haklının sözlerinde
3- Allâh’ın emir ve yasaklarında
4- Hafd-ı Savt ile okunan ayetleri takip eden ayetler; müjde, mükâfat ve merhamet bildiren ayetler Raf-ı Savt ile okunur.
208- HAFD-I SAVT (ses indirme): Kur’an okurken, bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonunu düşürerek okumaktır.
Hafd-ı savtı gerektiren durumlar:
1- Dua ve istiğfar ayetleri,
2- Batıla mensup sözler,
3- Tehdit ve taziye ayetlerinde,
209-TESHİL: sözlükte “kolaylaştırmak” anlamındadır. Kıraat ıstılahında ise, “birbirini takip eden iki hemzeden ikincisini, hemze ile elif, hemze ile vâv veya hemze ile yâ arası bir sesle okumak” demektir Bu üç çeşit teshilli okumaya aşağıdaki örnekleri vermek mümkündür: “Hemze” ile “elif” arası bir sesle okunan “hemze” için “ ءَ أَعْجَمِيٌّ ” (Fussilet, 41/44) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu, “Hemze” ile “yâ” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَئِنَّكُمْ ” (En’âm, 6/19) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu, “Hemze” ile “vâv” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَؤُنَبِّئُكُمْ” (Âl-i İmrân, 3/15) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu örnek gösterebiliriz. Asım kıraatinde, sadece birinci gruptaki teshil uygulanmaktadır.
210-İslam’a göre Allah Kuran’ı ikinci bir isim olarak “Kitap”, olarak adlandırmak suretiyle, daha en baştan itibaren, bu metnin yazılı hale getirilmesinin önemine işaret etmiştir. (14)
211-Mushaf:Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline Mushaf denir. “
Mushaf”, “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelen bir kelimedir.
212-İslam’a göre Kur’an son peygamber Hz. Muhammed’in mucizelerindendir. Dil bakımından da Kur’an çoğu akademisyene göre Arapça’nın en güzel örneğidir.
213-Ebû Bekr’in (ö. 13/634) halifeliği sırasında Kur’an-ı Kerîm toplanıp iki kapak arasında kitap haline getirilince, uygun bir isim aranmış, Abdullah b. Mes’ud’un (ö.32/652) “Habeşistan’da bir kitap gördüm, ona Mişhaf, Mushaf adını vermişlerdi” demesi üzerine, halife tarafından bu isim uygun bulunmuştur (15)
214-Kur’ân’ın son inen âyeti de şudur: “Bu gün size dininizi ikmal ettim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslâm’ı seçtim” (el-Mâide, 5/3).
215-Vahyedilen bütün sûrelerin hafızlar tarafından ezberlenmesi, kemik, tahta, papirüs, deri ve kiremit inceliğindeki pişirilmiş tuğlalara yazılmak suretiyle korunmuştur.
215-Kur’an sahifeleri Mekke lehçesi esas alınarak bir araya getirildi (16)
217-Hz. Osman zamanında bu nüshadan çoğaltılan mushafların yedi nüsha olduğu söylenir (17)
218-HURUF-U MUKATTAA: Kur’ân’ın bazı sûrelerinin başındaki hece harfleri. Kur’ân’ın yirmidokuz sûresi bu harflerle başlamaktadır. Bu sûrelerden üç tanesi bir; on tanesi iki; onüç tanesi üç; iki tanesi dört ve bir tanesi de beş mukattaa harfiyle başlamaktadır.
Bu sûreleri şöylece sıralayabiliriz: Bakara, Âlu İmran, A’râf, Yunuş Hud, Yusuf, Ra’d, İbrahim, Hicr, Meryem, Neml, Kasas, Ankebut, Rum, Lokman, Secde, Yâsîn, Sâd, Mü’min, Fussilet,
Arap dilinde kelimelerin harf sayısı ile de Hurûf-u Mukattaanın bir ilişkisi vardır. Şöyle ki; Arap dilinde kelimeler ya bir, ya iki, ya üç, ya dört, ya da beş harften oluşmaktadır. Arapça’da beş harften fazla harften oluşan kelime yoktur. Hurûf-u Mukattaa da birden başlamak üzere beş harfe kadar bir arada zikredilmiştir.
6 sûrede “elif-lâm-mîm” vardır: Bunlar: Bakara, Âl-i İmrân, Ankebût, Rûm, Lokman ve Secde sûreleridir.
Ârâf sûresinde de “Elif-lâm-mîm-sâd”
5 sûrede “elif-lâm-râ” vardır. Bunlar: Yunus, Hûd, Yusuf, İbrahim ve Hicr Sûreleridir.
Ra’d Sûresinde de “elif-lâm-mîm-râ” vardır.
6 sûrede “hâ-mîm” vardır. Bunlar: mü’min, Fussilet, Zuhruf, Duhân, Câsiye ve Ahkaf sûreleridir;
Şûrâ sûresinde de “hâ-mîm-ayin-sîn-kaf” bulunmaktadır.
Şuarâ ve Kasas Sûrelerinde “tâ-sîn-mîm“,
Neml Sûresinde “tâ-sîn“,
Meryem Sûresinde “kâf-hâ-yâ-ayîn-sîn-kaf“,
Tâhâ Sûresinde “tâ-hâ“,
Yâsin Sûresinde “yâ-sîn“,
Sâd Sûresinde “sâd“,
Kaf Sûresinde “kaaf“,
Kalem Sûresinde de “nûn” harfi bulunmaktadır.
219-Kur’an-ı Kerim: Son vahiy dini olan İslâm’ın kutsal kitabı. Kur’ân, tercih edilen görüşe göre, “karae” fiilinden edilen bir mastar olup, Allâh’ın son kitabına özel ad olmuştur. Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek demektir.
220-Tevrat: İbranice Tura kelimesinin Arapçalaşmış biçimi olan Tevrat kanun, ittifak, birlik, anlaşma, sözleşme, adlaşma gibi anlamları dile getirir. İslâm geleneğinde Hz. Musa’ya nazil olan kitabı belirtir. Yahudi geleneğinde ise, bugün Ahd-i Atik (Eski Ahit) denilen kitaplar toplamının adıdır.
221-Zebur: Allah tarafından Hz. Dâvud (a.s)’a gönderilen Mezmurlar ve Mezâmir adı ile de anılan mukaddes kitap. Lügatte Mezmur, “Kavalla söylenen ilâhî, Hz. Dâvud’a inen Zebur’un sûrelerinin her biri” anlamlarına gelir. Mezmur “yazılmış” manasına gelen kitap anlamındadır. Büyük bilgin Zeccac, Zebur’un “Hikmetli kitap” manasına geldiğini; Âlu İmran, 3/184 ayetindeki “Zebûr” kelimesinin “menetmek” manasına gelen “Zebr” kökünden olduğunu açıklamıştır. Kitap da halkın hilâfına olan hususlardan meneden şeyleri bildirdiği için Zebûr diye adlandırılmıştır (18) 18-(Fahreddin er-Râzi, Mefâtihu’l-Gayb, Ankara, 1990, VIII, 417).
222-İncil: Allah tarafından Hz. İsa’ya gönderilen; Tevrat’ın aslını doğrulayan Kur’an-ı Kerîm tarafından tasdik edilen ve bir anlamı da “yol gösterici, aydınlatıcı” olan (el-Maide, 5/46-48), dört büyük kitaptan birisi. Yunanca “Evangelion”; iyi haber, müjde demektir. Esas itibariyle Hz. İsa’nın hayatını, mucize ve faaliyetlerini, söylediği hikmetli sözleri, tebliğ etmiş olduğu şeriat hakkındaki peygamberane hakikatları anlatmak için kullanılmıştır. Bu kelime ile ilk hristiyanlar; İsa’nın insanlara bildirisini, onları kötülük ve günahtan kurtarmağa ve selamete götürmeğe geldiğine dair vaadini anlatmış ve adlandırmışlardı. Hz. İsa da onu; “Tanrı’nın Krallığı’nın müjdesini (iyi haberini) duyurma” olarak tanımlar (19)
 

HADİS BİLGİLERİ
70-Hz.Peygamber adına uydurulmuş sözlere Mevzu Hadis denir.
71-Sahih ve hasen hadisin şartlarından birini veya bir kaçını taşımamakla birlikte,uydurma(mevzu) olduğu da söylenemeyen hadislere genel olarak Zayıf hadis denir.
72-Kudsi Hadis:manası Allaha , lafzı Pygambere ait olan hadis.
-Merfu Hadis:söz, fiil veya takririn doğrudan Peygambere dayandırıldığı, kaynağı Peygamber olan hadis:
73-Mevkuf Hadis:Söz, fiil veya takririn sahabeye dayandırıldığı, kaynağı sahabe tabakası olan hadis.
74-Şazz Hadis:sıhhat açısından sahih hadis ile zayıf hadis arasında yer almasına karşın sahihe daha yakın olan hadis.
75-Sahih Hadis:Resulullaha ait olduğunda usul bakımından herhangi bir tereddüt bulunmayan, sıhhatına hükmedilmiş olan hadis.
76-Muharref Hadis:Kelimesi hareke değişikliğine uğramış hadis muharref hadis denir.
77-Garib Hadis:Hadis terimi olarak, senedinde herhangi bir yerinde bir tek ravisi olan Ahad hadis çeşididir.
78-Meşhur Hadis:Bir çok kişi tarafından rivayet edilen, delil alınan ve herkes tarafından bilinen halk arasında şöhret bulan Ahad hadis çeşidi.
79-Tedvin:Daha önce dağınık olan hadislerin, toplanarak kitap haline getirilmesine tedvin denir.
80-Tasnif:Hadisleri topladıktan sonra sınıflara ayırmak ve guruplamak anlamına gelen hadis terimi.
81-Şeyh:Kendisinden hadis rivayet edilen ravinin hadis aldığı hocasını ifade eden hadis terimi.
82-İttihamur –ravi bil –kizb:Diğer konularda yalan söyleyen bir ravinin hadis rivayetinde de yalan söyleyebileceği düşünülerek, ravinin itham edilmesini ifade eder.
83-Kütüb-ü Sitte:Buhari,Müslim,Ebu Davud,Tirmizi,İbn Mace, Nesai.
84-el-Camius-Sahih (Buhari):Üzerinde en fazla şerh faaliyeti yapılan ve İslam dünyasında en fazla ilgi gören hadis eseri .
85-Tergib ve Terhib Hadisleri:Hz.Peygamberin kişiyi herhangi bir şeye teşvik etmek veya sakındırmak için söylediği hadislere Tergib ve Terhib denir.
86-Müsned türünde yazılmış en meşhur hadis eseri Ahmed b.Hanbele aittir.
87- Sünnetin çeşitleri:Üç çeşittir.
a- Kavli sünnet; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözleridir.
b- Fiili sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v)’in yaptığı iş ve hareketlerdir.
c- Takriri sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in işaret ettiği veya sükut ettiği işlerdir.: 88-“Riyazü-s Salihin” adlı hadis kitabının yazarı ,İmam Muhyiddin en-Nevevi’dir.
89-En çok hadis rivayet eden sahabe Ebu Hureyre (r.a.)
90- Müttefekun Aleyh : Buhari ve Müslim’in bir hadis üzerindeki ittifakıdır.(Görüş birliğidir).
91- Mevzu hadis :P eygamber Efendimiz(s.a.v.)!in ağzındanmış gibi uydurulan gerçek olmayan sözlerdir.
92-Senet :Hadis-i Şerif’i rivayet eden kişiler zinciridir.
93- Metin : Senetten sonraki Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleridir.
94-Ravi : Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in söz ve fiillerini rivayet eden her kişiye ravi denir.
95-Ebu Hureyre’nin asıl adı :Abdurrahman Bin Sahr’dır.
96- Tabiin : Sahabeden sonra gelen ve onlarla sohbet edenlerdir.
97-Hadis ilminde molla :2.000’den fazla hadis ezberleyene denir.

DİNLER TARİHİ
1. Şabat:Yahûdîlerde haftalık ibâdet günü
2.ROŞAŞANA: Dünyanın her yerindeki Mûsevîlerin kutladıkları en önemli yılbaşı bayramı
3.YOM KİPPUR: Mûsevîlerde Roşaşana sonrasındaki on gün boyunca o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışların gözden geçirildiği insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenip helalleşildiği keffâret günü anlamına gelen oruç günü.
4. ŞAVUOT:Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahûdîlere verilişini (emirin alınışı) kutlama bayramı
5-SUKKOT(ÇARDAKLAR):Yahûdîlerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bayram.
6. Tevrat’ta yılda üç defa hac ibâdeti emredilmektedir. Yahûdîlikteki hac zamanları:Sukkot, Şavuot, Fısıh.
7-i Yahûdî mezhepleri:Karailik,İshakiyeler,Ferisiler.
8. Hz. Îsâ dönemindeki Ferisilikle başlayan günümüzde klasik Yahûdîlik anlayışını aynen devam ettiren Yahûdîlik mezhebi Ortodoks.*
9.Vertabetlik: Ermeni Kilisesi hiyerarşisinde bulunan makamlardan gerekli eğitimi almış evlenmemiş papazlara verilen rütbe .
10. Reform sürecinde Protestan akımlara kapılmayarak Roma’daki Papaya bağlılığını sürdüren Hristiyan grup Katolik.*
11. Hz. Îsâ dönemi Yahûdîliğinin üç önemli mezhebiri: Sadukîlik.Ferisîlik.Essenîlik.
12.Sihizm: Hinduizm ve İslâm’dan etkilenerek Hindistan’da ortaya çıkan dînî inanç
13.BARNABA: Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) ile ilgili müjde içeren İncil
14. TENASÜH:Ruhun öldükten sonra başka bir bedene geçmesi anlamına gelen Hinduizm kaynaklı inanış.
15.HİNDUİZM:İneğin ve Ganj nehrinin kutsal kabul edildiği ilâhî olmayan din.
16. Hac yortusu Noel Katedral gibi kavramlar Hrıstiyanlık dinine aittir.
17. Hristiyanlıktaki kilisenin karşılığı Mûsevîlikte ,Havra (Sinagog).*
18. Haham Sinagog Ağlama duvarı gibi kavramlar Mûsevîlik. *dinine aittir.
d) Budizm.
19.İsevilik dininde insanlar günahkâr olarak doğarlar.
20.Günümüzde en büyük Yahudi nüfusunun yaşadığı ülke İSRAİL.
21.Yahudilerin ibadet yerlerine Havra/ Sinagog denir.
22.Dört incil:Matta, Yuhanna, Markos ve Luka.
23.Hristiyanlık Dininde Mezhepler:Katoliklik,Ortodoks ve Protestanlık Mezhebi.
24.Hristiyanlığın en büyük konsili:vatikan 2. konsili(1962-1965)
25.YAHUDİLİK VE MUSEVİLİK:Musevîlik, kurucusu Musa’ya izafetle bu adı almıştır. Yahudi, İbrani, ve İsrail terimleriyle de Musevîlik kastedilir.
26.Hıristiyanlık öncesi dönemde başlıca üç mezhep vardır:1-Ferisiler, 2-Sadukiler, 3- Esseniler.
27.İslâm’dan sonraki Yahudi mezhepleri de üçtür:1- İshakiyye, 2- Yudganiyye, 3- Karaim.
28.Halen yaşamakta olan Yahudi mezhepleri şunlardır1- Muhafazakâr Yahudiler,2- Ortadoks Yahudiler ,3- Reformist Yahudiler. 4-Yeniden Yapılanmacılar.
29.Yahudilerin Mukaddes Kitapları: Yahudilerin mukaddes kitapları iki ana başlık altında incelenebilir: 1- Tanah, 2-Talmud,Hristiyanların Eski Ahit adını verdikleri Tanah da üç bölümden oluşur:1-Tora, (Tevrat) 2- Neviim, 3- Ketuvim. Çoğu zaman Yahudilerin mukaddes kitabının tamamı “Tora” kelimesiyle ifade edilir. İbranice bir kelime olan Tora, Arapça Tevrat’ın karşılığıdır.
30.Tevrat “Kanun, şeriat, emir, ders, önder” vb. manalara gelir.
31.AŞKENAZ:Daha ziyade Filistin geleneği üzerine temellenen ve Roma yoluyla Orta Avrupa’ya (Almanya ve Fransa), oradan da Doğu Avrupa’ya (Polonya ve Rusya) geçen Yahudiler.
32-AHD-İ CEDİD:Yeni ahid, yeni sözleşme. Hristiyanlara göre, putperestliğe sapan yahudîlerin bu durumlarına acıyan Cenâb-ı Allah, İsrâiloğulları ile yeni bir sözleşme yapmıştır.
33.Ortodokslar : Başındaki kişiye Patrik denir. Merkezi İstanbul’dur.
34.Katolikler : Başındaki kişiye Papa denir. Dinsel merkezi Roma’dır.
35.Endülüjans : Günahlardan kurtulmak amacıyla kiliseden satın alınan belgedir.
36.Engizisyon Mahkemeleri : Kilisenin başkanlığında toplanır, genellikle kilisenin öğretilerine karşı çıkanlara ölüm cezası verirdi.
37.AFOROZ:Hristiyanlık ve Yahudilikte öngörülen bir dinî ceza türü olup, Kilise hukukuna göre yetkili dinî şahsiyetler tarafından suçlu görülen bir Hristiyanın kendi topluluklarından uzaklaştırılmasıdır.
38.ADVENTİZM:Hz. İsa’nın bir kez daha yeryüzüne geleceğini savunan bir Hristiyan mezhebinin adıdır. Bu inanca göre Hz. İsa tekrar yeryüzüne gelecek ve günah işleyenlerle günahsızları birbirinden ayıracaktır.
39.HAVÂRÎ:Sözlükte “seçilmiş, kusursuz, taraftar, özverili arkadaş, dost, bir kimseye ileri derecede yardım eden ve kendisini bir davaya adayan kimse” anlamına gelen havarî, din literatüründe, genelde peygamberlere îmân edip, onlara yardımcı olanlar demektir. Özel olarak havârî, özellikle Hz. İsa tarafından seçilmiş, tebliğ ve irşad görevinde ona yardımcı olan on iki kişilik grubu ifâde eder.
40.Hz. İsa’ya bağlılığını kanıtlayan ve on iki havarî olarak kabul edilen bu yardımcıların isimleri şöyledir: Matta, Tomas, Petrus, Yuhanna, Yahya, Büyük Yakup, Küçük Yakup, Andreas, Bartholomeus, Mattias, Filipus ve Yahuda’dır. Bunlardan dördünün incil yazarlarından olduğu söylenmektedir.
41.MİŞNA:İbranice kökenli bir kelime olup, tekrar yoluyla öğretme anlamına gelmektedir. Yahûdîlik inancına göre Tur dağında Hz. Musa’ya gönderilen Tevrat önce Hz. Harun’a sonra kavmin diğer ileri gelenlerine öğretilmiştir. İşte Mişna, Tevrat’ın hükümlerini açıklayan şifahî beyanların yazıya geçirilmiş şeklini belirtmek için kullanılan bir kavramdır
42.SİNAGOG:Yahûdîlikte, toplu olarak ibadet ve dinî merâsimlerin icrâ edilmesi için tesis edilen dinî mekân / ibadet mahalli demektir. Ülkemizde ve Türk kültüründe sinagog yerine (havra) kelimesi daha çok bilinir ve yaygın olarak kullanılı
43.NASRANÎ:Hz. İsâ’nın doğduğu yer olan Nasira’ya mensubiyet veya yardım anlamındaki nusret kelimesinden türemiş bir kavramdır. Hristiyan veya yardımcı demektir. Çoğulu “Nasârâ”dır. Bu kavram Kur’ân’da tekil olarak bir yerde geçmektedir. “İbrahim, ne Yahûdî, ne de nasrani (Hristiyan) idi; fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.” (Âl-i İmrân, 3/67) Çoğulu olan “Nasâra”ise Hz. İsâ’ya inananların adı olarak on dört ayrı yerde geçmektedir.
44.HİNDUİZM (Brahmanizm):Hindistan ‘ın en belirgin dinlerinden biri Hinduizm’dir. Hint dinlerindeki gelişmeler sonucu Hinduizm adını alan din, Brahmanların hakimiyet sağladıkları dönemde ise Brahmanizm terimi ile ifade edilmiştir.
45.SİHİZM:Sihizm, Sri Guru Nanak Dev Ji (1469-1539) tarafından kurulmuştur. İslam ve Hinduizm karışımı bir dini harekettir. Sihler Kuzeybatı Hindistan’ın Pencap bölgesinde yaşamaktadırlar.
46.Günümüz Hinduizm’i içinde de varlığını devam ettiren ancak ortaya çıkışları çok eskilere giden üç ana mezhep vardır: Şivacılık, Vişnuculuk ve Şaktizm.
47.Farklı inanç sistemlerinin bir arada yaşaması ve bilinçli ya da bilinçsiz şekilde birbirinden etkilenmesi nedeniyle oluşan yeni dini yorumlara Senkretizm adı verilir.
48.Hunduizm kutsal kitaplarının tamamını içeren metinlere Vedalar denir.
49.Budizm de mezhepler:İkiye ayrılır a)Hinayana,b)Mahayana
50.Yahudilerin kronolojik yerleşim yerleri;Harran,Filistin,Mısır
54-Yahûdîlerde haftalık ibâdet gününe Şabat. denir.
56.Dünyanın her yerindeki Mûsevîlerin kutladıkları, en önemli yılbaşı bayramı Roşaşana.
57.Mûsevîlerde, Roşaşana sonrasındaki on gün boyunca, o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışların gözden geçirildiği, insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenip helalleşildiği, keffâret günü anlamına gelen oruç gününe Yom Kippur.
58.Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahûdîlere verilişini (emirin alınışı) kutlama bayramı Şavuot.
58- Yahûdîlerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bayramın adı Sukkot (Çardaklar).
59- Hz. Îsâ dönemindeki Ferisilikle başlayan, günümüzde klasik Yahûdîlik anlayışını aynen devam ettiren Yahûdîlik mezhebi Ortodoks.
60.Batıda yaygın olan Protestanlık çerçevesindeki mezhepler:
Evanjelizm – Anglikan. Baptistler – Adventistler. Presbiteryenler – Pentekostalistler.
61.Yahûdîliğin sembolü, Yedi kollu şamdan ve Altı köşeli Yıldız’dır
62.Yahûdî:İshâk oğlu Ya’kûb’un on iki oğlu vardı. Dördüncü oğlunun adı Yuda veyâ Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izâfeten İsrâîloğulları’na Yahûdî denilmiştir.
63.Tevrât:Yahûdîlerin kutsal kitap külliyâtı: Tanah ve Talmut şeklinde ikiye ayrılır.
64.Tanah üç böyümden oluşur:Tora, Neviim ve Retuvim
65.Talmut:Talmut, öğrenim mânâsına gelir. Yazılı olmayan ikinci Metine denir.
66.Taoizm:Bu dîn, “Tao” kavramı üzerinde durmuştur. Büyücüleri, râhipleri râhibeleri ve dînî şefleri vardır. İlkbahar bayramında ateş yakılır Taoist râhipler yarı çıplak durumda, ateşe Pirinç ve Tuz atıp koşarak üzerinden geçerler. Taoizmin kurucusu, Lao Tse’dir. M.Ö. 604 veyâ 570
67.Cayinizm:Hindistan’daki dinlerdendir. Kökü M.Ö. VIII. yüzyıla dayanır. Brahmanizm’deki şiddetli sınıf ayrılıklarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dîne inananlar genellikle sebze ve meyve yerler. Öldürme, yalan, hırsızlık, Şehvete ve dünyâ nimetlerine düşkünlük kötülenir. Tanrı anlayışı yoktur.
68.Kabala: Musevi tasavvufu ve mistisizmi. Tora’yı mistik bir şekilde yorumlayan öğreti.
69.Kipa: Yahudi erkeğin, sinagogda, dışarda ve dua esnasında başını örttüğü küçük takke.
70.AKDES:Bahaullah diye bilinen Mirza Hüseyin Ali`nin yazdigi Bahailigin kutsal kitabi.Kitab-ı Akdes, Bahailik´in en önemli kutsal kitabı. Dinin kurucusu Bahaullah tarafından kaleme alınmıştır. Arapça el-Kitab el-Akdes adıyla, Arapça yazılmıştır.
71.ADDAS :Mekke dönemin de Hz.Peygamberin Taife yaptigi sirasinda müslüman olan köle.
72.AHD-İ CEDİD:İncil.Kitab-i mukaddes`in sadece hiristiyanlara ait olan ikinci kisminin adi. İncil kelime olarak “müjde, tâlim ve öğretici” anlamına gelir.
73.AHİD SANDIĞI:Allah ile Israilogullari arasindaki ahd´in sembolü olan on emir`in yazili bulundugu levhalarin muhafaza edildigi sandik.
74.AHURA MAZDA : Zerdüşt Dini’nin iyilik, aydınlık ve ışık tanrısıdır. Bu nedenle Zerdüşt Dini’ne Mazdaizm de denilmektedir. Bu dinin ilkeleri ve kuralları Avesta denilen bir kitapta toplanmıştır. Bu gün de İran ve Hindistan’da son inanlarına rastlanan bir dindir.
75.ANGLİKANİZM:İngiltere kralı Sekizinci Henry’nin kurduğu hıristiyanlık mezhebi.
76.ASLI GÜNAH :Hristiyanlikta Hz.Adem ile Havva`nin cennette »yasak meyve » ibaret yemek suretiyle islediklerine ve nesilden nesile bütün insanliga intikal ettigine inanilan suc.
77.BAHİRE:Hz.Peygamberin henüz cocukken Suriye`de görüstügü rivayet edilen rahip.Resulullah (s.a.s.)’ın amcası Ebû Talib ile birlikte gittiği Suriye seyahati sırasında Busra şehri civarında karşılaştığı hristiyan din adamı.
78.BAPTİSTERİUM (VAFTİZHANE):Vaftiz töreni için yapılmış küçük kilise (şapel) – Büyük kilisenin içindeki vaftiz bölümü.Vaftiz töreni için yapılmış küçük kilise (şapel)/Büyük kilisenin içindaki vaftiz bölümü . Hıristiyanlığın manevi kirlenme “Asli günah”tan arınma ibadeti formu haline gelen vaftizin temel prensibi Hz. Adem ve Havva ile başlayan ilk günah’a dayandırılmaktadır. Hz. Adem ile Havva’nın ebedi yaşamı bulmak için şeytan’ın iğvasıyla yasak ağaca yaklaşmaları ile başlayan olayları “Asli günah” nazariyesi içine alarak tüm doğan insanların günah ile doğduğunu temel kabul etmişlerdir.
79.BARNANA İNCİLİ:Ilk dönem Hiristiyanlarindan Aziz Barnaba`nin yazdigi, kanonik inciller`in aksine teslis ve enkarnasyonu reddeden ve Hz.Muhammed`in risaletini müjdeleyen incil.
80.BEYTÜLMİDRAS:Yahudilerin dini egitim ve ögretim yaptiklari yer.
81.CİVİTLER:Katolik Hiristiyanligin Isa Cemiyeti d denilen ikinci büyük tarikati.
82.ÇARMIH:Hiristiyanlarin Hz.Isa icin söz konusu ettikleri, tarihin cesitli dönemlerinde uygulanan bir idam sekli..
83.DİNLER TARİHİ :D inler tarihi; tarih ve dil metodlarini kullanarak, dinleri, dogus, ve gelismesinden , inanc, ibadet ve ahlak konularina kadar, tarihi seyir icinde inceleyen bir disiplindir.
84.EHL-İ SALÎB:On birinci yüzyılın sonlarında Avrupa dünyasının “Kudus’ü Kurtarma” sloganı ile Türkleri Anadolu’dan atmak ve bütün Ortadoğu’yu ele geçirmek için başlattığı siyasî amaçlı askerî harekata katılanlara verilen ortak bir isimdir.
85.BEYTİ-MAKDİS:Mukaddes ev, Küdus`deki Mescid-i Aksa.
86.EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.ccel-Kutubu’s-Sitte sahiplerini ifade eden ayn bir tabirdir.
87.EKÂNİM-İ SELÂSE :Uknum kelimesinin çoğulu olup sözlükte “asıl esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir. Bu üç esas (ekânîm-i selâse) şöyle açıklanmaktadır; Allah Teala’dan ibaret olan zat (baba) İsa’dan ibaret olan ilim (oğul) ve Meryem’den ibaret bulunan hayat (zevce) dir.
88.ESFAR-İ HAMSE:Esas itibarı ile Tavrat 39 fasıldan neydana gelmiştir. Bunlardan ilk 5 itaba “esfâr-i hamse” (beş büyük kitap) denir. Bazı kaynaklara nazaran da esas Tevrat bu beş kitaptan ibarettir. (el-Müncid 337)Tevrat’ın içine aldığı beş bölüm şunlardır:
1- Tekvin:
2- Çıkış:
3- Levîliler:
4- Sayılar:
5- Tesniye:
89.HARAÇ: Karşılık. Ücret. Vergi. Terim olarak hukuken mülkiyeti devlete ait olmakla birlikte, kullanım hakları üzerinde yaşayanlara verilmiş toprak, bu toprak için ödenen vergi.
90.HANÎF DİNÎ :Hz. İbrahim tarafından temsil edilen tevhid esasına dayalı hak din.
91.HAVARİYYUN:Havâriyyûn, İsa (a.s.)’nın peşinden giden saf ve has mü’minler.
92.İBRANİCE:Yahudilerin ve yahudi kutsal kitabinin dili.
93.İSTAVROZ:Hıristiyanlığın alâmeti, işâreti sayılan şekil ve bu şekilde yapılmış put, haç.
94.İBRÂNÎ:Eski yahûdî sülâlesi veya o soydan olan. Yahûdî topluluklarından birine mensûb kimse.
95. Eski şark kiliseleri: A)Monofizitler B) Nasturiler .2-Rum Ortodoks kilisesi: Batı katoliğinden 1054 yılında kesin olarak ayrılmıştır.
96.İZNİK KONSİLİ:Hiristiyanlik tarihindeki ilk genel konsil(325)
97.KARNAVAL:Kötü ruhları kaçırmak için korkunç maskeler takma töreni.
98.KİTAB-I MUKADDES:Hıristiyanların mukaddes bilip inandıkları Ahd-i atîk (Eski ahd) ve Ahd-i cedîd (Yeni ahd) kısımlarından meydana gelen kitab. İncîl.
99.KONFÜÇYÜSCÜLÜK:Konfücyüs`e nisbet edilen dini, ahlaki, sosyal, politik, ekonomik konularla ilgili inanc ve uygulamalarin bütünü.
100.MANASTIR:Hiristiyanlikta yaygin olarak bulunan rahip ve rahibelerin dünyadan el etek cekerek yasayip dini egitimlerini yaptiklari yer.
101.MANİHEİZM:3.yüzyilda Mani tarafindan eski Iran`da kurulan ve günümüzde
102.MARKOS İNCİLİ:Hz.Isa`nin dünyadan ayrilisindan yirmiüc yil sonra Markos tarafindan Yunanca olarak yazilmis incil.
102.MATTA İNCİLİ:Hz.Isa`nin on iki ögrencilerinden biri olan Matta tarafindan,Hz.Isa`nin dünyadan ayrilisindan dört yil sonra Ibranice yazilmis olan incil. Bu incil Hiristiyanlarin elinde en eski Incillerin en eskisidir.
103.MECUSİLİK:Atese tapanlara verilen ad.Islami kayanaklarda zerdüstlige verilen ad.Zerdüstiligin eski Iran inanc ve gelenekleriyle karismasindan olusan din.
104.MİŞNÂ:Yahûdîlerin Tevrât’tan sonra mukaddes kabûl ettikleri Talmûd kitâbının iki kısımdan biri. Tevratın hükümlerini açıklayan şifahi beyanların yazıya geçirilmiş şeklidir.
105.MİSYONERLİK:Evrensel dinler ve özellikle Hiristiyanlik baglaminda dinin yayilmasi amaciyla yapilan sistematik faaliyetler.
106.MOONCULUK:Dogu din ve felsefelerine uyarlamasi sonucunda ortaya cikan mesihi din akimi.
107.MİLEL VE NİHAL:Islami literatürde dinler ve mezhepler tarihiyle ilgili eserlerin ortak adi.Mezhepler hakkinda bilgi vermek maksadiyla yazilmis olan eserlerin ortak adi.
108.SAMSKARA:Hinduizm`de günlük ibadetlerin disinda dogum, evlenme ve ölüm gibi insan hayatinin gecis dönemlerinde gerceklestirilen dinsel törenlere samskara denir.
109.SİNOPTİK İNCİLLER: Matta, Markos ve Luka İncilleri, birbirlerine çok benzediğinden ve aynı terimlerle yazıldıklarından sinoptikler denilir. Yuhanna İncili ise, hem konuları ve hem üslûbu/anlatım biçimi yönüyle diğerlerinden ayrılır.
110.SÜRYÂNÎLER:Hıristiyanlıktaki katolik mezhebine bağlı olan ve süryânî dili ile konuşan bir hıristiyan topluluğu.
111.TESLİS(EKÂNİM-İ SELÂSE ):Uknum kelimesinin çoğulu olup, sözlükte “asıl, esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise, Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba, oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir.
112.YAHOVA ŞÂHİDLERİ:Amerika Birleşik Devletleri’nde Ch. Şarl Russel tarafından 1872′de kurulan, 1931 senesinden sonra kendilerini bu adla tanıtmaya çalışan mezheb ve misyoner teşkîlâtına verilen ad.
113.YAHUDİLİK VE MUSEVİLİK:Musevîlik, kurucusu Musa’ya izafetle bu adı almıştır.
114.AHD-İ ATİK: İki kelimeden meydana gelen bir terimdir. Ahd, “sözleşme”, Atik ise, “eski” anlamına gelmektedir. Ahd-i Atik, “eski sözleşme” demektir. Ahd-i Atik kelimesiyle Yahudilerin mukaddes kitabı olan “Tevrat” kastedilir.
115.CİZYE: Cizye,Islam devletindeki gayri müslim tebaanin erkeklerinden alinan bas vergi.
116.GANİMET:Gayri müslimlerden savaş yoluyla elde edilen her türlü mal ve esirleri ifade eden terim.
117.ORTADOĞU:En eski uygarliklarin ve üc semavi dinin dogdugu, Asya, Afrika ve Avrupa kitalarini birbirine baglayan stratejik bölge.
118.ZİMMİ:İslam Devletinde yaşayan gayr-i müslimlere zimmi denir.(H. i.Kur`an Dili,c.10)
119.KUTSAL KABİR: Kudüs’te bulunan Hz. İsa’ya ait olduğuna inanılan mezar. Kur’an’a göre, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmediği ve öldürülmediği (4/Nisâ, 157) için bu mezar kesinlikle Hz. İsa’ya ait olamaz.
120.NOEL: Noel, hıristiyanların Hz. İsa’nın doğduğu geceyi kutlamak için yaptıkları bayramdır.
121.NOEL BABA:Hıristiyanların noel gecesi hediye getirdiğine inandıkları, inanmasalar da çocuklarını kandırdıkları mitolojik ve hayâlî kişidir.
122.PAPA:Katolik kilisesinin en büyük ruhanî reisi, Roma piskoposu.
123.PAPALIK: Papa yönetimi, papanın başında bulunduğu devlet, İtalya topraklarında bulunmasına rağmen, ayrı devlet kabul edilen dünyanın en küçük devleti Vatikan, papa tarafından yönetilen teokratik bir papalıktır.
124.PAPAZ: Hıristiyan ruhanî reisi, din adamı, râhip, keşiş.
125.PETRUS:Hz. İsa’nın baş havârisidir.
126.RAHİP:Hıristiyan din adamı. Kadın din adamlarına da râhibe denir
127.UKNUM-AKANİM:Uknum, Arapça unsur, esas, temel demektir. Akanim de onun çoğuludur. Akanim-i selâse: üç uknum, yani teslisin üç temel unsuru demektir ki, bunlar baba-oğul-ruhu’l kudüstür.
128.VAFTİZ: Hıristiyanların küçük çocuklara ve dinlerine girenlere uyguladıkları suya sokma veya su serpme töreni demektir. Hıristiyanlara göre, doğuştan, babası Âdem’in suçuna ortak olarak dünyaya gelen insan, ancak kutsal kabul edilen kilisedeki su ile yıkanarak günahlarından arınabilir.
129.YAHUDA:Hz. İsa’yı yakalatan havâri. İsa’nın on iki havârisinden biridir. İskaryot da denilir. Otuz gümüş dinar karşılığında İsa’yı ihbar ederek yakalattırmıştır.
130.Haham: Yahûdi din adamı. İbrânice bilgin, bilge anlamındadır. Bu yahûdi din adamlarının başlarına da hahambaşı denir.
131.Kral Salonu: Yahova şahitlerinin kilise yerine oluşturdukları toplantı ve ibadet salonu.
132.Kutsal Perşembe:Hıristiyanlar, 13 nisan Perşembe gününü kutsal Perşembe olarak nitelerler. Çünkü Hz. İsa, son akşam yemeğini o gün yemiştir. Ayrıca, her yıl nisan ayının 14. günü akşamı toplanıp topluca yemek yemek, eski bir İbrânî geleneğidir.
133.Kutsal Cumartesi: Katolik hıristiyanlar, paskalya arefesinde kutsal haftanın son günü olan Cumartesiyi kutsal Cumartesi sayarlar.
134.Kardinal: Yüksek rütbeli katolik râhibi.
135.Keşiş: Dünyayla ilişkisini kesip manastırda yaşayan hıristiyan din adamı.
136.ilise: Yunanca topluluk anlamına gelen ekklesia deyiminden türetilmiştir. Hıristiyan mâbedi/ibâdethanesine, hıristiyanların ibâdet ettiği binaya kilise denilir.
137.Konsil: Hıristiyan ruhanîler ve râhipler meclisi. Özellikle katolik kilisesi dogmaları ve kilise disiplinini düzenleyen kurallar 2. y.y. dan itibaren toplanmaya başlanan bu konsillerce tespit edilmiştir. 1869 yılına kadar değişik aralıklarla toplanan konsillerin sayısı yirmidir. Hıristiyanların temel inançları bu konsillerde kararlaştırılmıştır.

31

Ekim
2012

Diyanet Yeterlilik Sınavlarına Hazırlık Çalışma Notları-4

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  1.298 Kez Okundu

1-ADVENTİZM :Hz. İsa’nın bir kez daha yeryüzüne geleceğini savunan bir Hristiyan mezhebinin adıdır. Bu inanca göre Hz. İsa tekrar yeryüzüne gelecek ve günah işleyenlerle günahsızları birbirinden ayıracaktır.
2-AHD-İ ATİK: İki kelimeden meydana gelen bir terimdir. Ahd, “sözleşme”, Atik ise, “eski” anlamına gelmektedir. Ahd-i Atik, “eski sözleşme” demektir. Ahd-i Atik kelimesiyle Yahudilerin mukaddes kitabı olan “Tevrat” kastedilir.
3-AHD-İ CEDİD:İncil.Kitab-i mukaddes`in sadece hiristiyanlara ait olan ikinci kisminin adi. İncil kelime olarak “müjde, tâlim ve öğretici” anlamına gelir.
4-AHKAMÜ`L-KUR`AN:İbadat, muamelat ve ukubatla ilgili ayetlerin tefsirini konu alan ilim dali ve dalda yazilan eserlerin ortak adi.
5-AHSENÜ`KASAS-:Hz.Yusuf`un Kur`an-ı Kerim`de anlatılan hayat hikayesi.
6-AKSÂMÜ’L-KUR’ÂN :Kur’ân’ın yeminleri anlamına gelen aksâmü’l-Kur’ân, Kur’ân’da geçen yeminleri konu edinen tefsîr usulünde bir bilim dalıdır
7-ANGLİKANİZM :”Anglo-Saksonlar” olarak bilinen İngilizlerin mensubu bulunduğu Hristiyanlık mezhebidir. Yeni Çağ’ın başlarında İngiliz Kraliyet Hânedanı’nın desteğiyle gelişen bu yeni mezheb, sadece bu ülkeye özgü bir mezhep olarak kalmıştır. Kral, bu mezhebin en yetkili kişisidir. Abdülaziz Çâviş’in “Anglikan Kilisesine Cevap” isimli eseri meşhurdur.
8-ASHÂBU’S-SUFFE:Hz. Peygamber (s.a.s.)’in mescidine bitişik sofada barınan ve islâmî tedrisatla meşgul olan sahabiler.
9-BÂBÎLİK :12 imamın nurunu ve Hz. Muhammed’in hakîkatini aksettirecek kâmil bir şiînin var olması gerektiğini ve kendisinin kâmil şiî olduğunu iddia eden Şeyh Ahmed el-Ahsâ’nın kurduğu Şeyhîlik adlı Şiî tarîkatından etkilenen Şirazlı Mirza Ali Muhammed’in (ö.1892) kurduğu batıl bir dinî ekoldür.
10-BOYKOT YILLARI:Müsrikler, Nübüvvetin 7. yilinda Mekke´de Şib-i Ebi talib denen mahallede müslümanlari 3 yil müddetle muhasaraya aldilar.

11–BURHAN-I İNNÎ :Eserden müessire ya da hadiselerden kanuna doğru götüren delildir. (Tüme varım) Mümkün olan bu âlemin Yaratıcısına; dumanın ise ateşe delil olması gibi.
12-BURHAN-I LİMMÎ :Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delildir. (Tümden gelim) Ateşin dumana delil olması gibi. Zira ateş olunca dumanın çıkması beklenir.
13-BURHAN-I TEMÂNU’ :Temânu’ sözlükte “bir şeyi birinden men etmek ya da onun yapmaması için mücadele etmek” demektir. Kelam ilminde, Yüce Allâh’ın birliğini ispat vasıtalarından biri olan burhan-ı temânu’, kâinatta birden fazla yaratıcı olması halinde nizamın bozulacağı esasına dayanan bir delildir.
14-BUVAT GAZVESİ:Hz.Peygamber`in ilk gazvelerinden biri.
15–CEBRİYYE : İnsanların kendilerine has bir iradeye sahip olmadıklarını, zihnî ve amelî bütün fiillerinin ilâhî gücün zorlayıcı tesiriyle meydana geldiğini savunan grupların ortak adıdır. İnsanın bütün davranışlarını Allah’ın iradesine bağlayan ve beşerî iradeyi inkâr eden bu ekolün ilk kurucusu Cehm ibn Safvân’dır. Kurucusuna nispetle bu fırkaya Cehmiyye de denilmiştir.
16-CEM’U'S-SALÂTEYN :Fıkıh dilinde “iki namazı birleştirmek” anlamına gelen bu tâbir; öğle ile ikindi namazlarının öğle veya ikinde vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının akşam veya yatsı vaktinde birlikte kılınmasını ifâde eder.
17-CİZVİTLER :Onaltıncı asırda reform ve felsefî reaksiyon hareketlerini yaşayan Avrupa’da Katolik mezhebi içinde; Hristiyanlığa (aslında Katolikliğe) yeni bir dinamizm kazandırmak için oluşturulan yeni bir Hristiyan tarikatıdır. Cizvitler, özellikle dışa dönük bir çalışma yöntemi izlemişler; yeni ülkelere yönelerek başka toplumları Hristiyanlığa dâvet için örgütlenmişlerdir.
18-DARÜLHADİS :Hadis evi,hadis ve hadis ilimlerinin ögretildigi yer.Hadis ögrenimi icin kurulan müessese.
19-DARU`L-ERKAM:Mekke döneminde sikintili yillarinda Islai teblig faaliyetlerinde merkez olarak kullanilmis ev.
20-DÂRU’N-NEDVE: Darun Nedve,İslam`dan önce, Mekke sehir devletinin önemli kararlarin alindigi toplanti yeri
21-DELAİLU`L HAYRAT:Hz.peygamber için kullaniln salavat-i şerifeleri toplayan kitaplarin adidir.
22-DELAİLÜ’N-NÜBÜVVE:Delâilü’n-Nübüvve,Peygamberlik müessesesini, özellikle Hz. Muhammed’in peygamberliğini ispatlamak amacıyla yazılan eserlerin ortak adı
23-DENDAN-İ SEAADET:Hz.Peygamberimizin Uhud muharebesinde sehit olan , kirilan disinin bir parcasi.Dendan-i Seadet, Osmanli padisahlarindan Sultan Mehmet Resat tarafindan yaptirilan kiymetli taslarla süslü altin bir muhafaza Topkapi sarayinda saklanmaktadir,
24-DEHRİYYE Zaman ve maddenin ebedîliği görüşünü benimseyen kimselere verilen bir isimdir. Bu ekolün mensupları Allah’ı ve ahiret gününü inkâr etmektedirler.

25-DİHYETÜL KELBİ:Ashabın en güzel simalarından biri idi. Bazı zaman Cebrail (a.s.) Resulü Ekrem (s.a.v.)’in huzuruna onun suretinde gelirdi. Bu güzel simalı sahabe. Dıhye-i Kelbî Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden ve simâ olarak en güzellerindendir. İsmi; Dıhye bin Halîfe bin Ferve bin Fedâle bin Zeyd İmrü’l-Kays bin Hazrec olup, Dihyet-ül Kelbî diye meşhûr olmuştur.
26-DÜRZÎLİK:Şiiliğin İsmâiliyye kolundan doğan Dürzîlik, Fâtimî halifelerinden el-Hâkim Biemrillah’ın
27-EİMME-İ HAMSE: “Beş imam” demek olup el-kutubu’s-Sitte sahiplerinden Buhari ve Müslim ile Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nese’i olmak üzere beşine denir.
28-EİMME-İ SİTTE:Eimme-i sitte, hadiste kütüb- ü sitte denen, 6 meshur hadsi mecbuasinin yazarlarina verilen isimdir
29-EHL-İ BEYT:Hz.Peygamber aile fertleri icin kullanilan bir tabir.
30-EHL-İ HİBRE :Ehl-i Vukuf, bilirkişi, eksper, hakimin, kendi ihtisası dışında kalan alanlarda bilgisine başvurduğu, konunun uzmanı kişi veya kişiler.
31-EHL-İ KIBLE:Kabe`ye dogru yönelerek namaz kilmanin farz olusunu kabull eden kimselerdir.
32-EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.
33-EHL-İ SÜNNET: Ehl-i sünnet dinî literatürde, dini anlama ve yaşamada Allah’ın kitabını ve Hz. Muhammed’in sünnetini rehber edinen ve sahâbenin yolunu izleyen ümmet çoğunluğu anlamında kullanılan bir terim olmuştur.
34-EİMME-İ SELÂSE :Üç imam. Hanefî mezhebinde İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man b. Sabit * (80-150/699-767) ile iki büyük öğrencisi olan İmam Ebû Yûsuf Yâkub b. İbrahim el-Ensârî* (113-183/731-799) ve İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî * (132-189/750-805) hakkında kullanılan bir terim.
35-EİMME-İ ERBAA:Dört imam anlamına gelen bu tamlama, dört büyük fıkıh mezhebinin kurucuları olan İmam-ı Azâm Ebû Hanîfe, İmam Malik b. Enes, İmam Muhammed b. İdris eş-Şafiî ve İmam Ahmet b. Hanbel için kullanılmaktadır.
36-EMSALÜ`L-HADİS: İçerisinde darbı mesel ya da mesel bulunan hadisleri derleyen kitaplara “emsâlü’l-hadis” denir.
37-EMSALU`L-KUR`AN:Kur`an-i Kerim`deki meseleler.
38-EMVÂL-İ BÂTINA:Gizlenmesi mümkün olan altın, gümüş ve ticâret eşyâsı cinsinden olan zekât malları
39-EMVÂL-İ ZÂHİRE:Zekât hayvanları ve topraktan elde edilen mahsûl gibi gizlenmesi mümkün olmayan mallar
40-FEZAİLÜ’L-KUR’AN: Kur’an’ın bazı sûre ve âyetlerinin faziletinden bahseden rivayetleri bir araya getiren ilme fezâilü’l-Kur’ân denilmiştir.
41-FİCAR SAVAŞLARI:Ficar harbi, haram aylarda zorlayici bir sebeple harp cikarsa buna „Ficar Harbi” denir.
42-FİL OLAYI:Fil :Fil vakasinin meydana geldigi sene ye fil yili denir.Peygamberimizin dogumundan 55 gün önce meydana gelen olay.
43-GARİBÜ`L KUR`AN:Kur`an-i Kerim`deki garip lafizlarin tefsirini konu alan ilim dali ve dalda yazilan eserlerin ortak adi.
44-GASİLÜ-L MELAİKE:Melekler tarafından yıkanan; Ashâb-ı kirâmdan Uhud harbinde şehîd olan ve cenâzesini meleklerin yıkadığı Peygamber efendimiz tarafından müjdelenen Ashâb-ı kirâmdan Hanzala hazretleri.
45-GASVETULUR:Zor zamanda,Tebük savasina verilen ad.
46-GAZVE VE SERİYYE:Peygamber Efendimizin bizzat sevk ve idare ettigi savaslara„gazve“ denir.Peygamberimizin gazvelerinin sayisi 27`dir.Seriyye;Ashab-i Kiram `dan bir zatin kumandasi altinda savasa giden az bir kuvvete“seriyye“ denir. Seryyelerin sayisi 44 veya 104`dir.
47-GAZVETÜ`L-USRE(Tebük Gazvesi):Hazirlik safhasinda büyük güclüklerle(usre) karsilasildigi icin Tebük Gazvesi`ne verilen ad.
48-HABER-ÜS SAHİFE(AMBARGO-BOYKOT): Bi’setin 7. senesi (Milâdi: 617.Suçları yalnız Allah (c.c.)’a inanmak, onun kanunlarına göre yaşamayı istemek olan insanlara Mekke müşrik devleti tarafından alınan, hiç bir şekilde müslümanlarla temas edilmeyecek, onlardan kız alınmayacak, kız verilmeyecek, hiç bir şey satın alınmayacak ve satılmayacak gibi kararların alınıp halka duyurulması için bir afişle Kabe’nin duvarına asılması olayı.

49-HABEŞİSTANA HİCRET :Habesistana ilk hicret;11 erkek 4 kadin, ikinci hicrette 77 erkek 13 kadin olmak üzere 90 kisi.
50-HARAM AYLAR:haram aylar”ın, “Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Recep”
51-HAREM BÖLGESİ:Harem bölgesinin Mekke`ye en uzak olan siniri Cidde istikametindeki Hudeybiye, en yakin siniri ise Medine istikametindeki “tenim” dir. Harem sinirlari disinda kalan yerlere “HILL” denir.
52-HAREM-İ ŞERÎF :Şerefli harem anlamına gelen “harem-i şerîf”, Mescid-i Haram için kullanılan bir tabirdir.
53-HASEN HADİS: Terim olarak hasen, sahih ile zayıf arasında yer alan, ancak sahihe daha yakın olan bir hadis çeşididir.
54-HATENEYN:İki dâmât; Resûlullah efendimizin iki mübârek dâmâdı olan hazret-i Osman ile hazret-i Ali.
55-HAVASSU’L-KUR’AN:Kur’an’ı Kerim’in bazı ayet ve surelerinin özelliklerinden bahseden ilimdir.
56-HAVAİC-İ ASLİYE:Asil ihtiyaclar, temel ihtiyaclar.
57-HAVELAN-İ HAVL:Senenin devretmesi, gecmesi demektir.
58- HİDANE:Kücük cocuklarin bakimi, gözetimi ve terbiyesi anlaminda bir fikih terimi.alin sahibinin elinde bir yil kalmasi.
59-HURUÇ  BİSUN’İHİ (= Kendi isteği ile çıkmak): Namazlardan kendi iradesi ile çıkmak
60-HURÛF-I MUKATTAA(BAŞLANGIÇ HARFLERİ):Kur’ân-ı kerîmde bâzı sûre başlarında bulunan ve mânâsı açık olmayan ikisi üçü bir arada veya tek başına yazılı harfler.
61-HÜZÜN YILI:Resulullah`a Peygamberlik gelisinin 10.ci yilinda;Peygamberimizi himaye eden amcasi Ebu Talib vefat etmis, üc gün sonrada Hz.Hatice`de vefat etmistir.Hrr ikisinin böyle arka arkaya vefat etmeler Resul-i Ekrem cok kederlendirmis bu yüzden bu seneye Hüzün Yili denmistir.
62-İBADİYYE:Haricîlerin günümüzde yaşayan bir kolu olup, kurucusu Abdullah ibn İbâd el-Murri et-Temîmî`ye nispetle İbâdiyye adını almıştır. Bu fırkanın mensupları, sahip oldukları görüşlerinden dolayı kendilerine “ehli’l-adl ve’l-istikâmet” ile “ehlu’l-istikâmet ve’l-îmân” unvanları ile anılmışlardır.
63-İHTİLAF-İ METALİ:Kameri ayların tesbiti hususunda, hilalin bir yerde görülürken bir başka yerde görülmemesi ifade etmek kullanılan kavram.
64-İHVE-İ SELASE (Üç Kardeş Meselesi’):Eş’arî’nin mensup olduğu Mu’tezile mezhebini eleştirel bir tarzda incelemesini sağlayan ve deyim yerinde ise tetikleyen olay, Ihve-i Selâse diye meşhur olan Üç Kardeş Meselesi’dir
65-İSFÂR:Sözlükte “sabah yerinin açılıp aydınlanması, ortalığın aydınlanması” anlamlarına gelen isfâr, bir fıkıh terimi olarak, sabah namazının ortalığın aydınlanmasına kadar geciktirilmesi demektir
66-İSTİBRA:Kücük abdesten sonra temizlenme.
67-İSTİLAF:Namazda abdesti bozulan insanin, yerine cemaattan birini gecirmesine istihlaf denir.
68-İSTİHSAN : Bir şeyi güzel ve iyi görme; fıkıh terimi olarak: Zahir kıyasın hükmünü bırakıp illetindeki tesiri gözönüne alarak daha kuvvetli olan gizli (hafî) kıyası kabul etme prensibi.”

69-İSTİNAF:Namazda abdesti kasten kendi istegi ile bozulmussa namazi yenidn baslar. Buna istinaf denir.
70-İSKAT-I SAVMI:Farz veya vacip olan oruclarini tutmadan ölen kimseninbu oruclari icin verilen fidye.
71-İSTİNCA:Büyük abdesten sonra temizlenmek.
72-İLA VE TAHYİR OLAYI:Hz.Peygamberin bir süre zevcelerinden uzak kalmasi ve zevcelerinin nikahlarini alip ayrilma ya da Resulullah´in esleri olarak kalma hususunda muayyen birakilmalari olayi(630)
73-İFK OLAYI:Beni Mustalik savasi dönüsünde Hz.Aise`nin iftiraya ugramasi.Ifk hadisesini aciga cikaran ayet;Nur suresi ayet:11 ve 12)

74-İRHAS:Hz,Peygamberin Peygamberliginden önce, ondan sadir olan olaganüstü durumlardir.
75-İSTİBRA:Bu kelime, küçük abdestten sonra, idrar yolundaki son sızıntıdan halas olma ma’nâsına da kullanılır.(
76-İSTİNKÂ:İstincâdan sonra, hiçbir pislik kalmadığına kalbde kuvvetli bir kanâat hâsıl olması.Erkeklerin, idrârını yaptıktan sonra istinkâ etmedikçe abdeste başlaması câiz olmaz.
77-İTİKAF: cemaatle namaz kılınan bir mescitte oruçlu olarak ve itikafa niyet ederek beklemektir
78-İ‘’RABUL-KUR’AN:Kur’an’ın diliyle ilgili ilimlerin başında Kur’an’ın dil bilgisi bakımından doğru okunup yazılmasından ve farklı vecihlerin ne gibi anlam kaymaları ve zenginliği ortaya çıkardığından bahseden i‘râbü’l-Kur’ân gelir
79-İSRA:İsrâ,Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in bir gece Allah tarafından Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmesidir. 80-KADİYÂNÎLİK:Kadiyânîlik XIX. yüzyılın sonlarına doğru Hindistan’da Mirza Gulam Ahmed 14-öncülüğünde kurulmuş bir mezhep veya belli konuları içeren fikrî bir harekettir.
81-KASR-İ SALAT(Namazi kisaltmak):Misafir olanin , 4 rekatli farz namazlarini iki rekat olarak kilar.Buna kasr-i salat denir. Hicretin 4. yilinda mesru kilinmistir.Mesru olusu kitap, sünnet ve icma ile sabittir.
82-KUR’ÂN:Yüce Allah tarafından  vahiy yolu ile (Yûnus, 10/12) Arapça olarak (Yûsuf, 12/2) peyder pey (Furkân, 25/32) Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.)’a indirilen (Şûarâ, 26/192-195), nesilden nesile bize kadar tevatüren gelen, mushaflarda yazılı, Fatiha sûresi ile başlayıp Nas sûresi ile sona eren, okunması ile ibadet edilen ve sevap kazanılan, 323.015 harf, 77.439 kelime, 6.236 âyet ve 114 sûreden oluşan muciz bir kelamdır. 83-KÜTÜB-Ü EHADİS:.Ilahi kitaplar:Tevrat, zebur, inci,Kur`an-i Kerim.
84-KÜTÜB-Ü MÜNZELE:Allah tarafindan indirilmis olan kutsal kitaplar.
85-KUTUBU’S-SELASE: Üç kitap demek olan bu tamlama bazı alimlere göre es-sahîhân ile İmâm Mâlik’in el-Muvatta’ına; bazılarına göre ise Sunen-i Erba’anın İbn Mâce’nin kitabı hariç diğer üçüne denilmiştir.

86-KÜTÜB-İ SİTTE:Peygamber(sas) Efendimizin hadis-i seriflerini ihtiva eden 6 hadis kitaba verilen isimdir.Buhari, müslim, Ibn Mace,Ebu Davud,Tirmizi,Nesai.
87-KÜTÜB-İ TİS’A: Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İbn Mace, Nesai, Darimi, Muvatta, Ahmed b. Hanbel.
88-MASLAHAT-I ZARÛRİYYE: Bütün semavî dinlerin müşterek hedefi olan: 1-) Nefsi, 2-) Dîni, 3-) Aklı, 4-) Nesli ve 5-) Malı korumaya lıızmet eden şey demektir.Meselâ: Nikahlanma, nesli koruma; cihâd, dini koruma maslahatından dolayı meşru kılınmıştır. Sarhoşluk veren şeylerin haram kılınması, aklı, malı ve şerefi muhafaza gibi maslahatlara müstenittir.
89-MAZMAZA:Fikihta mazmaza, abdest ve gusülde agiza su alip calkalamayi ifade eder.
90-MEDİNE SÖZLEŞMESİ:İslam devletinin ilk Anayasasi Medine sözlesmesidir.Medine Anayasasi, Enes b.Malik in evinde toplanarak müzakere edildi.Medine anayasasina;Medine vesikasi,Medine belgesi, Medine sözlesmesi ve Medineliler sözlesmesi olarak anılmaktadır.
91-MELÂİKE-İ KERİBİYYÛN:Keribiyyûn, şiddet ve hüzün anlamına gelen kerb kökünden türeyen kerûbî kelimesinin çoğuludur. Arşın etrafında bulunan meleklere verilen bir isimdir. (Mümin, 40/7, 9) Allah’tan çok korktukları için bu isim verilmiştir.
92-MELÂİKE-İ KERİBİYYÛN:Keribiyyûn, şiddet ve hüzün anlamına gelen kerb kökünden türeyen kerûbî kelimesinin çoğuludur. Arşın etrafında bulunan meleklere verilen bir isimdir. (Mümin, 40/7, 9) Allah’tan çok korktukları için bu isim verilmiştir.
93-MELÂİKE-İ MU’AKKIB: Takipçi melekler demektir. İnsanları, önlerinden ve arkalarından izleyen meleklere denir. Kur’ân’da bu melekler hakkında; “O insanın önünden ve arkasından onu izleyen (mu’akkıb) melekler vardır. Onu Allah’ın emriyle korurlar.” buyurulmuştur (Ra’d, 13/11). Bu meleklerin kirâmen kâtibîn (hafaza) melekleri ile aynı melekler olduğunu söyleyen âlimler vardır. Bu meleklere, gece ve gündüz nöbet değiştirmek üzere birbirlerinin peşine geldikleri, insanların işlerini dikkatle takip edip yazdıkları için bu isim verilmiştir. Bu melekler gece ve gündüz nöbeti tutarlar. Gece görevli melekler, gündüz vakti olunca göğe çekilirler, onların yerine gündüz melekleri gelir. Gece olunca gündüz melekleri gider, yerine gece melekleri gelir. Böylece sürekli birbirlerini takip ederler.
94-MELAİKE-İ MUKARRABÛN:Yaklaştırılmış, yakınlaştırılmış melekler demektir. Mukarreb melekler, şerefi, değeri ve fazileti itibariyle Allah’a yakın olan meleklerdir. Kur’ân’da, “Ne Mesih ne de mukarreb melekler Allah’ın kulu olmaktan asla yüksünmezler.” (Nisâ, 4/172) denilerek bu melekler övülmüştür. Allah’ın arşını taşıyan ve arşın etrafında bulunan melekler, Cebrail, Mikail ve İsrafil mukarreb meleklerdir. Bunlara mele-i a’la (en yüce topluluk) refîk-ı a’lâ (yüce dostlar) da denir.
95-MU’CEM: Sözlükte i’camdan ismi mef’ul olup harf sırasına göre tertib edilmiş manasına kullanılan bir kelimedir. Hadis ilminde muhaddisin, hadisleri rivayet ettiği şeyhinin ismine göre tertip ederek tasnif ettiği hadis kitabına denir.
96-MUHADRAMUN:Cahiliye Islam devrini idrak eden fakat Hz.Peygamberi göremeyen kimse.
97-MUAVVİZATEYN:Felak , nas sureklerinin ikisine birden verilen isim.
Muhazat-i Nisa:Erginlik caginda olan bir kiz veya kadinin, cemaatle kilinan namazda erkegin yaninda veya önünde durmasi.Buna”Muhazati nisa” denir.
98-MUVALAT:Tavafın bütün şavtlarını ara vermeden peş peşe yapmak.
99-MUVATTA:Imam Malik`in(ö.179/795) sahih rivayetleri derledigi eseridir.
100-MÜRTEKİB-İ KEBİRE:Büyük günah işleyen kimse):Kebîre (çoğulu kebâir) büyük günah, mürtekib-i kebîre ise büyük günah işleyen kişi anlamına gelmektedir.
101-MÜSNED HADİS:İlk râvîden sonuncu râvîye kadar, senedi muttasıl olarak Rasulüllah sallallahu aleyhi ve selleme ref ‘ edilen hadîstir.
102-MÜTEŞABİH AYETLER:Birden fazla manaya gelen , manası açık olmayıp manasında kapalılık bulunan, açıklamaya ihtiyaç duyulan ayetlere müteşabih ayetler
103-MÜTÛNU ERBA’A:Kelime anlamı itibarıyla dört metin demek olan mütûnu erba’a, Hanefî fıkhında muteber kaynak olarak kabul edilen, özet halindeki dört kitaba verilen addır. Bunlar Ebû’l-Berekât Nesefî’nin Kenzü’d-Dekâik; Ebû’l-Fadl Abdullah ibn Mahmûd el-Mevsılî’nin Muhtâr; Tâcu’ş-Şerîa Mahmûd’un Vikâye; Ahmed ibn Saâtî’nin Mecma’ adlı eserleridir. Bu eserlerin pek çok şerhi yapılmıştır.
104-NAKD-İ RİCAL: Hadis rivayet eden kişilerin rivayete ehil olup olmadıklarini araştıran ilim dalı (cerh ve ta’dil de denir).
105-PANTEİZM:Allah ile âlemi bir ve aynı, hatta Allah’ı âlemin yegane cevheri sayan düşünce akımına verilen bir isimdir. Panteizm düşüncesinde madde ve ruh bağımsız varlığa sahip değildir. Ancak bütün varlıkların tek sebebi olan üstün bir cevherin sıfatları ve görünüşleridir. Bu kavram ilk kez 18. asırda İrlandalı J. Tolanda tarafından kullanılmıştır. O’na göre Allah’ın âlemden ayrı ve müstakil bir varlığı yoktur. O, bir kanundur, bir kuvvettir.
106-PAPALIK:Hristiyanlığın en büyük mezhebi olan Katolikliğin başkanlığı ve bu ruhânî devletin merkezi olan Vatikan’ın devlet başkanlığı görevine tekabül eden ve Katolik Hristiyanların en büyük dinî-ruhânî liderliğini ifade eden bir terimdir. Papa, havarilerden Saint Petros’un vekili sayılır. En üst düzeydeki Kardinallerce bu göreve seçilir.
107-PATRİKLİK:Hristiyanlıkta, Doğu Kiliselerinde o mezhebe bağlı din adamlarının en yüksek rütbesi ve temsil makamıdır. Rum Ortodoks Patriği, Ermeni Patriği, Yakubî Patriği, Türk-Ortodoks Patriği Doğu Kilisesinin belli başlı liderleridir.

108-SENETÜ`L-İBTİHACE:Bi`setin 12.(m.621) yilinda Islamiyeti kabul edenler cok oldugu icin bu seneye“Senetü`l Ibtihace“ denir.
109-SİLSİLETU’Z-ZEHEB:Altın zincir anlamına gelen bu terim, hadiste, içerisindeki râvîlerin güvenilirliğinin en üstün düzeyde olduğu senedi ifade eder. Bu senet, “esahhu’l-esânid” içerisinde de en sahih olandır. Bazı hadis âlimlerince “silsiletu’z-zeheb”; Ahmed ibn Hanbel, İmam Şâfiî, İmam Mâlik, Nâfî, İbn Ömer’den oluşan isnad olarak kabul edilmiştir.
110-SİYAK-SİBAK:Kur’an-ı Kerim’in bir ayetini yorumlarken, konu ve kitap bütünlüğüne dikkat etmek ilmidir.

 111-ŞER’U MEN KABLENA:Kelime anlamı itibariyle “bizden öncekilerin dinleri/şerîatları” anlamına gelen şer’u men kablenâ, fıkıh usulünde, fer’î delillerden biridir.
112-TALAK- BAIN:Zevecenin iddt müddeti(üc temizlenme vakti) bitmeden tekrar kocasina dönme hakki bulunmayan talak.
113-TALAK-İ RİCİ:Erkegin karisini bosadiktan sonra tekrar karisina dönmesini mümkün kilan bosanma sekli.
114-TENCİMU’L-KUR’AN :Kur’ân ayetlerinin 23 senelik risâlet devresi içerisinde parça parça indirilmesine tencîmu’l-Kur’ân denir.
115-TENZİL:Kur’ân’ın Hz. Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘e indirildiği safhaya da tenzil denir.
116-TERESSÜL-İRSAL:Ezan okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir.Bana teressül veya İrsal denir.Kamette ise ,duraklama yapılmaksızın seri olarak okunur.Buna da Haedr denir.
117-TERTİL:Kur’an’ı ağır ağır, kelime ve harflerin hakkını vererek güzelce okuma
118-TEVRAT:Sözlükte “kanun, talim ve şeriat” anlamına gelen Tevrât, ıstılahta, Yüce Allah’ın vahiy yoluyla Hz. Musa’ya, kavmine tebliğ etmesi için indirdiği kitabın adıdır.

120-VAHY-İ GAYRİ METLÜV :Okunmayan vahiy demektir. Bundan maksat, Peygamberin Kur’ân dışı aldığı vahiydir.

121-VAHY-İ METLÜV: Okunan vahiy demektir. Bundan maksat Kur’ân’dır.

122-YAHÛDÎLİK:Hz. Musa’nın peygamber olarak gönderildiği kavmin adıdır. Bu kavim Kur’ân’ın en çok kendisinden bahsettiği İsrâiloğullarıdır. Hz. Musa’nın tebliğine muhatap oldukları için kendilerine “Musevî” de denmiştir. Kutsal kitaplarında yer alan ifadelere göre Yahûdîler kendilerini; dünya milletleri arasından seçilmiş bir kavim olarak görmektedirler. Yüce Tanrı bu kavmi Tûr-i Sina’da kendine muhatap kılarak onlarla ahid ve akidde bulunmak suretiyle emirlerine uyacakları hususunda söz almış, sonra da Hz. Musa’nın şahsında onlara Tevrat’ı göndermiştir. Yahûdî dininin odak noktası olarak Kudüs’teki mabed gösterilmektedir. Sembolleri yedi kollu Şam’dan (menara) ve içiçe girmiş iki üçgenin meydana getirdiği altı köşeli yıldızlardır. Bugün İsrâil bu sembolleri devlet arması olarak kullanmaktadır.İsrâiloğullarına peygamber olarak gönderilen İshak’ın oğlu Yakub’un on iki oğlu vardı. Dördüncü oğlunun adı Yuda veya Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izafeten İsrâiloğullarına Yahûdî denilmiştir. Yahûdîlerin kutsal kitaplarının başında, kutsal yazılar mecmuası niteliğinde olan Eski Ahid gelmektedir. Yahûdîler bu kutsal mecmuayı Tevrat, Nebiler ve Katipler olmak üzere üç bölümde toplamışlardır. Yahûdîler Hz. Musa başta olmak üzere kendilerine gelen elçileri yalanlama, haksız yere karşı koyarak canlarına kıyma (Âl-i İmrân, 3/21) dahil bir çok sapma, isyân ve taşkınlıklarda bulunmuşlardır (Bakara, 2/60,61).
123-YEZİDLİK:Yezid ismi, Yezid b. Muaviye’den (Ö. 64/683) gelir. Kurucusu Emevî soyundan gelen Adî b. Musafir (Ö. 555/1160)’dır. Adî, Sûriye’de Baalbek civarında doğmuştur. Hakkari’ye irşat için gelmiş, Laleş’de bir zaviye kurmuş ve ehl-i sünneti savunmuştur. “İtikadü Ehli’s-Sünne ve’l-Cemâ’a” adında bir eseri vardır. 90 yaşında Lâleş’te ölmüştür. “Kitâbü’l-Cilve” ve “Mushaf-ı Reş” adlı eserler, Yezîdîlerce kutsal kabul edilir.
124-ZÂHİRÎ MEZHEBİ:Ebû Sülaymân ez-Zâhirî diye bilinen Dâvûd bin Ali el-İsfehânî’ye nispet edilen bir mezheptir. Bu mezhepte; Kur’ân ve sünnetin zahiri esas alındığı için bu isimle tanınmıştır. Dâvûd ez-Zâhirî, ümmetin bütün âlimlerinden sadır olanlar dışında icma’ı, âyet ve hadise dayananların dışında da kıyası delil olarak kabul etmemiş, bunun dışında kalan, içtihat, istihsan ve benzeri delillerle amel etmekten kaçınmıştır. Zâhirî mezhebi özellikle Endülüs’te yayılmış ve beşinci asra kadar da varlığı sürdürmüştür. Daha sonra yavaş yavaş çözülmeye başlamış ve nihayet hicrî sekizinci asırda mensubu kalmadığından sona ermiştir. İbn Hazm diye meşhur olan, Ebû Muhammed Ali bin Hazm el-Endelûsî bu mezhep imamlarından biridir. Bu mezhep, âyet ve hadislerin zahirine sarılarak, içtihat ve kıyastan şiddetli bir şekilde kaçınmasına rağmen, bazen teorilerinde tek başına kalmıştır. Bazı görüşleri diğer İslâm mezheplerinden intikal eden görüşlere uymamakla birlikte, çağdaş batıda kabul edilen görüşlere yakındır. Meselâ, bu mezhepte zengin kadının fakir kocasına nafaka vermesi gerektiği kabul edilmiştir.
1

125-ZÂHİRU’R-RİVÂYE:Rivâyetin açık olanı anlamına gelen zâhiru’r-rivâye, Hanefîlerden İmam Muhammed ibn Hasen eş-Şeybânî’nin yazdığı eserlerden bir bölümüne verilen özel bir isimdir. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin talebelerinden biri olan İmam Muhammed, Hanefî mezhebinde çok sayıda eser veren biridir. Bu nedenle kendisine, Hanefî mezhebinin nâkili denilmiştir. İmam Muhammed, el-Asl (el-Mebsût), el-Câmiu’s-Sağîr, el-Câmiu’l-Kebîr, es-Siyerü’s-Sağîr, es-Siyerü’l-Kebîr, ez-Ziyâdât ve Ziyâdâtü’z-Ziyâdât adlı eserleriyle, Hanefî fıkhının görüşlerini nakletmiştir. Hanefî fıkhının temelini teşkil eden bu kitaplar tevâtür veya şöhret derecesinde nakledildiğinden, bunlara zâhiru’r-rivâye denilmiştir. İmam Muhammed’in yazmış olduğu bu altı kitabı, Hâkim-i Şehîd Ebû Fazl Muhammed Mervezî, Kâfî isimli kitapta toplamıştır. Hanefî fakihlerinden Şemsüleimme Serahsî, bu kitabı Mebsût ismiyle şerh etmiştir. Bunun dışında İmam Muhammed’in yazmış olduğu kitaplardan Asl veya diğer ismiyle Mebsût, Şeyhülislam Hâherzâde, Şemsüleimme Hulvânî, Şeyhülislâm İsbîcâbî, Fahrulislâm Ali Pezdevî ve Sadrulislâm Muhammed Pezdevî tarafından şerh edilmiştir. Bu şerhler yazarlarının isimlerine nispetle Mebsût-ı Hâherzâde, Mebsût-ı Hulvânî, Mebsût-ı Pezdevî şeklinde anılırlar. İmam Muhammed, bu kitaplarıyla Irak fıkhını toplamış ve bunları ilim ehline nakletmiştir. Bu kitaplar Hanefî fıkhının ana kaynaklarıdır.
126-ZARÛRÂT-I DİNİYYE :”Dini zarûretler” anlamına gelen “zarûrât-ı dîniye” Hz. Peygamberin Allah’tan alıp tebliğ ettiği ve haber verdiği kesin olarak belli olan dinî esaslara, hükümlere ve haberlere denir. Mesela Kur’ân, Allah sözüdür ve son peygamber Hz. Muhammed (a.s.)’e indirilmiştir, beş vakit namaz, Ramazan orucu, hac ve zekat farzdır; içki, kumar, hırsızlık, zina ve yalan söylemek haramdır. Bunlar, tevatür ile sabittir. Dolayısıyla her Müslümanın bütün bunları bilmesi ve kabul etmesi gerekir, bunları kabul etmeyen veya şüphe eden kimse mümin olamaz.
127-ZEBÛR:Zebr veya Zebûr sözlükte; kitap, cüz, kitap yaprağı, yazı yazma, söz, yazı, akıl, mektub, kuvvetli ve sağlam gibi manalara gelmektedir. Dinî literatürde ise Zebûr, Yüce Allah’tan Hz. Dâvûd’a vahy ile gelen mukaddes kitabın adıdır. Peygamberlere gönderilen dört büyük kitaptan biri olan Zebûr’un da asıl nüshası yoktur. Ancak eski Ahid’de yer alan Mezamir’in Zebûr olabileceği söylenmektedir. Bunlar şiir şeklinde, manzum ahlâkî öğütler ve nasihatlardan ibarettir.Kur’ân’da üç ayrı yerde “Zebûr” dan söz edilmektedir. “?Dâvûd’a Zebûr’u verdik…” (Nisâ, 4/163), “Andolsun zikirden sonra Zebûr’da da “yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır.” diye yazmıştık.” (Enbiyâ, 21/105), “…Gerçekten biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.” (İsrâ, 17/55). Görüldüğü gibi her üç âyette de Hz. Dâvûd ve O’na gönderilen ilâhî kitap Zebûr’dan söz edilmektedir.
128-ZEHREVAN:Bakara ve Âli îmrân sûrelerine verilen isimdir.
129-ZELLE:”Peygamberlerin hata ile veya unutarak yaptıklara kusurları, ifade eden bir terim (Aliyyü’l-Karî, Şerhu Fıkhı’l-Ekber, Mısır 1323, 51, 53).Peygamberler aslında günah işlemezler. Onlar “İsmet” sıfatına sahiptirler.
130-ZELLETÜ’L-KÂRÎ:Manası değişecek şekilde Kur`an-ı yanlış okumak.Buna zelletu`l-kari denir.Anlamı“Okuyanın sürcmesi,“ yanı yanlış okuması demektir.
131-ZEVAİD SÜNNET:Hz.Peygamber(s.a.v) in bir insan olması itibariyle yaptığı, Allahü Tealadan bir tebliğ veya Allahın dinini açıklama niteliği taşımayan beşeri fiillerine Zevaid Sünnet denir.
132-ZEVATU’R-RA:Elif Lâm Râ ile başlayan Yûnus,Hûd,Yûsuf, Ra’d,İbrahim ve Hicr sûrelerine verilen isimdir.Felak ve Nas surelerine; MUAVİZETEYN,Bakara ve Ali İmran surelerine;ZEHREVAN,Târık suresinden Beyyine suresine kadar olan surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L MUVASSAT,Zilzâl suresinden Nâs suresine kadar olan bütün surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L KISAR,Hucurât suresinden Buruc suresine kadar olan surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L MUFASSAL,Bakara-Ali İmran-Nisa-Maide-En’am-A’raf-Enfal sureleri;SEB’UL TIVAL(Yedi Uzun Sure)

 İTİKAT  BİLGİLERİ

1- ALLAHIN SIFATLARI:14
a)Zatı Sıfatlar:6
1- Vücut (Var olması)
2- Kıdem (Varlığının başlangıcı olmaması)
3- Beka (Varlığının sonu olmaması)
4- Vahdaniyet (Bir olması)
5- Muhalefetül lil Havadis (Yaratılmışların hiç birine benzememesi)
6- Kıyam bi Nefsihi (Varlığının kendisinden olması)
b)Subuti Sıfatlar:8
1- Hayat (Diri olması)
2- İlim (Her şeyi bilmesi)
3- Semi (İşitmesi)
4- Basar (Görmesi)
5- İrade (Dilemesi)
6- Kudret (Gücünün yetmesi)
7- Kelam (Konuşması)
8- Tekvin (Yaratması)
2- DÖRT BÜYÜK MELEK:
a- Cebrail; Vahiy getiren melektir
b- Mikail; Tabiat olaylarının iradesi ile görevlidir
c- İsrafil; Sura üfleyecek olan melektir
d- Azrail; Ölüm meleğidir, can al
3-Hidayet kelimesinin zıddı dalalet.
4-Kuranı Kerimde ismi açık olarak zikredilmeyip melekül mevt olarak anılan Azrail Aleyhisselam.
5-Rüyetullah:Müminlerin ahirette Allahı görmesisine denir.
6-Peygamberlerin sıfatları:Sıdk, emanet, fetanet, ismet, tebliğ.
7-Peygamnerimizin en büyük mucizesi Kuran-ı kerim.
8-İslamda bilginin kaynakları:
1-Doğru haber a)Vahiy, b)Mütevatir haber.
2-Selim hisler dediğimiz 5 duyu
3-Akıl.
9-Büyük günah işleyenlere Mürtekibi Kebire denir.
10-Zelle:Peygamberlerden sadır olan küçük hata ve sürçmesine zelle denir.
11-Allahın eli(yedullah) ifadesi Maturidi ve Eşariye alimlere göre Allahın kudreti anlamına gelir.
12-Muğayyabat-ı hamse:5 bilinmeyen şey.
13-İtikad.Kesinlikle inanma ve gönülden bağlanma.
14-Haşr:Yüce allahın insanları hesana çekmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplanmasına haşr denir.
15-Arasat:Kıyamet gününde insanların toplanacağı yer.
16-Mahşer:Öldükten sonra dirilen insanların toplanacağı yere mahşer denir.
17-Kader:Yüce Allahın ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman, yer ve niteliklerini ezeli ilmiyle bilip takdir etmesine Kader denir.
18-İstidrac:İnkarcı ve günahkar kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olaganüstü olaylara istidrac denir.
19-Mizan:Ahirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartıldığı ilahi adalet ölçüsüne mizan denir.
20-İrhas:Peygamber olacak kimslerin Peygamber olmadan önce göterdikleri olağnüstü durumlara irhas denir.
 

21-Elfaz-ı küfür:Söyleyen kimsenin inkarına delalet eden sözlerdir.
22-Rıdvan:Cennetteki meleklerin başknı.
23-Malik:Cehennemdeki meleklerin başkanı.
24-Hak Dinlerin gayesi:Aklı muhafaza, dini muhafaza, nesli muhafaza, nefsi muhafaza ve malı muhafaza.
25-İslam Dininin kaynakları(Edille-i Şeriyye):Kitap, sünnet, icma ve kıyas.
26-Keramet:Peygamberlerine gönülden bağlı olan ve ona titizlikle uyan veli kulların göterdikleri olağanüstü hallare keramet denir.
27-Ehl-i Kıble:Kabeye doğru yönelerek namaz kılmanın farz oluşunu kabul eden kimselerdir.
28-Dehriyyun:zaman ve maddenin ebediliği görüşünü benimseyenler.
29-Mukarrebun ve İlliyyun Melekler:Daima Allahı tesbih eden ve anan, Allaha çok yakın ve Onun katında şerefli mevkii bulunan melekler.
30-Kuranda ismi anıldığı halde peygamber mi, veli mi oldukları konusunda bilginler arasında fikir ayrılığı bulunanlar;Üzeyir, Lokman ve Zülkarneyn.
31-İtikatı Mezhepler:Ehl-i sünnet, Ehl-i bidat.
32-Ehl-i Sünnet mezhepler:Selefiyye,maturidi mezhebi, Eşari Mezhebi.
33-Ameli mezhepler:Hanefi mezhebi,maliki mezhebi, şafii mezhebi, hanbeli mezhebi.
34-Kader:Allahın kanunları, ölçüleri.
35-Zahirurrivaye kitaplar:Hanafi mezhebi imamı azamın talebesi İmamı Muhammedin 6 kitabıdır.Bunlar; Mebsud Ziyadet,camiussağır,siyerrussağır, camiulkebir, siyerulkebir.Bu eserleriyle; hanefi fıkhının görüşlerini nakletmiştir.Tanefi fıkhının temelini teşkil eden bu kitaplar tevatür veya şöhret
derecesinde nakledildiğinden bunlara Zahirur-Rivaye denir.
36-Usûlü’d-Dîn,Kelam ilmi ile es anlamda kullanilir.
37-Mutezile: “Kul kendi fiilinin yaraticisidir.” fikrini benimseyerek irade hürriyetine vurgu
yapan itikadî mezhep.
38- İlk fikih usûlü kitabi olarak bilinen Imam Safiî’ye ait eser,er-Risale.
39-Yemâme savaşında pek çok Kur’an
hafızı şehit düştüğünde Hz. Ömer’in Halife
Ebû Bekir’e önerisi ile başlayan faaliyete Kur’an’ın cem’i
40- Eş’ari kelamcılarının mütekaddimûn dönemi
Gazali ile sona erer.
41- İmanın sadece dil ile ikrardan ibaret olduğunu
savunan Hariciler mezhebidir
42-“ Kelam” kelimesini kelam ilmi için ilk kullanan
mezhep Mu’tezile
43-Ebu Bekir Zekeriya er-Razi’nin de temsilciliğini
yaptığı ve ruhun ölmezliğine inanan ekolün
adı Tabiiyyun
 

44- İslam tarihinde “şemail” ismini ilk kullanan ve
bir eseri olan,Tirmizi
45- Hanefi fıkıh literatüründe zâhiru’r-rivaye niteliğindeki eserlerin diğer adı Mesailü’l-Usul
46-“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka
ilahlar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni
bozulurdu. Demek ki, Arş’ın Rabbi Allah
onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.”
(Enbiyâ, 21/22) ayeti Allah’ın varlığı ile
ilgili BURHAN-I TEMANU delile işaret etmektedir.
47-Cüzi irade:Külli iradenin, baska bir ifade ile irade gücünün kullanilmasidir, yani herhangi bie seyin yapilmasi veya yapilmamasi siklarindan birinin tercidir.
48-Ehl-i Kible:Kibleye yönelen kisilere kible ehli veya ehl-i kible denir.
49-Ecel:her canlinin hayatinin sona erecegi zaman.
 

50-Ecel-i Müsemma:Allah tarafindan tayin edilmis ömrün sonunda gelen ecel.
51-Ecel-i Kaza:Tehlikeye ugramak suretiyle gelen ecel.
52-Ehl-i Kitap:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanılan bir tabir.
53-Havz-i Kevser:Ahirette Hz.Muhammed`in ümmetiyle yaninda bulusacagi bildirilen havuz ve nehir.
54-Küfür:din adina teblig ettigi konularda peygamberi tasdik etmemek , onaylamamak anlaminda bir terim.
55-Mahser:Kiyamet gününd insanlarin ve bütün canlilarin toplanacaklari ve
56-Menzile Beyne`l-Menzileteyn:Mu`tezilenin 5 inanc esasindan biri.
57-Mushaf:Kur`an- i Kerim ayetlerinin iki kapak arasinda toplanmasindan olusan kitap.
58-Resül:Kendisine kitap verilen peygamberlere rasül denir.
59-Vahy-i hafi(Gizli vahiy):Bir insanin kalbine bir anlamin ansizin telkin edilmesine denir.Buna vahy-i deruni de denir.
60-Vahy-i Metlüv:Okunan vahiy demektir.Bundan maksat Kur`an`dir.
61-Vahy-i münzel:Kur`an.
62-Usûlü’d-Dîn,Kelam ilmi ile es anlamda kullanilir.
63-Mutezile: “Kul kendi fiilinin yaraticisidir.” fikrini benimseyerek irade hürriyetine vurgu yapan itikadı mezhep
64-Tahaddi ayetleri: Kur’an’ın bir benzerinin getirilemeyeceğini ifade eden ve müşriklere meydan
okuyan ayetlere denir.
65- Mu’tezile mezhebine göre “mürtekib-i
kebîre” nin hükmü İmandan çıkar fakat kafir olmaz
66- Haram’ın rızık olmadığı görüşünü ileri
süren mezhep Mutezile
67-Eşariye Ekolu:“İnsan fiilleri konusunda insanda fiili yapma hürriyetinin varlığını kabul eder. Ancak insan seçim, irade ve kudret sahibi olmasına rağmen, yaptığı işlerde tam bir hürriyete sahip değildir. Çünkü bir işi yapmaya yönelik insan iradesi, Allah tarafından yaratılmıştır.” görüşleri benimseyen düşünce ekolü
68-Kendisine sahife verilen Peygamberler:Hz.İdris 30, Şit 50, İbrahim 10, Adem 10 sahife.,
69-Amentü: “Ben Allah’a Allah’ın Meleklerine, Allah’ın Kitaplarına, Allah’ın Peygamberlerine, Ahiret gününe, kadere inandım”.
70- Kur’anı Kerim miladi ,Hira Mağarasında, 610 Ramazan ayında indirilmiştir.
71- Kur’anı Kerim ,Hz.Ebubekir zamanında bir kitap haline getirilmiştir.
72-Kur’anı Kerim , Hz.Osmanın Halifeliği zamanında ve Zeyd bin Sabid’in Başkanlığında çoğaltılmıştır.
73-Kur’anı Kerim,22 yıl 2 ay 22 günde tamamlanmıştır
74-Mezhep :Kelime olarak takip edilen yol, görüş, manalara gelir.

76-Mezhebler önce 2′ye ayrılır:
1 – Fıkhî mezhebler,
2 – İtikâdî mezhebler…
Fıkhî Mezhebler Kaça Ayrılır?
4′e ayrılır:
1 – Hanefî mezhebi,
2 – Mâlikî mezhebi,
3 – Şâfiî mezhebi,
4 – Hanbelî mezhebi.
 

77-Tekfîr: Musluman olduğu bilinen bir kişiyi, inkar ozelliği taşıyan inanc, soz veya davranışından oturu kafir saymak demektir. İrtidat ise muslumanın dinden cıkması anlamına gelir. Dinden cıkana murted denilir.
78-Tekvînî İrâde: Tekvini (yapma, yaratma ile ilgili) irade; butun yaratıkları kapsamaktadır.
79-Teşrîî İrâde: Tekvini irade hayra da şerre de, iyiliğe de kotuluğe de yonelik olarak gercekleştiği halde teşrii irade, sadece hayra ve iyiliğe yonelik olarak gercekleşir.
80-Ulü’l-Azm: Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Isa ve Hz. Muhammed (a.s) ulü’l-azm peygamberlerdir, butun zorluklara goğus germede azim ve sebat gosteren peygamberler demektir.
81-Suhuf birkaç sayfadan oluşan kitaplara verilen isimdir.
82-Ömer un-Nesefî: İsmi; Necmüddin Ebu Hafs Ömer bin Muhammed’dir.İlminin çokluğu ve cinlere de fetva vermesinden dolayı “Müftiyüs Sekaleyn” unvanı verildi.
83-Önemli Bazı Şiî Fırkalar: Keysâniyye, Zeydiyye, İmamiyye, Gulât, İsmâiliyye (Bâtıniyye)
84-Mu’tezile’nin Beş Temel İlkesi
a- Tevhid
b- Adalet
c- Va’d ve Vaîd
d- el-Menzile beyne’l-Menzileteyn
e- Emr-i bi’l-Ma’rûf ve’n- Nehy-i ‘ani’l-Münker.
85-Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”,Mâtürîdiyye ve Eş’ariyye’ye “Ehl-i sünnet-i âmme” de denilir.
86-Tekvînî İrâde: Tekvînî (yapma, yaratma ile ilgili) irâde; bütü n yaratıkları kapsamaktadır.
87-Teşrîî İrâde: Tekvînî irâde hayra da şerre de, iyiliğe de kötülü ğe de yönelik olarak gerçekleştiği halde teşrîî irâde, sadece hayra ve iyiliğe yönelik olarak gerçekleşir.
88-Ulü’l-Azm: Hz. Âdem, Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. Îsâ ve Hz. Muhammed(a.s) ulü’l-azm peygamberlerdir, bütün zorluklara göğüs germede azim ve sebat gösteren peygamberler demektir.
89-Haşir ve Mahşer: Haşir, terim olarak yüce Allah’ın insanları hesaba çekmekü zere tekrar dirilişten sonra bir araya toplamasıdır. İnsanların toplandıkları yere mahşer veya arasât denilir.
90-A’râf: Cennetle cehennemin arasında bulunan surun ve yüksek kısmın adıdır.
91-Allah’ın Âhirette Görülmesi: Rü ’yetullah.
92-Küllî irâde, Allah tarafından kula verilmiş olan, yapma veya yapmamayı tercihte aracı kabul edilen seçme yeteneğidir.
 

93-Cüz’î irâde ise küllî irâdenin, iki taraftan birine aktif biçimde yönelmesinden ibârettir. Mâtürîdiler bu sebeple cüz’îirâdeye, azm-i musammem (kesinleşmiş karar), ihtiyâr (seçim) ve kasıt
(yönelme) adını da verirler.
94-Resul: “Kendisine yeni bir kitap veya degisik bir hüküm vahyedilen zat,”
95-Nebi ise: “Kendinden evvelki Peygamberin Seriatına uymakla emrolunan kimsedir.”
96-Berzah Alemi:Ölümle başlayıp yeniden dirilinceye kadar devam edecek hayat.
97-İtikatı Mezhepler:Ehl-i sünnet, Ehl-i bidat.
98-Ehl-i Sünnet mezhepler:Selefiyye,maturidi mezhebi, Eşari Mezhebi.
99-Ameli mezhepler:Hanefi mezhebi,maliki mezhebi, şafii mezhebi, hanbeli mezhebi.
100-Zahirurrivaye kitaplar:Hanafi mezhebi imamı azamın talebesi İmamı Muhammedin 6 kitabıdır.Bunlar; Mebsud Ziyadet,camiussağır,siyerrussağır, camiulkebir, siyerulkebir.
101-Kur’an’ın Muhtevası:İnsanları hem bu dünyada hem de âhirette mutluluğa kavuşturmak için gönderilmiş bulunan Kur’ân-ı Kerîm başlıca şu konuları kapsamaktadır:
1. İtikad
2. İbadetler:
3. Muâmelât
4. Ukubat:
5. Ahlâk:
6. Nasihat ve Tavsiyeler
7. Va‘d ve Vaîd:
8. İlmî Gerçekler.:
9. Kıssalar:
10. Dualar:

102-Cebrâîl: er-Rûhu’l-emîn. Rûhu’l-kuds. Meleklerin efendisi” anlamında seyyidü’l-melâike denilmiştir.
103-Azrâîl: Melekül-mevt.
104-Kirâmen Kâtibîn: Hafaza melekleri.
105-Münker ve Nekir: Kabirde sorgu ile görevli iki melektir.
106-Hamele-i Arş: Arşı taşıyan melekler.
107-Mukarrebûn ve İlliyyûn: Allah’a çok yakın ve O’nun katında şerefli mevkii bulunan meleklerdir..
108-Kıyâmet Alâmetleri: Eşrâtü’s-sâat.
a) Küçük Alâmetler b)Büyük Alâmetler
109-Cebriyye: İrâde hürriyeti konusunda Mu’tezile’ye taban tabana zıt görüşlere sahip olan Cebriyye mezhebi, her şeyin Allah’ın ilmi ve irâdesi dâhilinde cereyan ettiğini, insanın çizilmiş bir kaderinin olduğu, insanın irâde hürriyeti, seçme imkânı ve fiil gücü bulunmadığını, insan fiillerinin gerçek fâilinin Allah olduğunu, kulun Allah tarafından önceden takdir edilmiş bulunan işleri yapmaya mecbur olduğunu savunur. “Biz kapı gibiyiz, hareket ettiren olursa hareket ederiz”.
110-Hâricîlik: Hâricîlik ekolü (Havâric), Hz. Ali ile Muâviye arasında geçen Sıffîn Savaşı’ndan (657) sonra halife tayin işi hakeme bırakılınca ortaya çıkmıştır. Bu durumda bir grup, Hz. Ali’ye isyan edip büyük günah işleyenlerin dinden çıkacağı ve günah işleyen devlet başkanına itaat edilmeyeceğini savunur. Bu mezhebin İbâziyye kolu günümüze kadar yaşama imkânı bulmuştur. Günümüzde İbâzîler’e daha çok Kuzey Afrika, Madagaskar, Zengibar ve Umman sultanlığında rastlanır. Kur’ân’ın sadece zâhirine dayanmaları sebebiyle Ehl-i sünnet’e göre bazı farklı fıkhî görüşleri de vardır. Mutezile ve Hâricîlere göre iman, amelden bir cüzdür.
111-Şia: Ehl-i sünnet grubunun dışında yer alan, günümüze kadar varlığını koruyan ve hâl-i hazır İslâm dünyasında da önemli sayıda taraftarı bulunan en önemli itikadî, fıkhî ve siyasî mezheptir. Hz. Peygamber’in vefâtından sonra Hz. Ali’yi halifeliğe en lâyık kişi olarak gören ve onu ilk meşrû halife kabul eden, vefâtından sonra da hilâfete Ali evlâdının getirilmesi gerektiğine inanan toplulukların ortak adı olmuştur. Şia’nın günümüze ulaşan üç büyük fırkası Zeydiyye, İsmâiliyye ve İmâmiyye-İsnâ-aşeriyye’dir.
 

112-İmâmiyye: Çağımızda dünya müslümanlarının yaklaşık yüzde onunu teşkil eden Şia’nın büyük çoğunluğunu bünyesinde toplayan ana koldur. Sadece Ehl-i beyt’e mensup râvîlerin hadîs rivâyetini kabul eder, ilk üç halîfenin hilâfetini meşrû görmez ve devlet başkanlığına Hz. Ali ve soyunun nass ile tayin edildiğini yani imâmlığın (halîfeliğin) bunlara ait olduğunu, Hz. Peygamber’in bunu açıkça belirttiğini ve bunların vahiy alma hariç peygamberlere benzer vasıflara sahip olup günah işlemekten ve hata yapmaktan korunmuş (mâsûm) olduklarını iddia ederler. Küçük yaşta gâip olan on ikinci imâmın kurtarıcı (mehdî) olarak tekrar geri geleceğine inanma, açık ve gizli bir tehlikenin bulunduğu durumlarda inancı gizleme ve farklı görünme (takiyye), Hz. Ali’ye biât etmeyen sahâbîlere karşı tavır alma ve onları ta’n etme de yine mezhebin temel ön kabullerindendir. İmâmiyye hâlen İran’ın resmî mezhebi olup Irak’ta ve Azerbaycan’da yaşayan müslümanların yüzde altmışı da bu mezhebe mensuptur.
113-Zâhiriyye: Dâvûd ez-Zâhirî (ö. 883) ve İbn Hazm (ö. 1064) ekolün iki büyük imâmıdır. Re’y ictihâdına şiddetle karşı çıkıp âyet ve hadîslerin zâhirine tutunmanın tek yol olduğunu savunan bu ekol hicrî IV. asırdan itibaren bir süre etkili olmuştur.
114-Ca’feriyye: Mut’a nikâhını câiz görme, abdestte çıplak ayakların üstüne meshi yeterli sayma, boşamada iki şâhit zorunluluğu, beş vakit namazı cem’ yoluyla üç vakitte kılma, zekâtı (humus) din adamları eliyle toplama gibi bazı farklı görüş ve uygulamaları vardır.
115-Tebük Seferi( Gazvetül Usre:Güçlük savaşı), orduya ise güçlük ordusu manasına Ceyşul Usra denir.( 9/630)

 

116-Kab b.Malik,Mürare b. Rebi ve Hilal b. Ümeyye mazeretsiz Tebük savaşına katılmadılar.Müslümanlar Allahın emriyle bunlarla 50 gün küstü. tevbe suresi 118. ayetle Allah bunları affetti.
117-Sebut tıval ( yedi uzun sure ): Bakara,Ali İmran, Nisa, Maide,Enam ve Enfal sureleridir.
118-Vücuh: Lafızları aynı, manaları farklı olan kelimelere denir.
119-İlhadi tefsir: Kuran ve sünnetin açık hükümlerine aykırı tefsirlere denir.
120-Burhanı Limmi: Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delillerdir.
121-Ahdi atik:Tevrat / Ahdi Cedid: İncil
122-Tevrat: Kanun,Öğreti demek; İncil : Müjde demek
123-Berzah:ölümden Mahşerdeki dirilişe kadar süren hayat kabir/Berzah hayatıdır.
124-Küsuf: güneş tutulma namazı/ Husuf: ay tutulma namazı.
125-Mezheb: bir dinin bilginleri arasındaki yorum farklılıklarından meydana gelen görüş farklılıklarıdır.
125-Genel kabule göre Kuranda 6236 ayet vardır.
126-Aksamul Kuran: Kurandaki yeminlerdir.
127-Halkulkuran:kuranın mahluk olup olmadığı tartışmasıdır.
14- İlk fikih usûlü kitabi olarak bilinen Imam Safiî’ye ait eser,er-Risale.
128-Mutezilenin kurucusu:Vasıl b. Ata
129-Cebriyye:kurucusu, Cehm b. Safvandır. İnsan fiillerinde hür değildir.
130-Kaderiye:Kurucusu,Mabed el-Cühenidir.

KURAN-İBADET-SİYER-HADİS-

131-istihlaf:namazda abdesti bozulan imamın yerine cemaatten birini geçirmesidir.
132-Müşkilül Kuran: Aralarında tenakuz ve ihtilaf olduğu zanndeilen ayetlere denir.
133-Maturidiyye. İnsan özgür bir cüzi iradeye sahiptir der.
Maturidiye göre husn ve kubh( iyilik ve kötüllük) akılla bilinebilir.Eşariye göre ise din bildirmedikçe bilinemez.
134-Eşariye göre dini tebliğat olmasa akıl ile Allahın varlığı bilinemez, maturidiye göre bilinebilir.
Eşariye göre peygamber olabilmek için erkek olmak şart değilken maturidiye göre şarttır.
135-En uzun bakara, en kısa kevser suresi.
136-Besmele ile başlamayan sure Tevbe suresidir.
137-Sebul Mesani (tekrarlanan 7 ayet) Fatiha suresidir.
138-Elmalılı Hamdi Yazır: Hak dini Kuran Dili adlı tefsiri var.
139-Zelletülkari: kıraat okuyuş hatalarıdır.
27-Seferilik hanefide 15 gün Şafide ise 4 gündür.
140-Kabenin 4 rüknü:1) Rüknü haceri esved, 2)Rüknü Yemani, 3) Rüknü Iraki, 4)Rüknü Şami.
141-nefri evvel: bayramın 3. günü minadan ayrılmaya denir.

142-İhcac: hac için bedel tutmaya denir.
143-DARÜLHADİS :Hadis evi,hadis ve hadis ilimlerinin ögretildigi yer.Hadis ögrenimi icin kurulan müessese.
144-DARU`L-ERKAM:Mekke döneminde sikintili yillarinda Islai teblig faaliyetlerinde merkez olarak kullanilmis ev.
145-Akabe biatları 621-622de Mina hududları içinde gerçekleşti.
146-Kuran hristiyanlar için nasrani kavramını kullanır.
147-Haram aylar:recep,zilkade,zilhicce ve muharrem aylarıdır.
148-Tegib ve terhib:teşvik ve korkutmayla ilgili hadisler.
149-Cami:İbadet, muamelat ve ukûbata dair hadislerin yanı sıra, Kur’an-ı Kerimin fazileti, yaratılış, menâkıb ve benzeri konuları ihtiva eden hadis mecmualarıdır.
150-Sünen:Bu hadis mecmuaları, tahâret (temizlik)’ten vasiyete kadar olan bütün ibadet ve İslâm hukuku ile ilgili hadisleri ihtiva eden kitaplardır.
151-Müttefekün aleyh: Buhari ve müslimdeki ortak hadisler için kullanılır.
152-Cerh:Hadiste ravinin adalet ve zabt yönünden kusurlu vasıfları sebebiyle reddedilmesidir, ta’dil ise tam tersidir.
153-Müdelles hadis:Zayıf hadîs çeşitlerinden biri; râvisi tarafından bir kusuru gizlenerek ve bu kusurun bulunmadığını vehmettirecek şekilde rivâyet edilmiş hadîs.
154-Mütevâtir hadis, Sahabeden itibaren her devirde yalan üzerinde birleşmeleri aklen tasavvur olunamayan topluluklar tarafından rivayet edilen hadistir. Mütevatir olmayanlar ise ahad haberdir.
155-Müdrec hadis: râvisi tarafından isnadına veya metnine hadisin aslında olmayan bazı sözler sokuşturulmuş olan hadis demektir.
156-Nizamiye medreseleri selçuklu sultanı Alparslan zamanında kuruldu ve yaygınlaştı.
157-Mevkuf hadis: isnadı sahabede biten hadislere denir.
158-Merfu hadis: isnadı peygamberde biten hadisler
159-Maktu hadis: İsnadı tabiinde biten hadisler.
160-Mebsut, İmam Serahsinin eseridir.
161-Muvafakat, imam şatıbinin eseridir.
162-Tefsirin tedvini, yazılı hale getirilmesi hadis içerisinde başladı.
163-Tahaddi ayetleri: Kuranın bir benzerinin getirilemeyeceğini söyleyerek meydan okuyan ayetler.
164-Müteşabih:Birden fazla manaya gelen, manası açık olmayıp manasında kapalılık bulunan,açıklamaya ihtiyaç duyulan ayetlere denir.
165-Taabbudi:manası sadece Allah tarafından bilinen emirler.
166-Ridde savaşları: Hz. ebu bekrin ilk yıllarında dinden dönen ve zekat vermeyenlerle yaptığı savaşlar.
167-Abadile: İlimleri ve özellikle verdikleri fetvalarla meşhur olmuş Abdullah isimli 4 sahabi için kullanılır. bunlardan Abdullah b.abbas, Abdullah b. ömer ve Abdullah b. Zübeyr abadiledendir.4. kişide şüphe var. Ahmed b. hanbel ve bazı alimlere göre 4. isim Abdullah b. Amr ibn as; Hanefilere göre Abdullah b. mesuddur.
167-Ahkamul Kuran: İbadet, mualemet,keffaret ve ukubat ile ilgili ayetlerin yorumunu konu edinen bilim dalıdır.
168-Aksamul Kuran:Kuranda geçen yeminleri konu edinir.
169-Ali İsnat: Hadisi en kısa yoldan peygambere ulaştıran sahih isnattır. nazil isnat ise
170-Ayise: lafzen ümidini kesmiş demek. ıstılahta belli bi yaşa gelip tamamen adetten kesilmiş kadına kullanılır.

171-Cenaze namazının rükünleri kıyam ve tekbirdir. selam ise vaciptir.
172-Delk: Abdest ve gusülde uzuvların ovulması.
173-Emsalul kuran: Kuranın meselleri.
174-Fevat: hac vazifesini yapan kimsenin süresi içinde arafe vakfesine yetişememesi.
175-Garibulhadis: hadislerdeki anlaşılması zor ve ancak sahanın uzmanları tarafından anlaşılabilen kelimelere denir.
176-Garibul Kuran: Tefsirde anlaşılması zor olan kelimeleri konu edinir.ilmin öncüsü Abdullah b. abbastır.
177-Kütübi tisa: Kütübü sitteye 3 ilave eserle oluşur.bunlar Dariminin süneni, imam malikin muvattası ve ahmed b. hanbelin müsnedi+ yukarda sayılan 6 kitap.
178-Mişna: Tevratın hükümlerini açıklayan şifahi beyanların yazıya geçirilmiş şeklidir.
179-Miun: ayet sayısı 100 den fazla olan sureler.
180-Mudal hadis: senedinde birbiri ardınca iki ravi düşen hadise denir.
181-Mutezilenin 5 temel prensibi: 1) Tevhid 2) adalet 3) Vad vaid 4) elmenzile beynelmenzileteyn 5) emri bil maruf ve nehyi anil münker
182-Muavvizateyn:felak-nas sureleri; muavvizat ise:ihlas,felak ve nas sureleri.
183-Müşkilul hadis.hadislerde anlaşılması zor olan ya da birbirine çelişkili gibi görünen ifadeleri konu edinen hadis dalıdır.
184-Talmud: sözlü tevratın yazıya geçirilmiş şekli olan mişna üzerine yapılmış tefsir ve yorumlardır.
185-Telfik, değişik mezheplerin görüşlerinden faydalanmak.
186-Ulul azm peygamberler: Hz. nuh,ibrahim,musa,isa ve muhammed.
187-Zıhar: erkeğin eşine onu kendine haram kılmak için sen bana anamın sırtı gibisin demesidir.keffareti: köle azat etmesi, buna gücü yetmezse 60 gün peşpeşe oruç tutması, buna da gücü yetmezse 60 fakiri doyurmaktır.
188-Hissi mucize: duyu organıyla algılanabilen olağanüstü hadiseler.ayın yarılması gibi.
189-İcma: Hz.peygamberin vefatından sonraki herhangi bir devirde şeri bir meselenin hükmü konusunda müctehidlerin fikir birliği etmesidir. her müctehid aynı yönde kararlarını tek tek açıklarsa sarih icma olur; bazıları görüşlerini açıklar diğerleri sessiz kalır aksi bir görüş belirtmezse bu sukuti icma olur.
190-Kıyas: Kitap ve sünnette hükmü bulunmayan fıkhi meseleye, aralarındaki illet birliği sebebiyle naslarda düzenlenmiş meselenin hükmünü vermek.
192-ezan okunurken her cümle arasında biraz beklenir ve ikinci cümlede ses biraz yükseltilir. buna teressül veya irtisal denir.kamet ise duraklama yapılmaksızın seri okunur. buna hedir denir.
193-Muhazatün nisa: kadınların erkeklerle aynı safta veya hizada bulunmasıdır.
Tek başına namaz kılana münferid, imama uyarak kılana muktedi denir.

194-Müdrik: Namazın tamamını imamla kılan kişi./ lahik: namaza imamla başlamış ama namaza ara vermek zorunda kalmış kişi./ Mesbuk ise imama namazın 1. rekatinin rukusundan sonra yetişen kişidir.
195-Kefeni sünnet: Erkek için Kamis,izar ve lifafe;kadınlar için bunlarla birlikte baş ve göğüs örtüsüdür.
kefeni kifayet:erkek için izar ve lifafe ve kadın için bir de başörtüsüdür.
kefeni zaruret ise tek parça beze sarılmak.
196-Nema: Zekatın şarlarından olan nema malın artıcı nitelikte olmasıdır. havelanül havl ise malın üzerinden bir kameri yıl geçmesidir.
197-Nisab:Altında 20 miskal:85 gram; Gümüşte 200 dirhem:595 gram; hayvanlarda 5 deve;30 sığır ve 40 koyundur.
198-Rikaz:yer altındai maden, define hazine gibi şeyler için kullanılır.
199-ilk tehallül: Cinsel ilişki dışında yasaklar kalkar. saçların traş edilmesiyle başlar. ikinci tehallülde ise cinsel ilişki dahil tüm yasaklar kalkar. ziyaret tavafının yapılmasıyla olur.

200-Sahih ilmam: Umre ile hac arasında herhangi bir sebeble memlekete dönmek.
201-Rici talak: kocaya yeni bir nikaha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme imkanı veren boşama türüdür.
202-Bain talak: kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikahla dönme imkanı veren boşama şeklidir.
203-Karşılıklı rıza ile boşanmaya muhalea veya hul denir.
mahkemeye boşanma için başvurmaya tefrik denir.
204-Lian: karısına zina etti deyip bunu ispat edemeyen karı kocanın karşılıklı lanetleşmesididr.
205-İla: Kocanın 4 ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına yemin etmesi, adamasıdır.
206-Ariyet: bir kimseye bedelsiz olarak belli bir süre kullanmak üzere bir malın verilmesi, türkçede bu akde iğreti sözleşmesi de denir.
207-Karz: geri ödenmek üzere birine verilen mal, borç.
208-Hibe: bir malın bedelsiz olarak başkasına temlikidir.
209-Kefalet. Kefilin zimmetinin borçlunun zimmetine birleştirilmesidir.
210-Vedia: emanet mal.
211-Lukata:buluntu mal.
212-Hisbe teşilatı: İslam toplumunda genel ahlakı ve kamu düzenini sağlardı. muhtesib denen görevliler vardı.

213-Vücuh: Lafızları aynı, manaları farklı olan kelimelere denir.

214 İlhadi tefsir: Kuran ve sünnetin açık hükümlerine aykırı tefsirlere denir.

215- Burhanı Limmi: Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delillerdir.
216-Ahdi atik:Tevrat / Ahdi Cedid: İncil
217- Tevrat: Kanun,Öğreti demek; İncil : Müjde demek
218-Beytül izze: Kuranın bir bütün olarak dünya semasına indirildiği yerin adıdır.
219-Peygamberin vefatından sonra sahabiler Sakifetü beni saide denilen yerde hz. ebu bekire biat etti.
220-Maverdi’nin Edebüddünya veddin isimli eseri ahlak üzerinedir.

221- İsar: kendi ihtiyaç içinde olsada kardeşini nefsine tercih etmek, cömertliğin zirvesidir.

222- Malkilere göre adet halindeki bir kadının kanaması bir süre durursa kadın bu sürede temiz sayılır ve ibadetle yükümlüdür.
223- ilk vahiy m.610, 27 ramazan,pazartesi günü geldi.
224- Medinede inen son sure Nasr suresidir.
225-Genel kabule göre Kuranda 6236 ayet vardır.
226- Fasit:Kendi başına sahih ve meşruyken ğayrı meşru bir şeye yakınlığı sebebiyle meşru olmaktan çıkan şey.

227- Halkulkuran:kuranın mahluk olup olmadığı tartışmasıdır.
228-Mutezilenin kurucusu:vasıl b. Ata
229- Cebriyye:kurucusu, Cehm b. Safvandır. İnsan fiillerinde hür değildir.
230- Kaderiye:Kurucusu,Mabed el-Cühenidir.kaderi inkar ederler,insan fiillerinde hürdür.
231-Afaki;Mikat sınırları dışında oturan kişiler için kullanılır.
232- Teyamun;Tavafı kabenin sağından yapmaktır.
233 Izdıba:Omuzlara alınan ridanın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atarak sağ omuzu ve sağ kolu açıkta bırakmak.
234-Remel:Koşmaksızın çalımlı ve süratli yürümek
235- Hıll;Harem ile mikat arasındaki bölgedir.
236-Eyyamı Mina: Zilhiccenin 10,11,12 ve 13. günleridir.
237-Tehallül:İhram yasaklarının sona ermesidir.tehallülü evvelden sonra cinsel ilişki yasağı devam eder,bu yasak tehallülü sani ile kalkar.
238-İhsar:Hac veya umre için ihrama giren kimsenin elinde olmayan bir sebeble ihramdan çıkmasıdır.
239-Kerrubiyyun:Arşın etrafında bulunan meleklere denir.

240- Müşkilül kuran: Aralarında tenakuz ve ihtilaf olduğu zanndeilen ayetlere denir.
241- Vatanı sükna: 15 günden az kalmak üzere gidilen yer. vatanı ikame:15 günden fazla kalınacak yer; vatanı asli;kişinin doğup büyüdüğü,yerleştiği yer.
242- cenaze namazı en az bir kişiyle kılınır.
243-Eyyamı bid. Kameri ayların 13,14 ve 15. günleri oruçla geçirmek.
244- İmam şafiye göre ramazan orucunun kazası yeni bir ramazan gelmeden tutulamazsa kaza ile beraber bir de fidye vermek de gerekir.
245-Yine İmam şafiye göre başlanan bir nafile ibadeti tamamlamak vacip değildir.onun için bozulan bir nafile orucu kaza lazım gelmez.
246- Mukarrebun-İlliyyun: Daima Allahı tesbih eden ve anan, Allaha çok yakın ve onun katında şerefli mevkii bulunan melekler.

247- İcaz:Kuranın özlü oluşu, kelime ve cümlelerin derin ve eşsiz anlamlartaşımasıdır.
248-En uzun bakara, en kısa kevser suresi.
249- Besmele ile başlamayan sure Tevbe suresidir.
250- Sebul Mesani (tekrarlanan 7 ayet) Fatiha suresidir.
251- Seferilik hanefide 15 gün Şafide ise 4 gündür.
252-Kavme:Rukudan doğrulmaktır.
253-Mültezem:Kabenin kapısı ile haceri esved arasındaki yerdir.
254- Selefiye:ayet ve hadisleri olduğu gibi kabul eder ve yoruma kaçmaz.
255- İşrakiyyun:Kurucusu Şehabeddin Sühreverdi.hakikate ancak kalb ve işrak ile ulaşılır.sezgi hakimdir.
256- Muattıla: Allahu tealanın subuti sıfatlarını zatının aynı sayıp böylece dolaylı olarak inkar ettikleri için mutezileye sıfatları ibtal edenler manasına muattıla denmiştir.
257-Meşşaiyyun: Derslerini gezerek veren ve hakikati peygamberle değilde akılla bulmaya çalışan filozoflar.
258- Celse: İki secde arası oturuş.

              SİYER  VE  İSLAM  TARİHİ

259-Kuzey arabistanda kurulan devletler ; nebatiler, tedürler, hireliiler
260-güney arabistanda kurulan devletler; sebatiler, ainler, himyeriler
261-araplarin kullandiği müsned adi verilen yazinin arap yarimadasinda ilk defa gelişip yayildiği bölge hire’ dir.
262-mekkeye ilk yerleşen kavim amelika kavmidir.
263-kabeyi putalari diktiren ve puta tapiciliği başlatan huzaa kabilesidir.

264-kabenin yanibaşina kueryş’in önemli meselelerinin görüşüldüğü darun_nedve’ yi kusayb. Kittab inşa etmiştir.
265-kusayb. Kittab riva denilen kureyş’ in bayrağini taşima görevinide üstlendi.
266-islamiyetin kabulunden sonra evs ve hazrec kabileleri ensar adini aldilar ve aralarindaki muhalefette sona erdi.
267-kureyş kervanlarinin düzenini sağlayan hz. Muhammed(s.a.v)’ in dedesi haşim b. Abdülmenaf idi.
268-araplarda bedeviler hayvancilikla, hadariler ise tarim ve ticaretle uğraşirlardi.
269-para birimi olarak bizans’a ait olan dinar ve iran’ a ait olan dirhem kullaniliyordu.
270-araplarda panayir geleneği mevcuttu. Bu sayede araplar kabilelerin örf ve adetleri hakkinda bu sayede bilgi edinilirdi.
271-tarihi açidan üslüma iki gruba ayrilirlar. Bunlar, arab_i baide ve arab-i bakiye ‘ dir.
272-konar göçer hayat süren üslüman bedevi , yerleşik hayat süren üslüman ise hadari denilir.
273-islam öncesi arap toplumunda kabilekler ,hürler, mevlalar, ve kölelerden oluşuyordu.

274-azad edilen kölelerin oluşturduğu gruba mevlalar denir.
275-araplarda kabiledeki dayanişma ruhuna asabiyet denilirdi.
276-islam öncesi arap toplumunda ; sürekli nakah (nikah_ i mut) ‘a , bir erkekten çocuk sahibi olmak için eşini ona sunma ( nikah_i istibda) , eşleri karşilikli değiştirme (nikah_i bedel) ,büyük oğlun babasinin ölümünden sonra üvey annesini almasi (nikah_i makt) , başlik ve mehir vermemek için kizlarin değiştirilmesi (nikah_i şigar) gibi nikah çeşitleri mevcuttu.
277-araplar yildizlarla yol bulurlardi.
278-islam öncesi arap toplumunda zat_ü envat adi verilen bayram kutlanilirdi. Bu büyük ve yeşil bir ağaçti.
279-islam öncesi arap toplumunda güneşe tapanlar vardi. Lat menat ve uzza putlari güneşi temsil eden tanrilar kabul edilirdi.
280-kabedeki en önemli put hubel dir, bu put amr b.lufan tarafindan suriye’den getirilmiştir.
Hz.muhammed(s.a.v)’in annesi amine b.vhb kureyş kabilesinin üslü oğullarina mensuptur.
281-hz.muhammed(s.a.v) kureyş kabelesinin haşimoğullari koluna mensuptur

282-hz.hatie kureyşin esed oğullari koluna mensuptur.
283-hz.muhammed(s.a.v) amcalarindan hars ve zübeyr islamdan önce vefat etmiş, ebu lehep ve ebu talip islamiyeti kabul etmeliş, üslü ve üslü ise islamiyeti kabul etmiş amca laridir.
284-bahira olayi bir rahibin ebu talibin ebu talibe yeğeninin yani hz.muhammed(s.a.v)’in incilde gönderileceği vaad etilen peygamber olduğunu bildirmesi olayidir.
285-kötülük yapmanin ve kan dökmenin yasak olduğu aylarda ki bunlar zilkad, zilhice, muharrem ve recep aylaridir . Bu aylarda yapilan savaşlara ficar savaşlari denir.

286-hz.muhammed(s.a.v)’e emin mert güvenilir vefali ve sözünde duran anlaminda muhammed(s.a.v)’ül-emin denmiştir.
287-hicaz savaşlarinda kureyş ve kinane kabilelerinin komutani harb bin ümeyye’ dir.
288-hz.muhammed(s.a.v)’e ilk vahiy 610 yilinda recep ayinin 27’nci gecesi hira mağarasinda gelmiştir.
289-vahiyden etkilenen hz.muhammed(s.a.v)’i hanimi hz.hatice amcasinin oğlu varaka bin nevsel e götürmüştür.
290-hz.muhammed(s.a.v) ilk davetini eşi hz.haticeye daha sonra ebu talip ile azatlisi zeyt bin haris’e yapmiştir.
291-hz.muhammed(s.a.v) tebliğ için safa tepesinin eteğindeki ebul erkan’in evini (darul erkan)’ i seçti birçok kişi bu evde islamiyeti kabuletti. Bu evde islamiyeti kabul eden en son hz.ömerdir .
293-ilk vahiyle ikinci vahiy gelene kadar geçen bekleme süresi fetret’ ül vahiy denir.
294-ilk hicret nübüvetin 5.yilinda habeşistan’ a yapilmiştir. Ikinci hicret birinciden bir yil sonra cafer bin ebu talip başkanliğinda yine habeşistana yapilmiştir.
295-hz.muhammed(s.a.v)in ayni yil amcasi ebu talip’i hemde eşi hz.hatice’ yi kaybetmesi üzerine bu yila ( amül_hüzn ) yani hüzün yili denmiştir.
296-hz.muhammed(s.a.v)’in geceleyin mekkeden mescidi aksa’ ya götürülmesine isra ; göklere çikarilmasina miraç denmiştir.
297-birinci akabe biati hz.peygamberin mübüvetinin 10ncu yilinda mekkede mina sinirlarindaki akabe vadisinde gerçekleştirilmiştir . 1nci akabe biatindan sonra hz..muhammed(s.a.v) yesrib halkinin kurani öğrenebilmeleri için kusad b. ümir’ i yesrib’ e göndermiştir.

298-ikinci akabe biatindan sonra hz.muhammed(s.a.v) ashabinin medine’ ye hicretine izin vermiş ve kendiside 3 ay sonra hz ebu üslü ile birlikte medine’ ye hicret etmiştir.
299-açik davet döneminde hz.muhammed(s.a.v)’i en fazla düşmanlik gösteren ebu lehep olmuştur.
300-hz.muhammed(s.a.v)’i medineye hicret için harekete geçiren esas unsur islamiyetin oradaki parlak geleceğidir.
301-hz.muhammed(s.a.v) medineye hicretinde abdullah bin ureykut kilavuzluk yapmiştir.
302-mescid-i nebevi bir eğitim öğretim yeri olduğu gibi askeri işlerin görüşüldüğü bir mekan da olmuştur.
303-mescid-i nebevinin bitişiğinde fakir kimsesiz ve barinacak yeri olmayan üslümanliğ için yapilmiş olan yere suffe denir. Burada kalanlari suffe ehli denir. Suffede eğitim görmüş yetişmiş kimselerede üsl adi verilir.
304-hz.muhammed(s.a.v) hicretten sonra medinedeki şehir topluluklarini şehir devleti halinde teşkilatlanmaya davet etmiştir. Bu davet sonucunda medine vesikasi imzalanmiştir.ayni zamanda bu anlaşma dünyanin ilk anayasasi olarak kabul edilir.

305-medine vesikasi sözleşmesi ile üslüma ve üslümanl üslümanliği dini siyasi ve sosyal açidan tanidiklarini ilan etmiş oluyorlardi.
306-hicretin 1. Yilinda cuma namazi farz kilinmiş, ilk nüfus sayimi yapilmiş, ilk ezan meşru kilinmiştir.
307-hicretten bir ay sonra ikişer rekat olarak kilinan öğle, ikindi ve yatsi namazlarinin farzlari dört rekat’a çikartilmiştir.
308-hicretin 2. Yili şaban ayinda ramazan orucu farz kilinmiş , ramazan ayindan sonrada zekat farz kilinmiştir.
309-hz. Muhammed(s.a.v)’in bizzat kendisinin katildiği savaşlara gazve, kendisinin katilmadiği bir sahabinin komutanliği altinda gönderdiği askeri birliğe ise üslüm adi verilir.
310-bedir gazvesi hz.. Peygamberin müşriklerle yaptiği ilk savaştir.bu savaş sonucunda ebu cehil başta olmak üzere 70 kadar müşrik öldürülmüştür.yine bu savaşta sağ olarak esir alinan iki müşrik ki bunlar ukbe b.ebu muayt ve nadrb. Haris müslümanlara yaptiklari zulüm ve işkencelerden dolayi idam edilmişlerdir.

311-bedir gazvesi başta medine olmak üzere tüm arap yarimadasinda müslümanlarin itibarinin artmasina vesile olmuştur.
312-bedir gazvesi sonucu öldürülen ebu cehil’in yerine müşrikler ebu süfyan’ i seçtiler.
313-uhud savaşinda hz. Hamza’ yi şehit eden vahşib. Harb’ tir.

314- hz muhammed(s.a.v) 630 yilinda hiç savaşmadan ve kan dökmeden mekkeyi fethetmiştir.bu arada ebu süfyan’ da uzun tereddütler sonucunda müslüman olmuştur.
315-hz. Muhammed(s.a.v) mekke’ nin fethinden sonra orada hiç asker birakmadan buranin idaresini yeni üslüman olmuş olan attab b. Esid’ e birakti ve huneyn’ e gitti.
316-tebük seferinden sonra 631 yilinda hz muhammed(s.a.v) hz.ebu bekir’ i hac emiri tayin etti.hac da bu yil farz kilindi.
317-hz. Ayşe’ nin ifk olayi beni müstalik gazvesi esnasinda meydana gelmiştir.
318-arap adetlerine göre savaşin başinda yapilan teke tek vuruşlara mübareze adi verilir.
319-müslümanlar ile yaptiklari antlaşmayi bozan ilk üslüm kabilesi kaynuka oğullari’ dir.

320-kaynukaoğullarinin hem okul hem mahkeme salonu olarak kullandiklari yer beytül_midras’ tir.
321-yahudilerin arap yarimadasindaki siyasi güçleri hayber’ in fethi ile sona ermiş, ayni zamanda bu savaş sonrasinda yahudiler islam devletine vergi veren bir tebaa durumuna düşmüşlerdir.
322-hz.muhammed(s.a.v) mute savaşinda halid b. Velid’ e allahin kilici seyfullah lakabini vermiştir.

323-hz. Muhammed(s.a.v)’ e inandiği halde halkinin hiristiyanliği birakmayacaği için müslüman olmayan bizans imparatoru heraklius’ tur. Habeşistan krali necaşi’ nin ise üslümanliği kabul ettiği ravayet edilir.
324-kureyş müşriklerini hz. Muhammed(s.a.v)’ e karşi şiirleriyle tahrik eden şair ka’b b. Eşref ‘ tir.
325-peygamber efendimiz (s.a.v.)’in kendisine vahiy gelmeden önce devamli olarak şehirden uzaklaşip, putlara tapmamanin zevkini çikardiği yer ve sonunda da kendisine peygamberliğin verildiği yani ilk vahyin geldiği yer nur dağindaki hira mağarasidir.
326-peygamber efendimiz (s.a.v.)’e hira mağarasinda iken gelen ilk vahyin şekli rüyayi sadika dir.(gerçek rüya şeklinde)

327-Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V); Miladi 571 yılı nisan ayının yirmisine tekabül eden Rebi ul’ evvel ayının 12. pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke’ de dünyaya geldi.
328- Peygamber Efendimizin annesi, Amine validemiz, babası; Abdullah ve dedesi; Abdulmuttaliptir.
329- Peygamber Efendimizin ilk hanımı Hz. Hatice validemizdir. Efendimizin altısı Hz. Hatice validemizden, birisi Mısırlı hanımı Meryem validemizden olmak üzere yedi çocuğu dünyaya gelmiştir.
Erkek evlatları: Kasım, Abdullah ve ibrahimdir,
Kız evlatları: Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatımadır.
330- İlk vahiy 610 yılında, Nur dağındaki Hira mağarasında, Peygamber Efendimiz 40 yaşında iken indi.
331- İlk Müslüman lar ( kadınlardan) Peygamber Efendimizin eşi Hz. Hatice validemiz, çocuklardan Hz. Ali, kölelerden
Hz. Zeyd b. Haris ve büyüklerden Hz. Ebu Bekir dir.

332-Peygamber Efendimiz 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etmiştir.
333-İslam tarihinde ilk yapılan mescid; Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicret ederken uğradığı, Kuba köyünde yapılan Kuba mescididir.

334-Mekke’den hicret ederek Medine’ye gelen Müslümanlara “Muhacir”; Medine’nin yerli halkı olan ve Mekke’den hicret edenlere her türlü yardımı yapan Müslüman’lara “Ensar” denir.
335-Peygamber Efendimiz 632 yılında Medine’ de 63 yaşında iken ruhunu teslim etti.
336-Peygamber Efendimizi gören ve Müslüman olarak ölen kimselere sahabe denir.
337-Peygamber Efendimiz vefat ettiği yere defn edilmiştir (Suudi Arabistan- Medineyi Münevvere).
Kabrinin bulunduğu yere ” Ravza-i Mutahhare” denilmektedir.

 

 

 

 

27

Ekim
2012

VERİLEN EMANET BİR GÜN ALINIR

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  561 Kez Okundu

Dünya geçicidir kimseye kalmaz,

Her gelen burda daimi durmaz

Ölürsen hatırın  kimseler  sormaz,

Verilen   emanet  bir   gün alınır.

Her gelen gidecek  eseri kalmaz,

İyilik  edenler   karşılık  bulur,

Eser  bırakırsan ardından gelir

Verilen   emanet  bir   gün alınır.

Nerede  akraban  dediğin   canlar,

Onlarda  göçtüler  mahşeri  bekler,

Ölüm  karşısında tutulur   diller,

Verilen   emanet  bir   gün alınır.

Yerim diyenlere   kalmadı yerler,

İbret  alsın  hayattaki  dirileriler

Mezarında  uzar  gider  seviler,

Verilen   emanet  bir   gün alınır.

Ömrümüz  nasıl geçti  bilmedim,

Açan demet güllerimi görmedim,

Malım mülküm bir kefenmiş anladım

Verilen emanet bir gün alınır

Aldanmaya dünyaya bir gün  göçersin

Ecel  şerbetini  sende   içersin,

Kurandan  ayrılma  olsun  yoldaşın

Verilen emanet bir gün alınır.

Nizamettin YILDIZ

23

Ekim
2012

Diyanet Yeterlilik Sınavlarına Hazırlık Çalışma Notları-5

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  1.183 Kez Okundu

1-Tebük Seferi( Gazvetül Usre:Güçlük savaşı), orduya ise güçlük ordusu manasına Ceyşul Usra denir.( 9/630)
2-Kab b.Malik,Mürare b. Rebi ve Hilal b. Ümeyye mazeretsiz Tebük savaşına katılmadılar.müslümanlar Allahın emriyle bunlarla 50 gün küstü. tevbe suresi 118. ayetle allah bunları affetti.
3-Sebut tıval ( yedi uzun sure ): Bakara,Ali İmran, Nisa, Maide,Enam ve Enfal sureleridir.
4-Vücuh: Lafızları aynı, manaları farklı olan kelimelere denir.
5-İlhadi tefsir: Kuran ve sünnetin açık hükümlerine aykırı tefsirlere denir.
6-Burhanı Limmi: Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delillerdir.
7-Ahdi atik:Tevrat / Ahdi Cedid: İncil
8-Tevrat: Kanun,Öğreti demek; İncil : Müjde demek
9-Berzah:ölümden Mahşerdeki dirilişe kadar süren hayat kabir/Berzah hayatıdır.
10-Küsuf: güneş tutulma namazı/ Husuf: ay tutulma namazı.
10-Mezheb: bir dinin bilginleri arasındaki yorum farklılıklarından meydana gelen görüş farklılıklarıdır.
11-Genel kabule göre Kuranda 6236 ayet vardır.
12-Aksamul kuran: Kurandaki yeminlerdir.
13-İtikadi mezhepler:selefiyye,maturidiyye ve eşariyyedir.
14-Halkulkuran:kuranın mahluk olup olmadığı tartışmasıdır.
15-Mutezilenin kurucusu:vasıl b. Ata
16-Cebriyye:kurucusu, Cehm b. Safvandır. İnsan fiillerinde hür değildir.
17-Kaderiye:Kurucusu,Mabed el-Cühenidir.kaderi inkar ederler,insan fiillerinde hürdür.
18-istihlaf:namazda abdesti bozulan imamın yerine cemaatten birini geçirmesidir.
19-Müşkilül kuran: Aralarında tenakuz ve ihtilaf olduğu zanndeilen ayetlere denir.
20-Maturidiyye. İnsan özgür bir cüzi iradeye sahiptir der.
Maturidiye göre husn ve kubh( iyilik ve kötüllük) akılla bilinebilir.Eşariye göre ise din bildirmedikçe bilinemez.
21-Eşariye göre dini tebliğat olmasa akıl ile Allahın varlığı bilinemez, maturidiye göre bilinebilir.
Eşariye göre peygamber olabilmek için erkek olmak şart değilken maturidiye göre şarttır.
22-En uzun bakara, en kısa kevser suresi.
23-Besmele ile başlamayan sure Tevbe suresidir.
24-Sebul Mesani (tekrarlanan 7 ayet) Fatiha suresidir.
25-Elmalılı Hamdi Yazır: Hak dini Kuran Dili adlı tefsiri var.
26-Zelletülkari: kıraat okuyuş hatalarıdır.
27-Seferilik hanefide 15 gün Şafide ise 4 gündür.
28-Kabenin 4 rüknü:1) Rüknü haceri esved, 2)Rüknü Yemani, 3) Rüknü Iraki, 4)Rüknü Şami.
29-nefri evvel: bayramın 3. günü minadan ayrılmaya denir.

30-İhcac: hac için bedel tutmaya denir.
31-Burhanı temanu:Kainatta birden fazla ilah olursa nizam bozulur delilidir.
32-Burhanı inni: eserden müessire yada hadiselerden kanuna doğru götüren delildir.
33-İstidrac:küfrü ve günahı açık olan kişde olağanüstü hal olması.
34-Akabe biatları 621-622de Mina hududları içinde gerçekleşti.
35-kuran hristiyanlar için nasrani kavramını kullanır.
36-haram aylar:recep,zilkade,zilhicce ve muharrem aylarıdır.
37-tegib ve terhib:teşvik ve korkutmayla ilgili hadisler.
38-Kütübü sitte:Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace- Nesai
39-muvatta, imam malike aittir. müsned ise ahmed b. hanbele aittir.
40-Cami:İbadet, muamelat ve ukûbata dair hadislerin yanı sıra, Kur’an-ı Kerimin fazileti, yaratılış, menâkıb ve benzeri konuları ihtiva eden hadis mecmualarıdır.
41-Kurandan önceki kitapların geliş sıralaması:Tevrat-Zebur-İncil
42-Sünen:Bu hadis mecmuaları, tahâret (temizlik)’ten vasiyete kadar olan bütün ibadet ve İslâm hukuku ile ilgili hadisleri ihtiva eden kitaplardır.
43-Müttefekün aleyh: Buhari ve müslimdeki ortak hadisler için kullanılır.
44-Cerh:Hadiste ravinin adalet ve zabt yönünden kusurlu vasıfları sebebiyle reddedilmesidir, ta’dil ise tam tersidir.
45-Müdelles hadis:Zayıf hadîs çeşitlerinden biri; râvisi tarafından bir kusuru gizlenerek ve bu kusurun bulunmadığını vehmettirecek şekilde rivâyet edilmiş hadîs.
46-Mütevâtir hadis, Sahabeden itibaren her devirde yalan üzerinde birleşmeleri aklen tasavvur olunamayan topluluklar tarafından rivayet edilen hadistir. Mütevatir olmayanlar ise ahad haberdir.
47-Müdrec hadis: râvisi tarafından isnadına veya metnine hadisin aslında olmayan bazı sözler sokuşturulmuş olan hadis demektir.
48-Nizamiye medreseleri selçuklu sultanı Alparslan zamanında kuruldu ve yaygınlaştı.
49-Mevkuf hadis: isnadı sahabede biten hadislere denir.
50-Merfu hadis: isnadı peygamberde biten hadisler
51-Maktu hadis: İsnadı tabiinde biten hadisler.
52-Mebsut, İmam Serahsinin eseridir.
53-Muvafakat, imam şatıbinin eseridir.
54-Tefsirin tedvini, yazılı hale getirilmesi hadis içerisinde başladı.
55-Tahaddi ayetleri: Kuranın bir benzerinin getirilemeyeceğini söyleyerek meydan okuyan ayetler.
56-Müteşabih:Birden fazla manaya gelen, manası açık olmayıp manasında kapalılık bulunan,açıklamaya ihtiyaç duyulan ayetlere denir.
57-Taabbudi:manası sadece Allah tarafından bilinen emirler.
58-Ridde savaşları: Hz. ebu bekrin ilk yıllarında dinden dönen ve zekat vermeyenlerle yaptığı savaşlar.
59-Abadile: İlimleri ve özellikle verdikleri fetvalarla meşhur olmuş Abdullah isimli 4 sahabi için kullanılır. bunlardan Abdullah b.abbas, Abdullah b. ömer ve Abdullah b. Zübeyr abadiledendir.4. kişide şüphe var. Ahmed b. hanbel ve bazı alimlere göre 4. isim Abdullah b. Amr ibn as; Hanefilere göre Abdullah b. mesuddur.
60-Ahbar: Tevratı ve hükümlerini iyi bilen yahudi alimleri.
61-Ahkamul kuran: İbadet, mualemet,keffaret ve ukubat ile ilgili ayetlerin yorumunu konu edinen bilim dalıdır.
62-Aksamul kuran:Kuranda geçen yeminleri konu edinir.
63-Ali İsnat: Hadisi en kısa yoldan peygambere ulaştıran sahih isnattır. nazil isnat ise
64-Arasat: Hesap yeri, mahşer yeri, mevkif.
65-Ayise: lafzen ümidini kesmiş demek. ıstılahta belli bi yaşa gelip tamamen adetten kesilmiş kadına kullanılır.

66-Cenaze namazının rükünleri kıyam ve tekbirdir. selam ise vaciptir.
67-Delk: Abdest ve gusülde uzuvların ovulması.
68-Emsalul kuran: Kuranın meselleri.
69-Fevat: hac vazifesini yapan kimsenin süresi içinde arafe vakfesine yetişememesi.
70-Garibulhadis: hadislerdeki anlaşılması zor ve ancak sahanın uzmanları tarafından anlaşılabilen kelimelere denir.
71-Garibul Kuran: Tefsirde anlaşılması zor olan kelimeleri konu edinir.ilmin öncüsü Abdullah b. abbastır.
72-Kütübi tisa: Kütübü sitteye 3 ilave eserle oluşur.bunlar Dariminin süneni, imam malikin muvattası ve ahmed b. hanbelin müsnedi+ yukarda sayılan 6 kitap.
73-Mişna: Tevratın hükümlerini açıklayan şifahi beyanların yazıya geçirilmiş şeklidir.
74-Miun: ayet sayısı 100 den fazla olan sureler.
75-Mudal hadis: senedinde birbiri ardınca iki ravi düşen hadise denir.
76-Mutezilenin 5 temel prensibi: 1) Tevhid 2) adalet 3) Vad vaid 4) elmenzile beynelmenzileteyn 5) emri bil maruf ve nehyi anil münker
77-Muavvizateyn:felak-nas sureleri; muavvizat ise:ihlas,felak ve nas sureleri.
78-Müşkilul hadis.hadislerde anlaşılması zor olan ya da birbirine çelişkili gibi görünen ifadeleri konu edinen hadis dalıdır.
79-sahihan: buhari ve Müslimin iki hadis kitabına birden bu ad verilir.
80-Talmud: sözlü tevratın yazıya geçirilmiş şekli olan mişna üzerine yapılmış tefsir ve yorumlardır.
81-Telfik, değişik mezheplerin görüşlerinden faydalanmak.
82-tevratın bölümleri. tekvin,huruç,tevrat,sayılar ve tesniyedir.
83-ulul azm peygamberler: Hz. nuh,ibrahim,musa,isa ve muhammed.
84-yemini lağv: bir şeyin öyle olduğu zannedilerek ya da ağız alışkanlığıyla yapılan yeminlerdir. keffaret gerekmez.
yemini ğamus: yalan yere, bile bile yapılan yemin.
yemini münakid. mümkün olan ve geleceğe yönelik bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yapılan yemindir. bu yeminin keffareti 10 fakiri doyurmak veya giydirmek veya köle azat etmektir. buna gücü yetmeyen kimse 3 gün peşpeşe oruç tutar.
85-Zıhar: erkeğin eşine onu kendine haram kılmak için sen bana anamın sırtı gibisin demesidir.keffareti: köle azat etmesi, buna gücü yetmezse 60 gün peşpeşe oruç tutması, buna da gücü yetmezse 60 fakiri doyurmaktır.
86-İrhas:peygamber olacak şahsın peygamber olmadan önce gösterdiği olağanüstü şeyler.
87-meunet: yüce allahın veli olmayan bir kulunu içinde bulunduğu sıkıntıdan olağanüstü bir şekilde kurtarmasıdır.
88-istidrac:kafir ve günahkarların isteklerine uygun olarak meydana gelen olağanüstü şeyler.
89-İhanet: kafir ve günahkar kişiden isteğine aykırı bir şekilde meydana gelen olağanüstü hadiseler.
90-Hissi mucize: duyu organıyla algılanabilen olağanüstü hadiseler.ayın yarılması gibi.
91-araf: cennetle cehennem arasında bulunan yüksek kısımdır.
92-Kader:Allahın ezelden ebede kadar olacak şeyleri bilip takdir etmesi, kaza ise bunların yeri ve zamanı gelince yaratılmasıdır.
93-İcma: Hz.peygamberin vefatından sonraki herhangi bir devirde şeri bir meselenin hükmü konusunda müctehidlerin fikir birliği etmesidir. her müctehid aynı yönde kararlarını tek tek açıklarsa sarih icma olur; bazıları görüşlerini açıklar diğerleri sessiz kalır aksi bir görüş belirtmezse bu sukuti icma olur.
94-Kıyas: Kitap ve sünnette hükmü bulunmayan fıkhi meseleye, aralarındaki illet birliği sebebiyle naslarda düzenlenmiş meselenin hükmünü vermek.
95-ezan okunurken her cümle arasında biraz beklenir ve ikinci cümlede ses biraz yükseltilir. buna teressül veya irtisal denir.kamet ise duraklama yapılmaksızın seri okunur. buna hedir denir.
96-Muhazatün nisa: kadınların erkeklerle aynı safta veya hizada bulunmasıdır.
Tek başına namaz kılana münferid, imama uyarak kılana muktedi denir.
97-Müdrik: Namazın tamamını imamla kılan kişi./ lahik: namaza imamla başlamış ama namaza ara vermek zorunda kalmış kişi./ Mesbuk ise imama namazın 1. rekatinin rukusundan sonra yetişen kişidir.
98-Kefeni sünnet: Erkek için Kamis,izar ve lifafe;kadınlar için bunlarla birlikte baş ve göğüs örtüsüdür.
kefeni kifayet:erkek için izar ve lifafe ve kadın için bir de başörtüsüdür.
kefeni zaruret ise tek parça beze sarılmak.
99-Nema: Zekatın şarlarından olan nema malın artıcı nitelikte olmasıdır. havelanül havl ise malın üzerinden bir kameri yıl geçmesidir.
100-Nisab:Altında 20 miskal:85 gram; Gümüşte 200 dirhem:595 gram; hayvanlarda 5 deve;30 sığır ve 40 koyundur.
101-Rikaz:yer altındai maden, define hazine gibi şeyler için kullanılır.
102-ilk tehallül: Cinsel ilişki dışında yasaklar kalkar. saçların traş edilmesiyle başlar. ikinci tehallülde ise cinsel ilişki dahil tüm yasaklar kalkar. ziyaret tavafının yapılmasıyla olur.

103-sahih ilmam: Umre ile hac arasında herhangi bir sebeble memlekete dönmek.
104-Rici talak: kocaya yeni bir nikaha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme imkanı veren boşama türüdür.
105-Bain talak: kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikahla dönme imkanı veren boşama şeklidir.
106-Karşılıklı rıza ile boşanmaya muhalea veya hul denir.
mahkemeye boşanma için başvurmaya tefrik denir.
106-Lian: karısına zina etti deyip bunu ispat edemeyen karı kocanın karşılıklı lanetleşmesididr.
107-İla: Kocanın 4 ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına yemin etmesi, adamasıdır.
108-Ariyet: bir kimseye bedelsiz olarak belli bir süre kullanmak üzere bir malın verilmesi, türkçede bu akde iğreti sözleşmesi de denir.
109-Karz: geri ödenmek üzere birine verilen mal, borç.
110-Hibe: bir malın bedelsiz olarak başkasına temlikidir.
111-havale. borcun bir kimsenin zimmetinden başka bir kimsenin zimmetine nakledilmesidir.
112-Şüfa: Sahibine, satım akdine konu olan bir akarı, müşteriye mal olduğu bedel karşılığında mülkiyetine geçirme yetkisi vermedir.
113-kefalet. Kefilin zimmetinin borçlunun zimmetine birleştirilmesidir.
114-vedia: emanet mal.
115-lukata:buluntu mal.
116-Hisbe teşilatı: İslam toplumunda genel ahlakı ve kamu düzenini sağlardı. muhtesib denen görevliler vardı.

Toplam 193 sayfa, 93. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020309192939495100110120...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.