14

Kasım
2012

Diyanet Murakıplık Mevzuat Konuları

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  533 Kez Okundu

1-T.C Anayasası Bilgileri
2- Başkanlık Mevzuatı
3- 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu
4-2577 İdari Yargılama Usulü Kanunu
5-4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun
6-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
7-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

14

Kasım
2012

Din Görevlileri Sınavları Tefsir Notları-4

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  516 Kez Okundu

1-Kuranın Özellikleri
1) Peygamber (s.a.s)’e uyanıkken Cebrail vasıtasıyla veya uykuda ve diğer vahy yollarıyla inzâl edilmiştir.
2) Lafız ve manaları Allah tarafındandır,
3) Lafzı arapçadır,
4) Gerek namazda, gerekse namaz dışında okunarak ibadet edilir,
5) Şekil ve manası Allah tarafından konmuştur,
6) Abdestsiz ve guslü gerektiren bir halde bulunan kimsenin Ona dokunması haramdır,
7) Boy abdest alması gereken kimse O’nu okuyamaz,
8) Her harfini (ibadet kasdıyla) okumanın on sevabı vardır,
9) Belli kısımlarına âyet ve sûre adı verilir,
10) Mushafta yazılıdır,
11) Fâtiha suresi ile başlayıp, Nâs sresi ile sona ermiştir,
12) Zamanınıza kadar kitap halinde tevatür yoluyla gelmiştir,
13) Nesilden nesile intikalinden, her türlü değiştirilmeden Allah’ın koruması ile korunmuştur,
14) Beşer, bir benzerini meydana getirmede acizdir,
15) Lafzı olmaksızın yalnız manasıyla nakli (rivayeti) caiz değildir.
Kur’ân bu özellikleriyle, vahyi metluvü (okunan vahyi) meydana getirmektedir. Kurbet niyetiyle namaz ve namaz dışında okunmakla ibadet edilir.

2-Vahiy Katipleri:Bunlardan bazıları şunlardır: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyir b. Avvam, Amir b. Füheyre, Amr b. As, Abdullah b. Erkam, Sabit b. Kays, Hanzala b. er-Rebi, Muğire b. Şube, Abdullah b. Revaha, Halid b. Velid, Huzeyfe b. Yeman, Muaviye b. Ebi Süfyan, Abdullah ibn Sad ibn Sarh, Ubeyy b. Kab, Zeyd b. Sabit, Şurahbil ibn Hasene, Muaz b. Cebel, Cehm ibn es-Salt, Hüseyin en-Nemri, Eban İbn Said, Abdullah b. Zeyd, el-Alâ ibn el-Hadremî, Muhammed ibn Mesleme.
3-Mekkede ilk vahiy katibi Abdullah ibn Sad ibn Sarh idi. Bu şahıs irtidat edip sonradan yine müslüman olmuştur. Medinede ise ilk vahiy katibi Ubeyy b. Kab idi. Ondan sonra da devamlı olarak Zeyd b. Sabit yapmıştır.
4-Rasulullah, gelen vahiyleri sadece vahy katiplerine yazdırmakla yetinmemiş, nazil olan ayetleri her sene Ramazanda Cebraile arzederek, ezberindekilerin kontrolünü yapmıştır. Son Ramazanda ise bu arzediş ve tekrarlayış iki kez gerçekleşmiştir
5-Vahye Ait Bazı Terimler:
1) Hadarî: Rasulullaha yolculuk ve misafirlikte olmayıp, yerleşik durumda iken gelen vahydir. Vahyin çoğunluğu bu şekilde gelmiştir.
2) Seferî: Rasulullaha yolculuk veya savaşta iken inen vahiylerdir. Buna örnek: Enfal suresinin baş kısmı, Tevbe: 9/34, Hac suresinin başı, Fetih suresi.
3) Neharî:Gündüz inen ayetlerdir. Kuranın büyük bölümü gündüz inmiştir.
4) Leylî: Geceleyin vahyedilen ayetlerdir. Buna örnek: Al-i imran suresinin son kısımları, Tebük seferinden geri kalan üç kişi hakkında inen ayetler (Tevbe: 9/117-118), Fetih suresinin baş kısmı.
5) Sayfî: Yaz mevsiminde nazil olan ayetler. Buna örnek: Nisa suresinin son ayeti olan Kelale ayeti, Tebük gazvesi hakkında inen ayetler.
6) Şitaî: Kış mevsiminde nazil olan ayetler. Buna örnek: İfk olayı ile ilgili ayetler (Nur: 24/11-26), Hendek savaşı ile ilgili ayetler (Ahzab: 33/9).
7) Firaşî: Rasulullah yatağında iken nazil olan ayetler.
8) Nevmî: Rasulullah uykuda iken nazil olan ayetler.
9) Ardî: Rasulullah yeryüzünde iken nazil olan ayetler. Kuranın hemen hemen hepsi bu şekilde indirilmiştir.
10) Semaî: Rasulullah semada iken nazil olan ayetler. Bakara suresinin son iki ayeti Miracta iken nazil olmuştur.
6-Sureler, isimlerini ihtiva ettikleri garip bir kelimeden veya ifade ettikleri manadan alırlar. Bazı surelerin birden fazla isimleri vardır. Mesela Fatiha suresine yirmiden fazla isim verilmiştir. Fatihatul-Kitab, Fatihatul-Kuran, Ummul-Kitab, Ummul-Kuran, Kuranul-Azim, es-Sebul-Mesani, el-Vafiye, el-Kafiye, el-Kenz, el-Esas, en-Nur, Suretüş-Şükr, Suretul-Hamd, Suretud-Dua, Suretun-Necat, er-Rukye, eş-Şifa, eş-Şafiye, es-Salat gibi. Enfal suresinin diğer bir ismi Bedir, Tevbe suresinin ki Berae, İsra suresinin ki Subhan, Neml suresinin ki Süleyman, Fatır suresinin ki Melaike, Mümin suresinin ki Ğafir, Muhammed suresinin ki Kıtal, Saff suresinin ki Havariyyun, Mülk suresinin ki Tebareke, Mearic suresinin ki Seele, Nebe suresinin ki Amme, Tebbet suresinin ki Leheb veya Meseddir.
Bazan da iki veya daha çok sureye ortak bir isim verilmiştir. Mesela: Bakara ve Al-i İmran surelerine Zehraveyn, Felak ve Nas surelerine de Muavvizeteyn adı verilmiştir.

7- Kuranın Harekelenme Ve Noktalanması:Osman (r.a.) zamanında çoğaltılan Mushaflar, harekesiz ve noktasız olarak yazılmıştı. Bunun gerekçesi de Kuranın çeşitli kıraat vecihlerine göre harekesiz ve noktasız metinde okunabilmesini sağlamaktı.
Kuranı ilk defa harekeleme yoluna giden Ebul-Esved ed-Düeli (69/688)dir. Harekeleme işinden hemen sonra da harflerin noktalanması işi gerçekleştirilmiştir. Bu işi de Irak valisi Haccac b. Yusuf (95/713)un emriyle Düelinin talebesi Nasr b. Asım (89/708) yapmıştır. Bazı rivayetlerde de bu noktalama işini Yahya b. Yamer (129/746)in gerçekleştirdiği belirtilmektedir. Şu var ki Basrada bu iki zatın başlattıkları noktalama hareketi, daha sonra Medineye ve diğer İslam beldelerine yayılmıştır.
İlk dönemlerde uygulanan ve noktalarla gösterilen hareketlerle, benzer harfler için uygulanan noktalar Mushaflarda farklı renklerle işaretlenmiştir. Bir süre devam eden bu uygulama Halil b. Ahmed (175/791)in bildiğimiz hemz, teşdid, sıla, revm ve işmam gibi diğer noktalama işaretlerini tamamlamasıyla son şeklini almıştır.
8-Mütevatir sayılan on kıraatın imamları ise şunlardır:
1) Ebu Abdurrahman Nafi (169/785) Nafinin ravileri, Kalun ve Verştir.
2) Abdullah b. Kesir (120/738)
3) Ebu Amr (154/771)
4) Abdullah b. Amir (118/736)
5) Asım b. Ebin-Necud (127/745) Asımın ravisi Hafsdır.
6) Hamza b. Habib (156/773)
7) Ali b. Hamza el-Kisai (189/805)
8) Halef b. Hişam (229/844)
9) Ebu Cafer el-Kaka (130/748)
10) Ebu Muhammed Yakub b. İshak
9-Sayılan on mütevatir kıraatin bugün üç tanesi fiilen kullanılmakta olup diğerleri bir ilim olarak tetkik edilmektedir. Pratik olarak uygulanan üç kıraat şunlardır:
1) Ebû Amr kıraatı, sadece Sudanın bir kısmında kullanılan bu kıraat yaygın değildir.
2) Nafi kıraatı, Mısır hariç Kuzey Afrikada tutunmuş bir kıraattir.
3) Asım kıraatı, yeryüzündeki müslümanların büyük çoğunluğu Asım kıraatını ve Hafs rivayetini kullanmaktadır. Mushaflar da bu kıraata göre basılmaktadır.[226]
10-Kurana Ait Bilgiler:
1) Kurandaki kelime sayısı: 77.934 veya 77.437dir.
2) Kurandaki harf sayısı: 326.048 veya 323.671dir. Kelime ve harf sayısındaki farklılık, imla ve kıraattaki ihtilaftan ileri gelmektedir.
3) Cüz: Mushaflar 30 cüze ayrılmıştır. Her cüz 20 sayfadan oluşmaktadır. Mushafların sol tarafındaki sayfa kenarına konan işaretlerle gösterilmiş, içine cüz yazısı ve sayısı yazılmıştır.
4) Hizib: Cüzün dörtte birini oluşturan beş sayfalık bölümün adıdır. Toplam hizib sayısı 120dir. Bunlar sayfa kenarlarına konulan ve içine hizib yazılan işaretlerle gösterilir.
11- Secavendler: Secavendler, işaretlerin büyük bölümünü ilk defa uygulayan Muhammed b. Tayfur Secavendi (560/1165)nin ismiyle anılmışlardır. Her bir vakf ve vaslın çeşitli durumlarıyla, konulan ifade eden bu işaretler “Mim, Tı, Cim, Sad, Kaf” gibi harfler, “Kıf” ve “Sıl” gibi kelimeler veya üçlü noktalarla gösterilmiştir.
12-Tahmis ve Taşir: Surenin her beş ayetinin sonuna “Hams” kelimesinin yazılmasına “Tahmis”, her on ayetin sonuna da “Aşr” kelimesinin yazılmasına “Taşir” denilir. Bunların “Ha” ve “Ayn” harfleriyle işaretlendiği de görülmektedir.
13-Mushaf, ilk defa Avrupada basılmıştır. Elde en eski baskı, 1694 yılında tab edilen Hamburg nüshasıdır. Muhtelif vilayetlerde ve değişik tarihlerde tab edilen Mushaflarla birlikte İstanbulda ilk basım (1288/1871) ile (1291/1874) tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Kahire basımı ise (1281/1864)dür.
14-BAŞLANGIÇ HARFLERİ (EL-HURUFUL-MUKATTAA):Bazı surelerin başında bir veya başka harfin birleşmesinden meydana gelen kesikli harflere “El-Huruful-Mukattaa” denir. Surelerin bazısının bu şekilde başlayışı İslamın başlangıcından beri müslüman alimleri meşgul ettiği gibi, sonraki dönemde şark ve garb alimlerinin çalışma ve araştırmalarına konu olmuştur. Bütün alimler bu harflerin müteşabih lafızlardan olduğunda ittifak halindedirler.
Bu harfler Kuran-ı Kerimin 27si Mekki 2si (Bakara, Al-i İmran) Medeni olmak üzere 29 suresinin başında bulunmaktadır. Tamamı 14 çeşit harften meydana gelmiştir. Sure başlarında tek, iki, üç, dört ve beş harfli olmak üzere 13 değişik halde görülürler. Harf sayılarına göre şu örnekleri verelim:
1) Tek harfli: Sâd (Sad) Kâf (Kaf) Nûn (Kalem)
2) İki harfli:Tâ-Sîn. (Neml) Yâ-Sîn (Yasin) Hâ-Mîm (Mümin, Fussilet, Casiye, Ahkaf, Zuhruf, Duhan) Tâ-Hâ (Taha)
3) Üç harfli:Elif-Lâm-Mîm. (Bakara, Al-i İmran, Ankebut, Rum, Lokman, Secde) Elif-Lâm-Ra. (Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Hicr) Tâ-Sîn-Mîm. (Kasas, Şuara)
4) Dört harfli:Elif-Lâm-Mîm-Sâd. (Araf) Elif-Lâm-Mîm-Ra. (Rad)
5) Beş harfli: Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd. (Meryem) Hâ-Mîm-Ayn-Sîn-Kâf (Şura)
15- VÜCUH VE NEZAİR:Kuran-ı Kerimde, çeşitli manalarda kullanılan müşterek lafızların mevcut olduğu müşahade edilir. Bir kelimenin bir ayette ifade ettiği mana ile, yine aynı kelimenin diğer ayetlerde anlamlar aynı olmamaktadır. İşte biz buna tefsir ilminde “Vücuh” diyoruz. Bunun

aksine de, yani çeşitli birçok kelimenin aynı manayı ifade etmesine “Nezair” denir.

16-Değerleri Açısından Kıraatler

1. Sahih Kıraatler

2. Şaz Kıraatler

3. Mevzu Kıraatler

17-Kıraatle İlgili Temel Terimler (Kıraat, rivayet, tarik vb.)

 

 

14

Kasım
2012

Din Görevlileri Sınavlarına Hazırlık Notlar-3

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  405 Kez Okundu

hareketli dini gifler, hareketli çiçek resimleri, motfiler, kenar süsleri, forum.vatan.tc

1-Tertîl:Kıraatte, acele etmeden, harfleri ve harekeleri açık bir şekilde, mana ve hikmeti düşünerek, metni tane tane okumak anlamında kullanılan terim .
2- el-Fetâvâ el-Velvâlicîyye adlı fetva kitabının yazarı Abdurreşîd b. Ebû Hanife .
3-İslam alimleri içerisinde sigorta konusunu ilk defa ele alan İbn Abidin
4- Kur’ân’ın bazı ayetleri arasında ihtilaf veya te¬zat gibi görünen hususlar Kur’ân ilimlerinden Müşkilü’l- Kur’ân konusudur.
5- Celaleddin Suyûtî’nin el-Muvatta üzerine yazdığı şerhin adı Tenvîru’l-Havâlik

 6-Beş vakit namaz ne zaman farz olmuştur?Miraç gecesinde
7-Namazda ayakta durmaya ne ad verilir? Kıyam
8-Namazların her bir bölümüne ne ad verilir?Rekat
9-Namazda tadil-i erkâna uymak hangi imama göre farz değildir?imam Azam Ebu Hanife
10-”Namaz kılacak yerin temiz olmasına” ne denir?. Necasetten taharet
11-Vakti çıktıktan sonra kılınan bir namaz nasıl adlandırılır? Kaza
12- “Sabah namazını ortalık açılıp ağardığı zaman kılmak müstahabdır ve daha faziletlidir.” Bu vakte ne denir? Fecr-i sadık
13- “Namazın başından sonuna kadar fasılasız olarak imama uyan ve bütün rekatları imamla beraber kılan kimse” fıkıh literatüründe nasıl adlandırılır?Müdrik
14- ” Namaza imam ile beraber başladığı halde, kendisine uyku ve dalgınlık veya cemaatın fazlalığından dolayı bir eziyet ve bir abdestsizlik hali arız olup da, namazın tamamını veya bir kısmını imam ile kılamayan kimse” fıkıh literatüründe nasıl adlandırılır?Lahik
15- “Bir rekat kılındıktan sonra imama uyan kimse” fıkıh literatüründe nasıl adlandırılır? Mesbuk
hareketli dini gifler, hareketli çiçek resimleri, motfiler, kenar süsleri, forum.vatan.tc

16-Aşağıdaki ibadetlerden hangisinin hükmü vacip değildir?Teheccüd namazı
17- Aşağıdakilerden hangisi nafile namazlardan biri değildir?Cenaze namazı
18-“Vatanında veya vatan hükmünde olan bir yerde oturan kimseye” ne denir? Mukim
19- “Bir namazın vaciblerinden birini yanılarak terk etmekten veya geciktirmekten dolayı, o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile teşehhüdden, salâvat ve duaları okumaktan ibaret” olan ibadet hangisidir? Sehiv secdesi
20-“Kur’an okunurken bir hata yapılmasına veya okuyucunun sürçmesine” fıkıh literatüründe ne ad verilir? Zelletü’l-Karî
21-Her müslümanın, namazı caiz olacak kadar Kur’an-ı Kerim’den ezberlemesinin dinen hükmü nedir?Farz-ı ayn 22-”Geceleyin orucu bozmayıp iki gün birbirine bitişik olarak oruç tutulması” fıkıh literatüründe nasıl adlandırılır? Savm-i visal
23-Aşağıdakilerden hangisi kefaret çeşitlerinden biri değildir? Keffaret-i zekat

14

Kasım
2012

Din Görevlileri Sınavlarına Hazırlık Notlar-2

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER, GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  321 Kez Okundu

111-Mu`tezile:Akli ön plana alan ve “kul kendi fiilerinin yaraticisidir diyerek, ehl-i sünnetten ayrilan firka.Bunlara Kaderiyeciler de denir.Önderleri Vasil b. Ata`dir.
112-Musevi:hz.Musa`nin mensub olan , Yahudi.
113-Muvatta:Imam Malik`in(ö.179/795) sahih rivayetleri derledigi eseri.
114-Müderris:Medrese de ders veren yüksek rütbeli hoca.
115-Mülukü`t-Tavaif: Endülüs`te 1031-1090 yillari arasinda hüküm süren emirlikler.
116-Nesturilik:Hz.Isa`nin insan ve ilah olarak iki ayri unsurdan meydana geldigini iddia eden bir Hiristiyan mezhebi.
117-Nusayrilik:Hz.Ali`nin ilah oldugunu ileri süren asiri Sii bir mezhep.
118-Ortodokslar :Basindaki kisiye Patrik enir.Merkezi Istanbul`dur.
119-Panislamizm:Bütün müslümanlari tek bir siyasi teskilat ,tek bir devlet haline getirmek ülküsü, Islam birligi.
120-Panslavizm(Slavcilik):Ruslarin Balkanlardaki slavlari bir bayrak altinda toplama cabasi.
121-Paskalya:Hiristiyanlarin, Hz.Isa`nin dirileceklerine inandiklari gün yaptiklari bayram.
122-Patrik:Ortadokslarin ruhani lideri.
123-Peygamberimizin süt anneleri:Annesi Amine Hatun( 3 gün emzirdi),Süveybe Hatun(7 gün emzirdi),Halime Hatun(4 yil emzirdi.).
124-Peygamberimizin annem dedigi kadinlar:Süt annesi Halime Hatun,Hz.Ali`nin hanimi Fatma Hatun, Ümmü Eymen.
125-Peygamberlerin sifatlari:Sidk, emanet, fetanet, ismet, teblig.
126-Pozitivizm:Hakikatin deneme ve gözlemle elde edilebilecegi görüsünde olan felsefi görüs.
127-Rada:Cocugun süt emmesi. Süt emme.
128-Ravza-i mudahhara:Hz.Peygamberin kabri ile minberi arasindaki bosluga verilen isimdir.
129-Resül:Kendisine kitap verilen peygamberlere rasül denir.
130-Salat:Tebrik, tezkiye,saygi,dua, istigfar ve rahmet manalarina gelir.
131-Secavend:Mushaflarda görülen gecici durak isaretleri.Bu isaretleri ortaya koyan ise Muhammed b.Tayfür es-Secavendi(560/1165) isimli ünlü bir kiraat bilginidir.
132-Sedd-i Zerayi:Vesileleri kaldirmak, sebebi tikamaktir.Bu durum da harama vesile olan sey haram,vacibe vesile olan sey vaciptir.Cuma namazi farz, Cuma namazina gitmek icin alis-verisi birakmak farzdir.Fuhus, haramdir.Fuhusa yol actigi icin yabanci kadinin avret yerine bakmak da ayni haramliktadir.
133-Sekine:Sükun bulmak, itminana kavusmak,telaslanmamak, kalbin huzura ermesi, yüregin oturmasi, gönlün rahata kavusmasi, anlamlarini icerir.(Elmali, Hak Dini Kur`an Dili,4,4408)
134-Selef-i Salihin:Ashab-i güzin tabiine denir.
135-Seyyidü`l-istigfar duasi:tevbe ve istigfar dualarini basi ve en faziletlisi Peygamber Efendimizin bildirdigi“seyyidü`l –istigfar“ dir.“Her kim sevap ve fatiletine inanarak bu dayi gündüz okurda o gün aksam olmadan önce ölürse o kimse cennet ehlindendir.“
(Sahih-i Buhari, Tecrrid-i sarih Ter.C:12,Sh.332)
136-Sika:Hadis rivayetine göre tam ehil kisi.
137-Sikke :Osmanli devletinde genel kullanimdaki madeni paraya denir.
138-Sifatu`s-salat:Namazin farz ve vaciplerine, sünnet ve adabina uygun sekilde kilinisina ilmihal dilinde “sifatu`s-salar” denir.(Diyanet ilmühali sh.262)
139-Siyer:Peygamberimizin hayatini, yasayis tarzini, niteliklerini anlatan eserler.
140-Ser`i Men Kablena:Hz.Muhammed(sas)` den önceki ilahi dinlerin hükümlerini ifade eder.
141-Tevbe :Günahlara pismanlik, Allah`a dönüstür.Halis tevbe; Allah ile bulusmadir.
142-Te`vil:Bir lavzin anlami gayesine uygun sekilde yorumlamak, muhtemel manalarindan en uygun olani görmektir.
143-Tevekkül:Yaptigimiz herhangi bir is icin gücümüzle calisip elimizden geleni yaptiktan sonra sonucu Allah`a birakmaktir.
144-Tevhid:Allah`in bir oldugunu, O`ndan baska bir ilah olmadigini kabul etmektir.
145-Teyemmüm:Hicretin 5.ci senesi Beni Mutalik savasinda sabah namazi teyemmum ile ilk defa namaz kilindi.(Nisa 43,Maide 6)
146-Ümmet-i Kaime:Kiyam duran bir topluluk yani hakblir, dogru, dogrulan , Allah icin kalkan, müstakim, istikamet üzere bulunan , adil ümmet anlamina gelir.(Hak Dini Kur`an Dili,2,1159)
147-Ulu peygamberler:Hz.Nuh.Hz.Ibrahim, Hz.Musa, Hz.Isa, Hz.Muhammed Mustafa (sas).Kur`an-i Kerim, peygamberlerin bazisini, sabir ve tahammüllerin coklugu ve buna devam etmesleri sebebiyle, onlari“Ülü`l azm-karar sahibi“ diye vasiflandirmistir.
148-Yeni Ilmi Kelam:Yeni ilmi kelam, Izmirli Ismail Hakki `nin kelama dair eseri.
149-Vahiy-i Gayri Metlüv:Okunmayan vahiy demektir.Peygamberin Kur`am disi aldigi vahiydir.Cibril,Kur`an icin indigi gibi sünnet icinde iniyordu.
150-Vahy-i Metlüv:Okunan vahiy demektir.Bundan maksat Kur`an`dir.
152-CEBRİYE:Cüz’i irâdeyi inkâr edenlerin bâtıl mezhebi.
153-HÂTEM-ÜL ENBİYA:Peygamberlerin en sonuncusu Hz. Muhammed (A.S.M.)
154-HÂTEM-ÜL HÂTEM: Hz. Muhammed’in (A.S.M.) Tevrat’taki ismi.
155 -EHL-İ KIBLE:Kabe’ye doğru yönelerek namaz kılmanın farz oluşunu kabul eden kimseler için kullanılan bir kavramdır.
155-İNZAL VE TENZİL:Kur’ân’ın M. 610 yılında Ramazan ayında Kadir gecesinde toptan dünya semasına, Beytü’l-İzze’ye indirilmesine inzâl, parça parça âyetler hâlinde vahiy yolu ile Hz. Muhammed (a.s.)’e indirilmesine ise tenzîl denir.
156-KÜTÜB-Ü TİSA:Kütüb-i Sitte’ye üç eser ilavesiyle anılan meşhur dokuz hadis mecmuasına verilen isimdir. İlave edilen eserler; Dârimî (ö. 255/868)’nin es-Sünen’i, İmam Mâlik (ö. 179/795)’in Muvatta’ı, Ahmed ibn Hanbel (ö. 241/855)’in el-Müsnedi’dir.
157-ZARURAT-I HAMSE( BEŞ ZARURİ ŞEY):Bütün dinlerin, korunması üzerine ittifak ettikleri şu beş hususun, aynı zamanda İslâm dininde de, korunması amaçlanmıştır. Bunlar: 1- Canın korunması,2. Malın korunması,3.Aklın korunması,4. Dinin Korunması,5. Neslin korunması.
158-ZELLE:”Peygamberlerin hata ile veya unutarak yaptıklara kusurları, ifade eden bir terim (Aliyyü’l-Karî, Şerhu Fıkhı’l-Ekber, Mısır 1323, 51, 53).Peygamberler aslında günah işlemezler. Onlar “İsmet” sıfatına sahiptirler.
159-İhsan:Allah`a onu görür gibi ibadet etmesidir.
160-İfk hadisesi:Hz.Aise´ye zina isnadi atilmasi olayi.
161-İhvan-i Safa:Ansiklopedik risalesiyle taninan felsefe toplulugu.
162-İla:Islam hukukunda bir erkegin bir müddet hanimina yaklasmayacagina dair yemin etmesi demektir.
163-İlk Türkce Ezan:Ilk Türkce ezan 29 Ocak 1932 yilinda Istanbul`da okundu.
164-İlk Türkce Hutbe:Ilk Türkce hutbe,06.Ocak.1932 de Süleymaniye camiinde okundu.
165-Ismail Hakki Bursevi(ö.1137/1725):Celceti seyhi, müfessir, sair.
166-İsrail:hz.Yakub(as)`un lakabi olup sonradan bütün o soydan gelenlere”Beni Israil” denilmistir.
162-Istidrac:Bir kul günahini yeniledikce Allah`´n , onun sagligini, mevkiini, sanini, söhretini, nimetini artirmasi, ona sükrünü, tevbesini, istigfarini unutturmasi, böylece onu asama asama azabina yaklastirmasi ve sonunda kendisini ansizin yakalamasi anlamina gelir.(Hasan Basri Cantay Meali, 3,1078)
163-İstibra:Kücük abdesten sonra temizlenme.
164-İstihlaf:Namazda abdesti bozulan insanin, yerine cemaattan birini gecirmesine istihlaf denir.
165-İstinaf:Namazda abdesti kasten kendi istegi ile bozulmussa namazi yenidn baslar. Buna istinaf denir.
166-İstinca:Büyük abdesten sonra temizlenmek.

167-Ka`b b.Esref(ö.3/624):Islam`a düsmanligi ile taninan yahudi sairi
168-Ka`b b.Malik(ö.50/670):Hz.Peygamberin meshur üc sairinden biri.
169-Kaderiyye:Sorumlluluk doguran fiillerin sadece insan iradesiyle gerceklestirdigini ileri süren itikadi mezhep.
170-Kavame:Rüku halinden dogrulup da bir defa“sübhane rabbiyel´azim“ diyecek kadar ayakta durmaktir.
171-Kaynuka(beni Kaynuka):Hz.Peygamberin Medine`den sürdügü yahudi kabilesi.
172-Kazf:Iffetli bir kimseye zina iftirasinda bulunma anlaminda fikih terimi.
173-Kelam ekolleri:Mu`tezile, Esaeiyye, Maturidiyye ve Sia.
174-Kebire:Büyük günahlar.
175-Kitabü`l-harac:Ebu Yusuf`un(ö.182/798):Mali konular yaninda, muamelat, ceza, idare ve devletler hukuku kapsamina giren cesitli meseleleri ele alan eseri.
176_Kitabü`lMegazi:vakidi`nin(ö.207/823):Hz.Peygamberin gazve ve seriyyelerine dair eseri.
177-Kitabü`t-Tevhid:Ebu Mansur el Maturidi`nin(ö.333/944) Kelama dair eseri-
178-Külli irade:Kul da bi`l-kuvve mevcut olan iradegücüne „külli irade“ denir.Bu irade kullanilmaya hazir olan, ancak henüz kullanilmayan 2potansiyel irade“ demektir.
179-Küsuf namazi:Günes tutuldugunda iki rekat cemala kilinan, cemaat yoksa kendi basina kilinan namaza küsuf namazi denir.
180-Kütüb-ü Ehadis.Ilahi kitaplar:Tevrat, zebur, inci,Kur`an-i Kerim.
181-Kütüb-ü Münzele:Allah tarafindan indirilmis olan kutsal kitaplar.
182-Kütüb-ü sitte:Peygamber(sas) Efendimizin hadis-i seriflerini ihtiva eden 6 hadis kitaba verilen isimdir.Buhari, müslim, Ibn Mace,Ebu Davud,Tirmizi,Nesai.
183-Mazmaza:Fikihta mazmaza, abdest ve gusülde agiza su alip calkalamayi ifade eder.
184-Mecelle-i Ahkam-i Adliyye:Osmanli devletinde 1868-1876 yillari arasinda hazirlanan ve daha cok borclar, esya ve yargilama hukuku esaslarini iceren kanun-Mecelle:Islam hukukunun muamelet kisminin tedvininden meydana gelen kanun kitabi.Tanzimat döneminde hazirlanan medeni kanunun adi.
185-Mecusilik:Atese tapanlara verilen ad.Islami kayanaklarda zerdüstlige verilen ad.Zerdüstiligin eski Iran inanc ve gelenekleriyle karismasindan olusan din.
186-Mezahib-i Erbaa(Dört mezhep):Hanefi, safii, maliki, hanbeli.
187-Medine:Hz.Peygamberin Mescidiyle kabrinin bulundugu hicret yurdu, Islam`da iki harem bölgesinden biri,Resul-i Ekrem ve Hulefa-i Rasidin döneminin bassehri.Eski adi Yesrib .
188-Medyen:Hz.Suayb(as) Peygamberin yasayip halkini tevhid inancina davet ettigi sehrin adi.Inanmayanlar korkunc bir sesle birlikte gelen zelzele ile evleri yurtlari yerle bir oldu.
189- Mehmet Nuri Efendi(1859-1927):Osmanli devletinin son Seyhülislami.
190-Mehmet Vehbi Efendi(1862-1949):Hulasatü`l-Beyan adli tefsiriyle taninan son devir din alimi ve siyaset adami.
191-Mehmet Zihni Efendi(1846-1913):Son devir Osmanli alimi, müderris.
192-Menakibname:Velilerin daha cok kerametlerinin anlatildigi eserlerin genel adi.
193-Menasik:Hac ve umre sirasinda yerine getirilen belirli davranislar anlaminda fikih terimi.
194-Menzile Beyne`l-Menzileteyn:Mu`tezilenin 5 inanc esasindan biri.
195-Merkez Efendi(ö.959/1552:Halveti –SünbüliSeyhi, alim.
196-Emr-i bi`l –ma`ruf, Nehy-i ani`l-müker:Iyiligi emretmek, kötülükten alikoymaktir.
197-Irsad:Akli ve kalbi ikna edici söz ve eserlerle bir kimseyi dogru yola iletmektir.
198-Sosyal hizmet:bireylerin ve toplumun ihtiyaci olan ve yararli olacak bir isin yapilmasina sosyal hizmet denir.
199-Kur`an-i Kerim`de, teblig(dinin diger insanlara ulastirilmasi),inanan bütün insanlara dini bir sorumluluk olarak yüklemistir.
200-Muktedi:Namazda imama uyan kimseye muktedi denir.
201-Istiva vakti:Günesin tam tepe noktasinda oldugu va namaz kilmanin mekruh oldugu vakte istiva vakti denir.
202-Allah`in zati sifatlari;Vücud, kidem,beka ,vahdaniyet, muhalefetü`n li`l-havadis,kiyam binefsihi.
203-Ahirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartildigi ilahi adalet ölcüsüne Mizan denir.
204-Yüce Allah`in insanlari hesaba cekmek üzere tekrar dirilisten sonra bir araya toplamasina Hasir denir.
205-Keramet:Peygamberine gönülden bagli olan ve ona titizlikle uyan veli kullarin gösterdikleri olaganüstü olaylara keramet denir.
206-İstidrac:Kafir ve günahkar kisilerin arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olaganüstü olaylara istidrac denir.
207-Peygamberlerin sifatlari;Sidk , emanet ,fetanet, ismet , teblig.
208-Suhuf verilen peygamberler;Hz.Adem(10 suhuf),Hz.Ibrahim(10 suhuf),Hz.Idris(30 suhuf) ve Hz.Sit(50 suhuf`)`e verilmistir.
209-Vahdaniyyet:Allah Teala`nin zatinda, siftlarinda ve fiillerinde bir ve tek olmasi, esi, benzeri ve ortaginin bulunmamasidir.
210-Kidem:Allah Teala`nin ezeli oldugu, baslangicinin olmadigi anlamina gelmektedir.
211-Savas ganimetleri anlamina gelen sur; Enfal suresidir.
212-En son nazil olan sure ;Nasr suresidir.
213-Orucun farz oldugunu beyan eden Bakara suresi , 183. ayeti.
214-Kur`an-i Kerim`in noktalanmasini,Nasr b. Asim ve Yahya b. Yamer icra etmistir.
215-Kur`an`in tamamini yazan sahabiler;Übeyy b. Ka`b, Abdulla b. Mes´du, Muaz b.Cebel.
216-Mufassal sureler:Kur`an`in sonunda yer alan surelere mufassal sureler denir.
217-Tenasüb:Sureler ve ayetler arasindaki uyum ve ahenge Tenasüb denir.
218-Kur`an`in Isimleri;el-Kitab,el-Furkan, ez-Zikr……
219-Mevdudi(1913-1979):Pakistanli alim ve düsünür.Cemaat-i islami teskilatinin lideri.
220-Mevlana Celaleddin-i Rumi(ö.672/1273):Mevleviyye teskilatini kurucusu, mutasavvuf, alim ve sair.

13

Kasım
2012

Din Görevlileri Sınavlarına Hazırlık Notlar

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  338 Kez Okundu

1) Hanefi mezhebi; İmam-ı Azam Ebu Hanefi tarafından kurulmuştur.
2) Şafii mezhebi; İmam-ı Şafii tarafından kurulmuştur.
3) Hanbeli mezhebi; İmam-ı Hanbeli tarafından kurulmuştur.
4) Maliki mezhebi; İmam-ı Malik tarafından kurulmuştur.
5-İmam-ı Azam’ın günümüze ulaşan eserlerinden bazıları şunlardır:
Risale-i Reddi Havariç, Reddi Kaderiyye, El Fıkıhu’l Ekber, El Fıkıhu’l Ebsat.
6-Eşarilik;Ebu’l-Hasen el-Eş’ârî’nin (324/935-36) öncülüğünü yaptığı, kelâm metodunu benimseyen kelâm ekolü. Çoğulu “Eşâ’ira” gelir.
7-Mürcie ;İslamiyet’te, eyleme pek önem ver¬meyen, inancın her bakımdan yeterli olduğunu savunan görüş. Mürcie mezhebi ilk olarak üçüncü halife Osman zamanındaki kargaşalı dönemde ortaya çıkmıştır
8-Mutezile;İslâm’da ilk ortaya çıkan ve akideleri aklın ışığında izah edip temellendirmeye çalışan büyük kelam ekolünün adi. Lügat ta, “uzaklaşmak, ayrılmak, bırakıp bir tarafa çekilmek” gibi anlamlara gelen “i’tizal” kelimesinin ism-i fail sığasından meydana gelen çoğul bir isimdir. Müfredi, “mu’tezilî”dir.
9-Maturidilik;İslâm akaidinde imam Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mahmud el-Matüridiyye nisbet edilen mezhep. İmam Ebu Mansur el-Mâturidinin akaiddeki mezhebine mensub olanların meydana getirdiği topluluğa Matüridiyye denilir.
10-Selefilik:Daha çok bir Kelam ilmi terimi olarak kullanilan bu kelime, Selef’in mezhebi ve görüsü anlamina gelir.Akaid konu ve meselelerinde nass (Kur’an-i Kerim ve Hadis) da varid olan hususlari mütesabih olanlar da dahil olmak üzere, oldugu gibi kabul edip, tesbih ve tecsime (benzetme ve cisimlendirme) düsmemekle birlikte, te’vile (yoruma) de basvurmayan Ehl-i Sünnet-i Hassa’ya selefiyye denmistir.
11-BİR CİNAYETE MEZHEPLER NASIL BAKIYOR?
Mutezile:Katil ateş edince ölen, ateş edilmeseydi kesinlikle ölmeyecekti.
Cebriye:Ateş etse de etmese de o kesinlikle ölecekti. Ateş edenin ne günahı olabilir ki. Maktul zaten ölecekti. Çünkü Allah böyle istedi, eceli gelmişti.
Ehli Sünnet:Ateş ettiğinde öldüyse, ölüme yol açtığı için katil cezaya çarptırılır. Maktulün ateş edilmemesi halinde ölüp ölmeyeceğini ise sadece Allah bilir. Kullar olarak biz bir yorumda bulunamayız.
12-Hak dinlerin gayesi :Aklı, Dini, Nefsi, Nesli ve Malı korumaktır.
13-İslam dininin kaynakları (Edille-i Şeriyye) : Kitap, Sünnet, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha’dır.
14-Cennetteki meleklerin başkanının ismi Rıdvan
15-Cehennemdeki görevli meleklerin başkanlarının ismi Malik.
16- Allah (c.c.)’a çok yakın bulunan, mukarrebun melekleride denilen, son derece şerefli olan meleklerin diğer isimleri İlliyyun melekleri.
17-Allah (c.c.)’ın katından yeni bir din getiren peygambere Rasül
18-“Rab” kelimesinin manası : Terbiye eden, yöneten, mülkün sahibi, koruyan.
19- “İlah” kelimesinin manası : Kendisine sığınılan, güvenilen, sevilen, tapılan.
20-Küfrün çeşitleri :
a- Cehli küfür
b- İnadi küfür
c- Hükmi küfür
21- Elfaz-ı Küfür İnsanı küfre götüren sözler demektir.
22-İkinci kez sura üflenince bütün insanların yeniden hayat bulup, hesap günü için toplanmasına Mahşer.
23- İnsanların ölümden sonra, mahşere kadar kabirde geçirdikleri zamana Berzah alemi.
24-Dört büyük melek:Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail (a.s.).
25-Dört büyük kitap : Tevrat; Mûsa aleyhisselâm’a, Zebur; Dâvud aleyhisselâm’a, İncil; İsa aleyhisselâm’a, Kur’ân-ı Kerîm; Peygamberimiz Hz. MUHAMMED Aleyhisselâm’a.
26-İtikatta mezhebimiz:Ehl-i Sünnet ve cemaat mezhebidir.
26-Amelde mezhepler Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli’dir.

28-İlmin yolları üçtür.Hâvass-ı selîm, Haber-i sâdık, Akıl. Hâvass-ı selîme: Görme, işitme, tatma, dokunma ve koklama isimlerini verdiğimiz beş duygu.
29-İrade-i Cüz’iyye :İrâde-i cüz’iyye: Cenâb-ı Hakk’ın kuluna verdiği mahdut bir salâhiyet ve tercih hakkıdır.
30-İstinca, bir kimsenin def-i hâcetten sonra pisliğin çıktığı yeri temizlemesidir. İstinka, istincada mubâlağa yapmaktır ki, bu da önce münasip kuru bir şeyle silmek, sonra su ile yıkamak sonra da kurulamakla olur. İstibra, erkeklerin idrar yaptıktan sonra erkeklik uzvundaki akıntıyı tamamen kesip gidermeleridir.
31-Peygamberimizin en son vefat eden eşi Hz. Âişe (radıyallâhü anhâ)’dir
32-Tevekkül, maksada erişmek için, maddî ve mânevî sebeplerin hepsini yerine getirdikten sonra, neticesini Allâh’dan beklemektir.
33-lk vahiy Hira mağrasında, 610 yılında geldi. “OKU”dur
34- Kefen; vefat eden müslümanın, sarılıp kabre konulduğu bezdir.Kefen; erkekler için, kamis, izar, lifâfe; kadınlar için ise, kamis, izar lifâfe, baş örtüsü ve göğüsler üzerine bağlanan bezden ibarettir.
35-Akabe:Akabe antlasmalarinin yapildigi yer.
36-Buharinin serhleri:Askalani-fethul bari, Kastallani-irsadüs-sari,ayni-umdetü`l Kari.
37-Burak: Mi`rac gecesinde Hz.peygamber`i tasidigi
38-Cebrail: Ilahi emirleri meleklere ve peygamberlere ulastiran vahiy melegi.Dört büyük melekten birinin ismi olup,Peygamberlere vahiy getirmekle görevlidir.Kur`an`da bu melegin ismi Cibril,Ruhu`l-Kudüs, Ruhu`l-Emin, Ruh ve Rasul seklinde gecmektedir.cebrail, Peygamberimize asli seklinde iki kere görünmüstür.Biri Hira magarasinda ilk vahyi getirdigi zaman, digeri de Mirac`da“Sidretü`l-Münteha“ da gercejklesmistir. Bazen de Rasulullah`a insan sekilinde ashabtan yüzü nurlu olan Dihye el-Kelbi suresinde görünmüstür.(Dini Kavramlar Söz.DiB.Sh.85)-39-Ebü`l-Esved el-Düeli(ö.69/688):Kur`an-i Kerim`e hareke sistemini getiren ve Arap nahvinin ilk esaslarini tesbit eden alim, sair.
40-Ebva:Hz.Peygamber`in annesi Amine`nin kabrinin bulundugu yer.
41-Ecel-i Müsemma:Allah tarafindan tayin edilmis ömrün sonunda gelen ecel.
42-Ecel-i Kaza:Tehlikeye ugramak suretiyle gelen ecel.
43-Eda:Bir namazi vaktinde kilmaya eda denir.
44-Ed-Din ve`d- devle:Hiristiyan iken ihtida eden Ali b.Rabben et-Taberi`nin (ö.247/861`den sonra)Hz.Muhammed`in Peygamberligini ispat icin yazdigi eser.
45-Edebu`d-Dünya ve`d-Din:Bu eserin yazari Maver`di.
46-Ehl-i Beyt:Hz.Peygamber aile fertleri icin kullanilan bir tabir.
47-Ehl-i Kitap:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.
48-Ehl-i Sünnet:Hz.peygamber ile ashabin dinin temel konularinda takip ettikleri yolu benimseyenler anlaminda bir tabir.
49-Egzotizm: Baska ülkelerin sanatlarina olan hayranlik.
50-Ehl-i kible:Kabe`ye dogru yönelerek namaz kilmanin farz olusunu kabul eden kimseler icin kullanilan bir kavramdir.
51-Ehl-i sünnet:Peygamberimizin yolunda gidenler.
52-Eimme-i sitte:Eimme-i sitte, hadiste kütüb- ü sitte denen, 6 meshur hadsi mecbuasinin yazarlarina verilen isimdir.
53-Elmalili Muhammed Hamdi(1878-1942):Hak Dini Kur“ an Dili adli tefsiriyla taninan son devir din adamlarindan.
54-Emir Buhara(ö.922/1516):Islam`da ilk naksibendi tekkesini kuran mutasavvauf.
55-Emir Sultan(ö.833/1429):Bursali meshur sufi,Yildirim Beyazid`in damadi.
56-Emirü`l-Müminin:Islam tarihinde Hz.Ömer`den itibaren devlet baskanlarina verilen unvan..
57-Emsalü`l-hadis:Icerisinde darbi mesel yada mesel bulunan hadisleri derleyen kitaplara”emsalü´l-hadis” denir.
58-Emsalu`l-Kur`an:Kur`an-i Kerim`deki meseleler.
59-Enfal: Genel olarak ganimet, fey veya selep anlamina gelen terim.Kur`an.-Kerim, surelerinden birinin ismidir.Enfal suresinin ilk ayetinde Enfal; Allah`in ihsanlari, lutuflari anlaminda savas ganimetleri demektir.

60-Erbaun:Hadis literatüründe kirk hadis toplayan eserlere denir.
61-Eshab-i Hicr:Salih peygamberin gönderildigi kavim.
62-Esmaü-Hüsna:Allah`in güzel isimleri ve sifatlari.
63-Eshuru`l_hurum:Haram aylar;Zilkade, Zilhicce,Muharremve recep aylari.Araplar bu aylarda savas yapmayi haram sayarlardi.
64-Esbab-i Nüzul:Tefsir ilminin ayet veya surelerin inis sebeplerini arastiran dali.
65-Esma-i Hüsna:Allah`in isimleri icin kullanilan bir tabir.
66-Etiyopya:Dogu Afrika`da ülke.Eski adi Habesistan.
67-Eyke halki:Hz.Suayb`in kavmi idi.Eyke, birbirine girmis sik agaclar demktir.Suayb kavmi agaclik bir bölgede yasadigi icin onlara eyke halki denilmistir.
68-Feraiz:Islam miras hukukunu inceleyen ilim dali.
69-Fersah :Bir uzunluk ölcü birimi.5685 metre uzunluk.
70-Fetret:Peygamberimize gelen vahyin bir süre kesilmesi ile ilgili olarak fetret denilmistir.
71-Fey:Islam devletinin gayri müslim tebaadan aldigi cizye, harac, ve ticaret mallari vergilerinin ortak adi.
72-Ficar savaslari:Islam`dan önce cahiliye devrinde bazi arap kabileleri arasinda haram aylarda meydana gelen ic savas, 4 defa yapilmistir.Peygamberimiz, amcasi Zübeyr ile katildi.Utbe b. Rebia`nin girisimi ile taraflar arasinda baris gerceklestirildi.Bu savas Fil olayindan 25 yil sonra(591) meydana geldi.
73-Fikhu`l Ekber:Ebu Hanife`ye nisbet edilen risalesi.
74-Fizilali`l-Kur`an:Seyyid Kutub`un(ö.1966):Kur`an-i Kerim tefsiri.
75-Fukaha-i Seb`a:Ashab-i Kiram`dan sonra Medine-i Münevvere`de de fetva vermeye baslayan yedi meshur fakihe verilen isimdir.
76-Ganimet:Gayri müslimlerden savas yoluyla elde edilen her türlü mal ve esirleri ifade eden terim.
77-Garibü`l-Kur`an:Kur`an-i Kerim`deki garip lafizlarin tefsirini konu alan ilim dali ve dalda yazilan eserlerin ortak adi.
78-Gazve ve seriyye:Peygamber Efendimizin bizzat sevk ve idare ettigi savaslara„gazve“ denir.Peygamberimizin gazvelerinin sayisi 27`dir.Seriyye;Ashab-i Kiram `dan bir zatin kumandasi altinda savasa giden az bir kuvvete“seriyye“ denir. Seryyelerin sayisi 44 veya 104`dir.
79-Hayrü`l- Beser:Insanlarin en hayirlisi Hz.muhammed.
80-Hulasatü`l-Beyan:mehmet Vehbi Efendinin(ö.1949)Türkce Kur`an tefsiri.
81-Hadikatü-s Suada:Fuzuli`nin Kerbela vak`asini isledigi meshur eseri.
82-Hafiz Osman(ö.111=/1698):Aklam-i sitte de devir acan Türk hattati.
83-Hanefi Mezhebi:Hanefi mezhebi su yedi esas üzere kurulmustur:Kitap, sünnet, sahabenin sözleri, kiyas, istihsan, icma ve örf.
84-Hanefi Mezhebine dair imam Muhammed`in yazdigi meshur 6 kitabi sunlardir:Mebsut, ziyadat, cami-us Sagir, cami-ul kebir, siyer-i sagir, siye-i kebir.
85-Haram aylar:Islami literatürde savasin haram kabul edildigi 4 kutsal ay.Zilkade,zilhicce,muharrem, recep.
86-Harbi:Gayri müslim devletin vatandasi anlaminda fikhi terimi.
87-Harura:Siffin savasinda Hz.Ali`nin saflarindan ayrilan Haricilerin toplandigi yer.
88-Hasan el –Benna(1906/1949):Ihvan-i müslimin teskilatinin kurucusu, Misirli fikir ve mücadele adami.
89-Havaic-i Asliye:Asil ihtiyaclar, temel ihtiyaclar.Zekat matrahi disinda tutulan temel ihtiyac mallari disinda tutulan temel ihtiyac mallari anlaminda fikih terim.
90-Hariciler:Hz.ali ile Hz.Muaviye arasinda meydana gelenen Siffin savasindaki hakem olayindan sonra meydana cikmistir.”Hüküm Allah`indir diyerek hakem olayina karsi ciktilar.Hakem olayini küfür, taraflarini da kafir ilan ettiler.
91-Havelan-i havl:Senenin devretmesi, gecmesi demektir.
92-Hicret:Peygamberimizin Mekke`den Medine`ye göcü. Hicret, 12 Rebiulevvel/23 Eylül 622`de olmustur.Bu tarih Peygamberimizin 53`üncü dogum yil dönümüdür.
93-Hicr:Kayalik böge demek olup Medine`in Kuzeyeinde bir yerin adidir.Salih peygamberin kavmi semud burada yasardi.
94-Hidane:Kücük cocuklarin bakimi, gözetimi ve terbiyesi anlaminda bir fikih terimi.
95-Hirka-i Saadet:Peygamberimizin Topkapi Sarayinda mukaddes emanetler dairesinde korunan hirka.
96-Hitan:Sünnet, sünnet ameliyesi.Sünnet olmak , erkekler icin sünnettir.Ilk sünnet olan Ibrahim Aleyhisselam`dir,Sünnet olmak hem dinin ve hem dindarligin siaridir.Usaym b. Kelb`in babasindan naklettigine göre, dedesi demiski;“Peygamberimize geldim ve Islamiyeti kabul ettim Bunun üzerine Efendimiz(sas) söyle buyurdular:“Kendinden küfrün killari temizle, tiras et ve sünnet ol.“(Ahmet b. Hanbel,3,41;Ebu davud, Taharet,129)
97-Hüzün yili:Hz.Peygamberimizin amcasi ile zevcesi Hz.Hatice`nin (Bisetin 10.yili) vefat ettigi yila denir.(Bi`setin 10.yili)
98-Huneyn:Taif yakinlarinda Mekke`ye 10 mil bir yer.
99-Ibn Mülcem(Abdurrahman b. Amr b.Mülcem ö.40/661):Hz.Ali`nin katili.
100-Ibn Rüst(ö.595/1198):Messai okulunun son temsilcisi, filozof, fakih, hekim.
101-Ibn Sina(ö.595/1037):islam messai okulunun en büyük temsilcisi, filozofu, Ortacag tibbinin önde gelen temsilcisi.
102-Ibn Teymiye Takiyyüddin(ö.728/1328):Görüs ve elestirileriyle Islam düsüncesinin gelismesine tesir eden Selefi alimi, müctehid.
103-Ibnü`l-Cezeri(ö.833/1429):Kitaat ve hadis alimi.
104-Milel ve Nihal:Islami literatürde dinler ve mezhepler tarihiyle ilgili eserlerin ortak adi.Mezhepler hakkinda bilgi vermek maksadiyla yazilmis olan eserlerin ortak adi.
105-Minare:Ilk defa Emeviler zamaninda yapilan minare, ilk defa bir sahabe olan Surahbil b.Amr ezan okumustur.
106-Minber:Camilerde hatiplerin Cuma ve bayram hutbesi okuduklari yüksekce merdiven kürsü.
107-Mu`cemler:Aler-Rical üzerine tasnif edilen kitaplardir.Ravilerin adlarina göre alfebetik olarak düzenlenen eserlerin genel adi.
108-Muhaddis:Hadis alimi, hadis nakil ve rivayet eden.Hadisleri ögrenip rivayet etmekle mesgul olan kimse.
109-Muavvizat:Allah`a sigindiranlar anlaminda ihlas, felak ve nas surelerinin ücüne birlikte verilen isim.
110-Muavvizateyn:Felak , nas sureklerinin ikisine birden verilen isim.
111-Muhazati Nisa:Erginlik caginda olan bir kiz veya kadinin, cemaatle kilinannamazda ekegin yaninda veya önünde durmasi.Buna”Muhazati nisa” denir.

Kaynak:Diyanet İslam Ansiklopedilerinden  A-M  özet

13

Kasım
2012

İmam Hatip Liseleri Fıkıh dersi müfredâtına göre Hazırlanmış özet ders Notları

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  895 Kez Okundu

1- Kur’an’ın Tarifi:Kitap ya da Kur’an : “Yüce Allah tarafından vahiy yoluyla Hz. Muhammed (a.s)’a Arapça olarak indirilen, bize kadar tevatür yoluyla nakledilen, mushaflarda yazılı olan, Fatiha Suresi ile başlayıp Nas Suresi ile sona eren ilahi kelamdır”
2- Sünnetin Tarifi:Sünnet sözlükte; âdet, tarz, yol, sîret gibi anlamlara gelir.
Fıkıh usulünde sünnet; Hz. Peygamber’den nakledilen söz, fiil ve takrirlerdir.
A- Sünnetin Nevileri:
a- Yapısı bakımından sünnetin nevileri:Kavli Sünnet, Fiili sünnet Takrirî Sünnet:
b- Rivayet bakımından sünnetin nevileri:Mütevatir Sünnet, Meşhur Sünnet, Âhâd Sünnet:
B- Hz. Peygamberin Fillerinin Kısımları:
Rasülüllah’ın fiilleri üç kısma ayrılır:
1-Hz. Peygamberin tabii, beşeri, alalâde işleri: Yeme, içme, giyinme, uyuma
2- Hz. Peygamber’in kendine mahsus fiileri: Teheccüt namazını farz olarak kılması, savm-i visal denilen birden fazla gün, arasında yemeden-içmeden oruç tutması ve dörtten fazla hanımla evlenmesi gibi. Bu konular ona mahsustur. Başkaları ona uyamaz.
3- Hz. Peygamber’in teşriî (dini hüküm koyma ) nitelikteki fiilleri
3- İcma
a- Sarih İcma: Görüş birliğinin açıklanan görüşler ile bilinmesi
b- Sükûtî İcma: Bazı müçtehitlerin açıkladığı bir görüşe diğerlerinin hiç bir itiraz etmemesi .
4- Kıyas:Tarifi: Kitap, Sünnet veya İcma’da hükmü bulunmayan bir meseleye, aralarındaki illet birliği sebebiyle, bu kaynakların birinde yer alan bir meselenin hükmünü vermeye kıyas denir.
b- Rükünleri:
a- Asl: b- Fer’ c- Aslın Hükmü: d-İllet:
5- İstihsanİstihsan, güzel bulma, güzel görme anlamına gelen bir kelimedir.
6- Maslahat-ı Mürsele (mesalih-i mürsele, istıslah):Maslahat fayda-zarar esaslarına göre hüküm vermek demektir. Maslahatlar üç çeşittir.
1-Muteber maslahatlar (Mesalih-i mutebere)
2- Mülğa maslahatlar (mesalih-i mülğa)
3- Mürsel maslahatlar (mesalih-i mürsele)
7- Sedd-i ZeraîDinin kötü kabul ettiği kotülüklere veya zararlara giden yolları kapatmak ve vesileleri ortadan kaldırmak demektir. Buna göre harama götüren şeyler haramdır.
8- Örf ve Âdetler:İnsanların çoğunluğunun benimseyip alışkanlık haline getirdiği fiiller veya belli bir anlam için kullandığı kelimelerdir. Birincisine amelî örf, ikincisine kavlî örf denir.
9- İstıshab:Geçmişte sabit olan bir durumun –değiştiğine dair bir delil bulunmadıkça-halihazırda varlığını koruduğuna hükmetmek demektir.
Teklîfî Hükümler
10- Vâcip
a- Aynî vâcip(farz-ı ayn):Şari’in, mükelleflerin herbiri tarafından yerine getirilmesini istediği vâciptir. Beş vakit namaz gibi.
bb- Kifâî vâcip(farz-ı kifaye):Emri bil ma’ruf ve nehyi anilmünker, tıp tahsili yapma, insanların ihityaç duydukları sanatları öğrenme gibi.
11- Haram
a- Lizâtihî (liaynihî) haram:İçki içmek, kumar oynamak, zina etmek ve hırsızlık yapmak
b- Liğayrihî haram:Bayram günü oruç tutmak, Cuma ezanı okunurken alışveriş yapmak, çalınmış ekmek yemek gibi.
12- Mendup:Hanefiler Sünnet, Müstehab ve Âdâb şeklinde bir sınıflandırma yapmışlar ve mendubu müstebab manasında kullanmışlardır.
a-Sünnet-i müekkede (sünnetü’l-hüdâ):
b-Sünnet-i gayri müekkede (Nafile), (Müstehab):
İkindi ve yatsının ilk sünnetleri, pazartesi ve perşembe oruçları gibi. Bunları yapan sevabını alır terkeden ise kınanmaz.
c- Sünnetü’z-zevâid:Beyaz elbise giymesi, saçını sakalını boyaması, yeme içme ile ilgili alışkanlıkları gibi. Hz. Peygambere olan sevgi ve bağlılığı sebebiyle bu davranışları yapanın sevab kazanacağı umulur. Terkeden kötü bir davranış yapmış sayılmaz ve kınanmaz.
13-Müstehab: Farz ve sünnetlerin dışında yapılması dinen güzel görülen davranışlardır.
14- Mekruh:Hanefilerin anlayışında ise mekruh iki kısma ayrılır.
a- Tahrimen mekruh: Vâciplerin terki, veya başkasının evlenme teklif ettiği kadına evlenme teklif etmek gibi.
b- Tenzihen mekruh: Güneşin batmasından az önce nafile namaz kılmak, soğan ve sarmısak yiyerek camiye gitmek gibi.
15- Mubah:
a-Câiz:
Dinen veya hukuken yapılmasına müsaade edilen fiil anlamında kullanılır.
b-Helâl
16-Azimet ve Ruhsat:
Azimet: İlkten konmuş ve normal durumlarda her mükellefin uyması gereken aslî hükümdür. Farz, vâcip, sünnet, mubah, haram ve mekruh gibi her mükellefin normal durumlarda uyması gereken hükümlere azimet denir.
Ruhsat: meşakkat, zaruret, ihtiyaç gibi arızî bir sebeple azimet hükmünü terketme imkanı veren hafifletilmiş ve geçici hükme denir. Üç çeşit ruhsat vardır.
17-Ehliyet:Ehliyet, kişinin dini ve hukuki hükme muhatap olmaya elverişli oluşu demektir.
a- Vücûb Ehliyeti:Kişinin haklara sahip olabilme ve borç altına girebilme ehliyetidir.
b-Edâ Ehliyeti:Edâ ehliyeti kişinin dinen ve hukuken muteber olacak tarzda davranmaya ve hukukî işlem yapmaya elverişli oluşu demektir.
18-Makasıdu’ş-şeria (islam hukukunun ana gayeleri)Dinin korumayı hedeflediği beş temel değer, din, can , akıl, nesil ve mal olarak, bu değerlerin korunması için gerekli olan hükümler, önem ve kuvvet derecesine göre, zarûriyyât, hâciyyât ve tahsîniyyât olarak sıralanır.
A-*Zarûriyyâtın korunması:Zarûriyyât toplumun varlığını koruyabilmesi için kaçınılmaz olan değerler demektir. Bu zaruri değerler şunlardır:
1- Din, 2- Nefis, 3-Akıl, 4-Nesil, 5- Mal
b-Haciyyâtın sağlanması:Hâciyyât, insanların yaşantılarını kolaylık içinde ve sıkıntıya düşmeden sürdürebilmeleri için muhtaç oldukları düzenlemeler demektir:*İbadetler alanında su bulamayanın teyemmüm etmesi, yolcunun orucunu kazaya bırakması, namazını kısaltması,
C- Tahsiniyyatın gerçekleştirilmeisi
Tahsiniyyat, kâmil insan, üstün ahlak ve güzel davranış vasıflarına uygun düşen durumlar demektir. *İbadetlerde temizlik, setri avret,
Kaynak:
1- İslam Hukuk İlminin Esasları, Prof. Dr. Zekiyyuddin Şaban (ter. Prof. İ.Kafi Dönmez), T.D.V.yayını.
2- Fıkıh Usulü, Prof. Dr. Fahrettin Atar, M.Ü İlahiyat Fakültesi Vakfı yayını.
3- İslam Hukukunda Ahkamın Değişmesi, Dr. Mehmet Erdogan, İFAV yayını.
4- Sünnet ve Hadisin Anlaşılmasında Metodoloji Sorunu, Doç. Dr. Mehmet Görmez. T.D.V. yayını.
5- Sahabenin Sünnet Anlayışı, Doç Dr. Bünyamin Erul, T.D.V.Yayını
6- Hadisi Yeniden Düşünmek, Doç M. Emin Özafşar, Ankara Okulu Yayını.
7- İslam Hukukunda İctihad, Prof. Dr. Hayrettin Karaman, İFAV yayını.

12

Kasım
2012

Güncel ! Diyanet Sınavlarına Hazırlık Notlar

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  280 Kez Okundu

1-MÜTÛNU ERBA’A :Kelime anlamı itibarıyla dört metin demek olan mütûnu erba’a, Hanefî fıkhında muteber kaynak olarak kabul edilen, özet halindeki dört kitaba verilen addır. Bunlar Ebû’l-Berekât Nesefî’nin Kenzü’d-Dekâik; Ebû’l-Fadl Abdullah ibn Mahmûd el-Mevsılî’nin Muhtâr; Tâcu’ş-Şerîa Mahmûd’un Vikâye; Ahmed ibn Saâtî’nin Mecma’ adlı eserleridir. Bu eserlerin pek çok şerhi yapılmıştır.

2-Abdest Ayeti:Maide suresi ayet:6

3-Kahkaha :Yanındakilerin işiteceği kadar gülmektir.

4-Dahk:Bir insanın kendi işitebileceği kadar gülmesi.

5-Teymmümün caiz olmasının delili:Maide suresi ayet:6

6-Kan çeşitleri:Hayız, Nifas, İstihaze

7-TA’DÎL-İ ERKÂN: Namazda rükûda, secdelerde, kavmede (rükûdan kalktıktan sonra ayakta durmada) ve celsede (iki secde arasında oturmada) her âzâ hareketsiz olduktan sonra bir miktar durmak.

8-TAFSÎLÎ ÎMÂN: Îmân edilecek hususlara genişçe, delîlerini bilerek ve ayrı ayrı inanmak

9-TAHMÎD: “Elhamdülillah” demek. “Hamd, şükür Allahü teâlâya mahsûstur” mânâsına “Elhamdülillah” sözü ve benzerleri.

10-TAKDÎM VE TE’HÎR: İkindi namazını öğle namazı ile veya öğleyi ikindi ile ve yatsı namazını akşam namazı ile veya akşamı yatsı ile birleştirerek kılmak.

Takdîm ve te’hir, Hanefî mezhebinde hac sırasında Arafât’ta ve Müzdelife’de; Mâlikî’de ve Şâfiî mezhebinde seferde (yolculukta); Hanbelî mezhebinde ise, özür sebebiyle yapılabilir. (Abdurrahmân Cezîrî)

11-TALÂK: Nikâh bağını çözmek; nikâh akdini (sözleşmesini), belli sözlerle derhal veya geleceğe bağlı olarak sona erdirmek. Şer’î (dînî) nikâhta, boşama hakkı olanın, nikâhlı olduğu kişiyi boşaması.

12-Talâk-ı Bâin: Boşanmada kullanılan sözleri söyler söylemez evliliği sona erdiren boşama

13-TALMÛD: Yahûdîlerin Tevrât’tan sonra mukaddes kabûl ettikleri, sözlü emirlerin toplandığı Mişnâ ve Gamâra olmak üzere iki kısımdan meydana gelen kitap.

14-TARAFEYN: İki taraf; İmâm-ı a’zam ile talebelerinden İmâm-ı Muhammed’in bir mes’elede reylerinin (ictihâdlarının) aynı olması sebebiyle ikisine birden verilen isim.

15-TAVÂF: Kâbe-i muazzamanın etrâfında Hacer-i esvedin bulunduğu köşeden başlamak sûretiyle Kâbe sola alınarak yedi defâ dolaşmak. Tavâf edene tâif; Kâbe etrâfında tavâfa mahsûs mahalle (yere) metâf denir.

16-TEBE-İ TÂBİÎN: Peygamber efendimizin Eshâbını gören ve sohbetinde bulunmakla Tâbiîn denen büyükleri görmekle şereflenenler.

17-TEBESSÜM: Gülümseme, kendinin işitmeyeceği şekilde sessiz gülme.

18-TECESSÜS: İnsanların gizli hallerini, ayb ve kusûrunu merâk edip, iç yüzünü araştırıp öğrenmeye çalışmak.

19-TECVÎD: Güzel yapmak, Kur’ân-ı kerîmi harflerin mahreclerine (çıkış yerlerine) ve sıfatlarına uygun olarak okumak ve bunu anlatan ilim.

20-TEFSÎR: Örtülü, kapalı olan şeyi ortaya çıkarmak, açmak, beyân etmek, beşerî kudret dâhilinde, Kur’ân-ı kerîm âyetlerindeki murâd-ı ilâhîyi (Allahü teâlânın murâdını) anlamak. Bu işi yapabilen âlime müfessir denir

21-TEGANNÎ: Sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, hareke, harf ve med (uzatma) ilâve etme ve çıkarma yapmak sûretiyle, kelimelerin asıllarını dolayısıyle mânâyı bozarak okuma.

22-TEHİYYÂT (Tahiyyât): Namazın ka’delerinde yâni birinci ve ikinci oturuşlarında okunan Ettehiyyâtü duâsı.

23-TELFİK: Helâl ve harâm, emir ve yasak, ibâdet ve tâatte, belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, mezheblerin hükümlerinden kolay olanı yapma ve karıştırma.

24-TEŞEHHÜD: Namazın her ka’desinde (ilk ve son oturuşlarda) ettehiyyâtü duâsını okumak veya bunu okuyacak kadar oturmak

25-TUMÂNÎNET: Namaz kılarken rükû’ ve secdelerde ve kavmede (rükû’dan kalktıktan sonra ayakta durmakta) ve celsede (iki secde arasında oturmada) bütün âzânın (uzuvların) hareketsiz kalması. Sübhânallah diyecek kadar bir miktar durması ise, ta’dîl-i erkândır.

26-CELSE:Namazda iki secde arasında hareketsiz bir miktâr oturma.

27-CERH VE TA’DÎL:Hadîs ilmine âit iki ıstılah (terim). Cerh, yaralamak. Bir hadîs âliminin, bâzı sebeplerle râvînin (hadîs rivâyet eden kimsenin) rivâyetini (naklini) reddetmesi.

28-AKÂİD:Akîdeler. Akîde kelimesinin çoğulu. İslâm dîninde inanılacak şeyler, îmân bilgileri.

29-Akâid İlmi:Îmân esaslarını anlatan ilim dalı.

30-KÜSUF VE HUSÛF NAMAZIKüsûf; daha çok güneş tutulması, husûf ise, ay tutulması için kullanılır. Bu iki terim, birbirinin yerine de kullanılabildiği için, bunlara “iki küsûf” veya “iki husûf” da denilmiştir. Küsûf ve husûf namazı İslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre müekked sünnettir. Yalnız Hanefî ve Mâlikîler husûf namazım mendûb görürler. Kur’ân’da şöyle buyurulur: “Gece, gündüz güneş ve ay, O’nun varlığını gösteren âyetlerdendir. Güneşe veya ay’a secde etmeyiniz. Bütün bunları yoktan var eden Allah’a secde ediniz” (Fussilet, 41/37). Bu âyet-i kerîme, ay ve güneş tutulması sırasında, bunları yaratan Allah için namaz kılmaya işaret etmektedir.

31-Hill Bölgesi:Dışarıdan Mekke’ye gelen kişilerin ihrama girmek zorunda oldukları sınırlar içinde (mîkat) olduğu halde, harem bölgesi dışında kalan yerlere verilen isimdir.

32-MİKAT:Harem bölgesine dışarıdan gelenlerin, ihrama girmesi gereken yerlerdir.

33-MESANİ: Kur’ân’ın âyet sayısı yüzden az olan sûrelerine denir. Ahzâb Suresi (73 âyet), Hac Suresi (78 âyet), Neml Suresi (93 âyet), Kasas Suresi (88 âyet) gibi.

34-METAF: Tavaf edilen yer anlamına gelir. Mescid-i Haram içerisinde, tavaf etmek için tahsis edilen yeri ifade eder.

35- TERVİHA:Teravih, Arapça’daki “tervîha” kelimesinin cem’i (çoğulu) olup “teneffüs etmek, ruhu rahatlatmak, bedeni dinlendirmek” gibi manalara gelmektedir. Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan sünnet namazın her dört rekâtının sonundaki oturuş, “tervîha” olarak adlandırılmış; sonradan bu kelimenin çoğulu olan “teravih” sözü, Ramazan gecelerinde kılınan bu nafile namazın ismi olmuştur. Teravih namazı, sünnet-i müekkededir; orucun değil Ramazan ayının ve vaktin sünnetidir. Onun için, hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de teravih namazını kılmak sünnettir.

36-SAİME: Ehli hayvanlar, koyun, keçi, sığır, manda, deve ve at olmak üzere altı cinstir. Bunlardan, senenin yarısından çoğunu kırlarda ve mer’alarda otlayıp geçinmek şartı ile sütlerini almak, üretmek ve semizletmek için beslenen hayvanlara “Saime” denir. Bunun çoğulu “Sevaim”dir.

37- ALUFE:Senenin yarıdan çoğunu kırlarda otlamayıp, ahırlarda veya paralı otlaklarda beslenen hayvanlara; alûfe denilir. Alûfeler ticaret için tutulmadıkları takdirde kendilerine zekât gerekmez.

38-MAL-I DİMAR: Sözlükte bu kelimenin idmâr kökünden türetildiği ve kay¬bolma, gizlilik gibi anlamlara geldiği belirtilmektedir.Deyim olarak fıkıh dilinde kullanılan mâl-i dımâr ifa¬desi, “sahibi tarafından değerlendirme ve faydalanma im¬kânı kalmamış olan mal” demektir. Çünkü sahibinin malı üzerindeki hakimiyeti kaybolmuş ve onun kendine dönece¬ğinden de ümidi kesilmiştir.

39- Emval- bâtme, yani gizli mallar onların deyimiyle sahi¬binden başka kimsenin bilmesi ve sayması mümkün olma¬yan mallardır. Para ve benzeri kıymetlerle, ticaret malları bu tür malların başlıcalarıdır.

40- el-Emvâlü’z-Zâhire

(bilinen, açık mallar)

Zahir sözlükte, bilinen ve aşikâr olan şey anlamlarına gelir.

Terim olarak zahir (açık) mallar, sahibinin dışında, bilmen ve sayılabilen mallardır. Ziraî ürünler, meyveler, hayvanı kaynaklar ile benzeri eşya, bu tür mallardan birkaçıdır.

Çoğu fıkıhçilara göre, bu malların vergilerini toplama ve hak sahiplerine dağıtma görevi devlet reisine ait olup bi-reylerin işi değildir. Kişilerin ellerine, vicdanlarına ve tak¬dirlerine bırakılmaz. Bu konudaki rivayetlere göre Nebî (s.a.v.), memurlarını. vergi toplamak için gönderiyordu. Müslümanlar bu vergilerini ödemeye mecbur ediliyor ve vermeyenlere karşı savaş açılıyordu.[99]

41- Ganimet :Sözlükte, kâr ve artış demektir. Fıkıhçılar aynı anlama gel¬mek üzere “el-ğurmu biğunmi” şeklinde genel fıkıh kaidesini benimsemişlerdir.

Deyim olarak harb ehlinden, harp devam etmekte iken mücadele esnasında alman mallara denir. Çoğulu ğarıâim

42- İhtikâr (karaborsa) :Sözlükte, bazı eşyayı fiyatının yükselmesini beklemek ama¬cıyla toplamak ve saklamak demektir. Hukre, bu deyimden türemiş bir isimdir.

Terim olarak, yiyecek gibi insanların ihtiyaç duyduğu bazı eşyayı satın alarak, fiyatının yükselmesini beklemek üzere saklamaktır.

43- Usûl ve Fürû’:Fıkıh ilminde usûl; baba ve dedeler, ana ve nineler; fürû’, çocuklar ve torunlar. Usûl ve furû’a ve zevceye (hanıma) zekât verilmez. (Mehmed Zihni)

44- Usûl-i Fıkıh:Fıkıh (ibâdet ve amel) bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

45- Usûl-i Kelâm:Îmân bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

46- ÂSTÂNE: Farsca olan bu kelime, kapı eşiği demektir. Vaktile büyük tekkelere âstâne (âsitâne) denirdi. Bir zamanlar, hükümet merkezi olan İstanbul’a da, Âstâne-i saltanat, Âstâne-i Devleti Aliyye denilmiş ise de sonraları terk olunmuştur.

47-DÂRU’L-HARB: Ehl-i İslam’la aralarında sulh ve salâh olmayan gayr-i müslimlerin memleketleridir.

48-DÂRU’L-KURRÂ’: Hâfızların kırâat ilmi öğrendikleri dershânedir. Dâru’l-kurrâ’, dâru’l-huffâz dershânesinin üstünde bir öğretim yeri idi.

49-DÂRU’S-SAÂDE: Osmanlı padişahlarının sarayına Dâru’s-saâde denirdi. Ancak bu anlamda daha fazla Saray-ı Hümâyûn tabiri kullanılmakta idi.

50-HADEME-İ HAYRAT: Hayır müesseselerinde vazifesi olanlardır.

51-HALİFE: İslamî hükümler veçhile hüküm süren Devlet Reisidir. Çoğulu “hulefâ”dır.

52-HARAMEYN : Harem’in tesniyesidir (ikil). Harem, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevverede hudutları belli kudsi mahaller ve Haremeyn Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere demektir. 53HAREMEYN VAKFI: Halen veya ilerde yani meşrutunlehleri münkariz olduktan sonra hasılatı tamamen veya kısmen Haremeyne (Mekke-Medine) fukarasına meşrut olan vakıflardır.

54-HAVÂŞİ: Amûdü’n-neseb yani asıl ve fer’ olmıyan akrabadır. Baba ve oğul amidü’n-neseptir. Kardeşler, amca, halalar, dayı ve teyzeler amidu’n-neseb olmayıp havâşidir.

55-KARZ-I HASEN: Faizsiz para vermek demektir. Bazı vakfiyelerde sağlam kefil ve kuvvetli rehin ile ihtiyacı olanlara faizsiz ödünç verilmek üzere paralar vakfedilmiştir.

56-MÜZÂRAA: Bir taraftan arâzî diğer tarafdan amel yâni ziraat olmak ve hasılât aralarında kararlaştırdıkları vechile taksim ohınmak üzere yapılan mukaveledir ki bir nevi’ şirkettir. Meselâ; tarla ve tohum bir taraftan, amel ve makine ve öküz diğer taraftan veya tarla bir taraftan, tohum ve amel diğer taraftan veya tarla ve tohum ve öküz ve makine bir taraftan, ve yalnız amel diğer taraftan olmak üzere mukavele yapmak birer şirket-i müzâraadır ve bu her üç nevi’ sahihdir.

57-SİKAYE – SÜKAYE: İnsan ve hayvanların su içmeleri için vakf olunan kuyu, çeşme, havuz gibi yer demektir. Mekke-i Mükerreme’de hacılara zemzem dağıtılmasına sikâyet hizmeti ve bu hizmeti gören kimseye de Ka’be Sakası denir.

58-TİLÂVET: Kur’an-ı Kerim okumak demektir. Bir kavle göre her kelamı okumağa tilâvet denir.

59-VATAN-I SÜKNÂ :Bir kimsenin on beş günden daha az kalmaya niyetlendiği memleket.

60-CEM-İ TAKDİM: -İkincisinin vakti henüz gir¬mediği hâlde,— İki vakit namazı, —birincisinin vaktinde— birlikte kılmak demektir.

Hac’da Arafe (9 Zilhicce) günü, Arafat’ta öğle ile ikindi namazlarını, öğle namazının vaktinde birlikte kılmak sünnettir.

61-CEM-I TEHİR: -Birincisinin vakti çıktıktan sonra— iki vaktin namazını birlikte kılmak demektir. Hac esnasında, bayram gecesinde, akşam ve yatsı na¬mazlarım, Müzdelife’de, yatsı namazının vakti gir¬dikten sonra, birlikte kılmak vaciptir.

62-CEMRE: Mina’da birbirine birer ok atımı mesa¬fede bulunan üç taş kümesinden her birine CEMRE denilir.

1-) AKABE CEMRESİ: (= CEMRE-İ AKABE) Buna, halk arasında Büyük Şeytan denir.

2-) ORTA CEMRE (= CEMRE-İ VÜSTÂ) Buna.da, halk arasında Orta Şeytan denir.

3-) KÜÇÜK CEMRE (= CEMRE-İ ÛLÂ) Halk arasında, buna da Küçük Şeytan denir.

63-CENÎN: Henüz anasının rahminde bulunan ço¬cuktur’

64-EDİLLE: Delîl’in çoğuludur; yani: Deliller: İşâretler, kılavuzlar, rehberler; herhangi birda’vâyı isbat etmeye yarayan şeyler demektir.DELÂİL de, deliller demektir.

65-EDİLLE-İ ŞER’İYYE: Şer’î deliller.

66-EDÎLLE-İ ASLİYYE: Şer’î hükümlerin çıkani-masmda İlk baş vurulan (kitap, sünnet, icmâ ve kı-yâs gibi) delillerdir.

67-EDİLLE-İ TALÎYE: Örf, âdet, teamül, istishâb, asıl ve ameİ, maslahat-ı mürsele, kâide-i külliye, âsâr-ı sahabe, âsâr-i kibâr-ı tabiîn gibi delillerdir.

68-EDİLLE-İ ERBA: Şer’î hükümlerin çıkarılmasında baş vurulan ve kitap, sünnet, icma ve kıyâs-ı fuka-hâ’dan ibaret olan, dört delil demektir.

69-EMVÂL-İ BÂTINA: Sahiplerinin ikâmetgâhlaruı-da veya ticarethanelerinde bulunan ve bundan dola¬yı saklanması mümkün olan altın, gümüş ve ticâret mallandır.

70-EMVÂL-İ ZAHİRE = ZAHİRİ MALLAR: Giz¬lenmesi mümkün olmayan mallar demektir. Ekinler, meyveler ve otlak hayvanlan gibi…

Bir memleketten, Diğer bir memlekete, bir beldenen diğer bir beldeye, ticaret için giden tüccarların elle¬rinde bulunan altın, gömüş ve ticâret eşyaları (= uruz) da emvâl-i zahirden sayılır.

71-FERÂİZ İLMİ: İslâm Hukukunun mühim bir kıs¬mını teşkil eden mîrasla ilgili bir takım mes’ele ve kaidelerin bütünüdür.

72-GAZA = GAZVE : Harb maksadiyle düşmana doğru yönelmek; sefere çıkmak; gayr-i müslimlerle savaşmak demektir.GAZEVÂT, gazve’nin çoğuludur.

73-GURRE: İskat edilen bir ceninden dolayı veril¬mesi îcâbeden mâlî bir tazminattır. Gurre’nin miktarı, hanefîlere göre beş yüz, safîlere göre ise altı yüz dirhemdir. Gurre, aslında: Bir şeyin ilki, başlangıcı demektir. Bundan dolayı kamerî ayların ilk günlerine gurre-i şehr denir. Gurre-i Şa’ban: Şa’ban ayının İlk günü ve gecesi demektir.Köle’ye, cariyeye,ve malların en seçkinine gurretü’l-emvâl denir.

74-HACCIN EDÂ ŞEKİLLERİ:Edâ edilişi bakımından üç çeşit hac vardır:

1-) HACC-I İFRÂD: Umresiz olarak yapılan haçtır. Hac mevsimi içinde, hacdan önce umre yapmadan, yalnızca hac menâsikini yerine getirmiş olanlar D7-RAD HACCI yapmış olurlar.

2-) TEMETTÜ4 HACCI: Bir hac mevsiminde um¬re ve haccı ayn ihramlarla edâ etmek demektir. Hac aylan girdikten sonra umre yapıp ihramdan çı¬kan ve daha sonra hac günlerinde yeniden ihrama gi¬rerek hac menâsikini de edâ eden kimseler HACC-I TEMETTÜ’ yapmış olurlar.

3-) HACC-I KIRAN; Hac ve umreyi, —ikisine bir¬den niyet ederek— bir ihramda birleştirmek demektir. Bir kimse, bir hac mevsiminde önce umre yapıp, — ihramdan çıkmadan— hac günlerinde, hac menâsi¬kini de yerine getiren kimseler KIRAN HACCI yap¬mış olurlar.

75-HAC AYLARI: Hac menâsikinin başladığı ve de¬vam ettiği aylardır ki, bunlar da Seval ve Zilkade ayları ile Zilhicce’ nin ilk on günüdür.

76-HAC GÜNLERİ

1-) EYYÂM-I MA’LÛMÂT: Zilhicce ayının ilk on günüdür.

2-) YEVM-İ TERVİYE: Zilhicce ayının 8. günü¬dür. Yani, arafe gününden bir gün önceki gündür.

3-) YEVM-İ ARAFE: Zilhicce’nin dokuzuncu günüdür.

3-) YEVM-İ NAHR (= KURBAN KESME GÜNÜ): Zilhicce ayının onuncu (yani: Kurban bayra¬mının ilk) günüdür,

5-) EYYÂM-I NAHR: (= KURBAN KESME GÜNLER): Zilhicce ayının 10,11 ve 12. günleridir. Hacılar, bu günlerde MİNA’da bulunduklarından, bu günlere EYYÂM-I MİNA (= Mina Günleri) da denir.

6-) EYYÂM-I TEŞRIYK: Arafe günü ile, kurban bayramının dört günüdür. Arafe sabahından başlayıp, kurban bayramının dör¬düncü gününü akşamına kadar, farz namazların so¬nunda teşnyk tekbiri getirilir.

7-) EYYÂM-I MİNA: Mina’da şeytan taşlama me¬nâsikinin yapıldığı, bayram günleridir.

flUL; Mekke’de, Harem Bölgesi ile, Mîkad sı¬nırlan arasında kalan yerlere HTLL denilmektedir.

77-HADD-İ SİRKAT: Şartlan mevcut ve usûlü dâi¬resinde sabit olan bir hırsızlıktan dolayı, sârik(= hır¬sız) hakkında kat’-i uzuvf (= uzuv kesme)t suretiyle yerine getirilecek bir ukubettir. (= cezadır.)

78-HADD-İ SEKR: Hamr’den (= şaraptan başka müskir (= sarhoşluk veren) içilecek şeylerden biri- j

nin, ihtiyarla (= istenilerek) içilmesinden meydana gelmiş olan sekr (= sarhoşluk) hâlinden dolayı îcâ-beden ukubettir. (= cezadır.) Ve bunun miktarı da 1 hadd-i hamr (= şarap haddi) kadardır.

79-HADD-İ HAMR; Hamr (şarap) denilen mâyiin az veya çok miktarda istenilerek içilmesinden dolayı tat¬bik edilmesi îcâbeden ukubettir. (= cezadır) Hadd-i Hamr’in miktarı hür olan erkek ve kadın hak¬kında seksen; köle hakkında ise kırk celde (= değ¬nek veya kırbaç) dır.

80-HADD-İ KAZF: Bir muhsan veya muhsane’ye ya¬ni: Mükellef, hür, müslüman, zinadan afif (nefsini zinadan korumakla tanınan bir kimseye) dâr-ı adil’-de, ta’yîr (= utandırma) ve şetm (= sövüp sayma) kasdiyle, zina isnâd eden, mükellef bir şahıs hakkında tatbik edilecek bir ukubet (= ceza) dır.

Bunun miktarı ise, hür erkek ve kadın hakkında sek¬sen, köle hakkında kırk değnek vurulmasıdır.

81-HADD-İ ZİNA: Şartlan dâhilinde vâki ve sabit olan zina edepsizliğinden dolayı, bu fiili işleyen hakkın¬da tatbik edilecek bir ukubet (= ceza) demektir. Bu ukubet, muhsan ve muhsane olanlar hakkında re¬cim, ihsan sıfatını hâiz olmayanlar hakkında ise cel¬de yoluyla uygulanır.

Bu celdelerin sayısı, hür olan erkek ve kadın hak¬kında yüz, rakîk (= köle) hakkında ise elli vuruştur.

82-HAREM BÖLGESİ: Mekke ve etrafında, bitki¬lerinin koparılması ve hayvanlarının avlanılması ya¬saklanılmış bulunan ve sınırları belirlenmiş olan bölgeye HAREM denir.

83-HAREM BÖLGESİNİN SINIRI: Harem Bölge-si’nin sının, Cebrail (A.S.)’in göstermesiyle, Hz. İb¬rahim (A.S) tarafından belirlenmiş ve bu sınırlan gösteren işaretler, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz tarafından yeniden belirlenmiştir.

Harem Bölgesi’nin Mekke’ye en uzak sınırı, Cidde istikâmetinde HUDEYBİYE; en yalan sının ise, Me-dîne istikametindeki TEN’ÎM’dir. Harem Bölgesi’nde ikâmet edenler, Umre için ihra¬ma girmek üzere, genellikle TEN’ÎM’e gittikleri için, buraya UMRE de denilmektedir.

84-HIZÂNE = İHTİZAN: Lügatte: Kucağa almak; besleyip büyütmek üzere, yanında bulundurmak; bir kuşun, yumurtalarını kanatlarının altına alarak, ora¬da sıkıp tutması gibi mânâları ifade eder. Istılahta HIZÂNE: Bir çocuğu, seiâhiyet sahibi olan bir şahsın, belirli müddeti içinde yanında tutması v. terbiye etmesi demektir.

Mecnun ve bunak gibi, çocuk hükmünde bulunan âciz kimseleri, seiâhiyet sahibi şahısların koruyup terbi¬ye etmeleri; bunların yiyeceklerine, içeceklerine bak¬maları ve temizliklerini, istirahatlerini temine

çalışmaları; kendilerini zararlı şeylerden korumaya gayret etmeleri de HIZANE demektir.

85-ILA: Lügatte: Yemin etmek anlamına gelir. Istılahta ÎLÂ: Bir kimsenin, “karısına tekarrüp et¬memek (= yaklaşmamak = cinsî münâsebette bu¬lunmamak üzere” yemin etmes idemektir.

86-KA’DE; (Namazda:) Teşehhüt (yani: Ettehiyyâtü lülahL.’yi okumak) için oturmak demektir.Bir namazda iki defa oturuluyorsa, birinci oturuşa KA’DE-I ULA (= ilk oturuş) ikinci oturuşa ise, KA’DE-İ AHİRE (= Son oturuş) denir.

87-KASÂME: —Kasem gibi— yemin mânâsında da kul¬lanılır.

88-KISMET; Taksim etmek; bir şeyi bölmek, bölüş¬mek, bölüştürmek demektir.

89-Kitabet (= Mükâtebe): Bir köle ile efendisi arasın¬da, bir bedel karşılığında, yapılan akiddir.

90-LAKİT: Lügatte: Melkûd (= gâib) mânâsına ola¬rak, yerden kaldırılmış şey demektir. Bu kelimenin, —daha sonra— MELBUZ (yani atıl¬mış, terkedilmiş) ÇOCUK anlamında kullanılması yaygınlaşmıştır.

91-MUHARREMÂT: Nikâh edilmeleri muvakkaten ve¬ya müebbeden haram olan kadınlara Muharremât denir.

92-MASLAHAT-I ZARÛRİYYE: Bütün semavî dinlerin müşterek hedefi olan:

1-) Nefsi,

2-) Dîni,

3-) Aklı,

4-) Nesli ve

5-) Malı korumaya lıızmet eden şey demektir.

93-MEGÂZI: Gazve (= savaş) anlamına gelen mağ-zâ veyamagzatkelimesininçoğuludur; yani; savaş¬lar, gazveler demektir.

MEGAZI: tabiri, —siyer ve şehname gibi— umu¬miyetle gazilerin menkibeleri anlamında kullanılır.

94-MÜDÂYENE: Karşılıklı borç edinmek; bir biri¬ne borç para vermek anlamına gelir.

95-MUSÂKÂT: Bir taraftan ağaçlar, diğer taraftan da, onların bakımı ve sulanması olmak şartıyle ve meydana gelecek semerelerin (= meyvelerin) de, be¬lirlenen nisbetier dâhilinde taksim edilmesi üzere ya¬pılan bir nevi ortaklıktır, şirkettir.

96-ÜMMÜ VELED: Efendisinin (= mevlâsmm) fi-raşından çocuk doğurmuş bulunan ve bu çocuğun ne¬sebi, efendisinden, —kendi ikran ile— sabit olan câriye demektir.

97-MÜZÂREA: Arazi bir taraftan, çalışma da (yani zirâat de) diğer taraftan olmak üzere ve meydana ge¬lecek mahsûlün aralarında müşâen taksim edilmesi şartıyle yapılan bir nevi şirkettir. Müzârea’ya MUHABERE ve MUHÂKALE de denir.Müzârea, ZERİ keimesinden alınmıştır.

98-NİSÂB: Zekât gibi bazı vecibelerle, hadd-i sirkat gibi bazı cezaların vücûbuna alâmet olmak bazı ce¬zaların vûcubuna alâmet olmak üzere Şâri-î Hakim tarafından nasbedilen ve bilerlenen muayyen bir mik¬tardır.

Meselâ: Zekâtta iki yüz dirhem gümüş’ün veya yir¬mi müskâl altının nisâb olması gibi…

99-RAKABE: Köle ve câriye demektir.

100-Salât: Namaz demektir. Salât: (Lügatte) duâ mânâsına gelir.

101-TALÂK: Lügatte boşanmak, hissî veya manevî bir bağdan, kayıttan kurtulmak mânâsına gelir.Bu kelime hem mastar, hem de -tatlîk mânâsında— isim olarak kullanılır.Istılahta TALÂK: Nikâh akdini, özel lafzı İle, o an¬da veya fi’I-meâl ref ve izâle etmek demektir. Bu tariften anlaşıldığı gibi talâklar

1-) Talâk-ı Ric’î

2-) Talâk-ı Baîn kısımlanna ayrılır.

102-HÜNSÂ :Hünsâ, erkek veya kadın olduğu belli olmayan kimseye veya kendisinde hem erkeklik, hem de dişilik organları bulunan kimseye verilen addır.

103-MİHNE OLAYI:Sözlükte “sınamak, denemek, işkence etmek, zorluğa düşmek, şiddet, sıkıntı, belâ, eziyet, zahmet ve dert” gibi manalara gelen mihne, İslâm tarihinde, daha çok hadis, fıkıh ve kelâm bilginleri arasında “Halku’l-Kur’ân” (Kur’ân’ın mahluk olması) iddiası etrafında çıkan tartışmalar sonucunda uygulanan tehdit, belâ, sıkıntı, işkence ve cezalandırmaya kadar varan imtihana çekilme olayıdır.

104-İSTİSKA: Yağmurun uzun zaman yağmadığı kuraklık zamanlarında, bir belde ahâlîsinin topluca dua etmeleri. Fıkıh dilinde yağmur duasına “istiskâ” denilir. “İstiskâ”, yağmur talebinde bulunmak anlamına gelir.

105-Nifas: Lohusalık halidir ki, en az müddeti yoktur. Çocuk doğuran kadın hiç kan görmeyebilir veya bir gün de görebilir. Nifas halinde en çok kan görme müddeti ise, kırk gündür. Bundan sonra gelen kan, nifas kanı değildir. Bununla beraber bazı kadınlar çocuk doğurduktan sonra, on beş, yirmi veya yirmi beş gün kan görürler. Ondan sonra temizlenmiş olurlar. Bu bakımdan onların nifas müddeti, kanların kesildiği günler kadar olur. Kan kesilince yıkanır ve namaz kılar, oruçlarını tutarlar.

106-Gusülde Kullanılacak Su Miktarı: Gusülde kullanılacak asgari su miktarı bir sa’dır. Abdestte ise, bir müddür. Bir sa’ 8 rıtıldır. Bir müd ise 2 rıtıldır (bir şer’î sa’ 2 kilo 917 gr. Bir örfî sa’ 3 kilo 333 gr.dır) Rivayete göre Peygamber (sas) bir sa’ suyla gusleder, bir müd suyla da abdest alırdı.

107-Hedyin Mahiyeti:Hac ve umre menâsikiyle ilgili olarak kesilen kurbanlara hedy denir. Hedy, Kâbe’ye ve Harem bölgesine hediye olmak üzere kesilen kurban demektir. Kurban bayramı dolayısıyla kesilen kurbanlara ise udhiyye denir.

108-KASÂME :Kasâme kelimesi yemin manasına gelir. Dilimizdeki kasem kelimesi de aynı manada olmak üzere bu kötken gelir. Fıkıh ıstılahı olarak, daha hususi bir yeminin adıdır.

Istılahat-ı Fıkhiye’deki tarifi şöyledir: “Kâtili meçhul olan ve üzerinde katil eseri bulunan bir ölünün bulunduğu mahal ahalisinden elli kimsenin veçh-i mahsus üzere yemin etmelerine kasâme denir.

109-HÂRİCÎLİK (HÂRİCİYE, HAVÂRİC) :Hz. Ali döneminde ortaya çıkan siyasî ve itikadî mezhep. Mezhebe Hâricı”lik adının verilmesi konusunda çok çeşitli yorumlar yapılır. Mezhepler tarihçilerince en çok kabul gören yoruma göre, mezhep üyeleri, ümmetin başındaki hak imam olan Hz. Ali`ye karşı çıkarak itâattan ayrıldıkları için Havâric (Hâriciler) olarak anılmış, mezheblerine de Hâricilik adı verilmiştir. Kendi ifadelerine göre ise, Allah yolunda huruc etmelerinden dolayı hâricîler adını almışlardır

110-İstiâze”: Arapça bir isimdir; sığınma, bağlanma, güvenme manalarına gelir. Eûzü çekmek, herhangi bir işe başlarken ve herhangi bir münasebetle “Eûzü billâhi mine’ş-Şeytani’r-racîm”, yani; “Kovulmuş (ilahi rahmetten uzaklaştırılarak, lânetlenmiş) olan şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” cümlesini söylemektir.

111-Nikâhın rüknü, îcab ve kabul denilen sözlerdir.

112-Lukata: Yolda bulunan ve bizzat sahibi bilinmeyen maldır.

113-Hıdâne, bir fıkıh terimi olarak, küçük çocukları yanında bulundurma, bakım, gözetim ve terbiye etme hak ve vazifesi demektir.

114-İDDET:Sözlükte “saymak, miktar, adet” anlamlarına gelen iddet, bir fıkıh kavramı olarak, herhangi bir sebeple evliliğin sona ermesi halinde, kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder.

115-Î’CÂZÜ’L-KUR’ÂN:İ’caz; âciz bırakma, acze düşürme, şaşırtma demektir. İ’câzü’l-Kur’ân; Kur’ân’ın, insanları bir benzerini getirmekten âciz bırakması, eşsiz ve mucize oluşu anlamına gelir.

116-İSTİTÂAT :Sözlükte “güç, kudret, gücü yetmek ve yapabilmek” anlamlarına gelen istitâat, bir kelâm terimi olarak, kulun irâdî fiillerini gerçekleştirmesini sağlayan yetenek ve güç anlamında kullanılır

117-İSTİNŞÂK :Sözlükte “su ve benzeri şeyleri burna çekmek” anlamına gelen istinşâk, dinî bir kavram olarak, abdest veya gusülde burna su çekmek demektir.

118-HUTBE:Sözlükte “bir topluluk karşısında yapılan konuşma” anlamına gelen hutbe, dinî bir kavram olarak, Cuma ve bayram namazlarında, genel olarak, Allâh’a hamd, Rasûlüne salât ve Müslümanlar’a nasihatten oluşan konuşmayı ifade eder.

119-HURMET-İ MUSAHERE :Evlilik sebebiyle meydana gelen hısımlıktan dolayı doğan haramlığı ifade eder.

120-KIRAAT:Okumak Namazda kıraat; namaz kılanın kendisi işitecek şekilde, diliyle harflerini çıkararak Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinden bir miktar okuması. Kıraat, namazın bir rüknü olarak farzdır. Okuyanın kendisinin bile işitemeyeceği okuma, kıraat sayılmaz. Ancak imama uyan kimse bundan müstesnadır.

Nâfile ve vitir namazının bütün rekatlarında, farz namazların ise herhangi iki rek’atinde kıraat farzdır. Kur’ân-ı Kerîmde şöyle buyurulur: “O halde Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun” (el-Müzemmil, 73/20). Buradaki emir vücub içindir. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: “Kıraatsiz namaz olmaz” (Müslim, Salât, 42; Ebû Dâvud, Salât, 132, 167).

10

Kasım
2012

657 sayılıDMK ve GENEL KONULAR

Yazar: arafat  |  Kategori: DİYANET MEVZUATI  |  Yorum: Yok   |  588 Kez Okundu

1-Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenlere ne ad verilir ?
a-Sözleşmeli personel b-Memur c-işçi d-Geçici personel
2-Bir yıldan az süreli veya mevsimlik işlerin görülmesi amacıyla Devlet personel başkanlığının ve Maliye bakanlığının görüşü alınarak yapılan istihdam şekline ne denir?
a-Sözleşmeli personel b-Geçici personel c-Memur d-işçi
3-Kalkınma planı,yıllık programlar gibi önemli projelerin hazırlanması için özel bir meslek bilgisine sahip personel istihdam şekline ne ad verilir?
a-Sözleşmeli personel b-Geçici personel c-Memur d-işçi
4-Kurumlarda her türlü yazı dağıtma,ısıtma,aydınlatma,karşılama ve yol gösterme işlerini yapmak aşağıdakilerden hangi sınıf kamu görevlilerinin görevlerinin tanımıdır?
a-memur b-çaycı c-yardımcı hizmetli d-evrak memuru
5-Valiler,kaymakamlar ve içişleri Bakanlığı maiyet memurları hangi sınıfa girer ?
a-Memur Sınıfı b-Mülki idare amiri sınıfı c-Genel idare Sınıfı d-Milli İstihbarat sınıfı
6-Ortaokul mezunu bir memurun başlangıç ve en son yükselebileceği derece/kademe hangisi?
a-14/2-6/9 b-15/2-5/9 c-13/2-5/9 d-14/2-5/9
7-İki yıllık Yüksek okul mezunu bir memurun başlangıç ve en son yükselebileceği derece/kademe hangisi?
a-10/2-1/4 b-9/1-1/4 c-9/2-1/4 d-10/2/1/3
8-6 yıl süreli yüksek öğrenimi bitiren bir memur kaçıncı derece ve kademeden başlar?
a-9/1 b-9/3 c-9/2 d-8/3
9-Yükselebileceği azami derecelerin 4.kademesinden maaş alan bir memur 6 yıllık sicil not ortalaması 90 olumlu bulunanlara kadro şartı aranmaksızın bir derece yükselmesi yapılır.
10-Özel okullarda öğretmenlik yapanların bu hizmetleri ne kadarı kademe ilerlemesinde değerlendirilir ?
a-1/4 ü b-1/2 si c-1/3 ü d-2/3 ü
11-Bir meslek veya sanat okulunu bitirenler kaç yaşını tamamlarsa kaza-i rüşt belgesi ile memur olarak atanabilirler ?
a-14 yaş b-15 yaş c-16 yaş d-17 yaş
12-Memur olabilmenin yaşı aşağıdakilerden hangisidir ?
a-20 yaş b-15 yaş c-18 yaş d-19 yaş
13-Kamu görevlilerinin Cumhuriyete,Milli demokratik,laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine bağlı olmaları aşağıdakilerden hangi ödevleri arasında yer alır ?
A-Tarafsızlık B-Uygun davranışta bulunma C-Sadakat D-Emirlere uyma
14-Mal bildiriminde bulunma ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur ?
A-Değişikliği takip eden bir ay içinde B-Göreve başlanıldığı an verilir C-sonu(0)ve (5)ile biten yıllarda verilir D-Hepsi
15-Memurların görevini din.dil,ırk gözetmeksizin yerine getirmeleri aşağıdakilerden hangi ödevlerine girer ?
A-Yönetime karşı sorumluluk B-Tarafsızlık C-Uygun davranışta bulunma D-Uygulamayı isteme
16-Memurun kamu görevleri hakkında izinsiz basına bilgi ve demeç vermesinin cezası aşağıdakilerden hangisidir ?
A-Uyarma B-kınama C-Kademe durdurma D-Memuriyete son verme
17-Aşağıdakilerden hangisi memur mesleğinin temel ilkelerinden değildir ?
A-Yarışma sınavı B-Kariyer C-Liyakat D-Sınıflandırma
18-Kamu görevleri istihdam çeşitlerine göre kaş guruba ayrılırlar ?
A-8 B-10 C-4 D-3
19-Anayasaya göre memurların atanmaları ,nitelik ,ücret ve maaşları ne ile düzenlenir ?
A-Genelge B-Yönetmelik C-Kanunla D-Yönerge
20-Memurların görev içinde en yüksek derecelere yükselme imkanına sahip olmalarına ne ad verilir?
A-Yarışma sınavı B-Kariyer C-Liyakat D-Sınıflandırma
21-Aşağıdakilerden hangisi istihdam çeşitlerinden biri değildir ?
A-Memur B-Geçici Personel C-Genel İdare D-İşçiler
22-Devlet memurlarının görevlerinin gerektirdiği nitelik ve mesleklere göre ayırmaya ne ad verilir?
A-Liyakat B-Kariyer C-Sınıflandırma D-Yeterlilik
23-Aşağıdakilerden hangisi memurların müsbet ödevlerinden değildir?
A-Gizli bilgileri açıklamama B-Emirlere uyma C-Görev yerinde oturma D-Uyumlu giyinme
24- Aşağıdakilerden hangisi memurların yükümlülüklerinden biri değildir?
a-Başka görev almamak b-hediye almamak c-grev yasağı d-iş başında bulunma
25- Aşağıdakilerden hangisi memurlara sağlanan haklardan biri değildir?
a-dava hakkı b-sosyal haklar c-emeklilik hakkı d-tarafsızlık
26-Memur olmamın kişinin kendi isteğine bağlı olması hangi ilkenin tanımıdır?
a-Eşitlik b-serbestlik c-görevin gerektirdiği niteliklerden başka nitelik aranmaması d-T.C vatandaşı olmak
27-18 Yaşını bitirmiş olma,öğrenim durumu,kamu haklarından mahrumiyet,askerlik şartı,TC vatandaşı olma, mahkum olmamış olma ve sağlıklı olma hangi genel şarlardan ?
a-Mem.olma özel şartı b-Mem.olma genel şartı c-Yükümlülük d-müsbet ödevler
28-Bazı suçlardan 6 aydan fazla hapis cezası alan bir kişi memur olabilir mi?
a-cezasını çekerse olur b-hiç olamaz c-idarenin takdirinde d-sağlıklı olursa olabilir
29-Aynı belediye sınırları içinde göreve başlama süresi ile belediye sınırları dışında göreve başlama süresi aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
a-2-20 gün b-aynı gün-15 gün c-3-12 gün d-1-25 gün içinde başlaması gerekir.
30-Aday memurların adaylık süresi en az ve en fazla ne kadar dır?
a-1-3 yıl b-2-3 yıl c-1-2 yıl d-1-1,5 yıl
31-Aşağıdakilerden hangisi devlet memuru alımında sınav çeşididir?
a-Eleme sınavı b-Yükselme sınavı c-seçilme sınavı d-Yeterlilik sınavı
32-Aşağıdakilerden hangileri 657 DMK da sıralanan hizmet sınıflarından biri değildir?
a-Emniyet hizmetleri b-Ulaşım hizmetleri c-Teknik hizmetler d-Sağlık hizmetleri
33-Aşağıdakilerden hangisi memur olmanın genel şartlarından biri değildir?
a-Vatandaşlık b-Yaş c-öğrenim d-Kişilik
34-Aşağıdakilerden hangisi memurluğun sona ermesinin sebeplerinden biri değildir?
a-Şartlarda eksiklik b-yabancı uyruklu birisi ile evli olma c-Müstafi sayılma d-İstifa etme
35-Adaylık devresi içinde görevine son verilenler kaç yıl geçmedikçe göreve tekrar dönemez?
a-1 yıl b-6 ay c-2 yıl d-3 yıl
36-Muvazzaf askere giden memurlar terhis tarihinden itibaren istemeleri halinde kaç gün içinde kurumlarına başvurarak görevine dönebilirler ?
a-30 gün b-15 gün c-60 gün d-45 gün
37-Kurumlar kendilerine başvuruda bulunan askerliğini tamamlayan memurları ne kadar süre içinde görevine başlatmak zorundadırlar ?
a-40 gün b-15 gün c-60 gün d-30 gün
38-Çalışma gücünün en az ne kadarını kaybeden bir kişi sakat olmuş sayılır?
a-%30 b-%20 c-%40 d-%35
39- Çalışma gücünün yüzde kaçını kaybederse İkinci derece sakat sayılır?
a-%60-79 b-%80-100 c-%40-59 d-%20-39
40-Sakatların devlet memurluğuna alınma şartları ile hangi işlerde çalıştırılacaklarını aşağıdakilerden hangileri müşterek hazırlanacak yönetmelikle düzenler ?
a-maliye bakanlığı b-sağlık bakanlığı c-çalışma bakanlığı d-Devlet personel başkanlığı e-bunları hepsi
41-Kamu kurum ve kuruluşları çalıştıkları personele ait kadrolarda taşra teşkilatları da dahil toplam dolu kadroların hangi oranında sakat personel çalıştırmak zorundadırlar ?
a-%1 b-%2 c-%3 d-%4 e-%5
42-Kurum ve kuruluşlar işten ayrılan özürlü personel sayısını kaç ayda bir Devlet personel başkanlığına bildirmek zorundadırlar ?
a-1 ay b-2 ay c-3 ay d-4 ay e-6 ay
43-Aday memurların adaylıklarının kalkabilmesi için önce hangi tür eğitimde başarılı olmaları gerekir?
a-Görevde yükselme eğitimi b-Temel-hazırlayıcı eğitim c-Staj eğitimi e-verimliliğini artırma eğitimi
44-Adaylık eğitiminden en az kaç puan alan başarılı sayılır?
a-60 b-100 c-70 d-90
45-Aday memurun görevi ile ilgili hususlar ve kurumların uygun göreceği diğer bilgilerin yer verildiği eğitime ne ad verilir?
a-Temel eğitim b-staj eğitimi c-hazırlayıcı eğitim d-işe alıştırma eğitimi
46- Adaylık devresi içinde veya sonunda devlet memurluğundan çıkartılarak ilişkileri kesilenler sağlık nedenleri hariç ne kadar süre geçmedikçe bir daha memurluğa alınmazlar ?
a-3 yıl b-1 yıl c-2 yıl d-4 yıl e-6 ay
47-İlkokul mezunu bir memur kaçıncı derece/kademeden işe başlatılır en son yükseleceği derece/kademe nedir?
a-14/1 ile 8/9 b-15/1-7/9 c/15/2-7/9 d-15/3-6/4
48-Aşağıdakilerden hangisi 4 yılık Meslek Lisesi mezunlarının başlangıç derece/kademesidir?
a-12/3 b-13/3 c-11/1 d-10/3
49-1-Aşağıdakilerden hangisi kademe ilerlemesi şartlarından biri değildir?
a-Bulunduğu kademede en az bir yıl çalışmış olmak b-O yıl içinde olumlu sicil almış olmak
c-Bulunduğu derecede ilerleyebileceği bir kademenin bulunması d-Üst derecede boş bir kadronun bulunması
50-Memurun askerlik borçlanması,görevde öğrenim değişikliği,SSK ve Bağ-Kur hizmetlerinin birleştirilmesi işlemlerinin tümüne ne ad verilir?
a-Kademe ilerlemesi b-derece yükselmesi c-intibak işlemleri d-yatay ve dikey yükselme
51-Memurların tek ücret,ücrette açıklık,denklik,ücretlerin gösterge tablosu, değişen katsayıya ve kıdemlerine göre hesaplanmasına ne ad verilir?
a-ücret rejmi b-eşitlik c-ilkeli olmak d-özendirme
52-İlköğretim okulunda çalışan bir öğretmenin sicil amirleri (1.2.3 sicil amiri) sırayla hangisinde doğru verilmiştir?
a-Okul müdürü-İlköğretim müfettişi- Mil.Eğit.Müdürü b-İlköğretim müfettişi-Okul Müdürü-Kaymakam
c-Okul Müdürü-Milli eğitim müdürü-Müfettiş d-Okul Müdürü-Milli eğitim müdürü-Kaymakam
53-Sicil raporlarının doldurulma ve ilgili birime gönderilme zamanı hangi seçenekte doğru verilmiştir?
a-kasım ayının ikinci yarısı-Aralık ayının son günü b-Aralık ayının ikinci yarısı- Aralık ayının son günü
c- kasım ayının birinci yarısı-Aralık ayının son günü d- Aralık ayının birinci haftası- Aralık ayının son günü
54-75 puan alan memurun sicil notu derecesi aşağıdakilerden hangisidir?
a-yetersiz b-çok iyi c-iyi d-orta
55-Aşağıdakilerden hangisi memurluğun sona ermesi durumu değildir?
a-Çekilme b-çıkarılma c-Ölüm d-Yabancı uyruklu biri ile evlilik e-Şartlarda eksiklik
56-Yapılan bir adli soruşturma sonucunda düzenlenen rapora ne ad verilir?
a-Mucip b-istinabe c-fezleke d-dizi pusulası e-tezkiye
57-Aşağıdakilerden hangisi memurun yargılanmasına gerek olmadığına karar verebilecek kurul değildir?
a-İlçe idare kurulu b-il milli eğitim disiplin kurulu c-il idare kurulu d-Bakanlıkta oluşturulan kurul e-Danıştay ikinci dairesi
58-Aşağıdakilerden hangisi memurun görevinden uzaklaştırma kararı veremez?
a-Atamaya yetkili üstler b-Bakanlık müfettişleri c-Vali d-Milli eğitim müdürü e-Kaymakam
59-Görevinden uzaklaştırılan bir memur için kaç gün içinde soruşturmaya başlanması gerekir?
a-5 gün b-7 gün c-60 gün d-10 gün e-20 gün
60-Bir disiplin kovuşturması nedeniyle verilen görevden uzaklaştırma en fazla kaş aydır?
a-1 ay b-45 gün c-6 ay d-4 ay e-3 ay
61-Memurlar hakkındaki ceza kovuşturması adli soruşturma işlemindeki ilk aşamaya ne ad verilir?
a-Yargılama b-ön soruşturma c-ilk soruşturma d-son soruşturma e-hiç biri
62-Milli eğitim,eğitim ve öğretimin düzenlenmesi anayasanın hangi maddesi ile düzenlenmiştir?
a-40 b-41 c-42 d-43
63-Aşağıdakilerden hangisi 14 Haziran 1973 de kabul edilen milli eğitim temel kanunudur?
a-3797 b-657 c-625 d-1050
64-Özel öğretim kanunu aşağıdakilerden hangisidir?
a-3797 b-657 c-625 d-1050
65-Türk eğitim sisteminin genel yapısı aşağıdakilerden hangisidir?
a-Örgün b- Yaygın eğitim c- Yüksek öğretim d-hepsi
66-Eğitimin 0-36 ay dan başlayarak yetişkinleri de içine alacak şekilde düzenlenmesi eğitimin hangi ilkesidir?
a-Eşitlik b-Genellik c-karma eğitim d-süreklilik
67-Çocukların beden zihin ve duygu gelişmesini ve iyi alışkanlıklar kazanmasını ,onların temel eğitime hazırlanmasını,türkçeyi güzel ve düzgün konuşmalarını sağlamak,çocuklara ortak bir yetiştirme ortamı sağlamak hangi örgün eğitimin amaç ve görevidir?
a-okul öncesi b-ilköğretim c-orta öğretim d-yüksek öğretim.
68-Aşağıdakilerden hangisi bir örgün öğretim kurumu değildir ?
a- Halk eğitim merkezi b-Fevzi çakmak Lisesi c-Atatürk İÖO d-Özel atlas lisesi
69-Aşağıdakilerden hangisi yaygın eğitim kapsamına girmez?
a-Özel bilgisayar kursu b-okuma yazma kursu c-dikiş-nakış kursu d-bakıcı annelik kursu e-Gazi paşa i.ö.okulu
70-Zihinsel engelli çocuğunu okula yazdırmak isteyen veli eğitimin hangi genel ilkesini kullanmaktadır?
a-Genellik b-eğitim hakkı c-fırsat eşitliği d-demokratik eğitim
71-Aşağıdakilerden hangisi doğrudan MEB Bakanlık makamına bağlı değildir?
a-APK kurulu başkanlığı b-müsteşar c-milli eğitim şurası d-YÖK
-Aşağıdakilerden hangisi danışma ve denetim birimi içerisinde yer almaz?
a-T.Terbiye Kurulu b-Teftiş kurulu c-Bakanlık müşaviri d-müdürler kurulu
72-Aşağıdakilerden hangisi MEB ana hizmet birimleri içerisinde yer almaz?
a-İlköğretim genel müdürlüğü b-Personel genel müdürlüğü c-Din öğretimi genel müdürlüğü e-Dış ilişkiler genel müdürlüğü
73-Aşağıdakilerden hangisi MEB yardımcı hizmet birimleri içerisinde yer almaz?
a-Yayımlar dairesi başkanlığı b-İşletmeler dairesi başkanlığı
c-spor izcilik dairesi başkanlığı d-hizmet içi eğitim dairesi başkanlığı
74-30 Ağustos zafer bayramı kimin koordinatörlüğünde yapılır?
a-Genel kurmay b-Milli Eğitim c-İçişleri bakanlığı d-Adalet Bakanlığı
75-29 Ekim bayramı kimin koordinatörlüğünde yapılır?
a-Başkentte dışişleri,diğer illerde iç işleri bakanlının b-Genel kurmay c-Milli Eğitim
76-23 Nisan ve 19 Mayıs bayramı kimin koordinatörlüğünde yapılır?
a-Genel kurmay b-Milli Eğitim c-İçişleri bakanlığı d-Adalet Bakanlığı
77-Bayramlar ilde vali ve ilçelerde kaymakamlar ve köylerde okul müdürünün başkanlığında ne şekilde kutlanır?
a-Kutlama Komisyonları b-Kutlama Komiteleri c-Tertip heyeti
78-30 Ağustos bayramı başkentte genel kurmay başkent dışında ?
a-Garnizon Komutanlığınca b-Alay komutanlığınca c-Tümen komutanlığınca
79-Memurların genel olarak haftalık çalışma süreleri kaç satir ?
a-40 saat b-45 saat c-36 saat d-42 saat
80-Günlük çalışma saatlerini merkezde Bakanlıklar ve illerde vali belirleme yetkisine sahiptir
81-Aşağıdakilerden hangisi amirin takdirine bağlı mazeret izinlerdendir ?
a-doğum öncesi izn b-mazeret izni c-evlenme izni d-cenaze izinleri
82-10 hizmet yılını (10 yıl dahil) dolduran memura kaç gün izin verilir ?
a-20 gün b-30 gün c-40 gün d-10 gün
83-10 yıldan fazla hizmeti bulunan memura kaç gün izin verilir ?
a-20 gün b-30 gün c-40 gün d-10 gün
84-10 yıl hizmeti bulunan bir öğretmene kaç gün yıllık izin verilir ?
a-20 gün b-30 gün c-40 gün d-Hiç biri
85-Gidiş ve dönüş için en çok kaç gün yol süresi verilir ?
a-2 şer gün b-1 er gün c-3 er gün d-gidiş 2 gün-dönüş için verilmez
86-Gelecek yılın izninden düşülmek üzere kaç güne kadar yıllık izin verilebilir ?
a-20 gün b-30 gün c-40 gün d-Hiç verilmez
87-İl Milli Eğitim müdürüne yıllık izni kim verir ?
a-Vali b-Müsteşar c-Personel Genel Müdürünün bilgisinde valiler d-Bakan
88-Doğum öncesi ve sonrası izinlerle ilgili hangisi doğrudur ?
a-önce 8-sonra 5 hafta b-önce8-sonra 8 hafta c-önce 7 sonra 8 d-önce 6 sonra 8
89-Çoğul gebelik halinde doğum öncesi süreye kaç hafta ilave edilebilir ?
a-2 hafta b-1 hafta c-3 hafta d-4 hafta
90-Süt izni çocuk kaç aylık/yaşına kadar ve günde kaç saat verilir ?
a-1 yaşına kadar 1,5 saat b-9 aylığa kadar 1 saat c-1 yaşına kadar 2,5 saat
91-Hastalık nedeniyle verilen aylıksız izin 2-Doğum sonrası 3-Askerlik4-Dış ülkelere görevlendirilecek memurlara 5-Memurun istemesi halinde 6-Yurtdışı öğrenimi için
92-Takdirnameleri aşağıdaki amirlerden hangileri vermeye yetkilidir ?
a-Merkezde atamaya yetkili amirler b-İllerde Valiler c-İlçelerde Kaymakamlar d-Hepsi
93-Memurun görevinde daha dikkatli olması gerektiğinin yazılı bildirilmesi ne tür cezadır?
a-Kınama b-Uyarma c-Aylıktan kesme d-Kademe ilerlemesinin durdurulması
94- Memurun görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazılı bildirilmesi ne tür cezadır?
a-Kınama b-Uyarma c-Aylıktan kesme d-Kademe ilerlemesinin durdurulması
95-Memurun kamu görevleri hakkında izinsiz basına bilgi ve demeç vermesinin cezası aşağıdakilerden hangisidir
A-Uyarma B-kınama C-Kademe durdurma D-Memuriyete son verme
96-Bir memura disiplin cezası vermede zamanaşımı ne kadardır?
a-6 ay b-12 ay c-24 ay d-18 ay
97-Aşağıdaki cezalardan hangisi 5 yıl sonra sicilden silinir ?
a-Kınama b-derece indirme c-aylıktan kesme d-kademe ilerlemesi
98-Aşağıdakilerden hangisi il disiplin kurulu üyesi değildir ?
a-Vali veya vali yardımcısının başkanlığında, b-Hukuk işleri müdürü
c-Defterdard-İl milli eğitim müdürü e-İl Teftiş kurulu başkanı
99-Aşağıdakilerden hangisi il milli eğitim disiplin kurulu üyesi değildir ?
a- İl yazı işleri müdürü
b-İl Milli eğitim müdürü
c-İl Hukuk işleri müdürü
d-İlköğretim Müfettişleri Başkanı
e-Bir ilköğretim okulu müdürü ve
100-Uyarma ve kınama cezaları dışındaki disiplin cezalarında zaman aşımı ne kadar ?
a-5 yıl b-10 yıl c-8 yıl d-12 yıl
101-Aşağıdaki cezalardan hangisine karşı idare mahkemesine itirazda bulunulamaz ?
a-Uyarma-Kınama b-Aylıktan kesme c-kademe ilerlemesi d-Memurluktan çıkarma
102-Disiplin kurulları ve amirleri tarafından verilen disiplin cezalarına karşı itiraz süresi kararın tebliğinden itibaren kaç gündür ?
a-7 gün b-15 gün c-90 gün d-60 gün
103-Verilen bir cezaya itiraz halinde üst itiraz mercileri kararlarını kaç gün içinde vermek durumundadır ?
a-7 gün b-15 gün c-30 gün d-60 gün
104-İdari yargılama usulü kanununa göre memurlar kaç gün içinde idari yargıya başvurarak kararın iptalini isteyebilir ?
a-7 gün b-15 gün c-30 gün d-60 gün
105-Devlet memurları sicil ve disiplin amirleri yönetmeliğine göre kaç sicil,kaç disiplin amiri vardır ?
a-1 sicil ve 1disiplin amiri b-2 sicil ve 2 disiplin amiri
c-3 sicil ve 2disiplin amiri d-2 sicil ve 3disiplin amiri
106-Bir okul müdürü astlarına aşağıdaki cezalardan hangisini doğrudan verebilir ?
a-Uyarma-kınama-aylıktan kesme b-Kusurlu sayılma c-ihtar-tevbih-kademe d-aylıktan kesme-maaş kesilmesi
107-Bir memur yada olay hakkında soruşturmaya başlama zaman aşımı ne kadar ?
a-1 ay b-7 gün c-3 ay d-6 ay
108-Bir soruşturma sonucunda ceza verme zamanaşımı süresi ne kadar ?
a-3 ay b-2 yıl c-1 yıl d-2 ay
109-Özel Erciyes Lisesinde çalışan bir personele hangi kanuna göre disiplin cezası verilir ?
a-625 b-1702 c-657 d-4357
110-Kıdem indirme cezası hangi kanunda yer almaktadır ?
a-625 b-1702 c-657 d-4357
———————————————CEVAP ANAHTARI——————————————
1-B 30-C 60-E 89-A 2-B 31-D 61-B 90-A 32-B 3-A 33-D 62-C 91-4-C 34-B 63-A 92-D
5-B 35-D 64-C 93-B6-D 36-A 65-D 94-A7-A 37-D 66-D 95-C8-B 38-C 67-A 96-C
9- 39-A 68-A 97-A10-D 40-E 69-E 98-E11-B 41-C 70-B 99-A12-C 42-C 71-A 100-B
13-C 43-B 72-B 101-A14-D 44-A 73-C 102-C15-B 45-C 74-A 103-C16-C 46-A 75-A 104-D
17-A 47-B 76-B 105-C18-C 48-A 77-B 106-A19-C 49-D 78-A 107-A20-B 50-C 79-A 108-B
21-C 51-A 80- 109-A22-C 52-D 81-B 110-D23-A 53-B 82-A24-D 54-D 83-B25-D 55-D 84-D
26-B 56-C 85-A27-B 57-B 86-D28-B 58-D 87-C29-B 59-D 88-B

10

Kasım
2012

Mbst Sınavlarına Hazırlık Hadis Türleri ve Taksimatı İle İlgili Istılahlar

Yazar: arafat  |  Kategori: HADİS  |  Yorum: Yok   |  276 Kez Okundu

 I- KABUL VEYA RED AÇISINDAN:

A- MAKBUL HADİS: Kendisiyle amel edilmesini gerektiren hadislerdir. (“Ma`mulun bih”, “me`huzun bih” de denir.)

B- MERDUD HADİS: Râvîsinin doğruluğu kabul edilmeyen ve kendisiyle amel etmek gerekmeyen hadistir.Hükmüyle amel edilip edilmemesi konusunda karar verilemeyen (“tevakkuf edilen”) hadisler de merdud gibidirler.

II- RÂVÎ SAYISI (VEYA DERECE-İ ŞUYU`) AÇISINDAN:

II-A- MÜTEVATİR HADİS:(1) Yalan üzerinde birleşmeleri âdeten mümkün olmayan râvîler topluluğunun (“cemm-i ğafir”), her nesilde, kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettiği, (2) işitme veya görmeye (“mahsûsat”) dayanan hadistir. Kesin bilgi ifade eder, amel vaciptir, reddi küfrü gerektirir, tetkik ve tenkid dışıdır.

II-A-1- Lafzen Mütevatir: Bütün rivayetlerinde lafızları aynı olan hadistir ki “yok denecek kadar” azdır. “Men kezebe aleyye…” misalidir. Kayıt konmadan “mütevatir hadis” denince “lafzen mütevatir” anlaşılır.

II-A-2- Ma`nen Mütevatir: Aralarında ortak bir nokta bulunan değişik lafızlı hükümlerin, tevatür şartlarını taşıyan râvîlerce rivayet edilmesiyle ortaya çıkan “ortak manaya” denir. Mesela, 100 kadar değişik lafızlı hadisten çıkan bir mütevatir mana Resûlullah Aleyhissalatü ves`selâm`ın “ellerini kaldırarak dua ettiğidir.”

II-B- ÂHAD HADİS: Mütevatir hadis şartlarını taşımayan hadistir. (Mütevatir derecesine ulaşamamış hadistir.) (Kelime anlamı öyle olsa da, sadece bir kişinin rivayet ettiği hadis DEMEK DEĞİLDİR.) Hadislerin hemen hepsi bu anlamda âhaddır.

II-C- MEŞHÛR HADİS:

1- Başlangıçta âhad iken Tabiin ve Etbaut-tabiîn devrinde tevatür derecesine ulaşan hadistir.2- Tevatür şartlarını taşımayan topluluğun naklettiği ve her nesilde râvîsi “ikiden aşağı olmayan” hadistir. (İbni Hacer “ikiden fazla olan” demiştir.) II-C-1- Sened tetkiki sonuçlarına göre meşhur: – Sahih Meşhur, – Hasen Meşhur, – Zayıf Meşhur.

II-C-2- Şöhret buldukları yere göre meşhur: – Hadisçiler nezdinde; – Hadisçiler, Ulema ve Halk nezdinde; – Fakîhler nezdinde; – Usûlcüler nezdinde; – Halk nezdinde meşhur.

III- SENEDİN MÜNTEHASI (HADİSİN SÖYLEYENİ) AÇISINDAN: III-A- KUDSî HADİS: Ayet olmamak kaydıyla, Resûlullah`ın: “Allah Teâla şöyle buyurmuştur:” diyerek, Allah`a nisbet ve izafe ettiği hadistir. “İlâhî” ve “Rabbânî” hadis de denir. Konuları genelde Allah`ın sıfatlarıdır.

III-B- MERFU` HADİS:Söz, fiil, takrîr; fıtrî veya ahlâkî vasıf olarak -muttasıl veya munkatı` olsun- açıkça (sarâhaten) veya dolaylı bir şekilde (hükmen) Resûlullah`a izafe edilen hadistir. İttifakla huccet sayılmıştır, bağlayıcıdır.

III-B-1- Sarâhaten Merfû`: İçinde açıkça Resûlullah`a ait bir söz, fiil, takrir veya vasıftan söz edilen hadistir. – Kavlî hadis rivayet lafızları: “Resulullah şöyle buyurdu”, “şunları haber verdi”, “şöyle buyururken işittim”, ”şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir”; – Fiilî hadis rivayet lafızları: “şöyle yaptığını gördüm”, “şöyle yapardı”; – Takrîrî hadis rivayet lafızları: “huzurunda şöyle yaptım, yaptı, yapıldı”.

III-B-2- Hükmen Merfû`: Herhangi bir “sahabi”nin, geçmiş peygamberler veya gelecekte cereyan edecek olaylar ya da işlenmesi halinde işleyene sevap veya günah kazandıracak konular gibi şahsî görüş ve kanaata dayanması mümkün olmayan (“mahalli ictihad ve re`y olmayan”) konulara ait verdiği haberlerdir. İsrailiyyattan nakil yapmayan bir sahabi olması önem arzeder. – Kavlîye misal: İbni Mesud`un sihirbaz, arrâf, kâhin ve onlara gidenleri tekfir etmesi, – Fiilîye misal: Hz. Ali`nin Kusuf Namazında ikiden fazla rükû yapması, – Takrîrîye misal: “Resulullah zamanında şöyle yapardık, söylerdik”, “şu sünnettendir” lafızları.

III-B-EKLER- Ayrıca “tabiundan bir râvî” senedi sahabiye ulaştırıp şu ifadeleri kullanırsa da merfû` hadis olur: -”yerfa`uh, veyerfa`ul`hadîs: hadisi ref ederek rivayet etti”; “yenmîhi: isnad ederek”; “yebluğu bihi: sözü Resulullah`a ulaştırarak”; “yervîhi: Resulullah`dan rivayet ederek”; “rivâyeten, ravâhu”. – Mürsel Merfû`: Sonraki nesilden bir râvî sözü “tabii”ye ulaştırıp üstteki ifadeleri kullanırsa. – Muallak Merfû`: Bütün sened hazfedilerek Resulullah’a izafet edilen hadis.

III-C- MEVKÛF HADİS: Sahabilerin söz fiil ve takrirlerine dair -muttasıl veya munkatı`- haberlerdir. Sened sahabide kalıp Resulullah’a ulaşmaz. Sadece “sarahaten” mevkûf olur, hükmen olmaz. Misaller: “Hz. Ali şöyle dedi”, “İbni Abbas şöyle yaptı”, “İbni Ömer`den mevkûf olarak rivayet olundu ki”, “hadis İbni Abbas`a varınca mevkûftur”. (Dikkat: Vakkafahû tabiri geçen her hadis mevkûf olmayabilir.) Hanefilerden Râzî, Serahsî ve müteahhirûn ile birer görüşlerinde İmam Malik ve Ahmed Bin Hanbel mevkûf hadisi hüccet sayarlar. Bazı Hanefiler ve İmam Şafii huccet saymaz.

III-D- MAKTU` HADİS: Herhangi bir tabiiye izafe olunan söz, fiil ve takrirlerdir. Etbâu`t Tabiîn de tabiî gibi kabul edilir. (İlk devirlerde bunun için Munkatı` terimi de kullanılmış.) Huccet değildir.

IV- SIHHAT VEYA HÜKÜM AÇISINDAN:

IV-A- SAHİH HADİS: “Adalet ve zabt sahibi ravilerin”, “muttasıl senedle rivayet ettikleri”, “şâzz” ve “muallel” olmayan hadistir. Hüccettir ve onunla amel vaciptir. “Bu hadis sahihtir” demek, onun sıhhat şartlarını taşıdığı ve o hadisin sahih olabileceği konusunda oldukça kuvvetli bir zanna sahip olunduğunu gösterir. Yalnız “mütevatir hadiste” olduğu gibi kesinkes bir kanaatten söz edilemez. Bu yüzden çoğunluk, itikadî konuların ancak Kur`ân ve mütevatir hadis ile sabit olacağını kabul eder. Sahih hadisin dereceleri şunlardır: -Buhari ve Müslim’in kitaplarına aldıkları hadisler. (Formülü: B+,M+), -Buhari’nin yalnız başına rivayet ettiği hadisler. (B+), -Müslim’in yalnız başına rivayet ettiği hadisler. (M+), -Kitaplarına almamış da olsalar Buhari ve Müslim’in şartlarına uygun olan hadisler.(B/,M/), -Yalnızca Buhari’nin şartlarına uygun olan hadisler.(B/), -Yalnızca Müslim’in şartlarına uygun olan hadisler.(M/), -Buhari ve Müslim dışındaki hadis mütahassılarının sahih dedikleri hadisler.(Diğerleri/).

IV-A-1- Sahih Li Zâtihî: Mutlak olarak sahih hadis denince bu anlaşılır. I

V-A-2- Sahih Li Ğayrihî: Sıhhat şartlarını en üst seviyede taşımamasına rağmen, kendisini sahih derecesine çıkaracak bir başka rivayet (“âdıd”) bulunan hadistir. “Sahil lâ li zâtihî” de denir.

IV-B- HASEN HADİS:Zabtı biraz gevşek olan ravilerin muttasıl senedle rivayet ettikleri şâzz ve muallel olmayan hadistir. Sahihten farkı, râvîsinin zabtının mükemmel olmayışıdır. İttifakla ihticac ve amel bakımından makbuldür.

IV-B-1- Hasen Li Zâtihî: Mutlak olarak hasen hadis denince bu anlaşılır. Lafzı benzer bir başka hadis (“mütabi`”) ile takviye olunursa, Sahih Li Ğayrihi derecesine yükselir.

IV-B-2- Hasen Li Ğayrihî: Yalancılıkla itham edilmemiş ve çok hata yapacak kadar dalgın olmayan “ve fakat ehliyeti açıkça anlaşılamayan (“mestûr”) bir râvîsi bulunan hadis” lafız veya mana yönünden başka rivayetlerle desteklenirse bu adı alır. Kısaca: “Âdıd ile hasen mertebesine çıkan hadistir.” Zayıf hadise çok yakındır, zayıftan farkı onu destekleyen bir veya birkaç rivayetin olmasıdır. Çoğunlukla başka hadisleri desteklemek (“i`tibar”) için kullanılır.

IV-B-EK- Hasen-Sahih: 1- Birkaç senedi olan ve Sahihlik derecesine ulaşan hadis. 2- Bir tarikten Hasen bir tarikten Sahih hadis. Hasen-Garîb: Gariblik hem sened hem de metinde olur da bir tek senedle rivayet edilmiş olursa ve manasını takviye eden başka deliller bulununca onu “hasen li zatihi” kabul ettiğini göstermek için Tirmîzi bu adı verir.

IV-C- ZAYIF HADİS: Sahih ve Hasen hadis şartlarını taşımayan hadistir. Sahih ve Hasen hadis şartlarından herhangi biri eksik olursa hadis zayıf demektir. Birden fazla şart noksan olursa zayıflık daha şiddetli olur. Böylece zayıf hadisin dereceleri de farklılık arzeder. Bu yüzden çeşitleri hakkında 49`dan 510`a kadar değişen rakamlar verilmiştir. Tirmizî`ye gelinceye kadar hadisler “sahih” ve “sakîm (zayıf)” diye ikiye ayrılırdı. Zayıf hadisler de “metrûk” ve “ğayr-i metrûk” olarak ikiye ayrılıyordu. Tirmizî`den sonra sahih ile zayıf arasına bir de “hasen” çeşidi girdi. Böylece “Ğayri metrûk zayıf” hadisler “hasen” terimiyle zayıflar arasından ayrılmış oldu. O halde Tirmizî`den önce yaşamış bir muhaddisin dilindeki “zayıf hadis” teriminin “hasen hadisleri” de içine aldığı dikkatten uzak tutulmamalıdır. Zayıf hadisle amel konusunda üç ayrı görüş vardır. -Asla amel olunmaz, – Mutlak olarak amel olunur, -Amellerin faziletleri konusunda özel şartlarına bağlı olarak amel olunur. Zayıf hadisi belli kısımlara ayırıp, belli şartlarla amel etmek görüşü orta ve doğru bir yoldur.Hadiste zayıflık genelde iki sebepten kaynaklanır:

IV-C-1- Seneddeki İnkita Sebebiyle Zayıf Hadis ve Çeşitleri: Senedden en azından bir ravinin düşmesi demektir. Böyle bir inkita` varsa, seneddeki bütün raviler sika olsalar bile, sırf bu inkıta` metnin reddini gerektirir.

IV-C-1-a- MÜRSEL HADİS: Tabiî`nin sahabiyi atlayarak Resulullah’a izafe ettiği hadistir. Muhaddis, fakîh ve usulcülerin çoğuna göre delil olmaz, ihticac yapılmaz, zayıftır. Ebu Hânife ve İmam Malik sikanın mürselini sahih ve hüccet sayar. Bir de sahabenin bir başka sahabiden duyduğu hadisi Resulullah`dan rivayet etmesi vardır ki buna “sahabi mürseli” denir. “Sahabi mürseli sahihtir” hükmünde ittifak vardır. Senedde atlanan kişi her zaman kolayca anlaşılmayabilir. İşin ehli olanların farkedebileceği bu tür irsâle, “irsâl-i hafî”, böylesi hadise de “mürselü-l-hafiy” denir.

IV-C-1-b- MUNKATI` HADİS: 1- Senedi muttasıl olmayan hadistir. 2- Senedin herhangi bir yerinden bir râvînin veya “farklı yerlerinden” “peşpeşe olmamak şartıyla” birden fazla râvînin düştüğü hadistir. 3- Müteahhirun, “etbâ`ut tâbiîn”in “tabiî”yi atlayarak sahabiden naklettiği hadise munkatı` demiştir. 4- Senedinde müphem bir kişinin zikredildiği hadise de munkatı` diyenler olmuştur. Munkatı`, mürsel`den daha zayıftır.

IV-C-1-c- MU`DAL HADİS: Senedin herhangi bir yerinden “peşpeşe” “iki veya daha çok” râvînin düştüğü hadistir. Merfu hadisi, sahabi ve Resulullah`ı zikretmeyerek tabiîn`den birinin sözüymüş gibi nakletmek de hadisi mu`dal kılar. Mu`dal, munkatı` dan daha zayıftır.

IV-C-1-d- MUALLAK HADİS: Senedin baş tarafından bir veya birkaç râvî ya da müntehasına kadar senedin bütünüyle hazfolunduğu hadistir. Ta`lik aslında bir rivayet kusurudur. Sahihayn`daki 1300 küsür ta`likin Buhari`ye göre sahih oldukları kabul edilmektedir.

IV-C-1-e- MÜDELLES HADİS: Tedlis, senede dahil bir râvînin ismini atlayarak, orada öyle biri yokmuş izlenimini verecek şekilde senedi söylemek demektir. (Lugatte malın ayıbını müşteriden gizlemek demektir.) Tedlis yapan râvîye “müdellis”, senedden düşürülen râvîye “müdellesün anh”, tedlis ile rivayet edilen hadise de “müdelles hadis” denir. Tedlis üç çeşittir: 1- İsnad Tedlisi: Râvînin görüşmediği veya görüştüğü halde hadis almadığı çağdaşı bir kişiden işitmiş gibi “kâle fülân” veya “an fülân” diyerek hadisi rivayet etmesidir. (Râvînin görüşmediği çağdaşından yaptığı rivayete “mürsel-i hafî” de denir.) 2- Şuyûh Tedlisi: Râvînin hocasını bilinmeyen bir isim, sıfat veya künye ile zikretmesidir. 3- Tesviye Tedlisi: Sika râvîler arasındaki zayıf bir râvîyi atlayarak, hep sikadan gelmiş intibaını verecek şekilde hadisin rivayet edilmesidir.

IV-C-2- Râvîdeki Cerhi Gerektiren Hallere Göre Zayıf Hadis ve Çeşitleri: “Metain-i `Aşere” denilen râvîleri tenkid noktalarından birinin veya birkaçının râvîsinde bulunması sebebiyle zayıf kabul edilen hadisler bu türe girer ki on çeşittir:

IV-C-2-a- MEVZU` HADİS: Resûlullah`ın adına yalan uydurmak (kizb) ile cerhedilmiş râvînin rivayetine denir. Buna “hadis diye uydurulmuş söz” demek daha doğru olur.

IV-C-2-b- METRÛK HADİS: Yalancılıkla itham edilmiş (“ittihamur`ravî bilkizb”, “töhmet-i kizb”) bir râvînin rivayetinde yalnız kaldığı (“teferrüd ettiği”) hadistir ki “matrûh hadis” de denilir. Şöyle de tarif edilmiştir: Hiçbir sikanın rivayetine muhalif olmaksızın kizb, kesret-i galat, fısk ve gaflet gibi cerh noktalarından biri ile itham edilen râvînin “yalnız başına rivayet ettiği” hadistir.

IV-C-2-c- MÜNKER HADİS: Çeşitli tanımları vardır: 1- Zayıf bir râvînin sika bir râvîye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. 2- Sika olsun olmasın râvîsi tek kalan hadistir. 3- Sikanın hadisin tamamında teferrüdü. 4- Sikanın hadisin bir kısmında teferrüdü. 5- Bir hadisin senedinde iki zayıf râvînin bulunması ve başka senedinin de bulunmaması. 6- Senedinde tanınmayan (lâ yu`raf) bir râvînin bulunduğu hadis. 7- Kesretü`l ğalat, fartu`l ğafle ve fısk gibi tan noktalarıyla tenkid edilmiş râvîlerin rivayetlerine de münker denilir.

IV-C-2-d- MU`ALLEL HADİS: Görünürde sahih olmakla beraber, bu sıhhati yok edebilecek gizli bir illet taşıyan hadisdir ki “ma`lûl” de denir. Hadisin illetini bulan muhaddise mu`allil denir. “Mürsel veya munkatı` hadisi mevsûl olarak”, “bir hadisi başka bir hadisin içine katarak”, “mevsûl olanı mürsel olarak”, “merfû`u mevkûf olarak”, “sika yerine zayıf râvî zikrederek” rivayet gibi cerhe sebep olan hatalara “vehim” denilmektedir. Bu tür hatalarla rivayet edilmiş olan hadise de muallel denir.

IV-C-2-e- MÜDREC HADİS: Hadisten olmayan bir sözün, hadise bitişik olarak zikredilmesine “idrac”, bu durumdaki hadise de müdrec denir. Bu, Resulullah`ın sözüne herhangi bir râvînin sözünün karışması demektir. Şu durum da bir çeşit idrac sayılmıştır: Muhalefetü`s-Sikât, yani zayıfın sikaya, sikanın da daha sika olana muhalif rivayette bulunması. Müdrec vaki olduğu yere göre iki kısma ayrılır: 1- Müdrecü`l İsnad: Sika ravilere muhalefetin senedin akışını bozmak suretiyle gerçekleşmiş olması. Dört şekilde olur. 2- Hadise ait olmayan bir sözün hadisin metnine katılmış olmasıdır. Metnin baş, orta veya sonunda olabilir.

IV-C-2-f- MAKLÛB HADİS: Senedindeki bazı râvî isimleri ya da metnindeki bazı kelimeler takdîm veya te`hire uğramış hadistir. Hadisdeki takdim veya te`hîr hükmü de etkileyecek derecede ise maklûb`un bu türüne “ma`kus” denmiştir. Bir râvînin rivayeti olarak meşhur olmuş bir hadisi, hem ğarib hem de merğûb göstermek için o râvî yerine aynı tabakadan bir başka râvî ikame ederek yapılan rivayete de “mesruk” denir. İki metnin senedlerini değiştirme şeklindeki kalb`e “kalb-i mürekkeb” denmiştir. Sikat`ın zikretmediği bir râvînin sened arasında yanlışlıkla zikredilmesine “mezîd fî muttasılı`l-esânîd” denir.

IV-C-2-g- MUZTARİB HADİS: Birden çok rivayeti bulunduğu halde rivayetlerinin birini diğerine tercih edecek sebep bulunmayan hadislerdir. Kısaca: “İki muhtelif surette rivayet edilen hadis” diye de tarif edilir. Iztırab daha çok isnadda, bazen de metinde olur. İsnadda olan, senedlerin mütehalif olmasından; metindeki ise yine o metin hakkıdaki rivayetlerin mütehalif olmasından ve bunların cem` ve te`lifinin mümkün olmamasından doğar. Tercih sebebi bulunursa ıztırab kalmaz. Tercih edilene “mahfuz” ve “ma`ruf” mercûh`a da “şâz” ve “münker” denir.

IV-C-2-h- ŞÂZ HADİS: İnfirâd ve muhalefetü`s-sikât noktalarından tanımları yapılmıştır: 1- Sika bir râvînin mütabiî olmaksızın tek başına (münferiden) rivayet ettiği hadistir. 2- Sika bir râvînin diğer sika râvîlere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. 3- Sika bir râvînin daha sika ravilere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Daha sika olan râvînin rivayetine “mahfuz” denir. Demek ki bu tarifte şâz ile mahfuz birbirinin zıddıdır. 4- Sika bir ravinin diğer sika ravilere -sened veya metinde ziyade veya noksanlıkta bulunmak suretiyle- muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Bu tarifte şâz, münker hadisin bir türü ile birleşmektedir. Buradan hareketle şâz hadise münker ve merdûd da denilmiştir. Şu nokta unutulmamalıdır: Hadisin şâz kabul edilmesi için infirad ve muhalefetin ikisinin birden bulunması gerekir.

IV-C-2-ı- MUSAHHAF HADİS: Kelimesi nokta değişikliğine uğramış hadistir. Bu duruma da tashîf denir. (Sitten kelimesi yerine şey`en denmesi gibi.)

IV-C-2-i- MUHARREF HADİS: Kelimesi hareke değişikliğine uğramış hadistir. Bu duruma da tahrîf denir. (Remâ ebî yerine Remâ Übey denmesi gibi.) (Beşîr kelimesinin Büseyr diye rivayet edilmesi hem tashîf hem tahrîftir.)

V- TEÂRUZ AÇISINDAN:

V-A- MUHKEM HADİS: Muârazadan sâlim olan makbul hadistir. Hükmüyle amel gerekir.

V-B- MUHTELİF HADİS: Makbul bir hadisin muâraza ettiği makbul hadistir.

 

9

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-10

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  305 Kez Okundu

AHKÂM-I HAMSE:Beş hüküm anlamına gelen “ahkâm-ı hamse”; vacip, mendup, mubah, mekruh ve haram’dan oluşan teklifi hükümlere denir.
AKSÂMÜ’L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın yeminleri anlamına gelen aksâmü’l-Kur’ân, Kur’ân’da geçen yeminleri konu edinen tefsîr usulünde bir bilim dalıdır.
AMEL-İ KALİL:Az iş demektir. Namaz kılan bir kimsenin, namaz içinde yapılması uygun olmayan ancak amel-i kesir düzeyine ulaşmayan bir davranışta bulunmasına amel-i kalil denir
AMEL-İ KESÎR:Çok iş demektir. Namazı bozan davranışlardan biridir
ATVÂR-I SEB’A:Kelime olarak “yedi tavır” anlamına gelen atvâr-ı seb’a, bir tasavvuf terimi olarak nefsin; emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziye, marziyye ve kâmileden ibaret yedi tavrı anlamında kullanılmaktadır.
BEYTÜ’L-İZZE: İzzet evi anlamına gelen beytü’l-izze, Kur’ân’ın bir bütün halinde indirildiği dünya semasında (yere en yakın gökte) bulunan yerin adıdır.
BEYTÜ’L-MA’MÛR:Sözlükte “îmâr edilmiş ev” anlamına gelen el-beytü’l-ma’mûr; yedinci semada melekler için inşa edilmiş, bir geleni bir daha gelmemek üzere her gün yetmiş bin meleğin ziyaret edip ibâdet ettiği bir mabeddir (Buhârî, Bed’ül-Hak, 6; Müslim, Îmân, 259; Nesâî, Salat, 1; Ahmed, III,149).
BURHAN-I İNNÎ :Eserden müessire ya da hadiselerden kanuna doğru götüren delildir. (Tüme varım) Mümkün olan bu âlemin Yaratıcısına; dumanın ise ateşe delil olması gibi. BURHAN-I LİMMÎ:Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delildir. (Tümden gelim) Ateşin dumana delil olması gibi. Zira ateş olunca dumanın çıkması beklenir.
BURHAN-I TEMÂNU’:Temânu’ sözlükte “bir şeyi birinden men etmek ya da onun yapmaması için mücadele etmek” demektir. Kelam ilminde, Yüce Allâh’ın birliğini ispat vasıtalarından biri olan burhan-ı temânu’, kâinatta birden fazla yaratıcı olması halinde nizamın bozulacağı esasına dayanan bir delildir.
CEBRİYYE:Sözlükte “bir şeyi ıslah etmek, düzeltmek ve birine zor kullanarak iş yaptırmak” anlamlarındaki c-b-r kökünden türeyen cebriyye itikadî bir ekolün adıdır. İnsanların kendilerine has bir iradeye sahip olmadıklarını, zihnî ve amelî bütün fiillerinin ilâhî gücün zorlayıcı tesiriyle meydana geldiğini savunan grupların ortak adıdır. İnsanın bütün davranışlarını Allah’ın iradesine bağlayan ve beşerî iradeyi inkâr eden bu ekolün ilk kurucusu Cehm ibn Safvân’dır. Kurucusuna nispetle bu fırkaya Cehmiyye de denilmiştir.
CEHMİYYE:İslâm toplumunda ilk ortaya çıkan itikâdî ekollerden biridir.
CEM’U'L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın toplanması, mushaf hâline getirilmesi demektir
CEM’U'S-SALÂTEYN :Fıkıh dilinde “iki namazı birleştirmek” anlamına gelen bu tâbir; öğle ile ikindi namazlarının öğle veya ikinde vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının akşam veya yatsı vaktinde birlikte kılınmasını ifâde eder.
CERH VE TA’DÎL :Sözlükte “yaralamak, ta’n etmek” anlamlarına gelen cerh, terim olarak, hadis râvisinin, adalet ve zabt yönlerinden sahip olduğu kusurlu vasıfları dolayısıyla tenkid edilip reddedilmesidir. Cerh edilen râviye mecrûh denir. Mecrûh bir râvinin hadisi zayıf sayılır.Tezkiye etmek, bir kimsenin adaletli olduğunun açıklanması anlamına gelen ta’dil ise, hadis ıstılahında, râvinin âdil ve zâbıt olduğuna karar verilerek, rivâyetlerinin sahih olduğunu bildirilmesidir.
CİZVİTLER:Onaltıncı asırda reform ve felsefî reaksiyon hareketlerini yaşayan Avrupa’da Katolik mezhebi içinde; Hristiyanlığa (aslında Katolikliğe) yeni bir dinamizm kazandırmak için oluşturulan yeni bir Hristiyan tarikatıdır. Cizvitler, özellikle dışa dönük bir çalışma yöntemi izlemişler; yeni ülkelere yönelerek başka toplumları Hristiyanlığa dâvet için örgütlenmişlerdir.
DAHVE-İ KÜBRÂ:Kaba kuşluk vaktini ifade etmek için kullanılan bir tabirdir. Buna dahve de denir. Oruç müddetinin yarısı, öğleden bir saat önceki vakte dahve-i kübra denir.
DAHVE-İ SUĞRÂ:Güneşin doğduktan sonra 5º (bir mızrak boyu) yükselmesinden itibaren başlayan zaman, işrak vakti anlamına gelmektedir.
 

EİMME-İ ERBAA:Dört imam anlamına gelen bu tamlama, dört büyük fıkıh mezhebinin kurucuları olan İmam-ı Azâm Ebû Hanîfe, İmam Malik b. Enes, İmam Muhammed b. İdris eş-Şafiî ve İmam Ahmet b. Hanbel için kullanılmaktadır. Bu tabirin ne zaman çıktığı bilinmemekle birlikte, terkibin yerleşmesinden sonra yazılan fıkıh kitaplarında, isimleri geçen imamlardan topluca bahsederken eimme-i erbaa tabiri kullanılmıştır.
EİMME-İ SELÂSE:Üç imam anlamına gelen bir terkiptir. Hanefî fıkıh kitaplarında, Ebû Hanife ile talebeleri Ebû Yûsuf ve Muhammed için eimme-i selâse tabiri kullanılmaktadır. Ayrıca fıkıh kitaplarında, mezhep imamlarının görüşleri sıralanırken, dört fıkıh mezhebinin kurucularından üçünün görüş birliğinde olup birinin diğerlerinden farklı görüşte olması halinde, muhalefet edenin ismi açıkça zikredilmekte, diğerleri için de eimme-i selâse tabiri kullanılmaktadır
EİMME-İ SİTTE:Hadiste kütübü sitte denen, altı meşhur hadis mecmuasının yazarlarına verilen isimdir. Kütübü sitte yazarları meşhur isimleriyle şunlardır: Buhârî (ö. 256 / 869), Müslim (ö. 216 / 831), Ebû Dâvûd (ö. 275 / 888), Nesâî (ö. 303 / 915), Tirmizî (ö. 279 / 892) ve İbn Mâce (ö. 273 / 886). 
EKÂNİM-İ SELÂSE:Uknum kelimesinin çoğulu olup, sözlükte “asıl, esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise, Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba, oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir. Bu üç esas (ekânîm-i selâse) şöyle açıklanmaktadır; Allah Teala’dan ibaret olan zat (baba), İsa’dan ibaret olan ilim (oğul) ve Meryem’den ibaret bulunan hayat (zevce) dir.
FEVÂTİHU’S-SÜVER :Sûrelerin başlangıçları demektir. “El-hamdü’lillah” (her türlü övgü Allah’a aittir) ve “Sübhânellah” (Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim) gibi 14 sûre Allah’ı övme ile; 29 sûre “sâd” ve “nûn” gibi hece harfi ile; 11 sûre, “yâ eyyühâ’nnâsü” (ey insanlar!) gibi nida ile; “kad eflaha’l-mü’minûn” (mü’minler kurtuluşa ermiştir) gibi 21 sûre haber cümlesiyle; “ve’l-asri” (asra andolsun) gibi 17 sûre yeminle; “izâcâe nasrullahi” (Allah’ın yardımı geldiği zaman) gibi 7 sûre şart cümlesiyle; “kulhüvallâhü ehad” (de ki Allah tektir) gibi 6 sûre emir ile; “‘amme yetesâelûn” (neden soruyorlar) gibi 6 sûre soru ile, “tebbet yedâ ebî leheb” (Ebû Leheb’in eli kurusun) gibi 3 sûre dilek ile ve Kureyş sûresi illet bildirme ile başlamaktadır. 

FEY’ (Fey’-i Zevâl):Sözlükte “gölge, zevalden sonraki gölge, geri dönmek, şekil değiştirmek” anlamlarına gelen fey’, bir fıkıh kavramı olarak, İslâm tarihinde gayrimüslimlerden alınan haraç, cizye, ticârî mal vergisi ve diğer bazı gelirleri ifade eder.
FIKHU’R-RÂVÎ:Hadis ilmiyle meşgul olan kimsenin, rivâyetin şartlarını, hakikatını, çeşitlerini, hükümlerini (değerlerini), râvîlerin durumlarını ve şartlarını, rivâyet edilen metinlerin çeşitlerini gereken şekilde bilmesine; ve bu bilgiye dayanarak hadislerin zayıflarını sahihlerinden ayırabilmesine fıkhu’r-râvî denir.
FUKAHÂ-İ SEB’A :Tabiîn döneminde, Medine’de şöhret kazanan yedi fakih için kullanılan bir tabirdir. Bu fakihlerden altısı; Urve b. Zübeyr, Saîd b. Müseyyeb, Ubeydullah b. Abdullah, Harice b. Zeyd, Süleyman b. Yesar ve Kasım b. Muhammed’dir. Yedincisi ise ihtilaflı olup, Ebû Bekir b. Abdurrahman, Ebû Seleme b. Abdurrahman veya Sâlim b. Abdullah isimli fakihlerden biridir.
GAYR-İ İLAHÎ VAHİY :İlâhî olmayan, cin ve insanlar arasında cereyan eden vahye denir. Zekeriya (a.s.)’ın kavmine vahyi gibi (Meryem, 19/11), bu vahiy, imâ ve işâret etmek anlamındadır. Şeytanın şeytana vahyi gibi (En’âm, 6/121); bu vahiy, fısıldamak ve gizli konuşmak anlamındadır.

GAZVE:Sözlükte “istemek, arzu etmek, kastetmek, niyetlenmek, düşmanla savaşmak” anlamlarındaki “gazv” kökünden türeyen gazve (çoğulu gazavât); akın, saldırı, din uğruna yapılan savaş demektir. İslâmî bir kavram olarak ise, Hz. Peygamber’in bizzat sevk ve idare ettiği savaşlar anlamında kullanılmaktadır. Asker sayısı az veya çok olsun, savaş ya da başka bir amaçla hareket edilsin, çarpışma meydana gelsin veya gelmesin Hz. Peygamber’in bütün seferlerine gazve, bir sahâbinin komutasında gönderdiği askeri birliklere de seriyye adı verilmektedir. İslâm Tarihi kaynaklarında yirmi yedi kadar gazveden söz edilir. Bedir ve Uhud savaşları bu gazveler arasında yer alır.
GURRE:Sözlükte “atın alnındaki beyazlık, bir şeyin başlangıcı ve göze ilk çarpan kısmı, bir şeyin en iyisi, en değerlisi, yüzdeki güzellik ve parlaklık” anlamlarına gelen gurre, bir fıkıh terimi olarak, düşürülen ceninden dolayı verilmesi gereken malî tazmînatı ifade eder.
HÂCİYYÂT :Muteber maslahatlardan ikinci mertebeyi teşkil eden maslahatlardır.
HAVAİC-İ ASLİYYE:Havâic kelimesi sözlükte “kendisine ihtiyaç duyulan şeyler” anlamına gelmektedir. Havâic-i asliyye ise, temel ihtiyaçlar demektir. Bir fıkıh terimi olarak zekata tabi olmayan temel ihtiyaç maddeleri manasına gelmektedir

HAVELÂN-İ HAVL:Sözlükte havelân kelimesi dönmek, dolaşmak ve değişmek; havl kelimesi de, yıl anlamına gelmektedir. Buna göre havelân-i havl, “bir senenin geçmesi” demektir. Bu kavram, fıkıhta zekatın şartları arasında yer almaktadır. Zekâtı verilecek bir malın üzerinden bir kamerî yılın geçmesi gerekir.
HUSUN VE KUBUH:Sözlükte “güzel ve çirkin, iyi ve kötü” anlamlarına gelen, husun ve kubuh tabiri, dünyada övgü ve yergiyi, âhirette de mükafaat ve cezayı gerektiren şey demektir. Kelam ilminde “husun ve kubuh” beş farklı şekilde tanımlanmıştır:
1- Maksada uygun olana husun, olmayana kubuh denir. Adaletin husun, zulmün kubuh olması gibi.
2- Tabiatı mülayim olana husun, olmayana kubuh denir.
3- Kemal sıfatı olana husun, kusurlu ve eksik olana kubuh denir. İlmin güzel, cehaletin çirkin oluşu gibi.
4- Medh ve senâya değer olana husun, kötülenmeyi ve yerilmeyi gerektirene kubuh denir. Cömertliğin güzel, cimriliğin çirkin oluşu gibi.
5- Allah’ın medhine ve mükafatına konu olan şey husun, kötülemesine ve azabına vesile olan şey ise kubuhtur. İlk dört manada güzelliğin ve çirkinliğin (hüsn ve kübhün) aklî olduğu konusunda İslâm âlimleri arasında ihtilaf yoktur. İhtilaf sadece beşinci manadaki güzelliğin ve çirkinliğin şer’î veya aklî olması konusundadır.
Mu’tezile bir şeyin iyi (husn) veya kötü (kubh) olduğunun aklen bilinmesi gerektiğini savunur. Eş’arîlere göre, husun ve kubuh akıl ile anlaşılamaz; bir şey Allâh emrettiği için iyi, yasakladığı için de kötüdür. Maturîdî bilginlere göre, eşyada husun ve kubuh vardır. Allâh, iyi olanı emreder, kötü olanı da yasaklar. Dolayısıyla husun ve kubuh akıl ile de bilinebilir

HUTBE:Sözlükte “bir topluluk karşısında yapılan konuşma” anlamına gelen hutbe, dinî bir kavram olarak, Cuma ve bayram namazlarında, genel olarak, Allâh’a hamd, Rasûlüne salât ve Müslümanlar’a nasihatten oluşan konuşmayı ifade eder.
Hutbe Cuma namazının sıhhat şartlarındandır. Bayram namazlarında ise sünnettir. Hutbe, Cuma namazından önce, bayram namazlarında ise, namazdan sonra okunur. İki hutbeden oluşur. Hanefîlere göre hutbenin rüknü, Allâh’ı zikirden ibarettir. Allâh’ı hamd, tesbih veya tekbir getirmekle hutbenin farzı yerine getirilmiş olur; ancak sünnet terk edildiğinden mekruhtur.
Hutbe, bir mekânda toplanmış mü’minlerin, başta dinî konular olmak üzere, onların hayatlarını kolaylaştıracak, ilişkilerini uyumlu ve düzenli bir hale getirecek her konuda aydınlatılması için bir vesiledir. Hz. Peygamber’in uygulamaları da bu yöndedir.
Hutbenin sahih olması için, Cuma vaktinde, namazdan önce okunması, hutbe niyetiyle, cemaat huzurunda okunması, hutbe ile namazın arası, yemek, içmek gibi namaz ile bağdaşmayan bir işle ayrılmaması gerekir. Hutbenin cemaat huzurunda okunması şartının gerçekleşmesi için, Hanefî mezhebine göre, kendisiyle Cuma sahih olan en az bir kişinin bulunması yeterlidir.
ISTISHÂB:Sözlükte “birlikte olmak, ayrılmamak, beraberliğin devamını istemek” anlamlarına gelen ıstıshâb, fıkıh usulünde, değiştiğine dair bir delil bulunmadıkça, geçmişte sabit olan bir durumun varlığını koruduğuna hükmetmek demektir.

İBADİYYE :Haricîlerin günümüzde yaşayan bir kolu olup, kurucusu Abdullah ibn İbâd el-Murri et-Temîmî`ye nispetle İbâdiyye adını almıştır.
KISASU’L-KUR’ÂN:Kur’ân kıssaları, hayat öyküleri demektir. Kur’ân’da geçmiş peygamberlere ve milletlere dair kıssalar vardır. Kur’ân kıssalarının amacı, tarihi olayları anlatmak değil, insanlara ibret dersi vermektir.
KÜTÜB-İ SİTTE:Hz. Peygamber’in hadislerini toplayan meşhur eserlerden altısına verilen isimdir. Kütüb-i Sitte diye anılan bu eserler şunlardır: Buhârî (ö. 256/869) ve Müslim (ö. 216/831)’in el-Câmi’u's-Sahih’i, Ebû Dâvûd (ö. 275/888), Nesâî (ö. 303/915), Tirmizî (ö. 279/892) ve İbn Mâce (V. 273/886)’ nin es-Sünen’leri. KÜTÜB-İ TİS’A:Kütüb-i Sitte’ye üç eser ilavesiyle anılan meşhur dokuz hadis mecmuasına verilen isimdir. İlave edilen eserler; Dârimî (ö. 255/868)’nin es-Sünen’i, İmam Mâlik (ö. 179/795)’in Muvatta’ı, Ahmed ibn Hanbel (ö. 241/855)’in el-Müsnedi’dir.
KIRÂAT-İ SEB’A:Yedi kıraat, Kur’ân’ın 7 farklı okunuşu demektir. 
KİRÂAT-İ AŞERE:On kıraat, Kur’ân’ın 10 farklı okunuşu demektir.
KONULU TEFSÎR :Kur’ân’ı, konu konu, kavram kavram ele alıp tefsîr etmektir. Buna “edebî metot” da denir.
LAĞV YEMİNİ :Sözü kuvvetlendirme amacı taşımayan, kasıtsız olarak edilen yemin anlamına gelir.
LÂHİK :Sözlükte “birinin ardından yetişmek, tâbi olmak; birinci meyveden sonra gelen ikinci meyve” gibi anlamlara gelen lâhik, namaza imam ile başlayıp, namaz esnasında başına gelen bir durum sebebiyle namaza ara vermek zorunda kalan ve bu sebeple namazın bir kısmını imam ile birlikte kılamayan kimse demektir.
MAHÂRİCİ HURÛF:Harflerin çıkış yerleri demektir. Harflerin çıkış yerleri, boğaz, dil ve dudaklar ile boğaz boşluğu ve genizdir.

MEGÂZÎ:Hz. Peygamber’in savaşlarını konu edinen bir disiplin (ilim dalının) adıdır. Konuyla ilgili literatür daha çok, siyer ve megâzî başlığı altında toplanmıştır. Megâzî ile ilgili müstakil kitaplar olduğu gibi, hadis kitaplarında, bu konuyla ilgili müstakil bölümler de vardır.
MEVLE’L-MUVÂLÂT :Kelime anlamıyla “yardımlaşma sözleşmesi” demek olan mevle’l-muvâlât, fıkıhta, bir gayrimüslimin îmân ederek, bir Müslümanla, ihtiyaç olursa Müslüman’ın diyet borcunu ödemesi, buna karşılık kendisine mirasçı olması üzerine yapılan bir anlaşmadır.
MU’TEZİLE:Sözlükte “ayrılmak, uzaklaşmak ve bir tarafa çekilmek” manasına gelen Mu’tezile, itikadî İslâm mezheplerinden birinin adıdır. Kurucusu Vâsıl İbn Ata’dır. Vâsıl büyük günah meselesinde hocası Hasan Basrî ile aynı görüşü paylaşmadığından, arkadaşlarıyla birlikte O’nun meclisini terketmişler, bu yüzden, “ayrılanlar ve yan cizenler” anlamında Mu’tezile denmiştir. Kendilerini ehl-i adl ve ehl-i tevhîd diye isimlendiren Mu’tezile, kaderi ve Allah’ın sıfatlarını reddettikleri için Kaderiyye ve Muattıla isimleriyle de anılmıştır.
MÜTEAHHİRÛN :Sözlükte “geri kalan, geciken ve sonradan gelenler” anlamlarına gelen müteahhirûn, terim olarak, son dönemlerde yaşayan ve ilme hizmet eden kimseler demektir. Bu kavram, genelde Kelâm ilminde Gazzali’den sonraki, Hanefî fıkhında Kerhî’den sonraki dönemi ve bu dönemde gelen bilim adamlarını ifade etmek için kullanılmaktadır.
MÜTÛNU ERBA’A:Kelime anlamı itibarıyla dört metin demek olan mütûnu erba’a, Hanefî fıkhında muteber kaynak olarak kabul edilen, özet halindeki dört kitaba verilen addır. Bunlar Ebû’l-Berekât Nesefî’nin Kenzü’d-Dekâik; Ebû’l-Fadl Abdullah ibn Mahmûd el-Mevsılî’nin Muhtâr; Tâcu’ş-Şerîa Mahmûd’un Vikâye; Ahmed ibn Saâtî’nin Mecma’ adlı eserleridir. Bu eserlerin pek çok şerhi yapılmıştır.
NÂDİRU’R-RİVÂYE:Kelime olarak rivâyetin az olanı anlamına gelen nâdiru’r-rivâye, Hanefîlerden İmam Muhammed ibn el-Hasen eş-Şeybânî’nin yazdığı eserlerden bir bölümüne verilen özel bir isimder.
İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin talebelerinden biri olan İmam Muhammed, Hanefî mezhebinde çok sayıda eser vermiştir. Bu nedenle kendisine, Hanefî mezhebinin nâkili denilmiştir. İmam Muhammed’in tevâtür veya şöhret derecesinde nakledilen eserlerine zâhiru’r-rivâye denilmiştir. Bunlar kadar sağlam olmayan bir rivâyet yoluyla nakledilen eserlerine ise, nâdiru’r-rivâye denilmektedir. Bu şekilde rivâyet edilen kitaplar arasında; Rakka kadısı iken, kendisine sorulan meselelerle ilgili yazmış olduğu er-Rakkiyyât, el-Keysânî’nin rivâyet ettiği el-Keysâniyyât, el-Curcâniyyât, el-Hârûniyyât, el-Hiyel ve’l-Meâric zikredilebilir.

ORTODOKS:Kilisenin kararlarına bağlı, batıl inançlara karşı, doğru inancı benimseyen muhafazakâr kimselerin oluşturduğu Hristiyanlığın üç büyük mezhebinden birisidir. Yunanca “doğru inanç üzerinde olanlar” şeklinde vasıflandırılan bu dinî topluluk, Doğu Kilisesinin öğretisini benimsemiştir.
Ortodoks kilisesi, İsâ inancının ana geleneğinin gerçek prensiplerini ilk yedi genel kurultayda temellendirmiştir. Bunlar; İznik (325), İstanbul (381), Efes (431,) Kadıköy (451), II. İstanbul (553), III. İstanbul (680) ile II. İznik (768) kurultayları olup, teslis akidesi başta olmak üzere İsâ’nın kişiliği, öğretileri, resim ve heykeline varıncaya kadar tartışmalar yapılmış ve kararlar alınmıştır. Ortodoksluk için Doğu ve Ortadoğu’da en önemli kiliseler, İstanbul, İskenderiye, Antakya ve Kudüs’te bulunmaktadır. Tarih boyunca Ortodoks Kilisesi, Doğu Roma veya Bizans kilisesi olarak varlığını sürdürmüştür. Benimsediği en yüksek yetki mercii, kilise çevrelerinin bütünüyle temsil edildiği genel kurultaylardır. Ortodokslar, Papa’yı baş gözetmen olarak kabul etmekle birlikte, piskoposlar kurulunda eşitlik ilkesini benimseyerek Papa’nın üstün ve evrensel karar yetkisini tanımazlar
PANTEİZM:Allah ile âlemi bir ve aynı, hatta Allah’ı âlemin yegane cevheri sayan düşünce akımına verilen bir isimdir.
PAPALIK:Hristiyanlığın en büyük mezhebi olan Katolikliğin başkanlığı ve bu ruhânî devletin merkezi olan Vatikan’ın devlet başkanlığı görevine tekabül eden ve Katolik Hristiyanların en büyük dinî-ruhânî liderliğini ifade eden bir terimdir. Papa, havarilerden Saint Petros’un vekili sayılır. En üst düzeydeki Kardinallerce bu göreve seçilir
PATRİKLİK:Hristiyanlıkta, Doğu Kiliselerinde o mezhebe bağlı din adamlarının en yüksek rütbesi ve temsil makamıdır. Rum Ortodoks Patriği, Ermeni Patriği, Yakubî Patriği, Türk-Ortodoks Patriği Doğu Kilisesinin belli başlı liderleridir
RİCÂLÜ’L-HADİS (Rical Kitapları):Hadisleri rivâyet eden râvîlere ricâlü’l-hadis denir. Hadis tarihinde sırf râvîlerin hayat ve durumlarını konu edinen ricâl kitapları yazılmıştır. Bu kitaplardan bazıları sika râvîleri, bazısı zayıf râvîleri, bazısı da sika ve zayıf râvileri birlikte ele alır. Tarih, tabakat, tevârih, vefeyât gibi unvanlarla yazılan hadis ricâli eserleri de vardır. Hadis ricâli alanında yazılan eserlerden bazıları şunlardır: İbn Hacer el-Askalânî’nin Tehzîbü’t-Tehzîb, Lisânü’l-Mîzân; Zehebî’nin El-Kâşif, Mîzânu’l-İ’tidâl adlı eserleri

RİVÂYET TEFSÎRİ:Rivâyet tefsîri, Kur’ân âyetlerini, âyetlerle, hadislerle ve sahabe sözleriyle açıklamak ve îzâh etmek demektir. Rivâyet tefsîrine, me’sûr ve naklî tefsîr de denir.
Rivâyet tefsîrinde en sağlıklı yol, âyetleri ve sahih hadisleri birlikte ele almak, sahih olmayan rivâyetlere ve isrâiliyâta yer vermemektedir.
Rivâyet tefsîrine En’âm sûresinin 82. âyetinde geçen “zulüm” kelimesinin âyet ve hadisle tefsîrini örnek verebiliriz. Bu âyetteki zulüm “şirk (Allah’a ortak koşmak)” anlamındadır. Buhârî, (Îmân, 23) ve Müslim’in (Îmân, 197) rivâyet ettiği sahih bir hadise göre Peygamberimiz (a.s.) bu âyetteki zulüm kelimesinin “şirk” anlamında olduğunu söylemiş ve bu anlama delil olarak “şirk büyük bir zulümdür” (Lokmân, 31/13) âyetini zikretmiştir. Söz konusu âyetteki zulüm kelimesinin şirk anlamında olduğuna bir önceki âyet de delalet etmektedir. İbn Cerir et-Taberî’nin Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyı’l-Kur’ân ve İbn Kesîr’in Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm adlı eserleri rivâyet tefsîrlerinin en meşhurlarındandır
RUHU’L-KUDÜS (Ruhu’l-Emîn):Ruh; can ve canlılık, kudüs, mukaddes, temiz ve nezih, emîn, güvenilir demektir. Ruhu’l-kudüs, mukaddes ruh; rûhu’l-emîn ise, güvenilir ruh anlamına gelir. Bu tabirlerle, vahiy meleği Cibril (a.s.) kastedilmiştir. Her iki tabir de Kur’ân-ı Kerim’de geçmiştir (Bakara, 2/87, 253; Nahl, 16/102; Şuarâ, 26/193). (bk. Cebrâîl). (İ.K.)
RU’YETULLAH:Allah’ın görülmesi demektir. İnsanların dünya gözü ile Allah’ı görmesi mümkün değildir. Çünkü göz O’nu görecek kabiliyette yaratılmamıştır: “Gözler O’nu göremez, halbuki O, gözleri görür.” (En’am, 6/103). Ahirette ise, mezhepler arasında ihtilaflar olmakla birlikte, konu ile ilgili âyet ve hadisler görülebileceğine işaret etmektedir.
SAHİB-İ TERTÎB:Tertîb sözlükte düzenli, sıralı anlamına gelmektedir. Sahib-i tertîb ise, sıra, düzen sahibi demektir. Dinî bir kavram olarak ise, üzerinde kazaya kalmış namaz borcu bulunmadığından veya kazaya kalan namazlarının toplam sıyısı beş vakti geçmediğinden, namazda sıra gözetmesi gereken kimse demektir.
Tertîb sahibi olan kimsenin günlük namazlarını kılarken veya kaza ederken namazın tertîbini bozmaması, vakitleri sırasına göre kılması gerekir. Ayrıca sahib-i tertîb olan kimse, bir farz namazı vaktinde kılamadığı zaman, önce bu namazını kaza eder, sonra vaktin namazını kılar.
Kazaya kalan namazların sayısının altı vakit veya daha fazla olması, kaza namazı kılınması halinde vaktin namazını kılacak kadar vakit bulunmaması veya kılınmayan namaz olduğunun hatırlanmaması halinde tertîbe riâyet etmek zorunlu değildir.

SAHİFELER :Genellikle Hz. Peygamber ve ashabı zamanında yazılmış olan küçük hacimli hadis kitaplarına sahife denir. Sahabeden bazılarının hadis sahifeleri vardır. Örneğin, Abdullah ibn Amr’ın, Hz. Peygamberin kendisine izin vermesinden sonra yazdığı Sâdıka isimli hadis sahifesi bunlardandır. Sahabeden Câbir ibn Abdullah, Ali ibn Ebî Tâlib, Semûre ibn Cündeb, Abdullah ibn Ömer, Enes ibn Mâlik, Sâd ibn Ubâde, Ebû Hüreyre’nin de birer hadis sahifesi vardır. Ebû Hüreyre’nin bir kısım hadislerini ihtivâ eden “es-Sahifetü’s-Sahiha”, öğrencisi Hemmam ibn Münebbih tarafından yazılmıştır.
SAHİH HADİS:Adalet ve zabt özelliklerini taşıyan râvîler tarafından muttasıl bir isnatla rivâyet edilen, şaz ve illetli olmayan hadislere denir.
SEDD-İ ZERÂYİ’ :Sedd kelimesi, kapatmak, engellemek; zerîa kelimesi ise, sebep, vesîle anlamlarına gelmektedir. Bir fıkıh terimi olarak sedd-i zerâyi’ ise, harama vesîle olan şeylerin yasak olmasını ifade eder
SÜBÛTÎ SIFATLAR:Sübûtî sıfatlar; Allah’ın hangi nitelik ve özelliklere sahip olduğunu anlatan sıfatlardır. Bunlar; hayat, ilim, semî’, basar, irade, kudret, kelam ve tekvîn olmak üzere sekiz tanedir.
SÜNENLER:Fıkıh konularına göre tertiplenmiş ahkam hadislerini içeren hadis kitaplarına denir. Sünenler genellikle merfû hadislerden oluşur. Sünen ayrıca sünnet kelimesinin de çoğuludur.
Ebû Dâvûd (ö. 275/888), Tirmizî (ö. 279/892), Nesâî (ö. 279/892), İbn Mâce (ö. 275/888), Dârimî (ö. 255/868), Beyhakî (ö. 458/1065) ve Dârakutnî’nin (ö. 358/995) sünenleri bulunmaktadır. Bunlardan, Ebû Dâvûd, Nesâî, Tirmizî ve İbn Mâce’nin sünenlerine, sünen-i erbaa denir.
SÜRYÂNİLİK :Sami ırkından Hristiyan bir topluluğun adıdır. Süryânîler, Suriyeli Aramîlerdir. Bunlar Hz. İsa’nın havarilerinden Şemnun Petrus ve Thomas’ın telkinleriyle Hristiyanlığı kabul ederek Aramîlerden ayrıldılar ve MS. 38 yılında Süryânî adı altında yeni bir mezhep kurdular. İlk Hristiyan topluluğu olmalarından dolayı kendilerine Süryani Kadîm adı verildi. İlk dini merkezleri Antakya’dır. Bugün dinî merkezleri Şam’dır. Türkiye’de Gaziantep, Midyat, Diyarbakır ve Mardin’de Süryânîler vardır. Mardin İlinin doğusunda dağın eteğinde Zaferen Manastırı (Deyru’z-Zaferan) faal durumdadır.
1782 yılında Mihayel Cevre, kurallara aykırı olarak patrik tayin edildi. Piskoposlar tarafından reddedilince Roma Kilisesi’ne katıldı. Süryanî-i Kadim Kilisesi’nden ayrılan Süryanilere ve kiliselerine papa tarafından patrik tayin edildi. Bunlara Katolik Süryâniler dendi. Katolik Süryanilerin merkezi Mardin’deki Meryem Ana Kilisesi’dir.
ŞAFİ’Î MEZHEBİ :D ört büyük fıkıh mezhebinden biri olan Şafiî Mezhebi, büyük fakih Ebû Abdullah Muhammed ibn İdrîs eş-Şâfiî’nin görüşleri etrafında oluşmuştur. Mezhep imamının yaşadığı dönem ve mezhepleşme süreci bakımından Hanefî ve Malikî mezhebinden sonra ortaya çıkmış üçüncü büyük Ehl-i Sünnet mezhebidir. Bu mezhebe mensup olan fakihlere ve bu mezhebin görüşüyle amel eden kişilere Şâfiî denir. Şâfiî mezhebi halen, Mısır, Güney Arabistan, Doğu Afrika, Doğu Anadolu’da yaygındır. Kısmen Hindistan ve Endonezya’da bulunmaktadır.
Şâfiî mezhebinin hüküm çıkarmada kullandığı kaynak ve deliller kitap, sünnet, kıyas ve icmadır. Sünnetin her çeşidini delil olarak kabul eder. Mürsel hadisleri ise bazı şartlarla delil olarak alır. Şâfiîler, istihsan ve mesâlih-i mürseleyi delil olarak almazlar. Sahabe kavlini de delil olarak kabul etmezler.

ŞER’U MEN KABLENÂ:Kelime anlamı itibariyle “bizden öncekilerin dinleri/şerîatları” anlamına gelen şer’u men kablenâ, fıkıh usulünde, fer’î delillerden biridir.
ŞÜKÜR SECDESİ :Şükür secdesi, bir nimete kavuşulması veya bir musibet geçirilmesi sebebiyle yapılan secdeye denir. Şükür secdesi şu şekilde yapılır: Abdest alınır, kıbleye dönülür, tekbir alınır ve secdeye gidilir, secdede üç defa “sübhâne Rabbiye’l'a’lâ” denir, sonra Allahü ekber denir ve ayağa kalkılır.
TAHRÎCU’L-MENÂT:Kelime anlamı itibariyle “sebebi çıkarma” anlamına gelen tahricu’l-menât, bir fıkıh usulü terimi olarak, kıyasta illet belirleme yollarından biri olup, nassla veya icma’ ile belirtilmeyen ve hüküm için illet olmaya elverişli olan niteliği tespit etmektir.
TAHKÎKU’L-MENÂT:Kelime anlamı itibariyle,”sebebi tahkik etme” anlamına gelen tahkîku’l-menât, bir fıkıh usulü terimi olarak, herhangi bir yolla illet tespit edildikten sonra, o illetin kapsamına giren uygun nitelikleri belirlemektir. Örneğin, şarabın yasak oluşunun illeti sarhoş etmesidir; diğer içeceklerde bu niteliğin bulunup bulunmadığını araştırarak ortaya koymak, tahkîku’l-menâttır.
TALMUD:Bu kelime İbranice kökenli olup, tetkik anlamına gelmektedir. Yahûdî inancına göre Tevrat’ın biri yazılı diğeri sözlü olmak üzere iki şekli vardır. İşte bu sözlü Tevrat’ın yazıya geçirilmiş şekli daha sonra Mişna olarak ifade edilmiş, onun üzerine yapılan tefsîr ve yorumlara da Talmud denilmiştir.
TASAVVUFÎ TEFSÎR:Tasavvuf, Kur’ân’ın sezgisel ve duygusal yönünü temsil eder. Tasavvuf kavramı, Kur’ân’da lafız olarak yoksa da ilke, amaç ve hayat tarzı olarak vardır. Kur’ân’ın ahlak, tefekkür, zikir, tesbih, tahmid, tekbir… vb. kavramlarını mutasavvıflar kendilerine konu edinmiş, ilgili âyetleri tefsîr etmişlerdir. Mutasavvıflar, yaptıkları tefsîre “işârî tefsîr” ismini vermişlerdir. İşârî tefsîr; ilk anda akla gelmeyen fakat tefekkürle âyetin işaretinden kalbe doğan ma’nâdır. Sûfîler, riyazet ve ibadetle ledünnî/vehbî ilmi elde ettiklerini, bu ilim sayesinde zihinlerine doğan yorumları kapalı bir üslupla, remiz ve işaretlerle ifade ettiklerini söylediler. İşârî tefsîre, sûfî ve tasavvufî tefsîr de denir.
Sûfî Tefsîr iki kısma ayrılır:
1- İşârî sûfî tefsîr: Zâhirî anlam ile uyuşan gizli anlamlara ve işâretlere göre Kur’ân’ı tefsîr etmektir.
2- Nazarî sûfî tefsîr: Kur’ân’ı bir takım nazariyelere ve felsefî görüşlere uygun düşecek biçimde yorumlamaktır. Bu yorumda sûfîlikle felsefe birleştirilmiştir.
İşârî sûfî tefsîr; sûfînin riyazatına, nazarî sûfî tefsîr ise sûfînin zihninde önceden var olan düşüncelere dayanır. İşârî sûfî tefsîr yapan, işârî anlamın dışında bir ma’nâ olmadığını ileri sürmez. Zâhirî mana asıl, işârî ma’nânın ise âyette mündemiç olduğunu söyler. Nazarî sûfî tefsîr yapan ise kendi verdiği ma’nânın âyetin tek anlamı olduğunu iddia eder.

TAHSİNİYYÂT;Muteber maslahatlardan üçüncü mertebeyi teşkil eden maslahatlardır.
TURUKU’L-HADİS:Hadisin senetleri manasına gelen turuku’l-hadis, hadis edebiyatında, herhangi bir hadisin rivâyet edildiği değişik isnadları sıralayan hadis kitaplarına denir.
UDHİYE :Udhiye, Allah’a yakınlaşmak amacıyla, usulüne uygun olarak kurban edilen, belirli şartları taşıyan hayvan demektir
ÜLÜ’L-`AZM:Azim, aksiyon, karar, irade ve sabır sahipleri demektir. Bu tabir Kur’ân’da bir âyette geçmiş (Ahkâf, 46/35) ve bununla Hz. Nuh, Hz. İbrâhim, Hz. Musa, Hz. İsâ ve Hz. Muhammed (a.s.) kastedilmiştir.
ÜSLÛBÜ’L-KUR’ÂN:Üslûp; tarz, yol, biçim, metot, usul; uslûbü’l-Kur’ân ise, Kur’ân üslûbu demektir. Bununla maksat; Kur’ân’ın hem içerik ve anlam hem de şekil ve lafız yönünden kendine özgü bir metodunun olmasıdır. Kur’ân ne şiirdir ne de nesir. Secili ifadeleriyle şiire benzer, ancak şiir kalıplarına uyan bir vezni yoktur. Nesir yazılarına benzer ancak tam bir nesir yazı da değildir. Kur’ân’ın kendine özgü bir ifade tarzı vardır. Mümini müjdelerken kâfiri inzâr eder, helâla teşvik ederken haramdan sakındırır. Konu içinde konu anlatır. Kıssa anlatırken hüküm ortaya koyar, geçmişi anlatırken geleceğe yöneltir. Hasılı Kur’ân, her yönüyle bir şaheserdir.
VAHİY KATİPLERİ:Vahiy katipleri, Hz. Muhammed (a.s.)’a inen âyetleri yazanlara denir. İlk vahiy katipliğini Mekke’de Abdullah İbn Sa’d, Medine’de Zeyd ibn Sabit yapmıştır. 40 kadar vahiy katibi vardı. Bunlardan bazılarının isimleri şunlardır; Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir, Muaviye, Amr ibn el-As, Muaz ibn Cebel, Übey ibn Ka’b, Muğire ibn Şu’be, Şurahbil ibn Hasene, Halid ibn Velid…
Vahiy katipleri, âyetleri ince beyaz taşlara, kürek kemiklerine, işlenmiş derilere, bez parçalarına, hurma dallarına yazıyorlardı. Hz. Ebû Bekir’in halifeliği zamanında bu malzemeleri Zeyd ibn Sabit bir kitap halinde cem etmiştir.
VAHY-İ GAYRİ METLÜV :Okunmayan vahiy demektir. Bundan maksat, Peygamberin Kur’ân dışı aldığı vahiydir. Hz. Muhammed (a.s.)’in Kur’ân dışı vahiy aldığının, âyet ve hadislerden bir çok delili vardır. Bakara sûresinin 144, Tahrîm sûresinin 3, Necm sûresinin 3-4, Nisâ sûresinin 113, Ahzâb sûresinin 34. âyetleri; Cibrîl hadisi diye meşhur olan hadis (Ebû Dâvûd, Kader, 17) buna delildir. Cibril, Kur’ân için indiği gibi sünnet için de iniyordu (Tecrid, II/460-464). Hz. Muhammed (a.s.), “Bana Kur’ân ve onun gibi bir misli verildi.” demiştir (Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Ahmed, IV/131). Hz. Peygamber Kur’ân dışı vahiy almakla birlikte, bütün hadislerin vahiy ürünü olduğunu söylemek de mümkün değildir. Çünkü Peygamberimiz, Kur’ân âyetlerini tefsîr ve teyit sadedinde, öğüt vermek amacıyla, kendi re’yini beyan sadedinde sözler de sarf etmiştir. Bunlar dinde delil olmakla birlikte, vahiy ürünü olarak kabul etmemek gerekir; ancak, vahyin kontrolünde söylenmişlerdir.
VAHY-İ METLÜV:Okunan vahiy demektir. Bundan maksat Kur’ân’dır. “?Bu Kur’ân bana sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu?” (En’âm, 6/19); “Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur’ân-ı acele okuma…” (Tâ-hâ, 20/114) vb. âyetler, Kur’ân’ın vahiy ürünü olduğunu ifade etmektedir.

VÜCÛH VE NEZÂİR:Vücûh, çeşitli anlamlarda kullanılan müşterek (çok anlamlı) lafızlara; nezâir ise, bir çok kelimenin aynı anlamda kullanılmasına denir. Sâlat kelimesinin Kur’ân’da beş vakit namaz (Bakara, 2/3), ikindi namazı (Mâide, 5/106), Cuma namazı (Cum’a, 62/9), cenaze namazı (Tevbe, 9/84), dua (Tevbe, 9/103), din (Hûd, 11/87), kırâat (İsrâ, 17/110), rahmet ve istiğfar (Ahzâb, 33/56), namaz kılınacak yer (Hac, 22/40) anlamlarında kullanılması vücûha; sakar, nâr, hutame, cahim, hâviye, saîr kelimelerinin cehennemi ifade etmek için kullanılması ise nezâire örnektir.

ZÂHİRU’R-RİVÂYE:Rivâyetin açık olanı anlamına gelen zâhiru’r-rivâye, Hanefîlerden İmam Muhammed ibn Hasen eş-Şeybânî’nin yazdığı eserlerden bir bölümüne verilen özel bir isimdir.
İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin talebelerinden biri olan İmam Muhammed, Hanefî mezhebinde çok sayıda eser veren biridir. Bu nedenle kendisine, Hanefî mezhebinin nâkili denilmiştir. İmam Muhammed, el-Asl (el-Mebsût), el-Câmiu’s-Sağîr, el-Câmiu’l-Kebîr, es-Siyerü’s-Sağîr, es-Siyerü’l-Kebîr, ez-Ziyâdât ve Ziyâdâtü’z-Ziyâdât adlı eserleriyle, Hanefî fıkhının görüşlerini nakletmiştir. Hanefî fıkhının temelini teşkil eden bu kitaplar tevâtür veya şöhret derecesinde nakledildiğinden, bunlara zâhiru’r-rivâye denilmiştir.
İmam Muhammed’in yazmış olduğu bu altı kitabı, Hâkim-i Şehîd Ebû Fazl Muhammed Mervezî, Kâfî isimli kitapta toplamıştır. Hanefî fakihlerinden Şemsüleimme Serahsî, bu kitabı Mebsût ismiyle şerh etmiştir. Bunun dışında İmam Muhammed’in yazmış olduğu kitaplardan Asl veya diğer ismiyle Mebsût, Şeyhülislam Hâherzâde, Şemsüleimme Hulvânî, Şeyhülislâm İsbîcâbî, Fahrulislâm Ali Pezdevî ve Sadrulislâm Muhammed Pezdevî tarafından şerh edilmiştir. Bu şerhler yazarlarının isimlerine nispetle Mebsût-ı Hâherzâde, Mebsût-ı Hulvânî, Mebsût-ı Pezdevî şeklinde anılırlar.
İmam Muhammed, bu kitaplarıyla Irak fıkhını toplamış ve bunları ilim ehline nakletmiştir. Bu kitaplar Hanefî fıkhının ana kaynaklarıdır.
ZARÛRİYYÂT:Muteber maslahatlardan birinci mertebeyi teşkil eden maslahatlardır.
ZÂTÎ SIFATLAR:Zâtî sıfatlar; Allah’ın zatını niteleyen sıfatlardır. Bunlar; “vücut”, “kıdem”, “bekâ”, “vahdâniyet”, “muhâlefetün lilhavâdis” ve “kıyâm binefsihî” olmak üzere altı tanedir.

Kaynak:DİB Dini Kavramlar Sözlüğü

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-11

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  277 Kez Okundu

MÜBAHELE AYETİ:ArapçaÂl-i İmrân Suresi’nin 61. ayeti mübahale ayeti olarak isimlendirilmiştir. “Mübahele” kelime anlamı olarak “karşılıklı beddua etme” demektir. Ayet; “Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle ‘çekişip-tartışmalara girişirlerse’ de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım.şeklindedir
MÜDAYENE AYETİ:Anlamlı en kısa âyet bir kelime olan ve “yemyeşil” anlamındaki “müdhâmmetân” dır (Rahmân, 55/64). En uzun âyet ise bir sayfadır. Müdayene= (Borçlanma) Ayeti diye bilinen Bakara suresinin 282. ayetidir. (Diyanet İşleri Başkanlığı, Dini Kavramlar Sözlüğü, AYET maddesi)
En kı¬sa ayetler olarak şunlar sayılabilir: “yâsîn” (Yâsîn 36/1), “er-rahmân” (er-Rahmân 55/1), “müdhâm-metân” (er-Rahmân 55/64), “sümme na¬zara” (el-Müddessir 74/21), “ve’l-fecr” (el-Fecr 89/1), “ve’d-duhâ” (ed-Duhâ 93/1), “ve’l-asr” (el-Asr 103/1) (bk. T.D.V. İslam Ansiklopedisi, AYET maddesi)

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-12(Murakıplık)

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  351 Kez Okundu

-Hisbe teşkilatı
-Muhtesib
-Hak-Tahkik
-Muhakkiklerin görev ve yetkileri
-657 sayılı devlet memurları kanunu
-4483 Memur ve diğer Kamu görevlilerinin yargılanması hakkındaki kanun
-Muhakkik/Müfettiş
-Hukuk/Kanun/Anayasa/Yönetmelik/Yönerge/Genelge/Talimat/İçtihat
-Memur/Kamu Görevlisi/Kamu hizmeti/Kamu hizmetlisi
-Muhbir/Müşteki/Sanık/Tanık/Belge/Suç
-Suça teşebbüs/Suça iştirak/Kusur/Kabahat/Haksız fiil/Sorumluluk/Ceza/Kamu davası/Şahsi dava/Ceza hukuku
-5442 sayılı İl İdare Kanunu
-Soruşturma çeşitleri:Adli,idari
-765 sayılı Türk Ceza Kanunu
-2802 sayılı Hakimler ve savcılar kanunu
-2004 icra ve iflas kanunu
-2547 saylı Yüksek Öğretim Kanunu
-İdari soruşturmanın diğer bir adı Disiplin soruşturmasıdır.
-Disiplin cezaları:Uyarma,kınama,aylıktan kesme,kademe ilerlemesinin durdurulması,Devlet memurlğundan çıkarma
-Naiplik ve istinabe
-Bilirkişi
-Rapor çeşitleri:Soruşturma, ön inceleme, inceleme, ön rapor,genel teftiş
-Genel teftiş
-Teftiş defteri
-2577 sayılı İdari Yargılama Kanunu
-5434 sayılı Emekli sandığı kanunu
-1918 sayılı Kaçakçılığın men ve takibine dair kanun
-7201 sayılı tebligat kanunu
-6245 sayılı Harcırah Kanunu
-2596 sayılı Bazı kisvelerin giyilmeyeceğine dair kanun
-Diyanet İleri Başkanlığı tüzükleri:KADRO-DİN ŞURASI-TEFTİŞ KURULU TÜZÜĞÜ
– 657 DMK nın temel ilkeleri
1-Sınıflandırma
2-Kariyer
3-Liyakat
– 657 SDMK’ na göre istihdam şekilleri
1- Memurlar
2- Sözleşmeli personel
3- Geçici personel
4- İşçiler eliyle gördürül.
-657 sayılı DMK na göre devlet memurlarının ödev ve sorumlulukları 1- Sadakat
2- Tarafsızlık ve devlete bağlılık
3- Davranış ve işbirliği
4- Yurt dışında davranış
5- Amir durumunda olanların görev ve sorumlulukları
6- Kişisel sorumluluk ve zarar
7- Kişilerin uğradıkları zarar
8- Mal bildirimi (3628)
9- Basına bilgi veya demeç verme
10- Resmi belge, araç ve gereçlerin yetki verilen mahaller dışına çıkarılmaması ve iadesi
-657 sayılı DMK’ na göre Memurların genel hakları
1- Uygulamayı isteme hakkı
2- Güvenlik
3- Emeklilik
4- Çekilme
5- Müracaat, şikâyet ve dava açma
6- Sendika kurma
7- İzin
8- Kovuşturma ve yargılama
9- İsnat ve iftiralara karşı koruma
– 657 SDMK na göre devlet memurlarına getirilen yasaklar
1- Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı.
2- Grev yasağı
3- Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı
4- Hediye alma , menfaat sağlama yasağı
5- Denetimindeki teşebbüsten menfaat sağlama yasağı
6- Gizli bilgileri açıklama yasağı.
– 657 sayılı DMK’ na tabi kurumlarda çalışan memurların sınıfları
1- Genel idare hizmetleri sınıfı
2- Teknik hizmetler sınıfı
3- Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı
4- Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Sınıfı
5- Avukatlık Hizmetleri Sınıfı
6- Din Hizmetleri Sınıfı
7- Emniyet Hizmetleri Sınıfı
8- Yardımcı Hizmetler Sınıfı
9- Mülkî İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfı
10- Milli İstihbarat Hizmetleri Sınıfı
-Genel olarak memuriyete giriş yaşı 18’dir.
– Adaylık devresi içinde Devlet Memurluğu ile ilişikleri kesilenler (sağlık nedenleri hariç) kaç 3 süre ile Devlet memurluğuna alınmazlar.
– Devlet memurlarının “yıllık izin” süreleri 1 yıldan 10 yıla kadar olanların(10 yıl dahil) à 20 gün…(1 yıl-10 yılà 20 gün)10 yıldan üstü olanlarà 30 gün (11 yıl ve üstüà 30 gün)

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-13

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  282 Kez Okundu

-Camiu’l-Kur’an unvanı ile anılan halife
– Hz. Zeyd b. Sâbit
-Kıratı Asım ve rivayeti Hafs’a sekte bulunan sureler
-Arz
– Kur’an’ın en uzun suresi Bakara suresi 286 ayetten oluşmaktadır.
– Kıraat ilminde kıraat-ı seb’a (yed-i kıraat)
-Hadesten teharet” ifadesindeki “hades”in anlamı Hükmî kirlilik
-Peygamberimiz tarafından kendisine ilk gıyabi cenaze namazı kıldırılan şahıs Necaşi
-“Siyer-i Nebi” ya da “Siret-i Nebi” :Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatını anlatankitaplardır.
-Abdullah b. Zeyd el-Ensarî

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI-14

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  502 Kez Okundu

-Allahın varlığının delilleri
-Allahın sıfatları
-AMİLE/SAİME/SARİYE/DARİBE/MALUFE/MAKULE
-Ariyet/Veia/Hibe/ Rehin
-ARZA
-ASLI MED
-Berzah
-Cami/Sünen..
-CEBRİ MUTEVASSİT
-CENAZE NAMAZININ RÜKÜNLERİ
-Ehli Kitap
-Fetanet
-Fesih/Talak/Muhalea/Tefviz
-Gurre
-İbdal
-İBRAD/İSFAR/TAĞLİZ
-İlk Cuma namazı
-İmale
-İnzar ve Tebşir
-İstitaat
-İşmam
-İla
-İbn Teymiye
-İcma
-İDGAMI MÜTECANİSEYN/GARİBEYN
İlm-i Kelam /İ.Hakkı İzmirli
-İmamet-i Suğra
-İRHAS
-İstishab
-İstihsan
-İSMET SIFATI
-Haciyyat/Zaruriyyat/Tahsiniyyat/Mekasiduş Şeria
-Hac çeşitleri
-HAFDI SAVT
-HAŞR
-Hemzei Katı
-Hükmür –Ra
-HURUFU MUKATTA
-Hutbe Bilgileri
-Kesb
-Kuranın harekeleme işlemi
-Kütüb-i Sitte
-Leyyinul Hadis
-Tahkiki İmam
-Medlerin hükümleri
-MESBUK/MÜDRİK/MÜBTEDİ/LAHİK
-Mevkuf Hadis
-MİRAC/İSRA
-MÜTEVATİR KIRAAT
-MUTE SAVAŞI
-MUHAZATÜNNİSA/ZELLETÜL KARİ
-MUTEZİLE MEZHEBİNİN GÖRÜŞLERİ
-Munkatı/Mevkuf/Aziz /Hasen Hadis
-Mev
-Mudal/Mürsel/Munkatı hadis
-MÜDAREBE/MÜDAHENE/MÜNAZARA/MÜDAREBE
-Mushaf
-Necaseti Galize
-Okuyuş şekilleri
-Ravinin Tenkit Noktaları,
-Rivayet tefsirinin Özellikleri
-Ruhsat/Azimet
-Ruyetullah
-Sahih Hadis
-Secde sureleri
-SELEFİYYE
-Talak çeşitleri
-Tavavufi tefsirler
-Tecvidde kalın harfler
-TEFEŞŞİ
-Teshil
-Tevilatül Kuran /Maturidi
-Teyemmüm
-Tevilkatül Kuran /Maturidi
-VAKIF ALAMETLERİ
-VAHİY KATİPLERİ
-Yemin kefareti
-Zamirin okunuşunda istisna yerler
-Zekat verilecek malda aranan şartlar

8

Kasım
2012

GÜNCEL SINAV KONULARI /KURAN-I KERİM -15

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  361 Kez Okundu

Tecvid, sıfatları yönünden harflerin hakkını ve müstehakkını vermektir.” Tanımda geçen
“hakkını” kelimesinden maksat harfleri cehr, hems, şiddet, rihvet gibi sıfatı lâzımelerine uygun
okumak, “müstehak” kelimesinden maksat ise harfleri lîn, kalkale vb. sıfatı ârızelerine uygun,
güzel bir şekilde ne eksik ne fazla okumak demektir
Tecvidin konusu, Kur’ân harfleridir
Tecvidin gayesi, Kur’ân kelimelerini Hz. Peygamber’den (s.a.s) alındığı şekliyle muhafaza
etmek ve Kur’ân tilâvetinde hata yapılmasını önlemektir
Tecvid, ilim olarak farz-ı kifâye, uygulama olarak Kur’ân okuyan kişilere farz-ı ayındır.Arap alfabesi
28 asli harften oluşur.

Fer’î Harfler
a) Teshil ile Okunan Hemze
Teshil, sözlükte “kolaylaştırmak” anlamındadır. Kıraat ıstılahında ise, “birbirini takip eden iki
hemzeden ikincisini, hemze ile elif, hemze ile vâv veya hemze ile yâ arası bir sesle okumak” demektir Bu üç çeşit teshilli okumaya aşağıdaki örnekleri vermek mümkündür:
“Hemze” ile “elif” arası bir sesle okunan “hemze” için “ ءَ أَعْجَمِيٌّ ” (Fussilet, 41/44) ayetindeki ikinci
“hemze”nin okunuşunu,
“Hemze” ile “yâ” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَئِنَّكُمْ ” (En’âm, 6/19) ayetindeki ikinci
“hemze”nin okunuşunu,
“Hemze” ile “vâv” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَؤُنَبِّئُكُمْ ” (Âl-i İmrân, 3/15) ayetindeki ikinci
“hemze”nin okunuşunu örnek gösterebiliriz.
Asım kıraatinde, sadece birinci gruptaki teshil uygulanmaktadır.
b) İmâle ile Okunan Elif
İmâle, sözlükte “bir şeyi bir şeye meylettirmek” demektir.Kıraat ıstılahında ise, “med harfi olan
elifi, elif ile yâ arası bir sesle”, bir başka deyişle “üstün harekeyi esreye doğru meyilli okumaya” denir.
İmâle ile okuyuşun Asım kıraatindeki tek örneği “ مَجْرَیھَا ” (Hûd, 11/41) ayetidir.Bu ayette “ra” harfinin
harekesi olan üstün, esreye meylettirilerek okunacağından “ra” harfi de ince okunur.
c) İşmam ile Okunan Sad
Bu işmam çeşidi; “ ص: sad” harfinin, “ ص: sad” ile “ ز: zâ” harflerinin karışımından meydana gelen
bir harf şeklinde okunmasıdır. Asım kıraatinde bu tür bir işmamlı okuyuş bulunmamaktadır.Asım kıraatinde “ لاَ تَاْمَنَّا ” (Yusuf, 12/11) âyetinde bir başka işmam çeşidi yapılmaktadır ki bu da
âyetteki idğâmlı nun harfinin okunması esnasında, dudakların ötreyi gösterecek şekilde, sessizce ileri
uzatılıp geri çekilmesi şeklinde uygulanır
d) Tefhim ile Okunan Lâm
Tefhîm, “ ل: lâm” harfinin kalın okunması demektir. Bu kural, sakin veya üstün harekeli “ ص: sad”,
ط“ : ta” ve “ ظ: za” harflerinden sonra gelen “ ل: lâm” harfini kalın okumak şeklinde uygulanır. “ ”الصَّلٰوةَ
(Bakara, 2/ اَظْلَمَ“ ,( 3 ” (Bakara, 2/20) ve “ اَلطَّلاقُ ” (Bakara, 2/229)
Asım kıraatinde bulunmayan bu tarz okuyuş Medine kıraat ekolünün ravilerinden Verş ‘e aittir
e) İhfâ ile Okunan Nûn

Mahrecin Kısımları
1. Hakiki Mahrec
Harf, bir mahrece temas ederek çıkıyorsa, o yere “hakiki mahrec” denir. Yirmi sekiz harfin
tamamının da çıkış yeri olan “boğaz” ( اَلْحَلْقُ ), “dil” ( لسَان ) ve “dudak” ( شفَتَان ) hakiki mahrec
bölgeleridir.
2. Takdiri Mahrec
Harf herhangi bir mahrece temas etmeden çıkıyorsa, buna “takdiri mahrec” denir.

Takdiri mahrec bölgelerini aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:
a) Geniz
Geniz, ihfâ halinde veya ğunneli idğâm halinde olan sakin nûn ve mîm” harflerine ait
ğunnenin mahrecidir
b) Ağız ve Boğaz Boşluğu
Ağız ve boğaz boşluğundan med harfleri olan “ و: vâv”, “ ى: yâ” ve “ ا: elif” çıkar.

HARFLERİN SIFATLARI
Sıfat “harfin, mahrecinden telaffuzu esnasında aldığı keyfiyete” denir.
Zıddı Bulunan Sıfatlar:Cehr-Hems,Şiddet-Rihvet,İstila-İstifal,İtbak-İnfitah,İsmat-İzlak
Zıddı Bulunmayan Sıfatlar:İstitale,İnhiraf,Kalkale,Lin,Safir,Tefeşşi,Tekrir

Art Arda Gelen iki Harekeli Harfin Telaffuzu
1. Art arda gelen aynı iki harfin birbirinden ayırt edilerek okunmasına dikkat edilmelidir.
2. Çıkış yerleri birbirine yakın olan harflerin art arda gelmeleri halinde de iki farklı mahreci özenle
birbirinden ayırt etmek gerekir
3. Elifbâ’nın en zor harfi olan “ ض: dad” harfinden sonra “ ظ: za” harfi gelmesi durumunda yine
son derece dikkatli bir telaffuz gerekir

Birincisi Harekeli İkincisi Sakin İki Harfin Telaffuzu
1. Kalın bir harften sonra gelen kalın harf, sükûnu ile birlikte kalın okunur. Mesela “ ”مَرْصُوصٌْ
kelimesindeki ötreli “ ص: sad” harfi kalın okunduğu gibi, sükûnlu olan ikinci “ ص: sad” harfi de kalın
okunur.
2. İnce bir harften sonra gelen ince harf sükûnu ile birlikte ince okunur. Mesela “ْ ”یَصِفُونَ
kelimesindeki ötreli “ ف: fâ” harfi ince okunduğu gibi kelimenin son harfi olan “ ن: nûn” da sükûnu ile
birlikte ince okunur.
3.İnce bir harften sonra gelen kalın harfin sükûnun icrası dikkat gerektirir. Bu durumda, ince harfi
telaffuz eder etmez süratlice kalın harfin sükûnuna geçilir ve bu harf kalın okunur. Mesela, “ ”تَقْوَى
kelimesindeki “ ت: tâ” harfi ince, sonrasındaki sakin olan “ ق: kaf” harfi kalın okunur.
4.Kalın bir harften sonra ince harfin sükûnuna geçiş de uygulama da dikkat edilmesi gereken
hususlardandır. Bu harflerde geçiş de şu şekilde yapılır; kalın harf kalın bir sesle okunur okunmaz ince
harfin sükûnuna süratlice geçilir ve bu ince harf sükûnuyla birlikte ince okunur. Mesela “ ”فَارْغَبْ
kelimesindeki “ غ: ğayn” kalın, sonrasındaki “ ب: bâ” harfi ince okunur.

HARFLERİN UZATILMASI “MED”
1. Meddin Tanımı
“Med harflerinden biriyle
sesin uzatılması”na denir
2. Med Harfleri
Kendisinden önceki harfin sesini uzatan harfe “med harfi” denir.
Med harfleri üç tanedir; “ و: vâv” , “ ي: yâ ”
3. Med Sebepleri
a) Hemze:Boğazın en dibindeki “hakiki mahrec”den çıkar ve “ أ ” şeklinde yazılır
aa) Hemze-i Katı’: Yazıda ve okunuşta bulunan dolayısıyla da med sebebi olan hemzedir.
bb) Hemze-i Vasıl:Vasıl halinde okunmayan dolayısıyla da med sebebi de olamayan
hemzedir.
b) Sükûn: Sükûn, “harekesizlik”tir, alameti cezimdir.
aa) Sükûn-u Lâzım: Sükûn-u lâzım da, vakıf halinde de vasıl halinde de değişmeyen, mevcut
sükûndur.Yani “vakfen ve vaslen sabit olan sükûn”dur.
bb) Sükûn-u Ârız:. Sükûn-u ârız da, kelimenin
aslında olmayıp vakıf sebebiyle ortaya çıkan, vasıl halinde ise düşen sükûna denir.Yani bu
sükûn, “vakfen sabit, vaslen sakıt olan sükûn”dur.

Med Çeşitleri
a) Aslî Med: Harfin sesini uzatmak için hemze veya sükûna ihtiyaç duyulmayan medde “aslî med”
denir.
aa) Medd-i Tabiî: Harf-i med bulunur, sebeb-i med bulunmazsa medd-i tabiî olur. اُوتِینَاTabiî meddi, bir elif miktarı uzatmak vaciptir
bb) Zamir: Tecvid ilminde zamirden kastedilen, “müfred, müzekker, gaib zamiri” olan “ :هُ
hû” “muttasıl zamiri”dir.25 Bu zamire, tekil şahıstan kinaye olduğu için “ha-i kinâye” de
denmiştir.
Med (sıla) ile Okunuşu:
1. Zamirin sıla ile okunabilmesi için, zamirden önceki harfin harekeli olması gerekir
2. Şayet, med yapılarak okunan zamirden sonra hemze gelmiş ise, o zaman medd-i
munfasıl yapılır, buna da “sıla-i kübrâ”
3. İsm-i işaret olan “ ھٰذِهِ” kelimesinin sonundaki “ ه” de, zamir hükmünde olduğundan
mukadder bir “yâ” ile uzatılır
Medsiz (adem-i sıla ile) Okunuşu
1. Zamirin adem-i sıla ile okunması için zamirden önceki harfin sakin olması gerekir .Ancak, فِیھِ مُھَانًا (Furkan, 25/69) âyetindeki zamir bu kuralın istisnasıdır. Uzatılmaması gereken
bu zamir, “ayetteki dehşetli azaba tenbih” ve “boğaz harfi olan he’nin esresinden, dudak harfi
olan mim’in ötresine süratle ve kolaylıkla geçişi sağlamak”için çekilir.
2. Zamir, vakf halinde uzatılmaksızın okunur
3. Zamirden sonraki harf sakin ise vasıl halinde med yapılmaz
4. Zümer sûresinin 7. ayetindeki “ یَرْضَھُ” lafzındaki zamir, fiilde hazfedilen elif-i maksûre
hükmen mevcut kabul edilerek çekilmeden ihtilas ile okunur.
5. Zamire benzedikleri halde, kelimenin aslından olan “he” harfleri, zamirle
karıştırılmamalıdır. Bunlar da zamir olmadıkları için uzatılmadan okunurlar.

b) Fer’î Med
Hemze veya sükûn sebebiyle aslî med üzerine ziyadeden doğan medde “fer’î med”
denir. Bu med, “medd-i mezîd” veya “medd-i medîd” diye de isimlendirilir.

aa) Medd-i Muttasıl
Med harfinden sonra, sebeb-i med olan hemzenin aynı kelimede bulunmasından meydana
gelen medde “medd-i muttasıl” denir. Bu medde “muttasıl” isminin verilmesi, harf-i med ve
sebeb-i meddin “bitişik” olarak aynı kelimede bulunmasındandır وَجِيۤءَ
Medd-i muttasılın hükmü vaciptir.

bb) Medd-i Munfasıl
Med harfinden sonra, sebeb-i med olan hemzenin ayrı ayrı kelimelerde yan yana
bulunmasından meydana gelen medde “medd-i munfasıl” denir.“Ayrılmış med” anlamına
gelen medd-i munfasıl, bu ismini med harfi ve hemzenin ayrı kelimelerde yer almasındaki
konumundan almıştır
Medd-i munfasıldaki med harfi bazen takdiri olur ve yazıda gözükmez. Bu durum
genellikle takdiri bir “vâv” veya takdiri bir “yâ” ile uzatılan zamirde veya ismi işarette
ortaya çıkar ki64 buna “sıla-i kübra” da denir. Medd-i munfasılın meddi “caiz”dir

cc) Medd-i Lâzım
Med harflerinden biri ve sebeb-i medden sükûn-u lâzım aynı kelimede yan yana bulunursa
“medd-i lâzım” olur. خَاصَّةً – اَلصَّافُّۤونَ
Kelimede Medd-i Lâzım:Kelimede meydana gelen medd-i lâzım, şeddeli (idğâmlı) ve
şeddesiz (idğâmsız) olmak üzere iki şekilde görülür
Medd-i Lâzım Kelime-i Müsakkale: Harf-i medden sonra sebeb-i med olan sükûn-u lâzım,
idğâmlı/şeddeli olarak bulunursa buna “ağır kelime” anlamına gelen meddi lâzım kelime-i
müsakkale denmiştir مُدْھَامَّۤتَان – حَادَّۤ
Medd-i Lâzım Kelime-i Muhaffefe: Harf-i medden sonra sebeb-i med olan sükûn-u lâzım,
idğâmsız olarak bulunursa buna “hafif kelime” anlamına gelen meddi lâzım kelime-i
muhaffefe denmiştir. Bunun örneği sadece Yunus
Sûresi’nin 51. ve 91. ayetlerinde geçenlafızdır. Bu kelimesinin aslı, “ ءَاَلْانَٰ” dir. Buradaki
birinci hemze soru hemzesi, ikinci hemze ise kelimenin aslından olan hemzedir. İkinci hemze
elife çevrilerek med harfi olmuştur.

Harfte Medd-i Lâzım: Harfte meydana gelen medd-i lâzım sadece huruf-u mukattaa’da görülür
Medd-i Lâzım Harf-i Müsakkale: Harf-i medden sonra, sebeb-i med olan sükûn-u lâzım,
idğâmlı olarak bulunursa buna medd-i lâzım harf-i müsakkale denir:”الۤمۤ“-”طٰسۤمۤ“
Medd-i Lâzım Harf-i Muhaffefe: Harf-i medden sonra, sebeb-i med olan sükûn-u lâzım,
idğâmsız olarak bulunursa buna medd-i lâzım harf-i muhaffefe denir ”الۤمۤ“-(صَادْ) ”صۤ“
Meddi lazımın hükmü “vacip”tir.

dd) Medd-i Ârız
Med harflerinin birinden sonra, sebeb-i med olan ârız sükûn gelirse “meddi ârız” olur مَجیدٌْ
ÜSTÜN: 3 vecih: 1. Tul: 4 elif, 2. Tevassut: 2-3, 3. Kasr: 1 elif
ESRE: 4vecih: 1. Tul: 4 elif, 2. Tevassut: 2-3, 3. Kasr: 1 elif, 4. Kasr ile revm
ÖTRE: 7vecih: 1. Tul: 4 elif, 2. Tevassut: 2–3, 3. Kasr: 1 elif, 4. Tul ile işmam, 5.Tevassut ileişmam, 6. Kasr ile işmam, 7. Kasr ile revm
Kıraat imamımız Asım Hazretleri medd-i ârızı tevassut vechi ile okumayı tercih etmişlerdir.
Revm:
“Revm, hafif bir sesle harekeyi belirtmektir. Göremeyenlere harekeyi duyurmak maksadına yönelik yapılan revm; vakıf halinde ötre ve esrede yapılır, üstünde yapılmaz.
İşmam:
“Sükûndan sonra ötreye işaret etmek üzere dudakları önde yummaktır.” Dolayısıyla
işmam sadece ötrede yapılır. İşmamda ses yoktur. Harekeyi duyma imkânına sahip olamayanlar, işmamdaki dudak hareketi sayesinde harekeyi anlama imkânı elde ederler

Revm ve İşmam Yapılmayan Yerler
a) Sonu tenvinli kelimelerde
b) Ârızî harekelerde
c) Müenneslik te’lerinde
d) Cemi mimlerinde

ee) Medd-i Lîn
Lîn harfinden sonra, sebeb-i med olan ârız veya lâzım sükûn bulunursa “medd-i
lîn” olur. خَوْفٍ Lin harfleri, “kendisi sakin, makabli meftuh vâv: وْ- ve “kendisi sakin makabli meftuh yâ:
يْ -”dır

Toplam 194 sayfa, 93. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020309192939495100110120...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.