4

Eylül
2012

Talak ve Mehir Çeşitleri

Yazar: arafat  |  Kategori: FIKIH  |  Yorum: Yok   |  377 Kez Okundu

Talâkın Çeşitleri:
Biçimi ve sonuçları bakımından talâk çeşitlere ayrılır. Biçiminin Kur’ân ve sünnetin belirlediği kurallara uygunluğu açısından talâk sünnî ve bid’i olmak üzere ikiye ayrılır. Sonucunda evlilik hayatına dönüş imkânı tanıyıp tanımaması bakımından da talâkın ric’î ve bain olmak üzere iki çeşidi vardır.
a- Sünnî Talâk:
Sünnî talâk (talâk-ı sünn), Kur’ân ve sünnetin talimatına uygun olan boşama biçimidir.
b- Bid’î Talâk:
Kadını hayız günlerinde veya temizlik halinde cinsi temastan sonra yahut temizlik halinde birden fazla boşamak sünnete aykırı olduğundan bid’î talâk (talâk-ı bid’) adını alır.
c- Ric’î Talâk:
Yeni bir nikâh akdi yapılmadan erkeğin eşiyle normal aile hayatına dönmesine imkân veren boşama şekline ric’î talâk denir.
d- Bain Talâk:
Yeni bir nikâh akdedilmeden erkeğin normal evlilik hayatına dönüşüne imkan vermeyen boşama şekline bain talâk denir.
((Şamil İslam Ansiklopedisi)
Bâin talak, beynûnet-i* suğrâ (küçük ayrılık) ve beynûnet-i kübrâ (büyük ayrılık) olmak üzere iki kısma ayrılır. Buna hürmet-i hafife ve hürmeti galiza da denir. Bir veya iki talak ile meydana gelen bâin talaka beynûnet-i suğrâ; üç talak ile meydana gelen bâin talaka da beynûnet-i kübrâ adı verilir.
MEHİR ÇEŞİTLERİ:Erkeğin evlenirken eşine verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para veya başka bir mala mehir denir. Kur’ân-ı Kerim’de, evlenen erkeğin kadına mehir vermek zorunda olduğu ve bunu zorla geri almasının caiz olmadığı konusunda âyetler bulunmaktadır (Bakara, 2/237; Nisâ, 4/4, 20, 24, 25; Mâide, 5/5). Hanefîlere göre mehir nikâhın sonuçlarından biridir. Bu nedenle nikâh esnasında belirlenmemiş olsa, hatta nikâh esnasında verilmeyeceği şart koşulsa bile evlenen kadın mehre hak kazanır.
Mehir nikâh anında belirlenip belirlenmemesine göre ikiye ayrılır. Mehir nikâh anında belirlenmişse buna mehr-i müsemmâ, nikâh esnasında belirlenmemişse mehr-i misil denir. Evlilik sırasında mehrin belirlenmemesi veya belirlenen mehrin bir sebeple geçersiz sayılması halinde, evlenen kadın mehr-i misile hak kazanır. Mehr-i misil, evlenen kadının, akrabaları arasında her bakımdan kendi konumunda olan kadına verilen mehir demektir.
Mehir, ödenme zamanına göre, mehr-i muaccel ve mehr-i müeccel olmak üzere ikiye ayrılır. Mehr-i muaccel, peşin olarak ödenen mehirdir. Kadın mehr-i muacceli almadan kendisini kocasına teslim etmeme hakkına sahiptir. Mehr-i müeccel ise, veresiye, yani ödenmesi sonraya bırakılan mehirdir. Bu mehrin ödenmesi için herhangi bir zaman belirlenmişse, bu tarih geldiğinde kadın mehre hak sahibi olur. Bir vakit belirlenmemişse, nikâhın sona ermesiyle mehir muacceliyet kazanır ve ödenmesi gerekir. Başka bir deyişle, boşanma halinde kocanın bu mehri ödemesi gerekir; ölüm halinde de, bırakmış olduğu terikeden ödenir.
Kaynak:
-Şamil Ansiklopedisi,
-Diyanet Kavramlar Sözlüğü

4

Eylül
2012

Namaz Bilgileri

Yazar: arafat  |  Kategori: NAMAZ  |  Yorum: Yok   |  446 Kez Okundu

- Salât: Namaz demektir. Çoğulu “Salâvat”dır. Salât, sözlükte dua manasındadır. Namaz kılana, “Müsalli” denir.
– Tekbir: “Allahü Ekber” demektir.
– Kıyam: Ayakta durmaktır.
– Kıraat: Kur’an-ı Kerîm’den bir mikdar okumak demektir.
– Rükû: Sözlükte eğilmek demektir. Din deyiminde, namazdaki okuyuştan sonra eğilerek baş ve sırtı düz bir şekle getirmektir.
– Kaveme: Rükû halinden doğrulup da bir defa “Sübhane Rabbiyel’azim” diyecek kadar ayakta durmaktır.
– Secde: Namaz kılarken yere eğilerek yüzün bir kısmını, Yüce Allah’a saygı için yere koymaktır. Arka arkaya yapılan iki secdeye “Secdeteyn” denir. “Sücûd” sözü de secde etmek ve secdeler manasına gelir.
– Celse: İki secde arasında bir defa “Sübhane Rabbiyel’azim” diyecek kadar oturmaktır.
– Ka’de: Namazda teşehhüd için, “Ettehiyyatü lillâhi”yi okumak için oturmaktır. Bir namazda iki defa oturulursa, birinci oturuşta “Kade-i Ûlâ = İlk otururş”, ikincisine de: “Kade-i Ahire = son oturuş” denir.
– Rek’at: Namazın bölüklerinden her biri demektir.
– Şef: Çift manasında olup namazların her iki rekâtına denir. Dört rekâtlı bir namazın önceki iki rekatına “birinci şef” son iki rekatına da “ikinci şef” denir. Üç rekatlı bir namazın üçüncü rekatı da, “ikinci şef” demektir.
– Namazlarda tadil-i erkana riayet, İmam Ebû Yusuf’a göre, bir rükün olduğundan farzdır. Tadil-i Erkan, İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre, vacibdir.
– Namaz kılanın, kendi ihtiyarına bağlı olan bir işle namazdan çıkması da, İmam Azam’a göre bir rükün olduğundan farzdır. Buna Huruç bisun’ihi (kendi ihtiyarı ile çıkmak) denir.
– Aklı olan, bûluğ çağına eren, hür olan ve zorluk çekmeksizin topluca namaz kılmaya gücü yeten müslüman erkeklerin toplanıp cemaatle cuma namazını kılmaları farz, bayram namazlarını kılmaları vacibdir. Diğer farz namazları cemaatle kılmaları ise, müekked sünnettir.
-Cemaatle kılınan namazda, kendisine uyulan zata “İmam” denir. Bu zatın bu görevine de “İmamet” denir. İmama uymayan, bir kimsenin kendi namazını imamın namazına bağlamasına “İktida, ittiba” adı verilir. Bu uyan kimseye de “Muktedi, müttabi, memum” gibi adlar verilmiştir. Kendi başına namaz kılana da “Münferid” denir
-Bir kadın veya buluğ çağına yakın bir kız, bir erkeğin önünde veya tam hizasında aynı namazı cemaatle kılacak olsa, erkeğin namazı bozulur. Buna: “Muhazatü’n-Nisa = Kadınların erkeklerle bir hizada bulunması” denir.

4

Eylül
2012

TÜRKİYE EKONOMİSİ 2012 FİNAL ve BÜTÜNLEMEYE HAZIRLIK NOTLAR

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  322 Kez Okundu

ÜNİTE 7
1) Sınaî faaliyet nedir?
1) Hammaddelerin taşınabilir ve kullanılabilir ürünlere dönüştürülmesidir.
2) Dar anlamda sanayi nedir?
2. Üretim faktörlerinden emek ve sermayeyi kullanarak ham madde ve yarı mamul maddeleri işleyerek mamul haline getiren üretim faaliyetleridir.
3) Geniş anlamda sanayi nedir?
3) Turizm sanayinde olduğu gibi müteşebbisin kurduğu, mal ile hizmet üreten ve gelir getiren faktörlerin bileşimidir
4) Sanayi sektörü hangi faaliyetleri kapsar?
4) Sınaî faaliyetler
5) İmalat sanayi grupları nelerdir?
5) Gıda, içki ve tütün, dokuma giyim eşyası ve deri sanayi, orman ürünleri ve mobilya; kâğıt ve kağıt ürünleri basım, kimya petrol kömür kauçuk ve plastik ürünleri, taş ve toprağa dayalı sanayi metal ana sanayi, metal eşya makine ve teçhizat, ulaşım aracı ilmi ve mesleki ölçme aletleri ve diğer sanayi.
6) Türkiye’de imalat sanayinin dalları nelerdir?
6) İmalat sanayi, tüketim sanayi ara ve yatırım sanayi
7) DPT sanayi sınıflandırmaları nelerdir?
7) Madencilik sanayi, İmalat sanayi, Gaz, elektrik ve su sanayi
8) Bir ülkenin sanayileşme seviyesi neyi gösterir?
8) O ülkenin gelişmiş olduğunu ve sanayi sektörünün ülkenin ulusal geliri içindeki büyüklüğüne bağlıdır.
9) Osmanlı sanayi hakkında bilgiler nelerdir?
9) Osmanlı ekonomisi tarıma dayalı olduğu için sanayi ikinci planda kalmıştır, lonca örgütlenmesi ile çinicilik dokumacılık ve gemi yapımında ileri durumdaydı, sanayi devriminden tam olarak haberdar olamamışlardır, geleneksel yerli sanayi gerilemiştir.
10) Buharlı makineyi kim ve ne zaman yapmıştır?
10) 18 yüzyıl 1781 İskoçyalı James Watt’tır. Watt’ın icadı, sanayi devriminin doğmasına yol açmıştır.
11) Sanayileşmeyi teşvik etmek amacıyla, Teşviki sanayi muvakkati (geçici sanayi teşvik yasası ) ne zaman çıkarılmıştır?
11) 1913 yılında çıkarılmıştır.
12) Teşviki sanayi kapsamına giren kuruluşların sayım sonuçları (1917) nelerdir?
12) Osmanlı sanayi tüketim malları üretmekte ara ve yatırım malları üreten sanayi dallarına sahip değildir.
13) 1915 sayımına göre Osmanlı Sanayiinde kim ne kadar paya sahip idi?
13) Türkler sermayedar ve işçi olarak %15 oranında yer tutarken, Rumlar sırasıyla %50 ve %60, Ermeniler %20 ve %18 ve Yahudiler de %95 ve %10 bir paya sahiptir. Büyük sanayi tesisleri, kamu tarafından ordunun ve sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuştur.
14) Osmanlıda ilk enerji üretim birimi ne zaman nerede kurulmuştur?
14) 1902 Adana’da kurulmuş ve 1913 yılında İstanbul’da bir benzeri faaliyete geçmiştir.
15) Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun iktisadi zaferlerle taçlanmasa meydana gelen zaferler kalıcı olamaz ……. …… Yeni Türkiye’mizi layık olduğu mertebeye çıkarmak için vakit geçirmeden iktisadiyatımıza önem vermemiz gerekir. Sözüyle neye vurgu yapmıştır?
15) İktisadiyatlıktan kastı sanayileşmektir.
16) Türkiye iktisat kongresine katılan sanayiceler neler istemişlerdir?
16) Gümrük tarifelerinin artırılarak sanayinin dış rekabetten korunmasını istemişlerdir. Teşviki sanayinin yeniden düzenlenip yürürlüğe konması, bir sanayi bankasının kurulmasını, makine araç ve gereç ithaline vergi bağışıklığı sağlanmasını talep ettiler.
17) Türkiye iş bankası ne zaman kurulmuştur?
17) 1924 yılında kurulmuştur.
18) Sanayi ve maadin bankası ne zaman kurulmuştur?
18) 1925 yılında kurulmuştur.
19) Etkili gümrük korumacılığı ne zaman başlatılmıştır?
19) 1929 yılında başlatılmıştır.
20) Gümrük korumacılığının geç başlatılmasının sebebi nedir?
20) Lozan barış anlaşması gereğince gümrük tarifelerini 5 yıl süreyle 24 Ağustos 1928 tarihine kadar, 1 Eylül 1916 tarihinde olduğu seviyede tutma yükümlülüğüdür.
21) Cumhuriyet döneminde hükümet yerli üretimi nasıl korumuştur?
21) İç vergilerden muaf tutarak, prim ödeyerek, ucuz kredi sağlayarak, ithal malların üzerine tüketim vergisi koyarak korumuştur. Ekim 1929 tarihinde de spesifik tarifeler uygulayarak etkili bir koruma sağlanmıştır.
22) Cumhuriyetin ilk yıllarında izlenen temel ekonomi politikası nedir?
22) İlke olarak özel girişim eliyle serbest piyasa şartlarında sanayileşmektir. Devlet özel girişimi desteklemiş fakat özel girişimin yetersiz kaldığı, sektörü karlı bulmadığı alanlarda ekonomiye müdahale ederek yatırım yapmıştır.
23) Aşar vergisi kaç yılında kaldırıldı?
23) 1925 yılında kaldırılmıştır.
24) Türkiye cumhuriyetinde ilk sanayi sayımı kaç yılında yapılmıştır?
24) 1927 yılında yapılmıştır.
25) 1927 yılında yapılan sanayi sayımı 1913-1915 sayımlarından farkı nedir?
25) Tüm ülkeyi kapsamıştır.
26) Birinci beş yıllık sanayi planı ne zaman yürürlüğe konmuş ve ne zaman uygulanmıştır?
26) 17 Nisan 1934 ile 1938 uygulanmıştır.
27) Birinci beş yıllık kalkınma planının amacı nedir?
27) İthal edilmekte olan tüketim mallarının üretiminde belli artış sağlamaktır. Planın temel özelliği ithal ikamesi sağlanmasıdır.
28) Birinci beş yıllık kalkınma planı kapsamında kurulan kuruluşlar nelerdir?
28) Etibank Sümerbank ve 20 tane fabrika kurulmuştur.
29) Türkiye’de devletçilik yoğun olarak hangi sektörde uygulanmıştır?
29) Sanayi sektöründe uygulanmıştır.
30) Milli Müdafaa Kanununun önemi nedir?
30) Yasa, sanayi kuruluşlarının, neleri hangi miktarda üretebileceklerini belirlemiştir.
31) Karne uygulaması ne zaman ve nerde başlatılmıştır?
31) 1942 yılının başında Ankara ve İstanbul’da karne uygulaması başlatılmış, başlangıçta 300, daha sonra kişi başına 175 gram ekmek verilmiştir. Karne uygulaması, 1 Eylül 1944 tarihine kadar devam etmiştir.
32) Varlık Vergisi Kanunu ne zaman e ne amaçla çıkartılmıştır?
32) 12 Kasım 1942 tarihinde 4305 sayılı Varlık Vergisi Kanunu çıkartılmış ve savaş yıllarında stokçuluk ve spekülasyondan çok para kazananlardan vergi alınmak istenmiştir.
33) Türkiye cumhuriyetinde dışa kapalı ve rekabetçi olmayan bir sınaî yapısının özellikleri nelerdir?
33) Ölçek ekonomilerinden yararlanmayan küçük ölçekli işletme birimleri, düşük kapasite kullanımı, geri ve eskimiş teknoloji, rekabet eksikliğinden kaynaklanan düşük ve kalitesiz üretim, yerli girdi payını artırmaya yönelik fakat aynı zamanda uzmanlaşmadan uzaklaşan üretim, pazarlamada tekelleşme, aşırı korumanın verdiği rahatlıktan kaynaklanan etkinlikten uzaklaşma ve bütün bunların sonucunda yüksek maliyet ve dış pazarlardan soyutlanma
34)Türkiye’de tüm kalkınma planlarında neye önem verilmiştir.
34)Sanayileşmeye öncelik verilmiş ve gelişmeyle özdeş sayılmıştır.
35)Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ne zaman ve ne için kurulmuştur.
35)1961 yılında kurulmuş olup,kalkınma planlarını hazırlamak ve yürütmekle görevlendirilmiştir.
36)Sanayi Stratejisi ve Sanayileşme Politikaları nedir?
36)Sanayi Stratejisi; toplumda sanayileşmeyi gerçekleştirmek için izlenen modelleri, Sanayileşme Politikaları ise, bu stratejiyi uygulamaya koyan araçları kapsar.
37)Türkiye Cumhuriyeti’nde 1980 yılına kadar geçen sürede (57 yıl) sanayileşme hangi yönde olmuştur?
37)İthal İkamesi yönünde olmuştur.
38)Kalkına Planlarında sanayide yapısal değişim neye bağlıdır?
38)Sanayi üretimi içinde ara ve yatırım mallarının payının artmasına bağlıdır.
39)İmalat Sanayinde aynı malı üreten işletmeler kümesine ne denir?
39)Sanayi Dalı denir ve her malın üretimi için ayrı bir sanayi dalından söz edilmektedir.
40) Bir ülkenin sanayileşmiş ülke olduğundan bahsedebilmek için ne gerekir?
40) İmalat sanayi içinde ara ve yatırım mallarının sanayideki payları belli bir seviyede olması gerekir.
41) Dünyada sanayi sektöründe uluslararası karşılaştırmalı üstünlükler neye bağlıdır?
41) Doğal kaynak zenginliğinden çok, sahip olunan teknoloji seviyesine bağlı bir duruma gelmiştir.
42)İmalat Sanayinde, yüksek katma değerli mal üretimini artırmadaki amaç nedir?
42)Yapısal dönüşümün hızlandırılması temel amaçtır.
43) DPT’ye göre sanayi sektörü kavramının içine neler girer?
43) İmalat sanayi, Madencilik ve enerji (elektrik,gaz,su) olarak sınıflandırılır.
44) Sanayi sektörünün 2009 verilerine göre GSYG içindeki payları nedir?
44) Yüzde 6.9’dur.
45) 2013 yılında sanayi sektörünün GSYG içindeki hedeflenen pay nedir?
45)Yüzde 27,2 olması hedeflenmektedir.
46) Türkiye’deki sanayinin rekabet gücünü olumsuz etkileyen etmen nedir?
46)Sanayide kullanılan enerji girdi fiyatlarının OECD ortalamalarına göre yüksek olmasıdır.
47)OECD ülkeleri arasında en pahalı sanayi elektriği kullanan ülkeler hangileridir.
47)Japonya ve İtalya’dan sonra en pahalı Türkiye kullanmaktadır.
48) 24 Ocak 1980 kararları kapsamında alınan kararlar nelerdir?
48) İthal ikameci sanayi terk edilmiş, sanayileşme modeli benimsenmiştir, yatırım ve ara mallara üretimine verilen öncelik terk edilmiş, sanayinin dışa açılması önemsenmiş, ithalatta liberalizme gidilerek Türk sanayi terbiye edilmeye çalışılmıştır.
49) Planlı dönemde hedefleri yakalamama da etken nedir?
49) Tarım sektörünün doğa şartlarına bağımlılığı devam etmesi etmesidir.
50) Avrupa kömür çelik grubuna giren ürünlerin serbest dolaşımı ne zaman olmuştur?
50) 1 Ocak 1996 gümrük birliğinin gerçekleşmesi ile olmuştur.
51) Türkiye verimli ve sürdürülebilir enerji üretimi için ne gibi çalışmalar yapmalıdır?
51) Var olan kaynakları en üst düzeyde yararlanabilen, enerji çeşitliliğine sahip, etkin ve çevreci bir enerji anlayışı yerleştirilmeli, elektrik enerjisinde yerli ve yenilenebilir kaynakların kullanımına hız verilmedir.
52) Türkiye’de sanayinin %50 marmara % 20 ege bölgesinde yoğunlaşmasının olumsuz sonuçları nelerdir?
52)Ülkede iç göçlerin doğmasına iller ve bölgeler arasında gelir dağılımında bozulmalara neden olmaktadır.
53) AB ülkeleri arasında GSUG içinde en fazla Ar-ge harcaması yapan ülke kimdir?
53)İsveç’tir (% 4.27).
54) Türkiye sanayinin en önemli sorunlarından biri nedir?
54) Ölçek sorunudur.
55) Türkiye’nin 1960-1980 sanayi politikasında ki gelişmeler nelerdir?
55)Dış dünya ilişkileri; ithal ikameci ve mutlak koruyucu politikalar, kur faiz fiyat politikaları; dönem sonunda döviz krizi, teşvik politikaları; iç pazara yönelik sanayi yatırım teşviki, sanayi de ortaya çıkan sorunlar; dönem sonunda rekabet edememe sebebiyle verimsiz imalat sanayi, dış pazarın hedeflenememesi imalatta optimumun altında kalması
56) 1980-2009 döneminde Türkiye sanayi politikasında ki gelişmeler nelerdir?
56) Dış dünya ile ilişkiler; İhracata dayalı sanayileşme, düşük tarifeler ile dünyaya açılma, kur fiyat faiz politikaları; devalüasyonla ihracatın desteklenmesi, fiyat ve faiz denetimlerine son verilmesi, sanayileşmede kamu sektörü; sanayi sektörü kamu yatırımlarının sınırlandırılması, sanayide ortaya çıkan sorunlar ;emek yoğun sektörde Pazar kaybı. teşvik politikaları; ihracata yönelik doğrudan teşviklerin artırılması
ÜNİTE 8
57) Ekonomi içindeki payı giderek büyüyen hizmetler sektörünün gelişimi neye bağlıdır?
57) Dünyada yaşanan hızlı şehirleşmeye, kamu sektörünün gelişmesine ve diğer sektörlerde girdi olarak kullanılan ara hizmetlere olan talebin artmasına bağlanabilir.
58)Ülkelerin yeterli hizmet alt yapısına sahip olmasının önemi nedir?
58)Ekonominin tüm sektörlerindeki üretkenlik ve rekabet gücü için çok önemlidir.
59)Ekonomik gelişme ve kalkınmada en büyük itici gücün teknik gelişme olduğunu ve ülkelerin hangi seviyede olduklarının buna göre belirlendiğini “3 sektör” adı altında ortaya koyan iktisatçılar kimdir?
59)İngiliz ve Fransız iktisatçılar Colin Clark ve Jean Fourastie’dir.
60)Hizmetlerin mallardan ayırt edilmesi için hizmetlerinin temel özellikleri nelerdir?
60)Gayri maddi ve görünmez olmalarıdır, depolanamazlar.
61)Mallar ve hizmetler arasındaki temel farklılıklar nedir?
61)Ülkelerin yerli sanayilere sağladığı korumalardır.
62)Dünya ticaret örgütü hizmetler sektöründe yer alan ekonomik faaliyetler nelerdir?
62)Ticari,iletişim,inşaat ve mühendislik, dağıtım, eğitim, çevre, mali, sağlık, turizm ve seyahat, eğlence kültür ve spor, ulaşım, bunların dışında kalan hizmetler.
63)Ticari hizmetler kapsamına neler girer?
63)Meslek hizmetleri, bilgisayar hizmetleri, Ar-Ge hizmetleri, emlak hizmetleri, kira hizmetleri, diğer ticari hizmetler
64)İletişim hizmetleri kapsamında neler vardır?
64)Posta, kurye, telekomünikasyon, görsel-işitsel ve diğer hizmetler.
65)Dağıtım hizmetleri kapsama neler girer?
65)Toptan ticari satış hizmetleri, perakende hizmetleri, franchising ve diğerlerini kapsar
66)Çevre hizmetleri kapsamında neler vardır?
66)Kanalizasyon hizmetleri, atık imha hizmetleri, hıfzısıhha ve diğerleri
67)Ekonomi içindeki payı en fazla olan ve büyüme ve istihdamın besleyicisi durumundaki sektör hangisidir?
67)Hizmetler sektörüdür. (GSUG içinde en büyük pay 2002 ve 2009 yılı %62,7 ve %65,4 hizmetler sektörüne aittir.)
68) Türkiye’de tarım, sanayi ve hizmetler sektörünün 2009 verileri sırasıyla yüzde kaçtır?
68)Tarım % 9, Sanayi % 23,2 Hizmetler % 64,5’tir.
69)2009 yılına göre büyüme hızı oranı en düşük ve GSYG de büyüme payı en büyük olan sektörler nelerdir?
69)İnşaat %16.3, imalat sanayi % 23.2
70)Hizmetler sektörünün ekonomik büyümeye katkısını ne belirler?
70)Ticaret, ulaştırma, mali aracı kuruluşların faaliyetleri ve inşaat sektörleri belirler.
71) Türkiye’de ekonomik faaliyetlerin ve girişimciliğin önemli göstergelerinden biri nedir?
71)Açılan şirket sayısıdır.
72)Mali hizmetler nelerdir?
72) Sigorta ve bankacılık hizmetleridir.
73)Bir ekonominin büyümesi ve Pazar için üretim yapabilmesi neye bağlıdır?
73)Ulaştırma ve haberleşme hizmet alt sektörünün gelişimine bağlıdır.
74)Ulaştırma sektörü için neler söylenebilir?
74)Osmanlı döneminde önem verilmemiş cumhuriyet döneminden sonra önem verilmeye başlanmış, yük taşımacılığında ağırlık kara yolundadır.
75)Ulaştırma sektöründe ki temel amaç nedir?
75)Gelişen ekonomik ve sosyal yaşamın ihtiyacı olan ulaştırma alt yapısının zamanında ekonomik ve güvenli bir şekilde inşa edilmesi ve mevcut altyapının altyapı ömrü çevrim maliyetini en aza indirecek bir idame ve yenileme anlayışı içine yönelmesidir.
76)Türkiye’de kara yolu ulaştırmasına Cumhuriyet döneminde özellikle ne zaman önem verilmiştir?
76)1950’lerden sonra önem verilmiştir.
77)Türkiye’de ilk demiryolu hattı ne zaman ve nereden nereye kurulmuştur?
77) İzmir ile aydın arasında 1866 yılında kurulmuştur..
78)Cumhuriyet dönemi demiryolları ile ilgili neler söylenebilir?
78)Osmanlıdan Cumhuriyete 4018 km demiryolu bırakılmış, yabancıların ellerindeki demiryolları millileştirilmiştir.
79)Kabotaj nedir?
79)Bir ulusun kendi karasuları içinde kalan deniz çevresini kullanması (ya da kullandırtması) hakkıdır.
80)Elleçleme nedir?
80)Gümrük gözetimi altındaki eşyanın asli niteliklerini değiştirmeden istiflenmesi, yerinin değiştirilmesi, büyük kaplardan küçük kaplara aktarılması, kapların yenilenmesi veya tamiri, havalandırılması, karıştırılması ve benzeri işlemleri ifade eder.
81)İlk boru hattı ne zaman açılmıştır?
81)1966’da TPAO tarafından Batman-Dörtyol (İskenderun Körfezi) arasında döşenmiş ve işletmeye açılmıştır.
82)Doğalgaz Piyasası Kanunu ne zaman kabul edilmiştir?
82)18 Nisan 2001 tarihinde kabul edilerek 2 Mayıs 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
83)İnşaat sektörünün 2009 yılında GSUG içindeki payı nedir?
83)% 4,3’tür.
84) İnşaat sektörü hakkında neler söylenebilir?
84)Emek-yoğun, fazla nitelikli eleman gerektirmeyen, dışa ve ithalata bağımlılığı düşük bir sektördür.
85)Türkiye NATO’ya ne zaman girmiştir.
85)1952 yılında girmiştir.
86)Türkiye’de turizm konusunda devlet yapısı içindeki ilk örgütlenme ne zamandır?
86)1934 yılında çıkarılan İktisat İktisat Vekaleti Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkında Yasa (2450 sayılı) ile başlamıştır. 2450 sayılı yasa uyarınca turizm örgütlenmesi, 1937 yılına kadar İktisat Vekaleti içindeki Dış Ticaret Dairesi – Türk Ofisi içinde yürütülmüştür.
87)Dünya turizm örgütü (WTO) rakamlarına göre 2009 yılında dünya turizm giderleri ne kadardır? En büyük pay kime ait olup Türkiye kaçıncı sıradadır.
87)944 Milyar dolardır. 1. ABD, Türkiye 8.sıradadır.
88)2009 yılında turizm gelirleri ne kadardır?
88) 21,2 milyar dolardır.
ÜNİTE 9
89) Basit tanımıyla enflasyon nedir?
89)Bir ekonomide fiyatlar genel seviyesinin normalin üzerinde devamlı olarak artması ve dolayısıyla ülke parasının yurt içi değerinin düşmesidir.
90) Bir ekonomide enflasyondan bahsedebilmek için ne gerekir?
90)Mutlaka genel fiyat seviyesinin artması diğer bir deyişle fiyat istikrarının bozulması gerekir. İkinci nokta ise fiyatlar genel seviyesinin normalin üstünde devamlı artması gerekir.
91)Fiyat istikrarına sahip ülkelerin yıllık enflasyon oranları kaç ile kaç arası olur?
91) %1 ile %3 arasıdır.
92) Fiyat istikrarının sağlanamaması durumunda ne gibi sorunlar ortaya çıkar?
92) 1. Yatırım ve tüketim kararları alınırken fiyat değişmeleri kolaylıkla ayırt edilememektedir.2. piyasadakilerin geleceğini öngörememelerinden dolayı mali aracılık yapmaları azalmaktadır. 3.reel faiz oranları yükselmektedir.4. kapsamlı ekonomik programların uygulanabilmesi engellenmektedir.5.ekonominin rekabet gücünü azaltmakta ve sermaye piyasalarına erişimi kısıtlanmaktadır.6. iş gücü piyasalarının etkin çalışmasını engellemekte, gelir dağılımı bozulmaktadır. 7.kişilerin geleceğe bakmaktan çok geçmişe endekslenme alışkanlıkları ortaya çıkmaktadır.
93)Hiper enflasyon nedir?
93)Fiyatlar genel seviyesinin çok hızlı arttığı enflasyon türüdür.
94)Ilımlı (sürünen) enflasyon nedir?
94)Genel anlamıyla fiyatların orta seviyede fakat gelişmiş ülkelerde ki oranlardan birkaç kat fazla büyüdüğü uzun süreli enflasyondur.
95)Enflasyonist dönemlerde ülkede ne gibi sorunlar yaşanır?
95)Toplumun belli bir kesiminin geliri fiyat artışlarından çok daha fazla artarken, maaş ve ücret gibi sabit gelirleri olanların geliri fiyat artışının gerisinde kalır. Enflasyon hızı ticaret yapılan ülkelerin daha fazla ise ülke malları yabancılara pahalı geleceği için ihracat azalır. Buna karşılık yabancı mallar ucuzlar ve ithalat patlar, ülke parası değer kaybeder ve ulusal paradan kaçış başlar. Ülke dışına servet transferi olur ve ekonomide yabancı paranın etkinliği artar (dolarizasyon)
96) Talep enflasyonu nasıl oluşur?
96) Ekonomide harcamalar ve ihracat toplamının üretim ve ithalatı aşması durumda oluşur.
97) Maliyet enflasyonu nasıl oluşur?
97) Ekonomide çeşitli sebeplerle maliyetlerin yükselmesi ve bunun fiyatlara yansıması sonucunda oluşur.
98) Ekonomide çok sayıda mal ve hizmetlerin zaman içerisindeki hareketleri sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için ne gerekir?
98)Bu hareketleri tek bir seri halinde düzenlemek gerekir. Bu serilere bileşik (sentetik) endeks denir.
99) Türkiye’de toptan eşya fiyatları endeksi (TEFE) uzun yıllar kim tarafından hesaplanmıştır?
99) Başbakanlık hazine ve dış ticaret müsteşarlığı, (HDTM), İstanbul ticaret odası ve devlet istatistik enstitüsü tarafından hesaplanmıştır.(HDTM endeksi 1988 Şubatta kaldırıldı)
100) DİE 1987 yılını baz olan tüketici toptan eşya fiyatlaı endeksi yerine, yeni bir seri uygulamaya ne zaman geçmiştir?
100)1996 yılında, 1994 yılını esas alan yeni bir seri uygulamaya geçilmiştir.
101) Toptan eşya fiyat endeksi (TEFE) hangi sektörleri kapsar?
101) Tarım, avcılık ormancılık –madencilik ve taş ocakları –imalat sanayi –elektrik doğalgaz su
102) Tefe özellikleri nelerdir?
102)Dört ana grup için derlenir, ulusaldır,678 madde, 1300 firmayı kapsar, maddeler ISIC REV e uygun hazırlanır, ihracat değeri malların toptan değerinden çıkartılır, ithalat kapsam dışı bırakılmıştır, fiyatlar peşin değerlendirilir, KDV dâhil edilmiştir,
103) ÜFE’nin TEFE’den farklı nedir?
103) KDV vb benzeri vergiler hariç yurt içi peşin üretici satış fiyatı üzerinden hesaplanmaktadır.
104) Türkiye ekonomisinin temel hedeflerinden biri nedir?
104)Enflasyon oranını kalıcı bir şekilde düşürerek AB ülkelerinde gerçekleşen seviyelere yaklaşmaktır.
105) Enflasyon hedeflemesi politikasına geçilmesi için Mayıs 2001 tarihinde Merkez Bankası yasasında yapılan düzenleme nedir?
105) Fiyat istikrarının sağlanması bankanın temel görevi olarak belirlenmiştir.
106) Enflasyon hedeflemesi geçilmesi ve uygulamaya başarı ile ulaşması için ekonomide gerçekleşmesi gereken şartlar nelerdir?
106) Dalgalı kur rejimi çerçevesinde döviz kurlarında istikrarın oluşması ve böylece kur ile enflasyon arasındaki bağın zayıflaması, finansal disiplinin sürdürülebilmesi, bankacılık sisteminin güçlendirilmesi, kamu kesiminde etkinlik ve verimliliği arttırıcı yapısal reformların tamamlanması, finansal derinleşmenin sağlanması, ücret ve fiyat belirleme süreçlerinde geriye dönük endeksleme alışkanlığının kırılması, mal ve faktör piyasalarında sağlanacak esneklikle birlikte nispi fiyat yapısında oluşabilecek sorunların aşılmasıdır.
107) Enflasyon ile mücadele kapsamında 2000 yılında uygulamaya konulan politika nedir?
107) Kamu kesimi maaş ve ücretlerini hedef alan enflasyon oranına göre belirleme politikası
108) Kamu harcamaları reformu ile bütçe dışı fonların kapatılması, kamu ihale yasasındaki değişiklikler gibi yasal düzenlemelerle mali disiplin sağlanarak ne amaçlanmaktadır?
108)Kamunun ekonomide ki ağırlığının azaltılması ve böylece piyasa şartlarının egemen hale getirilmesi amaçlanmaktadır.
109) Türkiye’de fiyat istikrarı amacına ulaşmak için kullanılacak araçların seçimi ve uygulama şartları kime bırakılmış ne gibi şartlar sağlanmıştır?
109)Merkez bankasına bırakılmış, araç bağımsızlığı şartları sağlanmıştır.
110) Para Politikası nedir?
110) Para arzı, kısa vadeli faiz oranları veya kurlar gibi enflasyon üzerinde belirleyici olan değişkenlerin kontrolüne dayanır.
111) Enflasyon hedeflemesi rejimine ne zaman geçilmiştir?
111)2006 yılında geçilmiştir.
112) Merkez bankası dalgalı kur rejimine ne zaman geçmiştir?
112) 2001 yılında geçmiştir.
113) 2005 yılında para reformu kapsamında neler yapılmıştır?
113)Paradan 6 sıfır atılmıştır.
114) Türkiye’de hedeflerin nokta hedef olarak seçilmesinin sebebi nedir?
114) Bunun sebebi kolay anlaşılabilir olmasıdır.
115) Enflasyon hedefleri tutmaz ise merkez bankası bunu neden açıklamak zorundadır?
115) Merkez bankasının yasasısın 42 maddesinde ki hükümden dolayı.
116) Enflasyon hedeflerinin tutmaması durumunda devreye ne girer?
116) Hesap verme mekanizması devreye girer.
117) Paranın içindeki gümüş miktarının en hızlı azaldığı dönem ne zamandır?
117) 1769 – 1843’tür.
118) Türkiye enflasyonla hangi yıllarda tanışmıştır?
118) 1950’li yıllarda tanışmıştır.
119) Türkiye’nin özellikle büyük bir enflasyon sorunuyla karşılaşmaya başladığı dönem ne zamandır?
119) 1970’li yılların ikinci yarısından sonra başlamıştır.
120) Fiyat seviyesi, para arzı ve döviz kuru arasındaki kısır döngü nasıl ortadan kalkar?
120) Kamu kesimi açıklarının giderilmesi ile ortadan kalkar.
121) Cumhuriyet döneminde enflasyonun kaynağı nedir?
121) Hazinenin merkez bankasından kredi kullanmasıydı.
122) Enflasyonun 1985 yılından sonra yeniden ortaya çıkmasının nedenleri nelerdir?
122) KİT ürünlerine yapılan zamlar, KDV uygulanması, bazı fonların ihdas edilmesinin faizlerin yükselmesinde rolü büyüktür.
123) 1980 yılları sonrasında Türkiye’de görülen enflasyonun başlıca sebepleri nelerdir?
123) Ücret artışları, vasıtalı vergi ve gümrük vergi oranlarındaki yükselişler, KDV gibi yeni vergi ve fonların ihdası, KİT ürünlerine yapılan yüksek zamlar, kredi faizlerinin yükselmesi, TL’nin aşırı hızlı değer kaybetmesi, kamu sektöründeki açıkların büyümesi, para arzının genişlemesi, ekonomide vergi dışı sektörün hızla büyümesi, tekellerin etkinliğinin kırılamaması, tekelci fiyat düzenlemeleri sayılabilir.
ÜNİTE 10
124)Ülkelerde istikrarsızlığı ortaya çıkaran nedenler nelerdir?
124) Dünya piyasalarında yaşanan gelişmeler, ülke içinde ortaya çıkan politik istikrarsızlıklar, yanlış makroekonomik politikalar, arızi gelişmeler veya ülke ekonomisindeki yapısal sorunlar
125) İstikrar Programlarının önemi nedir?
125) Hem kısa vadede dalgalanmaların hafifletilmesine hem de uzun vadede ekonominin yapısal sorunlarının çözümüne yönelik tedbirleri kapsamaktadır.
126) Reel krizler nedir?
126) Mal ve hizmet piyasalarında ortaya çıkan, enflasyon veya durgunluk şeklinde kendini gösteren dengesizlikler ile faktör piyasalarında meydana gelen ve istihdam düzeyini etkileyen dengesizliklerden oluşmaktadır.
127) Finansal krizler nedir?
127)Finansal piyasalarda finansal ataklarla ortaya çıkan ve ülkelerin para, bankacılık, borsa ve diğer finansal piyasalarında büyük çaplı dalgalanmalardır
128) Finansal krizlerin çıkmasında etkili olan faktörler nelerdir?
128) a)Arz ve talepteki ani dalgalanmalar b)sürdürülemeyen büyüme ve belirsizliğin artması c) enflasyon ve enflasyonu düşürmeye yönelik yanlış politikalar d)firma bilançolarının bozulması e)finansal serbestleşmeye erken geçiş ve deregülasyon f)aşırı borçlanma faiz oranlarının yükselmesi ve uluslar arası sermaye hareketleri g)kurdaki aşırı oynaklıklar ve yanlış kur politikaları
129) Finansal krizler nelerdir?
129)Borç krizleri, borsa kriz, para kriz, bankacılık kriz, ikiz krizler
130) Reel sektör krizleri nelerdir?
130)Mal ve hizmet piyasalarında yaşanan krizler (enflasyon, durgunluk) faktör piyasalarında yaşanan krizler (işsizlik), istihdamı etkileyen unsurlar, fiyat düşüşleri
131) Borç krizi nedir?
131)Bir ülkenin kamu veya özel kesime ait dış borçlarıyla kamunun iç borçlarını ödeyememe durumudur.
132) Borç krizlerinin sonuçları nelerdir?
132) Borçların çevrilememesine borç ertelemesi (konsolidasyon) borç takası gibi borçların yeniden yapılandırılmasına veya doğrudan ülkenin dış borçlarının ödeyemeyeceğini ilan etmesine (moratoryum) neden olur.
133) Borsa krizleri nedir?
133)Menkul kıymet borsasında görülen aşırı dalgalanmalardır.
134) Borsa krizlerinde ki dalgalanmaların kaynağı nelerdir?
134)Mikro düzeyde borsada faaliyet gösteren firmaların yapılarında ki bozulmalar, siyasi krizler, dünya piyasalarında ki hammadde ve emtia fiyatlarında ki hareketlilik gibi makroekonomik faktörlerde olabilir.
135) Para krizleri nedir?
135)Ulusal paranın değerinde ortaya çıkan büyük dalgalanmalardır.
136) Bankacılık krizleri nasıl ortaya çıkar?
136)Banka paniği ya da birkaç bankada ortaya çıkan yoğun fon çekilişleri şeklinde başlar.
137) Bankacılık krizlerinin ortaya çıkış sebepleri nelerdir?
137)Yasal düzenleme ve denetlemedeki yetersizlikler, zayıf muhasebe standartları, bankaların varlık ve yükümlülüklerinin vade yapısında ki dengesizlikler, ahlaki tehlike, ters seçim sorunları, bankaların sermaye yetersizliği ve ölçek sorunu, risk yönetiminin zayıflığı, kredi yoğunlaşması ve yüksek kamu açıkları sayılabilir.
138) İkiz kriz nedir?
138) Para veya bankacılık krizlerinden birinin ortaya çıkmasının ardından, her iki krizin birlikte yaşandığı durumu ifade etmektedir.
139) Ekonomide istikrarın sağlanmasında temel unsurlar nelerdir?
139) Fiyat istikrarı ve tam istihdam
140) Ortodoks istikrar politikaları neyi öngörür?
140)Sıkı para, sıkı maliye ve sabit kur politikası
141) Ortodoks istikrar politikalarının en önemli sorunu nedir?
141)Bütçe disiplini sağlamak konusunda başarılı olsalar dahi ekonomide durgunluğu beraberinde getirirler.
142) Heterodoks istikrar politikalarının temelinde ne vardır?
142) Sıkı para ve sıkı maliye politikaları ile sabit kur sistemine ek olarak ücret ve fiyat kontrolleri şeklinde uygulanan gelirler politikası yer alır.
143) IMF tipi geleneksel daraltıcı Ortodoks istikrar politikalarının uygulanmasında tercih edilen araçlar nelerdir?
143) Sıkı para politikası, faiz oranlarının yükselmesi, devalüasyon, sıkı maliye politikası, fiyat kontrollerinin kaldırılması, uluslar arası ticaretin serbestleştirilmesi.
144) Türkiye’de ilk kapsamlı istikrar politikası kaç yılında uygulamaya konmuştur?
144) 4 Ağustos 1958 alınan kararla uygulanmıştır.
145) 1958 istikrar programı çerçevesinde yapılan düzenlemeler nelerdir?
145) a)döviz alım işlemlerinde 1 dolar başına 6.22 TL vergi alınması, dolar kurunun 2.8 TL den 9 TL ye çıkarılması yoluyla devalüasyon yapılmıştır b) bütçe dengesinin sağlanması amacıyla kamu harcamalarında kısıntı yapılmış, kit ürünlerine zam yapılmıştır c) 422 milyon dolar dış borç ertelenmiş ve yeni bir ödeme planına bağlanmıştır. d)Dış ticarette serbestleşmeye gidilmiş, bu kapsamda ithalat üçer aylık programlara bağlanmıştır e) Emisyon hacmi kısıtlanmıştır.
146) 10 AĞUSTOS 1970 istikrar programının özellikleri nelerdir?
146)Yatırımın artırılması hızlı büyümenin sağlanması ön planda tutulmuştur. Hedefler kamu için zorunlu, özel sektör için yol gösterici niteliktedir.
147) 10 Ağustos 1970 programının kapsamında neler yapılmıştır?
147) a)Yüzde 67 oranında devalüasyon yapılmış dolar kuru 15 TL olarak belirlenmiştir. b) mali disiplin kapsamında vergiler yükseltilmiş, maaş ve ücretler dondurulmuş, KİT ürünlerine zam yapılmıştır. c) ekonomide arz daralmasını gidermek için ithalatta teminat oranları düşürülmüş, miktar kısıtlamaları azaltılmıştır.
148) Ödemeler dengesi ilk olarak hangi yıl fazla vermiştir?
148) 1973 yılında fazla vermiştir.
149) 24 Ocak 1980 istikrar programının diğer istikrar politikalarından önemli farkı nedir?
149)İç piyasaya yönelik üretimin yapıldığı ithal ikameci sanayileşme stratejisi terk edilerek piyasa ekonomisine dayalı, dışa açılmayı ve ihracata yönelik üretimi esas alan bir kalkınma politikası benimsenmiştir. Temeli Ortodoks politikalara dayanır.
150) 24 Ocak 1980 kararlarının kapsamı nelerdir?
150) a) % 48.6 lık bir devalüasyon yapılmış dolar kuru 47,1 den 70 TL ye yükselmiştir. 1 Mayıs 1980 den itibaren günlük kur uygulamasına geçilmiş, döviz alım ve satımları serbest bırakılmıştır b) Fiyatların piyasa koşullarında belirlenmesi hedefi doğrultusunda, Fiyat Saptama-Kontrol Koordinasyon Komitesi kaldırılmıştır. c ) kredi ve vadeli mevduat faiz oranları serbest bırakılmıştır d) kamu sektörünün küçülmesi doğrultusunda özelleştirme gündeme alınmış, kamu harcamalarında kesintiye gidilmiştir. e) dış ticarette serbestleşme hedefine yönelik olarak, ihracat artışı sağlamak amacıyla ihracat kredileri ihracata yönelik yeni teşvikler ihracata vergi iadesi uygulaması yeni vergi muafiyet ve istisnalar konulmuştur f) yabancı sermayeyi teşvik için yeni düzenlemeler yapılmış, bürokratik işlemlerin basitleştirilmesi için 50milyon dolara kadar olan başbakanlığa bağlı yabancı sermayesi dairesi görevlendirilmiştir.
151) 5 Nisan 1994 kararlarının kısa vadede hedefi nedir?
151) Döviz piyasası ve dış dengede istikrarın sağlanmasıdır.
152) 5 Nisan 1994 kararları ile yapılan düzenlemeler nelerdir?
152) a)Kamu kesimi borçlanma gereği ve enflasyonu düşürmeye yönelik kamu harcamaların azaltılması ve gelirlerin artırılması için kamuya yeni personel alımı durdurulmuş maaş ve ücret artışları sınırlandırılmış, vergi oranları artırılmış ve ek bazı vergiler konulmuş, Kit ürünlerine yüksek zamlar yapılmıştır. b)finans piyasalarına yönelik olarak mevduata getirilen garanti para 50 milyon TL den 150 milyon TL ye yükseltilmiş,6 Mayıs 1994’ten itibaren de mevduatların tamamı güvence altına alınmıştır. c)Yapısal sorunların çözümü olarak; kitlerin yapısının yeniden düzenlenmesi sosyal güvenlik reformuna yönelik kararlar alınmıştır.
153) 5 Nisan 1994 kararlarının özellikleri nelerdir?
153)Hem Ortodoks hem de heterodoks özelliktedir. Programın tamamın uygulandığı söylenemez. Dış dengede iyileşmeler görülmüştür.
154)1997 yılında Tayland’da başlayıp diğer Asya ülkelerine sıçrayan krizin nedenleri nelerdir?
154) a)söz konusu ülkelerde spekülatif hareketler, b) eksik yasal düzenlemeler, c)yüksek sıcak para hareketliliği sonucu finans piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, d)yüksek dış borç oranları
155) 1997-1998 krizleri sonrası yürürlüğe konulan istikrar tedbirleri nelerdir?
155) a)1997 Ağustos ve Eylül aylarında hükümet para piyasaları ile ilgili acil tedbirleri hayata geçirerek uluslar arası krizin Türkiye’ye sıçramasına engel olunmuştur, b)26 Haziran 1998 yılında IMF ile bir buçuk yılık yakın izleme anlaşması yapılmıştır, c)11 Aralık 1998 ithalatı azaltma ve ihracatı arttırmaya yönelik bazı önlem paketleri uygulamaya konmuş.
156) 9 Aralık ta yürürlüğe konulan ve 2000-2002 yıllarını kapsayan enflasyonla mücadele programının temel unsurları nelerdir?
156) a) Faiz dışı fazlanın arttırılmasına yönelik sıkı maliye politikası, b)enflasyon ile uyumlu gelirler politikası, c)uzun dönemde beklentileri iyileştirmeyi ve bu şekilde reel faizlerin düşürülmesini sağlayacak para ve kur politikası
157) 2001 krizinde bankacılık sektörünün sıkıntıları nelerdir?
157) a) Bankaların pasifindeki yabancı para ağırlığı, b) bankaların kaynaklarının yoğun olarak kamu iç borç senetlerinin kullanılması, c) aktif ve pasif kalemleri arasında vade uyumsuzluğu, d) yasal alt yapının finansal serbestleşmeyi takip edememesi, e) bankaların küçük olması ve özkaynaklarının yeterli olmaması, f) kamu bankalarının görev zararlarının artması, özel bankaların birçoğunun holding ya da grup bankası olması.
158) Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ne zaman yürürlüğe konmuştur.
158) 14 Nisan 2001 yılında yürürlüğe konmuştur.
159) Nisan 2001 istikrar programının hedefleri (ikincil hedefler) nelerdir?
159) a)Dalgalı kur sisteminde enflasyonla mücadelenin sürdürülebilmesi, b)bankacılık sektöründe hızlı bir yapılanma ve reel sektör arasında sağlıklı bir ilişki kurulması, c)kamu finansman dengesinin kalıcı şekilde güçlendirilmesi, d)toplumsal uzlaşma ile enflasyon hedefi doğrultusunda gelirler politikasının sürdürülmesi, e) etkinlik esneklik ve şeffaflığın sağlanmasına yönelik yasal alt yapının kurulması
160) 15 Mayıs 2001 de güçlü ekonomiye geçiş programı çerçevesinde bankacılık temel yapılandırma programının amaçları nelerdir?
160)a)Kamu bankaları mali sistem içinde bir istikrarsızlık unsuru olmaktan çıkarmak, b)TMSF bünyesinde bankaların sorunlarını en kısa sürede çözüme kavuşturmak, c)yaşanan krizlerden olumsuz etkilenen özel bankalarının sağlıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirmek
161) 2008 krizinin belirtileri nelerdir?
161) a) Küresel ekonomide büyümenin hızla düşmesi, b)gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye hareketlerinin yavaşlaması, c)büyük ülkelerin dünya çapındaki büyük bankalarının büyük kayıplar ve zararlar yazmaya başlaması ve krize doğru büyük sorunlar yaşanması, menkul kıymetler borsasında ciddi düşüşlerin yaşanmaya başlaması, d) 2000’li yılların başından beri uluslar arası para piyasalarında aşırı bollaşan likitidenin küresel çapta kurumaya başlaması
162) 2008 krizinin ortaya çıkmasını tetikleyen dinamikler nelerdir?
162) a)Menkul kıymetleştirme, b)derecelendirme kuruluşlarının rolü, c)asimetrik bilgi, d)makro ekonomik arka plan (para politikası)
163) Menkul kıymetleştirmenin avantajları nelerdir?
163) a)Konut kredilerinin banka bilançolarından çıkarılması, b)varlıkların likiditesinin artması, c)riskin farklılaşması
164) Menkul kıymetleştirmenin dezavantajları nelerdir?
164) a)İşletmenin paket satışlara yönelmesinin şeffaflığı giderek zayıflaması, b)mali güvenirliğin gözden geçirilmesini azaltmıştır.
165) Krizin ikinci önemli kaynağı nedir?
165) Uluslar arası derecelendirme kuruluşlarının değişen rolleridir.
166) Asimetrik bilgi en basit ifadesiyle nedir?
166) Alacaklı ve borçlu taraflarından birinin diğerine göre daha fazla bilgiye sahip olması ve bundan karşı tarafı haberdar etmemesidir.
167) Özellikle gelişmiş ülkelerin Küresel krizin durgunluğa girmesinin altında yatan önemli sebep nedir?
167) Toplam talepte ortaya çıkan daralmalardır.
168)43. Küresel kriz döneminde Türkiye’de oluşan işsizlik oranının diğer gelişmiş ülkelere göre daha fazla olmasının sebebi nedir?
168) Kayıt dışı istihdam, tarımdaki hızlı çözülme, köyden kente göçün artması ve diğer yapısal sorunlardır.
169) Küresel kriz ilk olarak hangi birimlerde etkilerini gösterir.
169)Ülke borsalarında.
170) Küresel krizin Türkiye üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir.
170) Borsa aşağı yönlü bir trend oluşmuş, TL dolar karşısında değer kaybetmiştir
171) 2004 ve 2009 GSUG oranları nelerdir?
171) 9.4 ve -4,7
172) 2004 ve 2009 enflasyon oranları nelerdir?
172) 9.3 ve 6,5
173) Küresel krizle mücadelede uygulanan para politikası önlemlerinin başında ne gelir?
173) Merkez Bankalarının faiz oranlarını düşürmesi gelir.
ÜNİTE 11
174) Osmanlının ilk parası nedir ne zaman basılmıştır?
174)Akçe 1326 yılında basıldı
175) Osmanlının ilk kâğıt parası nedir ne zaman basıldı?
175)Kaime 1843 yılında basıldı
176) Kaime ne zaman hangi olay sonrasında kaldırılmıştır?
176) Osmanlı Rus savaşlarından sonra 1879 yılında 4 kaime 1 altına eşitlenmiş ve kaime dolaşımdan kaldırılmıştır.
177) Türk lirasının değerini kaybetmesi üzerine çıkarılan kanun nedir?
177) Türk parasının kıymetini koruma kanunu 1930
178) Merkez bankası ne zaman kurulmuştur?
178) 1715 sayılı yasa ile 30 Haziran 1930 da kuruldu 3 Ekim 1931 çalışmaya başladı.
179) Merkez bankasının temel amacı nelerdir?
179) Ülkenin kalkınmasına desteklemek için reeskont oranlarını belirleyecek, para piyasasını ve para dolaşımını düzenleyecek, Hazine işlemlerini yerine getirecek, hükümetle birlikte Türk parasının değerini korumak için tüm önlemleri alacak.
180) Halen yürürlükte olan 2001 tarihli 1211 sayılı kanuna göre merkez bankasının temel amacı nedir?
180)Fiyat istikrarı sağlamak
181) Merkez bankasının temel görevleri nelerdir?
181) a)Açık piyasa işlemleri yapmak, b)hükümetle birlikte Türk lirasının iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirleri almak ve yabancı paralar ile altın karşısındaki muadeletini tespit etmeye yönelik kur rejimini belirlemek, Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesi için döviz ve efektiflerinin vadesiz ve vadeli alım ve satımı ile dövizlerin Türk Lirası ile değişimi ve diğer türev işlemlerini yapmak c)Bankaların ve bankalarca uygun görülecek diğer mali kurumların yükümlülüklerini esas alarak zorunlu karşılıklar ve umumi disponibilite ile ilgili usul ve esasları belirlemek d)reeskont ve avans işlemleri yapmak e)ülke altın ve döviz rezervlerini yönetmek f)Türk Lirasının hacim ve tedavülünü düzenlemek g)Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve para ve döviz piyasaları ile ilgili düzenleyici tedbirler almak h)mali piyasaları incelemek I) Bankalardaki mevduatın veda ve türleri ile katılım bankalarındaki katılma hesaplarının vadelerini belirlemek
182) Merkez bankasının temel yetkileri nelerdir?
182) a)Banknot ihracı tek elden bankaya aittir, b)hükümet ile enflasyon hedefini tespit eder, c)para politikası uygulama, d)olağanüstü durumlarda TMSF ye avans vermeye, e)bankalara kredi vermeye, f)bankaların ödünç para verme esaslarını istemeye, g)bankalardan bilgi ve belge istemeye yetkilidir
183) Merkez bankasının organları nelerdir?
183)Genel kurul, başkanlık, Banka meclisi, Denetleme kurulu, yönetim komitesi, para politikası kurulu ve şubeler
184) Reeskont, iskonto ve faiz oranlarının saptanması açılacak kredilerin koşullarının belirlenmesi, Türk parasının değerinin belirlenmesi ile yetkili olan organ merkez bankasının hangi organıdır?
184) Banka meclisi
185) TCMB kanununda yapılan son değişikliklerin bankaya hangi özellikleri kazandırdığı ifade edilebilir?
185) a)Amaç ve araç bağımsızlığı, b)hesap verebilirlik ve kamuoyunun bilgilendirilmesi, c)finansal bağımsızlık, d)para politikası kurulu, e)nihai borç verme mercii, f)finansal sistemin ve ödeme sistemin gözetimi, g)idari bağımsız
186) Mali sistemin temel fonksiyonu nedir?
186) Fon ihtiyacı olan kesimlere, fonların transferini sağlamaktır.
187) Türkiye’de mali kesim kaç grupta incelenir ve nelerdir?
187) 1. Merkez Bankası (parasal yetki kurumu) 2. Mali hizmet kuruluşları (aracı kuruluşlar) 3. Diğer mali kurumlar (para yapma gücü olmayan) 4. Yarı mali kurumlar (SGK)
188) Ülkemizde gerçek anlamda ilk kurulan banka nedir?
188) İstanbul bankası 1847
189) Osmanlı devletinde ilk ticaret ve mevduat bankası olup yabancı sermaye ile kurulan banka hangisidir?
189) Osmanlı bankası 1856
190) Osmanlı devletinde kurulmuş ilk ulusal sermayeli banka hangisidir?
190) Memleket sandıkları 1861
191) Cumhuriyet döneminde İzmir iktisat kongresi sonrası alınan kararla kurulan ilk özel banka hangisidir?
191) İş bankası 1924
192) Merkez bankası kaç yılında kurulmuştur?
192) 1930
193) Türk bankacılık sektörünü 2000 yılların başında sarsıntıya sürükleyen nedenler nelerdir?
193) a)Sermaye yetersizliği, b)bankaların yüksek miktarda döviz pozisyonu taşıması, c)banka ve kambiyo genel müdürlüğünün kontrol ve denetimde yetersiz kalması, d)holding bankalarının grup içi
kredi kullanımındaki sınır tanımayan davranışları.
194) 5411 sayılı bankacılık kanunun amacı nedir?
194) Değişen ve gelişen bankacılık faaliyetlerinin ve bunlara ilişkin risklerin daha iyi bir yasal çerçeveye oturtulması denetim ve gözetim faaliyetlerinin sistematik bir yapıya kavuşturulması ulusal program çerçevesinde bankacılık mevzuatının AB mevzuatı ve diğer uluslar arası standartlara uyumlaştırılmasıdır.
195) 5411 sayılı bankacılık kanunun getirdiği yenilikler nelerdir?
195) a)Kanunun kapsam maddesi genişletilmiştir, b)faaliyet konuları sayılarak Avrupa birliği direktiflerine uyum sağlanmıştır, c)bağımsız denetim değerleme, derecelendirme ve destek hizmeti kuruluşlarının görev tanımları yapılmış, d)yeni tanımlar getirilmiş (kredi kuruluşu gibi), e) koruyucu hükümler çerçevesinde ana ortaklık bakımından bütün sınırlamaların ve standart oranların konsolide bazda dikkate alınması bunların bildirimi zorunlu hale getirilmesi, f) kredi tanımı genişletilmiş, g) denetim ve bunun sonucunda alınacak önlemler açıkça belirtilmiştir.
196) 5411 sayılı kanuna göre Türkiye’de kurulacak bir bankanın bütçesi ne kadar olmalıdır?
196)30 Milyon TL
197) 5411 sayılı kanuna göre, Bankaların özkaynak (sermaye yeterliliği) bulundurmasının sebebi nedir?
197)Bankaların faaliyetlerinde karşılaşacakları riskler nedeniyle, oluşabilecek zararlara karşı yeterli özkaynak bulundurulması hükmüne varılmıştır. Bankalar yüzde 8 oranından az olmamak üzere belirlenecek sermaye yeterliliği oranını hesaplamak, tutturmak ve sürdürmek zorundadır.
198) 5411 sayılı kanuna göre Türkiye’de bankalar diğer kanunlarla öngörülen hükümler saklı kalmak kaydıyla hangi işlemleri yapabilir?
198)Mevduat ve katılım fonu kabulü, nakdi gayri nakdi ve her suret ile kredi verme, her türlü ödeme ve tahsilât işlemleri, çek ve kambiyoların satın alma işlemleri, saklama hizmetleri, kredi kartı ve banka kartlarının ihracı ve bunların faaliyetlerinin yürütülmesi, para piyasası araçlarının alım satımı, kıymetli maden ve taşların alım satımı, basit veya karmaşık yapıda ki finansal araçların alım satımı, sermaye piyasalarının alım ve satımı, sermaye piyasalarının satışına aracılık işlemleri, başkalarının lehine teminat gibi garanti işleri, yatırım danışmanlığı işlemleri, portföy işletmeciliği ve yönetimi, alım satım işlemlerine ilişkin piyasa yapıcılığı, faktöring ve forfaiting işlemleri, bankalar arası para alım satım işlemlerine aracılık, finansal kiralama işlemleri, sigorta acenteliği ve bireysel emeklilik işlemleri, kurulca belirlenecek diğer hizmetler (maddeler kısaltılarak yazılmıştır)
199) Bankaların kullandırabileceği kredi miktarı ne kadardır?
199)Toplam öz kaynağının % 25’ini aşamaz
200) 1863 yılında kurulan Bank-ı Osmani Şahane’ye kaç yıl süreyle banknot basma yetkisi verilmiştir?
200)30 yıl süreyle banknot basma yetkisi verilmiştir.
201) T.C. Merkez Bankası ne kadarlık bir sermaye ile faaliyete geçmiştir?
201)15 milyon TL
202) TCMB pay senetlerinde A grubu pay senetleri kime aittir?
202) Devlete aittir.
203) Merkez Bankası başkanı kaç yıllık süreyle ve kim tarafından atanır?
203) 5 yıllık süreyle, Bakanlar Kurulu tarafından atanır.
204) Mevduat Bankaları nelerdir?
204) a) kamu ticari bankaları b)özel ticari bankalar c)yabancı bankalar d)katılım bankaları
ÜNİTE 12
205) Ödemeler Dengesi Politikası nedir?
205) Hükümetlerin ödemeler dengesini sağlamak, denge bozulur ise dengeye getirmek için yapmış olduğu tüm faaliyetleri kapsayan bir politikadır.
206) Ödemeler dengesinin hesapları nelerdir?
206) 2 ana hesabı vardır. Bunlar Cari İşlemler Hesabı ile Sermaye Hesabıdır.
207) Ödemeler dengesi verileri neye dayanır?
207) Büyük ölçüde döviz kayıtlarına dayanır.
208) Türkiye’de ödemeler dengesi uygulaması kaç dönemde incelenir?
208) 2 dönemde incelenir. Eski uygulama ve 1984 yılı öncesine dayanır.
209) Türkiye’de Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planının ilk uygulama yılı nedir?
209) 1963’tür.
210) Ödemeler dengesinin dar anlamdaki tanımı nedir?
210) Bir yıl içinde bir ülkenin yerlileri ve yabancıları arasında yapılan ödemelerin sistematik olarak tutulduğu belgedir.
211) IMF’ye göre ödemeler dengesinin geniş anlamda tanımı nasıldır?
211)Belirli bir süre içerisinde bir ekonominin yerlileri ile yabancıları arasında meydana gelen ekonomik akımlara bağlı değerlerin, transfer ödemelerinin ve rezervlerde meydana gelen değişikliklerin sistematik ve muhasebe kayıtlarına uygun olarak tespit edildiği istatistikî belgedir.
212) Uluslar arası denge açısından ülkelerin ödemeler dengelerinin açık ve fazlaları toplamda birbirine eşit olması zorunluluğunun nedeni nedir?
212) Çünkü bir ülkenin açığı diğer bir ülkenin fazlası ile kapatılır.
213) Hizmetler (görünmez işlemler ) dengesi nedir?
213)Hizmet kalemleri gelir ve gider toplamları arasındaki farka denir.
214) Karşılıksız transfer hesabı neyi kapsar?
214) Bir ülkenin satın alma gücünün diğer ülkelere ticari amaçlar dışında karşılıksız devredilmesi durumunda ortaya çıkan ekonomik işlemleri kapsar
215) Cari işlemler dengesi nedir?
215) Cari işlemler hesabının üç alt hesabının alacak ve borçlu tarafların toplamı arasındaki farktır
216) Ödemeler dengesi ve döviz kayıtları arasında ki farklılıklar nelerdir?
216) A) Kapsam; ödemeler dengesinde olmayan kalemler döviz kayıtlarında olabilir. B) Sınıflandırma; döviz kayıtları döviz giriş ve çıkışları esnasında meydana gelir, işlemler ise mülkiyet değişimi sırasında kaydedilir C) zamanlama; döviz kayıtları resmi para otoritelerinin kontrolü için ödemeler dengesinden daha ayrıntılı şekilde sınıflandırılır.
217) FOB ve CIF nedir?
217) FOB: İhracatçının ürünleri nakliye yapılacağı geminin güvertesine taşıyana kadar olan sorumluluğunu içerir. CIF: Mal bedeli, sigorta ve navlunu kapsamaktadır.
218) Hizmetler dengesinin fazla vermesinin arkasındaki en önemli faktör nedir?
218) Turizm gelirleri
219) Cari işlemler açığını oluşturan etken nedir?
219) Tasarrufların azalması (tüketimin artması) veya yatırımların çok hızlı artmasıdır.
220) Türkiye’de cari işlemler ve sermaye hesapları açıkları nasıl finanse edilmiştir?
220) Rezerv hareketleriyle finanse edilmiştir.
221) Dış Ticaret Politikası nedir?
221) Ödemeler dengesinin cari işlemler hesabındaki ihracat ve ithalat kalemleri üzerindeki tüm hükümet faaliyetlerini kapsayan bir çeşit dış ekonomi politikasıdır.
222) Dış ticaret politikaları kaça ayrılarak incelebilir?
222) İçe dönük ve dışa açık olarak iki şekilde
223) Dış ticaret ne ile ilgilidir?
223) Kaynak tahsisi ile ilgilidir
224) Dünya ülkeleri, uyguladıkları dış ticaret politikalarına göre kaç gruba ayrılır.
224) a)Dışa açık b)içe dönük, c)dışa kısmen açık d)kısmen içe dönük
225) Dışa açık dış ticaret uygulayan ülkelerin izledikleri politikalar nelerdir ve hangi ülkelerdir?
225) Dolaysız kontroller asgari seviyede olup efektif koruma oranları düşüktür. Kore ve Singapur
226) Dışa kısmen açık dış ticaret uygulayan ülkelerin izledikleri politikalar nelerdir ve hangi ülkelerdir?
226)Efektif koruma oranları kısmen düşük dolaysız kontroller yaygın kullanılmaz. Brezilya, Endonezya, Malezya, Tayland, Şili, İsrail, Türkiye (1980 den sonra)
227) Kısmen içe dönük dış ticaret uygulayan ülkelerin izledikleri politika nasıldır ve hangi ülkelerdir?
227) Ülke içini hedefleyen üretim karlıdır, efektif koruma oranları yüksek, dolaysız kontroller yaygın, döviz kuru aşırı değerlidir. Kolombiya, Kenya, Meksika, Pakistan, Filipinler, Senegal, Sri Lanka,
228) İçe dönük dış ticaret uygulayan ülkelerin izledikleri politika nasıldır ve hangi ülkelerdir?
228) En önemli göstergesi ülke içine yönelik üretimin çok karlı olmasıdır. Efektif koruma oranları çok yüksek olup, dolaysız kontroller yaygındır, döviz kuru aşırı değerlidir. Bangladeş, Bolivya, Gana, Hindistan, Nijerya, Peru, Sudan, Tanzanya ve 1980 öncesi Türkiye
229) Yapısal sorunların çözülebilmesi için dünya trendlerine uygun bir ürün yapısına ulaşması ve istikrarlı bir ihracat artışı sağlayacak bir stratejik planın belirli bir vizyon doğrultusunda oluşturulması amacıyla 2004 yılında dış ticaret müsteşarlığı tarafından hazırlanan plan nedir?
229) İhracat stratejik planıdır.
230) İhracat stratejik planın amacı nedir?
230) Sürdürülebilir ihracat artışını sağlayacak ihracat yapısını oluşturmak.
231) Dünya Bankasına göre, Türkiye hangi yıllarda içe dönük politikalar izlemiştir?
231) 1963 – 1973 yılları arasındadır.
232) Osmanlıda dış ticarete ilişkin veriler kaç yılından sonra tutulmaya başlanmıştır?
232) 1873 yılından sonra tutulmaya başlanmıştır.
233) Bir ekonomide dış ticaretin yerini belirlemede en önemli kriter nedir?
233) İhracat ve ithalatın o ülkenin GSUG içindeki oranının bulunmasıdır. Bunun yanı sıra kişi başına ihracat ve ithalat değerleri ile dünya ihracat ve ithalatındaki payının diğer ülkelerle karşılaştırılması da kriter olabilir
234) 2009 yılında ihracatın GSUG deki oranı kaçtır?
234) %18.78’dir.
235) Türkiye’nin dış ticareti zaman içinde incelendiğinde ortaya hangi gerçek çıkmaktadır?
235) Türkiye geleneksel olarak OECD ülkeleriyle ticaret yapmaktadır.
236) İhracatımızda ilk sırayı kim alır.
236) Almanya daima birinci sıradadır. İkinci sırayı zaman zaman ABD, İtalya ve İsviçre almıştır.
237) Ülkeler bazında incelendiğinde, Rusya’dan sonra ithalatta en fazla ağırlığı bulunan ülkeler kimdir?
237) Almanya, Çin, ABD ve İtalya’dır.
238) Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesi içinde önemli bir ekonomik potansiyele sahip Rusya ile ne zaman Doğalgaz Sevkiyatına dair anlaşma yapılmıştır?
238) 18 Eylül 1984 tarihinde anlaşma yapılmıştır.
239) Türkiye’nin tarımsal ürün ihracatı içinde en önemli yeri ne tutmaktadır?
239) Bitkisel ürünler (pamuk, tütün, fındık, kuru üzüm gibi dört klasik ürün) gelmektedir.
240) İhracatın ana mal grubuna göre incelendiğinde hangi mallar ağırlığını korumaktadır?
240) Ara mallar
241) Dünya ekonomisinde 1980-2009 yılları arasında ihracatın ithalatı karşılama oranı % 100 olan üç sanayileşmiş ülke hangileridir?
241) Almanya, kanada, Japonya
242) Türkiye’nin ithalatının sektörel dağılımı incelendiğinde, en önemli sektör hangisidir?
242) Sanayi sektörüdür. Sektörde imalat sanayi ürünleri önemli yer tutmaktadır.
243) Sürdürülebilir ihracat artışını sağlamak amacıyla neler yapılmalıdır?
243) Inovasyona ve AR-Ge’ye dayalı, katma değeri yüksek, markalı ürün ve hizmetlerin üretim ve pazarlama süreçleri desteklenmelidir.
ÜNİTE 13
244) Osmanlı Devletinin gümrükler ve dış ticaret üzerinde kontrol yetkisi ve denetimi yapan kuruluş kimdir?
244) Düyun-u Umumiye idaresidir.
245) Türkiye Cumhuriyeti gümrüklerine ne zaman hakim olabilmiştir?
245) 1929 yılında Lozan Anlaşmasının geçici maddesi yürürlükten kaldırılarak hakim olmuştur. (1923-1929 arası hakim olamamıştır)
246) Dar anlamda döviz nedir?
246)Yabancı paralar üzerine yazılı ticaret poliçelerini ifade eder
247) Geniş anlamda döviz nedir?
247) Bütün yabancı paralar ile yurt dışında geçerli her türlü ödeme aracı ve senettir.
248) Kambiyo nedir?
248) Yabancı ülke parasıyla yazılı ticari senet havale ve çek şeklindeki dövizdir.
249) Kambiyo işlemlerinde efektif nedir?
249) Yabancı ülke kâğıt parası veya banknotu ile altın ve gümüşe denir.
250) Kuvertür nedir?
250) Yabancı ülkede yapılacak ödemenin döviz karşılığı olan dövizdir.
251) Uluslar arası döviz borsalarında döviz fiyatının belirlenmesindeki usuller nelerdir?
251) Bunlar serten ve enserten usullerdir. serten; ulusal para biriminin yabancı ülke parasıyla ifade edilmesidir. Enserten; yabancı para birimini ulusal para birimi ile gösterilmesidir.
252) Türkiye cumhuriyetinde döviz rejimini düzenleyen ilk yasa hangisidir?
252) 1447 sayılı menkul kıymetler ve kambiyo kanunu (16 Mayıs 1929)
253) 1447 sayılı menkul kıymetler ve kambiyo kanunu ile maliye bakanlığına verilen yetkiler nelerdir?
253) Döviz spekülasyonlarını önlemek, döviz alım satım işlemlerini düzenlemek ve sınırlandırmak konularında yetki verilmiştir.
254) Türk parasının kıymetini koruma kanunu ne zaman çıkarılmıştır?
254) 25 Şubat 1930 1567 sayılı
255) Türkiye ile IMF arasında imzalanan IMF kuruluş anlaşması (ana anlaşma) kaç yılında hangi yasa ile çıkarılmıştır?
255) 5016 sayılı yasa 19 Aralık 1946
256) Resmi konvertibilitenin özellikleri nelerdir?
256) Üye ülkeler, Merkez bankaları veya diğer devlet organları arasında geçerlidir. Üye ülkeler başka bir üyenin elinde bulunan kendi ulusal parasını, bu üyenin talep etmesi durumunda satın almak zorundadır. Ancak bu paranın yakında gerçekleştirilmiş cari işlemler ile ilgili olmaması gerekir. Ulusal parasını satın alan üye ülke, karşılığını SDR ( SDR, özel çekme anlamına gelir, IMF tarafından oluşturulan uluslararası bir ödeme ve rezerv aracıdır.) veya dönüştürme talebinde bulunan üye ülkenin parasıyla ödeyebilir
257) Döviz Denkleştirme Fonu nedir?
257) Fiyatlar yükseldiğinde, açık piyasa işlemleriyle piyasaya müdahale edilmesidir.
258) 11 Ağustos 1989 tarihli Türk parasının kıymetini koruma hakkında 32 sayılı karar ile ne sağlanmıştır?

4

Eylül
2012

Genel Kültür Bilgileri

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  209 Kez Okundu

- Abbasi devletini Moğollar yıktılar.
– İlk deniz altıyı geliştiren Osmanlı bilgini İbrahim Efendi
– Kırgızistan’ın başkentinin adı Bişkek
– Fas’tan İspanya’ya geçerek gemileri yakan Tarık Bin Ziyad
-Mısır’ı fetheden komutan sahabe Amr Bin As
– Lübnan’ın başkenti Beyrut
-İspanya’nın başkenti Madrid
-Romanya’nın başkenti Bükreş
– Macaristan’ın başkenti Budapeşte
-Polonya’nın başkenti Varşova
-Tacikistan’ın başkenti Duşanbe
– Özbekistan’ın başkenti Taşkent
-Müslümanlara Anadolu’nun kapısını açan savaş , Malazgirt
– Türkiye’nin Irak ile sınır kapısı Habur
-Türkiye’nin en uzun nehri ,Kızılırmak
-Afganistan’ın başkenti ,Kabil
-İlk Osmanlı halifesi ,Yavuz Sultan Selim
– Kızıl denizi Akdeniz’e bağlayan kanal
Süveyş kanalı
– Ayasofya cami 1935 yılında müzeye çevrildi.
– Nato 1949 yılında kuruldu.
-Osmanlı devleti ilk matbaayı 1729 yılında kurdu.
-Türkiye’de ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapıldı?
-1951 yılı İmam Hatip Okullarının açılışı.
– Süleymaniye camii’nin temeli 1550 yılında atıldı.
– Birleşmiş Milletlerin kuruluş tarihi:1945
– Camilerde hutbeler 1925 yılında Türkçe okutulmaya başlanmıştı.
– Türkçe ezan 1932 yılında okutulmaya başlandı.
-TRT 1964 yılında kuruldu.
-Tevhid-i Tedrisat Kanunu 3 mart 1924 tarihinde çıkmıştır.
-Divanü Lugat-it-Türk adlı eseri ,Kaşkarlı Mahmud’a aittir.
-İstanbulu ilk kuşatan Türk devleti ,
Avarlar
-TBMM’ni ilk tanıyan ilk devlet: Afganistan
– Nüfusu en kalabalık 5 şehrimizi sırayla :İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana

4

Eylül
2012

Mbst Sınavını Kazandıracak Seçme Notlar-2

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  302 Kez Okundu

1- Sadece merfu hadisleri fıkıh konularına göre tasnif eden eserlere ne ad verilir? Sünen

2- Mürsel hadis; tabiinin sahabeyi atlayarak direkt Hz. Peygamber’e izafe ettiği hadistir.

 3-Merfû hadis; Hz. Peygamber’e izafe edilen söz, fiil ve takrirlerdir.

 4- Maktu hadis; rivayetin tabiine izafe edilmesidir.

5-“Râvi ile Hz. Peygamber arasında en az vasıtanın (ravinin) olduğu senede  Ali İsnad  denir .

6-Senedi muttasıl olarak rivayet edilmiş olan merfu hadise Müsned adı verilmiştir.

7-Süneni Erbaa nedir?Bunlar, sırası ile En-Nesâ’î’nin Sünen’i, Ebû Dâvût’un Sünen’i, et-Tirmizi ve İbn Mâce’nin Sünen’leridir.

8-İslam düşünce tarihinde kimliklerini gizleyerek yazmış oldukları  risalelerde görüşlerini toplamak suretiyle ansiklopedik bir eser meydana getiren ekol İhvan-ı Safa

9- Miras konusunu Nisa Suresi ayrıntılı bir şekilde ele alır.

10- Vucuh, bir kelimenin birkaç anlama gelmesidir.  Nazâir ise birkaç kelimenin aynı  anlama vaz’ edilmesidir.

11- “İnsan, melek ve cin gibi varlıkların yahut da bir topluluk veya kabilenin,

Kur’ân’da açıkça değil de ism-i işâretler, ism-i mevsuller, zamirler, cins isimler,

belirsiz zaman zarfları ve belirsiz mekân isimleriyle zikredilmesi” Mübhemâtü’l-Kur’ân ilmi disiplin çerçevesinde incelenmektedir

12-Muvalat: Abdest alırken organların kurumadan peş peşe yıkanmasını ifade eden terim  .

13- Büyük günah işleyen kimseyle ilgili Ehli Sünnet’in yaklaşımını yansıtan ifade

,Kişi işlediği günahı helal saymadıkça kâfir olmaz.

15- “Kulları için en iyi olanı yaratması Allah için gereklidir” ve “kul fiillerinin

hâlıkı’dır” şeklindeki düşünceler, Mutezile’nin beş esasından Adalet  ile ilgilidir.

 16- Kelam tarihinde Felsefi Kelam döneminin sistemli bir şekilde başlatılması

noktasında büyük rolü olan “el-Metâlibu’l-Aliye ve el-Muhassal” adlı eserlerin

yazarı  Fahrettin Razî

18-Istıslahı en çok kullanan mezhep Malikî

19- Hanefi mezhebinde  “Tarafeyn” diye adlandırılan iki imam, Ebu Hanife-Muhammed

20-Dinler üç kısma ayrılır.

1-Hak din: Allah (c.c.) tarafından Peygamberler vasıtasıyla insanlara bildirilen ve hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşan dindir. Bu din İslam dinidir.

2-Muharref Din: Allah tarafından Peygamberler vasıtasıyla bildirilen, fakat sonradan insanlar tarafından değişikliğe uğrayan dindir. Hiristiyanlık ve Yahudilik gibi.

3-Batıl Din:İnsanlar tarafından uydurulan dinlerdir. Putperestlik gibi.

21-Kitap, sözlükte “yazmak ve yazılı belge” anlamına gelir. Terim olarak ise, Allah Teala’nın kullarına yol göstermek ve aydınlatmak üzere peygamberine vahyettiği sözlere ve bunun yazıya geçirilmiş şekline denir. Çoğulu “kütüb”dür. Hıristiyan ve yahudilere ilahî kitap olarak İncil ve Tevrat verildiğinden onlara “Ehl-i kitap” denilmiştir. İlahî kitaplara Allah katından indirilmiş olması sebebiyle “kütüb-i münzele” veya “semavî kitaplar” da denilir.

22-Selef-i Salihin:Ashab-i Güzin ile Tabiine   denir.

23-Müsned:İmam  Ahmed ibni  Muhammed  İbni Hanzeleye aittir.

24-Edille-i Erbaa:(Usul-i Erbaa, 4  delil, dört esas)Kitap, sünnet,icma  ve kıyas.

25-Fıkıh:İslam  hukukuna ait  ilme Fıkıh denir.

25-Eimme-i Erbaa(Dört imam):Dört  ameli  mezhep imamlarımızdır.

26-Eimme-i Selase:İmam-ı  Azam dan başka  üç imama  eimme-i selase   denir.

27-Müstehab olan şeylere;mendup,fazilet,nafile ,tatavvu, edeb adı  da denir.

28-Başın  tamamını  bir su ile  meshetmeye Kaplama Mesih denir.

29-Tesvib:Beş vakit namazlar için ezan  okunduktan sonra , ayrıca  cemaatı çağırma  maksadıyla  vakti sala gibi  birifade kullanılmasına tesvib, tekrar bildirme  demektir.

30-Bir namazı vaktinde kılmaya  eda, vaktinden  sonra kılmaya  da kaza dendir.

31-Ahd-i atik :Tevrat

32-Ahd-i cedid :İncil.

 33-Ezanı ruyasında öğrenen sahabi,Abdullah bin Zeyd’dir

34–Rasul :Allah tarafından kendisine kitap verilen Peygamber demektir.
35-Başlangıçta Rasulullah s.a.v. aleyhinde hicviyeler yazdı, fakat sonra pişman olup Medineye af olunmak ümidi ile gitti. Rasülullah s.a.v.’ın huzurunda müslümanlığı kabul etti ve Hz. Peygamber s.a.v.’i öven meşhur “BÜRDE” Kasidesini okudu. Rasülullah s.a.v. çok memnun kaldı, sırtından hırkasını çıkararak ona giydirdi. Bu şair Sahabi,Kab b. Züheyr r.a.’dır.
36-Kabe’nin etrafında usülüne göre yedi defa dolaşmaya Tavaf denir.

37-Metaf: Tavaf edilen yere denir. Mesa: Safa ile Merve arasında Say edilen yere denir.
38-Aişe Annemize münafıklar tarafından atılan iftira, ifk hadisesi olarak tarihe geçmiştir. Bu olay Mureysi gazasında olmuştur.
39-Su bulunmadığı için teyemmümün farz kılınması Müreysi gazası  esnasında.
40-Mekkenin Fethinin sebebi ,Hudeybiye andlaşmasının bozulması.

4

Eylül
2012

Mbst Sınavı Kazandıracak Seçme Notlar

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  195 Kez Okundu

 1-Gazve ve Seriyye:peygamberin bulunduğu savaşlara denir. Seriyye ise bizzat katılmadığı sahabeleri görevlendirdiği birliklerdir

2-İlk mescid Kuba mescididir.

3-Kuranı çoğaltan grubun başkanı zeyd b. sabittir.

4-Sebut tıval ( yedi uzun sure ): Bakara,Ali İmran, Nisa, Maide,Enam ve Enfal sureleridir.

5-Vücuh: Lafızları aynı, manaları farklı olan kelimelere denir.

6-İlhadi tefsir: Kuran ve sünnetin açık hükümlerine aykırı tefsirlere denir.

7-Burhanı Limmi: Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delillerdir.

8-Ahdi atik:Tevrat / Ahdi Cedid: İncil

9-Tevrat: Kanun,Öğreti demek; İ

10-ncil : Müjde demek

11-Berzah:ölümden Mahşerdeki dirilişe kadar süren hayat kabir/Berzah hayatıdır.

12-Küsuf: güneş tutulma namazı/ Husuf: ay tutulma namazı

13-Peygamberin vefatından sonra sahabiler Sakifetü beni saide denilen yerde Hz. Ebu bekire biat etti.

14-Dehriyyun: zaman ve maddenin ebediliğini savunanlar.

15-Mezheb: bir dinin bilginleri arasındaki yorum farklılıklarından meydana gelen görüş farklılıklarıdır.

16-Medinede inen son sure Nasr suresidir.

17-Ayet:Alamet,nişan,ibret,emri acip,burhan ve delil manasına gelir.

18-Aksamul kuran: Kurandaki yeminlerdir.

19-İtikadi mezhepler:selefiyye,maturidiyye ve eşariyyedir.

20Halkulkuran:kuranın mahluk olup olmadığı tartışmasıdır.

21-Mutezilenin kurucusu:vasıl b. Ata

22-Cebriyye:kurucusu, Cehm b. Safvandır. İnsan fiillerinde hür değildir.

23-Kaderiye:Kurucusu,Mabed el-Cühenidir.kaderi inkar ederler,insan fiillerinde hürdür.

24-Hükmü itibarıyla hac çeşitleri:Farz,Vacip ve Nafile hac

25-Edası itibarıyla hac çeşitleri:Kıran,Temettü ve İfrad haccı

26-Afaki;Mikat sınırları dışında oturan kişiler için kullanılır.

27-Teyamun;Tavafı kabenin sağından yapmaktır.

28-Izdıba:Omuzlara alınan ridanın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atarak sağ omuzu ve sağ kolu açıkta bırakmak.

29-Remel:Koşmaksızın çalımlı ve süratli yürümek

30-Hıll;Harem ile mikat arasındaki bölgedir.

31-Eyyamı Mina: Zilhiccenin 10,11,12 ve 13. günleridir.

32-Ziyaret tavafı haccın farz olan tavafıdır.

33-Tehallül:İhram yasaklarının sona ermesidir.tehallülü evvelden sonra cinsel ilişki yasağı devam eder,bu yasak tehallülü sani ile kalkar.

34-İhsar:Hac veya umre için ihrama giren kimsenin elinde olmayan bir sebeble ihramdan çıkmasıdır.

35-İstihlaf:namazda abdesti bozulan imamın yerine cemaatten birini geçirmesidir.

36-Kerrubiyyun:Arşın etrafında bulunan meleklere denir.

37-Müşkilül kuran: Aralarında tenakuz ve ihtilaf olduğu zanndeilen ayetlere denir.

38-Nefri evvel:Bayramın 3. günü minadan ayrılmaya denir.

39-Revatip: 5 vakit namaza bağlı olarak kılınan nafile namaz; regaip ise 5 vakit namaza bağlı olmaksızın kılınan namazlara denir.

40-Vatanı sükna: 15 günden az kalmak üzere gidilen yer. vatanı ikame:15 günden fazla kalınacak yer; vatanı asli;kişinin doğup büyüdüğü,yerleştiği yer.

41-Eyyamı bid. Kameri ayların 13,14 ve 15. günleri oruçla geçirmek.

42-Ehli kıble: kabeye doğru namaz kılmanın farz olduğunu kabul edenler için kullanılır.

43-Mukarrebun-İlliyyun: Daima Allahı tesbih eden ve anan, Allaha çok yakın ve onun katında şerefli mevkii bulunan melekler.

44-İcaz:Kuranın özlü oluşu, kelime ve cümlelerin derin ve eşsiz anlamlartaşımasıdır.

45-Besmele ile başlamayan sure Tevbe suresidir.

46-Sebul Mesani (tekrarlanan 7 ayet) Fatiha suresidir.

47-Elmalılı Hamdi Yazır: Hak dini Kuran Dili adlı tefsiri var.

48-Zelletülkari: kıraat okuyuş hatalarıdır.

49-Kavme:Rukudan doğrulmaktır.

50-Kabenin 4 rüknü:1) Rüknü haceri esved, 2)Rüknü Yemani, 3) Rüknü Iraki, 4)Rüknü Şami.

51-Mültezem:Kabenin kapısı ile haceri esved arasındaki yerdir.

52-Cemrelerin mekkeden minaya doğru sıralanışı: Cemrei ula, cemrei vusta ve cemrei akabedir.

53-Metaf: tavaf yapılan alan.

54-İhcac: hac için bedel tutmaya denir.

55-Farz olan Ziyaret(İfaza) tavafının son vakti ömrün sonuna kadar devam eder.

56-Kütübü sitte:Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace- Nesai .

57-İlk fıkh usulü kitabı şafiye ait olan er risaledir. imam şafinin eski görüşlerini ihtiva eden eseri hucce’dir.son görüşleri ise Ümm adlı eserindedir.

58-Muvatta, imam malike aittir. müsned ise ahmed b. hanbele aittir.

59-Cami:İbadet, muamelat ve ukûbata dair hadislerin yanı sıra, Kur’an-ı Kerimin fazileti, yaratılış, menâkıb ve benzeri konuları ihtiva eden hadis mecmualarıdır.

60-Sünen:Bu hadis mecmuaları, tahâret (temizlik)’ten vasiyete kadar olan bütün ibadet ve İslâm hukuku ile ilgili hadisleri ihtiva eden kitaplardır.

61-Musannef:tabiin döneminden sonra gelen neslin hadisleri konularına göre ayırıp, belirli bir düzen içinde yazmaya başlamaları ile yeni bir hadis kitabı türü ortaya çıkmıştır. Bu tür eserlere ‘musannaf’ denir.

62-Nizamiye medreseleri selçuklu sultanı Alparslan zamanında kuruldu ve yaygınlaştı.

63-Mevkuf hadis: isnadı sahabede biten hadislere denir.

64-Merfu hadis: isnadı peygamberde biten hadisler

65-Maktu hadis: İsnadı tabiinde biten hadisler.

66-Mebsut, İmam Serahsinin eseridir.

 

 

67-Bir kimsenin kıra gömüp hatırlamadığı mala malı dımar denir.

68-Zevaid sünnet:Hz. Peygamber (s.a.v.)’ in bir insan olmasıitibariyle yaptığı,

69-Secavend: Ayetlerde durulması ve geçilmesini belirleyen işaretlere denir.

70-Taabbudi:manası sadece Allah tarafından bilinen emirler.

71-Ahîlerin el kitabı olan ve daha çok ahlaki kurallar ve psikolojik öğretiler içeren eserlere fütüvvetname denir.

72-Garibul hadis: Hadis lügati niteliğindeki eserlere verilen isimdir.

73-Ahbar: Tevratı ve hükümlerini iyi bilen yahudi alimleri.

74-Ahkamul kuran: İbadet, mualemet,keffaret ve ukubat ile ilgili ayetlerin yorumunu konu edinen bilim dalıdır.

75-Aksamul kuran:Kuranda geçen yeminleri konu edinir.

76-Celse: İki secde arası oturuş.

 77-Emsalul kuran: Kuranın meselleri.

78-Fevat: hac vazifesini yapan kimsenin süresi içinde arafe vakfesine yetişememesi.

79-Garibulhadis: hadislerdeki anlaşılması zor ve ancak sahanın uzmanları tarafından anlaşılabilen kelimelere denir.

80-Garibul Kuran: Tefsirde anlaşılması zor olan kelimeleri konu edinir.ilmin öncüsü Abdullah b. abbastır.

81-Kütübi tisa: Kütübü sitteye 3 ilave eserle oluşur.bunlar Dariminin süneni, imam malikin muvattası ve ahmed b. hanbelin müsnedi+ yukarda sayılan 6 kitap.

82-Mişna: Tevratın hükümlerini açıklayan şifahi beyanların yazıya geçirilmiş şeklidir.

Miun: ayet sayısı 100 den fazla olan sureler.

83-Talmud: sözlü tevratın yazıya geçirilmiş şekli olan mişna üzerine yapılmış tefsir ve yorumlardır.

84-İşari tefsir:tasavvufi tefsir.

85-Telfik, değişik mezheplerin görüşlerinden faydalanmak.

86-Yemini lağv: bir şeyin öyle olduğu zannedilerek ya da ağız alışkanlığıyla yapılan yeminlerdir. keffaret gerekmez.

86-Yemini ğamus: yalan yere, bile bile yapılan yemin.

87-Yemini münakid. mümkün olan ve geleceğe yönelik bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yapılan yemindir. bu yeminin keffareti 10 fakiri doyurmak veya giydirmek veya köle azat etmektir. buna gücü yetmeyen kimse 3 gün peşpeşe oruç tutar.

88-Zelle.peygamber hataları.

89-Hanefide isfar yani sabah namazını oralık aydınlandıktan sonra kılmak müstehaptır

90-Ebu hanifeye göre huruç bi sunih yani namazdan kendi fiili ile çıkmak rukundür.

91-Ezan okunurken her cümle arasında biraz beklenir ve ikinci cümlede ses biraz yükseltilir. buna teressül veya irtisal denir.kamet ise duraklama yapılmaksızın seri okunur. buna hedir denir.

92-Muhazatün Nisa: kadınların erkeklerle aynı safta veya hizada bulunmasıdır.

93-Kefeni sünnet: Erkek için Kamis,izar ve lifafe;kadınlar için bunlarla birlikte baş ve göğüs örtüsüdür.

94-Kefeni kifayet:erkek için izar ve lifafe ve kadın için bir de başörtüsüdür.

95-Kefeni zaruret ise tek parça beze sarılmak.

96-Nema: Zekatın şarlarından olan nema malın artıcı nitelikte olmasıdır.

97-Havelanül havl :Malın üzerinden bir kameri yıl geçmesidir.

98-Nisab:Altında 20 miskal:85 gram; Gümüşte 200 dirhem:595 gram; hayvanlarda 5 deve;30 sığır ve 40 koyundur.

99-Rikaz:yer altındai maden, define hazine gibi şeyler için kullanılır.

100-İhramın Rükunleri: Niyet ve telbiyedir.

101-Haccın farzları ihram,arafat vakfesi ve ziyaret(ifaza) tavafıdır.

102-Remyi cimar:Şeytan taşlama işlemi.

103-ilk tehallül: Cinsel ilişki dışında yasaklar kalkar. saçların traş edilmesiyle başlar.ikinci tehallülde ise cinsel ilişki dahil tüm yasaklar kalkar.ziyaret tavafının yapılmasıyla olur.

104-Umrenin farzları ihram ve tavaftır.

105-Sahih ilmam: Umre ile hac arasında herhangi bir sebeble memlekete dönmek.

106-Hedy:hac ve umre menasikiyle ilgili kesilen kurbana denir.Kurban bayramı dolayısıyla kesilene ise udhiyye denir.

107-Cinayet:İhramlıyken harem bölgesinde yapılması yasak olan şeylerin yapılmasına denir.

108-Rici talak: kocaya yeni bir nikaha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme imkanı veren boşama türüdür.

109-Bain talak: kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikahla dönme imkanı veren boşama şeklidir.

110-Karşılıklı rıza ile boşanmaya muhalea veya hul denir.

111-Mahkemeye boşnma için başvurmaya tefrik denir.

112-Lian: karısına zina etti deyip bunu ispat edemeyen karı kocanın karşılıklı lanetleşmesididr.

113-İLa: Kocanın 4 ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına yemin etmesi, adamasıdır.

114-Lukata:buluntu mal.

115-Tanah:yahudilikteki yazılı dini edebiyattır.

4

Eylül
2012

Din Görevlileri için Mbst Sorularına Hazırlık Notları

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  218 Kez Okundu

1-Hz. Osman’ın (ra) çoğalttığı nüshalarda nokta ve hareke bulunmuyordu. Hicrî 65 tarihinde Abdulmelik b. Mervan (v.86/705) zamanında Hz. Ali’nin (ra) talebesi ve Arap gramercisi/ nahivcisi, Arap gramerinin temellerini atan Ebu Esved ed-Düelî (v.68/688) halifenin emriyle Kur’ân-ı Kerime ilk olarak noktalama işaretlerini koymuştur. Daha sonra Hasen-i Basri (v.110/728) kıraat imamlarından Nasr b. Âsım (v.89/707) ve Yahyâ b. Ya’mer (v.129/746) tarafından geliştirilmiştir. Harekeleme Halil Bin Ahmed yapmıştır.
2-Arafat vakfenin Zamanı. Zilhiccenin 9. arefe günü zeval vaktinden yani güneşin tepe meridyeni üzerine geliş vaktinden bayramın ilk günü “fecr-i sâdık” denilen tan yerinin ağarmaya başladığı zamana kadar geçen süredir. Bu konuda mezhepler arasında görüş ayrılığı yoktur. Sadece Hanbelîler’e göre vaktin ilk anı, arefe günü fecr-i sâdık ile başlar. Vakfenin sahih olması için niyet, akıl ve ilim (Arafat’ta bulunduğunu ve vakfe yaptığını bilmek) şart olmadığından, belirtilen süre içinde ister şuurlu, ister şuursuz, ister uykuda, ister uyanık, ister abdestli, ister abdestsiz her ne halde olursa olsun, bir an Arafat sınırları içinde bulunan, hatta oradan geçen kimse vakfeyi yapmış olur.
Hanefîler’e göre arefe günü gündüz Arafat’ta bulunanların, mazeretsiz olarak güneş batmadan önce Arafat’tan ayrılmamaları vâciptir. Mazeretsiz olarak ayrılan kimse, henüz güneş batmadan bu bölgeye tekrar dönerse, bir şey gerekmez; aksi halde ceza (dem) gerekir. Fakat gündüz Arafat’ta bulunmayıp güneş battıktan sonra gelenlere bir ceza gerekmez. Şâfiîler’e göre, güneş batmadan ayrılanlara da ceza gerekmez. Mâlikî mezhebinde ise, gecenin bir cüzünde Arafat’ta bulunmak vakfenin sıhhat şartıdır. Güneş batmadan Arafat’tan ayrılıp bir daha dönmeyen kişinin haccı bâtıl olur. Gündüzün çok az da olsa bir kısmında Arafat’ta bulunmak Mâlikîler’e göre vâciptir. Süresi içinde kısa da olsa bir müddet Arafat’ta bulunamayanlar hacca yetişememiş olurlar. Daha sonraki senelerde yeniden haccetmeleri gerekir.
3- Mescid-i Hayf:Mina’da birinci cemrenin (küçük şeytan) hemen yakınında yer alan Mescid-i Hayf, ResûI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam’ın Veda haccında çadır kurduğu ve cemaatle namaz kıldığı yerde inşa edilmiştir. ResûI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam’ın namaz kıldığı bu yerin etrafı sonradan duvarla çevrilip mescid haline getirilmiştir. Arapça’da vadilerdeki su yatağının biraz yukarısındaki yerlere “hayf” denildiğinden Saih dağının eteğine kurulan cami de bu adla anılmıştır. 227′de (842) Abbasi halifesi VasikBillah tarafından imar edilen mescid, daha sonraki devirlerde de çeşitli İslam devletleri ve bu arada Osmanlılar tarafından tamir edilmiştir. Suudi hükümeti, yeni düzenlemeler sırasında Mescid-i Hayf’ı tamamen yıktırarak ek binalarıyla birlikte 25 dönümlük bir arazi üzerinde yeniden inşa ettirmiştir (1987).
Mescid-i Hayf’ın yapıldığı yerde aralarında Hz. Musa’nın da bulunduğu yetmiş nebinin namaz kıldıklarının rivayet edilmesinden , buranın eskiden beri bir ibadet yeri olduğu anlaşılmaktadır. İlk dönemlerden itibaren Müslümanlar Mescid-i Hayf’a büyük değer vermişler; Ebu Hüreyre Mekke’de ikamet edecek olsa her cumartesi burasını ziyaret edip iki rek’at namaz kılacağını, Sa’d b. Ebu Vakkas burada iki rek’at namazı Beytülmakdis’i iki defa ziyaret edip orada namaz kılmaya tercih edeceğini söylemiştir. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın uygulaması sebebiyle Mescid-i Hayf’ta cemaatle namaza iştirak müstehap sayılmıştır.
4- Bâin talak, beynûnet-i suğra (küçük ayrılık) ve beynûnet-i kübrâ (büyük ayrılık) olmak üzere iki kısma ayrılır. Buna hürmet-i hafife ve hürmeti galiza da denir.Bir veya iki talak ile meydana gelen bâin talaka beynûnet-i suğrâ; üç talak ile meydana gelen bâin talaka da beynûnet-i kübrâ adı verilir.
5-TELFÎK:Sözlükte “bir işi talep edip ulaşamamak, kumaşın iki yanını yan yana getirip dikmek, sözü batılla karıştırıp süsleyip püslemek” gibi anlamlara gelen telfîk, bir fıkıh kavramı olarak, bir mesele veya amelde birkaç müçtehidin görüşlerini birleştirerek taklid etmek demektir.
6- Ebu Talib’in çocukları:Ebu Talib’in, dördü erkek ikisi kız altı çocuğu vardı En büyük oğlu Talib ve diğer çocukları ise sırasıyla Akil, Cafer ve Ali (a s) idi ki, bunların herbirinin arasında da onyıllık bir fasıla vardı Kızlarından biri Ümmü Hani diğeri ise Cümane idi .
İbn-i Sa’d diyor ki: Ebu Talib’in Reyta adında bir başka kızı da vardı Onların annesi Fatıma bint-i Esed idi Ayrıca Tuleyk adında bir erkek çocuğu da vardı ki, annesi “Alle” adında bir kadındı
39- el-Huccet Ale’z Zahib İla Tekfir-i Ebi Talib
40- Tefsir-i Razi
 

7- En Fazla Müslümanın yaşadığı Ülkeler sıralaması (NÜFUS-ORAN)
1-Endonezya 207,000,105 88.20%
2-Pakistan 159,799,666 97%
3-Hindistan 151,402,065 13.4%
4-Bangladeş 132,446,365 88%
5-Mısır 70,530,237 85%
6-Türkiye 68,963,953 99%
7-Nijerya 64,385,994 45%
8-İran 64,089,571 98%
9-Cezayir 32,999,883 99%
10-Fas 32,300,410 99%
11-Afganistan 31,571,023 99%
12-Suudi Arabistan 26,417,599 100%
13-Sudan 26,121,865 65%
14-Irak 25,292,658 97%
15-Özbekistan 23,897,563 89%
16-Etiyopya 22,533,500 31.2%
8- MUTTASIL HADİS :Senedi kesintisiz olan hadis. En son ravisinden ilk kaynağına kadar senedinde kopukluk olmayan hadise Muttasıl denir. Muttasıl hadis, merfû (Hz. Peygamber’e ait), mevkuf (Sahabeye ait) veya maktû (Tabiîne ait) olabilir.
9- Senedinde kesinti bulunan hadis sened bakımından Hz. Peygamber’e ulaşmayan hadistir. Buna “Mürsel” veya “Münkatı”‘ hadis denir. Sahabe atlanıp, tâbiinden birisinin Hz. Peygamberden işitmiş gibi hadis rivayet etmesi gibi.Ebû Hanife ve İmam Mâlik, mürsel hadisi kayıtsız şartsız kabul ederler. Onlar yalnız mürsel hadisi rivayet eden ravinin güvenilir olup olmamasına bakarlar.
10- Senede Göre Sınıflandırma:
a)Senedinde kopukluk olmayan hadisler; Müsned, muttasıl, mevsîl hadisler
b)Senedinde kopukluk olan hadisler: Mürsel, munkatı, muallak, müdelles hadisler.
11-GARÎB HADİS:Garîb sözlükte “yabancı, tek başına kalmış kimse” anlamına gelir. Hadis çeşitlerinden garîb hadis, herhangi bir tabakada, bir râvînin yalnız başına rivâyet ettiği ve başka râvîler tarafından rivâyet edilmeyen hadise verilen isimdir. Gariblik, hadisin metin ya da isnadındaki ziyâdelikte de olabilir. Hadisi garib olarak rivâyet etmeye ya da garîb hadisleri nakletmeye iğrab, hadisin garîb olmasına da garabet denir.
Hadis ilimlerinde garîb hadis, fert hadisle aynı anlama kullanılmıştır. Bazı hadisçiler “ferd” kavramını “ferd-i mutlak” ile; “garib” kavramını da “ferd-i nisbi” ile eş anlamlı kabul etmişlerdir.
Garabet, Sahabe’den tek bir tabiînin rivâyet etmesi gibi, isnadın başı olan Sahabe tarafında meydana geliyorsa, bu tür hadise garîb-i mutlak ya da ferd-i mutlak denir.
Garabet, isnadın başlarında değil de ortasında meydana gelmiş ise bu tür hadise garîb-i nisbî ya da ferd-i nisbî denir.
Hadislerde garîblik, metinde, isnadda veya her ikisinde görülebileceği gibi, bunların bir kısmında ya da bunlara ait ziyadelikte de görülebilir.
Garip hadis, şaz hadisten farklıdır. Şaz hadiste garabetle birlikte muhalefet şartı da aranır. Bundan dolayı şaz hadis zayıf ve merduttur. Garîb hadis ise isnadın durumuna göre sahih, hasen ya da zayıf olabilir. Sahih veya hasen olan garîb hadis, akâid dışındaki dinî konulara delil teşkil eder, hükmü bağlayıcıdır. Bu itibarla hadislerdeki gariplik, hadisin sıhhatini yok edici bir özellik değildir.
12- Nizamiye Medreseleri, Büyük Selçuklular zamanında kurulan vezir Nizamülmülk’ün adıyla anılan medreseler. En büyüğü, Bağdat’taki Nizamiye Medresesi olup, İsfahan, Nişapur, Belh, Herat, Basra, Musul ve Amul’da benzerleri vardı.
Nizamiye Medreseleri’nin en büyüğü olarak Dicle kıyısında, şimdiki Gümrük Çarşısı civarındaki Nizamiye Medresesi, Nizam-ül Mülk’ün eseridir. 1064–1066 yıllarında yapılan medrese Büyük Selçuklu Devletinin ilim ve öğretime verdiği önem kadar, Sünni İslâm camiasının devlet himayesine alınması ve güçlendirilmesi amacıyla kurulmuştur. Devrin diğer Nizamiye medreselerinden daha ihtişamlı olan Bağdad Nizamiye Medresesi’nde ilk dersi ünlü fıkıh âlimi Ebu İshak Şirazi vermiştir. Medresede, Şafi mezhebi fıkhı, tefsir, hadis, ferâiz ve kelâm dersleri okutulmuş, pek çok âlim yetiştirilmiştir.
Dört eyvanlı avlulu medreselerin öncülerinden olan yapı, talebe hücreleri, kütüphane, hamam, imaret ve hastane ek binalarıyla donatılmıştır. 1110 yılında esaslı bir tamir geçirmişse de, 1248’deki Dicle taşkınından zarar görmüştür. XV. yy.a kadar öğretime devam edilen medrese daha sonra terk edilmiştir. XIX. yy. başlarında çini süslemeli 2 eyvanı ve duvar parçaları bulunan medreseden bugün hiçbir iz yoktur.
13-KADİYÂNÎLİK:Kadiyânîlik XIX. yüzyılın sonlarına doğru Hindistan’da Mirza Gulam Ahmed öncülüğünde kurulmuş bir mezhep veya belli konuları içeren fikrî bir harekettir. Mirza Gulam Ahmed memleketi olan Hindistan’da çocukluk döneminden sonra bir mahkemede memur olarak çalıştı. İslâm dini, Hristiyanlık ve Hint kültürü üzerinde incelemelerde bulundu. Daha sonra resmi görevini bırakarak İngiliz ve Hindular aleyhine yazılar yazdı. Kişiliğinin ön plana çıkması üzerine kendi ismini taşıyan bir eser yayınladı. Bu şöhretini sürdürürken bir takım ilham, kehanet ve keramet iddiaları ile kendisinin asrının müceddidi olduğu izlenimini uyandırmaya çalıştı.
Genel olarak XIX. asrın sonlarına kadar Hindistan sınırları içinde kalan Kadiyânîlik XX. asrın başından itibaren Avrupa ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, Asya, Pasifik adaları ve Afrikanın hemen her yerinde teşkilatlanmaya başladı. Bugün dünyada mevcut Kadiyânîlerin sayısının iki milyon ile on milyon arasında olduğu sanılmaktadır.
Kadiyânîlik daha çok âhiret ile ilgili haber ve yorumlar yapmak suretiyle tanınmıştır. Ancak îmân esasları ve diğer bazı itikadî konularda Eş’arî ile Matüridiyye, amelî konularda ise Hanefî mezhebine yakın düşüncelere sahiptirler. Tek evliliğe ve kadınların kapalı, peçeli gezmelerine önem verirler. Neshin önceki kitaplar için geçerli olduğunu, ayrıca cihadın kılıç ve sertlikle değil, kalem ve kağıtla yapılması gerektiğini savunmaktadırlar.
14-NUSAYRiLiK:Çoğunluğu Suriye’de yaşayan aşırı bir Şiî-Batinî fırkası. Bunlara günümüzde Numeyrîler ismi de verilmektedir. Nusayrî isminin ise geçmişte kalan bir isim olduğunu ve fırka kurucusuna nisbeten bu ismin verildiğini ileri sürerler. Fırkanın ismini, kurucusu olan Muhammed b. Nusayr en-Nemiri’ye (270/883) nisbeten aldığı bilinmektedir. Zaten itikadi fırkaların hemen hemen bir çoğunun kurucularına nisbeten tanındıkları ve buna uygun isim aldıkları bilinen ve sık rastlanan bir durumdur
17-”Vatan-ı aslî”; “vatan-ı ikâme” ve “vatan-ı sükna” ile değişmez. Çünkü her ikisi de “vatan-ı aslî”nin dûnundadır. Vatan-ı aslî, sefer niyeti ve yolculukla da değişmez.
18-Vatan-ı ikâme: Bir insanın ikâmete elverişli bir yerde 15 gün ve daha fazla kalmaya niyet ettiği yerdir. Vatan-ı ikâme; vatan-ı aslî, vatan-ı ikâme ve sefer ile değişir, fakat vatan-ı süknâ ile değişmez. Vatan-ı ikâmede yaşayan insanlar mukim sayılır.

19-Vatan-ı sükna: Bir insanın vatan-ı aslîsinin dışında 15 günden az kalmak üzere gittiği yerdir. Vatan-ı sükna; vatan-ı aslî, vatan-ı ikâme, vatan-ı sükna ve sefer ile değişir. Vatan-ı süknada yaşayanlar misafir sayılır.
20-Abdestte-Güsulde-Teyemmümde Niyet:Hanefîlere ve bir rivayette İmam Mâlik’e (rahımehumullah) göre abdest ve gusülde niyet, farz değil sünnettir. Delilleri ise abdest ayetinde; Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinizle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınıza meshedin. Her iki topuğunuzla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın)”[el-Mâide, 5/6] buyurularak, abdestin ‘dört farzı’ belirlenmiş, ‘niyet’ten söz edilmemiş olmasıdır.
İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel ve başka bir görüşünde İmam Mâlik’e (rahımehumullah) göre ise, abdestte niyet farzdır. Delilleri; “Ameller niyetlere göredir” hadisi ile namaz ve teyemmümde niyetin farz oluşuna kıyastır.
Teyemmüm’de niyet, abdestteki gibi sünnet değil farzdır. Abdestin yerini alan yeni bir temizlik nev’i/türü olduğu için niyetsiz olarak geçerli olmaz. Delil; “…Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız; o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün.”[en-Nisâ, 4/43] ayet-i celilesidir.
21–Terviye Günü: Terviye kelimesi sözlükte “bir işi aceleye getirmeyip enine boyuna düşünmek, sulamak, suya kandırmak, rivâyet ettirmek” gibi anlamlara gelmektedir. Terviye günü ise, Zilhicce ayının 8. günü, yani Kurban Bayramı arafesinden bir önceki gündür. Terviye gününde hacı adayları Arafat’a gitmek üzere Mekke’den Mina’ya doğru hareket ederler. Hacı adayları sıcak bir iklimde susuz bir sahayı kat edeceklerinden, genelde hazırlık olmak üzere hayvanlarını iyice sulayıp kandırdıkları için bu isim verilmiştir.
22-TAVAF NAMAZI:Tavaf namazının ilk rekatında Kâfirûn, ikinci rekatında da İhlas sûrelerinin okunması müstehaptır.
Tavaf için kerahet vakti olmadığı halde, tavaf namazı mekruh olan vakitlerde kılınmaz. Kerahet vakti değilse, tavafın hemen peşinden bu namazı kılmak müstehaptır. Ancak, çeşitli sebeplerle tavafın hemen arkasından kılınmayıp, daha sonra kılınsa yerine getirilmiş olur.
Tavaf namazının Makam-ı İbrâhim’in arkasında kılınması müstehaptır. Burada yer bulunmaması halinde, Mescidin içinde uygun olan başka bir yerde kılınır. Özellikle dünyanın çeşitli bölgelerinden kalabalık toplulukların hac etmek üzere toplandığı günümüzde, tavaf alanının kalabalık olması sebebiyle, burada namaz kılmak için ısrar edip de, tavafa mani olmamak daha uygundur. Bu namazın Harem bölgesinin dışında kılınması ise mekruhtur.Tavaf namazı Hanefilerde vaciptir.
Ziyaret, veda ve umre tavaflarının ilk dört şavtını yapmak farz, yediye tamamlamak vaciptir.
Tavaf namazı tavafın vacibi değil müstakil bir ibadettir, terkinden dolayı dem gerekmez.
Müvalat,-tavafın şavtlarını ara vermeden peşpeşe yapmak sünnettir.
23-Hayâ :Sözlüklerin “utanma çekinme vaz geçme tevbe” gibi anlamlara geldiğini söylediği hayâ peygamberlerden tevarüs edilen en temel insanlık ölçülerinden biridir.

Kur’an’da da bu kavramın türevleriyle üç yerde geçtiğini görüyoruz: Bakara 26 Kasas 25 Ahzab 53… A’raf Suresi’nin 26. ayetinde geçen “libâsu’t-takvâ” (takva elbisesi) ifadesinin insanın ruhunu bezeyip ahlâkını güzelleştiren ve koruyan hayâ anlamına geldiği hemen bütün müfessirler tarafından ifade edilmiştir.
24- İman – İslam – İhsan:Hadis kitaplarımızda “Cibril Hadisi” diye bilinen bir metin yer almaktadır. Peygamber efendimiz bir gün ashâbından bazılarıyla birlikte iken bir yabancı gelir. Hz. Peygamber’e bir takım sorular sorar ve cevaplarını alır. Sorular ve cevaplar şöyledir:
-İman nedir?İman Allah’a, meleklerine, Allah’a kavuşmağa, peygamberlerine ve öldükten sonra dirilmeğe inanmandır.
-İslâm nedir?İslâm Allah’a ibadet edip hiçbir şeyi O’na ortak koşmaman, namazı kılman, farz edilmiş zekâtı vermen, ramazanda oruç tutmandır.
-İhsan nedir?İhsan Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da şüphesiz O seni görmektedir_ (Buhari, iman, 37; Müslim, iman, 1)…..

25- Kâ’b bin Züheyr, Müzeyne kabîlesinden olup, onbir şâir yetiştiren bir âileye mensuptu. Babası Züheyr bin Ebî Sülemî ve kardeşi Büceyr de şâir idi. Kâ’b bin Züheyr’in babası Hırıstiyan ve Yahûdi âlimlerinin yanlarına gider, onları dinlerdi. Onlardan âhir zamanda bir Peygamber gönderileceğini işitmişti. Peygamberimiz, Kâ’b bin Züheyr’in, “Banet süâdü= Sevgili uzaklaştı” sözleriyle başlayan bu kasîdesini beğenip, çok memnun oldu. Onu affetti. Bürdesini (hırkasını) çıkarıp, onun omuzlarına koydu. Bu sebeple Kâ’b bin Züheyr’in kasîdesi, “Kasîde-i Bürde” ismi ile meşhur olmuştur. Hz. Kâ’b 645 senesinde Şam’da vefât etti.Resûlullahın hediye ettiği bu hırka, Hz. Muaviye tarafından Kâ’b bin Züheyr’in vârislerinden satın alınıp, muhafaza edilmiştir. Sırasıyla Emevîlere, onlardan Abbasîlere, daha sonra da Mısır’ın fethinde Mekke Serifi tarafindan diğer kutsal emânetler ile birlikte Yavuz Sultan Selim Han’a teslim edilmiştir. Günümüze kadar korunan bu hırka, “Hırka-ı Saadet” ismi ile meşhur olmuştur. Bugün hâlâ İstanbul’da Topkapı Müzesinde “Hırka-ı Saadet” odasında muhafaza edilmektedir
26- Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır:.Doğu köşesine “Hacerü’l-Esved” veya “Şarki”, kuzey köşesine “Irakî” , batı köşesine “Şâmî” ve güney köşesine [ “Yemânî” denir.
27-Hacerü’l-Esved: Doğu köşesinde bulunan cennetten inen kara parlak taştır . 684′te Kâbe’de çıkan bir yangında bu taş sıcaktan çatlayıp 15 parçaya bölünmüştür. Günümüzde taşın parçaları gümüş bir çerçeveyle tutulmaktadır ve görünen kısmı yaklaşık 16,5×20 cm’dir.
28- Habeşistan’a İlk Hicret Edenler (615 M.) :Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı. Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanların Habeşistan’a hicret etmelerine izin verdi. Müslümanlar Habeşistan’a iki defa hicret ettiler. İlk defa 12′si erkek, 4′ü kadın 16 kişi Mekke Devri’nin (Peygamberliğin) 5′inci yılında (615 M.) Recep ayında Mekke’den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler. Başlarında bir reisleri yoktu. Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan’a geçtiler. İçlerinde, Hz. Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mes’ûd gibi muhterem zâtlar da vardı.
29- İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.) :İlk hicret edenler Habeşistan’da iken inen “en-Necm Sûresi”ni Hz. Peygamber (s.a.s.) Hârem-i Şerifte müşriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda “secde âyeti” bulunduğu için, Allah’a secde etti. Bu sûrenin 19 ve 20′inci âyetlerinde müşriklerin putlarından “Lât, Uzza ve Menât’ın” isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)’le birlikte putları için secde etmişlerdi. Bu olay, “Mekkeliler toptan Müslüman oldu” diye bir şâyianın çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız şâyia tâ Habeşistan’da duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistan’da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi.Müslümanlar, Habeşistan’dan döndüklerine pişman oldular. Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı. Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri’nin 7′inci yılında (616 M.) 77′si erkek, 13′ü kadın olmak üzere 90 kişi 2′inci defa Habeşistan’a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz. Ali’nin ağabeyi Câfer Tayyar’dı.
30- Yahudilerin mukaddes kitapları iki ana başlık altında incelenebilir:
1- Tanah,
2- Talmud,
Hristiyanların Eski Ahit adını verdikleri Tanah da üç bölümden oluşur:
1-Tora, (Tevrat) 2- Neviim, 3- Ketuvim.
Çoğu zaman Yahudilerin mukaddes kitabının tamamı “Tora” kelimesiyle ifade edilir. İbranice bir kelime olan Tora, Arapça Tevrat’ın karşılığıdır
31-Yemin Çeşitleri:Kasem suretiyle yeminin mahiyeti ve hükmü ana hatlarıyla yukarıda özetlendiği gibidir. Bununla birlikte bu tür yemine ilâve olarak benzer mahiyette iki yemin çeşidi daha vardır. Bu sebeple de literatürde kasem suretiyle yapılan üç çeşit yeminden söz edilir. Bunlar da “lağv yemini”, “gamûs yemini” ve “mün`akit yemin”dir.

17- HIDÂNE:Çocuğu kucağına almak onu terbiye etmek.Hıdâne veya hadâne, “HDN” kökünden bir mastardır.Bir terim olarak; Çocuğu terbiye hakkı olan kimsenin, onu yanına alarak terbiye
etmesi anlamına gelir.
32-ZİYARET TAVAFI:Ziyaret veya diğer adıyla “ifâza” tavafı, haccın rüknüdür. “Ve Beyt-i Atîk’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler” (Hac, 22/29) anlamındaki âyette kast edilenin, bu tavaf olduğu hususunda din bilginleri arasında görüş birliği vardır. Âyette geçen “tavaf etsinler” emri genel bir ifade olduğu için, Mekkeli olan ve olmayan her hacı adayının mutlaka bu tavafı yapması gerekir.
Ziyaret tavafının geçerli olabilmesi için; Arafat vakfesinin yapılmış olması ve belirli vaktinde yapılması gerekir. Ziyaret tavafının vakti; Kurban bayramının ilk günü fecr-i sadığın doğması ile başlar. Daha önce yapılması halinde geçerli olmaz. Çünkü bayramın ilk gecesi fecrin doğuşuna kadar olan zaman, aslında Arafat vakfesine tahsis edilmiştir. Bir rükne tahsis edilen zaman içinde başka bir rüknü yerine getirmek caiz olmaz.
Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre zilhicce ayının dokuzunu onuna bağlayan gecenin yarısından itibaren yapılabilir.” (Ebû Dâvûd, Menasik, 66, II, 481)
Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ile Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ziyaret tavafının bayramın ilk üç günü içinde yapılması sünnettir. Ömrün sonuna kadar her hangi bir vakitte de yapılabilir. Ancak mazeretsiz olarak üçüncü günden sonraya bırakılması mekruhtur. (Buhârî, Eymân ve’n-Nüzûr, 15, VII, 226)
Ebu Hanife’ye göre farz tavafın, bayramın ilk üç gününde yapılması vaciptir. Bu günlerde yapılamayan farz tavaf daha sonra yapılabilir, ancak vacip terk edildiği için dem gerekir.
33-Tedvin: Sözlü ve yazılı olarak nakledilen hadisleri bir araya toplama çabasıdır.
Tasnif (Sınıflandırma) ise; Daha önce karışık olarak bir araya getirilen hadislerin konularına veya ravilerine göre ayrılarak kitaplarda toplanmasıdır.
34-Camiler; Bütün dini konularla ilgili hadisleri toplayan en kapsamlı eserlerdir.
35-Sünenler; Bütün fıkhi konulara ait merfu hadisleri ihtiva eden fıkıh kitapları tertibindeki hadis kitaplarıdır.
Sünenler Yılbaşı Roş-Hoşana, de genellikle Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söz, fiil ve takrirlerinden ibaret olan ve merfu denilen hadislerine yer verilmiştir. Bu sebeple sahabe ve tabiun’un mevkuf ve maktu sözlerine bu kitaplarda rastlanmaz.
36-Musannefler; Sünenlerdeki merfu hadislere ilaveten mevkuf ve maktu hadisleri de ihtiva eden eserlerdir
37-Kütüb-i Sitte’ olarak anılan altı hadis kitabının genel özellikleri :
Buhari ve Müslim, dini hayatın hemen her alanıyla ilgili rivayetleri konularına göre bir araya getirdikleri için CAMİ olarak isimlendirilmişlerdir.
Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve İbn Mace ise, fıkıh bablarına göre tasnif edilmiş ahkam hadislerinden (Fıkıhla ilgili hadislerden) oluştukları için SÜNEN olarak adlandırılmışlardır.
Sünenlerde genellikle Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söz, fiil ve takrirlerinden ibaret olan ve merfu denilen hadislerine yer verildiğinden bu kitaplarda sahabe ve tabiunun mevkuf ve maktu sözlerine raslanmaz.
Alimlerce en güvenilir hadis kitapları olarak kabul edilen bu 6 eser, günümüze kadar İslami ilimlerin Kur’an’dan sonraki temel kaynakları olmuştur.
38-Buhari ve Müslim kitaplarının ’el-Camiu’s-Sahih’ adını alması:
Kitaplarında topladıkları hadislerin sağlam ve güvenilir olduğunu belirtmek için.
39-Et Tefsirül Hadis – Nüzul Sırasına Göre Kuran Tefsiri (M. İzzet Derveze)
 

40-Kuran-ı Kerim’de Hıristiyan için “Nasrânî”, Hıristiyanlar için de “Nasârâ” kelimeleri kullanılmaktadır.
41-”İncil”, kelime olarak müjde, iyi haber anlamına gelir. İnciller, Hıristiyan Kutsal Kitabı’nın bir bölümü olan Yeni Ahit’te bulunur. Diğer bölüm, Eski Ahit adını alır.-
42-Dört İncil; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri’dir. Bir takım ayrılıklara rağmen, ilk üç İncil arasında benzerlik bulunduğundan bunlara Sinoptik İnciller denilir. Sinoptik İncillerin 60-85 yılları arasında yazıldığı düşünülmektedir. Dördüncü İncil olan Yuhanna İncili ise 100 yılından sonra yazılmış olup ilk üç İncil’in yorumlarını da içermektedir.
43-Hırıstiyanlıkta sakramentler şunlardır:
1.Vaftiz:Sakramentlerin ilki vaftizdir. Hıristiyan olmak da, bir Kilise’den diğerine geçmek de vaftizle olur.
2.Ekmek-Şarap Âyini:Bu ayin, Hıristiyanlıkta önemli sakramentlerin ikincisidir. Evharistiya, çarmıha gerilmeden önce Hz.İsa’nın havarilerle yediği Son Akşam Yemeği’nin hatırasıdır.
3.Kuvvetlendirme:Vaftiz edilen çocuğun, takdis edilmiş bir yağla, vücudunun çeşitli yerlerinin yağlanmasıdır
4.Günah İtirafı:Kaybolan vaftiz inayetini yeniden elde etmek için yapılan bir ayindir.
5.Son Yağlama:Takdis edilen yağın, hem şifa, hem günahların bağışlanması, hem de rahat ölüm için hastalara sürülmesi ayinidir.

6.Rahip Takdisi:Kilise hiyerarşisinin üç üst merhalesinde bulunan diyokos, papaz ve piskoposların takdisi ayinidir.Takdis, piskopos tarafından yapılır.

7.Nikah:Katolik Kilisesi’ne göre nikah, İsa ile Kilise arasındaki çözülmez ruhani münasebetin bir sembolü ve bundan dolayı kutsal bir sakramenttir.

 
44-Akil Peygamberimizin amcası Ebu Talibin oğlu .
45-Orucun farz oluşunu bildiren ayet Bakara 183-184
46-Tevriye günü: Kurban bayramı arefesinden bir önceki gün
47-Zemahşeri Mutezili Alimidir.
48-Müsle: Savaşta düşmanın organlarını kesmektir. Peygamberimiz izin vermiştir.
49-Hükmi kirlilik (hades)
50-Kişinin kendi isteğiyle namazdan çıkması (huruc bi sun’ih)
51-Habeşistan’a hicret edenler “Hayber’in Fethinden sonra”geri döndüler.
52-Rukye , “dualarla hastalığı iyileştirmedir ve peygamberimiz buna izin vermiştir”
53-Hindistan’daki Mehdi inancına sahip mezhep “Kadıyanilik”
54-Monoteizm “Kadim Tek Tanrı” inancıdır.
55-Protestanlık mezhebi “Evangelizm”dir.
56-Mütekellim metodu ile yazılan eser “Gazali-Mustasfa”dır.
57-Kur’an’da ayrıntılı anlatılan konu “Feraiz”dir.

Kaynak:
1-Diyanet İlmihali c.1
2-Diyanet Kavramlar Sözlüğü
3-el-Huccet Ale’z Zahib İla Tekfir-i Ebi Talib
4- Tefsir-i Razi
5- Ebû Dâvûd, Menasik, 66, II, 481
6- Buhârî, Eymân ve’n-Nüzûr, 15, VII, 226
7-Hatemül Enbiya (DİB)
8-Hadis Terimleri

3

Eylül
2012

Din Görevlisi Yurtdışı Soruları

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  272 Kez Okundu

1-Dinin farklı dillerdeki isimleri:Hinduizm’in kutsal dili Sanskritçe’de dharma, Budizm’in kutsal metin¬lerinin yazıldığı Pali dilinde ise dhamma din karşılığıdır

2-Kuran Allah katında din islamdır ayeti:Ali imran 19

3-Kur’ân-ı Kerîm’de din kelimesi özel anlamda ne manada kulanılmıştır:islam

4-Batılı din adamlarına göre dinin 5 farklı tarifi:ferdi.Zihni.hissi.taabbudi.ictimai unsurlardır

5- ilkel monoteizm teorisi nedir:İnsanoglunun en eski inancı tek tanrı inancıdır demektir

6-Animizm teorisi nedir kime aittir:ruhlara tapınmadır ve Taylordur

7-Naturizm nedir :tabiat olaylarına atfedilen kutsallıktır

8-Totemizm nedir:Büyü hayvan ve bitkilerin kutsallıgına inanmadır.

9-Animizm teorisine ilk ciddi itirazı kim yapmıştır:Andrew Lang insanların ahlâkî âdaba uyup uymadıklarını denetle¬yen ve gökte bulunan bir yüce Tanrı kavramına her yerde rastlandığını ortaya koydu.Güneydoguna Avustaralyada incelemer yaptıgında bu tesbiti koydu

10-Dinin Fıtri oldugunu belirten delil:er-Rûm: 30/30.

11-Hangisi tek tanrılı dindir:ilahi dinler

12-Hangisi iki tanrılı(düalist)dindir:mecusilik

13-Hangi dinler cok tanrılıdır:Eski Yunan, Roma ve Mısır dinleri

14-Tanrı konu¬sunda açık ve net olmayan dinler hangileridir : Budizm, Şintoizm gibi

15-Kurucusu olan dinler hangileridir:Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâm, Budizm

16-Geleneksel dinler hangileridir :kimin tebliğ ettiği belli olmayan dinler, ilkel dinler, Eski Yu¬nan, Eski Mısır dini

17-İlkel dinler veya ilkel kabile dinler hangileridir:Nuer, Dinka, Ga

18-Millî din¬ler hangileridir:Genellikle bir kurucusundan söz edilmeyen, sadece bir millete ait olan geleneksel yapıdaki dinlerdir Eski Yunan, Mısır, Roma dinleri gibi

19-Dünya dinlerine örnek: Hıristiyanlık ve İslâm

20-Coğrafî-tarihî açıdan ise dinler kaca ayrılır:Ortadoğu veya Sami grubu (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm), Hint grubu (Hinduizm, Budizm, Jainizm), Çin-Japon grubu (Konfuçyüsçülük, Taoizm, Şintoizm), Afrika grubu dinleri. (parantez içine dikkat ediniz)

21-İslâm bilginlerinin din tasnifi nedir:“hak din-bâtıl din”

22-İslâmî kaynaklarda vahye dayanan dinlerne denir : “milel”,

23-islami kaynaklarda bâtıl dinler için ne kullanılır:“nihai”

24-nihle kelimesi ne manada kullanılır:fırka

25-ilâhî dinler-bâtıl dinler tasnifini yapan islam alimi kimdir:Şehristânî

26- kendi beşerî telakkilerine uyan kimseler olarak tanınan kişiler veya dinler:filozoflar, Sâbiîler, Dehrîler, yıldızlara ve putlara tapan¬larla Brahmanlar

27-Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ue sizin için din olarak İslâm’ı seçtim ayeti neyi anlatmaktadır:Kur’ân-ı Kerîm, peygamberlerin getirdikleri dinlerin aynı hak din oldu¬ğunu kaynak ve temel esaslar açısından belirtmiş, ama İslâm adını son pey¬gamberin tebliğ ettiği dine ad olarak vermiştir.el-Mâide: 5/3.

28- Hz. Muhammed, İslâm vahyini tebliğe başladığında yeryüzünde hangi dinler vardı:Mecusîlik, Brahmanlık, Budizm, Sâbiîlik, Yahudilik ve Hıristiyanlık

29-Zerdüşt’ün getirdiği dinin bozul¬muş şekline verilen ad:mecusilik

30-Zerdüşt tek Allah inancını neyle ifade etmektedir:Ahura Mazda (sonradan düalizm yani iki tanrı inancı.. ateş kültü haline bürünmüştür mecusilikle)

31-Zend-Avesta’da putları kıracak olan ve geleceği söylenen kişi kimdir:Soeşyant

32-Aslî hüviyetini kaybedip çok tanrıcılığa, Tanrı’nın bedenleşmesi ve tenasüh inancına sapması ve kast sistemini benimseyen din:Brahmanizmdir

33-Brahmanizm’deki puta tapma inancını reddedip ona karşı çık¬maktan doğmuş bir din:Budizm

34-Hz. Yahya’¬ya büyük önem veren,Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ ve Hz. Muhammed’i kötülük peygamberi, yalancı olarak niteleyen din:sabiilik

35-Budizm’de de ileride gelecek bir kurtarıcı kimdir:Maitreya veya Metteya

36-Dünya hayatına deger veren din:Yahudilik

37-Dünyadan uzaklaşıp manevî hayata daha çok ağırlık veren din:hristiyanlık

38-Denge dini:islam

39-yaratma ve buyurma hangi kavramlara karşılıktır:halk ve emir

40-Cibril hadisinde hangi konular işlendi:iman, İslâm ve ihsan

41-ihsan nedir : Allahı görü¬yormuşçasına ibadet etmek

42-islam nedir:şirk koşmaksızın sadece Allah’a ibadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve haccetmek

43-iman nedir:Allah’a, âhiret gününe, peygamberlere, meleklere, kitaplara ve kadere inanmak

44-dinin üç temel unsuru nedir: inanç, ibadet ve ahlâk

45-nıhle nedir:anlayış tarzı demektir

46-makale veya çoğulu makalat nedir:görüşler demektir

47-yahudiler yetmiş bir, hıristiyanların yetmiş iki fırka, kendi ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağı¬nı haber verir Allah cc rasülü s.a.v

48-Ehl-i sünnet ve’1-cemâatın isimleri:“ehl-i hak”,kurtuluşa erenler” ifadesinden hareketle “fırka-i nâciye

49-akaid mezhepleri :Ehl-i sünnet (fırka-i nâciye) ve ehl-i bid’at

50-Selefıyye’ye ne denir :“Ehl-i sünnet-i hâssa”

51-Ehl-i sün-net-i âmme nedir:maturidiyye ve eşariye

52-Ehl-i bid’at nedir:akaid sahasında Hz. Pey¬gamberin ve ashabının sünnetini terkederek, onların izledikleri yoldan ay¬rılan, İslâm ümmetinin çoğunluğunu yani ana gövdesini oluşturan Ehl-i sünnet’e muhalefet eden mezhep ve gruplar

53-ehl-i bid’at mezhepleri:Gâliyye, Bâtıniyye, Yezîdiyye

54-ehl-i kıble¬ye mensup olan bazı bidat ehli mezhepler:Hâriciye, Mu’tezile, Şîa

55-Temel konularda dahi fikir birliği içinde olmayan, birbirleriyle çeli¬şen görüşler ileri süren bid’atçı mezhepleri hangileridir:Mu’tezile, Hâriciyye, Şîa, Mürcie, Müşebbihe ve Cebriyye

56-Ehl-i bid’at isimleri nelerdir:Ehl-i sünnet’e men¬sup çoğunluk tarafından “ehl-i bid’at” ve “mübtedia” adıyla anılmışlardır.
Ehl-i bid’ata, akaid konularında kendi beşerî düşünce ve meyillerine uydukları için “ehl-i ehvâ”,
birtakım sapık görüşlere saplanıp, dosdoğru yoldan ayrıldıkları için “fırak-i dâlle” veya “ehl-i dalâl” de denilmiştir
57-Sıfâtiyye nedir:Allah’ın zatî, fiilî ve haberî sıfatlarının hepsini te’vilsiz, nasılsa öyle kabul ettiği için Selefıyyeye denilmiştir

58-Hz. Peygamber ve sahâbîlerin inançta takip ettikleri yolu doğrudan doğruya izleyen grupa ne denir:“Ehl-i sünneti hâs¬sa” ismi ile kastedilen zümre olan Selefiyye denir.

59-Tâbiûn, mezhep imamları, büyük müctehidler ve hadisçiler da çok hangi itikadi ekoldendir :Selefiyye

60-İmam Şafiî, Mâlik, Ahmed b. Hanbel -bir kısım gö¬rüşleri itibariyle Ebû Hanîfe- Evzaî, Sevrî gibi müctehid imamlar, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, İbn Mende, İbn Kuteybe ve Beyhakî gibi hadis¬çiler, Taberî, Hatîb el-Bağdâdî, Tahâvî, Îbnü’l-Cevzî ve İbn Kudâme gibi bil¬ginler hangi itikadi ekoldendir:selefiyye

61-Selefiyyenin temel görüşleri nedir:akaid sahasında akla rol vermemek, âyet ve hadisle yetinmek, mânası apa¬çık olmayan, bu sebeple de başka mânalara gelme ihtimali bulunan âyet ve hadisleri yorumlamadan, bunları bilmeyi Allah’a havale etmektir.(yani müteşabih olan ayetleri)

62-Selef âlimleri (müteahhirîn-i Selefiyye)ne örnek: İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye , İbnül-Vezîr , Şevkânî ve Mahmûd Şükri el-Âlûsî sayılabilir.(hanbeli)

63-Suudi Arabistan, Kuveyt ve Körfez ülkeleri :selefiyyedir

64-Allah Teâlâ’nın ezelî sıfatlan bulunduğunu kabul etmiş, inanç konularında akla da değer vererek, âyet ve hadislerin yanında aklî deliller kullanır:eşariyye

65-En meşhur Eş’arî kelâm bilgin¬leri hangileridir: Bâkillânî , İbn Fûrek , Cüveynî , Gazzâlî , Şehristânî , Âmidî , Fahreddin er-Râzî, Kâdî Beyzâvî , Teftâzânî ve Cürcânî

66-Eş’arîlik hangi ekole karşı doğmuştur:mutezile

67-te’vile çok fazla yer veren ekol:eşariyye

68- Endülüs, Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonez¬ya’daki ekol hangisidir:eşariyye

69-Akaid konusunda Ebü’l-Hasan Ali b. İsmailin görüşlerini benimseyen ekol:eşariyye

70- Mâverâünnehir alanında ortaya çıkan ekol:maturidiyye

71-Hakîm es-Semerkandî , Ebu Seleme es-Semerkandî , el-Pezdevî , Ebü’1-Maîn (Muîn) en-Nesefî , Ömer en-Nesefi , Ebü’l-Berekât Hâfızüddin en-Nesefi, Burhâneddin en-Nesefî , İbnü’l-Hümâm, Kadı Celâleddinzâde Hızır Bey ve Beyâzîzâde Ahmed Efendi hangi kelami ekole mensuptur :matudiridilik

72-Maturidinin eşarilikten farkları:akılla Allah’ı bulabilir,iyi ve kötü, güzel ve çirkin akılla bilinebilir,Kulda başlı başına bir cüz’î irade vardır,tekvin sıfatı ezelidir,Allah kulun gücünün yetmeye¬ceği şeyleri kula yüklemez,Allah’ın fiillerinin muhakkak bir sebep ve hikmeti vardır,ka¬dın peygamber gönderilmemiştir,Allah’ın nefsî kelâmı işitilemez

73-Mâtürîdiyye ülkeleri :Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Eritre

74- kelâm ilminin …… öncülüğünde doğmuş olduğu söylenebilir:boşuğa gelecek olan muteziledir

75-Vâsıl b. Atâ ……..kurucusudur :mutezile

76-mantık kurallarıyla çelişir gördüğü âyet ve hadisleri Ehl-i sünnet’ten farklı biçimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla öncelik vermiştir :mutezile

77-mutezile alimleri: Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf , Nazzâm, Câhiz, Bişr b. Mutemir, Cübbâî , Kâdî Abdülcebbâr ve Zemahşerî

78-tevhid:Allah’ın zât ve sıfatları yönüyle bir kabul edilmesidir.

79-Adl:Kulların ihtiyarî fiillerini hür iradeleriyle yaptığı ve kul için en uygun olanı yaratma¬nın Allah’a gerekli olduğudur

80-İyilik yapanın mükâfat -vaad- , kötülük yapanın da ceza görmesinin zorunluluğu- vaîd- denir.

81-Büyük günah işleyenin iman ile küfür arasında fısk mertebesinde olma nedir:el-menzile beyne’l-menzileteyn

82-İyiliği yaptırmaya ve kötülüğü önlemeye çalışmanın bütün müslümanlara farz olması nedir:emir bi’1-ma’ruf nehiy ani’l-münker

83-mutezilenin temel görüşleri nedir :78-79-80-81-82.sorulardır

84-insanın irade hürriyeti, seçme imkânı ve fiil gücü bulunmadığını belirten ekol :cebriyyedir

85-insan fiillerinin gerçek failinin Allah olduğunu, kulun Allah tarafından önceden takdir edilmiş bulunan işleri yapmaya mecbur olduğunu savunan ekol:cebriyye

86-İrade hürriyeti konusunda Mu’tezile’ye taban tabana zıt görüşlere sahip olan mezhep:cebriyye

87-Hz. Ali ile Muâviye arasında geçen Sıffîn Savaşı’ndan (h. 37/m. 657) sonra halife tayin işi hakeme bırakılınca ortaya çıkan mezhep:haricilik

88-Günümüzde Haricilik İbâzîleri daha çok nerede yaşamaktadır : Kuzey Afrika, Madagas¬kar, Zengibar ve Uman

89-Ehl-i sünnet grubunun dışında yer alan, hâl-i hazır İslâm dünyasında da önemli sayıda taraftan bulunan en önemli itikadî, fıkhî ve siyasî mezhep:şia

90-Hz. Ali’yi halifeliğe en lâyık kişi olarak gören onu ilk meşru halife kabul eden, ve¬fatından sonra da hilâfete Ali evlâdının getirilmesi gerektiğine inanan mezhep:şia

91-…….şehid edilmesini takip eden yıl¬larda bu misyon ve iddia ile ortaya çıkanların oluşturduğu bir siyasî grup¬laşma hareketi olarak doğmuş:boşluk hz osman olacak

92-Şîa’nın günümüze ulaşan üç büyük fırkası nedir :Zeydiyye, İsmâiliyye ve İmâmiyye-İsnâaşeriyye

93-Şîa içindeki en mutedil fırka olan Zeydîler nerede yaşamaktadır:yemen

94-Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in hilâfetini de meşru gören şia mezhebi hangisidir: zeydiyye

95-Fatımî Devleti’ni kurrlması ile güçlenen şia mezhebi:ismailik

96-İsmâilîlik ( Nizâriyye-Müsta’liyye) mezhebini ne etkilemiştir:Eski Yunan ve Doğu felsefeleri, Ortadoğu dinleri ve bâtınî te’viller

97-Pakistan, İran ve Orta Asya’da daha çok olan şia mezhebi:ismailik

98-çağımızda dünya müslümanlarının yaklaşık yüzde onunu teşkil eden Şia’nın büyük çoğunluğunu bünyesinde toplayan ana kol hangisidir:imamiyye

99-Hz. Ali ve Hüseyin soyundan gelen on iki imama inanma, hem iman esaslarından birini hem de mezhebin ana doktrinini teşkil eder:imamiye

100-Akaid konularında mutezileye benzerliği olan mezhep:mutezili

101-imamiye temel görüşleri:Ehl-i beyt’e mensup râvilerin hadis rivayetini kabul eder, ilk üç halifenin hilâfetini meşru görmez ve dev¬let başkanlığına Hz. Ali ve soyunun nas ile tayin edildiğini yani imamlığın (halifeliğin) bunlara ait olduğunu Hz. Peygamber’in açıkça belirttiğini ve bunların vahiy alma hariç peygamberlere benzer vasıflara sahip olup günah işlemekten ve hata yapmaktan korunmuş (masum) olduklarını iddia ederler. Küçük yaşta gaip olan on ikinci imamın kurtarıcı (mehdî) olarak tekrar geri geleceğine inanma, açık ve gizli bir tehlikenin bulunduğu durumlarda inancı gizleme ve farklı görünme (takıyye), Hz. Ali’ye biat etmeyen sahâbîlere karşı tavır alma ve onlara ta’n etme de yine mezhebin temel ön kabullerindendir

102-Günümüzde imamiyye nerde yaşar:halen İran’ın resmî mezhebi olup Irak’ta ve Azerbaycan’da yaşamaktadır.

103-Yemen’e kadı olarak gönderilen, en sonunda kuran sünnette yoksa ictihad ederim diyen sahabi:muaz bin cebel

104-Hicaz (veya Medine) merkezli olarak oluşan fıkıh ekolü hangisidir:Ehli hadis veya ehli eser.

105-Irak merkezli olarak oluşan fıkıh ekolü hangisidir: ehl-i re’y

106-kitap, sünnet ve sahabe icmâmı hüküm kaynağı olarak kullanmakla birlikte, Medine halkının örfüne verenler:ehli hadis yani hicazlılar.

107-Re’y, fetva ve tedrîs faaliyeti¬nin …. yüzyılın ortalarından itibaren daha sistemli ve doktriner hale gelmiştir:Hicri 2.yüzyıl

108-Sünnî fıkıh ekollerinin kronolojik sıra itibariyle ilki olan mezhep:hanefilik

109-Irak fıkhının üstadı olarak tanınan imam azamın hocası kimdir:Hammâd b. Ebû Süleyman

110-Hanefî mezhebi ….’ta doğmuş ve Abbasîler devrinde ……“kâdılkudât” (baş kadı) olması ile devletin başlıca fıkıh mezhebi haline gel¬miştir:boşluga ırak ve imam yusuf .

111-Bugün Türkistan, Afganistan, Türkiye ve Balkanlarda Hindistan’da ve Pakistan’da … mezhebinin tek mezhep olduğu söylenebilir:boşluga hanefilik gelecek

112-…., fıkıh ekollerinin kronolojik sıra itibariyle ikincisidir:maliki mezhebi boşluğa gelecek.

113-İmam Mâlikin delilleri nelerdir :kitap, sünnet, icmâ, sahabe kavli, örf ve âdet delilleri dışında kıyas, istihsan, mesâlih-i mürsele, sedd-i zerâi

114-Sahnûn’un öncülüğünde tedvin edilen et-Müdevvene isimli hacimli eser, Muvatta ile birlikte Mâliki mezhebinin temel iki kitabı sayılır.

115-İspanya’da Endülüs Emevî Devleti’nin resmî mezhebi hangisidir:malikilik

116-Mısır’da, Kuzey Afrika’da (Tunus, Cezayir, Fas), Sudan, Hicaz bölgesinde(cok az) olan mezhep hangisidir:malikilik

117-Şafiî mezhebinin kurucusu : Muhammed b. İdrîs

118-ehl-i re’y fıkhı ile ehl-i hadîs fıkhını birleştirerek bagdattaki fikirlerinin bir kısmını mısırda değiştiren mezhep imamı kimdir:imam şafii

119-mezheb-i kadîm”i ve “mezheb-i cedîd hangi şehirlerdir:imam şafiiye aittir kadim olan bagdat cedid olan ise mısırdır

120-Mısır,Suriye, Irak, Horasan ve Mâverâünnehir,ülkemizin güneydoğu ve doğu illeri ile yukarı¬da sayılan bölgelerde yaygın durumda olan mezhep:şafiilik

121-Mezhep sıraları:hanefilik,malikilik,şafiilik,hanbelilik

122-Eşyada aslolan mubahlıktır kaidesi temel alındığı için mubah ufku genişlemiş ve bu bakış açısı büyük ölçüde akidlere de yansımıştır:hanbelilik

123-Bağdat’ta doğan bu mezhep re’y ve kıyastan çok âyet, hadis ve sahabe kavli gibi naklî delillere dayanır,hadise dayalı fıkıh anlayışı hâkimdir:hambelilik

124-Vehhâbîlik hareketi, özellikle akaid alanındaki görüşleri ve Selefi tavrı sebebiyle hangi mezhebi taklit ettiler:hambelilik (ibn teymiyye yoluyla) ibn cevzi de hambelidir.

125-Günümüzde başta Hicaz bölgesi olmak üzere Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’da ,Suudi Arabistan’da var olan mezhep:hanbelilik

126-Bağımsız müctehid ekolleri:Süfyân b. Uyeyne, Süfyân es-Sevrî, İbn Ebû Leylâ,İbn Şübrüme, Ebû Sevr,Dâvûd ez-Zâhirî ,İbn Cerîr et-Taberî , Leys b. Sa’d ,Hasan-ı Basrî ,Şam’da Evzâî ,îshak b. Râhûye

127- re’y ve ictihad hare¬ketine karşı sürdürdüğü sert eleştirileriyle, farklı bakış açılarıyla ve görüşle¬riyle fıkıh kültürüne ayrı bir zenginlik kazandıran mezhep:zahirilik

128-iki büyük imamı Dâvûd ez-Zâhirî (ö. 270/883) ve İbn Hazm zahirilik ekolündendir

129-Ahbârîler(hüküm cıkarmada hadisleri esas alır) ve Usûlîler ( kitap, sünnet, icmâ ve akıl ) hangi mezhebin ekolleridir:caferilik

130-Caferilik temel görüşleri nelerdir:Hz. Peygamber’in ve masum imamların (on iki imam) söz, fiil ve tasviplerini ölçü alır, sadece Ehl-i beyt’in rivayet ettiği ha¬disleri kabul ederler. Mut’a nikâhını caiz görme, abdestte çıplak ayakların üstüne meshi yeterli sayma, boşamada iki şahit zorunluluğu, beş vakit na¬mazı cem’ yoluyla üç vakitte kılma, zekâtı (humus) din adamları eliyle top¬lama gibi bazı farklı görüş ve uygulamaları vardır.

131-Zeydiyye temel görüşleri nedir:fıkhı görüşleri itibariyle Hanefî mez¬hebine yakındır. Mest üzerine meshi, gayri müslimin kestiğini ye¬meyi ve Ehl-i kitap’tan bir kadınla evlenmeyi caiz görmezler

132-Haccın sebebi nedir:kabe

133-Hac ibadeti içinde yer alan ve bir kısmı sembolik davranışlardan ibaret olan fiillere ne denir:Menasik

134-Kişinin kendini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurtarışının sem¬bolü olan hac terimi hangisidir:ihram

135-Arafat vakfesi neyi temsil eder:insanın dünyaya ayak basışını ve kıyamette Allah’ın hu¬zurunda bekleyişini hatırlatır.

136-Hac sözlükte hangi kavramlar ile izah edilir :“kastetmek, yönelmek” anlamına gelen bir kelimedir

137-hicretin IX. yılında farz kılın¬mıştır:hac ibadeti (Âl-i İmrân: 3/97)

138-Hac ve umreyi birbirinden ayırmak için hacca ne dedir: “hacc-ı ekber” (büyük hac)

139- istitâat kavramı kac kavramı olarak nasıl izah edilir:Beden ve malî imkânın yeterli düzeyde bulunmasına literatürde, yapabilme, güç yetirebilme

140-Haccın eda şartları:Sağlıklı Olmak,Yol Güvenliği,Arızî Bir Engelin Bulunmaması,Kadınlara Özel İki Şart (yanlarında eşlerinin veya bir mahremleri¬nin bulunması ve sadece boşanma iddeti veya vefat iddeti beklemekte olan kadınlara ilişkin olup, “beklemeleri gereken süreyi tamamlamış olmalaradır)

141-…mezhebine göre,seferîlik hükümlerinin uygulanacağı mesafeyi kat etmek durumunda olan kadınlar tek başlarına hac yolculuğuna çıkamazlar:hanefi mezhebidir

142-… mezhebinde kat edilecek mesafeden ziyade yol emniyeti ve ka¬dınların güvenliği esas alındığından koca veya başka bir mahremin bulun¬ması şart koşulmamış, bunun yerine kadınların bunu sağlayacak şekilde -ağırlıklı görüşe göre üç kadının yer aldığı- bir grup oluşturmaları yeterli görülmüştür:şafii mezhebi

143-…. mezhebine göre ise, kocası veya bir mahremi bulunmayan yahut ücretle bile olsa kendisiyle birlikte hacca gelmeyen bir kadın, güvenli bir kafile ile birlikte, bu kafilede başka kadınların bulunup bulunmaması dikkate alınmaksızın hac yolculuğuna çıkabilir:maliki mezhebi

144- sözlükte “haram etmek, kendini mahrum bırakmak” “tazim edilmesi gereken zamana veya mekâna girmek ve bun¬lara saygı duymak” anlamına gelen terim:ihram

145-niyet ve telbiye neyin rüknüdür:ihramın

146-Telbiye namazdaki ……mesabesindedir :iftitah tekbiri

147-ihramda Niyeti dil ile ifade etmek :müstehaptır

148-mekruh olmakla birlikte henüz hac aylan başlamadan ihrama girmek hangi mezheplere göre caizdir :Hanefi ve Malikilik (ihram haccın rüknü değil sıhhat şartıdır)

149-….. mezhebinde ihram şart değil, rükün sayıldığı için hac aylarından önce, hac için ihrama girilemez:şafiilik

150-Kur’ân-ı Kerîm’de Kabe’ye……., onu çevreleyen mescide …..boşluklara sırayla ne gelir:beytül haram ve mescidi haram

151-Hareme en yakın ve en uzak sınırlar hangileridir:tenim ve uzak olanları Ci’râne” (Şi’bü Âl-i Abdullah) ve Cidde istikametinde Hudeybiye yakınlarında “Aşâir”dir.

152- Harem bölgesi ile Mîkat yerleri arasındaki yer¬lere ne denir:hıll

153-Harem ve Hil bölgelerinin dışında kalan yerlere ne denir:Afak

154-ihram merkezleri:1-Zülhuleyfe: Mekke’ye Medine üzerinden Mekke’ye en uzak mîkât budur. Hz. Peygamber Veda haccında, halen Âbâr-ı Ali denilen bu mîkâtta ihrama girmiştir.2. Cuhfe: Mısır ve Suriye ,3. Zâtüırk: Irak ,4. Karnülmenâzil. Necid ve Kuveyt,5: Yelemlem. Yemen ve Hindistan .Mekke’ye en yakın mîkât budur.

155-Şafii,maliki,hanbeli mikat sınırında ihrama girmeyi sünnet kabül buyurdular.

156-Afakilerin, mîkât sınırını geçmeden ihrama girmeleri gerekir. Çünkü ihram, bu kutsal bölgeye saygı için vacip kılınmıştır:hanefiler ve malikiler

157-hac ve umre kastı olmadıkça uzaklardan gelenlerin (Âfâki) Harem bölgesine ihramsız girmeleri vacip değil, müstehaptır:şafiiler

158-İhramın Vacipleri hangileridir:Mîkât sınırını ihramsız geçmemek (gecerse dem gerekir),İhram yasaklarından sakınmak.

159-İhramın Sünnetleri nelerdir:izar (belden aşagı) ve rida(belden üstü ihram),ihram öncesi temizlik,gusl,koku,2 rekat namaz,telbiye söylemek,hac mevsiminde ihrama girmek.

160-159.madde ihrama girmeden öncesi yapılan sünnetlerdir namaz ise ihram sonrası efdaldir(kafirun ve ihlas okunur)

161-İhram Yasakları; traş olmak ve kısaltmak,koku,oje..,Dikişli elbiseyi giyme ve iç çamaşırı türü giyim eşyası giymek,eldiven,çorap,başa sarık,takke…kitaba bakınız.

162-Nalın ve üzeri açık ayakkabı giymek ….. Üzeri açık ayakkabı giymek mümkün olduğu halde, sadece topukları açık ayakkabı giymek mekruhtur. Ayak bileğine bitişen ve topukları örten ayak¬kabı giymek ise yasaktır, …..:boşluklara müstehap ve ceza gerektirir.

163-Deniz hayvanlarının avlanması yasak olmadığı gibi tavuk ve koyun gibi evcil hayvanların kesilmesi de ihramlıya yasak değildir.

164-Taatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak hac terimi hangisidir:füsuk

165-Başkalarıyla tartışmak, hakaret ve kavga etmek hac terimi hangisidir:cidal

166-İhramlıya Yasak Olmayan Şeyler:kokusuz sabun,yıkanma,Şemsiye,Kemer, Dişleri fırçalamak,sürme,Silâh taşımak,Palto, ceket omzuna almak,haşere öldürme….

167-Hac ayları hangileridir: şevval ve zilkade ayı ile zilhicce ayının ilk on günüdür.

168-Hanefîler’e göre haccın farzları nelerdir :ihram, Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı .(ihram şartıdır diger ikisi rükundur)

169-Arafat vakfesinin vaktini geçiren kimse ne yapar:o yıl hac yapma imkânını kay¬beder, daha sonra yarım bıraktığı haccını kaza eder

170-…..göre bu üç farz yanında sa’y de farzdır ve dördü birden haccın rükünlerini oluşturur:boşluga malikiler gelecek

171-Şafiilere göre farzlar: ihram, Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı saçları kısaltma veya tıraş etme(halk veya taksir) (ilk üçünde) sıraya riayet etmenin de farz (rükün veya şart)

172-Hanefilere göre Vakfenin geçerli (sahih) olabilmesinin iki şartı :Vakfenin Yeri. Vakfenin yeri, Arafat bölgesidir,Vakfenin Zamanıdır.

173-Vakfenin Zamanı ne zamandır:Zilhiccenin 9. arefe günü zeval vaktinden yani gü¬neşin tepe meridyeni üzerine geliş vaktinden bayramın ilk günü “fecr-i sâdık”a kadardır

174-fecri sadık ne zamandır:tan yerinin ağarmaya başladığı zamandır

175-Hanbelîler’e göre arafat vakfesinin ilk anı ne zamandır : arefe günü fecr-i sâdık ile başlar

176-Arefe günü gündüz Arafat’ta bulunanların, mazeretsiz olarak güneş batmadan önce Arafat’tan ayrılmamaları Hanefiye göre nedir:Vacip(mazeretsiz aksi dem gerekir)

177-Arafe günü Mazeretsiz olarak ayrılan kimse, henüz güneş batmadan bu bölgeye tekrar dönerse, …; aksi halde ceza (dem) gerekir.
Fakat gündüz Arafat’ta bu¬lunmayıp güneş battıktan sonra gelenlere …..:boşluklara ne gelir:ceza gerekir-ceza gerekmez.

178-Şâfiîler’e göre,Arefe günü güneş batmadan ayrılanlara ….:ceza gerekir

179-….. mezhebinde ise, gecenin bir cüzünde Arafat’ta bulunmak vakfenin sıhhat şartıdır.
Güneş bat¬madan Arafat’tan ayrılıp bir daha dönmeyen kişinin haccı …. olur.
Gündü¬zün çok az da olsa bir kısmında Arafat’ta bulunmak Mâlikîler’e göre ….
Süresi içinde kısa da olsa bir müddet Arafat’ta bulunamayanlar hacca yeti¬şememiş olurlar. Daha sonraki senelerde yeniden haccetmeleri gerekirboşluklara ne gelir: malikilik,batıl olur,vaciptir

180-Zilhiccenin 8. terviye gününü arefe gününe bağlayan geceyi Mina’da geçirip, arefe günü sabahı güneş doğduktan sonra Arafat’a hareket etmenin hükmü nedir:sünnet

181-Öğle ve ikindi namazlarını cem’-i takdim ile kılmanın hükmü nedir:sünnet

182-Zeval vaktinden önce Arafat bölgesinde olma,mümkünse vakfe için gusletmek. Zeval vaktinden sonra öğle namazından önce Nemîre Mescidi’nde hutbe okunması nedir:sünnet

183-Ebû Hanîfe’ye göre cem’-i takdîm olması için şart nedir:ihramli olarak Arafat’ta bulunmak,Mescid-i Nemîre’de cemâat-i kübrâ ile kılmak gerekir(bu şart şafiide şart değildir)

184-İfâda tavafının diğer ismi nedir:ziyaret tavafı

185-Arafat vakfesini yaptıktan sonra vefat eden kişi haccının tamamlanmasını vasiyet etmişse ne gerekir:bedene

186-ziyaret tavafının vakti nedir:ilk günü fecr-i sâdıktan itibaren başlar ömrün sonuna kadardır.(hanefi ve malikilik)

187-…….göre ise ziyaret tavafının vakti, arefe günü gece yarısından itibaren başlar:şafii ve hanbeli

188-Ebû Hanîfe’ye ifada tavafının kurban kesme günlerinde, Mâlikîler’e göre ise zilhiccenin sonuna kadar yapılması hükmü nedir:vaciptir Mazeretsiz sonraya kalırsa ceza (dem) gerekir.

189-ziyaret tavafının bayramın ilk üç gününde yapılması vacip değil, sünnettir,mazeretsiz sonra olsa bile bişey gerekmez?:Şafiî ve Hanbelîler ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed

190-Tavavın dille niyet edilmesi müstehaptır.

191-Kabe’nin etrafında tavaf yapılan yere ne denir:metaf

192-yedi şavtın hepsi rükün olup bütün şavtlar yapılmadığı tak¬dirde tavaf sahih olmaz:maliki-şafii-hanbeli bu görüştedir.

193-Tavafın Vacipleri nelerdir:Abdest,Setr-i avret,Teyâmün,Tavafa Hacerülesved veya hizasından başlamak,hatîmin dışından yapma,Farz ve vacip tavafları 7 şavt yapma,Gücü yetenler tavafı yürüyerek yapmak,Tavaf namazı kılmak(İster farz, ister vacip, isterse nafile olsun, her tavaftan sonra iki rek’at tavaf namazı kılmak vaciptir, tavafın hemen peşinden hiç ara vermeden bu namazı kılmak ve Tavaf namazını “makâm-i İbrâhim”in arkasında kılmak müstehaptır

194-tavaf namazı ve tavafın yürüyerek yapılması şafi ve hanbeliye göre hükmü nedir:sünnettir(hanefi ve malikilerde vaciptir)

195-Tavafın Sünnetleri :Necasetten tah., istilâm etmek,sa’y yapılacak tavafların ilk üç şavtında erkeklerin remel yapması,ıztıbâ’yapması,Muvâlât,TavafaRüknülyemânîyö¬nünden gelmek

196-Tavafta Sünnetlerin terk edilmesi durumunda ne düşer:maddi ceza gerekmez

197-Mescid-i Harâm’a her girildiğinde hürmeten ve mescidi selâmlamama tavafı denilen tavaf hangisidir: Tahiyyetü’l-mescid tavafı

198-Başlanılmış olan nafile bir tafavın bitirilmesinin hükmü nedir:vaciptir

199-Haccın Vacipleri nedir:Hanefî mezhebinde aslî vacipleri sa’y, Müzdelife’de vakfe, şeytan taşla¬ma, halk veya taksir ve veda tavafı

200-Hem hac, hem de umrenin vacipleri nedir:sa’y ile halk veya taksir

201-Haccın vacibi terk ne gerekir:hac geçersiz (fâsid) olmaz, mazeretsiz terk edilmesi tahrîmen mekruhtur, meşru bir mazeret olmadıkça her vacip için dem gerekir

202-Umre tavafının dördüncü şavtin sonrası tıraş olan , ihramdan çıkmıştır ,ihramsız olarak yapacağı umre sa’yi sa¬hihtir,ceza (dem) gerekir.

203-Sa’yi muteber bir tavaftan sonra yapmak:gecerlilik şartıdır

204-Sa’yin Vacipleri nedir:Sa’yi yürüyerek yapmak. Yürümekten âciz olan hasta, yaşlı ve sakatlar, arabaya binerler,Yedi şavta tamamlamak (ilk dört şavt rükündür).

205-Hanefîler’in de içinde olduğu fakihlerin çoğunluğuna göre sa’yde niyet ……Hanbelîler’e göre ise……:boşluklara sırayla sünnet ve şarttır.

206-Hadesten taharet, Tavaflarını te¬miz olarak yaptıktan sonra âdet görmeye başlayan kadınların sa’y yapma¬ları kerâhetsiz olarak caizdir.Necasetten taharet sayin sünnetidir.

207-Müzdelife Vakfesinin Zamanı ne zamandır:Hanefîler’e göre bayramın birinci günü tan yerinin ağarmaya başlamasından (fecr-i sâdık) güneşin doğma¬sına kadar olan süredir.

208-Mâlikîler’e göre, arefe günü akşamı güneşin batışından bayram sabahı fecr-i sâdıka kadar olan süre; Şafiî ve Hanbelîler’e göre ise gecenin yansın¬dan itibaren fecr-i sâdıka kadar geçen süredir. Gece yarısı, güneşin batışı ile fecr-i sâdık arasındaki sürenin ortasıdır:müzdelife vakfesidir

209-niyet ve ilim vakfe için sart mıdır:hayır şart değildir

210-Geceyi Müzdelife’de geçirip sabah namazını erkence kıl¬mak, namazdan sonra telbiye, tekbir, tehlîl, zikir, dua ve istiğfar ile vakfeyi ortalık aydınlanıncaya kadar sürdürmek, ortalık iyice aydınlandıktan sonra güneş doğmadan Mina’ya hareket etmek ise bütün mezheplerde sünnettir.

211-cem’-i te’hir hükmen nedir, Hanefîler’e göre vacip; Şâfiîler’e göre ise sünnettir

212-Hanefî mezhebinde, şeytan taşlanan günlerde Mina’da gecelemek hükmü nedir:sünnettir(diger mezheplerde ise vaciptir aksi halde ceza gerekir)

3

Eylül
2012

mbst

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  249 Kez Okundu

01) Ta Sin Mim; “meddi tabi, meddi lazım, idğamı mealgunne, meddi lazım”
02) Enidrib bi; “idğamı misleyn”
03) Revm ile ilgili bir soru (…)
04) Ha ulai (meddi munfasıl)
05) Nesteinuhdinassırata = Nun ötreli ve vaslederek okunur.
05) (…) Cevap telfik idi.
06) Ehli sünneti amme “Maturidiyye ve Eşariyye”
07) İnsanın irade hürriyeti yoktur gibi bir sual vardı, cevap (cebriye) idi.
08) Tasavvufla ilgili soru vardı, cevap “keşf ve ilham yoluyla elde edilen sağlam bilgiler” şıkkı.
09) “Kuranın icaz özelliklerinden değildir” diye bir soru vardı.
10) Hükmi kirlilik: “hades”
11) Katı necis;1 dirhem, sıvı necis; bir avuç içidir.
12) Özürlünün abdestiyle ilgili bir soru vardı. Cevap; Özürlü kimse her namaz vakti için abdest alır. O vakit içinde abdesti bozan başka bir durum olmadığı müddetçe, o vakit içinde dilediği kadar farz, vacip, sünnet, nafile, eda, kaza, cuma namazı, kabeyi tavaf edebilir. Mushafa dokunabilir.
13) Gusülle ilgili yanış olan şık; “Bütün mezheplere göre farzdır” maddesidir.
14) Kişinin kendi isteğiyle namazdan çıkması; “huruc bi sun’ih”
15) “İnnellahe ye’muru” ayeti vardı? Galiba “ahlak ve edep ilgili konu” şıkkıdır.
16) Bayram Namazı ile ilgili soru; “Hanbelîlere göre farzı ayn” şıkkıdır.
17) Seferle ilgili soru; “vatanı sükna”
18) Orucun farz kılındığı ayet “Bakara Süresi 183-184”
19) Oruça niyetle ilgili bir soru;
20)Yine oruçla ilgili bir soru. Doğru cevap; “Ramazanda nafile oruca niyet edilse ramazan orucu olmaz” şıkkı
21) Fıtır sadakasıyla ilgili bir soru; cevap “malin nami olması” şıkkıdır.
22) 42 tane sığırı olanın zekâtı “üç yaşına girmiş erkek veya dişi dana”dır.
23) “Ve lillahi alennasi hiccul beyt” ayeti “hangisi değildir” diyor; “Ömürde bir defa hac yapmak” şıkkı.
24) Hangisi afakîler için mikat mahalli değildir? “Hudeybiye”
25) “Kâbe’nin köşeleri” sorusu; doğu köşesine “Hacerül esved”
26) Arafat vakfesi sorusu; “tevriye günü zevalden sonraki” diye başlayan şık.
27) Hacla ilgili tavaf; “ifada tavafı”
28) Hangisi menasikle ilgili değildir? “savt”
29) Müzdelife vakfesi?
30) Şeytan taşlama; “1. günü üç cemreye taş atılır” şıkkı.
31) Umrenin tavafını bile bile terk etmekle ilgili bir soru?
32) Hacca vekil tayin etmekle ilgili bir soru; “ücret şart koşulmalıdır” şıkkı.
33) Kurbanla ilgili bir soru?
34) Oruç bozma kefareti sırasının seçimiyle ilgili mezhep görüşü? ” Maliki mezhebi”
35) Erkeğin hanımına üç kere “boş ol” demesi ile ilgili bir soru?
36) Peygamberimizin amcaları ile ilgili bir soru; cevap “Akil” şıkkı.
37) Habeşistan’a hicretle ilgili soru; cevap “Zeyd Bin Harise” şıkkı.
38) Savaştaki yasak organların kesilmesi ”Müsle”dir.
39) Birri maunenin sonucu; cevap “Sahabelerin şehit edilmesi” şıkkı.
40) Diyanet 2012 dergi kapağı konusu “Din Eğitimi”
41) Maun süresi; “savurganlık”
42) “Ve min şerri ğasikın iza ve kab”; cevap “gecenin karanlığının şerrinden sığınmak”
43) Kureyş süresiyle ilgili soru? ” Ummul Kura”
44) Efendimizin eşleriyle ilgili ayet
45) “İnsanların arasını bulmak için ve hayır getiren veya söyleyen yalancı değildir” hadisi.
46) “Libasüttakva” hayâdır.
47) Hacla doğrudan ilgili olmayan ayet; “Dinde zorlama yoktur” şıkkıdır.
48) Hangisi tasavvufi tefsir değildir? Cevap; “Tevilatül Kur’an” şıkkı.
49) Hangisi rivayet tefsiri değildir? Cevap; “F. Razi – Mefatihül Gayb” şıkkı.
50) Hangisi Selefiyye’nin görüşlerinden değildir? Cevap “Ayetleri tevil ederler.”
51) Kuranda mevcut bulunan bugünkü harekeyi yapan kişi “Halil Bin Ahmet”
52) Hangisi Eşari’nin görüşlerinden değildir? Cevap “ İyi ve kötü akılla bilinebilir”
53) Terviye günü ne zamandır? Cevap “Kurban Bayramı arefesinden bir önceki gün”
54) Habeşistan’a hicret edenler ne zaman geri geldiler? Cevap “Hayber’in Fethinden sonra”
55) Zemahşeri hangi mezheptendir? Cevap “mutezile”
56) Rukye nedir? Cevap “dualarla hastalığı iyileştirmedir ve peygamberimiz buna izin vermiştir”
57) Hindistan’daki Mehdi inancına sahip mezhep “Kadıyanilik”
58) Hangi mescit Medine’de değildir? Cevap “Mescidi Hayf”
59) Alparslan’ın vezirinin kurduğu medreseler “Nizamiye Medreseleri”
60) Yahudilerin yılbaşı takvimi “Roş Haşana”
61) Peygamberimizin kabrini ziyaret etmek “Mendup”tur.
62) Monoteizm “Kadim Tek Tanrı” inancıdır.
63) Selefi alim kimdir “Cürcani”
64) Protestanlık mezhebi “Evangelizm”dir.
65) Mezhep görüşlerinin tamamını kapsayacak uygulama “Telfik”tir.
66) Mütekellim metodu ile yazılan eser “Gazali-Mustasfa”dır.
67) Hadis sorusundaki boş bırakılan kısım ” Eza veren şeyi yoldan kaldırmak”
68) Hurufu mukatta ile ilgili soruda cevap “Sürelerin ilk ayetidir” bu yanlış bir bilgi.
69) Selefi alim kimdir? “İmam Şafi”
70) Peygamberimizin tavsiye etmediği tedavi “Kahine götürmek”dir.
71) İyi olan insan her zaman iyi kalır “yanlış şık”
72) Allahı görür gibi ibadet etme “İhsan”dır.
73) Tavafla ilgili olmayan “Mes’a”
74) Kur’an’da ayrıntılı anlatılan konu “Feraiz”dir.
75) Müzdelife ne zaman yapılır? “Arafattan sonra”
76) İman esaslarını içermeyen terim “Selem”dir.
77) İslam dünyasında burjuva ve sınıf farkı olmamasının sebebi “Ahilik”tir.
78) Nuzul sırasına göre tefsir yapan “Derveze”dir.

87- hangisi eşarilikle ilgili değildir cevap iyi ve kötü akılla blinir (yani bilinmez)
88-Ve min şerri ğasigin iza vegab : karanlık bastığı vakit gecenin şerrinden
doğru şık

89-Kişinin kendi iradesiyle namazdan çıkmasına Hurucu bi Sunihi
denir
90-15 günden az kalınmak üzere gidilen yer Vatan’ı Sükna‘dır
91-42 sığıra 3 yaşına girmiş bir sığır zekat olarak verilir
92-Enidribbiasake: İdgam’ı Misleyn
92-Tevriye günü: Kurban bayramı arefesinden bir önceki gün
93-Habeşistana hicret edenler ne zaman geri geldiler - Hayberin Fethinden sonra
94-Zemahşeri Mutezili Alimidir.
95-Rukye: Dualarla hastalığı iyileştirmedir. Peygamberimiz izin vermiştir.
96-Müsle: Savaşta düşmanın organlarını kesmektir. Peygamberimiz izin vermiştir.
97-Özürlü kimse her namaz vakti için abdest alır. O vakit içinde abdesti bozan başka bir durum olmadığı müddetçe, o vakit içinde dilediği kadar farz, vacip, sünnet, nafile, eda, kaza, cuma namazı, kabeyi tavaf edebilir. Mushafa dokunabilir.

3

Eylül
2012

2012 Yeterlilik Sınavında Çıkan Soruların Tahlili

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  471 Kez Okundu

1- 1. soruda mahreçleri aynı olan harfler sorulmuştur.
• Yeterlilik kitabımızda sayfa:47 de; mahreç yerleri tarif edilirken boğaz ortası olan (ع ve ح) harfleri aynı mahreç yeri olarak yazılmıştır
2- 2. soruda -Lam- harfinin okunmayıp sonraki harfe idgam edilerek okunmasının hangi tecvid kaidesi olduğu sorulmuştur. (doğru cevap: İdğâm-ı şemsiye)
• Kitabımızda sayfa 55 de; –F- kısmında İdğâm-ı şemsiyye kaidesi net bir şekilde açıklanmıştır
3- 3. soruda kelimesinde bulunmayan tecvid kuralı sorulmuştur. (Medd-i Lazım)
• Kitabımızda tecvid bölümünde Medd-i muttasıl, kalkale, izhar-ı kameriyye açık bir şekilde anlatılmıştır. Sayfa 50 de ise Medd-i Lazım anlatılmış olup sorudaki kelime ile bir bağlantısı görülmemektedir
4- 5. soruda Sakin nundan () sonra “vâv” veya “yâ harflerinden birinin aynı kelimedebulunması sorulmuş. (İzhâr)
• Kitabımızda sayfa 53 de; Kelime izhârı bahsinde açıklanmıştır
5- 6. soruda huruf-u mukattaadan olan harfi sorulmuş. (doğrucevap: Medd-i Lîn)
• Kitabımızda sayfa 51 de; Medd-i Lîn bahsinde aynı kelime birebir zikredilmiştir

6- 7. soruda kelimesinde hangi tecvid kaidesinin olduğu soruldu. (cevap: İdğam-ı mütecaniseyn)
• Kitabımızda sayfa 54 de; İdğam-ı mütecaniseyn kısmında aynı kelime birebir zikredilmiştir.
7- 10. soruda dudak izharının (izhâr-ı şefevi) hangi halde olacağı sorulmuş.
• Kitabımızda sayfa 53 de geçmektedir.
8- 11. soruda tecvid ıstılahların anlamı sorulmuş, burada yanlış olanın bulunması istenmiştir. (cevap: İdğam)
• Kitabımızda sayfa 54 de; en üst bölümde idğam ve gunnenin ayrı ayrı tarifi yapılmıştır.
9- 15. soruda, Kıraat-ı Âsım’a göre Lafzında uygulanan okuyuş şekli sorulmuş.(cevap:İmale)
• Kitabımızda sayfa 60 da; en üstte -İmâle- tarifinde aynı kelime zikredilmiştir.
10- 16. soruda “El” takısından sonra hangi harflerin gelmesiyle “Lam” harfinin idğam edilerek okunacağı sorulmuş.
• Kitabımızda sayfa 55 de; “İdğam-ı şemsiye” konusunda bahis olunan harflerin gelmesiyle “Lam” harfinin okunmayıp bir sonra gelen harfin şeddeli okunacağı belirtilmiştir.

11- 18. soruda Medd-i Munfasıl olan kelimede aslî med üzerine ilave etmenin hükmü sorulmuş. (cevap: Caiz)
• Kitabımızda sayfa 50 de caiz olduğu yazmaktadır.
12- 22. sorunun cevabı Akaid’dir.
• Kitabımızda sayfa 78 de Akaid in tanımı yapılmıştır.
13- 24. soruda “Muhalefetün Lil-Havadis” sorulmuştur.
• Kitabımızda sayfa 81 de “Muhalefetün Lil-Havadis” in anlamı zikredilmiştir.

14- 26. soruda Allah’ın varlığının delillerinden olmayanı sorulmuş.
• Kitabımızda sayfa 79 ve 80. Sayfalarda Allah’ın varlığının delilleri (diğer üç şık) açıklanmış olup “İhtilâs” delili diye bir şey yoktur.
15- 30. soruda Fıtrat delilinin açıklaması yapılarak sorulmuştur.
• Kitabımızda sayfa 79. Sayfada “Fıtrat delili” açıklanmıştır.
16- 32. soruda ölüp, çürümüş kemik olduktan sonra dirilmenin hangi kavram ile tarif edildiği sorulmuştur. (cevap: Ba’s)
• Kitabımızda sayfa 566. Sayfada Dini Terimler ünitesinde “Ba’s” kelimisinin tanımı yazılmıştır.
17- 33. soruda A’raf kelimesinin tanımı sorulmuştur.
• Kitabımızda 566. sayfada Dini Terimler ünitesinde “A’raf” kelimisinin tanımı yazılmıştır.
18- 35. soruda insanların fiillerinin yaratılması ve insanın rolü sorulmuştur.
• Kitabımızda 98. sayfada Akaid ünitesinde Tablo şeklinde -İrade-Kesb- sunulmuştur.
19- 37. soruda 4 şık sunulmuş ve burada yanlış hükmün bulunması istenmiştir. (Necaset-i hafife)
• Kitabımızda 138. Necaset-i hafife anlatılmış ve hafif necasetin bir uzvun dörte birinden az olanın namaza engel olmayacağı belirtilmiştir.
20- 39. soruda 4 mezhebe göre abdestte niyet etmenin hükmü sorulmuştur.
• Kitabımızda 173. sayfada 29. Testte aynı soru sorulmuştur. Doğru cevabıda (A) şıkkında verilmiştir.
21. 40. soruda namazda kıyam ile ilgili bilgiler verilmiş. Doğru olanın bulunması istenmiştir.
• Kitabımızda 175. sayfada 40. Testte kıyamın farz ve vacip namazlarda bir rükün olduğu belirtilmiştir. (Kitabımızda da doğruyu bulma istenmiştir)
22- 42. soruda kefenlemenin hükmü sorulmuştur.
• Kitabımızda 220. Sayfada Kefenlemenin hükmü yazılmıştır.
23- 43. soruda Şafii mezhebinde kunut okunan yerler sorulmuştur.
• Kitabımızda 222. sayfada Hanefi-Şâfiî mezhep fark çizelgesinde sabah namazının farzında olduğu belirtilmiştir.

24- 44. soruda 4 tane terim verilmiş hangisinin cenaze ile ilgisi olmadığı sorulmuştur.
• Bu testin aynısı kitabımızda 194. sayfada 58. Testte yer almaktadır.
Cenaze ile ilgili diğer 3 terim kitabımızda sayfa 219 ve 220. sayfada belirtilmiştir. Ayrıca 210. sayfada da Telfik’in tanımı da yapılmıştır.
25- 45. soruda yatsı namazında kade-i ahireyi yapıp yanlışlıkla 6 rekat kılan kişinin namazı hakkında yanlış bilgi sorulmuştur.
• Kitabımızda 211. sayfada (üstten aşağıya 19. Satırda) durum açıklanmıştır.
26. 46. soruda İmam ile muktedinin durumu yani İmama uymanın şartları arasında yer almayan sorulmuştur.
• Kitabımızda 232. Sayfada 43. Testte bununla ilgili soru yer almıştır.
27- 47. soruda cenaze namazının rükünleri sorulmuştur. (Kıyam-tekbir)
• Kitabımızda 217. sayfada cenaze namazının rükünlerinin kıyam ile tekbir olduğu yazılmıştır.
28- 50. soruda namazda kıraatle ilgili yanlış bilgiyi bulmak istenmiştir. (Doğru cevap:B)
• Kitabımızda 208. sayfada İmamŞâfî’ye göre Fatiha gayrındaki hatanın namazıbozmayacağı belirtilmiştir.
29- 51. soruda orucun farziyetini bildiren sure ve ayet sorulmuştur.
• Kitabımızda 169. sayfada 5. testte aynı soru şekli mevcuttur.
30. 52. soruda Ramazan orucunda niyetin başlama ve bitiş vakti sorulmuştur.
• Kitabımızda 152. sayfada Ramazan orucunun niyetin başlama ve bitiş vakti belirtilmiştir.
31. 55. soruda (zekatla ilgili) “yolda kalmış kimseler”in hangi kavramla zikredildiği sorulmuştur.
• Kitabımızda 143. sayfada Tevbe suresinin 60. Ayetinde geçen zekatın verileceği yerler olarak: Yolcular (İbnüssebîl) belirtilmiştir.
32. 56. soruda 160 koyuna kaç koyun zekat düşeceği sorulmuştur.
• Kitabımızda 141. sayfada beşinci satırda 2 koyun zekat düşeceği belirtilmiştir.
33. 57. soruda havaic-i asliye sorulmuştur.
• Kitabımızda 175. sayfada 45. Testte havâic-i asliye sorulmuş ve 570. sayfada Havâic-i asliye nin tanımı da yapılmıştır.
34. 58. soruda zekatın geçerlilik şartlarlı sorulmuştur.
• Kitabımızda 140. sayfada zekatın geçerlilik şartları Niyet ve temlik olarak yazılmıştır.
35. 59. soruda zekata tabai olan malın üzerinden 1 yılın geçmiş olması sorulmuştur.(Havelânü‘l-havl)
• Kitabımızda 176. sayfada testin bire bir aynısı sorulmuştur. Ayrıca 140 ve 143 Sayfalarda “Havelânü‘l-havl” açıklanmıştır.
36. 60. soruda Şâfiî mezhebinde umrenin rükünleri sorulmuştur.
• Kitabımızda 357. sayfada 73. Testte (A) şıkkında cevabı açıklanmıştır
37. 61. soruda 4 şık sunulmuş ve aşağıdakilerden hangisi Haccın farzlarından değildir? Şeklinde soru sorulmuştur.
• Kitabımızda 312. sayfada haccın farzları açıklanmıştır. Buna göre sader tavafı haccın farzlarından değildir.
38. 62. soruda ihramın tanımı sorulmuştur.
• Kitabımızda 314. sayfada aynen soruda geçtiği gibi ihramın tanımı yapılmıştır.
39. 63. soruda hac ve umre menasiki ile ilgili kesilen kurban sorulmuştur. (Hedy)
• Kitabımızda 337. sayfada hedy tanımı yapılmıştır.
40. 64. soruda Bayram günleri Mina’da şeytan taşlama sorulmuştur.( Remy-i cimar)
• Kitabımızda 333. sayfada Remy-i cimar tarif edilmiştir.
41. 65. soruda Kurbanla ilgili hükümlerden doğru bilgi sorulmuştur. (Cevap:A)
• Kitabımızda 146. sayfada aynen A şıkkında belirtildiği gibi doğru bilgi verilmiştir.
42. 66. soruda; Peygamberimizin bizzat katılmadığı, bir sahâbînin kumandası altında gönderdiği askerî birliklere ne ad verildiği sorulmuştur. (Seriyye)
• Kitabımızda 240. sayfada Seriyye tanımı aynen verilmiştir.
43. 67. soruda heyetlerin yoğun bir şekilde geldi hicretin 9. Yılına ne ad verildiği sorulmuştur.
• Kitabımızda 252. sayfada ,Hicri 9. Yıl Elçiler (heyetler) yılı (Senetü’l-vüfûd) olarak belirtilmiştir.
44. 68. soruda Peygamberimizin Yesrib’e hangi sahâbîyi gönderdiği sorulmuştur. (Mus’ab b. Umeyr)
• Kitabımızda 246. sayfada M.621/H.12 de Mus’ab b. Umeyr‘in Medine‘ye gönderildiği yazılmaktadır. (Yesrib Medine’nin o günkü eski adıdır)
45. 70. soruda Reygamberimizi vefatında kimin yıkadığı sorulmuştur. (Hz.Ali r.a.)
• Kitabımızda 243. sayfada Peygamberimizi vefatından sonra Hz.Ali (r.a.) nin yıkadığı belirtilmiştir.
46. 71. soruda “saatü‘l-usre”, “Gazvetü‘l- Usre””ceyş’ul-usre” ifadeleri sorulmuştur.(Tebük seferi)
• Kitabımızda 273. sayfada 119. Testte Tebük seferi olduğu belirtilmiştir.
47. 72. soruda ”Hamrâü‘l-Esed” seferi sorulmuştur.
• Kitabımızda 249. sayfada ve 273. Sayfa 117. Testte ”Hamrâü‘l-Esed” seferi belirtilmiştir.
48. 73. soruda “Üsve-i hasene” terimi sorulmuştur.
• Kitabımızda 582. sayfada Dini terimler ünitesinde “Üsvetü’l-Hasene” tanımı yapılmıştır.
49. 74. soruda İslam ahlakı alanında yazılan “Edebü‟l-Müfred “ isimli eserin müellifi sorulmuştur.
• Kitabımızda 373. sayfada 5. Satırda adı geçen eser ve müellifi yazılmıştır.
50. 76. soruda “Hilm” kavramı sorulmuştur.
• Kitabımızda 571. sayfada Dini terimler ünitesinde “Hilm” tanımı yapılmıştır.

3

Eylül
2012

GEÇMİŞ YILLARDAKİ MÜLAKATTA SORULARI

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  447 Kez Okundu

TECVİD BLGİLERİ

1)İstila harfleri nelerdir?

2) izhar-ı şefevi?

3) vech nedir?

4) tecvitteki sıfatlar nelerdir?

5) hemze-i vasl ve kat’?

6) ravm- işmam?

7) sakin mimin halleri??

meddi arızın hükmü, kaç çeşittir?

9) kalkale kelime manası?

10) lahn-ı celil, lahn-ı hafi?

11) fer’i medin kısımları?

12) takip ettiğimiz kıraat ve rivayeti?

13) kuran okuma çeşitleri?

14)meddi muttasıl ve munfasılın hükmü?

15) meddi lazımın çeşitleri?

16) meal ğunne?

17) harfi mutlak?

SİYER  BİLGİLERİ

18) efendimiz basraya kaç yılında gitmiştir?

19) efendimiz rahip bahira ile kaç yaşında karşılaşmıştır? 20) efendimizin

azılı düşmanları?

21) ifk hadisesi?

22) efendimizin mariyadan olan oğlu İbrahim kim tarafından ne zaman

öldürülmüştür.(öldürülmemiştir. 16 yada 18 aylık iken hastalanarak

ölmüştür.)

23) zelle nedir?

24) 39. Müslüman kimdir?

25) biri maune faciası?

26) mirac nedir? Namaz mü’minin miracıdır sözünden ne

anlıyorsunuz? 27) hz. Hatice’nin mihri ne kadardır.( 500

dirhem)

28) efendimizin mucizeleri nelerdir?

29) akabe biatlarının tarihi- kaç kişi oldukları?

30) habeşistana göç?

31) hüzün yılı ve sevinç yılı ne demektir?

32) açıktan ibadetin ve tebliğin başladığı yıl?

33) hendek ve mute savaşları?

34) hudeybiye yılı ve anlaşma maddeleri?

İBADET  -İTİKAT-TECVİD 

35) oruç, zekat, namaz ne zaman farz kılındı?

36) adak kurbanının etinden kimler yiyemez?

37) zekat kimlere verilmez?

38) yeminin çeşitleri ve kefareti?

39) teheccud namazının hükmü?

40) ne zaman namaz kılınmaz? Kaç dk?

41) şeytan taşlamanın hükmü?

42) haccın farzları vacipleri?

43) oruç tutmamayı mübah kılan haller?

44) abdestin adabı?

45) muktedi nedir?

46) arızı süğra ve arızi Kübra nedir?

47) fıtr sadakası?

48) muttefekun aleyh nedir?

49) tefeşşi itbak nedir?

50) tevbe suresinin başında neden besmele yoktur?

51)ahlakın tanımı?

52) hatibin özellikleri?

53) muhkem- müteşabih?

54) ehli sünnet nedir? Fırkaları?

55) Cidde mikat sınırı içinde midir?

56) zati- subuti sıfatlar?

57) meleklerin görevleri?

58) istidrac nedir?

59) tavsili iman ve icmali iman nedir?

60) havli havela nedir?

fer-i meddın kısımları neler

61-Hz.Peygamberin süt anneleri?

62-Peygamberimizn anne ve babası kaç yılında vefat etti,nereye gömüldü?

63-namazın vacipleri

64-amelei kebir ve amelei sağir nedir?

65-zekatın nelerden verildiği?

66-öşür nedir?kaçta biri verilir?

67-Cebrailin diğer isimleri

68_Hizbin tanımı

69-Veli mi peygamber mi tam olarak bilinmeyen kişi- Zülkarneyn

70-Sebebi nüzul

71-Münazara?

72-Haccın çeşitleri

73-Tahıyyatul mescid namazı? sünnettir

74-ahlak tanımı

75-Hz.Aişe kaç hadis rivayet etmiştir?

76-münazara?

77-Ra’nin hükümleri?

78-mütecaniseyn-mütegaribeyn,,?

79-Sevinç yılı?

80-Fitre?

81-İstidrac

82-Hatibin özellikleri?

83-Kabeye ilk açıktan ibadet ne zaman başladı?

84-ahirette toplanılacak yere ne denir?

85-Hangi sure besmelesiz?

86-muhkem?

87-müteşabih?

88-haccın farzları?

89-Ehl-i sünnet fırkaları?

90-ilk şehit olan hanım sahabe?

91-yüksek sesle kur’an okumaya ne denir?

92-kıraat imamı?rivayeti?

93-muttefekun aleyh?

94_cem-i takdim—cem-i tehir?

95-tecvid nedir?

96-kizb?

97-inzar?

98-tebliğ?

99-hemze-i vasl?

100-hemze-i kat’ı?

101-hadesten taharet?

102-necasetten taharet?

103-Cumhuriyet döneminde meclis onayı ile yazılan Kur’an ve yazarı?

104-istila harfleri?

105-ilk siyasi fırka?

106-imale?

107-teshil?

108-sektenin konuluş amacı?

109-kur’an kim zamanında çoğaltıldı?

110-Kur’an ı iki kapak arasına alan sahabe kim?

111-guslün sünnetleri?

112-peygamberlerin küçük hatalarına ne denir?

113-peygamberimizin babası nerede öldü?nereye gömüldü?

114-rükuda subhane rabbiyel azim demenin hükmü?

115-zelle nedir?

116-oruç-zekat-hac nezaman farz kılındı?

117-usul ve füru?

118-seciye?

119-nesih-mensuh?

120-haram ve çeşitleri?

121-sünnet ve çeşitleri?

122-revatip sünnet?

123-isra ve miraç arasındaki fark?

124-şeytan melekmidir?meleklere hocalık yapmışmıdır?

125-itikatta ve amelde mezhepler?

126-elif hemze arasındaki fark?

127-39uncu müslüman kimdir?

128-kabe hakemliği kaç yaşında yaptı?

129-selbi sıfatlar?

130-ilk inanan hanım kimdir?

132-peygamberimizin soyu kime dayanır?

3

Eylül
2012

Diyanet Mbst Sınavı Paylaşım Eksikleri yazalım

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  466 Kez Okundu

1-He entum – meddi munfasıl
2- habeşistan hicreti – Zeyd bin harise yok
3- ilimle ilgili olmayan – darunnedve
4- doğu köşesi hacerul esved
5-MAturidi olmayan — Kadı Beydavi mavigozluk
6- habeşistandan dönüş – haberin fethi
7-Yahudiliğin sözlü olmayan kitabı – Tanah
8-Senedinde kopukluk bulunmayan hadis – müdelles
9-Rivayet tefsiri olmayan eser — F.Razi-M.gayb
10-Tasavvuf tefsiri olmayan eser — Tevilatul Kuran
11-Zemahşerinin itikadi mezhebi — Mutezile
12-Selefiyenin görüşleri arasında yer almayan — Ayetleri tevil ederler.
13-Revm — med yapılmaksızın yapılır.
14-sakin ba + harekeli ba — idgamı misleyn
15-Yeminle ilgili olmayan kavram — Hidaye
16- arafat vakfesi zamanı – terviye günü zilhicce 8. yanlış
17-selefi alim- cürcani
18-Mezhep görüşlerinin tamamını kapsayacak şekilde uygulama — Telfik
19-Müslüman nüfusu en az olan ülke :Etiyopya.
Etiyopya:33.9
Eritre:36.5
Senegal:96.0
Somali:98.5
20-Orucun farz olduğu ayetler — Bakara 185-186
21-Gusulde niyet farz degildir
22-Tavaf namazı Hanefilerde sünnet degil vacibtir
23 -Nizamiye medresesi
24-Kişinin Allahı görüyormuş gibi ibadet etmesi — İhsan
25-Hırkayı verdiği kişi — Ka’b bin Züheyr
26-Peygamberimizin amcası olmayan — Akil
27-Terviye günü: zilhiccenin 8′i yani arefeden bir gün önce
28-Medinede olmayan mescid: mescid-i hayf (mekkede)
29-Mekkeden minaya doğru cemreler: akabe-vusta-ula
30-ilk tahallülden sonra cinsel ilişki yasağı devam eder
31-enedinde kopukluk olmayan hadis cevabı garip hadis
32-muhadram– sahabi sayılmazlar doğru….
33-şeytan taşlamayla ilgili bir soru vardı.1.günü 3 cemreye taş atılır. yanlış
34-İhramla alakalı olmayan mes’a
35-Amerikada yaygın olan misyonerlik ve isanın dönüşü üzerine olan sorunun cevabı adventist
36-dergi 2012 konusu olmayan-din eğitimi
37-hz. peygamberin amcası olmayan-akil
38-ta sin mim tecvitleri-tabi lazım mealgunne lazım
39-zorla yapmak zorunda görüşü-cebriye
40-ehli sünnet amme-maturidi eşari
41-selefi olan-imam şafii
42-eşarinin görüşü olmayan-iyi kötü akılla bilinir
43-boşanma sorusu-beynuniyeti kübra
44-hükmi kirlilik-hades
45-namaza mani pislik-bir avuç içi bir dirhem
46- günden az ikamet-vatanı sükna
47-libasüttakva -haya
48-senedinde inkita olmayan-garib
49-hadis almada en muteber-arz-kıraat
50-hacla ilgili tavaf-ifaza
51-Hac ilmihali 208.sayfaya bakın peygamberimizin kabrini ziyaret etmenin hükmü menduptur yazar.
52-Dergi 2012 Konusu Olmayan-Din Eğitimi
53-Hz. Peygamberin Amcası Olmayan-Akil
Eğitim Faliyeti İçin Olmayan-Bedir
54-Revm-Kasr
55-Felak Suresi Mana-Karanlık Çöktüğü Zaman…
56-Maun Suresinde Olmayan-Savurganlık
Zemahşeri-Mutezile
57-Zorla Yapmak Zorunda Görüşü-Cebriye
58-Hükmi Kirlilik-Hades
59-Camiler Bütün Konuları Kapsıyor Sünenler Fıkhı Konuları Kapsıyor
60-hindistandaki mezhep Kadıyanilik
61-Rukye: Dualarla hastalığı iyileştirmedir.
62-Müsle: Savaşta düşmanın organlarını kesmektir. Peygamberimiz izin vermiştir.

63-Hangisi tasavvufi tefsir değildir? Tevilatül Kur’an
64-Hangisi rivayet tefsiri değildir? F.Razi-Mefatihul 65-Kur’an’da mevcut bulunan bugünkü harekeyi yapan kişi? Ahmet b. Halil
66-İlkel Monoteizm — İnsanın fıtratında olan tek tanrı inancı
67-Kişinin kendi isteğiyle namazdan çıkması (huruc bi sun’ih)
68-Şeytan taşlama (1. günü üç cemreye taş atılır şıkkı)
69-Peygamberimizin amcaları ile ilgili bir soru ? (Akil)

70-Hacla doğrudan ilgili olmayan ayet; “Dinde zorlama yoktur” şıkkıdır.
71-Hangisi tasavvufi tefsir değildir? Cevap; “Tevilatül Kur’an” şıkkı.
72-Hangisi rivayet tefsiri değildir? Cevap; “F. Razi – Mefatihül Gayb” şıkkı.
73-Hangisi Selefiyye’nin görüşlerinden değildir? Cevap “Ayetleri tevil ederler.”
74-Kuranda mevcut bulunan bugünkü harekeyi yapan kişi “Halil Bin Ahmet”
75-Hangisi Eşari’nin görüşlerinden değildir? Cevap “ İyi ve kötü akılla bilinebilir”
76-Terviye günü ne zamandır? Cevap “Kurban Bayramı arefesinden bir önceki gün”
77-Habeşistan’a hicret edenler ne zaman geri geldiler? Cevap “Hayber’in Fethinden sonra”
78-Zemahşeri hangi mezheptendir? Cevap “mutezile”
79-Rukye nedir? Cevap “dualarla hastalığı iyileştirmedir ve peygamberimiz buna izin vermiştir”
80-Hindistan’daki Mehdi inancına sahip mezhep “Kadıyanilik”
81-Hangi mescit Medine’de değildir? Cevap “Mescidi Hayf”
82-Alparslan’ın vezirinin kurduğu medreseler “Nizamiye Medreseleri”
83-Yahudilerin yılbaşı takvimi “Roş Haşana”
84-Peygamberimizin kabrini ziyaret etmek “Mendup”tur.
85-Monoteizm “Kadim Tek Tanrı” inancıdır.
86-Selefi alim kimdir “Cürcani”
87-Protestanlık mezhebi “Evangelizm”dir.
88-Mezhep görüşlerinin tamamını kapsayacak uygulama “Telfik”tir.
89-Mütekellim metodu ile yazılan eser “Gazali-Mustasfa”dır.
90-Hadis sorusundaki boş bırakılan kısım ” Eza veren şeyi yoldan kaldırmak”
91-Hurufu mukatta ile ilgili soruda cevap “Sürelerin ilk ayetidir” bu yanlış bir bilgi.
92-Selefi alim kimdir? “İmam Şafi”
93-Peygamberimizin tavsiye etmediği tedavi “Kahine götürmek”dir.
94-İyi olan insan her zaman iyi kalır “yanlış şık”
95-Tavafla ilgili olmayan “Mes’a”
96-Kur’an’da ayrıntılı anlatılan konu “Feraiz”dir.
97-Müzdelife ne zaman yapılır? “Arafattan sonra”
98-İman esaslarını içermeyen terim “Selem”dir.
99-İslam dünyasında burjuva ve sınıf farkı olmamasının sebebi “Ahilik”tir.
100-Nuzul sırasına göre tefsir yapan “Derveze”dir.

2

Eylül
2012

DİYANET İSLAM İLMİHAL NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  291 Kez Okundu

1. Din, akıl sahiplerini kendi hür iradeleriyle en iyiye, en doğruya ve en güzele ulştıran ilahi bir kanundur.
2. Dinler 2 kısma ayrılır.
3. İslam dininin özellikleri:İslam dini son dindir.İslam dininin değişmeyen esasları vardır.İslam dini evrensel bir dindir.
4. Genel olarak mezhepler 2 kısma ayrılır.
5. Maturidiyye itikadi mezheplerden biridir.
6.Ehl-i sünnet, Selefiyye, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye olmak üzere üçe ayrılmıştır.
Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye’ye “Ehl-i sün-net-i âmme” denildiği de olur.
7. Hanefi Mezhebi ameli mezheplerden biridir.
8. Maturidiyye mezhebinin kurucusu ;Ebu Mansur Maturidi (Muhammed)
9.Dinin asıl kaynakları:Kitap Sünnet .
10. Sünnetin bölümleri:Kavli Sünnet, Fiili Sünnet ,Takriri Sünnet
11. İman, ümitsizlik halinde olmmalı,imanın sahih ve makbul olmasının şartlarından birisidir.
12. İman yönünden insanlar kaça ayrılır ? 3 kısma ayrılır.
13.Amentü: “Ben Allah’a Allah’ın Meleklerine, Allah’ın Kitaplarına, Allah’ın Peygamberlerine, Ahiret gününe, kadere inandım”.
14. Allah’ın zati sıfatları:Vücud,Kidem,Beka,Vahdaniyet, Muhalefün Lil Havadis, Kıyam Binefsihi.
15.Allah’ın subuti sıfatları:Hayat,ilim,semi,basar ,irade,kudret,kelam ,tekvin.
16. Muhalefetün Lil Havadis “Allah’ın sonradan yaratılanlara benzememesi”
17. Dört büyük melek:Cebrail,mikail,israfil,azrail.
18. Mikail:Tabiat olayları ile ilgili görevleri bulunan melek
19. Kur’anı Kerimde ismi geçen 25 Peygamber bulunmaktadır.
20. Münkereyn:Öldükten sonra insanlara soru soran melekler
21.Rıdvan:Cennette görevli olan melek.
22. Malik:cehennemde görevli olan melek.
23. Dört büyük kitap: Tevrat,zebur, incil, Kuran.
24.Sahifelerinin verildiği Peygamberler:10 sahife adem aleyhisselama, 10 sahife İbrahim Aleyhisselama,30 sahife İdris aleyhisselama,50 sahife Şit Aleyhisselama.
25. Kur’anı Kerim miladi ,Hira Mağarasında, 610 Ramazan ayında indirilmiştir.
26. Kur’anı Kerim ,Hz.Ebubekir zamanında bir kitap haline getirilmiştir.
27. Kur’anı Kerim , Hz.Osmanın Halifeliği zamanında ve Zeyd bin Sabid’in Başkanlığında çoğaltılmıştır.
28. Kur’anı Kerim,22 yıl 2 ay 22 günde tamamlanmıştır.
29. Resul:Kendisine kitap indirilen Peygambere denir.

30.Peygamberler hakkında vacip olan sıfatlar:Sıdk,emanet, fetanet, ismet ,tebliğ.
31. Mucize, peygamberlerin peygamberliklerini isbat etmek için gösterdikleri olağan üstü olaylar, keramet ise velilerin istenmeden gösterdikleri harikulade olaylar.
32. Kıyamet ne zaman kopacağını,Allah’tan başka kimse bilemez
33. Mahşer :Öldükten sonra dirilen insanların toplanacağı yerdir
34. Sırat nedir :Cehennem üzerine kurulmuş kıldan ince kılıçtan keskin bir köprüdür.
35. Tevekkül: İnsanın Allah’a itimat etmesi ve ona bağlanmasıdır.
36. İbadet çeşitleri;Bedeni ibadet, malı ibadet,hem bedeni ve mali ibadet.
37. Aşağıdakilerden hangisi islam’ın esaslarından biri değildir.?Ahirete inanmak
38. Necaset 2 ayrılır .
39. FarzDinen yapılması kesin delillerle emredilen şeyler
40. Aşağıdakilerden hangisi abdestin farzlarından değildir ? Ağzı ve burnu bir yıkamak
41. Aşağıdakilerden hangisi abdestin vaciplerindendir.?Hiçbiri
42. İbadet : Allaha saygı ile boyun eğmek ve emirlerine itaat etmek
43. Aşağıdakilerden hangisi abdestin vaciplerinden biridir?Hiçbiri
44. İstinşak : Buruna üç kez su çekmeye
45. Meshin müddeti misafirler için 72 saattır.
46. Mukimler için meshin müddeti 24 saattır.
47. Adet halinin en azı 72sattır.

48. kadınlar en erken 9yaşında adet görmeye başlar ve en geç 55yaşında adetten kesilebilir
49. Nifas:Doğumdan sonra kadının rahminden gelen kandır
50. Lohusalığın en çoğu 40gündür .
51. Sehiv secdesi :Namazda yanılmadan dolayı namazın sonunda yapılan secdedir
53. Aşağıdaki namazlardan hangisi cemaatle kılınmaz ?Tesbih namazı
54. Aşağıdakilerden hangisi sehiv secdeyi gerektiren hallerden biri değildir ? Sübhanekeyi okumayı terketmek
55. Müdrik :namazın her rekatında imam ile kılana denir
56.Lâhik:İmamla birlikte namaza başlamasına rağmen, namaz esnasında başına gelen bir durum sebebiyle namaza ara vermek zorunda kalan ve bu sebeple namazın bir kısmını imamla birlikte kılamayan kimseye lâhik denir.
57.Kadınların cemaatle namazdaki saf düzeni ve erkeklerde aynı safta veya hizada olması, ilmihallerde “muhâzâtü’n-nisâ” terimiyle ifade edilir.
58.Hanefî mezhebi eserlerinde rükûda “tuma’nîne”nin, rükûdan doğrulduktan sonra bir süre ayakta beklemenin (kavme) ve iki secde arasında bir süre (“sübhanellâhi’l-azîm” diyecek kadar) oturarak beklemenin (celse) sünnet olduğu kaydedilmekle beraber kuvvetli görüşe göre bunlar ta`dîl-i erkânın birer boyutu olmak bakımından vâciptir.
59.İstibrâ ve İstincâ:Küçük abdest bozduktan sonra idrar yolunda kalabilecek idrar damla ve sızıntılarının tamamen kesilmesi için bir süre bekleme, bundan sonra vücuttaki idrar sızıntılarını temizleme işlemine fıkıh dilinde “istibrâ” denilir.literatürde “istincâ” terimiyle ifade edilen temizlik yani büyük abdest bozulduktan sonra dışkı ve idrar yollarında yapılacak dışkı, idrar vb. temizliği de müslümanın hayatında ayrı bir önem taşır.
60.Hades fıkıh dilinde, abdestsizlik veya cünüplük sebebiyle insanda meydana geldiği var sayılan hükmî kirliliği veya bu kirliliğin sebebini ifade eder.
61.Necâset, hakiki ve maddî pislik, kirlilik demek olup böyle maddeye “necis” tabir edilir.
62.Fıkıh literatüründe “tahâret” her iki tür temizliği de içine alan geniş bir kapsama sahipken maddî kirlilik genelde “necâset”, hükmî kirlilik de “hades” terimleriyle ifade edilir. Beden, elbise ve namaz kılınacak yerde bulunan, namaz ve benzeri ibadetlerin sıhhatine de engel olan hakiki yani maddî pisliklerden temizlenmeye “necâsetten tahâret”, abdestsizlik ve cünüplük gibi hükmî kirlilikten temizlenmeye de “hadesten tahâret” denilir. Her iki tür temizlik de namaz ve benzeri ibadetlerin ön şartı konumundadır.
63. Kur’anı kerimde 14 surede secde ayeti vardır .
64. Mesbuk:İmama ; İlk rekatin rükuundan sonra uyan kimseye ne denir .
65. Cuma namazının hükmü Farz
66. Her iki hutbeyide fazla uzatmamanın hükmü Sünnet
67. Bayram namazında okunan hutbenin hükmü Sünnet
68. Her iki hutbeyi fazla uzatmamanın hükmü Sünnet

69. Kurban bayramındaki farz namazların arkasından getirilen teşrik tekbirlerinin hükmü Vaciptir
70. Sehiv secdesi nedir?Namazda yanılmadan dolayı namazın sonunda yapılan secdedir
72. İçerisinde secde ayeti bulunan ayetleri okurken secde ayetini secdeden kaçınmak için gizlice okumanın hükmü Mekruhtur
73. Kur’anı kerimde kaç surede secde ayeti vardır ?14
74. Secde ayetinden sonra kaç defa secde yapılır?1
75. Seferi ve Mukim olma yönünden vatan sınıflandırılması :Vatan-ı asli,Vatan-ı İkame
Vatan-ı sükna
76.Vatani Sükna: İnsanın 15 gün dolmadan ayrılmak üzere bulunduğu yere denir .
77. Teravih namazının kadınlar açısından hükmü Sünnet
78. Teravih namazında dört rekatta selam vererek teravihi kılan kimse ikinci rekatta oturmamış ise kıldığı dört rekat kaç rekat kılmış sayılır.
79. İma ile namaz kılmak demek,namazda ruku ve secdeye işaret olunmak üzere başı eğerek namaz kılmak
80. Gözleri, kaşları veya kalbiyle işaret edip kılınan namaz nasıl namazdır?Böyle namaz namaz olmaz
81. Kaza Namazı:Vaktinde kılınmayıp vakit dışında kılınan namaza ne namazı denir.
82. Seferde kazaya kalmış namazlar daha sonra mukim iken Dört rekatli farzlar iki rekat olarak kaza edilir.
83. Teheccüd namazının hükmü Menduptur
84. Tahıyyatül Mescid namazı Her cami ve mescidlere girildiğinde Allah’ı ta’zim için kılınır
85. Tesbih namazının bir rekatında 75 tesbih vardır.

86. İstihare namazının hükmü Mendup
87. Iskat-ı Salatın hükmü; Hiçbir geçerliliği yoktur
88. Husüf namazı :Ay tutulduğu zaman kılınan iki veya dört rekatlı bir namazdır
89. Şehit :Allah yolunda öldürülen müslümana
90. Kabir ziyaretinin hükmü kadınlar Menduptur
91.Rikâz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifade eder.
92.Zekât usul (baba, anne, dede, nine) ve fürûa (çocuk ve torun) verilemez.
93.”el-emvâlü’l-bâtına” (gizli mallar),”el-emvâlü’z-zâhire” (açık mallar)

94.Mescid:Camiden küçük, içinde Allah’a edilen kutsal mekan
95.Kuba Mescidi,Peygamberimizin hicreti sırasında yaptığı mescittir
96. Aşağıdakilerden hangisi mescidlerin en faziletlilerinden değildir? Mescid-i Dirar
97. Adak oruçları ile bozulan nafile oruçları kaza etmenin hükmü Vaciptir
99. Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar Fidye verirler
100.Iskat-ı savm, birinin sağlığında iken yerine getirmediği oruç borcunun fidye yoluyla telâfi edilmesi, düşürülmesi anlamına gelmektedir.

2

Eylül
2012

HAC VE UMRE KONULARI

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  441 Kez Okundu


Hac sözcüğü “kasıt, yöneliş ve yürüyüş” anlamına gelir.
İhrâm, kişinin kendini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurtarışının sembolüdür.
Menâsik: Hac ibâdeti içinde yer alan ve bir kısmı sembolik davranışlardan ibâret olan fiiller.
Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel gerekli şartları taşıyan hac yükümlüsünün bu ibâdeti önündeki ilk hac mevsiminde edâ etmesi gerektiği, so
nraki yıllara tehîr etmesinin günah olduğu, hatta bu ibâdeti uzun süre geciktiren kişinin şâhitliğinin kabul edilmeyeceği görüşündedirler. Şâfiî ve İmam Muhammed ise ileride yerine getirmeye azmedilmesi ve edâ imkânının normal şartlarda elden çıkması gibi bir endişenin bulunmaması şartıyla haccın tehîr edilebile­ceğini söylemişlerdir.
Haccın Yükümlülük Şartları: Müslümanlık, akıl ve bulûğ şartı yanında, ayrıca hac yapmaya bedenî ve mâlî imkânların yeterli olması da şarttır. Güç yetirebilme anla­mında istitâat denilir.
Bedel: Hac için bedel (nâib) tutmaya “ihcâc”; bedel tutan kimseye “âmir”, “menûb” veya “mahcûcun anh” denir. Ayrıca bedel gönderilen kimseye “me’mûr”, yol masrafı olarak verilen mal veya paraya “nafaka” ve haccı ifsâd etmesi hâlinde nafakayı geri ödemesine “tazmîn” adı verilmektedir.

HACCIN EDÂ ŞARTLARI
a) Sağlıklı Olmak. Ebû Hanîfe ve Mâlik, sağlıklı olmayı hac yüküm­lüsü olmanın şartı olarak gördüklerinden bunlara göre sağlıklı olmayan kim­seler hac yapmakla mükellef değildir; dolayısıyla yerlerine vekil gönderme­leri de gerekmez.
Hanefî imâmlardan Ebû Yûsuf ve Muhammed ile Şâfiî ve Hanbelî hukukçularına göre ise, yukarıda belirtilen yükümlülük şartlarının gerçekleşmesi hâlinde, fiilen haccetmeye engel teşkil eden bir hastalık veya sakatlığı bulunanlar, yerlerine vekil göndermeli veya bunu vasiyet etmelidirler. Fiilen hac etmeye engel hastalık ve sakatlıklar arasında, genel olarak, körlük, kö­türümlük ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede hastalık veya yaşlı­lık durumları gösterilmiştir.
Yol Güvenliği. Hanefî ve Hanbelî mezheplerinde fetvâya esas olan görüşe göre yol güvenliğinin bulunması haccın edâsının şartlarındandır. Mâlikî ve Şâfiîler ise, istitâat kavramına getirdikleri açıklama doğrultusunda, bunu yükümlülük şartları arasında saymışlardır.
c) Ârızî Bir Engelin Bulunmaması. Tutukluluk veya yurt dışına çık­ma yasağı gibi yolculuğa çıkmayı engelleyen bir durumun hac mevsimine denk gelmesi hâlinde edâ yükümlülüğü gerçekleşmez.
d) Kadınlara Özel İki Şart. Haccın edâsıyla doğrudan ilgisi bulunma­makla birlikte, kadınlara ilişkin başka hükümlerin sonucu olarak söz konusu edilen iki şart daha bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi, kadınların tek başlarına uzun mesafeli yolculuklara çıkma yasağından kaynaklanan “yanlarında eşlerinin veya bir mahremleri­nin bulunması” şartıdır. Hanefî mezhebine göre, haccedebilmek için seferîlik hükümlerinin uygulanacağı bir mesâfeyi katetmek durumunda olan kadınlar tek başlarına hac yolculuğuna çıkamazlar.
Şâfiî mezhebinde ise katedilecek mesafeden ziyade yol emniyeti ve kadınların güvenliği esas alındığından koca veya başka bir mahremin bulunması şart koşulmamış, bunun yerine kadınların bunu sağlayacak şekilde -ağırlıklı görüşe göre üç kadının yer aldığı- bir grup oluşturmaları yeterli görülmüştür. Bununla birlikte iki kadının hatta kendini güvenlik içinde his­sediyorsa bir kadının -sadece farz olan hac görevini yerine getirmek için- tek başına yola çıkması câiz görülmüştür. Mâlikî mezhebine göre ise, kocası veya bir mahremi bulunmayan yahut ücretle bile olsa kendisiyle birlikte hacca gelmeyen bir kadın, güvenli bir kafile ile birlikte, bu kafilede başka kadınların bulunup bulunmaması dikkate alınmaksızın hac yolculuğuna çıkabilir.
İkinci şart ise sadece boşanma iddeti veya vefât iddeti beklemekte olan kadınlara ilişkin olup, “beklemeleri gereken süreyi tamamlamış olmaları”dır. Hanefî mezhebine göre edâ şartı olan bu durum diğer mezheplere göre yükümlülük şartıdır.
Edâ şartlarını taşıyan kimselerin bizzat hac yapmaları, bu şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi durumunda bedel (vekil) göndermeleri veya bunu vasiyet etmeleri gerekir.
HACCIN GEÇERLİLİK ŞARTLARI
a) Hac yapmak niyetiyle ihrâma girmek, b) Özel vakit, c) Özel me­kân.
İhrâm: İlmihâl dilinde hac veya umre yapmaya niyet eden kişinin, diğer zamanlarda mübâh olan bazı fiil ve dav­ranışları belirli bir süre boyunca yani hac veya umrenin rükünlerini tamam­layıncaya kadar kendi nefsine haram kılması anlamındadır. İhrâma giren kişiye “muhrim” (ihrâmlı) denir.
İhrâmın Rükünleri: Hanefî mezhebinde ihrâmın, niyet ve telbiye olmak üzere iki rüknü var­dır. Bunlardan birini terkeden kimse ihrâma girmiş olmaz. Diğer üç mezhebe göre ise ihrâma girmiş olmak için sadece niyet yeterlidir.

İHRÂMA GİRME YERLERİ
Harem Bölgesi. En yakını, Mekke’ye 8 km. mesafede Medîne istikame­tinde “Ten’îm”; en uzak olanları ise Tâif yönünde “Ci’râne” (Şi’bü Âl-i Abdul­lah) ve Cidde istikametinde Hudeybiye yakınlarında “Aşâir”dir. Diğerleri ise, Irak yolu üzerinde “Seniyyetülcebel”, Yemen yolu üzerinde “Edâtü Libn” (Hüseyniye) ve Arafat sınırında “Batn-ı Nemîre”dir.
Mekkeliler hac için Harem bölgesi sınırları içinde; umre için ise Hil bölgesine çıkarak meselâ Ten’îm veya Arafat gibi Harem bölgesi dışındaki bir yerde ihrâma girerler. Hac ve umre yapıp ihrâmdan çıkmış olan Harem bölgesindeki Mekkeli olmayan kişiler (Âfâkî ve Mîkâtî olanlar), umre yapıp ihrâmdan çıktıktan sonra, yeniden ihrâma girmek istediklerinde, aynı hükme uyarlar. Onlar da hac için Harem bölgesinde, Umre için ise Harem bölgesi dışına çıkarak meselâ Ten’îm veya Arafat gibi bir yere gidip ihrâma girmek durumundadır.
Hil Bölgesi. Hil bölgesi, Harem bölgesi ile Mîkât yerleri arasındaki yerlerdir. Bu bölgede ikâmet edenlere Mîkâtî veya Hillî denir. Hillî, Hil bölgesinde yaşayan kişi anlamındadır. Mîkâtîler gerek hac gerek umre için Harem bölgesine girmeden bulundukları Hil bölgesinde ihrâma girerler.
Âfâk Bölgesi. Harem ve Hil bölgelerinin dışında kalan yerlere Âfâk de­nir. Hil bölgesi dışından doğrudan Mekke’ye veya Harem bölgesine gelenle­rin ihrâmsız geçmemeleri gereken beş nokta, Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bunlardan her birine “mîkât”, bu noktaların sınırladığı ve Hil bölgesi dışında kalan yerlere de “âfâk” ve bu yerlerde yaşayan insanlara da âfâkî denir ki uzaklardan gelen anlamındadır.
Mekke’ye veya Harem bölgesine gelenlerin ihrâmsız geçmemeleri gere­ken bu beş yer şunlardır:
1. Zülhuleyfe. Mekke’ye Medîne üzerinden gelenlerin mîkâtıdır. Medîne’ye yaklaşık 10 km., Mekke’ye 450 km. mesafededir. Mekke’ye en uzak mîkât budur. Hz. Peygamber Vedâ haccında, hâlen Âbâr-ı Ali denilen bu mîkâtta ihrâma girmiştir.
2. Cuhfe. Mısır ve Suriye istikametinden gelenlerin mîkâtıdır. Mekke’ye yaklaşık 187 km. uzaklıktadır.
3. Zâtüırk. lrak yönünden gelenlerin mîkâtıdır. Mekke’ye uzaklığı yak­laşık 94 kilometredir.
4. Karnülmenâzil. Necid ve Küveyt yönünden gelenlerin mîkâtı olup, Mekke’ye yaklaşık 96 kilometredir.
5. Yelemlem. Yemen ve Hindistan tarafından gelenlerin mîkâtı olup, Mekke’ye yaklaşık 54 km. mesafededir. Mekke’ye en yakın mîkât budur.
Süveyş yönünden Kızıldeniz yolu ile gelenler, Cuhfe yakınında Râbığ hizasında ihrâma girerler. Hava yolu ile Cidde’ye gelenler ise, geldikleri istikametteki mîkâtın hizasını geçmeden, niyet ve telbiye yaparak ihrâma girerler.
İhrâmın Vâcipleri:
1.Mîkât sınırını ihrâmsız geçmemek.
2. İhrâm yasaklarından sakınmak.
İhrâm Yasakları:
1. Vücutla İlgili Yasaklar
1. Saç veya sakal tıraşı olmak, bıyıkları kesmek.
2. Kasık ve koltuk altı kılları ile vücudun diğer yerlerindeki kılları tıraş etmek, yolmak veya koparmak.
3. Tırnak kesmek.
4. Süslenme amacıyla saç, sakal ve bıyıkları yağlamak, boyamak, saçlara biryantin veya jöle sürmek, kadınlar oje ve ruj kullanmak. Vücuda veya ihrâm örtüsüne güzel koku sürmek; güzel kokulu sabun kullanmak.
2. Giyim ve Giyim Eşyası ile İlgili Yasaklar: Giyimle ilgili yasaklar sadece erkeklere yöneliktir. Kadınlar normal elbiselerini giyerler, sadece ihrâm süresince yüzlerini örtmezler.
1. Dikişli elbise ve iç çamaşırı türü giyim eşyası giymek. Normal şekilde giymeksizin, palto, pardesü gibi giyim eşyasını üzerine örtmek veya omuzuna almak yasak değildir. Bele kuşanılan kemerde, omuza asılan çan­tada, ayaklara giyilen üzeri ve topukları açık ayakkabı veya terlikte dikiş bulunabilir. Çünkü yasak olan dikiş değil; giyim eşyası olarak dikilmiş şey­lerin giyilmesidir. Omuzlara örtülen ridânın uçlarını birbirine bağlamak veya iğne ile tutturmak cezâ gerektirmez ise de mekrûhtur.
2. Başı ve yüzü örtmek, takke ve benzeri şeyler giymek, başa sarık sar­mak.
3. Eldiven, çorap ve topukları kapatan ayakkabı giymek.
Nalın gibi, mümkün olduğunca üzeri açık ayakkabı giymek müstehâptır. Üzeri açık ayakkabı giymek mümkün olduğu halde, sadece topukları açık ayakkabı giymek mekrûhtur. Ayak bileğine bitişen ve topukları örten ayak­kabı giymek ise yasaktır, cezâ gerektirir.
3. Cinsel Konularla İlgili Yasaklar: Cinsel ilişki ve genellikle cinsel ilişkiye götüren öpme, oynaşma, şeh­vetle tutma gibi davranışlarda bulunmak. Şehevî duyguları tahrîk edici sözler söylemek.
4. Av Yasağı: Gerek Harem bölgesi içinde, gerek dışında eti ister yensin ister yenmesin her türlü kara avını avlamak, avcıya avını göstermek ve avlanmasına yar­dımcı olmak, av hayvanlarına zarar vermek yasaktır.
Yaratılışı îtibariyle vahşî, ürkek ve insandan kaçan hayvanlara av hay­vanı denir. Suda yaşasa bile, doğup üremesi karada olan hayvanlar kara hayvanı sayılır. Deniz hayvanlarının avlanması yasak olmadığı gibi tavuk ve koyun gibi evcil hayvanların kesilmesi de ihrâmlıya yasak değildir.
5. Harem Bölgesiyle İlgili Yasaklar: Mekke şehri ve etrafındaki Harem denilen bölgedeki av hayvanlarının avlanması, bitkilerin kesilmesi veya koparılması ister ihrâmlı, ister ihrâmsız, herkes için yasaktır.
6. Yapılması Günah Olan ve Başkalarına Zarar Veren Konular­daki Yasaklar:
a) Füsûk: Tâatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.
b) Cidâl: Başkalarıyla tartışmak, hakâret ve kavga etmek. Her zaman yasak olan bu tür davranışlardan, ihrâmlı iken daha çok sakınmak gerekir.

HACCIN RÜKÜNLERİ
Hanefîler’e göre haccın ihrâm, Arafat vakfesi ve ziyaret tavâfı ol­mak üzere üç farzı vardır. Hac bu farzların sıraya uyularak yerine getirilme­siyle edâ edilmiş olur. Bu farzlardan ihrâm şart, diğer ikisi ise rükündür. Buna göre Arafat vakfesinin vaktini geçiren kimse o yıl hac yapma imkânını kaybeder, daha sonra yarım bıraktığı haccını kazâ eder.
Mâlikîler’e göre bu üç farz yanında sa’y de farzdır ve dördü birden haccın rükünlerini oluşturur. Şâfiîler ise, bunlara saçları kısaltmayı veya tıraş etmeyi (halk veya taksîr) ilâve ederek rükün sayısını beşe çıkarmışlar ve bu rükünler yerine getirilirken bir kısmında (ilk üçünde) sıraya riâyet etmenin de farz (rükün veya şart) olduğunu söylemişlerdir. Rükünlerin tamamı, usû­lüne göre yapılmadıkça, cezâ ve keffâret ödemekle hac sahîh olmaz. Eksik kalan rüknün tamamlanması veya haccın kazâsı gerekir.

ARAFAT VAKFESİ
Vakfenin Geçerli Olmasının Şartları: Vakfenin geçerli (sahîh) olabilmesinin iki şartı vardır.
1. Hac için ihrâmlı olmak,
2. Vakfeyi özel (belirli) yer ve zamanda yapmak. İhrâm konusu yu­karıda anlatıldığı için burada sadece ikinci şart olan “vakfenin belirli yer ve zamanda yapılması” şartı açıklanacaktır.
Vakfenin Yeri: Vakfenin yeri, Arafat bölgesidir. Arafat bölgesinin Mekke tarafındaki sınırı, “Urene vâdîsi”dir. Urene vâdîsi dışında Arafat böl­gesinin her yerinde vakfe yapılabilir. Bu vâdî Arafat bölgesinden değildir. Burada bulunan “Nemîre Mescidi”nin kıble (kuzeybatı) tarafından bir kısmı da vakfe yerinin dışında kalmaktadır.
Vakfenin Zamanı: Zilhiccenin 9. arefe günü zevâl vaktinden yani gü­neşin tepe meridyeni üzerine geliş vaktinden bayramın ilk günü “fecr-i sâdık” denilen tan yerinin ağarmaya başladığı zamana kadar geçen süredir. Bu ko­nuda mezhepler arasında görüş ayrılığı yoktur. Sadece Hanbelîler’e göre vaktin ilk ânı, arefe günü fecr-i sâdık ile başlar.
Cem’-i Takdîm: Ebû Hanîfe’ye göre cem’-i takdîm ile kılınabilmesi için;
a) Arefe günü hac için ihrâmlı olarak Arafat’ta bulunmak,
b) Mescid-i Nemîre’de cemâat-i kübrâ ile kılmak gerekir. Aksi halde her namaz kendi vaktinde kılınır. Diğer üç mezhep ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre, arefe günü hac için ihrâmlı olanların Arafat’ta öğle ve ikindi namazlarını, ister Nemîre Mescidi’nde ister çadırlarda, ister cemaatle, ister münferit olarak cem’-i takdîm ile kılmaları sünnettir.
Ziyaret Tavâfı: İfâda tavâfı.

TAVÂFIN SAHÎH OLMASININ ŞARTLARI
Tavâfın Vaktinde Yapılması: Tavâfın hangi vakitten itibaren yapılacağı yani başlangıç vakti önemli­dir. Son vakti için bir sınır yoktur, ömrün sonuna kadar herhangi bir vakitte yapılması yeterlidir.
Hanefî ve Mâlikîler’e göre ziyaret tavâfının vakti bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan itibaren başlar. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise ziyaret tavâfının vakti, arefe günü gece yarısından itibaren başlar. Ziyaret tavâfı ilk vaktinden sonra her zaman yapılabilirse de Ebû Hanîfe’ye göre bu tavâfın kurbân kesme günlerinde, yani bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadar; Mâlikîler’e göre ise zilhiccenin sonuna kadar yapılması vâciptir. Mazeretsiz olarak daha sonraya bırakılırsa cezâ (dem) gerekir.
Şâfiî ve Hanbelîler ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise, ziyaret tavâfının bayramın ilk üç gününde yapılması vâcip değil, sünnettir. Mazeretsiz olarak daha sonra yapılması mekrûh ise de cezâ gerekmez.
Tavâfın, bayramın ilk günü yapılması ise daha fazîletlidir.
Niyet.
Tavâfın Mescid-i Haram’ın İçinde, Kâbe’nin Etrafında Yapılması: Kâbe’nin etrafında tavâf yapılan yere “metâf” (tavâf alanı) denir.
4. Şavtların Çoğunu Yapmış Olmak: Hanefîler’e göre, şavtların çoğunu yani en az dördünü yapmış olmak tavâfın geçerlilik şartı olup son üç şavt yapılmayacak olursa, tavâf sahîh olur, fakat farz ve vâcip tavâflarda eksik kalan her şavt için cezâ gerekir. Diğer üç mezhepte ise, yedi şavtın hepsi rükün olup bütün şavtlar yapılmadığı tak­dirde tavâf sahîh olmaz.

TAVÂFIN VACİPLERİ
1. Abdestli olmak. Tavâf esnasında abdest bozulursa, abdest alındıktan sonra eksik kalan şavtlar tamamlanabilir.
2. Setr-i avret, yani avret sayılan yerlerin örtülü olması. Setr-i avret, her zaman farzdır. Tavâfta vâcip olmasının anlamı, ihlâlinden dolayı cezâ gerekmesidir. Avret sayılan uzuvların dörtte biri veya daha çoğu açılırsa cezâ gerekir; daha azında cezâ gerekmez.
3. Teyâmün, yani Kâbe’yi sol tarafına alıp kendisi Kâbe’nin sağında ola­cak şekilde yürümek.
4. Tavâfa Hacerü’l-esved hizasından başlamak.
5. Tavâfı, hatîmin dışından dolaşarak yapmak. Çünkü hatîm denilen kı­sım Kâbe’den sayılır. Hatîmin dışından dolaşmadan yapılan şavtlar iâde edilmediği veya hiç değilse eksik kalan kısım hatîmin çevresi dolaşılarak ikmâl edilmediği takdirde cezâ gerekir.
6. Farz ve vâcip tavâfları yedi şavta tamamlamak.
7. Gücü yetenler tavâfı yürüyerek yapmak. Yaşlılık, hastalık veya sa­katlık sebebiyle yürüyerek tavâf edemeyenler arabaya veya tahtırevana binerek tavâf ederler.
8. Tavâf namazı kılmak. İster farz, ister vâcip, isterse nâfile olsun, her tavâftan sonra iki rek’at tavâf namazı kılmak vâciptir. Kerâhet vakti değilse, tavâfın hemen peşinden hiç ara vermeden bu namazı kılmak müstehâptır. Daha sonra kılınsa da edâ edilmiş olur. Çünkü bu namaz, haccın veya tavâfın vâciplerinden değil, vitir namazı gibi müstakil bir vâciptir. Bu sebeple terki hac cinâyeti sayılmaz ve bir cezâ gerekmez.
Arada tavâf namazını kılmadan peş peşe tavâf yapmak ise mekrûhtur.
Tavâf namazını “makâm-ı İbrâhîm”in arkasında kılmak müstehâptır. O­rada yer bulunmazsa, mescidin içinde uygun olan başka bir yerde kılınır. Harem bölgesi dışında kılmak ise mekrûhtur. İhrâm namazında olduğu gibi, bu namazın da ilk rek’atında Kâfirûn, ikinci rek’atında İhlâs sûrelerinin o­kunması müstehâptır. Tavâf için kerâhet vakti yoktur. Ancak, Hanefîler’e göre tavâf namazı; farz ve vâcip namazların kılınması mekrûh olan üç vakit dışında, sabah ve ikindi namazlarının farzları edâ edildikten sonra da kılın­maz. Şâfiî mezhebinde ise kerâhet vaktinde tamamlanan tavâfla ilgili tavâf namazı o anda kılınabilir.
Yukarıda sayılanlardan ilk altısı sadece Hanefîler’e göre vâciptir. Diğer üç mezhepte bunlar tavâfın sıhhat şartı olduğundan, herhangi birinin eksik kalması hâlinde tavâf sahîh olmaz ve iâde edilmesi gerekir. Son ikisi yani tavâf namazı ve tavâfın yürüyerek yapılması, Hanefî ve Mâlikîler’e göre vâcip, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise sünnettir.
Tavâfın vâciplerinden biri mazeretsiz terkedilirse cezâ gerekir, fakat tavâf sahîh olur. Tavâf yeniden yapılırsa cezâ düşer.

HACCIN VACİPLERİ
Sa’y, Müzdelife vakfesi ve Şeytan taşlama haccın vâcipleridir.
Sa’y: Sa’y Hanefî mezhebine göre hac ve umrenin vâciplerinden, diğer üç mez­hebe göre ise haccın rükünlerindendir. Sa’y yerine “Mes’a” denir.
Sa’yin Geçerli Olmasının Şartları:
1. Sa’yi, ihrâma girdikten yani hac veya umre yahut her ikisi için niyet ve telbiye yaptıktan sonra yapmak. İhrâma girmeden önce hac veya umre menâsikinden hiçbiri yapılamaz.
Sa’yin sahîh olması için, ihrâma girdikten sonra yapılması şart ise de ihrâmlı olarak yapılması şart değildir; belirli menâsik tamamlanıp ihrâmdan çıktıktan sonra da yapılabilir. Nitekim hac için ihrâma giren kimse, kurbân bayramının ilk günü fecr-i sâdıktan önce ihrâmdan çıkamayacağı için, Ara­fat vakfesinden önce hac sa’yini yapmak isterse, ihrâmlı olarak yapar. Ara­fat dönüşü ziyaret tavâfından sonra yaparsa, ihrâmsız olarak da yapabilir. Efdal ve sünnete uygun olan da budur. Umre sa’yinin ihrâmlı olarak yapıl­ması vâciptir. Umre tavâfının dördüncü şavtından sonra tıraş olan kişi, ihrâmdan çıkmış olur. Bu kişinin ihrâmsız olarak yapacağı umre sa’yi sahîhtir, fakat sa’yi tamamlamadan ihrâmdan çıkarak vâcibi terkettiği için cezâ (dem) gerekir.
2. Hac sa’yini hac ayları başladıktan sonra yapmak. İhrâma girme dı­şında, hacla ilgili menâsikten hiçbiri, hac ayları girmeden yapılamaz.
3. Sa’yi mûteber bir tavâftan sonra yapmak. Sa’y tek başına müstakil bir nüsük değildir. Ancak mûteber bir tavâftan sonra, ona bağlı olarak ya­pılabilir. Mûteber tavâf, hades-i ekberle yani cünüp, aybaşı veya lohusa olarak yapılmamış olan tavâftır.
4. Şavtların çoğunu yani en az dördünü yapmış olmak. Hanefî mezhe­binde, sa’yin yedi şavtından dördü rükün, üçü vâciptir. Diğer üç mezhepte bütün şavtlar rükündür.
5. Sa’ye Safâ’dan başlamak. Merve’den başlanırsa ilk şavt sahîh olmaz.
Sa’yin Vâcipleri:
1-Sa’yi yürüyerek yapmak. Yürümekten âciz olan hasta, yaşlı ve sa­katlar, arabaya binerler.
2-Yedi şavta tamamlamak (ilk dört şavt rükündür).
Sa’yin Sünnetleri: Erkekler yeşil ışıklı sütunlar arasında “hervele” yapmak ve diğer kı­sımlarda ise normal yürümek. Hervele, kısa adımlarla koşarak canlı ve çalımlı yürümektir. Kadınlar hervele yapmazlar.

MÜZDELİFE VAKFESİ
Geçerli Olmasının Şartları:
1-Hac için ihrâmlı olmak.
2-Arafat vakfesini yapmış olmak.
3-Belirli yerde yani Müzdelife sınırları içinde yapmak. Muhassır vâdîsi dışında Müzdelife’nin her yerinde vakfe yapılabilir. Kuzeh dağı üzerindeki Meş’ar-i Harâm civarında yapılması sünnettir.
4-Belirli zaman içinde yapmak.
Müzdelife Vakfesinin Zamanı: Müzdelife vakfesinin zamanı, Hanefîler’e göre bayramın birinci günü (10 Zilhicce) tan yerinin ağarmaya başlamasından (fecr-i sâdık) güneşin doğma­sına kadar olan süredir.
Mâlikîler’e göre, arefe günü akşamı güneşin batışından bayram sabahı güneşin doğuşuna kadar olan süre; Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise gecenin yarısından îtibaren güneşin doğuşuna kadar geçen süredir. Gece yarısı, gü­neşin batışı ile güneşin doğuşu arasındaki sürenin ortasıdır.

ŞEYTAN TAŞLAMA
a) Şeytan Taşlamanın Geçerli Olmasının Şartları
1. Taşlar cemrelere el ile fırlatılarak atılmalıdır. Ayakla veya herhangi bir âletle atılması sahîh olmadığı gibi, taşı geriden fırlatmaksızın cemre üzerine el ile konulması da sahîh olmaz.
2. Atılan şeyin, taş atma veya taşlama anlamını gerçekleştirecek bir madde olması gerekir. Bu bakımdan Hanefîler’in dışındaki üç mezhebe göre atılan şey mutlaka taş olmalıdır. Hanefîler’e göre ise, atılan şeyin taş, kuru­muş çamur gibi üzerinde teyemmüm yapılması câiz olan bir madde olması gerekir. Ağaç, maden ve tezek gibi şeylerin atılması taşlama yerine geçmez.
3. Taşların her birini ayrı ayrı atmak gerekir. Hepsi birden atılırsa tek taş atılmış sayılır.
4. Taşlar cemre kümesinin üzerine yani taş havuzunun içine veya yakı­nına düşürülmelidir.
5. Taş, atıldığı yere atanın fiili sonucu ulaşmalıdır. Atılan taş, bir yere çarptıktan veya düştükten sonra bu yerin etkisi olmadan kendiliğinden atıl­dığı yere ulaşırsa, sahîh olur. Meselâ birinin omuzuna düşüp orada kaldık­tan sonra o kişinin hareketiyle düşerse, istenilen yere ulaşsa bile sahîh ol­maz, yeniden atılmalıdır.
6. Gücü yetenler taşları bizzat kendileri atmalıdır. Namazlarını ayakta durarak kılamayacak durumda olan kimseler başkalarını vekil tâyîn edebilirler.
7. Taşları belirli vakitler içinde atmak gerekir.
Şeytan Taşlama Zamanı: Taş atma zamanı Hanefî ve Mâlikîlere göre bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan, Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise, gece yarısından bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar olan süredir. Ancak bu süre içinde, aşağıda açıklanacağı üzere taş atılması câiz olmayan vakitler de vardır.
1. Bayramın Birinci Günü (10 Zilhicce). Bu günde yalnız Akabe Cemresi’ne yedi taş atılır. Hanefîler’e göre, bayramın birinci günü taş atma zamanı, tan yerinin ağarmasından (fecr-i sâdık) ertesi günün tan yeri ağarmasına kadar olan süre olmakla birlikte, belirlenen bu süre içinde, güneşin doğması ile öğle namazı vaktinin girmesi arasındaki vakitte taşlamak sün­net, sabah güneşin doğmasından önce ve akşam güneşin batmasından son­ra taş atmak mekrûh kabul edilmiştir.
Bu vakitlerde taş atmanın mekrûh sayılması, ortalığın karanlık olma­sıyla ilgilidir. Çünkü karanlıkta atılan taşın hedefi tutması zor olduğu gibi, hedefe varıp varmadığı da izlenemez. Bunun yanında hem eziyet çekme hem de başkasına eziyet etme ihtimali bulunmaktadır. Fakat günümüzde bu bölgeler aydınlatıldığı için kerâhet sebebi olan sakıncalar da ortadan kalkmış olmaktadır. Bu bakımdan özellikle yaşlıların ve kadınların taşlamayı bu vakitlerde yapmaları, hem kendileri için rahat olacağı, hem de gündüz ola­cak izdihâmı rahatlatacağı gerekçesiyle daha uygun görülmüştür.
Mâlikîler’e göre taşlama vakti bayramın birinci günü tan yerinin ağarmasıyla başlar ve akşam namazı vaktinin girmesine kadar devam eder. Güneş battıktan sonra (gece veya ertesi gün) atılırsa, edâ değil kazâ sayılır ve cezâ gerekir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise bu vakit gecenin yarısından bayramın dördüncü günü güneş batıncaya (teşrîk günlerinin sonuna) kadar sürer. Bu sürenin herhangi bir anında taş atılması sahîhtir. Ancak henüz güneş doğmadan atılması mekrûh; güneşin doğuşundan zevâle kadar geçen sürede sünnet; zevâlden güneş batıncaya kadar kerâhetsiz câiz; mazeretsiz güneş battıktan sonraya geciktirmek ise mekrûh sayılmıştır.
Bayramın İkinci ve Üçüncü Günleri (11-12 Zilhicce). Bu günlerin her birinde her üç cemreye yedişer olmak üzere toplam 21 taş atılır. Bu iki günde taş atma zamanı, zevâl vaktinde başlar. Hanefîlere göre ertesi gün fecr-i sâdıka kadar, Mâlikîlere göre ise güneşin batmasına kadar devam eder. Belirtilen bu sürenin herhangi bir bölümünde taş atma işi yapılabilir. Bu iki günde zevâlden önce taş atılması ise câiz değildir.
Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise bu günlerle ilgili taşlamanın süresi de bayramın ilk günü gibi teşrîk günlerinin sonuna kadardır.
Bayramın Dördüncü Günü (13 Zilhicce). Ebû Yûsuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhep imâmına göre bayramın dördüncü günü de taş atma vakti, ikinci ve üçüncü günlerde olduğu gibi zevâlden itibaren başlar. Ebû Hanîfe’ye göre ise bayramın dördüncü günü taş atma zamanı fecr-i sâdıkta başlar. Ancak taşların henüz güneş doğmadan atılması mekrûh, güneşin doğuşundan zevâle kadarki sürede câiz, zevâlden sonra atılması ise sünnettir.
İster edâ, ister kazâ olsun, bayramın dördüncü günü güneşin batmasıyla taş atma süresi sona erer.
Atılacak Taş Sayısı: Bayramın birinci günü, sadece Akabe Cemresi’ne 7 (yedi) taş atılır, diğer iki cemreye taş atılmaz. Bayramın ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri ise, Küçük Cemre’den başlamak üzere, sıra ile her üç cemreye, günde yedişerden 21 olmak üzere üç günde 63 taş atılır. Bayramın birinci günü atılan yedi taş da eklenirse taşlamada atılan toplam taş sayısı 70 olur. Ancak bayramın dördüncü günü cemrelere taş atmak fazîletli olmakla birlikte zorunlu değil­dir. Dördüncü gün taş zorunlu olmadığı takdirde atılan taş sayısı 49 (70-21=49) olur.
Bayramın dördüncü günü taş atmayacak olanların, Hanefîler’e göre dördüncü günü fecr-i sâdıktan önce, diğer üç mezhepte ise üçüncü gün güneş bat­madan önce Mina’dan ayrılmış olmaları gerekir. Mina’nın Mekke tarafındaki sınırı, Akabe Cemresi’dir. Akabe Cemresi’nden Mekke cihetine birkaç adım ilerlemek bile Mina’dan ayrılmak sayılır. Bayramın dördüncü günü taş atmayacak olanların, üçüncü gün güneş batmadan Mina’dan ayrılmaları, Hanefîler’e göre sünnettir. Güneş battıktan sonra ayrılmak mekrûh ise de cezâ gerekmez.
SAÇLARI TIRAŞ ETMEK veya KISALTMAK
1. İlk Tehallül: Hanefî mezhebinde, cinsel ilişki dışındaki ihrâm yasaklarının kalkmasını sağlayan ilk tehallül ancak saçların tıraş edilmesi veya kısaltılması ile olur. İlk tehallülün gerçekleşmesi için tertîbe uymak gerekmediği gibi daha önce taş atma ve kurbân kesme nüsüklerini yapmış olmak da gerekmez. Bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan sonra tıraş olmakla ilk tehallül gerçekleşir ve cinsel ilişki dışındaki bütün ihrâm yasakları kalkar. Fakat Akabe Cemresi’ne taş atmak, kurbân kesmek, hatta ziyaret tavâfını yapmakla -tıraş olmadıkça- ne ilk ne de ikinci tehallül gerçekleşir. Şâfiîler’e göre ilk tehallül taş atma, tıraş olma veya ziyaret tavâfından herhangi ikisini yapmakla; Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise Akabe Cemresi’ne ilk günkü taş­ları atmakla gerçekleşir.
2. İkinci Tehallül: Cinsel ilişki dâhil bütün ihrâm yasaklarının kalkması demektir. İlk tehallülden sonra ziyaret tavâfının da yapılmasıyle olur. Şâyet henüz tıraş olmadan ziyaret tavâfı yapılmışsa, tıraş olmakla ilk ve ikinci tehallül her ikisi birden gerçekleşir. Hanefîler dışındaki diğer üç mezhepte, ikinci tehallül için ziyaret tavâfından başka sa’yin de yapılmış olması gerekir. Çünkü onlara göre sa’y vâcip bir nüsük değil, haccın rükünlerindendir.

VEDÂ TAVÂFI
Vedâ tavâfı Mekkeli olmayan ve Mekkeli hükmünde sayılmayan, uzak bölgelerden gelmiş hacıların Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken en son tavâftır. Buna sader tavâfı da denir. Sader ayrılma demektir.
Vâcip Olmasının Şartları:
1-Haccetmiş olmak.
2-Hacceden kişinin Âfâkî olması.
3-Kadınlar, Mekke’den ayrıldıkları esnada aybaşı veya lohusalık hâlinde olmamak.

HACCIN SÜNNETLERİ
a) Kudüm Tavâfı: Kudüm, “geliş ve varış”
b) Hac Hutbeleri.
c) Arefe Gecesini Mina’da Geçirmek
d) Bayram Gecesini Müzdelife’de Geçirmek.
e) Bayram Günlerinde Mina’da Kalmak.
“Eyyâm-ı nahr” ve “eyyâm-ı Mina” denilen Zilhiccenin 10-11 ve 12. günlerinde Mina’da kalmak ve orada gecelemek Hanefîler’e göre sünnet, diğer üç mezhepte ise vâciptir.

UMRE
İhrâma girerek tavâf ve sa’y yaptıktan sonra tıraş olup ihrâmdan çıkmaktan ibârettir. Hanefî ve Mâlikîler’e göre müslümanın ömründe bir defa umre yapması müekked sünnettir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise farzdır.
Umrenin Farz ve Vâcipleri: Hanefîler’e göre, umrenin farzları ihrâm ve tavâf olmak üzere ikidir. Bunlardan ihrâm şart, tavâf ise rükündür. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre bu dört nüsük yani ihrâm, tavâf, sa’y ve tıraş birer rükündür. Mâlikî mezhebinde ise, ilk üçü rükün, tıraş ise vâciptir.

HÜKÜM BAKIMINDAN HAC ÇEŞİTLERİ
Şer’î hüküm açısından hac; farz, vâcip ve nâfile olmak üzere üç çeşittir. Belirli şartları taşıyan yükümlünün ömründe bir defa haccetmesi farzdır. Yükümlü olmadığı halde, haccetmeyi adayan kişinin bu adağını yerine ge­tirmesi vâciptir. Diğer nâfile ibâdetlerde olduğu gibi, başlandıktan sonra bo­zulan nâfile haccın kazâsı da vâcip olur. Farz ve vâcip dışında yapılan hac ise nâfiledir. Hacla yükümlü olmayan çocukların yaptıkları hac ile bir kim­senin birinciden sonra adama (nezir) dışında yapacağı her hac nâfiledir.

YAPILIŞ ŞEKLİ BAKIMINDAN HAC ÇEŞİTLERİ
İfrad Haccı: İfrad haccı umresiz yapılan hacdır. Sadece hac ibâdeti yapıldığı için “umresiz hac” anlamında olmak üzere bu ad verilmiştir. Hac ayları içinde, hac­dan önce umre yapmayıp, sadece hac niyetiyle ihrâma girerek hac menâsikini edâ edenler, ifrâd haccı yapmış olurlar. İster mîkât sınırı dışında ister içinde ikâmet etsin, herkes ifrâd haccı yapabilir.
Temettû’ Haccı: Temettû’ “yararlanmak, istifâde etmek” anlamına gelir. Aynı yılın hac aylarında umre ayrı ihrâmla, hac ayrı ihrâmla yapıldığı zaman iki ihrâm arasında, ihrâmsız, yani ihrâm yasaklarının bulunmadığı yasaksız bir zaman dilimi, umre ile hac arasında hac yasaklarının söz konusu olmadığı serbest bir vakit bulunduğu için bu ad verilmiştir.
Temettû’ haccı aynı yılın hac ayları içinde, umre ve haccı ayrı ayrı niyet ve ihrâmla yapmaktır. Hac ayları içinde umre yapıp ihrâmdan çıktıktan sonra, aynı yıl hac için yeniden ihrâma girip hac menâsikini de edâ eden uzak bölgelerden gelmiş hacılar temettû’ haccı yapmış olurlar.
Kırân Haccı: Kırân haccı, her ikisine birlikte niyet edilerek aynı yılın hac ayları içinde umre ve haccı bir ihrâmda birleştirmektir. Hac ve umre tek ihrâmla yapıldığı için “birleştirmeli hac” anlamında bu adı almıştır. Umre ve hacca, ikisine birden niyet edip umreyi yaptıktan sonra ihrâmdan çıkmadan, aynı ihrâmla hac menâsikini de tamamlayan Âfâkîler “kırân haccı” yapmış olurlar.
Temettû’ ve Kırân Haccının Şartları:
Hacceden kişi âfâkî olmalıdır. Harem ve Hil bölgelerinde, mîkât sınır­ları içinde ikâmet edenlerin temettû’ ve kırân haccı yapmaları câiz değildir. Hac aylarından önce Mekke’ye gidip hac günlerine kadar orada kalan âfâkiler de bu konuda aynı hükme tâbîdir. Bunlardan haccedecek olanların, o yıl hac ayları girdikten sonra umre yapmamaları gerekir. Yaptıkları takdirde, isâet etmiş olurlar; şükür kurbanı değil, cezâ kurbanı keserler.
Umre ve hac, her ikisi aynı yılın hac aylarında yapılmalıdır. Şâyet umre, hac aylarından önce yapılmışsa veya umre tavâfının en az dört şavtı, hac ayları henüz girmeden tamamlanmışsa yapılan hac temettû’ veya kırân değil, ifrâd haccı olur.
3. Hac aylarında yapılan umreden sonra “sahîh ilmâm” olmamalıdır. Sahîh ilmâm, Hanefîler’e göre, umre ile hac arasında herhangi bir sebeple memlekete dönmekle, Şâfiîler’e göre ise, mîkât sınırları dışına çıkmakla ger­çekleşir. Umre ile hac arasında, Hanefîler’e göre memleketine giden; Şâfiîler’e göre ise mîkât sınırları dışına çıkan kimse, dönüşte tekrar umre yapmazsa, yaptığı hac temettû’ değil, ifrâd olur. Kırân haccında umreden sonra ihrâmdan çıkılmadığı için umre ile hac arasında ister mîkât dışına çıkılsın, ister memlekete veya başka bir yere gidilsin, kırân haccı ifrâda dö­nüşmez.
Bu üç nevî hacdan hangisi yapılırsa yapılsın, hac farîzası edâ edilmiş olur.
Bunların fazîlet bakımından sıralanışı Hanefîler’e göre kırân, temettû’, ifrâd; Mâlikîler’e göre ifrâd, kırân, temettû’; Şâfiîler’e göre aynı yıl arkasın­dan umre yapmak şartıyla ifrâd, temettû’, kırân; Hanbelîler’e göre ise temettû’, ifrâd, kırân şeklindedir. Bu görüş ayrılığının sebebi, Hz. Peygamber’in yaptığı haccın edâ biçimine ilişkin rivâyetlerin farklı olmasıdır.

HACDA KADINLAR
Hac ve umre menâsikinde kadınların erkeklerden ayrıldıkları husûslar, aşağıdakilerden ibâret olup diğer husûslarda aralarında fark yoktur.
1. İhrâmlı iken elbise, çorap, eldiven, kapalı ayakkabı, mest, çizme ve her türlü giyim eşyası giyebilirler. Başlarını örterler, sadece yüzlerini ört­mezler.
2. Telbiye, tekbîr ve duâ yaparken, seslerini fazla yükseltmezler.
3. Tavâfta ıztıbâ’ ve remel, sa’yde ise hervele yapmazlar.
4. İhrâmdan çıkmak için saçlarını tıraş etmezler, uçlarından biraz keserler.
5. Erkekler arasında sıkışmamak için Hacerü’l-esved’i uzaktan istilâm ederler.
6. Hacdan sonra aybaşı veya lohusa iken Mekke’den ayrılırlarsa vedâ tavâfı sâkıt olur.
7. Özel hallerini görmekte olan kadınlar, tavâftan başka, haccın bütün menâsikini bu halleriyle yapabilirler. Hayız ve nifâs denilen özel durumları sebebiyle farz olan ziyaret tavâfını eyyâm-ı nahrdan yani bayramın ilk üç gününden sonra yapmak veya vedâ tavâfını terketmekle kendilerine cezâ gerekmez.
Bu hâliyle ziyaret tavâfı yapmaları da Hanefîler’e göre geçerlidir. Bu durumda cezâ kurbanı kesmesi gerekir. Hayız veya nifâs hâlindeki bir kadın kudüm veya umre tavâfını yapmadan Arafat’a çıkmak ve vakfe yapmak zorunda kalırsa;
a) İfrâd haccı yapmak üzere sadece hac için ihrâma girmişse, temizlendikten sonra ziyaret ve vedâ tavâflarını yapar. Sünnet olan kudüm tavâfının terkinden dolayı bir şey gerekmez; haccı tamam olur.
Temettû’ haccı yapmak üzere sadece umre için ihrâma girmişse, Hanefîler’e göre Arafat’a çıkarken hac için niyet ve telbiye yaparak umre ihrâmını iptal eder. Hacdan önce umre yapmadığı için ifrâd haccı yapmış olur; şükür kurbanı kesmesi gerekmez. Hacdan sonra iptal ettiği umreyi kazâ eder ve iptal ettiği için cezâ kurbanı keser.
Diğer mezheplere göre hac için niyet ve telbiye yapmakla umre ihrâmı bozulmaz, hac ihrâmı ile birleşmiş sayıldığından kırân haccı yapmış olur ve kırân hedyi kesmesi gerekir. Fakat hacdan sonra önceden yapılamayan umrenin kazâsı için ayrıca tavâf ve sa’y gerekmez. Hac için yapılan tavâf ve sa’y umre için de yeterli olur.
Kırân haccı için ihrâma girmişse, Hanefîler’e göre, umre tavâfından önce Arafat’ta vakfe yapmakla umresi bozulmuş sayıldığından ifrâd haccı yapmış olur. Şükür kurbanı kesmesi gerekmez. Fakat hacdan sonra bozulan umreyi kazâ eder ve bozduğu için bir cezâ kurbanı keser. Diğer mezheplere göre, umre tavâfını yapmadan Arafat’ta vakfe yapmakla umre bozulmuş olmaz. Yapılan hac yine kırân haccı olur ve şükür kurbanı kesmek gerekir. Hacdan sonra, önceden yapılamayan umrenin kazâsı için ayrıca tavâf ve sa’y gerekmez. Hac için yapılan tavâf ve sa’y umre için de yeterli olur.
Kurbân Yerine Oruç: Temettû’ veya kırân haccı yapanlardan, çeşitli sebeplerle temettû’ ve kırân hedyi kesme imkânı bulamayanlar, üçü hac esnâsında, yedisi de hacdan sonra olmak üzere toplam on gün oruç tutarlar. İlk üç günün, hac ayları içinde, ihrâma girdikten sonra ve kurbân bayramının ilk gününden önce tutulması gerekir. Temettû’ haccında bu üç gün oruç, henüz hac için ihrâma girmeden, umre ihrâmından sonra da tutulabilir. Ancak kurbân bayramın­dan önce tamamlanamadığı takdirde, kurbân kesme imkânı olmasa bile oruç kurbana bedel olmaz. Hac esnasında üç gün oruç tutulduktan sonra, “eyyâm-ı nahr” denilen kurbân kesme günleri içinde ve henüz tıraş olmadan kurbân kesme imkânı doğarsa, oruç kurbân yerini almaz; kurbân kesmek gerekir. Fakat tıraş olduktan veya eyyâm-ı nahrdan sonra bu imkân elde edilirse, ayrıca kurbân kesmek gerekmez. Hacdan sonra tutulması gereken yedi gün orucun Mekke’den ayrılmadan tutulması da mümkün ise de dön­dükten sonra memlekette tutulması efdâldir. Gerek hac esnasında, bayram­dan önceki üç gün; gerek hacdan sonra tutulması gereken yedi gün orucun, aralıklı olarak tutulması câiz fakat, ara vermeden peş peşe tutulması efdâldir.

HAC ve UMRENİN CİNÂYETLERİ
İhrâmlı iken Harem bölgesinde yapılması yasak olan şeylerin yapılma­sına cinâyet denir.
CİNÂYETLERİN CEZÂ ve KEFFÂRETLERİ
Hac esnâsında işlenen kimi cinâyetler, Haccın bozulmasını ve kazâsını gerektirirken, kimileri ağırlık derecesine göre çeşitli cezâ ve keffâreti gerektirirler. Cinâyetin durumuna göre ödenmesi gereken keffâret ve cezâlar şunlar­dır: Kazâ, bedene, dem, sadaka, bedel ödeme ve oruç.
Hac ve Umrenin Bozulmasına Yol Açan ve Kazâ Edilmesini Gerektiren Cinâyetler:
Hac için ihrâma girdikten sonra henüz Arafat vakfesini yapmadan cinsel ilişkide bulunmak haccı ifsât eder. Bu konuda bütün mezhepler aynı görüştedir. Hac tamamlanmadan ihrâmdan çıkılamayacağı için bozulan bu haccın yarım bırakılmayıp tamamlanması, ayrıca gelecek senelerde kazâ edilmesi ve işlenen cinâyet sebebiyle bir koyun veya keçi kurbân edilmesi (dem) gerekir.
Arafat vakfesinden sonra fakat ilk tahallülden önce -yani tıraş olup ihrâmdan çıkmadan önce- cinsel ilişkide bulunmakla da Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre hac bozulur. Hanefîler bu durumda haccın bozulmayacağını, fakat cezâ olarak bir sığır veya deve kurbân edilmesi gerektiğini söylerler.
Umre için ihrâma girildikten sonra umre tavâfının en az dört şavtı yapılmadan cinsel ilişkide bulunmak da Hanefîler’e göre umrenin bozulmasına yol açar. Bozulan umre bırakılmayıp tamamlandıktan sonra ihrâmdan çıkıl­ması, daha sonra bunun kazâ edilmesi ve işlenen cinâyet sebebiyle bir ko­yun veya keçi kurbân edilmesi gerekir.
Deve veya Sığır Kesmeyi (Bedene) Gerektiren Cinâyetler:
Hanefîler’e göre Arafat’taki vakfeden sonra fakat ilk tehallülden önce, yani henüz tıraş olmadan, cinsel ilişkide bulunmak. Bu durumda Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre, hac fâsit olur, kazâsı gerekir.
Ziyaret tavâfını cünüp olarak yapmak. İlmihâl kitaplarında fakîhlerin çoğunluğunun görüşü olarak, kadınların hayız ve nifâs hâlinde yani aybaşı ve lohusa iken ziyaret tavâfını yapmalarının da aynı şekilde bu cezâyı ge­rektirdiği belirtilir. Bazı âlimler ise sebebi ve temizlenme imkânı irâdî olma­yan bu mazeret hallerini cünüplükten ayrı tutup temizlenmeden Mekke’den ayrılmak zorunda olan bu durumdaki kadınların ziyaret tavâfı yapabileceği­ni ve bir cezâ da gerekmeyeceğini belirtirler. Grup hâlinde seyahat edilip kafilenin bekleyememesi hâlinde bu son görüşün getirdiği kolaylıktan istifâde edilebilir. Hanefîler dışındaki diğer üç mezhebe göre ise, abdestli olmak tavâfın sıhhât (geçerlilik) şartı olduğundan bu haller ile yapılan tavâf, cezâ ödemekle de geçerli olmaz.
Cünüp veya abdestsiz olarak yapılan tavâf, hangi tavâf olursa olsun, abdestli olarak yeniden yapılırsa cezâsı düşer. Cünüp olarak yapılan tavâfın abdestli olarak yeniden yapılması vâcip; abdestsiz yapılan tavâfın iâdesi ise mendûptur.
Koyun veya Keçi Kesmeyi (Dem) Gerektiren Cinâyetler: Bunlar, hac ve umrenin vâcipleriyle ve ihrâm yasaklarıyla ilgili cinâyet­ler olmak üzere ikiye ayrılabilir.
Hac ve Umrenin Vâcipleriyle İlgili Olanlar:
Mîkâtı ihrâmsız geçmek.
Sa’yin tamamını veya en az dört şavtını terketmek yahut özürsüz yürüyerek yapmamak.
Müzdelife vakfesini özürsüz olarak terketmek.
Şeytan taşlamayı hiç yapmamak veya bir günde atılması gereken taş­ların yarıdan çoğunu atmamak. Yarıdan çoğu atılmışsa, eksik bırakılan her bir taş için sadaka vermek gerekir.
Ziyaret veya umre tavâfının son üç şavtını ya da sadece birini yapmamak.
Âfâkî olanlar vedâ tavâfını veya en az dört şavtını yapmamak.
Farz ve vâcip tavâflarda (ziyaret, umre ve vedâ tavâflarında) setr-i avrete uymamak.
Ziyaret ve umre tavâflarını abdestsiz; kudüm, vedâ ve umre tavâfla­rını cünüp olarak yapmak. Tavâf abdestli olarak iâde edilirse cezâ düşer. Hanefîler dışındaki üç mezhepte hadesten tahâret, tavâfın sıhhat şartı oldu­ğundan, cünüp veya abdestsiz olarak yapılan tavâf sahîh olmaz.
Arefe günü Arafat’tan güneş batmadan önce ayrılmak.
Ebû Hanîfe’ye göre ihrâmdan çıkmak için Harem bölgesi dışında veya bayram günlerinden sonra tıraş olmak; ziyaret tavâfını bayram günle
rinden sonra yapmak ve Akabe Cemresi’ne taş atma, kurbân kesme ve tıraş
olma nüsüklerinde sıraya uymamak. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile diğer üç mezhepte bunlar vâcip olmayıp sünnet olduğundan cezâ gerekmez.
İhrâm Yasaklarıyla ilgili Olanlar:
1. Bir defada (aynı yerde ve aynı anda) vücudun veya bir uzvun tama­mına güzel koku yahut yağ sürmek. Değişik yerlerde ve zamanlarda sürülürse, her bir uzuv için ayrı cezâ gerekir.
İhrâma sürülen güzel kokunun eni ve boyu birer karıştan büyük ve kokunun etkisi bir gündüz veya gece süresi devam ederse, koyun veya keçi kesmek gerekir. Bu orana ulaşmazsa sadaka verilir. Vücûda sürülen koku­dan cezâ gerekmesi için belirtilen miktarda sürülmesi yeterlidir; bir gündüz veya gece süresi etkili olması şart değildir. Hanefîler dışındaki üç mezhepte de güzel kokudan cezâ gerekmesi için miktar ve zaman kaydı yoktur; sü­rülmesi yeterlidir.
Vücûdun veya saç, sakal gibi bir uzvun tamamına, süslenmek için yağ, jöle, biryantin sürmek veya kına, saç boyası ve benzeri şeylerle boya­mak. Tedâvî için sürülen ilâç, merhem veya kokusuz krem ve yağlar için bir şey gerekmez.
Erkekler bir tam gündüz veya gece süresince giyim eşyası (elbise, iç çamaşırı, çorap, topukları kapatan ayakkabı) giymek, başı ve yüzü örtmek. Kadınlar yüzlerini örtemezler. Bir gündüz veya gece süresinden daha az giyilirse, sadaka yeterlidir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre, cezâ gerekmesi için bir süre geçmesi gerekmez; giyilmesi yeterlidir. Mâlikîler’e göre ise, giyilen şey vücûdu sıcak ve soğuktan koruyorsa, kısa bir süre giymekle; sıcak ve so­ğuktan korumayan incecik bir şey ise bir tam gün giymekle cezâ gerekir.
Saçın veya sakalın en az dörtte birini veya başka bir uzvun tamamını tıraş etmek. Daha azında sadaka yeterlidir.
Bir defada (aynı anda ve aynı yerde) bütün tırnakları veya bir elin ya­hut bir ayağın tırnaklarının tamamını kesmek. El ve ayaklardan her birinin tırnaklarının tamamı, ayrı ayrı yerlerde ve zamanlarda kesilirse, her biri için ayrı cezâ gerekir. Bir elin veya ayağın tırnaklarının tamamı kesilmeyip bir kısmı kesilirse, kesilen her bir tırnak için sadaka verilir. Bu takdirde veril­mesi gereken sadaka toplamı, bir koyun veya keçi bedelini aşarsa, her tır­nak için sadaka yerine, istenirse bir dem (koyun veya keçi) kesilebilir. Ken­diliğinden kopan veya kırılan tırnaklar için bir şey gerekmez.
İlk tehallülden sonra henüz ziyaret tavâfını yapmadan cinsel ilişkide bulunmak.
İhrâmlı iken eşini şehvetle öpmek, okşamak, sarılıp kucaklamak gibi cinsel ilişkiye yol açan davranışlarda bulunmak. Şehvetle bakmak veya düşünmekle, boşalma bile olsa bir şey gerekmez.
Fıtır Sadakası Kadar Bağışta Bulunmayı Gerektiren Cinâyetler:
Herhangi bir uzvun tamamına değil, bir kısmına güzel koku sürmek.
Saç ve sakalın dörtte birinden az kısmını tıraş etmek.
Bir el veya ayaktaki tırnaklardan bir kısmını kesmek yahut bir el ve­ya ayaktaki tırnakların tamamını ayrı ayrı yer ve zamanlarda kesmek. An­cak her tırnak için ayrı cezâ ödenir.
Her türlü giyim eşyasını bir gündüz veya gece süresinden daha az giymek.
Kudüm veya vedâ tavâfını abdestsiz olarak yapmak. Diğer üç mez­hepte abdestsiz tavâf sahîh olmaz.
Vedâ tavâfı veya sa’yin, dördüncü şavttan sonraki şavtlarını eksik yapmak veya bu şavtları yürüyerek yapmamak. Eksik bırakılan her şavt için ayrı cezâ gerekir.
Farz ve vâcip olmayan tavâflarda setr-i avrete uymamak.
Şeytan taşlamada, bir günde atılan taşların, yarısından sonrasında eksik taş atmak. Eksik atılan her taş için ayrı cezâ gerekir.
İhrâmlı veya ihrâmsız birini tıraş etmek. Başkasına elbise giydirmek veya güzel koku sürmekten bir şey gerekmez.
Bedel Ödemeyi Gerektiren Cinâyetler: Bunlar, karada yaşayan av hayvanlarıyla ve Harem bölgesinin av ve bitkileriyle ilgili olanlar olmak üzere iki kısımdır.
Karada Yaşayan Av Hayvanlarıyla İlgili Olanlar: İhrâmlı iken karada yaşayan av hayvanı avlanırsa, Hanefîler’e göre, bu hayvanın kıymeti takdîr edilir. Takdîr edilen meblağ, her birine bir fıtır sada­kası miktarından daha az veya daha çok olmamak üzere yoksullara dağıtılır veya her fıtır sadakası miktarı için bir gün oruç tutulur. Yahut da, eğer bu meblağ ile bir hedy satın alınabiliyorsa, Harem bölgesinde bir hedy kesilir. Takdîr edilen meblağ hedy bedelinden fazla ise, artan kısmın tasaddûk edil­mesi gerekmez. Eti yenilen av hayvanları için bir koyun veya keçi bedelin­den daha fazla kıymet takdîr edilebilir ise de fil, arslan, kaplan gibi eti yen­meyen hayvanlara daha fazla kıymet takdîr edilmez. Av ölmemiş fakat ya­ralanmış veya zarar görmüşse, sağlam durumu ile kusurlu hâli arasındaki kıymet farkı takdîr edilir. Verilen zarar iyileştikten sonra hayvanda bir ek­siklik bırakmazsa, cezâ ödemek gerekmez.
Hanefîler dışındaki üç mezhepte ise av hayvanları, benzeri olanlar ve olmayanlar olmak üzere ikiye ayrılır. Meselâ yaban eşeği sığıra; ceylan ke­çiye ve tavşan oğlağa benzetilmiştir. Avlanan hayvanın benzeri varsa, o Harem bölgesinde kesilip eti yoksullara tasaddûk edilir veya takdîr edilen bedelin her bir fıtır sadakası miktarı için bir gün oruç tutulur. Benzeri olma­yan hayvanların, takdîr edilen kıymetlerine îtibâr edilir.
Harem Bölgesinin Avları ve Bitkileriyle İlgili Olanlar: Harem bölgesiyle ilgili yasaklar sadece ihrâmlılar için değildir. Bu bölge­nin avının avlanması, kendiliğinden biten her türlü canlı-yaş ağaç, bitki ve otlarının kesilmesi veya koparılması, ihrâmlı ihrâmsız herkese yasaktır. Hanefîler’e göre Harem bölgesinin avını avlayan kimse kıymetini tasaddûk eder. Bunun yerine oruç tutmak câiz olmaz. Bu bölgede kendiliğinden biten ve insanlar tarafından ekilip dikilen cinsten olmayan ağaç ve bitkileri kesip koparan kimsenin bunların bedelini tasaddûk etmesi gerekir. Bunları sahibi­nin kesmesi cezâ gerektirmez. İnsanlar tarafından ekilip dikilen veya insan­ların ekip diktiği cinsten olan ağaç ve bitkilerin kesilip koparılmasından do­layı ise bir cezâ gerekmez.
Özür Sebebiyle İhrâm Yasaklarına Uymamak: İhrâm yasakları bir mâzeretle de yapılsa, yine cezâ gerekir. Ancak bu yasaklar meselâ hastalık veya geçirilen bir kazâ sebebiyle başın tıraş edil­mesi, örtülmesi yahut elbise giydirilmesi gibi semâvî bir mâzeretle yapılırsa cezâ olarak mutlaka dem (koyun veya keçi kesmek) gerekmez. Böyle bir durumla karşılaşan kişi muhayyer olur. İster peşpeşe veya aralıklı olarak üç gün oruç tutar, isterse altı yoksula birer fıtır sadakası kadar bağış yapar, bir yoksula altı gün fıtır sadakası verse de olur yahut da Harem bölgesinde bir dem keser. Hanefîler’e göre bilgisizlik, yanılma, unutma, baskı (tehdît) gibi semâvî olmayan mâzeretlerle işlenen yasaklar için muhayyerlik yoktur, koyun veya keçi kurbân etmek gerekir. Diğer üç mezhepte ise, semâvî ol­mayan mazeretlerden dolayı da muhayyerlik vardır.

CİNÂYET CEZÂ ve KEFFÂRETLERİNİN ÖDEME ZAMANI ve YERİ
Hac ve umrede işlenen bir cinâyetin cezâsını ödemek için belirli bir süre yoktur. Cinâyetin işlenişinden ömrün sonuna kadar, her zaman ödenebilir. Çünkü bütün keffâretler, gecikmeli olarak (terâhî üzere) yapılabilecek vâcip türündendir. Ancak, işlenen cinâyetin hac veya umrede meydana getirdiği kusuru bir an önce gidermek efdâldir. Vefâtına kadar ödemeyen ve ödenme­sini vasiyet de etmeyen kimse günahkâr olur. Vasiyet olmadığı halde, mîrâsçıların, teberrû olarak ödemeleriyle de borç edâ edilmiş sayılır.
Söz konusu keffâretlerden oruç, sadaka ve bedelini ödeme cezâlarının ödeneceği belirli bir yer yoktur. İstenilen her yerde bunlar edâ edilebilir. Cezâ kurbanları ise, ister deve veya sığır, ister koyun veya keçi olsun, diğer “hedy” kurbanları gibi, ancak Harem bölgesinde kesilir.
Gerek sadakaların gerekse bu kurbanların etlerinin, sadece Harem bölgesindeki yoksullara verilmesi ve yedirilmesi gerekmez. Diğer yerlerdeki yoksullara da verilebilir.

İHSÂR ve FEVÂT
İhsâr, hac veya umre yapmak üzere ihrâma girdikten sonra, herhangi bir sebeple tavâf ve vakfe yapma imkânının ortadan kalkması demektir. Bunlardan herhangi birini yapma imkânı olursa, ihsâr gerçekleşmez. Hanefîler’e göre düşmanın engellemesi, savaş sebebiyle yolların kapanması, hasta­lık, parasız kalmak, kadının yanındaki mahreminin ölmesi gibi, hac yolculu­ğunu ve dolayısıyla tavâf ve vakfeyi önleyen her türlü engel, ihsâr sebebi sayılır. Şâfiîler’e göre ihsâr, ancak düşmanın engellemesiyle meydana gelir.
İhsâr Sebebiyle İhrâmdan Çıkma: İhrâmdan ancak, hac veya umre yapılarak çıkılır. Hac ve umre yapması engellenen kişiye gelince eğer sadece umre veya ifrâd haccı için ihrâma gir­mişse bir adet, şâyet kırân haccı için ihrâma girmişse iki adet “ihsâr hedyi” keserek ihrâmdan çıkar. Hanefîler’e göre ihsâr hedyi de, diğer hedy kurban­ları gibi, ancak Harem bölgesinde kesilir. Şâfiîler’e göre ise, ihsârlı kişinin bulunduğu yerde kesilir. Hanefîler’e göre, ihsâr durumuyla karşılaşan kişi, Harem bölgesi dışında ise, kesilme vaktini belirleyerek Harem bölgesinde kendi adına ihsâr kurbanı kestirir. Kurbanın kesilmesiyle tıraş olmasa bile, ihrâmdan çıkmış sayılır. Şâfiîler’e göre ise, tıraş olmadıkça ihrâmdan çıkıl­maz. Henüz ihsâr hedyi kesilmeden ihrâmdan çıkılır veya ihrâm yasakları yapılırsa cezâ gerekir.
İhsâr Sebebiyle Yapılamayan Menâsikin Kazâsı: İhsâr sebebiyle yapılamayan hac ve umrenin kazâsı gerekir. Şâfiîler’e göre farz veya vâcip olmayanların kazâ edilmesi gerekmez. Hanefîler’e göre hac için ihrâma girenler; bir hac ve bir umre, kırân haccı için ihrâma girmiş olanlar; bir hac ve iki umre, umre için ihrâma girmiş olanlar ise; sadece bir umre kazâ ederler. Şâfiîler’e göre ise, hangisi için ihrâma girilmişse ancak onun kazâsı gerekir.
Fevât, haccetmek üzere ihrâma giren kişinin Arafat vakfesine yetişememesi, vakfe süresi içinde bir an olsun Arafat’ta bulunamamasıdır. İster mâzeret sebebiyle ister mâzeretsiz, vakfe süresi içinde (arefe günü zevâl vaktinden, bayram sabahı tan yeri ağarmaya başlayıncaya kadar), kısa da olsa bir an Arafat’ta bulunamayan kişi, o yılki hacca yetişememiş, haccı kaçırmış (fevt etmiş) olur. Bu duruma düşen bir kimse;
İfrad haccı yapmak üzere ihrâma girmişse, umre yaparak ihrâmdan çıkar. Daha sonraki yıllarda haccını kazâ eder.
Temettû’ haccı yapmak üzere önce umre yapıp, sonra hac için ihrâma girmişse, vakfeye yetişemediği için temettû’ bozulur; şükür kurbanı gerek­mez. Bir umre daha yaparak ihrâmdan çıkar. Daha sonraki yıllarda sadece bir hac kazâ etmesi gerekir.
Kırân haccı için ihrâma girmiş ve vakfenin fevtinden önce umrenin tavâf ve sa’yini yapmışsa, temettû’ haccında olduğu gibi, ikinci bir umre daha yaparak ihrâmdan çıkar. Şâyet umre tavâfını ve sa’yini yapmamışsa, önce umre ihrâmından çıkmak için tavâf ve sa’y yapar; sonra hac ihrâmı için ikinci defa tavâf ve sa’y eder ve tıraş olup ihrâmdan çıkar. Daha sonraki yıllarda sadece bir hac kazâ eder. Vakfeyi kaçırarak hacca yetişemeyen kişi­lerin, ihrâmdan çıkmak için yaptıkları umreler, ihsâr durumuyla karşılaşan­ların kestikleri “hedy” yerinde sayıldığı için, Hanefîler’e göre haccı fevt olan kimselerin ayrıca kurbân kesmeleri gerekmez. Diğer üç mezhebe göre ise, kazâ edilen hacda kurbân kesmek vâciptir.
Farz Olan Hac İçin Vekâlet Şartları: Farz olan haccın bedel tarafından yapılan hacla edâ edilmiş sayılabilmesi için:
Adına haccedilecek kişi vefât etmiş veya yaşlılık, iyileşme ümîdi ol­mayan hastalık, kadının birlikte yolculuk yapacağı mahreminin bulunma­ması gibi sebeplerle, bizzat haccetmekten devamlı olarak âciz olmalıdır. Biz­zat haccetmekten devamlı olarak âciz olduğu konusunda gâlip zan bulunan kişi, adına vekâleten haccedildikten sonra haccedebilecek hâle gelse bile, vekilin yaptığı hacla borcu ödenmiş olur. Fakat acz hâli geçici olan veya bizzat haccedebilecek durumda olan kişi adına vekâleten yaptırılan hac nâfile olur; ayrıca kendisinin haccetmesi gerekir.
Adına haccedilecek kişiye hac, önceden farz olmuş olmalıdır.
Üzerine hac farz olmayan kişi adına vekâleten yapılan hac nâfile olur. Bu kişiye daha sonra hac farz olursa, bizzat haccetmesi, haccetmekten âciz olması hâlinde ise, tekrar bedel göndermesi gerekir.
Bedel gönderilecek kişi müslüman, akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve­ya mümeyyiz olmalıdır. Henüz bülûğa ermemiş mümeyyiz çocuk, bedel olarak başkası adına haccedebileceği gibi kadının da başkası adına vekâle­ten haccetmesi câizdir. Hanefîler’e göre bedel gönderilecek kişinin, daha önce haccetmiş olması efdâl ise de şart değildir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre, vekilin daha önce haccetmiş olması gerekir.
Vekil, ihrâma girerken sadece gönderen adına niyet etmelidir. Vekil kendisi için de niyet eder veya birkaç kişiden vekâlet alıp her biri için niyet ederse, kendi adına haccetmiş olur, aldığı paraları iâde etmesi gerekir.
Vekil için ücret şart koşulmamalıdır. Çünkü hac ibâdettir. İbâdetler ücretle değil ancak Allah’ın rızâsını kazanmak için yapılır.
Vekil hacla ilgili masrafları için kendisine verilen parayı isrâf etmeden ve aşı­rı kısmadan, normal şekilde harcar. Artan miktârı dönüşünde iâde eder. Bunun geri alınmayıp hediye olarak vekile bırakılmasında bir sakınca yoktur.
Bedel gönderilen kişinin hac masrafı, gönderen tarafından karşılanmalıdır.
Başkası adına, kendi parasıyla hacceden kişi, kendisi için haccetmiş olur. Bu haccın sevabını başkasına bağışlayabilirse de bununla o kimsenin üzerindeki hac borcu ödenmiş olmaz. Şâfiîler’e göre ödenmiş olur.
Adına haccedilen kişi, kendisi için haccetmesini vekilden istemiş olmalıdır.
İzin veya vasiyeti olmadan, bir kimse adına başkası tarafından yapılan hac ile o kimse üzerindeki hac borcu düşmez. Şâfiîler’e göre düşer.
Vekil, haccı bizzat kendisi yapmalıdır.
Hastalık, tutuklanma gibi bir mâzeretle gönderenin bilgi ve izni dışında, vekil görevi başkasına devrederse, aldığı parayı iâde etmesi gerekir. Ancak bu konuda yetkili kılınmışsa, yerine başkasını vekil edebilir.
Vekil, gönderenin isteğine uymalı, onun istediği haccı yapmalıdır.
İfrâd haccı istenildiği halde, vekil temettû’ haccı yaparsa, gönderen adı­na değil, kendi adına haccetmiş olur, aldığı parayı iâde etmesi gerekir. İfrâd haccı istenildiği halde, kırân haccı yaparsa, Ebû Hanîfe’ye göre hüküm yine aynıdır. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise, istihsânen gönderen adına haccetmiş sayılır. Gönderen, ifrâd, temettû’ veya kırân haccından birini ismen belirtmeksizin, sadece “hac yapılmasını” istemişse, ifrâd haccı istemiş olduğu kabul edilir. Ancak “dilediğini yap” gibi bir ifâde ile seçimi vekile bırakmışsa, vekil dilediği haccı yapabilir.
Adına haccedilmesini vasiyet eden kişi, sarfedilecek paranın miktârını ve vekilin nereden gönderileceğini belirlemişse, buna uymak gerekir. Şâyet belirlememişse, vasiyet edilen para veya mîrâsın üçte biri yeterli ise, vekil adına hacce­dilecek kişinin memleketinden, yeterli değilse yettiği yerden gönderilir.
Vekil, gönderen adına yapılacak menâsiki tamamlamadıkça kendisi için umre yapmamalıdır. İster hac, ister umre için gönderilmiş olsun, vekil ancak gönderen adına yapılacak menâsiki tamamladıktan sonra, kendisi için umre veya hac yapa­bilir. Aksi halde yolculuğu kendi adına yapmış sayılacağından aldığı parayı iâde etmesi gerekir.
12. Vekil, yürüyerek değil, vâsıtaya binerek haccetmelidir. Vâsıta ücretini kendisine alıkoymak için, yürüyerek haccederse, kendisi adına haccetmiş olur.
Başkası adına yapılacak nâfile hac için, vekilin müslüman, akıllı ve mümeyyiz olması, adına haccettiği kişi için ihrâma girmesi ve haccı ücret karşılığı yapmaması şartları yeterlidir. Başkası adına hacceden vekil, haccı ifsât ederse aldığı parayı iâde eder. İrâdî olarak işlediği cinâyetler için ödene­cek fidye ve cezâ kurbanlarının bedellerini kendisi karşılayacağı gibi, gön­derenin izniyle bile olsa, temettû’ veya kırân haccı yaptığı takdirde, kırân ve temettû’ hedylerini de kendi parasıyla keser. İhsâr kurbanı ise, gönderenin parasından kesilir. Çünkü bunda vekilin kusuru ve dahli yoktur.

HAC ORGANİZASYONU
1963 tarihindeki yönetmelikle karayolu ile hac serbest bırakıldı.
1974 tarihinde İçişleri, Dışişleri, Sağlık bakanlıklarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kızılay temsilcilerinden oluşan “Dâimî Hac Komitesi” oluşturuldu.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 1977 ve 78 yıllarında, Türkiye Diyanet Vakfı’nın da katkısıyla, deneme mâhiyetinde ilk defa hac organizasyonu düzenlemiştir.
Bunun üzerine Bakanlar Kurulu, 26 Nisan 1979 tarih ve 7/17439 sayılı; “Hac Seyahati ile İlgili İşlerin Diyanet İşleri Başkanlığınca Yürütülmesine İlişkin Kararnâme”yi çıkartarak, ülkemizden hac organizasyonu düzenleme yetkisini tek başına Diyanet İşleri Başkanlığı’na verdi.
1953′te çıkartılan ilk kararnamede yer alan ve sağlık, güvenlik gibi hac yolculuğuyla ilgili tüm esasları belirleme konusunda işbirliği yapmaları öngörülen, 1968 kararnamesinde ise isimleri tâdât edilen bakanlık temsilcilerinden oluşan “Hac Komisyonu”, bu yeni kararnamede de; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısının denetiminde; Diyanet İşleri Başkanı, İçişleri, Maliye, Sağlık, Gümrük, Ulaştırma ve Turizm bakanlıklarının müsteşarları ile Dışişleri Bakanlığı ve Kızılay temsilcilerinden müteşekkil bir şekilde yeniden teyît edildi.
Söz konusu kararnamede, 12 Haziran 1980 tarih ve 8/1024 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yapılan bir değişiklikle, “Hac Komisyonu”nun başkanlığına Diyanet İşleri Başkanı getirildi. Böylece, ülkemiz hac organizasyonuyla ilgili tüm iş ve işlemler, 1979′dan itibaren, Türkiye Diyanet Vakfı’nın iş birliğiyle, tek başına Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülmeye başlandı. Hacı adaylarının tek tip kıyafet giymeleri ve kurbanlarının da İslâm Kalkınma Bankası mezbahalarında kestirilerek açlık çeken Müslüman ülkelere gönderilmesi sağlandı.
1979-1988 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nca tek başına düzenlenmiş ve vatandaşlarımız da hac ibâdetlerini, bu organizasyon altında îfâ etmişlerdir.
1989-2000 yılları arasında hac organizasyonları, Başkanlığımız ile Başkanlığımızın gözetim ve denetimi altında “A” grubu seyahat acentelerince ayrı ayrı düzenlenmiş ve vatandaşlarımız da Hac Komisyonu’nca belirlenen oranlara göre, bu organizasyonlardan birisi ile hac farîzalarını îfâ etmişlerdir.
2001-2005 yılları arasında ise hac organizasyonları, serbest rekabet kuralları çerçevesinde yürütülmüş ve vatandaşlarımız da hac seyahatlerini, Diyanet İşleri Başkanlığı veya “A” grubu seyahat acenteleri organizasyonlarından birisini serbestçe tercih ederek gerçekleştirmişlerdir.
27.05.2005 tarihinde ilgili kararnamede yapılan değişikliğe göre de 2006 yılından itibaren, ülkemize tanınan hac kontenjanı çerçevesinde hacı adaylarından % 6O’ı Başkanlık, % 4O’ı ise “A” grubu seyahat acentelerince hacca götürülmeye başlanmış, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜR-SAB), Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu üyesi olmuştur.
UMRE ORGANİZASYONU
1984 yılına kadar serbest olarak yapılmakta iken, çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararı ile umre seferlerinin sadece Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yapılması; 1992 yılındaki değişiklik ile de umre seferleri Diyanet İşleri Başkanlığı ve Seyahat Acenteleri tarafından yapıldığı gibi, her hangi bir organizeye katılmaksızın umreye gidişler, yurtdışına çıkışlarla ilgili mevzuat hükümlerine göre yapılmaya başlanmıştır.
2000 yılında çıkarılan kararname ile umre seyahati düzenleyecek seyahat acentelerinin niteliklerinin Diyanet İşleri Başkanlığı ve Turizm Bakanlığı’nca müştereken belirlenmesi ve seyahat acentelerinin düzenleyecekleri umre seferlerinin Diyanet İşleri Başkanlığının denetim ve gözetimi altında yapılması hükmü getirilmiştir. Suudi Arabistan Hac Bakanlığı’nca 2001 yılından itibaren yürürlüğe konan yeni umre mevzuatı uyarınca ferdî olarak umreye gidişler yasaklanmış olup, sadece Diyanet İşleri Başkanlığı veya nitelikleri hâiz A grubu seyahat acenteleri organizasyonlarına katılarak umreye gidiş uygulaması başlamıştır.

2

Eylül
2012

ZEKAT KONULARI

Yazar: arafat  |  Kategori: FIKIH  |  Yorum: Yok   |  435 Kez Okundu


Zekâtın Şartları: Zekât; müslüman, hür, akıllı, bâliğ, tabii ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıf­taki mala tam bir mülkiyetle mâlik olan ve bu mâlik oluşunun üzerinden bir (ay yılı) senesi geçen kimselere farzdır. Bu farzın sahîh olarak ödenebilmesi için de ehline verilmesi ve verilirken de niyet edilmesi gerekir.
Mükellef ile İlgili Şartlar: Çocuk ve akıl hastalarının “öşür” denen toprak ürü
nleri zekâtından so­rumlu olduklarında görüş birliği bulunmakla birlikte, bunların zekâta tâbi diğer mallarından zekât alınıp alınmayacağı konusunda farklı iki görüş ileri sürülmüştür. Ebû Hanîfe akıllı ve bâliğ olmayanları, toprak ürünleri ve kamu hukûkunun bir parçası olarak alınan zekât türü hâriç, zekâtla mükel­lef tutmamıştır. Fakîhlerin çoğunluğuna göre ise akıl hastalarının ve çocu­ğun malları zekâta tâbidir. Bu borcu velî ve vâsîleri öderler. Zekât; vekâletle yerine getirilebilen mâlî bir ibâdettir. Velî, zekâtta çocuğun ve akıl hastasının vekilidir. Bu vecîbeyi yerine getirmede onun yerini almaktadır, dolayısıyla onlar adına zekât verir.
Bir malın zekâta tâbi olabilmesi için “tam mülk olma”, “artıcı özelliğe sahip olma”, “nisâba ulaşmış olma”, “tabii ihtiyaçlardan fazla olma”, “üzerinden bir yıl geçmiş olma” gibi şartların arandığı görülür.
Tam Mülkiyet: El-milkü’t-tâm. Fakîhlerin çoğuna göre;
Belirli sahibi olmayan mallar zekâta tâbi değildir. Buna göre halkın yararına sunulan, herkesin istifâde ettiği mallar, devletin zekât, vergi ve başka gelirlerinden elde ettiği mallar belirli bir mâliki olmadığı için, zekâta tâbi değildir. Bu mallar bütün topluma aittir ve onlardan bir kısmı da fakirdir.
Fakir, yetim ve kimsesizlerin doyurulması, okutulması, câmi, mescid, yol, köprü yapımı gibi amaçlarla hayır kuruluşlarına vakfedilen mallar zekâta tâbi değildir. Ancak oğluna, ailesine veya falanın oğullarına gibi belirli bir kişi veya kişilere yapılan vakıflar böyle değildir. Böyle vakfedilen mallar zekâta tâbidir. Çünkü bu durumda vakfedilen malın mülkiyeti vakfedenden vakfedilene geçmekte ve onda sürekli kalmaktadır.
Hırsızlık, gasp, rüşvet, faiz gibi haram yollarla kazanılan -haram mal-zekâta tâbi değildir. Çünkü âlimler haram malı, elinde bulunduranın mül­künü kabul etmemişler, onda tasarrufu yasaklamışlardır.
Tam mülk olma şartının Hanefîler’e göre başlıca sonuçları:
1) Elde bulunmayan ve ele geçeceği de umulmayan malda zekât yoktur. Kimi Hanefîler’e göre ise faydalanılmayan malda da zekât yoktur. Bu ikinci görüşe göre inkâr edilen, gasbedilen, düşman tarafından alınan, kaybolan, denize düşen, sahraya gömülüp yeri unutulan, devlet tarafından müsâdere edilen mallar tekrar sahipleri tarafından ele geçirilmedikçe zekâta tâbi değil­dir. Çünkü bu mallarda elde bulundurma ve tasarruf imkânı yoktur. Yani tam mülkiyet yoktur. Tam mülkiyetin tanımına ilişkin bu görüş farklılığı, ilk imâmlardan nakledilen “Mâlü’d-dımâr’da zekât yoktur” sözünde geçen “mâlü’d-dımâr” tâbirinin tefsîrinden kaynaklanmıştır.
Şâfiîler’e göre ise, malın elde bulunmayışı zekât ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Buna göre gasbedilen, kaybolan, çalınan, denize düşen vb. mallar, sahibinin eline geçince tahakkuk eden bütün zekâtları verilmelidir.
2) Ebû Hanîfe’ye göre kocasından vâdeli mehrini almadıkça kadın ze­kâtla mükellef değildir. Çünkü o mehre nikâh akdi ile mâlik olmuştur, fakat bu noksan mülkiyettir. Kadın mehri teslim almakla ona tam mâlik olur.
3) Borçlu, borcuna karşılık olan malından dolayı zekât mükellefi olmaz. Elinde olan bu malın mâliki değildir.
4) Rehin olarak verilen maldan dolayı da mal sahibi zekâtla yükümlü olmaz. Çünkü bu mala mâlik olsa da zilyed değildir. Mal, borcu karşılığı rehin alanın elindedir.
5) Satın alınıp da teslim alınmamış mallar zekâta tâbidir. Çünkü alıcı, satım akdi sonucu bir mala tam mâlik olmuştur. Malın elinde olmaması ze­kâtın alıcıya farz olmasına mânî değildir.
6) Malı yanında olmayan yolcu zekâtla mükelleftir. Çünkü o, vekîl ara­cılığı ile malında tasarrufta bulunabilir.
Alacağın Zekâtı: Malın tam mülk olması şartının tabii bir sonucu ola­rak, bir kimsenin başkasının zimmetindeki alacağı için zekât verip vermeye­ceği veya hangi şartlarda vereceği fakîhler arasında tartışma konusu ol­muştur.
Fakîhlerin çoğunluğuna göre alacaklar iki ana gruba ayrılır:
a) Tahsil edileceği umulan alacaklar, yani ödeme imkânına sahip ve borcunu da ka­bul eden kimsedeki alacaklar zekâta tâbidir. Alacaklı, her sene diğer malları ile birlikte bu alacağının zekâtını da öder.
b) Tahsil edileceği umulmayan alacakların ise, ancak elde edilince zekâtı verilir. Elde edilince, geçmiş bütün yılların zekâtı ödenir diyenler de, sadece son bir yılın zekâtı ödenir diyenler de vardır. Hanefî müctehîtlerine göre, elde edilmesinin üzerinden bir yıl geçmedikçe bu alacağın zekâtı ödenmez.
Hanefî fakîhleri, alacağın zekâtı konusunu biraz daha detaylı şekilde ele almışlar ve alacağı üç gruba ayırmışlardır:
a) Kuvvetli alacak (deyn-i kavî): Borç verilmiş paralar ile ticaret mallarının bedelleri olan alacaklardır. Bunlar borçlular tarafından inkâr edilmedikçe, tahsil edildiklerinde geçen senelere ait zekâtları da verilmelidir. Fakat mü­kellef alacağından en az 40 dirhem (yani zekât nisâbının 1/5′i kadar miktar) tahsil etmedikçe zekât borcunu ödemek zorunda değildir.
b) Orta kuvvette alacak (deyn-i mutavassıt): Ev kirası gibi zekât mevzuu olmayan bir malın bedelidir. Bu alacakta da, geçen senelerin zekât borcu gerçekleşir, ancak zekât borcunun ödenme mecburiyeti için alacaklının en az 200 dirhem miktarı (nisâb miktarı kadar) tahsil etmesi gerekir.
c) Zayıf alacak (deyn-i zaîf): Mal bedeli olmayan, mehir ve diyet gibi alacaklardır. Bu tür alacak zekâta tâbi değildir. Tahsil edildikten sonra diğer şartların gerçekleşmesi ile zekâta tâbi olur.
Hakîkî (gerçek) nemâ: Bir malın ticaretle, doğum yoluyla veya tarımla artmasıdır. Ticaret malları, hayvanlar ve toprak ürünleri böyledir.
Takdîrî (hükmî) nemâ: Bir malın kendisinde nemâ imkânının bizzat (potansiyel olarak) mevcut olmasıdır. Altın, gümüş ve parada olduğu gibi.
Beş sınıf mal zekâta tâbidir. Bunlar; para (altın, gümüş vb.), ticaret malları, toprak ürünleri, hayvanlar, define ve madenler. Bu mallar incelendiğinde hepsinin nâmî (artıcı vasıfta) oldukları görülür.
3. İhtiyaç Fazlası Olma: Havâic-i asliye.
4. Nisâb: Gümüşte nisâb miktarı 200 dirhem, altında 20 miskâl, hayvanlarda 5 deve, 30 sığır, 40 koyun, toprak ürünlerinde ise (cumhûra göre) 5 vesktir (=buğdayda 653 kg.). Ebû Hanîfe’ye göre ise toprak ürünlerinin azı da çoğu da zekâta tâbidir. Toprak ürünlerinin zekâtında nisâb aranmaz.
5. Yıllanma: Havelânü’l-havl. Hanefîler’e göre; bir malda zekâtın farz olabilmesi için, o malın hem sene başında ve hem de sene sonunda nisâba ulaşmış olması şarttır. Bir kimse sene başında nisâb miktarına ulaşan bir mala sahip olsa, bu mal sene içinde nisâbın altına düşse, hatta tamamen tüketilse, fakat sene sonunda yine nisâb miktarına ulaşsa, sene sonu hesabıyla zekâta tâbi olur. Meselâ demir ticareti yapan bir tüccarın deposunda sene başında yüz ton demir varken, sene içinde bunların bir kısmını satış yoluyla tüketse ve yerine elli ton demir alsa, sene sonundaki bu demir ile kasa mevcudunun zekâtını vermekle mü­kelleftir.
Şâfiîler’e ve Hanbelîler’e göre; nisâbın bütün sene boyunca bulunması gerekir. Bir mal sene içinde nisâbın altına düşerse, ona zekât vâcip olmaz. Bir kimse sene başında nisâb veya nisâb miktarını aşan bir mala sahip olsa, sene içinde satış ve hîbe gibi yollarla bu mal nisâbın altına düşse, o kimse nisâb miktarı mala sahip olana kadar zekâtla mükellef değildir. Zekât mik­tarı mala sahip olduğu zaman sene geçme şartı tekrar başlar. Ancak sene içinde elde edilen ticârî kârlarla, sene içinde doğan hayvanlar bundan müs­tesnâdır. Bunlar ana mallara tâbidir.
Mâl-i müstefâd: Önceden yok iken sonradan ferdin mülkiyetine geçen maldır. Maaş, ücret, ikramiye, geçici kazançlar, bağışlar, mîrâs yoluyla edi­nilen servet vb. mâl-i müstefâd kapsamına girer. Bu tür gelirlerle ilgili baş­lıca hükümler şunlardır: Mâl-i müstefâd, ticaret mallarının kârı, hayvanların yavruları gibi sa­hip olunan malların nemâlandırılması sonucu ise, eldeki eski mala eklenir. Bir yıl şartı da, eldeki eski malın üzerinden bir yıl geçmesi ile gerçekleşmiş olur. Bu konuda fakîhler arasında görüş ayrılığı yoktur. Mâl-i müstefâd eldeki malın cinsinden değil ise cumhûra (fakîhlerin çoğunluğuna) göre ayrı hükümdedir. Ne nisâbı tamamlamak ne de yıl şartı­nın gerçekleşmesi için eldeki mala eklenir. Meselâ nisâb miktarı deveye sa­hip olan bir kimse, yıl içinde sığır satın alsa, sığır için de ayrıca bir yıl bek­lemesi gerekir.
Mâl-i müstefâd; ticârî kârlar ve hayvan ürünlerinin dışında, fakat elde bulunan nisâb miktarı malın cinsinden ise; Hanefîler’e göre bu mal eldeki mala eklenerek hepsinin üzerinden bir yıl geçince zekâta tâbi olur. Meselâ 5 milyon liralık demir stoku bulunan tüccarın sene içinde eline satış veya ba­ğış yoluyla 50 milyon liralık demir geçse, sene sonunda 55 milyon liralık mal varlığının zekâtını vermesi gerekir.
6. Borç Karşılığı Olmama: El-emvâlü’l-bâtına (gizli mallar) ve el-emvâlü’z -zâhire (açık mallar).
Hanefîler’e göre borç üç nevidir:
Şahıslara olan borçlar.
Allah hakkı olarak vâcip olup kullar tarafından istenen borçlar. Zekât bu nevîdendir.
Kullar tarafından istenmeyen fakat Allah için yerine getirilmesi gere­ken borçlar. Nezir ve keffâret bu çeşit borçlardandır.
İlk iki grupta toplanan borçlar zekât mallarının nisâbını düşürürlerse, bu mallarda zekât gerçekleşmez. Üçüncü grupta toplanan borçlar, zekâtın gerçekleşmesine mânî değildir. Ayrıca borç hangi nevîden olursa olsun, toprak ürünlerinde zekâtın vücûbuna mânî değildir.
İmam Şâfiî’ye göre borç, hiç bir malda zekâtın vücûbuna engel olmaz. İmam Mâlik’e göre ise sadece parada zekâtın vücûbuna engeldir, nisâbı düşürürse zekât farz olmaz.

ZEKÂTIN GEÇERLİLİK ŞARTLARI
a) Niyet: Hanefîler’e ve Şâfiîler’e göre; kaide olarak niyetin ödeme anında bulun­ması gerekir. Çünkü zekât ibâdettir ve ibâdetlerde niyet şarttır. Fakat öde­meler parça parça yapıldığı için, kolaylık olsun diye niyetin, zekât borcunun çıkarıldığı anda bulunması da yeterlidir. Bu oruçta niyetin önceden yapıl­ması gibidir.
Zekât verilirken hükmen niyet edilmiş olması da yeterlidir. Meselâ mal sahibi niyet etmeden zekât borcunu verdikten sonra henüz mal fakirin elinde iken niyet etmesi yahut, vekîle vermesi anında niyet ettiği halde vekîl zekât borcunu öderken niyet etmemesi gibi durumlarda niyet hükmen var sayılır. Çünkü emreden kişinin niyeti esastır.
Hanefî mezhebinde müftâ bih (kendisiyle fetvâ verilen) görüşe göre zekât memuru açık mallardan (el-emvâlü’z-zâhire) zekâtı zorla almış ise, mükelle­fin üzerinden zekât borcu düşer, gizli mallardan zorla zekât alındı ise zekât borcundan mükellef -niyet etmemiş ise- kurtulamaz.
Şâfiîler’e göre; tercih edilen görüş -Hanefîler’de olduğu gibi- niyetin ze­kât borcunu çıkarma anında yapılabileceğidir. Çünkü niyeti zekât borcunu hak edenlere verirken şart koşmak güçlük doğurur. Onun için malında vekîl tâyîn eden kişinin devir esnasında zekâta niyet etmesi yeterlidir.
Şâfiîler çocuk ve akıl hastasının mal varlığından velî ve vâsîlerinin zekât ödemekle mükellef oldukları görüşündedir. Bu durumda velî veya vasî onlar adına zekât öderken niyet edeceklerdir.
Mâlikîler’e göre mükellef zekât malını ayırırken, bu malın verilmesinden az önce veya verilirken niyet edilmesi câizdir. Hanbelîler’in görüşü de buna yakındır. Onlara göre mal sahibinin niyeti esas olup zekât memurunun ni­yeti onun yerine geçmez.
b) Temlîk: Zekât; usûl (baba, anne, dede, nine) ve fürûa (çocuk ve torun) verilemez. Çünkü zekât verenle usûl ve fürûu arasında çok sıkı bir mülkiyet bağı ve menfaat ortaklığı vardır. Dolayısıyla burada tam anlamıyla temlîk gerçek­leşmez. Aynı şekilde kişi zekâtını karısına da veremez. Ebû Hanîfe’ye göre kadın da zekâtını kocasına veremez.

ZEKÂTA TÂBİ MALLAR
Altın ve gümüş nisâptan az ise nisâbı tamamlamak için biri diğerine ilâve edilir mi? Hanefîler’e göre ilâve edilmelidir. Şâfiîler ve Hanbelîler ise aksi görüştedir.
Altın ve Gümüşten Yapılan Zînet Eşyası: Hanefî mezhebine göre altın ve gümüşten yapılmış süs eşyaları zekâta tâbîdir. Meselâ altın ve gümüşten yapılmış bilezik, kolye, gerdanlık gibi ka­dın süs eşyası nisâba ulaşır ve üzerinden bir sene geçerse, o günkü altın fiyatları ile değeri bulunur ve 1/40 zekâtı verilir.
İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise mübâh olan ka­dın süs eşyası zekâta tâbî değildir. Ancak Şâfiîler’e göre kadın süs eşyala­rında isrâfa kaçarsa, meselâ 200 miskâl ağırlığında zînet eşyası bulun­durursa bunların zekâtını vermesi gerekir.
Altın ve gümüş dışında, hangi maddeden olursa olsun bütün süs eş­yaları zekâta tâbî değildir.
Erkekler tarafından kullanılan veya dince kullanılması haram sayılan altın-gümüş mâmulü bütün süs eşyası zekâta tâbidir.
Mâdenî ve Kâğıt Paraların Zekâtı: Mezhep imâmları devrinde kâğıt para henüz kullanılmadığı için klasik dönem fıkıh kitaplarında kâğıt paranın zekâtı ile ilgili açık bir hükme rast­lanmaması tabiidir. Altını temsil eden ve altın yerine ödemelerde kullanılan para türünün (banknot) kullanıldığı devirde yaşayan fakîhler, bu paraları “karşılığı hemen ödenebilen borç senedi” olarak değerlendirmiş ve borcunun dışında, üzerinden bir yıl geçmiş nisâb miktarı, yani 80.18 gram altın veya 561.2 gram gümüş karşılığı parası olanların bu paranın 1/40′ını (% 2.5) zekât olarak vermeleri gerektiğini söylemişlerdir.
Ticâret Malları: Hanefî fakîhlerine göre, ticâret mallarının kıymeti sene başında ve sene sonunda, yukarıda gösterilen altın veya gümüş nisâblarının altına düşme­melidir. Aksi halde bu mallarda zekât gerçekleşmez. Ticâret mallarının kıy­metlerinin sene içinde nisâbın altına düşmesi zekâtın farz olmasına mânî değildir. Mâlikî ve Şâfiî fakîhlerine göre, ticâret mallarında nisâb sadece sene sonunda aranır. Sene başı ve sene içinde nisâbın düşmesi bu mallarda zekâ­tın vücûbuna mânî sayılmaz.
Hanefîler’e göre ticâret mallarının zekâtı hesap edilirken borçlar çıkarılır. Şâfiîler’e göre ise borç zekâtı etkilemez. Mevcut malın zekâtı -borç dikkate alınmadan- hesap edilip verilir.
Toprak Ürünleri: Ebû Hanîfe’ye göre, bütün toprak ürünleri zekâta tâbîdir. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre, toprak ürünlerinin zekâta tâbî olabilmeleri için hubûbâtta olduğu gibi bir sene -çürümeden- kalabilme özelliğine sahip ol­maları gerekir.
Hanefî fıkıh kitapları İmâm-ı Âzam’ın bütün toprak ürünlerinin zekâta tâbî olduğu hususundaki görüşünü destekledikleri gibi, çağdaş İslâm âlimleri de bu görüşü savunurlar.
İmam Mâlik ve Şâfiî’ye göre ise bir sene muhâfaza edilebilen gıda mad­desi özelliğine sahip toprak ürünleri zekâta tâbîdir. Şâfiîler meyveden sadece hurma ve üzümün zekâta tâbi olduğu görüşündedir.
Hanefîler’e yakın bir görüşe sahip olan Ahmed b. Hanbel’e göre ölçüle­bilen, kurutulabilen, dayanıklı olan gıda maddeleri ve insanoğlu tarafından yetiştirilen bütün ürünler zekâta tâbidir. Ahmed b. Hanbel, zekâta tâbi mal­larda gıda maddesi olma şartını aramamaktadır. Buna göre pamuk, keten gibi giyim eşyası yapılan maddeler de zekâta tâbîdir.
Fakîhlerin çoğunluğu toprak mahsulleri zekâtında da nisâbın şart ve nisâbın beş vesk (=653 kg.) olduğu, bu nisâba ulaşmayan ürünlerin zekâta tâbî olmayacağı görüşündedir. Onlar bu görüşlerinde Hz. Peygamber’in “Beş veskten az (üründe) zekât yoktur ” anlamındaki hadîsine istinât ederler.
Toprak ürünlerinde nisâb şartını arayan fakîhlere göre buğday ve arpa kabuksuz olarak depo ediliyorsa miktarı 653 kilograma ulaşmadığı sürece zekâta tâbî değildir. Bu ve bu miktarın üzerinde olanı ise zekâta tâbîdir. Eğer pirinç gibi kabuğu ile birlikte depo ediliyorsa, mal sahibi isterse nisâbı kabuksuz olarak 5 vesk, isterse kabuklu olarak 10 vesk hesap eder ve ona göre zekâtını öder.
Ebû Hanîfe’ye göre ise toprak mahsullerinde nisâb şartı aranmaz. Zirâî ürünler ister az ister çok olsun zekâta tâbîdir.
Zekât Nisbeti: Hanefî mezhebine göre toprak ürünlerinin zekâta tâbî olabilmeleri için üzerlerinden bir yılın geçmesi (havl) şart değildir. Bir sene içinde kaç defa mahsul alınırsa her defasında zekât verilmesi gerekir.
Mal sahibi hiç bir karşılık beklemeden (meccânen) tarlasını ekilmek üzere birine verse, çıkan mahsûlün zekâtını bu şahıs öder. Arazi ekilmek üzere belli bir ücretle kiralanmış ise zekât İmâm-ı Âzam’a göre arazi sahibinden, Hanefîler’den Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed (İmâmeyn) ile diğer üç mezhep imâmına göre kiracıdan alınır.
Bal Ve Diğer Hayvan Ürünleri: Balın zekât mallarından olduğu ve baldan 1/10 nisbetinde zekât alınacağı görüşünü savunan Hanefî ve Hanbelî fakîhleri, bu görüşlerini konu ile ilgili Hz. Peygamber’den rivâyet edilen hadîslerle “Bal arı tarafından bir toprak ürünü olan çiçek özlerinden elde edilir. Hubûbâta zekât farz olduğu gibi bala da farzdır” şeklindeki kıyâsla delillendirirler. Şâfiî ve Mâlikî mezhebi fakîhleri ise bu konuda sahîh bir haberin mevcut olmadığını, balın süt gibi, bir hayva­nın ürünü olduğunu, sütün zekâta tâbî olmadığında görüş birliği bulundu­ğunu, aynı şekilde balın da zekâta tâbî olmaması gerektiğini ileri sürerler.
Ebû Hanîfe, balda nisâbın aranmayacağı, balın azından da çoğundan da zekât verilmesi gerektiği görüşündedir.
Madenler Ve Deniz Mahsulleri:
a) Rikâz: Rikâz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bu­lunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıy­metli maden ve eşyayı ifâde eder.
Hz. Peygamber’in “Rikâzda humus (1/5 nisbetinde vergi) vardır’ (Ebû Ubeyd, el-Emvâl, nr. 856-860) buyurduğu, Hz. Ömer’in Medîne dışında bu­lunan 1000 dinar altın paranın 200 dinarını devlet adına beytülmâle aldığı, Hz. Ali’nin de madenleri rikâz diye isimlendirip, çıkarılan maden parçaların­dan ve bulunan eski devirlere ait paralardan 1/5 nisbetinde vergi aldığı rivâyet edilir.
Rikâzla ilgili hadîs ve sahâbe tatbîkâtını değerlendiren fakîhler, bu teri­min kapsamı üzerinde görüş ayrılığına düşmüşlerdir.
İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’e göre rikâz eski devirlerde yer altına saklanan ve İslâmî devirde bulunan kıymetli eşya, hazine ve definedir. Madenler rikâzın kapsamına girmez. Hatta İmam Şâfiî rikâzı sadece Câhiliye devrinde gömülmüş olan altın ve gümüşe hasreder.
Hanefî fakîhleri ise hem madenleri ve hem de eski devirlerde yeraltına gömülüp gizlenen her nevî kıymetli eşyayı rikâz mefhûmu içinde mütâlaa ederler.
Rikâz; eski devirlerde yeraltına gömülen veya herhangi bir sebeple yeraltında kalan kıymetli eşyayı ifâde ettiğinde,
Mevât (işlenmemiş, sahipsiz) topraklarda veya sahibi bilinmeyen topraklarda bulunmuş ise 1/5′i vergi olarak alınır, kalan 4/5′i bulana verilir. Mülk arazide bulunmuş ise Hanefîler’e göre 4/5′i mülk sahibi veya vârisle­rine ait olur. Bu eşyayı gayri müslim tebâdan biri veya çocuk da bulsa du­rumda bir değişiklik olmaz.
Bulunan altın-gümüş ve kıymetli eşyanın İslâmî alâmet (mühür, yazı gibi) taşıması hâlinde “lukata” hükümleri uygulanır. Bu halde bulunan eşya bir sene müddetle -usûlüne uygun- ilân edilir, sahibi çıkmazsa beytülmâle teslim edilir.
Bu nevî bulunan eşyanın vergilendirilmesi için cumhûra göre nisâb da aranmaz. İmam Şâfiî nisâb şartını ileri sürmüştür.
Fakîhler rikâzın 1/5 nisbetinde vergiye tâbi olabilmesi için, bulun­duktan sonra üzerinden bir sene geçmesinin şart olmadığında görüş birliğindedir.
Rikâz ile ilgili hadîslerde, alınan 1/5 nisbetindeki verginin zekât verile­cek kimselere mi, yoksa fey kapsamında düşünülüp zekâtın dışında kalan muhtelif devlet giderleri için mi harcanacağı hususunda açıklık yoktur. Bu sebeple fakîhler rikâzın dağıtımı hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
İmam Şâfiî, rikâzdan alınan 1/5 nisbetindeki verginin zekât verilecek kimselere sarfedileceğini, Ebû Hanîfe, -bir görüşe göre- İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ise bu gelirin fey hükümlerine tâbi olup zekât dışında, kamu hizmetlerine harcanacağını savunmuşlardır.
Rikâz, yeraltına gömülmüş altın, gümüş, hazine yani kenz ve define anlamına alındığında önemli bir devlet geliri sayılmamalıdır. Çünkü bu çeşit hazine ve antik eşyanın bulunup çıkarılması sık rastlanan bir olay değil­dir. Ancak, Hanefî fakîhlerine göre madenler rikâz mefhûmu içinde mütâlaa edildiğinden, rikâzın vergilendirmesi büyük önem taşımaktadır. Hemen aşa­ğıda izah edeceğimiz gibi, bu durumda hem kapsamı genişlemiş olacak ve hem de maden vergi nisbetleri 1/5 olarak kabul edildiğinden devlet gelirleri içinde önemli bir yekûn tutacaktır.
b) Madenler: Yeraltından çıkarılan madenler üç kısımdır:
1) Katı olup eritilebilen ve dökümü yapılabilen madenler; altın, gümüş, demir, bakır gibi.
2) Eritilmeye elverişli olmayan katı madenler; mermer, kireç, kömür gibi.
3) Sıvı olup katılaşmayan madenler; civa, petrol gibi.
Ebû Hanîfe ve arkadaşlarına göre, katı olup eritilebilen ve dökümü yapılabilen altın, gümüş, demir, bakır gibi madenler vergiye tâbîdir. Eritilmeye elverişli olmayan yakut, zümrüt, mermer, kireç gibi madenlerle, sıvı olup katılaşmayan civa, petrol gibi madenlerden vergi alınmaz.
Şâfiî’ye göre, sadece altın ve gümüş madenleri zekâta tâbîdir, bunların dışında kalan madenler zekâta tâbî değildir.
Hanbelî fakîhleri ise, altın ve gümüş ile diğer madenler arasında herhangi bir fark gözetmemişler ve Bakara sûresinin 267. âyetinin genel anlatımından hareket ederek, cinsi ne olursa olsun bütün madenlerin zekâta tâbî olduğu görüşünü savunmuşlardır. Hanbelî mezhebine göre, yerden çıkan bütün madenler zekâta tâbidir. Bu madenlerden ister altın, gümüş, demir, bakır gibi eritilip dökümü yapılabilir cinsten olsun, ister yakut, zümrüt, sürme gibi sert olup eritilemeyen madenler olsun, isterse zift, neft, petrol gibi sıvı halde bulunan madenlerden olsun, bir ayırım gözetilmeksizin hepsinden zekât alınır.
Madenlerden alınacak zekâtın nisbeti konusu fakîhler arasında tartışmalıdır. Hanefî mezhebi fakîhleri madenleri rikâz mefhûmu içinde mütâlaa ettiklerinden, rikâzla ilgili hadîse istinaden vergi nisbetinin 1/5 olacağı, İmam Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ise madenlerden 1/40 (% 2.5) nisbetinde zekât alınacağı görüşünü benimsemişlerdir.
Hanefî mezhebine göre madenlerde nisâb aranmaz. Bulunan veya işle­nen maden az da olsa çok da olsa vergiye tâbîdir. Çünkü maden rikâzdır. Rikâzda da 1/5 nisbetinde alınması gerekli bir “hak” olduğu hadîsle belirtil­miştir. Buna göre sahipli arazide eritilebilen ve dökümü yapılabilen altın, gümüş, demir, bakır gibi bir maden bulunursa devlet 1/5 nisbetinde vergi­sini alır, kalanı yani 4/5′i o arazi sahibine verilir.
İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise madenlerin ze­kâta tâbî olabilmeleri için nisâb miktarına ulaşması gerekir. Bu da hadîslerle gösterilen altın ve gümüş nisâbıdır. Madenler bu kıymetlere ulaşmadıkça zekâta tâbi olmazlar.
Bütün fakîhler madenlerin zekâta tâbi olabilmeleri için üzerinden bir sene geçmesinin şart olmadığı görüşünde birleşmişlerdir.
Maden, sahibi bilinmeyen arazide veya devlete ait topraklarda bulu­nursa yine devlet 1/5 payını alır, kalan 4/5′i bulana ait olur.
Hanefîler’e göre madenlerden alınan 1/5 nisbetindeki vergi fey hükmüne tâbîdir, dolayısıyla kamu yararına olmak üzere devlet giderleri içinde sarfedilir.
Diğer mezhep imâmlarına göre ise alınan vergi zekâttır ve Tevbe sûresi­nin 60. âyetinde gösterilen zekât sarf yerlerine harcanır.
c) Deniz Ürünleri: Ebû Yûsuf, denizden çıkarılan inci, mercan gibi kıymetli süs eşyaları ile anber gibi kokuların 1/5 oranında vergiye tâbî tutulması gerektiğini ileri sürer.
d) Büyükbaş ve Küçükbaş Hayvanların Zekâtı: Senenin çoğunu meralarda otlayarak geçiren hayvanlara Sâime denilmekte­dir. Bunun karşılığı olarak yemle beslenen hayvanlara “ma’lûfe”, ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan hayvanlara da “âmile” adı verilmektedir.
Develerin Zekâtı:

5′ten 9′a kadar 1 adet koyun
10′dan 14′e kadar 2 adet koyun
15′ten 19′a kadar 3 adet koyun
20′den 24′e kadar 4 adet koyun
25′ten 35′e kadar 1 adet iki yaşında dişi deve
36′dan 45′e kadar 1 adet üç yaşında dişi deve
46′dan 60′a kadar 1 adet dört yaşında dişi deve
61′den 75′e kadar 1 adet beş yaşında dişi deve
76′dan 90′a kadar 2 adet üç yaşında dişi deve
91′den 120′ye kadar 2 adet beş yaşında dişi deve
Koyunların Zekâtı:

1′den 39′a kadar zekâttan muâf
40′tan 120′ye kadar 1 Koyun
121′den 200′e kadar 2 Koyun
200′den 399′a kadar 3 koyun
400′den 500′e kadar 4 koyun

Sığırların Zekâtı: Sâime olan sığırlarda zekât nisâbı 30 sığır olup, bundan azı için zekât gerekmez. 30 sığırdan 40 sığıra kadar, zekât olarak iki yaşına basmış erkek veya dişi bir buzağı verilir. 40 sığırdan 60 sığıra kadar, üç yaşına girmiş erkek veya dişi bir dana verilir. Tam 60 sığır olunca, birer yaşını bitirmiş iki buzağı verilir. Sonra her otuz sığırda bir buzağı ve her 40 sığırda bir dana verilmek sûretiyle hesap edilir.
Sınâî Servet, Yatırım ve Üretim Araçları: 1965′te Kahire’de ve 1984′te Kuveyt’te akdedilen konferans kararla­rında sınâî makinelerin sâfî gelirlerinden % 2.5 oranında zekât alınması tavsiye edilmiştir.

HİSSE SENEDİ
Çağdaş âlimler menkûl kıymetler borsasında alınıp satılmak ve böy­lece ticâreti yapılarak kazanç elde etmek amacıyla alınan hisse senetlerinin türü ne olursa olsun % 2.5 oranında zekâta tâbî olacağında görüş birliğine varmışlardır.
Ticâret maksadıyla değil de, sadece yatırımcı sıfatıyla hisselerin yıllık kârından (temettû) yararlanmak için hisse senetleri alınmışsa bunların gelirlerinin de zekâta tâbî olacağı ittifakla kabul edilmiştir.
Hisse senetlerinin türü ne olursa olsun ve ne maksatla elde bulundurulursa bulundurulsun kıymetli evrak olarak % 2.5 oranında zekâta tâbî olup olmayacağı, ayrıca temettû için elde bulundurulan hisse senetlerinin kârından ne nisbette zekât verileceği ihtilâf konusu olmuştur.

ZEKÂTIN ÖDENME ZAMANI
Fakîhlerin çoğunluğu, zekâtın vücûb sebebi nisâb bulunduğu takdirde kişinin zekâtını vaktinden önce ödeyebileceğini söylemişlerdir. Ebû Hanîfe, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel bu görüştedir.
İmam Mâlik ile Dâvûd ez-Zâhirî ise, mal ister nisâba ulaşsın ister ulaş­masın vaktinden önce zekâtının verilmesinin câiz olmadığı görüşündedir. Bu iki müctehîde göre, sene geçme şartı (havl) nisâb gibi zekâtın vücûb şartla­rından olup, nasıl namaz vaktinden önce kılınmazsa zekât da vaktinden önce ödenemez.
Bir malda zekât borcu doğduktan sonra, bu borç ödenmeden önce o mal çalınmak, kaybolmak, gasbedilmek gibi yollarla helâk olsa; mükellef ister ödeme imkânına sahip olsun veya olmasın, Hanefîler’e göre zekât borcu düşer. Fakat bu malı bağış veya satış yoluyla tüketirse zekât borcu düşmez, zekâtını vermesi gerekir.
Fakîhlerin çoğunluğuna göre ise bu durumda zekât borcu düşmez. Mükellefin onu yeniden ödemesi gerekir. Ancak İmam Mâlik’e göre, telef olduklarında hayvanların zekâtı ödenmez.
Zekâtın Sarf Yerleri: 1. Fakirler ve Miskinler, 2. Âmiller, 3. Müellefe-i Kulûb, 4. Rikâb, 5. Borçlular, 6. Fî Sebîlillah, 7. İbnüssebîl

FITIR SADAKASI
Fıtr sözlükte “orucu açmak”, fıtra da “yaratılış” anlamına gelir. Türk­çe’de fitre şeklinde söylenen “fıtır sadakası” dînî bir terim olarak şöyle ta­nımlanabilir: “Ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan müslümanların kendileri ve velâyetleri altın­daki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mâlî bir ibâdet”tir. Buğday veya arpa unundan yarım sa’, (520 dirhem-1459 gr.) diğerlerinden ise bir sa’ (1040 dirhem – 2918 gr.) verilir.

HAC VE UMRE
Hac sözcüğü “kasıt, yöneliş ve yürüyüş” anlamına gelir.
İhrâm, kişinin kendini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurtarışının sembolüdür.
Menâsik: Hac ibâdeti içinde yer alan ve bir kısmı sembolik davranışlardan ibâret olan fiiller.
Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel gerekli şartları taşıyan hac yükümlüsünün bu ibâdeti önündeki ilk hac mevsiminde edâ etmesi gerektiği, sonraki yıllara tehîr etmesinin günah olduğu, hatta bu ibâdeti uzun süre geciktiren kişinin şâhitliğinin kabul edilmeyeceği görüşündedirler. Şâfiî ve İmam Muhammed ise ileride yerine getirmeye azmedilmesi ve edâ imkânının normal şartlarda elden çıkması gibi bir endişenin bulunmaması şartıyla haccın tehîr edilebile­ceğini söylemişlerdir.
Haccın Yükümlülük Şartları: Müslümanlık, akıl ve bulûğ şartı yanında, ayrıca hac yapmaya bedenî ve mâlî imkânların yeterli olması da şarttır. Güç yetirebilme anla­mında istitâat denilir.
Bedel: Hac için bedel (nâib) tutmaya “ihcâc”; bedel tutan kimseye “âmir”, “menûb” veya “mahcûcun anh” denir. Ayrıca bedel gönderilen kimseye “me’mûr”, yol masrafı olarak verilen mal veya paraya “nafaka” ve haccı ifsâd etmesi hâlinde nafakayı geri ödemesine “tazmîn” adı verilmektedir.
— Arzu Demir ile birlikte.

Toplam 183 sayfa, 91. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020308990919293100110120...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.