Protokol Dersi Notları(Görgü  Kuralları)

Lokantada, mönü listesi açık kaldığı müddetçe garson gelmez. Yemek seçimi yapılınca mönü kitapçığı kapatılır.

Peçete diz üzerine katlı olarak serilir. Tabak altına serilmez. İkiye katlanan peçetenin açık uçları bedenimize bakar. Küçükse tek dize serilir.
Peçetenin amacı, ıslanan ve yağlanan dudaklarımızı silmektir.
Üst düzey peçetesini açmadan diğerleri

aöf ktisat Tarihi Ders Notları Ünitelerin notları(1-10)

1.Ünite
İKTİSAT TARİHİ BİLİMİNİN DOĞUŞU : İktisat tarihi ile ilgili önerilen iki tarih vardır.Bunlardan ilki Adam Smith’in “Milletlerin Serveti” adlı kitabının yayım tarihi olan 1776 yılıdır.Diğer tarih ise 1892 yılıdır.Bu tarihte Abd Harvard Üniversitesinde William Ashley için özel bir iktisat kürsüsü kurulmuştur.İktisat tarihinin doğuşu tarihçi okula çok şey borçludur.Bu okul klasik iktisat okuluna bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.Klasik okul iktisadi davranış kurallarının fizik kanunları gibi evrensel olduğunu iddia ederken tarihçi okul toplumun gelişme düzeyine göre farklılık göstereceğine değinmiştir.Klasikler tümdengelim;tarihçi okul ise tümevarım metodunu esas almıştır.

TARİHÇİLERİN İKTİSAT BİLİMİNE BAKIŞI : John Clapham’a iktisat tarihi geçmişin sosyal kurumlarının ekonomik yönlerini araştıran bir bilimdir.Unwin’e göre iktisat tarihi yazılı tarih boyunca insanoğlun içinde bulunduğu iktisadi şartları araştıran bir bilimdir.Gras’a göre iktisat tarihi iktisadi olayları kronolojik olarak sıralayan ve bu olaylar arasındaki ilişkileri ortaya çıkaran bir bilimdir.

İKTİSATÇILARIN İKTİSAT BİLİMİNE BAKIŞI : Hicks’e göre iktisat tarihi geçmiş çağların uygulamalı iktisadıdır.Heckser’e göre iktisat tarihinin amacı kıt ve yetersiz kaynakların insanların amaçları uğrunda çağlar boyunca nasıl kullandığının ve bu andaki değişmelerin insan hayatını ve toplumları ne şekilde etkilediğinin araştırılmasıdır.

İKTİSAT TARİHİNİN KONUSU VE GÖREVİ : İktisat tarihinin temel görevi ekonomilerin performanslarında ve yapılarında zaman içinde meydana gelen önemli değişikleri açıklamaktır.Toplumun siyasi ve ekonomik kurumları,teknolojisi,demografik durumu ve ideolojisi bu özellikleri başlıcalarıdır.Ekonomide uzun dönemdeki değişmelerin kaynağı,iktisatçılar tarafından kısa dönem tahlillerde çoğunlukla sabit olarak kabul edilen nüfus,teknoloji,mülkiyet hakları ve ekonomik kaynaklar üzerinde devlet kontrolünün derecesi gibi parametrelerde meydana gelen değişikliklerdir.İnsanlığın ekonomik tarihi,toplumların ekonomik performansını temelden değiştiren ve uzun dönemli ekonomik büyümeyi mümkün kılan iki köklü değişim çerçevesinde yazılabilir.Bu iki değişimden birincisi tarım inkılabı,ikincisi ise sanayi inkılabıdır.

TARIM İNKILABI : İnsanlar yaklaşık 10000 yıl önce yerleşik tarıma geçmişlerdir.Çeşitli bitkiler yetiştirmeyi ve hayvanları evcilleştirmeyi öğrendiler.Bu gelişme neolitik inkılap da denen temel ekonomik değişimi hızlandırdı.Avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik tarıma geçiş insanın sosyal ve ekonomik gelişme hızını artırdı.Tarım birbirinden bağımsız olarak farklı zamanlarda farklı bölgeler olan Ortadoğu,Orta Amerika ve Kuzey Çin’de ortaya çıktı.Neolitik çağın çiftçileri sürekli ekim nedeniyle verimliliği yiten toprakları terk ederek yeni,bakir topraklarda tarım yapıyorlardı.Modern zamanlarda bilinen bütün önemli yiyecek bitkileri neolitik çiftçiler tarafından keşfedilmiştir.Ayrıca çanak çömlek imali,dokuma,ekmek yapma ve keskin bir araç elde etmek için taşların cilalanması gibi teknikler de neolitik zamanlarda keşfedilmiştir.

TARIM İNKILABINI AÇIKLAYAN TEORİLER : Childe tarafından geliştirilen çevre değişikleri teorisi , Braidwood tarafından geliştirilen çekirdek alan teorisi , Binford tarafından geliştirilen nüfus artışı teorisi.

TARIM İNKILABININ SONUÇLARI : Nüfus arttı.Zaman içinde avcılık ve toplayıcılıktan çiftçiliğe doğru sürekli bir geçiş oldu.İlk kez siyasi bir organizasyon tipi olarak devlet doğdu.Teknolojik gelişme alanında büyük adımlar atıldı.Demir çağı bronz çağının yerini aldı.Ticaret gelişti ve genişledi.Bölgelerarası ticaretin önemi arttı.Şehirler ilk kez gelişti.Çeşitli ekonomik organizasyon tipleri doğdu.Komünal mülkiyet tipi doğdu.

ÜNİTE – 2

İLK MEDENİYETLERDEN KLASİK DÖNEME İLK ÇAĞ EKONOMİLERİ : Yalnızca yıllık su baskınlarının tarlaları verimli hale getirdiği bazı nehir vadilerinde sürekli tarım yapılabiliyordu.Tarımın ilk geliştiği bölgelerden yalnızca iki vadi böyle bir imkanı sağlıyordu.Bu vadiler: Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki bölge ve Mısır’ın Nil Vadisi’ydi.

MEZOPOTAMYA : M.Ö. 6000 ile 3000 yılları arasında ortaya çıkan bir dizi sosyal değişim ve teknik ilerleme küçük neolitik yerleşim yerlerinin şehirlere dönüşmesini sağladı.Bu dönemde ortaya çıkan en önemli teknik ilerlemeler; yazının icadı,bakırın eritilmesi ve dökülmesi,hayvan gücünün saban ve tekerlekli araçlara koşulması,yelkenli gemilerin ve çömlekçi tekerleğinin bulunmasıydı.Daha 3000’lere gelmeden köleler,kiracı çiftçiler,esnaf,tüccar,din adamları ve yöneticiler ayrı sosyal gruplar olarak ortaya çıktılar.İlk Sümer kayıtları Mezopotamya bölgesinde verimli topraklarda bazı bağımsız şehir devletlerinin doğduğunu göstermektedir.İstilalara rağmen Sümer hayat tarzı oldukça istikrarlı olarak varlığını sürdürebildi.Uzak mesafeli ticaret Mezopotamya’da önemli ve hayati bir rol oynuyordu.Ticari koloniler oluşturulmuştu.Hukuk kuralları oldukça gelişmişti.Gümüş para şeklinde olmasa bile bir değişim aracı ve değer ölçüsü olarak kullanılıyordu.

MISIR : Mısır’ın gelişmesi Mezopotamya’nın gelişmesi ile paralellikler göstermekle birlikte önemli bir fark vardı.O da aşılmaz çöllerle Mısır’ın istilalara karşı korunmuş olmasıydı.Mezopotamya’da topraklar özel mülkiyet altındayken; Mısır’da firavun tüm Mısır topraklarının sahibiydi.Ticaret firavunun adamlarının tekelindeydi.Mısır’da üretim büyük ölçüde merkezi bürokrasi tarafından planlanıyordu.

MEDENİYETİN YAYILMASI : 4.binyıl boyunca Ortadoğu’da çiftçiler ürün rotasyonu,nadasa bırakma ve hayvan pisliği,kül ve deniz kabukları ile toprağı gübreleme gibi verimliliği artırmayı sağlayan tedbirleri öğrendiler.Sürekli köyler teşekkül ettikten sonra ticaret yollarının kesiştiği noktalarda ya da idari ve dini merkezlerde yeni şehirler kuruldu.

YUNAN EKONOMİSİ : Yunanistan’ın toprağı dağlıktı.Bu yüzden deniz ana ulaşım yoluydu.İlk yunan tüccarları esas olarak Doğu medeniyetlerinin gelişmiş merkezleri ile Akdeniz çevresinin geri kalmış ülkeleri arasında aracı rol oynadılar.Lidyalılardan öğrenilen para ticarette büyük bir kolaylık sağladı.Yunan şehirlerinde Pazar ekonomisinin ve ihtisaslaşmanın gelişmesini teşvik etti.Toprakların büyük bir bölümünü bağcılığa ve zeytinciliğe ayırdılar.Sonraki yüzyıllarda zeytincilik ve bağcılık tipi tarım,Akdeniz dünyasının büyük bir bölümüne yayıldı.M.Ö. 800-500 yılları arasında ihtisaslaşma ve işbölümü arttı.Hem iç hem de uluslar arası ticaret gelişti ve bunu da para ekonomisinin yaygınlaşması izledi.Buğday,kereste,esir ve bazı lüks mallar ithalatı gümüş,zeytinyağı,çanak çömlek ve diğer ihracat mallarıyla karşılanıyordu.Atina parası ayarı ve ağırlığıyla uluslar arası bir ödeme aracı oldu.Atina’nın ekonomik refahının en önemli nedeni üretim faktörleri üzerinde etkin bir mülkiyet hakları sistemi kurmayı ve buna uygun bir hukuki çerçeve meydana getirmeyi başarmasıydı.Helenistik çağda ekonominin en göze çarpan özelliği üretim ve bölüşüm üzerinde Doğu’ya özgü devlet kontrolü uygulamasının benimsenmesiydi.İskender’in fetihleri ile gerçekleşen coğrafi yayılma Helen dünyasının Hindistan ile doğrudan ticaret ilişkileri kurmasını sağladı.Çin ile ticaret de önem kazandı.bazı şehirler sınai ihtisaslaşmaya bile yöneldi.Helen çağı eski dünyada başarılmış,bölgesel ekonomik bağımlılık ve ihtisaslaşmanın en yüksek düzeyine ulaştı.

İLKÇAĞ EKONOMİLERİNDE DEĞİŞME VE GERİLEME : Tarımın ortaya çıkışından sonra nüfus önemli ölçüde artmaya başlamıştı.Nüfus artışı ve bunu izleyen azalan verim hadisesi geçmiş ekonomilerin çöküşünün ilk hazırlayıcısı olmuştur.

ROMA İMPARATORLUĞUNUN EKONOMİSİ : Roma şehir devleti başlangıcında aristokratik bir karakter arz ediyordu.Roma toplumu başında bir kral ve yönetimi elinde bulunduran askeri patrici zümresi ile küçük toprak sahipleri,kiracı çiftçiler,esnaf ve tüccarın meydana getirdiği pleb sınıfından meydana gelmekteydi.Zenginleşen plebler devletin idaresinde particilerin arasına katılarak etkinlik kazanabildi.Böylece siyasi yapı aristokrasiden oligarşiye dönmüş oldu.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA NÜFUSU : Ölüm oranı yüksek,hayat süresi kısaydı.nüfusun büyük bir bölümü kırsal bölgelerde yaşıyor ve toprakta çalışıyordu.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA TARIMI : İmparatorluk nüfusunun büyük bir bölümü tarımla uğraşıyordu.Tahıllar yaygın üretimi yapılan ürünlerdi.İmparatorlukta deniz yoluyla yürütülen uzak mesafeli ticaret mahalli ihtisaslaşmaya imkan veriyordu.Yeni fethedilen bölgelerden Roma’ya bol ve ucuz olarak hububat akması üzerine İtalya’da karlı olmaktan çıkan tahıl üretiminin önemi azalırken,geniş alanlar hayvancılığa ayrılmış,verimli topraklarda ise bağcılık ve zeytincilik önem kazanmıştı.Kölelik yeniliği önleyici bir faktördü.İtalya’nın kırsal nüfusu büyük ölçüde kendi sahibi ya da kiracısı oldukları toprakları izleyen bağımsız köylülerden oluşuyordu.İmparatorlukta temel vergi ekili arazi üzerindeydi.Köylüler altın olarak sabit kalan vergiyi gümüş parayla değerlendirildiğinde daha fazla olarak ödemek zorundaydılar.

LATİFUNDİA : İşgücünün büyük kısmı kölelerce sağlanan ve kar amacıyla üretim yapan büyük çiftliklerdir.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA ŞEHİRLERİ : Roma uygarlığı bir şehir uygarlığıydı.Şehirlerin önemli bir fonksiyonu mahalli yönetim merkezleri olmasıydı.Bazı şehirler ise askeri bir fonksiyona sahipti.Şehir nüfusunun önemli bir bölümünü tarım işçileri oluşturuyordu.Şehir halkının gerek duyduğu tahıllar,zeytinyağı ve şarap vergi gelirleriyle karşılanıyordu.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA TİCARETİ : Ticaret imparatorluğa hayatiyet kazandıran ve zenginliğinin temelinde yatan unsurdu.Akdeniz, ticareti ve mal hareketlerini teşvik ediyordu.Ticaret,büyük ölçüde zengin kesimin lüks ihtiyaçları ile ordunun taleplerini karşılamaya yönelikti.İmparatorluk geniş bir yol ağına sahipti.Akdeniz ticaretinin en önemli kalemi tahıldı.Kara ticareti daha değerli mallarla sınırlıydı.Diğer önemli bir ticaret konusu kölelerdi.Askeri ve stratejik önemi olan malların imparatorluk dışına gönderilmesi yasaktı.Çanak çömlek ve bronz eşyalar en çok ticareti yapılan mallardı.Bu ticaret karşılığında imparatorluğa barbar dünyadan hayvan,orman ürünleri ve en önemlisi de köle geliyordu.Roma’nın altın parası Aureus; gümüş parası ise Denarius’du.

GEÇİMLİK EKONOMİ : Üretimin esas olarak öz tüketim için yapıldığı,yaşam standardının temel ihtiyaçların ötesini karşılamadığı,marjinal prodüktivitenin çok düşük olduğu bir ekonomidir.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA’DA İMALAT FAALİYETLERİ : İmparatorlukta önemli sanayi dallarından biri taş ocağı işletmeciliğiydi.Diğer önemli bir sanayi kolu da madencilikti.Madenler,önemli ölçüde uzak mesafeli ticarete konu oluyordu.Diğer gelişmiş bir sanayi kolu çanak çömlek sanayisiydi.Önemli sanayi kollarından bir diğeri olan dokuma daha çok bir ev endüstrisi durumundaydı.Doğu eyaletleri zengin bir sınai geleneğe sahip mamul mal üreticisi bölgelerdi.Buna karşılık imparatorluğun Avrupa’daki batı eyaletleri daha çok hammadde yetiştiricisi bölgeler durumundaydı.Büyük şehirlerde aynı meslekten esnaf grupları loncalarda toplanmıştı.Collegia adı verilen bu dernekler ekonomik olmaktan çok sosyal amaçlı kuruluşlardı.

ROMA İMPARATORLUĞUNUN GERİLEMESİ VE ÇÖKMESİ : Barbarların artan askeri yetenekleri Roma’nın mukayeseli üstünlüğünün azalmasına yol açıyordu.Askeri üstünlükteki bu nisbi düşüşle birlikte imparatorluğun masrafları da artmaktaydı.Harcamalar böylece artar ve vergi ihtiyacı yükselirken verginin kaynağı süratle aşınıyordu.İmparatorlukta bir işgücü kıtlığı da doğmuştu.İmparatorluk karşılaştığı bu problemlerin üstesinden gelebilmek için sonuçta ekonomiyi daha zor şartlara iten çeşitli tedbirlere başvurdu.İlk olarak artan gelir ihtiyacını karşılayabilmek için vergiler ağırlaştırıldı.İkinci olarak da paranın ayarıyla oynayarak değerini sürekli düşürdü.Sonuçta imparatorluk tamamen altın para sistemine geçti.Para değişim aracı olma fonksiyonunu önemli ölçüde kaybetti.

ÜNİTE – 3

AVRUPA’NIN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ : Avrupa toprakları coğrafi farklılıklar gösteriyordu.Nehirlerin önemli bir kısmı gemiciliğe elverişli olduğundan ağır ve hacimli malların taşınabilmesi için önemli bir imkan sağlıyordu.Kuzey Batı Avrupa’nın kıyıları girintili çıkıntılı olup pek çok sayıda liman bulunmakta ve bu coğrafya denizciliği teşvik etmekteydi.Kuzey Avrupa maden kaynakları bakımından zengindi.Demir ve kömür iki önemli madendi.Kuzeybatı Avrupa’nın iklimi Akdeniz’den daha nemlidir.Yağışlar yıl içinde düzenli olarak dağılmıştır.Kışlar daha soğuk,yazlar ise daha sıcak olur.

ORTAÇAĞ AVRUPA TOPLUMU : Ortaçağ’da Avrupa toplumu üç etkiye tabiydi.İlk etki Roma İmparatorluğu’nun mirasının etkisiydi.Bu etki kıtanın güney ve güneydoğu bölgelerinde daha belirgindi.İkinci etki Cermen istilacılarının etkileriydi.Bu etki kuzeyde daha belirgindi.Üçüncü etki evrensek kilise kurumlarından kaynaklanıyordu.Kilisenin etkisi din,politika ve ekonomide hissedilmekteydi.Roma İmparatorluğu döneminde medeni Avrupa Roma’nın egemenliği altında olan Akdeniz Avrupa’sı ile sınırlıydı.Toprakta komünal mülkiyet vardı.Hayvanlar özel mülkiyet altındaydı.Romalılarla hayvan ve köle karşılığında yürütülen lüks mallar ticareti Cermen aşiretlerinin süratli bir sosyal farklılaşma sürecine girmesine yol açtı.Kilise eğitimin tek merkeziydi.Pek çok manastır Ortaçağ’da aynı zamanda önemli tarım üretim merkezleriydi.

ORTAÇAĞ’IN EKONOMİK DÖNEMLERİ : 476 ile 1000 yılları arasındaki dönemde (Karanlık Çağ ya da Erken Ortaçağ) Avrupa siyasi ve ekonomik düşüş içindeydi.Bu dönemde Avrupa’da giderek feodal bir siyasi yapı ve malikaneler ekonomisi gelişti.1000 yıllarından başlayarak 14. yüzyılın başlarına kadar olan İleri Ortaçağ döneminde yaygın ve hızlı bir ekonomik kalkınma görüldü.Feodalizmin zirveye ulaştığı bu dönemde nüfus,zirai ve sınai üretim ve ticaret büyüdü;şehirler canlandı;kültürel bir patlama oldu.14. ve 15. yüzyıllardaki Geç Ortaçağ’da ekonomik bir kriz yaşandı.Büyük ölçekli malikane tarımının sanayinin ve uluslar arası ticaretin düştüğü bu dönemde nüfus da azaldı.Asiller arasındaki savaşlar ve yaygın köylü isyanları bu krizin siyasi göstergeleriydi.

ERKEN ORTAÇAĞ’DA İSTİLALAR VE FEODAL ÖRGÜTLENME : Roma İmparatorluğu’nun yıkılışıyla Avrupa yaklaşık yarım bin yıl sürecek bir siyasi kargaşa dönemine girdi.Önce Cermen aşiretlerinin uzun ve tahripkar istilaları yaşandı.Daha sonra Müslümanlar fetihleriyle Avrupa’yı sarstılar.Dönemin sonlarına doğru ise Macarlar ve Vikingler Avrupa’yı istila eden yeni güçler oldular.İlk iki istila dalgasının Avrupa üzerinde olumlu bir etkisi oldu.Avrupa içinde iktisadi ve kültürel birlik doğdu.Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Kuzey Avrupa nisbi durumunu iyileştirmeye başladı.Bunun kısmi bir nedeni Güney Avrupa ile daha yakın bir işbirliğine girilmesiydi.Müslümanların Akdeniz’i ele geçirmesi bu bütünleşmeyi daha da hızlandırdı.7. yüzyıldan itibaren Akdeniz dünyasının birliği kaybolurken Avrupa içinde bütünlük doğmuş oldu.Fakirleşen Akdeniz kesimi kıtanın kuzey kesimine daha sıkı şekilde bağlandı.Avrupa bütün bu istilalara karşı bir kendini savunma sistemi olarak feodalizmi geliştirdi.Şövalye at üzerinde mızrak ve kılıçla dövüşen kalkan ve zırhla korunmuş profesyonel bir savaşçıydı.Tepede ülkenin bütün toprakları Tanrı tarafından kendisine bağışlanmış bir kral bulunuyordu.Kral topraklarını fief adı verilen parçalara ayırarak vassal adı verilen adamlarına emanet etmişti.

FEODALİZM : Büyük arazilere sahip lord ya da senyör denilen kişilere korunma ve adalet karşılığında mal ve hizmet üreten kölelerle,serfler ve hür köylülerin alt tabakasını medyana getirdiği dikey olarak örgütlenmiş siyasi,iktisadi ve sosyal bir organizasyondur.

FİEF : Osmanlı toprak sistemindeki tımara benzer.Ancak tımarda toprağın çıplak mülkiyeti devlete aittir.

VASSAL : Bir derebeyinin himayesindeki ve ona bağlı kimsedir.

FEODAL SÖZLEŞMENİN TEMEL UNSURU : Senyör tarafından bağışlanan toprak üzerindeki hakların vassal tarafından sağlanan askeri ve diğer hizmetler karşılığında değiştirilmesidir.

ERKEN ORTAÇAĞ’DA MALİKANE : Siyasi gelişmeler sonucu 10. yüzyılda Avrupa’nın pek çok kısmı malikane olarak bilinen küçük siyasi ekonomik birimlere ayrılmıştı.Malikanenin işlevi köylünün güvenliğini,aristokrat sınıfın ise otoritesini ve geçimini sağlamaktı.Bu dönemde ticaret son derece sınırlıydı.

AĞIR SABAN VE AÇIK TARLA SİSTEMİ : Malikanenin toprakları dört bölümden meydana geliyordu.Yerleşim yeri,tarlalar,çayırlar,koruluk ve ormanlar.Tarlalar, malikane halkının beslenmesini sağlayan ürünlerin yetiştirildiği yerlerdi.Akdeniz Avrupa’sı kuru bir iklime ve yumuşak topraklara sahip olduğundan temel tarım aracı bir çift öküzle çekilen ve toprağı adeta tırmıklayan hafif bir sabandan ibaretti.Geleneksel hafif saban çapraz sürümü gerektirdiğinden tarlalar genellikle kare şeklinde oluyordu.Ağır sabanda ise tarlaların uzun çizgiler halinde sürülmesi en etkin sürüm şekliydi.Ortaçağ Kuzey Avrupa tarımının bir başka özelliği bölgeler arasında ihtisaslaşma olmadığı için hububat tarımı ile hayvancılığın aynı malikane içinde bir arada yürütülmesiydi.

İKİLİ VE ÜÇLÜ TARLA ROTASYONU : Erken Ortaçağ’da Avrupa ikili tarla rotasyonunda tarlaların bir bölümüne kış ekimi yapılıyor,diğer bölümü ise üretkenliğini yeniden kazanabilmesi için boş bırakılıyor yani nadasa ayrılıyordu.Üçlü tarla rotasyonunda ise tarlalar üç ana kısma ayrılıyordu.

ORTAKLAŞA TARIM : Sürüm,ekim,biçme ve harman zamanı her topluluk tarafından geleneklere,iklim şartlarına ve diğer faktörlere bağlı olarak düzenleniyordu.Tek tip ürün tartışmanın yapılması zorunluydu.Sistem herhangi bir yeniliğe kapalıydı.

ÇAYIR , KORULAR VE YERLEŞİM YERİ : Çayır da tarlalar kadar önemliydi.Korular ise malikanenin çeşitli hayvanlarının yazın otlamasını sağlıyordu.Korulardan aynı zamanda yakacak odun ve inşaat kerestesi elde ediliyordu.Malikanenin dördüncü kısmı ise yerleşim merkeziydi.Yerleşim yeri tarlaların ortasında,su kaynağına yakın bir yerde ve köyü dış dünyaya bağlayan bir yolun üzerinde bulunuyordu.

MALİKANEDE SOSYAL YAPI : Ortaçağ’da toprak üzerinde yaşayan insanlar arasında karışık bir sosyal ve hukuki farklılaşma vardı.Bu yapının alt tabakasını ise korunma ve adalet karşılığında mal ve hizmet üreten kölelerle,serfler ve hür köylüler meydana getiriyordu.Bir bütün işletmeye sahip olan her köylü rezervde genellikle haftada üç gün çalışmak ve bu iş için gerekli saban,öküz ve aletlerden kendi payına düşeni getirmek zorundaydı.Köylülerin angarya hizmetlerini düzenleme işi lord tarafından tayin edilen kahyalarca yürütülüyordu.Lord malikanedeki anlaşmazlıkları ve davaları görerek karara bağlayan ve cezaları tespit eden bir mahkeme toplardı.Para ya da ürün şeklinde verilen cezalar lorda ödenirdi.

REZERV : Lordun doğrudan yararlandığı topraklardır.

SANAYİ : Ortaçağın ilk yarısında sınai mamul mal üretimi sınırlıydı.

ÜNİTE – 4

İLERİ ORTAÇAĞ’DA AVRUPA’DA SİYASİ İSTİKRARIN SAĞLANMASI : Yalnızca savaşçılık ve din adamlığı saygı gören mesleklerdi.Bu dönemde Avrupa dışa karşı saldırgan bir politika izleme imkanı buldu.Haçlı akınları şeklinde Müslümanlara karşı girişilen saldırılar,Avrupa içindeki göç ve kolonizasyon hareketleri ile Avrupa dışında ticari üsler kurma çabaları bu saldırgan politikanın en belirgin göstergeleriydi.

EKONOMİK BÜYÜME : 11. yüzyıldan itibaren Avrupa’da ticaret genişlemiş,yeni şehirler doğmuş ve büyümüş,ekonomik ihtisaslaşma ortaya çıkmıştır.Henry Pirenne’ye göre Avrupa’nın gösterdiği genişleme bir dış faktörün etkisiyle ortaya çıkmıştır.Bu dış faktör bir yandan Haçlı seferleri sonucunda Akdeniz’in ticarete yeniden açılması,öte yandan da 11. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın gerek Akdeniz yoluyla ve gerekse Rusya toprakları aracılığıyla Bizans ve İslam dünyasıyla ticari ilişkilerini geliştirmesidir.Ortaçağ’daki ekonomik gelişmenin merkezleri Kuzey İtalya,Güney Alçak Ülkeler (Hollanda,Lüksemburg ve Belçika) ve Hansa şehirleriydi.İtalya Avrupa’nın en gelişmiş bölgesiydi.Güney Alçak Ülkeleri ise Karolenj döneminde ekonomik canlanmasını gerçekleştirmişti.

NÜFUS : Savaşlar,açlıklar,kıtlıklar ve salgın hastalıklar yüzünden nüfus artışı yavaşladı.Ortaçağ döneminde Avrupa nüfusu daima genç bir nüfustu.10. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar süren artışlara rağmen Avrupa nüfusu nispeten azdı.Çeşitli kültürel faktörler sanayi öncesi Avrupa’da doğurganlığı sınırlamaktaydı.Evlilik yaşı oldukça ileriydi.

ŞEHİRLERİN DOĞUŞU VE BÜYÜMESİ : 11. yüzyıldan itibaren gezginci tüccarın ve esnafın bu merkezlere yerleşmesiyle şehirler birer değişim ve imalat yeri haline geldi.Şehirler birer değişim ve imalat yeri haline geldikten sonra süratle büyüdü.Bu büyümenin temelinde yoğun halinde göç hareketi yatıyordu.Şehir nüfusu kırsal bölgelerden nüfus göçüyle büyüdü.şehirlerin doğuşunun siyasi bir sonucu feodal olmayan bir yönetim şeklinin ortaya çıkmasıydı.Malikane mahkemesinin kuralları şehirli tüccarın ihtiyaçlarına pek uygun düşmüyordu.Bu yüzden tartışmalı sözleşmelerin bir karara bağlanabilmesi için yeni ticaret hukuku kuralları geliştirildi.Canlı bir tüccar ve esnaf topluluğunun kendilerine ek bir gelir getireceği ümidiyle pek çok müteşebbis feodal yönetici yeni şehirler kurma yoluna gitti.bu yeni şehirlere sakinlerinin sahip olacağı hürriyetleri belirten imtiyaznameler bağlandı.Fransa ve İngiltere’de krallar da kasaba ve şehirlerin bu imtiyazlarının garantörü oldular.Böylece krallarla şehir halkı arasında bir ittifak doğu.Bu ittifak Fransa ve İngiltere’de milli monarşilerin kurulmasının temelini oluşturdu.Feodal dünyada tipik olarak dikey bir düzenleme geçerliydi.İnsanlar arasındaki ilişkileri fief ve hizmet,bağış ve bağlılık yemini,lord vassal ve serf gibi kavramlar düzenlemekteydi.

TEKNOLOJİK YENİLİKLER : 6. ve 11. yüzyıllar arasında ortaya çıkan teknolojik yenilikler daha çok tarımla alakalıydı.Bu yeniliklerin en önemlileri ağır saban,üçlü tarla rotasyonu ve yeni bir at koşum siteminin geliştirilmesi ile çivili at nalıydı.Ağır sabanın en büyük avantajı yumuşak topraklara göre daha verimli olan Kuzey Avrupa’nın yoğun ve sert topraklarını tarıma elverişli hale getirmesiydi.ikinci önemli avantajı insan emeğinden tasarruf sağlamasıydı.üçüncü avantajı ise toprakların uzun çizgiler halinde sürülmesine imkan sağlamasıydı.Üçlü tarla rotasyonu da önemli avantajlara sahipti.Farklı mevsimlerde değişik ürünlerin ekilmesi hasat kötülüğüne ve onu izleyen kıtlığa karşı bir sigorta mekanizması görevi yapıyordu.Bu sistemin ikinci ve daha önemli avantajı sürüm işlemlerinin yıl içinde daha düzenli olarak dağılmasına ve böylece yeni toprak açma faaliyetlerinin hızlanmasına imkan vermesiydi.Yulaf üretiminin artması atı,tarımda,taşımada ve sanayide yararlanılan önemli bir güç haline getirdi.Avrupa’da at besleme yaygınlaştı.Ortaçağ’da meydana gelen bir diğer önemli teknolojik değişme de su ve rüzgar değirmenlerinin yaygınlaşmasıydı.10. yüzyılın ortalarında Flandra’da dikey tezgah bulundu.13. yüzyılın ikinci yarısının önemli yenilikleri çıkrık ve gözlüktü.14. yüzyılın başlarında ilk saatler ve ateşli toplar ortaya çıktı.Aynı dönemde kanallar için kapama sistemleri geliştirildi.15. yüzyılda ise gemi yapım teknolojisinde önemli değişmeler oldu.Tam yelkenli gemilere inşa edildi.15. yüzyılda ortaya çıkan diğer önemli bir değişme matbaanın icadıydı.

TEŞEBBÜS VE KREDİ ALANINDAKİ GELİŞMELER : Panayırların düzenlenmesi,ticari temsilcilerin yaygınlaşması,yeni muhasebe tekniklerinin doğuşu,çek,ciro ve sigorta bu gelişmelerden yalnızca birkaçıdır.İtalya,bu yeniliklerin bir çoğunun doğuş yeridir.Tasarrufların toplanarak prodüktif alanlara yöneltilmesi amacıyla daha karmaşık başka müesseseler de geliştirildi.Bunun tipik bir örneği 10. yüzyılda doğan ve daha sonra yaygınlaşan Commenda’ydı.Commenda’nın ekonomik önemi toplumun likit fona sahip bütün üyelerinin dolaylı yolla da olsa üretim sürecine katılabilmesiydi.15. yüzyıla doğru Commenda yerini saha gelişmiş bir ortaklık şekli olan Kumpanya’ya bıraktı.İlk başta kumpanyalar kan bağına sahip kişiler arasında kurulan bir ortaklıktı.Kumpanyaların ilave sermaye ihtiyacı mevduat yoluyla karşılandı.Bu durum ticaretle bankacılık faaliyetlerinin birbirlerine yaklaşması demekti.Poliçenin gelişmesi bu ilişkiyi daha da güçlendirdi.Poliçe paranın bir bölgeden diğerine transferinin bir atacıydı.Poliçenin ekonomiye katkısı sermayeyi oldukça likit ve uluslar arası ölçüde mobil hale getirmesiydi.Bütün bu gelişmeler genel bir ekonomik gelişmeyi mümkün kıldı.Tüm gelir kategorileri,karlar,ücretler ve kiralar arttı.Yalnızca faizler yükselmedi.

PARA ALANINDAKİ GELİŞMELER : Pound bir ağırlık,shilling eski bir paranın adı,penny ise dolaşımdaki tek paraydı.Ortaçağ’da uluslararası seviyede haklı bir şöhret yapan paralar Floransa’nın altın florini ve Venedik’in altın dukasıydı.Para kıtlığından ve düşen fiyatlardan kurtulmanın yolları kredinin geliştirilmesi,madeni para dışında ödeme araçlarının yaygınlaştırılması,paranın altın ve gümüş ayarının bozulmasıydı.Ortaçağ boyunca en hızlı ekonomik gelişmeyi yaşayan ülkeler aynı zamanda en büyük para ayarı bozulmasına şahit olan ülkelerdi.

TARIMSAL GENİŞLEME : Tarımsal genişleme iki şekilde kendini gösterdi.İlk olarak yeni topraklar tarıma açıldı.İkinci olarak yaygın bir kolonizasyon faaliyetine girişildi.Tarımla ilgili Alman tekniklerinin etkisi Slav bölgelerinde de görüldü.

MALİKANE BÜNYESİNDE DEĞİŞMELER : Malikane halkı sınai üretimlerine son vererek bu ihtiyaçlarını kendi tarımsal ürünleri karşılığında şehirlerden temin etmeye başladılar.Asil sınıfın tüketmek istediği malları pazardan temin etmesi mümkündü.Ticaretin yeniden canlanması asil sınıfın tüketim malları talebini yükseltmişti.Bu iki gelişme de asil sınıfın nakdi gelir ihtiyacını artırmıştı.Lord için topraklarından nakdi kira almak,vergileri ürün yerine para olarak toplamak ve elde ettiği bu nakdi gelirle ihtiyaçlarını pazardan sağlamak daha etkin bir çözüm haline gelmişti.Lordlar angaryaları yıllık sabit para ödemelerine çevirdiler.Aynı zamanda rezerv topraklarını parçalara bölerek sabit bir ödeme karşılığında kiraya verdiler.Anlaşmalar geleneksel olmaktan çıkarak sözleşmelere dayalı hale geldi.Daha önce krala karşı hizmetlerini şahsen yerine getiren lordlar bu hizmetlerinin karşılığı para olarak ödemeye başladılar.

TİCARETİN BÜYÜMESİ VE ÇEŞİTLENMESİ : Avrupa’da ticaret daima varolmuştu.9. ve 10.yüzyılın istila ortamında daralmış,lüks ve dini karakterli mallarla sınırlı hale gelmiş,ancak yine de devam etmişti.12. yüzyıldan itibaren Avrupa artık satmak için yeni mallara sahipti.Dokuma ve madeni eşya ihracatı artan ölçüde kereste,şap,ipek ve baharat ithalatı karşılığında kullanılmaya başlanırken,altın çıkışı daha küçük oranlara inmeye başladı.Akdeniz ticaretinin karakteri de değişti.Daha 12. yüzyılda üretimde bölgesel ihtisaslaşma Ortaçağ Avrupa ekonomisinin belirgin bir özelliği olmaya başlamıştı.Avrupa içinde önemli bir ticaret hareketi Kuzey Avrupa ile Güney Avrupa arasında cereyan ediyordu.Ortaçağ’da önemi giderek artan bir diğer ticaret alanı Kuzey denizleriydi.Bu ticarete Hansa adı altında örgütlenmiş Alman ticaret şehirleri hükmediyordu.Kuzey denizlerindeki ticarette Avrupa gelişmiş,İskandinavya ve Baltık Bölgesi ise gelişmekte olan bölge durumundaydı.Karolenj döneminde tüccarlar başta Suriyeliler ve Yahudiler olmak üzere yabancılardı.Tüccar sınıfı ayrıca şehirlerde siyasi güç tekeline de sahipti.

SANAYİ : Ortaçağ toplumu esas olarak tarıma dayalıydı.Ancak sanayinin ekonomiye katkısı da önemliydi.Ortaçağ’da en geniş ve yaygın sanayi kolu dokumacılıktı.Kumaş Avrupa’da her ülkede,her bölgede ve hatta her evde imal ediliyordu.Yün yanında keten de başta Fransa ve Doğu Avrupa olmak üzere pek çok bölgede üretiliyordu.İpek ve pamuk üretimi ise İtalya ile Müslüman İspanya’sında toplanmıştı.Dokuma endüstrisine göre daha küçük,fakat ekonomik açıdan daha önemli bir sanayi kolu da [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lurji ve onunla ilgili yan faaliyetlerdi.Diğer önemli bir sanayi kolu dericilikti.

ÜNİTE – 5

GEÇ ORTAÇAĞ’DA AVRUPA’DA EKONOMİK KRİZ : 14. yüzyıl boyunca nüfusun azalması,talebin ve üretimin de düşmesi sonucunu doğurmuştu.Rönesans dönemi azalan üretim,düşen hayat standartları ile ekonomik düşüş dönemi olarak görülmektedir.Büyüme dönemi 14. yüzyılın başlarında sona ermiştir.İktisat tarihçileri Ortaçağ’ın sonlarındaki bu ekonomik düşüşün nedenleri konusunda farklı açıklamalarda bulunmuşlardır.Birinci görüşe göre bu düşüş ekonomik hareketlerin devri niteliğinin bir sonucuydu.İkinci görüş bu krizi mali nedenlere bağlamaktadır.Avrupa devletleri bu dönemde Yüzyıl Savaşları savaş ekonomisi içine girmişti.Bu durum vergi gelirlerine olan ihtiyacı artırdı.Üretici likidite sıkıntısı içine düştü.Üçüncü bir açıklama bu ekonomik krizi iklim değişmelerine bağlamaktadır.

TARIM : 13. yüzyıl boyunca Avrupa ekonomisinde bazı darboğazlar kendini göstermeye başlamıştı.Demografik baskı sonucu daha düşük verimli topraklar üretime açılmaktaydı.Toprak nüfusa göre kıt bir faktör haline geldiğinden değeri yükselmiş,buna karşılık ücretler düşmüştü.14. yüzyılın ortasındaki büyük nüfus kırımı üretimin iki temel faktörünün nisbi kıtlık durumlarını çarpıcı biçimde değiştirdi.İşgücünün %25 oranında azalması onu nisbi olarak yetersiz hale getirdi.Köylü isyanları ortaya çıktı.Toplam talep nüfustaki azalmaya paralel bir şekilde düştü.Bir başka değişme ortalama köylü işletmesinin büyümesiydi.Nüfusun düşmesi rezervler üzerinde olumsuz etkide bulundu.Lordlar için en önemli alternatif toprak kullanım şekli ekili alanların çayırlara dönüştürülmesiydi.Tarımsal malların fiyatlarının düşmesi köylü ve şehirli kesimlerin refahını farklı şekilde etkiledi.Geçimlik üretim yapan köylü daha büyük ve verimli topraklara sahip olduğu için bu kriz döneminden kazançlı çıktı.Şehirlilerin sattığı sınai ve ticari malların fiyat esnekliği tarımsal mallar göre genellikle daha düşüktür.Nakdi gelirleri azalana köylü kesiminin alım gücü de düşmüş oldu.Şehirli tüccar ve esnaf,müşterisini büyük ölçüde yitirdi.14. yüzyıldaki salgının etkisi Doğu Avrupa’da Batı ve Güney Avrupa’ya göre daha sınırlı oldu.Küçük şehirlerin tüm Doğu Avrupa’ya yayılması bölgede tarımsal ve sınai üretim için talebin genişlemesi demekti.Üretim ve ticaretteki bu genişlemenin önemli bir sonucu ticari tahıl üretiminin artışı oldu.İşletmeler köylülerden geri alındı ve yarı hür köylülerin statüleri tekrar serf durumuna düşürüldü.16. yüzyıla girmeden serfleştirme süreci tamamlanmıştı.Doğu Avrupa’da hububat fiyatlarının düşmesi batı’daki gelişmelerin aksine yeniden büyük çiftliklerin kurulması ve köylü üzerindeki lord kontrolünün artması sonucunu doğurdu.

TİCARET VE SANAYİ : Tüccarlar daralan iş hacmi karşısında işlemlerini rasyonelleştirmek için çift girişli muhasebe sistemini benimsediler.Sanayide ise mamul malların hem üretimleri hem de talepleri Büyük Salgın’dan sonra önemli ölçüde düştü.Mesleğe giriş şartları zorlaştırıldı.madeni üretimle ilgili sanayilerde ise Ortaçağın son döneminde genişleme görülmekteydi.

SANAYİLERİN KIRSAL BÖLGELERE GÖÇÜ : Büyük çapta dokuma sanayi,daha sınırlı ölçüde de demir ve madeni eşya sanayileri kırsal bölgelere yayıldı.Ortaçağ’ın sonlarında sanayinin bu göçü çok çeşitli nedenlerden kaynaklanıyordu.Bunlar arsında en önemlisi su gücüyle çalışan basit makinelerin sanayide artan ölçüde kullanılmaya başlanmasıydı.Diğer önemli bir neden talep yapısındaki değişmelere uyma konusunda şehir sanayilerinin yeterli esnekliği gösterememesiydi.Sanayide bu coğrafi değişimin diğer bir nedeni işgücünün kırsal bölgelere göre daha ucuz olmasıydı.Modern kapitalizmin ilk tezahürü olarak değerlendirilebilecek ve putting-out sistemi olarak adlandırılan bu düzenlemede esnaf tüccar için çalışıyordu.Tüccar hammaddeyi temin ediyor ve iş için parça esası üzerine ücret ödüyordu.Esnaf,tüccara karşı hiçbir güvenceye sahip değildi.

ÜNİTE – 6

GELİŞMEMİŞ AVRUPA’DAN GELİŞMİŞ AVRUPA’YA GEÇİŞ : Ancak 1000 yıllarından itibaren Avrupa kalkışa geçti.Kalkış Amerikalı iktisat tarihçisi Rostow’un geliştirdiği bir kavramdır.Kalkış kavramı iktisadi gelişme aşamaları teorisine göre 5 aşamadan üçüncüsüdür.12. yüzyılda hala Batı ,Doğu’ya çoğunlukla demir,kereste ve katran gibi hammaddeler ve köle ihraç ediyor ve mamul mallar ile bazı hammaddeler ithal ediyordu.Kağıt,sabun ve mamul dokuma ürünlerine yalnız Yakındoğu sahipti.Ancak 13. yüzyılın ikinci yarısında daha önce Arap ülkelerinden ithal ettikleri kağıdı kullanan Bizans Mahkemeleri artık İtalya’dan ithal ettiklerini kullanmaya başlamışlardı.Özelikle kağıt ve dokuma sanayinde Avrupa’nın başarısının ana nedenlerinden biri su gücünden istifade ederek üretimi mekanikleştirmesiydi.

COĞRAFİ KEŞİFLER VE AVRUPA’NIN GENİŞLEMESİ : Ünlü iktisatçı Kuznets’e göre 1492-1776 yılları arasındaki dönemin ekonomik ve hatta sosyal,politik ve kültürel tarihi coğrafi keşifler ve bununla ilgili olaylarla açıklanabilir.17. yüzyıl ortalarındaki Avrupa ekonomisi ile 15. yüzyıl Avrupa ekonomisi arasında önemli farklar vardı.Denizaşırı genişleme sayesinde Avrupa ile Asya arasında doğrudan yeni bir deniz yolu açılmıştı.Dünya tarihi açısından daha önemli bir sonuç ise Avrupalıların Batı yarımküresini ele geçirmeleriydi.15.16. ve 17. yüzyıllar Atlantik Avrupa’sının geliştirdiği okyanus geçebilen ve silahla donatılmış yelkenli gemiler Avrupa’nın bu başarısının temel aracıydı.Avrupai genişleme ilk yüzyılında yalnızca İspanya ve Portekiz’in tekelinde kaldı.Portekizlilerden farklı olarak İspanyollar daha başlangıçta istila ettikleri bölgelere yerleşmeye başladılar.Yerli halka zorla Avrupai teknikleri,araçları ve kurumları benimsetmeye çalıştılar.Batı yarımküresine daha önce bilinmeyen yeni ürünler getirdiler.Tahıl,şeker kamışı,kahve ve çeşitli meyveler ile sebzeler bunlar arasındaydı.At,sığır,koyun,eşek,keçi ve domuz ve pek çok kümes hayvanını Amerika’ya İspanyollar getirdi.Avrupa medeniyetinin Amerika’ya tanıttığı diğer özellikler ateşli silahlar ve alkol ile çiçek,tifüs ve grip gibi salgın hastalıklardı.Avrupa kültürünün yeni dünyaya taşınması ve yerli kültürlerin yok edilmesi Avrupai genişlemenin önemli sonuçlarından biridir.Genişleme Avrupa kültürünü de etkiledi.Bu açıdan önemli bir gelişme ticaret hacminin ve mal çeşitlerinin büyük bir artış göstermesiydi.Şeker plantasyonlarının gelişmesi siyah köle işgücü için büyük bir talep yarattı ve her yıl önemli sayıda siyah köle yeni dünyaya taşındı.Amerika’nın medeniyete en tartışmalı katkılarından biri olan tütün Avrupa’da süratle yayıldı.Amerika’dan patates,domates,fasulye,mısır ve kabak geldi.Asya’dan öğrenilen pirinç Avrupa ve Amerika’da üretildi.Özellikle mısır ve patates üretiminin yaygınlaşması 18. yüzyıldan itibaren Avrupa hızlı bir nüfus artışı dönemine girdiği zaman açlık tehlikesinin azaltılmasına ve yiyecek probleminin çözümlenmesine büyük katkıda bulundu.Lizbon,Orta,Doğu ve Kuzey Avrupa 16. yüzyıldaki ticari genişlemeden pek yararlanamadılar.Tüm Orta Avrupa ekonomik gücünü yiyip bitiren din ve saltanat savaşlarına gömüldü.Büyük keşiflerin getirdiği ekonomik değişmelerden en kazançlı çıkan bölge Alçak Ülkeler,İngiltere ve Kuzey Fransa oldu.

NÜFUS : 16. yüzyıldaki nüfus artışının çeşitli sebepleri vardı.Veba ve saflın hastalıklar doğal bağışıklığın gelişmesi ve taşıyıcıları etkileyen ekolojik değişmelerin bir sonucu olarak giderek azalmış,iklimde iyileşme olmuş,daha önceki yüzyıllarda nüfusun düşmüş olması sonucu nüfus ve toprak dengesinde görülen olumlu değişmelerin yol açtığı 15. yüzyıldaki daha yüksek reel ücretler evlenme yaşını düşürerek doğum oranını yükseltmişti.16. yüzyılın sonunda kaynaklar üzerindeki nüfus baskısı aşırıydı.17. yüzyılın ilk yarısında yeni bir veba ve salgın dalgası ile savaşlar nüfus büyümesini sona erdirdi.Avrupa’nın pek çok bölgesinde özellikle İspanya,Almanya ve Polonya’da nüfus 17. yüzyılın büyük bir bölümünde veya tamamında düşme gösterdi.17. yüzyılda nüfus artışının kesilmesinin en basit açıklaması nüfusun kendisini yanına yeterli ölçüde besleyeceği düzeyi aşmış olmasıdır.

TARIM : Tarımsal teknolojinin ilerletilememesi ortalama tarımsal verimlilikte durağanlığa hatta düşmeye yol açmıştı.Doğu Avrupa’da dönem başında serflik sosyal ilişkilerin yaygın şekliydi,dönem içinde yaygınlığını giderek artırdı.Lordlar büyük çiftliklerini doğrudan kendileri işletiyordu.İtalya’da küçük mülk sahibi köylüler ve bağımsız çiftçiler olduğu kadar,yoksul ortakçıların ve ücretli işçilerin işlettiği büyük çiftliklerde bulunuyordu.Üretilen ürünler arasında tahılın yanında pirinçte yer alıyordu.Ayrıca bağcılık ve zeytincilik de önemliydi.İspanya,Hristiyan Avrupalıların eline geçmesinden önce gelişmiş bir bahçe tarımına ve sulama sistemine sahipti.İspanyol tarımının diğer bir özelliği köylü ile koyun sürüsü sahipleri arasındaki düşmanlıktı.Bu yüzden İspanyol tarımının prodüktivitesi Batı Avrupa tarımının en düşüğüydü.Batı Avrupa’da Ortaçağ’dan devralınan açık tarla sistemi varlığını sürdürdü.Avrupa’da en gelişmiş tarıma sahip bölge Alçak Ülkeler özellikle de Hollanda’ydı.16. yüzyılda Hollanda modern tarıma geçen ilk bölge oldu.

SANAYİ : Sanayinin en önemli kolu dokuma sektörüydü.Bu dönemde dokuma sanayi dağınık bir haldeydi.Ortaçağın sonlarında dokuma sanayinde geçerli olan putting-out sistemi modern dönemlerin başında da devam etti.Karakteristik müteşebbis tüccar sermayedardı.Teknolojik açıdan önemli değişmelerin ortaya çıktığı bir alanda okyanus denizciliğiydi.Fakat en önemli yenilik 16. yüzyılın sonunda ortaya çıkan Fluyt adlı özel ticari taşıma gemileriydi.İstihdam ve üretim itibariyle pek az öneme sahip olan [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lurji sanayi savaşlarda ateşli silahların ve topların artan önemi nedeniyle stratejik bir değer kazandı.Denizaşırı keşifler yeni sanayilerin doğuşunu teşvik etti.Şeker ve tütün işleme sanayileri bunlardan en önemlileriydi.Matbaanın icadı kağıt talebini büyük ölçüde artırdı.Ancak bu gelişen sanayilere rağmen Avrupa ekonomisi hala düşük verimli tarıma bağlıydı.

KIYMETLİ MADEN AKIŞI VE EKONOMİK SONUÇLARI : Avrupa’nın denizaşırı yayılmasının önemli ekonomik sonuçlarından biri de zengin altın ve gümüş yataklarına sahip olan Meksika ve Peru’nun keşfiydi.Amerika’dan İspanya’ya ithal edilen altın ve gümüş miktarları,Avrupa’ya taşınan kıymetli madenler,mal ve hizmetlere talep yarattı.Arzın elastik olduğu ölçüde talepteki bu yükselme üretimdeki artışla karşılandı.Ancak özelikle tarım sektörünün üretiminde darboğazlar belirince üretim genişlemesi yerini fiyatlarda hızlı bir yükselmeye bıraktı.Bu nedenle 1500-1620 yılları arası iktisat tarihçiler tarafından Fiyat İhtilali Çağı olarak adlandırıldı.Hamilton’un fiyat yükselişleri teorisi Amerikan gümüş ve altınının Avrupa’ya akışı sırasında sıkı bir ilişki olduğunu ileri süren bir teoridir.Fisher’in paranın miktar teorisine dayanan bu görüş önemli, tenkitlere uğradı.Çünkü 1500’lerden itibaren kıymetli maden arzının artışı fiyat yükselişlerinden muhtemelen daha fazlaydı.Bir başka tenkit değişmelerin sırasıyla ilgilidir.Bu görüşe göre ekonomik faaliyetlerin canlanması fiyatların artmasına yol açmış,fiyatların yükselmesi ise madencilik faaliyetlerini hızlandırmıştı.Batı Avrupa’ya kıymetli maden akışının ikinci önemli sonucu faiz hadlerinin düşmesi olmuştur.Bu görüşü ileri süren Cipolla 16. yüzyılda gerçek bir fiyat yükselişini şüpheyle karşılamaktadır.Ona göre 16. yüzyılın mali yapısı açısında en önemli olay fiyatların yükselmesi değil faiz hadlerinin düşmesidir.Kıymetli maden akışının üçüncü önemli ekonomik sonucu ücret artışlarının fiyat artışlarını izleyememesi oldu.Bu görüşe göre fiyatlar yükselirken ücretler ve rantlar kurumsal katılıklar yüzünden geride kaldı,bu artışı izleyemedi.Kıymetli maden akışının bir başka sonucu dış ticaretle ilgiliydi.Daha fazla kıymetli maden arzı,daha fazla uluslar arası ödeme aracı demekti.

TİCARET,TİCARET YOLLARI VE TİCARİ ORGANİZASYON : 15. ve 17. yüzyıllar arasında Avrupa ekonomisinin bütün sektörleri içinde en dinamik olanı şüphesiz ticaretti.Bu yüzden 16. yüzyıl Ticaret İnkılabı Dönemi olarak da adlandırılmıştır.16. ve 17. yüzyıllarda yeni ticaret yollarının açılmasının bir sonucu olarak Avrupa ticaretinin ağırlık merkezi Akdeniz’den Kuzey denizlerine kaydı.16. yüzyılın başında lüks nitelik arz eden baharat ticareti yaygınlaştı.Avrupa’nın ticaretinin büyük bir bölümü yağma niteliğindeydi.Yağma mümkün olmadığı zaman Asyalılara silahlar ve diğer savaş araçları fakat en çok da altın ve gümüş verdiler.İngiltere tarafından 18. yüzyılda Hindistan’ın istilasına kadar ticaret dengesi hep Avrupa’nın aleyhineydi.Ticaretin diğer bir alanı da köle ticaretiydi.Büyük şirketlerin kuruluşu,yük sorumluları ile şirketlerin menfaatlerini limanlarda ve gemilerde temsil eden temsilcilerin ortaya çıkışı;deniz sigorta şirketlerinin gelişmesi hep denizaşırı genişlemenin sonuçlarıydı.16. ve 17. yüzyıllardaki ticari gelişmelerin önemli sonuçlarından biri Avrupa ülkelerinde görülen olağanüstü servet birikimiydi.Ancak daha önemli olan değerli ve zengin bir insan sermayesinin oluşmasıydı ki insanlar iş ahlakı,riske girme tecrübesi ve açık fikirlilik sağlamıştı.Şehirlerdeki yerli ve yabancı tüccarlar çift girişli muhasebe sistemi ve kredi kullanımı gibi iş tekniklerini İtalyanlardan öğrenmişlerdi.Ticaret alanındaki diğer gelişmeler bankacılıkla ilgiliydi.Bankacılık alanında iki önemli değişme oldu.Ortaçağ’da ve modern dönemin başlarında hükümet borçlanmaları kralın yaptığı kişisel borçlanmalar olarak görülüyordu.17. yüzyılın sonlarına doğru borçların hükümete ait resmi bir borç olduğu fikri doğdu.İkinci önemli, gelişme banknot kullanımının artışıydı.

DEVLET VE EKONOMİ : Modern çağın başlarında Avrupa ülkelerinin ekonomik politikaları iki amaca dönüktü.Ekonomik gücü kullanarak devleti güçlendirmek.Diğeri ise devletin gücünü kullanarak ekonomik gelişmeyi ve ülkenin zenginleşmesini sağlamaktı.1500 ile 1800 yılları arasında Batı Avrupa ülkelerindeki iktisadi fikir ve uygulamalar merkantilizm olarak adlandırılmıştır.16. yüzyılda mali metotlar daha karmaşıklaşmış olmakla birlikte zengin altın ve gümüş stoklarına ilgi devam etti.Külçecilik olarak adlandırılan bu ekonomik politika ülke içinde mümkün olduğu kadar çok altın ve gümüş biriktirmeyi amaçlıyordu.Hükümetler ülke içi arzını bollaştırmak için tahıl ve diğer yiyeceklerin ihracını yasaklarken mamul malların üretimini yalnız ülkenin kendi kendine yeterliliğini güçlendirmek için değil dışarıya satmak amacıyla da teşvik ettiler.Bu ortak yanlarına rağmen merkantilist iktisadi politikalar ülkeden ülkeye farklılıklar gösteriyordu.Bu açıdan ilginç iki örnek Fransa ve İngiltere’dir.Ekonomik milliyetçiliğin en tipik örneği Fransa’da 1661-1683 yılları arasında yaşanan Colbert dönemiydi.Colbertin etkisi o kadar büyüktü ki Colbertizm ile merkantilizm kelimeleri eş anlam kazanmışlardı.Colbert ekonomi üzerinde devlet kontrolünü sistemleştirmeye ve rasyonelleştirmeye,bunun için de vergi sistemini düzeltmeye ve etkinliğini artırmaya çalıştı.Colbert geniş bir sömürge imparatorluğu kurmaya da gayret etti.Dış ticarette tekelci anonim şirketler kurdu.16. ve 17. yüzyıllarda kıta Avrupa’sı ülkelerinde kralların gücü artarken İngiltere’deki gelişmeler 1688’de parlamento kontrolü altında anayasal bir monarşinin doğmasıyla sonuçlandı.Parlamentonun bu gücü kamu maliyesinde daha iyi bir mali yönetim ve daha rasyonel bir vergileme sistemi sağladı.Parlamento dış ekonomik ilişkilerde sıkı bir milliyetçilik politikası izledi.Ülke içinde ise ekonomiyi kontrol etmek istemesine rağmen bunu gerçekleştirecek güçten yoksun olması nedeniyle İngiliz müteşebbisleri dünyada benzeri olmayan bir serbestlikten yararlandılar.

MERKANTİLİZM : Ülkenin zenginliği sahip olunan kıymetli maden stokları ile ölçülür.Ülke içinde altın ve gümüş girişini artırmak için müdahaleci bir dış ticaret politikası ile mamul mal ihracatını teşvik edip ithalatı ise önlemek gerekir.

ÜNİTE – 7

İSPANYA’NIN EKONOMİK DÜŞÜŞÜ : 16. yüzyılda İspanya Avrupa’nın en geniş imparatorluğuydu.Amerika’da da geniş bir sömürge imparatorluğuna sahipti.Ekonomik gerileme halkın hayat standartlarının düşmesi,kıtlık ve salgın olaylarının artması ve 17. yüzyılda da nüfusun azalması şeklinde kendini gösterdi.İspanya’nın ekonomik düşüşünde yanlış ekonomik politika ve uygulamaları da önemli rol oynadı.İspanya kralları Hristiyan Avrupa’yı birleştirme gayretiyle büyük savaşlara giriştiler.Krallık Amerikan altın ve gümüşüyle büyük bir gelir kaynağına kavuştu.Durumu daha da kötüleştiren toplam gelirlerin hükümet harcamalarını güçlükle karşılayabilmesiydi.Bu ise kralları üçüncü bir gelir kaynağı olarak borçlanmaya itiyordu.Borçlanma olağan bir mali uygulama haline gelmişti.Hükümetin ekonomiye verdiği zararların tek örneği kötü mali yönetim değildi.Mali ihtiyaçlardan kaynaklanan diğer müdahaleler de aynı ölçüde yıkıcıydı.Krallıkça tanınan çeşitli imtiyazlar bu kötü uygulamaların örnekleriydi.İspanya’da herhangi bir uzun dönemli ekonomik politikanın mevcut olmadığının en canlı örnekleri tahıl üretimi ile kumaş sanayidir.Bu geniş imparatorlukta gümrük birliği de yoktu.Her bölge diğerine karşı kendi tarife engellerini yükseltmişti.Hatta her biri ayrı para sistemine sahipti.İspanyol krallarının dini politikaları ülkenin ekonomik gücünü zayıflatıcı diğer bir nedendi.1492’de Yahudilerin kovulması ile ülke pek çok tüccarını,bankerini,fizikçisini ve esnafını;1502’de Müslüman Arapların kovulmasıyla da tarımsal işgücünün önemli bir bölümünü yitirdi.İspanya’nın Amerika’daki topraklarına yönelik politikası da dar görüşlüydü.Hükümet burada da tekelci ve sıkı kontrole dayalı bir politika izledi.İhtisaslaşmış işgücünün azlığı ve devletin isabetsiz politikaları yüzünden ekonomide darboğazlar ortaya çıkmaya başlayınca üretimdeki genişleme durdu,fiyatlar yükseldi ve talebin büyük bir kısmı yabancı mal ve hizmetlere kaydı.

İTALYA’NIN EKONOMİK GERİLEYİŞİ : İtalya nispeten sınırlı bir iç pazara sahip,doğal donanımı yoksul bir ülkeydi.Onun ekonomik zenginliği,ürettiği mamul malların ve hizmetlerin çok yüksek bir oranını ihraç etmesinden kaynaklanıyordu.İtalyan mal ve hizmetlerinin yerini başkalarının almasının temel nedeni İngiliz,Hollandalı,Fransız mal ve hizmetlerinin daha düşük fiyatlarla arz edilmesiydi.Bu fiyat farklılığının ilk önemli sebebi,İtalyan mallarının daha kaliteli olmasıydı.Aynı zamanda İtalya’da üretim maliyetleri de daha yüksekti.Bu durumun birinci nedeni loncaların genidir.İkinci nedeni,İtalyan devletlerinde vergi baskısı yüksekti ve kötü bir şekilde düzenlenmişti.Üçüncü ve daha önemli bir neden ise İtalya’da ücretlerin rakiplere göre daha yüksek olmasıydı.Bu gelişmeler İtalyan ekonomik büyümesinin 16. yüzyıla kadar motorunun teşkil eden dış ticarette büyük değişmelere yol açtı.İtalyan ihracatı hem miktar olarak büyük düşmeler gösterdi,hem de daha çok tarımsal mallar ve yarı mamullerden ibaret olmaya başladı.Ticaretteki bu değişme ekonomide yeni oluşumlara yol açtı.Emek ve sermaye imalat ve hizmet sektörlerinden tarıma kaydı.Böylece İtalya,Avrupa’da az gelişmiş bir bölge olarak yeni ekonomik kariyerine başladı.

KUZEY HOLLANDA’NIN EKONOMİK YÜKSELİŞİ : Kuzey Hollanda ekonomisinin en önemli sektörleri tarım,hayvan yetiştiriciliği ve gemiciliğe bağlı olarak Baltık bölgesi ile ticaret ve balıkçılıktı.Ancak 1568’de İspanya’ya karşı isyanla ve bunu izleyen savaşla birlikte Güney Hollanda harap oldu.Hollanda’nın güney bölgeleri İspanya egemenliği altına girdi.Savaş yüzünden önemli tekstil merkezleri zarar gördü.1609’da barış yapıldıktan sonra yedi kuzey eyaleti Hollanda Cumhuriyeti olarak siyasi bağımsızlığını elde etti.Kuzey Hollanda’nın ekonomik hayatiyetinde en önemli rolü Güney Hollanda’dan kaçarak Kuzey Hollanda’ya sığınan insanlar oynadı.Onların arasında pek çok usta,sanatkar,denizci,tüccar,maliyeci ve meslek sahibi bulunuyordu.Bunlar beraberlerinde Kuzey Hollanda’ya sanatkarlığı,ticari bilgiyi,teşebbüs ruhunu ve likit sermayelerini götürdüler.Daha sonra okyanus ticaretinin gösterdiği gelişmeler Kuzey Hollanda’nın bir altın çağa girmesine yol açtı.Kuzey Hollanda 17. yüzyılda gemicilik ve ticarette Avrupa’nın en önde gelen ülkesiydi.17. yüzyılda Hollanda’nın tarım ve imalat sektörleri de oldukça gelişmişti.Hollandalıların tarım,ticaret ve sanayi alanındaki başarılarının bir başkası da iki cansız enerji kaynağı olan kamış ve rüzgarın büyük ölçüde kullanılmasıyla enerji darboğazını aşmalarıydı.Hollandalıların ekonomik başarılarının temelini,dünyanın her yerinde her şeyi diğer ülkelerden daha ucuza satabilmeleri oluşturuyordu.Bunu büyük ölçüde üretim maliyetlerini düşürerek başarmışlardı.Ortaçağ esnaf ve tüccarı,üretim birimi başına karını maksimize etmeye uğraşırdı ve bu nedenle yüksek kalitede ısrar ederdi.Hollandalılar ise kitle üretimine yöneldiler.Satış miktarını artırarak karlarını maksimize etmeye gayret ettiler.Onlar birim başına mütevazi karlarla yetindiler.Hollanda modern dönemin başlarında Avrupa’nın ekonomik açıdan en gelişmiş bölgesi haline geldi.Ekonomik büyümeyi başaran ilk ülke olan Hollanda uzun bir süre Avrupa’da fert başına gelir düzeyi en yüksek ülke olma özelliğini de korudu.

İNGİLTERE’NİN EKONOMİK YÜKSELİŞİ : İngiltere Avrupa’nın en iyi yün yetiştiricisiydi.14. yüzyıldan itibaren daha fazla yünlü kumaş üretmeye başlamıştı.Ortaçağın sonlarında yün ve yünlü kumaş,İngiliz ihracatının büyük bir kısmını oluşturuyor ve bu ihracat içinde yünlü kumaşın ham yüne oranı giderek artıyordu.Ekili alanlar han yün ihtiyacını karşılamak için çayırlara dönüştürüldü.Tekstil sanayi tüm kırsal bölgelere yayıldı.Tüccar sayısı arttı.İhracatın gelişmesi ithalatın da büyümesini sağladı.İngiltere’nin ekonomik büyümesinin en önemli nedeni dış ticaretinde görülen büyük genişlemeydi.17. yüzyılın sonunda İngiltere,Hollanda dışında kişi başına dış ticaret değeri en yüksek ülkeydi.

İNGİLTERE’NİN TİCARET AĞINI GELİŞTİRMESİNİ MÜMKÜN KILAN KAYNAKLARI : a) İyi gemicilerin ve yetenekli tüccarların çokluğu. b) Fizik ve mali kapitalin nisbi bolluğu c) Gelişmiş bir kredi,ticaret ve sigorta organizasyonunun varlığı. d) Tüccar sınıfının isteklerine karşı duyarlı bir yönetimin mevcudiyeti. e) Krallık deniz gücünün üstünlüğü.

ULUSLAR ARASI TİCARETİN İNGİLİZ EKONOMİSİNE KATKILARI : a) Dış ticaret,İngiliz sanayinin ürünlerine talep yaratmıştır. b) Uluslar arası ticaret,İngiliz sanayi ürünlerinin sayısını artıran ve ucuzlatan hammaddeleri elde etme imkanını sağlamıştır. c) Uluslar arası ticaret yoksul ve az gelişmiş ülkelere İngiliz mallarını satın alma gücü sağlamıştır. d) Uluslar arası ticaret,sınai genişlemeyi ve tarımsal gelişmeyi finanse etmeyi kolaylaştıran ekonomik bir fazla yarattı. e) Uluslar arası ticaret dış ticaretin olduğu kadar ülke içi ticaretin de gelişmesinde etkili olan kurumsal yapı ve iş ahlakının doğmasına yardımcı oldu.

ÜNİTE – 8

SANAYİ İNKILABINI HAZIRLAYAN FAKTÖRLER : a) Sermeye teşkili oranındaki artış. b) Dünya ticaretinde modern zamanlarda meydana gelen artıştan en büyük payı İngiltere’ni alması. c) Teknolojik değişmelerin ekonomik verimliliği yükseltmesi. d) Serbest ekonominin gelişmesi ve insanların servete karşı daha rasyonel bir ahlaka sahip olmaları.

SANAYİ İNKILABININ ZAMANI : İktisat tarihçileri İngiliz sanayi inkılabının ortaya çıktığı zaman konusunda farklı açıklamalarda bulunmuşlardır.Toynbee’ye göre 1750’lerde İngiliz ekonomisinde köklü bir değişim başladı ve bunu 1850’lere doğru tamamlanan hızlı ve genel bir sanayileşme süreci izledi.Clapham ise 1850’de sanayileşmenin yalnızca pamuklu dokuma ve demir sanayileriyle sınırlı olduğunu;makineleşmenin ve fabrika sisteminin diğer alanlara yayılması suretiyle genel bir sanayileşmenin çok daha ileri tarihlerde tamamlandığını ileri sürdü.Nef tarihte devamlılığın esas olduğunu belirterek büyük ölçekli sanayinin ve teknolojik değişmenin başlangıçlarının 16. ve 17. yüzyıla kadar götürülebileceğini ileri sürmüştür.Rostow sanayi inkılabını ani ve hızlı bir değişme olarak görmüş ve onu 1783-1802 gibi çok kısa bir döneme sıkıştıran bir teori geliştirmiştir.

SANAYİ İNKILABINI HAZIRLAYAN EKONOMİK DEĞİŞMELER : a) Tarımsal değişmeler. b) Sınai teknoloji ve yenilikler.

TARIMSAL DEĞİŞMELER : 17. ve 18. yüzyıllarda eski malikane ilişkilerinde giderek yoğunlaşan teknolojik değişmeler ortaya çıktı.Batı Avrupa ülkelerinde malikane tekniklerinin verimsizliği,tarlaları çizgiler halinde bölmenin yol açtığı güçlükler ve şehir pazarlarının yarattığı yeni imkanlar geleneksel şekilde tarım yapılan toprakların azalmasına yol açtı.Açık tarla sistemi süratle tasfiye olmaya başladı.Fiyatların yükselmesi,şehir nüfusunun artışı ve taşıma imkanlarının gelişmesi artan ölçüde tarımın ticarileşmesini teşvik etti.17. yüzyılın ikinci yarısında bütün bu teknikler Hollanda’dan İngiltere’ye aktarıldı.18. yüzyılda tarımsal gelişme tutkusu tüm İngiltere’yi sardı.Çeşitli ürünler,makineler,gübreler,rotasyonlar,hayvan besiciliği ve tohum çeşitleriyle ilgili denemeler yapıldı.Tarım dergileri yayımlanmaya başlandı.İngiltere’deki tarımsal gelişme parlamentonun toprak sahiplerince gerçekleştirilen sayısız mecburi çevirme hareketine izin vermesiyle de kolaylaştırıldı.Yüzlerce hektardan meydana gelen büyük çiftlikler yaygın işletme haline geldi.

SINAİ TEKNOLOJİ : Sanayi kesiminde yer alan yönetim,iletişim,bilişim,enerji ve imalata ilişkin bütün teknolojilerdir.

SINAİ TEKNOLOJİ VE YENİLİKLER : 17. yüzyıl boyunca Hollanda sanayi ve teknoloji alanında Avrupa’nın lideri durumundaydı.18. yüzyılda ise İngiltere liderliği ele geçirdi.Sınai teknoloji alanında pek çok yenilik İngiltere’de ortaya çıktı.Bu yenilikler madencilik ve [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lurji ile tekstil alanında üretimi büyük ölçüde etkiledi.Madencilik alanında en belirgin artış kömür üretimindeydi.Sınai teşebbüslerin yakınında bir kömür madeninin bulunması sanayinin yerini tayin eden temel bir faktör oldu.Bu gelişme,nüfusun ve üretimin geniş ölçüde coğrafi olarak yer değiştirmesine yol açtı ve Avrupa’nın kömür buluna alanları başlıca nüfus yığılma merkezleri haline geldi.18. yüzyılın başlarında demiri kok kömürü ile eritme metodu keşfedildi.1780’lerde büyük miktarlarda yumuşak demir imal etme imkanı doğdu.Makine parçalarını ustalar,eğeler ve çelik kalemlerle işleyerek uyumu sağlıyorlardı.madenleri çok ince olarak kesebilen torna tezgahlarının icadı,bu güçlüğün çözümü konusunda önemli bir adım oldu.Önemli teknik yeniliklerin olduğu bir diğer alan da tekstil sanayiydi.Dokuma sanayi putting-out sistemi çerçevesinde sanayi inkılabı dönemi öncesinde de önem kazanmıştı.Gerek iplik yapma ve gerekse dokuma safhasında işgücünden tasarruf sağlayacak makineler icat etme çabaları daha 1730’larda başlamıştı.1733’te John Kay bir dokuyucunun iki kişinin işini yapmasına imkan veren uçan mekiği icat etti.1764’te Hargreaves’in icat ettiği çıkrık,1769’da patenti alınan Arkwright’ın su güzüyle çalışan pamuk ipliği tezgahı,ağır ve pahalı bir makine olduğundan fabrika sistemine geçilmesi sonucunu doğurdu.Ancak bu makineler su gücüyle çalıştığından fabrikalar çoğunlukla kırsal bölgelerde kuruluyordu.İplik yapımıyla ilgili en önemli yenilik Crompton’un çıkrık makinesiydi.Bütün bu yeniliklerin sonucunda üretim maliyetleri düşerken,üretim ve ihracat miktarları süratle arttı.Ancak bunların gelenek ve düzenlemelere bağlı olmaları ve hammaddenin işlenmesinin makineleştirilmesinin arz ettiği güçlükler başarıyı geciktirdi.Yeni teknolojilerin yayılmasını yavaşlatan bir diğer faktör de eski, lonca sınırlamaları ile hükümetlerin yeni endüstrileri teşvik etmek ya da eskisini korumak için kurdukları ayrıntılı üretim düzenlemelerinin,tarifelerin ve devlet destekli monopollerin varlığıydı.

PATENT HAKKI : Bir yeniliğin başkalarınca kullanımını yasaklayan bir haktır.

SANAYİ İNKILABININ SONUÇLARI : a) Nüfus çok hızlı oranda artmaya başladı. b) Batı dünyası geçmişte benzeri olmayan bir hayat seviyesine ulaştı. c) Batı dünyasında tarım hakim ekonomik faaliyet olmaktan çıktı. d) Batı dünyası bir şehir toplumu haline geldi. e) Sürekli teknolojik değişme bir kural haline geldi. f) Gelir dağılımında değişmeler oldu. g) Ekonomik faaliyet aile içi veya mahalli kullanımlardan çok ülke çapında ve uluslar arası pazarlar için üretime doğru ihtisaslaşmaya yöneldi. h) Tipik üretim birimi genişledi. ı) Toprak dışındaki üretim araçları (yani sermaye) sahipliğinin ya da bu araçlarla ilişkinin belirlediği yeni sosyal ve mesleki sınıflar doğdu.

ÜNİTE – 9

19. YÜZYILDA NÜFUS VE SOSYAL YAPI : 19. yüzyılda Avrupa nüfusu yüzyıldan daha kısa bir sürede ikiye katlandı.Ucuz ulaşım aynı zamanda göç hareketlerini de hızlandırdı.Şehirleşme,sanayileşme ile birlikte 19.yüzyılda hız kazandı.Tarihsel olarak şehirlerin büyümesinin ana engeli nüfusun temel ihtiyaçlarının karşılanmasındaki güçlüklerdi.Tarımdan sanayiye kayış ve şehirlerin gelişmesi yeni sosyal sınıfların doğmasına neden oldu.19. yüzyılın başında şehirli işçiler nüfusun küçük bir bölümünü meydana getiriyordu.19. yüzyılda sanayileşmenin yol açtığı sosyal yapıyla ilgili bir diğer değişme de okuryazarlığın ve eğitimin yaygınlaşmasıydı.Avrupa ülkeleri arasında sanayileşme ile okuryazarlık düzeyi arasında büyük bir paralellik bulunuyordu.

TAŞIMA VE HABERLEŞME ALANINDAKİ GELİŞMELER : Buharlı lokomotif 19. yüzyılda sanayileşmenin yalnızca sembolü değil aynı zamanda onun en önemli aracıydı.Taşıma alanındaki bu gelişmelerin önemli bir sonucu sermaye tasarrufu sağlamasıydı.Haberleşme alanında da önemli gelişmeler oldu.Düzenli posta hizmetleri kuruldu.Taşıma ve haberleşme alanındaki bu değişmelerin etkisi dünyanın ekonomik açıdan bütünleşmesi oldu.

TARIMSAL GELİŞME VE ORGANİZASYON : Yeni ürünler,kimyevi gübreler,ileri tarım metotları,tohum geliştirme ve hayvan besiciliği çalışmaları ile etkin rotasyon sistemleri Batı Avrupa’da yiyecek üretiminin büyük ölçüde artmasını sağladı.İki yeni ürün tarımdaki üretim artışında önemli rol oynadı.Patates bir dönüm topraktan elde edilebilen ürünün kalori miktarını dört katına çıkardı.Patatesin üretiminin yaygınlaşması,şehirlerdeki sanayi işçilerinin reel ücretlerinin düşük tutulmasını sağlamıştır.Şeker kamışı ise insanlar için şeker sağlamakla kalmadı artık ve posalarıyla değerli bir sığır besi yemi oldu.Bilimsel tarım ve toprağın etkin kullanımı tarımsal organizasyonda bazı değişiklikleri de gerektirdi.Geleneksel toprak mülkiyeti şekilleri değişti.Ferdi mülkiyet altındaki toprakların sınırları belirlenmiş oldu.Her çiftçi istediği ürünü üretme serbestliğine kavuştu.İngiltere ve Kuzeydoğu Almanya’da yüzlerce hektardan meydana gelen büyük çiftlikler hakim iletme tipi oldu.Avrupa’nın diğer kısımlarında ise küçük üreticilik yaygınlığını devam ettirdi.Serfliğin kaldırılmasını uzun dönemdeki sonucu toprakların köylülerin eline geçmesi oldu.1870’lerde okyanuslarda yük taşıyıcısı olarak buharlı gemilerin yaygınlaşması,Avrupa çiftçisi için denizaşırı bir rakibin ortaya çıkması demekti.İngiltere’de hükümet serbest ticareti tercih ederek çiftçisini korumaya teşebbüs etmedi.Sonuç İngiliz tarımı için çok yıkıcı oldu.

SINAİ TEKNOLOJİ VE ORGANİZASYON : İnsan icat etmenin metodunu keşfetti ve 18. yüzyılın sınai yenilikleri fen bilimleri ile çok az yakınlığı olan sanatkar esnaf ve müteşebbislerce gerçekleştirilmişti.Bilimsel ilerleme teknolojik ilerlemenin ön şartı haline geldi.19. yüzyılın sonunda sınai teşebbüsler artık özel araştırma elemanları bulunduruyorlardı.Elektrik ve kimya sanayileri bu gelişmede öncü oldu.19. yüzyılda sanayide teknolojik gelişmelerin en önemli alanlarından birisi enerji üretimiydi.Sanayi alanında diğer bir gelişme elektrik enerjisiyle ilgiliydi.19. yüzyılda ticari kullanıma yönelik pek çok yeni maddenin üretimine başlandı.İlaçlar,patlayıcılar,fotoğraf malzemeleri ve sentetik dokuma hammaddeleri gibi çok çeşitli ürünler elde edildi.Daha önce kok kömürünü yakılması sonucu ortaya çıkan zararlı bir yan ürün olarak kabul edilen katran bu sanayilerin çoğunun hammaddesiydi.Kimya sanayi tarımı da etkiledi.Toprağın bilimsel olarak incelenmesi daha gelişmiş tarım tekniklerine ve suni gübrelerin doğmasına yol açtı.[bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lurji alanındaki ana değişme çeliğin ucuzlaması ve bunun sonucu olarak kullanımının yaygınlaşmasıydı.Demir sanayindeki en çarpıcı teknolojik değişme yüzyılın ikinci yarısında çelik üretiminde gerçekleşti.Makinede yapılan üretim malların fiyatlarını düşürdü ve günlük tüketime elverişli malların sayısı oldukça çoğaldı.İnsanların hayat standardı yükseldi.Enerjiyle çalışan makinelerin yaygınlaşmasıyla fabrikalar sınai organizasyonun hakim şekli haline geldi.Yapılan düzenlemelerle şirketlere hukuki bir şahsiyet kazandırıldı ve yatırımcıların sınırlı sorumluluğu esası getirildi.Şirketlerle ilgili değişmenin diğer bir yönü ise büyüklüklerinin artmasıydı.

ULUSLAR ARASI TİCARET VE DÜNYA EKONOMİSİNİN GELİŞMESİ : 20. yüzyılın başlarında artık bir dünya ekonomisinden söz etmek mümkündü ve Avrupa bu sistemin dinamizm merkezini oluşturuyordu.19. yüzyılın başında uluslar arası ticaretin serbestçe cereyan etmesini engelleyen biri tabi diğeri suni iki engel bulunuyordu.Yüzyıl ilerledikçe bu iki engel de önemini yitirdi.Yüksek taşıma maliyetlerinden kaynaklanan tabi engeli,demiryolları ile deniz taşımacılığında meydana gelen ilerlemeler hafifletti.İthalat ve ihracat üzerine konan tarifeler ve bazı mallara uygulanan ithalat yasakları gibi suni engeller de yüzyılın sonunda bazı ülkelerde korumacılığa döndü.Uluslar arası ekonominin bütünleşmesinin diğer bir sonucu ülkeler arası fiyat dalgalanmalarının paralellik kazanmasıydı.Uzak mesafeli ticaretin önemi 19. yüzyılda hızla ve büyük ölçüde arttı.1873 krizini izleyen depresyon,sınai dönemin en şiddetli ve en yaygın bunalımıydı.Bu bunalımın sonucunda bazı ülkeler korumacılığa döndüler.Geniş Asya ve Afrika kıtası 19. yüzyıla kadar ticari genişlemeye çok sınırlı ölçüde katılmışlardı.19. yüzyılın sonuna gelmeden Asya ve Afrika’nın da dünya ekonomisiyle bütünleşmesi gerçekleşti.Sermayenin uluslar arası dolaşımı da büyük bir artış gösterdi.Sermaye ihracı da uluslar arası ekonomik bütünleşmeyi güçlendirdi.Böylece sermaye ihracı siyasi kontrol kurmanın bir aracı olarak da kullanılıyordu.

LAİSSEZ FAİRE FELSEFESİ : Devlet yalnızca toplumu şiddet ve istilaya karşı korumalı,adalet hükümlerini yerine getirmeli ve kişilerin ilgi göstermeyeceği bazı kamu işlerini yürütmelidir.

DEVLET VE EKONOMİK HAYAT : Ekonomik liberalizm,serbest ticaret yanında ekonomide devletin rolünün azaltılmasını da öngörüyordu.Ekonomik düşünce alanındaki bu değişmeler 19. yüzyılda değişen derecelerde olmak üzere ekonomik hayatın kontrolünde devletin rolünün azaltılmasına neden oldu.Bu azalma kıta Avrupa’sında İngiltere’ye göre daha sınırlı kaldı.İngiltere genellikle laissez-faire felsefesinin vatanı olarak bilinir.1815’te sona eren Napolyon Savaşları’ndan sonra 19. yüzyıl boyunca İngiltere’de merkezi hükümetin harcamalarının milli gelire oranı % 10’un altında kalmıştı.İngiltere merkezi bir bürokrasiye sahip değildi ve daha önemlisi en geçerli ekonomik fikirler,kişisel menfaatlerin uzun dönemde toplumun bir bütün olarak iyiliğini sağlamaya yeterli olacağı inancını doğurmuştu.İngiliz hükümeti gümrük tarifeleri ve devlet işletmeciliği konusunda da liberal bir politika izledi.İngiliz sanayileşmesinde hemen hemen hiç rol oynamayan askeri düşünceler,Alman hükümetinin yöneticilerinin temel hareket noktalarından biriydi.Alman demiryollarının büyük bir bölümü özel şirketlerce yapıldı.Ancak demiryollarının önemli bir bölümü devlet mülkiyetindeydi ve resmi olarak işletiliyordu.

SANAYİLEŞMENİN YAYILMASI : Sanayi inkılabı,tarım inkılabının aksine çok kısa bir sürede yayılma gösterdi.19. yüzyılın ortalarına kadar sanayileşme sürecinde kömür kaynaklarının mevcudiyeti önemliydi.Sanayileşmeye İngiltere’den daha sonra başlayan ülkeler hem avantajlı hem de dezavantajlı bir durumdaydılar.Avantajları,önlerinde izleyecek bir örneğe sahip olmaları;dezavantajları ise İngiltere gibi büyük bir sınai güçle rekabet etmek zorunda kalmalarıydı.

İNGİLTERE : İlk sanayi devleti olan İngiltere 19. yüzyılda dünyanın en önde gelen sınai ve ticari gücüydü.Birleşik Amerika ve 20. yüzyılın başında Almanya toplam sınai üretimde İngiltere’yi geride bıraktı.İngiliz refahının temelleri olan dokuma,kömür,demir ve makine imalatı sanayileri 19. yüzyılda durumlarını korudu.İngiltere sınai zaferini sınırlı bir kaynak donatımıyla başarmıştı.Dünyanın daha az gelişmiş fakat daha zengin kaynak donatımına sahip olan diğer ülkeleri sanayileşmeye başlayınca İngiltere nisbi olarak geride kaldı.İngiltere’nin bu nisbi düşüşünün bir açıklaması müteşebbis başarısızlığıdır.İngiliz müteşebbisleri yeniliğe kapalı kalmışlardı.İngiliz sınai gelişme hızın yavaşlığı ve teşebbüs yetersizliği kısmen İngiliz eğitim sisteminin geriliğiyle ilgiliydi.Bütün bunlara rağmen 1914’te ortalama gelir düzeyinde bir İngiliz,Avrupa’nın en yüksek hayat standardına sahipti.

BİRLEŞİK AMERİKA : Ülkenin gelir ve serveti nüfusundan daha hızlı arttı.Ülkede toprağa ve diğer kaynaklara göre emeğin nisbi kıtlığı,yüksek ücretlere ve dolayısıyla Avrupa’dan daha yüksek bir hayat standardına yol açtı.Hızlı teknolojik gelişme ve artan bölgesel ihtisaslaşma Birleşik Amerika’nın ekonomik büyüme oranı itibariyle de Avrupa’yı geride bırakmasına yol açtı.Kırsal sanayinin çöküşü ancak elektrik kullanımının yaygınlaşmasından sonra oldu.1890’larda artık Birleşik Amerika dünyanın en güçlü sanayi ülkesiydi.

ALMANYA : 19. yüzyıl Alman ekonomik tarihi kabaca üç döneme ayrılabilir.İlki yüzyılın başından 1833’te Zollverein’in teşekkülüne kadar süren dönemdi.1870’lere kadar süren ikinci dönemde bilinçli bir taklit ve ödünç alma politikası ile sanayi,taşımacılık ve maliye alanlarında modern bir yapının maddi temelleri atıldı.Son dönemde ise Almanya,kıta Avrupa’sının sınai liderliğine yükseldi.Bu sayede ülke içinde tüm iç gümrük engelleri kaldırılmış,bir Alman ortak pazarı yaratılmış ve dışa karşı ortak bir gümrük tarifesi uygulanmaya başlanmıştı.Birleşik bir Alman ekonomisini mümkün kılan Zollverein’di.Fakat onu fiilen gerçekleştiren demiryollarıydı.Almanya’da yatırım ve ara mallarına verilen bu ağırlık Alman sanayinin bir özelliğiydi.Alman sanayi ile bankacılık sistemi arasındaki bu sıkı ilişki firmaların büyümesini sağlayan temel unsurdu.Alman sanayinin nihai bir özelliği de kartellerin hakimiyetiydi.Karteller fiyatların tespiti,üretimin sınırlandırılması,pazarların paylaşımı gibi tekelci uygulamaların gerçekleştirilebilmesi için bağımsız firmalar arasında yapılmış anlaşmalardı.1. Dünya Savaşı arifesinde Birleşmiş Alman İmparatorluğu,Avrupa’nın en güçlü sanayi ülkesiydi.

RUSYA : 20. yüzyılın başında Rus İmparatorluğu,nüfus ve toprakları itibariyle Avrupa’nın en önde gelen ülkesiydi.Ancak Rusya hala bir tarım ülkesiydi.İşgücünün üçte ikisi tarımla uğraşıyor ve milli gelirinin yarısından fazlası tarımdan elde ediliyordu.19. yüzyılın ilk yarısından itibaren özellikle de 1930’lardan sonra sanayileşme çok daha belirgin bir nitelik kazandı.1.Dünya Savaşı öncesi yarım yüzyılda Rus ekonomisi daha modern ve teknolojik olarak daha etkin bir sisteme ulaşma yolunda önemli değişmeler geçirdi.

JAPONYA : 19. yüzyılda sanayileşen ülkeler arasına katılan bir diğer ülke de Japonya’ydı.Japonya’yı sanayileşme tecrübesi açısından ilginç kılan özelliği tamamıyla Batı geleneği dışında olduğu halde sanayileşmeyi başaran tek ülke olmasıydı.1853 ve 1854’te Birleşik Amerika’nın askeri tehdidiyle Japonya,Batı ülkeleriyle diplomatik ve ticari ilişki kurmak zorunda kaldı.Modern Japonya,1912’ye kadar hüküm süren Meiji döneminde doğdu.Sanayileşme için gerekli ithalatı karşılayacak ihracat gelirlerini sağlama yükü tarım sektörüne düştü.Japonya’nın yerli hammaddelere dayalı geleneksel iki sanayi kolu ipekli ve pamuklu dokumaydı.Diğer bir önemli tarımsal ihraç malı çaydı.1850’lerdeki geri ve geleneksel Japon ekonomisinin 1. Dünya Savaşı sırasında büyük bir sınai güç haline gelmesi şaşırtıcı bir olaydır.Bazı dalgalanmalar görülmekle birlikte Amerika ve Avrupa’daki şiddetli depresyon ve durgunluklarda olduğu gibi ekonomik büyüme oranı Japonya’da hiçbir zaman sıfıra inmedi.

ÜNİTE – 10

20. YÜZYILDA YAPISAL DEĞİŞMELER :

a)NÜFUS VE EKONOMİK KAYNAKLAR : 20. yüzyılda Avrupa’da nüfus artışı dururken,dünyanın diğer bölgelerinde nüfus hızla çoğalmaya başladı.19. yüzyılda Avrupa’da hız kazanan ve 20. yüzyılda da devam eden şehirleşme hareketi dünyanın diğer bölgelerine yayılmıştır.Çünkü şehirlerde verimlilik ve gelirler kırsal bölgelerden daha yüksektir.19. yüzyıldaki göçlerin büyük bir bölümü ekonomik nedenlere dayanıyordu.20. yüzyılda bu faktör öneminin korumakla birlikte savaş ve ihtilallerden kaynaklanan siyasi baskılar da önemli göçlere neden olmuştur.20. yüzyılda nüfusun hızla çoğalması ve dünyanın en azından bir bölümünde refahın artması ekonomik kaynaklara büyük bir talep yarattı.20. yüzyılda ekonomik kaynaklar açısından en önemli gelişme enerji alanında olmuştur.

b)SINAİ TEKNOLOJİ VE ORGANİZASYON : Geçmiş çağlarda toplumların başarısının ölçüsü çevrelerine uyabilme yetenekleriydi.20. yüzyılda ise başarı çevreye hükmetmekle ve onu toplumun ihtiyaçlarına göre şekillendirebilmekle mümkündü.Çevreye hükmetmenin temel aracı ise teknoloji ve özellikle de modern bilime dayalı teknolojiydi.20. yüzyılın başında insanlar buharlı lokomotiflerle saatte 120 km. hızla seyahat edebiliyorlardı.Telgrafın gelişimine kadar uzak mesafeler arasında haberleşme hızı,insanların hızına bağlıydı.Bilimsel ve teknik ilerlemenin ön şartı,eğitilmiş bir insan gücü yani beyingücü havuzunun varlığıdır.Gelişmiş ve geri kalmış bölgeler arasındaki büyüyen teknik açığın önemli bir nedeni eğitim düzeylerinin farklılığıdır.Bilimsel teknolojinin uygulanışı insan emeğinin verimini büyük ölçüde artırmıştır.Enerji üretimindeki artış daha belirgindir.20. yüzyılın en karakteristik yeniliklerinden diğer ikisi de otomobil ve uçaklardı.Bilimin teknolojiye uygulanmasının en çarpıcı nihai örneği uzayın keşfi oldu.1969’da aya ilk kez insan ayağı bastı.Sınırlı sorumlu anonim şirket tipi 20. yüzyılın başında önde gelen sanayi ülkelerinde tam anlamıyla kurulmuştu.20. yüzyıldaki diğer önemli bir gelişme yatırım mallarından tüketim mallarına kadar çok çeşitli ürünlerin tüketim ve satışlarıyla uğraşan dev şirketlerin doğmasıydı.20. yüzyılda sanayi hayatıyla ilgili nihai bir gelişme de çoğu Batı ülkesinde işçilerin örgütlenme ve toplu pazarlık haklarının artık tanınmış olmasıydı.

c)ULUSLARARASI EKONOMİK İLİŞKİLER : 1914 öncesinde dünya ekonomisine Avrupa,özellikle de Batı Avrupa ile Birleşik Amerika hükmetmekteydi.1. Dünya Savaşı ve 1917 Rus İhtilali bu yapıda önemli değişmelere yol açtı.Çarlık Rusya’sı yerini Sovyetler Birliği’ne bıraktı.Doğu ve Orta Avrupa’daki Habsburg İmparatorluğu sona erdi.Almanya denizaşırı sömürgelerini kaybetmekle kalmadı,Avrupa’daki toprak ve nüfusunun bir bölümünü de kaybetti.Savaş öncesinde küçük bir imparatorluk olan Japonya büyüdü ve önemli bir ekonomik güç haline geldi.Avrupa’nın dünya ticareti ve üretimindeki payı azalırken,Birleşik Amerika,İngiliz Uluslar Topluluğu ve Japonya’nın payı büyük ölçüde arttı.2. Dünya Savaşı da uluslar arası ilişkilerde önemli bir değişime neden oldu.Avrupa artık politik ve ekonomik hegemonyasını önemli ölçüde kaybetti.Avrupa’nın büyük güçleri arasındaki rekabet yerini iki yeni süper güç olan Birleşik Amerika ve Sovyetler Birliği arasındaki rekabete bıraktı.2. Dünya Savaşı sömürgeciliğe de önemli bir darbe vurdu.1960’ların ortalarına gelmeden eski Avrupalı sömürgeciler,Asya ve Afrika’daki tüm sömürgelerine bağımsızlıklarını tanımak zorunda kaldılar.

d)DEVLET VE EKONOMİK HAYAT : 20. yüzyılda tüm milletleri etkileyen diğer önemli bir değişme ekonomide büyük ölçüde genişleyen devlet rolüydü.Sovyetler Birliği’nde ve diğer Sovyet tipi ekonomilerde hükümetler geniş kapsamlı bir ekonomik planlama ve kontrol sistemiyle ekonominin tüm sorumluluğunu üstlendi.Batı Avrupa milletlerinde bu uygulamalar karma ekonomi olarak adlandırıldı.Kamunun büyümesinin diğer bir nedeni olan transfer ödemeleri de 19. yüzyılın sonlarında doğmuştu.Kamu sektörünün büyümesinin istatistik ifadesi devlet harcamalarının artışıydı.

I. DÜNYA SAVAŞI’NIN EKONOMİK SONUÇLARI : Uluslar arası ticaretin kesintiye uğraması ve devlet müdahalesinin ortaya çıkışı kadar dış pazarların kaybı da uzun ömürlü etkilere yol açtı.Savaş dünya tarımının dengesini altüst etti.Savaşın yol açtığı diğer bir kayıp da dış yatırım gelirleriydi.Milli ve milletlerarası düzeyde nihai bir ekonomik problem de enflasyondu.

YENİ MERKANTİLİZM : Devletin ekonomik canlanmayı ve kalkınmayı sağlamak amacıyla ihracatı artırmak için dış ticarete müdahale etmesidir.
BARIŞIN EKONOMİK SONUCU : Savaş sonrasının ekonomik problemleri ekonomik milliyetçiliğin doğuşu ile parasal ve mali problemlerdi.Yeni merkantilizm olarak adlandırılan bu uygulamalar,diğer devletlerin karşı tedbirler getirmesiyle yaygınlaşarak ticaretin daha da sınırlanmasına yol açtı.Savaşın doğurduğu ve barışın şiddetlendirdiği mali ve parasal problemler ise uluslar arası ekonominin tamamen dağılmasına yol açtı.Bu karışıklığın temelinde tazminat meselesi ile savaş dönemindeki borçlanmaların geri ödenmesi problemi yatıyordu.Avrupalı müttefikler,birbirlerine olan borçlarını kayden borç olarak kabul ediyorlar ve savaş sonrasında karşılıklı olarak tasfiye etmeyi umuyorlardı.Diğer bir problem savaş tazminatı meselesiydi.Zayıflamış Avrupa ekonomileri ve uluslar arası ekonominin kritik durumu karşısında Fransa,İngiltere ve diğer müttefik ülkelerin Birleşik Amerika’ya olan borçlarını ödeyebilmeleri tazminat olarak alacakları miktarlara;Almanya’nın tazminat ödeme kapasitesi ise ödemelerini yapabileceği dövizi ve altını elde edeceği ihracat fazlasına bağlıydı.Enflasyon Alman toplumunda derin yaralar açtı.Bu gelişmeler Amerikan sermayesinin özel yatırımlar şeklinde Almanya’ya akmasını sağladı.Savaş sonrası İngiltere’de ekonomik problemler büyüdü.İngiltere savaşın finansmanı için bir tedbir olarak 1914’te altın standardını terk etmişti.Birleşik Amerika,Almanya ve Fransa başta olmak üzere çoğu ülkeler bir refah dönemine girmişti.Ancak bu refah Amerika’da Almanya’ya fon akışının devamına bağlı her an bozulabilir bir denge üzerine kurulmuştu.

BÜYÜK BUNALIM : Avrupa ülkelerinden farklı olarak Birleşik Amerika savaştan çok daha güçlü olarak çıktı.Ekonomik olarak net borç alan bir ülke iken,net borç veren bir ülke durumuna geldi.1929 ekiminde New York borsasının çöküşü daha sonra özellikle sanayileşmiş dünyayı etkileyen bir krize dönüştü.Krizin kaynağı İngiltere ve Birleşik Amerika’nın politikalarıydı.Eğer Birleşik Amerika daha açık politikalar izleseydi bunalım daha kısa süreli ve daha hafif olabilirdi.Bunalımın uzun dönemdeki en önemli sonucu ekonomide devletin rolünün artması ve üçüncü dünya ülkelerinde ithal ikamesine dönük sanayilerin geliştirilmesi çabalarıydı.

2. DÜNYA SAVAŞI VE DÜNYA EKONOMİSİNİN YENİDEN İNŞASI : Savaş sonunda tüm ülkelerde politik,sosyal ve ekonomik reformlar için geniş bir kamu talebi vardı.1944’te bu alanda iki uluslar arası kuruluşun temeli atıldı.Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (IBRD).İMF çeşitli dünya paraları arasındaki değişim oranının düzenlenmesi ve ülkeler arasındaki kısa dönemli ödemeler dengesi problemlerinin çözümlenmesi görevini üstlenmişti.Dünya Bankası ise,hem savaştan zarar gören ekonomilerin yeniden inşası,hem de yoksul ülkelerin gelişmesi için uzun dönemli krediler verecekti.İki kuruluşun işler hale gelmesi 1946’ya kadar mümkün olmadı.1930’ların parasal ve mali kargaşa arasında pek çok ülke döviz kontrolü uygulamaya başlamıştı.Avrupa’daki en büyük kıtlık ise dolar kıtlığıydı.Problemin çözümünü Marshall Planı çerçevesinde Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) aracılığıyla Avrupa’ya akan yardımlar sağladı.Avrupa’ya 1947 sonu ile 1952 başları arasında Birleşik Amerika’dan borç ve hibe şeklinde 13 milyar dolar ekonomik yardım aktı.Marshall Planı 1952’de sona erdi.Yalnızca Batı Avrupa’nın ekonomik canlanması başarılmış olmadı,aynı zamanda ekonomik gelişmeleri teşvik edecek OECC gibi yeni kurumlar doğmuş oldu.Bunlardan en önemlisi Avrupa Ödemeler Birliği (EPU) kuruldu.EPU’nun kurulmasından sonraki 20 yıl içinde dünya ticareti yıllık olarak % 8 büyüdü.EPU o denli başarılı oldu ki 1958’de OECC ülkeleri paranın konvertibilitesini yeniden kurabildiler.1961’de OECC Birleşik Amerika ve Kanada’yı ve daha sonra da Japonya ve Avustralya’yı içine alarak Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) şekline dönüştü.Kuruluşun yeni amacı ileri sanayi ülkelerinin azgelişmiş ülkelere yardımlarını koordine etmek,makro ekonomik politikalar üzerinde uzlaşma imkanları aramak ve karşılıklı problemlerin çözümlenmesine yardımcı olmaktı.2. Dünya Savaşı’ndan sonraki çeyrek yüzyıl,sanayileşmiş ülkelerde en uzun ve en yüksek oranlı ekonomik büyümenin yaşandığı dönem oldu.Avrupa ekonomisinin bu yeniden inşası ekonomik bir mucize olarak adlandırıldı.Bu mucizede rol oynayan ilk faktör Amerikan yardımıydı.Diğer önemli bir faktör hükümetlerin tutum ve rolleriydi.Hükümetler doğrudan ve dolaylı olarak ekonomik hayata çok geniş ölçüde katılarak bazı temel sanayileri millileştirdiler.Uluslararası düzeyde hükümetler arası işbirliği de ekonomik performansındaki etkinliğin bir diğer önemli nedeniydi.Uzun dönemde Avrupa’nın beşeri sermaye gücü de önemliydi.

Kur’an-ı Kerimdeki Sureleri Tanıyalım

1 – Fatiha Suresi-Mekke döneminde inmiştir. Yedi âyettir. Kur’an-ı Kerim’in ilk sûresi olduğu için “başlangıç” anlamına “Fâtiha” adını almıştır. Sûrenin ayrıca, “Ümmü’l-Kitab” (Kitab’ın özü) “es-Seb’ul-Mesânî” (Tekrarlanan yedi âyet), “el-Esâs”, “el-Vâfiye”, “el-Kâfiye”, “el-Kenz”, “eş-Şifâ”, “eş-Şükr” ve “es-Salât” gibi başka adları da vardır. Kuran’ın içerdiği esaslar öz olarak Fâtiha’da vardır. Zira övgü ve yüceltilmeye layık bir tek Allah’ın varlığı, onun hakimiyeti, tek mabut oluşu, kulluğun ancak ona yapılıp ondan yardım isteneceği, bu sûrede özlü bir şekilde ifade edilir. Fâtiha sûresi aynı zamanda baştan başa eşsiz güzellikte bir dua, bir yakarıştır.
2 – Bakara Suresi-Medine döneminde inmiştir. Kur’an-ı Kerim’in en uzun sûresi olup 286 âyettir. Adını, 67-73. âyetlerde yer alan “bakara” (sığır) kelimesinden alır. Sûre, İslâm hukukunun ana konularıyla ilgili pek çok hüküm içermektedir.
Not: Kur’ân-ı Kerîm’in 29 sûresi huruf-i mukattaa denilen bu münferit harfler ile başlar. Müfessirler, bunların mânasız veya tesadüfî olmadığını vurgular, onlar hakkında öne sürülen muhtemel çeşitli izahları nakleder, bununla beraber Allah ile Resulü (a.s.) arasındaki bu şifrelerin kesin mânalarını Allah’a havale ederler.
3 – Ali İmran Suresi:Medine döneminde inmiştir. 200 âyettir. Sûre, adını 33. âyette geçen “Âl-i İmrân” tamlamasından almıştır. İmrân, Hz.Mûsâ ile Hz.Hârûn’un babasıdır. Âl-i İmrân, İmrân ailesi demektir.
Not: Muhkem: Anlamı açık, kesin, ifade ettiği mâna tek olup, açıklanması için başka delile ihtiyaç olmayan demektir. Müteşabih: Birden fazla mâna ihtimali olduğundan, anlaşılması için başka delile ihtiyaç hissettiren, mânası hakkında kesin bir hüküm verilemeyen âyettir.
Ayet ,61. Artık sana bu ilim geldikten sonra, kim seninle Îsâ hakkında tartışmaya girerse de ki: “Haydi gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, hanımlarımızı ve hanımlarınızı ve bizzat kendimizi ve kendinizi çağırıp, sonra da gönülden Allah’a yalvaralım da bu konuda kim yalancı ise Allah’ın lânetinin onların üzerine inmesini dileyelim.”
Bu âyete “mübahele” âyeti denir. Mübahele: “Hangi taraf yalancı ise Allah’ın ona lânet etmesini bütün kalbiyle istemek” demektir. Hicri 9. yılda Necran Hıristiyanlarını temsil eden 70 kişilik heyet, başlarında dinî ve dünyevî liderleri olarak Medine’ye gelip tartışmıştı. Delilden anlamamaları karşısında Hz. Peygamber (a.s.) mübaheleyi teklif edince, düşünmek için mühlet istediler. Bunu kendileri için tehlikeli bulup kabul etmediklerini bildirmek üzere Hz. Peygamberin yanına geldiklerinde baktılar ki O Hüseyin’i kucağına almış, Hasan’ın elinden tutmuş, Hz. Fatıma ile Hz. Ali’yi arkasına almış “Ben dua edince siz de “âmin” dersiniz diyor. Hey’et başkanı mübaheleyi kabul etmeyip cizye vererek İslâm hâkimiyeti altında yaşamayı benimsediklerini bildirdi. Hz. Peygamber de onlara, kendilerine verilen hakları ve yükümlülükleri bildiren bir emanname yazdı.
Ayet,96. İbadet, yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina Mekkedeki Kâbe olup, pek feyizlidir, insanlar için hidâyet rehberidir.

Kıble ilkin Mescid-i Aksa iken, hicretten bir buçuk yıl sonra Kâbe olarak değiştirilmişti. Yahudiler “peygamberlerin kıblesi değiştirildi” diye itiraz ettiler. Bu âyet Hz. İbrâhim tarafından Mekke’de bina edilen Kâbenin daha kıdemli bir kıble olduğunu hatırlatarak itirazlarını cevaplandırmaktadır. Hz. Süleyman tarafından, M.Ö. 1000 yıllarında yaptırılan Mescid-i Aksa ile Kâbe arasında yaklaşık bin yıl kadar bir zaman vardır.
4 – Nisa Suresi:Medine döneminde inmiştir. 176 âyettir. Sûre, özellikle kadın haklarından, onların hukûkî ve sosyal konumlarından bahsettiği için bu adı almıştır. “Nisâ” kadınlar demektir.
Ülülemr kelimesi geniş kapsamlıdır; müslümanların herhangi bir işinin başında olan her yöneticiye şamildir. Din alimleri, ülke yöneticileri, onların başında gelirler. Hadis-i şerife göre: “Emrettiği şey günah olmadığı sürece, bir müslümanın, hoşlansın veya hoşlanmasın, yöneticinin emirlerine itaat etmesi gerekir.” Bir başka hadis: “Allah’a isyanda (günah olan bir konuda) başkasına itaat haramdır. İtaat ancak meşrû hususlardadır.” Bir başka hadis: “Sizin başınızda doğru olduğu gibi yanlışı da uygulayan yöneticiler olacaktır. Böyle bir durumda kim yanlış şeylerden nefret ederse sorumluluktan kurtulacaktır.” Bunun üzerine ashabdan bazıları: “Böyle yöneticilere karşı savaşmayacak mıyız?” diye sorunca Hz. Peygamber (a.s.): “Namazı kıldıkları müddetçe, hayır!” diye cevap vermiştir (Müslim).
Yolculuk sırasında dört rekatlı namazlar iki rek’at kılınır ve buna kasr denilir. Düşman korkusu olmasa da 90 kilometrelik mesafeye gitmekle dinen yolcu sayılıp kasr yapmak gerekir. Hanefî mezhebine göre kasr vacip, Mâlikî ve Şâfiî mezheplerinde ruhsattır, Sünnet olarak kısaltılır. Düşmanla savaş devam ettiğinde, bu âyette tarif edilen namaz kılınmaz. Namazlar ertelenir, kazaya bırakılır. Nitekim Hendek savaşında Hz. Peygamber (a.s.) bir günün dört vakit namazını kılamamıştı. Fakat sıcak çatışma olmayan bir savaş ortamında yahut yangın, sel gibi bir güvensizlik ortamında salat-ı havf (korku halindeki namaz) kılınır. Hz. Peygamber (a.s.) bunu müteaddit defalar uygulamıştır. Hanefî mezhebine göre şöyle kılınır: Cemaatin bir kısmı düşman karşısında dururken öbür kısmı imama uyar. İki rek’atli namazın ilk rek’atını, üç veya dört rek’atlı bir namazın da ilk iki rek’atını imamla beraber kılar. İkinci secdeden, veya birinci ka’dede teşehhütten sonra düşman cephesine gider. Bu defa öbür kısım gelerek imama uyar, onunla beraber geri kalan rek’atları kılar, tekrar düşman karşısına gider. İmam kendi başına selam verir, namazdan çıkar. Birinci kısım döner gelir, namazını kıraatsiz olarak tamamlar, selam verir, düşmana karşı gider. Sonra ikinci kısım gelir, namazını kıraatle tamamlayıp cepheye gider. Bununla beraber, bu zümreler, bulundukları yerde de namazlarını tamamlayabilirler.
5 – Maide Suresi:Medine döneminde inmiştir. 120 âyettir. Sûre adını, 112. ve 114. âyetlerde yer alan “mâide” (sofra) kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca; verilen sözlerin yerine getirilmesi, İsrailoğullarının sözlerinde durmamaları, Hristiyanların yanlış inançları, dünyaya düşkünlükleri ve yolsuzlukları, müslümanlar için bazı talimat, uyarı ve dini hükümler konu edilmektedir.
Müheymin: Öbür kitaplar üzerinde denetleyici, kontrolcü, şahit demektir. Kur’ân önceki kitaplar bakımından tasdikine başvurulacak bir merci olacaktır. Kur’ân’dan önce her millete ayrı hidâyet, ayrı şeriat verilmişti. Kur’ân ile bütün hidâyet yolları birleşti; her devrin, her milletin ihtiyacı giderildi.
6 – Enam Suresi:Mekke döneminde inmiştir. Kuvvetli görüşe göre, 91, 92, 93, 151, 152 ve 153. âyetler Medine’de inmiştir. 165 âyettir. Adını 136, 138 ve 139. âyetlerde yer alan “el-En’âm” kelimesinden almıştır. En’âm, koyun, keçi, deve ve sığır cinsi ehli hayvanları ifade eden bir kelimedir. Sûrede başlıca tevhide, adalete, peygamberliğe, ahirete dair meseleler ile, küfrün ve batıl inançların reddi, ve bazı temel ahlâk kuralları konu edilmektedir.

7 – Araf Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 163-170. âyetlerin Medine döneminde indiğini söyleyen âlimler de vardır. 206 âyettir. Sûre adını, 46. ve 48. âyetlerde geçen “el-A’râf” kelimesinden almıştır. “el-A’râf”, yüksek yerler, yüksek mevkiler demektir. Sûrede temel konu olarak, ilahi vahyin doğruluğu ve vahye duyulan ihtiyaç işlenmektedir.

Âd kavmi, Güney Arabistandan başlayarak Doğu Arabistandan Irak’a kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada hüküm süren bir devlet kurmuştu. Hz. Hûd (a.s.)’a ait olduğu söylenen bir kabir Hadramut tarafında bulunmaktadır. 19. asrın ortalarında bulunan kitabelerde Hz. Hûd’dan bahseden metinler bulunmuştur. İlk Âd kavminin soyunun kuruduğu, Hz. Hûd’a inananların ise felaketten kurtulup Âd adı ile devam ettiği anlaşılıyor. M.Ö. 1800 yıllarında bulunan bir kitabede Hz. Hûd’un bağlılarından bahsedilmektedir.
Semud, Âd kavminden sonra Arabistanda en yaygın halktır. Eski Arap şiirinde olduğu gibi, Eski Yunan ve Rum tarihçi ve coğrafyacıları da Semud halkından bahsederler. Bu kavim kuzeybatı Arabistanda Hicr denilen bölgede otururdu. Başkentleri şimdi, Medayin Salih adı ile anılmaktadır. Bu halkın tepelerde oydukları taş evler, bu güne bile ulaşmıştır. Kur’ân’ın geldiği sırada Mekkeliler Şam’a ticaret için giderken, Hicr kalıntılarının yanından geçiyorlardı. Bir defasında Hz. Peygamber (a.s.) ashabı ile oradan geçerken: “Burası Allah’ın gazabı ile helâk olan bir halkın diyarı idi. Siz de buradan tiksinerek geçin. Burası eğlenecek değil, hüzünlenecek bir yerdir” deyip oradan çabuk ayrılmayı tavsiye etmiştir.
8 – Enfal Suresi:Medine döneminde hicretin ikinci yılında Bedir savaşından sonra inmiştir. 75 Âyettir.Sûre, adını ilk ayetteki “el-Enfâl” kelimesinden almıştır.Enfâl savaş ganimeti demektir. Sûrede başlıca, savaş, özellikle Bedir savaşı sonrası elde edilen ganimetleri, bunların kimlere ve nasıl pay edileceği konu edilmektedir.
Peygamberimizin amcası Abbas, Bedir savaşında esir edilmiş, hürriyetine kavuşmak için hem kendisinin, hem de yeğenleri Akîl ile Nevfel’in fidyelerini vermesi istenmişti. O da imkânı olmadığını ifade etmişti. Oysa Mekke ordusunun iaşesini üstüne alan on Kureyşli zenginden biri idi ve harcama sırası kendisine gelmeden savaş sonuçlanmıştı. Peygamberimiz bu maksatla harcayacağı parayı kendisine bırakmayacağını ifade etti. O: “Geri kalan ömrüm boyunca Kureyşin eline mi bakayım?” diye acındırmak isteyince Peygamberimiz: “Savaşa çıkarken hanımın Ümmü’l-Fadl’a teslim ettiğin altınlar var” deyince “Hiç kimsenin bilmediği bu olay karşısında mûcizeyi görmüş ve Peygamberimizin risaletini içinden kabul etmişti. Sonra serveti iyice artmış olan Hz. Abbas (r.a) şöyle demiştir: “Allah’ın, alınandan daha fazlasını verme vâdi gerçekleşti. Umarım affı da gerçekleşir.
Müminlerin Medine’ye 622’de hicret etmelerinin hemen akabinde, Muhacirlerle Ensar arasında Hz. Peygamber (a.s.) kardeşleştirme (muahat) gerçekleştirmişti. Birbirlerine vâris oluyorlardı. Bazı tefsirlere göre, daha sonra indirilen 75. âyet bu kardeşliğin, mirasla ilgili hükümlerini kaldırarak bundan böyle müminler arasında mirasın, yalnız akrabalar arasında geçerli olacağını bildirmektedir.
9 – Tevbe Suresi:Son iki âyet hariç Medine döneminde, Peygamber Efendimizin irtihaline yakın bir zamanda inmiştir. 129 âyettir. Sûre adını, Allah’ın kullarının tövbesini kabul edeceğini bildirdiği 104. âyetten almıştır. İlk âyette geçen “berâet” kelimesinden dolayı sûreye Berâe sûresi adı da verilmiştir. Başında besmele olmayan tek sûredir. Sûrenin başına besmelenin yazılmamış oluşunu bazı bilginler, onun bir önceki sûrenin devamı mahiyetinde oluşu ile açıklamışlardır. Sûrede başlıca, yaptıkları antlaşmalara bağlı kalmayan düşmanlarla ilişkilerin kesilmesi, antlaşmalara bağlı kalanlara karşı ise antlaşmalara bağlı kalınmasının gerekliliği; Kur’an’ın müslümanlar üzerinde oluşturduğu etki ve Hz. Peygamber’in müslümanlar adına duyduğu endişe söz konusu edilmektedir.
Ayet,1. Allah ve Resulünden, kendileriyle anlaşma yaptığınız müşriklere son ihtar!
Hicretin 9. yılında Hz. Peygamber (a.s.) müslümanları Hz. Ebû Bekr (r.a)’ın emirliği altında hacca göndermişti. O esnada bu âyet indirilince Hz. Peygamber bu buyruğu hacda toplanan insanlara tebliğ etmek için Hz. Ali (r.a)’ı, görevlendirdi. O da bayramın birinci günü Akabe cemresi yanında hacılara hitab edip sûrenin başından 30 kadar âyeti tebliğ ederek özellikle şu dört şeyi vurguladı: 1. Bu yıldan sonra Kâbe’ye hiç bir müşrik gir meyecek. 2. Hiç kimse çıplak olarak Kâbe’yi ziyaret etmeyecek. 3. Müminlerden başkası cennete giremeyecek. 4.Müşrik kabîleler tarafından bozulmamış sözleşmeler, anlaşma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacak.
Ayet,118. Allah, savaştan geri kalan ve haklarındaki hüküm ertelenen o üç kişinin de tövbelerini kabul buyurdu. Çünkü onlar öylesine bunaldılar ki dünya bütün genişliğine rağmen başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıktıkça sıktı. Nihayet, Allah’ın cezasından, yine Allah’ın kapısından başka sığınacak hiçbir yer olmadığnı anladılar da, bundan sonra, önceki iyi hallerine dönsünler diye, Allah onları tövbeye muvaffak kıldı. Çünkü Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri çok kabul eder, tövbe edenleri sever ve pek merhametlidir).
Bu üç halis müslüman Kâ’b ibn Malik, Hilal ibn Ümeyye, ve Mürâre (r.anhüm) adlı sahabîlerdi. Güçlü bir şair olan Kâ’b’ın bu kıssayı uzunca anlatımı okunmaya değer. Hz. Kâ’b’ın bu anlatımı, başta Buharî’nin Sahîh’i olmak üzere birçok kaynakta bulunmaktadır. Bu üç zat gerçek mümin olduklarından Hz. Peygamber bunları dışladı. Müslümanları onlarla konuşmaktan menetti. Elli gün süren, kendilerine ise ellibin sene gibi gelen, büyük bir imtihan geçirdiler. Sadakatlerini ispatladıklarından Allah da onların tövbelerini kabul etti.
10 – Yunus Suresi:40,94,95 ve 96. âyetler Medine döneminde, diğerleri Mekke döneminde inmiştir. 109 âyettir. Sûrede temel konu olarak Allah’ın rahmetinin gazabına üstün olduğu vurgulanmaktadır. Sûrede, Yûnus, Nûh ve Mûsâ peygamberler ile bunların kavimlerinin kıssalarına yer verilmektedir. Sûre, adını içindeki Yûnus kıssasından almıştır.

11 – Hud Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 123 âyettir. Sûre, adını içinde söz konusu edilen Hûd peygamberden almıştır. Sûrede başlıca tevhit, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve ceza konuları ele alınmakta ve bunlar bazı peygamberlerin kıssalarıyla desteklenmektedir.

Cudi, Türkiye’nin güneydoğusunda Şırnak civarında 2000 m. yüksekliğinde bir dağdır. Tevrat, Ararat dağına yerleştiğini bildirir (Tekvin, 8,4). Hz. Nûh’un Irak tarafında irşadda bulunduğunu düşünmek daha mâkuldür. Cudi ismiyle Musul, Cizre ve Şam’da birer dağ bulunduğu rivayet edilmektedir. L

ût (a.s.), Hz. İbrâhim (a.s.)’ın yakın akrabasından olup onun şeriatı üzere gönderilmiş bir Peygamberdi. Durum Hz. İbrâhim ile de ilgili olduğundan, Lût kavminin kıssasına giriş mahiyetinde Hz. İbrâhim’den bahsedilmiştir.

Ayet,84. Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. O da onlara: “Ey halkım!” dedi, “yalnız Allah’a ibadet edin, çünkü sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Hem ölçü ve tartıyı eksik tutmayın. Ben sizin bolluk içinde olduğunuzu görüyorum. Ama böyle devam edecek olursanız, sizi azapla kuşatacak olan bir günden korkuyorum.

Medyen, Hz. İbrâhim (a.s.)’ın bu ismi taşıyan oğlunun soyundan gelen bir toplum olup, Kızıldenizde Akabe körfezinin doğu tarafında otururlardı. Hz. Mûsâ Şuayb (a.s.)’a hizmet etmiş, ve onun damadı olmuştur. Şuayb (a.s.)’ın öğrettiklerine dikkat edilirse, zamanımız medeniyetinin genel ahlâk anlayışını özellikle ilgilendiren çok dersler bulunur.

12 – Yusuf Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 111 âyettir. Bu sûrede Yûsuf Peygamberin hayatta karşılaştığı sıkıntılar ve bunlara sabrederek nasıl başarıya ulaştığı anlatılmakta ve inananlar için faydalı öğütler, önemli mesajlar verilmektedir. Kur’an’da baştan sona kadar bir tek konuyu anlatan tek sûre budur.

Ayet,2. Düşünüp mânasını anlamanız için Biz, onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik.

Arapça olmasından maksat, Kur’ân’ın nâzil olduğu çevrenin dili olarak, arap toplumunun bahanelerini ortadan kaldırmaktı. Elbette ilahî mesaj, insanların konuştukları dillerden biri ile gelme durumunda idi. Evrensel de olsa her hareketin mutlaka ilk çekirdeğinin bir yerde oluşturulması gerekir. Bu âyet, Kur’ân adının ancak Arapça olan aslî şekline denilip, onun tercümelerinin Kur’ân olmasına imkân ve ihtimal bulunmadığına kesin bir delildir.

Ayet,75. “Cezası,” dediler, “kimin yükünde çıkarsa, işte o onun cezasıdır (yani çalması sebebiyle kendisi rehin ve mahkûm olur).” Biz zalimleri böyle cezalandırırız!”

Hz. İbrâhim (a.s.)’ın şeriatına göre suçu sabit olan hırsız, eşya veya parasını çaldığı adamın kölesi yapılırdı.

13 – Rad Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 43 âyettir. Sûre adını, 13. âyette geçen “Ra’d” kelimesinden almıştır. “Ra’d” gök gürültüsü demektir. Sûrede başlıca Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilmek ve hesap ile müşriklerin İslâm hakkında ortaya attıkları şüpheler konu edilmektedir.

14 – İbrahim Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 52 âyettir. İçinde Hz. İbrahim’den ve ailesinden söz edildiği için bu adı almıştır. Sûrede başlıca imanın temel konuları olan Allah’a iman, peygamberlere iman, öldükten sonra dirilme ve hesap ele alınmaktadır.

15 – Hicr Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 99 âyettir. Sûre, adını 80. âyette geçen “Hicr” kelimesinden almıştır. Hicr, Medine’nin kuzeyinde vaktiyle Semûd kavminin yaşadığı bir yerin adıdır. Sûrede başlıca Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve hesap konuları; peygamberlerin, çeşitli zamanlarda azgınlara ve inkarcılara karşı verdikleri mücadeleler çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu sûrede ayrıca ilahi kitapların kendisiyle kemale erdiği Kur’an’ın her türlü tahriften korunacağı hükmü de yer almaktadır.

Ayet,78. Eyke halkı da zalim mi zalim bir halk idi.

Eyke, Tebük’ün eski adı olup Şuayb (a.s)’ın halkıdır.

Hicr, Semud’un başkenti idi. Kalıntıları Medine’nin kuzeybatısında el-Ula kasabasının yanındadır. Medine -Tebük karayolu üzerindedir. Hz. Peygamber (a.s.)’ın tavsiyesine uyarak buradan geçenler orada konaklamazlar.

Ayet,87. Şu kesin ki biz sana Seb-i mesânî ile şu yüce Kur’ân’ı verdik.

Seb-i mesânî: Fatiha sûresidir

16 – Nahl Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 128 âyettir. Sûre, adını 68. âyette geçen “en-Nahl” kelimesinden almıştır. “en-Nahl” bal arısı demektir. Sûrede başlıca, kâinatta Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller, vahiy, öldükten sonra dirilme gibi konular yer almaktadır.

17 – İsra Suresi:26,32,33 ve 57. âyetler ile 73-80. âyetler Medine döneminde, diğerleri Mekke döneminde inmiştir. 111 âyettir. Sûre, adını ilk âyetin konusu olan “İsrâ” olayından almıştır. “Geceleyin yürütmek” anlamına gelen “İsrâ”, Mîrac yolculuğunda, Hz. Peygamberin bir gece, Mekke’den Kudüs’e götürülmesini ifade eder. Sûrenin diğer bir adı da “Benî İsrâil Sûresi”dir.

18 – Kehf Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 28. âyetin Medine döneminde indiği de rivayet edilmiştir. 110 âyettir. Sûre, adını; ilk defa dokuzuncu âyette olmak üzere, birkaç yerde geçen “kehf” kelimesinden almıştır. Kehf, mağara demektir. Sûrede temel konu olarak, inançları sebebiyle öldürülmekten kurtulmak için bir mağaraya sığınan gençlerin mucizevi halleri, ayrıca Hz.Mûsâ ile Zülkarneyn konu edilmektedir.

 Zülkarneyn, anlamı ve kapsamı geniş olan bir kelimedir. Zülcenaheyn vasfına benzer, “iki kanatlı” yani işin çeşitli yönlerine vâkıf, mükemmel demektir. Karn: asır, boynuz, aynı zamanda yaşayan topluluk, güneş kursu, bir toplumun başı, efendisi gibi anlamlara gelir. Görünene ve görünmeyene sahip, dünyanın doğusuna da batısına da sahip, dolayısıyla cihangir mânaları da mümkündür. Tefsirlerde daha çok cihan fatihlerinden Makedonya kralı Büyük İskender (M. Ö. 324) üzerinde durulsa da, onun bazı vasıfları Kur’ân’da bildirilen Zülkarneyn’e uymamaktadır. Daha önce yaşayan İran kralı Büyük Dariyus (M. Ö. 521) olma ihtimali de vardır; zira o da, zamanında meskûn dünyanın büyük kısmını ele geçirmiş, İsrailoğullarını da Babil esaretinden serbest bırakmış, dine bağlı olduğu bildirilen bir hükümdardı. Zülkarneyn vasfı KM, Daniel, 8,3.20 ile de irtibatlandırılmaktadır. Ashab-ı kehf, Hızır ve Zülkarneyn gibi gizemli konularla dolu olan bu kutlu sûrenin atmosferinde başka çok ihtimaller de bulunabilir. Doğruyu bütün yönleiyle bilmek, Allah Teâlaya mahsustur.

19 – Meryem Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 98 âyettir. Bazı tefsir bilginlerine göre 58 ve Ayet,71. âyetler Medine döneminde inmiştir. Sûre, Meryem’in, oğlu İsa’yı nasıl dünyaya getirdiğini anlattığı için bu adla anılmıştır. Sûrede başlıca, tevhit inancını yerleştirmek amacıyla bazı peygamberlerin kıssaları ve kıyamet sahneleri konu edilmektedir.

 Rivâyete göre: Hz. İbrâhim Şam tarafına hicret ettiğinde önce Harran’a geldi. Orada Sâre ile evlendi. Ondan İshak, İshak’tan da bilahere Yâkub dünyaya geldi.

Tur, Mısır ile Medyen arasında bir dağın adıdır. Hz.Mûsa (a.s.) Mısır’a giderken bir ateş görmüş, ona yaklaşınca “Ben Allah’ım. Hak mâbud Benim” sesini işitmişti. Burada Tur’un doğusu kasdedilmiştir. Medyen’denMısır’a giderken Tur’un güneyine düşen yoldan geçtiğinden, güney cihetinden ona bakan kişiye göre, dağın sağı doğu, solu ise batı tarafında olur. Yoksa bir dağın sağı veya solu olmadığı âşikârdır.

20 – Taha Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 135 âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan harflerden almıştır. Sûrede, Allah’ın peygamberler aracılığıyla insanlara gösterdiği doğru yolun temel gerçeklerine işaret edilmekte, Hz.Peygamber teselli edilerek peygamberlik görevini mutlaka en güzel şekilde başaracağı müjdelenip kendisine karşı çıkanların uğrayacağı sonuçlar izah edilmektedir

21 – Enbiya Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 112 âyettir. “Enbiya”, peygamberler demektir. Sûre, temel konu olarak peygamberlerden, onların tevhit davası uğrunda verdikleri mücadelelerden bahsettiği için bu adı almıştır.

 Furkan: hakkı batıldan, doğruyu eğriden, hayrı şerden ayıran, buna dair ölçüler getiren şey demektir. Kur’ân’ın bu sıfatı, ikinci bir özel ismi olarak kullanılmıştır.

Zülküfl (a.s.)’ın nerede yaşadığı hakkında kesinlik yoktur. Tefsirlerdeki çeşitli ihtimaller içinde nisbeten kuvvetlisi onu, Hızkil ile aynı sayan görüştür.Bu zat Habur nehri civarında tebliğde bulunmuştur. Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde makamı bulunmakta ve asırlardan beri kökleşmiş kuvvetli bir gelenekle onun burada yaşadığına inanılmaktadır. Ülkemizin özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde son derece yaygın olan Zülküf adı bundan ileri gelmektedir.

22 – Hac Suresi:Âyetlerinin çoğu Mekke’de, bir kısmı ise Medine döneminde inmiştir. 78 âyettir. Hac ibadetinden bahsettiği için bu adı almıştır. Sûrede ayrıca kıyamet gününün dehşetinden, kıyamet günü yaşanacak sahnelerden, cihattan ve helak edilmiş eski toplumlardan söz edilmektedir.

 Kâbe hakkında atîk sıfatı: 1. Eski, kıdemli, 2. Başkasının hâkimiyetinden uzak, 3. Şerefli ve hürmet edilen, demektir.

23 – Müminun Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 118 âyettir. Sûre adını, birinci âyette geçen “el-Mü’minûn” kelimesinden almıştır. “el-Müminûn”, mü’minler demektir. Müşriklere son uyarı niteliğindeki bu sûrede, mü’minlerin zafere ulaşacakları, kötülerin cezaya çarptırılacağı konu edilmektedir.

 24 – Nur Suresi:Medine döneminde inmiştir. 64 âyettir. Adını, 35. âyette geçen “nûr” kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca; bireysel ve toplumsal hayatla ilgili çeşitli hüküm ve prensipler, özellikle aile hayatına dair esaslar yer almaktadır.

 Benî Mustalık gazvesinde Hz. Peygamber (a.s.)’a Hz. Âişe refakat etti. Dönüşte Medine yakınında ordu konakladı. Hareket edileceği sırada Hz. Âişe (r.a) tabiî ihtiyaç için kafileden geride kalmıştı. Deve üzerindeki hevdeç içinde taşınıp kendisi de zayıf olduğundan, farkına varılmayıp kafile hareket etmiş, Hz. Âişe ihtiyacını giderdikten sonra kolyesini düşürdüğünü farkedince onu ararken kafileyi kaçırmış, geldiğinde, sadece hareket sonrası kontrolü ile görevli Safvan (r.a.) kalmıştı. Devesine Hz. Âişe’yi bindirip kendisi yaya Medine’ye döndüler. Münafıkların başı İbn Übey yaygara çıkarıp namus iftirası attı. Dedikodu yayıldı. Herkesten sonra dedikoduyu işiten Hz. Âişe iftiranın dehşetinden donup kaldı. Hz. Peygamberden izin isteyip babasının evine döndü. Hastalandı, dünya başına zindan oldu. Tam bir ay kadar sonra, bu âyetler vahyedilip Allah tarafından mâsumluğu, kıyamete kadar her gün ve her saat okunacak şekilde ebediyyen tescil edildi.

25 – Furkan Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 68-70. âyetlerin Medine döneminde indiği konusunda bir rivayet de vardır. 77 âyettir. Sûre adını, ilk âyette geçen “el-Furkân” kelimesinden almaktadır. Furkân, “hak ile batılı birbirinden ayıran” demek olup Kur’an’ın isimlerinden biridir. Sûrede temel konular olarak Hz. Peygamber’in tüm insanlığa gönderildiği, onun, tebliğ sırasında karşılaştığı zorluklar ve şirkin kökünün kazınacağı, geçmiş ümmetlerin hayatlarından bazı örnekler de verilerek ele alınmaktadır.

26 – Şuara Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 227 âyettir. Sûre, adını 224. âyette geçen “eş-Şu’arâ” kelimesinden almıştır. “Şu’arâ” şairler demektir. Sûrede başlıca Mûsâ, İbrahim, Nûh, Hûd, Salih ve Şuayb peygamberlerin kıssaları dile getirilmekte, müşriklerin, Kur’an’ın vahiy dışı bir kaynağa dayalı olduğu iddialarına karşılık, onun bir vahiy eseri olduğu vurgulanmakta, söz konusu kaynakların Kur’an üzerinde hiçbir etkisinin bulunamayacağı ifade edilmektedir.

Eyke ile Medyen bazı müfessirlere göre aynı, bazılarına göre ise iki ayrı kavim idi. Muhtemelen bunlar aynı ırkın iki kolu idiler. Hz. İbrâhim’in oğlu Medyen’e nisbet edilen bu halk, Hicaz’ın kuzeyinden itibaren Filistin’in güneyine kadar çeşitli yerleşim merkezleri kurmuşlardı.

 27 – Neml Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 93 âyettir. Sûre, adını, 18. âyette yer alan “en-Neml” kelimesinden almaktadır. Neml, karınca demektir. Sûrede başlıca, Süleyman peygamber ve Sebe’ melikesi, Belkıs kıssası ile Salih ve Lût peygamberler konu edilmekte, ayrıca mü’minlerin kurtuluşa ereceği, İslâm karşıtlarının kötü akıbetleri, öldükten sonra dirilmek ve kıyamet dile getirilmektedir.

Ayet,12. “Haydi, elini koynuna sok! Şimdi çıkar: İşte kusursuz, pırıl pırıl ışık saçıyor. Böylece Firavun’a ve onun halkına göstereceğin dokuz mûcizeye bu da dahil olsun. Hakikaten onlar yoldan tam çıkmış bir güruhtur.”

Bu dokuz mûcize : Asâ, parlak el, büyücülerin büyülerini bozmak, kıtlık, tufan, çekirge sürüleri, haşereler, kurbağalar ve kan.

Sebe halkı Güney Arabistan’da ticaretle uğraşan bir millet idi. Başkentleri, Yemen’in San’a şehrinin takriben 100 km. kuzeydoğusundaki Marib idi. Sebeliler, M. Ö. 1100-115 arasında bin yıl kadar bütün Arap yarımadasına hâkim olmuşlardı.

 Hz.Süleyman’ın oturduğu Filistin ile Sebe arasındaki mesafe 2000 kilometreden fazladır. Allah Teâla mûcize olarak, o mesafeden Kıraliçenin tahtını götürme imkânı vermiştir. Burada insanları, bu işin sırrını aramaya, bilim ve teknoloji yönünden incelemeye de gizli bir teşvik sezebiliriz.

 28 – Kasas Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 88 âyettir. Sûre adını, 25. âyette geçen “el-Kasas” kelimesinden almıştır. Kasas, kıssalar anlamında olup Kur’an’da geçen kıssa ve olaylar için kullanılır. Sûrede başlıca Hz. Mûsâ’nın çocukluğunu, peygamber oluşunu, Musevileri Mısır’dan çıkarmasını ve Firavun ile ordusunun boğulmasını kapsayan süreç anlatılmaktadır. Ayrıca küfre saplanıp maddi servet ve kudrete bel bağlamanın kötü akıbetini vurgulamak üzere Kârûn kıssasına yer verilmektedir.

 29 – Ankebut Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 69 âyettir. Sûre, adını 41. âyette geçen “el-Ankebût” kelimesinden almıştır. Ankebût, örümcek demektir. Sûrede başlıca, Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilme gibi temel inanç konuları ile, Nûh, İbrahim, Lût ve Şu’ayb gibi peygamberlerin ibret dolu kıssaları konu edilmektedir. Yine Âd ve Semûd gibi kavimlerle Kârûn ve Hâmân gibi tarihin azgın liderlerinin başlarına gelenlere dikkat çekilmektedir.

30 – Rum Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 60 âyettir. Sûre adını, ikinci âyette geçen “er-Rûm” kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca kıyametin hallerinden, Allah’ın kudretine ve birliğine delalet eden kevnî meseleler ile Kureyş kabilesinin İslâm’a karşı olumsuz tutumu konu edilmiştir.

31 – Lokman Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 34 âyettir. Sûre, adını 12. ve 13. âyetlerde anılan Hz. Lokmân’dan almıştır. Sûrede başlıca, Hz. Lokmân’ın oğluna öğütleri, tevhid, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve haşr konularına dikkat çekilmekte, kıyamet günü için hazırlıklı olunması öğütlenmektedir.

34. Kıyamet saatinin ne zaman geleceğini yalnız Allah bilir. Yağmuru da O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Herşeyi mükemmel tarzda bilen ve her şeyden haberdar olan Allah’tır.

Bazı âlimlerimiz bu âyetteki beş bilinmeyen konuya mugayyebat-ı hamse derler. Bir hadis-i şerifte de bunu teyid etmek üzere “Beş şey vardır ki onları Allah’tan başkası bilemez” buyurulduktan sonra bu âyet zikredilmiştir. Münavi’nin dediği gibi, hadisin mânası: “Bu beş şeyi Allah’tan başkası, bütün özellik ve incelikleriyle. bilemez.” Şu halde bu hadis Allah Teâlnın bazı makbul kullarına, hatta bu beşten bazı gaybî şeyleri bildirmesine mani değildir. Çünkü bu, sınırlı gayblardandır. Mu’tezilenin bunu inkâr etmesi de mânasızdır. Bir de şuna dikkat etmek gerekir. Gayb, mutlak gayb ve izafî gayb diye iki çeşittir. Âyet, mutlak gaybın, başkası tarafından bilinmesini reddediyor. İzafî gayb, bazı şartlara, bazı durumlara, bazı şahıslara göre gayb iken bazılarına göre gayb olmayan hususlara denir. Mesela İstanbul’daki insan, Tokyo’da cereyan eden hadiseyi bilemez. Ama vasıtalara sahip olan kimse, televizyon teknolojisi sayesinde görebilir. Bir sene sonra yağmurun ne zaman, ne kadar yağacağı mutlak gaybdır. Ama Allah, dünya atmosferinde yağmurun sebeplerini varettikten sonra, diğer insanlar için yağmur zamanını bilmek gayb olduğu halde, meteoroloji uzmanları tahmin raporu verebilir. Diğer bir konu ana karnındaki ceninin cinsiyetini bilme işidir. Son dönemde ultrason gibi cihazlarla bunu tesbit mümkündür. Âyet-i kerime “Rahimlerde olanı yalnız Allah bilir” buyuruyor. “Mâ” Arapçada en umumi bir lafızdır. Kapsamı son derece geniştir. Doğacak çocuğun her türlü maddî özelliklerine, genetik özelliklerine şamil olduğu gibi bütün istidatları, kabiliyetleri, hayat mukadderatı, ta cennete veya cehenneme girinceye kadar bütün özellik ve ayrıntıları dahildir ki bu gaypların yanında, kız mı erkek mi olacağı meselesi zikre bile değmez. Geçen asırlardaki müfessirler için, cinsiyeti bilmek mutlak gayb durumunda olduğundan, bazıları bilinmeyecek şeylere misal verme kabilinden bunu söz konusu etmişlerdir.

32 – Secde Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 30 âyettir. Sûre adını, mü’minlerin Allah’a secde etmelerinden bahseden 15. âyetten almıştır. Sûrede ayrıca Allah’ın kudretinden, ahiret gününden, kitaplardan, peygamberlerden ve insanın yaratılışından söz edilmektedir.

İsmâiloğulları içinde çıkan tek Peygamber, Hz. Muhammed (a.s.)’dır.

33 – Ahzab Suresi:Medine döneminde inmiştir. 73 âyettir. Sûre, adını 20 ve 22. âyetlerde geçen “el-Ahzâb” kelimesinden almıştır. Ahzâb, gruplar, demektir. Sûrede başlıca Hendek ve Benî Kureyza savaşları ile aile hayatına dair bazı hükümler konu edilmektedir.

Hicrete kadar Medine’nin ismi Yesrib idi. Daha sonra Medinetu’n-Nebî (Peygamber’in şehri) oldu.

34 – Sebe Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 54 âyettir. Sûre adını, 15. âyette geçen “Sebe’ ” kelimesinden almıştır. Sebe’ (Seba), Yemen’de bulunan bir bölgenin ya da bir kabilenin adıdır. Sûrede başlıca müşriklerin ahireti inkâr etmeleri, Davûd ve Süleyman Peygamberlerin kıssaları ve müşriklerin Hz. Muhammed’in peygamberliği hakkındaki bazı şüpheleri konu edilmektedir.

Sebe’: Yemen’de yerleşmiş bir kabile adı olup başkentleri Ma’rib, bu günkü San’a civarında yer alıyordu. Kurdukları üstün medeniyet dillere destan idi. Hz.Süleyman (a.s.) vesilesiyle mânen de yükselen bu millet, daha sonra şirke ve tefrikaya mâruz kaldı. M. Ö. 5. asırda ünlü Ma’rib barajının çöküşü ile bu ülkenin yıldızı da söndü.

35 – Fatır Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 45 âyettir. Sûre adını, birinci âyette geçen “Fâtır” kelimesinden almıştır. Fâtır, yaratan, yoktan var eden demektir. Yine ilk âyette geçen “el-Melâike” kelimesinden dolayı “Melâike sûresi” diye de anılır. Sûrede başlıca, Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden kainat olayları, öldükten sonra dirilme, Allah’ın nimetleri ve müminle kâfir arasındaki fark konu edilmektedir.

36 – Yasin Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 83 âyettir. Sûre, adını ilk âyeti oluşturan “Yâ-Sîn” harflerinden almıştır. Sûrede başlıca insanın ahlakî sorumlulukları, vahiy, Hz. Peygamber’i yalanlayan Kureyş kabilesi, Antakya halkına gönderilen peygamberler, Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller, öldükten sonra dirilme, hesap ve ceza konu edilmektedir.

37 – Saffat Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 182 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “es-Sâffât” kelimesinden almıştır. Sâffât, sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar demektir. Sûrede başlıca, meleklerden, cinlerden kıyamet ve ahiret olaylarından söz edilmekte; Nûh, İbrahim, İsmail, İshak, Mûsâ, Hârun, İlyas, Lût ve Yûnus peygamberin kıssalarına yer verilmektedir.

38 – Sad Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 88 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “Sâd” harfinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah’ın birliği, müşriklerin inkarları ve sapıklıkları sebebiyle azabı hak etmiş oldukları, Davûd, Süleyman, Eyyüp, İbrahim, İshak, İsmail, el-Yesa’ ve Zülkifl peygamberlerin kıssaları, Davût peygamber’in hakemliği ve Hz. Peygamberin temel görevi konu edilmektedir.

39 – Zümer Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 75 âyettir. Sûre, adını 71 ve 73. âyetlerde geçen “Zümer” kelimesinden almıştır. Zümer; zümreler, gruplar demektir. Sûrede başlıca, göklerde ve yerde Allah’ın birliğini gösteren deliller, mü’minlerin cennete, kâfirlerin cehenneme sevk edilecekleri konu edilmekte; kullar, ölüm gelip çatmadan Allah’a yönelmeye çağrılmaktadır.

Tağut: Azgınlık mânasına gelen bir masdardır. Belagatta sıfat yerine masdar kullanmak, o sıfatla nitelendirmenin pek ileri bir derecede olduğuna delalet eder. Biri hakkında “güzel” demekle, bir başkası hakkında “güzelliğin ta kendisi” demek arasındaki fark pek bârizdir. Allah’tan başkasına ibadet eden tağî (âsi, azgın) ise, kendisini tanrılaştırıp başkalarını kendisine kul edinen tağut olur. “En güzeli tatbik”ten maksat şudur: Dini meselelerden: vacib ile mendub arasında kaldıklarında vacibi, mübah ile mendub arasında kaldıklarında mendubu seçerler. Hasılı, Allah nezdinde ağırlığı en fazla olanı tercih ederler. Yahut çeşitli sözleri dinleyip en güzel olan Kur’ân’a uyarlar. Yahut kavl’den maksat Allah’ın emri olup “Allah’ın emrine kulak verip, en güzeline uyarlar” yani mesela, kısas ile af karşısında, af tarafını tercih ederler. Yahut hem iyi hem kötü tarafı olan sözün, iyi tarafını söyleyip, kötü tarafını terkederler, şeklinde yorumlanmıştır.

40 – Mümin Suresi:56 ve 57. âyetler hariç Mekke döneminde inmiştir. 85 âyettir. Sûre, adını 28. âyette geçen “mü’min” kelimesinden almıştır. Mü’min inanan kimse demektir. Âyette sözü edilen mü’min, Firavun ailesinin; gizlice iman eden ve çevresindekileri hakka yönlendirmeye çalışan bir ferdidir. Ayrıca sûre, Allah’ın sıfatlarından biri olan ve 3. âyette geçen “ğâfir” kelimesinden dolayı “Ğâfîr sûresi” diye de anılmaktadır. “Ğâfir”, bağışlayan demektir. Sûrede başlıca, Allah’ın birliğini gösteren bazı delillere yer verilerek kıyametle ilgili tasvirler yapılmaktadır.

Beyyinat (açık deliller) şu üç anlama gelebilir: 1. Allah tarafından gönderilen Peygamberler. 2. Peygamberlerin getirdikleri mesaj. 3. Dünya hayatı hakkında vaz edilen kurallar. Bu kurallar, dürüstlüğü öğreten ve hep dürüst yaşayan bir insanın, yalancı ve menfaatçi olmadığının açık bir delilidir.

41 – Fussilet Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 54 âyettir. Sûre, adını üçüncü âyette geçen ve Kur’an âyetlerini niteleyen “fussilet” ifadesinden almıştır. “Fussilet”, “genişçe açıklandı” demektir. Sûre, ayrıca “Hâ Mîm es-Secde” diye de anılır. Sûrede başlıca hakka davet, batılda ısrar edenlerin uyarılması, vahyin insanlar üzerindeki ahlâkî ve manevi etkileri konu edilmektedir.

42 – Şura Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 53 âyettir. Sûre, adını 38. âyette geçen “Şûrâ” kelimesinden almıştır. Şûrâ danışma demektir. Sûrede başlıca müslümanların işlerini kendi aralarında danışma yoluyla yürüttükleri, ayrıca kainatta Allah’ın birliğini gösteren deliller ve kıyamet gününün halleri konu edilmektedir.

 Vahy: Asıl muhatabı dışında kimsenin anlayamayacağı derecede mesela, bir elektrik akımının geçmesi gibi gizli ve hızlı işaretle bildirme anlamınadır.

43 – Zuhruf Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 89 âyettir. Sûre, adını 35. âyette geçen “Zühruf” kelimesinden almaktadır. Zühruf yaldız, mücevher, dünya hayatının geçici menfaati anlamlarına gelir. Sûrede başlıca tevhit, iman ve vahyin getirdiği hakikatler ile insanların bu hakikatlere ters düşecek şekilde sırf geçici dünya menfaatlerine bağlanarak sergiledikleri çelişki vurgulanmakta, batıla karşı çıkan ve hakkı tutan şahsiyetler olarak İbrahim, Mûsâ ve İsa peygamberlerden söz edilmektedir.

44 – Duhan Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 59 âyettir. Sûre, adını onuncu âyette geçen “duhân” kelimesinden almıştır. Duhan, duman demektir. Sûrede başlıca, Kur’an’ın indirilişi, müşriklerin ona karşı tutumu, Firavun ve halkının başlarına gelen azaplar, Kureyş’in Hz. Peygamberi yalanlaması, iyilerin ve kötülerin karşılaşacakları akıbet konu edilmektedir.

Kayser, Kisra, Firavun sırasıyla: Roma, İran, Mısır hükümdarlarının lakapları olduğu gibi Yemen (Himyer) hükümdarlarına da Tübba’ denirdi. M. Ö. 115 – M. S. 300 arasında Sebe ülkesinde hükümran olmuşlardır.

45 – Casiye Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 37 âyettir. Sûre, adını 28. âyette geçen “Câsiye” kelimesinden almıştır. Câsiye, diz üstü çöken demektir. Sûrede başlıca, Kur’an’ın indirilmesi, dış âlemde Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller, Allah’ın kullarına bahşettiği nimetler, İsrailoğullarının kendilerine verilen nimetlere inkar ve isyanla karşılık vermeleri konu edilmektedir.

 46 – Ahkaf Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 35 âyettir. Sûre, adını 21. âyette geçen “Ahkâf” kelimesinden almıştır. Ahkâf, sûrede sözü edilen “Âd” kavminin yaşadığı Yemen’de bir bölgenin adı olup, uzun ve kıvrımlı kum yığınları demektir. Konusu itibariyle bir önceki sûrenin devamı niteliğindedir.

Ahkaf sözlükte “kum tepeleri” anlamına gelir. Özel isim olarak, Arap yarımadasının güney batı kısmı olup bugün meskûn değildir.

Uman’dan Yemen’e kadar bu bölgede Âd kavmi yaşamıştı. Burası eski çağlarda yeşillik iken sonradan kuraklığa mâruz kalmış olabilir.

47 – Muhammed Suresi:Medine döneminde inmiştir. 38 âyettir. Sûre, adını Peygamber Efendimizin, ikinci âyette geçen adından almıştır. Sûre ayrıca yirminci âyette geçen “el-Kıtâl” kelimesinden dolayı “Kitâl sûresi”, diye de anılmaktadır. Sûrede temel konu cihad olmak üzere başlıca, savaş, esirler, ganimetler ve münafıkların durumu konu edilmektedir.

48 – Fetih Suresi:Medine döneminde inmiştir. 29 âyettir. Sûre, adını 1, 18 ve 27. âyetlerde geçen “fetih” kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca, hicretin altıncı yılında Hz. Peygamber ile Mekke’li müşrikler arasında gerçekleşen Hudeybiye antlaşması, cihad, savaştan geri kalan münafıklar ve Mekke’nin fethedileceği müjdesi konu edilmektedir.

 49 – Hücurat Suresi:Medine döneminde inmiştir. 18 âyettir. Sûre, adını dördüncü âyette geçen “Hucurât” kelimesinden almıştır. Hucurât odalar demektir. Burada Hz. Peygamber’in aile efradıyla birlikte ikamet ettiği odalar kastedilmektedir. Sûrede başlıca, mü’minlerin, gerek Hz. Peygambere karşı, gerek kendi aralarında uymaları gereken bazı görgü ve ahlâk kuralları konu edilmektedir.

 50 – Kaf Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 45 âyettir. Sûre, adını başındaki “Kâf” harfinden almıştır. Sûrede başlıca İslam inancının temel esasları çerçevesinde, Allah’ın birliğinin delilleri, Peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve geçmişteki inkarcı milletlerin başlarına gelen felaketler, uğradıkları azaplar konu edilmektedir.

51 – Zariyat Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 60 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “ez-zâriyât” kelimesinden almıştır. Zâriyât, esip savuran rüzgarlar demektir. Sûrede başlıca, öldükten sonra hesap için toplanma, inkarcıların ahirette karşılaşacakları azap, mü’minlere verilecek mükafatlar, Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren kevni deliller konu edilmektedir.

52 – Tur Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 49 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “et-Tûr” kelimesinden almıştır. Tûr, dağ demektir. Burada Hz. Mûsâ’ya ilk vahyin geldiği, Sina Yarımadası’nın güneyindeki Sina dağı kastedilmektedir. Sûrede başlıca, ahiret halleri, kâfirlerin karşılaşacakları ceza, mü’minlerin mükâfatları konu edilmekte ve müşriklerin Hz. Peygamber hakkındaki batıl iddiaları reddedilmektedir

Tur : Aslında dağ anlamına cins ismi olup eliflamlı olduğundan Hz. Mûsâ’ya risalet verilen dağ anlaşılır.

Beyt-i Ma’mûr: Devamlı surette ziyaret edenlerle şenlenen Kâbe’dir. Birçok müfessire göre ise Hz. Peygamber (a.s.)’ın miraç gecesi gördüğü, gök ahalisi tarafından devamlı tavaf, ziyaret ve ibadet mahalli olan bir mâbed kasdedilmektedir. Her ikisini de kapsayabilir.

54 – Kamer Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 55 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “el-Kamer” kelimesinden almıştır. Kamer, ay demektir. Sûrede ana fikir olarak, Kur’an’ı yalanlayanlar, çeşitli azap ve helak örnekleri de verilerek uyarılmaktadır.

55 – Rahman Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 78 âyettir. Sûre, adını ilk âyeti oluşturan ve Allah’ın sıfatlarından biri olan “er-Rahmân” kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah’ın nimetleri, birliğini ve kudretini gösteren kainat delilleri ve günahkârların kıyamette karşılaşacakları korku ve şiddet konu edilmektedir.

56 – Vakıa Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 96 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-vâkı’a” kelimesinden almıştır. Vâkı’a, gerçekleşen, meydana gelen olay demektir. Burada kıyameti ifade etmektedir. Sûrede başlıca, kıyametin kopmasından önceki ve sonraki dehşetli haller ve insanların amellerine göre içinde yer alacağı gruplar konu edilmektedir.

57 – Hadid Suresi:Medine döneminde inmiştir. 29 âyettir. Sûre, adını 25. âyette geçen “el-Hadîd” kelimesinden almıştır. Hadîd, demir demektir. Sûrede başlıca, tüm kâinatın Allah’a ait olduğu ve kainatta dilediği gibi tasarruf edeceği, Allah’ın dinini yüceltmek için can ve mal ile mücadelenin gerekliliği, dünya hayatının geçiciliği ve aldatıcılığı konu edilmektedir.

58 – Mücadele Suresi:Medine döneminde inmiştir. 22 âyettir. Sûre, adını ilk âyette sözü edilen olaydan almıştır. “Mücâdele”, münakaşa etmek, tartışmak demektir. Bir adamın “zıhâr” yaptığı karısı, Hz. Peygambere gelerek onu şikayet etmiş ve Hz. Peygamberle de tartışmıştı. Sûrede başlıca, zıhar, zıhar keffareti gibi bazı dînî hükümler ile birtakım görgü kuralları ve mü’minlerin inanmayanlara karşı takınmaları gereken tavır konu edilmektedir.

59 – Haşr Suresi:Medine döneminde inmiştir. 24 âyettir. Sûre, adını ikinci ayette geçen “el-Haşr” kelimesinden almıştır. Haşr, toplamak demektir. Sûrede başlıca, Medine’de yaşamakta olan ve Hz.Peygamberle yaptıkları antlaşmaya ihanet ederek İslam toplumunu ortadan kaldırmak üzere Mekkeli müşriklerle ittifak yapan Nadîroğulları’nın Medine’den topluca sürülmesi hadisesi ile Yahudilerle antlaşma yapan münafıklar konu edilmektedir.

60 – Mümtehine Suresi:Medine döneminde inmiştir. 13 âyettir. Onuncu âyette, Hudeybiye antlaşmasından sonra müşrikler arasından çıkıp Medine’ye gelen ve müslüman olduklarını söyleyen kadınların imtihan edilmeleri emredildiği için sûreye mecazen, “imtihan eden” anlamında “mümtehine” denmiştir. Sûrede başlıca, Allah için sevmek, Allah için buğz etmek ve müslümanlarla kâfirler arasındaki ilişkilere dair bazı uyarılar konu edilmektedir.

61 – Saff Suresi:Medine döneminde inmiştir. 14 âyettir. Sûre, adını 4. âyette geçen “saff” kelimesinden almıştır. Saff, sıra, dizi demektir. Sûrede başlıca, Allah yolunda cihadın fazileti konu edilmektedir .

62 – Cuma Suresi:Medine döneminde inmiştir. 11 âyettir. Sûre, adını 9. âyette geçen “el-Cumu’a” kelimesinden alır. Sûrede başlıca, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi, Yahudilerin Allah’ın dininden yan çizmeleri ve Cuma namazı ile ilgili bazı hükümler konu edilmektedir.

Yahudi, Hz. Yâkub (a.s.)’ın dördüncü oğlu Yehuda’ya nisbettir. Hz. Süleyman (a.s.)’dan sonra İsrailoğulları ikiye bölününce onlardan birine Yehuda, öbürüne İsrail adı verilmiştir. Hz. Yâkub’un soyundan gelen kabilelerden sadece Yehuda ve Bünyamin’in nesli kalıp, çoğunluk da Yehuda’da olduğundan bu isim galip gelmiştir.

Cuma namazı, cuma günü öğle vaktinde cemaatle kılınır. Hutbeden sonra iki rek’atlık farz namaz eda edilir. Hutbeden önce ve farzdan sonra sünnet olarak dörder rek’at daha namaz kılınır. Bunun dışında müslümanlar cuma günü işleriyle meşgul olabilirler. Yahudilerin cumartesi, Hıristiyanların pazar günü yaptıkları gibi dünyevî işleri tatil etmeye mecbur değildirler.

63 – Münafikun Suresi:Medine döneminde inmiştir. 11 âyettir. Sûre, münafıkların genel karakter ve özelliklerinden bahsettiği için bu adı almıştır.

Münâfıkların önderi Abdullah İbn Übey idi. Peygamberimizin hicretinden önceki liderlik konumu sarsıldığı için, ömrünün sonuna kadar onu çekemedi. Her fırsatta Medineli hemşehrilerini, yabancı durumda olan muhacirler aleyhine kışkırtmaya çalıştı. Dünyevî şartlarda, her iki tarafı da tahrik edip çarpıştırmak pek kolaydı. Zaman zaman kritik, gergin anlar yaşandı, fakat Allah müminleri korudu. Peygamber Efendimizin rehberliği, Ensar ve Muhacirlerin basiretleri muhtemel olayları önledi. Hicretin 5. yılında gerçekleşen Benî Mustalık seferinde, suyu daha önce alma meselesinden dolayı Mekkeli Cehcah ile, Medineli Sinan arasında kavga çıkınca her biri kendi hemşehrilerini yardıma çağırdı. İbn Übey olayı fırsat bilerek, “Besle kargayı oysun gözünü!” kabilinden sözler söyleyerek muhacirler aleyhinde kışkırtmaya başladı. Bunları işiten pek genç yaştaki Zeyd İbn Erkam (r.a) derhal durumu Hz. Peygamber (a.s.)’a iletti. Huzura çağırılan İbn Übey yaptığı işi inkâr etti. Zeyd zor duruma düştü. Vahyin gelişi ile durum kesinleşti. İbn Übey, Efendimizin huzuruna varıp özür dilemeyi ve Allah’a istiğfar etmeyi gururuna yediremedi.

64 – Tegabun Suresi:Medine döneminde inmiştir. 18 âyettir. Sûre, adını 9. âyette geçen “et-Teğâbun” kelimesinden almıştır. Teğâbun, aldanma demektir. İnanmayanların aldanışları, Kıyamet gününde açıkça ortaya çıkacağı için bugüne “Yevmü’t-Teğabun (aldanma günü)” denmiştir. Sûrede başlıca mü’min olsun, kâfir olsun herkesin eksiklik ve kusurlarının kıyamet günü açığa çıkacağı konu edilmektedir.

65 – Talak Suresi:Medine döneminde inmiştir. 12 âyettir. Sûre, adını işlediği konudan almıştır. “Talâk” boşamak demektir. Sûrede talak ile ilgili diğer bazı hükümler konu edilmektedir.

66 – Tahrim Suresi:Medine döneminde inmiştir. 12 âyettir. Sûre, adını Hz. Peygamber’in, helâl olan bir şeyi kendisine haram kıldığından söz eden ve “Tahrîm Âyeti” diye adlandırılan birinci âyetten almıştır. Tahrîm, haram kılmak demektir. Sûrede başlıca, Hz. Peygamber’in eşleriyle olan bazı münasebetleri ile, mutlu bir aile yuvasının oluşturulmasının temel prensipleri konu edilmektedir.

67 – Mülk Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 30 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Mülk” kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah’ın azameti, Allah’ın birliğinin delilleri ve öldükten sonra dirilmeyi inkar edenlerin akıbetleri konu edilmektedir.

68 – Kalem Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 52 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Kalem” kelimesinden almıştır. “Nûn” sûresi diye de anılır. Sûrede başlıca, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ispatı ve mü’minler ile kâfirlerin akıbetleri konu edilmiştir.

Hz. Peygamber (a.s.)’ın ahlâkından bahsetmesi istendiğinde Hz. Aişe (r.a) mümkün olan en ideal cevabı şöyle vermişti: “Onun ahlâkı Kur’ân’dan ibaret idi.” Maksadı şu idi: “Kur’ân hangi âdabı öğretiyorsa onları uygulardı.”

69 – Hakka Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 52 âyettir. Sûre, adını birinci âyeti oluşturan “el-Hâkka” kelimesinden almıştır. Hâkka, mutlaka gerçekleşecek olan kıyamet demektir. Sûrede başlıca, Kıyameti inkar edenlerin görecekleri cezalar ve mü’minler ile kafirlerin dehşetli Kıyamet günündeki halleri konu edilmektedir.

70 – Mearic Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 44 âyettir. Sûre, adını üçüncü âyetteki “el-Me’âric” kelimesinden almıştır. Me’âric, yükselme yolları demektir. Sûrede başlıca, Mekke müşriklerinin inkar, inat ve azgınlıkları, insan tabiatının bazı yönleri, ölüm ötesi hayatın gerçekliği konu edilmektedir.

Emanet: Allah’ın kullarına veya insanların birbirlerine güvenerek verdikleri şeylerdir. Ahid ise: Allah’ın kulları ile veya insanların birbirleri ile sözleşmeleridir. Bunlara riayet, imanın ayrılmaz vasfıdır.

71 – Nuh Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 28 âyettir. Sûrede başlıca, Nûh peygamberin mücadeleleri ve Nûh Tufanı konu edilmektedir. Sûre, adını konusundan almıştır.

Ayet,11. Mağfiret dileyin ki üzerinize bol bol yağmur indirsin. 
Hz. Ömer (r.a) kıtlık sebebiyle yağmur duasına çıktığında istiğfar etmekle yetinince, etraftan: “Yağmur için dua etmediniz?” diye sorulunca: “Ben, semanın yağmur gelen kapılarına vurdum” buyurmuş, sonra da bu âyeti okumuştu. Hasan el-Basrî’nin meclisinde bir şahıs kuraklıktan şikâyet etti. O da: “İstiğfar et” dedi. Başka biri malî sıkıntılardan, bir diğeri çocuğunun olmadığından, birisi arazisinin verimsizliğinden dertlenince, onlara da aynı şeyi söyledi. Etrafındakiler bunu garipseyince o, bu âyeti okudu.

72 – Cin Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 28 âyettir. Ağırlıklı olarak cinlerden bahsettiği için “Cin sûresi” adını almıştır. Sûrede ayrıca tevhit, peygamberlik ve öldükten sonra dirilmek gibi meseleler konu edilmektedir

73 – Müzzemmil Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 20 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Müzzemmil” kelimesinden almıştır. Müzzemmil, örtünüp bürünen demektir. Sûrede başlıca, Hz. Peygamberin ibadet ve taat hayatı konu edilmiştir.

74 – Müddesir Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 56 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Müddessir” kelimesinden almıştır. Müddessir, tıpkı bir önceki sûrenin adı olan müzzemmil gibi, örtünüp bürünen demektir. Sûrede başlıca, Hz. Peygamberin tebliğ ve davetle görevlendirilmesi, müşriklerin ona karşı çıkması ve onların cehennemle uyarılması konu edilmektedir

75 – Kıyame Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 40 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “el-Kıyâme” kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca, öldükten sonra dirilme ve ceza, ölüm sırasında insanın durumu ve kâfirlerin ahirette karşılaşacağı zorluklar konu edilmektedir.

76 – İnsan Suresi:Medine döneminde inmiştir. 31 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “insan” kelimesinden almıştır. Aynı âyette geçen “ed-Dehr” kelimesinden dolayı Dehr sûresi diye de anılır. Dehr, zaman demektir. Sûrede başlıca, ahiret hayatıyla ilgili meseleler ve özellikle takva sahiplerinin cennette kavuşacakları çeşitli nimetler konu edilmektedir.

77 – Murselat Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 50 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Mürselât” kelimesinden almıştır. Mürselât, gönderilenler demektir. Sûrede başlıca, kıyametin, hesap ve azabın gerçekleşeceği, Allah’ın kudreti ve günahkârların akıbeti konu edilmektedir.

78 – Nebe Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 40 âyettir. Sûre, adını ikinci âyette geçen “en-Nebe’” kelimesinden almıştır. Nebe’, haber demektir. Sûrede ölüm ötesi hayatın varlığını ispat çerçevesinde, kıyamet, öldükten sonra dirilme ve hesap için toplanma konularına yer verilmektedir.

79 – Naziat Suresi.Mekke döneminde inmiştir. 46 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “en-Nâziât” kelimesinden almıştır. Nâziât burada, “ruhları çekip alan melekler” demektir. Sûrede başlıca, tevhit, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve hesap konu edilmektedir.

80 – Abese Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 42 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “abese” fiilinden almıştır. “Abese”, “yüzünü ekşitti” demektir. Sûrede başlıca, itikat, peygamberlik, Allah’ın kudreti ve kıyamet halleri konu edilmektedir.

81 – Tekvir Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 29 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “küvviret” fiilinin mastarından almıştır. Tekvîr, dürmek demektir. Sûrede başlıca, kıyamet, vahiy ve peygamberlik konuları ele alınmaktadır.

82 – İnfitar Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 19 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “infetarat” fiilinin mastarından almıştır. İnfitâr, yarılmak demektir.

Kiramen kâtibin (şerefli kâtipler) insanın yaptığı her şeyi kayd eden meleklerdir. Kerim olmaları: Kin ve nefret gütmeme, tam bir tarafsızlıkla hareket etme, rüşvet gibi ahlâk zaaflarından uzak olma, gözlerinden kaçan hiçbir iş bulunmama gibi özellikleri ifade eder.

83 – Mutaffifin Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 36 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “el-Mutaffifîn” kelimesinden almıştır. Mutaffifîn, ölçüde ve tartıda hile yapanlar demektir.

84 – İnşikak Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 25 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “inşakka” fillinin mastarı olan “İnşikâk” kelimesinden almıştır. İnşikâk, yarılmak demektir.

85 – Buruc Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 22 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “el-Bürûc” kelimesinden almıştır. Bürûc, burçlar demektir.

Ayet.4. 5. Tıpkı kahrolası Ashab-ı uhdud’un, o tutuşturulmuş ateşle dolu hendeği hazırlayanların mel’un oldukları gibi… 

Ashab-ı uhdud hakkında tefsirlerde dört kadar hadise zikredilir. Bunlar arasında en meşhuru, Yemen hükümranlığını ele geçiren Zû Nuvas hakkında olmasıdır. Dördüncü asırda Yemen’e hakim olan bu kral Yahudi dinini benimseyip Hıristiyan olan Necran ahalisini de Yahudiliği kabule zorlar. Halk direnince, bir çok insanı ateş dolu hendeklere attırır. Böylece öldürülenlerin 20.000 kadar olduğu söylenir. Yahudi hakimiyeti 340-378 yılları arasında yer almaktadır.

86 – Tarık Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 17 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “et-Târık” kelimesinden almıştır. Târık, şiddetle çarpan, vuran, gece gelen şey demektir.

87 – Ala Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 19 âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan ve Allah Teâlâ’yı niteleyen “el-A’lâ” kelimesinden almıştır. A’lâ, en yüce demektir.

88 – Gaşiye Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 26 âyettir. Sûre adını, birinci âyetteki “el-Gâşiye” kelimesinden almıştır. Ğâşiye, kaplayıp bürüyen demektir.

89 – Fecr Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 30 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “el-Fecr” kelimesinden almıştır. Fecr, tan yerinin ağarması vakti demektir.

90 – Beled Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 20 âyettir. Sûre, adını ilk âyetteki “el-Beled” kelimesinden almıştır. Beled, şehir, belde demektir.

91 – Şems Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 15 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “eş-Şems” kelimesinden almıştır. Şems, güneş demektir.

92 – Leyl Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 21 âyettir. Leyl, gece demektir.

93 – Duha Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 11 âyettir. Duhâ, kuşluk vakti demektir.

94 – İnşirah Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 8 âyettir. İnşirah, açılmak, genişlemek demektir.

95 – Tin Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 8 âyettir. Tîn, incir demektir.

96 – Alak Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 19 âyettir. Sûre, adını ikinci âyette geçen “alak” kelimesinden almıştır.

97 – Kadir Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 5 âyettir. Sûre, Kadir gecesini anlattığı için bu adı almıştır. Kadr, azamet ve şeref demektir.

98 – Beyyine Suresi:Medine döneminde inmiştir. 8 âyettir. Beyyine, apaçık delil demektir.

99 – Zilzal Suresi:Medine döneminde inmiştir. 8 âyettir. Zilzâl, sarsıntı, deprem demektir.

Ayet,4. İşte o gün yer, üstünde olan biten her şeyi anlatır: 
Hz. Peygamber (a.s.) bir hadis-i şerifinde bu âyetin açıklanması ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünün haber vermesi, her erkek ve kadının, kendisinin üzerinde neler işlediklerini haber verip şahitlik etmesidir, “Şu ve şu günlerde şunu, şunu işlediniz” demesidir. Yerin konuşması mecazdır diyen müfessirlerin yanında, Allah dilerse gerçekten de konuşturur, diyenler de vardır.

100 – Adiyat Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 11 âyettir. Âdiyât hızlı koşan atlar demektir.

101 – Karia Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 11 âyettir. “Kâri’a”, vuran, çarpan, kapıyı çalan, yürekleri hoplatan şey demektir. Burada, kıyamet gününü ifade etmektedir.

101 – Karia Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 11 âyettir. “Kâri’a”, vuran, çarpan, kapıyı çalan, yürekleri hoplatan şey demektir. Burada, kıyamet gününü ifade etmektedir.

103 – Asr Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 3 âyettir. Asr, çağ, ikindi vakti, uzun zaman demektir.

İmam Şafii (r.a) şöyle demiştir: “Kur’ân’dan başka hiçbir sûre nazil olmasaydı şu pek kısa sûre bile, insanların dünya ve âhiret mutluluklarını te’mine yeterdi. Bu sûre Kur’ân’ın bütün öğrettiklerini kucaklıyor.” Onun içindir ki Ashabdan iki kişi birbirine kavuşunca, biri diğerine Asr sûresini okumadan, sonra da selam vermeden ayrılmazlardı.

104 – Hümeze Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 9 âyettir. Hümeze, insanları arkadan çekiştiren, ayıplayan kimse demektir.

105 – Fil Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 5 âyettir. Sûre, fillerle donanmış ordusuyla Kâ’be’yi yıkmaya gelen Ebrehe’nin helâk edilişinden bahsettiği için bu adı almıştır.

106 – Kureyş Suresi:Mekke’de nâzil inmiştir. 4 âyettir. Kureyş, Hz. Peygamberin mensup olduğu kabilenin adıdır.

107 – Maun Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 7 âyettir. Mâ’ûn, yardım ve zekat demektir.

108 – Kevser Suresi:Mekke döneminde inmiştir. Medine döneminde indiği de rivayet edilmiştir. 3 âyettir. Kevser, çok hayır, bereket demektir. Cennette Hz. Peygambere mahsus bir havuzun da adıdır.

Kevser: Çok hayır demek olup risalet, Kur’ân, şefaat makamı, ilim gibi hususları da kapsar. Kevser, ayrıca cennette Peygamberimize verilen bir havuz olup onun ümmeti oradan su içecektir. Kâfirler; Efendimizin maddî, özellikle manevî neslinin kesileceğini, adının sanının unutulacağını bekleyerek böyle söylemişlerdi. Ama her nesilden yüz milyonlarca tâbii, başta Haremeyn-i Şerîfeyn’deki mescidler olarak bütün dünyadaki milyonlarca mescidi dolduran müslüman cemaat, bu sûrenin ifade ettiği ilahî bereketin pek çarpıcı bir örneğidir.

109 – Kafirun Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 6 âyettir. “Kâfirûn”, inkarcılar demektir.

110 – Nasr Suresi:Medine döneminde inmiştir. 3 âyettir. Nasr, yardım demektir.

111 – Tebbet Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 5 âyettir. “Tebbet”, kurusun, kahrolsun demektir.

Ebû Leheb’in, Ebû Süfyan’ın kızkardeşi olan eşi Ümmü Cemil de kocasından geri kalmayan bir düşmandı. Diken toplayıp Resulullahın yoluna saçardı. Âhiretteki âkıbetini de kendisi istemiş olarak, kendini yakacak olan odunu taşıma işini devam ettirecektir.

112 – İhlas Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 4 âyettir. İhlâs, samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak demektir. Allah’a bu sûrede anlatıldığı şekilde inanan, tevhit inancını tam anlamıyla benimsemiş ihlaslı bir mü’min olacağı için sûre bu adla anılmaktadır.

Samed: “Tam, eksiği olmayan, her şey Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan” demektir.

113 – Felak Suresi:Medine döneminde inmiştir. 5 âyettir. Felak, sabah aydınlığı demektir.

114 – Nas Suresi:Medine döneminde inmiştir. 6 âyettir. Nâs, insanlar demektir.

 Kaynak:Kuran-ı Kerim meali ,Suat YILDIRIM

3

Şubat
2013

İSLAM BÜYÜKLERİ

Yazar: arafat  | Kategori: GENEL KÜLTÜR | Yorum: Yok
İSLAM BÜYÜKLERİ

1-İlk İslam halifesi kimdir? –Hz.Ebubekir(R.A.)(632-634)
2-Cehennemden özgürlüğünü kazanmış anlamına gelen Hz.Ebubekirin unvanı nedir?-Atik
3-Hz.Ebubekirin pek doğru, sözünün eri anlamına gelen unvanı nedir?- Sıddık
4-Hz.Ebubekirin, O diyorsa doğrudur, diyerek Peygamberimizi tasdik ettiği olayın adı nedir?-Mirac Olayı.
5-Hz.Ebubekirin mesleği nedir?-Tüccar
6-Hz.Ebubekir Peygamberimizle Mekkeden medineye hicret ederken birlikte kaldıkları mağaranın adı nedir? Sevr Mağarası.
7-Hz.Ebubekirin bilgin olduğu bilim dalı nedir?-Neseb(nesil,soy) bilginiydi.
8-Hz.Ebubekirin peygamberimizle evli olduğu kızının adı nedir?-Hz.Aişe.
9-Hz.Ebubekirin Hz.Ömer ile birlikte katıldıkları savaşı kim komuta ediyordu?-
10-Hz.Ebubekirin sancak taşıdığı seferin adı nedir?-Tebük seferi
11-Peygamberimiz hastalanınca Hz.Ebubekire ne görevi verildi?-İmamlık yapıp namaz kıldırma görevini verdi.
12-Yalancı Peygamberlerden Müseyleme ve Tuleyha üzerine , Hz.Ebubekir hangi komutanı gönderdi?-Halid bin Velid.
13-Yalancı Peygamberlerden Müseylemeyi kim öldürdü?-Hz.hamzanın katili, sonradan müslüman olan Vahşi öldürdü.
14-Bzans ordusuyla yapılan savaşta İslam ordusu kaç bin şehit verdi?-3000 şehid verdiler.
15-İslam ordusu,Bizanslılara kaç kayıp verdirdi?-100.000 Bizanslı öldü.
16-Hz.Ebubekir 23 Ağustos 634 yılında nerede vefat etti?-Medine de vefat ettti.Vasiyeti gereği peygamberimizim tabutuna kondu ve cenaze namazını HzçÖmer kıldırdı.Peygamberimizin yanında toprağa verildi.
17-Hz.Ömer nerede doğdu nerede vefat etti? Mekke de 571 yılında doğdu 644 yılında Medine vefat etti.
18-Hz.Ömer ne zaman müslüman oldu? 618 yılında müslüman oldu. İslam dinine girenlerin 40. oldu.
19-Hz.Ömerin uhud savaşında dul kalan kızı Hz.Hafsa kiminle evlendi?-Peygamberimiz Efendimizle.
20-Hz.Ebubekirden sonra kim halife oldu?-Hz.Ebubekir vefat etmeden önce, sahabeninde görüşünü alarak , halifeliğe Hz.Ömerin getirilmesini vasiyet etti. Sahabe bu vasiyete uygun davrandı.Hz.Ömer halife seçildi.(634)
21-Teravih namazının toplu kılınması ne zaman başladı?-Teravih namazı toplu kılınması Hz.Ömerin emriyle başladı.
22-Hicri takvim kimin zamanında düzenlendi?-Hz.Muhammed(sas) in Medine ye göçüyle başlayan ve ay yılı temeline dayanan hicri takvimi Hz.Ömer düzenledi.(643)
23-İlk kez valilerden ayrı olarak, bağımsız hakimler atayan kimdir? Hz.Ömer (r.a)
24-Hz.Ömer kim tarafından mescidde hançerlendi?-Hz.Ömer,644 yılında İranlı bir köle tarafından mescidde hançerlendi.Üç gün sonrada şehit oldu.
25-Hz.Ömerin haklıyı haksızdan ayıran anlamına gelen unvanı nedir?-Hz.Ömer, müslümanlar arasında adaletin simgesi olarak anılır.Haklıyı haksızdan ayıran anlamında Faruk diye adlandırılır.
26-Mehmet Akif Ersoy, Kocakarı ile Ömer adlı şiirinde kimi adaletli bir yönetici kimliği ile canlandırır?-Hz.Ömerin adaleti hikayelere, şiirlere konu olmuştur.Bu şiirinde Hz.Ömer kimsesizlerin, yetimlerin yardımına koşan; Dicle kıyısında bir kurdun, bir koyunu kapmasının hesabını vermeye bile hazır, adaletli bir yönetici kimliğiyle canlandırır.
27-Devlet hazinesi anlamına gelen , Hz.Ömer döneminde temelinde attığı kurumun adı nedir?Beytülmal.
28-Hz.Ömerin babasını adı nedir? –Hattab.
29-Devlet yönetimindeki adil davranışları nedeniyle Hz.Ömer denilince aklımıza gelen kelime nedir?-Adalet.
30-Hz.Osman , nerede doğdu nerede vefat etti?-Hz.Osman, 574 yılında Mekke de doğdu, 656 yılında medine de vefat etti.
31–Hz.Osmanın tam adı nedir?-Osman bin Affan Zinnureyn(İki nur sahibi Affan oğlu Osman).
32-Hz.Osman Peygamberimizin hangi kızları ile evlendi)-Rukiye ve Ümmü Gülsüm ile evlendi.Bundan dolayı kendisine iki nur sahibi anlamına gelen Zinnureyn adı verilmiştir.
33-Hz.Osman nerede şehit oldu? –Medine de evinde Kuran okurken şehit oldu.
34-Hz.Osman , İslamın kaçıncı halifesidir? Hz.Osman , İslamın 3. halifesidir.
35-Hz.Ömer, devlet yönetiminde otoriter ve adil olan tutumına karşı, Hz.Osmanın geliştirdiği tutum nasıldı?-Hoşgürürlük.
36-Hz.Ali nerede doğdu nerede vefat etti?-Mekke de 598 yılında doğdu, Kufe de 661 yılında vefat etti.
37-İslamın dördüncü halifesi kimdir?-Hz.Ali(r.a)
38-Hz.Alinin babasının adı nedir?-Ebu Talip
39-Murteza unvanı kime verilmiştir?-Hz.Ali(r.a)
40-Murteza ne anlama gelmektedir?-Murtaza:Hoşnut kılınmış, beğenilmiş, seçkin demektir.
41-Hz.Ali kiminle evlendi?-Peygamberimizin kız Hz.Fatıma (r.Anha) ile evlendi.
42-Hz.Alinin , Hz.Fatımadan doğma büyük oğlunun adı nedir?Hz.Hasan.
43-Hz.Alinin,Hz.Fatımadan doğma, Kerbelada şehid edilen küçük oğlununadı nedir?-Hz.Hüseyin.
44-Hz.Aliye Peygamberimiz tarafından hediye edilen ucu çatal olan kılıcın adı nedir?Zülfikar.
45-Hz.alinin halifelik yaptığı ve şehid olduğu kentin adı nedir?-Kufe.
46-Hz.Ömer , Filistin ve Suriyeye gittiğinde vekil bıraktığı kişi kimdir?-Hz.Ali.
47-Hz.Ali nerede ve ne zaman şehid edildi?-Hz.Ali ,Kufe Camiinin kapısı önünde etkisi üç gün süren zehirli bir kılıçla 22 Ocak 661 yılında şehid edildi.
48- Hz.Ali , İslam dinine zaman girdi?-Hz.Ali ,küçük yaşta İslamiyeti ilk kabul edenlerdendir.
49-Hz. Hamza nerede ve zaman doğdu?-Mekke de 569yılında.
50-Hz.Hamzanın Peygamberimizle akrabalık bağı nasıldır?-Peygamberimizin amcası ve süt kardeşi.
51-Hz.Hamza ne zaman şehid edildi?-625 yılında Uhud savaşında.
52-Hz.Hamza yı Uhud savaşında kim şehid etti?-Habeşli bir zenci olan vahşi tarafından şehid edildi.
53-Hz.Hamzanın kahramanlıklıkları hakkında yazılan destanlara ne ad verilir?-Hamzaname adı verilir.
54-Ihud savaşında şehid edilen, müslümanlar arasında pehlivanların piri olarak anılan İslam kahramanı kimdir?-Hz.Hamza (R.a)
55-Peygamber Efendimiz ilk defa kiminle evlendi?-Hz.Hatice(r.Anha) ile evlendi.Hz.haticenin babasının adı Huveylid.Cahiliye döneminde kendisine temiz anlamına gelen Tahira lakabı takılmıştı.
56-Peygamber Efendimiz Hz.Hatice ile kaç yaşında iken evlendi?-Peygamber Efendimiz 25 , Hz.Hatice ise 40 yaşında idi.
57-Hz.Haticenin Peygamberimizle olan evliillerinden Kaç çocuk dünyaya geldi?- 6 çocuk dünyaya geldi.Zeynep,Ümmü Gülsüm,Fatma , Rukiye adında kızları;Kasım ve Abdulllah adında iki oğlu dünyaya geldi.
58-İslam dinine giren ilk kadın kimdir?-Hz.Hatice(r.anha)
59-Hz.Hatice hangi unvanla anılmaktadır?-Haticetül Kübra(Ulu Hatice) unvanıyla anılmaktadır.
60-Müslümanlar Hz.haticeden söz ederken saygılarını nasıl belirtirler?-Hatice Validemiz,Hatice anamız diyerek saygılarını belirtirler.Hz.hatice anamız Müslümanlar arasında, örnek bir kadın olarak anılır.
61-Hz.Aişe nerede ve zaman doğdu?- 613 veya 614 yılında Mekke de.
62-Hz.Aişe neredeve zaman vefat etti?-Medine de 678 yılında.
63-Hz.Aişe kimin kızıdır?-Hz.Ebubekir(r.a) in kızı, Peygamberimizin ikin eşidir.
64-Hz.Aişe hangi lakplarla Müslümanlar arasında anılmaktadır?-Sıddıka, Ümmül-Müminin (Müminerin anası), gibi lakaplarla anılır.
65-Peygamberimiz hangi hanımının odasında vefat etti?-Hz.Aişenin odasınca vefat etti.Vefat edince de bu odaya gömüldü.
66-Hz.Aişe vefat edince nereye defnedildi?-Cennetül Baki.
67-Hz.Zeynep binti Cahş ne zaman doğdu?-592 yılında doğdu 643 yılında vefat etti.
68-Zeynep binti Cahş Peygamberimizin hanımlarındandır.Annesi Peygamberimizin nesi oluyordu?-Halası.
69-Zeynep binti Cahş Peygamberimizle evliliğini nasıl söz ederdi?-Beni bizzat Allah evlendirdi diyerek bu olaydan övünçle söz ederdi.
70-Hz.Aişe validemiz , Zeynep binti Cahşdan nasıl söz edersi?-…zeynepten daha dindar, ondan daha doğru, akrabasıyla ondan daha çok ilgilenen , ondan daha fazla sadaka veren kadın görmedim diye söz ederdi.
70-Bilal-i Habeş ne zaman vefat etti? 641 yılında vefat etti.
71-Babasının adı nedir?-Rebah.
72-İslamın ilk müezzini kimdir?-Bilal-i Habeş.
73-İslama ne zaman girdi?-Bilal-i Habeş, İlk müslümanlardandır.
74-Hz.Bilal-i Habeşi kim özgürlüğüne kavuşturdu?-Hz.Bilal-i habeş, Müslümanlığı kabul ettiğinde bir köleydi.Hz.Ebubekir satın alarak özgürlüğüne kavuşturdu.
75- Medine de ilk ezanı kim okudu?-Bilal-i Habeş.İlk ezanı sabah namazında okudu.
76-Mekke fethedilince Kabe de ezanı kim okudu?-Bilal-i Habeş, Mekke fethedilince Kabenin çatısında ezanı okudu.
77-Bilal-i Habeş, Müslümanların gönlüne nasıl taht kurmuştur?-İslam dünyasında eziyet gören müslüman denilince , Müslümanların aklına ilk gelen isim Hz.Bilal-i Habeş dir.O, samimiliğin, masumiyetin bir sembolü olarak , Müslümanların gönüllerine taht kurmuştur
78-Hz.Abbas bin Abdulmuttalp, Peygamberimizin nesidir?-Amcası.
79-Hz.Abbasın , Uhud savaşındaki rolü nedir?-savaş öncesi, müşrik ordusnun Medineye doğru yola çıktığı haberini bir mektupla Hz.Peygambere Hz.Abbas bildirdi.Mekkeden Mediye göç etmedi.Müslümanlığını gizleyerek Mekke de kalmasını Hz.peygamberin özellikle istediği söylenir.
80-Mekkenin fethi sırasında ve sonrasında ne gibi görevler üstlendi?-Mekkenin fethi sırasında önemli görevler üstlendi.Mekkenin fethinden sonra, Hz.Abbasa Hacılara Su Dağıtma görevi verildi.
81-Abbasilerin soyu kime dayanır?-Abbasilerin soyu Hz.Abbasa dayanır.
82-Hz.Abbasın savaşlardaki rolü nasıldı?-Hz.Abbas gür bir sese sahipti.Savaşlarda bu gür ses bir tür hoparlör görevi görüyordu.savaşçıları bir yere yönlendirmek ya da toplamak istediğinde Hz.Peygamber onun sesinden yararlanıyordu.
83-Hz.Abbas ne zaman vefat etti?- 652 yılında.
84-Talha bin Ubeydullah ne zaman vefat etti?- Basra da 656 yılında veaft etti.
85-Talha bin ubeydullah ne zaman müslüman oldu? –İlk müslümanlardandır.Müslümanlığı kabul ttiği için kabilesi Kureyşten çok ağır baskılar gördü.Cennetle müjdelenen sahabelerdendir.
86-Talha bin Ubeydullahın kolu hangi savaşta çolak kaldı?-Uhud savaşında Hz.peygamberi korumak isterken yaralanarak, ömür boyu çolak kaldı.
87-Talha bin Ubeydullah nerede şhit oldu?-Basra yakınlarındaki Hureybe denilen yerde savaşırken şehit oldu.(656)
88-Zübeyr bin Avvam nerede doğdu?-Mekke de 586 yılında.
89-Zübeyr bin Avvamın annesi Peygamber Efendimizin nesi oluyor?-Halası.
90-Zübeyr bin Avvam kimin çağrısına uyarak müslüman oldu.?-Hz.Ebebekir(r.a)
91-Zübeyr bin Avvam ,Uhud savaşında ne yaptı?-Uhud savaşında zırhlı birlikleri komuta etti.
92-Zübeyr bin Avvam, kimler tarafından şehid edildi?-Hz.Ali döneminde, bozguncu, sözde müslüman olan bir grup tarafından , başı kesilerek sehid edildi.
92-Abdurahman bin Avf , ne zaman vefat etti?- 652 yılında.
93-Abdurahman bin Avf , hangi savaşta topal kaldı?-Uhud savaşında Hz.Abdurahman bin Avf kahramanca savaştı.Hz.peygamberi korumak için yağmur gibi yağan oklara hedef oldu.Savaş sonunda üzerinde yirmi ok tanesi olduğu görüldü.Ayağına isabet eden bir ok yarası yüzünden ömür boyu topal kaldı.
94-Abdurahman bin Avfa halifelik önerildi de kabul etmedi?-Hz.Osman halife seçilirken , önce kendisine halifelik önerildi.Fakat Hz.Abdurahman bin Avf bu öneriyi kabul etmedi.
95-Ebu Ubeyde bin Cerrah nerede doğdu nerede vefat etti?-571 yılında Küdus de doğdu, 639 yılında Amvas da 639 yılında veaft etti.Kendisi il müslümanlardan ve cennetle müjdelenen sahabelerdendir.
96-Ebu Ubeyde bin Cerrah Peygamber Efendimiz tarafından kimlere İslamiyeti öğretmek için gönderildi?-Hz.Ebu Ubeyde bin Cerrah, Yemenlilere İslamı öğretmek için , Hz.peygamber tarafından Necrana gönderildi.Ebu Ubeyde bu tarihten itibaren ümmetin emini olarak anıldı.
97-Ebu Ubeyde bin Cerrah hangi görevlerde bulundu?-Suriyenin fethi sırasında Hz.Ömer halife seçilince ordu komutanı görevinde bulundu. Suriyenin tamamını ele geçiren Ebu Ubeyde , Şam valisi oldu.
98- Ebu Ubeyde bin cerrah,Uhud savaşında nasıl yararlılıklar gösterdi?-Uhud savaşında Hz.hz.Peygamberi korumak için , bir daire oluşturarak vücudlarını kalkan eden grubun içinde o da vardı.Hz.Peygamber bir çukura düşmüş, miğferinin halkaları yüzüne batmıştı.Hz.Ebu Ubeyde bu kalkaları dişleriyle koparmak için tüm gücünü kullanmış, iki ön dişini kaybetmişti.
99-Said bin Zeyd ne zaman doğdu ve vefat etti?-600 yılında doğdu , 671 yılında vefat etti.
100-Hz.Ömerin kız kardeşi Fatıma kiminle evliydi) Said bin Zeyd ile evliydi.Said bin Zeyd Cennetle müjdelenen sahabelerden birisidir.
101-Saad bin Ebi Vakkas nerede doğdu?-Mekke de 574 yılında doğdu,674 yılında vefat etti?
102-peygamber Efendimizle akrabalık durumu nasıldır?-İlk müslümanlardan olan Saad bin Ebi Vakkasın annesinin yakını olduğu için Peygamber onu, dayısı kabul ederdi.
103-Saad bin Ebi vakkas kaç yaşında müslüman oldu?- 17 yaşında müslüman oldu.
104-Allah yolunda ilk ok atan sahabe kimdir?-Saad bin Ebi Vakkas.
105-Kufe şehrini kim kurdu?-Saad bin Ebi Vakkaskurdu.Hz.Ömerin Kufe valis oldu.
106-Mekke den Medineye en son göç eden sahabe kimdir?-Saad bin Ebi Vakaks.
107-Saad bin Ebi Vakkas , Bedir savaşında giydiği elbiseyi ne yaptı?-Bedir savaşında giydiği elbiseyi saklıyordu.Vefat edice vasiyet gereği, o elbiseyle birlikte mezarına konuldu.
108-Abdulalh bin Ümmü Mektum ne zaman vefat etti? -636 yılında.
109-Abdullah bin Ümmü Mektum hakkında nazil olan ayetler hangi sürenin ayetleridir?-Abese süresi 1-10. ayetlerdir.
110-Abdullah ibni Ümmü Mektum nasıl bir sahabe idi?-Gözleri görmeyen bir sahabe idi.
111-Peygamber efendimiz Abdullah ibni Ümmü Mektuma nasıl davranırdı?-Peygamber Efendimiz kendi yerine 13 kez vekil olarak bıraktı.Hep gönlünü almaya çalıştığı sahabedir.
112-Zeyd bin Harise nerede ve ne zaman doğdu?-Suriye de 574 yılında.
113-Zeyd bin harise nerede ve ne zaman vefat etti?-Ürdün de 630 yılında.
114-Mekke pazarında esir iken satışa sunulan zeyd bin hariseyi kim satın alarak Peygamberimize hediye etti?-Hz.Hatice (R.Anha?
115-Peygamber Efendimiz Zeyd binhariseyi kimi kardeş seçti?-Hz.Hamzayı.
116-Zeyd bin harise kiminle evliydi ve neden boşandı?-Hz.zenep ile evli idi sonra geçimsiz nedeni ile Hz.Zeynep boşandı.
117-Peygamber Efendimiz Medine den ayrıldığı zamanlarda yerine vekil olarak bıraktığı sahabelerden biride kimdir?-Zeyd bin Harise.
118-Zeyd bin Harise nerede şehid oldu?-zeyd bin harise komutanlığını yaptığı Mute savaşında şehid oldu.
119-Zeyd bin Sabit ne zaman vefat etti?-Medine de 665 yılında vefat etti.
120-Zeyd bib Sabitin özellikleri nelerdir?-Çocuk yaşta İslami kabul etti.Hendek savaşından itibaren Peygamberimizle bütün savaşlara katıldı.ir süre Peygamberimizin vahiy kaitpliğini yaptı.Bir ara Hz.Ömerin halife vekilliğinde bulundu.Hz.Osman döneminde bir süre devlet hazinesini yönetti.Hz.Ebubekir tarafından Kuranın toplanması için görevlendirildi.Hz.Osman döneminde de Kuranın toplanıp kitaplaştırılmasına büyük katgıda bulundu.
120-Kuranı yazıya ilk kez hangi sahabe geçirdi?-Zeyd bin Sabit.
121-Abdullah bin Ababs ne zaman doğdu ve vefat etti?- 619 yılında doğdu 688 yılında vefat etti.
122-Abdullah bin Abban Peygamber Efendimizin akrabalık yönünden neyi oluyor?-Amcasının oğlu.
123-İlk müfessir sahabe kimdir?-Abdullah bin abbas.
124-Abdullah bin Abbas hangi unvanla anılır?-Hibrül –Ümmet(Ümmet bilgini) diye anılır.
125-Abdullah bin Abbas,Hz.Osman ve Hz.Ali dönemlerindee hangi görevlerde bulundu?-Valilik.
126-Abdullah bin Ömer ne zaman doğdu?-609 yılında doğdu.
127-Abdullah Bin Ömer ne zaman müslüman oldu?- 13 yaşında müslüman oldu.Hz.Ömerin oğludur.
128-Abdullah bin ömerin özelliği nedir?-Ünlü tefsir ve fıkıh bilgini sahabedir.Hadis nakletme konusundaki titizliği takdir toplayan bir özelliğidir.Kendisine üç kez halifelik verildiydiyse de , kabul etmedi.

MEVLİD  KANDİLİNİZİ TEBRİKEDER  ,NİCE KANDİLLERE   KAVUŞMAMIZ DİLEĞİYLE,RABBİM  CÜMLEMİZİ KAİNATIN EFENDİSİNİNYOLUNDAN AYIRMASIN.(AMİN)

Efendim;
Ruhum sana , varlık sana hayrandır, Efendim
Bir ben değil âlem sana kurban’dır Efendim (A.Ulvi Kurucu)

II. Mahmud’un hanımı ve Abdülmecid’in annesiBezm-i Alem Valide Sultan, milletimizdeki bu sevgiyi şu mısralarla ifade etmiştir.

“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,

Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl?.”

 Fatih Sultan Mehmet Han Efendimize olan sevgisini şu ifadelerle dile getirmektedir.

“Benim sen şah-ı mehruye kul olmağ iledur fahrim,

Geday-ı dilber olmak yeğ cihanın padişahından”.

(Cihan padişahı olmak bile, Sevgililer sevgilisinin önünde köle olmak yanında değersizdir)

“Canımın cananı Sensin Ya Muhammed Mustafa!

  Derdimin dermanı Sensin Ya Muhammed Mustafa!”
                                                                       Buraslı İsmail Hakkı
 
 
BİRİNCİ BÖLÜM

1-Peygamberimizin hayatını inceleyen ilmin adı nedir?
a-Tefsir b-Siyer c- Hadis d- Fıkıh
2-Şehirlerde yerleşik hayat süren Araplara ne ad verilir?
a-Hadari b-Göçebe c-Bedevi d- Ensar
3-Hz. İbrahim’in yolundan yürüyen ve putlara tapmayan kimselere ne ad verilir?
a-Müşrik b-Hanif c-Muhadram d- Sabii
4-Cahiliye devrinde Kabe duvarına asılan şiirlere ne ad verilir?
a-Beyit b-Divan c-Muallaka-i Seba d-İnşa
5-Peygamberimizin doğum tarihi hangisidir?
a-20 Haziran 571 b-20 Nisan 570 c-24 Haziran 568 d-20 Nisan 571
6-Peygamberimizi himaye eden amcasının adı nedir?
a-Ebu Lehep b-Ebu Talip c-Haris d- Zübeyr
7-Haram aylarda yapılan savaşlara ne ad verilir?
a-Gazve b- Seriyye c- Ficar d-Fiten
8-Peygamberimizin Busra Şehrinde karşılaştığı rahibin adı nedir?
a-Ümeyye b. Ebi Salt b-Bahira c-Varaka b. Nevfel d-Belam
9-İlk vahyin geldiği mübarek gece hangisidir?
a-Mirac Gecesi b-İsra Gecesi c-Kadir Gecesi d-Berat Gecesi
10-İslamın ilk yıllarında Müslümanların toplandığı, Namaz kıldığı, davet ve irşad merkezinin adı nedir?
a-Daru’l-Erkam b-Suffe c-Daru’n-Nedve d-Kubbe
11-Peygamberimize şiddetle düşmanlık eden amcası Ebu Leheb hakkında inen sure hangisidir?
a-Vakıa b-Nasr c- Zuhruf d-Tebbet
12-Köle iken Müslüman olan, Efendisi Ümeyye tarafından pek çok işkenceye maruz bırakılan, ilk müezzinimiz kimdir?
a-Habbab b. Eret b-Ebu Fükeyhe c-Ammar b. Yasir d-Bilal-i Habeşi
13-Peygamberimize ve ashabına en çok işkence eden, küfrün başı ve ümmetin firavunu olarak adlandırılan müşrik lider kimdir?
a-Ebu Cehil b-Ebu Lehep c-Velid b. Muğire d-As b. Vail
14-İşkenceye maruz kalan sahabiler Nübüvvetin beşinci yılında Peygamberimizin tavsiyesi ile nereye hicret etmişlerdir?
a-Taif b-Yemen c-Suriye d-Habeşistan

15-Peygamberimize hakaretler eden Ebu Cehili cezalandıran ve Müslüman olan, Efendimizin amcasının adı nedir?
a-Hz. Hamza b-Hz. Abbas c-Ebu Talip d-Haris b. Abdülmuttalip
16-Mekkelilerin Müslümanlara boykot kararını aldıkları meclisin adı nedir?
a-Daru’n-Nedve b-Daru’l-Meşvere c-Daru’l-Erkam d-Daru’l-Mütref
17-Peygamberimizin Taif yolculuğu sırasında yanında olan sahabi kimdir?
a-Ebu Zerr b-Mikdad b. Esved c-Amir b. Füheyre d-Zeyd b. Harise
18-Peygamberimizin bir gece Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya yaptığı yolculuğa ne ad verilir?
a-İhya b-Hicret c-İsra d-Burak
19-Mirac yolculuğu sonrasında Sıddık lakabını alan sahabi kimdir?
a-Hz. Ömer b-Hz. Osman c-Hz. Ebu Bekir d-Zübeyr b. Avvam
20-Peygamberimizin nübüvvetin 12. Yılında on iki Medineliyle yaptığı biatın adı nedir?
a-Birinci Akabe Biatı b-Rıdvan Biatı c- Ölüm Biatı d-Cihad Biatı
21-Peygamberimizin İslam’ın ilk öğretmeni olarak Medine’ye gönderdiği sahabi kimdir?
a-Muaz b. Cebel b-Ebu Ubeyde b. Cerrah c-Musab b. Umeyr d-Zeyd b. Sabit
22-Müslümanların ilk kıblesi hangisidir?
a-Mescid-i Aksa b-Kabe c-Mescid-i Nebevi d-Kuba Mescidi
23-Efendimize nazil olan ilk ayetler hangileridir?
a-Fatiha Suresi b-Müddessir Suresi 1-5 c-Alak Suresi 1-5 d-Kalem Suresi 1-4
24-Muhammed isminin anlamı nedir?
a-Yerdekilerin ve Göktekilerin Övdüğü b-İnsanların sevdiği c-Güvenilen d-Doğru Sözlü

25-Aşağıdakilerden hangisi ilk Müslümanlardan değildir?
a-Hz. Ebu Bekir b-Hz. Ali c-Hz. Zeyd b. Harise d-Hz. Halid b. Velid
26-Aşağıdaki şehirlerden hangisi Hicaz Bölgesi’nde bulunmamaktadır?
a-Mekke b- Medine c- Riyad d- Taif
27-Kureyşlilerin ticari faaliyetleri hangi surede anlatılmaktadır?
a-Kevser b- Tin c-Leyl d-Kureyş
28-Hangisi Arapların meşhur putlarından değildir?
a-Lat b-Uzza c-Hübel d-Eşnak
29-Kabe’yi yıkmak üzere Mekke’ye gelen Fil ordusunun komutanı kimdir?
a-Ebrehe b-Eryat c-Nemrut d- Haman
30-Aşağıdakilerden hangisi Efendimizin sütannesidir?
a-Fatıma Binti Esed b-Şifa Hatun
c-Halime d- Fatıma binti Abdullah
31-Aşağıdakilerden hangisi Efendimizin kızlarından değildir?
a-Fatıma b-Ümmü Gülsüm c-Zeynep d-Nesibe
32-Cahiliye devrinde zulmü engellemek amacıyla kurulan, Peygamberimizin de katıldığı cemiyetin adı nedir?
a-Hılfu’l-Fudul b-Daru’n-Nedve
c-Daru’l-Erkam d- Mele
33-Kabe’nin tamiri sırasında yerine konması tartışmalara sebep olan kutsal taşın adı nedir?
a-Haceru’l-Esved b-Makam-ı İbrahim c-Hicr-i İsmail d- Rükni Yemani
34-Fetretu’l-Vahiy ne demektir?
a-Vahyin azalması b-Vahyin başlaması c-Vahyin Bir süre Kesilmesi d-Vahyin Sona Ermesi
35-İlk Müslüman kadın aşağıdakilerden hangisidir?
a-Hz. Aişe b-Esma binti Ebi Bekir
c-Ümmü Seleme d-Hz. Hatice
37-Efendimizin İslamı açıkça ilan etmek amacıyla çıktığı tepenin adı nedir?
a-Safa b-Merve c-Ebu Kubeys d-Hira
38-Allah yolunda şehit edilen ilk hanım sahabi kimdir?
a-Sümeyye b-Lübeyne
c-Ümmü Ubeys d-Nehdiyye
39-İşkence altındaki Müslümanları kurtarmak amacıyla servetini harcayan büyük sahabi hangisidir?
a-Hz. Osman b-Talha b. Ubeydullah
c-Hz. Ebu Bekir d-Halid b. Said
40-Peygamberimizin oğlu Abdullah’ın vefatından sonra müşrikler Efendimize soyu kesik anlamında Ebter dediler. Peygamberimizi teselli etmek amacıyla inen sure hangidir?
a-Maide Suresi b-İhlas Suresi
c-Kevser Suresi d-İnfitar Suresi
41-Necaşinin huzurunda İslamı anlatan ve müslümanlara sözcülük eden sahabi kimdir?
a-Ubeyde b. Haris b-Cafer b. Ebi Talip
c-Üsame b. Zeyd d-Osman b. Mazun

42-Müslüman olmasıyla tüm Müslümanları sevindiren ve Efendimizin kendisine Faruk lakabını verdiği ikinci halifemizin adı nedir?
a-Ebu Dücane b-Ebu Seleme
c-Sa’d b. Muaz d-Hz. Ömer
43-Hz. Hatice ve Ebu Talibin vefat ettiği seneye ne ad verilir?
a-Ayrılık Yılı b-Hüzün Yılı c-Hicran yılı d-Zorluk Yılı
44-Efendimizin Taif yolcuğunun dönüşünde dinlendiği yerde Müslüman olan Hıristiyan kölenin adı nedir?
a-Addas b-Esved c-Sevban d-Abdullah
45-Peygamberimize Mirac sırasında verilen ayetler hangileridir?
a-Kalem Suresi b-Bakara Suresi son iki ayet c-Kevser Suresi d-Hicr Suresi 94-95
46-Ayın yarılması mucizesine ne ad verilir?
a-Şakku’s-Sadr b-Şakku’l-Kamer c-İnşirah d-İnşikak
47-Hacıların su ihtiyacının karşılanması hizmetine ne ad verilir?
a-Rifade b-Sidane c-Einne d-Sikaye
48-Beş vakit namaz ne zaman farz kılınmıştır?
a-Hicretin 1. Yılı b-Akabe Gecesi
c-Mirac Gecesi d-Bisetin 5. Yılı
49-Peygamber Efendimiz Kureyşin hangi koluna mensuptur?
a-Ümeyyeoğulları b-Mahzumoğuları
c-Haşimoğulları d-Teymoğulları
50-Peygamber Efendimiz Hz. Hatice ile evlendiğinde kaç yaşındaydı?
a-21 b-25 c- 28 d-30

İKİNCİ BÖLÜM

1. Aşağıdakilerden hangisi bir Hanif değildir?
A) Varaka b. Nevfel
B) Ubeydullah b. Cahş
C) Ümeyye b. Ebu Salt
D) Kuss b. Saide
E) Amr b. Zeyd
2. Aşağıdakilerden hangisi Hazreti İsmail’in soyundan gelen Arapları ifade eder?
A) Arab-ı Aribe
B) Arab-ı Müsta’ribe
C) Arab-ı Bakiye
D) Kahtaniler
E) Keldaniler
3. Ficar Savaşları’na aşağıda verilen Rasullullah’ın amcalarından hangisi komuta etmiştir?
A) Abbas
B) Hamza
C) Zübeyr
D) Ebu Talib
E) Ebu Leheb
4. Aşağıdakilerden hangisi Müslümanlara işkence yapan Kureyş müşriklerinden değildir?
A) Ebu Cehil
B) Ubeyde b. Haris
C) Ukbe b. Ebi Muayd
D) Ebu Leheb
E) Ümeyye b. Halef
5. Açıktan davet aşağıdaki hangi ayet ile başlamıştır?
A) Hicr Sûresi, 94. ayet
B) Bakara Sûresi, 88. ayet
C) Nisa Sûresi, 32. ayet
D) Fetih Sûresi, 36. ayet
E) Kalem Sûresi, 5. ayet
6. Aşağıdakilerden hangisi müşriklerin daveti önleme çabalarından değildir?
A) Alay safhası
B) Hakaret safhası
C) İşkence safhası
D) Uzlaşma safhası
E) Şiddet kullanma safhası
7. Amcalarının hepsi Rasullullah’ı korumaya karar vermişlerdi. Aşağıdaki amcalarından hangisi diğerleri gibi onu korumaya karar vermemiştir?
A) Abbas
B) Zübeyr
C) Ebu Talib
D) Ebu Leheb
E) Hamza
8. Aşağıdakilerden hangisi Habeşistan’a hicret eden ilk kafileden değildir?
A) Abdurrahman b. Avf
B) Zübeyr b. Avvam
C) Cafer b. Ebu Talib
D) Hz.Osman
E) Mus’ab b. Umeyr
9. Ömer bin Hattab Efendimiz’i öldürmeye giderken karşılaştığı ve yolunu değiştirmesine sebep olan sahabe hangisidir?
A) Utbe b. Rebia
B) Nuaym b. Abdullah
C) Selam-ı Farisi
D) Es’ad b. Zürare
E) Zeyd b. Harise

10. Efendimiz Taif ahalisini İslam’a davete kiminle beraber gitmiştir?
A) Hz.Hamza
B) Hz.Ömer
C) Zeyd b. Harise
D) Abdurrahman b. Avf
E) Bilal-i Habeşi
11. Efendimiz’e ve Hz.Ebubekir’e hicret esnasında yetişen ancak atının ayakları kuma gömülen kişi kimdir?
A) Utbe b. Rebia
B) Amr ibnül As
C) Meysere
D) Süraka
E) Mecdiyy b. Amr
12. Rüyasında ezanı Muhammedi’yi bugünkü şekliyle işiten ve rüya yoluyla ezan kendisine öğretilen sahabi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ubeyde b. Cerrah
B) Sad b. Ubade
C) Abdullah b. Zeyd
D) Bera b. Marur
E) Tufeyl b. Amr
13. Oruç, zekat ve kurbanın meşru kılınması kaçıncı hicri asırda gerçekleşmiştir?
A) 1 B) 2 C) 3 D) 4 E) 5
14. Peygamberimiz (sas)’in, Uhud Savaşı’ndan hemen sonra, Mekke ordusunun geriye dönüp tekrar Medine üzerine gelebileceğini düşünerek onları takip ettiği ve Medine’ye 16 km uzaklıktaki bir vadide yaklaşık 5000 ateş yaktırarak geriye dönme niyetindeki düşmana göz dağı verdiği gazvenin adı nedir?
A) el-Vadi Gazvesi
B) Ayneyn Gazvesi
C) Batn-ı Nahle Gazvesi
D) Benî Mustalîk Gazvesi
E) Hamrâü’l-esed Gazvesi
15. Peygamber Efendimiz (sas)’in, hicri IV. yılın Şevval ayında evlendiği 44 yaşındaki dul bayan kimdir?
A) Hz. Zeynep binti Huzeyme
B) Hz. Zeyneb binti Cahş
C) Hz. Ümmü Seleme
D) Hz. Ümmü Habîbe
E) Hz. Cüveyriye binti Hâris
16. Hendek Savaşı’nda düşman ordusundan İslam saflarına katılan, savaş esnasında Müslüman olduğunu kimseye söylemeyip, Peygamberimiz (sas)’in izniyle, bu durumunu, İslam ordusunun savaşı kazanması için kullanan kişi kimdir?
A) Hz. Nuaym b. Mesud
B) Hz. Huzâî
C) Hz. Sa’d b. Ebî Vakkas
D) Selman-ı Farisî
E) Hz. Sad b. Muaz
17. Benî Mustalik Gazvesi esnasında yaşanan İfk Hadisesi hakkında inen ayetler hangileridir?
A) Enfal Sûresi, 58. ayet
B) Al-i İmran Sûresi, 81. ayet
C) Sâf Sûresi, 3-7. ayetler
D) Nûr Sûresi, 11-14. ayetler
E) Fil Sûresi, 1-5. ayetler
18. Çevre ülkelerin hükümdarlarına, Peygamberimiz (sas), elçileriyle İslam’a davet mektupları göndermiştir. Aşağıdaki elçi ve gönderildiği hükümdar eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Dıhye b. Halife – Herakliyus
B) Amr b. Ümeyye – Mukavkıs
C) Abdullah b. Huzafe – Hüsrev Perviz
D) Amr b. Ümeyye – Necaşi
E) Hatip b. Ebu Beltea- Mukavkıs
19. Hicretin VIII. yılı gerçekleşen Mekke’nin Fethi, Mekke’ye hangi gün girilmesiyle başlamıştır?
A) 12 Rebiülevvel Pazartesi
B) 9 Şevval Salı
C) 23 Cemaziyelevvel Cuma
D) 20 Ramazan Cuma
E) 23 Şaban Salı
20. Peygamberimiz (sas) 30 bin kişilik İslam ordusuyla Tebük Gazvesi’ne çıktığında, Medine’de geriye kalan münafıkların toplanmak için inşa ettikleri fitne yuvası mescit Kur’an-ı Kerîm’de hangi isimle anılmaktadır?
A) Mescid-i Kuba
B) Mescid-i Aksa
C) Cuma Mescidi
D) Mescid-i Yesrib
E) Mescid-i Dırâr
21. Hicretin X. yılı Veda Haccı sonunda “Veda Hutbesi”ni okuyan Peygamberimiz (sas) kendisini dinleyen 124 bin Müslümana nerede seslenmiştir?
A) Müzdelife
B) Arafat
C) Kuba
D) Bedir
E) Zülhuleyfe

22. Hicretin XI. yılında vefat eden Hz. Peygamber(sas)’in vefatı hakkındaki aşağıdaki bilgilerden hangisiyanlıştır?
A) Peygamberimiz (sas) vefatına sebep olan hastalığa Safer ayının son günlerinde yakalanmıştır.
B) Peygamberimiz (sas) vefatına sebep olan hastalığa eşlerinden Hz. Meymune’nin evinde tutulmuştur.
C) Peygamberimiz (sas) hastalığı sebebiyle camiye çıkamadığında yerine vekil olarak Hz. Osman’ı imam tayin etmiştir.
D) Peygamberimiz (sas)’in cenazesini Hz. Ali yıkamıştır.
E) Peygamberimiz (sas), vefat ettiği yere, Hz. Aişe’nin odasında kazılan kabre defnedilmiştir.
23. Aşağıdakilerden hangisi Ashab-ı Kiram’dan Amr b. Hâris’in ifadelerine göre Hz. Peygamber (sas)’in vefatından sonra bıraktıkları arasında yer almaz?
A) 50 dirhem altın
B) Birkaç silah
C) Beyaz bir katır
D) Vakfettiği Fedek hurmalıkları
E) Vakfettiği Hayber arazisindeki hissesi
24. Aşağıdakilerden hangisi Peygamberimiz (sas)’in “Veda Hutbesi”nde geçen cümlelerinden biri değildir?
A) “Sakın benden sonra eski sapıklıklarınıza dönüp de birbirinizin boynunu vurmayın.”
B) “Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine iade etsin.”
C) “Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.”
D) “Başınıza, kafası siyah üzüm tanesi gibi Habeşli bir köle dahi yönetici olarak tayin edilse yine de itaat edin.”
E) “Müslüman, Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler.”
25. Aşağıdaki olay ve gerçekleştiği hicri yıl eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Hayber’in Fethi – Hicri IV. yıl
B) Benî Kureyzâ Gazvesi – Hicri V. yıl
C) Uhud Gazvesi – Hicri III. yıl
D) Kıblenin Değişmesi – Hicri II. yıl
E) Hudeybiye Antlaşması – Hicri VI. yıl

“Elinde alâmet, 

İzinde selâmet,

 Tek isim… Muhammed…
 Ne bir harf, ne kelâm
 Esselâm, Esselâm…
Ustad Necip Fazıl Kısakürek
Diyanet  Sınavlarına  Hazırlık  Siyer   Döküman  Bilgileri

SİYER BİRİNCİ BÖLÜM
1-Hz. Muhammed’in hayatını anlatan kitaplara genel olarak siyer denir. Siyer, “sire” kelimesinin çoğulu olup sözlükte yol ve hayat tarzı anlamlarına gelir.
2-Terim olarak SiyerHz. Peygamber (s.a.v.)in doğumundan vefatına kadar hayatını konu alan ilme denir.
3-Siyerin konusu; Hz. Peygamberin doğumu, çocukluğu, gençliği, evliliği, aile hayatı, elçi olarak görevlendirilişi, İslam’ı tebliği, hicreti, insanlar arası ilişkileri, katıldığı savaşlar ve vefatına kadar olan tüm faaliyetleridir.
4-Siyer ilminin amacı, Hz. Muhammed’in peygamberlik dönemindeki faaliyetlerini temel kaynaklardan doğru tespit etmek, tanıtmak ve iyi anlaşılmasını sağlamaktır
5-Haram Aylar: ; zilkade, zilhicce, muharrem ve recep
6-Mevali:Azat edilen köleler.
7-Önceleri noktasız ve harekesiz olan Arap yazısı, İslamiyetten sonra Ebu’l-Esved ed-Düeli (öl. 688) tarafından harekelenmiş, Halil bin Ahmet (öl. 791) tarafından da noktalanmış ve bugünkü hâlini almıştır.
8-Şiir yarışmalarının yapıldığı en ünlü panayır Ukaz Panayırı idi.
9-Hanif, sözlükte batıldan doğruya dönen kimseye denir. Dinde ise Hz. Muhammed’den önce Araplar arasında Allah’ın birliğine inanan ve putperestliği reddedenlere Hanif denilir. Diğer bir ifadeyle Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği inanç üzere olan müminlere verilen addır.
Güçlü bir hatip olan Kuss bin Saide, Hz. Hatice’nin amcaoğlu Varaka bin Nevfel, Hz. Ömer’in amcası Zeyd bin Amr, Hz. Hamza’nın kız kardeşinin oğlu Ubeydullah bin Cahş ve Taifli ünlü şair Ümeyye bin Ebu’s-Salt onların önde gelenlerindendi. Hanifler, cahiliye yanlışlarına karşı direnen inanmış bir grup insandı.
10-Kâbe, Mekke’de Mescid-i Haram’ın ortasında taştan yapılmış dört köşeli bir binadır.
11-Kâbe’nin ilk binasında tavan, eşik, pencere ve kapı yoktu. Bunlar Kusay bin Kılâb zamanında yapılmıştır. Kâbe, tarih boyunca Araplar tarafından mukaddes kabul edilmiştir.
12-Bugün Kâbe’nin doğu köşesine tavafa başlangıç işareti olarak konulan siyah taş (Hacer-i Esvet), kuzeybatı tarafında “Hatim ve Mizab-ı Kâbe”, kuzeydoğu duvarında “kapı”, kuzeydoğu duvarının karşısında ise “Makam-ı İbrahim ve Zemzem Kuyusu” vardır.
13-İslamiyetten önce dinî vazifeler Kâbe’nin içinde eda edilirken sonradan bu küçük bina ziyaretçileri ve hacca gelenleri almaz olur. Bunun üzerine Kâbe’nin etrafındaki boş alan, ibadet mekânı olarak Kâbe’ye katılır. Bu eklenen alan mukaddes sayılır ve “Harem” adı verilir. İslamiyette namaz farz olunca namazlar burada kılınmaya başlanır. Onun için buraya “Mescid-i Haram” denmiştir.
14-Hac, kelime olarak Allah’a yönelme ve günahlardan arınma anlamına gelir. Terim olarak ise Mekke’de bulunan Kâbe’yi ve civarındaki kutsal yerleri belirli zaman içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etmektir.
15-Harem sözlükte “yasaklanmış korunmuş, dokunulmaz” manasına gelen Harem kelimesi haram ile eş anlamlıdır. Terim olarak Mekke ve Medine’nin, çevre sınırları (Hz. Peygamber tarafından çizilen) için kullanılır. Bu bölgelere Harem adının verilmesi, zararlılar dışındaki canlılarının öldürülmesi ve bitki örtüsüne zarar verilmesinin haram kılınmış olmasındandır. Bundan dolayı Mekke’ye el-Beledü’l-Haram denildiği gibi Kâbe ise el-Beytü’l-Haram, çevresindeki mescit de el-Mescidü’l-Haram diye anılmaktadır.
16-Kur’an-ı Kerim’de Kâbe için; “el-Beytü’l Haram” (Mâide suresi, 2. ayet.), “el-Beytü’l Muharrem” (İbrahim suresi, 37. ayet.), “el-Beytü’l-Atik” ( Hac suresi, 29-33. ayetler.), “el- Beytü’l Ma’mur” (Tûr suresi, 4. ayet.), ve “el-Beyt” (Bakara suresi, 125-127. ayetler.) isimleri kullanılır.
17-1517 yılında Mısır’ın fethiyle Kâbe’nin örtüsünü yaptırma Osmanlı padişahlarına geçti ve Yavuz Sultan Selim, Kâbe örtülerinin eskiden olduğu gibi yine Mısır’dan gönderilmesini istedi. Kanuni Sultan Süleyman zamanından itibaren Kâbe’nin dış örtüsü Mısır’da, iç örtüsü İstanbul’da hazırlanmaya başlandı; ancak iç örtünün kumaşı yine Mısır’da dokunuyordu. Nihayet III. Ahmet Döneminden itibaren kumaşların tamamının İstanbul’da dokunması âdet oldu. İç örtü İstanbul’dan, son olarak 1861’de, tahta çıkışı münasebetiyle Sultan Abdülaziz tarafından gönderildi ve 1943 yılına kadar kullanıldı. Kâbe’nin örtüleri Osmanlılar Döneminde uzun bir süre yeşil, daha sonra siyah atlastan yapılmıştır. Hicaz’ın Osmanlı idaresine girmesinin ardından her yıl Kâbe’nin yıkanması ve kokulandırılması için Haremeyn tahsisatından pay ayrılmıştır.
I. Dünya Savaşı sırasında Mekke Emiri Şerif Hüseyin, Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanınca örtülerin ikisi de yine Mısır’dan gönderilmeye başlandı.
18-Peygamberimizin soyu, iki büyük Arap topluluğundan biri olan ve İsmailoğulları diye de anılan Adnanilere dayanır. Onun soyu, Hz. İsmail ve Hz. İbrahim’e kadar uzanır.
19-Peygamberimizin babası Abdullah, Kureyş’in Haşimoğulları, annesi Âmine iseZühreoğulları kolundandı. Her iki taraf da Mekke’de saygınlığı olan ailelerdi. Babası Abdullah onun doğumundan kısa bir süre önce vefat etmişti.
20-Dedesi Abdülmuttalip (Şeybe) Mekke’nin en önemli yöneticilerinden biri idi. Mekkeliler ona büyük saygı duyarlardı. Şeybe de kendi babası Haşim gibi cömert bir insandı. Hacıların su ve yemek ihtiyaçlarını karşılamaya büyük katkı sağlıyordu. Örneğin, Zemzem Kuyusu’nu yeniden bulup tamir ettirmiş ve hacıların hizmetine sunmuştu.
21-Peygamberimizin amcaları; Haris, Ebu Talip, Ebu Lehep, Zübeyr, Abbas ve Hamza Mekke toplumunda saygın kişilerdi.
22-Peygamberimizin babası Abdullah, Mekke’nin en saygın ailesine mensup ve akranları arasında çok beğenilen bir gençti. Babası Abdülmuttalip ona Zühreoğulları reisi Vehb’in kızı Âmine’yi uygun gördü. Âmine de Kureyş’in şerefli ve iffetli kızlarındandı. Abdullah, Âmine ile zamanın geleneklerine göre evlendirildi. Böylece güzel ve saygın bir yuva kurulmuş oldu.
23-Abdullah, bazı ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bir ticaret kervanıyla Suriye’ ye gitti. Fakat dönüşte hastalandı ve kervan ile devam edemeyeceğini anlayınca Medine’de dayılarının yanında kaldı. Yol arkadaşları Mekke’ye dönüp durumu haber verince Abdülmuttalip, büyük oğlu Haris’i Abdullah ile ilgilenmek üzere Medine’ye gönderdi. Ancak Haris oraya ulaşmadan kardeşi Abdullah Medine’de vefat etmişti. Bu acı haber başta Âmine olmak üzere tüm aileyi yasa boğdu. Peygamberimiz henüz dünyaya gelmeden yetim kalmıştı.
24-Peygamberimiz 20 Nisan (12 Rebiyülevvel) 571 tarihinde Mekke’de doğdu. Babasının adı Abdullah, annesinin adı ise Âmine’dir.
25-Abdülmuttalip Hz. Peygamberin dedesidir. Asıl adı Şeybe’dir. Abdülmuttalip, üstün karakterli, inançlı, iyi kalpli, bir insan, adil bir reisti. Ömrünün sonuna doğru puta tapmayı terketmiş, içkiyi ve kumarı bırakmış, Kâbe’nin çıplak olarak tavaf edilmesini yasaklamıştı. Allah’ın varlığına, ceza ve mükâfat yeri olarak ahiretin mevcudiyetine inanmış, zaman zaman Hira Mağarası’na çekilip ibadetle meşgul olmuştu.Abdülmuttalip, sağlığında torunu Muhammed’e gereken ihtimamı göstermiş; kendisinden sonra da onun bakımını oğlu Ebu Talip’e vasiyet etmişti.
26-Peygamberimiz, dört yaşından altı yaşına kadar öz annesinin yanında kaldı. Annesi Âmine, hem Medine’deki akrabalarıyla hasret gidermek hem de kocası Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek amacıyla oğlu Muhammed’i de yanına alarak Medine’ye gitti. Ancak ziyaretlerini gerçekleştirdikten sonra dönüş yolunda hastalanarak Medine’ye 190 km mesafedeki Ebva’da vefat etti. Peygamberimiz sevgili annesini kaybetmenin acısını yaşamış ve öksüz kalmıştı.Annesinin vefatı üzerine Hz. Muhammed’i bakıcısı Ümmü Eymen Mekke’ye getirip yaşlı dedesine teslim etmiştir.
27-Peygamberimizin Kur’an’da ve hadislerde geçen bazı isim ve sıfatları şunlardır:
Ahmet: Allah’a çok hamt eden, övgüye layık olan. Saf suresi, 6. ayet.
Rauf-Rahim: Çok şefkatli, çok merhametli. Tevbe suresi,128. ayet.
Rahmet: Merhametli. Enbiyâ suresi, 107. Ayet
Nebi: Peygamber, haberci. Şahit: Tanık ve delil. Mübeşşir: Müjdeci. Nezir: Uyarıcı.
Dai: Davet edici. Siraç: Aydınlatıcı. Ahzâb suresi, 45- 46. ayetler.
Resul: Elçi-peygamber. Fetih suresi, 29. ayet.
Mustafa: Seçilmiş. Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 25.
Muhammed: Çok övülen anlamındaki bu isim, Kur’an-ı Kerim’de dört ayrı surede yer almaktadır. Âl-i İmrân suresi 144, Ahzâb suresi 40, Muhammed suresi 2 ve Fetih suresi 29. ayetler.
Kur’an-ı Kerim’in 47. suresi Muhammed suresidir.41
28-Hz. Muhammed, yirmi beş yaşına kadar amcası Ebu Talip’in yanında ve himayesinde kaldı. Ebu Talip Mekkelilerin saygısını kazanmış, üstün vasıflı bir kişi idi. Aynı zamanda Hz. Ali’nin de babası olan bu hoşgörülü ve merhametli insan, Hz. Muhammed’i en az kendi çocukları kadar severdi. Peygamberimizin ikinci annem dediği Ebu Talip’in hanımı Fatıma binti Esed, kendi çocuklarından önce onu yedirir, giydirir ve saçlarını tarardı. Ebu Talip, Mekkelilerin çoğu gibi ticaretle uğraşıyordu. Peygamberimiz de amcasına yardım amacıyla on yaşlarındayken başkalarının koyunlarını güderek çobanlık yapmıştır.
29-Mekke yakınlarında bulunan Sa’doğulları kabilesinden bir grup kadın, emzirmek üzere çocuk almak için Mekke’ye geldi. İçlerinde Halime de vardı. Halime, yol arkadaşlarından geride kalmıştı. O henüz Mekke’ye gelmeden yol arkadaşları varlıklı aile çocuklarını alıp dönmüşlerdi. Muhammed’i yetim diye kimse almamıştı. Halime Mekke’yi dolaştı, yetim diye kimsenin almadığı Muhammed’i almaya karar verdi. Onu alıp köyüne döndü. Muhammed’i sütannesi ve onun ailesi çok sevdi. Çünkü o geldikten sonra evlerine huzur, bereket ve mutluluk gelmişti. Hz. Muhammed sütannesinin yanında dört yıl kaldı. Sonra Halime onu Mekke’ye getirdi ve öz annesi Âmine’ye teslim etti.
ANNECİĞİM !
Hz. Peygamber sütannesi Halime’yi zaman zaman görürdü. Ona karşı derin bir sevgi beslerdi. Onunla her karşılaştığında “Anneciğim!” diyerek saygısını dile getirirdi. Oturması için ona yer gösterir ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı. Halime’nin yaşadığı köyde kuraklık sonucu kıtlık olmuş ve hayvanlar hastalıktan ölmüştü. Bundan dolayı da yoksulluk baş göstermişti. Geçim sıkıntısı çeken Halime’nin aklına Hz. Muhammed geldi. Onu ziyaret etti ve derdini anlattı. Hz. Muhammed, Hatice ile evliydi. Sütannesi Halime’yi misafir etti ve ona ikramda bulundu. Hatice, eşinin sütannesi Halime’ye kırk koyun ve bir deve hediye etti. Bu durumdan çokça memnun olan Halime, aldığı hediyelerle birlikte köyüne mutlu bir şekilde döndü.
30- “ Abdullah bin Cüd’an’ın evinde bir antlaşmada bulundum ki, bana karşılığında mor koyunlar verseler onun bozulmasını istemem. Şayet İslam’da da böyle bir antlaşmaya çağrılsam hemen katılırım.”(İbn Hişam, Siret Tercemesi, C 1, s. 185.)
31-Hz. Peygamberin sevgili eşi Hz. Hatice, Mekke’de doğdu. Kureyş kabilesinin Esedoğulları soyuna mensuptu. Babası Huveylit, Kureyş’in ileri gelenlerindendi. Hz. Hatice, Müslüman olmadan önce iffet ve şerefiyle tanınmış saygın dul bir hanımdı. Bu yüzden kendisine, iffetli ve namuslu anlamına gelen
“Tahire” lakabı verilmişti.
32-Mekkeli müşrikler Haşimoğullarını üç yıla yakın bir süre boykot ettiğinde Hz. Muhammed ile beraber zorluklara göğüs germiş; imanı ve sevgisiyle bir eş olarak destek vermiş; sıkıntılarına üzüntülerine çare olmaya çalışmıştır. Hz. Muhammed, onun bu maddi ve manevi desteğini şöyle takdir etmektedir:
“Bütün insanlar, beni red ve inkâr ederken, o, bana iman etti. İnsanlar beni yalanlarken o beni tasdik etti ve insanlar bana mali ambargo uygulayıp iktisadi bir sıkıntıya boğarken o malını mülkünü benim için seferber etti.” Hz. Hatice, Hz. Muhammed’in sadece eşi değil, aynı zamanda yakın bir dostu, bir dert ortağı olmuş, sıkıntılı anlarında onu teselli etmiştir.Hz. Hatice yirmi beş yıl kadar süren bir evlilikten sonra hicretten üç yıl kadar önce vefat etti. Onun vefatıHz. Muhammed’i son derece üzmüştü.
33-Dedesinin yanında kaldığı süre içinde onunla bakıcısı Ümmü Eymen ilgilenmişti. Hz. Muhammed, hayatı boyunca Ümmü Eymen’in yaptığı iyilikleri de unutmamıştır. Gördüğü her yerde, ona sevgisini göstermiştir. Hz. Muhammed, dedesinin vefatına çok üzülmüş, defni sırasında gözyaşlarını tutamamıştır. Henüz çocukluk yaşlarında iken çok sevdiği dedesinin acısını yüreğinde hissetmiştir.
34-Hz.Muhammed’i yanlarına almış ve ona öz çocukları gibi bakmıştı. Hz. Muhammed de ticaretle uğraşarak varlıklı hâle geldikten sonra amcasına destek olmuştu.
35-Muhammed amcası Ebu Talip’in hanımı Fatıma binti Esed’e son derece saygılı davranırdı. O, Medine’ye hicret ettiğinde Hz. Peygamber, onu sık sık ziyaret ederdi.Vefat edince çok üzülmüş ve sebebini soranlara, “Nasıl üzülmeyeyim. Ben yetim bir çocuk olarak ona sığınmışken o, çocuklarını aç tutar, beni beslerdi. Onlardan önce benim saçlarımı tarardı. O, benim anam gibi idi.” diye cevap vermiştir.
36-Peygamberimiz, güzel ahlakı, sağlam karakteri ve dürüstlüğü ile herkesin güvenini kazanmıştı. Toplum ona hayrandı. İnsanlar ona dürüst ve güvenilir anlamına gelen “Muhammed’ül- Emin” (güvenilir Muhammed) ismini vermişti. Mekke’de “elEmin” (emin kişi) denildiğinde Hz. Muhammed akla gelirdi.
36- İlk Çağrı ve İlk Müslümanlar:Peygamberimizin davetine icabet eden ilk kişi, eşi Hatice olmuştur. O, Mekkelilerin alay, hakaret ve eziyetlerine karşı kocasını teselli etmiş ve ona moral vermiştir. Hz. Peygambere ilk iman edenlerden biri Ebu Talip’in oğlu Ali’dir. Peygamberimizin amcası olan Ebu Talip’in ailesi kalabalıktı ve maddi durumu ise zayıftı. Bu yüzden Peygamberimiz, amcasının yükünü hafifletmek için Ebu Talip’in oğlu Ali’nin bakımını üstlenmiş- ti. Peygamberimizin evinde kalan Ali, bir gün onu ve eşi Hatice’yi namaz kılarken gördü. Onlara yaptıklarının ne olduğunu sordu. Peygamberimizin, kendisine namazı ve İslam’ı anlatması üzerine Hz. Ali düşünmek için izin istedi. Ertesi gün Ali, Müslüman oldu. O sırada Ali on yaşında idi. Zeyd bin Harise de İslam’ı ilk kabul edenlerdendir. Hz. Muhammed’in azatlı kölesi olan Zeyd’in ve Hz. Peygamberin kızlarının da İslam’ı kabul etmesi ile birlikte Peygamberimizin hanesinde herkes Müslüman olmuştur. Hz. Ebu Bekir de ilk Müslüman olanlardandır. Zengin ve saygın bir tüccar olan Hz. Ebu Bekir, Peygamberimizin çocukluk arkadaşı ve dostudur. Bu yakınlığı sebebiyle 4 Müddessir suresi, 1-5. ayetler.
Osman bin Affan, Zübeyr bin Avvam, Sa’d bin Ebi Vakkas, Abdurrahman bin Avf, Talha bin Ubeydullah gibi şahsiyetler Hz. Ebu Bekir aracılığı ile Peygamberimizin huzuruna gelmiş ve Müslüman olmuşlardır. Bu sahabelere İslam tarihinde “İlk Müslümanlar” denir. İslam’ı kabul edenlerin sayısının otuza yaklaştığı bu dönemde Müslüman olanların çoğunluğu gençler, köleler ve kadınlardı. Bunlar dinlerini gizli öğreniyorlar ve ibadetlerini de gizli yapıyorlardı. Ancak Hz. Peygamber, öğle vakitlerinde Kâbe’de namaz kılabiliyordu. Bu süreçte Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber ve Müslümanlarla alay ediyorlar, onları küçümsüyorlardı.
37-Peygamberimiz İslam’a davetin ilk yıllarında tebliğ için genç bir Müslüman olan Erkam’ın evini kullandı. Bu evde Müslüman olmayanlara İslam’ı anlatıyor, Mekke dışından gelenlerle burada görüşüyor ve Müslümanlara dinlerini öğretiyordu. Ayrıca Müslümanlar burada topluca ibadet yapıyorlardı. Burası, İslam tarihinde “Darü’l Erkam” (Erkam’ın evi) diye meşhur olmuştur.
38-Hz. Peygamberin İslam’a gizli davet dönemi yaklaşık üç yıl (M 610-613) sürmüştür.
39-Bilal-i Habeşi, Yasir ailesi, Suheyb-i Rumi ve Ebu Fuheyre gibi köle ve kimsesiz Müslümanlar Mekkelilerin eziyetlerine maruz kaldılar. Umeyye bin Halef, kölesi Bilal’i kızgın çöl sıcağında kumlara yatırır ve onun üzerine taşlar koyardı. Dininden vazgeçmesi için ona eziyet ederdi. Annesi ve babası ile birlikte Müslüman olan Ammar bin Yasir de eziyet ve işkenceye uğrayan ilk Müslümanlardandır. Onları günün en sıcak vaktinde kumlarda sürükleyen müşrikler, onlara dinlerini inkâr etmelerini ve putlara tapmalarını telkin ederlerdi. Ağır işkence ve eziyetlere dayanamayan Ammar’ın annesi Sümeyye ve babası Yasir öldü. Böylece Yasir ailesi İslam tarihinin ilk şehitleri oldu.
40-Müslümanların hicret edeceği ülke olarak Habeşistan’ın (bugünkü Etiyopya) tercih edilmesinin çeşitli nedenleri vardır. Öncelikle Arap Yarımadası’nda bulunan diğer kabileler putlara tapmakta idi. Üstelik Kureyş kabilesinin bunlarla iyi ilişkileri vardı. O şartlarda hiçbir Arap kabilesi ticari ve dinî ilişkilerinden dolayı Müslümanlar için Kureyş’i karşısına alamazdı. Yemen bölgesi de Mecusi olduğu için semavi bir dine tahammül gösteremezdi. Bu sebepten Habeş ülkesi o gün için hicrete en uygun yerdi. Peygamberimizin hicret için Müslümanlara tavsiye ettiği Habeşistan, Kızıldeniz sahilinde bulunmaktaydı ve Mekkeliler tarafından adaletli yönetimi ile bilinmekteydi. Halkı ehl-i kitap olan Habeşistan, Müslümanların dinlerini serbestçe yaşayabilecekleri bir ortama sahipti. Ayrıca oraya gidecek olan Müslümanlar sayesinde İslam, başka insanlara da ulaşmış olacaktı.Peygamberliğin beşinci yılında (M 615) Hz. Peygamberden hicret izni alan muhacirler, Mekke’den gizlice ayrıldı. Kafilede on bir erkek ve dört kadın vardı. Kafile, Kızıldeniz kıyısından bir gemi ile Habeşistan’a geçti. Kafilede Hz. Osman ve eşi Peygamberimizin kızı Rukiye, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf gibi ilk Müslümanlar da vardı. Bu yolculuk İslam tarihindeki ilk hicret olarak anılmaktadır.
41-Habeş ülkesine ulaşan muhacirler Habeş Necaşisi Ashame’den güzel ve adaletli muamele gördüler. Onun ülkesinde dinlerini serbestçe yaşadılar. Ancak bir süre sonra “Mekkelilerin Müslüman olduğu” şeklindeki asılsız haber üzerine bir kısmı tekrar Mekke’ye dönmeyi tercih etti. Dönen Muhacirler, Mekke yakınlarına geldikleri zaman haberin doğru olmadığını öğrendiler. Habeşistan’a tekrar dönmenin güç olması sebebiyle bazıları gizlice bazıları da himaye yoluyla Mekke’ye girmek zorunda kaldılar.Habeşistan’dan dönen Muhacirler, orada dinlerini serbestçe yaşadıklarına ilişkin güzel haberler getirdiler. Bu haberi duyan ve baskılardan bunalan Müslümanlar da Habeşistan’a hicret etmeye karar verdiler. İlk hicretten bir yıl sonra (M 616) seksen iki erkek, on sekiz kadından oluşan ikinci kafile Peygamberimizin amcası Ebu Talip’in oğlu ve Hz. Ali’nin kardeşi olan Cafer’in başkanlığında Habeşistan’a hicret etti.Habeşistan’da kalan muhacirler, Hayber’in fethi esnasında Necaşi’nin tahsis ettiği gemiyle Medine’ye döndüler. Cafer’in başkanlığındaki muhacirler, doğruca Hayber’de bulunan Hz. Peygamberin yanına gittiler.Cafer’i karşısında gören Peygamberimiz, “Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi?” diyerek onu kucaklayıp alnından öptü. Medine’ye döndükten sonra Mescid-i Nebevi’nin yanı başında onun için bir oda hazırlattı ve onu buraya yerleştirdi. Cafer, Mute Savaşı’nda şehit oldu.
42-Allah’ın Elçisi, Taif’te hayatının en zor, sıkıntılı ve eziyetli günlerinden birini yaşamıştır.Hz. Peygamber, Taif çıkışında bir bağa sığındı. Orada yorgun ve bitkin bir hâlde ellerini kaldırarak Allah’a şöyle yalvardı: “ Allah’ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor ve hakir görüldüğümü; ancak sana arz ve şikâyet ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin hor görüp de dalına bindiği biçarelerin, Rabb’i sensin. Benim de Rabb’im sensin… Allah’ım! Senin gazabına uğramayayım da çektiklerim ne olursa olsun hepsine katlanırım! Fakat senin af ve merhametin bana bunları göstermeyecek kadar geniştir. Allah’ım, senin gazabına uğramaktan, ilahî rızana uzak kalmaktan; senin o karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret işlerini yoluna koyan ilahî nuruna sığınırım. Allah’ım! Sen hoşnut oluncaya kadar affını dilerim. Allah’ım!
Her kuvvet ve her kudret ancak seninle kaimdir.’’
43-Peygamberimiz, kendisini taşlayan Taif halkı için dönüş yolunda şu duayı yapmıştır:
“Onların yok olmalarını değil, Rabb’imin bu müşriklerin zürriyetinden Allah’a ortak koşmayan, ona ibadet eden bir nesil meydana getirmesini diliyorum.”(Buhari, Tecrid-i Sarih, C 9, s. 35).
44-Taif halkı, hicretin dokuzuncu senesinde (M 630) topluca Müslüman olmuştur.
45-Kızıldeniz’e yakın olan Taif, Mekke’ye komşu bir şehirdir.
46-Peygamberimizin Taif’te karşılaştığı olayın haberi Mekke’ye ulaşmıştı. Ebu Cehil ve Mekkeliler de onu şehre sokmamak üzere söz birliği etmişlerdi. Mekke’den gelen biri, bu haberi Hz. Peygambere ulaştırdı. Peygamberimiz de bunun üzerine doğrudan Mekke’ye girmek yerine Hira (Nur) Dağı’na gitti. Oradan Mekke’ye haberci gönderdi ve himaye istedi. Mut’im bin Adiy, onun himaye isteğini kabul etti ve Peygamberimiz kendi öz vatanı olan Mekke’ye onun himayesi altında girdi. Mut’im, oğullarını ve kabile mensuplarını silahlandırarak Peygamberimizin şehre girmesini ve Kâbe’ye gitmesini sağladı.
47-Hz. Muhammed’in peygamberliğinin on birinci yılında (M 621) İsrâ ve Miraç mucizesi meydana gelmiştir. Peygamberimiz, recep ayının yirmi yedinci gecesinde vahiy meleği Cebrail tarafından Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’deki Mescid-i Aksa’ya götürülmüştür. Bu yolculuğa “İsrâ” denir. Daha sonra semaya yükselen Hz. Peygamber, Allah’ın huzuruna çıkmış ve onunla konuşmuştur. Bu olaya ise “Miraç” denir. İsrâ mucizesi Kuran’ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir: “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Bütün eksikliklerden uzaktır o! Gerçekten, herşeyi işiten, her şeyi gören odur.”( İsrâ suresi, 1. ayet. )
48-Peygamberimiz Miraç’tan şu ilahî lütuflarla döndü:
1. Müminlere günde beş vakit namaz kılmak farz oldu.
2. Bakara suresinin son iki ayeti vahyedildi.
3. Ümmetinden şirk koşmayanların cennete girecekleri müjdesi verildi.(Buhari, Tecrid-i Sarih, C 2, s. 261.73)
49-621 yılı hac döneminde bir önceki yıl Akabe’de Hz. Peygamberle görüşen ve müslüman olan altı kişinin de aralarında bulunduğu onu Hazreçli, ikisi Evsli on iki kişi yine Akabe mevkiine gelerek Hz. Peygamberle gizlice buluştu. Başlarında Esad bin Zürare bulunmaktaydı. Orada bulunan Müslümanlar,“Allah’a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, kimseye iftira etmeyeceklerine, Allah’a ve Resulüne itaatten ayrılmayacaklarına”dair Hz.Peygambere söz verdiler. Bu sözleşme İslam tarihinde Birinci Akabe Sözleşmesi diye bilinmektedir.
Medine’ye dönecek olan Müslümanlar Hz. Peygamberden kendilerine İslam’ı öğretecek ve namaz kıldıracak bir öğretmen vermesini istediler. Hz. Peygamber de onlara eğitici olarak genç sahabe Mus’ab bin Umeyr’i görevlendirdi. Medine’de Esad bin Zürare’nin evine yerleşen Mus’ab, Medinelilere İslam’ı tebliğ ediyor, güzel ahlakı ve ikna edici konuşması ile insanların İslam’a yönelmesini sağlıyordu. Müslüman olanların evlerine giderek onlara Kur’an’ı öğreten Mus’ab’ın gayretleri ve Esad bin Zürare’nin desteği ile İslam, şehirde hızla yayılmaya başladı. Evs kabilesi reislerinden Sa’d bin Muaz ve Üseyt bin Hudayr, Mus’ab’ın ikna edici tatlı üslubuna ve tebliğ ettiği mesajın etkileyiciliğine hayran kalarak Müslüman oldular. Onların Müslüman oluşuyla Medine’de Evs ve Hazreç kabilesinin tamamına yakını Müslüman oldu. Mus’ab, bu olumlu gelişmeleri Hz. Peygambere haber verdi. Bu haberleri alan Hz. Peygamber ve Müslümanlar büyük sevinç yaşadılar. Bu sebeple bu yıla (M 621) “Senetül İbtihaç” (Sevinç Yılı) denildi.
50-On dokuz yaşında Müslüman olan Mus’ab bin
Umeyr, zengin bir ailenin çocuğu idi. Peygamberimiz tarafından İslam’ı öğretmek amacıyla Medine’ye gönderildi. Bu nedenle Mus’ab, İslam tarihinin ilk muallimi (öğretmen) olarak bilinir. İslam’ın Medine’de yayılmasında çok emeği olan Mus’ab, Bedir ve Uhut savaşlarında Müslümanların sancaktarlığını yaptı ve Uhut Savaşı’nda şehit oldu.
51-Medine, Mekke’ye yaklaşık 400 km uzaklıkta olup o günün şartlarında deve ile on üç günlük bir mesafede idi.
52-622 yılında hicret esnasında Medine yakınlarındaki Ranuna Vadisi, ilk cuma namazının kılındığı yer bugün Cuma Mescidi olarak anılır.
SİYER İKİNCİ BÖLÜM
1-Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke’de doğdu. 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayâtının 13 yılı Mekke’de, 10 yılı da Medine’de geçti. Medine’de 63 yaşında vefât etti.
2- Siyer ve İslâm Târihi ile ilgili kitaplarda, Rasûlullah (s.a.s.)’in hayâtı, “Peygamberlikten (Bi’setten) öncesi” ve “Peygamberlik devri” diye iki devreye ayrılarak incelenmiştir. Peygamberlikten önceki hayatını da:
1- Çocukluk devresi (8 yaşına kadar olan süre),
2- Gençlik çağı (8-25 yaşına kadar olan devre),
3- Evlilik dönemi (25-40 yaşı arasındaki devre) olmak üzere genellikle üç bölüme ayırmışlardır.
3-Peygamber olduktan sonra, “Mekke Devri”nde geçen olayları incelerken, târihbaşı olarak, Peygamberliğin (Nübüvvetin) l. 2. veya 5 inci yılı gibi, Nübüvvetin başlangıcını; “Medine devri” olaylarında ise,-Hicretin, 1. 2. veya 3 üncü yılı şeklinde Rasûl–i Ekrem (s.a.s.)’in Hicret olayını esâs almışlardır.
4- Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı’nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke’nin doğusunda bulunan “Hâşimoğulları Mahallesi”nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları “Fil Vak’ası”, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.
5-Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’in babası, Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb’in kızı Âmine’dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, “Kilâb”da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke’lidir.
12-Peygamberimizle Hz.Haticenin Nikâhı, Hatice’nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice’nin evinde kıyıldı. Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler. Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice’nin nesebleri Kusayy’da birleşir.
13-Hz.Haticenin Mehiri:Hz. Hatice’ye 20 dişi deve mehir verildi. Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi.
14-Peygamberimiz (s.a.s.)’in Hz. Hatice’den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme âdet olduğundan Hz.Peygamber (s.a.s.)’e de “Ebü’l-Kasım” denildi. Kasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fâtıma’dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler. Yalnız Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)’in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı.
15-Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma’nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir.
16-Peygamberimiz (s.a.s.)’in Mısırlı eşi Mâriye’den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10′uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.
17-Eskiden beri Mekke’deki hanîf ve zâhitler, recep ayında inzivâya çekilirlerdi. Her biri, Mekke’nin 3 mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) dağında bir köşeye çekilir, tefekküre dalardı.
18-Peygamberimize ilk vahiy geldikten sonra;Hatice daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)’i amcazâdesi Nevfel oğlu Varaka’ya götürdü. Varaka hanîflerdendi. Tevrât ve İncil’i okumuş, İbrânî dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardı. Varaka Peygamberimiz (s.a.s.)i dinledikten sonra: -”Müjde sana yâ Muhammed, Allah’a yemin ederim ki sen Hz. İsâ’nın haber verdiği son Peygambersin. Gördüğün melek, senden önce Cenâb-ı Hakk’ın Musâ’ya göndermiş olduğu Cibril’dir. Keşki genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan çıkaracağı günlerde sana yardımcı olabilseydim… Hiç bir Peygamber yoktur ki, kavmi tarafından düşmanlığa uğramasın, eziyet görmesin…” dedi. Aradan çok geçmeden Varaka öldü.
19-İslamda ilk İbadet:İslâmda Allah’a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke’nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)’e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril’den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır. Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)’e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice’ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.
20-İlk Müslümanlar:”İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.” (Vâkıa Sûresi, 10) Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ilk imân eden ve O’nunla birlikte ilk defa namaz kılan kişi, eşi Hz. Hatice oldu. Daha sonra evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd. ve amcasının oğlu Hz. Ali Müslüman oldular.
21-Hz. Ebû Bekir’in Müslüman olmasıyla, Peygamberimiz (s.a.s.) büyük bir desteğe kavuştu. Onun gayret ve delâletiyle, Mekke’nin önemli şahsiyetlerinden Affân oğlu Osmân, Avf oğlu Abdurrahman, Ebû Vakkas oğlu Sa’d, Avvâm oğlu Zübeyr, Ubeydullah oğlu Talha da Müslümanlığı kabûl ettiler. Hz. Hatice’den sonra Müslüman olan bu 8 zata “İlk Müslümanlar” (Sabıkûn-i İslâm) denilir.
22-İlk vahiy ile ikinci vahiy arasında geçen “fetret-i vahy” süresinin ne kadar devâm ettiğine dâir rivâyetler 15 gün ile 3 yıl arasında değişmektedir.
Olayların seyrine göre, 1-2 aydan daha çok olmaması gerekir. 2-3 yıl gibi uzun süre olduğunu söyleyenler, “gizli dâvet” süresi ile “fetret-i vahy”i ayıramamış olmalıdırlar.
23-Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm’a dâvet etti. Yalnızca çok güvendiği kimselere İslâm’ı açıkladı. Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri arkadaşlarını teşvik ediyorlardı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30′a çıkabildi. Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.
Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen: “Sana emrolunan şeyi açıkca ortaya koy, müşriklere aldırma”. (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile ile İslâm’ı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halkı açıktan İslâm’a dâvete başladı.
Açık dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan “Erkam”ın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâm’la şereflendiği için bu eve “Dâr-ı İslâm” denildi.
24-Alay ve hakaret Dönemi :Kureyşliler başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s)’in Peygamberliğini önemsememiş göründüler. İmân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dâvetine ses çıkarmadılar. Yalnızca, Rasûlullah (s.a.s.)’i gördüklerinde, “İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden…” diyerek eğlendiler. Müslümanları alaya alıp küçümsediler. Böylece “alay devri” başlamış oldu.
25- İşkence Dönemi Başladı:
a) Kureyş’in Ebû Tâlib’e Başvurması:
b) Kureyş’in Hz.Peygamber (s.a.s)’e Başvurması
c) İlk Müslümanların Gördükleri Eza ve Cefalar
26-HABEŞİSTANA HİCRET :”Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür.” (en-Nahl Sûresi, 41)
a) Habeşistan’a İlk Hicret Edenler (615 M.)
b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.)
27- Hz. Hamza’nın Müslüman Olması :Hamza, Peygamberimizin amcalarındandır. Süveybe’den O da emdiği için, Rasûlullah (s.a.s.) ile süt kardeştir. Mekke Devri’nin 6′ıncı (616 M.) yılında Müslüman olmuştur.
28-Hz. Ömer’in Müslüman Olması :Hz. Peygamber (s.a.s.) Safâ semtinde Erkâm’ın evindeydi.
Ömer’in silahlı olarak geldiğini gören Müslümanlar telaşlandılar. Yalnızca, Hz. Hamza:
-İyilik için gelirse ne âlâ, aksi halde geleceği varsa, göreceği de var, telâşa gerek yok… dedi. Sağından ve solundan iki kişi tutarak Rasûlullah (s.a.s.)’in huzuruna götürdüler. Ömer, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in önünde diz çökerek şehâdet getirdi. Orada bulunanlar sevinçlerinden hep birden tekbir getirdiler. Safâ tepesinde yükselen “Allâhü Ekber” sadâsı ile Mekke ufuklarını çınlattılar.
Ömer:
-”Kaç kişiyiz”? diye sordu.
-”Seninle 40 olduk,” dediler. Ömer:
-”O halde ne duruyoruz”? Hemen çıkalım, Harem-i Şerîf’e gidelim, dedi. Bütün Müslümanlar toplu halde Kâbe’ye gitti
29-Hz.Hamze ve Hz.Ömerin Müslüman Olmalarının Önemi:Hamza ve Ömer’in Müslüman olmalarıyla, İslâm’ın yayılması hız kazandı. Daha önce 6 yılda sayıları ancak 40 kişiye ulaşabilmişken bir yıl sonra Müslümanların sayısı 300′ü geçmiş, bunlardan 90 kişi Habeşistan’a hicret etmişti.
30-Mekke Devri’nin 7′nci yılı (616 M.) Muharrem ayında Kureyş ileri gelenlerinden 40 kişi Ebû Cehil’in başkanlığında toplandılar. Hâşim oğullarıyla alış-veriş yapmamağa, kız alıp-vermemeğe, görüşüp buluşmamağa, ekonomik ve sosyal her türlü ilişkiyi kesmeğe karar verdiler. Bu kararı bir ahidnâme şeklinde yazıp mühürlediler ve bir beze sararak Kâbe’nin içine astılar. Böylece Müslümanları canlarından bezdirip Hz. Peygamberin kendilerine teslim edileceğini umdular. Karara aykırı hiç bir şey yapmayacaklarına dâir yemin ederek karar hükümlerini müsâmahasız uygulamağa başladılar. Bu karardan sonra, şurada-burada dağınık halde olan bütün Müslümanlar Ebû Tâlib mahallesi’nde Hâşimî’lerle birleştiler. Ebû Leheb, Hâşimî’lerden olduğu halde, müşriklerle beraber oldu ve mahalleden çıktı. Ebû Tâlib, Müslüman olmadığı halde, Müslümanların başına geçti. Hz. Peygamber de üç yıldan beri ikamet etmekte olduğu Erkâm’ın evinden, Ebû Tâlib Mahallesine taşındı. Müslümanlar burada üç yıl (616-619 M.) abluka altında kaldılar.
31- Acıklı Günler :Müslümanlar abluka altında kaldıkları bu üç yıl içinde çok sıkıntı çektiler. Yeteri kadar erzâk temin edemedikleri için, açlıktan ağaç yapraklarını yediler. Bazı küçük çocuklar, gıdasızlıktan öldü. Ebû Cehil gece-gündüz Ebû Tâlib Mahallesi’ne girip çıkanları kontrol ediyor, mahalleye gizlice yiyecek maddesi sokulmasına imkân vermiyordu. Hamza ve Ömer gibi cesûr olanların dışında kimse çarşıya çıkıp alış-veriş yapamıyordu. Sa’d İbn Ebî Vakkas, bir defa bulduğu bir deri parçasını ıslatmış, ateşte kavurarak yemişti. Kadınların ve çocukların açlıktan feryatları mahalle dışından duyuluyordu. Müslümanlar yıllık yiyecek ve diğer ihtiyâçlarını ancak “eşhür-i hurum” denilen kan dökülmesi yasak dört ayda (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep) temin etmeğe çalışıyorlardı. Peygamber Efendimiz de dâvet ve tebliğ vazifesini, özellikle Mekke’ye dışarıdan gelenlere ancak bu aylarda yapabiliyordu.
32-Müslümanlar üç yıl süren bu boykot esnâsında dayanılmaz sıkıntılara katlandılar. Fakat Kureyş bundan da hiç bir netice alamadı.
33-Ebu Talib ve Hz.Haticenin vefatları:Müslümanlar ablukadan kurtuldukları için sevindiler. Çektikleri sıkıntıları unutmağa başladılar. Fakat sevinçleri uzun sürmedi. Boykotun kalkmasından 8 ay kadar sonra, iki büyük acı ile karşılaştılar. Mekke Devri’nin 10′uncu yılı Şevvâl ayında önce Ebû Tâlib, üç gün sonra da Hz. Hatice vefât etti. En büyük desteği olan, sevdiği iki insanı peşpeşe kaybettiği için Rasûlullah (s.a.s.) çok üzüldü. Bu sebeple Mekke Devri’nin 10′uncu yılına “Senetü’l-huzn” (Hüzün yılı ) denildi.
34- İkinci Akabe görüşmesinden sonra, Mekke Devri’nin 11′inci yılı Recep ayının 27′inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin “İsrâ ve Mîrâc” mûcizesi gerçekleşti. İsrâ, gece yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mîrâc ise, yükseğe çıkmak ve yükselme âleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettiği ve Rasûlullah (s.a.s.) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldiği için bu mûcizeye “İsrâ ve Mîrâc” denilmiştir.
35-Hicrî yılbaşı Muharrem ayı ile başlar.
36-Halk arasında üç aylar olarak bilinen aylar ,Receb, Şaban ve Ramazan aylarıdır.
37-Hicrî takvim, Peygamber Efendimizin Mekke’den Medîne’ye hicretini başlangıç kabul eden ve ay hesabına dayanan takvimdir. Hz.Ömer tarafından başlatılmıştır. Milâdî takvim ise Hz. İsa’nın doğumuyla başlar ve güneş yılı esa¬sına göre düzenlenmiştir.
38-Hicret,Peygamberimizin Mekke’den Medineye göç etmesidir. (622)
39-Peygamberimiz Mekke’de emanetleri dağıtmak için kimi yerine Hz.Aliyi bırakmıştı
40–Peygamberimiz Hz.Ebubekirle beraber hicret etmiştir.
41- Peygamberimiz Medine’de Ebu Eyyüb el-Ensarî’nin evinde misafir oldu.
42- Mekke’den göç ederek Medine’ye gelen müslümanlara “Muhacir” denir.
43- Medine’nin yerli halkına da, muhacirlere yardım ettiklerinden dolayı “Ensar” denildi
44-Bedir Savaşında,14 müslüman şehit oldu ve 70 müşrik öldürüldü.
45- Uhut savaşında şehit olan müslümanların sayısı 72 müslüman şehit olmuştur.
46- Ezanı rüyasında gören sahabe Abdullah Bin Zeyd
47- Peygamber Efendimiz(s.a.v.)in son katıldığı savaş Tebuk savaşı.
48-Ebu Dücane,Uhut savaşında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in kılıcıyla savaşan sahabe
49-Mekke ,Hicretin 8. Yılı Ramazan ayının 17.sinde. fethedildi.
50-Hudeybiye savaşı Hicretin 6. Yılında oldu.
51-Hayber savaşı Hicretin 7. Yılında oldu.
52Hendek savaşı Hicretin 5. Yılında oldu.
53- Ravza-i Mudahhara ,Peygamberimiz (s.a.v.)in kabri ile minberi arasına denir.
54-Rasulüllah (s.a.v.)in yaşadığı çağa Asr-ı Saadet (mutluluk yılları) denir.
55- Hz. Muhammed (s.a.v.)e peygamberlik gelmeden önce müşriklerle Fakirleri
koruma ve kalkındırma adı verilen bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya Hif-ul Fudul
56- Peygamber Efendimiz (s.a.v.)i vefatından sonra Hz. Ali yıkadı.
57-Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrâhim’in büyük oğlu Hz. İsmâil’in neslindendir. Soyu Adnân’a kadar kesintisiz bellidir. Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.
58-Hz. Muhammed (s.a.s.)’in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)’de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)’e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.
59-Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi. Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb’in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa’doğlulları kolundan Halîme oldu.
60-Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu “anacığım” diyerek karşılamış, altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.
61-Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halîme çocuğu Mekke’ye götürerek annesine teslim etti. İslâm târihçileri, bu esnada “şakk-ı sadr” (göğüs açma) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme’yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbûr kaldığını naklederler.
62-Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine “gençlik devresi” denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib’in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur.
11-Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce “Tâhire” denildiği gibi, sonra da “Haticetü’l-Kübra” denilmiştir. Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)’i Şam’a gönderdi. Kölesi Meysere’yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam’a kadar gitmedi; malları Busra’da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra’nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Şam’a gitmesini uygun bulmamıştı.Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.
63-Peygamberimiz Hz:Muhammed (a.s.) ın hayatını konu alan kitaplara “Siyer” denir.
64-Peygamberimiz, Mekke’de 20 Nisan 571 yılında dünyaya gelmiştir.
65- Peygamberimizin babası Abdullah, annesi Âmine, süt annesi Halime ve dedesi Abdülmuttalip’tir.
66- Doğumundan 2 ay önce babası, 6 yaşında annesi, 8 yaşında iken dedesi vefat etmiştir.
67-Dedesinin vefatından sonra, Peygamberimizin koruyuculuğunu Amcası Ebu Talip üstlenmiştir.
68- Peygamberliğinden öncede, sonrada hiç yalan söylemediği için O’na doğru sözlü, güvenilir anlamına Muhammed-ül Emin ismi verilmiştir.
69-Peygamberimize İlk vahiy, Mekke yakınlarındaki Hira daginda, Miladi 610 yılında gelmiştir.
70-Hz. Muhammed (a.s.) 40 Yaşında iken Peygamber gönderildi.
71- İslamın ilk emri “Oku” dur.
72- En çok işkence gören ilk Müslümanlar . 1- Bilal-ı Habeşi ,2- Ammar bin Yasir ,3- Habbab bin Erer, 4- Hz.Sümeyye.
73- Peygamberimize ve ilk Müslümanlara en çok eziyet eden müşriklerin ele başıları
1- Ebu Leheb 2- Ebucehil 3- Velid bin Muğire 4- As bin Vail 5- Ümeyye bin Halef
74- Müşriklerin Müslümanlara işkence ve eziyetleri dayanılmaz boyutlara ulaşınca, Peygamberimizin izni ile, peygamberliğinin 5. yılında 11’i erkek, 4’ü kadın olmak üzere, toplam 15 kişilik ilk grup Habeşistana göç etmiştir. Bu grup; adaleti ile ünlü “Necaşi” isimli kralın yönettiği Habeşistan’da iyi karşılanıp, huzura kavuşunca, bir yıl sonra 80 kişilik 2. grup da aynı ülkeye göç etmişti
75-Hz.Ömer, Peygamberimizin peygamberliğinin 6. yılında, 33 yaşında Müslüman olmuştur.
76- Peygamberliğinin 10. yılında, önce, Müslüman olmadığı halde O’nun en büyük koruyucusu ve destekçisi olan amcası Ebu Talip 80 yaşında iken vefat etti. Bundan birkaç gün sonra da hayat arkadaşı, en büyük teselli kaynağı Hz. Hatice validemiz ebedi âleme göç etti.Peygamberimiz çok üzüldüğü için bu yıla senetül hüzün (hüzün yılı) denmiştir.
76- Hicretten 1,5 yıl önce, Peygamberimiz Yüce Allah’ın katına yükselmiştir. Bu olaya Mi’rac denir.
77-Hicret; Peygamberimizin ve ilk Müslümanların Mekke’den Medine’ye göç etmesidir. Mîlâdi 622 yılında olmuştur.
78- Peygamberimiz Hicret esnasında Medine yakınlarında Kuba köyünde 10 gün konaklamışlar ve burada kendisi de bizzat çalışarak İslâm’ın ilk mescidi olan (Kuba Mescidi) ni yapmışlardır.
79- Peygamberimiz, Kuba köyünden Medine’ye büyük bir kalabalıkla hareket etmişler ve “Beni Salim” yurduna vardıklarında, öğle namazı vakti olmuştu. Öğle namazını kılmak üzere mola verdikleri bu yerde, Cuma namazının farz kılındığına dair âyetler nâzil olmuş ve burada ilk Cuma namazı kılınmıştır.
80-Peygamberimiz medine’ye vardığında ilk yaptığı en önemli işler şunlardır:
1- Yeri belirlenerek Mescid-i Nebevi’nin yapımına başlanılmıştır.
2- Mekke’li “Muhacir” (göç eden) diye adlandırılan Müslümanlarla Medine’li “Ensâr” (yardım edenler) diye isimlendirilen Müslümanlar arasında “Kardeşlik Anlaşması” yapılmıştır.
3- Yahûdilerle anlaşma imzalanmıştır.
81-Sahâbe; Hz. Peygamberi sağlığında görüp, O’nunla sohbet eden Müslümanlara denir.
82-Ensar; Mekke’den Medine’ye göç etmek zorunda kalan ilk Müslümanlara yardım eden Medine’li Müslümanlara denir.
83-Muhacir; Mekke’den Medine’ye göç eden Müslümanlara denir.
84- Bedir savaşı 624 yılında, Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında yapılmıştır.
85- Uhud savaşı 625 yılında, Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında yapılmıştır
86-Hendek savaşı 627 yılında, Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında yapılmıştır. Bu savaşta da Müslümanlar galip gelmişlerdir.
87- Hicretin 6. yılında (m. 628) Peygamberimiz 1400 kişilik bir sahabe gurubu ile Kâbe’yi ziyaret etmek amacıyla, Medine’den yola çıktılar. Mekke müşrikleri bunu duyunca telaşa düştüler ve Müslümanları Mekke’ye sokmama kararı aldılar. Buna karşılık Müslümanlar da “Hudeybiye” denilen yerde “Şecere-i Rıdvan” adı verilen bir ağacın altında toplanarak, gerektiğinde bütün güçleri ile müşriklere karşı koymak üzere Hz. Peygambere söz verdiler.Bu olaya “Rıdvan Biatı” denir. Müşriklerin ileri gelenleri ile Peygamberimiz arasında yapılan uzun görüşme ve pazarlıklardan, bir yıl sonra Kâbe’yi ziyaret etmek üzere, tarihi bir antlaşma yapılmıştır. Bu antlaşmaya “Hudeybiye Barış Antlaşması” denilir.
88-Hicretin 6. yılında (m.628 yılı), Medine –Suriye yolu üzerinde bulunan, Yahudilere ait, ama Müslümanlara karşı kışkırtma odağı olarak kullanılan Hayber Kalesi, 1600 kişilik Müslüman ordusu ile fethedilmiştir. Bu savaşta Hz. Ali olağanüstü kahramanlıklar ve başarılar göstermiştir..
89-Peygamberimiz 63 yaşında iken, 632 yılında, Medine-i Münevver’de vefat etmiştir. Kabri Medine-i Münevvere’dedir. Kbrinin bulunduğu yere “Cennet Bahçesi” veya “Tertemiz Bahçe” anlamına gelen “Ravza-i Mutahhara” denilmektedir.
90-Peygamberimizin ev halkına “Ehl-i Beyt” denir.
91-Peygamberimizin dünyada iken Cennete gireceklerini müjdelediği 10 sahabeye “Aşere-i Mübeşşere” “müjdelenen 10 kişi” denir. Aşere-i Mübeşşere” (Dünyada iken Cennetle müjdelenen 10 sahabe )şunlardır.
1- Hz.Ebu Bekir
2- Hz.Ömer
3- Hz.Osman
4- Hz.Ali
5- Hz.Talha bin Ubeydullah
6- Hz.Zübeyr bin Avam
7- Hz.Abdurrahman bin Avf
8- Hz.Sa’d bin Ebi Vakkas
9- Hz.Ebu Ubeyde bin Cerrah
10- Hz.Said bin Zeyd (r.anhüm)
92-Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bizzat orduya komutan olarak ilk katıldığı savaşın, başka bir ifade ile ilk gazvenin adı El-Ebva (Veddan) Gazvesi.
93-Bedir savaşında 14 müslüman şehit oldu ve 70 kafir öldürüldü.
94-Uhut savaşında 72 müslüman şehit olmuştur.
95-Rasulüllah (s.a.v.)’in şairinin adı Hassan Bin Sabit.
96-Peygamberimizin son savaşı Tebuk savaşıdır.
97- Rasulüllah (s.a.v.)’in dayısı Sad Bin Ebi Vakkas.
98-Haram aylar adı verilen aylar ,Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır.
99-Peygamber Efendimiz (s.a.v.) peygamberliğini ilk defa açıkça safa tepesinde ilan etmiştir.
100-Uhud Savaşından birkaç ay sonra Adal ve Kare Kabilelerinden bir grup Hz. Peygamber’e gelerek kendilerine İslamı öğretecek muallimler göndermesini istediler. Peygamberimiz’in gönderdiği on kişilik heyet yolda Lihyanoğullarından yüz kişilik bir birlik tarafından saldırıya uğradı. Saldırı sırasında sekiz sahabi şehit düşerken iki tanesi de esir alındı. Bu olaya Reci’ Hadisesi denir.
101-Hz. Hubeyb b. Adiyy,Reci’ Hadisesi sırasında esir alınan Müslümanlar, Mekke’ye götürülerek Kureyş kabilesine satıldı. Bunlardan bir tanesi, öldürülmek üzere Tenim Vadisine götürülmüş ve kendisi için bir darağacı hazırlanmıştı. Şehit edilmeden önce iki rekât namaz kılan sahabi darağacında asılmış ve yüzlerce müşrik tarafından atılan taşlar ve mızraklarla şehit edilmişti
102-Zeyd b. Desine,Reci’ Hadisesinde esir alınan sahabilerden bir tanesine Kureyş lideri Ebu Sufyan şu Soruyu sordu: “Şu an senin yerinde Muhammed’in olmasını, buna karşılık senin de ailenin yanında güven içinde olmayı istemez miydin?” Sahabi şu cevabı verdi: “Benim ailemin yanında sağ salim oturmam karşılığında, Muhammed(sav)’in ayağına bir diken dahi batmasına razı olamam.” Müşrikler tarafından birçok işkenceye maruz kaldıktan sonra şehit edilen sahabi.
102-Amine binti Vehb,Kureyş kabilesinin Zühreoğulları kolundan olup, Haşimoğullarından Abdullah b. Abdulmuttalib’le evlenen, kocasının vefatından sonra yetim doğan çocuğuna Muhammed ismini veren, oğluyla birlikte kocasının mezarını ziyaret etmek maksadıyla gittiği Medine’den dönüşünde Ebva kasabasında vefat eden, Allah Rasûlünün sevgili annesidir.
103-Süveybe,Annesi Âmine, Hz. Muhammed’i bir süre emzirmiştir. Daha sonra, Ebu Leheb’in cariyelerinden birisi Hz. Peygamberi emzirmiştir. Bu kadın ayrıca Hz. Hamza’yı ve Medine’ye hicret eden ilk sahabîlerden olan Ebu Seleme’yi de emzirmiştir.
104-Hz.Halime,Mekkeliler, çocuklarını; çölün sağlıklı havasında büyümeleri ve Arapça’yı güzel konuşabilmeleri için sütanneye verirlerdi. Abdulmuttalib, torunu Hz. Muhammed’i, Hevazin kabilesinin Sa’d b. Bekiroğulları kolundan bir kadına vermiştir. Peygamberimizin yıllarca yanında kaldığı, evine bolluk ve neşe kattığı Peygamber efendimizin süt annesidir.
105-Hz.Hüseyin(r.a),Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Fatıma (r.anha)’nın küçük oğlu, İslam tarihinin Kerbela şehidi diye andığı,kendi neslinden gelenlere “Seyyit” denilen, Rasulüllah (s.a.v.)’in torunu
106-Gasilül Melaike, Uhut savaşında diğer şehitlerden ayrı bir özelliğe sahip olan, evlendiği gece cihada katılıp cünüp olarak şehit olan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ifadesiyle: “Gasilül melaike”meleklerin yıkadığı şehit diye adlandırılan,
sahabedir.

107-Ebu Ze Gifari(r.a),Mekke’de ilk kez halkın içersinde “La ilahe İllallah” diyen sahabedir.
108-Erkam Bin Erkam(r.a), İslam’ın ilk müslümanları hep onun evinde dinle tanıştılar. Daha müslümanlar 40 olmadan gizli toplantı ve ibadetlerini onun evinde yaptılar. İslam onun evinde anlatılmaya, tebliğ edilmeye başlandı. Müslümanlar ve İslam tarihi için istisna bir yere sahip olan eviyle anılan bu misafirperver sahabe
109-Zeyd Bin Sabit(r.a), Ensardan olup küçük yaşta Kur’an’ı Kerim’i ezberledi. Hz. Peygamber(s.a.v.)’in vahiy katipliğini yaptı. Rasulüllah (s.a.v.)’in emri ile Süryani ve İbrani dillerini öğrendi. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mektuplarını yazdı ve tercümanlığını yaptı. Hz. Ebu Bekir döneminde Kur’an ayetlerinin “Mushaf” haline toplanışında çalışan heyetin başkanı olan sahabi.
110-Hz.Huzeyfe(r.a), Peygamberimiz (s.a.v.) bir sahabeye, bir sır olarak, münafıkların kimliklerini bildirmişti (listesini vermişti). Hatta Hz. Ömer (r.a.) gelmiş “Acaba bende bu listede varmıyım”diye sormuştur. Bu listeyi Allah Resulü (s.a.v.)’in verdiği sahabe.
111-Peygamber Efendimiz(sav); Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Abdurrahman İbni Avf sahabelerin arkasında cemaat olarak namaz kılmıştır.
112-Hz. Hatice annemizden sonra müslüman olan kadın Hz. Abbas’ın hanımı Ümmül Fadl (r.anha)
113-Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in seni seviyorum dediği sahabe Muaz Bin Cebel (r.a.)
114-Hz. Osman (r.a.)’ı halife ilan eden sahabe Abdurrahman Bin Avf (r.a.)
115- Mekke’den Medine’ye hicret edeceği zaman Sevgili Peygamberimizin yatağına yatarak Efendimizin kolaylıkla evden ayrılmasını sağlayan sahabi Hz. Ali
116-Dârul Erkâmın tarihteki fonksiyonu :Erkâm bin Ebil-Erkâm bin Esedin evidir. İslâm tarihinde büyük ehemmiyeti haiz bulunan bu ev, İslâmi eğitim ve öğretimin yapıldığı, Resül-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in hocalığını yürüttüğü ilk İslâm Üniversitesidir.
118-Dârul Erkâmın tarihteki fonksiyonu :Erkâm bin Ebil-Erkâm bin Esedin evidir. İslâm tarihinde büyük ehemmiyeti haiz bulunan bu ev, İslâmi eğitim ve öğretimin yapıldığı, Resül-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in hocalığını yürüttüğü ilk İslâm Üniversitesidir.
119-Habeşistana hicret edenleri geri getirmek için, müşrikler , Habeş kralına Mekke müşrikleri Amr bin Âs ile Abdullah bin Rebiayı, müslümanları teslim almak için Habeşistan kralına gönderdiler.
120-Habeşistan kralı,Kral Necaşi Ashame idi. Müslümanlara çok iyi davrandı. Müslümanları müşriklere teslim etmeyip ülkesinde barındırdı.
121-Hz Ömer (Radiyallahu Anh) Hicri 23 yılında, 63 yaşında iken, hiristiyan bir köle tarafında sabah namazında şehid edildi.
122-Kameri ayları ,Muharrem, Seferi, Rebîülevvel, Rebîülâhir, Cemâziyelevvel, Cemaziyelâhir, Recep, Şâbân, Ramazan, şevval, Zilkâde, Zilhicce.
123-Hicri takvimi ,Hz Ömer(Radiyallahu Anh) başlattı.
124-Resûlullah ın ilk defa Cenaze Namazını kıldırdığı sahabi ,Ensardan, Berâ bin Mârur (Radiyallahu Anh)
125-Mescid-i Nebevinin bir tarafında üstü kapalı, etrafı açık olarak yapılan yere Suffa, burada bulunanlara da Ashab-ı Suffa denir.
126-Medine Vesikası ;İlk İslâm Devleti Anayasasıdır. 52 maddeden oluşmaktadır. Bu anayasa dünyada yazılı ilk ana-yasadan birini teşkil etmektedir.
127-İslâm’da ilk Nüfus Sayımı ;Hicretin 1 nci yılında Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in emirleriyle ilk Nüfus Sayımı yapıldı. Yapılan ilk Nüfus Sayımında Medine’de 10.000 kişinin yaşadığı, bunlardan 1.500′ünü Müslüman, 4.000′inin Yahudi ve 4.500′ünün müşrik Arap olduğu anlaşılmıştı.
128-Ezanın uygulanmaya konulması, sahabeden Abdullah bin Zeyd (Radiyallahu Anh) ile Hz. Ömer (Radiyallahu Anh) ın Hicri 1, Miladi 622 yılında gördükleri sadık rüya ile beraber, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in tasdikiyle uygulanmaya konuldu.
129-İslâm tarihinde ilk resmi hastahane ,Hicretten sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in izniyle Kuaybe bint Sad (Radiyallahu Anh) sorumluluğunda Mescid-i Nebevinin içinde kurduğu bir çadırda hasta ve yaralılara hizmet verilerek kurulmuştur.
130-Asr-ı Saadette öğretim yerleri ; a)Mescid:Namaz kılmanın yanı sıra cemaate ayeti kerimleri okuyup öğrenme ve öğretme ve dini bilgiler sunulma yeridir.
b)Suffa:Yurtta kalanlar daha ziyade fakir Mekkeli göçmenler (muhacir) ve uzak yerlerden gelen misafir öğrencilerdi.
c)Darul-Kurra:Suffenin öğretim için yetersiz kalması üzerine Medinede bazı evlerde Darul-Kurra denilen okullar açılmıştır.
d)Küttab:Küçük çocuklara okuma-yazma öğretilen yer. İlkokul.
131-İlk Çevre koruması ,Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Mekkeyi fethettiği gün, halka yaptığı konuşmada, Mekke şehrinde kan dökülmesi, hayvanların öldürülmesi, otların yolunması, ağaçların kesilmesinin yasak olduğunu bildirdi.
132-Arsa, arazi ve hurmalıklara tapu verilmesi ,Medineye hicretten sonra Hâris b. Nûman (Radiyallahu Anh)ın evlerinden ve arazisinden bir kıs-mını Resûlullaha hibe ettiği gayrı menkullerini Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) de bazı müslümanlara hudutlarını çizip Tapu Fermanı vererek hibe etmesi ile olmuştur
133-Resulüllah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) miras olarak ;Mal olarak hiçbir miras bırakmadı. Onun mirası İslâm dini, güzel ahlak ve fazilet ilkeleridir. Ben size iki şey bıraktım ona sarılsanız sapıtmazsınız. Allahın kitabı Kuran, ve Benim Sünnetim.buyurmuştur.
134-Mekke deVaraka b. Nevfel,Ubeydullah b. Cahş,Ümeyye b. Ebu Salt, Kuss b. Saide Hanif dinine mensuptu.
135-Arab-ı Müsta’ribe, Hazreti İsmail’in soyundan gelen Arapları ifade eder.
137-Hendek Savaşı’nda düşman ordusundan İslam saflarına katılan, savaş esnasında Müslüman olduğunu kimseye söylemeyip, Peygamberimiz (sas)’in izniyle, bu durumunu, İslam ordusunun savaşı kazanması için kullanan kişi Hz. Nuaym b. Mesud
138-Peygamberimiz (sas) 30 bin kişilik İslam ordusuyla Tebük Gazvesi’ne çıktığında, Medine’de geriye kalan münafıkların toplanmak için inşa ettikleri fitne yuvası mescit Kur’an-ı Kerîm’de Mescid-i Dırâr isimle anılmaktadır.
139- Peygamberimiz (sas) vefatına sebep olan hastalığa eşlerinden Hz. Meymune’nin evinde tutulmuştur.
140-Peygamberimiz (sas)’in cenazesini Hz. Ali yıkamıştır.
141- Peygamberimiz (sas), vefat ettiği yere, Hz. Aişe’nin odasında kazılan kabre defnedilmiştir.
142-Mekkede Kur’án-ı Kerim’i ilk kez açıkça okuyan sahabi, Abdullah bin Mesud [ra.]’dir.
143-Yahudilerle yapılan en büyük savaş ,Hayber savaşıdır, Hicretin 7. yılında yapılmıstır.
144-Hz Peygamber (sav) 25 yaşından 53 yaşına kadar 28 yıl tek eşle yaşamıştır
145-Hz Peygamber (sav)’in Altı halası vardı: Beyda Ümmühakim, burre, Atike, Safiye, Erva, Ümeyye
146-Hz Osman ile evlenmiş olan Peygamberimizin kızları, Rukiyye, Ebu Leheb’in oğlu Utbe; Ümmü Kulsum ise Ebu Leheb’in diğer oğlu Uteybe ile evliydiler
İslam gündeme gelince, ayrılıp baba evine döndüler
147- Peygamberimizin (sav)’in kızı Hz Fatıma’nın çehizi : Bir elbise, bir gömlek, bir baş örtüsü, bir minder, biri ottan öbürüde koyun yününden iki döşek, dışı deri içi ottan dört yastık, bir yün örtü, bir hasır, bir el değirmeni, bakır bir leğen, deriden bir su kabı, bir süt bakracı, bir tas, bir su tulumu, bir ibrik, bir küp ve bir testi
148-Hz Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi istediği zaman“Kızım, Ehli Suffe açlıktan iki büklümken sana bunu veremem” karşılık almıştı
149-Resulü Ekrem Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) İbranice ve Süryaniceyi öğrenmesi için Zeyd bin Sabit (Radiyallahu Anh)a emir buyurdu. İbraniceyi 15, Süryaniceyi 17 günde öğrendi. Okuma yaz-mayı da daha önce Bedir Savaşında esir düşenlerden öğrenmişti.
150-Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in İncil ve Tevratta geçen isimleri :İncilde; Baraklit, Tevratta; Münhemenna.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
1-Hz. Peygamberin dedesi Abdülmuttalip’in asıl ismi nedir?
a-Abdullah b-Haşim c- Şeybe d-Abd-i Menaf e-Abdul Uzza
2-Peygamber Efendimiz ne zaman sünnet oldu?
a-Sünnetli doğdu
b-1 Haftalık iken
c- 6 Aylık iken
d- 6 yaşında
e-10 yaşında
3-Babaannesinin ismi nedir?
a-Aişe b-Fatıma c-Şifa d-Ümm-ü Ruman e-Ümm-ü Fadl
4-Anneannesinin ismi nedir?
a-Berre b-Nesibe c-Hanne d-Atike e-Safiyye
5-Efendimizin (ASM) doğum tarihi kameri olarak hangisidir?
a-12 Rebiyyülevvel
b-10 Muharrem
c-9 Rebiyyülevvel
d-20 Şaban
e-7 Ramazan
6- Peygamberimizin miladi olarak doğum tarihi nedir?
a-18 Mart 571
b-10 Nisan 571
c-20 Nisan 571
d-12 Ocak 571
e-28 Şubat 571
7-Peygamberimizin hem süt kardeşi, hem de amcası olan zat kimdir?
a- Zübeyir
b-Gaydak
c-Ebu Talib
d-Abbas
e- Hamza
8-Peygamberimizin öz amcalarını gösteren aşağıdaki eşleşmelerden hangisi doğrudur?
a-Hamza- Ebu Talib
b-Ebu Leheb- Ebu Talib
c-Mukavvem- Abbas
d-Ebu Talib- Zübeyir
e- Hamza-Haris
9-Efendimizin ilk süt annesi kimdir?
a-Sümeyye Hatun
b- Halime Hatun
c-Şifa Hatun
d-Ümm-ü Bişr
e-Süveybe Hatun
10-Peygamberimizin annesi nerede vefat etti?
a-Mekke
b-Kuba
c-Ebva Köyü
d-Taif
e-Yemen
11-Peygamber Efendimizin 20 li yaşlarında amcaları ile katıldığı savaşın ismi nedir?
a-Buas savaşı
b-Ficar savaşı
c-Gabra savaşı
d-Dahis savaşı
e-Âmir savaşı
12-Peygamberimizi kaç yaşında iken amcası ile Şam tarafına gitti?
a-15
b-13
c-12
d-17
e-20
13-Efendimizin gençliğinde Mekke’de katıldığı hayır cemiyetinin ismi nedir?
a-Cemiyyet-ül Hayır
b-Ashab-ı Yemin
c-İhvan-ı Mekke
d- Hıfz-ül Kabe
e-Hılf –ül Fudul
14-Peygamber Efendimizin Hz. Hatice dışındaki hangi eşinden çocuğu olmuştur?
a-Hz. Aişe
b-Hz. Safiyye
c-Hz. Mariye
d-Hz. Zeynep
e-Hz. Hafsa
15- Çok sevdiği eşi Hz Hatice ile…..yıl evli kaldı. Boşluğu doldurunuz?
a-25 b-15 c-30 d-20 e-12
16-Araplarda ilk doğan erkek çocuğun ismi babaya ve anneye künye olurdu. Bundan dolayı Hz. Peygamber’e de……… künyesi verildi ve böyle söylenir oldu?
Boşluğu doldurunuz?
a-Abdullah
b-Mustafa
c-El Emin
d-Ebul Kasım
e-Mahmud
17-Efendimiz için aşağıda yazılanlardan hangisi doğrudur?
a-Toprağa ayak izi çıkmaz taşa çıkardı
b-Gölgesi yere düşmezdi
c-Sünnetli doğmuştu
d-Gaybı bilirdi
e-Uzuna yakın orta boylu idi
f-Hepsi
18-Efendimizin Hz İbrahim’in Hanif dinine uygun olarak Hira ‘da yaptığı tefekküri ibadete ne denir?
a-Tehannüs
b-İrhasat
c-İnziva
d-Murakabe
e-İtikaf
19-Aşağıdaki kişilerden hangisi ilk Müslümanlardan değildir?
a-Habbab bin Eret
b-Zeyd Bin Harise
c-Hz. Osman
d-Hz Hatice
e-Urve Bin Mesud
20-İlk Vahyin geliş tarihi ne zamandır?
a-6 Ağustos 610
b-20 Eylül 611
c-10 Haziran 611
d-12 Ocak 610
e-7 Aralık 610
21-Gizli Tebliğ dönemi ne kadar sürdü?
a-13 sene
b-3 sene
c-7 sene
d-10 sene
e- 6 ay
22- Habeşistan’a hicret eden ilk aile kimdir?
a-Hz. Ali ve Fatıma
b- Hz. Zübeyir ve hanımı
c- Hz. Osman ve eşi Rukiyye
d- Hz. Ammar ve ailesi
e-Hz. Ebu Zer ve yakınları
23-Efendimizin ilk Müslümanları evinde toplayıp dini neşrettiği sahabe kimdir?
a-Habbab bin Eret
b- Ebu Seleme
c-Ammar Bin Yasir
d-Erkam bin Ebu Erkam
e-Ebu Ubeyde bin Cerrah
24-Hüzün senesi ne demektir?
a-Peygamberimizin Taif’te taşlandığı sene
b-Hz. Amine’nin vefat ettiği sene
c- Uhud savaşını olduğu sene
d-Efendimizin amcası Ebu Talib ile hanımı Hz Hatice’yi kaybettiği sene
e-Hicretin olduğu sene
25- Hicret sırasında Hz. Ebubekir ile sığındıkları mağaranın ismi nedir?
a-Ebu Kubeys
b- Cebel-ür Rahme
c-Sebir
d-Athal
e-Kuaykıan
CEVAPLAR
1-C 2-B 3-B 4-A 5-C 6-C 7-E 8-D 9-E 10-C 11-B 12-C 13-E 14-C 15-A 16-D
17-E 18-A 19-E 20-A 21-B 22-C 23-D 24-D 25-D
SİYER DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
1-Resulullah tebliğ için gittiği Taif şehrinde ne kadar kaldı?
a-Bir hafta
b-2 gün
c-1 gün
d-10 gün
e-3 gün
2- Birinci Akabe bey’atında Ensar aşağıdakilerden hangi konuda söz vermemiştir?
a-Zina etmemek
b-Hırsızlık yapmamak
c-Sadece Allah’a kulluk yapmak
d-Cihad’dan kaçmamak
e-Doğruluk ve iyilikte Nebi’ye itaat
3-Birinci Akabe Bey’atında sonra Efendimiz tarafından dini öğretmek için Medine’ye gönderilen zat kimdir?
a- Hz. Ali b- Zübeyir bin Avvam c-Musab bin Umeyr d-Abdullah Bin Mesud e-Esad bin Zürare
4-Efendimizin Hz. Ebubekir ile hicreti sırasında kendilerini takip eden ve atı toprağa saplanan zat kimdir?
a- Ebu Cendel b-Ümeyye bin Halef c- Süraka bin Cüşum d-Kürz bin Fihr e-Ukbe bin Muayt
5-Efendimiz’in Medine’ye gelmeden uğrayıp Mescid inşa ettiği yerin ismi nedir?
a-Ebva b-Sava c-Kuba d-Kudeyd e-Hiçbiri
6-Allah Resulu Medine’de 7 ay kimde misafir oldu?
a-Ubeyy bin Kab b-Eba Eyyub Ensari c-Esad bin Zürare d- Eba Heysem e-Sad bin Ubade
7-Efendimizin savaşlarını anlatan kitaplara ne denir?
a- Delail b- Siyer c- Kütüb-ü Ehadisiyye d-Hilye e- Megazi
8- Peygamberimizin bir sahabenin önderliğinde gönderip kendisinin iştirak etmediği seferlere ne denir?
a-Gazve b-Melhame c-Sefer d- Seriyye e-Nafile
9-Resulullah’ın ilk Gazvesinin ismi nedir?
a- Bedir b- Buvat c-Ben-i Mustalık d-Tebuk e-Hayber
10-Bedir Savaşında Efendimizin sancaktarı kimdir?
a- Hz. Hamza b-Musab bin Umeyr c-Hz. Ali d-Hz. Bilal e- Hz. Ebubekir
11-Peygamberimizin “bu ümmetin firavunu idi” dediği ve Bedir’de öldürülen zat kimdir?
a-Ebu Leheb b- Umeyye bin Halef c- Ukbe bin Ebi Muayt d- Ebu Cehil e-Utbe bin Rebia
12-Bedir’de Müslümanlardan kaç kişi şehid oldu?
a-13 b-14 c-17 d-20 e-12
13-Bedir savaşında 70 Kureyş kaybının yaklaşık yarısı kendisinin elinden olan sahabe kimdir?
a-Hz. Ali b- Hz. Hamza c- Hz. Ömer d-Zübeyir Bin Avvam e-Ebu Ducane
14-Peygamber Aleyhisalatu vesselam buyurdu: “Her Peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim…….dır…Boşluğu doldurunuz…
a- Ali bin Ebu Talib b-Ebubekir c- Hamza d- Zeyd bin Harise e-Zübeyir bin Avvam
15-Efendimizin Uhud savaşı öncesi Ayneyn geçidine yerleştirdiği 50 okçunun başı kimdir?
a-Abdullah bin Zübeyir b-Abdullah bin Cübeyir c-Cabir bin Abdullah d-Abdullah bin Ömer e-Abdullah bin Amr
16-Aşağıdaki zatlardan hangisi Uhud’un kahramanlarından değildir?
a-Ebu Ducane b- Talha bin Ubeydullah c-Esad bin Zürare d-Enes bin Nadr e- Nesibe Hatun
17-Efendimizin Uhud savaşında yaptığı kahramanlıklar karşılığında “Bugün tamamen onundur” dediği zat kimdir?
a- Sad bin Ebu Vakkas b- Hz. Hamza c- Hz. Ali d-Hz. Talha e-Musab bin Umeyr
18-Aşağıdaki zatlardan hangisi Uhud şehitlerinden değildir?
a-Enes bin Nadr b-Abdullah bin Cahş c-Said bin Zeyd d-Musab bin Umeyr e-Sad bin el Rebi
19-Efendimizin ashabının Uhud savaşından bir gün sonra hemen toplanıp düşmanı takibe çıkması ve onların gözlerini korkutması vakıasına ne denir?
a- Reci Vakıası b- Sevik Gazvesi c-Hamrâu’l Esed vakıası d-Zatu’r Rika seferi e-Dûmet-ül Cendel Seferi
20-Hendek harbinde Medine etrafına hendek kazılmasını tavsiye eden kimdir?
a-Suheyb-i Rumi b-Hubab bin Munzir c- Hz. Ömer d- Selman-ı Farisi e-Hz. Ali
21- Hendeği atlayıp Müslümanların tarafına geçip er dileyen, bir bölük askere eş değer güce sahip olduğu söylenen ve Zülfikar sahibinin kılıncıyla cehenneme yolcu edilen zat kimdir?
a-Merhab b- Amr bin Abdivedd c-Nefvel bin Mugiyre d-Velid bin Utbe e-Nadir bin Haris
22-Aşağıdakilerin hangisi Efendimizin hanımlarından biri değildir?
a-Hz. Cüveyriyye b-Ümm-ü Habibe c- Ümm-ü Seleme d-Ümm-ü Ruman d-Hz. Safiyye
23-Aşağıdaki hadiselerin hangisi Efendimiz zamanında cereyan etmemiştir?
a- Yemame savaşı b- Ben-i Mustalık Gazvesi c-Zat-ul Selasil Savaşı d- Evtas savaşı e- Taif muhasarası
24- Efendimizin ordusunun savaşın başlangıcında bozulup sonra durumu düzelttiği savaş hangisidir?
a-Ben-i Kureyza savaşı b- Tebuk gazvesi c- Huneyn savaşı d- Zat-ur Rika gazvesi e- Dûmet-ül Cendel Seferi
25- İslam tarihinden önce onun kadar büyük bir zafer olmamıştır. İmam Zühri
Boşluğu doldurunuz…
a-Bedir Gazvesi b-Mekke’nin Fethi c- Mute Savaşı d-Hayber Fethi e- Hudeybiye sulhu
CEVAPLAR
1-D / 2-D / 3-C / 4-C / 5-C / 6-B / 7-E / 8-D / 9-B / 10-B / 11-D / 12-B / 13-B / 14-E / 15-B / 16-C / 17-D / 18-C / 19-C / 20-D /21-B / 22-D / 23-A / 24-C / 25-E
SİYER BEŞİNCİ BÖLÜM
1-Peygamberimizin büyük dedesi olan Haşimin asıl adı Amr idi.
2-Haşim Yesrib(Medine ) de Neccaroğullarından Selma binti Amr ile evlendi.
3-Abdulmattalib,Haşimoğullarının başkanı idi.
4-Peygamber Efendimiz 20 Nisan 571 tarihinde doğdu.
5-Muta nikahı:Süreli nikah
7-Hılful-Fudul:Erdemliler Birliği
8-Peygamberimizin süt annesi, Taif yakınlarında yaşayan Hevazin kabilesinin Sad b. Bekr koluna mensup bir kadın olan Halime.
8-Ebva Köyü Medineye 190 km. uzaklıkta bulunan Amine hatun un vefat ettiği yer.
9-Peygamber Efendimizin ilk yaptığı seyahat , 6 yaş civarında annensiyle birlikte Mekkeden Medineye gidişi.
10-Peygamber Efendimizin diğer bir seyahatı amcası Ebu Talib ile birlikte katıldığı Şam seferidir.Dokuz veya on iki yaşında iken Suriye topraklarındaki Busraya gitmişti.
11-Hz.Hatice,Kureyş kabilesinin Esedoğulları koluna mensup Huveylid b. Esedin kızıdır.
12-Hz.peygamber Haşimoğulları kabilesine mensuptu.
13-Muallakat-ı Seba((7 meşhur kaside):Cahiliye devrinde meşhur Arap şairlerinin beğenilen şiirlerinden Kabe duvarına asılan 7 meşhur kaside.
14-Hz.Ömer b. Hattab,Kureyşin Adiy kabilesindendir.
15-Hz.Ömerin kızı kardeşi Fatıma ile eşine Habbab b.Eret Kuran öğretiyordu.
16-Habeşistana Hicret edenlerden son kafile ,Hicretin 7./628 yılında Medineye ulaştı.
17-Haram aylar:Zilkade,Zilhicce, Recep ve Muharrem aylarıdır.
18-1.Akabe Biatına gelen heyetle birlikte Kuran-ı iyi bilen ve güvenilir sahabi Musab b. Umeyri Peygamber Efendimiz Medineye muallim olarak gönderdi.
19-Ezanı rüyasında Abdullah b. Zeyd gördü.
20-Darul Erkam:Erkamın evi
21-ilk göç Habeşistan(Etiyopya) a olmuştur.
22-Peygamberimizi himaye eden amcasının adı Ebu Talib.
23-Hüzünb yılı:Hz.hatic ile Ebu Talibin vefat ettiği yıl.
24-Peygamberimiz Medineye Hicret ederken yanında Ebubekir bulunmaktaydı.
25-Peygamberimize ilk vahiy,Hira mağarasında geldi.
26-Fetret-i Vahiy:Vahyin kesintiye uğraması.
27-İsra(gece yolculuğu) Mescid-i Aksaya oldu.
28-Hz.Ebubekirin çobaını Amir b. Füheyre idi.
29-Ranuna vadisinde ilk Cuma namazı kılındı ve ilk hutbe okundu.
30-Hz.Peygamberin tebliğ görevini başlatan Alak suresinin ilk 5 ayetleridir.
31-Medine , Hz.Peygamberin hicret etmesinden önce Yesrib adıyla anılmaktaydı. Daha sonra Medinetun-Nebi(Peygamber Şehri) adını alarak kısaca Medine diye anılmaya başlandı.
32-Yesribin yerleşik halkı,Güney Arabistan kökenli Arap Evs ve Hazrec kabileleriyle Kurayza,Kaynuka ve Nadir kabilelerinden oluşan Yahudilerdir.
33-Peygamber Efendimiz hicret esnasında Kuba köyünde 4 gün Külsüm b.Hidm evinde misafir kaldı.
34-Müslümanlar ile Mekkeli müşrikler arasında ilk savaş Bedir de meydana gelmiştir.Bedir, Medinenin 160 km. kadar güney batısında ,Kızıldeniz sahiline 30 km. uzaklıktadır.
35-Bedir savaşı,Müslümanların Mekkelilere karşı ilk ve en muhteşem zaferidir.Müslümanlar 14 ehit, müşrikler 70 ölü verdiler. 70 esir alındı.
36-Peygamberimiz Uhut savaşında sancağı Musab b.Umeyre vermişti.Zırhlı kuvvetleri başına Zübeyr b.Avvam,diğer askere komutan Hz.Hamza,Ayneyn geçidi komutanı olarak da Abdullah b.Cübeyri vermişti.
37-Abdullah b. Kamie, uhutta Musab b. Umeyri şehit etti.
38-Hendek savaşını diğer adı Ahzap savaşıdır.Çeşitli grupların bir araya gelerek Müslümanlara saldırması sebebiyle Ahzap savaşı adı das verilmektedir. Yahudiler,Kureyşliler ve diğer müşrik Arap kabilelerinin bir kısmı Müslümanlar aleyhinde bir cephe oluşturdular.
SİYER ALTINCI BÖLÜM
S.1-Peygamberimizin(S.A.V) anne ve babasının dedesinin ve süt annesinin adı nedir
, hangikabileye mensuptur?
C.1Annesinin adı Amine, babasının adı Abdullah, süt annesinin adı Halime, dedesinin adı Abdülmuttalib ’tir. Haşimoğulları kabilesine mensuptur.
S.2-Peygamberimizin(S.A.V) anne ve babası ne zaman vefat etmiştir?
C.2- Babası daha peygamberimiz(S.A.V) doğmadan, annesi de 6 yaşındayken vefatetmiştir.
S.3-Peygamberimize(S.A.V)anne ve babasının vefatından sonra sırasıyla kimler kol kanatgermiştir?
C.4- Önce dedesi Abdulmuttalib daha sonra da amcası Ebu Talib Hz. Hatice ile evliliğine kadar hatta daha sonra da kol kanat germiştir.
S.4-Peygamberimizin(S.A.V) en çok kullanılan lakabı nedir?
C.4- Muhammed’ül Emin (S.A.V)
S. 5-Kabe hakemliği olayı nedir?
C.5-Bazı yerleri selden yıkılan Kabe onarılmış sıra Hacer’ül Esved taşının yerine konmasınagelmişti. Ancak bu şerefi her kabile kazanmaya çalıştığı için kendisi koymak istiyordu. Hattabu yüzden aralarında kavga çıktı. AncakHz.Muhammed’in(S.A.V)hakemliği sayesinde herkabileden bir kişi yere serilen yaygının üzerine konulan Hacer’ül Esved taşını yaygının birerucundan tutarak kavga etmeden yerine yerleştirdiler.
S.6-Peygamberimize (S.A.V) peygamberlik kaç yaşında ve nerede gelmiştir?
C.6-İlk vahiy 40 yaşında ve Hira dağındaki Hira mağarasında gelmiştir.
S.7-İlk vahiy nedir?
C.7-İlk vahiy Alak suresinin ilk 5 ayetidir. Meali:”Yaratan Rabbinin adıyla oku, O, insanı kanpıhtısından yarattı, Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O’dur.İnsana bilmediğini O öğretti.”
S.8-İlk Müslümanlar kimlerdir?
C.8- Eşi, Hz. Hatice, Amcasının oğlu Hz. Ali, azadlı kölesi Hz. Zeyd b. Harise ve yakınarkadaşı Hz. Ebubekir’dir.
9-Fetret-i vahiy nedir?

Cevap: Alak suresinin ilk 5 ayeti indikten sonra vahiy bir müddet kesildi. Cebrail (s.a.s)
görünmez oldu. Aradan geçen bu müddet, Hz. Muhammed (S.A.V)’in vahyi karşılamaya iyicehazırlanması içindi. İşte bu süreye fetret
-i vahiy denir.10-
Müslümanlar ilk önce nereye hicret etmiştir?

Cevap: Habeşistan’a hicret etmişlerdir. İçlerinde Hz. Osman ve eşi Peygamberimizin(S.A.V)kızı Hz. Rukiye de vardı.
11-Boykot nedir?Cevap: 616-
619 yılları arasında 3 yıl Mekkeli müşriklerin Müslümanları kendi oturduklarımahalleye hapsedip onlarla her türlü alışverişi kesmelerine boykot denir.
12-
Hüzün yılı nedir?

Cevap: Boykotun sona erdiği yıl aynı yıl içerisinde hem eşi Hz. Hatice’yi hem de amcası EbuTalibi kaybetmiştir. İşte bu yıla hüzün yılı denir.
13-
İsra
-Miraç nedir?
Cevap: Boykot, hüzün yılı ve taifte taşlanma hadisesinin ardından Peygamberimiz(S.A.V) birgece yatağından alınıp önce Kabe’ye oradan Mescid
-
i Aksa’ya götürülmesine İsra, oradanAllah(C.C) katına yükselmesine Miraç denir. Peygamberimiz miraçta Allah(C.C)’la aracısızolarak görüşmüştür. Miraçtan biz ümmetine 3 hediye ile dönmüştür. Bunlar: 1
-
Beş vakit
namaz, 2-Bakara suresinin son ayetleri (Amenerrasulü), 3-Allah(C
.C)’a şirk koşmayanlardışında her mü’minin bir gün mutlaka cennete gireceği müjdesi.
14-
Akabe biatları ne demektir?

Cevap: Peygamberliğin 12. Yılında Medinelilerden bir gurup Mekke’ye gelmiş vePeygamberimizle(S.A.V) görüşmüş ve “Allah’a(C.C) şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinaetmemek, yalan ve iftiradan sakınmak, Peygambere(S.A.V) karşı gelmemek” hususundaPeygamberimize(S.A.V) biat ettiler(söz verdiler). Buna Birinci Akabe Biatı dendi. Ertesi yıldaha büyük bir topluluk yine aynı yerde Peygamberimizle (S.A.V) görüştü. Buna da İkinciAkabe Biatı dendi.
15-Peygamberimiz (S.A.V)
hicret yolculuğunu kiminle, nereden nereye, kaç yılında yapmıştır?

Cevap: Hz. Ebubekir ile Mekke’den Medine’ye 622 yılında hicret etmiştir.
16-Ensar-muhacir ne demektir?Cevap:
Medine’nin yerli halkından olup Mekkeli Müslümanları karşılayan MüslümanlaraEnsar, Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanlara ise Muhacir denir.

17-Peygamberimiz (S.A.V)
Medine’de Mescid
-
i Nebevi inşa edilene kadar kimin evindemisafir olmuştur?
Cevap: Hz. Ebu Eyyub el-
Ensari’nin evinde.
18- Ashab-
ı Suffe ne d
emektir?Cevap: Mescid-
i Nebevi’nin bir tarafında üstü kapalı olarak yapılan yerde ilim tahsil eden
Müslümanlara Ashab-
ı Suffe denir.
19-
Peygamberimizin (S.A.V) yaptığı savaşlardan 3 tanesini yazınız.

Cevap: Bedir Savaşı, Uhud Savaşı ve Hendek Savaşı. Peygamberimiz(S.A.V) ve ashabı busavaşlardan Bedir ve Hendekte kesin bir zafer ancak Uhudda Müslümanlardan bir kısmının
görevi ihmali sebebiyle
kesin bir galibiyetle sonuçlanacak savaş berabere bitmiştir.
20-
Mekke ne zaman fethedilmiştir?

Cevap: Mekke 630 yılında hiç savaş yapılmadan fethedilmiştir. İlk iş olarak Kabe putlardantemizlenmiştir.
21-
Peygamberimiz(S.A.V) ne zaman, nerede ve kaç yaşında vefat etmiştir?
Cevap: Peygamberimiz (S.A.V) 63
2 yılında, Medine’de Hz. Aişe’nin odasında, 63 yaşında vefatetmiştir.

SİYER YEDİNCİ BÖLÜM
1-Ashab- Suffe:Peygamberimizin Medine`deki mescidinde tesis ettigi, bu isimle anılan yere suffe, burada barındırılan sahabelere de ashab-i suffe veya Ehl-i Suffe denir.
2-Bi`set-i Muhammediye:Peygamberin,peygamberlikle gönderilişi.
3-Cahiliye:İslam`dan önce Arap yarımadasındaki
4-Cevamiu`l-Kelim:Hz.Peygamber`in veciz sözlerini ve kendisinin veciz konusma özelligini ifade eden bir tabir.
5-Ebrehe:Tarihte Fil Vak`asi olarak bilinen olayın kahramanı. Yemen valisi.
6-Ebtah:Mekke ile Mina arasında bir yer.
7-Ebü`l-Kasım:Hz.Peygamberin künyesi. Peygambaerimiz de Hz.Hatice`den olan oğlu Kasım`a nisbetle Ebü`l-Kasım künyesini almıştır.(İslam Ansk. Cilt.10,sh.332, TDV)
8-Ebu Leheb:Peygamberimizin amcası olmasına rağmen ona düşmanlık edenlerin en başında geliyordu. (Diyanet Meali, Sh.602)
9-Ebu Tufeyl Amir b.Vasile el-Leysi:En son vefat eden sahabe.
10-Ensar:Mekke`den Medine`ye göç etmek zorunda kalan ilk müslümanlara yardım eden Medineli müslümanlara denir.
11-Ensar`in üç büyük şairleri:Hassan b. Sabit,Abdullah b.Revahe, Ka`b b. Malik.
12-Ensar `dan ilk sehit olan sahabe;Haris bin Süreka`dir.
13-Hz.Enes(r.a) diyorki:10 yıl peygamberimizin hizmetinde bulundum.Bana bir defacık olsun(Of) dediğini işitmedim.(H.Enbiya Sh.436-437)
14-Esad bin Zürare:Medine`ye ilk İslam dinini getiren ve yayan Esad bin Zürare`dir.
15-Esed kızı Fatima:Hz.Ali`nin annesidir.Vefat ettiginde, Peygamberimiz kendi gömleğini çıkarıp ona kefen yapmıştır
16-Ebva:Hz.Peygamber`in annesi Amine`nin kabrinin bulundugu yer.
17-Ehl-i Beyt:Hz.Peygamber aile fertleri için kullanilan bir tabir.
18-Erbain:Kırk sayısı esas alınarak İslami konularda yazılan eserlerin ortak adı.
19-Eshuru`l-Hurum:Haram aylar;Zilkade, Zilhicce,Muharremve recep ayları.
20 -ETBAUTEBE-İ TÂBİÎN:Sahâbe ve Tâbiînden sonra Peygamber efendimizin övdüğü nesillerden üçüncüsü olan Tebe-i tâbiîni görenler.
21-Etiyopya:Dogu Afrika`da ülke.Eski adı Habesistan.
22-Ganimet:Gayri müslimlerden savaş yoluyla elde edilen her türlü mal ve esirleri ifade eden terim.
23-Gasvetulurs:Zor zamanda,Tebük savaşına verilen ad.
24-Gazve:Gazvelerin sayisi 27, seriyyelerin saysı 44 veya 46. Gazvelerin ilki Ebva gazvesi(Veddan gazvesi).
25-Gazve ve seriyye:Peygamber Efendimizin bizzat sevk ve idare ettigi savaşlara„gazve“ denir. Seriyye;Ashab-i Kiram `dan bir zatın kumandası altında savaşa giden az bir kuvvete“seriyye“ denir.
26-Gazvetü`l-Usre(Tebük Gazvesi):Hazırlık safhasında büyük güçlüklerle(usre) karşılaşıldığı icin Tebük Gazvesi`ne verilen ad.
27-Sünnet: Peygamberin hayat tarzı ve dini mirası, hüküm çıkarılan hadisler, peygamberin, sonra ashabının, sonra tabiinin, sonra ümmetin örnek aldığı usul
28-Siret: Muhammed’in hayatı, ahlakı, dış görünüşü (çoğulu siyer)
29-Hadis:Peygamberimizin sözlerine hadis denir ve müslümanlar icin Kur`an`dan sonara ikinci kaynaktir.
30-Halid bin Zeyd:Halid bin Zeyd(Ebu Eyyub el Ensari)`Peygamberimizin Medine `de misafir oldugu sahabe
31-Hanzala:Hz.Hanzala Uhutta şehit olan ve meleklerin yıkadığı sahabe.Kuba mescidinin imami Hanzala bin Ebi Hanzala, müezzini Sa`dül-Kuraz.
32-Hicaz:mekke ile Medine`nin bulunduğu bölgeye Hicaz denir.
33-Hicri Takvim:Hicri Takvim , 639 yılında Hz.Ömer döneminde kullanılmaya başlandı.
34-Hudeybiye:Mekke`nin kuzey batısında bir yer adı.Müslümanların yaptığı ilk sulh antlaşması Hudeybiye antlaşması.
35-Kabe`deki vazifeler:Rifade,hicabet,sikaye, nedve,liva,kiyade.
36-Osman bin Mahzum:Cennetü`l baki`ye ilk defnedilen zat, Peygamberimizin süt kardeşi Osman b. Mahzun`dur.
37-Halid b. Velid(ö.21/642):Hz.Peygamberin seyfullah unvanı verdigi kumandan sahabi.
37-Halime:Hz.Peygamberin süt annesi.
38-HANNÂNE:Resûlullah efendimizin dayanarak hutbe okuduğu, Mescid-i Nebevî’de dikili bulunan hurma kütüğü.
39-Harem:Mekke ve Medine şehirleriyle çevrelerindeki belirli bölgeler için kullanılan terim.
40-Haremeyn:Mekke ve Medine şehirleri birlikte ifade eden tabir.
41-Hassan b.Sabit(ö.60/680):Hz.Peygamberin şairi olarak tanınan sahabi.
42-HATENEYN:İki dâmât; Resûlullah efendimizin iki mübârek dâmâdı olan hazret-i Osman ile hazret-i Ali.
43-Hayber:Hicaz`da Medine-Suriye yolu üzerinde bulunan eski bir ticaret ve ziraat merkezi.
44-Hasan(r.a):H.3(624) Ramazan ayında Medine` de doğdu.H.50(670) tarihinde vefat etti.
45-Hatemü´l-Enbiya:Peygamberlerin sonuncusu;Hz.Muhammed(sas).
46-Hatem-i Nübüvvet:Hz.Muhammed(sas)` in Peygamberligine denir.
47-Humeyra:Peygamber Efendimizin, Hz.Aise validemize verdiği lakab.
48-Huneyn:Taif yakınlarında Mekke`ye 10 mil bir yer.
49-Huzeyme b. Sabit(ö.37/657): (sehadeti iki sahit yerine geçen) diye tanınan sahabi.
50-İbn Mülcem(Abdurrahman b. Amr b.Mülcem ö.40/661):Hz.Ali`nin katili.
51-İslam`in ilk emri ve son emri:İslam`in ilk emri oku, ikinci emri temizliktir.
52-İla ve Tahyir Olayı:Hz.Peygamberin bir süre zevcelerinden uzak kalması ve zevcelerinin nikahlarını alıp ayrılma ya da Resulullah´in eşleri olarak kalma hususunda muayyen bırakılmaları olayı(630)
53-İfk Olayi:Beni Mustalik savaşı dönüşünde Hz.Aise`nin iftiraya uğramasi.İfk hadisesini acığa çıkaran ayet;Nur suresi ayet:11 ve 12)
54-İslam öncesi Arabistan da inançlar:Putperestlik,Yahudilik,Hiristiyanlık,Haniflik ve Sabiilik
55-İslamiyet öncesi Arabistan`da sosyal sınıflar:Hürler,köleler, mevlalar..
56-Mescid-i Nebi:Mescid-i Nebi`nin yeri Muaz bin Afra`nin himayesindeki Sehl ve Süheyl adindaki iki öksüze aitti.Mescid-i Nebi`de Peygamberimizin girip çıktığı kapıya“Bab-i Akika“ denir.Mescid-i Nebi`ye ilk defa minbere Hz.Osman perde astı.Mescid-i Nebi`ye ilk defa 4 köşesine birer minareyi Ömer bin Abdulaziz yaptırmıştı.1908 de 2. Abdulhamit Mescid-i Nebi`yi elektrikle aydınlattı.
57-Mevali:Araplarca, arap olamayan müslümanlara verilen isim.
58-Mevlid-i Nebi:Hz.Muhammed`in doğumu.
59-Mevlid:Dünyâya gelme; doğum yeri ve zamânı. Peygamber efendimizin dünyâya gelişini, mi’râcını ve mübârek hayâtını anlatan eser.
60-Mihca:Bedir savaşındaki ilk şehittir.
61-Müseylemetü`l Kezzab:Yalancı Peygamberlerden biri olup Uhut`ta Hz.Hamza`yı şehit eden Vahşi öldürdü.
62-Muallakat-i seb`a. 7aski, 7 meşhur kaside.İslamdan önce Arap şairlerinin Kabe duvarına asılan meşhur kasideleri.
63-Muhacir:Mekke`den Medine`ye göç eden müslümanlara denir.
64-Muhadramun:Cahiliye ve İslam devrini idrak eden fakat Hz.Peygamberi mümin olarak göremeyen kimse.
65-Mu`ab b. Ümeyr:Bedir ve Uhud savaşlarında Peygamberimiz bayrağı taşıma görevini Mu`ab b. Ümeyr`e vermiştir.
66-Makam-i Mahmud:Peygamberimizin cennetteki makami, şefaat makamı
67-Mariye(ö.16/637):Peygamberimizin eşi, İbrahimin`in annesi.
68-Medine:Hz.Peygamberin Mescidiyle kabrinin bulundugu hicret yurdu, İslam`da iki harem bölgesinden biri,Resul-i Ekrem ve Hulefa-i Raşidin döneminin başşehri.Eski adı Yesrib .
69-Mekke:Kabe`nin bulunduğu ve hac ile umre ibadetinin ifa edildigi kutsal şehir.
70-Mesacid-i Seb`a:Medine`nin kuzeyindeki 7 mescide verilen isim.
71-Mescid-i Nebevi:Medine`de içerisinde Hz.Peygamberin kabrininde bulundugu mescid.Mescid-i Nebi`ye , Mescid-i Seadet de denir.
72-Mevali:Arap olmayan müslüman halklar için kullanılan bir terim.
73-Hz.Osman,Peygamberimizin iki kızı (Ümmü Gülsüm –Rukiye) ile evlendigindn dolayi”Zinnureyn” lakabını alan sahabidir.
74-Bi`ri Maune:Islam`i kabul ettiklerini söyleyen bir kabileye Allah(c.c)`in dinini ve kitabını öğretmek için gönderilen 70 tane hafiz sahabinin şehit edildigi yer.
75-Seriyye:Peygamber Efendimi(sas)`in emriyle savasa gidilen ama kendinin iştirak etmediği seferlere/savaşlara) denir.
76-Sev Magarası:Peygamber(sas)`in hicret esnasında Mekke`nin güney kısmında üç gün içerisinde gizlenip sonra yoluna devam ettigi mağaradır.
77-Hicret:İslam tarihinde, içinde yaşadığı memlekette maruz kaldığı zulüm ve haksızlıktan kurtulmak ve dini daha güzel yasamak icin huzur ve bariş ortamlarina yapılan göçe hicret denir.
78-Hz.Peygamberimizin nübüvvetinden önce;Fil olayı, ficar savasları ve Hz.Peygamberimizin Hilfu`l-Fudul Cemiyetine katılması olayları meydana gelmiştir.
79-Hz.Peygamber`in kişiyi herhangi bir şeye teşvik etmek veya sakındırmak için söylediği hadislere;tergib ve terhib hadisleri denir.
80- Hz. Peygamberin siretini ilk yazan Muhammed ibn İshak
81-Na`t:Hz.Peygamberin şefaatına kavuşmayı ümit ederek O`nu övmek , yüce özelliklerini anlamak amacıyla yazılan şiirlere na`t denir.
82-Nakibül-Eşraf:Osmanlıda Seyyid ve Şerif`in doğum ve ölüm kayıtlarını tutan kişilere“Nakibül-Esraf“, bu işi yapan müesseselere de „Nakibül-Eşraflık deniliyordu.Bu amaçla osmanlı devletinde ilk tayin edilen Emir Buharinin talabelerinden olan Seyyid Ali bin Muhammed`dir.Yıldırım Beyazit zamanında tayin edilmiştir.(İslami Bilgiler Ansk.C.1,Sh.317)
83-Necaşi`:Hicretin 9.ncu senesi Habeş Hükümdari Necaşi ölmüştü.Hz.Peygamber , salih bir kardeşin öldüğünü söyleyerek bunu bildirmiş, onun gufrani için niyaz etmiş, cenaze namazını kılarak hatırasını tebcil eylemiştir.
84-Nesibe Hatun:Uhutta vücudu kanlar içinde iken Peygamberimize siper olan kadın sahabe.
85-Hz. Peygamber in (sas) dedesinin babası Haşim Mekke den kışın Yemen e, yazın Şam a ticaret seferlerini ilk başlatan zattır. Hatta Bizans imparatoru ile anlaşma sağlayarak Kureyş tacirlerinin Bizans topraklarında ticaret vergilerinden muaf tutulmasını da sağlatır.
86-Resulullah ın dedesi Abdülmuttalib uzun boylu, sarışın idi ve sevimli bir sakal vardı.
87-Peygamberin (sas) babaannesinin ismi Fatıma dır.Efendimiz in (sas) anne annesinin adı Berre dir.
88-Peygamber Efendimizin (a.s.m) halaları altı tanedir. İsimleri; Beyzâ, Berra, Atike, Safiyye, Erva, Ümeyme dir. Bunlardan Atike, Safiyye, Erva iman etmiştir.
89-Hz. Peygamber(a.s.m) in Ferîda ve Fahita adında iki teyzesi vardır. İkisi de onun peygamberliğinden önce vefat etmiştir.
90-Abdül-Muttalib’in on oğlu ve altı kızı bulunmaktadır. Bu çocukların hepsi bir anneden olmadığı için onları annelerine göre sıralandırmak istiyoruz:
ABDULLAH, Ebû Tâlib, Zübeyr; Ümmü Hakim Beyzâ, Atika, Ervâ, Berre. Bunların anneleri Fâtıma’dır. Abbâs, Dırâr. Bu iki oğlunun annesi Nüteyle’dir. Hamza, Mukavvim, Hacı adlı oğulları ile Safiyye adındaki kızlarının annesi ise Hâle’dir. Hâris adındaki oğlunun annesi Semrâ’dır. Ebû Leheb (Abdüluzza). Bunun annesi Lübni’dir
91- Peygamberimiz Hz.Hatice ile evlendi.Nikah akdi Hz.Hatice`nin evinde kıyıldı.
92-Peygamberimizin süt anneleri:Annesi Amine Hatun( 3 gün emzirdi),Süveybe Hatun(7 gün emzirdi),Halime Hatun(4 yıl emzirdi.)
93-Peygamberimizin annem dediği kadınlar:Süt annesi Halime Hatun,Hz.Ali`nin hanımi Fatma Hatun, Ümmü Eymen.
94-Peygamberimizin defni:Hz.Aişe diyorki;Hz.Peygamber açık bir yere defnolunmadı.Çünkü açık yere defnedilmiş olsaydı, halkı, O`nun mezarını tazim etmekten men`etmek çok müşkül olurdu.
95-Peygamberimizin doğum gününün kutlanması:Peygamberimizin doğum gününün h.4. asırdan beri kutlandigi bilinmektedir.Fatimiler bunun yanında Hz.Ali,Fatima,Hasan,Hüseyin ve halifeleri içinde mevlid(dogum yil dönümü) merasimleri yapılırdı.
96-Peygamberimizi bize tanıtan kitaplar:Kur`an-ı Kerim,Megazi kitapları, delail Kitapları,İslam tarihi,Şemail kitapları.
97-Peygamerimizin Kuba`da misafir kaldığı ev:Hicret esnasında Peygamberimiz Kuba `da Külsüm b.Hidmi`nin misafiri oldu.Peygamberimiz Medine`ye hicret edince;Halid b. Zeyd`e misafir oldu.
98-Peygamberimizin Hira´da İbadeti:İmam-i Buhari Hz.Peygamberin Hira dağında ibadetle meşgul oldugunu söyler.Böyle inzivaya vekilip muayyen bir vakti ibadetle geçirmeye(Tehannüs) denir.Ayni(Umdetü`l-Kaari) adlı Buhari şerhinde, bu (Tehannüs ) kelimesini izah ederken şöyle demektedir.“Peygamberimizin ne suretle ibadet ettigi sorulacak olursa, bunun tefekkür ve ibretten ibaret oldugunu söyleyebiliriz“(Hatemul Enbiya, Sh.60 , Diyanet)
99-Peygamberimizin komşuları:Peygamberimizin Medine`de Ensar`dan komşuları;Sa`d b. Ubade,Sa´d b.Muaz, Ebu Eyup El-Ensari zengince idiler.Bunlar, Peygamberimize ekseriya süt gönderirlerdi.Peygamberimizin yaşayışı çok sadeydi.Bazen yiyeceksiz kalıp aç yattıkları olurdu.(Hatemul Enbiya, sh.204, Diyanet)
100-Peygamberimizin en meşhur isimleri:Ahmet, Mahmud, Mustafa, Muhammed.
101-Peygamberimizin soyu:Peygamberimizin soyu Hz.İsmail`in torunlarından Adnan`a kadar uzanır.
102-Peygamberimizin egitim ve ögretimde kullandığı yöntemler;Anlatım yöntemi, soru-cevap yöntemi,Örnek olay yöntemi, tartışma yöntemi,yaparak, yasayark ögrenme-ögretme metodu.
103-Peygamberimizin Harpleri:Rasul-i Ekrem devrinde İslam harplerini 3 bölümde mütaala edelir:
a)Müsriklerle yapılan İslam harpleri.
b)Yahudilerle yapılan İslam harpleri.
c)Hiristıyanlarla yapılan İslam harpleri(Mute, Tebük)
104-Peygamberimizin müezzinleri:Bilal-i Habes,İbn-i Ümmü Mektum,Ebu Mahzure,, Sa`dul-Kurazi.
105-Peygamberimizin Zevceleri(Ezvac-i Tahirat=Peygamberimizin mübarek hanımları demektir):Hz.Hatice, Hz.Sevde,Hz.Aişe,Hz.Zeynep binti Hüzeyme,Hz.Ümmü Seleme,Hz.Hafsa,Hz.Zeynep binti Cahs, Hz.Ümmü Habibe, Hz.Cüveyriye binti Haris, Hz.Safiyye binti Hüyey,Hz.Mariyye, Hz.Meymune).
106-Peygamberimizin hanımlari ile evlenmesinin sebebi;siyaset ve sefkattir.Peygamerimiz , kız olarak yalnız Hz.Aise ile evlenmiştir.Hicretin 59. senesinde vefat etti.Son evlendigi hanımı Meymune`dir.En son vefat eden eşi Hz.Aişe`dir.Hz.Peygamberimizin hayatında Hz.Hatice ile Zeyneb`ten başka zevcesi vefat etmemişti.Peygamberimizin eşi Hz.Zeynep ile diger eşi Hz.Meymune bir anneden doğma kız kardeş idi.
107-Ravza-i Mudahhara:Mescid-i Nebevi içinde Hz.Peygamberin kabri ile minberi arasındaki boşluğa verilen isimdir.10 metre genişlik ve 20 metre uzunlukta 200 metrekarelik pek mübarek mahaldir.
108-Rasulüs-sakaleyn:Peygamberimize Rasulüs-Sakaleyn denmesinin sebebi;İnsanlara ve cinlere peygamber olarak gönderildiği için.
109-Ridvan biati:Hudeybiye` de 1400 civarında müslümanın Hz.Peygambere verdiği and(8/628)
110-Sahabe:Hz.peygamber görüp sohbetinde bulunan kimseye sahabe denir.
111-Sabikun-i İslam:İslamiyeti kabul eden ilk sekiz kişi.
112-Sa`d bin Ebi Vakkas:Peygamberimizin dayısı.Allah yolunda ilk kan akıtan kişi.
113-Sahabe:Peygamberimizi sağlığında görüp, O`nunla sohbet eden müslümanlara denir.
114-Senetü`l-İbtihace:Bi`setin 12.(m.621) yılında İslamiyeti kabul edenler çok oldugu için bu seneye“Senetü`l İbtihace“ denir.
115-Senetü`l Hüzün(620):Peygamberimizin amcası Ebu Talib ve eşi Hz.Hatice`nin 3 gün arayla vefat ettigi yıl.
116-Senetü`l vüfud:Senetü`l vufud; heyetler yılı demektir.
117-Şakk-i Kamer:Şakk-i Kamer hadisesi iki saat müddet sürdü.
Hazırlayan :Nizamettin YILDIZ (Yük.İslam Mezunu,Müftülük Şube Müdürü)
Kaynak:
İslam Ansk. Cilt.10, TDV
H.Enbiya Sh.436-437 İslami Bilgiler Ansk.C.1
T.Diyanet Vakfı ,İslam Ansiklopedisi

21

Ocak
2013

Kutlu Doğum Siyer Yarışma

Yazar: arafat  | Kategori: AİLE | Yorum: Yok
Kutlu Doğum Siyer Yarışma

 1. Müslümanların ilk Cuma namazı kıldıkları yerleşim yerinin adı nedir?

a) Kâbe

b) Yesrib

c) Kuba

d) Medine

e) Ranuna

 2. Müslümanların ilk kıblesi neresidir?

a) Mescid-i Haram

b) Ravza-i Mutahhara

c)  Mescid-i Nebi

d)  Mescid-i Takva

e)  Mescid-i Aksa

 3. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) altı yaşında annesiyle beraber Medine’den Mekke’ye dönerken, Annesinin hastalanarak vefat ettiği yer neresidir?

a) Kuba

b)  Ukaz

c)  Taif

d) Ebva

e) Hudeybiye

 4. Hz. Hacer validemiz, kızgın güneşin altında susuzluktan kıvranan biricik oğluna (İsmail’ine) hayat verecek suyu bulmak için iki tepe arasında yedi defa canla, telaşla, heyecanla koşuşturur. Hz. Hacer validemizin çabasını sembolize eden ve bugün hacılar tarafından uygulanan eylem aşağıdakilerden hangisidir?

a)  Zemzem

b)   Sa’y

c)  Arafat

d)  Müzdelife

e)   Tavaf

5. Kur’an’ın ilk ayetleri …………  Mağarasında ………… tarihinde  ………… yoluyla ………… aracılığıyla indirilmiştir.

Yukarıdaki boşlukların doğru sıralaması aşağıdakilerden hangisidir?

a)   Sevr – 610 – rüya – Cebrail

b)    Hira – 610 – rüya – Cebrail

c)    Sevr – 620  - vahiy – Cebrail

d)    Hira – 610 – vahiy – Cebrail

e)    Hira – 620 – vahiy – Cebrail

 6. Peygamber Efendimiz (s.a.v), vefatı yaklaştığında kendi yerine namaz kıldırmakla kimi görevlendirmiştir?

a)   Hz. İbni Ümmü Mektum

b)    Hz. Zeyd Bin Harise

c)     Hz. Ömer

d)      Hz. Ali

e)      Hz. Ebubekir

 7. İslam öncesi dönemde Mekke’nin yöneticiliği görevini üstlenmiş olmalarına rağmen, her türlü adaletsizliği uygulamaları yüzünden Mekke’den kovulan bu kabile, ayrılmadan önce intikam amacıyla Zemzem kuyusunu doldurup üstünü örttüler, bu zalim kabile aşağıdakilerden hangisidir?

a)Cumah

b)Kureyş

c)Cürhümi

d) Huzaa

e)  Hevazin

8. Üstü kapatılan ve yeri kaybolan Zemzem suyunu bulup çıkaran, aşağıdakilerden hangisidir?

a) Abdu-Menaf

b)  Haşim

c) Abdullah

d)   Şeybe

e)    Kusay

 9. Mekke döneminde Müslümanların İslami faaliyetler yapmak amacıyla, evinde gizlice toplandıkları sahabe aşağıdakilerden hangisidir?

a)  Hz. Ebubekir

b)  Hz. Talha

c)   Hz. Cafer

d)   Hz. Erkam

e)     Hz. Osman

 10. Medine ‘de bulunan Yahudilerin, Hz. Muhammed’in (s.a.v.)  peygamberliğini kabul etmemelerinin asıl sebebi aşağıdakilerden hangisi olamaz?

a)  Allah’ın, Yahudi olan bir peygamber göndereceğine inanmaları

b)  Kendilerini Araplardan daha bilgili görmeleri

c)   Putperestleri Müslümanlara tercih etmeleri

d)  Kendilerinin seçilmiş bir topluluk olduklarına inanmaları

e)   Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğine ait bilgilere sahip olmamaları

 11. Peygamberimizin (s.a.v.) anne tarafından dedesinin adı nedir?

a)  Abduddar

b)   Vahab

c)  Şeybe

d)   Vehb

e)  Mürre

 12. Peygamber Efendimiz (sav) hayatı boyunca hac ibadetini kaç defa yapmıştır?

a)  8

b)   3

c)   5

d)   1

e)    7

 13. Hicretle ilgili verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

a)  Peygamberimizin (s.a.v.) yanında Hz. Ebubekir vardı

b)  Hicret, 610 yılında gerçekleşti

c)  Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hicret ederken Sevr mağarasında saklandı

d) İlk Cuma namazı Hicretten sonra kılındı

e) İlk mescid, Hicret sırasında Kuba’da yapıldı.

 14. Peygamberimizin (s.a.v.) gençliğinde katıldığı kabile savaşlarına verilen isim nedir?

a)  Fetret savaşları

b)  Buas savaşları

c)   Ficar savaşları

d)   Yüzyıl savaşları

e)   Haram savaşları

 15. Aşağıdakilerden hangisi, birinci Akabe biatinde alınan kararlardan biri değildir?

a)  Allah’a eş ve ortak koşmamak

b)   Hırsızlık yapmamak

c)   Çocukları öldürmemek

d)    Kimseye iftira etmemek

e)   Müşriklere karşı savaşmak

 16. Hz. Zeyneb’in kocasına ‘Neden İslama girip bu malları kendine almıyorsun? Bunlar putperestlerin mallarıdır’ denmesi üzerine, Hz. Zeyneb’in kocası şu cevabı verir. ‘Bana duyulan güveni sarsarak İslama girmem kötü bir başlangıç olur’ diyen ve emanet malları Mekke ye götürüp sahiplerine veren, daha sonra Medine’ye dönüp biat ederek Müslüman olan, Peygamber Efendimizin hangi damadıdır?

a) Hz. Ebu’l- As

b) Hz. Ali

c) Hz. Amr bin As

d) Hz. Zübeyr

e)  Hz. Osman

17. Peygamberimizin (s.a.v.) yemeğine zehir koyarak öldürmeye çalışan, Müslümanlarla anlaşmayı bozan ve ceza olarak, Müslümanlar tarafından sürgüne gönderilen Yahudi topluluğu aşağıdakilerden hangisidir?

a)  Beni Kaynuka

b)  Beni Nadir

c)   Beni Esed

d)   Beni Kureyza

e)   Beni İsrail

 18. Aşağıdakilerden hangisi Hudeybiye antlaşmasının maddelerinden biri değildir?

a) On yıl boyunca savaşılmayacak, insanlar güvenlikte olacak

b)  Velisinin izni olmadan Kureyş’ten gelen kişileri, Hz. Muhammed (s.a.v.) geri gönderecek

c)   Hz. Muhammed (s.a.v.)le birlikte olanlardan biri Kureyş’e sığınırsa geri gönderilmeyecek

d)   Müslümanlar, Mekke ‘ye her türlü silahlarıyla beraber girebilecekler

e)  Bu yıl Müslümanlar Mekke’ye giremeyecek, fakat gelecek yıl girebilecekler

 19. Aşağıdakilerden hangisi Peygamber Efendimizin (sav) babasının dedesidir?

a)  Abdu Menaf

b)  Haşim

c)   Kusay

d)   Abdulmuttalib

e)  Zuhre

 20. Ezan-ı Şerifi bugünkü haliyle rüyasında gören ve bunu Peygambere (s.a.v.) anlattıktan sonra, Peygamberin bunun hak bir rüya olduğunu söylediği sahabe kimdir?

a)  Bilal-i Habeşi

b)  Abdullah Bin Mes’ud

c)  Zeyd Bin Harise

d)  Abdullah bin Zeyd

e)   Usame Bin Zeyd

 21. Hudeybiye antlaşmasından sonra Peygamber (s.a.v.): ‘Bana güneşin altındaki her şeyden daha değerli olan bir sure nazil oldu’ dediği sure aşağıdakilerden hangisidir?

a) Fatiha

b)    Yasin

c)   Bakara

d)   Fetih

e)    Mülk

 

22.

I- Bedir Savaşı

II- Mute Savaşı

III- Kuba Mescidinin Yapımı

IV- Birinci Akabe Biati

Yukarıdaki olayları kronolojik olarak sıraladığımızda, doğru seçenek aşağıdakilerden hangisidir?

a) 1-11-111-1V

b)  1V-111-1-11

c)   11-111-1-1V

d)   1V-111-11-1

e)   111-1V-1-11

 23. İslam öncesi dönemde bir araya gelen erdemli insanlar, zulme uğrayanların yanında, zalimlerin karşısında, haksızlıklarla mücadele etmek amacıyla oluşturdukları dernek ile ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.): ‘Ben bir evde öyle bir anlaşmaya dahil oldum ki, Onu en güzel kızıl develerle dahi değişmem. İslam çağında dahi böyle bir anlaşmaya çağrılsam tereddüt etmeden kabul ederim.’ Dediği anlaşma ve bu anlaşmanın yapıldığı evin sahibi aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak eşleştirilmiştir?

a) Darul – Erkam         =        Erkam Bin Erkam

b) Hılfü’l – Fudul        =        Abullah Bin Cud’an

c) Muallaka-i-seb’a     =        Ömer Bin Hattab

d) Dar’un Nedve         =        Ebu Talib

e) Hılfü’l Fudul           =        Abdullah Bin Cübeyr

24. Hendek savaşında müşrik ordusunun başkomutanı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Halid Bin Velid

b) Saffan

c) İkrime

d) Ebu Leheb

e) Ebu Sufyan

25. Peygamberimizin (s.a.v) Medinelilerle birlikte gönderdiği ilk Kur’an öğretmeni kimdir?

a)    Hz. Ali

b)    Hz. Cafer

c)    Hz. Mus’ab Bin Umeyr

d)    Hz.Ammar Bin Yasir

e)   Hz. Osman

 26. Kurumuş bir kemiği alıp Peygambere (s.a.v.)  ’Allah’ın bunu dirilteceğini mi iddia ediyorsun?’ diyerek kemiği elleri arasında ezip tozlarını Peygamberin (s.a.v) yüzüne doğru savuran kafire, Peygamberimiz (s.a.v.) ‘ Evet iddia ediyorum ki; Allah Onu diriltecek ve seni de şu andaki halinle diriltecek daha sonra seni cehenneme atacak.’ Der. Bunun üzerine şu ayet iner. ‘Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi; Dedi ki, çürümüş bozulmuşken bu kemikleri kim diriltecekmiş? De ki: Onları ilk defa yaratıp, inşa eden diriltecek, o her yaratmayı bilir.‘(Yasin-78-79)

Paragrafta bahsedilen ve yukarıdaki ayetin kendisi hakkında indiği müşrik aşağıdakilerden hangisidir?

a)  Ebu Leheb

b)  Übeyy

c)   Ebu Cehil

d) Ebu Sufyan

e)  Velid

27. Aşağıdakilerden hangisi Hz. Hatice’nin çocuklarından biri değildir?

a) Kasım

b)  İbrahim

c)  Ümmü Gülsüm

d) Rukiyye

e)  Zeyneb

 28. İslamiyet’ten önce Arap yarımadasında, putperestler dışında Hz. İbrahim’in dinine inanan insanlar vardı.

Allah’ın Birliği (Tevhid) inancına sahip, bu kişilere ne ad verilirdi?

a) Haşimiler

b) İsmaililer

c)  Hanifler

d)   Hanefiler

e)   Kureyşiler

 29. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ailesine ne ad verilir?

a) Ehl-i Kıble

b) Ehl-i Sünnet

c) Ehl-i Kitap

d)  Ehl-i Beyt

e) Ehl-i İbrahim

 30. Yahudi olan Ka’b Bin Eşref’in Müslümanlar tarafından öldürülmesinin asıl sebebi nedir?

a)  Mekke müşriklerine casusluk yapması

b)   Yahudilerin Müslüman olmasına engel olması

c)  Müslümanlara karşı gizli ordu oluşturması

d)  Mekkeli müşrikleri cesaretlendirici şiirler yazması

e)   Şiirleri ile Müslümanlara hakaret etmesi

 31. Kâbe tamir edilirken yerine yerleştirilmesi konusunda anlaşmazlığa düşülen ve tavaf yaparken başlangıç kabul edilen siyah taşın adı nedir?

a)  Hacerü’l – Esved

b)   Sabır Taşı

c)   Cemerat

d)   Baki taşı

e)   Musalla taşı

 32- Aşağıdakilerden hangisi, Hicret olayının sonuçlarından değildir?

a) Müslümanlar müşriklerin zulmünden kurtuldular

b)  İslam’ın yayılması hızlandı

c)   Müşriklerin bir kısmı Müslüman oldu

d)   Hicret; Hz. Ömer zamanında hicri takvimin başlangıcı oldu.

e)    Müşrikler saldırılarını durdurdular.

 

33.

I- Tebük Savaşı

II- Hz. Muhammed’in (sav) Medine ‘ye Hicreti

III- Hz. Muhammed’ e (sav) ilk vahyin gelmesi

IV- Hz. Muhammed’in (sav) Veda Hutbesini okuması

V- Hendek Savaşı

Yukarıdaki olayların oluş sırası (kronoloji) hangi seçenekte doğru verilmiştir?

a)   II-I-IV-V-III

b)   III-II-V-I-IV

c)    III-V-II-I-IV

d)    III-I-V-II-IV

e)   IV-II-I-V-III

 34. Aşağıdakilerden hangisi, Hicretten önce meydana gelmiştir?

a)   Komşu devlet adamlarının İslama davet edilmesi

b)    Mescid-i Nebi’nin inşası

c)  Hz. Hamza’nın şehid edilmesi

d)   Miraç olayı

e)   İlk mescidin yapılması

35. Uhud savaşında Peygamberimizin (s.a.v) kılıcını başarıyla kullanan sahabe aşağıdakilerden hangisidir?

a)   Hz. Ebu Zer

b)   Hz. Hamza

c)     Hz. Musab Bin Umeyr

d)   Hz. Ebu Dücane

e)    Hz. Ali

 36. Kâbe’nin önünde tüm zorluklara rağmen ilk defa sesli olarak Kur’an okuyan, ayrıca bedir savaşında islamın en azılı düşmanı Ebu Cehili öldüren sahabe kimdir?

a) Hz. Abdullah Bin Mesu’ud

b)   Hz. Abdurrahman Bin Avf

c)   Hz. Ömer Bin Hattab

d)   Hz. Zubeyr Bin Avvam

e)    Hz. Talha Bin Ubeydullah

 37. Mescid-i Nebi’nin yanına fakir ve kimsesiz Müslümanların kalması için odalar yapılmıştı. Bu odalarda kalan ve İslami eğitim gören fakir kişilere ne ad verilirdi?

a)   Ashab-ı Bedir

b)   Ashab-ı Rıdvan

c) Ashab-ı Kehf

d) Ashab-ı Suffe

e) Ashab-ı Güzin

 38. Müşrikler Müslümanları Medine’ye hicret ettikten hemen sonra yok etmek istediler ve bu düşüncelerini çevreye yaymaya başladılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu duruma karşı nasıl bir tedbir almıştır?

a) Mekke’ye savaş ilan etti.

b)   Çevreye küçük askeri birlikler gönderdi

c)   Necaşi’den yardım istedi

d)   Bizans İmparatorundan yardım istedi

e)   Medine’nin etrafına hendek kazdırdı

 39. Aşağıdakilerden hangisi, Peygamber Efendimizin (s.a.v) Medine’ye hicretinden sonra, Medineli Yahudiler ile yaptığı anlaşmanın sebeplerinden biri olamaz?

a) Medine’de barış ortamı oluşturmak

b)   İslamın yayılışı için zemin hazırlamak

c)  Yahudiler ile bir yıl içinde savaşmak

d)  Şehirde güvenliği sağlamak

e)  Medine’ye yapılacak saldırılarda yardımlaşmak

 40. Aşağıdakilerden hangisi, Bedir savaşının sebepleri arasında yer almaz?

a)  Mekke – Şam ticaret yolunu güven altına almak

b) Müslümanları yok etmek

c) Medine’nin verimli topraklarına sahip olmak

d) Hz. Muhammed’i (s.a.v) öldürmek

e) İslam’ın yayılmasını engellemek

 41. Peygamberimiz (s.av), İslamı anlatmaktan kendisini vazgeçirmek için gelen amcasına: ‘Ey amca! Güneşi sağ elime, ay’ı da sol elime verseler yinede davamdan vazgeçmem!’ demiştir.

Peygamberimizin bu cevabı O’nun hangi özelliğine daha çok uymaktadır?

a)  Dürüst olmasını

b)  Cesur olmasını

c) Sabırlı olmasını

d) Güvenilir olmasını

e) Azimli olmasını

 42. Ebu Sufyan, Yahudilere şu soruyu sorar: ‘ Siz ilk kutsal kitabın geldiği topluluksunuz ve sizin bilginiz var. Bizim Muhammed’e (s.a.v) karşı konumumuzun ne olduğunu bize söyleyin; bizim dinimiz (putperestlik) mi? Yoksa O’nun ki mi?’ bunun üzerine Yahudiler: ‘Sizin dininiz Muhammed’in (s.a.v.) dininden daha iyidir ve siz gerçeğe daha yakınsınız.’ Diye cevap verirler.

 Yukarıdaki paragraftan hangi sonuç çıkarılamaz?

a)  Yahudilerle müşrikler arasında bir diyalogun olması

b)   Yahudilerin, putperestleri Müslümanlara tercih etmeleri

c)   Yahudilerin gerçeği bile bile inkâr etmeleri

d)   Yahudilerin doğru sözlü ve tarafsız olmaları

e)  Müşriklerle Yahudilerin, Müslümanlara karşı ittifak halinde olmaları

 43. ‘Ey Allah’ın Resulü! Biz sana güveniyoruz, bize söylediklerine inanıyoruz ve getirdiğin şeyin Hak olduğuna Şehadet ediyoruz. Biz dinlemek ve itaat etmek üzere sana söz verdik. O halde ne istiyorsan Onu yap, biz seninle birlikteyiz. Seni Hak’la gönderene yemin olsun ki, Eğer bize şu ileriki denizden geçmemizi emretsen ve kendin suya dalsan, bizde seninle birlikte dalarız. Hiç birimiz geride kalmayız, yarın o düşmanla karşılaşmaktan da çekinmiyoruz. O halde Allah’ın yardımıyla bize önderlik et’ diyerek Bedir Savaşı öncesi peygamberimize moral veren ashabı kiram aşağıdakilerden hangisidir?

a) Hz. Sa’d Bin Muaz

b) Hz. Zeyd Bin Sabit

c) Hz. Asım bin Sabit

d) Hz. Es’ad Bin Zürare

e) Hz. Ubade Bin Samit

 44. Aşağıdaki olaylar tarihi sıraya göre sıralandığında hangisi en sonda yer alır?

a)  Hayber’in fethi

b) Mekke’nin fethi

c) Huneyn savaşı

d)  Mute savaşı

e) Hudeybiye

 45. Peygamberimizin (s.a.v) İslamı tebliğ için gittiği Taif dönüşünde dinlenmek için bir müddet kaldığı üzüm bahçesinde, duyduğu besmeleye şaşıran ve Peygamberimizin telkiniyle Müslüman olan Ninovalı şahıs kimdir?

a)   Addas

b)  Şeybe

c)   Varaka

d)  Abbas

e)  Selman

46. Ebu Sufyan’ın kızı olmasına rağmen, kendi evinde Ebu Sufyan’ın üzerine oturduğu kilimi O’nun altından çekerek ‘ Bu peygamberin kilimi, sen ise putperestsin ve temiz değilsin.’ diyen Peygamber Efendimizin (s.av) hangi eşidir?

a)   Hz Ümmü Seleme

b)   Hz. Mariye

c)     Hz. Ümmü Habibe

d)     Hz. Zeyneb

e)     Hz. Hafsa

 47. Uhud savaşına hiçbir Müslüman kadının gelmesine izin verilmemesine rağmen, asıl yerinin ordunun yanında olduğunu hissederek savaşa katılan, aynı zamanda ikinci Akabe biatında da bulunan hanım sahabe aşağıdakilerden hangisidir?

a)  Hz. Ümmü Ruman

b)  Hz. Nuseybe

c)   Hz. Ümmü Eymen

d)   Hz. Safiye

e)   Hz. Ümmü Hani

 48. Raci Vakasında esir edilenlerden biridir. Şehid edilmeden önce namaz kılma geleneğini başlatan ilk kişidir. Müşriklerin kendisine, ‘İslam’dan dönersen seni serbest bırakacağız‘ teklifine, ‘İslam’dan döndüğümde yeryüzündeki her şeyi elde edeceğimi bilsem, yinede İslam’dan dönmem‘ diyen ayrıca, işkence esnasında müşriklerin ‘Kendi evinde olup, Muhammed’in (s.a.v.) senin yerinde olmasını istemez miydin?‘ sorusuna, ‘Muhammed’in (sav) ayağına bir diken parçası bile batmasını istemem‘ diyerek şehadeti kazanan sahabe kimdir?

a)  Hz. Habbab

b)  Hz. Asım

c)  Hz. Hubeyb

d) Hz. Ammar

e) Hz. Usame

 49. Evs’li Müslümanlar Uhud savaşında kendi şehidlerini ararken, ağır yaralı olarak gördükleri ve bir gün önce Müslüman olmamakla suçladıkları şahsa ‘Seni buraya getiren ne? halkını korumak mı? Yoksa İslâmı korumak mı?’ sorusu üzerine O şahıs ‘İslam için geldim, Allah ve Resulüne inandım.‘ der. Durumu peygamberimize anlatılan ve Peygamberimizin cennetliklerden olduğunu söylediği, sonraki yıllarda beş vakit namazdan hiç birini kılamadan cennete giden şahıs olarak tanınan sahabe kimdir?

a)Hz. Hanzele

b)Hz. Usayrim

c) Hz. Usame

d)  Hz. Huzeyfe

e)  Hz. Abbas

 50. Sa’d Bin Muaz’ın ‘ Ey Allah’ın Resulü O’na nazik davran; çünkü Allah seni bize gönderene dek, biz O’na Taç giydirip, O’nu kral yapmayı tasarlıyorduk. Şimdi O kendi krallığını senin çaldığını sanıyor’. Kendisinden bahsedilen ve Medine’li münafıkların lideri olan şahıs kimdir?

a)   Ebu Amir

b)   Hatib

c)   Abdullah bin Ubeyy

d)   İkrime Bin Ebu Cehil

e)   Huyay

 

20

Ocak
2013

KUR`AN TERİMLER SÖZLÜĞÜ-3

Yazar: arafat  | Kategori: KUR’AN-I KERİM | Yorum: Yok
KUR`AN  TERİMLER SÖZLÜĞÜ-3

ADN CENNETİ:Yedi kat göklerin üzerinde yaratılan sekiz Cennetten derece bakımından en yüksek olanı.İmân ehli, altın bilezikler ve inci ile süslenecekleri Adn ismindeki Cennetlere girerler. (Fâtır sûresi: 33) Adn Cenneti’ne peygamberler, şehîdler ve sıddîklar girecektir. Peygamber efendimizin derecesi olan Vesîle, Adn Cenneti’ndedir. (İmâm-ı Birgivî)
içinde gözlerin hiç görmediği, insanın hatırından geçmeyen muazzam güzelliklerin bulunduğu muhteşem Cennet’in adıdır.Adn cenneti, cennet nimetlerinin hepsinin toplandığı bir yerdir.
Adn Cennetlerine girenlerin her an Cemalullah’ı görebilecekleri bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından bildirilmektedir. (Buhârî, Tefsir 55; Müslîm, İman 296)
Kur’ân’da geçen sekiz Cennet ismi şöyle zikredilmektedir: Firdevs Cenneti( Kehf, 107 ),Adn Cenneti( Tevbe, 72 ),Me’va Cenneti(Necm, 13-15 ),Naîm Cenneti(Necm, 13-15 ),Huld Cenneti (Furkan, 15 ),Dârü’l-Karar(Mü’min, 39),Dârü’s-Selâm(En’âm, 127 ),Dârü’l-Mukâme(Fâtır, 35)
AHİRET: Kıyametin kopmasından sonra başlayan ve sonsuza kadar devam edecek olan cennet ve cehennem hayatıdır. Dünya hayatindan sonra baslayip baslayip ebediyen devam edecek olan ikinci hayat.
AHİRET HAYATI:Dünyadaki canlilarin ölümü ve dünyanin baska bir dünyaya dönüsümünün ardindan canlilarin tekrar diriltlmesi ile baslayan yeni hayat.
AHKAMÜ`L-KUR`AN:Ibadat, muamelat ve ukubatla ilgili ayetlerin tefsirini konu alan ilim dali ve dalda yazilan eserlerin ortak adi.Kur’ân hükümleri anlamına gelen “ahkâmü’l-Kur’ân”; ibâdet, muâmelat, keffâret ve ukûbât ile ilgili âyetlerin yorumunu konu edinen bilim dalına ve bu dalda yazılan eserlere denir İslâm bilginleri ahkâm âyetlerinin sayısını belirlemeye çalışmışlar ancak bir sayıda ittifak edememişlerdir Çünkü âyetler Kur’ân’da ayrı gruplar halinde yer almadıkları gibi bir âyetten birden fazla hüküm içerebilir hatta kıssalarla ilgili âyetlerden bile dini hükümler çıkartılabilmektedir Bu sahada eser yazan her âlim ilmi nispetinde âyetleri ele almış, bu yüzden ahkâmü’l-Kur’ân adlı eserlerde yoruma tâbi tutulan âyet sayısı farklı olmuştur (bk Fıkhî Tefsîr)
AHKAMÜ`S-SULTANİYE:Klasik Islam hukuk literatüründe devlet idaresiyle ilgili hükümler” manasinda kullanilan bir terim.Devlet baskani, devletin esas teskilati, idari, mali, kazai yapisi ve isleyisiyle ilgili hükümlere ahkamü`s-Sultaniyye dendigi gibi, bu terim, adi gecen konulari ele alan hukuk dalina ve ilgili bazi eserlere de unvan olmustur.
üzerinde yaşadığı topraklara işaret edilmiş olması nedeniyledir. Bu top¬raklar, kumluk çöllerden oluştuğu için Ahkaf olarak adlandırılmıştır (21-26. ayetler). 35 ayet ve 646 kelime içermektedir. Mushaf sırasına göre, bu sure Kur’an’ın 46. suresi, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 66. suresi ve Mekkidir. Mukattaa harfleriyle başlayan surelerin 27. süresidir (Ha, Mim). Bu sure, Hamimat (Ha, Mim ile başlayan) surelerinin son suresidir ve aynı za-manda yeminle başlayan surelerin de yedincisidir. Bu surede çoğunlukla tevhidi ve imani konuları içer¬mektedir. Göklerin ve yerin muayyen bir ecel ve hak üzere yaratıldığı, yeri ve göğü yaratmaktan aciz ol¬mayan Allah’ın ölüleri diriltmekten de aciz olmadığı ve onları rahatlıkla yaratacağı konusuna da ayrıca bu surede işaret edilmiştir. Aynı şekilde kafirlerin ta¬şıdığı düşünce ve görüşlerinin batıl ve boş olduğu ko¬nusuna da işaret edilmiş. Peygamber (s.a.v) ve mü’minleri direnmeğe davet konusu da işlenmiştir.
AHKAM TEFSİRLERİ
1- Mukâtil b. Süleymân (v.150/767), Tefsîru’l-Hamsi mie Âyetin mine’l-Kur’ân
2- Yahya b. Adem b. Süleyman(203/818), Ahkâmu’l-Kur’ân
3- Muhammed b. İdris, İmamı Şafii(504/819), Ahkâmu’l-Kur’ân
4- Ebu Sevr İbrahim b. Halid el-Kelbi el-Bağdadi(240/854), Ahkâmu’l-Kur’ân
5-Yahya b. Eksem b. Muhammed el-Mervezî, İcabetu’t-Temessük bi Ahkami’l-Kur’an
6- Ebu’l-Hasan Ali Hicr b. İbas es-Sadi el-Mervezî, Ahkâmu’l-Kur’ân
7- Ebu Ömer ed-Dürriy Hafs b. Abdulaziz el-Ezdi el-Bağdadî, Ahkâmu’l-Kur’ân
8- Ebu Cafer Ahmed b. Muhammed el-Hanefi et-Tahavî, Ahkamu’l-Kur’an
9-Ebû Bekir Ahmed b. Ali el-Cessâs (v. 370/981), Ahkâmu’l-Kur’ân
10-Muhammed b- Abdullâh Ebû Bekir İbnü’l-Arab (v. 543/1148)Ahkâmu’l-Kur’ân
11-Ebû Abdullâh Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî (v. 671/1273), el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân Kaynak: Hüseyin Tekin Gökmenoğlu, Ahkam Tefsirleri ve Özellikleri, Selçuk İlahiyat Dergisi, 1994-5
AHKAMU`L-KUR`AN:Imam-i Safinin(ö.204/819) Kur`an`daki bazi ahkam ayetlerinin tefsirine ve onlardan hüküm cikarma metoduna dair görüslerini toplayan eser.Hanefi alimlerinden Cessas`in (ö.370/980) ahkam ayetlerinin tefsirine dair eseri.Tahavi`nin (ö.321/933) ahkam ayetlerinin tefsirine dair eseri.Safii fakihi ve müfessir Kiya el-Herrasi`nin(ö.504/1110) ahkam ayetlerinin tefsirine dair eseri.Ahkamu`l-Kur`an;ibadet, muamelet ve ukubatla ilgili ayetlerin tefsirini konu alam ilim dali ve bu dalda yazilan eserlerin ortak adi.
AHLAK :Bir kişinin iyi veya kötü olarak nitelenmesine sebep olan manevî değerleri, huyları ve bunların tesiri ile ortaya koyduğu davranışların bütünüdür. Ruhumuza yerlesip aliskanlik haline gelen davranislarimiza ahlak denir.
AHZAB SURESİ(33):Bu sure, Ahzab (birlikte hareket eden müşrik gruplar) kıssasına ve ayrıca Ahzab savaşına (9-25. ayetler) işaretlerde bulunmasından dolayı Ahzab adıyla anılmıştır. 73 ayet ve 1302 kelime içermektedir. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 33. suresi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 90. suresi olup Medeni’dir. Hacmi, yarım cüzden biraz fazladır. Onun temel konuları ise, miras konuları, toplumsal adabın Peygamber (s.a.v) eşlerine öğretilmesi, eşini boşayan Zeyd’in hikayesi, ve daha sonra Hz. Peygamber (s.a.v)’in Zeyd’in boşamış olduğu eski eşiyle evlenmesi, ka¬dınların hicab meselesi, Peygamber (s.a.v) için evlenilmesi helal olan kadınlar gibi konulardır. Pey¬gamber (s.a.v)’in ehl-i beytinin temiz olduğu konusu da bu surede yer almaktadır (33. ayet). Emanetlerle ilgili ayetde bu surenin 72. ayetinde yer almaktadır
AKSÂMÜ’L-KUR’ÂN :Kur’ân’ın yeminleri anlamına gelen aksâmü’l-Kur’ân, Kur’ân’da geçen yeminleri konu edinen tefsîr usulünde bir bilim dalıdır. Kur’ân’da çok yemin kullanılmıştır. Yüce Allah; kendi adına, peygamberlere, Kur’ân’a, meleklere, kıyâmet gününe, göğe, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze ve zamana… yemin etmiştir. 17 sûre yeminle başlamaktadır. Kur’ân’da birçok gerekçe ile yemin edilmiştir. Meselâ, Allah’ın tekliğini (Sâffât, 37/1-4), Kur’ân’ın (Vâkıa, 56/75-77) ve peygamberin (Yâsîn, 36/1-4) hak olduğunu, ceza, va’d ve vaîdin mutlaka gerçekleşeceğini (Zâriyât, 51/1-5; Tûr, 52/1-8) bildirmek için yemin edilmiştir. Yemin, sözü tekit etmeyi ve muhatabı sözün doğruluğuna inandırmayı hedeflediği gibi yemin edilen şeyin değerini ve şanını da ifâde eder.
ALAK SURESİ(96):Bu sure adlandırılma şeklini surenin ikinci aye¬tinde geçen ve Yüce Allah’ın insanı Alaktan (pıhtılaşmış kandan) yarattığı kelimeden almıştır. Diğer ismi İkra’dır. 19 ayet ve 72 kelimeden oluşur. Mus¬haftaki sırası 96, nüzul sırası ise, Kur’an’ın ilk nazil olan süresidir. İlk Mekki suredir. İçinde okunması veya duyulması halinde secde edilmesi farz olan dört surenin sonuncusudur. Bu surenin temel konusu, Resulullah (s.a.v)’ın vahyi “okuma”ya davet edilmesi ve Allah’ın insana kalemle öğretmesi konusudur. Ken¬disini zengin görüp azgınlaşan insanın serkeşliğinden de sözeder.
Kur`an-i Kerim`de 96. suredir.Mekke-i Mükerremede nazil olmustur.Peygamber Efendimiz(sas) Hira-Nur magarasinda ibadet ve tefekkür ile mesgul iken kainatin üzerine dogan Kur`an günesinin ilk şualaridir.Bu surede, insanin yaratilis hikmeti aciklanmis, bilmediginin ögretildigi beyan edilmistir.Tamami 19 ayettir.Ilk bes ayet, resulullah`a vahyedilen ayetlerdir.
AMEL-İ SÂLİH :İyi, güzel, faydalı, sevaba ve Allah’ın rızasına sebep olacak, haram sınırına girmeksizin kişinin iman, iyi bir niyet ve ihlâs ile yapmış olduğu davranışlar .
“Amel”, iş manasına gelir. “salih” ise, elverişli, yararlı, yarayışlı demektir. Dolayısıyla amel-i salih; kişiye ahiret saadetini sağlamaya, Allah’ın rızasını kazanmaya elverişli olan, Allah katında bir değer ifade eden davranışlardır
AMENERRASULÜ:Peygamber iman etti anlamina gelir.Bütün buyruklara ve Yüce Allah`dan gelen her vahye, Hz.Peygamberve mü`minlerin iman ettikleri bildirilir.Bakar suresinin son iki ayetini olusturan ve Amenerresulu diye anilan , mirac gecesinde peygamberimize vasitasiz sekilde vahyolunan bu ayetler, Resulullahin hadislerinde övülmüs, her zaman ve özelllikle yatmadan önce okunmasi tavsiye edilmistir.Bir hadisde.”Bu ayetlerin gece yatmadan önce okunmasi kisiye yeter” denilmistir.(K.Kerim meali, sh.49 T.Diyanet Vakfi)
ANKEBUT SÛRESİ :Kur’an-ı Kerîm’in yirmidokuzuncu suresi. Mekke’de nazil olmuştur. Altmışdokuz ayet, yediyüzseksenbeş kelime, dörtbinikiyüzonbir harften ibarettir. Fâsılası mim, nûn, râ harfleridir. Adını kırkbirinci ayetinde geçen “Ankebût” kelimesinden almıştır. Ankebût, örümcek demektir. Ayetin bütünü içinde şu şekilde kullanılmıştır:
“Allah’tan başka veliler (Dostlar, yönetici ve liderler) edin(ip onlara bağlan)anlar (kendisine) bir ev edinen örümceğe benzerler. Evlerin en çürüğü örümcek evidir. Keşke bilselerdi. ” (29/41).,Ankebut Suresi(29):Bu surenin Ankebut olarak isimlendirilmesi, bu canlı varlığın (örümceğin) bir temsilde verilmiş ol¬masından dolayıdır (kendisine Allah’dan başka ve¬liler edinip onlara bağlananlar, tıpkı kendisi için bir ev edinen örümceğe benzer. Evlerin en çürüğü örüm¬cek evidir. Keşke bilselerdi. 41. ayet). 69 ayet, 978 ke¬lime içermektedir. Mushaf sıralamasına göre Kur’an’ın 29. suresi, nüzul sırasına göre de 85. sure olup Mekki’dir. Kur’an’daki kapsam alanı bir hizbden (cüzün dörtte biri) biraz fazladır. Hurufu mukattaa ile başlayan onbeşinci suredir (Elif, Lam, Mim). Bu surede Nuh, Lut, Şuab, Salih ve Hud gibi Pey¬gamberlerin kıssalarına işaret edilmiştir.
A’RAF SURESİ(7):Bunun isimlendirilme nedeni, A’raf ve A’raf as¬habından söz etmiş olmasıdır. Onun bir diğer adı, “Elif, Lam, Mim, Sad” dır (Sure bu mukattaa harfleri ile başlamaktadır). Bu sure, 206 ayet ve 3341 ke¬limedir. Mushaftaki sırası yedi, nüzul sırasına göre, Kur’an’ın 39. suresi ve Mekki’dir. Kur’an’ın bir cü¬zünden fazla bir yer kapsar. Secde ayetini içeren dört surenin ilkidir. 206. ayeti mustehab secde ayetidir. Bu surenin en temel konuları, Adem’in kıssası, elbise ni¬meti, ziynet ve kendini süsleme konusunda itidal ve orta yolu takip etme gibi konulardır. İlk misak ya da elest ahdi alemine işaret de bu surenin 172. ayetinde zikredilmektedir
ARZA-İ AHİRA(CİBRİL ALEYHİSSELAMIN SON DERSİ):Ramazan aylarında Cibrîl (a.s.) ve Hz. Peygamber (s.a.s.), bir araya gelerek Kur’ân’ı karşılıklı okumuşlardır. Bu konudaki hadisi Hz. Fatıma’dan Hz. Aişe (r.anhümâ) nakletmiştir. Resûlullah (s.a.s.), Hz. Fatıma’ya bir sır vermiştir. Vefatından sonra Resûlullah’ın sırrını açıklayan Hz. Fatıma, Resûlullah’ın (s.a.s.) “Cibrîl benimle Kur’ân’ı her sene mukabele (muâraza) ederdi. Bu sene iki defa mukabele etti, zannediyorum ki ecelim yakınlaştı.” buyurduğunu söylemiştir.(Buhârî, fedâilü’l-Kur’ân 7, menâkıb 25; Müslim, fedâilü’s-sahâbe 98, 99.) Ebû Hüreyre (r.a.), Ramazan ayındaki karşılaşmayı “(Cibrîl), her sene Kur’ân’ı Resûlullah’a (s.a.s.) bir defa arz ederdi, vefat ettiği yıl iki defa arz etmiştir. Resûlullah, her sene on gün itikaf yapardı; vefat ettiği yıl ise yirmi gün itikaf yapmıştır.” (Buhârî, fedâilü’l-Kur’ân 7,i’tikâf 17. (7). Cibrîl’in Hz. Peygamber’e Ramazan gecelerinde Kur’ân’ı ders verdiği bildirilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, söz konusu mukabele Ramazan’ın gecelerinde oluyordu. İbn Abbas (r.a.), bu buluşmayı şöyle anlatmıştır: “Resûlullah (s.a.s.), insanların en cömerdiydi. Ramazan ayında Cibrîl onunla buluştuğunda daha da cömert olurdu. Cibrîl, onunla Ramazan’da her gece buluşur, Kur’ân’ı ders verirdi. Resûlullah (s.a.s.), hayırda tatlı esintili rüzgarlardan daha cِmertti.”( Buhârî, bed’u'l-vahy 5, 6; Müslim, fedâil 50; Nesâi, sıyâm 2.)Hadisin farklı bir rivâyetinde, “Kur’ân’ı ders verirdi.” cümlesi “Resûlullah (s.a.s.), Cibrîl’e Kur’ân’ı arz ederdi.” şeklinde nakledilmiştir.(Buhârî, fedâilü’l-Kur’ân 7, savm 7) En son yapılan arzın özel bir önemi vardır. Son Ramazan ayındaki karşılıklı okumalar/arz, öncekilerin aksine iki defa gerçekleşmiş, iki defa Cibrîl (a.s.), iki defa da Hz. Peygamber, tarafından okunan Kur’ân, böylece son arzada toplam dört kez okunmuştur (Makdisî, 33). Üstad Zahid el-Kevseri’ye göre Cibrîl ile buluştuktan sonra Hz. Peygamber, ashabını toplayarak onlara Kur’ân’ı baştan sona okumuş, yani bir arz gerçekleşmiştir. “Arza-i ahîra”, işte bu son okumadır (Kevserî, 6).Cibrîl’in Hz. Peygamber’e, onun da Cibrîl’e okuması şeklinde mukabele tarzında gerçekleşmiştir.
ASHABU`L- EYKE:K.Kerim`de Hz.Suayb`in peygamber olarak gönderildigi bildirilen ve ashab-i Medyen olarak anilan kavim
ASHAB-İ FİL:Fillerle bbebaraber Kabe`yi yikmaya gelen Yemen Krali Ebrehe`nin ordusu icin kullanilan bir isimdir.Konu ile ilgili Fil Suresi nazil olmustur.Ebrehe, Habes hükümdarinin Yemen valisi idi.
ASHÂB-I HICR:Hıcr halkı demektir. Hıcr, Şam ile Hicaz arasındaki bölgenin adıdır. Hıcr bölgesinde Semûd kavmi yaşamıştır. Semûd kavmi, Âd kavminden geriye kalan insanlardır. Bu nedenle Semûd, ikinci Âd diye de anılır. Semûd kavmi, birçok nimet ve imkâna sahipti. Dağları delmiş, taşları oymuş, sağlam ve muhkem yazlık ve kışlık evler, konaklar yapmışlardı (Şu’arâ, 26/149). Ucuzluk, bolluk ve refah içinde idiler. Bu nimetlerle azdılar, hak yoldan saptılar. Ashâb-ı Hıcr; bozguncu (A’râf, 7/74), zorba ve inatçı (İbrâhim, 14/15), kâfir (A’râf, 7/76), zâlim (Hûd, 11/67) ve azgın idi (Şems, 91/11). Kendilerine Peygamber olarak gönderilen Sâlih (a.s.)’ı yalanladılar (Hac, 22/42). O’na büyülenmiş (Şu’arâ, 26/153), çok yalancı ve şımarık dediler (Kamer, 54/25). Mucize olarak verilen dişi deveyi öldürdüler (Şems, 91/14), şeytana uydular ve doğru yoldan saptılar (Ankebût, 29/38). Allah’a şirk koştular, putlara taptılar (A’râf, 7/73). Âhireti inkâr ettiler (Hâkka, 69/4-5). İnsanlara kötülük yapıyorlardı (Fecr, 89/12). Peygamberin öğütlerine kulak vermeyen Ashâb-ı Hıcr, dehşetli bir sayha (gürültülü ses) ile helâk oldular. Ağılcının topladığı kuru ot gibi kırılıp gittiler (Kamer, 54/31).
ASABE :Asabe, baba tarafından akraba olan kimseler demektir. Şeran, miras alamayan yakınlardır. Oğullar, oğulların oğulları, baba dede, kardeşler, amcalar, dedenin kardeşleridir.
ASHAB-I A’RAF: A’râf ehli demektir. A’râf suresinin 44–50. ayetlerinde ahiretteüç sınıf insanın varlığından söz edilmiştir. Bunlar; ashâbü’l-cennet (cennet halkı, cennetlikler), ashâbül’n-nâr (cehennem halkı, cehennemlikler) ve ashâbü’l-a’râf. A’râf ehli bir yönüyle cennet ehliyle diğer yönüyle de cehennem ehliyle münasebet içindedir.Her iki tarafı da yakından tanımaktadır. Bu kimseler, iyilikleri ile kötülükleri, sevapları
ile günahları eşit olduğu için henüz cennete giremeyen ancak cennete girmeyi uman
mü’minlerdir (A’râf, 44–50).
ASHAB-I FİL: Fil sahipleri demektir. Ashab-ı Fil kavramı, Fil süresinde geçmektedir. “Rabb’inin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi.Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları hâline getirdi” (Fil, 105/1-5).
ASHAB-İ KEHF: Ashab-i Kehf; magara arkadaslari. Keyf; dag da bulunan genisce magara demektir.Ashab-i kehf`in isimleri;Yemliha, mislina, mekselina, mernus, debernus, sazernus ve kefestetayyis.Reisler;Mekselina, haber ve erzak islerini Yemliha yapiyordu.Imanli hükümdar.Tendosis, zalim hükümdar Dakyanus, sehir ise Efsun idi.Ashab-i kehf`, magaraya girince söyle dia etmistir:” Ey Rabbimiz!Bize tarafindan bir rahmet ver ve isimizden bizim icin muaffakiyet hazirla” demislerdi.(Kehf süresi, 101)
ASHAB-I SUFFE:Peygamberimizin Medine`deki mescidinde tesis ettigi, bu isimle anilan yere suffe, burada barindirilan sahabelere de ashab-i sffe veya Ehl-i Suffe denir.
ASHABÜ`S-ŞECERE:Hudeybiye`de agac altinda Hz.Peygamber`e biat eden sahabiler hakkinda kullanilan bir tabir.
ASHABÜ`L-UHUD:Islammiyetten önceki bir devirde müminleri dinlerinden döndürmek ici ates dolu hendeklerde yakarak iskence eden kimseler hakkinda Kur`an-i Kerim`de kullanilan tabir.
ASHABÜ`L-YEMİN:Amel defteri sag tarafindan cerilenler, cennetlikler anlaminda bir Kur`an terimi.
ASHABU’L-ELF:“Bin hadis sahipleri” manasına gelen bir tabirdir. Rivayet ettiği hadislerin sayısı binden fazla olan sahâbîler için kullanılır.
Baki b. Mahled ile ona tâbi olan İbn Hazm’in ayrı bir metotla yaptıkları sınıflandırmaya göre ashâb’ul-elf, rivayet sayısı binle iki bin rivayet ettikleri hadislerin arasında olanlardır. Bu gruba giren sahabîler, Abdullah b. Abbâs (1660 hadis); Câbir b. Abdillah (1540 hadis); Ebu Sa’idil-Hudrî (1170 hadis) dir.
ASHABU’L ELFEYN-: “İki bin hadis sahipleri” anlamına gelen bir tabir olup rivayet ettiği hadislerin sayısı ikibini aşan sahabiler için kullanılır.
Bakî b. Mahled ile İbn Hazm’in yaptıkları sınıflandırmaya göre ashâbu’l-elfeyen kendisinden iki binin üzerinde hadis rivayet edilmiş olan sahabilerdir. Bu gruba girenler, Abdullah b. Ömer (2630 hadis); Enes b. Mâlik (2286 hadis); Mü’minlerin Annesi Hz. A’işe (2210 hadis) den ibarettir.
ASHABU’L-HADİS: Aynı manada Ehlu’l-Hadîs ve Ehlu’1-Eser tabirleri de kullanılır. Her ikisi de “hadîs ehli, hadisciler” manasına gelir. Kendisini Hadis İlmine adamış âlimlerle, hadis rivayetiyle meşgul olan ravilere denir.
ASHABU’L-KALİB:Ashabı Kalib, Bedr Savaşı’nda katledilip kuyuya atılmış olan müşriklerdir
ASHAB-I KARYE(ŞEHİR HALKI): Şehir veya köy halkı demektir. Ashâb-ı Karye, kendilerine gönderilen iki elçiyi yalanlamışlardı. Üçüncü bir elçi gönderildi. Ashâb-ı Karye, elçilere “sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Sözünüzden vazgeçmezseniz sizi taşlarız, size azap ederiz” demişlerdi. Ashâb-ı Karye’den biri, “Ey kavmim Peygamber’lere uyun” demiş, iman ettiğini açıklamıştı. Halk bu mü’mini öldürmüş, Allah’da bunları korkunç bir sesle yok etmiştir (Yasin, 36/13–29).
ASHÂB-I MEDYEN :Medyen halkı demektir. Medyen, Akabe körfezinden Humus vadisine kadar uzanan bölgenin adıdır. Medyen halkı; putperest, bozguncu, fâsık ve kâfir bir toplum idi. Ölçü ve tartıyı tam yapmazlar, insanların haklarını eksik verirler ve haksızlık yaparlardı. Hırsız ve hilebaz idiler. Allah, kendilerine Şuayb’ı (a.s.), peygamber olarak gönderdi. Şuayb (a.s.) tatlı dili, fasih, beliğ ve tesirli sözleriyle Medyen halkını tevbeye, tevhide, ibâdete ve kötü davranışları bırakmaya davet etti. Ancak Şuayb peygamberin dâvetine uymadıkları gibi, onu yalanladılar ve yalancılıkla suçladılar, ona büyülenmiş dediler. Mü’minleri Allah yolundan men ettiler. Allah da onların kâfir olanlarını korkunç bir ses ve zelzele ile helâk etti. Yurtlarında çöküp kaldılar (A’râf, 7/85, 86, 91, 92, 93,102; Hûd, 11/85-90, 94; Şu’arâ, 26/183-186).
ASHABU’-L UlûF: “Binler sahibi” demek olup rivayet ettiği hadis sayısı binlerle ifade edilen sahabîler için kullanılan bir tabirdir.Sahabîler, Hz. Peygamber’den rivayet ettikleri hadislerin sayısına göre kısımlara ayrılmışlardır. Endülüslü Muhaddis Bakî b. Mahled’in ve belki de ona tâbi olarak İbn Hazm’ın ayn bir metotla yaptıkları bu taksime göre ashâbu’1-ulûf, üç binden fazla rivayet eden sahabîler olmaktadır. Bu gruptan sayılan tek sahâbî Ebu Hureyre’dir. Rivayet ettiği hadis sayısı 5374′dür.
ASHÂB-I RESS:Res halkı, Ress’liler demektir. Ress sözlükte “bir şeyin evveli, başlangıcı, kuyu, maden, alâmet, eser, kalıntı” anlamlarına gelir. “Ashâb-ı Ress”, Kur’ân’da tarihte yaşamış bir halkın adı olarak iki yerde geçmektedir. Furkân sûresinin 38. âyetinde Âd ve Semûd kavimleriyle birlikte Ress halkının da helâk edildiği, Kaf sûresinin 12-15. âyetlerinde ise, Nuh’un kavmi, Semud, Ad, Firavun, Lut’un kavmi Eyke halkı ve Tubba’ kavmi gibi Ress halkının da Peygamberleri yalanladığı bildirilmiş; ancak peygamberlerinin ve kendilerinin kim olduğu, nerede yaşadıkları ve nasıl helâk edildikleri beyan edilmemiştir.
ASHAB-I SEBT: Sebt cumartesi, Ashâb-ı Sebt ise cumartesi halkı demektir. Allah,“Cumartesi yasağını çiğnemeyin” buyurmuştu. Allah’ın emrini dinlemeyen bir grupYahudi bu yasağı ihlal etti, bir grup da bunlara mani olmaya çalıştı, fakat zalim ve fâsıklar isyan ettiler. Allah, bu kimseleri lanetledi, aşağılık maymunlar yaptı, çetin birazap ile cezalandırdı (Nisa, 4/47; A’raf, 7/163–167; Bakara, 2/65).
ASHÂBU’S-SUFFE:Hz. Peygamber (s.a.s.)’in mescidine bitişik sofada barınan ve islâmî tedrisatla meşgul olan sahabiler.Suffe, eski evlerdeki seki, sed gibi yüksekçe eyvan demektir. Dilimizde buna sofa da denir. İslâm tarihinde “suffe” denilince, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Medine’deki mescidinin bitişiğindeki bu isimle anılan yer anlaşılır. Burada barınan sahabîlere de “ashab-ı suffe” veya “ehl-i suffe” denir. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VII, 46).Ashab-ı suffe ictimaî, siyasî ve askerî nedenlerle Medine döneminde ortaya çıkmıştır. Kavim ve kabileleri arasında İslâm’ı yaşama imkânı bulamayıp gerek Hz. Peygamber (s.a.s.)’le beraber Mekke’den ve gerekse muhtelif yerlerden Medine’ye hicret eden fakir, yeri, yurdu olmayan kimseler burada barınırlardı. İslâmiyet’te ilk yatılı medrese burası olmuştur. Bundan sonra buranın durumu örnek alınarak İslâm aleminde medreseler hep camilerin etrafına yapılmıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, II, 940).
ASR SURESİ(103):Sure, birinci ayetinde geçen Asr’a yeminle baş¬ladığından bu adla anılmıştır. Allah, Asr’a/zamana yeminle başlamıştır. Surenin diğer adı da Ve’1-Asr’dır. 3 ayet, 14 kelimeden meydana gelmiştir. Mushaftaki sıraya göre 103. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 13. suresi olup Mekki’dir. Kısa surelerdendir. Yüce Allah, bu surede Asr’a (nitekim başka yerlerde de sa¬baha, geceye ve gündüze yemin etmiştir) yemin ede¬rek iman ehli ve salih amel sahibi dışında kalan in¬sanların zararda olduğunu bildirmiştir.
Asr Suresi :Adini ilk yetten alan ve üc ay etten ibaret olan asr suresi, Mekke-i Mükerrede nazil olmustur.Insirak suresinden sonra nazil olmustur.Felaket ve hüsran icinde bulunan insanlarin kurtulsu yollarini ve prensiplerini beyan buyurmaktadir.Imam-i Safi , Asr suresi hakkinda : Kur`an`dan hicbir ayet nazil olmasaydi da yalniz asr suresi nazil olsaydi, insanligin hem dünyasi, hem de ahireti icin kafi gelirdi » dedigi sumullü bir sure
ASR SURESİ:Felaket ve hüsran icinde insanlarin kurtulus olarini ve prensiplrini beyan buyurulmaktadir.
AZRAİL:Azrail, ibranice bir kelimedir.Ayet ve hadislerde “Melekü`l-mevt(Ölüm melegi)“ gecmektedirDört büyük melekten can almakla görevli olani. Eceligelen insanlarin ruhlarini alir.Ölüm melegi bir tane degildir.O`nun emrinde baska meleklerde vardir.”De ki, size vekil kilinan ölüm melegi caninizi alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.(Secde Suresi, ayet:11)
BAKARA SURESİ:“Bakara” ismi, Sûre’nin 63 ve 67. âyetlerinde geçen İnek Kıssası nedeniyle bu adı almıştır. Bu, Sûre’nin konusunu bildirmek amacıyla verilmiş bir isim değildir. Bu nedenle nasıl ki, Veli, Ali gibi isimler başka dillere tercüme edilemiyorsa Bakara da inek veya buzağı diye tercüme edilemez. Çünkü o zaman sûre¬nin konusunun inek olduğu zannedilir.Bakara/inek, Kur’an’ın indiği dönemde Arabistan’da meşhur bir hayvan de¬ğildi. Sûre’de öldürülen birinin bedenine boğazlanmış bir ineğin etinden vurmak suretiyle dirilmesini konu alan kıssayı işlediği için, Bakara ismini almıştır. Böylelikle Sûre ismini Kur’an’ın ana konularından biri olan diriliş hadisesinden almış oluyor.Mevdudî, Tefhim: 1/43. Krş. Şa’râvî, Tefsir: 1/95.
BAKARA SURESİ(2):Bakara’dan (inek/dişi inek) maksad, Ben-i İsrail ineği kıssasına işaret etmesinden dolayıdır. “İsraili bahaneler” de burada ele alınmıştır. Surenin diğer isimleri: Fesetatu’l-Kur’an, Senamu’l-Kur’an, ve bu surenin tümüne ve kendinden sonra gelen Al-i İmran suresinin tümüne birden Zehravan denilmektedir. Bu sure 286 ayet olup 6143 kelime içermektedir. Mushaf-ı Şerif’teki sıralamaya göre, ikinci sure, nüzul sırasına göre ise 87. sure ve Me¬denidir. Bu sure, Kur’an’ın en büyük suresidir ve Kur’an’ın 30 cüzünden yaklaşık beşte ikisini kapsar. Aynı şekilde Din/Tedayin/Medayene ayeti olarak adlandırılan Kur’an’ın en üstün ayeti de bu surenin 282. ayetidir (Zira Kur’an’ın bir tam sayfasını kap¬lamaktadır). Bu sure Medeni’dir. Surede 130 fıkhi hüküm yer almaktadır. Ayetü’l-Kürsi de bu surenin 255. ayetidir. Bu surenin bazı konuları şunlardır: İnanç esaslarının açıklanması, Tevhidin delillerinin zikri, insanın yaratılışı, meleklerin insan hakkında Allah ile konuşmaları, orucun hükümleri, vasiyet, itikaf, yetimlerin ve diğer insanların mallarında haksız bir şekilde tasarrufta bulunmaktan sakınma. Aynı za¬manda bu sure “huruf-u mukattaa” (Elif, Lam, Mim) ile başlayan 29 surenin ilkidir.
BÜYÜK MELEKLER: Cebrâil, Azrail, İsrafil ve Mikâil’dir.Cebrâil: Kur’an’da üç yerde “Cibrîl” olarak geçmekte (el-Bakara 2/97, 98; et-Tahrim 66/4) diğer bazı ayetlerde de kendisinden Rûhu’l-Kudüs ve Rûh olarak bahsedilmektedir. (el-Bakara 2/87, 253; el-Mâide 5/110).Vazifesi, Allah’ın emir ve nehiylerini peygamberlerine bildirmektir. Bütün vahiy onun vasıtasıyla nazil olmuştur.Cebrâil bu gelişlerinin sadece iki defasında aslî suretinde görünmüştür. Bunlardan birisi (en-Necm, 53/6-7) ayetlerinin nuzûlünde, diğeri ise yine Necm suresinin 13. ve 14. ayetlerinin nuzûlü esnasındadır (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IX, 95).Azrâil: Kur’an-ı Kerîm’de”Melekü’l-mevt” ( = ölüm meleği) olarak geçmektedir. ” Ey Muhammed de ki; size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” (es-Secde, 32/11)Allah’ın emri ve izni ile canlıların, ölecekleri zaman canlarını almakla vazifelidir.İsrafil: Kur’an’da “İsrâfil” olarak ismi geçmemektedir. Ancak, kıyametin vukûu ile ilgili ayette “(İsrâfil tarafından birinci sefer) Sûr’a üflenince Allah’ın dilediği (melekler) müstesna göklerde olanlar ve yerde olanlar bayılırlar (ölürler). Sonra Sûr’a (ikinci defa) üflenince ölüler mezarlarından kalkıp bakınıp dururlar.” (ez-Zümer 39/68) buyurulmakta, dolayısıyla isim olarak olmasa da bu meleğin vazifesi bu ayetle belirtilmektedir. Buradan kıyametin ve ahiret gününün yani yeniden dirilmenin başlangıcında bir Sûr’a üfürme olacağı anlaşılmaktadır ki, bu işle vazifeli melek İsrâfil (a.s.) dır. Bu görevinden dolayı İsrafil’e “Sûr meleği” ismi de verilmektedir.Ayrıca İsrâfil’in, “Levh-i Mahfuz”* da yazılanları okumak ve ilgili meleğe haber vermekle de görevli olduğu bilinmektedir.Mikâil: Kur’an-ı Kerîm’de bir yerde “Mikâil” olarak zikredilmektedir. (el-Bakara 2/98)Mikâil’in görevi: yağmurun yağdırılması, rüzgârın estirilmesi ve mevsimlerin tanzimi gibi tabiat olaylarını Allah’ın emri ve izni ile vukua getirmektir.
BELKİS: Kur`an`da tevhid dinini kabul ettigi bildirilen Sebe meliki.Sebe hükümdarindan olan bir kadindir.Süleyman aleyhisselam zamaninda yasamis, onunla mektuplasmis, Hz.Süleyman aleyhisselamin davetini kabul edip putperestligi(günese tapmayi terketmis ve tek Allah inancina kavusmustur.
BESMELE:Rahman ve rahim olan Allah`in adiyla anlamina gelen „Bismillahirrahmanirrahim“ cümlesinin adidir.Besmeleye „Allah`in adini anmak“ anlamina gelen „tesmiye“ de denir.Besmelede yüce Yaraticinin üc ismi gecmektedir.Allah,Rahman ve Rahim.Besmele ceken Kur`an okumus ve Allah`i anmis olur.Yahudilikte besmele karsiligi“ba-sem Yahve“(yahve`nin adiyla)“ ifadesi, tanri adi olan Yahve kelimesinin gelisi güzel agiza alinmasi yasak oldugu icin ba-sem seklinde kisaltilarak kullanilir.Hiristiyanlar Hz.Isa`yi tanri saydiklari icin sadece“Rab Isa`nin adiyla“ ibaresini kullanirlar.Kur`an `da besmele;Hz.Nuh`un Tufan baslarken gemiye binenlerin“Allah`in adi ile binmelerini istedigi“(Hud:11/41).Hz.Süleyman`in Sebe melikesine(kiraliceye) gönderdigi mektuba“rRahman ve Rahim olan Allah`in adiyal baslanmis oldugu“ 8Neml:27/30) bildirilerek, mesru ve önemli islere ortak besmele ile baslamanin tüm ilahi dinlerin ortak özelliklerin oldugu ima edilmistir.Tevbe (Berae) suresi haric, Kur`an-i Kerim`in gdiger bütün surelerin basinda bulunmaktadir.
BEYTULLAH:Allah`in evi demektir.Kabe icin kullanilmaktadir.Kabe`ye Beytullah(allah`in evi) denilmesi, onun sirf Allah´a ibadet icin yapilmasindan , orada sadece Allah´a ibadet edilmesinden dolayidir.
BEYTÜ`L-HARAMl:Mekke`de Kabe`nin bulundugu sahadaki caminin adidir.Bu haram denilmesini o sahaya saygi ve tazim göstermek vacip oldugu icindir.Kendisine karsi saygisizlik caiz olmadigindan dolayi Mekke`de Belde-i haram denilmistir.
BEYTÜLİZZE:Kur`an-Kerim`in bir bütün halinde indirildigi ve dünya semasinda bulundugu rivayet edilen yerin adi.Beytülizze, İzzet evi anlamına gelen beytü’l-izze, Kur’ân’ın bir bütün halinde indirildiği dünya semasında (yere en yakın gökte) bulunan yerin adıdır. Levh-i Mahfuz’da bulunan Kur’ân (Bürûc, 85/21-22), Ramazan ayında (Bakara, 2/185) mübarek bir gece (Duhân, 44/2-3) olan Kadir gecesinde (Kadr, 97/1) buradan beytü’l-izze’ye indirilmiştir (Hakim, II, 323; İbn Ebî Şeybe, VI,144). Beytü’l-İzze’den de Cebrail vasıtasıyla veya vasıtasız olarak şartlara ve ihtiyaçlara göre peyder pey Hz. Muhammed (a.s.)’e gönderilmiştir (İsrâ, 17/106; Furkân, 25/32).Beytü’l-İzze, tasavvuf terimi olarak Hak’ta fânî olma halinde cem makamına vasıl olan kalp demektir.
BEYTÜL-MAMUR:ssemada, icinde meleklerin ibadette bulundugu rivayet edilen mabed.Peygamberimizin , mirac hdisesinde 7.kat semada, mescid-i haram ve mescid-i Aksa`dan sonra ugradigi, meleklerin kiyamete kadar hayatlarinda bir defa sira gelerek tavaf ettikleri 7.kattaki mescidin adi.Yer yüzünde müslümanlarin kiblesi ;Kabe-i Muazzama`dir.
BEYTİ-MAKDİS:Mukaddes ev, Küdus`deki Mescid-i Aksa.
BUHTUNNASR:Milattan önce 605-5622 yillari arasinda hüküm süren, Yahuda devletini ortadan kaldirarak Kudüs´ü ve süleyman mabedi´ni yakip yikan Babil krali.
BURAK: Sevgili Peygamberimizin (sas)Mirac gecesinde binmesi icin tahsis edilen bir binek atidir.Buna “İsrâ” hâdisesinde Cebrâil (a.s) tarafından getirilen ve Hz. Peygamber’in bu mucize sırasında bindiği hayvanın adı.Hz. Peygamber’in en büyük mûcizesi, hiç şüphesiz Kur’an’ı Kerîm’dir. İsrâ hadisesi, yani Mescid-i Aksâ’dan Mescid’i Haram’a kadar olan yolculuk İsrâ suresi 1. ayetinde açıklanır.Kısaca anlattığımız bu yolculuğun ilk bölümünü Hz. Peygamber “Burak” denilen ve manevî binekle yapmıştır (Müslim, İman, 259). Çeşitli rivayet ve tarihî bilgilere göre, bu binit, katırdan küçük, merkepten büyük beyaz renkli çarptığında ayaklarını hızlandıran, uyluğunda iki kanadı olan ve adımını gözünün gördüğü mesafenin biraz daha ilerisine atabilen bir hayvandır Burak ismi ona, renginin son derece parlak olması sebebiyle veya hızı şimşeği andırdığı için verilmiştir.Yine bazı İslâm tarihleri, sözkonusu bineğe Hz. Muhammed (s.a.s.)’den önceki bazı peygamberlerin de bindiği (İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebevi, Mısır 1952, II, 397), meselâ Hz. İbrahim (a.s.) Burak’a binip önüne Hz. İsmail’i, terkisine de Hz. Hacer’i bindirerek Mekke’ye getirdiği bu rivayetler arasındadır. (İbn Sa’d, Tabakât, I, 150; Köksal, M. Asım, İslâm Tarihi (Mekke devri) İstanbul 1981, 350-351).
BURUC SURESİ(85): Allah`in kuvvet ve azameti ile sifatlari aciklanmis müminlerin nimetleri, kafirlerin akibetinden bahsedilmektedir.Sure, adını birinci ayette geçen burçlara sahip olan göğe yeminle başladığı için Buruc (burçlar) ke¬limesinden almaktadır. 22 ayet ve 109 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sırası 85, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 27. suresi olup Mekki’dir. Yeminle başlayan 23 surenin 14.’südür. Surenin başında, Ashab-ı Uhdud’un (İmansız imparatorun emriyle ateş çukurlarına atılan mümin hristiyanlar) sıkıntılı ve mihnet dolu kıssalarına işaret edilmiş, sonunda da Fi¬ravun ve Semud’un kıssasına işaret edilmiştir.
BÜYÜ:Kur’ân’ı Kerim’de yüce Allah, büyü ile uğraşmayı küfür olarak nitelendirmiştir.(Bakara: 2/102)Hz. Peygamber de müslümanların büyü ile meşgul olmalarını şiddetle yasaklamıştır. Bir hadisle¬rinde, “Helak edici yedi şeyden sakınınız” buyurmuşlar, ashâb, “Bu yedi şey nedir, yâ Rasûlallah?” diye sorduklarında “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, haksız yere bir cana kıymak, faiz ve yetim malı yemek, düşmana hücum esnasında savaştan kaçmak, iffetli mü’min hanımlara zina isnadında bulunmaktır.(Buhârî, Vasâyû, 23, Tıb, 48, Hudüd, 44; Müslim, İmân, 145: Ebû Dâvud, Vasâyâ, 10/2874
“Ey Muhammedi De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şeninden, hased ettiği zaman hasedçinin şeninden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.( Felak: 113/1-5.)
“Ey Muhammedi De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insan¬ların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, in¬sanların ilâhı, insanların Hükümrânı ve insanların Rabbi olan Allah’a sığınırım.Nâs:114/1-6.
Büyücü nereden gelirse gelsin, başarı kaza¬namaz”( Tâhâ: 20/69.)
CAMİİ:Toplayici, toplayan, kaplayan, müslümamlain ibadet gayesiyle toplandiklari yer, ma´bet.Kur`an`da, hadislerde ve ilk tarihi kaynaklarda cami yerine mescid kelimesi gecmektedir.Mescid, secde edilen yer anlaminda bir mekan ismidir.Bati dillerinde kullanilmakta olan “mosguee” ve benzeri terimler mescidin degisik telaffuzundan dogmustur.Ilk camiler;Hz.Adem(as)`in yeryüzüne ilk geldigi yer olarakkabul edilen Serendip(seylan) adasinda kendisine ait bir mescid oldugu rivayet edilir.(Ibn Haldun, Mukaddime, Beyrut 1967,635).Kur`an`in bildirdigine göre insanlarin tümü icin yapilan ilk ma`bet Kabe`dir.Kabe`yi icine alan genis sahaya”Mescid-i Haram” denilir.Kabe`den sonra Mescid-i Aksa yapilmistir.Bu iki mescid, ilk banileri olarak bilinen Hz.Ibrahim (as) ve Süleyman (as) `dan cok öncelere dayanmaktadir.(Buhari,Enbiya,40;Ibn Mace, Mesacid,7;Ahmed bin Hanbel,5,150-157). Islam`in ilk yillarinda müslümanlar Kabe`de namaz kilamadiklarindan Erkam b.Ebi`l-Erkam`in evinden sonra ilk mescid, Ammar b.Yasir`in gizlice namaz kilmak maksadiyla evinin bir bölümümde bir yer ayirmasiyla gerceklestirilmisti.Ikinci mescid ise hicretten evvel Hz.Ebubekir(r.a)`in kendi evinde insa ettirdigi mescid.Hz.Ebubekir(ra),Habesistana`a hicret etmek istemisti.Onun Mekke`den ayrilmasi ve bir coklarini endiselendirdi.Zengindive Mekke`nin ekonomisine büyük bir katgisi vardi.Bunun üzerine Ibn Dagunna adinda bir Mekkeli, onu himayesine aldi.Mekkeden ayrilmasina engel oldu.Ibn Dagunna`nin bir sarti vardi.Namaz ve ibadetlerini harem-i Serifte yapmayacak Hz.Ebubekir , gizlice yapacakti.Iste bu anlasma üzerine o, evinin avlusunu mescid edinmisti.Islam`da Hz.Peygamberin umuma acik olarak ashabi ile birlikte namaz kildigi ilk mescid hicret esnasinda insa edilen Kuba Mesciddidir.Hicretten sonra Hz,peygamber Medine`de Mescid-i Nebevi`yi insa etti.Sonralari Medine de dokuz mescid daha yaptirilmistir.Mescid-i Nebevi`den sonra icinde Cuma namazi kilinan ilk mescidin Abdi Kaysogullari ülkesindeki Cuvasa Mescididir.Cunasa, mekke ve Medine yöresinde olmayip, bu günkü Riyad ve Zahran arasindadir.
CASİYE SURESİ(45):Bu surenin Casiye diye adlandırılması, surenin 28. ayetinde her ümmetin kıyamet gününde yap¬tıkları işlerin bir tutanağı olan amel defterlerini ala-cakları esnada dize geleceklerine işaret edilmesinden dolayıdır. Casiye, diz çökme ve toplanma anlamına gelmektedir. Surenin bir diğer adı Şeriat’tır. 137 ayet, 488 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre Kur’an’ın 45. suresi, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 65. süresidir ve Mekki’dir. Bir hizbden daha az bir yer tutar. Mukattaa harfleriyle başlayan su¬relerin 26. süresidir (bu sure de Ha, Mim harfleriyle başlamaktadır). Birçok Mekki surede olduğu gibi bu surenin de temel konuları, tevhid, müşriklerin şek ve şüphelerinin yanlışlıkları ve kıyametin yapısı ile ilgili bölümlerdir. 315-Cehmiyye:Cebriyye fırkasının bir kolu olup, Hicrî ikinci asırda Cehm bin Saffân tarafından kurulan bozuk fırka.
Cehmiyye fırkasında olanlar, kulların amellerinde cebr (zorlama) ve mecbûriyet altında olduklarını söyleyip, kulun yapabilme gücünü bütünüyle inkâr ettiler. Îmânın yalnızca yüce Allah’ı bilmek, küfrün de yalnızca O’nu bilmemek olduğunu ileri sürdüler . Âhirette Allahü teâlânın görülmeyeceğini söyleyip, kabir azâbını, sırat ve mîzânı inkâr etmişlerdir.
CİN: Cin kelimesinin en belirgin manası, “örtülü” ve “gizli” demektir. Bu da, cinin duyu organlarından gizlenen bir varlık olduğunu ortaya koymaktadır.
Terim olarak ise, duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan ve mümin ile kafir guruplardan oluşan bir varlık türü anlamına gelmektedir.( TDV. İslam Ansiklopedisi, VIII, “Cin” Maddesi, s. 5.) Aynı zamanda şuurlu bir enerji olarak da tanımlanmaktadır. Cinler, insanlardan önce yaratılmışlardır.Cinler, gaybı bilmezler(Şuara :26/212).Cinleri inkar etmek küfürdür.Cinler de insanlar gibi sorumlı varlıklardır.Cinler de ölümlüdürler.Evlenip çoluk çocuk sahibi olurlar.İnsanlar gibi yeryüzü sakinleridirler.Akıl ve irade sahibi oldukları,onların da cennnet ve cehenneme gireceklerdir. “Kim ki bir kâhine, ya da arrafa gider ve onun sözle¬rini tasdik, ederse, Hz. Muhammed’e indirilene küfretmiş olur.” [563] [563] Ebû Dâvud, Tıb 21/3904; Tirmizî, Taharet, 102/135; İbn Mâce, Taharet.. 122/639)”Oralarda, gözünü yalnız er¬keklerine çevirmiş (öyle dilberler) vardır ki, bunlardan önce ne bir insan, ne de bir cin asla kendilerine dokunmamtştır.(Rahman: 55/56.)
CEBRAİL: Ilahi emirleri meleklere ve peygamberlere ulastiran vahiy melegi.Dört büyük melekten birinin ismi olup,Peygamberlere vahiy getirmekle görevlidir.Kur`an`da bu melegin ismi Cibril,Ruhu`l-Kudüs, Ruhu`l-Emin, Ruh ve Rasul seklinde gecmektedir.cebrail, Peygamberimize asli seklinde iki kere görünmüstür.Biri Hira magarasinda ilk vahyi getirdigi zaman, digeri de Mirac`da“Sidretü`l-Münteha“ da gercejklesmistir. Bazen de Rasulullah`a insan sekilinde ashabtan yüzü nurlu olan Dihye el-Kelbi suresinde görünmüstür.(Dini Kavramlar Söz.DiB.Sh.85)
CİN SURESİ(72):Sure, başından sonuna dek cinler (meşhur gö¬rülmeyen varlıklar) ile ilgili olduğundan, onların Kur’an’ı dinlemeleri neticesinde hayrette kal¬malarından, sonra iman etmelerinden ve bir kısmının da inkarcı olmalarından dolayı bu isimle anılmıştır.
Sure, 28 ayet ve 286 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 72. suresi, nüzul sı¬rasına göre ise Kur’an’ın 40. suresi olup Mekki’dir. Ayrıca “kul” sözcüğü ile başlayan beş surenin ilkidi
DİRAYET TEFSİRİ: Dirayet,”Bilmek, tanımak” akıl, zekâ, kabiliyet.Tefsir ilminde dirayet deyince, tefsir çeşitlerinden biri olan “dirâyet tefsirleri” akla gelir. Tefsirler genelde ikiye ayrılırlar: Rivâyet tefsirleri ve dirâyet tefsirleri. Rivâyet tefsirleri, selef âlimlerinden nakledilen eserlere, Sahabe hatta Tâbiîn’in sözlerine ve Kur’ân’ın bizzat Kur’ân ile ve Hz. Peygamber’in hadisleri ile açıklanmasına ve yorumlanmasına dayanır.Buna karşılık dirayet tefsirleri, rivâyet tefsirlerinde saydığının hususlarla birlikte dil, edebiyat, dinin genel prensipleri ve diğer genel bilgilere dayanılarak yapılan tefsirlerin genel adıdır. Bu tefsirlere “rey” veya “makûl” tefsirleri de denir. Dirayet Tefsiri;yalnizca rivayetlere bagli kalmayip dil edebiyat ve cesitli ilimlere dayanilarak yapilan tefsirlerdir.Dirayet Tefsirleri:
1-Zemahşerî(538), el-Keşşaf an Hakaik
2-Fahreddin er-Razî(606), Mefatihu’l-Ğayb
3-Kadı Beydavî(691), Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil
4-Nesefî(710), Medariku’t-Tenzil
5-Hazin(741), Lübabu’t-Te’vil
6-Ebu Hayyan el-Endülüsî(745), el-Bahru’l-Muhit
7-Nisaburî(730), Ğaraibu’l-Kur’an
8-Hatib eş-Şirbinî(976), es-Siracu’l-Münir
9-Ebu’s-Suud Efendi(982), İrşadu’l-Akli’s-Selim
10-Alusî(1270), Ruhu’l-Meanî
DİRHEM:Osmanli zamaninda kullanilan 4.8 gram olan agirlik.Bir agirlik ölcüsü ve gümüs para birimi.Bir dirhem 1/12 akiyyedir.Kilogram gibi ölçülere göre , bir örfi dirhem 3.207 gr, Seri dirhem ise 2806 gramdır.(Dini Kavramlar Sözlüğü ,DİB )
DİYET: Öldürmek veya aza kesmek gibi bir cinayet sebebiyle o cinayeti yapandan veya onunla beraber âkılesi denilen aşiretinden vesaireden alınıp hakkında cinayet yapılan şahsa veya onun vârislerine verilen maldır ki, bu bir nevî tazminat demektir.Hür bir erkeğin diyeti bin dinar veya on bin şer’î dirhem gümüş veya yüz de ve veya iki yüz sığır veya iki bin koyun veya her biri iki parçadan ibaret olmak üzere iki yüz kat elbisedir. Hür bir kadının diyeti ise bunların yarısıdır.
DUHAN SURESİ(44):Surenin Duhan olarak adlandırılması, kafirlerin duhan (duman) azabıyla korkutulmasına işaret edil¬mesinden dolayıdır (10-15. ayetler). 59 ayet ve 346 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 44. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 64. süresidir ve Mekki’dir. Bir hizbden daha az bir yer işgal eder. Hurufu mukattaa ile başlayan 25. suredir (Ha, Mim). Bu surede kıyametin bazı sahnelerinden ve ce¬hennemdeki azablardan ve Musa ile Firavunun kıs¬sasının bir bölümüne işaret edilmiştir.
EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.
İslam tarihinde Ehl-i Kitap(Yahudi ve Hıristiyanlarla)yapılan savaşlar ve alınancizyeler:
Resul-i Ekrem’in (A.S.M.) Zamanında Yapılan Savaşlar ve Alınan Cizye
Mute Gazvesi: (Ceyş-ül Umera yani kumandanlar ordusu gazası diye meşhurdur) Hicretin 8. yılında, Şam’da ve çevresinde bulunan Rumlara karşı yapılmıştır.
Bu harbin neticesinde, Hz Halid ibn Velid’in kumandası ve sancağı altında hücuma geçen İslam ordusu düşmanı mağlup edip, Allah’ın izniyle Mute fethi nasip oldu. Çok ganimetlerle ve esirlerle geri döndüler. (İbn-i Kesir Sire 3/469, Megazi -Vakıdi-117)
EMSALÜ`L-HADİS:Icerisinde darbi mesel yada mesel bulunan hadisleri derleyen kitaplara”emsalü´l-hadis” denir.

ENBİYA SURESİ :Kur’an-ı Kerîm’in yirmibirinci suresi. Mekke’de nâzil oldu, sure yüzoniki ayettir.Sure, bazı peygamberlerden ve onların kavimleri ile olan münâsebetlerinden söz ettiği için bu ismi almıştır. “Enbiyâ”; “nebî” kelimesinin çoğuludur. Nebî; kendisine kitap veya sâhife verilmeyen, bir önceki peygamberin şerîati ile amel eden ve onu tebliğ etmekle görevli olan peygamberdir. Bu manası ile nebî terimi resul teriminden daha geniş anlamlıdır. Çünkü Resul, nebîlerin içinde, kendilerine kitap veya sahife verilip tebliğ ile görevlendirilen peygamberlere denir. Buna göre bütün peygamberler nebîdir. Fakat her nebî Resul değildir.
Enbiya suresi tevhid yani Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik ve peygamberler, ölümden sonra dirilme ve hesaba çekilme ile ahiret hayatı gibi sahaları çok geniş olan inanç esaslarını içerir.
ENBİYA:”Nebi” kelimesinin coguludur.Nebi ise Peygamber demektir.
ENFAL SURESİ(8):Bu surenin bu adla anılmasının nedeni de enfal kelimesinin kullanılması ve savaş ganimetleri ve genel servetlerden ibaret olan hükmün beyanıdır. Su¬renin diğer bir ismi de Bedr’dir. Bedir savaşına bu su¬rede ayrıntılı bir şekilde işaret edilmiştir. 75 ayet ve 1243 kelime mevcuttur. Mushaftaki sıraya göre ye¬dinci, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 88. suresi ve Medeni’dir. Yaklaşık yarım cüz kadardır.
EYYÂM-I MA’DÛDÂT :Sayılı günler demektir. Bu günlere eyyam-ı teşrîk de denir. Zilhiccenin 9-13. günleridir. 9-12. günlerinde farz namazlardan sonra teşrîk tekbirleri alınır. Eyyam-ı ma’dûdât tabiri, Kur’ân’da üç âyette geçmiştir. Kur’ân’da geçen sayılı günler ile maksat, oruç tutulan Ramazan ayı günleri, hac menasikinin yapıldığı günlerdir (Bakara, 2/183, 203). Kur’ân’da Allah’ın hükmünden yüz çeviren Yahudi ve Hristiyanların “Bize ateş, ancak sayılı günlerde dokunur” dedikleri ve bu kanaatleriyle aldandıkları bildirilmektedir (Âl-i İmrân, 3/24).
FATİHA SURESİ(1):Bu,Fatiha ve Fatihatü’1-Kitab, yani kitabı açan ve başlatan olarak adlandırılmaktadır. Bu surenin diğer adları: Hamd, Ümmü’l-Kur’an, Seb’a'l-Mesani1- Yedi ayetten müteşekkildir. Farz ve sünnet her namazda okunmaktadır. 2- İki kez nazil olmuştur. Bir kez Mekke’de, bir kez de Medine’de nazil olmuştur. Fakat resmi olarak Mekki sayılmaktadır, Kenz, Esas, Münacat, Şifa, Dua, Kafiye, Vafiye, Raqiye (yani de-ğiştiren). Musaftaki sıralamaya göre ilk, nüzul sı¬rasına göre beşinci suredir. Yedi ayetten oluşmuştur ve 29 kelime içermektedir. Bu surenin temel muh¬tevası, Tevhid ve Allah’a hamd ve övgüdür
Fatiha suresi:Kur`an- i Kerim`in mukaddimesi durumunda, diger surelerin asli, kökü , tohumu ve Kur`an`in özü durumunda. Allah`i tanimak, haklarin , vazifelerin ve müeyyidelerin kaynagi olarak yalniz O`nun dinini bilmek,yarisindan sonra gelen ayetleri özlü bir duadir.Allah`in verdigi nimetlere hamdediyor, sükrediyor.
FATIR SURESİ(35):Bu surenin Fatır olarak adlandırılması, Allah’ın isimlerinden olan Fatır’a işaret edilmesidir. Diğer bir ismi de Melaike’dir. Zira surenin ilk ayetinde me-leklerden, onların risalet ve yaratılışından söz edil¬miştir. 45 ayet ve 779 kelimeden oluşmaktadır. Mus¬haf sırasına göre Kur’an’ın 35. ayeti, nüzul sırasına göre de 43. suredir. Mekki surelerdendir. Surenin genel konusu, insanı şeytanın fitnesinden sakındırma, yaradılışın ilginç ve hayret verici oluşumu ve bazı kı¬yamet sahnelerinin tasviri ve Allah’ın sünnetinin de¬ğişikliğe uğrayamaz oluşu konusudur.
FETRET-İ VAHİYH:Alak suresinin ilk 5 ayetinden sonra vahyin kesilmesi dönemine denir.Bu durum 3 yil sürmüstü.
FECR SURESİ(89): Fecr süresi:Azginlik yapan gecmis ümmetlerin akibetleri ile , on geceye isaret edilmektedirSure, adını birinci ayette geçen Allah’ın Fecr (tan yerinin ağarması)’e yeminle başlamasından almıştır. 30 ayet ve 139 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sırası 89. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 10. suresi olup Mekki’dir. Yeminle başlayan surelerin 16.’sıdır. Bu surede, Iremezatı’l-İmad’a (sütunlar sahibi cennet misali bağ), ayrıca Semud, Firavun’a yönelik işaretler de zikredilmiştir. Kendi geleceklerini hiç dü¬şünmeyen imansızların pişmanlıklarından söz edilmiş, surenin sonunda da Nefs-i mutmainneye (hu¬zura eren nefse) razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dönmesini ve O’nun cennetine girmesini bu¬yurmaktadır.
FELAK SURESİ(113):Bu surenin isimlendirilme şekli de ilk ayetinde Rabbü’l-Felak’tan (Felak’ın rabbi) söz edildiği ve Pey¬gamber (s.a.v)’e, ve ayrıca tüm müslümanlara ve hatta temiz kalpli insanlara O’nun yarattıklarının şerrinden kendisine sığınılması öğretilip tavsiye edildiği için bu adı almıştır. Bu sure ve kendinden önceki ve sonraki sureler ile Kafirun sureleri toplu olarak Dört Kul su¬releri olarak tanımlanmaktadırlar. Çünkü bu dört sure de Kul kelimesi ile başlamaktadır. Biz müslümanlar, belalardan korunmak, yaratıkların şer¬rinden korunmak için ve İlahî inayete sığınmak için bu sureleri sürekli okuruz. Bu sure 5 ayet ve 23 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 113. sure, nüzul sırsına göre ise Kur’an’ın 20. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda kul ile başlayan makulat surelerinden ve kısa surelerdendir.
FETH SURESİ(48):Bu surenin bu adla anılmasının nedeni, başında feth-i mübin, yani Hudeybiye sulhu ve onun aka¬binde Mekke’nin fethi ve Arap yarımadasında İslam’ın şirk ve müşrikler üzerinde gerçekleştirmiş ol¬duğu nihai zaferden söz etmiş olmasındandır. 29 ayet ve 560 kelime içermektedir. Mushaftaki sırası 48, nüzul sırası ise, 111. sure olup Medeni’dir. Yaklaşık bir hizb kadardır. Bu surede, geleceğe yönelik bazı olayların gaybdan haber verilmesi açık bir şekilde zikredilmiştir. Ayrıca Müslümanların ve Hz. Pey¬gamber (s.a.v)’in dostlarının zaferini güzel ve ruhu okşayıcı bir tarzda anlatan tasvirler, Onların Mekke’ye girişleri ve bir yıldan sonra yeniden Hacc’ı tavaf et¬meleri gönül rahatlatan bir üslupla dile getirilmiştir.
FİL SURESİ (105):Yüce Allah’ın Ka’be’yi yıkmak isteyen tuğyankar Habeş komutanlarından olan Ebrehe’nin ordusunun başına neler getirdiğini, nasıl belalar yağdırdığını tas¬vir eden sure bu olaydan dolayı Fil adını almıştır. Yüce Allah, bu niyet içinde olan Fil Ashabına sürü sürü gelen kuşların (bu kuşların ismi Ebabil’dir. Eba¬bil özel bir kuş ismi değildir) onların üzerlerine siccil, yani mermi benzeri balçık yağdırmasını emretti. Bu kimseler surede Ashab-ı Fil (File binenler) olarak ad¬landırılmışlardır. Bir diğer adı da Elem Tere’dir. Çünkü sure bu kelimeyle başlamaktadır. 5 ayet ve 23 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 105. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 19. suresi olup Mekki’dir. Kısa surelerdendir.
Fîl Sûresi:Kur’ân-ı kerîmin yüz beşinci sûresi. Fîl sûresi Mekke’de nâzil oldu (indi). Beş âyet-i kerîmedir. Sûreye, Kâbe’yi yıkmak isteyen Yemen vâlisi Ebrehe’nin, arasında fillerin de bulunduğu bir orduyla hücûmunu anlattığı için, Sûret-ül-Fîl denilmiştir. Sûrede, İslâmiyet’ten önce de kutsal sa yılan Kâbe-i muazzamaya karşı girişilen bir saldırının fecî âkıbeti anlatılmaktadır. (İbn-i Abbâs, Kurtubî) Allahü teâlâ Fîl sûresinde meâlen buyuruyor ki: (Ey Resûlüm!) Rabbinin, fil sâhiblerine neler ettiğini görmedin mi? O, bunların hîlelerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine bölük bölük kuşlar gönderdi. Ki bunlar, onlara (fil sâhiblerine) pişkin tuğladan (yapılmış) taşlar atıyordu. Derken (Allahü teâlâ) onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi. (Âyet: 1-5)
FİL OLAYI:Fil :Fil vakasinin meydana geldigi sene ye fil yili denir.Peygamberimizin dogumundan 55 gün önce meydana gelen olay.
FITRAT:Fıtrat sözcüğü, fatr kökünden türemiş mastardır.Arapçada bir şeyi yarmak anlamında kullanılan bu sözcük, Allaha isnat edildiği zaman yaratmak ve önce başlamak anlamını ifade eder.Fıtrat, bir terim olarak bir şeyi ilk ve örneksiz yaratma anlamında kullanılmıştır.Peygamberimiz:Her çocuk İslam fıtratıı üzere doğar,(Buhari, Müslim,Nesai) buyurmuştur.
Yaratılış, yapı, karakter, tabiat, mizaç, Peygamberlerin sünneti, Kâlb-i selim, adetullah. Ayrıca hilkat, tabii eğilim, hazır olmak, huy, cibilliyet, içgüdü, istidât gibi manalara da gelir. Terim olarak fıtrat: “Allah Teâlâ’nın mahlûkatını kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hal, bir kabiliyet üzere yaratmasıdır (İbn Manzur, Lisânü’l-Arab, Beyrut, (t.y.), V, 55).
Kâinatın Allah’ın fitratı üzere işleyişi İslâmî dilde âdetullah, sünnetullah, fitratullah ifadeleriyle isimlendirilmektedir (Râgıp el-İsfahânî, el-Müfredât, 38 vd.; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, III, 1889 vd.; Ali Ünal, Kur’an’da Temel Kavramlar, İstanbul 1986, 198 vd).
Fıtratın geniş anlamları Kur’an-ı Kerîm’de şu ayetlerde açıklanmaktadır:
“Sen Hakka yönelerek kendini Allah’ın insanlara yaratılışta (Fıtratallah) verdiği dine ver. Zira Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler” (er-Rûm, 30/30).
“Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkarmıştır. Belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalb vermiştir” (en-Nahl, 16/78).
“Allah’ın kanununda bir değişme bulamazsın ” (el-Fâtır, 35/43; Ayrıca bk. el-İsrâ, 17/77; el-Ahzâb, 33/62; el-Mümin, 40/85; el-Feth, 48/23).
“Nefse ve onu şekillendirene… Ona bozukluğunu ve korunmasını ilham edene andolsun ki nefsini temizleyen iflâh olmuş, onu kirletip örten ziyana uğramıştır. Semûd, azgınlığından yalanlandı… Rableri de günahları yüzünden azabı başlarına geçirdi, orayı dümdüz etti” (eş-Şems, 91/7-14).
“Biz ona hayır ve şer olmak üzere iki yol gösterdik” (el-Beled, 90/10).
“Biz ona yolu gösterdik, ya şükredici veya nankör olur” (el-İnsân, 76/3).
“Rabbimiz, her şeye yaratılışını verip sonra onu doğru yola iletendir” (Tâhâ, 20/50).
“Kendini tezkiye eden mutluluğa ermiştir” (el-A’lâ, 87/14).
“O (adamın) tezkiye olmamasından sana ne?” (Abese, 80/7).
“De ki: Herkes yaratılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir”? (el-İsrâ, 17/84).
“Nefislerinizde olanı gözlemiyor musunuz?” (ez-Zariyât, 51/21).
“Öncekilere uygulanan yasayı görmezler mi? Sen, Allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın” (el-Fâtır, 35/43) “Dilediğini yaratır ve onlar için hayırlı olanı seçer” (el-Kasâs, 28/68).
“De ki: Yeryüzünde gezin ve bakın, yaratılış nasıl başlamış?” (el-Ankebût, 29/20).
“Yaratıcıların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir” (el-Mü’minûn, 23/14).
“Onlar nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah bir toplumun durumunu değiştirmez” (er-Ra’d, 13/11).
Kur’an-ı Kerîm’deki bu ayetler birbirini tefsir ederek fıtratın anlamını açıklar. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in şu hadisleri bu anlamı apaçık bir şekilde genişletmektedir:
“Kötülük yapmak seni üzüyorsa, artık sen müminsin” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V. 251-252). “Her çocuğu annesi fıtrat üzere dünyaya getirir. Onun bu hali konuşma çağına kadar devam eder, sonra ebeveyni onu hristiyan; yahûdi, mecûsî yapar. Eğer ana-babası müslüman iseler, çocuk da müslüman olur” (Buhâri, Cenâiz, 79; Müslîm, Kader, 23-25; İman, 264; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 233, 435).
“Beş şey fıtrattandır: Sünnet olmak, kasıkları traş etmek, bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altındaki tüyleri yolmak” (Buhâri, Libas, 51, 63, 64; Müslim, Tahara, 49; Ebû Dâvûd, Tereccül, 16; Tirmizî, Edeb, 14). ”Çocuklarınıza öğreteceğiniz ilk söz Lailaheillallah olsun ” (Abdurrezzak Sanânı, Musannef, Beyrut 1970, IV, 334) “İçini tırmalayan, kalbinde çarpıntılar oluşturan, gönlünü bulandıran şeyi terket” (İbn Hibban. Hakîm). “Hayr, nefsin kendisine ısındığı, kalbin rahatladığı, yüreğin oturduğu şeydir. Şer de nefsin kendisine ısınamadığı, kalbin mutmain olmadığı, içinde tereddüt ve ıztırablar meydana getiren şeydir, her ne kadar müftiler hilafına fetva verseler de. ” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 194).
“Müftiler sana fetva verseler de bir kere kalbine danış” (Dârimî, Buyû, 2). “Ameller niyete göredir” (Buhâri, Itk., 6). “Seni işkillendiren şeyi bırak, işkillendirmeyene geç” (Hanbel, Nesâî, Taberânî), “Kötülük, insanın içine sıkıntı verir” (Müslim, Birr, 14). “Rabbim buyuruyor ki: Ben bütün insanları Hanif (salim fıtrat) üzere dünyaya gönderdim. Sonra şeytanlar onu dinden saptırdılar. Benim helâl ettiklerimi onlara haram ettiler, insanlara bana ortak koşmalarını söylediler. Oysa o ortaklar hakkında hiçbir delil indirmemiştim” (Müslim, Cennet, 63; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 162).
FURKAN SURESİ(25):Bu surenin bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi, başında Furkan (hak ve batılı /Kur’an/tevrat bir¬birinden ayıran) kelimesinin gelmiş olmasıdır. Bu su¬renin bir diğer ismi Tebarek’tir. 77 ayet, 896 kelime ih¬tiva etmektedir. Mushaftaki tertibe göre Kur’an’ın 25. suresi, nüzul sırasına göre ise, 42. sure olup Mekki’dir. Bu sure de ondört secde suresinden bi¬ridir. 60. ayeti müstehab secde ayetidir. Temel konuları, risalet ve enbiyanın daveti konusunda mün¬kirlerle iddialaşma ve delil getirme, göklerin ve yerin altı günde yaratılması ve Allah’ın salih kullarının sıfatlarının beyanı konularıdır
FUSSİLET SURESİ(41):Bu surenin Fussilat (=açık olarak beyan edilmiş) olarak adlandırılması, üçüncü ayetinde Kur’an’a işa¬retle “Kitabun Fussilat ayatuhu” (ayetleri açık olarak beyan edilmiş bir kitab) konusundan dolayıdır. Bir diğer ismi Secde’dir. Zira bu sure de tıpkı daha önce açıklamasını yaptığımız 32. suredeki vacip sec¬delerden birini içermektedir. Surenin 37. ayeti vacip olan secde ayetlerindendir, Bir diğer adı Mesabih’tir. 54 Ayet ve 794 kelimeye sahiptir. Mushaftaki sıraya göre, Kur’an’ın 41. suresi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 61. suresi olup Mekki’dir. Hacmi bir hizbden biraz fazladır. Hurufu mukatta ile başlayan 22. suredir (Hamim harfleri ile başlamaktadır). Bu su¬rede göklerin ve yerin yaratılışından, Ad ve Semud kavmi kıssasının bir bölümü, cehenneme gidecek olanların, et, göz, ve derilerinin onların dünyada yap¬mış, oldukları kötülüklere şahitlik etmesi, küfrü mes¬lek edinmiş insanların nankörlük ve şükürsüzlüğü, tevhidi konular gibi meselelere işaret edilmiştir.
ĞAFİR SURESİ(40):Bu surenin “Gafir” olarak adlandırılması, yüce Allah’ın bu surenin üçüncü ayetinde “Gafirü’z-Zenb” (günahı bağışlayan) olarak isimlendirilmesinden do-layıdır. Bu surenin diğer adlarından biri de Mü’min’dir (çünkü surenin 28 ile 33. ayetleri ara¬sında “Al-i Firavn Mü’mini” kıssasına işaretlerde bu¬lunmuştur). Bir diğer adı, Tevl’dir (çünkü 3. ayette Yüce Allah “Zi’t-tevl=lütuf ve güç sahibi” olarak isim¬lendirilmiştir). Dördüncü ismi de (hurufu mukattaadan olan Ha Mim harfleri ile başladığından do¬layı) Hamim-i evvel’dir. 85 ayet ve 1225 kelimeden müteşekkildir. Mushaftaki sıralamaya göre 40. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 50. süresidir ve Mekki’dir. Hacmi tam yarım cüzdür. Bu surede bazı İlahî sıfatlardan, arş-ı İlahî’yi yüklenen meleklerin ibadetleri, Hz. Musa, Firavn ve Haman’ın kıssasının bir bölümü, ayrıca Al-i Firavn’ın mü’mini kıssası ve cehennem ehlinin karşılaşacağı azabtan da söz edil¬miştir
GARİBÜ`L KUR`AN:Kur`an-i Kerim`deki garip lafizlarin tefsirini konu alan ilim dali ve dalda yazilan eserlerin ortak adi.
GASİYE SURESİ:Kıyametin dehsetinden , inanan ve inanmayanların niteliklerinden , ahiretteki halleri.Kuran-ı Kerim’in seksensekizinci suresi Mekkî olup yirmialtı ayettir. İsmini ilk ayette geçen “gâşiye” (kaplayan) sözcüğünden almaktadır.” Fasılası hâ, ayn, te, râ, mîm harfleridir.
Gâşiye, “bütün yönleriyle hata eden şey anlamındadır ve burada kıyamet karşılığında kullanılmıştır. Çünkü kıyamet, gelmiş geçmiş bütün insanları kapsar. “Gâşiye” ayrıca insan ve hayvanları saran bela anlamına da gelir ki, kıyamet de insanları korku ve dehşetle sarar (Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, XXXI/150).Gâşiye suresi, ilk inen surelerdendir. Mekke halkı, ahirete inanmıyordu. Bu nedenle sure, kıyamete dikkat çeken: “(Şiddet ve dehşetiyle herşeyi) sarıp kaplayacak olan (o felâket)in haberi sana geldi mi?” soru cümlesiyle başlar. Dikkatleri kıyamete doğru çeviren bu cümleyle cehennemliklerin durumları anlatılmaya başlanır.
HİCR-İ KABE:Hatim ve Kabe arasinda yer alan kisim. Buraya Hatîra ve Hicr-i İsmail de denir. Burada namaz kılıp dua edilir, fakat kıble olarak buraya karşı namaz kılınmaz. Hz. İbrâhim ile oğlu İsmail (a.s.)’ın yaptığı Kâ’be binası bu kısmı da içine alıyordu. M. 605 yılında yapılan tamirde bu kısım inşaat malzemesi yetmediği için Kâ’be dışında bırakılmıştır. Bu boşluk Hatîm adı verilen yarım daire şeklinde bir duvar ile çevrilidir. Tavaf bu duvarın dışından yapılır.
HAMELE-İ ARŞ:Arşı taşımakla görevli dört büyük melek.Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:Hamele-i Arş melekleri ve Arşın etrâfında tavâf eden (dönen) melekler Rablerini tesbîh ederler ve vahdâniyyetini (birliğini) tasdîk ederler ve mü’minler için (af ve) mağfiret isterler. (Mü’min sûresi: 7)Sûrun birinci üfürülmesinde, dört büyük melekten ve hamele-i Arş’tan başka, bütün melekler, bundan sonra Hamele-i Arş ve daha sonra dört büyük melek yok olacaktır. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)Arşı taşıyan melekler. Allahu Teâlâ’nın Arş’ı taşımakla vazifelendirdiği sekiz müvekkel melek. Arşın mahiyetini bilmediğimiz gibi bu meleklerin arşı taşıma keyfiyetini de bilemiyoruz. “Gök yarılmış ve o gün bitkin bir hale gelmiştir. Melekler onun çevresindedir. Ve o gün Rabbının Arş’ını, onların da üstünde sekiz tanesi yüklenir” (el-Hâkka, 69/16,17). Bu âyette anlatılan olay müteşâbihdir. Nasıllığı hakkında izahlar, sahih rivâyetlerin ötesinde fazla bir kıymet taşımaz. Bu melekler “Subhanallahi ve bihamdihi” diyerek Arş’ı tavaf ederler.
HAMDELE:el-Hamdülillahi Rabil alemin cümlesinin kisaltilmisidir.Anlami, hamd alemlerin Rabbine mahsustur.Hz.Peygambere , O`nun ashabina ve ehl-i beytine salat ve selam okumaya ise salvele denilir ve hamdele – salvele birlikte kullanilir.El-Hamdü Lillahi Rabbi’l-Âlemin (Hamd, alemlerin Rabbına mahsustur) cümlesinin kısaltılmış şekli.”hamd” kelimesinden türemiştir. Eski eserlere besmele ile başlanırdı. Besmele ile Allah’ın adı anılırdı. Allah’ın adının anılmasından sonra yine Allah’a hamd edilir. Allah’ı hamd etme olayına “hamdele” adı verilir. hamdeleden sonra, peygambere, onun ashabına ve ehl-i beytine salat ve selam okunur.Eski yazar ve şâirler besmele ile birlikte hamd etmişler, gelenek haline getirerek sürekli kullanmışlardır. Eserin sonunda da yine hamdetmişledir.”Hamd” kelimesi, “şükür” kelimsiyle birlikte ifade edilir. Hamdeden kimse aynı zamanda şükretmektedir. Bir hadiste de “Hamd şükrün başıdır, Allah’a hamd etmeyen Şükür de etmemektedir” “Allah’a hamd edin ve O’na şükredin” (Ahmed b. Hanbel, I, 211).
Bir esere hamdele ile başlamak, bir işe hamd ve sena ile başlanılmasının gereğini belirten hadîse dayanmaktadır. Övgü ve sena ile başlanılmayan bir işin eksik olacağı kanaatı sonucu eserlerin ve her hayırlı işin başında hamdeleye yer verilmiştir.
HİCR SÛRESİ :Kur’an-ı kerim’in onbeşinci sûresi. Mekke’de nazil olmuştur. Sadece seksen yedinci âyeti Medine’de inmiştir. Doksan dokuz âyet, altıyüz ellidört kelime ve bin yediyüz yetmiş bir harftir. Fasılaları Lâm, mim ve Nundur. 80-84. âyetlerinde Hicr halkından bahsettiği için bu ismi almıştır. Hicr, Medine-Şam arasında bir yerdir. Semud kavminin başkenti olan bu şehrin harabeleri hâlen el-Ula şehri yakınlarındadır.
Sûrenin konusu, çeşitli dönemlerde peygamberleri yalanlayanların uğradıkları âkibettir. İşlenen konuların tamamı bununla bağlantılıdır. Sûre, şeytanın Adem’e secde etme emr-i ilâhisine karşı koymasından, Nuh, Hûd, Sâlih Lût, Şuayb ve Hz. Musâ’nın kavimlerinin onları yalanlamalarından misaller vermekte ve bu yalanlamaları sebebiyle uğradıkları azabı dile getirmektedir.
HUD SURESİ(11)Bu isimle anılması, içinde Ad kavminin Pey¬gamberi Hz. Hud’un kıssasına işaret edilmiş ol¬masıdır. 123 ayet ve 1947 kelime ihtiva etmektedir. Mushaftaki sıralamaya göre onbirinci, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 52. suresi ve Medeni’dir. Yaklaşık ola¬rak bir cüzün üçte ikisini oluşturmaktadır. Huruf-i mukattaa ile başlayan beşinci suredir. Onun en temel konusu, Peygamber kıssalarıdır (Nuh, Hud, Salih -Semud kavminin Peygamberi- Şuayb ve Lut).
HUD ALEYHİSSELAM:Ad kavmine gönderilen peygamberin adidir.Ad kavmi Ahkaf denilen yerde yasarlardi.Ad kavmi irem adinda meshur bir sehir insa etmislerdi.Ad kavmi putlara tapardi.Inanmayanlari Allah(c.c), Hud Aleyhisselam ile beraber iman edenleri kurtulusa erdirip kafirleri helak etti. Hud Aleyhisselam ,yüz elli yil yasadi.Mekke de veya Hadramut`ta medfundur. Ad kavmimini helaki; şiddetli rüzgarla helak oldular.Mal ve mülklerinden hic bir eser kalmadi.(Araf:65.67;Hud:52)
HÜMEZE SURESİ(104):Surenin ilk ayetinde bu kelime zikredildiğinden sureye bu ad verilmiştir; “Veylun li külli hümezetin lümezetin=İnsanları çekiştiren, gammazlayan ve ayıplarını arayan kimselerin vay haline”. 9 ayet ve 33 kelimeye sahiptir. Mushaftaki sıraya göre 104. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 32. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda kısa sureler arasında yer al¬maktadır. Bu surede, mallarının kendilerini ebedi kı¬lacağını ve onları cehennemden kurtaracağını zanneden malperest kafirlerin özelliğinden ve yaptıkları kötü hareketlerinden söz edilmektedir.

17

Ocak
2013

Siyer-i Nebi Notları ve Kronolojisi

Yazar: arafat  | Kategori: SiYER | Yorum: Yok
Siyer-i Nebi Notları ve Kronolojisi

1-Hz. Muhammed’in hayatını anlatan kitaplara genel olarak siyer denir. Siyer, “sire” kelimesinin çoğulu olup sözlükte yol ve hayat tarzı anlamlarına gelir.
2-Terim olarak SiyerHz. Peygamber (s.a.v.)in doğumundan vefatına kadar hayatını konu alan ilme denir.
3-Siyerin konusu; Hz. Peygamberin doğumu, çocukluğu, gençliği, evliliği, aile hayatı, elçi olarak görevlendirilişi, İslam’ı tebliği, hicreti, insanlar arası ilişkileri, katıldığı savaşlar ve vefatına kadar olan tüm faaliyetleridir.
4-Siyer ilminin amacı, Hz. Muhammed’in peygamberlik dönemindeki faaliyetlerini temel kaynaklardan doğru tespit etmek, tanıtmak ve iyi anlaşılmasını sağlamaktır
5-Haram Aylar: ; zilkade, zilhicce, muharrem ve recep
6-Mevali:Azat edilen köleler.
7-Önceleri noktasız ve harekesiz olan Arap yazısı, İslamiyetten sonra Ebu’l-Esved ed-Düeli (öl. 688) tarafından harekelenmiş, Halil bin Ahmet (öl. 791) tarafından da noktalanmış ve bugünkü hâlini almıştır.
8-Şiir yarışmalarının yapıldığı en ünlü panayır Ukaz Panayırı idi.
9-Hanif, sözlükte batıldan doğruya dönen kimseye denir. Dinde ise Hz. Muhammed’den önce Araplar arasında Allah’ın birliğine inanan ve putperestliği reddedenlere Hanif denilir. Diğer bir ifadeyle Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği inanç üzere olan müminlere verilen addır.
Güçlü bir hatip olan Kuss bin Saide, Hz. Hatice’nin amcaoğlu Varaka bin Nevfel, Hz. Ömer’in amcası Zeyd bin Amr, Hz. Hamza’nın kız kardeşinin oğlu Ubeydullah bin Cahş ve Taifli ünlü şair Ümeyye bin Ebu’s-Salt onların önde gelenlerindendi. Hanifler, cahiliye yanlışlarına karşı direnen inanmış bir grup insandı.
10-Kâbe, Mekke’de Mescid-i Haram’ın ortasında taştan yapılmış dört köşeli bir binadır.
11-Kâbe’nin ilk binasında tavan, eşik, pencere ve kapı yoktu. Bunlar Kusay bin Kılâb zamanında yapılmıştır. Kâbe, tarih boyunca Araplar tarafından mukaddes kabul edilmiştir.
12-Bugün Kâbe’nin doğu köşesine tavafa başlangıç işareti olarak konulan siyah taş (Hacer-i Esvet), kuzeybatı tarafında “Hatim ve Mizab-ı Kâbe”, kuzeydoğu duvarında “kapı”, kuzeydoğu duvarının karşısında ise “Makam-ı İbrahim ve Zemzem Kuyusu” vardır.
13-İslamiyetten önce dinî vazifeler Kâbe’nin içinde eda edilirken sonradan bu küçük bina ziyaretçileri ve hacca gelenleri almaz olur. Bunun üzerine Kâbe’nin etrafındaki boş alan, ibadet mekânı olarak Kâbe’ye katılır. Bu eklenen alan mukaddes sayılır ve “Harem” adı verilir. İslamiyette namaz farz olunca namazlar burada kılınmaya başlanır. Onun için buraya “Mescid-i Haram” denmiştir.
14-Hac, kelime olarak Allah’a yönelme ve günahlardan arınma anlamına gelir. Terim olarak ise Mekke’de bulunan Kâbe’yi ve civarındaki kutsal yerleri belirli zaman içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etmektir.
15-Harem sözlükte “yasaklanmış korunmuş, dokunulmaz” manasına gelen Harem kelimesi haram ile eş anlamlıdır. Terim olarak Mekke ve Medine’nin, çevre sınırları (Hz. Peygamber tarafından çizilen) için kullanılır. Bu bölgelere Harem adının verilmesi, zararlılar dışındaki canlılarının öldürülmesi ve bitki örtüsüne zarar verilmesinin haram kılınmış olmasındandır. Bundan dolayı Mekke’ye el-Beledü’l-Haram denildiği gibi Kâbe ise el-Beytü’l-Haram, çevresindeki mescit de el-Mescidü’l-Haram diye anılmaktadır.
16-Kur’an-ı Kerim’de Kâbe için; “el-Beytü’l Haram” (Mâide suresi, 2. ayet.), “el-Beytü’l Muharrem” (İbrahim suresi, 37. ayet.), “el-Beytü’l-Atik” ( Hac suresi, 29-33. ayetler.), “el- Beytü’l Ma’mur” (Tûr suresi, 4. ayet.), ve “el-Beyt” (Bakara suresi, 125-127. ayetler.) isimleri kullanılır.
17-1517 yılında Mısır’ın fethiyle Kâbe’nin örtüsünü yaptırma Osmanlı padişahlarına geçti ve Yavuz Sultan Selim, Kâbe örtülerinin eskiden olduğu gibi yine Mısır’dan gönderilmesini istedi. Kanuni Sultan Süleyman zamanından itibaren Kâbe’nin dış örtüsü Mısır’da, iç örtüsü İstanbul’da hazırlanmaya başlandı; ancak iç örtünün kumaşı yine Mısır’da dokunuyordu. Nihayet III. Ahmet Döneminden itibaren kumaşların tamamının İstanbul’da dokunması âdet oldu. İç örtü İstanbul’dan, son olarak 1861’de, tahta çıkışı münasebetiyle Sultan Abdülaziz tarafından gönderildi ve 1943 yılına kadar kullanıldı. Kâbe’nin örtüleri Osmanlılar Döneminde uzun bir süre yeşil, daha sonra siyah atlastan yapılmıştır. Hicaz’ın Osmanlı idaresine girmesinin ardından her yıl Kâbe’nin yıkanması ve kokulandırılması için Haremeyn tahsisatından pay ayrılmıştır.
I. Dünya Savaşı sırasında Mekke Emiri Şerif Hüseyin, Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanınca örtülerin ikisi de yine Mısır’dan gönderilmeye başlandı.
18-Peygamberimizin soyu, iki büyük Arap topluluğundan biri olan ve İsmailoğulları diye de anılan Adnanilere dayanır. Onun soyu, Hz. İsmail ve Hz. İbrahim’e kadar uzanır.
19-Peygamberimizin babası Abdullah, Kureyş’in Haşimoğulları, annesi Âmine iseZühreoğulları kolundandı. Her iki taraf da Mekke’de saygınlığı olan ailelerdi. Babası Abdullah onun doğumundan kısa bir süre önce vefat etmişti.
20-Dedesi Abdülmuttalip (Şeybe) Mekke’nin en önemli yöneticilerinden biri idi. Mekkeliler ona büyük saygı duyarlardı. Şeybe de kendi babası Haşim gibi cömert bir insandı. Hacıların su ve yemek ihtiyaçlarını karşılamaya büyük katkı sağlıyordu. Örneğin, Zemzem Kuyusu’nu yeniden bulup tamir ettirmiş ve hacıların hizmetine sunmuştu.
21-Peygamberimizin amcaları; Haris, Ebu Talip, Ebu Lehep, Zübeyr, Abbas ve Hamza Mekke toplumunda saygın kişilerdi.
22-Peygamberimizin babası Abdullah, Mekke’nin en saygın ailesine mensup ve akranları arasında çok beğenilen bir gençti. Babası Abdülmuttalip ona Zühreoğulları reisi Vehb’in kızı Âmine’yi uygun gördü. Âmine de Kureyş’in şerefli ve iffetli kızlarındandı. Abdullah, Âmine ile zamanın geleneklerine göre evlendirildi. Böylece güzel ve saygın bir yuva kurulmuş oldu.
23-Abdullah, bazı ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bir ticaret kervanıyla Suriye’ ye gitti. Fakat dönüşte hastalandı ve kervan ile devam edemeyeceğini anlayınca Medine’de dayılarının yanında kaldı. Yol arkadaşları Mekke’ye dönüp durumu haber verince Abdülmuttalip, büyük oğlu Haris’i Abdullah ile ilgilenmek üzere Medine’ye gönderdi. Ancak Haris oraya ulaşmadan kardeşi Abdullah Medine’de vefat etmişti. Bu acı haber başta Âmine olmak üzere tüm aileyi yasa boğdu. Peygamberimiz henüz dünyaya gelmeden yetim kalmıştı.
24-Peygamberimiz 20 Nisan (12 Rebiyülevvel) 571 tarihinde Mekke’de doğdu. Babasının adı Abdullah, annesinin adı ise Âmine’dir.
25-Abdülmuttalip Hz. Peygamberin dedesidir. Asıl adı Şeybe’dir. Abdülmuttalip, üstün karakterli, inançlı, iyi kalpli, bir insan, adil bir reisti. Ömrünün sonuna doğru puta tapmayı terketmiş, içkiyi ve kumarı bırakmış, Kâbe’nin çıplak olarak tavaf edilmesini yasaklamıştı. Allah’ın varlığına, ceza ve mükâfat yeri olarak ahiretin mevcudiyetine inanmış, zaman zaman Hira Mağarası’na çekilip ibadetle meşgul olmuştu.Abdülmuttalip, sağlığında torunu Muhammed’e gereken ihtimamı göstermiş; kendisinden sonra da onun bakımını oğlu Ebu Talip’e vasiyet etmişti.
26-Peygamberimiz, dört yaşından altı yaşına kadar öz annesinin yanında kaldı. Annesi Âmine, hem Medine’deki akrabalarıyla hasret gidermek hem de kocası Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek amacıyla oğlu Muhammed’i de yanına alarak Medine’ye gitti. Ancak ziyaretlerini gerçekleştirdikten sonra dönüş yolunda hastalanarak Medine’ye 190 km mesafedeki Ebva’da vefat etti. Peygamberimiz sevgili annesini kaybetmenin acısını yaşamış ve öksüz kalmıştı.Annesinin vefatı üzerine Hz. Muhammed’i bakıcısı Ümmü Eymen Mekke’ye getirip yaşlı dedesine teslim etmiştir.
27-Peygamberimizin Kur’an’da ve hadislerde geçen bazı isim ve sıfatları şunlardır:
Ahmet: Allah’a çok hamt eden, övgüye layık olan. Saf suresi, 6. ayet.
Rauf-Rahim: Çok şefkatli, çok merhametli. Tevbe suresi,128. ayet.
Rahmet: Merhametli. Enbiyâ suresi, 107. Ayet
Nebi: Peygamber, haberci. Şahit: Tanık ve delil. Mübeşşir: Müjdeci. Nezir: Uyarıcı.
Dai: Davet edici. Siraç: Aydınlatıcı. Ahzâb suresi, 45- 46. ayetler.
Resul: Elçi-peygamber. Fetih suresi, 29. ayet.
Mustafa: Seçilmiş. Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 25.
Muhammed: Çok övülen anlamındaki bu isim, Kur’an-ı Kerim’de dört ayrı surede yer almaktadır. Âl-i İmrân suresi 144, Ahzâb suresi 40, Muhammed suresi 2 ve Fetih suresi 29. ayetler.
Kur’an-ı Kerim’in 47. suresi Muhammed suresidir.41
28-Hz. Muhammed, yirmi beş yaşına kadar amcası Ebu Talip’in yanında ve himayesinde kaldı. Ebu Talip Mekkelilerin saygısını kazanmış, üstün vasıflı bir kişi idi. Aynı zamanda Hz. Ali’nin de babası olan bu hoşgörülü ve merhametli insan, Hz. Muhammed’i en az kendi çocukları kadar severdi. Peygamberimizin ikinci annem dediği Ebu Talip’in hanımı Fatıma binti Esed, kendi çocuklarından önce onu yedirir, giydirir ve saçlarını tarardı. Ebu Talip, Mekkelilerin çoğu gibi ticaretle uğraşıyordu. Peygamberimiz de amcasına yardım amacıyla on yaşlarındayken başkalarının koyunlarını güderek çobanlık yapmıştır.
29-Mekke yakınlarında bulunan Sa’doğulları kabilesinden bir grup kadın, emzirmek üzere çocuk almak için Mekke’ye geldi. İçlerinde Halime de vardı. Halime, yol arkadaşlarından geride kalmıştı. O henüz Mekke’ye gelmeden yol arkadaşları varlıklı aile çocuklarını alıp dönmüşlerdi. Muhammed’i yetim diye kimse almamıştı. Halime Mekke’yi dolaştı, yetim diye kimsenin almadığı Muhammed’i almaya karar verdi. Onu alıp köyüne döndü. Muhammed’i sütannesi ve onun ailesi çok sevdi. Çünkü o geldikten sonra evlerine huzur, bereket ve mutluluk gelmişti. Hz. Muhammed sütannesinin yanında dört yıl kaldı. Sonra Halime onu Mekke’ye getirdi ve öz annesi Âmine’ye teslim etti.
ANNECİĞİM !
Hz. Peygamber sütannesi Halime’yi zaman zaman görürdü. Ona karşı derin bir sevgi beslerdi. Onunla her karşılaştığında “Anneciğim!” diyerek saygısını dile getirirdi. Oturması için ona yer gösterir ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı. Halime’nin yaşadığı köyde kuraklık sonucu kıtlık olmuş ve hayvanlar hastalıktan ölmüştü. Bundan dolayı da yoksulluk baş göstermişti. Geçim sıkıntısı çeken Halime’nin aklına Hz. Muhammed geldi. Onu ziyaret etti ve derdini anlattı. Hz. Muhammed, Hatice ile evliydi. Sütannesi Halime’yi misafir etti ve ona ikramda bulundu. Hatice, eşinin sütannesi Halime’ye kırk koyun ve bir deve hediye etti. Bu durumdan çokça memnun olan Halime, aldığı hediyelerle birlikte köyüne mutlu bir şekilde döndü.
30- “ Abdullah bin Cüd’an’ın evinde bir antlaşmada bulundum ki, bana karşılığında mor koyunlar verseler onun bozulmasını istemem. Şayet İslam’da da böyle bir antlaşmaya çağrılsam hemen katılırım.”(İbn Hişam, Siret Tercemesi, C 1, s. 185.)
31-Hz. Peygamberin sevgili eşi Hz. Hatice, Mekke’de doğdu. Kureyş kabilesinin Esedoğulları soyuna mensuptu. Babası Huveylit, Kureyş’in ileri gelenlerindendi. Hz. Hatice, Müslüman olmadan önce iffet ve şerefiyle tanınmış saygın dul bir hanımdı. Bu yüzden kendisine, iffetli ve namuslu anlamına gelen
“Tahire” lakabı verilmişti.
32-Mekkeli müşrikler Haşimoğullarını üç yıla yakın bir süre boykot ettiğinde Hz. Muhammed ile beraber zorluklara göğüs germiş; imanı ve sevgisiyle bir eş olarak destek vermiş; sıkıntılarına üzüntülerine çare olmaya çalışmıştır. Hz. Muhammed, onun bu maddi ve manevi desteğini şöyle takdir etmektedir:
“Bütün insanlar, beni red ve inkâr ederken, o, bana iman etti. İnsanlar beni yalanlarken o beni tasdik etti ve insanlar bana mali ambargo uygulayıp iktisadi bir sıkıntıya boğarken o malını mülkünü benim için seferber etti.” Hz. Hatice, Hz. Muhammed’in sadece eşi değil, aynı zamanda yakın bir dostu, bir dert ortağı olmuş, sıkıntılı anlarında onu teselli etmiştir.Hz. Hatice yirmi beş yıl kadar süren bir evlilikten sonra hicretten üç yıl kadar önce vefat etti. Onun vefatıHz. Muhammed’i son derece üzmüştü.
33-Dedesinin yanında kaldığı süre içinde onunla bakıcısı Ümmü Eymen ilgilenmişti. Hz. Muhammed, hayatı boyunca Ümmü Eymen’in yaptığı iyilikleri de unutmamıştır. Gördüğü her yerde, ona sevgisini göstermiştir. Hz. Muhammed, dedesinin vefatına çok üzülmüş, defni sırasında gözyaşlarını tutamamıştır. Henüz çocukluk yaşlarında iken çok sevdiği dedesinin acısını yüreğinde hissetmiştir.
34-Hz.Muhammed’i yanlarına almış ve ona öz çocukları gibi bakmıştı. Hz. Muhammed de ticaretle uğraşarak varlıklı hâle geldikten sonra amcasına destek olmuştu.
35-Muhammed amcası Ebu Talip’in hanımı Fatıma binti Esed’e son derece saygılı davranırdı. O, Medine’ye hicret ettiğinde Hz. Peygamber, onu sık sık ziyaret ederdi.Vefat edince çok üzülmüş ve sebebini soranlara, “Nasıl üzülmeyeyim. Ben yetim bir çocuk olarak ona sığınmışken o, çocuklarını aç tutar, beni beslerdi. Onlardan önce benim saçlarımı tarardı. O, benim anam gibi idi.” diye cevap vermiştir.
36-Peygamberimiz, güzel ahlakı, sağlam karakteri ve dürüstlüğü ile herkesin güvenini kazanmıştı. Toplum ona hayrandı. İnsanlar ona dürüst ve güvenilir anlamına gelen “Muhammed’ül- Emin” (güvenilir Muhammed) ismini vermişti. Mekke’de “elEmin” (emin kişi) denildiğinde Hz. Muhammed akla gelirdi.
36- İlk Çağrı ve İlk Müslümanlar:Peygamberimizin davetine icabet eden ilk kişi, eşi Hatice olmuştur. O, Mekkelilerin alay, hakaret ve eziyetlerine karşı kocasını teselli etmiş ve ona moral vermiştir. Hz. Peygambere ilk iman edenlerden biri Ebu Talip’in oğlu Ali’dir. Peygamberimizin amcası olan Ebu Talip’in ailesi kalabalıktı ve maddi durumu ise zayıftı. Bu yüzden Peygamberimiz, amcasının yükünü hafifletmek için Ebu Talip’in oğlu Ali’nin bakımını üstlenmiş- ti. Peygamberimizin evinde kalan Ali, bir gün onu ve eşi Hatice’yi namaz kılarken gördü. Onlara yaptıklarının ne olduğunu sordu. Peygamberimizin, kendisine namazı ve İslam’ı anlatması üzerine Hz. Ali düşünmek için izin istedi. Ertesi gün Ali, Müslüman oldu. O sırada Ali on yaşında idi. Zeyd bin Harise de İslam’ı ilk kabul edenlerdendir. Hz. Muhammed’in azatlı kölesi olan Zeyd’in ve Hz. Peygamberin kızlarının da İslam’ı kabul etmesi ile birlikte Peygamberimizin hanesinde herkes Müslüman olmuştur. Hz. Ebu Bekir de ilk Müslüman olanlardandır. Zengin ve saygın bir tüccar olan Hz. Ebu Bekir, Peygamberimizin çocukluk arkadaşı ve dostudur. Bu yakınlığı sebebiyle 4 Müddessir suresi, 1-5. ayetler.
Osman bin Affan, Zübeyr bin Avvam, Sa’d bin Ebi Vakkas, Abdurrahman bin Avf, Talha bin Ubeydullah gibi şahsiyetler Hz. Ebu Bekir aracılığı ile Peygamberimizin huzuruna gelmiş ve Müslüman olmuşlardır. Bu sahabelere İslam tarihinde “İlk Müslümanlar” denir. İslam’ı kabul edenlerin sayısının otuza yaklaştığı bu dönemde Müslüman olanların çoğunluğu gençler, köleler ve kadınlardı. Bunlar dinlerini gizli öğreniyorlar ve ibadetlerini de gizli yapıyorlardı. Ancak Hz. Peygamber, öğle vakitlerinde Kâbe’de namaz kılabiliyordu. Bu süreçte Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber ve Müslümanlarla alay ediyorlar, onları küçümsüyorlardı.
37-Peygamberimiz İslam’a davetin ilk yıllarında tebliğ için genç bir Müslüman olan Erkam’ın evini kullandı. Bu evde Müslüman olmayanlara İslam’ı anlatıyor, Mekke dışından gelenlerle burada görüşüyor ve Müslümanlara dinlerini öğretiyordu. Ayrıca Müslümanlar burada topluca ibadet yapıyorlardı. Burası, İslam tarihinde “Darü’l Erkam” (Erkam’ın evi) diye meşhur olmuştur.
38-Hz. Peygamberin İslam’a gizli davet dönemi yaklaşık üç yıl (M 610-613) sürmüştür.
39-Bilal-i Habeşi, Yasir ailesi, Suheyb-i Rumi ve Ebu Fuheyre gibi köle ve kimsesiz Müslümanlar Mekkelilerin eziyetlerine maruz kaldılar. Umeyye bin Halef, kölesi Bilal’i kızgın çöl sıcağında kumlara yatırır ve onun üzerine taşlar koyardı. Dininden vazgeçmesi için ona eziyet ederdi. Annesi ve babası ile birlikte Müslüman olan Ammar bin Yasir de eziyet ve işkenceye uğrayan ilk Müslümanlardandır. Onları günün en sıcak vaktinde kumlarda sürükleyen müşrikler, onlara dinlerini inkâr etmelerini ve putlara tapmalarını telkin ederlerdi. Ağır işkence ve eziyetlere dayanamayan Ammar’ın annesi Sümeyye ve babası Yasir öldü. Böylece Yasir ailesi İslam tarihinin ilk şehitleri oldu.
40-Müslümanların hicret edeceği ülke olarak Habeşistan’ın (bugünkü Etiyopya) tercih edilmesinin çeşitli nedenleri vardır. Öncelikle Arap Yarımadası’nda bulunan diğer kabileler putlara tapmakta idi. Üstelik Kureyş kabilesinin bunlarla iyi ilişkileri vardı. O şartlarda hiçbir Arap kabilesi ticari ve dinî ilişkilerinden dolayı Müslümanlar için Kureyş’i karşısına alamazdı. Yemen bölgesi de Mecusi olduğu için semavi bir dine tahammül gösteremezdi. Bu sebepten Habeş ülkesi o gün için hicrete en uygun yerdi. Peygamberimizin hicret için Müslümanlara tavsiye ettiği Habeşistan, Kızıldeniz sahilinde bulunmaktaydı ve Mekkeliler tarafından adaletli yönetimi ile bilinmekteydi. Halkı ehl-i kitap olan Habeşistan, Müslümanların dinlerini serbestçe yaşayabilecekleri bir ortama sahipti. Ayrıca oraya gidecek olan Müslümanlar sayesinde İslam, başka insanlara da ulaşmış olacaktı.Peygamberliğin beşinci yılında (M 615) Hz. Peygamberden hicret izni alan muhacirler, Mekke’den gizlice ayrıldı. Kafilede on bir erkek ve dört kadın vardı. Kafile, Kızıldeniz kıyısından bir gemi ile Habeşistan’a geçti. Kafilede Hz. Osman ve eşi Peygamberimizin kızı Rukiye, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf gibi ilk Müslümanlar da vardı. Bu yolculuk İslam tarihindeki ilk hicret olarak anılmaktadır.
41-Habeş ülkesine ulaşan muhacirler Habeş Necaşisi Ashame’den güzel ve adaletli muamele gördüler. Onun ülkesinde dinlerini serbestçe yaşadılar. Ancak bir süre sonra “Mekkelilerin Müslüman olduğu” şeklindeki asılsız haber üzerine bir kısmı tekrar Mekke’ye dönmeyi tercih etti. Dönen Muhacirler, Mekke yakınlarına geldikleri zaman haberin doğru olmadığını öğrendiler. Habeşistan’a tekrar dönmenin güç olması sebebiyle bazıları gizlice bazıları da himaye yoluyla Mekke’ye girmek zorunda kaldılar.Habeşistan’dan dönen Muhacirler, orada dinlerini serbestçe yaşadıklarına ilişkin güzel haberler getirdiler. Bu haberi duyan ve baskılardan bunalan Müslümanlar da Habeşistan’a hicret etmeye karar verdiler. İlk hicretten bir yıl sonra (M 616) seksen iki erkek, on sekiz kadından oluşan ikinci kafile Peygamberimizin amcası Ebu Talip’in oğlu ve Hz. Ali’nin kardeşi olan Cafer’in başkanlığında Habeşistan’a hicret etti.Habeşistan’da kalan muhacirler, Hayber’in fethi esnasında Necaşi’nin tahsis ettiği gemiyle Medine’ye döndüler. Cafer’in başkanlığındaki muhacirler, doğruca Hayber’de bulunan Hz. Peygamberin yanına gittiler.Cafer’i karşısında gören Peygamberimiz, “Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi?” diyerek onu kucaklayıp alnından öptü. Medine’ye döndükten sonra Mescid-i Nebevi’nin yanı başında onun için bir oda hazırlattı ve onu buraya yerleştirdi. Cafer, Mute Savaşı’nda şehit oldu.
42-Allah’ın Elçisi, Taif’te hayatının en zor, sıkıntılı ve eziyetli günlerinden birini yaşamıştır.Hz. Peygamber, Taif çıkışında bir bağa sığındı. Orada yorgun ve bitkin bir hâlde ellerini kaldırarak Allah’a şöyle yalvardı: “ Allah’ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor ve hakir görüldüğümü; ancak sana arz ve şikâyet ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin hor görüp de dalına bindiği biçarelerin, Rabb’i sensin. Benim de Rabb’im sensin… Allah’ım! Senin gazabına uğramayayım da çektiklerim ne olursa olsun hepsine katlanırım! Fakat senin af ve merhametin bana bunları göstermeyecek kadar geniştir. Allah’ım, senin gazabına uğramaktan, ilahî rızana uzak kalmaktan; senin o karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret işlerini yoluna koyan ilahî nuruna sığınırım. Allah’ım! Sen hoşnut oluncaya kadar affını dilerim. Allah’ım!
Her kuvvet ve her kudret ancak seninle kaimdir.’’
43-Peygamberimiz, kendisini taşlayan Taif halkı için dönüş yolunda şu duayı yapmıştır:
“Onların yok olmalarını değil, Rabb’imin bu müşriklerin zürriyetinden Allah’a ortak koşmayan, ona ibadet eden bir nesil meydana getirmesini diliyorum.”(Buhari, Tecrid-i Sarih, C 9, s. 35).
44-Taif halkı, hicretin dokuzuncu senesinde (M 630) topluca Müslüman olmuştur.
45-Kızıldeniz’e yakın olan Taif, Mekke’ye komşu bir şehirdir.
46-Peygamberimizin Taif’te karşılaştığı olayın haberi Mekke’ye ulaşmıştı. Ebu Cehil ve Mekkeliler de onu şehre sokmamak üzere söz birliği etmişlerdi. Mekke’den gelen biri, bu haberi Hz. Peygambere ulaştırdı. Peygamberimiz de bunun üzerine doğrudan Mekke’ye girmek yerine Hira (Nur) Dağı’na gitti. Oradan Mekke’ye haberci gönderdi ve himaye istedi. Mut’im bin Adiy, onun himaye isteğini kabul etti ve Peygamberimiz kendi öz vatanı olan Mekke’ye onun himayesi altında girdi. Mut’im, oğullarını ve kabile mensuplarını silahlandırarak Peygamberimizin şehre girmesini ve Kâbe’ye gitmesini sağladı.
47-Hz. Muhammed’in peygamberliğinin on birinci yılında (M 621) İsrâ ve Miraç mucizesi meydana gelmiştir. Peygamberimiz, recep ayının yirmi yedinci gecesinde vahiy meleği Cebrail tarafından Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’deki Mescid-i Aksa’ya götürülmüştür. Bu yolculuğa “İsrâ” denir. Daha sonra semaya yükselen Hz. Peygamber, Allah’ın huzuruna çıkmış ve onunla konuşmuştur. Bu olaya ise “Miraç” denir. İsrâ mucizesi Kuran’ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir: “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Bütün eksikliklerden uzaktır o! Gerçekten, herşeyi işiten, her şeyi gören odur.”( İsrâ suresi, 1. ayet. )
48-Peygamberimiz Miraç’tan şu ilahî lütuflarla döndü:
1. Müminlere günde beş vakit namaz kılmak farz oldu.
2. Bakara suresinin son iki ayeti vahyedildi.
3. Ümmetinden şirk koşmayanların cennete girecekleri müjdesi verildi.(Buhari, Tecrid-i Sarih, C 2, s. 261.73)
49-621 yılı hac döneminde bir önceki yıl Akabe’de Hz. Peygamberle görüşen ve müslüman olan altı kişinin de aralarında bulunduğu onu Hazreçli, ikisi Evsli on iki kişi yine Akabe mevkiine gelerek Hz. Peygamberle gizlice buluştu. Başlarında Esad bin Zürare bulunmaktaydı. Orada bulunan Müslümanlar,“Allah’a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, kimseye iftira etmeyeceklerine, Allah’a ve Resulüne itaatten ayrılmayacaklarına”dair Hz.Peygambere söz verdiler. Bu sözleşme İslam tarihinde Birinci Akabe Sözleşmesi diye bilinmektedir.
Medine’ye dönecek olan Müslümanlar Hz. Peygamberden kendilerine İslam’ı öğretecek ve namaz kıldıracak bir öğretmen vermesini istediler. Hz. Peygamber de onlara eğitici olarak genç sahabe Mus’ab bin Umeyr’i görevlendirdi. Medine’de Esad bin Zürare’nin evine yerleşen Mus’ab, Medinelilere İslam’ı tebliğ ediyor, güzel ahlakı ve ikna edici konuşması ile insanların İslam’a yönelmesini sağlıyordu. Müslüman olanların evlerine giderek onlara Kur’an’ı öğreten Mus’ab’ın gayretleri ve Esad bin Zürare’nin desteği ile İslam, şehirde hızla yayılmaya başladı. Evs kabilesi reislerinden Sa’d bin Muaz ve Üseyt bin Hudayr, Mus’ab’ın ikna edici tatlı üslubuna ve tebliğ ettiği mesajın etkileyiciliğine hayran kalarak Müslüman oldular. Onların Müslüman oluşuyla Medine’de Evs ve Hazreç kabilesinin tamamına yakını Müslüman oldu. Mus’ab, bu olumlu gelişmeleri Hz. Peygambere haber verdi. Bu haberleri alan Hz. Peygamber ve Müslümanlar büyük sevinç yaşadılar. Bu sebeple bu yıla (M 621) “Senetül İbtihaç” (Sevinç Yılı) denildi.
50-On dokuz yaşında Müslüman olan Mus’ab bin
Umeyr, zengin bir ailenin çocuğu idi. Peygamberimiz tarafından İslam’ı öğretmek amacıyla Medine’ye gönderildi. Bu nedenle Mus’ab, İslam tarihinin ilk muallimi (öğretmen) olarak bilinir. İslam’ın Medine’de yayılmasında çok emeği olan Mus’ab, Bedir ve Uhut savaşlarında Müslümanların sancaktarlığını yaptı ve Uhut Savaşı’nda şehit oldu.
51-Medine, Mekke’ye yaklaşık 400 km uzaklıkta olup o günün şartlarında deve ile on üç günlük bir mesafede idi.
52-622 yılında hicret esnasında Medine yakınlarındaki Ranuna Vadisi, ilk cuma namazının kılındığı yer bugün Cuma Mescidi olarak anılır.
53-Siyer Mekke Dönemi Kronolojisi
569 • Hz. Muhammed’in doğumu (hicretten önce 12 Rebîülevvel 53/17 Haziran 569 Pazartesi veya hicretten önce 9 Rebîülevvel 51/20 Nisan 571 Pazartesi) (1) .
• Sütannesi Halîme’ye verilmesi.
574 • Sütannesi tarafından Mekke’ye getirilerek annesi Âmine’ye teslim edilmesi.
575 • Annesi Âmine’nin Ebvâ’da vefatı üzerine Hz. Muhammed’in dadısı Ümmü Eymen tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdülmuttalib’e teslim edilmesi.
577 • Dedesi Adülmuttalib’in vefatı ve amcası Ebû Tâlib’e emanet edilmesi.
578 • Amcası Ebû Tâlib ile yaptığı Suriye seyahati.
589 • [?]Ficâr Savaşı’na katılması.
• [?]Hilfü’l-fudûl Antlaşması’na katılması.
594 • Hatice’ye ait ticaret kervanının yöneticisi olarak Busrâ şehrine gitmesi.
• Hatice ile evlenmesi.
605 • Kureyş’in Kâbe’yi tamiri sırasında Hacerülesved’in yerine konulması hususunda hakemlik yapması.
610 • Hira mağarasında ilk vahyi alması; Alak sûresinin ilk beş âyetinin nüzûlü [27 [?] Ramazan).
613 • Açık davetle emrolunması üzerine yakın akrabasını İslâm’a davet etmesi.
614 • Müşriklerin zayıf müslümanlara eziyet etmeye başlaması.
615 • Habeşistan’a ilk hicret.
616 • Habeşistan’a ikinci hicret.
• Hamza’nın müslüman olması.
• Ömer’in müslüman olması; Hz. Peygamber’in ve müslümanların Dârülerkam’dan çıkmaları.
• Hâşimoğulları ve Muttaliboğulları’nın Hz. Peygamber’i korumak amacıyla Ebû Tâlib mahallesinde toplanması ve müşriklerin bunlara karşı sosyal ve ekonomik boykot uygulamaya başlaması.
619 • Boykotun sona ermesi.
620 • Ebû Tâlib’in ve Hz. Hatice’nin vefatı (hüzün yılı).
• Hz. Peygamber’in Sevde bint Zem‘a ile evlenmesi (Ramazan).
• Zeyd b. Hârise ile Tâif’e gitmesi ve Mut‘im b. Adî’nin himayesinde Mekke’ye dönmesi (Şevval).
• Hac mevsiminde Medineli Hazrec kabilesinden bir grubun Akabe’de Hz. Peygamber’le görüşüp müslüman olması (Zilhicce).
621 • İsrâ ve mi‘rac hadisesi, beş vakit namazın farz kılınması (27 Receb).
• Birinci Akabe Biatı ve Hz. Peygamber’in İslâmiyet’i öğretmesi için Mus‘ab b. Umeyr’i Medine’ye göndermesi (Zilhicce).
622 • İkinci Akabe Biatı (Zilhicce).
54-Siyer Medine Dönemi Kronolojisi
1/622 • Müslümanların İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Medine’ye hicret etmeye başlaması (Muharrem/Temmuz).
• Müşriklerin Dârünnedve’de toplanıp Hz. Peygamber’i öldürme kararı alması (26 Safer/9 Eylül).
• Hz. Peygamber’in Hz. Ebû Bekir’le birlikte hicreti ve Sevr mağarasına sığınmaları (26 Safer/9 Eylül).
• Sevr mağarasından Medine’ye doğru yola çıkmaları (1 Rebîülevvel/13 Eylül).
• Kubâ’ya varış (8 Rebîülevvel/20 Eylül).
• Kubâ Mescidi’nin inşası (Rebîülevvel/Eylül).
• Hz. Peygamber’in Kubâ’dan ayrılması ve Rânûnâ vadisinde ilk cuma namazını kıldırması; aynı gün Medine’ye ulaşması ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evine yerleşmesi (12 Rebîülevvel/24 Eylül).
• Mescid-i Nebevî’nin inşasına başlanması (Rebîülevvel/Eylül).
• Namaza çağrı için ezanın teşrîi.
1/623 • Muhacirlerle ensar arasında kardeşlik tesis edilmesi (muâhât) (Receb/Ocak).
• Medine vesikasının tanzimi ve Medine hareminin sınırlarının tesbiti (Ramazan/Mart).
• Savaşa izin verilmesi.
• Hz. Hamza’nın Îs (Sîfülbahr) Seriyyesi (Ramazan/Mart).
• Mescid-i Nebevî’nin inşasının tamamlanması (Şevval/Nisan).
• Sa‘d b. Ebû Vakkas’ın Harrâr Seriyyesi (Zilkade/Mayıs).
• Medine’de çarşı ve pazar yeri kurulması.
• Mescid-i Nebevî’de Suffe’nin teşekkülü.
2/623• Hz. Peygamber’in âşûrâ orucunu tutması ve müslümanlara da tavsiye etmesi (10 Muharrem/14 Temmuz).

• Ebvâ (Veddân) Gazvesi (Safer/Ağustos).
• Buvât Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
• İlk Bedir (Sefevân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
• Uşeyre (Zül‘uşeyre) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).
2/624 • Abdullah b. Cahş’ın kumandasındaki Batn-ı Nahle Seriyyesi (Receb/Ocak).
• Kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Mescid-i Harâm’a (Kâbe) çevrilmesi (Receb/Ocak).
• Orucun farz kılınması (Şâban/Şubat).
• Teravih namazının kılınmaya başlanması (1 Ramazan/26 Şubat).
• Bedir Gazvesi (17 Ramazan/13 Mart).
• Enfâl sûresinin nâzil olması.
• Hz. Peygamber’in kızı Rukıyye’nin vefatı (Ramazan/Mart).
• Fıtır sadakasının (fitre) emredilmesi (Ramazan/Mart).
• İlk ramazan bayramı ve bayram namazının kılınması (1 Şevval/27 Mart).
• Hz. Peygamber’in Hz. Âişe ile evlenmesi (Şevval/Nisan).
• Benî Kaynuka‘ Gazvesi (Şevval/Nisan).
• Hz. Ali ile Fâtıma’nın evlenmesi (Zilkade/Mayıs veya Zilhicce/Haziran).
• Sevîk Gazvesi (5 Zilhicce/29 Mayıs).
• İlk kurban bayramı (10 Zilhicce/3 Haziran).
• Muhacirlerden Osman b. Maz‘ûn’un vefatı üzerine Cennetü’l-bakı‘in mezarlık için tahsis edilmesi (Zilhicce/Haziran).
• Zekâtın farz kılınması.
3/624 • Hz. Osman’ın Resûl i Ekrem’in kızı Ümmü Külsûm ile evlenmesi (Rebîülevvel/Ağustos-Eylül).
• Kâ‘b b. Eşref’in öldürülmesi (14 Rebîülevvel/4 Eylül).
• Zûemer (Gatafân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
• Bahran (Benî Süleym) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).
3/625 • Hz. Peygamber’in Hafsa ile evlenmesi (Şâban/Ocak).
• Hz. Hasan’ın doğumu (Şâban/Ocak-Şubat veya 15 Ramazan/1 Mart).
• Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Huzeyme ile evlenmesi (Ramazan/Şubat-Mart).
• Uhud Gazvesi (7 veya 11 Şevval/23 veya 27 Mart).
• Hamrâülesed Gazvesi (Medine’den çıkış, 8 veya 12 Şevval/24 veya 28 Mart).
4/625 • Recî‘ Vak‘ası (Mersed b. Ebû Mersed Seriyyesi) (Safer/Temmuz).
• Bi’rimaûne Vak‘ası (Safer/Temmuz).
• Benî Nadîr Gazvesi (Rebîülevvel/Ağustos).
• İçkinin haram kılınışı (Rebîülevvel/Ağustos-Eylül).
• Hz. Peygamber’in hanımı Zeyneb bint Huzeyme’nin vefatı (Rebîülâhir/Ekim).
4/626 • Benî Abs heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması.
• Hz. Hüseyin’in doğumu (5 Şâban/10 Ocak).
• Hz. Peygamber’in Ümmü Seleme ile evlenmesi (Şevval/Mart-Nisan).
• Bedrü’l-mev‘id Gazvesi (Zilkade/Nisan).
• Hz. Ali’nin annesi Fâtıma bint Esed’in vefatı.
5/626 • Zâtürrika‘ Gazvesi ve korku namazının (salâtü’l-havf) kılınması (10 Muharrem/11 Haziran).
• Dûmetülcendel Gazvesi (25 Rebîülevvel/24 Ağustos).
• Medine’de ay tutulmasının gözlenmesi ve Hz. Peygamber’in husûf namazı kıldırması (Cemâziyelâhir/Kasım).
• Müslüman olan 400 kişilik Müzeyne heyetinin Medine’ye gelmesi (Receb/Aralık).
5/627 • Benî Mustalik (Müreysi‘) Gazvesi (Şâban-Ramazan/Ocak-Şubat).
• İfk hadisesi.
• Hz. Peygamber’in Cüveyriye bint Hâris ile evlenmesi.
• Medine’de nüfus sayımı yapılması (Şevval/Şubat-Mart).
• Hendek (Ahzâb) Gazvesi (Zilkade/Nisan).
• Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Cahş ile evlenmesi ve evlât edinmenin yasaklanmasına dair âyetlerin (el-Ahzâb 33/4-5) nâzil olması (Zilkade/Nisan).
• Benî Kurayza Gazvesi (Zilkade sonu/Nisan).
6/627 • Benî Lihyân Gazvesi (Rebîülevvel/Temmuz).
• Muhammed b. Mesleme’nin I. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir/Ağustos).
• Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın II. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir sonu/Eylül).
• Zeyd b. Hârise’nin Tarîf Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim-Kasım).
• Zeyd b. Hârise’nin Vâdilkurâ Seriyyesi (Receb/Kasım-Aralık).
6/628 • Hz. Peygamber’in Abdurrahman b. Avf’ı Dûmetülcendel’e göndermesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
• Zeyd b. Hârise’nin Medyen Seriyyesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
• Hz. Ali’nin Fedek Seriyyesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
• Zeyd b. Hârise’nin II. Vâdilkurâ Seriyyesi (Ramazan/Ocak-Şubat).
• Abdullah b. Revâha’nın Hayber’e keşif amaçlı seriyyesi (Ramazan/Şubat).
• Medine’de kuraklık yaşanması ve Hz. Peygamber’in yağmur duası yapması.
• Güneş tutulması ve Hz. Peygamber’in küsûf namazı kılması (Şevval sonu/Mart).
• Umre seferi (Zilkade/Mart).
• Hz. Peygamber’in, annesi Âmine’nin Ebvâ’daki kabrini ziyaret etmesi.
• Hudeybiye’de Kureyş’e elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın hapsedilmesi üzerine Bey‘atürrıdvân’ın yapılması (Zilkade/Mart-Nisan).
• Hudeybiye Antlaşması (Zilhicce/Nisan).
• Feth sûresinin nâzil olması.
• Benî Huzâa, Benî Eslem ve Benî Huşenî heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olması.
7/628 • Hz. Peygamber’in, Bizans ve Sâsânî imparatorları başta olmak üzere civar ülke yöneticilerine ve kabile reislerine elçiler ve İslâm’a davet mektupları göndermesi (Muharrem/Mayıs).
• Habeş Necâşisi Ashame’nin müslüman olması.
• Mısır mukavkısının çeşitli hediyelerle birlikte Mâriye’yi Hz. Peygamber’e göndermesi.
• Ebü’l-Âs’ın müslüman olup Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb ile yeniden evlenmesi (Muharrem/Mayıs).
• Hayber Seferi (Muharrem-Safer/Mayıs-Haziran).
• Zeyneb bint Hâris’in Hz. Peygamber’i zehirleme teşebbüsü.
• Hz. Peygamber’in Safiyye bint Huyey ile evlenmesi.
• Hz. Peygamber’in sütannesi Süveybe’nin vefatı.
• Yemen Valisi Bâzân’ın müslüman olması (Cemâziyelevvel/Eylül).
• Vâdilkurâ Gazvesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
• Teymâ yahudileriyle antlaşma yapılması.
• Hz. Ömer’in Türebe Seriyyesi (Şâban/Aralık).
• Hz. Ebû Bekir’in Necid Seriyyesi (Şâban/Aralık).
• Beşîr b. Sa‘d’ın Fedek Seriyyesi (Şâban/Aralık).
7/629 • Galib b. Abdullah’ın Meyfaa Seriyyesi (Ramazan/Ocak).
• Umretü’l-kazâ (Zilkade/Mart).
• Peygamber’in Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyân ile evlenmesi.
• Hz. Peygamber’in Meymûne bint Hâris ile evlenmesi (Zilkade/Mart).
8/629 • Hâlid b. Velîd, Amr b. Âs ve Osman b. Talha’nın müslüman olması (1 Safer/31 Mayıs).
• Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb’in vefatı (Safer/Haziran).
• Mûte Savaşı (Cemâziyelevvel/Eylül).
• Amr b. Âs’ın Zâtüsselâsil Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
• Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın Sîfülbahr (Habat) Seriyyesi (Receb/Kasım).
• Benî Süleym ve Benî Gıfâr kabilelerinin müslüman olması ve Hâlid b. Velîd kumandasında Mekke fethine katılmaları.
• Kureyşli müşriklerin Hudeybiye Antlaşması’nı ihlâl etmesi üzerine Ebû Süfyân’ın barışın devamını sağlama girişiminde bulunması.
8/630 • Hz. Peygamber’in Mekke fethi için yola çıkması (13 Ramazan/4 Ocak).
• Mekke’nin fethi (20 Ramazan/11 Ocak).
• Benî Mahzûm kabilesinin müslüman olması.
• Hişâm b. Âs’ın Yelemlem tarafına, Hâlid b. Saîd’in Urene tarafına, Hâlid b. Velîd’in Nahle’deki Uzzâ putunu, Sa‘d b. Zeyd el-Eşhelî’nin Müşellel’deki Menât putunu, Amr b. Âs’ın Benî Hüzeyl’in Ruhât’taki Süvâ‘ putunu, Tufeyl b. Amr ed-Devsî’nin Amr b.Hümeme’nin Zülkeffeyn putunu yıkmayagönderilmesi (Ramazan/Ocak).
• Huneyn Gazvesi (11 Şevval/1 Şubat).
• Hâlid b. Velîd’in Benî Cezîme’yi İslâm’a davet seriyyesi (Şevval/Şubat).
• Tâif Gazvesi (Şevval/Şubat).
• Hz. Peygamber’in Ci‘râne’de Huneyn ganimetlerini taksim etmesi (Zilkade/Şubat).
• Hz. Peygamber’in, yanlarından ayrıldıktan sonra ilk defa süt kız kardeşi Şeymâ ile görüşmesi.
• Hz. Peygamber’in umre yapması (19 Zilkade/10 Mart).
• Muhâcir b. Ebû Ümeyye’nin San‘a Seriyyesi (28 Zilkade/19 Mart).
• Ziyâd b. Lebîd’in Hadramut Seriyyesi.
• Amr b. Âs’ın Uman yöneticileri Ceyfer ve Abd b. Cülendâ kardeşlere elçi olarak gönderilmesi (Zilkade/Mart).
• Alâ b. Hadramî’nin Ebû Hüreyre ile birlikte Bahreyn yöneticisi Münzir b. Sâvâ’ya elçi olarak gönderilmesi.
• Hz. Peygamber’in oğlu İbrâhim’in doğumu (Zilhicce/Mart-Nisan).
• Benî Sa‘lebe, Benî Sudâ’, Benî Bâhile, Benî Sümâle, Benî Cerm, Ehâbîş, Benî Ak ve Benî Hüzeyl heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olmaları.
9/630 • Hz. Peygamber’in bazı şehir ve kabilelere zekât âmilleri göndermesi (Muharrem/Nisan-Mayıs).
• Abbâd b. Bişr’in Benî Süleym ve Benî Müzeyne’ye, Râfi‘ b. Mekîs el-Cühenî’nin Benî Cüheyne’ye, Dahhâk b. Süfyân el-Kilâbî’nin Benî Kilâb’a, Büsr b. Süfyân el-Kâ‘bî’nin Benî Kâ‘b’a, İbnü’l-Lütbiyye el-Ezdî’nin Benî Zübyân’a, Mâlik b. Nüveyre’nin Benî Hanzale b. Mâlik’e, Amr b. Âs’ın Fezâre’ye, Velîd b. Ukbe’nin Benî Müstalik’a zekat toplamak üzere gönderilmesi.
• Uyeyne b. Hısn’ın Benî Temîm Seriyyesi ve Benî Temîm kabilesinin Medine’ye gelip müslüman olması (Muharrem/Mayıs).
• Benî Esed’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması.
• Alkame b. Mücezziz kumandasında ilk deniz seferinin düzenlenmesi (Rebîülâhir/Temmuz-Ağustos).
• Hz. Ali’nin Tay kabilesinin putu Füls’ü tahrip etmesi.
• Ukkâşe b. Mihsan’ın Benî Belî ve Benî Uzre’ye karşı Cinâb Seriyyesi.
• Hz. Peygamber’in, Habeş Necâşîsi Ashame’nin vefatını haber verip gıyabî cenaze namazını kıldırması (Receb/Ekim).
• Îlâ ve tahyîr hadisesi.
• Tebük Gazvesi (Receb/Ekim).
• Hâlid b. Velîd’in Dûmetülcendel lideri Ükeydir b. Abdülmelik’e karşı seriyyesi ve Hz. Peygamber’in Ükeydir ile antlaşma yapması.
• Cerbâ, Ezruh, Maknâ, Eyle (Akabe) ve Tebük halkını temsilen heyetlerin Hz Peygamber’e gelip barış yapması.
• Hz. Peygamber’in, Tebük’ten Dihye b. Halîfe’yi Bizans İmparatoru Herakleios’a ikinci defa İslâm’a davet mektubuyla göndermesi.
• Hz. Peygamber’in kızı Ümmü Külsûm’un vefatı.
• Benî Ukayl, Benî Kelb, Benî Kilâb, Benî Tücîb, Benî Gatafân, Benî Hanzale b. Mâlik, Benî Kudâa, Belî ve Benî Behrâ’dan heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olması.
• Hıristiyan Benî Tağlib’in Medine’ye gelip antlaşma yapması.
• Kâ‘b b. Züheyr’in müslüman olması ve Hz. Peygamber’in hırkasını ona hediye etmesi.
• Benî Sa‘d b. Bekir kabilesinin Dımâm b. Sa‘lebe’yi elçi olarak Medine’ye göndermesi ve müslüman olmaları.
• Benî Cüzâm heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması.
• Hz. Peygamber’in münafıklara ait Mescid-i Dırâr’ı yıktırması.
• Himyer krallarının İslâm’a davet edilmesi ve Müslümanlığı benimsemeleri.
• Benî Hemdân, Benî Fezâre, Benî Mürre’den ve Tâif’teki Sakıf kabilesinden bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması.
• Hz. Peygamber’in Ebû Süfyân ile Mugıre b. Şu‘be’yi Lât putunu kırmaya göndermesi.
9/631 • Münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy b. Selûl’ün ölümü (Zilkade/Şubat).
• Hz. Ebû Bekir’in emîr-i hac tayin edilmesi (Zilkade- Zilhicce/Mart).
• Tevbe sûresinin hükümlerini bildirmek üzere Hz. Ali’nin Mekke’ye gönderilmesi (Zilhicce/Mart).
• Necran hıristiyanlarından bir heyetin Medine’ye gelmesi ve Hz. Peygamber’le mübâhele yapmayı reddedip antlaşmaya varması (Zilhicce/Nisan).
10/631 • Hâlid b. Velîd’in Necran Seriyyesi ve Benî Hâris’ten bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Rebîülâhir/Temmuz).
• Hz. Ali’nin Yemen Seriyyesi ve Benî Mezhic’in müslüman olması (Ramazan/Aralık).
• Cerîr b. Abdullah’ın Zülhalesa putunu ve mâbedini yıkmaya gönderilmesi.
• Hz. Peygamber’in Kur’ân-ı Kerîm’i Cebrâil’e iki defa arzetmesi ve yirmi gün itikâfta kalması (Ramazan/Aralık).
• Benî Ezd, Ebnâ, Benî Tay, Benî Âmir b. Sa‘saa, Benî Kinde, Benî Tücîb, Benî, Rehaviyyîn, Benî Gafik, Benî Mehre, Benî Hanîfe, Benî Ans, Benî Murâd, Benî Abdülkays, Benî Hilâl, Benî Ruhâ ve Benî Zübeyde’den heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olmaları.
• Müseylime’nin peygamberlik iddiasında bulunması.
10/632 • Hz. Peygamber’in oğlu İbrâhim’in vefatı (29 Şevval/28 Ocak).
• Vedâ haccı için Hz. Peygamber’in Medine’den ayrılışı (26 Zilkade/23 Şubat).
• Vedâ hutbesi (9 Zilhicce/7 Mart).
• Vedâ tavafı (14 Zilhicce/12 Mart Perşembe).
• Benî Muhârib’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Zilhicce/Mart).
• Yemen Valisi Bâzân’ın vefatı; Hz. Peygamber’in Yemen’e on bir vali tayin etmesi.
• Nasr sûresinin nâzil olması (Zilhicce/Mart).
• Hz. Peygamber’in câriyesi (hanımı) Reyhâne bint Şem‘ûn’un vefatı.
11/632 • Medine’ye en son gelen Benî Neha‘dan bir heyetin müslüman olması (15 Muharrem/12 Nisan).
• Üsâme b. Zeyd’in Suriye’ye gidecek orduya kumandan tayin edilmesiMayıs).
• Hz. Peygamber’in şiddetli baş ağrısı ve humma yakalanması (27 Safer/24 Mayıs Pazar).
• Peygamberlik iddiasında bulunan Esved el-Ansî’nin öldürülmesi (8 Rebîülevvel/3 Haziran).
• Hz. Peygamber’in vefatı (13 Rebîülevvel/8 Haziran Pazartesi).
• Hz. Peygamber’in defnedilmesi (14 Rebîülevvel/9 Haziran Salı).

14

Ocak
2013

İLİTAM FIKIH USULU DERS NOTLARI

Yazar: arafat  | Kategori: FIKIH | Yorum: Yok
İLİTAM FIKIH USULU DERS NOTLARI

İlim: Kur’an ve Hz. Peygamber’in dilinde ‘nihai ilahi gerçek’liğin bilgisidir. Âlim ise: bu gerçekliğin bilgisine sahip olan öznedir.
Sünnetten Nakli İlimlere: İslam ilimlerinin temellerini Hz. Peygamber atmıştır. İslam’da nihai gerçekliğin bilgisi olan “ilim” vahiyle-Allah’ın sözüyle başlar ve Peygamber Efendimizin İslam Yolunda insan hayatının bütününe somut rehberlik edecek modelini bulur. Arap ırkı içinde yaşayan peygamberimize ilahi mesaj yine onların dili ile inmiştir. Anlasınlar diye. Ancak kuran evrensel olduğu için tüm insanlığa indiği için bunun diğer lisanlarda da anlaşılması için büyük bir çaba harcanmıştır.
Fıkıh kavramı: Kur’an ve sünnet bilgilerinin, yeni şartlar ışığında yeniden okunması, yorumlanması kaçınılmazdır. Bu alanla çalışma yapan birim fıkıhtır. Fıkıh: Arapçada bilmek, anlamak manasına gelir. “Derinlemesine kavramak, bir şeyin içyüzünü bilmek”.anlamlarını da gelir. Hz. peygamberin öğretilerinin günümüz medeniyetinde daha iyi anlaşılması için yapılan çalışmalar olmuştur. İlk fıkıhçılar Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mesut, Abdullah b. Abbas
Sırf Nakli İlimler: Tefsir, Siyer ve Hadis:
Tefsir: Kur’an’ın anlaşılması çerçevesinde oluşan yorumlar ve anlatılar ilk olarak
Peygamberimizin kuzeni İbn Abbas ve öğrencileri elinde ilim faaliyeti olarak başladı. Ardından Mukatil b. Süleyman ve çağdaşı âlimler elinde düzenli bir disipline dönüştü ve tefsir adıyla temel İslam ilimlerinden biri haline geldi. Bu ilim dalının en eski ve en kapsamlı örneklerinden biri ünlü müfessir İbn Cerir et-Taberi, diğeri ise Ehl-i Sünnet kelamının öncü isimlerindenİmam Matüridi’ye aittir. Taberi özellikle ilk Müslüman nesillerin ve kendisine kadar oluşan Kur’an yorumlarının hemen hemen tamamını Camiul-beyan an te’vili’l-Kur’an (Kur’an’ın yorumuyla ilgili izahların derleyicisi) adını verdiği büyük eserinde toplamıştır. Matüridi ise, Te’vilatü’l-Kur’an adlı çalışmasında buna ilave olarak kendi dönemindeki mevcut felsefi-bilimsel bilgiler ışığında Kur’an’ın nasıl yorumlanacağına ilişkin çok değerli bir çaba ortaya koymuştur.
Siyer: Peygamberimizin hayatı İslam’ın öngördüğü hayat tarzının ilk ve ideal modelidir. Bu sebeple onun özellikle peygamberlik hayatı bütün yönleriyle yazılmalıydı. Bir anlamda bu ilmin kurucusu olarak göreceğimiz İbn İshak’ın Siyer’i bugün elimize ulaşmış en eski siyer çalışmasıdır.
Hadis: Siyer ilminden farklı olarak bu bilgi faaliyeti, Peygamber Efendimizin söz, eylem ve onaylarını çok daha geniş açılardan konu edinmekle daha kapsamlı bir projeyi hedeflemiştir. Hadis: sözlükte “haber” manasına kullanıldığı gibi, “sonradan çıkan” manasına da kullanılmaktadır.
Aklı Nakille Buluşturan İlimler: Kelam, Tasavvuf ve Fıkıh
Kur’an’ın projesi ve Peygamber’in uygulaması üzerinde düşünen Müslümanlar İslami öğretilerin temelde insanın üç boyutuna ilişkin bir program öngördüğünü fark ettiler. Bunlar, insanın inanç boyutu (itikat), deruni boyutu (iç dünyası) ve eylemsel boyutudur (dış dünyası).
İnanç boyutu insanın varlık anlayışını yönlendirirken, deruni boyutu manevi hayatına, ahlak ve iç dünyasına yön veriyordu; nihayet eylemsel boyutu da bireysel ve toplumsal pratiğine, yani dış dünyasına rehberlik ediyordu. Bu üç boyut İslam’ın ilk yüzyılı boyunca geliştirilerek, 2. yüzyılda, yani Tedvin Çağında, Müslüman âlimler elinde kelam, tasavvuf ve fıkıh ilimlerine dönüştüler.
Kelam ve Tasavvuf: Müslümanların Allah’a, evrene ve kendisine bakışını anlamlandırmayı hedefleyen ilim Kelamdır.
Fıkıh: Fıkıh, Hz. Peygamber’in öğretisindeki insanın dış dünyasını yöneten kuralların yeni olaylar ve şartlar ışığında yeniden okunmasıdır. Davranış kuralları, sosyal, kurallar, hukuk kuralları, vs. Mezhepler, Peygamberî öğretinin yeni şartlar ışığında okunması sırasında ortaya çıkan farklı görüş ve yorumların tutarlı ve kapsamlı bir şekilde düzenlenmesini amaçlayan ekoller ve ana yaklaşımlardır. Sonuç olarak Peygamberî öğreti ya da Peygamberimizin din adına yürüdüğü yol demek olan sünnetin aydınlığında yürüyen Müslümanlar dinin sağlıklı bir biçimde aktarımı ve yorumunu, yeni ve değişen şartlara uyumlu evrensel bir dilde sunumunu gerçekleştirmek için giriştikleri mukaddes çaba meyvesini vermiştir. Bu meyve, müslümanca yaşama biçiminin parametreleri olan dini ilimlerdir.
Fıkıh Usulü: usul: ‘asl’ kelimesinin çoğulu olup kök, temel, esas anlamlarına gelir. Bu ilmin kurucusu büyük imam, İmam-ı Azam’dır. Ona göre fıkıh: kişinin hak ve yükümlülüklerini ya da avantajına ve dezavantajına olan şeyleri bilmesidir. Fıkıh, ayrıntılı delillerinden elde edilmiş şer‘i ameli hükümleri bilmektir.
Fıkıh usulünün kurucusu Abdullah Muhammed b.İdris Eş Şafi’dir. (204/280) Elimize gecen kaynaklara göre bu ilim kavramı ilk kez h.4 y.y’ da ortaya çıkmıştır.
Fahrettin er-Razı Şafi’nin nakli ilimlerdeki rolünü mantık disiplininin kurucusu Aristo’nun rolüyle kıyaslar.
El Maturidi (ö.333) Maturidi kelam okulunun kurucusudur.
Oryantalistlere göre usul ilmi h.3 y.y ‘ın sonu 4 y.y ‘ın başında kurulmuştur. Oryantalistlerin eserlerinde en çok öne çıkan isim İbni Süreya’dır.
Fıkıh Usulü furuu fıkıhtan önemli olmasına rağmen furuu fıkıhtan sonra doğmuştur. Çünkü fıkıh usulü furuu fıkıh konusunda düşünen, ona toplu bir bakış yapmaya çalışan bir birimdir. Furuu fıkıh çeşitli mezhep doktrinleri şeklinde çıktıktan, bu alanda bir birikim oluştuktan sonra ona toplu bir bakış yapabilirdi. Nitekim Şafi de usul alanında olan “er-Risale” adlı eserini furuu hakkında olan
“el-Umm” adlı eserinden sonra yazmıştır.
Fıkıh usulünde ilk eserin ortaya çıkması iki nesil süren bir fıkhi faaliyete ihtiyaç duymuştur ve ilk eser Ebu Hanife’nin öğrencisi Şeybani’nin öğrencisi Şafi’nin elinden çıkmıştır.
Mezhepler h.4yy ın başlarında kurumsallaşmıştır Oryantalistler araştırmacı Melchert’e göre mezheplerin kurucuları sanıldığı gibi mezhep imamları değildir. Mesela:

Şafii mezhebi – İbni Süreya (ö.306)
Hanbelî mezhebi – Hala (ö.321)
Hanefi mezhebi – Kerhi (ö.340 )
Maliki mezhebi – El Ebrehi (ö.375) ‘ önderliğinde kurumsallaşmıştır.
Hanefi ve Maliki mezhebi Şafi ve Hanbelî mezhebine göre daha geç kurumsallaşmıştır. Bunun nedeni Melchert’e göre Şafi ve Hanbelî mezhebinin daha erken dönemde hadis ehli ile uzlaşmasıdır. Melchert’e göre h.3 yy da hadis taraftarlarının ağırlığı artmış ve gerekli eğitim rasyonalist eğilimi bastırmıştır.
Şafi, Maliki ve kısmen Hanbeli 5. yy ın sonlarından itibaren Eş’ari kelam mezhebine bağlıydı.Hanbeliler Eş ari ile uyuşan ama kendilerine özgü bir kelam okulu kurmuştur.Hanefiler 7.yy dan itibaren kendilerini Maturidi olarak tanıtmışlardır. Şia ise çok erken dönemden itibaren Sünni anlayıştan ayrılmıştır.
Kelam – Fıkıh Usulü İlişkisi
Kelam, Müslümanlığın pratiğinin teorik temellerini inşa etmiştir. 5 yy ın başlarında Mutezile ve Eş arî kelamcılar fıkıh usulünü kelamla uyumlu kılma çabasına giriştiler.
Kadı Abdulcebbar (Mutezile otoritedir) ve Ebu’ l Hüseyin El Basri usul ilmini kelamla uyumlu kılma çabasına giriştiler.
Bakıllani Cuveyni ibni Furek ve Gazali ise usul ilmini Eşari ilkelerle inşa etmeye çalışmışlardır.
Kuran ‘ ın Yaratılmışlığı Meselesi
Mutezile Allahın fiili sıfatlarını Allahın (c.c) zatından ayrı tutar. Dolayısıyla Allahın sözü olan Kuranı da “Mütekellim” sıfatından hareketle yaratılmış kabul eder.
Sıfatlar Allahın (c.c) zatından ayırma konusunda bir şey söylemeyen Eş arî ise sıfatları ezeli kabul eder. Dolayısıyla Kuranı da yaratılmamış kabul eder.

Söz Üzerine Tartışma
Söz usulcülere göre temelde dört kısımdan oluşur: Haber-Soru-Emir-nehiy.
Kurandaki emirleri anlamak için emir kipini anlamak gereklidir. Ama kelamcı usulcüler konuya farklı bir boyut kazandırmışlardır. Kelamcılara göre Kuran Allahın yaratılmamış kelamının bir parçasıdır. Dolayısıyla emir dil kipi olarak tanımlanamaz. Bu yüzden Eş arîler emri tanımlarken dil kipi olmasını değil ifade ettiği anlamı esas alırlar. Onlara göre Allahın sözü bizim konuştuğumuz formlara dökülmüş bir şey değildir.(Mana kaimen bizatihi)Ama Mutezile Allahın kelamı ile insana kelamı arasında bu açıdan bir fark görmez çünkü söz yaratılmıştır. Klasik Hanefi fıkhı da Mutezile ile aynı görüştedir.
Gazali el- Müstesfa adlı eserinde nakli ilimlerinde akli ilimler gibi hiyerarşik bir sisteme sahip olduğu varsayımı esas alır. Gazali ye göre felsefe aklî ilimlerin kelamsa naklî ilimlerin temelidir.

Hanefi Mezhebi ve Kelami Yöntem
Hanefiler fıkıh alanında oluşturdukları birliği kelam konusunda oluşturamamıştır. Maturidiliğe kadar bir kısmı Mutezileye bir kısmı ehli hadise yakın durmuştur. Ama Mutezilenin dışlanması ile durumlarını netleştirmek zorunda kalmışlardır. Makdisi nin 2.Mihne olayı dediği Mutezile taraftarlarının Bağdat ta kovuşturulması sırasında birçok Hanefi âlim Mutezile olmadıklarını deklare etmeye zorlanmıştır. H.5 yy’ ın sonlarına doğru Semerkant uleması içinden Maturidi ön plana çıktı. Nesefi ve Semerkandi ona kelam ve usulu fıkıh alanında öncü rol vermiştir.
Semerkandi; Semerkant ulemasının ileri gelenlerindendir. El -Mizan adlı bir eseri vardır. El-Mizan da verdiği bilgilerden Hanefiler arasında fıkıh usulu alanında iki grup olduğunu anlıyoruz. Ayrıca usulu ve fuuyu birbiriyle bağlantılı düşünen ve sadece nakli bilgilerin zahirinden hüküm çıkarmakla meşgul olan bir gruptan bahsediyor. Semerkandi bu grubu ne yaptığını bilmemekle suçluyor ona göre: Bu grup fikhi ilkelerin kelamı ilkelerle uyumu konusunda duyarlı değildir ve bu yüzden zaman zaman Hanefi( yada Maturidi )kelam ilkeleri ile ters görüşler açıklamaktadırlar Aslında bu eleştirilerin altında Hanefi usulünü Semerkant kelam okulunun ilkeleri altında yeniden inşa etme projesi vardır. O zamana kadar Hanefiler arasında Bağdat merkezli bir usul yaygındı. Hanefiler Bağdat ta ya kelamla ilgilenmemişler ya da ağırlıklı olarak Mutezile ilkelerini benimsemişlerdir. Kısaca Bağdat ta ki Hanefiler; Muteziler, Hadisçiler, Eş arî kelamcılar arasında tam olarak nerede durduklarını gösteren bir kelam doktrini oluşturamamışlardır. Bağdat Hanefileri nin iki önemli usul âlimi nin Cesas ve Saymeri nin Mutezile ile ilişkisi bilinmektedir. Semerkandi Bağdat kaynaklı Hanefiler arasındaki usul geleneğinin Semerkant okulunun kelam ilkeleri ışığında geçirilmesini teklif eder.

Maturidilik
Maturidilik Semerkant merkezli bir oluşumdur. Uzun süre yerel bir hareket olarak devam etmiştir. Gazneli, Karahanlı ve Selçuklu yönetimlerin Sünniliğin lehine tavır alması ile belirgin rol oynamaya başlamıştır. Şafi çevreler Eş’ari ekolünü benimsemişti. Bu süreçte yaşanan çekişmeler Hanefileri Mutezileden kopuşlarını simgeleyen bir figür etrafına toplamaya zorlamıştır.

Sünni ve Mutezile nitelemelerin ne anlama geldiği ancak 5. yy ın sonlarına doğru nitelik kazanıyor. O zaman Mutezile ve ehlisünnet birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıştır. Bu yüzden tabakat kitapları 4.yy da Mutezile ya da ehlisünnete mensup olduğun karar verilemeyen pek çok kimsenin varlığını gösterir. Ama 5. yy ın ikinci yarısında ilkeler netlik kazanmıştır. Kerhi, Cesas, Saymeri ve Debusi gibi âlimlerin Mutezile ye mensup olduğu iddia edilmiştir. Ama 5.yy ın sonlarından itibaren bu iddialar kesilmiştir.
Eş arîlik, ehli hadis ve Hanbelî (anti Mutezile kamp) nın yükselişi karşısında Hanefilerde Mutezileden ayrı olduklarını deklare etmek zorunda kaldılar. Çünkü gerek Ebu Hanife gerekse başka Hanefi âlimler akla çok başvurdukları gerekçesiyle bu kampın tepkisini çekiyordu.
Sonuç olarak fıkıhçı yöntem; Hanefi öğretisini Bağdat Hanefiliği merkezli kelamı öncülerden arındırmaktı. Orta Asya Hanefiliği Mutezileyi çağrıştırarak her türlü unsuru temizleyerek Sünni çerçeveye kendine yer bulmayı başarmıştır.
Fıkıhçı yöntem Irakta Cessas ve hocası Ebul Hasan el Kerhi öncülüğünde geliştirilmiştir. Debusi aracılığı ile Mavercun nehrine taşınmıştır Serahsi ve Pezdevi nin elinde olgunlaşmışlardır. Özellikle; Pezdevi nin usul eseri Cesas, Debusi,Serahsi hattında yürüyen Hanefiliğin zirvesidir.Pezdevi nin usul metni Hanefilerin klasiği olmuş,6.yy dan sonra bütün Hanefi usul metinleri Pezdevi nin metniyle ilişkili olmuştur. Mezhebin fıkıh teorisinin ilmihalini didaktik biçimde ele alan evrensel el kitaplarının tamamı bu metnin özeti mahiyetindedir. En önemlisi Nesefi nin El-Menar adlı eseridir. Hatta memzuc yönteme göre yazılan üç Hanefi eserinden ikisi eserin Hanefi cephesine Pezdevi nin metnini yerleştirmiştir. Bu eserler;
-İb’ nus Saati / Bedi un Nizam
-Sadruş Şeria / Et-Tenkih (Pezdevi’nin usulü, Razinin el-Mahsulu ve ibni Hacib in Muhtasarından faydalanmıştır.)
Kelamcı yöntemin önemli eserleri;
-Hüseyin el-Basri – El Muhammed Şerhul Umed
-Bakıllani – El-İrşad ve’t Takrib
-Gazzali – Müstesfa
-Cüveyni – El-Burhan
Müteahhirin döneminde iki önemli isim Eş-arî Mutezili âlimlerin kelamcı usul eserlerinin çizgisini devam ettirmiştir.
Fahreddin er-Razi –El-Mahsul
El-Amidi – El ihkam fi usulil Ahkâm
Kelamcı Yöntemin ders kitabı niteliği taşıyan iki eser:
Kadı Beyzavi- El-El minhac
İbnul Hacib – El Muhtasar
Memzuc Yöntem
Farklı mezheplerdeki âlimlerle Hanefi âlimlerin yazdıklarını uzlaştırma çabasıdır.
İbnus-Saati; Bediu’n Nizam El-Camii Beyne Kitabeyil Pezdevi ve ‘l ihkam (ihkam El-Amidi’nin eseri)
İbni Humam; Tahrih fi usulil fıkh’ al Camii Beyne ıstilaheyil Hanefiyi ve Şafiye.
Memzuc Yöntem: Moğol istilası İslam dünyasındaki hilafetin birleştirici rolünü parçalamış ümmetin birliğini muhafaza kaygısı her türlü kaygının önüne geçmiştir. Bu da fıkıh alanında mezhepleri uzlaşmaya götürmüştür ve memzuc yöntem çıkmıştır.

slam hukuku usulü-3.hafta özetidir.
HÜKÜM TEORİSİ:
Hâkim-şâri: hüküm koyma yetkisinin sahibidir.
Mahkûmun aleyh-mükellef: hükmün muhatabıdır.
Mahkûmun fîh: hükme konu olan fiillerdir.
İslâm fıkhında şer’i hükümleri koyma yetkisinin Allah’a aittir.

HÜKÜM: İslâm dininin itikat, ibadet, muamelât ve ahlâka dair temel ilkelerini ifade eder. Fıkıh Usulü ilmi, “şer’i delillerden şer’i hükümler elde edilmesini’’, Fürûu Fıkıh da bu
“hükümlerin bilinmesini ve uygulanmasını” konu edinir.
İktiza-talep: Mükelleften bir fiilin yapılmasını veya yapılmamasını istemektir.
Tahyîr-ibâha: Bir şeyi yapma veya yapmama konusunda serbest bırakmaktır.
A- Teklifî Hükümler (Mükellefin Fiilleri): Teklifî hüküm, “Şâri‘in mükelleften bir fiili yapmasını veya yapmamasını istemesi veya onu yapıp yapmama arasında serbest bırakması” demektir.
Usulcülerin çoğunluğu teklifî hükmü Şâri‘in hitabına nispet ederek icab, nedb, ibâha, kerâhe ve tahrîm şeklinde beş kısma ayırmışlardır. Buna “ahkâm-ı hamse” (beş hüküm) denilir.
Hanefîler ise bunu farz, vacip, mendup, mubah, tenzîhen mekruh, tahrîmen mekruh, haram şeklinde yedi kısma ayırarak incelemişlerdir. Buna “ef`âli mükellefînin” denilir.
1-Vacip-Farz: Allah ve Resulü’nün mükelleften yapılmasını kesin ve bağlayıcı tarzda istediği fiildir. Hanefîler ise bunu farz ve vâcip şeklinde iki kademede ele alırlar. Hanefîler delilin kuvvetine ve inkârın sonuçlarına göre bir ayırım yaparak, bir fiilin yapılmasını kesin ve bağlayıcı tarzda istendiğini gösteren delil kat`î (kesin/zorunlu) ise buna farz, zannî (ihtimalli) ise buna vâcip adını verirler. Farzı inkâr, kişiyi dinden çıkarır, tekfir sebebi olur. Geçerli mazereti bulunmadığı halde farzı terk eden kimse fâsık durumuna düşer. Buna karşılık vacibin inkârı küfrü gerektirmez. Ancak bunu yapan sapıklıkla itham edilir.
Bir Şeyin Vacip/Farz Olduğunu Gösteren Deliller:
1- Şâri‘in bir fiilin yapılmasını emir sigası ile istemesi ve aksine delâlet eden bir karinenin bulunmaması.
2- Şâri‘in bir fiilin yapılmasını “farz oldu”, “emrolundu” gibi bağlayıcılık bildiren bir ifade ile istemesi.
3- Haber verme değil, emir kastedilen bazı haber cümleleri de farz hükmü ifade eder.
4- Bir hükmün belirli bir zümreye veya bütün insanlara yüklendiğini haber veren nasslar da farz hükmü ifade eder.
5- Şâri‘in bir fiilin yapılmasına sevap ve güzel karşılık, terk edilmesine ise ağır ceza verileceğini bildirmesi de o fiilin farz olduğunun delilidir.
Vacip-Farzın Çeşitleri: Farz, mükellefin ifa sorumluluğu açısından farz-ı ayın ve farz-ı kifâye şeklinde iki kısma ayrılır. “Farz-ı ayın”, Şâri‘in her bir mükellefin ayrı ayrı yerine getirmesini istediği yükümlülüktür. Farz-ı kifâye ise, müslümanların ferden değil de toplum olarak sorumlu oldukları yükümlülüktür. Bu görevleri toplumun bir kesimi yerine getirince diğerlerinden sorumluluk kalkar. Hiç kimse yerine getirmezse bütün müslümanlar vebal altında kalır.
Mutlak vacip-farz: “Şâri’in eda edilmesi için belirli bir vakit tayin etmediği vacip-farz”dır. Keffâretler, zamanı belirtilmeden yapılmış adaklar gibi.
Mukayyet vacip-farz: ise farz namazlar gibi “Şâri’in eda edilmesi için belirli bir vakit tayin ettiği Vacip-farz”dır.
2-Mendup: Mendup, teşvik edilen, yapılması kesin olmayan bir tarzda istenen, yani farz ve vâcip olmayan davranışların genel adıdır. Hanefî fıkhında, farz ve vâcip dışında yapılması uygun görülen davranışlardır.
3-Sünnet: Sünnet, Hz. Peygamber’in söz, fiil ve onayının genel adı olup fıkıh usulünde Kuran’la birlikte İslâm’ın aslî iki kaynağını ve delilini teşkil eder. Hz.
Peygamber’in farz ve vâcip kapsamı dışında kalan yani kesin ve bağlayıcı olmaksızın tavsiye ve örnek olma niteliğini taşıyan söz ve fiillerinin genel adıdır. Sünnet kendi içinde üç kısmaayrılır: Müekked sünnet, gayr-i Müekked sünnet, zevâid sünnet.
4- Müstehap: “sevimli olan, tercih edilen ve güzel bulunan iş” demektir. Hz. Peygamber’in bazen işleyip bazen terk ettiği iştir.
5-Mubah: açığa çıkan, açıklanan, serbest bırakılan şey: “Şâri’in mükellefi yapıp yapmamakta serbest bıraktığı fiilleri ifade eder.
Bir fiilin mubah olduğu şu şekillerde sabit olur:
1- Şâri‘’in o fiilin helâl ve mubah olduğunu bildirmesiyle.
2- Şâri’in o fiilin işlenmesi halinde bir vebal ve günahın, dinî bir sakıncanın bulunmadığını belirtmesiyle.
3- Herhangi bir yasaktan sonra gelen emirle
4- O konuda hiçbir dinî yasaklama ve kısıtlamanın bulunmamasıyla.
6-Mekruh: “sevilmeyip kerih, nahoş görülen şey” demektir. “Şâri‘in yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan tarzda istediği fiil ve davranışlardır.”
Bir fiilin mekruh olduğunu tespit edebilmek için nasların iyi incelenmesi gerekir.
1- Şâri, bir fiilin yapılmamasını istemek üzere kerâhet lafzını kullanmış olabilir.
2- Şâri, bir fiilin yapılmamasını istemek üzere, kendisinde haramlığa değil, mekruhluğa delâlet eden bir karînenin bulunduğu yasaklama ifadesi kullanmış olabilir.
3- Şâri’ bazan da fiilin yapılmamasının tercihe şayan olduğunu dolaylı bir üslûpla istemiş olabilir.
Hanefî fakihlere göre ise mekruh iki nevidir: Tahrîmen Mekruh ve Tenzîhen Mekruh.
Tahrîmen Mekruh: şâriin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı tarzda istediği bir fiil olmakla birlikte, harama yakın olup, vacibin karşıtıdır. Haramdan farkı, bunu inkâr eden kişi kâfir olmaz.
Tenzîhen Mekruh: Şâri’in yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan bir tarzda istediği fiildir. Helâle yakın olup, mendubun karşıtıdır. “isâet” (yanlış ve kötü davranma) tabirini kullanırlar.
7-Haram: “yasak, memnu” demek olup helâlin zıddıdır. “Şâri’in yapılmasını kesin ve bağlayıcı bir ifade ve üslûpla yasakladığı fiil”dir. Haram fiiller iki çeşittir: Haram li-aynihî veHaram li-gayrihî
Haram li-aynihî: Şâri’in, bizzat kendisindeki kötülük sebebiyle, baştan itibaren ve temelden haramlığına hükmettiğin fiildir.
Haram li-gayrihî: Aslında meşru ve serbest olduğu halde, harici ve geçici bir durum sebebiyle haram niteliğini alan fiildir.

Haramlık Hükmü İfade Eden Lafızlar
1- Bazan âyet ve hadislerde, bir şeyin haram olduğu “haram” lafzıyla açıkça ifade edilir.
2- Bazan, o şeyin helâl olmadığı bildirilir.
3- Bazan bir işin yapılması yasaklanır, ondan uzak durulması istenir.
4- Bazan da bir fiilin işlenmesine ceza bağlanabilir.
B- Vaz`î Hükümler: vaz’î hükümlerin başlıca türleri:
a) Sebep: Şâri’in “varlığını hükmün varlığına, yokluğunu da hükmün yokluğuna alâmet kıldığı durum”dur. Meselâ vakit namazın, ramazan ayının girmesi orucun, malın nisab miktarına ulaşması zekâtın sebebidir.
b) Rükün: rükün, “bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan ve onun yapısından bir parça teşkil eden unsur”dur. Mesela namaz için Kur’ân tilaveti bir rükündür.
c) Şart: “Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan, ancak kendisinin varlığı onun varlığını zaruri kılmayan ve onun yapısından bir parça teşkil etmeyen fiil veya vasıf”tır. Meselâ namaz için abdest, nikâh akdinde şahit birer şarttır. Bunlar olmadan namaz ve nikâh olmaz
d) Mâni: “varlığı sebebe hüküm bağlanmaması veya sebebin gerçekleşmemesi sonucunu doğuran durum”dur. Buna göre mâni‘ hem hüküm hem sebep için söz konusu olabilir.
e) Sıhhat-fesad-butlân (Sahîh, fâsit, bâtıl): İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre ibadet olsun muamelât olsun herhangi bir işlem geçerlilik bakımından ya sahih (geçerli) ya da bâtıl (geçersiz) olur.
Niteliği Tartışmalı Hükümler: Azimet ve Ruhsat
a) Azîmet: “bir şeye kesin olarak yönelmek, niyetlenmek” gibi anlamlara gelir. “meşakkat, zaruret ve ihtiyaç gibi arızi-geçici bir sebebe bağlı olmaksızın ilkten konmuş olan ve normal durumlarda her bir mükellefe ayrı ayrı hitap eden aslî hüküm” şeklinde tarif edilir. Azîmet farz, vâcip, sünnet, müstehap niteliğindeki bir davranışın yapılmasını; haram, mekruh gibi davranışların da yapılmamasını ifade eden bütün teklifî hükümleri içine alır.
b) Ruhsat: “kolaylık” anlamına gelir. “Meşakkat, zaruret, ihtiyaç gibi arızi bir sebebe bağlı olarak azîmet hükmünü terk etme imkânı veren hafifletilmiş ve geçici hüküm”. Mesela, Domuz etinin yenmesi, şarabın içilmesi haram olduğu halde, susuzluktan veya açlıktan ölme tehlikesiyle karşılaşan kimseye bu azîmet hükmünü terk edip domuz etinden veya şaraptan hayatî tehlikeyi atlatacak miktarda yemesi içmesi mubah kılınmıştır.
Haramı İşleme Ruhsatı: Haramı işleme ruhsatının bulunduğu bazı durumlarda mükellef azîmet hükmüne uymakla ruhsattan yararlanma arasında serbest bırakılır. Ölüm tehdidi altında kalan kimsenin imanını gizleyip küfrü telaffuz etmesine ruhsat vardır. Bu mubah olmakla birlikte bu kimse imanını açıklamakta direnir de öldürülürse şehid olur.
Bazı durumlarda ise mükellefin azîmet hükmünü terk edip ruhsattan yararlanması vâcip hale gelir. Açlık yüzünden ölüm tehlikesiyle karşılaşan kimsenin domuz eti yiyerek veya ölüm tehdidi altında bulunan kimsenin dini tebliğden vazgeçerek hayatını kurtarması vâcip olduğundan, bu kimsenin azîmet hükmünde ısrar edip ölmesi halinde günahkâr olacağı görüşü hâkimdir.
Vâcibi Terketme Ruhsatı: Farz veya vâcip olan bir fiilin edasında mükellef için ek bir meşakkat bulunduğunda, bu vâcibi terk etme ruhsatı tanınır. Ramazan orucu bütün mükelleflere farz olduğu halde hasta ve yolculara, sonradan kaza etmek üzere oruç tutmama kolaylığı tanınmıştır. Mükellef bu ruhsattan yararlanıp yararlanmamakta serbesttir.
Genel Kurala Aykırı Bazı İşlemleri Yapabilme Ruhsatı: Mesela İslam fıkhında kural olarak mevcut olmayan bir malın satımı caiz değildir. Buna rağmen ileride teslim edilecek bir malın peşin para ile satın alınması demek olan selem akdi, insanların ihtiyacına binaen Hz. Peygamber tarafından caiz görülmüştür. Âlimler “istısnâ‘ akdi” (eser siparişi sözleşmesi)’ni de bu nitelikte değerlendirmişlerdir.
Önceki semavî dinlerde mevcut ağır hükümleri kaldıran ruhsat: Önceki semavî dinlerde var olan bazı ağır hükümler İslâm’da kaldırılmıştır. Namazın, ibadete ayrılmış yerin dışında geçerli olmaması, ganimetlerin haram olması, malın dörtte birinin zekât olarak kesilmesi hükümlerinin Müslümanlar hakkında kaldırılmış veya çok hafifletilmiş olması buna örnek gösterilebilir.
HÜKMÜN KAYNAĞI: HÂKİM
“Hâkim” Kavramı: “hüküm veren, yönetici, kadı” gibi anlamlara gelir. “hükmün sâdır olduğu kaynak ve hükmün kökeni” manasında kullanılır.
Hazr ve İbâha: “Hazr” yasaklama, “ibâha” ise mubah ve serbeste bırakma anlamındadır.
Hüsün ve kubuh: Hüsün (hüsn) sözlükte “güzel olmak, güzellik, rağbet edilen, sevilen” anlamındadır. Karşıtı olan kubuh (kubh) ise “çirkin olmak, çirkinlik, nefret edilen şey” mânasındadır.
HÜKMÜN MUHATABI: el-MAHKÛM ALEYH
Mükellefiyet, kişinin dinin hitabına muhatap olması halini ifade eder. Mükellef de, dinî hitapla yükümlü tutulan, düşünce, söz ve davranışlarına birtakım dinî-hukukî sonuçlar bağlanan aklî melekeleri yerinde (akıl) ve ergin (baliğ) olan insan demektir.
Ehliyet Kavramı: “yetki, elverişlilik, yeterlilik” gibi manalara gelir. Kişinin dinî ve hukukî hükme muhatap olmaya elverişli oluşunu ifade eden bir terimdir. Ehliyetin “vücup ehliyeti” ve “eda ehliyeti” şeklinde iki türü vardır.
Vücup ehliyeti: kişinin “haklara sahip olabilme ve borç altına girebilme” ehliyetidir. Anne karnındaki çocuğun (cenin) sağ doğması kaydıyla miras, vasiyet, vakıf ve nesep haklarının bulunduğu, bu sebeple de eksik vücup ehliyetine sahip olduğu belirtilir.
Edâ ehliyeti: “kişinin dinen ve hukuken muteber olacak tarzda davranmaya ve hukukî işlem yapmaya elverişli oluşu” demektir. Edâ ehliyeti vücup ehliyetinin daha kapsamlı hale gelmiş ikinci safhası sayılabilir. Kişilerin edâ ehliyetini kazanması temyiz, bulûğ ve Rüşd şeklinde ifade edilen üç kademede gerçekleşir.
Temyiz Öncesi Dönem: Temyiz çağına gelmeyen çocuğun, akıl hastasının ve bu hükümde olan kimselerin tam vücup ehliyeti bulunmakla beraber edâ ehliyeti yoktur, bu kişiler haklarını kanunî temsilciler vasıtasıyla kullanırlar.
Temyiz Dönemi: Henüz bulûğa ermemiş, fakat temyiz çağına gelmiş çocuklar eksik edâ ehliyetine sahiptir. Kişiler yaklaşık olarak yedi yaşından bulûğa kadar mümeyyiz sayılır.
Büluğ ve rüşd dönemi: Biyolojik ergenlik demek olan bulûğ, kişinin çocukluk döneminden çıkıp yetişkin insanlar grubuna katıldığı hayatının önemli bir dönüm noktasıdır. Hükmen bulûğ yaşı Ebû Hanife’ye göre erkeklerde 18, kızlarda 17 yaş, çoğunluğa göre her ikisi için de 15 yaştır. “Kişinin malî konularda normal seviyede tedbirli ve basiretli davranması” demek olan rüşd, genelde bulûğ ile birlikte gerçekleşir.
Ehliyeti Etkileyen Arızî Durumlar (Ehliyet Arızaları): insan ehliyeti tamamlandıktan sonra onu daraltan, yok eden veya ehliyeti etkilemeksizin ilgili kişiye nispetle bazı hükümlerin değişmesine yol açan durumlara “ehliyet arızaları” adı verilir. Hanefi usul bilginleri bu arızaları “semavî” ve “müktesep” olmak üzere iki kısma ayırarak incelemişlerdir.
Semavî arızalar: Semavî arızalar, meydana gelmesinde kişinin çaba veya seçiminin bulunmadığı durumları ifade eder. Yaş küçüklüğü, delilik, akıl zayıflığı, kölelik, uyku, unutma, baygınlık, ay hali (hayız), lohusalık, ölüm, ölümle sonuçlanan hastalık gibi durum ve sebepler böyledir.
Müktesep arızalar: Müktesep arızalar da meydana gelmesinde mükellefin veya üçüncü şahısların irade ve seçiminin etkili olduğu sonradan kazanılmış durumlardır. Bu grupta da sarhoşluk, harcamalarda tedbirsizlik, bilgisizlik (cehalet), yanılma (hata), ciddiyetsizlik, yolculuk, zorlama (ikrah), iflâs gibi sebep ve haller yer alır.
Usul-i Fıkhın Mevzusu Deliller ve Ahkâm-ı Şer‘iyyedir: Her ilmin kendisine mahsus bir mevzusu olduğu gibi usul-i fıkhın mevzusu da edille ve ahkâm-ı şer‘iyyedir.
Edille-i Şer‘iyye Dörttür: Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas-ı fukahadır. Bunlardan başka geçmiş şeriatlar, taharri, örf, teamül, istishab, ihtiyatla hareket etmek, sahabe mezhebi, tabiin büyüklerinin mezhebi, istihsan, umum-ı belva gibi fukaha nezdinde hüccet olarak kullanılan bir takım deliller daha varsa da bunlar başlı başına müstakil bir delil olmayıp her biri zikr olunan edille-i erbaadan birine racidir
. Edille-i şer‘iyyenin dörtle sınırlandırılmasının gerekçesi şudur: delil ya vahiy olur yahut vahyin gayrı olur. Delil vahiy olursa, ya metlüv ve münezzeldir yahut değildir. Metlüv ve münezzel olduğu takdirde “Kitab”tır. Vahiy metlüv ve münezzel olmadığı surette “sünnet”tir. Delil eğer vahyin gayrı olursa ya bir asırdaki her müçtehidin kavli olur veyahut olmaz. Eğer bir asırda mevcut olan her müçtehidin kavli olursa o delil “icma”dır. Yok, eğer her müçtehidin kavli olmazsa ona da “kıyas” denir.

İlk Üç Delille Kıyasın Farkı:
Bu dört delilden ilk üçü yani Kitab, sünnet ve icma konum ve statü bakımından farklı olsalar da üçü de her açıdan asıl ve ispat edici delil sayılırlar. Yani bunların her biri kendi başına şer’i hüküm koyabilir. Dördüncü olan kıyas ise hükmün kendisine dayanması sebebiyle bir açıdan asıl ve delildir ama kendisi de Kitab, sünnet ve icmadan elde edilmiş olan illete dayanıyor olması bakımından diğer açıdan asıl değildir. Bunun içindir ki, kıyas ile sabit olan hüküm hakikatte üç delilden birine müstenittir.
Delillerin Kesinlik-İhtimal Açısından Dereceleri:
Günümüz sosyal bilimlerinde de sıkça karşımıza çıkan insan davranışlarını konu eden bilgi alanlarında bilgiler matematiksel kesinlik taşıyanlar ve doğruluğuna kanaat getirilenler şeklinde iki türlüdür. Şer‘i deliller doğruluğu kesin olanlar (kat‘i) ve olmayanlar (zanni, galib-i zanna dayananlar) şeklinde ikiye ayrılırlar.
Doğruluğu kesin olan deliller:
1- Tevile açık olmayan Kur’an ayetleri (muhkem ayetler)
2- Mütevatir sünnet
3- icma
Doğruluğu konusunda kesin kanaat oluşmayan deliller:
1- Tevile (farklı anlaşılmaya) açık ayetler
2- Meşhur ve ahad haberler
3- Kıyas
Delillere Bakışta Değişim: Şer’i deliller her ne kadar ilk asırlarda dörtle sınırlandırılmışsa da Hz. Peygamber çağından uzaklaştıkça toplumsal dönüşümler sosyal hayatın kaçınılmaz kanunu değişim, delil kavramına bakışta bazı farklı yaklaşımları ortaya çıkarmıştır.
Fıkhın babası ve kurucusu sayılan İmam Azam Ebu Hanife istihsan, İmam Malik ise maslahat adını verdikleri kıyasa ek ve zaman zaman ona alternatif yöntemlerin İslam hukuk tarihinde yeşermesine zemin hazırlamışlardır. Daha sonra özellikle Osmanlı Devleti’nde örf çok ciddi bir yöntem olarak benimsenmiştir.
islam hukuku usulü-5.hafta özetidir.
Kur’an-ı Kerim: Şer’i Hükümlerin Birincil Delili
Vahy-i ilahi olması açısından, İslâm’ın inanç esaslarından birisini oluşturması açısından, şer’i hükümlerin ilk ve temel kaynağı olması yönüyle İslam hukukunda birinci delildir.
Birinci delil Kur’an: “Yüce Allah tarafından Hz. Peygambere vahiy kanalıyla Arapça olarak indirilen ve insanlığa tevatür yoluyla nakledilmiş ve Mushaflarda yazılı olan Fatiha suresi ile başlayıp Nâs suresi ile nihayete eren ilahi kelâmdır.
Lafız ve manası ile Arapça olarak Allah katından inzal olunan Kur’an’ın başka dillere tercümesi Kur’an sayılmaz. Bu yüzden, Kur’an’ın başka dillere tercümesinden hareketle hüküm istinbatı söz konusu olamaz.
Kur’an tevatür yoluyla nakledilmiştir. Tevatür, normalde yalan üzerinde birleşmesi aklen mümkün olmayan bir topluluğun aynı özellikteki bir topluluktan yaptığı rivayettir.
Tedrici olarak yirmi üç yıllık bir peygamberlik sürecinde inzal olunan bu ilahi kelâmın içerdiği kurallar bütünü için şer’i hükümler (ahkâm-ı şer’iyye) ifadesi kullanılmaktadır. Şer’i hükümler de düzenleme alanlarına göre itikadî hükümler (ahkâm-ı i’tikâdiyye), amelî hükümler (ahkâm-ı ameliye) ve ahlaki hükümler (ahkâm-ı ahlâkiye) şeklinde türlere ayrılmaktadır.
Kur’an’da hükümler genellikle icmalî tarzda (toplu biçimde) ifade edilmiş, ayrıntılara girilmemiştir (tafsili değildir). Aynı zamanda bu hükümler çoğunlukla küllî olup cüz’î değildir.
Dil Unsuru ve Lafız-Mana İlişkisi:
İslam hukuk usulü ilminin beslendiği üç temel disiplin bulunmaktadır. Bunlar, kelâm, dilbilim ve şer’î hükümlerdir.
Dilin Kökeni:
Dilin kökeninde vahyin olduğunu ya da bir tevkif (üst bildirim) yoluyla başlangıçta dilin varlık kazandığını öne süren bir yaklaşım yer almaktadır. Bunun yanında dilin, insanınıstılah ya da uylaşım yoluyla ürettiği bir sistem olduğu teorisi bulunmaktadır. Bir diğer yaklaşım ise, dilin kökeninde her iki unsurun (vahiy ve ıstılah) yer aldığını ileri süren teoridir. Şimdi bu temel teorik yaklaşımları konu edinelim.
Dilin Vahiy-Tevkîf Yoluyla Konulduğu Görüşü: Her ümmetin bir dili olduğu ve bunun ayette (İbrahim, 4) geçtiği üzere Allah’ın iradesi olduğu bildirilir. Dilin tevkîfî kökenli olduğunu öne süren İbn Hazm bu görüşünü kanıtlamak için naklî ve burhanî delillere başvurur. Naklî delil olarak “Allah Âdem’e isimlerin tümünü öğretti” (Bakara, 2/31) ayetini zikrederek, dilin başlangıçta tevkîfî bir öğretim olmaksızın ıstılah yoluyla oluşumunun mümkün olmadığını ifade eder.
Zâhirîlerin dışında Eşarî, İbn Furek, dilbilimci İbn Fâris ve bir grup fıkıh bilginleri de dilin kökeninde vahiy olduğunu savunur.
Dilin Istılah Yoluyla Konulduğu Görüşü: Dilin köken açısından ıstılahî ya da uylaşımsal olduğu görüşünü ilk olarak Ebû Hâşim el-Cübbâî ileri sürmüştür. “Biz her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara (emredildikleri) şeyleri açıklasın”. Ayetiyle görüşünü delillendirme yoluna giderler. Dilin ıstılahî olduğunu ileri süren Ebû Hâşim, adlar ve adlandırılanlar konusunda insana zorunlu olarak verilen ilmin hem akıllılar ve hem de akılsızlar için geçerli olmasının mümkün olmadığını belirterek, dilin köken açısından tevkîfîliğinin imkânsızlığını kanıtlamaya çalışır. Öğretilen isimlerin Âdem’den önce de adlandırılan şeylerin isimleri olduğunu, dolayısıyla bu talim öncesinde de dillerin var olduğunu ileri sürer. Ayrıca ona göre Allah’ın meleklere hitap etmesi de daha önceden bir dilin varlığının kanıtıdır.
Dilin Tevkîf ve Istılah Yoluyla Konulduğu Görüşü: Dilin kökenine ilişkin temel yaklaşımlardan bir diğeri de, dilin bir kısmının tevkîfî yolla geri kalan kısmının ise ıstılah yoluyla ortaya çıktığı şeklindedir. Burda da iki görüş vardır. Birincisi dilin başlangıcı tevkîfî kökenli, daha sonra oluşan dil ise ıstılahîdır ki, bu görüş Ebû İshak el-İsferâînî’ye nispet edilir.İkinci eğilim ise, dilin başlangıçta ıstılahî olduğu daha sonra üst bildirim yoluyla tamamlandığı doğrultusundaki yaklaşımdır.
Gazzali, belirtildiği üzere, dilin kökenine ilişkin bu üç temel yaklaşımın olduğunu ifade eder.
islam hukuku usulü-6.hafta özetidir.
Yükümlülüğün Temeli: Emir ve Nehiy:
Lafız mana ilişkisi çerçevesinde fıkıh usulü literatüründe ortaya konulan sınıflamaların temel amacı nasların kapalılığını gidermek ve kastedilen manayı gün yüzüne çıkarmaktır.
Naslarda ortaya çıkan bu kapalılık şu sebeplerle olabilir:
1- Dil nedeniyle,
2- Konunun tabiatı nedeniyle,
3- Lafzın müşterek olması nedeniyle,
Hanefî usûl bilginleri konulduğu mana yönünden lafızları: hâs, âmm, müşterek ve müevvel olmak üzere dört kısma ayırmaktadırlar. Modern dönem fıkıh usûlü literatürlerinde ise, hâs, âmm ve müşterek lafızlardan oluşmaktadır.
hâs lafız: “tek başına ve iştirak olmaksızın tek bir anlam için konulan her lafız ve tek başına belirli fertler için konulan her isimdir”. Nass’ta geçen hâs bir lafız, aksi yönde bir delil olmadığı durumlarda konulduğu manaya kesin bir biçimde delâlet eder. Ör. “Her kırk koyunda bir koyun zekât verilir”, hadisindeki ‘kırk’ sayısı hâs bir lafızdır ve dolayısıyla delâleti kesindir.
Emir: Hanefi fıkıh bilgini Serahsî, beyân konusunda kendisi ile başlanılması en uygun olan konuların emir ve nehiy olduğunu kaydetmektedir.
Bir fiilin yapılmasını ya da yerine getirilmesini talep eden sözlere emir denir. Ör. “Namazı kılın, zekâtı verin”.
Emrin Delâleti: Her emir müstakildir ve onu müstakil olarak anlamamız gerekir. Gelen lafızları zahirlerine göre kabul etmemiz farzdır. Bunda herhangi bir biçimde seçme hakkımız yoktur.
Nehiy: yasaklamak-menetmek (el-men’) anlamına gelir.
Nehyin Delâleti: fıkıh usulü bilginlerine göre, nehiy nehyedilen fiilin haram olduğunu ifade eder.
islam hukuku usulü-8.hafta özetidir.

KONULDUĞU MANA BAKIMINDAN LAFIZLAR: HÂSS, ÂM, MÜŞTEREK
Kaynaklardan hüküm çıkarmaya, istinbât metodu denir. Şer’î hükümlerin aslî kaynakları Kur’ân ve Sünnet olup her iki kaynak da Arapçadır. Dolayısıyla bu dilin kurallarına göre lafızların çeşitlerini ve mâna ile ilişkilerini bilmeden Kur’ân ve hadis metinlerini doğru bir şekilde anlamak ve onlardan isabetli hükümler çıkarmak mümkün değildir.
HASS LAFIZ: münferit, tek, yalnız” gibi manalara gelir. “tek bir mânayı (bu mananın fertlerini) teker teker ifade etmek üzere konulmuş lafız”dır. Arapçada hâss lafzın birçok çeşidi vardır. Başlıcaları harfler, özel isimler ve cins isimleri, sayı isimleri, tesniyeler, emir ve nehiyler, mutlak ve mukayyettir.
Hâss’ın Delaleti: Usulcülere göre hâss bir kelimenin mânası aslında açıktır ve ilave bir açıklamaya ihtiyacı yoktur.
Hâss’ın Türleri: Bazen hiçbir kayda bağlı olmaksızın “mutlak” olarak, bazen bir kayıtla sınırlandırılarak “mukayyet” olarak gelir. Kimi zaman “emir” kimi zaman da “nehy” formunda olur.
Mutlak: Mutlak, “belirli olmayan bir ferdi veya fertleri gösteren ve kendisinin herhangi bir sıfatla kayıtlandığına dair bir delil bulunmayan lafız”dır. Mesela “adam/adamlar, kitap/kitaplar öğrenci/öğrenciler, kuş/kuşlar” dediğimizde hep birer mutlak lafız söylemiş oluruz.
Mutlakın Hükmü: Bir nassda mutlak olarak yer alan bir lafız başka bir nassda mukayyet olarak gelmemişse, mutlak haline göre amel edilir ve takyidine dair delil bulunmadıkça herhangi bir şekilde takyit edilmesi doğru olmaz.
Mukayyed: “Belirli olmayan bir ferdi veya fertleri göstermekle birlikte, kendisinin herhangi bir sıfatla sınırlandırıldığına dair delil bulunan lafız”dır. Mukayyed, mutlakın aksine herhangi bir sıfatla nitelenerek kapsamı daraltılmış olan lafızdır. Örneğin: racülen dediğimizde herhangi bir adam bu lafzın kapsamına girerken, racülen müslimen (müslüman adam) dediğimizde müslüman olmayan adamları kapsam dışı bırakmış oluruz.
Mukayyedin Hükmü: Bir nassda mukayyed olarak yer alan bir lafız başka bir nassda mutlak olarak geçmemişse kayıtlı haline göre amel edilir ve kaldırıldığına dair delil bulunmadıkça bu kaydın dikkate alınması gerekir.
Mutlakın Mukayyede Hamli: “mutlakın mukayyede hamli” demek lafzın mutlak olarak kullanıldığı yerde de mukayyedden çıkan anlamın esas alınmasıdır.
Her iki nassda hüküm ve hükmün dayandırıldığı sebebin bir olması halinde, mutlakın mukayyede hamledileceği konusunda âlimler görüş birliği içindedir.
İki nassda hükümlerin sebebi bir olmakla birlikte bu hükümler farklı ise, bu takdirde mutlakın mukayyede hamledilmeyeceği hususunda yine bilginler ittifak etmişlerdir.
İki nassda hüküm bir, fakat her bir nassdaki hükmün dayandığı sebep farklı ise, Hanefilere göre mutlak mukayyede hamledilmez, diğer fakihlere göre hamledilir.
İki nassda hem hükümler hem hükümlerin sebepleri farklı olduğu takdirde, mutlakın mukayyede hamledilemeyeceğini de bilginler ihtilafsız kabul etmişlerdir.
ÂMM LAFIZ:
Âmm Kavramı: Sözlükte “kapsayan, şamil olan, genel” gibi anlamlara gelen “âmm” terimi Fıkıh usulünde “tek bir manayı gösteren ve belirli bir miktarla sınırlı olmaksızın bu mananın kendisinde gerçekleştiği bütün fertleri kapsayan lafızdır. Umum manası taşır. “kül (her biri)” ve “cemî (bütün”) kelimeleri kapsar.
Âmm’ın Delaleti: Tahsis edildiğine dair bir delil olmadıkça âmm lafzın bütün fertlerine delalet etmesi esastır.
Âmm’ın Tahsisi: Çoğunluğu teşkil eden bilginlere göre âmmın umum anlamından çıkarılıp bazı fertlerine hasredilmesi mutlak olarak “tahsis” sayılır, bunu sağlayan delile de “muhassıs” adı verilir. Umum anlamını engelleyen delil ister munfasıl (sözden ayrı) isterse muttasıl (söze bitişik) olsun hüküm aynıdır.
Munfasıl tahsis yolları: Munfasıl muhassıs, âmmı ihtiva eden nassın bir cüz’ü (parçası) olmayan tahsis delili demektir. Mütekellimûn usulcülerine göre muhassıs nass âmmın hemen akabinde (ona bitişik olmadan) gelebileceği gibi, âmmdan tamamen ayrı olarak da gelebilir.
Muttasıl tahsis yolları: Muttasıl muhassıs kısaca âmm lafzın kullanıldığı cümle içinde, kapsamı bir açıdan daraltan bütün unsurlardır. Özne‐yüklem ilişkisini açıklayan, daraltan veya pekiştiren bütün kayıtlar, yani cümlenin özne ve yüklem dışındaki bütün öğeleri umum lafızlarını tahsîs eder.
Hanefilere göre eğer muhâssıs (istisna, sıfat, şart ve gaye gibi) müstakil değilse (âmm’a bitişik ise), Hanefîler buna tahsîs değil; “âmm’ın bazı fertleri ile sınırlandırılması” (kasr)” adını verirler.
Hanefîler şayet sınırlandırıcı delil müstakil olmakla birlikte âmma mukarin (zaman bakımından bir) değilse, bu yolla âmm’ın bazı fertlerine hasredilmesine “tahsîs” değil, “nesih” derler.
MÜŞTEREK LAFIZ
Müşterek Kavramı: Müşterek, “Her biri ayrı bir vaz‘ ile olmak üzere birden fazla manaya konulmuş lafız”dır. Türkçede buna eşsesli, yani çok anlamlı kelimeler denir.
Arap dilinde bir kelimenin birden çok anlamının ortaya çıkmasının birçok sebebi vardır. Bunlardan birisi, kabilelerin farklı kullanımlarıdır. Bir diğer sebep, lafzın iki farklı anlam arasında ortak bir anlam için konulmuş olmasıdır. Diğer bir sebebi de lafzın mecazen bir manada kullanılmasıdır.
Müşterek’in Hükmü: Usulcülere göre lafızda asıl olan müşterek olmamaktır. Dolayısıyla lafızda müşterek olmama ihtimali varsa, öncelikle bu tercih edilir.
Umûmü’l-Müşterek: Müşterek bir lafzın bütün manalarının aynı anda kastedilmiş olmasına “umûmü’l-müşterek” adı verilir. Hanefî âlimlerinin çoğunluğu, “umûmü’l-mecâz”ıkabul etmezler.

LAFIZLARIN ANLAM İFADE ETME DERECELERİ VE KULLANIMI

I. Hakikat. II. Mecaz. III. Sarih. IV. Kinâye. V. Zâhir. VI. Nass.
Kullanıldığı anlam yönünden lafızlar Hakikat-Mecaz; Sarih-Kinâye; Zâhir-Nass olarak sınıflanmaktadır.
Davud b. Ali, oğlu Ebû Bekir, Münzir b. Sait el-Bellûtî ve Ebû İshak İsferâinî gibi bilginler Kur’ân’da mecazın varlığını reddederler.
Hakikat: İslâm hukuk usulünde kullanıldığı mana yönünden lafızlar, öncelikle hakikat-mecaz olmak üzere iki kategoriye ayrılmaktadır.
Hakikat; dilde kendisiyle konulduğu anlamda kullanılan lafız” olarak tanımlanmaktadır. Bu lafız türleri ise, lugavî, örfî ve şer’î olarak üç kısma ayrılmaktadır.
1- Lugavî hakikat, dilde hangi mana için konulmuş ise o manada kullanılan lafız anlamına gelmektedir. Örneğin, güneş (şems) ve ay (kamer) lafızları bilinen Lugavî manaları için vaz olunmuştur.
2- Örfî hakikat, örfen hangi mana kastediliyorsa o manada kullanılan lafız anlamına gelmektedir. Örneğin, ed-dâbbetü (dört ayaklı hayvan) lafzı örfi hakikat olarak zikredilebilir.
3- Şer’î hakikat, Şarî Teâlâ’nın kasdetmiş olduğu manada kullanılan lafızdır. Örneğin, namaz (salât), hac ve zekât gibi lafızlar.
Hakikatin hükmü, vaz’ edilmiş olduğu mananın sabit olması ve bu manaya hükmün bağlanmasıdır. Lafzın hakikî anlamına göre yorumlanması mümkün ise, o lafız mecâzî anlamına göre yorumlanamaz.
Mecaz: konulduğu anlamın dışında kullanılan lafız olarak tanımlanmaktadır. Lafzın hakiki manasına göre anlamlandırılması mümkün olduğu sürece, mecazi anlamına göre yorumlanması söz konusu değildir.
Sarih: Kullanıldığı mana açısından lafızlar ikinci olarak sarih-kinâye olarak bir tasnife tabi tutulmaktadır.
Sarih; “bir lafzın hakikat ya da mecaz olarak o anlamda çok kullanılıyor olmasından ötürü, tam bir açıklıkla kendisi ile kastedilen anlamın açık olduğu lafız” türüdür. Sarih olan lafızda konuşanın niyetine bakılmaksızın, lafzın gereği sabit olur. Örneğin, “bu malı sana sattım” deyince satış akdi meydana gelir. Satıcının “bu sözümle kiralamayı kastetmiştim” demesine itibar edilmez.
Kinâye: Kinâye, yine hakikat ya da mecaz olsun kendisi ile kastedilen anlamın, kullanım gereği gizli olduğu lafızdır. Bu türden lafzın gerçek anlamı ancak bir karîne ile anlaşılabilir ve kinâyenin gereği ancak niyet veya halin delâleti ile sabit olabilir. Örneğin, erkeğin eşine “dilediğin yere git” sözü ile talâk manası ya da başka bir anlamı kastetmesi mümkündür. Kastedilen anlamın belirlenebilmesi için söz sahibinin niyetine veya hâlin delâletine bakılır.
Hanefî fıkıh usûlü bilginleri sözün delâlet ettiği anlama açıklığını, anlamı en az açık olandan daha fazla açık olana doğru yapılan dörtlü sınıflama şöyledir; zâhir, nas, müfesser ve muhkem.
Zâhir: zahir; “kendisinden murâd edilen anlamın hiç bir düşünceye gerek kalmaksızın işitilmekle bilindiği lafız-isim” olarak tanımlanmaktadır. murâd edilenin dinleyici için açık olduğu her söze verilen ad”.
Nass: nass, zâhir olan lafza oranla daha açık bir anlama sahiptir. Açık bir biçimde manasına delâlet eden nass, kendisinden çıkarılan hüküm sözün asıl sevk sebebini teşkil eden lafızdır.
Nassın hükmü ile zahir lafzın hükmü aynıdır. Ancak nass, zahir ile karşılaştırıldığında daha az ihtimalle tevile açıktır.

Din Görevlileri El Kitabı(Mesleki Alan Terimleri) A

AKŞEMSEDDİN:Seyh Mehmet Semseddin, 1389`da Osmancik`da dünyaya geldi. Bayram Veli`nin mürsidi oldu.Fethin manevi mimari Akdemseddin büyük bir mutasavvaf oldugu kadar, tip sahasinda da derin bir bilgiye sahiptir.Aksemseddin, 2. Mehmed`in dervis olma istegini reddetti.Onun bir devlet reisi olarak, bir sultan , bir padisah olarak yetismesini arzu ediyordu.Aksemseddin, fetihten 6 yil sonra, yerlesmis oldugu Göynük`te ruhunu teslim etmistir.(1459) Beş yüz sene önce mikrobun tarifini yaptı.Osmanlılar zamanında yetişen büyük evliya ve İstanbul’un manevi fatihi. İsmi, Muhammed bin Hamza’dır. Saçının sakalının ak olması veya beyaz elbiseler giymesinden dolayı Akşeyh veya Akşemseddin lakaplarıyla meşhur olmuştur. 1390 (H. 792) senesinde Şam’da doğdu. 1460 (H.864)da Bolu’nun Göynük ilçesinde vefat etti. Maddet-ül-Hayat adlı eserinde: “Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.” diyerek, bundan beş yüz sene önce mikrobun tarifini yaptı.Buyururdu ki: “Her işe besmele ile başla. Temiz ol, daim iyiliği adet edin, tembel olma, namaza önem ver. Nimete şükür, belaya sabret. Dünyanın mutluluğuna mağrur olma. Ömrüm uzun olsun dersen, kimseye kızma, eziyet etme. Kimsenin nimetine haset etme. Senden üstün olan kimsenin önünden yürüme. Tırnağını asla dişinle kesme. Çok uyumak kazancın azalmasına sebeb olur. Akıllı isen yalnız yolculuğa çıkma. Gece uyanık ol, seher vakti Kur’an-ı kerim oku. Zikrin daima hamd-i Hüda (Allahü tealaya hamd etmek) olsun. Hem Cehennem azabından endişeli ol. Hasedi terk et, kendini başkalarına medh etme. Namahreme (harama) bakma, harama bakmak gaflet verir. Kimsenin kalbini kırma. Düşen şeyi alıp (temizleyerek) yersen fakirlikten kurtulursun. Edepli, mütevazı ve cömert ol. Yalnız bir evde yatmaktan sakın.
AKSIRMA:Islam muaseret adabinda karsilikli duaya vesile olan fizyolojik bir olay.
A’LA SURESİ(87):Sure, Allah’ın A’la ismiyle başladığından bu şe¬kilde adlandırılmıştır. Sure şöyle başlamaktadır: “Sebbihisme Rebbike’1-A’la=Rabbinin yüce adını tesbih et.” 19 ayet ve 72 kelimeden oluşmaktadır. Mushaf-ı Şerifteki sıralamaya göre, Kur’an’ın 87. suresi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 80. suresi olup Mekki’dir. Müsebbihat (İlahî tesbihle başlayan) surelerin so-nuncusudur. Bu surede, Peygamber (s.a.v)’e öğ¬retilmesinin gereğine ve faydasına işaret edilmiştir. Ayrıca imansız, bahtsız, taş kalbli insanların ahiretteki hallerinden sözetmektedir.Allah`in kudretinden örnekler verilir,Allah`a itaat eden kullari ile nasipsizlerden bahseder.
ALAK SURESİ(96):Bu sure adlandırılma şeklini surenin ikinci aye¬tinde geçen ve Yüce Allah’ın insanı Alaktan (pıhtılaşmış kandan) yarattığı kelimeden almıştır. Diğer ismi İkra’dır. 19 ayet ve 72 kelimeden oluşur. Mus¬haftaki sırası 96, nüzul sırası ise, Kur’an’ın ilk nazil olan süresidir. İlk Mekki suredir. İçinde okunması veya duyulması halinde secde edilmesi farz olan dört surenin sonuncusudur. Bu surenin temel konusu, Resulullah (s.a.v)’ın vahyi “okuma”ya davet edilmesi ve Allah’ın insana kalemle öğretmesi konusudur. Ken¬disini zengin görüp azgınlaşan insanın serkeşliğinden de sözeder.
Kur`an-i Kerim`de 96. suredir.Mekke-i Mükerremede nazil olmustur.Peygamber Efendimiz(sas) Hira-Nur magarasinda ibadet ve tefekkür ile mesgul iken kainatin üzerine dogan Kur`an günesinin ilk şualaridir.Bu surede, insanin yaratilis hikmeti aciklanmis, bilmediginin ögretildigi beyan edilmistir.Tamami 19 ayettir.Ilk bes ayet, resulullah`a vahyedilen ayetlerdir.
ALANLARA GÖRE KAYNAK ESER:
a) Tevhid-Akaid:El-Fıkhul Ekber (Ebu Hanife),Akaid(Aliyyul Kari),İslam Akadi(Ömer Nesefi,Tevhid(İmam Maturidi),İslam Akaidi(Şerafettin Gölcük),
b) Tefsir Usulü :El-Itkan Fi Umumil-Kuran-ı Kerim(Celalettin Suyuti),Tefsir Usulü (İsmail Cerrahoğlu),Tefsir Tarihi(İsmail Cerrahğolu),El-Fezül-Kebir Fi Usulut-Tefsir(Şahveliyullah Dehlevi-Ter.M.Sofuoğlu),Kuranı Anlama da Yöntem(Muhammed Gazali),Fedailul-Kuran(İbni Kesir)
c) Fıkhı Tefsir:Ahkamul-Kuran(Muhammed Ali Es-Sabuni),
d) Fıkıh Usulü:Usulü Serahsi(Serahsi9,EiMustasfa(İmam Gazali),El-Veciz8Abdulkerim zeydan),Istılahat-ı Fıkhıyye Kamusu(Ömer Nasuhi Bilmen),İslam Hukuk Tarihi(Hayrettin Karaman),Mukayeseli İslam Hukuku(Hayrettin Karaman)
e) Fıkıh Çalışmaları:Büyük İslam ilmihali(Ömer Nasuhi Bilmen)Emanet ve Ehliyet(Yusuf Kerimoğlu),Günümüz meselelerine fetvalar(Hayretttin Karaman),Mukayeseli İbadetler İlmihali(Vecdi Akyüz)İslam da helal ve Haramlar(Yusuf El-Kardavi9,Nimeti İslam(Mehmet Zihni Efendi),İslam İlmihali8hamdi Döndüren),Hidaye(İmam Merginanı),El-İhtiyar(el-Mavsili),Fetavayi Hindiyye(Sultan Muhyiddin Ebul- Muzaffer Muhmmed Alemgir),El-Fıku Ala Mezhebil Erbea(Abdurrahman Cezari),İslam Fıkıh ansiklopedisi(Vehbe Zuheyli)
f) Hadis Istılahları(Yusuf E-Kardavi)
g) Hadis Çalışmaları:Riyazus-Salihin(İmam Nebevi).Bülugul-Meram Şerhi(selamet Yollları Ahmed Davudoğlu)El-Esas Fis-sünne(said Havva),El-Camius-Sahih(Buhari),Müsned(İmam Malik),Sünen(Nesai),Sünen(Tirmizi),Sünen(Ebu Davud), Sahih-i Müslim(Müslim),
h) Tasavvuf ve Ahlak:Kuşeyri Risalesi(Ebul-Kasım Abdulkerim),Nefis Tezkiyesi(said Havva),Tasavvuf ve Tarikatlar(Selçuk Eraydın),Tasavvuf Terimleri Sözlüğü(Süleyman Uludağ),Mektubat(İmam Rabbani),Tasavvuf(Mahir İz9,Tezkiretül –Evliya(Fahrettin Atar),İhya-u Ulumiddin(İmam Gazali)İslam ahlaki(Yaşar Kandemir),İslam ahlaki(İmam Gazali),
i) İslam Tarihi:Mekke Dönemi ve İşkence-Medine Dönemi ve İşkence8İhsan Süreyya Sırma),Hz.Muhammed(Ebubekir Siraceddin),Çöle İnen Nur(Necip fazıl Kısakürek),Fıkhus-Sire(Ramazan El Buti),Hz.Muhammed ve İslam Tarihi(M.Yaşar Kandemir),

ALAYLI:Harbiye mektebin`de okumadan erlikten terfi ederek yetisen subaylara verilen ad.
ALECSO:Arap birligi Egitim kültür ve bilim teskilati.
ALEM:Tug,bayrak ve sancak gönderileriyle kubbe, külay ve catilarin tepesine takilan sembol;sinirtasi.
ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES). Türkiye’de, bir lisansüstü eğitimi programında öğrenim görmek; ya da yükseköğretim kurumlarında öğretim görevlisi, okutman, araştırma görevlisi kadrolarına atanabilmek için ALES’e girmek ve başarılı olmak gerekmektedir.
Ale’r-Ricâl: “Ricaline göre” anlamına gelir. Hadis tasnif metotlarından biridir. Bu metotla yazılan eserlerde hadisler, konularına bakılmaksızın rivayet edenin ismine göre bir arada toplanır. Sahabî ismi esas olmak üzere düzenlenerek aynı sahabîden rivayet edilen hadislerin bir arada verildiği hadis kitaplarına müsned adı verilir, et-Taberânî’nin Mu’cemlerinden olduğu gibi. musannifin şeyhlerinin isimlerine göre düzenlenen hadis kitapları ise mu’cem adiyle bilinir.

ALEVÎ-ALEVİLİK:Hazret-i Ali’ye mensûb olan. Alevîler,Hz. Ali evlâtları, Hz. Alî soyundan olanlar. Hz. Ali ile Muaviye arasında meydana gelen ihtilâf konusunda Hz. Ali’nin tarafını tu-tanlar.
1. Hazret-i Ali’nin hazret-i Fâtıma’dan olan çocukları: Hazret-i Hasan, hazret-i Hüseyin ve kıyâmete kadar çocukları. Hazret-i Hasan’ın çocuklarına şerîf, hazret-i Hüseyin’in çocuklarına seyyid denir.
2. Hazret-i Ali ve çocuklarını sevenler ve onların yolunda gidenler. Bunlar diğer Eshâb-ı kirâmın da hepsini severler. Ehl-i sünnet müslümanları böyledir.
3. Bu isimden faydalanarak diğer müslümanları kendi inançlarına çekmek isteyen Eshâb-ı kirâm düşmanı kimseler.
Hurûfî denilen bozuk kimseler, temiz müslüman olan hakîkî Alevîleri aldatmak için kendilerine Alevî diyorlar. Bu güzel ismi maske olarak kullanıyorlar. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
Prof. Dr. Süleyman Uludağ’a göre; “Alevileri sırf teorik açıdan 3 ana gruba ayırmak mümkündür.”
1- Sünniler gibi iman ve ibadet esaslarına inanmakla beraber Hz. Ali, Ehl-i Beyt, On iki İmam ve Kerbela gibi hususlara ağırlık veren, köylerinde cami ve imam bulundurmakla beraber dede de bulunan ve cem ayini yapan Caferilere benzeyen ehl-i kıble Aleviler.
2- Ali ilahiler (müselliha) denilen ve Hz. Ali’nin Allah olduğuna inanan Aleviler. Bunlarda ne Sünnilerdeki inanç esaslarına nede ibadet hayatına rastlanır. Bunlar gusül, abdest bilmezler. “Namazımız kılınmış, orucumuz tutulmuş” derler. Melek, peygamber, kutsal kitap, ahiret inancı da son derece yüzeysel ve simgeseldir. Tenasühe (ruh göçüne) inanırlar.
3- Bu gruptaki Alevilerin bir kısmı birinci gruba bir kısmı da ikinci gruba yakındır. Üçüncü kısmı da ikisi arasında bir yerdedir. İkinci gruba yakın olanlarında ve ortada bulunanların da Hz. Ali’yi Hz. Mu-hammed’den daha üstün görme, hatta onu Tanrılaştırma, tenasühe inanma, cem ayiniyle yetinip, namaz, oruç ve hac gibi ibadetlere yanaşmama gibi hususlara rastlanır.
Aleviliğin yazılı bir dini kaynağa dayanmaması sebebiyle herkes Aleviliği kendine göre bir başka türlü anlamak eğilimindedir. Aşağıda Alevi yazarların Aleviliği nasıl anladıklarına bir göz atalım.
Reha Çamuroğlu, Aleviliğin heterodoks bir İslam olduğunu söyler. Cemşit Bender, Aleviliği Zerdüşt dininin bir uzantısı olarak görür. Nejat Birdoğan, Aleviliğin İslam dışı bir hareket olduğunu savunur. Lütfi Kaleli Aleviliğin kökünü eski Türk inançları ve Şamanlıkta görür. Kürt Aleviler Aleviliğin kökünün Zerdüşt dini olduğunu ileri sürerler. İsmail Kaygusuz, Aleviliği maddenin dini diye niteler. Rıza Yörükoğlu, Marksist ve Komünist unsurlar içerdiğini iddia eder. Aleviliği, bir “hayat tarzı” bir “kültür” olarak görenler de bu hareketin İslam ile olan bağının zayıf olduğunu belirtmektedirler. Buna karşı İzzettin Doğan, Muharrem Naci Orhan, Mehmet Yaman ve Ali Haydar Cilasun gibi Alevi dedeler Aleviliği “İslam’ın Türklere özgü yorumu” “Muhammed “Ali yolu” şeklinde tanımlamaktadırlar. Alevi dedelerinin kendilerini tanımlamaları yegane geçerli tanımlamalardı ve bunlar ısrarla Aleviliğin İslamın içinde bir hareket olduğunu söyleye gelmişlerdir. 1960′lı yıllarda ve izleyen senelerde Alevilik sosyalist, solcu, marksist ve hatta bazen ateist bir hareket olarak tanımlandı. Şurası kesindir ki, Alevilik göçebe Türkmen ve köylü Müslümanların, İslamlaşma sürecini henüz tamamlayamamış din anlayışıdır.
Görüldüğü gibi Sünni İslama benzeyen, ona çok yakın Ortadoks Alevilik’ten, İslamla bağı zayıf heterodoks Aleviliğe, oradan da Sosyalist, Marksist, hatta ateist Aleviliğe kadar, geniş bir yelpaze ile karşı karşıyayız. Bu görüşlerin vasat sayılabilecek noktası da, Aleviliğin, yukarıda belirtildiği gibi, “İslam’ın Türklere özgü yorumu” denebilir. İşte bu nokta Aleviliğin “Türk Müslümanlığı” olarak algılanabileceği noktadır.
Prof. Süleyman Uludağ’a göre, Eski Türk inançlarının, Bektaşi ve Alevi zümrelerin inanç ve ayinleri üzerindeki tesiri ve payı sanıldığı ve iddia edildiği gibi fazla değildir. Aleviler, sırf milliyetçi ve kavmiyetçi hisleri okşamak ve o çevrelere şirin görünmek için Türkler’in eski ve milli inanç ve dini törenlerini sürdürdüklerini iddia etmektedirler. Oysa eski Aleviler’in hiç bir zaman böyle bir iddiaları ve düşünceleri olmamıştır. Bu iddiaların yeni oluşu, Kürtler ve Zazalar arasında da Aleviliğin yaygınlığı, asılsızlığını göstermektedir.
http://bl131w.blu131.mail.live.com
ALEYHİSSELAM:Selam üzerine olsun anlamina gelen bir dua ve dilek cümlesidir.Bu dua , peygamberlerin adi anilinca saygi ifadesi olarak kullanilir.Peygamberlerden biri anildiginda söylebnmesi gereken”Allah`in selami üzerine olsun” anlaminda bir tazim ifadesi.
ALİ:Peygamberimizin amcasi Ebu Talib`in oglu, annesi Esed kizi Fatima.Hz.Ali`in adini Peygamberimiz koydu.Mekke`den en son Hz.Ali hicret etti. Peygamberimizi kizi ile Hz.Fatima ile hicri .2, miladi 624 yilinda evlendi. Hz.Ali ile Hz.Fatima evlendiklerinde;Hz.Ali 21 ,Hz.Fatima 18 yasinda idi.Peygamberimizin soyunu ogullari ;Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin devam ettirdi.Cocuklari;Hz.Hsan, Hz.Hüseyin ve ölü dogan Muhsin, Zeynep ve Gülsüm adli cocuklari dünyaya geldi.Hz.Ali Kufe sehrini baskent yaptiktan sonra Halid bin Zeyd`i(Ebu Eyyub el Ensari) Medine`ye yönetici birakmistir.Hz.Ali Kufe`de haricilerden Abdurrahman b. Mülcem tarafindan sehit oldu.Peygamberimiz vefatindan sonra Hz.Ali yikadi.Peygamberimiz(sas) Hz.Ali icin;”Ben ilmin sehriyim., Ali de bu sehrin kapisidir” buyurmustur.
ALİ(R.A):Ali bin Ebu Talib.Peyga,berimizin damadi, amcsinin oglu, dördüncü Islam halifesi,Babasi Ebu Talib, annesi Fatima binti Esed, dedesinin adi Abdulmuttalib,Künyesi Ebu Turab, Haydar lakabi ile taninir.Islam ümmeti arasinda”Emiru`l-Mü`minin” ve “Allah`in Arslani” ünvanlariyla anilir.Islam`a ilk girenHz.Hatice`den sonra on yasinda iken girenlerdendir.Peygamberimiz Mekke`den Medine`ye giderken Hz.Ali Resulullah`in yataginda yatarak hayatini ortaya koydu.Bedir savasinda sancaktarlik yapti ve savastan önce teke tek dövüsen üc kisiden biri oldu.Hasmi Velid b.Mugire`yi öldürdü.Bedir savasindan sonra Peygamberimizin kizi Hz.Fatima ile evlendi.Uhud savasinda Hz.peygamberimizi yakindan korurken bir cok yerinden yaralandi.Hz.Ali 661 yilinda Kufe`de haricilerden Abdurrahman b.Mülcem tarafindan, sabah namazina giderken vurularak sehit oldu.Ibni Mülcem, Misir`in fethine katilmis, Siffin savasinda Hz.Ali`nin saflarinda yer almis, fakat Hakem vakàsindan sonra Haricilere katilarak ona karsi cephe almisti.Ibni Mülcem ve arkadaslari Gakem Vak`asindan sonra bir araya geldiler ve “ Yeryüzünde fesat cikaran kimsellerin” Hz.Ali(ra),Hz.Muaviye(ra) ve Amr bin As(ra) olduklari hükmüne vararak ücünü birden öldürmeye yemin ettiler.Hz.Ali(r.a)`yi öldürmek Ibni Mülcem`e düstü.Ücü birden planlarini tatbik icin yola ciktilar.Ibni Mülecm zehirli kilicini kusanarak Hz.Ali`nin (r.a) evinin yakininda pusu kurdu.Sabah namazini kildirmak icin evinden cikan Hz,Ali`nin (ra) üzerine saldirdi ve basindan yaralidi. Hz.Ali(r.a) aldigi yaranin tesirinden iki gün sonra vefat etti.Daha sonara Ibni Mülcem`e kisas hükmü uygulanarak idam edildi.Hz.Ali bes yil hilafet sonunda sehid olarak Allah katina yükseldi.
ALİ BABA :Ahilik teskilatinin bir sehirdeki en büyük reisi.
ALİ el-EKBER(ö.61/680):Hz.Hüseyin`in Kerbela`da sehid edilen büyük oglu.
AL-İ İMRAN SURESİ(3):Al-i İmran (İmran’ın ailesi) kelimesi, bu surede iki kez kullanılmıştır (33 ve 35. ayetler). İmran, Mer¬yem’in babasıdır. Bu surenin bir diğer adı da Tayyibe’dir. Bu sureye Bakara suresi ile birlikte Zehravan ismi verilmektedir. Bu sure 200 ayet ve 3500 kelimeye sahiptir. Mushaf-ı Şerif’teki sıralamaya göre üçüncü sure, nüzul sırasına göre, 89. ve Medeni suredir. Kur’an-ı Mecid’in yaklaşık beşte biri bir yer tutar. Bu surenin bazı konuları: Uhud savaşının tavsifi, şehidlerin sahip olduğu faziletlerin beyanı, Hamrau’l-Esed Gazvesi’nin bir tarafına işaret, insanların sabır ve dirence davet edilmesi, ve bu surenin sonunda çok üstün dualar da gelmiştir. Huruf-i mukattaa (Elif, Lam, Mim) ile başlayan ikinci suredir
ALİ EVLADİ:Hz.Ali`nin cocuklari ve torunlari.
ALİ KUŞCU(Ö.1474):Büyük astronomi ve matematik bilgini Ali Kuscu, Semerkant`ta dogdu.Sarayin dogancisi olan babasi avda kullanilacak yirtici kuslari egitir, bu yüzden bütün aile”Kuscu lakabiyla taninirdi.Fatih döneminde Istanbul`a geldi.Fatih görkemli bir törenle kendisini karsiladi.Istanbul`a yerlesti.Ayasofya Medresesinde hocalik yapmaya basladi.Onun zamaninda astronomi ögretiminde yeni bir cigir acildi ve degerli bilginler yetisti.(Temel Britannica,c.1,sh.151)
ALİ KUŞCU:Türk-İslam dünyasının büyük astronomi ve kelam alimi olan Ali Kuşçu, XV. yüzyıl başlarında Semerkant’ta doğdu…Ali Kuşçu’nun İstanbul’a gelişi önemlidir; çünkü o zamana kadar İstanbul’da astronomi ile uğraşan güçlü bir bilgin yoktu. Ali Kuşçu, Osmanlılar arasında astronomi bilimini yaydı.Ali Kuşçu 1474’te İstanbul’da vefat etti.
AL-İ NEBEVİ:Peygamberimizin , müslüman olan akrabalari.
ÂLÎ İSNÂD: Herhangi bir hadîsin râvîsi ile kaynağı olan Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem veya o hadîsi rivâyet etmiş bulunan meşhur hadîs imamlarından birisi arasında en az sayıda râvînin bulunduğu veyahut da tanınmış hadîs kitaplarından birinin musannefine arada en az râvî ile ulaşabilen isnaddır.
ALİ ŞİR NEVAİ(ö.906/1501):Klasik Cagatay edebiyatinin , Osmanli edebiyati sahasinda da tesirleri devam etmis eb büyük sairi; devlet adami.
ALİM VE`L –MÜTEALLİM:Imam-i Azam Ebu Hanife`nin akaid dair risalelerinden biri.
ALİTERASYON :Şiir ya da düzyazıda bir uyum yaratmak amacıyla aynı sesleri taşıyan sözcükleri sık sık ve art arda tekrarlamak. Örneğin: Seherlerde seyre koyuldum semayı, deryayı Tevfik Fikret
Karşı yatan karlı kara dağlar kayıptır. Dede Korkut
CELLE CELALÜHÜ:Celle Celalühü,Allah`u Teala, Hak Celleve Ala,Rabbimiz Cella Celaluhu hazretleri deriz.Peygamber (sas)`in ismi anilinca;Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem deriz.Diger peygamberlerin ismi anilinca;bir peygamber ise Aleyhisselam, iki peygamber ismi anilinca Aleyhimesselam, ikiden cok peygamberlerin ismi anilinca Aleyhimüsselam deriz.Ashabi kiramin ismi anilinca radiyallahu anhu, alimlerin ismi anilinca rahmetullahi aleyh,evliyayi kiramin ismi anilinca, kaddesallahu Sirrahu deriz.
ALLAH’IN VARLIĞINI İSBAT EDEN DELİLLER (İSBAT-I VÂCİB)
1-Hudus Delili(sonradan var olma): Âlemin sonradan yaratılmış olduğu, her sonradan yaratılanın bir
yaratıcısının olacağı, o yaratıcının da Allah olduğu şeklinde özetlenen isbat- vâcib delili.
2-Gaye ve Nizam Delili: Âlemde görülen düzen ve gaye fikrinden yola çıkarak Allah’ın varlığını ispatlamada kullanılan delil.
3-İhtirâ ve Hikmet Delili: Bütün varlıkların yaratılmış olduğu herhangi bir açıklamaya gerek bırakmayacak şekilde herkes tarafından bilinmektedir. Yaratılmış olan her şey de bir yaratıcıya muhtaçtır. Kısaca; “varolan her şey var olmak için yaratıcı bir faile muhtaçtır” şeklinde özetlenen isbat-ı vâcib delili.
4-İnayet Delili:Bütün varlıkların insan varlığı için uygun bir tarzda düzenlendiği, söz konusu bu uygunluğun ise, irade sahibi bir varlığın kasıtlı fiilinin eseri olması gerektiği, zira, böyle bir uygunluğun kendi başına ve tesadüfen var olamayacağı öncüllerine dayanan isbat-ı vâcib delili.
5-İstidlâl bi’ş-şahid ale’l-gayb: Bilinenden hareketle bilinmeyene ulaşma.
6-Kozmolojik Delil: Âlem Delili” de denen ve kozmozdan yani âlemden hareketle Allah’ın varlığına gitmeye çalışan isbat-ı vacib delili.
ALP TEKİN:(ö.352/963):Gazneliler Devletinin kurucusu.
ALPARSLAN(ö.465/1072):Büyük Selcuklu Devletinin ikinci hükümdari(1064-1072).secuklu devletinin basina sirasi ile Selcuk bey,Cagri ve Tugrul , sonra cagri beyin oglu Alp Arslan gecti.(1063-1072).malazgirt savasi 1071 yilinda yapildi.Alp Arslan, Mavereünnehir `de kendisine isyan eden bir kale komutani tarafindan suikastla öldürüldü.(1072).Ölünce oglu Meliksah gecti. Meliksah ölünce oglu tarafindan sancar basa gecti.
ALTINOLUK(Mizab):Kabe`nin üzerine yagan yagmur sularinin akmasini saglamak amaciyla altindan yapilmis bir oluktur.Hatim`in disinda duvarin üst orta kisminda bulunmaktadirKâbe damına konulan ve Arapça’da mizabü’r-rahme, Farsça’da mizab-ı rahmet denilen oluktur. Kâbe’nin Rükn-i Şâmi ile Rükn-i Garbi denilen köşeleri arasındaki kuzey-batı duvarının üstünde ve bu duvarın ortasına gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Böylece Kâbe damına biriken yağmur suları bu duvara bakan Hicr’e akmaktadır. Önceleri çatısı açık olan Kâbe, daha sonra iki sıra halinde altı direğe dayanan bir tavan ile örtüldü ve Hicr’e bakan kuzey duvarının üstüne de bir oluk yerleştirildi. Kâbe damına konan ilk oluk budur. Kâbe’nin oluğu ilk defa Emevi halifesi Velid b. Abdülmelik’in emriyle Mekke valisi Halid b. Abdullah tarafından altınla kaplatıldı. Altınoluk diye anılması da bundan sonradır.

ALTINORDU DEVLETİ ( 1241 – 1395 ) : Cengiz Han’ın oğullarından Cuci’nin ölümünden sonra genişletilen topraklar o- ğulları Batu Han ile Ordu Han arasında paylaşıldı. Böylece başkenti Saray Kenti olan Altınorda (Gökova) Devleti kuruldu. Ruslarla ve Lehlilerle yapılan savaşlarda Polonya, Ukrayna ve Balkan toprakları ele geçirildi. XVI. Yüzyılın solarında Timur Devleti ile Altınorda Devleti arasındaki savaşlarda Altınorda Devleti yenildi ve parçalandı. Ülkede Kazan, Kırım, Astrahan, Nogay ve Sibirya adıyla beş hanlık kuruldu. Bu hanlıklar aralarında yaptıkları savaşlarda birer birer yok olurlarken, yalnız Kırım Hanlığı 1478 yılında Osmanlı Devleti’nin koruması altına girerek, 1783 yılına
dekbağımsız varlığını sürdürebilmiştir.

ALT-KÜLTÜR:Bir sosyal grubun veya zümrenin, bünyesin¬de yaşadığı ülke veya toplumun genel kültür bütünü İçinde, etnik, dini, yerel ve meslekî ne¬denlerle farklılık gösteren dilleri, elbiseleri, evleri, çocuk yetiştirme tarzları, hayat ve dün¬ya görüşleri, yaşama biçimleri vardır. İşte bu farklı kültürel yönlere alt-kültür adı verilir.
ALTI VERGİ (Osm. Rüsum-i sitte ):Devlet borçları karşılığı olarak Düyûn-ı Umumiye İdaresine verilmiş olan ulusal gelirlerden altısı: ipek, tütün, balık avı, tuz, içki ve damga pulu vergileri.
ALIN YAZISI :Türkce bir ifadedir.Kaza ve kader teriminin bir karsiligi olarak kullanilmaktadir.
A’MÂL-İ ŞER’İYYE:İslâm dîninde yapılması emredilen ibâdetler ve işler.
AMEL:Dünya ve ahirette ceza veya mükafat konusu olan her türlü is ve davranisi ifade eden bir terim.Amelin imandan bir cüz oldugunu söyleyen, muzezile ve hariciye mezhepleridir.
AMEL DEFTERİ:Insanlarin dünyada iken yaptiklarinin yazildigi defter.
AMEL-İ KALİL:Namaz kilarken bir rükünde bir uzuvla yapilan ve namazdan sayilmayan bir veya iki hareket.Namazda ameli kalil mekruhtur.Zararli haserat-i namazda iken amel-i kalil ile öldürmek caiz, isirmayani tutmak veya öldürmek mekruhtur.(Ibn-i Abidin)
AMEL-İ SÂLİH :İyi, güzel, faydalı, sevaba ve Allah’ın rızasına sebep olacak, haram sınırına girmeksizin kişinin iman, iyi bir niyet ve ihlâs ile yapmış olduğu davranışlar .
“Amel”, iş manasına gelir. “salih” ise, elverişli, yararlı, yarayışlı demektir. Dolayısıyla amel-i salih; kişiye ahiret saadetini sağlamaya, Allah’ın rızasını kazanmaya elverişli olan, Allah katında bir değer ifade eden davranışlardır
AMENERRASULÜ:Peygamber iman etti anlamina gelir.Bütün buyruklara ve Yüce Allah`dan gelen her vahye, Hz.Peygamberve mü`minlerin iman ettikleri bildirilir.Bakar suresinin son iki ayetini olusturan ve Amenerresulu diye anilan , mirac gecesinde peygamberimize vasitasiz sekilde vahyolunan bu ayetler, Resulullahin hadislerinde övülmüs, her zaman ve özelllikle yatmadan önce okunmasi tavsiye edilmistir.Bir hadisde.”Bu ayetlerin gece yatmadan önce okunmasi kisiye yeter” denilmistir.(K.Kerim meali, sh.49 T.Diyanet Vakfi)
AMENTÜ:Islam dininde inanilmasi lazim olan alti temel esas. Imanin sartlari.Arapca da inandim anlamina gelir .Iman esaslarini kisa ve özet olarak ihtiva eden metin.Amentü, İslâm dininin iman esaslarını ana hatlarıyla ifade eden terimdir. Arapça’da âmene fiilinin birinci tekil şahsı olan ve “inandım” mânasına gelen âmentü, Kur’an’da üç yerde, söz sahibinin imanını açıklarken kullandığı bir ifade olarak geçer.(bk. Yûnus Suresi, 190; Yâsîn Suresi, 36-25; Şûrâ Suresi, 42/15.) Şûra sûresinde doğrudan doğruya Hz. Peygamber (sav)’e “âmentü” demesi emredilir. Buna dayanarak âmentünün Kur’an’da yer alan bir terim olduğunu söylemek mümkündür.“Âmentü billahi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l kaderi hayrihî ve şerrihî mine’llâhi teâlâ; ve’l-ba’sü ba’de’l-mevti hakk eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlüh” “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman ettim. Ölümden sonra diriliş gerçektir. Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğu na şahadet ederim.”şeklinde sıralanan ve mü’menün bih olarak da adlandırı lan itikadı esasların hepsi âmentü teri miyle ifade edilir.Âmentü’de sıralanan ve Ehl-i sünnet inancına bağlı herkesin kabul etmesi ge reken bu iman esasları Kur’an’da çeşitli ifadelerle yer almıştır. Bir yerde mümi nin vasıfları olarak Allah’a, âhiret günü ne, meleklere, kitaba (Kur’an’a) ve pey gamberlere iman şeklinde sıralanırken (bk. Bakara Suresi, 2/177.) başka bir yerde müminlere “Allah’a, peygamberine (Hz. Muhammed’e), peygamberine indirdiği ki taba (Kur’an’a) ve önceden indirdiği ki taba iman etmeleri emredilir. (bk. Nisâ Suresi, 4/136.) Buna karşılık Allah’ı, me leklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr edenin koyu bir sapıklık içinde olduğu belirtilir. (bk. Nisâ Suresi, 4/136.) Bu âyetlerde değişik şekillerde sıralanan iman esasları Allah’a, meleklere, kitap lara, peygamberlere ve âhirete iman ol mak üzere beş ilkede toplanmış ve ge leneksel âmentü metninde bulunan ka der, yani hayır ve şerrin Allah’tan oldu ğu inancı bunlar arasında zikredilmemiştir. Âmentüdeki iman esaslarının sa yısı ve muhtevası hadislerde de farklı dır. Buhârinin rivayet ettiği Cibril hadisinde, “İman nedir?” sorusuna, “Allah’a, meleklerine, Allah’ın görüleceğine, pey gamberlerine ve öldükten sonra diril meye inanmandır.” (Buhârî, “İmân”, 37.) cevabı verilerek sayılan beş değişik esas arasında da kader zikredilmediği hal de İbn Hanbel (Müsned, I, 21.) Müslim (“İmân”, 1.) Tirmizî (“İmân”, 4.) İbn Mâce (“Mukaddime”, 9.) Ebû Dâvûd (“Sünnet”, 17.) ve Nesâînin (“İmân”, 4.) rivayetlerinde “hayrı ve şerri ile birlikte kadere iman” esası diğerlerine ilâve olarak zikredilir.Tirmizî’nin diğer bir rivayetine göre Hz. Peygamber (sav), “âmentü” lafzıyla başlayan bir hadisinde (“Fiten”, 63.) “Ben Al lah’a, meleklerine, kitaplarına ve âhiret gönüne inandım.” demiştir. Bu hadiste de iman esaslarının yine beş noktada top landığı ve Kur’an’da olduğu gibi burada da İman esaslarını formülleştiren âmentü metninden bir kısmının eksik olduğu görülür. İman esaslarını âmentü formü lünde olduğu gibi topluca konu edinen bazı âyet ve hadislerde kadere imanın yer almayışı, onun ilim, irâde, kudret ve tekvin sıfatları içinde mütalaa edilebi len özelliğine bağlı olsa gerektir. Yoksa Mu’tezile’nin ve günümüzdeki bazı araş tırmacıların iddia ettiği gibi İslâm’da kader inancı nın bulunmayışından dolayı değildir. Ni tekim özellikle kader inancı üzerinde duran başka âyet ve hadisler de vardır. Aslında İslâm literatüründe iman esasları “Allah’a, peygambere ve âhiret gününe iman” şeklinde önce üç (el-usûlü’s-selâse). sonra kelime-i şehâdette belirtildiği üzere Allah’a ve Hz. Muhammed’in peygamberliğine iman şek linde iki, son olarak da Allah’a iman şek linde (aslü’l-usûl) tek bir esasta özetlen miştir. Bu son yaklaşıma göre Peygamber’e iman, Allah’a imana ulaşmanın yo lu, âhiret de Allah’ın fiillerinden biri olduğundan Allah’a iman edilince ötekiler kendiliğinden benimsenmiş olur. İş te Hz. Peygamber (sav) imanı, “Allah’tan baş ka ilâh olmadığını tasdik etmektir.” diye tarif ederken (bk. Müslim, “İmân”, 33, Tirmizî, “İmân”, 5.) ve “Allah’tan başka ilâh yoktur, diyen cennete girer.” müjde sini verirken (bk. Tirmizî, “İmân”, 17.) bu gerçeği ifade etmiştir.Dini bilgilerin öğretilmesinde ilk sırayı alan ve ilk devirlerden beri ögretilegelen Ehl-i sünnetin geleneksel itikad metni olan âmentünün, başta Cibril hadisi ol mak üzere, Hz. Peygamber (sav)’in “İman ne dir?” sorusuna verdiği değişik cevap lardan (bk. Müsned, I, 19; Tirmizî, “Ka der”, 17; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 34; İbn Mâce, “Mukaddime”, 9.) derlendiği anla şılmaktadır. Zira Tirmizî’nin bir rivaye tinde (“Fiten”, 63.) yer almayan kısımlar Müslim’de (“İmân”, 46, 53.) İbn Mâce’de (“Mukaddime”, 10.) ve Tirmizinin başka bir rivayetinde (“Kader”, 10.) aynı lafız larla zikredilmektedir. İbn Hacer ve Aynî’nin Cibril hadisine yaptıkları şerhler de bu görüşü teyit etmektedir (bk. Fethu’l-bârî, I, 197; ‘Ümdetul-kârî, 1, 326, 335) Âmentü klişesine akaid kitapları içinde ilk defa İmâm-ı Âzam’ın el-Fıkhü’l-ekber”ine rastlanır. (s. 1.) Daha sonra Hakîm es-Semerkandî es-Sevâdü’l-A’zam’da (s. 5.) ve özellikle Ebü’l-Leys es-Semerkandî Beyânü ‘akideti’l-usûl adlı eserinde iman esaslarını âmentü biçiminde özetlemiştir. Müteahhir devirde Ubeydullah b. Muhammed es-Semerkandinin âmentüyü şerhederek (bk el-cAkîdetüz-zekiyye, vr. 2a vd.) başlattı ğı “âmentü şerhi” telif türü, kendisin den sonra da devam etmiştir. Âmentü öğretiminin Mâtürîdîler arasında son derece yaygın olmasında, konuyla ilgili ilk eserleri Semerkandlı âlimlerin yaz mış olmalarının etkisi büyüktür. Kaynak: Diyanet İslam Ansiklopedisi, (Amentü md.)
AMİN ALAY:Osmanlilar döneminde okula yeni baslayan cocuklar icin düzenlenen tören.
AMİN: Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.
AMİNE HATUN:Peygamber Efendimizin annesi Amine Hatun, Medine`ye yaklasik 190 km. uzaklikta bulunan Ebva`da hastalanarak orada vefat etti.Amine Hatun`un annesi Berre.Hz.amine`nin yüce peygamberimize hamile oldugunu farkina vardigi gece recep ayinin ilk cuma gecesidir.
AMÜ’L-CEMAA:Emevi devleti 41/661 yılında Muaviye b. Ebi Süfyan tarafından kurulmuştur.Devletin Emeviler adını alması ise kurucusu Muaviye’ninÜmeyoğulları ailesine mensup olması sebebiyledir. Böylece Muaviye b.Ebi Süfyan’l~ birlikte İslam toplumunda devlet yönetimi bir hanedanı’n yada bir ailenin eline geçmiş oluyordu. Muaviye’nin hicretin 41. yılında Hz.Hasan’la yapmış olduğu linIaşmadan sonra, müslümanlarca bu yıla birlik yılı manasına gelen “Amü’l-Cemaa” adı verilmiştir.Muaviye’nin Kufe’de halktan bi~t almasıyla son yıllarda farklı iki siyasi ve idari yapıya bölünmüş olan Islam dünyası yeniden birleşmiş oluyordu
ANADOLU HİSARI : 139-Anadolu Hisari:Istanbul Bogazi`nin Anadolu yakasinda 14. yüzyilda yapilmis hisar. İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında Göksu Deresi’nin denize döküldüğü yerde 1395 yılında I. Bayezid (Yıldırım ) tarafından İstanbul’un kuşatılmasına destek olması için yaptırılmış bir kaledir. Doğu-Batı yönünde 65 metre, Kuzey-Güney yönünde 80 metre uzunluğunda ve 2,5 metre genişliğinde surlardan oluşmuştur. İstanbul!un alınmasında ve boğazların denetim altında tutulmasında önemli rol oynayan hisar,İstanbul’un alınmasından ve Karadeniz’de askeri üstünlük sağlanmasından sonra eski önemini yitirmiştir.
ANÂSIR-I ERBE’A:Dört temel unsur. Maddelerin asıllarını teşkil ettiği kabûl edilen dört unsur; toprak, su, hava, ateş. Allahü teâlâ mahlûkları, anâsır-ı erbe’adan yarattı. (Abdullah bin Abbâs)
İnsan bedeni, anâsır-ı erbe’adan meydana gelmiştir. Onların herbirinin kendilerine has bir özelliği olup, insanların tabiatı ve mizâcı üzerinde tesirleri vardır. Meselâ ateş; isyân ve kibre; toprak, alçaklık ve tevâzuya; havâ, arzu ve isteğe yol açar .
ANNE SEVGİSİ:Sevgili Pegamberimiz, hicretten sonra annesi Amine`nin kabrini ziyaret etmis ve kabrinin üzerini elleriyle düzeltmisti.Bir taraftan da göz yaslarini tutamamisti.Kendilerine nicin agladigi sorulunca”Anne özlemi beni aglatti” diye cevap vermisti.
ANZAKLAR : Avustralya ve Yeni Zelanda birleşik ordu birlikleridir. Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale Cephesi’nde ve Fransa’daki cephelerde savaştılar. Daha sonra, bu iki ordu birliği birbirlerinden ayrıldı. 25 Nisan 1915 günkü Çanakkale çıkartmasının yıl dönü-münü her iki taraf da Anzak Günü Ulusal Bayramı olarak kutlamaktadır.
Birinci Dünya Savaşında, İngilizlere destek vermek amacıyla oluşturulan birliklere Anzak(Anzac) adı verilmiştir.Avusturya ve Yeni Zelanda kolordusu anlamına gelen(Avustralia and New Zeland Army Corps) kelimelerinin baş harflerinden meydana gelmiş bir kısaltmadır.
133-ABD:Kuzey Amerika`da 50 eyaletten olusan birlesik devlet.
AMASYA ANTLAŞMASI:Osmanli devleti ile Iran arasinda yapilan ilk antlasma(1 Haziran 1555)

AMMAR B.YASİR:Ilk müslümanlardan, anne ve babasi ilk Islam sehidleri olan meshur sahabi.
AMORALİZM: Ahlâka aykırı olmamakla beraber, ahlâkla ilgilenmemek ve ahlâkî normları, hayat kaideleri olarak benimsememek fikrine dayanan felsefî doktrin.
AMPİRİZM:bilginin kaynagi olarak yalniz tecrübeyi kabul eden görüs.
AMRE BİNT MES`UD:Vefatindan bir ay sonra kabri basinda Hz.Peygamber tarafindan cenaze namazi kilinan kadin sahabi.
ANGLİKAN KİLİSESİ:Protestanligin Anglosakson ülkesindeki kolu.
ANGLİKANİZM:İngiltere kralı Sekizinci Henry’nin kurduğu hıristiyanlık mezhebi.
Îsâ aleyhisselâmın bildirdiği Îsevîlik zamanla bozuldu. Hazret-i Îsâ’nın telkîn ettiği insanlık, merhamet, şefkat esasları tamâmen unutuldu. Bunun yerine; taassub, kin, nefret, düşmanlık ve zulüm hâkim oldu. Engizisyon mahkemeleri kurularak yüz binle rce insan haksız yere işkence ile öldürüldü. Nihâyet bu gidişe hıristiyanlar içinden isyân edenler çıktı. Luther ismindeki papas gibi İngiltere kralı Sekizinci Henry de papaya isyân ederek, Katolik kilisesiyle alâkasını kesip, protestanlık esâsına ugun anglikan kilisesini kurdu. BöyleceAnglikanizm mezhebi meydana geldi ve İngiltere’nin resmî dîni oldu. Protestanlık mezhebinin temel inanışlarına bağlı olan Anglikanizm kilisesi, ilk zamanlar bilhassa katolikleri sindirmek için sert tedbirlere başv urduysa da son zamanlarda katolikler ve ortodokslarla diyalog kurulması fikrini benimsedi
ANGLİKANİZM:Ingiliz kilisesisnin itikadi görüsü.
ANEKDOT:Bir edebi eserde anlatılan bir olayın başlı başına ayrı bir bütünlük gösteren parçasıdır. Kısa hikaye, fıkra, menkibe anlamlarını da taşır.
ANEZE:Hz.Peygamberin kullandigi bir nevi asa.
ANGLO-SAKSON : 375 yılında başlayan Avrupa Barbar Kavimler Göçü ile, Almanya’nın Kuzeyinden Britanya Adası’na göç eden, Norman istilasına kadar İngiliz tarihine, diline ve edebiyatına damgasını vurmuş olan, Angıllar’dan, Saksonlar’dan ve Jütlerden oluşmuş, geniş an-lamıyla ana dili İngilizce olan topluluktur.
ANKEBUT SÛRESİ :Kur’an-ı Kerîm’in yirmidokuzuncu suresi. Mekke’de nazil olmuştur. Altmışdokuz ayet, yediyüzseksenbeş kelime, dörtbinikiyüzonbir harften ibarettir. Fâsılası mim, nûn, râ harfleridir. Adını kırkbirinci ayetinde geçen “Ankebût” kelimesinden almıştır. Ankebût, örümcek demektir. Ayetin bütünü içinde şu şekilde kullanılmıştır:
“Allah’tan başka veliler (Dostlar, yönetici ve liderler) edin(ip onlara bağlan)anlar (kendisine) bir ev edinen örümceğe benzerler. Evlerin en çürüğü örümcek evidir. Keşke bilselerdi. ” (29/41).,Ankebut Suresi(29):Bu surenin Ankebut olarak isimlendirilmesi, bu canlı varlığın (örümceğin) bir temsilde verilmiş ol¬masından dolayıdır (kendisine Allah’dan başka ve¬liler edinip onlara bağlananlar, tıpkı kendisi için bir ev edinen örümceğe benzer. Evlerin en çürüğü örüm¬cek evidir. Keşke bilselerdi. 41. ayet). 69 ayet, 978 ke¬lime içermektedir. Mushaf sıralamasına göre Kur’an’ın 29. suresi, nüzul sırasına göre de 85. sure olup Mekki’dir. Kur’an’daki kapsam alanı bir hizbden (cüzün dörtte biri) biraz fazladır. Hurufu mukattaa ile başlayan onbeşinci suredir (Elif, Lam, Mim). Bu surede Nuh, Lut, Şuab, Salih ve Hud gibi Pey¬gamberlerin kıssalarına işaret edilmiştir.
ANTİSEMİTİZM:I873′dc Alman gazeteci W.Marr tarafından ortaya atılan ve bugün tüm yahudilerin çıkar¬larına, yasal haklarına, dinî yaşantı ve ideoloji¬lerine karşı yöneltilen düşmanlığı İfade eden terim.
ANTROPOLOJİ:Insani irk ve kültür yönünden inceleyen ilim.
ANZAKLAR : Avustralya ve Yeni Zelanda birleşik ordu birlikleridir-Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale Cephesi’nde ve Fransa’daki cephelerde savaştılar. Daha sonra, bu iki ordu birliği birbirlerinden ayrıldı. 25 Nisan 1915 günkü Çanakkale çıkartmasının yıl dönü-münü her iki taraf da Anzak Günü Ulusal Bayramı olarak kutlamaktadır.
ARABİSTAN:Asya ile Afrika arasinda yer alan dünyanin en büyük yarimadasindan biri.
ARABÎ AYLAR:Hicrî senenin on iki ayı (Bkz. Kamerî Aylar). Hicrî takvimde kullanılan Arabî ayların adları sırasıyla şunlardır: 1. Muharrem, 2. Safer, 3. Rebî’ul-evvel, 4. Rebî’ul-âhir, 5. Cemâzil-evvel,
6. Cemâzil-âhir, 7. Receb, 8. Şa’bân, 9. Ramazan, 10. Şevvâl , 11. Zilka’de, 12. Zilhicce.

A`RAF:Cennetle cehennemi birbirinden ayiran bölgedeki surun yüksek kisminin adi. A’raf, yüksek yer mânâsına olan Arf’in çoğuludur. Bundan maksat, cennet ile cehennem arasındaki bir surun yüksek tepeleridir. A’raf ehlinden maksat, bir görüşe göre itaat ve sevap sahiplerinin en şerefi i olanlarıdır. Bunlar ise ya bir kısım meleklerdir veya Peygamberlerdir, veya şehit olanlardır. Bu zatlar, şereflerini göstermek, rütbelerinin yüceliğini ortaya koymak için ve cennet ehli ile cehennem ehlinin hallerini öğrenmek maksadıyla bir müddet A’raf mevkiinde bulunacaklardır. Diğer bir görüşe göre A’raf ehlinden maksat, iyilikleri ile kötülükleri eşit bulunan, sevap itibariyle dereceleri yüksek olmayan bir kısım mü’minlerdir ki, bunlar başlangıçta ne çenet ehlinden ve ne de cehennem ehlinden bulunmazlar. Cennet ile cehennem arasında orta bir durumda bulunurlar. Sonra Cenab’ı Hak bunları kendi ilâhî lütfuyla cennete sokar. Bunlar cennete en son girecek zatlardır. Bu hususta başka görüşler de vardır.

A’RAF SURESİ(7):Bunun isimlendirilme nedeni, A’raf ve A’raf as¬habından söz etmiş olmasıdır. Onun bir diğer adı, “Elif, Lam, Mim, Sad” dır (Sure bu mukattaa harfleri ile başlamaktadır). Bu sure, 206 ayet ve 3341 ke¬limedir. Mushaftaki sırası yedi, nüzul sırasına göre, Kur’an’ın 39. suresi ve Mekki’dir. Kur’an’ın bir cü¬zünden fazla bir yer kapsar. Secde ayetini içeren dört surenin ilkidir. 206. ayeti mustehab secde ayetidir. Bu surenin en temel konuları, Adem’in kıssası, elbise ni¬meti, ziynet ve kendini süsleme konusunda itidal ve orta yolu takip etme gibi konulardır. İlk misak ya da elest ahdi alemine işaret de bu surenin 172. ayetinde zikredilmektedir

ARAFAT:Mekke`nin dogusunda, haccin en önemli rüknü olan vakfenin yapildigi yer.Mekke`ye on iki mil mesafede bulunan genis ve yüksek bir sahranin adidir.Hz.Adem ile Hz.Havva`nin yeryüzünde bulustuklari mekan.Hz.Ibrahim, hac ibadetinde yapilacak fiilleri Cebrail(as) `dan burada ögrenmis,Hz.Ismail ile annesinin bir müddet ayrildiktan sonra bulustuklari ,Veda hutbesinin okundugu, Hz.Peygamberimizin , ashabi ile vedalastigi mekan.
Arafat:Mekke Şehri’nin 25 km. güney doğusunda bir bölge. Bölgedeki Arafat dağı (Rahmet dağı) yaklaşık 450 metre yüksekliğinde bir tepedir. Rivayete göre Hz. Adem ile eşi Hz. Havva cennetten indiridikten sonra ilk burada buluşmuşlar. Buraya Arafat adının veriliş sebebi ise: Cebrail (a.s.)’in Hz. İbrahim (a.s.)’e haccın nasıl ve nerelerde yapılacağını öğretirken Arafat’a geldiklerinde ona “Arefte?” (anladın mı tanıdın mı?) diye sorması onun da “Areftü” (anladım tanıdım) demesinden dolayıdır. Hacılar Arafat’ta vakfeye dururlar.

ARAMİLER:Eski bir yari göcebe Bati sami kavmi.
ARAP BİRLİĞİ:Üye ülkeler arasında İlişkileri güçlendirmek, her alanda işbirliğini tesis etmek ve politika¬lar arasında koordinasyonu sağlamak amacıy¬la Mısır, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan, Suri¬ye, Lübnan ve Yemen tarafından 22 Mart 1945 tarihinde kurulan bölgesel bir u luslarara-sı örgüttür. Birliğin amacı, 25 Eylül 1944′te İm¬zalanan İskenderiye Protokolü’nde ortaya konmuştur.
ARASÂT:”Arsa” kelimesinin çoðulu olan “arasât”, sözlükte, üzerinde bina bulunmayan boþ arazi anlamındadır.. Din dilinde, kıyametin kopmasından sonra diriltilecek olan insanların, dünyadaki inanç, söz, fiil vedavranışlarındansorguya çekilmek üzere sevk edilecekleri yerin adına denir. Bu mekâna mahþer ve mevkif de denir. Kur’ân’da geçmeyen bu kelime, hadislerde sözlük anlamında kullanılmaktadırr. (Buhârî, Megâzî, 8).:Öldükten sonra insanların ve diğer canlıların diriltilip toplanacakları meydan. Buraya mevkıf ve mahşer de denir.
ARAZİYİ ÖŞRİYYE: Vaktiyle müslümanlar tarafından fethedilerek, fetheden mücâhidlere veya diğer müslümanlara temlik edilmiş olan arazîdir.Cezîretü’1-Arab ve Basra arazîsi bu kabildendir. Bu gibi arazî ziraat olundukça, hasılatından her sene, beytü’ş-sadaka’ya konmak üzere öşür alınır.
ARAZÎYİ ÂMİRE: Kendisinden, her hangi bir şekilde intifa olunan (= faydalanılan) yerler demektir.
ARAZÎYİ EMÎRİYYE: Rakabesi beytü’l-raâle ait olarak, devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler demektir. Bu tâbir tarla, çayır, yaylak, kışlak, koru ve benzeri yerleri içine alır.
ARAZÎYİ EMÎRİYYEYİ MEVKÛFE: Yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi, bir hayır kurumuna tahsis olunan mîrî arazî demektir.
ARAZÎYİ EMÎRİYYEYİ SffiFA: Beytü’1-mâle âit menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri, bir cihete tahsis edilmeyip, devlete âit olan ve fertlere tefviz olunan (= bir bedel karşılığında bırakılan) memleket arazîsi demektir.
ARAZÎYİ GÂMİRE: Harap; su baskım altında kalmış veya henüz çift girmemiş olan yerler. (Arazîyi Amire’nin mukabili, zıddı, tersi).
ARAZÎYİ HÂLİYE: Boş ve sahipsiz topraklar.
ARAZÎYİ HARACİYYE: Müslümanlar tarafından savaşılarak fethedildiği hâlde, eski gayr-i müs-lim ahâlisinin elinde bırakılan veya hâriçten getirilen gayr-ı müslim ahâliye temlik edilen yahut sulh yoluyla fethedilip, bir vergi konularak, eski gayr-i müslim ahâlisine terkolunan arazîdir.Vaktiyle Şam ve Mısır arazîsi harâc arazisi olduğu gibi Sevâd-ı Irak (yani Basra hâriç olmak üzere Bağ-dad ve Küfe köyleri) de bu kabil arazilerdendi.
ARAZÎYİ MAHLÛLE: Mutasarrıfının, intikal sahibi mirasçı bırakmadan ölmesiyle mahlûl olan araziye araziyi emîriyye demektir.
ARAZİYİ MAHMİYYE: Rakabesi beytü’1-mâle ait bulunan arazîden koru, mer’a, yol, pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş olan yerler.
ARAZÎYİ MEFTÛHA: Fetih hakkının taalluk ettiği yerler.Kaide olarak, arazîyi meftûha, devletin malı sayılır. Devlet bu kabil arazîyi gânimlere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahiplerinin elinde bırakır.
ARAZÎYİ MEKTÛME: Beytü’1-mâle haber verilmeden tasarruf olunan mahlûl veya müstahik-i tapu olan yerler.
ARAZÎYİ MEMLEKET: Müslümanlar tarafından vaktiyle fethedilip de, hiç kimseye temlik edilmeksizin ve bir müddete bağlanmadan bütün müs-1 lümanlar için ibkâ edilen arazidir. Vaktiyle öşür veya harâc arazisinden iken, bilâhare, sahiplerinin tamamen inkıraz etmeleriyle, beytu’l-mâle intikâl eden arazî de bu kabildendir. Sam ve Mısır gibi yerlerin bir çok arazîsi, daha sonra memleket arazisi hâline gelmiştir. ARAZÎYİ MEMLEKET’e, ARAZÎYİ EMÎRİYYE, ARAZİYİ MİLLİYYE, ARAZİYİ HAV adı da verilir.
ARAZÎYİ MEMLÛKE: Araziyi Memleketten sayılıp, beytü’1-mâle âit iken, bilâhare bir bedel karşılığında hükümetten satın alınmış olan mülk arazîdir. Mülkiyet yolu ile tasarruf edilir.
ARAZÎYİ METRUKE: Terkedilmiş, bırakılmış topraklar.
ARAZÎYİ MEVÂT: Kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye terk ve tahsîs kûmma-dığı hâlde, yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede, köy ve kasaba gibi ma’ mur yerlerden uzak bulunan yani tahminen yaya yarım saat mesâfelik uzaklığı olan, taşlık ve kıraç yerlerdir.Mevât arazî, veliyyü’l-emrin izni ile İhya edilir, imâm Ebû Yûsufa göre, arazîyi mevât, arazîyi öşriyyeye komşu ise Öşriyye; araziyi haraciyyeye komşu ise ha-raciyye olur. Müftâbih olan budur.
ARAZÎYİ MEVKÛFE: Vakfedilmiş toprak; Vak-folunmuş arazî. (Arazî kanununa göre, mîrî menfa-ateri, bir cihete tahsis olunan yer.)
ARAZÎYİ MEVKÛFE-İ SAHÎHA: Arazîyi mem-lûkeden, şartlarına uygun olarak vakfolunan yerler. (Bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir.)
ARAZÎYİ MEVKÛFE-İ GAYR-İ SAHÎHA:Arazîyi emîriyyeden ifraz olunarak, ülû’l-emrin veya onun izni ile başkalannın vakfetmiş olduğu arazî. (Buradaki vakfiyet, tahsîs münâsebetinden ibarettir).
ARAZÎYİ MÎRİYYE: Devlete ait arazî ARAZI, kelime olarak; yer ve toprak anlamına gelen ARZ kelimesinin çoğuludur.
ARÂZİ-İ MUHTEKERE: Müste’ciri tarafından, üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere, seneliğini, belirli bir meblağ mukabilinde kiraya verilmiş olan arazî demektir.
Bu arazînin müste’ciri, belirlenmiş bulunan icâre bedelini, arazî sahibine her sene vererek, bu araziyi elinde istibkâ eder. (= bırakır). Bu, bir istihkar muamelesi demektir:
ARASAT:Kiyamette bütün ölülerin dirildikten sonra toplanacaklari meydan.Kiyamet gününde insanlarin toplanacagi yerin bir adi.
ARABİSTANDAKİ PANAYIRLAR:Arabistanin cesitli yerlerinde kurulan panayirlar:Dumetülcendel,musakkar, suhar,deba,mehre,aden,saa`a, ukaz, zülmecaz idi.En ünlü panayri Ukaz idi.
AREFE GÜNÜ :Kurban bayramının bir gün öncesi olan Zilhicce ayının dokuzuncu günüdür. Haccın iki rüknünden biri olan vakfe bugünde yapılır. Arefe günü Arafat’ta, öğle namazının farzı ile ikindi namazının farzı öğle vaktinde peş peşe kılınır (cem-i takdim). Arefe günü güneş batınca hacılar Arafat’tan Müzdelife’ye hareket ederler. Arefe günü, Arafat’ta hacılar, vakitlerini dua, namaz, zikir, tesbih, va’z dinleme, Kur’ân okuma vb. ibadetlerle geçirirler. Peygamberimiz (a.s.) “Allah’ın, arefe günü mü’minlerin günahlarını bağışlayacağını umarım” demiştir (Müslim, Sıyâm, 1162). Ülkemizde Ramazan Bayramının öncesindeki güne de arefe günü denilmektedir.
ARİM:Kur`an-i Kerim`de Sebe halkinin cezalandirildigi bildirilen büyük sel baskini sirasinda yikilan set,baraj.
ARİSTO:Islam felsefesi üzerinde önemli etkileri olan ilkcag Yunan filozofu.
ARİYET:Bir kimseye bir süre kullanilmak üzere karsiliksiz verilen mal.
ARNAVUTLUK:1945 yılına gelinceye kadar ülkede 1667 adet Osmanlı mimarisi tarzında inşa edilmiş cami vardı.Ancak, bu tarihten sonra camiler ya tahri edilmiş ya amacı dışında kullanılmış ya da yıkılmıştır.Bunlardan sadece 50 kadarı ayakta kalabilmiştir.1514-1912 yılları arasında Osmanlı hakimiyetinde kalan Arnavutluk,28 Kasım 1912 yılında bağımsızlığına kavuşmuş, ancak 1967-1990 döneminde nedeniyle din mefhumu büyük ölçüde zaafa uğramıştır.Arnavutluk,3.581.665 nüfusa sahip,28.750 kilometre kare yüzölçümlü ve başkenti TİRAN olan küçük bir Balkan ülkesidir.
Etnik Yapı:%97,8 Arnavut,% 2 Yunan,% 0,2 diğerleri(Makedon,Karadağ,Sırp,Hırvat, Bulgar ve Mısırlıdır.)Nüfusun % 73 ü müslüman olan ve uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalan bu ülke de , maalesef misyonerler adeta cirit atmaktadır.Batılı bazı ülkeler ile Vatikanın Hıritiyanlık ağırlıklı kültürel ve ekonımik propağanda etkinlikleri bütün hızıyla sürmektedir. Dini yapı:% 73 Müslüman,(% 60 sünni,% 13 Bektaşı) %27 Hıritiyan(% 19 0rtodoks ce % 8 katolik. Başkanlık merkez teşkilatında 35 merkez görevlisi,37 ilde 37 il müftüsü ve ülke genelinde 440 civarında camide de (bu camilerden 280 kadarında 5 vakit, diğerlerinde ,ise sadece Cuma namazı eda edilmektedir.Diyanet İşleri başkanlığınca :D in ,eğitim, yayın hizmeti ile aynı ve naktdi yardımlar ile kardeş şehir projesi bulunmaktadır.Kocaeli ile Tıran, Uşak ile Berat,Yozgat ili ile Durres, Niğde ili ile Elbasan, Sakarya ili Akyazı ilçesi Korça, Hatay ili İskenderun ilçesi İskodra ile eşleştirilmiştir.(Diyanet Av.Dergisi,Mart 2010 ,sayı:131)
ARŞIN : Eski bir uzunluk ölçüsü olup, 68 santimetre uzunluğundadır. 1 Nisan 1931 tarihinde çıka rılan bir yasa ile kullanımdan kaldırılmış, metrik sisteme geçilmiştir.
ARSLANLI ÇEŞME : Hacı Bektaş ilçesinde, Hacı Bektaş-ı Veli külliyesinde avlunun sağında bulunan çeşme. Bu çeşmede su, arslan heykelinin ağzından akmaktadır ki, Bektaşilere göre zemzem olarak kabul edilir.
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE :Asere-i Mübessere:Hz.Peygamber tarafindan dünyada müjdelenen on kisi. Bu sahabilerin tamami ilk müslümanlardan olup,Kureyislidirler.Cennetle müjdelenen 10 sahabeye“Aser-i Mübessere“ denir.El-Aseret`ül-mübessere, el Mübesserunbi`l Cenne, El-Aseret`ül-meshudü lehum bi`l –cenne.AsereMübessere: Hz.EbuBekir(v.634),Hz.Ömer(v.644),Hz.Osman(v.656),Hz.Ali(v.661),Hz.Talha bin Ubeydullah(v.656),Hz.Zübeyr bin Avvam(v.656),Hz.Abdurrahman bin Avf(v.652).Hz.Sad bin Ebi Vakkas(v.674),Hz.Sad bin Zeyd(v.671),Hz.Ebu Ubeyde bin Cerrah(Radiyallahü Anhüm=Allah onlardan razi olsun.)Asere-i Mübessere:Hz.Peygamber tarafindan dünyada müjdelenen on kisi. Bu sahabilerin tamami ilk müslümanlardan olup,Kureyislidirler.
ASHAB-İ SUFFE:Mescid-i Nebi`nin etrafinda fakir sahabelerin barinacaklari sofalar yapildi.Bu sofalarda kalan ve Hz.peygamber`den ilim tahsil eden bu zatlara “Ashab-i Suffa” denmistir.
ASİMİLASYON : Kişilerin veya toplulukların bir başka toplumun kültürel yapısı içinde eritilerek yok edil mesidir. Bu yolla halklar, kendi özelliklerinden ve kültürlerinden uzaklaştırılırlar ve kendilerine yabancılaştırılırlar, egemen olan kültürün değerlerini benimseyip, onun çıkarlarını savunurlar.
ASR-İ SAADET:Mutluluk cagi demektir.Istilah olarak iki anlami vardir:1)Hz.Peygamberin yasadigi devir hakkinda kullanilan bir terim.2)Hz.Peygamber ve dönemi hakkinda yazilan bazi eserlerin ortak adidir.
ARSLAN BABA:Yeseviye tarikatinin kurucusu Ahmet Yesevi`nin(ö.562/1166) ilk mürsidi oldugu söylenen kisi.
ARTUKLULAR:Diyarbakir ve Mardin cevresinde 1102-14 tarihleri arasinda hüküm süren bir Türkmen hanedani.
ARUZ RESMİ:Osmanlilarda dügün veya gerdek icin alinan bir vergi.
ARZ:Osmanlilarda genellikle devlet isiyle ilgili bir mesele hakkinda padisaha sözlü veya yazili olarak bilgi sunma.
ARZA-İ AHİRA(CİBRİL ALEYHİSSELAMIN SON DERSİ):Ramazan aylarında Cibrîl (a.s.) ve Hz. Peygamber (s.a.s.), bir araya gelerek Kur’ân’ı karşılıklı okumuşlardır. Bu konudaki hadisi Hz. Fatıma’dan Hz. Aişe (r.anhümâ) nakletmiştir. Resûlullah (s.a.s.), Hz. Fatıma’ya bir sır vermiştir. Vefatından sonra Resûlullah’ın sırrını açıklayan Hz. Fatıma, Resûlullah’ın (s.a.s.) “Cibrîl benimle Kur’ân’ı her sene mukabele (muâraza) ederdi. Bu sene iki defa mukabele etti, zannediyorum ki ecelim yakınlaştı.” buyurduğunu söylemiştir.(Buhârî, fedâilü’l-Kur’ân 7, menâkıb 25; Müslim, fedâilü’s-sahâbe 98, 99.) Ebû Hüreyre (r.a.), Ramazan ayındaki karşılaşmayı “(Cibrîl), her sene Kur’ân’ı Resûlullah’a (s.a.s.) bir defa arz ederdi, vefat ettiği yıl iki defa arz etmiştir. Resûlullah, her sene on gün itikaf yapardı; vefat ettiği yıl ise yirmi gün itikaf yapmıştır.” (Buhârî, fedâilü’l-Kur’ân 7,i’tikâf 17. (7). Cibrîl’in Hz. Peygamber’e Ramazan gecelerinde Kur’ân’ı ders verdiği bildirilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, söz konusu mukabele Ramazan’ın gecelerinde oluyordu. İbn Abbas (r.a.), bu buluşmayı şöyle anlatmıştır: “Resûlullah (s.a.s.), insanların en cömerdiydi. Ramazan ayında Cibrîl onunla buluştuğunda daha da cömert olurdu. Cibrîl, onunla Ramazan’da her gece buluşur, Kur’ân’ı ders verirdi. Resûlullah (s.a.s.), hayırda tatlı esintili rüzgarlardan daha cِmertti.”( Buhârî, bed’u'l-vahy 5, 6; Müslim, fedâil 50; Nesâi, sıyâm 2.)Hadisin farklı bir rivâyetinde, “Kur’ân’ı ders verirdi.” cümlesi “Resûlullah (s.a.s.), Cibrîl’e Kur’ân’ı arz ederdi.” şeklinde nakledilmiştir.(Buhârî, fedâilü’l-Kur’ân 7, savm 7) En son yapılan arzın özel bir önemi vardır. Son Ramazan ayındaki karşılıklı okumalar/arz, öncekilerin aksine iki defa gerçekleşmiş, iki defa Cibrîl (a.s.), iki defa da Hz. Peygamber, tarafından okunan Kur’ân, böylece son arzada toplam dört kez okunmuştur (Makdisî, 33). Üstad Zahid el-Kevseri’ye göre Cibrîl ile buluştuktan sonra Hz. Peygamber, ashabını toplayarak onlara Kur’ân’ı baştan sona okumuş, yani bir arz gerçekleşmiştir. “Arza-i ahîra”, işte bu son okumadır (Kevserî, 6).Cibrîl’in Hz. Peygamber’e, onun da Cibrîl’e okuması şeklinde mukabele tarzında gerçekleşmiştir.
ARZ-İ MUKADDES:Kutsal ülke.Kudüs, Filistin.
ARZ ODASI:Padisahlarin devlet büyüklerini ve yabanci elcileri kabul edip dinledikleri oda.
AŞURA GÜNÜ:Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.( Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.)Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.( Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.)
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
AŞURA ORUCU:Muharrem ayının onuncu gününe “âşûrâ” denir. Hz. Aişe validemizin bildirdiğine göre İslâm öncesinde Mekke halkı ve Peygamberimiz “âşûrâ” gününde oruç tutmuştur. Peygamberimiz Medine’ye geldiği zaman Yahudîlerin “âşûrâ” orucu tuttuklarını görmüş, kendilerine bu orucu niçin tuttuklarını sormuş. onlar, “bu gün hayırlı bir günüdür, bu günde Allah İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardı. Musa (a.s.) bu günde oruç tuttu” cevabını vermişlerdir. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.), `biz Musa’ya sizden daha evla ve layığız’ dedi, âşûrâ orucunu tuttu ve ashabına da tutmalarını emretti (Buhârî, Savm, 69, II, 251; Müslim, Sıyâm, 128; Tirmizî, Savm, 49. III, 117.).
Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah Efendimiz(s.a.v.), “Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım” buyurarak (Tirmizî, Savm, 47), bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.
Hz. Peygamber döneminde Yahudiler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimiz (a.s.) âşûrâ orucunu tutmuş ve “Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayında tutulan âşûrâ orucudur” (Tirmizî, Savm, 40, III, 117; Müslim, Savm, 38) sözleriyle tutulmasını teşvik etmiştir. Sahabeden isteyen bu orucu tutmuş, isteyen de tutmamıştır (Buhârî, Savm, 69, II, 251; Müslim, Sıyâm, 113-126. I, 792-795) Âşûrâ orucu, muharrem ayının 9. ve 10. günlerinde tutulur (Tirmizî, Savm, 50, III, 128). (İ.K.)
ASHABU`L- FERAİZ:Islam miras hukukunda belirli pay sahibi mirascilar icin kullanilan terim.İslâm miras hukukunda belirli pay sahibi mirasçılar. Ferâiz’in tekili olan farîza, belirli pay demektir. Mirastaki payları tek tek belirlenen mirasçılara, belirli pay sahibi mirasçılar anlamında bu isim verilmiştir. Bu gruba giren mirasçılar onbir olup, değişik durumlara göre bunlar için kırk pay durumu (hâl) söz konusudur. Kitap, sünnet ve icma ile belirlenen bu onbir mirasçı .

ASHABU`L- EYKE:K.Kerim`de Hz.Suayb`in peygamber olarak gönderildigi bildirilen ve ashab-i Medyen olarak anilan kavim
ASHAB-İ FİL:Fillerle bbebaraber Kabe`yi yikmaya gelen Yemen Krali Ebrehe`nin ordusu icin kullanilan bir isimdir.Konu ile ilgili Fil Suresi nazil olmustur.Ebrehe, Habes hükümdarinin Yemen valisi idi.
ASHÂB-I HICR:Hıcr halkı demektir. Hıcr, Şam ile Hicaz arasındaki bölgenin adıdır. Hıcr bölgesinde Semûd kavmi yaşamıştır. Semûd kavmi, Âd kavminden geriye kalan insanlardır. Bu nedenle Semûd, ikinci Âd diye de anılır. Semûd kavmi, birçok nimet ve imkâna sahipti. Dağları delmiş, taşları oymuş, sağlam ve muhkem yazlık ve kışlık evler, konaklar yapmışlardı (Şu’arâ, 26/149). Ucuzluk, bolluk ve refah içinde idiler. Bu nimetlerle azdılar, hak yoldan saptılar. Ashâb-ı Hıcr; bozguncu (A’râf, 7/74), zorba ve inatçı (İbrâhim, 14/15), kâfir (A’râf, 7/76), zâlim (Hûd, 11/67) ve azgın idi (Şems, 91/11). Kendilerine Peygamber olarak gönderilen Sâlih (a.s.)’ı yalanladılar (Hac, 22/42). O’na büyülenmiş (Şu’arâ, 26/153), çok yalancı ve şımarık dediler (Kamer, 54/25). Mucize olarak verilen dişi deveyi öldürdüler (Şems, 91/14), şeytana uydular ve doğru yoldan saptılar (Ankebût, 29/38). Allah’a şirk koştular, putlara taptılar (A’râf, 7/73). Âhireti inkâr ettiler (Hâkka, 69/4-5). İnsanlara kötülük yapıyorlardı (Fecr, 89/12). Peygamberin öğütlerine kulak vermeyen Ashâb-ı Hıcr, dehşetli bir sayha (gürültülü ses) ile helâk oldular. Ağılcının topladığı kuru ot gibi kırılıp gittiler (Kamer, 54/31).
ASABE :Asabe, baba tarafından akraba olan kimseler demektir. Şeran, miras alamayan yakınlardır. Oğullar, oğulların oğulları, baba dede, kardeşler, amcalar, dedenin kardeşleridir.
ASHAB:Mümin olarak Hz.Peygamber(sas)`i görüp sohbetinde bulunan kimseye sahabe denir.En son vefat eden sahabe, Ebu Tufeyl Amir b.Vasile el-Leysi`dir.Ashab`in fazileti hakkinda Kur`an-i Kerimde söyle buyurulur:“Sizler, insanlar icin cikarilmis en hayirli bir ümmetsiniz.”(Al-i imran:110).Peygamber (sas):”Insanlarin en hayirlisi benim asrimda yasayanlardir.”(Tecrid-i Sarih Tec.1/24).Ashabin sayisi hakkinda Ebu Zür`a, Resulullah`in vefat ettigi zaman ashabinin sayisinin 114 bin oldugunu söylemistir.Bunlardan on iki bin kadarinin hayatlari hususi kitaplara gecmistir. Ashabin Fukahasi:Hz.Ömer, Hz.Ali,Hz.Aise,Abdullah Ibni Mesud, Abdullah ibni Abbas, Abdullah ibni Ömer, Zeyd bin Sabit.Ashabin meshurlarindan bazilarinin lakaplari:Hz.Ebubekir`in Siddik,Hz.Ömer´inFaruk, Hz.Osman`in Zinnureyn, Hz.Ali`nin Ebu Turab,Halid b. Velid`in Seyfullah.Ashabin sayisi:Ebu Zura, Resulullah`in vefat ettigi zaman sahabenin sayisinin 114 bin oldugunu söylemistir.Bunlardan 12 bin kadarinin hayatlari hususu kitaplara gecmistir.
ASHAB-I A’RAF: A’râf ehli demektir. A’râf suresinin 44–50. ayetlerinde ahiretteüç sınıf insanın varlığından söz edilmiştir. Bunlar; ashâbü’l-cennet (cennet halkı, cennetlikler), ashâbül’n-nâr (cehennem halkı, cehennemlikler) ve ashâbü’l-a’râf. A’râf ehli bir yönüyle cennet ehliyle diğer yönüyle de cehennem ehliyle münasebet içindedir.Her iki tarafı da yakından tanımaktadır. Bu kimseler, iyilikleri ile kötülükleri, sevapları
ile günahları eşit olduğu için henüz cennete giremeyen ancak cennete girmeyi uman
mü’minlerdir (A’râf, 44–50).
ASHAB-I FİL: Fil sahipleri demektir. Ashab-ı Fil kavramı, Fil süresinde geçmektedir. “Rabb’inin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi.Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları hâline getirdi” (Fil, 105/1-5).
ASHAB-İ KEHF: Ashab-i Kehf; magara arkadaslari. Keyf; dag da bulunan genisce magara demektir.Ashab-i kehf`in isimleri;Yemliha, mislina, mekselina, mernus, debernus, sazernus ve kefestetayyis.Reisler;Mekselina, haber ve erzak islerini Yemliha yapiyordu.Imanli hükümdar.Tendosis, zalim hükümdar Dakyanus, sehir ise Efsun idi.Ashab-i kehf`, magaraya girince söyle dia etmistir:” Ey Rabbimiz!Bize tarafindan bir rahmet ver ve isimizden bizim icin muaffakiyet hazirla” demislerdi.(Kehf süresi, 101)
ASHAB-I SUFFE:Peygamberimizin Medine`deki mescidinde tesis ettigi, bu isimle anilan yere suffe, burada barindirilan sahabelere de ashab-i sffe veya Ehl-i Suffe denir.
ASHABÜ`S-ŞECERE:Hudeybiye`de agac altinda Hz.Peygamber`e biat eden sahabiler hakkinda kullanilan bir tabir.
ASHABÜ`L-UHUD:Islammiyetten önceki bir devirde müminleri dinlerinden döndürmek ici ates dolu hendeklerde yakarak iskence eden kimseler hakkinda Kur`an-i Kerim`de kullanilan tabir.
ASHABÜ`L-YEMİN:Amel defteri sag tarafindan cerilenler, cennetlikler anlaminda bir Kur`an terimi.
ASHABU’L-ELF:“Bin hadis sahipleri” manasına gelen bir tabirdir. Rivayet ettiği hadislerin sayısı binden fazla olan sahâbîler için kullanılır.
Baki b. Mahled ile ona tâbi olan İbn Hazm’in ayrı bir metotla yaptıkları sınıflandırmaya göre ashâb’ul-elf, rivayet sayısı binle iki bin rivayet ettikleri hadislerin arasında olanlardır. Bu gruba giren sahabîler, Abdullah b. Abbâs (1660 hadis); Câbir b. Abdillah (1540 hadis); Ebu Sa’idil-Hudrî (1170 hadis) dir.
ASHABU’L ELFEYN-: “İki bin hadis sahipleri” anlamına gelen bir tabir olup rivayet ettiği hadislerin sayısı ikibini aşan sahabiler için kullanılır.
Bakî b. Mahled ile İbn Hazm’in yaptıkları sınıflandırmaya göre ashâbu’l-elfeyen kendisinden iki binin üzerinde hadis rivayet edilmiş olan sahabilerdir. Bu gruba girenler, Abdullah b. Ömer (2630 hadis); Enes b. Mâlik (2286 hadis); Mü’minlerin Annesi Hz. A’işe (2210 hadis) den ibarettir.
ASHABU’L-HADİS: Aynı manada Ehlu’l-Hadîs ve Ehlu’1-Eser tabirleri de kullanılır. Her ikisi de “hadîs ehli, hadisciler” manasına gelir. Kendisini Hadis İlmine adamış âlimlerle, hadis rivayetiyle meşgul olan ravilere denir.
ASHABU’L-KALİB:Ashabı Kalib, Bedr Savaşı’nda katledilip kuyuya atılmış olan müşriklerdir
ASHAB-I KARYE(ŞEHİR HALKI): Şehir veya köy halkı demektir. Ashâb-ı Karye, kendilerine gönderilen iki elçiyi yalanlamışlardı. Üçüncü bir elçi gönderildi. Ashâb-ı Karye, elçilere “sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Sözünüzden vazgeçmezseniz sizi taşlarız, size azap ederiz” demişlerdi. Ashâb-ı Karye’den biri, “Ey kavmim Peygamber’lere uyun” demiş, iman ettiğini açıklamıştı. Halk bu mü’mini öldürmüş, Allah’da bunları korkunç bir sesle yok etmiştir (Yasin, 36/13–29).
ASHÂB-I MEDYEN :Medyen halkı demektir. Medyen, Akabe körfezinden Humus vadisine kadar uzanan bölgenin adıdır. Medyen halkı; putperest, bozguncu, fâsık ve kâfir bir toplum idi. Ölçü ve tartıyı tam yapmazlar, insanların haklarını eksik verirler ve haksızlık yaparlardı. Hırsız ve hilebaz idiler. Allah, kendilerine Şuayb’ı (a.s.), peygamber olarak gönderdi. Şuayb (a.s.) tatlı dili, fasih, beliğ ve tesirli sözleriyle Medyen halkını tevbeye, tevhide, ibâdete ve kötü davranışları bırakmaya davet etti. Ancak Şuayb peygamberin dâvetine uymadıkları gibi, onu yalanladılar ve yalancılıkla suçladılar, ona büyülenmiş dediler. Mü’minleri Allah yolundan men ettiler. Allah da onların kâfir olanlarını korkunç bir ses ve zelzele ile helâk etti. Yurtlarında çöküp kaldılar (A’râf, 7/85, 86, 91, 92, 93,102; Hûd, 11/85-90, 94; Şu’arâ, 26/183-186).
ASHABU’L-MI’ETEYN: “İkiyüz hadis sahibi” manasına gelir. Rivayet ettiği hadislerin sayısı ikiyüz ile üçyüz arasında olan sahabîler için kullanılan tabirdir.
Hz. Peygamber’in hadislerini ilk rivayet eden nesil olan sahabe, rivayet ettikleri hadislerin sayışma göre kısımlarla ayrılmıştır. Bu kısımların beşincisi ashâbu’l-mi’eteyndir ve iki yüzden fazla üç yüzden az hadis rivayet edenlerden oluşur. Bu gruba giren sahâbiler şunlardır: Ebu Zerri’l-Gifâri (286 hadis); Sa’d b. Ebî Vakkâs (270 hadis); Ebu Umâme el-Bâhilî (270 hadis); Huzeyfe İbnu’l-Yemân (225 hadis).
ASHABU’L-Mi’îN: “Yüzlerce hadis sahibi” anlamına gelen bir tabir olup rivayet ettiği hadislerin sayısı binden az, üçyüzden fazla olan sahabîler için kullanılır. Bu gruba dahil sahabîler şunlardır: Abdullah b. Mes’ûd (848 hadis); Abdullah b. Amr İbni’1-As (700 hadis); Ömer İbnu’l-Hattâb (537 hadis) ; Ali b. Ebî Tâlib (536 hadis); Mü’minlerin Annesi Ümmü Seleme (378 hadis); Ebu Musa’l-Eş’ârî (360 hadis); el-Berâ b. Âzib (305 hadis).
ASHABU’-L UlûF: “Binler sahibi” demek olup rivayet ettiği hadis sayısı binlerle ifade edilen sahabîler için kullanılan bir tabirdir.Sahabîler, Hz. Peygamber’den rivayet ettikleri hadislerin sayısına göre kısımlara ayrılmışlardır. Endülüslü Muhaddis Bakî b. Mahled’in ve belki de ona tâbi olarak İbn Hazm’ın ayn bir metotla yaptıkları bu taksime göre ashâbu’1-ulûf, üç binden fazla rivayet eden sahabîler olmaktadır. Bu gruptan sayılan tek sahâbî Ebu Hureyre’dir. Rivayet ettiği hadis sayısı 5374′dür.
ASHÂB-I RESS:Res halkı, Ress’liler demektir. Ress sözlükte “bir şeyin evveli, başlangıcı, kuyu, maden, alâmet, eser, kalıntı” anlamlarına gelir. “Ashâb-ı Ress”, Kur’ân’da tarihte yaşamış bir halkın adı olarak iki yerde geçmektedir. Furkân sûresinin 38. âyetinde Âd ve Semûd kavimleriyle birlikte Ress halkının da helâk edildiği, Kaf sûresinin 12-15. âyetlerinde ise, Nuh’un kavmi, Semud, Ad, Firavun, Lut’un kavmi Eyke halkı ve Tubba’ kavmi gibi Ress halkının da Peygamberleri yalanladığı bildirilmiş; ancak peygamberlerinin ve kendilerinin kim olduğu, nerede yaşadıkları ve nasıl helâk edildikleri beyan edilmemiştir.
ASHAB-I SEBT: Sebt cumartesi, Ashâb-ı Sebt ise cumartesi halkı demektir. Allah,“Cumartesi yasağını çiğnemeyin” buyurmuştu. Allah’ın emrini dinlemeyen bir grupYahudi bu yasağı ihlal etti, bir grup da bunlara mani olmaya çalıştı, fakat zalim ve fâsıklar isyan ettiler. Allah, bu kimseleri lanetledi, aşağılık maymunlar yaptı, çetin birazap ile cezalandırdı (Nisa, 4/47; A’raf, 7/163–167; Bakara, 2/65).
ASHÂBU’S-SUFFE:Hz. Peygamber (s.a.s.)’in mescidine bitişik sofada barınan ve islâmî tedrisatla meşgul olan sahabiler.Suffe, eski evlerdeki seki, sed gibi yüksekçe eyvan demektir. Dilimizde buna sofa da denir. İslâm tarihinde “suffe” denilince, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Medine’deki mescidinin bitişiğindeki bu isimle anılan yer anlaşılır. Burada barınan sahabîlere de “ashab-ı suffe” veya “ehl-i suffe” denir. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VII, 46).Ashab-ı suffe ictimaî, siyasî ve askerî nedenlerle Medine döneminde ortaya çıkmıştır. Kavim ve kabileleri arasında İslâm’ı yaşama imkânı bulamayıp gerek Hz. Peygamber (s.a.s.)’le beraber Mekke’den ve gerekse muhtelif yerlerden Medine’ye hicret eden fakir, yeri, yurdu olmayan kimseler burada barınırlardı. İslâmiyet’te ilk yatılı medrese burası olmuştur. Bundan sonra buranın durumu örnek alınarak İslâm aleminde medreseler hep camilerin etrafına yapılmıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, II, 940).
ASHABU’S-SUNENİ’L-ERBA’A: “Dört Sünen sahibi” demektir. Hadis Edebiyatında sünen isimli daha çok ahkâm hadislerinden oluşan kitap müelliflerine ashabu’s-sünen tabir edilmiştir. Bunlar arasında el-Kutubu’s-Sitteyi oluşturan altı hadis kitabının es-Sahîhân dışında kalan dört sünen sahibine Ashâbu’s-Suneni’l-Erba’a denilmiştir ki bunlar Ebû Dâvud, Tirmizî, Nese’î ve İbn Mâce’dir.
ASİM B.ADİ:hz.PeygamberEfendimizin (s.a.v) Mescid-i Dirar`i ortadan kaldirmak icin görevlendirdigi sahabe.
ÂSIM BİN BEHDELE (İmâm-ı Âsım):Tâbiîn devrinde yetişen kırâat âlimlerinden. Meşhûr “Kırâat-ı Seb’a” adı verilen yedi büyük kırâat âliminin beşincisi. Allahü teâlânın kelâmı olan Kur’ân-ı kerîmin kırâatini, okunuşunu bildiren âlimlerden.Asıl adı, Ebû Bekir Âsım bin Behdele Ebû Necûd el-Esedî el-Kûfî’dir. Meşhûr adı “Âsım”dır. Künyesi Ebû Bekir’dir. Babasının künyesi, Ebû Necûd olup, asıl adı da Abdullah’dır. Annesinin adı, Behdele’dir.
Kûfe şehrinde doğan İmâm-ı Âsım’ın, doğum târihi kesin olarak bilinemiyor. Bütün hayatı Kûfe’de geçmiş olup, bir ara Şam’a gittiği de rivâyet edilmektedir. Vefât târihi hakkında muhtelif rivâyetler vardır. İbni Cezerî’nin Gâyet-ün-Nihâye adındaki eserinde 127 (m. 745) târihinde vefât ettiği bildirilmektedir. O’nun 80 yaşına kadar yaşadığı ve son Emevî halifesi Mervân bin Muhammed’in hilâfetine kadar Kûfe’de kaldığı kaynaklarda zikredilmektedir. Kabri Semâve’dedir.İmâm-ı Âsım, Kûfe’de “Reis-ül-kurrâ” idi. Kur’ân-ı kerîmi, Peygamberimizden öğrenildiği şekilde engüzel okuyan âlimlerin başıydı. O, bu kırâat ilmini Ebû Abdurrahman es-Sülemî’den öğrendi.Ebû Abdurrahman es-Sülemî ise, Resûlullah
efendimizin sağlığında dünyâya gelmiştir. Babam, Resûlullah (s.a.v.) ile sohbet etmiştir. İmâm-ı Âsım’ın kırâattaki ikinci hocası Zîr bin Hubeyş el-Esedî’dir. Bu hususu kendisi şöyle bildiriyor:“Ebû Abdurrahman’ın yanından kalkıp Zîr’e gider, okuduklarımı O’na da arz ederdim.” Zîr bin Hubeyş de, Abdullah İbni Mes’ûd’dan okumuştur.İmâm-ı Âsım’ın kırâat usûlü, talebelerinden iki râvîsi vasıtasıyla yayılmıştır. Bunlardan Hafs bin Süleymân’ın rivâyeti ile gelen kırâat usûlü, bilhassa memleketimizde ve birçok İslâm memleketinde yaygındır. Memleketimizde yetişen tecvîd âlimlerinden Molla Abdurrahman Kurrâ başı (veya Karabâşî), “KarabaşTecvidi” adı ile bilinen Türkçe eserinde “… Kırâat-ı Âsım ve rivâyet-i Hafs” ifadeleri ile Onun ismini yâd etmektedir. İmâm-ı Âsım’dan kırâat ilmini öğrenen âlimler, sadece Hafs ve Ebû Bekir Şu’be değildir. Ondan feyiz alan, O’nun tedris halkasında yetişip, başkalarına ilim öğretenler sayılamıyacak kadar çokturİmâm-ı Âsım talebelerine Kur’ân-ı kerîm okuturken, en önce dışarıda işi olanları okutur, işlerinden kalmamalarını isterdi.Rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:“Kim Allah’a şirk, ortak koşarsa Allahü teâlâ onu Cehenneme atar. Her kim Allah’a şirk koşmadığı halde vefât ederse Allahü teâlâ O’nu, Cennetine sokar.”
ASIM BİN SABİT:Ashab-ı Kiramın meşhurlarından ve muhariplerinden. Alim ve edib bir zat. Künyesi Ebu Süleyman, annesi, Şemus binti Ebi Amirdir. Bütün hayatı, Allah yolunda savaşlarda geçti.Hicretten önce iman etti. Medinelidir. Kız kardeşi Cemile binti Sabit, hazret-i Ömerin hanımıdır. Hicretin 4.cü (m. 625) yılında vuku bulan Reci vakasında şehid oldu. Peygamberimiz onu, muhacirlerden Abdullah bin Cahş ile kardeş yapmıştı. Bedir harbi bu şekilde yapıldı ve meleklerin de yardımıyla Allahü teâlâ zafer ihsân eyledi. Âsım bin Sâbit bu gazâda Kureyş´in ileri gelenlerinden Ukbe bin Muayt´i öldürdü. Bu Ukbe Mekke´de Peygamberimizi boğmaya kalkmış ve hayatına son vermek için çalışmış azıl müşriklerden idi.Âsım bin Sâbit gidip Ukbe´nin cezâsını verince Peygamberimiz buyurdu ki:
-Vallahi; Allahı, Resûlünü ve Kitâbını inkâr eden, Peygamberini işkenceden işkenceye uğratan senden daha kötü bir adam bilmiyorum.Âsım bin Sâbit, Uhud´da da bulundu ve Resûlullahın has okçularından idi. Uhud savaşında ba´zı yakınları ölen müşrikler de, Müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. Alçakça bir plân hazırladılar. Hemen de plânı tatbike koydular. Bu maksatla bir heyet Medîne´ye giderek Resûlullahın huzuruna çıkıp ricada bulundular:Yâ Resûlallah! Bizim kabîlelerimiz, İslâmiyeti kabûl ettiler. Yalnız Kur´ân-ı kerîm öğretmenine ihtiyâcımız var. Lütfen bize; İslâmiyeti, Kur´ân-ı kerîmi öğretecek kimseler yollar mısınız? Sevgili Peygamberimiz kendilerine, 10 kişilik bir öğretmenler heyeti yolladılar. Başlarında, Âsım bin Sâbit hazretlerinin bulunduğu bu heyette, Mersed bin Ebî Mersed, Hâlid bin Ebî Bükeyr, Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne, Abdullah bin Târık, Muattib bin Ubeyd de bulunuyordu.Asım’ın kumandasında yedi (veya on) kişilik bir heyet, istek üzerine Hz. Peygamber (asv) tarafından muallim olarak Adal ve Kare kabilelerine gönderildi. Bu heyet, Kureyş’in Uhud’dan sonra Müslümanlara bir daha saldırıp saldırmayacağını öğrenmekle de görevliydi. Yolda, adı geçen kabilelerin elçilerinden biri, Müslümanlarca öldürülmüş olan Hâlid b. Süfyân’ın intikamını almak için fırsat kollayan Lihyânoğulları’na -önceden yaptıkları bir anlaşmaya göre- gizlice haber ulaştırdı. Bunun üzerine Lihyanlılardan yüz kadar okçu. Mekke ile Usfân arasındaki Recî’ suyu yakınlarında Müslümanları kuşatarak teslim olmalarını istedi. Ancak Âsim b. Sabit, “Allah’ım! Peygamberini durumumuzdan haberdar et!” diye dua ettikten sonra teslim olmayı reddederek savaşa girdi. Önce ok, sonra mızrak, daha sonra da kılıçla savaşan Âsım müşriklerden bir kişiyi öldürmüş, iki kişiyi de yaralamıştı. Çantasında yedi ok bulunduğu, her biriyle bir kişi öldürdüğü de rivayet edilmiştir. Çetin bir mücadele sonunda, “Allah’ım! Ben ilk günler senin dinini korudum, sen de bugün benim cesedimi koru!” dedi ve ardından şehid oldu. Âsım’ın başını Sülâfe’ye götürüp yüz deveyi almak isteyen Lihyânlılar, aniden üzerlerine saldıran arılar yüzünden onun naaşına yaklaşamadılar. Arıların dağılması için geceyi beklemeye mecbur kalan Lihyânlılar bu defa da birdenbire yağmaya başlayan yağmurun meydana getirdiği sellerin Âsım’ın naaşını sürüklemesiyle emellerine kavuşamadılar. Âsım’ın cesedi daha sonra da bulunamadı. Bu hadiseden dolayı Âsim “Hamiyyü’d-debr” (arıların koruduğu kişi) lakabıyla meşhur olmuştur.(TDV. İslam Ansiklopedisi, Asım b. Sabit md.) (“Debr” kelimesi genel anlamda türü ne olursa olsun arı anlamınadır. Ancak daha çok bazı bölgelerimizde “sarıncalı” denilen eşek arıları için kullanılır. Arapça’da eşek arısının esas adı “zenbûr”dur. Daha çok çoğul şeklinde “zenâbîr” diye söylenir. Bal arısına ise “nahl” denilir. Yapılan tariflerde sözü edilen arıların, eşek arıları olma ihtimalinin daha çok olduğu anlaşılıyor.) İlk Medine’li Müslümanlardan olup hamiyyü’d-debr (Arıların himaye ettiği kişi)lakabına sahip bir sahabedir. Bedir ve Uhud savaşlarında büyük başarılar gösterdi.Becerikli bir ok atıcıdır.Hz. Peygamber (s.a.v) ‘in Kur-an ve İslami ilimleri öğretmek için gönderdiği bir grubun tuzağa düşürülmesiyle Bir’i Maune’de şehid edilmiştir.Şehid edilmeden önce Allah’a Cesedini düşmanlardan koruması için dua etmiş ve vücudunu arılar sardığı için cesedine müşrikler dokunamamıştır.Mehmet Akif’in “Asımın nesli” diye kasteddiği insan bu mümtaz sahabidir.(Hak Dini Kur’an Dili,E.M Hamdi Yazır)

ASİYE:Islam`a göre Fravun`un Hz.Musa`ya iman etmis olan esi.Kocasi kafirken kendisi iman eden ve müminlere örnek gösterilen Fravun`un hanimi.Peygamber Musa aleyhisselam`a peygamberlik gelince ilk iman edenlerden birisi de Asiye oldu.Bunu ögrenen Fravun karisini iskencelerle öldürterek sehit etti.Peygamberimiz , kamil imana sahip 4 kadindan bahsederken Asiye hatun`u da rahmetle anmistir.
ASLI GÜNAH :hiristiyanlikta Hz.Adem ile Havva`nin cennette »yasak meyve » ibaret yemek suretiyle islediklerine ve nesilden nesile bütün insanliga intikal ettigine inanilan suc.

ASR SURESİ(103):Sure, birinci ayetinde geçen Asr’a yeminle baş¬ladığından bu adla anılmıştır. Allah, Asr’a/zamana yeminle başlamıştır. Surenin diğer adı da Ve’1-Asr’dır. 3 ayet, 14 kelimeden meydana gelmiştir. Mushaftaki sıraya göre 103. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 13. suresi olup Mekki’dir. Kısa surelerdendir. Yüce Allah, bu surede Asr’a (nitekim başka yerlerde de sa¬baha, geceye ve gündüze yemin etmiştir) yemin ede¬rek iman ehli ve salih amel sahibi dışında kalan in¬sanların zararda olduğunu bildirmiştir.
Asr Suresi :Adini ilk yetten alan ve üc ay etten ibaret olan asr suresi, Mekke-i Mükerrede nazil olmustur.Insirak suresinden sonra nazil olmustur.Felaket ve hüsran icinde bulunan insanlarin kurtulsu yollarini ve prensiplerini beyan buyurmaktadir.Imam-i Safi , Asr suresi hakkinda : Kur`an`dan hicbir ayet nazil olmasaydi da yalniz asr suresi nazil olsaydi, insanligin hem dünyasi, hem de ahireti icin kafi gelirdi » dedigi sumullü bir sure
ATABEY:Selcuklularda ve daha sonraki Türk devletleinde kullanilan unvan.Büyük Selçuklu Devleti’nde Emirliklere emir olarak atanan sultan oğullarının ( melik) eğitim ve öğretiminden sorumlu öğretmen-devlet adamlarıdır. Özellikle Sultan Melikşah’ın (1072 – 1092 ) ölümünden sonra, devletin merkezi otoritesinin zayıflaması üzerine derebeyleşmeye, giderek de, bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Bu dönemde kurulan en önemli Atabeylikler; Fars Atabeyliği ( 1147 – 1284 ), Erbil Atabeyliği, Azerbaycan Atabeyliği ( 1146 – 1232 ), Şam Atabeyliği ( 1128 – 1154 ) ve Musul Atabey-liği ( 1127 – 1159 ) dir. ( A.Timur BİLGİÇ,Tarihsel Terimler Sözlüğü,Piramit Yayınları;Ankara,2005)
ATABETÜ`L-HAKAYİK :12 .Yüzyil sairlerinden Edip Ahmed Yükneki`nin Dogu Türkcesiyle yazdigi ahlak ve nasihata dair eseri.XII. yüzyıl şairlerinden Edip Ahmet’in yazdığı 256 beyitlik bu kitap Karahanlı Türkçesi döneminin temel eserlerindendir. ‘Hakikatler Eşiği’ anlamına gelmektedir. Erdemli olmanın yollarını ve ilkelerini açıklamaktadır .Türk kültürünün, edebiyatının en önemli eserlerinden biridir.
Doğru söz bal, yalan söz soğan gibidir; soğan yeyip, ağzı acılandırma, bal ye.
Yalan söz hastalık, doğru söz şifa gibidir; bu söz eskiden söylenmiş bir masaldır.
Doğru ol, doğruluk yap ve adın doğruya çıksın; insanlar seni doğru olarak bilsinler;
Eğriliği bırakıp, doğruluk giysini giy; elbiselerin en iyisi, doğruluk giysisidir.
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE:Hz.Peygamber tarafindan cennete girecekleri daha hayatta iken kendilerine müjdelenen on sahabi.
AŞIK MEHMED(ö.1006/1598`den sonra):Osmanli cografya ve komografya alimi.
ATEİZM:Allah`in varligini inkar etme, tanimama.
ATİK:Kabe ve Hz.Ebu Bekir hakkinda kullanilan bir sifat.
ATİKE BİNT ABDULMUTTALB :Hz.Peygamberin halasi.
ATİRE :Araplarin Cahiliye devrinde putlara kestikleri kurban.
ASİMİLASYON:Kendine benzetme, temsil etme, temessül etme, özümseme.
ASİTANE,ASTANE:Esik,saltanat merkezi.Osmanli devleti döneminde Istanbul, büyük tekke, merkez tekke.
ASKERE GİTMEK:Askerlik; mali,cani,namusu, dini, nesli ve bütün bunlarin icinde barindirdigi yurdu korumak icin yapilir.Bu görev dini bir vazifedir.Hakiki sehitlik mertebesine sadece devletin organizesindeki savaslarda ulasilablir.Dini olmayanin vatanin degerini kavrayamadigi gibi vatani olmayanin da esaret altinda dinini yasamasi mümkün olamaz.Bundan dolayi vatani düsman saldirisindan korumak dimizin en önemli emirleri arasindadir.
ASR-İ EVVEL:Imameyn´e (imam-i ebu yusuf ve imami muhammed) `e göre ikindi vaktinin basladigi zaman.
ASR-İ SAADET:Peygamberimizin, peygamber olarak gönderildigi tarih ile vefat ettigi tarih arasinda gecen zaman icin kullanilir.Hz.Peygamber ve dönemi hakkinda yazilan bazi eserlerin ortak adi.
ASR-İ SANİ:Imam-i azama göre ikindi namazinin baslama zamani.Islam memeleketlerinde ikindi ezanlari, asr-i evvele göre okunmaktadir.Ikindi namazi 161-Asr-i sanide yani yani bu ezandan kisin 36 dakika, yazin ise 72 dakika sonra kilinirsa, imamai azama göre uyulmus olur.
ASR SURESİ:Felaket ve hüsran icinde insanlarin kurtulus olarini ve prensiplrini beyan buyurulmaktadir.
AŞURE GÜNÜ:Muharremin 10.günü.Adem`in tevbesinin kabul edildigi,Ibrahim (as)`in dogdugu, Musa(as) `in Kizil denizi gecip kurtuldigu, Fravunun boguldugu, Isa(as) `in dogdugu, Nuh(as)`in gemisinin Cudi dagina oturdugu gün.
ASYA:Dünyanin en büyük kitasi.
ASYA; ARİF NİHAT(1904-1975):Sair ve yazar.Asil adi Mehmet Arif`tir.catalca`nin Incegiz köyünde dogdu.Ankara`da vefat etti.
ATVÂR-I SEB’A: Kelime olarak “yedi tavır” anlamına gelen atvâr-ı seb’a, bir tasavvuf terimi olarak nefsin; emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziye, marziyye ve kâmileden ibaret yedi tavrı anlamında kullanılmaktadır.
AVARIZ : Osmanlı Devleti’nde olağan-üstü durumlarda özellikle de, savaş giderlerini karşılamak amacıyla toplanan vergidir. Devlete doğrudan emek, ürün ya da para olarak ödenen Tekalif-i Örfiyyeden, ( gelenek, göreneklerden ve emirlerden ) kaynaklanan, Tanzimat Devri’nde de kaldırılan vergidir. TARİHSEL TERİMLER SÖZLÜĞÜ
A.TİMUR BİLGİÇ.Pelikan yayınevi
AVARLAR:Dagistan ve Azerbaycan`da yasayan müslüman bir kavim.
AVERROES:Ibn Rüsd adinin Bati dillerinde kullanilan sekli.
AVRET: Kişinin açılmasından utanç (haya) duyduğu her şey. Vücudun mahrem kısımları, insanın ayıp yeri. Görülmesi ve açığa çıkarılması g.ünah olan yerler
Avret:Vücutta dinen örtülmesi gereken ve baskasinin bakmasi haram olan yerleri ifade eden bir fikih terimi.Kadin ve erkekte örtünmesi gereken yerlere avret denir.Dört cesit avret vardir;Erkegin erkege nisbetle avreti,kadinin kadina nisbetle avreti,erkegin kadina nisbetle avreti, kadininn erkege nisbetle avreti.
AVİCENNA:Ibn Sina adinin Bati dillerinde kullanilan sekli.
AVNİ:Fatih Sultan Mehmed`in siirlerinde kullanilan mahlasi.
AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU ANTLAŞMASI(Roma Antlaşması; Avrupa Birliği): Altı Avrupa ülkesinin katılmasıyla 25.03.1957 tarihinde Roma’da imzalanan ve Avrupa Birliğinin oluşturulmasını öngören antlaşmadır.
AVŞARLAR:Iran`da hüküm süren bir Türk hanedani.
AVRASYA:Avrupa ve Asya kitasina birlikte verilen ad.Avrupa ve asyayi kitalarini teskil eden kara kütlesi.
AYAK:Halk siirlerinde kafiye karşiligi olarak kullanilan bir terim.
AYASOFYA CAMİİ:Istanbul`un fethine kadar hiristiyan aleminin en büyük kilisesi, bu tarihten itibaren 1934`e kadar Islam aleminin en büyük camilerinden biri idi. 1935`den itibaren müze olarak kullanilmaktadir.29.Mayis 1453 (H.857)`de Istanbul fethedilince F.Sultan Mehmet han Ayasofya`nin camiye cevrilmesini emretmis ve fethi takip eden ilk Cuma namazi burada Aksemseddin hazretleri tarafindan kildirilmistir.Fatih Sultan Mehmet`ten , Ayasofya`yi hayratinin ilk eseri olarak , kiyamete kadar cami kalmasini yazili vasiyet ve vakfetti.cam inin yaninda bir medrese yapti.(yeni rehber ansiklopedisi, cilt.3, sh.65-66).Ayasofya Kürsü Seyhligi:Ayasofya`da alim seyhlerin Cuma namazindan sonra vaaz etmeleri icin tahsis edilmis bir görev.
AYASTEFANOS ANTLAŞMASI:Osmanli devleti ile Rusya arasinda 31 mart 1878 tarihinde Ayastefanos`ta (Yesilköy) yapilan antlasma.
AYAZMA:Rum Ortodokslarinin kutsallastiripbir kült yeri haline getirdikleri su kaynaklarina verilen ad.
AYDINOĞULLARI:14.Yüzyil basinda büyük menderes`den itibaren Tire, Ayasuluk ve birgi bölgesinde kurulan bir Türk beyligi.
ÂYET:Sözlükte “açık alâmet, işâret, emâre, iz ve nişâne” demektir. Çoğulu ây ve âyât’tır. Allah’ın varlığına delâlet eden şeylere ve peygamberlerin hak olduğunu ispat eden mucizelere de âyet denir. Kur’ân’da bu kelime; aynı temel anlamları içerecek şekilde mucize (Bakara, 2/211; Mü’min, 40/78), alâmet (Bakara, 2/248), ibret (Nahl, 16/11), acâib iş (Mü’minûn, 23/50), delil (Rûm, 30/20-25; İsrâ, 17/12) ve Kur’ân âyeti (Nahl, 16/101) karşılığı olarak kullanılmıştır. Kur’ân, sûrelerden, sûreler de âyetlerden oluşmuştur. Âyet, sonu ve başı belli olan, uzun veya kısa, bir harf veya birkaç kelime veya cümleden oluşan Allah’ın sözlerine denir. Her âyet Kur’ân’dır. Anlamlı en kısa âyet bir kelime olan ve “yemyeşil” anlamındaki “müdhâmmetân” dır (Rahmân, 55/64). En uzun âyet ise bir sayfadır (Bakara, 2/282). Fâtiha sûresinin başındaki besmele dâhil, Kur’ân da 6236 âyet vardır. Diğer sûrelerin başlarındaki âyetler, sûreleri birbirinden ayırmak için konulmuştur, o sûreden birer âyet değildir. Âyetlerin son kelimelerine kendisinden sonra gelen âyeti ayırdığı için “fâsıla” (çoğulu, fevâsıl) denir. Âyetlerin sûrelerdeki dizilişi vahiy ile belirlenmiştir (tevkîfî). Âyetlerin bir kısmı Mekke’de bir kısmı da Medine’de inmiştir. Manalarının anlaşılırlığı bakımından âyetler muhkem ve müteşâbih kısımlarına ayrılmakla birlikte (Âl-i İmrân, 3/7) sağlam ve güzel olma bakımından bütün âyetler, muhkem ve müteşâbihtir (Hûd, 11/1; Zümer, 39/23). İlk inen âyetler Alâk sûresinin ilk beş âyetidir. Son inen âyetler hakkında görüş birliği yoktur. Bakara sûresinin 278 ve 281, Nisâ sûresinin 176, Tevbe sûresinin 128-129, Nâs sûresinin 1-3 ve Mâide sûresinin 3. âyetlerinin son inen âyetler olduğu söylenmektedir.
AYETÜ`L KÜRSİ :Bakara suresinin tevhid akidesini anlatan 255.ayetinin adi..Bakara suresinin 255.ayetine Peygamberimiz tarafindan”ayetü`l-kürsi” adi verilmistir.Peygamberimiz, bazi hadislerinde , ayetü`l-Kürsi`nin Kur`an`in dörtte birine denk oldugunu belirtip bunu en büyük ayet nitelemis.Bu ayette Yüve Allah´in isim ve sifatlari özlü bir sekild anlatilmistir.Peygamberimiz bir hadisinde söyle buyurmustur:Kur`an da en büyük ayet Ayetü`l Kürsidir.Onu okuyana Allah bir melek gönderir, onun hasenatini yazar.Icinde okundugu evi,, seytan 30 gün terkeder.O eve 40 gün sihir ve sihirbaz gioremez.Ya Ali! Bunu evladina, ailene ve komsularina ögret. Baska bir hadisde:Günlerin önemlisi Cuma, sözlerin en üstünü Kur`an , Kur`an`in en önemli süresi el-Bakara, bakara`nin en büyük ayeti de Ayetü`l- kürsidir, denilmistir.(Kur`an-i Kerim Meali, Sh.41, Diyanet)
AYİN:Dinler tarihi, tasavvuf ve Türk dini musikisinde kullanilan bir terim.
ÂYİSE:Âdet yâni hayz görmekten ümidini kesmiş yaşlı kadın.
Kadın elli beş yaşlarında âyise olur. Hâmile (gebe) ve âyise kadınlardan ve dokuz yaşından küçük kızlardan gelen kanlar, hayz (âdet) kanı olmaz. Hastalık sebebiyle gelen bu kan istihâza yâni özür kanıdır. Ayise :Adetten kesilme(menopoz) yasina ulasan kadin icin kullanilan bir terim.Ayise kadin cocuk dogurmak kudretini kaybetmistir.Adetten kesilmenin belli bir yasi yoksa da en son siniri ellibes yastir.
AYNE`L –YAKIN:Gözlem yoluyla elde edilen ve dogrulugu apacik olan bilgi manasinda bir terim.
AYNEYN:Hz.Peygamberin uhud savasinda okculari yerlestirdigi tepe.
AYNİYYE:Hz.Ali`nin ilahligini iddia eden asiri sii firkalara verlen ad.
AYNÜLVERDE SAVAŞI:Hz.Hüseyin`in intikaamini almak icin harekete gecen Tevvabin zümresiyle Emevi kuvvetleri arasinda meydana gelen savas.
AYRILIK ÇEŞMESİ:Istanbul Kadiköy`de eski Bagdat sefer ve kervan yolunun baslangici olan menzil yeri ve cesmesi.Ayrilik Cesmesi Mezarligi:Istanbul Kadiköy de bir mezarlik.
AY TUTULMASI:Dünya üzerinde bir noktanın Güneş’i ikinci kez görmesi için aradan 24 saat geçmelidir. Buna “Güneş Günü” denir. Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında bir meridyenin yeniden ayın doğrultusuna gelebilmesi için gereken süre 24 saat 50 dakikadır. Buna “Ay Günü” denir. Bu yüzden bir Güneş yılı 365 gün 6 saat, Ay yılı ise 354 gündür. Ay’ın Dünya’nın etrafında dönmesi sonucunda bazen Ay, Güneş ile Dünya arasına girer ve buna “Güneş Tutulması” denir. Bazen de Dünya, Güneş ile Ay arasına girer. Buna da “Ay Tutulması” denir.

AY YILDIZ:Türk Bayraginin baslica unsurlari ce Türkiye Cumhuriyetinin resmi alameti.
AZAB: Eziyet. Kur´an´da, ALLAH´ın, dinine uymamaları ve hükümlerine karşı gelmelerinden dolayı kullarına hem dünyada, hem ahirette verdiği cezalar. Dünyadaki azaplar; çöküş, yıkım ve felaketler, fırtına, kasırga, yıldırım çarpması, tufan, sayha (çığlık), kuraklık, deprem, şiddet, açlık, dayanılmaz yoksulluk, iç savaş, sonu gelmeyen çatışmalar v.b. Ahiretteki ise ebedi eziyet. İnsanı ve toplumu kuşatan amansız yıkım, ebedi hayatın kaybından doğan acılı sonuç
AZAİM:Cinleri ve seytanlari itaat altina almayi ögrettigi ileri sürülen bir ilim.
AZAMİYE KÜLLİYESİ:Bagdat`ta Imam-i Azam`in kabri etrafinda tesekkül eden külliye.
AZAZİL:Islam literatüründe seytan veya iblisin bir diger adi.
AZEB:Osmanli askeri teskilatinda kara ve deniz hafif piyadeleri icin kullanilan bir tabir.
AZEBLER NAMAZGAHİ:Gelibolu`da donanmasi sefere cikan azeblerin denize acilmadan önce ibadet ve dua etmeleri icin insa edilmis namazgah.
AZER:Hz.Ibrahim`in amcasi veya üvey babasi veya babasi.Kur`an-i Kerim`e göre Hz.Ibrahim`in babasinin adi.
AZİL :gebeligi önlemek icin basvurulan bir tedbir.
AZİZ AHMED:Pakistanli tarihcive romanci(1913-1978)
AZİZ DEDE:Neyzen ve bestekar(ö.1905)
AZİZ İSTANBUL:Yahya Kemal Beyatli`nin 1913-1954 yillari arasinda Istanbul üzerine kaleme aldigi arastirma, konferans, makale ve sohbet türündki yazilarini bir araya getiren eser.
AZİZ MAHMUD HÜDAYI:Celvetiye tarikatinin kurucusu, mutasavvuf, sair(ö.1038/1628)
AZRAİL:Azrail, ibranice bir kelimedir.Ayet ve hadislerde “Melekü`l-mevt(Ölüm melegi)“ gecmektedirDört büyük melekten can almakla görevli olani. Eceligelen insanlarin ruhlarini alir.Ölüm melegi bir tane degildir.O`nun emrinde baska meleklerde vardir.”De ki, size vekil kilinan ölüm melegi caninizi alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.(Secde Suresi, ayet:11)

Din Görevlileri El Kitabı (Mesleki Alan Terimleri) E-F-G-H

EBUBEKİR: Hz.Ebubekir`in Islam`dan önceki adi Abdul Kabe idi.Peygamberimiz ismini degistirdi Abdullah koydu.Hz.Ebubekir ile Hz.Ömer,Hz.Peygamberimizin yaninda, Hz.Osman ise Cennetü`l Baki`de medfundur,Hz.Ebubekir`eHalifetü Resulillah denir.Hanimi adi Ümmü Ruman.Annesi selam, künyesi Ümmü`l Hayr .Peygamberimizin esi Hz.Aise`nin babasi.Kölesi, Amr b.Füheyke .Ebubekir`in diger kizinin adi Selma idi.Kur`an, Hz.Ebubekir(r.a) döneminde toplandiHz.Ebubekir`e”Camiul Kur`an” denildigi gibi Hz.Osman`a da “Nasiru`l Kur`an” denir..Peygamberimizden sonra ilk halife secildi-
EBU HANİFE (80/150 – 700/767):İmam Âzam (büyük İmam) lâkabıyla bilinen, Ebû Hanife künyesiyle meşhur Numân b. Sâbit b. Zevta (Zûta) mutlak müctehid ve fıkıhta Hanefi mezhebinin imamı.
EBU HUREYRE:Ebu Hureyre`nin asil adi,Abdurrahman bin Sahra. Ebu hureyre`nin asil adi Abdurrahman`dir.Encok hadis rivayet eden sahabe.
EBUUSSUUD EFENDİ:Osmanlilarda en uzun süre görev yapan Ebussuud Efendi`dir. 28 yil 11 ay görev yapmistir.Kanuni ve yavuz Sltan zamaninda.En kisa süre ise 13 saatlik görevi ile 35.ci Seyhü`l –islam Memik-Zade Mustafa Efendi`nindir.Seyhü`l-islamlara , ilkolarak Kanuni Sultan Süleyman döneminde, istisari görevlerinin yanisira, temsilci oldugu ilmiye sinifinin basi olarak , ilmiye sinifi bünyesinde idari tasarruflarda bulunma yetkisi taninmistir.Osmanlinin bünyesinde yeri olan Mevlevi ve Bektasi tarikatlarinin sehlerini tayin etmek görevide Seyhü`l-islama aitti.(Seyhü`l-Islamliktan Bugüne, Dr.Ali Aksoy, Diyanet yayinlari)
EBÜ’L-KASIM: Peygamberimize (a.s.) Araplar arasında ilk doğan çocuğun adına nisbetle künye verme adeti olduğundan ilk oğlu Kasıma Ebu’l-Kasım (Kasım’ın Babası) künyesini almıştır. Hz. Peygamber, Ebû’l-Kasım adıyle çağırılmasından hoşlanırdı. Sahabeler de kendisini bu isimle çağırırlardı. İbni Sa’de göre, Kasım iki sene yaşadı. Mekke’de vefat etti. Peygamberimizin çocukları içinde ilk ölen Kasım oldu.Peygamberimizin doğuş sırasıyla Kasım, Zeyneb, Rukayye, Ümmü Gülsûm, Fâtıma, Abdullah, İbrahim adında üçü erkek dördü kız olmak üzere yedi çocuğu olmuştu. Bu yedi çocuğun altısı Hatice’den, yedincisi Mâriye’den idi. Peygamber Efendimizin vefatı esnasında kızı Hz.Fatıma sadece hayatta idi.Hz.Fatıma da kendisinden 6 ay sonra vefat etti. Hz.Fatma, Peygamber Efendimizin en küçük kızı idi.Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma’nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir.
EBÛ TURÂB “Toprak babası -veya- sahibi” anlamında Hz. Ali’ye Rasûlullah (s.a.s.) tarafından verilmiş bir künye.
EBU ZERR-el GİFARİ:Allah yolunda ilk kilici ceken sahabe.Ilk oku da Sa´d bin Ebi vakkas atti.
EBU TALİBİN OĞULLARI:Peygamberimizin amcasi Ebu Talib`in ogullari:Hz.Ali, Hz.Cafer,Akil,Talib.
EBU TUFEYL AMİR B:VASİLE el-LEYS:En son vefat eden sahabe.
ECEL:Belli vakit. Hayâtın sonu. Hayat sâhibinin, canlının ölümü için Allahü teâlânın takdir ve tâyin ettiği vakit.
ECYAD KALESİ: Mekke’de 1781 tarihinde yapılan, 2002 yılında Suudi Arabistan tarafından yıkılan Osmanlı kalesi.Ecyad Kalesi, Kabe’nin asi kabilelerden savunmasına yardımcı olmak üzere yapılmış, Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Garnizonu olarak kullanılmıştır. Kabe’ye hakim bir tepede 23 dönümlük arazi üzerine inşa edilen kale Ocak 2002′de Suudi Arabistan hükümeti tarafından yerine otel yapılmak için yıkılmıştır. Ehl-i Beyt kuleleri adı verilen gökdelen oteller Fransız ACCOR grup tarafından işletilmektedir.Kalenin yıkılmasıyla Mekke’deki 500 yıllık Türk hakimiyetinden geriye Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit tarafından Kabe’nin etrafında inşa edilen revaklar dışında eser kalmadı. Olay Türkiye’de tepkiyle karşılandıysa da kalenin yıkılmasına engel olunamadı.
EBU YÛSUF (113/731-183/798):Hanefî mezhebinin imamı Ebû Hanife’den sonra gelen büyük Hanefi fâkihi .Adı Ya’kub b. İbrahim el-Ensârî’dir. Irak bölgesinin fâkihi kabul edilen Ya’kub 113/731 yılında Kûfe’de doğdu. Yûsuf adlı bir oğlu bulunduğu için Ebû Yûsuf (Yûsuf’un babası) lakabıyla meşhur oldu
ECEL-İ MÜSEMMA:Belli vakit, bilinen ecel, Allahü teâlânın bir kimse için ezelde takdir ve tâyin buyurduğu (belirlediği) hiç bir şekilde değişmeyen ecel, hayâtın sonu. Vebâ olan yerden kaçmayan ve ölmeyen kimse de, gâzîler, mücâhidler ve belâlara sabr edenler gibidir. Herkesin bir ecel-i müsemmâsı vardır ki, azalmaz ve çoğalmaz. Kaçıp da kurtulanlar ecel-i müsemmâları gelmediği için ölmemiştir. Yoksa kaçmak onları ölümden kurtarmış değildir. Kaçmayıp, sabredip ölenler de ecelleri geldiği için ölmüşlerdir. (İmâm-ı Rabbânî) Ecel-i müsemmâ değişmez. (İmâm-ı Gazâlî)
EDİLLE-İ ERBAA Dört delil: Kur’ân, Sünnet, İcmâ, Kıyas.
Edille, delil kelimesinin çoğuludur. Erbaa dört demektir. “Dört delil” anlamına gelir. Bu tâbir İslam hukukunda fıkhın dayandığı dört ana kaynağı ifade eder. Bunlar; Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas
EİMME-İ SELÂSE :Üç imam. Hanefî mezhebinde İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man b. Sabit * (80-150/699-767) ile iki büyük öğrencisi olan İmam Ebû Yûsuf Yâkub b. İbrahim el-Ensârî* (113-183/731-799) ve İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî * (132-189/750-805) hakkında kullanılan bir terim.
İmâm-ı Â’zam ve bu iki büyük öğrencisi mezhebin tedvin edilmesi ve içtihadlarını ihtiva eden temel eserler kaleme alarak sonradan gelen öğrencileri ve mezhep mukallidlerine büyük çapta bir ilmî miras bırakmalarından dolayı onlar hakkında bu tâbir kullanılmış ve “mezhebin üç büyük imamı” ünvanı verilmiştir. ENSAR:Mekke`den Medine`ye göc etmek zorunda kalan ilk müslümanlara yardim eden Medineli müslümanlara denir. Ensar`in üc büyük sairleri:Hassan b. Sabit,Abdullah b.Revahe, Ka`b b. Malik.Ensar `dan ilk sehiz olan sahabe;Haris bin Süreka`dir.
EDA:Bir namazı vaktinde kılmaya “eda” denir. Vaktinden sonra kılmaya da “kaza” denir. Vaktinde kılınan veya kılınacak olan bir namaza “vaktiyye” veya “salât-ı hazıra” denir. Vaktinde kılınmamış olan bir namaza da “faite” denilir. Bunun çoğulu “fevait” dir.
EDİLLE-İ ŞER’İYYE:Din bilgilerinin elde edilmesine esâs olan ve bunlara bağlı bulunan deliller. Edille-i şer’iyye dörttür: Kitâb (Kur’ân-ı kerîm), Sünnet (Peygamber efendimizin söz, fiil ve takrirleri, bir iş yapılırken görüp de ona mâni olmadıkları şeyler), İcmâ (müctehid âlimlerin dînî bir işin hükmünde söz birliği etmeleri) Kıyâs (hükmü bili nmeyen bir şeyi hükmü bilinene benzeterek anlamak
EF’ÂL-i MÜKELLEFÎN:İslâm dîninde mükelleflerin (dînî vazîfeleri yerine getirmekle yükümlü, sorumlu kimselerin) yapmaları ve sakınmaları lâzım olan emirler ve yasaklar. Ahkâm-ı İslâmiyye (fıkıh bilgileri), din bilgileri. Ef’âl-i mükellefîn sekizdir: Farz, vâcib, sünnet, müstehâb, mubâh, harâm, mekrûh, müfsid. ,
EHL-İ BEYT :Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ev halkı. Ehl-i Beyt, bir evde yaşayan aile fertleri, aile demektir. İslâm fıkıh terminolojisinde bir terim olarak Hz. Peygamber (s.a.s)’in hısımlarından kendilerine zekât verilmesi yasaklanan aile fertlerinin tamamını ifade etmek için kullanılmıştır. Bu anlamda ehl-i beyt; Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ailesi, Ca’fer, Âkil, Abbâs ve aileleridir. Şia’ya göre ise; Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ailesi, eşleri ve çocuklarıyla Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir (Sahih-i Müslim, II . 751-752; .IV, 1873).
Rasûlullah (s.a.s.) ile ehl-i beyt’e de salât ve selâm getirmek müslümanların bir görevidir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 323).Ehl-i beyt terimi Kur’ân-ı Kerîm’de Ahzâb sûresindeki şu âyette açıklanmıştır: “Ey Peygamber hanımları, evlerinizde oturun; eski câhiliyedeki gibi açılıp saçılmayın; namazı kılın, zekâtı verin;Allah’a ve Peygamber’e itâat edin. Ey Peygamber’in ev halkı, Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister” (el-Ahzâb, 33/33). Rasûlullah (s.a.s)’in eşlerinin, diğer bir deyimle mü’minlerin annelerinin ev halkından olduğu bu âyetten anlaşılmaktadır. Ayette, “Ey ev halkı” ifadesiyle onlar kastedilmektedir. Çünkü âyetin başında “Ey Peygamber’in hanımları” hitâbı vardır (Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân terc. İstanbul 1983, IV, 370). Bu terim, bir adamın hanımlarını ve çocuklarını kapsamaktadır. İbn Abbâs, Urve b. Zübeyr ve İkrime bu âyetteki ehlü’l-beyt lâfzından Hz. Peygâmber (s.â.s)’in hânımlarının kastedildiğini söylemişlerdir.
Hz. Ali ve ailesi de ehl-i beyt’tendir.46
EHL-İ HİBRE :Ehl-i Vukuf, bilirkişi, eksper, hakimin, kendi ihtisası dışında kalan alanlarda bilgisine başvurduğu, konunun uzmanı kişi veya kişiler.
Bilinemeyen konuların, özellikle dava konusu ihtilâflı hallerde, bilgi ve tecrübe sahibi uzman kişilere sorulması İslâm’ın emir ve tavsiyeleri arasındadır:
“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (yani meseleyi bilen uzman ve bilgi sahiplerine) sorun” (el-Enbiyâ, 21/7).463-Ehl-i Kible:Kibleye yönelen kisilere kible ehli veya ehl-i kible denir.
EHL-İ SALÎB: Ehl-i Kitâb’tan hristiyanlar, Haçlılar.Arapça Sâlib kelimesi “haç” (istavroz, çarmıh) demektir. Ehl-i sâlîb, Haçlılar için kullanılır. Haç, Hristiyanlığın sembolü olan ve Hz. İsa (a.s.)’ın gerildiğine inandıkları birbirini dikey kesen iki çizgidir.Haç sâhipleri. yerine getirmekte kolaylık duymaktır. (İmâm-ı Rabbânî)Târihte papalığın teşvikiyle müslümanlara karşı birleşerek seferler tertipleyen, milyonlarca insanın canına kıyan, devletlerin yıkılmasına sebeb olan hıristiyan milletler topluluğu, haçlılar, hıristiyanlar.1099 (H. 492) senesinde Ehl-i salîb orduları Kudüs’e girmeye muvaffak oldular. Şehre girince müslüman ve yahûdî 70.000 kişiyi boğazladılar. Câmilere sığınan müslüman kadınları ve çocukları hiç acımadan öldürdüler. Kalbde hakîkî tasdîkin, doğru îmânın bulunmasına bir alâmet, Ef’âl-i mükellefîni Sokaklardan sel gibi kan aktı. Sokakları dolduran ölüler yüzünden yollar tıkandı. Ehl-i salîb o kadar vahşîleştiler ki, daha Almanya’da Ren nehri kıyılarında iken, rastladıkları on bin yahûdîyi orada boğazladılar
EHL-İ SALÎB:On birinci yüzyılın sonlarında Avrupa dünyasının “Kudus’ü Kurtarma” sloganı ile Türkleri Anadolu’dan atmak ve bütün Ortadoğu’yu ele geçirmek için başlattığı siyasî amaçlı askerî harekata katılanlara verilen ortak bir isimdir. Bu kuvveti oluşturanlar Hristiyan oldukları elbiselerinde ve bayraklarında “Haç” işareti bulunduğu için söz konusu ismi almışlardır. Haçlı seferlerinin ilki 1096 yılında başlamış olup 1291 yılında Latin Hristiyanların doğudaki son merkezi olan Akkâ’dan çıkarılmasına kadar devam etmiştir. Toplam dokuz büyük seferden oluşan Haçlı harekatı yaklaşık iki yüz yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Daha sonraki yıllarda Türk İslâm dünyasına karşı yapılan bütün savaşlar da Haçlı seferleri olarak değerlendirilmiştir. Tarihçiler ve bilim adamları Haçlı seferlerinin çıkış nedeni olarak siyasî sosyal ve ekonomik sebepler üzerinde durmuşlarsa da asıl ve önemli sebep olarak “din” unsuruna dikkat çekmişlerdir. Tarihî gelişim ve olaylar da zaman zaman bu derecelendirmeyi te’yid etmiştir.
EHL-İ SALİB: 11. yüzyılın sonlarında Avrupanın Kudüsü kurtarma sloganıyla türkleri anadoludan atmak ve tüm ortadoğuyu ele geçirmek için başlattığı askeri harekata katılanlara verilen bir isimdir. Ehl-i salib; Bayrağında salib (haç) bulunanlar Hristiyanlar.Tarihte haçlı seferlerine katılan Hiristiyan ordusu.Ehl-i Salip, Kudüs’ü Müslümanlar’ın elinden alarak onların kuvvet ve saltanatlarına son vermeyi amaçlayan, bunun için de bir kısım Avrupa hükümdarlarıyla derebeylerinin komutaları altında toplanarak zaman zaman İslam ülkelerine hücum etmiş olan mutaassıp Hıristiyan topluluklarına verilen unvandır.Bunların hücumları tarihte Haçlı Seferleri olarak adlandırılmıştır. Haçlı seferleri Osmanlıdan 209 yıl öncesine kadar 8 kez tekrarlanmıştır.
EHL-İ SÜNNET: Ehl-i sünnet dinî literatürde, dini anlama ve yaşamada Allah’ın kitabını ve Hz. Muhammed’in sünnetini rehber edinen ve sahâbenin yolunu izleyen ümmet çoğunluğu anlamında kullanı¬lan bir terim olmuştur. Bu grup mensupları sünnete bağlı oldukları ve cemaat ruhundan ayrılmadıkları düşüncesiyle kendilerini “Ehl-i sünnet ve’l-cemâat” adıyla da anmış, “ehl-i hak” terimini de çoğunlukla Ehl-i sünnet anlamına kullanmıştır. Erken dönem hadis kaynaklarında Ehl-i sünnet tabiri görülmemekle bir¬likte sünnet ve cemaat kelimelerine rastlanmaktadır. Ehl-i sünnet de, hadiste geçen “kurtuluşa erenler” ifadesinden hareketle kendisini “fırka-i nâciye” olarak nitelendirmiştir.Selefiyye, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye olmak üzere üçe ayrılmıştır. Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye’ye “Ehl-i sün¬net-i âmme” denildiği de olur.Ehl-i sünnet’in üç mezhebi arasındaki görüş ayrılıkları Ehl-i sünnet’in temel prensiplerini oluşturan çerçeveyi ihlâl etme-yen sınırlar içinde kalmıştır. Bugün dünya müs¬lü¬man¬larının % 90′dan faz¬lası Ehl-i sünnet anlayışına bağlıdır.
ELÇİLER:Arap yari adasinin cesitli yörelerinden gelen elciler( 70`i asiyordu).Peygamberimiz, bu heyetlere karsi son derece misafirperver davranmis ve onlarla bizzat ilgilenmisti.Kalacak yer olarak da sahabenin evleri, Suffe ve mescidin yaninda br cadir misafirhane olarak kullaniyordu.
EL-MÜNKIZÜ MİNED-DALÂL:Bu kitâb içinde, beş risâle vardır.Birincisi (El-münkızü mined-dalâl) olup, büyük islâm âlimi İmâm-ı Gazâlî yazmışdır. Yunan felsefecilerine cevâb vermekde, İslâm bilgilerini övmekdedir.
İkincisi, (İlcâm-ul-avâm) kitâbı olup, yine İmâm-ı Gazâlî hazretleri yazmışdır. Mezhebsizlerin yanlış yolda olduklarını bildirmekde ve kendilerine cevâb vermekdedir. Üçüncüsü, (Tuhfet-ül-erîb) olup, papaz iken müslümân olan, Abdüllâh-ı tercümân yazmışdır. Hıristiyanlık dînini incelemekde, hıristıyanların ellerinde bulunan İncîl denilen dört kitâbın yanlış yerlerini ortaya koymakdadır.Dördüncüsü, (Rûh-ul-beyân) tefsîrinden seçme, hıristiyanlık hakkında kıymetli bir yazıdır.Beşincisi, İbrâhim Fasîh Hayderînin (Tuhfet-ül-uşşâk) kitâbı olup, bir tasavvuf risâlesidir.
EN’AM SURESİ:En’âm Sûresi, (165) âyeti kerimeden meydana gelmektedir. Bunun bir ismi de “Suretülhücce”dir. Bu âyetlerin hepsi de Mekkîdir, ancak bir rivayete göre altı âyeti Medenîdir ki, onlar da (91, 92, 93 ve 151, 152, 153) üncü âyetlerden ibarettir. Bütün rivayetlere göre bu sûrei celilenin M ek kî olan âyetleri hep birden geceleyin nazil olmuştur. Bu mübarek sûreyi yetmiş bin meleğin teşbih ve temcid sesleri ile uğurlamış olduklarını bir Hadisi Şerif bildirmektedir. Bunun inişi üzerine Rasûlü Ekrem Hazretleri hemen secdeye kapanarak “Sübhane Rabbiyel’azîm = Yüce Rabbimi her türlü noksan lıklardan tenzih ederim.” demiştir.
EMÂNÂT-I MUKADDESE: Emanat-i Mukaddese:Islam dini ve tarihi bakimindan büyük önem tasiyan, Peygamber Efendimize ve diger din büyüklerine ait bazi mübarek sahsi esya ve hatiralarİslâm dîni ve târihi bakımından büyük önem taşıyan, Peygamber efendimize ve diğer din büyüklerine âit bâzı mübârek şahsî eşyâ ve hâtıralar. Mukaddes emânetler. Bunlar: Hırka-i Saâdet, Seyf-i Nebevî, Nâme-i Saâdet, Mühr-i Seâdet, Dendân-ı Seâdet, Lıhy e-i Seâdet, Nakş-ı Kadem-i şerîf, Sancak-ı şerîf, Teyemmüm taşı. Emânât-ı mukaddesenin Osmanlı Devletine intikâli, geçişi Yavuz Sultan Selîm Hanın 1517 târihinde Mısır’ı fethedip halîfe ünvânını aldığı sırada oldu. Mısır’dan getirilen ve Sûriye, Filistin, İran’dan toplanan diğer emânetler ve teberrükât eşyâsı da T opkapı Sarayında önce iç hazîneye kondu. Sonra Hasodaya alındı. Hırka-i Saâdet dâiresi kurulunca, bunların saklanması ve bakımları özel usûle bağlandı. Yavuz Sultan Selîm Han, Emânât-ı mukaddesenin muhâfazasını kırklar diye bilinen Hasodalılara vermişti. Kırk kişiden meydana gelen Hasodalılar, Hırka-i Seâdet dâiresinde nöbet tutar, burada devamlı Kur’ân-ı kerîm okurlardı. (Osmanlı Târihi Ansiklopedisi)
EMANET:Emanet” Eminlik, başkasına ait olmak üzere bir kimsenin yanında bulunan şey, bu şey muhafaza için verilmiş olunca “vedia” adını alır. Dini vaziflere de ehemmiyetlerine işaret için emanet denilmiştir. Geciktirmeksizin yerine getirmesi mükellefe vacip olan hangi bir dinî vazife, bir emânettir. Emanetlere riayet ise, bir mühim görevdir. Onlar Allah’ın haklarından oldukları için onların tam bir itaat ve boyun eğmekle kabul edilip muhafazasına çalışılması icabetmektedir. Emânete hiyânet ise en büyük bir cinayettir.
ENDONEZYA:Endonezya, resmi adı Endonezya Cumhuriyeti olan Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da yer alan bir ülkedir. Endonezya 17.508 adadan oluşur. 230 milyon civarında nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi ve aynı zamanda en kalabalık müslüman ülkesidir. Endonezya halk tarafından seçilmiş meclisi ve devlet başkanı ile bir cumhuriyet devletidir. Ülkenin başkenti Cava adasındaki Jakarta şehridir. Sınır komşuları, Papua Yeni Gine, Doğu Timor ve Malezya’dır. Diğer komşu ülkeleri Singapur, Filipinler, Avusturalya ve Andaman ve Nikobar adalarıdır. Endonezya ASEAN’ın kurucu üyelerinden ve G20 üyesi ülkelerdendir.İslam aleminin nüfusça en kalabalik olan ülkesidir.Resmi adi: Endonezya Cumhuriyeti .Baskenti: Jakarta (Nüfusu: 12 milyon) Yüzölçümü: 1.919.443 km2 Nüfusu: 215 milyon (1999 tahmini). Halkin % 31′i sehirlerde yasamaktadir. Etnik yapi: Endonezya halki çok çesitli etnik unsurlardan meydana gelmektedir. Bu etnik unsurlarin basta gelenleri oran siralamasina göre sunlardir:Javalilar: % 33.55 orana sahiptirler yani Endonezya nüfusunun üçte birini olustururlar. Çogunlukla Java adasinda yasamaktadirlar. Endonezya’nin resmi dili olan Bahasa dilini konusurlar. % 90′i Müslümandir. Sundanlilar: % 15.70 orana sahiptirler. Çogunlukla Java adasinda yasamaktadirlar. Malezya – Polinezya dil grubuna ait olan ve Sundanca denen bir dil konusurlar. % 98′i Müslümandir. Maduralilar: % 6.65 orana sahiptirler. Çogunlukla Madura adasinda yasarlar. Cava diline yakin olan ve Madura dili adi verilen bir dili konusurlar. % 95′i Müslümandir. Malaylar: Malezya kökenli bir etnik unsurdur. % 5 orana sahiptirler. % 99′u Müslümandir. Bunlarin yani sira Minangkabula, Bugiler, Açeliler, Benjar Kuntanlilar, Makassarlar, Sasaklar basta olmak üzere çok degisik etnik unsurlar yasamaktadir. Dil: Devletin resmi dili Bahasa Endonezya dilidir. Ancak halk arasinda 250′den fazla yöresel dil konusulmaktadir. Ingilizce de geçerli bir dildir.

ENES:Hz.Enes sahabe.Enes(r.a) diyorki:10 yil peygamberimizin hizmetinde bulundum.Bana bir defacik olsun(Of) dedigini isitmedim.(H.enbiya Sh.436-437)
ENFÂL SURESİ :Kur’an-ı Kerîm’in sekizinci sûresi. Yetmişaltı ayet, binikiyüz kelime, beşbinikiyüz doksan dört harftir. Fasılası, nun, mim, ba, ra, ta, kaf ve dal harfleridir. Medine’de Bakara suresinden sonra nâzil olmuştur. Sure, İslâm ile şirk düzeni arasındaki Bedir gazvesinden (Furkan gününden) sonra Hicrî ikinci yılda vahyedilmiştir.
“Enfâl”, harp ganimetleri demektir. Aynı zamanda nimet, bir asla yapılan fazlalık manalarına gelen “nefl” kelimesinin çoğuludur. Savaş ganimetleri denilen “ganâim” kelimesi yerine “enfâl” kelimesinin vahyedilmesi, ganimetler* üzerinde kendi hakları olduğunu indî olarak savunan mü’minlere, ganimetin paylaşımının ve hükmün ancak Allah ve Resulü’ne ait olduğunu hatırlatmak içindir.
ESAD BİN ZÜRARE:Medine`ye ilk Islam dinini getiren ve yayan Esad bin Zürare`dir.
ESED KIZI FATIMA:Hz.Ali`nin annesidir.Vefat ettiginde, Peygamberimiz kendi gömlegini cikarip ona kefen yapmistir.
EVLAT SEVGİSİ:Cahiliye döneminde kiz cocuklarina deger vermezken Peygamberimiz, kizi Fatima yanina geldiginde ayaga kalkar, yanaklarindan öper ve kendi yerine onu oturturdu
EBVA:Hz.Peygamber`in annesi Amine`nin kabrinin bulundugu yer.
ECNADEYN SAVAŞI:Müslümanlarin Suriye ve Filistin`i fethi sirasinda Bizanslilar`la yaptiklari ilk savas(13/634)
ECEL:her canlinin hayatinin sona erecegi zaman.
ECEL-İ MÜSEMMA:Allah tarafindan tayin edilmis ömrün sonunda gelen ecel.
ECEL-İ KAZA:Tehlikeye ugramak suretiyle gelen ecel.
EDA:Bir namazi vaktinde kilmaya eda denir.
Huda Rabbim nebim Hakka Muhammeddir Resulüllah, Hem Isalm dinidir dinim, kitabimdir kelamullah,Akaidde, Ehl-i sünnet oldu mezhebim, hamdolsun, Amelde, Ebu Hanife mezhebi, mezhebim vallah.(I.Hakki Erzurumi)
EDEBALİ(ö.72671326):Ilk Osmanli kadisi ve musavvuf.
EDEBİYAT-İ CEDİDE:Türk edebiyatinda 1896-1901 yillari arasinda faaliyet gösteren edebi topluluk.
EDEB:Edeb, güzel ahlak ve terbiyedir.Utanma ve kaide anlamlarina gelir.Edeb kelimesinin cogulu , adab`tir.
ED-DİN VE`D- DEVLE:Hiristiyan iken ihtida eden Ali b.Rabben et-Taberi`nin (ö.247/861`den sonra)Hz.Muhammed`in Peygamberligini ispat icin yazdigi eser.
EDEBU`D-DÜNYA VE`D-DİN:Bu eserin yazari Maver`di.
EDİLLE-İ ŞERİYYE(Dini Deliller):Dini hükümlerin cikarildigi delillere “ Edille-i Ser`iyye” adi verilir.Bu deliller dörttür:Kitap, sünnet , icma-i ümmet, kiyas-i fukaha.
EDİRNE ANTLAŞMASI:1828-1829 Osmanli-Rus savasi sonunda 14 eylül 1829 tarihinde imzalanan antlasma.
EFENDİ:Osmanlilar`da cesitli mevkilerdeki kisilere verilen bir unvan.
EFENDİ DAİMİZ:Padisahlar tarafindan Seyhülislamlar icin kullanilan bir tabir.
EF`AL-İ MÜKELLEFİN:Hayatta her mükellefin yapmak veya yapmamakla sorumlu tutuldugu dini islere “Ef`al-i Mükellefin” mükellef kimselerin isleri denir ki, bunlar sekiz dir;Farz,vacip, sünnet, müstehab, mübah, mekruh, müfsid ve haram.
EHL-İ BEYT:Hz.Peygamber aile fertleri icin kullanilan bir tabir.Islam tarihinde Hz.Peygamberin aile fertleri icin kullanilmsitir.Ehl-i sünnet alimlerinin bir kismina göre ehl-i beyt kapsamina ;Hz.Peygamberin hanimlari dahildir.Digerlerine göre Allah ersulü`nün esleri, cocuklari, torunlari Hasan ve Hüseyin ile damadi Hz.Ali `dir.Sii alimlere göre ehl-i beyt kapsamina Hz.Peygamber,Ali, Fatima, Hasan ve Hüseyin girer.
EHL-İ HİREF:Sanat sahibi, çeşitli bölüklerden meydana gelen ve saraya mensup aylıklı sanatkâr ve zanaatkâr topluluğu.
EHL-İ KIBLE:Kabe`ye dogru yönelerek namaz kilmanin farz olusunu kabull eden kimselerdir.
EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.
İslam tarihinde Ehl-i Kitap(Yahudi ve Hıristiyanlarla)yapılan savaşlar ve alınancizyeler:
Resul-i Ekrem’in (A.S.M.) Zamanında Yapılan Savaşlar ve Alınan Cizye
Mute Gazvesi: (Ceyş-ül Umera yani kumandanlar ordusu gazası diye meşhurdur) Hicretin 8. yılında, Şam’da ve çevresinde bulunan Rumlara karşı yapılmıştır.
Bu harbin neticesinde, Hz Halid ibn Velid’in kumandası ve sancağı altında hücuma geçen İslam ordusu düşmanı mağlup edip, Allah’ın izniyle Mute fethi nasip oldu. Çok ganimetlerle ve esirlerle geri döndüler. (İbn-i Kesir Sire 3/469, Megazi -Vakıdi-117)
Zat-üs Selasil Seferi: Şam çevresinde, Vadilkura gerisinde bulunan bir bölgedeki Hıristiyan Arap kabilelerine karşı, Hz. Amr ibn As kumandasında, hicretin 8. yılında yapılan cihaddır. Müslümanların galibiyetiyle neticelenmiştir. (Vakıdi- Megazi 1/6, 2/771, İbn-i Hişam 4/25)
Ala’ B. Hadremi’nin Bahreyn Seferi: Hicretin 8. yılında vuku bulmuştur. Bahreyn halkının kimi Mecusi, kimi Yahudi ve kimi de Hıristiyandı. Bunlar Müslüman olmak veya cizye vermek arasında muhayyer bırakıldı. Bazıları Müslüman oldu. Müslüman olmayanlarla ise cizye vermek üzere anlaşma yapıldı. (Belzüri- Futuh-ul Büldan 1/95,96, İbn-i Said Tabakat 1/263)
Tebük Gazvesi: Hicretin 9. yılında vuku bulmuştur. Tebük, Vadilkura ile Şam arasında bir bölgenin adıdır. Buranın halkı Hıristiyan Rumlar ve Hıristiyan Araplardan müteşekkil idi. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Tebükte bir müddet kaldı. Bu sırada Hz. Halid ibn Velid Dümmetül Cendel’e askeri bir birlikle gönderildi. Bunlar Hıristiyan idi. Kaleleri kuşatıldı. Cizye vermek üzere sulh yapıldı.(İbn- i Hisam 4 /169, Vakıdi -Megazi 3/1027)
Makna’ elçileri Tebük’e gelip Peygamber Efendimizle (A.S.M.) görüştü, cizye vermek üzere sulh yapıldı. Bunlar Yahudi bir kavimdi. (Müslüman olmayı ve savaşmayı kabul etmeyip, cizye vermeye razı oldular). (İbn-i Said Tabakat 1/277, Vakıdi- Megazi 3/1032)
Eyle Ahalisi ile Cizye Vermek Üzere Sulh Yapılması: Eyle ilk Yahudi şehirlerdendi. Peygamber Efendimiz (A.S.M.) Tebük’ten onlara bir mektup yazıp gönderdi. Onları evvela İslamiyet’e davet etti. Kabul etmedikleri takdirde cizye vermelerini emretti. Onlar da Müslüman olmayıp, cizye vermek şartıyla sulha razı oldular. (İbn-i Said Tabakat 1/ 267-277, Belazüri Fütüh-ul Büldan 1/71)
Cerba ve Ezruh Halkıyla Musalaha Yapılması: Cerba ve Ezruh da Şam topraklarında bulunan bölgelerdir. Bunların ahalisi de Makna Halkı gibi Yahudi idiler. Bunların temsilcileri Tebük’e gelip, cizye vermek üzere musalaha yaptılar. (Siret- i İbn- i Hişam 4/169, Vakıdi- Megazi 3/1031 )
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Rum meliki (Kayseri) Heraklius’e mektup yazarak şu üç şey arasında muhayyer bıraktı:
1- Ya İslamiyet’i kabul edeceksiniz,
2- Ya cizye verip bulunduğunuz hal üzere kalacaksınız,
3- Ya da savaşı kabulleneceksiniz.
Rum Kayseri kendisinin Müslüman olduğunu, etbaını razı edemediğini ifade eden bir yazı ve altınlarla beraber bir elçiyi Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.) gönderdi. Savaşmaktan vazgeçti. Tebük’te 20 gece kalındıktan sonra geri dönüldü.
(Ebu Ubeyd-Kitabül Emval/32, Ahmed b. Hanbel- Müsned 3/441, 4/74,
İbn-i Said Tabakat 2/168, İbn- i Hişam 4/170)
Hz. Ebu Bekir-i Sıddık’ın (R.A.) Dönemi: Hz. Ebu Bekir (R.A.) Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’e iktidaen, İslam ordusunu Şam’ı tamamen feth etmek, Kur’an’nın hakimiyetini oraya da yerleştirmek için cihada gönderdi. Yermuk Gazvesi, Hıristiyan Rumlara karşı yapıldı.Yermuk’un fethiyle neticelendi. Ayrıca onun zamanında, Hire ve Enbar fethedildi. Cizye alınarak, bazı taifelerle de (Belka ahalisi gibi) musalaha yapıldı. (El Bidaye ve Nihaye 7/8)
Hz. Ömer’in (R.A.) Hilafetindeki Futuhat-ı İslamiye: Şam tamamen feth edildi. Kadisiye (İran) ve Beytil Makdis feth edilerek cizyeye bağlandı. Medain, Musul, Cezire, Diyarbakır cihetleri, Mısır, Berka, Trablus, Irak, Azerbeycan, Cürcan ve Herat feth edildi. Zamanında hilafet-i İslamiye’nin hududu, Ceyhun vadisinden Tunus’a kadar tevessu’ ederek azim bir devlet haline gelmiştir. Basra ve Kufe şehirleri o dönemde bina edilmiştir. (Kamus-u A’lam 5/3214, El Bidaye ve Nihaye 7-8)
Hz. Osman’ın (R.A.) Hilafeti Dönemi: Bu dönemde, gerek Horasan, Hint, Maveraünnehir ve Kafkas cihetlerinde ve gerek Afrika’da, birçok Futuhat-ı İslamiye vaki olmuş. Devlet-i İslamiye hayli tevessü emişti. Zamanında Afrika, Kıbrıs, Rey, Hemedan ve Merv feth edildi.
(Kamus-u A’lam 5/3215, El Bidaye ve Nihaye 7-8)
Hz. İmam-ı Ali (R.A.) ise dahili muharebe ve fitnelerden ve onları temizlemekten, harici düşmanlara karşı mukateleye vakti olmadı. Daha sonraki dönemlerde Emevi, Abbasi ve Osmanlı dönemi boyunca, bu cihad-ı maddiye-i diniye terk edilmedi. Çünkü cihad ebedidir ve kıyamete kadar devam eder. (www.inancdunyasi.net)
EHL-İ SÜNNET:Hz.Peygamber ile ashabin dinin temel konularinda takip ettikleri yolu benimseyenler anlaminda bir tabir.Inanc konularinda Kur`an ve Sünneti esas alan ekol-Ehl-i Sünnet mezhebleri: ikiye ayrılır: a) Eh1-i Sünnet-i hassa denilen Selefiyye. Selefiyye’nin mütekaddimini ve müteahhirini vardır. b) Eh1-i Sünnet-i amme: Matüridiyye, Eş’ariyye. Bunlara Halefiyye de denir. Ehl-i Sünnet, Hz. Peygamber’in sünnetine uyan ve Hz. Peygamber’i hayatta örnek edinen ve onun sünnetine göre hayatına yön veren demektir.
Sünnet: Arapça bir kelime olup; “yol, birinin devamlı gittiği yol, âdet, gidişat, hayat tarzı” gibi anlamlara gelmektedir. Terim anlamı olarak ta “sünnet”, Peygamberimiz (s.a.s)’in söz, fiil ve takrirlerini ifade eder. (Şimşek, M. Sait, “Asr-ı Saadette Kur’an ve Sünnetin Anlaşılması”, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları, İstanbul 1994, I, 233.)
“Ehlu’s-sünnet” tabiri, dinde bid’atlerin ve Hariciyye, Mu’tezile, Mürcie ve Şîa gibi çeşitli fırkaların ortaya çıkmasından sonra, sünnetin savunulması ve Ümmetin bütünlüğünün korunması hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Ehlu’s-sünnet, bid’at fırkalarına karşı bir tepki, onların dindeki yerini belirleme, onların ortaya attığı meselelerin dinî cevaplarını tespit etme ve bid’atlara karşı İslam cemaâtının tavır alma hareketidir.
Kendilerini diğer bid’at fırkalarından ayırmak için, zaman zaman ehl-i sünnet, ehlü’l-hakk, ehlu’s-sünne ve’l-İstikâme, ehlu’l-hadis, ehlu’l-cemaâ, ehlu’l-hadis ve’s-sünne ve ehlu’s-sünne ve’l-cemaâ” isimlerini kullanmışlardır.
Ehlu’s-Sünnet terimini ilk kullanan, Muhammed b. Sîrîn (ö.110/728), “ehlu’l-hakk ve’l-cemâ’a” terimini ise, ilk defa kullanan Ebu’l-Leys es-Semerkandi (ö.373/898)’dir.
Bu terim, Hicrî II. asır başlarından itibaren “ehlu’l-hakk ve’l-istikâme”, “ehlu’s-sünne ve’n-nakl”, “ashabu’l-hadis” şekillerinde kullanılmıştır. Bu topluluk hakikatte bir fırka değil, Hz. Peygamber (s.a.s)’in ve ashabının yolunu takip eden çoğunluktur. Sonraki dönemlerde bu isimler içerisinde diğerlerindeki ortak noktaları da toplaması açısından “ehlu’s-sünne ve’l-cema’ât” ismi yaygınlaşmış ve kabul edilmiştir. Bu kullanışa yakın bir ifadeyi, Ahmed b. Hanbel (241/855), “Ehlu’s-sünne ve’l-cemâ’a ve’l-âsâr” şeklinde kullanmıştır. (İbn Ebi Ya’la, Tabakatu’l-Hanâbile, Kahire 1952, I, 31.) “Ehlu’s-sünne ve’l-cemâ’â” şeklindeki ifade tarzına da Ebûl-Leys es-Semerkandî (373/898)’nin “Şerhu’l-Fıkhı’l-Ekber” isimli eserinde rastlanmaktadır.
EFLATUN(platon):M.Ö.427-347/Aristonun üstadi,sokratin talebesi, eski yunan filozofudur.
EĞİTİM PSİKOLOJİSİ:İnsanları, gelişim özelliklerini ve öğrenme ilkelerini-becerilerini inceleyerek, eğitim ortamlarını etkili bir biçimde düzenlemeyi ve öğretme yoluyla öğrenmeyi, verimli bir biçimde gerçekleştirmeyi gâye edinen uygulamalı bir bilim dalıdır.
EĞİTİM SOSYOLOJİSİ:Toplum ve eğitim alanının sentezi ile ortaya çıkmış bir bilimdir.
EGOİZM:Bencillik, kendi menfatini ön plana alma.
EGZOTİZM: Baska ülkelerin sanatlarina olan hayranlik.
EHL-İ KIBLE: Kabe`ye dogru yönelerek namaz kilmanin farz olusunu kabul eden kimseler icin kullanilan bir kavramdir.
EİMME-İ ERBAA :D ört imam, ehl-i sünnet ekolünde tedvin edilmiş olan dört büyük mezhebin imamları hakkında kullanılan bir terim.
Eimme-i erbaa adı verilen dört imam; İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife* Nû’man b. Sâbit (80-150/699-767); İmam Mâlik b. Enes * (93-179/712-795); İmam Muhammed b. İdris eş-Şâfiî * (150-204 /767-820) ve İmam Ahmed b. Hanbel * (164-241/780-855)dir. İçtihadları ve eserleri günümüze kadar gelen, yaşadıkları dönemlerde kapsamlı ilimleriyle kitleleri etkilemelerinden, onları izleyen ve taklid eden taraftarlarının çokluğundan dolayı şöhret bulmuş kimselerdir. Bunlardan başka “imam” diye nitelenen çok kimse olmasına rağmen orijinal içtihadlarıyla ve fıkıhlarının tedvin edilmesiyle meşhur olan bu dört imam “eimme-i erbaa” tâbiriyle tanınmaktadır.
EİMME-İ HAMSE: “Beş imam” demek olup el-kutubu’s-Sitte sahiplerinden Buhari ve Müslim ile Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nese’i olmak üzere beşine denir.
EİMME-İ SİTTE:Eimme-i sitte, hadiste kütüb- ü sitte denen, 6 meshur hadsi mecbuasinin yazarlarina verilen isimdir. Altı imam” anlamına sıfat tamlamasıdır, el-Kutubu’s-Sitte sahiplerini ifade eden ayn bir tabirdir.
EKÂNİM-İ SELÂSE :Uknum kelimesinin çoğulu olup sözlükte “asıl esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir. Bu üç esas (ekânîm-i selâse) şöyle açıklanmaktadır; Allah Teala’dan ibaret olan zat (baba) İsa’dan ibaret olan ilim (oğul) ve Meryem’den ibaret bulunan hayat (zevce) dir.
ELFÂZ-I KÜFÜR :Elfâz’ın tekili olan lâfız; söz, sözcük ve ifade demektir. Küfür ve küfr ise “kefera” fiilinden mastar olup, sözlükte; bir şeyi örtmek anlamına gelir. Kalbindeki imanını örten kimseye de bu yüzden “münkir” veya “kâfir” * denilmiştir. Bir terim olarak, kişiyi küfre düşüren ve dinden çıkmasına sebep olan sözlere “elfaz-ı küfür” adı verilir.
ELFİYYE:Bazi bilgilerin kolay ögretilmesi ve hatirda tutulmasi icin manzum olarak yazilan 1000 beyitlik eselere verilen ortak ad.Abdurrahim İbnu’l-Huseyn el-Irâkî’nin Elfiyyesi ile Abdurrahmân b. Ebî Bekr es-Suyûtî’nin Elfiyyetu’l-Hadîsi konunun örnekleridir. İbnu’s-Salâh’ın Ulümu’l-Hadîsini nazım yoluyla ifade eden ilki es-Sehâvî tarafından şerhedilmiş; şerhe Fethu’l-Muğîs Şerhu Elfiyyeti’l-Hadîs li’l-Irâkî adı verilmiştir. Bu eser, aslı olan Elfiyye gibi birkaç kere basılmıştır. Suyûtî’nin Elfiyye’sinin de birkaç baskısı vardır.
ELMALİLİ MUHAMMED HAMDİ(1878-1942):Hak Dini Kur“ an Dili adli tefsiriyla taninan son devir din adamlarindan.
EL-HAMRA SARAYI:Ispanya `da Girnata(Granada) sehrine hakim bir tepede insa edilmis olan El Hamra sarayi, kirmizi kil hullanilarak yapildugi icin bu kaleye “El-Hamra “ denilmistir.Islam mimarisininIspanya`daki en önemli ypilarindan biri.
ELİFNÂME:Genellikle mısra başlarındaki kelimelerin ilkharflerinin alt alta elif’den ye’ye kadar alfabetik tarzda devam etmesi ile meydana gelen şiir. Divan ve halk edebiyatımızın ortak mahsulleri arasında yer alırlar. Dini-tasavvufi ve din dışı konularda örneklerine rastlanır.
EL-İHTİYAR:Hanefi Fıkhının temel eserlerinden biri olan “El-İhtiyar” Abdullah b. Mahmûd el-Mavsılî tarafından İmam-ı Azam Ebu Hanife nin fetvaları esas alınarak hazırlanmıştır.Abdullah b. Mahmûd el-Mavsılî, Ebû Hanîfe mezhebine göre İslâm ibadet ve muamelât (fıkıh) hükümlerini özetlediği bir eser kaleme almış ve adını da “El-Muhtar li’l-fetva” koymuştu. İlgilenenlerin ısrarları sonucu bunu el-İhtiyar adıyla şerhetti.
ELYESA ALEYHİSSELAM: Beni Israile peygamber gönderildi.Israil ogullari Ilyas Aleyhisselamdan sonra bu peygamberinde ögütlerini kabul etmediler.sonunda üzerine Asuriye devleti musallat oldu, hakimiyet kurdu.Asur devleti Israil ogullarini esir etti, Israil ogulari tutsak oldular.Bu hadisenin vuku buldugu sira da, Asurlularin bassehri olan , Ninova `da dünyaya gelmisti.Elyesa , Israillerin bu yolsuz hareketlerinden usanarak hilafeti Zülkifl Aleyhisselama birakti ve arkasindan vefat etti.
EMEVİLER:Hulefa-i Rasidin`den sonra 661-750 yillari arasinda hüküm süren ilk İslam hanedani.Dört halife devrinden ve Hz.Alinin oğlu Hz.Hasanın altı aylık hilafetinden sonra devlet idaresi.Kurucusu Muaviye Mekkedeki Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye ailesinden olduğu için hanedan Beni Ümeyye olarak da anılır.Muaviye bin Ebu Süfyan bin Harb bin Ümeyyedir. , peygamberimizin kayın biraderi, aynı zamanda vahiy katibi dir.Muaviye Hz.Ömer döneminde Şam valisi idi.Emevilwerin en parlak dönemi Abdülmelikin halifeliğine(685-705) rastlar.Sonunda Abbasilerin önderi Ebul –Abbas Abdullah Emevi egemenliğine son vermiş(750),Emevi hanedanının bütün üyelerini de ortadan kaldırmıştır.Abdurahman ise İspanyaya giderek orada başka bir Emevi hanedanının, Endülüs Emevilerinin kurucusu olmuştur(756-788).Başkent Kurtuba önemli bir ticaret merkezi olmasının yanısıra Bağdat ve Kahireden sonra İslam dünyasının üçüncü bilim merkezi olma özelliğinide kazandı.Endülüs Emevi Devleti 1031 de son buldu.
EMİN:Islamiyetten önce Hz.Peygambere verilen sifatlardan biri
EMİR BUHARA(ö.922/1516):Islam`da ilk naksibendi tekkesini kuran mutasavvauf.
EMİR SULTAN(ö.833/1429):Bursali meshur sufi,Yildirim Beyazid`in damadi.
EMİRÜ`L-MÜMİNİN:Islam tarihinde Hz.Ömer`den itibaren devlet baskanlarina verilen unvan..
EMPERYALİZM:Bir devletin sinirlarini genisletme politikasi.Gaye, basta memleketlerin zenginlik kaynaklarini ele gecirmek ve insanlari kendi hesabina calistirmaktir.
EMRAH(1780-185):Erzurum`ludur.Tahsilini orada tamamlar ve Naksbend olur.Gezgin bir asik olarak Siva,Kastamonu,Konya,Nigde,Istanbul gibi pek cok yer dolasir.Niksar`da ölür.Divani matbudur(1913)
EMSALÜ`L-HADİS:Icerisinde darbi mesel yada mesel bulunan hadisleri derleyen kitaplara”emsalü´l-hadis” denir.
EMSALU`L-KUR`AN:Kur`an-i Kerim`deki meseleler.
EMVÂL-İBÂTINA:Gizlenmesi mümkün olan altın, gümüş ve ticâret eşyâsı cinsinden olan zekât malları.Emvâl-i bâtınanın miktârını sâhibine sormak câiz değildir. Bunların zekâtını mal sâhibi, yedi sınıftan dilediğine, kendi verir. Böyle verilmiş olan zekâtları, hükûmet ayrıca isteyemez. Bir şehirdeki zenginlerin hiç zekât vermedikleri anlaşılırsa, emvâl-i bâtınalarının zekâtını da hükûmet toplayabilir. (İbn-i Âbidîn).Hazret-i Osman’ın hilâfeti zamânına kadar, emvâl-i bâtınanın zekâtını da devlet topluyordu. Hazret-i Osman halîfe olunca, emvâl-i bâtınanın zekâtını vermek herkesin kendisine bırakıldı.
EMVÂL-İ ZÂHİRE:Zekât hayvanları ve topraktan elde edilen mahsûl gibi gizlenmesi mümkün olmayan mallar. Emvâl-i zâhirenin zekâtını fakîrlere dağıtmak, bunların sâhiblerine bırakılmamıştır. Bu işleri müslümanların devlet başkanı tarafından görevlendirilen ve âmil denilen zekat me’mûru yapar. (Muhammed Esâd)
EN’ÂM SÛRESİ :Kur’an-ı Kerîm’in altıncı suresi, Mekke’de bir defada nazil olmuştur. Ancak; 91, 92, 93 ve 151, 152, 153. ayetlerin Medine’de indiği rivâyet edilir. Surenin bütünü 165 ayet, üçbinelli iki kelime, onikibinikiyüzkırk harften ibarettir. Fasılası; nun, mim, lâm, zâ, râ harfleridir.En’âm suresinde Allahu Teâlâ, şirki reddederek, tevhid’e, ahirete imana çağırır; bâtıl inançları yok eder; temel ahlâk ilkeleri koyar; Hz. Peygamber’e yöneltilen itirazlara cevap verir; Resulullah ve müminleri teselli eder, kâfirlere uyarı ve tehditlerde bulunur, Hz. İbrahim (a.s.)’in kıssasına yer verir; kitap, hüküm ve nübüvvet verilen seçkin kulları (peygamberleri) zikreder.
EN’AM SURESİ(6):Bu surenin isimlendirilme sebebi, En’am’dan (hayvanlardan) ve dört ayaklılardan söz edilmiş olmasıdır. Bu sure, 165 ayet ve 3055 ke¬lime içermektedir. Mushaftaki sıralamaya göre al¬tıncı, nüzul sıralamasına göre de Kur’an’ın 55. suresi ve Mekki’dir. Kur’an’ın bir cüzünden az bir kısmı ihti’va etmektedir. Surenin bazı konuları şunlardır: Allah’a şirk koşmaktan sakındırma, evlada ihsanda bulunma, ev¬latları öldürmekten nehiy (fakirlik korkusundan do¬layı), adam öldürmekten nehiy, yetim malını ye¬mekten nehiy, ölçü ve tartıda insaflı davranma, adalete riayet, ahde vefa, doğru yola uyma..i
ENBİYA SURESİ :Kur’an-ı Kerîm’in yirmibirinci suresi. Mekke’de nâzil oldu, sure yüzoniki ayettir.Sure, bazı peygamberlerden ve onların kavimleri ile olan münâsebetlerinden söz ettiği için bu ismi almıştır. “Enbiyâ”; “nebî” kelimesinin çoğuludur. Nebî; kendisine kitap veya sâhife verilmeyen, bir önceki peygamberin şerîati ile amel eden ve onu tebliğ etmekle görevli olan peygamberdir. Bu manası ile nebî terimi resul teriminden daha geniş anlamlıdır. Çünkü Resul, nebîlerin içinde, kendilerine kitap veya sahife verilip tebliğ ile görevlendirilen peygamberlere denir. Buna göre bütün peygamberler nebîdir. Fakat her nebî Resul değildir.
Enbiya suresi tevhid yani Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik ve peygamberler, ölümden sonra dirilme ve hesaba çekilme ile ahiret hayatı gibi sahaları çok geniş olan inanç esaslarını içerir.
ENBİYA:”Nebi” kelimesinin coguludur.Nebi ise Peygamber demektir.
ENDERUN:Osmanlilar`da idari ve askeri kadronun yetistirilmesi icin teskiledilen saray egitim kurumu.Osmanli sarayinin teskilati.sarayda devlet adami yetistiren okul
ENDÜLÜJANS:Günahlardan kurtulmak amaciyla kiliseden satin alinan belge.
ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ:Endülüs müslümanlari 711-1492 tarihleri 780 yil boyunca Iberik yarimadasinda hüküm sürmüs; bu dönemde bütün Avrupa`yi ilim ve medeniyet ile tanistirarak, onlarin Rönesans hareketine öncülük etmislerdir,
ENDÜLÜS:İslam hakimiyetindeki İspanya.Endülüs, Ispanya`nin güneyinde 8.yüzyil yasamis bir medeniyet, cografya ve imparatorlugun adidir. Önceleri bu devletin adiyla, sonralari bir davanin adi oldu. Fetihlerin yikilisina kadar her safhasinda binbir ibret levhasi tasiyan bir sembldür Endülüs..711 yilinda Tarik bin Ziyad tarafindan fethedildi. 1492 yilina kadar devam etti.
ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ:1. Abbasi devletinin kurulduğu dönemde İspanya’ya kaçan Emevi prenslerinden Abdurrahman tarafından Kurtuba’da kurulmuştur. 2. Kurtuba şehri tıpkı Bağdat gibi bilim ve kültür merkezi haline getirildi. Buradaki medreselere Avrupanın değişik yerlerinden öğrenciler geldi. Not: Kurtuba’daki bu çalışmalar yeni çağdaki Rönesans hareketlerine dolaylı biçimde katkıda bulunmuştur.3. Endülüs Emevi hükümdarları kendilerini halife ilân ettiler. Abbasi halifeleri buna karşı çıktı. Bu devleti yıkmak için Franklarla işbirliği yaptılar. Endülüs Emevi hükümdarları Frankların saldırısını etkisiz hale getirdiler.4. Taht kavgalarıyla Endülüs Emevi Devleti parçalandı. Tavaifi Mülük denilen beylikler ortaya çıktı. Bu beylikler İspanyanın kuzeyindeki krallıkların haçlı saldırılarıyla yıkılmaya başladı. Bu beyliklerden biri olan Gırnata İslâm hükümeti varlığını koruyabilmiştir.
ENFAL:Genel olarak ganimet, fey veya selep anlamina gelen terim.Kur`an.-Kerim, surelerinden birinin ismidir.Enfal suresinin ilk ayetinde Enfal; Allah`in ihsanlari, lutuflari anlaminda savas ganimetleri demektir.ENFAL, Enfal” nefelin çoğuludur. Nefel ise nafile gibi bir asıl üzerine fazla olan şey demektir. Nitekim edası farz, vacip ve sünnet olan namazların dışındakilere nafile namaz denilmektedir. Bu âyeti kerimedeki enfalden maksat ise cihat neticesinde düşmandan alınan ganimet mallarıdır. Çünkü bunlar Cenab’ı Hak’kın bir lütfudur, bir ihsanıdır, cihad ile asıl kazanılan sevaplar üzerine fazla bir ilâhî ihsandır.Bedir savaşında elde edilen malların ne şekilde taksim edileceği hususunda ashab-ı kiramdan bazıları şöylece ihtilâfa düşmüşlerdi: Bu mallar, muhacirlere mi, yoksa ensarı kirama mı verilecek?. Yoksa bu savaşta daha fazla faaliyet göstermiş, olan genç. sehabilere mi ait olacak?. Ve bu savaşta hazır bulunmayan seçkin sehabe var idi. Muhacirlerden Hz. Osman ile Hz. Talha gibi ve ensardan Asım ile Ebu Lübâbe gibi. Bu zatlar da bu ganimetlerden hisse alçaklar mı?. İşte bu sûre-i celilenin bir kısım âyetleri bu husustaki ihtilafları ortadan kaldırmış bulunmaktadır. Bu sebeple de buna “enfal sûresi” unvanı verilmiştir.
ENGİZİSYON MAHKEMELERİ:Hiristiyanlik`tan uzaklasan veya dini esaslara aykiri davranan kimselri cezalandirmak icin kurulan Katolik kilise mahkemeleri.Kilisenin baskanliginda toplanir, genellikle kilisenin ögretilerine karsi cikanlara ölüm cezasi verirdi.
ENSAB:Hadis ravilerinin ve muhaddislerin kimliklerini aciklayan ilim dalina ensab” denir.
ENSAR:Peygamber`e ve muhacirlere yardimci olan Medineli müslümanlar.Peygamberimizi Medineli arkadaslarindan olan ve muhacirlere yardim eden sahabi.
ERBAİN:Kirk sayisi esas alinarak Islami konularda yazilan eserlerin ortak adi.
ERBAUN:Hadis literatüründe kirk hadis toplayan eserlere denir.

ENBİYA SURESİ :Kur’an-ı Kerîm’in yirmibirinci suresi. Mekke’de nâzil olan bu surenin ayetleri yüzoniki; kelimeleri binyüzaltmışsekiz; harfleri dörtbinsekizyüzdoksan; fasılası “mîm” ve “nûn” harfleridir.
Sure, bazı peygamberlerden ve onların kavimleri ile olan münâsebetlerinden söz ettiği için bu ismi almıştır. “Enbiyâ”; “nebî” kelimesinin çoğuludur. Nebî; kendisine kitap veya sâhife verilmeyen, bir önceki peygamberin şerîati ile amel eden ve onu tebliğ etmekle görevli olan peygamberdir. Bu manası ile nebî terimi resul teriminden daha geniş anlamlıdır. Çünkü Resul, nebîlerin içinde, kendilerine kitap veya sahife verilip tebliğ ile görevlendirilen peygamberlere denir. Buna göre bütün peygamberler nebîdir. Fakat her nebî Resul değildir.
Enbiya suresi tevhid yani Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik ve peygamberler, ölümden sonra dirilme ve hesaba çekilme ile ahiret hayatı gibi sahaları çok geniş olan inanç esaslarını içerir.
ENBİYA SURESİ(21):Bu surenin bu şekilde adlandırılma sebebi, içinde birçok Peygamberin ismi ve kıssasının geçmesidir. Kur’an’ın tümünde 25 Peygamberin ismi geçmektedir ki, bunların 16 tanesi bu surede yer almaktadır. 112 ayet ve 1173 kelime içermektedir. Mushaf sırasına göre, Kur’an’ın yirmibirinci ve nüzul sırasına göre 45. suredir ve Mekki’dir. Bu surede, tevhidden, nübüvvet ve Peygamberlerden, mead ve onun yapısından, söz edilmiştir.
ENFAL SURESİ(8):Bu surenin bu adla anılmasının nedeni de enfal kelimesinin kullanılması ve savaş ganimetleri ve genel servetlerden ibaret olan hükmün beyanıdır. Su¬renin diğer bir ismi de Bedr’dir. Bedir savaşına bu su¬rede ayrıntılı bir şekilde işaret edilmiştir. 75 ayet ve 1243 kelime mevcuttur. Mushaftaki sıraya göre ye¬dinci, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 88. suresi ve Medeni’dir. Yaklaşık yarım cüz kadardır.
ERKAN-I ERBAA:1-Osmanlı Devleti’ndeki sosyal tabakaları ifade eder. Bunlar şöyledir:Ümera (Savaşçılar),Ulema (Din Adamları),Esnaf ve tüccar,Reaya (Çiftçi).2- Şâfiîlerin Usûl-ıFıkıhta esas tuttukları dört usûl kitabıdır ki: Bürhân, Müstasfâ, Umed ve Mutemed adlı eserlerdir
Esbâb ı nüzûl ilmi âyet ve sûrelerin nerede ne zaman ve hangi olay hakkında nâzil olduğu konularıyla ilgilenmektedir. Kur’an’ın anlaşılması ve tefsiri için büyük yardım sağlayan bu ilim sahâbe ve tâbiîn devrinde Kur’an tefsirinin vazgeçilmez kaynağı idi. Esbâb ı nüzûl ilmi rivayete dayandığı için gerek sened gerekse metin bakımından dikkatle incelenmelidir. Aksi takdirde aslı olmayan bir rivayet sebebiyle âyetlerin anlamı daraltılmış veya genişletilmiş ya da değiştirilmiş olur. Konuyla ilgili olarak telif edilen eserlerin tarihi 200 (815) yılına kadar gitmektedir.
ESMAÜ-HÜSNA:Allah`in güzel isimleri ve sifatlari.Allah`a ait olan en güzel isimler.bunlar 99 tanedir.
EŞ`ARİLER:Inanc konularinda Es`ariligi kabul edenler.Es`arilik, Ehl-i Sünnetin büyük itikadi mezheplerinden biridir.Ebu`lHasan el-Es`ari(öl.330 Hicri) tarafindan kurulmustur.
EŞHURU`L -HURUM:Haram aylar;Zilkade, Zilhicce,Muharremve recep aylari.Araplar bu aylarda savas yapmayi haram sayarlardi. Bu aylarda savaş yapmak yasak olduğu için bu adı almıştır.Câhiliye devrinde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnız haram aylarda savaş yapılmazdı. Bu aylarda panayırlar kurulur, şiir yarışmaları yapılır; yahudiler, hristiyanlar ve puta tapıcılar dinlerini yayarlardı. Eğer bu barış aylarında savaş olursa, yasak çiğnendiği için “Ficâr savaşı” denirdi. Peygamberimiz (s.a.s.)’in yirmi yaşlarında iken, Kureyşlilerle Hevâzin kabilesi arasında yapılan Ficâr savaşlarına katıldığı rivâyet edilmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) bu savaşta kimsenin kanını dökmemiş, yalnız atılan okları toplayıp amcalarına vermiştir.Haram aylar, Arapların Hz. İbrahim’den beri kullandıkları, kameri aylardandır. Yani ayın hareketine göre düzenlenen takvimin aylarındandır. Hicret, İslâm tarihinde bir dönüm noktası olduğu için hicretin yapıldığı ay olan Muharrem ayı Hz. Ömer zamanında takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Böylece hicretin yapıldığı yıl birinci yıl olmak üzere hicri kameri yıl ortaya çıkmıştır. Muharrem ile başlayıp Zilhicce ile sona eren hicrî-kamerî senenin ayları şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîulevvel, Rebîulâhir, Cemâzilevvel, Cemâzilâhir, Receb, Şâban, Ramazan, Şevvâl, Zilkâde, Zilhicce.Kur’an’da haram aylardan Tevbe suresinde bahsedilir: (et- Tevbe, 9/36-37) .
ERTUĞRUL GAZİ:Osmanli Devleti`nin kurucusu olan Osman beyin babasi.
ERİS KUYUSU(Bi’r-i Erîs)(MEDİNE):Medine’ye üç kilometre uzaklıkta ve Kuba Mescidi’nin batı tarafında,kıblenin sol tarafı yol kenerında kuyu üzerinde büyük taş olan bir parkın içinde bulunmaktadır. Bu kuyu Erîs adlı bir yahudiye ait bahçede bulunduğu için Eris Kuyusu diye anılmıştır. Resûl-i Ekrem Efendimiz Kuba Mescid’ine giderken Eris Kuyusu’ndan abdest alırdı.Hz. Osman, Resûlullah ve iki dostuyla birlikte bu kuyu başında yaşadığı o erişilmez güzelim günleri yeniden yâd etmek için hicrî 30 (650) tarihinde Eris Kuyusu’nu ziyarete geldiği bir gün, parmağındaki yüzüğü kuyuya düşürdü. Kuyunun bütün suyunu boşaltarak üç gün boyunca aradıkları halde yüzüğü bulamadılar. O günden sonra bu kuyu, Yüzük Kuyusu anlamında Bi’rü’l-hâtem diye de anıldı.
ESBAB-İ NÜZUL:Tefsir ilminin ayet veya surelerin inis sebeplerini arastiran dali.
ESFAR-İ HAMSE:Esas itibarı ile Tavrat 39 fasıldan neydana gelmiştir. Bunlardan ilk 5 kitaba “esfâr-i hamse” (beş büyük kitap) denir. Bazı kaynaklara nazaran da esas Tevrat bu beş kitaptan ibarettir. (el-Müncid 337)Tevrat’ın içine aldığı beş bölüm şunlardır:
1- Tekvin: Tâ Nuh (a.s) tufanına kadar yaratılış destanı insanların ilk suçu İbrahim (a.s) ve oğullarının hikayeleri; İshak (a.s) Yakub (İsrail) (a.s) ve Yusuf (a.s)’un Mısır’da buluşmalarından bahseder tamamı 50 baptır.
2- Çıkış: İsrail’in Mısır’dan çıkışı ALLAH’ın Tûr dağında Musa (a.s)’ya kanunlarını bildirmesinden bahseder 40 baptan ibarettir.
3- Levîliler: Âyin ve merasimlere ait usuller kurban kâhinler temizlik konuları ve bayramların tanzimini anlatır. 27 baptır.
4- Sayılar: İsrail milletinin Hz.Musa’nın vefatından sonra Tur dağından kalkıp Erden ülkesine (Filistin-Kenan ülkesi) girmelerini ihtva eder. 36 baptır.
5- Tesniye: M.Ö.622 yılında Yahuda kralı Yoşiya zamanında kahinler tarafından neşredilmiştir. Hz.Musa’nın ölümünden bahsettiği ve Hz.Musa’nın zamanında henüz mevcud olmayan bir çok âdetlere ima ettiği için o zamanki ilahiyatçıların bozulmuş olan dini ıslah etmek amacıyla yazdıkları söylenir. (Annemarie Shhimmel Dinler Tarihine Giriş 100-101)
Tevratın İbranice orjinal nüshası yoktur. En orjinal Tevrat kabul edilen nüsha 10. asra ait ve Aramice yazılmıştır. Aramice Babil dönüşü resmi dil olarak kabul edilmiştir. Daha önce Yahudilerin dili İbranice idi.
ESMA-İ HÜSNA:Allah`in isimleri icin kullanilan bir tabir.
EŞNAK:Islam`in dogdugu sirada, Mekke`de diyetlerin ödenmesi ve zararlarin karsilanmasi görevi,
ESSENİLER:M.Ö. 2. yüzyil ile 1.ciyüzyil arasinada Filistin`de etkin olan Yahudi mezhebi ya da tarikati.Bu mezhep mensuplari cileci topluluklar biciminde yasarlar ve genellikle kadinlari dislarlardi. Bunlar, ruhun ölümsüzlügüne, günah isleyenlerin Tanrisal vezaya ugrayacaklarina inanmalarina ragmen, kiyamet gününde insanlarin bedenen dirileceklerine inanmazlardi.
ETBAUTEBE-İ TÂBİÎN:Sahâbe ve Tâbiînden sonra Peygamber efendimizin övdüğü nesillerden üçüncüsü olan Tebe-i tâbiîni görenler.Tebe-i tâbiînin asrı hicrî 220 (m.835)’de son bulur. Hanbelî mezhebinin imâmı Ahmed bin Hanbel, İmâm-ı Buhârî, İmâm-ı Müslim ve İmâm-ı Tirmizî, Etba-u Tebe-i tâbiîn neslindendir. (İbn-i Salâh)530-531-531- Tebe’u't-Tâbi’în veya kısaca el-etbâ’ da denir
Etbâ’u't-tâbi’în, kısaca tâbi’îlerle görüşüp onlardan hadis rivayet edenler olarak tanınırlar. Hadis Tarihinde Hz. Peygamber (s.a.s)’in hadislerini nakleden üçüncü nesil olarak bilinirler.Etbâ’u't-Tâbi’în arasında pek çok değerli hadis âlimi yetişmiştir. Mâlik b. enes, Abdurrahmânb. Amr el-Evzâ’î, Sufyân b. Sa’id es-Sevrî, Şu’be İbnu’l-Haccâc, İbn Cureyc ve bunların talebelerinden Yahya b. Sa’îd el-Kattân ve Abdullah İbnu’l-Mubârek içlerinde en tanınmış olanlardır.
ETTEHIYYÂTÜ:Namazların birinci ve ikinci oturuşlarında okunan duâ. Mânâsı: “Mal, beden ve dil ile yapılan ibâdet, tâat ve hamd ve şükürlerin hepsi cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Allahü teâlânın selâmı rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Ey Nebiyyi zîşân, dünyâ ve âhiret selâmeti bütün peygamberler ve cenâb-ı Hakk’ın iyi, itâatkâr kullarının üzerine olsun. Ben şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm Allahü teâlânın kulu ve resûlüdür, peygamberidir.Dört rek’atli namazlarda iki ka’de (oturuş) vardır. Evvelki ka’de-i ûlâdır ki, burada Ettehiyyatü okumak sünnet, onu okuyacak kadar oturmak vâcibdir. İkincisi ise ka’de-i âhire olup, bunda Ettehiyyâtü okumak vâcib, okuyacak kadar oturmak farzdır.
Hz. Peygamber; namazların sonunda daima oturmuş, ettehiyyatü’yü okumuş ve okunmasını ashâbına da emir buyurmuştur (bk. Buhârı, Ezân, 148, 150; el-Ameli’s-Salât, 4; Müslim, Salât, 56, 60, 62; Ebû Dâvud, Salât, 178; Tirmizî, Salât, 100, Nikâh, 17). Başka bir hadiste; “Namazı ben nasıl kılıyorsam siz de öylece kılın” (Buhârî, Ezân, 18, Edeb, 27, Ahâd, 1) buyurulmuştur. Ettehiyyâtü’den sonra salavât getirmeye gelince, namaz dışında Hz. Peygamber’e salâtü selâm getirmenin farz olmadığı konusunda İslâm bilginleri arasında görüş birliği vardır.Namazların son oturuşunda “Allahümme salli ve barik dualarının okunması hadisle sabittir. Ashab-ı kirâm, Hz. Peygamber’e; “Biz sana nasıl selâm getireceğimizi biliyoruz, fakat nasıl salât getireceğiz? bunu bilmiyoruz” deyince, Allah elçisi bu duayı, ta’lim buyurdu (bk. Buhârî, Enbiyâ, 10 , Müslîm, Salât, 65, 66, 69; Nesâî, Sehv, 49, 50-54).Hanefî ve Hanbelîlere göre teşehhüd duası şöyledir: Abdullah b. Mes’ud (r.a) şöyle der: “Allâh’ın Resulu elimi avuçlarının arasına aldı ve bana teşehhüd’ü Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi öğretti. Dedi ki: Biriniz namazda oturduğu zaman şöyle desin: “et- Tehiyyâtü Lillâhi ve’s-salavâtü ve’t-tavyihâtu es-selâmu aleyke ey huhe’n -nebiyyu ve rahmetullâhi ve berekatühü, es-selâmû aleynâ ve alâ ibâdillâhissalihin. Eşhedü en lâilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhü ve Resuluh” (Buhârî, Ezân, 148, 150; Müslim, salât, 56, 60, 62; Ebû Davud, Salât, 178; Tirmizî, salât, 100, nikâh 18; Zeylaî, Nashu’r-Râyet, I, 419, eş-Şevkânî, a.g.e., II, 278)
et-Tahiyyâtü duasının mirac gecesi yüce yaratıcı ile Hz. Peygamber arasındaki selâmlaşma, dilek ve temenni ifadelerinden ibaret olduğu nakledilir. “İbn Mes’ud teşehhüdü” de denilen bu duanın anlamı şöyledir:
et-Tahıyyâtu lillâhi ve’s-salavât ve’t-tayyibât: “Mülk, azamet ve her türlü sözlü ibadetler, övgüler, bedenî ve malî ibadetlerle, tüm sâlih ameller Allah içindir”.es-Selâmu aleyke eyyuhâ’n-nebiyyu ve rahmetilllatu ve berekâtuhu: “Selâm sana ey peygamber, Allah’ın rahmeti ve bereketleri sana olsun”.Es-Selâmu aleynâ ve alâ ibâdillahi’s-sâlihin: Selâm bize, peygamberlere ve Allah’ın insan ve cinden bütün salih kullarına olsun”. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bunu söylediğiniz zaman Allah’ın rahmeti ve bereketi gökte ve yerde bulunan her salih kula erişir.”Dua şehadet cümleleri ile sona erer. Anlamı: “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulu olduğuna şehâdet ederim”. et-Tehiyyatü duasında her iki şehâdet cümleleri bulunduğu için buna “teşehhüd” adı verilmiştir (ez-Zühayli, el-Fıkhu’l-İslâmi ve EdilletuXû, Dımaşk 1405/1985, I, 668-670).

ETİYOPYA:Dogu Afrika`da ülke.Eski adi Habesistan.
ETNOĞRAFYA :Toplumlarin öz kültürlerini inceleyen bilim dalidir.
ETVAR-I SEB’A: Nefsin ve ruhun yedi tavrı, yedi şekli ve hali.Nefs-i Emmare: (Yusuf, 12/52),Nefs-i Levvame:(Kıyamet, 75/2) Nefs-i Mülhime: (Şems, 91/7-8) ,Nefs-i Mutmainne: (Nahl, 16/106; Fecr, 89/27) Nefs-i Raziyye: (Maide, 5/119; Fecr, 89/28),Nefs-i Marziyye (Fecr, 89/28; Beyyine, 98/8),Nefs-i Kamile veya Nefs-i Zekiyye veya Nefs-i Safiyye (Şems, 91/9) (Kaynak: Tasavvufi Hayat, Necmüddin Kübra, Dergah Yay.)
EVHARİST:Isa`nin carmiha gerilmeden önce harvarileriyle yedigi son aksam yemegi anisina icra edilir.Katolik, Ortadoks ve Protestan Hiristiyanlarca düzenli olarak Pazar günlerim yapilmaktadir.”Kutsal Komünyon”,”Mass”,”Rabbin Son Aksam Yemegi” ve “ Ekmek ve Sarap Ayini” olarak da bilinen bu sakramente Evharist denir.
ELVİYE-İ SELASE:Elviye-i Selâse, Osmanlı döneminde Batum, Kars ve Ardahan livalarının (sancak) ortak adıydı. “Üç Liva” (elviye livanın çoğuludur) anlamına gelir.
Bu üç sancak, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı)’nin ardından yapılan antlaşmayla Çarlık Rusyasına bırakıldı.3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması’yla yeniden Osmanlı topraklarına katıldı. Bununla birlikte 30 Ekim 1918′de imzalanan Mondros Mütarekesi uyarınca Osmanlılar bu bölgeyi boşaltmak zorunda kaldılar.Bir süre Cenûb-i Garbî Kafkas Hükümeti Cumhuriyesi denetiminde kalan Batum, Kars ve Ardahan, daha sonra Gürcüstan’ın ve Ermenistan’ın denetimine girdi. 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması hükümleri uyarınca Batum Gürcüstan’a, Kars ve Ardahan Türkiye’ye bırakıldı.
EVLENME:Karı koca arasında karşılıklı hak ve ödevler yükleyen bir sözleşmedir.
EVÂMİR-İAŞERE:Allahü teâlânın Tûr dağında Mûsâ aleyhisselâma bildirdiği on emir. Yahûdîlikte uyulması şart olan on kâide.Mûsâ aleyhisselâm Tûr dağında Allahü teâlâ ile konuştu. Allahü teâlâ ona Evâmîr-i aşereyi bildirdi. O da bunları kavmine bildirdi. Onlara tek bir Allah’a îmânın lâzım olduğunu anlattı ve Allahü teâlânın gönderdiği Tevrât kitabını getirdi. (Sa’lebî) Bugünkü yahûdî kitablarında ve Tevrât’ın Tesniye ve Hurûç (çıkış) kısmında bildirilen Evâmir-i aşere şunlardır:
1) Puta tapmayacaksın, tek Allah’ın varlığına inanacaksın.
2. Allah ismini hürmet ve muhabbet ile zikredeceksin.
3) Altı gün çalışıp yedinci gün dinleneceksin. Sebt yâni Cumartesi gününü dâimâ hatırlayıp onu kutsal tutacaksın.
4) Anne ve babana hürmet ve itâat edeceksin.
5) Adam öldürmeyeceksin.
6) Zinâ etmeyeceksin.
7) Yalan söylemeyeceksin.
8) Kimsenin malını çalmayacaksın.
9) Komşuna yalan şehâdette bulunmayacaksın. Komşunun zevcesine (hanımına), evine, tarlasına, kölesine, câriyesine, öküzüne, eşeğine ve hiç bir şeyine göz dikmeyeceksin.
10) Haram olan kurbânı kesmeyeceksin. (Nişâncızâde)
EVSAD-I MUFASSAL:Tarık” sûresinden “Lem yekûn” sûresinin sonuna kadar olan sûreler Evsat-ı Mufassal’dır.
EYÂLET:Osmanlı merkez teşkilâtının dışında, taşrada bulunan ve beylerbeyi tarafından yönetilen en büyük idârî bölge. Osmanlı Devletinde taşra teşkilâtı, aşağıdan yukarıya köy, nâhiye, kazâ, sancak ve eyâlet olmak üzere idârî taksimâta ayrılmıştı. Temel idârî birim sancak olup, sancakların birleşmesinden eyâlet (vilâyet) veya beylerbeyilik denilen büyük idârî birimler meydana gelmektedir.1590 târihine kadar, teşkilât tâbiri olarak beylerbeyilik kelimesi kullanılmış, bu târihten îtibâren eyâlet tâbiri kullanılmaya başlamıştır. Osmanlı hâkimiyeti altında bulunan topraklardan büyük bir kısmı doğrudan doğruya pâdişahın otoritesi altındaydı. Buralarda timar denilen bir toprak sistemi uygulanıyordu. Devletin gelirleri, bir takım görevler karşılığı idârecilere ve sipâhîlere tahsis edilmekteydi. Ekserisi Anadolu ve Rumeli’de bulunan bu eyâletlere salyânesiz yâni yıllıksız denilirdi.Bunun yanında Osmanlılar Anadolu ve Rumeli eyâletlerinden daha bağımsız; Mısır, Bağdat, Yemen, Basra, Lahsa, Habeş ve Garb Ocakları denilen Cezâyir, Tunus, Trablusgarb gibi eyâletlerin şekillendiği toprakları idârî çatıları altında toplanmaktaydılar
EYYAM-I TEŞRÎK :Teşrîk günleri demektir. Zilhiccenin 9-13. günleridir. Eyyam-ı ma’dûdât da denir. Bu günlerde teşrîk tekbirleri alınır. Teşrîk günleri demektir. Zilhiccenin 9-13. günleridir. Bugünlerde teşrîk tekbirleri al›n›r. “Teşrik” Arap dilinde etleri doğray›p kurutmak demektir.Vaktiyle bayram›n birinci günü Mina’da kesilen kurbanlar›n etleri, bayram›n 2., 3. ve 4. günlerinde güneşte kurumaya b›rak›l›rd›. Bu sebeple bu üç güne et kurutma günleri anlam›nda “Eyyam-› Teşrik” denilmiştir.
EYYÂM-I MA’DÛDÂT :Sayılı günler demektir. Bu günlere eyyam-ı teşrîk de denir. Zilhiccenin 9-13. günleridir. 9-12. günlerinde farz namazlardan sonra teşrîk tekbirleri alınır. Eyyam-ı ma’dûdât tabiri, Kur’ân’da üç âyette geçmiştir. Kur’ân’da geçen sayılı günler ile maksat, oruç tutulan Ramazan ayı günleri, hac menasikinin yapıldığı günlerdir (Bakara, 2/183, 203). Kur’ân’da Allah’ın hükmünden yüz çeviren Yahudi ve Hristiyanların “Bize ateş, ancak sayılı günlerde dokunur” dedikleri ve bu kanaatleriyle aldandıkları bildirilmektedir (Âl-i İmrân, 3/24).
EYYÂM-I MİNA :Mina günleri demektir. Zilhicce ayının 10, 11 ve 12. günleridir. Bu günlerde hacılar Mina’da bulunurlar ve şeytan taşlama görevini yaparlar. Hacılar Mina da bulunduklarından dolayı, bu üç günleri de denir (İbn Mace, Menasik 57)
EYYAM-I NAHR Kurban kesme günleri demektir. Zilhicce ay›n›n 10., 11. ve 12. günleridir.
EVVABİN NAMAZI:Aksam namazindan sonra veya kusluk vaktinde kilinan nafile namaz.
EYKE HALKI:Hz.Suayb`in kavmi idi.Eyke, birbirine girmis sik agaclar demktir.Suayb kavmi agaclik bir bölgede yasadigi icin onlara eyke halki denilmistir.
EYYAM-İ MADUDAT_(Sayili günler):Bes vakit namazin farzlarindan sonra tekbir alinan günlerdir.9 Zilhicce- 13 Zilhicce ikindi vakti.
EYYAM-İ MALUMAT:(belirli günler):Zilhiccenin ilk on günüdür.
EYYAM-İ TEŞRİK:(Tesrik günleri):Zilhiccenin 11, 12 ve 13. cü günler.
EYYÂM-I BİYD:Ayın ışığının en aydınlık olduğu kamerî aylarının 13, 14 ve 15. günleri.
EYYÂM-I NAHR:Kurban kesme günleri. Kurban bayramında, kurbanın kesildiği birinci, ikinci ve üçüncü günler.
EYYÂM-I TEŞRÎK:Kurban bayramının 2, 3 ve 4. günleri.
EYÜP ALEYHİSSELAM:Hz.Ishak`in IYS adindaki oglunun soyunsan olup,Hz.Yusuf Aleyhisselamla ayni asirda yasamis büyük bi Peygamberdir.
Eyüb Aleyhisselam imtihan gecerdi.Cok sayida evlatlari ve sam cevresinde bir cok mallari vardi.Yüce Allah tarafidan bir imtihan olarak bütün mallarini elinden cikmis ve cocuklari da ölmüstü.Kendiside agir bir hastaliga tutulmustu.Zevcesi rahme veya Liyya ona bakiyordu.Rivayete göre Rahme yakup Aleyhisselamin kizi idi.Liyya da, yusuf Aleyhisselamin oglu Efrayim`ion kizidir.Sabretti.Sihhatina, malina ve evlada kavustu.Kendisinden sonra Bisr adinda oglununda Sam`da peygamber oldugu rivayet edilir.Bu peygambere Zülkifl denilmistir.Kur`an- Kerim`de sabrin timsali olarak görülen ve övgü alan Peygamberdir.Doksan üc veyayüz kirk yasinda vefat ett Hz.Ishak`in oglu Iys neslinden yedi kisi iman etti.Eyüb Aleyhisselamin,oglu vardi.Bedini, mali ve evlatlari ile imtihan edilen Eyüb Aleyhisselamin mallari ve ogullari nasil bir sekilde mallari elinden cikti , evlatlari ise,mallarini sel, rüzgarla elinden, ogullarini hocalari ile ders okurken zelzeleyle ruhlarini aldi.
EYYUBİLER (1171�1750):1. Haçlı saldırısına uğrayan Fatimi devletine, yardım için gönderilen ordunun komutanı olan Selahattin Eyyubi, Fatimi devletini yıkarak kendi devletini kurmuştur.2. Selahattin Eyyubi 1. Haçlı Seferinde kurulmuş olan Kudüs Haçlı Krallığını, Hittin savaşında yendi ve bu devleti yıktı. (1187) Bunun üzerine III. Haçlı seferi yapıldı. Selahattin Eyyubi III. Haçlı seferinde Kudüsü başarıyla savundu.3. Devletin egemenlik alanı Hicaz’ı ve Güneydoğu. Anadolu’yu kapsamıştır.4. Selahattin Eyyubiden sonra başarılı hükümdarlar iktidarda görülmedi. Devlet iç isyanlar ve haçlı saldırılarıyla zayıfladı. Memluklu adı verilen askerlerin isyanları sonucu Eyyubi devleti yıkılmıştır.Eyyubiler devlet ve askerlik alanında Büyük Selçukluları ve Abbasiler’i örnek almışlardır.
EZAN:Ezanın lügat mânası, îlân = bildirmek demektir. Dinî mânada ezan, Müslümanlara namaz vakitlerini bildirmek için okunan bâzı mübârek sözlerden ibarettir.Ezan okuyan kimseye müezzin denir.Ezan-Kamet:Vakitlerin degil, namazlarin sünnetidir. Sabah Ezanı: Sabâ makamında,Öğle Ezanı: Uşşak makamında,İkindi Ezanı: Rast makamında,Akşam Ezanı: Segah makamında.Yatsı Ezanı:Hicaz makamında Sabâ makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi (Seyreyleyip Yandım, Ağla Gözüm, Ben Dervişim Diyene) ve Türk mûsikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacaktır. Uşşak makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi(Hakkın Habibinin , Noldu Bu Gönlüm, Yarebbena) ve Türk mûsikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacaktır. Rast makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi (Gül Yüzünü Rüyamızda, Ey Güzellerden Güzel, Mahur Salât) ve Türk mûsikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacaktır. Segah makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi(canım kurban olsun , şol cennetin ırmakları, sevdim seni mabusduma) ve Türk musikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacak.Hicaz makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi(Dağlar İle Taşlar İle ,Nice Bir Uyursun, Mail Oldum, Bahçesinde) ve Türk musikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacak.
EZAN-I CAVK:Bir kaç müezzinin bir ezânı birlikte okumaları.
Ezân-ı cavkta, müezzinlerin bir arada okudukları yanık, hazîn sesler uzaktan işitildiğinde, kalblere ve rûhlara te’sir etmekte, insanları vecde getirmekte, mânevî coşkunluk vermektedir. Asırlardan beri yapıldığı için İslâm âdeti olmuştur. (İbn-i Âbidîn)
EZLAM:Cahiliye Araplari`nin fal oklarina verilen ad.
EZVAC-İ TAHİRAT:Peygamberimizin ismetli ve iffetli, temiz zevceleri; peygamberimize hanim olma serefine ermis olan kadinlar.Hz.Hatice,Hz.Aise, Hz.Sevde,Hz.Hafsa,Hz.Ümmü Habibe, Hz.Safiye, Hz.Meymune,Hz.Ümmü seleme, Hz.Zeynep binti Cahs, Hz.Zeynep, Hz.Zeynep, Hz.Reyhane ve Hz.Cüveyriye.
FAHR:Arap siirlerinde kasidenin bir bölümü.
FAHR-İ KAİNAT:Kainatin övgüsü, serefi;Hz.Muhammed (sas)
FAHRİYYE:Klasik sark edebiyatlarinda bir edebi serde sanatkarin kendini övdügü kisim.
FAİTE(Fevait):Vaktinde kilinmamis bir namaza da faite
FAİZ:Ödünc islemlerinde ve alisveriste karsiligi bulunmayan hakiki veya hükmi fazlilik.
FAKİH:Fikih ilminde uzman olan kimselere fakih , cogulu fukahadir.Din bilgini, fikih alimi.
FAKİRULLAH:erzurumlu Ismail Hakki`ninmürsidi.
FALNAME:Türk ve Fars kültürlerinde falla ilgili eserlerin genel adi.
FARABİ(ö.339/950):Islam felsefesini metot, termonoloji ve problemler acisindan temellendiren ünlü Türk filozofi.
(870-ŞAM,950)Türk asıllı İslam felsefecisi.Asıl adı Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed bin Tahran bin Uzlug ,Farabi (Türkistan’ın Farab [Otrar] kentinde doğduğu için Farabi [Farablı] diye anılır). Farabi ilimleri; fizik, matematik, metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından kabul edildi.Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıklı izahını Farabi yaptı. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili bir eser yazdı.
FARATLİT:Incil`de Hz.Isa`nin kendisinden sonra gelecegini müjdeledi kimseye verilen ad.
FARUK:Hz.Ömer`in lakabi.
FARZ:Dinen yapilmasi kesin olarak emredilmis is veya ibadetlerdir.
FARZ-I AYIN:Her mükellefin yapmasi gereken farz.
FARZ-I KİFAYE:bazi mükelleflerin yapmasi ile diger mükelleflerin üzerinden farz olusu düsen dinsel islerdir.
FASIK:Allah`a itaat cizgisinin disina cikan kimse demektir. Kelime, Kur`an-i Kerimde“Kafir“, günahkar, yalanci ve kötülük yapan anlamlarinda kullanilmistir.(Diyanet Meali, Sh.4)Ilahi emirlere itaatten ayrilip asi olan mümin ve kafir anlaminda kelam veya fikhi terim.(Islam Ansiklopedisi,Cilt:12)
FATİHA SURESİ(1):Bu,Fatiha ve Fatihatü’1-Kitab, yani kitabı açan ve başlatan olarak adlandırılmaktadır. Bu surenin diğer adları: Hamd, Ümmü’l-Kur’an, Seb’a'l-Mesani1- Yedi ayetten müteşekkildir. Farz ve sünnet her namazda okunmaktadır. 2- İki kez nazil olmuştur. Bir kez Mekke’de, bir kez de Medine’de nazil olmuştur. Fakat resmi olarak Mekki sayılmaktadır, Kenz, Esas, Münacat, Şifa, Dua, Kafiye, Vafiye, Raqiye (yani de-ğiştiren). Musaftaki sıralamaya göre ilk, nüzul sı¬rasına göre beşinci suredir. Yedi ayetten oluşmuştur ve 29 kelime içermektedir. Bu surenin temel muh¬tevası, Tevhid ve Allah’a hamd ve övgüdür
Fatiha suresi:Kur`an- i Kerim`in mukaddimesi durumunda, diger surelerin asli, kökü , tohumu ve Kur`an`in özü durumunda. Allah`i tanimak, haklarin , vazifelerin ve müeyyidelerin kaynagi olarak yalniz O`nun dinini bilmek,yarisindan sonra gelen ayetleri özlü bir duadir.Allah`in verdigi nimetlere hamdediyor, sükrediyor.
FATİH:Istanbul`u fetheden yedinci Osmanli padisahi Sultan Mehmet Han`a bu fethinden ötürü verilen ünvan.Fatih Sultan Mehmet, Sultan ikinci Murat`in ogludur.Yedi lisan bilirdi.Venedikliler tarafindan düzenlenen 14 suikastan kurtulmus, ancak yine bir sefer sirasinda zehirlenerek ordugahinda zehirlenerek ruhunu teslim etmistir.49 yillik ömründe 30 yil saltanatta kalmis;2 imparatorlugu, 4 kralligi, 11 prensligi yikarak, yaklasik 25 seferi bizzat yönetmis ve Osmanli topragini 900 binden 2 milyon küsür km. kareye cikarmistir.Fatihin ölüm haberi Avrupa´da duyulunca, Papa 3gün canlar caldirip top attirmis, sükür ayinleri yapilmasini emretmistir.
FATMA(ö.11/632):Hz.Peygamber`in soyunu devam ettiren kizi.
FATIMA:Hz.Fatima , Peygamberimizin kizi.Hz.Fatima evlendigindiginde 18,Hz.Ali 21 yasinda idi.Harise b.Numan hazretleri Hz.fatima`ya bir ev hediye etti ve oraya tasinip yerlestirdi.Peygamberimizin kizina verdigi cehiz(Cihaz),Bir yatak, bir silte, bir su tulumu, bir el degirmeni, iki su ibrigi ve bir su kabindan ibaretti.
FATIMA BİNT ESED:Hz.Ali`nin annesi, sahabi.
FATIMA BİNT HÜSEYİN:Hz.Hüseyin`in kizi.
FATİH TETİMMELERİ:Sahn-i seman medreselerine talebe yetistirmek üzere kurulan orta ögretim seviyesindeki sekiz maddeye verilen ad.
FATIR SURESİ(35):Bu surenin Fatır olarak adlandırılması, Allah’ın isimlerinden olan Fatır’a işaret edilmesidir. Diğer bir ismi de Melaike’dir. Zira surenin ilk ayetinde me-leklerden, onların risalet ve yaratılışından söz edil¬miştir. 45 ayet ve 779 kelimeden oluşmaktadır. Mus¬haf sırasına göre Kur’an’ın 35. ayeti, nüzul sırasına göre de 43. suredir. Mekki surelerdendir. Surenin genel konusu, insanı şeytanın fitnesinden sakındırma, yaradılışın ilginç ve hayret verici oluşumu ve bazı kı¬yamet sahnelerinin tasviri ve Allah’ın sünnetinin de¬ğişikliğe uğrayamaz oluşu konusudur.
FETRET-İ VAHİYH:Alak suresinin ilk 5 ayetinden sonra vahyin kesilmesi dönemine denir.Bu durum 3 yil sürmüstü.
FECR:Sabahin cok erken vakti.Gece karanliginin kaybolmaya baslayip sabahin ilk beyazliginin ortaya ciktigi an.Günesin dogmasindan önceki vakit.

FECR SURESİ(89): Fecr süresi:Azginlik yapan gecmis ümmetlerin akibetleri ile , on geceye isaret edilmektedirSure, adını birinci ayette geçen Allah’ın Fecr (tan yerinin ağarması)’e yeminle başlamasından almıştır. 30 ayet ve 139 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sırası 89. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 10. suresi olup Mekki’dir. Yeminle başlayan surelerin 16.’sıdır. Bu surede, Iremezatı’l-İmad’a (sütunlar sahibi cennet misali bağ), ayrıca Semud, Firavun’a yönelik işaretler de zikredilmiştir. Kendi geleceklerini hiç dü¬şünmeyen imansızların pişmanlıklarından söz edilmiş, surenin sonunda da Nefs-i mutmainneye (hu¬zura eren nefse) razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dönmesini ve O’nun cennetine girmesini bu¬yurmaktadır.

FECR-İ ATİ:2.Mesrutiyet`ten sonra tesekkül eden, sanatta ferdiyetciligi ve estetik degerleri benimseyen edebiyatcilar toplulugu.
FECR-İ KAZİP:Tan yerinde günes dogmadan önce görülen ve kisa bi süre sonra kaybolan gecici karanlik
FECR-İ SADIK:Tan yerinde günes doguncaya kadar devam eden sürekli aydinlik.Gercek aydinlik.
FEDEK:hayber`in fethinden sonra baris yoluyla alinan ve yarisi Hz.Peygamber`e tahsis edilen köy.
FEDERASYON:İki veya daha fazla devletin ortak ve fakat sınırlı olmayan hayatı menfaatlerini sağlamak amacıyla birleşmelerinden meydana gelen bir devlet topluluğu.
FELAK SURESİ(113):Bu surenin isimlendirilme şekli de ilk ayetinde Rabbü’l-Felak’tan (Felak’ın rabbi) söz edildiği ve Pey¬gamber (s.a.v)’e, ve ayrıca tüm müslümanlara ve hatta temiz kalpli insanlara O’nun yarattıklarının şerrinden kendisine sığınılması öğretilip tavsiye edildiği için bu adı almıştır. Bu sure ve kendinden önceki ve sonraki sureler ile Kafirun sureleri toplu olarak Dört Kul su¬releri olarak tanımlanmaktadırlar. Çünkü bu dört sure de Kul kelimesi ile başlamaktadır. Biz müslümanlar, belalardan korunmak, yaratıkların şer¬rinden korunmak için ve İlahî inayete sığınmak için bu sureleri sürekli okuruz. Bu sure 5 ayet ve 23 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 113. sure, nüzul sırsına göre ise Kur’an’ın 20. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda kul ile başlayan makulat surelerinden ve kısa surelerdendir.
FELSEFİ TEFSİRLER: İslâm felsefesi Yunan, Hind, Yahûdî ve İran felsefelerinden etkilendiği için, tam bir orijinalliği yoktur. Bununla beraber kendine has birtakım özellikleri bulunmaktadır. Ehl-i Sünnet âlimleri, felsefeyi dîne hizmet edecek duruma getirmeye ve dîn ile birleştirmeye çalışmışlardır. Bunun bir sonucu olarak Bakillânî (v. 403/1012), İmâm Gazâlî (v. 505/111) gibi bâzı âlimler, felsefeyi Kur’ân’a hizmet edecek bir şekilde kullandılar. Ama İhvân-ı Safâ, İbn-i Sînâ, Fârâbî gibi bazı kişi ve cemiyetler de, âyetleri kendi görüşlerine göre yorumlamışlardır. Tefsîrle en çok ilgisi bulunan İbn-i Sînâ (v. 428/1037), Türk asıllı olup, Buhâra’nın Efşene kasabasında doğmuştur. Pek zekî olan İbn-i Sînâ, on yaşında iken birçok dînî bilgiler yanında, matematik, mantık, felsefe okumuş, tıp alanında ise, meşhur bir uzman olmuştur. Bazı sûreler hakkında tefsîrler yazarak görüşlerini dile getirmiş, bazı eserlerinde de dînî hükümlerin hikmetlerini anlatmaya çalışmıştır. İbn-i Sînâ’nın, sûre tefsîrleri arasında İhlâs, Felâk ve Nâs sûreleri önemli olup, matbûdurlar. Bunun gibi felsefeciler, yazdıkları felsefe kitaplarında bazı âyetleri, kendi anlayışlarına göre tefsîr etmişlerdir. Ama Kur’ân’ı baştan sona tefsîr etmeyi tercih etmemişlerdir
FENERLİLER: Devlet işlerinde bulunmuş, büyük makamlar elde etmiş Rumlar’a denirdi. Bu isim, Rumlar’ın daha çok Fener’deki Rum Patrikhanesi civarında oturmalarından dolayı verilmişti.
FERAİZ:Islam miras hukukunu inceleyen ilim dali. İslâm Hukukunun mühim bir kıs¬mını teşkil eden mîrasla ilgili bir takım mes’ele ve kaidelerin bütünüdür.Diğer bir tarife göre Feraiz İlmi, Ölen bir kim¬senin terikesi ite ilgili haklardan ve terikenin muay¬yen sebimler üzere taksim edilmesinden bahseden bir ilimdir.
Bu haklar; ölünün techîz ve tekfininden, borçlarını ödemeden, vasiyetlerini yerine getirmeden ve teri-kesinin geride kalan kısmını da vârisleri arasında tak¬sim etmekten İbarettir.
FERSAH :Bir uzunluk ölcü birimi.5685 metre uzunluk.
FETH SURESİ(48):Bu surenin bu adla anılmasının nedeni, başında feth-i mübin, yani Hudeybiye sulhu ve onun aka¬binde Mekke’nin fethi ve Arap yarımadasında İslam’ın şirk ve müşrikler üzerinde gerçekleştirmiş ol¬duğu nihai zaferden söz etmiş olmasındandır. 29 ayet ve 560 kelime içermektedir. Mushaftaki sırası 48, nüzul sırası ise, 111. sure olup Medeni’dir. Yaklaşık bir hizb kadardır. Bu surede, geleceğe yönelik bazı olayların gaybdan haber verilmesi açık bir şekilde zikredilmiştir. Ayrıca Müslümanların ve Hz. Pey¬gamber (s.a.v)’in dostlarının zaferini güzel ve ruhu okşayıcı bir tarzda anlatan tasvirler, Onların Mekke’ye girişleri ve bir yıldan sonra yeniden Hacc’ı tavaf et¬meleri gönül rahatlatan bir üslupla dile getirilmiştir.

FETİH:Cemaatla kilinan namazlarda imamin yanlis okuyusunu düzeltme veya unuttugu ayeti hatirlatma anlaminda fikih terimi.
FETİH:Müslümanlarin ülke veya şehirleri i`la-yi kelimetullah amacıyla İslamiyet`e açmaları, İslam devleti idaresine almaları.Sözlükte, kapalı olan bir şeyi (kapı v.s.) açma. Kendilerine kapalı olan toprakları açmak, yani almak. Nusret, zafer ve yardım. Ganimet. Fiili hüküm, karar, iki şeyi birbirinden ayırma, kaza. Fetih günü: Kur´an´da, mü´minlerin zafer günü
FETİHNAME:Savaşlar sonunda kazanılan zaferleri, fethedilen yerleri, komşu hükümdarlara, hanlara, prenslere, şahzade ve valilere bildirmek üzere göderilen namelere verilen isim.
FETRET:Peygamberimize gelen vahyin bir süre kesilmesi ile ilgili olarak fetret denilmistir.Fetret-i vahy:”Duha” suresinin nüzûl sebebi olarak gösterilen, Hz Peygamber (s a s )’e hıra mağarasında ilk gelen vahiy olan, sonra vahyin gecikmesi olayına da fetretü’l-vahiy, yahut fetret zamanı denir (Taberî, Camiu’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an, XXX, 148; M Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, VII, 5885) Resulullah (s a s )’ın Kur’an-ı Kerîmi kendiliğinden söylemediğini isbat eden ve O’nu daha sonraki yıllarda yapacağı çetin mücadelelere rûhen hazırlayan fetret-i vahiy, Müddesir suresinin ilk beş ayetinin nüzulü ile sona ermiştir Fetret-i vahyin sona ermesini bizzat Resulullah (s a s ) şöyle anlatmıştır: “Ben bir gün yürürken birdenbire gökyüzü tarafından bir ses işittim Başımı kaldırdım Bir de baktım ki Hıra’da bana gelen melek (Cebrail) semâ ile arz arasında bir kürsü üzerinde oturmuş Çok korktum Evime dönüp beni örtün, beni örtün dedim Bunun üzerine Allah Teâlâ Hazretleri, “Ey örtüsüne bürünmüş, kalk (ve insanlara gelebilecek azapla) korkut Rabbinin ismini yücelt, elbiseni tertemiz et Kötülüğün her çeşidinden çekin (el-Müddesir, 74/1-5) ayeti kerimelerini indirdi Artık o günden sonrâ vahyin ardı arkası kesilmedi” (Buhâri, Bedü’l-vahiy, 3) Fetret-i vahyin süresi gerek hadislerde, gerekse İslâm tarihi kaynaklarında kesin olarak zikredilmemektedir Kaynaklarda verilen bilgilerde bu müddet farklı olup, rivâyetlerde bildirilen en uzun süre üç yıldır Son devir müelliflerinden Muhammed Ebû Zehra, bu konudaki rivâyetleri değerlendirdikten sonra fetret-i vahyin müddetini üç yıl olarak bildiren rivâyetleri: “Allah’ın seçtiği kulu bu kadar uzun süre sıkıntıda bırakmayacağını” ileri sürerek reddeder ve bu müddetin ancak beş ay civarında olabileceği kanaatini belirtir (Muhammed Ebu Zehra, Hâtemü’n-nebiyyin, I, 311-313
FETVA:Fikhi bir meselenin dini-hukuki hükmümü aciklayan cevap.
FETVAHANE:Osmanli devletin`de mesihat makami icerinde fetva islemlerini yürütmekle görevli birim.
FEVAT:Haccin iki farzindan biri olan Arafat`taki vakfe`ye yetisememek.
FEY:Islam devletinin gayri müslim tebaadan aldigi cizye, harac, ve ticaret mallari vergilerinin ortak adi. Fey, Lügatte (rücû = dönmek) anlamına gelir. Güneşin, batıdan doğuya doğru dönmeye başlayan gölgesine de fey’ denilmiştir. Bu İse zeval vaktidir. Tam bu zeval ânında, güneşe karşı dikilmiş olan bir şeyin yere düşen gölgesine de FEY’-İ ZEVAL denir. Güneşin batmasına kadar olan gölgeye de FEY’ denilir.Harâc, cizye, ticâret rüsumu, gayr-i müslimler-den savaşılmadan alınan sulh bedelleri ve onlardan hak ile alınan diğer mallara da FEY’ denilmektedir.Beytü’l-mâlde mevcut bulunan herhangi bir mala da FEY’ denir.
Fezâilü’l-Kur’ân: Kur’an’ın bazı sûre ve âyetlerinin faziletinden bahseden rivayetleri bir araya getiren ilme fezâilü’l-Kur’ân denilmiştir. Konuyla ilgili hadis kaynaklarında yer alan bölümlere ek olarak III. (IX.) yüzyılın başlarından itibaren müstakil eserler kaleme alınmıştır
FİCAR SAVAŞLARI:Ficar harbi, haram aylarda zorlayici bir sebeple harp cikarsa buna „Ficar Harbi” denir.Ficar savaslari 4 defa yapilmis,Utbe b.Rabia`in girisimi ile baris gerceklestirildi.Fil olayindan 25 yil sonra(591) meydana geldi.Ficar savaslari:Islam`dan önce cahiliye devrinde bazi arap kabileleri arasinda haram aylarda meydana gelen ic savas, 4 defa yapilmistir.Peygamberimiz, amcasi Zübeyr ile katildi.Utbe b. Rebia`nin girisimi ile taraflar arasinda baris gerceklestirildi.Bu savas Fil olayindan 25 yil sonra(591) meydana geldi.
FİDYE:bir kimsenin esirlikten ve icine düstügü zor durumdan kurtulmasi icin verilen para.

FİHİ MA FİH(ö.672/1273):Mevlana`nin sohbetlerinden derlenen eseri.
FİHRİST: Dört harfli basit fiilden alınma bir kelime olan fihrist aslında farscadır.Fihrist şeklinde de kullanılır.Hadis Usulü İlminde fihrist, icazet yoluyla hadis rivayetinde şeyhin muayyen birine muayyen bir kitabın rivayeti için izin vermesinde geçer, şeyh belirlediği talibe hadislerinin yazılı olduğu fihrist denilen defteri rivayet etmesi için icazet verir. İcazet esnasında eceztuke me’ştemelet aleyhi fihristi der. Şeyh bu sözüyle hadislerinin yazılı olduğu kitap veya defterleri kasdetmiş olur. es-Suyûtî de bu kelimeyi birkaç kitap veya defterden meydana gelen hadis mecmuası olarak açıklamıştır.
FİL SURESİ (105):Yüce Allah’ın Ka’be’yi yıkmak isteyen tuğyankar Habeş komutanlarından olan Ebrehe’nin ordusunun başına neler getirdiğini, nasıl belalar yağdırdığını tas¬vir eden sure bu olaydan dolayı Fil adını almıştır. Yüce Allah, bu niyet içinde olan Fil Ashabına sürü sürü gelen kuşların (bu kuşların ismi Ebabil’dir. Eba¬bil özel bir kuş ismi değildir) onların üzerlerine siccil, yani mermi benzeri balçık yağdırmasını emretti. Bu kimseler surede Ashab-ı Fil (File binenler) olarak ad¬landırılmışlardır. Bir diğer adı da Elem Tere’dir. Çünkü sure bu kelimeyle başlamaktadır. 5 ayet ve 23 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 105. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 19. suresi olup Mekki’dir. Kısa surelerdendir.
Fîl Sûresi:Kur’ân-ı kerîmin yüz beşinci sûresi. Fîl sûresi Mekke’de nâzil oldu (indi). Beş âyet-i kerîmedir. Sûreye, Kâbe’yi yıkmak isteyen Yemen vâlisi Ebrehe’nin, arasında fillerin de bulunduğu bir orduyla hücûmunu anlattığı için, Sûret-ül-Fîl denilmiştir. Sûrede, İslâmiyet’ten önce de kutsal sa yılan Kâbe-i muazzamaya karşı girişilen bir saldırının fecî âkıbeti anlatılmaktadır. (İbn-i Abbâs, Kurtubî) Allahü teâlâ Fîl sûresinde meâlen buyuruyor ki: (Ey Resûlüm!) Rabbinin, fil sâhiblerine neler ettiğini görmedin mi? O, bunların hîlelerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine bölük bölük kuşlar gönderdi. Ki bunlar, onlara (fil sâhiblerine) pişkin tuğladan (yapılmış) taşlar atıyordu. Derken (Allahü teâlâ) onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi. (Âyet: 1-5)
FİL OLAYI:Fil :Fil vakasinin meydana geldigi sene ye fil yili denir.Peygamberimizin dogumundan 55 gün önce meydana gelen olay.
FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ:Israil isgaline karsi mücadele veren Filistinli direnis grup toplulugu.
FİLOLOJİ:Dil bilimi.Toplumlarin dillerini inceler.
FİRAVUN:Fir’avn, aslında özel isim değildir; Diliyle veya hal diliyle tanrılık iddiasına kalkışan her tağutun ünvanı olabilecek şekilde prototiptir. Fir’avn, Keyhüsrev’in Mısır’ı ele geçirip İran’a katmasından önce, Mısır’da hüküm süren hükümdarlara verilen ünvandır. Özellikle tanrılık iddiasında bulunduğu için Hz. Musa’nın mücadele ettiği azgın Mısır hükümdarının adı yerine geçmiştir. O yüzden bu tarihî şahsiyete “Fir’avn-ı Musa” da denir. Kur’an’da, Allah’tan korkacak kimseler için ibret olsun diye, 170’den fazla ayette söz edilmektedir.“Fir’avn’a git, çünkü o azmıştır. De ki: ‘(Nasıl,) tezkiyeye/arınmaya gönlün var mı? Seni Rabbine (O’nu bilmeğe) ileteyim de O’ndan korkasın.’ (Musa gitti, Allah’ın emrini Fir’avn’a duyurdu.) Ona büyük mucizeyi (asânın ejderha oluşu mucizesini) gösterdi. Fakat o, (Musa’yı) yalanladı, karşı geldi. Sonra sırtını döndü, koşmağa başladı (Musa’nın getirdikleri iptal etmek için bütün gücüyle çalışmaya koyuldu). (Adamlarını) topladı, (onlara) bağırdı: ‘Ben sizin en yüce rabbınızım!’ dedi. Allah da onu, (sonrakilere ve öncekilere ibret olacak biçimde) ahiret ve dünya azabıyla yakaladı. Şüphesiz bunda (Allah’tan) korkacak kimse için ibret vardır.” (Nâziat, 17-26) Kur’an’ın birçok ayetinde geçen Firavun, Hz. Musa ile kardeşi Hz. Harun’un mücadele ettikleri Firavun’dur (Tâhâ, 29-36). “Andolsun biz ona (Fir’avn’a) ayetlerimizin hepsini gösterdik, yine de yalanladı ve dayattı.” (Tâhâ, 56) Firavun, Hz. Musa ile mücadelesinde yenik düşünce, zorlayıp büyü yaptırdığı sihirbazları da “Harun’un ve Musa’nın Rabbine inandık” diye teslim olunca, onların elleriyle ayaklarını çapraz kestirip hurma dallarına asacağını söyleyerek tehdit etti. Allah, İsrailoğullarını, Fir’avn ailesinin zulmünden kurtarmıştır. (Bkz. Tâhâ, 57-73, 77-81; Bakara, 49) Kur’an’da Firavun’dan “zü’l-evtâd (kazıklar sahibi)” (Fecr, 10) diye de söz edilmektedir. Saltanat sahibi olan bu azgın, kızdığı kişileri kazığa bağlayarak işkence ediyordu. Nitekim, Firavun ailesi, İsrailoğullarına “azabın en kötüsünü revâ görüyor, yeni doğan erkek çocuklarını boğazlayıp fenalık için kızları sağ bırakıyordu.” (Bakara, 49-50).
FİRDEVSİ(ö.411/1020):Iran`in milli destani Sahname`nin müellifi.
FİTEN: Asıl itibariyle “deneme, bela, fitne, anarşi” gibi manalara gelen fitne kelimesinin çoğulu olan fıten, cami türü hadis kitaplarında Hz. Peygamber devrinden sonra meydana gelmesi muhtemel hadiselere dair hadisleri bir araya getiren ana bölüm başlığının adıdır. Bazı kaynaklarda el-Fiten ve Eşrâtu’s-Sâ’a ve el-Fiten ve’1-Melâhim olarak da geçer. Fiten ve Melahim hadis ilminde; Kiyamet ve gelecekle ilgili konulari ele alir.
FİTNE :Iyi veya kötü seylerle deneme, manevi cöküntü, sosyal kargasa ve kaos demektir.
FİTRE:Ramazan ayinin sonunda gücü yeten müslümanin ödemekle yükümlü oldugu sadaka
FIKH-I EKBER:Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe (ö. 150/767)’nin itikâda dair kısa ve özlü eseri. Fıkıh, Mecelle’de “şer’î amel; meseleleri bilmek” (madde, I) şeklinde tarif edilmişse de Ebû Hanife devrinde, çeşitli ilimlerin henüz bağımsızlığını kazanmadığı bir dönemde fıkıh, kelâm ilmi ve inanç esaslarını da içine alıyordu. Eser bu yüzden “el-Fıkhu’l-Ekber (En Büyük Fıkıh)” adını almıştır.
FIKHU`L EKBER:Ebu Hanife`ye nisbet edilen risalesi.
FIKHU’L-HADİS: Fıkıh, sözlükte bir nesneyi zihinde gereği gibi anlayıp bilmek manasınadır. Buna göre Fıkhu’l-Hadîs, hadislerin taşıdığı mananın etraflıca anlaşılması demektir.
Hadisle amel etmek her şeyden önce onun sıhhatine bağlıdır. Sıhhat sabit olduktan sonra ise sıra manasına ve taşıdığı hükme gelir. Bunlann gereği gibi anlaşılması hadisten çıkarılacak hükmün doğru ve isabetli olmasını sağlar. Bu bakımdan fikhu’l-hadîs konusu özellikle Fıkıh İlminde büyük önem taşır.
Fıkhu`l-hadis:Hadislerin anlasilmasini ve onlardan hüküm cikartilmasina konu edinen ilim dali.Fıkhu’l-Hadîs: Fıkıh, sözlükte bir nesneyi zihinde gereği gibi anlayıp bilmek manasınadır. Buna göre Fıkhu’l-Hadîs, hadislerin taşıdığı mananın etraflıca anlaşılması demektir.
FIKIH:İslam ibadet ve hukuk ilmi. Fıkıh Günümüzde:Fıkıh, lûgat mânâsına uygun olarak, “İslâm’ın ana kaynaklarını; yani Kitabullah ve Sünnet-i Resûlullah’ı (sav) ferd ve cemiyet olarak insan hayatına tatbik etmek üzere anlamaktır”; ictihad ise bu anlayışa varabilmek için sarfedilen çabayı ifade eder. Başlangıçta fıkıh; tefsir, hadîs, akâid gibi İslâmî ilimler ile bir bütün teşkil ederken önce hadîsten, müctehid imamlar devrinden itibaren de akaidden ayrılarak müstakil bir ilim dalı olmuştur. Fıkhı, usûl ve fürû olmak üzere iki ana dala ayırmak mümkündür. Usûl (usûl-i fıkh) fıkhın kaynakları ile bu kaynaklardan hüküm çıkarma metodları ve çıkarılan hükümlerin özelliklerinden bahseder. Fürû ise mezkûr usûle dayanılarak ortaya konan dinî talimat ve amelî hükümlerden ibaret olup, hukuk yanında ibâdetleri de ihtivâ etmektedir.
FIKIH USULÜ ESERLERİ:Fukaha ,mütekellim ve memzuc(birleştirilmiş) mesleğe göre yazılmış eserlerin en meşhurları;
A- Fukahâ Mesleğine Göre Yazılmış Eserlerin En Meş¬hurları(Fukâha mesleği (Hanefî mesleği,)
1- Kerhî (öl. 340), Usûl,
2- Cassâs (öl. 370), el-Fusûl fî´1-usûl,
3- Debûsî (öl. 430), Takvîmul-edille,
4- Pezdevî (öl. 482), Usûl,
5- Serahsî, (öl. 483), Usûl,
6- SemerkandS (Öl. 533), Mizânu´1-usûl fî netâici´1-ukûl,
7- Abdulaziz Buhârî (öl. 730), Keşfü´l-esrâr,
8- Nesefî( öl. 710), Menânı´l-envâr,
9- İbn Melek (öl. 885), Şerh Menâri´l-envâr.
B-Mütekellimîn Mesleğine Göre Yazılmış Eserlerin En Meşhurları(Şafiî Mesleği),
1. Abdulcebbâr (öl; 415), el-Umd,
2. Ebû´l-Hüseyn el-Basrî (öl. 463), el-Mu´temed, 3.İmâmu´l-Harameyn el-Ceveynî (öl. 487), el-Burhân,
4. Gazalî (ÖL 505), el-Mustasfâ,
5. Fahruddin er-Râzî (öl, 606), el-Mahsûl,
6. el-Âmidî (öl. 631), el-İhkâm fi Usûli´l-Ahkâm
C- Memzûc (Birleştirilmiş) Mesleğe Göre Yazılmış Eserlerin En Meşhurları (Hanefî, Şafiî, Mâliki ve Hanbelî mezheplerine mensup âlimler, bu usûle uygun olarak eserler te´lif etmişlerdir.)
1. İbnü´s-Saâtî (öl. 694), Bedîu´n-nîzâm,
2. Sadrü´ş-Şerîa (öl. 747), Tenkîhu´1-Usûl,
3. İbnü´l-Hümâm, (Öl. 861), Tahrîr,
4. Molla Hüsrev (öl. 885), Mir´ât,
5. Molla Fenârî, (öl. 834), Fusûlü-bedâyi´,
6. MuhibuHah b. Abdişşekür (öl. i 119), Müsellemü´s-sübût.
7. Tâcu´s-Sübkî (öl. 771), Cem´ül-cevâmi´,
8. Şâtibî (öl. 780) Muvafakat.
9. İbn Kayyım (öl. 751), riâmu´l-muvakkiîn.
Kaynak :-P rof. Dr.. Fahrettin Atar, Fıkıh Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları:
– www.haznevi.net
– îbn Haldun, Mukaddime, trc. Pirizâde Sâib Efendi, İstanbul, t.y. III, 55-56.
FITRAT:Fıtrat sözcüğü, fatr kökünden türemiş mastardır.Arapçada bir şeyi yarmak anlamında kullanılan bu sözcük, Allaha isnat edildiği zaman yaratmak ve önce başlamak anlamını ifade eder.Fıtrat, bir terim olarak bir şeyi ilk ve örneksiz yaratma anlamında kullanılmıştır.Peygamberimiz:Her çocuk İslam fıtratıı üzere doğar,(Buhari, Müslim,Nesai) buyurmuştur.
Yaratılış, yapı, karakter, tabiat, mizaç, Peygamberlerin sünneti, Kâlb-i selim, adetullah. Ayrıca hilkat, tabii eğilim, hazır olmak, huy, cibilliyet, içgüdü, istidât gibi manalara da gelir. Terim olarak fıtrat: “Allah Teâlâ’nın mahlûkatını kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hal, bir kabiliyet üzere yaratmasıdır (İbn Manzur, Lisânü’l-Arab, Beyrut, (t.y.), V, 55).
Kâinatın Allah’ın fitratı üzere işleyişi İslâmî dilde âdetullah, sünnetullah, fitratullah ifadeleriyle isimlendirilmektedir (Râgıp el-İsfahânî, el-Müfredât, 38 vd.; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, III, 1889 vd.; Ali Ünal, Kur’an’da Temel Kavramlar, İstanbul 1986, 198 vd).
Fıtratın geniş anlamları Kur’an-ı Kerîm’de şu ayetlerde açıklanmaktadır:
“Sen Hakka yönelerek kendini Allah’ın insanlara yaratılışta (Fıtratallah) verdiği dine ver. Zira Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler” (er-Rûm, 30/30).
“Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkarmıştır. Belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalb vermiştir” (en-Nahl, 16/78).
“Allah’ın kanununda bir değişme bulamazsın ” (el-Fâtır, 35/43; Ayrıca bk. el-İsrâ, 17/77; el-Ahzâb, 33/62; el-Mümin, 40/85; el-Feth, 48/23).
“Nefse ve onu şekillendirene… Ona bozukluğunu ve korunmasını ilham edene andolsun ki nefsini temizleyen iflâh olmuş, onu kirletip örten ziyana uğramıştır. Semûd, azgınlığından yalanlandı… Rableri de günahları yüzünden azabı başlarına geçirdi, orayı dümdüz etti” (eş-Şems, 91/7-14).
“Biz ona hayır ve şer olmak üzere iki yol gösterdik” (el-Beled, 90/10).
“Biz ona yolu gösterdik, ya şükredici veya nankör olur” (el-İnsân, 76/3).
“Rabbimiz, her şeye yaratılışını verip sonra onu doğru yola iletendir” (Tâhâ, 20/50).
“Kendini tezkiye eden mutluluğa ermiştir” (el-A’lâ, 87/14).
“O (adamın) tezkiye olmamasından sana ne?” (Abese, 80/7).
“De ki: Herkes yaratılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir”? (el-İsrâ, 17/84).
“Nefislerinizde olanı gözlemiyor musunuz?” (ez-Zariyât, 51/21).
“Öncekilere uygulanan yasayı görmezler mi? Sen, Allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın” (el-Fâtır, 35/43) “Dilediğini yaratır ve onlar için hayırlı olanı seçer” (el-Kasâs, 28/68).
“De ki: Yeryüzünde gezin ve bakın, yaratılış nasıl başlamış?” (el-Ankebût, 29/20).
“Yaratıcıların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir” (el-Mü’minûn, 23/14).
“Onlar nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah bir toplumun durumunu değiştirmez” (er-Ra’d, 13/11).
Kur’an-ı Kerîm’deki bu ayetler birbirini tefsir ederek fıtratın anlamını açıklar. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in şu hadisleri bu anlamı apaçık bir şekilde genişletmektedir:
“Kötülük yapmak seni üzüyorsa, artık sen müminsin” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V. 251-252). “Her çocuğu annesi fıtrat üzere dünyaya getirir. Onun bu hali konuşma çağına kadar devam eder, sonra ebeveyni onu hristiyan; yahûdi, mecûsî yapar. Eğer ana-babası müslüman iseler, çocuk da müslüman olur” (Buhâri, Cenâiz, 79; Müslîm, Kader, 23-25; İman, 264; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 233, 435).
“Beş şey fıtrattandır: Sünnet olmak, kasıkları traş etmek, bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altındaki tüyleri yolmak” (Buhâri, Libas, 51, 63, 64; Müslim, Tahara, 49; Ebû Dâvûd, Tereccül, 16; Tirmizî, Edeb, 14). ”Çocuklarınıza öğreteceğiniz ilk söz Lailaheillallah olsun ” (Abdurrezzak Sanânı, Musannef, Beyrut 1970, IV, 334) “İçini tırmalayan, kalbinde çarpıntılar oluşturan, gönlünü bulandıran şeyi terket” (İbn Hibban. Hakîm). “Hayr, nefsin kendisine ısındığı, kalbin rahatladığı, yüreğin oturduğu şeydir. Şer de nefsin kendisine ısınamadığı, kalbin mutmain olmadığı, içinde tereddüt ve ıztırablar meydana getiren şeydir, her ne kadar müftiler hilafına fetva verseler de. ” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 194).
“Müftiler sana fetva verseler de bir kere kalbine danış” (Dârimî, Buyû, 2). “Ameller niyete göredir” (Buhâri, Itk., 6). “Seni işkillendiren şeyi bırak, işkillendirmeyene geç” (Hanbel, Nesâî, Taberânî), “Kötülük, insanın içine sıkıntı verir” (Müslim, Birr, 14). “Rabbim buyuruyor ki: Ben bütün insanları Hanif (salim fıtrat) üzere dünyaya gönderdim. Sonra şeytanlar onu dinden saptırdılar. Benim helâl ettiklerimi onlara haram ettiler, insanlara bana ortak koşmalarını söylediler. Oysa o ortaklar hakkında hiçbir delil indirmemiştim” (Müslim, Cennet, 63; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 162). (www.cileforum.net)

FITRI SÜNNETLER:Fitri sünnetler; 5 `dir.Sünnet olmak, kasiklari temizlemek, tirnak kesmek, koltuk altlarini temizlemek ve biyiklari kesmek(Buhari).
FIRAK-I DALLE:Dogru yoldan ayrilmis, hak yoldan sapmis guruplar, topluluklar demektir.Hariciye,Mutezile,Cebriyye, Murcie, Müsebbihe,Sia.
FÜCUR: Sözlükte, fecr gibi bir şeyi genişlemesine yarmak, yırtmak. Terim olarak, din örtüsünün yarılması parçalanması. Günaha ve isyana girişmek, fasık olmak, yalan söylemek, karşı gelmek, muhalefet etmek, baş kaldırmak, haktan yüz çevirmek, nizamı bozmak. Zina, ahlaki çöküntü. Takvanın zıddı.
FÜRU-İ FIKIH:Fıkhın,şer’i delillerden elde edilen fıkhi hükümleri sistematik tarzda ele alan dalına Füru-i fıkıh denir

FÜSUK: Taatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.
FÜTÜVVETNAME:Ahilerin el kitabı olan ve daha çok ahlaki ve psikolojik öğretiler içeren eserlere Fütüvvetname adı verilmektedir.
FUKAHA-İ SEB`A:Ashab-i Kiram`dan sonra Medine-i Münevvere`de de fetva vermeye baslayan yedi meshur fakihe verilen isimdir.Fukahâ-i Seb’a:Medîne’de yetişen yedi büyük fakîh (âlim). Fukahay-ı Seb’a'ya bu ismin verilmesinin sebebi, sahâbeden sonra fetva işinin bunlara kalması, ilim ve fetvanın daha çok bunlardan etrafa yayılması ve bununla şöhret bulmaları içindir. Nitekim onların yaşadığı asırda Salim b. Abdullah b. Ömer ve benzeri birçok tâbiî âlimler olmasına rağmen fetva işi en çok bu yedi fakihten soruluyordu (İbn Hallikan, Vefeyâtu’l-A’yân, I, 117).Bu yedi Fakih şunlardır:
1-Saîd b. el-Müseyyeb (ö. 94/712):
2-Ebû Bekr b. Abdirrahman b. Hâris b. Hişâm (ö. 94/712):
3-Kasım b. Muhammed b. Ebı Bekr es-Sıddîk (ö. 107/72
4- Urve b. Zübeyr b. el-Avvâm (ö. 94/712
5- Süleyman b. Yesâr (ö. 107/725):
6- Hârice b. Zeyd b. Sâbit (ö. 104/722
7- Ubeydullah b. Abdullah b. Ute b. Mes’ud (ö. 98/716
FRANKLAR:Islam dünyasinda Katolik ve protestan mezheplerine ve mensup hiristiyan Avrupalilara verilen.
FRAVUN:Eski Misir hükümdarlarina verilen bir ünvandir.
FRENK:Osmanlilarin Bati Avrupalilar hakkinda kullandiklari bir terim.
FURKAN: Sözlükte, ayıraç. Nur. Sabah. Kur´an´da, hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran, böylece hidayete ulaştıran. Kur´an ve diğer ilahi kitaplar
FURKAN SURESİ(25):Bu surenin bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi, başında Furkan (hak ve batılı /Kur’an/tevrat bir¬birinden ayıran) kelimesinin gelmiş olmasıdır. Bu su¬renin bir diğer ismi Tebarek’tir. 77 ayet, 896 kelime ih¬tiva etmektedir. Mushaftaki tertibe göre Kur’an’ın 25. suresi, nüzul sırasına göre ise, 42. sure olup Mekki’dir. Bu sure de ondört secde suresinden bi¬ridir. 60. ayeti müstehab secde ayetidir. Temel konuları, risalet ve enbiyanın daveti konusunda mün¬kirlerle iddialaşma ve delil getirme, göklerin ve yerin altı günde yaratılması ve Allah’ın salih kullarının sıfatlarının beyanı konularıdır
FUSSİLET SURESİ(41):Bu surenin Fussilat (=açık olarak beyan edilmiş) olarak adlandırılması, üçüncü ayetinde Kur’an’a işa¬retle “Kitabun Fussilat ayatuhu” (ayetleri açık olarak beyan edilmiş bir kitab) konusundan dolayıdır. Bir diğer ismi Secde’dir. Zira bu sure de tıpkı daha önce açıklamasını yaptığımız 32. suredeki vacip sec¬delerden birini içermektedir. Surenin 37. ayeti vacip olan secde ayetlerindendir, Bir diğer adı Mesabih’tir. 54 Ayet ve 794 kelimeye sahiptir. Mushaftaki sıraya göre, Kur’an’ın 41. suresi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 61. suresi olup Mekki’dir. Hacmi bir hizbden biraz fazladır. Hurufu mukatta ile başlayan 22. suredir (Hamim harfleri ile başlamaktadır). Bu su¬rede göklerin ve yerin yaratılışından, Ad ve Semud kavmi kıssasının bir bölümü, cehenneme gidecek olanların, et, göz, ve derilerinin onların dünyada yap¬mış, oldukları kötülüklere şahitlik etmesi, küfrü mes¬lek edinmiş insanların nankörlük ve şükürsüzlüğü, tevhidi konular gibi meselelere işaret edilmiştir.

FÜRU:Islam hukukunun ameli-tatbiki bölümünü ve miras hakkinda alt soy hisimlari ifade eden fikih terimi.
FUZULİ(1494-1556):Irak`ta Kerbela civarinda bir yerde dogmustur.Asil adi Muhammed Süleymanoglu Fuzuli`dir.Bayat boylarindandir.Mevlana Fuzuli, Molla Fuzuli gibi adlarla da anilir olmustur. 1556 yilinda vefat etmistir.Türkce, Arapca ve Farsca siirler yazmistir.Her üc dilde de Divani vardir.Fuzuli, askin ve güzelligin sairidir.O, beseri asktan yola cikarak ilahi aska varan bir büyük sanatkardir.
FUHUŞ:Evlilik disi cinsel iliskiler; dinve ahlak ölcülerine uymayan her türlü asirilik.Medineli yedi tabiin fakihi.
GABE GAZVESİ(6/627):Hz.Peygamberin Gatafan kabilesi üzerine yaptigi gazve.
GADÎRU HUM :Mekke ile Medine arasında Cuhfe yakınlarında bir yerin adı (Mu’cemü’l-Buldân, VI, 268). Burası, Cuhfe’den 2-3 mil mesafede bataklık bir yer olup, bataklığı kesif bir ağaçlık kuşatmaktadır. Şia’nın doğusu ile ilgili olarak karşılaşılan en önemli mesele Gadîru Hum olayıdır.Şiî kaynaklara göre, Hz. Peygamber’den sonra hilâfete Hz. Ali’nin daha fazla hak sahibi olduğu Gadîru Hum’da belirlenmiştir.
ĞARÎBU’L-HADÎS İLMİ: Hadîs metinlerinde geçen, az kullanıldığından dolayı anlaşılması zor kelimelerin açıklanmasıyla uğraşan hadîs ilmi branşı.
ĞAFİR SURESİ(40):Bu surenin “Gafir” olarak adlandırılması, yüce Allah’ın bu surenin üçüncü ayetinde “Gafirü’z-Zenb” (günahı bağışlayan) olarak isimlendirilmesinden do-layıdır. Bu surenin diğer adlarından biri de Mü’min’dir (çünkü surenin 28 ile 33. ayetleri ara¬sında “Al-i Firavn Mü’mini” kıssasına işaretlerde bu¬lunmuştur). Bir diğer adı, Tevl’dir (çünkü 3. ayette Yüce Allah “Zi’t-tevl=lütuf ve güç sahibi” olarak isim¬lendirilmiştir). Dördüncü ismi de (hurufu mukattaadan olan Ha Mim harfleri ile başladığından do¬layı) Hamim-i evvel’dir. 85 ayet ve 1225 kelimeden müteşekkildir. Mushaftaki sıralamaya göre 40. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 50. süresidir ve Mekki’dir. Hacmi tam yarım cüzdür. Bu surede bazı İlahî sıfatlardan, arş-ı İlahî’yi yüklenen meleklerin ibadetleri, Hz. Musa, Firavn ve Haman’ın kıssasının bir bölümü, ayrıca Al-i Firavn’ın mü’mini kıssası ve cehennem ehlinin karşılaşacağı azabtan da söz edil¬miştir
GANİMET:Gayri müslimlerden savas yoluyla elde edilen her türlü mal ve esirleri ifade eden terim.
GASİLÜ-L MELAİKE:Melekler tarafından yıkanan; Eshâb-ı kirâmdan Uhud harbinde şehîd olan ve cenâzesini meleklerin yıkadığı Peygamber efendimiz tarafından müjdelenen Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretleri. (Âdem aleyhisselâmı da melekler yıkamıştır.)
Hanzala’ya Gasîl-ül melâike lakabı verilme hâdisesi şöyle olmuştur:
HanzalaUhud gazâsına çıkılacağı gece evlenmişti. O gecenin sonuna doğru Peygamber efendimizin harb haberini alınca, boy abdesti alma fırsatı bulamadan Uhud harbine katıldı ve şehîd oldu. Harb sonrası Medîne’ye dönüldüğünde, hanımı, Hanzala’yı sorunca , Resûlullah efendimiz şehîd olduğunu bildirdi. Hanımı tekrar: “Yâ Resûlallah! O, boy abdesti almadan harbe katılmıştı, bulunup yıkansın” deyince, Peygamber efendimiz; “Sen Hanzala için hiç merak etme. Ben Hanzala’yı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm” buyurdu. (İbn-ül-Esîr, İbn-i Hacer)
GASVETULUR:Zor zamanda,Tebük savasina verilen ad.
GAZVE:Gazvelerin sayisi 27, seriyyelerin sayisi 44 veya 46. Gazvelerin ilki Ebva gazvesi(Veddan gazvesi).
GARÂNÎK OLAYI :Hz. Peygamber’in’ Mekke döneminde Habeşistan’a hicret eden müslümanların Mekke’ye tekrar dönmelerine sebep olarak gösterilen, ama gerçekte İslâm düşmanlarının uydurdukları asılsız bir rivâyet. Garanik olayi:Garanik, arapca da kugu anlamina gelir.Hz.Peygamberin, Mekke döneminin sikintili günlerinden birinde Kabe`de Kur`an okurken , lat, uzza, menat isimli putlardan “Onlar yüce kugulardir, sefaatlari umulur “ diye övgü ile secdeye kapandigi yönündeki carpitilmis bir rivayet oryantalistler tarafindan üzerinde önemle durularak meshur edildiginden , bu olay Garanik olayi diye anilmaktadir.Hz.Peygamberin Kabede sesli olarak Necmcm suresini okuması üzerine orada bulunan
GARİBÜ`L KUR`AN:Kur`an-i Kerim`deki garip lafizlarin tefsirini konu alan ilim dali ve dalda yazilan eserlerin ortak adi.
GARİBÜL-HADİS:Hadis lügati niteliğindeki eserlere verilen genel isim.Garib hadisle bir ilgisi olmayan, bu yüzden onunla karıştırılmaması gereken garîbu’l-hadîs tabiri, hadislerin herkes tarafından kolayca anlaşılamayan, ancak Arap dilinde derinleşmiş alimlerin anlayabilecekleri lafızları manasınadır. Konusunu hadislerin anlaşılması güç lafızlarının açıklanmasının teşkil ettiği ilme de garîbu’l-hadîs ilmi denir.
Garîbi’l-Meşhûr: İsnadın baş tarafında bir veya birkaç tabakada bir ravinin tek başına rivayet ettiği garîb bir hadis olmakla birlikte sonradan her tabakada birkaç ravi tarafından rivayet edilmekle meşhur grubuna giren hadise denir.
GASB:Gasb`in lügat manasi, Baskasina ait bir seyi zulüm yolu ile ve zorla almaktir.
GASİYE SURESİ:Kıyametin dehsetinden , inanan ve inanmayanların niteliklerinden , ahiretteki halleri.Kuran-ı Kerim’in seksensekizinci suresi Mekkî olup yirmialtı ayettir. İsmini ilk ayette geçen “gâşiye” (kaplayan) sözcüğünden almaktadır.” Fasılası hâ, ayn, te, râ, mîm harfleridir.
Gâşiye, “bütün yönleriyle hata eden şey anlamındadır ve burada kıyamet karşılığında kullanılmıştır. Çünkü kıyamet, gelmiş geçmiş bütün insanları kapsar. “Gâşiye” ayrıca insan ve hayvanları saran bela anlamına da gelir ki, kıyamet de insanları korku ve dehşetle sarar (Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, XXXI/150).Gâşiye suresi, ilk inen surelerdendir. Mekke halkı, ahirete inanmıyordu. Bu nedenle sure, kıyamete dikkat çeken: “(Şiddet ve dehşetiyle herşeyi) sarıp kaplayacak olan (o felâket)in haberi sana geldi mi?” soru cümlesiyle başlar. Dikkatleri kıyamete doğru çeviren bu cümleyle cehennemliklerin durumları anlatılmaya başlanır.

GAŞİYE SURESİ(88):Bu surenin isimlendirilme şekli başında Gaşiye (=kıyamet) kıssasından söz edilmesinden ileri gel¬mektedir; “Hel etake hadisü’l-Ğaşiyeti =Acaba her ta¬raftan kuşatan haber, her tarafı sarıp kuşattığı zaman sana geldi mi?” 26 ayet ve 82 kelimeden oluş¬maktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 88. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 68. suresi olup Mekki’dir. Bu surede imansız inkarcıların kötü sonları ile ilgili bir bölüm ve ayrıca sadık mü’min kulların iyi sonları ile ilgili bölümler aktarılmıştır

GASİL :Sözlükte “yıkama” anlamına gelen gasil, ilmihalde daha çok cenâze yıkanması için kullanılmaktadır. Ölen bir Müslüman’ı yıkamak, kefenlemek, onun için namaz kılıp dua etmek ve kabre gömmek Müslümanlar için farz-ı kifayedir.Cenâzenin bir an önce yıkanması, kefenlenip hazırlanması ve defnedilmesi müstehaptır. Ölünün âdeta yeni doğmuş gibi yıkanması, bir yönüyle yeniden doğuşu sembolize etmekte; başka bir yönüyle de fanî yolculuğun, yani dünya hayatının kendi üzerinde bıraktığı kir, toz ve bulaşıkları gidermeyi temsil etmektedir.

GAYE-İ HİLKAT:Yaratılış gayesi.
GAZEL:Eski şiirin en çok kullanılan ve sevilen nazım şekli.
GAZİ OSMAN PAŞA(1833/1900):Plenve müdafasiyla söhret kazanan Osmanli kumandani ve müsiri.
GÂZİ:Allahü teâlânın dînini yaymak, din, nâmus ve vatanına saldıran düşmanı kovmak için savaştıktan sonra geri dönen müslüman.
GAZAVATNAME:Gazaname olarak da bilinir. Ordunun akınlarını, savaşları, kahramanlıkları, zaferleri anlatılan düz yazı ya da şiir biçimindeki edebi türdür. Arap edebiyatında “magazi” diye bilinir. Türk edebiyatında ilk gazavatname örnekleri 15. yüzyılda yazılmaya başlanmıştır. Kaşifi’nin Gazaname-i Rum’u bu türün örnekleri arasındadır.
GAZNELİ MAHMUT(998–1030): 14 Kasım 970′de doğmuştu ye tahta geçtiğinde ancak 28 yaşındaydı. Sebüktegin Ağustos 997′de öldü. Yerine oğlu İsmail’i bırakmış olsa da gazneli Mahmut kardeşine üstün gelerek tahta geçti. Abbasi halifesini tanıdığını açıkladı. Halife Kadir-Billâh (991–1031) da kendisine Yemînü’d-Devle ve Emînü’l- Mille lâkabı ile birlikte hil’at, tac ve bayrak göndermiştir. Gazneli Mahmut “İslâm dinine yardım etmek ve İslâm Düşmanlarını söküp atmak maksadıyla her yıl Hindistan’a sefer yapmayı vaat etmişti”. Bu hizmetlerinden dolayı halife ona Nizâmü’d-Din ve Nâsırıı’l-Hak lâkaplarını vermiştir. Hindistan’a on yedi sefer yapmıştır. İslâm devletleri içinde “sultan” unvanını ilk defa kullanan hükümdar olmuştur. Hindistan’a yaptığı hint seferlerinin nedeni Birincisi bu zengin ülkenin imkânlarından faydalanmak, ikincisi İslâm dinini yaymaktır. 30 Nisan 1030′da 61 yaşında vefat etmiştir.
GAZNELİLER:963-1186 yillari arasinda Horasan, Afganistan ve Kuzey Hindistan`da hüküm süren bir müslüman-Türk hanedani.
GAZVE VE SERİYYE:Peygamber Efendimizin bizzat sevk ve idare ettigi savaslara„gazve“ denir.Peygamberimizin gazvelerinin sayisi 27`dir.Seriyye;Ashab-i Kiram `dan bir zatin kumandasi altinda savasa giden az bir kuvvete“seriyye“ denir. Seryyelerin sayisi 44 veya 104`dir.
GAZVETÜ`L-USRE(Tebük Gazvesi):Hazirlik safhasinda büyük güclüklerle(usre) karsilasildigi icin Tebük Gazvesi`ne verilen ad.
GAZZALİ:Esari kelamcisi, safii fakihi, mutasavvuf, filozoflara yönelttigi elestirilerle taninan Islam düsünürü. Hüccet el-islam, Zeyn ed-din, el-imam, Ebul Hamid gibi künyelerle anilan Gazzali`nin gercek adi Muhammed.b Muhammed b.Muhammed b.Ahmed`dir.Bagdat`da 1048 yilinda dogdu.Dogdugu kasabaya nisbetle et-Tusi diye künyesiyle de anilmaktadir.O fikihta safi mezhebine mensuptur.Oglunun adi hamid`dir.
GAZZE:Peygamberimizin bizzat kumandan olarak bulundugu, askeri harekata ve savaslara gazve denilmistir.Bedir ve Uhud gazvekeri gibi.Bilginlerin cogunlugu gazvelerin sayisini 27 seklinde tesbit etmislerdir.Bunlardan 9 tanesinde bilfiil savasilmis, digerlerinde ise carpisma olmustur. Savas vuku bulan gazveler sunlardir:Bedir, Uhut,Müreysi, Huneyn, Hendek, Kureyza, Hayber, Mekke, Taif, ilk gazvesi(623) Ebva veya Veddan, en son ve en fazla askerle(30 bin) ciktigi Tebük gazvesidir.
GELENEK :Bir toplulukta zaman içinde meydana gelen ve toplum içerisinde kabul gören maddî ve manevî husus ve alışkanlıklar. Bunlara âdet de denilir. Örf ise, biraz daha kuvvetli hâle gelmiş âdet ve geleneklerdir. Örfler, hukuk açısından önemli bir hüküm kaynağı olarak kabul edilmişlerdir.
GELİBOLU:Çanakkale iline bağlı ilçe merkezi.
GENEL KÜLTÜR:
-Müslümanların dünyadaki nüfusu yaklaşık 1,5 milyar kadar, dünya nüfusunun dörtte biri kadar
– Günümüzde nüfusu en fazla olan İslam ülkesi Endonezya
– İlk defa dünya haritasını Piri Reis çizmiştir.
-Keçeli Halil adında bir zat, yemeği canı istediği bir şeyin parasını bir kenara ayırarak sonunda biriktirdiği bu paralarla bir mescit inşa ettirmiştir. Bu mescidin adı Sanki Yedim Mescidi. Fatih Camisinin Doğusunda
-İstanbul ilimizde bulunan asma köprülerin isimleri -Boğaz Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
-Bulunduğumuz çağda İslam dini en fazla Asya ve Afrika kıtalarda daha fazla yaygındır.
– Almanya’da bulunan minareli en büyük cami
Mannheim’de (2500 kişilik)
– Bakü Azerbaycan devletin başkentidir.
– Hollanda’nın başkenti Amsterdam
– Dünyanın en uzun nehrinin adı Nil nehri (Afrika kıtasında)
-Semerkant Özbekistan ülkenin sınırları içindedir.
-Toplum yapısının şeklini, gelişimini ve değişimini inceleyen, bilimsel metot ve araştırma teknikleri kullanarak, toplum yapısında meydana gelen olayları yorumlayan, teoriler
geliştiren ve kendi kavramları ile kanunlara ulaşan bilim dalına Sosyoloji denir.
– Büyük İslam mücahidi ve muzaffer komutan Selahattin Eyyubi tarafından yaptırılan ve içinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in miraca yükselirken bastığı muallak taşını barındıran, sadece kulaktan dolma bilgisi olanların yanlış olarak Mescidi Aksa olarak bildikleri dışı Kütahya çinileri ile kaplı olan, altın sarısı kubbeye sahip caminin
doğru ismi Kubbetül Sahra
– İlk Türkçe hutbe 1932 de, Süleymaniye de, Sadettin Kaynak tarafından okundu.
-Uluslararası Adalet Divanını Lahey (Den Haag)
– Kaç kandil gecesi vardır: 5 tanedir. Mevlit Kandili, Regaip Kandili, Miraç Kandili, Beraat Kandili, Kadir Gecesi
– Kamyon, vinç, dozer gibi makinaların olmadığı Osmanlı döneminde inşa edilen Süleymaniye ile, her türlü teknik araç ve aletin mevcut olduğu Cumhuriyet döneminde inşa edilen Kocatepe camileri: Süleymaniye 7 yılda, Kocatepe ise 27 yılda tamamlanmıştır.
– Eskiden bir günlük yaya yol menzili içinde bir bina yapılırdı. Ve böylece yolcuların emniyet ve istirahatı sağlanırdı. Kervanlar buralara konaklar ve dinlenirlerdi. Bu dinlenme tesislerinin adı Kervansaraylar
– Osmanlı İmparatorluğunda Tazminat fermanının ilan edilmesinden sonra, Ahmet Cevdet Paşanın başkanlığında oluşturulan bir komisyon tarafından hazırlanan, yurttaşlık haklarıyla ilgili İslami esaslara dayalı kanunlara Mecelle denir.
– Asrı saadetteki bir olayın vermiş olduğu ilhamla: “Ey müslüman İslam’ı öyle diri ve sağlam yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin” diyen yazar ve Diriliş şairimiz Sezai Karakoç
-Sahih hadisin tüm niteliklerini taşımasına rağmen, ravilerden birinin ya da
birkaçının zabt sıfatı tam olmayan hadis Maklub Hadis
-Tâbiûndan rivayet edilen söz ve fiiller türü Maktu hadis içerisinde yer almaktadır.
-Kocanın dört ay veya daha fazla eşine yaklaşmayacağına yemin etmesi veya bu
içerikte bir nezirde bulunmasına Îlâ denir.
-Kur’an tefsirinde İsrailî rivayetler hususunda kendisine müracaat edilmekle şöhret
bulan sahâbî Kâ’bu’l-Ahbâr
-“Kur’an ayetleri arasında zahiren çelişkili gibi görünen, aslında çelişkili olmayan
ifadelerle ilgili ilme… Müşkilü’l-Kur’an …denir.”
– Müslümanlar tarafından fethedilip, belirli bir vergi karşılığında eski sahiplerinin
elinde bırakılan gayr-i Müslimlere ait arazilere Haracî arazi adı verilir.
-Ravilerin sayısı bakımından mütevâtir derecesine ulaşmayan rivayetlere Âhad denir.
-Hadisleri ilk defa tedvin eden tâbiî İbn Şihab ez-Zührî
-Diyanet isleri baskanligi 1984 yilindan itibaren Umre Organizasyonu düzenlemeye baslamistir.
-Diyanet Isleri baskanligi Merkez teskilatinda, “Kurullar” haric dokuz birim/ baskanlik vardir.
-Diyanet isleri baskanligi Din Isleri Yüksek Kurulu Üyeligine; Secilmis ve tensip edilmsi üye adaylar arasindan Diyanet Isleri Baskanliginin teklifi ve bakanlar kurulu karari ile atanirlar.
-Cografi Bölgeler:Türkiye 1941 yilinda 7 cografi bölgeye ayrilmistir.Maramara bölgesi ülke yüzeyinin % 8,5`ini, ege bölgesi % 11`ini, Akdeniz bölgesi% 15`ini, ic anadolu bölgesi % 19`unu,Karadeniz bölgesi % 18`ini, Dogu Anadolu bölgesi ülkenin %21 `ini kaplar.Güneydogu Anadolu bölgesi %9,7`sini kaplar.
-En önemli demir üretim merkezi Sivas ili Divrigi ilcesidir.
-Trakya bölgesinde egemen olan baslica bitki örtüsü Bozkir/Step.
-Sultan Ahmet camii 17.yüzyilda Sultan 1.Ahmet tarafindan 6 minareli olarak yaptirilmis,Istanbul`un semboludur
.Anitkabir`in yapimina 1944 yilinda baslanmis(Rasattepe üzerinde) 1953 yilinda tamamlanmistir.
-2. Murat ve Yavuz Sultan Selim Amasya`da dogdu.
Trabzon 1204 yilinda Pontos devletinin baskenti oldu.1471`de Trabzon Fatih Sultan Mehmet tarafindan fethedildi.
-Kanuni Trabzon`da dogdu.
-Dogu Anadolunun kalesi Erzurum Dogu Anadulunun kültürel merkezidir.
-22 Temmuz 1919 `da Erzurum kongresi yapildi.
-Kars, Kafkasya kapisi olarak bilinir
.KARS ;Ruslar tarafindan 1828,1855, 1877 de 3 defa Ruslarca isgal edildi. .yaklasik 40 yil Rus egemenligi altinda kalmistir.
– Ishak Pasa sarayi Agri`nin Dogu Beyazit ilcesinde bulunmaktadir.
-Van, tarihte Urarti devletinin baskenti Tusba idi.
-Van gölünde bulunan adalar arasinda en güzeli Akdamar adasi`dir.
-Cin seddinden sonra dünyanin ikinci uzun surlari “Diyarbakir surlari” dir.
-Osmanli döneminde divanda büyük davalara bakan, kadi ve müderrisleri atayan devlet görevlisi Kazasker`dir.
-Mute savasi, Bizanslilara karsi yapildi.
– Otlukbeli savasi(1473):Fatih ile Akkoyunlu devleti Uzun Hasan arasinda oldu. Fakat osmanli hükümdari fatih Sultan mehmet ilk yaptigi Otlukbeli savasini kaybetti.
-Ulusal Kurtulus Savasi:1919-1923
-Sevr Antlasmasi :22 Agustos.1920
_Mudanya Mütarekesi :11 Ekim 1922
_Lozan Baris Görüsmesi:21 Kasim 1922
_Lozan baris antlasmasi :24 Temmuz1923
_Cumhuriyeti ilani :29 Ekim 1923
-1928 yilinda devletin dininin Islam oldugu hükmü anayasadan cikarildi.
-1937 yilinda Türkiye´nin laik bir devlet oldugu ilkesi Anayasaya konuldu.
-1931 yyilinda Türk tarih Kurumu kuruldu.
-1932 yilinda Türk dil kurumu kuruldu.
-1936 yilinda Motreux antlasmasi.
-1934 yilinda balkan, 1937 yilinda sadabad pakti kuruldu.
-Anayasa:Ilk anayasa 1876,(Kanuni esasi),1921 anayasasi, 1924 , 1961 ve 1982 anayasasi.
-Devletin temel organlari:yasama, yürütme, yargi.
-Cumhurbaskanlari:M.Kemal Atatürk 1923-1938, Ismet Inönü1938-1950,Celal Bayar 1950-1960,Cemal Gürsel 1961-1966,Cevdet Sunay 1966-1973,Fahri S.Korutürk 1973-1980,Kenan Evren 1982-1989,Turgut Özal 1989-1993, Süleyman Demirel 1993-2000,A.Necdet Sezer 2000-2007,…
-Polis Teskilati:1845 yilinda kuruldu.Polis koleji ve devami polis akademileri.
-Jandarma teskilati:81 il jandarma komutanligi,896 ilce jandarma komutanligi,2581 jandarma ic güvenlik karakolu.
-Kibris: 300 yil Türk hakimiyetinde kaldi. 1878 de ingiltere yönetimine girdi.
-D-8 ülkeleri:Bangledes,misir,endonezya, iran, malezya, nizerya ve pakistan Disisleri bakanlari 18 ocak 1997`de Istanbul`da bir arayagelerek, ülkelerin ekonomik büyüme ve sosyal gelismesiyle ilgili D-8 adli yeni bir isbirligi projesi baslatmistir.
-Türk Isci Sendikalari:Türkis:1952`de kuruldu.35 bagli sendika 2091.891 üyesi var.
-Disk:1967 `de kuruldu. 26 bagli sendikasi 347 bin üyesi var.
-Hakis: 1976 da kuruldu.7 bagli sendikasi, 345 bin üyesi var.
-Tisk(Türkiye Isveren Sendikalari): 1962 de kuruldu.18 isveren sendikasi var.
-Dini Hayat:Türkiye nüfusunun % 99`u müslümandir. Geri kalan % 1 `lik kisim Ortodoks, yahudi, Katolik, protestan ve hiristiyan mezheplerinden olanlar olusturmaktadir.Islam dini hosgörüye önem vermektedir.Ispanya`da Engizisyon mahkemeleri zulmüne ugrayan Yahudiler 15.yüzyilda Türkiye`ye siginmistir.
-Matbaa:Ilk matba 1464 yilinda Yahudiler tarafindan kurulmus ve Tevrat tefsiri sanilan ilk kitapta ayni tarihte basilmistir.Ilk Türk Matbaasi 1779 yilinda yayin hayatina baslamis, ilk basilan eser“lugat-i Vankulu“ denilen Türk-Arapca bir sözlük olusmustur.
-Destanlar:Alp Eren Destani,Bozkurt Destani,Ergenokon Destani.
-Orhun yazitlari:Tonyokuk, Kül Tigin ve Bilge Kagan adina.
-Kutadgu Bilik:Yusuf Has Hacib
-Divan-i lügat-i Türk:Kasgarli Mahmut
-Divan Edebiyati:Dehhani,Kadi Burhanettin,Nesimi,Ahmedi,Fuzuli,Baki,Bagdatli Ruhi,Nedimi.
-Halk Edebiyati:Karagöz oyunlari,Orta oyunu,Dede Korkut
-Alevi-Bektasi Edebiyati:Pir Sultan Aptal
-Tasavvuf Edebiyati:Ahmet Yesevi,Yunus Emre, Nasrettin Hoca.
-Asik edebiyati:Köroglu,Karacaoglan, Emrah, Seyrani,Dadaloglu, Gevheri.
-Tanzimat Edebiyati:Namik Kemal, Ziya Pasa,Semsettin sami,Recaizade Ekrem.
-Edebiyati Cedide:Halit Ziya Usakligil, Mehmet Rauf.
-Milli edebiyat akimi:Ali canip Yöntem, Ömer seyfettin,Ziya Gökalp,yakup Kadri Karaosmanoglu, Halide edip Adivar, resat Nuri Güntekin, Refik halit karay,mehmet Akif, yahya Kemal Beyatli.
-Milli Edebiyatcilar(Cumhuriyet dönemi):Resat Nuri Güntekin,Peyami Safa, Yakup Kadri Karaosman, Nazim Hikmet,Ziya Osman saba, Ahmet Hamdi tanpinar, Kemalettin kamu,Fazil Hüsnü daglarca,Ilhan Berk,N.Fazil Kisakürek,Tarik Bugra,Oktay Akbal,Haldun Taner, Orhan Veli Kanik,Oktay Rifat,Orhan Seyfi Orhan,Necati Cumali,Bedri rahmi eyyüpoglu,Yasar Kemal,Kemal Tahir,Arif Nihat asya,Ilhan Selcuk, Cetin altan, Ayla Kutlu,Adalet Aloglu.
-Kutadgu Bilig, siyasetname olup, Yusuf Has Hacib tarafından yazılan, didaktik özellikler taşıyan alegorik bir eserdir.
-Atabetü’l-Hakayık (Edip Ahmet), Divan-ı Hikmet (Ahmet Yesevi) tasavvufî eserlerdir-
7Atabetü’l-Hakayık (Edip Ahmet), Divan-ı Hikmet (Ahmet Yesevi) tasavvufî eserlerdir35. Tahrib-i Harabat ve Takib, Namık Kemal’in Ziya Paşa için yazdığı eleştirilerdir.
– AHMET VEFİK PAŞA, Moliere’den Cimri, Hastalık Hastası, Kibarlık Budalası gibi tiyatroları çevirmiştir.
-Ahmet Mithat Efendi’nin halka okuma zevkini aşılama düşüncesini Hüseyin Rahmi ve Halide Edep de sürdürmüştür.
– Edebiyatımızın ünlü sözlükleri; Divan-ü Lugati’t-Türk, Muhakemetü’l-Lugateyn, Lehçe-i Osman ve Kamus-ı Türkî’dir.
-Tanzimat edebiyatı ikinci döneminde “sanat sanat için” anlayışına dönülerek, Servet-i Fünun edebiyatına hazırlık yapılır.
– R. Mahmut Ekrem “Güzel olan her şey şiire girebilir.” diyerek Muallim Naci ile kafiye tartışmasını başlatır.
– A. Hamit Tarhan, Namık Kemal’in tiyatro anlayışının tersini savunur. Tiyatro tekniği iyi olmadığı için yazdığı tiyatrolar sahnelenemez.
-Edebiyatımızda ölüm temasıyla meşhur şairler; Abdülhak Hamit, Cahit Sıtkı, Yahya Kemal’dir.
-Servet-i Fünuncular beyit anlayışını kırarak nazımı nesre yaklaştırırlar.
– Servet-i Fünun’da romanlar realizm ve natüralizmden; şiirler ise sembolizm ve parnasizmden etkilenir.
-Servet-i Fünun romanı, çevre olarak İstanbul’u, karakter olarak aydınları seçer.
-Tevfik Fikret, sanatının ikinci döneminde sanatı toplumun hizmetine sunar, hece ölçüsüyle yazdığı şiir kitabının ismi Şermin’dir.
– “Sis”, Tevfik Fikret’in İstanbul’a hakaretlerle dolu şiiridir.
– Cenab Şahabettin, parnasizm ve sembolizmden etkilenmiş, bir şiirde birden çok aruz kalıbı kullanmıştır.
– H. Ziya Uşaklıgil, Balzac, Stendhal, flaubert gibi realist yazarlardan etkilenmiş; Batılı anlamda ilk realist roman Mai ve Siyah’ı yazmıştır.
-H. Ziya’nın anı türündeki eserleri Kırk Yıl, Saray ve Ötesi’dir.
– Hüseyin Cahit Yalçın, “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesiyle Servet-i Fünun dergisinin kapanmasına neden olmuştur.
– Sürgüne gönderilen başlıca sanatçılar; Namık Kemal, H. Cahit Yalçın, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, şair Eşref, Refik Halit Karay’dır.
– Süleyman Nazif ve Ahmet Hikmet Müftüoğlu dil yönüyle –sırasıyla- Tanzimat ve Milli Edebiyata bağlıdırlar.
-Şık, Şıpsevdi, Mürebbiye, Metres, Kaynanam Nasıl Kudurdu Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarıdır.
-Ahmet Rasim, İstanbul’un günlük yaşantısını sade bir dille anlatan bağımsız yazarlardandır.
-Fecr-i Ati, Servet-i Fünun’u eleştirmesine rağmen onun “Sanat kişiseldir.” anlayışını devam ettirmiştir.
-Milli Edebiyat, “Genç Kalemler” dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” adlı makaleyle 1911 yılında başlar.
-Milli Edebiyat bir yönüyle halk edebiyatına dönüşür.
-Ömer Seyfettin, mili ve tarihî konulu öyküleriyle tanınan yazardır.
-Edebiyatımızdaki ünlü öykücüler; H. Cahit Yalçın, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Haldun Taner’dir.
– Ziya Gökalp, Türkçülüğün felsefesini yapmış, Milli Edebiyata düşünce yönüyle katkıda bulunmuştur.
– Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altın Işık Ziya Gökalp’in şiir kitaplarıdır.
– Özel isimle anılan şairler; Sultanü’ş-Şuara (Şairler Sultanı)-Baki, Vatan Şairi- Namık Kemal, Şairi-i Azam-Abdülhak Hamit Tarhan, Bayrak Şairi-Arif Nihat Asya, Türk Şairi-Mehmet Emin Yurdakul…
-Türk edebiyatının tarihini bilimsel açıdan işleyen Mehmet Fuat Köprülüdür.
-Edebiyat tarihi yazarları; M. Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ali Canip Yöntem’dir.
-Halide Edip Adıvar, İngiliz edebiyatından etkilenir. Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye ( Kuruluş Şavaşı’nı işler); Sinekli Bakkal, Tatarcık (toplumsal konuları işler), Mor Salkımlı Sokak (hatıra) bazı eserleridir.
-Y. Kadri Karaosmanoğlu, Tanzimat’la Atatürk Türkiye’si arasındaki dönem ve kuşakların geçirdiği sosyal değişiklikleri ve bunalımları işler. Tezli roman türünün ustasıdır. Kiralı Konak ( kuşak çatısması), Sodom ve Gomore (işgal altındaki İstanbul’un olumsuz yanları), Yaban (Kurtuluş Savaşı ve köylü aydın uçurumunu işler), Ankara ( Cumhuriyet’ten sonraki Ankara’nın üç dönemi) Nur Baba ( Bektaşi tekkeleri) belli başlı eserleridir.
– Reşat Nuri Güntekin’in romanlarında yoğun bir Anadolu atmosferi vardır. Dili sade, karakterleri halktandır.
-Refik Halit Karay, sürgünde yazdığı Anadolu konulu eserleriyle tanınır. Sürgün, Yezidin Kızı, Bugünün Saraylısı (roman), Kirpinin Dedikleri, Memleket Hikayeleri, Gurbet Hikayeleri bazı eserleridir.
-Beş Hececiler Milli Edebiyatın devamı sayılır. Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç bu akımın şairleridir.
– Faruk nafiz Çamlıbel, aruzla da yazmıştır. Çoban Çeşmesi, Han Duvarları adlı şiirleri ünlüdür.
– Mehmet Akif Ersoy lirik-didaktik özellikteki şiirleriyle tanınır. Manzum hikayecilikte ustadır. Safahat (yedi bölüm) ünlü eseridir.
-Ahmet Haşim sembolist şairdir. Şeiirlerinde anlam kapalı, düzyazılarında dili yalındır. Bütün şiirlerini aruzla yazmış, Fecr-i Ati’den sonra bağımsız olarak sanat anlayışını devam ettirmiştir. Bazı eserleri; Piraye, Göl Saatleri, Gurabhane-i Laklakan…
-Yahya Kemal Beyatlı divan şiirine yeni yorum getirmiş, eski nazım biçimleriyle Batılı şiirler yazmıştır. Şiirlerinde sonsuzluğa erişme düşüncesi vardır. “Ok” şiirinin dışındaki bütün şiirlerini aruzla yazmıştır. Eserleri; Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Aziz İstanbul…
-Yedi Meşaleciler, Beş Hececileri duygusallıkla suçlamışlar; ancak kendileri de sembolizmden etkilenmişlerdir. Z. Osman Saba, Yaşar Nabi, Muammer Lütfi Bahşi, Vasfi Mahir Kocatürk, Sabri Esat Siyavuşgil, Cevdet Kudret Solok, Kenan Hulisi Koray sanatçılarıdır.
– II. Yeniciler, I. Yeni Hareketine tepki olarak ortaya çıkmışlardır. Şiirde anlam kapalılığı savunmuşlar ve sürrealizmden etkilenmişlerdir. İlhan Berk, Cemal Süreyya, Edip Cansever, Ece Ayhan bazı temsilcileridir.
zaman kavramı baskındır. Geçmişe özlem eserlerinin başlıca temasıdır. Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Beş Şehir bazı eserleridir.
– Ahmet Kutsi Tecer, Anadolu motiflerini işler. Dergah ve Milli Mecmua’da eserleri yayınlanır. Koçyiğit Köroğlu, Köşebaşı bazı eserleridir.
-Ahmet Muhip Dıranas, Fahriye Abla adlı şiiriyle meşhurdur.
-Cahit Sıtkı Tarancı, ölüm, yalnızlık konularını işler. En çok bilinen şiirlerinden biri Otuz Beş Yaş’tır.
-Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın en ünlü eserlerinden biri “Üç Şehitler Destanı”dır. Eser yapay bir destandır.
-Cahit Külebi: Birçok şiirinde noktalama işareti yoktur. Çocuk şiirleriyle tanınır. “Türk Mavisi” eserlerinden bir tanesidir.
– Nurullah Ataç: Deneme ve eleştirileriyle anılır.Devrik cümle anlayışını başarıyla uygulamıştır. “Günlerin getirdiği, Karalama Defteri” bazı eserleridir.
-Gezi Yazısı Yazanlar: Evliya Çelebi (Seyahatname), Ahmet Haşim (Frankfurt Seyahatnamesi), Falih Rıfkı Atay (Yolcu Defteri), Cenap Şahabettin ( Hac Yolunda)…
-Psikolojik roman: Zehra (Nabizade Nazım), Eylül (Mehmet Rauf), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Peyami Safa)
-Sait faik Abasıyanık: Öykülerinde Adalar’ı, İstanbul’u ve sıradan insanı işler. Durum hikayecisidir. Semaver, Sarnıç, Son Kuşlar bazı eserleridir.
-Necip Fazıl Kısakürek: metafizik problemleri hecenin gücüyle çok güzel anlatır. Şiir dışında tiyatro, öykü, araştırma gibi alanlarda da eserler vermiştir. Çile, Bir Adam Yaratmak bazı eserleridir.
-Kemal Tahir: Roman ve hikayelerinin konusunu sistemin aksayan yönlerinden alır. Bozkırdaki Çiçek, Devlet Ana, Karılar Koğuşu, Esir Şehrin İnsanları bazı eserleridir.
-Bedri Rahmi Eyüboğlu; şair ve yazarlık dışında ressamdır. Karadut, Canım Anadolu bazı eserleridir.
-Tarık Buğra: istiklal Savaşı’nın bilinmeyen yörine yeni yorumlar getirdi. Küçük Ağa, Osmancık, Siyah Kehribar, yarın Diye Bir Şey Yok bazı eserleridir.
-Yaşar Kemal: Çukurova ve Toroslardaki efsanelere dayalı, toprak kavgalarını işleyen roman ve hikayeler yazmıştır. İnce Memed, Orta Direk, Sarı Sıcak, Teneke bazı eserleridir.
-Orhan Kemal: Köyden kente göç ve bu göçün son uçlarını işler. 72. Koğuş, Hanımın Çitliği bazı eserleridir.
-Necati Cumalı: Ege Bölgesi’ndeki köylüyü işler. Tütün Zamanı, Boş Beşik, Susuz Yaz bazı eserleridir.
-Cemil Meriç: Makale, deneme, eleştiri ustasıdır. Bu Ülke,Umrandan Uygarlığa, Kırk Ambar bazı eserleridir.
-Cengiz Aytmatov: Kırgız yazardır. Cemile, Gün Olur Asra Bedel, Selvi Boylum Al Yazmalım bazı eserleridir.
-Klasisizm, akıl ve sağduyuya önem verir. Latin ve Yunan kaynaklarına yönelen kuralcı, yüksek zümre edebiyatıdır. Moliere, Racine, La Fontaine klasik yazarlardandır.
– Romantizm, Klasisizm’e tepkidir. Kuralcılığı reddederek ulusal konulara yönelir. Zıtlıklar, ak-kara çatışması ve özellikle duygusallık ön plandadır. Victor Hugo, Goethe bazı yazarlarıdır.
-Realizm, Romantizm’e tepkidir. Gerçekler gözleme dayalı olarak anlatılır. Balzac, Stendhal, Flaubert, Tolstoy, Dostoyevski ünlü temsilcileridir.
-Parnasizm, realizm’in şiire yansımasıdır. Sözcüklerle manzara çizilir.
-Sembolizm, kapalı şiir anlayışını savunan edebi akımdır.
-Natüralizm: Aşırı gerçekçiliktir. Olayların ortaya ç
-Ahmet Kutsi Tecer, Anadolu motiflerini işler. Dergah ve Milli Mecmua’da eserleri yayınlanır. Koçyiğit Köroğlu, Köşebaşı bazı eserleridir.
-Ahmet Muhip Dıranas, Fahriye Abla adlı şiiriyle meşhurdur.
-Cahit Sıtkı Tarancı, ölüm, yalnızlık konularını işler. En çok bilinen şiirlerinden biri Otuz Beş Yaş’tır.
– Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın en ünlü eserlerinden biri “Üç Şehitler Destanı”dır. Eser yapay bir destandır.
-Cahit Külebi: Birçok şiirinde noktalama işareti yoktur. Çocuk şiirleriyle tanınır. “Türk Mavisi” eserlerinden bir tanesidir.
-Nurullah Ataç: Deneme ve eleştirileriyle anılır.Devrik cümle anlayışını başarıyla uygulamıştır. “Günlerin getirdiği, Karalama Defteri” bazı eserleridir.
-Gezi Yazısı Yazanlar: Evliya Çelebi (Seyahatname), Ahmet Haşim (Frankfurt Seyahatnamesi), Falih Rıfkı Atay (Yolcu Defteri), Cenap Şahabettin ( Hac Yolunda)…
-Psikolojik roman: Zehra (Nabizade Nazım), Eylül (Mehmet Rauf), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Peyami Safa)
-Sait faik Abasıyanık: Öykülerinde Adalar’ı, İstanbul’u ve sıradan insanı işler. Durum hikayecisidir. Semaver, Sarnıç, Son Kuşlar bazı eserleridir.
– Necip Fazıl Kısakürek: metafizik problemleri hecenin gücüyle çok güzel anlatır. Şiir dışında tiyatro, öykü, araştırma gibi alanlarda da eserler vermiştir. Çile, Bir Adam Yaratmak bazı eserleridir.
-Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı): Balıkçıları ve denizi işler. Bodrum’un antik çağlarındaki ismini mahlas olarak kullanır.
-Kemal Tahir: Roman ve hikayelerinin konusunu sistemin aksayan yönlerinden alır. Bozkırdaki Çiçek, Devlet Ana, Karılar Koğuşu, Esir Şehrin İnsanları bazı eserleridir.
-Bedri Rahmi Eyüboğlu; şair ve yazarlık dışında ressamdır. Karadut, Canım Anadolu bazı eserleridir.
-Tarık Buğra: istiklal Savaşı’nın bilinmeyen yönlerine yeni yorumlar getirdi. Küçük Ağa, Osmancık, Siyah Kehribar, yarın Diye Bir Şey Yok bazı eserleridir.
-Yaşar Kemal: Çukurova ve Toroslardaki efsanelere dayalı, toprak kavgalarını işleyen roman ve hikayeler yazmıştır. İnce Memed, Orta Direk, Sarı Sıcak, Teneke bazı eserleridir.
-Orhan Kemal: Köyden kente göç ve bu göçün son uçlarını işler. 72. Koğuş, Hanımın Çitliği bazı eserleridir.
_Necati Cumalı: Ege Bölgesi’ndeki köylüyü işler. Tütün Zamanı, Boş Beşik, Susuz Yaz bazı eserleridir.
-Cengiz Aytmatov: Kırgız yazardır. Cemile, Gün Olur Asra Bedel, Selvi Boylum Al Yazmalım bazı eserleridir.
– Klasisizm, akıl ve sağduyuya önem verir. Latin ve Yunan kaynaklarına yönelen kuralcı, yüksek zümre edebiyatıdır. Moliere, Racine, La Fontaine klasik yazarlardandır.
– Romantizm, Klasisizm’e tepkidir. Kuralcılığı reddederek ulusal konulara yönelir. Zıtlıklar, ak-kara çatışması ve özellikle duygusallık ön plandadır. Victor Hugo, Goethe bazı yazarlarıdır.
-Realizm, Romantizm’e tepkidir. Gerçekler gözleme dayalı olarak anlatılır. Balzac, Stendhal, Flaubert, Tolstoy, Dostoyevski ünlü temsilcileridir.
-Parnasizm, realizm’in şiire yansımasıdır. Sözcüklerle manzara çizilir.
– Sembolizm, kapalı şiir anlayışını savunan edebi akımdır.
-Natüralizm: Aşırı gerçekçiliktir. Olayların ortaya çıkışı neden sonuç ilişkisi deneylenerek anlatılır.
Coğrafya
Kırgızistan’ın başkentinin adı nedir? Bişkek
Sudan’ın başkentinin adı nedir? Hartum
Afrika ile Asya kıtasını birbirine bağlayan kanal nedir? Süveyş kanalı
İspanya’nın başkenti nedir? Madrid
Makedonya’nın başkenti nedir? Üsküp
Romanya’nın başkenti neresidir? Bükreş
Bosna-Hersek’in başkenti nedir? Saray Bosna
Finlandiya’nın başkenti neresidir? Helsinki
Amerika ile Asya arasındaki okyanus hangisidir? Büyük okyanus
İngiltere hangi okyanusun içindedir? Atlantik okyanusu
Orhan Bey zamanında Osmanlının başkenti neresi idi? Bursa
Türkmenistan’ın başkenti neresidir? Aşkabat
Nemrut dağı hangi ilimiz topraklarındadır? Adıyaman
Tacikistan’ın başkenti nedir? Duşanbe
Azerbaycan’ın başkenti neresidir? Bakü
Dünyanın en uzun nehri hangisidir? Amazon
Endonezya’nın başkenti nedir? Jakarta
Kutuptan kutuba dünyayı çevreleyen çizgilere ne denir? Meridyen
Türkiye’nin Yunanistan ile sınır kapısının adı nedir? İpsala
Dünyanın ortasından geçtiği farzedilen çizginin adı nedir? Ekvator
Hartum nerenin başkentidir?Sudan
Türkiye’nin Irak ile sınır kapısı nedir? Habur
Türkiye’nin en uzun nehri hangisidir? Kızılırmak
Dünyanın en yüksek tepesi neresidir? Everest
Kahire nerenin başkentidir? Mısır
Afganistan’ın başkenti neresidir? Kabil
Türkiye’nin en büyük gölü neresidir? Van Gölü
Fransa ile İspanya arsındaki dağlara ne ad verilir? Pirene dağları
İspanya’da kurulan müslüman devlet hangisidir? Endülüs Emevi
Türkiye’nin ikinci büyük gölü neresidir? Tuz gölü
Günümüzde nüfusu en fazla İslam ülkesi hangisidir? Endonezya
Riyad hangi ülkenin başkentidir? Suudi Arabistan
Kızıl denizi Akdeniz’e bağlayan kanal hangisidir? Süveyş kanalı
Makedonya’nın başkenti neresidir? Üsküp
Türkiye’de doğduğu halde kendi karasularımıza dökülmeyen nehir? Fırat – Dicle
Yemen’in başkentinin adı nedir? Sana
Türkiye’nin ikinci büyük gölü neresidir? Tuz gölü
İzmir- Çeşme’den bakınca Yunanistan’ın hangi adası görünür? Sakız adası
Özbekistan’ın başkenti neresidir? Taşkent
İslam Tarihi
Hz. Musa (a.s.)’ın kayınpederi kimdir? Hz. Şuayb (a.s.)
İlk vahiy nerede geldi? Hira Mağarasında
İmam-ı Azamın tam adı nedir? Numan Bin Sabit
Hadimül Haremeyn lakabını kullanan halife kimdir? Yavuz Sultan Selim
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çocukluğunda amcasıyla nereye yolculuk yaptı? Şam’a
Ağaç kovuğunda şehit edilen peygamber kimdir? Hz. Zekeriyya (a.s.)
Fas’tan İspanya’ya geçerek gemileri yakan kimdir? Tarık Bin Ziyad
Peygamberimizin mübarek cenazesini kim yıkadı? Hz. Ali (r.a.)
Kıbrıs hangi halife zamanında fethedildi? Hz. Osman
Şit (a.s.)’ın babası kimdir? Hz. Adem (a.s.)
Mısır’a hükümdar olan peygamberin adı nedir? Yusuf (a.s.)
Peygamberimiz ile evleneceğini rüyasında gören hanımı kimdir? Hz. Meryem
Mısır’ı fetheden komutan sahabe kimdir? Amr Bin As
İnsanlığın ikinci babası olan peygamber kimdir? Hz. Nuh (a.s.)
Peygamberimiz (s.a.v.)’in İstanbul’da yatan sahabesi kimdir? Ebu Eyyub El Ensari
İran’ı fetheden komutan sahabe kimdir? Sad Bin Ebi Vakkas
Rumeli hisarını hangi padişah yaptırmıştır? Fatih Sultan Mehmet
Anadolu Hisarı’nı hangi padişah yaptırmıştır? Yıldırım Beyazıt
Ankara savaşı hangi padişahlar arasında yapılmıştır? Yıldırım ve Timurlek
Ad kavmine hangi peygamber gönderilmiştir? Hud (a.s.)
Mekke fethedilince Rasulüllah Kabe’nin anahtarını kime verdi? Osman Bin Talha
Şehit olduktan sonra meleklerin yıkadığı sahabe kimdir? Hanzala (r.a.)
Kuzey Kıbrıs’ın bağımsızlığını tanıyan ikinci ülke hangisidir? Çeçen Cumhuriyeti
İstanbul’da metfun meşhur sahabe kimdir? Eyyub El Ensari
Kaynuka savaşının sebebi nedir? Tesettür
Başlangıcında besmele bulunmayan sure hangisidir? Tövbe suresi
Mehmet Akif Ersoy’un meşhur eserinin adı nedir? Safahat
Abbasi devletini kim yıktı? Moğollar
Bedir savaşında ilk şehit olan sahabe kimdir? Hz. Mihca
“Adalet mülkün temelidir” sözü kime aittir? Hz. Ömer
Oruç ibadeti hicretin kaçıncı yılında farz kılındı? Hicretin 2.yılında
Cennet ile müjdelenen on sahabeye ne ad verilir? Aşerei Mübeşşere
Müslümanlara Anadolu’nun kapısını açan savaş hangisidir? Malazgirt
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ilk diplomatı kimdir? Musab Bin Umeyr
İstiklal marşımızın yazarı kimdir? Mehmet Akif Ersoy
İki cennet genci kimlerdir? Hasan ile Hüseyin
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u ne zaman fethetti?1453
Kur’an’ı Kerim’in ilk nazil olan tam suresi hangisidir? Fatiha
İlk Cuma namazı nerede kılınmıştır? Ranuna vadisinde
Ensardan ilk şehit kimdir?Haris Bin Süreka
Hz. Aişe validemiz kimin kızıdır? Hz. Ebu Bekir
Allah yolunda ilk kılıcı kim çekti? Zübeyr Bin Avvam
Hz. Hafsa validemiz kimin kızıdır? Hz. Ömer
İspanya’da kurulan müslüman devlet hangisidir? Endülüs Emevi
İlk Osmanlı halifesi kimdir? Yavuz Sultan Selim
Peygamberimiz (s.a.v.)’in süt annesinden kız kardeşi kimdir? Şeyma
İsrail (a.s.) kimin oğludur? İshak (a.s.)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ilk inşa ettiği mescit hangisidir? Kuba mescidi
Fatih Sultan Mehmet’in babası kimdir? II. Murat
Uhutta vücudu kanlar içinde iken peygambere siper olan kimdir? Hz. Nesibe Hatun
12 adaları ne zaman Yunanlılara verdik? 1947
Uhutta peygambere atılan oka elini siper edip çolak kalan kim? Talha Bin Ubeydullah
İslam dünyasinda en fazla minaresi bulunan cami İstanbul ilindedir.
İslam hukukunda mal varlığına devletin el koymasına Musadere denir.
İslam tarihinde yapilan ilk mescid Kuba
İslam tarihindeki ilk iç savaç,Cemel Savaşı
İslamabad ,Pakistanın ülkesinin başkentidir.
Sümeyye,İslamda ilk sehid olan sahabiyye.
İrtidat,İslamdan dönme, hak dini terketme.
GİRİZGÂH:Kasidelerin nesip bölümünden sonra medhiye bölümüne geçerken söylenen beyit veya beyitler. Aslı girizgâhdır ve kaçış yeri anlamına gelir. Kasideler çokluk bir tasvirle başlar. Ardından girizgahla asıl amaca geçilir. Şair esprili bir sözle övgüye başladığını belirtir.
GIYBET:Gıybet; Çekiştirmek, bir kimseyi arkasından hoşuna gitmeyecek birşey ile gereksiz yere anmaktır. Gıybet kişiliğe aykırıdır, insanlar arasındaki dostluğu keser, düşmanlığı arttırır. Gıybet büyük günâhlardan sayılmaktadır. Bundan dolayı yâ tevbe etmelidir veya gıybet edilen kimse hakkında Cenab-ı Hak’kın mağfiretini dilemelidir veyahut o kimseden helâllik ricasında bulunmalıdır.
GÜLBANK: Bir toplulukça, hep bir ağızdan ezgili biçimde söylenen kalıplaşmış tekbirlere, dualara verilen ad.
GÜLDESTE:Seçme manzum ya da nesir yazılarının toplandığı dergi. Antoloji de denebilir.

GÜNEŞ TUTULMASI:Güneş Tutulması; Güneş, Ay ve Dünya’nın aynı doğrultuda sıralanması sonucu oluşan doğal olaydır. Tutulma, Dünya’ya ulaşan Güneş ışınlarının Ay tarafından engellenmesiyle gerçekleşir.Güneş tutulması, yarım tutulma ve tam tutulma olmak üzere ikiye ayrılır. Bu durum, Ay’ın gölgesinin tam ya da yarım gölge oluşturmasıyla ilgilidir. Gölge konisinin tepesi Ay’ın, Dünya’ya olan uzaklığına göre Dünya yüzeyinin önünde, üzerinde ya da gerisindedir.Uyarı: Ay’ın ardında bulunan Güneş’in Dünya’dan görünen yarıçapı, Ay’ın görünen yarıçapından büyük olduğunda, Güneş’in yaydığı ışık Ay’ın çevresinde hale oluşturur. Buna “halkalı tutulma” denir.
GÜNÜMÜZ HİRISTIYAN DÜNYASI:Günümüzde Batı dünyasına hâkim olan Hıristiyanlık, doğuyu da Hıristiyanlaştırma amacındadır ve bu sebepledir ki Asya kıtası ile dünyanın diğer yörelerinde de yayılma gayreti ve faaliyeti içindedir. Bunu Katolik Hıristiyanlığın ruhani lideri Papa Jean Paul II, 1999 yılında yaptığı Noel konuşmasında “Birinci bin yılda Avrupa’yı, İkinci bin yılda Afrika ve Amerika kıtasını Hıristiyanlaştırdık. Üçüncü bin yılda ise hedefimiz Asya’dır” diyerek ifade etmiştir.Günümüzde Hıristiyanlık Dört Ana Gruba Ayrılmaktadır:
1- KATOLİKLER: Hıristiyanların çoğunluğu bu kiliseye (mezhep) mensuptur. Dini merkez Vatikan, ruhani lider Papadır. Sayıları 1 milyar civarındadır.Katolikler de kendi aralarında önce Latin Katolikler ve Doğu Katolikleri olmak üzere ikiye; Latin Katolikler de Roma Katolik Kilisesi ve Eski Katolik Kiliseleri olmak üzere tekrar ikiye ayrılmaktadır.
2- ORTODOKSLAR: Katoliklik gibi tek merkezli değildir. Toplam 16 otosefal (bağımsız) ve 5 otonom kiliseden oluşmaktadır. Otosefal kiliseler kendi liderlerini kendileri seçen bağımsız kiliselerdir ve Patrik veya piskoposlarca yönetilmektedir. Otonom kiliseler ise iç işlerinde serbest fakat bir otosefal kiliseye bağlıdırlar. Ortodoks Patriklikler arasında yetki mücadelesi ve tartışması vardır. Dünya ortodokslarının sayısı 300 milyon civarındadır.
3- PROTESTANLAR: Katolik ve Ortodoksların dışındaki üçüncü büyük grup Protestanlardır ki onlar da kendi içlerinde dört temel ve çok sayıda alt gruba ayrılırlar. Protestanlık’ın dört temel grubunu Lutheran Kiliseler, Reforme ve Presbiterien Kiliseler, Anglikan Kilisesi ve Bağımsız Kiliseler oluşturmaktadır ki bu sonuncular Methodistler, Baptistler, Congregationalistler ve benzeri çok sayıda alt gruba bölünmüşlerdir.
4- AYRILMIŞ DOĞU HIRİSTİYANLARI: Bu grupta da Efes Konsilinde(431) görüşleri reddedilen Nesturîler (Asurîler) ile Kadıköy konsili (451) kararlarını kabul etmeyen Ermeniler, Süryaniler, Kıbtîler ve Habeş Kilisesi yer almaktadır.
5- BAĞIMSIZ HIRİSTİYANLAR: Bu dört ana grubun dışında, bunlardan hiçbirine dahil olmayan Hıristiyanlar da vardır ki Yahova Şahitlerini ve Uniatarien’leri buna örnek gösterebiliriz.
Bu farklı mezhep ve hareketlerin kendi aralarında inanç ve yorum ile uygulama alanında köklü ayrılıklar vardır. 629-Güzel ahlâk:Güzel ahlâk, peygamberlerin, salihlerin sıfatı ve hâlidir. Ahlâk güzelliği ise insanı Allah’a (cc) yaklaştıran ve sayısız nimetlere ulaştıran bir kapıdır. “İslâm, güzel ahlâktır” buyuran Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) , kendisine en sevimli olanların, güzel ahlâk sahipleri olduğunu bildirmiş ve ”Allah katında en sevgili kullar kimlerdir?” sorusuna da ”Ahlâkı en güzel olanlardır” cevabını vermiştir. İslâm’ın gayesi; insanları güzel ahlâk sahibi yaparak olgunlaştırmaktır. Kur’ân-ı Kerim birçok ayette, itikat, ibadet ve ahlâka ait esasları birlikte zikreder ki bu da bize, iman ile ahlâki davranışlar arasında sıkı bir irtibatın bulunduğuna işaret eder. “Mü’minlerin imanca en olgun olanı, ahlâkı en güzel olanıdır” sözü ile güzel ahlâkın inanç üzerindeki önemini belirten Efendimiz ise şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü mizana konan iyiliklerin en ağırı takva ve güzel ahlâktır” (Ebû Davud, Tirmizî). Bir mü’min, güzel ahlâkı sayesinde, gündüz oruç tutup gece namaz kılan kimselerin derecesine ulaşır.” (Ebû Dâvûd, Edeb 7. Tirmizî, Birr 62) “Mü’minlerin imanca en mükemmeli ahlakça en güzel olanlarıdır. Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı en iyi davrananınızdır.” (Tirmizi, Rıda, 11)“Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim” (Muvatta, K. Ahlâk 8) buyurmalarındaki hikmet de ancak böylelikle anlaşılır.
GÜZEL AHLAK SAHİBİ OLMAK – Asım Şark – Işık Yayınları
GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA ŞİÎLER:Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşların yaptığı istatistiklere göre 1999 yılında, dünya nüfusu 6 milyarı aşmıştır.Yaklaşık olarak dünya nüfusunun yüzde yirmisini Müslümanlar oluşturmaktadır. (Yaklaşık 1,2 milyar) Dünyada Müslüman nüfus dağılımı 1998 yılında şu şekildedir:
Afrika: 315.000.000,Asya: 812.000.000,Avrupa: 31.000.000,Güney Amerika: 1.624.000
Kuzey Amerika: 4.349.000,Avustralya: 248.000,Müslümanlar dünyanın her bir köşesinde yaşamaktadırlar. İçerisinde Müslümanların bulunduğu ülkelerin sayısı 208’dir.[
Dünya Müslümanlarının yaklaşık %85’i Arap Yarımadası’nın dışında yaşamaktadır.Müslümanların birçoğu İran’ın doğu kısımlarında, özellikle Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Malezya ve Endonezya’da yaşamaktadır. Endonezya, Müslüman nüfusunun en yoğun olduğu bir ülkedir.Elde bulunan istatistiklere göre, Müslümanların yaklaşık %10’unu (120.000.000) Şialar oluşturmaktadır.
Britanica ansiklopedisinde (2002) şöyle yazmaktadır:
Asırlar boyunca gerçekleşen Şiî hareketleri bütün Sünnî dünyasını etkisi altına almıştır ve mensuplarının sayısı yirminci yüzyılın sonlarında 60 ile 80 milyon arasında yani bütün dünya Müslümanlarının %10’unu oluşturmaktadır. İran, Irak ve Yemen’de ki Müslümanların çoğunluğu Şiî mezhebine tabidirler ve Suriye, Lübnan, Güney Afrika, Hindistan ve Pakistan’da da birçok mensupları vardır.
Bazı kaynaklara göre Şiîler, Müslümanların %11’ini oluşturmaktadırlar.Buna göre Şiîlerin yaklaşık nüfusu
132 milyondur. Şiîlerin çoğunluğunun bulunduğu Asya ülkelerinde ki Şiî nüfusunun dağılımı şu şekildedir:
Afganistan: Nüfus (1998) 24.792.000 Mezhepler (1990): Ehl-i Sünnet %84, Şia %15, diğer dinler %1
Azerbaycan: Nüfus (1198): 7.650.000,Mezhepler (1991): Şiîler %70, Ehl-i Sünnet %30
Bahreyn: Nüfus (1998) 633.000Mezhepler (1991): Şiîler %61,3; Ehl-i Sünnet %20,5, Hıristiyanlar %8,5, diğer dinler %9,8
Hindistan: Nüfus (1998) 984.004.000,Mezhepler (1995): Hindular %81,3, Ehl-i Sünnet %9, Şiîler %3, Hıristiyanlar %2,3, Siykler %1,9, Budistler %0,8, Ceynler %0,4, Zerdüştler %0,01, diğer dinler %1,3
İran: Nüfus (1998): 61.531.000Mezhepler (1994): Şiîler %93,4, Ehl-i Sünnet %5,6, Hıristiyanlar %0,3, Zerdüştler %0,05, Yahudiler %0,05
Irak: Nüfus (1998): 21.622.00,Mezhepler (1994): Şiîler %62,5; Sünnîler %34,5; diğer dinler %0,3
Ürdün: Nüfus (1998): 4.682.000,Mezhepler (1995): Ehl-i Sünnet %96,5, Hıristiyanlar %3,5
Kuveyt: Nüfus (1998): 3.506.000,Mezhepler (1995): Şiîler %34; Ehl-i Sünnet %21,3; Hıristiyanlar %37,6 (Katolik %25, Ortodoks %11,7, Protestan %0,5); Dürziler %7,1
Umman: Nüfus (1998): 2.364.000,Mezhepler (1993): Abazalar %75; Şia ve Sünnî %12,7, Hindular %7,4; Hıristiyanlar %3,9; Budistler %0,5; diğer dinler %0,5
Pakistan: Nüfus (1998): 141.900.000,Mezhepler (1993): Müslümanlar %95 (%20’si Şiîler ve %75’i Şiî olmayanlar); Hıristiyanlar %2; Hindular %1,8; diğer dinler (Genel olarak Ahmediye) %1,2
Suudi Arabistan: Nüfus (1998): 20.786.000,Mezhepler (1992): Ehl-i Sünnet %93,3, Şiîler %3,3
Suriye: Nüfus (1998): 15.335.000,Mezhepler (1992): Ehl-i Sünnet %74; Aleviler (Şiîler) %12; Hıristiyanlar %8,9; Dürziler %3 [87]
Tacikistan: Nüfus (1997): 6.112.000
Mezhepler (1995): Ehl-i Sünnet %80; Şiîler %5; Hıristiyanlar (Rus Ortodoks) %1,5; Yahudiler %0,1; diğer dinler (Genellikle dindar olmayanlar) %13,4
Türkiye: Nüfus (1998): 64.567.000,Mezhepler (1994): Ehl-i Sünnet %80; Şiîler %19,8 (Yaklaşık %14’ü Alevidir); Hıristiyanlar %0,02
Birleşik Arap Emirlikleri: Nüfus (1998): 2.744.000,Mezhepler (1995): Ehl-i Sünnet %80; Şiîler %16; diğer dinler (genellikle Hıristiyan ve Hindular) %4
Yemen: Nüfus (2000): 18.260.000 ,Mezhepler (1995): Ehl-i Sünnet %60; Şiîler %40; diğer dinler %0,1
Son olarak bazı ülkelerde Şia nüfusunun ihtilaflı olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Bazıları, dakik istatistiklerin olmayışı veya siyasi sebeplerden dolayı, bazı ülkelerde Şiîlerin sayısının istatistik verilerinden çok daha fazla olduğuna inanmaktadırlar.(www.al-shia.org)
HABER-ÜS SAHİFE(AMBARGO-BOYKOT): Bi’setin 7. senesi (Milâdi: 617.Suçları yalnız Allah (c.c.)’a inanmak, onun kanunlarına göre yaşamayı istemek olan insanlara Mekke müşrik devleti tarafından alınan, hiç bir şekilde müslümanlarla temas edilmeyecek, onlardan kız alınmayacak, kız verilmeyecek, hiç bir şey satın alınmayacak ve satılmayacak gibi kararların alınıp halka duyurulması için bir afişle Kabe’nin duvarına asılması olayı. Ayrıca bu anlaşmaya aykırı davranmayacaklarına dair and içtiler.Bu durum karşısında Haşim ve Muttaliboğulları aileleri artık dağınık bir şekilde ayrı ayrı semtlerde oturamazlardı. Ebu Leheb hariç Mekke’nin kuzey tarafında bulunan Şi’b-i Ebu Talib (Ebu Talib Mahallesi) denilen yere topluca taşındılar.Boykot uygulamsı 3 yıl sürdü.bi’setin 10. yılı Milâdî 619 senesinde Kureyş’in hudut tanımaz inad ve küfürlerinin eseri olan bu uygulama ortadan kaldırıldı. Bu üç senelik muhasara öylesine şiddetli ve sıkıntılı geçmişti ki Resûl-i Ekrem Efendimiz bu hâdiseyi seneler sonra bile unutmamıştı. Mekke’nin fethine geldikleri sırada Minâ’dan Mekke’ye ineceği zaman “Ertesi günü inşallah varacağımız yer Kinâneoğullarının yurdu yâni Muhassab olacaktır ki burada Kureyş ve Kinâneoğulları küfür ve inkâr üzerine söz ve fikir birliği yapmışlardı”5 diyerek o acı günleri ashabına hatırlatmıştı.
HACC SURESİ(22):Bu surenin isimlendirilme şekli, surenin 12 aye¬tinde (25-37. ayetlerde) Hacc’ın hükümlerine işaret et¬mesidir. 78 ayet, 1279 kelime içermektedir. Mushaf sı¬ralamasına göre 22. sure, nüzul sırasına göre, 103. sure olup Medeni surelerdendir. Ondört secde su¬resinden altıncı suredir. 18 ve 77. ayetlerin’de mustahab secde ayetleri vardır. Bu surede birkaç fıkhi hüküm yer almaktadır: Haccın farziyeti, Hacc’da kur¬ban kesmenin hükmü, hayvanların etinin haram şe¬kilde kesilmesi dışında helal oluşu, Allah evini hacc’da tavaf etmenin farziyeti…
HACC-I EKBER:Hacc-ı Ekber, farz olan hacdır. Hacc-ı As gar da nafile olarak yapılan hacdır. Umreye de Hacc-ı As gar denilmiştir ki, bu da herhangi bir mevsimde olursa olsun Kabe’i Muazzama’yı tavaf ile Safa ve Merve arasında sâyetmekten ibarettir. Arefe günü Cuma’ya tesadüf eden bir hacca da Hacc-ı Ekber denilmiştir
HACER-İ ESVED:Kabe`nin kapisinin yanindaki duvarda, yerden 1,5 metre yükseklikte bulunan mübarek tas. Bu tas Kabe`nin ilk yapildigi zamandan, yani Hz.Ibrahim(as) zamanindan kalmistir.
HADES:Abdestsizlik veyâ cünüblük hâli.Hades; küçük hades ve büyük hades olmak üzere ikiye ayrılır. Küçük hades; bevl etmek, herhangi bir yerden kan çıkması ve abdesti bozan diğer durumlarla meydana gelen manevî kirlilik hâlidir. Namaz abdesti almakla temizlenilir. Büyük hades ise, cünüblük, hayız ve nifas hâlleri ile meydana gelen manevî kirliliktir. Boy abdesti alarak ağızı, burnu ve bütün bedeni yıkamakla ondan temizlenilir. (Mehmed Zihnî Efendi).Hades;Hades-i asgar (küçük hades) ve hades-i ekber (büyük hades) kısımlarına ayrılır. Hades-i asgar (küçük hades): Yalnız abdest (taharet-i suğra) ile giderilen haldir. İdrar yapmak, vücudun herhangi bir yerinden kan çıkmak sebebiyle gelen abdestsizlik hali gibi.. Hades-i ekber (büyük hades): Ağız ve burun dahil bütün vücudun yıkanması (büyük temizlik) ile giderilen taharetsizlik halidir Bu hal da cünüblükten, hayız ve nifas denilen hallerden meydana gelir.
HADİCE, HATİCE (r.a) :Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s)’in temiz, iffetli ve yüce ahlâk sahibi olan hanımlarının ilki.O, Arapların en asil kavmi olan Kureyş kavminden ve Kureyş kavminin de, en asil, pak ailelerinden idi. Babası Huveylid, annesi Fâtıma’dır (İbn İshak, es-Sîre, Neşr. Muhammed Hamidullah, s. 60).Hz. Hatice’nin baba tarafından soyu Kusay’da Peygamberimizin baba tarafından soyu ile birleştiği gibi, annesi tarafından da soyu yine Peygamberimizin baba tarafından dedesi olan Lüey’de bileşmektedir (M. Asım köksal, İslâm Tarihi, Mekke Devri, 96).
HADİD SURESİ(57):Surenin Hadid olarak adlandırılması, bu ke¬limenin surenin 25. ayetinde zikredilmiş olmasıdır. “…ve kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlara bir¬çok faydalar bulunan hadidi (demiri) indirdik.” Hadid, demir anlamına gelmektedir. 29 ayet, 574 ke-limeden müteşekkildir. Mushaftaki tertibe göre 57. sure, nüzul tertibine göre ise Kur’an’ın 94. suresi olup Medeni’dir. Bir hizbden az bir yer tutar. İsra su¬resinden sonra, Allah’ı teşbih ve yüceltmeyle baş¬layan yedi sureden ikincisidir. (Sebbehe lillahi ma fissemavati ve’l-ard). Taşıdığı temel konu, tevhid ve meaddır.
Hadis İlmi:Hz. Peygamber (s.a.s) ‘in hadislerini konu alan eski deyimiyle ilm-i hadis veya ilmu’l-hadîs, Türkçesi Hadis İlmi, İslâm alimleri, bilhassa muhaddisler tarafından değişik şekillerde tarif edilmiştir. Söz gelişi en-Nevevi’ye göre Alemlerin Rabbi olan Allah’a en üstün manevi yakınlık vesilelerinden biri olan Hadis İlmi, hadis metinlerinin sahih, hasen, zayıf, muttasıl, mürsel, munkatı, mu’dal, maklûb, meşhur, garîb, azız, mütevâtir, âhad, ferd, ma’rûf, şâz, münker, mu’allel, mevzu, müdrec, nâsih-mensûh, hâs, âm, mücmel, mübeyyen, muhtelif ve benzeri nevilerinin bilinmesidir. Aynı şekilde isnadlarının yani ravilerinin hallerine vakıf olmak, bir de ravilerin isnadlarda ve metinlerdeki ihtilaflarının hükmünün bilinmesidir
HADİS KİTAPLARININ TÜRLERİ:Hadis kitaplarının türlerinden bir kısmı şunlardır: Cami: Akaid, ahkam, zühd, edeb, tefsir, siyer, fitneler, menakib konularındaki hadisleri toplayan eserlere denir. Mesela Buhari’nin sahihi bir “cami” dir. Sünen: Yalnızca namaz, oruç, taharet vb. ahkam hadislerini havi kitaplardır. Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Nesai gibi. Tirmizi’nin sünenine cami de denilir. Müsned: Hadislerin onları rivayet eden sahabe adları altında gruplandığı kitaplardır. Mesela önce Ebu Bekir (r.a) in rivayet ettiği hadisler, sonra Ömer (r.a) in rivayet ettiği hadisler… diye devam eder. Müsnedlerin en meşhuru
Ahmed b. Hanbel’in müsnedidir. Hadis kitaplarının sıhhatçe en kuvvetli olan altısı Kütüb-ü Sitte adı altında toplanmıştır. Bunlara “sıhah-i sitte” veya “usul-ü sitte” de denir. Bu altı kitaptan ilk beşi Buhari ve Müslim’in sahihleri, Nesai, Ebu Davud ve Tirmizi’nin sünenleridir. Altıncı kitap olarak İmam Malik’in Muvatta’sını veya Darımi’nin sünenini koyanlar olmuşsa da sonunda İbn-i Mace’nin süneni ağırlık kazanmıştır. Bu demek değildir ki İmam Malik’in Muvatta’sı sıhhat bakımından İbn-i Mace’den geridedir. Sebep, Muvatta hadislerinin diğer hadis kitaplarında zaten mevcut olmasıdır.
HADİSLERİN SAYISI:Hadislerin sayısı konusunda doktora yapan ve bunu bir kitap halinde yayınlayan Doç. Dr. Mustafa Karataş, Peygamberimiz döneminde rivayet sahasında dolaşan hadis sayısının 5.000’den (beş yüz değil, beş bin) fazla olduğunu söylemenin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır. Tabii ki bu sayı tekrarsız hadisler için verilmiş bir sayıdır. Karataş, bu sayının tekrarları ile birlikte Kütüb-i Tis’a* denilen meşhur dokuz hadis kitabında 10.000 civarında olduğunu, sahabe ve tabiin sözleri de dâhil tekrarsız toplam hadis sayısının 30.000′i geçmediği kanaatindedir. Daha sonra farklı rivayet veya tekrarlanma suretiyle hadisler artmış ve hicri 3. asırda 1.500.000′e ulaşmıştır. (Mustafa Karataş, Rivayet Tekniği Açısından Hadislerin Artması ve Sayısı, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul, 1998, s: 230-231) Buhârî 9082 hadîs (Tekrarlarıyla) ,Müslim 7275 hadîs (Tekrarlarıyla) ,Nesâî 5724 hadîs (Tekrarlarıyla) ,Ebu Dâvud 5274 hadîs (Tekrarlarıyla) ,Tirmizî 3951 hadîs (Tekrarlarıyla) ,İbnu Mace 4341 hadîs (Tekrarlarıyla)
Toplam 35647 hadîs (Tekrarlarıyla)
HADİS TARİHİ: Hz. Peygamber (s.a.s)’in hadislerinin rivayetini, rivayetindeki gelişmeleri, tedvin ve tasnif devrelerini tarihî seyri içinde ele alan ilim dalına denir. Konusunu kısaca hadislerin Hz. Peygamber’den işitildiği veya görüldüğü şekilde rivayet edilmesinden başlayıp çeşitli devreler geçirerek nasıl ve hangi şartlar dahilinde nesilden nesile ulaştığı ve ne gibi eserler verildiği teşkil eder.Hadis Tarihi: a) Tespit safhası, b) Tedvin safhası c)Tasnif safhası d)Tehzib safhası olmak üzere dört dönemdir. Hadis sahifesi olan sahabiler: 1) Abdullah ibnu Amr ibnu as, 2)Ebu Hureyre, 3) Hz.Ali, 4)Cabir İbnu abdillah, 5)Enes bin Malik, 6)Semüre İbnü Cündeb, 7) Abdullah İbnu AbbasMüksirun: Çok Hadis rivayet eden sahabeler ki, 1)Ebu Hureyre 5375, 2)Abdullah İbn. Ömer 2630, 3) Enes ibn Malik 2286, 4)Hz. Aişe 2210, 5) ibnu abbas 1660, 6)CAbir İbnu abdillah 1540, 7)Ebu Said el Hudri 1170, 8) Abdullah ibnu Amr ibnu’l as.Tasnif Çeşitleri: 1) Ale’l ebvab tasnif: Hadisleri fıkhı bablara göre tasnif etmektir. 2)Ale’r Rical tasnif:Hadisleri ravilere göre tasnif etmektir.Bablar göre tasnif çeşitleri: a)Camiler: Muhaddisler arasında MALUM ve MUKARRER olan sekiz ana bölümün hepsini içine alan hadis kitaplarına denir. Ör)Buhari ve Müslim’in Sahihleri b)Sünenler:Ahkâma müteallik hadisleri Fıkıh bablarına göre cem eden kitaplardır ör)Tirmizi, Nesai, ebu Davut, ibni macenin sünenleri. C) Musannaflar:Sünenler gibi olmakla beraber MEVKUF ve MAKTU’ hadislerin yer aldığı hadis kitaplarıdır.Ravilerin dereceleri: 5: 1)Talib: en alt mertebe olup, hadis ilmini öğrenmeye azmetmiş kişi, 2) Muhaddis: Hadislerden az olmayan sayıda hadisi seneti, ravisi ve ravisini özellikleri ile ezbere bilmesidir. 3) Hafız: 100’ bin kadar hasisi senet ve ravileri ile ezbere bilendir. 4)Hüccet: 300 bin kadar hadisi ravi ve senetleri ile ezbere bilen kişidir. 5) Hakim: Bütün sünneti nefsinde cem eden kimsedir.Mit’an (Metain) aşere: Raviyi kusurlu kılan on vasıftır. Beşi adalet yönünü beşi de zapt yönünü inceler. Cerh ve Ta’dil: Ravileri adalet ve zapt yönleriyle inceleye ilimdir. CERH: ravinin adalet ve zapt yönünden eksiklerini söylemek, TA’DİL: Ravinin adalet ve zapt sıfatlarını taşıdığını söylemektir.lk Kaynağına göre hadisler: 3 kısma ayrılır. 1)Merfu: Hadisin rivayetinin Hz. Peygambere nispet edilmesi, 2)Mevkuf: Hadisin rivayetinin sahabeye nispet edilmesi 3) Maktu: Rivayetin tabiin veya etbeutabiuna nispet edilmesidir.Senetteki İttisal Durumuna göre hadis 2 kısma ayrılır: 1)Muttasıl: Senette Hz. Peygambere kadar kopukluk olmama durumudur. Bu duruma MEVSUL veya MÜSNED hadis de denir. 2) Munkatı (gayri Muttasıl) hadis:Senedin herhangi bir yerinde olan kopukluktur ki 4 kısma ayrılır 2.a)Muallak Hadis:Senedin baş (musannaf) tarafından bir veya birden fazla ravinin düşmesidir. 2.b) Mu’dal Hadis: Senedinde PEŞ PEŞE iki veya daha fazla ravinin düşmesidir. 2.c) Munkatı hadis:Senedinde PEŞ PEŞE olmaksızın iki veya daha fazla ravinin düşmesidir. 2.d) Mürsel Hadis: Senedinde raviler düşmüş tabiin direk sahabeden yaptığı rivayetlerdir.Senet sayısına göre hadisler iki kısma ayrılır: 1) Mütevatir hadisler: Yala üzere ittifakı mümkün olmayan bir topluluğun yaptığı rivayettir. Lafzi ve manevi mütevatir olmak üzere iki kısma ayrılır. 2)Ahad Hadisler: Mütevatir olmayan haber rivayetidir. Bir kişi veya bir topluluğun yaptığı rivayettir. Üç kısma ayrılır. 2.a) Meşhur Hadis: Her tabakada en az üç ravinin bulunduğu rivayettir. Fukahalar bu hadise MÜSTEFİZ demişlerdir. 2.b) Haberi Azizi : her tabakasında en az iki ravisi olan hadislerdir. 2.c) Haberi garib (ferd): her tabakasında veya en az bir tabakasında ravinin tek kaldığı hadislerdir.Sıhhat durumuna göre hadisler 3 kısma ayrılır: 1) Sahih hadisler: tüm şartları taşıyan hadislerdir. 2)Hasen hadisler :sahih hadislerin bir alt derecesi olup, ravilerinden birinde zapt yönünden biraz kusur olma durumudur. 3)Zayıf hadis:sahih veya hasen hadislerdeki şartları tamamen veya kısmen taşımayan hadislerdir.
HADİS USULÜ: Eski tabiriyle usul-ü hadis karşılığıdır. Muhaddisler arasında tariflerinde az-buçuk fark olsa bile usulü hadis, ulûmu hadîs, dirâyetu’l-hadîs, (veya ilmu’l-hadîs dirâyeten); ilmu mustalahi’l-hadîs veya kısaca mustalahul-hadîs terimleri birbiriyle eş-manalı olarak hadis usulü ilmini ifadede kullanılmıştır. Buna göre Hadis Usûlü, hadis metodolojisidir. Eski ve daha sonraki alimlere göre değişik şekillerde tarif edilmiştir.el-Hatîbu’1-Bağdâdî’ye gelinceye kadarki eski alimlere göre Hadis Usulü, hadisleri, ravilerinin adalet ve zabt yönlerinden durumları, senetlerinin muttasıl veya munkatı olması bakımından Hz. Peygamber (s.a.s)’e nasıl nisbet edildiklerinden bahseden ilimdir. Daha sonraki alimlere göre ise kabul ve red yönünden ravi ile rivayet edilen hadislerin durumlarının bilinmesidir.
HAFAZA MELEKLERİ :İnsanın sağ ve sol yanında bulunup bütün söz, fiil ve davranışlarını kaydeden meleklere denir.
Hafız: “Ezberleyen, muhafaza eden” sözlük anlamıyla muhaddislere verilen lakablardan biridir. Hadis İlminde yüksek derecelere ulaşmış olanlara verilmiştir. Bazı muhaddislere göre hafiz, yüz bin hadisi senedleriyle birlikte hıfzeden, senetleri teşkil eden ravilerin hayat hikayelerini, hallerini cerh ve ta’dil açısından herbiri hakkında verilmiş hükümleri bilen hadiscidir. Çoğulu huffâz gelir.Hafızlık derecesine yükselmiş alimlerden birkaçı şunlardır:
Abdurrahmân b. Mehdî, Ebu Bekr b. Ebî Şeybe, ed-Dârimî, İbn Abdilberri’l-Kurtubî, İbn Asakir.
HAFIZLIK : Kur’an’ın baştan sonuna kadar ezberlenmesine hafızlık, Kur’an’ı ezberleyen kişiye de hâfız denir. Peygamberimiz Kur’an öğrenimini tavsiye etmiş ve bu konu da “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” buyurmuştur.
HAKKA SURESİ(69) :Sure, ismini ilk üç ayette üç kez tekrarlanan el-Hakka (=biribirine karıştıran, kıyametin sıfatlarındandır) kelimesinden almıştır: el-Hakka, ma’1-hakka, ve ma edrake ma’1-hakka. Daha sonra Ad ve Semud kavminin başına gelmiş olan belalardan söz edilmektedir. Surenin geriye kalan kısmı da kı¬yametin, cehennemliklerin ve onların karşılaştıkları azabların yapısının şerhi konusu işlenmiştir. 52 ayet ve 260 kelime mevcuttur. Mushaftaki sıralamaya göre 69. sure, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 78. suresi ve Mekki’dir.
HARFLERİN ÇIKIŞ YERLERİ:Harfin çıktığı yere Mahrec denir
1-Ağız boşluğu; Boğaz’ın bitiminden dudaklara kadar ağzın içinde kalan bölüme denir Buradan uzatma harfleri olan ا ى و çıkar
2-Boğaz; Boğazın göğse bitişik olan yerinden, dil dibine kadar olan yere denir Üç mahreçtir:
1-Boğaz aşağısı : ه ء
2-Boğaz ortası : ح ع
3-Boğaz üstü : خ غ
3-Dil: Boğazın ağza yakın olan yerinden, ön dişlere kadar ağız içinde olan dile denir On mahreçtir
ث ذ ظ ص س ز ت د ط ر ن ل ض ى ش ج ك ق
4-Dudaklar: Ön dişlerden dışarı olan dudaklara denir Buradan و م ب ف çıkar
5-Geniz: Geniz boşluğuna denir Ğunne çıkar (Ğunne genizimizden çıkardığımız sese denir )
HALEF :Sonra gelen alimler.Kelam tarihinde İmam Gazali’ye kadar olan alimlere mutekaddimin.Gazali’den itibaren gelenlerede muteahhirin denir.
HAMİYYET:Hamiyyet, izzet-i nefis ve şiddetli öfke demektir.Hamiyyet, namus gayretiyle kızmak, bir şeyden uta¬narak sapmak, arlanarak yüz çe¬virmektir. Râgıb; “kuvve-i gadabiyye” (kızgınlık ve öfke duygusu) kabarıp çoğaldığı za¬man buna hamiyet denilir, de¬miştir, “Hameytu alâ fulânen” (falana karşı hamiyete gel¬dim/kızdım) demek “gadabtu aleyhi” (ona öfkelendim) demektir.”Hamiyyeti cahiliyye” cahiliye hamiyeti, hakkı kabul et¬meye engel olan hamiyettir:
HANEFİ MEZHEBİ: Hanefî mezhebi Irak’ta doğmuş ve Abbâsîler devrinde ülkenin başlıca fıkıh mezhebi olmuştur. Mezhep özellikle doğuya doğru yayılarak Horasan ve Mâverâunnehir’de en büyük gelişmesini göstermiştir. Birçok ünlü Hanefî hukukçu bu ülkelere mensuptur. Mağrib’te Hanefîler V. yüzyıla kadar Mâlikîlerle beraber bulunuyorlardı. Sicilya’da ise hâkim durumda idiler. Abbasîlerden sonra Hanefi mezhebinde bir gerileme görülmüşse de, Osmanlı devletinin kurulmasıyla yeniden gelişme olmuş; Osmanlı sınırları içinde, halkı başka bir mezhebe bağlı olan yerlere bile, İstanbul’dan Hanefi mezhebine sâlik hâkimlerin gönderilmesi, mezhebe buralarda resmilik kazandırmıştır (Mısır ve Tunus’ta olduğu gibi). Günümüzde Afganistan, Pakistan, Türkistan, Buhara, Semerkand gibi Orta Asya ülkelerinde hanefîlik hakimdir. Bugün Türkiye ve Balkan Türkleri”, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya müslümanları genel olarak Halefîdirler. Hicaz, Suriye Yemen’in, Aden bölgesindeki müslümanların bir kısmı da Hanefidir (Ebû Zehra, Ebû Hanife, terc. O, Keskioğlu, İst. 1966, s. 473 vd.).Günümüzde Türkiye, Balkanlar, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Lehistan, Ukrayna, Kırım, Azerbeycan, Dağıstan, Kafkasya, Kazan, Ofa, Ural, Sibirya ve Türkistan Türkleri, Çin, Mançurya ve Japonya müslümanları hanefîdir. Uzakdoğu’da bugüne dek yegâne mezheb olagelmiştir. Afganistan, Horasan, Belücistan, Siyam, Hind, Keşmir ve Pakistan çoğunlukla hanefîdir. Yemen, Aden, Hicaz Mısır ve Filistin’de az, Suriye ve Irakta oldukça çok sayıda hanefî vardır. Cezayir ve Tunus’ta da hanefîler bulunmaktadır.Dünyadaki müslümanların yaklaşık yarıdan fazlası, hatta neredeyse üçte ikisi hanefî mezhebine mensuptur. Hanefî Mezhebi, Türkler arasında hakim mezhep olduğu için, bazı ülkelerde “Türklerin mezhebini” olarak adlandırılır.(H.Karaman,İslam Hukuk Tarihi,sh.245)
HARFLERİN SIFATLARI:1-Sıfat-ı Lazimeler: A) Zıttı Olan Sıfat-ı Lazimeler: harflerin zatından ayrılması mümkün olmayan sıfatlardır.
1- Cehr: Sesi aşıkar etmek. 1- Hems: sesi gizlemek. 2- Şiddet: Sesin akmaması güçlü okunması. 2- Rehavet: Sesin akması. 3- İsti’la: Dilin kökü ile birlikte damağa yükselmesi.
3- İnhifat:= İstifale: İstilanın zıddıdır. Dilin damağa yükselmemesi, aşağıda kalması.
4- İtbak: Dilin üst damağa yapışması veya yapışmaya yakın kalkması. 4- İnfitah: Dil ile damağın ayrılması. 5- Izlak: Kolaylık ve sürat. 5- Ismat: Harfi söylerken dile ağır geldiğinden 4, 5 ve 6 harfli kelimeler, izlak harfleri olan ف ر م ن ل ب olmaksızın kullanılmalar. B) Zıttı Olmayan Sıfat-ı Lazimeler: 1- Safir: Dil ucu ile ön alt dişlerin arasından kuş sesi veya ıslık sesine benzer kuvvetli bir sesin çıkması. 2- Kalkale: Mahrecin kımıldaması. 3- Lin: Harfin kolay ve yumuşak çıkarılması. 4- İnhiraf: Bu harfler okunurken dilin öne veya arkaya doğru meyl etmesi. 5- Tekrir: Ra harfi okunurken dil ucunun titremesi. 6- Tefeşşi: Şın harfi okunurken sesin dil ile damak ortasında yayılması. 7- İstidale: Dad harfi okunurken dil kenarının üst azı dişlerden, lam mahrecine kadar uzanması.2- Sıfatı Arızalar: Harften ayrılması mümkün olan, ayrıldıkları zaman harfin zatını değiştirmeyen sıfatlar. 1-Tefhim: Harfi kalın okumak
2-Terkik: Harfi ince okumak. 3- İdğam:İki harfi bir harf yapıp şeddeli okumak.4- İhfa: Şedde yapmadan, izhar ile idğam arası ğunneli okumak. 5- Izhar. İki harfin arasını birbirinden ayırmak. 6- Kalb=İklab: Bir harfin başka bir harfe dönmesi. Yani nunu sakin veya tenvindeki nun sesinin mime dönmesi. 7- Med: Harfin uzatılması 8- Vakıf: Nefesle beraber sesin kesilmesi.9- Sekte: Nefes almadan sesi kesmektir. 10- Hareke: Harfin harekeli olması.11- Sükun: Harfin harekesiz olması.
HANEFÎ MEZHEBİ :Ehl-i Sünnet fıkıh mezheplerinin tarih itibariyle birincisi olan Hanefî mezhebi, ismini kurucusu sayılan büyük fakih İmam-ı Azam Ebû Hanife’den almıştır. Mezhep imamı Ebû Hanife’nin asıl ismi Numan b. Sabit olup, “İmam-ı Azam” (büyük imam) lakabıyla anılır. Bu mezhebe mensup fakihlere ve bu mezhebin görüşüyle amel edenlere Hanefî denir. Günümüzde Türkiye, Türkistan, Afganistan ve Balkanlar’da bu mezhep çok yaygındır. Hindistan ve Pakistan’da ise, Hanefî mezhebinin tek mezhep olduğu söylenebilir.
Ebû Hanîfe, hocaları tarafından kendisine intikal ettirilen önceki nesillere ait fıkhî görüşleri, rivâyetleri ve ilmî mirası, içinde bulunduğu devrin şartlarını ve insanların ihtiyaçlarını dikkate alarak, dinin genel ilke ve amaçları açısından yeniden değerlendirmeye ve sınırlı nasslar ile sınırsız olaylar, naklin hükmü ile aklın yorumu, hadis ile rey arasında makul bir denge kurmaya çalışmıştır. Bunun için de, Kur’ân’ın genel ilkelerini, örf ve âdeti, kamu yararını daima göz önünde bulundurmuş ve istihsan metodunu sıklıkla kullanmıştır. İmam-ı Azam’ın talebeleri ve özellikle içtihat derecesine yükselen Ebû Yusuf ve Muhammed, onun tedrisatını devam ettirmişler ve ondan öğrendikleri usule uyarak kaynaklardan hüküm çıkarmayı sürdürmüşlerdir. Hanefî fıkhının delilleri, Kitap, Sünnet, sahabe fetvaları, icma, kıyas, istihsan, örf ve âdet şeklinde sıralanabilir.Sahibi-l Mezheb: Ebu Hanife.Sahibeyn: Ebu Yusuf ve Muhammed.Şeyhayn: Ebu Hanife ve Ebu Yusuf.Tarafeyn: Ebu Hanife ve İmamı Muhammed.Imamı Sani: Ebu Yusuf.Eimme-i Selase: Ebu hanife, Ebu Yusuf ve Muhammed.Eimme-i Erbaa: Dört mezheb imamı.
HANEFİ FIKIH KİTAPLARI:Hanefi mezhebinin kaynak eserleri üç kısım halinde tasnif edilmiştir.
A. Zahiru’r-RivayeFıkıhta zahir, kuvvetli demektir. Mütevatir ve meşhur yolla geldiği için zahiru’r rivaye adını almıştr. Bu kısma giren eserlerin tamamı İmam Muhammed’e ait olup 6 tanedir.
1)el-Mebsut (el Asl) :Ebu Hanife ile diyalogları ve fetvaları.
2)el-Camiu’s-Sağir :Ebu Hanifeden direkt değil de Ebu Yusuf aracılığıyla aldığı fetvalar.
3) el-Camiu’l- Kebir :İmam Azamdan direkt olarak aldığı fetvalar.
4 )es-Siyerü’s-Sağir :Uluslar arası hukuka dair yazılmış küçük bir risaledir.
5)es-Siyerü’l-Kebir :Siyerü’s-Sağir’in genişletilmiş hali olup İslam Tarihinde en güzel siyerlerdendir.
6)ez- Ziyadat
– el-Hakimu’ş-Şehid (Ebu’l-Fazl Muhammed el-Mervezi) bu altı kitabı bir arada toplamış ve adına el- Kâfi demiştir. Daha sonra da el-Kafi’yi Serahsi 30 cilt halinde el-Mebsut adıyla şerhetmiştir.
B. Nadiru’r-Rivaye:Ebu Hanife’nin kendisinden ve talebelerinden ahad yolla bize gelen görüşleridir.
1) İmam Muhammet’in (189) eserleri:
a. el-Huccetu ala Ehl-i Medine :İlk mukayeseli fıkıh kitaplarındandır. Bazı düşüncelerini İmam Malik’e karşı savunmak için kaleme almıştır. Eser 4 cilttir.
b. Kitabu’l- Kesb
c. Ziyadatü’z-Ziyadat
d. Keysaniyyat:Sorulan soruların cevaplarıdır.
e. Haruniyyat :Harun Reşid’e sorulmuş olan meselelerin cevaplarını ihtiva eder.
f. Rakkiyyat :Rakka kadısı iken kendisine gelen meseleler ve cevaplarıdır.
g. Cürcaniyyat
2) Ebu Yusuf’un (182) eserleri:
a. Kitabu’l-Harac:Vergi hukuku ilgili bir eserdir.
b. İhtilafu Ebi Hanife ve İbni Ebi Leyla:En eski hilaf kitabıdır. Bu kitabı İmam Şafii el-Ümm’ün 5. cildinde rivayet etmiştir.
3) Hasan b.Ziyad
a. el-Mücerret
C. Fetava (Nevazil veya Vakıat):Ebu Hanife’nin talebelerinden sonraki 3.nesil ile başlayıp günümüze kadar ortaya çıkan meselelerin cevaplarından oluşmuş kitaplardır.
1) Ebû Cafer et-Tahavî (321) – el-Muhtasar :Ebu Hanife ve iki talebesinin görüşlerinin özet halinde yer aldığı eserde, aynı zamanda bir müctehid olan müellif kendi görüş ve tercihlerini de belirtmiştir. Hanefî mezhebinde el-Kitab mahiyetinde ilk eserdir.
2) el-Hakim’ş-Şehid (334) – el-Kafi Zahirur-Rivayedeki meseleleri, tekrarları çıkartarak tek kitapta toplamıştır. Şerhi:
3) Şemsü’l-Eimme es-Serahsi (483) – el-Mebsut :el-Kafi’nin en güzel şerhi olup 30 cilttir. Eser, Hanefî fıkhının temellendirildiği, mezhebe ait görüşlerin delillerinin açıklandığı ve sistemli bir tahlilin yapıldığı ilk ve en hacimli eserdir.
4) el-Kudûri – el-Muhtasar (el-Kitab) :Şerhleri: a) Merğinani (593) – Bidayetü’l-Mübtedi
b) Meydani (1298) – el-Lübab , c) el-Hattad (800) – el-Cevherattün-Neyyira
5) Alauddin es-Semerkandi (539) – Tuhfetu’l-Fukaha :Eser, Kudurî’nin el-Muhtasar’ına dayanmakla birlikte o zamana kadar kaleme alınan eserlerden farklı bir sistematiğe sahiptir.
6)Kasani(587) – Bedaiu’s-Sanai :Hanefi mezhebindeki en sistemli kitaptır. Kitabın
özelliği metin şerhin içinde eritilerek yazılmış, ayrı ayrı alınmamıştır. Tuhfetu’l-Fukaha’nın şerhi mahiyetinde olsa da gerek şekil gerekse muhteva bakımından klasik şerhlere benzemez ve her iki kitabın da tertibi farklıdır.
7)Burhaneddin el-Merğinânî (593) – el-Hidâye :Merğinânî, İmam Muhammed’in el-Camiu’s-Sağir’i ile Kuduri’nin el-Muhtasar adlı eserlerine dayanarak Bidayetü’l-Mübtedi adlı kitabı yazmış ve bunu Nihayetü’l-Müntehi adıyla 80 cilt olarak şerh etmiştir. Bu eseri de el-Hidaye Şerh-u Bidayetü’l-Mübtedi adıyla özetlemiştir.
Hidaye Şerhleri:
a) Celaleddin el-Kurlânî (767) – el-Kifâye
b) Ekmeleddin el-Babertî (786) – el-İnaye
c) Bedreddin el-Aynî (855) – el-Binaye
d) İbnu’l-Hümam (861) – Fethu’l-Kadir:Eser müellifin vefatıyla eksik kalmış ve Kitâbu’l-vekâle’den itibaren Kadızâde Ahmed Şemseddin tarafından Netâicu’l-Efkâr fî Keşfi’r-Rumûz ve’l-Esrâr adlı eserle tamamlanmıştır.
Hidaye Tahricleri:
a)Fahreddin ez-Zeylaî (743) – Nasbu’r-Raye
b) bn Hacer (852) – ed-Diraye
Mutun-u Erbaa (Dört Metin)
8)Abdullah İbn Mahmud el-Mevsılî (683) – el- Muhtar
Eser aynı kişi tarafından el-İhtiyar li Ta’lili’l-Muhtar adıyla şerhedilmiştir.
9)Muzafferuddin Ahmed b.es-Saati (694) – Mecmau’l- Bahreyn
10)Ebu’l-Berakât en-Nesefî(710) – Kenzu’d- Dekâik
Hanefî doktrinin temel metinlerinden biri olup yine müellife ait olan el-Vâfî’nin özetidir. Eser, el-Camiu’l-kebîr, el-Camiu’s-sağîr ve ez-Ziyâdât ile Tahavî’nin el-Muhtasar’ı, Ebu Hafs en-Nesefî’nin el-Manzûmesi ve Merğînânî’nin el-Hidâye’sinden faydalanılarak yazılmıştır.
Şehleri:
a) Fahreddin ez-Zeylaî (743) – Tebyinu’l-Hakâik
b) Bedreddin el-Aynî (855) – Remzu’l-Hakâik
c) Molla Miskin (954) – Şerhu Kenzi’d-Dekâik
d) Zeynüddin İbn Nüceym (970) – el-Bahru’r-Râik
Eser el-İcâretü’l-fâside bahsine kadar yazılmış olup esere Ali et-Tûsî bir tekmile, İbn Âbidîn ise Minhâtü’l-Hâlik ale’l-Bahri’r-Râik isimli bir haşiye yazmıştır.
11)Tacu’ş-Şeria Mahmud (8. yy) – el-Vikâye
Eser, Merğînânî’nin el-Hidâye’sinden ihtisarla kaleme alınmıştır. Torunu Sadru’ş-Şeria bu metni en-Nükâye adıyla yeniden yazmıştır.
Nükâye şerhi: Aliyyul Kari (1014) – Fethu-Babi’l-İnaye
12) Şemseddin Konevi (788) – Dürerü’l-Bihâr
13) Molla Hüsrev (885) – Dürretü’l-Hukkâm
Bu eser yine müellife ait olan ( kısa ve özlü hükümleriyle adeta maddeler haline getirilmemiş bir kanun kitabı hüviyetindeki) Gürerü’l-ahkâm adlı eserin şerhidir.
14) İbrahim el-Halebî (956) – Mülteka’l-Ebhur
Mutun-u Erbaa tek metin halinde birleştirilmiştir. Eser Osmanlılarda, mahkemeler, fetvalar ve medreselerde temel olarak alınan iki eserden biri olup, diğeri Dürerü’l-Hukkam’dır.
Şerh: Damat Efendi (1078) – Mecma’u’l-Enhur
15) Timurtaşi (1004) – Tenvîru’l-Ebsar
Eser Halebi’nin Müntaka’l- Ebhur’unun şerhidir.
Şerh: Haskefî (1088) – ed-Dürri’l-Muhtar
16)İbn Abidin (1252) – Reddü’l-Muhtar
Haskefî’nin Dürri’l-Muhtar adlı eserine yapılmış bir haşiyedir. İbn Abidin eserini telif ederken, kendinden önceki birçok kaynağa bakma avantajı olmuştur. Böylece eserinde, bazı hatalı bilgileri ayıklandığından, bu kitap son derece önemlidir.
HANİNÜ’L-CİZ’ MUCİZESİ:Mescid-i Nebevî ilk yapıldığı sırada minbersizdi. Resûl-i Ekrem, hutbe irâd buyurduklarında kuru bir hurma kütüğüne dayanırdı.Uzun müddet böyle devam etti. Bilâhare, Ashabın isteği üzerine üç basamaklı bir minber yapıldı. Artık Peygamber Efendimiz buraya çıkıp halka hitapta bulunuyordu.Resûl-i Ekrem, yapılan minbere çıkıp ilk hutbesini okuduklarında, hamile deve ağlayışını andıran acı sesler ve ağlamalar duyuldu. Baktılar, ortalıkta ne hamile deve ve ne de deve yavrusu vardı. Ağlayan o kuru direkti. Kütüğün deve gibi ağlayışını Peygamber Efendimizle birlikte Ashab-ı Güzin de duyuyordu. Bir türlü susmuyordu. Fahr-ı Âlem, minberden inip yanına geldi. Elini üstüne koyup teselli edince sustu. Hatta hurma kütüğünün deve gibi sızlamasını işiten Sahabîler de göz yaşlarını tutamamışlar, hüngür hüngür ağlamışlardı. Kuru direği teselli edip susturan Resûl-i Ekrem Ashabına dönerek şöyle buyurdu:”Eğer, ben onu kucaklayıp teselli vermeseydim, Resûlullahın ayrılığından kıyâmete kadar ağlaması böyle devam edecekti.”Mektûbat, s.134Resûl-i Ekremin emriyle bu kütük, minberin altına kazılan bir çukura gömüldü. Sonraları Hz. Osman devrinde Mescid yıktırılıp yeniden tamir edildiğinde Übeyy bin Ka’b Hazretleri onu evine aldı ve çürüyünceye kadar sakladı.Tabakât, 1/252 . Hasan-ı Basrî Hazretleri, bu mu’cizeyi talebelerine ders verirken, kendisini tutamaz göz yaşları arasında şöyle derdi:”Ağaç, Resûl-i Ekreme (a.s.m.) meyl ve iştiyak gösteriyor. Sizler o Resûle meyl ve iştiyak göstermeye daha ziyade müstahaksınız.”Mektûbat, s.135
Bu kütüğe Hannane denirdi.
HARAM:Bir şeyin yapılması, kullanılması, yiyilip içilmesinin İslam dininde kesin bir delille yasaklanmış olmasıdır. Bu da “Haram liaynihi ve Haram ligayrihi” kısımlarına ayrılır.
– Liaynihi Haram: Aslı itibariyle herkes için haram olan şeydir. Şarab, akan kan ve lâşe gibi…
– Ligayrihi Haram: Aslında helal olup başkasının hakkından dolayı haram olan şeydir. Şeriat çerçevesinde sahibinin izni olmadıkça o şeyden başkaları faydalanamaz. Başkasına ait kıymetli bir malı veya yemeği izinsiz almak gibi…
Haram olan şeylere “Muharremat” denir. Haramın yapılmamasından sevab kazanılır. Yapılması ise azabı gerektirir. Haram olduğu ittifakla kesin şekilde sabit olan bir şeyi helal saymak, insanı imandan çıkarır.
HARAM AYLAR:haram aylar”ın, “Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Recep” ayları olduğunu Sevgili Peygamberimiz, şu hadisleriyle açıklamışlardır:”Muhakkak zaman Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Sene oniki aydır. Onlardan dördü haram aylarıdır. Bunlardan üçü peşpeşedir: Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, bir de Cemâziyel-âhir ile Şaban ayları arasında olan ve Mudar Kabilesi’nin ayı Recep’tir.” (Buhârî, Ehâdî, 5, Tevhid, 24; Müslim, Kasâme, 29; Ebû Dâvud, Menâsik, 67, Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/37, 73.)
HAREM BÖLGESİ:Harem bölgesinin Mekke`ye en uzak olan siniri Cidde istikametindeki Hudeybiye, en yakin siniri ise Medine istikametindeki “tenim” dir. Harem sinirlari disinda kalan yerlere “HILL” denir.
HARFLERİN SIFATLARI(SIFATÜ-L HURUF):Harflerin okunuş şekillerini birbirinden ayıran ve ses dalgalarının kulağa hoş gelecek şekilde okunmasını sağlayan esaslardır.Harflerin sıfatları iki kısma ayrılır:
1-A) Zıttı Olan Sıfat-ı Lazimeler: harflerin zatından ayrılması mümkün olmayan sıfatlardır.Harften ayrılması halinde harf denilen şey ortada kalmaz .Bu sıfatlara sıfat-ı vacibe denir.
1- Cehr: Sesi aşıkar etmek.
2- Hems: sesi gizlemek.
3- Şiddet: Sesin akmaması güçlü okunması.
4- Rehavet: Sesin akması.
5- İsti’la: Dilin kökü ile birlikte damağa yükselmesi.
6- İnhifat: İstifale: İstilanın zıddıdır. Dilin damağa yükselmemesi, aşağıda kalması.
7- İtbak: Dilin üst damağa yapışması veya yapışmaya yakın kalkması.
8- İnfitah: Dil ile damağın ayrılması.
9- Izlak: Kolaylık ve sürat.
10- Ismat: Harfi söylerken dile ağır geldiğinden 4, 5 ve 6 harfli kelimeler, izlak harfleri olan

ف ر م ن ل ب olmaksızın kullanılmalar.
B) Zıttı Olmayan Sıfat-ı Lazimeler
1-Safir: Dil ucu ile ön alt dişlerin arasından kuş sesi veya ıslık sesine benzer kuvvetli bir sesin çıkması.
2-Kalkale: Mahrecin kımıldaması.
3-Lin: Harfin kolay ve yumuşak çıkarılması.
4-İnhiraf: Bu harfler okunurken dilin öne veya arkaya doğru meyl etmesi.
5-Tekrir: Ra harfi okunurken dil ucunun titremesi.
6-Tefeşşi: Şın harfi okunurken sesin dil ile damak ortasında yayılması.
7-İstidale: Dad harfi okunurken dil kenarının üst azı dişlerden, lam mahrecine kadar uzanması.
2-Sıfatı Arızalar: Harften ayrılması mümkün olan, ayrıldıkları zaman harfin zatını değiştirmeyen sıfatlar.
1-Tefhim: Harfi kalın okumak
2-Terkik: Harfi ince okumak.
3- İdğam:İki harfi bir harf yapıp şeddeli okumak.
4- İhfa: Şedde yapmadan, izhar ile idğam arası ğunneli okumak.
5- Izhar: İki harfin arasını birbirinden ayırmak.
6- Kalb=İklab: Bir harfin başka bir harfe dönmesi. Yani nunu sakin veya tenvindeki nun sesinin mime dönmesi.
7- Med: Harfin uzatılması
8- Vakıf: Nefesle beraber sesin kesilmesi.
9- Sekte: Nefes almadan sesi kesmektir.
10- Hareke: Harfin harekeli olması.
11- Sükun: Harfin harekesiz olması.
HARRA OLAYI:Emevî yöneticisi Yezid b. Muaviye devrinde Medine’de Ashab çocuklarının yönetime karşı kıyamları neticesinde Medine’nin yağmalanması ve bir çok kimsenin öldürüldüğü olay. Yezid’in birçok kimsenin muhalefetine rağmen veliahd olup başa geçmesinden sonra yönetimden razı olmayan fakat Dımaşk’ta ne olup bittiğini öğrenmek isteyen bazı müslümanlar vardı. Bunlar ashabın ileri gelenlerinin çocukları idi.
HARRE VAK´ASI: Hicri 63 (27 zilhicce), miladi 683 yılında, 27 ağustos’ta meydana gelen ve islam tarihinin en kanlı olaylarından biri olan “harre vakası”,80 küsuru sahabi olmak üzere, yaklaşık on bin kişi katledildi.Kanlı olaylarından biri olan “harre vakası.Bazı sahabiler, öldürülmedi ama ağır işkencelerden geçirildi. bunlardan biri olan Ebu said el-Hudrî sakalları tel tel yolunarak acılar içinde feryat ettirildi (ibn ku-teybe; el-imâme ve’s-siyase, 1/180-190).Medine civarında harre (volkanik arazi) diye anılan arazilerden biri olan harre-tü vâkım’da vuku bulan büyük çarpışma, emevi kralı yezit kuvvetleriyle”Peygamber kenti” medine halkı arasında olmuştur.Medine halkı, yönetimin zulüm ve ahlaksızlıklarına karşı çıkarak yezit’in halifelik, yani devlet başkanlığı ‘ makamından inmesini istedi. bunu hilafete isyan sayan yezit, emevilere bağlılığı ve peygamber evladına kiniyle öne çıkmış olan müslim bin ukbe (ölm. 63/683) komutasında büyük bir ordu oluşturarak medine üstüne saldı.Onlara karşı çıkan medine halk kitlesinin sadece imanları, iradeleri ve bir de şehit olma arzuları vardı. teçhizatları, silahları son derece basit kılıç, pala ve sopalardı.Aralarında, Medine eşrafından Abdullah b. Hanzale, Abdullah b. Ebu Amrve Münzir b. Zübeyr´in de bulunduğu bir heyet, Şam´a gidip Yezid b. Muaviye ile görüşmüşlerdi.Heyet, Medine´ye döndükleri zaman, Yezid´in dinsiz olduğunu, içki içtiğini, çalgı çaldırdığını, yanın da şarkıcı kadınlar bulundurduğunu… söyleyerek, kendisini halifelikten hal´ettiklerini açıklamışlar; bunun üzerine, Medineliler ayaklanarak henüz çocuk denilecek yaşta bulunan Medine valisi Osman b. Muhammed b. Ebu Süfyan´ı Medine´den sürüp çıkardıkları gibi, Medine´deki Emevîleri de Mervan b. Hakem´in evinde muhasara etmişlerdi.Emevîlerin acele imdad istemeleri üzerine, Yezid, Müslim b. Ukbeyi oniki bin kişilik bir ordu ile Medine ve Mekke halkını tepelemeye memur etmişti.Müslim, Medine´de Kureyş´ten ve Ensardan birçok kişiyi asıp kesmiş, istendiği gibi yağmacılık ettik ten sonra Mekke üzerine yürümüş, Müşellel´e gelince ölmüştü.Ölürken, Husayn b. Numeyr´i yerine bırakmıştı. O da mancınıklar kurdurarak Mekke´yi taşa tutmuş, Mescid-i Haram´ın duvarları yıkılmış, Kabe´nin örtüsü ve ahşap kısmı yanmış, o sırada Yezid de ölmüştü.Husayn b. Numeyr, Yezid´in öldüğünü haber alınca, muhasarayı kaldırarak Şam´a dönmüştü.
Kaynak: Ezrakî, Ahbânj M ekke, c. 1, s. 196-204, İtan Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 4, s. 387-391 , Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 4, s. 42, Taberî. Târîh. c. 7. s. 3-5.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/349-350.
HASEN HADİS: Terim olarak hasen, sahih ile zayıf arasında yer alan, ancak sahihe daha yakın olan bir hadis çeşididir.
Hasais’ün-Nebeviyye:İslami kaynaklar Peygamberimizin nübüvvet mührü ile ilgili olarak; onun mahiyeti şekli doğuştan olup olmayışı üzerinde bir yazının bulunup bulunmayışı ve Hz. Peygamber vefat edince mührün kayboluşu gibi hususlar üzerinde durmuşlardır. Bilindiği üzere Hz. Peygamber bütün insanlarla müşterek olan yaratılışı yanında diğer insanlardan farklı ve sadece kendine has bir kısım özelliklere de sahipti. O’nun bu özellik arzeden yönü Şemail ve Siyer konularından ayrı olarak “Delail” veya “Hasais” başlığı altında ayrı bir tür olarak ele alınmış ve bu husustaki bilgiler Delail’ün-Nübüvve veya el-Hasais’ün-Nebeviyye adını taşıyan eserlerde toplanmış ve değerlendirilmiştir.
“Benimle benden önce geçen peygamberlerin durumu aynen şuna benzer: Adamın birisi ev yaptırmıştır. O bu binayı tamamlamış süsleyip donatmış ancak bir köşe taşı yerini eksik bırakmıştır. O şahane evi görmeye gelenler binanın içinde gezip dolaşırken gözleri bu eksik kalan yere ilişince: ‘Bina çok güzel olmuş ama ah bir de şu köşe taşının yeri boş bırakılmış olmasaydı!’ demekten kendilerini alamazlar. İşte ben yeri boş bırakılan o köşe taşı gibiyim. Ve ben peygamberlerin sonuncusuyum.” (Buharî el-Cami’us-Sahih IV 162-163; Tecrid Tercemesi IX 295 .)
HAŞR SURESİ(59):Surenin Haşr ismiyle anılması, surede Haşr’dan, yani İslam’a karşı mücadele eden, savaşan ve ahidlerini bozan Ben-i Nadir yahudilerinin sürülmeleri ve yerlerinden çıkarılmaları ile ilgili söz edildiğinden ileri gelmektedir. 24 ayet ve 446 kelimeye sahiptir. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 59. suresi, nüzul sırasına göre de 101. Kur’an süresidir ve Medeni’dir. Yaklaşık yarım hizb kadar bir yer tutar. Müsebbihat surelerinin üçüncüsüdür. Bu surenin en önemli konularından birisi, Nadir oğullarıyla yapılan savaş ve bu savaşta onların yenilmesi ve Medine çevresinde bazı kalelerde yaşamakta olan yahudi grup¬larından bazılarının yerlerinden sürülmeleri konularıdır. Bu savaşta, münafıklar, yahudilere yardım ulaştırmağa çalıştıkları fakat bu hareketlerinde de nifak tohumları ekmişlerdir.
HAŞVİYYE :Sözlükte “yastık ve benzeri eşyanın içini dolduran şey, lüzumsuz ve gereksiz söz” anlamına gelen “haşv” kelimesine nispet ekinin ilâvesiyle oluşan haşviyye, genellikle birtakım manasız dinî telakkilere sahip bilgisiz kimseler için kullanılır. Bu kavramın ilk kez Hicrî II. yüzyılın başlarında ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.
HAVARİYYUN:Havâriyyûn, İsa (a.s.)’nın peşinden giden saf ve has mü’minler. Bunlar, İsa’ya (a.s.) yardım edenlerdir
HAYRÜ`L BEŞER:Insanlarin en hayirlisi Hz.muhammed.
HEDY:Hac ve Umrede kesilen kurbanlara denir.Koyun ve keci kurban etmeye”dem”,deve ve sigir kurban etmeye de” beden” denir.
HERVELE:Hizli, canli ve kosarcasina yürüyüs.Safa ve Merve arasinda kosarcasina heybetli bir sekilde yürüme.
HİCR-İ KABE:Hatim ve Kabe arasinda yer alan kisim. Buraya Hatîra ve Hicr-i İsmail de denir. Burada namaz kılıp dua edilir, fakat kıble olarak buraya karşı namaz kılınmaz. Hz. İbrâhim ile oğlu İsmail (a.s.)’ın yaptığı Kâ’be binası bu kısmı da içine alıyordu. M. 605 yılında yapılan tamirde bu kısım inşaat malzemesi yetmediği için Kâ’be dışında bırakılmıştır. Bu boşluk Hatîm adı verilen yarım daire şeklinde bir duvar ile çevrilidir. Tavaf bu duvarın dışından yapılır.
HİLYE :Bilhassa Hz.Peygamber`in fiziki özellikleri, bunlari anlatan edebi eserler ve ayni konuda hüs-i hatla yazilmis levhalar icin kullanilan terim.
HİMYERİLER:Milattan önce 115-milattan sonra 525 yillari arasinda Yemen`de hüküm süren Arap hanedani.
HABEŞİSTANA HİCRET :habesistana ilk hicret;11 erkek 4 kadin, ikinci hicrette 77 erkek 13 kadin olmak üzere 90 kisi.
HİCRET:Peygamberimizin 622 yilinda Hz.Ebubekir(r.a) ile Mekke`den Medine`ye hicret etmesi olayi.Peygamber (sas)Efendimiz:“Sizin hicret edeceginiz yerin iki kara taslik arasinda bir yer oldugu bana bildirildi.“(Buhari)Abdullah b.Ureykit, yol kilavuzu tutuldu.Peygamberimiz, yasin suresinin ilk 8 ayetini okudu, yerden toprak alarak müsriklerin üzerine atti ve cikti.Müsrikler eve girdiler,Muhammed`i yakaladik dediler, yatakta Hz.Ali yatiyordu.Peygamberimizi sordular Hz.Ali , bilmiyorum dedi.Sevr magarasinda Cuma, Cumartesi ve Pazar günü orada kaldilar.Hz.Ebuker`in oglu gündüzleri müsrikler arasina geliyor,gelip Sevr`e haber getiriyordu.Hz.Ebubekir`in kizi Esma yol yiyecek ve sularini getirdi.Peygamberimiz Esma icin cennette iki kusak var.Bu sebeple „Zatü`n-nitaleyn“(Iki kusak sahibi) denilmistir.Hicret esnasinda Peygamberimizin izini takipeden Süraka hicretin 8. yilinda müslüman oldu.Hz.Peygamberi yakalayana 100 deve vadini duyunca Büreyde adamiyla Resulullah`i buldu.Resulullah kendisini tanitti.Büreyde müslüman oldu.Gece Büreyde´nin gecirildi.sabah olunca Büreyde,Ya Resulallahyaninda bayrak olmadan Medine`ye girmen doru olmaz dedi.Sonra sarigini cikarip mizraginin ucuna bagladi.Medine`ye kadar Resulullah`in önünde yürüyerek tasidi.Büreyde icin Resulullah söyle dedi:Ashabimdan bir zat, bir memlekette vefat edecektir.O kiyamet gününde , o memleketin nuu ve o memleket memleket halkinin önderi olacaktir.“ Buyurmustur.Islam mücahidleri ile Horasan`a kadar gitti ve Merve`de vefat etti.Islam tarihinde ilk mescid hicret esnasinda Kuba`da yapildi.
HADİS :P eygamberimizin sözlerine hadis denir ve müslümanlar icin Kur`an`dan sonara ikinci kaynaktir.Hadis Rivayet Eden Başlıca Sahabeler :Ebu Hureyre – 5374 hadis,Abdullah ibn Ömer – 2630 hadis,Enes bin Malik – 2286 hadis,Ayşe – 2210 hadis,İbn-i Abbas – 1660 hadis,Cabir bin Abdullah – 1540 hadis,Ebu Said el-Hudri – 1170 hadis.
HALİFELİK :Hz.Ebubekir`in halifeligini kabul etmeyen sahabe,Sa`d b. Ubade.
HALİD BİN VELİD:Müslüman olmadan önce,Müslümanlara büyük kayiplar verdiren, müslüman olduktan sonra“Allah`i kilici“ adiyla meshur olan ve Diyarbakir ilimizinde fatihi olan büyük sahabi.Mute savasinda arka arkaya üc komutan sehid olmai´sindan sonra, ordu komutani ele alip Müslümanlari zafere götürdügü zaman,Peygamber Efendiniz(sas) vermistir. 720Halid b. Velid(ö.21/642):Hz.Peygamberin seyfullah unvani verdigi kumandan sahabi.Halid bin Zeyd:Halid bin Zeyd(Ebu Eyyub el Ensari)`Peygamberimizin Medine `de misafir oldugu sahabe.6 ay kadar bir müddet misafir kaldi.Bu zatin kabri Istanbul`un eyup semtindedir.3 erkek 1 kiz olmak üzere 4 evaldi vardi.isimleri;Eyyub, Halid, Abdurrahman ve Amre`dir.Peygamberimizin vahiy katipleri arasinda yer almistir.Hz.Ali, Kufe´yi baskent yaptiktan sonra halid bin Zeyd´i Medine`de yönetici birakmistir.
HİLAFETİN LAKAPLARI: Müslüman tarihçiler İslam devlet başkanını başlıca üç lakapla isimlendirmişlerdir. Bunlar aşağıdaki şekildedir:”Halife”,”Emirü’l-Mü’minin”,”İmam”. Bu isimlerin her birinin tarihi birer geçmişi vardır.
a) HALİFE:İslâm Hukukuma göre, dünyevî hak¬ların hepsi âhiret mes’elesi olarak kabul edilmektedir. Kur’an ve Sünnet hükümlerine aykırı hareket etmemek şartıyîe, dinî ve dünyevî işlerde en üst seviyedeki idarecidir.Devlet başkanını ifade etmek için bu kelimenin kullanılması Resulullah’ın vefatından sonra Müslümanlann ihdas etmelerinden meydana gelmiştir. Bu lakapla ilk defa birinci halife Ebu Bekir, Müslümanların devlet başkanı olarak, Resulullah’ın yerine geçmesi itibariyle isimlendirilmiştir. İbn Haldun bu hususta şöyle demektedir:”Devlet başkanının halife olarak isimlendirilmesi, ümmet içinde peygamberin makamına geçmesi doyasıyladır. Bu sebeple devlet başkanına halife veya Resulullah’ın halifesi diye hitabedilirdi.”
b) EMİRU’L-MÜ’MİNİN:Bu lakapla kendisine hitap edilen ikinci halife Ömer b. Hattab’tır. İbn Haldun bu lakabın gerekçesini aşağıda olduğu gibi dile getirmektedir:Ebu Bekir’e bey’at edildikten sonra, sahabiler ve diğer Müslümanlar kendisine Resulullah’ın halifesi diye hitap ediyorlardı. Vefat edinceye kadar bu durum böyle sürdü. Ömer’e hilafet intikal edip kendisine Resulullah’ın halifesi diye hitap ediyorlardı. İbn Haldun Halife Ömer’e bu lakabın resmi bir sıfat olarak nasıl takıldığını izah eder ve der ki: Oy birliğiyle kabul edilir ki, önceleri bazı sahabilerin Ömer (r.a.)’e ya emirü’l-mü’minin diye hitap etmiş olmalarıdır. Daha sonra halk bu hitabı güzel görerek kendisine bu şekilde hitap etti. Bu şekilde hitap eden ilk kişinin Abdullah b. Cahş olduğu söylenmektedir. Başka bir rivayete göre de ilk defa Amr b. As bu şekilde hitap etmiştir. Daha evvel ona «Allah’ın Peygamberinin (Saîlallahu Aleyhi ve Seîlem) Halifesi» denilirdi. «Emîrü’l-Mü’minin» kelimesi ise, El-Kadsiyye muharebesinde büyük bir İslâm ordusuna komuta eden «Sâd bin Ebi Vakkas» için kullanılmıştır.Rivayet edilir ki, Büreyde (Radiyallahu anh), bazı gruplar (hey’etler) ile birlikte savaşı kazandı. Şehire gidince Emîrü’l-Mü’minin Ömer bin El-Hattab’ı sordu. Müslümanlar onu duydular ve sevip benimsediler. Böy¬lece bu tâbir, Halife Ömer bin EI-Hatta’b (Radiyallahu anh) için kullanıl¬maya başlandı. Daha sonra diğer halifeler de ondan tevarüs ettiler.
c)İMAMET:İmam ise, kavmin önüne geçen, onları doğru yola irşad eden, yol gös¬terici zattır.Ayrıca «İmam» kelimesi, namazda müslümanlarm önüne geçen şahıs İle yakınlığı olduğu gibi, kendisine tâbi olunan bir şahıs için de kullanılır.Meselâ :«El-İmam Ebu Hanife» denilir, çünki fıkıhta onun önderliğinde yürünmüştür, yani o fıkıhta bir örnektir. «El-İmam Buharı» denilir, çünki o hadîsde bir Örnek şahsiyettir.Ayrıca «El-İmam» kelimesi, devlet işlerini idare eden, devletin baş reisi için de kullanılır. İmamet ise hilâfet demektir.Bu lakap, Şia hukuk ilmi uzmanlarının dördüncü halife Ali b.Ebi Talip için kullandıkları lakaptır. (Ali (r.a.) bununla meşhur olmuştur”
HALİFE-İ MÜSLİMİN:Yavuz Sultan Selim Handan sonraki Osmanlı padişahları hakkında kullanılmış bir tabirdir.Müslümanların halifesi demektir.
HZ.HALİME :Hz.Halime peygamberimizin süt annesi.Cocuklari, Abdullah ve Seyma.Peygamberimiz süt annesi Sa`d kabilesinden Halime´nin yaninda 4 yil kaldi. Peygamberimiz oraya bereketin girmesine sebep olmustu.
HZ.HAMZA:Uhut`ta , Hz.Hamza Peygamberimizin amcasi Ebu Sufyan`nin esi Hind`in tuttugu Vahsi tarafindan Hz.Hamza seyyidüsüheda sehit oldu.Vahsi, Cübeyr b. Mutin`in kölesi. Hz.Hamza 55 yasinda idi.Hz.Hamza kabre abdullah bin Cahs ile defnedildi.Musab b.Umeyr ve Enes b. malik´in amcasi, Enes b. Nadir bunlar arasindadir.
HANE-İ SAADET:Peygamberimizin hanimlarina ait bu odalar mescide bitisik oldugundan peygamberimiz itikaf zamaninda basini Mescid`den iceri uzatir, zevcelerinden biri de saclarini tarardi, yikardi.Her odanin hacmi dört bes arsin eninde ve boyunda idi, yüksekligi ancak bir adam boyu kadardi , kapilarina kilim, kece , battaniye gibi bir örtü gerilirdi.Cok defalar geceleri kandil bile yakilmazdi.Iste Hane-i saadet budur.Bu odalar uzun zaman durmustur.Emevi halifelerinden pek dindar bir zat olan Ömer Ibn-i Abdülaziz bunlari görünce,Halk su odlara baksa da Peygamberin ne kadar sade ve mütevazi bir hayat sürdügünü anlasa , demistir.
HANNANE:Resûlullah efendimizin dayanarak hutbe okuduğu, Mescid-i Nebevî’de dikili bulunan hurma kütüğü. Resûlullah efendimiz, Medîne’de Mescid-i Nebevî’de, hutbeyi, Hannâne’ye dayanarak okurlardı. Minber yapılınca, Hannâne’nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemâat işitti. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz minberden inip, Hannâne’ye sarı lınca, sesi kesildi; “Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyâmete kadar ağlardı” buyurdu. (Nişâncızâde)
HANİFLİK:Islamiyetten önce Allah´in birligine inanan ve Hz.Ibrahim`in dininden olanlar.
HANZALA:Hz.Hanzala Uhutta sehit olan ve meleklerin yikadigi sahabe.Kuba mescidinin imami Hanzala bin Ebi Hanzala, müezzini Sa`dül-Kuraz.
HARAM AYLAR:Recep,Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylari.
HAREM BÖLGESİ Sözlükte yasak bölge anlam›na gelen “Harem Bölgesi” Mekke ve çevresine verilen bir isimdir. Mekke ve çevresine bu ismin verilmesi, zararl›lar d›ş›ndaki hayvanlar›n›n öldürülmesinin ve bitkilerinin kopar›lmas›n›n yasak olmas› sebebiyledir.Harem bölgesinin s›n›rlar›n› ilk defa Cibrîl’in rehberliğiyle Hz. İbrâhim (a.s.) belirlemiş, s›n›rlar› gösteren işaretler daha sonra Hz. Peygamber (a.s.) taraf›ndan yenilenmiştir. Bu s›n›rlar›n Kâ’be’ye en yak›n›, Mekke’ye 8 km. mesafede Medine istikametinde “Ten‘îm”; en uzak olanlar› ise Tâif yönünde “Ci‘râne”ve Cidde istikametinde Hudeybiye yak›nlar›nda “Aşâir”dir.Diğerleri; Irak yolu üzerinde “Seniyyetülcebel”, Yemen yolu üzerinde “Edâtü Libn” ve Arafat s›n›r›nda “Batn-› Nemîre”dir. Kur’ân-› Kerîm’de Kâ’be’ye “el-beytü’l-harâm” (Mâide 5/2) onu çevreleyen mescide “el-mescidü’l-harâm” (İsrâ 17/1)denildiği gibi, bu mescidin içinde bulunduğu Mekke şehri de “harem” (Kasas 28/57, Ankebût 29/67) yani “sayg›ya lây›k” sözüyle vas›fland›r›lm›şt›r
HAREM-İ ŞERÎF :Şerefli harem anlamına gelen “harem-i şerîf”, Mescid-i Haram için kullanılan bir tabirdir.
HARİCİLER:Hariciler, Hz. Ali döneminde meydana gelen Sıffin savaşından sonra ortaya çıkarlar. Hz. Ali ve Hz. Muaviye taraftarları arasında meydana gelen bu savaşta, Hz. Muaviye taraftarları yenileceklerini anlayınca mızraklarının ucuna Kuran sayfaları takarlar, “aramızda Kuran hakem olsun” derler. Bunun üzerine çatışmalar durur, görüşmeler başlar. İşte bu “hakem olayından” sonra bir kısım insanlar “sen insanları hakem olarak kabul ettin. Halbuki hüküm ancak Allahındır” diyerek Hz. Alinin saflarından ayrılırlar. (1) Bunlara “hariciler” denir. Ayetten muktebes “Hüküm ancak Allahındır”(2) cümlesi haricilerin sloganı haline gelir. Hariciler genelde çöl araplarıdır. İslam öncesinde fakir bir halde yaşamışlardır. Çölde yaşamaya devam ettiklerinden İslama girince de ekonomik durumları iyileşmez. Bunların fikirleri basit, tasavvurları dardı. Bu yüzden dinde mutaasıp, muhakeme-i diniyede noksan idiler. Çabuk öfkeleniyorlar, kolaylıkla infiale kapılıyorlardı. Yaşadıkları çöl misali, sert tabiatlı, katı kalbli idiler. Hariciler,mücadelelerini dahili yapmışlar, gayr-i müslimler yerine müslümanlarla uğraşmışlardır. (3)Hariciliğin bu kolları arasında günümüze kadar varlığını sürdüren İbaziyye daha çok Umman, Kuzey Afrika, Madagaskar ve Zengibar’da bulunmaktadır.Kaynaklar: 1-Şehristani, s. 106-107; Eşari, I, 167-168; İbnu Teymiye, Takıyyüddin, et-Tefsirul – Kebir, Darul- Kütübil- İlmiyye, Beyrut, 1988, II, 8-9; Şatıbi, Ebu İshak, el- Muvafakat fi Usuliş- Şeria, Beyrut, ts., III, 292; Ebu Zehra, Muhammed, Tarihul-Mezahibil-İslamiye, Darul-Fikril-Arabi, I, 65; Yemeni, Ebu Muhammed, Akaidu seles ves- Sebîne fırka, Tahkik: Muhammed Abdullah Zerban el-⁄amidi, Mektebetul- Ulûm vel- Hikem, Medine, 1414 h., I, 11-12; Kılavuz, s. 311
2-Enam, 57; Yusuf, 40, 67
3-Akyol, Taha, Haricilik ve Şia, Kubbealtı Neş. İst. 1988, s. 97
HASED :Hased, Râğıb´ın açıklamasına göre nimet verilmiş olan kimseden o nimetin zevalini istemek, yani nimetin yok olarak o kimsenin mahrum kalmasını temenni etmektir. Bazı âlimler “kişinin bu nimete, kendisinin sahib olmasını temenni etmesidir” diye tarif etmiştir. Gerçek o ki, hased her iki mânaya da şâmildir.Hased ile gıbta birbirine benzeyen zıd hasletlerdir. Tıpkı tevazu ile tezellül, vekar ile tekebbür, israf ile cömertlik, iktisad ile cimrilik gibi. Bunlar zahirde bir benzerlik taşısalar da hakikatte zıttırlar, biri memduh, diğeri mezmumdur.(İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/321.)
Hasen:Hasen, sözlükte “iyi, güzel, hoş ve latif manalarına gelir. Çoğulu hisândır.Terim olarak hasen, sahih ile zayıf arasında yer alan, ancak sahihe daha yakın olan bir hadis çeşididir.İkinci meşhur hasen tarifi, Hamd b. Muhammed el-Hattâbî’ye aittir. Ona göre hasen, çıkış yeri (mahreci) bilinen, ravileri meşhur olan hadistir. Hadislerin çoğu hasen etrafında döner ve hasen, tüm alimlerin kabul ettikleri, ekseri fakihlerin kullandıklan hadistir. el-Hattâbî’nin bu tarifindeki “çıkış yeri” nden maksat, hadisin rivayet edildiği beldedir. Hicri altıncı asır alimlerinden İbnu’l-Cevzî’ye göre ise hasen hadis, kendisinde zayıflık bulunan, çıkış yeri itibariyle sahihe yakın ancak yalan olma ihtimali bulunan hadistir. Böyle bir hadisle amel sahih olur.
HAŞİYE :Bir metnin altına ya da kenarına konuyla ilgili açıklayıcı bilgiler yazmak. Eskiden yeni kitaplar yazmak yerine mevcuk kitaplar bu notlarla zenginleştirilirdi. Haşiye yazmaya tahşiye, tahşiye yazan kişiye muhaşşi, haşiyeli eserlere de muhaşşa ismi verilir.
HATENEYN:İki dâmât; Resûlullah efendimizin iki mübârek dâmâdı olan hazret-i Osman ile hazret-i Ali.
Ehl-i sünnet ve cemâat (doğru yolun) âlimleri, Hateneyn’i sevmek lâzım geldiğini bildirmişlerdir. Böylece, bir câhilin çıkıp da Resûlullah’ın Eshâb-ı kirâmına (arkadaşlarına) dil uzatmasını önlemişlerdir. Resûlullah’ın halîfelerinden, vekîllerinden b irine düşmanlık edilmesine fırsat bırakmamışlardır. (İmâm-ı Rabbânî)
Ben Şeyhayn’i (hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer’i) üstün tutarım. Hateneyn’i severim. (İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe)
Şeyhayn ve Hateneyn’i sevmek, Ehl-i sünnet’in şiârı, alâmetidir. ( Ö mer Nesefî)
HATİCE:Peygamberimizin ilk hanimi ve Peygamberimize ilk inanan kadin. Peygamberimiz 25 yasindan 53 yasina kadar 28 sene Hz.Hatice vefat edene kadar tek esle yasamisti.Peygamberimiz Hz.Hatice ile evlendiginde ;Hatice tarafindan Varaka b .nevfel nikah aktinde vekil idi.Hz.peygamber tarafindan da, amcasi Ebu Talib akid isini idare ediyordu.Hz.Hatice;Kureys´in esed ogullari kolundan Huveylid b. esed´in kizidir.Hz.Hatice Peygamberimizle evlenmeden önce iki defa evlenmisti.
1.Tevm kabilesinden Ebu Hala`dir.Bundan hale, Tahire,Hind adli üc oglu oldu.
2-Mahzun kabilesinden Atik b.A`iz`dir.Ondanda Hind adli bir kizi oldu.Hz.Hatice`nin babasi Hüveylid, annesi Fatma, 65 yasinda iken vefat etti. Ebu Talib`in ölümünden 3 gün sonra vefat etti.
653-Haris Ibn-i Ebi Hale:Kanlari Harem-i Serife dökülen ilk Islam sehidi.
HAVZ-I KEVSER:Kiyamet gününde peygamberlere ihsan edilecek havuzlar bulunacak.Bu sebeple Hz.Peygamber`in kiyametteki havuzu icin“Havz-i Kevser denilmistir.
HAYBER SAVAŞI:Yahudilerle yapilan en büyük savas, Hayber savasidir.Hicretin 7.ci yilinda yapilmistir.
Hayber Savasi:Hayber savasi ile Sam ticaret yolunun güvenligi saglanmistir.
HENDEK SAVAŞI:Hendek savasi, hicretin 5.yilinda oldu.Hendek savasina adi verilen hendeklerin uzunligu; 5,5 km, drinligi 5 m., eni 9 m.dir.
HIZIR BEY:Eskişehire bağlı olan Svrihisar kazasında 810/1407 de dünyaya geldi.Annesi Nasreddin hocanın kızı diye anılır.İlk tahsilini babasından aldı.Bursa da Molla Yegan adıyla meşhur Ahmed b.Armağan dan ders aldı.Onun kızı ile evlendi. Fatih zamanında İstanbulun ilk kadısı olma unvanını aldı. 863/1458 de tahminen 53 yaşında iken vefat etti.Mezarı İstanbulun zeyrek semtindedir.Hızır bey,esas measini öğrenci yetiştirmeye adadı.Üç oğlu ve iki kızı olan Hızır beyin oğulları kendisi gibi alim,kızları ise hayır sahibi kişilerdi.Oğullaru Yakup Paşa,Müftü Ahmed Paşa ve Sinan Paşa, kızları;Hacı Kadın ve Fahrunnisa Hatun idi.Hızır Bey döneminde ikinci İbn-i Sina olarak anıldı.(Diyanet Avrupa dergi 2009,sh.47, sayı:124)
HİCAZ:mekke ile Medine`nin bulundugu bölgeye Hicaz denir.
HİCRET:Peygamberimiz Mekke`den Medine´ye 622 yilinda hicret etti.hicret gecesi müsrikler, Mekke de darun Nedve de toplandi.Rasulullah`i hicret sirasinda yakalamak icin isterken ati cöle batan Suraka`dir.
HİCR-İ İSMAİL : Hatim, Kabe’nin kuzey duvarı önünde bulunan yarım daire şeklindeki duvara denir. Hicri İsmail ise bu duvarla Kabe arasındaki boşluğa denir. Hicri İsmail Kabe’nin iç kısmı ile aynı hükümde olup içinde sadece nafile namazlar kılınabilir.
HİCR-İ TAKVİM:Hicri Takvim , 639 yilinda Hz.Ömer döneminde kullanilmaya baslandi.
HİDANE: Çocuğun bakımı ve yetiştirilmesidir.
HILL BÖLGESİ:Sözlükte serbest bölge anlam›na gelen “H›ll Bölgesi”; Harem Bölgesini çevreleyen, Zülhuleyfe, Cuhfe, Karn, Yelemlem ve Zât-› Irk ad›ndaki yerleşim yerlerini birleştiren itibâri daire ile Harem s›n›rlar› aras›nda kalan bölgedir. Bu bölgeye “h›ll” ad›;harem bölgesinde haram olan işlerin burada helal olmas› sebebiyle verilmiştir
HUBBÜ’N-NEBÎ :P eygamber sevgisi demektir. Allah’ın müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdiği Peygamberleri özellikle bütün insanlığın Peygamberi Hz. Muhammed (a.s.)’i sevmek, mü’minlerin Peygamberlere karşı görevlerinden biridir. Peygamberi sevmek, Allah’ı sevmenin sonucudur. Çünkü Allah, bizi sevmesini, bizim Peygambere uymamıza bağlamıştır (Âl-i İmrân, 3/31). Peygambere uyabilmek için, onu tanımak, onun peygamberliğini tasdîk etmek ve onu sevmek gerekir. Tevbe sûresinin 24. âyetinde eş, çocuk, baba-oğul, mal-mülk gibi hiçbir şeyin Allah ve Peygamberinden daha sevimli olmaması gerektiği bildirilmiştir.Peygamber sevgisi, îmânın gereğidir (Ahmed, IV, 11). Buhârî, el-Câmi’u's-Sahîh adlı hadis kitabında Îmân bölümünün 8. bahsinin başlığını “Peygamberi Sevmek Îmândandır” şeklinde koymuş ve şu hadisleri kitabına almıştır: “Biriniz ben kendisine (ana-)babası, çocukları ve bütün insanlardan daha sevimli oluncaya kadar îmân etmiş olamaz.” (Buhârî, Îman, 8), “Kimde şu üç şey bulunursa (o kimse) îmânın tadını bulmuştur. (Bu üç şey); Allah ve Peygamberinin kendisine bu ikisinin dışında her şeyden daha sevimli olması, kişinin sevdiğini Allah için sevmesi ve ateşe düşmekten hoşlanmadığı gibi küfre dönmekten hoşlanmamasıdır.” (Buharî, Îmân, 9).
HUCURAT SURESİ(49):Bu surenin adlandırılması, hucurattan, yani Hz. Peygamber (s.a.v)’in eşlerine ait olan küçük odalardan ve onların haremliğine olan hürmetten ve saygının mu¬hafaza edilmesinden söz edilmiş olmasından do¬layıdır. Ayrıca Peygamber (s.a.v) dostlarının ister davetli ister davetsiz bir şekilde olsun O’nun evlerine gi¬rerken göstermeleri gereken görgü kurallarından söz edilmesi konusu da işlenmiştir. 18 ayet, 353 ke¬limedir. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 49. su¬resi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 106. suresi olup Medeni’dir. Yaklaşık yarım hizb kadar bir yer kapsar.
HUDEYBİYE:Mekke`nin kuzey batisinda bir yer adi.Müslümanlarin yaptigi ilk sulh antlasmasi Hudeybiye antlasmasi.Hudeybiye,Haram hudutları haricinde, mescid-i harama 22 km, şu an Şümeys diye isimlendirilen yerdir. Biat-ül Rıdvan, Hudeybiye musalahası burada yapılmıştır. Peygamberimiz (s.a.v) Hicretin 6. yılında 1400 kadar ashabı ile umre yapmak üzere buraya kadar geldiler. Kureyşliler oradan ileri gitmelerine mani oldu. Peygamberimiz (s.a.v), Kureyşlilerle görüşmek üzere Hz. Osman’ı gönderdi. Hz. Osman ‘ın şehit edildiği haberi geldi. Müslümanlar şecere-i Rıdvan altında müşriklerle son demlerine kadar harb etmeye biat ettiler. Bu biata “Biat-ı Rıdvan” diye isim verildi. Hz. Osman salimen döndü. Kureyşliler sulh isteğini arz etti ve sulh yapıldı. Kurbanlar kesilerek umre yapılmadan dönüldü.Hudeybiye’de Rasülullah (s.a.v.) susuz bir kuyunun başına vararak dua buyurmuşlar o kuyudan bir mucize olarak su çıkmıştır. Ashab-ı Kiram hem kendi ihtiyaçlarını ve hem de bineklerinin ihtiyaçlarını gidermişler. Yine hiç su kalmadığı bir zaman peygamber efendimiz mübarek elini bir kap içindeki suya soktu, iki parmak arasından bir pınar çıktı, 1400 kişi ihtiyacını görmüştür
HUD ALEYHİSSELAM : Hz. Hud, Nuh Aleyhisselâm’ın oğlu Şam’ın torunlarından Abdullah Ibni Rab ah adında bir zatın oğludur. Yemen’de “Hezremut” civarında “Ehkaf” denilen bir mahaldeki Ad kavmine Peygamber gönderilmiştir. Bu kavim, birçok nimetlere, kuvvetlere kavuşmuşlardı, muhteşem binalar yapmışlardı. Fakat Hz. Hud’un tebliğlerini dinlemeyip putlara tapmakta bulunmuşlardı. Nihayet yedi gece, sekiz gün devam eden şiddetli bir rüzgâr ile helak oldular. Hz. Hud ise kendisine imân edenler ile beraber selâmette kalıp Mekke’i Mükerreme tarafına hicret etmişlerdir. Mekke’i Mükerreme’de veya Hazremut’da defnedilmiş olduğu rivayet olunmuştur. Abdurrahman Ibni Sabit’ten rivayet olunduğuna göre Mekke’i Mükerreme’de rükn ile makam ve zemzem arasına doksan dokuz Peygamber defnolunmuştur. Hud, Salih, Şüayip ve İsmail Aleyhisselâm’ın kabirleri de burada bulunmaktadır.
KABE HAKİMLİĞİ:Kabe Hakimliginde Peygamberimiz 35 yasinda idi.
KABE`DEKİ VAZİFELER:Rifade,hicabet,sikaye, nedve,liva,kiyade.
HİLFU`L FUDUL:Hasim,Muttalib b.Esed, Zühre ve Teym ogullarinin ittifakiyla Abdullah b. Cuda`nin evinde toplanarak karar alindi.Peygamberimiz 20 yasinda idi.
HÜCCETÜL-İSLAM:İmami Gazalinin lakabı.
HÜCRE-İ SAADET:Hz.Peygamberimizin medfun oldugu yer.
HÜLAFA-İ RAŞİD`İN:Dört büyük halife; Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali.
HULÛL İNANCI :Başta Hinduizm olmak üzere, çeşitli beşerî nitelikli dinlerde, Allah’ın veya O’nun kudretinin bazı insanlara ve varlıklara geçtiğini, o varlıklarda da bu tür güçlerin ve özelliklerin mevcut olduğunu benimseyen inanç biçimidir. Temeli beşerî kaynaklı dinlere ve bâtıl itikatlara dayanan bu sistem, İslâm tarihinde bazı bâtıl inanışlara da geçmiştir. Akaidle ilgili eserlerde bu tür inanışlar reddedilmiştir.
HÜMEYRA:Peygamber efendimizin, hazret-i Âişe vâlidemize verdiği lakab.
Dîninizin üçte birini Hümeyrâ’dan öğreniniz. (Hadîs-i şerîf-Medâric-ün-Nübüvve)
Âişe Sıddîka’nın radıyallahü anhâ fazîletleri, üstünlükleri sayılamıyacak kadar çoktur. Eshâb-ı kirâmın (Peygamberimizin sohbetinde bulunan müslümanların) fıkıh âlimlerindendi. Çok fasîh ve belîğ (güzel) konuşurdu. Eshâb-ı kirâma fetvâ verirdi. Âliml erin çoğuna göre, fıkıh bilgilerinin dörtte birini hazret-i Âişe haber vermiştir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, hazret-i Âişe’ye Hümeyrâ derdi. (Abdülhak-ı Dehlevî)
HÜNKÂR MAHFİLİ :Selatin camilerinde padişahlar için yapılmış olan mahfillere verilen bir isimdir. Bu mahfillere mahfil-i hümâyûn da denir.
HÜSN-İ HATİME:Son nefeste, rûhunu îmân ile teslim etme, îmân ile âhirete gitme.
Bir insanın hüsn-i hâtime ile mi yâhut sû-i hâtime (îmânsız gitme) ile mi öleceği, son nefeste belli olur. Bütün ömrü boyunca, kâfir olarak yaşayıp sonunda îmâna kavuşan olduğu gibi, ömrü îmânla geçip, Allahü teâlâ korusun sonunda îmânsız giden de ol ur. Kıyâmette son nefesteki hâle bakılır… (Ahmed Fârûkî)
Her müslümanın, ölümü düşünüp, hüsn-i hâtime sebeplerini elde etmek için çalışması ve sû-i hâtime ile bu dünyâdan ayrılmaktan çok sakınması lâzımdır. (Senâullah-i Dehlevî)
HUZEYFE:Peygamberimiz(sas), Huzeyfe(r.a)`ye bir sir olarak münafiklarin isimlerini bildirmistir.
HÜZÜN YILI:Resulullah`a Peygamberlik gelisinin 10.ci yilinda;Peygamberimizi himaye eden amcasi Ebu Talib vefat etmis, üc gün sonrada Hz.Hatice`de vefat etmistir.Hrr ikisinin böyle arka arkaya vefat etmeler Resul-i Ekrem cok kederlendirmis bu yüzden bu seneye Hüzün Yili denmistir.
HİNDUİZM:Hindistan`in geleneksel dini.Hinduizmin en eski/ en temel yazılı kaynağı;Vedalar.
HİRA:Hz.Muhammed`e ilk vahyin geldigi magaranin bulundugu dag.
HİSBE:Islam devletlerinde genel ahlaki, kamu düzenini korumak ve denetlemekle görevli teskilat.
Hittin savasi:Selahaddin-i Eyyubi`nin Haclilar`i bozguna ugrattigi ünlü meydan savasi(583/1187)
HABER-İ VAHİD:Mütevatir derecesine ulasmayan haber.
HAHAM:Yahudilerin , musevilerin din adami.
HAHAMBAŞI:Yahudi cemaatinin dini lideri.
HABEŞİSTAN:Müslümanlarin ilk kez hicret ettikleri ve iyi karsinlandiklari, halki Hristiyan olan ülke(Etopya).Habesistan`a 1.ci hicret de 11 erkek, 4 kadin toplam 15 , 2.hicrette 77 erkek , 13 kadin toplam 90 kisi. Peygamberligin 5.yilinda ilk kafile yola ciktilar.
HZ.OSMAN:Hz.Peygamber(sas)`in sir katibi olarak bilinen Hz.Osman`dir.Hz.Osman peygamberimizin iki kizi Rukiyye ve Ümmü Gülsüm ile evlendi.Peygamberimizin iki kizi ile evlendiginde “Zinnureyn(iki nur sahibi)” lakabini aldi.Mescid-i Nebi`ye minbere perde asti. Kibris`i Hz.Osman fethetti.Hz.Osman`a, 6 kisilik sura tarafindan halife secildiginde (H.23)O `na ilk biat eden kisilerAbdurahman b.Avf ve Hz.Ali olmustur.
HZ.OSMAN BİN MAHZUM:Cennetü`l baki`ye ilk defnedilen zat, Peygamberimizin süt kardesi Osman b. Mahzun`dur.
HZ.ÖMER:Hz.Ömer`in lakabi;Ömer`ül Faruk.Azebaycan, Hz.Ömer devrinde fethedildi.Peygamberimizi öldürmeye giderken müslüman olan sahabi.Hz.Ömer`in müslüman olmasiyla Kabe`de iki saf olarak ilk defa acikca ve topluca namaz kilindi.Hz.Ömer 33 yasinda iken müslüman oldu.Enistesi ve amcaoglu Sa´d b.zeyd ve kiz kardesi Fatima daha önce müslümanligi kabul ettiler.
HAC:Hicretin 9.cu yili farz kilindi.Farz olusu; kitap, sünnet ve icma ile sabittir.
HAC AYLARI :Sevval ve Zilkade aylari Zilhiccenin ilk on günüdür.
HACR:Hacr demek, tasarruftan men etmek demektir. Üç sebeple olur. Çocukluk, kölelik, delilik.
HACI BAYRAM VELİ:Asil adi Numan`dir.Ankara`nin Solfasol köyünde Koyunluca ahmet adli birinin ogludur.Müderris oldu.Somuncu baba diye anilan Hamidüddin`e baglandi.Kayseri, Aksaray,sam ve Hicaz`da bulundu.Seyh`inin ölümümden sonra, Ankara`ya döndü. Kendi adiyla anilan Bayramiye tarikatini kurdu.Türbesi, Ankara ´da Haci Bayram Veli Camiinin ve August(Agust) mabedinin yanindadir.
HAÇLI SEFERLERİ:Hacli seferlerini baslatan devletler:Bizans imparatorlugu.Papalik, Almanya, Fransa, Ingiltere, Napolik kralligi.Hacli seferlerinin nedeni:Batili hiristiyanlarin, papalarin tesvikiyle Kudüs`ü müslümanlarin elinden kurtarmak Anadolu ile Avrupa`da bulunan müslümanlari buralardan atmak amaciyla gerceklestirdikleri seferlerin genel adi. Hacli seferlerine karsi koyan devletler:Anadolu selcuklu devleti,Musul atabeyligi,Eyyübiler,Memlukler,Suriye selcuklulari, Sam atabeyligi, Danismendler, Fatimiler, Saltuklar, Artukklar.
HADES:Abdest , gusül ve teyemmümle giderilen kirlik halidir.
HADİD SÛRESİ :Kur’ân-ı Kerîm’in elli yedinci sûresi. Yirmi dokuz âyet, beş yüz kırk dört kelime, bin dört yüz yetmiş dört harften meydana gelir. Fâsılası, be, dal, ra, ze, mim ve nun harfleridir. Sûre adını yirmi beşinci âyetinde geçen demir anlamındaki “hadid” kelimesinden almıştır. Mekkî mi Medenî mi olduğu konusunda ihtilâf olmasına rağmen sûrenin Medenî olduğuna dair görüş daha kuvvetlidir, ulemânın çoğunluğu da bu görüştedir. Nitekim onuncu âyette geçen, “Zaferden önce İslâm’ı yayma yolunda mallarını sarfedip, canlarıyla savaşanlar elbette (zaferden önce mal ve canlarıyla savaşan)larla bir değildir” seslenişi müslümanların zaferler kazandıgı Medine döneminde yaşanan bir durumu anlatmaktadır. Rivâyetler sûrenin Uhud savaşından sonra Hudeybiye antlaşması öncesi hicri 4-5 yılların da nâzil olduğu yolundadır. Haşr, Saff, Cum’a, Teğabun sûreleriyle birlikte bu sûreye “Müsebbihat” sûreleri de denmiştir. Sûre genel olarak müslümanları terbiye etmeyi hedef almakta, onlara İslâm toplumunu oluşturacak insanların ne gibi özellikler taşıması gerektiğini öğretmekte. Kur’ân’ın genelinde olduğu gibi bu emirleri âhiretteki ceza ve mükafatla desteklemekte, onlara Allah’ınazâbınihatırlatir-
HADİKATÜ-S SUADA:Fuzuli`nin Kerbela vak`asini isledigi meshur eseri.
HADİS :Hadis, Sözlük manası: (hadese) fiilinden alınmış bir kelimedir. Yeni, sonradan olan, yeniden meydana gelen manalarına gelir. Tef’il babından (et-tahdîs) konuşmak, bir şeyden bahsetmek, haber vermek anlamına gelir. Bu babdan alınmış isim olan hadis ise tek kelime ile, söz ve haber demektir. Terim olarak hadis: Hz. Peygamber (sas) e ait sözler, fiiller yani hareket ve davranışlar, tekrirler ve ona ait sıfatlardır. Diğer bir tabir ile sünnet ile eş anlamlıdır. Hadisin Bölümleri: 1-Sened: Hadisin ilk kaynağına (Hz. Peygamber (sas) e ulaşıncaya kadar takip ettiği yolu haber vermektir. Senede; Tarîk (yol), vecih (tarz) da denir. 2-Metin: Hadisin ifadeleri, yani manaya gelen, bir konuyu bize aktaran sözleridir. Hadislerin Yazı İle Tesbiti: İlk dönemlerde Hz. Peygamber (sas) Kur’an ayetleri ile karışmasın diye hadislerin yazılmasına müsaade etmemiştir. Daha sonra bu karışıklığa meydan vermeyecek bazı sahabeye hadis yazmalarına müsaade etmiştir. Hadislerin derlenmesi ise Tabiin döneminde olmuştur.Hadisin Sınıflandırılması: 1-Genel Sınıflandırma: a-Nebevî Hadisler, b-Kudsî Hadisler; 2-Senede Göre Sınıflandırma: a)Senedinde kopukluk olmayan hadisler; Müsned, muttasıl, mevsîl hadislerb)Senedinde kopukluk olan hadisler: Mürsel, munkatı, muallak, müdelles hadisler.3-Ravi Sayısına Göre Hadisler:a)Âlî isnad; b)Nazil isnad; 4-Metne Göre Sınıflandırma:a)Sahih Hadis; b)Hasen Hadis; c)Zayıf Hadis .Metin konusunu teşkil eden şahıslara göre de hadis çeşitleri a)Merfu’ hadisler; b)Mevkûf hadisler c)Maktû hadisler,
HAFIZ OSMAN(ö.111=/1698):Aklam-i sitte de devir acan Türk hattati.
HAFIZ:Peygamber (s.a.v) ashabı arasında Kur’an-ı Ke¬rim’in ilk on hafızı şunlardır:1- Ali b. Ebi Talib, 2- Osman, 3- İbn-i Mes’ud,4- Ebi b. Ka’b, 5- Zeyd b. Sabit,6- Ebu Derda,7- Salim Mevali Ebi Huzeyfe,8- Muaz b. Cebel,9- Ebu Zeyd,10- Temim ed-Dar
HAFSA(ö.45/665):hz.Ömer`in kizi ve Hz.Peygamber`in hanimi.
HAFSA HATUN(ö.940/1534):Kanuni Sultan Süleymanin annesi.
HAHAM:Yahudi dini teskilatinda unvan.Yahudilerin,Musevilerin din adami.
HAHAMBAŞI:Yahudi cemaatinin dini basi.
HAK DİNİ KUR`AN DİNİ :Elmalili Muhammed Hamd`nin(ö.1942)Türkce Kur`an tefsiri.
HAKEM B.EBÜ`L-AS(ö.31/651):Hz.Peygamberin Taife sürgüne gönderdigi sahabi.
HAKKA SÜRESİ :Kur’ân-ı Kerîm’in altmış dokuzuncu sûresi. Mekke döneminin sonlarına doğru nâzil olmuştur. Elli iki âyet, dörtyüz seksen kelime ve bin dörtyüz elli harften ibarettir. Fasılası te, he, mim, nun ve lâm’dır. Sûre, adını birinci ve ikinci âyette geçen “el-Hakka” kelimesinden almıştır
HAKEM OLAYI :Hz. Ali ve Hz. Muaviye taraftarları arasında meydana gelen Sıffin savaşında daha fazla müslüman kanının akıtılmaması amacıyla düşünülen, Hz. Ali’nin Ebû Musa el-Eş’âriyi Hz. Muaviye’nin ise Amr b. el-Âs hakem olarak tayin ettikleri ve adı geçenlerin H. Ramazan 37/M. Şubat 657 tarihinde ortak bir karara varmak amacıyla biraraya gelip bu konuda hüküm vermek üzere anlaştıkları olayın adı.
HALA SULTAN TEKKESİ:Kibris`ta Hz.Peygamberin süt halasi Ümmü Haram`in türbesini barindiran tekke.
HALEF-SELEF:Halef, İmamı Muhammed’den, Şemsul Eimme’ye kadar olan dönem. (Hicri: 189-456 tarihleri arası.)Selef; Ebu Hanife’den, İmamı Muhammed’e kadar. (Hicri: 80-189)
HAMELE-İ ARŞ:Arşı taşımakla görevli dört büyük melek.Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:Hamele-i Arş melekleri ve Arşın etrâfında tavâf eden (dönen) melekler Rablerini tesbîh ederler ve vahdâniyyetini (birliğini) tasdîk ederler ve mü’minler için (af ve) mağfiret isterler. (Mü’min sûresi: 7)Sûrun birinci üfürülmesinde, dört büyük melekten ve hamele-i Arş’tan başka, bütün melekler, bundan sonra Hamele-i Arş ve daha sonra dört büyük melek yok olacaktır. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)Arşı taşıyan melekler. Allahu Teâlâ’nın Arş’ı taşımakla vazifelendirdiği sekiz müvekkel melek. Arşın mahiyetini bilmediğimiz gibi bu meleklerin arşı taşıma keyfiyetini de bilemiyoruz. “Gök yarılmış ve o gün bitkin bir hale gelmiştir. Melekler onun çevresindedir. Ve o gün Rabbının Arş’ını, onların da üstünde sekiz tanesi yüklenir” (el-Hâkka, 69/16,17). Bu âyette anlatılan olay müteşâbihdir. Nasıllığı hakkında izahlar, sahih rivâyetlerin ötesinde fazla bir kıymet taşımaz. Bu melekler “Subhanallahi ve bihamdihi” diyerek Arş’ı tavaf ederler.
HAMDELE:el-Hamdülillahi Rabil alemin cümlesinin kisaltilmisidir.Anlami, hamd alemlerin Rabbine mahsustur.Hz.Peygambere , O`nun ashabina ve ehl-i beytine salat ve selam okumaya ise salvele denilir ve hamdele – salvele birlikte kullanilir.El-Hamdü Lillahi Rabbi’l-Âlemin (Hamd, alemlerin Rabbına mahsustur) cümlesinin kısaltılmış şekli.”hamd” kelimesinden türemiştir. Eski eserlere besmele ile başlanırdı. Besmele ile Allah’ın adı anılırdı. Allah’ın adının anılmasından sonra yine Allah’a hamd edilir. Allah’ı hamd etme olayına “hamdele” adı verilir. hamdeleden sonra, peygambere, onun ashabına ve ehl-i beytine salat ve selam okunur.Eski yazar ve şâirler besmele ile birlikte hamd etmişler, gelenek haline getirerek sürekli kullanmışlardır. Eserin sonunda da yine hamdetmişledir.”Hamd” kelimesi, “şükür” kelimsiyle birlikte ifade edilir. Hamdeden kimse aynı zamanda şükretmektedir. Bir hadiste de “Hamd şükrün başıdır, Allah’a hamd etmeyen Şükür de etmemektedir” “Allah’a hamd edin ve O’na şükredin” (Ahmed b. Hanbel, I, 211).
Bir esere hamdele ile başlamak, bir işe hamd ve sena ile başlanılmasının gereğini belirten hadîse dayanmaktadır. Övgü ve sena ile başlanılmayan bir işin eksik olacağı kanaatı sonucu eserlerin ve her hayırlı işin başında hamdeleye yer verilmiştir.
HANBELİ MEZHEBİ: Dört büyük sünni fikik mezhepten biri.Imami,Ahmet bin Hanbel`dir.Hicri 164 tarihinde Bagdat`ta dogmus,hicri 240 (M.780-855) tarihinde yine Bagdat`ta vefat etmistir.Ameldeki hak mezhepler; Kitap, sünnet, icma-i ümmet ve kiyas-i Fukaha üzerine kurulmustur.
HANEFİ MEZHEBİ:Imami, Imam-i A`zam Ebu Hanife`dir.Adi Numan, babasinin adi Sabit`tir.Hicri 80(M.699) tarihinde Kufe`de dogmus, Hicri 150(M.767) tarihinde Bagdat`ta vefat etmistir.Hanefi mezhebi su yedi esas üzere kurulmustur:Kitap, sünnet, sahabenin sözleri, kiyas, istihsan, icma ve örf.Muamelatta batil-fasid, yani butlan- fesad ayrimi özellikle Hanefilerin ön plana cikardigi bi yaklasimdir.Hanefi Mezhebine dair imam Muhammed`in yazdigi meshur 6 kitabi sunlardir:Mebsut, ziyadat, cami-us Sagir, cami-ul kebir, siyer-i sagir, siyer-i kebir.Hanefi fikih literatüründe zahiru`r-rivaye niteligindeki eserlerin diger adi” Mesailü`l-Usul” dur.Hanefiler ahad hadislerle sabit olan veya dolayli veya bir sekilde ifade edilen yasaklara Tahrimen mekruh denir.
HANEFİ MEZHEBİ’ NİN FIKIH KİTAPLARI:Hanefi mezhebinin görüşlerini ortaya koymak için yazılan eserler ;
“1.Zâhirü’r-rivâye: 1. el-Asi (el-Mebsût,2. el-Câmiu’s-Sağîr3. el-Câmiu’l-Kebîr
4. es-Siyerü’s-Sağîr,5. es-Siyerü’1-Kebîr,6. ez-Ziyâdât ve Ziyâdâtu’z-Ziyâdât
İmam Muhammed’in altı kitabı zahiru’r-rivaye olarak bilinir. İmam Muhammed bu kitaplarda Ebû Hanife, Ebû Yusuf ile kendi görüşlerini toplamıştır. Her ne kadar İmam Züfer ile Hasan b. Ziyad’ın kavilleri de hanefi fıkhına dahilse de, zahirü’l-mezheb, zahiri rivaye denince üç imamın yani Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in kavilleri kasdedilir. Bu altı kitaba, hanefi mezhebinin temelleri olması hasebiyle Mesâil-i Usuûl denmektedir.
2.Nevâdir:1. el-Keysâniyât (el-Emâli),2. el-Cürcâniyat,3. er-Rakkiyât,4. en-Nevâdir
5.el-Kesb(KitâbuI-İktisâb)Fi’r-Rizkı’l-Müstetâb),6. Usulu’l-Fıkh,7. er-Rey,8. el-îskihsân,9. ef-Redd Ala Ehl’il-Medîne,10. el-Hısâl
Ebû Hanife, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in görüş ve kavillerini zâhirü’r-rivaye kitaplarından başka kitaplarda da bulmak mümkündür. Bu üç imamın kavillerinin kat’î ye açık bir surette rivayet edildiğini göstermeyen kitaplara da nevadir kitapları denir. Bunlar İmam Muhammed’in Keysaniyyat, Hârûniyyât, Curciyyat, ve Rakkiyyat adlı kitaplarıdır. Bunlardan başka Hasan b. Ziyâd’ın Mücerred adlı eseri ile Ebû Yusuf’un el-Emâlî’si nevâdir kitaplardan sayılır.
3.Vâkıât : Hükümleri mezhebde tasrih edilmeyip sonraları fukahâ tarafından ictihâd ve tahrîc yoluyla hüküm verilen meselelere vâkıât denir. Olaylar vuku buldukça hükümleri çıkarılmıştır. Bunlara fetva ve nevazil: Yeni olaylar da denir. Bu hususta ilk eseri en-Nevâzil adıyla Ebû’l-Leys es-Semerkandî yazmıştır. Ebû’l-Abbâs en-Nâzimî’nin Mecmuu’n-Nevâzil’i de böyle bir eserdir.
Hadis ağırlıklı fıkıh eserleri:
1. el-Muvatta
2. el-Âsâr
3. el-Hücec (el- Hücce Alâ Ehli’l-Medîne)
Hanefî Mezhebine Ait Bazı Fıkıh Kitapları
1. Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyî,
2. Mergînânî, el-Hidâye,
3. Debûsî, K. el-Esrâr,
4. Îbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr,
5. Dört Metin (Kenz, Muhtar, Mecma’ ve Vikaye),
6. ez-Zeyleî, Tebyînü’l-Hakâik,
7. îbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik,
8. İbn Abidin, Reddü’l-Muhtâr.
HANIM SULTAN:Osmanlilarda padisah ve sehzade kiz cocuklari icin kullanilan unvan.
HANİF:Islam öncesi dönemde Hz.Ibrahim`in teblig ettigi dine tabi olanlara verilen ad.Hz.Peygamberden önce Araplar arasindaAllah`in birligine inanan ve putperestligin yanlis oldugunu benimseyenlere denir.Kur`anda Yahudiler ve Hiritiyanlar ve putperestler disinda kalan , basta Hz.Ibrahim olmak üzere tek tanri inancini kabul edenler icin kullanilan bir sifattir.(Al-i Imran:67)
HANÎF DİNÎ :Hz. İbrahim tarafından temsil edilen tevhid esasına dayalı hak din.Hanîf kelimesine lügat itibâriyle çeşitli mânalar verilmişse de genellikle kabul edildiğine göre “hakka ve doğruya yönelen, istikamet üzere bulunan kimse” demektir. İslâm literatüründe ise câhiliye döneminde her türlü sapıklıktan ve putperestlikten yüz çevirerek hakka yönelen, Hz. İbrahim’in dinine tâlip olarak yalnız bir Allah’a inanan kimseler için ad olmuştur.Peygamber Efendimizin nübüvvet ile görevlendirilmeden önce Arap Yarımadası’nda putperestliğin hâkim olduğu ve insanlığın dalâlet içerisinde bulunduğu cahiliye döneminde putlardan ve her türlü sapıklıktan yüz çevirerek, Hz. İbrahim dini olan hanîfliğe tâbi olmuş, hakka yönelerek hak dinin arayışı içerisine girmiş kişiler, çok az da olsa mevcut idi. İslâm tarihi kaynakları bunların bir kısmından ve faâliyetlerinden bahseder. Meselâ bunlardan birisi Varaka b.Nevfel idi.(Şamil İslam Ansiklopedisi)
HANNÂNE:Resûlullah efendimizin dayanarak hutbe okuduğu, Mescid-i Nebevî’de dikili bulunan hurma kütüğü.Resûlullah efendimiz, Medîne’de Mescid-i Nebevî’de, hutbeyi, Hannâne’ye dayanarak okurlardı. Minber yapılınca, Hannâne’nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemâat işitti. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz minberden inip, Hannâne’ye sarılınca, sesi kesildi; “Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyâmete kadar ağlardı” buyurdu.
HANZALA B.EBU AMİR(ö.3/625):Uhud savasinda sehit oldu. Boy abdesti almaya firsat bulamadan Islam ordusuna katildi.Hanzale`nin nasini meleklerin yikadigini Hz.Peygamber`den ögrenen müslümanlar, meleklerin yikadigi kimse lakabini verdiler.
HARAÇ: Karşılık. Ücret. Vergi. Terim olarak hukuken mülkiyeti devlete ait olmakla birlikte, kullanım hakları üzerinde yaşayanlara verilmiş toprak, bu toprak için ödenen vergi.
HARAC ARAZİSİ:Isletenlerden harac vergisi alinan arazi.Bu arazinin sahibi devlet olup, müslüman olmayanlar isletirler.
HARAM:Din tarafindan yasaklanan fiil.
HARAM Lİ-AYNİHİ:Şariin,bizzat kendisindeki kötülük sebebiyle,baştan itibaren ve temelden haramlığına hükmettiği fiile Haram Li-aynihi denir.
HARAMLİ-GAYRİHİ:Aslında meşruu ve serbest olduğu halde,haram kılınmasını gerekli kılan geçici durumla ilgili olan fiile Haram Li-Gayrihi denir.
HARAM AYLAR:Islami literatürde savasin haram kabul edildigi 4 kutsal ay.Zilkade,zilhicce,muharrem, recep.
HAREMEYN:Hürmete ve saygıya lâyık iki belde. Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevverenin ikisine verilen ad. Mekke-i mükerremede Kâbe-i muazzama, Medîne-i münevverede sevgili Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek kabr-i şerîfi bulunduğu için her ikisine saygı ve hürmet duyulması gereken yer mânâsına Haremeyn denilmiştir.Osmanlı sultanlarının herbirinin Haremeyn’e pekçok hizmetleri olmuştur. Bu sebeple onlar kendilerine Hâkim-ül-haremeyn (Haremeyn’in hâkimi) yerine Hâdim-ül-haremeyn (Haremeyn’in hizmetçisi) denilmesini istemişlerdir. Yavuz Sultan Selîm Han, Mısır’ı feth ettiği zaman hutbede kendi ismini Hâkim-ül-haremeyn olarak okuyan hatîbe îtirâz ederek; “Biz Haremeyn’in (bu iki mübârek şehrin) hâkimi olamayız. Ancak Hâdim-ül-haremeyn yâni Haremeyn’in hizmetçisi oluruz” dedi. Kâbe’nin içini süpürmeye mahsûs olan süpürgelerden birisi kendisine getirilince, süpürgeyi bir tâc gibi kaldırarak başına koydu. Kendilerinden sonra gelen sultanların taclarına koydukları süpürge şeklindeki sorguç buradan gelmektedir. (İslâm Târihi Ansiklopedisi)
HAVAİC-İ ASLİYE:Asil ihtiyaclar, temel ihtiyaclar.
HARBİ:Gayri müslim devletin vatandasi anlaminda fikhi terimi.
HARBİYE:2.Mahmud zamaninda 1835`de subay yetistirmek üzere acilan askeri mektep.
HAREKET ORDUSU:31 Mart Vak`asini bastirmak üzereSelanik`ten Istanbul`a gelen ordu.
HAREM:Mekke ve Medine sehirleriyle cevrelerindeki belirli bölgeler icin kullanilan terim.
HAREMEYN:Mekke ve Medine sehirleri birlikte ifade eden tabir.
HAREM BÖLGESİ:Mekke-i Mükerreme’yi çevreleyen, bitkileri koparılmamak ve av hayvanlarına zarar verilmemek üzere belirli sınırlar içindeki emniyetli bölgelerdir. Harem Bölgesi’nin sınırlarını Cebrail (a.s.) aracılığı ile Hz.İbrahim belirlemiş olup, sınırlardaki işaretleri ise Peygamberimiz (s.a.v.) yerleştirmiştir. Bu sınırların en yakını Mescid-i Haram’a 8 km. olup “Ten’im”, en uzak olanı da Taif yönünde “cirane” (şi’bu Al-i Abdullah) ve Hudeybiye yakınlarındaki “Aşair”´dir. Mekkeliler umre için “Hil” bölgesine çıkarak “Ten’im” gibi harem bölgesi dışında bir yerde ihrama girerler.

HARİCİLER:Hariciler;Hz.Ali ile Muaviye arasindaki ihtilafi halletmek icin hakeme bas vurulunca Hz.Ali `nin hata ettigine hükmederek kendisine karsi gelenlerdir.Bunlarin Ehl-i Sünnet ve`l –Cemaat`e mu halefetleri su meseleerdedir:
-Islam hükümleri teker teker bilmeyen müslüma degildir.
-Büyük günah isleyenler kimseler müslüman sayilmaz.
-Kücük yasta ölenler, iman ve küfürde babalarina tabidir.
-Allah yalniz hayri murad eder, serri murad etmez.(Günümüz Meselerine Fetvalar, Halil Gönenc,c.1, sh.40)
HARİCİYE NEZARETİ:Osmanli devletinde 1836`da kurulan ve Cumhuriyet döneminde Disisleri Bakanligi adini alan teskilat

HARURA:Siffin savasinda Hz.Ali`nin saflarindan ayrilan Haricilerin toplandigi yer.
HARUT VE MARUT:Kur`an-i Kerim`de adlari gecen ve insanlara sihir ögrettiklerine inanilan iki melek.
HASAN EL-BENNA(1906/1949):Ihvan-i müslimin teskilatinin kurucusu, Misirli fikir ve mücadele adami.

HASEN HADİS :Lügatta güzel, hoş anlamına gelen bu kelimenin istılah mânâsı hakkında değişik görüşler vardır.
Bir hadisin “hasen” diye tanımlanması hadisin metin veya mânâsı nedeniyle değil hadisin râvî zincirindeki kişilerin durumundan kaynaklanmaktadır. Buna göre; “Adâlet şartını taşımakla birlikte, zabt yönünden sahih hadis râvîlerinin derecesine ulaşamamış kimselerin muttasıl (kesintisiz) isnatla rivâyet ettikleri, şâz ve illetten uzak hadis” (İbn Hacer, Nuhbetü’l-Fiker, s. 24); “Râvîsi doğruluk ve emânetle meşhur olmakla birlikte, zabt vasfındaki kusurundan dolayı sâhih derecesine ulaşamayan hadis” (Suyuti, Tedrib, s. 89) şeklinde tarifler yapılmıştır.
HASED:Baskalarinin sahip oldugu imkanlari kiskanma anlaminda bir terim.
HASSAN B.SABİT (ö.60/680):Hz.Peygamberin sairi olarak taninan sahabi.
HAŞİMÎLER :P eygamberimizin atası Abdülmenaf’ın oğlu Hâşim’in soyundan gelenlere verilen isim.
Hâşim ticaretle uğraşan zengin ve cömert biriydi. Asıl adı Amr’dır. Rivayete göre, bir kıtlık yılında Filistin’e giderek oradan un satınalmış ve Mekke’ye getirerek ekmek yaptırmış, kestirdiği hayvanların et suyuna ekmek dağıtarak tirid ikramında bulunmuştur. Bu nedenle Arapça’da kırmak anlamına gelen (heşeme) fiilinden müştak olan Hâşîm adı verilmiştir (Ebu Ca ‘fer Muhammed b. Cerîr et-Taberi, “Tarîhü’r-Rusül ve’l-Millûk” nşr. Anneles III,1088; Ibnu Hişam, “es-Sîretil’n-Nebeviyye, I, 107). ile Mikâildir; iki kabîledir; Cebrâil ve Mikâil dışında iki melektir; iki insandır.
HAŞİYE:Kitaplarin sayfa bosluklarina yazilan cogu kisa aciklamalar icin kullanilan terim.
HAT SANATI: Kur’an-ı Kerim’i güzel bir şekilde yazmak için geliştirilmiş bir sanat vardır. Bu sanata hat sanatı adı verilir. Bu sanatla uğraşan kişiye hattat denir. Dünyada hat sanatının en güzel örneklerini atalarımız vermiştir. Bundan dolayı bütün dünyada, “Kur’an-ı Kerim Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” sözü çok ünlüdür. Birçok hattatın yazdığı Kur’an-ı Kerim vardır. Bugün bizim elimizde bulunan Kur’an-ı Kerim, Hafız Osman hattıyla yazılmıştır.
HÂTEMÜ’L-ENBİYÂ :”Peygamberlerin sonuncusu” anlamında Rasûl-ü Ekrem Efendimizin vasıflarından biri.
HÂTEMÜ’L-MÜRSELÎN :Arapça bir isim tamlaması olan bu terim sözlükte, “peygamberlerin sonu ve mührü” anlamına gelmektedir. Arapçada noktalı “ha” ile yazılan “hateme” fiili, “mühür vurdu, bir işi bitirip serbest kaldı” demektir. Mektubu okunmasın diye katlayıp mühürlemek, içine bir şey girip çıkmasın diye tencerenin ağzını sıkıca kapatmak, hiçbir şeyi anlamasın veya unûtmasın diye kalbe mühür vurmak” mânâlarına hep bu fiil veya masdarı kullanılmaktadır. İkinci kelime “el-Mürselîn” ise “irsâl (göndermek)” fiilinin “ism-i mef’ûlü (edilgen ortacı)” olan “mürsel”in çoğulu olup “gönderilen peygamberler” mânâsına gelmektedir.
İslâm literatüründe “Hâtemü’l-Mürselîn” terimi aynı anlamda, hatta daha kapsamlı olarak “Hâtemü’n-Nebiyyîn” şeklinde şu âyetin metninde geçmektedir
“Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah’ın Rasûlü ve “Hâtemü’n-Nebiyyîn” Peygamberlerin sonu, mührüdür. Allah herşeyi lâyıkıyle bilendir” (el-Ahzâb, 33/40).
HATENEYN:İki dâmât; Resûlullah efendimizin iki mübârek dâmâdı olan hazret-i Osman ile hazret-i Ali.
HATUN:Türkler de ve Mogallarda hükümdar ailesine mensup kadinlar icin kullanilan bir unvan.
HAVAİC-İ ASLİYE:Asil ihtiyaclar, temel ihtiyaclar.Zekat matrahi disinda tutulan temel ihtiyac mallari disinda tutulan temel ihtiyac mallari anlaminda fikih terim.
HARİCİLER:Hz.ali ile Hz.Muaviye arasinda meydana gelenen Siffin savasindaki hakem olayindan sonra meydana cikmistir.”Hüküm Allah`indir diyerek hakem olayina karsi ciktilar.Hakem olayini küfür, taraflarini da kafir ilan ettiler.

HAVARİYYUN:Havâriyyûn, İsa (a.s.)’nın peşinden giden saf ve has mü’minler. Bunlar, İsa’ya (a.s.) yardım edenlerdirSözlükte “beyaz olmak, iyice beyazlatmak” anlamlarına gelen Arapça haver kökünden türetilen Havari, “seçilmiş, kusursuz; taraftar, özverili, arkadaş, dost, bir kimseye ileri derecede yardım eden, kendisini bir davaya adayan” demektir. Hz.Isa`ya herkesten önce inanan ve yardimci olan , onun Allah`in kulu ve peygamberi oldugunu tasdik edenlerdir. Havariler:Hz.Isa`ya herkesten önce inanan yardimci olan ,O`nun Allah`in kulu ve peygamberi oldugunu tasdik edenlerdir.Hz.Isa`nin kendisine yardimci olamak üzere sectigi on iki kisiden herbiri icin kullanilan tabir.
Havariyûn; kelimesi: Hâlis, beyaz mânâsına olan “Havar” kelimesinden bir ismi mensup olan Havarî’nin çoğuludur. Hz. İsa’yı ilk tasdik eden on iki zâta verilen bir isim bulunmaktadır. O zâtların isimleri şöyle gösteriliyor:(1): Batrus, diğer adı: Şem’uni Safa. (2): Andiryas, Batrus’un biraderidir. (3): Yuhenna. (4): Filip. (5): Yakûb-i Ekber. (6): Bar Tilmi. (7): Turna. (8): Betta. (9): Siymun, yahut, Buda Şem’un. (10): Tadyus = Yehûda. (11): Yakûbi Esgar. (12): Yehûda = Buda,) Bu oniki zâta İsa’nın elçileri” adı da verilmiştir. Hz. Isâ, bunları muhtelif şehirlere göndermiş, Tevhid dinini neşretmekle görevlendirmişti.Rivayete göre bunlardan Yehûda veya Buda Şem’un, bilâhare Yahudi’lerden rüşvet alarak Hz. İsa’yı onlara teslîm etmek hıyanetinde bulunmuş, bu cihetle irtidat ederek pek kötü bir ad almıştır.
Havarilerin Kimler Olduğu Konusunda Bile İttifak Yoktur: Sinoptik İnciller on iki havarinin ismini birlikte verirken, Yuhanna İncili bunların ismini (on iki olarak) birlikte vermez. Ayrıca Sinoptik İncillerde (Matta, Markos, Luka) verilen isimler konusunda tam bir mutabakat sağlanabilmiş değildir. Matta ile Markos’da şu isimler yer almaktadır: Petrus, Andreas, Zebedi oğulları Yakub ile Yuhanna, Filipus, Bartalamay, Tomas, Matta, Alfay oğlu Yakub, Taday, Yurtsever Simun, Yehuda İskaryot. Luka İncilinde sayılan isimlerden onuncu isimde farklı bir durum vardır. Matta ve Markos’da onuncu isim “Taday” iken, Luka’da bu onuncu isim Yakub oğlu Yehuda’dır (Matta, 10/2-4; Markos, 3/13-19; Luka, 6/12-16). Yuhanna’nın ilk havâriler arasında ismini zikrettiği Natanyel, Sinoptik İncillerde yer almamaktadır.Hıristiyanların kaynaklarında birkaç şekilde bunların ismi beyan edilmiştir. Metta İncilinde nakledilen isimlerle, Barnaba İncili�nde nakledilen isimler birbiriyle farklıdır.
“İsa, onların (Yahudilerin) kafirliklerini (kesin bir şekilde) anlayınca; ‘Allah uğrunda benim ‘yardımcılarım’ kimlerdir?’ dedi. Havariler de: ‘Biz, Allah (yolunun) yardımcılarıyız, Allah’a inandık ve O’na teslim olduğumuza (sende) şahit ol (Bunları İsa’ya söyledikten sonra Yüce Allah’a) ‘Ey Rabbimizl İndirdiğin (İncil’e ve ondan önceki kitaplara) iman ettik ve peygamberin (olan İsa ‘nın) ardınca gittik. Bizi, şahit olanlarla beraber yaz’ dediler.” ( Âl-i İmrân: 3/52-53.)
Yüce Allah, her peygambere, “yardımcılar” (Ensâr) ve “Havariler” nasip etmiştir. Nitekim Resulullah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“Benden önce Allah, bir ümmete Peygamber gönderdiğinde, mutlaka ona, ümmetinden, ‘yardımcılar’ ve ‘Havariler’ vermiştir.”( Müslim, İmân 80 (50).
Avrupa Birligi’nin 12 yildizli mavi bayragi, Hiristiyanligi temsil ediyor. Baslangiçta, 12 yildizin, 12 üye ülkeyi temsil ettigi zannedildi. 1986-1996 yillari arasinda AB’nin 12 üyesi bulunuyordu. Fakat sonradan görüldü ki üye sayisi arttigi halde yildiz sayisi degismiyor. AB’nin üye sayisi 1996 yilinda 15′e çikti. AB bayraginin anlami konusunda resmi bir açiklama bulunmuyor. Bu nedenle çesitli yorumlar yapiliyor. Bütün yorumlar, AB bayraginin bir Hiristiyanlik simgesi oldugu noktasinda dügümleniyor. 12 yildizin Hz.Isa’nin 12 havarisini temsil ettigi yorumlari yapiliyor. Mavi rengin de Hiristiyanlik’taki geleneksel mavi pelerini temsil ettigi yorumlari yapiliyor.( www.islam-tr.net)
Avrupa Birliği’nin lacivert zemin üzerine daire şeklinde dizilen sarı 12 yıldızdan oluşan bayrağı 25 Kasım 1955 tarihinde 10 üyeden oluşan Avrupa konseyi parlamenterler meclisinde alınan karar ile kullanılmaya başlanılmıştır. 31 yıl sonra Avrupa topluluğu 26 mayıs 1986 tarihinde Brüksel’de aldığı bir kanun ile bunu AB resmi bayrağı olarak kabul etmiştir. AB bayrağının tasarımını yapan, koyu bir Katolik olan Arsene Heitz, dizaynı hazırlarken Meryem ana figüründen esinlendiğini açıklamıştır.
(www.milliyetciforum.com)
Alman tasarımcı “Yarışma sırasında Kutsal Meryem’in Paris’teki Rue du Bac’ta beliren görüntüsünün hikayesini okuyordum. İncil’deki betimleme ve Hıristiyan sanatındaki Meryem Ana için kullanılan mavi renk aklıma geldi. Onlardan esinlendim” dedi( www.turkmania.com)
HAVELAN-İ HAVL:Senenin devretmesi, gecmesi demektir.Nisap miktarina ulasan bir malin sahibinin elinde bir yil kalmasi.
HAVKALE:La havle ve la kuvvete illa bi`llahil-aliyyi`l –azim cümlesini söylemeye denir.
HAYBER:Hicaz`da Medine-Suriye yolu üzerinde bulunan eski bir ticaret ve ziraat merkezi.

HASAN(R.A):H.3(624) Ramazan ayinda Medine` de dogdu.H.50(670) tarihinde vefat etti. Baki mezarligina defnedildi.
HASAN-İ BASRİ(ö.110/728):Tabiinden, Medine `de dogdu.Hadis ve fikihta büyük alimlerdendir.Alim ve zahid.
HAŞİYE:Bir metnin altına ya da kenarına konuyla ilgili açıklayıcı bilgiler yazmak. Eskiden yeni kitaplar yazmak yerine mevcuk kitaplar bu notlarla zenginleştirilirdi. Haşiye yazmaya tahşiye, tahşiye yazan kişiye muhaşşi, haşiyeli eserlere de muhaşşa ismi verilir
HARUN (as):Hz.Musa Aleyhisselamin kardesi.
HATEMÜ´L ENBİYA:Peygamberlerin sonuncusu;Hz.Muhammed(sas).
HATEM-İ NÜBÜVVET:Hz.Muhammed(sas)` in Peygamberligine denir.
Havâssü’l-Kur’ân:Havâssü’l-Kur’ân ,hakkında güvenilir kaynaklarda yeterli bilgi bulunmadığı halde zamanla tecrübe yoluyla elde edilen bilgilerden söz eden ve kelime âyet ve sûrelerin belli bir tertibe göre okunması veya yazılması halinde niyet ve maksada uygun sonuçlar veren tesir ve özelliklerinden bahseden bir disiplin olup Kur’an’ın anlaşılmasına veya yorumlanmasına yardımcı olmadığı için belli sayıda kimselerin ilgisini çekmiş bazan da hoş görülmemiştir.
HAVVA:Ilk kadin, Hz.Adem`in zevcesi, ve insan neslinin annesi.
HAVZ-İ KEVSER:Ahirette Hz.Muhammed`in ümmetiyle yaninda bulusacagi bildirilen havuz ve nehir.
HAYBER FETHİ: (7/628):Mute savaşı (8/629), Bizans ile müslümanlar arasında yüzyıllarca sürecek savaşlar bu savaşla başladı. kumandan Zeyd b. Harise; o şehit oluca Cafer b.ebi Talib; o da şehid olunca Abdullah b. Revaha komutan olacaktı. Hepsi şehit olunca halid b. Velid komutran oldu.Seyfullah( Allahın kılıcı ) lakabını aldı.
HAYIZ:Kadinlarda ay basi.Kadin ergenlik cagina gelince hayiz görmeye baslar.
HAZER:Hazer, lûgat anlamı bakımından engellemek demektir. Mahzur yerinde kullanılır ki, yasak anlamındadır. Din yönünden yapılması yasak olan şeylere denir. Çoğulu “Mahzurat”dır.
HEDİYE:Bir kimseye ikram olarak getirilenveya gönderilen maldir.
HEDY:Hac ve umre yapan kimselerin harem sinirlari icinde kestikleri kurban.
HELAL:Yapilmasi dinen serbest olan fiil.
HELENİZM:Yunan medeniyet, Yunan medeniyetine has.Yunan Medeniyetinin tesiriyle gelisen medeniyet.
HENDEK GAZVESİ:Müslümanlarla Mekkeli müsrikler ve müttefikleri arasinda yapilan savas(5/627)
HERALDİK:Mühür bilimi.Eski mühürleri inceler.
HEŞT –BİHİŞTH:Kur’ân-ı kerimde adı geçen sekiz cennet. Osmanlı âlimlerinden İdris Bitlisi’nin ilk sekiz Osmanlı padişâhı dönemine anlattığı manzum eser. Sehi Bey’in, şâirlerin hayâtını anlattığı tezkiresi.
HEYECAN:İçinde bulunulan ortamın algılanmasıyla ortaya çıkan, iç organları harekete geçiren, bedende, davranışta ve bilinçte kendini belirten duygusal süreç tir.
HEZARFEN AHMET ÇELEBİ:Hezarfen Ahmet Çelebi, (d. 1609 – ö. 1640) kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insandır, 17. yüzyılda Osmanlı’da yaşamış Türk bilginidir. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan IV. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında, “Bin Fenli” anlamına gelen Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. (Hezar, Farsça 1000 sayısını nitelemektedir.)İlk uçma denemelerinde, 10. yüzyıl Türk alimlerinden İsmail Cevheri’den ilham almıştırSarayburnu’ndaki Sinan Paşa köşkünden 81632)bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi’ye göre “bir kese de altınla” sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, “Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil” diyerek onu Cezayir’e sürgün etmiştir. Ahmed Çelebi orada vefat etmiştir.
HİCAZ: Arapça, kuşak, bele bağlanan ip, ayıran anlamında bir kelimedir. Suudi Arabistan’ın batısında, coğrafî planda ArapYarımadası’nı Kuzeyden Güneye sıradağlar halinde inerek ayıran bir dağ silsilesi vardır. Bu konumu nedeniyle, bölgeye, Hicaz (ayrılan) adı verilmiştir. Tasavvufta Mekke olarak değerlendirilir.
Zira hac ve umre ibadetlerindeki, ihram uygulaması, şehvet ve lezzetlere engel teşkil eder. Bazı büyükler, bu mübarek beldede mücavir olarak kalmayı seçmiş, kendilerini oraya vakfetmişlerdir. Zira Allah, oradaki bazı bölgeleri şerefli ve faziletli kılmıştır. Zemahşerî, sürekli Mekke’de kaldığı için, kendisine “carullah” (Allah’ın komşusu)’ denmiştir.
HİCRET:Peygamberimizin Mekke`den Medine`ye göcü. Hicret, 12 Rebiulevvel/23 Eylül 622`de olmustur.Bu tarih Peygamberimizin 53`üncü dogum yil dönümüdür. Hicret, Müslümanları müşriklerin zulüm ve baskılarından kurtarmış, İslâm’a yayılma imkânı sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlangıcı olmuştur. Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer’in hilâfeti esnâsında Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hicret ettiği yılın 1 Muharrem’i olan 16 Temmuz 622 tarihi, Hicrî-Kamerî Takvim için “takvim başı” olarak kabûl edilmiştir. Rasûlullah (s.a.s.)’in hicreti Peygamberliğin 13′üncü yılında, 12 Rebiulevvel / 23 Eylül 622′de olmuştur. Bu tarih aynı zamanda Peygamber Efendimizin 53′üncü doğum yıldönümüdür. Hicretle, 23 yıl süren Peygamberlik devrinin 13 yıllık Mekke Devri sona ermiş, 10 yıllık Medine devri başlamıştır.
HİCR:Kayalik böge demek olup Medine`in Kuzeyeinde bir yerin adidir.Salih peygamberin kavmi semud burada yasardi. Hicr:Hicr`in lügat manasi; Engel olmaktir. Islam hukukunda ise hicr, bir kimseyi sözle olan tasarrufklardan alikoymaktir, meetmektir.Bu engeli kaldirmaya izin denir.Izin verilen sahsa da mezun denir.
HİCRÎ:Resûlullah efendimizin hicreti ile başlayan hicrî kamerî veya hicrî şemsî takvime göre olan târih.Hicrî Kamerî Sene:Resûlullah efendimizin hicret ettiği senenin 1 Muharrem gününü (Mîlâdî 16 Temmuz 622 Cumâ gününü) başlangıç olarak alan ve ayın dünyâ etrâfında on iki defâ dönmesini (354-367 güneş günü) bir yıl kabûl eden takvim senesi. Muharremin birinci günü, hicrî kamerî yılbaşıdır.Hicrî yahut kamerî yılı, milâdî yıla çevirmek için şöyle bir formül kullanılmaktadır: Hicrî yıl sayısını 33′e bölüp çıkan sayıya 622 eklenir ve milâdî yıl bulunur. Milâdi yıl = (hicrî yıl x 32/33) + 622 formülü ile bulunur. Mesela: 1000 yılının % 3′ü 30 eder, geriye 970 kalır. Bu sayıya 622 eklenince karşılığı olarak milâdî 1592 yılı bulunur. Milâdî yılın hicrî yıl karşılığını bulmak için de şu formül kullanılır: Hicri yıl = (milâdî yıl-622) x 33/32, meselâ; (1453-622) x 33/32 = 857
HIDÂNE:Çocuğu kucağa almak, besleyip büyütmek üzere yanında bulundurmak. İslâm nikâhının bozulmasından sonra (ayrılıkta), çocuğu, selâhiyetli (yetkili) olan kimsenin yâni başkası ile evli olmayan annenin belirli bir yaşa gelinceye (oğlan çocuğu yedi, kız yetişkin oluncaya) kadar yanında alıkoyması ve terbiye etmesi. Buna anneden sonra anneanne, sonra babaanne selâhiyetlidir.Hıdâne, çocuğun anasına âittir. Bu hususta bütün ümmetin (müslümanların) icmâ’ı (sözbirliği) vardır. Çünkü anne şefkatlidir. Anneden sonra kız kardeşe, sonra teyzeye verilir. Oğlan çocuk yedi yaşına gelince, kız bâliga (ergenlik çağına gelince, yetişkin) olunca babasına verilir. (İbn-i Âbidîn, Molla Hüsrev)
HİDAYE: Burhanettin Merginânî’nin (1117-1197) Hanefi fıkhı üzerine yazdığı “Bidâyetü’l-Mübtedî” adlı eserine kendi yazdığı hâşiyeye “Hidâye” adını vermişti. Fıkıh âlimlerinin altıncı tabaka-sından bu büyük insan eş-Şeybânî’nin “el-Câmiu’s-Sagîr” ve Kudûrî’-nin “Muhtasar” adlı eserlerini bir araya getirerek “Bidâyetü’l-Mübtedî”yi meydana getirmişti. Hidaye kitabının 13 yılda ve hep oruç tutularak yazıldığı söylenir. İçinde kullanılan hadislerin sağlamlığı ile dikkati çeken kitap ve şerhleri yüzyıllarca Osmanlı medreselerinde ileri düzeyde temel ders kitabı olarak okutuldu ve İngilizceye, Rusçaya çevrildi. Bayburtlu (el-Babertî) Muhammed Ekmeleddin’in ( -1348) Hidaye şerhi olan “el-İnâye”si de medreselerde “Ekmel” adıyla okutuluyordu (Bayburtlu Ekmeleddin, Tûsî’nin “Tecrîdü’l-İtikâd”ını da şerhetmişti).
HİCR SÛRESİ :Kur’an-ı kerim’in onbeşinci sûresi. Mekke’de nazil olmuştur. Sadece seksen yedinci âyeti Medine’de inmiştir. Doksan dokuz âyet, altıyüz ellidört kelime ve bin yediyüz yetmiş bir harftir. Fasılaları Lâm, mim ve Nundur. 80-84. âyetlerinde Hicr halkından bahsettiği için bu ismi almıştır. Hicr, Medine-Şam arasında bir yerdir. Semud kavminin başkenti olan bu şehrin harabeleri hâlen el-Ula şehri yakınlarındadır.
Sûrenin konusu, çeşitli dönemlerde peygamberleri yalanlayanların uğradıkları âkibettir. İşlenen konuların tamamı bununla bağlantılıdır. Sûre, şeytanın Adem’e secde etme emr-i ilâhisine karşı koymasından, Nuh, Hûd, Sâlih Lût, Şuayb ve Hz. Musâ’nın kavimlerinin onları yalanlamalarından misaller vermekte ve bu yalanlamaları sebebiyle uğradıkları azabı dile getirmektedir.

HIDRELLEZ :Hızır, Hıdır yahut Hadır Arapça bir kelime olup, yeşillik mânasına gelmektedir (Tecrîd-i sarîh Tercümesi, IX,144). Islâm âlimlerinin çoğuna göre Kur’ân-ı Kerîm’in Kehf sûresinde geçen Salih adam kıssasından Hızır (a.s)’ın anlaşıldığı ve onun Peygamber olduğu görüşü müfessirlerin bazılarının tercih ettiği bir görüştür (Ibn Kesîr, Tefsir, V,179; el-Kehf,18/65). Ancak bazı âlimler tarafından da Nebî değil Velî olduğu görüşü ileri sürülmektedir (Tecridî Sarîh tercümesi, IX, 145). Ebû Hureyre (r.a)’den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s), Hızır (a.s)’a Hızır denmesinin sebebini izah ederken; “Hızır otsuz kuru bir yere oturduğunda ansızın o otsuz yer yeşillenerek hemen dalgalanırdı”buyurmaktadır (Tecrîdî Sarıh tercümesi, IX, 144).Hz. Ilyas (a.s) yada “Ilyasîn” şeklinde ismi zikredilen (es-Sâffât, 37/130). Peygamberliği bildirilen “Hiç Şüphe yok ki Ilyas gönderilen Peygamberlerdendir” (es-Sâffât, 37/123), şeklinde hitab edilen Ilyas (a.s.) Israiloğullarına Allah’ın elçisi olarak gittiğinde onlar “Ba’l” adında dört cepheli put’a tapıyorlardı. Hz. Ilyas’ın bütün gayretlerine rağmen Israiloğulları bu puta tapınmaktan vazgeçmemiş Hz. Ilyas’ın Peygamberliğini yalanlayarak (es-Saffât, 37/ 124). Onu ülkeleri olan Ba’lbak’ten çıkarmışlardı. Fakat Allah’ın gazabı bunların üzerine geldiğinde pişman olmuşlar ve Ilyas (a.s)’ı geri çağırmışlardı. Ancak tekrar nankörlük etmişler, bunun üzerine Ilyas (a.s) oradan uzaklaşmıştır.Ilyas (a.s)’ın Israiloğullarından ayrılması Hızır (a.s) ile buluşması gerçekleşti. Bu buluşma “Hızır Ilyas” iken sonradan Hıdrellez şeklinde değiştirilmiştir.
HİKMET: İlim ve akılla gerçeği bulma, var olan her şeyin iç yüzünü tanıma, bilme. Marifet, irfan. Resulün sünneti. Dinde fıkhetme, derin bir kavrayışa sahip olma. Sözde ve davranışta tam ve doğru isabet. Akıl. Kur´an´ın tefsiri. Fehm, icad, siyaset. İlahi ahlakla ahlaklanma. Sebeplerini bilerek belli ve yüce bir amaca vardıracak tarzda eylemi bilgiye, bilgiyi eyleme uygun yapma. Kur´an´da, ALLAH´ın, peygamberlerine ve seçkin halis kullarına nasip ettiği derin anlayış kabiliyeti.
HİL BÖLGESİ:Harem Bölgesi ile Mikat yerleri arasındaki yerlerdir. Burada yaşayanlara “Mikatiler” denir. Bunlar ihrama bulundukları Hil Bölgesi’nde girerler.
HİLYE-İ SEAADET:Hz.Peygamber(sas)Efendimizin yüce sifatlarini anlatan manzum veya nesir halindeki yazilara hilye-i seaadet veya hilye-i serif denir.
Hz. Muhammed’in iç ve dış vasıflarını anlatan yazılar. Kelime, “Süs, ziynet, cevher, güzel yüz, güzellikler” anlamında. Hilyelerde Hz. Muhammed’in göz ve saç rengi, şekli, boyunun uzunluğu, konuşması, sesinin tonu, belli başlı tavrı, bedeni ve diğer maddi özellikleri tanımlanır. Mevlid ve mirâciyeler gibi İslamiyet’in gelişme döneminde ortaya çıktı. Osmanlı
HİRA:Cebel- Nur(Nur Dagi):Mekke`nin Kuzey dogusunda Kabe`ye yaklasik 5 km. Mesafe de bulunan ve zirvenin 20 km. Altindaki magara.Hz.Peygambere ilk vahyin geldigi dagdir.
HİTABET TÜRLERİ:Asker, siyasi, dini hitabet, panel.
HIRİSTİYANLIK:Hiristiyanlik:Hiristiyan dini, Isevilik,Nasraniyet
Hiritiyan mezhepler:Katolik mezhebi(Roma kilisesi),Ortodoks mezhebi,Protestan mezhebi.Temelde ayni inanclari paylasmakla beraber, ayrintilara ait konularda katolik mezhebinden ayrilarak ortaya cikan bazi kücük mezhepler vardir.Bunlar;Keldani mezhebi, ermeni mezhebi, süryani mezhebi, maruni mezhebi ve kipti mezhebi.Kurulus döneminde bütün dogu Ortodoks kiliseleri Istanbul Ortodoks Kilise`sinin idare ve kontrolu altinda iken, daha sonralari parcalanmalar olmus su kiliselere ayrilmis; Süryani ortodoks kilisesi,, rum ortodoks kilisesi, ermeni ortodoks kilisesi, rus ortodoks kilisesi.Protestan mezhebi öncelikle kendi bünyesinde su 3 ana kola ayrildi:Lutheryanizm, kalvanizm, anlikanizm.
Hıristiyan mezhepler arasinda catisma:Katolik ve protestanlar arasinda din ve mezhep kavgalarinda hesapsiz kanlar akti.Engizisyon mahkemeler masum canlara kiydi.Iskence altinda ölenlerin deftere kaydolanlarin 390 bin kisidir.Bunlarin: 200 bini ateste yakilmistir. Islamiyette böyle bir vahset görülmüs müdür?

HIRİSTİYANLIK FIRKALARI:Hıristiyanlık Fırkaları: Hakikate sahip olduğuna inanan Hıristiyanlık, diğer dinler ve mezhepler konusunda çok müsamahasızdırlar. Hıristiyanlık çekişmelerle bölümdü.Coğrafi bir plan olarak eski şark kiliselerinden başlayıp Doğu Avrupa Güney Avrupa Katoliklerdi, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika Protestanlarını zikredebiliriz.
1. Eski şark kiliseleri: A)Monofizitler B) Nasturiler .2-Rum Ortodoks kilisesi: Batı katoliğinden 1054 yılında kesin olarak ayrılmıştır.
1-Roma Katolik kilisesi: Kendilerini havarileri birincisi olan Petrusun vekili Papalar Katolikliği Hıristiyanlığın geçerli unsuru saydılar. Papa yeryüzü Hıristiyanlığının temsilcisi ve Hz. İsa’nın vekilidir.
2-Protestanlar: Tanrı ile insan arsına giren kilise otoritelerini, adamlarını red ederler. Martin Luther en ünlü simalarandandır. Calvin de eklenebilir.
3-Milleraniste gruplar,
4Mormonlar: Kuzey Amerika’da ortaya çıkıp ilgi uyandıran fırkalardan birisidir. Kurucusu Joseph Smith (1805-1844)
HIRİSTİYANLIKTA REFORM HAREKETLERİ:Papalık, bin seneden fazla bir zaman boyunca batı Avrupalılar üzerinde tam bir hakimiyet sürdürdü 1202 de ölen Joachim de Floredan itibaren müthiş bir müsamahasızlıkla mukabele görmesine rağmen kiliseye karşı bazı itirazlar birbirini takip etti. Gayri memnunlar arttı, halk sınıfları ekseriya zengin ve çalışmayan din adamları sınıfını zaten kullanmaya başlamıştı. Ayrıca 14. ve 15. asırda papalar, 1305-1379 tarihleri arasında Fransa’da çirkin “Avignon esaretine” maruz kalmıştır. 1378-1417 arasında da “büyük tefrika” skandalı ortaya çıkmıştı. Bu sırada Hz. İsa’nın vekili olduğunu söyleyen iki veya bazen üç papa bulunmuştu. Fitnenin dinmesi için bir asır geçti. Bu arada Rönesans dini yenilenmeyi gerçekleştirecek unsurları da getirdi. Reformun sebepleri:Papalığın mutlak hakimiyeti,Vergiler ,Bid’ad,Endülijans ve Rönesans.Reformcuların en önemlisi Martin Luther dir.
http://ilim2000.tripod.com/Kitaplar/Din/mevcut_kaynaklara_gore_hiristiyanlik.htm
HİDANE:Kücük cocuklarin bakimi, gözetimi ve terbiyesi anlaminda bir fikih terimi.
HİCR SURESİ(15):Bu surenin bu şekilde adlandırılmasının nedeni Hicr Ashabının kıssasının zikredilmiş olmasıdır. Bu sure, 99 ayet, 656 kelimedir. Mushaftaki sıralamaya göre 15. sure, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 54. su¬resi olup Mekki’dir. Huruf-i mukattaa (Elif, Lam, Ra) ile başlayan dokuzuncu suredir. Bu surenin temel ko¬nusu, kafirlerin ve yalanlayıcıların bekleyedurdukları korkunç sonu beyan etmedir. Ayrıca Hz. Adem’in kıs¬sasına da işaretlerde bulunur.
HİLAFET:Islam tarihinde devlet baskanligi kurumu.HIRKA-İ SAADET:Peygamberimizin Topkapi Sarayinda mukaddes emanetler dairesinde korunan hirka.
HİTAN:Sünnet, sünnet ameliyesi.Sünnet olmak , erkekler icin sünnettir.Ilk sünnet olan Ibrahim Aleyhisselam`dir,Sünnet olmak hem dinin ve hem dindarligin siaridir.Usaym b. Kelb`in babasindan naklettigine göre, dedesi demiski;“Peygamberimize geldim ve Islamiyeti kabul ettim Bunun üzerine Efendimiz(sas) söyle buyurdular:“Kendinden küfrün killari temizle, tiras et ve sünnet ol.“(Ahmet b. Hanbel,3,41;Ebu davud, Taharet,129)
HIZIR:Hz.Musa döneminde yasayan , kendisine ilahi bilgi ve hikmet ögretilen kisi.
HIZIR BEY(ö.86371459):Osmanli alimi, Istanbul`un ilk kadisi.
HÜCRE-İ SEÂDET:Medîne-i münevverede Mescid-i Nebevî içinde Peygamber efendimizin mübârek kabirlerinin bulunduğu oda. Peygamber efendimizin sağlığında burası, hanımlarından hazret-i Âişe vâlidemizin odasıydı. Peygamberimiz burada vefât etti. “Peygamberler vefât ettikleri yere defnolunurlar” hadîs-i şerîfi gereğince, buraya defnedildi.İslâm târihindeki ilk türbe olan Hücre-i Seâdet’in üzeri yeşil bir kubbeyle örtülüdür. Hücre-i seâdet, Peygamber efendimizin Medîne’deki mescidinin kıble duvarının doğu köşesine yakın olup, mihrâbda kıbleye dönen kimsenin sol tarafına düşer. Minber ise, sağ taraftadır. Hücre-i Seâdet ile minber arasına Ravda-i mütahhera (Cennet bahçesi) denir. Peygamber (Aleyhissalatü Vesselam)’ın mübarek kabirlerinin bulunduğu yer.Peygamber (sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in zamanında zevceleri, mü’minlerin annesi Hz.Aişe(Radıyallahü Anha)’nın evi idi. Uzunluğu 16 m, genişliği 15 m.’dir.
HÜDHÜD:Cavuskusu veya ibibik denilen ve Hz.Süleyman ile Sebe meliki Belkis arasinda haberlesmeyi saglayan kus.Kur`an- Kerim`de Hz.Süleyman kissasiyla ilgili olarak zikredilen bir kus.
HÜKÜM:Hüküm, İslâm hukuk usulünde, Allah ve Rasûlünün emir, yasak, muhayyer bırakma veya bir kimsenin fiiline ilişkin iki şeyi birbirine bağlama özelliklerini taşıyan prensipleridir. Farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubah, haram, mekruh, sahih, bâtıl, fâsit, sebep, şart, mâni gibi bir müslümanın fiiline Allah veya Rasûlü tarafından verilen vasıf “şer’î hüküm” adını alır. Hüküm emir, yasak veya muheyyer bırakma kabilinden ise, buna “teklîfî hüküm” denir. Emre örnek: namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek gibi. Yasağa örnek; içki içmek, kumar oynamak, zina etmek gibi. Muhayyer bırakmak ise; meşrû şekilde yeme, içme ve gezinme gibi fiilleri kapsamına alır (M. Ebû Zehrâ, Usulü’l-Fıkh, Dâru’l-Fikri’l-Arabî, t.s, s. 26-28).
HÜLAFA-İ RAŞİDİN:Dört halife.Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali.
HÜLAGU(ö.663/1265):Ilhanli Devletinin kurucusu ve ilk hükümdari(1256-1265)
HÜMANİZ:Insancilik, Avrupa`da ortaya cikan ve mücerred bir insan sevgisini esas alan görüs.
HÜMEZE SURESİ:Sapitan bazi insanlarin vasiflarinin beyan edildigi, mal varliginin insani ilahi azbtan kurtaramayacaginin haber verildigi.
HÜSUF NAMAZI :Ay tutulduğu zaman iki veya dört rek’at kılınan bir namazdır. Bu namaz cemaatle değil, evde tek başına kılınır. Şiddetli rüzgar, deprem ve salgın hastalık gibi korkunç olaylar sırasında da güneş ve ay tutulmalarında olduğu gibi namaz kılınır.
HÜSN-Ü AŞK(ö.1213/1799):Seyh Galib`in kaleme aldigi divan edebiyatinin son büyük tasavvufi mesnevi
HÜVEL BAKİ:Allah`in edediligini ifade eden ve Osmanlilarda mezar taslarina yazilmasi adet olan Arapca ifade.
HÜSN-İ HATİME:Son nefeste, ruhunu iman ile teslim etme.Su-i hatime ise imansiz gitme demektir-
HÜSUF NAMAZI:Ay tutuldugu zaman iki rekat kendi basina kilinan namaza da Hüsuf namazi denir.
HÜSEYİN(R.A):Peygamberimizin torunu,hicretten 5 yil sonra saban ayinin besinde Medine´de dünyaya geldi.Hz.Peygamber`in torunu,Hz.Fatima ile Hz.Ali`nin kücük oglu, Kerbela sehidi.
HÜZÜN YILI:Hz.Peygamberimizin amcasi ile zevcesi Hz.Hatice`nin (Bisetin 10.yili) vefat ettigi yila denir.(Bi`setin 10.yili)
HU : Arapça “O” anlamında munfasıl zamir olup, İlâhî isimlerdendir, yani Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Allah’ın zâtını ifade eden, mutlak gayb olan hüviyeti. Zikr, önceleri üç, yedi isimle icra edilirken, sonraları oniki isim ile yapılmıştır. Bazı âlimler “Hû, Hû” diye zikir çekmeyi caiz görmemiş ise de, Muhakkıklar ve Sufilerin arifleri, Allah lafzının, O’nun ulûhiyyet mertebesine delâlet ettiği gibi, “Hû” lafzının da “gaybet-i zât ve hüviyet-i batınî” ye delâlet edeceğine hükmetmişlerdir. “Hû” ile ilgili deyişlerden bazısı şunlardır: Bir işin bittiğini belirtmek için, “Ya Hû” veya “artık bu işe yâ Hû dedik” denir. Şeyh Galib’in şu beytinde, “ya Hû” bir işin bitmesi anlamında kullanılır:
Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla ya Hû
Bu değildi neyleyim, bu; yolum intizara düştü.
Birisi çağırılırken “Ya Hû” veya “Komşu, Hû” denilir.

HUD SURESİ(11)Bu isimle anılması, içinde Ad kavminin Pey¬gamberi Hz. Hud’un kıssasına işaret edilmiş ol¬masıdır. 123 ayet ve 1947 kelime ihtiva etmektedir. Mushaftaki sıralamaya göre onbirinci, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 52. suresi ve Medeni’dir. Yaklaşık ola¬rak bir cüzün üçte ikisini oluşturmaktadır. Huruf-i mukattaa ile başlayan beşinci suredir. Onun en temel konusu, Peygamber kıssalarıdır (Nuh, Hud, Salih -Semud kavminin Peygamberi- Şuayb ve Lut).

HUDEYBİYE:Mekke`nin kuzey batisinda bir yer adi.
HUD ALEYHİSSELAM:Ad kavmine gönderilen peygamberin adidir.Ad kavmi Ahkaf denilen yerde yasarlardi.Ad kavmi irem adinda meshur bir sehir insa etmislerdi.Ad kavmi putlara tapardi.Inanmayanlari Allah(c.c), Hud Aleyhisselam ile beraber iman edenleri kurtulusa erdirip kafirleri helak etti. Hud Aleyhisselam ,yüz elli yil yasadi.Mekke de veya Hadramut`ta medfundur. Ad kavmimini helaki; şiddetli rüzgarla helak oldular.Mal ve mülklerinden hic bir eser kalmadi.(Araf:65.67;Hud:52)
HUKUKUL-İBAD:Kul haklari anlamina gelen “hukuku`l –ibad“ kavrami; temel insan haklari ifadesinin karsiligidir.Kur`an`in inmesi ile kemale eren hak din Islam`in amaci;malin,canin, aklin, irzin ve dinin korunmasidir. Bu bse esas, kul haklarini korumaya yöneliktir.
HULÜL:Tanrinin insanda bedenlesmesi inancina hulül denir.
HÜMEZE SURESİ(104):Surenin ilk ayetinde bu kelime zikredildiğinden sureye bu ad verilmiştir; “Veylun li külli hümezetin lümezetin=İnsanları çekiştiren, gammazlayan ve ayıplarını arayan kimselerin vay haline”. 9 ayet ve 33 kelimeye sahiptir. Mushaftaki sıraya göre 104. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 32. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda kısa sureler arasında yer al¬maktadır. Bu surede, mallarının kendilerini ebedi kı¬lacağını ve onları cehennemden kurtaracağını zanneden malperest kafirlerin özelliğinden ve yaptıkları kötü hareketlerinden söz edilmektedir.

HUMEYRA:Peygamber Efendimizin, Hz.Aise validemize verdigi lakab.
HUNEYN:Taif yakinlarinda Mekke`ye 10 mil bir yer.Huneyn:Huneyn günü Tevbe suresinin 25. ayetinde zik¬redilmiştir. Müslümanların Hz. Resulullah (s.a.v) za¬manında yapmış oldukları yaklaşık 28 gazve arasında (bu gazvelerin dokuzunda Resulullah (s.a.v) bizzat ka¬tılmış ve başkanlık etmiştir) Huneyn gazvesi, 26. gaz¬vedir. Yani Mekke’nin fethi gazvesinden sonra ve Taif ve Tebuk gazvesinden önce idi. Huneyn, Mekke’den yaklaşık bir günlük mesafede bulunan ve Taif yolu üzerinde yer alan derin, geniş ve hurmalıklarla dolu bir vadidir. Huneyn gazvesi, Peygamber (s.a.v) reh¬berliğindeki müslümanlar ile Malik bin Avf Nasri komutanlığındaki Hevazin ve Sakif kabileleri müşrikleri arasında Hicretin sekizinci yılının başlarında(Miladi 630)] vuku buldu ve müslümanların zaferiyle so¬nuçlandı.
Bahauddin Hurremşahî, Kur’an Bilimi, İhtar Yayıncılık:208.
HUMUS (BEYTÜL MAL’E KONULAN BEŞTE BİRLİK HİSSE) :Bir şeyin beşte biri. İslâm ordusu ile kâfirler arasında meydana gelen cihad harekatı esnasında elde edilen ganimet mallardan veya yerin altından çıkarılan define ve madenlerden alınıp hak sahiplerine verilmek üzere beytu’l-mâle konan beşte bir miktar anlamında bir İslâm hukuku terimi.İslâm dini toplumda yoksulluk problemini kökünden çözecek gerekli tedbirleri almıştır. Mü’minler arasında hibe, karz ve tasadduk gibi gönüllü yardımlaşmalar teşvik edilirken zekât, öşür ve humus gibi devlet eliyle belirli kaynaklardan alınıp hak sahiplerine verilecek ekonomik potansiyeller de oluşturulmuştur. İslâm’ın zengin ve yoksul kesimi arasındaki tabii dengeyi kurabilecek güçteki bu sosyal yardımlaşma kurumları uygulandıkları devirlerde olumlu fonksiyon ifa etmişlerdir.
HURAFE, HURAFECİLİK : Mantiki temeli olmayan telakki ve uygulamalari, din adina sürülüp benimsenen batil inanc ve davranislariifade eden bir terim.Uydurulmuş hikâye ve rivayet. Bu hikâye ve rivayetleri aktarına ve benimseme tutumu. Bunlar genellikle dinin bir parçası veya gereği olarak aktarıla geldiği gibi, benimseyenlerce de dindenmiş gibi benimsenmiş olan, gerçekteyse dinle ilgisi bulunmayan, sonradan katılmış hikâye ve rivayetlerdir .Hurafenin bu durumuna açıklık getirebilmek için, dine sonradan katılan diğer unsurları anlatan kelimelere, kavramlara da kısaca şöylece sıralayabiliriz:a. Bid’atler,b. İsrailiyyat. c. Batıl İnançlard,Esâtîr, e. Hurafeler.Nitekim, “hurafe” kelimesinin kökeni de, bu tür bir olayın adlandırılmasıyla ilişkilidir. Hurafe, gerçekle, Arap kabilelerinden Uzle’ye mensup bir şahsın adı olup, anlattığı inanılmayacak şeylere de (onun adına izafetle) ‘hadis-i Hurafe’ denilmiştir. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Hurafe Kelimesi
HURUÇ BİSUN’İHİ (= Kendi isteği ile çıkmak): Namazlardan kendi iradesi ile çıkmak
HURÛF-I MUKATTAA(BAŞLANGIÇ HARFLERİ):Kur’ân-ı kerîmde bâzı sûre başlarında bulunan ve mânâsı açık olmayan ikisi üçü bir arada veya tek başına yazılı harfler. Elif lâm mîm, Yâsîn, Elîf lâm râ… gibi.Hurûf-ı mukattaa, bulunduğu sûreden bir âyettir. Manâsı kapalı olan müteşâbih âyetlerdendir. Müteşâbih âyetin gerçek mânâsını Allahü teâlâ ve O’nun sevgilisi Peygamber efendimiz ve Ulemâ-i râsihîn denilen derin âlimler bilir. Çünkü bunların her harfi, Allahü teâlâ ile sevdikleri arasında gizli sır ve ince işâretlerdir. Bu harfler Kur’an-ı Kerim’in 27’si Mekki 2’si (Bakara, Al-i İmran) Medeni olmak üzere 29 suresinin başında bulunmaktadır. Tamamı 14 çeşit harften meydana gelmiştir. Sure başlarında tek, iki, üç, dört ve beş harfli olmak üzere 13 değişik halde görülürler. Harf sayılarına göre şu örnekleri verelim:
1) Tek harfli: Sâd (Sad) Kâf (Kaf) Nûn (Kalem)
2) 2) İki harfli: Tâ-Sîn. (Neml) Yâ-Sîn (Yasin) Hâ-Mîm (Mü’min, Fussilet, Casiye, Ahkaf, Zuhruf, Duhan) Tâ-Hâ (Taha)
3) 3) Üç harfli: Elif-Lâm-Mîm. (Bakara, Al-i İmran, Ankebut, Rum, Lokman, Secde) Elif-Lâm-Ra. (Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Hicr) Tâ-Sîn-Mîm. (Kasas, Şuara)
4) 4) Dört harfli: Elif-Lâm-Mîm-Sâd. (A’raf) Elif-Lâm-Mîm-Ra. (Ra’d)
5) 5) Beş harfli: Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd. (Meryem) Hâ-Mîm-Ayn-Sîn-Kâf (Şura)
İbn Bedran: Cevahir, a.g.e., s.49-50. Derviş, Muhyeddin, İ’rabul’ -Kur’an: 1/224.
HUTBE:Cuma ve bayram namazlari basta olmak üzere bazi ibadet ve merasimlerin icrasi esnasinda topluluga hitaben yapilan konusma.Hutbenin vacipleri:Hatibin taharet üzere bulunmasi, avret sayilan yerlerini örtülü olmasi ve hutbeyi ayakta okumasi.Konuşma, cemaate konuşma yapmak, Allah’a hamd, Rasûlüne salat ve selam getirmek ve müminlere duadan ibaret olan bir zikirdir. Hutbe farzdır ve Cuma ve bayram namazlarının yerine getirilme şartlarından birisidir.İlgili rivayetlere göre Hz. Peygamber hutbeye çıktığında çok defa heyecanlanır gözleri kızarır, sesi yükselir ve bir orduyu uyarırmışçasına sert bir edâ ile kıyametin yakınlığından ve mutlaka kopacağından söz ederdi.”Emmâ ba’dü” dedikten sonra “sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır, yolun en hayırlısı Muhammed’in yolu dur, işlerin en fenası uydurulup dine katılanlardır ve her bid’at sapıklıktır” derdi. Yine, “Ben her mü’mine kendisinden daha yakınımdır. Kim vefat eder de geride borç ve bakıma muhtaç çoluk çocuk bırakırsa bu bana aittir, benim borcumdur” buyururdu.Hutbesine Allah’a hamd, sena ve şehadetle başlar ve yukarıdakilere benzer sözler söylerdi. Hutbeyi kısa okur, namazı uzatır, Allah’ı çok anar ve sözcükleri az, anlamı derin ifadeler seçmeye özen gösterirdi. “Kişinin hutbeşinin kısa, namazının uzun olması, dinî anlayışının bir işaretidir” buyururdu.Hutbenin rüknü:Hutbenin rüknü Cenab-ı Hakk’ı zikirden ibarettir. Hutbenin şartları:Vakit içinde olmak, Namazdan önce, Hutbe niyetiyle Cemaat huzûrunda okunmak (yani hutbe okunurken üzerine cuma farz olanlardan bir kişi bile olsun, cemaatın olması gerekir). Hutbe ile namaz arası başka bir şey ile kesilmemeli (Molla Hüsrev Düreru’l-Hukkâm, İstanbul 1307, 1, 138; İbn Abidin, Reddül-Muhtar, Terc A. Davutoğlu, İst, 1983111, 304 vd.).Cuma günü, Müslümanlar için bir bayramdır. Onun için Perşembe akşamından itibaren Cuma hazırlığı yapmak, çoluğunu, çocuğunu yıkayıp temizlemek, tırnaklarını kesmek, Cuma için yıkanmak İslâm âdâb ve ahlakındadır. Câmiye giderken temiz elbiselerini giymek, güzel kokular sürünmek de böyledir. Bunlara çok dikkat etmek lâzımdır. Hz. Peygamber (s.a.s) bunlara çok önem vermiştir. Her Cumâ günü Cumâ için gusletmenin fazîleti hakkında Peygamberimizin emir ve tavsiyeleri pek çoktur.Bayram Hutbesi:Bayram namazı, üzerine Cum’a namazı farz olan her yükümlüye vaciptir (el-Merginânî, el-Hidâye, Kahire 1965, 1, 85).Bayram namazından sonra hutbe okunması ve onun dinlenmesi ise sünnettir.
HUZEYFE:sahabeyi kiramdan olup cumadan önce vaz ve nasihat eder. Ya Huzeyfe ! Fitneden nasil kurtulalim?Dua eden kurtulur der. Ne zaman dua edelim? Namazdan sonra cevabini verir. 656 senesinde sirlari ile beraber Hz.Peygambere kavustu.Huzeyfe bin Yeman (r.a), babasi ile Medine`ye gelip müslüman oldu.Huzeyfe , peygamberimizin sirdasi.Peygamberimi ona, ashab-i kiram arasina karisarak kendilerini gizleyen münafiklarin kim oldugunu tek tek bildirmisti.Hz.Huzeyfe, Hz.Ömer döneminde Nusaybin halkina vali gönderilir.Hz.Ömer mektubu yazar. Valiye itaat edilmesini ister.Huzeyfe varir , halk karsilar. Hayvan üstünde bir kuru etle ekmek yiyordu.Halk bizden istediklerin ne diye sorar. Yeni vali, tebessüm ederek sizlerden; sadece, kendimin ve hayvanlarimin yiyecegini istiyorum dedi.
HU VE HÜVE:Allah bütün kainatın yaratıcısı anlamında.Zikir esnasında, Müslümanlar, Allah yerine hu sözünü kullanırlar.Allahın güzel isimerinden biri olan H nun aslı Hüve dir.
Hz. Ali kerremallâhü veche çoğu zaman “Yâ Hû yâ men Hû ,Hüve’llâhu illâ Hû ,lâ-ya’lemu eyne Hû illâ Hû” diye dua edermiş. Kendisine sebebini soranlara bunun ism-i a’zam olduğunu söylermiş.Bu husus, Yunus Emre’de şu şekilde dile getirilmiştir: Evveli Hû âhiri Hû yâ Hû illâ Hû olam
Evvel âhir ol kala vü men aleyhâ fân olam
Meselâ “Allah” isminde “elif” kaldırılırsa “lillah” kalır ve bir mânâ ifade eder. “Lam” kaldırılınca “lehü” kalır. Bunun da mânâsı vardır. İkinci “lam” kaldırılırsa “hu” kalır: Bu da “huve”nin aslı olan “he”dir.
HUZEYME B.SABİT(ö.37/657):Züssehateyn (sehadeti iki sahit yerine gecen) diye taninan sahabi.
HUZUR DERSLERİ:Osmanlilarda 1759`dan itibaren 1924 yilinda hilafetin kaldirilmasina kadar ramazan ayinda padisahin huzurunda yapilan tefsir dersleri.

Din Görevlileri El Kitabı(Mesleki Alan Terimleri) İ-I-J-K-L

İÂRE :Ödünç verme, nöbetleşme, birbirinden alma, süratle gidip gelme.
Karşılıksız olarak ve dönülebilecek şekilde bir kişiye sözleşme esnasında faydalanması için verilen mal anlamında bir fıkıh terimi.
Ödünç verme akdi, tarafların sözlü ifadeleri (icab-kabul) veya karşılıklı olarak alıp verme yoluyla yapılır
İBADET:Ibadet, Allah`a kulluk etmek, saygi göstermek ve O `nun bize verdigi nimetlere sükretmektir.Dini mana da ise, namaz, oruc, zekat ve hac gibi dini görevlerimizi kapsamakla beraber Allah`in bizden yapmamaizi istedigi her türlü güzel is ve davranis, bütün ahlaki görevlerini yerine getirmektir. İbadet üç kısma ayrılır: Bedeni ibadetler, mali ibadetler ve hem bedeni hem mali olan ibadetler.
a)Bedeni İbadetler: Vücut hareketiyle yapılan ibadetlerdir. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetler bedence yapılır.
b) Mali İbadetler: Mal ile yapılan ibadetlerdir. Zekat ve sadaka bu bölüme girer.
c) Hem Bedeni Hem Mali Olan İbadetler: Bu çeşit ibadetler ise hem mal ve hem de bedenle yapılan ibadetlerdir. Mesela Hacca gitmek.
Şekil ve Şarta Bağlı Olan İbadetler:Namaz,oruç,zekat,hac.
Şekil ve Şarta Bağlı Olmayan İbadet ler:Bun lar, ‘Sadaka’, ve ‘Amel-i Salih: İyi, fayda lı ve güzel davranış, ifadeleriyle özetlenebilir.
İbadetler İnsanı Al lah’a Yaklaştırır.İç huzuru sağlar.Güven duygusunu geliştirir.
Kötülüklerden alıkoyar.Sosyal yardımlaşmayı teşvik eder.Kaynaşmaya Katkıda Bulunur.Güzel ahlâkın gelişmesine katkı da bulunur.Sorumluluk bilincini geliştirir.
. İbadet, Allah’a bağlılığın bir ifadesidir.
• İbadet, O’nun iradesine boyun eğmektir.
• İbadet, O’na teslim olmak ve her şeyin onun elinde olduğunu bilmektir.
• İbadet, O’nun sınırsız hâkimiyetini kabul etmenin bir simgesidir.( İbadetim, Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar – Prof. Dr. Recai Doğan,Diyanet yayınları.)

İBADİYYE Haricîlerin günümüzde yaşayan bir kolu olup, kurucusu Abdullah ibn İbâd el-Murri et-Temîmî`ye nispetle İbâdiyye adını almıştır. Bu fırkanın mensupları, sahip oldukları görüşlerinden dolayı kendilerine “ehli’l-adl ve’l-istikâmet” ile “ehlu’l-istikâmet ve’l-îmân” unvanları ile anılmışlardır. İbadiyye’nin temel itikadî görüşleri; Kur’ân’ın lafzına sımsıkı sarılmak, îmân ve İslâm’ı bir bütün olarak ele almak, ameli îmânın bir cüz’ü kabul etmek, Kur’ân’ın mahluk olduğuna inanmak, Allah’ın yegane sıfatının “kıdem” olduğunu kabul etmek ve emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker ilkesini uygulamak” gibi hususlardır. İbadiyye’nin, halen Umman, Libya, Madagaskar ve Cerbe adası ile Kuzey Afrika ülkelerinde mensubları bulunmaktadır.
İBAHE:Bir seyi, karsiligini beklemeksizin yemek üzere baskasina izin vermek.
İBAHAT: Bir şeyin dince veya hukukça yapılıp yapılmamasının serbest olması, kişinin yapıp yapmamakta muhayyer bırakılması.
İBAHAT-I ASLİYE: Her şeyde aslolan mubah olma prensibi.

İBÂHİYYE :”Mübah kılmak, bir şeyin mübah ve meşru olduğunu kabul ve ilan etmek” anlamlarına gelen “ibâha” görüşünde olanlar. Asılsız te’villerle, İslâm dininin koymuş olduğu yasakların bütününü veya bazılarını helâl sayan, farzları ortadan kaldıran; nefsin hoşlanıp zevk aldığı her şeyi mübah ve meşru gören sapık ve batıl mezhep, anlayış (Bekir Topaloğlu, Kelâm ilmi, İstanbul 1981, s. 226).
İBN BATUTTA(ö.770/1368-69):Ortacagin en büyük müslüman seyyahi.
İBN HALDUN(ö.808/1406):Meshur tarihci, sosyolog, filozof, siyaset ve devlet adami.

İBN MACE :Kutub-i Sitte’den kabul edilen “es-Sünen” isimli eserin müellifi. Hicri üçüncü yüzyılın önde gelen hadis hafızlarındandır. İsmi; Ebû Abdullah Muhammed b. Yezid b. Mâce el-Kazvim, Mevla Rabîa.
İBN IRAK(ö.427/1036`dan önce):Biruni`nin hocasi, matematik ve astronomi alimi.
İBN İSHAK(ö.151/768):Siyer, megazi müellifi, muhaddis.
İBN MÜCAHİD:Hz.Peygamber`den mütevatir olarak nakledilen kiraat rivayetlerini yedi okuyus olarak belirleyen kiraat alimi.
İBN MÜLCEM(Abdurrahman b. Amr b.Mülcem ö.40/661):Hz.Ali`nin katili.
İBN RÜŞT(ö.595/1198):Messai okulunun son temsilcisi, filozof, fakih, hekim.
İBN SİNA(ö.595/1037):islam messai okulunun en büyük temsilcisi, filozofu, Ortacag tibbinin önde gelen temsilcisi.
İBN TEYMİYE TAKİYÜDDİN(ö.728/1328):Görüs ve elestirileriyle Islam düsüncesinin gelismesine tesir eden Selefi alimi, müctehid.
Hicri yedinci yüzyıl sonunda Selef akidesini ihya için faaliyet gösteren İbn Teymiye (v. 728/1328)’ ilim ve düsünce adamlarından en fazla tenkit edilenlerden biridir. Selefiyye mezhebini savunmak, inanç sistemini sahabe ve tabiin zamanındaki şekle çevirmek isteğiyle yola çıkan İbn Teymiye, zaruri olarak nakli tercih etmiştir. Ona göre Kur’â ve sünnetten başka kurtuluş yolu yoktur. Bu sebeple akıl, naklin karşısına konulamaz. Esas olan nakildir; akıl ise idrak ve tasdik edicidir. Onun en çok tenkit edildiği yönü, bid’at hakkındaki görüşleridir.
İBN ÜMMÜ MEKTUM(ö.89/708):Hz.Peygamberin müezzini, ama sahabi.
İBRAHİM BİN ETHEM (ö.161/778): Zahid , sufi ve muhaddis.Babasi Belh sehrinin hükümdari idi.Hicri 3. asirda yetismis büyük bir evliyullahtir.Bir cok kerematleri görülmüs, Allah rizasi yolunda dünya saltanatini terkederek fakirligi kabul etmis ve bütün ömrünü ibadet ve itaat ile gecirmistir.Kerametleri dillere destandir.
İBRAHİM HAKKI ERZURUMİ(ö.161/1780):18 Mayis 1702 de Erzurum`un Hasankale ilcesindem dogdu. Ma`rifetname adli eseriyle taninan alim, sufi ve sair.Babasi dervis Osman Efendi, annaesi Serife hanife hanim`dir.
İBRAHİM ALEYHİSSELAM:Babil de dogdu.Kendisine on sahife verildi.Nemruda karsi mücadele etti.Hz.Ibrahim, kendi ailesini, yegeni Lut`u ve kendisine inanan müminleri de alarak Sam tarafina hicret etti.Ibrahim Aleyhisselamin ogulari,Ismail ve Ishak. Ismail Aleyhisselamin annesi Hz.Haccer,Ishak Aleyhisselamin annesi ,Hz.Sare
Kabe`yi ilk defa ,Hz.Ibrahim ve oglu Ismail Aleyhisselam.Hz.Ismail ile annesi Hz.Hacer,Kabe`de hicr`de medfundur.Ibrahim Aleyhisselam 175-200 yil yasadi. Ibrahim Aleyhisselam ,Küdus`e bagli Halilurrahman kasabasinda bir magara icinde medfundur.Babasi mümin olan Taruh, annesi Emile veyaNuna Hatun Babasi ölünce annes.Ibrahim aleyhisselamin amcasi olan Azer ile evlendi.Ibrahim Aleyhisselam oglu Ismail Aleyhisselam ile imtihan edildi.Fravunun kizinin adi,Hurya.Seksen yasinda sünnet oldu.Nemrud;Babil`in müessisi, hükümdari, milattan 2640 sene evvel bulunmus oldugu zannedilir.Ibrahim Aleyhisselam karsisinda kafie nemrud tutulur.Nemrud`un adi Naram-Sin denen Akad krali.Sin ,Sümerlerin ay tanrisi.Hiristiyanlar, harran`a putperest sehri anlamaina gelen Hellenopolis adini vermislerdi.Keldani kavmine peygamber gönderildi.Ibrahim Aleyhisselamin soyundan cok peygamber geldigi icin kendisine , Ebü`l-Enbiya(Peygamberler babasi ) denilmistir. Ibrahim Aleyhisselamin nesebi, Nuh Aleyhisselamin oglu Sam`a dayanir.Hz.Hacer ,99 yasinda.Ibrahim Aleyhisselam magarada dogunca ,7,13.16 veya 17 yasina kadar magara da kaldi.Yeni dogan cocuklari öldüren Nemrud , yüz bin bebegin ölümüne sebep oldu .
Cebrail Aleyhisselam gelip Ibrahim Aleyhisselama hanimi Sare`den Ishak Aleyhisselami müjdelediginde,Ibrahim Aleyhisselam 120 yasinda Hz.Sare 99 yasinda idi.Ulü`l- Azm peygamber, Hz.Muhammed, Hz.Nuh,Hz.Ibrahim, Hz.Musa, Hz.Isa.Babil ülkesine , Geldenistan, hükümdarlarina da Nemrud (Nemrud ibni Kenan ).Balil halki arasinda „saibe“ denen sapik bir din türemisti.Bunlar;günese, aya, yildizlara , putlara ve hükümdarlarina tapiyordu.Ibrahim Aleyhisselama verilen 10 suhufun icinde ;Emsal(Kissalar, ibretli sözler) ile sübhamallah diyerek Yüce Allah` i tesbih ve tenzih, lailahe illallah diyerek tevhidi, Elhamdülillah diyerek O`na sükür etmekten ibarettir.Hz.Sare, yüz yirmi yedi yasinda vefat etti.Hz.Ibrahim Aleyhisselam, Hz,Sare`nin vefatindan sonra ,Katura ve Hacun ile evlendi.Ibrahim Aleyhisselam , Mekke`nin bereketi icin ;“Ya Rab!Burasini, emniyetli bir sehir yap ve ahalisinden, Allah`a ve Ahiret gününe inananlari, mahsullerle riziklandir!” diye dua etmisti.Peygamberimiz, namaz da salli-barik dualarinin okunmasinin sebebi: Peygamberimiz(sas):Ben , babam Ibrahim`in duasi, kardesim Isa`nin müjdesi ve annemin rüyasiyim.” Buyurmustur. Ibrahim Aleyhisselamin bu duasina bir sükran olmak üzeredir ki,Muhammed ümmetine namaz da”Allahümme salli-barik” dualarini okumak ta`lim buyurulmustur.(Müslim, salat, 65-66,69/Ebu Davud, salat 179,/Nesai, sehv,49)Ibrahim Aleyhiisselamin annesinin adi,Usa,Nuna,Ebyuna olarak bildirilmektedir.(Islam Ansk.c:21, sh.269).Ibrahim suresi , 52 ayettir.Peygamberler icinde , Peygamberimize en cok benzeyen peygamber,Ibrahim Aleyhisselam.Bazi peygamberlerin konustuklari diller ;Adem, Sit,Nuh,Idris aleyhisselamin dilleri Süryanica,Tufandan sonra Babil de toplanmis olan insanlar da , süryanica konusurlardi.Ibrahim Aleyhisselam ise, Kusadan ayrilip Firattan gecince, Yüce Allah tarafindan ibranice konusmaya basladi.Hz.Ibrahim`in oglu Ismail 13 yasinda sünnet oldu.Ismail Aleyhisselam cürhümülerdeb arapcayi ögrendi. Dinimizdeki kurban ibadeti , Hz.Ibrahim Aleyhisselam ile baslar.Müslümanlar icin bir örnek teskil etmistir.Müminler her kurban kesimin de , Hz.Ibrahim ile oglu Hz.Ismail`in Yüce Allah`in buyruguna verdikleri basarili sinavin hatirini tazeklemis ve kendilerinin de benzeri bir ibadete hazir olduklarini simgeler bir davranisla göstermis olurlar.(Islam `Giris, Diyanet yayinlari,Sh.3329

İBRAHİM SURESİ: İbrahim sûresi, 52 (ell iiki) âyet olup 28 ve 29. âyetler Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. 35-41. âyetler Hz. İbrahim’in duasını ihtiva ettiği için sûreye bu ad verilmiştir.Hz.Musanın tebliğine yer verir.Hud,Ad,Semud halklarını, inkarcıların dünya ve ahirette verilen cezalarını bildirir.İbarahim aleyhisselamın Mekke de geçen kıssasına genişce yer verir.
İBRAHİM SURESİ(14):Bu surenin bu şekilde isim almasının nedeni, Hz. İbrahim’in isim ve kıssasına işaret edilmiş olmasıdır. 52 ayet ve 830 kelime ihtiva eder. Mushaftaki sı¬ralamaya göre ondördüncü, nüzul sırasına göre, Kur’an’ın 72. süresidir ve Medeni’dir. Huruf-i mu¬kattaa (Elif, Lam, Ra) ile başlayan sekizinci suredir. Temel konusu, Hz. İbrahim’in kıssası, kıyamet, hesap ve ceza gününün tavsif ve açıklamasını yapan tas¬virlerdir.
İBRAHİM MÜTEFERRİKA(ö.1160/1747):Ilk Türk matbaasinin kurucusu, yayimci , Osmanli devlet adami ve aydini.
İBRÂNÎ:Eski yahûdî sülâlesi veya o soydan olan. Yahûdî topluluklarından birine mensûb kimse.
İBN HAZM :Asil adi Ali olan Ibn Hazm Miladi 994 yilinda Endülüs`de dogdu.Eserlerinde Ebu Muhammed künyesini kullandi.Zahirilik ekoklünün önde gelen bir alimi olan Ibn Hazm, memleketi Lable`de 1064 yilinda vefat etti.Fikih,Tarih, Edebiyat ve Kelam dair eserleri bulunmaktadir.”Bid`i Talak “ hic gecerli degildir diyen zahir müctehidi.

İBN YAMER(ö.89/1240):Tasavvuf ve Islam düsünce tarihinde büyük etkileri bulunan sufi müellif.
İBNÜ`L -CEZERİ (ö.833/1429):Kitaat ve hadis alimi.
İBNÜ`L-HADRAMİ(ö.38/658):Hz.Osman`in Mekke valisi, Muaviye taraftari.
İBNÜ`L-HEYSEM(ö.432/1040):Optigin gelismesine yaptigi önemli katkilarla taninan Ortacag`in en büyük fizikcisi;Matematikci-astronom, filozof.Bati dünyasinda Alhazen , Alhacen veya Avenetan, Avennathan adlariyla bilinir.
İBN HİŞÂM (ö. 218/833):İbn Hişâm (ö. 218/833) es-Sîretü ‘n-nebeviyye adlı eseriyle meşhur olan tarihçi,dil ve ensâb âlimi .es-Sîretü’n-nebeviyye (Sîretü İbn Hişâm, Sîretü Resülillâh). Hz. Peygamber’in hayatına dair tamamı zamanımıza intikal etmiş en eski kitaptır. es-Sîretü’n-nebeviyyeyı Türkçe’ye ilk defa Sîret-i Resûlullah adıyla Aydınlı Eyyûb b. Halîl çevirmiş ve 12 Rebîülevvel 986 (19 Mayıs 1578) tarihinde şehzadeliği sırasında III. Murad’a takdim etmiştir. Eserin tamamını İslâm Tarihi Sîret-i İbn-i Hişam Tercemesi adıyla Hasan Ege Türkçe’ye çevirmiştir. (T.D.V. İslam Ans. 20
İBLİS: Kur’an’da kötülüğün has ismi “İblis” olarak belirtilir, kötülük bir kişiye iliştiği zaman “şeytan” olarak şahsiyet kazanır, kötülüğün kurumlaşıp sistemleşmiş hâli de “tağut” kavramıyla ifade edilir; böylece şer şebekesinin çok boyutlu olduğuna dikkat çekilir.
Allah`in emrine karsi gelip Adem`e secde etmeyince, Allah Teala onu cennetten veya meleklerin icindeki yüksek makamindan kovdu
İBNU`L–KUF(ö.685/1286):Filistin`de 21 Agustos 1233 de dogdu.Islam dünyasinda bilinen ilk operatör doktor ve ilk müstakil cerrahi kitabinin yazari.
İBN ŞİHAB ez-ZÜHRİ:Hadisleri ilk defa tedvin eden tâbiî aşağıdakilerden han
İBN-İ SİNA: 11.yüzyilda yasamis ünlü tip alimi.Eseri,El-Kanun Fi`t-Tib.
Büyük Türk bilginidir. Ailesi Belh’ten gelerek Buhara’ya yerleşmişti.Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir.
Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa’da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır… Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdirİbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalığından öldü. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb adlı büyük kitabıdır. BAŞLICA ESERLERİ: el-Kanun fi’t-Tıb, (ö.s), 1593, (“Hekimlik Yasası”); Kitabü’l-Necat, (ö.s), 1593, (“Kurtuluş Kitabı”); Risale fi-İlmü’l-Ahlak, (ö.s), 1880, (“Ahlak Konusunda Kitapçık”); İşarat ve’l-Tembihat, (ö.s), 1892, (“Belirtiler ve Uyarılar”); Kitabü’ş-Şifa, (ö.s), 1927, (“Sağlık Kitabı”).
İBRAHİM:Yahudilik, Hiristiyanlik ve Islam`in müstereken kabul ettigi büyük peygamber.Peygamberimiz(sas):”Insanlar icinde Adem Aleyhisselama en cok benzeyen benim, gerek ahlak ve gerek yaratilis bakimindan da ban en cok benzeyen Ibrahim Aleyhisselamdir.”(Alemlere Rahmet Hz.Muhammed, M.Necati Bursali, Sh.450)
İBRAHİM(ö.10/632):Hz.Peygamber in kücük yasta ölen oglu.
İBRANİCE:Yahudilerin ve yahudi kutsal kitabinin dili.
İCAZ:Kur`an`in özlü olusu, kelime ve cümlelerinin derin ve essiz anlamlar tasimasina icaz denir.
İ’CÂZU’L-KUR’ÂN :Kur’an-ı Kerîm’in muciz olması. Benzerini getirmek isteyenleri aciz bırakması Peygamberliğin ilanı ile birlikte muhataplara meydana okunarak ortaya konan ve insanları acze düşüren olağanüstü şeye mucize denir. Kur’an’ın icazıyla, Kur’an’ın bu yönü kastedilmektedir. Allah her peygambere, peygamberliğim isbat etmek için bu tür mucizeler vermiştir. İ’câz-ı Kur’ân’la alâkalı ıstılahlar
1-BELÂGAT: Sözlükte, varmak ve hedefe ulaşmak, idrak etti, kâfi geldi, te’kidde son hadde vardı mânâsına gelir. Her şeyden önce maâni, beyân, bedi’ ve bunlarla ilgili diğer bütün özellikleri içine
alan bir ilmin adıdır. Istılah olarak belâgat: Muktezâ-yı hale uygun söz söylemeye denir.
2. FESÂHAT: Sözlükte; açık olma ve ortaya koyma mânâlarına gelir. Istılah olarak fesâhat: Sözün ses ve mânâ kusurlarından arınmış olarak, rahat telaffuz edilen, tanzîmi mükemmel olan, mânâsı kolay anlaşılan, tatlı ve akıcı olan sözdür. Fesahat, kelimede, kelâmda ve mütekellimde bulunan bir vasıftır.
3. İ’CÂZ: Sözlükte, bir konuda başkakalarının acziyetini ispat etmektir.
Istılah olarak i’câz: Bir kelâmın belalâgatta insan gücünden dışarı çıkıp kişiyi muhalefette veya benzerini meydana getitirmekte âciz kalmak mertebesine düşürmemesidir.
4. NAZM: Sözlükte; dizmek, incileri ipe dizmek mânâlarına gelir.
Istılah olarak nazm: Nazm, ancak kelâmını nahiv ilminin gerektirdiği biçimde ortaya koymak, söz konusu ilmin kânun ve usullerine uygun davranmak, belirlediği metotları bilip onlardan sapmamak, çizdiği prensipleri gözetip onlardan hiçbirini ihlâl etmemektir. İstiâre, kinâye, temsîl ve bütün çeşitleriyle mecaz, nazmın gereklerindendir.
5. ÎCÂZ: Sözlükte, işi çabuk yapmak, sözü kısa kesmek, özetlemek gibi mânâlara gelir.
Istılah olarak îcâz: Maksadı açık ve net bir şekilde ifade etmek suretiyle, az kelimelerle çok mânâları anlatmaya denir.
6. BEDÂAT: Sözlükte; acîp ve garib olma, yeni zuhur etme, hayret verici mânâlarına gelir.
Istılah olarak bedâaat: Üslûbun hem garip, hem bedî’, hem acip, hem iknâ edici ve hiçbir şeyi, hiçbir
kimseyi taklit etmemiş olmasıdır.
7. BERÂAT: Sözlükte; ilim ve şecâatte kendi benzerlerinden üstün olma, her vasıfta tam ve kâmil olma mânâlarına gelir.
Istılah olarak berâat: Rağbetlendirmeme ve sakındırma, methetme ve kötülememe, ispat ve irşad, delil göstererek ve ispat ederek gâlip gelme ve anlatma gibi kelâma ait bütün kısımları ve hitâbın bütün tabakalarını içine alan beyânın haşmetine, sağlamlığına ve üstünlüğüne denir.
8. CEZÂLET: Sözlükte; rekik (tutukluk kusuru) olmayıp doğru dürüst olma, akıllılık, büyük mânâlarına gelir.
Istılahta cezâlet: söylenişte tatlılığı bulunan veya heybet, ululuk, çarpışma, korkutma,
9. ÜSLÛB: Bir kelâmın kalıbı ve sûretine denir. Veya sözden kast edilen gayeyi elde etmeye en yakın ve dinleyiciler üzerinde en etkili olan bir şekil üzerinde dizilen kelimelere, dökülen mânâya denir.
10. MEÂNİ: Mânânın görevi karşısında ifadenin şekillendirilmesidir. Belâgatın mühim dallarından biridir. Sözün yerinde kullanılması ve halin gereğine göre uğrayacağı değişiklikler, bu ilme konu olmuştur.
11. İLM-İ BEYAN (FENN-İ BEYYAN),
BEYAN: Sözlükte ortaya koymamak, açık-seçik olmak, açıklamak anlaşılır hale getirmek gibi mânâlara gelir.
Istılah olarak ise: Bir lâfzın mânâyla olan münâsebetini ve bir mânâyı farklı söz ve usullerle anlatmayı öğreten, belirli usul ve kuralları olan bir ilimdir. Belâgat ilmini meydana getiren üç ilim dalından birisidir. İfadenin açıklık derecesi; o ifadenin hakikat, mecaz, teşbih, kinâye ve istiâre olmasına göre değişir. İlm-i beyan, bu ifade tarzlarından hangisinin daha beliğ olduğunu inceler.
12. TEŞBİH: Lügatte, ‘benzetme’ demektir. Beyan mefhûmu olarak ise; belirli bir maksat için bir edat ile aralarındaki ortak nitelikten dolayı bir şeyi başka bir şeye benzetmektir.
13. BEDİ’ İLMİ: Bir belagat mefhh’umu olarak: Mukteza-yı hale uygun sözlerin lâfız bakımından kusursuz, mânâ yönünden ma’kul ve aynı zamanda bir ahenge sahip olmasının usul ve kaidelerini inceleyen ilme denir. Veya kelâmın lâfız ve mânâlarının güzelleştirme yollarına ait bilgileri inceleyen bir ilimdir.
İCMA:Ashab-i Kiram`in ittifaklari üzere akaid hükmüne gecmis dini emirlerin tamami.
İCMA-İ ÜMMET:Ayni asirda yasamis olan Islam alimlerinden müctehid olanlarin , Islam`in bir konusu hakkinda verilen hüküm üzerinde birlesmesidir.Islam müctehidlerinin, ser`i bir meselenin hükmüne dair görüslerini ayni yönde olmak üzere tek tek aciklamalari yoluyla meydana gelen icma türüne Sarih denir.
İCMA:Hz.Muhammed (sa)ümmetinden olan Müctehidlerin Hz.Peygamberin vefatından sonraki herhangi bir devirde şer’i bir meselenin üzerinde fikir birliği etmelerine icma denir.
İCMAL-İ İMAN:Inanilmasi gereken dinsel esaslara toplu olarak inanmaya denir.
İÇ EZAN :Cuma namazı için minareden okunan ezan. Cuma Ezanı da denir Diğer namazlarda yalnız bir ezan okunmasına karşılık Cuma namazlarında iki ezan okunur İkinci ezan, Cuma’nın sünnetinin kılınmasından ve imamın minbere çıkmasından sonra, hutbeden önce okunur. İlk ezanın minareden okunmasına karşılık, ikinci ezan cami içinde okunur. Bu nedenle bu ezana “iç ezan” da denir.
İCTİHAD:Ictihad; dini hükümleri delillerden cikarmak icin müctehidin bütün gücünü sarfedebilmesidir.Ictihad yapabilecek bir yetenege sahip olan zata müctehid denir.
İÇ OĞLANI:Devsirme olarak saraya alinip cesitli devlet hizmetleri icin yetistirilen kimse.
İDADİ:Rüstiye mezunlarini yüksek okullara hazirlamak icin acilan, günümüzde liseye denk orta ögretim kurumu.
İDDET:Islam hukukunda kocasindan bosanan bir kadinin 100 gün,kocasi ölen kadinin 130 gün bekleme müddeti.Henüz adet görmeyenlerin iddet müddeti ise 3 aydir.Hamile kadinlarin bekleme sureleri, dogum yapincaya kadar, yaslilik sebebiyle hayizdan kesilen kadinlarin bekleme suresi 3 ay iddet beklemek.(Islami Bilgiler Ansiklopedisi,c.2,sh.22)
İddet, sözlükte; saymak, muayyen sayı, boşanan veya kocası ölen kadının bekleme süresi demektir. Bir terim olarak; evliliğin kocanın ölümü, boşanma veya fesih sebeplerinden birisiyle sona ermesi halinde, yeniden evlenebilmek için kadının beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder. Çoğulu “ideâ”tir. İddet süresi, genellikle aylar veya kadının hayız yahut temizlik günleri esas alınarak hesaplandığı için “sayma” ile ilgili bu terim kullanılmıştır.Ölüm iddeti, kocası ölen kadının yeniden evlenebilmek için beklemek zorunda olduğu süredir. Bu süre, kamerî aylara göre 4 ay 10 gündür. Ayette şöyle buyurulur: “Sizden, ölen ve geride eş bırakan erkeklerin eşleri dört ay on gün iddet beklerler” (el-Bakara, 2/234).İddet-i Haml:Çocuk doğurmakla biten iddet.İddet-i Hayz: Hayz ile ikmâl olunad ıddet Talâk veya fesih vuku bulduğunda zât-ı hayz Olan hür kadınlar, tam üç hayız ile, ve cariyeler de tam İki hayız ile bu ıddeti bitirmiş olurlar.İddet-i vefat: Ölüm ile lâzım gelen ıddet de¬mektir.
İDRİS ALEYHİSSELAM:Adem Aleyhisselamdan sonra, kalem ile ilk kez yazi yazan, ilk kez yildizlar ve hesap ilmini gözden geciren bir zatti.gecmis devirlerin büzü ilimleri kendisinde toplamisti. Bütün ilimler kendisine ögretilmisti. Kendisi terzi idi.. Ilk defa igne ile dikis diken, ilk defa elbise dikip giyen de Idris Aleyhisselamdir. Halbuki ondan önce insanlar hayvanlarin derilerini giyerdi.Sit Aleyhisselamin torunlarindan bir peygamberdir.Idris Aleyhisselamin asil adi ;Ahnun(Hanuh).Kur`an-i Kerim de cok kitap okudugu icin ona Idris lakabi verilmistir.Kendisine Peygamberlik,hikmet ve sultanlik verildigi icin „Müselles bin ni`me“(kendisine üc nimet verilen) denilmistir.Idris Aleyhisselamin babasinin adi Yerd,Annesinin ismi Berre veya Esvet Cennete girip cikmayan peygamber ,idris Aleyhisselamdir.Idris Aleyhisselamin , Adem Aleyhisselama kadar olan nesebi;Idris, Yerd,Mehlail,Kinan,Enus,Sit,AdemAleyhisselam.Üc yüz altmis yil yasadi. Idris Aleyhisselama otuz sahife verildi.
İHANET:Kâfir ve günahkâr kişilerden, arzu ve isteklerine aykırı olarak meydana gelen olaydır. Meselâ, peygamberlik taslayan inkârcılardan Müseylime, tek gözü kör olan bir adama, iyi olsun diye dua etmiş, bunun üzerine adamın öbür gözü de kör olmuştur.
İHLAS SURESİ (112):Bu sure, kapsamakta olduğu tevhidi konuları ihlas sahibi, temiz kalbli salih ve mümin kullara ilet¬tiğinden dolayı bu adla anılmıştır. Surenin diğer ad¬ları hep bu konuya binaen şunlardan ibarettirler: Tevhid, Esas, Tecrid, Tefrid, Ma’rifet, Samed, Beraet ve Necat’tir. 4 ayet ve 15 kelimeden oluşmuştur. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 112. suresi, nüzul sıralamasına göre ise Kur’an’ın 22. suresi olup Mekki’dir. Kısa surelerden ve kul ile başlayan makulat surelerindendir. Bu kısacık surenin esas ko¬nusu, tevhid ve yüce Allah’ın ne doğduğu ne de do¬ğurduğu ve ne bir eşe, benzere sahip olduğu konusudur.
İFRİT:Cinlerden bir kısmına ifrit deniliyor. Cinlerin azgın, en zararlı, şerli, korkunç ve kuvvetli cinsi. Ragıb el-İsfehanî, ifritin, pis, çetin anlamına geldiğini söylemiştir. Yazır, bundan hareketle, Şeytan gibi insan hakkında da kullanıldığını, ifrit ve nifrit şeklinde ifade edildiğini kaydeder. İbn-i Kuteybe ise, “İfrit, yaratılışı kuvvetli, demektir. (1) Şibli ise, Ebu Amr b. Abdülberr’den naklen; “Lisanı iyi bilen kelam alimleri cinleri dereceler halinde zikrederler. Yalın olarak cin dediklerinde “Cinni” derler. İnsanlarla birlikte oturanını kastettiklerinde “âmir”, çoğulunda “ummar” derler.(2) Demek ki ifrit, kötülük ve pislikte son dereceyi bulmuş ve şeytanlıkta ileri gitmiş, tuttuğunu devirir, kuvvetli, becerikli, el e avuca girmez biri demektir. İnsana da denildiği için ayette “cinden” diye açıklanmıştır.(3) :Cinlerden bir ifrit , ”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi.(4)
Cinlerden bir ifrit, dedi, Ragıb’ın Müfredatı’nda: İfrit, yani pis, çetin demektir. Şeytan gibi insan hakkında da kullanılır, ifrit nifrit, denilir. İbnü Kuteybe demiştir ki: “İfrit, ‘müvesseku’l-halk’ yani yaratılışı kuvvetli, demektir. Aslı, toprak demek olan ‘afer’ dendir. ‘Afere’ güreşti, yere yıktı, demektir.” “Ahkâmu’l-mercan fi ahkâmi’l-cânn” isimli eserde Ebu Amr b. Abdülberr’ den naklen der ki; Lisanı iyi bilen kelâm âlimleri cinleri dereceler halinde zikrederler. Yalın olarak cin dediklerinde “cinnî” derler. İnsanlarla birlikte oturanını kastettiklerinde “âmir”, çoğulunda “ummâr” derler. Çocuklara musallat olana “ervah” derler. Kötü olup başedilmez bir hale gelirse ‘şeytan’ daha çoğalır ve kuvvetlenirse “ifrit”, çoğulunda da “efârhit” derler. Demek ki ifrit, kötülük ve pislikte son dereceyi bulmuş ve şeytanlıkta ileri gitmiş, tuttuğunu devirir, kuvvetli, becerikli, ele avuca girmez bir kerata demektir. Öyle insana da isim olarak verildiği için âyette “cinden” diye açıklanmıştır. Ben onu (o tahtı) sen makamından kalkmadan önce sana getiririm. Her gün makamında sabahtan öğleye kadar oturduğu rivayet ediliyor. Ve gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var, yani kolay getiririm, hem de hiçbir şekilde güveni kötüye kullanmam, bozup değiştirmeden hiçbir şey kaybetmeksizin getiririm diye üsteleyerek güvenlik hissi vermeye çalıştı.(5)
İfrît: Tuttuğunu deviren, kuvvetli, becerikli, ele avuca sığmaz demektir. Ayrıca, kötülük ve münkerde son dereceyi bulmuş, şeytanlıkta ileri gitmiş mânâsı taşır. Bu kelime, insanlar için de kullanıldığından, âyette “ cinlerden bir ifrît” şeklinde ifâde buyrulmuştur.(6)
(1) Yazır, Hak Dini, VI, 142.
(2) (2) Şibli, Cinlerin Esrarı, s. 65.
(3) (3) Yazır, Hak Dini, VI, 143.
(4) Neml :27/39
(5) www.kuranikerim.com
(6) www.nebilersilsilesi.com
İFTA MAHKEMELERİ: Dünyanın hiç bir yerinde hiç bir zaman mevcut olmamış olan müesseseyi Hz. Ömer (r.a.) kurmuştu. Halk tarafından sorulan meselelerin cevabını ücretsiz
olarak veren bir devlet kuruluşu idi. Bir nevi avukatlık olan bu müessesenin konusu
halka hizmet fetvaların sıhhatli olarak insana devlet eli ile (İslam hukukunu) insanın
tabi hakkı olanı bildirmekti. Bu müesseselere İfta Mahkemeleri denir.
İHDÂD :Yas tutmak, kadının kocasının ölümünden sonra belli bir sure sevinmeyi, süslenmeyi ve zevki bırakması. Kocası ölen veya bâin (kesin) talakla boşanan müslüman kadın, aile yuvasının yıkılması sebebiyle, iddet süresince yas tutar. Yassın belirtisi olarak elbiseyi, güzel kokuları, yağlanmayı, eline kına yakmayı, bir özür bulunmadıkça gözüne sürme çekmeyi, başını sık tarakla taramayı ve ziynet eşyalarını terkeder (İbrahim el-Halebî, Mülteka’l-Ebhur, Terc. Mehmet Mevkufâtî, Sadeleştiren A. Davudoğlu İstanbul 1980, I, 583).

Kadının, kocasının ölümü sebebiyle iddet bekleme süresi 4 ay 10 gün (el-Bakara, 2/234); boşanma halinde ise üç defa hayız (kurû) görüp temizlenme vaktine kadardır (el-Bakara, 2/228). Hanefilere göre, kadın temizlik günlerinde boşanmışsa, üçüncü hayızın bitiminde iddet tamam olur. Hayızlı iken boşanmışsa, içinde boşandığı ilk hayız dışındaki üç hayız sonunda iddet bitmiş olur. Ancak hayızlı iken boşama bid’âttır. Bu iddetin süresi yaklaşık üç ay kadardır.
İHLAS SURESİ:Sûrenin kaynaklarda tespit edilen 20′yi aşkın adı vardır. Ancak yaygın olarak İslâm dininin temel ilkesi tevhîd inancının vecîz bir ifadesi olan “İhlâs” adıyla tanınmıştır. En çok kullanılan isimlerinden biri de “Kul hüvellahü ehad”dır. Ay¬rıca “Samed, Tevhîd, Esâs, Tecrîd, Necat, Velayet, Mukaşkışe, Muavvize” ad¬larıyla da anılmaktadır. Konusu ,Sûrede Allah Teâlâ’nın başlıca sıfatlan tanıtılmaktadır.( Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/689. )Fazileti,Hz. Peygamber bu sûrenin önemi ve fazileti hakkında söyle buyurmuştur; “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki bu sûre Kur’an in üçte birine denktir” Yine Hz. Peygamber, sevdiği için bu sûreyi her namazda okuyan bir sahabîye, “Onu sevmen seni cennete götürür” müjdesini ver-miştir. (Buhârî, “Tevhîd”, 1) (Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/689-690.)Surenin Muhtevası:Sure, akide ve İslâm dininin en mühim esaslarını ele almaktadır. Al¬lah’ın tevhidi ve tenzihi, kemâl sıfatları ile sıfatlandınlması, hiçbir ortağı-nın olmadığı. Böylece teslis iddiası olan Hıristiyalara ve Allah ile beraber diğer ilâhlara da tapan müşriklere reddiye vardır.(Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/671.)Rasûlullah (sav) buyurdu ki: “Her kim “De ki: O Al¬lah’tır, bir tektir” sûresini elli defa okursa onun da elli yıllık günahları ba¬ğışlanır.( Dârimî, II, 553) Kur’an ‘daki Sırası :112,Nüzul Sırası: 22,Ayet Sayısı : 4,İndiği dönem : Mekke.Rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim sûresini okursa, Kur’ân’m üçte birini okumuş gibi olur” Âlimler şöyle der: Bu, İhlâs sûresinin birçok mânâ, ilim ve bilgileri ihtiva ettiği içindir. Zira Kur’ândaki ilimler üçtür: Allah’ın birliğini gösteren âyetler, ahkâm âyetleri ve kıssalar. Bu sûre, Allah’ın birliğini gösteren âyetleri kapsadığı için Kur’ân’ın üçte biri sayılır. Bazıları şöyle der: Sevap bakımından Kur’ân’ın üçte birini okumaya eşittir. Yani bu sûreyi okuyana, Kur’ân’m üçte birini okuyana verilen sevap kadar sevap vardır. (Tirmizî, Fedâilu’I-Kur’ân, 10,11; Nesaî, İftitâh 69 ) (Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/477.)
İHRAM: Haram kılmak, ihrama girmek manasına Arapça bir kelime. Tasavvuf terminolojisinde, mahlukata ait şehveti terketmektir. İhramdan çıkmak ise, mak’ad-ı sıdk katından insanlara inip, onlara hoş görülü davranmaktır
İHSAN:Allah`a onu görür gibi ibadet etmesidir.
İDİL(Volga):İlk müslüman Türk devleti.
İHTİKAR:Ihtiyac maddelerini toplayarak, darlik aninda pahali satma, vurgunculuk.
İFFET:Insanin bedeni ve maddi hazlara asiri düskünlükten korunmasini saglayan erdem icin kullanilan ahlak terimi.
İFK HADİSESİ::Hz.Aise´ye zina isnadi atilmasi olayi.
İFRİT:cinlerin reisi veya en güclü, zeki; kurnaz ve karli olani.
İFRAD UMRESİ:Hac aylari disinda yapilan umre.
İHSAR:Hac ve umre icin ihrama girmis olan kimsenin Arafat vakfesinden ve tavaftan alikonulmasidir.
İFTAR:Orucu acmak anlaminda f