Din Görevlileri El Kitabı(Mesleki Alan Terimleri)M-N-O-Ö-P-R

MUHAMMEDİYE:Endonezya`da yenilikçi bir dini teşkilat.
MAĞFİRET:Günahlarin Allah tarafindan bagislanmasi anlaminda bir terim.
MAHLAS:Divan sairlerinin siirlerinde kullandiklari takma ad.
MAHMUD-İ GAZNEVİ:Gazneli hükümdari (998-1030)
MAHREM:Kisinin kendisiyle evlenmeleri dinen yasaklanmis bulunan belli derece hisimlarini ifade eden bir terimdir.Birbiriyle evlenmesi dinen yasaklanmis akraba anlamindaki fikhi terim.
MAHTUMKULU(1733-1788):Türkmenlerin büyük şairi Mahtumkulu 1733 yilinda Gürgen nehri boyundaki Hacigovsan köyünde dünyaya geldi.Nizami, Sadi , Fuzuli, Hafiz, Cami ve Nevai gibi üstadlarin eserlerini okumustur.mahtumkulu, Türkmenler arasinda cok büyük bir sevgi ve saygiya sahiptir.mahtumkulu Divani vardir.
MAHFİL:islam mimarisinin dini yapilarinda özel kullanimlari olan mekan birimlerine verilen ad.
MAHLAS:Eskiden bir siirin son beytinde kullanilmasi adet olan, sairlerin kullandigi takma ad.Mahlas: Kimi ozan ve yazarların yapıtlarında kullandıkları değişik ad.
MAHŞER:Kiyamet gününd insanlarin ve bütün canlilarin toplanacaklari ve dünyada yaptiklari iyi ve kötü davranislarinin hesaplarini verecekleri yer.

MAHYA:Ramazan-ı şerîf ayında, geceleri çift minâre bulunan câmilerde iki minâre arasına gerilen ve halata (kalın ipe) asılarak kandillerle (lambalarla) yazılan yazı ve şekiller.Çifte minâreli câmilere mahya konulması, sultan Üçüncü Ahmed Han devrinde on iki sene kadar sadrâzamlık yapmış olan Dâmâd İbrâhim Paşa’nın 1719 (H.1132) senesinde ortaya çıkardığı dînî bir husûsiyeti olmayan ışıklı bir yazı yazma usûlüdür. Mahyâ konulması bid’attir. (İbn-i Âbidîn)
MAİDE SURESİ(5)İsimlendirilme sebebi, İlahî Maideden (sofradan) sözedilmesi ve Hz. İsa’nın Havarileri ve dostlarının istemesi üzerine onun indirilmesidir. Surenin diğer adları, Ukud ve Munqeze’dir. 120 ayet, 2838 kelimeyi kapsar. Mushaf sırasına göre be¬şinci, nüzul sırasına göre, Kur’an’ın 112. suresi olup Medeni’dir. Kur’an’ın otuz cüzünden bir cüzden fazla yer kaplar. Bu surede, ihram halindeki (Hacc es¬nasında) kişiler ile ilgili olarak av ve diğer amelleri ile ilgili birçok fıkhi hüküm yer almaktadır. Ayrıca müfsidin-i fi’l-Ard (yeryüzünde bozgunculuk yapan) olan savaş ehli kimseler ile ilgili hadler, vasiyetin tekidi, abdest, gusul ve teyemmüm ile ilgili fıkhi hükümler de bu surede yer alır.
MAKTU HADİS: Kesmek, kat etmek anlamına gelen “Kata’a” kök fiilinden ismi mefûl olup kesilmiş, kesik demektir. Hadis Usulünde sahâbe’den sonraki tâbi’î lerin sözleri veya fiilleridir. Bir diğer ifadeyle maktu hadis, isnadı tabiiye kadar uzanan, tâbi’îde kalarak daha ileri gidemeyen hadistir. Kısacası, tabiilerden gelen ve onlara ait sözlerden veya fiillerden ibaret haberlere umumiyetle maktu adı verilmiştir.

MAL-İ DIMAR:Bir kimsenin kıra gömülüp yerini hatırlamadığı mala, mal-i dımar denir.
MALİKİ MEZHEBİH.93(M.711-712)-: Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî’ye nisbet edilen fıkhî ekolün adı. Büyük fıkıh ekollerinden biri olan Malikî mezhebinin imamı İmam Malik, Medine’den doğmuştur. İmam Malik’in fıkıhta hocası Rabi’atu’r-Rey’dır(İlk hocası Rabi’atu’r-Rey diye şöhret bulan Rabia b. Ebu Abdurrahman) Künyesi Ebu Abdillahtır.
Malikî mezhebinin temel kaynak kitapları olan Müdevvene, Utbiye, Vadiha ve Mevvaziye.Malikî mezhebinin dayandığı deliller şunlardır:1-Kitap,2-Sünnet,3- Sahabe kavilleri,4- İcma,5- Medineliler’in amelî,6- Kıyas, 7- İstihsan, 8- İstishab, 9- Mesâlih-i Mürsele,10- Sedd-i Zerîa,11- Örf ve Âdet,
Günümüzde Trablus Libya Tunus Fas Hicaz Mısır Cezayir ve Afrika sahillerinde Maliki mezhebine mensup müslümanlar mevcuttur.İmam Malik’in en önemli eseri kırkyılda yazdığı “Muvatta”isimli eseridir. 100 binden fazla hadis üzerinde yaptığı çalışmalar sonucu eserinde 1.720 hadis kullanmıştır. 600ü merfu, 222si mursel, 613ü mevkuf, 285i maktudur. Ancak bunların 4ü dışında hepsi muttasıldır. İmam-ı Şafii bu eser için şöyle söylemiştir: “Yeryüzünde Kitabullahtan sonra İmam-ı Malik’in Muvatta’sından ziyade doğru olan bir kitap yoktur.Muvattaya birçok şerh yazılmıştır. Bunların ba-şında İmam Zurkaninin yazdığı şerh gelir. İmam Su-yuti de, Tenvirul-Hevalik adlı bir şerh yazmıştır. Ebul-Velid Süleyman ibnu Halef el-Baci de el-Mun-teka adıyla bir şerh yazmıştır. Sünnete Bağlılığı ve Hz. Peygamber (s.a.s.)e Saygısı;İmam Malik sünnete son derece bağlı biriydi. Hz. Peygamber (s.a.s.)e de ileri derecede saygılıydı. Yaş-landığı zamanlarda bile Medinede herhangi bir hay-vana binmez ve: “Allahın peygamberinin medfun ol-duğu bu şehirde ben hayvana binmem” derdi. Hadis rivayet edeceği zaman önce abdest alır, temiz ve yeni elbiseler giyer, güzel kokular sürünür sonra büyük bir saygı ve vakar içinde hadisi naklederdi.İmam Malik ibnu Enes, h. 179 (m. 795) yılında, 85 yaşındayken Medinede vefat etti ve oraya defnedildi.
MAL-i MÜTEKAVVİM:Kıymetli mal. İslâm’a göre yenilmesi içilmesi kullanılması ve faydalanılması mümkün olan mal. Müslümanlar için; şarab domuz ve besmelesiz kesilen veya kesmeden öldürülen hayvan mâl-ı mütekavvim değildirler. Alış-verişin sahîh (doğru) olması için malın da mütekavvim olması lâzımdır. (İbn-i Âbidîn)Bir satışın sahîh (dîne uygun) olması için malın mütekavvim olması lâzımdır.Müslümünlar için şarap, domuz ve besmelesiz kesilen veya kesmeden öldürülen hayvan, mütekavvim ma adığı için kullanılması veya satılması mümkün değildir. Denizdeki henüz tutulmamış balık mütekavvim mal değildir. Çünkü tutulmadığı için kullanılması veya satılması mümkün değildir.
Ehl-i Sünnet’in müctehid imamları malı genellikle iki kısma ayırarak tahlil etmişlerdir. Bunlar: 1. Mütekavvim mallar ve 2. Gayr-i mütekavvim mallar.
(Abdülaziz el-Buhari, Keşfu’I-Esrar, İstanbul 1308, c. III, sh.196.)
MANASTIR:Hıristiyanlıkta ibâdet edilen ve din adamlarından bir râhib veya râhibenin idâre edip, barındığı binâ.
MASLAHAT-I ZARÛRİYYE: Bütün semavî dinlerin müşterek hedefi olan: 1-) Nefsi, 2-) Dîni, 3-) Aklı, 4-) Nesli ve 5-) Malı korumaya lıızmet eden şey demektir.Meselâ: Nikahlanma, nesli koruma; cihâd, dini ko¬ruma maslahatından dolayı meşru kılınmıştır. Sarhoşluk veren şeylerin haram kılınması, aklı, ma¬lı ve şerefi muhafaza gibi maslahatlara müstenittir.
MAUN SURESİ (107):Sure, son ayetinde “Maun”u engellemeye çalışan kimselerin bu kötü amellerini eleştirdiğinden bu adı almıştır. Müfessirler Maun kelimesini,, zekat veya bazen dost, akraba ve komşunun emanet olarak al¬dıkları yaşamın gerekli ihtiyaçları olarak anlamlandırmışlardır. Bu surenin diğer adlarından bi¬risi, Ere eyte’1-lezi -ki bu ibareyle başlamaktadır- dir. Bir diğer ismi Din, bir diğeri de Tekzib’dir. 7 ayet ve 25 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıraya göre 107. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 17. suresi olup Mekki’dir. Bu sure de kısa surelerdendir.
MASLAHAT-I MÜRSELEM: Maslahat-ı Mürsele, dinle çelişmeyen ve kendisiyle hüküm verilince bir zararı önlemek veya bir faydaya erişmek mümkün olan maslahattır. Kur’ân’ın mushaf haline getirilmesi maslahat düşüncesine dayanan bir uygulamadır. Bu uygulama Kur’ân’ın bazı parçalarının kaybolmasının önüne geçebilmek için yapılmıştır. MEARİC SURESİ(70):Bu sure, adını üçüncü ayette geçen Allah’ın Zi’l-Mearic (dereceler sahibi) olarak adlandırılmasından almıştır. Meleklerin ve ruhun elli bin yıla denk olan bir günde Allah’a doğru yükseldiğinden söz edil¬miştir. Daha sonra müminlerin bazı hallerinden ve sı¬fatlarından söz edilmiş, aynı şekilde inkarcıların gerek dünyadaki gerekse ahiretteki kimi sıfatları ve halleri zikredilmiştir. Bu surenin bir diğer ismi de Seele’dir (zira sure bu kelime ile başlamaktadır). 44 ayet ve 217 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sı¬ralamaya göre Kur’an’ın 70. suresi, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 79. suresi olup Mekki’dir.
MECİDİYE:1840 yılında basılmış 20 kuruş değerinde gümüş sikke.
1011-Mu’cem: Sözlükte i’camdan ismi mef’ul olup harf sırasına göre tertib edilmiş manasına kullanılan bir kelimedir. Hadis ilminde muhaddisin, hadisleri rivayet ettiği şeyhinin ismine göre tertip ederek tasnif ettiği hadis kitabına denir.
MECELLE:Tanzîmât’ın îlânından sonra, Ahmed Cevded Paşa’nın başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanan; İslâm hukûkunun muâmelâta (alışveriş, şirketler, hibe v.b.) âit hükümlerinin Hanefî mezhebine göre maddeler hâlinde tertibinden meydana gelen kânunla r veya bu kânunları içerisine alan mecmûa. Günlük işlerde dînin emirlerine uygun davranabilmek için her müslümanın Mecelle kitabının başındaki yüz maddeyi iyi bilmesi ve anlaması lâzımdır. Kitabda bir başlangıç ile on altı kısım vardır. Hepsi bin sekiz yüz elli bir (1851) maddedir. (M. Sıddîk Gümüş)
Tanınmış hukukçulardan Ali Haydar Bey, Âtıf Bey ve Hâcı Reşîd Paşa (rahmetullahi teâlâ aleyhim ecmâin) Mecelle’yi ayrı ayrı şerh etmişlerdir. Her biri çeşitli cildler hâlinde basılmıştır. Bunları okuyan garb bilginleri, İslâm hukûkuna ve ondaki bilgi lerin inceliğine ve çokluğuna hayran kalmaktadır.
Mecelle’nin içerisindeki maddelerden bâzıları şöyledir: 1) Kendi malı sanarak, başkasının malını telef eden öder. 2) Birinin ayağı kayıp, başkasının malını telef etse öder. 3) Başkasının elbisesini çekip de yırtan tamam kıymetini öder. Elbiseyi tutup , sâhibi çekmekle yırtılsa, yarısını öder. 4) Mazlum olanın, başkasına zulm etmeğe hakkı yoktur. 5) Birinin malının telef olmasına sebeb olan öder. Ahırın kapısını açıp, hayvan kaçarak zâyi olsa öder.
MECLİS:Oturmak karşılığı “celese” kok fiilinden alınma ism-i mekândır ve oturacak yere denir. Çoğulu Mecâlis gelir.Hadis terimi olarak, hadis okunan ve imlâ ettirilen oturumlara denilmiştir. Belli bir kitabın okunduğu, hadis meselelerinin öğrenildiği derslere denildiği de olur.
MEDİNE:Medine`nin asil ismi Yesrib`dir. Hz.Peygamberimiz oraya hicretinden sonra Medinet`ün-Nebi adini almis ve tarihten itibaren Medine namimıyla anilmaktadir.Peygamberimiz Medine`ye hicretten sonra Haris b. Numan `in evlerindn ve arasindan bir kismini Resulullah` ahibe etti.Bu gayri menkulleri Resulullah da bazi Müslümanlara hudutlarini cizip Tapu ermani vererek hibe etmistir.Müslümanlarin güvenli alisveris ve ticaret yapmalari icin, Medine` de Ibn-i Ebi Zib`in evinden, Zeyd bin Sabit`in evine kadar olan alanda carsi, Ticaret Merkezi kurdu.
Medine Sözleşmesi:İslam devletinin ilk Anayasasi Medine sözlesmesidir.Medine Anayasasi, Enes b.Malik in evinde toplanarak müzakere edildi.Medine anayasasina;Medine vesikasi,Medine belgesi, Medine sözlesmesi ve Medineliler sözlesmesi olarak anılmaktadır.
Medine:Hz.Peygamberin Mescidiyle kabrinin bulundugu hicret yurdu, Islam`da iki harem bölgesinden biri,Resul-i Ekrem ve Hulefa-i Rasidin döneminin bassehri.Eski adi Yesrib .
Medine :Bugünkü Suudi Arabistan’ın büyük şehirlerindendir. Büyüklük ve kutsallık açısından İslam şehirlerinin Mekke’den sonraki en büyüklerinin ikinçişidir. Hicaz bölgesinde Mekke’nin kuzeydoğusunda yer almaktadır. Bu şehrin asıl ismi Yesrib idi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v)’in Mekke’den bu şehre hicretinden sonra buranın ismi Medinetü’n-Nebi ya da Medinetü’t-Tayyibe veya kısaca Medine olarak ad¬landırılmıştır. Bu şehir, Hz. Resul (s.a.v)’ün, O’nun bir kısım ehl-i beytinin ve ilk üç raşid halifenin medfun bulundukları önemli bir şehirdir. Peygamber (s.a.v)’in rıhletinden sonra hicretin 35. yılına kadar hilafetin merkezi idi. Yesrib ismi sadece bir kez Kur’an’da zik¬redilmiştir. Ahzab: 33/13.Medine kelimesi ise, dört kez Kur’an’da kullanılmıştır. Tevbe: 9/101, 102; Ahzab: 9/160; Münafikun: 63/8).
MEDİNE SÖZLEŞMESİ:İslam devletinin ilk Anayasasi Medine sözlesmesidir.Medine Anayasasi, Enes b.Malik in evinde toplanarak müzakere edildi.Medine anayasasina;Medine vesikasi,Medine belgesi, Medine sözlesmesi ve Medineliler sözlesmesi olarak anılmaktadır.
MEDLER:Med: Uzatmak demektir.Med harfleri: Harekesiz olan 1- Elif (ا ) 2-Vav (و ) 3-Ya( ى ) dır.Sebeb-i Med : Bir eliften fazla uzatmaya sebep olan.1-Hemze: Harekeli olan elife denir. (Uzun veya kısa elif şekliyle yazılabilir.) أ ء ,2- Sükun (cezim): Harfin harekesizlik haline denir. İkiye ayrılır:a) Sükunu lazım: Durulduğunda ve geçildiğinde var olan sükuna denir. Örnek:آلئن b) Sükunu arız: Durulduğunda okunan geçildiğinde okunmayan sükuna denir. Örnek: رب العالمين 1-MEDD-İ TABİİ: Harfi med olup sebebi med olmazsa meddi tabii olur. Bir elif miktarı uzatılır.Örnek:قيل قول قال Örnek açıklama:قال derken harfi med’den elif olup sebebi med’den bir şey olmadığı için meddi tabi olmuştur.2-MEDDİ MUTTASIL: Harfi medden sonra sebebi medden hemze gelir ve ikisi aynı kelimede bulunursa meddi muttasıl olur. En az 2, en çok 5 elif miktarı uzatılır.
Örnek:جىء جوء جاء Örnek açıklama:جاء derken harfi med olan eliften sonra sebebi medden hemze geldiği ve ikisi aynı kelime içerisinde bulunduğu için meddi muttasıl olmuştur.
3- MEDDDİ MUNFASIL: Harfi medden sonra sebebi medden hemze gelir ve ikisi ayrı ayrı kelimelerde bulunursa meddi munfasıl olur. En az 1, en çok 4 elif miktarı uzatılır.
Örnek:على امة قالوا امنا وما انزل Örnek açıklama:ياايها derken harfi med olan eliften sonra sebebi medden hemze geldiği ve ikisi ayrı ayrı kelimelerde bulunduğu için meddi munfasıl olmuştur.4- MEDDİ LAZIM: Harfi medden sonra sebebi medden sükunu lazım gelirse meddi lazım olur.En az 2, en çok 4 elif miktarı uzatılır.Örnek:حاد يوادون لاتضار
Örnek açıklama:الحاق derken harfi med olan eliften sonra sebebi medden sukunu lazım geldiği için meddi lazım olmuştur.5- MEDDİ ARIZ: Harfi medden sonra sebebi medden sükunu arız gelirse meddi arız olur. En az 1, en çok 4 elif miktarı uzatılır.
Örnek:يوم الدين خالدون رب العالمين Örnek açıklama:يعلمون kelimesinde durduğumuz zaman harfi med olan vavdan sonra sebebi medden sukunu arız ortaya çıktığı için meddi arız olmuştur.6- MEDDİ LİN: Harfi lin’den sonra sebebi medden sükun bulunursa meddi lin olur. En az 2, en çok 4 elif miktarı uzatılır.Harfi Lin: iki tanedir.
1- Vav sakin olup bir öncesi üstün olursa. (لو ) gibi Örnek:اليوم 2- Ya sakin olup bir öncesi üstün olursa. (لى ) gibi. Örnek:عليك Örnek açıklama:اليوم kelimesinde durduğumuz zaman harfi lin olanيو den sonra sebebi medden sukunu arız (bazen sukunu lazımda olabilir) ortaya çıktığı için meddi lin olmuştur.
MEDRESE:İslâm medeniyetinde üniversite seviyesindeki eğitim ve öğretim müesseseleri.
MEHMED NURİ MEDENİ EFENDİ:1 Kasım 1922’de TBMM tarafından Osmanlı saltanatının kaldırılmasıyla son Şeyhülislâm Mehmed Nuri Medenî Efendi (1859-1927) de görevini tamamlamıştır. TBMM hükümetine bağlı olarak kurulan Şer’iye ve Evkaf Vekâleti de 3 Mart 1924’te kaldırılınca Diyanet İşleri Başkanlığı ortaya çıkmıştı.498 yıl kadar süren Osmanlı Meşihat döneminin son Şeyhülislami Mehmed Nuri Efendi(26.9.1920-2.11.1922) tarihlerinde bu makamda görevliydi.1424 de Molla fenari ye bu unvan verilmesiyle, son osmanlı Şeyhülislamı Medeni Nuri Efendinin 1922 de kabinesiyle birlikte istifa etmesi arasında 498 yıl boyunca sürmüştür. 1424-1922 yılları arasında 131 Şeyhülislam 175 defa bu makama tayin edilmiştir.1424-1922 yılları arasında 131 şeyhülislam 175 defa bu makama tayin edilmiştir. Ebu’s-Suud Efendi 29 ylla en fazla; Memikzade Mustafa Efendi de 13 saatle en az bu makamda kalan şeyhülislamdır.131 şeyhülislamın yalnızca 9′u Türk asıllı değildir. (Arap, Boşnak Gürcü, Çerkez, Arnavut’tur.) Şeyhülislamlar içinde müstesna bilginler, yazarlar, şairler, hattatlar, bestekârlar ve hukukçular vardı. Bir çok şeyhülislam verdikleri fetvaları toplayarak hem İslamî ilimler, hem de Osmanlı hukuk tarihi bakımından değerli eserler bırakmışlardır.n edilmiştir.İnsanların müftüsü manasında “Müfti’l-Enâm” da denilen Şeyhülislâm’ın aslî görevi, herhangi bir kişiden padişaha kadar kendisine sorulan meselelerde fetva vermektir.Şeyhülislâmlık, Maârif Nezâreti kurulana kadar eğitim sahasında da en yüksek makam olarak kabul edilmiştir. Orta ve yüksek derecede eğitim veren medreseler, Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar Şeyhülislâmlığa bağlı kalmıştır.Devlet protokolünde padişah ve sadrazamdan sonra gelen Şeyhülislâm, başta bayramlaşma merasimi olmak üzere bütün önemli merasimlere katılırdı. Padişahın devlet idaresiyle ilgili yönünü sadrazam, din işleriyle ilgili yönünü Şeyhülislâm temsil ederdi.
MEKKE FETHİ:Mekke , hicri; Ramazan ayinin 17`sinde, miladi 630 yilinda fethedildi.Galibin magluplari affetme olayi olan Mekke`nin fethi.Mekke`nin fethinden sonra Kureys´in elebaslari Ebu Süfyan, Ebu Cehil`in oglu Ikrime ve daha sonra pek coklari müslüman oldular.Mekke fethedilince Rasulullah Kabe`nin anahtarlarini Osman bin Talha`ya verdi.Mekke`nin fethinden sonra Peygamberimiz 15 gün Mekke`de kaldi.Medine`ye dönerken Mekke`lilere Müslümanligi ögretmesi icin Mekke`de Muaz ibni Cebel(r.a)`da ögretici görevli olarak birakti.Ilk cevre korumasi Resulullah Mekke`yi fethettigi gün, halka yaptigi konusmada, Mekke sehrinde kann dökülmesi, hayvanlarin öldürülmesi,otlarin yolunmasi, agaclarin kesilmesinin yasak oldugunu bildirdi.
MEĞAZİ:Hz. Peygamber (s.a.s)’in gazaları ile ilgili rivayetlere verilen isimdir. Böyle rivayetleri bir araya toplayan eserlere de aynı isim verilmiştir.Siyerin bir kolu olan meğâzî konusunda hayli eser vardır. Musa b. Ukbe’nin ve İbn Şihâb ez-Zuhrî’nin Kitâbu’l-Meğâzîleri ile el-Vâkidî’nin aynı isimdeki eseri, konunun örneklerini oluştururlar.
Merdûd:Merdûd senedinde ya da metninde bulunan kusurlar yüzünden zayıf addedilen ve amel edilemeyecek durumda bulunan hadislerdir.
MERFU` HADİS:Söz, fiil, takrîr; fıtrî veya ahlâkî vasıf olarak -muttasıl veya munkatı` olsun- açıkça (sarâhaten) veya dolaylı bir şekilde (hükmen) Resûlullah`a izafe edilen hadistir .(İsmail Lütfi Çakan, “Hadis Usûlü”, İFAV, İstanbul 1993)
MERSİYE: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlamak; onun erdemlerini, iyi yönlerini dile getirmek amacıyla yazılan şiirlere verilen genel ad.

MESALLİH-İ MESCİD: Mescidden maksud olan gayenin tahakkuku, kendilerinin mevcut olmalarına bağlı bulunan kimselerle, lüzumlu diğer şeylere Mesâlih-i mescid denilmektedir.
imâm, hatip ve müezzin gib İhademe-İ hayrat ile mes¬cidin aydınlatılması ve abdest sulan mesâlih-i mes¬cid cümlesindendir.
İsmail Karakaya, Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 16/173-181.
MESBÛK:Cemâatle namaz kılınırken imâma birinci rek’atte yetişemeyen yâni ilk rek’atin rükûundan sonra imâma uyan kimse.
MESCİD ve CAMİİ:Mescid, İslam mabetlerine (ibadet evlerine) verilen bir isimdir. Lûgatta “secde edilecek yer” demektir. Çoğuluna “mesacid” denir. Mescidlerin büyüğüne “Cami”denir.Çoğulu”Cevami”dir. Mescidler Yüce Allah’a ibadet için yapılmıştır. Bundan dolayı her mescidin büyük bir şeref ve fazileti vardır. Bu şerefi göstermek için her mescide Beytullah (Allah’ın evi) denmiştir. Onun için mescidlere hürmet edilir. Mescidlerde hiç kimse istediği gibi hareket edemez. Bir mescid kıyamete kadar mesciddir. Mescidlere saygısızlık etmek, taşkınlıkta bulunmak, Yüce Allah’ın hakkına saldırmaktır. Mescidlerin en faziletlisi Mescid-i Haram (Kâbe) ile çevresindeki sahasıdır. Sonra Medine-i Münevveredeki “Mescidünnebi”dir. Sonra “Beytülmakdis”dir. Sonra “Kuba” mescididir. Bundan sonra en eski mescidler, daha sonra da en büyük olan mescidler gelir. (Malikîlere göre, mescidlerin en faziletlisi önce “Mescid-i Nebevidir. Sonra “Mescid-i Mescidlerin lambaları en fazla gecenin üçte birine kadar yakılabilir, bundan fazla yakılamaz. Çünkü vakfın malına tecavüz olur. Ancak vakıfın böyle bir şartı varsa veya adet öyle ise, tecavüz sayılmaz.Mescidlere abdestli olarak girilir. Namaz maksadı olmaksızın mescidlere çocukları ve delileri sokmak, zaruret olmadıkça yol gibi geçip gitmek caiz değildir.Bir mescide girerken önce sağ ayağı ileri atarak girmeli ve hemen Peygamber Efendimize Salat ve Selam getirmeli: “Allahümmeftah aleyna ebvabe rahmetike = Ya Rabbi! Üzerimize rahmetinin kapılarını aç,” diye dua etmeli. Çıkarken de önce sol ayağı dışarıya atmalı: “Allahümmeftah aleyna ebvabe fadlike = Ya Rabbi! Üzerimize lütuf ve kereminin kapılarını aç,”diye duada bulunmalıdır.(İmam Ahmed’e göre, mescidlerde nikah akdî yapılması sünnettir, İmam Şafiî Hazretlerine göre, bu akid yalnız, itikaf halinde bulunan için caizdir.) Mescid içinde dilencilik yapmak haramdır. Bu dilencilere para vermek de mekruhtur. En ihtiyatlı görüş budur. Fakat hediye ve sadaka vermek yasak değildi
MERYEM SURESİ(19):Bu surenin adlandırılma nedeni, Hz. Meryem’in adına ve kıssasına işaret ediyor olmasıdır. Surenin diğer bir adı Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad’dır. Zira bu sure de hurufu mukattaa ile başlayan surelerdendir. 98 ayet ve 970 kelime ihtiva eder. Mushaf sıralamasına göre 19, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 44. suresi olup Medeni’dir. Temel konuları, Zekeriyya Peygamber’in hikayesine, Hz. Meryem kıssasına, Yüce Allah’ın oğul ve ortaktan münezzeh oluşu, Allah’ın vahdaniyeti ve kıyametin yapısından söz etmesidir.
MESED SURESİ(111) : Bu sure, adını Allah’ın Hz. Peygamber (s.a.v)’in am¬cası olan Ebu Leheb’i eleştirdiğinden dolayı son ayet¬teki Mesed kelimesinden almıştır. Ebu Leheb, Küfrün en ileri gelenlerindendi ve Hz. Peygamber (s.a.v)’e ve onun davetini engelleme noktasında hiçbir eziyetten işkenceden ve kötülüğü yapmaktan geri kalmıyor ve elinden gelen her türlü kötülüğü öz yeğeni olan Resulullah (s.s.v)’a reva görüyordu. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Tebbet yeda Ebi Leheb ve teb= Ebu Leheb’in iki eli kurusun ve kendisi de ku¬rudu ya.” Aynı zamanda bu buyruk onun (Hammaletü’l-hatab=odun hammalı ve savaşı kızıştıran) karısını da kapsıyordu. Mesed kelimesi de bu surenin son ayetinde zikredilmiştir, anlamı parlak hurma lifi demektir. Surenin diğer adları, Tebbet, Leheb ve Ebu Leheb’dir. 5 ayet ve 22 kelimeden oluşmuştur. Mus¬haftaki sıraya göre 111. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 6. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda kısa surelerdendir
MEŞAYİH: Şeyh kelimesinin çoğuludur. Bir ravinin kendisinden hadis rivayet ettiği âlimlere denir. Meşayıh; İmamı A’zam’a yetişemeyen alimler.
MEŞHÛR HADİS:1- Başlangıçta âhad iken Tabiin ve Etbaut-tabiîn devrinde tevatür derecesine ulaşan hadistir.2- Tevatür şartlarını taşımayan topluluğun naklettiği ve her nesilde râvîsi “ikiden aşağı olmayan” hadistir.
MESCİD:Mescid, İslam mabetlerine (ibadet evlerine) verilen bir isimdir. Lûgatta “secde edilecek yer” demektir. Çoğuluna “mesacid” denir. Mescidlerin büyüğüne “Cami” denir. Bunun çoğulu da “Cevami”dir. Mescidler Yüce Allah’a ibadet için yapılmıştır. Bundan dolayı her mescidin büyük bir şeref ve fazileti vardır. Bu şerefi göstermek için her mescide Beytullah (Allah’ın evi) denmiştir. Onun için mescidlere hürmet edilir. Mescidlerde hiç kimse istediği gibi hareket edemez. Bir mescid kıyamete kadar mesciddir. Mescidlere saygısızlık etmek, taşkınlıkta bulunmak, Yüce Allah’ın hakkına saldırmaktır. Bunun sorumluluğu pek büyüktür.
MESCİD-İ DIRAR:Münafiklarin müminlere komplolar kurmak, hazirlamak ve bozgunculuk cikarmak amaciyla yaptiklari mescid
MESCİD-İ NEBİ:Mescid-i Nebi`nin yeri Muaz bin Afra`nin himayesindeki Sehl ve Süheyl adindaki iki öksüze aitti.Mescid-i Nebi`de Peygamberimizin girip ciktigi kapiya“Bab-i Akika“ denir.Mescid-i Nebi`ye ilk defa minbere Hz.Osman perde asti.mescid-i Nebi`ye ilk defa 4 kösesine birer minareyi Ömer bin Abdulaziz yaptirmisti.1908 de 2. Abdulhamit Mescid-i Nebi`yi elektrikle aydinlatti.
MESNEVÎ:Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin (kuddise sirruh) yirmi altı bin beytten meydana gelen ve altı defter olan meşhûr eseri. Mevlâna’nın diğer eserleri gibi Farsça söylenip yazılan VI ciltlik Mesnevî’nin I.Cildine 1259 yılında başlanıp 1263 yılında tamamlandı. II. cilde başlanmak üzere iken Hüsâmeddin Çelebi’nin eşi vefat etti ve Mesnevî’nin yazılması iki yıl kadar beklemede kaldı. Çünkü; Mesnevî, Mevlâna tarafından sabah-akşam, semâ-sohbet, otururken-ayakta demeden söyleniyor ve Hüsâmeddin Çelebi tarafından da yazılıyordu.Hüsâmeddin Çelebi, eşinin ölümünden iki yıl sonra tekrar Mevlâna’nın huzuruna gelerek vazifesine devam etmek istediğini belirtti. Böylece 14 Mayıs 1264 günü tekrar başlanan Mesnevî’nin kalan V cildi , hiç ara vermeden 1268 tarihinde tamamlandı. Mesnevi’nin bir adı da Hüsaminamedir.
MEŞRUTİYET EDEBİYATI :Türk edebiyatının tarihsel gelişimi içinde II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) Cumhuriyet’e (1923) kadar süre içinde edebiyatla ilgili oluşumların tümüne verilen ad.
Metâ’in-i Aşere: Metâin, yaralamak manasına gelen “ta’ane” fiilinden alınma bir kelimedir. Metâin-i aşere ise hadis ravilerinin cerh ve kadhına sebep teşkil eden hallerdir. Bir başka deyişle ravilerin adalet ve zabt durumlarının tesbitinde göz önünde bulundurulan hallere denir.Adından da anlaşılacağı üzere ravinin cerhine sebep olan haller on tanedir. Bunlardan beşi adaletiyle, beşi de zabtıyla ilgilidir. En ağırından en hafifine doğru sıralanmak üzere adaletle ilgili olanları Kizb (ravinin hadiste yalan söylemesi); töhmet-i kizb (yalan söylemek ithamına maruz kalması); Fısk (dinin yasakladığı hallere düşmesi); Bid’at (bidatçılık) ve cehalet (ravinin bilinmemesi) dir. Zabtla ilgili olanlar ise Gaflet (dikkatsizlik); Kesretul-Galat veya Fuhşu’l-galat (çok hata yapmak); Sû’ul-hıfz (kötü ezberlemek) vehm (hadisleri karıştırmak, ne rivayet ettiğini bilmemek) ve Muhâlefetu’s-sikât (sika ravilere muhalif rivayetlerde bulunmak)tır.Bir ravide ilk beş halden birisi bulunduğu takdirde o ravi adalet vasfını kaybeder, adalet vasfını kaybeden ravinin hadisi ise reddedilir. Zabtla ilgili hallerden birine sahip olması halinde ise ravi zabt vasfını yitirir. Gerek adalet, gerekse zabt vasfını kaybeden ravi ise cerhedilmiş demektir.
MÜTEKADDİMİNİ Üç imama yetişenler. Yetişemeyenler müteahhirindir.
MEUNET: Yüce Allah’ın velî olmayan bir müslüman kulunu, darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman, olağan üstü bir şekilde bu darlık ve sıkıntıdan kurtarmasıdır.
MEVALİ:Araplarca, arap olamayan müslümanlara verilen isim.
MEVANİ-İ NİKAH (NİKÂHA MANİ HALLER):Nikâha mâni olan onu haram kılan bâzı haller vardır. Bunlar:1- Neseb= kan hısımlığı,2- Sıhriyyet, 3- Süt hısımlığı, 4-Bir erkeğin nikâhında cemi’, 5- Başkasının hakkı, 6- Şirk, 7- Memlûk olmak, 8- Üç talâktır. Hısımlık ve süt kardeşliği devamlı sebeplerdir. Diğerleri muvakkattir.
MEZAHİB-İ ERBAA:Dört mezhep;Hanefi,Şafii,Maliki ve Hanbeli.
MEVLİD-İ NEBİ:Hz.Muhammed`in dogumu.Dünyâya gelme; doğum yeri ve zamânı. Peygamber efendimizin dünyâya gelişini, mi’râcını ve mübârek hayâtını anlatan eser.
MEYTE:Kendi başına ölmüş olan herhangi bir hayvana Meyte (Leş) denir. Böyle bir hayvan temiz değildir, yenmez. Boğazlanmayıp da boğulmuş olan, başı koparılan, başına tokmak vurulan veya kulak tozuna şiş saplanan ve böylece öldürülen hayvanlar da meyte hükmündedir; çünkü meşru şekilde boğazlanmamışlardır.
MİHCA:Bedir savasindaki ilk sehittir.
MİLLET: Aslında yazdırmak anlamına gelen “imlâ”dan gelmektedir. İzlenen “belli yol” manasına da gelir. Peygamberler şerîatı ümmetlerine yazdırdıkları ve bu konuda peygamberler arasında ihtilaf olmadığından “şeriat” manasına kullanılmıştır:”Küfür tek millettir.” sözünde olduğu gibi ‘bâtıl” hakkında da kullanılabilir. Fîrûzâbâdî, el-Kâmus’da: “Millet, şerîat veya din demektir.” derken, Râğıb el-Isfâhânî: Millet, anlamı itibariyle din’e benzemektedir. Aralarındaki fark şudur: Millet, ancak Peygamber’e izafe edilir:”Atalarım İbrahim’in, İshak’ın, Yakub’un milletine uydum.” (Yusuf: 12/38) Millet kelimesi çoğunlukla peygamberlere izafe edilerek kullanılır.”Allah’ın milleti”, “Zeyd’in milleti” gibi terkipler yapılmaz. Millet, Âhiret’te Allah’ın mükafatını almak için peygamberler aracılığıyla gönderdiği şerîatın adıdır.” der. (Tehânevî, a.g.e., II, 1346.s. 1367-el-Isfahânî a.g.e., 471-472; Ebu’l-Bekâ, a.g.e.,327-328.)
MİKAT:Sözlükte “bir işi görmek için verilen zaman, bir işin yeri” anlamlarındaki mikat, Harem bölgesine dışarıdan gelenlerin, ihrama girmesi gereken yerlerdir. İhramsız olarak bu sınırları geçmek caiz değildir. Ancak, Harem bölgesine giren kişiler mikat yerlerinden önce de ihrama girebilirler. Mikat yerleri (İhrama girme yerleri) İhrama girilecek yerler, kişilerin oturdukları yerlere göre 3’e ayrılır. Harem Bölgesi,Hil Bölgesi,Afak Bölgesi
MİNA:.Hz.Peygamber ile Medineliler arasinda gerceklesen 1. ve 2.ci Akabe biatlarina sahne oldu.
MİNARE: 385 yıl önce Peygamber müezzini Bilal-i Habeşî’nin nefesiyle göklere yükseldi bu kutlu çağrı. İslam’ın şiarı ezan, Müslüman beldelerin mührü minarelerden taşıp kimi zaman müminlerin, kimi zaman da gayr-ı müslimlerin kalplerini genişletti. Canlar ilk Bilal’in sesiyle yandı:
Buyurdı mescidin sathına çıktı
Ezân okudu kim canları yakdı
(Yazıcıoğlu Mehmed)
Her dakika yeryüzünün başka bir köşesinde aralıksız devam etti. Müezzinin biri sustu, yekdiğeri başladı. Dünyaya adım attığımızda ilk ezanı duyduk. Adımız onun nağmeleriyle kulağımıza çalındı. Kendi adımızdan önce ilk Bilal’in sesini duyduk sanki. Ölüme dek şairin kulağında daim çınlayan bu ses olmuştu:
Ölürken aynı ahenk, sala sesinden sızan:
Kulağıma doğduğum günde okunan ezan
(N.Fazıl Kısakürek)Minarenin bölümleri kaide, gövde, şerefe, petek, külah, alem ve paratonerdir. En üstteki külah, minarenin çatısıdır ve kurşun kaplamadır. Külahın ucunda çoğunlukla bir hilal olan alem bulunur. Külahla şerefe arasına petek denir.İslamiyette ilk minare Mısır’n başkenti Fustat/Yeni Kahire’deki Amr İbn Al As camisinde inşa edilmiştir.Minare ana parçaya Emevi Meliki I. Muaviye zamanında vali Meslem bin Muhalled tarafından 678 yılında eklenmiştir.Arap, İran, Hint, Türk, Mısır minare şekilleri farklıdır. Minare sanatının büyük ustası Mimar Sinan bu yapı öğesine geometrik ve zarif şeklini vermiştir. İnce çubuk ve kabartma süslü minarenin bSelimiye Camii’nde uyguladığı teknikte minarenin üç şerefesine ayrı merdivenlerden çıkılmakta ve her merdivenden çıkan diğerini görmemektedir.
Osmanlı minareleri ve şerefeleri süsleme sanatlıdır. Boyları 10 ila 40 m.dir. enzersiz örneği Şehzade Camii minareleridir. Osmanlılarda ise 6 adede kadar minare vardır.
Tek minareler geleneksel olarak caminin sağında yapılır (Sokollu Camii ile Firuz Ağa Camii’nde soldadır). İki minareli camilerde minareler caminin iç avlu köşelerindedir. Dört minarelilerde iç avlunun köşelerindedir.
Altı minareli Sultanahmet Camii’nde ise mihrab duvarına göre üç minare sağda üç minare soldadır. En uzun minare 70.89 m. ile Selimiye Camii minaresidir.
En büyük minare Samerra Camii’nin spiral minaresidir. En kalın olanı 5.08 m. ile Üç Şerefeli Cami (Edirne)’dir. Şehzade Camii’nde 41.54, Ayasofya Camii’nde 50.37, Süleymaniye Camiinde 63.80 m.dir. Minare, Arapça “Menare” kelimesinin galatlaşmış halidir. Elbette biz buna, Türkçeye dahil olmasıyla, dilimizin ses özelliklerini alması da diyebiliriz. İsm-i mekan (mekan ismi) olup, “nur” kelimesinden gelir. Yani: Nur yeri manasınadır.
Minare ilk olarak Emeviler zamanında yapılmaya başlanmıştır.
Osmanlı mimarisinde minare, zaman içinde diğer İslam ülkelerindekinden farklı bir form kazanmıştır.
Daha sade ve genellikle ana unsuru tamamlayıcı, kubbeyle dengeyi sağlayan bir yan unsurdur.
Minarelerin özellikle şerefeleri, bize caminin hangi devirde yapıldığına dair ipuçları verir. Mesela şerefelerde kullanılan mukarnasın işçiliği bu ipuçlarından biridir.
Ayrıca bilinmesi gereken birşey daha var ki, I. Ahmet’e kadar yapılan bazı selatin (padişah) camilerinin şerefe sayısı, camiyi yaptıran sultanın, kaçıncı Osmanlı sultanı olduğunu da gösterirdi.
Mesela Sultanahmet Camii 14 şerefelidir ki Sultan I. Ahmet 14. padişahtır. Süleymaniye 10 şerefelidir, yani anlıyoruz ki Kanuni 10. padişahtır… gibi.
Ayrıca iki veya daha çok minareyi, sadece padişah ve padişah ailesi yaptırabilirdi. Başka hiç kimse iki minareli cami yaptıramazdı.
Yağsın ezanlardan nur demet demet
Minâreler kalem, gökyüzü senet
(Abdurrahim Karakoç)
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare!
Her nakışta o mânâ: Öleceğiz ne çare?
Necip Fazıl Kısakürek
Kaynak:Semavi Eyice “İstanbul’da Bazı Cami ve Mescid Minareleri” Türkiyat Mecmuası X İstanbul 1953.
MİNBER: Sözlükte “yüksek yer” anlamına gelen minber, ıstılahta camilerde imam-hatiplerin Cuma ve bayram hutbelerini okudukları, basamakla çıkılan yüksek yerlere denir. Peygamberimiz (a.s.) önceleri hurma kütüğü üzerine çıkarak hutbe okumuş, daha sonra minber yapılmıştır. Her caminin bir minberi vardır. Camilerimizde ağaçtan, taştan ve mermerden yapılmış, çeşitli şekillerde süslenmiş ve tezyin edilmiş muhteşem birer sanat eseri niteliğinde minberler bulunmaktadır.Hadislerde bu kelime, cennette kurulacak tahtlar anlamında da kullanılmıştır. Allah için birbirlerini sevenlerin, âdil olanların ve cömertlerin nurdan minberler üzerinde oturacakları bildirilmiştir (Tirmizî, Zühd, 53; Ahmed, V, 236, 328; Müslim, İmâre, 18; Nesâî, Kudât, 1).Bilindiği üzere Efendimiz Aleyhisselam ilk zamanlar mescitte sahabi efendilerimizle konuşurken veyahut hutbe okurken bir hurma kütüğüne dayanırdı.Fakat cemaat kalabalıklaşınca ses arkalara gitmiyor ve kendisi de görünmüyordu.Bu problemi çözmek için bir minber yapmayı teklif ettiler.O da kabul buyurdu ve üç basamaklı bir minber yapıldı.Ancak yeni minber yapılınca hurma kütüğünün bir çocuk gibi ağlaması ve Efendimiz Aleyhisselam’ın onu teselli etmesi çok meşhurdur.Bu mucizeyi bir çok sahabi rivayet etmiştir.Meşhur Hasan basri Hz leri,bu mucizevi hadiseyi şakirdlerine ders verdiği vakit ağlardı ve derdi ki; “Ağaç Resulü Ekrem Aleyhisselama meyil ve iştiyak gösteriyor.Sizler daha ziyade iştiyaka ve meyle müstehaksınız.”Efendimiz Aleyhisselam üç basamaklı minberin üçüncü basamağına oturuyordu.Hz. Ebubekir ikinci basamağına otururdu.Hz. Ömer ise birinci basamağa oturuyordu.Mescitte önceleri bir hurma kütüğüne yaslanarak cemaate hitap eden Peygamber Efendimiz için Hicretin 7. yılında üç basamaklı bir minber yapılmıştır. Sonraları defalarca değişen ve yenilenen minber son olarak Osmanlı Sultanı Üçüncü Murat tarafından 1590 yılında yeniden yaptırılmış ve mescitteki yerine konulmuştur. Bu minber bugün halen kullanılan minberdir.Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur.”Evim ile minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir”Hadiste geçen yer Hücre-i Saadet ile minber arasındaki yerdir. Allah(cc) herkese burada namaz kılmak ve dua etmek nasip etsin.ve mescitteki yerine konulmuştur. Bu minber bugün halen kullanılan minberdir.Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur.”Evim ile minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir”Hadiste geçen yer Hücre-i Saadet ile minber arasındaki yerdir. Minberim de Cennette havzımın üzerindedir.Diğer bir rivâyete göre, kuru direk ağlayınca Resûl-i Ekrem Efendimiz elini üstüne koydu ve “İstersen seni daha önce bulunduğun bahçeye göndereyim. Köklerin tekrar bitsin, hilkatin tamamlansın, yaprak ve meyvelerin yenilenip tazelensin. Ve eğer istersen, Evliyaullahın meyvenden yemesi için seni Cennete dikeyim?” diye sordu.Kuru ağaç, arzusunu şöyle dile getirdi:”Beni Cennette dik ki, meyvelerimden Cenâb-ı Hakkın sevgili kulları yesin. Hem orası bir mekândır ki, orada çürüme yoktur, bekâ bulayım.”
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem arzusunu yerine getirdiğini ifâde buyurdu ve sonra da Ashabına dönerek şu dersi verdi:”Ebedî âlemi, fani âleme tercih etti.”. Mektûbat, s.135
Üstüvâne-i Hannâne, Mescid-i Nebi’de minber yapılmadan önce Hz. Peygamber (s.a.s)’in dayanarak hutbe okuduğu hurma kütüğüdür. Daha sonra minber yapılıp Resul-u Ekrem oradan ayrılınca ve hutbeyi minberde okumaya başlayınca bu hurma kütüğü ağlar gibi ses çıkardı. Hz. Peygamber minberden inip mübarek eli ile onu mesh ettikten sonra sesi kesilmişti. Bu kütüğün bulunduğu yerdeki sütuna “Üstüvâne-i Hannâne” (Ağlayan sütün) adı verilmektedir (Abbas Kerrâre, Mekke – Medine Tarihi, çev. Abdullah Öz, İstanbul 1982, s. 247-253; M. Asım Köksal, Hz. Muhammed ve İslamiyet, İstanbul, 1982, V, 339-343; Mahmud Esad, Tarih-i Din-i İslâm sad. A.L.-Kazancı – O. Kazancı, İstanbul 1983, s. 693; Hüseyin Algül, İslâm Tarihi, İstanbul 1986, I, 416). “Dünyada bir cennet vardır ve o dünyada, ahirettek i cennet gibidir. Buradaki cennete giren ahiret cennetine de girer, buradakin e girmeyen ahirettek i cennete de giremez.”Rasûlullah da (Sallallah u aleyhi ve sellem) bu cennet şu hadisleri yle işaret etmiştir.O (Sallallah u aleyhi ve sellem): “Cennet bahçelerinden geçerseniz hemen orada otlanın” buyurdu. “Cennet bahçeleri nelerdir?” dediler. “Allahın anıldığı halkalar” buyurdu. Yine: “Evim ile minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir” buyurdu.
MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT) : Atatürk tarafından hazırlanan ve özü Erzurum Sivas Kongre kararlarında oluşan belgenin, 17 Şubat 1920’de Son Osmanlı Meclisine, 18 Temmuz 1920’de T.B.M.M.’de kabul edilip, yayımlanmasıdır. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesine göre işgal edilmeyen ve Türklerin çoğunlukta bulunduğu yerleri milli sınır olarak kabul eden, Türkiye’nin bugünkü sınırları içerisinde bağımsızlığını sağlamasını ön gören belge. Misak-ı Milli; milliyetçilik akımının ve ulusal kurtuluş Savaşı’nın temel yapısını oluşturmuş ve Sevr Antlaşmasında T.B.M.M.’nin karşı teklifi olarak ortaya konmuştur.
MÜELLEFE-İ KULUB:Müslüman olmayip, kalpleri Islam`a isindirmak istenen kimselerdir.
MÜFSİDAT-I SALAT:”Fesad” bozulma ve “İfsad” da, bozma demektir. Bunların karşıtı “Salâh (Sıhhat)” ve “Islah” dır. İbadetlerde fesad ile “butlan” birdir. Fasid olan bir ibadete “batıl” da denir. Bir şeyi bozan sıhhat halinden çıkaran şeye de, “müfsid” denir. Çoğuluna “müfsidat” denir.Bir namazın şart ve rükünlerinden biri bulunmamakla o namaz fasid olacağı gibi, bu şart ve rükünler üzere başlanıldıktan sonra bazı şeylerin bulunmasından dolayı da fasid olabilir. Namazı böyle bozan şeylere “Müfsidat-ı Salât” adı verilir. Bunların bir kısmı daha önce yeri geldiğinde anlatılmıştı.
MÜSEYLEMETÜ`L KEZZAB:Yalanci Peygamberlerden biri olup Uhut`ta Hz.Hamza`yi sehit eden Vahsi öldürdü.
Mu’allak: Sözlükte bir nesneyi bir nesneye geçirip asmak, ne kabul ne reddedip bir işi askıda bırakmak, kapıyı kapamak manalarına gelen ta’lik dan ismi mefuldür. Hadis ıstılahı olarak isnadının baş tarafından bir veya peşpeşe birkaç ravinin ismi söylenmeden, söylenmeyen sonucu kişinin üst tarafındaki kişiden (ta’lik yoluyla) rivayet edilen hadise denir.
MUALLAKAT-İ SEB`A: 7aski, 7 meshur kaside.İslamdan önce Arap şairlerinin Kabe duvarına asılan meşhur kasideleri.
MUCİZE:Sözlükte “insanı âciz bırakan, karşı konulmaz, olağan üstü, garip ve tuhaf şey” anlamlarına gelen mûcize, terim olarak “yüce Allah’ın, peygamberlik iddiasında bulunan peygamberini doğrulamak ve desteklemek için yarattığı, insanların benzerini getirmekten âciz kaldığı olağanüstü olay” diye tanımlanır
MUHACİR:Mekke`den Medine`ye göc eden müslümanlara denir.
MUHALAA :Kadının kocasına ödediği bir bedel karşılığında evlilik bağının sona ermesi anlamına gelir. Kocanın karşılıklı anlaşarak boşanmayı gerçekleştir¬melerine “muhala’a” veya “hulû”‘ denir.Hulû’, sözlükte elbiseyi bedenden veya ayakkabıyı, çorabı ayaktan çekip çıkarma, bedeni soyup elbiseyi çekip almak gibi manâlara gelir. Evlenmiş bulunan kadınla erkek birbirlerinin manevî elbisesi an¬lamını taşıyor. O bakımdan karşılıklı anlaşıp boşanmalarına “muhala’a” veya “hulû”‘ denilmiştir.
MUHAMMED-ÜL EMİN:Dogru sözlü v güvenilir manasina peygamberimizin lakabi.
MUKARREBUN VE İLLİYYUN:Daima Allahı tesbih eden ve anan, Allaha çok yakın ve Onun katında şerefli mevkii bulunan melekler.

MÜDAYENE AYETİ:Kur’an’da en uzun ayet Müdayene= (Borçlanma) Ayeti diye bilinen Bakara suresinin 282. ayetidirBakara suresinin 282.ayetine Müdayene ayeti denir. İnsanlar arasındaki borç alacak ilişkilerini ele aldığı için Müdayene (Borç alıp verme)Ayeti diye bilinmektedir.Müdayene ayeti;Borç alıp vermede uyulması gereken esasları belirlemektedir
MUKATAAT-I SÜVER (SÛRE BAŞLARI):Bazı sûrelerin başlarındaki “Elif, Lâm, Mim, Yasin,Nun, Hamim” gibi harflere “Mukataât-ı Süver” denir.Bunlar 29 sûrede geçer. Bakara ve Al-i İmran Medenî olup kalan 27′si Mekkîdir. Tekrarlanan harfler 14 harftir. Yâni Arap Elifbasının yarısıdır. (Elif lâm mim, tâ sin, hâ mim)
MUFASSAL:Kur’ân’ın sonundaki kısa sûrelere denir Hucurât sûresinden Bürûc sûresine kadar 36 sûreye tıval-ı mufassal, Bürûç’tan Leyl sûresine kadar olan 7 sûreye evsat-ı mufassal, Leyl’den Nâs sûresine kadar olan 22 sûreye de kısar-ı mufassal denir
MÜNAFESE, başkasında görülen bir olgunluğa imrenip ona yetişmek veya daha ileri gitmek için nefislerin güzel şeylerde yarışması duygusudur ki nefsin şerefinden ve gayesinin yüceliğinden kaynaklanır. Hased arasındaki fark açıktır. Haset eden olgunluk ve kemale düşmandır. Haset ettiği kimsenin zarar görmesinden, nimetinin yok olmasından memnun kalır. Burada sözü edilen yarışcı ise olgunluğa aşıktır. O, karşısındakinin aşağı düşmesini değil, kendisinin daha ileri gitmesini ister. Bunda yarışma ve müsabaka ise, “çalışanlar bunun için çalışsınlar.”(Sâffat, 37/61) emri gereğince iyi işte yarış ile olur.
MUKATAA : Arapça mukâtaa kelimesi bir bütünün kısımlara ayrılması ve kesim olarak belirlenmesi anlamına gelir. Osmanlı toprak sisteminde veya devlete ait gelir kelemlerinin belirli kısımlara ayrılması anlamında kullanılmıştır. Daha sonra bu kısımlar belli bir ücret karşılığında kiraya verilir. Aynı zamanda bağ, bahçe, arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi için de kullanılır.
MUKİLLUN: Sözlük manasıyle azaltan, azaltıcı demektir. Hadis tarihinde Hz. Peygamber (s.a.s)’den nisbeten az sayıda hadis rivayet etmiş olan sahabiler için kullanılan bir tabirdir.
Kesin olmamakla birlikte umumiyetle kabul edilmiş bir ölçüye göre Hz. Peygamberden binden fazla hadis rivayet eden sahabilere muksirûn, binin altında rivayeti olanlara da mukillûn denilmiştir.
Mukillûn sayılan sahabilerin kimler oldukları ve herbirinin Allah Resulünden rivayet ettiği hadislerin sayısı için ashâbu’l-mi’în, ashâbu’l-mi’eteyn, ashâbu’1-mi’e başlıkları altında bilgi verilmiştir.
Elmukillun sahabiler 1-Abdullah b. Mesud (radıyallahu anh): 848 hadis rivayet etmiştir. 2- Abdullah b. Amr b. el-As (radıyallahu anh): 700 hadis rivayet etmiştir.3- Ebu Zerri’l-Ğifari (radıyallahu anh): 281 hadis rivayet etmiştir.4- Sa’d b. Ebi Vakkas (radıyallahu anh): 270 hadis rivayet etmiştir.
5- Ebu’d-Derda (radıyallahu anh): 179 hadis rivayet etmiştir. 6-Muaz b. Cebel (radıyallahu anh) : 157 hadis rivayet etmiştir.
MUKSİRUN:En cok hadis rivayet eden sahabe vardir.Bunlara muksirun denir.1000 den fazla hadis rivayet eden 7 sahabeye verilen isimdir. Bunlar;Ebu Hureyre :5374,Abdullah bin Ömer ; 2630, Enes bin Malik;2286, Hz.Aise, 2210, Abdullah bin Abbas; 1660, Cabir b.Abdullah;1540, Ebu Said el-Hudri; 1170.
MUHADRAMUN:Cahiliye ve Islam devrini idrak eden fakat Hz.Peygamberi mümin olarak göremeyen kimse.
MU`AB B.ÜMEYR:Bedir ve Uhud savaslarinda Peygamberimiz bayragi tasima görevini Mu`ab b. Ümeyr`e vermistir.
MUSHAF :Kur’an-ı Kerim olduğu gibi, tek ciltte toplanmıştır Kur’an’ı Kerim’in sayfalarını toplayan cilde verilen ve yalnız Kur’an’a ait olan özel isme “Mushaf “adı verilir. Kur’an’ı Kerim ayet ayet, sure sure inerken o gün için tamamlanan sureler, sadece hafızlar tarafından ezberlenmekle kalmaz, mevcut bulunan; kesilen hayvanların kürek kemiklerine, hurma dallarına, deri veya düz, yassı olan bazı cisim ve malzemelerin üzerine Peygamberimizin nezaretinde yazılırdı. Hz. Ebu Bekir Kur’an-ı Kerimi yazdırmak değil, sureleri toplamak, yani “Mushaf” haline getirmek için girişimde bulunmuştur. Kur’an Ayetlerinin, Peygamberimizin zamanında yazıldığının somut delili, Müşriklerin Kur’an ve pey-gamberimiz hakkında ki sözlerine karşı inen “Furkan Suresi 5. Ayet” ile “Tür Suresi 2. ve 3. Ayet” ler de belirtilmiştir. Kur’an Ayetlerinin, Peygamberimizin zamanında yazıldığının somut delili, Müşriklerin Kur’an ve pey-gamberimiz hakkında ki sözlerine karşı inen “Furkan Suresi 5. Ayet” ile “Tür Suresi 2. ve 3. Ayet” ler de belirtilmiştir. Hz. Muhammed’in ahirete intikali üzerine Hz. Ali derhal evine kapanmış, “Kur’an-ı (Toplamadıkça) cem etmedikçe Cuma namazına çıkmak hariç, ridamı (Belden yukarı örtülen örtü) giymemeye yemin ettim” diyerek, sözünü yerine getirmiştir Peygam-berimizden sonra İlk halife olan Hz. Ebu Bekir; Hz. Muhammed’ in Mekke de 8 Haziran 632 yılında, vefatından sonra, yapılan “Yemame” savaşında (633) sahabeden en az 70 Kur’an hafızı, Kurra (Kariler) şehit oldu. Hz. Ebu Bekir; Kur’an Ayetlerini ezbere bilen bu ilk Müslümanların ve bazı hafız sahabelerin, zaman zaman ahrete intikalleri nedeniyle, ileride herhangi bir unutulmaya ve çelişkiye meydan vermemek amacıyla, Kur’an-ı Kerimin Ayet ve Surelerinin toplanıp, “Mushaf” haline getirilmesi için talimat verdi. İlk Müslümanlardan olan ve Peygamberimizin hemen hemen yanından hiç eksik olmayan, sahabe’lerinden “Zeyd-b Sabit”, Kur’an-ı Kerimin Ayet ve Surelerinin toplanması için kurulan komisyonun başına getirildi.
“Yazılı Kaynaklar”ın ittifakla bildirdiğine göre, Hz. Ebu Bekir, Zeyd’e asla hafızasına güvenmemesini, her ayet için 2 delil olmak üzere, 2 şahıstan yazılı nüsha aramasını emretti. Bu iş için Zeyd, Hz.Ömer’in yardımını şart koşmuş, O da ciddi bir şekilde kendisine yardım etmiştir. Hatta bu konuda Hz. Ali nin derlediği “Kur’an ın Mushafı” Hz. Ebu Bekir in istediği ve Zeyd in başkanlığındaki 42 hafızdan oluşan komisyonun derlediği Mushaf’la karşılaştırıldığı, sahih kaynaklarca doğrulanmaktadır.
Zeyd b. Sâbit;Bizzat kendisi çok iyi bir hafız olduğu halde, ilmi ve fıkhi başka hafızlarla yetinmeyip, her ayet hakkında iyi mukabele görmüş 2 yazılı şahid aramak gibi son derece titiz ve ilmi bir usul takib etmiştir. Yalnız Tevbe Suresinin sonundaki 2 ayet hakkında, araştırmasına rağmen 2 yazılı şahidi bulamamış, Ebu Huzeyme’de ki yazılı nüshaya istinat etmek durumunda kalmıştır. Bu şekilde Hz. Ebu Bekir devrinde bir araya getirilen sahifelere “El- Mushaf” denilmiştir. Zeyd b. Sâbit daha sonra Hz. Osman’ın zamanında ilk Kur’an-ı Kerim in yazılmasında ki Komisyonda da yer almıştır.
Peygamberimizden sonra Müslümanların başına Hazreti Ebubekir geçmiştir. Onun zamanında, Hazreti Ömer’in tek¬lifiyle Kur’an-ı Kerim bir kitap hâline getirilmiştir. Bu amaçla Kur’an-ı Kerim’i ezbere bilen hafızların şahitliğiyle yazılmış sayfalar bir araya toplanmış ve buna “Mushaf” denilmiştir. Bu kitap, ölünceye kadar Hazreti Ebubekir’in yanında kalmıştır. Hazreti Ebubekir’den Hazreti Ömer’e, onun ölümünden son¬ra Peygamberimizin eşi olan kızı Hazreti Hafsa’ya, ondan da Hazreti Osman’a geçmiştir.

Kur’an-ı Kerimin aslına uygunluğu veya derlenmesi konusunda, eksiklik veya ilavelerin olup olmadığı sorusuna en iyi cevap, sanırım Peygamber’in ashabının ileri gelenlerinden biri olan, Zeyd-b Sabit’i tanımaktan geçer. Asıl ismi; Zeyd b. Sâbit b. ed- Dahhâk dır. Ensâr dan, Hazrec kabilesinin bir kolu olan Neccâroğulları’na mensuptur. Çocuk yaştan itibaren Peygamberin yanında olan Zeyd b. Sâbit, çok akıllı, zekî ve hafızası güçlü bir sahabe oldugu bilinr. O’nun bu meziyetini fark eden Hz. Muhammed, Zeyd’ten İbranice ve Süryanice’yi öğrenmesini ister. Zira, Resûlullah’a çeşitli yerlerden, bu dillerle yazılmış mektuplar geliyormuş ve tabiî ki bunların okunup anlaşılması ve cevap verilmesi icap ediyormuş. Allah Resûlü, okuma yazma bilmediğinden, bunları başkalarına okutmak durumunda kalıyormuş. Mektupların içeriğini başkalarının öğrenmesini istemiyen Resûlullah, Bu konuda en güvendiği kişi olan Zeyd b Sabit’i görevlendirmiş. Zeyd; çok kısa bir sürede, hem İbranice hem de Süryanice okuma-yazmayı öğrenmiş. Bundan sonra Rasûlüllah’a gelen mektupları Zeyd b Sabit okuyor, cevap gerekiyorsa da kendisi yazıyormuş. Asil görevi ise; Kur’an-ı Kerimin Ayet ve Surelerinin, Resûlullah’ın nezaretinde vahiy kâtipliğini yapmakmış.
Zeyd b. Sâbit, ashâbın en âlimlerinden biri oldu sahih kaynaklardan bilinir. Sadece Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemekle kalmamış, “Kıraatilmi”ni de (Düzgün ve sürekli okuma) çok iyi öğrenmiş.
Yine sahih yazılı kaynakların bildirdiğine göre; Zeyd bin Sâbit in bu ilimdeki üstünlüğü, Eshâb-ı kirâmın ve Tabiînin ileri gelenlerinin îtirafları ve takdirleri ile sabittir. Eshâb-ı kirâm arasında kıraat ilminde imamlık derecesine yükselenler, Hz. Ebû Bekr-i Siddîk, Hz. Ömer bin Hattâb, Hz. Osman bin Affân, Hz. Ali bin Ebî Tâlib, Übeyy bin Ka’b, Zeyd bin Sâbit, Abdullah bin Mes’ûd, Ebûdderdâ ve Ebû Mûsel-Es’arî’dir. Bunlar, Resûlullah efendimizden bizzat okuyuşlarını tasdik ettirenlerden olmuşlar.
Hz. Ebû Bekir zamanında derlenerek, “Mushaf” haline getirilen Kur’an-ı Kerim; Onun ölümünden sonra 2. Halife Hz. Ömer’e, ondan da kızı Hafsa’ya intikal etmiştir.
Hz. Ömer in ölümünden sonra, 1 Muharrem 646 da Osman hilafete getirildi. Osman döneminde Müslümanların hâkimiyetinde olan topraklar, Arabistan’ın sınırlarını aştı. Ana dili yabancı olan birçok Müslüman Kur’an-ı Arapça okumada zorlanıyordu. Buna Araplar arası lehçe, şive farklılıkları da ekleniyor, bu farklı okuyuşlar, karşılıklı suçlamalara da dönüşebiliyordu. Şam halkı Ubeyy’in, Kufe kalkı İbnu Mes’ud’un, Basra halkı Ebu Musa’nın kıraatıyla okuyordu. İslam ordusun başında bulunan Huzeyfetu’l Yeman Şam ordularıyla Ermenistan ve Azerbaycan üzerine yürümüştü. Savaş esnasında Şamlı askerlerle Iraklı askerlerin Kur’ an okuyuşunda ihtilaf ettiğini gördü ve ihtilaflardan endişelenerek tedirgin oldu. Bu durumu Halife Hz. Osman’a iletti. Kıraat farklılıklarının Müslümanlar arasında anlamazlık konusu olması üzerine, Hz. Osman, Hz. Ömer’ in kızı Hafsa dan “Mushafı” alarak, çoğaltmaları için 4 kişi görevlendirdi: Zeyd b. Sâbit, Abdullah ibnu Zübeyr, Said ib-nu As, Abdurrahman İbnu Haris. Zeyd dışında üçü Kureyşli’dir. Ihtilaf ederlerse O’nu Kureyş lehçesi ile yazmalarını emretti.
Bu 4 kişilik sahabe ve hafızlar Kur’ân-ı Kerîm’i ezbere bilmelerinin yanında, “Kıraat ilmi”ne de haizlerdi. Komisyonun çalışması 5 sene sürdü. Arapça “Kufi” yazı sitilinde hazırlanan bu 7 nüsha Medine Mescidi’nde herkesi mutmain (Zihninde şüpheye yer kalmamak) kılmak üzere halkın huzurunda alenen okundu ve sonra her bir nüsha,Kufe, Basra, Şam, Yemen, Mekke ve Bahreyn’e gönderildi. Bir nüsha da Medine’de kaldı
MUTE SAVAŞI:H.8/M.629 yilinda yapildi.Öldürülen elcinin kanini yerde birakmamak icin yapilan bu savas3000 müslüman 100.000 kisilik düsmana karsi 33 kat daha fazla düsmanla verdigi büyük mücadeledir.Peygamberimiz sehitlerin ardindan aglamis ve ailelerini teselli etmistir.Müslüman Araplarin Bizanslilarla yaptiklari ilk savas Mute savasidir.Hz.peygamber devrinde,Islam elcilerini sehit edilmesi üzerine, Müslümanlar ile Hiristiyanlar(Rumlar) arasinda meydana gelen ilk savas.Tebük savasina,”Gasvetulurs” verilen ad.Gasvetulurs, zor manasina.Mute savasinda Zeyd bin Harise,cafer b.Ebi talip ve Abdullah b.Revaha birbiri ardinca sehit oldular.Mute savaşı,Müslümanlar ile Bizans arasında yapılan ilk muharebedir.
MÜTEVATİR HADİS:Aklen, yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun, yine kendileri gibi bir topluluktan rivayet ettikleri hadise mütevatir hadis denir.
MUTUN-İ ERBAA:Hanefî mezhebinin VIII. Asırdan sonra gelen âlimleri metin kitaplardan dört tanesine çokça itibar etmişler ve bunları “Mutûn-i Erbaa” diye isimlendirmişlerdir. Bu metinler, Muhtar, Kenz, Vikaye ve Mecmau’l-Bahreyn isimli eserlerdir. Müteahhir âlimlerden şu üç kitaba (“mutûn-i selâse”) itimat edenler de olmuştur. Vikaye, Kenz ve Kudûrî’nin “Muhtasar”ı.
Bu iki gruptaki aynı kitapları istisna ettiğimizde müteahhir âlimlerin beş metin kitaba çokça itibar ettiklerini görüyoruz. Bu kitaplar müelliflerinin vefat tarihlerine göre şöyledir.
1.Muhtasaru’l-Kudûrî,2. Vikâye,3. el-Muhtâr li’l-Fetvâ, 4. Mecmau’l-Bahreyn ve Mülteka’n-Neyyireyn,5. Kenzu’d-Dakâik,Hicri VIII. asırdan sonra gelen âlimler nezdinde muteber olan metinler bunlardır. Bu kitaplar telif edilmeden önceki dönemlerde tercih edilen metinler ise Tahâvî (321/933), Hâkim Şehîd (334/945) Kerhî (340/951) ve bunların tabakasındaki âlimlerin kitaplarıdır.( www.darulhikme.org.tr)
MAHYA:Özellikle ramazan aylarinda birden fazla minareli camilerin iki minaresi arasina kurulan isikli yazi veya resim panosu.
MAHYA:Hz.Peygambere salatü selam getirilen meclis;zikir meclisi.
MAKAMAT-İ ERBAA:Mescid-i Haram`da dört büyük sünni mezhebin mensuplarina ayri cemaatlar halinde namaz kildiran imamlara ait yerleri ifade eden tabirdir.
MAKAM-İ İBRAHİM:Kabe`de bulunan ve Hz.Ibrahim`in ayak izi oldugu söylenen tas.Ibrahim Aleyhisselamin Kabe`yi yaparken veya insanlari hacca cagirirken üzerine ciktigi tasin bulundugu yerdir.
MAKALE:Belli bir konuda incele, aciklama ve yorumlama niteligi tasiyan gazete ve dergi yazisi.
MAKBER:Abdulhak Hamid Tarhan`in (ö.1937) karisinin ölümü üzerine yazdigi manzum eser.
1034-Makam-i Mahmud:Peygamberimizin cennetteki makami., sefaat makami
MAKAMAT:Mevlana Celaleddin-i Rumi`nin ilham kaynagi olan Sems-i Tebrizi`nin(ö.645/1247) konusmalarindan derlenen tasavvufi bir eser.
MAKAM-I MAHMUD:Hz.Peygamberin kiyamet gününde sahip olacagi manevi konumu ifade eden bir terim.
MAKBER:Abdulhak Hamid Tarhan`in(ö.1937): karisinin ölümü üzerine yazdigi manzum eser.Hanimi Fatma Hanim.
MAKTU’ HADÎS: Tabiinden rivâyet edilen söz, fiil ve takrirlerdir.
MALAZGİRT SAVAŞI:1071 Bizansla yapilan ve Türkler`e Anadolu`nun kapilarini acan meydan savasi.
MALCOM X(1925-1965):Amerikali zenci müslüman lider.
MALİK B.ENES (ö.179/795):Maliki mezhebinin imami, büyük üctehid ve muhaddis.
MALİKİ MEZHEBİ:Imami,Malik bin Enes`tir.Hicri 93 (M.711) tarihinde Medine-i Münevver de dogmus ve hicri 179(M.7959 tarihinde yine Medine-i Münevvere`de vefat etmistir.
MALKOÇOĞULLARI:Osmanli devletinde özellikleri 15 ve 16. yüzyillarda faaliyet gösteren bir akinci ailesi.
MAKSUD:El-Maksid, Osmanli medreselerinde okutulan arapca sarf kitabi.
MANAS DESTANI:Kırgiz`larin milli destani.
MANASTIR:Hiristiyanlikta yaygin olarak bulunan rahip ve rahibelerin dünyadan el etek cekerek yasayip dini egitimlerini yaptiklari yer.
MANGIR:Osmanlilarda bakir para.
MANİHEİZM:3.yüzyilda Mani tarafindan eski Iran`da kurulan ve günümüzde müntesibi bulunmayan gnostik bir din.
1MANTIK:Düsünme faaliyetinde zihni hatalardan koruyan dogru düsünmesin ölcülerini ve yöntemlerini gösteren ilim yahut sanat.
MARCO POLO(ö.1324):Bati dünyasina Asya ve Uzakdogu`yu tanitan Venedikli seyyah.
MA`RİFET- İ NEFS:Kisinin kendini bilmesi anlaminda bir tasavvuf, ahlak ve felsefe terimi.
MARİFETNAME:Ibrahim Hakki Erzurumi`nin(ö.1194/1780) basta ahlak ve tasavvuf konularina yer veren cok yönlü eseri.
En meşhur eseri, bir yerde bütün eserlerinin içinde bulunduğu Mârifetnâme’dir. Bu kitapta eski ve yeni bilgileri kaynaştırmaya çalıştı. Öyle ki Mârifetnâme, zamanının en kapsamlı ansiklopedisi özelliğini taşımaktadır.
Mârifetnâme’de astronomiden sosyolojiye, biyolojiden fiziğe, karakter ilminden psikolojiye, dinden tasavvufa, ahlâktan âdâb ilmine varıncaya kadar her ilimden bahisler bulunmaktadır. Çok sade ve tatlı bir anlatımı vardır. Zamanına göre dili bir hayli sadedir.
Mârifetnâme ilmî bir eser olmakla beraber aynı zamanda bir halk kitabıdır. Hemen herkesin bilgi dağarcığında Mârifetnâme’den birkaç cümle vardır.
Biz ise 1166 sayfalık sadece Marifetnâme’nin âdâb bölümünden öğütler derledik. Yaptığımız bu nakiller hayatta başarılı olmanın sırlarını vermektedir.
MARİYE(ö.16/637):Peygamberimizin esi, Ibrahimin`in annesi.
MARKOS İNCİLİ:Hz.Isa`nin dünyadan ayrilisindan yirmiüc yil sonra Markos tarafindan Yunanca olarak yazilmis incil.
MATERYALİZM:Maddi alemin ötesinde herhangi bir varlik alani tanimayan dünya görüsü.
MATURİDİLER:Ebu Mansur el- Maturidi`yi (öl.333 H.) önder kabul edip, onun inanc konularindaki yorumlarini benimseyenler. Maturidilik, Ehl-i sünnet`in büyük itikadi mezheplerinden biridir.
MATURİDİ-EŞARİLİK:İslam dünyasında Sünni olarak adlandırdığımız kolda üç adet itikadi görüş ( Matüridilik, Eş’arilik ve Selefilik ) dört adet de bunlara bağlı ameli görüş ( Hanefilik, Şafiilik, Hanbelilik ve Malikilik) ortaya çıkmış ve günümüz İslam dünyasında Sünni olarak ifade edilen tamamına yakın bir kesim içinde genel kabul görmüştür.
Eş’arilik üç amel mezhebinin ( Şafilik, Maliklik ve Hanbelilik) görüşlerine riayet ettiği bir itikat mezhebidir. Bu mezhep mensublarının çoğunluğunu kurucusu olan İmam Ebu’l El-Hasan Eş’ari’nin mensubu da bulunduğu Arap’lar oluşturmaktadır. İmam Eş’ari Abbasi döneminde bugünkü Irak coğrafyasında yaşamış ve eserlerini vermiştir.
Matüriyedilik mezhebinin kurucusu ise İmam Ebu Mansur El- Matüridi ise Semarkant’lı olup aslen Türk’tür. Amel imamı olan ve kendi gibi Türk kökenli İmam Ebu Hanefi’nin görüşü, Hanefilik ise yine mensuplarının çoğunun aslen Türk kökenli olması ile bilinir.
İki mezhep arasındaki görüş farklılıkları araştırıldığında bazı kaynaklarda 13, bazılarında 40 hatta 73 adet olarak ifade edilmektedir. Ama bu farklılık Hristiyanlıkta ki gibi mezhepsel sürtüşmelere yol açmamakta aksine dinin cevaz verdiği ve peygamberimizin hadislerinde hayırlı gördüğü bir süreçtir. Zaten aksi halde dinin ilk indiği coğrafyada ki gibi farklı koşul ve ortamlarda aynen tatbik edilemeyeceği, bundan dolayı inananların büyük zorluklar çekeceği malumdu.
Fatih ,imparatorluğunda ki bütün ilim adamlarını ülkesine davet etti. Davete icap edip gelenlere çok itibar gösterilip, taltif edildiler. Gelen alimlere bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan Fatih medreselerinde ( Sahn-ı Seman ) eğitim verme imkanı tanınmıştı. O dönem İstanbul’un da genelde dört türlü fikir üzerine tartışmalar doyasıya yapılıyor, ideal yöntemlerin tespitine çalışılıyordu. Bunlar;
Meşşailik: Gerçeklik araştırmalarında Aristo’nun yolunu benimseyenler. Bunlara Meşşai denirdi.İslam tarihinde bunların en gözde temsilcileri doğuda Farabi ve İbn_i Sina iken batıda İbn_i Rüşd ile İbn-i Bacce’dir.

Kelam: Yüce yaratıcının zatını, hallerini, sıfatlarını, başlangıç ve sonuç itibariyle mümkün şeylerin hallerini İslan kanunu üzere inceleyen bilim dalıdır. Bu husustaki ekeollerden biri Maturidilik diğeri Eş’arilikdir.
İşrakilik: Gerçeklik araştırmasında buhran ve nazarın yanı sıra daha çok sezgi ve müşahadeye yer veren görüştür.
Tasavvuf: İnsanın akıl yoluyla erişemeceğini düşünerek ilahî hakikatlere ve gayb alemine ait hakikatlere sezgiyle ulaşma yoludur.
MATTA İNCİLİ:Hz.Isa`nin on iki ögrencilerinden biri olan Matta tarafindan,Hz.Isa`nin dünyadan ayrilisindan dört yil sonra Ibranice yazilmis olan incil. Bu incil Hiristiyanlarin elinde en eski Incillerin en eskisidir.
MAZMAZA:Fikihta mazmaza, abdest ve gusülde agiza su alip calkalamayi ifade eder.
MA’ZUR ve MA’ZURE :Abdesti bozup da devam eden illete Özür denilir. Çoğulu A’zar gelir. Erkek olan özür sahibine “Ma’zur” kadma da “Ma’zure” denir.
MEAL:Meâl bir şeyin amacı ve varacağı yer olup terim olarak Kur’an ayetlerinin anlamını aslıyla aynı değil, fakat aslına yakın olarak ifade etmektir. Kur’an-ı Kerim’in aslıyla aynısını başka bir dile bütün dilsel özellikleriyle çevirmeye tercüme denir ki, Kur’an’ın tercümesi mümkün değildir. Bu yüzden Kur’an tercümesi çalışmalarına meâl denir.
MECELLE-İ AHKAM-İ ADLİYYE:Osmanli devletinde 1868-1876 yillari arasinda hazirlanan ve daha cok borclar, esya ve yargilama hukuku esaslarini iceren kanun.
MECELLE:Islam hukukunun muamelet kisminin tedvininden meydana gelen kanun kitabi.Tanzimat döneminde hazirlanan medeni kanunun adi.
MECİDİYE:Osmanlilarda bir tür altin ve gümüs para. Mecidiye yirmi kuruş değerinde gümüş para. Sultan Abdülmecid Han, 1840’ta para ayarlarının düzenlenmesiyle ilgili fermanıyla eski sikkelerin kaldırılmasını buyurdu. 1840’ta yeni sikkelerin (paraların) basılmasına başlandı. 500 kuruşluk (beşibirlik), 100 kuruşluk (yüzlük), 50 kuruşluk (ellilik) altın mecidiye, gümüş mecidiye basıldı. 1848’de 250 kuruşluk altın mecidiyeler çıkarıldı.Bakır karışımıyla yapılan altın mecidiyeler % 0,9165 ayarında, 7,2 gr ağırlığındaydı. Gümüş mecidiyelerse % 0,830 ayarındaydı. Mecidiye ve küçükleri olan gümüş sikkeler cumhûriyet devrine kadar tedâvülde kaldı.Umûmiyetle mecidiye denilen gümüş paraya “sim mecidiye” veya “beyaz mecidiye” de denirdi.
MECUSİLİK:Atese tapanlara verilen ad.Islami kayanaklarda zerdüstlige verilen ad.Zerdüstiligin eski Iran inanc ve gelenekleriyle karismasindan olusan din.
MEHRİCAN:Iran`in sonbahar ekinoksu günlerinde kutlanan büyük bayrami.
1061-Mes`ar-i-Haram:Müzdelide de simdi üzerinde mescid bulunan yer.
MEZAHİB-İ ERBAA(Dört mezhep):Hanefi, safii, maliki, hanbeli.
Bahauddin Hurremşahî, Kur’an Bilimi, İhtar Yayıncılık: 229-230.
MEDRESE:İslam tarihinde eğitim ve öğretim kurumlarının genel adı.
SAHN I SEMAN MEDRESESI Fatih Medresesi de denir. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’da yaptırılan medreselerdir. Bunların sayısının sekiz olmasından dolayı “Sahn-ı Seman” olarak isimlendirilmiştir.Sahn-ı Seman’ı bitirenler, müderris, kadı, hakim ve devletin diğer bütün hizmetlerinde görev alabilecek düzeyde sayılırdı. Tanzimat’la birlikte, değişik meslekler için okullar açıldığından medrese eğitimi görenler için yalnızca ilmiye, bölümü kaldı.
NİZAMİYE MEDRESESİ:İlk Selçuklu medresesi Tuğrul Bey (1040-1063) tarafından 1046 yılında Nişabur’da kurulmuştur. Başlıca Selçuklu medreseleri Nizamülmülk (1063-1092) tarafından kurulmuştur. Nizamülmülk’ün kurmuş olduğu bu devlet teşkilatı, kendisinden sonra gelen İslâm-Türk devletleri için bir örnek olmuşturBüyük Selçuklu İmparatorluğu Veziri Nizamülmülk’ün 1068 de Bağdat’ta açmış olduğu “Nizamiye Medresesi” Türk yükseköğretim tarihinde yükseköğretim kurumu olarak önemli bir kurumdur. Gazali, Nişabur Medresesi’de öğrenim gördükten sonra Bağdat’ta açılan “Nizamiye Medresesi” nde 1091-1095 yılları arasında “müderrislik” yapmıştır.

Nizamiye Medreselerinin Başlıca Amaçları
1) Din adamı yetiştirmek,
2) Yoksul ve yetenekli öğrencileri okutup topluma kazandırmak,
3) İmparatorluğun yönetimi için memur yetiştirmek ve
4) Devlet adamlarını eğitmektir.
5) Bilginleri bir görev ve maaşla medreselere bağlayıp denetim altında tutmaktır.
MEDRESETÜ’L-KUDÂT:Kadi yetistirmek maksadiyla 1270 (1854)’te Seyhülislâm Mesreb Efendi hafidi Mehmed Arif Efendi zamaninda açilmistir. Ilk açilisinda “Muallimhane-i Nuvvab” adini tasiyan medrese 1302 (1884)’ten sonra “Mekteb-i Nuvvab” 1329 (1910) ise Mekteb-i Kudât adi ile anilmistir. Iki yil tahsil müddeti olan medrese ilk mezunlarini 1272 (1856) tarihinde vermistir. Ilk sene bir tek mezun veren bu medreseden çikanlar hukuk mektebi talebe yetistirinceye kadar mahkemelere tayin ediliyorlardi.
EL EZHER MEDRESESİ:El Ezher Mısır’ın başşehri Kahire’de eskiden Cami-ül-Ezher denilen cami ve medrese, şimdi de Ezher Üniversitesi. Fatımilerin (909-1172) Mısır’ı işgalinden sonra 970’de inşasına başlanıp iki senede tamamlandı. Şii Fatımi Halifesi El-Aziz Nizar (975-996) zamanında medrese haline getirilip fakirler yurdu da ilave edilmişti.
Fatımiler tarafından Şiilik eğitim ve propagandası için kurulan Ezher, Eyyubiler zamanında eski hususiyetini kaybetmiş, Memluklerden itibaren Ehl-i sünnet itikadı üzere ilim tahsili yapılan, bütün ilimlerin öğretildiği bir üniversite haline gelmiştir. Fatımiler, Eyyubiler, Memlukler, Osmanlılar, Hidivler ve Mısırlılar tarafından ilaveler yapılan Ezher Medresesi, Ortadoğunun Ünlü, büyük ve en eski üniversitesidir. Bünyesinde pekçok fakülte, yüksek okul ve enstitü mevcud olup, her sahada ilim tahsili yapılmaktadır.
NURİYYE MEDRESESİ(Darul Hadis en Nuriyye )Kuruluşu : Banisi, Dımaşk atabeği Nureddin Zengî’dir. Şam diyarı muhaddisi (muhaddisu’ş-Şâm) Hafız İbn Asâkir (Ö.571/1175) için yaptırmıştır1. Binâ ettirenin Salâhaddin Eyyûbî’nin zevcesi İsmet Hanım olduğu söylenmişse2 de vakıaya aykırıdır3. Bu hanım, bu Dâru’I-hadîse bazı şeyler vakfetmiş veya burada bir bölüm yaptırmış olabilir4. Bâbu’l-Berîd ile Dımaşk kalesi arasında inşâ edilmiştir5. Âdiliyye Suğrâ medresesinin karşısında, Dâru’l-hadîs el-Eşrefiyye el-Cevvâniyye’nin doğusundadır6. Bu mıntıkaya daha sonra, Dâru’l-hadîs en-Nûriyye’nrin doğusunda yapılan (575/1179) Asruniyye Medresesi’ne izafetle Asrûniyye denmiştir7.
Dip Not:
1-İbn Asâkir, Târîh, 1,4 (Muhakkikin mukaddisemesi); İbn Asâkir, Meclisân.s.17 (Muhakkikinmukaddisemesi); İbnü’l-Esîr, et-Târihu’l-bâhir,s.l72; Ebû Şânıe,Ravzateyn,I,23; Nuaymî, Dâris,I,99-100; Bedrân.Miinâdeme,s.58-59; Yusuf b. Abdilhâdî.Simâru’l mekâsid, s.125; Elisseeff,” Les Monuments De Nur Ad-Din”, Bu1Ietin,s.25,1949-I951; Kürd Ali, Hıtat,IV,73; Tılas.”Dâru*!-Hadîs en Nûriyye>,,el-Muktedaf,c.l04,s.l32,Kahire 1944; Edîb el Hısnî. Miintehabât,s.941; Beşşâr Ma’ruf, İbn Asâkir fî Bağdâd”, İbn Asâkir,s.66. A.N.Abfı, el-Medrese fi’Limfırîiti’LEyyûbiyye, Mecelletü’LHavliyyîu”, c.24. s.79, Dımaşk 1974; Ulebî, Hıtat, s.90.
2- Bedrân,a.g.e.,s.58.
3- Bkz.İbnü’L Esîr,et-Târihu’l-bâlıir,s.l72.
4 -Es ‘ad Tılas,a.g.e.„s. 132+133.
5- Ulebî,a.g.e.,s.90.
6-Yusuf b. Abdilhâdî,a.g.e.,s.215; Edîb eLHısnî,a.g.e.,s.941; Elisseeff, a.g.e., s.25; Beşir Zühdî, Dımaşk, s.25; Müneccid,Muhattat Dımaşk,nr.48.

7- UIebî,a.g.e.,s.90.
MEDRESELER:Medreselerin hocalarina “müderris” (profesör), yardimcilarina da “muîd” (asistan, arastirma görevlisi) denirdi. Medrese talebesi ise “danismend”, “suhte” veya “talebe” adlariyla anilirdi. Osmanlilarda da medreseleri genel anlamda iki grupta mütalaa etmek gerekir. Bunlar: genel egitim veren medreseler ile özel egitim ve ögretim veren ihtisas medreseleridir.Osmanli medreseleri, asagidan yukariya dogru söyle bir sira takib ederler:
HAŞİYE-İ TECRİD (YİRMİLİ) MEDRESELERI:Bu sinifa giren medreseler, Seyyid Serif Cürcanî’nin Hasiye-i Tecrid adli eserinin adini tasimaktadirlar. Ilm-i Kelâm’a aid olan bu eser, Nâsiruddin Tusî’nin Tecridu’l-Itikad veya Tecridu’l-Kelâm adli eserinin hasiyesidir. Öyle anlasiliyor ki Hasiye-i Tecrid, bu medresede okutulan en önemli ders kitabidir. Belirtilen medresede, bu eserden baska yine Seyyid Serif’in fikha dair olan Serh-i Feraiz’i ve Sa’düddin Teftazanî’nin belagata dair Mutavvel’i okutulmakta idi.Öbür taraftan, bu medresede okutulan eserleri anlayabilmek için “ilm-i Sarf”tan Emsile, Bina, Maksud, Izzî, Merah, “Ilm-i Nahiv”den Avamil, Izhâr, Kâfiye gibi eserleri, Serh-i Isagoci gibi Arapça, Tevali gibi fikih usûlüne dair eserlerin de okunmus olmasi gerekir.
SAHN- I SEMAN MEDRESESI :Fatih Medresesi de denir. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’da yaptırılan medreselerdir. Bunların sayısının sekiz olmasından dolayı “Sahn-ı Seman” olarak isimlendirilmiştir.Sahn-ı Seman’ı bitirenler, müderris, kadı, hakim ve devletin diğer bütün hizmetlerinde görev alabilecek düzeyde sayılırdı. Tanzimat’la birlikte, değişik meslekler için okullar açıldığından medrese eğitimi görenler için yalnızca ilmiye, bölümü kaldı.
ALTMIŞLI MEDRESELER:Müderrisine yevmiye 60 akça verilen medreselerdir. Bu medreselerde okutulan dersleri söyle siralamak mümkündür: Fikih: Hidâye ve Serh-i Feraiz,Usûl-i Fikih: Telvih,Kelâm: Serh-i Mevakif,Hadis: Buharî,Tefsir: Kessaf,Kültür dersleri.
SÜLEYMANIYE MEDRESELERI:Osmanli medrese sistemindeki en büyük gelismelerden biri de süphesiz ki, Kanunî Sultan Süleyman döneminde meydana gelmisti. Kanunî devri, her sahada oldugu gibi medrese teskilâtinda da zirveyi ifade eder. Fatih Sultan Mehmed’in Sahn-i Semân medreselerinde Dâru’s-sifa olmakla beraber henüz tip ve matematik fakülteleri yoktu. Bu medreselerde tefsir, hadis, kelâm ve edebiyat gibi dersler okutuluyordu. Bununla beraber buraya gelecek olan ögrenciler, günümüzün ifadesiyle ilk ve orta tahsillerinde matematik, geometri, astronomi gibi dersleri daha önce gördüklerinden bu neviden fen bilimlerine vâkif idiler.Günün sartlari ve ihtiyaçlari gözönüne alinarak Süleymaniye medreselerine Tib, Riyaziye (matematik) ve Dâru’l-hadis ilave edildi.
DÂRU’L-KURRA:”Yer, mekân, ev” gibi anlamlara gelen “dar” ile “okuyan” anlamindaki “kari” kelimesinin çogulu olan “kurra” kelimelerinden meydana gelen “Dâru’l-Kurra”, Kur’an-i Kerim’in ögretildigi, bir bölümünün veya tamaminin ezberletildigi ve kıraat vecihlerinin talim ettirildiği mektepler için kullanılmıştır. Bazi Müslüman devletlerde bu müesseselere “Dâru’l-Kur’an” ve “Dâru’l-Huffaz” gibi isimler de verilmistir.
DÂRÜ’L-HADİS:”Yer, mekân, ev” gibi anlamlara gelen “dâr” ile “hadis” kelimelerinden meydana gelen “Dâru’l-hadis”, Hz. Peygamber’in söz fiil ve takrirlerinden ibaret olan hadis tedris ve tedkiklerinin yapildigi yer demektir. Bunun içindir ki bu müesseselere “dâru’s-sünne”, “dâru’s-sünneti’n-nebeviye” veya “dâru’s-sünneti’l-Muhammediye” gibi isimler de verilmistir.Hz. Peygamber’in, vahyin ilk yillarinda Mekke’de ilk dersleri verdigi Erkam b. Ebu’l-Erkam’in evi, “ilk dâru’l-kurra” olarak kabul edilebilecegi gibi, ilk “dâru’l-hadis” olarak da kabul edilebilir.Genel olarak hadislerin müzakere edilip yazdirildigi meclislere “meclisü’l-ilm” veya “meclisü’l-imlâ” denirdi. Bu meclislere, talebenin hocanin etrafinda toplanmasindan dolayi Hz. Peygamber döneminden itibaren “halaka” da denilmistir.Dâru’l-hadis adi ile ilk defa müstakil bir ögretim müessesesi, Haleb Atabeklerinden Nureddin Mahmud b. Zengi (541-569 / 1146-1174) tarafindan Sam (Dımaşk)’da açilmistir.
MEDRESETÜ’L-KUDÂT:Kadi yetistirmek maksadiyla 1270 (1854)’te Seyhülislâm Mesreb Efendi hafidi Mehmed Arif Efendi zamaninda açilmistir. Ilk açilisinda “Muallimhane-i Nuvvab” adini tasiyan medrese, 1302 (1884)’ten sonra “Mekteb-i Nuvvab”, 1329 (1910) ise Mekteb-i Kudât adi ile anilmistir. Iki yil tahsil müddeti olan medrese ilk mezunlarini 1272 (1856) tarihinde vermistir. Ilk sene bir tek mezun veren bu medreseden çikanlar, hukuk mektebi talebe yetistirinceye kadar mahkemelere tayin ediliyorlardi.
MEDRESETÜ’L-VÂIZÎN:Bu medrese, 6 Subat 1912 tarihli bir nizamnâmeye göre “Ahkâm-i âliye-i Kur’aniyye ve Sünnet-i seniyye-i Nebeviyye dairesinde mevâizi, hasene-i ictimaiyye icrasiyla din-i mübin-i Islâm’in, müessis-i medeniyet ve fazilet oldugunu cihan-i insaniyete nesr edebilecek erbâb-i kemâl-iyetistirmek maksadiyla” açilmisti.Kurulus gayesinden de anlasilacagi gibi medrese, adeta Islâm tebligcilerini (misyoner) yetistirmek için kurulmustur.
MEDRESETÜ’L-EİMME VE’L-HUTEBÂ:Günümüzde, vazifesi hemen hemen mihrab ile minber arasina sıkışıp kalan mahalle imamlarının selâhiyetleri, başlangıçta bu kadar kısıtlı i değildi. Osmanlılar’da imamlık, sorumluluk alani genis ve önemli bir vazife idi. Bunun için, bu göreve atanacaklarin belli seviyede bir bilgi ve kültür birikimine sahip olmalari gerekiyordu. Vazifeye tayinleri, Padisah berâti ile olan imamlar, 1245 (1829) senesinde muhtarlik teskilâti kurulana kadar mahallenin yöneticisi durumunda idiler. Onlar, kadilarin temsilcileri olduklarindan, mahallenin düzeninden, halk arasindaki ahenk ve baristan sorumlu idiler. Baslangiçta daha ziyade dâru’l-kurra mezunlari arasindan seçilen imamlar için sonralari yeni bir medrese açilir. Iste bu medrese Imam ve Hatip yetistirmek için 1329 (1913) yilinda açilmisti. Medrese iki bölümden olusmaktaydi. Bunlardan biri Imam ve Hatip’lik bölümü, digeri de Ezan ve Ilâhî bölümü idi ki bir mânada müezzinlik bölümü diye isimlendirebiliriz.
MEDRESETÜ’L-IRSÂD:Medresetü’l-Vâizîn ile Medresetü’l-Eimme ve’l-Hutebânin birlestirilmesi ile meydana gelmis bir medresedir. Bu medrese talebesinin yedirilip içirilmesi isi, Dâru’l-Hilâfe talebesininki gibidir. Bu medreseyi bitirenler, zeyil mesihatlarina, kara ve deniz askerî kitalari imamliklarina, vilayet, liva ve kaza merkezlerindeki vaizliklere tayin olunurlardi. Bu medrese, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun nesrine kadar devam etti. Adi geçen kanunla medreseler kapatildigi zaman bu medrese Imam-Hatip Okulu’na çevrildi.
MEDRESETÜ’L-MÜTEHASSISÎN:Medreselerin ilk teskilât ve taksimatinda onlarin üstünde ihtisas medresesi olarak Dâru’l-Hadis, Dâru’t-Tib gibi müesseseler vardi. Fakat Fikih (Islâm Hukuku), Kelâm, Felsefe ve özellikle Kur’an’in tefsiri gibi konularda ihtisas veren bir medrese yoktu. Nihayet 1908′deki medrese islahatinda bir de “Medresetü’l-Mütehassisîn” adiyla yeni bir medrese kurulmasina ihtiyaç hâsil olmustu. Nihayet 1333 (1917) yilina gelindiginde Dâru’l-Hilafeti’l-Aliyye Medresesi programini tanzim ve islah etmek üzere toplanmis olan 38 kisilik komisyon, üç bölümü ihtiva eden Medresetü’l-Mütehassisîn’i kurmustu.(Osmanlı Tarihi/Muhammed Faruk)
MEDYEN:Hz.Suayb(as) Peygamberin yasayip halkini tevhid inancina davet ettigi sehrin adi.Inanmayanlar korkunc bir sesle birlikte gelen zelzele ile evleri yurtlari yerle bir oldu.
MEHMET AKİF ERSOY:babasi ipekli Tahir Efendi ile Buharali bir aileye mensup Emine Serife Hanim`in oglu1873 de Fatih`in Sarigüzel mahallesinde dogdu.Asil adi Ragiyf.1910 sonlari annesini hacca gönderdi.Balkan savasi felaketleri dolayisiyla Beyazit, Fatih ve Süleymani camilerinde vaaz vermeye basladi.27 Aralik 1936 yilinda bir Pazar aksami vefat etti.Edirne kapi mezarliginda yakin dostu Babanzade Ahmet Naim`in yanina gömülmesi, yol insaati sebebiyle mezarinin Edirnekapi sehitligine naklonulmasi.Ölümünün 50.yili dolayisiyla mezarinin devlet eliyle yeniden yaptirilmasi.
MEHMET NURİ EFENDİ(1859-1927):Osmanli devletinin son Seyhülislami.
MEHMET VEHBİ EFENDİ(1862-1949):Hulasatü`l-Beyan adli tefsiriyle taninan son devir din alimi ve siyaset adami.
MEHMET ZİHNİ EFENDİ(1846-1913):Son devir Osmanli alimi, müderris.
MEHİR:Sadak veya nihle de denilen bu mal, kadının bedeli veya ondan istifade imkanının karşılığı değil, bir ömür boyu berabr yaşama arzusunun sembolik alameti veya hediye kabilinden bir atiyyedir.
Mehir: Nikah akdinin sonucu olarak kocanin karisina ödemek zorunlu oldugu para veya mal.Islam hukukuna göre evlenme sirasinda erkek tarafindan kadina duyulan sayginin ifadesi olarak verilen bir hediyedir.Islam alimlerine göre mehir vaciptir.Imami azama göre mehrin en az miktari 10 dirhem gümüs veya bunun karsiligi olan miktardir.Alimler 10 dirhem gümüsün yaklasik bir dinar altin paraya , bunundaPeygamberimiz devrinde yaklasik iki kurbanlik koyuna karsilik geldigini bildirmislerdir.Mehir ödenis bicimine göre ikiye ayrilir:
a)Mehr-i Muaccel:Hemen ödenmesi gereken mehir.
b)Mehr-i Müeccel :Geleckte ödenilecegine söz verilen mehir.Mehir miktarinin belirlenmesi acisindan da ikiye ayrilir:
1-Mehr-i Müsemma:Miktari önceden belirlenmis mihir.
2-Mehr-i Misil:Sonradan, kadinin akranlarina göre miktari belirlenen mehir.
MEKKE:Kabe`nin bulundugu ve hac ile umre ibadetinin ifa edildigi kutsal sehir.Mekke-i Mükerreme: Arap yarımadasının merkezi ve en büyük şehridir. Mübarek Hicaz bölgesinde bulunmaktadır. Kabe’i Muazzama’yı içine alır ve Peygamberimizin doğduğu yerdir. Bu cihetle bütün İslâm âleminin en mukaddes bir beldesidir. Hangi tarihte ve kimler tarafından tesis edilmiş olduğu kesin bir şekilde değildir. § Mekke tabiri lügat itibariyle bir şeyi emmek, azaltmak, helâl etmek demektir. Mekke’i Mükerreme’de birçok ziyaretçileri mübarek alanına topladığı, ziyaretçilerinin günahlarını azalttığı ve kendisine suikast edenlerin helakin a sebep olduğu için veya bulunduğu vadinin suyu az bulunduğu için böyle Mekke adını almıştır.Bekkede Mekke’i Mükerreme demektir. Bu kelime de luğat bakımından toplanma ve izdiham mahalli demektir ve ezmek ve defetmek manasındadır. Mekke’i Mükerreme de hac için insanların kendisinde toplandığı, veya kendisine suikast edenlerin başları ezilip def edildikleri için böyle Bekke adını almıştırKâbe’i Muazzama da: Mescidi Haram denilen mukaddes bir mabedin ortasında bulunan, bütün mü’minlerin kıblegâhı olup dört köşeli bulunduğu için Kabe unvanını alan bir mukaddes makamdır ki: Bunun dört tarafından her hangi birine yönelerek namaz kılınır ve etrafında tavaf vazifesi yerine getirilir. Bunun ortasında bulunduğu mabede saygı için Beytullah unvanı da verilmiştir.

MEKRUH:Hos görülmeyen, kötü görülen is demektir.Delil yönünden haram kadar kesin olmamakla birlikte, yapilmamasi istenen istir.
MEKTEP:Islam ülkelerinde ve özellikle Osmanlilar`da cocuklra temel egitimin verildigi yer.
MEKTUBAT:Imam-i Rabbani`nin(ö.1034/1624) mektuplarindan derlenen eser.
MELEKLERE İMAN:Allah`in emirlerine tam itaat eden iyi nitelikteki ruhani varliklara verilen ad.Allah`in nurdan y arattigi nurani varliklardir.Melekler, gözle görülmeyen, yemeyen, içmeyen, çeşitli şekillere girebilen, günah işlemeyen, Allah’ın nurdan yaratıklarıdır. ” (Enbiya Suresi: 26 – 27. ayetler),” ( Tahrim Suresi: 6. âyet ).
Biz melekleri göremeyiz; çünkü her şeyin varligi kendine göredir
İlâhî kitaplar peygamberlere melekler vasıtası ile gelmişlerdir. Bunun için, melekleri inkâr etmek aynı zamanda peygamberlerin peygamberliklerini ve ilâhî kitapları da inkâr demektir. Meleklerin, yapmış oldukları iş ve emr olundukları vazifelere göre çok çeşitleri vardır. Fakat bunların en başında dört büyük melek vardır.
1 -Cebrâil Aleyhisselâm,2.Mikâil Aleyhisselâm,3.İsrafil Aleyhisselâm, 4 Azrail
Aleyhisselâm.Bunlardan başka yapmiş olduklari vazifelere göre şu melekleri sayabiliriz:Suâl melekleri: Bunlar Münker ile Nekir adli meleklerdir. Ölü, mezara konup üzerine toprak atildiktan sonra bu melekler gelip “Rabb’in kimdir Dinin nedir Kitabın nedir Peygamberin kimdir” sorularını sormakla vazifelidirler.Hafaza Melekleri: Bunlar insanları muhafaza eden meleklerdir.Kirâmen Kâtibîn: Bunlar insanların iyi ve kötü amellerini yazmağa memur meleklerdir. Öyle ki, bunlar insanların hayatının tamamını, gecesini gündüzünü filme alırcasına kaydederler.”Halbuki sizin üzerinizde bekçiler vardır. Bunlar şerefli kâtiplerdir. Sizin bu işlediklerinizi bilirler.” ( Infitar Sûresi: âyet 10 – 12 ).Bunlardan başka “Hamele-i arş melekleri, cennet ve cehennemde görevli olan melekler” gibi daha pek çok çeşitli vazifeler gören melekler vardır. Bir de bazı melekler vardır ki, “Karûbiyyun veya Mukarrabûn” adını alırlar. Bunların vazifesi Allah’a ibadettir. Yaratıldıkları gün ibadete başlamışlar, Allah’ın dilediği güne kadar da ibadete devam edeceklerdir.
MELİKŞAH:Büyük Selcuklu hükümdari(1072-1092)
MEMLÜKLER:Misir, suriye ve hicaz`da hüküm süren müslüman Türk devleti(1250-1517)
ME`MUN:Abbasi halifesi.813-833.(ö.218/833)
MENASİK-İ HAC:Mensek veya nüsük kelimesinin coguludur.Bunlar, züh ve ibadet yolu,tarzi manalarini tasirlar.Menasik-i Hac; haccin farz, vacip ve sünnet olan fiillerine, ibadetlerine denir.
MEN VE SELVA:Israilogullarina cölde mucizevi bir sekilde verilen iki temel yiyecegin adi.
MENAKİBNAME:Velilerin daha cok kerametlerinin anlatildigi eserlerin genel adi.
MENASİK:Hac ve umre sirasinda yerine getirilen belirli davranislar anlaminda fikih terimi.
MENAT:Islam öncesi Arap toplumundaki putlardan biri.
MENDERS,ADNAN(1899-1961):Türk siyaset ve devlet adami.
MENDUP:Hz.Peygamber`in ara sira yapip, bazen de yapmadigi seye denir.Mendub`a müstehap da denir.
MENHUAN:Cin`de tarikatlar icin kullanilan ortak ad.
MENZİLE BEYNE`L-MENZİLETEYN:Mu`tezilenin 5 inanc esasindan biri.
MERCİDABİK MUHAREBESİ:Osmanlilar ile Memlükler arasinda 922(1516) yilinda yapilan savas.
MERHABA:Bolluk, rahatlik, huzur ve afiyet temennisi iceren bir selamlasma sözü.
MERİÇ,CEMİL(1916-1987):Fikir adamive edebiyatci.
MEŞ`AR-İ HARAM:Müzdeli`de Kuzeh dagi üzerinde tepedir.
METAF:Tavaf edilen yer demektir.
MERKEZ EFENDİ(ö.959/1552:Halveti –SünbüliSeyhi, alim.
MERYEM:Büyük peygamberlerden Hz.Isa`nin annesi.Davud(as) peygamberin soyundan gelen Imran`in kizidir.Islamiyet onu, Hz.Asiye, Hz.Hatice ve Hz.fatma ile birlikte 4 büyük kadindan biri olarak tanir.
MERFÛ HADÎS: Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme ait olan hadîsdir.
MESCİD-İ AİŞE:Harem-i Şerife 6km mesâfede, Medine tarafından harem hududu olan Tenim’dedir. Hz.Âişe vedâ haccında peygamberimizle beraber haccetti. Özrü sebebiyle umre yapamamıştı. Peygamber efendimiz’e Medine’ye dönecekleri zaman dedi ki; “ ya resulallah insanlar hac ve umre ile dönüyor, ben ise umreden mahrum oldum” peygamber efendimiz (s.a.v) kardeşi Abdurrahman (r.a) hazretleri ile beraber umre yapmak için Ten’ime gönderdiler. Ve orada ihramlanıp, iki rekat ihram namazı kıldılar. Bunun için orada yapılan mescide, Mescid-i Aişe ismi verilmiştir.
MESCİD-İ BÎA:Birinci ve ikinci Akabe bîatının yapıldığı mübârek mescittir. Mina’ dan Mekke-i Mükerreme’ye gelirken sağ tarafta büyük şeytan’a takriben 300 m mesâfede osmanlı yapısı küçük bir mesciddir.
Birinci Akabe bîatı Peygamberimizin nübüvvetinin 12’nci senesinde hac niyyetiyle Medine’den gelen Evs ve Hazrec kabilelerinden 12 kişi ile yapıldı. Bir sene sonra yine hac mevsiminde 73 erkek 2 kadın olmak üzere 75 kişi ile bîat yapılmış, bu bîata: Bîa’tül Akabe’tül Kübrâ denmiştir.
MESCİD-İ CİRANE : Bu mescid-i şerif Mekke-i Mükerreme ile Taif arasındadır. Peygamberimiz (s.a.v) Hazretleri, hicretin sekizinci yılında vuku bulan Huneyn harbinin ganimetlerini burada taksim buyurmuşlardı. Aynı senenin Zilkade ayının on ikinci Çarşamba günü burada ihrama girerek umre vazifesini icra etmiştir. Bu mübarek yerden yetmiş peygamberin ihram giyip umre yaptıkları peygamberimiz (s.a.v) efendimizden nakil olunmuştur.
MESCİD-İ DIRAR:Münafiklarin müminlere komplolar kurmak, hazirlamak ve bozgunculuk cikarmak amaciyla yaptiklari mescid.
MES`A:Safa ve Merve tepeleri arasina denir.Safa ve Merve arasinda sa`y yapilan yer.
1091-MESACİD-İ SEB`A:Medine`nin kuzeyindeki 7 mescide verilen isim.
MESCİD-İ AKSA:Müslümanlarin ilk kiblesi, en kutsak sayilan üc mescid`den biri.Mesci-i Aksa,Hz.süleyman tarafindaan Allah`a kulluk vazifesini yerine getirmek amaciyla Kudüs`te insa edilmis mabedin adidir.Beyti Makdis , yani günahlardan temizlenme yer adi da verilen bu yere Mescid-i Aksa ismi Isra Suresi ile verilmistir:”Kendisine ayetlerimizden bir kismini gösterelim diye kulunu (Muhammed`i) bir gece Mescid-i Haram`dan, cevresini bereketlendirdigimiz Mescid-i Aksa`ya götüren Allah`in sani yücedir.Hic süphesizO, hakkiyla isitendir, hakkiyla görendir.”(Isra, 17/1).Aksa kelimesi “ en uzak” anlamindadir.
MESALİH-İ MÜRSELE:Hükmün kendisine bağlanması ve üzerine bina edilmesi insanlara bir fayda sağlayan veya geçersiz bir zarari gideren, fakat muteber veya geçersiz sayıldığınna dair belirli bir delil bulunmayan olarak fıkıh usulü terimi.
MESCİD-İ CİN:Cinlerin Hz.Peygamber`den Kur`an dinledikleri yere 18.ci yüzyilin baslarinda yapilan cami.
MESCİD-İ Cİ’RANE:Mekke ile Taif arasında, Mekke’ye 29 km. uzaklıktaki Ci’rane, Harem sınırları içerisinde bulunan kimse¬lerin ihrama girdikleri yerlerden birisidir.Ci’rane’nin önemi Huneyn Gazvesi’nde elde edilen ganimetlerin bekletilmesi ve Hz. Peygamber’in um¬re için burada ihrama girmesinden dolayıdır. Hu¬neyn Gazvesi’nden sonra ganimetler Hz. Peygam¬ber’in talimatıyla Ci’rane’ye getirildi. Taif’i kuşatan Resulullah da bir süre sonra kuşatmayı kaldırarak Ci’rane’ye geldi, Hevazinliler’in müslüman olmala¬rı halinde kendilerine iade etmeyi düşündüğü 6000 kadar esirle bol miktardaki ganimeti askerlere da¬ğıtmadan bir süre bekledi. Ancak Hevazin heyetinin gecikmesi ve bazı yeni müslüman olmuş bedeviIe¬rin ısrarlı talepleri üzerine ganimetler taksim edil¬di. Daha sonra Hevazin’den gelen heyet Hz. Pey¬gamber’e müslüman olduklarını söyleyerek esirleri ve mallarını istediler. Buna razı olmayan bazı kimse¬Ierin de ikna edilmesiyle esir ve ganimetler geri ve¬rildi.
MESCİD-İ GAMAME (Bulut Camisi) :Efendimiz’in sahabeye Cuma ve bayram namazlarını O’na gölge veren bir bulutun altında kıldırdığı mekan. Yanında Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz.Ali Efendilerimiz’in sahabeye imamet ettikleri mekanlar.
MESCİD-İ HARAM:Kabe`yi kusatan mescid.Mekke`ye belde-i Haram denir.Mescid-i Haram `da kilinan bir namaz diger mescidlerde kilinan yüzbin namazdan efdaldir.
MESCİD-İ HAYF:Mina`da Hz.Peygamberin Veda haccinda cadir kurdugu ve cemaatle namaz kildigi yere yapilan mescid.
MESCİD-İ İBRAHİM:Filistin`in Halil sehrinde bulunan icinde Hz.Ibrahim ve Ishak ile hanimlarinin kabirlerinin yer aldigi magara etrafinda zamanla sekillenen ziyaret ve ibadet yeri.
MESCİD-İ SAHRAT:Cebel-i Rahme’ye çıkarken sağ tarafa düşen, yarım metre civârında bir duvar ile çevrili kıble tarafına uzunluğu 13m, genişliği 8m civarında olan yerdir.Peygamberimiz(s.a.v) veda hutbesini burada irad buyurmuşlardır.
MESCİD-İ SUKYA:Amberiyede bulunan tren istasyonun içerisinde üç kubbeli küçük bir mesciddir.Alanı 65 m² dir. Bu yere sukya mahallesi Saad’ın yeri denir. Bundan dolayı da bu mescide Sukya Mescidi denmiştir. Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) Bedir muharebesine giderken burada orduyu denetlemiş, küçük gördüğü sahabilerin çocuklarını geri çevirmiş ve burada bulunan sukya kuyusundan abdest alıp su içmiştir. Ve yine meşhur ehli Medine için olan duasını burada yapmıştır. Bu duada ehli Medine için bereketle dua etmiş ve Medine-i Münevvere yi Mekke gibi harem ilan etmiştir. Hz Ömerin de Hz. Abbasın elini tutarak onun yüzü suyuna yağmur duasına çıkma hadisesi burada olmuştur. Medine’nin batısında Vebere harresinde bir kuyunun yanında inşa edilmiştir. ResOI-i Ekrem Bedir Gazvesi için yola çıktığında bu kuyunun yanında bir süre konaklamış, yaşları küçük olduğu halde orduya katılanları Medine’ye göndermişti. Daha sonra Hz. İbrahim’e Mekke’nin bereketli kılındığı gibi Medine’nin de ashabına mübarek kılınmasını dileyerek, onlara Mekke’yi sevdirdiği gibi Medine’yi sevdirmesini Cenab-ı Hakk’tan niyaz etmişti. Hz. Ömer’in yağmur duası için bu yeri tercih etmesi de ResOlullah’ın duasıyla ilgilidir. Daha sonra buradaki kuyunun hemen kuzeyinde büyük ihtimalle Ömer b. Abdülaziz tarafından bir mescid yaptırılmıştl. Bugün Medine tren istasyonu dahilinde güneydoğu tarafında yer alan Sükya Mescidi, 13 x 5 m. ölçülerinde ve ortadaki büyük olmak üzere üç kubbeli Osmanlı tarzı küçük bir mescid olarak ayaktadır. (Hicaz Albümü, Diyanet İşleri Başkanlığı)
MESCİD-İ ŞECERE:Mescid-i Cinin hizasında bir mesciddir. Peygamber Efendimiz mescid-i cinin bulunduğu yerde cinnilerden gelen bir heyetle görüşmüştür. Bu hususu İbn-i Mesud Hz. söyle anlatıyor; Cinler peygamber efendimize, “senin Allah’ın resulü olduğuna kim şahitlik eder?” diye sordular. Yakınlarında bir sakız ağacı vardı. Peygamber efendimiz o ağaca işaret ederek cinlere dedi ki; “Şu ağacı gördünüz mü? O şahitlik ederse iman eder misiniz? Cinler “ evet iman ederiz” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz ağacı çağırdı, ağaç dallarını budaklarını sürükleyerek geldi; “benim Allah’ın resulü olduğuma şahadet eder misin? Diye sordu. Ağaç; “Şahadet ederim ki sen Allah’ın resulüsün” dedi. O ağacın bulunduğu ve bu mucizenin tahakkuk ettiği yere mescid yapıldı
MESHET TÜRKLERİ:Kafkaslar`da yasayan bir Türk Toplulugu.Gürcistan’ın Mesheti bölgesinin Müslüman Türk nüfusuna verilen addır. Rusların bu bölgeye verdiği coğrafî isim, Meshetya’dır. Bundan dolayı Meshet Türkleri olarak da adlandırılırlar.
MEŞ`AR-İ HARAM:Hac menasikinin ifa edildigi yerlerden biri.Müzdeli`de Kuzey Dagi üzerinde olan bir tepe.Burada veya yakininda vakfe yapmak sünnettir.
MEŞRUTİYET:Osmanlilarda anayasal saltanat dönemi.(1876-1922)
MEVALİ:Arap olmayan müslüman halklar icin kullanilan bir terim.
MESİH:Ibranice bir kelime olup asli Mesih`tir(s).Hz.Isa`nin bir lakabadir ve “mübarek” anlamina gelir.
MESBUK:Birinci rekattan sonra imama yetisip namazdan geri kalan kismi imamla kilana denir ki, bu kisi eksik kalan diger kisimlari imamin selamindan sonra tek basina kilarak tamamlar.
MESCİD-İ AKSA: Kudüs’te eski Süleyman (a.s.) mâbedinin bulunduğu yerde inşâ edilmiş olan câmiye Mescid-i Aksâ denilir. “Aksâ”, en uzak anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de isrâ olayıyla ilgili olarak bu mescidden bahsedilir. “Kulunu (Muhammed’i), gece vakti, âyetlerimizden bazılarını göstermek için Mescid-i Haram’dan, çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. O her şeyi işitir ve görür.” (17/İsrâ, 1).
Mescid-i Aksâ’ya “İliya” veya günahlardan temizlenme yeri anlamında “Beytü’l-Makdis, yahut Beyt-i Mukaddes adı da verilmiştir. Mescid-i Aksâ’ya “en uzak mescid” anlamındaki bu ismin verilmesi, Mekke’deki Mescid-i Haram’a yaya yürüyüşü ile bir aylık mesafede bulunması yüzündendir. Hz. Peygamber, mirac gecesinde; “Burak’a bindim, Beytu’l-Makdis’e gittim” (Müslim, İman 259; Nesâî, Salât 10) buyurmuştur. Yeryüzünde Mescid-i Haram’dan sonra yapılan en eski mescidlerden birisi Mescid-i Aksâ’dır. Yapımına Dâvud (a.s.) başlamış ve Hz. Süleyman tarafından tamamlanmıştır.
Mescid-i Aksâ, hicretin 16. ayına kadar müslümanların kıblesi idi. Hz. Ömer devrinde Kudüs fethedilince, oraya giden halîfe gece vakti Beytü’l-Makdis’e girdi ve bütün gece orada namaz kıldı. Sabah olunca ezan okutarak cemaatle namaz kıldı. Beytü’l-Makdis’in mukaddes hâtırasına bir mescid yaptırdı. Bu yapıya Mescid-i Ömer denilir ve asıl Mescid-i Aksâ burasıdır. Mescid-i Aksâ diye ziyaret edilen büyük câmi, Kubbetü’s-Sahrâ diye isim alır. Dört yandan merdivenlerle çıkılan geniş bir seddin ortasında, sekiz köşeli ve yüksek kubbeli bir binadır. Kubbetü’s-Sahrâ’nın bir ziyâret yeri olmasına karşılık, Mescid-i Aksâ, bunun bir ibâdethanesini teşkil eder. Mescid-i Aksâ deyince; İslâm kaynaklarında Kubbetü’s-Sahrâ, mezar, türbe, tekke ve sebil gibi dinî amaçlarla yapılmış yapıları içine alan yaklaşık 150 dönüm kadar bir arazi üzerine serpilmiş binalar topluluğu anlaşılır. Dar anlamda Mescid-i Aksâ deyince, Kubbetü’s-Sahrâ’dan uzakta olmayan ve Abdülmelik tarafından inşâ edilmiş bulunan câmi kast edilir.
Beyt-i Makdis de denen Kudüs`deki mabed`in adıdır. Yeryüzünde inşa edilen ikinci mesciddir (Buhârî, Enbiyâ, 10, 40; Müslim, Mesâcid, 1, 2; Ahmed b. Hanbel, V, 150, 156, 157). Mescid-i Haram`dan bir aylık mesafede bulunduğu için Aksâ (çok ırak) diye nitelendirilmiştir. Mescid-i Aksâ, Hz. Mûsa (a.s)`dan İsa Peygamber`e kadar, peygamberlerin buluşma yeri, ilâhi vahyin indiği önemli bir merkez, Mîrac`da Hz. Peygamber`in semaya yükseltildiği, çevresi Allah`ın ayetleri ve nimetleriyle donatılmış, bereketli ve mukaddes bir yer olup bir süre (on altı-on yedi ay) müslümanların da kıblesi olmuştur (el-Bakara, 2/142-150; el-İsrâ, 17/1). Hz. Peygamber, Mescid-i Aksa hakkında şunları söylemiştir: Davud oğlu Süleyman (a.s) Beyt-i Makdis`in yapımını tamamladığından Allah`dan üç şey istedi:1- Hükmü ilâhiye uygun düşecek şekilde hüküm verme yeteneği, 2-Kendisinden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk ve saltanat, 3-Yalnız namaz kılmak için Mescid-i Aksa ya gelen herkesin, annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak geri dönmesi. İlk ikisi kendisine verildi (el-Enbiya, 21/78-79; es-Sâd, 38/35); üçüncüsünün de verilmiş olmasını ümit ederim ” (İbn Mâce, İkâmetü`s-Salât ve`s-Sünnetü Fîhâ, 196). İbn Abbâs da: “Beyt-i Makdis`i peygamberler inşa etti, orası peygamberlerin uğrak yeridir. Orada namaz kılmayan hiç bir Nebi veya ikamet etmeyen hiç bir melek yoktur” demiştir (Yâkut el-Hamevî, Mu`cemü`l-Büldân, Beyrut 1957, V,166-167). Müslümanlar için bu derece bir öneme sahip olan Mescid-i Aksa`nın esaretinin sona erdirilmesi bütün müslümanların en önemli vazifelerindendir.
MESSCİD-İ HARAM: Ayet ve hadislerde belirtildiğine göre yeryüzünde insanlara mabed olarak kurulan ilk evdir. Âlemlere uğur, bereket ve hidâyet kaynağı olarak kurulmuştur. Onda açık açık deliller, İbrahim (a.s)`in makamı vardır. Ona giren güvene erer. Yine o, bütün müslümanların kıblesi, Hanîf Dîni`nin sembolüdür. Hac ve Umre sebebiyle tüm dünya müslümanlarının buluşma ve kaynaşma yeri olup ibâdet ve dinin merkezi, duâ ve niyazın kabul edildiği, günahların bağışlandığı yerdir. Yeryüzünde Peygamber eliyle yapılan ilk mabed olma özelliğine de sahiptir (bk. Âlû İmrân, 3/96-97; Buhârî, Enbiyâ, 10, 40; Müslim, Mesâcid, 1, 2; Ahmed b. Hanbel, V, 150, 156, 157, 160, 166).
MESCİD-İ NEBİ: Medine`de icerisinde Hz.Peygamberin kabrininde bulundugu mescid.Mescid-i Nebi`ye,Mescid-i Seadet de denir.1908 yilinda 2.ci Abdulhamid elektrikle Mescid-i Nebi`yi aydinlatti.Medine, Hz.Ali dönemine kadar(Hz.Resulullah`dan) baskent vazifesini yapmistir. Resul-u Ekrem 24 Eylül 622 Cuma günü Medine’ye girdiğinde kendisini davet edenleri kırmamak için devesinin salıverilmesi ve onun çöktüğü yere en yakın evde konaklayacağını söylemiştir. Devesinin çöktüğü arsaya en yakın evde konaklayan Hz. Peygamber daha sonra bu arsayı satın alıp mescidin temelini atmıştır. 623 yılında taş temel üzerine tek sıra kerpiçten yapılmış ve çevre duvarları bir insan boyu yükseklikte, 1022 m² olarak inşası tamamlanan mescidin üstü açıktı. Basit ve sade, ancak son derece fonksiyonel olan Mescid-i Nebevi Müslümanların sayısının artmasıyla ihtiyaca cevap veremeyince 628 yılında genişletilerek 2433 m² ye ulaştı. Hz. Ömer tarafından 638 yılında, daha sonra 649′ da Hz. Osman döneminde genişletilerek yeniden inşa edildi. Osmanlı sultanı II. Mahmut zamanında 1817 de başlayan faaliyet sırasında Hücre-i Saadet üzerindeki kubbenin yerine taştan yeni bir kubbe yaptırıldı ve üstü kurşunla kaplatılarak yeşile boyandı. Sultan Abdülmecid zamanında 1850 -1861 yılları arasında Mescid-i Nebevi’ de gerçekleştirilen Osmanlı döneminin en büyük imar faaliyeti sonrasında alanı 10.939 m²’ ye ulaştı, zemini mermerle döşendi, kubbe kasnakları, duvarları, kapıları, mihrap ve sütunları kuşak halinde celi sülus tarzında ayetler, hadisler, Hz. Peygamber’ in ve mescidinin adı ve sıfatlarıyla bezendi.Mescid-i Nebevi’ nin tarihindeki en büyük genişletme 1984-1994 yılları arasında gerçekleştirildi. Mescid’in alanı 98.326 m²’ ye ulaştı. Mescid’ in damında namaz kılınabilecek 67.000 m² lik kısımla birlikte toplam alanı 165.326 m² oldu. Mescidi kuşatan mermerle döşeli avlusu 235.000 m² olan Mescid-i Nebevi’ de aynı anda 650.000 kişinin ibadet edebileceği 400.000 m² lik bir alana ulaşıldı.Vahyin en çok indiği mekanlardan biri olan Mescid-i Nebevi yeryüzünde ziyaret edilmeye değer üç mescidden biridir, bundan dolayı burada yapılan ibadet diğer mescidlerde yapılandan daha üstündür. Bu mescidde kılınan namaz, Mescid-i Haram hariç diğer mescitlerde kılınan namazlardan bin kat daha sevaptır
Mescid-i Nebevi, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa’dan sonra, yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir.Hicret yurdunun dinî merkezi, Peygamber eliyle yapılan ve Hz. Peygamber`in ömrünün geri kalan kısmını geçirdiği, ömrünün sonuna kadar imamlığını yaptığı; pek çok dînî, içtimaî ve siyasî hadiselere sahne olan, çok sayıda dinî şahsiyetin öğrenim gördüğü, Suffa`nın sığınağı, ilmin beşiği, İslâm`ın ilk üniversitesi ve Peygamber Ravzası`nın bulunduğu yerdir. Bu yer hakkında Hz. Peygamber. “Evimle minberim arasında Cennet bahçelerinden bir bahçe vardır” buyurmuştur (Buhârî, Mescid-i Mekke ve`l-Medine, 5, 12, Rikâk, 53, İ`tisâm, 16; Tirmizî, Menâkıb, 67; Nesâî, Mesâcid 7; Muvatta`, Kıble, 10, I 1; Ahmed b. Hanbel, III, 4. Ayrıca Kur`ân-ı Kerim`de zikredilen ve “temeli takvâ üzere kurulan mescidin” hem Kuba hem de Mescid-i Nebi olduğu söylenir (et-Tevbe, 9/108; Belâzûrî, Fütühu`l-Büldân, Beyrut 1403/1983, s.17-19).”Resulullah, bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe okurdu. Ashabdan biri şöyle dedi: “Ya Resulullah! Senin için bir şey yapalım ki, cuma günü üzerine çıktığın zaman insanlar sizi görsün ve hutbenizi duyabilsinler” dedi. Bunun üzerine Resulullah; “olur” dedi. Üç basamaklı bir minber yapıldı. Daha önce yaslanıp hutbe okuduğu kütüğü geçince, kütükten on aylık gebe devenin inlemesi gibi iniltiler gelmeye başladı. Resulullah onu eliyle meshetti ve ses kesildi (Buhârî, Cuma, 26; Nesaî, Cuma, 17; İbn Mâce, İkame, 199; İbn Sa’d, a.g.e.,I, 239-254).
Resulullah (s.a.s), bu minberin üzerine çıktığı zaman şöyle demişti:”Evimle minberimin arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de Cennet bahçelerinin üzerindedir (Ahmed b. Hanbel, II, 36, 450, 534; V, 41). Diğer bir hadis de; “Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir” (Ahmed b. Hanbel, II, 236) şeklindedir.Minber hakkındaki başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır: “Minberimin ayakları Cennet üzerindedir” (Ahmed, b. Hanbel, VI 289, 292, 318; Nesaî, Mesâcid, 8).
METAF:Kabe`nin etrafinda tavaf edilen yere metaf denir.
MEŞRUBAT:Meşrubat, içilen sıvı şeylerdir. Lûgatta her içilen sıvıya “şarab” denilir. Bunun çoğulu “Eşribe”dir. Din deyimide ise şarab, sarhoşluk veren herhangi bir sıvı demektir. “Hamr” denilen içkiye de “Şarab” denegelmiştir.
METAİNİ AŞERE:Ravide adalet ve zabt sıfatlarının birinin veya ikisinin kısmen ya da tamamen olmamasına cerh denir.Raviler,on noktadan cerh edilirler. Bunlara Metaini Aşere denir. Beş tanesi adalet sıfatına, beş tanesi zabt sıfatına yöneliktir.adaletle ilgili olanlar: 1) Kizburravi: Yalan, 2)İthamurravi bilkizb: yalancılıkla suçlanması, 3) Fıskur ravi: günah işlemesi, 4)Bidatür ravi: bidatçı olması 5) Cehaletür ravi: tanınmamasıZabtla ilgili olanlar:1)Fart-ı Gaflet: dalgın olması,2) Kesret-i galat: çok yanılması ,3)Vehmür ravi: zanna dayalı hata yapması, 4) Muhalefetüs sikat: Sika raviye muhalefet etmesi, 5) Sui hıfz: hafızasının zayıf olması.
MEUNE KUYUSU OLAYI:Hicretin 4. yilinda Amirogullarindan CaferogluMalik oglu Ebu Bera Medine`ye geldi.Resulullah ile görüstü.Dedi ki, eger Necid halkina ashabindan bir kismini gönderirsen, umarim ki Islam olurlar. 70 Kur`an okuyuculari Necid halkina gönderildi.Meune kuyusunda ansizinKur`an okuyucularini sehit ettiler. Sadece Kab binZeyd sag kaldi.Peygamberimiz beddua etti.Kisa bir süre sonra bu kabileler(R`il ve Zekvan) veba, humma ve kitlik yüzünden telef olup gittiler.
1104-Meunet-İstidraç; Peygamberlik davasına kalkışmayan ve Peygamberin sünneti üzere yürümeyen bazı bayağı kimselerden meydana çıkan ve olağanüstü bir halde görülen birtakım olaylardır ki, o şahsın büyüklüğünü göstermez ve hiç bir zaman keramet ve mucize derecesine varamaz.
MEVKUF HADÎS: Söz veya fiilin sahabiye ait olduğu hadîsdir.
MEVLÂNÂ: Sahibimiz, efendimiz, anlamında Arapça bir kelime. Bu kelime tek başına kullanılınca, Mevlevî tasavvuf okulunun kurucusu Mevlânâ Celâleddin Rumî anlaşılır.
MEVLEVÎ: Mevlânâ’nın kurduğu tasavvuf okuluna mensub olanlara verilen ad. Tarikatın adı Mevleviyye’dir.
MEVLEVİYYE: Mevlânâ’ya izafe edilen, ancak oğlu Sultan Veled (ö. 712/1322) tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu. Daha sonra ortaya çıkan bazı kolları: Şemsiyye, Velediyye, Postnişîniyye ve irşâdiyye.
MEVLEVÎ-HANE: Mevlevî tekkelerine verilen isim. Mevlevî-hanelerin en büyüğü, tarikatın merkezi olan Konya’daki mevlevîhâne idi. Konyadaki merkezî tekkeye Âsitâne denirdi.
MEVLEVÎ SİKKESİ: Mevlevîliğe mensub kişilerin başlarına giydiği başlığa, Mevlevî sikkesi veya sikke denirdi.
MEVLEVÎ ŞEYHİ : Mevlevî şeyhlerine verilen ad. Mevlevîler kendi aralarında şeyhe “dede efendi” derlerdi.
MEVZU HADÎS: Uydurulmuş ve hadîs diye ortaya atılmış sözdür. Kimi alimlere göre mevzu hadîs, zayıf hadîslerin en düşük derecesidir. Bir başka görüşe göre de mütevâtir ve mevzu hadîsler, ilki kesin olduğundan, ikincisi de uydurma olduğundan hadîs araştırmalarına dahil edilmezler
MİÛN NEDİR:Kur’ân’ın âyet sayısı yüzden fazla olan sûrelerine denir: Bu sûreler şunlardır: Tevbe (129 âyet), Yûnus (109 âyet), Hûd (123 âyet), Yûsuf (111 âyet), Nahl 128 âyet), İsrâ (111 âyet), Kehf (110 âyet), Nisâ (120 âyet), Enbiyâ (112 âyet), Mü’minûn (118 âyet), Tâ-hâ (135 âyet), Enbiyâ (112 âyet)
MİHNE OLAYI:Kur’ân-ı Kerîmin mahlûk oluşuyla ilgili olarak Mu’tezile tarafından ileri sürülen görüş, devletin de destek vermesiyle İslâm âlemini zor durumda bırakmıştır. Ahmed b. Hanbel, muhafazakâr âlimler için bir imtihan vesilesi (fitne) olan bu olay karşısında büyük bir azim ve sebatla direnmiş, sonunda devletin desteğini çekmesi üzerine Mutezile davayı kaybetmiştir.
MİNARE:Ezan okunan yere minare denir.Câmilerde, müezzinlerin çıkıp ezân okuduğu yüksek yer.Minâre ilk defâ Mısır vâlisi Mesleme bin Mahled tarafından hazret-i Muâviye’nin emri ile yaptırılmıştır. (İbn-i Âbidîn)
MİNBER:Câmilerde hatiplerin hutbe okumaları için yapılmış merdivenli yüksek yer.
MİŞNÂ:Yahûdîlerin Tevrât’tan sonra mukaddes kabûl ettikleri Talmûd kitâbının iki kısımdan biri. Tevratın hükümlerini açıklayan şifahi beyanların yazıya geçirilmiş şeklidir.
MİZAN: Mahşer’de herkesin dünyada yapmış olduğu işleri tartmaya mahsus bir adalet ölçüsüdür ki, bununla amellerin iyi ve kötü miktarı anlaşılmış olur
MEVDUDİ(1913-1979):Pakistanli alim ve düsünür.Cemaat-i islami teskilatinin lideri.
MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ(ö.672/1273):Mevleviyye teskilatini kurucusu, mutasavvuf, alim ve sair.Asil adi Celaleddi olup 1207 yilinda bati Türkistan`in Behl sehrinde dogdu. Özbe öz Türk`tür.babasi Bahattin Veled, annaesi Mü`nine Hatun.Onun fikirlerine herkes saygi duyardi.Onun icin kendisine “efendim” anlaminda Mvlana demislerdir.Anadolu`da üne kavusmasi sebebiyle;”Rumi” denilmistir.Fars kökenli İslam ve tasavvuf şairi, Mevlevi’liğin lideri. Tüm dünyada aşkın, sabrın ve hoşgörünün sembolü olmuştur. Mevlâna’nın düşünceleri tüm dünyada büyük ilgi görmekte, Mesnevi, ABD’de en çok satan kitaplar sıralamasında birinciliğini sürdürürken, Hawaii, Japonya ve Güney Kore’de Mevlevihaneler inşa edilmektedir. 2007 yılı Mevlânâ’nın 800.doğum yılı olduğu için Unesco tarafından “Dünya Mevlânâ Yılı” ilan edilmiştir. 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde dünyaya geldi. Gerçek adı Mevlânâ Celâleddin Mehmed Rumi’dir. Yaşadığı dönemde Anadolu’ya Diyarı-ı Rum denildiği için Rumi soyadını; zaman içinde de kendisine duyulan büyük saygının ifadesi olarak efendimiz anlamına gelen Mevlana adını almıştı. Dönemin kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan, Sultan-ül Ulema (Bilginler Sultanı)lakabıyla anılan din bilgini ve hukukçu Bahaeddin Veled’in oğluydu.Asil bir ailesi olan Mevlana’nın annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar Hanedanlığı’nın Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan’dı. Bahaeddin Veled, oğlu Mevlana’ya tasavvufu öğretmişti. 1232 tarihinde babasının halifesi Seyyid Burhneddin-i Muhakkık-ı Tirmizi’nin Konya’ya gelmesiyle, Mevlana onun manevi terbiyesi altına girdiHayatını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk’ın rahmetine kavuştu. Mevlâna’nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu
MEVLEVİHANE : Mevlevilik tarikatına bağlı olanların, tarikat kurallarına göre toplandıkları ve içinde özel odaları ve tören yerleri bulunan bina.
MEVLİD:Süleyman Celebi`nin(ö.825/1422):Asil adi “Vesiletü`n- necat” olan meshur eseri.
MEVSİM:hccin eda edildigi zamana “Mevsim” denir.Zilhiccenin ilk 10 günü kastedilir.
MEYMUNE(r.a) (ö.51/671):Hz.Peygamberin son olarak evlendigi hanimi.Hz.Meymune, Hz.Abbas`in esi Ümmü`l Fadl`in kiz kardesidir.Peygamberimizle evlendiginde 26 yasinda idi.Kabri, Hudeybiye`de.Mekke`den Medine`ye dönerken Hudeybiye(Mekke`ye 16 km. mesafede de) nikahlari kiyildi. Resulullah vefat edince Meymune vasiyet etti.Ölürsem nikahiminin bulundugu Hudeybiye`ye beni defnedin. Vasiyeti yerine getirildi.(Kabe-i Muazzama,Gaffar Tetik, Sh.130)
MEYYİT:Ölü demektir.Gasl-i meyyit; ölüyü yikamak.
MEYSİR:Cahiliye araplari arasinda yaygin olan bir kumar cesidi.
MEYTE(Ölü hayvan):K.Kerim`de meyte haram kilinmistir.Dini usullere göre bogazlanmis ölü(murdar) gerek kendiliginden ölenler,bogulmus, bir yerine vurulup sürülüp ölmüs, yirtici hayvan artigi.
MEZHEP:Mezhep; Gidilecek yol demektir.Terim olarak ; bir dinin, bilginleri arasindaki yorum farklarindan meydana gelen görüsleri demektir.Dinin inanc veya ameli hükümlerini anlama ve yorumlama konusunda kendine özgü yaklasimlara sahip düsünce sistemi, bu yaklasimlar etrafinda meydana gelen ekollesmenin ürünü olan ilmi ve fikri birikim.Iki kisimda incelenir:
a-Itikadi mezhepler:Dini inanisla ilgili farkli yorumlar,
b-Ameli mezhepler:Dini uygulam ve davranislrla ilgili farkli yorumlar.Ameli mezhepler; Hanefi mezhebi,maliki mezhebi,safii mezhebi, hanbeli mezhebi.
Mezhepler arasinda farkliligin amaci;hz.Peygamberin sünnetinin farkli sekillerde uygulanmasidir.Uygulamalar arasinda farklilik durumlarinda, bazi Müslümnlarin Peygamberimizin bir sünnetini diger bazilarinin ise bask bir sünneti devam ettirme ihtiyacindan baska bir sey degildir.O halde mezhepler arasinda karsilikli saygi ve hosgörü sahibi olmak gerekir.Amac,Islam`da ayrilik degil zenginlik ve kolayligin olamasidir. MEZHEB:Sözlük olarak mezheb; gidilen yol, kanaat, görüş anlamına gelir.
Terim olarak mezheb; belli dayanakları, kendine özgü bir metodu olan, dayanaklarından yola çıkarak kendi içinde tutarlılığı, düşünce ve davranış biçimleri olan fikri bir sistemdir.Mezheb kavramı peygamberimiz ve onu takip eden sahabe döneminde kullanılmamıştır.
Mezhep kavramı ve olgusu, hemen hemen bütün düşüncelerin sistemleştiği Abbasi döneminde ortaya çıkmıştır.Peygamberimiz hayatta iken, müslümanlar İslam’ın hükümlerini anlamada karşılaştıkları zorlukları Peygamberimize soruyor, Peygamberimiz bu konularda gerekli açıklamaları yapıyor, yanlış anlamaları düzeltiyor, bizzat kendisi uygulamasını yaparak doğrusunu gösteriyordu. Ayrıca müslümanlar arasında çıkan her türlü ticari, ekonomik, ilmi, kavmi, nefsi anlaşmazlıkları da çözümlüyordu.
Peygamberimizin vefatından sonra bu imkan ortadan kalktı. Artık müslümanlar problemlerini çözebilmek, İslam’ı anlamada ve yaşamada karşılaştıkları güçlükleri giderebilmek için güvendikleri bir alime gidiyor ve bu alimler bazı hususlarda farklı cevaplar veriyordu. Farklı cevaplar farklı anlayışların oluşmasına neden oluyordu. Bu anlayışlar zamanla sistemleşerek mezheb adını almıştır.
Mezheblerin oluşumunda İslam’ın hükümlerini anlamaktan doğan farlılıkların yanında ağırlıklı neden siyasi nedenlerdir. Müslümanlar arasında ortaya çıkan siyasi ayrılıklar sonucu ortaya çıkan farklı yapılanmalar da zamanla kendi inanç ve fikri sistemlerini kurarak mezheb adını almıştır.
MEZALİM:Islam devletlerinde en yüksek idri-adli yargi ve denetleme kurulu.
MEZOPOTAMYA:Bati Asya`da Dicle ve Firat nehirleri arasinda uzanan bölge.M.Ö.3000 ile 2300 yillari arasinda bu bölgede bir medeniyet kuruldu.Civi yazisi denilen yazi sistemi de burada gelistirildi
MISRA:Arap, fars ve Türk edebiyatlarinda beyti olusturan bir satirlik nazim parcasi.
MIZRAKLI İLMİHAL:Osmanli ilmihal geleneginin ilk örnekleri arasinda yer alan anomin eser.
MİDHAT PAŞA(1822-1884):Osmanli sadrazami.
MİHAL OĞULLARI:Osmanli devletinin kurulus devrinde ve Rumelinin fethinde yararlilik gösteren akinci ailesi.
MİHCENE:İsminin Ümmü Mihcen olduğu da söylenir.Mescidin temizliğini yapardı.Bir gün Resulullah göremeyince nerde olduğunu sorunca vefat ettiğini söylediler.bunun üzerine kendisine niye haber vermediğini söyleyince Ya Resulallah uyuyordunuz, rahatsız etmek istemedik, dediler.resulullah mezarı başına gidip nmaz kıldı.
MİHRAB:Islam sanatinda cami, mescid ve namazgahlarda kibleyi ve imamin namaz kildirirken duracagi yeri gösteren mimari eleman.
MİHRİMAN SULTAN(ö.985/1578):Kanuni Sultan Süleyman`in kizi.
MİKAT:Belirlenmis zaman ve yer.Haci adaylarinin ihrama girdikleri yer.Hac veya umre yapacak olan afakilerin ihramsiz gecmemeleri gereken bes nota Resulüllah(sav) Efendimiz tarafindan belirlenmistir.Bunlardan her birine “Mikat” denir.
MİKAİL:Kur`an`da adi gecen 4 büyük melekten biri.
MİLAD:Hz.Isa´nin dogum tarihini ve bu tarihi esas alan takvimin baslangicini belirten terim.
MİLEL VE NİHAL:Islami literatürde dinler ve mezhepler tarihiyle ilgili eserlerin ortak adi.Mezhepler hakkinda bilgi vermek maksadiyla yazilmis olan eserlerin ortak adi.
MİLLİ EDEBİYAT AKIMI: 2.Mesrutiyet ile Cumhuriyetin ilk yillari arasinda faaliyet gösteren edebiyat akimi.
MİLLİ KÜTÜPHANE:Ankara`da 1948 yilinda acilan devlet kütüphanesi.
MİLLİ MÜCADELE:Mondros Mütarekesinden sonra isgal devletlerine karsi yapilan savaslarin genel adi(1918-1923)
MİNBER:Camilerde Cuma ve bayram namazlarinda hatibin üzerine cikarak hutbe okudugu basamakli mimari unsur.
MİNA:Mekke yakininda bazi hac menasikinin icra edildigi yer.Mekke`nin 8 km. dogusunda bulunan bir vadinin adidir.Hacilar burada kurban keserler ve kurban bayraminin ilk üc gününde seytan taslama olayini da bura gerceklestirler.Mina: Men ve İhsan manasına Cenab-ı Hakkın rahmet ve bereketinin bol olduğu yerdir.Mina, Mekke-i Mükerreme’ nin doğusunda, Sabır dağı ile Mürselat dağı arasındadır. Beytullah’a 6 km uzaklıktadır.Minâ, Harem hudutları içerisinde olup, Hazreti İbrahim’in şeytanı taşladığı, oğlu İsmail (a.s)’a bedel olarak koç kestiği, Mescid-i Hayf’ın bulunduğu, Ensar ile birinci ve ikinci Akabe biatlarının yapıldığı, veda haccı esnasında Nasr sûresinin nâzil olduğu, teşrik günlerinde rasülullah efendimizin gecelediği ve Mürselat sûresinin nâzil olduğu mübârek bir mekândır.
MİNYATÜR:genellikle el yazmasi kitaplarda yer alan kücük boyutlu renkli resim.
MİNARE:Ilk defa Emeviler zamaninda yapilan minare, ilk defa bir sahabe olan Surahbil b.Amr ezan okumustur.
MİNBER:Camilerde hatiplerin Cuma ve bayram hutbesi okuduklari yüksekce merdiven kürsü.
Mİ`RAC:Hz.Peygamberin mescid-i haram`dan Mesci-i Aksa`ya , oradan da göge yaptigi yolculugu ifade eden terim. Mirac hediyeleri: Bes vakit namaz,Bakara suresinin son ayetleri(Amenerresulü).Allah`a sirk kosmayanlarin cennete girecegi vaadi.
MİRACİYYE.Islam edebiyat ve sanatlarinda Hz.peygamberin mir`acini konu alan eselerin genel adi.
MİRAS,KAMİL(1875-1997):Tecrid-i Sarih Tercemesi ile taninan son dönem Türk alimi ve siyaset alimi.
MİRAS:Erkeklerden mirasta hak sahibi olanlar , On sınıftır. Oğul torun baba dede kardeş kardeşin oğlu amca amca oğlu koca köle azad eden erkek.
Kadınlardan miras hakkı olanlar,Yedi kimsedir. Kız oğlun kızı ana nine kızkardeş karı köle azad eden kadın. mirastan katil ve köle mahrum edilir.
MİRİ ARAZİ:Osmanli devletinde mülkiyeti devlete ait olup tasarruf hakki kullananlara devredilmis arazi.
MİRYOKEFALON SAVAŞ:Anadolu Selcuklu Sultani2. Kilicarslan ile Bizans imparatoru 1.Manuel Kommenos arasinda 1176 `da meydana gelen ve Bizans`in Anadolu`yu Türklerden geri alma ümidini tamamen yok eden savas.
MİSAK-I EZELÎ: “Cenâb-ı Hakk’ın ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ sorusuna, ruhların ‘evet, sen bizim Rabbimizsin’ diye cevap vermeleri.”
Misak; “güçlendirme, anlaşma, sözleşme,” gibi mânâlara geliyor. Ve “Misak-i Ezelî,” Cenab-ı Hakk’ın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna, ruhların “evet, sen bizim Rabbimizsin” diye cevap vermeleriyle tahakkuk etmiş oluyor.
MİSAK-İ MİLLİ:Osmanli Mebusan meclisi tarafindan ilan edilen ve baris sartlarini aciklayan bildiri.
MİSK:Misk geyiginden elde edilen güzel kokulu madde.
MİSYONERLİK:Evrensel dinler ve özellikle Hiristiyanlik baglaminda dinin yayilmasi amaciyla yapilan sistematik faaliyetler.
Mİ`YARÜ`L-İLM:gazali`nin(ö.505/1111):Mantiga dair eseri.
MİZANÜ`L-HAK:Katip Celebi`nin(ö.1067/1657);döneminde fikri ve dini tartismalrina dair Türkce eseri.
MİZAH:Edebiyatta düsünceleri espri ve nükteyle süsleyerek anlatan söz ve yazi cesidi.
MİZAN:Kiyamet gününde günah ve sevaplarin tartilacagi terazi. Mizan: Mahşer günü herkesin amelerinin miktarını bildirecek olan bir vasıtadır ki, her şahıs kendi sevap ve günahının miktarını bununla öğrenir, İlâhî adaletin tecellisine vesîle olan bu mizanın mahiyetini Allah’ın ilmine havale ederiz. Maamafih amellerin tartılması hakkında çeşitli görüşler vardır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre insanların amelleri dâima melekler vâsıtasıyle bir takım sahifelere yazılmaktadır. Bunlara “amel defterleri” denilir. İşte bu sahifeler bütün yaratıkların gözleri önünde mahiyeti Cenâb-ı Hak’ça malûm bir terazi ile tartılacaktır. Bu terazinin bir dili, iki de kefesi vardır.
MİŞNA:Tevrat`in dini ve ahlaki kurallarinin aciklanmasindan ibarettir.
MOHAÇ MUHAREBESİ:Osmanlilarla Macarlar arasinda 932(1526) yilinda yapilan meydan savasi.
MOLLA:Büyük kadi , kadi`nin bir üst derecedeki eyalet kadisi.
MOLLA FENARİ(ö.834/1431):Osmanli alimi.Osmanli Yildirim Beyazit dönemi seyhül islamlarindandir.Yildirim Beyazit`in sahit olarak geldigi bir mahkeme de onun sahitligini” siz namazlarinizi cemaatla kilmiyorsunuz” diyerek kabul etmemistir.1430 yilinda vefat etti.
MOLLA GÜRANİ(ö.893/1488):Osmanli alimi ve müftüsü. Misir`da ilmini kesfeden Molla yegan tarafindan getirilip padisahla tanistirilmis, padisah 2.murat ise oglu Fatih`in yetistirilmesi icin ona hoca olarak tayi etmis ve bu sayede Istanbul`u fetheden komutan yetistirmistir.Icazetini büyük hadis alimi Ibn-i Hacer-il Askalani` den almis sonunda Osmanlinin kadilik ve seyhülislamligini yapmis bu alim.
MOLLA HÜSREV(ö.885/1480):Osmalnli alimi ve müftüsü.Fatih Mehmet`in zamaninda”ebu Hanife “ diye tarif ettigi, Osmanli medreselerinin müderrisi ve ömrünün sonuna kadar Seyhülislamlik gibi ulvi görevi yürütmüsm olan , büyük fikih kitaplarindan”Gürer ve Dürer” isimli kitaplarin sahibi ve alimi.
MONDROS MÜTAREKESİ::Birinci dünya savasi sonunda Osmanli Devleti ile itilaf devletleri arasinda 30 Ekim 1918`de yapilan ateskes antlasmasi.
MONOGRAFİ:Bir kişi ya da bir konu ile ilgili özel bir görüşle yazılmış incelemeler. Ele alınan konu ya da kişiyi her yönüyle açıklamaya çalışır.
MONOLOG:Tek kişinin konuşması, tiyatro oyunlarında kahramanlardan birinin sahnede kendi kendine yaptığı uzun konuşmaların tamamı. Tek kişinin oynaması için yazılmış komedilere de monolog adı verilir.
MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ:Bogazlarin statüsünü düzenleyen ve Türkiyenin egemenlik haklarini yeniden taniyan 20 Temmuz 1936 tarihli antlasma.
MOONCULUK:Dogu din ve felsefelerine uyarlamasi sonucunda ortaya cikan mesihi din akimi.
MOTİVASYON:Motivasyon kavramı bugüne kadar bir çok anlamlarda kullanılmıştır.Motivasyon kavramı; yöneltme, güdüleme, isteklendirme, teşvik etme gibi anlamlara gelmektedir.
İnsanlar, dünyaya belli işleri yapmak için gönderilmiştir. Ve neticesinde de gerek dünyada, gerek öbür âlemde, bazı kazanımları olacaktır. İşte bu dünyadaki kazanımları en yüksek noktaya çıkarabilmek için, ortaya konan gayret, azim, şevk ve davranışların bütününe motivasyon denir.
Motivasyon kavramı bugüne kadar bir çok anlamlarda kullanılmıştır.Motivasyon kavramı; yöneltme, güdüleme, isteklendirme, teşvik etme gibi anlamlara gelmektedir.
Motivasyonu “kişilerin belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere kendi arzu ve istekleri ile davranmaları”
Motivasyon, bir veya birden fazla insanı, belirli bir gaye veya amaca doğru devamlı bir şekilde harekete geçirmek için yapılan çabaların toplamıdır.
Kısaca motivasyon, bir insanı belirli bir amaç için harekete geçiren güç demektir.
MUAHAT( Ensâr ile Muhâcirler Arasında Kardeşlik):“Muâhât”, Muhâcir ve Ensârın birbirlerine kardeş olarak ilan edildiklerini ifade eden bir siyer ve İslâm tarihi kavramıdır. Nübüvvetin onüçüncü yılında Evs ve Hazreçli müslümanların daveti üzerine mal ve mülklerini Mekke’de bırakarak Medine’ye gelen muhâcirler herşeyden mahrum idiler. Muhâcirleri mahrumiyetten kurtarmak ve onları Ensâr ile kaynaştırmak için aralarında manevî kardeşlik tesis edildi: Bu kardeşlik “hak, eşitlik ve miras” konusunda karşılıklı yardımlaşmaya ve sevgiye dayalı idi (Müslim, Fedâilü’s-Sahabe, 204, 205; İbn Sa’d et-Tabakât, I/238; İbn Koyyım el-Cevziyye, Zâdü’l-Meâd II/63). Bu muâhâtın, Enes b. Malik’in evinde Bedir harbinden önce 90 veya 100 kişi arasında yapıldığı rivayet edilir (İbn Sa’d, et-Tabakât, I/238).Hazreti Peygamber’in “ikişer ikişer kardeşleşiniz” emri üzerine, Muhâcirler Ensâr kardeşleri tarafından kucaklandılar. Böylece her şeyden mahrum olan Muhâcirler bir anda bir çok şeye sahip oldular. Kardeşleşme emri karşısında Rasûlullah (s.a.s.), Hz. Ali ile kardeşleşmiş: Ebû Bekir, Hârise b. Zübeyr; Hz. Ömer, Itbân b. Mâlik; Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh; Muâz b. Cebel; Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Rabî ile ve diğer sahabiler de Ensâr ve Muhâcirlerden birer kardeş bulmuşlardır. Böylece muâhât ile kan kardeşliğinden daha üstün bir kardeşlik kurulmuş oldu (İbn Hişâm, II/161, Buhârî, Menâkıbül-Ensâr, 3).
Hz. Peygamber’in talimatı üzerine meydana gelen Ensâr ve Muhacirler arasındaki hak, eşitlik ve miras konularındaki muâhât, miras hükmü dışında devam etmiş, ancak miras hükmü bir müddet sonra Enfâl Sûresi ile kaldırılmıştır (8/Enfâl 72-75). Bu hükmün kaldırılmasına rağmen muâhât İslâm kardeşliği olarak Ensar ve muhacirler arasında en güzel örneğini vermiştir.Ensâr ve Muhâcirler arasında yapılan kardeşlikle Ensar, Muhacir kardeşlerinin özellikle maddi ihtiyaçlarını karşılamak üzere arazilerinin ikiye bölünmesini, hattâ eşlerinden birisini boşayarak muhacir kardeşine nikahlamak üzere vermeyi teklif ettikleri bir vakıadır. Nitekim Abdurrahman b. Avf’ın, Ensâr kardeşi malının yarısını ve hanımlarından birini ona vermek istediği zaman Abdurrahman b. Avf Ensar kardeşine yük olmamak için bunlan kabul etmeyerek kendisine çarşı ve pazar yolunu göstermesini istemiş, kısa sürede yaptığı ticaret ile büyük bir servet sahibi olmuştur (Buhârî, Nikâh, 68, Menâkıü’l-Ensâr, 3).
M.Ali Kapar, Şâmil İslâm Ansiklopedisi, c. 4, s. 220
MUBAH:Mükellefin yapip yapmamakta serbest oldugu seye denir.
MU’CEM: Hocaların veya şehirlerin yahut kabilelerin adlarına göre hadîslerin alfabetik olarak sıralandığı kitaplardır. En meşhur mu’cemler, et-Taberânî’nin el-Kebîr, el-Evsât ve es-Sağîr adlı mu’cemleridir
MUSHAF BİLGİLERİ:Kur’an-ı Kerim’in 114 sure 6666 (veya 6236) ayettir. Kur’an’ın bölümleri ve parçalara ayrılışına ilişkin bazı bilgiler
1) Kur’an’daki kelime sayısı: 77.934 veya 77.437’dir.
2) Kur’an’daki harf sayısı: 326.048 veya 323.671’dir. Kelime ve harf sayısındaki farklılık, imla ve kıraattaki ihtilaftan ileri gelmektedir.
3) Cüz: Mushaflar 30 cüze ayrılmıştır. Her cüz 20 sayfadan oluşmaktadır. Mushafların sol tarafındaki sayfa kenarına konan işaretlerle gösterilmiş, içine cüz yazısı ve sayısı yazılmıştır.
4) Hizib: Cüzün dörtte birini oluşturan beş sayfalık bölümün adıdır. Toplam hizib sayısı 120’dir. Bunlar sayfa kenarlarına konulan ve içine hizib yazılan işaretlerle gösterilir.
5) Kur’an’ın bölümleri: Kur’an’ın ilk ve ikinci yarısı, birinci, ikinci ve üçüncü üçte birleri, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü dörttebirleriyle, beş, altı ve yedide birleri çeşitli eserlerde gösterilmiştir.
6) Duraklar: Ayetleri birbirinden ayırmak için konulan işaretlerdir. İlk zamanlarda Mushaflarda bulunmayan duraklar, daha sonra daire meyilli çizgiler halinde yapılmıştır. Daha sonraları yalnız daire halinde gösterilmiştir. Zamanla bu daireler gül şeklini almış veya içi süslü daireler olarak kalmıştır. Zamanımızda basımı yapılan Mushaflarda çeşitli şekillerde durak işaretlerine rastlanmaktadır. Çoğunlukla da bu durakların içinde ayet numaraları yazılıdır.
7) Secavendler: Okunan yerin anlamı göz önünde bulundurularak konulmuş bir tür noktalama işaretleridir. Secavendler, işaretlerin büyük bölümünü ilk defa uygulayan Muhammed b. Tayfur Secavendi (560/1165)’nin ismiyle anılmışlardır. Her bir vakf ve vaslın çeşitli durumlarıyla, konulan ifade eden bu işaretler “Mim, Tı, Cim, Sad, Kaf” gibi harfler, “Kıf” ve “Sıl” gibi kelimeler veya üçlü noktalarla gösterilmiştir.
8) Tahmis ve Ta’şir: Surenin her beş ayetinin sonuna “Hams” kelimesinin yazılmasına “Tahmis”, her on ayetin sonuna da “Aşr” kelimesinin yazılmasına “Ta’şir” denilir. Bunların “Ha” ve “Ayn” harfleriyle işaretlendiği de görülmektedir. Türkiye’de basılan Mushaflarda bu işaretlere rastlanmamaktadır. Ancak bu mushaflarda görülen “Aşr” işaretinin ise konu başlangıç ve bitimini ifade eden “Ruku alametleri” olduğu bilinmektedir.
9) Sure başlıkları: Her surenin başında o surenin adının, nerede nazil olduğunun ve ayet sayısının belirtildiği kısımdır.
10) Secdeler: Kur’an’da 14 yerde geçen secde ayetini belirten işaretlerdir. Bu işaretler secde ayetinin hizasına konulmuş ve içine “Secde” yazılmıştır.
Kurtubi, El-Cami: 1/64. İbn Kesir, Zeyl: 26; Menahil: 1/410.
MÜCADELE SURESİ(58):Bu surenin Mücadele ismiyle anılması, bir ka¬dının kocası hakkında şikayette bulunması ve mü¬cadele etmesinden dolayıdır. Kadının kocası, ken-disine ziharda bulunmuştu ve o da bunu Resulullah (s.a.v)’a şikayet etmektedir (Zihar, erkeğin karısını anasına haksız olarak benzetmesi demektir. Buna dair özel bir fıkhi hüküm vardır). Bundan dolayı bu sure, Zihar ismiyle de adlandırılmıştır. Surenin diğer bir ismi de Kad Semia’dır, (çünkü sure, “Kad Semiallah=Doğrusu Allah işitir.” cümlesi ile başlamaktadır). 22 ayet ve 474 kelimeye sahiptir. Mushaftaki sıralamaya göre 58. sure, nüzul sırasına göre ise 105. suredir ve Medeni surelerdendir. Hacmi bir hizbden daha azdır. Bu surede, insanların kendi aralarında gizli gizli ko¬nuşmaktan nehyetme ve oturulan meclise yeni gelen kişiye yer verme gibi kimi görgü kuralları ve hü¬kümleri işlenmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v)’le konuşmazdan önce sadaka verme hükmü ve daha sonra onun nesh edildiği hükmü de bu surede zik¬redilmiştir.
MÜCMEL : Mânâsı anlaşılmayacak derecede Özet halde ve îzâha muhtaç söz, kısa ifade.
MÜDDESİR SURESİ(74) : Bu sure de adını ilk ayette geçen ve Hz. Pey¬gamber (s.a.v)’e hitabla başlayan “ya eyyuhe’l-müddessir (=Ey elbisesine bürünen)” ibaresinden almıştır. 56 ayet ve 256 kelimeden oluşmaktadır. Mushaf’taki sırası 74, nüzul sırası ise dördüncüdür ve Mekki su¬relerdendir. Aynı zamanda Resulullah (s.a.v)’a hitabla başlayan surelerin onuncusudur. Surenin diğer bir özelliği de içinde üç yeminin olmasıdır (42-44.ayetler). Bu surede, münkir ve muhaliflerden olan bir kişi hakkında şiddetli eleştiriler de mevcuttur.[427] Muğire’ye ait olan Kur’an’ın bir sihir işi olduğu görüşü yalanlanmıştır. Daha sonra da cehennem halkının içinde bulunduğu durumlardan bir bölüm zikredilmiştir.
MÜRABAHA VE TEVLİYE:Mürabaha: Kişinin malik olduğu şey üzerine kârını katarak bir başkasına intikal ettirmesi demektir. Tevliye ise üzerine kâr katmadan başkasına intikal ettirmesidir.
MÜELLEFE-İ KULUB:Müslüman olmadiklari halde gönüllerini Islam`a isindirmak icin, müslümanlar tarafindan kendilerine zekat verilmesi gerekenler.(Tevbe suresi:60)
MÜKELLEF:Akıl sahibi, erginlik çağına ulaşmış ve gerekli şartları taşıyan her müslüman Allahın farz kılmış olduğu ibadetleri yerine getirmekle mükelleftir.Bu özellikleri taşıyanlara mükellef denir.Dinizmize göre mükelleflerinin bütün davranışlarının bir adı vardır.Mükellefin görevleri sekizdir:Farz, vacip, sünnet, müstehab, haram, mekruh ve müfsid.
MÜLTEZİM:Hacer-i Esved ile Kabe kapisi arasindaki yer.
MÜ`MİN:Islam dinine gönülden inanan, bu inancini acikca söyleyen ve Islam dininin kurallarina göre yasamaya calisan kisilere mü´min denir.
MÜDRİK:Imama birinci rekatta yetisip imamla beraber selam vererek namazi tamamlayan kimseye denir.
MÜ’MİNUN SURESİ(23):Bu surenin isimlendirilme sebebi, dosdoğru mü’minlere işaretle başlamasıdır. (Kad efleha’l-mu’minun= Doğrusu Mü’minler, felaha (kurtuluşa) erişti). 118 ayet ve 1051 kelimeye sahiptir. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 23. suresi, nüzul sırasına göre ise 74. sure olup Mekki’dir. Hacmi, bir cüzün ya¬rısından daha azdır. Temel konuları: Mü’minlerin va-sıfları, insanin yaratılışı, yağmurun yağması ve onun etki ve faydaları, Hz. Nuh ve kavminin kıssası, Hz. Musa’nın kıssası.
MÜMTEHİNE SURESİ(60):Bu surenin Mümtehine (imtihan olunan kadın) olarak adlandırılmasının sebebi, surenin 10. ayetinde Mekke’den Medine’ye hicret eden muhacir kadınların akide ve imanlarının imtihan edilmesi zaruretinden söz edilmesidir. Bu konu ile ilgili, yani küfür or¬dusundan İslam ordusuna gelen müşriklere mensub kadınların ve bunun tersine müslüman kadınların, İslam ordusundan küfür ordusuna kaçmaları ile ilgili bazı hükümler de bu surede açıklanmıştır. Surenin bir diğer adı da Müveddet’tir (surenin 1. ve 7. ayet¬lerinde bu kelime kullanılmıştır). 13 ayet ve 352 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre Kur’an’ın 60. süresidir. Nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 91. suresi olup Medeni’dir. Yaklaşık bir hiz¬bin dörtte biri kadar bir yer tutar. [413]
MÜNAFIK:Islam dinine inanmadigi halde inandigini söyleyen, inanc yönünden iki yüzlü kisilere münafik denir.
MÜRSELAT SURESİ(77) :Bu surenin adlandırılma şekli, Ve’1-mürselati urfen (peşpeşe gönderilenlere andolsun) kelimesiyle başlamasındandır. Bu surenin diğer bir adı Urf’tur. 50 ayet ve 181 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sı¬rası 77, nüzul sırası ise 33 olup Mekki surelerdendir. Aynı zamanda yeminle başlayan 12. suredir. Bu su¬rede Terci-i bend şeklinde tekrarlanan bir ayet mev¬cuttur. Bu ayet “Veylün yevmeizin lil mükezzibin.” ayeti olup uhrevi ve miad ile ilgili olan surenin içinde 10 kez tekrarlanmıştır. [431]
MÜRSEL HADİS : Tabiînin sahâbîyi atlayarak Peygamber (S.A.V.)’den ri¬vayet ettiği hadîs.
MÜŞRİK:Allah`a ortak kosan kisilere müsri denir.
FIKHI MEZHEPLER:Müslümanlarin Mezheplere göre dagilimi:Dünyadaki müslümanlarin %53`i hanefi mezhebi,%33`i safi mezhebi,% 13 `i maliki,% 1`i hanbeli mezhebi.Türkiye de % 90`ni hanefi mezhebi,% 10`nu safi mezhebine mensuptur.(Genclik ve Namaz, Yusuf Özcan ,Sh.96,Türdav yayinlari)
MÜSNED:Hadislerin onlari rivayet eden sahabe adlari altinda gruplandigi kitaplar
MÜTEŞABİH : Birbirine benzeyen. Usûl-i fıkha göre, Kur’ân-ı Ker’îm ve hâdîs-i şerifte geçen ve ne kasdedildiği kesin olarak bilinemeyen söz. Çoğulu: Müteşâbihât.
MÜTEVATİR: Yalan üzerinde toptan birleşmeleri akılca imkânsız olan bir topluluğun, aynı şekilde başka bir topluluktan rivayet etmiş olduğu haber veya hadîs
MÜŞKİLÜ’L-KUR’AN: Kuran okurken zihne takılan ayetler.“Kur’an’ı gerektiği gibi düşünmezler mi? Eğer o (Kur’an) Allah’tan başka birinin katından gelseydi onda birçok tutarsızlık bulacaklardı.” (Nisa: 4/82.)
MÜVALAT:Tavafın şavtlarını, ara vermeden peş peşe yapmak sünnettir. Bir kimsenin tavaf esnasında abdesti bozulsa veya kendisinde guslü gerektiren bir hal vuku bulsa abdestini tazeler veya boy abdesti alır, tavafına kaldığı yerden devam edebilir. Ancak tavafı bütünüyle yeniden yapması daha faziletlidir. Tavaf tamamlanmadan ezan okunursa, tavafa ara verip namazı kıldıktan sonra tavafa kaldığı yerden devam edebilir. Cenaze namazı veya nafile bir namaz kılmak için tavafa ara vermek mekruhtur.
MÜZDELİFE:Arafat ile Mina arasinda bulunan yer.Müzedelife de vakfe etmek vaciptir.Vakfe, Munhasir vadisi disinda Müzdelife`nin her yer yerinde yapilir.Mes`ar-i haream yakininda yapilmasi sünnettir.
MUAŞERET:Birlikte yasayip iyi gecinmek demektir.Adab-i muaseret; Toplum icinde normal davranis sekilleri, insanlarin birbirleriyle gecinmeleri usulü, nezaket , terbiye ve görgü demektir.
1135-Muallakat-i Seb`a: 7 aski..Islam`dan önce Kabe duvarina asilmis olan yedi kaside.Cahiliye döneminde yedi ( veya on) saire ait seckin kaside kolleksiyonuna verilen ad.
MÜBTEDİ: Bid’at sahibine “Mübtedi” denir ki, inancı sünnet ve cemaat ehlinin inancına aykırı olan kimse demektir. Bid’at sahibine uymanın kerahetle caiz olması, inancı küfre varmadığı takdirdedir. Eğer inancı küfrü gerektiriyorsa ona uymak bütün Hanefilerce de caiz olmaz. Şefaati, kabir azabını ve hafaza meleklerini inkar etmek gibi…
MUAHAMMED İBN İSHAK:Hz.Peygamberin siretini ilk yazan.
MU`CEMLER:Aler-Rical üzerine tasnif edilen kitaplardir.Ravilerin adlarina göre alfebetik olarak düzenlenen eserlerin genel adi.
MUCİZEAllah`in izniyle peygamberler tarafindan gösterilen olaganüstü sey.
MÜCESSİME:Kur’ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri, zâhir (görünen)mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının bulunduğunu, dolayısıyla madde ve cisim olduğunu iddiâ ederek doğru yoldan ayrılan bozuk fırka. Bu fırkaya müşebbihe de denir. (Bkz. Müşebbihe)
MUDANYA MÜTAREKESİ:Istiklal Harbi`ni sona erdiren ateskes antlasmasi(11Ekim 1922)
MUDARA:Kar paylasimi esasina dayanan emek-sermaye ortakligi anlaminda Islam hukuku terimi.
MUFASSAL:Kur’ân’ın sonundaki kısa sûrelere denir Hucurât sûresinden Bürûc sûresine kadar 36 sûreye tıval-ı mufassal, Bürûç’tan Leyl sûresine kadar olan 7 sûreye evsat-ı mufassal, Leyl’den Nâs sûresine kadar olan 22 sûreye de kısar-ı mufassal denir
MUGAYYABAT-I HAMSE(Beş bilinmeyen şey):Beş bilinmeyen gayba ait şey anlamında Kuranda bir tabir.Bunlar lokman suresinin 34. ayetinde geçen ve ilmini Allahın kendi zatında sakladığı gayb anahtarlarıdır.Hz.peygamber (s.a.s), İbn Ömer den rivayet edilen bir hadiste:’Gaybın anahtarları beştir.’ Buyurarak Lokman suresinin , Kıyamet saatinin bilgisi şüphesiz ki Allahın katındadır.Yağmuru O yağdırır.Rahimlerde olanı O biklir.Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse hamngi yerde öleceğini bilmez.Şüphesiz Allah her şeyi bilir ve her şeyden haberdardır.2 mealindeki 34. ayetini okumuştur.(M.ali Nasıf,et-Tac, Buhariden naklen,4,28
MÜFSİD:Bir ibadeti bozan veya bir hukuki işlemi sakatlayan fiil ve eksikliğe Müfsid denir.
MUHADDİS:Hadis alimi, hadis nakil ve rivayet eden.Hadisleri ögrenip rivayet etmekle mesgul olan kimse. Senedleri, illetleri, senedde adı geçen râvîleri, isnâdın âlî ve nâzil olanını bilen, çok sayıda hadîs ezberleyen, Kütüb-i Sitte’yi, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’ini, Beyhakî’nin Sünen’ini, Taberânî’nin Mu’cem’ini ve ayrıca bin tane hadîs cüz’ünü dinlemiş olan kimseye denir
MUHADRAMUN:Cahiliye Islam devrini idrak eden fakat Hz.Peygamberi göremeyen kimse.Cahiliye döneminde ve Islam döneminde yasadigi halde Hz.Peygamberi müslüman olarak göremeyen kimselere verilen ad.
MUHAMMED SURESİ(47):Bu surenin adlandırılma şekli, surenin ikinci aye¬tinde Hz. Muhammed (s.a.v)’in mübarek ismi zikredilmiş olmasıdır. Surenin diğer bir ismi de Kital’dir (Zira su¬renin büyük bir bölümü savaş ve cihad ile ilgilidir). Surenin üçüncü bir ismi de ellezine keferu’dur. Zira sure bu ibareyle başlamaktadır. 38 ayet, 543 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre Kur’an’ın 47. suresi, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 95. suresi olup Medeni’dir. Bir hizbden az bir yer işgal eder. Bu surede (örneğin 9 ve 32. ayette), önemli İslami kelam konularından (akaid ilmi) olan Habt yada Ehbat’tan söz ediliyor. Bunun anlamı, kötü amel¬lerin, iyi amelleri boşa çıkarması demektir. [400]
MUHAMMED ABDUH(1849-1905):Misirli Islam düsünürü, yenilik hareketinin öncülerinde.
MUAVVİZAT:Allah`a sigindiranlar anlaminda ihlas, felak ve nas surelerinin ücüne birlikte verilen isim.
MUAVVİZATEYN:Felak , nas sureklerinin ikisine birden verilen isim.Kur’an’ın Muavvezeteyn süreleriyle bitmesinin hikmeti; Kur’an, Allah’ın en büyük nimetidir. Nimete haset edilir. Hasetçilerin şerrinden korunmak için Allah’a sığınak ge¬rekir. Bu nedenle Kur’an, sığınılacak iki sûre anlamına gelen Muavvezeteyn süreleriyle bitmiştir. Kur’an’a isti’aze ile başla¬nır, onunla hatmedilir. Böylelikle Kur’an’ı okuyan hem başında hem de sonunda Allah’a sığınmış olur. (Suyutî, Mu’terek: 1/79.)
MUHAMMED HAMİDULLAH(1908-2002):20.Yüzyilin önde gelen Islam alimlerinden.Hindistan`da dünyaya geldi.
MUHKEM AYET:Tevil ve tefsir gerektirmeyen manasi ve lafzi acik ayet.Analamlari acik, yoruma ihtiyac birakmayan , baska anlamlara cekilmeleri mümkün olmayan ayetler.
MUHAMMED İKBAL(1873-1938):Pakistan`in sair ve mütefekkir, siyaset, iman ,mücadele adami.Pencap eyaletinin Siyalküt sehrinde dogdu.Dindar bir aileye mensuptur.Lahor`da Ingiliz edebiyazi ve felsefe profesörlügü görevinde bulunmustur.Ikbal`a göre kurtulus, garbin akli ve verimliligi ile sarkin ruhi verimliligini sentez yapmakla mümkün olabilecektir.
MUHAZAT-İ NİSA: Cemaat değişik insanlardan ibaret olunca, imamın arkasında önce erkekler, sonra erkek çocuklar, sonra kadınlar saf bağlarlar. Bu sırayı erkeklerle erkek çocukların gözetmesi sünnettir. Erkeklerle kadınların bu sırayı gözetmesi ise farzdır.
Bunun için bir kadın veya buluğ çağına yakın bir kız, bir erkeğin önünde veya tam hizasında aynı namazı cemaatle kılacak olsa, erkeğin namazı bozulur.
Muhazat-i Nisa:Erginlik caginda olan bir kiz veya kadinin, cemaatle kilinan namazda erkegin yaninda veya önünde durmasi.Buna”Muhazati nisa” denir.
MUHAMMEDİYE:Yazicioglu Mehmed`in(ö.855/1451) Osmanli tasavvufu kültürünün olusumuna katkida bulunan manzum eseri.
MUHAREMAT:evlenmesi haram olan kadinlar anlaminda fikih terimi.
MÜKTEDİ:3 cesittir,Müdrik, lahik, mesbuk.
MUHTASAR:Bir eserin özet halinde kaleme alinmasindan meydana gelen telif türü.
1154-Mukarrebun ve Illiyyun:Daima Allah`i tesbih eden ve anan Allah`a cok yakin ve O`nun katinda serefli mevkii bulunan meleklerdir
MUHRİM:Ihrama giren kimse.
MUHSAR:Hac yapmaktan mennedilen kimseye denir. Hac veya umre için ihrama girdikten sonra ya düşman ya da zalim bir hükümdar tarafından haccın farzlarını yerine getirmekten alıkonulan veya hastalık, hapis, sâkatlık gibi bir sebepten bulunduğu yerde kalıp farzları yerine getirmeyen kimse
MUHSIR : Bir kimsenin arzu ve isteğine erişmesine engel olan hac veya umre yapmak üzere ihrama girmiş olan kimseyi Kâbe’yi tavaf ve Arafat’ta vakfe yapmaktan herhangi bir sebeple alıkoyan kimsedir
MUKABELE: Kur’an’ın karşılıklı okunup takip edilmesidir. Kur’an’ın vahyedilmeye başlamasından sonraki her Ramazan ayında Peygamberimiz ve Cebrail o zamana kadar inen ayetleri karşılıklı olarak birbirlerine okuyorlardı. Bu durum 23 yıl sürmüştü. İşte Müslümanlar arasında yaygın olan ramazanda mukabele okuma geleneği, bir bakıma Peygamberimiz ile Cebrail arasındaki karşılıklı okuma örnek alınarak uygulanmıştır.
MUKATEBE: Belirli bir miktarda para kazanıp ödemesi şartıyla köleyi azâdetme akdi
MÜLK SURESİ(67):Sure, adını birinci ayette geçen kelimeden al¬mıştır. (Mülk=hükümranlık kendi elinde olan Allah yücedir). Surenin diğer isimleri: Mania, Mennaa, Vakıyye, Müneciyye’dir. 30 ayet ve 333 kelimeye sa¬hiptir. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 67. su¬resi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 77. süresidir. Mekki surelerdendir. Yaklaşık yarım hizblik bir yer tutar. Bu surede, cehennem bekçilerinin cehennem ehline; “Dünya hayatınızda size bir uyarıcı gelmedi mi?” diye sorduklarında onlar, üzgün bir şekilde; “Evet, bize geldi. Fakat biz onu yalanladık ve eğer on¬ları dinleseydik veya düşünüp anlasaydık bu çetin ateşin halkı içinde olmazdık” cevabını verirler. Ayet¬lerinin büyük bir kısmı tevhid ve mead konuları ile il¬gilidir. [420]
MÜLTEZEM KAPISI:Kabe’nin kapısına verilen isimdir. Hacer-i Esved köşesi ile kapının olduğu yer arasına da Mültezem denmektedir.
MÜNKER HADÎS: Zayıf bir râvînin, sika râvîye muhâlif olarak rivâyet ettiği hadîstir.
MUSA:Israilogullarina gönderilen ve kendisine Tevrat indirilen Peygamber.Hz.Musa`ya verilen dokuz mucize;yilana dönüsen asa, elinin bembeyaz kesilmesi, cekirge, ekin biti, kurbaga, kann, tastan su giskirmasi, denizin yarilmasi ve Tur daginin israilogullarini korkutmasi oldugu rivayet edilmistir.
MUSA CARULLAH(1875-19499): Tatar alimi ve düsünürü.
MUSA ALEYHİSSELAM:Musa Aleyhisselam, Beni Israilden(Israil ogullarindan) Imran adindaki bir sahsin ogludur.Misir`da dogmustur.Bir gün Misir kahinlerinden biri Fravuna(Kabus Ibni Mus`ab adli hükümdara) bir haber vermisti;Israil ogullarindan gelecek bir cocuk Misir devletinin batmasina sebep olacak,Fravun da:”Israil ogullarinin yeni dogan cocuklarini öldürmeye baslamisti.Iste bu sirada Musa Aleyhisselam dogdu.Annesi onu,Fravun tarafindan öldürülmesin diye bir sandik icine koyarak Nil nehrine atmayi uygun buldu.Nil nehrinin kenarina attigi bu sandigi, Fravunun zevcesi Asiye ele gecirip acti.Kendi evlat edindi.Musa Aleyhisselamin annesi bir yolunu bularak kendisini bu seckin cocuga süt anne tayin ettirdMedyen sehrine gitti.Suayb Aleyhisselamin kizi SAFURA ile evlendi.Peygamber oldu.Musa Aleyhisselama Tevrat verildi.Musa Aleyhisselam , Hizir Aleyhisselam ile bulustu.Yüce Allah , kendisi ile arada bir vasita bulunmaksizin , niteligi bilinmeyen bir sekilde dogrudan dogruya konustugu icin Musa Aleyhisselama Kelimulllah denir.Musa Aleyhisselam üc yüz yirmi yasinda vefat etti.Musa Aleyhisselam , Fravunla mücadele etti.Fravun sonunda Kizil denizde askerleri ile boguldular.Düsmanlari öldü.Musa Aleyhisselam , Yakup Aleyhisselamin soyundandir.Musa Aleyhiselamin kardesi, Harun Aleyhisselamdir.Musa Aleyhisselamin annesi,Nüceyb veya Naciye veyaYuhabil,Yuhabed,Musa kelimesinin anlami ,su ve agac anlamina geliyor.
Seriati , Isa Aleyhisselamin gönderilmesine kadar devam etti.Fravun`un imanli haniminin ismi Asiye,Musa Aleyhisselama ilk inanlardan Asiye, Fravun imam ettigini duyunca hanimini iskencelerle öldürterek sehit etti.Peygamberimiz (SAS) kamil imana sahip dört kadindan bahsederken Asiye Hatun`u saymis ve onu rahmetle anmistir.
Karun ;Hz.Musa Aleyhisselam devrinde yasamis ve zenginligi ile magrur bir azgin.Insanlari hor ve hakir görmüs, fakirlere tepeden bakmis ve bu yüzden de ilahi azaba ducar olmus bir zengin.Gururlandigi servetiyle birlikte helak olmustur.Kehf suresinde bahsi gecen, Musa`nin eslik ettigi zat Hizir Aleyhisselamdir.Musa Aleyhisselamin mucizesi , asasi idi.
MUSANNAF: Hadîsleri bablara göre (ale’l-ebvâb) tasnîf eden grubun bir çeşidini teşkîl eden musannaflar, esâs itibâriyle sünen gibidirler. Ancak, bunlarda mevkuf ve maktu hadîsler de çokça yer alır.
MUSEVİLİK:Allahu teala`nin MusaAleyhisselam vasitasiyla Israilogullarina gönderildigi din.Mukaddes kizabi Tevrat`tir.Isa Aleyhisselamin gelmesiyle Musevilik dininin hükmü devam etti.Davud Aleyhisselama gönderilen Zebur kitabi Musevilik dininin hükmünü kaldirmadi, onu kuvvetlendirdi.Isa Aleyhisselamin dini, Museviligi neshetti yani hükmünü kaldirdi.Musa ve Harun Aleyhisselamdan sonra gelen Davud, Süleyman, zekeriya ve yahya Aleyhisselamda Israilogullarina peygamber gönderildiler.
MUSEVİ:Musa Aleyhisselamin bildirdigi hak dine inanan ve bu dine tabi olan kimse.Musevilik dini, israilogullarina ve Misir`in yerli halki olan kiptilara gönderildi.Kiptilar, Musevilik dinini kabul etmediler.
MUSHAF:Kur`an- i Kerim ayetlerinin iki kapak arasinda toplanmasindan olusan kitap.
MUSTAFA ÇELEBİ(ö.960/1553):Kanuni Sultan Süleyman´in oglu.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK:1881-1938):Türk kurtulus savasi`nin önderi, Türkiye Cumhuriyeti`nin kurucusu, ve ilk Cumhurbaskani.
MUTASAVVUF:Tasavvuf bilgisine , ilmine sahip olan, vakif bulunan kimse;tasavvuf görüsünü, yolunu benimseyen kimse,ve yolla Hakk`in yakinligini kazanmaya calisan kisi.
MUSTAHREC: Kelime olarak çıkarmak manasına istihracdan ism-i mef’uldür. Hadis ıstılahı olarak bir çeşit hadis kitabına denir. Tarifi Şöyle yapılmıştır. Bir musannif, kendinden önce tasnif edilmiş herhangi bir hadis kitabında bulunan hadisleri, şeyhinde veya daha yukarı şeyhlerden biriyle buluştuğu, kitap sahibinin tarîkından ayn kendi isnadı ile rivayet ederek meydana getirdiği hadis kitabına denir.
MUSTEDREK: Sözlükte bir şeyi diğer bir şey vasıtasıyla idrak etmek, hata olan görüşünü düzeltmek manasına gelen istidrakten ism-i meful olan müstedrek bir çeşit hadis kitabına denir. Umumiyetle sıhhat şartlarına uygun oldukları halde ibr muhaddisin kitabına almadığı hadisleri bir araya getiren eserlerdir.
Müstedreklerden en önemlisi Buhâri ve Müslim’in sahihlik şartlanna uyduklan halde sahihlerine almadıkları hadisleri ihtiva eden el-Mustedrek ale’s-Sahîhayn kitabıdır. el-Hâkimu’n-Nisâbûrî’nin eseridir.
MUT`A NİKAHI:Bir kadin ile belirli sure icerinde , bu kadina muayyen bir ücret vermek suretiyle kari koca hayati yasamak icin akdedilen muvakkat nikah.Hayber savasina kadar mubah olan muvakkat nikah, Resulullah`in sünnetiyle yasaklanip haram kilinmistir.
MUTAFFIFIN SURESİ (83):Sure, başında “Veylun lil mutaffifin =Ölçüde ve tartıda eksik satanların vay haline.” ibaresi ol¬duğundan bu adla anılmıştır. Bundan dolayı sure Tatfif (eksik satma) da denmiştir. 36 ayet, 169 kelimeden oluşmuştur. Mushaftaki tertibe göre Kur’an’ın 83. su-resi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 86. suresi olup Mekki’dir. Temel muhtevası, Resulullah (s.a.v)’ın da¬vetine muhalefet eden ve Kur’an’ı, Esatirü’l-Evvelin (Eskilerin masalları) olarak sayan inkarcıların kar¬şılaşacakları hallerden sözetmek ve ayrıca iman eh¬linin bazı hallerinden işaretlerdir.
MUTASAVVUF:Tasavvuf bilgisine , ilmine sahip olan, vakif bulunan kimse;tasavvuf görüsünü, yolunu benimseyen kimse,ve yolla Hakk`in yakinligini kazanmaya calisan kisi.
MUTE SAVAŞI: Müslümanlarin Suriyeli hiristiyan Araplar ve Bizans ordusuyla yaptigi ilk savas(8/629)Peygamberin sagiliginda, Islam elcilerinin dokunulmazligi oldugu halde öldüren ve Medine`ye saldirmayi tasarlayan hiristiyanlara karsi da Mute ve tebük (630) seferleri düzenlendi.
MU`TEZİLE:Akli ön plana alan ve “kul kendi fiilerinin yaraticisidir diyerek, ehl-i sünnetten ayrilan firka.Bunlara Kaderiyeciler de denir.Önderleri Vasil b. Ata`dir.Mu`tezile, Kelam kelimesini kelam ilmi icin ilk kullanan mezheptir.Hicretin birinci asrinda ortaya cikn Islami bir firkadir.Abbasi devletinin ilk günlerinde büyük rol oynamistir.Mutezıle,haramın rızık olmadığuı görüşünü ileri süren mezhep
MUSEVİ:hz.Musa`nin mensub olan , Yahudi.
MUVALAT:Tavafın bütün şavtlarını ara vermeden peş peşe yapmak.
MUVATTA:Imam Malik`in(ö.179/795) sahih rivayetleri derledigi eseridir.El-Muvatta, Medine hadis ekolünün büyük alimi İmam-Mâlik b. Enes el-Esbahî’nin meşhur hadîs kitabının adıdır.Hadis tarihinde ilk derli toplu hadîs kitabı sayılan el-Muvatta, Abbasî halifesi Ebu Ca’feri’l Mansûr’un isteği üzerine tertiplenmiştir. Rivayete göre Halife, İmam-Malik’ten elinde bulunan sahih hadîsleri, müslümanların faydalanmaları için bir kitapta toplamasını istemiştir. Halife’nin bu isteğini yerine getiren İmam-Malik, eserini Medine’li 70 kadar fakihe göstermiş, onların kabul etmelerini üzerine ona beğenilen ve kullanışı kolay anlamına gelen el-Muvatta adını vermiştir. Daha önceki musannıflar kitaplarına câmî, musannef gibi isimler verdikleri halde o kitabına ilk defa böyle bir isim koymuştur.
el-Muvatta, bütünüyle Hz. Peygamber (s.a.s)’e ait merfû hadîslerle sahabe sözlerinden (Mevkuf) ve tabiîn fetvalarından (maktu) oluşur. Merfû hadîsler büyük çoğunluk teşkil ederler. Ebu Bekr el-Ebhûrî’ye göre el-Muvatta’da 600 müsned, 222 mürsel, 613 mevkuf, 285 maktu olmak üzere 1720 hadîs mevcuttur. İbn Hazm’a göre beşyüz kusur müsned, üçyüz kusur mürsel hadîs vardır. 70 kusur hadîs de bizzat Malik’in amel etmediği zayıf hadîslerdir.
MÜDERRİS:Medrese de ders veren yüksek rütbeli hoca.
MÜFSİD:Baslanmis olan bir ibadeti bozan sey.
MÜEZZİN:Ezen okuyan, kamet getiren kimseye müezzin denir.
MÜHR-İ NÜBÜVVET:Peygamberlik mührü; Peygamber efendimizin mübârek sırtı ortasında, sol küreğine yakın kalbi hizâsında bulunan nübüvvet mührü.
MÜHR-İ SÜLEYMAN:Hz.Süleyman`a isnad edilen mucizevi yüzük, bu yüzügün üzerine hakkedilmis 6 köseli yildiz.Yahudi ve Hiristiyanlarca“Davud Yildizi“ diye anilir.Müslümanklar arasinda ise“hatem-i süleyman“ diye anilir.
MÜKELLEF:Akıl sahibi, ergenlik çağına ulaşmış ve gerekli şartları taşıyan her müslüman bu ibadetleri yerine getirmekle yükümlüdür. Bu özellikleri taşıyan insanlara
mükellef denir. Dinimize göre mükelleflerin bütün davranışlarının bir adı vardır.Bunlara mükellefin görevleri denir.Bunlara Efal-i Mükellef de denir:Farz,Vacip,Sünnet , Müstehap, Mübah,Haram,Mekruh,Müfsid
MÜLUKÜ`T-TAVAİF: Endülüs`te 1031-1090 yillari arasinda hüküm süren emirlikler.
MÜLTEZEM:Kâbe-i muazzamanın kapısı ile Hacer-ül-esved denilen mübârek siyah taş arasında kalan Kâbe duvarı.
MÜNAFIKUN SURESİ(63):Bu surenin Münafikun ismiyle anılmasının se¬bebi, birçok ayetinin münafıkların amelleri, ha¬reketleri, halleri ve sıfatları ile ilgili ayetler olmasıdır. 11 ayet, 181 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sı¬rası 63, nüzul sırası ise 104′tür. Medeni surelerdendir. Bu sure, Vakıa suresinden sonra iza kelimesi ile baş¬layan Zamaniye surelerinin ikincisidir. Rivayetlerde bu surenin Cuma namazının ikinci rekatında okun¬masının tekid edildiği ele alınmıştır.
MÜRSEL HADİS:Senedinden bir sahabi düşen hadîstir.
MÜSTEHAP:Sevilen, begenilen , sevaü kazanilan is.
MÜRCİE:Iyi amelin küfre fayda vermedigi gibi masiyetin de imana zarar vermeyecegine inananlardir.Ehl-i Sünnet`e muhalefet ettikleri meseleler:
-Mü`min olan kimse günah islese de , mü`min oldugu icin günah kendisine zarar vermez.
-Mü`min olan kimse günah islese de kendisine azap edilmeyecektir.
MÜRTEKİB-İ KEBİRE:(Büyük günah işleyen kimse):Kebîre (çoğulu kebâir) büyük günah, mürtekib-i kebîre ise büyük günah işleyen kişi anlamına gelmektedir.Islâm’da ilk itikadî görüş ayrılıklarının ortaya çıkmasında gündemi belirleyen ve hararetli tartışmalara sebep olan en önemli konulardan birisi mürtekib-i kebîre meselesi olmuştur. Bu mesele, müslümanlar arasında meydana gelen ve öldürme olaylarına kadar varan ciddî ihtilaflar sonucu tartışılmaya başlanmıştır. Bu ihtilaflar ise, Hz. Osman’ın hilâfetinin ikinci yarısından itibaren hızla ilerlemiş ve çok kısa bir zamanda müslümanlar arasında var olan birlik ve beraberliği, sükun ve huzuru tehlikeye düşürecek bir duruma gelmişti. Müslümanlar arasına atılan fitne ve fesat tohumları çok geçmeden semeresini vermiş, Islâm toplumu ikiye ayrılmıştı. Ihtilaflar, Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle en yüksek seviyesine ulaştı. Her ikisi de müslüman olan taraflar silaha sarılarak savaş alanlarına döküldü. 36/656 yılında Cemel vakası, 37/657 yılında da Sıffin savaşı meydana geldi. Müslümanlar arasında ortaya çıkan bu iç savaşlarda aralarında mümtaz sahabilerin de bulunduğu çok sayıda insan öldürüldü.Tâbiûn ve ümmetin çoğunluğuna göre, büyük günah işleyen kimse, Allah’a ve O’ndan gelenlere iman ettiği için mü’mindir. Fakat işlemiş olduğu günah sebebi ile fasık olmuştur. Fasıklık ise, insanı imandan çıkarmaz (Abdülkahir el-Bağdadî, a.g.e., s. 103-104).
MÜSNED:Hadîslerin onları rivâyet eden sahabe adları altında gruplandığı kitaplardır. Mesela önce Ebu Bekir radıyallahu anhın rivâyet ettiği hadîsler, sonra Ömer radıyallahu anhın rivâyet ettiği hadîsler… şeklinde devam eder. Müsnedlerin en meşhuru Ahmed b. Hanbel’in müsnedidir
MÜSNED:Ahmed b. Hanbel’in el – Müsned’te 30 bin civarında hadis bulunmaktadır. Bu civarda hadis-i şerifin bulunması demek, hadis eserleri içerisinde en çok hadisi ihtiva edeni anlamına gelir.el – Müsned, hadis kaynaklarının en kapsamlısı olup en meşhur hadis kitabı Buhari ile kıyas edilecek olursa 5 kat daha fazla hadis ihtiva ediyor demektir. Ümmeti Muhammedin hadis kitabı denince aklına gelen 6 temel hadis kitabları olan kütüb-ü sittenin kaynağıdır. İmam Buhari, imam Müslim, Ebu Davut ve benzeri muhaddislerin hocasıdır.
Şeyhü-l islam ibn hacer ise şöyle demiş “eğer bir hadis Ahmed b. Hanbel’in müsnedinde varsa başka yerlerde aramayız.”
MÜSNED HADİS:İlk râvîden sonuncu râvîye kadar, senedi muttasıl olarak Rasulüllah sallallahu aleyhi ve selleme ref ‘ edilen hadîstir.
MÜŞEBBİHE:Alla Teala`nin yaratiklarina benzedigine inanan bir firkadir.Ehl-i Sünnet`e muhalefet ettikleri meseleler:Allah Teala(hasa) yaratiklara benzer.Bazi zevata hulul edip birlesir.Fetvalar, H.Gönenc c.1, sh.41)
MÜTEŞABİH AYETLER:Birden fazla manaya gelen , manası açık olmayıp manasında kapalılık bulunan, açıklamaya ihtiyaç duyulan ayetlere müteşabih ayetler denir.
MÜTEVATİR: Yalan üzerine birleşmesi aklen imkansız olan bir grup insanın rivâyet ettiği hadîsdir. Bu şart her tabakada tahakkuk etmelidir. Bu nedenle de mütevatirlerin sayıları pek azdır. Mütevatir hadîse “kesin” gözü ile bakıldığından inkârı tehlikeli görülmüştür.
MÜZARAA(Ziraat Sözlesmesi):Bir taraftan arazi, diger taraftan is(ziraat) olarak elde edilen mahsulü aralarinda bölmek üzere yapilan bir ortaklik sekline “Müzaraa” denir.
MÜZDELİFE:Harem sinirlari icerinde Arafat ile Mina arasinda bir yerdir.hacilar, arefe günü günes battiktan sonra Arafat`tan buraya gelirler.Aksam yatsi namazlarini, yatsi namazinin vaktinde birlikte kilarlar.Buna “ Cem-i tehir” denir.Müzdelife’de Güzah dağının yanında Mescid-i Meşar-i Haram (Mescid-i Adem) isminde bir mübarek Mescid vardır.
Ayrıca Müzdelife, Peygamber Efendimiz’e üzerinde kul hakkı olanların da bağışlanacağına dâir müjdenin verildiği, şeytanların ise perişan olduğu yerdir.
MÜZEMMİL SURESİ(73):Bu surenin isimlendirilme şekli, “Ya eyyuhe’l-müzemmil (ey elbisesine bürünen; vahyin baş¬lamasından dolayı sarsılan ve üşüdüğü hissine ka¬pılan ve hanımına “beni örtün” diyen Hz. Peygamber (s.a.v)’e işarettir)” ibaresindeki müzemmil’den alınmıştır. 20 ayet ve 200 kelimeden oluşmaktadır. Mushaf’taki sıralamaya göre, Kur’an’ın 73. suresi, nüzul sı¬ralamasına göre ise Kur’an’ın üçüncü veya dördüncü suresi olup Mekki’dir. Bu sure 11 muhattibat surelerindendir ki, Resulullah (s.a.v)’a hitabla baş-lamaktadır. Bu surede 1. ayetten 8. ayete kadar gece namazının hem Peygamber (s.a.v)’e hem de ashabına farz olarak ilan edildiği hükümleri içermektedir. Daha sonra Yüce Allah, aynı surenin son ayetinde bu farzı (fakihlerin ve müfessirlerin görüşüne göre, Pey¬gamber (s.a.v) dışında) diğerleri üzerinden kaldırmıştır.
NECAŞİ:Hicretin 9.ncu senesi Habes Hükümdari Necasi ölmüstü.Hz.Peygamber , salih bir kardesin öldügünü söyleyerek bunu bildirmis, onun gufrani icin niyaz etmis, cenaze namazini kilarak hatirasini tebcil eylemistir.
NADİROĞULLARI:Müslümanlarin yaptiklari antlasmayi ilk bozduklari icin Medine´den H.4/M.625 yilinda cikarilan kabile.
1172-Nadiru’r-Rivaye: İmamı Azam ve talebelerinin bize ahad yolla gelen rivayetleridir. Bunlar:İmam Muhammed’in Eserleri: 1. el-Hücce ala ehli’l-Medine: İmam Muhammed, Medine dönüşü bazı fikirleri değişti. Bu kitapta değişmeyen düşüncelerini İmam Malik’e karşı savunmak için yazdı. 2. Kitabu’l-Asar: İmamı Azam’ın rivayetleri var. Hadis sayısı azdır. Daha çok sahabe sözleri var. 3. Kitabu’l-Kesb: Kazanç ve ticaretle ilgili bir kitap.
İmam Ebu Yusuf’un Eserleri: 1. Kitabu’l-Asar: İmamı Azam’ın rivayetleri.2. İhtilafu Ebi Hanife ve İbni Ebi Leyla: İlk yazılan hilaf kitaplarındandır. 3. Kitabu’l-Harac: Harun Reşid için yazdığı vergi hukuku ile ilgili bir eser.
(Hayreddin Karaman, İslam Hukuk Tarihi; Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslam Hukuku; Ahmet Özel, TDVİA, “Hanefi Mezhebi” mad.)
NADİRUR RİVAYE:Hanefi imamlarından İmam Muhammedin, hocası İmam Azam Ebû Hanife ve İmam Ebû Yusuf’la kendisine ait kavilleri toplayıp yazdığı üç kitab grubundan ikinci grubunun müşterek adı. Bunlara “Nâdiru’r-rivâye” denilmesi, bu kitablardaki meselelerin rivayetinin “Zahiru’r-rivâye” grubundaki kitabların rivayetinden daha zayıf, âhâd tarikiyle olması sebebiyledir (İbn Abidîn Terc. I, 85; Abdülkerim Zeydan, el-Medhal li Dirasetiş-Şeriatil-İslâmiyye, s. 161 ).
Bu gruptaki kitaplara ayrıca “Kütübü’n-Nevâdir”, “Mesâilû’n-Nevâdir”, “Kütübü Gayri Zahirir-Rivâye” veya kısaca “en-Nevâdir” de denir (Zeydan, age., s. 161).
Bu kitaplar şunlardır: 1- Keysâniyyât: Süleyman b. Saîd el-Keysân tarafından rivayet olunan görüşleri ihtiva eder.
2- Harûniyyât: İmam Muhammed bu eserini halife Harûn er-Reşîd’le yaptığı seyahatler esnasında yazmıştır. O devirdeki kanun ve nizamları ihtiva eder.
3- Cürcâniyyât: Ali b. Salih el-Cürcânî’nin rivayet ettiği meseleleri ihtiva eder.
4- Rakkıyyât: İmam Muhammed bunu Rakka şehrinde kadı iken yazmıştır. Bu kitabı da Muhammed b. Semâa rivayet etmiştir.
Bu kitablar fetholunmuş arazilerle ilgili hukukî, idarî ve adlî meseleleri de ihtiva eder.
İmam Ebû Yusuf’un “el-Emâlî” isimli eseriyle, yine Hanefi fâkihlerinden Hasan b. Ziyad’ın “el-Muharrer” isimli eseri de nevadir kabilinden olan meseleleri ihtiva ederler.
Emâlî notlar demektir. İmam Ebû Yusuf-’un derslerindeki takrirlerini talebeleri not tutmuş ve “el-Emâlî” böyle meydana gelmiştir (Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslâm Hukuku, Ankara 1969, s. 102-103; Savâ Paşa, İslâm Hukuku Nazariyatı Hakkında Bir Etüd, Ankara 1955, I, 99).
Muhammed b. Semâa, Muallâ b. Mansûr ve diğer bazı ulemanın muayyen meselelerdeki münferid rivayetleri de nevâdir meselelerden sayılır (İbni Abidin Terc., I, 85).(İsmail KAYA)
www.sohbetsevgi.net/forum/yslam-ansyklopedysy/4409-n-ile-terimler.html
NAFİLE NAMAZLAR: Farz ve vaciplerden başka kılınan namazlara “Nafile Namazlar” denir. Nafile Namazlar İkiye Ayrılır:
1) Farz namazlarına bağlı olarak kılınan nafile namazlar:
Bunlar, farzlardan önce ve sonra kılınan sünnetler ile Ramazan gecelerinde kılınan ve Müekked bir sünnet olan teravih namazıdır.
2) Farz namazlarına bağlı olmayarak kılınan nafile namazlar: Bunlara Müstehab veya Mendup namazlar da denir. Bunlar, bazı vakitlerde sevab kazanmak niyetiyle kılınan namazlardır.
NAHL SURESİ(16):Bu surenin bu şekilde adlandırılmasının nedeni nahl’e (bal arısına) ve Yüce Allah’ın ona özellikle va¬hiyde bulunmasına işaretlerde bulunmuş olmasıdır. Bu surenin diğer bir adı da Niem’dir. 128 ayet, 1845 kelime içermektedir. Mushaf sırasına göre 16. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 70. suresi olup Me¬deni’dir. Bu sure, secdeleri içeren ondört sureden üçüncüsüdür ki, surenin 48. ayeti müstehab secde ayetidir. Onun temel konusu, iman, uluhiyyet, vahiy, ba’s ve mead’dır.
NAHR:Bogazlama, kesme , keserek öldürme, Allah adiyla kurban kesme.
NAHR:Her türlü esya ve hizmette fiyatlarin basibos yükselmesini önlemek icin yetkililer tarafindan konulan sinirlama.
NAKD-İ RİCAL: Hadis rivayet eden kisilerin rivayete ehil olup olmadiklarini arastiran ilim dali (cerh ve ta’dil de denir).
NAKİBÜL EŞRAF:Osmanlida Seyyid ve Serif`in dogum ve ölüm kayitlarini tutan kisilere“Nakibül-Esraf“, bu isi yapan müesseselere de „Nakibül-Esraflik deniliyordu.Bu amacla osmanli devletinde ilk tayin edilen Emir Buharinin talabelerinden olan Seyyid Ali bin Muhammed`dir.Yildirim Beyazit zamaninda tayin edilmistir.(Islami Bilgiler Ansk.C.1,Sh.317)
NAKŞBENDİYYE Nakış yapmayı ifade eden Farsça iki kelimenin birleşmesiyle oluşmuş bir sözcük. Hoca Muhammed Bahâeddin Nakşbend (k)’in (ö. 1397) kurduğu, gizli zikir esasına dayalı bir tasavvuf okulu. Günümüz Anadolu’sunda Hâlidiyye adıyla varlığını sürdürmektedir.
NAMAHREM:Aralarinda evlenme yasagi bulunmayan kisiler icin ise farsca bir terkip olan namahrem terimi kullanilir.Aralarında dinen evlenmeye engel bulunmayan erkek ve kadınlar.
NAMAZI BİNA ETMEK:Namazi kendi istegi olmayarak abdesti bozulan kimse , hic konusmadan hemen en yakin bit yerde abdest alir ve biraktigi yerden namazini istedigi yerde tamamlar. Buna namazi bina etmek denir.
Namazın Farzları:Namazın 12 farzı vardır. 6’sı namaza başlamadan önce yapılır; bunlaranamazın şartları denir. 6’sı da namazın içinde uygulanır; bunlara da
namazın rükünleri denir.
a). Namazın Şartlar:Hadesten taharet, Necasetten taharet, Setr-i avret, İstikbal-i kıble, Vakit, Niyet.
b) Namazın Rükünleri :İftitah tekbiri, Kıyam, Kıraat, Rükû, Secde, Ka’de-i ahîre.
NÂME-İ HÜMAYUN : Osmanlı padişahlarının Müslüman ve Hıristiyan hükümdarlarla Mekke Şerifi’ne, Kırım Hanı’na, Erde! kıraîs’na, Eflâk ve Boğdan voyvodalarına, Gürcü ve Dağıstan hanlarına gönderdikleri mektup.
NASS:Dini bir terim olarak – genis anlamiyla- Kur`an ve Sünnet metinlerini ifade eder.
NASR SURESİ:Nasr suresi ,Kuran-ı Kerimin 110. suresidir.Medine de indi.Tevdi( uğurlama vedalaşma) suresi diye adlandırılır.Üç ayettir.Fetih ile kasdedilen sure de Mekkenin Fethiddir,Medainın ve saraylarının fethedilmesidir,Diğer ülkelerin fethidir.(Kurtubi Tefsiri).Nasr, dünya da , Minna da elde edilen zaferdir.fetih ise , cennnette tahakkuk edecektir.Fetih kelimesi ile Mekkenin fethi kasdedilmiştir.fetihlerin fethi adı verilen bir fetihtir.Bu fetihden maksad, hayberin fethidir.Bu fetih , Hz.Alinın eliyle tahakkuk etmiştir.Taif fethi diyenlerde vardır.Mekkenin fethi , hicretin 8. senesinde meydana gelmiştir. Bu sure de , hicri 10.sene de nazil olmuştur.Rivayet edildiğine göre, veda Hz. Peygamber(sa), bu surenin nüzulunden sonra, yedi gün yaşamıştır.Bundan ötürü de bu sure, veda suresi diye de isimlendirilmiştir.Bu sure Mekkenin fethinden sonra nazil olmuştur.(F. Er-Razi Tefsiri).Nasr suresi üç ayettir ve Medine de nazil olmuştur.Bu surenin inişinden sonra resulullahın , Allahı hamd ile çokça tesbih ettiğini rivayet etmişlerdir.(Taberi Tefsiri)Fetihten maksad, çoğunluğun dediği gibi Mekkenin fethi olmakla beraber, o yalnız düşman bir şehrin fethinden ibaret değikl, Kabenin fethi olduğundan aynı zamanda kalblerin Allah dinine , İslam kapının bütün insanlığa açılışı ve bu şekilde fetihlerin fethi olmuştur.(Elmali Tefsiri)Nasr suresi , Resulullahın ölüm haberi verildiğini anladı.Kurandan tam olarak indirilmiş olan en son sure NASR suresidir.(İbn Kesir)
NASR SURESİ(110) :Nasr (İslam’ın nihai zaferi ve Mekke’nin fethi noktasında gelen İlahî yardım)’dan söz et¬tiğinden dolayı bu ismi almıştır. Surenin diğer isim¬lerinden biri bu kelimeyle başlayan İza Cae’dir: (İza Cae Nasrullahi ve’l-Feth=Allah’ın yardımı ve zaferi ulaştığı zaman). Diğer bir ismi Tevdi’dir (Zira bu su¬rede gerçekten Allah ve Cebrail’in Hz. Resulullah (s.a.v) ile vedalaşması ve vahiyin sona erdirildiği an¬latılmıştır). 3 ayet ve 19 kelimeden oluşmuştur. Mus-haftaki sırası 110. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 114. sure olup Medeni’dir. İza ile başlayan zaman içerikli surelerdendir. Aynı zamanda da kısa surelerdendir.
NAS SURESİ: Bu surenin isimlendirilme şekli de ilk ayetinde Rabbu’n-Nas ibaresi geçtiğinden ve ayrıca Peygamber (s.a.v)’e ve gönül ehli ve mana ehli olan tüm insanlara şeytanın şerrinden ve her türlü vesvesecinin şeklinşerrinden Allah’a sığınma öğretildiğinden dolayı bu ismi almıştır. Bu ve bundan önceki Felak suresine ikisine birlikte Muvazeteyn suresi (Allah’a sığınmayı öğreten iki sure) de denilmiştir. Ve Hz. Peygamber (s.a.v) onları okumakla torunları İmam Hasan ve İmam Hü¬seyin’i Allah’a sığındırmıştır. Bundan dolayı örneğin İbn-i Abbas gibi kimi sahabeler, bu iki surenin Kur’andan olmadığı ve aksine birer dua olduğunu zannetmişler. Sure 6 ayet ve 20 kelimeden meydana gelmiştir. Mushaftaki sıraya göre, Kur’an’ın 114. (en son) suresi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 21. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda kul kelimesi ile baş¬layan makulat surelerinden ve kısa surelerdendir.
NECEŞ:Alış verişte satış bedelini arttırma, müşteri kızıştırma, iddia ile malı çoğaltma, yayma; bir kimsenin gerçek alıcı olmadığı halde, bir malın fiyatını yükseltmesi anlamında bir İslâm hukuku terimi. Bunu başka alıcıyı aldatmak amacıyla yapar (et-Tehânevî, Keşşâfu İstilâhâtil-Fünûn, tıbkı basım, İstanbul 1984, II, 1405; el-Cürcânî, et-Ta’rifât, s. 162).
NASREDDİN HOCA:Sivrihisar`a bagli Horto köyünde dogdu.Köy imami olan babasinin ölümümden sonra bir süre bu görevde bulunmustur.Ünlü mutasavvuf Seyyid Mahmut Hayraniye baglanarak Aksehir`e yerlesmis ve onun söhreti Balkanlardan Orta Asya iclerine kadar yayilmistir.
NA`T:Hz.Peygamberin sefaatina kavusmayi ümit ederek O`nu övmek , yüce özelliklerini anlamak amaciyla yazilan siirlere na`t denir.
NATURALİZM: Fransa’da 1897 yılında ortaya çıkan, gözlemle birlikte bilimsel deneyi de uygulayan edebiyat akımı.
NAZİAT SURESİ:Kiyamet gününü , ahiret alemini, öldükten sonra tekrar dirilmeyi, inkar edenlerin akibetini;Hz:Musa(as)`yi yalanlayan Firavunun acikli akibeti ile ahirette ugrayacagi mücazati haber verilmektedir.
NAZİAT SURESİ(79): Allah, ilk ayette Naziat (insanların canlarını alan melekler) ile yemin ettiğinden dolayı sure bu ismi al¬mıştır. 46 ayet ve 179 kelimeden müteşekkildir. Mus¬haftaki sırası 79, nüzul sırası ise 81 olup Mekki su¬relerdendir. Yemin ile başlayan surelerin onüçüncüsüdür (peşpeşe gelen beş yeminle baş¬lamaktadır). Bu surede Hz. Musa ve Firavun’un kıs¬sasına da bir kısım yer verilmiştir. Surenin asıl muh¬tevası ise, ahiret alemine ait tasvirler ve cehennemliklerin hal ve ahvalinin zikridir.
NAZİL İSNAD:Âlî İsnad’ın zıddıdır ve hadîsi rivâyet eden son râvî ile ilk kaynağı olan Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem veya bir hadîs alimi arasında normalin üstünde bir sayıda râvî bulunan isnaddır.
NESİH:Nesih belli bir konudaki farklı nasların hangisinin diğerinin hükmünü ortadan kaldırdığını veya değiştirdiğini ve nihaî şer‘î hükmün hangisi olduğunu tesbit bakımından İslâm hukukunun konusunu teşkil edip bu çerçevede âyetin âyeti neshi yanında sünnetin sünneti neshi veya bu iki temel kaynağın birbirini neshi tartışılmakla birlikte hangi âyetin hangi âyeti neshettiğine dair rivayetleri bir araya getiren ilim dalı Kur’an ilimleri içerisinde mütalaa edilmektedir. Bu ilim dalı da ilk dönemlerden itibaren bilinmektedir.
NEBE SURESİ(78): Sure, ikinci ayette geçen Nebai’1-Azim (kıyamet haberi) kelimesinden ismini almıştır. Surenin diğer isimleri: Tesail, Mu’serat ve Amme’dir. Zira sure Amme yetesâelüne ibaresi ile başlamaktadır. 40 ayet ve 174 kelimeden oluşmuştur. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 78. süresidir, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 80. suresi olup Mekki’dir. Bu surenin asli konusu, cehennem ashabının karşılaştığı azab ve cen¬net ashabının içinde bulunduğu nimetlerin vasfıdır
NEBİ-RESÜL:Resul; kendisine vahiyle şeriat verilen ve onu tebliğ ile görevlendirilen peygamberdir. Nebi; kendisine şeriat verilmeyip, bir önceki şeriatla amel etmesi ve onunla toplumu, yani gönderildiği kavim veya milleti eğitmesi emredilen peygamberdir. Bu tarife göre, her resul aynı zamanda nebidir, ama her nebi resul değildir. Kendine kitap indirilmeyen ve kendilerinden önce gönderilen peygamberlerin yolundan giden peygamberlere nebi denir.

NECİP FAZIL KISAKÜREK(1905-198):26 Mayis 1905 yilinda Istanbul`da dogdu.Ülkemizin yetistirdigi”Sultanu-s- Suara” ünvanina sahip sair, yazar ve fikir dahasi.1934 yili hayatinda bir dönüm noktasi oldu.Karsilastigi Seyyid Abdulhakim Arvasi`ya baglanarak, hayatinin kalanini”Müslüman bir sanatkar ve münevver” olarak ifade ettigi cizgi de gecirecektir. 1943 yilinda Büyük Dogu Mucmuasini cikardi.Toplam 102 adet kitabi yayimlanmistir. 25 Mayis 1983 de istanbul `da vefat etti.
NECM SURESİ(53):Bu surenin adlandırılma şekli, surenin başında Necm (Süreyya yıldızı veya yıldızları) kelimesine işa¬ret edilmiş olmasıdır. (Ve’n-Necmi iza heva). 62 ayet, 360 kelimeden oluşmuştur. Mushaftaki sırası 53, nüzul sırası ise 23′tür ve Mekki’dir. Yaklaşık yarım cüzlük bir yer tutar. Yeminle başlayan 23 surenin do¬kuzuncu süresidir. Aynı zamanda içinde okun¬duğunda veya duyulduğunda yapılması farz olan secde ayetlerinin bulunduğu surelerdendir. Surenin sonundaki 42. ayeti farz olan secde ayetidir. Kur’an-ı Kerim’in en irfanı olan süresidir ve Hz. Muhammed (s.a.v)’in miraca çıkışının bir bölümüne ve O’nun ya¬kınlığından söz eden konulara da işaret edilmektedir.
NEFİR:Hacilarin Mina`dan Mekke`ye yürümelri.Yevm-i nefir:Hacilarin yürüdükleri gün.
NEFS-İ LEVVAME : Kötülük işledikten sonra bunun fenalığını göstermek ve kınamak suretiyle vicdan azabı veren nefs.
NEHAR:Gündüz vaktine Arabça “Nehar” denir. Nehar iki kısımdır. Biri Nehar-ı Şerî (Şer’î Gündüz)’dir ki, fecr-i sadıktan güneşin batışına kadar devam eder. Diğeri de, Nehar-ı Örfî (Örfî Gündüz)’dir. Bu da güneşin doğuşundan batışına kadar olan zamandır.
NEML SURESİ(27):Bu surenin Neml olarak adlandırılması, içinde neml (karınca) ve Hz. Süleyman’ın kıssasına işaret edilmesinden dolayıdır. Surenin diğer adları Sü¬leyman ve Ta Sin’dir. Zira bu mukattaa harfleriyle (Ta Sin) başlamaktadır. 93 ayet ve 1162 kelimedir. Mushaf sırasına göre Kur’an’ın 27. suresi, nüzul sırasına göre, 48. sure ve Mekki’dir. Kapsam alanı yarım cüzden azdır. Bu surenin bir özelliği de içinde iki “Bismillahirrahmanirrahim’ı taşıyor olmasıdır (biri su-renin başında, bir diğeri de 30. ayette). Bu sure, on¬dört secde surelerindendir ve 25. ayeti müstehab secde ayetidir. Süleyman ve Belkıs’in -Sebe Melikesi- hikayesine detaylıca değinmektedir. Aynı zamanda Salih ve Lut’un kıssası da bu surede ele alınmıştır. Ayrıca Haşir ve Mead konusu da işlenmiştir.
NENE HATUN:Erzurum `un Pasinler ilcesine bagli Ceperli köyünde (1853-1854) dünyaya gelen Nene hatun`un asil ismi Nene Kirgöz`dür.22 Mayis 1953 `de 100 yasinda iken vefat etmistir.Cenazesi aziziye tabyasindaki sehitlige defnedilmistir. 8/9 Kasim 1877`de Türk Rus harbi sirasinda Aziziye tabyasinin geri alinmasi icin verilen mücadele de büyük yararliklar göstermistir.
NESARİ:Nesari kelimesi Nesraninin çoğuludur. Arap söz¬lük bilimcilerinin bir çoğu Nesari’nin müfredinin nesran olduğunu iddia etmişlerdir ki doğru olmadığı gö¬rülüyor. Nesran kelimesinin malum ve mafassal bir anlamı yoktur. Sadece el-Müncid’de doğru şekliyle açıklanmıştır ki Nesrani, İsa’nın doğum yeri olan Nesare şehrine mensub olmak demektir ve onun çoğulu Nesari’dir. Elbette Nesare’ye mensub olan Nasiri olur. Fakat Nasıri İsa’nın nisbeti olduğu için Nesrani’nin örtülmesinin kaldırılması için yapılmış olması ih¬timali vardır. Nesari kelimesi Kur’an-ı Kerim’de mesihiler ya da İseviler anlamında 14 kez kullanılmıştır.Bahauddin Hurremşahî, Kur’an Bilimi, İhtar Yayıncılık:235.
NESİBE HATUN:Uhutta vücudu kanlar icinde iken Peygamberimize siper olan kadin ahabe
NESİH:Dini bir hükmün , daha sonra gelen dini bir hükümle kaldirilmasi.
NESİKE:Cocugun dogumunun ilk günlerinde Allah`a bir sükür ifadesi olarak kesilen kurban.
NESİR:Siirin disinda kalan söz dizimi kurallarina uygun anlatim bicimi.
NESR:Kur`an-i Kerim`de Nuh kavminin taptigi belirtilen putlardan biri.
Nesr, Suva1, Vedd, Yeuk, Yeğus:Bu beş kelime, Nuh kavminin ve İslam öncesi kimi Arap taifelerinin taptıkları beş putun ismidir. Bu isimlere, Nuh suresinin 23. ayetinde şu sırayla işaret edilmiştir: Vedd, Suva’, Yeğus, Yeuk, Nesr. Arap put tapıcılığı konusunda çok eski kaynaklardan bir kitab olan el-Esnam’ın sahibi Hişam bin Muhammed Kelbi, bu putlardan hangisinin hangi kavmin putu olduğu noktasında işaretlerde bulunmuştur. Bu putlar ko¬nusunda da şöyle der: Vedd (Kelb kabilesi), Suva’ (Huzeyl ve Benu Lehiyan kabilesi), Yeğus (Mezhec Kavmi ve Ehl-i Cüveş), Yeuk (Heyevan kabilesi), Nesr (Humeyr kabilesi).
Bahauddin Hurremşahî, Kur’an Bilimi, İhtar Yayıncılık:234-235.
NESTA`lik:Islam dünyasinda alti cesit yazi(aklam-i sitte) disinda yaygin kullanilan yazi türü.
NESTURİLİK:Hz.Isa`nin insan ve ilah olarak iki ayri unsurdan meydana geldigini iddia eden bir Hiristiyan mezhebi.Istanbul PatrigiNestur`un (ö.451) öncülügünde olusan bir hiristiyan mezhebi.
NEVAİB:Olağan üstü hallrde konulan düzensiz vergiler anlamında fıkıh terim.
NEVBE:Tekkelerde ritim sazlarıyla icra edilen musiki eşliğinde yapılan çeşitli törenlerde bunlara katılan çalgı topluluğunun ve bir ritim çalgısının adı.
NEVRUZ:Iski Iranlilar kültüründe baharin gelisini kutlamak üzere yapilan tabiat bayrami.Farsca`da yeni gün anlamina gelen nevruz, 21 mart`ta Orta asya`dan Orta Dogu`ya ve Balkanlara kadar genis bir cografyada yasayan halklar tarafindan kutlanmaktadir.
NEVRUZ: Farsça, yeni gün demektir. Eski Türk ve İranlılarda yılbaşı. Güneşin koç burcuna girdiği Mart’ın 22. günüdür. O gün yenilmek üzere yapılan macuna, tatlıya veya Nevruz için yazılan kasidelere “Nevrûziyye” denir. Alevî ve bektaşîler Hz. Ali’nin Nevruz’da doğduğu inancındadırlar. Güneşin koç burcuna girmesine az kala, bektaşîler, meydanda toplanırlar. Baba, Salavatnâme (12 İmam’a salavat)’yi okur. Saki, içinde, lohusa şekeri eritilmiş sütü dağıtır. Sütü kaselere koyarken “Ya Muhavvile’l-havli ve’l ahvâl” (Ey seneyi ve halleri çevirip döndüren Allah) der. Sütü içen kişiler de, cemaat hâlinde “havvil hâlenâ ilâ ahseni’l-hal” (Allah’ım, halimizi en güzel hale çevir) diye duada bulunurlar. Sonunda gülbang çekilir, bayramlaşılır.
Tasavvufta ayrılık (tefrika) ve çokluk (kesret) âlemini ifâde eder.
Karlı ve soğuk geçen Nevruz için, “böyle kışın, böyle olur Nevruzu” denir. Bu atasözü, başı olumsuz olan işin, sonu da olumsuz olduğunda kullanılır.
Irişdi bakar oldu yine hemdem-i Nevruz,
Şad itse n’ola dilleri câm-ı cem-i Nevruz. Nef’î
NETİCE:Kiyasin ücüncü önermsi, verilen önermelerden cikarilan önerme icin kullaniln mantik terimi.
NETİCETÜ`L-FETAVA:Seyhülislam Dürrizade Mehmet Arif Efendi`nin(ö.1215/1800) fetvalarini toplayan eseri.
NEVADİR VE`Z –ZİYADAT:Ibn Ebu Zeyd el –Kayrevani`nin (ö.386/996) Maliki fikhina dair ansiklopedik eseri.
NEVRUZİYYE:Nesih bölümünde Nevruz`un ve baharin anlatildigi kaside türü.
NEVVAB:Hindistan`da Babürlü Devleti`nin idari sisteminde siyasi makam ve güc ifade eden bir unvan.
NEYZEN TEVFİK(1879-1953):Ney üflemeki ustaligi yaninda hicviyeleriyle de taninan sair.
NEZRÜLİSLAM(1899-1976):Benglades`in mili sairi, yazar ve bestekar.
NEZİR:Nezir, Yüce Allah’a saygı için yasak olmayan bir işin yapılmasını üzerine alıp yüklenmektir. Böyle bir işin yapılmasını kendine vacib kılmaktır. Nezrin çoğulu “Nuzûr”dur. Necr edene de “Nâzir” denir. Nezrin Türkçesi adaktır.

NİHAL:Islami kaynaklarda vahye dayanmayan dinler icin genel olarak Nihal terimi kullalir.
NİKAHIN RÜKNÜ:Nikahin rüknu icab ve kabuldur.
NİĞBOLU:Bulgaristan`da Tuna kiyisinda bir kasaba.
NİĞBOLU SAVAŞI:Osmanlilar ileHacli kuvvetleri arasinda Nigbolu kalesi önlerinde 798(1396) yilinda ypilan savas.Seferin ana sebebi TürklerinBalkanlardaki önlenemez ilerleyisini durdurmak, tehlike altindaki Macaristan`a yardimci olmak, böylece bati Avrupa`nin güvenligini saglamaktir.Kusatma altindaki Istanbul`un kurtarilmasi, Bizans`a yardimda bulunulmasi amaci ise ikinci planda düsünülmüstür.Sefe propagandassi yapilirken Hacli seferleri ruhuna uygun bicimde Istanbul üzerinden Kusüs`e ulasma ve Hiristiyangi yüceltme temel hedef seklinde öne cikarilmistir.
NİHAVEND:Iran`da tarihi bir sehir.Türk musikisinde bir makam.
NİHATETÜ`L-MUHTAC:Nebevi`nin Safii fikhina dair Minhacü`t-talibin adli eserine Semseddin er-Remli`nin(ö.1004/1596) yazdigi serhi.
1194-NİHAYETÜ`L UKUL:fahreddin er-Razi`nin(ö.606/1210) kelama dair eseri.
NİKAB: Kul ile Hak arasina giren, asiki masuktan ayiran engel; ilahi hakikatlerin salikin kalbinde tecelli etmesini önleyen maddi suretlerin izi anlaminda tasavvuf terimi.
NİKBİNLİK:Nikbinlik, hâdiselere iyi tarafından bakma, bazen güzel görünmeyen şeyleri dahi güzel görecek kadar iyimser olma demektir. Bu ruh hâleti bütünüyle kaldırılıp atılacak bir şey değildir. Bedbinlik ise, her şeyi olumsuz yanıyla ele alıp değerlendirme, hâdiseleri bütünüyle karamsar görme ve böylece ümitsizliğe düşme ruh hâlidir
NİLÜFER HATUN(8ö.781/1380): l.Murad`in annesi.
NİLÜFER HATUN İMARETİ:Iznik`te 14. yüzyilin son ceyreginde insa edilen yapi.
NİNE:Türkce`de babanin ve annenin annesi, büyük anneyi ifade eder.Arapca`daki karsiligi ceddeddir.Torunla nine arasindaki akrabalik iliskisi dini ve ahlaki görevlerin yani sira hukukun bazi alanlarda karsilikli bir takim hak ve vecibeler dogurmaktadir.
NİMET:Kur`an-i kerim`de yer alan kavramlardan biri.
İyilik, ihsan, lütûf, atiyye, in’âm, hayırlı mal, servet, varlık, yiyecek ve içecek şeyler ve ekmek gibi manâlar için kullanılan bir terim. Neime kökünden gelir, çoğulu “niem, en’um, ni’mât ve niemât” olarak gelir.
Kur’an’da kırk yedi yerde “nimet” kelimesi doksan yedi yerde de, “nimet”le aynı kökten gelen kelimeler geçmektedir.Nimet, Kur’an’da rahmet ve rızk kelimeleri ile son derece ilgili ve yakın anlamlarda kullanılmıştır. Rızk, insan ve insanın dışındaki her canlı varlık için kullanılırken; nimet, yalnız insanlar için söz konusudur.
Bazı alimlere göre vehbî nimet, hayat; kesbî nimet ise, imandır. Bu iki nimetin başlangıcı da, Allah’ın yardımı ve hidâyetidir. Fâtiha suresinde: “Bizi doğru yola ilet; nimet verdiğin kimselerin yoluna” (el-Fâtiha,1/5, 6) ayetlerinde talep edilen eğrisi olmayan dosdoğru yol, bu nimetlerin devamının yoludur. Buradaki “nimet verdiklerinin yolu”ndan maksat, “bu nimetlerle mes’ûd kıldığın bahtiyar insanların yolu”dur (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1971, I, 129).
NİNEVA(NİNOVA):Asur Kiralligina baskentlik yapan ve harebeleri günümüzde Irak sinirlari icinde bulunan tarihi sehir.
NİRVANE: Budist inancinda tam birkurulus ve aydinlanmaya erme durumunu ifade eden terim.
NİSA SURESİ(4):Nisa (kadın) kelimesi yirmi defadan fazla bu su¬rede zikredilmiştir. Kadınlarla ilgili olarak birçok fıkhi hükmü ihtiva etmektedir. Surenin bir diğer ismi, Nisau’l-Kübra’dır. (Çünkü Talak suresi 65. sure Nisau’s-Süğra ya da Nisau’l-kasra olarak ad¬landırılmıştır). Bu sure 176 ayet ve 3763 kelimeye sa¬hiptir. Mushaftaki sıralamaya göre dördüncü, nüzul sırasına göre 92. sure ve Medeni’dir. Kadınlarla, ye-timler ve yetim haklarıyla ve miras kanunlarıyla ilgili hükümlerin birçoğu bu surede yer almaktadır
NİSAB:Zekat yükümlülügünde esas alinan zenginlik ölcüsü anlaminda fikih terimi.Zenginlik icin en düsük ekonomik varliga denir.Nisap miktari mallarin cinsine göre degisir.Sığırda nisap miktarı otuzdur. Bundan azı için zekat verilmez. Bunlar üzerinden bir yıl geçtiği takdirde bir yaşını bitirmiş erkek buzağı (tebi) veya dişi buzağı (tebia) vermek icabeder. Koyunun nisabı kırktır. 120’ye kadar bir 121’den 200’e kadar iki 201’den 400’e kadar üç 400 olduğunda dört 400’den sonra her yüz koyun için bir koyun zekat verilir. 175 koyunda iki koyunu zekat olarak vermek gerekir. Gümüşte nisap 200 dirhem yani 640 gramdır. İki yüz dirhemin zekatı beş dirhemdir. Binaen aleyh 400 dirhemde on dirhem zekat verilir. Altında nisab 20 miskaldir. Yani 80.18 gramdır. Yirmi miskalin zekatı yarım miskaldir. Yani kırkta biridi
NİSYAN:Bazi dini hükümlere etki sebebiyle ehliyet arizalari arasinda incelenen unutma anlaminda terim.
NİYABET:Birinin yerine geçme, vekillik. Hükümdar ile yönetilen yerlerde, hükümdarlık makamının boşalması veya hükümdarların küçük yaşta olması veyahut hastalık gibi sebepler dolayısıyla hükümdarlık görevinin başka birisi veya seçilen bir meclis heyeti tarafından görülmesi anlamında “niyâbet” tabiri kullanılmaktadır. Kısaca “herhangi bir görevde başkasına vekâlet etmek” demek olan “niyâbet”, pek çok devlette makam ismi olmuştur. “Niyâbet-i Saltanat” adıyla bir makama Büyük Selçuklularda rastlanmamakta ise de, Anadolu Selçuklularında bu makam görülmektedir. Anadolu Selçukluları’nın bunu Eyyûbîler’den almış olmaları muhtemeldir. Bu makamda bulunan kişiye “Nâib-i saltanat” adı veriliyordu. Bu nâibin görevi, hükümdarın devlet merkezinde bulunmadığı durumlarda ona ait devlet işlerine bakmak idi. Saltanat nâiblerinin alâmeti olarak kendilerine altın kılıç verilirdi (İ.Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilâtına Medhal, Ankara 1984, s. 93).
NİYAZ:Allah`a yalvarip yakarma , dua etme anlaminda bir tasavvuf terimi.
NİYAZ AYİNİ:Mevlevi ayinlerinin sonunda istek üzerine okunan ayin7 ilahi.
NİYAZI MISRI(ö.1105716949:Halvetiyyenin Misriyye kolunun kurucusu, mutasavvuf sair.
NİYET:Kesinlik kazanmis ve bir fiilin islenmesine yönelmis irade anlaminda fikih terim.
Arapça bir kelime olup Türkçe’de de aynı anlamda kullanılır. Amellerin dayandığı temel. Bulunduğu yer, kalptir. Bu yüzden niyete, kalbin kalbi de, denir. Niyetin yeri kalp olmasaydı, kalbin kıymeti bilinmezdi. Zira, müminin niyeti, amelinden daha hayırlıdır. (Hadis-i Şerif). Niyet kalbin dizgini, amelin ruhu ve kumandanı, kasdın başlangıcı, konuşma, susma, hareket ve sekenât gibi, dışa ait fiillerin içidir. Niyet, Rabbü’l-âlemin’in nazar ettiği yerdir. Ebu Talib-i Mekkî Kutu’l-Kulûb’da, ehl-i beytten bu hususta hikmetli bir söz nakleder: “Allah, amel olmadan kuru lafı, niyet olmadan da, ameli kabul etmez”.
NİZAM:Kainatin yapisinda bir düzen ve bilincli tasariminin bulundugunu ifade eden terim.
NİZAM-I CEDİD: 3. Selim zamanında yenilenme ve yeniden yapilanma dönemi. Yeni bir düzen vermek anlamina gelmekte olup daha önceki dönemlerde de kullanilmistir.
NİZAMİYE MAHKMELERİ: tanzimat`tan sonra kurulan ve ser´i hususlar disindaki davalara bakan mahkemeler.
NİZAMİYE MEDRESESİ:Nizamülmül tarafindan basta Bagdat olmak üzere Büyük Selcuklu hakimiyetindeki cesitli s ehirlerde kurulan medreseler.Nizamiye Medreseleri, Büyük Selçuklular zamanında kurulan vezir Nizamülmülk’ün adıyla anılan medreseler. En büyüğü, Bağdat’taki Nizamiye Medresesi olup, İsfahan, Nişapur, Belh, Herat, Basra, Musul ve Amul’da benzerleri vardı.Nizamiye Medreseleri’nin en büyüğü olarak Dicle kıyısında, şimdiki Gümrük Çarşısı civarındaki Nizamiye Medresesi, Nizam-ül Mülk’ün eseridir. 1064–1066 yıllarında yapılan medrese Büyük Selçuklu Devletinin ilim ve öğretime verdiği önem kadar, Sünni İslâm camiasının devlet himayesine alınması ve güçlendirilmesi amacıyla kurulmuştur. Devrin diğer Nizamiye medreselerinden daha ihtişamlı olan Bağdad Nizamiye Medresesi’nde ilk dersi ünlü fıkıh âlimi Ebu İshak Şirazi vermiştir. Medresede, Şafi mezhebi fıkhı, tefsir, hadis, ferâiz ve kelâm dersleri okutulmuş, pek çok âlim yetiştirilmiştir.
NİZAMŞAHİLER:Hindistan`da hüküm süren bir islam hanedani( 1490-1636)
NİZAMÜLMÜLK:Büyük selcuklu veziri, Ortacag islam dünyasinin en basarili devlet adamlarindan.
NİZARİYYE:Ismailiyye mezhbinin günümüze kadar gelen en önemli kolu.
NOKTALAMA VE HAREKE:Bunun temel sebebi Hz. Osman’ın mushaflarında noktaların ve harekelemenin bulunmayışıydı. Bu meseleyi çözmek için ilk harekete geçen yönetici, Halife Abdülmelik b. Mer-vân’ın Irak valisi Ziyâd b. Ebîh olmuştur. Ziyâd, Ebü’l-Esved ed-Düelî’den yanlış okumaların önlenmesi için çare bulmasını istemiştir. O da emrine verilen bir kâtiple birlikte mushafı baştan sona kadar harekelemiş, fetha için harfin üstüne kırmızı mürekkeple bir nokta, esre için altına bir nokta, ötre için önüne bir nokta koydurmuş, tenvin ise iki nokta ile gösterilmiştir (İbnü’z-Nedîm, s. 45-47; Dânî, el-Muhkem, s. 3). Kur’an’ın harekelenmesi büyük ölçüde okuma kolaylığı getirmişse de yanlışların tam olarak önüne geçilememiştir. Çünkü Arap dilini ve Kur’an’ı yeni öğrenenlerin benzer harfleri birbirinden ayırmadaki güçlükleri devam etmiştir. Irak Valisi Haccâc, buna çözüm bulmak üzere İbn Ya‘mer ve Nasr b. Âsım’ı görevlendirmiş, onlar da Ebü’l-Esved’den öğrendikleri noktalama işaretlerini Kur’an’a uygulamışlardır. Bu şekilde yazılan mushaflar İslâm âlemine hızlı bir biçimde yayılmıştır (Dânî, el-Muhkem, s. 6-7). Halîl b. Ahmed ise günümüzde kullanılan harekeleri ve diğer noktalama işaretlerini geliştirerek bu çalışmalara son şeklini vermiştir (Zerkeşî, I, 349-350)
NÖKER:Mogollar`da ve Türk devletlerinde öncelikli görevi askerlik olan kul ve hizmetkar sinifi.
NOEL:Hz.Isa`nin dogum günü kutlamasina verilen ad.Noel gecesi,Hıristiyanların 25 Aralık veya buna yakın bir târihte Îsâ aleyhisselâmın doğduğunu kabûl ettikleri gece.
NÜBÜVVAT:Üc ana grupta toplanan Islam inanc esaslarinin ikincisini olusturan peygamberlik müsessesi, peygamberler ve özellikle Hz.Muhammed`le ilgili konularin genel adi.
NÜBÜVVET:Allah ile insanlar arasinda dünya ve ahiretle ilgili ihtiyaclarinin giderilmesi amaciyla yapilan elcilik görevi.
NÜBÜVVET MÜHRÜ:Hz.Muhammed`in iki kürek kemigi arasinda bulunan ve nübüvvetinin alametlerinden biri sayilan ben.
Nübüvvet Mührü -Mühür, bir belgenin doğruluğunu tasdik için yazıların sonuna basıldığından, hem son anlamını , hem de, tasdik anlamını içerir. Yani Hz. Muhammed (S.A.V.) hem peygamberleri sona erdiren, son peygamberdir. Hem de bütün peygamberleri doğrulayıp belgeleyen ilahi bir mühür gibidir.
Allah’ın ilk peygamberi Hazreti Adem’dir. Son ve en büyük peygamberi de bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’dir. Bu yüzden peygamberimize, peygamberliğin mührü ve peygamberlerin sonuncusu anlamında “Hatemü’l-Enbiya” denilmiştir. Ahzap suresi 40. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat 0, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin (mührü) sonuncusudur.”
Peygamber (S.A.V.) çevresindeki devletlerle olan ilişkilerde kullanmak üzere bir mühür kazdırmış, üzerine; “Muhammed Rasulüllah” yazdırmıştı. Başkalarının aynı yazı ile mühür edinmelerini de yasaklamıştı. (Diyanet Fetvaları)
NÜKUL:Davaci veya davalinin kendisine teklif edilen yemini ypmaktan kacinmasi anlaminda fikhi terimi.
NÜMİZMATİK:Eski paralari inceleyerek, toplumlarin ekonomik yapisi hakkinda bilgi verir.
NÜSUK:genelde Allah`a yakinlik saglayan her türlü ibadet ve taat, özelde Allah icin kurban kesme anlamina gelen bir terim.
NÜZUL-İ KUR`AN:Peygamber Efendimize Allah tarafindan Kur`an ayetlerinin gelmesine denir.Bu ayetleri Cibri-i Emin`in getirmesine de, inzal, tenzil denir.
NÜZUL:Ilahi kitaplarin ve özellikle Kur`an-i Kerim`in Allah katinda indirilisini ifade eden terim.
NÜZUL:Osmanli Devletinde hububattan alinan avariz türü bir vergi.
NUR SURESİ:Surenin büyük bir kısmı Hz. Nuh’un kıssasını konu ettiği için bu isimle anılmıştır. 28 ayet ve 227 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 71. suresi, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 71. suresi olup Mekki’dir.
NUH:Büyük peygamber arasinda sayilan, kendisine inanmayan kavmi tufan ile helak edilen peygamber.Nuh`un ogullari:Hz.Nuh`un oglu babasina iman etmemisti.Nitekim babasi insanlari gemiye bindirirken o ayrilarak bir kenara cekilmisti.Diger ogullari Ham, Sam ve Yafes babalarina inanmis ve onunla beraber gemiye binmislerdi.Nuh Aleyhisselamin kavminin taptigi putlar;Vedd, süva, yegus, ye`ük, nesr
1193-Nu`man b.Besir(ö.64/6849:Ensar arasinda hicretten sonra dogan ilk cocuk, sahabi.
NURCULUK:Said Nursi nin(ö.1960) başlattığı dini- fikri akım.

NUR SURESİ(24):Bu surenin adlandırılma sebebi, surede Nur ke¬limesinin geçmesi (yedi kez) ve Kur’an’ın en güzel ve en çekici ayetlerinden biri olan Nur ayeti’nin bu su¬rede gelmiş olmasıdır. (35. ayet: Allah, göklerin ve yerin nurudur…). 64 ayet ve 1318 kelime içerir. Mus¬haftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 24. suresi, nüzul sı¬ralamasına göre de 110. sure olup Medeni’dir. Yak-laşık yarım cüz kadardır. Bu surede fıkhi hükümler hayli çoktur: Örneğin, zinanın haddi, zinanın ispatı için dört şahidin getirilme zorunluluğu, kadınlar için hicabın gerekliliği, İfk olayı, Hz. Peygamber (s.a.v)’in ter¬temiz eşi Aişe’ye yapılan haksız iftira ve onun ter¬temiz olduğuna işaret.
NUR DAĞI:Mekke`nin kuzey dogusunda hz.Peygamber`e ilk vahyin geldigi Hira magarasinin bulundugu Hira daginin diger adi.
NURBANU HATUN: (ö.991/1583):3.Murad`in annesi , valide sultan.
NUREDDİN ZENGİ,MAHMUD(ö.569/1174):Dimask ve halep atabegi(11146-1174)
NURİYYE MEDRESESİ:İslam tarihinde hadis öğretimi ve tetkiki amacıyla kurulmuş olan ilk mederese.
NURUOSMANİYE KÜTÜPHANESİ::3.Osman`in Nuruosmaniye Külliyesinde kurdugu kütüphane.
NURU`L İZAH:hanefi fakihi Sürünbülali`nin (ö.106971659) temel ibadetleri konu edinen muhtasar eseri.
NUSAYRILIK:Hz.Ali`nin ilah oldugunu ileri süren asiri Sii bir mezhep.
NUH:Büyük peygamber arasinda sayilan, kendisine inanmayan kavmi tufan ile helak edilen peygamber.
NUH`UN OĞULLARI:Hz.Nuh`un oglu babasina iman etmemisti.Nitekim babasi insanlari gemiye bindirirken o ayrilarak bir kenara cekilmisti.Diger ogullari Ham, Sam ve Yafes babalarina inanmis ve onunla beraber gemiye binmislerdi.Nuh Aleyhisselamin kavminin taptigi putlar;Vedd, süva, yegus, ye`ük, nesr
1193-Nu`man b.Besir(ö.64/6849:Ensar arasinda hicretten sonra dogan ilk cocuk, sahabi.
NUMAN ÇELEBİ CİHAN(1885-1918):Eski Kirim basmüftüsü ve Basbakani.
NUR DAĞI:Mekke`nin kuzey dogusunda hz.Peygamber`e ilk vahyin geldigi Hira magarasinin bulundugu Hira daginin diger adi.
NUTUK:Atatürk`ün Milli Mücadele ve Cumhuriyet`in kurulusuyla ilgili degerlenirmesini ihtiva eden söylevi.
ÖKLİD(m.ö. 3.yüzyil):Ilkcag`in en ünlü matematikcisi.
ÖLÜDENİZ:Lut gölü.
ÖMER: Hulefa-yi Rasid`inin ikincisi(634-644)
ÖMER B.ABDÜLAZİZ(ö.101/70):Emevi halifesi(717-720). 61`de (680) medine`de dogdu.babasi Misir valisi Abdülaziz b.Mervan, annesi Hz.Ömer`in torunu Ümmü Asim`dir.
ÖMER B. HAYSUN(ö.305/918):Endülüs Emevi Devletini uzun yillar ugrastiran isyanci lider.
ÖMER B. HAYYAM:(ö.526/1132):Iranli alim, sair ve filozof.
ÖMER HULUSİ EFENDİ(ö.1875):Mecelle Cemiyeti reisi, fakih, müderris.Gümüshaneli olup Gerdankiran lakabiyla anilir.
ÖMER NASUHİ BİLMEN:1882 de Erzurum`da dogdu.1943-1960 yillari arasinda Istanbul müftülügü yapti.29 Haziran 1960 yilinda Diyanet Isleri reisi oldu.Bir yikl süreyle bu görevi yürüttükten sonra 1961 tarihinde emekli oldu. 13 ekim 1971 yilinda vefat etti. 17 eseri bulunmaktadir.Büyük Islam Ilmihali, Hukuk-i Islamiyye ve Istilahat-i Fikhiyye Kamusu, Kur`an-i Kerim Meal ve Tefsiri, Tesir Tarihi… adli eserleri, ilk akla gelenlerdir.
ÖMER SEYFETTİN(1884-1920):Türk hikayecisi, dilci v fikir adami
ÖNSÖZ:Eserin niçin ve ne amaçla yazıldığını belirtmek için kitabın başına eklenen yazı. Bu bölümde yazar ya kitabın özetini verir veya hangi nedenle yazdığını açıklar. Eskiden, “sebeb-i telif-i kitab” (Kitabın yazılışının sebebi) sözü kullanılırdı. Tanzimat’tan sonra edebiyatçılar, mukaddeme başlığı altında yazdıkları önsözlerde edebiyat anlayışlarını belirleyici açıklamalar yaptı. Namık Kemal’in Celaleddin Harzemşah, Recaizade Mahmud Ekrem’in Zemzeme, Abdülhak Hamid Tarhan’ın Makber mukaddemeleri bunlardandır.
ÖRF:Toplumda genel kabul gören, sürekli veya baskin tatbikati bulunan sosyal davranis bicimleri ve dildeki yelesik kullanilan anlaminda bir terim.
ÖŞÜR:Toprak ürünlerinden alınan zekat.Toprak mahsullerinden elde edilen ürünler için verilen zekata fıkıh dilinde öşür.Onda bir. Topraktan alınan mahsûlün zekâtı.
Öşür vermek dînî delîllerle sâbittir. Nitekim “Ekinin hakkını biçildiği gün verin” (En’âm sûresi: 141) meâlindeki âyet-i kerîme ile farz kılınmıştır. (İbn-i Âbidîn)
Semânın (yağmurun) suladığı mahsûlde öşür, kova veya dolapla sulanan mahsûlden öşrün yarısı vardır. (Hadîs-i şerîf-Nasb-ur-Râye)
Hanefî mezhebinde yağmur veya nehir suyu ile sulanan öşürlü toprak mahsûlü miktarı az olsa da ve çabuk çürüyen, bozulan sebze, meyve olsa da, onda biri öşr olarak verilir. Hayvan ile veya dolab ile, makina motor ile sulananın yirmide biri verilir. Hi çbir masraf çıkmadan önce vermek lâzımdır. (İbn-i Âbidîn)
Çift sürmekle olsun, bağdan hâsıl olsun, mahsûlün öşrünü fakir müslümana vermeden önce yemek haramdır. Eğer ölçü ile çıkarıp ölçü ile yedikten sonra, yediğinin de öşrünü hesaplayıp verirse, yediği helâl olur. On kile buğdayı olan, bir kilesini müslüm an fakire vermezse, yalnız o bir kilesi değil, on kilenin hepsi haram olur. (Abdurrahmân İmâdî)
Öşr-i arazı,Masrafsiz tarim arazisi.Bu araziden elde edilen ürünün onda biri zekat olark verilir.
ÖZAL TURGUT(1927-1993):türkiye Cumhuriyeti`nin sekizinci cumhurbaskani.
ÖZBEKLER TEKKESİ:Istanbul Kadirga`da/ Üsküdar `da Orta Asya`dan gelen dervislerin barinmasi icin ina edilen Naksibendi tekkesi.
ÖZKENT:Karahanli devletine baskentlik yapmis, günümüzde Kirgizistan sinirlri icinde bulunan tarihi sehir.
OĞUZCA:Oguz boyuna mensup Türkler`in konustugu lehce ve agizlarin genel adi.
OGUZLAR:türkiye, Azerbaycan, Iran, Irak ve TürkmenistanTürkleri`nin atalari olan Türk kavmi.
OKKA:Bir Osmanli agirlik ölcü birimi.
OKYAR,ALİ FETHİ(1880-1943):Mustafa Kemal Atatürk` ün yakin arkadasi, Türk siyaset adami.
OKYAY,MEHMET NECMEDDİN(1883-1976):Hat, ebru ve kitap sanatlari üstadi.
ON HÜKÜM: İşbu (Enam:151 ve 152) inci âyetler şöylece on dinî hükmü kapsamaktadır: Bunlara on hüküm adı verilmektedir. Bunlar ümmetlerin, asırların değişmesiyle değişmeyecek dinî, medenî; insanî hükümlerdir. Ibni Abbas Hazretlerinden rivayet olunduğu üzere bunlar ile amel edenler hidâyete ulaşır, cennete girerler. Bunları terkedenler de cehenneme gönderilirler. Binaenaleyh selâmet ve saadete kavuşmayı temenni eden bir cemiyyet için bu yüce esaslara riâyet etmek çok lüzumludur.
(1) Cenâb-ı Hak’ka ortak koşmamak.
(2) Ana babaya iyilik etmek.
(3) Çocukları fakirlik korkusuyle öldürmemek.
(4) Kötü şeylere yaklaşmamak.
(5) Öldürülmeleri haram olan kimseleri öldürmemek.
(6) Yetimlerin mallarına yaklaşmamak.
(7) Ölçüleri adaletle yapmak.
(8) Tartılan adaletle yapmak.
(9) Söylerken adaletten ayrılmamak.
(10) Hak Teâlâ’ya verilen sözü tutmak.
ON İKİ ADA:Ege denizinin güneydogusundaki adalardan bir kismina verlen ad.
ONTOLOJİ:Varligi varolamsi bakimindan konu edinen, temel varlik kategorilerini ve ilkelerini arastiran, duyu ötesi varliklarin kanitlanmasini amac edinen felesefe dali, varlik bilimi.
ORHUN KİTABELERİ:Türk tarihinin ilk yazılı eseri.Türk dilinin en ski metinlerinin yazili oldugu taslar.
ORIENS:Milletlerarasi Dogu Arastirmalari Cemiyeti tarafindan yayimlanan dergi.
ORTADOĞU:En eski uygarliklarin ve üc semavi dinin dogdugu, Asya, Afrika ve Avrupa kitalarini birbirine baglayan stratejik bölge.
ORTODOKS:Hristiyanlığın üç büyük mezhebinden biri.Ortodoks (yunanca “orthos” doğru ve “doksa” inanç kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelmiş “doğru inanç” anlamını ifade eder. “Doğu kilisesinin güttüğü mezhep, bu mezhebe uyan kişi” demektir. Ortodoksluk dışındaki diğer iki mezhep, Katoliklik ve Protestanlık’tır. Ortodoksluk 1054 yılında Roma’dan ayrılmıştır. Herhangi bir alanda geleneklere sıkı sıkıya bağlı olan, vahye ve meşru kilisenin kararlarına uygun doktrin ve düşüncelerin tümüne de Ortodoksluk adı verilir.
ORYANTASYON EĞİTİMİ:Oryantasyon,yönlendirme, yön verme, kılavuzluk etme,Çalışma yaşamına yeni başlayanlara veya işletme içinde görev konumları değişen personele uygulanan eğitime oryantasyon eğitimi denilmekte 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesi gereğince; Diyanet İşleri Başkanlığı’nca İl Müftülükleri emrine atanan sözleşmeli İmam-Hatip ve Müezzin-Kayyımlara İl Müftülüklerince düzenlenen Temel Eğitim kursu.Başkanlığımızca 4/B statüsünde sözleşmeli olarak atanan görevliler görev yerine gönderilmeden önce iki hafta sureyle doğrudan hizmete yönelik oryantasyon(göreve hazırlayıcı) kursuna alınarak kurs sonunda yapılacak sınavda görevlilere kursa katılım belgeleri verilir. Kursta, Diyanet İşleri Başkanlığımızın talimatları doğrultusunda düzenlenen Oryantasyon Eğitim Prağramında: Diyanet İşleri Başkanlığımızın talimatlarıdoğrultusunda ;
1-Diyanet İşleri Başkanlığı Tanıtımı ve Hizmetleri,
2-Kur’an-ı Kerim (Yüzünden Okuma),
3-Kısa sure ve Duaların Ezbere Okunması, Hutbe, Cenaze, Sofra, Mevlit, Hatim vb. dualar,
4-İmamlık ve Müezzinlik Becerisi,
5-Dini Bilgiler (Namaz,Oruç, zekat, vb. temel konular) verilmiştir.
OSETLER:Kuzey Kafkasya`da yasayan bir kavim.
OSMAN(ö.35/6569:ilk müslümanlardan, Hulefa-yi rasid´in ücüncüsü.
OSMANİYYE:baslangicta Hz.Osman taraftarlarini, daha sonra ilk üc halifeyi mesru görüp Havaric il Sia disinda kalan müslüman cogunlugunu ifade eden terim.
OSMANLILAR(1299-1923): Bati anadolu`nun kuzeyinde bir Türkmen beyligi olarak ortaya cikip üc kitaya yayilan ve kurucusunun adiya anilan Tür-islam dünyasinda en uzun ömürlü imparatorluk.(Islam Ansk.c.33,sh.487 T.D.V.) Osmanli Devletinin kurulusundan Cumhuriyet´in ilanina kadar kullanilan Türkce.Osmanlı başkentleri:Bursa,Edirne ve İstanbul.1299 yilinda Sögüt`te Osmanli Devletini kurdu.Seyh Edibali`nin kizi Bala Hatun`la evlendi.Alaaddin bey adiyla anilacak oglu dünyaya geldi. Coğrafyası: Osmanlı Devletinin sınırları Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında en geniş sınırlarına ulaşarak Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’ya dağılan geniş bir devlet haline gelmiştir. 1923‘te Osmanlı devleti yıkılarak yerini Türkiye Cumhuriyeti devletine bırakmıştır. Bugün Pakistan’la dostluğumuzun devem etmesi, Japonya’nın bize karşı sempatisi, İstiklal Harbi’nde Rus hâkimiyetindeki Türklerin altın toplayarak destek vermeye çalışması, Hindistan’daki Müslümanların halifeliği kurtarmak için koşarak Çanakkale’ye gelmeleri vs. gibi şeylerin hepsi Osmanlı’nın hoşgörü ve sağlam bir inanç sistemi üzerine kurulmuş olmasına ve gerçek adaletle devleti idare etmeye çalışmasına dayanır. Yapılan fetihlerle bu hoşgörü ve adalet sayesinde pek çok kişi Müslüman olmuş ve dünyanın büyük bir bölümüne hükmedebilmişlerdir. Osmanlı medeniyeti hem vahyî ilimlerde, hem de tabiî ilimlerde birçok âlim yetiştirdi. Fıkıhta Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, Tasavvufta Hacı Bayram Velî gibi. Osmanlı mimarisi, Mimar Sinan’la en zirve noktaya ulaşmıştır. Osmanlı medeniyetinde hat ve tezhib san’atı ile musikinin önemli bir yeri vardır. Piri Reis, mükemmele yakın haritalarıyla Osmanlı medeniyetinin başka bir yönünü temsil etmiştir. Yine tabiî bilimler alanında da birçok çalışmalar yapılmıştır. Kadızade ile başlayan matematik ve astronomi çalışmaları Ali Kuşçu ile devam etmiştir ( BALTACI, Cahid; 2005, İslam Medeniyeti Tarihi, s.51, M.Ü. İlahiyat Fakültesi yayınları, İstanbul. )İslâm hukukunun ehl-i kitap olarak tanımladığı ve Yahudiler ile Hıristiyanlara sağladığı hak ve özgürlüklerin sınırları genişletilerek Hinduizm, Budizm, Zerdüştlük gibi İslâm idaresine girmiş bütün dini azınlıkları kapsar hâle getirildi. Yahudilerin toptan öldürüldüğü ve engizisyon mahkemelerinin ölüm saçtığı bir devirde Osmanlılar, idaresi altında bulunan çeşitli dinlere bağlı kimseleri barış ve ahenk içinde yaşatıyorlardı. Osmanlılar, milliyetlerini tesis ederken dini hürriyet prensibini temel taşı olmak üzere vaz etmiş ilk millettir.(GİBBONS, Herbert Adams; 1992, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, s.63, Trc. Rağıb Hulusi, İstanbul) Devletler de, canlılar gibi doğar, büyür ve ölür. Bazısının ömrü kısa, bazısının uzun olur. Büyük bilgin İbn-i Haldun, devletlerin ömürlerinin kısa veya uzun olmasının, halkının manevi değerlere verdiği önemle, adaletli bir şekilde, insani ihtiyaçlarını karşılamakla doğru orantılı olduğunu söyler.Ecdadımız, adaletli bir şekilde, idaresi altında bulundurduğu insanlar için ırk ve mezhep farkına bakmadan, Yaradan’ın kulu olarak Müslim veya gayri müslim herkesin istifade edebileceği, insani ihtiyaçlarını görebileceği hayrat ve hasenat müesseseleri tesis etmiştir. Bunun için de ömrü uzun olmuştur. Osmanlılar, camiler, medreseler, hastaneler, tımarhaneler, hanlar, kervansaraylar, bentler, çeşmeler, sebiller, sarnıçlar, kuyular, köprüler, yollar, kaldırımlar, imarethaneler vs. hizmetler, Allah rızası için pek mükemmel ve çaplı bir şekilde yürütülmüştür
ORUÇ:Hanefi mezhebine göre; az miktarda tuz yemek orucu bozup hem kaza hem de keffaret gerekir.Imami Safi`ye göre; Vaktinde tutulmayan bir Ramazan orucunun kazasini yerine getirmeden yeni bir Ramazanin gelmesi halinde kaza ile birlikte ayrica fidye vermek gerekir.Imami Safi`ye göre; Ihtilaf-i Metalia itibar edilir, yani dünyanin farkli bölgelerinde yasayan Müslümanlar hilalin kendi bölgelerinde görülmesi ile oruca baslar görüsünde olan müctehiddir.Ine Imami Safi`ye göre;baslanan nafile ibadetlerin tamamlanmasi vacip olmadigi icin tamamlanmadan bozulan nafile orucun kazasi gerekmez.
ORUÇ İBADETİ:Ramazan ayı , kameri aylardan Kuran da geçen tek aydır,(Bakara,2/185).Ramazankelimesi ,Allahın isimlerinden biridir.Kameri ayların başlanğıç ve bitişi ayın hareketleri esas alınarak belirlenir.
ORUÇ REİS: (ö.924/1518):Cezayir`de Osmanli hakimiyetini kuran ünlü Türk denizcisi.Barbaros Hayrettin Paşanın abisi olan bir denizcimiz, reisimiz vardı ki, Ege ve Akdeniz’de adını duyan Hıristiyan alemi titrerdi. Rodos Şövalyelerine esir düştüğü halde tevekkül ve cesareti ile kurtulan, İspanyol ve Cenevizlileri perişan edip Cezayir’i ele geçirerek Cezayir hükümetini kuran Yavuz Sultan Selim, Şehzade Korkut gibi isimlerin desteğini alan şahadetin en güzellerinden denizde şehit olan büyük reis.
ORTODOKSLAR :Hıristiyanlık mezheblerinden.Başındaki kişiye Patrik denir. Ortodoks mezhebinin rûhânî (dînî) lideri patrik olup, merkezi İstanbul Fener’deki patrikhânedir. Roma İmparatoru Konstantin üç yüz on senesinde hıristiyanlığa izin verdi. Kendi de hıristiyan oldu. İstanbul şehrini yaptı. Roma’dan İstanbul’a taşındı. Fakat bu dînin esasları bozulmuş, unutulmuş olduğundan, papazların elinde oyuncak oldu. Mîlâdın 395. senesinde Roma Devleti ikiye ayrıldı. 1054 (H.446)’da İstanbul patriği olan Mihael Kirolarius, Roma’daki papadan ayrılarak Ortodoks kilisesini (mezhebini) kurdu. Roma’daki papaya tâbi olanlara katolik, İstanbul’daki patriğe tâbi olanlara ortodoks denildi. Kiliselere resimler, heykeller kondu. (M. Sıddîk Gümüş) Şark kiliseleri olarak da bilinen ortodoks dünyâsında İstanbul’dan başka İskenderiye, Antalya ve Kudüs’te de patriklik vardır. Çok sayıda millî kiliseler bu dört patrikliğe bağlıdır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi) Ortodoks mezhebini diğer hıristiyan mezheplerinden ayıran noktalardan bâzıları şunlardır: Rûhânî başkanları patriktir. Papanın üstünlüğünü, hazret-i Îsâ’nın vekîli olduğunu, yanılmazlığını kabûl etmezler. Rûh-ul-kuds’ün (kutsal rûhun) oğul yoluyla ba badan çıktığını ileri sürerler. İbâdetlerini her ülkenin diliyle yaparlar. Papazlar evlenebilir, keşişler, piskoposlar ve patrikler evlenemez. Boşanma bâzı şartlara bağlı olarak vardır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
ORYANTALİZM(Doğu Bilimi):Doğu araştırmaları anlamına gelen oryantalizm, ilk defa rahiplerin ve daha sonra Hıristiyan bilim adamlarının, Doğu ülkelerinin tarihi, edebiyatı, kültürü, medeniyeti, buralarda yaşayanların örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri, dini, sosyal ve etnik yapısı ve çeşitli doğu dillerini araştırmaya yönelik oluşturdukları bilim dalıdır.Oryantalizm:Din, dil, bilim, düsünce, snat, tarih gibi alanlarda Dogu dünyasini inceleyen ve Dogu hakkinda deger yagilari üreten Bati kaynakli kurumsal faaliyet.
OTLUKBELİ SAVAŞI:Osmanlilarla Akkoyunlular arasinda 1473 yilinda yapilan meydan savasi.
Fatih ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan arasında oldu. U. Hasan’ın Karaman oğullarını desteklemesi, Venedikle iş birliği yapması, Fatih’ten Sinop ve Trabzon’u istemesi ve Anadolu Üzerinde ki egemenlik nedeniyle başlayan savaşı Osmanlılar kazandı. Akkoyunlu devleti yıkılırken yerine Safevi devleti kuruldu.

OTOBİYOGRAFİ :Bir kimsenin kendi hayatını yazdığı eser. Biçim ve içeriğiyle bir edebi değer taşımalıdır.
OTUZ BİR MART VAK`ASI :2.Abdülhamid`in tahttan indirilmesiyle sonuclanan askeri isyan.Rumi takvimle 31 Mart 1325( 13 Nisan 1909) vuku buldugu icin buadla anuilan hadise.
PACHYMERES:Pachymeres, Georios(ö.1310).Osmanlilar hakkinda bilgi veren ilk Bizans tarihcisi.
PADİŞAH VE MESLEKLERİ:Islam devletlerinde cok genis ülkelere sahip hükümdarlara verilen unvan.Padişahların M eslek ve Sanatları:I. Mehmed:Yay ve Kiriş ustası, “Kürüşçü” adıyla anılırdı.II. Mehmed:Bahçıvan 1.Selim:Kuyumcu I. Süleyman:Kuyumcu, II. Selim:Hacıların Hac yolunda kullanmaları için hilal şeklinde asalar yapardı. III. Murad:Ok yapardı. III. Mehmed:Kaşık ustasıdır. Okcuların kullandığı özel yüzükler yapardı. I. Ahmed:Kaşık ustasıdır. Okcuların kullandığı özel yüzükler yapardı. IV. Mehmed:Şair. Askeri Marşlar yazardı. II. Abdülhamid:Kakma ve Süsleme sanatıyla ilgilenmiştir
PADİŞAH VAHDETTİN:Sultan Abdülmecid Han’ın en küçük oğludur. Küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğinden, ağabeyi II. Abdülhamid’in himayesinde yetişti. Çok zeki olup fıkıh bilgisinde pek ileriydi. 4 Temmuz 1918′de ağabeyi Sultan Reşad’ın vefat ettiği gün padişah ve halife oldu. Saltanata geçtiğinde I. Dünya Savaşı’nın korkunç neticeleri alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918′de Mondros mütarekesi imza edilerek, Birinci Dünya Harbi mağlubiyetimizle bitti. Vahideddin Han bu mütarekeye imza koyan delegeleri kabul etmedi. İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahideddin’in elinde ancak düşmanlara teslim edilmiş bir milleti idare etmek kaldı. İstanbul, 16 Mart 1920′de İtilaf devletleri tarafından işgal edildi. Yunanlılar İzmir’e, İtalyanlar güney batıya, Fransızlar da Güney Anadolu’ya girdiler. Vahideddin Han 11 Mayıs 1920′de düşmanların hazırladığı ve Anadolu’nun işgalini ihtiva eden Sevr antlaşmasını bütün baskılara rağmen imzalamadı.Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti 1 Kasım 1922′de hilafet ile saltanatın ayrıldığını ve saltanatın kaldırıldığını bir kanun ile ilan etti. Vahideddin Han’ın adı hutbelerden kaldırıldı. İstanbul ve Anadolu basınında aleyhinde yazılar çıkmaya başladı.17 Kasım 1922 Cuma günü Dolmabahçe Sarayı’ndan Malaya harp gemisi tarafından alınıp Malta adasına götürüldü. Oradan Melik Hüseyin’in daveti üzerine Mekke’ye gitti. Oradan da İtalya’daki Sen Remo şehrine giderek orada ikamet etti. Vahideddin Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayatından sonra, 16 Mayıs 1926′da İtalya’da vefat etti. Cenazesi Şam’a getirilerek Sultan Selim Camii kabristanına defnedildi.Vahdettin Han’ın cenazesi, damadı Ömer Faruk Efendi’nin nezaretinde Beyrut’a, oradan Şam’a nakledildi.Vahdettin Han, kardeşi 2. Sultan Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’ın ilk eşi, Suriye’nin o dönemdeki Cumhurbaşkanı Ahmed Nami Bey’in de katıldığı, Suriye hükümetinin düzenlediği resmi törenle Şam’daki Süleymaniye Külliyesi’ndeki caminin bahçesinde defnedildi.Alınan bilgiye göre, Vahdettin’den sonra, Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde yaşayan Osmanlı ailesinin bazı fertleri de Vahdettin’in mezarının hemen yanında toprağa verildi.Suriye’nin başkenti Şam’da Mimar Sinan’ın ”kalfalık dönemi eserim” dediği Süleymaniye Külliyesi’ndeki caminin yanındaki bahçede Osmanlı ailesinden Seniha ve Hatice Sultan’ın mezarlarının bulunduğu da biliniyor.Suriye’ye tur düzenleyen şirketlerin rehberleri, asma kilitle açılıp kapanan demir kapının arkasında adeta gizlenen bir bahçedeki mezarların yalnızca Türkiye’den gelen turistler için ziyarete açıldığını belirtmelerine rağmen, son dönemlerde mezarların ziyaretine izin verilmiyor.Süleymaniye Külliyesi’nin yakınındaki turizm ofisine başvuran Türk turistler Vahdettin’in mezarını ziyaret etmek istediklerinde görevliler, mezarlığın ziyarete kapalı olduğunu söylüyor.Mezarlığın kendileri için ziyarete açıldığını bildiklerini belirten Türklere görevliler bu kez ”Mezarlıkta restorasyon çalışması yapılacak” gerekçesini öne sürerek, külliyenin arkasındaki bir pencereden mezarlığı görebileceklerini ifade ediyor.Vahideddin Han’ın vatanının ve milletinin uğradığı felaketler karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği kayıtlara geçmiş şu hadiseden çıkarılabilir. 1919 senesi Ramazanında bir sabah Yıldız Sarayı’nda yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, Sultan’ın geceleri kaldığı daireyi de sarar. O geceyi tesadüfen Cihannüma Köşkü’nde geçirmiş olan Vahideddin, yangını haber alınca, üzerine pardesüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak; “Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var.” demekten kendini alamaz
PAKALİN,MEHMET ZEKİ(1886-1972):Osmanli Tarih deyimleri ve Terimleri sözlügü adli eseriyle taninan arastirmaci, yazar.
PALEOĞRAFİ:Eski yazi bilimi.
PAGANİZM:Cok tanricilik, putperestlik.
PANARABİLİZM:Bütün Araplari tek bir siyasibirlik altinda birlestirme ideolojisi.
PANEL:Hitabet türlerinden panelde en az 4 konusmaci bulunur.
PANİSLAMİZM:Bütün müslümanlari tek bir siyasi teskilat ,tek bir devlet haline getirmek ülküsü, Islam birligi.
PANSLAVİZM(Slavcılık):Ruslarin Balkanlardaki slavlari bir bayrak altinda toplama cabasi.
PANTEİZM :Allah ile âlemi bir ve aynı, hatta Allah’ı âlemin yegane cevheri sayan düşünce akımına verilen bir isimdir. Panteizm düşüncesinde madde ve ruh bağımsız varlığa sahip değildir. Ancak bütün varlıkların tek sebebi olan üstün bir cevherin sıfatları ve görünüşleridir. Bu kavram ilk kez 18. asırda İrlandalı J. Tolanda tarafından kullanılmıştır. O’na göre Allah’ın âlemden ayrı ve müstakil bir varlığı yoktur. O, bir kanundur, bir kuvvettir.
Panteizm kendi içinde sudurcu, idealist ve tabiatçı olmak üzere üç kısma ayrılmıştır. Genel olarak panteist düşünce; tanrı anlayısının aşkınlık fikrini inkar ederek ateizme yardımcı olduğu, “Tanrı her şeydedir” demek suretiyle, varlık dereceleri arasındaki ayırımı ortadan kaldırdığı, örneğin taşla insanı bir tuttuğu gerekçesiyle eleştirilmiştir. Ayrıca sonlu olanla sonsuz arasındaki bağlantıyı sağlam bir temele oturtamadığı ve belli bir birliğe ulaşmada da başarılı olamadığı görülmektedir. Daha açık bir ifade ile panteizm muhtemelen vahdet-i vucüd prensibinden yola çıkarak “İttihadiyye”, Allah ile âlemin karışması gibi bir çıkmazın içine düşmüştür. Dolayısıyla varlıklar arasındaki bütün değerler yerinden oynamıştır. Böylece Panteizm, kötülük problemini de daha karmaşık hale getirmiştir. Çünkü günah ve kötülükle mücadele için ahlâkî sorumluluk esasını kaybetmiştir. Çünkü bu sisteme göre insan, fizik âlemin bir parçası, ahlâk da tabiat düzenine zarurî ve pasif bir itaat olur
PARAPSİKOLOİSİ:Bazi insanlarda gözlenen nomal disi yetenek ve davranislari inceleyen bilim dali.
PARET,RUDİi(1901-1983):Kur`an-i Kerim arastirmalariyla taninan Alman sarkiyatcisi.
PARİS ANTLAŞMASI:Kiri savasini sona erdiren antlaqsma(30 mart 1856)
PARSİLER: 9 -10 yüzyillarda Iran`dan Hindistan a göc eden Mecusilere verilen isim.
PASAROFÇA ANTLAŞMASI:Osmanli devletinin avusturya ve Venedik devletleriyle yaptigi baris antlaşması.(21 Temmuz 1718)
PASKALYA:Hiristiyanlikta Hz.isa`nin carmiha gerilerek öldürüldükten snra yeniden dirilisi inanciyla iliskili bayram.
PATRİK:Ortodoks mezhebine mensûb hıristiyanların, en büyük rûhânî (dînî) lideri.
1054 (H. 446) yılına kadar Roma’daki papaya bağlı kalan İstanbul patriği Mihâel Kirolarius, papadan ayrılarak şark (doğu) kilisesini kurdu. Ortodoks kilisesi adını alan bu kilisenin idâresini eline aldı. Bundan sonra ortodoks kiliselerinin merkezi İs tanbul Fener’deki patrikhâne oldu. Ortodoksların en büyük dînî lideri olan patrik, İstanbul’da bulunmaktadır. (Harputlu İshâk Efendi)
İslâm dîninin herkesi kendi dînî yaşayışında serbest bırakmasından ve müslümanların hoşgörüsünden istifâde eden patrikler, zamanla kendilerine verilen hak ve hürriyetleri kötüye kullandılar. Himâyesinde yaşadıkları İslâm devletlerini yıkmak ve hırist iyan tebeayı devlete karşı ayaklanmaya teşvik etmek için çalıştılar. Osmanlı Devleti’nin duraklama ve gerileme devirlerinde dînî faâliyetleri bırakıp siyâsî faâliyetlerde bulundular. Sultan İkinci Mahmûd Han, Boğdan-Eflâk ve Mora isyânlarını plânlayan ve Osmanlı Devleti’ni parçalayarak yıkmaya çalışan Rum patriği Gregorius’u patrikhânenin kapısında îdâm ettirdi. Tanzimattan sonra batılı hıristiyan devletlerin destek ve teşvikiyle daha da rahat hareket eden patrikler, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasında ve yıkılmasında önemli rol oynadılar. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
Osmanlı Devletinde Rus sefiri (büyük elçisi) olarak uzun seneler çalışan İgnatiyef, hâtırâlarında Sultan İkinci Mahmûd Han zamânında Fener patrikhânesinin kapısında asılan, 1821 (H.1237) Rum isyânının baş plânlayıcısı olan patrik Gregorius’un, Rus Ça rı Aleksandr’a yazdığı mektubu açıklamaktadır. Mektûb ibret vericidir: “Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler, müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukâvemetli (dayanıklı) insanlardır. Türkler zekîdirler ve kendilerini müsbet yolda sevk ve idâre edecek reislere sâhib oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gâyet kanâatkâr ve an’anelerine (geleneklerine) bağlıdırlar. Türklerde evvelâ itâat (bağlılık) duygusunu kırmak, mânevî bağlarını parçalamak, dînî sağlamlıklarını zayıflatmak lâzımdır. Bunun da en kısa yolu millî geleneklerine ve mânevî değerlerine uymayan hâricî (yabancı) fikirler ve hareketlere alıştırmaktır. (M. Sıddîk Gümüş)
PASKALYA:Hıristiyanların inanışlarına göre, Îsâ aleyhisselâmın haça gerildikten sonra dirilerek göğe yükselmesi ile ilgili olarak her yıl Mart ayının on dördüncü gününden sonra gelen ilk Pazar günü yaptıkları şenlik, âyin. Hindûların bayram günlerine ve ateşe tapınanların Nevrûz günlerine ve hıristiyanların Noel gecelerine ve diğer paskalyalarına hürmet etmek (saygı göstermek) ve o zamanlarda onların âdetlerini onlar gibi yapmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olur. Kâfirler in bayramlarında, paskalya ve yortularında, müslümanların câhilleri, müslüman olmayanların yaptıklarını yapıyor ve bu günleri müslüman bayramı zannediyor ve kâfirler gibi birbirlerine hediye gönderiyorlar. Eşyâlarını sofralarını kâfirlerin yaptığı gibi süslüyorlar. O geceleri başka gecelerden ayırd ediyorlar. Bunlar hep şirktir, îmânsızlıktır. (Ahmed Fârûkî)
PAŞA:Osmanlilarda en yüksek askeri ve mülki unvan.
PAŞMANLIK:Osmanllarda hanedana mensup kadınlara tahsis edilen arazi için kullanılan bir terim. Padişahların anne, kızdardeş, kız ve hasekilerine bağlanan haslara verilen ad.
PASKALYA:Hiristiyanlarin, Hz.Isa`nin dirileceklerine inandiklari gün yaptiklari bayram.
PATRİK-PATRİKHANE : Ortodoks mezhebine mensûb hıristiyanların, en büyük rûhânî (dînî) lideri. 1054 (H. 446) yılına kadar Roma’daki papaya bağlı kalan İstanbul patriği Mihâel Kirolarius, papadan ayrılarak şark (doğu) kilisesini kurdu. Ortodoks kilisesi adını alan bu kilisenin idâresini eline aldı. Bundan sonra ortodoks kiliselerinin merkezi İstanbul Fener’deki patrikhâne oldu. Ortodoksların en büyük dînî lideri olan patrik, İstanbul’da bulunmaktadır. İslâm dîninin herkesi kendi dînî yaşayışında serbest bırakmasından ve müslümanların hoşgörüsünden istifâde eden patrikler, zamanla kendilerine verilen hak ve hürriyetleri kötüye kullandılar. Himâyesinde yaşadıkları İslâm devletlerini yıkmak ve hıristiyan tebeayı devlete karşı ayaklanmaya teşvik etmek için çalıştılar. Osmanlı Devleti’nin duraklama ve gerileme devirlerinde dînî faâliyetleri bırakıp siyâsî faâliyetlerde bulundular. Sultan İkinci Mahmûd Han, Boğdan-Eflâk ve Mora isyânlarını plânlayan ve Osmanlı Devleti’ni parçalayarak yıkmaya çalışan Rum patriği Gregorius’u patrikhânenin kapısında îdâm ettirdi. Tanzimattan sonra batılı hıristiyan devletlerin destek ve teşvikiyle daha da rahat hareket eden patrikler, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasında ve yıkılmasında önemli rol oynadılar. (Yeni Rehber Ansiklopedisi) Osmanlı Devletinde Rus sefiri (büyük elçisi) olarak uzun seneler çalışan İgnatiyef, hâtırâlarında Sultan İkinci Mahmûd Han zamânında Fener patrikhânesinin kapısında asılan, 1821 (H.1237) Rum isyânının baş plânlayıcısı olan patrik Gregorius’un, Rus Ça rı Aleksandr’a yazdığı mektubu açıklamaktadır. Mektûb ibret vericidir: “Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler, müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukâvemetli (dayanıklı) insanlardır. Türkler zekîdirler ve kendilerini müsbet yolda sevk ve idâre edecek reislere sâhib oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gâyet kanâatkâr ve an’anelerine (geleneklerine) bağlıdırlar. Türklerde evvelâ itâat (bağlılık) duygusunu kırmak, mânevî bağlarını parçalamak, dînî sağlamlıklarını zayıflatmak lâzımdır. Bunun da en kısa yolu millî geleneklerine ve mânevî değerlerine uymayan hâricî (yabancı) fikirler ve hareketlere alıştırmaktır.
PATRONA:17. yüzyilin sonlarindan itibaren Osmanli donanmasindaki miri kalyon filosunun patrona denien ikinci derecedeki kalyona kumanda eden kaptan.
PATRONA İSYANI(Parona Hali Isyani):1730 yilinda Istanbul`da meydana gelen ve 3.cü Ahmed`in tahttan indirilmesiyle sonuclanan ayaklanma.
PEDAGOJİ : Eğitim bilimi. // Genel mânâda pedagoji, her yaştan ve alandan insan topluluklarının plânlı, sistemli ve örgütlü bir biçimde öğretim ve eğitimlerini ele alan bir bilim dalı…
PENCAP:Günümüzde büyük bir kismi Pakistan`da , kücük bir kismi Hindistan`da kalan bölge.
PENCE:Osmanli diplomatiginde yüksek dereceli idarecilerin imza
tarzinda kullandiklari bir sembol.
PENDNAME:Pendnameler, diğer adıyla nasihatnameler, İslâmî temele dayanan ahlak ve âdab kaidelerini veciz ifadeler ile dile getirerek, insanlara ve bilhassa genç nesillere öğüt vermek amacıyla kaleme alınan eserlerdir. Ahlak, edebiyatın da başlıca konularından birisi olduğu için öğretme amacı güden eserlerle dinî-tasavvufî mahiyetteki eserlerde ahlak konusu geniş ölçüde yer almaktadır.
Türk edebiyatında öğüt verme amacıyla söz söyleme ve şiir yazma geleneği oldukça eski tarihlere kadar iner. Doğruyu, iyiyi, faydalıyı göstermek için söylenmiş atasözleri başlangıcından beri edebiyatımızda didaktik unsurların ve öğüt verme geleneğinin en önemli göstergesidir. Kalıplaşmış şekilleri olan, bazen yarı manzum diyebileceğimiz atasözlerini, manzum nasihatnamelerin ilk örnekleri sayabiliriz. Kutadgu Bilig, Atebetü’l-Hakâyık gibi eserler ve Ahmet Yesevi’nin Hikmetler’i bu geleneği devam ettirmişlerdir. Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye’si ise Kur’ân-ı Kerim ve hadislerden çıkarılacak dersleri vermekle kalmaz, bunları yüksek bir estetik biçimle sunar.
RESMÜ’L-MUSHAF( MUSHAF’IN YAZISI):Kur’an’ın yazısıyla ilgili olarak doğan ilme “Resmü’l-Mushaf” ismi verilmiştir. Kur’an’ın kendine mahsus bir yazı şekli vardır ki, buna “Resmü’l-Osmani” denir. Bu yazı şekli Osman (r.a.) zamanında istinsah edilen Mushafta da belirlenmiş ve günümüze kadar aynen muhafaza edilmiştir. Müslümanlar da başlangıçtan beri bu Mushafların yazısına titizlikle uymuşlar ve imla tarzına sadakatle bağlı kalmışlardır.İşte bu titizlik sebebiyle ilk asırlardan itibaren Kur’an’ın yazısıyla ilgili olarak müstakil eserler yazılmıştır. Yazılan eserlerde, Kur’an’ın yazısının kendine mahsus özellikleri anlatılmakta, kelimeve harflerin çeşitli durumlarda nasıl yazılmış oldukları inceden inceye tesbit edilmektedir. Osman (r.a.) zamanında yazılıp çoğaltılan Mushafların yazısında arapça kaidelere uymayan bazı yerlerin bulunduğu bilinmekle birlikte bir kısım alimler, Mushafların bu şekilde yazılmasının çeşitli hikmetlere dayandığını söylemektedirler. Bazı bilginler de bu imla tarzının o devirde yazının olgunlaşmamış olmasından ileri geldiğini söylemektedirler.Ancak alimlerimizin çoğunluğuna göre Mushafın imla tarzına uymak vaciptir. Mezhep imamları da bu yazıya uymanın sünnet olduğunu ve korunmasının gerektiğini, başka bir yazıyla Mushafın yazılmasının haram olduğunu belirtmişlerdir. Kur’an’ın bütününün yazısıyla ilgili olarak müslümanlar arasında icmâ’ meydana geldiğine göre, artık bu yazının değiştirilip yerine başka bir yazının konması mümkün değildir. Buna göre Kur’an’ın latin harfleriyle yazılması caiz görülmemektedir. Üstelik arap yazısının dışında bir yazı, Kur’an-ı Kerim harflerinin mahreçlerine ve tecvid kaidelerine uygun biçimde okunmasına yeterli olmadığı gibi kıraat vecihlerini de ifade edemez. Bu arada şimdiki yazının Kur’an’ı ezberleme hususunda hafızaya büyük yardımı olduğu bilinmektedir.Yüzyıllar boyunca Kur’an-ı Kerim, Osman (r.a.) Mushaflarına uygun olarak meşhur hattatlar tarafından çok güzel yazılarla yazılmıştır. Özellikle Türk hattatlar bu uğurda üstün maharet göstermişler, yazıya en güzel ve en mükemmel şeklini vermişler, adeta sanat yarışına çıkmışlardır. İstanbul, Kahire, Paris, Londra, Vatikan, Berlin, Petersburg, Gırnata vb. kütüphanelerde çok kıymetli Mushaflar bulunmaktadır.Mushaf, ilk defa Avrupa’da basılmıştır. Elde en eski baskı, 1694 yılında tab’ edilen Hamburg nüshasıdır. Muhtelif vilayetlerde ve değişik tarihlerde tab’ edilen Mushaflarla birlikte İstanbul’da ilk basım (1288/1871) ile (1291/1874) tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Kahire basımı ise (1281/1864)’dür.
Menahil: 1/380. -Menahil: 1/380; Kattan-Mebahis: 146-147; Dani-el-Mukni: 9-10, 28; El-İtkan: 2/167.
Keskioğlu-Kur’an Tarihi: 256-261; Mebahis: 99-100.
PEYGAMBERLERE İMAN :Tevhid inancının temellerinden biri. Peygamber farsça bir kelime olup; sözlükte, “haberci” demektir. Arapçadaki “Nebî” ve “Resul” kelimelerinin karşılığı olarak kullanılır. Bir terim olarak peygamber; Allah Teâlâ’nın, kullarına isteklerini bildirmek ve onlara hakkı, doğruyu ve yanlışı açıklamak üzere seçtiği ve görevlendirdiği insanı ifade eder. Yeni bir kitap ve şeriat getirmiş olan peygambere hem Nebî, hem de Resul denir. Yeni bir kitap getirmeyip kendinden önceki peygamberin şeriatını devam ettiren, onunla amel eden peygambere de sadece Nebî denir. Resulün çoğulu “rusûl”; Nebî’nin çoğulu ise “enbiyâ”dır. Ayet ve hadislerde Resul karşılığında “mürsel” ve çoğulu “mürselûn” de kullanılır.Peygamberlere inanmak, iman esaslarındandır. Yüce Allah, insanlardan bazılarını, diğer insanlara müjdeleyici ve azabı haber verici elçiler olarak göndermiştir. Bu elçiler insanların ihtiyaç duyacakları her şeyi onlara açıklamışlardır. İlk peygamber, Hz. Âdem; son peygamber ise, Muhammed (s.a.s)’dir. Bu ikisi arasında sayısını ancak Allah’ın bildiği kadar peygamberler, gelip geçmiştir. Kur’an-ı Kerim’de yalnız yirmi beş peygamberin adı zikredilir. Âdem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lût, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Eyyub, Şuayb, Musa, Harun, Davud, Süleyman, İlyas, El-Yesa’, Zül-Kifl, Yunus, Zekeriyya, Yahya, İsa ve Muhammed (hepsine selâm olsun). Bir de Uzeyr, Lokman ve Zül-Karneyn’in isimleri geçer ki, bu üçünün peygamber mi yoksa velî mi oldukları ihtilaflıdır.
PEYGAMBER, PEYGAMBERLİK :Haber getiren kişi. Allahu Teâlâ’nın kullarına emir ve yasaklarını bildirmek ve onlara hakkı, doğruyu ve yanlışı açıklamak üzere seçip görevlendirdiği ilahî elçi. Kur’an-ı Kerim’ de; “nebi” veya “enbiya”, bazan da “resul” veya “rusul” diye geçer.”Nebi”, arapça bir kelime olup, “nebe’ ” kökünden türetilmiştir. Muhbir, yani “haber verici” anlamına gelir. Ancak nebe’, herhangi bir haber değil; bize bildirilen fevkâlade değerde, çok önemli bir haber, bir tebliğ demektir. Nebe’, yalnız, doğruluğunda hiç şüphe olmayan bir haber için kullanılabilir (Rağıb el-Isfahanî el-Müfredât, Nebi maddesi). Nebi’nin manası, Allah’ın, seçtiği kullarına ilâhî haberinin, vahiy yoluyla ulaşması ve vahyine muhatab olmasıdır. Kelime, Allah ile peygamberi arasındaki alâkayı, yani vahyi ve haber vermeyi açıklıyor (Saît Ramazan el-Butî, Kübrâ el- Yakîniyyât el-Kevniyye, s. 172).Peygamber:Allah`tan vahiy yoluyla aldigi bilgileri ve emirleri teblig etmek, muhataplarini hak dine cagirmakla görevlendirilen yüksek vasifli kimse.Peygamberlerin sifatlari:Sidk, emanet, fetanet, ismet, teblig.Peygamberler ve Meslek Egitimi:Peygamberler sadece dini teblig ile yetinmemisler, dini esaslari aciklamislar, sonra ümmetlerine ögretmisler, onlari egitip kötülüklerden arindirmislardirBu isleri yaparken de davalarindan taviz vermemisler, bu ugurda pek cok eze ve sikintiya gögüs germislerdir.Peygamberler, sanat, ticaret,ziraat ve cesitli meslekleri topluma ögretmek suretiyle medeniyete, kültürel ve toplumsal gelismeye katkida bulunmuslardir.Ümmetlerini hem bu dünyada hemde ahirette mutlu kilmaya caba göstermislerdir.(Diyanet ilmihali, Cilt.1 , Sh.109).Peygamberlerin teblig ettigi dinlerin ruhu:Dini,nefsi,akli, nesli ve mali korumaktir.Kur’an-ı Kerim’de adları geçen peygamberler şunlardır: 1- Âdem, 2- İdris, 3-Nuh, 4-Hûd, 5-Sâlih, 6-Lût, 7- İbrahim, 8- İsmail, 9- İshak, 10- Yâkub, 11- Yûsuf, 12- Şuayb, 13- Hârun, 14-Mûsa, 15- Dâvud, 16- Süleyman, 17- Eyyûb, 18- Zülkifl, 19- Yûnus, 20- İlyas, 21- Elyesa, 22-Zekeriyya, 23- Yahya, 24- İsa, 25- Muhammed (s.a.s.)
PEYGAMBER EFENDİMİZ: Peygamberimiz(sas)571 yilinda Mekke de dogdu.Muhammed ismini dedesi Abdulmuttalib koydu.Babasi Abdullah, peygamberimiz dogmadan 2 ay önce, annesi Amine Hatun 6 yasinda , dedesi Abdulmuttalib 8 yasinda iken vefat etti.Süt annesi Halime, süt kardesleri Abdullah-Seyma.Peygamberimiz 25 yasinda iken Hz.Hatice ile evlendi.Nihak akdi Hz.Hatice`nin evide kiyildi.Ilk vahiy 610 yilinda Hira magaradinda geldi.Ilk müslümanlar;Hz.Hatice, Hz.Ali,Hz.Ebubekir, Hz.Zeyd Peygamberimizin süt anneleri:Annesi Amine Hatun( 3 gün emzirdi),Süveybe Hatun(7 gün emzirdi),Halime Hatun(4 yil emzirdi.)Peygamberimizin annem dedigi kadinlar:Süt annesi Halime Hatun,Hz.Ali`nin hanimi Fatma Hatun, Ümmü Eymen.Peygamberimizin soy kütügü:Adnan`dan Hz.Peygamberimize kadar gelen ve bizzat peygamberimiz tarafindan kabul edilmis olan soy kütügü söyledir:Adnan,Mead, nizar, mudar, ilyas, müdrike, huzeyme, kinane, nadr,malik, fihr, galip, lüey, ka`b, mürre,kilab,kusay,abdulmenaf, hasim, seybe(abdulmuttalib), Abdullah, Hz.Muhammed (sas)Peygamberimizin arkasinda namaz kildigi sahabeler:Hz.Ebubekir ile Hz.Abdurrahman Ibn Avf(ra)`in arkasinda namaz kilinmistir.Peygamberimizin dogum Haberi ve Dogumu:Peygamberimizin dogumunu; yahudiler, Hiristiyanlar, Kahinler Hatemül Enbiyanin zuhurunu haber veriyordu.Peygamberimizin dogdugu gece;Kisranin sarayinda 14 sütun yikildi, mecusilerin atesleri söndü ve sava gölü kurudu.peygamberimizin annesi vefat ettiginde dedesi Abdulmuttalib`in yaninda kaldi. Alti yasindan sekiz yasina kadar dedesi ile beraberdi. Sekiz yasinda dedesi 82 yasinda vefat etti.Peygamberimizin cocuklari:Peygamberimizin cocuklarinda Hz.Fatima haric bütün cocuklari , kendileri hayatta iken vefat etmistirPeygamberimizin defni:Hz.ise diyorki;Hz.Peygamber acik bir yere defnolunmadi.Cünkü acik yere defnedilmis olsaydi, halki, O`nun mezarini tazim etmekten men`etmek cok müskül olurdu.Peygamberimizin dogum gününün kutlanmasi:Peygamberimizin dogum gününün h.4. asirdan beri kutlandigi bilinmektedir.Fatimiler bunun yaninda Hz.Ali,Fatima,Hasan,Hüseyin ve halifeleri icinde mevlid(dogum yil dönümü) merasimleri yapilirdi.Peygamberimize düsmanlik edenler:Peygamberimize en cok düsmanlik yapanlar; Ebu Leheb:Ismi Abduü`l –Uzza`dir. Peygamberimizin öz amcasi. Ebu Cehil:Ismi Amr b.Hisam`dir.Ammar b. Yasir`in annesini öldüren budur.Bedir harbinde öldürülmütür.Velid b. Mugire´nin yegenidir.Velid b.Mugire;Meshur islam komutani Halid b. Velid`in babasi.Künyesi Ebu Abd-i Sems`dir.Ümeyye Ibni Halef ile kardesi Übey;Ümeyye, Bedir savasinda öldürüldü.As b. Vail;Amr b.As`in babasidir.Ölümü ise, bir defa esegine binmis gidiyordu.Mekke civarinda bir dag gecidinden gecerken esegi onu yere düsürdü ve babacigini isirdi. Bu yaradan bacagi sisti ve ondan öldü.Nadr b.Haris, Esved b. Abd-i yagus, Haris b,.Kays,Züheyr Ibn-i Ebi Ümeyye, Ukbe Ibn-i Ebi Muayt, Esved Ibn-i Muttalib, Mu`tim b. Adiy.Peygamberimizi bize tanitan kitaplar:Kur`an-i Kerim,Megazi kitaplari, delail Kitaplari,Islam tarihi,Semail kitaplari.Peygamberimizin elcileri:Necasi`ye, yani Habes krali Necasi`ye Bahr oglu Ashama`ya Amr b.Umeyye, Rum Kayseri`ye Dihye`yi, Yemame hükümdari Hevze`ye Selit Amir`i,Gassan hükümdarina Suca Esed`i, Iran kisrasi Hüsrev Perhiz`e abdullah bin Huzafe gönderilmisti.Misir hakimi Muvakkis`a gönderdigi mektubu aldi.Elciyi iyi karsiladi.Elci ile Misirlilar arasinda yüksek mevkii haiz iki kizla bir elbise ve bir de binek hayvani gönderdi. Bu kizlardan birisi Mariye`yi Peygamberimiz aldi, digerini de Hz.Peygamberimizin sairi olan Hassan b.Sabit`e vermistir.Necasi`ye gönderilen mektubu alan Necasi:“Hz.Peygamberin peygamberligine inaniyorum, dedi.Bahreyn emirine gönderilen mektup üzerine Bahreyn emiri güzel bir cevap verdi ve müslüman oldu.Yemen ve Umman emiri kaba bir surette red cevabi verdi.Yemame hükümdari;“Bütün dediklerin iyidir.Beni bura da vali olarak birakirsan müslüman olmaya hazirim“ dedi.Peygamberimiz de bu adama su cevabi verdi:“Elimde bir karis yer olsa bile sana ondan bile bir sey vermem“ buyurdu.Peygamberimizin halalari:beyda,Burre, Atike,Safiye, Erva, Ümeyye, Ümmül Hakim:Peygamerimizin Kuba`da misafir kaldigi ev:Hicret esnasinda Peygamberimiz Kuba `da Külsüm b.Hidmi`nin misafiri oldu.Peygamberimiz Medine`ye hicret edince;Halid b. Zeyd`e misafir oldu.Peygamberimizin Hira´da Ibadeti:Imam-i Buhari Hz.Peygamberin Hira daginda ibadetle mesgul oldugunu söyler.Böyle inzivaya vekilip muayyen bir vakti ibadetle gecirmeye(Tehannüs) denir.Ayni(Umdetü`l-Kaari) adli Buhari serhinde, bu (Tehannüs ) kelimesini izah ederken söyle demektedir.“Peygamberimizin ne suretle ibadet ettigi sorulacak olursa, bunun tefekkür ve ibretten ibaret oldugunu söyleyebiliriz“(Hatemul Enbiya, Sh.60 , Diyanet)Peygamberimizin komsulari:Peygamberimizin Medine`de Ensar`dan komsulari;Sa`d b. Ubade,Sa´d b.Muaz, Ebu Eyup El-Ensari zengince idiler.Bunlar, Peygamberimize ekseriya süt gönderirlerdi.Peygamberimizin yasayisi cok sadeydi.Bazen yiyeceksiz kalip ac yattiklari olurdu.(Hatemul Enbiya, sh.204, Diyanet)Peygamberimizin en meshur isimleri:Ahmet, Mahmud, Mustafa, Muhammed.Peygamberimizin soyu:Peygamberimizin soyu Hz.Ismail`in torunlarindan Adnan`a kadar uzanir.Peygamberimizin egitim ve ögretimde kullandigi yöntemler;Anlatim yöntemi, soru-cevap yöntemi,Örnek olay yöntemi, tartisma yöntemi,yaparak, yasayark ögrenme-ögretme metodu.Peygamberimizin müezzinleri:Bilal-i Habes,Ibn-i Ümmü Mektum,Ebu Mahzure,, Sa`dul-Kurazi.Peygamberimizin örnek ahlaki:Hz.peygamberin ahlaki ve sahsiyeti hakkinda en önemli kaynak K.Kerim`dir.Cünkü Hz.Aise`nin belirttigine gibi“O`nun ahlaki, Kur`an`dir.“Endülüslü ünlü alim Ibn Hazm(ö.456/1064), her cümlesi bir hikmet degeri tasiyan el –Ahlak ve s- siyer adli ahlak kitabinda söyle der:“Ahiret iyiligini, dünya bilgeligini, düzgü yasayisi, bütün ahlak güzelliklerini , bütün faaliyetlerini kazanmak isteyen kisi örnek alsin.(s.19-20).CünküRasulullah bütün hayirlarda en ileridir.Allah onun ahlakini övmüs, faziletleri en mükemmel sekliyle onda toplamis ve onu her türlü kusurlardan arinmistir(Diyanet ilmihali, c,2, sh.550) Peygamberimizin tesvik ettigi bazi sportif faaliyetler:Atletizm(kosu), güres, okculuk, binicilik.Peygamberimizin Zevceleri(Ezvac-i Tahirat=Peygamberimizin mübarek hanimlari demektir):Hz.Hatice, Hz.Sevde,Hz.Aise,Hz.Zeynep binti Hüzeyme,Hz.Ümmü Seleme,Hz.Hafsa,Hz.Zeynep binti Cahs, Hz.Ümmü Habibe, Hz.Cüveyriye binti Haris, Hz.Safiyye binti Hüyey,Hz.Mariyye, Hz.Meymune).Peygamberimizin hanimlari ile evlenmesinin sebebi;siyaset ve sefkattir.Peygamerimiz , kiz olarak yalniz Hz.aise ile evlenmistir.Hicretin 59. senesinde vefat etti.Son evlendigi hanimi Meymune`dir.En son vefat eden esi Hz.Aise`dir.Hz.Peygamberimizin hayatinda Hz.Hatice ile Zeyneb`ten baska zevcesi vefat etmemisti.Peygamberimizin esi Hz.Zeynep ile diger esi Hz.Meymune bir anneden dogma kiz kardes idi.Peygamberimiz(sas)`in peygamberliginin ispati :Hz.Peygamberin , peygamberligini ispat eden mucizeler genellikle üc baslik altinda incelenir:a)Manevi(Akli) mucizesi olan Kur`an mucizesi,b)Hissi mucizeler,c)Haber seklindeki mucizeler:Bedir savasinda, düsman ordusundan kimlerin nerede öldürüleceklerini önceden haber vermis ve dedigi gibi cikmistir.
PRENS BİSMARK (1815-1898):Meshur alman siyasilerinden ve anlam birligi icin calisanlardan birisidir. Islamiyeti ve Hz.Peygamber(sas) medhü sena ederek haranligini bildiren bir bir müttefiktir.
PRENS BİSMARK(1815-1898):Meshur alman siyasilerinden ve anlam birligi icin calisanlardan birisidir.

CAHİLİYE DEVRİ: Hicaz bögesindeki panayirlarin en önemlileri;Ukaz,Mecenne, Zülmecaz.

PİRİ REİS:Kitab-i Bahriyye müellifi.Ünlü Osmanli haritacisi ve denizcisi.
PLEVNE:Kuzey Bulgaristan`da tarihi bir sehir.
PLEVNE MUHAREBELERİ:1877-1878 Osmanli-Rus Savasi sirasinda 8 Temmuz-10 Aralik 1877 tarihlerinde Plevne`de yapilan savunma savaslari.
PRENS SEBAHATTİN(1878-1948):Osmanli siyaset ve fikir adami.
PREVEZE DENİZ MUHAREBESİ:Barbaros Hayrettin Pasa ile Andrea Doria`nin Prevez de yaptiklari deniz savasi(945/1538)
Psikolojik Danışma: Kendilerini ve başkalarını tanımada; hayatlarında önemli kararlara varmada; hissî, sosyal ve meslekî problemlerini çözmede insanlara sağlanan psikolojik yardım. // Problemli kişi (danışan) ile onun şahsî problemlerinin çözümüne yardımcı olabilecek uzman kişi (danışman) arasında, problemin çözümüne dönük olarak kişi-kişiye ve yüz-yüze cereyan eden bir psiko-sosyal yardım oluşumu. // Açıklama: Psikolojik danışma, genellikle bir okul, endüstri veya sosyal hizmet veren bir kurum ortamı içinde, “normal” sayılan problemlerde kişiye yardım için uğraşırken, psikoterapi, kişilik bozulmalarına yol açmış kaygı ve nörotik davranışların hâkim olduğu “normal dışı” kişilik sorunları ile bir klinik ortamda ilgilenmektedir.ÖZÜRLÜLÜK TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ,Prof. Dr. Ali Seyya
POMAKLAR:Bulgaristan, Bati Trakya ve Dogu Makedonya`da yasayan müslüman topluluk.
PORSUK:Baba, ogul, torun üc selcuklu kumandani.
POST:Seyhlik makamini ifade eden terim.
POZİTİVİZM:Hakikatin deneme ve gözlemle elde edilebilecegi görüsünde olan felsefi görüs.gecerli bilgiyi olgularin bilgisinden ibaret gören ve metafizikle dini bilgiyi gecersiz sayan felsefe akimi.
PROTESTANLIK: 16 .yüzyil reform hareketine dayanan ve farkli kiliselerden olusan hiristiyanlik anlayisi..Fransiz din sosyologu Jean Bauberot`un 185 yilina ait bir arastirmasina göre dünya Protestanlari`nin bölgelere göre dagilimlari söyledir: Avrupa : 115 milyon, Kuzey Amerika:110 milyon, Afrika : 80 milyon. Asya : 50 milyon. Avusturya,yeni Zelanda ve Okyanusya 14 milyon.Latin Amerka:12 milyon , Toplam:381 milyon.
PRUT ANTLAŞMASIOsmanlilar ile ruslar arasinda Prut nehri kenarinda 1123`te(1711) yapilan savastan sonra imzalanan antlasma.
PSİKİYARİ: [Psychiatry // Psychiatrie]: Davranış bozukluklarının, akıl ve ruh hastalıklarının yanında uyum ve davranış bozukluklarının üzerinde araştırmalar yapan, bu tür hastalıkların ve belirtilerin teşhisini koyan ve tedavileri ile ilgilenen bir tıp dalı.
PSİKO-SOSYAL REHABİLİTASYON: [Psycho-social rehabilitation // Psycho-Soziale Rehabilitation]: Sakatlığın veya hastalığın ortaya çıkmasıyla birlikte, bilhassa tıbbî ve meslekî rehabilitasyon döneminde, ekonomik destekli yardımlarla başlayarak, rahatsızlığın giderilememesi halinde ise bir hayat boyu devam eden, özürlü veya hasta kişiyi toplumla iç içe yaşamasını hedefleyen çok yönlü ve kapsamlı bir hizmet türüdür.
PÜRİTANİZM(Protestan Ahlâkı; Calvinizm): [Protestant ethic; Puritanism // Protestantenethik; Puritanismus]: 16. ve 17. asırda Hıristiyanlık (Protestan) dinini kolaylaştırmak maksadıyla ortaya çıkan “Puritan” isimli bir dini cemaatın katı kurallara bağlı olarak benimsedikleri bir hayat tarzıdı
RABBANİYYUN:Kur`an-i Kerim`de yahudi din alimi ve önderleri icin kullanilan terim.
RABİATÜ`L-ADEVİYE:Basrali büyük bir veliyyedir.Hicri 95 yilinda dogmus ,185 yilinda vefat etmistir. Fakir bir ailenin dördüncü cocugudur. Buna izafeten”rabia” adi verilmistir.Manevi yüksek mertebesinden dolayi”Tacü`r-rical” ünvani ile anilmaktadir. Uzun yillar münzevi bir hayat yasamis, riyazet ve ibadettetle mesgul olmustur.Bazi kerametlerinden dolayi nami kisa zamanda cevreye yayildi.”Allah`in emri, peygamberin kavli… diyerek kendisine evlilik teklifinde bulunanlara su cevabi vermistir:”Allah`a karsi bagliligim beni o kadar istila etmistir ki, bende ondan baskasina yer kalmamistir.”
RADA:Cocugun süt emmesi. Süt emme.Cocugun, annesi yada baska bir kadin tarafindan emzirilmesi anlaminda fikih terimi.
RA’D SURESİ :Kur’an-ı Kerim’in on üçüncü suresi. Kırk üç ayet, sekiz yüz elli beş kelime ve üç bin beş yüz altı harften ibarettir. Fasılası “nun, be, dal, ra, lam, ayn ve kaf” harfleridir. Adını on üçüncü ayetinde geçen “er-ra’d” (gök gürültüsü) kelimesinden almış olup, bu adı alışının özel bir sebebi yoktur. Nerede nazil olduğu hakkında müfessirler arasında ihtilaf vardır. Bazılarına göre mekkî, diğer bazılarına göre medenî’dir. Alusî, İbn Abbas ve Ali b. Ebi Talib’den surenin Mekke’de nazil olduğunun rivâyet edildiğini ve Said b. Cübeyr’in de aynı kanaatte olduğunu zikrettikten sonra, Medine’de nâzil olduğu yolundaki rivâyetlere değinmekte ve bu konudaki görüş ayrılıklarının arasını “Bu sure, bazı ayetleri dışında Mekke’de nâzil olmuştur” diyerek telif etmektedir (Rühul-Meâni, Kahire VIII, 84). Surenin ele aldığı konular ve uslûbu incelendiği zaman mekkî olduğu kanaatının doğruluğu güç kazanmaktadır.
RA’D SURESİ(13):Bu surenin Ra’d adıyla isimlendirilmesi sebebi, ra’d (şimşek) olayına ve onun İlahî bir hadise ol¬duğunu ikrar etmek gerektiğine işaret edilmesidir. 43 ayet ve 854 kelimedir. Mushaftaki sırlamaya göre onüçüncü, nüzul sırasına göre ise, Kur’an’ın 98. suresi olup Medeni’dir. Huruf-i mukattaa (Elif, Lam, Mim, Ra) ile başlayan yedinci suredir. Secde ayeti içeren dört müstehab sureden ikincisidir. Bu surenin temel konusu,
RA`Cİ VE BİR-İ MAUNA VAKASI: Hicri 4/ M.626 yilinda müslümanlari cok üzen 2 olay, Islam mürsidlerinin pusuya düsürülerek öldürülmesiyle sonuclanan Ra`ci ve Bi`r-i Mauna facialaridir. Raci ve Maune kuyusu olayları, medineli müslümanlara karşı, müşrik arap kabielerinin düzenlediği iki suikast olayına ve¬rilen ad.Raci olayı hicretin dördüncü yı¬lının sefer ayında (temmuz 625) meydana geldi. Adal ve Kare kabilelerinin ilerigelenlerinden bazıları Uhud savaşından kısa bir süre sonra Medine’ye gelerek
Hz. Muhammed’den, kendilerine islâmiyeti öğretecek kimseler göndermesini istediler.Hz. Mu-hammed’in gönderdiği on kişi Mekke ya¬kınında Raci denilen yerde tuzağa düşü¬rüldü. Çarpışmada yedisi öldürüldü; üçü de kurtuluş akçesi karşılığı hayatlarını ba¬ğışlamağa söz veren Huzeyl kabile men¬suplarına teslim edildi. Mekke’ye doğru yo¬la çıkarılan üç müslüman esirden biri yol¬da kaçmağa çalıştıysa da başaramadı, öl¬dürüldü, öteki iki müslüman esir Mek¬ke’ye götürülerek Mekke’li müşriklerin elinde bulunan Huzeyl’li iki esirle değiş¬tirildi. Mekke’li müşrikler, bu iki müslü¬man esiri çeşitli işkencelerle öldürdüler. Bundan çok kısa bir süre sonra Maune kuyusu olayı meydana geldi. Kilab ka¬bilesinden Ebu Bera, Medine’ye gelerek Hz. Muhammed’den kendilerine islâmiyeti öğretecek kimselerin gönderilmesini istedi. Hz. Muhammed önce tereddüt ettiyse de Ebu Bera’nın kesin teminat vermesi üzerine razı oldu. Fakat gönderilen kırk (veya yetmiş) kişilik topluluk Maune kuyusu yakı¬nında Amr bin Tufeyl başkanlığındaki Amr kabilesinin saldırısına uğradı. Çarpışma so¬nucu müslümanlardan yalnız Amr bin ümeyye adlı bir sahabe kurtulabildi.

RADİYALLAHU ANHU:Daha cok sahabe icin kullanilan dua cümlesi.Allah ondan razi olsun, demektir.
RAFİZİLER:Zeyd b. Ali`den ayrilan ilk Imamiler`e, daha sonra bütün Sii firkalari ile Sii unsurlari tasiyan bazi batini gruplarina verilen isim.
RAHİMEHULLAH:Sahabeden sonraki alimler icin kullanilan dua cümlesi.
RAHLE :Üzerinde yazı yazmak, kitap okumak ve özellikle Kur’an-ı Kerim’in tilâvetine uygun olması için yapılmış küçük ve dar masa.Üzerine Kur’an-ı Kerim, kitap vs. konulmasına müsait ve yanına oturup okumak için iki yandaki ayakları oymalı, kenar pervazları ve üzeri düz tahtadan yapılmış masa veya küçük sıraya “rahle” adı verilmektedir. Sade ve basit olanların yanında sedefli ve işlemelilerine de rastlamak mümkündür. Biribirine geçmiş iki tahtadan yapılanlarına “geçme rahle” denilir. Günümüzde eski camilerde ve bazı evlerde bu rahleler bulunmaktadır (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, III, 5).Rahleler genelde iki çeşittir. Biri sabit ve üstü düz; diğeri açılıp kapanmaya uygun bir şekilde iki ayaktan oluşur ki, bu iki ayak açıldığında rahle, “X” şeklini alır. Osmanlılarda medreselerde müderrisler, muallimhanelerde de hocalar, yüksekçe bir minder üstüne oturarak ders verirler ve önlerinde, kitap koymak için düz bir rahle bulundururlardı.
RAHMAN SURESİ :Kur’an-ı Kerim’in elli beşinci suresi. Yetmiş sekiz ayet, üçyüz elli bir kelime ve bin üçyüz otuz altı harften ibarettir. Fasılası “ra, mim ve nun” harfleridir. Adını, birinci ayetini oluşturan Allah Teâlâ’nın isimlerinden olan “er-Rahmân” kelimesinden almıştır. Sure, insanlarla birlikte, irade ve sorumluluk sahibi varlıklar olan cinlere de hitab eden Kur’an’daki tek suredir. Surenin özellikle ön plana çıkan ayrı ve dehşetengiz bir ahengi vardır. Ayetleri kısa kısa cümlelerden oluşmaktadır. Surede, kâinat sahasında Allah’ın açık ve gizli hâkimiyetinin delilleri açıklanmakta; sayısız nimetlerine, sınırsız kudretine dikkat çekilmekte ve bunun karşısında cinlerin ve insanların acz içerisinde Allah’a itaatten başka çareleri olmadığı bütün çıplaklığı ile ortaya konularak, onların sorumlulukları hatırlatılmakta ve itaatten yüzçevirirlerse karşılaşacakları kötü sonuçlar; boyun eğip, şerîatine uyarlarsa elde edecekleri hayırlı neticeler mucizevî bir uslupla dile getirilmektedir. Sure, konuları bir hitap tarzı ile ele almakta, coşku ve belagat dolu bir akış içerisinde, Allah’ın kudretinin mükemmelliği, O’nun her şey üzerinde yaymış olduğu mutlak hâkimiyeti müthiş bir tablo halinde gözler önüne serilmektedir. Allah’a tabi olarak işlenen iyilik karşılığında mükâfat olarak vaadedilen Cennet’in bir tasviri yapılmakta ve isyan etmenin karşılığında kazanılan Cehennem azabı ile insan ve cinler topluca uyarılmaktadırlar.
RAHMAN-RAHİM:Iyi olsun kötü olsun, mümin olsun kafir olsun, ayirim yapmadan dünyada nimetini herkese veren Allah demektir.Rahim:Rahim ise ahirette sadece müminlere veren manasinadir.
RAHİM:Distan ice dogru parametrium, miometrium, endometrium denilen isik, isi ve su gecirmez zarlarla sarili bulunan üc dokulu ile yapilmistir.Kur`an isik gecirmez bu perdelere zulmet diyor ve insanin üc zulmet(karanlik) icinde yaratildigini söylüyor.(Prof.Dr.Süleyman Ates Meali, sh.458)
RAHMAN SURESİ(55):Bu surenin er-Rahman olarak adlandırılması, Esmau’l-Husna’dan olan er-Rahman kelimesiyle baş¬lamış olmasından dolayıdır. Surenin diğer bir adı da Ala (nimetler)’dır. Bu surenin lakabı Arusu’l-Kur’an’dır (Kur’an’ın gelini). 78 ayet, 352 kelimeden müteşekkildir. Mushaftaki sıralamaya göre Kur’an’ın 55. suresi, nüzul sıralamasına göre ise Kur’an’ın 99. suresi olup Mekki’dir. Yarım hizb kadar bir hacme sa¬hiptir. Kur’an’ın en küçük ayeti (Mukattaa harfleri dı¬şında) bu surenin 64. ayetidir ki, bir kelimeden oluş¬maktadır (Müdhammetan= Yemyeşil). Bu surenin önemli dilsel-edebi özelliği, terci-i bend niteliğinde bir ayete sahip olmasıdır. Yani; “Febieyyi alai Rabbikuma tükezziban?” (O halde Rabbinizin hangi nimetlerini inkar edersiniz?) Bu ayet, 31 kez surenin de¬ğişik yerlerinde tekrarlanmaktadır. Bu surede ahiret hayatı ve kıyamet ile ilgili tasvirlere de yer verilmiştir.
RAHMET:Sefkat gösterip lutufta bulunma anlaminda bir Kur`an terimi.
RAKİKA:Müsrilerin toplantida alinan suikast karari, Hz.peygamberin halalarindan Rakika tarafindan duyulmus ce durum ona haber verilmisti.Peyganberimiz hic vakit kayip etmeden Hz.Ebubekir`e durumu bildirerek hicrete basladi.
RAMAZANİYYE:Divan siirlerinde ramazan ayini konu edinen manzumelerin genel adi.Ramazan ilahisi:cami ve tekkelerde cemaatle kilinan teravih namazinin her dört rekati arasinda okunan
RAMUZÜ`L-EHADİS:Ahmed Ziyaeddin Gümüshanevi`nin derledigi(ö.1893) derledigi hadisleri ihtiva eden eseri.Eserin ihtivaa ettigi 7103 hadisin 6402`si kavli ve fiili merfu rivayetlere,701`iresulullah`in hilye ve semailine dairdir.
RASYONALİZM (Akılcılık): Bilgilerin doğruluğunu sadece akıl ölçüsüyle kabul eden doktrin. // Bilgilerin genellikle akla dayalı olduğunu savunan felsefi görüş. // İnsanın kendisini mantığa uygun fakat tamamıyla doğru olmayan sebeplerle savunması.
RAVZA-İ MUDAHHARA:Peygamberimizin kabri ile minberi arasina Ravza-i Mudahhara denir.Peygamberimizin kabri; Medine de , mescidi`nin yanindaki Ravza-i Mudahhara`dir.
Ravza-i Mudahhara:Mescid-i Nebevi icinde Hz.Peygamberin kabri ile minberi arasindaki bosluga verilen isimdir.10 metre genislik ve 20 metre uzunlukta 200 metrekarelik pek mübarek mahaldir.Ravza, bahçe ve Cennet anlamlarına gelir. Ravza-i Mutahhara “Hz. Muhammed’in (a.s.m.) defnedildiği yer” anlamına gelir. Genel anlamı itibarıyle çoğu zaman “Mescid-i Nebî” kastedilir. Özel mânâsıyla “Mescid-i Nebî’nin içinde yer alan Hz. Peygamber’in (a.s.m.) kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım” demektir. Burası 10 metre genişliğinde ve 20 metre uzunluğunda 200 m2’lik bir alandır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Resûlüllah (a.s.m.) şöyle buyurur: “Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 268).Cennetmekan Sultan II Abdülhamid Han Hicaz Demiryolu’nun inşasında Medine-i Münevvere’nin 20 km’lik yakınına gelindiğinde Peygamber Efendimiz rahatsız olmasın diye Medine’nin merkezine kadar raylara keçe döşetmiş ve trenin raylar üzerinden geçmesi ile çıkacak sesleri engelletmişti İşte Sultan Abdülhamid Han’ın böyle bir aşk ile binbir zorluklar içinde yaptırdığı Hicaz Demiryolu inşaatında 2666 kâgir köprü ve menfez, yedi demir köprü, dokuz tünel, 96 istasyon, yedi gölet, 37 su deposu, iki hastane ve üç atölye yapılmıştı Hicaz Demiryolu şimdi görenlerin içini sızlatıyor Ama tek sevindirici nokta ise geçtiğimiz senelerde bir harabe görünümü veren Medine Tren İstasyonu’nun restore edilmesi oldu
RAVİ:Ögrendiği hadis rivayet eden kimse anlamında kullanılan terim. Sünneti adabına uygun rivayet edendir.Ravilerin dereceleri:( 5) 1)Talib: en alt mertebe olup, hadis ilmini öğrenmeye azmetmiş kişi, 2) Muhaddis: Hadislerden az olmayan sayıda hadisi seneti, ravisi ve ravisini özellikleri ile ezbere bilmesidir. 3) Hafız: 100’ bin kadar hasisi senet ve ravileri ile ezbere bilendir. 4)Hüccet: 300 bin kadar hadisi ravi ve senetleri ile ezbere bilen kişidir. 5) Hakim: Bütün sünneti nefsinde cem eden kimsedir.
REAYE:Osmanlilar`da tebaa, halk anlaminda kullanilan bir tabir.
RECA:Kulun Allah`in rahmetine güvenerek ümit icinde olmasi anlaminda tasavvuf terimi.
RECİ` VAK`ASI.Adal ve Kare kabilelerinin kendilerine Islam`i ögretmek icin davet ettikleriheyete düzenledikleri suikast(4/625)
On kişilik bir müslüman öğretici grubunun müşrikler tarafından hile ile pusuya düşürülerek şehit edildikleri olay.Ben Allah yolunda müslüman olarak öldürülürken,
Canıma ne suretle kıyılacağına ehemmiyet vermem;Benim ölümüm Hak Teâlâ uğrunadır ve O dilerse,Benim tarumar olan vücudumu mübarek kılar.Hubeyb’in idamdan önce kıldığı iki rekât namaz, o zamandan beri idam edilecek olan müslümanların kıldıkları geleneksel bir namaz halini aldı: Hubeyb de acımasızca, müşrik caniler tarafından şehit edildi. Hz. Peygamber (s.a.s) ve diğer müslümanlar bu olaya çok üzüldüler. Şâir sahabilerden Hassan b. Sâbit de yanık mersiyeler söyleyerek olaydan duyduğu acıları dile getirmişti.
RECM:Zina sucunu isleyenlere belli durumlarda uygulanan bir ceza.
REDDİYE:Bir inanc veya düsünceye karsi cikip delil ve dayanaklarini cürütmek amaciyla kaleme alinan eserlerin genel adi.
REDİF :( 1) Manzum eserlerde kafiyeyi olusturan kelimenin son harfine eklenen harf, taki, kelime veya kelime grubu.(2) 2. Mahmud zamaninda sancaklarda teskil edilen ordu.
REFORM:16.yüzyilda Avrupa´da ortaya cikan ve yeni Hiristiyanlik anlayisini savunan akimlarin genel adi.
REFREF:Mi`rac gecesinde Hz.Peygamber`i tasidigi kabul edilen binek.
REGAİBİYYE:Regaib kandilinde okunmak üzere yazilip bestelenmis manzumelere verilen ad.
REGAİB SÜNNETLERİ:Bes vakit namaza bagli olmaksizin kilinan namazlara regaib sünnetler denir.
REHİN:Bir malin bir lalacaga karsilik ayni teminat olmasini saglayan akid ve bu akde konu olan mal anlaminda fikih terimi.
REENKARNAYON:Ruhun insandan insana gecmesi, baska bir bedenle dünyaya gelisi,Tenasüh ise ruhun hem insana, hem de hayvan,bitkive cansizlara gecmesidir.
REİS:Ortacag`da bazi islam devletlerinde sehirleri yöneten görevlilere verilen unvan.
REK`AT: namazin belirli unsurlardan olusan her bir bölümü.
REMEL:Ardindan sa`y yapilan tavaflarin ilk üc savtinda yapilmasi sünnet olan hizlica ve calimli yürüyüs.
REMİL:Kum üzerine cizgiler cizilerek bakilan bir fal cesidi, kum fali.
REMİZ: Dolayli anlatim bicimlerini ifade eden bir terim.
REMY-İ CİMAR:Cemreleri taslamak demektir.
Resmü’l-mushaf:Resmü’l-mushaf ilmi daha çok konunun teknik yönüyle ilgilendiği için kıraat ilmiyle birlikte mütalaa edilmelidir. Hz. Osman tarafından çoğaltılıp çeşitli merkezlere gönderilen mushaflardaki imlâ özellikleri bu mushaflarda yazım hatası olup olmadığı konuları resmü’l-mushafın alanına girer.
RESÜL:Kendisine kitap verilen peygamberlere rasül denir.
2221-Resulullahin cenaze namazi:Peygamberimizin cenaze namazini önce melekler, sonra erkekler, sonra kadinlar, sonra da cocuklar kildilar.cenaze namazi kilinan mekan dar idi.
RESUL-i SEKALEYN:Insanlarin ve cinlerin peygamberi Hz.Muhammed(sas).
REVALÜASYON:Bir ülkede paranin altin ve döviz karsisinda deger kazanmasidir.(devalüasyonun tam tersi)
REVATİP NAMAZLAR:Farz namazlarla birlikte kilinan sünnetlere denir.
RASULÜS-SAKALEYN:Peygamberimize Rasulüs-Sakaleyn denmesinin sebebi;Insanlara ve cinlere peygamber olarak gönderildigi icin.
RE’Y:Hakkında açık bir nass bulunmayan fıkhi bir konuda müctehidin belli metodlar uygulayarak ulaştığı şahsi görüşe Re’y denir.
RAYE MESCİDİ:Hendek savaşında zübab dağının üzerine savaşı takip ve komuta etmesi için Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) e çadır kurdular. Cihadı ilan etmek manasına Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)in sancağı buraya dikildi. Bu yere daha sonra mescid inşa edildi. Raye mescidi diye adlandırıldı. Raye sancak demektir. Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) hendekte çıkan kayayı bir mucize olarak parçalaması da buraya yakın bir yerde olmuştur. Bu gün burası uyun yolu başlangıcındadır.
RİC’İ TALAK: Kocanın boşadığı hanımını iddeti içinde yeni bir nikah akdi yapmaksızın tekrar aile hayatına kabul etme hakkına sahip olduğu talaktır. Ba’in Talak; suğra ve kübra olmak üzere iki çeşittir. Beynunet-i suğra; Kocanın ancak yeni bir nikahla ve mehir tespit ederek boşadığı hanımına dönebileceği talaktır. Beynunet-i kübra; Kocanın boşadığı hanımına onun ancak başka bir koca ile sahih bir nikahla evlenip gerçek zifaf olduktan ikinci kocasından da ölüm veya başka şekilde ayrılıp iddetini tamamladıktan sonra evlenebileceği boşamaya denir.
RİDDE SAVAŞLARI:Ridde savaslari,Hz.Ebubekir halife olduğu yıl yaptığı ilk gazveler.
Rasûlüllah (s.a.s)’in vefatından sonra dinden dönüp İslâm devletine savaş açanların isyanlarının bastırılması için yapılan askerî harekâtlar.Ridde Savaşları, peygamberin ölümünden sonra dinden dönüp Islam devletine karşı koyanlarla yapılan savaşlardır. Peygamberin ölüm haberini duyan Yemen ve Necid bölgelerindeki bazı kabileler dinden ayrıldıklarını ilan ettiler ve vergi-zekat ödememeye başladılar
RİSALETPENAH:Peygamberimiz.
RİCS:Rics, Necaset, kötü koku, çirkin iş, maddî ve manevî pislik, azap ve ıstırap mânâsında kullanılmaktadır. Küfre de manevî bir pislikten ibaret olduğu için “rics” denimiştir. Maddî bir pislik su ile temizlenebilir, manevî bir pislik ise temizlenemez. Binaenaleyh manevî bir pislik olan küfr, maddî bir pislikten daha kötüdür, daha ziyade kaçınılması lâzımdır. Çünki manevî bir pislik sahibini ebedî selâmetten mahrum bırakır.
RİKAZ: Rîkaz, Maden ve define.Rikâz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifade eder.Hz. Peygamber’in “Rikâzda humus (1/5 nisbetinde vergi) vardır” (Ebû Ubeyd, el-Emvâl, nr. 856-860) buyurduğu, Hz. Ömer’in Medine dışında bulunan 1000 dinar altın paranın 200 dinarını devlet adına beytülmâle aldığı, Hz. Ali’nin de madenleri rikâz diye isimlendirip, çıkarılan maden parçalarından ve bulunan eski devirlere ait paralardan 1/5 nisbetinde vergi aldığı rivayet edilir (Ebû Ubeyd, a.g.e, nr. 871, 874-875).Hanefî fakihleri ise hem madenleri ve hem de eski devirlerde yer altına gömülüp gizlenen her nevi kıymetli eşyayı rikâz mefhumu içinde mütalaa ederler.(Diyanet İlmihali,c.2)
RIDVAN BİATI: RIDVAN BİATI:Hudeybiye` de 1400 civarinda müslümanin Hz.Peygambere verdigi and(8/628Umre maksadıyla Mekke’ye gelip kendilerine Kabe’nin olduğu yere sokulmayacakları haberini alan Allah Resulü (s.a.v.), Hz. Osman’ı elçi olarak Mekke’ye gönderdi. Daha sonra Hz. Osman’ın öldürüldüğü haberi (yanlış) gelince Efendimiz (s.a.v.) elçiyi öldüren bu müşriklerle savaşmadan vazgeçmeyeceğiz diyerek etrafındaki sahabeleri savaş için biat etmeye davet etti. Sahabeler de ölünceye kadar savaşacaklarına dair biat ettiler. Bu biate Rıdvan Biatı denir.
RİVAYET TEFSİRLERİ: Dirayet:”Bilmek, tanımak” akıl, zekâ, kabiliyet.Tefsir ilminde dirayet deyince, tefsir çeşitlerinden biri olan “dirâyet tefsirleri” akla gelir. Tefsirler genelde ikiye ayrılırlar: Rivâyet tefsirleri ve dirâyet tefsirleri. Rivâyet tefsirleri, selef âlimlerinden nakledilen eserlere, Sahabe hatta Tâbiîn’in sözlerine ve Kur’ân’ın bizzat Kur’ân ile ve Hz. Peygamber’in hadisleri ile açıklanmasına ve yorumlanmasına dayanır.Buna karşılık dirayet tefsirleri, rivâyet tefsirlerinde saydığının hususlarla birlikte dil, edebiyat, dinin genel prensipleri ve diğer genel bilgilere dayanılarak yapılan tefsirlerin genel adıdır. Bu tefsirlere “rey” veya “makûl” tefsirleri de denir. 1-Süfyan b. Uyeyne(198/814), Tefsir 2- Ebu Ca’fer Muhammed ibn Cerir et-Taberî(310) , Camiu’l-Beyan an Tefsiri’l-Kur’an 3- Ebu’l-Leys es-Semerkandî (373), Bahru’l-Ulum 4- Sa’lebî(427), el-Keşf ve’l-Beyan an Tefsiri’l-Kur’an 5- Ebu’l-Hasen Ali b. Ahmed el-Vâhidî (468),el-Vecîz fî Tefsîri’l-Kur’âni’l-Azîz 6-Hüseyin b. Mes‘ûd Beğavî(516), Maalimu’t-Tenzil 7-İbn Atiyye(546), el-Muharreru’l-Veciz fi Tefsiri’l-Kitabi’l-Aziz 8-İbnu’l-Cevzî(597), Zadu’l-Mesir 9-Kurtubî(671), el-Cami’u li Ahkami’l-Kur’an 10-İbn Kesir(774), Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim 11- Sealibî(876), el-Cevahir’ül-Hisan fi Tefsiri’l-Kur’an 12-Suyutî(911), ed-Dürrü’l-Mensur fi’t-Tefsiri’l-Me’sur 13- Cemâleddîn Muhammed b. Muhammed Kâsımî (v. 1332/1914), Mehâsinu’t-Te’vîl
RİYAZU’S-SALİHİN:Riyazu’s-Salihin (رياض الصالحين) İmam Nevevi tarafından kaleme alınmış hadis kitabı.yazılışından itibaren, Müslümanlar arasında çok rağbet gören bir kitap olan Riyazu’s-Salihin, müellifi olan İmam Nevevi’nin en meşhur eseridir. İmam Nevevi bu eserinde, hadisleri konu başlıkları halinde derlemiştir. Kütüb-i sitte denilen ve sahih hadisleri derlediği kabul edilen eserler bu çalışmanın temel kaynaklarıdır.
RUHBANLIK:Insanlardan uzaklasip riyazata cekilerek dünya zevklerini terketmek ve kendini asiri bir sekilde ibadete vermek demektir.Ruhbanligi Hiristiyanlar ihdas etmislerdir.Zamanla , bir yasayis bicimi olarak, Hiristiyanligin bünyesinde yerlesen bu uygulamaya“ruhbanlik“, uygulayanlara da“ruhban“ adi verilir
RÜKN: Kâbe’nin dört köşesinden her birine verilen isim.Kâbe’nin, Şam’a karşı olan köşesine Rükn-i Şâmî, Bağdâd’a karşı olana Rükn-i Irâkî, Yemen tarafında olana Rükn-i Yemânî, dördüncü köşeye de Rükn-i Hacer-ül-esved adı verilir. (Eyyûb Sabri Paşa)
Resûlullah efendimiz, Rükn-i Hacer-ül-esved ile Rükn-i Yemânî’nin karşısına geldiği vakit, her tavâfta (her dönüşte), istilâm yapmayı (bu köşeleri selâmlamayı) terk etmez; onlardan başka rükünlerde de istilâm yapmazdı. (Abdullah bin Ömer)
RÜKN-İ YEMÂNÎ:Kabe’nin Yemen tarafına düşen köşesi.Hz. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından Kâ’be bina olunmuş, daha sonra bir köşesine, doğuya isabet ettiği için “Rükn-i Şarkî” veya Hacer’ul-Esved o köşede bulunduğu için “Rükn-i Hacerül-Esved”, bir köşesine, Irak tarafına isabet ettiği için “Rükn-i Irâkî”, bir köşesine, Şam cihetine isabet ettiği için “Rükn-i Şâmî”, bir köşesine de, Yemen tarafına isabet ettiğinden dolayı, “Rükn-i Yemânî” denilmiştir. (Tecrid, VI,19; M. Esad, Tarîh-i Dîni İslâm, (sad. A. Lütfi Kazancı ve. dğr., 324 vd.).Ayrıca İslâmî literatürde Kâ’be’nin Hacerul-Esved’i içine alan rüknü ile Rükn-i Yemânî “Rükneyn-i Yemâniyeyn”; mukabili olan diğer iki rüknü ise “Rükneyn-i Şâmiyeyn” diye isimlendirilmiştir. Abdullah b. Ömer’den rivâyete göre, tavaf esnasında Rükn-ı Hacer ile Rükn-i Yemânî istilânı edilmektedir. Keza aynı zattan rivayete göre, Hz. Peygamber de tavafta Rükn-i Hacer ile Rükn-i Yemânî’yi istilâm ederdi (Tecrid, I, 149-150). İzdihamdan dolayı bu mümkün olmaz ise, tekbir getirmek suretiyle tavafa devam edilmekte idi.
Tavaf esnasında Hz. Peygamber’in istilâm etmesinden dolayı, Rükn-i Yemânî’nin Rükn-i Hacer’den sonra ehemmiyetli bir yeri vardır.
Rum :Rum suresinin ilk ayetlerinde kendisinden söz edilen Rum’dan kasıt, Doğu Roma devletidir. Yani güçlü şahinşahlık rejimi olan Sasani im¬paratorluğunun rakibi olan Bizans İmparatorluğudur. Bu iki süpergüç arasında tarih süreci içerisinde birçok savaşlar vukubulmuş ve kendi dönemlerinin en büyük süpergüçleri olarak sayılmışlardır. Mecusi (Zerdüşti) olan İranlılar, ilk İslam dönemi ve Resulullah (s.a.v) dönemi müslümanları açısından Ehl-i kitap olarak görülmüyorlardı. Bunun aksine hristiyan olan Romalılar ise Ehl-i kitap olarak sayılıyorlardı. Bundan dolayı da müslümanlar ile Mekke ve Kureyş müşrikleri arasında on yıl kadar süren savaşlarda müslümanlar, Ehl-i kitap olan Romalıların galip gelmelerini arzu ediyorlardı; müş¬rikler ise, İranlıların galip gelmesini arzu ediyorlardı ve savaşın birinde de İranlılar galip, Romalılar ise mağlup oldular. Fakat Kur’an’ın gaybi mu¬cizelerinden sayılan Kur’an’ın ileri görüşlülüğüne göre, birkaç yıl sonra Romalılar, İranlıları mağlup ettiler. Bu müjde, Müslümanların Bedir Gazvesinde müşriklere galip geldikleri gün kendilerine ulaştı. Bahauddin Hurremşahî, Kur’an Bilimi, İhtar Yayıncılık: 210-211.
RÛM SÛRESİ :Kur`ân-ı Kerim`in otuzuncu suresi. Altmış ayet, sekiz yüz on dokuz kelime, üç bin beş yüz on dört harften ibarettir. Fasılası, mim, nun ve vav harfleridir. Mekkî surelerden olup, İnşikak suresinden sonra nazil olmuştur. Adını ikinci âyetinde geçen, “Rum” kelimesinden almaktadır. Sürenin ilk âyetleri Bizansla İran arasında meydana gelen savaşların tevhid ve putperestlikle ilişkilendirilmesi çerçevesinde nazil olmuştur. Bu ayetler, M. 615 yılında Rumların İranlılara yenildiği sırada indirilmiştir ki bu yıl, Habeşistan`a hicret edilen yıla tekabül etmektedir. Rum Suresi(30):Bu surenin Rum ismiyle anılması, Kur’an’ın Rumların İranlılara galip gelmesine işaret etmesi, hatta belki de gayptan haber vermesinden dolayıdır. 60 ayet, 817 kelimeye sahiptir. Mushaftaki sıralamaya göre 30. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 84. sü¬residir ve Mekki’dir. Hurufu mukattaa (Elif, Lam, Mim) ile başlayan onaltıncı suredir. Bu surede her¬kesin elinde bulunduğuyla sevinmesi ve insanların yapıp ettiklerinden dolayı deniz ve karada fesad ve bozgunculuğun vuku bulmasına işaret edilmektedir.
RÛME KUYUSU (Hz. OSMAN KUYUSU) :Mescidi Şerife 5 km. uzaklıkta olup Kıbleteyn camisinin kuzeyinde kuzeyinde bi’ri Osman çiftliğinin içinde olan kuyusudur.Efendimiz (s.a.v.)’in bu kuyuyu satın alıp suyunu parasız olarak halka dağıtan kişiye Allah cennette misli ile bir kuyu vereceğini müjdeleyince Hz. Osman bu kuyuyu satın almış ve Müslümanlar için vakfetmiştir. Yaklaşık 30 yıldır ziraat üzerine faaliyette kullanılmaktadır. Tebük savaşında(Bizanslılarla yapılan savaşta) Hz Osman(r.a.) Şam’a göndermek üzere hazırlattığı 300 deveyi üzerindeki mallarla beraber Allah Resulüne teslim etmiştir. Bunların yanı sıra 50 at, 1000 altını nakit olarak ilave eder. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz(s.a.v.) “Bu amelinden sonra Hz Osman(r.a.)’a hiçbirşey zarar veremez”Tebük seferine çıkacak 30 bin kişilik ordunun üçte birinin bütün ihtiyaçlarını karşılaması meşhurdur. Bu davranışından çok memnun olan Efendimiz; “Ey Allah’ım! Ben Osman’dan razıyım. Sen de razı ol” diyerek duada bulunmuştur.Medine’ye doğru hicretten sonra Rumê kuyusu Yahudilerin elindeydi. Sahibi kuyuyu kilitleyip Müslümanlara su vermiyordu bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor“Rume kuyusunu kim satın alırda Müslümanlara karşılıksız hediye ederse onun için cennet vaat edilmiştir.”Hz Osman(r.a.) kuyuyu çok pahalı bir fiyata alıp Müslümanlara hediye etmiştir.Hz. Osman bu kuyuyu 20 bin dirheme satın alarak, ücretsiz olarak Müslümanların istifadesine sundu.
RÛMİ TAKVİM :Osmanlı Devletinde Hicri 1205 (1790) yılından itibaren malî işleri tanzim etmek için kullanılan takvimin adı. Osmanlılar, diğer İslam devletlerinde olduğu gibi bütün işlerini Hicri tarih esası üzerinde yürütüyorlardı. Daha sonraları bir takım, malî gerekçeler sebebiyle resmî işlemlerde Hicri tarihi bırakarak güneş esasına dayalı tarihleme sistemine geçilmiştir. Başlangıç tarihi M.S 594 tür. Mart ayı ile başlamaktadır. Hicri takvim ayın hareketlerine göre tesbit edildiği için Şemsi takvime göre 1 yılı, on bir gün önce tamamlar. Bu fark 33 senede Şemsî takvime bir yıllık bir fark yapar. Bunun için her otuz üç yılda, bir yıl düşülerek Şemsî sene ile mutabakat sağlanmaktaydı. Düşülen bu seneye “Sıvış senesi” denir. Düzeltilmemiş Julien takvimine göre ayarlanmış olduğu için Rumî Takvim ile miladi takvim arasında 13 günlük bir fark vardır. Bu fark 1582′de Gregorien takviminde yapılan 10 günlük düzeltmenin 1900 yılında 13 güne çıkmasından doğmaktadır. 1871 yılında Cevdet Paşa, başkanlığında kurulan komisyon münasebetiyle kaleme aldığı “Takvimul-Edvar” adlı eserde, bu takvimin, Şemsî aylar esasına göre Kamerî hesapla tesbit edilmesinin doğurduğu mahzurları ortaya koymaktadır. Bu takvim Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar yürürlükte kalmıştır.Rumî takvim, 1871′de hicret esas alınarak yeniden şekillendirilmiştir. Başlangıç tarihi, Miladi 23 Eylül 622 olarak alınmıştır. Aylar Şemsî olarak hesaplandığı işin Hicrî-Kamerî tarihe göre her otuz üç yılda bir yıl geri kalmaktadır.Rûmî Ayların tekabül ettiği aylar:Mart Mart,Nisan Nisan,Mayıs Mayıs,Haziran Haziran,Temmuz Temmuz,Ağustos Ağustos,Eylül Eylül ,Teşrin-i Evvel (T. Evvel) Ekim,Teşrin-i Sânî (T. Sani) Kasım,Kânûn-ı Evvel (K. Evvel) Aralık,Kânûn-ı Sânî (K. Sani) Ocak,Şubat Şubat
RU`YET-İ HİLAL:Hilal halindeki ayin, yeryüzünden ilk defa görülmesi.
SABİKUN-I EVVELUN: İslamiyeti kabul eden ilk sekiz kisi.Dinlerini muhâfaza için yurtlarından ayrılan, Resûlullah sallallahü aleyhi ve selleme son derece bağlılık gösteren muhâcirlerden, iki kıbleye karşı namaz kılmış olanlar veya Bedr gazvesinde (harbinde) bulunanlar veya Hudeybiye’de Bîat-ür-Rıdvân’da bu lunanlar veya hicretten evvel müslüman olanlar yâhut, Resûlullah’ı ilk tasdîk edenlerden olup, kendilerinden sonra insanların peşipeşine İslâm’a girdiği hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ali, hazret-i Zeyd bin Hârise, Osman bin Affân, Zübeyr bin Avvâm, Abdurrahmân bin Avf, Sa’d bin Ebî Vakkâs, Talhâ bin Ubeydullah (radıyallahü anhüm) ile Ensârdan (Medîneli müslümanlardan) birinci, ikinci ve üçüncü Akabe bîatlarında bulunanlar. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Muhâcirler ve Ensâr’dan olan Sâbikûn-ı evvelûn ve îmânda ve ihsânda bunların izinde gidenlerden Allahü teâlâ râzıdır. Onlar da Allahü teâlâdan râzıdırlar. Allahü teâlâ onlar için altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. Orada ebedî (sonsuz) olarak kalacaklardır. (Tevbe sûresi: 100)

Din Görevlileri El Kitabı (Mesleki Alan Terimleri)S-Ş-T-Ü-U

SADAKA:Allah katinda sevap kazanmak icin yoksullara ve muhtaclara yapilan her cesit yardim. Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etme, iyilik ve ihsanda bulunma demektir. Farz, vacip ve mendub kısımları vardır. Zekat ve zaruret derecesinde ihtiyaç içerisinde bulunan kimseye yardım etmek farz, sadaka-i fıtır vacip, diğerleri ise menduptur.
Hz. Peygamber sadaka ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Güneşin doğduğu her yeni günde kişiye, her bir mafsalı için bir sadaka vermesi gerekir. İki kişi arasında adalet yapman bir sadakadır. Kişiye hayvanını yüklerken yardım etmen, bir sadakadır. Güzel söz sadakadır, namaza gitmek üzere attığın her adım, sadakadır. Yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırıp atman, sadakadır.” (Buhârî, Cihâd, 72, 128; Müslim, Müsâfirûn, 84). Başka bir hadislerinde de, “Kardeşine karşı izhar edeceğin tebessümün bir sadakadır. Emr-i bi’l-mâ’rufun ve nehy-i ani’l-münkerin sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen, sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen, sadakadır (yardımcı olman); yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman, sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman, sadakadır.” buyurmuştur (Tirmizî, Birr, 36).
SAD SÛRESİ :Kur’an-ı Kerim’in otuz sekizinci suresi. Seksen sekiz âyet, yedi yüz otuz iki kelime, üç bin altmış dokuz harften ibarettir. Fasılası “ba, cim, dal, ra, sad, tı, kaf, lam, mim ve nun” harfleridir. Mekkî surelerden olup, Kamer suresinden sonra nâzil olmuştur. Adını birinci âyetin ilk harfi olan “Sad” harfinden almaktadır.
SAD SURESİ(38):Surenin bu şekilde adlandırılması, sad harfiyle başlıyor olmasından dolayıdır. Surenin diğer bir ismi de Davud’dur. 88 ayet, 735 kelime içermektedir. Mushaftaki sıralamaya göre Kur’an’ın 38. suresi, nüzul sı¬rasına göre de 38. suredir ve Mekki’dir. Yaklaşık bir hizb kadar yer tutmaktadır. On dört secde surelerindendir ki, 24. ayeti müstehab secde ayetidir. Temel konuları, Davud, Süleyman, Eyyüb Pey¬gamberlerin kıssalarına işaret, cehennem ehlinin söyleyip-söylemedikleri ve çatışmaları ile ilgili konular, insanın yaratılış süreci, şeytanın insana secde etmesi konusundaki İlahî emirden yüz çevirmesi ve bundan dolayı da lanetlenmiş ve kovulmuş olması ko¬nularıdır.
SA`D BİN EBİ VAKKAS:Peygamberimizin dayisi.Allah yolunda ilk kan akitan kisi.
SADRU-L EVVEL: Ancak selef için söylenir. Haklarında Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in şahitlik ettiği ilk üç asırdır.
SAF:Namazda duran müslümanlarin olusturdugu siralardan her biri.
SAFA –MERVE:Safa ve Merve ,Kabe’nin doğu tarafında yaklaşık 350m mesafeli, Sa’y ibadetinin başlangıç ve bitiş yeri olan iki tepenin adıdır. Safa Mekke’nin doğusundaki Ebu kubeys dağının eteğinde Mescid-i Haram’ın kuzeydoğusunda Merve’den biraz daha daha yüksek ve Kabe’ye daha yakın bir tepedir. Safa’nın tam karşısındaki Merve ise Mekke’nin batısındaki Kuaykıan dağının eteğinde Harem-i Şerif’in kuzeybatısında ve Kabe’nin Rüknü ırak) köşesinin karşısında yer alır.Kur’an-ı Kerim’de Safa ve Merve’nin Allah’ın koyduğu sembollerden olduğu belirtilmekte bu iki tepe arasında sa’y etmenin hac ve umre ibadetinin parçası olduğu vurgulanmaktadır (el-Bakara 2/158).
SAFF SÛRESİ :Kur’an-ı Kerim’in altmış birinci süresi. On dört âyet, iki yüz yirmi kelime ve dokuz yüz yirmi altı harften ibarettir. Fasılası mim, nun ve sad harfleridir. Medenî sürelerden olup Teğâbun süresinden sonra nâzil olmuştur. Adını dördüncü âyetinde geçen Saf kelimesinden almıştır.
SAFF SURESİ(61):Bu surenin Saff ismiyle anılmasının sebebi, su¬renin 4. ayetinde bu kelimenin kulanılmış olmasıdır (Allah, kendi yolunda kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf saf olarak durup çarpışanları sever). Surenin bir diğer ismi de İsa’dır. 14 ayet ve 226 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sırası 61, nüzul sırası ise 109′dur. Kur’an’ın Medeni surelerindendir. Bu su¬rede, Hz. İsa’nın Ben-i İsrail’i, kendinden sonra ge¬lecek Tevrat ve İncil’in de tasdik ettiği ve ismi Ahmed (Hz. Muhammed (s.a.v)’in isimlerindendir) olan bir Pey¬gamberle müjdelediği konusu işlenmiştir (6. ayet). Aynı zamanda Hz. İsa’nın Havarilerine “Allah’ın dini yolunda benim yardımcılarım ve dostlarım kim¬lerdir?” diye sorduğu ve onların da “Bizleriz” dediği şeklinde bir konuşma da zikredilmiştir.
SAFFAT SURESİ(37):Sure, bu kelimeye yeminle başladığı (Ve’s-saffat-ı Saffen) yani saf saf duran meleklere yemin ile baş¬ladığından dolayı bu şekilde adlandırılmıştır. 182 ayet ve 866 kelimedir. Mushaftaki sırası 37, nüzul sı¬rası ise 45′tir ve Mekki surelerdendir. Kapsadığı alan, bir hizbden biraz fazladır. Temel konuları, melekler konusundaki açıklamalar, bazı kıyamet sahneleri, ka¬firlerin imansızlıklarından dolayı pişmanlık duy¬maları, cennetliklerin içinde bulundukları bazı güzel tasvirler. Ayrıca Nuh, İbrahim kıssaları ve onun İs¬mail’i ya da İshak’ı kurban etme konusundaki sadık rüyaları ve daha sonra İbrahim’in oğlunun kurban ol¬maktan kurtulması ve İbrahim’in İlahî imtihanı ba¬şarıyla geçmesi gibi konulara da yer verilmiştir. Bu konular dışında Musa, Harun, İlyas, “Al-i Yasin”, Lut ve Yunus ‘un kıssaları da ele alınmıştır.
SAFİYULLAH:Allah`in seckin kildigi, sectigi, temiz kildigi Hz.Adem(as) peygamber hakkinda kullanilir.
SAHABÎ :Sözlükte “arkadaş, dost” anlamlarına gelir. Çoğulu sahabe veya ashabdır. Terim olarak, Hz. Peygamber devrine yetişmiş, Müslüman olarak Hz. Peygamber’i görmüş, O’nun sohbetinde bulunmuş ve Müslüman olarak ölmüş olan kimselere sahabî denir. Sahabî kadın olursa, sahabiyye ismini alır.En son sahabî hicrî 110 yılında vefat etmiştir.Ehli sünnet âlimleri Kur’ân ve hadisle ilgili konularda her sahabînin adaletli olduğunu kabul etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim’de, sahabenin adaletine şu âyet işaret etmektedir: “(İslâm Dinî’ne girme konusunda) ilk öne geçen Muhacirler ve Ensarla birlikte, güzel amelde onlara tâbi olanlardan Allah razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır…” (Tevbe: 9/100). Hz. Peygamberin bir çok hadisi de bu konuyu pekiştirmektedir: “İnsanların en hayırlısı, benim yaşadığı devirde yaşayanlardır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra da onlardan sonra gelenlerdir.” (Buhârî, Şehâdât, 9; Fedâil-ü Ashabı’n-Nebî, 1).Onlar İslâm’ın korunması ve yayılması yolunda hayatlarını ve her türlü değerlerini ortaya koymuşlardır. Allah Rasûlü ile omuz omuza cihat ederek fedakârlıkta bulunmuşlardır. Bundan dolayı Müslümanların en hayırlı nesli olma şerefine ermişlerdir. Hz.Peygamberin vefatı esnasında sahabilerin sayısının 114 bin ,vefatı esnasında 30 bin Medine de 30 bin Medine dışında olduğu, elimizdeki kaynaklarda 10 bin isimleri tesbit edilen ve zikredilen sahabe bulunmaktadır.Sahabiler geniş coğrafyaya yayılmışlar, bu yayılmanın sebepleri;Fetih hareketleri, idari görevler(Valilik, kadılık ve zekat amilliği,zabıtalık , emniyet,),Tebliğ ve İrşad,Ekonomik nedenler,Fitmeden uzak durma(h.35 yılında Hz.Osmanın şehit olması, h.36 da Cemel, h.37 de sıffın vakaları nedeniyle) a)Siyasi itizan,b)Zühd hayatı, c)Toplumsal itizal,İskan politikası,hadsi rivayeti. Sahabe güçünün İslam kültür hayatına etkileri olmuştur:İlmi hayata ve siyasi hayata etkileri oldu.Sahabenin vefat yerleri;Mekke ,Medine,Habeşiştan,Yemen ,Bahreyn,Umman,Basra,Necd,Rebeze,Kudeyd,Harre,Taif,Mısır,Feyyum,Münye,Berelkis,İskenderiyye,İfkiriyye,Şam,Dımaşk,Humus,Ürdün, Filistin,Kufe,Musul,Medain,Cezire bölgesi,Karkisiya(Bugün Gaziantep sınırları içinde Karkamış ilçesinde bulunan Biricik nehri yakınlarında Kargamış(karkemiş) şeklinde bilinen harabeler, Harran, Rakka,Nusaybin, Irak bölgesi(Ehvaz,Cürcan Hemedan,İsfehan,rey,Istahr,Nihavend ),Horasan bölgesi(Behl,Herat,Kabil,Serays,Merv, Semerkant,tüster,Nişabur,Buhara, )Anadolu da Adıyaman,Gaziantep(3), İstanbul(29),İznik,Nusaybın,Siirt,Urfa(Ruhe eski ismi), Azerbeycan,Akdeniadaları,Kıbrıs,Hind bölgesi,Endülüs ve Çin.Bu yerlere yerleşip vefat edenler veya vefat edenlen, veya gidip dönenler olmuştur.savaşlarda şehit olan sahabeler:Bedir(şehit:14) uhud(70),Hendek(6),Reci vakası(10),biri mauna(40,70,30),hudeybiye(3),mekke fethi(6),huneyn(9),taif savaşı(12),hayber savaşı(15,23),beni mustalik(mureysi) gazvesi(1),mute savaşı(13,23),tebük gazves(2)i, zat-ı atlah seriyyesi(15),Vadil-Kura seriyyesi(1), beni kureyza gazvesi(2),yemame savaşı(1200kişinin şehit olduğu 700 kişin hafız olduğu),dummetül cendel,yermük savaşında şehit olanlar(3000),Hz.Osmanın şehit edilmesi esnasında şehit olanlar(Yevmud-Dar şehitleri),cemel ve sıffın vakalarında şehit olan sababiler.
SAHİB-İ TERTİB:Bir kimsenin tertip sahibi olabilmsi icin, en az 6 vakit namazi kazaya kalmamis olmalidir.Sahibi-i Tertib; pes pese 6 vakit veya daha fazla namazi kazaya kalmamis olan kimselere sahib-i tertib denir.
es-Sahîfetu’s-Sâdıka:Adına sahife denilen ve HZ. Peygamber ve sahabe devirlerinde yazılmış olan küçük çaptaki hadis mecmualarındandır ve sahabî Abdullah b. Amr İbni’1-As’a aittir. Hadislerin tedvin edilemsinden önce yazılı olarak tesbit edilmiş hadis metinlerinin ilk örneklerinden sayılır.
SAHİH HADİS: Senedinde kopukluk olmayan (muttasil) ve Bütün ravileri sika olan ve Illet ve sazlik bulunmayan hadis.
SAHİHAYN :Buharî ve Müslim’in sahihlerine “iki sahih hadis kitabı” anlamında kullanılan bir usul-u hadis terimi.im harfleridir.İki sahih manasına gelen bu tabir Buhari ve Müslim’in sahihlerine denir.
Buhârî’nin el-Câmi’u's-Sahîh veya Sahih-i Buhârî denilen eseri ile Müslim’in el-Câmi’u's-Sahîh ya da Sahih-i Müslim ismiyle tanınan kitabı Müslümanlarca Kur’ân-ı Kerim’den sonra en sahih kitaplar kabul edilmiştir. Her iki kitabın da tamamen sahih hadislerden meydana geldiği söylenmiştir.
Sahih-i Buhârî: Hicri üçüncü asır şöhreti İslâm aleminin her tarafına yayılmış âlimi Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail el-Buhârî’nin tamamen sahih hadislerden meydana geldiği kabul edilen meşhur hadis kitabıdır. Değişik konulardaki hadisleri bir araya toplayan cami türünde bir eserdir. Asıl ismi el-Câmi’u's’Sahîhu’1-Musnedu’l-Muhtasaru min umûri Resûlillâh (s.a.s) ve Sunenihî ve Eyyâmihîdir. Kısaltılarak el-Câmi’u's-Sahîh veya Sahih-i Buhârî denmiş ve daha ziyade bu isimlerle meşhur olmuştur.
SAHİH HADİS :Ameli gerektiren yani kendisiyle amel etmek vacib olan makbul hadis.
Hadis usulü alimlerinin ittifaklı olarak yaptıkları tarife göre sahih hadis; “Şazz ve illetli olmayarak, isnadı Rasûl-i Ekrem’e veya Sahabeden yahut daha sonrakilerden birine varıncaya kadar adâlet ve zabt sâhibi kimselerin yine kendileri gibi adâlet ve zabt sahibi kimselerden muttasıl senedlerle rivayet ettikleri hadistir” (İbn Kesir, İhtisaru Ulumil-Hadîs, thk, Ahmed Muhammed Şakir, Beyrut 1951, s. 21).
SAHİH-İ MÜSLİM :Altı temel hadis kitabın ikincisi. Buhârî’den sonra sırf sahih hadisleri tasnif etmek için oluşturulmuş hadîs kitabı.
Sahihi Müslim: Hadisin altın çağı kabul edilen üçüncü hicri asrın tanınmış muhaddislerinden Müslim b. Haccâc el-Kuşeyri’nin meşhur hadis kitabıdır. Cami türünde bir eserdir ve tamamen sahih hadislerden meydana gelmiştir. el-Câmi’u's-Sahîh adını taşımaktadır. İslâm aleminde daha çok Sahih-i Müslim adiyle meşhur olmuştur.
SAHN I SEMAN MEDRESESI Fatih Medresesi de denir. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’da yaptırılan medreselerdir. Bunların sayısının sekiz olmasından dolayı “Sahn-ı Seman” olarak isimlendirilmiştir.Sahn-ı Seman’ı bitirenler, müderris, kadı, hakim ve devletin diğer bütün hizmetlerinde görev alabilecek düzeyde sayılırdı. Tanzimat’la birlikte, değişik meslekler için okullar açıldığından medrese eğitimi görenler için yalnızca ilmiye, bölümü kaldı.
SAİME:Yilin yaridn fazlasini disarida otlamak suretiyle geciren kücük ve büyük bas hayvan.
SAKAL-I ŞERÎF :Şerefli, mübarek sakal anlamında Hz. Peygamberin sakalı için kullanılan bir tabir.”Sakal” türkçe, “şerîf” ise arapça bir kelime olup; “Sakal-ı Şerîf”, kurallara tam uymasa da, Osmanlıca bir tamlama olarak “mübarek, şerefli sakal” anlamına gelmektedir. İslâmî literatüre “Lihye-i Saâdet veya Lihye-i Şerîf” şeklinde geçmiştir.Bu tabir Hz. Peygamber’in sakalından günümüze kadar ulaşmış olanların belirli gün ve gecelerde ziyaret edilmesi mânasına geldiği de söylenebilir.
SAKT (DÜŞÜK ÇOCUK): Zamanından önce ana rahminden düşen çocuk de¬mektir Şehid ise İslâm’ı müdafaa etmek üzere katıldığı savaşta öldürülen kişi demektir Düşüğün iki durumu vardır:
a Düştüğünde ses çıkarmaması
Annesinin rahminde dört ayı tamamlamadan düşerse, onun yıkan¬ması kefenlenmesi vacib olmaz Bir beze sarılıp cenaze namazı kılın¬madan defnedilmesi müstehabdır
b Düştüğünde ses çıkarması
Çocuk düştüğünde kendisinde hayat belirtisi görülürse yıkanması, kefenlenmesi ve yaşlı bir müslüman gibi cenaze namazının kılınması va¬cib olur
Hz Peygamber şöyle buyurmuştur:
Çocuk, canlı olarak dünyaya gelmedikçe ona cenaze namazı kılınmaz ve ne varis (miras alan), ne de müverris (miras bırakan) olur
Çocuk doğarken hayat belirtisi gösterdiği zaman, namazı kılınır ve mirasçı olur

SALA :Ezandan önce Hz.Peygambere dua olarak minarede okunan na`ta denir.
SALAT:Tebrik, tezkiye,saygi,dua, istigfar ve rahmet manalarina gelir.
SALAVAT-İ ŞERİFE:Salli ve Barik dualarina verilen isim.
SALTUKNAME:Rumeli’nin Türkleşmesi için mücadele eden Sarı Saltuk’un menkıbevi hayatını anlatan eserlere denir
SALİH AMEL:Iyi amel, yararli is.Allahü Teala`nin razi oldugu, begendigi is,ibadet.
SALVELE:Hz.Muhammed(sas) icin belirli bir ifade kalibi kullanarak hayir duada bulunmak ya da bu sekilde yapilan dua.Peygamberimizin adi anilinca”Sallallahu aleyhi ve sellem” deriz.Bu, Peygamberimize bir saygi ve sevgi ifadesidir.”Ona selam olsun“ demektir.Yazilirken genellikle(SAS) biciminde kisaltilir.
SALVELE :Hz. Peygamber (s.a.s)’e salavât okuma; Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra Hz. Peygamber (s.a.s) hakkında “.Ve’s-Salatü ve’s-selâmu alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain” şeklinde yapılan dua.-Salvele:Hz.Peygamber(sas)`e, O`nun ev halkina ashabina salat ve selam cümlelerini ifade etmek üzere kullanilan bir tabirdir.“Yeryüzünde Allah`in seyyah melekleri ümmetimin salatü selamini bana aninda ulastirir“(Nesai, Sehv 46).“Kim bana bir salat okursa Allah `da ona 10 rahmet ve ikramda bulunur“(Tirmizi,salat 357)2en cimri insan, yaninda adim anildigi halde bana salatü selam getirmeyendir.“(Tirmizi,Deavat,100)

SALLİ VE BARİK DUALARI:Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ ali seyyidina Muhammed. Kema salleyte alâ seyyidina İbrahime ve alâ ali seyyidina İbrahime. İnneke hamîdün mecid. Ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ ali Muhammed. Kema barekte alâ seyyidina İbrahime ve alâ ali seyyidina İbrahim. İnneke hamîdün mecîd.” Anlamı: “Ey Allah’ım! Efendimiz Muhammed’ e ve efendimiz Muhammed’in ailesine rahmet et (onların şerefini yücelt). Efendimiz İbrahime ve onun ailesine rahmet ettiği gibi. Şübhesiz bütün hamd ve övgü sanadır, büyüklük ve yücelik sana mahsustur. Efendimiz Muhammed’e ve onun ailesine bereket ver. Efendimiz İbrahime ve onun ailesine bereket verdiğin gibi. Şübhesiz bütün hamd ve övgü sanadır, büyüklük ve yücelik sana mahsustur.”
SAMİ:Hz.Nuh`un oglu Sam`in soyundan gelen kavimler.Asurlular, Fenikeliler, Filistinliler, Araplar, Israiller ve habesliler sami kavmindendirler.
SAMİRİ :Kendilerini Firavun’un zulmünden kurtarıp Mısır’dan çıkaran peygamberleri Hz. Musa’dan, tapınmak için put isteyen İsrailoğullarına, Hz. Musa Allah’tan emir almaya gidip kendilerinden ayrıldığı bir sırada, fırsattan istifade ile istedikleri putu altından buzağı şeklinde yapan; bilgisiyle onun böğürmesini sağlayan ve yaptığı bu buzağının İsrailoğullarının ve Musa’nın gerçek ilahı olduğunu, Musa’nın da zaten bunu aramaya gittiği yalanını söyleyerek oradakilerin çoğunluğunun tapınmasını sağlayan; Musa’nın dönüşünden sonra ise hatalarını anlayan İsrailoğullarının kendisini yalnız bıraktığı, Musa a.s tarafından lanetlenip kovulan, ölünceye kadar da yalnız yaşamak zorunda bırakılan put yapımcısı.
SAMSKARA:Hinduizm`de günlük ibadetlerin disinda dogum, evlenme ve ölüm gibi insan hayatinin gecis dönemlerinde gerceklestirilen dinsel törenlere samskara denir.
SANCAKTAR-İ NEBİ:Hicret esnasinda Resulullah`i yakalamak icin takibe cikan Süraka b.Cü`sum idi.Hicret esnasinda Resulullah ile beraber olan ve Kuba`ya yaklasinca Peygamberimizin izni ile sarigini cözüp mizraginin ucuna bagladi ve sancak yapti. Kuba´ya girinceye kadar Resulullah`in yaninda yürüdü ve „Sancaktar-i Nebi ünvanini aldi.
SA`Y:Birinin adi Safa, digerinin adi Merve olan iki tepe arasinda yedi kez gidip gelmeye denir.
SEBE’ :Bu kelime hem Sebe’ olarak telaffuz edilir. Kur’an-ı Kerim’in otuz dördüncü suresi de bu isimle adlandırılmıştır. Hem de Seba olarak telaffuz edilir. Seba, Arap yarımadasının güneybatısında yer alan bir ülke ve kavmin ismidir. Kur’an-ı Kerim’de de buna işaret edilmiştir. Seba melikesi olan Belkıs, baş¬langıçta Süleyman’ın davetine ve hakimiyetine mu¬kavemet edip karşı çıktı. Daha sonra O’nun nübüvvet ve kudretine iman etti. Aynı şekilde Seylü’1-Arim is¬minde kökleri yerinden sökücü bir selin o top-raklarda vukubulduğuna ve orada bayındır olan yerleri yerle bir ettiğine de işaret edilmiştir.
Sebe’: 34//15, 16; Neml: 27//20-44. Bahauddin Hurremşahî, Kur’an Bilimi, İhtar Yayıncılık: 213.Sebe’; Arab kabilelerinden biridir, Yemen beldelerinde ikamet etmekte idiler. Bunlardan Arap yarımadasında birçok kabileler meydana gelmiştir. “Sebe”‘ Esasen Araplardan bir şahsın adıdır. Babasının adı “Yeşcüb” onun babasının adı da Yağrub Bini Kahtandır. Deniliyor ki “Sebe”‘ Yemen’deki ilk hükümdardın, adı “Abdüşems” idi, ilk esir olan bir hükümdar olduğu için kendisine “Sebe”‘ denilmişşir. Çünki “Seb” esir almak demektir. Dört yüz seksen dört sene hükümdarlıkta bulunduğu rivayet olunuyor. Bütün Araplar başlıca iki kısma ayrılmıştır. Birine “Kahtaniyye” diğerine de “Adnaniyye” denilir. “
SEBE’ SÛRESİ :Kur’an-ı Kerim’in otuz dördüncü süresi. Elli dört âyet sekizyüz seksen üç kelime, üçbin beşyüz on iki harf” ten ibarettir. Fasılası ra, nun, mim, dal, ba, lam ve zi” harfleridir. Mekkî surelerden olup Lokman süresinden sonra nâzil olmuştur. Altıncı âyetinin Medenî olduğu da rivayet edilmektedir (Zemahşerî, el-Keşşaf, Beyrut (t.y), III, 566). Adını on beşinci âyetinde geçen “Sebe” kelimesinden almaktadır.Sebe Suresi(34):Bu surenin bu şekilde isimlendirilmesi şekli, Sebe kavmi kıssasına işaret edilmiş olmasıdır (15. ayetten sonrası). Bu surenin bir diğer ismi Davud’dur. 54 ayet ve 885 kelime içermektedir. Mushaftaki sıralamaya göre 34. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 58. sü¬residir ve Mekki’dir. Bir hizbden biraz fazla bir yer tutar. Surede Hz. Davud ve Süleyman’ın kıssalarına ve Arim seline işaretlerde bulunulmuştur.
SECAVEND:Vakıf alametinin bir adıda secavent alametleridir.Durak işaretide denir.(durak denmez) .Bu işaretleri ilk defa Muhammed b. Tayfur es-Secâvendi (öl: 560/1165) koymuştur ki, daha sonra konulan bazı işaretlerle birlikte hepsine birden, onun ismine izafeten “Secâvend” denilmiştir (A. Çetin, Kur’an-ı Kerim Tarihi, s. 150).Secavent Alametleri:
[Mim]: Vakf-ı Lazım: Muhakkak durmalıdır. Geçildiğinde mananın bozulacağına işarettir. Kur’an’da 84 yerde geçmektedir. Bu işaret nerede gelirse orada vakfetmek lazımdır. Vacibtir. Vakf terk edilemez.
[Tı]: Vakf-ı Mutlak:Sözün tamam olduğu yerlerde bulunur. Vakıf evla vasıl caizdir. Durmak tercih edilir geçmek de mümkündür.
[Cim]: Vakf-ı caiz: Geçmek de durmak da caizdir. Vakıf evla vasıl caizdir.Lakin durmak gecmekten evladir.
[Ze]: Vakf-ı Mücevvez: Vasl evla vakıf caizdir. Gecmek durmaktan evladir. Durulduğunda geriden alınmasına gerek yoktur.
[Kaf]: Cevaz vardir. Ekseri Ulema gecmistir durmak da caizdir.
[Lâ]:Vakf-ı La: Durulmaz. önceki kelime ile birlikte tekrar okunur. Ayet-i kerime sonunda durunca tekrar edilmez.
[Gıf]: Durmak vaciptir manasi “sen dur” demektir..
[Şın]: Vakf-ı Murahhas: Zaruret dolayısıyla durulabilecek yerde bulunur. vAsl evla vakıf caizdir. Durulursa geriden alınmaz.
[Ayn]: Ruku alametidir. Bir konu veya kıssanın bittiğini yenisinin başladığını gösterir. Hatimle namaz kıldıranlar için konu bütünlüğü açısından bir işarettir..
[3 nokta]: Vakf-ı Muanaka yada Vakf-ı Murakabe: Bu üç noktanın birisinde durulur. Eğer üzerinde üç nokta olan birinci kelimede durulursa üç nokta olan ikinci kelimede durulmaz. Eğer üzerinde üç nokta bulunan birinci kelimede durulmazsa ikinci üç nokta bulunan kelimede durulur. Her ikisinde de durmamak veya her ikisinde de geçmek caiz değildir.
SECDE SURESİ(32):Bu surenin isimlendirilme şekli, okunması ha¬linde secde yapılması farz olan bir ayetin burada yer almış olmasıdır (15. ayet). Bu surenin bir diğer adı da Mezacı’dır. 30 ayet ve 372 kelimeyi içermektedir. Mushaftaki sıralamaya göre Kur’an’ın 32. suresi, nüzul sırasına göre ise 75. sure olup Mekki’dir. Mu¬kattaa harfleriyle başlayan 18. suredir (Elif, Lam, Mim harfleriyle başlamaktadır). Bu surenin temel konuları, Tevhid, mead hakkındaki bilgiler ve inanmayanları uyarma konularıdır.
SECDE SÛRESİ :Kuran-ı Kerimin otuz ikinci sûresi. Otuz âyet, üç yüz seksen kelime ve bin beş yüz on sekiz harften ibarettir. Fasılası, mim, nûn, lâm harfleridir. Mekkî sûrelerden olup Müminûn sûresinden sonra nazil olmuştur. On sekiz, on dokuz ve yirminci âyetlerinin Medinede nazil olduğu rivayet edilmektedir. Adını on beşinci ayetinde geçen secde kelimesinden almış olup, içinde secde ayeti bulunan sûrelerden biridi. Diğer bir adı da el-Mecadi” dir. Kuranda Secde Sûresi” olarak adlandırılan iki sûre vardır. Bunlardın birisi bu sûredir; diğeri de Fussilet sûresidir. İkisini birbirinden ayırdetmek için bu sûreye Lokman Secdesi, diğerine de Hamim Secdesi adı verilmiştir. (M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, istanbul 1936, V, 3856; Said Havva, el-Esas fit-Tefsir, Kahire, 1985, VII, 4349)
SECDE-İ SEHİV Secde, alnı yere koyma; aşırı saygı gösterme; sehiv, dalma, gaflet etme, bilmeyerek terk etme demektir. Sehiv secdesi ise, yanılmak suretiyle namazın rükünlerinden birisini geciktirme veya bir vacibi terk ya da geciktirme halinde, namazın sonunda yapılması gereken iki secde demektir.Sehiv Secdesi:Yanılma secdesi.Sehiv secdeleri, bir namazın vaciblerinden birini yanılarak terk etmekten veya geciktirmekten dolayı, o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile teşehhüdden, salavat ve duaları okumaktan ibarettir.Sehiv secdeleri vacibdir Şöyle yapılır: Son oturuşta yalnız “Tahiyyat” okunduktan sonra iki tarafa selam verilir. Ondan sonra “Allahü Ekber” denilerek secdeye varılıp üç kez “Sübhane Rabbiye’l-ala” okunur. Ondan sonra “Allahü Ekber” denilerek kalkılır. Bir tesbih mikdarı duraklamadan sonra tekrar “Allahü Ekber” deyip ikinci secdeye varılır. Yine üç kez “Sübhane Rabbiye’l-ala” okunduktan sonra “Allahü Ekber” denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat ve Salavatlarla “Rabbena atina” okunup önce sağ tarafa, sonra sol tarafa selam verilir.Bir imam, sehiv secdesini terk edecek olursa, cemaatta terk eder.Cuma ve bayram namazlarinda da fazla kalabaliktan dolayi bir karisikliga meydan vermemek icin terk edilir.
SECDE-İ TİLÂVET :Kur’an’daki bir secde âyetini okuyan veya dinleyen müslümanın yapması vacib olan secde.
SEFARETNAME:Osmanlı İmparatorluğu döneminde kimi elçilerin gittikleri yabancı ülkeleri tanıtmak amacıyla o ülkelere gördüklerini anlattıkları yapıtlara verilen ad.Sefaretname: Osmanlı İmparatorluğu döneminde kimi elçilerin gittikleri yabancı ülkeleri tanıtmak amacıyla o ülkelere gördüklerini anlattıkları yapıtlara verilen ad.
SEFER:Sefer= misaferet, lügatte herhangi bir mesafeye gitmektir. Zıddı, ikamettir. Şer’an sefer, muayyen bir mesafeye gitmektir ki, bu mutedil bir yürüyüş ile üç günlük, yani: On sekiz saatlik bir mesafeden ibarettir. Mutedil yürüyüş, yaya yürüyüşüdür ve kafile arasındaki deve yürüyüşüdür. Denizlerde de yelken gemileri ile havanın itidali muteberdir. Bu kadar mesafeye süratle hareket eden bir nakil vasıtası ile bir günde veya birkaç saat içinde gidilse de o yine sefer mesafesi olmaktan çıkmaz. Yolculuk zahmetsiz olmadığı için yolcular hakkında böyle bir müsaade verilmiştir. Böyle bir yolcu, dört rekat 11 farz namazları ikişer rekât olarak kılar. Bu, hanefî mezhebince bir vecibedir. Bıına”kasri s el ât” denir. Fakat İmam Safi iye göre misafir serbesttir, dilerse bu farzları yine dörder rekât olarak kılabilir.Sefer = misaferet, lügatte herhangi bir mesafeye gitmektir. Zıddı, ikamettir. Şer’an sefer, muayyen bir mesafeye gitmektir ki, bu mutedil bir yürüyüş ile üç günlük, yani: On sekiz saatlik bir mesafeden ibarettir. Mutedil yürüyüş, yaya yürüyüşüdür ve kafile arasındaki deve yürüyüşüdür. Denizlerde de yelken gemileri ile havanın itidali muteberdir. Bu kadar mesafeye süratle hareket eden bir nakil vasıtası ile bir günde veya birkaç saat içinde gidilse de o yine sefer mesafesi olmaktan çıkmaz. Yolculuk zahmetsiz olmadığı için yolcular hakkında böyle bir müsaade verilmiştir. Böyle bir yolcu, dört rekatlı farz namazları ikişer rekât olarak kılar. Bu, hanefî mezhebince bir vecibedir. Bıına”kasri s el ât” denir. Fakat İmam Safi iye göre misafir serbesttir, dilerse bu farzları yine dörder rekât olarak kılabilir.
SEHİV SECDESİ:Sehiv secdeleri, bir namazın vaciblerinden birini yanılarak terk etmekten veya geciktirmekten dolayı, o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile teşehhüdden, salavat ve duaları okumaktan ibarettir. Şöyle yapılır: Son oturuşta yalnız “Tahiyyat” okunduktan sonra iki tarafa selam verilir. Ondan sonra “Allahü Ekber” denilerek secdeye varılıp üç kez “Sübhane Rabbiye’l-ala” okunur. Ondan sonra “Allahü Ekber” denilerek kalkılır. Bir tesbih mikdarı duraklamadan sonra tekrar “Allahü Ekber” deyip ikinci secdeye varılır. Yine üç kez “Sübhane Rabbiye’l-ala” okunduktan sonra “Allahü Ekber” denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat ve Salavatlarla “Rabbena atina” okunup önce sağ tarafa, sonra sol tarafa selam verilir.
SEKALEYN:”Sekaleyn” insanlar ile, cinlere verilmiş bir addır. Bunlar yeryüzünde bulunan diğer mahlûkata göre mükellefiyetleri itibariyle daha büyük bir varlığa sahip oldukları için bu ünvânı almışlardır, veyahut bunlar, yeryüzüne hayatlarıyle ve ölümleriyle bir ağırlık vermekte oldukları için kendilerine böyle sekaleyn denilmiştir.
SEKERAT-ÜL MEVT:Ölüm sarhoşluğu, can çekişmesi hâli. Bir de (bakarsın ki) sekerât-ül-mevt, hak (gerçek) olarak gelmiştir. (Ey insanoğlu!) İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir. (Kâf sûresi: 19) Misvâk kullanmanın on beş kadar faydası vardır. Bunlardan biri de; sekerât-ül-mevtte, şehâdet kelimesini (Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh) söylemeye sebeb olur. (Hazret-i Ebû Bekr) İnsan, sekerât-ül-mevt hâlinde iken; cesedi terler, gözleri sür’atle iki tarafa gider, burnunun iki tarafı çekilir, göğüs kemikleri kalkar, soluğu kabarır ve benzi sararır. (İmâm-ı Gazâlî)
SELAM:Selam kavramı,selamet,kurtuluş maddi ve manevi her türlü zararlardan,kötülüklerden uzak kalma, dünyevi musibetlerden ve ahiret azabından kurtulma anlamlarını topluca ifade eden bir terimdir.Bu kavram Kuranda;tahiyye, selamet/kurtuluş, barış, cennet, dua, Allah anlamlarında kullanılmaktadır.Selamlaşma vahiy öncesinde farklı lafız ve anlamlarda kullanılırken vahiyden sonra selamun aleyküm şekline dönüşmüştür.(Muhammet Bilal TOLAN,Tefisir Bilim Dalı, 2006,sayfa:8/84)Bir işten kurtulmak, ayıp, âfet, noksanlık, acizlik, hastalık vb. şeylerden beri olmak anlamındaki “s-l-m” kökünden türeyen selâm, Allah’ın sıfatı olarak, insanlara ârız olan ayıp, kusur, eksiklik, âfet, hastalık, acizlik, ölüm vb. şeylerden berî olan; yaratıklarını âfet ve belalardan kurtaran, zulmetmeyen, güven arayanları güvene erdiren demektir. Allah’ın sıfatı olarak Kur’ân’da sadece, “O… selâmdır, mümindir, müheymindir…” (Haşr, 59/23) âyetinde geçmiştir.
“Onunla (kitapla) rızasının peşinden gidenleri selâm yollarına iletir…” (Mâide, 5/16), “Onlar (müminler) için Rableri katında selam yurdu vardır, yaptıkları işlerden dolayı O, onların dostudur.” (En’âm, 6/127), “Allah selâm yurduna çağırır…” (Yûnus, 10/25) âyetlerindeki “selâm” kelimesinin de Allah’ın ismi olduğunu söyleyenler olmuştur. Namazların sonunda okuduğumuz şu hadis, Allah’ın selâm isminin anlamını ifade etmektedir: “Allahümme ente’s-Selâmû ve min ke’s-Selam…” (Allah’ım! Sen selâmsın ve selamet de sendendir) (Müslim, Mesacîd, 135-136).Allah’ın zat, sıfat ve fiillleri, O’na layık olmayan her şeyden sâlimdir. (İ.K.)
Ayrıca müminlerin birbirleri ile karşılaştıklarında, “es-selâmü aleyküm” ve “selâmun aleyküm” cümleleriyle birbirlerine dua etmelerine denir. Bu kullanımda selâmın anlamı, “Allah seni esenliğe kavuştursun” demektir. Allah Teâlâ, peygamberlere, müminlere ve cennetliklere selâm eder (esenliğe kavuşturur) (Ra’d, 13/24; Hicr, 15/46). Melekler ve cennet bekçileri, cennete giren müminlere selâm verecekleri gibi, müminler de cennette birbirlerine selâm vereceklerdir (A’râf, 7/46; Zümer, 39/73). Cennetin bir adı da Daru’s-Selâm (barış ve esenlik yurdu)dur; Allah da kullarını bu güzel yurda çağırmaktadır (En’âm, 6/127; Yûnus, 10/25).
Allah müminlerin selâmlaşmalarını istemektedir: “Size selâm verildiği zaman siz de ondan daha güzeliyle selâm verin, yahut verilen selâmı aynıyla mukabele edin…” (Nisâ, 4/86). Selâm vermek sünnet, selâm almak ise farzdır. Sünnet olan, yürüyenin oturana, binitlinin yayaya, küçüğün büyüğe selâm vermesidir. Hutbede, yüksek sesle Kur’ân okurken, ders okuturken, ezan ve kamet esnasında selâma cevap verilmez. Tuvalet ve banyo gibi yerlerde bulunan kimselerle içki ve kumar gibi bir günahı işlemekte olan kimseye bu günahı işlediği esnada selâm verilmesi uygun değildir. (M.C.)(Diyanetİşleri Başkanlığı,Kavramlar Sözlüğü)Kur’ân-ı Kerim’de selâm cümlesi “Selâmün aleyküm” şekliyle altı âyette geçmektedir. Fakat aşağıdaki ayette olduğu gibi sadece selâm demek de caizdir. “Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjde getirdiler ve: «Selam» dediler. O da: «(Size de) selam» dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.” (Hud, 11/69)
“Hz. Peygamber, Allah’a yemin ederek başladığı bir hadiste “İman etmedikçe cennete gire¬mezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız” buyurduktan sonra ya¬nındakilere, ancak selâmlaşarak aralarında sevgi bağı kurabileceklerini bildirmiştir {Müslim, iman, 93; İbn Mâce, Edeb, 11).
Selâmın bu önemi sebebiyledir ki Kur’ân-ı Kerîm’de “Kendi evlerinizden başka evlere izin al¬madıkça ve halkına selâm vermedikçe girmeyin” (Nûr 24/27) buyurulmuştur. Başka bir âyette ise selâma daha güzeliyle veya aynıyla karşılık verilmesi emredilmiş¬tir (Nisâ 4/86). Ayrıca Kur’ân’da hidâyete erenlere (Tâhâ 20/47), Allah’ın seçkin kulları¬na (Neml 27/59), bütün peygamberlere (Sâffât 37/81) ayrıca isimleri anılarak bazı pey¬gamberlere (Sâffât 37/79, 109, 120, 130) selâm veren âyetler vardır. Yine Kur’ân’da cen¬netteki insanların birbirine ve meleklerin müminlere selâm verecekleri bildirilmiştir. (A’râf 7/46; Ra’d 13/23; Nahl 16/32; Zümer 39/73)” (Mustafa Çağrıcı, A. Saim Kılavuz, İ. Kafi Dönmez, “Selam”, İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, İlmi Müşavir: İbrahim Kafi Dönmez, İfav Yay. İstanbul, 1997, c: 4, s: 101)
Ziyâretçi mezarlığa varınca yüzünü mezarlara döndürerek Peygamber Efendimiz’in öğrettiği üzere şöyle selâm verir: “Selâm size, ey mü’minler diyârının sâkinleri! İnşâallâh yakında biz de aranıza katılacağız. Allâh’ın bizi de sizi de bağışlamasını dilerim.” (Müslim, Tahâret, 39; Cenâiz, 104)
HEDİYE:Malını mülkünü ver de bir gönül al. Al da o gönül, mezarda, o kapkara gecede ışık versin sana! Mevlânâ
Mü’minler arasındaki kardeşlik bağlarını kuvvetlendirici güzel adet ve davranışlardan biri de hediyeleşmektir. Fahr-i Cihân Efendimiz, ümmetinin birbirlerine karşı olan muhabbet ve bağlılıklarının artması için hediyeleşmeyi teşvik etmiş, kendisi de hediye vermiş ve hediye kabul etmiştir. Hz. Âişe vâlidemiz:
“Resulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- hediyeyi kabul eder ve ona mukabelede bulunurdu.” demektedir. (Buharî, Hibe, 11) Enes bin Malik’in bildirdiğine göre Rum hükümdarı, Peygamberimiz’e atlastan, altın sırmalı, uzun yenli bir kürk hediye etmişti. Efendimiz onu sırtına giyince halk:
– Yâ Rasûlallâh! Bu, sana semâdan mı indirildi?! dedi. Allâh Resûlü:
“– Pek mi hoşunuza gitti? Varlığım kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki Sa’d bin Muaz’ın cennetteki peşkirlerinden bir peşkir bile bundan daha hayırlı, daha güzeldir!” buyurdu. Sonra da, onu sırtından çıkarıp Hz. Ca’fer’e gönderdi. Ca’fer -radıyallâhu anh- onu giyince Efendimiz:
dedi. Hz. Ca’fer: – Onu giymeyip de ne yapacağım? diye sorunca Sevgili Peygamberimiz:
“– Ben bunu sana giyesin diye göndermemiştim!”
“– Kardeşin Necâşî’ye gönder!” buyurdu. (İbn-i Hanbel, III, 229; İbn-i Esir, Üsüdü’l-gâbe, I, 324)
Üsve i Hasene/Doç.Dr.Ömer Çelik-Dr.Mustafa Öztürk-Murat Kaya
SELÇUKLULAR (Hicrî:431-551; M.1040-1157):İslam devletlerinin en büyüklerindendir. Oğuzların Üçoklar kolunun Kınık boyuna mensupturlar. İtikatda Maturîdî, Amelde Hanefî olup Ehli Sünnet mezhebindendiler.Büyük Selçuklu Devleti’nde devlet işleri “Divanı Âlâ ” adı verilen bir kurulda görüşülür ve karara bağlanırdı. Devletin yönetici-memur kadroları, Nizamülmülk’ün kuruluşuna öncülük ettiği Nizamiye medreselerinde yetişiyordu.Eğitim, Büyük Selçuklular, kendilerinden önce var olan medreselerde öğretimi sürdürdüler, ama bununla yetinmediler. Vezir Nizamülmülk’ün öncülüğünde ve onun adanı taşıyan yeni medreseler kurdular. Nizamiye medreselerinin ilki 1067’de Bağdatta açıldı. Daha sonra Isfahan, Rey, Merv, Belh, Herat, Basra, Musul gibi kentlerde yeni Nizamiye medreseleri kuruldu. Büyük Selçuklular Arapçayı din ve bilim dili, Farsçayı edebiyat ve devlet dili, Türkçeyi ise saray ve orduda günlük konuşma dili olarak kullanıyorlardı. Selçuklu Devletinde Uç Beyliklerinin vazifesi devletin sınırını korumak ve Hıristiyanlara karşı cihat etmekti.Büyük Selçuklu Sultanları:
Büyük Selçuklu Sultanları 1037 – 1157 yılları arasında hüküm sürmüşlerdir.
Selçuk Bey 1000–1038 ,Tuğrul Bey 1037-1063 ,Alp Arslan 1063-1072 ,Melikşah 1072-1092 ,I. Mahmud (Selçuklu) 1092-1093 ,Berkyaruk 1093-1104 ,Müizzeddin Melikşah 1105 ,Muhammed Tapar 1105-1118
II. Mahmud (Selçuklu) 1118-1131 ,Sultan Sencer 1131-1157
SELEF: Hz. Peygamber s.a.v.’in “En hayirli nesil benim dönemimde yasayanlardir. Sonra onlari izleyenler sonra onlarin ardindan gelenlerdir. seklindeki hadisinde “en hayirli nesiller” olduklari haber verilen ilk üç kusaga Selef denir. Bu ilk üç kusak sirasiyla Sahabe Tabiun ve Tebe-i Tabiîn’dir . Bunlar imanda ilimde ve amelde bütün müslümanlar için örnek nesillerdir.
SELEFİYYE :D aha çok bir Kelam ilmi terimi olarak kullanılan bu kelime, Selef’in mezhebi ve görüşü anlamına gelir. Akaid konu ve meselelerinde nass (Kur’an-ı Kerim ve Hadis) da varid olan hususları müteşabih olanlar da dahil olmak üzere, olduğu gibi kabul edip, teşbih ve tecsime (benzetme ve cisimlendirme) düşmemekle birlikte, te’vile (yoruma) de başvurmayan Ehl-i Sünneti Hassa’ya denmiştir. Tâbiîn mezhep imamları, önde gelen fakihler ve muhaddisler Selefiyye içinde kabul edilirler. Hicrî dördüncü yüzyılda Eş’arî ve Maturidî tarafından Ehl-i Sünnet Kelâm ilmi kuruluncaya kadar yaşamış olan bütün Ehl-i Sünnet âlimleri Selefin görüşlerini paylaşmışlardır.
SELEF-İ SALİH`İN:Ashab-i Güzin ileTabiine denir.
SELEM:Selem, paranın peşin olarak verilip, malın vade sonunda teslimi demektir. Caizdir.
Sened: Sözlükte dağın eteğinden yukarı olan kısmı, bir kimsenin güvendiği biri, sığmak ve dayanak manalarına gelir. Bir iddiayı ispatlamak üzere ileri sürülen delil ve burhana sened denilmesi son manasındadır. 1073Türkçede kullanılan sened de bu manaya uygun olarak bir borcun veya verilen sözün geçerliliğini gösteren delil anlamınadır.Bir hadis terimi olarak sened, hadisin ilk kaynağına kadar ulaşan yolu teşkil eden raviler zincirine denir. Bir diğer deyişle hadisi son olarak rivayet eden muhaddisle Hz.Peygamber arasında bulunan râvîlerin isimleridir.
SENETÜ`L-İBTİHACE:Bi`setin 12.(m.621) yilinda Islamiyeti kabul edenler cok oldugu icin bu seneye“Senetü`l Ibtihace“ denir.
SENETÜ`LHÜZÜN (620):Peygamberimizin amcasi Ebu Talib ve Hz.Hatice`nin 3 gün arayla vefat ettigi yıl.
SERAHSÎ (Şemsü’l-eimme d. 480/1087-v.483/1090):Serahsı Karahanlılar devri alimlerinden olup, 400/1009 yılında Serahs’ da doğmuşturŞemsü’l-Eimme Ebü Bekr Muhammed b. Ahmed b. Ebı Sehli’s Serahsl’nin doğum yeri Serahs, Vivien de Saint Martin’in “Coğrafya Lügatı”nda “Şimdiki Serahs’ın 15 km güneydoğusunda” bulunduğunu beyan ettiği Serahs, vaktiyle büyük ve mamur bir şehir olup, İslam ilim ve medeniyetinin en parlak merkezlerinden birisidir.Şimdi ise harabe halinde bulunan bu şehir, İran ile Rus sınırının üzerindedir. İmam Serahsı’nin adı “Muhammed” olup, lakabı “İmamların Güneşi” anlamına gelen “Şemsü’l-Eimme”dir.Şemsü’l-Eimme es-Serahsî gündüzleri oruç tutmuş, geceleri uzun nafile namazlar kılmış, soğuk-sıcak demeden bir çok güçlüklere göğüs gererek ilmî faaliyetini yürütmüştür.Onbeş yıllık hapis hayatından sonra 480/1087 yılında tahliyesine karar verilip serbest bırakılan İmam Serahsî, fakîh imam Seyfü’d-Dîn Ebû İbrahim İshak b. İsmail’in misafirperverliğinden istifade etmek için, Mergınan’a gitti ve eserlerinin yazılmasını burada tamamladı.Büyük fakih Şemsü’l-Eimme Ebû Bekr Muhammed b. Ebî Sehli’s-Serahsî, 483/1090 yılında 81 yaşında iken Mergınan’da vefat etti. ESERLERİ:1- ŞİFÂTÜ AŞRATİ’S-SÂ’A ve MAKÂMÂTÜ’L-KIYÂME,2- ŞERHU ZİYÂDÂTÎ’Z-ZİYÂDÂT,3- USÛLÜ’S-SERÂHSÎ (KİTABÜ’L-USÛL),4- EL-MEBSÛT,5- ŞERHU’S-SÎYERİ’L-KEBİR.Bu eserlerinden başka es-Serahsî’nin iki kitabı daha vardır ki onlar da “Şerhu’l-Câmii’l-Kebîr” ve “Şerhu’1-Câmii’s-Sağîr”dir.
SERİYYE:Seriyye, Hz.Peygamberin bulunmadigi askeri hareket icin kullanilan terimdir.Seriyye birlikleri 5 kisiden 400 kisiye kadardir.Seriyye komutanlarindan bazilari;Sa`d b.Ebi Vakkas,Ubeyde b.Haris,,Abdullah b.Revaha,Zeyd b.Sabit, ebuUbeyde b.Cerrah, Amr b.As,halid b. Velid
SEYYİD:hz.Hüseyin soyundan gelenlere de seyyid denir.

SIHAH-I SİTTE(USUL-İ SİTTE):Hadis kitaplarının sıhhatçe en kuvvetli olan altısı Kütüb-ü Sitte adı altında toplanmıştır. Bunlara “sıhah-i sitte” veya “usul-ü sitte” de denir. Bu altı kitaptan ilk beşi Buhari ve Müslim’in sahihleri, Nesai, Ebu Davud ve Tirmizi’nin sünenleridir. Altıncı kitap olarak İmam Malik’in Muvatta’sını veya Darımi’nin sünenini koyanlar olmuşsa da sonunda İbn-i Mace’nin süneni ağırlık kazanmıştır. Bu demek değildir ki İmam Malik’in Muvatta’sı sıhhat bakımından İbn-i Mace’den geridedir. Sebep, Muvatta hadislerinin diğer hadis kitaplarında zaten mevcut olmasıdır.
SİKA: Bir kişiye güvenmek, itimat etmek ve inanmak manasına mastardır. Müfred, tesniye ve cemi olarak kullanılır. Tesniyesinde sikatân dendiği gibi cemi olarak sikât denildiği de olur.Arapçada bu şekillerde kullanılabilen sika, Hadis Usulünde umumiyetle adalet ve zabt vasfı taşıyan ravilere denir.
SİNOPTİK İNCİLLER:Kitabı Mukaddes’te yer alan ve doğru kabul edilen dört İncil’den Matta, Markos ve Luka’ya ait olan üçü. Sinoptik, Yunanca “eşgörünümlü” demektir-Bu üç İncil konu ve üslup olarak birbirine benzediği, hatta önemli miktarda ortak metin içerdiği için Sinoptik adını almıştır. Dördüncü İncil olan Yuhanna da İsa’nın hayatını anlatmakla birlikte, üslubu ve içeriği Sinoptiklerden farklıdır
SÜNEN EBİ DAVUD:Ashâb-ı Sünen’den Ebu Davud künyesiyle tanınmış Süleyman İbnu’l-Eş’asi’s-Sicistânî’nin meşhur hadis kitabıdır. Daha çok ahkâm hadislerini ihtiva ettiğinden sünen tipi bir eserdir.Sünen Ebî Davud beş yüz bin hadisten seçilmiş 4800 hadisten meydana gelmiştir. Bunlar 35 kitabı teşkil eden bablardandır. Babları fıkhın bütün konularını ve mezhep müctehidlerinin ictihadlarında esas aldıkları bütün meşhur hadisleri kapsamaktadır. Bu yönüyle Kur’ân-i Kerim’den sonra müctehide yetecek nitelikte olduğu söylenmiştir.
SÜNNET:Peygamberimizin söz, fiil ve takririne sünnet denir.Üc cesit sünnet vardir;Kavli, fiili ve takriri sünnet.Sünnet, Kur`an`dan sonra müslümanlar icin ikinci kaynaktir. Resulü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin farz olmayarak yaptığı işlerdir. Müekked sünnet ve gayr-i müekked sünnet kısımlarına ayrılır. Sünnet-i şerifin bir manası da kitabın başlangıç bölümünde geçmişti. Sünnetin çoğulu “Sünen”dir.
– Sünnet-i Müekkede (Müekket, kuvvetli sünnet): Peygamber Efendimizin devam edip de pek az yapmadıkları ibadetlerdir. Sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetleri gibi…
İslam dininde önemle benimsenen ezan, ikamet ve cemaate devam gibi sünnetlere “Sünen-i Hüda” denir. Bunlar da birer müekked sünnettir.
– Gayr-i Müekked Sünnet: Peygamber Efendimizin ibadet maksadı ile bazan yapmış oldukları şeylerdir. Yatsı ve ikindi namazlannın ilk sünnetleri gibi…
Peygamber Efendimizin yiyip içmeleri, giyinip kuşanmaları, oturup kalkmaları gibi, kendi öz hallerine ait işlere de, “Sünen-i Zevaid” adı verilmiştir. Bunlar da birer gayr-i müekked sünnet demektir.
Müekked sünnetlerle “Sünnet-i Hüda” adı verilen sünnetlerin yapılmasında sevab vardır. Kasden terk edilmelerinde azab yoksa da, ayıplama vardır. Gayr-i müekked ile “Zevaid” sünnetlerin yapılması çok güzeldir. Sevgili peygamberimize uymanın bir nişanı olduğundan, bunları yapmak sevaba ve Peygamberimizin şefaatına kavuşmaya bir yoldur. Bunların yapılmaması azarlanmayı gerektirmez. İşte bunlar sünnetlerin hükümleridir.
Ashab-ı Kiram’ın hal ve tutumlarına, onların izledikleri zühd ve takva yollarına da, biz Hanefîlerce sünnet denir.

Kuran-ı Kerim de hadislere uymamızı emir buyuran ayetler:
-”Ey Peygamber de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki; Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın”(Âlu İmrân, 3/31);
-”Ey Peygamber de ki: Allah’a ve peygamber’e itâat ediniz. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki Allah kâfirleri sevmez” (Âlu İmran, 3/32;
-”Allah’a ve Peygamberlere itâat ediniz, umulur ki rahmet olunursunuz” (Âlu İmrân, 3/132);
-”Peygamber size neyi getirmişse onu alın, neyi yasaklamışsa ondan sakının” (el-Haşr, 59/7).

SEBT:Sebt`in asil anlami kesmektir.Cenab-i Hak, gökleri ve yeri yaratmaya pazar günü baslamis, bunu alti günde yani Cuma günü tamamlamis, ertesi gün ise bu isini kesmis oldugu icin cumartesiye de „sebt günü“ denilmistir.(Hasan Basri Cantay Meali,2.cilt,506)
SECAVEND:Mushaflarda görülen gecici durak isaretleri.Bu isaretleri ortaya koyan ise Muhammed b.Tayfür es-Secavendi(560/1165) isimli ünlü bir kiraat bilginidir.
SECDE ETMEK:Namazda yere kapanmak, yüzünü yere sürmek.
SEDD-İ ZERAYİ:Vesileleri kaldirmak, sebebi tikamaktir.Bu durum da harama vesile olan sey haram,vacibe vesile olan sey vaciptir.Cuma namazi farz, Cuma namazina gitmek icin alis-verisi birakmak farzdir.Fuhus, haramdir.Fuhusa yol actigi icin yabanci kadinin avret yerine bakmak da ayni haramliktadir.Sarap imalatcisina üzüm satmanin hükmünü sedd-i zerai belirler.Seddü’z-zerâyi’ : Kötülüğe sebep olan yolları kapatma, kötülüğe vâsıta olan şeyleri yasaklama,
SEKALEYN:Cinler ve insanlar toplulugu.
SEKİNE:Sükun bulmak, itminana kavusmak,telaslanmamak, kalbin huzura ermesi, yüregin oturmasi, gönlün rahata kavusmasi, anlamlarini icerir.(Elmali, Hak Dini Kur`an Dili,4,4408
SEMPOZYUM:Sayisi 3-5 kis arasinda degisen bir konusmaci kümesinin herhangi bir sorunla ilgili önceden hazirlandiklari kisa konusmalari tartisma olmaksizin halk önünde takdim etmelerine sempozyom denir.Bir dinleyici toplulugu karsisinda özellikle bilim, sanat ve fikir agirlikli konularda degisik konusmacilarin önceden hazirlanmis bir dizi konusma yapmalaridir, her konusma 5-20 dakika ile sinirlidir.Sempozyum da ele alinan konular ortak konu cesitli yönlerden incelenir, degisik görüsler ve yorumlar dile getirilir.Sempozyum da bir baskan bulunur,konuyu bölümlere ayirir, her bölüm icin degisik mesleklerden belli sayida konusmaci bulunur.Sempozyumda yapilan degisik konusmalar, konuyu bütünleyici yöndedir.Sempozyum kelimesi Fransizca`dan dilimize gecmistir.Kelimenin kökeni Latincedir ve Yunanca symposion kelimesinden gelmektedir.Sempozyumlar ulusal ve uluslararasi düzeyde yapilmaktadir.
SELÂTİN ŞEYHLİĞİ: Selâtîn, Arapça bir kelime olup “Sultan”ın çoğuludur. Cuma günleri, namazdan sonra yapılan va’z görevine denir. Bunun yerine, “kürsü şeyhliği” ve “Cuma vaizliği” tâbirleri de kullanılmıştır. Minberde, hatibin okuduğu Arapça hutbeyi açıklamak üzere, bu görev ihdas olunmuştur. H. 1139/1726 yılından itibaren, “selâtin şeyhliği” diye anılmaya başlanan bu görev, önem arzederdi.
SELEFİYYE : Selef mezhebinde olan kimseler; Allah’ın isim ve sıfatlarını nass’larda vârid olduğu gibi kabul eden ve bunları te’vil cihetine gitmeyen müslümanlar. Sahâbî ve tabiîler böyle idiler
SELEF:a)Ashab-i Kiram, tabiin ve tebe-i tabiin icin kullanilan bir tabirdir.b)Sahabe ve tabiin söz ve davranislarini benimseyenler.c)Hicri 4.asra kadar yasamis olan ilim adamlari” selef” adiyla anilmaktadir
SİHİZM:M.S.15 yüzyilda Hindistanda cikti.Kurucusu Nanak,lakabi Guru,mensuplarina nisbetle dinin adinin kaynagi(Sih: Tilmiz, Sakird), dinin tipi monotesit,hususi yolu;Guru`yu takip etme ve Tanri adini zikretme, kutsal kitabi Adi- Granth , mensuplarini sayisi 9 milyon, dünya nüfusuna göre yüzdesi 0.2,yayildigi ve mensuplarinin bulundugu yerler;Hindistan-Pencap vdy.Sihizm kelimesi, Sih kelimesinden türemistir.Sih ise talebe manasina gelen Sanskrit kökünden türemistir.Sihizm, Sih dini olarak da anilir.Bu dine Sih de denir.Sihizm düsüncesi Bakti hareketi(Hinduizm) ve Sufizm(Islam) ile bazi ortak noktalara sahiptir.Sihler, Kuzeybati Hindistan`in Pencap bölgesinde yasamaktadirlar.Ayrica kücük guruplar halinde Ingiltere, Kanada , ABD, Malezya ve dogu Afrika`da bulunmaktadir.Bes mezhebe ayrilmistir.Mezhepleri;Orsi, hendali, artenas, namdari, akali.
Hindistanda sürmekte olan Sihlerin, Hindulastirilmasi kampanyalarinda 1941-1951 yillari arasinda yaklasik 200 bin Sih Hindu olmustur.Özellikle Hindu ve müslümanlar arasina sik sik patlak veren din catismlarinda bircok insan hayatini kaybetmistir.Bu catismalar 1984 yilinda Hindistan basbakani I.Gandi`nin bir Sih sonucu öldürülmesi sonucunu doruracak kadar siddetlenmistir.
1244-Semadaki Peygamberler:Hz.adem,Hz.Yahya-Hz.Isa,Hz.Zekeriya,Hz.Yusuf,Hz.Idris,Hz.Harun,Hz.Musa,Hz.ibrahim.
SETR-İ AVRET:Baskalarina gösterilmesi yasak olan yerleri örtme.
SEYYİD:Rasûlüllah (s.a.s), minberde bulunduğu bir sırada yanındaki Hasan (r.a)’ı işaret ederek, “Bu oğlum Seyyiddir. Umulur ki Allah onun vasıtasıyla iki müslüman fırkanın barışmasını sağlar” (Buhari, Sulh, 9; Fedailul-Ashab, 22; Tirmizi, Menakıp, 31). Bir defasında da; “Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin iki seyyididirler” (Tirmizi, Menâsık, 31) buyurmuştur
Başlangıçta, Hasan (r.a) ve Hüseyin (r.a)’ın her ikisi ve onların çocukları için seyyid ifadesi kullanılmaktaydı. Ancak sonraları Hasan (r.a)’ın soyundan gelenlere şerif, Hüseyin (r.a)’in soyundan gelenlere de seyyid denilmeye başlanmıştır. Seyyid ve şerifler, Emevîler döneminin sert ve acımasız muameleleri hariç tutulursa, şekli ne olursa olsun sonraki bütün yönetimlerce, layık oldukları şekilde saygı görmüşlerdir. Tarihteki bütün İslâm devletlerinde bu zümrenin işleriyle ilgilenen bir müessesenin bulunması ve bunun başında bulunan kimsenin (Nakîbul-Eşrâf) en yüksek makamlarından sayılması bunun en açık delilidir.Samanî’ler, seyyidlere tahsis ettikleri mülkî arazileri vergiden muaf tutmuşlardır (İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal, Ankara 1984, 237 n. I, 413). Fatımîler zamanında Mısır’da, Nikabetu’t-Talibiyyin adlı bir müessese kurulmuştur. Bu müessesenin görevi, seyyid ve şeriflerin, neseplerini incelemek, teftiş etmek, aralarında çıkan ihtilafları çözümlemek ve onları neseplerine yakışmayacak, ahlâk dışı hareketlerden sakındırmaktı (Uzunçarşılı, a.g.e., 388-389). İlhanlılar, müslüman olduktan sonra Gazan Han zamanında “Nakıb-ı Nukabayı Sadât” adında bir müessese teşkil etmişlerdir. Bu kurumun görevi yine, Hz. Hasan (r.a) ve Hz. Hüseyin (r.a)’in soyundan gelen kimselerin şecerelerini tutmak, onlara ait işleri görmek, onları eğitmek, haklarını korumaktı (Uzunçarşılı, a.g.e., 246-247).Osmanlılar zamanında da seyyid ve şerifler, saygı görmüş ve onların toplum içindeki üstün ve saygın yerlerini korumaları için Nakıbul-Eşraflık adı altında bir memuriyet ihdas edilmiştir. Nakıbul-Eşraf, Müftil-Enam ve Şeyhül-İslam’dan sonra en yüksek makam olarak telakki edilmiştir.
Osmanlılarda Nakıbul-Eşraflık makamı Yıldırım Bayezid (1389-1402) zamanında ortaya çıkmıştır. Seyyid Ali Netta’ b. Muhammed, Nakıbul-Eşraf tayin olunarak, Osmanlı hudutları içerisinde bulunan Hz. Ali (r.a) evladının riyaseti ona tevdi edilmiştir. Seyyid ve şerifler halk arasında “emir” olarak isimlendirilmiş, onları diğer insanlardan ayıran yeşil sarıklarına da “emir sarık” denilmiştir. Ey zümreden olan kimseler bir suç işledikleri zaman, Nakıbul-Eşraf tarafından cezalandırılırlardı. Seyyid ve şeriflerin kayıtlı olduğu “şecere-i mutayyibe” adındaki defterler bulunmaktaydı. Nakıbu’l-Eşraf’ın devlet protokolü içinde önemli bir yeri vardı. Sonraları devlet düzeninin bozulmaya başlamasıyla birlikte onların, sahip oldukları imtiyazlar ve muafiyetlerden yararlanmak isteyen bir çok kimse uydurma şecereler ve yalan şahitlerle kendilerini seyyid veya şerif olarak Nakıbul-Eşraf defterlerine kaydettirmişlerdir.
SEYYİDÜ`L-İSTİĞFAR:tevbe ve istigfar dualarini basi ve en faziletlisi Peygamber Efendimizin bildirdigi“seyyidü`l –istigfar“ dir.“Her kim sevap ve fatiletine inanarak bu dayi gündüz okurda o gün aksam olmadan önce ölürse o kimse cennet ehlindendir.“
(Sahih-i Buhari, Tecrrid-i sarih Ter.C:12,Sh.332)
SEYYİDÜ`L-BEŞER:InsanlarinEfendis Hz.Muhammed (sav).
SEYYİDÜ’L-MÜRSELİN :P eygamberlerin efendisi, önderi, ulusu, Rasûlüllah (s.a.s)’in mübarek isimlerinden biri.
SİNOPTİK HARİTA :Türkiye de hava tahminlerini Meteoroloji Müdürlüğü yapar. Hava tahminlerine ait değerleri gösteren haritalara sinoptik haritalar denir. Hava tahminleri basınç, sıcaklık,bulutluk durumu ile rüzgarın hızı ve sisliği yön dikkate alınarak, cephelerin özellikleri gidiş yolları belirlenerek yapılır. Sinoptik haritalarda; soğuk cephe İçi Dolu üçgen, sıcaklık cepheler ise yarım daireler şeklinde gösterilir.
Havanın bulutlu olduğu günlerde gün içindeki sıcaklık değişmelerinin azalacağı anlaşılır. Bulut aşırı ısınması ve soğumayı önler. Sinoptik haritalarda izobarlar sıkışık ise rüzgarın hızlı, seyrek ise yavaş eşeği anlaşılır
SİNOPTİK İNCİLLER: Matta, Markos ve Luka İncilleri, birbirlerine çok benzediğinden ve aynı terimlerle yazıldıklarından sinoptikler denilir. Yuhanna İncili ise, hem konuları ve hem üslûbu/anlatım biçimi yönüyle diğerlerinden ayrılır. Örneğin, sinoptik İncillerde Hz. İsa’nın, dini bir yıl süreyle tebliğ ettiği anlatılırken; Yuhanna İncilinde bu süre üç yıldır. İlk üç İncilde gösterilen dâvet ve tebliğ yerleri ile Yuhanna’da gösterilen yerler de birbirinden çok farklıdır. Bununla beraber sinoptik İncillerin arasında da çok önemli oranda ve büyük sayıda farklılıklar ve çelişkiler vardır.
SİDRE-İ MÜNTEHA:Peygamberin ulastigi en son makam.
SIFAT-I ZÂTİYYE :Yüce Allah’ın zatı için vacib olan, zorunlu olan sıfatlar. Bunlara sıfât-ı nefsiyye de denir. Diğer bir tabirle “zatî veya nefsî sıfatlar” da denilen bu sıfatlar, Yüce Allah’ın varlığını ve hakikatını anlayıp kavramada biz kullarına yardım eden sıfatlardır. Bu sıfatlar sayesinde Allahu Teâlâ’nın yüce zatını ve varlığını O’na yaraşır bir tarzda anlayıp, imanımın da o nisbette kuvvetlendirebiliriz. Yüce Allah’ın kendine mahsus bir zatı vardır ve bu zatının gereği olan, bu zatdan ayrılması düşünülmeyen sıfatları vardır. Bunlardan bir kısmına “Zatî sıfatlar” , bir kısmına da “sübutî sıfatlar” denir.4. Yaratmamak, hiç bir şeyi var edip icad edememek.
SIKA:Hadis rivayetine göre tam ehil kisi.
SİKKE:Osmanli devletinde genel kullanimdaki madeni paraya denir.
SIFATU`S-SALAT:Namazin farz ve vaciplerine, sünnet ve adabina uygun sekilde kilinisina ilmihal dilinde “sifatu`s-salat” denir.(Diyanet ilmühali sh.262)
SIFÂT-I SELBİYYE :Yüce Allah’ın zâtına ve varlığına yakışmayan, o yüce zât hakkında mümteni’ (imkansız) olan vasıflar. Zaten “selbetmek”; kaldırmak, uzaklaştırmak, tenzih etmek anlamındadır. İşte bu sebeble Yüce Allah’ın zâtî ve sübûtî sıfatlarının zıdlarına”sıfât-ı selbiyye” denmiştir ki; bunlar, Yüce Allah’ın zâtına mümteni’ olan, yaraşmayan sıfatlardır. Başka bir deyişle Cenab-ı Hakk, bu çeşit zıt sıfatlarla, yaratıklara mahsus olan bu olumsuz özelliklerle muttasıf değildir. Bu yüzden sıfât-ı selbiyye denmiştir ki; şayet böyle bir sıfat verilmemesi düşünülmüş ise, bu vasıf O’ndan selbedilsin, yani bu özellik O’nun Yüce zâtından kaldırılsın. İşte bunun için sıfât-ı selbiyyeye “Tenzihât” da denir. Bunun anlamı, “bütün bu olumsuz özelliklerden, noksanlık ve eksikliklerden Yüce Allah “berîdir, uzaktır” demektir.Sıfât-ı selbiyye veya Yüce Allah’ın zâtından selbedilen hususlar, sıfât-ı zâtiyye ve sıfât-ı sübûtiyye başlıkları altında sayılan on dört sıfatın zıdlarıdır. Bunlar şunlardır:
1. Adem (yokluk);
2. Hudûs (sonradan varolmak, öncesinde yokluk bulunmak);
3. Fenâ (varlığının sonu olmak, belli bir süre sonra yok olup gitmek);
4. Teaddüt (birden fazla olmak, eşi, ortağı, yardımcıları olmak);
5. Müşâbehet (sonradan yaratılmış bir şeye benzemek, benzeri ve dengi olmak);
6. Başkasına muhtaç olmak, kendi kendine var olamamak;
7. Ölü veya cansız olmak;
8. Câhil (bilgisiz, ilimsiz) olmak;
9. İradesiz olmak, bir şeyi bir başka şeye tercih edememek;
10. Âciz (gücü yetmez) olmak;
11. Görmemek, kör olmak;
12. İşitmemek, sağır olmak;
13. Konuşamamak, dilsiz olmak
SIFAT-I ZÂTİYYE :Yüce Allah’ın zatı için vacib olan, zorunlu olan sıfatlar. Bunlara sıfât-ı nefsiyye de denir. Diğer bir tabirle “zatî veya nefsî sıfatlar” da denilen bu sıfatlar, Yüce Allah’ın varlığını ve hakikatını anlayıp kavramada biz kullarına yardım eden sıfatlardır. Bu sıfatlar sayesinde Allahu Teâlâ’nın yüce zatını ve varlığını O’na yaraşır bir tarzda anlayıp, imanımın da o nisbette kuvvetlendirebiliriz. Yüce Allah’ın kendine mahsus bir zatı vardır ve bu zatının gereği olan, bu zatdan ayrılması düşünülmeyen sıfatları vardır. Bunlardan bir kısmına “Zatî sıfatlar” , bir kısmına da “sübutî sıfatlar” denir.4. Yaratmamak, hiç bir şeyi var edip icad edememek.
SİYER-İ NEBİ:Hz.Peygamberimizin hayatini konu alan kitaba verilen isimdir.Peygamberimizin hayatini, yasayis tarzini, niteliklerini anlatan eserler.Yol,yaşayış;hal ve hareket;Hz.Muhammedin hayatını, yaşayış tarzını, niteliklerini, ahlakını anlatan eserler.Siyer,İslam tarihi branşı içinde yer alan özel bir ilimdir.Siyer ve Megazi`nin önemi:Hz.peygamberin torunu Hz.Hüseyin`in oglu Ali b. Hüseyin 38-95/659-713“Biz Kur`an`dan bir sureyi ögrendigimiz gibi Hz.Peygamberin megazisini de ögrenirdik“ diyor.
SIRAT:Cehennemin üzerine uzatilmis manevi bir köprüdür.Herkes bu köprünün üzerinden gececektir.Mü`minler bu köprüden gecip cennete girecekler,kafirler gecemeyip cehenneme gidecektir.
1922-Sükûtî icmâ’ : Herhangi bir asırda belli bir mesele hakkında ortaya atılan dînî bir görüşü incelemeye kâfî gelecek bir müddet içeri¬sinde müctehidlerin sükût etmeleriyle hâsıl olan icmâ’.
SÜLEHA:Günah islemeyen kimseler.Salih kelimesinin cogulu.Iyi, salih.
SÜLEYMAN ALEYHISSELAM:SüleymanAleyhisselam Davud Aleyhisselamın oğludurç.Elli üç veya altmış yaşında vefat etti.Mescid-i Aksa`yı Süleyman Aleyhisselam.Kırk yıl hükümdarlık yaptı.Süleyman Aleyhisselam,İsrail ogullarina gönderilen bir peygamberdir.Mescid-i Aksa`yi Süleyman Aleyhisselam , yedi yılda yaptı.üleyman Aleyhisselam,hayvanlarin dilinden anlayip onlarla konusan Peygamberdir.Hüdhüd kuşu,Yemen melikesine Süleymen Aleyhisselamın mektubunu onun emri ile götüren kuştur.Süleyman Aleyhisselami ,asasına dayalı iken namaza durdu.Azrail Aleyhisselam ruhunu aldı.Uzun müddet böyle kaldı.Asanın ucunu güve yiyince sonunda yere düştü.
SÜLEYMAN ALEYHİSSELAMIN DUASI:Kuş ve karınca dilini bilen,hükümdar peygamberlerden biri olan,insanlardan,cinlerden ve kuşlardan ordusu bulunan,Davud peygamberin oğlu Süleymen (a.s) ordusu ile karınca vadisine gelir,bir karıncanın,”Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin,Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesin.” Dediğini duyar,karıncanın sözüne güler.(Neml,27/15-19) Ve Allah’a şöyle dua eder;
:”Ey Rabbim!Bana ve anama-babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle,beni iyi kulların arasına dahil et.”
Süleyman (a.s),Şiddetli bir hastalığa yakalanır,cansız ceset denecek hale gelir,sonra tekrar sağlığına kavuşur ve Allah’a şöyle dua eder:”Ey Rabbim!Beni bağışla ve bana benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk/hükümranlık bahşet.Şüphesiz,Sen çok bahşedicisin.”(Sad,38/35) : ‘Ya Rabb! Bana mağfiret et ve bana öyle bir mülk ver ki, o benden sonra hiçbir kimseye lâyık olma¬sın. Şüphesi bütün dilekleri ihsan eden Sensin, Sen.” [312] Buharı. Satût, 75, Enbiyâ, 40; Müslim, Mesâciâ, 39; Ahmetl b. Hanbel, Müsned, ll, 298; Krş. a.g.y.; 1, 413; 111. 82.

SÜNEN:Yalniz namaz , oruc, taharet v.b ahkam hadislerini havi kitaplar.1. Sünnetler. 2. Hüküm bildiren hadîs-i şerîfleri toplayan hadîs kitablarına verilen isim. Sünen kelimesi yalnız olarak söylenince, dört âlimin kitablarından biri anlaşılır. Bunlar; Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn-i Mâce’dir. Bunlardan başkasının “Sünen” kitabı söylenirken, yazarının da adı birlikte söylenir; Sünen-i Dâre Kutnî, Sünen-i K ebîr-i Beyhekî gibi.
Sünen Dârimî: Hicri üçüncü asır alimlerinden Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî’nin daha çok ahkâm hadislerini ihtiva eden hadis kitabıdır. Bazı muhaddislerce müsned ismiyle anılmış olmakla birlikte fıkıh bablarına göre tertip edildiğinden sünen tipinde bir eserdir. Kimi alimler tarafından sahih adıyla da anılmıştır. 1083Ancak, daha çok Sünen Dârimî ismiyle meşhur olmuştur.

Sünen Ebî Dâvud: Ashâb-ı Sünen’den Ebu Davud künyesiyle tanınmış Süleyman İbnu’l-Eş’asi’s-Sicistânî’nin meşhur hadis kitabıdır. Daha çok ahkâm hadislerini ihtiva ettiğinden sünen tipi bir eserdir.
Sünen Ebî Davud beş yüz bin hadisten seçilmiş 4800 hadisten meydana gelmiştir.1084 Bunlar 35 kitabı teşkil eden bablardandır. Babları fıkhın bütün konularını ve mezhep müctehidlerinin ictihadlarında esas aldıkları bütün meşhur hadisleri kapsamaktadır. Bu yönüyle Kur’ân-i Kerim’den sonra müctehide yetecek nitelikte olduğu söylenmiştir.

Sünen İbni Mace: Hicri üçüncü asır alimlerinden Muhammed b. Yezid b. Abdillah b. Mâce el-Kazvinî’nin ahkâm hadislerinden oluşan sünen türünde hadis kitabıdır.İlk defa İbn Tâhir el-Makdisî tarafından usûlü hamse denilen ve Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî ve Nese’îden oluşan ana hadis kaynaklarına katılmıştır. Buna göre el-Muvatta yerine kutub-i sittenin altıncı eseri kabul edilmiştir.

Sünen Nese’î: Horasanlı meşhur muhaddis Ahmed b. Şu’ayb en-Nese’înin meşhur hadis kitabıdır. Daha ziyade ahkâm hadislerinden meydana gelen sünen tarzındadır ve kutub-i sitteye dahil kaynak eserlerdendir.
Sünen Tirmizî: Horasan illerinden Tirmizli büyük hadis alimi Muhammed b. İsa et-Tirmizî’nin sünen nevinden hadis kitabıdır. el-Câmi’u's-Sahih adını taşıdığı halde daha çok Sünen Tirmizî adiyle meşhur olmuştur.Hasen bahsinde söz konusu edildiği gibi Sünen Tirmizî’nin en önemli özelliği sahih hadislerin yanında hasen hadislere de yer vermesidir. Söylendiğine göre hasen terimini ilk olarak Tirmizî kullanmıştır. Bununla birlikte Sünende bazı hadisler için Sahih-hasen, gibi iki; bazı hadisler hakkında da hasen-sahih-garîb gibi üç terim bir arada kullanılmıştır. 50 kitâb başlıklı ana bölümü oluşturan bablarında 3956 hadis vardır.

Sünnet: Sözlükte yol, usul, adet, iyi ve kötü bir kimsenin gidişatı, alışkanlık hahine getirdiği davranışları manasınadır. Kelimenin alındığı “senne” kök fiili, esas itibariyle bir çığır açmak, iyi veya kötü bir yol tutmak anlamını verir. Kur’ân-ı Kerim’deki “Sunnetu’l-evvelîn” (önceliklerin sünneti) bu manayadır. Sunnetullah (Allah’ın sünneti) ise hükmü, emir ve nehiyleri, kainatın idaresi için koyduğu fizik kanunlar demektir. Sünnet kelimesinin çoğulu sünen gelir.Hadis İlminde Sünnet, Hz. Peygamber (s.a.s)’in sözleri, fiilleri, takrirleri ve gerek peygamberliğinden önceki devreye, gerekse peygamberlik devresine ait olsun, ahlakî vasıflan ve siretidir. Bu tarif muhaddislerin tarifidir. Buna göre sünnet hadisle eş manalıdır.Fıkıh Usulü alimleri sünneti, Hz. Peygamber’den Kur’ân-ı Kerim dışında sadır olan ve şer’i hükme delil olabilecek nitelikte söz, fiil ve takrirler olarak tarif etmişlerdir. Fıkıhcılara gelince onlara göre sünnet, farz veya vacip olmamak kaydiyle Hz. Peygamber (s.a.s)’den sadır olduğu sabit olan şeylerdir.

SÜNNİLİK:Itikat ile ilgili konularda ehli sünnet ve`l cemaat methebine bagli olan kimselerdir.
SÜRYÂNÎLER:Hıristiyanlıktaki katolik mezhebine bağlı olan ve süryânî dili ile konuşan bir hıristiyan topluluğu. Süryânîler, katolik kısmından Yâkûbiye fırkasındandırlar. Monafisiyye (Hazret-i Îsâ’da ilâhî ve insânî özelliklerin birleşerek tek tabîat olduğunu savunanların) inancında olup, Îsâ aleyhisselâma tanrıdır derler. Urfa patriği olan Yâkûb-i Berdeî taraf ından kuruldu. Antakya patriği Mihâil-i Süryânî tarafından yayıldı. Sûriye’deki hıristiyanların bir kısmı süryânî bir kısmı da Marunîdir. (M. Sıddîk Gümüş)
SUKYA MESCİDİ:Sultan 2.Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Hicaz Demiryolu’nun son istasyonu olan Medine İstasyonu içindeki Sukya Mescidi, aslında adını Efendimiz’in Bedir Harbine giderken ordusunu konaklattığı ve bizzat kendi elleri ile su dağıttığı kuyudan almıştır. Sonrasında Hz. Ömer’ler yağmur duasına Efendimiz’e hürmeten burada çıkacaklardır.
SULTAN VELED:Mevlanın oğlu ve Mevleviliği tesis ede kişi.Mevlâna ve yakınları tarafından Bahâeddin diye çağrılan Sultan Veled, 25 Rebîulâhir, 623 de (24 Nisan 1226) Lârende’de (Karaman) doğdu. Mevlâna sevgili oğluna, babası Sultânu’l-Ulemâ’nın adını (Bahâeddin Veled) taktı. Sultan Veled’in annesi, bilindiği gibi, Lâlâ Şerefeddin’in kızı Gevher Banû idi. Sultan Veled, Mevlâna’nın sevdiklerine son derece sevgi ve hürmet gösterirdi. Yirmi yaşında iken Şems-i Tebrizî’ye mürid olmmuştu.Sultan Veled, babasının makâmına Çelebi Hüsâmeddin’i geçirdi ve senelerce Çelebi’ye tâbi oldu. Sultan Veled’in üç mesnevisi, divanları ve bir de Ma’ârif adlı mensûr tasavvufî eseri vardır. Mesnevilerinin isimleri de İbtidânâme (Velednâme), Rebâbnâme ve İntihânâme’dir. Mevlâna’nın kutlu nesli Sultan Veled’den devam etmiş ve bu sülâleye “Çelebiler” denmiştir.
SURE: Sözlükte yüksek rütbe, mevki, şeref, binanın kısmı veya katları manasına gelir. Terim olarak ise Kur’an’ın değişik sayıda ayetlerden oluşan bölümlerine sure denir.Kur’an’da 114 sure vardır. Tevbe suresi hariç diğer sureler Besmele ile başlar. Kur’an’ın en kısa suresi 3 ayetten oluşan Kevser suresi; en uzun suresi de 286 ayetten oluşan Bakara Suresidir.Kur’an’ın ilk suresi Fâtiha ve son suresi ise Nâs suresidir. Kur’an’ın son 10 suresi kısa olduğundan namazda okunur. Bundan dolayı bu surelere namaz sureleri denilir.Mekke döneminde gelen ayet ve surelere Mekkî Sure yada Mekkî ayet denilir. Mekkî sureler daha çok inanç konularından bahseder. Hicretten sonra Medine’de gelenlere ise Medenî sure yada Medeni ayet denir. Medeni sureler daha çok ibadet, toplumsal ilişkiler gibi konulardan bahseder.
SURİYE SEYAHATI:Peygamberimiz 13 yasinda iken amcasi Ebu Talib ile Suriye seyahatine cikti.Sam`in güneyinde Busr ya ulastiklarinda Bahire adinda bir papazla karsilastilar.Bahira, Hz.Muhammed(sas)`in peygamber oldugunu anladi. Suriye seyahatinden vazgecirtti.

SURRE: Osmanlı pâdişâhlarının her yıl hac mevsiminde Haremeyn-i şerîfeyn (Mekke ve Medîne) halkına ve buralarda geçici olarak bulunan müslümanlara, mukaddes yerlerin ve hac yollarının emniyetini sağlayan Mekke şeriflerine ve Hicaz bölge sindeki diğer idârecilere gönderdikleri para ve değerli eşyâlara verilen ad. Bu hediyeleri götüren topluluğa da surre alayı denirdi.Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevvereye surre gönderme âdetini ilk olarak beşinci Osmanlı pâdişâhı Sultan Birinci Mehmed Han çıkarmıştır.
Her sene surre alayı ile gönderilen paralar, Haremeyn’in idâresinde sarf edilirdi. Mekke emîri bu paradan aşîret reislerine de hediye ederdi. Aşîretler, Osmanlı Devleti’nin bu yardımından memnun olur, devlete karşı minnettar kalırlardı. Surrede paral ar dışında gönderilen ve pek nâdir bulunan kıymetli halılar, seccâdeler, murassa âvizeler, şamdânlar ve paha biçilmez el yazması mushaf-ı şerîf (Kur’ân-ı kerîm)ler, levhalar, örtüler, gümüş perde halkaları, elbiseler, Mekke emîrine mahsûs sırmalı kaf tan, mücevherli kılıç ve daha pekçok kıymetli hediyeler ise, Mekke ve Medîne’deki mübârek makamlara, seyyidlere, şeriflere ve fakirlere hediye edilirdi. (Osmanlı Târihi Ansiklopedisi)
SUUDİ ARABİSTAN:Suudi Arabistanin büyük kentleri:mekke, Medine, Taif, Riyad ve Cidde.
SURNAME:Sûrnâme Osmanlı dönemi Türk edebiyatında sünnet, evlenme ve tahta çıkma münasebetleriyle yapılan şenlikleri anlatan eserlere verilen ortak addır. Bu eserlerin önemi, yazıldıkları zamanı bütün yönleriyle yansıtmaları, bu yüzden de araştırmalar için zengin kaynaklar olmalarıdır. Bilinen surnâmeler içinde en genişi, en şöhretlisi ve Türk kültür tarihi açısından en önemlisi Vehbî`ninkidir…
SOSYAL TARİH:Toplumlarin her türlü faaliyetlerini inceler.
SOSYOLOG: Sosyoloji bilimi ile uğraşan, toplu insan yaşayışı ve onların idare işlerinde bilgi sahibi olmaya çalışan sosyal bilimci. (Bkz. Sosyal Siyasetçi).
SOSYOLOJİ (Toplum Bilimi; İctimaiyyat): Sosyal hadiselerin-fenomenlerin ya da sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi.Sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal hadiseler ve olgular), insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışları ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır.Sosyoloji,Toplum bilimidir.Tarihi olaylari sosyoloji konularini hesaba katarak inceler.
SPORCU PADİŞAHLAR:Güreş:Murad Hüdavendigar, Çelebi Mehmed, IV. Murad, Sultan AbdülazizAvcılık:I. Murad, Yıldırım Bayezid, II. Murad, Fatih Sultan Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, I. Ahmed, II. Osman, IV. Murad, IV. MehmedBalık Tutmak:Kanuni Sultan SüleymanOk Atıcılığı:II. Murad, Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, IV. Murad, III. Ahmed, II. MahmudBinicilik (Cündilik):III. Murad, II. Osman, IV. Murad, IV. Mehmed, II. Mustafa, II. Mahmud, Sultan AbdülazizCirid:I. Ahmed, IV. Murad, IV. Mehmed, II. Mustafa, III. Selim, II. MahmudTüfenk Atıcılığı:IV. Murad, IV. Mehmed, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Abdülhamid, III. Selim, II. Mahmud, II. Abdülhamid Gürz Kaldırma:Orhan Gazi, I. Ahmed, IV. Murad,Labud ve Hışt Atma:IV. Murad,Mızrak:II. MahmudTomak:IV. Murad, I. İbrahim, IV. Mehmed
ŞABAT:Yahudilerde haftalik ibadet gününe sabat denir.
ŞAFİİ MEZHEBİ:Imami, Imam Muhammed bin Hanbel`dir.Hicri 150 (M.767) tarihinde Gazze`de dogmus, hicri 204(M.819) tarihinde Misir`da vefat etmistir.
ŞAKK-I KAMER:Ayın yarılması, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın ayı ikiye ayırması mûcizesi. Muhammed aleyhisselâmın mûcizelerinin en büyüklerinden birisi de, Şakk-ı kamer mûcizesidir. Bu mûcize başka hiçbir peygambere nasîb olmamıştır. Muhammed aleyhisselâm elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş kâfirlerinin elebaşıları yanına gelip; “Peyga mber isen ayı ikiye ayır” dediler. Muhammed aleyhisselâm, herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabâsının îmân etmesini çok istiyordu. Ellerini kaldırıp duâ etti. Allahü teâlâ, kabûl edip, ayı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kâfirler, Muhammed bize sihr yaptı dediler. Îmân etmediler.
Apollo-10, ayın her tarafını fotoğraflarla tesbit ettikten sonra, Apollo-11 ile gelecek olan ay fâtihlerinin iniş yerlerini belirledi. Apollo-11′in çektiği fotoğraflarda, ayın etrâfını çevreleyen derin ve geniş bir kanalın bulunduğu görüldü. Fransız gazeteleri bunu; “Bu kanal, Şakk-ı kameri işâret etmiş olamaz mı? şeklinde, resim altı haber olarak verdiler. Papalığın îkâzı üzerine, bu haberden bir daha söz edilmemiştir.Sakk-i kamer ahdisesi iki saat müddet sürdü.
ŞAKK-I SADR:Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın mübârek göğsünün yarılması hâdisesi. Şakk-ı sadr hâdisesi iki defâ vukû bulmuştur. Birincisi, Peygamber efendimiz küçük yaşta ve süt annesi Halîme Hâtun’un yanında iken, ikincisi Mîrâca çıkarken. Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “(Habîbim) göğsünü (kalbini) senin için (açıp da) genişletmedik mi?” buyruldu. (İnşirâh sûresi: 1) Muhammed aleyhisselâm, süt annesinin yanında bulunduğu sırada çocuklarla birlikte iken, Cebrâil aleyhisselâm gelip, onu arkası üstü yatırdı. Göğsünü açıp kalbini yardı. Kalbinden bir parça et çıkarıp attı ve; “Senin v ücûdunda şeytânın nasîbi bu idi. Çıkarıp attık. Ey Allahü teâlânın habîbi (sevgilisi), seni vesveseden ve şeytânın hîlesinden emîn ettik” dedi. Sonra bir leğen içerisinde zemzem suyu ile kalbini yıkadı ve göğsünü kapatıp ayağa kaldırdı. Bu hâli gören çocuklar koşup durumu Halîme Hâtun’a haber verdiler. Yanına geldiklerinde ayağa kalkmış ve benzi sararmış vaziyette idi. Eshâb-ı kirâmdan Enes bin Mâlik (r.anh) “Ben Resûlullah’ın göğsünde bu yarılmanın izini gördüm” demiştir. İkinci Şakk-ı Sadr ise, Mîrâc gecesi vukû bulmuştur. Bu gece, Cebrâil aleyhisselâm gelip Resûlullah’ın mübârek göğsünü yardı.Zemzem suyu ile yıkadıktan sonra, içi hikmet ve îmân dolu altın bir leğen getirdi. Resûlullah’ın mübârek kalbine boşalttı ve göğsünü kapattı. Peyga mber efendimiz hadîs-i şerîfte şöyle buyurdu: “Cebrâil gelip göğsümü yardı. Zemzem suyu ile yıkadıktan sonra, içi hikmet ve îmân dolu altın bir tas getirip göğsümü boşalttı, sonra kapattı.” Bu hadîs-i şerîf, Sahîh-i Buhârî ve Müslim’de zikredilmiştir . Yine bu iki kitabda Enes bin Mâlik’ten şöyle rivâyet edilmiştir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “İşte şuradan şurama kadar yâni boğazın altındaki çukurdan göğüste kıl biten yere kadar yardı. Kalbimi çıkardı, içi îmân dolu altın bir tas getirdi. Kalbimi yıkadı sonra da iç organlarımı yıkadı. Sonra kapattı.” (Senâullah-ı Pânî Pûtî, Abdülhâk-ı Dehlevî)
ŞAVT:Kabe`nin etrafini her bir dönüse denir.Bir tavaf yedi savttir.
ŞEF:Cift manasinda olup namazlarin her rekaatina sef denir.Dört rekaatli bir namazin önceki iki rekaatina birinci sef son rekaatina da ikinci sef denir. 3 rekaatli bir namazin ücüncü rekaati da , ikinci sef.
ŞEMAİL-İ ŞERİF:Hz.Peygamberin bedeni ve ahlaki vasiflarini ve beseri münasebetlerindeki, günlük yasayisindaki tutum ve davranislari icin kullanilan bir tabir.
SEBEKE-İ SEADET:Peygamber Efendimizin mübarek kabrinin bulundugu Hücre-i Seadet denilen yerin dis duvari etrafinfa yerden Mescid-i Nebi`nin tavanina kadar yükselen demir parmaklik

ŞEB-İ ARÛS :Mevlânâ’nın ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir. İkindi vaktinden sonra Kur’an okumak ve Aynü’l-Cem’ yapılmak sûretiyle icra edilen bu merasimin gecesine aynı zamanda “Leyletü’l-Arûs” da denilir. Şeb, Farsça; Leyle, Arapça “gece” demek olduğu için tabirlerin ikisi de aynı manâya delâlet etmektedir.Mevlânâ Celaleddin ölüm gününü “Hakk’a vuslat”, “Düğün günü” saymıştır (Hilmi Yücebaş, Edebiyatımızda Mevlânâ, (Konya İl Yıllığı), Konya 1973, 30)Bilindiği gibi, Mevlâna (hicrî 672) miladî 17 Aralık 1273′de Pazar günü akşam üstü güneş gözden kaybolup, Konya ufuklarını kızıla boyarken bu âlemden can ve bekâ âlemine göç etmiştir. Mevlânâ ölümünü gerdek gecesi “Şeb-i Arûs” “Sevgiliye kavuşma” günü olarak kabullenmişti. Şeb-i Arûs, fedakârlıkla başlar, ölüm boyunca devam eder, öbür âleme kavuşmakla tamamlanır.Mevlânâ, ölümü kişinin aslına dönüşü veya menşein ilâhi bir cevher olması hasebiyle “Allah’a dönüş” olarak telâkki eder.Bir başka ifadeyle ölüm, “Cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçmasıdır.”Mevlânâ bu hususu şöyle ifade eder:”Bizi Elest harabatından getirdiler. Coşmuş, dağılmış ve kendinden geçmiş olarak getirdiler. Yine harabat tarafına çekecekler. (Bizi) yoktan var ettikleri için” (Mevlânâ, Rubaiyyat, 672/1 14).”Hele ölümden bir kurtulsun, kurtuluşa ulaşın; çünkü sevgiliyi görmek âb-ı hayattır.” (Mevlânâ, Mesnevî, Terc., A. Gölpınarlı, III, Beyit 4607).”Çünkü tiksinmek, kötü gelmek ortadan kalkarsa o ölüm, ölüm değildir ki. Görünüşte ölümdür, gerçekteyse göçüş” (Mevlânâ, Mesnevî Terc., A. Gölpınarlı, III, 4613).
ŞECERE-İ PÂK-İ MUHAMMEDÎ:Muhammed aleyhisselâmın mübârek, temiz soy kütüğü, soy ağacı. Allahü teâlâ Şecere-i Pâk-i Muhammedî ile ilgili olarak meâlen buyurdu ki: Sen, yâni senin nûrun hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana ulaşmıştır. (Şuarâ sûresi: 219) (Senâullah Dehlevî) Şecere-i pâk-i Muhammedî’nin ilk ferdi Âdem aleyhisselâmdır. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem nûru, babadan oğula geçerek mü’min olan Târûh’a, (İbrâhim aleyhisselâmın babası) ondan da İbrâhim aleyhisselâma, sonra oğlu İsmâil aleyhiss elâma geçti. Ondan da evlâdlarından Adnan’a intikâl etti. Şecere-i pâk-i Muhammedî’de bulunan ve babası Abdullah’a kadar olan dedeleri şunlardır: Adnan, Mead, Nizâr, Mudar, İlyas, Müdrike, Huzeyme, Kinâne, Nadr, Mâlik, Fihr, Gâlib, Lüveyy, Ka’b, Mürr e, Kilâb, Kuseyy, Abd-i Menâf (Mugîre), Hâşim (Amr), Abdülmuttalîb (Şeybe), Abdullah bin Abdülmuttalîb. (Altıparmak Muhammed Efendi)
ŞED BAĞLAMAK: Uğraştığı sanat dalında başarılı olan ve maharet kazanan çıraklara, fütüvvet geleneğince, ustaları tarafından bir törenle kuşak kuşandırılır. Usta çırağına kendisine ilk şed’in kim tarafından bağlandığını (kuşak kuşandığını) anlatırdı. Her sanatın ilk piri, Fütüvvetnâme adlı eserlerde verilmektedir
ŞEFAAAT: Ahiret günü bir kısım müminlerin bağışlanmaları ve bazı itaatli müminlerin de yüksek derecelere ermeleri için peygamberimizin ve diğer bazı büyük zatların Yüce Allah’dan dilek ve yalvarışta bulunmalarıdır. Ahirette bütün insanlara ait hesaba çekilme işinin bir an önce yapılması için en büyük şefaatta bulunacak kimse, Hazreti Peygamber Efendimizdir. Onun bu şefaatına Şefaat-ı Uzma (En büyük Şefaat) denir. Peygamberimizin sahib olduğu Cennetteki yüksek makama da Makam-ı Mahmud (Övülen Makam) denir.
ŞEHÂDET:Şehadet, lügatta hazır olmak, bir olayı görmek, şahitlik, tanıklık etme; şehitlik, şehit olma mertebesine erme; şehadet kelimesi söylemek gibi anlamlara gelir.
Kur’an’da geçen “eş-Şehîd” sıfatı, Allah’ın güzel isimlerinden biridir ve “kendisinden hiçbir şey gizlenmeyen, gizliyi de gizlinin gizlisini de bilen” anlamına gelir. Hiçbir şeyin Allah’ın gözetiminin dışına çıkamayacağını ifade eder. (Yunus, 61)
Şehid, Allah’ın adını yüceltme uğrunda canını feda edip Allah’ın rahmetine kavuşan, Allah yolunda cihad ederken savaşta vurulup ölümsüzleşen müslümana denir. İslam şeriatine göre, haksız yere zulmen öldürülen mü’mine şehid denir. Şehidlik, Allah’ın mü’minlere ihsan ettiği en yüksek manevî derecedir. Buna ancak Allah yolunda olan mü’minler kavuşabilir. Şehidler, Allah’ın nimet verdiği peygamberler, sıddıklar ve sâlihler ile beraberdir. (Nisa, 69-70) Şehitlik, büyük fazilet ve nimete ermektir. Rasülüllah şöyle buyuruyor: “Cennete giren hiçbir kimse, dünyada bulunan her şeyin kendisine verilmesi karşılığında, dünyaya dönmek istemez. Yalnız şehid olan kimse, kavuştuğu şehidlik rütbe ve nimetlerinden dolayı dünyaya dönüp on kere öldürülmeyi temenni eder.”
Şehid; Allah’ın rızası için savaşan ve İslam’ın temel hedeflerini gerçekleştirmek için hayatını feda eden müslümandır. Cihad ibadetini ihlasla yerine getirmeye çalışan her mükellefin hedefi, şehid olmaktır. Zira Kur’an-ı Kerim’de; “Allah yolunda öldürülmüş olanlar için sakın ‘ölüler’ sanmayın; bilakis onlar diridirler; fakat siz iyice anlayamazsınız.” (Bakara, 154) buyrulmaktadır. Tağutî güçlerin emrinde savaşan kimseler, velek ki müslüman dahi olsalar, asla şehid olamazlar. Zira şehadet mertebesi; Allah’ın kendi rızası için ve meşrû şartlarda savaşanlara ihsan buyurduğu bir nimettir.
ŞEHİD:Din ugrunda savasarak ölen müslüman.Şehidlik büyük bir derecedir. Allah yolunda canını veren bir müslümana “Şehîd” denir, çoğulu Şüheda’dır. Böyle bir adama şehîd denilmesi, ya cennete gireceğine şahidlik yapıldığı veya ölümü anında birtakım rahmet meleklerinin hazır bulunduğu veya kendisi Yüce Allah’ın manevî huzurunda hazır olarak rızıklanacağı içindir. Şehîd kelimesi, Şahid sözüne denk olup hazır manasını taşır. Şehîd kelimesi, Şahid sözüne denk olup hazır manasını taşır. Şehîdler üç kısma ayrılırlar:1) Hem dünya, hem de âhiret bakımından şehid olanlar. Bunlar birer hükmî şehiddirler. 2) Yalnız dünya bakımından şehid olanlar. Bunlar da birer hükmî şehiddirler. 3) Yalnız âhiret bakımından şehid olanlar.
Şehid ise yıkanmaz ve kefenlenmez Onu şehid düştüğünde üzerinde bulunan elbiselerle defnetmek sünnettir Cabir’in rivayet ettiğine göre Hz Peygamber, Uhud savaşında şehid olan müslümanların kanlı elbiseleriyle defnedilmelerini emretmiştir Onları yıkamadan ve cenaze namazlarını kılmadan defnetmişlerdir ( Buharî/1278)
Savaş meydanında yaralanıp savaştan sonra ölen bir müslüman dünyevî muameleler bakımından normal şekilde ölen müslümanlar gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılınır Şehidin yıkanıp, kefenlenip na¬mazının kılınmamasının hikmeti, şehadet eserinin “üzerinde bulunması içindir Onlar halkın duasına muhtaç olmadıklarından ötürü, diğer kimse¬lere yapılan muamelelere muhtaç değillerdir Hz Peygamber şöyle buyurmuştur:
Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki Allah yo¬lunda açılan herbir yara kıyamet gününde muhakkak yeni açıldığı şekli üzere gelecektir; rengi kan rengi ve fakat kokusu misk kokusu¬dur ( Buharî/235, Müslim/1876)
ŞEHR-İ HARAM:Şehr-i Haram,Zilka’de ayı. Bu ayda savaş haram kılınmıştır. Zilhicce, Mu-harrem ve Recep ayları da savaş haram olan aylardır. Bu aylrın dördüne birden «Eşhür Hurum» denir.
ŞEMAİL-İ ŞERİF:Hz.Peygamberin, bedeni ve ahlaki vasiflarini ve beseri münasebetlerindeki, günlük yasayisindki tutum ve davranislari icin kullanilan bir tabirdir. Istılahta şemâ’il (veya şemâyil), cami türü hadis kitaplarının ana konularından biridir. Bununla birlikte Hz.Peygamber (s.a.s)’in mübarek yaratılışı, fizyolojik özellikleri, çeşitli üstün insanî vasıflan ve ahlâkî hasletlerini konu olarak alan ilim dalma da şemâ’il denilmiştir. Onun sîresi içinde ayn bir kısımda mütalaa edilir. Şemâ’ille birlikte delâ’ilu’n-nubuvve (peygamberliğin delilleri); fedâ’il (üstün ahlakî faziletleri) ve hasâ’is (ona mahsus özellikler) de aynı sîre içinde yer alırlar.
ŞEMS SURESİ (91)Bu surenin isimlendirilme şekli, Yüce Allah bi¬rinci ayette şemse (güneşe) yemin etmesidir; (Ve’ş-Şemsi ve’d-Duhaha=Güneşe ve onun aydınlığına and olsun). Surenin diğer bir adı da Salih’in devesi’dir. 15 ayet, 54 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıraya göre 91. sure, nüzul sırasına göre, Kur’an’ın 26. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda yeminle başlayan 18. suredir. Bu surede, Salih’in kıssasına, onun devesine ve imansız ve şekaveti meslek edinen Semud kavmi tarafından öldürülmesine işaret edilmiştir. Şems süresi:Dünya hayatinda iyi kullarin kurtulacagi, dogru yoldan sapanlarin ise kaybedeklri büyük felaketlere ducar olacaklari beyan edilmistir.
ŞERİF:Hz.Hasan`in soyundan gelenlere serif denir.Peygamberimizin(s.av) torunu ve Hz.Ali’nin küçük oğlu olan Hz.Hüseyin’in soyundan gelenlere verilen bir unvan. Bu kişilere toplum içinde büyük hürmet gösterilirdi. Nakibül Eşraflık adı verilen bir kurum bunların durumlarıyla ilgilenir ve devlet bu kişilere muhtaç duruma düşmeyecek bir gelir sağlardı.
ŞERH:”Şerh” lügatte açmak, yarmak, keşfetmek, bir şeyi izah etmek ve açıklamak süretile bildirmek demektir. Bir eserin izah ve tefsirini yapan kitaba da şerh deniliyor. “Sadr” de sîne, göğüs, yâni: Bir şeyin ön tarafı manasınadır, insanın belinden başına doğru olan ilk tarafıdır ki: Gerisi de kalbi, ciğerleri içine alır, bir odanın bir salonun en şerefli oturak yerine sadr denilir.
ŞERH-TEFSİR:Ayet-i kerimelerin açıklanıp yorumlanmasına “tefsir” denirken, aynı işlem hadis-i şeriflere uygulandığında “şerh” adını alır.Tefsir edene”müfessir”, şerhedene “şârih” denir.
ŞER`İ MEN KABLENA :Hz.Muhammed(sas)` den önceki ilahi dinlerin hükümlerini ifade eder.
ŞEYH:Ravinin hadis aldigi kisi. Üzerinde yaşlılık alameti görülen, olgunluk yaşını geçmiş tecrübeli insana verilen isimdir. Çoğulu şuyûh, eşyâh, şeyhân, meşîha, bir görüşe göre meşâyih gibi çeşitli ölçülerde gelir.Hadis Usulünde şeyh, umumiyetle hadis talebesinin, meclisine devam ederek hadislerini rivayet ettiği hadisciye denir. Bu manada şeyh, talibe hadislerini riv-yet eden hadisci, günümüzün tabiriyle “hadis hocası” olmaktadır.
ŞEYH EDEBALİ(1205-1325):Osmanli devletinin kurulus yillarinda yasamis büyük bir alim ve Osman Gazi`nin kayinpederi ve hocasidir.1326 yilinda 125 yasinda vefat etmistir.Edebali, damadi Osman bey tarafindan kurulan ve 600 sene cihan imparatorlugunu elinde tutan , Osmanli Imparatorrlugunun kurulusunda manevi harci olan önemli bir zattir.
ŞEYHÜİSLAM:Osmanli devleti, büyük bir imparatorluktu.Alti asirdan fazla bir süre varligini devam ettirdi.Üzerinde yasadigimiz cografya, bize Osmanli Devletinin dagilmasina paralel olarak Seyhülislamlik kurumu da tarihe mal olmustur.Diyanet Isleri Baskanligi Osmanli Devleti bünyesindeki Seyhülislamlik kurumu yerine Cumhuriyet dönemimizde teessüs etmi bir kurulustur.Seyhülislam, seyh ve islam kelimelerinden olusmustur.Seyhülislam din adamlarina verilen bir isimdir.Seyhülislam tabiri yerine, Osmanli döneminden önceki yillarda Kadilara, Islami ilimlerle uzmanlasmis alimlereFahrü`l-islam, Rüknü`l-Islam, Zeynü`l-Islam, sems`l-Islam, Huccetü`l-Islam ve Burhanü`l-Islam gibi sifatlarl da verilmistir.Ancak bu sifatlar bir kac münhasir kalmis ve genellesmemistir.Osmanli Tarihine göre birinci Seyhü`l-Islam Semseddin al-Fenari(ö.1431). Bu sahis ünlü fikih bilim adami ve kadi idi ve 2.Sultan Murad tarafindan tyin edilmistir.Seyhü`l-Islamlik Sultanin devlet islerine dini acidan tasvip etmesi icin kurulmustur.Kurulus amaci Halifeligin abbasilerden alinarak Osmanlilara intigini temin etmektir.Bu teorilerin ikiside tutarsizdir.Osmanli devletinin kurucusu Osman bey, oglu ve halefi Orhan beydir. Tesrifat Kanununda Seyhü`l-Islamlar; Sultanlar,Seyhü`l-Islama saygi göstereceklerdir.Devlet protokolünde, Seyhü`l_islamin yeri, padisah ve veziriazam`dan sonra, diger bütün devlet görevlilerinden öncedir.Osmanli devletinde, Seyhü`l-islam`in en önemli görevlerinden biri de fetva görevidir.Seyhü`l-islam ve Müftünün verdigi cevaplara genel olarak fetva denilmektedir.Seyhü`l-Islamlar divan heyetine dahil olmamakla beraber dahili hükümet siyasetinde ve hemen bütün islerde mühim rol oynamislardir.Seyhü`l-islamlik kurumu;Kadi, müderris, müftü, nisanci, deftedar, naib,cami görevlileri(vaizler, hatipler, imamlar, müezzin ve kayyimlar),Nakibü`l-esraf, seyh ve dervisler(Bunlar tasavvuf ve tarikat erbabini temsil eden kimselerdir). 2.Sultan Mehmd`in Kanunnamesi Ali Osmani`na göre, Sultan`inda ögretmeni olan Seyhü`l-islamlarda, öldürülmez, özelligi vardir. Üc sahis istisnadir, idam edilmistir.Yanlis anlayislara kurban gittikleri düsüncesiyle, bunlara sehid sifati verilmektedir.Seyhü`l-islamlar cogu kez Türklerden secilmistir.Tayin yetkisi padisaha aittir.Osmanlik devletinin son Seyhü`l –islam`i Medeni Mehmet Nuri efendidir(1920-
ŞİFA HATUN:Peygamberimizin ebesinin adi.
ŞEYTAN-İBLİS:Ateşten yaratılmıştır. Kur’ân’da şeytan tekil olarak 70, çoğulu “şeyatin” olarak 18 olmak üzere toplam 88 yerde geçmektedir. Kur’ân’daki diğer adı olan iblis ise 11 yerde zikredilmektedir. Şeytan” deyince ilk akla gelen İblis’tir. İblis, Adem (a.s.)’a secde etme emrine karşı çıkarak Allah’a isyan ettiği, azdığı ve Allah’ın lanetine uğradığı (4/118) için Şeytan ismini almış ve bu kelime Şeytan için özel isim olmuştur. İblis, “çok ümitsiz ve hüzünlü” demektir. Diğer bir ismi de “cân” (55/15) olan İblis, cin asıllı bir varlıktır, (18/50).Allah ve Peygamber, bize mevcudiyetlerini bildirdiği için var olduklarına iman edilmesi gereken cinler, insanlardan önce ateşten yaratılmış (15/27) insanlar gibi aklı ve iradeleri olan, Allah’a ibadet etmekle sorumlu tutulan (51/56), müslümanı ve kâfiri, salihi ve günahkârı bulunan (72/11, 14) ve gözle görülmeyen varlıklardır.Cinlerin kafir ve azgınlarına şeytan denilmektedir. İblis, şeytanların başı ve en azgınıdır. Şeytanın, kendisine yardım eden askerleri vardır (26/95). İblis’in; Kur’an’da şeytan vasfının dışında çok âsi (asıyy) (19/44), çok nankör (kefûr) (17/27), çok azgın (merîd ve mârid), (19/44) kovulmuş (racîm) (17/27) ve tağut (5) sıfatları ile nitelenmiş; işinin; insanlara düşmanlık etmek (17/53), onları aldatmak (17/63), dostlarını saptırmak ve cehenneme sürüklemek olduğu bildirilmiştir.(İstanbul İl Müftülüğü Web.)
ŞİRK:Allah’ın ortağı kabul etmek ve yaptığı ibadetine başkalarını da ortak yapmak demektir. Bu da putlara, ağaçlara, hayvanlara, kabirlere, gökteki cisimlere, tabiat kuvvetlerine, ruhani varlıklara ve insanlara uluhiyet vererek tapınmaktır. Müşrik de; “ortak koşan” demektir.Şirk, mutlak inkar anlamında da kullanılır. Çünkü Allah’a ortak koşmak şart değildir, hatta uluhiyyette Allah’a denk bir varlığın olduğuna inanmak, mutlak şirktir. Çok ilaha inanmak olan polietizm şirkin en belirgin şeklidir. Genel bir tanımla şirk; Yüce Allah’ın uluhiyyetinde, sıfat ve fiillerinde, eşi ve ortağı bulunduğunu kabul etmektir.
Kur’an, şirki, en büyük günahlardan sayar. Özellikle affedilmez olduğunu belirterek böyle bir fiili, işlenmemesini ister. Şirkin büyük günah oluşu, insanın yaratılmış olduğunu unutarak kendisini tesadüfün veya adi bir maddenin icadı olarak görmesinden dolayıdır.
SOKULLU MEHMET PAŞA( 01.11.1505)- (19.11.1578)Sokullu, Kanuni Sultan Süleyman, Sultan İkinci Selim ve Sultan Üçüncü Murad devirlerinde sadrazamlıkta bulunan Sokullu Mehmed Paşa 1506 yılında Bosna civarında Sokoloviç kasabasında doğdu.Bu dönemde 1566′da Sakız Adası Cenevizliler’den alındı. Yemen’in egemenliği sağlandı.1571 yılında Venediklilerden Kıbrıs Adası alındı.1571′de İnebahtı Savaşı’nda Haçlı donanmasına yenildi.Tunus Osmanlı topraklarına katıldı.Lehistan 1575′te Osmanlı himayesine girdi.1577′de Fas Portekizlilerden alındı.Sokullu Mehmet Paşa’nın ProjeleriSokullu sadrazamlığı süresince Doğu Avrupa Türkleri ile Kafkasya bölgesini Osmanlı Devleti’ne bağlamak istedi.Don ve Volga Irmaklarını bir kanalla birleştirerek, Karadeniz’den Hazar’a geçmeyi planladı.1579 yılında Süveyş Kanalı’nı açmayı düşündü,bu amacını gerçekleştirmek için Sudan’ı zaptetti. böylece, Hindistan ve Endonezyadaki Müslümanlara yardım etmeyi planladı.Sokullu bir yeniçeri tarafından divan çıkışında 11 Ekim 1579 da kalbinden hançerlenerek öldürüldü., projeleri de uygulamaya konulamadan yarım kaldı. Devlet teşkilatı içinde önemli düzenlemeler yapan Sokullu Mehmed Paşa, 1579 yılında öldürüldü ve Eyüp’te defnedildi.
ŞUARA SURESİ(26):Bu surenin isimlendirilme sebebi, şairlerin ko¬numunun açıklanması ve surenin sonlarına doğru hakkı söyleyen ve batılı söyleyen şairlere işaret edil¬mesidir. Surenin diğer adları, Ta, Sin, Mim ve Camia’dır. 227 ayet ve 1319 kelimedir. Mushaftaki sı¬ralamaya göre 26. sure, nüzul sırasına göre ise, Kur’an’ın 47. suresi ve Mekki’dir. Kapsadığı alan tam yarım cüzdür. Hurufu mukattaa ile başlayan su¬relerin onikincisidir (başında Ta, Sin, Mim harfleri vardır). Surenin bazı konuları; Hz. İbrahim, Musa, Salih, Lut, Şuayb gibi bazı Peygamberlerin hikayeleri, insanların Resulullah (s.a.v)’a neden çabucak iman et¬medikleri konusunda Resulün teselli edilmesi ve ken¬disine yakınlarını İslama davet etmesinin emredilmesi vb. konulardır.
ŞUAYB ALEYHİSSELAM:Şuayb Aleyhisselamin büyük annesi, Lut Aleyhisselamin kızı.Kendisi Medyen ve eyke sehirlerinin puta tapan halkina peygamber gönderldi.Suayb Aleyhisselamin ögütlerini dinlemeyen; Eyke halki, 7 gün süren siddetli bir sicak arkasindan üzerlerine bir buluttan yagan ates yagmuru ile yok oldular.Medyen halki da bu azabin gürültüsü ile , bir yer sarsintisi ile helak oldular.Medyenliler Arap olduklari icin Hicaz bölgesinde Sam tarafinda Akabe Körfezine yakin bir yerde yasiyorlardi.Suayb Aleyhisselam , cok etkileyici olan hikmetli konusmalar yapardi.Bundan dolayi peygamberimiz ona ,Hatibü´l-Enbiya ünvanını verdi,Mekke`ye hicret etti.Ücyüz yil yaşadı.Rükun ile makam arasinda(Kabe önünde) gömüldügü rivayet edilmistir.Musa Aleyhisselam , Suayb`in kizi ile evlendi.Suayb Aleyhisselamin peygamber olarak gönderilen Medyen ve Eyke halkinin ahlaksizliklari; Halk soyguncu,hirsiz,alis veriste hile yapan,haksiz kazanc pesinde kosan ve putlara tapan ahlaksiz bir milletti.Salih Aleyhisselam ,Ibrahim Aleyhisselamin veya salih Aleyhisselamin neslindendir.Kur`an- i Kerim de on yerde adi zikredilmektedir.Suayb Aleyhisselam ,İbrahim peygambere bildirilen dinin emir ve yasaklarini teblig etti.Suayb Aleyhisselamin peygamber gönderildigi kavmi 7 gün siddetli bir sicaga maruz kalmis, evlerinde nefes alamaz hale gelmislerdi.Iste böyle bir durumda gökte siyah bir bulut belirmis, onlarda biraz rahatlamak icin bu bulutun gölgesinde toplanmislardi.Sonra bu bulut ates olup üzerlerine inmis ve onlari yok etmisti.(Diyanet Meali, sh.374)
Şuayb Aleyhisselâm İbrahim Aleyhiselâm’ın torunlarındandır, veya onun ile beraber Şam diyarına hicret etmiş olan bir kabiledendir, babasının adı Mikâil veya Süveyb’dir. Hz. Şuayb, Medyen ve Eyke şehirlerinin putperest olan ahalisine Peygamber gönderilmiştir. Bu ahaliye pek tesirli öğütler vermiş, onları hak dine davet eylemiş ise de onlar bunu kabul etmemiş, nihayet Eyke ahalisi yedi gün devam eden pek şiddetli bir sıcağın ardından üzerlerine yağan ateş yağmurları ile helak olmuşlardır. Medyen ahalisi de bir azap gürültüsüyle, bir zelzele ile yerlere serilerek mahvolup gitmişlerdir.Hz. Şuayb, arapça konuşurmuş, pek edip imiş, kavmine pek tesirli, hikmetli öğütlerde bulunurmuş. Bu cihetle Rasülü Ekrem Efendimiz Hz. Şuayb’e “Peygamberlerin Hatibi” unvanını vermiştir. Şuayb Aleyhisselâm, kendisine imân edenler ile Mekke’i Mükerreme’ye hicret etmiş, orada üçyüz yaşında iken vefat edip rükn ile makam arasına defnedilmiş olduğu rivayet edilmektedir. Büyük validesi, Lut Aleyhisselâm’ın kızıdır. Hz. Musa, Medine’i Münevvereye firar edip gitmiş olduğu zaman Hz. Şuayb’in kızı ile evlenmiştir.
ŞURA SURESİ(42):Bu surenin Şura olarak adlandırılması nedeni, 38. ayetinde müslümanlar ve mü’minlerle ilgili olarak; “Onların işleri aralarında şura iledir.” söylenmiş ol¬masıdır. Surenin bir diğer adı, Ha, Mim, Ayn, Sin, Kaf’tır. Zira bu mukattaa harfleriyle başlamaktadır. 53 ayet ve 860 kelimeye sahiptir. Mushaftaki sıraya göre 42. sure, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 62. suresi olup Mekki’dir. Hacmi bir hizbden biraz fazladır. Bu surede Ümmü’l-Kurra’yı (Mekke’yi) ve onun ta¬kipçilerini Kur’an’la ikaz edilmesi, Peygamber (s.a.v)’e sabrın tavsiye edilmesi, tevhid, mead ve Hatemü’l-Enbiyanın risaleti ile ilgili bazı konular ele alınmıştır
ŞÜKÜR:Şükür; İyiliğe karsı minnettarlık göstermektir, İyiliğe karsı sözle veya fiile gösterilen kadirşinaslıktır. Cenâb-ı Hakka şükretmek ise üç şekilde olur. Birincisi: Lisânen şükürdür. Bu, Cenab’ı Hakkın nimetlerine karsı yüce Allah’a dil ile saygı göstermektir. İkincisi: Bedenen şükürdür. Bu da Hak Teâlâ’nın nimetlerini hatırlayarak Şükür secdesine kapanmak gibi bir şekilde olur. Üçüncüsü de: Kalben şükürdür ki bu da Allah’ın nimetlerini düşünerek kalben saygılı hislerle mütehassis olmaktır. Şükrün zıddı, küfr ve nankörlüktür ki nîmeti gizlemek ve inkâr eylemektir.Nitekim bir zat söyle demiştir:Nimete sükr etmek, nimeti artırır. Nimete karsı nankörlükte bulunmak da nimetin yok olmasına, elden çıkmasına sebep olur.
ŞÜKÜR SECDESİ:Şükür secdesi, bir nimetin kazanılmasından veya bir felâket ve musibetin kalkmasından ve bunların benzeri işlerden dolayı kıbleye yönelerek tekbir alıp secdeye varmak, hamd ile tesbihde bulunup şükrettikten sonra, yine tekbir ile secdeden kalkmaktır. Bu da tilâvet secdesi gibidir. Şükür secdesi müstahabdır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile ashabın ileri gelenlerinden çokları şükür secdesi yapmışlardır. Peygamber Efendimiz, Ebu Cehil’in başını kesilmiş görünce, beş defa şükür secdesine varmışlardı.
TAABBÜDİ:Taabbüd, ibadet etmek, kulluk etmek demektir. Buna göre, taabbüdî, “ibadetleri hikmet ve faydalarını düşünmeksizin sadece Allah’a kulluk etme niyetiyle ve emredildiği tarzda yapmak” demektir.Allah’ın insanlara bir takım emir ve yasakları vardır. Bunların bir kısmının hikmetleri kolayca bilinir, bir kısmı ise hikmeti bilinmese de aynen uygulanır. Bu türden olan emir ve yasaklara taabbüdî denilir. Sözgelimi, “içkinin yasaklanma hikmeti” bellidir. Çünkü içki, aklı iptal etmekte ve insanı adeta insanlıktan çıkarmaktadır. Ama namazın beş vakit olması, bu namazların rekat sayıları taabbüdîdir, hikmeti bilinmese de aynen uygulanması gerekir.İlahi emir ve yasaklar hikmetlere değil, illetlere bağlıdır. İllet ise doğrudan doğruya Allah’ın emir veya nehyidir.
TAADDÜD-Ü ZEVCAT :Birden çok kadınla evlenmek, nikahlı eşlerin birden çok olması.Peygamber (s.a.s) Efendimizin çok evlenmesinin sebep ve hikmetleri vardır.Hz. Peygamber (s.a.s) evlenip de zifafa girmediği ve evlenmek üzere olduğu hanımlar da vardır (Kurtub, el Cami’li Ahkamil-Kur’an, 164-167).
Resulı-i Ekrem (s.a.s)’in bu hanımIarla evlenmesinin sebebi kadına düşkünlük ve maddiyat değil, siyaset ve şefkattir. Zira Hz. Aişe’den başka bütün hanımları dul ve yaşlı kadınlardı. İstese bunlar yerine genç ve güzel hanımlar alabilirdi. Peygamberimiz servet düşkünü değildir. Çünkü Hz. Hatice’den başka öteki bütün hanımları öyle servetine tamah edilecek kişiler değillerdi (Ahmed Hilmi, Tarih-i İslâm, 231-232).Ayrıca dörtten fazla kadınla evli olmak da Rasulüllah(s.a.s)’e ait özelliklerden biridir (Abdulvahhab Hallaf İlm-i Usuli’l-Fıkh, 44).
TABAKAT-İ MESAİL:Tabakat-i Mesail; Fikhi meseleler mertebesi demektir. Fikhi meseleler üc mertebeye ayrilir;a)Zahi el –rivaye veya Zahir el – mezhebtir;Bu imam Muhammed`in yazdigi meshur alti eserinde yer alan meselelerdir bu eserler de sunlardir: -el-mebsud, el-Camius-Sagir, el-Camiul-Kebir, ez-Ziyadat, es-Siyer es-Sagir, es-Siyer el Kebir.Imam Muhammed kendi sözlerini bu kitaplarda tesbit ettigi gibi Imam Azam ile Imam Ebu Yusuf`un sözlerini de yazip tesbit etmistir.b)Nevadir veya gayri zahir el –Mezhep:Yukaruda adi gecen kitaplardan baska Imam-i Muhammed´in yazdigi eserlerde yer alan mesaildir.Bu kitaplar da sunlardir:Keysaniyat, Haruniyat, Curcaniyat,Rakkiyyat`tir.c)Vakiat:Bunlar mezhepte hükümleri beyan edilmemis, belki Hanefi fakihleri tarafindan hükümleri belirtilmemis meselelerdir.Buna Nevazil de denir.Bu husustailk yazilmis eser Ebu Leyses-Semerkandi`nin “Nevazil” kitabidir.
TABERÎ :H. III-IV (M.9-10) asırlarda yetişmiş, fıkıh, hadis, tarih, dil, tefsir ve kırâat ilimlerinde otorite olmuş âlim.
TABİİYYUN:Tabiatcilar.Naturalistler.Her seyi tabiat yapiyor diyen maddeye dalmis, Allah`tan manen uzaklasmis kisiler.
TÂBİÎ :Sahabe’den herhangi birisiyle kısa ya da uzun karşılaşıp Müslüman olarak vefat eden kimselere tâbiî” denir. Çoğulu tâbîun-tabiîndir. Büyük ve küçük olmak üzere iki sınıf tâbiîden söz edilir: Büyük tâbiî: Rivâyet ettikleri hadislerin çoğunu sahabeden, azını da tâbiûndan rivâyet edenlerdir. Said ibn Müseyyeb bunlardandır. Küçük tâbiî: Rivâyet ettikleri hadislerin çoğunu Tâbiûn’dan, azını da Sahabeden alanlardır. Ebû Hanife bunlardandır.
Gerek hadis rivâyetinde, gerekse sonraki nesillere İslâm’ın aktarılarak öğretilmesinde Tâbiûn’un büyük rolü olmuştur. İslâmî ilimler alanında birçok kitap Tâbiûn döneminde yazılmaya başlanmıştır. Metodolojiye ait bir çok kurallar da onlar tarafından ortaya konmuştur. Hz. Peygamber (a.s.) tâbiûn’un fazileti ile ilgili olarak, “İnsanların en hayırlısı benim yaşadığım devirde yaşayanlar, sonra onların peşinden gelenler (tâbiûn), sonra bunları takip edenlerdir (etbâu’t-tâbiin).” (Buhârî, Şehâdât, 9, Fedâil-u Ashabı’n-Nebî, 1, Rikak, 7, İmân, 10, 27).
TAÇ MAHAL:Mimari şaheser olan Taç Mahal. Babür Türk imparatoru Şah Cihan tarafından eşi için Hindistan da yaptırmıştır.Yapının mimarı Mimar Sinan’ın öğrencisi İstanbul’lu Mehmet İsa Efendidir. İslam mimarisinin incisi olan bu türbe,Timuroğulları hükümdarlarından Şah Cihan tarafından,ondört çocuk dünyaya getirdikten sonra genç yaşta ölen çok sevdiği eşi için yaptırmıştır.İnşaat 1630′da başlamış ve başta mimar Mehmet İsa efendi ile dünyanın dört bir yanından getirilen sanatkarlar olmak üzere binlerce işçinin devamlı çalışmasıyla 1652′de tamamlanmıştır.Tamamen beyaz mermerden yapılan Taç mahal’in ana kubbesinin yüksekliği 82 metredir.Türbenin içinde Şah cihan ile eşi mermer lahitleri yer alır.Karı koca,bu lahitlerin altında mahzende gömülüdür.Dünyanın yedi harikasından biridir.
TADİL-İ ERKAN:Namazın şartlarını tam olarak yerine getirme, her hareketin hakkını verereki, aceleye getirmeden sükunet içinde namaz kılma.Namazlarda tadil-i erkana riayet, İmam Ebû Yusuf’a göre, bir rükün olduğundan farzdır.Bundan maksad, namazın kıyam, rükû ve secde gibi her rüknünü sükunetle yerine getirmek ve bu rükünleri yaparken her uzuv yatışıp hareket halinden beri bulunmaktır. Örnek: Rükûdan kıyama kalkarken vücud dimdik bir hale gelmeli ve sükunet bulmalı, en az bir kere:”Sübhanellahi’l-Azîm”diyecek kadar ayakta durup ondan sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında da böylece bir tesbih mikdarı durmalıdır.Tadil-i Erkan, İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre, vacibdir. Bu iki ayrı görüştenbirincisine göre, tadil-i erkan yapılmaksızın kılınan bir namazı yeniden kılmak gerekir, ikincigörüşe göre ise, tadil-i erkanı terkden dolayı yalnız sehiv secdesi gerekir. Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha iyidir. Böylece insan ihtilaftan kurtulmuş olur. Ayrıca kerahetle kılınan namazları da yeniden kılmak vacib görülmüştür.
TAFSİLİ İMAN:Inanilmasi gereken dinsel esaslara detayli ve ayrintili bir sekilde inanmaya denir.
TAĞLİS:hanefi mezhebine göre, müfdelifede sabah namazını fecirden hemen sonra kılınmasına denir.
TAHA SURESİ(20):Bu surenin bu isimle anılma sebebi, surenin hu¬rufu mukattaadan olan Ta ve ha harfleri ile başlamış olmasıdır. Surenin bir diğer ismi de Kelim’dir ki bu, Hz. Musa’nın lakablarından biridir. 125 ayet ve 1353 kelime içerir.Mushaf sıralamasına göre yirminci, nüzul sı-rasına göre ise, Kur’an’ın 55. süresidir ve Mekki’dir. Hurufu mukattaa ile başlayan 11. suredir. Hacmi yak¬laşık yarım cüz kadardır.
TAHAMMÜLÜ’L-HADİS :Bir ravinin başkalarına rivâyet etmek gayesiyle, hadis rivâyet eden bir şeyhten rivâyet ettiği hadisleri semâ, kıraât, icazet, münavele, kitabet, i’lam, vasiyyet, vicade gibi yollarla alması, yani aldığı hadisleri başkasına nakletmek üzere yüklenmesidir (Nureddin Itr, Mu’cemu’l-Mustalahati’l-Hadisiyye; Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1980, s. 414).
TAHARET:Lügat manası temizlik ve nezafet demektir. Din deyiminde taharet, pislik ve necasetten arınmış olmak veya hades (abdestsizlik) denilen şer’î bir engelin kalkması halidir. Temiz olan şeye tahir, temizleyici şeye de “Tahûr veya Mutahhir” denir. Temizleme işine de, “Tathir” denir.
Taharetler, Kübra (büyük) ve Suğra (küçük) diye ikiye ayrılır.
– Taharet-i Suğra (Küçük Temizlik): Abdestsizlik denilen hali gidermek için yapılan temizliktir, Abdest almak gibi.
– Taheret-i Kübra (Büyük Temizlik): Cünüblük ile hayız ve nifas denilen hallerden çıkmak için yapılan yıkanmadır ki, ağıza ve burna su vermek şartı ile bütün vücud yıkanır. Buna “gusül, iğtisal, boy abdesti” de denilir.
TAHASSÜS:Göz ve kulak ile bir başkasını murakabe etmek.
TAHİYYATÜ’L-MESCİD :Tahiyye, hürmet, selâmlama, saygı gösterme; tahiyyetü’l-mescid, mescide hürmet, daha doğrusu mescidin sahibi Allah’a saygı gösterme anlamınadır. Çünkü insanın gayesi mescide yaklaşmak değil onun sahibi Allah’a yaklaşmak ve onun rızasını elde etmektedir. Bu maksatla kılınan namaza da tahiyyetü’l-mescid denir.
Tahiyyetü’l-mescid namazı iki rekat olup müstehaptır.
TAHİYYA ÖPMESİ( Diyanet öpmesi):Kur`an-ı Kerim`i öpmek, Haceru`l Esved`i öpmek, Kabe eşigini hürmet için öpmek caizdir.Buna diyanet öpmesi denir.Mübarek bir adamın elini öpmeye de“Tahiyya öpmesi“ denir.
TAHMÎD (HAMD) : El- Hamdü lillah demektir.Övmek, razı olmak, hakkını ödemek ve teşekkür etmek anlamındaki “h-m-d” kökünden gelen tahmîd kavramı sözlükte; tekrar tekrar övmek, “el-hamdü lillah” demek, Allah’ı çok övmek demektir.
Kur’ân, besmeleden sonra el-hamdü li’llah cümlesi ile başlamakta ve değişik sûrelerde 21 defa tekrarlanmaktadır. Yüce Allah, bu cümle ile hem her türlü övgünün kendisine ait olduğunu haber vermekte, hem de kullarından bu cümle ile kendisini övmelerini istemektedir.
el-Hamdü lillah; medh, zikir, şükür, nimeti ikrar, minnet ve dua cümlesidir. el-Hamdü lillah diyen insan, yaratan, yaşatan, bütün nimetleri var eden ve kemal sıfatlarıyla muttasıf olan Allah’ı anmış, övmüş, nimetlerini ikrar etmiş, minnet duymuş, O’na dua ve şükretmiş olur.
Peygamberimiz (a.s.); “el-Hamdü lillah dediğin zaman Allah’a şükretmiş olursun.” (Taberî, I/60), “Duanın en efdali el-Hamdü lillah diye dua etmektir” demiştir (Tirmizî, Dua, 9).
Peygamberimiz (a.s.), bir şey yiyip içtiği zaman; “Bizi yediren, içiren ve bizi Müslümanlardan yapan Allah’a hamd olsun.” diye dua etmiş (Tirmizi, Deavat, 56) ve “Bir şey yiyip içip de o nimet sebebiyle Allah’a hamd eden kuldan Allah razı olur.” buyurmuştur (Müslim, Zikir, 89.)
Allah’a hamd edebilmek için, O’nun varlığına, birliğine peygamber ve kitaplarına, Kur’ân’da bildirdiklerine îmân etmek, sâlih ameller işlemek, emir ve yasaklarına uymak, Allah’ın, insanların ve diğer varlıkların haklarına riâyet etmek gerekir.
TAHRİM SURESİ (66):Bu surenin bu isimle adlandırılması, birinci ayet¬te geçen “Tuharrim” (=Haram kılmak) kelimesinden dolayıdır. Hz. Peygamber (s.a.v)’e eşlerinin razı olması için Allah’ın helal kıldığı bazı içecekleri ve yiyecekleri kendine ne diye haram kıldığı konusu anlatıldığı için sureye Tahrim ismi verilmiştir. Bu sureye Lem Tu¬harrim adı da verilmiştir. 12 ayet ve 254 kelimeden oluşmuştur. Mushaftaki sıralamaya göre 66. sure, nüzul sırasına göre ise 107. sure olup Medeni’dir. Hacmi, yarım hizb kadardır. Muhattibat surelerinin sekizincisidir (Ya Eyyuhe’n-Nebi ibaresi ile başlamaktadır).
TAZHİYE:Kurban Yüce Allah’ın rahmetine yaklaşmak için ibadet niyeti ile kesilen özel hayvandır. Kurban bayramı günlerinde (ilk üç günde) böyle Allah rızası için kesilen kurbana (Udhiyye), bunu kesmeğe de “tazhiye”denilir.
TAĞUT:Hakki tanimayip azan ve sapan her kisi ve güce verilen addir.Seytana da bu yüzden tagut denmistir.Kur’an’da kötülüğün has ismi “İblis” olarak belirtilir, kötülük bir kişiye iliştiği zaman “şeytan” olarak şahsiyet kazanır, kötülüğün kurumlaşıp sistemleşmiş hâli de “tağut” kavramıyla ifade edilir; böylece şer şebekesinin çok boyutlu olduğuna dikkat çekilir.Tağut; arapça bir kelime olup “tağa” (haddini aştı) kökünden türemiştir ve “haddini aşan mahluk” demektir.
Şer’i manası ise;Allah’ın koyduğu ölçüler dışında ölçüler koyan, insanı Allah’a ibadetten alıkoyan, Allah ve Rasulüne tabi olmayı engelleyendirAllah (c.c) şöyle buyuruyor: “Allah hüküm koymada kendisine ortak ka bul etmez.” [Kehf: 26] ,”Hüküm vermek yalnızca Allah’a aittir.” [Yusuf: 40] (Elmalılı Hamdi Yazır Tefsirinde Kur’ani Terimler ve Deyimler – Mehmet Yaşar Soyalan – Ağaç Yayınları)
TAHSİB:Hac sonunda , Mina`dan Mekke`ye dönüste, Muhassab veya Ebtah denilen vadide bir müddet dinlenmek sünnet-i kifayedir.
TAHALLÜL:Ihramdan cikmak demektir. 1.Tahallül:Kücük tahallül de denir.Cinsi iliski haric ihram yasaklarinin kalkmasi. 2.Tahallül:Bütün ihram yasaklarinin kalkmasi.
TAHRİME:Namaza baslama tekbirine(iftitah tekbiri), tahrime denir.Bu tekbirle namaza girilip, namazi bozan seyler yasaklanmis oldugundan bu isim verilmistir.
TAHRİMEN MEKRUH:Harama ykin olan mekruh.
TAKİYUDDİN:1521 yılında Şam’da doğdu. Eğitiminden sonra Tennis kadılığına atandı. Kadılığı sırasında yaptığı gözlemler ile ün kazandı. 1571′de Mustafa Çelebi’nin ölümünden sonra saray müneccimbaşılığına atandı. İsteği ve Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa’nın desteği ile 1575′de Tophane sırtlarında bir rasathane kuruldu.Takiyüddin döneminin önemli bilginlerindendir. Matematik ve Astronomi başta olmak üzere birçok alanda araştırmaları vardır.İstanbul da Gözlem evini kurar,Şeyhülislam Kadızâde’nin “Gözlemevleri Bulundukları Ülkeleri Felakete Sürükler” şeklindeki fetvası üzerine 1580′de Kaptan-ı Derya Kılıç Ali paşa’ya bir Hatt-ı Hümayun gönderilmiş; bunun sonucunda Kılıç Ali Paşa gözlemevini yıkmıştır. Bu olaydan beş yıl sonra da Takiyüddin ölmüştür.
KAYNAK: www.sinifogretmenimiz.tr.gg
Kaynak: İstanbul, Zaman İçinde İstanbul, Ekim 2004, Sayı 51
TAKRİR-İ SÜKUN KANUNU:Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından, 4 Mart 1925′de çıkartılan kanun. // Gâyesi: “Sulhu, güvenliği, kamu huzurunu ve sosyal düzeni” bozacak her türlü “cemiyet, teşebbüs, kışkırtma ve yayını” yasaklamaktır. // Bir çok tarihçiye göre, Kürt isyanını bahane ederek, tüm muhalif faaliyetlerine son verebilmek için çıkartılmış bir kanundur. Buna binaen,..
TAİF YOLCULUĞU:Peygamberimiz Taif yolculugunda yaninda Zeyd b. Harise vardi.
TAKRİR: Hadis tabir ve ıstılahlarından bir kısmı gibi Tef’il vezninde gelen bir mastar olan takrir Hadis Usulünde Hz. peygamber (s.a.s)’in müslümanlar tarafından yapıldığını gördükleri veya gıyabında yapılıp da haber verilmesiyle işittikleri herhangi bir işi men etmeyip dolayısiyle kabul ve tasvip etmelerine denir.
Sahabiler hayatın akışı içinde bazen Hz. Peygamber’in gözleri önünde, bazen de onun olmadığı yerde bazı işler yapmışlardır. Hz. Peygamber gördüğü veya haber verilmesiyle öğrendiği bu işlerden dinî konularla ilgili olanlar hakkında red ya da inkara dair herhangi bir söz söylememiştir. Onun bu tutumu sahabî tarafından yapılan işi ikrar etmesi manasına alınmış ve takrir tabir edilmiştir. Mesela,
“Amr İbnu’l-Âs’tan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: “Zâti’s-Selâsil Gazası sırasında soğuk bir gece ihtilam oldum. Hasta düşer ölürüm korkusuyla boy abdesti almaktan çekindim. Hemen teyemmüm ettim ve (sefer) arkadaşlarıma sabah namazını kıldırdım. Olayı (döndüğümüzde) Hz. Peygamber’e haber verdiler. Bana
“Amr, dedi; cünüp olduğun halde arkadaşlarına namaz kıldırmışsın (Öylemi?)” Beni yıkanmaktan alıkoyan sebebi kendisine haber verdim ve
“Ben Allah’ın (Kur’ân-ı kerim’de) “Nefislerinize kıymayın. Allah size karşı pek merhametlidir” buyurduğunu (sizden) işittim” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s) gülümsedi ve bir şey söylemedi.”
TALÂK SÛRESİ :Kur’an-ı Kerim’in altmışbeşinci sûresi. Oniki ayet, yüzkırkyedi kelime, binyetmiş harften ibarettir. Fasılası, elif harfidir. Medenî sûrelerden olup, İnsan sûresinden sonra nâzil olmuştur. Sûre, Talâk (Boşanma)’dan bahsettiği için bu adı almıştır. Buharî’nin İbn Mes’ud’dan rivâyet ettiği bir hadis-i şerife göre diğer bir adı da “en-Nisau’l-Kusrâ” (Kısa Nisa sûresi)dir. (Alûs, Ruhu’l-Meânı, XXVIII, 128).
TALAK SURESİ(65):Surenin Talak olarak adlandırılması, surenin üçte ikisinin talak hükümleriyle ilgili konulara değinmiş olmasından dolayıdır. Bundan dolayı sureye Nisa-i Suğra (Kur’an’ın dördüncü suresi olan asıl Nisa su¬resiyle karıştırılmaması için Küçük Nisa olarak ad-landırılmıştır) adı da verilmiştir. 12 ayet ve 289 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sırlamaya göre Kur’an’ın 65. suresi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 99. suresi olup Medeni’dir. Bu sure aynı zamanda muhattibat surelerindendir ki, “Ya eyyuhe’n-Nebi” ibaresi ile başlamaktadır.
TALAK- BAYIN:Zevecenin iddt müddeti(üc temizlenme vakti) bitmeden tekrar kocasina dönme hakki bulunmayan talak.
TALAK-İ RİCİ:Erkegin karisini bosadiktan sonra tekrar karisina dönmesini mümkün kilan bosanma sekli.
TALAT PAŞA : 1874 yılında kırcaalide doğdu. Selanik hukuk okulunda bir süre okuduktan sonra posta teşkilatında işe başladı ve II. Meşrutiyetin ilanı öncesi Selanik Posta başkatibiydi. İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşunda önemli rol oynadı. II.Meşrutiyetin ilanından sonra bazı devlet görevlerinde bulunduktan sonra 1913’te bir hükümet darbesiyle Enver ve Cemal Paşalarla yeni hükümeti kurdu ve Mondros Mütarekesine kadar Dahiliye Nazırlığı (İçişler bakanı) görevinde bulundu. Mütareke döneminde cezalandırılacağı endişesiyle Berlin’e kaçtı. 15 Mart 1921 günü Berlin’de bir Ermeni terörist tarafından öldürüldü.

TALHA BİN UBEYDULLAH:Asere-i mübessere`dendir.Cok muharebelere istirak etti, fedakarliklari büyüktü.Peygamberimiz(sas) ile muharebe de iken kilic darbesine karsi koluna girer ve onu muhafazaya calisirdi.Kendisinden ziyade Hz.Peygamberi muhafazayi azmederdi.Kolu bu yüzden sakatlandi.Hz.Ali(ra) buyuruyor ki.”Resuli Ekrem`den duydum, dediki; Talha ile Zübeyr, cennette benim komsularimdandir.” Hicretin 36.ci yilinda cemel vakasinda sehit oldu.(Yeni Islam Ansiklopedisi,C.4,Sh.1688)
Talha b. Ubeydullah:Uhut`ta Peygamberimize atilan oku elini siper edip colak kalan sahabedir.

TALMÛD: Talmud:yahudi inancina göre Tevratin biri yazili digeri sözlü olmak üzere iki sekli vardir. Iste bu sözlü Tevrat`in yaziya gecirilmis sekli daha sonra Misna olarak ifade edilmis, onun üzerine yapilan tefsir ve yorumlara da Talmud denilmistir.Yahûdîlerin Tevrât’tan sonra mukaddes kabûl ettikleri, sözlü emirlerin toplandığı Mişnâ ve Gamâra olmak üzere iki kısımdan meydana gelen kitap.
Yahûdîlerin Tevrât’tan sonra mukaddes kitabları Talmûd’dur. Yahûdîlere göre; Mûsâ aleyhisselâm Tûr-i Sînâ’da (Tûr dağında) Allahü teâlâdan işittiklerini Hârûn’a, Yûşa ve El-Ye’âzâr’a aleyhimüsselâm bildirmiş. Bunlar da sonra gelen peygamberlere ve ni hayet mukaddes Yehûda’ya bildirmişler, bu da mîlâdın ikinci asrında bunları kırk senede bir kitâb hâline getirmiş, bu kitâba Mişnâ denilmiştir.Mîlâdın üçüncü asrında Kudüs’te ve altıncı asrında Bâbil’de Mişnâ’ya birer şerh yazılmış, bu şerhlere Gamâr a denilmiştir. İki Gamâra’dan birini Mişnâ ile bir kitab hâline getirip bu kitaba Talmûd demişlerdir. Kudüs Gamâra’sından gelene Kudüs Talmûdu, Bâbil Gamâra’sından gelene Bâbil Talmûdu demişlerdir. (Necef Ali Tebrîzî)
İsrâiloğulları kendi yazdıkları din kitabına uydular. Mûsâ aleyhisselâmın Tevrât’ını terk ettiler” hadîs-i şerîfi, şimdi yahûdîlerin elinde bulunan Talmûd, Mişnâ ve Gamâra’nın Mûsâ aleyhisselâmın kitabı olmadığını haber vermektedir. (Taberânî ve Rahmetullah Efendi)
Bâbil Talmûdu, Kudüs Talmûdu’nun üç misli daha uzundur. Yahûdîler, Bâbil Talmûdu’nu Kudüs Talmûdu’ndan daha üstün tutarlar. Her yahûdî, din eğitiminin üçte birini Tevrât, üçte birini Mişnâ ve üçte birini de Talmûd’a ayırmak mecbûriyetindedir. Hahamla r, Talmûd’da, bir kimse kötü bir şeye niyet etse onu yapmasa bile günahkâr olacağını bildirmişlerdir. Onlara göre hahamların nehy (yasak) ettiği bir şeyi yapmaya niyet eden kişi necs, pis olur. Bu inançların kaynağı olan Talmûd’a müslümanlar Ebü’l-Encâs (Necâsetlerin babası) demiştir. Yahûdîler, Talmûd’a inanmayan ve onu kabûl etmeyeni yahûdî saymazlar. Talmûd, müneccimliğin (yıldızlara bakarak geleceğe âit hüküm vermenin) insan hayâtına hükmeden bir ilim olduğunu bildirmektedir. Talmûd, sihr ve kehânetlerle doludur. (Ali bin Hasen)
TÂLÛT:İsrâiloğullarının hükümdârlarından. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Vakta ki Tâlût askeriyle (Kudüs-i şerîften cihâd için) ayrıldı. (Nebînin haber vermesiyle yâhut ilhâmla askerlerine) dedi ki: “Şübhesiz, Allah sizi bir ırmakla imtihân edicidir. Kim ki ondan (Kana kana) içerse, benden (teb’amdan) değildir. Kim ki ondan içmezse, o bendendir. Eliyle bir avuç içenler müstesnâ. (Bekara sûresi: 249)
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Bedr günü Eshâb-ı kirâmına; “Bugün siz Tâlût’un (söz dinleyen) eshâbı (arkadaşları) adedincesiniz. Onlar mü’min idiler” buyurdu. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) İsmail aleyhisselâm, Allahü teâlânın emriyle Tâlût’u hükümdâr tâyin etmişti. Tâlût, Filistinliler ve Amâlika kavmi ile harb edip, gâlib geldi. Tâlût’un askeri arasında bulunan Dâvûd aleyhisselâm on sekiz yaşında idi. Filistin ordusundaki cesûr ve çok kuvvetli olan Câlût’u öldürdü. İşmoil aleyhisselâm, Tâlût’un yerine Dâvûd aleyhisselâmı hükümdâr yaptı. O sırada Tâlût harbde öldü. Kırk sene hükûmet sürdü. Yerine Dâvûd aleyhisselâm melik oldu. (Taberî-İbn-ül-Esir)
TANZİMET FERMANI::3 Kasım 1839′da okunan Tanzimat Fermanı, Türk tarihinde demokratikleşmenin somut ilk adımıdır. Aslen II. Mahmut döneminde planlanmasına rağmen, II. Mahmut’un ölümünün ardından oğlu Abdülmecit döneminde dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. (Gülhane Parkı’nda okunması nedeniyle) Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat-ı Hayriye de denir.
TAOİZM: Taoizm, M.Ö. 6 yüzyilda Cin`de cikti.Kurucusu Li-Poh-Yang, kurucusunu lakabi Lao-Tzu veya Lao -Tse(Eski üstad-Yasli bilgin) dinin adinin kaynagi teml doktrinine nisbetle Tao, dinin tipi Monist, huzur yolu ic huzura kavusma ve Tao ile yakin temas, , kutsal kitabi Tao-te-king(Tao ve Fazilet), kitap iki bölüm 5000 kelime ve 81 bahisten olusmaktadir. mensuplarinin sayisi 70 milyon, dünya nüfusuna göre yüzdesi 1.5 , yayildigi ve mensuplarinin bulundugu yer Cin`dir. Cin`in en eski dinlerinden biri olan Taoizm,Sintoizm ve Kanfücyanizm`e reaksiyondan dogmustur.Taoizm`in kendine göre büyücüleri, rahipleri, rahibelerive kendisine has ayinleri vardir.Ilkbaharda ates yakilir.Taoist rahipler yari ciplak durumda, atese pirinc ve tuz atip yalinayak kosarak üzerinden gecerler.Taoizm`e göre insan raks ve sarhoslukla vecde ulasabilir.Hayatini tehlikesiz bir sekilde yasamak ve sürdürmek isteyen insan iyi bir yemek rejimi olusturarak asiriktan kacinmalidir.Taoizm`in temeli mistik panteizmdir. Taoizm günümüzde Cin, Japonya, Kuzey Kore ve Güney Kore`de yaygin bir din olmasina karsin taraftarlarinin bir cogu G.Kore`de yasamaktadir.
TARİKAT:Tarikat, mezheb gibi yol manasini ifade eder.
TARİK: Sözlükte yol manasına gelen tarîk kelimesi Hadis Usulünde bir hadisin senedine verilen bir diğer isimdir. Çoğulu tunik gelir.Hadisin senedi onun son ravisi ile Hz. Peygamber (s.a.s) arasında rivayet zincirini oluşturan ravi isimleri demektir. Buna göre tarik son raviyi Hz. Peygamber’e ulaştıran rivayetinin takip ettiği yol anlamında kullanılmış demektir. Bunun için hadis ve usul kitaplarında “bu hadis şu tariktan şöyle rivayet edilmiştir, bu tariktan böyledir” gibi ifadelere rastlanır. Bu tabirler hadisin bir başka senedle de rivayet edildiğini belirtmiş olur.
TÂRIK SÛRESİ :Kur’an-ı Kerîm’in seksenaltıncı suresi. Onyedi ayettir. Fasılası elif, lam, ayn, ra, zı, ba ve kaf harfleridir. Mekkî sûrelerden olup, Beled sûresinden sonra nazil olmuştur. Adını ilk ayetinden geçen “Târık” kelimesinden almıştır.Surede Allah Teâlâ, Kur’an ayetlerini yalanlayan kâfirlere, insanın güç açısından ne kadar önemsiz ve hakir olduğunu haber vermekte, peşinden Kur’an’ın vasıflarını açıklamakta, sonra da Resulullah (s.a.s)’e inkârcılara mühlet vermesi emredilmektedir. İki bölümden oluşan sûrenin her iki bölümü de kasem ile başlamaktadır. Birinci bölümün başlangıcında göğe ve gece ortaya çıkana (Târık) kasem edilmektedir. İkinci bölüm ise; “Dönüş yeri olan göğe” yemin edilerek başlamaktadır. İlk bölümdeki yeminden sonra insanı ve amellerini koruyan meleklerin varlığı belirtilmekte; peşinden, insanın yaratılışının ilk basamağı ikinci kasemden sonra ise, Kur’an’ın ciddi ve hak ile batılı birbirinden ayıran ilâhi bir kitap olduğu dile getirilmektedir
TARIK SURESİ(86): Bu surenin isimlendirilmesi şekli de surenin ba¬şında göğe ve Tarık’a (Geceleyin gelen şaşırtıcı bir varlık) yeminle başladığı için bu adla adlandırılmıştır. 17 ayet ve 61 kelimeden müteşekkildir. Mushaftaki sı¬ralamaya göre Kur’an’ın 86. suresi, nüzul sı¬ralamasına göre, Kur’an’ın 36. suresi ve Mekki’dir. Aynı zamanda yeminle başlayan 15. suredir. Bu su¬rede Yüce Allah, göğe ve gece gelene (Tarık= Parlak yıldız) yemin ettikten sonra insanı kıyamet gününe döndürmeye ve o günde gizlileri açığa çıkarmağa kadir olduğunu ve Kur’an’ın bir şaka değil hakk ile batılı ayırdedici bir söz olduğunu buyurmaktadır.

TASAVVUFİ TEFSİR: Tasavvuf, Kur’ân’ın sezgisel ve duygusal yönünü temsil eder. Tasavvuf kavramı, Kur’ân’da lafız olarak yoksa da ilke, amaç ve hayat tarzı olarak vardır. Kur’ân’ın ahlak, tefekkür, zikir, tesbih, tahmid, tekbir… vb. kavramlarını mutasavvıflar kendilerine konu edinmiş, ilgili âyetleri tefsîr etmişlerdir. Mutasavvıflar, yaptıkları tefsîre “işârî tefsîr” ismini vermişlerdir. İşârî tefsîr; ilk anda akla gelmeyen fakat tefekkürle âyetin işaretinden kalbe doğan ma’nâdır.Tasavvuf, İslâmî ilimlerden birinin adıdır. Hicrî II. asırdan itibaren, Kur’ân ve Hadîs kaynaklı bazı konular, tasavvuf ismi altında biraraya getirilmiştir. Bu konular, ihlâs, takvâ, tevekkül, sabır, rızâ, tevâzu, şükür gibi genel olarak müslümanın niyet ve iç dünyasıyla ilgili konulardan oluşur. Tasavvufî pekçok tefsîr yazılmıştır. Bu tefsîrlerde, âyetin zâhirî mânâsı yanında derin işâretlere dayalı birtakım mânâlar da esas alınmıştır. Bu alanda ilk müfessir olarak Sehl b. Abdullâh Tüsterî (v. 283/896) kabûl edilmiştir. Tasavvufî tefsîrler, nazarî ve işârî olmak üzere iki kısma ayrılır: Nazarî Sûfî tefsîr, felsefî görüşlere dayanır. İşârî sûfî tefsîr ise, esas tasavvufî tefsîr olup, müfessirin, dînî emir ve yasaklara uymaktan kaynaklanan derin anlayış ve ilhamlarına istinâd eder. Bu konuda yazılan tefsîrlerden biri, Ebû Muhammed Sehl b. Abdullâh et-Tüsterî’ye âit olan Tefsîru’l-Kur’âni’l-‘Azîm isimli eserdir. Bu eser, 1329’da Kahire’de basılmıştır. Yine Ebû Abdirrahmân Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî (v. 412/1021) tarafından yazılan Hakâiku’t-Tefsîr işârî tefsîrlerden biridir. Birçok eser yazan es-Sülemî’nin bu tefsîri önemli olup, dünyanın çeşitli kütüphanelerinde yazma nüshaları bulunmaktadır. Bundaki bilgilere, Kur’ân ve Sünnet’in hâkimiyeti, göze çarpan özelliklerindendir.
TASLİYE: Asıl itibariyle salat (dua) ve selam okumak anlamını veren “salla” dört harfli mezid fiilinin mastarı olup Hz. Peygamber üzerine salavat getirmek demektir.
Hz. Peygamber’e dua mahiyetinde salat ve selam okumanın aslı kur’an-ı kerim’e dayanır. Şu ayet bu konudadır:=“Allah, peygamber (in) e salat eder. Melekler de ederler. Ey iman edenler! Siz de ona çokça salât ve selâm edin.” 1162Hz. Peygamber de kendisine salat okunup selam verilmesini öğüüemiş ve yapılış şeklini öğretmiştir. Namaz kadelerinde okunan “et Tahiyyât” ile “Allâhumme salli” ve “Allâhumme bârik” duaları bir anlamda salât ve selâmdır.Hz. Peygamber’e salat ve selam okumanın çeşitli şekilleri vardır. En kısa şekli “Allâhumme salli alâ Muhammed” demektir.Hadis ilimlerinde tasliye, “Salla’llahu aleyhi ve sellem” cümlesine denir. Hadisler yazılırken Hz. Peygamber’in ismi geçen yerlerde kısaca salla’llahu aleyhi (Allah ona salat etsin) veya sallallahu aleyhi ve sellem (Allah ona salat ve selam etsin) cümlelerinden birini yazmak muhaddisler arasında adet haline glemiştir.
TAVAF:Mescid-i Haram`in icinde olmak sartiyla Kabe`nin cevresinin dönülmesi.Bir dönüse savt, yedi dönüse ise bir tavaf denir.Kâbe etrafında Hacerü’l-esved hizasından başlayarak yedi defa dönmektir. Tavaf esnasında mü’minler büyük kâinatın küçültülmüş bir numunesini ortaya koyarlar. Çünkü kâinatta yıldız kümeleri gezegenler yıldızlar hatta güneş bile kendilerine ait bir yörüngede hareket etmektedirler. Kısaca; Kâbe’nin etrafında Hacer-i esvedden başlayıp Kâbe sola alınarak yedi kere dönmektir.
TAVAF ÇEŞİTLERİ:Ziyaret tavafından başka, hacla ilgili olan ve olmayan farz, vâcip, sünnet ve nâfile başka tavaflar da vardır. Ancak hepsinin sıhhat şartları, vâcipleri, sünnetleri ve yapılış şekli aynıdır. Hacla ilgili olarak “kudüm tavafı”, “ziyaret tavafı” ve “vedâ tavafı” olmak üzere üç tavaf vardır. Umrede yapılan tavafa ise umre tavafı denir. Hac ve umre ile ilgili olmayan diğer tavaflar ise şunlardır: Nezir Tavafı. Tahiyyetü’l-mescid tavafı ,Tatavvu tavafı.
TAVAİF-İ MÜLUK:Endülüs Emevi devleti cöktükten sonra orada meydana cikan kücük emirler.
TA`ZİYE:Bir yakini ölen kimseye teselli verici sözler söyle.”Allah sabir versin” “Allah cennete kavustursun” gibi.
TEBE-İ TABİÎN Resulullah (s.a.s)’e iman etmiş olarak tabiînden bir veya birkaçıyla karşılaşan ve Müslüman olarak ölen kimseler.Tebe-i Tabiin:Imam-i malik,Safii,Evzai,sevri,Sube,Abdullah b.Mübarek gibi büyük alimler.Bu nesil 220/835 yillarinda sona ermistir.
TEBERRÜC:Kelime olarak “Teberrüc” zuhûr ve inkisafa delalet eder.
Şer`î istilahta kazandığı mânâ ise, ZeMahşeri`nin izahına göre, kadının zinetlerini erkeklere açması ve güzelliklerini göstermek amacıyla açılmasıdır. (ez-ZeMahşeri,Kessâf, NI/230.) Yani kadının güzel görünmek için yaptığı her şey teberrüctür ve yabancıya karşı yapılması haramdır. Kadın yaşlı bile olsa durum aynıdır. Zira gerçekten çok ileri yaşlarda bile kadınlar, çeşitli makyaj malzemeleri sebebi ile câzip görünebilmekte ve şehvetin uyanmasına sebep olabilmektedirler.
Kurtubî: “Kadının vücudunun şeklini belirten ince iki elbise giymesi de “Teberrüc” cümlesindendir. “Zira Allah Resulü böylelerini, giyen çıplaklar olarak vasıf lamıştır” der.
Ibnü`1-Arabî: “Giyıli olarak sayılmaları, üzerlerinde, elbise bulunduğundan, çıplak olarak nitelenmeleri ise, elbiselerinin ince olup içlerini belli etmelerinden ve çekici yönlerini belirtmelerindendir” der. (Kurtubî, NI/3l0.)
Ya da giyili olmaları, elbiseli olmalarını, çıplak sayılmaları da takvâdan soyulmuş olmalarını gösterir. Zira Allah, “Takvâ elbisesi daha hayırlıdır” buyurur. (Sâbûnî,Revâi, N/2l7)
Katâde ve Ibn Ebi Nacîh: Kadınlann kırıtarak, kırıla-döküle nâzu neşve yapmaları;
Mukâtil: Kadının başörtüsünü bağlamadan başına koyması, böylece gerdanlığının, küpelerinin ve boynunun açılması;el-Müberrid; kadının örtmesi gereken güzelliklerini göstermesi “teberrüc”dür, derler. (Alûsî, XN/88.) (İ.Fıkıh Ansk.)
TEBÜK SEFERİ:Tebük seferine istirak etmedikleri icin pismanlik duyan ve dünya kendilerine zindan olan Kab b. Malik, Mürare b. Rabi,ve Halid b.Ümeyye`dir.Bunlar Tebük seferine katilmayip geride kalmislardi.Hz.Peygambder Tebük` ten dönünce bunlarla konusmamis, ashab da onlardan yüz cevirmisti.Bunlarin tövbelerinin kabul edildigi hükmü 50 gün sonra gerceklesmisti.(Diyanet Meali, sh.203.)Tebük savasina Hz.Ebubekir (r.a) malinin hepsini,Hz.Ömer(r.a) malinin yarisini, Hz.Osman 10 bin askeri donatti,kadinlar mücevheratlarini verdi.
TEBÜK SEFERİ:Tebük seferi, hicri 9, miladi 630 yilinda yapilmistir.Tebük seferi,Bizanlilara karsi tertiplendi.Bizanslilarin tehdidine karsi Peygamberimiz kitlik olmasina ragmen 30.000 kisilik Islam ordusunu hatirladi.Tebük`de 20 gün kaldigi halde düsman karsilarina cikmadi.Oradakileri bazi belde ahalisi cizyeye baglandi.Islam ordusu bayram sevinci icinde Medine`ye döndü.Tebük seferine katilmadigi icin Peygamber Efendimiz ve ashabinin kendisiyle hakkinda ayet nazil oluncaya kadar 50 gün konusmadigi sahabe, Kab bin Malik.Peygamberimizin son katildigi savas Tebük savasidir.Hz.Osman(r.a), Tebük seferine cikacak olan ordunun ücte birini Hz.Osman donatmistir.
TECESSÜS:Başkasının haberlerini düşünmek ve araştırmak demektir.
1278-Tecvid:Kur`an- Kerim`i okuma kaidelerini(kurallarini) ögreten bilim.
TECHÎZ :Sözlükte “hazırlamak, donatmak, geline çeyiz hazırlamak” anlamlarına gelen techîz, bir dinî kavram olarak, vefat eden kişinin yıkanmasından kabre defnedilinceye kadar yapılması gereken şeylerin tamamını ifade etmektedir. Bu çerçeveden olmak üzere, ölünün yıkanması (gasil), kefenlenmesi (tekfîn), tabuta konulup musallâya ve cenaze namazından sonra da kabristana taşınması (teşyî’) ve kabre konması (defin) techîz içerisinde yer almaktadır.
TECVİD: güzelleştirmek, daha iyi bir hale getirmek anlamına gelir. Terim olarak ise Kur’an’ı güzel biçimde okumak için uyulması gereken kuralları içeren bir ilim dalıdır. Kur’an’ın güzel okunması Müslümanların geleneklerin de önemli bir yer tutar. Peygamberimiz: “Kur’an’ı seslerinizle güzelleştiriniz.” buyurmaktadır.
TEDBİRİ ULUHİYYET : Bir okul idaresiz ve idarecisiz olmayacağı,bir vilayet valisiz,bir devlet idarecisiz olması mümkün olmadığı gibi,bu alemde ilahi bir idare,tedbir ve düzensiz ve düzenleyicisiz olması mümkün olmadığından,her şeyde bu idarenin belirti ve nümunesi görülmektedir
TEDVİN: “Sözlük yönünden tedvin, defter gibi yazılı sahifelerden ibaret metinleri birleştirerek divan haline getirmek demektir. Bu manada hadisleri yazarak bir araya toplamaya denilmiştir. Zaten Tedvînu’l-hadîs şeklinde ve bu manayı ifade edecek tarzda kullanılmıştır.Hadis tarihinde hadisleri yazarak toplama faaliyetini başlatan başlıca amiller arasında Hz. Peygamber’in fani hayattan ayrılmasından sonra geçen zaman içinde İslam fetihlerinin gelişmesi üzerine hadisleri bilen sahabîlerden bir kısmının fethedilen yeni ülkelere dağılması, arkasından teker teker bu dünyadan çekilmeleri; Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra meydana gelen siyasî karışıklığın İslam birliğini parçalamasiyle ortaya çıkan grupların hadis uydurmaya başlamaları ve hadislerin kaybolmasından endişe duyulması başta gelir. Emevî Halifesi Ömer b. Abdilaziz, Medine Valisi Ebubekr b. Muhammed b. Amr’a hadislerin kaybolması endişesini dile getiren bir mektup göndererek Hz. Peygamber’den arta kalan eserlerin toplanmasını emretmiştir. Halife bu mektubunda şöyle diyordu: “Hz. Peygamber (s.a.s)’in hadislerini ve sünnetlerini, Amra bint Abdirrahman’ın rivayet ettiği hadisleri araştır ve yaz; zira ben alimlerin ölüp gitmeleriyle ilmin kaybolmasından korkuyorum.
Araştırmaların, o zamanki İslâm aleminin her yanına yazıldığını açığa çıkardığı bu Halife emri üzerine yoğun bir hadis toplama faaliyeti başlamıştır. Meşhur tâbi’î İbn Şihâb ez-Zuhrî’nin bu işle resmen görevlendirildiği anlaşılmaktadır. İbn Abdilberr’in bir rivayetinde bu husus açıkça belirtilmiştir: “Ömer b. Abdilaziz bize sünnetlerin toplanmasını emretti. Ona defter defter yazdık. O da idaresi altındaki yerlere bu defterlerden birer tanesini gönderdi.” İbn Şihâb bu görevi layıkıyla yerine getirerek ilme büyük hizmette bulunmuştur. Onun hadisleri ilk tedvin eden kişi olarak tanınması tedvin görevini hakkıyle yerine getirmesi sonucudur. Onunla birlikte başka hadis tedvin edenler de olmuştur. Ancak İbn Şihâb tedvin işini resmi olarak yürütmüştür. Sahabe devrinin sonlarına doğru hadis tedvini yaygın hale gelmiştir.
Tedvin devrini takip eden tasnif devrinde, toplanan hadisler çeşitli metodlarla tertiplenerek kitaplar yazılmaya başlamıştır.
TEFRİT:ifrat kelimesinin ziddi olup, gevsek ve ihmalkar davranmak demektir.
TEFSİR:Kur`an-i Kerim`in anlamini aciklayan bilimKur`an-i Kerimin manalarini kesfetmek ondaki müskil ve garip lafizlardan kastedilen seyi beyan etmektir.Tefsir ilminin nadide sekiz klasiği:
-Camiül Beyan Fi Tefsiril Kur´an:Kısaca Taberi Tefsiri de denen bu eser, ünlü tarihçi ve islam alimi İmam Taberi (Muhammed bin Cerir ö. 923) Tarafından kaleme alınmıştır. Bu eserin önemi tarihte ilk Kuran tefsiri kabul edilmesidir. Bir rivayet tefsiri
-El keşşaf an hakâikı’t-tenzil ve uyûni’l-ekâvîl fı vücühi’t-te’vîl: Kısa adıyla El Keşşaf, Ünlü dilbilimci, edebiyatçı ve islam alimi Zemahşeri’nin (ö.1143) eseridir. Tefsiri meşhur kılan, hakkında onlarca şerh, haşiye,talika,reddiye vs… yazılmış olmasıdır.
-Mefatih’ul Gayb (Tefsir-i Kebir):Rey’li müfessir Fahreddin Razi (ö.1209) tarafından kaleme alınmış eser, rivayet ve dirayeti birleştiren ilk eserlerdendir.Razi, Kuran ayetlerini, yine Allah’ın kendi kelamıyla (diğer ayet ve hadisler) açıklamayı kendine vazife edinmiştir.
-el-Câmi’li-Ahkâmi’l-Kur’ân:Kurtubalı İslam bilgini, ibn Farh el Kurtubi’nin (ö.1273) bu çalışması bir ahkam tefsiridir.
– Envârü’t-Tenzîl ve Esrâru’t Te’vil:Kadı Beyzavi (Beydavi ö.1285) adlı müfessirin bu eseri, rivayet ve dirayeti beraber yürütür Fıkıhta Şâfiî, akaidde Eş’arî mezhebine göre te’lif edilmiştir. Osmanlı medreselerinde yıllarca ders kitabı olarak okutulmuş olması eserin değerini gösterir.
– Tefsîr’ül-Kur’ân-Azim:Ünlü tarih, fıkıh, hadis bilgini ve müfessir İbn Kesir El Dİmaşk’ın (ö.1373) eseridir. Rivayet tefsirlerinin en ünlülerinden olan bu eser için Ayetlerin açıklanmasında hadislerin büyük yeri vardır. Türkçe baskısı, Hadislerle Kuran Tefsiri diye geçmektedir.
-İrşad ül-akli s selim ila mezayel kuran il kerim:Osmanlı fıkıh alimi ve müfessiri Ebussuûd Efendi’nin (ö.1574) eseridir. Tefsîrde, tefsîr ilminin en önemli unsurlarından birisi olan Kur’ân’ın Kur’ân ile tefsîri, Kur’ân’ın hadislerle tefsîri, sebeb-i nüzûl, nesh, kıssalar, fıkıh, kelâm, lügat, nahiv, kırâat, isrâiliyyât, muhkem ve müteşâbih, şiirle istişhâd, belâgat, i’câz, ayetler arasındaki münâsebet ve insicâm gibi hususları takip ederek tefsîrini meydana getirmiştir. Lugavi Tefsirlerdendir.
– Ruh’ul Beyan fi Tefsir’il Kuran:Büyük Osmanlı Alimlerinden İsmail Hakkı Bursevi (ö.1725) tarafından telif edilmiş eser, tasavvufi tefsir özelliğini taşır. 23 yıl boyunca camide verdiği vaazların kağıtta vucüd bulmuş hali olan tefsirde ayetler, yine ayetler ve hadislerle açıklanmasının yanısıra, tefsir, ariflerin menkıbeleri ve şiirlerle de desteklenmiştir. Arapça olarak kaleme alınmış eser, dirayet tefsirlerinden alıntılarla da beslenmiştir.
TEFRİK:Cagdas Islam fikhi literatürüne göre, eslerin mahkemeye basvurarak hakim karariyla bosanmalarina tefrik denir.
TEFRİK(HAKİM KARARI İLE BOŞANMA) Evlilik birliğinin sona ermesinin bir diğer şekli eşlerin mahkemeye başvurarak hâkim kararıyla boşanmalarıdır . Bu şekilde kazâi boşanmaya çağdaş İslam hukuku literatüründe tefrik denilir .İslâm hukukunda boşama, prensip olarak kocanın tek yanlı iradesiyle ve mahkeme kararına gerek olmaksızın meydana gelir. Koca, bizzat boşayabileceği gibi, vekil aracılığı ile de boşanabilir, ya da karısına boşama yetkisi (tefviz) verebilir. Ancak bazı boşanma sebepleri ortaya çıkınca, kadının da mahkemeye başvurarak evliliğe son verdirmesi mümkündür. Evliliğin bu şekilde sona erdirilmesine “tefrik” denir. Bu boşanma sebeplerini dört maddede toplayabiliriz. 1- Hastalık ve kusur, 2- Nafakayı kesmek, 3- Kayıplık, 4- Şiddetli geçimsizlik ve pek fena muâmeleler.( El-Fıkhul-İslâmî c. 7)
TEFSİR ÇEŞİTLERİ1. Rivayet Tefsiri Metodu:
Bu tefsir çeşidine “me’sur” veya “menkul” tefsir adı da verilir. Bu nevi tefsir, Kur’an’ın Kur’an ile, Kur’an’ın Hz. Peygamberin sünneti ile tefsirini ve sahabenin ayetler hakkında Allah’ın muradını beyan etmeye matuf nakillerini ihtiva eder.
İlk dönemlerde Kur’an’ın ayetleri açıklanırken Peygamber ve sahabenin açıklamaları, isnad zincirine dayalı olarak rivayet ediliyordu. Bu rivayetler, önceleri, sonraki nesillere şifahî yolla aktarılırken; müstakil tefsir eserleri vücuda gelmeye başladığı dönemlerden itibaren yazılı hale gelmişti.
Daha sonraları bu yazılı malzeme büyük bir rivayet külliyatı haline geldi. Bu muazzam külliyatı et-Taberi, Câmiu’l-Beyan an Te’vil-i Âyi’l-Kur’ân adlı eserde bir araya getirmiştir.
Rivayet tefsiri, uydurma haberlerin çokluğu, israiliyyata yer vermesi ve isnadların hazfedilmesi gibi yönlerden eleştiriye uğramıştır.
Bazı Meşhur Rivayet Tefsirleri:
1. Muhammed b. Cerir et-Taberi, Cami’ul-Beyan an Te’vili’l Ayi’l-Kur’an.
2. Ebû’l-Leys es-Semerkandî, Tefsiru’l-Kur’an’il-Azîm.
3. İbn Kesîr, Tefsiru’l-Kur’anı’l-Azîm.
4. Celâluddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr fiTefsiri’l-Me’sûr.
5. Muhammed Cemaluddin el-Kâsimi, Tefsiru’l-Kâsımi, Mehâsinu’t-Te’vil.
2. Dirayet Tefsiri Metodu:
Bu tefsir çeşidine “rey” veya “makul” tefsir de denilir. Sadece rivayetlere münhasır kalmayıp dil, edebiyat, din, mezhep ve çeşitli bilgilere dayanılarak yapılan tefsirdir. Bu tefsir çeşidi bir zarurete binaen ortaya çıkmıştır.
Başlangıçta Araplar, Arap yarımadasında iken dillerinin selikasına hâkimdiler. Zamanla hudutlar genişleyip, yabancı milletler ve onların kültürleriyle karşılaşınca bu selikaları zaafa uğradı. Arap lisanını korumak için kaidelere ihtiyaç duyuldu. Kur’an da Arap dili ile nazil olduğundan anlaşılması için zamanla bazı fenlere ihtiyaç hasıl oldu. İslam toprakları genişledikçe yeni meseleler ortaya çıkıyor, bunlara cevap bulunması gerekiyordu. Bütün bunlar dirayet tefsirini gerekli kıldı.
Rey ile tefsirin caiz olup olmadığı tartışılmış, buna göre iki kategoride ele alınmıştır. Birisi mezmûmdur ki bu caiz değildir. İkincisi memduhtur ki bu caizdir. Biz buradaki tartışmalara girmeyeceğiz. Ateş’e göre rey ile tefsirin zayıf tarafı vardır. Bunu şu şekilde açıklıyor: “Bu tefsirin zayıf tarafı, her fikir akımının, her ekolün Kur’an’ı kendi düşünce ve doğrultusunda yorumlamasıdı.rGenel olarak tefsir rivayet ve dirayet tefsiri olarak ikiye ayrılmakla birlikte farklı gruplamalar yapılmıştır. Ancak bütün bu grupları ele almak çalışmamızın konusu olmadığı ve çalışmamızın boyutlarını aştığı için bu gruplardan söz etmeyeceğiz.
Bazı Meşhur Dirayet Tefsirleri:
1. Fahruddin er-Râzî, Mefâtihu’l-ğayb.
2. el-Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vil.
3. en-Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl ve Hakâiku’t-Te’vil.
4. Ebû’s-Suûd, İrşâdu’l-Akli’s-Selim ila Mezâye’l-Kitâbi’l-Kerim.
5. el-Alûsî, Ruhu’l-Maânî fi Tefsiri’l-Kur’an’il-Azîm.
TEHANNÜS: Resül-i Ekrem (sas) Efendimizin peygamberlik gelmeden önce de Hira’da belli aralıklarla inzivaya çekildiğini Hadis kitaplarında burada yaptığı ibadet hakkında “tehannüs” veya “tehannüf” ifadelerine yer verildiğini, Buhari şarihi Ayni’nin Umdetü’l-Kari adlı eserinde tehannüs kelimesini izah ederken; “Peygamberimiz’in burada ne surette ibadet ettiği sorulacak olursa bunu tefekkür ve ibretten ibaret olduğunu söyleyebiliriz” dediğini
TEHECCÜD NAMAZI:Yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir mikdar uyuduktan sonra kılınacak nafile namaza Salât-ı Leyl (Gece Namazı) denir. Bunun sevabı pek çoktur. Bir mikdar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa, “Teheccüd” adını alır. Peygamber Efendimiz teheccüd namazına devam ederlerdi. Bu gece namazı iki rekâttan sekiz rekâta kadardır. Her iki rekâtta bir selâm verilmesi daha faziletlidir
TEHLİL : Sözlükte, bir işten geri durmak, düşman üzerine atılıp sonra korkudan kaçmak anlamına gelen tehlil, din ıstılahında, (Allah’tan başka ilah yoktur) anlamındaki “lâ ilâhe illâllah” tevhit cümlesini söylemeye denir.
İslâm Dini, tevhit esasına dayanan bir dindir. Îmân ve İslâm’a bu tevhit cümlesini söylemek ve ifade ettiği manayı tasdik etmekle girilir. Peygamberimiz (a.s.) de “Zikrin en efdalinin lâ ilâhe illâllah demek” olduğunu bildirmiştir (Terğîb, II/ 415).
Yüce Allah, “Ancak Müslümanlar olarak ölün” buyurmuştur (Bakara, 2/132). Müslüman olarak ölebilmek için insanın son nefesine kadar tevhit üzere bulunması gerekir. Peygamberimiz (a.s.); “Lâ ilâhe illâllah, cennetin anahtarıdır.” (Tergîb, II/416); “Bir kul lâ ilâhe illâllah der sonra bu ikrar üzere ölürse cennete girer.” buyurmuştur (Müslim, Îmân, 47,154. I, 58, 95).
Lâ ilâhe illâllah cümlesi, önemine binaen ilk doğan insana, ölmek üzere olan insana, kabre konan insana telkin edilir. Günde beş vakit okunan ezanda 5 defa tekrarlanır. (İ.K.)
TEĞABUN SURESİ(64):Bu sure adını 9. ayette geçen yevm-i Teğabun (kı¬yamet günü) kelimesinden almıştır. 18 ayet ve 242 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre Kur’an’ın 64. suresi, nüzul sırasına göre ise, Kur’an’ın 108. suresi olup Medeni’dir. Müsebbihat surelerinin altıncısıdır. Ayetlerinin büyük bir kısmı ahiret alemi ve meadla ilgilidir. Ayrıca Allah’a ve Peygamber (s.a.v)’e uymanın zorunluluğu ve karzu’l-hasene konuları da bu surede ele alınmıştır.
TEKÂSÜR SÛRESİ :Kur’an-ı Kerîm’in yüzikinci suresi, sekiz ayet, otuzaltı kelime ve yüzelliki harften ibarettir, fasılası ra, mim ve nun harfleridir. Mekkî sûrelerden olup, Kevser suresinden sonra nâzil olmuştur. Adını ilk ayetinde geçen ve “çoklukla övünmek” anlamında kullanılan “Tekâsür” kelimesinden almıştır.
TEKASÜR SURESİ:Bu sürede mal evlat cokluguyla övünüp ömrü bu tutumla gecirmek siddetle kinanmakta ve insanin kendisine verilen nimetlerden mutlaka sorguya cekilecegi bildirilmektedir
TEKBİR:Allahü Ekber demek.Tekbir kavramı, din ıstılahı olarak, “Allah’ı yüceltmek, Allahü ekber (Allah en büyüktür, Allah her şeyden daha büyüktür) diyerek Allah’ı azamet ve kibriya ile anmak” demektir-Eti yenen hayvanlar kesilirken “bismillâhi Allahu ekber” (Allah’ın adıyla, Allah en büyüktür) denir.”Allahü ekber” sözü aynı zamanda Allah’ı zikirdir. Tekbir getiren kimse “Allah’ı çok zikredin” (Ahzâb, 33/41) emrini de yerine getirmiş olur.

TEKFİR:Tekfir, müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymak demektir. İrtidat ise müslümanın dinden çıkması anlamına gelir. Dinden çıkana mürted denilir
TEKFÎN :Cenazeye karşı yapılan görevlerden biri olan tekfîn, ölünün kefenlenmesi anlamına gelmektedir. Savaşta düşman tarafından şehit edilen müminler yıkanmaz, kanlı elbiseleri ile defnedilirler. Bunun dışında ölen erkek veya kadınların bedenleri örtülecek şekilde kefenlenmesi farz-ı kifâyedir. Kefen cenazenin yıkanıp kurulanmasından sonra sarıldığı bez demektir. Sünnet olan kefen, erkek için üç, kadın için beş parça bezden meydana gelir.
TEKKE: Tekke, Farsça’da dayanacak yer demektir. Tasavvuf erbabının, oturup kalkmalarına, sülük çıkarmalarına, âyin yapmalarına mahsus yere, tekke denir. Taşradan gelecek dervişlerin kalabileceği özel odaları ve mutfağı bulunur. Osmanlı Devletinin kuruludöneminde, tekkeler sosyal, ekonomik, moral, ilmî, hatta siyasî fonksiyonlar icra ediyorlardı. Küçük tekkelere “zaviye”, büyüklerine “hânkâh”, “dergah”, merkezi pozisyonda olanlara da “âsitâne” denir. İlk tekke, Remle’de Ebu Hâşim el-Kufî (ö. 150/765) tarafından kurulmuştur. Erken dönem tekkelerine “Savma’a” adı da verilmiştir. Mecazi olarak tekkeye “harabat”, “humhâne”, “âteş-gede”, “meyhane” denir.
1284-Tekvin:Kaza, Allah`in tekvin sifatiyla ilgili bir kavramdir.
TEKVÎR SÛRESİ :Kur’an-ı Kerîm’in seksenbirinci suresi. Yirmidokuz ayet, yüzotuzdokuz kelime, beşyüz otuçüç harften ibarettir. Fasılası te, sin, mim ve nun harfleridir. Mekkî surelerden olup Mesed suresinden sonra nâzil olmuştur. Adını ilk ayetinde geçen “kuvvirat” (dürülmek) kelimesinden almıştır. Kavvirat, mazi meçhul kalıbında bir kelimedir. Surenin ilk ayetinde güneşin dürülmesinden bahsedildiği için bu adı almıştır. Üslûbundan Mekke döneminin ilk zamanlarında nâzil oldu
TEKASÜR SURESİ(102): Bu sure, ilk ayetinde geçen Tekasur kelimesinden ismini almıştır. Tekasur, çokluk ve çoklukla övünmek ve onu istemek anlamına gelmektedir. Kafirler, öyle bir hale geldiler ki, kendi ölülerinin çokluğuyla bile övünür oldular. 8 ayet ve 28 kelimeden oluşmuştur. Mushaftaki sıraya göre 102. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 16. suresi olup Mekki’dir. Kısa su¬relerdendir.
TEKLİFİ HÜKÜM :Teklîfî hüküm, fıkıh usulü kitaplarında, “Şâri’in iktizâ ve tahyir bakımından mükelleflerin fiillerine ilişkin hitabıdır” şeklinde tanımlanmaktadır. Buna göre bir işin yapılmasını veya yapılmamasının talep edilmesi ya da yapılıp yapılmama arasında serbest bırakılması teklîfî hüküm içinde mütalâa edilmektedir. Namaz ve oruç yapılması istenen, içki içmek yapılmaması istenen, yeyip içmek de serbest bırakılan teklîfî hükümlerdendir. Teklîfî hükümler, farz, vacip, mendub, mubah, tenzihen mekruh, tahrimen mekruh ve haram olmak üzere yediye ayrılır. Farz, açık ve katî bir delille yapılması istenen fiiller olup, Müslümanların öncelikli olarak yerine getirmekle mükellef oldukları, terk edilmesinin dünyevî ve uhrevî kınanmayı gerektirdiği emirlerdir. Vacip, amel bakımından farz gibi olan, fakat katî ve açık delillere dayanmayan emirlerdir. Mendûb ise, kesin olmayan bir tarzla yapılması istenen davranışlardır. Tenzîhen mekruh, kesin olmayan bir tarzla yapılmaması istenen davranışlardır. Tahrîmen mekruh, delil yönünden katî olmamakla birlikte, kesin olarak yapılmaması istenen şeylerdir. Bunlar amel bakımından haram gibi olan, fakat kat’î ve açık delillere dayanmayan yasaklardır. Haram ise, açık ve katî bir delille yapılmaması istenen fiile denir.(Diaynet Web Kütüphanesi)
TEKVİR SURESİ(81)Surenin başında bu kelime zikredildiği için bu şekilde adlandırılmıştır. Tekvir, güneşin kararması demektir. Bundan dolayı da surenin bir diğer adı da Kuvviret’tir. 29 ayet ve 104 kelimeye sahiptir. Mus¬haftaki sıralamaya göre 81. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 70. suresidir ve Mekki’dir. İçinde dört yemin ayeti mevcuttur. Asıl konusu kıyametin baş¬langıcının tasviridir. Ayrıca Hz. Resul (sa.v)’ün “Resul-i Kerim” (Cebrail) ile görüşmesine de işaret edilmiştir.
TELBİYE :İcabet etmek. Hac sırasında lebbeyk demek anlamında kullanılır.
Hac veya umreye niyetlenen kimse ihrama girdiği zaman ve daha sonra hac veya umrenin bir takım vecibelerini tamamlayıncaya kadar “lebbeyk zikri”ni okur.Telbiye Şekli:Abdullah b. Ömer (r.a)’dan naklen gelen bir hadis telbiyenin şeklini şöyle belirler:…Abdullah b. Ömer (r.a)’dan; şöyle demiştir:Ben telbiyeyi Rasûlüllah (s.a.v)’in (mübarek ağzından) aldım (öğrendim). O şöyle buyuruyordu:”Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’lmülke lâ şerike leke”"Tekrar tekrar icabet sana Ya Rabbi, tekrar icabet sana, tekrar icabet sana. Senin ortağın yoktur. Her emrini ifaya hazırım. Hiç şüphe yok ki, hamd ve nimet sana mahsustur. Mülk (kâinatın mutlak hükümranlığı) senindir. (Bunların hiç birinde) senin ortağın (ve benzerin) yoktur” (Müslim, Sahih, Kitabü’l-Hacc, 3; İbn Mâce, Sünen, Menasik, 15; Ebû Dâvud, Menasik, 26).
TELBİYE:Lebbeyk Allahümme lebbeyk demek.Telbiyeye her baslayista üc kere tekrarlamak, ondan sonra tekbir, tehlil ve salavat-i serife okumak.telbiye, Zilhiccenin 10.günü yani bayramin birinci günü „Cemre-i Akabe“ de ilk tasin atilmasi ile son bulur.
TELFİHU`L-MEZAHİB:Islam hukukunda, bir mesele veya amel üzerinde iki veya daha fazla mezhebin farkli görüslerini birlestirerek ayni anda tatbik etmek anlamindadir ki bu, İslam hukukçulari tarafından kabul edilmiştir.TelfikHelâl ve harâm, emir ve yasak, ibâdet ve tâatte, belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, mezheblerin hükümlerinden kolay olanı yapma ve karıştırma.
Bir ibâdeti veya bir işi yaparken, birkaç mezhebi telfik etmek, dört mezhebden çıkmak ve beşinci bir mezheb meydana getirmek olur. Bu iş, karıştırmış olduğu mezheblerin hiçbirine göre sahîh (doğru) olmaz, bâtıl (geçersiz) olur. Dîni oyuncak yapmış ol ur. (Abdülganî Nablüsî)
İşlerini, mezhebleri telfik ederek yapmak câiz değildir. Çünkü böyle yapmak İslâmiyet’in dışına çıkmak olur. (İmâm-ı Ebü’l-Hasen Subkî)
TENASUH:Bir ruhun bedenden bedene gecmedi, reankarnasyon.
1288-TENCİMU’L-KUR’AN :Kur’ân ayetlerinin 23 senelik risâlet devresi içerisinde parça parça indirilmesine tencîmu’l-Kur’ân denir. Kelimenin aslı “necm” yani yıldız demektir. Kur’ân semasının yıldızlarının ayrı ayrı zamanlarda tulü etmesine de bu kökten bir tabir olarak Kur’ân ‘in tencimi denilmiştir.
(Dr.Cüneyt Eren,Kur’an İlimleri ve Tefsir Istılahları,Ekev Yayınevi,Erzurum,2001: 120.)
TENZİHEN MEKRUH:
TENZİL:Kur’ân’ın isimlerinden biridir. Ayrıca Kur’ân’ın Hz. Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘e indirildiği safhaya da tenzil denir
TENZİLU’L Kur’ân :Kur’ân’ın indirilişi anlamına gelir. Bu indiriliş önce dünya semasındaki beytü’l izzet’e toptan bir kerede, daha sonra Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem)’e bi’setinden vefatına kadar 23 yıllık süre zarfında parça parça olmuştur.

TENZÎHÎ SIFATLAR :Cenab-ı Allah’ın her türlü noksanlıktan münezzeh olduğunu ve mahlukatına benzemekten beri olduğunu ifade eden itibarî sıfatlar. Bu sıfatlar, sıfat-ı sübûtiyye gibi hakiki, vücûdî ve Cenab-ı Hakk’ın zatıyla kaim manalar olmayıp O’nun noksanlıklardan münezzeh olduğunu ifade etmeye yarayan tabir ve kavramlardır. Tenzîhî sıfatlara, es-Sıfâtü’s-Selbiyye, es-Sıfâtü’t-Tenzîhiyye ve tenzihât da denilir .
TERAVİH NAMAZI:Hz.Aise,Peygamberimin teravih namazini 2 veya 3 gün Mescidde cemaata kildirdigi, daha sonra farz olur endisesiyle, sahabilere evlerinde kilmalarini tavsiye ettigini rivayet der.Teravih namazi, Hz.Ömer devrinden itibaren camilerde cemaatla kilinmaya baslandi.Erkekler icin tayin edilen imam Übeyy Ibn Ka`b, kadinlar icin tayin edilen imam da Süleyman b. Ebi Hasme idi.Hz.Osman , erkeklerle kadinlarin ayni imam arkasinda teravih kilmalarini uygun görüp, hem erkekler hem de kadinlara teravih kildirmak üzere, Süleyman b.Ebi Hasme`yi görevlendirildi.Teravi namazi müekket sünnettir.Teravih namazi vaktin sünnetidir.Teravih namazi vaktin sünnetidir.Teravih namazinin vakti, yatsi namazindan sonra ve vitir namazindan öncedir.(Mar. Ilahiyat Fak. Ansk. C.4, sh.338)
TERESSÜL-İRSAL:Ezan okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir.Bana teressül veya İrsal denir.Kamette ise ,duraklama yapılmaksızın seri olarak okunur.Buna da Haedr denir.
TERTİL:Kur’an’ı ağır ağır, kelime ve harflerin hakkını vererek güzelce okuma.Kur’ân-ı kerîmi tecvîdle yâni usûl ve kâidelerine uyarak açık açık tâne tâne harfleri ve kelimeleri birbirinden ayırarak okuma. Kur’ân’ı (güzel sesle tegannî yapmadan) tertîl üzere oku. (Müzzemmil sûresi: 4) Kur’ân-ı kerîmi tertîl üzere okumalıdır. (İbn-i Abbâs) Tertil;Arapça kelime karşılığı yerli yerinde, güzel ve uygun konuşmak, açıklamak demektir. Istılah olarak Kur’ân-ı Kerîm’i usûl ve kaidelerine göre anlayarak okumaya tertîl denir.(Dr. Cüneyt Eren, Kur’an İlimleri ve Tefsir Istılahları, Ekev Yayınevi, Erzurum, 2001: 122.)
TERVİHA:Teravih namazının her dört rekatı sonunda bir mikdar oturup istirahat edildiği için bu dört rekata bir “Terviha” denilmiştir. Bu teravih namazında beş “Terviha” vardır. Bu söz, Tervîh kelimesinden bir masdardır. Tervih ise, nefsi rahatlandırmak anlamındadır. Çoğulu Teravih” dir.Terviye : Terviye, Arefe gününden bir önceki güne denir.Zilhicce`nin sekizinci günü.Bu gün arefeden bir gün önceki gün.Terviye denmesinin sebebi, hacca gidenler umûmiyetle bu günde susuz bir sâhayı katetmeye (gelmeye) hazırlık olmak üzere hayvanlarını bol bol suladıkları ve zemzem suyundan çok içip kandıkları ve yanlarına gerektiği kadar su aldıkları ve böylece Minâ’ya hareket ettikleri içindir.
TERVİYE GÜNÜ :Zilhicce’nin ilk on gününde arefe, terviye günleriyle nahr (Kurban bayramının ilk günü) bulunmaktadır.Terviye kelimesi sözlükte “bir işi aceleye getirmeyip enine boyuna düşünmek, sulamak, suya kandırmak, rivâyet ettirmek” gibi anlamlara gelmektedir. Terviye günü ise, Zilhicce ayının 8. günü, yani Kurban Bayramı arafesinden bir önceki gündür.Terviye gününde hacı adayları Arafat’a gitmek üzere Mekke’den Mina’ya doğru hareket ederler. Hacı adayları sıcak bir iklimde susuz bir sahayı kat edeceklerinden, genelde hazırlık olmak üzere hayvanlarını iyice sulayıp kandırdıkları için bu isim verilmiştir . Arefe gününden önceki güne yani Zilhicce’nin sekizinci gününe terviye günü denmektedir. Terviye günü, hacılar Mekke’den Mina’ya çıkar. Bu güne “Terviye” denmesinin sebebi, hacıların o gün zemzem suyundan çok içip kanmalarından dolayıdır. Bazıları, o güne terviye denmesi, terviyenin düşünme, tefekkür manasına gelmesindendir, demişlerdir.
TESBİH :Sübhanallah demektir. “Sübhanallah” (Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim) demek ve namaz kılmak” (Tâ-hâ, 20/130; Rûm, 30/17) anlamına gelir. Arap dilinde tesbih; bir şeyi tazim ederek kötülüklerden ve noksanlıklardan tenzih etmek demektir.
İnsanların tesbihi gibi meleklerin tesbihi de, sübhanallah diyerek Allah’ı takdis ve tenzih etmek (Müslim, Zikir, 84) ve namaz kılmaktır (Taberî, I, 1/211).Tesbih kavramı, Kur’ân’da “Sübhanallah”, “sübhaneke”, “sübhanehu”, “sübhane Rabb’î”, “sübhane Rabb’ina”, “sübhanellezî..”, ifadeleri ile; Allah’tan başka ilahları (Tevbe, 9/3, Enbiyâ, 21/22), Allah’a çocuk isnadını (Bakara, 2/116; Yûnus, 10/68), Allah ile cinler arasında soy birliği iddiasını (En’âm, 6/100; Saffât, 37/160), Hristiyanların İsa (a)’ı ve rahiplerini, Yahûdîlerin hahamlarını Allah’tan ayrı rab kabul etmelerini reddetmek (Tevbe, 7/31), maddî ve manevî nimetler karşısında Allah’a şükretmek ve O’nu yüceltmek için (Zuhrûf, 43/13); söylenmeyecek, yapılmayacak ve olmayacak bir söz, iş ve isnat karşısında “hâşâ”, “hayır” anlamında `reddetme ifadesi’ (Mâide, 5/116; İsrâ,17/90-93) ve dua cümlesi olarak (Tevbe, 9/10) kullanılmıştır.Bir çok âyette Allah’ın tesbih edilmesi emredilmiştir (Ahzâb, 33/42)
TESLİS(EKÂNİM-İ SELÂSE ):Uknum kelimesinin çoğulu olup, sözlükte “asıl, esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise, Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba, oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir. Bu üç esas (ekânîm-i selâse) şöyle açıklanmaktadır; Allah Teala’dan ibaret olan zat (baba), İsa’dan ibaret olan ilim (oğul) ve Meryem’den ibaret bulunan hayat (zevce) dir.Üçleme,ekanim-i selase, Allah`i üç olarak kabul eden ve sonradan uydurulan hiristiyan inanciTeslisin üç unsuru (Baba Oğul Ruhu’l-Kuds). Hıristiyan teslisi, “baba (Tanrı)- Oğul (İsa)- Ruhu’l-Kudüs”ten ibarettir.Bazı hristiyan kelâmcıları “teslis”i şöyle açıklar: 1-Baba (akıl) 2- Oğul (Hz. İsa natuk) 3-Ruhu’l-Kuds (ilim).Kur’ân-ı Kerîm’de Hristiyan için “Nasrânî”, Hristiyanlar için de “Nasârâ” kelimeleri kullanılmıştır (Âli İmran, 3/67; el-Bakara, 2/62, 111, 113, 135, 140; el-Mâide, 5/14, 18, 51, 69, 82; et-Tevbe, 9/30; el-Hacc, 22/17). Ayrıca, “Ehl-i Kitap” ifadesinin yer aldığı âyetlerde, Hristiyanlar da muhatap alınmıştır. Meselâ “De ki; ey Ehl-i kitap! Aramızda eşit olan bir kelimeye gelin. Yalnız Allah’a kulluk (ibadet) edelim ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım” (Âli İmrân, 3/64) âyetinde olduğu gibi.Kur’ân-ı Kerim, Hz. İsa’nın Allah’ın kulu ve elçisi olduğunu, O’nun da tevhid’i tebliğ ettiğini açıklar. (el-Mâide, 5/46-47, 62-69, 72-77). Bu durumda Meryem oğlu İsa’yı ilah edinen Hristiyanlar, “Allah, üçün üçüncüsüdür” (el-Mâide, 5/72-75) diyerek doğru yoldan sapmışlar, tevhid çizgisinden uzaklaşmışlardır. Tevhid esasından uzaklaşan Hristiyanların yüce Allah, dinlerinin aslına, tevhid ve İslâm yoluna çağırmaktadır. (el-Mâide 5/46).Bugünkü Hristiyanlık, Hz. İsa’nın tebliğ ettiği Hristiyanlık değildir; ”Mesih, Allah’ın oğludur” gibi sözleri kendi ağızlarıyla uydurmuşlar (et- Tevbe, 9/30) ve “Meryem oğlu Mesih’i'de, kendilerine Allah’tan başka Rab edinmişlerdir” (et-Tevbe, 9/31). Aynı şekilde, mevcut Hristiyanların, Hz. İsa’nın getirdiği İncil’le hiç bir ilgileri yoktur (el-Mâide, 5/68). Çünkü Yahudi bilginleri gibi, Hristiyan râhipleri de birtakım menfaat temini için, Allah’tan kendilerine indirilmiş olan Kitab’ın hükümlerini değiştirmişlerdir (et-Tevbe, 9/34).
TESNİM:Ulemanın çoğu “tesnim”in, yani kabrin üstünün deve hörgücü gibi yapılıp yerden bir karış kadar yükseltilmesinin mendup, daha fazla yükseltilmesinin ise mekruh olduğunu beyan etmişlerdir.(el-Ceziri, el-Fıkh Ale’l-Mezahibi’l-Erbea, Kahire (t.y) 1/535.) İmam Şafii ise, Peygamberimiz (a.s.m.)’in bazı hadislerinde kabirler üzerine bina ve mescidler yapılmasını yasakladığına (Buhârî, Cenaiz, 69; Müslim, Cenâiz, 31-32, Mesâcid, 63; Ebu Davud, 76; Neseî, Cenaiz, 295, 339, 299.)binaen, kabirlerin yerden hiç yükseltilmemesi, yerle dümdüz edilmesi gerektiğini söyler(. el-Ceziri, a.g.e., a.y)Nitekim Hz. Ali de, Rasulullah (a.s.m.)’ın kendisini, Medine’deki bütün putları kırmak ve bütün kabirleri tesviye (yerle bir) etmek görevi ile Medine’ye gönderdiğini söylemiştir.( Müsned, 1/11l.)

TEŞEHHÜD MİKTARI:farz olan( namazda) oturusun miktari“Ettehiyyatüyü“ okuyacak kadar gecen bir müddettir.Buna tesehhüd miktari da denir.Teşehhüd:Namazlarda oturuslarda „Ettehiyyatü“ duasinin okunmasina tesehhüd denir.
TEŞMİT:Aksırdığı zaman Elhamdülillah diyen kimseye “Yerhamükellah: Allahü teâlâ sana merhâmet etsin” demek.
Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır:Selâmına cevâb vermek hastalığında ziyâret etmek cenâzesinde bulunmak dâvetine gitmek ve teşmît etmek.
TEŞRİK:Hz.Ibrahim`e nisbet edilen ve yüksek sesle alinan tekbir.
TEŞRİK TEKBİRLERİ:Kurban bayramı Arefe gününün sabah namazından itibaren Bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazın arkasından bir defa şöyle tekbir alınır ki, bunlara Teşrîk Tekbirleri denir: “Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilahe illallahu vallahu ekber. Allahü ekber ve lillâhilhamd. Tekbirlerin yirmiüç vakit okunması Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göredir. Fetvâ da buna göre verilmiştir. Ebû Hanîfe’ye göre, teşrîk tekbirleri arefe günü sabah vaktinden, bayramın ilk günü ikindi vaktine kadar olan sekiz vakit farz namazlarının arkasından getirilir.”Teşrîk tekbirlerinin başlangıcı Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etme olayına kadar uzanır. İbrahim (a.s), gördüğü sahih rüya üzerine oğlunu Allah yolunda kurban etmeye karar verir. Kurban hazırlıkları sırasında Cebrail (a.s) gökten buna bedel olarak bir koç getirir. Dünya semasına ulaştığında yetişememe endişesi ile Cebrail (a.s); “Allahu ekber Allahu ekber” diyerek tekbir getirir. İbrahim (a.s) bu sesi işitince başını gökyüzüne çevirir ve onun bir koçla geldiğini görünce; “Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber” diye cevap verir. Bu tekbir ve tevhîd kelimelerini işiten ve kurban edilmeyi bekleyen İsmail (a.s) da; “Allahu ekber velillâhi’l-hamd” der. Böylece kıyamet gününe kadar sürecek büyük bir sünnet başlatılmış olur (es-Saffât, 37/102, 107; İsmail” maddesi; el-Mavsılî, el-İhtiyar li Ta’lîli’l-Muhtar, Kahire (t.y), I, 87, 88).

TEVBE:Günahlara pismanlik, Allah`a dönüstür.Halis tevbe; Allah ile bulusmadir.
1296- Tevbe Sures(9):Bu isimle adlandırılmasının sebebi tevbenin sık sık tekrarlanması (17 kez), tevbenin hükümleri ve Allah’ın tevbeleri kabul etme şartlarının burada zikredilrnesidir. Surenin diğer isimleri Beraet ve Seyf’tir. 129 ayet ve 2505 kelime içerir. Mushaf sıralamasına göre dokuzuncu, nüzul sırasına göre, Kur’an’ın 13. su¬resi ve Medeni’dir. Kur’an’ın yaklaşık bir cüzünü oluşturur. Kur’an’daki 114 ayet içinde “Bismillahirrahmanirrahim”siz olarak nazil olan tek su-redir. Zira Allah ve Resulü (s.a.v)’nün müşriklerden ve onların yaptıklarından beraetinin (uzak oluşunun) be¬yanın başlangıcıdır. Müşriklerle kesin olarak ilişkiyi kesme hükmü bu surede beyan buyurulmuştur.
TEVEKKÜL:Tevekkül, insanın her işinde Allah’a güvenmesi ve O’na dayanmasıdır. Bu inanç insana güç verir, kuvvet verir.Allah’a tevekkül mü’minin niteliklerindendir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:”Mü’minler, ancak o kimselerdir ki, Allah anılınca yürekleri ürperir, onlara Allah’ın ayetleri okununca, o âyetler onların imanlarını artırır ve onlar yalnız Rablerine dayanıp güvenirler.”1 buyrulmuş ve müminlerin niteliklerinden birinin de tevekkül olduğu bildirilmiştir.Allahü Teâlâya güvenmek. Allah bes, bâki heves ne demektir.Bes, kâfi, yeter, yetişir demektir. Bâki, kalan demektir. Heves ise, nefsin isteği, geçici arzu demektir. Allah bes diyen, Allahü teâlâya tevekkül etmiş olur. Tevekkül, vekil etmek, işini başkasına havale etmektir. Istılahta ise, Allah’a güvenmek, Ona dayanmaktır.
Bes Farsçadır. Allah bes ifadesinin Arapçası, Hasbiyallah demektir. Hasbiyallah, Allah bana yetişir demektir. Hasbiyallahü ve ni’mel vekil ise, Allah bana yetişir, O, güvenilip dayanılan ne güzel vekil, demektir. Hasbünallahü ve ni’mel vekil ise, Allah bize yetişir, O, güvenilip dayanılan ne güzel vekil, demektir. Kur’an-ı kerimde, cesur müminlerin, (Hasbünallahü ve ni’mel vekil) dedikleri bildiriliyor. (Al-i İmran 173)
TEVEKKÜL:Yaptigimiz herhangi bir is icin gücümüzle calisip elimizden geleni yaptiktan sonra sonucu Allah`a birakmaktir.
TEVERRÜK:Gerek celsede ka`dede erkekler sol ayaklarini yerde yayip üzerine oturur ve sag ayaklarini parmaklar kibleye gelecek sekilde dikerler.Kadinlar ise ayaklarini sag yanlarina yatik bir sekilde cikarip, otururlar.Iste bu oturma sekline teverrük denir.
TEVFİK İLERİ:Hemsin`de 1911 yilinda Hemsin dogdu.Hemsin Rize iline bagli bir ilcedir.1961 yilinda Ankara`da vefat etti. 1950 yilinda Samsun milletvekili olarak parlementoya girdi.Meclis Baskenvekili, Ulastirma Bakani,Basnakan Yardimcis,Egitim,Devlet bakanliklari görevlerinde bulundu. Yaptigi hizmetlerden bazilari;Türk Sanat Enstitüsü kurulmasi(1953-56),Ilkögretim programlarina Din derslerinin konulmasi(1951), Imam –Hatip Liselerinin acilmasi(1951-1952),Yüksek Islam Enstitülerinin acilmasi(1959).27 mayis 1960 `da tutuklanmis, Yassiadada Yüksek adalet divani tarafindan idama mahkum edilmis, bilahere müebbed hapse cevrilmis, Yassiadadan Kayseri cezaevine naklediliyor.Hastalaninca Ankara hastanesine kaldiriliyor ve burada 1961 yilinda vefat etmistir.(1961)
TE`VİL:Bir lafzin anlami gayesine uygun sekilde yorumlamak, muhtemel manalarindan en uygun olani görmektir.Görünürde birbiriyle uyumlu iki ihtimal den birine manayi yöneltmektir.Yani:“Mutemel manalardan birini vermektir.“(Ali Turgut,Tefsir Usulü ve Kaynaklari,Ist.1991,s.221)Istılahta “te’vil”, iki farklı şekilde tanımlanmıştır. Bunlardan ilki selefe aittir, Onlara gere “te’vil”: “Sözü açıklamak ve manasını belirlemek”tir. Sonraki devir alimlerine göre ise “te’vil”: “Lafzı, öncelikli manasında (racih) değil de, kendisine bitişen bir delilden dolayı ikinci derecede önem arz eden anlamında (mercuh) anlamak”tır.[40] Bu tanıma göre lafzı te’vil eden kişi, ikinci derecede önem arz eden anlamı niçin tercih ettiğini ve bunu yapmaya neden olan delilin ne anlam ifade ettiğini de açıklar.
Muhammed b. Yusuf Ebû Hayyan, el-Bahru’l-Muhît, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, 1993, I, 11.
TEVHİD:Allah`in bir oldugunu, O`ndan baska bir ilah olmadigini kabul etmektir. Sözlük anlamı olarak tevhid: Birlemek, tekleştirmek, bir şeyin tek olduğu hakkında hüküm vermek, bir bilmek demektir.
Terim olarak ise: Allah’ı zatında, sıfatlarında, isimlerinde ve fiillerinde tek kabul etmek, eşi ve benzeri olmadığına iman edip ibadet ile de O’nu birlemektir. Yani ibadeti O’ndan başkasına yapmamak ve yalnız O’na tahsis etmektir.
“Allah ile birlikte başka bir ilah edinip tapma. O’ndan başka hiç bir ilah yoktur.” (Kasas, 88)
“İşte, Rabbiniz, Allah budur. O’ndan başka ilah yoktur. O her şeyi yaratandır. O her şeye vekildir. Gözler O’nu görmez, O bütün gözleri görür. O latiftir -her şeyden- haberdardır. (En’am, 102 – 103)
“De ki; O Allah bir’dir. O Allah samed’dir. Her şeyin kaynağı ve yaratıcısıdır. Hiç kimseyi doğurmamıştır. Hiç kimse O’nu doğurmamıştır. O’na benzeyen hiçbir şey de yoktur.” (İhlas suresi, 1-4)
İslam dininin en temel esası tevhiddir. Tevhid kelimesi ise, La ilahe illallah’tır. Manası: Allah’tan başka ilah yoktur, yani bütün kainatta Allah’tan başka ibadet edilmeye, O’nun dışında mutlak olarak itaat edilmeye ve boyun eğilmeye layık kimse yoktur. Dikkat etmek gerekir ki kelime-i tevhid önce Allah’tan başka diğer ilahları reddetmekle başlıyor. Müslüman, önce Allah’tan başka bütün ilahları reddetmeli ve sadece ilah olarak Allah’ı kabul etmelidir.
TEVRAT:Allah tarafindanHz.Musa`ya indirilen ilahi kitap.Yahudilerin kutsal kitabi.Bes bölümden olusur.Bunlar;Tekvin,cikis,levililer,sayilar ve tesniye`dir.Tevrat ismi Kur`an`da pek cok yerde gecmektedir(Maide:44).Fakat Yahudiler,Tevrat`in emirlerini yerine getirmekten kacinmis;üstelik bir kismi,Tevrat`taki kelimelerin yerini ve anlamini degistirmistir.Dolayisiyla Tevrat bozukmus,tahrif edilmistir.Kuràn-i Kerim(Nisa süresi, ayet:46) bizzat bu konuya isaret eder.Bu sebeeple Tevrat`in hükmü kalkmistir.
Tevrat:Tevrat, İbranice yahudi kitabının ismidir. Ya¬hudilikte Esfar-ı Hamse (beş kitap anlamında) olarak adlandırılmış ve bütününe Ahd-i Cedid’e (dört İnciller) karşılık olarak Ahd-i Atik denmiştir. Bu kelime, İbranice olup meşhur anlamının aksine anlamı, namus veya şeriat değildir. Aksine hidayet ve irşad anlamındadır. Tevrat lafzı, Kur’an nazil olmazdan önce Arap şiirinde kullanılmıştır. Kur’an’da bu isme 18 kez değinilmiştir ve “imamen ve rahmeten”, ez-Zikr”, ez-Ziya”, el-Furkan”, el-Kitabu’1-mübin” ve “huden ve rahmeten” gibi sıfatlarla da anılmıştır. Kur’an’da esas Tevrat’ta Hz, Muhammed (s.a.v)’in zuhur edeceği müjdesinin veya onun nübüvvetini tasdik ettiği açık bir şekilde anlatılmıştır.( Bakara: 2/76; A’raf: 7/157; Fetih: 48/29.)Tevrat, başlangıçta levhalar şeklinde Hz. Musa’ya nazil olmuştur. Hz. İsa, Tevrat’ı tasdik etti. Tevrat ve İncil’i açıklamak ve öğretmek için gö¬revlendirilmişti.( Al-i İmran: 3/50; Maide: 5/46; Saff: 61/6. )Tevrat’ın tahrif edildiği konusunda da Kur’an-ı Kerim’de açık ifadeler zikredilmiştir.(Bakara: 2/75; Al-i İmran: 3/78; En’am: 6/9l) (Bahauddin Hurremşahî, Kur’an Bilimi, İhtar Yayıncılık:204-205. )
TEVVAB:Et-tevvab;Allah`in 99 güzel isimlerinden birisidir.Anlami:Kullarini tevbeye sevk eden ve tevbeleri kabul eden.
TEYEMMÜM:Hicretin 5.ci senesi Beni Mutalik savasinda sabah namazi teyemmum ile ilk defa namaz kilindi.(Nisa 43,Maide 6)Teyemmüm:Hicretin 5.ci yilinda tesri kilinmistir.Havf –korku namazi bu sene yani hicretin 5.yili vuku bulmustur.
TEZKİRE:Tezkire; Çeşitli mesleklerden önemli kişilerin hayatlarını anlatmak üzere düzenlenen eserlere tezkire, şairleri tanıtan tezkirelere şuara tezkiresi denir. Batı edebiyatındaki biyografinin karşılığı gibidir. İlk örneği Ali Şir Nevai’ nin Mecalisü’n Nefais’dir. Anadolu’daki en önemli örnek Sehi Bey Tezkiresi’dir. (Asıl adı Heşt Behişt)
TİLAVET SECDESİ:Kur’an-ı Kerim’in surelerinde ondört secde ayeti vardır ki, bunlardan birini okuyan veya işiten her mükellef için bir secde gerekir. Şöyle ki:Tilavet secdesi niyeti ile, eller kaldırılmaksızın “Allahü Ekber” denilerek secdeye varılır. Üç kere “Sübhane Rabbiye’l-ala” veya bir kere: “Sübhane Rabbena in kâne vadü Rabbina lemef’ulâ” denilir. Ondan sonra “Allahü Ekber” denilerek kalkılır. Tilavet secdesinin rüknü, yüce Allah’a saygı ve tevazu gösterip secdeden kaçınanlara aykırı davranmak için alnı yere koymaktır. Tilavet secdesine ayaktan yere inilmesi ve bu secdeden baş kaldırırken ayağa kadar kalkılması ve böyle kalkarken: “Gufraneke Rabbena ve ileyke’l-masîr” denilmesi müstahabdır. Bu secdeye gidilirken veya bundan kalkılırken alınan tekbirlerde müstahabdır. Asıl secde ise, vacibdir. (Üç İmama göre, Tilavet Secdesi sünnettir. Tilavet secdesini yapacak kimsenin abdestsizlikten ve pisliklerden temiz, avret yerlerinin örtülü ve kıbleye yönelik bulunması şarttır.Tilavet secdesi, secde ayetini okuyan bir mükellef için vacib olduğu gibi, bunu dinleyen bir mükellef için de vacibdir. İster dinlemeyi kasdetmiş olsun, ister olmasın, bu secdeyi yapar ve bu secdeyi yapmakla sevaba erer. Yapmayan da vacibi terk ettiğinden günaha girer.
TİN SURESİ(95):Bu surenin isimlendirilme şekli müfessirlere göre birkaç türlüdür. Yani Tin kelimesi -ki Allah bu surenin ilk ayetinde onu yeminle yad etmiştir- birkaç anlama gelmesi mümkündür: 1- Yenilen incir, 2- Şam Mescidi, 3- Şam’daki kutsal dağ. Zira Süryanicede Tur-i Tina olarak adlandırılmaktadır ve onun etek¬lerinde incir ve zeytin yetişmektedir. 8 ayet, 34 ke-limeden oluşmuştur. Mushaftaki sıraya göre 95. sure, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 28. suresi olup Mekki’dir. Bu surede Tin türü olan Zeytine de yemin edilmiştir. Zira zeytin konusunda da üç görüş vardır: a- Yenilen zeytin, b- Beytü’l-Mukâddes Mescidi,
TIBB-I NEBEVİî: Hz. Peygamber (s.a.s)’in tıpla ilgili hadislerinde meydana gelen ilim dalıdır. Onun, hastalıklar ve zamanın bilinen tedavi usulleri, sağlığı koruma gibi konulardaki tavsiye ve uygulamalarını ihtiva eden eserler vardır. Ebu Nu’aym el-İsbehânî’nin et-Tıbbu’n-Nebevîsi ile Ca’fer b, Muhammed el-Mustağfirî, Muhammed b. Ahmed ez-Zehebî ve es-Suyûtî’nin aynı isimdeki kitapları anılmaya değer olanlardır.
TIVAL-I MUFASSAL: “Hücurat” sûresinden “Burüc” sûresinin sonuna kadar olan sûreler Tıval-ı Mufassal’dır
TUR SURESİ(52):Bu surenin isimlendirilme nedeni de Yüce Allah’ın surenin başında Ve’t-Tur ibaresiyle Tur da¬ğına (ki bu dağ Hz. Musa’nın miadgah ve Allah ile buluşmağa gittiği dağın ismidir) yeminle baş¬lamasıdır. 49 ayet ve 312 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 52. suresi, nüzul sıralamasına göre ise Kur’an’ın 76. suresi olup Mekki’dir. Bundan önceki surede (Zariyyat) olduğu gibi, burada da surenin başında mukaddes beş şeye yeminle başlanıyor. Temel konusu, Cennet ehlinin içinde bulunduğu nimetlerin güzelliğinden ve müşrik ve münkirlerin kötülenmesi ve yalanlanması ile ilgili konulardır. [405]

TUMÂNÎNET: Namaz kılarken rükû’ ve secdelerde ve kavmede (rükû’dan kalktıktan sonra ayakta durmakta) ve celsede (iki secde arasında oturmada) bütün âzânın (uzuvların) hareketsiz kalması. Sübhânallah diyecek kadar bir miktar durması ise, ta’dîl-i erkândır.
TÜRBE:Islamülkelerinde hükümdarlar, hanedan üyeleri, din ve devlet büyükleri icin yapilmis anitsal mezar yapisidir.
TÜRK BAYRAĞI:Türk bayrağındaki hilâl 1250 yılından itibaren Türkler tarafından kullanılmaya başlanmış, İslâm dünyasına yayılmıştı. Hilâl ve yıldızlı bayrak Osmanlı İmparatorluğu tarafından önce hilâl, sonra yıldızlı hilâl şeklinde 19. yüzyılda kullanılmıştı. Abdülmecid döneminde (1839-1861) 8 köşeli yıldız beş köşeye indirildi. Bugünkü bayrağımız Cumhuriyet döneminde bir kanunla kabul edilmiştir.
Türk Bayrağı’nı ilk olarak Anadolu Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin Mes’ud tarafından Osman Bey’e gönderilen ak renkli sancak olarak görürüz. 15. yüzyıldan sonra al bayrak, Yavuz Sultan Selim dönemindeki Çaldıran Savaşı’nda ise yeşil bayrak kullanılmaya başlanmıştır. Türk Bayrağı’na en yakın şekil ise III. Selim döneminde rastlanır. Bu bayrakta hilal ile birlikte sekiz köşeli yıldız kullanılmıştır. Yıldızın beş köşeli halinde kullanılması ise 1842 yılında Abdülmecit dönemine denk gelir. Saltanatın kaldırılması üzerine 29 Mayıs 1936 tarihinde çıkartılan 2994 sayılı kanunla Türk Bayrağı’nın şekli ve ölçüleri kesin bir şekilde tesbit edilmiştir. 28 Temmuz 1937 tarihli 27175 sayili Türk Bayrağı nizamnamesi kararnamesi ile de Türk Bayrağı’nın kullanılışı düzenlenmiştir.
TÜRKÇE YEMEK DUASI“Bizleri yokken var eden, bizlere yedirip-içiren Yüce Rabbimize
hamdolsun, Kâinatın efendisi sevgili peygamberimizesalât ve selâm olsun.
Mağfiret ve rahmet bütün Müslüman kardeşlerimizin üzerine olsun.
Ya Rabbi! Rızık ve nimet veren sensin! Sen kapına yönelenleri boş çevirmezsin.
Biz aciz kullarız, Senin sonsuz ikram ve ihsanına muhtacız. Bizlere dünya ve ahirette güzel nimetler
ihsan eyle!Ey güzel Rabbimiz! Bu sofrada tattırdığın nimetlerin daha güzellerini ebedî mutluluk yurdu olan cennetinde de tatmayı bizlere nasip eyle!
Ya Rabbi! Bu helâl gıdaların şükrünü eda edebilmeyi ve Sana kullukta bulunabilmeyi bizlere nasip eyle!
Ya Rabbi! Bu sofranın hazırlanmasında emeği geçen kardeşlerimizin kazançlarına bereket, kendilerine sağlık huzur ve mutluluk ihsan eyle! Ailelerinden ahirete göç edenlere ve geçmişlerimize merhamet eyle!
Ya Rabbi! Mülkün sahibi sensin, dilediğine mülkü verir,dilediğinden alırsın. Dilediğini azîz, dilediğini zelîl edersin.Bizleri; aziz kıldığın ve nimet verdiğin kullarından eyle!
Ya Rabbi! Bizleri nimetlerinden mahrum eyleme. Sağlık, huzur ve mutluluğumuzu daim eyle.
Ya Rabbi! Bizleri, mü’min kardeşlerimizi ve tüm insanlığı her türlü kaza, bela, afet ve musîbetlerden muhafaza eyle! Barış ve esenlik dolu bir dünyada yaşayabilmemizi bizlere lütfeyle!
Âmin ve selâmün ‘ale’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn el-Fâtiha.”

TÜRKÇÜLÜK:19. yüzyilin ikinci yarisinda bir grup Osmanli aydininin temelini attigi,2. mesrutiyet döneminde ise hem düsünsel, hemde siyasal alanda etkili olmus bir akimdir.Türkcülük düsüncesinin olgunlasmis bicimi olan Türk milliyetciligi Cumhuriyet döneminin egemen ideolojisi olmustur.
TÜRKCUMHURİYETLERİNİNBAŞKENTLERİ:Kazakistan(Astana),Kigizistan(Biskek),Tacikistan(Düsanbe),Türkmenistan(Askabad), Özbekistan(Taskent).
TÜRKİYE’NİN DÜNYADAKİ YERİ:Türkiye, kuzey yarım kürede, 36-42 kuzey enlemleri ve 26-45 doğu boylamları arasında yer almaktadır. Asya ve Avrupa kıt’alarının birleştiği bir bölgede bulunan Türkiye, yüz ölçümü 779.452 km2, nüfusu yaklaşık 65 milyon olan büyük bir ülkedir. Topraklarının büyük kısmı Asya kıt’asında, küçük bir kısmı da Avrupa kıt’asındadır. Ülkenin üç tarafı denizlerle çevrilidir. Kuzeyinde Karadeniz, batısında Ege denizi ve güneyinde Akdeniz bulunmaktadır. Bir de iç deniz durumundaki Marmara denizi vardır. Marmara, İstanbul Boğazı ile Karadenize, Çanakkale boğazı ile de Ege denizine açılır. Komşuları ise, doğuda Gürcistan, Ermenistan ve İran; güneyde Irak ve Suriye; batıda Yunanistan ve Bulgaristan ile Karadeniz’in kuzeyinde bulunan Rusya Federasyonu’dur. Verimli topraklara sahip olan Türkiye, sulanan arazileri ile önemli bir tarım ülkesidir. Topraklarında her türlü tahıl, çeşit çeşit sebze ve meyve yetişen ülkemiz, dünyada kendi kendine yeten birkaç nadir ülkeden biridir. Öte yandan sanayide de son yıllarda büyük ilerlemeler görülmekte, başta tekstil olmak üzere birçok sanayi ürünü dış ülklere ihraç edilmektedir.Türkiye, bitki örtüsü ve ağaç çeşitleri bakımından da çok zengindir. Yüksek dağları, geniş ovaları, gölleri, nehirleri, karaların mavi denizlerle birleştiği bol güneşli sahilleri ve dört mevsimin yaşandığı coğrafî bölgeleri ile eşine az rastlanan bir ülkedir.Hemen her köşesi tarihî eserlerle dolu olan Türkiye, dünyada benzeri olmayan bir zenginliğe sahiptir ve bu yönüyle bir açık hava müzesi durumundadır. Bu eşsiz eserler, dünyanın ilgisini çekmekte ve bunları görmek için her yıl milyonlarca yabancı turist ülkemizi ziyaret etmektedir. Birleşmiş Milletler’in ve Nato’nun önemli bir üyesi olan Türkiye, dünyada dostluğuna güvenilen, gücüne ihtiyaç duyulan ve dünya barışına katkıda bulunan büyük bir devlettir.
Müslüman Gençlere dini Bilgiler,Sh.158,Diyanet Web Kütüphanesi
TÜRKÇE NAMAZ: Duaların, zikirlerin Türkçe yapılmasında bir sakınca yoktur. Aynı şekilde, Yüce Allâh’ın ne dediğini anlamak ve hayatına tatbik etmek amacıyla, Kur’an-ı Kerim’in mealini okumak da bir ibadettir. Ancak Kur’an meali ile namaz kılınması uygun değildir. Kur’an’da, “(namazda) Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun!” (Müzzemmil 73/20) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber de, “Sizden biriniz namaz kılmaya kalktığında, Allâh’ın kendisine emrettiği gibi abdest alsın. Sonra tekbir getirsin; Kur’an’dan bildiği bir şey varsa okusun. Eğer Kur’an’dan bir ezberi yoksa, Allâh’a hamdetsin ve O’nu yüceltsin.” Bu nedenle Kur’an’ın orijinalinden okunması gerekir. Zira Kur’an mealleri Kur’an’ın kendisi değildir. Meallerdeki farklılıklar da bunu göstermektedir.(Diyanet Fetvaları)
TÜRK ALFABELERİ:Göktürk,Uygur,Arap ve latin alfabesi.
TURANCILIK:Turan devleti kurma fikri taraftarligi.
ÜLÜ`L –EMİR:Emir sahipleri,devlet reisi ve onun adina hükmeden vali,kadi.
ÜMMEHÂTU’L-MÜ’MİNÎN :Müminlerin anneleri, Hz. Peygamber’in hanımları. Rasûlüllah (s.a.s)’ın hanımları, mü’minlerin analarıdır.Bu hanımları ; 1- Haticetü’l-Kübra 2- Hz. Sevde (r.an): 3- Hz. Aişe (r.an): 4- Hz. Hafsa (r.an5- Hz. Ümmü Seleme (r.an): 6- Hz. Ümmü Habibe (r.an)7- Hz. Zeyneb (r.an): 8- Hz. Zeyneb (r.an 9- Hz. Cüveyriye (r.an): 10- Hz. Safiyye (r.an)11- Hz. Reyhâne (r.an): 12- Hz. Meymune (r.an): Hz. Peygamtıer (s.a.s) evlenip de zifafa girmediği ve evlenmek üzere olduğu hanımlar da vardır (Kurtub, el Cami’li Ahkamil-Kur’an, 164-167).
Resulı-i Ekrem (s.a.s)’in bu hanımIarla evlenmesinin sebebi kadına düşkünlük ve maddiyat değil, siyaset ve şefkattir. Zira Hz. Aişe’den başka bütün hanımları dul ve yaşlı kadınlardı. İstese bunlar yerine genç ve güzel hanımlar alabilirdi. Peygamberimiz servet düşkünü değildir. Çünkü Hz. Hatice’den başka öteki bütün hanımları öyle servetine tamah edilecek kişiler değillerdi (Ahmed Hilmi, Tarih-i İslâm, 231-232).
Ayrıca dörtten fazla kadınla evli olmak da Rasulüllah(s.a.s)’e ait özelliklerden biridir (Abdulvahhab Hallaf İlm-i Usuli’l-Fıkh, 44).
ÜMMET-İ KAİME:Kiyam duran bir topluluk yani hakblir, dogru, dogrulan , Allah icin kalkan, müstakim, istikamet üzere bulunan , adil ümmet anlamina gelir.(Hak Dini Kur`an Dili,2,1159)
ÜMMİ:Fitrati degismemis anlamina geldigi gibi okuma yazma bilmeyen anlamina da gelir.
ÜMMÜ EYMEN:Ümmü Eymen Üsame`nin annesidir.
ÜMMÜL-KURA:Ümmül –Kura, karyelerin yerlesim biriminin anasi, merkezi, demek olup Mekke`nin özel adlarindan biridir.Bu isme , bagrinda cihanin kiblegahin barindirmasi olamsi sebebiyle layik görülmüs olmalidir.
ÜMMÜ’L-VELED :Çocuğun anası; sahibinden çocuk dünyaya getiren cariye anlamında bir fıkıh terimi.Ümmü velede ait özel hükümler vardır. O, bir açıdan cariye gibidir; efendisi daha önce olduğu gibi ona hizmet ettirmek, başkasının işinde ücretle çalıştırmak, mükâtebe anlaşması yapmak ve onunla cinsi ilişkide bulunmak hakkına sahiptir. Bazı açılardan ise hür gibidir. Sahibinin onu satması, âriyet yoluyla bir başkasına bağışlaması caiz değildir. Ancak onu azad etme yetkisini haizdir. Şayet azad etmeden efendi ölürse ümmü veled kendiliğinden hür olmuştur (el-Merğınânî, el-Hidâye, II, 68 vd., el-Mevsılî, el-İhtiyâr li Tâlîli’l-Muhtâr, IV, 32 vd).
ÜSLÛBÜ’L-KUR’ÂN :Üslûp; tarz, yol, biçim, metot, usul; uslûbü’l-Kur’ân ise, Kur’ân üslûbu demektir. Bununla maksat; Kur’ân’ın hem içerik ve anlam hem de şekil ve lafız yönünden kendine özgü bir metodunun olmasıdır. Kur’ân ne şiirdir ne de nesir. Secili ifadeleriyle şiire benzer, ancak şiir kalıplarına uyan bir vezni yoktur. Nesir yazılarına benzer ancak tam bir nesir yazı da değildir. Kur’ân’ın kendine özgü bir ifade tarzı vardır. Mümini müjdelerken kâfiri inzâr eder, helâla teşvik ederken haramdan sakındırır. Konu içinde konu anlatır. Kıssa anlatırken hüküm ortaya koyar, geçmişi anlatırken geleceğe yöneltir. Hasılı Kur’ân, her yönüyle bir şaheserdir
ÜSTÜVANETÜ`L-VUFUD:Hz.PeygamberinMescid-i Nebi`de elcileri kabul ettigi yer(Heyetler sutunu).
UHUD SAVAŞI:Uhut savasi 625 senesin de oldu.Uhud savasina katilan sahabelerin alfebetik olarak isim listesi M.asim Köksal`in Hz.Muhammed(sas) ve Islamiyet adli eserinin 3 ve 4 cildinin sahife 89`da zikredilmektedir.Müslümanlarin Uhud savasinda aralarindaki parola :( Emit ! Emit !=Öldür, öldür) sözü idi.Uhut`ta Mu`ab b. Umeyr, Kamia tarafindan sehit edilmsitir.Uhut`da , Hz.Peygamberin sakaklarina Ibn-i Kamia, alnini Ibn-i sihab yaraladi, dudagina Utbe vurdu.Uhut savasindaHz.Hamza 28 müsrik öldürmüstür.Hz.Hamza , Abdullah b.Cahs`in dayisi idi.Uhut sehitlerinin hemen hemen hepsi Ensar`dan idi.Muhacirlerden sehit düsenler pek azdi.Ensardan 64, muhacirlerden 6 sehit düstü.Uhut sehitlerinin cenaze namazlarinin kilindigi, kilinmadigi, namazlarinin gömüldükten 8 yil sonra kilindigi da, rivayet edilir.Uhut sehitleri ikiser ikiser kabre konuldu.Peygamberimiz « En cok Kur`an bileni, önce koyunuz ! » buyurdu. Hz.Hamza`yi kabre ;Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.ali ve Zübeyr b. Avvam indirdi.
ULÜ`L AZM (Ulu peygamberler):Hz.Nuh.Hz.Ibrahim, Hz.Musa, Hz.Isa, Hz.Muhammed Mustafa (sas).Kur`an-i Kerim, peygamberlerin bazisini, sabir ve tahammüllerin coklugu ve buna devam etmesleri sebebiyle, onlari“Ülü`l azm-karar sahibi“ diye vasiflandirmistir.ÜLÜ’L-AZM:Şerîat sâhibi, yeni din getiren peygamberlerden altı tânesine ve en büyüklerine verilen ad. Bunlar; Âdem, Nûh, İbrâhim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed aleyhimüsselâmdır. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara anlatırken çok sıkıntı çektikleri ve bu sık ıntılara sabr ettikleri için kendilerine bu isim verilmiştir.
UMMAN:Arabistan yarımadasının güney dogusunda yer alan bir ülkedir.Umman`da yazili bir anayasa, siyasi partiler ve yasama meclisi bulunmamaktadir.Yönetim; Mutlak krallik, atama yoluyla olsuturulmus bir danisma mecliside vardir. Baskenti Masket,Baslica ürünleri;petrol, muz,balik,hurma, bakir.1970`te yalnizca üc olan ilkokul sayisi l989`da 300`e cikti.1986`da ilk üniversite acildi.Umman`in siyasak ve hukuksal sisteminin temel kaynagi Islam hukuku olan seriattir.Umman`da resmi dil arapca`dadir.,
ULUMU’L-KUR’AN :Cem’ul-Kur’ân, Esbabu’n-Nüzûl, Mekki ve’1-Medenî, el-Muhkem ve’l-müteşâbih, en-Nâsih ve’1-mensuh vb. gibi Kur’ân-ı Kerîm’le doğrudan irtibatı olan konuları inceleyen ilim. Başka bir ifadeyle; Kur’ân’a hizmet eden veya Kur’an’a dayanan ilimlere ulûmu’1-Kur’ân denir
ULÜ’L-İRBE:Kadının mahremine açabileceği, zînetini gösterebileceği sınıflardan birisi olarak sayılan “Ulü’1-Irbe”, saf ve aptal olup, kadının dünyasından birşeyler bilmeyen, bedenî iktidarsızlıklardan, aklî zaaflarından ve fakr ve meskenetlerinden ötürü, kadınlara karşı bir meyıl ve arzuları olmayan kimselerdir İbn Abbas, “Aptal olan ve kadına ihtiyaç duymayandır Mücâhid, “Karnından başka derdi olmayan ve kadınlardan bir şey bilmeyen eblehlerdir ” diyorlar “Avreti bilmeyen çocuklar”Kadının zînetini gösterebileceği sınıflardan biri de “Kadınların avretlerine muttalî olmayan çocuklardır ” Bunun sınırı için bazıları, şehvet sınırına ulaşmayanlardır, demiştir Ayrıca, neyin avret olduğunu neyin olmadığını bilmeyenlerdir, denmiştir ki bu doğruya daha yakındır Kadının vücûdu; hareketleri ve durusları, kendisinde hiç bir arzu uyandırmayan çocuklardır, diyenler de vardır Ancak ayette yaş sınırı belirtilmemesi ve sadece, “Kadınların avretlerine muttali olmayanlar” denmesi zamana ve mekâna göre bu yaşın değişik tutulmasına müsâit olmalıdır (İslam Fıkhı Ans )
ULUSLARARASI OLİMPİYAT KOMİTESİ(IOC): 23 Haziran 1894 günü Pierre de Coubertin’in önderliğinde kurulmuş olan ve Olimpiyat Oyunları’nı düzenleyen organizasyondur. Komitenin merkezi İsviçre’nin Lozan kentindedir.
UMRETÜ`L KAZA:Hudeybiye antlasmasi geregi Hz.Peygamberin ashabi ile yerine getirdigi umre.7 Zilkade/629 mart.

UMMU’L-KİTAB:Arapça kitabın anası anlamına gelir. Istılâhi olarak farklı anlamlara gelmektedir. Bunlardan ilki Kur’ân-ı Kerîm’in müteşabih olmayan muhkem ayetlerine verilen addır. Bir diğeri Fatiha suresine veya levh-i mahfuzda ezeli ve ebedî olarak mahfuz bulunduğundan Kur’ân’ın kendisine verilen addır
UMMÜL KURA:Mekke`nin diger sehirler arasinda önemli bir yeri vardir. Kur`an-i Kerim`de Mekke sehrine “Ummül Kura”(Sehirlerin anasi) adi verilmistir.(En`am Suresi:92)
UMRE :Sözlükte “ziyaret etmek” anlamına gelen umre, dinî bir kavram olarak, özel bir şekilde Kâbe’nin ziyaret edilmesini ifade etmektedir. Arafe, nahr ve teşrik günleri dışında senenin her zamanında yapılabilen bu ibadetin ömürde bir defa yapılması sünnet-i müekkededir. Ömürde bir defa yapılması sünnet-i müekkede olmakla birlikte daha fazla da yapılabilir. Hz. Peygamber, “Umre, kendisiyle diğer umre arasında işlenilen (küçük) günahlara keffarettir. Hacc-ı mebrûrun karşılığı ise ancak cennettir.” buyurmuştur (Buharî, Umre, 1; Müslim, Hac, 437).Umre için dışarıdan gelenlerin mîkât mahallerinde, Mekke’de bulunanların ise hill bölgesinde ihrama girmesi gerekir. İhram umrenin şartlarındandır. Umre yapmak isteyen kişi, umre yapmaya niyet eder ve telbiye okuyarak ihrama girer. Bundan sonra Kâbe’yi tavaf edip Safâ ile Merve arasında sa’y ettikten sonra tıraş olarak ihramdan çıkar. Umrenin tek rüknü, Kâbe’yi tavaf etmektir. Sa’y ve tıraş olmak ise umrenin vaciplerindendir.
ÜSLUBU’L -KUR’AN:Üslup lügatte: Uzanan yol, çeşit, vecih, mezhep ve konuşmacının konuşması sırasında izlediği yol gibi manalara gelmektedir, Kur’ân’ı Kerîm’de mevcut bulunan cümlelerin oluşumunda, yapısında, cümleleri oluşturan kelimelerin seçilmesinde kendine mahsus anlatım tarzına üslûbu’1-Kur’ân denir.Kur’ân üslûbunun özellikleri şunlardır: I – Lafzın az olmasıyla birlikte manasının zengin olması.2- Hitabın hem avam hem de havassa yönelik olabilirliği.3- Hem icmali hem de beyâni olması.4- Vurgu özelliği.5- Lafız ve manada güzellik.6- Olayları tasvir güzelliği.7- İstidlal özelliği.
USÛLÜ’L-FIKIH :Fıkıh ilmi usûlü, metodolojisi. Usûlü’l-Fıkıh; sözlükte, usûl ve fıkıh kelimelerinden meydana gelmiş bir terkiptir. Usûl, “asl” kelimesinin çoğuludur. “Kökler, asıllar, üzerine bir şey bina edilen şey” manalarınadır. Sözlükte, anlayış anlamına gelen fıkıh ise, din ıstılahında; “Tafsîlî delillerden çıkarılmış olan şer’î-amelî hükümleri bilmektir” şeklinde tarif edilir. Buna göre usulü’l-fıkıh sözlükte; fıkhın asılları, fıkhın delilleri manasına gelmektedir. Usulü’l-fıkıh, ıstılahta “Müctehidin, şer’î amelî hükümleri tafsîlî delillerinden çıkarabilmesi için gerekli olan kural ve prensiplerdir” diye tarif edilmektedir (Âmidî, el-İhkâm fı Usûlü’l-Ahkâm, I, 7 vd.; Şâkiru’l-Hanbelî, İlmi Usûlü’-Fıkıh, 31 vd; Abdülvehhâb Hallâf İlmi Usfilü’l fıkh,11; İbrahim Kâfı Dönmez, İslâm Hukuk Esasları, terc. 23, 24).
USÛL VE FÜRÛ’ :Usûl, Arapça asl’ın çoğuludur. Asl sözlükte temel, kök, soyluluk ve orijinal anlamlarına gelir. Fıkıh usûlü terimi olarak “asl” delil olarak fıkhın köklerini yani kaynaklarını veya dayandığı delilleri konu olarak ele alan ve bu deliller aracılığı ile hüküm çıkarma metotlarını anlatan bir ilimdir.Bir miras terimi olarak usûl, miras bırakanın anne veya baba tarafından yukarıya doğru bütün dede ve ninelerini ifade eder. Ölenin babası, onun babası, babasının babasının babası gibi. Veya annesinin annesi… veya babası ile bunların ilânihâye anne ve babaları bu kapsama girer. Miras bırakana araya bir kadın girmeksizin bağlanan erkek hısımları ister neslinden gelinenler, isterse neslinden gelen erkek çocuk ve erkek torunlar olsun “asabe” adını alır. Bu yüzden baba ve babanın ilânihâye babası asabe olduğu gibi, oğul ve ilânihâye oğlun… oğlu asabe grubuna girer. İşte bir kimsenin neslinden gelen oğul, kız, oğlun oğlu veya kızı “fürû” denir. Bunun tekili olan “fer” sözlükte üst, yukarı, dal, bir şeyden çıkan, meydana gelen anlamlarına gelir.
USULÜ’L-HADİS :Kabul ve red yönünden hadisin sened ve metnini inceleyen ilim dalı.Hadis ilmi temelde rivayetu’l-hadis ve. dirayetu’l-hadis diye iki ana bilim dalına ayrılmaktadır. Rivayetü’l-hadis ilmi, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in söz, fiil, takrir ve hallerini; bunların zabt edilip usulüne uygun olarak sonraki nesillere nakledilmelerini (rivayetlerini) konu edinen hadis ilim dalıdır.Usulu Hadis (Ulumül Hadis) daha çok ıstılahlar üzerinde durduğu için bu ilme MUSTALAHU’L HADİS de denir.
USUL-Ü TEFSİR :Tefsir usûlü ya da İlmu Usûli’t Tefsir, Kur’ân-ı Kerim’in insanlar tarafından anlaşmasına yardımcı olmak üzere onu, insanların zihinlerine, akıllarına yaklaştırma çalışmaları diyebileceğimiz tefsirin ve müfessirlerin prensiplerini, şartlarını ve çerçevesini belirleyen, tarihini tesbit eden ilim veya ilimlerin hepsine birden verilen isimdir. Zaman zaman “Kur’ân İlimleri” (Ulûmu’l-Kur’ân) adıyla da anılmıştır. Hattâ ilk devirlerde Tefsir usûlü yoktur, ulûmu’l-Kur’ân vardır ve bu iki kavram birbiri yerine kullanıla gelmiştir.Tefsirin ekollerini, tarihi gelişimini, eğilim ve kaynaklarını, her eğilimin özelliklerini, müfessirlerin metotlarını, İslam alimlerinin buna karşı tutumlarını, tefsir kaynaklarının farklı formlar almasını etkileyen faktörleri ve tefsir hayatının muhtelif şartlarını inceleyen bir ilimdir.
ÜMMÜLFADL( LÜBÂBETÜLKÜBRÂ BİNT-İ HÂRİS R.ANHA):Ümmülfadl Lübâbetülkübrâ bint-i Haris peygamberimizin amcasıcası Hz. Abbas’ın zevcesidir. Babası Hâris İbni Hazen el-Hilâlî,annesiHind (Havle) Binti Avf.Künye ve lakapları;İlk çocuğu olan Fadl’e izafeten Ümmü’l-Fadl künyesini almıştır. Lakabı ise; küçük kardeşinin adının da Lübâbe olmasından dolayı el-Kübra’dır. “İman eden dört kız kardeş: Ümmü’l-Fadl, Meymune, Esma veSelma’dır.”Peygamberimizin zevcelerinden ve müminlerin annelerinden Hz. Meymune’nin kız kardeşi yani peygamberimizin baldızı ve Halid b. Velid’in halasıdır. Hz. Abbas’ın Abdullah, Ubeydullah, Mâbed, Kusem ve Abdurrahman isimli erkek çocuklarıyla Ümmü Habib ismindeki kız evladı bu hanımından doğmuştur.Ümmülfadl Medine’ye, peygamberimizin yanına geldikten son-ra peygamberimiz ona sık sık ziyarete gider, bazen öğle uykusunu onun evinde uyuduğu olurdu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek torunu Hz. Hüseyin’in sütannesidir.Abbas radiyallâhü anhın hanımı Ümmül Fadl, bir gün Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellemin yanına gelerek; “Ey Allah’ın rasulü! Bu gece rüyamda senin bedeninden bir parçasının kesilip evime konulduğunu gördüm.” Dedi. Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem de; “Hayır, görmüşsündür inşallah. Fatıma bir erkek doğuracak, sen de ona oğlun Kusem’in sütünü emzireceksin.” Buyurdu. Hüseyin aleyhisselâm doğunca, Ümmül Fadl onu alıp götürdü ve debeleninceye kadar ona Kusem’in sütünü emzirdi.” [1]
[1] Hâkim (3/176) Mişkat(3/264) İbni Sa’d(8/278) Mus’ab ez Zubeyri Nesebi Kurayş(s.24) Şevahidün Nübüvve(s.331) Yenabiül Mevedde(s.138) Nurul Ebsar(s.139)
ÜYE ÜLKELER:G-5,G-7,G-8,G-20,D-8,E-7,Nato ve AB Üye ülkeler:
G-5 ÜLKELER: Fransa, Almanya, Japonya, ABD, İngiltere
G-7 ÜLKELER: G-5 ülkeleri ve İtalya, Kanada
G-8 ÜLKELER: G-5, G-7 ülkeleri ve Rusya
D-8 ÜLKELER(gelişmekte olan); Bangladeş, Türkiye, Endonezya, İran, Mısır, Nijerya, Pakistan, Malezya
G-7 Ülkeler(Yediler Grubu ) önemli sanayileşmiş ülkeler tarafından ekonomik politikaların koordinasyonunu sağlamak amacıyla 1975 yılında kurulmuş bir forumdur.1975 yılındaki ilk G-7 zirvesinin amacı dünyada yaşanan krize karşı önde gelen batılı sanayileşmiş ülkelerin tepkilerini koordine etmekti.
G-7;Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD’den oluşmaktadır.
G-8 ÜLKELER:Amerika Birleşik Devletleri,Japonya,Almanya,Birleşik Krallık,Fransa İtalya, Kanada,Rusya
G-20 ÜLKELER: Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, İngiltere, ABD ve AB’den oluşmaktadır.
E-7 ÜLKELER:Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Meksika, Endonezya ve Türkiye.
NATO ÜYE ÜLKELERİ:NATO 9 Nisan 1949 yılında kurulan bir askeri ortaklık oluşumudur. Bu oluşuma üye ülke sayısı 28′dir. Türkiye bu oluşuma 1954 yılında dahil olmuştur.Natoya üye ülkeler:Almanya,Amerika,Arnavutluk,Belçika,Bulgaristan,Çek Cumhuriyeti,Danimarka,Estonya,Fransa,Hırvatistan,Hollanda,İngiltere,İspanya,İzlanda,İtalya,Kanada,Letonya,Litvanya,Lüksemburg,Macaristan,Norveç,Polonya,Portekiz,Romanya,Slovakya,Slovenya,Türkiye,Yunanistan
AVRUPA BİRLİĞİ ÜYE ÜLKELER:Avrupa Birliği yirmi yedi bağımsız devletten oluşur. Bunlar üye devletler olarak bilinen Almanya, Avusturya, Birleşik Krallık, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Kıbrıs, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya ve Yunanistan’dır.Birleşmiş Milletler’e üye ülkeler (185 ülke) .Türkiye (24 Ekim 1945) oldu.
İKO ÜYE ÜLKELER: 57 devletten oluşan uluslararası bir organizasyondur. İKÖ, 25 Eylül 1969’da Fas Krallığı’nın başkenti olan Rabat’ta kurulmuştur. Kuruluşun en önemli sebeplerinden biri, İsrail’in 21 Ağustos 1969’da uluslararası hukuka aykırı olarak Filistin kenti ve İslam dünyasının en kutsal simgelerinden olan El-Aksa camisinin bulunduğu Kudüs’ü işgal etmesiydi. Yani tepkisel bir ürün olan bu kuruluş 1970 Mart’ında yapılan ilk konferans ile yapısını belirlemiş, genel sekreterliğini kurmuş ve idari genel merkezini kurmuştu. Buna göre Suudi Arabistan’ın baş kenti Cidde, İKÖ’nün ilk genel sekreterliğinin merkezi olarak belirlenmişti. 1972 Şubat’ında Rabat’ta yapılan konferansta ise İKÖ’nün işbirliği alanları genişletilerek manevi-politik ortaklığın yanı sıra sosyal, ekonomik, kültürel ve bilimsel alanlarda da işbirliği ilerletildi.İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmelettin İhsanoğlu.

5

Ocak
2013

Caminin Müslümanın Hayatındaki Önemi

Yazar: arafat  | Kategori: iSLAM TARiHi | Yorum: Yok
Caminin Müslümanın Hayatındaki Önemi

Mekke’de ilk müslüman cemaatin, özel bir ibadet yeri yoktu.Hz. Peygamber (s.a.s), erkeklerden ilk müslüman olan Hz. Ali (r.a) ve diğer arkadaşları ile Mekke’nin dar sokaklarında, gizlice namaz kılmıştı. Hz. Peygamber genellikle namazlarını, Kâbe civarında veya kendi evinde tek başına kılardı. Bununla birlikte müslümanlar, cemaat halinde namaz kılabilmek için bir evde toplandıkları da olurdu. Bu ev, çoğu zaman ashabdan Erkam’ın evi idi. Hz. Ömer (r.a), islâmiyeti kabul ettikten sonra, müminlerin rahatsız edilmeden Kabe’nin yanında namaz kılmalarını temin etmişti.
Dağınık şeyi toplamak, biriktirmek, birleştirmek, elbise giymek anlamındaki “c-m-`a” kökünden türeyen câmi’, toplayan, bir araya getiren, birleştiren, müellif, mürettip demektir.
Dinî terim olarak, toplu ibâdet edilen yerlere denir. Kur’ân ve sünnette câmi, mescid kavramı ile ifade edilmiştir. Mescid; secde edilen yer demektir.(1) Mescid bu anlamıyla camiye kıyasla daha dar bir anlam ihtiva etmektedir. Çünkü cami yalnızca secde edilen yer demek değil, fertlerin ibadetlerini yapıp sosyalleşmesine vesile olan bir kurum olması sebebiyle daha geniş kapsamlıdır.
Bir başka tanımda ise cami;Allah’ın isimlerinden biri olup Yüce Allah’ın bu ismi, birbirine zıt, benzer ve farklı şeyleri bir araya getiren , hesap günü yaratıkları toplayan , ölülerin mahvolmuş parçalarını bir araya getiren ,her türlü fazilet ve şerefi kendinde toplayan anlamlarına gelir.(2) Bu tanımlar doğrultusunda cami kavramı en genel anlamıyla toplayan ve bir araya getiren demektir. Sosyolojik anlamda ise cami; insanların Allah’ı anmak, inançlarının gereğini yerine getirmek gibi çeşitli maksatlarla toplanıp bir araya geldikleri, toplumun fertlerinin iletişim kurmalarını sağlayan bir yapıdır.Bu açıdan bakıldığında cami bütünleştirici bir fonksiyona sahiptir.
Peygamber döneminde cami, toplumu oluşturan unsurların merkezi durumundadır. Peygamber döneminde caminin toplumsal açıdan ne anlama geldiğini anlamak için öncelikle cami ve mescid kavramlarını iyi tespit etmek gerekir.Günümüzde Müslüman toplumlarda ibadet mekânı, özellikle namaz kılınan yer anlamında yaygın olarak kullandığımız “câmi” kelimesi, ibadet edilen mekânı ifade eden anlamıyla, İslâm öncesi dönemde ve İslâm’ın ilk yıllarında tedavülde olan bir kelime değildi. Bugün ki anlamıyla cami kelimesi Kur’an’da kullanılmadı,onun yerine hem Kur’an hem Sünnet hem de daha önceki kutsal kitaplarda ibadet edilen mekânı ifade eden “mescid” veya bunun çeşitli dillerdeki karşılığı idi. Fakat işlevselliği ve fonksiyonları açısından mescid ile cami arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir. Daha sonraki asırlarda, içinde Cuma namazı kılınan ve hutbe irad edilen mescidlere cami, içinde sadece vakit namazları kılınan ve fakat Cuma kılınmayan, hutbe irad edilmeyenlere mescid denilmiştir.(3)Peygamber Efendimiz dönemine baktığımızda kaynaklardan anlaşılan ve tespit edilen caminin işlevinin günümüzdeki gibi ibadetle sınırlı olmayışıdır.
Camilerin, İslam’ın doğuş ve gelişim yıllarında ibadet merkezleri olmanın yanında üstlendiği diğer temel fonksiyonları şöyle sıralamak mümkündür: İslami öğretim ve eğitim merkezleri, İslam’ın yayılma üsleri,Adliye merkezleri, Dış işleri bakanlığıMeclis,Karargâh,Hastane,Misafirhane. Peygamber döneminde cami ibadet,eğitim, kültür, sanat,siyaset vb. akla gelen ve toplum için olmazsa olmaz her ne unsur varsa cami bunları kapsamış durumdadır.

İslâm’ın ilk dönemlerinde caminin görevi çok geniş tutulmuştur. Müslümanlar bu anlayışın sonucu olarak camiyi ibadet edilen, ilim öğrenilen, siyasî ve sosyal işlerin görüşülüp karara bağlandığı, ordu karargâhı, kaza dairesi, elçilerin kabul edilip diplomatik görüşmelerin yapıldığı bir makam ve bazen de hapishane olarak kullanmışlardır. Bu durum caminin o dönemde müslümanların dinî ve dünyevî işlerinin yürütülmesinde ne derece bir önceliğe sahip olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
İslâm’ın yayılmasıyla camilerin sayısında da bir artış yaşanmıştır. Adeta camiler yerleşim merkezlerinin teşekkülünde belirleyici bir rol oynamışlardır. Yeni kurulacak olan yerleşim merkezlerinde önce cami yeri belirlenmiş, sonra şehrin diğer kısımları onun çevresine kurulmuştur.
Ancak fetihlerin artması, coğrafî sınırların genişlemesi, ülke olarak çeşitli toplulukların İslâm’a girmesi ve değişen şartlar, cami ve mescitlerin başlangıçtan beri üstlendikleri bazı fonksiyonlarını tamamen veya kısmen diğer kurumlara bırakmasını gerektirmiştir. (4)
Hz. Peygamber(s.a.v.)’in, hicretten hemen sonra Medine’de yaptırdığı mescid ufak çapta bir külliye şeklinde idi. Mescid, namaz ibadetinin eda edilmesi gereken bir mekân olmakla beraber daha başka fonksiyonların icra edilmesi icap eden bir yer olarak düşünülmüştür. Mescid yapılırken bu husus göz önünde bulundurulmuş ve üç bölüm halinde yapılmıştır. Bugün Mescidü’n-Nebi olarak adlandırılan bu camide birbirinden ayrı üç makam vardır. Birincisi: Namaz kılmak için geniş bir boşluk. İkincisi, suffa yahut zula(üstü örtülü yer, gölgelik) denen ve okul ihtiyaçları için kullanılan mahal. Üçüncüsü, Rasulullah(s.a.v.)’in zevcelerine tahsisi olunmuş birkaç odadan ibaret ayrı bir kısım.(5)
Eği¬tim-öğretim faaliyetleri bu mescidin Suffa denilen bölümünde icra ediliyordu. İşte bu problemin zuhur edeceğini daha önceden bilen Hz. Peygamber(sav) mescidin bir köşesinde Suffa’yı yaptırmıştı. Suffa talebeler için bir yurt, misafirler için misafirhane mesabesindeydi.”(6)
İslâm’da ilk eğitim ve öğretim faâliyetleri Mekke döneminde Dârü’l-Erkam’da başlamış, Medine’de Mescid-i Nebevî’nin inşâsından sonra buna hız verilmiştir Mesciddeki öğretim faâliyetleri “meclis” kelimesiyle ifade edilir Hz Peygamber’in Mescid-i Nebevî’deki derslerine “meclisü’l-ilm” denilmiştir ki, bu ilk asırda hadis derslerini ifade ediyordu. Bu meclislerde Hz Peygamber’in etrafında iç içe daire şeklinde oturan dinleyici grubuna “halka” denilmiştir (7) Halkalara ders vermede bazı sahâbîler de kendisine yardımcı olmuştur Ubâde bin Sâmit bunlardan biriydi ve mescidde Kur’an ve okuma yazma öğretiyordu
Mescidde barınan ve sayıları zaman zaman 400’e kadar çıkan ashâb-ı suffe, vakitlerinin büyük bir kısmını öğrenimle geçiriyordu İçlerinden bir kısmı sırf bunun için ticaret, zanaat ve tarım gibi işlerden çekilmiştir Kendisinin “muallim” olarak gönderildiğini ifade eden Hz. Peygamber (asm) Mescid-i Nebevî’deki “Suffe” ile, üniversitelerin ilk temelini atmıştır. Suffe yatılı bir üniversite özelliği taşımakta idi. Hz. Peygamber (asm)’le başlayan ders halkaları değişik ilim dallarını da içine alarak yüzyıllarca, mescidlerde devam etmiştir.

Hz Peygamber devrinde Mescid-i Nebevî’ye bitişik “meşrebe”, “gurfe” veya “hizâne” adlarıyla anılan bir oda beytülmâl olarak kullanılıyordu (8) İdarenin câmi ile olan ilgisinden dolayı başlangıçta beytülmâl genellikle câmiye bitişikti, hatta bazen câminin içinde yer alırdı Hz. Ali döneminde Basra beytülmâli aynı zamanda şehrin büyük câmii durumundaydı
Mescidler, Nikâh ve Düğün Salonudur: Peygamber Efendimiz, nikâhın mescidde ilân edilmesini istemiştir (9) Merâsimlerin orada yapılmasını özellikle tavsiye etmiştir (Mescidde, özel günlerde ve bayramlarda eğlenilmesiyle ilgili olarak(10)
Ganimet ve Malların Taksim Edildiği, Zekâtların Dağıtıldığı Mekândır. Peygamber Efendimiz, uzak yerlerden toplanan zekât ve sadaka mallarını, savaşlardan elde edilen ganimetleri mescidde taksim etmiş, ihtiyaç sahiplerine buradan yardım eli uzatılmıştır
Spor Merkezidir: At yarışlarında start ve finiş (başlama ve bitiş) yeri olarak mescid kullanılmaktaydı. Bayramlarda Habeşliler Mescid-i Nebevî’de kılıç kalkan oyunu oynamışlardı Hz Âişe, Hz Peygamber’in omzuna başını yaslayarak Efendimiz’in izniyle bunu seyretmiştir. (11)Bundan yola çıkarak mescidlerin her çeşit meşrû spor dallarında helâl hudutları çerçevesinde spor salonu olarak da kullanılabileceğini söyleyebiliriz
Peygamber(sav), yargı işlerini camide eda etmiştir. Peygamber’den sonra hüküm verme görevini doğrudan üstlenen halifeler de yargı işlerini camide yürütmüşlerdir. Hz. Ali’nin Kufe Camisinde yargı işlerini yürüttüğü yer, “Dükketül Kaza” adıyla meşhur olmuştur. Tarihçiler ve seyyahlar, İslam beldelerindeki camileri tavsif ederken genellikle camilerdeki yargı işlerine ve yargının işleyişine de değinmişlerdir. Çünkü Hicri altıncı yüzyılın ortalarına kadar yargı işlerinin yürütüleceği özel mekânlar ihdas ve inşa edilmemişti. Özel bir mekânın adliye merkezi olarak kullanılması, ilk defa Şam’da Nurüddin-i Zenki tarafından gerçekleştirilmiştir. Eyyubiler Mısır’da bu örneği geliştirmiş ve böylece bütün İslam beldelerine yayılmıştır.
Savaşta yaralananlar genellikle camide tedavi edilirdi. Örneğin Uhud Savaşı’nda yaralanan Sa’d b. Muaz, camide yatırılmış ve tedavi görmüştür. Rafide adlı bir Müslüman bayan da kendini yaralılara hizmete adamış ve camide kendisi için özel bir bölme yapılmıştır. Bu müslüman hanımın, profesyonel anlamda ilk hemşire olduğu söylenebilir.

İslam dünyasında ilk hastane, Velid b. Abdülmemik tarafından Hicri 88 yılında yapılmıştır. Abdülmelik, bu hastaneye doktorlar atamış ve onlara maaş bağlamıştır. Ayrıca cüzam hastaları ve âmâlar için de özel yerler tahsis etmiştir.
Efendimiz (sas) bir hadîslerinde ‘Yeryüzünde Allah’a en sevimli yerlerin mescidler’ olduğunu bildirmiştir. (12)Ebu Ümame (ra) dedi ki: mescidlere geliş ve gidiş Allah yolunda cihad etmekten (onun parçasından) sayılır. (13)
Bu babtan olmak üzere mescidlerde namaz beklemek ayrı bir ibadet kabul edilmektedir: ‘Sehl b. Sa’d es-Sâidî’den (ra): Rasûlullah’ın (sas) şöyle dediğini duydum: ‘Kim namaz (vaktini) beklemek için mescitte oturursa, o kişi namazda sayılır.’ (14)
Sevgili Peygamberimiz de kendisinin bir muallim olarak gönderildiğini ve esas vazifesinin bu olduğunu muhtelif vesilelerle ifade buyurmuşlardır. Abdullah bin Amr -radıyallâhu anhümâ-’nın anlattığına göre Resûlullâh -sallallâhü aleyhi ve sellem- bir gün mescide girince halka hâlinde oturmuş iki grupla karşılaştı. Gruplardan biri Kur’an-ı Kerim okuyor ve Allah Teâlâ’ya duâ ediyordu. Diğeri ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Bunu gören Nebiyy-i Muhterem -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:”Bunların hepsi hayır üzeredirler. Şunlar Kur’an-ı Kerim okuyor ve Allah Teâlâ’ya duâ ediyorlar. Allah dilerse onlara (istediklerini)verir, dilerse vermez. Şunlar da ilim öğrenip öğretiyorlar. Ben de ancak bir muallim olarak gönderildim.” buyurdu ve hemen ilimle meşgul olanların yanına oturdu. (15)ilimle meşgul olanların yanına oturması Asr-ı saadette mescidin eğitim ve öğretim alanındaki fonksiyonunu göstermeye yeterlidir.
Cami ve mescidlerin yukarıda anılan bu esas ve birinci vasfının yanında başka işlevselliklerinin olduğu da tarihî bir gerçekliktir. Nitekim hem kaynaklarımızda yer alan, hem bir kısmı Resûl-i Ekrem Efendimizin uygulamasının günümüze kadar devam eden yansıması kabul edilen bazı etkinlikler, cami ve mescidlerin sadece bir ibadet mahalli olmadığının delilidir. Peygamberimizin Medine “site devleti”nde mescidi, sosyal hayatın tam merkezine oturttuğuna şahit olmaktayız. Kendisinin özellikle çok önem verdiği eğitim-öğretim faaliyetinin merkezi Mescidü’n-Nebî’dir. (16)
Asr-ı saadette, Mescidü’n-Nebî’nin önemli işlevlerinden biri de, Hz. Peygamberin başkanlığını yaptığı Medine site devleti yönetiminin ana mekânlarının ilk sırada gelenini teşkil etmesidir. Çünkü İslâm nazarında din ve devlet işlerinin bütünlüğü esası kabul edilmiş ve bu yöndeki uygulama Resûl-i Ekrem’den sonra da devam etmiştir. Yeni kurulan şehirlerde ve fethedilen yerlerde yönetim merkezleri ile cami daima yan yana olmuştur. Hz. Peygamber, devletini yönetirken birtakım kararları mescidde almış ve ashaba duyurularını da mescidde yapmıştır. İslâm devletlerinin yöneticileri de onun bu sünnetine uyarak, yönetimle ilgili aldıkları kararları camilerde ilan ettirmişlerdir.
Peygamberin Mescid-i Nebi de uygulaması, kadını toplum dışı unsur görenlere de örnek liteliği taşıyordu . Kadın ile cami arasındaki ilişki bu mescidde başlamıştı.Peygamberlerini görerek örnek alabilmeyi,konuşmalarını dinleyerek dini öğrenebilmeyi, ona sorular sorup hediyeler sunabilmeyi ve arkasında saf tutup ibadetin lezzetine ermeyi dileyen kadınlar,Mescid-i Nebevî’nin daimî cemaati arasındaki yerlerini almışlardı. Ayrca müslümanlar Kudüs cihetine, Mescîd-i Aksâ’ya dönerek namaz kılıyorlardı. Rasûlü Ekrem ise Kâbe’ye dönerek namaz kılmağı arzu etmekteydi.Hicretin 2.yılında Rasûlü Ekrem, Beni Seleme semtindeki Mescidde, Ashâbı ile birlikte öğle namazını kılarken namaz içinde Kâbe tarafına dönmesi vahy ile emrolundu. Emrolunan tarafa döndü ve arkasındaki cemaat da döndüler. Bu, hicretin onyedinci ayının başlarına ve Receb-i Şerif’in ortalarına doğru bir pazartesi gününe rastlamıştı. İçinde namaz kılarken Kıblenin Kâbe’ye tahvil edildiği bu mescide «Mescid-ül Kıbleteyn (iki Kıbleli mescid)» denir.

Cenâb-u Hak Kur’an’ı Kerim de(Bakara Sûresinin 144. Âyet)Mescîd-i Haram (Kâbe) cihetine dönülmesini emretti ve o andan îtibaren Kâbe’ye dönüldü.
İki Kıbleli Mescid Medine de, mescid-i nebinin kuzeyinde 5 kilomtre mesafededir. Kıblenin mescidi harama değişmesi hususunda vahiy geldiğinde öğle namazın da cemaatın sayısı 19 kişi idi. 13 erkek 6 kadın cemaat bulunmaktaydı.(17.) Onun tebliği, cinsiyet gözetmeksizin toplumun bütün bireylerini muhatap alıyor, dolayısıyla tebliğin vazgeçilmez mekânı olan mescid herkesi kucaklıyordu. Mescidin bir araya getiren, kaynaştıran ve barıştıran gücü sayesinde Medine halkı artık daha huzurluydu.
Bütün bu nedenlerle de o, İslâm’da ilk muallim olarak kabul edilmiş, Mescid-i Nebevî de Hz. Peygamberin erkek-kadın ayırımı olmaksızın bütün sahabesi için gerçek bir okul görevini yerine getirmiştir.Hz. Peygamber, Mescid-i Nebevî’de sahabesine imam olarak namaz kıldırır, gerek namaz öncesi ve gerekse namaz sonrasında onlarla sohbet eder, bu arada İslâm’ı anlatır, sorularını cevaplandırırdı. Namazın münferit olarak veya Medine’deki diğer küçük mescidlerde kılınması mümkünse de sahabe Hz.Peygamberle birlikte olmayı tercih eder ve namazını Mescid-i Nebevî’de eda etmeye çalışırdı. Zorunlu nedenlerle Mescid-i Nebevî’ye gelemeyen, dolayısıyla sohbet halkasında bulunamayanlardan bir kısmı,Hz. Ömer ile Ensar’dan bir arkadaşının yaptıkları gibi,münavebe yöntemini kullanır veya bir şekilde mazereti bulunanlar gelemedikleri vakitlerde Hz. Peygamberin neler söylediğini daha sonra öğrenme çabası içerisinde olurlardı.
İlk şekli ile oldukça mütevazı ve sade bir yapı olan Mescid-i Nebevî’de namaz kılınacak mekânın yanında Hz. Peygamberin eşleriyle birlikte kalacağı odalar ve arka tarafta evsiz barksız fakir sahabîler için Suffe diye isimlendirilen bir kısım bulunmakta idi .Mescid-i Nebevî de Hz. Peygamberin erkek-kadın ayırımı olmaksızın bütün sahabesi için gerçek bir okul görevini yerine getirmiştir.
İlerleyen zaman içerisinde İslâmiyet’in farklı bölgelere yayılmasıyla birlikte ihtiyaç duyulacak öğretmenlerin kaynağının da burası olduğunu ifade etmemiz yerinde olacaktır. Nitekim hicretin 4. yılında (625) Hz. Peygamber tarafından Kur’ân-ı Kerîm okumayı ve İslâmiyet’i anlatmak üzere Benî Âmir b. Sa’saa kabilesine gönderilen ve çok iyi Kur’ân bilmeleri dolayısıyla kurrâ olarak nitelenen 70 kadar sahabe, Ashâbü’s-Suffe arasından seçilmişlerdi.(18)
Camilerimiz, asr-ı saadetten günümüze hem yapı hem de işlev olarak din-i mübin-i İslâm’ın bütün esaslarını ve mesajlarını temsil eden kurum olma niteliğine sahiptir. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî başta olmak üzere bütün camilerimiz, medeniyetin merkezi, ilim ve irfanın beşiği, fakir ve kimsesizin meskeni ve müminlerin uhuvvet membaı olmuştur. Bünyesinde gönülleri cem eden camiler, şehrin ruhu, mahallenin ve sokağın kalbidir.
Kâbe’nin birer şubesi ve Allah’ın evi olan camiler, huzur ve sükûnun kaynağıdır. Kimi zaman hayatın karmaşası içinde insanların nefes almasını sağlayan ve onları manevî yönden besleyen saadet yeri; kimi zaman çaresiz ve kimsesizler için sığınılacak bir liman; kimi zaman da yalnızlıktan bunalan ruhların sosyalleşmesine katkı sağlayan mukaddes bir mekândır. Bünyesinde yer alan mihrap, sadece imamın namaz kıldırdığı makam değil; aynı zamanda her türlü kötülükle, günah ve isyanla mücadele edilen yerdir.

İrat edilen hutbelerle anlam kazanan minber, bilginin ışığa dönüştüğü, zihinleri ve gönülleri aydınlattığı basamaklardır. Kürsüler, ilmin yüceliğini beyan eden köşelerdir. Kıble, tevhidin; minareler ise İslâm’ın şiarı olmuştur. İslâm kardeşliğinin ve birlikteliğin sembolü olan camiler, bir kişinin ya da zümrenin tekelinde olmayan, dolayısıyla kadın-erkek, genç-yaşlı, çocukyetişkin, engelli-engelsiz her yaştan ve her kesimden Müslümanın rahatlıkla ibadetlerini eda edebilecekleri yerlerdir.
Hz. Peygamber (s.a.s) ve sahâbe dönemlerinden günümüze kadar cami ve mescidlerin imarı tüm İslâm âleminde önem görmüş ve Müslümanlar, nesiller boyu farklı kültür ve medeniyetlerin ürünü olan mimarî ve sanatsal özelliklere sahip muhteşem camilerle yeryüzünü donatmışlardır. Yeni kurdukları şehirlerde camiyi hayatın merkezine alan bir plânlama yapmışlar; dinî mimariye önem vererek camilerin, mimarî ve tezyinat bakımından en güzel yapılar olmasına özen göstermişlerdir. İslâm geleneğinde özellikle Osmanlı döneminde “külliye” kültürünün çekirdeği camidir. Bu muazzam mimarî yapının çevresine medrese, hamam, misafirhane ve hastane gibi eğitim ve sosyal hizmet kurumları inşa edilmiş; böylece cami, insanların ihtiyaçlarının karşılandığı merkezî bir konuma sahip olmuştur.
Estetik ve mimari özellikleri ve güzellikleriyle yüzlerce yıldır varlığını devam ettiren Fatihler, Süleymaniyeler, Selimiyeler, manevî yönden dinin gücünü; biçimsel açıdan sağlamlık ve kusursuzluğu; sanatsal açıdan da özgünlüğü yansıtan şaheserler olarak insanlığı hayran bırakmaya devam etmektedir.Camiler, tarih boyunca sadece ibadetin değil aynı zamanda sevgi ve saygının, bilgi ve hikmetin, birlik ve beraberliğin mekânıdır. Camilerde bedenlerimizin yanı sıra zihinlerimizi ve gönüllerimizi buluşturur; tevhitle vahdet arasında bir ilişki kurarız. Bizler birbirimizi ve kâinatı sevmeyi orada öğreniriz. Camiler, bağımsızlığımızın simgesi ve vatanımızın tapusudur.(19)

Tarihimizde maddi mimarlıkta Sinan var idiyse, manevi mimarlık alanında da Yusuf Hemedânîler, Ahmet Yeseviler, Mevlanalar, Molla Güraniler, Molla Hüsrevler, Yunuslar, Hacı Bayram-ı Veliler vardı. Camilere nispetle maddi imar ile manevi imar, ruh ile ceset gibidir. Ne ruh cesetsiz olur ne de ceset ruhsuz. Maddi imarın konusu zarftır. Manevi imarınki ise zarfın içindekidir, mazruftur, içeriktir.
Camilerin yıkık-dökük, harap ve metruk olduğu yerler ve zamanlar yok değildir. Osmanlının son yıllarında Rıza Tevfik’in kaleme aldığı Harap Mabet isimli şu şiir böyle buruk anlarda yaşanan hissiyatı ne de güzel anlatır:
Vardım eşiğine yüzümü sürdüm,
Etrafını bütün dikenler almış.
Ulu mihrabında yazılar gördüm
Kimbilir ne mutlu zamandan kalmış.(20)
Mescid-i Nebevi, ilk başta maddi bakımdan kerpiçten yapılmış üzeri hurma dallarıyla kapatılmış bir yapı idi. Tabanında herhangi bir sergi yoktu. Yağmur yağdığı zaman kumlar ıslanır, kumlar üzerine secde eden Sahabei kiramın alınlarına kumlar yapışırdı.Maddi imar bakımından böyle olmasına karşın manevi bakımdan gelmiş geçmiş en mamur mescit olmuştur. Çünkü imamı Rasuli Ekrem, müezzini Bilali Habeşi, cemaati ise Sahabe-i kiramdı. Ehl-i Suffe orada kalırdı. İslam’ın nurunu cihana ulaştıran nesil burada yetişmişti.
Kaynaklar:
1-Diyanet İşleri Başkanlığı, Kavramlar Sözlüğü
2- İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi,Ahmet Saim Kılavuz sayfa 264
3-Saadet asrında cami Prof. Dr. Raşit KÜÇÜK*
4-M. Faruk Bayraktar, “Yaygın Eğitimde Din Öğretimi”, “Türkiye’de Din Eğitimi ve Öğretimi”, Türk Yurdu Yayınları, Ankara, 1999, s. 345.
5- Hz.Muhammed(s.a.v.)Devrinde Mescid ve Fonksiyonları, Sh.83-84,Mustafa Ağırman)
6- Hz.Muhammed(s.a.v.)Devrinde Mescid ve Fonksiyonları,Sh.146) Mustafa Ağırman)
7- Buhârî, İlim 8
8- Muhmmed Hamîdullah, İslâm Peygamberi, II/1121
9- Tirmizî, Nikâh 6
10- Kütüb-i Sitte Terc. c. 6, s. 51
11- Kütübü-i Sitte, Terc. c. 6, s. 50
12- Müslim, Salât, 53
13- İbn Hanbel, V, 267
14- İbn Hanbel, V, 332
15- İbn-i Mâce, Mukaddime, 17
16- DİB CamiYazıları
17- TDV,İslam Ansiklopedisi,Mescid-i Kıbleteyn mad.
18- DİB Cami Yazıları Sh:27-29)
19- DİB Cami Yazıları,Sh:7-9
20- DİB Cami Yazıları,Sh.156

25

Aralık
2012

İlahiyat Önlisans Tefsir Notları

Yazar: arafat  | Kategori: GENEL KÜLTÜR | Yorum: Yok
İlahiyat Önlisans Tefsir Notları

1.ÜNıTE 

-Lokman Suresinin ayetlerini ve meallerini ezberleyebilirsiniz. Ben tüm ayetlerin meallerini yazmayacağım, sadece çok üzerinde durulan ayetleri ve açıklamasını yazacağım inşallah.

LOKMAN SURESı
-Lokman Suresi Mekke Dönemi ortasında inmiş 34 ayettir.
-Hikmetle dolu Lokman’ın nasihatine yer verir.
-12.ve 13 ayette niçin Lokman ismi verildiği anlatılmıştır.

Lokman Suresinde: Allah’a itaat ve ana-babaya saygının önemi,
-Hak dine davet edilen müşriklerin atalarını körü körüne taklit etmesi,
-Herkesin yaptığı davranışlardan sorgulanacağı,
-ınsan bilgisinin sınırlı oluşu,
-Kur’an ‘ın Müslümanlar için rehber olduğu,
– Allah’a kulluk görevini yerine getiren,
-Namazını dikkatli ve devamlı kılan,
-Zekâtı veren,
-Ahirete inanlar övülür.
-ınkârcıların durumu kınanır.
– Bilge Lokman’ın çocuğuna ve tüm insanlığa evrensel mesajı anlatılır.

Lokman Suresi genelde 4 kısımda incelenir:
Birinci Bölüm:1-11. ayetlerin olduğu kısımdır. Kur’an ‘ın özelliği, namaz, zekât, Ahirete inanmanın önemi, Allah’a kulluk görevinden bahsedilir.
ıkinci Bölüm:2-19.ayetlerin olduğu kısımdır. Bu kısımda Allah’ın Lokman’a hikmet verme nedeninden bahsedilir. Lokman’ın öğütleri anlatılır.
Üçüncü Bölüm:20-32. ayetlerinin oluşturduğu kısımdır. Allah ’ın insanların hizmetine sunduğu, inkârcıların durumları ve inananların yollarının hayırlı olması anlatılır.
Dördüncü Bölüm:33-34. ayetlerin oluşturduğu kısımdır. Bu kısımda dünya hayatının geçici olduğuna dair uyarı ve Allah’ın ilminin insanların ilminden çok farklı olduğu anlatılır.

Bismillahirrahmanirrahim

1- Elif-Lâm- Mîm
Bu harfler Mukattaa harfleridir.27’si Mekki, 2 ‘si Medeni toplam 29 surenin başında yer alır. Başında yer aldığı 3 sure Meryem, Ankebût ve Rûm suresidir. Bu harfler Kur’an ‘ın i’câz yönüne dikkat çeker. Anlamını yalnızca Allah bilir.

2.ve 3. ayette Kur’an ‘ın hidayetinden bahseder.

4-5: Bu kişiler namazını dikkatli ve devamlı kılarlar, zekâtı da verirler ve ahretin gerçekliğine de şeksiz şüphesiz inanırlar. ışte Rablerinin gösterdiği yolda yürüyenler, onlardır. Kurtuluşa erecek olanlar yine onlardır.

Bu ayetlerde Muhsin’in 3 özelliğinden bahseder.
1)Namaza gereken dikkati ve önemi vermek.
2)Refah ve zenginliği toplumun tüm katmanlarına yaymak için zekât vermek,
3)Bu dünyadaki davranışlarımızdan ötürü ahrette hesaba çekileceğimize inanmak.

Allah- ınsan ılişkisi: Namaz canlı tutar.
ınsan-ınsan ılişkisi: Zekât canlı tutar.
Allah-ınsan-Toplum ılişkisi: Ahret canlı tutar.

6:Bazı kişiler hiçbir doğru bilgiye ve delile dayanmaksızın insanları Allah yolundan saptırmak ve o dosdoğru yolu alay konusu yapmamak için bir takım asılsız hikâyeler anlatılmaktadır.

“Asılsız Hikâye- Lehve’l Hadis” – ınsana kendisini ve Rabbini unutturacak, yapması gerekenleri ihmal ettirecek derecede meşgul eden her şeydir.
Lehv: Eğlence, oyun ve teselli demektir. Mekke Müşriklerinin ıslam ve Müslümanlar karşısında olumsuz tutum ve davranışlarını özetler.

7.ayette bu inkârcı insanların azaba mahkûm olacağı anlatılır.

8-9: ıman edip imanlarına yaraşır güzellikte davranışlar sergileyenlere gelince, böyleleri her türlü nimetle dolu cennetler beklemektedir. Onlar orda hiç çıkmamak üzere kalacaklardır. Bu, Allah’ın mutlaka gerçekleşecek olan sözüdür. O üstün kudret sahibidir; her buyruğu ve her fiili tam isabetlidir!

Bu ayetlerde de ıman’ın 2 temel özelliği verilmiştir.
1)Allah’a ıman
2)Ahirete ıman

10.ayette Allah’ın gökleri ve yeri boşlukta ve dengede duracak biçimde meydana getirmiştir.
11. ayette Allah’tan başkasında tanrılık olduğunu zannedenlerin sapkınlık içinde olduğu vurgulanır.

12:Biz Lokman’ a “ Allah’a şükretmesi” için hikmet verdik. Her kim O’na şükrederse sırf kendi iyiliği için şükretmiş olur. Kim de O’na nankörlük ederse bilmelidir ki Allah kimsenin şükrüne muhtaç değildir; O bizatihi her türlü övgüye layıktır.

Bu ayette Lokman kimdir? Sorusu üzerinde durmaktadır. Lokman; Kur’an ‘da adı sadece bu surede geçen bilge ve Salih kişidir. Lokman’a hikmet verildiği bildirilir.
Hikmet: Kısaca; ilim-amel uygunluğudur. Bilgiyi yerli yerince kullanmaktır.
Lokman’a Hikmet verilme nedeni nedir? Her zaman Allah’a yaraşır şekilde şükretmesidir. Allah; hikmeti şükürle birlikte zikretmiştir. Kalbi, dili ve ibadetiyle şükreden ancak kendi iyiliği için şükretmiş olur. Nankörlük ederse yalnız kendisine zarar verir.

13: Vaktiyle Lokman, oğluna nasihat ederken şöyle demişti:” Yavrum! Sakın Allah’a ortak koşma! Çünkü Allah’ın ilahlığına ortak koşmak çok büyük bir zulümdür.”

Lokman’a verilen hikmetin başı Tevhit ınancıdır. Bu da şükrün birinci şartıdır. Lokman şirkten uzak durmayı öğütlemiştir.

“O’na ortak koşmak çok büyük bir zulümdür.” ıslam ınancının şirki ortadan kaldırmak istemesinin en önemli nedeni; şirkin tüm kötülüklerin başı olmasıdır.
Hz. Peygamberin En’am Suresinin “ıman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya..” 82.ayeti Lokman Suresinin 13.ayetini delil getirerek izah etmiştir. Zulüm; şirk anlamında kullanılmıştır.

14:Allah şöyle buyurdu: Biz insanoğluna, ana-babasına iyi davranmasını emrettik. Çünkü anası onu nice zahmetlere katlanarak karnında taşır ve çocuğun ana sütüne bağımlılığı da iki yıl sürer. şu halde ey insanoğlu, hem bana hem de ana-babana minnettarlığını göstermelisin. Unutma ki yarın bir gün hesap vermek üzere benim huzuruma geleceksiniz.

Lokman’a ayrılan bu bölüme araya ana-babaya itaatle ilgili bu ayet girmiştir.Bu ayetle ana-babaya saygının önemi, sınırı ve Allah’a saygıyla ilişkisini ortaya koyar.

“Ey Allah’ın Elçisi! Kime iyilik etmeliyim?” soruna Peygamberimiz 3 kere “annene”, 4. de “babana” buyurmuştur.

15.ayette sonunda hepimizin Rabbimizin huzuruna gideceği anlatılıyor.
16.ayette insanın yaptığı bir şey ne kadar saklanırsa saklansın, Allah’ın mutlaka bildiği ve hesabını soracağı anlatılıyor.

17: Yavrum! Namazını dikkatli ve devamlı olarak kıl; insanlara iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalış. Bu uğurda karşılaşacağın sıkıntı ve zorluklara göğüs ger. Zira bütün bunlar azim ve kararlılık gerektiren işlerdendir.

Bu ayette insanın iyi ve itaatkâr olduğunu gösteren 3 örnek verilmiştir.
1)Namaz- Allah’a kulluk görevi
2)ıyiliği Emredip Kötülükten Vazgeçirmeye Çalışmak – Toplumsal Davranış karşısındaki tutumu
3)Sabır- Sosyal çevreden gelen durumu metanetli karşılamak.
Emr-i bi’l Ma’ruf ve Nehy-i Ani’l- Münker:ıyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışmak. Bu faaliyetin farz olduğu hususunda birleşmişlerdir. Bu görev yapılırken başkasının gizli halleri araştırılmamalı, mahremiyeti açığa çıkarılmamalıdır.
Ma’ruf: ıyi, doğru kabul edilen davranıştır. ınsanın memnun olduğu şeylerdir.
Münker: ıslam’a yabancı, Müslümanların yadırgadığı şeydir.

18. ve 19. ayette kaçınılması gereken davranışlar anlatılmıştır. Kendini beğenmiş kişilerin Allah sevgisinden mahrum kalacakları uyarılmış, yürüme ve konuşmanın orta yollu olması gerektiği anlatılmıştır. Ayrıca en çirkin ses olarak eşek sesini örnek vermiştir.

20: Allah’ın göklerdeki ve yerdeki her şeyi hizmetinize sunduğunu, sizi görünen ve görünmeyen onca nimetin içinde yüzdürdüğünü görmez misiniz? Böyle iken bazı insanlar ne sağlam bilgiye, ne aklıselim ve sağduyu gibi rehbere ve ne de vahye dayalı olarak Allah Hakkında ileri geri konuşmaktadır.

Bu ayette inkârın 3 nedeninden bahseder: 1)Aklını kullanmayıp atalarını taklit edenler.
2)Yol gösteren rehbere ihtiyaç duymayıp, yanlış rehberi izleyenler.
3)Bir belgeye dayanmayanlar
www.ilimhazinem.com dan alınmıştır.
21. ayet din adına inançları ve ibadetlerini araştırmadan atalarını takdir edenleri eleştirir.
22.ayette Muhsin ve ıhsan kavramının manalarını verilmiştir.
Muhsin: ıçten bir kullukla Allah’a yönelmektir.
ıhsan: Allah’a onu görüyormuş gibi ibadet etmektir.
23. ve 24. ayette Allah, Resulünü teselli eder ve kullarının yaptığından haberdar olduğunu belirtir.
25.ve 26 ayette bütün övgülerin neden Allah’a ait olduğundan bahseder.
27.ayette vahyin de sözlerinin tükenmeyecek kadar zengin olmasından bahseder. Bu
Ayetin benzeri (Kehf Suresi 18/109) ayette geçer.
28.ve 29 ayette Allah’ın evrenin yöneticisi olduğu, ilminin çokluğu ve kudretin tek sahibi olduğundan bahsedilir.
30.ayette Allah’ın en yüce olduğu, onun dışındakilerin asılsız olduğundan bahsedilir.
31-32-33.ayette insanların çaresizlik zamanındaki tutumuna dikkat çekilir. Kasıtlı olarak günah işleyip, nasıl olsa Allah affeder diye düşünceye kapılmanın yersizliği anlatılır.

34:Kıyametin ne zaman kopacağını yalnız Allah bilir; yağmuru da O yağdırır. Ana karnındakileri yine O bilir. Hiç kimse yarın ne elde edeceğini bilemez ve yine hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. şüphesiz her şeyi eksiksiz bilen ve her şeyden haberdar olan yalnız Allah’tır!

Bu ayet tefsirlerde “muğayyebât-ı hamse” Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği 5 şey olarak geçer.
1)Kıyametin Kopma Zamanı
2)Yağmurun Ne Zaman yağacağı
3)Rahimdeki Bebeğin Durumu
4)ınsanların ıleride Neler Elde Edeceği
5)Ne Zaman ve Nerede Öleceği

-Ayet dikkatlice okununca bilinmeyenlerin sayısının 3 olduğu görülür. Bunlar:
1)Kıyametin Ne zaman Kopacağı
2)ınsanların ıleride Ne Elde Edeceği
3)Nerede Öleceği bunları yalnızca Allah bilir.

-Rahimdeki bebeğin durumu
-Yağmurun Ne Zaman Yağacağı hem Allah bilir, hem de insanlar bilir.

Lokman’ın Öğütleri:
-Allah ‘a ortak koşmamak.
-Ana- babaya iyi davranmak.
-Namaz kılmak.
-ıyiliği emretmek.
-Kötülükten sakındırmak.
-Sabırlı olmak.
-Başkalarını küçümsememek.
-Alçakgönüllü olmak.

2.ÜNıTE :NÛH SURESı

-Mushaf ve nüzul sırasına göre 71. suredir. 28 ayettir.
-Nahl Suresinden sonra, ıbrahim Suresinden öncedir.
-Mekke’de inmiştir.
-Buhari’de bu sureye Suretü ınne Erselnâ demiştir.

Nuh Suresi: ıslam davetinin sıkıntılı döneminde bütün olarak inmiştir.
-Amacı; Peygamber ve tüm Müslümanların moralini düzeltmek ve karşı çıkanları düşündürmektir.
-Sadece Nuh (as) ‘ı anlatır, konu arasına başka şeyler sokulmamıştır.
-Surede coğrafi manada yer, tarihi manada zaman belirtilmediği gibi şahısla ilgili bilgilere rastlanmaz.

Konusu: Nuh’un Peygamber olarak gönderilişidir.
-Kavmini dine davet etmesi.
-ınkârcılara karşı verdiği mücadele anlatılır.

Nuh Suresinde: şirk inancını korumak için inatçı olan toplumu gizli ve açık davetlerle ıslah etmeye çalışan Peygamberin mücadelesi anlatılmaktadır.
-Peygamberliğin kimliği, hangi görev ve sorumlulukla yaptığı ortaya konulmaktadır.
-Davette ilk çağrı neye, nasıl olmalıdır? ınsanları ikna için kullanılan yöntem ve deliller nelerdir? Hz. Nuh’un dua ve bedduası yer alır.

Surede Bahsedilen Diğer Konular: ıman- Rızık ılişkisi
-Ecellerin öne alınıp geciktirilmesinin mümkün olup olmadığı
-Günahların bağışlanması
-Gelecek ilahi azabın genelliği ve özelliği
-Toplu inen azaplarda suçsuz günahsız çocukların durumu
-Beddua etmenin Peygamberlik için olabilirlik boyutu

Nuh Peygamberin davet faaliyetini sistematik bütünlükte özet olarak anlatan tek suredir.

Kur’an ‘da baştan sona bir Peygamber niyazı olan tek suredir.
-Nuh Suresi;Nuh (as) ve kavmi arasındaki diyalogu, Nuh (as) ‘ın Allah’a arz etmesidir.

Ulaşılmak ıstenen Temel Hedef: Kalben, fikren ve maddeten insanların aşamadığı bozuk düşünce, inanç ve menfaat merkezli eylemlerin nasıl aşılacağı konusunda yol göstermektir.

A-SUREYE GıRış
-Giriş, gelişme ve sonuç bölümünden oluşur.
-Giriş;1. ayettir. Nuh (as) ‘ın toplumu uyarmakla görevlendirilmesini konu alır.
-25. ayet sonuna kadar gelişme bölümüdür. Nuh’un hangi metotla dine davet ettiğinden söz eder.
-Sonuç bölümünde Nuh (as) dua ve bedduası yer alır.

Bismillahirrahmanirrahim

1:şüphesiz biz Nuh’u kavmine “ kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye Peygamber olarak gönderdik.

Bu ayette Peygamberlerin beşer olduğu, görevlerinin tevhit çizgisinden sapmış insanları kemâle ulaştırmak olduğu anlatılır. Bu görevi üstlenen kişiler iman ve ahlak bakımından kusursuz olmalıdır. Cesaret, sabır, hikmet, söz ve fiillerdeki güzellik onun vazgeçilmez özellikleri arasında yer alır.
-Peygamber halkı değiştirmeye namzet olan adamdır. Tebliğ ve davet adamıdır.
-Davet; Peygambere elçilik görevi olarak yüklenmiştir.
-Nuh (as) kavme gönderilmiş elçidir; görevi iman etmeyenleri şiddetli azapla korkutup uyarmaktır.
-Peygamberlerin gönderiliş nedeni bir ihtiyacı karşılamaktır.
-Nuh (as) daveti ınzar (Uyarma) içeriklidir, Tebşir (Müjdeleme) söz edilmez.
-ılk cemaat Peygamberin kendi kavminden çıkar.
-Davette bulunan elçi, kim adına, niçin davette bulunduğunu hatırlatmalıdır.

Tebliğ Ve Davet Görevine Talip Kimseler:
-Bilgi düzeyi yüksek olmalıdır.
-Davasını özümseyip tebliğ ve davete hazır olmalıdır.
-Avami bilgilerle tebliğ ve davet imkânsızdır.
-Davetçi davetinin olumlu sonuç vermesini istiyorsa neyi, niçin yapacağını bilmeli ve metodik bir yol izlemelidir. Planlı olmalıdır.

Nuh (as) ‘ın kavmine Peygamber Olarak Gönderildiğini anlatan 3 ayetin meali:

Andolsun, biz Nuh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: “ Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” (HUD 11/25)

Andolsun biz, Nuh’u kendi kavmine Peygamber olarak gönderdik de “ Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hala sakınmaz mısınız?” dedi. (MÜ’MıNUN 23/23)
www.ilimhazinem.com dan alınmıştır.
Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan 50 yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.(ANKEBUT 29/14)

B-GELışME: Davetin Ortaya Konması Ve Davet Edilecek şeyin Topluma Belli Metotla Ulaşması

2-24.ayetler

6: Fakat benim davetim onları daha da uzaklaştırdı.
13:Size ne oluyor ki Allah’a gereken saygıyı göstermiyorsunuz.
15:Allah’ın yedi göğü birbiriyle nasıl uyumlu yarattığını görmüyor musunuz?

Bu bölüm daveti ve davet metotlarını ele aldığı için gelişme bölümüdür.

Gelişme Bölümünde; ınsanın neye nasıl davet edilmesi gerekir?
-Nuh (as) ‘ın hitap üslûbuyla kendini tanıtması.
-Toplumun kazanacağı kazançlara değinmesinden,
-Davet sırasında kullandığı metotlar ve yararlandığı kaynaklardan bahseder.
-Putları; Vedd, Süva , Yeğus, Ye’uk, Nesr ‘dır.
-4 kısımda incelenir.

1.Davetin Ortaya Konuluşu: 2. ve 4. ayetler arası bu kısmı özetler.
-Nuh (as)’ın Ey Kavmim! Diye söze başlaması kavmine olan düşkünlüğünü gösterir.
-Apaçık uyarıcı olduğunu vurgulaması güvenilirliğinin tartışmasız doğru olmasındandır.
-Davetçiler açısından ilk önemli ders; Muhataplarına karşı müşfik ve nezaketli olması.
-Davetçiler açısından ikinci önemli ders: Yaptığı işin doğru anlaşılması için yalın dil kullanması ve net bir şekilde anlatması.

Davetçi: Toplum tarafından bilinen, tanınan kişiliğe sahip olmalı,açık ve net görev ve karakterini belirtmelidir.

Nuh (as) Kimdir?
1)Allah’ın seçtiği (Al’i- ımran 3/33)
2)Diğer Peygamberlerden önce hidayete eren (En’am 6 /84)
3)Muhsin (Saffât 30/ 80)
4)Mü’min (Saffât 30/80)
5)Salih (Tahrim 67/10)
6)Çok şükreden (ısrâ 17/3) kuldur.

Nuh (AS ) Kime Peygamber Olarak Gönderilmiştir?

1)Fâsık- Allah’a isyanı adet haline getirmiş. (Hadid 57/ 26)
2)Kör (A’raf 7/ 64)
3)Cahil, düşünmeyen (Hûd 11/29-30)
4)Zalim (Hûd 11/44)
5)Hem çok zalim, hem çok azgın (Necm 54/ 52)
6)Çok fena kavme ( Enbiya 21/ 77) Peygamber olarak gönderilmiştir.

Nuh (as) toplumu şu esaslara çağırdı:
-Allah’a kulluk
-Allah’a karşı gelmekten sakınmaya,
-Kendisine itaate çağırdı.

-ılk ve önemli husus: ıbadet niçin ilk sırada zikredilmiş, tevhide vurgu yapılmamıştır.
ıbadet kavramı tevhide çağrıyı kapsar.
-Peygamberin görevi Allah’ın mesajını insana iletip kul olmasını sağlamaktır.
-Davetçi, bilinen, şaibesiz, davet esasının sade olması önemlidir.
-ınsan ömrünü uzatmanın yolunu aramışlar. Ölüm olayına girmişler.
-Nuh (as) insanlarda ahret bilincinin oluşmasını sağlamaya çalışmıştır.

2-Davetin Belli Metotla Yürütülmesi: (5. ve 9. ayetler arası)
-Peygamber de olsa hiç kimse davetin herkes tarafından kabul edileceğinin hevesine kapılmamalıdır. Davetçiye düşen; duyurmak, deliller sunmak, insanın aklını harekete geçirmektir.
Davette 3 önemli unsur: Devamlılık, belli metot, kararlılıktır.
(Nuh Suresi 10- 12) Allah’ın bağışlayıcı olduğu, bağışlanma talebinde bulunanlara yağmurlar, mallar, evlatlar, bahçeler vs. dünya nimetleri verilecektir.

3.Davette Konu Edinilen Hususlar ve Muhatabı ıkna için Sunulan Deliller: (Nuh Suresi 13. 20. ayetler arası)

“Size ne oluyor ki Allah’a gereken saygıyı göstermiyorsunuz.”
-Allah’ın saygıya layık oluşu, yedi göğü bizim için yarattığı
-ınsanlar inanç konusunda hisleriyle değil; akıllarıyla hareket etmelidir.

4. Yok Oluşu Önleyemeyen Davet: (21-24.ayetler arası)
-Yok oluşu tercih edip Peygambere karşı geldiler.
-Nuh (AS) tevhit merkezli inanç, ahlak ve itaat ilkelerini kabul ettirmeye çalışmıştır.
-Mal ve evlat düşkünü olması onların en büyük zaafı olmuş, doğru-yanlışı ayırt edemez olmuşlardır.

C-Sonuç ve Dua Bölümü

(25. ve 27. ayetler arası)

O toplum çok ağır cezaya çarptırılmıştır. Bu dünyada tatmak istedikleri mal ve evlatlarından mahrum kaldılar, canlarından oldular.

Davette; Objektif, tarafsız, dürüst, kararlı olunmalıdır.

Nuh (as) hangi konularda bedduada bulunmuştur?
1)Sapkınlıklarının ve hüsranların arttırılması
2)Yeryüzünde onların soyundan bir fert bırakılmaması

28: “ Rabbim! Beni, ana-babamı, inanmış olarak evime girenleri, mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla, zalimleri ise daima helâk et.”

Nuh (as) ‘ın Hayır Duası: kendisi, ana- babası ve inananlar için yapmıştır. ınanmayanlar için bedduası vardır.
3.ÜNıTE:MÜLK SURESı

-Mekke’de inmiştir. 30 ayettir.
-Mushaftaki sıraya göre 67,iniş sırasına göre 77. suredir.
-Adını ayette geçen “ el- Mülk “egemenlik, hükümranlık kelimesinden alır.
-Fasıla harfleri Nün, Mim ve Ra ‘dır.

Mülk Suresinin Diğer ısimleri: Vâkiye- Koruyucu; Münciye- Kurtarıcı
Mânia- Engelleyen, Mennâa –Çokça Engelleyen, Mücâdile –Tartışıp savunan.

Mülk Suresinin Ana Konusu: Allah’ın varlığı, bilgisi, kudreti ve insanların Rablerine vereceği hesap şuurunu konu edinir.

Mülk Suresinin Nüzul Sebebiyle ılgili: 13. ve 28. ayetler hakkındaki bilgiler şunlardır:

13. ayet: ıbn Abbas’tan aktarılmıştır. Bu ayet müşrikler hakkında inmiştir. Onlar Allah Resulü hakkında ileri geri konuşuyorlardı. Cebrail onların neler konuştuğunu O’na haber verdi.
28.ayet: Mekkeli Müşriklerin Allah’ın Peygamberinin ve Müslümanlarının yok ölmeleri için beddua etmesi üzerine nazil oldu.

Mülk Suresinde Geçen Başlıca Kavramlar:

1)Tebâreke: Kur’an ‘da 9 yerde geçer. Fiilin öznesi Allah’tır. Fiilin kök anlamı; devenin çöküp yerleşmesi, kuşun suyun üstüne konmasıdır. Kelime sonradan yüce olmak, münezzeh olmak, hayır dilemek manasında kullanılmıştır.

2)Allah’ın Eli: Kelamcılar arasında tartışılan mesele; Allah’ın cisim olup olmadığıdır ki; burada “Allah’ın Eli “kavramını Müşebbihe ve Mücessime kelam mezhepleri olduğu gibi yorumlarken Ehl-i Sünnet Mezhebi bunu Allah’ın Gücü olarak almıştır. Egemenlik yalnızca Allah’a aittir.

3)Hazene: Cehennemliklerin cezalandırılması, cennetliklerin ödüllendirilmesiyle görevli meleğin adıdır. Zümer Suresi 39/71. ayette cehennem, 73. ayette cennet görevlileri için kullanılmıştır.

4)Se’îr: Kur’an’ı Kerim’i anlamaya yardımcı ilimlerden biri de Vücûh ve Nezâir ilmidir.
Vücûh: Bir kelimenin farklı ayetlerde birden fazla anlama denk gelmesidir.
Nezâir: Farklı kelimenin aynı manaya denk gelmesidir.

Cehennemin Diğer ısimleri:
Cehennem (Bakara 2/206)
Cahîm (Bakara 2/199)
Hâviye (Kâria 10/19)
Nâr (Bakara 2/39)
Hutame (Hümeze 104/4)
Lezâ (Meâric 70/ 15)
Sakar (Kamer 54/48)
Saîr (Enbiya 21/4)
-Hâviye ve Lezâ Kur’an da sadece 1 kez geçmiştir.

Bismillahirrahmanirrahim

1-3.ayetler: Egemenlik elinde olan ne yücedir! O,her şeye gücü yetendir.2:O davranış bakımından hanginizin daha güzel olduğunu bildirmek için sizi imtihana çekip ölümü ve hayatı yaratandır. O, çok güçlü, çok bağışlayandır. O, yedi göğü birbiriyle uyumlu olarak yaratandır. Rahman’ın yarattığında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi, çevir gözünü! Bir çatlak, bir kusur görebilir misin?

Bu 3 ayette Rahman’ın 4 özelliğinden bahseder.
1) Egemenliğin Elinde Olması: Zümer Suresi 6.ayet ve Hacc Suresi 22/56. ayet “ışte o gün egemenlik Allah’a aittir.” Denilerek kıyamet günü yalnızca Allah’ın sözünün geçeceği anlatılıyor.

2)Her şeye Gücü Yetmesi: Kur’an’da Allah’ın güç ve kuvvetini ifade etmek için en çok kullanılan sıfatlardan biri Kâdir ‘dır. Bu sıfatlar Allah’ın yaratması, diriltmesi cezalandırması konularında anlatılır.

3)Hayatı ve Ölümü Yaratması: Yaratılanlar arasında sadece bu surede yarattığından bir kez söz edilen iki varlık; ölüm ve hayattır. Bu ayette önce ölüm söylenmiş dikkat çekilmiş, hayatı ona göre yaşamaya teşvik etmektir. Kısaca yaratılışın hangi amaç için olduğundan söz edilmiştir.
“Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.”

4)Yedi Kat Göğü Birbiriyle Uyumlu Yaratması: Bu ayet Kuran’ın bütününde sadece 2 yerde geçer.

1)Mülk Suresi (67/ 3)
2)Nuh Suresi ( 71/15)

Tıbâk: Tabak veya tabaka isminin çoğuludur. Allah tabaka tabaka yedi gök yaratmıştır.
Tâbaka fiilinin mastarıdır. Allah yedi göğü tabaka tabaka olarak yarattı.

3. ayetin sonu ile 4. ayette: Anlatılmaya çalışılan konu; göklerdeki düzenin ne kadar sağlam ve yerli yerince olduğudur. Ayette 2 kez anlamında “Kerrateyn “ birçok kez bakmak manasındadır. Kesretten kinaye vardır. Ne kadar bakılırsa bakılsın eksiğin bulunamayacağı anlatılmaktadır.

6-11. ayetler:

Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası; ne kötü dönüş yeridir! ıçine atıldıkları zaman, o kaynarken onun gürleyişini duyarlar. O hemen öfkeden patlayacak bir hale gelir. ıçine bir grup atıldığı zaman, her defasında onun bekçileri onlara, “Size bir korkutucu /uyarı gelmedi mi?” diye sorarlar. “Evet, doğrusu bize, bir korkutucu/uyarıcı geldi. Fakat biz ona inanmadık, onu yalanladık ve “Allah hiçbir şey indirmedi, siz büyük bir yanlışlık ve aldanmışlık içindesiniz” dedik, derler. Eğer biz söz dinleyen ve akılını güzel kullanan kimseler olsaydık kimseler olsaydık, (bu) çılgın ateşin içinde olmazdık” derler. ışte günahlarını itiraf ettiler. O halde kahrolsun o çılgın ateşin içindekiler!

-Gök ve yeri yaratanı reddedenlerden söz eder.
-Kâfirler günahlarını itiraf etmişlerdir.
-Cehennem azabının korkunçluğundan söz eder.

7.ayette cehennem ve cehennemlikler anlatılır. ınsanlar duyu organlarını yitirmeyecekler oradaki tüm acıyı hissedeceklerdir.

8.ayette cehennemin isyankârları gördüğündeki halini tasvir eder.

“O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ deriz. O, ‘Daha var mı?’ der. (Kâf Suresi 50/30)
-ınsanlar grup grup sorgulanacak, suçları ikrar ettirilecek verilecek cezanın haksız olmadığı kabul ettirilecektir.
-Yasin Suresi (36/65) kendi azalarının kendi lehine şahitlik etmesiyle olacaktır.
www.ilimhazinem.com dan alınmıştır.
Kur’an’da Peygamberler için sık kullanılan kavramlardan biri nezîr. Bazen Münzir şeklide kullanılır.
-Biz bir elçi göndermedikçe, hiç kimseyi asla cezalandırmayız. (ısrâ 17/15)

9.ayette kâfirlerin itiraf kısmıdır.
10.ayette Allah’a karşı çıkanların pişmanlıkları anlatılır.
11.ayette kâfirler günahlarını kabul ettiler, cezasını da kabul ettiler.

12.ayette Müslümanların en önemli özelliğinden söz eder. Gayba iman etmesidir.
-Bakara suresi (2/3) ilk zikredilen özellik Gayba ımandır.
-Allah (CC) Kulları ıçin 2 şey hazırlamıştır: Bağışlanma ve Büyük Ödül.

-Bu ayette Müminlerin ebedi olarak Adn Cennetlerinde kalacağı haber verilir.
Büyük Ödül; Allah’ın bu kullardan razı olmasıdır.

13.-14. ayetler. 13.ayetten itibaren hitap Mekkeli Müşriklerdir. Bu ayette Allah (CC) isim ve sıfatlarından söz edilir.

Allah( CC) ilimle ilgili 3 sıfatı; Âlim, Lâtif ve Hâbir’dır
Lâtifin 2 anlamı vardır: En gizli işleri kolaylıkla bilen, ihtiyacı gidermek için ihsan ve ikramda bulunmak.

15.ayette yeryüzünün yaşanabilir yer olduğunu vurgulamıştır.
-Gökteki ve Yerdeki Her şeyin insanlığın hizmetinde olması(teshîr),
Zikr-i Has, ırâde-i Âm ( özel şeyi söyleyip genelini kastetmek) hâkimdir.

16.ve 18 ayetlerde Allah’ı ve Peygamberini inkâr edenlerin azapları anlatılır.
-16. ve 17. ayetler Müteşabih ayetlerdir.
Allah (CC)’ın ınsanı Cezalandırma Yöntemi; Yerin dibine batırarak helâk etmek ve rüzgârdır.
-Allah(CC) neyle nasıl cezalandıracağını bilemeyeceklerdir.
-ınkâr edenler yalnızca Mekkeliler değildir.

19.ve 27. ayetler; Kur’an’ın genel üslûbu, insanı çevreye, evren, bitki, hayvan vs. mahlûkata bakarak gözlemlemesidir.
-Bu kadar ceza ve azap isminin geçtiği surede Rahman ismi geçer çünkü Allah (CC) merhametlidir.

21.ayet: Yoksa O, rızkını keserse, size rızık verecek kimdir?
O’nun Rezzak sıfatına dikkat çekmiştir. Tüm rızıkların Allah’a aittir.
-Müslüman’ın 2 özelliği verilmiştir; dümdüz yürümesi, doğru yolda yürümesi.
-Peygamber sadece uyarıcıdır, kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah (CC) bilir.

28.ve 30. ayetler Mekkeli Müşriklerin Peygamberimizin ölmesi için ettiği bedduasıdır.
4.ÜNıTE:HAşR SURESı

-Medine Döneminin 4. yılında indi, 24 ayettir.
-ısmini 2.ayette geçen Haşr kelimesinden alır.
Haşr: Kalkışma, ayaklanma, savaş için toplanma anlamına gelir.
-ıbn Abbas bu sureye Beni Nadir Suresi de demiştir.
-Surenin ilk ve son 3 ayeti tüm varlıkların Allah’ı tenzih ettiğini belirtir.
-2.ve 10.ayetlerde anlaşmayı bozan Yahudi kabilesinin durumu anlatılır.
-11.ve 17.ayetlerde Müslüman göründüğü halde entrikalar çeviren münafıkların durumu anlatılır.
-Surede ebedi hayat için hazırlıklı olması gerektiği anlatılır.

Haşr Suresinin Konusu: Medine’deki ıslam topluluğu ve Yahudi kabilesi Nadiroğulları arasındaki çekişme ve Nadiroğulllarının Medine’den sürülmesini anlatır.

Peygamberimiz ve Nadiroğulları Arasında ımzalanan Sahife: Yahudiler, Müslümanlar ve Müşrikler arasındaki çatışmada tarafsız kalacaktır.
-Müslümanların Uhud Yenilgisinden sonra Yahudiler, Peygamberimizle yaptığı anlaşmayı bozdular. ıslam Toplumunu ortadan kaldırmak için Mekkeli Kureyşlilerle ittifak kurdular.Peygamberimiz 2 seçenek sundu.”Ya savaş, yahut şehri terk etmek.”Yahudiler terki seçtiler.10 gün süre istediler ve bu süre içinde Abdullah b. Ubeyy ile anlaşma yaptılar.Abdullah b Ubeyy şehirde kalmaları halinde kendilerine 2 bin savaşçı vereceğinin vaadinde bulundu.

Nadiroğulları Hangi şartla Medine’yi Terk Etme Kararı Aldı?
Nadiroğulları bu tavsiyeye uyarak Peygamber’e (SAV) karşı silahlandılar.Müslümanlar fiili bir savaş olmadan 21 gün kuşatma altında tuttular.Abdullah b. Ubeyy’in adamlarından istenen yardım gelmeyince Nadiroğulları H:4 yılın Rabî’ul-evvel ayında teslim oldu.
-Medine’yi terk etmeleri, bütün taşınabilir mallarını beraberinde götürmeleri;ama silahlarını almamaları şartıyla barış teklifi kabul edildi.

FEY: Nadiroğullarının bıraktığı taşınmaz mallardır.
GANıMET: Barış yoluyla elde edilen savaş gelirleridir.
-Nadiroğulları Medine’yi terk edince malları-ağaçları muhacirler arasında paylaştırıldı.

Malların Muhacirlere Verilme Nedeni:
-Ganimetlerin aranızdaki varlıklı kimselerin tekelinde olan bir servet ve güç kaynağına dönüşmemesi için Allah dağıtımının böyle olması gerektiğine hükmetmiştir.
-Surenin son 3 ayeti Allah (CC) kendi zatı hakkında konuştuğu bölümdür.Peygamberimiz bu ayetleri her sabah okumamızı tavsiye etmiştir.

ıSTıÂZE OKUNMASI: Allah (CC) hakkında düşünürken Allah’a sığınma tavsiyesidir.
Amacı: ınsan aklının Allah’ın zatını anlamakta aciz olduğu için Allah (CC) isim ve sıfatıyla bilmek, tanımak, anlamaktır.Dünya fani, Allah (CC) bakîdir.

Bismillahirrahmanirrahim

1: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ın şanını yüceltir.O, üstün kudret sahibidir; her buyruğu ve her fiili mutlak isabetlidir!

Tespih Terimi vurgulanmıştır.şuurlu varlıkların Yüce Allah’ı her tür eksiklikten uzak olduğunu söz-davranışlarında ortaya koyması,Allah’ın hükümranlığını itiraf etmesi anlamına gelir.
-ınsan çevresindeki varlıklara ibret nazarıyla bakacak olursa her zerresinin Alah’ı zikrettiğini anlayacaktır.

2: ınkar eden Ehl-i kitap mensuplarını savaş için ilk toplanmalarında yurtlarından çıkarıp sürgün eden O’dur.Halbuki siz müminler, onların direniş göstermeden yurtlarını terk edip gideceklerine pek ihtimal vermemiştiniz.Diğer taraftan onlarda muhkem kalelerinin kendilerini Allah’a karşı koruyacağını sanmışlardı.Ama Allah onlara ceza silsilesini hiç beklemedikleri bir anda vurup kalplerine müthiş bir korku saldı.Böylelikle onların yurtlarını hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle mahvettiler. Bu olaylardan ibret alın, ey aklıselim sahipleri!

-Ehl-i kitaptan kavramı içine 3 Yahudi kabilesinden biri olan Nadiroğulları da girer.
-ınkârcı denilme nedeni; önce Peygamber’in Allah’ın elçisi olduğunu kabul etmesi, sonra anlaşmayı bozup inkâr etmesidir.
-Anlaşmayı bozmasalardı, Medine’de Müslümanlarla dost olarak yaşar, iç işlerinde serbest olurlardı.
-Sağlam kale ve duvarlarına güvenen Nadiroğullarını Allah (CC) yüreklerinden vurdu.Savaşmaya cesaret edemeden yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar.

Nadiroğullarının Mahkûm edilen Davranışı: Ahdi bozma
-Anlaşmayı yaptığı Müslümanları arkadan vurmak.
-Kale ve evlerinin sağlamlığına güvenme.
-Münafıklara güvenip hazırlık yapmamasıdır.

3. ve 4. ayette Nadiroğullarının dünyada cezaya, ahrette azaba mahkum oluşunun sebebini anlatır.Ehl-i kitap olmalarına rağmen, Allah’ a ve Elçisine karşı gelmeleri, bunlarla bağlarını koparmaları olarak bilinmektedir.

Ka’b b. Eşref, Müslümanları ve Peygamberimiz (SAV) şiirlerinde ağır biçimde hicvetti.

5. ayette Allah (CC) ‘dan izinsiz ağaç bile kesilemeyeceği anlatılır. Hurma ağacının da kesilme nedeni; Yahudileri cezalandırıp burunlarının sürtmesini sağlamaktır.

6:Allah’ın onlara ait mallardan elçisine fey olarak nasip ettiği şeylere gelince, siz bunları elde etmek için ne at ne deve sevk etmek zorunda kaldınız. Bilesiniz ki Allah, elçilerini dilediği kimseler karşısında savaşa meydan vermeden de galip getirir.Kuşkusuz Allah dilediği her şeyi gerçekleştirme gücüne sahiptir!

Terim olarak Fey; Gayrimüslimlerden alınan haraç, cizye, ticari mal vergisi gelirleridir.
Ganimet ve Hükmü: Savaş yoluyla düşman ordusundan ele geçirilen silah, hayvan, altın, teçhizat vs. mallardır.Hükmü Enfal Suresi (8/1-41) ayette açıklanmıştır.
-Bir ülke savaşılmadan fethedilmiş bile olsa, o ülkenin malları Feydir.
Fey; ayette gölge anlamına gelir. Dünya malının geçici, Allah (CC) ‘a ulaşmada vasıta olduğunu gösterir.

7: Allah’ın (savaş yoluyla) fethedilen memleketlerdeki hakların mallarından elçisine nasip ettiği ganimetler ise Allah’a , Peygamber’e, onun akrabalarına, yetimlere,yoksullara ve bir de yurdundan, yuvasından ayrı düşmüş gariplere aittir.Ganimetlerin aranızdaki varlıklı kimselerin tekelinde olan bir servet ve güç kaynağına dönüşmemesi için Allah dağıtımının böyle olmasına hükmetmiştir.şu halde Peygamber size ganimetten ne kadar pay verirse onu kabul edin;size vermediği şeyi de istemekten kaçının.Allah’ın emirlerine karşı gelmekten her daim sakının.Unutmayın ki Allah’ın cezalandırması çok çetindir!

Ganimettaksimiyle ilgili ayetlerdir.Fiili savaş sonrasında edinilen ganimetlerin 5’te biri Bedir Gazvesinden sonra inen Enfal Suresi 41. ayete göre:
1)Allah’a
2)Peygamber’e
3)Peygamber’in akrabalarına
4)Yetimlere
5)Yoksula
6)Yurdundan ayrılmış garipleredir.

5’te 4’ü savaşa katılan mücahitler arasında eşit paylaştırılmıştır.
Fey Mallarıyla ılgili 2Durum Vardır:
1) 6.ayetteki Gayrimenkullerdir.Tamamı Allah Resulünün tasarrufundadır.
2) 7.ayetteki Menkullerdir. Tamamı ayette sayılan 6 sınıfa paylaştırılır.
-Hz. Ömer’e göre 6. ayet savaş olmaksızın, 7. ayet savaş sonucu ele geçirilen mallar hakkında hüküm düzenlemiştir. 2 ayrı hüküm vardır.
-Hz.Ömer’e göre: “Ganimetlerin aranızdaki varlıklı kimselerin tekelinde olan bir servet ve güç kaynağına dönüşmemesi için Allah dağıtımının böyle olması gerektiğine hükmetti.”
1) Maddi değerlerin belli kişilerin elinde kalmaması.
2) Sosyal adaletin sağlanması.
3) Refahın geniş kitlelere yayılması şeklinde algılamıştır.

-Hz.Ömer, Irak arazisinin taksim edilmesi görüşüne katılmamıştır.Bu ayeti örnek gösterip taksim edilirse sorun olacağına işaret etmiştir.
-Kur’an çapulu kamu malı yeme olarak görmüş, çapula kalkışanları hem ganimetten mahrum etmiş hem de kıyamet günü cezasını çekeceğini hatırlatmıştır.

Tekelleşmeye Gidilmeme: Hz..Peygamber Hayber’in fethinden sonra bu arazilerin bir kısmının sahiplerinin yarıcı usulüyle işlemesine izin verdi.
2) Mekke savaşla fethedildiği halde ganimet olarak mücahitlere dağıtılmadı.
3) Hz. Ömer ayeti gerekçesine bakarak yorumladığından fethedilen Irak’taki Sevâd arazisini eski sahiplerine zimmetleştirdi.
-Toprağın işlenmesini sağlayıp gelirinden pay aldı, toprak ağalarının oluşumunu engelledi.
-Sebebin hususiliği hükmün genel oluşuna engel değildir.
www.ilimhazinem.com dan alınmıştır.
8: Mallar öncelikle sırf imanları uğruna ana yurtlarını terk etmek, mallarını mülklerini geride bırakarak göç etmek zorunda bırakılan fakir muhacirlerin hakkıdır. Onlar Allah’ın lütfunu ve rızasını kazanmaya çalışan, Allah’a ve Elçisine yardım eden kimselerdir.Allah’a verdikleri iman ve itaat sözüne sadakat gösterenler işet onlardır!

Muhacirin tanımı yapılmıştır.8. ve 10. ayetler arası ideal Mü’min tipini yansıtır.
MUHACıR: Allah rızasını elde etmek için, yurdunu, yuvasını terk edip başka yere göç etmek zorunda olan kimselerdir.
-Allah’a ve Elçisine yardım edenler,ıslam ve Kur’an’ın mesajının yayılması için üstün gayret gösterirler.

9. ayette ensar ve ensarın özellikleri anlatılmıştır.Bu ayette Ensara ”yardım edenler” manası verilmiştir.
Ensarın Özellikleri= ımanı içselleştirmişlerdir.
2)ıslam’ı daha iyi yaşamak için Müslümanları çok severler.
3) Muhacirlere verilen ganimetleri kıskanmazlar.
4)Kendi ihtiyacı olduğu halde muhacir kardeşini kendine tercih eder.( ÎSÂR)

ÎSÂR: Kendi ihtiyacı olduğu halde başkasını kendine tercih etmek.
BUHL: Kendi elindekini başkasından kıskanmak.
şUHH: Başkasının elindekine göz dikmek, fakire vermeyi sevmemektir.

10.ayette sonraki Müslümanların nasıl davranması gerektiği anlatılır. ıdeal Mü’min tipinde bahseder.

ıdeal Mü’min Tipiyle ılgili Uyarılar Verilir.
1) Tüm hayırlı eylemlerde Allah’a olan inancını öne çıkarmak.
2) Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı amaç edinmek.
3) Allah’a ve Resulüne yardım.
4) Dürüst olmak,
5) Darda olan Mü’min kardeşine kucak açmak.
6) Beşeri zaaflara karşı daima Allah’a sığınmak.
7) Kendisi için istediği şeyi Mü’min kardeşi için de istemek.

11-12-13-14.ayetler; 11- 14. ayetler Nadiroğullarına karşı harekete geçmeden önce inmiştir.
13.ayette kişilik problemi yaşayan münafıkların durumu anlatılır.
14.ayette Onların Müslümanlarla savaşamayacakları, onların birlik- beraberlik duygusundan yoksun oluşunu anlatır.

15-16-17-18.ayetlerde; Nadiroğullarının durumu Kaynukaoğullarına benzetilir,nasıl benzettiği anlatılır.

19.ayet; Fâsık; (Allah’ı unutan, Allah’ın da onları kendine unutturduğu kimselerdir.)tan bahsedilir.

22-23-24. ayetlerde;

Melik: Mutlak hükümranlık sahibi, mülkün sahibidir.
Kudüs: Her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır.
Selam; ıslam huzur, kurtuluş ve esenliğin kaynağıdır.
Mü’min: ıman, güven ve emniyet verendir.
Müheymin:Her şeyi gözetip koruyan , iyiyi-kötüyü belirleyen otorite sahibidir.
Aziz: Kudret, izzet, şeref sahibidir.
Cabbâr: Dağınıklıkları toplayan , yaraları sarıp sarmalayan kudret sahibidir.
Mütekebbir: Yüceliğiyle övgüye layık olan, sınırsız olandır.
Musavvir:Her varlığa en uygun şeklini veren .
Hâlık: her şeyin yaratıcısıdır.
Bâri:Yoktan var edendir.

İlahiyat Önlisans:İlk İslam Dönem Tarihi/İslam İbadet Esasları/Yaşayan Dinler Tarihi

İlk İslam Dönemi Tarihi
1-İlk Vahiy : Peygamberimiz as 40 yaşında iken Hira mağrasında 27 Ramazanda (610)
2-Cebrail meleğiyle ilk vahiy geldi.
Vahyin bir süre kesilmesi:Vahiy bir süre kesilmiş sonrasında Cebrail Duha suresini getirmiştir.
3-Açık Davetin Başlaması: Hicr 15/94 ayeti geldikten sonra açık davet başlamıştır.
4-HabeşistanHicteri:Müslümanlara yönelik baskılar artınca peygamberimiz nübüvvetinin 5.yılında (615) Müslümanların bir kısmını Habeşistana göndermiştir.2 yıl devam etmiştir.ılk Hicret edenler onbiri erkek dördü kadın olmak üzere 15 kişidir.Bunların arasında Hz.Osman ile kızı Rukıyye de vardı.Bu müslümanlar arasında baskı görmeyen Cafer b.Ebu Talib ve eşi Esma bint Umeys de bulunuyordu.
5-Kureyşlilerin Ambargosu:Müşrikler peygamberimize engel olamayınca Haşimoğullarının onu terk etmesini sağlamak için sosyal,siyasi,ekonomik ambargo başlattılar. Ambargo 3 yıl sürmüştür.
6-Hüzün Yılı:Ambargonun kaldırılmasından 8 ay sonra Peygamberimizin amcası Ebu Talib,kısa süre sonrada eşi Hatice vefat etmiştir.Bu sebeple bu yıla hüzün yılı denmiştir.
7-Akabe Biatları:Peygamberliğin 11. yılında Medineden gelen 6 Hazrecli müslüman oldu. Bunlar Akabe mevkinde İslam çağrısına olumlu cevap vermiştir.
8-İsra ve Miraç : Hz. Peygamber in Mekke deki Mescid-i Haram dan Kudüsteki Mescid-i Aksa ya yaptığı gece yolculuğuna İsra Kudüsten göğe yükselmesine Miraç denir
9-Bir-i maune faciası: amir b. Sa’saa kabilesi başkanı ebu bera suffeden 70 kişiyi emniyetine karar vererek islamı anlatmak için istenilen yere göndertti. Heyet bir-i maune denilen kuyunun yanına varınca konakladı ebu beranın yeğeni amir b. Tufeyl elçiği öldürüp süleym kabilesi kollarından topladığı askerle saldırıp 2 kişi hariç diğerlerini katletti.
10-Reci vakası : Adal ve kare kabilesi islamı öğrenmek için heyet istedi 10 kişilik heyet reci suyuna vardığında hüzeyl kabilesinin bir kolu olan lihyanoğullarından 100 kişi saldırıp 3 kişi hariç herkesi şehit ettiler..
11-Hendek kazma fikri Selman-ı farisin tavsiyesi üzerine olmuştur..
12-Hz.Muhammed Medineye Hicretinde Abdullah bin Ureykut kılavuzluk yapmıştır.
13-Hicret öneminden dolayı Hz..Ömer zamanında Hicri Takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir
14-Mescid-i Nebevinin bitişiğinde fakir kimsesiz ve barınacak yeri olmayan müslümanlar için yapılmış olan yere Suffe denir. Burada kalanları Suffe Ehli denir. Suffede eğitim görmüş yetişmiş kimselerede Kurra adı verilir
15-Hz.Muhammed hicretten sonra Medinedeki şehir topluluklarını şehir devleti halinde teşkilatlanmaya davet etmiştir. Bu davet sonucunda Medine Vesikası imzalanmıştır. Aynı zamanda bu anlaşma dünyanın ilk anayasası olarak kabul edilir.
16-Hicretin 1. yılında Cuma namazı farz kılınmış ilk nüfus sayımı yapılmış ilk ezan meşru kılınmıştır.
17-Hicretten bir ay sonra ikişer rekat olarak kılınan öğle ikindi ve yatsı namazlarının farzları dört rekat’a çıkartılmıştır.
18-Hicretin 2. yılı Şaban ayında Ramazan orucu farz kılınmış Ramazan ayından sonrada Zekat farz kılınmıştır
19-Uhud savaşında Hz. Hamza’ yı şehit eden Vahşib. Harb’ tır.
20- Hz Muhammed 630 yılında hiç savaşmadan ve kan dökmeden Mekkeyi fethetmiştir.Bu arada Ebu Süfyan’ da uzun terddütler sonucunda Müslüman olmuştur.
21-Hz. Ayşe’ nin İfk olayı Beni Müstalik Gazvesi esnasında meydana gelmiştir.
22-Putperestliğin kökü Tevbe suresinin ilk 8 ayetinin inmesiyle tamamen kazınmıştır.
23-Arap adetlerine göre savaşın başında yapılan teke tek vuruşlara Mübareze adı verilir..
24Gayri Müslim topraklardan alınan vergiye harac denir.Hz Ömer döneminde kuruldu
25-Gayri Müslimlerden savaş yoluyla alınan her türlü mal ve esirlere ganimet denir.

İslam İbadet Esasları
1-vakte bağlı olan ibadetlere MUKAYYED İBADET denir
2-vakitten bağımsız ibadetlere MUHADDED İBADET denir
3-miktarı belli ibadete MUHADDED İBADET DENİR
4-miktarı belirsiz ibadet GAYRI MUHADDED İBADET denir
5-*beliri olan ibadetlere MUAYYEN İBADET denir.
6-seçimlik ibadetlere MUHAYYER İBADET denir.
7-yapılması veya yapılmaması istenen fiil mükellefin gücü dahilinde ise bu fiillere verilen hükümler TEKLİFİ HÜKÜM adını alır.
8-Hz. Peygamberden sadır olan davranışların dine dahil olup olmamasından ise sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid olarak ikiye ayrılır…
9-gayrı müekked sünnetlere müstehab veya mendub denilir.
10-sünnet-i hüda sünnetin müekked çeşidine sünnet-i hüdada denilir. dini vecibeleri tamamlayıcı özellik taşıyan fiiler kastedilir.
11-sünneti zevaid: dini vecibeler dışında kalan normal insani davranışlardır.
12-müstehab:nafile namaz ve oruçların bir kısmı müstehabtır. güzel görülen sevimli ve tercih edilen amel demektir.
13-mübah:Allah ve rasulünün mükellefi yapıp yapmamakta serbest bıraktığı fiile mübah denir. helal ve caiz eş anlamlıdır.
14-mekruhun kısımları:tahrimen mekruh:harama yakın mekruhtenzihen mekruh:helale yakın mekruh
15-fasit:kendisi için belirlenmiş olan şartları eksik olarak taşıyan işlemlere denir. (eksik ibadet)
16-müfsit:bir ibadeti bozan fiil veya eksikliğe denir. namazda konuşmak gibi..
17-azimet:bir şeye kesin olarak yönelmek ve niyetlenmek anlamına gelir.ruhsat:Allahın kulların özür ve ihtiyaçlarına göre koyduğu geçici hükümlrdir.rükun:ibadetlerde rükunlar o ibadetin farzlarını oluşturur. örneğin:secde namazın rükunlerindendir.
18-şart:mesela abdest namazın şartlarındandır namazın geçerli olması için..
19-sebep:vakit namazın ramazın ayı orucun sebebidir
20-Necasetten Taharet:Beden,elbise ve namaz kılınacak yerden hakiki pisliklerin giderilmesidir.
21-Hadesten Taharet:Abdestsizlik,cünupluk,hayız ve nifas durumlarında meydana geldiği düşünülen pisliklerden temizlenmeye denir.
22-İmama uymaya İKTİDA İTTİBA adı verilir ki bu kişiye MUKTEDİ MÜTTEBİ ME’MUM VE MÜ’TEM gibi adlar verilir..
23-tek başına namaz kılanada MÜNFERİD denir..
24-namazın başından sonuna kadar imama uyan kimseye MÜDRİK denir..
25-namazın tamamını veya bir kısmını imam ile kılamayan kimseye LAHİK denir..
*26-mama ilk rekat hariç diğer rekatlarda uyan kişiye mesbûk denir..
27-namaz hicretten 1,5 yıl önce “miraç” gecesinde farz kılınmıştır..
28-iki namazın(öğle ile ikindi) vakti içinde birleştirilerek peş peşe kılınmasına (cem-i takdim) ikincisinin vakti içinde (akşam ile yatsı)peş peşe kılınmasına ise cem-i tahir adı verilmiştir..
29-ilk Cuma namazı : ranuna denilen vadi içerisinde bulunan “beni salim”namazgahında hz.peygamber ilk Cuma hutbesini okumuş ilk Cuma namazını kıldırmıştır..
30-Yahudilikteki, en önemli hac mekanı Kudüs ve çevresidir
31-Hıristiyanlıkta anadoludaki en önemli hac yerleri Antakya ve efestir.
32-Haccın en önemli rüknu zilhiccenin 9. Günü eda edilen Arafat vakfesidir.
33-Hac hicretin 9. Yılında farz kılınmıştır ve bu yılda hz.Ebu Bekir hac emiri tayin edilmiştir.
34-Veda haccı hicretin 10. Yılında yapıldı.
Yaşayan Dünya Dinleri Yahudilik

Yaşayan Dünya Dinleri 

1-Yahudilik, üç ilahi kaynaklı dinden biri en eskisidir.
2-Yahudilik adı, Hz. Musa’dan çok sonra verilmiştir.
3-Yahudilik adını almadan önce, “
3-Yahudilik’te din ile etnisite iç içe geçmiştir Yahudi Kutsal Kitabı aynı zamanda İsrailoğullarının tarihidir
4-TEMEL KAVRAMLAR (İBRANİ, İSRAİL,İbranilerin dini” veya “İsrailoğullarının dini” olarak adlandırılıyordu. Babil Esareti sona erip Yahudiler Filistin topraklarına döndüklerinde,ınsoyundan gelenlere sami kavimler denilmektedir. Sam’ın soyundan gelen Eber, Hz. İbrahim’in büyük atasıdır ve Hz. İbrahim’e, Eber’in (Ever)ın vefatına kadar İsrail ve İsrail oğulları olarakının lideriının yeniden yazılması veYahudi hayatındaki yerini alması onun sayesinde olmuştur.ın beş kitabı ve Eyup kitabı Musaı
 oluşturan beş kitabın farklıın yazarının Musa olmadığını ileri sürmüştür.ın tefsiri mahiyetindedir.
iyi çalışmalar
Berra@
79-“Dört kaynak teorisi”, bugünkü Tevrat’ın, dört farklı zamanda dört ayrı
kişi veya grup tarafından kaleme alınmış metinlerin, M. Ö. IV. yüzyılda bir
araya getirilmiş olduğunu ileri sürmektedir. Buna göre Tevrat, konolojik sıra
itibarıyla Yahvist, Elohist, Deuteronomist ve Ruhban metinlerinden meydanagelmiştir.
80-Yahvist metin M.Ö. X. Yüzyılda kaleme alınmıştır ve Tevrat
içindeki en eski metindir. Tanrı adı olarak Yahve kullanılmakta ve bu
metinlerde İsrail’in seçilmişliğine vurgu yapılmaktadır. Elohist metin M.Ö.
VIII. Yüzyılda yazılmıştır. Tanrı adı olarakElohim kelimesi kullanılmakta ve
daha çok Mabed ile ibadet üzerinde durulmaktadır. Deuteronomist metin ise
bugünkü Tevrat’ta yer alan Tesniye bölümünü ve diğer bazı bölüm ve
redaksiyonları teşkil etmektedir ve genelde M.Ö. 622’lerde oluşturulduğu
kabul edilmektedir. Ruhban metni ise M.Ö. V. yüzyılda Ezra yönetimindekiYazıcıların (Soferim) Tevrat üzerinde yaptıkları çalışmaları içermektedir.
81-Talmud, yazılı Tevrat’
üslup taşıdığını, aralarında birçok farklılık ve çelişkiler bulunduğunudolayısıyla Tevrat’
peygamber tarafından, Yeşu kitabı ve Tesniye’nin son sekiz pasajı Yeşu
peygamber tarafından; Samuel, Hakimler ve Rut kitapları Samuel peygamber
tarafından; Mezmurlar Davud tarafından; Yeremya, Krallar ve Mersiyeler
Yeremya peygamber tarafından yazılmış; İşaya, Meseller, Neşideler Neşidesi
ve Vaiz kitapları kral Hizkiya tarafından; Ezra, Nehemya ve Tarihlerin büyük
bölümü yazıcı Ezra tarafından; Hezekiel, On İki peygamber, Daniel ve Esterkitapları da Büyük Meclis üyeleri tarafından yazıya geçirilmiştir.
78-Kendisi de bir Yahudi olan Baruch Spinoza,
 Tractatus Theologico-
edildiğini ileri sürmüştür. Spinoza’dan etkilenen Richard Simon ise
 Histoire
Politicus
 
critique du vieux testament
 adlı eserinde Tevrat’adlı eserinde, Tevrat’taki bazı ifadelerden hareketle, en azından buifadelerin Musa’ya ait olamayacağını ve daha sonradan yazılıp kitaba ilave
64-O Tevrat’ı haftalık okumaparçalarına bölmüş ve haftalık Tevrat okuma geleneğini oluşturmuştur.
65-Talmud’a göre Ezra, Tevrat’ın yazı karakterini değiştirmiş, bazı harfler
üzerine noktalar koymuştur. Diğer taraftan başka bazı değişiklikler de
yapmış, senenin başlangıç ayını değiştirmiş, Mısır’dan çıkışın anısını
hatırlatan Nisan yerine Babilden çıkışın anısını hatırlatan Tişri ayını, senenin
ilk ayı olarak kabul etmiştir. Ayrıca Yahudilerin yabancılarla evlenmesiniyasaklamış, evlenenlerin derhal boşanmalarını istemiştir.
66-Babil Esaretinin sona ermesi ve ikinci Mabedin inşasından, bu mabedin
Romalılar tarafından yıkılmasına kadar (M.S.70) geçen dönem ikinci Mabetdönemi olarak adlandırılmaktadır.
67-Roma İmparatoru Hadrianus sünneti yasak edince Yahudiler 132 yılında,
aynı zamanda Mesih olduğunu da iddia eden Şimon Bar Kohba liderliğinde
ayaklandılar. Önceleri zafer kazanılmış, Kudüs dahil pek çok yer elegeçirilmişse de sonunda Roma galip geldi, ayaklanmayı bastırdı (135).
68-1665’te Sabatay Sevi, Mesih iddiasıyla ortaya çıkıp kitleleri peşinden
sürüklemiş ancak devletin müdahalesiyle isyan bastırılmıştır. Sabatay SeviMüslüman olmuş ve böylece Sabataycılık hareketi ortaya çıkmıştır.
69-Bugün İsrail’deki Yahudi toplumu etnik açıdan Aşkenazim, Sefardim,Mizrahim ve Etiyopya Yahudilerinden oluşmaktadır.
70-KUTSAL KİTAPLAR
Yahudiliğin kutsal kitabı, Türkçe’de Eski Ahit diye bilinen ve YahudilerinTANAH adını verdikleri kutsal metinlerdir
71-Tanah; Tora
(Tevrat), Nevim (Peygamberler) ve Ketuvim (Kitaplar) bölümlerindenoluşmaktadır.
72-tanah Kelime olarak “öğreti”,”hüküm”, “yasa/şeriat” gibi manalar taşır
73-Talmud ise “sözlü Tevrat”
74-Musa’ya verilen beş kitabın (Tora)
yanı sıra Peygamberler (Nevim) ve Kutsal Yazılar (Ketuvim) denilenliteratürü de içine alan Eski Ahid’in tamamı için kullanılmaktadır.
75-Birinci temel bölüm
olan Tevrat, kendi içinde Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye alt
bölümlerinden oluşmaktadır. Peygamberler (Nevim): Yeşu, Hakimler,
Samuel (I-II), Krallar (I-II), İşaya, Yeremya, Hezekiel, Hoşea, Yoel, Amos,
Ovadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Tsefanya, Haggay, Zekarya ve
Malaki bölümlerinden oluşmaktadır. Kutsal Yazılar (Ketuvim): Mezmurlar,
Meseller, Eyub, Neşideler Neşidesi, Rut, Mersiyeler, Vaiz, Ester, Daniel,Ezra-Nehemya, Tarihler (I-II) bölümlerinden oluşmaktadır.
76-Yahudi öğretisinin çekirdeği kabul edilen “On Emir” Tanrı’yla İsrailoğulları arasında cereyan eden ahitleşme hadisesini ve ilgili
hükümleri ihtiva eden “Ahit kitabı” ve Yahudilerin
uyması gereken kuralları özetleyen “Kutsallık kanunu”Tevrat’ın önemli kısımlarındandır.
77-Rabbani geleneğe göre Tevrat’diğer bölümlerinde ve peygamberlerin mesajlarında üzerinde ısrarla durulantemel konu Tanrı’nın birliği ve başka ilahlara kulluğun yasaklanmasıdır.
43-Yahudiliğin diğer bir özelliği de Tanrı-insan ilişkisine, özelde de Tanrıİsrail
ilişkisine yaptığı özel vurgudur.
 
44-Yahudiliğe göre Yahudiler Tevrat’ta yer alan 613 emri,
45-TARİHSEL GELİŞİM
46-İsrail oğullarının ve İsrail dininin kökeni Yahudi geleneğinde ilk İbrani atası,
47- Kutsal kitapta anlatılan
Yahudi olmayanlar ise Nuh’un yedi kanununu uygulamakla yükümlüdür.
Yahudiler kendilerinin büyük ata İbrahim’den geldiklerine inanmaktadırlar.
ilk monoteist ve aynı zamanda ilk Yahudi kabul edilen İbrahim’e
dayandırılmaktadır.
 
olaylarla ilgili kronolojik bilgiler oldukça tartışmalıdır ancak İbrahim’in M.
Ö. XXII-XIX. yüzyıllar arasında, muhtemelen 2000’li yıllarda yaşadığı
tahmin edilmektedir.
48-hz Musa (a.s) Tevrat verilen bir peygamberdir ve Yahudilere göre peygamberlerin en büyüğüdür.
49-Hz. Musa, Hz. Yakub’un on iki oğlundan Levi’nin soyundan gelmektedir.Babasının adı Amram, annesinin adı Yokebed’dir.
50-Tevrat’ın Çıkış, Levililer, Sayılar veTesniye bölümleri Musa’nın hayatını anlatmaktadır
51-Hz. Musa, Kur’an’ın otuz dört suresinde 136 defa zikredilmektedir. O,
Kur’an’da ve Hadislerde zikredilen peygamberler arasında kendisinden en
çok söz edilen peygamberdir. Kur’an’da Hz. Musa’ya dair verilen bilgilerTevrat’la paralellik arz etmektedir.
52-İsrail oğullarının Yeşu peygamber önderliğinde Kenan bölgesine
yerleşmelerinden (M.Ö.1250 veya 1200) İkinci Mabedin inşa edilmesine
kadar (M.Ö.515) geçen yedi asırlık dönem ise Yahudi kutsal kitabının Yeşuile başlayıp Malaki ile sona eren bölümünde konu edilmektedir.
53-Yeşu, Kur’an’da ismen anılmamakta fakat kendisinden,
Musa’nın yanında bulunan genç diye bahsedilmekte, ayrıca Musa’nın,Hızır’la buluşmaya onunla gittiği belirtilmektedir.
54-Hakimler dönemi Yeşu’nun ölümüyle başlamış, Samuel’e kadar devametmiştir.
55-Hakimler denilen liderlerin temel görevi, savaşlarda İsrailoğullarınınaskeri yönden sevk ve idaresini sağlamaktı.
56-Hakimler arasında yer alan
Deborah, Yahudilik’teki kadın peygamberlerdendir. Hakim diye nitelenen
yöneticilerin sayısı on ikidir ve bunlardan sonra Eli ve Samuel de hakimlikgörevi yapmışlardır fakat Samuel, peygamber olarak bu görevi yürütmüştür.
57-Yahudilere göre Davud, peygamber değil kraldır.
58-Davud soyundan gelecek birkurtarıcı kral (Mesih) özlemi çekmişlerdir.
59-Süleyman, Kudüs’teki Moriah tepesine büyükmabedi inşa etti. Böylece Yahudi tarihinde I. Mabet Dönemi başlamış oldu.
60-Bu mabede Yahudiler Kutsal Ev anlamında Bet-ha Mikdaş, Araplar ise
Beytü’l-Makdis demektedirler ki İslâm tarihinde adı Mescid-i Aksa olarakbilinmektedir
61-Bu Yahudi anlatımına karşılık Samiriler kendilerinin Yusuf’un iki oğlu
olan Efraim ve Menase ile din adamı sınıfını oluşturan Levi soyundan
geldiklerini ve Kuzey Krallığı yıkıldıktan sonra da çoğunluk itibariyle Filistintopraklarında yaşamaya devam ettiklerini iddia etmektedirler.
62-Tevrat nüshalarına sahip olan bu grup, kendilerini
asıl İsrail dininin “koruyucuları” manasında Şamerim (Şomerim) olarakisimlendirmişlerdir.
63-Yahudilik tarihinde ve geleneğinde önemli bir isim olan Ezra, bir
peygamber değildir fakat peygamberden de öte bir konuma sahiptir. Yahudi
din bilginlerine göre Hz. Musa önce gelmeseydi Tevrat, Ezra’ya verilecekti.
Hikmet sahibi, bilgili bir kimse ve Tevrat’ın usta yazıcısı olarak tanınan Ezra,
mabedin yeniden yapımına öncülük etmiş, Tevrat’
olduğu kabilenin, bu kabilenin yerleştiği bölgenin (Kudüs merkez olmak
üzere Güney Filistin), bu bölgede kurulan krallığın (Yahuda Krallığı) ve bu
krallık bünyesinde yaşayan Yahuda ve Bünyamin kabileleri ile Levililerin ve
nihayet, Babil Esareti (M.Ö. 587-535) sonrasında, Yahuda’nın soyundan
gelsin veya gelmesin, bütün İsrail oğullarının adı olmuştur.
29-Kur’an’da bu kelime Yehûdî şeklinde tekil veya Yehûd şeklinde çoğul
30-Kelimenin Arapça olmadığını söyleyenlerin yanında, “Hakka
31-Yahudiler, Hıristiyan ülkelerde İsraeli ismini,
veyahut Hûd şeklinde geçmekte, Hâdû ve hüdnâ şeklinde çekimli şekilleri de
yer almaktadır.
dönmek, tevbe etmek” anlamında Arapça hvd kökünden geldiğini ileri
sürenler de vardır.
 
Müslüman ülkelerde de Yahudi ismi aşağılayıcı ve kötü bir anlamda
kullanıldığı için Musevi ismini kullanmayı tercih etmişlerdir.
32- Yahudi dini hukukuna göre Yahudi isimlendirmesi, Yahudi anneden
33-Geleneksel Yahudi hukukuna göre bir kişinin yahudi kabul edilmesi
34-Yahudiliğe geçişin temel prosedürü erkek için sünnet olma, ayrıca erkek ve kadın için mikve adı verilen bir havuzda tümüyle suya dalma (tevilah) ve
35-Dine girişteki uygulamaların bir
36-Reformist Yahudiliğe göre Yahudi baba ve Yahudi olmayan anneden olan
37-Laiklere göre bu konu dini olmaktan
38-Sartre gibi bazıları düşünürlere göre de
39-İsrail’de 1950’de çıkarılan “Dönüş Yasası” her
doğan veya usulüne uygun olarak Yahudiliğe kabul edilen kişiyi ifade
etmektedir.
öncelikle Yahudi bir anneden doğmuş olma şartına bağlıdır. Yahudi olunmaz,
Yahudi doğulur sözü de bu temel kuralı yansıtmaktadır.
 
Yahudi şeriatının emirlerini kabul etmedir.
 
kısmı Reformist ve Muhafazakar Yahudilerce kabul edilmemektedir.
çocuk Yahudidir. Reformist Yahudilerin bu kararı, Ortodoks ve Muhafazakar
Yahudilerce tepkiyle karşılanmıştır.
ziyade milli bir hüviyet arz etmektedir. Bunlara göre kendini Yahudi
halkından sayan herkes Yahudidir.
Yahudi olmayanlar tarafından Yahudi sayılan herkes Yahudidir.
Kimin Yahudi olup olmadığı konusu İsrail’de siyasi ve pratik hayat
açısından önemli bir husustur.
 
Yahudi’ye, İsrail’e göç etme ve İsrail vatandaşlığına alınma imkanı veriyordu.
40-Yahudi dini hukuku açısından konuya yaklaşanların baskısı
üzerine, dönemin İsrail Başbakanı David Ben Gurion, dünyadaki önemli elli
Yahudi düşünüre bir soru yönelterek, kendilerine göre Yahudi oluşun kriterini
sordu ve çoğunluk, temel kriter olarak Yahudi dini hukukunu (Halahah)
gösterdi. Daha sonraki gelişmeler sonucu Yahudi oluşun temel kriteri olarak
bir Yahudi anneden doğma veya Yahudi dinine girme şekli geçerli kabul
edildi.
41-Yahudilik Nedir?
Yahudilik, “Yahudilerin mensup olduğu dini gelenek” veya “Tanrı’nın Yahudiler
için takdir ettiği din” şeklinde de tanımlanmaktadır.
42-Yahudiliğin en belirgin özelliği, politeist bir ortamda tek Tanrı inancını
(monoteizm) yerleştirmesidir. Gerek Tevrat’taki On Emir’de gerek Tanah’
kulu, seçtiği, gece yürüyen” anlamlarına gelmekte, Hz. Yakub’un çocuklarına
da İsrail oğulları (Beni İsrail) adı verilmektedir.
 
Medeni surelerde geçtiği halde İsrailoğulları (Beni İsrail) adlandırması
Mekke dönemi surelerinde ve daha çok İslâm öncesi dönemde vuku bulan
olayların söz konusu edildiği ayetlerde geçmektedir.
 
Yahudi kelimesinin aslı İbranice Yehudi’dir (çoğulu Yehudîm) ve bu kelime
Grekçe’ye Ioudaios, Latince’ye Iudaeus olarak geçmiştir. Kelime başlangıçta
bir şahıs adıdır. Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı olan Yehudah (Yeuda),
Tanrıya teşekkür anlamındadır. Bu kelime daha sonra Yehudah’
anılmıştır.
 
oluşturduğu kuzeydeki krallığa İsrail, iki kabilenin oluşturduğu güneydeki
krallığa ise Yahuda adı verilmiştir.
tarafından yıkılmış, Babil sürgünü sonrasında “Yahudi” ismi ön plana çıkmış
ve İsrailoğulları, Yahudi olarak anılmaya başlamıştır ancak İsrail ismi de
kullanılmaya devam etmiştir.
22-Yahudi geleneğine göre İsrail, bir halka
verilen isimdir. Bu halkın yaşadığı topraklara İsrail Toprağı (Eretz Yisrael),
kurduğu devlete de İsrail Devleti denir. 1948’de Filistin’de kurulan devletin
vatandaşlarına, etnik kökenine bakılmaksızın İsraeli (İsrailli) denilmektedir.
23-israil’in seçilmiş olması Tanrıyla yapılan iki ahit ahit sonucudur Biri İbrahim ile yapılan, İshak ve Yakup ile
24-Bir taraftan
yenilenen ahittir ki bu ahite göre Tanrı, İbrahim ve neslini kutsamaktadır.
İsrailoğullarının atası olan Yakub’un Tanrı veya Onun meleği ile güreşmesi
dolayısıyla gücü ve dayanıklılığı, diğer taraftan Tanrı’nın seçilmiş kavmi
oldukları inancı İsrailoğullarının ırki üstünlük iddiasında bulunmalarına yolaçmış, diğer insanları hakir görmüşlerdir.
25-İsrail terimi Kur’an’da iki yerde Hz. Yakub’un adı veya lakabı olarak (Ali
26-İsrail kelimesi müslüman bilginlere göre “Allah’
27-Yehud kelimesi sadece
28-Yahudi Terimi
İmran 3/93; Meryem 19/58) ve kırkbir yerde de Beni İsrail (İsrailoğulları)
şeklinde geçmektedir.
 
soyundan geldiği için İvri (İbrani) denildiği gibi Eber’in bütün çocuklarına da
İvrim (İbraniler) denilmektedir.
Eber (Ever), öte yaka demektir ve Hz. İbrahim ile beraberindekiler Filistin
topraklarına, Fırat nehrinin öte yakasından geldikleri için, “öte yakanın
insanları” anlamında bu ad verilmiştir.
 
kelimesi, bir kavim adı olan Akadça habiru veya hapiru’dan gelmektedir.
İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakub ile onların çocuklarını tanımlamaktadır.
İsrail (Yisrael) terimi iki kelimeden oluşmaktadır ve İsra (Yisra) kelimesi, kesin olmamakla birlikte “üstün gelmek,
parlamak, şifa vermek, güreşmek, güçlü kılmak” gibi anlamlara, “el (il)” ise tanrı anlamına gelmektedir.
 
güreşen birisi tarafından ona verilmiştir ve “ El (Allah) ile uğraşan, güreşen,
Tanrıya karşı güçlü olan” anlamındadır.
18-İsrail kelimesi, Sina’da yapılan sözleşmeden itibaren Yahudi tanrısı Yahve’nin, kendi kavmi olarak seçtiği ve Yahveyi
19-Yahudiler, Hz.Yakup’tan Hz. Süleyman’
20-Hz. Süleyman’dan sonra devlet ikiye bölünmüş, on kabilenin
21-İsrail krallığı M.Ö. 722’de Asurlular
kendilerine tanrı olarak seçen oniki kabileyi ifade etmekte, İsrail denilince bu dini anlaşma anlaşılmaktadır.
 
Yahuda adı verilen bölgede yaşayanlar, çoğunluk itibarıyla Yahuda kabilesine
mensuptu ve Ezra ile kutsal kitaplarına kavuşan bu halkın dinine, halkın
Yahudilik adı verilmiştir.
YAHUDİ VE YAHUDİLİK TERİMLERİ)
Yahudiler kendilerinin İbrani Abram’dan (Hz. İbrahim) geldiklerine
inanmakta, kutsal kitaplarının diline İbranice denilmekte, dinlerini ve
milliyetlerini adlandırırken Yahudi terimi kullanılmakta, diğer taraftan İsrail
oğulları diye bilinmekte ve Filistin’de 1948’de kurdukları devlet İsrail diyeadlandırılmaktadır.
5-İbrani Terimi
7-Adem’le Nuh arasında
8-Nuh’un üç oğlundan Sam’
9- Bir yoruma göre ise
11-Dilcilere göre ise İbrani (ivri)
12-İbrani kelimesi, Hz.
14-İsrail Terimi
15-Tevrat’a göre bu terim, Yakupla
16-Yahudi kutsal kitabının Hoşea bölümüne göreise Yakub’un güreştiği kişi Tanrının meleğidir.
Yahudilerin ulu ata kabul ettikleri Hz. İbrahim, Tevrat’ta İbrani olarak
takdim edilmektedir
 
6-Yahudi inancına göre Hz.Adem’den sonra insanlığın ikinci atası Hz. Nuh’tur.
 
on, Nuh ile İbrahim arasında da on nesil vardır.

Dikab Mesleki Alan ve Yeterlilik Sınavlarına Hazırlık

SİYER-İ NEBİ  ALFABETİK TERİMLERİ
1-Abdullah bin Amr:Uhut savasindaki ilk sehittir.
2-Abdullah bin Ebubekir:Hz.Ebuker`in oglu olup hicret esnasonda Sevr magarasina müsrikler hakkinda bilgiyi Abdullah bin Ebubekir getiriyordu.
3-Abdullah bin Ubeyy bin Seul:Medine` de münafiklarin basi.
4-Abdulmuttalib Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalib`in asil adi, seybe`dir.
5-Abdullah Peygamberimizin babasi.Abdullah`in annesi Fatima bint-i Amr.Abdullah evlendiginde 24, esi Amine Hatun 14 yasinda idi.Dügün kiz evinde yapildi.Arap adeti üzere 3 gün güvey kizin evinde kaldiktan sonra hayat arkadasini alarak evine geldi, yerlesti.
6-Abdullah b. Cübeyr:Uhud`da Ayneyn gecidinde görevli komutan Abdullah b. Cübeyr idi.Uhud savasinda Ayneyn gecidine 50 okcu ile yerlestirilen Abdullah b. Cübeyr ve 10 arkadasi ile sehit oldular.
7-Abdullah bin Zübeyr:Hicretin 1.ci senesinde Medine`de ilk dogan cocuk Abdullah bin Zübeyr`dir.Abdullah`in annesi Hz.Ebubekir`in kizi Esma`dir.Medine`de muhacirlerden ilk dogan cocuk oldugundan dogumu sevincle karsilanmistir.Abdullah , Islam tarihinde söhret almis bir zatti.
8-Abdullah b. Zeyd:Ezani rüyasinda gören sahabe.
9-Aise:Hz.Ebubekir`in kizi, peygamberimizin hanimidir.Peygamberimizin hanimlarinlarindan en son vefat eden esi Hz.aise`dir.Kadin sahabelerden en cok hadis rivayet edendir.Hz.Aise`nin cenazesi vasiyeti üzerine Ebu Hureyre kildirmisti.66 yasinda iken vefat etti.
10-Akabe:Akabe antlasmalrinin yapildigi yer.
11-Akabe Anlasmasi Peygamberimiz ile Medinelilerin hicretten önce yaptiklari anlasmadir.621 yilinda bir grupMedinelilerin Peygamber Efendimize bagli kalacajklarina dair verdikleri söze Islam tarihinde Akabe biati denir.
12-Ali Peygamberimizin amcasi Ebu Talib`in oglu, annesi Esed kizi Fatima.Hz.Ali`in adini Peygamberimiz koydu.Mekke`den en son Hz.Ali hicret etti. Peygamberimizi kizi ile Hz.Fatima ile evlendi. Hz.Ali ile Hz.Fatima evlendiklerinde;Hz.ali 21 ,Hz.Fatima 18 yasinda idi.Peygamberimizin soyunu ogullari ;Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin devam ettirdi.Cocuklari;Hz.Hsan, Hz.Hüseyin ve ölü dogan Muhsin, Zeynep ve Gülsüm adli cocuklari dünyaya geldi.Hz.Ali Kufe sehrini baskent yaptiktan sonra Halid bin Zeyd`i(Ebu Eyyub el Ensari) Medine`ye yönetici birakmistir.Hz.Ali Kufe`de haricilerden Abdurrahman b. Mülcem tarafindan sehit oldu.Peygamberimiz vefatindan sonra Hz.Ali yikadi.Peygamberimiz(sas) Hz.Ali icin;”Ben ilmin sehriyim., Ali de bu sehrin kapisidir” buyurmustur.
13-Amine Hatun Peygamber Efendimizin annesi Amine Hatun, Medine`ye yaklasik 190 km. uzaklikta bulunan Ebva`da hastalanarak orada vefat etti.Amine Hatun`un annesi Berre.Hz.amine`nin yüce peygamberimize hamile oldugunu farkina vardigi gece recep ayinin ilkm cima gecesidir.
14-Anne Sevgisi:Sevgili Pegamberimiz, hicretten sonra annesi Amine`nin kabrini ziyaret etmis ve kabrinin üzerini elleriyle düzeltmisti.Bir taraftan da göz yaslarini tutamamisti.Kendilerine nicin agladigi sorulunca”Anne Özlemi Beni Aglatti” diye cevap vermisti.
15-Arabistanin cesitli yerlerinde kurulan panayirlar dumetülcendel,musakkar, suhar,deba,mehre,aden,saa`a, ukaz, zülmecaz idi.En ünlü panayri Ukaz idi.
16-Asere-i Mübessere:cennetle müjdelenen 10 sahabeye“Aser-i Mübessere“ denir.El-Aseret`ül-mübessere, el Mübesserunbi`l Cenne, El-Aseret`ül-meshudü lehum bi`l –cenne.
17-Ashabin Fukahasi:Hz.Ömer, Hz.Ali,Hz.Aise,Abdullah Ibni Mesud, Abdullah ibni Abbas, Abdullah ibni Ömer, Zeyd bin Sabit.
18-Ashabin meshurlarindan bazilarinin lakaplari:Hz.Ebubekir`in Siddik,Hz.Ömer´inFaruk, Hz.Osman`in Zinnureyn, Hz.Ali`nin Ebu Turab,Halid b. Velid`in Seyfullah.
19-Ashabin sayisi:Ebu Zura, Resulullah`in vefat ettigi zaman sahabenin sayisinin 114 bin oldugunu söylemistir.Bunlardan 12 bin kadarinin hayatlari hususu kitaplara gecmistir.
20-Ashab-i Suffe:Mescid-i Nebi`nin etrafinda fakir sahabelerin barinacaklari sofalar yapildi.Bu sofalarda kalan ve Hz.peygamber`den ilim tahsil eden bu zatlara “Ashab-i Suffa” denmistir.
21-Asr-i Saadet:Mutluluk cagi demektir.Istilah olarak iki anlami vardir:1)Hz.Peygamberin yasadigi devir hakkinda kullanilan bir terim.2)Hz.Peygamber ve dönemi hakkinda yazilan bazi eserlerin ortak adidir.
22-Azerbaycan:Hz.Ömer tarafindan fethedildi.
23-Baki Kabristanina ilk gömülen sahabe:Medine kabristani(Cennetü`l-Baki`ye)`na ilk göüen sahabe Esad b. Zürare.
24-Beni Kaynuka Gazvesi(Sevval-H.2):Beni Kaynuka carsisinda alis veris yapan bir kadini alaya alatrak onun iffetiyle oynadilar.Oradan gecen bir müslüman kadinin feryadina kostu.Yahudiyi öldürdü.Orada bulunan yahudiler de hücum ederek sehit ettiler.Beni Kaynukalilar, kale icine girdiler. 15 gün muhasara sonrasi teslim oldular.700 kadar yahudi esir alindi.Bu savasta, yahudilerinin mallarinin tamami ganimet alindi. Kendileri de Medine`yi terk etmeleri istendi.Sevval ayinda Medine`yi terk ettiler.Suriye taraflarina gittiler.
25-Beytülmal:Islam devleti hazinesi, maliye teskilati.
26-Bilal-i Habes:Ümeyye bin halef`in kölesi idi.Aslen Habesli olup, annesi hamame , babasi ise Rebah ti.Künyesi Ebu Abdillah veya Ebu Abdulkerim. Bilal-i Habes , Ümeyye bin halef`i Bedir savasinda katletmisti.
27-Bi`set:Allah tarafindan Peygamber gönderilmesi.
28-Boykot yillari:Müsrikler, Nübüvvetin 7. yilinda Mekke´de Sib-i Ebi talib denen mahallede müslümanlari 3 yil müddetle muhasaraya aldilar.
29-Buas Savaslari:Evs –Hacrec kabileleri arasinda 120 yil süren savaslar. Bu savaslarin sonuncusu hicretten 3 yil önce oldu.
30-Burak:Burak:Mirac sirasinda peygamberimizin bineginin ismi; Burak idi.
31-Cahiliye:Islam`dan önce Arap yarimadasindaki döneme verilen isimdir.
32-Cemel olayi:Hicri 36. senesinde vuku bulan, elem verici ilk muharebedir.Hz.Aise, Talha ve Zübeyr 30 bin , Hz.Ali 20 bin kisi.Netice de her iki taraftan 10 bin sehit ediliyor.
33-Cennetü`l Mualla:Mekke mezarligi.Hz.Peygamberin büyk dedelerinden Kusay, dedesi Abdülmuttalib, amcasi Ebu Talib, ilk hanimi Hz.Hatice`nin Hacun mezarligina defnedilmistir.
34-Cin Mescidi(Mescid-i Cin):cinlerin Hz.Muhammed(sas)`e iman ettikleri yeri simgeleyen mescid.
35-Cihar yar-i güzin:Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali.
36-Cihat: Hicretin 2.ci yilda cihada izin verilmisti.
37-Daru`l Erkam Peygamberimiz Mekke döneminde sikintili yillarindaislam`i teblig faaliyetlerinde Erkam b. Ebu`l-Erkam`in evini merkez olarak secmistir.
38-Darun Nedve:Islam`dan önce, Mekke sehir devletinin önemli kararlarin alindigi toplanti yeri.
39-Delailu`l Hayrat:hz.peygamber icin kullaniln salavat-i serifeleri toplayan kitaplarin adidir.
40-Dendan-i seadet:Hz.Peygamberimizin Uhud muharebesinde sehit olan , kirilan disinin bir parcasi.Dendan-i Seadet, Osmanli padisahlarindan Sultan Mehmet Resat tarafindan yaptirilan kiymetli taslarla süslü altin bir muhafaza Topkapi sarayinda saklanmaktadir,
41-Divan Teskilati divan teskilatini Hz.Ömer kurmustur.
42-Düldül:Hz.Peygamber Efendimizin Hz.Ali`ye bagisladigi beyaz dis bir katirin adi.
43-Ebu Cehil:Islam`a düsmanligindan ötürü Peygamberimiz ona,Ebu Cehil adini vermisti.Ebu Cehil, bilgisizlerin önderi demektir.Ebu Cehil,Ensar`dan Afra isimli bir kadinin iki oglu Muaz ile Muavvez tarafindan katledildi.
44-Ebubekir: Hz.Ebubekir`in Islam`dan önceki adi Abdul Kabe idi.Peygamberimiz ismini degistirdi Abdullah koydu.Hz.Ebubekir ile Hz.Ömer,Hz.Peygamberimizin yaninda, Hz.Osman ise Cennetü`l Baki`de medfundur,Hz.Ebubekir`eHalifetü Resulillah denir.Hanimi adi Ümmü Ruman.Annesi selam, künyesi Ümmü`l Hayr .Peygamberimizin esi Hz.Aise`nin babasi.Kölesi, Amr b.Füheyke .Ebubekir`in diger kizinin adi Selma idi.Kur`an, Hz.Ebubekir(r.a) döneminde toplandiHz.Ebubekir`e”Camiul Kur`an” denildigi gibi Hz.Osman`a da “Nasiru`l Kur`an” denir..Peygamberimizden sonra ilk halife secildi-
45-Ebu Hureyre:Ebu Hureyre`nin asil adi,Abdurrahman bin Sahra. Ebu hureyre`nin asil adi Abdurrahman`dir.Encok hadis rivayet eden sahabe.
46-Ebu Zerr –el Gifari:Allah yolunda ilk kilici ceken sahabe.Ilk oku da Sa´d bin Ebi vakkas atti.
47-Ebutalib`in ogullari Peygamberimizin amcasi Ebu Talib`in ogullari:Hz.Ali, Hz.Cafer,Akil,Talib.
47-Ebutalib`in ogullari Peygamberimizin amcasi Ebu Talib`in ogullari:Hz.Ali, Hz.Cafer,Akil,Talib.
48-Ebu Tufeyl Amir b.Vasile el-Leysi:En son vefat eden sahabe.
49-Ensar:Mekke`den Medine`ye göc etmek zorunda kalan ilk müslümanlara yardim eden Medineli müslümanlara denir. Ensar`in üc büyük sairleri:Hassan b. Sabit,Abdullah b.Revahe, Ka`b b. Malik.Ensar `dan ilk sehiz olan sahabe;Haris bin Süreka`dir.
50-Ehl-i Kible:Kibleye yönelen kisilere kible ehli veya ehl-i kible denir.
51-Elciler:Arap yari adasinin cesitli yörelerinden gelen elciler( 70`i asiyordu).Peygamberimiz, bu heyetlere karsi son derece misafirperver davranmis ve onlarla bizzat ilgilenmisti.Kalacak yer olarak da sahabenin evleri, Suffe ve mescidin yaninda br cadir misafirhane olarak kullaniyordu.
52-Emanat-i Mukaddese:Islam dini ve tarihi bakimindan büyük önem tasiyan, Peygamber Efendimize ve diger din büyüklerine ait bazi mübarek sahsi esya ve hatiralar.
53-Enes:Hz.Enes sahabe.Enes(r.a) diyorki:10 yil peygamberimizin hizmetinde bulundum.Bana bir defacik olsun(Of) dedigini isitmedim.(H.enbiya Sh.436-437)
54-Esad bin Zürare:Medine`ye ilk Islam dinini getiren ve yayan Esad bin Zürare`dir.
55-Esed kizi Fatima:Hz.Ali`nin annesidir.Vefat ettiginde, Peygamberimiz kendi gömlegini cikarip ona kefen yapmistir.
56-Evlat Sevgisi:Cahiliye döneminde kiz cocuklarina deger vermezken Peygamberimiz, kizi Fatima yanina geldiginde ayaga kalkar, yanaklarindan öper ve kendi yerine onu oturturdu.
57-Ilk ezan:Ilk ezan 623 yilinda Medine`de sabah namazinda okundu.Bilal-i Habes okudu.
58-Ilk sehit:Ensardan ilk sehit;Haris bin Süraka`dir.
59-Fetret-i vahiyh:Alak suresinin ilk 5 ayetinden sonra vahyin kesilmesi dönemine denir.Bu durum 3 yil sürmüstü.
60-Fatima:Hz.Fatima , Peygamberimizin kizi.Hz.Fatima evlendigindiginde 18,Hz.Ali 21 yasinda idi.Harise b.Numan hazretleri Hz.fatima`ya bir ev hediye etti ve oraya tasinip yerlestirdi.Peygamberimizin kizina verdigi cehiz(Cihaz),Bir yatak, bir silte, bir su tulumu, bir el degirmeni, iki su ibrigi ve bir su kabindan ibaretti.
61-Ficar Savaslari: Ficar harbi, haram aylarda zorlayici bir sebeple harp cikarsa buna „Ficar Harbi” denir.Ficar savaslari 4 defa yapilmis,Utbe b.Rabia`in girisimi ile baris gerceklestirildi.Fil olayindan 25 yil sonra(591) meydana geldi.
62-Fil Olayi:Fil vakasinin meydana geldigi sene ye fil yili denir.Peygamberimizin dogumundan 55 gün önce meydana gelen olay.
63-Ganimet:Harpte düsmanlardan alinan mal demektir.
64-Gasvetulurs:Zor zamanda,Tebük savasina verilen ad.
65-Gazve:Gazvelerin sayisi 27, seriyyelerin sayisi 44 veya 46. Gazvelerin ilki Ebva gazvesi(Veddan gazvesi).
66-Habesistana hicret:habesistana ilk hicret;11 erkek 4 kadin, ikinci hicrette 77 erkek 13 kadin olmak üzere 90 kisi.
67-Hicret Peygamberimizin 622 yilinda Hz.Ebubekir(r.a) ile Mekke`den Medine`ye hicret etmesi olayi.Peygamber (sas)Efendimiz:“Sizin hicret edeceginiz yerin iki kara taslik arasinda bir yer oldugu bana bildirildi.“(Buhari)Abdullah b.Ureykit, yol kilavuzu tutuldu.Peygamberimiz, yasin suresinin ilk 8 ayetini okudu, yerden toprak alarak müsriklerin üzerine atti ve cikti.Müsrikler eve girdiler,Muhammed`i yakaladik dediler, yatakta Hz.Ali yatiyordu.Peygamberimizi sordular Hz.Ali , bilmiyorum dedi.Sevr magarasinda Cuma, Cumartesi ve Pazar günü orada kaldilar.Hz.Ebuker`in oglu gündüzleri müsrikler arasina geliyor,gelip Sevr`e haber getiriyordu.Hz.Ebubekir`in kizi Esma yol yiyecek ve sularini getirdi.Peygamberimiz Esma icin cennette iki kusak var.Bu sebeple „Zatü`n-nitaleyn“(Iki kusak sahibi) denilmistir.Hicret esnasinda Peygamberimizin izini takipeden Süraka hicretin 8. yilinda müslüman oldu.
69-Halifelik:Hz.Ebubekir`in halifeligini kabul etmeyen sahabe,Sa`d b. Ubade.
70-Halime:Hz.Halime peygamberimizin süt annesi.Cocuklari, Abdullah ve Seyma.Peygamberimiz süt annesi Sa`d kabilesinden Halime´nin yaninda 4 yil kaldi. Peygamberimiz oraya bereketin girmesine sebep olmustu.
71-Hamza:Uhut`ta , Hz.Hamza Peygamberimizin amcasi Ebu Sufyan`nin esi Hind`in tuttugu Vahsi tarafindan Hz.Hamza seyyidüsüheda sehit oldu.Vahsi, Cübeyr b. Mutin`in kölesi. Hz.Hamza 55 yasinda idi.Hz.Hamza kabre abdullah bin Cahs ile defnedildi.Musab b.Umeyr ve Enes b. malik´in amcasi, Enes b. Nadir bunlar arasindadir.
72-Hane-i saadet eygamberimizin hanimlarina ait bu odalar mescide bitisik oldugundan peygamberimiz itikaf zamaninda basini Mescid`den iceri uzatir, zevcelerinden biri de saclarini tarardi, yikardi.Her odanin hacmi dört bes arsin eninde ve boyunda idi, yüksekligi ancak bir adam boyu kadardi , kapilarina kilim, kece , battaniye gibi bir örtü gerilirdi.Cok defalar geceleri kandil bile yakilmazdi.Iste Hane-i saadet budur.Bu odalar uzun zaman durmustur.Emevi halifelerinden pek dindar bir zat olan Ömer Ibn-i Abdülaziz bunlari görünce,Halk su odlara baksa da Peygamberin ne kadar sade ve mütevazi bir hayat sürdügünü anlasa , demistir.
73-Haniflik:Islamiyetten önce Allah´in birligine inanan ve Hz.Ibrahim`in dininden olanlar.
74-Hanzala:Hz.Hanzala Uhutta sehit olan ve meleklerin yikadigi sahabe.Kuba mescidinin imami Hanzala bin Ebi Hanzala, müezzini Sa`dül-Kuraz.
75-Haram Aylar:Recep,Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylari.
76-Hatice Peygamberimizin ilk hanimi ve Peygamberimize ilk inanan kadin. Peygamberimiz 25 yasindan 53 yasina kadar 28 sene Hz.Hatice vefat edene kadar tek esle yasamisti.Peygamberimiz Hz.Hatice ile evlendiginde ;Hatice tarafindan Varaka b .nevfel nikah aktinde vekil idi.Hz.peygamber tarafindan da, amcasi Ebu Talib akid isini idare ediyordu.Hz.Hatice;Kureys´in esed ogullari kolundan Huveylid b. esed´in kizidir.Hz.Hatice Peygamberimizle evlenmeden önce iki defa evlenmisti.
1.Tevm kabilesinden Ebu Hala`dir.Bundan hale, Tahire,Hind adli üc oglu oldu.
2-Mahzun kabilesinden Atik b.A`iz`dir.Ondanda Hind adli bir kizi oldu.Hz.Hatice`nin babasi Hüveylid, annesi Fatma, 65 yasinda iken vefat etti. Ebu Talib`in ölümünden 3 gün sonra vefat etti.
77-Hayber Savasi:Hayber savasi ile Sam ticaret yolunun güvenligi saglanmistir.
78-Haris Ibn-i Ebi Hale:Kanlari Harem-i Serife dökülen ilk Islam sehidi.
79-Havz-i Kevser:Kiyamet gününde peygamberlere ihsan edilecek havuzlar bulunacak.Bu sebeple Hz.Peygamber`in kiyametteki havuzu icin“Havz-i Kevser denilmistir.
80-Hayber savasi:Yahudilerle yapilan en büyük savas, Hayber savasidir.Hicretin 7.ci yilinda yapilmistir.
81-Hendek savasi:Hendek savasi, hicretin 5.yilinda oldu.Hendek savasina adi verilen hendeklerin uzunligu; 5,5 km, drinligi 5 m., eni 9 m.dir.
82-Hicaz:mekke ile Medine`nin bulundugu bölgeye Hicaz denir.
83-Hicret eygamberimiz Mekke`den Medine´ye 622 yilinda hicret etti.hicret gecesi müsrikler, Mekke de darun Nedve de toplandi.Rasulullah`i hicret sirasinda yakalamak icin isterken ati cöle batan Suraka`dir.
84-Hicri Takvim:Hicri Takvim , 639 yilinda Hz.Ömer döneminde kullanilmaya baslandi.
85-Hudeybiye:Mekke`nin kuzey batisinda bir yer adi.Müslümanlarin yaptigi ilk sulh antlasmasi Hudeybiye antlasmasi.
86-Kabe Hakimligi:Kabe Hakimliginde Peygamberimiz 35 yasinda idi.
87-Kabe`deki vazifeler:Rifade,hicabet,sikaye, nedve,liva,kiyade.
88-Hilfu`l Fudul:Hasim,Muttalib b.Esed, Zühre ve Teym ogullarinin ittifakiyla Abdullah b. Cuda`nin evinde toplanarak karar alindi.Peygamberimiz 20 yasinda idi.
89-Hücre-i saadet:Hz.Peygamberimizin medfun oldugu yer.
90-Hülafa-i Rasid`in dört büyük halife; Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali.
91-Huzeyfe Peygamberimiz(sas), Huzeyfe(r.a)`ye bir sir olarak münafiklarin isimlerini bildirmistir.
92-Kütüb-ü Sitte:Buhari,Müslim,Ibn Mace,Ebu Davud,Tirmizi,Nesai.
93-Ibn Abbas:Asil adi Abdullah`tir.Peygamberimizin amcasi Abbas`in oglu.
94-Ila ve Tahyir Olayi:Hz.Peygamberin bir süre zevcelerinden uzak kalmasi ve zevcelerinin nikahlarini alip ayrilma ya da Resulullah´in esleri olarak kalma hususunda muayyen birakilmalari olayi(630)
95-Ibn Kamie:Uhut`ta Ibn Kamie adli kisi Hz.peygamberin yüzünü kilicla yaraladi, bir dini kirdi, Musab bin Ümeyr`i bu kisi sehit etti.
96-Ifk Olayi:Beni Mustalik savasi dönüsünde Hz.Aise`nin iftiraya ugramasi.Ifk hadisesini aciga cikaran ayet;Nur suresi ayet:11 ve 12)
97-Ilk bayram bamazi:Hz.Peygamber ilk bayram namazini hicretin 2.yili Sevval`in birinci gününde kilmis ve cemaata kildirmistir.
98-Ilk Cuma namazi(622):Hicret esnasinda Ranuna vadisi denen yerde,Beni Salim ogullari yurdunda farz oldu.Ilk Cuma namazi burada kilindi.Bura da arka arkaya iki hutbe okudu.
99-Ilk davet Peygamber Efendimiz(sas) peygamberligini Safa tepesinde ilan etti.peygamberimiz peygamberligini ilan ettiginde ilk ona karsi cikan amcasi Ebu Leheb oldu.
100-Ilk hicret:Müslümanlarin ilk kez hicret ettikleri ve iyi karsilandiklari, halki Hiristiyan olan ülke; Habesistan`dir.
101-Ilk hicret:Medine`ye ilk hicret eden Ebu Seleme b.Abdül- Esad, son hicret eden Peygamberimizin amcasi Hz.Abbas idi.
102-Ilk ganimet:Islam tarihinde ilk ganimet Batn-i Nahle vakasinda elde edilmistir.batn-i Nahle vak`asi 623 yilinda vuku bulmustur.
103-Ilk kible:Müslümanlarin ilk kiblesi Mescid-i Aksa.
104-Ilk sabah ezani:Ilk ezani sabah vaktinde okuyan ,Bilal- Habes.
105-Islam öncesi evlilik sekilleri:Islam öncesi araplarda, evlenme farkli sekillerde gerceklesirdi;Müta nikahi,Nikahi bedel,Nikahi sigar.
106-Islam`in üc nesli:Sahabe,Tabiin ve tebe-i Tabiin dönemi.
107-Ilk Cuma dis ezani:Cuma günü disarida okunan Cuma ezani, Hz.Osman devrinde ihdas edildi.
109-Ilk Kur`an`in cogaltilmasi:Kur`an Hz.Osman zamaninda cogaltilmisti.
110-Ilk Kur`an`in toplanmasi:Ilk Kur`an`in toplanasi :Kur`an, Hz.Ebubekir döneminde toplanmistir.
111-Ilk minber:Hz.Peygamber tarafindan yapilmistir.
112-Ilk Müslüman olanlar:Hz.Hatice,Hz.Ebubekir, Hz.Ali,Zeyd b. Harise.Hz.Hatice, Hz.Ali,Zeyd hane-i saadette bulunuyordu.
113-Ilk müslüman olanlar:Medinelilerden ilk müslüman olanlar;Süveyd b. Samit, Iyaz b.Muaz.
114-Ilk müslümanlardan iskenceye maruz kalanlar:Bilal-i habes,Ammar b. Yasir,Suheyb-i Rumi, habbab b.Eret, Ebu Füheyke ,Lübayne,Zinnire, Nehdiyye ve Ümmü Abis.
115-Ilk namaz:Ilk namaz sabah vaktinde Cebrail ile beraber kilinmistir.Aksam Hz.Hatice , ertesi gün Hz.Ali, daha sonara da Ebubekir ve Zeyd b.Harise katildi.
116-Ilk nüfus sayimi:Medine`de hicretin 1 . yilinda yapilan nüfus sayiminda müslümanlarin sayisi 1500 oldugu tesbit edildi.
117-Ilk mescid Peygamberimizin insa ettigi ilk mescid olarak bilinen ; Kuba Mescidí`dir.
118-Ilk mescid:Yeryüzünde ilk mescid; Kabe-i Muazzama, Hz.Ibrahim ve oglu Ismail Aleyhisselam tarafinda insa edildi.
119-Ilk seriyye:Ilk seriyye,Hz.Hamza`nin seriyyesidir.
120-Ilk sehit:Islam tarihinde ilk sehit olan Hz.Sümeyye ve esi Hz.Ammar`dir.
121-Ilmihal kitaplari:Genis ilmihal kitaplarinda inanc, ibadet ve helal-haram yani sira(siyer) ile aile hukuku(münekahat) bölümleri de yer alir.Cünkü bu konularda hem her müslümanin öncelikle bilmesi gereken bilgileri, hem de ferdi hayatinda devamli yüz yüze kaldigi problemlerin cevaplarini icermektedir.
122-Irhas:Hz,Peygamberin Peygamberliginden önce, ondan sadir olan olaganüstü durumlardir.
123-Islam`in ilk emri:Islam`in ilk emri „Oku“ emridir.
124-Islam öncesi Arabistan da inanclar putperestlik,Yahudilik,Hiristiyanlik,Haniflik ve Sabiilik
125-Islamiyet öncesi Arabistan`da sosyal siniflar:Hürler,köleler, mevlalar..
126-Islam`in üstünlügü:Bir Hiristiyan olan müstesrik M.G. Demombynes, Muhammed(S.599-600) isimli önemli eserinde, Islamiyetin Hiristiyanliga üstünlügünü ve Hz.Peygamberin basarisinin sebeplerini söyle anlatiyor:“Isa`nin vaazinda öbür dünya icin hazirlik, bu dünyanin nimetlerinden vazgecmekle baslar.Islam`da ise kesinlikle böyle bir sey yoktur…Islam`a göre, iyi bir sekilde kullanmak sartiyla hic bir nimet kötü degildir.(ilmihal , 2.cilt ,Diyanet, Sh.546)
127-Islam Hosgörü Dinidir:M.628 de hz.Peygamberin ashabindan biri Cin imparatoru Tai-Dsung`a heyetler götürdü ve ondan Cin`de islamiyeti nesretmek icin müsaade aldi.Miladi 700 senesinden beri Santung`ta cami vardir.Endonezya ve cava´da milyonlarca müslüman var.Bunlara hangi kilic gitti.
Katoliklerle pretestanlar arasinda din ve mezhep kavgalarinda hesapsiz kanlar akti.Engizisyon mahkemeleri nice masum canlara kiydi.Iskence altinda ölenlerin deftere kaydolunabilenleri 390 bin kisidir.Bunlara 200 bini ateste yakilmistir.Islamiyette böyle bir vahset görülmüsmüdür?
128-Kabe:Hz.Ibrahim tarafindan, hanimi Hace ve oglu Ismail ile birlikte Mekke vadisinde insa edilmistir.Kabe`dek putlarin en büyükleri;Hubel, lat, menat ve uzza.
129-Kabe`de ilk namaz:Miladi 615 yilinda önce Hz.hamza sonra da Hz.Ömer müslüman oldular. Müslümanlarin sayisi 40`a ulasmis oldu.Kabe´de ilk topluca namaz kilindi.
-Kabe örtüsü:Kabe`yi bir örtü ile ilk defa Yemen Melik`i Tubba Ebu Kerd Esad`dir. Hicretten 220 yil önce.Hz.peygamber zamaninda Kabe, Misir´da imal edilen beyaz bir kumasla örtülüyordu.
130-Kaside-i Bürde:Imam-i Busayri meshur Kaside-i Bürde`sinde peygamberimiz icin;onu koklayip öpenlere ne mutlu, diyor.
131-Kasr-i salat:Hicretin 4. yilinda mesru kilinmistir.Mesru olusu kitap, sünnet ve icma ile sabittir.
132-Kisas-i Enbiya Peygamberlerin hayat hikayelerini ve teblig faaliyetlerini anlatan kitaplara verilen ad.
133-Kuba Mescidi:Kuba mescidi 32×32 metre seklinde Rasulullah yaptirdi.Kuba mescidinin Kur`an`daki adi Takva mescididir.Tevbe suresinde bahsedilir.
134-Kur`an-i Kerim`in Toplanmasi:Kur`an-i Kerim`in toplama komisyonu;Zeyd b. Sabit,Said b Abdurahman b. Haris,Abdullah b. Zübeyr-Kureys kabilesi Peygamberimizin de mensub oldugu ünlü Arap kabilesinin adi.Kureys kabilesi Hz.Ismail`in soyundan gelmektedir.Kureys kabileleri, Hz.ismail´in soyundan gelmekteydi.Kureys kabileleri 10 kol temsil ediliyordu; Nevfel, Zühre, Mahzun, Esed,cumah, sehm, Ümeyye, hasim, teym, Adiy ogullari.
135-Kureysin Reisleri:Ebu Leheb, Ebu Cehil,Ebu Süfyan, Velid b. Mugire, As b. Vail, Utbe Ibn-i Rebia.
136-Kutsal üc mescid:Islam`da kutsal sayilan üc mescid;Mescid-i haram Mekke`de, Mescid-i Nebevi Medine `de,Mescid-i Aksa Küdus`de.
137-Lihye-i Serif Peygamberimizin mübarek sakali icin kullanilan bir terim.
138-Livaü`l hamd:Insanlarin kiyamet günü altinda toplayacaklari Hz.Peygamber`e ait sancaginin adi.
139-Medine:Medine`nin asil ismi Yesrib`dir. Hz.Peygamberimiz oraya hicretinden sonra Medinet`ün-Nebi adini almis ve tarihten itibaren Medine namiyla anilmaktadir.
140-Medine Sözlesmesi:islam devletinin ilk Anayasasi Medine sözlesmesidir.Medine Anayasasi, Enes b.Malik in evinde toplanarak müzakere edildi.Medine anayasasina;Medine vesikasi,Medine belgesi, Medine sözlesmesi ve Medineliler sözlesmesi olarak anilmaktadir.
141-Mekke Fethi:Mekke , hicri8; miladi 630 yilinda fethedildi.Mekke`nin fethinden sonra Kureys´in elebaslari Ebu Süfyan, Ebu Cehil`in oglu Ikrime ve daha sonra pek coklari müslüman oldular.Mekke fethedilince Rasulullah Kabe`nin anahtarlarini Osman bin Talha`ya verdi.
142-Mescid-i Dirar:Münafiklarin müminlere komplolar kurmak, hazirlamak ve bozgunculuk cikarmak amaciyla yaptiklari mescid
143-Mescid-i Nebi:Mescid-i Nebi`nin yeri Muaz bin Afra`nin himayesindeki Sehl ve Süheyl adindaki iki öksüze aitti.Mescid-i Nebi`de Peygamberimizin girip ciktigi kapiya“Bab-i Akika“ denir.Mescid-i Nebi`ye ilk defa minbere Hz.Osman perde asti.mescid-i Nebi`ye ilk defa 4 kösesine birer minareyi Ömer bin Abdulaziz yaptirmisti.1908 de 2. Abdulhamit Mescid-i Nebi`yi elektrikle aydinlatti.
144-Mevali:Araplarca, arap olamayan müslümanlara verilen isim.
145-Mevlid-i Nebi:Hz.Muhammed`in dogumu.
146-Mihca:Bedir savasindaki ilk sehittir.
147-Mina.Hz.Peygamber ile Medineliler arasinda gerceklesen 1. ve 2.ci Akabe biatlarina sahne oldu.
148-Müellefe-i Kulub:Müslüman olmayip, kalpleri Islam`a isindirmak istenen kimselerdir.
149-Müseylemetü`l Kezzab:Yalanci Peygamberlerden biri olup Uhut`ta Hz.Hamza`yi sehit eden Vahsi öldürdü.
150-Muallakat-i seb`a. 7aski, 7 meshur kaside.
151-Muhacir:Mekke`den Medine`ye göc eden müslümanlara denir.
152-Muhammed-ül Emin dogru sözlü v güvenilir manasina peygamberimizin lakabi.
153-Muksirun:En cok hadis rivayet eden sahabe vardir.Bunlara muksirun denir.1000 den fazla hadis rivayet eden 7 sahabeye verilen isimdir. Bunlar;Ebu Hureyre :5374,Abdullah bin Ömer ; 2630, Enes bin Malik;2286, Hz.Aise, 2210, Abdullah bin Abbas; 1660, Cabir b.Abdullah;1540, Ebu Said el-Hudri; 1170.
154-Muhadramun:Cahiliye ve Islam devrini idrak eden fakat Hz.Peygamberi mümin olarak göremeyen kimse.
155-Mu`ab b. Ümeyr:Bedir ve Uhud savaslarinda Peygamberimiz bayragi tasima görevini Mu`ab b. Ümeyr`e vermistir.
156-Mute savasi:H.8/M.629 yilinda yapildi.Öldürülen elcinin kanini yerde birakmamak icin yapilan bu savas3000 müslüman 100.000 kisilik düsmana karsi 33 kat daha fazla düsmanla verdigi büyük mücadeledir.Peygamberimiz sehitlerin ardindan aglamis ve ailelerini teselli etmistir.Müslüman Araplarin Bizanslilarla yaptiklari ilk savas Mute savasidir.Hz.peygamber devrinde,Islam elcilerini sehit edilmesi üzerine, Müslümanlar ile Hiristiyanlar(Rumlar) arasinda meydana gelen ilk savas.Tebük savasina,”Gasvetulurs” verilen ad.Gasvetulurs, zor manasina.Mute savasinda Zeyd bin Harise,cafer b.Ebi talip ve Abdullah b.Revaha birbiri ardinca sehit oldular.
157-Na`t:Hz.Peygamberin sefaatina kavusmayi ümit ederek O`nu övmek, yüce özelliklerini anlamak amaciyla yazilan siirlere na´t denir.
158-Necasi`:Hicretin 9.ncu senesi Habes Hükümdari Necasi ölmüstü.Hz.Peygamber , salih bir kardesin öldügünü söyleyerek bunu bildirmis, onun gufrani icin niyaz etmis, cenaze namazini kilarak hatirasini tebcil eylemistir.
159-Nesibe Hatun:Uhutta vücudu kanlar icinde iken Peygamberimize siper olan kadin sahabe.
160-Hz.Osman:Hz.Peygamber(sas)`in sir katibi olarak bilinen Hz.Osman`dir.Hz.Osman peygamberimizin iki kizi Rukiyye ve Ümmü Gülsüm ile evlendi.Peygamberimizin iki kizi ile evlendiginde “Zinnureyn(iki nur sahibi)” lakabini aldi.Mescid-i Nebi`ye minbere perde asti. Kibris`i Hz.Osman fethetti.Hz.Osman`a, 6 kisilik sura tarafindan halife secildiginde (H.23)O `na ilk biat eden kisilerAbdurahman b.Avf ve Hz.Ali olmustur.
161-Osman bin Mahzum:Cennetü`l baki`ye ilk defnedilen zat, Peygamberimizin süt kardesi Osman b. Mahzun`dur.
162-Hz.Ömer:Hz.Ömer`in lakabi;Ömer`ül Faruk.Azebaycan, Hz.Ömer devrinde fethedildi.Peygamberimizi öldürmeye giderken müslüman olan sahabi.Hz.Ömer`in müslüman olmasiyla Kabe`de iki saf olarak ilk defa acikca ve topluca namaz kilindi.Hz.Ömer 33 yasinda iken müslüman oldu.Enistesi ve amcaoglu Sa´d b.zeyd ve kiz kardesi Fatima daha önce müslümanligi kabul ettiler.
163-Peygamberimizin arkasinda namaz kildigi sahabeler:Hz.Ebubekir ile Hz.Abdurrahman Ibn Avf(ra)`in arkasinda namaz kilinmistir.
164-Peygamberimizin cocuklari Peygamberimizin cocuklarinda Hz.Fatima haric bütün cocuklari , kendileri hayatta iken vefat etmistir.
165-Panayirlarin en önemlileri: Hicaz bögesindeki panayirlarin en önemlileri;Ukaz,Mecenne, Zülmecaz.
166-Peygamberimizin dogum Haberi ve Dogumu Peygamberimizin dogumunu; yahudiler, Hiristiyanlar, Kahinler Hatemül Enbiyanin zuhurunu haber veriyordu.Peygamberimizin dogdugu gece;Kisranin sarayinda 14 sütun yikildi, mecusilerin atesleri söndü ve sava gölü kurudu.peygamberimizin annesi vefat ettiginde dedesi Abdulmuttalib`in yaninda kaldi. Alti yasindan sekiz yasina kadar dedesi ile beraberdi. Sekiz yasinda dedesi 82 yasinda vefat etti.
167-Peygamberimizin defni:Hz.ise diyorki;Hz.Peygamber acik bir yere defnolunmadi.Cünkü acik yere defnedilmis olsaydi, halki, O`nun mezarini tazim etmekten men`etmek cok müskül olurdu.
168-Peygamberimizin dogum gününün kutlanmasi Peygamberimizin dogum gününün h.4. asirdan beri kutlandigi bilinmektedir.Fatimiler bunun yaninda Hz.Ali,Fatima,Hasan,Hüseyin ve halifeleri icinde mevlid(dogum yil dönümü) merasimleri yapilirdi.
170-Peygamberimizi bize tanitan kitaplar:Kur`an-i Kerim,Megazi kitaplari, delail Kitaplari,Islam tarihi,Semail kitaplari.
171-Peygamberimizin elcileri:Necasi`ye, yani Habes krali Necasi`ye Bahr oglu Ashama`ya Amr b.Umeyye, Rum Kayseri`ye Dihye`yi, Yemame hükümdari Hevze`ye Selit Amir`i,Gassan hükümdarina Suca Esed`i, Iran kisrasi Hüsrev Perhiz`e abdullah bin Huzafe gönderilmisti.Misir hakimi Muvakkis`a gönderdigi mektubu aldi.Elciyi iyi karsiladi.Elci ile Misirlilar arasinda yüksek mevkii haiz iki kizla bir elbise ve bir de binek hayvani gönderdi. Bu kizlardan birisi Mariye`yi Peygamberimiz aldi, digerini de Hz.Peygamberimizin sairi olan Hassan b.Sabit`e vermistir.Necasi`ye gönderilen mektubu alan Necasi:“Hz.Peygamberin peygamberligine inaniyorum, dedi.Bahreyn emirine gönderilen mektup üzerine Bahreyn emiri güzel bir cevap verdi ve müslüman oldu.Yemen ve Umman emiri kaba bir surette red cevabi verdi.Yemame hükümdari;“Bütün dediklerin iyidir.Beni bura da vali olarak birakirsan müslüman olmaya hazirim“ dedi.Peygamberimiz de bu adama su cevabi verdi:“Elimde bir karis yer olsa bile sana ondan bile bir sey vermem“ buyurdu.
172-Peygamberimizin halalari:beyda,Burre, Atike,Safiye, Erva, Ümeyye, Ümmül Hakim:
173-Peygamerimizin Kuba`da misafir kaldigi ev:Hicret esnasinda Peygamberimiz Kuba `da Külsüm b.Hidmi`nin misafiri oldu.Peygamberimiz Medine`ye hicret edince;Halid b. Zeyd`e misafir oldu.
174-Peygamberimizin Hira´da Ibadeti:Imam-i Buhari Hz.Peygamberin Hira daginda ibadetle mesgul oldugunu söyler.Böyle inzivaya vekilip muayyen bir vakti ibadetle gecirmeye(Tehannüs) denir.Ayni(Umdetü`l-Kaari) adli Buhari serhinde, bu (Tehannüs ) kelimesini izah ederken söyle demektedir.“Peygamberimizin ne suretle ibadet ettigi sorulacak olursa, bunun tefekkür ve ibretten ibaret oldugunu söyleyebiliriz“(Hatemul Enbiya, Sh.60 , Diyanet)
175-Peygamberimizin komsulari Peygamberimizin Medine`de Ensar`dan komsulari;Sa`d b. Ubade,Sa´d b.Muaz, Ebu Eyup El-Ensari zengince idiler.Bunlar, Peygamberimize ekseriya süt gönderirlerdi.Peygamberimizin yasayisi cok sadeydi.Bazen yiyeceksiz kalip ac yattiklari olurdu.(Hatemul Enbiya, sh.204, Diyanet)
176-Peygamberimizin en meshur isimleri:Ahmet, Mahmud, Mustafa, Muhammed.
177-Peygamberimizin soyu Peygamberimizin soyu Hz.Ismail`in torunlarindan Adnan`a kadar uzanir.
178-Peygamberimizin egitim ve ögretimde kullandigi yöntemler;Anlatim yöntemi, soru-cevap yöntemi,Örnek olay yöntemi, tartisma yöntemi,yaparak, yasayark ögrenme-ögretme metodu.
179-Peygamberimizin Harpleri:Rasul-i Ekrem devrinde Islam harplerini 3 bölümde mütaala edelir:
a)Müsriklerle yapilan Islam harpleri.
b)Yahudilerle yapilan Islam harpleri.
c)Hiristiyanlarla yapilan Islam harpleri(Mute, Tebük)
180-Peygamberimizin müezzinleri:Bilal-i Habes,Ibn-i Ümmü Mektum,Ebu Mahzure,, Sa`dul-Kurazi.
181-Peygamberimizin örnek ahlaki:Hz.peygamberin ahlaki ve sahsiyeti hakkinda en önemli kaynak K.Kerim`dir.Cünkü Hz.Aise`nin belirttigine gibi“O`nun ahlaki, Kur`an`dir.“Endülüslü ünlü alim Ibn Hazm(ö.456/1064), her cümlesi bir hikmet degeri tasiyan el –Ahlak ve s- siyer adli ahlak kitabinda söyle der:“Ahiret iyiligini, dünya bilgeligini, düzgü yasayisi, bütün ahlak güzelliklerini , bütün faaliyetlerini kazanmak isteyen kisi örnek alsin.(s.19-20).CünküRasulullah bütün hayirlarda en ileridir.Allah onun ahlakini övmüs, faziletleri en mükemmel sekliyle onda toplamis ve onu her türlü kusurlardan arinmistir(Diyanet ilmihali, c,2, sh.550)
182-Peygamberimizin Zevceleri(Ezvac-i Tahirat=Peygamberimizin mübarek hanimlari demektir):Hz.Hatice, Hz.Sevde,Hz.Aise,Hz.Zeynep binti Hüzeyme,Hz.Ümmü Seleme,Hz.Hafsa,Hz.Zeynep binti Cahs, Hz.Ümmü Habibe, Hz.Cüveyriye binti Haris, Hz.Safiyye binti Hüyey,Hz.Mariyye, Hz.Meymune).Peygamberimizin hanimlari ile evlenmesinin sebebi;siyaset ve sefkattir.Peygamerimiz , kiz olarak yalniz Hz.aise ile evlenmistir.Hicretin 59. senesinde vefat etti.Son evlendigi hanimi Meymune`dir.En son vefat eden esi Hz.Aise`dir.Hz.Peygamberimizin hayatinda Hz.Hatice ile Zeyneb`ten baska zevcesi vefat etmemisti.Peygamberimizin esi Hz.Zeynep ile diger esi Hz.Meymune bir anneden dogma kiz kardes idi.
183-Peygamberimiz(sas)`in peygamberliginin ispati :Hz.Peygamberin , peygamberligini ispat eden mucizeler genellikle üc baslik altinda incelenir:
a)Manevi(Akli) mucizesi olan Kur`an mucizesi,
b)Hissi mucizeler,
c)Haber seklindeki mucizeler:Bedir savasinda, düsman ordusundan kimlerin nerede öldürüleceklerini önceden haber vermis ve dedigi gibi cikmistir.
184-Peygamberimizin tesvik ettigi bazi sportif faaliyetler:Atletizm(kosu), güres, okculuk, binicili
185-Rakika:Müsrilerin toplantida alinan suikast karari, Hz.peygamberin halalarindan Rakika tarafindan duyulmus ce durum ona haber verilmisti.Peyganberimiz hic vakit kayip etmeden Hz.Ebubekir`e durumu bildirerek hicrete basladi.
186-Ra`ci ve Bir-i Mauna facialari: Hicri 4/ M.626 yilinda müslümanlari cok üzen 2 olay, Islam mürsidlerinin pusuya düsürülerek öldürülmesiyle sonuclanan Ra`ci ve Bi`r-i Mauna facialaridir.
187-Rasulüs-sakaleyn Peygamberimize Rasulüs-Sakaleyn denmesinin sebebi;Insanlara ve cinlere peygamber olarak gönderildigi icin.
188-Ravza-i Mudahhara Peygamberimizin kabri ile minberi arasina Ravza-i Mudahhara denir.Peygamberimizin kabri; Medine de , mescidi`nin yanindaki Ravza-i Mudahhara`dir
189-Ridde Savaslari:Ridde savaslari,Hz.Ebubekir zamanida meydana gelmisti
190-Sabikun- Islam:Islamiyeti kabul eden ilk sekiz kisi.
191-Sa`d bin Ebi Vakkas eygamberimizin dayisi.Allah yolunda ilk kan akitan kisi.
192-Sahabe eygamberimizi sagliginda görüp, O`nunla sohbet eden müslümanlara denir.
193-Salvele:Hz.Muhammed(sas) icin belirli bir ifade kalibi kullanarak hayir duada bulunmak ya da bu sekilde yapilan dua.Peygamberimizin adi anilinca”Sallallahu aleyhi ve sellem” deriz.Bu, Peygamberimize bir saygi ve sevgi ifadesidir.”Ona selam olsun“ demektir.Yazilirken genellikle(SAS) biciminde kisaltilir.
194-Sancaktar-i Nebi:Hicret esnasinda Resulullah`i yakalamak icin takibe cikan Süraka b.Cü`sum idi.Hicret esnasinda Resulullah ile beraber olan ve Kuba`ya yaklasinca Peygamberimizin izni ile sarigini cözüp mizraginin ucuna bagladi ve sancak yapti. Kuba´ya girinceye kadar Resulullah`in yaninda yürüdü ve „Sancaktar-i Nebi ünvanini aldi.
195-Selefi salih`in:Ashab-i Güzin ileTabiine denir.
196-Senetü`l-Ibtihace:Bi`setin 12.(m.621) yilinda Islamiyeti kabul edenler cok oldugu icin bu seneye“Senetü`l Ibtihace“ denir.
197-Senetu`l Hüzün(620) Peygamberimizin amcasi Ebu Talib ve esi Hz.hatice`nin 3 gün arayla vefat ettigi yil.
198-Senetü`l vüfud:Senetü`l vufud; heyetler yili demektir.
199-Sakk-i Kamer:Sakk-i kamer ahdisesi iki saat müddet sürdü.
200-Sebeke-i Seadet Peygamber Efendimizin mübarek kabrinin bulundugu Hücre-i Seadet denilen yerin dis duvari etrafinfa yerden Mescid-i Nebi`nin tavanina kadar yükselen demir parmaklik.
201-Secere-i Pak-i Muhammedi Peygamber Efendimizin mübarek ,temiz soy kütügü, soy agaci.
201-Semail-i Serif:Hz.Peygamberin bedeni ve ahlaki vasiflarini ve beseri münasebetlerindeki, günlük yasayisindaki tutum ve davranislari icin kullanilan bir tabir.
203-Seyyid:hz.Hüseyin soyundan gelenlere de seyyid denir.
204-Serif:Hz.Hasan`in soyundan gelenlere serif denir.
205-Sifa Hatun Peygamberimizin ebesinin adi.
206-Seriyye:Seriyye, Hz.Peygamberin bulunmadigi askeri hareket icin kullanilan terimdir.Seriyye birlikleri 5 kisiden 400 kisiye kadardir.Seriyye komutanlarindan bazilari;Sa`d b.Ebi Vakkas,Ubeyde b.Haris,,Abdullah b.Revaha,Zeyd b.Sabit, ebuUbeyde b.Cerrah, Amr b.As,halid b. Velid.
207-Siyer ve Megazi`nin önemi:Hz.peygamberin torunu Hz.Hüseyin`in oglu Ali b. Hüseyin 38-95/659-713“Biz Kur`an`dan bir sureyi ögrendigimiz gibi Hz.Peygamberin megazisini de ögrenirdik“ diyor.
208-Siyer-i Nebi(Siret-i Nebi):Hz.Peygamberimizin hayatini konu alan kitaba verilen isimdir.
209-Sünnet Peygamberimizin söz, fiil ve takririne sünnet denir.Üc cesit sünnet vardir;Kavli, fiili ve takriri sünnet.Sünnet, Kur`an`dan sonra müslümanlar icin ikinci kaynaktir.Peygamberimiz yüce dosta kavusmutu.Biz müslümanlara iki emanet birakti:Allah`in kitabi Kur`an ve kendi örnek hayati. Bunlara uyan müslümanlarin kurtulusa erisecegini de müjdelemisti.
210-Suriye Seyahati Peygamberimiz 13 yasinda iken amcasi Ebu Talib ile Suriye seyahatine cikti.Sam`in güneyinde Busr ya ulastiklarinda Bahire adinda bir papazla karsilastilar.Bahira, Hz.Muhammed(sas)`in peygamber oldugunu anladi. Suriye seyahatinden vazgecirtti.
211-Talha b. Ubeydullah:Uhut`ta Peygamberimize atilan oku elini siper edip colak kalan sahabedir.
212-Taif yolculugu Peygamberimiz Taif yolculugunda yaninda Zeyd b. Harise vardi.
213-Tebük seferi:Tebük seferi, hicri 9, miladi 630 yilinda yapilmistir.Tebük seferi,Bizanlilara karsi tertiplendi.Bizanslilarin tehdidine karsi Peygamberimiz kitlik olmasina ragmen 30.000 kisilik Islam ordusunu hatirladi.Tebük`de 20 gün kaldigi halde düsman karsilarina cikmadi.Oradakileri bazi belde ahalisi cizyeye baglandi.Islam ordusu bayram sevinci icinde Medine`ye döndü.Tebük seferine katilmadigi icin Peygamber Efendimiz ve ashabinin kendisiyle hakkinda ayet nazil oluncaya kadar 50 gün konusmadigi sahabe, Kab bin Malik.Peygamberimizin son katildigi savas Tebük savasidir.Hz.Osman(r.a), Tebük seferine cikacak olan ordunun ücte birini Hz.Osman donatmistir.
214-Tabiin:Sahabeyi görenlere tabiin denir.
215-Teyemmüm:Hicretin 5.ci yilinda tesri kilinmistir.Havf –korku namazi bu sene yani hicretin 5.yili vuku bulmustur.
216-Uhut Savasi:Uhut savasi 625 senesin de oldu.Uhud savasina katilan sahabelerin alfebetik olarak isim listesi M.asim Köksal`in Hz.Muhammed(sas) ve Islamiyet adli eserinin 3 ve 4 cildinin sahife 89`da zikredilmektedir.Müslümanlarin Uhud savasinda aralarindaki parola Emit ! Emit !=Öldür, öldür) sözü idi.Uhut`ta Mu`ab b. Umeyr, Kamia tarafindan sehit edilmsitir.Uhut`da , Hz.Peygamberin sakaklarina Ibn-i Kamia, alnini Ibn-i sihab yaraladi, dudagina Utbe vurdu.Uhut savasindaHz.Hamza 28 müsrik öldürmüstür.Hz.Hamza , Abdullah b.Cahs`in dayisi idi.Uhut sehitlerinin hemen hemen hepsi Ensar`dan idi.Muhacirlerden sehit düsenler pek azdi.Ensardan 64, muhacirlerden 6 sehit düstü.Uhut sehitlerinin cenaze namazlarinin kilindigi, kilinmadigi, namazlarinin gömüldükten 8 yil sonra kilindigi da, rivayet edilir.Uhut sehitleri ikiser ikiser kabre konuldu.Peygamberimiz « En cok Kur`an bileni, önce koyunuz ! » buyurdu
217-Ulü`l Azm :Hz.Nuh,Hz.Ibrahim,Hz,Musa, Hz.isa, Hz.Muhammed (sas)
218-Umretü`l Kaza:Hudeybiye antlasmasi geregi Hz.Peygamberin ashabi ile yerine getirdigi umre.7 Zilkade/629 mart.
219-Ümmü Eymen:Ümmü Eymen Üsame`nin annesidir.
220-Üstüvanetü`l-vufud:Hz.PeygamberinMescid-i Nebi`de elcileri kabul ettigi yer(Heyetler sutunu).
221-Vahiyh:Vahyin yakin cevreye iletimi;Müddesir suresi :1-5 ayetleri,vahyin toplumun bütününe iletimi Hicr suresi, 94-99 ayetleri ile.
222-Vahsi:Hz.Hamza`yi uhut savasinda sehit eden .
223-Varaka b. Nevfel:Hz.Hatice`nin amcasi.
224-Veda hacci Peygamberimizin ilk ve tek haccidir.Islam`in prensipleri burada tamamlanmistir.
225-Veda Hutbesi:Hz.Muhammed(sas) `in hicretin 10. yilinda Veda haccinda yaptigi meshur konusma; Veda Hutbesidir.Veda hutbesi üc yerde okundu.Arefe günü arafatta,bayram günü Mina`da ve bayramin ikinci günü Arafat`ta okundu.Veda haccinda okunan hutbesinde; bir cok meseleler ele alinmis ve teblig olunmustur.Bu hac da yüz binden fazla insan vardi.Bu hutbenin bir hususiyeti de, bütün beseriyete hitap etmesidir.Hz.Peygamber(sas) „Ey insanlar“ diye umuma hitap ediyordu.Veda hacci dönüsünde Hz.Peygamber Medine´yi görünce su tekbirleri tekrarladi;“Allah büyüktür,Allah`tan baska tanri yoktur.Birdir, seriki yoktur, Mülk O`nundur.hamd O`na yarasir.O her seye kaadirdir.Biz geliyoruz, tevbe etmisiz, ibadet etmisiz, secde etmisiz, Rabbimize sükretmisiz.Allah vaadini gerceklestirdi:Kuluna yardim etti.Birlesen düsmanlari perisan etti.“(Hatemul Enbiya Sh.434 Diyanet yayinlari)
226-Yalanci Peygamberler: Tuleyha b.Huveylid, Malik b. Nüveyre,Seccah(bir kadin müslüman oldu),Müseylimetü`l-Kezzab.
227-Zekatin Farz Kilinisi:Zekat hicretin kinci yilinda farz kilindi.
228-Zeyd bin sabit:Buas günü babasi öldürülmüstü.O zaman Zeyd , 6 yasinda idi. Bedirde esir edilenlerden okuma yazmayi ögrendi. Peygamberimizin istegi üzerine Yahudi yazisi, Süryanica` yi ögrendi.
229-Zeyneb bint-i Cahs Peygamberimizin hanimi Zeynep bint-i Cahs, vefat edince cenazesi tabutla tasinan ilk müslünan kadindi. Baki Kabristanina defnedildi.Zeyneb`in asil ismi Berre idi. Peygamberimiz, onu Zeyneb`e cevirmisti.
230-Zübeyr bin Avvam:Allah yolunda ilk kilic ceken sahabe.
231-Zülfikar Peygamberimizin Uhud harbi günü, Hz.Ali`ye hediye ettigi ünlü kilic.
232-Bedir savasi:Bedir savasna giderken Amr Ibn-i Ümmü Mektumu namaz kildirmak üzere, Ebu Lübabe el-Ensari`yi de idari isleri yürütmek üzere kaymakam olarak Medine`de birakti.Bedir savasina cikarken liva Mu`ab b. Umeyr`e, biri de Ensar namina Sa`d b.Muaz`a verildi.Bedir savasinda 14 sehit oldu,70 düsman öldürüldü, 70`de esir edildi.Bedir savasinda sehit olanlarin 6`si muhacirlerden, 8`i Ensar`dan idi.Bedir ve Uhud savaslarinda peygamberimizin bayragini tasima görevi Mu`ab b. Umeyr`e vermistir.Mekkeli müsriklerle medineli müslümanlar arasinda y apildi.Müsrikler Ebu Cehil komutasindaki 1000 kisi, müslümanlar ise resulullah komutasinda 305 kisi idiler.Ebu Cehil, katledilen 70 kisiden biri idi.Bedir`de alinan esirlerden 4000 dirhem bedel alainarak(her birinden) serbest birakildi.Fidyesini ödeyecek durumda olmayan okuma yazma bilen her esir, Medineli 10 cocuga okuma yazma ögreterek serbest birakilacakti.Bedir Zaferiyle müslümanlar sesini bütün Arabistan`a duyurdu.Artik Islam`in yayilma dönemi basliyordu.

Nizamettin YILDIZ/Yüksek İslam Mezunu

10

Aralık
2012

Diyanet Yeterlilik Sınavına Hazırlık-13

Yazar: arafat  | Kategori: MSTS | Yorum: Yok
Diyanet  Yeterlilik Sınavına   Hazırlık-13

CUMA _BAYRAM_VİTİR  NAMAZI  KONULARI

Dindeki Yeri Ve Hükmü: Hz. Peygamber’in cuma namazını ilk defa hicret esnasında, Medîne ya¬kınlarındaki Rânûnâ vadisinde Sâlim b. Avf kabîlesini ziyaretleri sırasında oradaki namazgâhta kıldırmış olduğu bilginlerce kabul edilmektedir.
a) Cuma Namazının Vücûb Şartları: Dört şartı vardır: Erkek olmak, mazeretsiz olmak, hürriyet ve ikâmet.
Körlük ve kötürümlük: Kör (âmâ) olan bir kimseye, kendisini câmiye götürebilecek biri bulunsa bile, Ebû Hanîfe, Mâlikîler ve Şâfiîler’e göre, cuma namazı farz değildir. Hanbelîler’le, Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre ise, kendisini câmiye götürebilecek biri bulunan âmâya cuma namazı farzdır.
b) Cuma Namazının Sıhhat Şartları: 6 tane sıhhat şartı vardır: Vakit, cemaat, şehir, hutbe, izin ve câmi.
Vakit: Hanbelîler’e göre ise cuma namazı, cuma günü, güneşin bir mızrak boyu yükselmesinden itibaren öğle namazının vakti çı¬kıncaya kadar kılınabilir.
Cemaat: Hanefî mezhebinde, İmam Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre, cuma namazı için imâmın dışında en az üç kişinin daha bulunması şarttır. Bunlar yolcu veya hasta da olsalar bu şart yerine gelmiş sayılır. İmam Ebû Yusuf’a göre ise, imâmın dışında en az iki kişinin bulunması gerekir.
Cuma namazının geçerli olması için, cemaatin sayısı, İmam Ebû Hanîfe’ye göre en azından birinci rek’atın secdesine kadar aranılan asgari sayının altına düşmemeli, hiç değilse bu süre içinde imâmla birlikte hazır olunmalıdır. Ebû Yusuf ve Muhammed’e göre iftitâh tekbîri alınıncaya kadar, Züfer’e göre ise ikinci rek’attan sonra teşehhüt miktarı oturuncaya kadar hazır bulunulmalıdır. Cemaati oluşturan kişiler daha önce dağılırlarsa cuma namazı geçersiz olur, yeni baştan öğle namazını kılmak gerekir.
Şâfiî’ye göre ise, bir yerde cuma namazı kılabilmek için akıllı (âkıl), bu¬lûğa ermiş (ergen, bâliğ), hür, erkek, mukîm ve oraya yerleşmiş olan en az kırk yükümlünün bulunması şarttır. Buna göre, bir yerde kırk kişi bulunsa da, bu kırk kişiden bir kısmı köle, kadın veya yolcu olsa, ya da ticaret veya öğrenim görme gibi bir amaçla orada bulunuyor olsalar, bu kimselerden oluşan kırk kişiyle cuma namazı kılınamaz. Ayrıca, bu kırk kişinin hepsi veya bir kısmı, yazın veya kışın ya da her iki mevsimde göç eden göçebe¬lerden oluşuyorsa, bu durumda da cuma namazı edâ edilemez. Hatta bu kırk kişinin içinde Fâtihâ sûresini okuyamayan bir ümmî bulunsa bu kimse sayıdan düşürülür ve bu durumda sayı kırktan aşağıya indiği için, bu kim¬selerle de cuma namazı sahîh olmaz. Ancak Fâtihâ sûresini okumayı öğ¬renmek için gayret gösterdiği halde bunu henüz başaramamış kimseler sa¬yıya dahil edilir. Cuma namazını kıldıran kişinin yolcu olması durumunda, kendi dışında kırk kişinin bulunması gerekir. Ayrıca, bu mezhebe göre, na¬mazın herhangi bir bölümünde veya hutbe esnasında sayı kırktan aşağıya düşerse namaz fâsid olur. Hanbelîler’in görüşü de genel hatlarıyla Şâfiî mez-hebinin görüşü gibidir.
Mâlikî mezhebinde meşhûr ve tercih edilen görüşe göre, cuma namazı için cemaatin, imâmdan başka en az on iki kişi olması şarttır. Ancak İmam Mâlik’ten bu konuda kesin bir sayı belirlemeksizin, kırk kişiden az sayıda olan bir cemaatle cuma namazı kılınabilirse de üç dört kişi gibi az bir sayı ile kılınamayacağı yönünde bir görüş de nakledilmektedir. Mâlikîler’e göre cuma namazında imâmın mukîm olması şarttır.
Bu görüşlerin dışında, Taberî’nin cuma namazı için imâmdan başka bir kişinin bulunmasının yeterli olacağına dair bir görüşü olduğu gibi, bu sayıyı en az dört, yedi, dokuz, yirmi, otuz ve seksen olarak belirleyen ictihâtlar da bulunmaktadır.
Şehir: Hanefîler’e göre, cuma namazı kılınacak yerleşim biriminin şehir veya şehir hükmünde bir yer olması ya da böyle bir yerin civârında bulunması gerekir. Bir yerleşim biriminin hangi durumda şehir hükmünde sayılacağı hususunda farklı rivâyetler bulunmaktadır. Hanefî mezhebinde fetvâya esas olan (müftâ bih) görüşe göre bu kriter “en büyük câmisi, orada cuma namazı ile yükümlü bulunanları alamayacak kadar nüfusa sahip olma” şeklinde belirlenmiştir. Bazı yazarlarca bu kriter, bir yöneticisi olan yerleşim birimi olarak ifâde edilmiştir. Şehrin civârı ifâdesiyle de bu şartlardaki yerleşim birimlerinin yakınlarında bulunan mezarlık, atış alanları ve çeşitli gayelerle toplanmak için hazırlanan sahalar ve bu uzaklıktaki yerler kastedilmektedir.
Mâlikîler’e göre cuma namazı kılınacak yerin, insanların devamlı oturdukları şehir, köy vb. bir yerleşim birimi veya buraların civârında bir yer olması gerekir. Bu bakımdan çadır vb. barınaklardan oluşan ve geçici olarak oturulan yerlerde cuma namazı kılınamaz. Mâlikîler ayrıca, cuma namazı kılınacak yerde câmi bulunmasını da şart koşmuşlardır.
Şâfiîler’e göre de, cuma namazının insanların devamlı olarak oturdukları bir şehir veya köyün sınırları içinde kılınması gerekir. Çölde veya çadırlarda yaşayanlar, yani belli bir yerleşim birimi içinde oturmayanlar sayıca ne ka¬dar çok olurlarsa olsunlar orada cuma namazı kılamazlar.
Hanbelîler’e göre ise, cuma namazının kılınabileceği yerin en az kırk ki¬şinin devamlı olarak oturduğu yer olması şarttır.
Câmi: Hanefî mezhebinde fetvâya esas olan ve kuvvetli bulunan görüş, bir şe-hirde birden fazla câmi bulunması hâlinde bütün câmilerde cuma namazı kılınmasına cevâz veren görüştür ki bu zaten, Ebû Hanife’den nakledilen iki görüşten biri ve aynı zamanda İmam Muhammed’in görüşüdür.
Şâfiîler’e göre, bir şehirde birden fazla câmi bulunsa bile, birden fazla yerde kılmayı zorunlu kılan sebepler olmadıkça sadece bir câmide cuma namazı kılınır; böyle bir sebep yokken, birden fazla câmide cuma namazı kılınsa, sadece namaza ilk başlayanların cuma namazları sahîh olur, diğerlerininki sahîh olmaz. Bu durumda diğerlerinin sonradan öğle namazı kıl¬maları gerekir. Ancak, şehrin çok büyük olması sebebiyle, cuma namazı için herkesin bir yere toplanması çok zor olursa veya güvenlik, sağlık vb. konu¬larda ciddi endişeler bulunması sebebiyle bir yerde toplanılmasında sakınca varsa, ihtiyaç durumuna göre, bir şehirde birden fazla yerde cuma namazı kılınabilir. Bu tür sebeplerden dolayı, bir şehirde birden fazla yerde cuma namazı kılınırsa, buralarda cuma namazı kılanların ayrıca öğle namazı kıl¬maları gerekmez.
Mâlikîler’deki tercih edilen görüşe göre de, Şâfiî mezhebinde olduğu gibi, birden fazla yerde kılmayı zorunlu kılan sebepler olmadıkça, bir şehirde sadece bir yerde cuma namazı kılınır. Böyle bir sebep olmadığı halde bir beldede birden fazla câmide cuma namazı kılınsa sadece o beldedeki en eski câmide (öteden beri o beldede cuma namazının kılınageldiği câmide) kılanların cuma namazları sahîh olur.
Hanbelîler’e göre de, zorlayıcı sebepler yoksa bir şehirde sadece bir yerde cuma namazı kılınır. Bir câmi yeterli olduğu halde iki câmide, iki câmi yeterli olduğu halde üçüncü câmide cuma namazı kılınamaz. Hanbelîler’e göre ihtiyaç bulunmadığı halde, birden fazla yerde cuma namazı kılınsa, bu durumda sa¬dece devlet başkanı veya temsilcisinin kıldırdığı cuma namazı sahîh olur; bu durumda, cuma namazını önce veya sonra kılmak önemli değildir.
Hutbenin Rüknü: Ebû Hanîfe’ye göre hutbenin rüknü yani temel unsuru Allah’ı zikretmekten ibâret olduğu için, hutbe niyetiyle “elhamdülillah” veya “sübhânallâh” veya “lâ ilâhe illallah” demek sûretiyle hutbe yerine getirilmiş olur. Fakat bu kadarla yetinilmesi mekrûhtur. Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre ise hutbenin rüknü, hutbe denilecek miktarda bir zikirden ibarettir ki, bu zikrin uzunluğunun da en az teşehhüd miktarı kadar yani Tahiyyât duâsı kadar olması gerekir.
İmam Mâlik’e göre hutbenin rüknü, müminlere hitâben müjdeli veya sakındırıcı ifâde taşımasıdır.
İmam Şâfiî’ye göre ise hutbenin beş rüknü vardır. Bu rükünler şunlardır:
1. Her iki hutbede (hutbenin her iki bölümünde) Allah’a hamdetmek.
2. Her iki hut¬bede Peygamberimiz’e salevât getirmek.
3. Her iki hutbede takvâyı tavsiye et¬mek.
4. Hutbelerden birinde bir âyet okumak (âyetin birinci hutbede okunması efdaldir).
5. İkinci hutbede müminlere duâ etmek. Hanbelîler’e göre ise hutbenin rükünleri, sonuncu hariç, Şâfiîler’deki ile aynıdır.
Hutbenin Şartları:
Hanefîler’e göre cuma namazı hutbesinin sahîh olabilmesi için şu şartla¬rın bulunması gerekir:
1. Vakit içinde okunması.
2. Namazdan önce olması.
3. Hutbe niyetiyle okunması.
4. Cemaatin huzurunda îrâd edilmesi.
Son şartın yerine gelmiş olması için, kendisiyle cuma sahîh olan en az bir kişinin bulunması gerekir. Her ne kadar Hanefî mezhebinde hutbenin sıhhati için cemaatin şart olma¬dığına dair bir görüş mevcut ise de, mezhepte daha doğru kabul edilen gö¬rüş, bir kişi bile olsa cemaatin huzurunda okunmasının gerektiği şeklindedir ve bunun kendisiyle cuma namazı sahîh olabilecek bir kişi olması da şarttır. Ancak, hutbenin sıhhati için cemaatin işitmesi şart olmayıp sadece hazır bulunması yeterlidir.
5. Hutbe ile namaz arasının, yiyip içmek gibi namaz ve hutbe ile bağdaşmayan bir şeyle kesilip ayrılmaması.
Hatîbin hadesten tahâret ve setr-i avret şartlarını taşıyor olması ve hut¬beyi ayakta okuması şart değildir. Fakat bunlara riâyet edilmesi gerekir. Çünkü bunlar, kabul edilen görüşe göre sünnet olmakla birlikte bunların vâcip olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır.
Hanefîler’e göre cuma hutbesinin Arapça olması şart değildir.
Mâlikîler’e göre ise cuma namazı hutbesinin geçerli olmasının şartları şunlardır:
1. Hatîbin ayakta olması.
2. Her iki hutbenin de öğle vakti girdikten sonra îrâd edilmesi.
3. Her iki hutbenin de hutbe olarak nitelendirilebilecek içerikte olması.
4. Mescidin içinde îrâd edilmesi.
5. Namazdan önce olması.
6. En az on iki kişilik bir cemaatin huzurunda olması.
7. Açıktan okunması.
8. Arapça olması.
9. Hutbelerin arasına ve hutbe ile namaz arasına başka bir meşgûliyetin sokulmaması.
Mâlikîler’e göre de hatîbin abdestli olması şart olmadığı gibi hutbede niyet de şart değildir.
Şâfiîler’e göre cuma namazı hutbesinin sahîh olabilmesi için gerekli şartlar da şunlardır:
1. Hutbenin beş rüknünden her birinin Arapça olması.
2. Öğle vakti içinde olması.
3. Hatîbin, gücü yetiyorsa hutbeleri ayakta okuması.
4. Bir mazereti yoksa iki hutbe arasında oturması.
5. İki hutbenin rükünlerini en az kırk kişinin dinlemesi.
6. Hutbenin namazdan önce okun¬ması ve gerek hutbelerin arasına gerekse hutbe ile namazın arasına başka bir meşgûliyetin katılmaması.
7. Hatîbin hadesten ve necâsetten temiz olması.
8. Hatîbin setr-i avrete riâyet etmesi.
9. Hatîbin erkek olması.
10. Hatîbin kırk kişinin duyabileceği şekilde sesini yükseltmesi.
11. Hatîbin imâmlığının sahîh olması.
12. Hatîbin namazın farz ve sünnetlerini birbirinden ayıracak kadar bilgi sahibi olması, hiç değilse farzı sünnet olarak bilmemesi.
Şâfiîler’e göre de hutbe için niyet şart değildir.
Hutbenin Mekrûhları: Hutbenin sünnetlerini terketmek mekrûhtur. Ayrıca, hutbe okunurken ko¬nuşmak ve konuşan birini konuşmaması için uyarmak tahrîmen mekrûhtur. Hattâ hatîp ile cemaatin dînî meselelerde soru-cevap şeklindeki konuşması dahî -Hz. Peygamber’den bu yönde bazı uygulamalar rivâyet edilmekle birlikte- câmi disiplinini bozacağı gerekçesiyle hoş karşılanmamıştır. Hutbe dinleyenlerin sağa sola bakmaları, selâm verip almaları da mekrûhtur. Hattâ Hz. Peygamber’in adı anıldığı zaman ya sessiz kalmalı ya da içinden salât-ü selâm etmelidir. Hutbe esnasında namaz kılmak dahî mekrûhtur.
Cuma Vakti ve Cuma Namazıyla İlgili Bazı Meseleler: Hanefî mezhebine göre cuma namazına imâm selâm vermeden önce yetişen kimse cuma namazına yetişmiş olur. Bu kişi imâmın selâm vermesinden sonra namazını kendisi tamamlar. Muhammed, Mâlik ve Şâfiî’ye göre ise, cumaya yetişmiş sayılabilmek için en az bir rek’atı imâmla birlikte kılmak gerekir. Buna göre, imâm ikinci rek’atın rükûundan doğrulduktan sonra yetişip uyan kimse, namazını öğle namazı olarak dörde tamamlar.
Cuma namazını kılmakla yükümlü olmayan yolcunun ve mazeret sahibi kimselerin, cuma günü cuma namazı kılınan bir yerde öğle namazını cema¬atle kılmaları mekrûhtur. Cuma namazını kaçıran kimseler de öğle namazını ezânsız, kâmetsiz ve cemaatsiz kılarlar. Cuma ile mükellef olanların, cuma kılınan bir beldede cuma kılmayıp, cumadan önce veya cuma namazı esna¬sında öğle namazını kılmaları haramdır.
Cuma günü öğle (zevâl) vaktinden önce yolculuğa çıkmakta bir sakınca yoktur. Zevâlden/ilk ezândan sonra cuma namazını kılmadan yolculuğa çıkmak tahrîmen mekrûhtur. Otobüs, tren veya uçağın hareket saati tam da bu saate denk geliyorsa, kişinin kendi ihtiyârını aşan bir durum olduğu için bu kerâhet kalkar. Bununla birlikte diğer mezheplerin, cuma namazının kaçırılması endişesine binâen cuma günü fecirden sonra yolculuk yapmaya sıcak bakmadıklarını göz önüne alarak mümkün oldukça, cuma günü yapı¬lacak yolculuğu cuma namazına göre ayarlamak daha uygun olur.
Cuma günü cuma ezânını işiten kimselerin çarşı ve pazardaki alışveriş¬lerini bırakıp cuma namazına koşmaları gerekir. Cuma namazı ile yükümlü kişilerin cuma günü zevâl vaktinden sonra hatîbin minberde olduğu sırada alışveriş yapmaları Hanefîler’e göre tahrîmen mekrûh olmakla birlikte yapı¬lan alışveriş geçerlidir. Diğer mezheplere göre bu vakitte alışveriş yapmak haramdır ve bu esnada yapılan akdin geçerli olmayacağı kanaati hâkimdir.

VİTİR NAMAZI
Vitir Arapça’da çiftin karşıtı olan “tek” anlamındadır. Hz. Peygamber, günün kılınan son namazının tek (vitr) olmasını tavsiye ve teşvik etmiş ve kılınma vaktine ilişkin olarak da sabah namazının sünnetinden biraz önceki vakti, yani sabah namazı vaktinin girme¬sine yakın bir vakti önermiş, bununla birlikte gece uyanamayacağından endişe edenlerin yatmadan önce kılabileceklerini belirtmiştir.
Ebû Hanîfe vitir namazının vâcip olduğunu söylerken, Ebû Yûsuf ve Muhammed ile diğer üç mezhep imâmı bunun müekked sünnet olduğunu söylemişlerdir. Vitir namazının vakti, yatsı namazının sonrasından fecrin doğmasına kadardır. Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre, fecirden sonra kılın¬maz. Mâlik, Şâfiî ve Ahmed’e göre ise, sabah namazını kılmadığı müddetçe, fecirden sonra da vitir namazı kılınabilir.
Vitir namazı Hanefîler’e göre akşam namazı gibi bir selâmla kılınan üç rek’atten ibâret olup akşam namazından farkı, bunun her rek’atında Fâtihâ ve ardından bir sûre ve son rek’atta rükûdan önce tekbîr alınarak Kunut duâsı okunmasıdır. Bu tekbîri almak ve Kunut duâsını okumak Ebû Hanîfe’ye göre vâciptir ve hangisi terkedilse sehiv secdesi gerekir. Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre Kunut duâsı okumak sünnettir.
Mâlik, üç rek’at vitir namazı kılmayı müstehâp görmüştür. Bu üç rek’atın arası selâmla ayrılmalıdır, yani her birinde selâm verilmelidir. Mâlikîler’e göre vitir bir rek’at olarak da kılınabilir.
Vitir namazı binek üzerinde kılınabilir, binek nereye yönelirse yönelsin, sakınca yoktur. Çünkü Hz. Peygamber bunu binek üzerinde kılmıştır. Bu husus, vitir namazının farz olmadığına da gerekçe yapılmaktadır. Şöyle ki; Hz. Peygamber hiç bir farz namazı binek üzerinde kılmadığı halde, vitri bi¬nek üzerinde kılmıştır. Öyleyse vitir namazı farz değildir.
Hanefîler’e göre Kunut duâsı sadece vitir namazında okunur. Şâfiî ve Mâlik’e göre, her zaman sabah namazının farzında rükûdan sonra ayakta Kunut duâsı okunabilir. Bu Kunut duâsı, Mâlikîler’e göre müstehâp, Şâfiîler’e göre sünnettir. Sabah namazında Kunut duâsını okuyan bir Şâfiî veya Mâlikî imâma uyan Hanefî, susup bekleyebileceği gibi içinden Kunut duâsını da okuyabilir.
Vitir namazı, müstakil bir namaz olduğu için yatsı namazıyla birlikte kazâya kaldığı vakit kazâ edilmesi gerekir.

BAYRAM NAMAZI
Bayram namazı, biri ramazan bayramında diğeri kurbân bayramında olmak üzere yılda iki defa kılınan iki rek’atlık bir namazdır. Bayram namazı Hanefî mezhebinde, cuma namazının vücûb şartlarını taşıyan kimselere vâciptir. Şâfiî ve Mâlikîler’e göre müekked sünnet, Hanbelîler’e göre ise farz-ı kifâyedir.
Bayram namazının sıhhat şartları, Hanefîler’e göre, hutbe hariç, cuma namazının sıhhat şartları ile aynıdır. Sadece hutbenin hükmü bakımından aralarında fark vardır. Yani cuma namazında hutbe sıhhat şartı olduğu halde, bayram namazında sünnettir. Yine hutbe cuma namazında namaz¬dan önce, bayram namazında ise namazdan sonra okunur.
Şâfiîler’e göre kadınlar da bayram namazı ile yükümlüdürler. Şu var ki bu namazın cemaatle kılınması şart olmayıp, münferiden de kılınabilir, fakat câmide cemaatle kılınması daha faziletlidir.
Teşrîk Tekbîrleri: Peygamberimizin, kurbân bayramının arefe günü sabah namazından başlayarak bayramın 4. günü ikindi namazına kadar, ikindi namazı da dâhil olmak üzere farzlardan sonra teşrîk tekbîrleri getirdiğine dair rivâyetler bu-lunmaktadır. Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre arefe günü sabahından bay¬ramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakit, her farzın selâmından sonra teşrîk tekbîri getirmek, kadın-erkek ve seferî-mukîm ayırımı olmaksızın her mükellefe vâciptir. Hanefî mezhebinde fetvâya esas olan görüş budur. Teşrîk günlerinde kazâya kalan namaz, yine o günlerde kazâ edilirse teşrîk tekbîr¬lerini de kazâ etmek gerekir. Bunun dışında teşrîk tekbîrleri kazâ edilmez.
Ebû Hanîfe’ye göre ise bu tekbîrler, kurbân bayramının arefe gününden 1. gün ikindi namazına kadar sekiz vakit, cemaatle kılınan farz namazlar¬dan sonra vâciptir. Dolayısıyla bu vâciplik cemaate katılması gerekmeyen seferî ve mukîm kişiler için söz konusu değildir.
Teşrîk tekbîrleri, Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre sünnet, Mâlikî mezhe¬bine göre ise mendûptur.

10

Aralık
2012

Diyanet Yeterlilik Sınavına Hazırlık-20

Yazar: arafat  | Kategori: MSTS | Yorum: Yok
Diyanet  Yeterlilik  Sınavına  Hazırlık-20

DİYANET KURUL KARARLARI
CUMA NAMAZI VE ZUHR-İ ÂHİR
Cuma namazı, farziyyeti Kitâp, sünnet ve icmâ ile sâbit olan ve hutbeyi de ihtivâ eden iki rekâtlı, cemaatle kılınan bir namazdır. Cuma namazının hicretten önce farz kılındığına dâir rivâyetler bulunmakla birlikte, Hz. Peygamber ilk Cuma namazını hicret esnasında Medîne yakınındaki Rânûna denilen bir vâdîde kıldırmıştır. Cuma namazının farzı iki rekâttır. Bu konuda herhangi bir ihtilâf yoktur. Hz. Peygamber’in Cuma namazından önce ve sonra, ismi ne olursa olsun evde ya da câmide nâfile namaz kıldığı vâkîdir.
Cuma Namazı ile Yükümlü Olmanın Şartları: Cuma namazı, akıllı, bulûğ çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve mukîm Müslüman erkeklere farz kılınmıştır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaate gelemeyecek kadar mâzereti olanlar Cuma namazı kılmakla yükümlü değildirler. Zîrâ Hz. Peygamber, köle, kadın, çocuk, hasta ve yolcu dışında Cuma namazının her müslümana farz olduğunu belirtmiştir.
Kadınların Cuma namazı kılmaları: Cuma namazı kılmak kadınlara farz değildir. Hadîs ve siyer kaynaklarında, Hz. Peygamber döneminde bazı hanımların münferiden Cuma namazına katıldıklarını bildiren rivâyetler bulunmakla birlikte, onların erkekler gibi yoğun bir şekilde Cuma’ya iştirâk ettiklerini gösteren bir bilgi bulunmamaktadır.
Şehir: İslâm bilginleri Cuma namazının sahîh olması için, Cuma namazının şehir veya şehir hükmünde bir yerleşim biriminde kılınması gerektiğini ileri sürmüşler, ancak şehrin tanımı konusunda ihtilâf etmişlerdir.
Hz. Peygamber, ilk Cuma namazını, Mekke’den Medîne’ye hicreti esnasında Sâlim b. Avf oğullarının ikâmet ettiği Rânûnâ adı verilen bir vâdîde kıldırmıştır. Buna göre, farzı edâ edecek sayıda cemaatin bulunduğu mezra, köy, belde, şehir gibi büyük veya küçük tüm yerleşim birimlerinde kılınan Cuma namazı sahîhtir.
Cemaat: Hanefi Mezhebinde, Cuma namazının kılınabilmesi için, Ebû Hanîfe ve Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî’ye göre, imâmın dışında en az üç, Ebû Yûsuf’a göre ise, iki kişinin bulunması gerekir.
Şâfiîler ve Hanbelîler, Hz. Peygamber’in Medine’ye gelmesinden önce Es’ad b. Zürâre tarafından Medîne’de kıldırılan ilk Cuma namazında kırk kişinin hazır bulunduğunu bildiren rivâyetlere dayanarak kırk kişinin bulunması gerektiği görüşünü öne sürmüşlerdir.
1. İki rekât olan Cuma namazının farziyyetinin Kitap, sünnet ve icmâ ile sâbit olduğuna, sıhhat şartlarından olan hutbenin Cuma namazının farzından önce okunması gerektiğine,
2. Cuma namazının farzından önce ve sonra, Hz. Peygamber’in nâfile olarak namaz kıldığı sâbit olduğundan, Cuma’dan önce ve sonra nâfile namaz kılmanın sünnet olduğuna, bu nâfile namazların dördü farzdan önce, dördü de sonra olmak üzere toplam sekiz rekât kılınmasının uygun olacağına,
3. Cuma namazının kadın, hasta, yolcu, hürriyeti kısıtlı ve cemaate katılamayacak derecede mâzereti olanlara farz olmadığına, bununla birlikte kılmaları hâlinde namazlarının geçerli olup, ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmediğine,
4. İmamla birlikte en az dört kişinin bulunduğu mezra, köy, belde, şehir gibi büyük veya küçük tüm yerleşim birimlerinde Cuma namazının kılınması gerektiğine,
5. Bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınabileceğine, bu sebeple zuhr-i âhir namazının kılınmasına gerek olmadığına,
6. Zuhr-i âhir namazını kılmak isteyenlere ise mânî olunmasının uygun olmayacağına karar verildi.

ESTETİK AMELİYAT
Estetik ameliyatın;
1) Sâlim fıtratı bozmak kastı olmamak,
2) Yapılmasında bir yarar veya yapılmamasında mevcut bir zarar bulunmak,
3) Hile, aldatma veya karşı cinse benzeme kastı bulunmamak,
4) Hukûkî karışıklığa ve yanlış anlamaya yol açmamak kaydıyla bir tür tedâvî olarak yaptırılmasında sakınca olmadığına karar verildi.

GÖZ DAMLASININ ORUCU BOZUP BOZMAYACAĞI
Göz damlasının ve astımlı hastaların nefes alabilmek için kullanmak zorunda oldukları, ağzına küçük zerrecikler hâlinde püskürtülerek (sprey) aldıkları ilaçların orucu bozup bozmayacağı hususlarında;
1) Mütehassıs göz tabiplerinden alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilacın miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20′si olan 50 mikrolitre) oluşu ve bunun bir kısmının gözün kırpılmasıyla dışarıya atıldığı, bir kısmının gözde, göz ile burun boşluğu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesâmât yolu ile emilerek vücuda alındığı ancak yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının sindirim kanalına ulaşabilme ihtimâlinin bulunduğu dikkate alınarak, İslâm fakîhlerinin de belirttiği gibi göz damlasının orucu bozmayacağına;
2) Bir kısmı ağız cidarında emilerek yok olacak kadar az olması ve esâsen yutulmadıkça ağıza alınan suyun orucu bozmadığı ve orucun teşrî hikmeti dikkate alınarak, astımlı hastaların ağıza püskürtülerek aldıkları ilacın da orucu bozmayacağına karar verildi.

KADININ İMÂMETİ
Kadınların namazda imâmlık yapması, bir kadının hemcinsleri olan diğer kadınlara imâmlığı ve kadın-erkek karışık cemaate veya sadece erkeklere imâmlığı olarak iki kısma ayrılır.
Kadının hemcinsleri olan diğer kadınlara imâmlığı konusunda, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hanımlarından Ümm-ü Seleme ve Hz. Âişe’ nin kadınlara imâm olarak namaz kıldırdıklarına, bu durumda öne geçmeyip ilk safın ortasında durduklarına ait ilk devir hadîs kaynaklarında bilgiler vardır. Kadınların günlük beş vakit namazda olduğu gibi, terâvîh namazında da diğer kadınlara imâmlık yapmaları İslâm fakîhleri tarafından câiz görülmüştür.
Bir kadının, erkeklere veya kadın-erkek karışık cemaate imâmlık yapması ise, ilk hadîs kaynaklarında ve pek çok kaynakta yer alan bir habere göre Hz. Peygamber (s.a.v.) istisnâî olarak Ümm-ü Varaka isimli hâfız-ı Kur’ân bir sahabiyye hanımın kendi ev halkına imâmlık yapmasına izin vermiştir. Ümm-ü Varaka’ nın ev halkı ise, ölümünden sonra âzâd olmaları kaydıyla hür kıldığı biri erkek diğeri hanım iki köleden ibâretti.
Bu rivâyete dayanarak İmam Ahmed, Ebu Sevr, Müzenî, Taberî, İbn Teymiyye gibi âlimler, kadının zarûret hâlinde erkeklere de imâmlık yapabileceğini söylemişlerdir.
İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, Şâfiî gibi müctehidler ile Cumhûr-u fukahâ ise, kadının erkeklere imâmlığını câiz görmemişlerdir.

KADINLARIN BAŞI AÇIK NAMAZ KILMALARI
Namazda ve namaz dışında örtülmesi gereken avret mahallinin;
1) Erkeklerde diz kapağı ile göbek arası,
2) Kadınlarda ise, el, yüz ve ayaklar dışındaki bütün beden olduğu ve namaz kılarken, bu uzuvların vücut hatlarını belli etmeyecek ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise (örtü) ile örtülmesi gerektiğine ve kadınların baş açık olarak namaz kılmalarının câiz olmadığına karar verildi.

KADINLARIN CUMA, BAYRAM VE CENÂZE NAMAZI KILIP KILAMAYACAĞI VE BUNLARIN SAFLARDAKİ DURUMU
Cuma namazı farz-ı ayn, bayram namazları vâcip, cenâze namazı ise farz-ı kifâyedir. Bunlardan cuma ve bayram namazları, ancak cemaatle kılınır. Cenâze namazının cemaatle kılınması şart olmadığı gibi; ister erkek, ister kadın olsun tek bir müslümanın kılmasıyla kifâî farz yerine gelmiş olur. Görüldüğü üzere, gerek mükellefiyet gerek hüküm bakımından cenâze namazında kadın ile erkek arasında hiç bir fark yoktur.
Kadınlar cuma namazı ile yükümlü değildir. Cuma namazının kadınlara farz olmadığı konusunda icmâ vardır. Asr-ı saadetten beri hiçbir İslâm müçtehit ve âlimi bunun aksini söylememiş, bütün İslâm ülkelerinde, her dönemde uygulama da böylece devam edegelmiştir.
Cuma ve bayram namazları ile yükümlü olmadıkları halde kadınlar isterlerse bu namazlara katılabilirler. Bu takdirde, kendisine cuma namazı farz olmayan (mesela dînen misâfir sayılan) bir kişinin cuma namazını kıldığında o günkü öğle namazını kılmasına gerek olmadığı gibi, cuma namazına katılan kadınların da ayrıca öğle namazını kılmaları gerekmez.
Ne Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde ne de müteâkip asırlarda beş vakit namazla mükellef kadınların tamamının cuma ve bayram namazlarına katıldığı sâbit değildir. Günümüzde de isteyen hanımların câmi adabına uyarak câmilerin kendilerine ayrılan bölümlerinde, cuma ve bayram namazı kılmalarında hiçbir sakınca yoktur.
İster cuma, ister bayram, ister cenâze, hangi namaz olursa olsun, kadınlar erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı, uygun bir yerde namaza durmaları gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.) namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiştir. Sünnete uymayarak, kadınlar erkek safları arasına karışarak imâma uyarlarsa, Hanefî mezhebine göre cenâze dışında, kadınların arkasında ve hizâsında kalan erkeklerin namazları fâsit olmuş sayılır. Bu duruma sebep olan kadınlar da günâh işlemiş olurlar. Bu durum, rükû ve secdesi bulunmayan cenâze namazında meydana gelirse, erkeklerin namazı fâsit olmazsa da, sünnete aykırı hareket edildiği için mekrûh olur.

KADINLARIN İŞ HAYATINDA VE YÖNETİMDE YER ALMALARI
Kadınların Ticaret ve İş Hayatına Girmesi: İslâm’a göre, kural olarak kadın, ev içinde ve dışında çalışabilir; ailesinin ihtiyaçlarını sağlamada kocasına yardımcı olabilir. Şartlara ve ihtiyaçlara göre, aile hayatında eşlerin rollerinin değişmesi de mümkündür. Önemli olan hayatın huzur ve düzen içinde geçmesi, ihtiyaçların karşılanmasında bireylerin imkân ve kâbiliyetlerine uygun sorumlulukları dengeli şekilde üstlenmeleridir.
Kadın, mâlî ve ticârî alanlarda erkeklerle eşit konumda olup, kadın olması sebebiyle herhangi bir kısıtlamaya mârûz değildir; ticâret ve borçlar hukûku alanında erkeklerin sahip oldukları bütün hak ve yetkilere sahiptir.
Kadının Yöneticiliği: İslâm’da kadının, kamu görevi yapmasını yasaklayan açık, kesin ve bağlayıcı bir nass yoktur. Bu îtibarla, gerekli fıtrî donanımı hâiz, liyâkatli kadınların devlet başkanlığı da dâhil, her türlü yönetimde görev almasında dînî açıdan bir sakınca yoktur.
1) İslâm’da, erkeklere tanınan temel hak ve hürriyetlerin, aynı derecede kadınlara da tanındığına, kadın olmanın, hak ve fiil ehliyetini daraltan bir sebep olmadığına,
2) İslâm’ın öngördüğü temel prensip ve hükümlere, genel ahlak kurallarına uyulmak kaydıyla, kadın-erkek herkesin, çalışma, ticâret yapma ve iş hayatına katılma hakkına sahip olduğuna,
3) Gerekli fıtrî donanımı hâiz, liyâkatli kadınların devlet başkanlığı da dâhil, her türlü yönetimde görev almasında dînî açıdan bir sakınca olmadığına karar verildi.

KADINLARIN ÖZEL HALLERİNDE YAPAMAYACAKLARI İBÂDETLER
Kadınların ay hâli dönemlerinde, -temizleninceye kadar- cinsî ilişkide bulunmaları Kur’ân-ı Kerîm’de yasaklanmış; namaz, oruç ve Kâbe’yi tavâf da, sünnetle bu yasak kapsamına alınmıştır.
Kadınların ay hâli dönemlerinde namaz kılamayacakları, oruç tutamayacakları ve Kâbe’yi tavâf edemeyecekleri ayrıca bu günlerde kılamadıkları namazlarını kazâ etmeleri de gerekmediği konusunda İslâm müctehîd ve fakîhleri arasında icmâ vardır. Hayız ile ilgili hükümler aynen nifâs için de geçerlidir.
Âdet gören veya lohusa olan kadınların Kur’ân-ı Kerîm’i okumaları konusunda İslâm âlimlerinin farklı görüşleri vardır.
İmâm Mâlik ve Ahmed İbn Hanbel’e göre hayızlı veya lohusa olan kadınlar; el sürmeyerek ezbere veya yüzünden Kur’ân-ı Kerîm’i okuyabilirler, İmâm Mâlik bu durumdaki Kur’ân öğretici ve öğrencilerinin Kur’ân-ı Kerîm’i tutmalarını da öğretme ve öğrenme zarûretine binâen câiz görmüştür.
Zâhirî mezhebi fakîhlerinden İbn Hazm ise hayız ve lohusa olan kadınlarla cünüp olan kimselerin hem Kur’ân-ı Kerîm’i tutmaları ve hem de okumalarının câiz olduğunu söylemiştir.
Hanefî ve Şâfiîler ise hayız veya lohusa olan kadınların Kur’ân-ı Kerîm’i okumalarının câiz olmadığını söylemişlerdir.

KADINLARIN ŞAHİT VE MİRASÇI OLMALARI
Kadın-Erkek Eşitliği: İslâm’a göre, kadın ve erkek eşit ve birbirini tamamlayan varlıklardır. Yaratılıştan gelen fizyolojik ve psikolojik farklılıkların ötesinde, kadın ile erkek arasında bir ayrım yapılmamıştır; Allah katında bir insan ve kul olarak her ikisi de eşittir. Kur’ân-ı Kerîm kadın ve erkeğe eşit olarak hitâp etmektedir. Dînî yükümlülüklerde, ibâdetlerde, ahlâkî değer ve fazîletlerde kadın ile erkek arasında bir fark bulunmamaktadır. İslâm’da insanlar arasında tek değer ölçüsü takvâdır.
Kadının Şâhitliği: Konuyla ilgili âyetler birlikte değerlendirildiğinde, kadının şâhitliğinin erkeğinkine denk tutulabileceği anlaşılmaktadır.
Kadının Mîrasçılığı: İslâm’dan önce kadının sâbit ve belirli bir mîras hakkı yoktu. Hattâ o dönem Arap toplumunda, kadının mîrasçı olması bir tarafa, kendisi mîrasa konu olmaktaydı.
Kur’ân’ın kadını değersiz sayması söz konusu değildir. Bilakis konu ile ilgili âyetlerin getirdiği düzenlemeler, İslâm’ın kadınların hukûkî şahsiyetlerini tanıdığını, onların hak ve hukûkunu belirlemeye özel bir îtinâ gösterdiğini; haklarının zâyî edilmemesi için gerekli hukûkî tedbirleri aldığını ortaya koymaktadır.
Kadının mîrasta erkek gibi hak sahibi olduğu açıktır. Mîrastan kadına erkeğin yarısı kadar hisse verilmesi, kadının mîrasçı olarak sahip olabileceği bütün konumlar için değil, sadece kadının aynı babanın/ana-babanın çocuğu olarak erkek kardeşi ile birlikte mîrasçı olması durumunda söz konusudur.
Konu ile ilgili âyetlerde, bir erkeğin veya kadının, anne veya babası vefât etmişse ve çocuğu da yoksa sadece bir erkek veya kız kardeşi varsa, mîrastan her birine eşit olarak altıda bir hisse düşeceği ifâde edilerek, kadın ile erkeğin eşit hisse alacakları hükme bağlanmıştır (Nisâ 4/12).
Kız ile erkek kardeşlerin birlikte mîrasçı olmalarında kıza bir, erkeğe iki hisse verilmesinin sebepleri şöyle sıralanabilir:
a) İslâm hukûkuna göre, ister anne, ister eş, ister kız çocuğu, isterse kız kardeş olsun, kadının geçimi kendisine ait olmayıp; oğul, koca, baba veya erkek kardeşin sorumluluğundadır. Çoğunlukla kadın kendisi dışında başkalarının geçimini sağlamakla da yükümlü değildir. Erkek ise tam aksine, hemen bütün toplumlarda eşinin, kızının, annesinin veya kız kardeşinin geçimini sağlamakla mükelleftir. Bu sebeplerdir ki “nîmet külfete göredir” esasına uygun olarak, eşinin, kızının, annesinin veya kız kardeşinin geçimini sağlamakla yükümlü olan erkeğe, böyle bir yükümlülüğü olmayan kadının payının iki misli verilmiştir.
b) Kadın kendi mal varlığında istediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir. Kadının mâlî durumu yerinde olsa dahî, ailenin harcamalarına iştirâk etme zorunluluğu yoktur. Bu açıdan bakıldığında, kadın ile erkeğin eşit pay alması durumunda erkek; ailenin geçimini sağlamakla yükümlü olduğu halde, kadının böyle bir sorumluluğu olmadığından denge erkek aleyhine bozulmuş olacaktır.
c) Erkek evlenirken, eşine “mehir” vermekle yükümlüdür. Kadının ise, evlilikten doğan böyle bir yükümlülüğü olmamakta, aksine eşinden mehir almaya hak kazanmaktadır.
d) Kadın boşandığı takdirde iddet süresinde onun barınma, yeme-içme, giyim, tedâvî gibi nafakasını ödemek kocanın görevi olduğu halde; kadının kocasına karşı böyle bir sorumluluğu yoktur.
Yukarıda zikredilen dayanak ve gerekçeler ışığında;
1) İslâm’a göre, gerek ontolojik olarak, gerekse dînî sorumluluk, hukûkî ehliyet, temel hak ve hürriyetler bakımından ilkesel bazda kadın erkek ayrımı söz konusu olmadığına,
2) Şâhitlik konusunda, borçlanma âyetinde belirtilen ve dönemin şartları ışığında, kadınların ticârî faaliyetlerdeki pasif rolünden kaynaklanan farklılığın, genel düzenleme içermediğine,
3) Konuyla ilgili âyetler birlikte değerlendirildiğinde, kadının şâhitliğinin erkeğinkine denk olduğuna,
4) Kardeşlerin mîrâs paylaşımında kadınların payının, erkeklere nisbetle farklı olarak düzenlenmesinin, erkeğin çeşitli alanlardaki mâlî sorumluluğunun kadına nisbetle daha ağır olmasıyla doğrudan ilişkili olduğuna,
5) Kadının ihtiyacının daha fazla olduğu veya erkeğin mâlî sorumluluğun daha az bulunduğu durumlarda, karşılıklı rızâ ile bu paylaşımın daha farklı bir şekilde yapılabileceğine karar verildi.

KUR’ÂN-I KERÎM’ DE BEŞ VAKİT NAMAZIN BULUNUP BULUNMADIĞI
Belirli şartları taşıyan Müslümanlara günde beş vakit namazın farziyyeti Kitâp, sünnet ve icmâ ile sâbittir. Beş vakit namazın edâ edileceği vakitlere ve ne şekilde edâ edileceğine Kur’ân-ı Kerîm’in bir kısım âyetlerinde mücmel olarak işaret olunmuş, bu işaretler Rasûlüllah (s.a.v)’ın kavlî ve fiilî sünnetiyle açıklık kazanmıştır. Peygamberimiz namazı bizzât kılarak ve Müslümanlara imâm olup kıldırarak nasıl kılınacağını öğrettiği gibi bunların vakitlerini de göstermiştir. Gerek kılınış şekli, gerek vakitleri ile ilgili bu uygulama amelî tevâtür olarak, günümüze kadar devam etmiştir.

NAMAZ VAKİTLERİNİN OLUŞMADIĞI BÖLGELER İLE YATSI NAMAZI VAKTİNİN GEÇ OLUŞTUĞU BÖLGELERDE NAMAZ VAKİTLERİNİN TESBÎTİ
Namaz Vakitleri: Namaz vakitleri Kur’ân-ı Kerîm’de mücmel olarak işâret edilmiş; bu vakitlerin gösterilmesi, namazın kılınış şekli, hac ve zekâtta olduğu gibi sünnete bırakılmıştır.
1) 66º-90º enlemleri arasında kalan bölgelerde gündüz veya gecenin oluşmadığı (güneşin tamamen veya kısmen batmadığı/doğmadığı) dönemlerde, gündüz ve gecenin oluştuğu 64º enleminin esas alınarak en kısa gece veya gündüzün 3 saat kabul edilmesinin uygun olduğuna,
a) Bu bölgelerde, gecenin oluşmadığı dönemlerde, güneşin batışından 1 saat sonra yatsı vaktinin, 2 saat sonra da imsâkin başlamasının; gecenin oluşup üç saatten fazla sürdüğü dönemlerde, vakit alâmeti belirlenemediği takdirde, güneşin batışı ile doğuşu arasındaki sürenin 1/3′i güneşin batışına eklenerek yatsı, 2/3′si eklenerek imsâk vakitlerinin takdîr edilmesinin uygun olduğuna; ancak imsâk alâmeti açıkça görüldüğünde, ona uyularak amel edilmesi gerektiğine,
b) Bu bölgelerde gündüzün oluşmayıp takdîr edildiği dönemlerde ise, öğle namazının vakti için, takdîr edilen gündüzün ortasına 4 dakika ilâve edilmesi ve takdîr edilen öğle ile akşam namazının ortası da ikindi namazının vakti olarak belirlenmesinin uygun olduğuna,
2) Gündüz ve gece oluşmakla birlikte, yatsı veya imsâkin oluşmadığı veya akşam şafağının çok geç batıp fecrin erken zuhûr ettiği bölgelerde ise, güneşin batışıyla fecrin doğuşu arasındaki süre üçe bölünüp güneşin batışına eklenerek yatsının en geç oluşma vaktinin hesaplanmasına, yatsının gerçek vakti bundan önce gerçekleştiği sürece hakîkî vakitle amel edilmesinin, şafağın kaybolmasının gecenin üçte birinden sonra gerçekleşmesi hâlinde ise, gecenin üçte birinin yatsı namazının vakti olarak kabul edilmesinin uygun olduğuna, takvimlerin bu kriterler doğrultusunda hazırlanmasına, fecrin oluşmadığı dönemlerde, en son oluşan vaktin, tekrar fecir oluşuncaya kadar dondurulmasına,
3) İlmî verilere göre şafağın kaybolması/oluşması astronomik tandan daha düşük derecelerde oluştuğundan ve bunun tesbît edilerek takvimlerde uygulanması hâlinde, özellikle kuzey ülkelerinde önemli bir rahatlık meydana getireceğinden, yatsı ve imsâk vakitlerinin hangi derecelerde oluştuğunun tesbît edilmesine yönelik rasatlar yapılmasına,
4) Buna rağmen yatsının çok geç oluşup, çalışanların sıkıntıya düşmeleri durumunda akşam ile yatsı namazının akşam namazının vaktinde birleştirilerek kılınabileceğinin kendilerine bildirilmesi yararlı olacağına,
5) Hazırlanacak takvimlerin toplumda kabul görmesi, namazların cem’i konusunda halkın aydınlatılması ve uygulamada karşılaşılacak problemlerin tesbîti ve çözümü amacıyla, özellikle yurtdışı personelimizin eğitimine yönelik seminerler düzenlenmesinin yararlı olacağına karar verildi.

ORGAN NAKLİ
Normal durumlarda ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın hürmet ve kerâmetine aykırı görüldüğünden, İslâm fakîhlerince câiz görülmemiştir. Ancak, zarûret durumunda, zarûretin mâhiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir.
İslâm fakîhleri, açlık ve susuzluk gibi hastalığı da, harâmı mübâh kılan bir zarûret saymışlar, başka yoldan tedâvîleri mümkün olmayan hastaların haram ilaç ve maddelerle tedâvîlerini câiz görmüşlerdir. Organ naklinin;
1) Zarûret hâlinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayâtî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir tabip tarafından tesbît edilmesi,
2) Hastalığın bu yoldan tedâvî edilebileceğine tabibin zann-ı gâlibinin bulunması,
3) Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin yapıldığı esnâda ölmüş olması,
4) Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyânı olmamak şartıyla, yakınlarının rızâsının sağlanması,
5) Alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmaması,
6) Tedâvîsi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle râzı olması durumunda yapılması karar verildi.

ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN MUÂYENE VE TEDÂVÎ YÖNTEMLERİ
Oruç, ibâdet niyetiyle yemekten, içmekten ve cinsî münâsebetten uzak durmaktan ibârettir ve bunlardan birinin yapılmasıyla oruç bozulur. Bu konuda bütün İslâm bilginleri görüş birliği içindedir. Yemek, içmek ve cinsî münâsebet dışındaki konular ise, bunlara kıyaslanarak veya “sıyâm” kelimesindeki imsâk anlamından hareketle müçtehitler tarafından hükme bağlandığı için, bu konularda görüş ayrılığına düşmüşlerdir; birçok İslâm bilgini, orucu bozan şeyleri genişletirken, bir kısmı da, sadece âyet ve hadîsteki orucun anlamından hareketle, bunları dar tutmuştur.
Yemek, içmek ve cinsî münâsebete ek olarak, kendi fiiliyle ağız dolusu kusmak ve hacamat yapmak/yaptırmak dışında orucu bozan herhangi bir şey hadîslerde bulunmamaktadır. Buna karşılık, yıkanmak, ağza su almak (mazmaza), diş fırçalamak (misvâk kullanmak), sürme çekmek, eşini öpmek, yağlanmak, koku sürünmek gibi pek çok şeyin orucu bozmayacağı hadîslerde yer almaktadır.
1) Dinimiz, hasta olan ve tedâvî sürecinde bulunan kişilerin oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir. Bu nedenle, tedâvîsi devam eden kişiler, sağlıklarına kavuşup, tedâvîleri tamamlanıncaya kadar oruçlarını erteleyebilirler. Bununla birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu ediyorlar ve oruç tutmalarına başka bir engelleri de bulunmuyorsa, muâyene ve tedâvîlerini iftardan sonra yaptırmalarının önerilmesinin uygun olduğuna,
2) Astım hastalarının kullandığı spreyin; göz, kulak ve burun damlasının; kulak zarında delik bulunmayanların kulak yıkatmasının; dil altı kullanmanın; idrar kanalını görüntülemenin, idrar kanalına ilaç akıtmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmemesi kaydıyla endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; makat veya ferçten ultrason çektirmenin; lokal anestezi uygulamanın; makattan ve ferçten fitil kullanmanın; suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi kaydıyla lavman yaptırmanın; hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden hemodiyaliz yaptırmanın; gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyon yaptırmanın; anjiyo, biyopsi yaptırmanın, kan vermenin, merhem sürmenin, vücûda ilaçlı bant yapıştırmanın orucu bozmayacağına,
3) Gıda ve keyif verici enjeksiyon yaptırmanın; gıda içerikli sıvıların bağırsaklara verilmesinin veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde lavman yaptırmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; bölgesel ve genel anestezinin; kulak zarı delik olup, orucu bozacak kadar su mideye ulaşacak şekilde kulak yıkatmanın, periton diyaliz ve damara serum verilerek yapılan hemodiyalizin orucu bozacağına karar verildi.

SADAKA-İ FITIR
Bireyin sadaka-i fıtır ile mükellef olması için öngörülen zenginlik ölçüsü (nisâb), zekâtta aranan nisâptır. Malın artıcı olması ve üzerinden bir yıl geçmesi şartı aranmaz. Ramazan Bayramı’nın birinci günü tan yerinin ağarmasıyla vâcip olmakla birlikte, Ramazan ayı içinde de verilebilir.
Günümüzde sadaka-i fıtrın belirlenmesinde, bir kişinin bir günlük normal gıda ihtiyacını karşılayacak miktârın ölçü alınmasının uygun olduğuna; asgarî ücret, geçim standardı, gıda fiyatları gibi kriterler ile bir kişinin bir günlük asgarî gıda ihtiyacı göz önünde bulundurularak belirlenmesine; bu miktarın, nakden ödenebileceği gibi, aynî olarak da verilebileceğine karar verildi.

SALÂ VERİLMESİ
Ölüm haberinin çeşitli yollarla duyurulması sünnettir. Bu bakımdan, minâreden cenâze salâsı okunması ve arkasından da ölen kişinin adının ve memleketinin söylenmesinde dînen bir sakınca bulunmadığına, ancak, ölen kişi için övücü sözler söylenmesinin uygun olmadığına karar verildi.

SİGORTA
Başta ticâret olmak üzere pek çok ilişkinin globalleştiği günümüz dünyasında ticârî sigortanın bulunmaması başlı başına bir risk teşkîl eder ve Müslümanların ekonomik açıdan mağlubiyetini sonuç verir.
1) Genel olarak, sosyal sigortalar, karşılıklı sigortalar ve ticârî sigortaların câiz olduğuna,
2) Kâr payı esasına dayalı çalışan birikimli hayat sigortası ile bireysel emeklilik tasarruf ve yatırım sisteminin ise, yatırılan primlerin, dînen helâl olan alanlarda değerlendirilmesi durumunda câiz olduğuna,
3) Konusu din tarafından yasaklanmış olan sigortanın câiz olmadığına karar verildi.

TERÂVÎH NAMAZININ KAÇ REK’AT OLDUĞU
Peygamberimizin ashâbına kıldırdığı ilk terâvîh namazından bahseden mûteber hadîs kaynaklarının verdikleri hadîslerde terâvîh namazının rek’atları ile ilgili bir sayı yoktur. Hz. Âişe’ye Rasûlüllah’ın ramazandaki gece namazı sorulduğunda “Rasûlüllah (s.a.v.) ne ramazanda ne de ramazandan başka gecelerde onbir (diğer bir rivâyette onüç) rek’at üzerine ziyâde etmiş değildir.” karşılığını vermiştir.
Hanefî ve Şâfiî fukahâsının büyük bir kısmı terâvîh namazının yirmi rek’at olarak sünnet kılındığını söylemişlerdir.
Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Osman dönemlerinden başlayarak günümüze kadar uygulandığı biçimiyle terâvîh namazı yirmi rek’attır. Bütün fıkıh kaynaklarımızda da terâvîh yirmi rek’at olarak ele alınmış ve işlenmiştir. Şu anda başta ülkemiz olmak üzere bütün İslâm ülkelerinin câmilerinde cemaatla terâvîh namazı yirmi rek’at olarak kılınmaktadır.

TÜP BEBEK
Kadın veya erkekteki bir kusur sebebiyle, tabiî ilişkiyle gebeliğin gerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde;
1) Döllendirilecek yumurta ve sperm, her ikisinin de nikâhlı eşlere ait olması, yani bunlardan herhangi biri yabancıya ait olmaması;
2) Döllenmiş olan yumurta, başka bir kadının rahminde değil, kendi rahminde gelişmesi;
3) Bu işlemin, gerek anne-babanın; gerek doğacak çocuğun maddî, rûhî ve aklî sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağı tıbben sâbit olması şartıyla, çeşitli tıbbî yollarla gebeliklerinin sağlanmasında İslâmî hükümler açısından bir sakınca görülmemektedir.
4) Başka kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanmasının ise insanlık duygularını rencide etmesi ve zînâ unsurlarını taşıması sebebiyle câiz değildir.

TÜRKÇE İBÂDET
Namazda ve ibâdet olarak Kur’ân-ı Kerîm, aslî lafızları ile okunur. Ancak Yüce Allah’ın bize olan öğüt, buyruk ve yasaklarını öğrenmek, onun irşâdından yararlanmak maksadıyla tercüme, meâl ve açıklamalarını da okumak çok sevâptır ve genel anlamı ile ibâdettir.

27

Kasım
2012

KUR’ AN-I KERİM BİLGİLERİ

Yazar: arafat  | Kategori: KUR’AN-I KERİM | Yorum: Yok
KUR’ AN-I KERİM BİLGİLERİ

3. KUR’ÂN-I KERÎM ve MEÂL
Türkçe’de Kur’ân-ı Kerîm’in Arapça’dan başka bir dile tercüme edilmiş haline “çeviri” yerine meâl sözcüğü kullanılır. Bunun nedeni meâl kelimesinin “yakın çeviri” (yahut eksiltili çeviri) anlamına sahip olmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm tercümesi ya da çevirisi demek daha iddialıdır. Bu nedenle meâl yazarları çeviri konusunda yetersizliklerini vurgulamakta ve Kitabımızın çevirisini yapmanın mümkün olmadığını itiraf etmektedirler.
İlk hitap ettiği toplumun konuştuğu dilin kelimelerinden seçilerek hiçbir beşerin güç yetiremeyeceği bir ahenkle dizilip en güzel nağmelerle dokunan Kur’an nazmının, o insanlara hitap ederken kurduğu zihinsel ve duygusal iletişimi, meâller asla kuramamaktadır. Böyle bir iletişimin kurulması şöyle dursun, meâllerle normalde âyetlerin metin olarak muhtevasını düzgün bir şekilde aktarmak bile mümkün değildir. Çünkü bazen bir âyete, hepsi de doğru olmak üzere birçok meâl verilebilmektedir. Aynı şekilde Kur’an nazmında çeşitli manalara gelebilen ortak anlamlı pek çok kelime vardır. Bu anlamların hepsi meâle alındığı takdirde meâl, tefsire dönüşmektedir. Alınmadığında ise meâl, âyetlerin ve âyetlerde geçen bazı kelime ve kavramların anlamlarını daraltmış olmaktadır. Bunun yanında meâllerde Kur’an-ı Kerim’in mucizeliği, edebi güzelliği, ses ve üslûp özellikleri ve belagatı yansıtılamamaktadır. Bu yüzden ruhları coşturan, aklı ve düşünceyi fetheden, kalpleri tesiri altına alan Kur’an’ın etkileyici ve canlı üslubu, meâllerde yerini kuru bir metne bırakmaktadır.
İşte bu sebeple, Kur’an’ın mesajının insanların zihinlerine ve kalplerine etkili bir şekilde ulaştırılabilmesi ancak sağlam ve güvenilir tefsirlerle mümkün olabilir. Çünkü âyetlerin içerdiği bütün anlamlar meâllere sığmaz. Bu yüzden Kur’an’ı doğru ve daha iyi bir şekilde anlamak isteyenlerin, ya bizzat kendilerinin Arapçayı iyi bilip tefsir usûlüne vakıf olmaları, ya da güvenilir tefsirlerden yararlanmaları gerekir.
Kur’an-ı Kerim, şüphesiz apaçık ve anlaşılır bir kitaptır. Onun âyetlerinden pınardan suyun fışkırdığı gibi birçok manalar fışkırır. Mütercim ondan bir mana anlar ve onu aktarır; fakat onun anladığı manadan başka manalar da âyetlerde kendini göstermeye devam eder. Demek ki meâller Kur’an âyetlerinden bir veya iki mana aktarsa da, âyetlerden anlaşılabilecek daha pek çok manalar kalabilmektedir. Bu yüzden okuyucu, Kur’an’ı meâllerle ölçmeye kalkmamalıdır. Kur’an bu meâllerden ibaret değildir. Meâller itinalı ve doğru yapılabildiği takdirde yalnızca Kur’an’dan anlaşılan manalardan birer demettir. Âyetlerin içerdiği itikâdî, ilmî, hukûkî, sosyal, ahlakî, tarihî ve benzeri daha nice hikmet dolu hükümlerin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi ise, mutlaka güvenilir tefsirlere ihtiyaç hissettirmektedir.
Bir meâl ne kadar mükemmel olursa olsun Kur’an değildir. İşte bu sebeple tefsirlere müfessirlerin yorumlarının karıştığı, bundan dolayı tefsirleri bir kenara bırakarak Kur’an-ı Kerim’i doğrudan meâllerinden anlamak gerektiği yolundaki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü meâller Kur’an’dan mütercimin anlayabildiği kadar bazı şeyleri aktarabilirse de Kur’an’ın mesajını hakkıyla ortaya koyamaz.
Bu söylediklerimizden, Kur’an’ın meâlinin yapılmaması gerektiği sonucuna varılmamalıdır. Bütün bunlar, meâllerin Kur’an-ı Kerim’in yerine konamayacağını anlatmak içindir. Yoksa Kur’an-ı Kerim’den yararlanmak noktasında elbette meâllere ihtiyaç vardır.
Allah tarafından son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’e, ilk hitap ettiği toplumun dili Arapça ile nazil olan Kur’an-ı Kerim’in mesajını öğrenmek, her müslümanın hakkı ve vazifesidir. Arapça bilmeyenler için Kur’an’ı Kerim eskiden beri birçok dile tercüme edilegelmiştir. Kur’an-ı Kerimin ilk devirlerden itibaren başka dillere çevrildiğine dair örnekler mevcuttur. Selman el-Farisi Fatiha suresini Farsçaya çevirmiştir. Yine hicri 127 senesinde Kur’an’ın Berberi diline çevrildiğini, el-Cahız’ın (v.255/869) beyanına göre, Musa b. Seyyar el-Esvari’nin, Kur’an-ı Kerimi öğrencilerine hem Arapça hem Farsça tefsir ettiği, yine Buzurg b. Şehriyar’ın ifadesine göre 270/883 senelerinde Kur’an’ın Hind dillerine terceme edildiği bilinmektedir.
Türkler de müslüman oldukları dönemden itibaren Kur’an’ı anlamak için tercümeler yapmışlardır. İlk tercümeler kelime kelime (satır arası) yapılan tercümelerdir. Samanoğullarından Mansur b. Nuh devrinde (v.354/956) bir heyet Kur’an-ı Kerimi Farsçaya terceme etmiş, bu esere Taberi tefsirini de eklemiştir. Aynı heyetin, Kur’an-ı Türkçeye de (Uygur Türkçesi) terceme ettiği de söylenmektedir. Bunlardan başka hicri V. ve VI. asırlara ait Surabadi İsfaraini (v.471/1049), Zahidi (v.519/1125) ve Hoca Abdullah Ensari’nin tercemeleri günümüze kadar ulaşmıştır. Hoca Abdullah bu eserinin 107 tefsirden istifade ederek topladığını ifade etmektedir. Meâl ve tefsir çalışmaları Cumhuriyet döneminde hız kazanmıştır. Diğer yandan, Muhammed Hamidullah’ın verdiği bilgiye göre, Avrupa’da ilk Meâl çalışmaları 1141’de başlamış ve Kur’ân bu tarihlerde Latince’ye çevrilmiştir. İtalyanca’ya 1513, Almanca’ya 1616, Fransızca’ya 1647 ve İngilizce’ye de 1648’de tercüme edilmiştir. Bugün için, yaklaşık olarak Almanca’da 47, İngilizce’de 51, Fransızca’da 31, Latince’de 36, Urduca’da 100’e yakın ve Farsça’da 100’ün üstünde meâl bulunmaktadır. Türkçe’de ise günümüzde 100 civarında meâl olduğu söylenebilir.
Yüce Rabbimizin bütün insanlığa son kitabı ve ebedi hitabı olan Kur’an-ı Kerim, sadece Araplar ve Arapça’yı bilenler için değil, bütün insanları dalâletten korumak, onlara hakkı ve hakikatı öğretmek, hidayet ve gerçek saadet yolunu göstermek için indirilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için de, Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ilahi gerçek ve öğütlerin bütün insanlığa tebliğ edilmesi, herkes tarafından öğrenilmesi, anlaşılması, üzerinde düşünülmesi, kavranması ve kalplere yerleşmesi gerekir.
Kur’ân Meâlini ve Kur’ân’ı Okurken Şu Hususlara Özellikle Dikkat Edilmelidir
Kur’ân-ı Kerîm’de tek başına anlaşılabilecek pek çok âyet bulunmakla birlikte bazı âyetlerin, mutlaka Kur’ân’ın bütünlüğü içinde ele alınması zorunludur. Birbirini açıklar mahiyetteki âyetler, birlikte göz önüne alınmadığı takdirde, yanlış ve eksik anlamalar söz konusu olabilir. Bu yüzden birbiriyle bağlantılı âyetler, mutlaka birlikte değerlendirilmelidir.
İkinci olarak, Hz. Peygamber’in Kur’ân’ı anlayış ve hayata geçirişine bakmak gerekir. Herhangi bir âyet hakkında ondan sahih bir açıklama gelmişse; âyet-i Kerîme, öncelikle bu doğrultuda anlaşılmalıdır. Âyetler, Resûlüllah’ın anlayış ve açıklamalarına aykırı düşecek bir şekilde yorumlanamaz. Kur’ân-Sünnet bütünlüğü açısından bu, son derece önemlidir. Zaten bazı âyetlerin doğru anlaşılabilmesi, ancak Hz. Peygamber’in tefsir ve uygulamasıyla mümkün olabilmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’i doğru ve güzel bir şekilde anlayıp yorumlayabilmek için, İslam’ın ilk üç kuşağının anlayış ve açıklamalarını da dikkate almak gerekir. Çünkü ilk kuşak (Sahabe), Kur’ân’ın nazil oluşuna ve Hz. Peygamber’in onu anlayış ve hayata geçirişine tanık olan nesildir. İkinci kuşak (Tabiin) ise, bu ilk kuşakla iç içe yaşayan ve Resûlüllah’ın Kur’ân’ı nasıl anlayıp tefsir ettiğini ve nasıl hayata geçirdiğini onlardan aktaran nesildir. Üçüncü kuşak olan “Tebeü’t-Tabiin” ise ikinci kuşağın öğrencileridir.
Bu üç kuşak, âyetlerin nüzul sebeplerini bildiklerinden, âyetlerin öncelikli bağlamlarını da çok iyi tanımaktadırlar. Âyetlerin doğru anlaşılmasında indiriliş sebeplerinin göz önünde bulundurulması ise, son derece önemlidir.
Bunlara ilaveten, Arapça’yı çok iyi bilen, güvenilir dil bilginlerinin açıklamalarına bakılır. Kur’ân-ı Kerîm’in anlaşılmasında izlenen ve bütün ilim adamlarınca kabul edilen temel yöntem, budur. Kur’ân’ın doğru ve güzel bir şekilde anlaşılabilmesi için bu usulün izlenmesi gerekir. Yoksa birtakım yanlış ve eksik anlamalardan kurtulmak mümkün olmaz. İşte bunun için meâllerin yanında güvenilir tefsirlere ihtiyaç vardır.
Bilindiği gibi İslam’ın ana kaynağı Kur’ân’dır. Bu ana kaynak, Hz. Peygamber’in Sünnetinin de dinin kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak burada önemli olan, Sünnetin bize sahih olarak ulaşmış olmasıdır. Bu itibarla Hz. Peygamber’in Sünneti, Kur’ân’dan sonra İslam dininin ikinci kaynağıdır. Bundan sonra ümmetin icmaı ve ilim adamlarının ictihatları gelir. Dolayısıyla herhangi bir konuda “İslam’da şu şöyledir” diye hüküm verebilmek için belli düzeyde bir ilmi birikime sahip olmak ve dini hükümler konusunda izlenen usulü bilmek gerekir. Bu sebeple böyle bir ilmi birikime sahip olmayanlar, yalnızca Kur’ân-ı Kerîm meâllerine bakarak dini hükümler çıkarmaya kalkmamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki meâl okumak (özellikle tefsir tarzındaki dipnotları ve açıklamaları olmayan meâlleri okumak) sadece Kur’ân’ı anlamaya bir giriş mahiyetindedir. Dolayısıyla meâl okumak demek, sadece belli bir meâli okuyup, sonra da onun vasıtasıyla Kur’ân’ı anladığını düşünmek hatadır. Eski ve yeni yazılmış birçok meâl karşılaştırmalı olarak incelenmeli ve gerektiği yerlerde –ki mutlaka gerekecektir- tefsirlere müracaat edilmelidir. Bu açıklama, zaman zaman sorulan “hangi meâli okumalıyız?” sorusunun cevabı olarak da düşünülmelidir.
Kur’ân-ı Kerîm okurken son derece ihlâslı olmalı, onun Allah kelamı olduğunun bilinci içinde bulunarak bütün varlığıyla ona yoğunlaşıp zihnini başka düşüncelerden arındırmalıdır. Kur’ân’ın doğrudan kendine hitap ettiğini düşünerek okuduğu âyetlerden etkilenmelidir.
Kur’ân meâlleri doğrudan doğruya Kur’ân olmamakla beraber, Kur’ân’dan yansımalar niteliğinde olduklarından, onları insan sözü olan diğer metinlerle bir görmemek gerekir. Bu sebeple, Kur’ân’ın çeviri ve meâllerine de gerekli saygı gösterilmelidir. Çünkü Kur’ân’ın aslını okumak nasıl bir ibadet ve taat ise meâlini okumak da sevap kazandırıcı bir iştir.
Bazı Türkçe Meâller
(Bu liste için Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın Aziz Kur’an İsimli meâl çalışmasından faydalanılmıştır.)
1. Hasan Basri Çantay (1897-1964) Kur’an-ı Hakim ve Meâl-i Kerîm çeviri ve notlar. 3 cilt, 1256 sayfa, İstanbul, 1953, 1957-58, 1959, 1969, 11. baskı 1980.
2. İsmail Hakkı İzmirli, (1868-1946) Kur’ân-ı Kerîm Çevirisi, İstanbul, 1926, 1932. (Türkçe Bibliyografya tarafından anılmıştır, 1977).
3. Süleyman Tevfik Zorluoğlu, Kur’ân-ı Kerîm Çevirisi, 1926. (NUC’e göre, bu eser 1925’te basılan ve Arap harfleriyle yazılmış olan ilk baskının Latinize edilmiş şeklidir.)
4. Muhammed Hamdi Yazır (Elmalı’lı), (1877-1942), Hak Dini Kur’an Dili, Yeni Meâlli Tefsir, Arapça metin, çeviri ve tefsir, 9 cilt, 1935-1939 İstanbul, 6442 sayfa + indeks, 1960-62, 1970.
5. Ömer Rıza Doğrul, (1893-1952), Kur’ân-ı Kerîm Çeviri ve Tefsir-i Şerifi, Tanrı Buyruğu, 2 cilt, Arapça metin, çeviri ve dipnotlar, CCVIII+1000 sayfa, İstanbul, 1934, 1947, 3. baskı, (?) 1980.
6. Besim Atalay, Kur’an, İstanbul, 1962, lüks baskı.
7. Ömer Fevzi Mardin, Kur’ân-ı Kerîm Mevzularına göre Tasnifli-Şerhli Türkçe, konularına göre yeniden düzenlenmiş) İstanbul, 1950.
8. Hacı Murad, İslam’ın Mukaddes Kitabı Kur’ân-ı Kerîm Türkçe Çeviri ve Tefsiri, Arapça metinle beraber, 624 sayfa, İstanbul, 1955.
9. Osman Nebioğlu, Türkçe Kur’ân-ı Kerîm, İstanbul, tarihsiz, 346 sayfa.
10. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, (1886-1978), Kur’an, Ankara, 1957.
11. Abdülbaki Gölpınarlı, (1900-1982), Kur’ân-ı Kerîm, 2 cilt, Arapça metinle birlikte, İstanbul, 1955, 1968.
12. Ayıntabi Mehmet Efendi, Kur’ân-ı Kerîm Meâli ve Tefsiri (Bu zatın son eseri olan Tibyan Tefsiri Süleyman Fahir tarafından latin harflerine çevrilmiş ve dili yenileştirilmiş olarak yeniden basılmıştır.) 4 cilt, İstanbul, 1956-7, 1980-1.
13. İsmail Ferruh, Kur’ân-ı Kerîm, 692 sayfa, Arapça metinle birlikte yeni baskı. (Süleyman Fahir tarafından eski Mevakib Tefsiri latin harflerine çevrilmiş ve dili yenileştirilmiştir.)
14. Murat Sertoğlu, Bir İstanbul Gazetesinde tefrika olarak yayınlanmıştır.
15. Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli, Kur’ân-ı Kerîm, 3 cilt, Arapça metinle beraber (meşhur Hafız Osman hattı), Ankara, 1961-1973. (Osman Keskioğlu tarafından kaleme alınan girişte belirtildiğine göre, eser bir ilim kurulunun çalışmasıdır. Kurulda başlangıçta Şehid Oral, Yusuf Ziya Ersal, Mustafa Runyun, Ali Sami Yücesoy, Asım Güven, M. Asım, Kemal Edip Kürkçüoğlu ve M. Şevki Özmen yer alıyordu. Daha sonra Kurulda yalnızca Şehid Oral, Yusuf Ziya Ersal, Asım Köksal ve M. Şevki Özmen kalıp bu zatlar sadece 3. surenin sonuna kadar olan kısmı bitirmişler, daha sonra Dr. Hüseyin Atay ve Dr. Yaşar Kutluay eseri sonuna kadar tamamlamışlardır. Daha sonra da Fahir İz başkanlığındaki Osman Keskioğlu, M. Z. Bilgin ve M. Öğütçü’den oluşan bir başka kurul bütün metni baştan sona yeniden gözden geçirmiştir.)
16. Ömer Nasuhi Bilmen, (1884-1971), (Eski Diyanet İşleri Başkanlarından, Ankara) Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Alisi ve Tefsiri, 5 cilt, İstanbul, 1962-1964.
17. Fikri Yavuz (İstanbul Müftüsü), Kur’ân-ı Kerîm ve Meâl-i Alisi, İstanbul, 1967, 1970-72-74-76.
18. Muhammed b. Hamza (15. Asır), Kur’an Çevirisi, İstanbul, 1976. Ahmet Topaloğlu’nun Latin harfleriyle yaptığı edisyon.
19. Atıf Tüzüner, Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meâli, İstanbul, 1970, 1973.
20. Süleyman Ateş, Kur’ân-ı Kerîm Meâli, Yüksel Matbaası, 1974, 1975, Ankara, 1980.
21. Ziya Kazıcı-Necip Taylan, Kur’ân-ı Kerîm Meâli (Türkçe Anlamı), Çığır yayınevi, İstanbul, 1982.
22. Abdullah Aydın, Kur’ân-ı Kerîm ve Yüce Meâli, Aydın yayınevi, İstanbul 1979.
23. Hakkı Şengüler-Emin Saraç-Bekir Karlığa, Fi Zılali’l Kur’an (Kur’an’ın Gölgesinde), Seyyid Kutub’un eserinin Türkçe’ye çevirisi, 16 cilt, Hikmet yayınları, 1979.
24. Süleyman Fahir, Tıbyan Tefsiri çevirisinin dilinin yenilenmesi. Yeni baskısı Ahmed Davudoğlu tarafından gerçekleştirilmiştir.. 3 cilt, Sağlam Kitabevi, İstanbul, 1980.
25. Ali Rıza Sağman, Lafzen ve Meâlen Kur’ân-ı Kerîmin Çevirisi, Üçdal neşriyat, 1980.
26. Kadir Kabakçı-Hasan Karakaya-Mehmet Süslü-Kenan Seyithanoğlu, Kerîm Aytekin, Kur’ân-ı Kerîm Türkçe Meâli, Çağ Yayınevi, 1981.
27. Hadimli Mehmet Vehbi Çelik, Hulasatu’l Beyan Fi Tefsiri’l Kur’an, 16 cilt 4. baskı, 6909 sayfa, İstanbul, 1966-71. (WB, 1619-20, 1730-3)
28. Ahmet Okutan, Kur’ân-I Kerîm’in Konularına Göre Ayrılmış Türkçe Anlamı, 729 sayfa, İstanbul, 1967. (WB, 1663)
29. M. Kazım Öztürk, Kur’an’ın 20. Asra Göre Anlamı, 3 cilt, 381+392+220 sayfa, Arapça metin ile birlikte, Ankara, 1974-80.
30. Süleyman Tevfik Özzorluoğlu, Kur’ân-ı Kerîm, 2. baskı, 719+4 sayfa, İstanbul, 1932.
31. Ali Bulaç, Kur’an- Kerîm’in Meâl Tercümesi, İstanbul, 1982.
32. Talat Koçyiğit-İsmail Cerrahoğlu, Kur’ân-ı Kerîm Meâl ve Tefsiri, 1 cilt, Ankara, 1984. (Tamamlanamamıştır.)
33. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları, İstanbul, 1 cilt, 1987
34. Ebu’l Ala Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, Urduca’dan Mehmet Han Kayani ve diğer dört kişi tarafından çevrilmiştir. 1. cilt 1987, İstanbul.
35. Enver Baytan, Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meâl-i Alisi, 608 sayfa, İstanbul, Baytan Yayınları, 1987.
36. Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı (Meâl-Tefsir), trc. Cahit Koytak-Ahmet Ertürk.
37. Muhammed Hamidullah, Aziz Kur’ân, trc. Mahmut Kanık-Abdülaziz Hatip.
38. Salih Akdemir, Son Çağrı Kur’ân, Ankara Okulu yayınları.
39. Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an.
40. Mustafa Öztürk, Kur’ân-ı Kerîm Meâli.
ARAP DİLİNİN TARİHÇESİ
Arap dilini sistematik olarak gramerleştiren ve bu konuda ilk çalışmayı yapan alim Ebu’l-Esved ed-Düeli ( 69/689) dir . Düeli, Tabiindendir ve Sıffin savaşında Hz. Ali ile beraber idi.
Önceleri arapça kelimelerin üstünlü hallerinde harfin üzerine bir nokta, esreli hallerinde altına bir nokta, ötreli hallerinde ise harfin önüne bir nokta konuluyordu.
Ancak,müslümanların değişik bölgelere yayılması, buna paralel olarak, Kur’an’ın okunuşu konusunda farklı farklı örneklerin ortaya çıkması, ayrıca müslümanların arap dilini neye göre ve nasıl konuşup okuyacaklarına ait bilinen bir dil kültürleri yoktu.Dolayısıyla hareke konusundaki bu uygulama çok ta kullanışlı değildi.Bu uygulama, İslami dönemin ilk yüzyılından önce sona erdi. Düeli’nin nezaretinde yapılan çalışmalarla bugünkü nokta ve harekeler belirlenmiş oldu. Bu çalışmalar, Irak’ın ve doğu eyaletlerinin yöneticisi Haccac zamanında tamamlandı.Düeli, Abdü’l-Melik b. Mervan’ın 66 / 685 – 86 / 705 ) halifeliği boyunca halka Kur’ani yazıyı tanıtan kişidir.
Arapçanın esaslarını belirlemek üzere Emevi halifeleri bu işe teşvik edici tedbir ve çalışmalar için ilim adamlarını devreye soktular.
Arap dilinin ilk ve belli en büyük üstadı , Sübeveyh ( 183 / 799 )’in hocası,en büyük gramercilerin ve hicri 2.yüzyıl edebiyatçılarının yegane çizgisi olan Halil b. Ahmed ( 180 / 705 )’tir. O , arapçanın bütün özelliklerini ; gramer, sarf ve nahiv kitabı olan Kiabü’l-Ayn da yazdı.Arap dilinin hece harflerinden tertip edilen bütün kelimelerini inceledi, saydı ve onları 1.235.412 olarak tespit etti.
Halil b. Ahmed’in bu eserinin özetini yayımlayan Ebu Bekr ez-Zebidi (379 / 989 ), bu dilin sayımını yaparak aşağıdaki tabloyu meydana getirmiştir.
Köklerin Formu Kelimelerin Sayısı Kullanımda olan Kelimeler Kullanılmayan
Kelimeler
2 Harfli 750 589 161
3 Harfli 19.650 4.269 15.381
4 Harfli 33.400 2.820 30.580
5 harfli 6.375.600 42 6.375.558
TOPLAM 6 . 429 . 400 7 . 720 6 . 421 . 680
4 . KIRAAT İLMİ:
Kıraat İlminin Tarifi:
Kur’an kelimelerinin eda keyfiyetlerini ve ihtilaflarını, nakledenlere nisbet ederek, bilmektir.
Kıraat İlminin Konusu:
Teleffuzlarındaki ihtilaf ve edalarındaki keyfiyet bakımından, Kur’an’ın kelimeleridir. Kıraat İlminin Gayesi:
Mütevatir ihtilafların zabt melekesini elde etmektir.
Kıraat İlminin Faydası:
Kur’an’ın kelimelerini , teleffuz hususunda, hatadan korumak, tahrif ve tağyirdenmuhafaza etmek,kıraat imamlarının kıratını bilmek ve birbirinden tefrik etmektir.
Kıraat İlminin Üstünlüğü:
Kur’an-ı Kerim’e çok yakın alakasından dolayı,şer’î ilimlerin en şereflisidir.
Kıraat İlminin Şeriattaki Yeri:
Müslümanlar üzerine kıraat ilmini öğrenmek ve öğretmek farz-ı kifayedir.
Kıraat İlminin Mes’eleleri:
Kıraat ilmine ait genel kaidelerdir
KIRAAT İLMİ VE İMAMLARININ ORTAYA ÇIKIŞI
Hicri II. Asrın başından itibaren kıratlar, bir takım imamlara nisbet edilmeye başlanmıştır.Bu dönemde muayyen beldelerdeki Müslümanların, kendi kıratlarını diğer beldelerdeki kıratlara tercih etmeleriyle “Yedi Kıraat” tabirinin şöhret bulmaya başladığını görmekteyiz.Artık bu dönem kıratta tercih / ihtiyar dönemidir.Yani kıraat alimleri birçok kişiden kıraat aldıkları halde, onlardan bazılarını almış, bazılarını terk etmişler, sonuçta derledikleri kıratlar ve okuyuşları kendilerine nisbet edilmeye başlanmıştır.Nitekim İbn Atiye (Ö.541 / 1147), “Daha sonra kıraat alimleri,kendilerine nakledilen ve özellikle de Mushaf hattına muvafık olan okuyuş farklılıklarını tetebbu etmişler, akabinde de ictihadları doğrultusunda okumuşlardır” diyerek bu hususa açıklık getirmiştir.(Kay: Maşalı,358).Mesela;Medine’de İmam-ı Nafi, Tâbiûndan 70 kişiden kıraat aldığı halde, bunlardan yalnız üzerinde ittifak edilen iki kişinin kıratını tercih etmiştir.
Böylece Mekke’de Abdullah b. Kesir ( 210/737) , Medine imamı Nafi (ö.169/785), Şam’da İbnü Amir ( 118/736) , Basra’da Ebu Amr (154/770) ve Ya’kub (205/810) , Kufe’de Asım ( 127/744) ve Hamze (188/803)’nin kıratları meşhur olmuştur.(4)
Diğer kıraat imamları da aynı tercih ve ihtiyarda bulunmuşlardır.Burada önemli bir hususa daima dikkat edilmiştir ki o da, tercih edilen vechin, Mushaf hattına uygun olması şartıdır.
Mushafların istinsahı öncesinde nakil itibarıyla sahih olan okuyuşların tamamı kabul görmekte iken , Mushafların istinsahı sonrasında, nakli sahih olan okuyuşlardan yalnızca Mushaf hattına uygun düşen okuyuşlar kabul edilir olmuştur.
Daha sonra ise Arapça dil çalışmaları sonuçlanınca ise söz konusu tercihlerde, Arapça dil kurallarına uygunluk şartı da aranmaya başlanmıştır.Nitekim Mekki, kıraat ihtiyarı ve tercihinde üç hususun esas olduğunu, bunların ;
1.Arap dili açısından uygunluğu:
2.Mushaf hattına uygunluğu:
3.Naklin sahih olması:Çoğunluğun, o okuyuş üzerindeki ittifakı yani naklin sahih olmasını gerektirici sahabenin en az birkaç tanesinden nakledilmiş olması, şartıdır.
NOT:Mekki, yukarıdaki “çoğunluk” kelimesiyle ; Mekke ve Kufe ehli veya Mekke ve Medine ehli olduğunu, ya da Nâfi ile Asım kıratlarına karşılık geldiğini nakleder ki, o , anılan iki imama nisbet edilen kıratların en sağlam, sened itibarıyla en sahih, Arapça itibarıyla da en fasih okuyuşlar olduğunu belirtmiştir.
Hicri III. Asrın ikinci çeyreğinden itibaren ise kıraat imamları ihtiyarda bulunma yerine, yaptıkları ihtiyarları şöhret bulmuş kimselerin okuyuşları tercih edilmeye başlanmıştır.Bu babtan olmak üzere Bazı âlimler muhtelif sayıda kıraat ihtiyarında bulunmuşlardır.Bunlardan İbn Mücahid ) Ö.324/935) ise yedi kıraat ihtiyarında bulunmuştur.İbn Mücahid ile birlikte yedi kıratın dışında kalan ihtiyarlar/tercihler “Şaz” kıraat olarak tanımlanmaya başlamıştır.Ancak, bu görüş ümmetin tam ittifakına mahzar olmamış, nitekim daha sonra Ebu Ca’fer, Ya’kub ve Halef’in de kabulü ile bu kıratlar yani sahih kıratlar ona çıkmıştır
İslam ümmeti, ismi geçen yedi imamın (Nâfi,İbnü Kesir,Ebu Amr,İbnü Amir,Asım,Hamze, el-Kisai) kıratlarının doğruluğu hususunda icma etmişlerdir.Bu yedi imama üç imam (Ebu Ca’fer,Ya’kub,Halef) daha ilave ederek onların kıratlarının da diğerleri gibi mütevatir olduğunu iddia eden İbnü’l Cezeridir
KIRAAT İLMİNİN YAYILMASI
Kıraat ilminin yazıya yani kitaplara geçmesine kadar bu ilmi , hafız ve kıraat alimleri, kıraat vecihlerini – fasılasız olarak – birbirine nakletmişlerdir.
Dördüncü hicri asırda ,yazının gelişmesiyle bu ilmin ,doğuda ve Endülüs’te hızla geliştiğini ve konu ile ilgili pek çok eserler yazıldığını görmekteyiz.Muhammed b. Abdillah et-Talamneki ( 429/1037)’nin bu ilmi Mağribe ve Endülüs’e götürüldüğü,sonra onu mekki b. Ebi Talib (437/1045),Ebu Amr Osman b.Said ed-Dani ( 444/1052) takip ettikleri nakledilmektedir. Mesela;Müslümanlarca çokça tanınan “et-Teysir” ,”Camiu’l-Beyan” , “el-Mukni” gibi eserler, Dani’nindir.
El-Kasm Muhammed b. Fire eş-Şatıbi ( 590/1193) ,ezberlenmesi ve öğretimi kolay olsun diye “et-teysir” i, manzum olarak ve her imama ve ravisine “ebced” hesabına dayanan birer harfi remz olarak vermek suretiyle “eş-Şatıbiyye” diye bilinen “Hırzü’l-Emani” sini hülasa etmiştir.
Onun bu bu eseri hem talebeleri ve ilim adamları,hem de halk tarafından kabul görerek ,günümüze kadar uygulana gelmiştir.
Türkler arasında kıraat ilmi devamlı okuna gelmiştir.Ancak bu ilim Türkler arasında Yıldırım Bayazıt (805/1402)’ın ,İbnü’l-Cezeri’yi (797/1395) tarihinde Bursa’ya getirmesi ve en mühim eserlerini burada yazmasıyla kıraat ilminin büyük önem kazandığını, burada zikretmeliyiz
KIRAAT İLMİNDE TARİKLER
Kıraat alimleri arasında iki tarik kabul edilmiştir.
1. Seb’a Tarikı:
İmam Ebu Amr’ın “et-Teysir”’i ile imam eş-Şatıbi’nin “Hırzü’l-Emani” sini ihtiva
eden kıraat vecihlerine denir.
2. Aşere Tarikı:
İbnü’l-Cezeri’nin “et-Tahbir” i ile “ed-Dürre” isimli eserlerinin münderecatına
“Aşere Tarikı” denir.
Bir de “Takrib Tarikı” vardır ki, o da “Kıraat-i Aşere” imamlarının râvileri ile o ravilerin ravileri arasındaki ufak tefek ihtilafları içine alan vücuhata denir.
Bir başka açıdan konu ele alınacak olursa,Kıraat-i Seb’a ve Kıraat-i Aşere’nin kıraat vecihlerinin toplanması ve tertibi bakımından, Kura, iki tarik kabul etmiştir:
1. Teysir Tarikı:
“et-teysir” ile “et-Tahbir” esas alınarak, bunlara “eş-Şatıbiyye” ve “ed-Dürre” ilave
olunur.Sonraları bu tarika “İslambûl Tarikı veya İstanbul Tarikı” denmiştir.
2. Şatıbiyye Tarikı:
Bunda “eş-Şatıbiyye” ve “ed-Dürre” esastır.Bunlara “et-Teysir” ve “et-Tahbir” ilave
olunmuştur.Bu tarika da sonradan “Mısır Tarikı” denmiştir.(Kay:Geniş bilgi için bak;Karaçam,K.K.Nüzulü ve Kıraati,S.243 vd.)
SENETLERİ BAKIMINDAN KIRAATLAR:
“es-Suyuti( 911/1505)’nin İbnü’l-Cezeri’den naklen kıratların, senedleri bakımından altı çeşit olduğunu rivayet etmiştir (9)
1. Mütevatir Kıraatler:
Yalan üzere ittifak etmeleri alken mümkün olmayan bir kalabalığın,diğer bir
kalabalıktan rivayet ettiği kıratlardır.Yedi imamın kıratları gibi ki,cumhura göre mütevatirdir( “el-Burhan,I,318). İbnü’l-Cezeri’ye göre on imamın kıraatleri mütevatirdir ( Mebahis,I,290 vd.)
2. Meşhur Kıraatler:
Senedi sahih,arapçaya ve hatt-ı Mushaf-ı Osmaniye uygun,kura arasında meşhur ve
fakat tevatür derecesine ulaşamayan kıratlardır.Yedi veya on kıratın naklinde tarikların çeşitli olmasıyla, bir kısmının naklettiğini, diğer bir kısmının terk etmesi gibi.
Mütevatir ve meşhur kıraatler okunur,onlara inanmak vacib,inkârı caiz değildir.(Kay:Menahil,I,423-karaçam,61).
3. Âhad Kıraatler:
Senedi sahih olup,ya arapçaya veya Mushaf-ı Osmaniye uymayan veya zikredilen
şöhrete ulaşamayan kıratlardır.
Bu kıratlar, okunamaz ve inanmak ta vacib değildir.
4. Şâz Kıraatler:
Senedi sahih olmayan kıratlardır.
5. Mevzu Kıraatler:
Asılsız olarak,yalnız okuyanına isnad olunan kıratlardır.
6. Müdrec Kıraatler:
Şekil itibarıyla hadisin çeşitlerinden olan el-Müdrec’e benzer.Kıraat ilminde daha önce
ayetlerin manasını açıklayıcı (tefsir) mahiyette yapılmış olan ziyadelerin , sonradan ayetler meyanında okunmasıdır(Geniş bilgi için bak:Karaçam,K.K.Nüzulü ve Kıratı,s.265 vd.)
BAZI KIRAAT TERİMLERİ
1. Kur’an:
Kelime olarak “harfleri bir araya getirip seslsndirmek,okumak”Arapça olarak, “Yüce Allah tarafından, ayet ayet ayrılıp insanlara ağır ağır,dura dura okunmak üzere, Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Peygamberimizin kalbine vahyedilmek, okunmak suretiyle, bölüm bölüm indirilen, Levh-i Mahfuzda ve Mushaflarda yazılı, Tevatürle, nesilden nesile nakl oluna gelen, doğruluğunda hiç şek ve şüphe bulunmayan Kitabullah’tır” .(X-1)
Tarifte geçen :
a) Arapça olarak indirilişi, Şura suresi 7. Ayet ;
b) Allah tarafından ayet ayet ayrılıp insanlara ağır ağır,dura dura okunmak üzere gönderildiği İsra suresi 106. Ayet ;
c) Cebrail vasıtası ile Peygamberimizin kalbine vahyedildiği Bakara suresi 97 ve Şura suresi 7. Ayet ;
d) Peygamberimize okunduğu Kıyame suresi 18. Ayet ;
e) Bölük bölük,parça parça indirildiği İnsan suresi 23.ayet ;
f)Levh-i Mahfuz’da yazılı olduğu Buruc suresi 21. ayet ile tasdik edilmiş
g)Mushaflarda yazılı olduğu ise Tevatüren sabittir.
Diğer bir tarife göre Kur’an-ı Kerim; Hz.Muhammed (s.a.v.)‘e vahy yolu ile indirilen, mushaflarda yazılı, tevatür ile nakledilmiş, tilavetiyle ibadet edilen muciz ilahi bir kelamdır
2. Kıraat:
Kıraat imamlarından birinin,rivayet ve tarikların ittifakı şartıyla, sahih olduğu
mezhebidir.
3. Kurra:
Lügatta,”kari (okuyucu,okuyan) demek olan bu kelime, “karae” kelimesinin
çoğuludur.İstılahta ise, yedi veya on kıratın kendilerine isnad olunduğu imamlara denir.Aynı manada imam (cem’i, eimme), mukri( cem’i muriîn) tabirleri de kullanılır.
4. Rivayet ve Ravi:
Rivayet:Bir imamın ravilerinden birinin diğerine muhalif olan kıratı veya bir raviye
nisbet olunan her ihtilafa denir.
Ravi ise, imamından kıraat rivayet eden kimsedir.
5. Tarik:
Ravilerden sonra gelenlerin ihtilaflarına denir.Veya bir raviden rivayet edenlerden
birinin –aynı seviyedeki- diğer birine muhalif olan kıratıdır.
6. Vech:
Bir kıratın(imam,ravi ve ravinin ravisi dışında) ehl-i edadan birine nisbet edilmesine
denir.
7. İnfirad Tarikı:
Her imamın kıratını ayrı ayrı okumaktır.Veya her imam için, onun kıraat
özellikleriyle, birer hatim indirmektir.
8. Cem Tarikı:
Belli bir tertibe göre,yedi veya on kıratı,hepsinin kıraat özellikleriyle okumaktır.
9. Eda:
Kıratı bizzat üstadınağzından almaktır.Ehl-i eda ( eda ehli) de kıratı – bizzat –
meşayihin ağzından alan kişidir.
10. Arz:
Bir üstadın huzurunda Kur’an-ı Kerim’i okuyarak ondan kıraat almasına denir.
11. İstima:
Bir talebenin Kur’an-ı kerim’i , üstadını dinliyerek öğrenmesine denir.
12. Resm-i Hat:
Hz.Osman Mushaflarının yazılmasında esas ittihaz edilip, ashabın ittifak ettiği, kıratta
uyulması zaruri olan imla şeklidir.
13. Resm-i Mesâhif-i Osmânî:
Hz.Osman zamanında istinsah edilen mesahif-i Osmaniyyenin resm-i hattına
(kelimelerin yazılış şekline) denir.
14. Mevsul kelime:
Kıyasi hatta göre, ayrı yazılması gerekirken,Hz.Osman Mushaflarında birleşik yazılan
kelimelerdir.
15. Maktu kelime:
Hatt-ı kıyasiye göre bitişik yazılması lazım gelirken,hatt-ı mesahif-i Osmaniyyede ayrı
ayrı yazılan kelimelerdir.
16. Beyn beyn:
Bir harfi hemze ile harf-i med arasında yaymaktır.
17. Bedel:
Elif,Vav ve Ya’yı, hemzeden bedel olarak,hemze yerine koymaktır.
18. Hazf:
Bir harfi,yazıda sureti kalmaksızın,yok etmektir.
19. Tahfif:
Teshil ile okumak, He ( ) zamirinin sılalarını terk etmek,idğamın fekkinden
ibarettir.Zıddı ise teşdidir.
20. Tahkik:
Teshilin zıddıdır.Yani hemzeleri mahrecinden çıkararak okumaktır.Çünkü teshil,
hemzeyi elif ile kendi arasında okumaktır.
21. Nakl (Kay:Karaçam,61-63)
Sakin bir harften sonra gelen müteharrik hemzenin harekesini makablindeki sakin
harfe vermektir.(Kay:Tarifler için bak;İbnü’l-Cezeri,et-Temhid,V,221 vd. –Karaçam,61-63)
6. KIRAAT İMAMLARININ KISA HAYATLARI:
1. İMAM-I NAFİ: (Nafi b. Abdurrahman). Hicri 70’de doğup 169/785’te Medine’de vefat etti. 70 kadar Tabiin’de kıraat okudu.Kıraatı, Übeyy b. Ka’b kanalıyla Peygamberimiz’e (s.a.v.) dayanır.
a) Kalun ( öl. 220 / 835 )
b) Verş ( öl. 197 / 812 )
2. İBN-İ KESİR ( Abdullah b. Kesir ):Hicri 45’te doğup 120 / 738’de Mekke’de vefat etmiştir.Arap dili ve Edebiyatına ait geniş kültür sahibi bir zat idi.
a) Bezzi ( öl.250 / 864 )
b) Kunbül ( öl.291 / 903 )
NOT: Duha suresinden sonra ,hatim esnasında “tekbir” teamülünün dayandığı hadisi, Bezzi rivayet etmiştir.(Kay:Dani,et-Teysir,S.226)
3. EBU AMR (Ebu Amr b. Ala Basri ),( Zeban b. Ammar):Çoğunluk O’nu Zeban lakabıyla tanır.Hicri 68’de doğup 154 / 771’de Kufe’de vefat etmiştir.Kur’an,Arapça,fıkıh,şiir ve arap tarihini iyi bilirdi.
a) Duri ( öl.240/854)
b) Susi ( öl. 261/874)
4. İBN-İ AMİR (Abdullah b. Amir ): Tabiin’de olup,Hz.Osman ve diğer bazı sahabeden Kur’an okudu.Hicri 21’de doğup, 118/ 736’da Şam’da vefat etti.
a) Hişam b.Ammar ( v.254/ 868)
b) İbn-i Zekvan( v.242 / 856 )
5. ASIM (Ebu Bekr Asım b. Behdele): Tabiundan olup,H.45’te doğmuş ve 127 / 744’te Kufe’de vefat etmiştir.Hz.Ali,Osman,Zeyd b. Sabit,Übeyy b. Ka’b ve Abdullah b. Mes’ud’da kıraat okumuştur.
a) Ebu bekr Şu’be b. Ayyaş (v.193/808)
b) Hafs b. Süleyman ( v.180 / 796 )
6. HAMZE ( Hamze b. Habib ): Hicri 80’de doğup 156 / 773’te vefat etmiştir.Kabri Hilvan (Irak)’tadır.Ashabtan bazılarını görmüş olması muhtemeldir.
a) Halef b. Hişam ( v.229 /843)
b) Hallad b. Halid (v. 220 / 835 )
7. KİSAİ ( Ali b. Hamze ):Irak’ta doğdu.H.187/ 803 veya 189/805’te Harun Reşit ile Horasan’a giderken 70 yaşında vefat etti.117 veya 119 yaşında vefat etmiştir.Fars asıllıdır.
a) Ebu’l-Haris (Leys b. Halid): (v.240 / 854 )
b) Duri ( Aynı zamanda Ebu Amr’ın ravisidir.)
8. EBU CA’FER ( Yezid b. Ka’ka’ ):Tabiundandır.H.130 / 747 veya 132 / 749’da Medine’de vefat etmiştir.
a) İsa b. Verdan ( v.160 / 776 )
b) Süleyman b. Cemmaz ( v.170 / 786 )
9. YA’KUB (Ya’kub b. İshak Hadrami ): H.117 ‘de doğdu ve 205 / 820’de Basra’da vefat etti.
a) Ruveys ( Muhammed b. Mütevekkil) ( v.238 / 852 )
b) Ravh ( Ravh b. Abdülmü’min) ( v. 234-235 / 848-849 )
10. HALEFÜ’L-AŞİR ( Halef b. Hişam ):H.150’de doğdu ve 229 / 843’te Bağdat’ta vefat etti.Bu zat aynı zamanda Hamze’nin birinci ravisidir.
a) İshak b. İbrahim ( v.286 / 889 )
b) İdris b. Abdülkerim ( v.292 / 904
7. KIRAAT İLMİNİN VE İMAMLARININ ORTAYA ÇIKMASINDA MUSHAF YAZISININ ROLÜ:
Mushafların istinsah edilip bölgelere gönderilmesi,bölgeler arasındaki farklılıkları tamamen ortadan kaldırmamış, yalnızca kıraat konusunda bir sınırlandırmayı getirmiştir.Şöyle ki, istinsah sonrasında Müslümanlar, istinsah öncesi döneme ait okuyuşlarından Mushaf hattına uygun olanları okumayı sürdürmüşler, uymayanları ise terk etmişlerdir.Sahih bilgileri teyiden Mekki’nin de bildirdiğine göre,Hz.Ebubekir ve Ömer dönemlerinde gelişen İslam beldelerine Kur’an’ı öğretmek için muallimler gönderilmişti.Bu sahabiler gittikleri bölgelerde farklılıklar arzeden okuyuş örnekleri oluşturmuşlardı.
Hz.Osman, istinsah ettirdiği Mushafları bu şehir ve bölgelere gönderince ise halk, ellerindeki Mushaflardaki yeni mushafa uygun vecihleri okumaya devam etmişler, uygun olmayanları ise terk etmişlerdir.Ancak şehirler arasında yine de (ellerindeki Mushafları tamamen imha etmedikleri için) farklılıklar mevcut idi (11).İstinsah edilen Mushafları bölgelere götürerek, oralarda öğretmekle görevlendirilen kişilerin, eski Mushafları ve örnekleri terk konusunda herhangi bir gayret içine girmeyişleri de bu farklılıkların devamında rol oynamıştır.
İşte Mushafların istinsahı ile birlikte terk edilmeye başlanan kıratlar,ümmetin icmâına nail olmuş Mushaf hattıyla tam örtüşmediği için “Şaz” kavramı ile ifade edilmişlerdir.
8. YEDİ HARF VE MANASI :
İstinsah edil Kur’an nüshalarının ‘Yedi Harf ’ açısından değerlendirilmesi:
Yedi harf , istinsah edilen Kur’an nüshalarının okunması konusunda ruhsatı ifade eden ‘kıraat farklılıkları’ nı konu eder.İstinsah edilen Kur’an nüshalarının , yedi harfi ne kadarını ifade ettiği de , Kur’an tarihi yönüyle önem arzaeder.Bu konularda bilgi sahibi olabilmek için , yedi harf hakkında nakledilen rivayetleri kısaca bilme ihtiyacı vardır.
a) Yedi Harf ile İlgili Rivayetler:
Öncelikle ifade edelim ki;Kur’an’ın yedi harf üzere indirildiği veya vahyedildiği, dolayısıyla yedi harf üzere okunduğu hakkında kesin ve sahih rivayetler mevcuttur.Bu gerçeği reddetmek mümkün değildir.Zira konu ile ilgili olmak üzere Buhari ve Müslim başta olmak üzere önemli kaynaklar başta olmak üzere, 25 kadar sahabi’den nakil mevcuttur. Öyle ki Ebu Ubeyd el-kasım b. Sellam gibi bazı alimler, yedi harf konusundaki nakil zenginliğinin, konuyu tevatür derecesine çıkardığını nakletmişlerdir. Nitekim Ebu Ubeyd, “Bu rivayetlerin hepsi, yedi harfe dair tevatürü ifade eder” demiştir.( Kay:Ebu Ubeyd,Fedail’ül-Kur’an,s.339 – Maşalı,s.340)
Yedi harf ile ilgili rivayeler iki katgoride ele alınmıştır:
1.si:Her ikisi de okuyuşunu peygamberimizden aldığını belirten iki sahabinin, okuyuşları arasında farklılık görmeleri üzerine, birbirlerini yanlış okumakla suçlamadıklarından, durumun Hz. Pegamberimize arzedilmesi üzerine,Peygamberimizin, her iki okuyuşun da doğruluğunu, farklılığın nedeninin Kur’an’ın yedi harf üzere indirilmesi olduğunu belirtmesidir.Bunu açık örneği,Hz.Ömer ile Hişam arasında yaşanan kıraat ihtilafının Pygamberimiz tarafından çözüme kavuşturulmasıdır.(Kay:Maşalı,340)
2.Kategoride ise, yedi harf ruhsatının keyfiyetinden bahsedilmektedir.Bu konudaki rivayetlerin tamamında ana tema “Kur’an yedi harf üzere inmiştir,kolayınıza geleni okuyun” şeklindedir.Semere b. Cündeb, üç harften bahseden bir nakilde bulunsa da, Ebu Ubeyd meşhur olan rivayet ve bilginin yedi harf olduğunu belirtir.( Kay: Ebu Ubeyd, a.g.e., s.339- Maşalı,,s.341)
b) Yedi harfin ihtiva ettiği Mana:
Öncelikle belirtelim ki, bu konuda ortaya atılan pek çok görüş ve nakil olmakla birlikte İslam uleması, bir noktada buluşabilmiş değillerdir.Genel olarak okuyuşlarını Hz.eygamberden almalarına rağmen ;
-sahabeden bazı kimseler arasında okuyuş farklılıklarının söz konusu olduğu,
-durumun Hz.peygambere arzedildiği,
-Onun da Kur’an’ın yedi harf üzere indiğini,her birinin okuyuşunun doğru olduğunu ve bu okuyuşlarına devam etmeleri gerektiğini söylediği ,
-okuyuş farklılıklarının çeşidi ile ilgili hiçbir açıklamada bulunmadığı, nakledilir.
Ancak,rivayetlerden ;
-söz konusu farklılığın anlamsal değil, okuyuşa bağlı bir farklılık olduğu anlaşılır.
Hadislerde geçen “yedi” rakamının neye delalet ettiği de farklı yorumlara sebep olmuştur.Bu konuda iki ayrı görüş belirmiştir.
-Bazı alimler, bu rakamınj sayısal mana ifade etmediğini, onun, Kur’anın okunması konusunda bir ümmete tanınan bir kolaylık ve genişlik ifade ettiği, dolayısıyla “mecazi” olduğunu ifade etmişlerdir. Buradaki yedi rakamı sayısal değil, çokluk ifade etmek için kullanıldığı, nitekim konu ile ilgili olsun-olmasın nice Kur’an ayetlerinde ve hadislerde hep çokluk anlamı ifade ettikleri belirtilir.Ayrıca Arap dilinin özelliklerinden birisinin, benzeri konularda çokluk ifade edilmek istendiğinde özellikle yedi rakamının kullanılşdığı bilinmektedir.Ör: Bire yedi, bire yetmiş,bire yediyüz ifade eden hadis veya diğer haberler gibi.
-Bazı alimler de,bu lafzı 7 sayısını ifade ettiğini,dolayısıyla Kur’anın okunması hususunda tanınan ruhsatın, yedi noktaya has olacağını nakletmişlerdir.Ancak bu anlamı savunanlardan bazıları edi rakamının anlam ile ilgili olduğunu savunurlarken, bazıları lafız ile ilgili olduğu görüşünü savunurlar.
Yedi harf ile, yedi arap kabilesi veya yedi lehçe ve bu lehçelere ait farklılıklar kastedildiğine ait genel bilgi ve kanaatleri de hatırlatalım.
Sonuç olarak;yedi harfi hakikat olarak yani rakamsal anlam ifade ettiğini öne sürenlerin, bunu ifade için yedi hususu sıralamaya çalışmaları tercih edilecek görüş gibi görülmemektedir.Bu rakamın, mecazi anlam taşıdığı,hakikat değil çokluk anlamı taşıdığı ve kıraat farklılıkları olarak günümüze intikal ettiği, şeklindeki görüş, tercihe daha yakındır.
c) İstinsah Edilen Mushafların Yedi Harf Açısından Değerlendirilmesi:
Hz.Osman tarafından istinsah edilen Mushafların yedi harfin ne kadarını ihtiva ettiği hususunda bir fikir birliği söz konusu değildir.Bu konuda üç temel yaklaşım söz konusudur:
1.İstinsah edilen Mushafların, “yedi” harfin tamamını ihtiva ettiğini beyan edenler.Bu görüşü savunanların başında zahiri hukukçusu İbn Hazm gelir.
2.Osman Mushaflarının “yedi harf” ten yalnız birini ihtiva ettiğini
savunanlar.Bunların başında Taberi gelir.
3.Mushafların yalnızca imlalarına uygun düşen harfleri içerdiği, diğerlerini içermediği, görüşünü savunanlar.İbn cezer, “Selef ve halefe mensub cumhur ulema, Osman’ın Mushaflarının, yedin harften, yalnızca resimlerinin elverdiklerini içerdiği” kanaatindedir” demiştir.( Kay:İbn Cezeri, en-neşr,I,s.31 – Maşalı,s.354)

12

Ekim
2012

EL-HURUFU’L-MUKATTA’A

Yazar: arafat  | Kategori: KUR’AN-I KERİM | Yorum: Yok
EL-HURUFU’L-MUKATTA’A

Bazı surelerin başında bir veya başka harfin birleşmesinden meydana gelen kesikli harflere “El-Hurufu’l-Mukatta’a” denir.Bu harfler Kur’an-ı Kerim’in 27’si Mekki 2’si (Bakara, Al-i İmran) Medeni olmak üzere 29 suresinin başında bulunmaktadır. Tamamı 14 çeşit harften meydana gelmiştir. Sure başlarında tek, iki, üç, dört ve beş harfli olmak üzere 14 değişik halde görülürler. Harf sayılarına göre şu örnekleri verelim:

1) Tek harfli: Sâd (Sad) Kâf (Kaf) Nûn (Kalem)
2) İki harfli: Tâ-Sîn. (Neml) Yâ-Sîn (Yasin) Hâ-Mîm (Mü’min, Fussilet, Casiye, Ahkaf, Zuhruf, Duhan) Tâ-Hâ (Taha)
3) Üç harfli: Elif-Lâm-Mîm. (Bakara, Al-i İmran, Ankebut, Rum, Lokman, Secde) Elif-Lâm-Ra. (Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Hicr) Tâ-Sîn-Mîm. (Kasas, Şuara)
4) Dört harfli: Elif-Lâm-Mîm-Sâd. (A’raf) Elif-Lâm-Mîm-Ra. (Ra’d)
5) Beş harfli: Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd. (Meryem) Hâ-Mîm-Ayn-Sîn-Kâf (Şura)

1- “Elif, Lâm, Mim! Allah ki, O’ndan başka tanrı yoktur. Daima diri ve koruyup yöneticidir.” (Ali İmran 3/1, 2).

2- “Ha, Mim, Âyn, Sin, Kaf! O Aziz ve Hâkim olan Allah, sana ve senden öncekilere böyle vahyeder.” (Şura 42/1, 2).

Kitap:

3- “Elif, Lâm, Mim! İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur, muttakiler(Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde olanlar) için yol göstericidir.”(Bakara 2/1, 2),
4- “Elif, Lâm, Mim, Sâd! Sana insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için bir Kitap indirildi; artık için daralmasın, rahat ol.”(Araf 7/1, 2) ,
5- “Elif, Lâm, Râ! İşte bunlar, hikmetli Kitabın âyetleridir.”(Yunus 10/1)
6- “Elif, Lâm, Râ! Bir Kitap’tır ki, hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da güzelce açıklanmıştır.”(Hud 11/1)
7- “Elif, Lâm, Râ! Bunlar apaçık Kitabın âyetleridir. Biz O’nu Arapça bir Kur’an (Arapça okunan bir Kitap) olarak indirdik ki, anlayasınız. Biz bu Kur’an’ı vahiy etmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Sen ondan önce bilmeyenlerden idin.” (Yusuf 12/1–3).
8- “Elif, Lâm, Mim, Râ! Bunlar Kitab’ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar. Allah odur ki, gökleri görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı iradesine boyun eğdirdi. Hepsi belli bir süre için akıp gitmektedir. Her şeyi yönetir, âyetleri açıklar ki, Rabbinizin karşısına çıkacağınıza kesin olarak inanasınız.” (Rad 13/1, 2).
9- “Elif, Lâm, Râ! Bir Kitaptır ki, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, o güçlü ve lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için O’nu sana indirdik. O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi onundur. Çetin azaptan dolayı vay kâfirlere!” (İbrahim 14/1, 2)
10-“Elif, Lâm, Râ! Bunlar Kitabın, yani apaçık Kur’an’ın âyetleridir.” (Hicr 15/1)
11- “Ta, Ha! Biz, bu Kur’an’ı sana güçlük çekesin diye indirmedik. (Taha 20/1, 2)
12- “Ta, Sin, Mim! Bunlar, apaçık Kitabın âyetleridir. (Şuara 26/1, 2)
13- “Ta, Sin! Bunlar Kur’an’ın, yani apaçık Kitabın âyetleridir. (Neml 27/1)
14- “Ta, Sin, Mim! Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir. (Kasa 28/1, 2)
15- “Elif, Lâm, Mim! Bunlar hikmetli Kitab’ın âyetleridir. (Lokman 31/1, 2)
16- “Elif, Lâm, Mim! Şüphe yok ki, bu Kitabın indirilişi âlemlerin Rabbi tarafındandır. Yoksa O’nu uydurdu mu diyorlar? Hayır, O, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için Rabbinden gelen bir gerçektir, belki dosdoğru yola gelirler (Secde 32/1–3).
17-“Ya, Sin! Hikmetli Kur’an’a dikkat et (O’na iyice bak ve gereğini yerine getir)!” (Yasin 36/1, 2).
18- “Sâd! Şerefli Kur’an’a dikkat et (O’na iyice bak ve gereğini yerine getir)!” (Sad 38/1)
19- “Ha, Mim! Bu Kitabın indirilişi, aziz ve âlim Allah tarafındandır.” (Mü’min 40/1, 2).
20- “Ha, Mim! Rahman, Rahim’den indirilmiştir. Bilen bir toplum için, âyetleri açıklanmış, Arapça okunan bir Kitaptır, müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Fakat çokları yüz çevirmiştir, onlar işitmezler. Dediler ki; bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içinde, kulaklarımızda bir ağırlık ve seninle bizim aramızda bir perde var. Sen yap, biz de yapıyoruz.” (Fussilet 41/1–5).
21- “Ha, Mim! Apaçık Kitaba dikkat et(O’na iyice bak ve gereğini yerine getir)! Ki, biz düşünüp, anlamanız için O’nu Arapça bir Kur’an (Arapça okunan bir Kitap) yaptık.” (Zuhruf 43/1–3).
22- “Ha, Mim! Apaçık Kitaba dikkat et(O’na iyice bak ve gereğini yerine getir)! Ki; biz O’nu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarıcıyız. Her hikmetli emir, O’nda ayırt edilir.” (Duhan 44/1–4)
23- “Ha, Mim! Kitabın indirilmesi, o üstün hikmet sahibi Allah tarafındandır.” (Casiye 45/1, 2).
24- “Ha, Mim! Kitabın indirilişi, aziz, hâkim olan Allah tarafındandır.” (Ahkâf 46/1, 2).
25- “Kaf! Şerefli Kur’an’a dikkat et(O’na iyice bak ve gereğini yap)!(4) İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kâfirler; ‘bu tuhaf bir şeydir’ dediler.” (Kaf 50/1, 2).

Resul (s):

26- “Kaf, Ha, Ya, Âyn, Sâd! Bu Rabbinin kulu Zekeriya’yı anıştır.” (Meryem 19/1, 2).

İman-amel ilişkisi:

27- “Elif, Lâm, Mim! İnsanlar yalnız inandık demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı, sandılar?” (Ankebut 9/1, 2).

Vaad:

28-“Elif, Lâm, Mim! Rum yenildi. En yakın yerde onlar yenilgilerinden sonra, yeneceklerdir.” (Rum 30/1–3).

Kalem:

29- “Nûn! Kaleme ve yazdıklarına dikkat et/onlara iyice bak! Sen Rabbinin nimetiyle cinlenmiş değilsin. Senin için kesintisiz bir mükâfat vardır.” (Kalem 68/1–3).

 

Yeni Diyanet İşleri Başkanlığı Kur ‘an Kursları Yönerge Fihristi

Amaç :Madde:1
Aile Birliğinin kuruluşu ve organları:Madde-48-49-49-50-51-52-53-54
Aile Birliğinin Yapamayacağı faaliyetler:Madde-52
Başarılı öğreticilerin ödüllendirilmesi:Madde-11
Başkanlık programlarının uygulama zamanı:Madde-31
Camilerde Kuran öğretimi kursu açılışı:Madde-60-61-62-63-64
Çalışma saatleri:Madde-30
Dayanak:Madde-3
Defterler ve diğer Grekli belgeler:Madde-77
Denetim:Madde-75
Ders ve Ek Dersler:Madde-13
Ders saati ve teneffüs süresi:Madde-32
Devam –devamsızlık:Madde-29
D Grubu Kuran Kurslarında Eğitim-öğretim:Madde-19
Disiplin Cezaları:Madde-85-86-87
Disiplin Kurulu:Madde-88-89-90-91-92-93-94-95-96-97-
Eğitim ve Öğretim Takvimi:Madde-14
Ek Dersler:Madde-13
Etkinlikler:Madde-35
Faaliyetlerin Bildirilmesi:Madde-78
Geçici öğretici görevlendirilmesi:Madde-10
Hafızlık yapacakların seçimi:Madde-38
Hafızlık Takip Komisyonu:Madde-40-41
Hafızlık tesbit sınavlarının zanmanı:Madde-4546-47
İl eğitim Kurulunun oluşturulması ve görevleri:Madde-22
İlçe eğitim komisyonunun oluşturulması ve görevleri:Madde-23
Kadrolu öğreticlerin geçici olrak görevlendirilmesi:Madde-9
Kapsam:Madde:2
Kurslara Kayıt:Madde-26
Kurslarda eğitim-öğretim programları ve materyaller:Madde-21
Kuran Kurslarının Açılışı:Madde-15-16-17
Kuran Kurslarının Gruplandırılması:Madde-18
Kuran Kursunun Yönetimi:Madde:3
Kuran Kurslarında Bulundurulabilecek Yayınlar:Madde-34
Kurslarda disiplin ve Kayıt silme:Madde-36
Mali İşlemler:Madde-79-80
Nöbetçi Öğreticinin Görevleri:Madde-7
Öğrenci nakli:Madde-37
Öğrencilerin uyacakları kurallar:Madde-82
Öğrencilerin korunması:Madde-83
Öğrencilerin ödüllendirilmesi:Madde-84
Öğreticinin Görevleri:Madde-6
Öğreticilerin Haftalık Ders saatleri:Madde-33
Öğreticilerin Kurslarda Görevlendirilmesi:Madde-20
Öğreticiler Kurulu:Madde-24
Öğreticilerle toplantı:Madde-25
Öğretici izinleri:Madde-12
Öğrenci durum çizelgeleri:Madde-28
Sınıf mevcudu ve sınıfların oluşturulması:Madde-27
Tatil:Madde-39
Vekil öğretici görevlendirilmesi:Made-10
Yardımcı personel görevlendirilmesi:Madde-8
Yaz Kuran Kurslarının açılışı:Madde-55-56-57-58-59
Yaz Kuran Kurslarında Görevlendirme:Madde-58
Yemekler:Madde-81
Yöneticinin Görevleri:Madde:5
Yürürlükten kaldırılan yönerge:madde-99 (27.03.2002 tarihli ve 23 sayılı başkanlık onaylı yönerge kaldırılmıştır.)
Yurt ve Pansiyon açılışı:Madde-65-66-67-68-69
Yurt ve Pansiyon Yönetimi:Madde-70-72-73-74
Yurt ve Pansiyon Yöneticisinin Görevleri:Madde-71
Yurt ve Pansiyonların Kapatılması:Madde-76
Yüzünden okuyanların sınav komisyonu:Madde-43-44

Arabi Olmayan Sahabeler;Bilal-i Habeş, Necaşi,Vahşi,Üsame,Ümmü Eymen…

“Ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz”

1-Etiyopya ve Eritre Asıllılar (Habeşliler)
a)Necaşi: Habeş Kralıdır.ilk muhacirleri devletinde korumuştur.Habeş hükümdârı.
Peygamber Efendimiz zamânındaki Necâşî’nin adı Eshame idi. Nasrânî (hıristiyan) iken müslüman oldu. Cenâze namazını Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Medîne’de kıldırdı.

b)Vahşi ibni Harb: Uhudda Peygamber sas. amcası Hamza ra. şehid etti. daha sonra müslümanlıgı seçti. bir çok savaşlara katıldı. peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkan müseylemetül kezzab isimli sahtekarı öldürdü.
c)Bilal ibni Ribah: Köile iken müslüman oldu. Peygamber Efendimizin ilk müezzini. İlk Müslümanlardandır. İsmi Bilal bin Rebah Habeşi olup, künyesi Ebu Abdullah, annesinin ismi Hamame’dir. Aslen Habeşistanlı olan ailesi Mekke’de Beni Cumha kabilesinin kölesiydi. 581 senesinde Mekke’de doğdu, 641 (H. 20) senesinde Şam’da vefat etti
d)Usame ibni Zeyd:Peygamberin evladı gibi büyüttüğü Zeyd ibni Harise nin oğludur. bu nedenle onu torunu gibi yetiştirmiştir.
d)Ummu Eymen Bereke:Asıl ismi Bereket olan Ümmü Eymen, Habeşistanlı Salebe b. Amr’ın kızıdır. Resulullah’ın babası Hz. Abdullah’ın hizmetçisiydi, O vefat edince Peygamber’in tüm işlerini ve dadılığını kendisi üstlendi. Özellikle Hz. Aminen’in vefatından sonra Hz. Resulullah’a (s.a.a) çok büyük yardımları dokundu, marifet, yakin ve üstün ahlaki özelliklere sahipti. Allah resulü (s.a.a) Hz. Hatice ile evlendiğinde onu azad etti ve Ubeyd b. Zeyd ile evlendirdi, bu evliliklerinden Eymen adında bir çocukları dünyaya geldi. Daha sonraları Allah Resulü, peygamberliğe erişince ev halkına tebliğde bulundu, kadınlardan önce Hz. Hatice ve sonrada Ümmü Eymen Resulullah’a ilk iman edenlerden olma şerefine nail oldu. Peygamberimizin babası Abdullahın kölesidir. peygamberin dogumundan ölümüne kadar da onun etrafında olmuştur. peygamber sas. hatice ibni huveylid ra. ile nikahlandıgında onu hürriyetini verdi. ilk kocasından Eymen isimli bir oğlu oldu. daha sonra resullah sas. onu Zeyd ibni Harise ye nikahladı. ondan da usame ibni zeyd dogdu.

e)ElNahdiah ve Ummu Ubeys: el nahdiah anne, ümmü übeys onun kızıdır. ikisi de köle iken müslüman olmuşlardır. müslüman olduklarında işkence gördüler.

f)harise bintil muammil (zunairah) : ummu ubeysin kızkardeşidir. işkeneceler yüzünden gözü kör olmuştur. bu üç kişiyi de özgürlüğüne ebu bekr ra. kavuşturmuştur. köle iken sahibi ömer ra. idi. ömer ra. müslüman değilken buna ve diğer ikisine işkence yapmıştır.
h)Lubeyna: bu da ömer ra. , müşrikken onun kölesi olan bir kızdır. islama girince sahibinden çok dayak yemiştir. hz. ömer müslüman degilken kendisi yoruluncaya kadar onu döverdi de o, yine imanına bağlı kalırdı. hz. bu bekr. ra. onu satın alıp hürriyetine kavuşturdu.
2-Kamar (comoros) Adaları Asıllılar:
Bu ada hind okyanusunda, afrikanın dogusu ile madagaskar adası arasında yer alır. kuzeyinde şeysel adaları bulunur. bu adaların islamla tanışması çok erken dönemlerdedir. adalıların anlattıgına göre islam bu topraklara Hz. Muhammed as. hayatta iken onu ziyaret edip geri dönen iki kişi tarafından getirilmiştir.
3-Kıpti (Mısır) Asıllılar:
a)Maria (Mary) El Kıpti: kıpti hristiyanlardan mısırlı bir köledir.Peygamberimizin İbrahim adındaki oğlunun annesi.
Hicretin yedinci yılında Hz. Muhammed (s.a.s), İslâm’a davet için bazı ülkelerin hükümdarlarına mektuplar yazmıştı. Bu mektupların birini de Mısır hükümdarı Mukavkıs’a göndermişti. O da bu mektuba bir cevap ile birlikte bazı hediyeler ve Mâriye, Sirin adlarında iki kızkardeşi cariye olarak göndermişti. Hristiyan olan bu iki Mısırlı kız, Medine’ye gelirken bazı kişilerden İslâm dini hakkında bilgi almış ve bu dini kabul etmişlerdi. Mukavkıs’ın gönderdiği hediyeler Hz. Peygamber (s.a.s)’e ulaşınca, bu iki kızdan Sirin’i şair Hasan b. Sabit’e vermiş, Mâriye’yi de kendisine almıştı.
b)Sîrîn bint Şam’ûn: Bu Marianın kızkardeşidir. Resullah sas. onu şairi Hasan ibni Sabit ile evlendirdi.

3-Helenleşmiş Arab:
a)Suheyb er-Rumi: daha küçükken habsedilmiş ve Bizansa imparatorluguna götürülmüştür. 20 sene boyuncu köle olarak satılmıştır. küçüklüğünden itibaren Yunanca öğrendiğinden nerdeyse bütünüyle arabçayı unutmuştur. daha sonra kölelikten firar edip mekkeye iltica etti. ağır aksanından ve sarışın saçlarından dolayı insanlar ona Romalı Suheyb olarak çağırmışlardır. mekke döneminde resullah sas. ile tanışıp islam girdi.
4-İsrail Asıllılar:
a)Abdullah ibni Selam: gerçek ismi muammer ibni suleymdir. yesrib yahudilerinin ulema sınıfından yüksek seviyede bir rabai dır. tevratın ayetlerinden ahir zaman peygamberinin tarifini okuduktan sonra islama girdi. müslüman olunca resullah sas. onun adını degiştirdi. islam olması yahudiler arasında büyük bir olay olmuştur. hayatta iken resullah sas. tarafından cennetle müjdelenmiştir.
b)Safiyye binti Huveyy: Hayber düştükten sonra esir edilen köleler içinde ve 17 yaşındaydı. Harun as. soyundandır. Resullah sas. onu nikahına aldı ve kendisi müslüman oldu. müminlerin annesidir.
5-Peştun Asıllı:
a)Kays Abdurreşid Han: resullahın sas. risalet haberleri etrafa yayılınca aşireti tarafından mekkeye islamı öğrenmesi için gönderildiği söylenir. nerdeyse tüm büyük peştun aşiretleri ona soylarını dayandırırlar.
6)İran ya da Fars Asıllılar:
a)Salmanı Farisi: gerçek adı Ruzbeh olup isfehanlı mecusi bir ailenin çoçugu .İslama girdikten sonra zekası bilgisi ve deneyimiyle müslümanlara çokça faydası oldu. hendek savaşındaki hendeklerin kazılması onun fikridir. çok sevilen biri oldugundan muhacir ve ensar onu kendilerine nispet etmek istemişlerdir. Muhacirler onun muhacir ensar onun ensardan sayıldıgını iddia ediyordu.
b)Firuz el Deylemi:
c)Münebbih ibni Kamil: Horasandan Yemene gelip yerleşmiş, ve himyerli bir kadınla evlenmiş, bir şövalye. iki oğlu tabiin ilk devir kuşağından iki büyük islam alimidir: Vehb ibni Münebbih ile Hammam ibni Münebbih.
d)Salim mevla ebu hudeyfe: ebu huzeyfe ra. ın azadlısıdır. resullah sas. in kur’anı dört kişiden öğrenin dediklerinden biridir. diğer üçü ibni mesud, übeyy ibni kaab, muaz ibni cebel.
e)Bazan: Sasani imparatorluğunun Yemen valisi olup kisra 2nci Hüsrev zamanında yöneticilik yaptı.
7)Tamil Asıllı:
a)Cheraman Perumal
8)Tespit Edilemeyenler:
Addas:Taif civarından islama ilk giren sahabidir. şimdiki musul da bulunan ninovadan olup hristiyan bir köleyken islama girmiştir.Efendimiz’in namaz kılıp dua edişini uzaktan seyreden iki kişi vardı; bunlar, aleyhte komplo kurmada çoğu zaman önsafta yer alan Rebia’nın iki oğlu Utbe ve Şeybe idi. Ancak o gün ALLAH Resülü’ne reva görülenler karşısında Utbe ve Şeybe bile insafa gelmişlerdi, bu kadarı da olmaz dercesine, başın­dan bu yana Resül-ü Kibriya’yı seyrediyorlardı.Rabîa’nın oğulları, Peygamber Efendimizin acıklı hâlini gördüler. Hıristiyan köle Addâs ile O’na bir salkım üzüm gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) “Bismillah…” diyerek üzümü yemeğe başlayınca, Addâs hayretle:

-”Bu bölge halkı böyle söz söylemezler, onlar Allah adını anmazlar”, dedi. Hz. Peygamber ona nereli olduğunu sordu. Addâs:

-”Ninovalıyım, Hıristiyanım”, diye cevâp verdi. Rasûlullah(s.a.s.):

-”Demek kardeşim Yunus Peygamberin memleketindensin”…. dedi. Addâs:

-Sen Yûnus’u nerden biliyorsun? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):

-Yûnus benim kardeşim, O’da benim gibi Peygamberdi, dedi. Daha sonra Rasûl-i Ekrem Addâs’a İslâmiyeti anlattı. Addâs da orada Müslüman oldu.Hz. Muhammed (s.a.s.) en zor ve en sıkıntılı anlarında bile Peygamberlik görevini ihmâl etmiyordu.Bu söz­ler üze­ri­ne Ad­dâs’ın gö­nül âle­min­den îman pı­nar­la­rı fış­kır­ma­ya baş­la­dı ve şevk­le ye­rin­den kal­ka­rak Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in eli­ne ve aya­ğı­na ka­pa­nıp ke­li­me-i şe­hâ­det ge­tir­di. (İbn-i Hi­şâm, II, 30; Ya’kû­bî, II, 36)Efen­di­le­ri, Ad­dâs’ı bu tav­rı se­be­biy­le ayıp­la­dık­la­rın­da, şu ce­vâ­bı ver­di:“Ben ken­di­mi bil­dim bi­le­li, yer­yü­zün­de O’ndan da­ha ha­yır­lı bir in­san gör­me­dim! O ba­na öy­le bir söz söy­le­di ki, onu an­cak bir pey­gam­ber bi­le­bi­lir­di.” (İbn-i Hi­şâm, II, 31)Ne sa­âdet­ti ki Ad­dâs -ra­dı­yal­lâ­hu anh-, Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in ha­yâ­tın­da en men­fî şart­lar al­tın­da îmân ede­rek O’nu te­sel­lî eden bir mü’min ol­ma şe­re­fi­ne nâ­il ol­muş­tu. Âlem­le­rin Efen­di­si, onun müs­lü­man ol­ma­sı­na o ka­dar se­vin­miş­ti ki, o an, çek­ti­ği çi­le­le­ri ne­re­dey­se unu­tu­ver­miş­ti.Bu­gün Ad­dâs’ın İs­lâm’a gir­di­ği yer­de onun adı­na izâ­fe­ten bir mes­cid bu­lun­mak­ta­ ve Âlem­le­rin Efen­di­si’ne üzüm ik­ram et­ti­ği bah­çe de mu­ha­fa­za edil­mek­te­dir.

 

 

İLİTAM  İSLAM TARİHİ-İSLAM AHLAK FELSEFESİ-İSLAM HUKUKU   BÜTÜNLEMEYE  HAZIRLIK  TESTLER


1) Aşağıdaki isimlerden hangisi Raşid halifelerin sonuncusudur?
A) Osman
B) Ali
C) Abdurrahman b. Avf
D) Ebubekir
E) Ömer
2) Aşağıdaki savaşlardan hangisi Bizans’la yapılmıştır?
A) Celula
B) Kadisiye
C) Yermuk
D) Nihavend
E) Hıttin
3) Sa’d b. EbiVakkas aşağıdaki savaşlardan hangisinde İslam ordusuna kumandanlık yapmıştır?
A) AynCalut
B) Kadisiye
C) Nehravan
D) Mute
E) Yermuk
4) Aşağıdaki isimlerden hangisi Kerbela’nın intikamı için savaşmıştır?
A) Abdullah b. Zübeyr
B) Muhtar es-Sakafi
C) Hasan Sabbah
D) İbn Rüstem
E) Cevher es-Sıkılli
5) Aşağıdaki isimlerden hangisi Emevi halifesi değildir?
A) Abdülmelik b. Mervan
B) Muaviye b. Yezid
C) Ömer b. Abdülaziz
D) Muaviye b. EbiSüfyan
E) Ebu Süfyan
6) Aşağıdakilerden hangisi Gayrı Müslimlerden alınan kelle vergisinin adıdır?
A) Öşür
B) Uşur
C) Harac
D) Cizye
E) Fey
7) Muaviye b. EbiSüfyan, kendisinden sonra kimi veliahd tayin etmiştir?
A) Ziyad b. Ebihi
B) Yezid b. Muaviye
C) II. Muaviye
D) II. Yezid
E) Mervan
8) Aşağıdakilerden hangisi son Abbasi halifesidir?
A) Mansur
B) Harun er-Reşid
C) Musta’sımBilllah
D) Nasır lidinillah
E) Mehdi
9) Aşağıdakilerden hangisi Abbasiler zamanında Horasan’da kurulan mahalli devletlerden değildir?
A) Samaniler
B) Tahiriler
C) Murabıtlar
D) Gazneliler
E) Saffariler
10) Aşağıdaki devlet-başkent eşleşmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Abbasiler-Bağdad
B) Emeviler-Dımaşk
C) Fatımiler-Kahire
D) Mervaniler-Meyyafarikin
E) Memlükler-Nişabur
11) Hıttin Savaşı sonucunda Kudüs’ü Haçlılar’dan alan hükümdar hangisidir?
A) Nureddin Zengi
B) İmadüddinZengi
C) II. Kılıçarslan
D) Alaeddin Keykubat
E) Selahaddin Eyyubi
12) Aşağıdakilerden hangisi Memlüklerin Moğolları yendiği savaşın adıdır?
A) AynCalut
B) Yermuk
C) Kadisiye
D) Tebük
E) Dumetü’l-Cendel
13) Aşağıdakilerden hangisi bir Şii devleti dir?
A) Eyyubiler
B) Memlükler
C) Murabıtlar
D) Büveyhiler
E) Selçuklular
14) Büveyhiler hangi bölgelerde hüküm sürmüşlerdir?
A) Mısır-Suriye
B) Suriye-Yemen
C) Irak-İran
D) Kafkasya-Orta Asya
E) Hicaz-Yemen
15) Aşağıdaki devletlerden hangisi Diyarbekir bölgesinde hüküm sürmüştür?
A) İdrisiler
B) Ağlebiler
C) Tahiriler
D) Mervaniler
E) Muvahhidler
16) Ezher Camii hangi devlet tarafından ve nerede yaptırılmıştır
A) Fatımiler-Şam
B) Fatımiler-Kahire
C) Eyyubiler-Kahire
D) Abbasiler-Bağdad
E) İdrisiler-Kayrevan
17) Aşağıdakilerden hangisi Kafkasya’da hüküm sürmüş Müslüman hanedanlardan biridir?
A) Zengiler
B) İdrisiler
C) Müsafiriler
D) Memlükler
E) Eyyubiler
18) Aşağıdakilerden hangisi Abbasi halifelerinden biri değildir?
A) Me’mun
B) Harun er-Reşid
C) Nasrüddevle
D) Nasır lidinillah
E) Mu’tasım
19) Aşağıdakilerden hangisi Abbasiler zamanında Irak’ta hüküm süren devletlerden biridir?
A) Gazneliler
B) Memlükler
C) Muvahhidler
D) Ukayliler
E) Tahiriler
20) Benu Ahmer Devletinin başkenti aşağıdaki şehirlerden hangisidir?
A) Kordoba
B) Dımaşk
C) Gırnata
D) Valencia
E) Toledo
21) 1258 senesi aşağıdaki devletlerden hangisinin yıkılış tarihidir?
A) Emeviler
B) Selçuklular
C) Abbasiler
D) Büveyhiler
E) Mervaniler
22) Endülüs Emevi Devleti hangi tarihte yıkılmıştır?
A) 1031
B) 1171
C) 1260
D) 1308
E) 1492
23) Aşağıdakilerden hangisi Murabıtlar Devleti hükümdarıdır?
A) Ubeydullah el-Mehdi
B) III. Abdurrahman
C) Mustansır
D) Yusuf b. Taşfin
E) İbrahim b. Ağleb
24) 1492 senesi Endülüs tarihinde hangi olaya işaret etmektedir?
A) Müluk-ı Tavaif adı verilen emirliklerin ortaya çıkması
B) Muvvahidlerin Endülüs’e hakim olması
C) Murabıtların Endülüs’e hakim olması
D) Müslümanların İspanya’daki siyasi hakimiyetlerinin sona ermesi
E) Müslümanların Avrupa’daki ilerlemelerinin durması
25) İspanya’da hüküm süren son Müslüman devleti hangisidir?
A) Muvahhidler
B) Murabıtlar
C) BenuAhmer (Nasriler) Emirliği
D) Fatımiler
E) İdrisiler
26) Aşağıdaki ilim adamlarından hangisi Endülüs’lü değildir?
A) İbnHazm
B) İbnBacce
C) İbnRüşd
D) İbn Arabi
E) İbn Sina
27) Elhamra Sarayı hangi devlet tarafından ve hangi şehirde yaptırılmıştır?
A) Abbasiler-Bağdad
B) Büveyhiler-Şiraz
C) Emeviler-Şam
D) Beni Ahmer (Nasriler) -Gırnata
E) Murabıtlar-İşbiliye
28) Aşağıdaki camilerden hangisi Endülüs Emevilerin mimari eserlerindendir?
A) Ümeyye Camii
B) Samerra Camii
C) Kurtuba Ulu Camii
D) Tolunoğlu Camii
E) Sultan Hasan Camii
29) Aşağıdaki devletlerin kuruluş tarihleri sıralamalarından hangisi doğrudur?
A) Emeviler-Fatımiler-Abbasiler
B) Fatımiler-Abbasiler-Murabıtlar
C) Emeviler-Abbasiler-Fatımiler
D) Samaniler-Abbasiler-Eyyubiler
E) Muvahhidler-Abbasiler-Tahiriler
30) Aşağıdakilerden hangisi Abbasiler zamanında İslam ülkesinin bir eyaleti/vilayeti değildir?
A) Horasan
B) Hicaz
C) İfrikiyye
D) İrminiyye
E) Moğolistan
İSLAM AHLAK FELSEFESİ
1. Terim olarak ………… “insan nefsinde yerleşen öyle bir melekedir ki eylem ve fiiller hiçbir zorlama olmaksızın, düşünüp taşınmadan kolaylıkla ve rahatlıkla ortaya çıkar” diye tarif edilir.
Boş yere gelmesi gereken ifade aşağıdakilerden hangisidir?
A) İyi
B) Değer
C) Ahlak
D) Felsefe
E) Meleke
2. Ahlak ilminin …….. “iyi ve kötü huyların sahibi olarak insan” şeklinde yapılır.
Boş yere gelmesi gereken ifade aşağıdakilerden hangisidir?
A) Moral
B) Gayesi
C) Konusu
D) Değeri
E) İlkesi
3. Ahlak ilmi, klasik ilim tasnifinde hangi kapsamda değerlendirilir?
A) Teorik ilimler
B) Hukuk
C) Metafizik
D) Pratik ilimler
E) Fizik
4. Aşağıdakilerden hangisi ayet ve hadislerde geçen olumlu ahlaki özelliklerdendir?
A) Tayyib
B) Şer
C) Kubuh
D) Ahlat-ı Erbaa
E) Asabiyet
5. “………. ahlaki değerleri, fiillerin değişmez niteliği olarak kabul eder. Değerlerin kaynağı ontik olarak kendilerinde bulunmaktadır.”
Boş yere gelmesi gereken ifade aşağıdakilerden hangisidir?
A) Eşari
B) Cebriye
C) Mutezile
D) Maturidi
E) Kaderiye
6. I. Fesad anlamına gelen ve “kabih” terimiyle ifade ettikleri ahlaki şer ile hastalık, felaket, sakatlık gibi zarar ve musibetleri ifade eden tabii ve metafizik şer arasında ayrım yapılır.
II. İrade hürriyeti sadece ahlaki kötülük için söz konusudur.
III. İyi, kötü gibi ahlaki nitelikler, Allah’ın emir ve yasaklarıyla ortaya çıkar.
IV. Metafizik şer kapsamındaki hususlar insan güç ve kudretini aşan olaylar olduğu için insan sorumluluğu dışında değerlendirilir. Bunlar sadece Allah’ın takdirine bağlıdır.
Mutezile düşüncesini ifade eden doğru şık aşağıdakilerden hangisidir?
A) I, II, III, IV
B) I,II, IV
C) II, III, IV
D) III, IV
E) I, IV
7. “Allah, dilediğini dilediği gibi yapan, her şeye gücü yeten mutlak kudret ve irade sahibi bir varlık olarak tarif edilir. Buna bağlı olarak, iyi, kötü, doğruluk, adalet, zulüm gibi ahlaki değerlerin Allah’ın kudret ve iradesinden bağımsız objektif değerleri yoktur. İyi, kötü gibi ahlaki nitelikler, Allah’ın emir ve yasaklarıyla ortaya çıkar.” Aktarılan cümleler hangi düşünürün fikrini yansıtmaktadır?
A) İmam Maturidi
B) Hasan Eşari
C) Kindi
D) Ebubekir Razi
E) Kadı Abdülcebbar
8. Şeyler, tabiatlarında iyilik, kötülük gibi nitelikleri barındırır. Ona göre bu niteliklerin eşyaya nispetleri aklen ya zorunlu, ya mümkün ya da imkansız olmak üzere üç çeşittir.
Maturidi’nin ahlak düşüncesini yansıtan bu ifadelerle uyuşmayan seçenek aşağıdakilerden hangisidir?
A) Aklen zorunlu olan bir şeyi vahiy başka türlü değerlendirmez.
B) İmkansız olan hususlarda akıl-nakil çelişmez.
C) Zorunlu ve imkansız kategorileri hakkında aklın hükmü nakle uygundur.
D) Mümkün kategorisine giren hususlarda aklın verdiği hükmü nakil başka türlü veremez.
E) Akılla nakil arasındaki değerlere dair farklılaşma mümkün kategorisine giren hususlardadır.
9. I. Güç sahibi olmayan birinin yükümlü tutulması görüşüne (teklif-i ma la yutak) karşı çıkar.
II. Küfür ve şirk dışındaki büyük ve küçük günahların cezalarının devamlı olmayacağı hatta Allah isterse bu günahları affeder.
III. İnsan fiil ve davranışlarında seçme özgürlüğü ve onu gerçekleştirme kudretine sahip değildir.
IV. İnsan sahip olduğu kudretle, birbirine aykırı ahlaki değer taşıyan fiillerden birini seçme ve yapma hürriyetine sahiptir.
Maturidi düşüncesini ifade eden doğru şık aşağıdakilerden hangisidir?
A) I, II, III, IV
B) I, II, IV
C) I, II, IV
D) II, IV
E) II, III, IV
10. Hüsun- Kubuh veya Euthyphron Problemini ifade eden seçenek hangisidir?
A) X, Tanrı istediği için mi iyidir; yoksa iyi olduğu için mi Tanrı onu istemektedir.
B) Kötülük, metafizikten mi yoksa insandan mı kaynaklanır.
C) Adalet, ahlakın mı yoksa hukukun mu kapsamına girer.
D) Değerler, objektif midir yoksa sübjektif midir.
E) Ahlaki nitelikler öğrenilir mi öğrenilemez mi.
11. Aşağıdakilerden hangisi Kuran ahlakı için ifade edilemez?
A) Bireyi kuşatan bir ahlaktır.
B) Toplumu gözeten bir ahlaktır.
C) Dinamik bir ahlaktır.
D) Hem bireyi hem de toplumu dikkate alan bir ahlaktır.
E) Birey ve topluma dair herhangi bir ahlaki yargısı olmayan bir ahlaktır.
12. Aşağıdakilerden hangisinin İslam ahlak felsefesine etkisinden söz edebiliriz?
A) Hoseiodos
B) Homeros
C) Thales D) Aristoteles
E) Phaidon
13. Platon’a göre ruh üç kısma ayrılır. Bunlar idealara yönelmiş olan akıl tarafı ile iki tane isteyen güçten müteşekkildir. Ruhun üç bölümünden biri ya da diğerinin ağır basmasına göre Platon insanları bilgiyi seven, şerefi seven ve zenginliği seven şeklinde üçe ayırır. Toplumsal açıdan bakarsak bu üç sınıf, işçiler, savaşçılar ve yöneticiler olarak karşımıza çıkar. Platon’un bu ruh anlayışından doğan erdemler hangileridir?
A) Bilgelik/ yiğitlik / kendine egemen olma
B) Akıl / hikmet / cesaret
C) Hikmet / öfke / yiğitlik
D) Öfke / sadakat / iffet
E) İffet / izzet/ yiğitlik
14. Aşağıdakilerden hangisi İslam ahlak filozoflarından biri değildir?
A) Kindi
B) Farabi
C) Nasıreddin Tusi
D) İbn Sina
E) İbn Meymun
15. Risale fi’l-hîle li-defi’l-ahzan adlı eserin yazarı kimdir?
A) Farabi
B) Ebubekir Razi
C) Kindi
D) İbn Sina
E) Kınalızade Ali
16. Felsefe ölümü önemsemektir ifadesini Kindi, biri tabii, diğeri iradî olmak üzere iki çeşit ölüm olarak yorumlar. Kindi’nin iradi ölümle kastettiği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bedeni zevklerle doymak.
B) Ruhani zevklerden yüz çevirmek
C) Arzu, istek, öfke ve şehvet kuvvelerinin tefrit derecesinde bulunması.
D) Nefsin istek ve arzularının tasfiye veya pasifize edilmesidir.
E) Sosyal hayattan bütün ilgi ve alakayı kesmek.
17. Ahlak felsefesinde, insan düşünce ve davranışlarının nihai hedefi olarak mutluluğu gören düşüncelere genel olarak ……………………….denir.
Boş yere gelmesi gereken ifade aşağıdakilerden hangisidir?
A) Eudaimonizm
B) Hikmet
C) Erdem
D) İyilik
E) Cesaret
18. et-Tıbbu’r-Ruhani adlı eserin yazarı kimdir?
A) Kindi
B) Ebubekir Razi
C) Farabi
D) İbn Sina
E) Nasıreddin Tusi
19. İhvân-ı Safa’ya göre insanın hem bu dünyada hem de ahirette mutlu olabilmesi için yapması gereken şey nedir?
A) Münzevi bir şekilde yaşaması.
B) Bedeni hazları tatmin etmesi
C) Dünyevi ve maddi lezzetleri tatması.
D) Nefsini temizlemesi, huylarını güzelleştirmesi; aklın, gazabi ve şehvani güçleri yönetmesi.
E) Sadece teorik çalışmalara yönelmesi.
20. Mutluluk konusunu ilk defa sistemli bir şekilde ele alan İslam filozofu Farabi’dir. O, mutluluğu şu şekilde açıklar:
A) İnsan nefsinde yerleşen öyle bir melekedir ki eylem ve fiiller hiçbir zorlama olmaksızın, düşünüp taşınmadan kolaylıkla ve rahatlıkla ortaya çıkar.
B) Her insanın arzuladığı bir amaçtır. Ona kendi çabasıyla yönelen herkes ancak bir “yetkinlik (kemal)” olmasından dolayı yönelir; çünkü o en nihai yetkinliktir.
C) Nefsin, bedenin beslenme ve büyüme ile ilgili ihtiyaçlarını karşılayamamasıdır.
D) Bütün canlıları ve insanları hâkimiyeti altına alarak yenme duygusudur.
E) Ölüm korkusunun sebep olduğu hastalıkların giderilmesidir.
21. Farabi erdemleri dört gruba ayırarak inceler. Aşağıdakilerden hangisi Farabi’nin taksiminde bulunan erdemlerden biridir?
A) Bedeni erdemler
B) Cismani erdemler
C) Nazarî erdemler
D) Geleneksel erdemler
E) Sanatsal erdemler
22. İnsan göz önüne alındığında en büyük hayır, en son kemal ancak şehir hayatı ile elde edilir. Farabi’nin ideal şehri, dolayısıyla ideal yönetim ve toplumu ……………………… adını alır.
Boş yere gelmesi gereken ifade aşağıdakilerden hangisidir?
A) et-Tıbbu’r-Ruhani
B) Şifa
C) İhya
D) el-Kanun fi’t-Tıb
E) el-Medînetü’l-fâzıla (Erdemli Şehir)
23. İbn Sina, teorik ve pratik akıl bakımından yetkinleşen ve mutlu olan nefisleri de kendi içinde dereceleri olduğunu söyleyerek beş gruba ayırır.
Seçeneklerden hangisinde bu beş grup doğru bir şekilde verilmiştir?
A) Yetkin nefisler / Eksik nefisler / Eksik ve arınmış nefisler/ Yetkinleşmeyen nefisler / Yetkinleşmemiş ve arınmamış nefisler
B) Eksik ve arınmış nefisler/ Yetkinleşmeyen nefisler / Yetkinleşmemiş ve arınmamış nefisler / Yetkin ve kötü nefisler / Eksik ve kötü nefisler
C) Yetkin ve arınmış nefisler/ Yetkin olup arınmamış nefisler/ Eksik ve arınmış nefisler/ Yetkin ve kötü nefisler / Eksik ve kötü nefisler
D) Yetkin ve arınmış nefisler/ Yetkin olup arınmamış nefisler/ Eksik ve arınmış nefisler/ Yetkinleşmeyen nefisler / Yetkinleşmemiş ve arınmamış nefisler
E) Yetkin ve kötü nefisler / Eksik ve kötü nefisler / Yetkin ve eksik nefisler / Eksik ve arınmış nefisler/ Yetkinleşmeyen nefisler
24. I. İbn Sina, insanın ahlaki yetkinleşmesini ve nihai amacı olan mutluluğu elde etmesini nefis teorisi ile temellendirir.
II. İnsan, aklını müstefad seviyeye çıkarırsa ve sahip olduğu diğer kuvveler de ona itaat ederse yetkinlik ve mutluluk gerçekleşir.
III. İbn Sina’ya göre ahlaki fiillerin iyi ya da kötü olarak ortaya çıkmasında istek (şehvet), nefret (öfke) ve akıl olmak üzere üç temel güç vardır.
IV. İnsan eylem ve davranışlarının ahlaki niteliği kazanabilmesi, ödev ahlakına uymasıyla meydana gelir.
İbn Sina düşüncesini yansıtmayan cümle hangisidir?
A) I
B) II
C) III
D) III, IV
E) IV
25. Aklın rehberliğinde ortaya çıkan davranışlar ………., aksi durumda yani şehvet ve öfke gücü etkisindeki fiil ve hareketlerden de ………….. doğar. Boş yere gelmesi gereken ifadeler aşağıdakilerden hangisidir?
A) Mutluluk / erdem
B) Kötülük / erdem
C) Erdem / kötülük (rezilet)
D) Hikmet / cesaret
E) Cesaret / iffet
26. İnsan, akıl, öfke, istek(şehvet) güçlerine sahip bir varlıktır. İnsanda bulunan güçlerden hikmet, cesaret, iffet ve adalet diye bilinen dört ana erdem çıkar. Üç güçten bu erdemlerin çıkması nasıl mümkün olur?
A) Bu güçlerin itidalli olmasıyla
B) Bu güçlerin ifrat derecesinde olmasıyla
C) Bu güçlerin tefrit derecesinde olmasıyla
D) Bu güçlerin tamamen pasifize edilmesiyle
E) Bu güçlerin emrine girmekle
27. Kınalızade erdemleri kazanıp bil-fiil insan derecesine ulaşmak kadar önem verdiği diğer bir husus da meleke haline gelen bu erdemlerin korunması ve devamlı olmasıdır.
Aşağıdakilerden hangisi Kınalızade’nin erdemlerin koruması için önerdiği hususlardan biri değildir?
A) İnsan arkadaşlık yaptığı kimselerin ya kendisi gibi ya da kendisinden daha faziletli olmasına dikkat etmelidir.
B) Büyüklerle, nefisleri rezillikten arınmış faziletli kimselerle dostluk kurmayı, onların sohbetinde bulunmayı, bunlardan olmayan kişilerden uzak durmayı önerir.
C) İnsan ahlakını sürdürebilmesi için fiziksel hareketlerle bedenini geliştirmesi gerekir.
D) İnsan güzel fiil ve hareketleri yapmalı, onlara devam etmeli ve nefsini bu eylemlere karşı tembelliğe alıştırmamalıdır.
E) Körü körüne şehvet ve öfke güçlerine kapılmaması gerekir. Bu, zorluklara katlanmak ve gece gündüz çalışmakla mümkün olur.
28. Tasavvuf erbabına göre hem dinin hem de aklın reddettiği bütün kötü huyların ve çirkin davranışların kaynağı ……….
Boş yere gelmesi gereken ifade aşağıdakilerden hangisidir?
A) Maneviyattır
B) Nefistir
C) Duyulardır
D) Nakildir
E) Gelenektir
29. Gazali’nin ahlakla ilgili olmayan eseri aşağıdakilerden hangisidir?
A) İhya’ü ‘ulûmi’d-dîn
B) Mîzânü’l-amel
C) Kimyâyı Saâdet
D) Mişkâtü’l-envâr
E) Şifa
30. Aşağıdakilerden hangisi modern ahlak teorilerinden biri değildir?
A) Faydacılık
B) Ödev ahlakı
C) Epikürcülük D) Özgeci” (alturist)
E) Metaetik

İSLAM HUKUKU
1.Aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) İstizan emri Hicretin altıncı yılında getirilmiştir
B) Ezan-ı Muhammedî Hicretin ikinci yılında okunmaya başlanmıştır
C) Daha önceden Kudüs’teki Beyt-i Makdise yönelerek namaz kılan Müslümanlara Hicretin üçüncü yılında kıble olarak Kâbe’ye yönelmeleri emredilmiştir
D) Kısas cezasıyla ilgili hükümler Hicretin sekizinci yılında gelmiştir
E) Mulâane uygulaması ile ilgili hükümHicretin dördüncü yılında gelmiştir
2. Bir taraftan mezhebin diğer mezheplere karşı üstünlüğünü savunan diğer taraftan da mukayeseli hukuk olarak ifade edebilecek mezhepler arasındaki görüş farklılıklarını ele alan Hilâf ilmi aşağıdaki dönemlerden hangisinin karakteristik özelliğidir?
A) İslâm Hukukunun Gelişme Dönemi
B) İslâm Hukukunun Olgunluk Dönemi
C) İslâm Hukukunun Duraklama Dönemi
D) İslâm Hukukunun Gerileme Dönemi
E) Hz. Peygamber Dönemi
3.Kufe Ekolünün fıkhî birikimi genel olarak Ebu Hanife’ye kim tarafından aktarılmıştır?
A) İbrahim en-Nehâî’nin
B) Hammâd b. Ebu Süleyman
C) Urve b. Zübeyr b. Avvâm
D) Zührî
E) Rebîatürrey
4.Mâlikî mezhebinin el-Muvattâ’dan sonraki en önemli kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?
A) el-Müdevvenetü’l-kübrâ
B) Câmiü’l-Ümmehât
C) Bidayetü’l-müctehid
D) Mecmau’l-Bahreyn
E) Kenzü’d-dekâik
5. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devleti’nin yarı resmi önemli hukuk kodudur?
A) Vikayetü’r-rivâye
B) Kenzü’d-dekâik
C) Minhâcü’t-tâlibîn
D) Mülteka’l-ebhur
E) el-Muğnî
6. Aşağıda verilen müellif ve eser isimlerinden hangisi yanlıştır?
A) Abdülganî el-Meydanî = el-Lübâb fî şerhi’l-kitâb
B) Ebu Bekir el-Haddâd = el-Cevheretü’n-neyyire
C) es-Semerkandî = Tuhfetü’l-fukahâ
D) Hatîb eş-Şirbinî = el-Hidâyefi’l-fıkh
E) Tâçü’ş-şerîa’ = Vikayetü’r-rivâye
7. Aşağıdaki kanun çalışmalarından hangisi hazırlanmasında ağırlıklı olarak Batı Hukukundan etkilenerek meydana getirilmemiştir?
A) 3 Mayıs 1840 tarihli Ceza Kanunu
B) 1851 tarihli Ceza Kanunu
C) 1858 tarihli Ceza Kanunu
D) 3 Şubat 1855 tarihli Men-i İrtikâb Nizamnâmesi
E) Tarik-i İlmiyeye Dair Ceza Kanunnâmesi
8.Nişanın bozulmasından sonra nişanlılık sürecinde tarafların birbirlerine verdikleri hediyeler konusunda Şâfiî mezhebinin görüşü nedir?
A) Hediyeler geri alınamaz.
B) Hediyeler hibe (bağış) hükmündedir. Bu yüzden prensip olarak, verilen hediyeler geri alınmamalıdır.
C) Eğer nişanı erkek bozmuşsa hiçbir hediyeyi geri alamaz.
D)Eğer nişanı kız bozmuşsa erkek hediyeleri geri alabilir.
E) Hediyeler karşı tarafın elinde bulunuyorsa aynen, zayi olmuş veya tüketilmişse misli veya kıymeti ile talep edilebilir.
9.OsmanlıDevleti’nde nikâha resmî bir devlet memurunun katılması ve nikâhı tescil etmesi esası hangi kararname ile getirilmiştir?
A) Hukuk-ı Âile Kararnâmesi
B) Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye
C) Nafaka Kanunu
D) Nüfus ve Sicillât Nizamnâmesi
E) MeşîhatKararnamesi
10.Hac’da iken ihramlı olmayı evlenme engeli saymayan mezhep hangisidir?
A)Şâfiî
B) Mâlikî
C) Hanefî
D) Hanbelî
E) Yukarıdaki dört mezhebin hepsi
11. Aşağıdakilerden hangisi kadının kocasından izinsiz olarak evden çıkabileceği durumlardan değildir?
A) Başkalarında olan hak ve alacaklarını almaya gitmesi
B) Yanında mahrem bir hısımı olmadan farz hacca gitmesi
C) Kocanın, dinî meseleleri öğrenme konusunda kendisine yardımcı olmaması durumunda arasıra ilim meclislerine gitmesi
D) En az haftada bir kere ana-babasını görmeye gitmesi
E) Yılda bir kere kardeş, dayı gibi mahrem hısımlarını ziyaretegitmesi
12.Talâkın mendup /müstehap olduğu durum aşağıdakilerden hangisidir?
A) Eşini boşayanın zinaya düşme korkusu olması durumunda boşaması
B)Hiçbir sebep yokken boşamak
C) Evli kaldığı takdirde harama düşeceğini veya bir takım farzları terketmek zorunda kalacağını kesin olarak biliyor olduğu halde boşamak
D) Kadının küfür ve hakaret sözlerinden kendisini kurtaramaması ve kocanın bu yüzden harama düşmekten korkması durumunda boşaması
E)İçinde cinsel temas olan temizlik günlerinde boşamak
13. “Kocanın eşiyle cinsel teması yemin, adak veya bir şarta bağlayarak, belirli veya belirsiz bir süre kendisini bundan menetmesine …..…..denir”. Boş bırakılan yere hangi kelime getirilmelidir?
A) Liân
B) Zıhâr
C) Tefrîk
D) Talâk
E) Îlâ
14. Adetten kesilmiş )menopoza girmiş) kadının iddet süresi ne kadardır?
A) Üç ay
B) Dört ay
C) Dört ay on gün
D) Üç kurû’
E) İddet beklemesi gerekmez
15. “……………, uygulanamayan ağır cezanın yerine tatbik edilen hafif cezadır”. Cümledeki boşluğu uygun biçimde tamamlayan ifadeyi bulunuz.
A) Hırsıza verilen ceza
B) Kazif cezası
C) Bedelî ceza
D) Kısas
E) İdam cezası
16.Kazif cezasında zina ile suçlanan şahsın muhsan olması gerekir. Aşağıdakilerden hangisi muhsan olmanın şartlarından değildir?
A) Akıllı olmak
B) Baliğ olmak
C) Hür olmak
D) Müslüman olmak
E) Evli olmak
17.Sirkat cezasının )el kesme cezasının) uygulanması için bazı şartların bulunması gerekmektedir. Aşağıdakilerden hangisi bu şartlardan biri değildir?
A) Hırsızlığı yapan kişinin akıl, baliğ olması
B) Çalınan malın nisab miktarında olması
C) Çalınan malın mülkiyetinin başkasına ait olması
D) Malın başkasına aidiyetinin kuşkusuz olması
E) Çalınan malın temel ihtiyaç maddelerinden olması
18.“Bir yoruma dayanarak meşru bir yönetime karşı güç kullanmak suretiyle karşı çıkmak”. Burada tanımı verilen terim aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bağy
B) Hirâbe
C) İrtidat
D) İfsad
E) İlâ
19.Aşağıdakilerden hangisi ikrahın unsurlarından değildir?
A) Mükrehün aleyh
B) Mükrih
C) İkrah-ı mülcî
D) Mükreh
E) Mükrehinbih
20.Aşağıdakilerden hangisi Hanefi Mezhebi dışındaki mezheplerin “öldürme” taksimatı içinde müstakil olarak ele alınmaz?
A) Kasten öldürmek
B) Tesebbüben öldürmek
C) Şibh-i amd şeklinde öldürmek
D) Taksîrle öldürmek
E) Taksirin benzeri şeklinde öldürmek
21.Başkasının mülkünde, izin almadan, kuyu kazarak birinin içine düşüp ölmesine sebep olmak şeklinde meydana gelen öldürme fiili, İslam ceza hukukunda hangi kavramla ifade edilir?
A) Tesebbüben öldürme
B) Taksîrle öldürme
C) Şibh-i amd şeklinde öldürme
D) Kasten öldürme
E) Mubaşarat
22.Ölümle sonuçlanmayan suçlarda, kısası talep etme hakkı kime aittir?
A) Mağdurun mirasçı olan erkek akrabalarına
B) Mağdurun mirasçı olan erkek ve kadın akrabalarına
C) Mağdurun kendisine
D) Mağdurun sadece babasına
E) Mağdurun sadece babasına ve dedesine
23. “Erkek ile kadın arasında, öldürmenin dışındaki cinayetlerde kısasın uygulanmayacağı” görüşü kime aittir?
A) İmam Malik’e
B) Hanefîlere
C) İmam Şafiî’ye
D) Ahmed b. Hanbel’e
E)İbnEbî Leyla’ya
24.“Öldürmeye veya bedenin bir organına zarar vermeye karşı, suçun faili ya da âkilesi tarafından ödenmek üzere belirlenen mal miktarına ………denir”. Boş bırakılan yere hangi kelime getirilmelidir?
A) Kısas
B)Yarım diyet
C) Eksik diyet
D) Diyet
E) Erş
25.Kesirsiz olarak üçüncü bir sayıya bölünebilen iki sayı arasındaki ilişki aşağıdaki terimlerden hangisiyle ifade edilir?
A) Temâsül
B) Tebâyün
C) Tevâfuk
D) Tedâhül
E) Tesâdüf
26.Babanın varisliğine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Baba ölenin oğluyla birlikte varis olursa 1/6 hisse alır.
B) Ölenin erkek evladı bulunmaz ve baba ölenin kızıyla varis olursa hem hisse alır hem de asabe olur.
C) Baba ölenin zevcesiyle birlikte varis olursa sadece asabe olarak kalanı alır.
D) Baba ölenin kızıyla birlikte varis olursa 1/3 alır.
E) Baba dedeyle birlikte varis olursa dedeyi hacb eder
27.“…………, belli pay sahipleri ve asabe dışında kalan diğer akrabalardır”.Cümledeki boşluğu uygun biçimde tamamlayan ifadeyi bulunuz..
A) Zevi’l-erhâm
B) Asabemea’l-gayr
C) Mahrum
D) Ashâbu’l-ferâiz
E) Mahcub
28.Mirası engelleyen sebeplere ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Kölelik mirasçılığa engel değildir.
B) Bazı müçtehitlere göre murisini kasıtlı olarak öldüren kişi varislik vasfını kaybetmez.
C) Cumhura göre din ayrılığı mirasın intikaline engeldir.
D) Bütün sahabe ve tabiûn, din ayrılığının mirası engellediği konusunda müttefiktir.
E) İslam ülkesiyle savaş halinde olan bir ülkenin gayri Müslim vatandaşı İslam ülkesinde yaşayan gayri Müslim akrabasına mirasçı olabilir__

8

Eylül
2012

ÖĞRENCİLERE SİYER-İ NEBİ TESTLERİ

Yazar: arafat  | Kategori: SiYER | Yorum: Yok
ÖĞRENCİLERE SİYER-İ NEBİ TESTLERİ

1. Aşağıdakilerden hangisi bir Hanif değildir?
A) Varaka b. Nevfel
B) Ubeydullah b. Cahş
C) Ümeyye b. Ebu Salt
D) Kuss b. Saide
E) Amr b. Zeyd
2. Aşağıdakilerden hangisi Hazreti İsmail’in soyundan gelen Arapları ifade eder?
A) Arab-ı Aribe
B) Arab-ı Müsta’ribe
C) Arab-ı Bakiye
D) Kahtaniler
E) Keldaniler
3. Ficar Savaşları’na aşağıda verilen Rasullullah’ın amcalarından hangisi komuta etmiştir?
A) Abbas
B) Hamza
C) Zübeyr
D) Ebu Talib
E) Ebu Leheb
4. Aşağıdakilerden hangisi Müslümanlara işkence yapan Kureyş müşriklerinden değildir?
A) Ebu Cehil
B) Ubeyde b. Haris
C) Ukbe b. Ebi Muayd
D) Ebu Leheb
E) Ümeyye b. Halef
5. Açıktan davet aşağıdaki hangi ayet ile başlamıştır?
A) Hicr Sûresi, 94. ayet
B) Bakara Sûresi, 88. ayet
C) Nisa Sûresi, 32. ayet
D) Fetih Sûresi, 36. ayet
E) Kalem Sûresi, 5. ayet
6. Aşağıdakilerden hangisi müşriklerin daveti önleme çabalarından değildir?
A) Alay safhası
B) Hakaret safhası
C) İşkence safhası
D) Uzlaşma safhası
E) Şiddet kullanma safhası
7. Amcalarının hepsi Rasullullah’ı korumaya karar vermişlerdi. Aşağıdaki amcalarından hangisi diğerleri gibi onu korumaya karar vermemiştir?
A) Abbas
B) Zübeyr
C) Ebu Talib
D) Ebu Leheb
E) Hamza
8. Aşağıdakilerden hangisi Habeşistan’a hicret eden ilk kafileden değildir?
A) Abdurrahman b. Avf
B) Zübeyr b. Avvam
C) Cafer b. Ebu Talib
D) Hz.Osman
E) Mus’ab b. Umeyr
9. Ömer bin Hattab Efendimiz’i öldürmeye giderken karşılaştığı ve yolunu değiştirmesine sebep olan sahabe hangisidir?
A) Utbe b. Rebia
B) Nuaym b. Abdullah
C) Selam-ı Farisi
D) Es’ad b. Zürare
E) Zeyd b. Harise
10. Efendimiz Taif ahalisini İslam’a davete kiminle beraber gitmiştir?
A) Hz.Hamza
B) Hz.Ömer
C) Zeyd b. Harise
D) Abdurrahman b. Avf
E) Bilal-i Habeşi
11. Efendimiz’e ve Hz.Ebubekir’e hicret esnasında yetişen ancak atının ayakları kuma gömülen kişi kimdir?
A) Utbe b. Rebia
B) Amr ibnül As
C) Meysere
D) Süraka
E) Mecdiyy b. Amr
12. Rüyasında ezanı Muhammedi’yi bugünkü şekliyle işiten ve rüya yoluyla ezan kendisine öğretilen sahabi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ubeyde b. Cerrah
B) Sad b. Ubade
C) Abdullah b. Zeyd
D) Bera b. Marur
E) Tufeyl b. Amr
13. Oruç, zekat ve kurbanın meşru kılınması kaçıncı hicri asırda gerçekleşmiştir?
A) 1 B) 2 C) 3 D) 4 E) 5
14. Peygamberimiz (sas)’in, Uhud Savaşı’ndan hemen sonra, Mekke ordusunun geriye dönüp tekrar Medine üzerine gelebileceğini düşünerek onları takip ettiği ve Medine’ye 16 km uzaklıktaki bir vadide yaklaşık 5000 ateş yaktırarak geriye dönme niyetindeki düşmana göz dağı verdiği gazvenin adı nedir?
A) el-Vadi Gazvesi
B) Ayneyn Gazvesi
C) Batn-ı Nahle Gazvesi
D) Benî Mustalîk Gazvesi
E) Hamrâü’l-esed Gazvesi
15. Peygamber Efendimiz (sas)’in, hicri IV. yılın Şevval ayında evlendiği 44 yaşındaki dul bayan kimdir?
A) Hz. Zeynep binti Huzeyme
B) Hz. Zeyneb binti Cahş
C) Hz. Ümmü Seleme
D) Hz. Ümmü Habîbe
E) Hz. Cüveyriye binti Hâris
16. Hendek Savaşı’nda düşman ordusundan İslam saflarına katılan, savaş esnasında Müslüman olduğunu kimseye söylemeyip, Peygamberimiz (sas)’in izniyle, bu durumunu, İslam ordusunun savaşı kazanması için kullanan kişi kimdir?
A) Hz. Nuaym b. Mesud
B) Hz. Huzâî
C) Hz. Sa’d b. Ebî Vakkas
D) Selman-ı Farisî
E) Hz. Sad b. Muaz
17. Benî Mustalik Gazvesi esnasında yaşanan İfk Hadisesi hakkında inen ayetler hangileridir?
A) Enfal Sûresi, 58. ayet
B) Al-i İmran Sûresi, 81. ayet
C) Sâf Sûresi, 3-7. ayetler
D) Nûr Sûresi, 11-14. ayetler
E) Fil Sûresi, 1-5. ayetler
18. Çevre ülkelerin hükümdarlarına, Peygamberimiz (sas), elçileriyle İslam’a davet mektupları göndermiştir. Aşağıdaki elçi ve gönderildiği hükümdar eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Dıhye b. Halife – Herakliyus
B) Amr b. Ümeyye – Mukavkıs
C) Abdullah b. Huzafe – Hüsrev Perviz
D) Amr b. Ümeyye – Necaşi
E) Hatip b. Ebu Beltea- Mukavkıs
19. Hicretin VIII. yılı gerçekleşen Mekke’nin Fethi, Mekke’ye hangi gün girilmesiyle başlamıştır?
A) 12 Rebiülevvel Pazartesi
B) 9 Şevval Salı
C) 23 Cemaziyelevvel Cuma
D) 20 Ramazan Cuma
E) 23 Şaban Salı
20. Peygamberimiz (sas) 30 bin kişilik İslam ordusuyla Tebük Gazvesi’ne çıktığında, Medine’de geriye kalan münafıkların toplanmak için inşa ettikleri fitne yuvası mescit Kur’an-ı Kerîm’de hangi isimle anılmaktadır?
A) Mescid-i Kuba
B) Mescid-i Aksa
C) Cuma Mescidi
D) Mescid-i Yesrib
E) Mescid-i Dırâr
21. Hicretin X. yılı Veda Haccı sonunda “Veda Hutbesi”ni okuyan Peygamberimiz (sas) kendisini dinleyen 124 bin Müslümana nerede seslenmiştir?
A) Müzdelife
B) Arafat
C) Kuba
D) Bedir
E) Zülhuleyfe
22. Hicretin XI. yılında vefat eden Hz. Peygamber(sas)’in vefatı hakkındaki aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
A) Peygamberimiz (sas) vefatına sebep olan hastalığa Safer ayının son günlerinde yakalanmıştır.
B) Peygamberimiz (sas) vefatına sebep olan hastalığa eşlerinden Hz. Meymune’nin evinde tutulmuştur.
C) Peygamberimiz (sas) hastalığı sebebiyle camiye çıkamadığında yerine vekil olarak Hz. Osman’ı imam tayin etmiştir.
D) Peygamberimiz (sas)’in cenazesini Hz. Ali yıkamıştır.
E) Peygamberimiz (sas), vefat ettiği yere, Hz. Aişe’nin odasında kazılan kabre defnedilmiştir.
23. Aşağıdakilerden hangisi Ashab-ı Kiram’dan Amr b. Hâris’in ifadelerine göre Hz. Peygamber (sas)’in vefatından sonra bıraktıkları arasında yer almaz?
A) 50 dirhem altın
B) Birkaç silah
C) Beyaz bir katır
D) Vakfettiği Fedek hurmalıkları
E) Vakfettiği Hayber arazisindeki hissesi
24. Aşağıdakilerden hangisi Peygamberimiz (sas)’in “Veda Hutbesi”nde geçen cümlelerinden biri değildir?
A) “Sakın benden sonra eski sapıklıklarınıza dönüp de birbirinizin boynunu vurmayın.”
B) “Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine iade etsin.”
C) “Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.”
D) “Başınıza, kafası siyah üzüm tanesi gibi Habeşli bir köle dahi yönetici olarak tayin edilse yine de itaat edin.”
E) “Müslüman, Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler.”
25. Aşağıdaki olay ve gerçekleştiği hicri yıl eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Hayber’in Fethi – Hicri IV. yıl
B) Benî Kureyzâ Gazvesi – Hicri V. yıl
C) Uhud Gazvesi – Hicri III. yıl
D) Kıblenin Değişmesi – Hicri II. yıl
E) Hudeybiye Antlaşması – Hicri VI. yıl
TESTİN CEVAP ANAHTARI:
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
E B C B A D D C B C
11 12 13 14 15 16 17 18 19 20
D C B E C A D B D E
21 22 23 24 25
B C A D A

2

Eylül
2012

SİYER KRONOLOJİ

Yazar: arafat  | Kategori: SiYER | Yorum: Yok
SİYER KRONOLOJİ
 
Mekke Dönemi
571
Peygamber Efendimizin doğumu 12 Rebîülevvel /20 Nisan Pazartesi)
Sütannesi Halîme’ye verilmesi.

574
Sütannesi tarafından Mekke’ye getirilerek annesi Âmine’ye teslim edilmesi.575
Annesi Âmine’nin Ebvâ’da vefatı üzerine Hz. Muhammed’in dadısı Ümmü Eymen tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdülmuttalib’e teslim edilmesi.

577
Dedesi Adülmuttalib’in vefatı ve amcası Ebû Tâlib’e emanet edilmesi.

578
Amcası Ebû Tâlib ile yaptığı Suriye seyahati.

589
Hilfü’l-fudûl Antlaşması’na katılması.

594
Hatice’ye ait ticaret kervanının yöneticisi olarak Busrâ şehrine gitmesi.
Hatice ile evlenmesi.

605
Kureyş’in Kâbe’yi tamiri sırasında Hacerülesved’in yerine konulması hususunda hakemlik yapması.

610
Hira mağarasında ilk vahyi alması; Alak sûresinin ilk beş âyetinin nüzûlü [27 [?] Ramazan).

613
Açık davetle emrolunması üzerine yakın akrabasını İslâm’a davet etmesi.

614
Müşriklerin zayıf müslümanlara eziyet etmeye başlaması.

615
Habeşistan’a ilk hicret.

616
Habeşistan’a ikinci hicret.
Hamza’nın müslüman olması.
Ömer’in müslüman olması; Hz. Peygamber’in ve müslümanların Dârülerkam’dan çıkmaları.
Hâşimoğulları ve Muttaliboğulları’nın Hz. Peygamber’i korumak amacıyla Ebû Tâlib mahallesinde toplanması ve müşriklerin bunlara karşı sosyal ve ekonomik boykot uygulamaya başlaması.

619
Boykotun sona ermesi.

620
Ebû Tâlib’in ve Hz. Hatice’nin vefatı (hüzün yılı).
Hz. Peygamber’in Sevde bint Zem‘a ile evlenmesi (Ramazan).
Zeyd b. Hârise ile Tâif’e gitmesi ve Mut‘im b. Adî’nin himayesinde Mekke’ye dönmesi (Şevval).
Hac mevsiminde Medineli Hazrec kabilesinden bir grubun Akabe’de Hz. Peygamber’le görüşüp müslüman olması (Zilhicce).

621
İsrâ ve mi‘rac hadisesi, beş vakit namazın farz kılınması (27 Receb).
Birinci Akabe Biatı ve Hz. Peygamber’in İslâmiyet’i öğretmesi için Mus‘ab b. Umeyr’i Medine’ye göndermesi (Zilhicce).

622
İkinci Akabe Biatı (Zilhicce).

Medine Dönemi
1/622
Müslümanların İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Medine’ye hicret etmeye başlaması (Muharrem/Temmuz).
Müşriklerin Dârünnedve’de toplanıp Hz. Peygamber’i öldürme kararı alması (26 Safer/9 Eylül).
Hz. Peygamber’in Hz. Ebû Bekir’le birlikte hicreti ve Sevr mağarasına sığınmaları (26 Safer/9 Eylül).
Sevr mağarasından Medine’ye doğru yola çıkmaları (1 Rebîülevvel/13 Eylül).
Kubâ’ya varış (8 Rebîülevvel/20 Eylül).
Kubâ Mescidi’nin inşası (Rebîülevvel/Eylül).
Hz. Peygamber’in Kubâ’dan ayrılması ve Rânûnâ vadisinde ilk cuma namazını kıldırması; aynı gün Medine’ye ulaşması ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evine yerleşmesi (12 Rebîülevvel/24 Eylül).
Mescid-i Nebevî’nin inşasına başlanması (Rebîülevvel/Eylül).
Namaza çağrı için ezanın teşrîi.

1/623
Muhacirlerle ensar arasında kardeşlik tesis edilmesi (muâhât) (Receb/Ocak).
Medine vesikasının tanzimi ve Medine hareminin sınırlarının tesbiti (Ramazan/Mart).
Savaşa izin verilmesi.
Hz. Hamza’nın Îs (Sîfülbahr) Seriyyesi (Ramazan/Mart).
Mescid-i Nebevî’nin inşasının tamamlanması (Şevval/Nisan).
Sa‘d b. Ebû Vakkas’ın Harrâr Seriyyesi (Zilkade/Mayıs).
Medine’de çarşı ve pazar yeri kurulması.
Mescid-i Nebevî’de Suffe’nin teşekkülü.

2/623
Hz. Peygamber’in âşûrâ orucunu tutması ve müslümanlara da tavsiye etmesi (10 Muharrem/14 Temmuz).
Ebvâ (Veddân) Gazvesi (Safer/Ağustos).
Buvât Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
İlk Bedir (Sefevân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
Uşeyre (Zül‘uşeyre) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).

2/624
Abdullah b. Cahş’ın kumandasındaki Batn-ı Nahle Seriyyesi (Receb/Ocak).
Kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Mescid-i Harâm’a (Kâbe) çevrilmesi (Receb/Ocak).
Orucun farz kılınması (Şâban/Şubat).
Teravih namazının kılınmaya başlanması (1 Ramazan/26 Şubat).
Bedir Gazvesi (17 Ramazan/13 Mart).
Enfâl sûresinin nâzil olması.
Hz. Peygamber’in kızı Rukıyye’nin vefatı (Ramazan/Mart).
Fıtır sadakasının (fitre) emredilmesi (Ramazan/Mart).
İlk ramazan bayramı ve bayram namazının kılınması (1 Şevval/27 Mart).
Hz. Peygamber’in Hz. Âişe ile evlenmesi (Şevval/Nisan).
Benî Kaynuka‘ Gazvesi (Şevval/Nisan).
Hz. Ali ile Fâtıma’nın evlenmesi (Zilkade/Mayıs veya Zilhicce/Haziran).
Sevîk Gazvesi (5 Zilhicce/29 Mayıs).
İlk kurban bayramı (10 Zilhicce/3 Haziran).
Muhacirlerden Osman b. Maz‘ûn’un vefatı üzerine Cennetü’l-bakı‘in mezarlık için tahsis edilmesi (Zilhicce/Haziran).
Zekâtın farz kılınması.

3/624
Hz. Osman’ın Resûl i Ekrem’in kızı Ümmü Külsûm ile evlenmesi (Rebîülevvel/Ağustos-Eylül).
Kâ‘b b. Eşref’in öldürülmesi (14 Rebîülevvel/4 Eylül).
Zûemer (Gatafân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
Bahran (Benî Süleym) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).

3/625
Hz. Peygamber’in Hafsa ile evlenmesi (Şâban/Ocak).
Hz. Hasan’ın doğumu (Şâban/Ocak-Şubat veya 15 Ramazan/1 Mart).
Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Huzeyme ile evlenmesi (Ramazan/Şubat-Mart).
Uhud Gazvesi (7 veya 11 Şevval/23 veya 27 Mart).
Hamrâülesed Gazvesi (Medine’den çıkış, 8 veya 12 Şevval/24 veya 28 Mart).

4/625
Recî‘ Vak‘ası (Mersed b. Ebû Mersed Seriyyesi) (Safer/Temmuz).
Bi’rimaûne Vak‘ası (Safer/Temmuz).
Benî Nadîr Gazvesi (Rebîülevvel/Ağustos).
İçkinin haram kılınışı (Rebîülevvel/Ağustos-Eylül).
Hz. Peygamber’in hanımı Zeyneb bint Huzeyme’nin vefatı (Rebîülâhir/Ekim).

4/626
Benî Abs heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hz. Hüseyin’in doğumu (5 Şâban/10 Ocak).
Hz. Peygamber’in Ümmü Seleme ile evlenmesi (Şevval/Mart-Nisan).
Bedrü’l-mev‘id Gazvesi (Zilkade/Nisan).
Hz. Ali’nin annesi Fâtıma bint Esed’in vefatı.

5/626
Zâtürrika‘ Gazvesi ve korku namazının (salâtü’l-havf) kılınması (10 Muharrem/11 Haziran).
Dûmetülcendel Gazvesi (25 Rebîülevvel/24 Ağustos).
Medine’de ay tutulmasının gözlenmesi ve Hz. Peygamber’in husûf namazı kıldırması (Cemâziyelâhir/Kasım).
Müslüman olan 400 kişilik Müzeyne heyetinin Medine’ye gelmesi (Receb/Aralık).

5/627
Benî Mustalik (Müreysi‘) Gazvesi (Şâban-Ramazan/Ocak-Şubat).
İfk hadisesi.
Hz. Peygamber’in Cüveyriye bint Hâris ile evlenmesi.
Medine’de nüfus sayımı yapılması (Şevval/Şubat-Mart).
Hendek (Ahzâb) Gazvesi (Zilkade/Nisan).
Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Cahş ile evlenmesi ve evlât edinmenin yasaklanmasına dair âyetlerin (el-Ahzâb 33/4-5) nâzil olması (Zilkade/Nisan).
Benî Kurayza Gazvesi (Zilkade sonu/Nisan).

6/627
Benî Lihyân Gazvesi (Rebîülevvel/Temmuz).
Muhammed b. Mesleme’nin I. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir/Ağustos).
Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın II. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir sonu/Eylül).
Zeyd b. Hârise’nin Tarîf Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim-Kasım).
Zeyd b. Hârise’nin Vâdilkurâ Seriyyesi (Receb/Kasım-Aralık).

6/628
Hz. Peygamber’in Abdurrahman b. Avf’ı Dûmetülcendel’e göndermesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
Zeyd b. Hârise’nin Medyen Seriyyesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
Hz. Ali’nin Fedek Seriyyesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
Zeyd b. Hârise’nin II. Vâdilkurâ Seriyyesi (Ramazan/Ocak-Şubat).
Abdullah b. Revâha’nın Hayber’e keşif amaçlı seriyyesi (Ramazan/Şubat).
Medine’de kuraklık yaşanması ve Hz. Peygamber’in yağmur duası yapması.
Güneş tutulması ve Hz. Peygamber’in küsûf namazı kılması (Şevval sonu/Mart).
Umre seferi (Zilkade/Mart).
Hz. Peygamber’in, annesi Âmine’nin Ebvâ’daki kabrini ziyaret etmesi.
Hudeybiye’de Kureyş’e elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın hapsedilmesi üzerine Bey‘atürrıdvân’ın yapılması (Zilkade/Mart-Nisan).
Hudeybiye Antlaşması (Zilhicce/Nisan).
Feth sûresinin nâzil olması.
Benî Huzâa, Benî Eslem ve Benî Huşenî heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olması.

7/628
Hz. Peygamber’in, Bizans ve Sâsânî imparatorları başta olmak üzere civar ülke yöneticilerine ve kabile reislerine elçiler ve İslâm’a davet mektupları göndermesi (Muharrem/Mayıs).
Habeş Necâşisi Ashame’nin müslüman olması.
Mısır mukavkısının çeşitli hediyelerle birlikte Mâriye’yi Hz. Peygamber’e göndermesi.
Ebü’l-Âs’ın müslüman olup Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb ile yeniden evlenmesi (Muharrem/Mayıs).
Hayber Seferi (Muharrem-Safer/Mayıs-Haziran).
Zeyneb bint Hâris’in Hz. Peygamber’i zehirleme teşebbüsü.
Hz. Peygamber’in Safiyye bint Huyey ile evlenmesi.
Hz. Peygamber’in sütannesi Süveybe’nin vefatı.
Yemen Valisi Bâzân’ın müslüman olması (Cemâziyelevvel/Eylül).
Vâdilkurâ Gazvesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
Teymâ yahudileriyle antlaşma yapılması.
Hz. Ömer’in Türebe Seriyyesi (Şâban/Aralık).
Hz. Ebû Bekir’in Necid Seriyyesi (Şâban/Aralık).
Beşîr b. Sa‘d’ın Fedek Seriyyesi (Şâban/Aralık).

7/629
Galib b. Abdullah’ın Meyfaa Seriyyesi (Ramazan/Ocak).
Umretü’l-kazâ (Zilkade/Mart).
Peygamber’in Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyân ile evlenmesi.
Hz. Peygamber’in Meymûne bint Hâris ile evlenmesi (Zilkade/Mart).

8/629
Hâlid b. Velîd, Amr b. Âs ve Osman b. Talha’nın müslüman olması (1 Safer/31 Mayıs).
Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb’in vefatı (Safer/Haziran).
Mûte Savaşı (Cemâziyelevvel/Eylül).
Amr b. Âs’ın Zâtüsselâsil Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın Sîfülbahr (Habat) Seriyyesi (Receb/Kasım).
Benî Süleym ve Benî Gıfâr kabilelerinin müslüman olması ve Hâlid b. Velîd kumandasında Mekke fethine katılmaları.
Kureyşli müşriklerin Hudeybiye Antlaşması’nı ihlâl etmesi üzerine Ebû Süfyân’ın barışın devamını sağlama girişiminde bulunması.

8/630
Hz. Peygamber’in Mekke fethi için yola çıkması (13 Ramazan/4 Ocak).
Mekke’nin fethi (20 Ramazan/11 Ocak).
Benî Mahzûm kabilesinin müslüman olması.
Hişâm b. Âs’ın Yelemlem tarafına, Hâlid b. Saîd’in Urene tarafına, Hâlid b. Velîd’in Nahle’deki Uzzâ putunu, Sa‘d b. Zeyd el-Eşhelî’nin Müşellel’deki Menât putunu, Amr b. Âs’ın Benî Hüzeyl’in Ruhât’taki Süvâ‘ putunu, Tufeyl b. Amr ed-Devsî’nin Amr b.Hümeme’nin Zülkeffeyn putunu yıkmayagönderilmesi (Ramazan/Ocak).
Huneyn Gazvesi (11 Şevval/1 Şubat).
Hâlid b. Velîd’in Benî Cezîme’yi İslâm’a davet seriyyesi (Şevval/Şubat).
Tâif Gazvesi (Şevval/Şubat).
Hz. Peygamber’in Ci‘râne’de Huneyn ganimetlerini taksim etmesi (Zilkade/Şubat).
Hz. Peygamber’in, yanlarından ayrıldıktan sonra ilk defa süt kız kardeşi Şeymâ ile görüşmesi.
Hz. Peygamber’in umre yapması (19 Zilkade/10 Mart).
Muhâcir b. Ebû Ümeyye’nin San‘a Seriyyesi (28 Zilkade/19 Mart).
Ziyâd b. Lebîd’in Hadramut Seriyyesi.
Amr b. Âs’ın Uman yöneticileri Ceyfer ve Abd b. Cülendâ kardeşlere elçi olarak gönderilmesi (Zilkade/Mart).
Alâ b. Hadramî’nin Ebû Hüreyre ile birlikte Bahreyn yöneticisi Münzir b. Sâvâ’ya elçi olarak gönderilmesi.
Hz. Peygamber’in oğlu İbrâhim’in doğumu (Zilhicce/Mart-Nisan).
Benî Sa‘lebe, Benî Sudâ’, Benî Bâhile, Benî Sümâle, Benî Cerm, Ehâbîş, Benî Ak ve Benî Hüzeyl heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olmaları.

9/630
Hz. Peygamber’in bazı şehir ve kabilelere zekât âmilleri göndermesi (Muharrem/Nisan-Mayıs).
Abbâd b. Bişr’in Benî Süleym ve Benî Müzeyne’ye, Râfi‘ b. Mekîs el-Cühenî’nin Benî Cüheyne’ye, Dahhâk b. Süfyân el-Kilâbî’nin Benî Kilâb’a, Büsr b. Süfyân el-Kâ‘bî’nin Benî Kâ‘b’a, İbnü’l-Lütbiyye el-Ezdî’nin Benî Zübyân’a, Mâlik b. Nüveyre’nin Benî Hanzale b. Mâlik’e, Amr b. Âs’ın Fezâre’ye, Velîd b. Ukbe’nin Benî Müstalik’a zekat toplamak üzere gönderilmesi.
Uyeyne b. Hısn’ın Benî Temîm Seriyyesi ve Benî Temîm kabilesinin Medine’ye gelip müslüman olması (Muharrem/Mayıs).
Benî Esed’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması.
Alkame b. Mücezziz kumandasında ilk deniz seferinin düzenlenmesi (Rebîülâhir/Temmuz-Ağustos).
Hz. Ali’nin Tay kabilesinin putu Füls’ü tahrip etmesi.
Ukkâşe b. Mihsan’ın Benî Belî ve Benî Uzre’ye karşı Cinâb Seriyyesi.
Hz. Peygamber’in, Habeş Necâşîsi Ashame’nin vefatını haber verip gıyabî cenaze namazını kıldırması (Receb/Ekim).
Îlâ ve tahyîr hadisesi.
Tebük Gazvesi (Receb/Ekim).
Hâlid b. Velîd’in Dûmetülcendel lideri Ükeydir b. Abdülmelik’e karşı seriyyesi ve Hz. Peygamber’in Ükeydir ile antlaşma yapması.
Cerbâ, Ezruh, Maknâ, Eyle (Akabe) ve Tebük halkını temsilen heyetlerin Hz Peygamber’e gelip barış yapması.
Hz. Peygamber’in, Tebük’ten Dihye b. Halîfe’yi Bizans İmparatoru Herakleios’a ikinci defa İslâm’a davet mektubuyla göndermesi.
Hz. Peygamber’in kızı Ümmü Külsûm’un vefatı.
Benî Ukayl, Benî Kelb, Benî Kilâb, Benî Tücîb, Benî Gatafân, Benî Hanzale b. Mâlik, Benî Kudâa, Belî ve Benî Behrâ’dan heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hıristiyan Benî Tağlib’in Medine’ye gelip antlaşma yapması.
Kâ‘b b. Züheyr’in müslüman olması ve Hz. Peygamber’in hırkasını ona hediye etmesi.
Benî Sa‘d b. Bekir kabilesinin Dımâm b. Sa‘lebe’yi elçi olarak Medine’ye göndermesi ve müslüman olmaları.
Benî Cüzâm heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hz. Peygamber’in münafıklara ait Mescid-i Dırâr’ı yıktırması.
Himyer krallarının İslâm’a davet edilmesi ve Müslümanlığı benimsemeleri.
Benî Hemdân, Benî Fezâre, Benî Mürre’den ve Tâif’teki Sakıf kabilesinden bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hz. Peygamber’in Ebû Süfyân ile Mugıre b. Şu‘be’yi Lât putunu kırmaya göndermesi.

9/631
Münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy b. Selûl’ün ölümü (Zilkade/Şubat).
Hz. Ebû Bekir’in emîr-i hac tayin edilmesi (Zilkade- Zilhicce/Mart).
Tevbe sûresinin hükümlerini bildirmek üzere Hz. Ali’nin Mekke’ye gönderilmesi (Zilhicce/Mart).
Necran hıristiyanlarından bir heyetin Medine’ye gelmesi ve Hz. Peygamber’le mübâhele yapmayı reddedip antlaşmaya varması (Zilhicce/Nisan).

10/631
Hâlid b. Velîd’in Necran Seriyyesi ve Benî Hâris’ten bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Rebîülâhir/Temmuz).
Hz. Ali’nin Yemen Seriyyesi ve Benî Mezhic’in müslüman olması (Ramazan/Aralık).
Cerîr b. Abdullah’ın Zülhalesa putunu ve mâbedini yıkmaya gönderilmesi.
Hz. Peygamber’in Kur’ân-ı Kerîm’i Cebrâil’e iki defa arzetmesi ve yirmi gün itikâfta kalması (Ramazan/Aralık).
Benî Ezd, Ebnâ, Benî Tay, Benî Âmir b. Sa‘saa, Benî Kinde, Benî Tücîb, Benî, Rehaviyyîn, Benî Gafik, Benî Mehre, Benî Hanîfe, Benî Ans, Benî Murâd, Benî Abdülkays, Benî Hilâl, Benî Ruhâ ve Benî Zübeyde’den heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olmaları.
Müseylime’nin peygamberlik iddiasında bulunması.

10/632
Hz. Peygamber’in oğlu İbrâhim’in vefatı (29 Şevval/28 Ocak).
Vedâ haccı için Hz. Peygamber’in Medine’den ayrılışı (26 Zilkade/23 Şubat).
Vedâ hutbesi (9 Zilhicce/7 Mart).
Vedâ tavafı (14 Zilhicce/12 Mart Perşembe).
Benî Muhârib’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Zilhicce/Mart).
Yemen Valisi Bâzân’ın vefatı; Hz. Peygamber’in Yemen’e on bir vali tayin etmesi.
Nasr sûresinin nâzil olması (Zilhicce/Mart).
Hz. Peygamber’in câriyesi (hanımı) Reyhâne bint Şem‘ûn’un vefatı.

11/632
Medine’ye en son gelen Benî Neha‘dan bir heyetin müslüman olması (15 Muharrem/12 Nisan).
Üsâme b. Zeyd’in Suriye’ye gidecek orduya kumandan tayin edilmesiMayıs).
Hz. Peygamber’in şiddetli baş ağrısı ve humma yakalanması (27 Safer/24 Mayıs Pazar).
Peygamberlik iddiasında bulunan Esved el-Ansî’nin öldürülmesi (8 Rebîülevvel/3 Haziran).
Hz. Peygamber’in vefatı (13 Rebîülevvel/8 Haziran Pazartesi).
Hz. Peygamber’in defnedilmesi (14 Rebîülevvel/

 
Toplam 12 sayfa, 7. sayfa gösteriliyor.« İlk...5678910...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.