28

Şubat
2013

KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİLERİ SÖZLÜĞÜ-1

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  1.056 Kez Okundu

Abadile: İlimleri ve özellikle verdikleri fetvalarla meşhur olmuş Abdullah isimli 4 sahabi için kullanılır. bunlardan Abdullah b.abbas, Abdullah b. ömer ve Abdullah b. Zübeyr abadiledendir.4. kişide şüphe var. Ahmed b. hanbel ve bazı alimlere göre 4. isim Abdullah b. Amr ibn as; Hanefilere göre Abdullah b. mesuddur.
Adventizm: Hz. İsanın birkez daha yeryüzüne geleceğini savunan bir hristiyan mezhebin adıdır.
Ahbar: Tevratı ve hükümlerini iyi bilen yahudi alimleri.
Ahkamul kuran: İbadet, mualemet,keffaret ve ukubat ile ilgili ayetlerin yorumunu konu edinen bilim dalıdır.
Ahlâk-ı Hasene:Güzel huylar. Dînin ve aklın beğendiği huylar.
Ahlâk-ı Zemîme:Kötü ahlâk. Dînin ve aklın beğenmediği huylar.
Ahrufu s-Seb’a :Yedi harf, Kur’an’ın yedi harf üzerine nazil olmasıdır
Akâid İlmi:Îmân esaslarını anlatan ilim dalı. Devamını Oku »

28

Şubat
2013

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Sözlüğü-2

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  674 Kez Okundu

Abbas : Peygamber (sav)’in amcalarından birisi, Mekke fethedilmeden önce müslüman olmuştur.
Abdest : Belirli vücut organlarını usulüne göre yıkamak suretiyle yapılan temizlik. Abdestin farzları ( olmazsa olmazları ) dört tanedir. Elleri dirseklerle beraber yıkamak, yüzü yıkamak, başın 1/4′ünü meshetmek, ayakları topuklarla beraber yıkamak. Abdest almadan
Abdullah : Peygamber (sav)’ in babasının ve küçük yaşta vefat eden oğlunun ismi
Abdulmuttalib : Peygamber (sav)’e annesinin vefatından sonra sekiz yaşına kadar bakan dedesi
Adak ( Nezir ) : Allah’a tazimde bulunmak, onu büyüklemek amacıyla kişinin bir işi yapmayı vadetmesi, adaması
Adn Cenneti : Cennetin tabakalarından, bölümlerinden birisi
Afaroz : Hıristiyanlıkta din adamlarının bir kimseyi dinden çıkarması
Ahiret Günü :İkinci surla başlayıp çeşitli safhalardan geçtikten sonra Cennet veya Cehennemde son bulacak olan ebedi (sonsuz) hayat
Ahlak : İnsanda bulunan iyi ve kötü huyların tamamı
Ahmed : Peygamber (sav)’in isimlerinden birisi
Akabe : Medine’ye hicretin kararlaştırıldığı görüşmeler
Akâid : Akâid; ibadeti değil, inancı; imanı esas alan İslâmî kâîde ve hükümlerin tümü; Kur’an ve Sünnet ışığında İslâm Dini’nin iman esaslarından sistemli bir şekilde bahseden ilim dalıdır.
Akika-Nesike Kurbanı : Yeni doğan çocuk sebebiyle Allah’a bir şükür ifadesi olarak kesilen kurban
Alak Suresi : Peygamber (sav)’e gelen ilk vahyin bulunduğu sure
Aleyhisselam : ” Allahü Teâlânın selâmı onun üzerine olsun ” mânâsına daha çok peygamberler ve dört büyük melek için kullanılan duâ ve tâzim (saygı) ifâdesi
Allâh : Kâinatın ve kâinatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibâdet edilmeye lâyık tek Rab, Mevlâ, Huda’ya ait özel isim. En yüce varlık olarak inanılan, bütün kemâl sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uza
Amel : İş, çalışma, itaat, ibadet, dini bir emri yerine getirmek
Amel Defteri : Kirâmen katibin melekleri tarafından insanların bu dünyada yaptığı davranışların yazıldığı defterler, filme alındığı kasetler
Âmentü : İnanç esaslarını içinde bulunduran dua
Âmin : ” Allahım dualarımızı kabul et ” manasında
Âmine : Peygamber (sav)’in annesinin ismi, Peygamberimiz (sav) 6 yaşında iken vefat etmiştir. Devamını Oku »

28

Şubat
2013

Hadis Kaynak Türleri

Yazar: arafat  |  Kategori: HADİS  |  Yorum: Yok   |  620 Kez Okundu

HADİS TÜRLERİ:Hadis ilminde hadisler ravisine (rivayet edene), hadisin içeriğine, doğruluğuna, geliş şekline göre sınıflara ayrılır. Esas olarak üç hadis türü vardır:
1-Sahih hadîs: Doğruluk açısından gerekli bütün şartları (akla uygunluk, Kurana uygunluk, İslam’ın ruhuna uygunluk, fıtrat ve tabiata uygunluk, tarihe uygunluk) taşıdığı tespit edilen hadislerdir. Bu hadisler iman, ibadet ve genel dini konularda
kullanılır.
2- Hasen hadîs: Yazılışında kusur bulunan; Sahih hadis ile Zayıf hadis arasında olan, sahih hadise daha yakın hadislerdir.
3- Zayıf hadîs: Senedinde ve metninde bir kusur bulunan; Sahih ve Hasen hadisin taşıdığı şartları (akla aykırılık, Kurana aykırılık, İslam’ın ruhuna aykırılık, fıtrata ve tabiata aykırılık, tarihe aykırılık) taşımayan hadislerdir. (Bu hadislerle amel edilmez.)
Uydurulmuş sözlere ise mevzu denilmektedir.
Hadis, Kur’an’dan sonra ikinci kaynaktır. Kur’an’ın tefsirinde hadis başlıca kaynaktır. Hadis, sünnetin yaslandığı kaynaktır.

Hadis Kaynaklarının Türleri:
1- Cami: İman, ibadet, İslam Hukuku, Tefsir (Kuran’ın Yorumu), ve Siyer (Peygamber’in Hayatı) gibi dinle ilgili hemen hemen her konudaki hadisleri toplayan kaynaklardır. Örnek: “Buhari’nin Sahih-i Buhari adlı eseri” “Muslim’in El-Cami adlı eseri”
2- Sünen: Yalnızca temizlik, abdest, namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadet konularındaki hadisleri içeren kitaplardır.
Örnek: “Ebu Davud’un Sünen adlı eseri” “Nesai’nin Sünen adlı eseri”
“Tirmizi’nin Sünen adlı eseri”
3- Müsned: Hadislerin, onları rivayet eden (aktaran) sahabe adlarına göre gruplandırıldığı kitaplardır.
Örnek: “Ahmed b. Hanbel’in Müsned adlı eseri” “Humeydi’nin Müsned adlı eseri” “Ebu Davud et Tayalisi’nin Müsned adlı eseri”
** Hadis kitaplarının doğruluk açısından en kuvvetli olanlarına “Kütübü Sitte” (Altı
Kitap) denilir. Bunlar:
1. İmam Buhari: Sahih-i Buhari 2. Müslim: Sahih-i Müslim
3. Ebu Davud: Sünen-i Ebu Davud 4. Tirmizi: Sünen-i Tirmizi
5. Nesai: Sünen-i Nesai 6. İbni Mace: Sünen-i İbni Mace

Başlıca Hadis Kaynakları (Kütübü Sitte)
Sahih-i Buhari: Buhara’lı bilgin Muhammed b. İsmail tarafından derlenmiştir. Eser on yılda tamamlanmıştır. 97 kitap, 3730 konu başlığı ve tekrarlar dahil 7275 (tekrarlar olmadan da 4000 civarı) hadisten oluşur.
Sahih-i Müslim: Müslim b. Haccac’ın hazırladığı hadis kitabıdır. 54 bölüm ve 1322 başlıktan oluşan kitap 300.000 hadisten seçilen 3033 hadis içerir.
Sünen-i Ebu Davud: Süleyman b. Eşas tarafından hazırlanmış bu eser 40 kitap, 1889 başlık ve 4800 hadisten oluşmaktadır.
Sünen-i Tirmizi: Muhammed b. İsa tarafından derlenmiştir. 46 kitap 2496 bölüm ve 3956 hadisten oluşur.
Sünen-i Nesai: Ahmed b. Şuayb tarafından hazırlanmıştır. Büyük sünen kitabından derleyerek bu hadis kitabını hazırlamıştır. 51 kitap ve 2400’e yakın alt başlıktan oluşur.
Sünen-i İbni Mace: Muhammed b. Yezid tarafından hazırlanmıştır. Özellikle İslam hukuku bölümleri âlimler arasında çok kabul görür. 37 kitap, 1515 konu başlığı ve 4341 hadisten oluşur.
Kaynak:
-İslâm Ansiklopedisi,Türkiye Diyanet Vakfı Yayınla

28

Şubat
2013

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ (4. 5. 6. 7. 8.SINIFLAR)ÖZET

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  409 Kez Okundu

MÜKELLEF:Yani yükümlü dinin emir ve yasaklarından sorumlu olan kimsedir.
MÜKELLEF OLMANIN ŞARTLARI
1-Akıllı olmak yani deli olmamak
2-Buluğa ermiş yani ergen olmak Ergenlik yaşı iklim şartlarına göre değişir sıcak iklimlerde daha aşağı yaşlarda soğuk iklimlerde daha yukarı yaşlarda olur.Ergenlikte kızlar erkeklere oranla daha erken yaşlarda ergenliğe ulaşırlar.
İSLAMIN ŞARTLARI (5)
1-İmanı açıdan Kelime-i Şahadet Getirmek
2-vakit Cuma ve bayram Namazını Kılmak
3-Ramazan Orucunu Tutmak
4-Nisaba ulaşan malın Zekatını Vermek
5-İmkanlar elverdiğinde Hacca Gitmek
İMANIN ŞARTLARI (6)
1-Allah’ın Varlığı ve Birliğine inanmak
2-Meleklerin yani Cebrailin İsrafillin Mikailin Azrail Hafaza Kiramen Katibin Münker ve Nekir gibi meleklerin varlığına Ateşten yaratılan cinlerin ve Şeytanın varolduğuna İnanmak
3-Allah’ın gönderdiği Kitaplara yani Tevrat Zebur İncil ve Kur’an Kerime İnanmak
4-Allah’ın gönderdiği ilki Adem Sonuncusu Hz Muhammed SAV olan Peygamberlere İnanmak peygamberler Sıdk(Doğruluk) Emanet (Güvenilirlik) Ismet(Günahsızlık) Fetanet (akıllılık ve Zekilik)Tebliğ(İlahi Emirleri tebliğ) gibi Sıfatları vardır.
5-Dünya hayatının sonundaki Ahiret Gününe Dünyasının var olduğuna İnanmak
6-Kader Kaza Hayır ve Şerrin Allah’ın taktir ettiği kanunlar çerçevesinde gerçekleştiğine inanmak
GÜSLÜN (BOY)ABDESTİNİN ŞARTLARI(3)
1-Ağza su verip ağzı üç kere yıkamak
2-Burna su verip burnu üç kere yıkamak
3-Bütün bedeni hiç kuru yer kalmayacak şekilde yıkamaktır.
BOY ABDESTSİZ ŞU İŞLER YAPILAMAZ
1-Kur’an’a el sürülmez ve okunamaz
2-Namaz kılınamaz ve Cami ve Mescide girilmez
3-Kabe’ye girilmez ve Tavaf edilemez
BOY ABDESTİ ALINMASI GEREKLİ DURUMLAR.
1-Kadın ve erkeklerin cünüplük durumunda
2-Kadınlarda lohusalık ve Adetten sonra
NAMAZ ABDESTİNİN ŞARTLARI(4)
1-Elleri kollarla beraber dirseklere kadar yıkamak
2-Yüzü yıkamak
3-En az başın ¼ üne meshetmek
4-Ayakları topuklarla beraber bileklere kadar yıkamak
TEYEMMÜM :Su olmadığı yada kullanma imkanı bulunmadığın da temiz toprak yada toprak cinsinden bir şeyle alınan abdesttir.
TEYEMMÜMÜN ŞARTLARI(2)
1-Niyetlenerek
2-Toprağa Elleri vurup yüzü bir kere mest etmektir
3-Toprağa elleri vurup el ve kolları mest etmektir
NAMAZIN ŞARTLARI(6)
1-Hadesten Taharet,Gerektiğinde Boy ve Namaz abdestlerini almak
2-Necasetten taharet,Namaz kılanın kıldığı yerde ve üzerinde namaza engel pislikleri temizlemesidir
3-Setr-i Avret. En azından erkeklerde göbekle diz arasını Kadınlarda eller yüz ayaklar haricini kapatmasıdır
4-İstikbal-i Kıble,Namazda Kabe-i Muazzama yani Beytullah’a dönmektir.
5-Vakit,Kılınan namazın vaktinin girmesi yani Sabah Namazının vakti güneş doğmadan bir sat önceden güneşin doğuşuna kadar Öğlenin Güneşin tam tepeden batıya yönelmesi ile herşeyin gölgesinin boyu kendi boyunun iki katı oluncaya kadar Sonra ikindi vakti girer güneşin batımına kadar devam eder Sonra Akşamın vakti güneşin battığı yerdeki aydınlık ve kızıllığın kaybolmasına kadar devam eder Sonra yatsının vakti girer Sabah Namazı vaktine kadar devam eder.
6-Niyet,Hangi namaza durursak Niyet ettim Allah rızası için …farzını yada evvelki yada sonraki Sünnetini kılmaya diye niyet etmektir.
NAMAZIN FARZLARI(6)
1-İftitah Tekbiri,Namaza ALLAH’U EKBER diyerek başlamak
2-Kıyam,Namazda Kıbleye doğru ayakta durmak
3-Kıraat;Namazın kıyamında yeterli derecede Kur’an(fatiha ve Zamm-ı sure) okumak
4-Rükü,Namazda eğilip 3 kere Subuhane rabbiyel azim demek
5-Secde,Namazda yer alnı ve elleri koyarak 3 kere Subuhane Rabbiye’l Ağla demek
6-Kade-i Ahire Namazın Sonunda Ettehıyyatüyü okuyacak kadar oturmak
NAMAZ TÜRLERİ
1-FARZ OLAN NAMAZLAR Günlük kınlan beş vakit sabahta 2 öğlede 4 ikindide 4 akşamda 3 yatsıda 4 rekat olarak kılınan Namazlarla Haftada kılınan 2 rekat Cuma namazları Farz-ı Aynyani Herkesin kılması gereken farzdır.Cenaze namazı ise Farzı kifaye yani birilerinin kılması ile sorumluluğun kalktığı namazdır.
2-VACİB OLAN NAMAZLAR,Yılda iki kere kılınan Bayram ve her yatsıdan sonra kılınan Vitir namazı ile adak namazlardır.
3-SÜNNET NAMAZLAR,Beş Vakit nazmın sabahta farzın evvelinde 2 öğlede 4 evvelinde 2 sonunda ikindide 4 evvelinde akşamda 2 sonunda yatsının evvelinde 4 sonunda 2 kılınan ve bunların dışında ALLAH rızasına yönelik Evvabin Husun Kubuh Duha Teheccüt Tehiyyat-ü Mescid namazları gibi namazlardır.
EZAN VE KAMET:Ezan Hicretin birinci yılında cami ve cemaate çağrı namaza vakitlerini ilan olarak Vahyedilmiş Peygamber Müezzini(Ezan Okuyucu) Bilal-i Habeşi tarafından Mescid-i Nebide sabah namazlarında Hz Peygamberin onayı Hayyeallalfelahtansonra Essalat-ü Hayrum Minen Nevmeklenerek okunmaya başlanmıştır.Kamet ise her vakit için farz namazdan evvel ezanın kısa veHayyeallalfelahtan sonra Gadgametüssalah ifadesinin eklenmesi ile okunuş biçimidir.
MUKİM MİSAFİR VE YOLCU :Mukim yaşadığı yerde bulunana Misafir 90 Km aşan bir yerde 15 günden az kalmaya gidene yolcu 90 Km yi aşan bir yola gidene Misafir ve yolcular4 rekatlık farz namazları iki olarak kılarlar Oruçlarını erteleyebilirler Mest üzere meshetme süresini 72 saat yani üç gün kullanabilirler mukimler ise 24 saat bir gün kullanırlar. Sargı üzere mest ise eğer yaralı bereli yer abdestlerde zarar olacaksa sargı üzere mesh yapılır.
ORUC:Ramazan aylarında mükellef müslüman olan yolcu misafir hasta lohusa hayızlı olmayan kimseler imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemeden içmeden ve benzeri davranışları yapmadan yerine getirdikleri ibadete oruç denir ki Piri faniler hastalar yolcular emzikli anneler hamileler meşru mazeretlerinden dolayı oruçlarını tutmayabilirler.Orucu bozmakla Keffaret orucu yaralamak veya ertelemekle kaza orucu tutulur.Teravih namazı da istenirse evde camide tek başına yada cemaatle ikişer veya dörder şeklinde yatsı ile vitir namazı arasında kılınabilinecek 20 rekatlık namazdır.Ramazan orucunun dışındaki oruçlar ise adak gibi vacib olan yada nafile denen sünnet oruçlardır.
ZEKAT:Zekat:artmak ve çoğalmak anlamına gelir yılını tamamlamış zengin sayılan kimselerin meşru ticaret mallarından tahıllardan hayvanlarından altın ve gümüş gibi Havaic-i Asliyye denen mallarının dışındaki mevcutlarından dinen belirlenen mesela parada 1/40 yani % 2.5 gibi miktarlarda Kur’an da ki belirlenen sınıflardan birine yakınlarından başlayarak mesela düşkünlerden fakirlerden yolda kalmışlardan borçlulardan birine mümkünse bir daha zekata ihtiyaç duyurmayacak şekilde vermektir.Zekat malla yapılan malın şükrünün gereği bir ibadettir. Malla yapılan ibadetlerden zekat vermesi gerekenlerin verdiği sağlığın şükrü anlamına gelen her yıl ramazan ayında verilen vacip olan Fıtır sadakası vardır ki zekat verilmesi gereken yerlerden birine zekattaki sıra aynen gözetilerek verilir.Fidye ise tutulamayan oruçların karşılığı verilen sadakadır.
HAC:Hac mevsimi içinde zengin ekonomik durumu iyi gidişi için olduğu yerde yada varacağı yolda yada yerde bir engeli olmayan insanın ihrama girip Kabeyi tavaf ederek safa ile Merve arasında koşup arafatta vakfede bulunup Müzdelife ve Mina daki cemre gibi vazifelerini yapıp Rasülullahın Ravza-ı Mutahharasının bulunduğu yer olan Mescid-i Nebisinde 40 vakitlik namaz kılarak yapılan ibadete Hacc bu işlerin Hac mevsiminin dışında yapılmasına ise Umre denir.
KUR’AN-I KERİM:114 sure 6666 ayet her biri 20 sayfadan oluşan otuz cüz 600 sayfadır.İçinde inanç ibadet ahlak insan ilişkileri ahiret kıssalar(tarih) pozitif bilimlerin konu edildiği okunup okutulup anlaşılıp anlatılması hayatta hükümleri yaşanması için indirilen tamamen Allah kelamı üzerinde Allah’ın koruma garantisi olan Hz Ebubekir döneminde bir kitap Hz Osman döneminde çoğaltılıp etrafa dağıtılan Emeviler döneminde harekelenip noktalanması yalpan Okuma kurallarının konu edildiği yardımcı ilme Tecvit Açıklamaları ile ilgili geliştirilen ilimlere Tercüme (tam karşılığı Çeviri)Meal(anlam olarak çeviri) Tefsir(geniş açıklama)vete’vil(geniş yorumlama)dendiği ezberlenmesine Hıfz Ezberleyene Hafız ezbere yada yüzünden okunup bitirilmesineHatimTakibiyle okunup bitirilmesine Mukabele denir Kur’an-ı Kerim Emeviler döneminde noktalanıp harekelenmiştir.Tarih içerisinde Farsçıya Berbericiye Hintceye Fransızca ve İngilizciye bilahare türkçeye tercüme edilmiştir.
DİN VE İSLAMİYET:DİN,İlk insan ve ilk peygamber Hz Adem As la başlamıştır.Tevhid yani İslam dininin zaman zaman adı değişse de ahir zaman Peygamberi Hz Muhammed AS la son şekli verilmiştir.Allah’a teslim olup kurtuluşa ermek anlamına gelir.İslam arapça olup,Silm,selam,selamet kökünden gelen bir kelimedir.Kelime olarak boyun eğmek,teslim olmak,huzur,güven ve esenliğe kovuşmak yüce yaratıcıya teslim olup,boyun eğmek gibi anlamlara gelmektedir.İslam tanım olarak Allah’ü Teala’nın son şeklini vererek Cebrail aracılığı ile Hz Muhammed SAV’e gönderdiği Hz Muhammed sav ‘in insanlara tebliğ ettiği ana ilkelerini Kur-an’ı Kerim’de bulduğumuz son ilahi dindir.Bu dini gönülden benimseyerek tasdik edip dili ile ikrar edene Müslüman etmeye ise Müslümanlık denir.İslam olma Hz Adem AS.’la başlamıştır.Hz İdris Nuh…İbrahim…Musa…İsa devam etmiş Hz Muhammed ASV’la kıyamete kadar sürecektir İslamiyet’in ibadet yerlerine başta Beytullah olmak üzere cami Mescid denir Temiz olmak kaydıyla her yerdir.Bayramları yılda kutlanan ramazan ve iki ay on gün sonraki hac mevsiminde kutlanan Kurban bayramı Mevlid Miraç Regaip Berat ve KadirGecesi gibi kandilleri vardır.Yılda ramazan aylarında bir ay oruç tutulur imkan sahipleri Fıtır sadakası verir Kurban bayramlarında imkanı olanlar Kurban keser Müslümanlar arsında kardeşlik esastır bundan dolayı iftira, gıybet haset iki yüzlülük anlamına gelen nifak münafıklık yalan aldatıp kandırma hayasızlık terbiyesizlik saygısızlık güzel olan işlerin gereğini yapmama pislik tembellik miskinlik adaletsizlik rüşvet dedi kodu haram olan içki içmek kumar oynayıp uyuşturucu kullanmak diğer insanların canına namusuna göz dikmek gibi kötü işler yasaklanmış edepli terbiyeli dürüst hayalı saygılı çalışkan tertipli ve düzenli temiz olmak tavsiye edilmiştir. İslam bilinçli imanı hareketi özgür iradeyi vezorlamamayı gerektirir..Tutuculuğu gelenekselliği körü körüne inancı dogmatikliği bağnazlığı kültürle dini örf ve adetlerle dini birbirine karıştırmayı reddeder. Sahih imanı esasSalih amelleri gerekli ahlakı ve Ahlaklı olmayı amaç temel ibadetlerin yanında iyiye güzele doğruya yönelip gerçekleştirmeyi ibadet sayar İslam başlangıcında olmayan zamanla siyasi sosyal etnik dini ekonomik kültürel etkenlerle İtikatta maturudilik Eşarilik Şiilik gibi ameldeHanefilik Şafiilik Malikilik Hambelilik Evzailik Zahirilik Servilik Caferilik gibi mezhepler zamanla da tasavvufta tarikatlar zamanla da cemaatler gibi ekoller ve gruplar oluşmuştur. Esas olan Kur2an ve Peygamber sünnetine uygunluktur.Bu oluşumlar esastan değil esasın zaman içerisindeki yorumlama faklılıklarından kaynaklanan oluşumlar olarak görülmeli esasın tevhidin birlik ve beraberliğin insaniyetliğin evrenselliğin islamiliğin olduğu bilinmeli ve hareket edilmelidir diye belirtilmektedir.
ALLAH’U TEALA VE SIFATLARI:Allah’ü Teala vardır ve birdir Hıristiyanların dediği gibi ne üç nede üçten biri nede yahudilerin dediği gibi sadece kendilerinin Rabbidir O Allah Alemlerin Rabbidir.İki türlü Sıfatı olup Zati yani Sadece kendisine özgü olan ikincisi Başka varlıklara benzerleri sınırlı olarak verilse de YÜCE MEVLA da sınırsız kendisine has Subuti sıfatlardır Zati olanlar Vücut varolması Kıdem Varlığını başlangıcı olmaması Beka Varlığının bir sonu olmaması Vahdaniyet Varlığının bir ve tek olmasıkıyam bi Nefsihi Varlığı kendi zatının gereği olması Muhalefetü’l lil Havadis sonradan olanlara benzememesidir.Subuti olanlar Hayat diri olması İlim bilmesi İrade dilemesi Tekvin yaratmasıKudret Gücü olması Kelam konuşması Semi işitmesi Basar görmesidir YÜCE MEVLANINhiçbir dilde karşılığı bulunmayan adı ise ALLAH’ tır.
İSLAMIN PEYGAMBERİ HZ MUHAMMD S.A.V.:571 Mekke de doğmuş Kureyş kavmi Haşimi sülalesi Hz İbrahim ve İsmail soyundanAbdulmuttalib’in torunu Abdullah’ın ve Amine nin oğludur.8 yaşındaki Suriye 17 yaşındaki yemen seferi ile ticareti öğrenip Hz Hatice Validemizle ticaret ortaklığı kurmuş sonra bu ortaklık evlilikle sonuçlanmıştır. Hz. Hatice’den Kasım, Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm, Abdullah ve Fatıma adlı çocukları dünyaya gelmiştir. Mariye adlı eşinden de İbrahim adında bir oğlu olmuştur. 610 yılında 40 yaşın da Mekke’de Ramazan ayında Hira Dağı ve mağarasında peygamberlik verilince önce gizli sonra açık dini anlatmış; müşrik arapların şiddetli tepkisi öldürme kararları sonucu 622 yılında 53 yaşında Medinelilerin daveti üzere hicretetmiştir.Rahat bırakmayan Mekkelilerle 624 de Bedir 625 te Uhut 627 Hendek savaşları ile 628de Hudeybiye anlaşmalarını; 630 da Hıristiyanlarla Mute ve Sonra Mekke nin fethinigerçekleştirmiştir. Veda Haccından sonra Veda hutbesini irat edip Medine de 632 yılında üç gün hastalığından sonra vefat etmiştir. Mescid-i Nebide Hz.Aişe’nin odasına defnedilmiştir. Kabr-i Şerifine Ravda-ı Mutahhara denir.

28

Şubat
2013

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Derslerin Kavramları

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  823 Kez Okundu


4. SINIF: • Ahlak • Aile • Allah • Ayet • Barış• Bilge • Bismillahirrahmanirrahim • Cüz • Dinî davranış• Din • Dua • Emin • Fatiha • Günah • Güven • İlahî kitap • İyilik •Kelimeişehadet • Kelimeitevhit • Kevser • Nimet • Öğüt • Selam • Sevap • Sevgi • Sure • Şükür • Temizlik • Yaratmak • Yardım
5.SINIF:• Akıl • Allah • Amel-i Salih • Barış• Basar • Bilge • Tevhit • Cami • Cuma • Dinî Davranış• Değer • Dinî • Dua • Düzen • Erdem • Evren • Farz • Gazi • Güven • Hıdrellez • İbadet • İhlas • İnanç • İstiklal • İstişare • Kandil gecesi • Kıssa • Kudret • Mescit • Millet • Millî • Müslüman • Müstehap • Nevruz • Öksüz • Rahmet • Ramazan • Sabır • Salavat • Semi’ • Sünnet • Şart • Şehit • Tahiyyat • Tekvin • Vacip • Varlık • Vatan • Yadetmek • Yaratan • Yardım • Yoksul • Ziyaret
6.SINIF:• Asr • Bayram • Çağrı• Ehl-i beyt • Emanet • Fetanet • Gıybet • Gusül • Hicret • Hile • Hutbe • İftar • İftira • İlahî kitap • İmsak • İncil • İsmet • Kibir • Kötü zan • Kur’an • Medeniyet • Mesaj • Nasr • Nebi • Oruç • Peygamber • Ramazan • Resul • Sahur • Sıdk • Tevrat • Vahiy • Yaratan • Zebur
7.SINIF:• Abdest • Ahiret • Âlem • Aşure • Bağnazlık • Batıl İnanç • Bayram • Cem • Cuma • Çağrı• Dinî motif • Din anlayışı• Dinî sorumluluk • Emin • Ezan • Fal • Gülbenk • Güzel Ahlak • Hurafe • İslam düşüncesi • İyilik • Kamet • Kıyamet • Kul Hakkı• Kunut • Kültür • Laiklik • Melek • Mizan • Musiki • Musahiplik • Namaz • Nas • Öğüt • Örf ve Âdet • Ruh • Semah • Sihir • Sırat • Şart • Şeytan • Taassup • Tasavvuf • Teravih • Teyemmüm • Vicdan
8.SINIF:• Ahlaki davranış• Âlem • Budizm • Din • Dindar • Ecel • Emanet • Evren • Fıkıh • Güzel ahlak • Hac • Hadis • Hristiyanlık • Hinduizm • İnanç • İrade • İffet • İslam • İstişare • Kader • Kaza • Kurban • Kültür • Ömür • Rızık • Sadaka • Savurganlık • Sünnet • Tevekkül • Umre • Yahudilik • Zekât

28

Şubat
2013

Din Eğitimi Dersi:09-13.Hafta Ders Notları

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  707 Kez Okundu

9. HAFTA – CAMİ VE TÜRKİYE’DE CAMİLER
* Bir araya getiren, toplayan” anlamına gelen, >içinde Cuma namazı kılınan yere cami veya “mescid-i cuma” denir.
* Mescit: “secde edilen yer” anlamına gelen, Cuma namazı kılınmayan, hatibin hutbe okuması için minber olmayan küçük mabetlerdir.
* Büyük ibadet yerleri >cami, küçük olanları ise mescit olarak adlandırılır.
* Osmanlı padişahları tarafından yaptırılan büyük camilere >”selâtin camileri” adı verilir.
* ALLAH’a kulluk edilen yer” anlamına gelen >Mabet de, toplu olarak ibadet etmek için yapılan yere verilen isimdir.
* Kur’an’da mescit kelimesi, >Ehl-i kitabın mabetleriyle birlikte zikredilmiştir.
* İlk büyük camilerin yapımına >Emeviler döneminde başlandı. Örn: Şam’daki Ümeyye (Emeviyye) Camii…
* Cami mimarisi, Osmanlılar döneminde >zirveye ulaşarak külliye tarzında camiler inşa edildi.
* Cami ve etrafındaki külliyenin giderlerini karşılamak için >vakfiyeler kuruldu.
Caminin İç Bölümleri
1)Ana İbadet Alanı ve Son Cemaat Mahalli (Harîm veya Sahın): Namaz kılmaya tahsis edilen mekânlardır.
* Camilerin ana ibadet alanlarına, >sahın veya “korunan”, ve “saygı duyulan” anlamlarına gelen “Harîm” de denir.
* Son cemaat mahalli, cemaatle >namaza yetişemeyen Müslümanların namazlarını kılmaları için ana ibadet alanı olan harim’in dışında, ana girişin iki tarafında yer alan bölümdür.
2)Mihrap: Kıble duvarının ortasındaki >imamın namaz kıldırdığı bölümdür.
3)Minber: Hatibin hutbe okumak için çıktığı ve mihrabın sağındaki basamaklı yerdir. HZ. Peygamber zamanında minberler 3 basamaklı idi.
4)Kürsü: “Namazdan önce veya sonra vaizin üzerine oturup konuştuğu yüksek mekândır.
5)Müezzin Mahfili: Müezzinlerin kamet getirdikleri parmaklıklı, sütunlar üzerine yapılmış yüksekçe bölmelerdir.
6)Hünkâr Mahfili: Selâtin camilerinde sultanların ve beraberindekilerin namaz kıldıkları, zeminden yüksekte yapılmış olan yerdir.
Caminin Dış Bölümleri
1)Minare: Camilerin bitişiğinde ezan okunması için yapılan ve şerefesi bulanan yapılardır.
2)Avlu: Ortasında şadırvanın olduğu, camilerin girişinde ve etrafı duvarla çevrili üstü açık mahallerdir.
3)Bahçe: Etrafı caminin ihata duvarıyla çevrili, içerisi yeşillendirilip ağaçlandırılan alanlarıdır.
4)Şadırvan veya abdest alma yeri: Abdest almak için avlu ortasındaki kare veya daire planlı birden fazla musluğu olan yapılardır.
5)Tuvalet: Tuvalet ihtiyacını karşılamak üzere hizmet yerleridir.
CAMİLERLE İLGİLİ MEVZUAT
* Camilerin yapımı hususu, ilk defa >1998 yılında açık bir şekilde İmar Kanununda yer almıştır.
* 1998 yılında yayımlanarak yürürlüğe giren >633 sayılı Kanun’un 35′inci maddesinde; “Cami ve mescitler Diyanet İşleri Başkanlığının izni ile ibadete açılır ve Başkanlıkça yönetilir.” denilmiştir.
CAMİLERİN SAYISI VE DAĞILIMI
* 2002 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı onayıyla >Ahmet Onay tarafından araştırma yapılmıştır. Buna göre;
> Türkiye’de >76,922 cami ve mescidin bulunmaktadır.
> En çok cami >Karadeniz Bölgesinde bulunur. En az cami >Güneydoğu Anadolu’dadır.
> İller itibariyle nüfusa göre en çok olduğu 5 il: Konya-İstanbul-Ankara-Samsun-Kastamonu’dur.
> En az camisi bulunan 5 il: Tunceli, Yalova, Iğdır, Kilis ve Bayburt’tur. (19)
> Cami başına düşen kişi sayısı en az olan il >Kastamonu’dur.
HUTBELER
* Hutbe, cami merkezli yaygın din eğitiminin unsurlarından olup >içerik yönünden iyi organize edilmiş olması ve geniş dinleyici kitlesine ulaşması açısından önem arz eder.
* Arapça kökenli olan hutbe: “bir topluluğa konuşma yapma” anlamına gelir.
* Terim olarak hutbe, >Cuma namazlarından önce ve bayram namazlarından sonra imamların minbere çıkarak yaptığı dini içerikli konuşmalardır.
* 2006 yılından itibaren hutbelerin >Diyanet tarafından merkezi olarak hazırlanmasına son verildi. Hutbe hazırlama görevi il müftülüklerine bırakılmıştır.
VAAZLAR
* Cami merkezli yaygın din eğitiminin çeşidi olarak vaazlar, >cuma, bayram, teravih namazları öncesinde verilir.
* Vaaz: “öğüt vermek, nasihat etmek, birisinin kalbini yumuşatacak şeyleri söylemek, kötü sonuçları hatırlatmak uyarmak ve sakındırmak anlamlarına gelir.
* Vaaz, >mev’iza, nasihat eş anlamlı olarak da kullanılır.
* Vaaz veren kişilere >vaiz denir. Bayan görevlilere de vaize denmektedir.
* Hz. Peygamber döneminde ve geçmişte >namaz sonrası vaaz uygulaması yaygındı.
* Camideki vaazlarda tek yöntem olarak >Anlatım (takrir) metodu kullanılır.
* Anlatım metodu, >eğitimde ve din eğitiminde kullanılan yaygın yöntemlerdendir. Ekonomik olması, plan dâhilinde konuların sunumuna imkân vermesi vb. nedenlerle avantajlı yönleri vardır.
* Vaaz formatında din eğitiminde anlatım metodunu tamamlamaya >en yatkın öğretim metot olarak soru-cevap metodu gelmektedir.
* Ekim 2009’da gerçekleştirilen >4. Din Şurasında kararlarında merkezi vaaz konusuna da yer verilmiş ve tedrici olarak yüz yüze vaazın gerçekleştirilmesinin altı çizilmiştir.
* Hutbe ve vaazlar dışında >cami merkezli yürütülen yaygın din eğitim faaliyetlerinden biri de cemaatten yetişkinlere yönelik açılan akşam kursları ve yaz aylarındaki öğrencilere yönelik yaz kurslarıdır.
10. HAFTA – YAYGIN DİN EĞİTİM KURUMLARI OLARAK KURAN KURSLARI
* Türkiye’de yaygın din eğitimi hizmetleri resmi olarak >Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülür.
* Diyanet, din eğitimi faaliyetlerini >camiler ve Kuran Kursları aracılığıyla yürütür. Devamını Oku »

28

Şubat
2013

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI ve SÜNNETİ ( ÖZET)

Yazar: arafat  |  Kategori: SiYER  |  Yorum: Yok   |  856 Kez Okundu

A)PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI ÖZET

Resulullah (s.a.a), Fil yılı Rabi’ul Evvel ayının 20 sine rastlayan (M.571’de) Pazartesi günü şafak vakti Mekke şehrinde dünyaya geldi.Resulullah (s.a.a)’in değerli babası, Abdullah bin Abdulmuttalip bin Haşim bin Abdumenaf’dır. Değerli annesi ise Veheb bin Abdumenaf’in kızı Amine’dir. Görüldüğü gibi her iki şahsiyetin akrabalık bağı Abdumenaf’da birleşiyor.
Hz. Peygamber’in mübarek ismini İlahi emir gereği Muhammed, künyesini ise Ebu’l Kasım koyuyorlar.
İmam Bakır (a.s) buyurmuşlardır ki, Hz. Peygamber doğumunun yedinci günü Hz. Ebu Talib, Hazretin dünyaya teşrifinden dolayı bir kurban keser ve akrabalarını misafirliğe davet ederek şöyle der: “Bu Ahmed’in akikasıdır.” Misafirler; “Onun ismini neden Ahmed koydun?” diye sorduklarında, ise Ebu Talib; “Yer ve gök ehlinin övgüsünden dolayı onun ismini Ahmed koydum.” der.İşte bundan dolayı Hz. Emir-ul Mü’minin Ali (a.s), Hz. Resulullah (s.a.a)’ın iki ismi bulunan peygamberlerden olduğunu söylemiştir.
Peygamber (s.a.a) henüz daha dünyaya gelmeden babasını kaybetti; dünyaya geldikten sonra da onu süt emmesi için Halime-i Sadiyye’ye emanet ettiler. İbn-i Sad’ın yazdığına göre, Halime Hazreti kucağına alır almaz döşü sütle doldu; öyle ki, Peygamber ve Halime’nin açlıktan uyumayan çocuğu da o sütten doydular.

Peygamber (s.a.a) üç yaşına kadar annesi Amine’nin de gözetimiyle süt annesi Halime’nin yanında kaldı, daha sonra Mekke şehrine getirilerek annesine teslim edildi.
Peygamber (s.a.a) altı yaşında iken annesi Amine ve bakıcısı Ümmi Eymen’le birlikte akrabalarını görmek için Medine’ye giderler. Bir ay Medine’de kaldıktan sonra Mekke’ye dönüşte, Ebva denen yere (Cuhfe’den 37 km. uzak) ulaştıklarında Hazretin değerli annesi vefat eder ve orada defnedilir. Ümmi Eymen Hz. Peygamber’i Mekke’ye getirir ve ceddi Abdulmuttalib’e teslim eder. Böylece Abdulmuttelib Hazretin sorumluluğunu üstlenmiş olur. Ama iki yıl sonra Abdulmuttalib de dünyadan göçer.Onun vasiyeti gereğince de, Hz. Ebu Talib kardeşi oğlu Hz. Muhammed (s.a.a)’ın sorumluğunu üstlenir.
İbn-i Abbas’ın naklettiğine göre, Ebu Talib Hz. Peygamber ile öyle ilgileniyordu ki, gece ve gündüz ondan bir an olsun ayrılmıyordu, onu kendi yanında yatırıyor ve onun hakkında kimseye güvenmiyordu.
Hz. Resulullah (s.a.a) on iki yaşında iken Ebu Talib’le birlikte Şam’a yolculuğa çıkarlar. Bu yolculukta Buheyra isminde bir rahiple karşılaşırlar. Buheyra, Hıristiyan alimlerinin en bilginlerindendi. Hz. Peygamber’i görür görmez, O’nun ahir-uz zaman Peygamberi olduğunu hemen anlar ve Ebu Talib’e dönüp şöyle der: “Önceki semavi kitaplarda bu gencin peygamberliğiyle ilgili haber vardır.(13)
Hz. Resulullah (s.a.a), erginlik çağına kadar Hz. Ebu Talib’in evinde kalılar ve ahlak, yiğitlik, halkla geçinmek ve emanete riayet etmek bakımından öyle bir yüce ahlak ve erdemlilik sergilerler ki halk ona “Emin” lakabını takarlar.
Hz. Resulullah (s.a.a) yirmi yaşında iken “Hilf-ul Fodul” antlaşmasına katılmıştır. Bu antlaşma, Beni Haşim, Beni Zühre ve Beni Temim arasında yapılan insani değerleri önemseyen bir anlaşma idi. Bu antlaşma gereğince mazlumların hakları zorbalardan alınacak ve gereken yardımlar onlardan esirgenmeyecekti.
Hz. Hatice asaletli ve serveti olan bir kadındı. Hz. Hatice erkekler vasıtasıyla ticaretle uğraşıyordu. Resulullah,ın doğru konuşan ve emin biri olduğunu öğrenince, Hazrete, kölesi Meysere ile birlikte ticaret yapmak için Şam’a gitmesini ve diğer tacirlerden daha fazla pay almasını önerdi. Hz. Resulullah (s.a.a) Hatice’nin bu önerisini kabul ederek onun malı ile Şam’a doğru yola çıktılar. O memlekette mallarını satıp işlerini bitirdikten sonra Mekke’ye döndüler. Mekke’de de oradan getirdikleri malları satıp öncekilere oranla iki kat veya daha fazla kar elde ettiler. Üstelik Meysere de yol boyunca Resulullah’dan gördüğü hareket ve davranışları Hatice’ye anlattı.
Bunun üzerine, Hatice, birisi vasıtasıyla Resulullah’a şöyle bir mesaj gönderdi: “Ey amca oğlu, aramızda akrabalık bağı olduğundan kavmin arasında yüce şeref ve nesebe sahip bulunduğundan, güvenilir, iyi huylu ve doğru konuşan olduğundan dolayı seninle evlenmeye gönüllüyüm.”
Hatice’nin bu evlenme teklifi öyle bir zamanda oldu ki, Hatice o zamanlar nesep açısından en köklü, şeref ve mal bakımından da bütün kadınların en üstünü idi; herkes onunla evlenmek istiyordu, ama o hiç kimseyi kabul etmiyordu.
Resulullah (s.a.a) Hz. Hatice’nin bu evlenme teklifini kabul ederek amcalarını onu istemeye gönderir ve böylece bu mübarek vuslat gerçekleşmiş olur .
Resulullah (s.a.a) evlendiği zaman yirmi beş yaşında idiler. İbn-i Abbas ve bir grup diğer bilginlerin sözüne göre, Hz. Hatice de yirmi sekiz yaşında idi.
Hz. Peygamber (s.a.a)’in Hz. Hatice ile evlenmesinden ikisi erkek, dördü kız olmak üzere toplam altı çocuğu olmuştur. Erkeklerin isimleri: Kasım ve Tahir; kızların isimleri ise Ümmi Gülüsüm, Rukayye, Zeynep ve Fatıma’dır.
Hatice-i Kübra (a.s) Resulullah (s.a.a) ile ortak yaşantısında çok fedakarlıklar yapmıştır. O, bütün mal ve servetini aziz eşinin ihtiyarına bırakmış ve bütün kadınlardan önce Hz. Resulullah’a iman etmiştir. Resulullah (s.a.a) onun hakkında şöyle buyurmuştur:
“O, insanlar kafir olduğunda bana iman etti, halk beni tekzip ettiğinde o beni tasdik etti, halk beni mahrum bıraktığında o kendi malıyla bana yardımda bulundu.”
Hz. Resulullah’ın yaşantısının en hassas dönemi, 40 yaşına girdiği dönemdir. Zira Hazret bu yaşta Receb’in 27. günü (M. 610) peygamberliğe seçilmiştir.O zamandan itibaren üç yıl boyunca halkı gizlice İslam’a davet etmiştir. Hz. Resulullah’a ilk iman eden Emir-ul Mü’minin Hz. Ali olmuştur. Ondan sonra da Hz. Hatice iman etmiştir.
Bi’setin üçüncü yılında Resulullah (s.a.a), halkı açıkça İslam’a davet etmeye mamur kılındı. Bu emir gereği önce kendi yakınlarını misafirliğe davet edip onlara şöyle buyurdu:
“Allah Teala beni, sizi O’na davet etmeye emretmiştir. İçinizden kim beni tasdik edip, bu işte bana yardımcı olursa, sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifem olacaktır.”
Teberi’nin yazdığına göre, bu toplantıda Hz. Ali, Peygamber’e yardımcı olacağını ilan eden tek şahıs oldu. Peygamber (s.a.a) de oradakilere şöyle buyurdu:
“Bilin ki, bu şahıs, benim sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifemdir; onun sözlerini dinleyin ve emirlerine itaat edin.”
Resulullah (s.a.a) akrabalarını İslam’a davet ettikten sonra, halkın da putlarını bırakıp sadece Allah’a ibadet etmelerini istedi. Bu söz onlara çok ağır geldi; az bir grup hariç, hepsi Hazretle düşman olmaya başladılar. O kritik anda, Mekke’nin büyüğü ve Peygamber’in amcası olan Hz. Ebu Talib, kardeşi oğlunun yardımına koştu ve onu yalnız bırakmayacağına dair yemin etti. Gerçekten öyle de yaptı. Hz. Ebu Talib, hayatta olduğu müddetçe Kureyş, Hz. Peygamber’i fazla incitemedi.
Kureyş büyükleri, Hz. Ebu Talib’in varlığıyla Hz. Peygamber’i tam baskı altına alamadıklarını görünce, yeni Müslüman olanları eziyet ve işkence etmeye başladılar. Peygamber (s.a.a), Müslümanların Kureyş’in zulüm ve eziyetinden kurtulmaları için onlara Habeşi’ye hicret etmeleri için izin verdi.
Bi’setin altıncı yılında, Mekke müşrikleri, Peygamber (s.a.a)’i öldürme kararı aldılar. Bu yüzden Hz. Muhammed (s.a.a)’i kendilerine teslim etmedikçe, Beni Haşim’le muamele yapmayacak ve onlardan evlenmeyeceklerine dair kendi aralarında bir antlaşma imzaladılar. Bu antlaşmayı bir deri sayfaya yazıp Ka’be’nin duvarına astılar. Beni Haşim de canlarını korumak için Peygamber (s.a.a) ile “Şi’b-i Ebu Talib” deresine sığındılar; üç yıl boyunca orada kaldılar. Üç yıl sonra Allah Teala Peygamberine, antlaşmayı “Allah” lafzı hariç, karıncaların yediğini haber verdi. Hz. Ebu Talib bu haberi Kureyşlilere iletti ve onlara; “Eğer Muhammed’in söyledikleri doğru çıkarsa ne yaparsınız?” diye sordu. Onlar da: “Artık el çekeriz” dediler. Kureyşliler Ka’be’ye gidip oraya astıkları antlaşmanın “Allah” lafzı hariç karıncalar tarafından yenildiğini görünce, kendi antlaşmalarından vazgeçtiler. Bi’setin onuncu yılında vuku bulan bu olay neticesinde Mekke halkından bir çok kimseler İslamiyet’i kabul ettiler. Böylece Beni Haşim Şi’bi Ebu Talib’den dışarı çıkabildi.
Peygamber (s.a.a) bi’setin onuncu yılında iki büyük yardımcısı olan Hz. Ebu Talib ve Hz. Hatice’yi kaybetti, bu iki büyük şahsiyetin ölümü Hazrete çok ağır geldi, bundan dolayı o yılın ismini “Hüzün Yılı” koydu.
İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Resulullah (s.a.a), Ebu Talib ve Hatice’yi kaybettiğinde artık Mekke’de kalması güçleşmişti… Allah Teala bundan dolayı Hz. Peygamberin, Mekke’de yardımcısı olmadığından orayı terk edip Medine’ye doğru hareket etmesini emretti”
Hz. Ebu Talib dünyadan göçtükten sonra Kureyşin peygambere eziyeti gittikçe fazlalaştı, Hazrete defalarca ihanet edip O’nun canına kıymak istediler.

Mekke müşrikleri, bi’setin on üçüncü yılı “Dar’un Nedve” denilen bir yerde toplanıp Hz. Peygamberi öldürme kararı aldılar. Bu karara göre çeşitli kabilelerden oluşan gençler hep birlikte Hazrete saldıracak ve kimin tarafından öldürüldüğü bilinmeyecekti.
Hz. Peygamber (s.a.a), İlahi vahiyle bu komplodan haberdar oldu ve geceleyin Mekke’den ayrılarak Medine’ye doğru yola çıktı. Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali de Peygamber (s.a.a)’in canını korumak için O’nun yatağında yattı.
Peygamber (s.a.a), Rabi-ul Evvel ayının ilk günü Mekke’den ayrıldı ve aynı ayın on ikinci günü Medine’nin yakınlarında olan “Kuba” denilen yere vardı ve orada yaklaşık on gün Hz. Ali’yi bekledi.
Bu müddet içerişinde de Kuba camisini yaptırdı. Daha sonra Hz. Ali’nin gelmesiyle Medine’ye teşrif buyurdular .
Hz. Peygamber’in hicreti ardından Mekke Müslümanları da yavaş-yavaş Medine’ye hicret etmeye başladılar. Peygamber (s.a.a), Muhacir ve Ensar (Medine halkı) arasındaki samimiyet bağını güçlendirmek için onların aralarında kardeşlik bağı oluşturdu.
Peygamber (s.a.a), bu teşebbüsü ile Medine’de İslami bir toplum oluşturmuş ve Muhacirlere yardım için de uygun bir zemin hazırlamıştı.
Bu küçük İslam toplumunun kuruluşundan daha on dokuz ay geçmemişken Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında savaş ateşi tutuştu. İlk önemli savaş Bedir savaşı idi, onun peşi sıra Uhud, Handek, Hayber,Tebuk vb….savaşlar da vuku buldu.
Peygamber (s.a.a)’in savaşları iki çeşittir; birincisi, kendisinin katıldığı savaşlardır, bu savaşlara “Gazve” denilir. Diğeri ise kendisinin katılmadığı savaşlardır, bu savaşlara da “Seriyye” deniliyor. Gazvelerin sayısının 28, seriyyelerin sayısının ise 38 tane olduğunu söylemişlerdir.  Bunca savaş, dokuz yıldan az bir zamanda vuku bulmuştur.
Bu gazve ve seriyyeler, Müslümanların Hicaz topraklarında azamet ve güçlerinin aşikar olmasına ve bir çok Arap kabilelerinin Hz. Peygamberle barış antlaşmaları imzalamalarına sebep oldu.
Bu antlaşmaların en önemlisi, Hudeybiye antlaşması idi. Hz. Peygamber bu antlaşmayı, hicretin altıncı yılında Mekke müşrikleriyle yaptı. Bu antlaşma, Hicaz toprağında nispi bir emniyet ve huzurun oluşmasına yol açtı ve diğer topraklarda da İslam’ın yayılmasına ortam hazırladı.
Peygamber (s.a.a), hicretin yedinci yılında İslam’ın geniş bir şekilde yayılmasını sağlamak için bir çok mektuplar yazmış ve bu mektupları İran, Rum, Habeş, Mısır, Yemame, Bahreyn vb. ülkelerin kıralı ve padişahlarına göndererek kendi mesajını onlara iletmiştir.  Hazret bu mektuplarda onları İslam’a davet ediyordu. Bu vesileyle Hz. Peygamber’in cihanı risaleti dünyanın her tarafına bildirilmiş ve böylece İslam’ın mesajı uzak memleketlere de ulaşma imkanını bulmuştur.
Hicretin sekizinci yılının Ramazan ayında Mekke şehri Peygamber tarafından fethedildi. Resulullah (s.a.a) ordusuyla birlikte savaşmaksızın Mekke şehrine girdi, ilk teşebbüsünde Mekke halkının hepsini affetti ve Kabe’de bulunan üç yüz altmış putu oradan temizledi ve sonra minbere çıkıp şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Allah Teala cahiliyye tekebbürünü ve atalarla övünmeyi sizin aranızdan temizledi. Bilin ki siz Adem’densiniz, Adem de balçıktandır. Bilin ki, Allah’ın en iyi kulları O’ndan korkan ve günah işlemeyendir.”
Resulullah (s.a.a), Mekke’de kısa bir müddet kaldıktan sonra Medine’ye doğru hareket etti. Bir kaç aydan sonra, Rum ordusunun İslam ülkelerine saldırıp o topraklarda ilerlemeyi amaçladıklarını öğrendi. Hazret bu haberi öğrenir öğrenmez İslam ordusunun, Rum ordusuna karşı koymak için Şam sınırlarına doğru hareket etmelerini emretti, kendisi de ordunun komutanlığını üzerine aldı. Uzun bir mesafeyi kat ettikten sonra, Hicretin dokuzuncu yılının Şaban ayında Şam sınırında bulunan Tebuk topraklarına ulaştılar. Ama Rumlulardan hiçbir eser yoktu. Çünkü Rum ordusu, Hz. Peygamber’in komutanlığındaki İslam’ın güçlü ordusunun hareketinden haberdar olmuş ve Müslümanlar karşısında yenilgiye uğramak korkusundan aldıkları kararlarından vazgeçmişlerdi.
Resulullah (s.a.a) düşman tehlikesinin olmadığını görünce, ordunun Medine’ye dönmesini emretti. “Tebuk” ismiyle meşhur olan bu gazve, Hz. Peygamber’in en son gazvesi sayılmaktadır.
Hz. Peygamber (s.a.a)’in Hicaz topraklarındaki en fazla muvaffakiyet elde ettiği yıl, hicretin dokuzuncu yılıdır. Çünkü o yılın hac merasiminde müşriklerden beraat ilan edildi.Bu önemli mesele, Kurban Bayramında Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s) vasıtasıyla düşmanlara duyuruldu ve onlara, İslam’a karşı tavırlarını belirlemeleri için dört ay mühlet verildi. Bu beraatın ilanı neticesinde çeşitli kabilelerin elçileri Medine’ye doğru akın etmeye başladılar. Hepsi Hz. Peygamber’in huzuruna gelip İslam’ı kabul ettiklerini veya İslam’ın sığınağında yaşamaları için cizye ödemeye hazır olduklarını ilan ettiler.
O yıl çok fazla elçinin Medine’ye akın etmesinden dolayı o yıla “Amm’ul- Vefud” (elçiler yılı) ismini vermişlerdir. Böylece puta tapma adet ve geleneği Hicaz toprağından silinmiş ve yerine tevhit dini yerleşmiştir.
Resulullah (s.a.a), hicretin onuncu yılında hac amellerini yapmak için Mekke’ye yolculuk yapmaya hazırlandı. Müslümanlar da bu haberi duyunca, hac amellerini doğru bir şekilde kamil olarak öğrenmek için yolculuğa hazırlandılar. Resulullah (s.a.a) Zilkade ayının sonuna dört gün kala Medine’den ayrıldı, Zilhacce’nin dördüncü günü ise Mekke’ye vardı.Hac amellerini yaptıktan sonra Müslümanlarla birlikte o şehirden ayrıldı ve Medine’ye doğru yola koyuldu. Yüz yirmi bin civarında olan hac kervanı “Cuhfe” denilen yere yetiştiğinde, Hz. Peygamber tarafından kervanın durdurulması emredildi. Hazret namazını kıldıktan sonra Gadir-i Hum kenarında bir hutbe okudu sonra Hz. Ali’nin elinden tutarak yüksek bir sesle şöyle buyurdu:
“Ben kimin mevlası (efendisi) isem Ali de onun mevlasıdır. Allahım, ona yardım edene sen de yardım et, onu yalnız bırakını sen de yalnız koy…”
Bu vakıa, Zilhacce’nin on sekizinci günü vuku buldu. Hz. Peygamber’in halife tayin etme işi bir kaç defa çeşitli yerlerde tekrarlanmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.a) Haccet’ul- Veda yolculuğundan sonra, ömrünün son günlerini yaşıyordu, nihayet hicretin on birinci yılı Sefer ayının yirmi sekizinde fani dünyadan ayrılıp ebedi yurda göç etti.
Peygamber (s.a.a)’in Hatice’den altı çocuğu vardı, onların isimlerini daha önce zikrettik. Mariye’den de İbrahim isminde bir oğlu vardı. Hazretin, Fatıma (a.s) hariç bütün evlatları kendi hayatı döneminde vefat ettiler. Hz. Peygamber’in nesli, Hz. Fatıma’dan devam etti.

B)PEYGAMBER EFENDİMİZİN SÜNNETİ
Sünnet, Arap dilinde iyi olsun kötü olsun gidilen veya benimsenen yol anlamına gelir. Istılahta ise, Hz. Peygamber’in Kur’ân dışındaki söz, fiil ve takriri anlamında kullanılır. Hz. Peygamber mü’minler için her alanda bağlayıcıdır: ”Peygambere itâat eden, Allah’a itâat etmiş olur” (en-Nisâ, 4/80). Hz. Peygamber mü’minler için ahlâken veya hukuken en güzel ve vazgeçilmez tek örnektir.
Hadis olarak da adlandırılan sünnet, Hz. Peygamber’in çeşitli vesilelerle söylediği sözlerdir. Meselâ: “Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur ” (İbn Mâce, Ahkâm, 13) ve “Ameller niyetlere göredir” (Buhâri, Bedu’l- Vahy, I) hadisleri böyledir.
Fiilî sünnet ise, Hz. Peygamber’in şekil ve şartlar ile namaz ve hacc ibadetlerinin yerine getirilmesi, muhâkeme usûlü alanında bir ahit ve yemin ile hüküm vermesi gibi işlerdir. Hz. Peygamber, “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın” buyurarak (Buhâri, Ezan 18, Edeb, 27) yol göstermiştir.
Takriri sünnet, Hz. Peygamber’in sahâbenin yaptığı bazı işlere olumlu ya da olumsuz bir müdahalede bulunmaması veya o işi tasvip ettiğini belirtmesidir (Abdulvahhab Hallaf, İslâm Hukuk Felsefesi, Çev: Hüseyin Atay, 181-182). Su bulamadığından teyemmümle namaz kılan bir sahâbînin namazdan sonra su bulduğu halde namazı iâde etmemesin Rasûlullah’ın tasvibi gibi.
Sünnet, Kur’ân’ın mücmelini beyân etmesi, müşkilini açıklaması, mutlakını kayıtlaması ve onda olmayan bazı hükümleri belirtmesi açısından Kur’ân’dan sonra ikinci teşrî’ kaynağı olarak yer alır. Sünnet, Kur’ân’da olmayan bazı hükümleri getirmesiyle de, bir yönden müstakil bir teşrî’ kaynağıdır. Kur’ân’ın çizdiği genel çerçeve ve ilkelerin dışına çıkmadan onun açıklayıcısı olması bakımından da Kur’ân’a tâbi sayılır. Her iki yönüyle de sünnetin hüccet olması, bazı âlimler tarafından dinî bir zaruret olarak ifade edilmiştir. Ancak hemen belirtelim ki, yasamaya kaynak teşkil edebilecek sünnet, belirli şartları taşıyan sahih sünnettir. Sünnet Kur’ân’a nisbetle ikinci derecede bir teşrî’ kaynağı olmakla beraber, sünnete başvurmadan Kur’ân’ı anlamak pek mümkün gözükmemektedir.
İmam Şâfii sünneti üç grupta ele alır. Birincisi, Allah’ın Kur’ân’da zikrettiği bir hususu benzer bir ifadeyle Hz. Peygamber’in de belirtmesi; ikincisi, Allah’ın çok kısa ve özlü bir şekilde bildirdiği bir âyetle neyin kastedildiğini Hz. Peygamber’in açıklamasıdır. Bu iki çeşit sünnet hakkında İslâm hukukçuları arasında ihtilâf yoktur. Üçüncüsü ise, hakkında Kur’ân’da hiçbir hüküm bulunmayan bir konuyu Hz. Peygamber’in uygulamaya koymasıdır. Bu sünnet çeşidi hakkında genelde iki görüş mevcuttur. Bir kısım müctehid Hz. Peygamber’in bağımsız bir yasama yetkisine sahip olduğunu, dolayısıyla Kur’ân’da sözkonusu edilmeyen konularda hüküm koyabileceğini ileri sürmüşler; bir kısmı da Hz. Peygamber’e böyle bir yetki vermeyip onun tatbiki olan herşeyin Kur’ân’da bir aslı bulunduğunu ileri sürmüşlerdir (Şafii, Risale, s.91-92). Sünnet, Kur’ân’ın tefsiridir. “Namazı kılın” buyruğunu sünnet olmadan anlamak ve tatbik etmek mümkün değildir. Rasûlullah namazı nasıl kılmışsa, müslümanlar da ona uyarak kılmışlardır (Ahmed b. Hanbel, V, 53).
Sünnetin hadisle aynı manada kullanılabilir. Hadisler, birtakım kısımlara ayrılır (Bk. Hadis). Sahih hadisler, bütün ümmet için bağlayıcıdır, hüküm kaynağıdır. Bunlar reddedilemezler. Nur sûresinin altmışüçüncü âyeti bunu bize bildirmektedir: “Öyle değil. Rabbine andolsun ki, onlar aralarında kimi oraya, kimi buraya çekiştirip durdukları şeylerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiç sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça îman etmiş olmazlar” (en-Nur, 24/63). Kur’ân’ın bütün delilleri, Rasûlullah’ın bütün hükümleri, emir ve nehiyleri eştir (Şâtibî, el-Muvâfakat, I, 14). Sünnet kaynak olmasaydı, meselâ “Kur’âniyyun” fırkası gibi sadece Kur’ân kaynak alınsaydı, onların yaptığı gibi İsra sûresinin 78. âyetine istinaden günde iki rekât namaz kılınması gerekecekti. Oysa bu, küfürdür (İbn Hazm, el-İhkâm fi Usûli’l-Ahkâm, II, 80). Zahiri mezhebinin en büyük müctehidi İbn Hazm, sünnet hakkında “O, kendi hevasından söylemez. O, ancak kendisine gönderilen bir vahiydir” (en-Necm, 53/3, 4) âyetini zikrettikten sonra şöyle der: “Buna göre Allah’ın peygamberine göndermiş olduğu vahyi ikiye ayırabiliriz: Vahy-i Metlüvv (tilâvet edilen vahiy) ki, bu, icazkâr bir üslûba sahip olan kitab (Kur’ân)dır. Vahy-i Mervi (rivâyet olunan vahiy) ki, bu, icazkâr üslûba sahip olmadığı gibi metlüvv de değildir. Menkul olduğu halde kitap halinde rivâyet edilmemiştir. Fakat makru’ (okunmuş)dur. Yani bu Peygamber’den vârid olan haber olup Allahu Teâlâ’nın muradını açıklayıcı mâhiyettedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hususta şöyle buyurulmuştur: “… Tâ ki insanlara kendilerine indirileni açıkça anlatasın.” Buna göre Allahu Teâlâ nasıl vahyin birinci kısmını teşkil eden Kur’ân’a itâât etmemizi emretmişse, vahyin bu ikinci kısmına da itâat etmemizi emretmiştir. Bunlar arasında hiçbir fark yoktur” (Muhammed Ebû Zehra, İslâm ‘da Fıkhı Mezhepler Tarihi, Çev: Abdulkadir Şener, Ankara 1969, s.83).
Cumhur ulemâ sika râvinin rivâyet ettiği ahad haberin hüccet olduğunu ve onunla amel etmek gerektiğini söylemiştir. Hadislerin çoğu hasen lizâtihidir ve onu kabul etmek kaçınılmazdır. Zayıf hadis ise kesinlikle kaynak olamamaktadır.
Sünnet derken, bunun, fıkıhta hadislerin kısımlara ayrılarak hükümlerin çıkarıldığı bir kaynak olması anlaşılır. Yani râvîlere göre mütevâtir, meşhur, ahad diye ayrılan ve ahad hadislerin de sahih, hasen, zayıf diye kısımlara ayrılması hâdisesinde de ihtilâf olup, bu konu mezheplerin ayrılmasında bir başka ihtilâf noktasıdır.
Mütevâtir sünnetler, “Bana yalan yere bir şeyi isnad eden ateşte oturacağı yere hazırlansın” hadisi gibi, büyük bir cemaatçe işitilen ve her asırda binlerce zevât tarafından rivâyet edilegelen yalan üzerine ittifak mümkün olmayan rivâyetlerdir. Namaz rek’atlarına dâir haberler bu nevidendir. Bunlar asl’dır.
Meşhur sünnetler, Rasûlullah’tan birkaç zatın rivâyet ettiği, ikinci ve üçüncü hicrî asırlardan beri tevâtüren nakledilen haberlerdir. “Ameller niyetlere göredir” gibi. Bunları reddetmek fâsıklıktır.
Haber-i ahad, bir zatın diğerinden veya bir cemaatten, bir cemaatin bir râviden rivâyet ettiği sünnettir. Tevâtür derecesinde olmayan râvilerin, iki üç zatın naklettiği sünnet de böyledir. Bunun inkârı bid’at’tır.
Mezheplerin sünnet târifinde farklılıklar vardır:
Hanefi mezhebi müctehidlerinden es-Serahsı şöyle der: “Bize göre sünnetten murad hukukî açıdan Hz. Peygamber ve ondan sonra sahâbenin yaptıklarıdır” (Usûlu’s-Serahsı, I, 113). İmam Şâfii ise, (ö.204/819) sünneti yalnızca Hz. Peygamber’in sünneti olarak alır. Sahâbenin sünneti, Hz. Peygamber’in itikad, ibadet, ahkâm esaslarıyla ilgili olarak Kur’ân dışındaki söz, hareket, davranışları, takrirleri, tasdikleri, örfleri, va’zettiği esaslar, koyduğu ilkelerdir. Sahâbe ve Tâbim, herhangi bir konuda tatbik edecekleri şeyde “Hz. Peygamber nasıl yaptı?” diye sormuşlardır. Sünnet anlayışı, üçüncü halife Hz. Osman zamanında fitnelerin çıkmasıyla değişime uğradı, bid’atler dine karıştı; sünnetten uzaklaşıldı. Tâbimin büyük âlimleri Kur’ân’da geçen (el-Bakara, 2/151, 231; Âlu İmrân, 3/164; en-Nisâ, 4/113; Cumâ, 62/2; Ahzâb, 33/34) ‘hikmet’ kavramını ‘sünnet’ şeklinde anlamışlardır. İmam Şâfii de bu görüştedir. Kendisine kitapla birlikte onun bir benzerinin verildiğini söyleyen Hz. Peygamber’in (Müsned, IV, 134) sünneti böylece zikr, hikmet, misl olmaktadır. Rivâyetlere göre Cebrail (a.s.) vahyi getirirken, onun açıklamasını (sünneti) de getirdi (Câmiu’l-Beyâni’l-İlim, II, 34). Hem Kur’an’ı hem de sünneti indiriyor, Hz. Peygamber’e öğretiyordu. Sünnet, İslâm toplumunun ve islâm devletinin oluşmasında âmil olan en mühim faktördü. Sahâbe, bu sünneti, gelecek nesillere kalması için aktardı ve “hadis” bir bakıma böyle doğdu. Ancak ashâb hadis rivâyetinde çok titiz davranmasına karşılık, tedvin asrında sapık akımlar ve İslâm düşmanlârı hâdis uydurdular. İhtilâflı meselelerde kendi görüşlerini destekler mâhiyette hadis uyduruldu. İbn Haldun, Ebû Hanife’nin sıhhati kesin kabul ettiği hadis sayısının 17 olduğunu yazmıştır. Hadis ehli bu durum karşısında hadis tenkidine yöneldi ve hadis usûlu geliştirildi. Ehli sünnet, Şia’nın Hz. Ali hakkındaki rivâyetlerini cerh edip sahih kabul etmezken Abdullah b. Mes’ud’un rivâyetlerini esas almış, Şia da ehl-i beyt hakkındaki rivâyetlerde taassuba düşmüştür.

Cerh ve ta’dil * ilminde bu yüzden fıkıhçılardan ayrı yöntemler meydana gelmiş, hükümlerin fer’î olanlarında bu açığa çıkmıştır. Katâde, İbn İshak’ı överken. Nesaî onun kuvvetli olmadığını; Dârekutnî ise onun sözüyle delil getirilemeyeceğini söyler. İmam Mâlik de aynı şahsın yalancı olduğuna şehâdet eder. Öte yandan ikinci yüzyılda ehli hadis okulu ile ehli rey okulu arasında şiddetli münâkaşalar oldu (Geniş bilgi için bk. Şâtibî, el-Muvafakat; Gazalı, el-Mustasfa; İbn Kayyım, İ’lâmu’l-Muvakkıîn).
Ebû Hanife ile İmam Mâlik, kesin bir delile aykırı olmayan haber-i vâhidi delil olarak kullanırken; Şâfii, sıhhat şartlarını taşıyan haber-i vâhidi kabul eder. Hanefilere göre bu haberler şâz’dır, reddedilmesi gerekir.
İmam Şâfii, sünnetin ancak sünnetle neshini câiz bulur (er-Risâle, 89). Gazzâlî, Kur’ân ile sünnetin, sünnetle de Kur’ân’ın neshini kabul eder. “Her ikisi de vahiydir, dolayısıyla birbirlerini neshedebilirler” der (el-Mustasfa, Bulak 1 322, 1, s.124). Cumhur ise, Kitab; Kitab’ı ve sünneti; sünnet sünneti ve mütevâtir sünnet kitabı nesheder görüşündedir. Hadisler tâbiîn devrinde toplanmış ve yazılmış, daha sonraları fıkıh kitaplarındaki bölüm adlarına göre tertip ve tasnif edilmiş, İmam Mâlik Muvatta’ını, Ahmed b. Hanbel Müsned’i yazmış, Kütüb-i Sitte* adı verilen hadis mecmuâları ortaya çıkmıştır.

28

Şubat
2013

Kur’an’ın muhtevası özet

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  297 Kez Okundu


1- İtikad: Kur’an’ın kapsadığı konuların başında gelir.
2- İbadetler: Müslümanların yapmakla yükümlü bulundukları ibadetler Kur’an’da yer alır.
3- Muamelat: Kur’an bir toplumun devamını sağlayan ve toplumu fertlerinin aralarındaki ilişkileri düzenleyen bir takım hükümleri kapsar.
4- Ukubat: Toplumun düzenini bozan, insanın haklarını ve yasakları çiğneyen kimseler cezayı hak edecekleri için Kur’an bu konudaki hükümleri de kapsamaktadır.
5- Ahlak: Kur’an kişilerin dünya ve ahiret mutluluğunun sağlanmasına yardımcı olmak üzere onların uyması gerekli ahlaki kuralları vaz eder.
6- Nasihat ve Tavsiyeler: İnsanlara emir ve yasakları konusunda duyarlı olmalarını, nefislerine esir düşmemelerini, dünyayı ahirete tercih etmemelerini, dünyada imtihana çekildiklerini hatırlatan, çeşitli tehlikelerden koruyan çeşitli nasihatler ve tavsiyeler de Kur’an’ın içerdiği konular arasındadır.
7- Vaad ve Vaid: İman eden ve salih amel işleyen mü’minlerin cennetle mükafatlandırılacağını, isyan edip, inkar edenlerin ise cehenneme atılacaklarını haber veren pek çok ayet-i kerime vardır.
8- İlmi Gerçekler: Kur’an, insanlığa gerekli olan ilmi gerçeklerin ve tabiat kanunlarının ilham kaynağını teşkil eden ayetleri de kapsamaktadır.
9- Kıssalar: K. Kerim önceki ümmetler ve peygamberlerin hayatından da söz eder.
10. Dua: İnsan yapacağı işlerde sürekli Allah’ın yardımına muhtaç olduğu için Kur’an’da çeşitli dualar da yer almıştır.

27

Şubat
2013

Öğretmenlik Alan Bilgisi %80 (40 Soru)/Eğitimi %20(10 Soru)

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  301 Kez Okundu

1.Alan Bilgisi testi: %80
a)Hz.MuhammedinHayatı ve sünneti:%12
b)Kuran-ı Kerimin Muhtvasını anlama:%12
c)Temel Dini Bilgiler:%16
d)İslam Ahlakı,estetiğive felsefesi:%12
e)Günümüz Türkiyesindeki İslam mezhep ve yorumları:%4
f)Din Bilimleri(Dinsosyolojisi,Din psikolojisi,Dinler tarihi,Dineğitimi,Din felsefesi):%24
2-Alan Eğitimi Testi:%20
Not:Alan BilgisiTesti:40 Soru,Alan Eğitimi testi:10 soru

İLK  SORU ve İLK CEVAP
1.Sahih adlı hadis eseri aşağıdaki Kütüb-i Sitte müelliflerinden hangisine aittir?
A) Müslim İbnu’l Haccâc el Kuşeyri
B) Ebu Abdurrahman Ahmet İbn-i Şuayb en Nesâî
C) Ebu Davud Süleyman İbn’ul Eş’as
D) Ebu İsa Muhammed İbn-i İsa et Tirmizi
E) Ebu Abdillah Muhammed İbn-i Yezid İbn-i Abdillah İbn-i Mâce

Cevap:A Sıkkı

27

Şubat
2013

Kütüb-i Sitte Eserleri ve Müellifleri

Yazar: arafat  |  Kategori: HADİS  |  Yorum: Yok   |  2.257 Kez Okundu

1-Sahih-i Buhari ( el-Câmiu’s Sahîhu’l-Müsnedü’l-Muhtasar min Umûri Rasûlillahi (s.a.s) ve Sünenihi ve Eyyâmih)Muhammed b. İsmail el-Buhârî (V. H. 256/870), el-Câmiu’s-Sahih.
2-Sahih-i Müslim( el-Camiu’l-Müsnedü’s-Sahîh):Müslim b. el-Haccâc el-Kuşeyrî en-Neysâbûri (V. H. 261/875), el-Câmiu’s-Sahîh.
3-Sünen-i Nesai :Ebû Abdurrahman Ahmed b. Şuayb en-Neseî (V. H. 303/915-916), es-Sünenu’l-Kübrâ.
4-Sünen-i Tirmizi :Ebû İsa et-Tirmizî, Sünenû Tirmizî.
5-Sünen-i Ebu Davud : Ebû Dâvud Süleyman b. el-Eş’as es-Sicistânî (V. H. 275/888), Sünenû Ebî Dâvud.
6-Sünen-i İbn Mace :Ebû Abdullah Muhammed b. el-Kazvinî (V. H. 275/888), İbn Mâce di¬ye meşhur olmuştur. Eseri Sunenû İbn Mâce.
Hz. Peygamber’in hadislerini toplayan meşhur eserlerden altısına verilen isimdir. Kütüb-i Sitte diye anılan bu eserler şunlardır: Buhârî (ö. 256/869) ve Müslim (ö. 216/831)’in el-Câmi’u's-Sahih’i, Ebû Dâvûd (ö. 275/888), Nesâî (ö. 303/915), Tirmizî (ö. 279/892) ve İbn Mâce (V. 273/886)’ nin es-Sünen’leri. (1)
Buharî ve Müslim’in sahihlerine “iki sahih hadis kitabı” anlamında kullanılan bir usul-u hadis terimi. SAHÎHAYN:
Kur’ân-ı kerîmden sonra, doğru oldukları, bütün İslâm âlimleri tarafından tasdîk edilmiş olan altı hadîs kitâbından Sahîh-i Buhârî ile Sahîh-i Müslim’in ikisine birden verilen isim.
Sünen-i Erba’a, dört sünen demektir. Bu tabirle Kütüb-i Sitte’nin Buhârî ve Müslim dışındaki kitapları kastedilir.
Kaynak:
1-DİB,Dini Kavramlar Sözlüğü.
2-Hadis Usul-ü

27

Şubat
2013

Kütüb i Tis’a

Yazar: arafat  |  Kategori: HADİS  |  Yorum: Yok   |  466 Kez Okundu

Kütüb i Tis’a :İslam ilmi dünyasında sağlam bir hadis kaynağı olan Kütüb-i Sitteye üç eser ilavesiyle anılan meşhur dokuz hadis kitabına verilen ortak isimdir.
1.Buhârî (ö. 256/869).
2.Müslim (ö. 216/831)’in el-Câmi’u's-Sahih’i.
3. Ebû Dâvûd (ö. 275/888)
4.Nesâî (ö. 303/915)
5.Tirmizî (ö. 279/892)
6.İbn Mâce (V. 273/886)’ nin es-Sünen’leri.
7. Darimi (ö. 255/868)’nin es-Sünen’i.
8. İmam Malik (ö. 179/795)’in Muvatta’ı.
9. Ahmed ibni Hanbel (ö. 241/855)’in el-Müsnedi’dir.

27

Şubat
2013

Yedi kraat(Kıraat-ı Seba) /Kıraat-ı Aşere yi (On kıraat)

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  738 Kez Okundu

Hicri 3. asırda Ebu Bekr b. Mücahid ( öl. 324 / 935 ) yedi kıraat imamının kıraatlarını bir araya toplayarak السبع كتاب ( kitab’us-Seb’a) isimli eseri ile kıraatlar yediye tahsis edilmiştir. Sonra halk onun bu tasnifine uymaya başlamış ve böylece “kıraatı seb’a” konusunda ümmetin icmaı meydana gelmiştir. Sonra kıraatlar, okuyucularına nisbet edilerek örneğin; Naf’inin okuyuşuna, Naf’i kıraatı denmiş ve okuyan imamın adıyla anılmaya başlanmıştır. İbn mücâhid’e kadar kıraatlerin sayısı konusunda belli bir tercih ve sınırlamaya gidilmeyip, kıraatin sıhhati için ileri sü¬rülen üç temel şartı taşıyanlar sahih olarak kabul edilmiştir. ibn mücâhid’in tasnifine göre Yedi kraat(kraat-ı seba)
Mekke’de Abdullah b. Kesir ( öl. 120/ 737 )
Medine’de Nafi’ (öl.169/ 785)
Şam’da İbn Amir ( öl. 118 / 736 )
Basra’da Ebu Amr ( öl. 154 /770)
Kufe’de. Hamza ( öl. 156 / 773 ), Kisai ( öl. 189 /805 ) ve Asım ( öl. 128 /745 ) hazretleridir.

Yedili kıraat tasnifini her ne kadar ibn mücâhid ortaya koy¬muş ise de onu yüz yıllar boyunca eğitimin bir parçası haline ge¬tirerek tüm dünyaya yayan endülüslü âlimler olmuştur. İbnu Mücahid’den sonra, halk onun bu Seb’a tasnifine uymuştur. Ancak Muhakkıkinden olan zevat bu yedi imama sonradan bazı imamlar daha katmışlardır. Mesela İmam el-Beğavi (510 / 1116), Tefsirinde bu yediye şu üç imamı da ilave ederek bugünkü kraat-ı aşere yi (On kraat) oluşturmuştur.
1. Ebu Ca’fer Yezid b. El-Ka’ka’ ( 130 / 747 )
2. Ya’kub el-Hadrami ( öl. 205 / 820 )
3. Halef b. Hişam b. Saleb ( öl. 229 / 843)

27

Şubat
2013

Kıraatla İlgili Temel Terimler (kıraat, rivayet, tarik vb )

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  379 Kez Okundu

Harf :D aha çok ilk dönemlere ait bir tercihtir. şa¬hıslara nispet edilerek “harf-i fülân” denildiğinde onun kıraati ve okuyuşu kastedilmektedir
Kıraat ilmi:Kur’an’ın kelimelerinin eda keyfiyetlerini ve ihtilaflarını, nakledenlere nisbet ederek bilmektir. ِ
Tarifde geçen ihtilaflar; ya imam ihtilafı, ya ravi ya da ravinin ravisinin ihtilafı şeklinde olur.
Kıraat: İmamın, rivayet ve tariklerinin ittifak ettiği, diğer imamlardan farklı okuyuşuna denir. Yani ihtilaf, raviler ve ravilerin ravileri arasındaki okuyuşta değilde imamlar arasında olan okuyuşta olur.
Kari:Lügatta, okuyucu ve okuyan anlamına gelir.
Mukri:Nazari bilgilerle beraber kıraatı müşafehe yoluyla (ağızdan) rivayet eden kıraat âlimine denir. Eğer bir kimse kıraatı müşafehe ile değilde yanlızca nazari bilgilere dayalı ise bu onun mukrî olması için yeterli değildir.
Kurra: Kari, kelimesinin çoğuludur.Yedi ya da on kıratın kendilerine nisbet edildiği imamlara denir.
Kur’anın tamamını ezberleyen ve ondaki kıratlara hakkıyla vakıf olan kimselere de kurra ismi verilmektedir.
Ravi: On veya on dört imama nispet edilen kıraatlerden biri¬ni veya birkaçını o kıraatin imamından doğrudan veyavasıtalı olarak alan kimse için râvî terimi kullanılırken râvîye nispet edi¬len kıraate de rivayet denir. böyle oluncakıraat imamlarından her birinin çok sayıda râvîsinin bulunması kaçınılmazdır. Ancak kıraat rivayetlerininakleden ve eğitim maksatlı hazırlanan kitaplarda her imam için ikişer râvî ye yer verilmesi gelenek halini almıştır.
Tarik: Ravilerin ravilerinin arasındaki ihtilaflara denilmektedir.Diğer bir ifade ile Ravilerden sonra gelenlerinihtilaflarına denilmektedir. (âsim kıraatinin hafs rivayetinin ubeyd b. es-sabbâh tarîki gibi).
Vecih:İmam, ravi ve ravinin ravisi (Tarik) dışında karinin tahyirine ( okuyucunun tercihi) bırakılmış okuyuşlaravecih denir.

27

Şubat
2013

İnfiradat-ı Hafs-ı kufi

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  503 Kez Okundu

Hafsın tek vechi olan kelimeler:

Hafs, Kur’an-ı kerim kelime ve harflerinin ekserisini bir vecih olarak eda ve rivayet etmiştir. Bir vecih olarak rivayet ettiklerinin içinde azda olsa dikkat isteyen bir takım vecihler vardır. Bunlar hafs rivayeti içerisinde görülen ender rivayetlerdir.Hafs, hocası Asım’dan rivayrt ettiği bu vecihlerle, diğer kurra ve ravilerin kıraat ve rivayetlerinden ayrılmış ve muhalif olduğu için bunlara “İnfiradat-ı Hafs-ı kufi” denir.

1. İmale: kıratta, fetha harekeyi kesreye, elif’i ya harfine doğru meyletmek demektir. Hud suresi 41. ayette مَجْرٰۭۙيهَا lafzını hafs imale ile okur.
2.Teshil:İkinci hemzeyi, hemze ile elif arasında okumaya denir. Fussilet suresi 44. ayette ءَاَۭۘعْجَمِيٌّ lafzındaki ikinci hemzeyi Hafs teshil ile okur.
3. ihtilas: kıraatta, ihtilas harekede ve zamirde olmak üzere iki kısımdır.
a) Hareke ihtilasında, sesin üçte birini hazfedip üçte ikisini ibka etmektir.
b)Zamir ihtilasında ise sesin tamamı ibka edilip; meddi tabi-i miktarında okunan zamir’in, meddi tabi-i miktarı
uzatılmamasıdır.Hafs, Zümer suresi 7.ayette يَرْضَهُ۬ lafzındaki zamiri uzatılmaksızın (İhtilasla)okur.
4.Ha-i kinaye: Müfred müzekker gaib zamiri olan ha ( -ﮫ ) dır. Hafs, Kur’an’da bu zamiri iki yerde diğer kıraat imamlarından farklı olarak zamme ile, bir yerde de umumi kural dışında sıla ile (uzatarak) okur.
a) Kehf suresi 63. ayette وَمَآ اَنْسَان۪يهُ lafzındaki zamiri zamme ile okur.
b) Fetih suresi 10. ayette عَلَيْهُ اللّٰهَ lafzındaki zamiri zamme ile okur.
c) Furkan suresi 69. ayetteف۪يه۪ مُهَانًاۗ lafzındaki ف۪يه۪ nin zamirini meddi tabi-i miktarı uzatarak okur.

5-Sekte: Kıratta, Nefes almaksızın kısa bir an sesi kesmeye denir. Sektin süresi, kısa bir zaman olup, nefes alma zamanından daha azdır.Veya iki hareke miktarıdır. Hafs diğer İmamlardan farklı olarak Bilinen 4 yerde sekte yapar.
a) kehf suresi 1. ayette عِوَجًا lafzındaki elif üzerindeki sekte
b)Yasin suresi 52. ayetteمِنْ مَرْقَدِنَاۢ lafzının elifi üzerindeki sekte
c) Kıyame suresi 27. ayette مَنْ رَاقٍ lafzında nun ( ن ) ‘ un sükûnundaki sekte
d) Mütaffifin suresi 14. ayette بَلْ۔ رَانَ Lafzında lamل ) )ın sükûnu üzerindeki sekte.

6- Ha-i Sekteler : Sekte bahsinde beyan olunan dört yerden başka hafs rivayetinde kur’an-ı kerimde 7 yerde geçen 9 kelimedeki asıl harekesi cezim olan (he- ﻪ) lerdeki sukuna vurgu için sekte yapar.Yazılış bakımından zamire benzerler.Farkları zamirler harekelidir,ha-i sektelerin tamamı ise Cezimlidir.
Bizim kıratımızda hem vasıl ve hem de vakıf halinde okunur. Bazı kıraatlarda vasıl halinde(he- ﻪ)ler düşer.
Bizim kıratımızda vasıl halinde (he- ﻪ) ler sakin okunur, hafif bir sekte caiz olduğu gibi terkide caizdir.Sekte evladır. Bunun için buna ha-i sekte denir. Kur’an-ı Kerimde Ha-i Sekte Olan Yerler

1. Bakara suresi 259. ayette: لَمْ يَتَسَنَّهْۜ وَانْظُر 2. En’am suresi 90. ayette: فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْۜ قُلْ لَآ اَسْـَٔلُكُم

3–4. Hakka suresi 19 ve 25. ayetlerde: كِتَابِيَهْ 5–6. Hakka suresi 20 ve 26. ayetlerde: حِسَابِيَهْۚ

7. Hakka suresi 28. ayette: هَلَكَ * مَالِيَهْۚ 8. Hakka suresi 29. ayette: خُذُوهُ* سُلْطَانِيَهْۚ

9. Karia suresi 10. ayette: مِيَة نَارٌ حَا * مَا هِيَهْۜ

Toplam 195 sayfa, 60. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020305859606162708090...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.