DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK YEMİNLER KONUSU

Sözlükte “kuvvet, sağ taraf, sağ el, ant, kasem ” vb. mânalara ge¬lir. Allah’ ın isim ve sıfatları zikredilmeden söylenen bir sözün yemin sayılıp sayılmamasında toplumun örfü ve kutsal hakkındaki değerlendirmesi ölçü alınır. Toplumumuzda “Kâbe hakkı için”, “Kur’ân çarpsın”, “Ekmek çarp¬sın”, “Anam avradım olsun” gibi toplumun üst ve kutsal değerlerini, sözünü teyît etmek için kullanma da, örfen yemin telakkî edildiği sürece, diğer ye¬minlerin tâbî olduğu hükme tâbîdir. Yemin çeşitleri:
1. Lağv Yemini. Yanlışlıkla doğru olduğu sanılarak yapılan yemindir. Bir kimsenin borcunu ödediğini sanarak “Borcumu ödedim” diye yemin etmesi böyledir.
2. Gamûs Yemini. Geçmiş zamanda yapılmış veya yapılmamış bir iş hakkında bile bile, kasten ve yalan yere yapılan yemindir. Gamûs ye¬mini için keffâret gerekmez.
İmam Şâfiî’ye göre gamûs yemini için de keffâret gerekir.
3. Mün’akit Yemin. Yeminin terim anlamına uyun olan şekli olup, mümkün ve geleceğe ait bir konuda yapılan yemindir. Yeminler içerisinde yalnızca mün’akit yemininde keffâret gerekir.

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK ADAK KONUSU

Arapça’da nezir (nezr) diye ifâde edilen adak fıkıh dilinde, “bir kimsenin dînen yükümlü olmadığı ibâdet cinsinden bir şeyi kendisi için vâcip kılması”nı ifâde eder. Diğer bir ifâdeyle “kişinin farz veya vâcip cinsinden bir ibâdeti ya-pacağına dâir Allah Teâlâ’ya söz vererek o ibâdeti kendisine borç kılması”dır.
İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel başta olmak üze¬re fakîhlerin önemli bir kısmı adak adamanın mekrûh olduğu görüşündedir. Hanefîler ise Allah’a ibâdet ve tâat kâbilinden adakta bulunmayı mübâh görürler. Sonuçta bir ibâdetin işlenmesine vesîle olduğu için bunu müstehâp görenler de vardır. Mâlikîler adakta bulunmayı normalde mendûp, şarta bağlı adağı ise mübâh sayarlar.
Allah’a isyân ve mâsiyeti içermediği sürece, hangi grupta yer alırsa alsın, adakta bulunuldu¬ğunda yerine getirilmesi dînen vâcip görülmüştür.
Şartları: Adağın geçerli olabilmesi için adakta bulunan kimsenin müslüman, akıllı ve bulûğa (ergenlik çağına) ermiş bir kimse olması gerekir.
1. Adanan şeyin cinsinden bir farz veya vâcip ibâdetin bulunması gerekir.
2. Adanan şey bizzat hedeflenen (maksût) ibâdet cinsinden olmalı, baş¬ka bir ibâdete vesîle olduğu için farz veya vâcip sayılan bir ibâdet olma¬malıdır. Meselâ abdest almayı, ezân ve kâmet okumayı, mescide girmeyi konu alan adak geçerli olmaz.
3. Adanan husûs, adayan şahsın o anda veya daha sonra yapması ge¬reken farz veya vâcip bir ibâdet olmamalıdır. Kılmakla mükellef olduğu na¬maz, tutmakla mükellef olduğu ramazan orucu adak konusu olmaz.
4. Adanan şeyin meydana gelmesi ve yapılması maddeten ve dînen mümkün ve meşrû olması, mal ise adayan şahsın mülkiyetinde bulunması gerekir. Bir kimsenin sahip olmadığı malı adaması geçersiz, sahip olduğun¬dan fazlasını adaması hâlinde ise sadece sahip olduğu kadarı hakkında ge¬çerlidir. Ancak bir kimsenin ileride sahip olması kuvvetle muhtemel bir mal¬la ilgili adağı geçerli sayılır. Meselâ ileride mîrâs yoluyla sahip olacağı malın adanması böyledir.
5. Adanan fiil Allah’a isyânı, bid’ât, günâh ve mâsiyeti içermemelidir. Bu takdirde adak geçersizdir.
Adak Hükmü: Herhangi bir şart ve zamana bağlanmayan (mutlak) adaklar, adama anından îtibaren gerekli hâle gelir ve ilk fırsatta yerine getirilmesi uygun olur. Bir şarta bağlanan adakların da o şartın gerçekleşmesi hâlinde yerine getirilmesi gerekir. Şart gerçekleşmeden adak yerine getirilirse geçersizdir; yapılan ibâdet nâfile sayılır. Meselâ, herhangi işi olduğu takdirde üç gün oruç tutmayı nezreden kimsenin durumu böyledir.
Yerine getirilmesi gelecek bir zamana bağlanan adaklar ise, Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’a göre bu zaman kaydına îtibâr edilmeksizin önceden de ye¬rine getirilebilir. İmam Muhammed ile Şâfiîler ve Hanbelîler sadaka gibi mâlî ibâdetlerde aynı görüşü paylaşmakla birlikte namaz, oruç gibi bedenî ibâdetlerde vakit gelmeden hükmün sabit olmayacağı görüşündedir.
Fakat istenmeyen şart gerçekleşirse, dilerse adadığı şeyi yerine getirir, dilerse yemin keffâreti öder.

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK KEFFARETLER KONUSU

Keffâret kelimesi sözlükte “örten, gizleyen” anlamına gelir. Dînî bir te¬rim olarak ise, “işlenen bir kusur ve günahtan dolayı Allah Teâlâ’dan af ve mağfiret dilemek niyetiyle yapılan, cezâ özelliği de bulunan bir tür mâlî ve bedenî ibâdet”tir.
Oruç Bozma Keffâreti: Orucu kasten bozan kimse için öngörülen keffâretin cezâî yönü ağır ba¬sar. Bu keffâreti gerektiren sebep ise, ramazan orucunu edâ eden kimsenin orucu kasten ve isteyerek bozmasıdır. İkrâh (ağır baskı), hata, unutma gibi kasıtlı olmayan durumlar keffâreti gerektirmez. Hanefîler de dâhil fakîhlerin çoğunluğuna göre ramazan orucunun cinsî münasebetle veya yeme içme ile bozulması aynı hükme tâbi iken Şâfiîler başta olmak üzere bir grup fakîhe göre ramazan orucunun sadece cinsî münasebetle bozulması keffâret gerek¬tirir. Kasten de olsa yeme içme keffâreti gerektirmez.
Oruç bozmanın keffâreti; eğer imkânı varsa bir köle âzat etmek, buna gücü yetmiyorsa ara vermeksizin iki ay süreyle oruç tutmak, eğer buna da gücü yetmiyorsa altmış fakiri sabahlı akşamlı doyurmaktır.
Hanefîler de dâhil fakîhlerin çoğunluğuna göre keffâret ödeyecek kimse¬nin yukarıda sayılan sıraya riâyet etmesi, bir öncekini yapma imkânı bulunmadığında bir sonrakine geçmesi gerekir. Mâlikîler’e göre ise mükellef bu üç şıktan birini seçebilir.
Keffâret orucunda oruca gece¬den niyetlenmek, ayrıca tutacağı orucun keffâret orucu olduğunu niyetinde belirlemek de şarttır.
Hanefîler’e göre keffâret sebepleri, araya keffâretin edâ edilmesi girmeden birden fazla olursa (yani keffârete başlamadan önce birkaç defa oruç bozulmuşsa), hepsi için bir keffâret ödeme yeterli olur. Oruçta keffâret, sadece Ramazan ayında kasten bozulan Ramazan orucuna gerekir; diğer oruçlarda ve Ramazan orucunun Ramazandan sonraki kazâsında keffâret gerekmez, sadece kazâ gerekir.
Yemin Keffâreti: On fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle âzat etmektir. Hanefî ve Hanbelîler’e göre bu üç gün orucun arka arkaya tutulması şarttır.
Bir kimse yeminini bozmadan keffâret verse de sonra bozsa, Hanefîler’e göre bu yeterli olmaz; bozduktan sonra yeniden keffâret vermelidir.
Zıhâr Keffâreti: (Sırt) Zıhâr keffâreti, zıhâr yemini yapan kimsenin karısıyla tekrar bir araya gele¬bilmesi için ödemesi gereken keffâretin adıdır.
Hanımlarından zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin onlarla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haber¬dârdır. Buna (köle âzat etmeye) imkân bulamayan kimse, temas etmeden önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurur.
Adam Öldürmenin Keffâreti: Bir müslümanın müslüman, zimmî veya anlaşmalı (muâhid) gayri müslimi hatâen (yanlışlıkla, kazâ ile) öldürmesi hâlinde, gereken diğer hukûkî ve cezâî müeyyidelere ilâve olarak keffâret ödemesi de gerekir. Hanefîler’e ve bir grup fakîhe göre sadece hatâen adam öldürmede keffâret gerekirken fakîhlerin çoğunluğu kasten adam öldürmede de gerekli görürler.
Öldürme keffâreti, mümin bir köle âzat etmek, eğer buna güç yetmezse iki ay peş peşe oruç tutmak sûretiyle ödenir. Hatâen adam öldüren gayri müslimler keffâretle yükümlü tutulmaz ve sadece diyet öderler.
Hacda Tıraş Olma Keffâreti: Üç gün oruç tutmak, ya altı fakiri doyurmak, ya da bir koyun kurbân etmek gerekir. Üç gün orucun peş peşe tutulması şart değil-dir.
Hayızlı Kadınla Cinsî Münâsebet Keffâreti: Ebû Hanîfe de dâhil İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre, karısı ile hayız¬lı iken cinsî münasebette bulunan kimse günah işlemiştir. Allah’a bol tevbe ve istiğfâr etmekten başka yapabileceği bir şey yoktur. İbn Abbas, Katâde, Evzâî, Ahmed b. Hanbel gibi İslâm âlimlerine göre ise hayızlı kadınla ilk günlerde kurulan cinsî münasebet için bir dinar (4,25 gr. altın) kanamanın iyice azaldığı bir dönemde yapılan cinsî münasebet içinse yarım dinar keffâret ödenmesi gerekir. Bu keffâret kocanın zorlamasıyla olmuşsa sadece ona, iki tarafın isteğiyle olmuşsa ayrı ayrı ikisine de gerekir. Cinsî temasın kasten, unutarak, haram olduğunu bilmeden veya hayız durumunu farketmeden yapılmış olması sonucu etkilemez.

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK KURBAN KONUSU

Kurbân: Udhiyye de denilir.
Kurbanın Dînî Hükmü ve Kurbân Çeşitleri: Hanefî mezhebinde ağırlıklı görüşe ve bazı müctehid imâm¬lara göre vâcip, fakîhlerin çoğunluğuna göre müekked sünnettir.
Buna göre kurbân çeşitleri şöylece sıralanabilir: Kurbân bayramında kesilen kurbân, adak kurbanı, akîka kur¬banı, kırân ve temettû’ haccı yapanların kestikleri ve hedy adı verilen kurbân, hacda yasakların ihlâli hâlinde gereken cezâ ve keffâret kurbanı. Bu kurbân çeşitlerinin ortak ve farklı hükümleri vardır.
Vasiyetinin veya adağının bulunması hâlinde ölmüş kimse için kurbân kesilmesi gerekir ve kesilen kurbanın etinin tamamı fakirlere dağıtılır. Vasi¬yet veya adak olmasa bile, Şâfiîler hariç fakîhlerin çoğunluğuna göre, sevabı ölüye bağışlanmak üzere onun adına kurbân kesilebilir.
Kurbân Kesme Yükümlülüğü:
1) Müslüman olmak.
2) Akıllı ve bulûğa ermiş olmak.
3) Mukîm olmak, yani yolcu olmamak.
4) Belirli bir mâlî güce sahip bulunmak.
Hanefîler’den Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf ile Mâlikî ve Hanbelî mezheple¬rine göre kurbanla yükümlü sayılmak için akıl ve bulûğ şart olmayıp gerekli mâlî güce sahip olan küçük çocuklar ve akıl hastaları adına kânûnî temsil¬cileri tarafından kurbân kesilmesi gerekir.
Hanefî fakîhlerinden İmam Muhammed’e ve Şâfiîler’e göre kurbân mükellefiyeti için akıl ve bulûğ şarttır. Hanefî mezhebinde bu konuda fetvâ İmam Muhammed’in görüşüne göre verilmiştir.
Diğer mezheplere göre kurbân mükellefiyeti açısından yolcu olanla mukîm olan arasında, kurbân kesmenin onlara göre sünnet olması sebebiyle, zaten bir farklılık yoktur.
Hanefî mezhebine göre, kurbân kesmeyi vâcip kılan zenginliğin öl¬çüsü, zekâtta ve fıtır sadakasında aranan zenginlik ölçüsüyle aynı olup kişi¬nin borçları ve aslî ihtiyaçları dışında 20 miskâl (85 gr.) altın, asgarî zenginlik seviyesinin ne kadar süreceği belli olmayan bir ihtiyaçsızlık (istiğnâ) hâli mi, yoksa oturmuş istikrâr bulmuş bir zenginlik (gınâ), oturmuş zenginlik (nisâb-ı gınâ) aranmamış, o an için var olan ihtiyaçsızlık durumu (nisâb-ı istiğnâ) yeterli görülmüştür. Kişinin bu tür zenginliğinde kurbân bayramı süresindeki durumu ölçü alınır. Diğer mezhepler kurbân kesmeyi sünnet saydıklarından, kurbân mükellefiyeti için ayrıca bir zenginlik ölçüsü tesbit etmemişlerdir. Hanefî mezhebinde fetvâya esas olan ağırlıklı görüş, fakir kimsenin kestiği kurbanın, özel olarak onu adamadığı sürece, adak kurbanı hükmünü almaz.
Kurbanın Sıhhat Şartları: Koyun ve keçi sadece bir kişi için; deve, sığır ve manda ise yedi kişiyi aşmamak üzere ortaklaşa kurbân olarak kesilebilir. Bu hüküm Hanefîler dâhil üç mezhebe göre olup Mâlikî mezhebinde parasına ve etine iştirâkle ortak kurbân kesimi câiz görülmez.
Kesilecek hayvanın kurbân olmaya engel bir kusurunun bulunmama¬sı, gerekir. Kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bazı âzâları eksik; mese¬lâ bir veya iki gözü kör, kulakları ve boynuzları kökünden kesilmiş, dili ke¬sik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökülmüş, kuyruğu ve memesi kesik hay¬vanlar kurbân olmaz. Ancak hayvanın doğuştan boynuzsuz, şaşı, topal ve deli, biraz hasta, bir kulağı delinmiş veya yırtılmış olmasında kurbân açısın¬dan bir sakınca yoktur. Koyunun daha semiz ve lezzetli olması maksadıyla doğduğunda kuyruğunun kısmen veya tamamen kesilmesi kusur sayılmaz.
Kurbanın sahîh olabilmesi için belirlenmiş vakit içinde kesilmesi gerekir. Kurbân, kurbân bayramının ilk üç günü yani zilhicce ayının 10, 11 ve
12. günleri, bayram namazının kılınmasından, 3. günün akşamına kadarki
süre zarfında kesilebilir. Şâfiî mezhebine ve bazı fakîhlere göre bu süre, bayramın 4. günü akşamına kadardır. Bayram namazı kılınmayan yerlerde
sabah namazı vaktinden itibaren kesilebilir.
Hanefî mezhebinde ortaklaşa kesilen kurbana bütün ortakların ibâdet niyeti ile katılmaları şarttır. Ortaklardan birinin sa¬dece et elde etme niyetiyle iştirâki diğerlerinin kurbanını geçersiz kılar. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise böyle bir ortaklık, kurbân ibâdetine zarar vermez.
Bir kimse tek başına kesmek üzere aldığı büyük baş hayvana, sonradan altı kişiye kadar ortak kabul edebilir ancak bu mekrûhtur.
Kurbanlık niyetiyle alınan hayvan kesilmeden önce ölürse, zengin kim¬senin tekrar kurbanlık satın alması gerekir, fakir için gerekmez. Kesimden önce kurbanlık kaybolur, sahibi ikinci defa kurbanlık alır da sonra birinci hayvan bulunursa, zengin de fakir de bunlardan sadece birini, tercihen daha iyi olanını keser. Fakirin ikisini de kesmesi gerektiği görüşü fetvâda tercih edilmeyen zayıf bir görüş olup fakirin kesmesinin adak hükmünü alacağı noktasından hareketle söylenmiştir.
Mükellefler yanlışlıkla birbirlerinin hayvanlarını kesseler, her kesilen kurbân, sahibinin kurbanı olmak üzere sahîh olur. Etler dağıtılmamışsa de¬ğişim yaparlar, değilse helâlleşir ve bir fark da talep etmezler.
Kesim İşlemi: Kıbleye karşı ve sol tarafı üzerine yatırılır. Kesim esnasında Allah’ın adını anmayı (besmele) kasten terkederse, Hanefî mezhebine göre bu hayvanın eti yenilmez.
Kurbân kesmenin rüknü, kurbanlık hayvanın kanını akıtmaktır. Sığır, manda, koyun ve keçi cinsinden hayvanlar yatırılıp çenelerinin hemen al¬tından boğazlanmak sûretiyle (zebh), deve ise ayakta sol ön ayağı bağla¬narak göğsünün hemen üzerinden (nahr) kesilir. Kesim işlemi boğazın iki tarafındaki şah damarları, yem ve yemek borusu kesilerek yapılır ve hayva¬nın kanının iyice akmasını temin için bir süre beklenilir.
Hayvana acı vermemek için önce şoka sokmak (bayıltmak), sonra kes¬mek câizdir; çünkü şoka giren hayvan ölmez, hayatı devam eder, ancak kesilince kanı akar ve ölür.
Akîka Kurbanı: Esasen akîka, Arapça’da yeni doğan çocuğun başındaki saçın adıdır. Akîka kurbanı kesildiği gün çocuğun başı da tıraş edildiği için kurbân bu adı almıştır.
Akîka kurbanı Hanefîler’e göre mübâh (bazı rivâyetlerde mendûp), diğer üç fıkıh mezhebine göre sünnet, Zâhirîler’e göre vâciptir.

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK HELAL VE HARAMLAR

HARAMLAR VE HELÂLLER ETİ YENEN VE YENMEYEN HAYVANLAR
Câhiliye Arapları bâtıl inançlara dayalı olarak bazı özelliklerdeki hay¬vanlara belirli isimler vermişler, bunları putlara kurbân etmek veya putlar adına serbest bırakmak sûretiyle bir kısım hayvanları kendilerine haram kılmışlardır. Meselâ onlar, beş batın doğuran ve beşinci yavrusu erkek olan devenin kulağını yarıp serbest bırakırlar, artık o hayvandan yararlanmayı ve o hayvanın -kime ait olursa olsun- su içmesine ya da otlaklarda beslen¬mesine müdâhale edilmesini yasak sayarlardı; böyle hayvanlara bahîra de¬nirdi. Bir yolculuktan sâlimen dönmeye yahut bir hastalıktan kurtulmaya bağlı olarak putlara adanan dişi deve de sâibe adını alır ve serbest bırakı¬lırdı. Koyun dişi doğurursa kendilerinin, erkek doğurursa putların olurdu; fakat hem dişi hem erkek doğurduğunda artık erkeği kurbân etmezler, bu koyuna vasîle derlerdi. Bir erkek devenin dölünden on batın doğarsa bu deve koruma altına alınır ve ona binilmez, yük taşıtılmazdı; bu hayvana hâm denirdi.
Behîmetü’l-en’âm: En çok yenmesi mûtat olan koyun, deve ve sığır gibi türlerdir.
Yırtıcı hayvanların (zînâb: ağzının dört yanında uzun ve sivri dişleri olan hayvan¬lar) ve yırtıcı kuşların (zî mihleb: pençesi ile avını parçalayan kuşlar) etleri¬nin yenmeyeceği özellikle belirtilmiştir.
Kara Hayvanları: Etlerinin yenmesinin helâl olduğunda görüş birliği bulunan hayvanlar dört gruptur:
1) Sığır, manda, koyun, keçi, deve, tavşan, tavuk, kaz, ördek, hindi tü¬ründen evcil hayvanların,
2) Geyik, ceylan, dağ keçisi, yabânî sığır ve zebra gibi vahşî hayvanların,
3) Güvercin, serçe, bıldırcın, sığırcık, balıkçıl gibi kuşların etlerinin helâl olduğunda fakîhler görüş birliğindedir. Bu sayılanların bir kısmının helâlliği Kur’ân’da tasrîh edilmiş, diğerleri de Kur’ân’ın “yiyiniz” dediği iyi ve temiz şeyler kapsamında görülmüştür. Bu hayvanların yırtıcı olmadığı yani ağızlarının dört yanındaki uzun ve sivri dişleri ile veya pençeleriyle kapıp avlanmadığı ve kendilerini savunmadıkları da açıktır.
4) Çekirge de, sünnette yenebileceğine dair özel hüküm bulunması sebebiyle yenmesi helâl hayvanlar grubunda yer almıştır.
Etlerinin yenmesinin haram olduğunda görüş birliği bulunan hay¬vanlar ise üç gruptur:
a) Kur’ân’da tür olarak yasaklanan tek hayvan domuzdur.
b) Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar
c) Törenlerde, açılış ve karşılamalarda kesilen hayvanlar ise, Allah’ın adı anılarak kesildiği, uğruna kesilen şahıs veya kuruma bir kutsi¬yet atfedilmediği sürece bu grupta yer almaz.
Meyte tabir edilen, dînî usûlde kesilmemiş veya kendiliğinden ölmüş hayvanın eti haramdır.
Bazı hayvanlar fakîhlerin ittifâka yakın derecede büyük çoğunluğu tarafından haram veya helâl sayılırken bazı hayvanlarda görüşlerin dengeli şekilde dağıldığı görülür.
Yırtıcı – Sürüngen –Haşerât: Yırtıcı hayvanlar grubundan olan yani alt ve üst çenesindeki dört uzun ve sivri dişleri ile kapıp avlanan ve kendisini bu yolla savunan -evcil olsun olmasın- kurt, aslan, kaplan, pars, maymun, sırtlan, köpek, kedi gibi hay¬vanlar ile pençesiyle kapıp avlanan şahin, doğan, kartal, akbaba gibi yırtıcı kuşlar, bu özellikte olmasa bile genelde pislikle beslenen kuzgun, karga gibi kuşlar, tabiatı îtibâriyle iğrenç bulunan fare, yılan gibi hayvanlar, akrep, sinek, örümcek gibi haşerât, fakîhlerin büyük çoğunluğu tarafından haram görülmüştür.
Mâlikî bilginlerin bir kısmına göre aslan, kaplan gibi yırtıcı hayvanların etlerini yemek helâldir, bir kısmına göre haram olmamakla beraber mekrûhtur. Mâlikî mezhebinde meşhûr görüşe göre şahin, kartal gibi yırtıcı kuş¬ların ve pislikle beslenen kuşların yenmesi de mekrûhtur. Bu âlimler Kur’ân’da sadece domuzun haram kılınmış olmasından, âyetteki genel iznin hadîsle sınırlanamayacağı noktasından hareket etmişlerdir.
Tilki: Hanefîler’den Ebû Yûsuf ve Muhammed’e, Şâfiîler’e, -bir rivâyette- Hanbelîler’e ve bazı Mâlikîler’e göre helâl sayılmıştır.
Ayı: Hanefî ve Şâfiîler’e göre haram, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre helâl sayılmıştır.
Zürafa: Şâfiîler’de mûtemet görüşe göre haram, diğer üç mezhepte helâl kabul edil¬miştir.
Tavus Kuşu ve Papağan: Şâfiî mezhebinde haram, diğer üç mez¬hepte helâl kabul edilmiştir.
Kirpi: Hanefî ve Hanbelîler’de haram, Şâfiî ve Mâlikîler’de helâl sayılmıştır.
Bu çerçeve dâhilinde pek çok detay ve görüş farklılığı bulunmaktadır. Hanefîler’e göre yukarıda sayılanlar dışında- yenmesi câiz görülmeyen belli başlı hayvanlar şunlardır: Çakal, sincap, samur, sansar, sırtlan, keler, gelin¬cik, çaylak, kuzgun, baykuş, atmaca, kaplumbağa, köstebek, kertenkele, salyangoz ve her türlü haşerât.
Hakkında hadîs bulunması veya bir hadîs ile ilgi kurulması dolayısıyla yenmesinin câiz olup olmadığına dâir farklı görüş belirtilen hayvanlar da vardır. Bunların başlıcaları şunlardır:
Tavşan Eti: Dört Sünnî mezhebe göre helâl olmakla birlikte, bazı sahâbe ve tâbiîn bilginleri ile müctehîd imâmlardan İbn Ebû Leylâ’ya göre tahrîmen mekrûhtur.
At Eti: Dört mezhepte genel kabul gören görüşe göre helâldir; Ebû Ha-nîfe’ye göre ise tahrîmen mekrûhtur. Hanefî literatüründen zâhirü’r-rivâye eserlerinde “mekrûh”, Hasan b. Ziyâd rivâyetinde “haram” nitelemesi geç¬mekte ise de, asıl belirtilmek istenen husûs bunu yemenin helâl olmadığıdır. İmâmeyn ise (Ebû Yûsuf ve Muhammed) at eti yemeyi mekrûh saymamışlar¬dır. Fakat bazı Hanefî bilginlerin görüşü doğrultusunda olmak üzere Hanefî mezhebinde tenzîhen mekrûh görüşü yaygındır. Mâlikî mezhebi içinde de at eti yemeyi haram görenler ve tenzîhen mekrûh sayanlar vardır.
Evcil Eşek Eti: Dört mezhepçe genellikle kabul edilen hü¬küm, ehlî merkeplerin etinin haram olduğu yönündedir. Mâlikî bilginlerin bir kısmı bunu tenzîhen mekrûh saymış, bazı sahâbîlerden ve Hanefî bilgin Bişr el-Merisî’den ehlî eşek etinin helâl olduğu görüşü nakledilmiştir.
Katır vb. Eti: İki ayrı türden hayvanın birleş¬mesi ile meydana gelen hayvan konusunda üç durum söz konusudur:
a) Her iki tür, eti helâl olanlardan ise, bunlardan meydana gelen hayvanın eti de helâldir.
b) Her iki tür, eti haram olanlardan ise, bunlardan meydana gelen hayvanın eti de haramdır.
c) Biri eti helâl olanlardan diğeri haram olanlardan ise, Hanefî ve Mâlikîler’e göre hükümde ananın türü esas alınır; Şâfiî ve Hanbelîler’e göre helâl olmayan taraf esas alınır. Buna göre dört mezhepte de anası eşek olan katırın haram olduğu görüşü yaygındır. Anası at ise, Ebû Hanîfe’ye göre mekrûhtur; Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre mekrûh değildir. Ayrıca, anasının at veya eşek olması hususunda ayırım gözetmeden -başka delillere dayanarak- katır etinin mekrûh olduğunu sa¬vunan bir görüş de vardır.
Balık Türleri: Balık türleri bütün mezheplere göre helâldir, boğazlama işlemine de gerek yoktur. Şu var ki, Hanefîler’e göre kendiliğinden ölmüş ve su üzerine çıkmış balıklar yenmez. Hanefîler’in bu görüşü sağlık açısından ihtiyâtı ter¬cih etmiş olmalarından kaynaklanır. Fakat suyun çok sıcak veya soğuk olmasından, buzlar arasına sıkışmaktan, su içine hapsedilmekten ve suyun çekilmesinden ötürü ölen balıklar kendiliğinden ölmüş sayılmaz, yenebilir. Yine, balık avlamak üzere suya balık otu atıldığında balıklar ele geçirilmeden ölse ve onların bu yüzden öldüğü bilinse, kezâ kılıç balığı gibi büyük balık¬lar avlandığında sudan çıkmadan başına sert bir cisim vurularak öldürülse, yenebilir.
Midye, kurbağa, yengeç: Balık türü dışında kalan (midye, kurbağa, yengeç gibi) su hayvanlarını yemek Hanefîler’e göre helâl değildir. Diğer üç mezhebe göre ise, sadece suda yaşayan her türlü hayvan -kendiliğinden ölmüş bile olsa- yenebilir, helâldir. Şâfiî mezhebinde, Hanefîler’in paralelinde bir görüş ile su hayvan¬larından eti yenen kara hayvanlarına benzeyenleri helâl, eti yenmeyen kara hayvanlarına benzeyenleri haram sayan bir görüş de vardır.
Hem Karada Hem Suda Yaşayan Hayvanlar: Hem karada hem suda yaşayan kurbağa, kaplumbağa, yengeç, yılan, timsah gibi hayvanlar hakkında üç görüş vardır: Hanefîler’e ve Şâfiîler’e göre bunları yemek helâl değildir. Mâlikîler’e göre bu tür hayvanlar yenebi¬lir, helâldir. Hanbelîler’e göre timsah, kurbağa ve yılanın yenmesi helâl de¬ğildir, diğerleri yenebilir. Ancak bunlardan, akıcı kanı olan (kaplumbağa, su aygırı gibi) hayvanlar için boğazlama işlemi gerekir, akıcı kanı olmayanlar için boğazlama da gerekmez. Yengecin akıcı kanı olmamakla beraber mez¬hepte yaygın görüş, herhangi bir yerini keserek boğazlama yerine geçecek bir işlemin (tezkiye) yapılması gerektiği yönündedir. Ahmed b. Hanbel’den ise tezkiye gerekmediği rivâyet edilmiştir.
Hayvan Etleri ile İlgili Bazı Meseleler: Etinin yenmesi helâl sayılan bir hayvanın usûlüne göre boğazlanması (tezkiye), avlanma yoluyla elde edilecekse bu konudaki dînî şartlara uyul¬ması gerekir. Her iki konu da ileride ayrıca ele alınacaktır.
Etinin yenmesi helâl olmakla beraber, pislik yemiş olan kara hayvanla¬rının (cellâle) bekletilmeden kesilip yenmesi hemen bütün mezheplerce mekrûh görülmüştür. Ahmed b. Hanbel’den mekrûh ve haram olduğuna dair iki rivâyet vardır; Mâlikîler’de yaygın görüş mekrûh olmadığı yönündedir. Bu tür hayvanlar bir süre temiz yiyeceklerle beslenmeli, etindeki kötü kokunun gitmesi sağlanmalıdır. Fıkıh kitaplarında, bu durumdaki tavuklar için üç gün, koyunlar için dört gün, sığır ve develer için on gün gibi süreler belirtil¬miş ise de aslolan hayvandaki pis kokunun gitmesini sağlayacak bir süre beklenmesidir.
Balıkların temiz olmayan sularda bulunmuş olması, etlerinin yenmesine engel değildir. Balığın yuttuğu balık da -eğer parçalanmamışsa- yenebilir.
Süt, dört mezhebe göre etin hükmüne tâbîdir. İnsan eti, saygınlığına bi¬nâen haram kılınmıştır. Atın sütü mübâhtır.
Domuzla İlgili Fıkhî Hükümler: Domuzun cüzlerinin ve iç yağının gıda dışında başka amaçlarla kul¬lanılması hususunda İslâm hukukçularının çoğunluğu, ilgili âyet ve hadîsleri yorumlayarak bunların da necîs ve haram olduğu sonucuna varmışlardır.
Domuz, İslâm hukûkunda müslü¬manlar açısından hukûken değerli mal (mütekavvim mal) sayılmaz. Bir müslümanın domuz üzerinde mülkiyet hakkı olamayacağı gibi kasten telef edil¬mesi hâlinde tazmîni ve çalınması hâlinde çalanın cezâlandırılması gerek¬mez. Domuzun gayr-i müslimlere nisbetle mal hükmünde olup olmadığı ise tartışmalıdır. Hanefî ve Mâlikîler’e göre maldır, gayr-i müslime ait bir domuz haksız yere telef edilmişse tazmîn edilmesi gerekir.
Mâlikî hukukçular ise canlı olduğu sürece köpek gibi domuzun da necîs olmadığı görüşündedir.
Zâhirîler, Ebû Yûsuf, İbn Hazm gibi bazı hukukçular ta¬baklanan domuz derisinin kullanılabileceği görüşündedir. Domuzun kılının iğne ve ba¬dana fırçası olarak kullanılmasının İslâm hukukçularının çoğunluğu tarafın¬dan câiz görülmüştür.
Kesilen Hayvan: Hanefîler’e göre etinin yenmesi helâl olmamakla birlikte canlı iken temiz sayılan hay¬vanlar boğazlandığı takdirde temiz sayılması hükmü devam eder, tüy ve derisinden de yararlanılabilir. Boğazlanmadığı takdirde derisi ancak tabak¬lanmakla temiz olur.
Ebû Hanîfe’ye göre hayvanın yaşadığının bilinmesi, Ahmed b. Hanbel’e göre kanın akması yeterlidir.
Hayvanı Kesenin Niteliği: Hayvanı kesen kimsenin akıl ve temyîz gücüne sahip, müslüman veya ehl-i kitâp olması, av hayvanı kesiyorsa ihrâmda olmaması, hayvanı Allah adına kesmesi gerekir. Kesen kimsenin kadın veya erkek olması fark et¬mediği gibi bâliğ olması da gerekmez.
Ehl-i Kitâbın kesim esnasında Allah’ın adını anmaları (tesmiye) şart olmamakla birlikte hayvanın Allah’tan başka birinin adına kesilmesi hâlinde o hayvanın etinin yenmeyeceği görüşü hâkimdir.
Tesmiye: Zâhirîler her hâlükârda Besmele’yi şart gördüklerinden hayvanı keserken Besmele’yi unutan veya kasten terkedenin kestiğinin yenmeyeceği görüşündedirler. Başta Hanefîler ve Mâlikîler olmak üzere fakîhlerin çoğunluğu ise yukarıdaki âyetlerin lâf¬zını da esas alarak hayvanın kesimi esnasında, unutulmadığı takdirde, Bes¬mele’yi şart olarak görür ve Besmele’nin kasten terkedilmesi hâlinde o hay¬vanın etinin yenmeyeceğini ifâde ederler.
Başta İmâm Şâfiî olmak üzere bir grup İslâm hukukçusu ise müslümanın hayvanı dâimâ Allah adına keseceği, hayvanı keserken Besmele’nin farz ve şart olmayıp sünnet olup, bununla birlikte Şâfiîler’de de hayvanı keserken Besmele’yi terk etmek mekrûhtur.
“Bismillâh” demesi veya Al¬lah’ ın diğer isimlerinden birini duâ maksadıyla olmaması şartıyla anması yeterli görülmüştür.
Kesimde Kullanılan Alet: Günümüzde dünyanın çeşitli yerlerinde kullanılan elektrik şoku, ta¬banca, karbondioksit gazı verme, başına çekiç veya tokmakla vurma, omu¬riliğine şiş sokma gibi tekniklerle öldürülen -henüz canlı iken boğazlanma¬dan- hayvanlar, öldüren müslüman ise Mâide sûresinin 3. âyetinde yenme¬lerinin haram olduğu bildirilen gruba girer. Çünkü hayvanın kesim işlemi esnâsında canlı olması, ölümünün de bu kesim işlemi sonucu meydana gel-mesi gerekir. Ancak bu tür bir uygulama hayvanın ölümüne yol açmayacak, sadece onun sakinleşmesini veya bayılmasını temîn edecek noktada bırakılır ve daha sonra hayvan canlı iken usûlüne uygun kesilirse eti yenir. Bununla birlikte yapılan işlemin hayvanın sinir sistemini tahrîp edip hareket kabili¬yetini iyice azaltıp damarlarındaki kanın akmasını engellememesine de dik¬kat etmek gerekir. Öldüren Ehl-i Kitâp’tan ise bir kısım fıkıhçılara göre onla¬rın dinlerinde yenen hayvanı müslümanlar da yerler.
Kesim Usûlü: Hayvanların kesimi, ihtiyârî (hakîkî) ve ıztırârî (hükmî) olmak üzere iki¬ye ayrılır. Ebû Hanîfe bunlardan en az üçünün kesilmesini yeterli görürken Ebû Yûsuf yemek ve nefes borusuyla birlikte iki damardan birinin kesilmesi, İmâm Muhammed ise her birinin çoğunun kesilmesi gerektiği görüşündedir. Şâfiî ve Hanbelîler kan damarlarından ziyâde yemek ve nefes borusunun kesilmesinin gereğini ifâde ederken bir kısım fakîhler dördünün de kesilmesi gerektiğini belirtirler.
Kesilen Hayvanın Karnından Çıkan Yavru: Kesilen bir hayvanın karnından çıkan yavru canlı ise ve yavru, anne karnında oluşumunu tamamlamış konumdaysa kesilerek yenebilir. Organ¬ları tam gelişmemiş yavru ise yenmez. Yavrunun ölü olarak çıkması duru¬munda, yavrunun kesim işleminden önce öldüğü biliniyorsa yenmesi itti¬fakla haramdır. Yavrunun ölümünün annesinin kesimiyle olduğuna kanaat getirilirse fakîhlerin büyük çoğunluğu bu yavrunun yenmesinin câiz olduğu görüşündedir. Bu konuda Hz. Peygamber’den rivâyet edilen “Annenin ke¬silmesi karnındaki yavrunun da kesilmesi demektir” hadîsini delil alırlar. Ebû Hanîfe ve öğrencisi Züfer’e göre, bu durumdaki yavru, canlı olarak çıkarılıp da kesilemediği için meyte hükmündedir.
Avcı ve Avlama Şekli ile İlgili Şartlar: Akıl hastası ve gayr-i mümeyyiz küçük gibi temyîz gücünden yoksun olan kişilerin avladığı hayvanın eti Mâlikî ve Hanbelî mezhebine göre helâl değildir. Hanefî mezhebinde de temyîz gücü esas olmakla birlikte, Besmele’yi bilen ve av fiiline yönelen gayr-i mümeyyiz küçüğün, akıl hastasının ve sarhoşun avladığı hayvan yenebilir. Şâfiîler’e göre ise avlayanın temyîz gücüne sahip olması şart değildir.
Ehl-i kitâbın avladıkları yenir. Buna karşılık putperestlerin ve mürtedlerin (İslâm dîninden çıkanlar) avladığı hayvanın yenmesi câiz değil¬dir. Avladığı yenmeyen kişilerle avlanma ehliyetine sahip kişilerin ortaklaşa avladıkları avın da eti yenmez.
Avcının ava niyet etmiş veya avın üzerine avcı hayvanın salınmış olması gerekir. Bu şart gerçekleşmemişse, meselâ avlanması câiz bir hayvan deneme atışı veya gelişigüzel yapılan atış ile vurulmuş ise, veyahut av kö¬peği kendi başına avın üzerine gidip onu öldürmüşse, bu av helâl olmaz. Fakat avcı hayvan kendi başına avın üzerine gider, avcı da hemen Allah’ın ismini anar ve onu ava doğru kışkırtırsa Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre bu helâldir. Bu durumda avcı hayvan, takdîren sahibi tarafından salınmış sayılır. Mâlikî ve Şâfiîler’de -sahîh bulunan görüşe göre- böyle bir avın yenmesi helâl değildir. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebi eserlerinde, bu şart avcının avı görmüş, yerini belirlemiş olması şeklinde detaylandırılmıştır.
Avlananın silâhını kullanırken veya avcı hayvanı salarken Allah’ın ismini anması gerekir ve bile bile bunu terketmemesi gerekir. İslâm bilginleri av esnâsında Allah’ın ismini anmanın dînî bir görev olduğunu kabul et¬mekle birlikte, bu görevin bağlayıcılık derecesi konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazı hadîs bilginleri ve müctehîdler, avcının her hâlükârda Besmele çekmesini şart görmüş, ister kasten ister unutarak Besmele çekilmemişse o avı yemeyi helâl saymamıştır. Fakîhlerin büyük çoğunluğuna göre avcının Besmele’yi unutmasının, tıpkı hayvanın kesim işleminde olduğu gibi, mahzûru yoktur. Besmele çekmeyi unutan avcı, hükmen Besmele çek¬miş sayılır.
Avlanma esnasında Besmele’yi kasten terkeden kimseye gelince, Hane-fîler’e göre, “Allah’ın ismi anılmadan kesileni yemeyiniz” (el-En’âm 6/12) meâlindeki âyetin kapsamı gereği, kasten besmeleyi terkedenin avladığı hayvanın eti yenmez. Mâlikî mezhebinde yaygın olan ve mûteber sayılan görüş de budur. Yine Ahmed b. Hanbel’den nakledilen ikinci bir görüş bu yöndedir. Şâfiîler bu âyeti “Allah’tan başkası adına kesilen” şeklinde yo¬rumlayarak ve konu ile ilgili hadîslere dayanarak besmelenin kasten terkedilmesi durumunda da avlanan avın yenebileceğini ileri sürerler. Hay¬vanların kesiminde olduğu gibi avlanma konusunda da Şâfiî mezhebinin bu görüşünün getirdiği kolaylıktan yararlanılabilir.
Avcı silâhını attıktan veya avcı hayvanı av üzerine saldıktan sonra ve yaralanan avı elde etme esnâsında başka bir işle uğraşmaması gerekir. Avlanma esnâsında avcının yapması gereken, vurulan avı kovalamak ve yakalamaktır. Zîrâ yaralanan ava hayâtiyeti sona ermeden yetiştiğinde dînî usulüne göre onu boğazlaması şarttır. Bu işte ihmalkâr davranır da av tabiî seyrinde ölürse bu avın eti yenmez.
Kara hayvanı avlayan kişinin o esnâda hac ve umre için ihrâma gir¬miş durumda olmaması gereklidir. Kur’ân’da, “ihrâmda bulunduğunuz sü¬rece kara avı haram kılındı” (el-Mâide 5/96) buyurularak ihrâmlının kara avcılığı yasaklanmıştır. Ancak, ihrâmlı olan birisinin avlanması hâlinde, avladığı avın hükmü husûsunda fakîhler ihtilâf etmişlerdir. Ebû Hanîfe, Şâfiî ve Ebû Sevr bu avı, ihrâmda olmayanın yemesini câiz görmüş, İmam Mâlik ise bu avı meyte (murdar) kabul ettiğinden yenmesini helâl saymamıştır. Deniz avcılığına gelince, “Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (ya¬rarlanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı” (el-Mâide 5/96) anlamındaki âyetin açık ifâdesi gereği, ihrâmlı halde iken deniz hayvanlarını avlamak yasak değildir.
Avlanacak Hayvanla İlgili Şartlar: Avlanacak hayvanla ilgili şartlar da birkaç maddede toplanabilir:
a) Avlanmayla elde edilen hayvanın yenebilmesi için eti yenen bir hay¬van olması gerektiği açıktır. Hangi hayvanların etinin yenmesinin helâl olduğu, bir üstteki ana başlık altında ayrıntı ile ele alındığı gibi, fakîhler ara¬sında hayli farklı görüş ve yaklaşımlara konu teşkîl etmektedir. Eti yenme¬yen hayvanların deri, kıl ve kemik gibi cüzlerinden yararlanmak veya za¬rarlarından korunmak için avlanması câizdir.
b) Avlanan hayvanın tabiaten vahşî hayvan türünden olması gerekir. De¬niz hayvanlarından balık ve türlerinin, kara hayvanlarından evcil olmayıp etinin yenmesi helâl olanların avlanma usûlüyle elde edilmesinin ve yenmesi¬nin câiz olduğunda fakîhler arasında görüş birliği vardır. Evcil hayvanlar nor¬mal kesim usûlüne tâbîdir. Aslen evcil olup da sonradan yabânîleşenlerin av¬lanması ise ihtilâflıdır. Mâlikîler dışındaki mezheplere göre, yakalanıp boğaz¬lanması mümkün olmayan evcil hayvanların avlanması câizdir. Mâlikî mez¬hebine göre ise, bu tür hayvanların avlanarak yenmesi helâl değildir.
c) Avlanılan hayvanın kesimden önce ölmesi hâlinde, ölümünün bu avlanmadan olması gerekir. Bu yüzden değil de başka bir sebeple ölürse, eti yenmez. Yaralandıktan sonra suya düşerek boğulan veya yamaçtan düşüp ölen hayvanın durumu da aynıdır. Yaralanan hayvanın yere düşme ve çarpma sonucu ölmesi ise, avlanma sonucu ölme sayılır. Bu îtibarla avcı yaraladığı avı bir süre bulamasa da, sonra bu avı ölü olarak bulsa, bu du¬rumda avın helâl olması için üç şart gereklidir:
1) Avcı, bulduğu avın suda boğularak ya da bir yardan yuvarlanarak öldüğü tereddüdünü taşımamalı¬dır.
2) Bulunan hayvanın bir başkasının yaralamadığını veya başkasının avcı hayvanı tarafından avlanmadığını, kendisi tarafından avlandığını bil¬melidir.
3) Avlanılan hayvan bozulmamış ve sağlığa zararlı hale gelmemiş olmalıdır. Eğer pis koku yayacak, sağlık açısından sakıncalı olabilecek du¬ruma geldiyse, yenmesi helâl olmaz.
d) Avlanan hayvan yaralı olarak ele geçirilir ve kesme imkânı da bulu¬nursa, usûlüne uygun olarak kesilmelidir. Buna imkân varken avcının kusur ve ihmâli yüzünden kesilmezse, eti yenmez. Çünkü ihtiyârî boğazlama im¬kânı bulunduğu sürece ıztırârî boğazlama geçerli olmaz. Avcı, avladığı hay¬vana henüz ölmeden yetişmişse durumuna bakılır:
Şâyet av, hayâtiyetini yitirmiş de boğazlanmış hayvanın durumuna benzer bir canlılık belirtisi taşıyorsa, meselâ karnı yarılıp iç organları dışarıya fırlamış ise veya av köpeğinin öldürücü darbesine mârûz kalmışsa, artık hükmen ölü sayılır ve boğazlamaya gerek olmaksızın yenebilir. Şâfiîler’e göre bu durumda hayvanı rahatlatmak için boğazını bıçakla kesmek müstehâptır; fakat böyle yapılmadan ölse de etini yemek helâldir. Bu du¬rumdaki hayvan suya düşmüş olsa da eti yenebilir, zîrâ boğularak ölmüş sayılmaz.
Şâyet av, henüz hayâtiyetini yitirmemiş ise boğazlanması gerekir. Kas¬ten veya ihmâl ile boğazlama terkedilirse, bu hayvan “meyte” hükmünde¬dir, yenmesi helâl olmaz. Eğer bıçak bulunmaması veya vaktin yeterli ol¬maması gibi bir sebeple boğazlanamamışsa, Hanefî mezhebindeki görüşe göre yenmez; fakat istihsânen yenebileceğine hükmedilmiş ve bu görüş daha sağlam bulunmuştur. Şâfiîler ve Hanbelîler ise bu durumda boğazlan¬mayan hayvanın hükmü hakkında avcının kusurlu olup olmamasını esas almışlardır. Şâyet avcının bir kusuru yoksa meselâ bıçağa uzanırken veya boğazlama vaziyeti alırken hayvan ölmüşse, eti yenebilir. Fakat avcı ku¬surlu ise meselâ bıçağı yoksa yahut yanlışlıkla bıçağın sırtını sürmüşse ve bu yüzden boğazlama işlemi yapılamadan ölmüşse, eti yenmez.
Avcı Hayvanla Avlanma:
1) Avcı hayvan olarak köpeğin kullanılmasının cevâzında fakîhler ara¬sında görüş birliği vardır. Fakîhlerin büyük çoğunluğuna göre kaplan gibi yırtıcı dört ayaklı hayvanlar ile şahin gibi yırtıcı kuşlardan da avcı hayvan olarak yararlanılabilir. Bazı fakîhler ise âyetteki ifâdeyi köpek türüne hâs bir müsâade olarak anladığından aksi görüştedir. Ebû Yûsuf başkası adına av¬lama özelliği bulunmadığı gerekçesi ile aslan ve ayının avcı hayvan olarak kullanılamayacağına hükmetmiştir. Öte yandan, bizâtihî pis sayıldığı için domuzdan avlanmada yararlanılması câiz görülmez.
2) Avlamada kullanılacak hayvanın av için eğitilmiş olması gereklidir. Bunun bilinmesi ise, köpek ve benzeri hayvanların eğitilmiş olmaları, yakaladıkları avdan yememeleriyle, kuşların eğitilmiş olmaları da av üzerine salındığında gitmesi, geri çağırıldığında gelmesiyle olur.
3) Fakîhlerin çoğunluğuna göre avcı hayvanın yakaladığı avı, ondan yemeksizin sahibine getirmesi gereklidir. Şâyet tutmuş olduğu avdan yerse kendisi için tutmuş olur ki, bu avın eti helâl olmaz. Hanefîler yırtıcı kuşlar ile yapılan avda bu şartı aramazlar. Mâlikî mezhebine ve Ahmed b. Hanbel’den rivâyet edilen ikinci görüşe göre av hayvanının yakaladığı avdan yemesi, bu etin yenmesine engel değildir.
4) Fakîhlerin büyük çoğunluğuna göre avcı hayvan avını yaralayarak öldürmüş olmalıdır. Şâyet boğarak veya sert bir darbe ile öldürmüş ise bu avın eti yenmez. Şâfiîler’e göre ise, eğer av hayvanı avının üzerine yüklenip ağırlığı ile onu öldürmüşse bu avı yemek câizdir.
5) Avcı hayvan, sahibi tarafından av için salıverilmiş olmalıdır. Sahibi tarafından salıverilmeksizin kendiliklerinden yakaladıkları hayvanın eti yenmez. Ancak Hanefîler’e göre hayvanın belirli bir av için salıverilmesi şart olmayıp, av için salıverilmiş olması yeterlidir.
6) Avcı hayvana av esnâsında eğitilmemiş başka bir hayvan ortak olmamalıdır. Birkaç avcı köpeğin birlikte avladıkları avın yenmesinde ise sakınca yoktur.
İçecekler: Şâfiîler’in çoğunluğu ile Hanefîler’den Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed ve bazı Mâlikîler sadece üzümden elde edilen sarhoş edici içkiye hamr denmesinin doğru olacağını söylerler.
İslâm’ın içkiyle mücâdele kararlılığının tabiî bir sonucu olarak, şarap ve diğer içkiler İslâm fıkhında hukûken korunmaya değer (mütekavvim) mal sayılmamış, dolayısıyla bunların alınıp satılması, akde ve mülkiyete konu olması hukûken tanınmamıştır.
Hanefîler, dînen necîs olup olmadığı açısıdan şarapla diğer içkiler ara¬sında bir ayırım yapmaya çalışır, çoğu yerde de şarap dışındaki içkilerin necîsliğini kerâhet derecesinde görürler.
Fakîhler, şarabın kendiliğinden sirkeye dönüşmesi hâlinde, hem bu sirkenin hem de kabının kullanımının câiz olacağı görüşündedir. Hanefî ve Mâlikî mezheplerinde şarabın dışarıdan müdâhale ile sirke yapılmasını da bu grupta mütâlaa etme temâyülü ağır basar.
Fıkıh kültüründe şarap ve içkiyle ilgili olarak ele alınan ve tartışılan konular, özü îtibâriyle bu tutku ve alışkanlıktan müslümanları uzak tutmak, korumak ve kurtarmak, kişinin akıl, ruh ve beden sağlığını korumasına yardımcı olmak, bunun için gerekli ferdî ve toplumsal önlemleri almaktır. Aklı koruma, İslâm’ın beş temel amacından biri sayılmış ve içki yasağı da bu amacı gerçek¬leştiren en önemli tedbirler arasında yer almıştır.
Örtünme: Kadınların kadınlara ve mahremlerine yani aralarında devamlı evlenme engeli bulunan erkek akrabasına karşı avret yeri, Hanefî ve Şâfiîler’e göre erkeğin erkeğe karşı avret yeri gibidir. Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde ağırlıklı görüş, kadının mahremi erkekler yanında el, yüz, baş, boyun, kol, ayak ve baldır hâriç bütün vücûdunun avret olduğu ve örtülmesinin gerek¬tiği yönündedir.
Kadının yabancı erkekler yani mahremi olmayan erkekler karşısında av¬ret yeri yüzü, el ve ayakları hâriç bütün vücûdudur. Bu Hanefî mezhebinin görüşü olup diğer fıkıh mezheplerine göre kadının ayakları da avrettir. Ebû Yûsuf’tan, kadının dirseklere kadar kolunu avret saymayan bir görüş de rivâyet edilir. Erkek ve kadının namazda ve namaz dışında örtünmesiyle ilgili fıkhın klâsik doktrininde yerleşik görüş özetle böyledir.
İpekli Elbise: Hanefî mezhebinin üç büyük imâmı (Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed) erkeklerin, savaş durumu dışında ipek giymesinin câiz olmadığı görü¬şündedir. Ebû Hanîfe’ye göre bu hüküm savaş durumu için de geçerlidir. Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre ise, savaş durumunda ipek giyilebilir.
İpekli Elbise İçinde Kılınan Namazın Hükmü: Hanefîler’e göre, ipek¬li elbise içinde kılınan namaz sahîh olup iâdesi gerekmez. Ancak ipekli elbi¬se ile namaz kılmak mekrûhtur. Ayrıca bu şahıs, giyilmesi yasak olan bir şeyi giydiği için de günâh işlemiş olur. Şâfiî, Ebû Sevr ve bir rivâyette Mâlik, “Bu kişi o anda ipekten başka bir elbise bulma imkânına sahip ise, namazı hemen iâde etmelidir” demişlerdir.
Saç Boyama: Konuyla ilgili hadîsleri değerlendiren İslâm bilginleri saçın siyah dışın¬daki renklerle boyanmasını, kına ile boyanmasını kural olarak câiz görmekle birlikte, üçüncü şahısların yanlış anlamasına ve aldanmasına yol açacağı için saçların siyahla boyanmasının cevâzında mütereddit davranmışlardır. Kadınların saçlarını siyaha boyatması ise umûmiyetle câiz görülür.
Kaş Alma-Kıl Yolma: Çoğunluğa göre kadının, kocası için ve onun izniyle yüzünde biten kıl¬ları alması, makyaj yapması, hatta kaşını düzeltmesi/inceltmesi câiz olup hadîsteki yasak, kadının dışarı çıkmak için yüz kıllarını yolması ve kaş al¬dırması ile ilgilidir. Mâlikîler de dâhil bir grup âlim ise, bunu yaratılışı değiş-tirme olarak değerlendirdiğinden her ne sûrette olursa olsun câiz görme¬mekte veya mekrûh görmektedir. Hadîste yasaklanan kıl koparmayı, yüzde sonradan biten ve yüzü çirkinleştiren yüz kıllarını koparma değil de, kaşları inceltmek veya yukarı kaldırmak için kaş kıllarını yolma olarak anlamak daha doğru görünmektedir.
Vücutta Kalıcı İz Bırakan Tasarruflar: Dövme (veşm) yaptırma, başta Şâfiîler olmak üzere bir grup âlim, dövme yapılan yerde biriken kanın necîs, pis olduğunu, dövmeyi yok etmenin vâcip olduğunu da ilâve ederler.
Dişlerin güzellik için törpülenerek seyrekleştirilmesi (teflîc) de hadîste yasaklanmıştır.
Altın ve Gümüş Ziynetin Kullanımı: Altın ve gümüşün zînet eşyası olarak kullanımı yalnızca kadınlar için câizdir.
Altın ve Gümüş Ev Eşyasının Kullanımı: İslâm bilginleri, altın ve gümüş kaplardan yemek yemenin ve bir şey iç¬menin haram olduğunda görüş birliğindedir.
Altın ve Gümüş Eşya Bulundurma: İmâm Muhammed, üzerinde oturmamak ve uyumamak şartıyla süs eşyası olarak evde altın ve gümüşten yapılmış ve üzerine de ipek örtü serilmiş sandalye, koltuk bulundurulma¬sında beis görmezken Ebû Hanîfe, üzerine oturulmasında ve yatılmasında da bir sakınca görmez.
Mâlikîler, Şâfiîler ve Hanbelîler, Hanefîler’den farklı olarak altın ve gü¬müş kapların ve diğer eşyanın evde bulundurulmasını, sonuçta bunların kullanılmasına yol açacağı düşüncesiyle altın ve gümüş ev eşyasının edinilmesini de (evde bulundurulmasını) haram kabul etmişlerdir. Hatta Şâfiîler, hadîsin zâhirinden hareketle ticâret maksadıyla dahî olsa altın ve gümüş ev eşyasının edinilmesinin haram olduğunu belirtmişlerdir.
Gerek zarûret gerekse ihtiyaç gerekçesiyle bazı durumlarda altın ve gümüşün kullanılması câiz görülmüştür. Düşen bir dişin yerine veya herhangi bir sûretle dişlerin arasında mevcut olan açıklığı kapamak için altın veya gümüşten diş yapılması, yine kesilen burnun yerine altın veya gümüşten burun yapılması, kısaca altın ve gümü¬şün tedâvî amacıyla kullanılması fakîhlerin çoğunluğu tarafından câiz gö¬rülmüştür. Ebû Hanîfe, gümüş kaplamalı kaptan içmeyi ve abdest almayı, gümüş kaplamalı eyer kullanmayı ve gümüş sırmalı sedire oturmayı câiz görmüştür. Mâlikîler, kılıç ve mushafta altın ve gümüş kullanılmasını câiz görmüşler, kılıç ve mushaf dışında ise altın veya gümüşle süslenmiş eşyanın kullanılmasını haram saymışlardır. Yine Ebû Hanîfe, maddesinde altın veya gümüş karışımı bulunan kapların kullanımını da câiz görmektedir.
Altın Yüzük: Altın ve ipeğin alem (nişan ve rozet) olarak kullanılmasının başta Hanefîler olmak üzere bir kısım fakîhlerce câiz görül¬düğünü de burada hatırlamak gerekir.
Altın Süsleme: Hanefîler, mescid için yapılacak süslemenin, mescide ait paradan yapıl¬maması gerektiğine işaret etmişler, hatta mescidin işlerine bakan kişinin (kayyim) mescidin parasından süsleme için harcaması hâlinde, bir görüşe göre bu parayı tazmîn edeceği ileri sürülmüştür.
Kolonya ve Alkollü Madde Kullanımı: Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’un anlayışlarına göre bunlar necîs değildir; sarhoşluk için içilmeleri haramdır, fakat elbiseye veya namaz yerine dökülmeleri hâlinde namazın geçerliliğini etkilemez.
Muhammed Hamdi Yazır’a göre: “Üzerine şarap, şampanya ve arak, konyak dö¬külmüş olanlar herhalde yıkamadıkça namaz kılamazlar. Lâkin üzüm şarabından mâmül olmayan ispirto, bira ve sâir müskirât içilemezse de elbiseye veya bedene sürülmesi de namaza mânî olur diye iddiâ edilemez”.
Kolonya da bu hükmün içerisine girer. İçmemek kaydıyla değişik amaçlar için kullanılmasında Ha¬nefî mezhebine göre bir sakınca yoktur.
Fakat kolonyayı da necîs çerçevesinde mütâlaa eden Şâfiî mezhebine göre hem içilmesi hem de kullanılması haramdır.
Üzerinde Resim ve Sûret Bulunan Eşyayı Kullanmak: Hanefîler, üzerinde insan veya hayvan resmi bulunan yaygı üzerinde namaz kılmada bir sakınca olmadığını belirtmişlerdir.
Resimli elbise giymek mekrûh görülmekle birlikte, bu elbise içinde kılı¬nan namaz sahîhtir. Fakat ihtiyâten yeniden kılınması uygundur.
Doğum Kontrolü: Rahime yumurta ulaştıran kanalların bağlanması veya erkeğin kısırlaştırılması da çağdaş doğum kontrolü metotlarından biridir. Tıbbî veya dînî bir zarûret yokken bu yönteme başvurulmasını câiz görme¬mektedir.
Nüfus Planlaması: Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki kurulların yanı sıra, İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı olup bütün İslâm ülkelerinin temsil edildiği İslâm Fıkıh Akademisi (10-15 Ocak 1988 tarihleri arasında Kuveyt’te gerçekleştirdiği V. Dönem Toplantısı’nda) bu konuyu geniş biçimde ele alıp karara bağlamıştır. Bu kararlarda, gebe¬liği önleyici metotların kullanılması eşlerin ortak kararına bağlı aile içi bir mesele olarak değerlendirilmiş ve câiz görülmüş, buna karşılık başta tıbbî zarûretler olmak üzere dînen meşrû bir gerekçeye dayanmadıkça çocuk dü¬şürme, başlamış gebeliği sona erdirme, eşleri kısırlaştırma câiz görülmemiştir. Toplum politikası olarak nüfus ve aile planlamasının ise uzun vâdede İslâm âleminin aleyhine sonuç vereceği, bu yönde yürütülen kampanyaların farklı amaçları taşıdığı ve siyâseten doğru olmadığı kanaatine varılmıştır.
Çocuk Düşürme: Aralarında bazı Hanefîler’in de bulunduğu bir grup İslâm hukukçusu 120 günden önceki, bâzı Mâlikî ve Hanbelî fakîhleri ise kırk günden önceki çocuk düşürmeleri, tam oluşmuş bir çocuk düşürme saymama eğiliminde-dirler. Ancak söz konusu hukukçuların böyle düşünmesi, ceninin anne kar¬nında geçirdiği safhalar, döllenme ve çocuğun oluşumu konusunda, dönemlerinin tabiî îcâbı olarak yeterli tıbbî ve teknik bilgiden yoksun olmalarından kaynaklanmaktadır. Çünkü bu gruptaki hukukçular yukarıda zikre¬dilen hadîsten hareketle ceninin ancak 120 günden sonra canlılık kazandığı ve teşekkül ettiği, bundan önce ceninin cansız veya belirsiz bir halde ruh üflenmeyi beklediği kanaatindedirler. Bu belirsizlik, biraz da çocuk düşürmenin dînî hükmü açısından ruhun üflenmesinden önceki dönemle sonraki dönem arasında ayırım yapma ihtiyacı, bu fakîhleri birinci safha için mekrûh, ikinci safha için haram hükmünü vermeye sevketmiştir. Diğer bir ifâdeyle bu konuda toleranslı bir tavır sergileyenler, çocuk düşürmenin hükmünün ilk günlerden ruh üflenme vaktine doğru gidildikçe mekrûhtan harama doğru bir değişme göstereceği, ruh üflenme safhasından; yani kimilerine göre kırkıncı, kimilerine göre 120. günden îtibâren de haram hükmü içine gireceği şeklinde bir açıklama getirmişlerdir.
Cenine karşı bir cinâyet işlenmesi hâlinde gurre tabir edilen bir cezâ tazminat ödenir. Gurrenin miktarının, sünnetteki tatbîkât örneğinden yola çıkarak beş deve, -altın ve gü¬müşün o asırdaki değerine göre- yaklaşık 212,5 gr. altın veya 1785 gr. (Hanefîler’e göre 1487,5 gr.) gümüş olduğu görülmektedir. Gurre ceninin mîrâsı kabul edilir ve düşmesine sebep olan kimse hariç vârisleri arasında paylaştırılır.
Haram Maddelerle Tedâvî: İslâm âlimlerinin bir kısmı ise yenilip içilmesi haram maddelerle tedâvîyi kural olarak câiz görür. Bu grubu Zâhirî fakîhleri teşkil eder. Zâhirîler’e göre haram kılınmış şeylerle tedâvî câizdir.

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK AİLE HUKUKU BİLGİLERİ

Muharremât: Evlenilmesi haram olan kadınlar. “Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, babalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emziren süt analarınız, süt kardeşleriniz, karılarınızın anaları, kendileriyle zifâfa girdiğiniz karılarınızdan olup himâyenizde bulunan üvey kızlarınızla evlenmeniz size haram kılındı” (Nisa sûresi, 23).
Nişanlanma: Nişanın bozulması durumunda karşılıklı verilen hediyelerin ve mehire mahsûben yapılan ödemelerin âkıbeti İslâm hukûku bakımından önem ka-zanmaktadır. Mehir, evlenme ile hak kazanılan bir mal olduğundan nişanın bozulması hâlinde mehire mahsûben verilen mal veya para mevcutsa ay¬nen, harcanmış veya şekil değiştirmiş veyahut telef olmuşsa bedel olarak geri verilmelidir. Hediyelere gelince Hanefî mezhebine göre evlilik öncesinde verilen hediyeler hîbe hükümlerine tâbidir; aynen duruyorsa geri verilir, harcanmış veya esaslı ölçüde şekil değiştirmişse iâde mecbûriyeti yoktur. Bu konuda Mâlikîler’in farklı bir görüşlerinin olduğunu belirtmek gerekir. Eğer nişanı bozan erkek tarafı ise nişanlısına verdiği hediyeleri geri alamaz. Ni¬şan kız tarafından bozulmuşsa erkek verdiği hediyeleri her durumda geri alma hakkına sahiptir. Hediyelerin harcanmış olması, bir şekilde elden çık¬mış bulunması bedel olarak tazmîn edilmesini engellemez.

EVLENMENİN UNSURLARI
1. Taraflar: Hanefîler; nikâhın rüknü (unsuru) olarak sadece îcâp ve kabûlü sayarlar, tarafları ayrıca zikretmezler. Diğer mezhep mensupları ise tarafları da akdin unsurlarından kabul ederler.
2. İrâde Beyânı: Ni¬kâh akdinin de geçmiş zaman kipi ile yapılması üzerinde hassasiyetle dur¬muşlardır.
Kuruluş (in’ikât) Şartları: Ehliyet, meclis birliği, evlenme engelinin olmayışı, evliliğin şartsız olması.

EVLENMENİN ŞARTLARI
Geçerlilik Şartları:
1) Şâhitler: Din İşleri Yüksek Kurulu 17/10/2002 tarihli kararı ile kadının şâhitliğinin erkeğin şâhitliğine denk olduğu yönünde görüş beyân etmiştir.
2) Evlenme engelinin olmaması,
3) İkrâhın olmaması,
4) Evlenmenin gizlenmemesi.
Yürürlük Şartları: Evlenmenin hükümlerinin işlerlik ve yürürlük (nefâz) kazanması için ara¬nan şartlardır.
Bağlayıcılık Şartları: Tam ehliyetli bir kadın; evlenme akdini velîsinden izinsiz yapıyorsa, bir kısım İslâm hukukçusuna göre kocasının kendi konumuna denk, mehrinin de misil mehir, yani kadının konumuna denk olması gerekir. Aksi halde ve¬lîlerin bu evliliği feshettirme hakları vardır. Öte yandan baba veya baba-dedesi dışındaki bir velîsi tarafından evlendirilen küçüklerin nikâhı, kocası kendisine denk (küfüv) ve mehir de misil mehir olsa bile, bağlayıcı olmayan, yani gayr-i lâzım bir nikâhtır. Böyle bir durumda bulunan küçükler ergenlik çağına gelince evliliği feshettirebilirler. Bunun için herhangi bir sebep ileri sürmek zorunda da değildirler. Bu durumdaki genç kızların bir seçim hakkından bahsedilir. Buna da bulûğ muhayyerliği (hıyârü’l-bulûğ) denir. İslâm hukukçularının gündeme getirdiği bu şart, genç kızların konumuna ve aile¬sine denk bir kimseyle evlilik yapmasını, böylece hem evliliğin mâkûl bir zeminde kurulmasını hem de tarafların ve ilgililerin haklarını korumayı hedefler.
Hürmet-i Musâhere: Fâsid nikâhla bir araya gelen eşler arasında sıhrî hısımlıktan doğan evlilik engelinin teşekkülüdür.
Husûsî Velî. Velâyeti altında bulunan kimseyi evlendirme yetkisine sahip bulunan akrabalardır. Baba, dede, erkek kardeş, amca, amcaoğlu gibi. Hanefî; asabe akraba bulunmadığında velâyetin umûmî velîye değil, zevi’l-erhâm denilen diğer akrabalara geçtiğini söylemektedir.
Bulûğ Muhayyerliği: Hanefî mezhebinde çok geniş bir zümreye zorlayıcı velâyet yetkisinin verilmesinin muhtemel zararlarını önlemek düşüncesiyle velîsi tarafından evlendirilen kimselere bulûğ muhayyerliği denilen bir seçim hakkı tanınmış¬tır. Buna göre babası veya baba-dedesi dışındaki bir velîsi tarafından küçük¬ken evlendirilen kimseler bulûğa erdiklerinde dilerlerse hâkime başvurup ve¬lîlerinin yaptığı evliliği feshettirebilirler. Hâkimin feshetmesine kadar evlilik geçerliliğini korur. Baba ve baba-dedesi tarafından evlendirilenlerin, yapılan evliliğe îtirâz ve dolayısıyla bulûğ muhayyerliği hakkı yoktur.
Denklik: İslâm hukûku literatüründe kefâet terimiyle ifâde edilir.
Devamlı Evlenme Engelleri: Kan hısımlığı, sıhrî hısımlık, süt hısımlığı.
Hukukçuların çoğunluğuna göre çocuğun ilk iki yaş içerisinde emdiği süt az olsun çok olsun süt hısımlığının meydana gelmesi için yeterlidir. İmam Şâfiî ise süt hısımlığının oluşabilmesi için ilk iki yaş içinde beş fâsılalı ve do¬yurucu emişin şart olduğunu söylemektedir. İki yaşından sonra emmiş ol¬duğu süt müctehidlerin çoğuna göre bu tür bir hısımlık ve evlenme yasağı doğurmaz.
Geçici Evlenme Engelleri: Başkasının eşi olma, iki akraba ile birden evlenme, üç kere boşanma, din farkı.
Mehir: Mehir, nikâh anında belirlenip belirlenmemesine göre ikiye ayrılmaktadır. Eğer nikâh anında belirlenmişse buna mehr-i müsemmâ, belirlenmemişse buna da mehr-i misil denir. Misil mehir evlenen kızın akrabaları arasında her bakımdan kendi konumundaki kızlara ödenen mehir demektir. Bir an¬lamda râyiç mehir olmaktadır. Evlilik sırasında mehir belirlenmemişse veya bir sebeple belirlenen mehir geçersiz sayılırsa o zaman evlenen kadın misil mehire hak kazanır. Mehir, ödenme zamanına göre de muaccel veya mü¬eccel mehir diye ikiye ayrılmaktadır. Muaccel mehir evlilik anında peşin o¬larak ödenen mehir demektir. Ödenmesi sonraya bırakılan mehire de vere¬siye mehir anlamında müeccel mehir denmektedir. Ödenmesi sonraya bıra¬kılan mehir için bir ödeme zamanı belirlenmişse o zaman ödenir. Ancak ge¬nellikle yapıldığı üzere bir vâde belirtilmemişse mehirin vâdesi boşanma ânında veya taraflardan birinin ölmesi durumunda gelmiş kabul edilir.
Sahîh bir evliliğin ardından mehirin ödenmesinin gerekli olması, bir baş¬ka ifâdeyle mehir borcunun doğması için ya evlenen kadın zifâf için hazır olmalı ve aralarında sahîh halvet vukû bulmalı veya taraflardan birisi ni¬kâhtan sonra ve zifâf veya sahîh halvetten önce ölmüş bulunmalıdır. Sahîh halvet; eşlerin izni olmadan kimsenin giremeyeceği, erkek ve kadının kim¬senin göremeyeceği, uğrayıp rahatsız edemeyeceği bir mekânda baş başa olmaları anlamına gelmekte ve bazı bakımdan zifâfla aynı hukûkî sonuçları doğurmaktadır. Nikâh akdi yapıldıktan sonra, fakat zifâf veya sahîh halvet¬ten önce bir ayrılık vukû bulursa ayrılığa kimin sebep olduğuna bakılır. Eğer ayrılığa erkek sebep olmuşsa mehirin yarısını karısına ödemelidir. Ayrılığa kadın sebep olmuşsa veya erkek, velîsinin kendisi adına yapmış olduğu evli¬liği bulûğ muhayyerliği denilen seçim hakkını kullanarak bozmuşsa eski ka¬rısına mehir adına herhangi bir ödeme yapması gerekmez.

BOŞAMA ÇEŞİTLERİ
Ric’î Talâk: Kocaya yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme imkânı veren boşama türüne, dönülebilir boşama anlamında “ric’î talâk” denir.
Bâîn Talâk: Kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikâhla dönme imkânı veren bo¬şanma şeklidir.
Sünnî Talâk: Boşama, Kur’ân’daki genel ilkelere ve Hz. Peygamber’in bu yöndeki açıklama ve tavsiyelerine uygun olarak yapılıp yapılmadığına göre Sünnî ta¬lâk, bid’î talâk şeklinde de tasnîf edilmektedir.
Bid’î Talâk: Bid’at tâbiri, Sünnet’in mukâbili ve zıddı olarak da kullanılmakta oldu¬ğundan burada bid’î talâk, Sünnet’e aykırı biçimde gerçekleştirilen boşamayı ifâde etmektedir.
Şartlı Boşama: Kocanın boşama irâdesini ortaya koyan beyânı kayıtsız ve şartsız olabi¬leceği gibi bir şarta (ta’lîkî şart) veya vâdeye de bağlanabilir. Bu yönüyle boşama evlenmeden ayrılmaktadır.
Karşılıklı Rızâ ile Boşanma: Eşlerin evlilik birliğini karşılıklı anlaşarak sona erdirmeleri; evlilik birliğini bu şe¬kilde sona erdirmeye muhâlea veya hul’ denilir.
Mahkeme Kararı ile Boşanma: Evlilik birliğinin sona ermesinin bir diğer şekli eşlerin mahkemeye baş¬vurarak hâkim kararıyla boşanmalarıdır. Bu şekilde kazâî boşanmaya çağ¬daş İslâm hukûku literatüründe tefrîk denilir.
Liân: Karısının zînâ ettiğini veya çocuğunun zînâ mahsûlü olduğunu iddiâ e-den ve bu iddiâsını gerektiği şekilde ispat edemeyen koca, hâkim huzurunda husûsî bir şekilde yeminleşir ve evlilik birliğine hâkim tarafından son verilir. Kur’ân’da da ana hatlarıyla temas edilen bu prosedüre İslâm hukûkunda liân denilir. Liân sonunda hâkim tarafların arasını tefrîk eder. Ebû Hanîfe ve İmâm Muhammed’e göre bu bir bâin talâk hükmünde ise de Hanefîler’den Ebû Yûsuf’a ve diğer mezhep imâmlarına göre taraflar birbirlerine ebedî olarak haram olurlar.
Îlâ: Kocanın dört ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına dâir yemin etmesi veya bu içerikte bir nezirde bulunmasına îlâ denilir. Hanefîler’e göre koca bu süre içinde karısıyla bir araya gelirse, yemin etmişse yemin keffâreti, nezirde bulunmuşsa adadığı o şey gerekli olur. Şâyet koca bu süre içinde karısına dönmezse hâkimin kararına ihtiyaç kalmadan kadın bir bâin talâkla boşanmış sayılır.
Hanefîler hâriç diğer üç mezhebe göre îlâ vukûunda sadece dört ayın geçmesiyle talâk meydana gelmez. Koca dönüş veya talâktan birini seçmek zorundadır, değilse kadının başvurusu üzerine hâkim evlilik birliğine son verir.
Ölüm İddeti. Kocası ölen kadınların bekledikleri iddettir. Bunlar eğer hâmile iseler iddetleri doğumla biter; isterse bu doğum kocanın ölümünden çok kısa bir süre sonra gerçekleşsin. Eğer hâmile değillerse bu durumdaki kadınların beklemeleri gereken süre dört ay on gündür. Fâsid (geçersiz) bir nikâhla evli olanlar ölüm iddeti beklemezler.
Boşanma veya Fesih İddeti. Boşanmış veya bir eksiklik sebebiyle nikâhı feshedilmiş olan kadınların beklemeleri gereken iddettir. Fâsid nikâh sebebiyle nikâhı feshedilenlerin iddet beklemeleri ancak evliliklerinin zifâfla fi¬ilen başlaması durumunda söz konusudur. Bu grupta yer alan kadınların bekleyecekleri iddet süresi hâmile olup olmamalarına göre değişmektedir. Hâmile iseler iddetleri doğumla biter, değillerse ve normal olarak hayız görüyorlarsa iddet süreleri üç hayız süresidir. Kadın hayızlı iken boşanırsa bu hayız hesaba katılmaz. Bu Hanefî ve Hanbelîler’in kabul ettiği görüştür. Mâlikî ve Şâfiîler’e göre bu durumdaki kadınların beklemeleri gereken süre üç temizlik müddeti¬dir.
Nesebin Sübûtu: Çocuğun kendisini doğuran kadınla nesep ilişkisi kendiliğinden sâbittir. Buna karşılık babasıyla olan nesep bağının kurulması şu üç yoldan birisiyle mümkündür:
1. Geçerli (sahîh) bir evlilik.
2. Fâsid bir evlilik veya evlilik şüphesiyle birleşme.
3. İkrâr.
Bu üç yolu incelemeden önce nesebin tesbîtinde önemli bir yeri olan hamileliğin süresi üzerinde bir nebzecik durmak ge¬rekir.
Hidâne: İslâm hukûkunda çocukların bakım ve yetiştirilmesine denilir.
Ferâiz İlmi: Mîrâs hukûkunun klâsik İslâm hukûk literatüründeki adıdır.
Ecîr-i Hâs: Yapılan iş söz¬leşmesi; işçinin belli bir süre zarfında işveren için çalışmasını konu alıyorsa, yani işçinin belli bir zaman biriminde hâsıl edeceği emeğini işverenin emrine tahsîs etmesi gerekiyorsa, bu işçi ecîr-i hâs olarak adlandırılır. Günümüz¬deki devlet memurları, sanayi ve tarım kesimi işçileri ile günlük işçiler “ecîr-i hâs” kapsamındadır. Buna karşılık sözleşme; işçinin belli bir işi görmesini konu aldıysa, o takdirde bu işçi ecîr-i müşterek olarak adlandırılır.
Ecr-i Misl; tarafsız bilirkişilerin, işçinin fiilen harcadığı emeğe biçtikleri değerdir.

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK TİCARET HUKUKU BİLGİLERİ

Teâtî: Sözlü bir irâde beyânı olmaksızın, satılmak üzere konulmuş bir şeyi alıp semenini bırakmak” demektir.
Gabin ve Tağrir Yasağı: Gabin (gabn) kelimesi, İslâm hukûk terminolojisinde genelde iki taraflı akidlerde karşılıklar arasında, özelde ise alım satımda satılan şeyle fiyatı arasında değer yönünden farklılık ve dengesizliği ifâde eder. Buna göre bir mal, değerinin çok üzerinde bir fiyata satın alındığında müşteri, değerinin çok altında satıldığında ise satıcı gabne mârûz kalmış olur. Tağrir ise, akid yapılırken taraflardan birinin söz ve davranışı ile diğer tarafı kasten aldat¬masını ifâde eder.
Gabn-i Fâhiş: Aldanmanın aşırı ve belirgin olması.
Gabn-i Yesîr: Aldanmanın basit ve önemsiz olması.
Garar Yasağı: İslâm hukukçularının ve hukûk ekollerinin birçok farklı anlam yüklediği garar terimi öz olarak, bir borç ilişkisinde akid konusunun meydana gelip gelmeyeceğinin belirsiz olması, âkıbetinin kapalı olması, akdin haksız ka-zanca yol açacak ölçüde kapalılık taşımasını ifâde eder.
Zarar ve Gabin Sebebiyle Yasaklanan Satımlar:
a) Satım üzerine satım, pazarlık üzerine pazarlık yapmak.
b) Pazara mal getiren üreticiyi yolda karşılamak.
c) Şehirlinin köylü adına satması.
d) Hîleli artırma (neceş).
Şüf’a: Sahibine, satım akdine konu olan bir akarı, müşteriye mâl olduğu bedel karşılığında mülkiyetine geçirme yetkisi veren bir hakkıdır.
Şirket: Emvâl şirketi, ortaklardan her birinin bir miktar sermaye koyup bununla yapacakları ticâretten doğacak kârı paylaşmak üzere kurdukları şirkettir. A’mâl veya diğer adıyla ebdân şirketi, iki veya daha fazla şahsın belli bir işi yapmak üzere kurdukları emeğe dayalı iş gücü ortaklığının adıdır. Vücûh şirketi ise, ortakların sermayesiz, sadece kredileriyle, meselâ ödünç para kullanarak veya vâdeli mal alıp satmak sûretiyle kâr etmek ve bunu paylaşmak üzere kurdukları kredi ve îtibâr ortaklığıdır. Her üç tür şirket de ortaklar arası hak ve yetki dengesi yönüyle mufâvada ve inân şeklinde ikili ayırıma tâbî tutulur. Ortaklar şirkete sermaye olabilecek bütün mallarını ortaklığa dâhil ederek sermaye ve kâr nisbetleri eşit olmak ve taraflar da birbirinin kefili sayılmak üzere kuru¬lan şirket “şirket-i mufâvada” olarak anılır. Eşitlik şart koşulmazsa kurulan ortaklık “şirket-i inân” adını alır ve bu tür şirkette ortaklar birbirinin kefili durumunda değildir.
Mudârebe Şirketi: Ortaklardan bir kısmının sermaye, diğeri¬nin ise emek ile katılarak kurdukları ve kârı belli bir oran üzerinden paylaş¬mak üzere anlaştıkları emek-sermaye şirketidir.
Müzâraa: (Zirâî ortakçılık) Bir tarafın arâzî, di¬ğer tarafın da emek ile katıldığı ve çıkacak ürünün belli bir oran üzerinden paylaşıldığı ortaklık türüdür.
Müsâkât: Bahçe sahibi ile bağ ve bahçeye bakıp bunları sulayacak emek sahibi arasında yapılan ve elde edilecek ürünü belli bir oran üzerinden paylaşmayı konu alan ortaklığın adıdır.
Âriyet Akdi: Bir kimseye bedelsiz olarak belli bir süre kullanmak üzere bir malın verilmesini konu alan bir sözleşme türüdür. İğreti sözleşmesi de denir.
Karz: Bedeli iâde edilmek şartıyla verilen şey de¬mektir.
Hîbe: Bir kimseye yaşadığı sürece onun olması, öldükten sonra da geri dönmesi şartıyla bir malın verilmesi “umrâ” olarak adlandırılır. Bir şahsa yaşadığı sürece kullanması, meselâ oturması için bir malın bağışlanması (süknâ) hâlinde ise temlikten ziyâde âriyet ve ibâha söz konusu olduğundan İslâm hukukçuları, bu tür akdin ve şartın câiz olduğu, mülkiyetin bağışlayanda kaldığı, diğer tarafın ölümü hâlinde malın geri döneceği görüşündedir. Bir şahsa bir malın bağışlanması, bağışlayandan önce ölmesi hâlinde malın bağışlayana geri dönme-sinin şart koşulması (rukbâ) ise daha karmaşık bir yapıda olduğundan câiz olup olmadığı tartışılmış, Hanefî ve Mâlikîler böyle bir hîbeyi câiz görmez¬ken Şâfiî ve Hanbelîler câiz görmüş fakat şartı geçersiz saymışlardır.
Havale: İslâm hukûkunda, borcun bir kimsenin zimmetinden başka bir kimsenin zimmetine nakledilmesini ifâde eden bir terimdir.
Rehin verene râhin, rehin alana mürtehin, teslim alınan mala da merhûn veya rehin denilir.
Vedîa: Fıfıkıhta bir kimseye koruması için bir malın emânet edilmesi akdini ve bu şekilde emânet edilen malı ifâde eden bir terimdir.
Lukata: Buluntu mal.
Îne Satışı: Bir malın belli bir fiyat karşılığında vâdeli olarak satılıp, satılan fiyattan daha düşük bir fiyatla geri satın alınmasıdır. Aynı işlemin, araya üçüncü bir kişi sokularak yapılması da îne satışı kapsamında değerlendirilmektedir.
Hisbe: İslâm toplumlarında genel ahlâkı ve kamu düzenini koruma ve denetleme faaliyetini ve bununla görevli resmî kuruluşu ifâde eder. Bu işle görevli memura da genelde muhtesip adı verilir.
Vakıf: Kaynağını iyilik ve hayırda yarışmayı, Allah yolunda harcamada bulun¬mayı, toplumda kimsesiz, fakir ve düşkünlere yardım elini uzatmayı teşvik eden, kalıcı olanın da bu tür yatırımlar olduğunu bildiren âyet ve hadîsler¬den almıştır. İslâm mîmârîsinin, kültür ve medeniyetinin bir çok şâheseri bu tür gâyeleri gerçekleştirmeye mâtuf olarak kurulmuştur.
Hilm: Akıllı olma ve akıllıca davranma, ağır başlı olma, affetme, sabır, hoşgörü, barış ve kardeşlik, acelecilik yapıp saldırganca hareket etmekten sakınma gibi insanlarla uygarca ilişki kurmaya katkı yapan birçok erdemi birlikte ifâde eden geniş kapsamlı bir kavramdır.
Hikmet: bütün doğru bilgilerle güzel ya¬şayışı kapsayan bir kavram olarak tanımlanır.

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK KURAN-TECVİD BİLGİLERİ

KUR’ÂN-I KERÎM
İstiâze: Sözlükte, sığınmak, korunmak anlamındadır. Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Peygamber’e istiâzede bulunması (Allah’a sığınması) emredilmiştir, Hz. Peygamber de Allah’a sığınmış, bu amaçla daha çok ihlâs, felak ve nâs sûrelerini okumuş, bunu sahâbe-i kirâm’a da tavsiye etmiştir.
Âlimlerin çoğunluğu istiâzenin müstehâb olduğu ve Kur’ân okumaya başlamadan önce istiâzede bulunulmasının daha uygun olacağı görüşünü benimsemişlerdir. Namazda istiâze, Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre birinci rek’atta, Şâfiîlere göre her rek’atta sünnettir. Namaz dışında Kur’ân okurken dinleyicinin bulunması hâlinde istiâzenin âşikâre yapılması gerekir. Çünkü kıraatin sesli olacağının îlânı için buna ihtiyaç vardır.
Neml Sûresi’nin 30. âyetinde geçen besmelenin Kur’ân’dan bir âyet olduğu konusunda İslâm âlimleri arasında herhangi bir ihtilâf yoktur; başta sahâbîler olmak üzere âlimler bu hususta sözbirliği etmişlerdir (icmâ). Ancak Tevbe Sûresi dışında, Kur’ân-ı Kerîm’deki sûrelerin başlarında bulunan 113 besmelenin her birinin tek başlarına birer âyet olup olmadığı konusunda İslâm âlimleri farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Kıraat imâmları, Tevbe Sûresi hâriç diğer sûrelere besmele ile başlanacağı husûsunda görüş birliğine varmışlar, bir sûreden diğerine geçişte besmelenin okunup okunmayacağı konusunda ise farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Mushaf yazarken Tevbe Sûresi dışındaki sûrelerin başına besmele yazmak da farz hükmündedir. Çünkü üzerinde ashâbın icmâı bulunan Mushaf’ta bu şekilde yazılmıştır.
Namaz dışında Kur’ân okumaya başlarken eûzü besmele çekmek; âlimlerin çoğunluğuna göre sünnet, sûrenin başından değil de herhangi bir yerinden başlanması hâlinde ise mendûptur.
Kur’ân’ın Toplanması ve Çoğaltılması: Kur’ân, Peygamberimizin devrinde bizzat Vahiy Meleği ve Nebî’nin birbirlerine karşılıklı okumaları ve sahâbîlerin ezberlemesiyle korunmuştur.
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ölümünü takip eden Yemâme savaşlarında 70 kadar hâfızın ölmesi müslümanları telâşa düşürmüştü. Ashâptan Hz. Ömer de hâfızların toplanması için dönemin halîfesi Ebu Bekir’e başvurarak konunun görüşülmesini istemişti. Bunun üzerine Ebu Bekir, Zeyd bin Sâbit başkanlığında toplanan Abdullah bin Zübeyr, Sa’d bin Ebî Vakkâs, Abdurrahman bin Hâris bin Hişâm’ın da bulunduğu büyük bir komisyon tarafından Kur’ân sâhifeleri bir araya getirilmiştir. Bu aslî nüshaya “İmâm Mushaf” adı verilmiştir. Abdullah bin Mes’ûd’un teklifiyle iki kapak arasında “İmâm Mushaf” üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde her hangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifâk sağlanmıştır.
M.648′de Ermenistan ve Azerbaycan fethinde Şamlı ve Iraklı askerlerin yan yana gelmesi ile farklı okuyuşlar ortaya çıktı ve tartışma başladı. Bu tartışma ortamının daha fazla büyümesine engel olmak için Huzeyfe bin Yemân, Halîfe Osman’a başvurarak bu durumun düzeltilmesini, ihtilâfın ortadan kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Halîfe Osman, diğer ashâb ile de istişâre ederek, İslâm dünyasında yalnızca Hz. Ebu Bekr’in emriyle derlenmiş olan onaylı Kur’ân mushaflarının kullanılmasını ve bir başka lehçe yâhut ağız ile yazılmış tüm diğer nüshaların kullanılmasının yasaklanmasını kararlaştırdı. Hz. Osman, bir önlem olarak da gelecekte herhangi bir kargaşa yâhut yanlış anlamaya meydan vermemek için başka tüm yazılı nesneleri yaktırarak ortadan kaldırma yoluna gitti. Hz. Ebû Bekir zamanında yazılan İmâm Mushaf, Hz. Ömer’in ölümünden sonra kızı ve Hz. Muhammed’in hanımlarından olan Hafsa’ya geçmişti. Hz. Osman zamanında çoğaltılan Mushaflar, yedi nüshadır. Bunlar Medîne, Mekke, Şam, Kûfe ve Basra’ya gönderildi. Hz. Osman tarafından değişik vilâyet merkezlerine gönderilen nüshalar zamanla kayboldu. Günümüzde hâlen onlardan bir tanesi İstanbul Topkapı Müzesi’nde; bir diğer tam olmayan nüshası Taşkent’te bulunmaktadır. Çarlık Rus hükümeti onun faksimile ile reprodüksiyonunu (fotoğraf veya fotokopi ile tam kopyasını) yayınlamıştır.
Vahiy Kâtipleri: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer b. el-Hattab, Hz. Ali b. Ebi Talib, Hz. Osman b. Affân, Hz. Amr b. el-Âs, Hz. Muâviye, Hz. Şurahbil b. Hasene, Hz. Muğîre b. Şu’be, Hz. Muâz b. Cebel, Hz. Hanzele b. er-Rebî’, Hz. Cehm b. es-Salt, Hz. Huseyn en-Nemerî, Hz. Zubeyr b. el-Avvâm, Hz. Âmir b. Fuheyre, Hz. Ebân b. Saîd, Hz. Abdullah b. Erkâm, Hz. Saîd b. Kays, Hz. Abdullah b. Zeyd, Hz. Hâlid b. Velîd, Hz. A’lâ b. el-Hadremî, Hz. Abdullah b. Revâha, Hz. Huzeyfe b. el-Yemân, Hz. Muhammed b. el-Mesmele vs.
Mekke’de ilk vahiy kâtipliğini Abdullah b. Sa’d b. Ebî Sarh, Medîne de ise, Ubey b. Ka’b yapmıştır. Ondan sonra Zeyd b. Sâbit bu görevi devamlı sürdürmüştür.
Kur’ân’ın Muhtevâsı:
1) Îtikâd.
2) İbâdetler.
3) Muâmelât.
3) Ukubât.
4) Ahlâk.
5) Nasîhat ve Tavsiyeler.
6) Va’d ve Vaîd.
7) İlmî Gerçekler.
8) Kıssalar ve Duâlar.
Suhuf: Dört büyük ilâhî kitâb dışında gönderilen kitapçıklar, formalar. Peygamberlere Allah tarafından gelen yüz dört kitaptan ilk yüz tânesi. 10 suhuf Hz. Âdem (a.s.)’a, 50 suhûf Şît (a.s.)’a, 30 suhuf İdrîs (a.s.)’a, 10 suhûf İbrâhim (a.s.)’a inmiştir.
Sûre: Kur’ân-ı Kerîmin en az üç âyetten meydana gelen bölümlerinden her biri. Çoğul şekli “suver”dir. Kur’ân-ı Kerîm’de 114 sûre olup, bâzı sûrelerin birkaç ismi vardır. Sûreler uzunluk kısalık bakımından dörde ayrılır:
1-Tıvâl,
2-Miûn,
3-Mesânî,
4- Mufassal.
Bakara sûresinden Berâe sûresine kadar olan yedi sûreye es-Seb’u’t-tıvâl (uzun sûreler) denir. Bunlar: Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En’am, A’râf, Yûnus veya Kehf Sûresidir.
Miûn; yani yüzlükler, âyetleri yüz dolayında olanlardır ki, Tevbe’den sonra gelenlerdir. (Tevbe, Nahl, Hûd, Yûsuf, Kehf, İsrâ, Enbiyâ, Tâhâ, Mü’minûn, Şuarâ, Sâffât).
Mesânî; âyetleri yüzden az olanlardır. Miûndan sonra gelirler. Hâmîm’ler, Elif Lâm’lar, Tâsîn’ler böyledir. (Ahzâb, Hac, Kasas, Tâsîn, Neml, Nûr, Enfâl, Meryem, Ankebût, Rûm, Yâsîn, Furkân, Hicr, Ra’d, Sebe’, Melâike, İbrâhîm, Sâd, Muhammed, Lokmân, Zümer, Hâmîm’ler, Mümtehine, Fetih, Haşr, Tenzîl, Secde, Talâk, Nûn, Hucurât).
Mufassal, Kur’ân’ın sonundaki sûrelerdir. Nevevî’ye göre Hucurât’tan başlar. Onlar da Tıvâl, Evsat, Kısâr olmak üzere üçe bölünür.
Tıvâl-i Mufassal: Hucurât’tan Burûc’a kadar,
Evsat-i Mufassal: Buruc’tan Beyyine’ye kadar,
Kısâr-i Mufassal: Beyyine’den sona kadardır.
Mekkî Sûreler: Âyetler genelde “Ey insanlar!” hitâbıyla başlar, sûre başlarında kasemler çokça yer alır, önceki peygamberlerin kıssaları anlatılır.
Medenî Sûreler: Âyetler genelde “Ey iman edenler, ey kitap ehli” hitaplarıyla başlarlar; evlilik, mîrâs, cihâd âyetlerini ihtivâ eder, münâfıklardan bahseder.
Mekkî ve Medenî Sûrelerin Sayıları: 87 tânesi Mekkî, 27 tânesi de Medenî’dir.
Sebeb-i Nüzûl: Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl (inme) sebebi. (esbâb-ı nüzûl)
Sebeb-i Vürûd: Hadîs-i Şerîfler’in vârid olma, söylenme sebebi.
Kur’ân’ın Vahiy Kâtipleri: Dört halife, Zeyd b. Sâbit, Ubeyy b. Ka’b, Hâlid b. Ebî Süfyân.
Mehâric-i Hurûf: Kur’ân-ı Kerîm harflerinin herbirinin ağızdan ses olarak çıktığı yer. Kur’ân-ı Kerîm’i tecvîd üzere okumasını bilmek farzdır.
Kıraat-i Seb’a: Yedi kıraat imâmının okuyuş şekilleri. Yedi kıraat imâmının yâni İmâm-ı Nâfi’, Abdullah bin Kesîr, Ebû Amr, İbn-i Âmir, Âsım, Hamza, İmâm-ı Kisâî’nin okuyuşları kıraat-i seb’a adıyla meşhur olmuştur.
Kıraat-ı Aşere İmamları ve Râvîleri:
1-İmâm Nâfî (Kalun ve Verş)
2-İmâm İbn Kesîr (El-Bezzî – Kunbul)
3-İmâm Ebû Amr ( Ed-Dûrî- Sûsî)
4-İmâm İbn Âmir (Hişâm-İbn Zekvân)
5-İmâm Âsım (Ebû Bekir Şu´be-Hafs b. Süleyman (Bizim ve Müslümanların çoğunun kıraat imâmı)
6-İmâm Hamza (Halef- Hallad)
7-İmâm Kisâî (Ebû Hâris-Dûrî)
8-İmâm Ebû Ca´fer ( Îsâ b. Verdân-Süleymân b. Cemmâz)
9-İmâm Ya´kûb(Ruveys-Ravh)
10-İmâm Halef (İshâk- İdrîs)
Kur’ân-ı Kerîm’in Harekelenmesi: Irak vâlîsi Ziyâd b. Sümeyye isteğiyle Ebû’l Esved ed-Düelî tarafından h.69/688 yılında kırmızı mürekkeple harekeleri nokta şeklinde işaretlenmiştir. Irak vâlîsi Haccâc b. Yûsuf’un isteğiyle Yahyâ b. Ya’mer ve Nasr b. Âsım h.89-/707 kelimelere farklı renklerde nokta koymuşlardır. Halîl b. Ahmet 751 yılında hareke ve noktalamaya son şeklini vermiştir.
Secâvend: (Durak İşâretleri) Kur’ân-ı Kerîm’in, mânâsına uygun ve doğru okunabilmesi için durak ve geçiş yerlerini gösteren işâretler. Kur’ân-ı Kerîm’in secâvendleri şunlardır:
ج: Durmak evlâdır.
ز : Geçmek evlâdır.
ط: Durmak evlâdır.
ص : Nefes yetmediğinde durulabilir.
م: Durmak vâciptir. Durulmayıp geçilirse anlam bozulur.
قف : Durmak evlâdır. Hafif bir duruşla (bir nefeslik) durulmalıdır.
ق : Geçmek evlâdır.
ك : Bir evvelki durağın aynısı demektir.
لا : Durmak câiz değildir. Eğer durulursa bir önceki kelime ile birlikte tekrar okunur. Âyet sonunda durunca ise, tekrar edilmez çünkü durak sonlarında durmak câiz, hattâ efdâldir. :. Yakın aralıklarla rastlanan bu üç noktanın birisinde durulur, diğerinde durulmaz. Her ikisinde durmak veya her ikisinde geçmek câiz değildir (üç noktanın birincisi âyet ortasında, ikincisi ise âyet sonunda olsa veya üç noktanın birincisi âyet sonunda olsa bile hüküm aynıdır. Yâni bu durumda, birincisinde durmuş isek, diğerinde durmamalıyız).
ع: Konu bütünlüğünü gösteren işârettir. Okuyan namazda ise ve rükû yapmak istiyorsa, bu işâretin olduğu yerde rükû etmesinin münâsip olduğunu gösterir. Kur’ân’da birkaç yerde, kıraat imâmlarının oradaki durak işâreti konusunda ihtilâf etmelerinden, iki durak işâreti birden kullanılmıştır. Meselâ, Duhân 44/49, s. 499’un başındaki (ذُقْ) kelimesinin sonunda “lâ” ve “cim” durak işâreti beraber yazılmıştır. Biz bu iki durak işâretinden birisine uyabiliriz.
Secde Âyetleri: Okunduklarında veya işitildiğinde secde yapılan, Kur’ân-ı Kerîm’deki on dört secde âyet-i kerîmesi. Bunlar: A’râf: 206, Ra’d: 15, Nahl: 50, İsrâ: 109, Meryem: 58, Hac: 18, Furkân: 60, Neml: 25, Secde: 15, Sa’d: 24, Fussilet: 37, Necm: 62, İnşikâk: 21, Alak: 19. âyet-i kerîmeleridir.
Sehv Secdesi: Yanılma secdesi; namazda bir farzın veya vâcibin, vaktinden önce veya sonra yapılması yâhut vâcibin terkinde yapılması lâzım gelen secde. Birkaç kere secde-i sehv îcâb etse, bir kere yapmak yetişir.
Tilâvet Secdesi: Kur’ân-ı Kerîm’in on dört yerindeki secde âyetinden birini okuyan veya duyanın yapması vâcib olan secde.
Zellet-ül Kârî: Kıraat hatâsı. Namazın içindeki farzlardan kıraati yerine getirirken (Fâtihâ ve zamm-ı sûreyi okurken) meydana gelen hatâ, yanlış okuma. Zellet-ül kârî dört şekilde olabilir: Birincisi i’râpta hatâdır. Yâni harekelerde ve sükûnda olabilir. Meselâ şeddeyi hafif okur veya medleri (uzunları) kısa okur veya bunların aksini yapar. İkinci şekil hatâ, harflerde olur. Harfin yerini değiştirir veya harf ilâve eder yahut azaltır veya harfi ileri geri alır. Üçüncü şekil hatâ, kelimelerde ve cümlelerde olur. Dördüncüsü ise, vakıf ve vasılda hatâ olur. Yâni duracak yerde durmaz geçer. Geçecek yerde durur. Bu dördüncü şekil hatâda mânâ değişse de bozulmaz. İlk üç şekilde zellet-ül kârî mânâyı değiştirip, küfre sebeb olacak mânâ hâsıl olursa veya âyet-i kerîmede kastedilen mânâ tamâmen değişirse, namazı bozar.
Nâsih – Mensûh: Nesh, bir şeyi iptâl etmek ve onun yerine başka bir şeyi ikâme etmek, yer değiştirmek, izâle etmek. Şer’î bir hükmün yürürlüğe konmasından sonra, gelen diğer bir şer’î hükümle kaldırılması, iptâl edilmesi demektir. Hükmü kaldıran âyete “nâsih”, hükmü kaldırılan âyete de “mensûh” denir. Mensûh âyet ile amel edilemez.
Mücmel-Mübeyyen: Mânâsı kapalı lafızları ihtivâ eden âyetlere mücmel, mücmel âyetleri açıklayan âyetlere de mübeyyen âyet denir.
Mübhem-Muhkem: Üstü kapalı anlatım. Açık ifâdeli âyetler.
Müteşâbih: Birden fazla anlama gelen ifâdeler.
Garîbu’l-Kur’ân: Farklı lehçelerde kullanılan kelimeler.
Müşkilü’l-Kur’ân: Kelimelerin anlaşılma güçlüğü.
İ’câzu’l-Kur’ân: Âciz bırakmak, iknâ etmek, muhâtabın delillerini çürütmek.
Vücûh – Nezâir: Eş sesli kelimelere vücûh; farklı anlamlı kelimelere de nezâir denir.
Emsâlu’l-Kur’ân: Özlü ifâdeler.
Tashîh, düzeltme; tasnîf, sıralama; tedvîn, derleme; te’vîl, yorum ve açıklama demektir.
En Uzun Âyet: Borçlanmadan (müdâyene) bahseden âyet: Bakara 282. âyet.
İlk İnen Sûreler: Fâtihâ, Müddessir, Alak, Kalem, Müzzemmil. Medîne döneminde inen ilk sûre, Bakara sûresidir.
Son İnen Âyet: Tevbe sûresinin 128-129. âyetleri.
Rivâyet Tefsiri: Kur’ân-ı Kerîm’deki bâzı âyet-i kerîmelerin başka âyetlerle veya Peygamberimizin sünneti veya Ashâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması. Buna me’sûr veya naklî tefsir de denir. En meşhurları:
Taberî: Câmiu’l Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân;
Semerkandî: Tefsîru’l-Kur’ân;
Beyzâvî: Medînetü’l-Menzil;
İbn-i Kesîr: Tefsîru’l Kur’ânü’l Azîm;
Süyûtî: ed-Dürru’l Mensûr;
Fîruzâbâdî: Tenvîru’l Mikbâs min Tefsîri İbn Abbas.
Dirâyet Tefsîri: Akla ve yoruma dayalı tefsir. Rasûlüllah’tan gelen rivâyetler (açıklamalar) esas alınarak, Kur’ân-ı Kerîm’in lisân bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma’kûl, re’y tefsîri ve te’vîl de denir. Başlıcaları:
Zemahşerî: el-Keşşâf;
İbn Kuteybe: Te’vilü’l Müşkilü’l-Kur’ân;
Şevkânî: Fethu’l Kadîr.
Arapça Tefsirler: Taberî, Zemahşerî, Beyzâvî, Râzî, Kurtubî, Celâleyn.

TECVÎD
“Tecvîd, sıfatları yönünden harflerin hakkını ve müstehakkını vermektir.” Tanımda geçen “hakkını” kelimesinden maksat harfleri cehr, hems, şiddet, rihvet gibi sıfat-ı lâzımelerine uygun okumak, “müstehak” kelimesinden maksat ise harfleri lîn, kalkale vb. sıfat-ı ârızelerine uygun, güzel bir şekilde ne eksik ne fazla okumak demektir. Tecvîdin konusu, Kur’ân harfleridir. Tecvîdin gâyesi, Kur’ân kelimelerini Hz. Peygamber’den (s.a.s) alındığı şekliyle muhâfaza etmek ve Kur’ân tilâvetinde hatâ yapılmasını önlemektir. Tecvîd, ilim olarak farz-ı kifâye, uygulama olarak Kur’ân okuyan kişilere farz-ı ayndır.
Mahrecin Tanımı: Mahrec, tecvîd kavramı olarak harfin çıkış yeri anlamında kullanılmaktadır. Mahreç, hakîkî ve takdîrî olarak ikiye ayrılır.
1. Hakîkî Mahrec: Harf, bir mahrece temas ederek çıkıyorsa, o yere “hakîkî mahrec” denir. Yirmi sekiz harfin tamamının da çıkış yeri olan boğaz, dil ve dudak hakîkî mahrec bölgeleridir.
2. Takdîrî Mahrec: Harf herhangi bir mahrece temas etmeden çıkıyorsa, buna “takdîrî mahrec” denir. Takdîrî mahrec bölgelerini aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:
a) Geniz, ihfâ hâlinde veya ğunneli idğâm hâlinde olan sâkin م ve ن harflerine ait ğunnenin mahrecidir.
b) Ağız ve boğaz boşluğu: Med harfleri olan ا، و، ي çıkar.
Lahn-ı Celî: Harflerin sıfat-ı lâzilemelerine riâyet etmemek. Hükmü haramdır.
Lahn-ı Hafî: Harflerin sıfat-ı ârizelerinde olan hatâlardır. Hükmü vâciptir.

HARFLERİN SIFATLARI
Sıfat, harfin, mahrecinden telaffuzu esnasında aldığı keyfiyete denir.
Zıddı Bulunan Sıfatlar: Cehr-Hems, Şiddet-Rihvet, İstila-İstifal, İtbak-İnfitâh, İsmat-İzlak.
Zıddı Bulunmayan Sıfatlar: İstitâle, İnhirâf, Kalkale, Lîn, Safir, Tefeşşî, Tekrîr.
HARFLERİN UZATILMASI (MED)

Med harflerinden biriyle sesin uzatılmasına med denir. Kendisinden önceki harfin sesini uzatan harfe “med harfi” denir. Med harfleri üç tanedir; ا، و، ي
Med Sebepleri:
Hemze: Boğazın en dibindeki hakîkî mahreçten çıkar ve أ şeklinde yazılır.
Hemze-i Katı’: Yazıda ve okunuşta bulunan dolayısıyla da med sebebi olan hemzedir.
Hemze-i Vasıl: Vasıl hâlinde okunmayan dolayısıyla da med sebebi de olamayan hemzedir.
Sükûn: Harekesizliktir, alâmeti cezmdir.
Sükûn-u Lâzım: Vakıf hâlinde de vasıl hâlinde de değişmeyen, mevcut sükûndur. Yâni “vakfen ve vaslen sâbit olan sükûn”dur.
Sükûn-u Ârız: Kelimenin aslında olmayıp vakıf sebebiyle ortaya çıkan, vasıl hâlinde ise düşen sükûna denir. Yâni bu sükûn, “vakfen sâbit, vaslen sâkıt olan sükûn”dur.
Med Çeşitleri: Aslî ve fer’î med olmak üzere iki çeşit med vardır. Harfin sesini uzatmak için hemze veya sükûna ihtiyaç duyulmayan medde “aslî med” denir. Hemze veya sükûn sebebiyle aslî med üzerine ziyâdeden doğan medde “fer’î med” denir. Bu med, “medd-i mezîd” veya “medd-i medîd” diye de isimlendirilir.

MEDD-İ TABİÎ
Harf-i med bulunur, sebeb-i med bulunmazsa medd-i tabiî olur. اوتِينَا Tabiî meddi, bir elif miktarı uzatmak vâciptir.

MEDD-İ MUTTASIL
(Bitişik-aynı kelimede) Med harfinden sonra, sebeb-i med olan hemzenin aynı kelimede bulunmasından meydana gelen medde “medd-i muttasıl” denir. جَاءَ , سُوءَ , وَجِيءَ Medd-i muttasılın en az iki elif miktârı uzatılması vâciptir, efdali ise dört elif uzatmaktır.

MEDD-İ MUNFASIL
(Ayrı kelimelerde) Med harfinden sonra, sebeb-i med olan hemzenin ayrı ayrı kelimelerde yan yana bulunmasından meydana gelen medde “medd-i munfasıl” denir. يَا اَيهَا، تُوبُوا إلىَ اللهِ، إِني اَخَافُ
Medd-i munfasıldaki med harfi bazen takdîrî olur ve yazıda gözükmez. Bu durum genellikle takdîrî bir “و” veya takdîrî bir “ي” ile uzatılan zamirde veya ism-i işârette ortaya çıkar ki buna “sıla-i kübrâ” da denir. Medd-i munfasılın meddi câizdir.
MEDD-İ LÂZIM
Med harflerinden biri ve sebeb-i medden sükûn-u lâzım aynı kelimede yan yana bulunursa medd-i lâzım olur. وَلاَ الضَّالِّينَ، الحَاقَّةُ، تَأمُرُونَ
Meddi Lâzım 4 çeşittir:
1.Meddi Lâzım Kelime-i Musakkale (şeddeli kelime): مُدْهَامَّتَانِ – حَادٌّ
2.Meddi Lâzım Kelime-i Muhaffefe (cezimli kelime):آلانَ
3.Meddi Lâzım Harf-i Musakkale (şeddeli harf): اَلَم طَسَمَ،
4.Meddi Lâzım Harf-i Muhaffefe (cezimli harf): ص، صَادٌ، اَلَم

MEDD-İ ÂRIZ
Med harflerinin birinden sonra, sebeb-i med olan ârız sükûn gelirse medd-i ârız olur: يَعْلَمُونَ نَسْتَعِينُ، . Bir eliften fazla uzatılması câizdir.
ÜSTÜN:3 vecih: 1. Tûl: 4 elif, 2. Tevassut: 2-3, 3. Kasr: 1 elif.
KESRA:4 vecih: 1. Tûl: 4 elif, 2. Tevassut: 2-3, 3. Kasr: 1 elif, 4. Kasr ile revm.
ÖTRE: 7vecih: 1. Tûl: 4 elif, 2. Tevassut: 2–3, 3. Kasr: 1 elif, 4. Tûl ile işmâm, 5.Tevassut ile işmâm, 6. Kasr ile işmâm, 7. Kasr ile revm.
Medd-i ârızdaki vecihler Medd-i Lîn için de geçerlidir. Kıraat imâmımız Âsım hazretleri, medd-i ârızı tevassut vechi ile okumayı tercih etmişlerdir.
Revm: Hafif bir sesle harekeyi belirtmektir. Göremeyenlere harekeyi duyurmak maksadına yönelik yapılan revm; vakıf hâlinde ötre ve esrede yapılır, üstünde yapılmaz.
İşmâm: Sükûndan sonra ötreye işâret etmek üzere dudakları önde yummaktır. Dolayısıyla işmâm sadece ötrede yapılır. İşmâmda ses yoktur. Harekeyi duyma imkânına sahip olamayanlar, işmâmdaki dudak hareketi sayesinde harekeyi anlama imkânı elde ederler.
Revm ve İşmâm Yapılmayan Yerler:
a) Sonu tenvînli kelimelerde,
b) Ârızî harekelerde,
c) Müenneslik tâ’larında,
d) Cemî’ mîmlerinde.

MEDD-İ LÎN
Lîn harfinden sonra, sebeb-i med olan ârız veya lâzım sükûn bulunursa “medd-i lîn” olur. خَوْفٍ
Lîn harfleri, öncesi üstün olan cezimli وْ ve يْ dir.

İDGÂM MEA’L-GUNNE
Gunneli idgâm demektir. İdgâm mea’l-gunne harfleri: (ي م ن و :نُوَيْم ) olup, dört tanedir. Tenvîn veya sâkin ن’dan sonra bu harflerden birisi gelirse idgâm mea’l-gunne olur. Misâl: يَرَهُ خَيْرًاسِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ، وَمِنْ مَاءٍ، نُقَاتِلْ، مَلِكًا Eğer sâkin ن ile idgâm mea’l-gunne harflerinden “و” veya “ي” aynı kelimede bulunurlarsa, bütün kıraat imâmlarının ittifâkı ile izhâr olur. İdgâm mea’l-gunne olmaz. Kur’ân-ı Kerîm’de bu türlü kelime dört tanedir: الدُّنْيَا -صِنْوَانٌ -قِنْوَانٌ -بُنْيَانٌ Hükmü vâciptir. İdgâm mea’l-gunnenin müddeti bir elif miktârıdır.
(ن) ve (يس) kelimelerinden sonra gelen و harfi İmam Âsım ve Hafs rivâyetine göre hem izhâr hem de idgâmla okunabilir: الحَكِيمِ وَالقَرْآنِ يَسَ وَالقَلَمِ،

İDGÂM-I BİLÂ GUNNE
(Gunnesiz İdgâm) Tenvîn veya sâkin “ن” dan sonra “ر” ve “ل” harflerinden biri gelirse idgam-ı bilâ gunne olur. Sesi genizden getirmeden şeddeli olarak okunur: غَفُورٌ رَحِيمٌ، هُدًى لِلْمُتَّقِينَ، مِنْ رَبِّهِمْ

İDGÂM-I MÜTECÂNİSEYN
Mahreçleri bir olan, sıfatları (vasıf, nitelik; kalınlık, incelik, yumuşaklık, vurgulu okunma gibi) farklı olan iki harfin, birincisi sâkin, ikincisi harekeli olarak gelirse, birincisini ikincisine katıp/çevrilip (birinci harfi okumayıp), ikinci harfi şeddeli imiş gibi okumaya idgâm-ı mütecâniseyn denir.
Hükmü vâciptir. Cinsleri aynı olan harfler sekiz tânedir ve şu üç gruba ayrılırlar: a) د ط، ت، b) ث ذ، ظ، c) م ب،
İDGÂM-I MÜTEGÂRİBEYN
Mahrecinde veya sıfatında birbirlerine yakınlığı olan iki harften birincisi sâkin, ikicisi harekeli olarak gelirse, birincisinin ikincisine katılıp ikinci harfi şeddeli imiş gibi okumaya idgâm-ı mütegâribeyn denir. Hükmü vâciptir.
Birbirlerine yakınlığı olan harfler 4 tanedir ve iki gruba ayrılırlar:
a) ر ل،(ل önce gelmelidir): (بَلْ رَفَعَهُ اللهُ، قُلْ رَبِّ)
b) ق ك (ق önce gelmelidir ve ق, kendi mahrecinden kalkale yapılmadan okunur): اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ İdgamın olduğu yer de kalkale yapılmaz.

İDGÂM-I MİSLEYN
Aynı harfin, aynı veya ayrı kelimede, birincisi cezimli, ikincisi harekeli olarak arka arkaya gelmesi durumunda birincisinin ikincisine katılarak ikincisinin şeddeli bir harf gibi okunmasına idgâm-ı misleyn denir. İdgâm-ı misleynde, “م” harfinin م’e, “ن” harfinin de ن’a uğraması hâriç gunne yapılmaz. Hükmü vâciptir. İdgâm-ı misleyn; mealgunne ve bilâgunne olarak ikiye ayrılır.
I- İdgâm-ı misleyn mea’l-gunne: Bu da iki durumda meydana gelir:
a- Sâkin نْ’dan sonra harekeli ن geldiği zaman. وَمَنْ نُعَمِّرْهُ، مَنْ نَشَاءُ، مِنْ نَارٍ
b-Sâkin مْ’den sonra harekeli م geldiği zaman: قَصَصْنَا مَنْ مِنْهُمْ مُؤصَدَةٌ، عَلَيْهِمْ جُوعٍ، مِنْ اَطْعَمَهُمْ
SAKİN MÎM’İN ÜÇ HÂLİ
1- Sâkin مْ, kendisinden sonra gelen harekeli م harfine uğrarsa, idgâm-ı misleyn mea’l-gunne olur.
2- Sâkin م’den sonra ب harfi geldiği zaman ihfâ olur. Buna ihfâ-ı şefevî (dudak ihfâsı) denir. (بِهِ اَمْ مَا لَهُمْ بِهِ -) gibi. م, dudaklara bastırmadan ve kısmen gizlenerek okunur. Gunnede de hafif tutma yapılır.
3- Sâkin م’den sonra ب ve م ‘den başka harflerden biri geldiği zaman izhâr olur. Buna izhâr-ı şefevî denir. فِيهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ، هُمْ دِينُكُمْ، لَكُمْ الْحَمْدُ، gibi. Bu durumda م tutma yapılmadan, tabiî olarak okunur. م’in gunne sıfatı da normalden fazla uzatılmadan okunur.
II- İdgâm-ı misleyn bilâ gunne: ن ve م harflerinin dışında kalan harfler, birbirlerine uğradığı zaman olur. قَدْ دَخَلُوا، اِضْرِبْ بِعَصَاكَ الحَجَرَ gibi. Hükmü vâciptir.

İKLÂB
Tenvîn veya sâkin nûn’dan sonra ب gelirse, ب’den önce gelen tenvînin nûn’u veya sâkin nûn’u, hâlis sâkin م’e çevirerek, hâsıl olan م’i gunneli okumaya iklâb denir. Bir buçuk elif uzatmak vâciptir. (سَمِيعٌ بَصِيرٌ مِنْ بَعْدِ، )

İZHÂR
İzhâr, iki harfin arasını birbirinden ayırıp açarak, idgâmsız, ihfâsız ve iklâpsız olarak açıkça ve kuvvetlice okumaya denir. Tenvîn veya sâkin ن’dan sonra izhâr harflerinden (ا ح خ ع غ ه) biri gelirse, izhâr olur. Hükmü vâciptir. مَنْ آمَنَ، غَفُورٌ حَلِيمٌ، مِنْ خَوْفٍ

İHFÂ
Tenvîn veya sâkin ن’dan sonra ihfâ harflerinden (ت، ث، ج، د، ذ، ز، س، ش، ص ض، ط، ظ، ف، ق، ك) biri gelirse ihfâ olur. Miktârı, bir buçuk eliftir. عَنْ صَلاَتِهِ، مِنْ طَيِّبَاتِ، مِنْ دُونِ، اَنْتُمْ

TENVÎN VE SÂKİN NÛN’UN BEŞ HÂLİ
Tenvîn veya sâkin ن’den sonra;
1) (ر – ل ) harfi gelirse, idgâm-ı bilâ gunne olur.
2) ( وي م ن ) harflerinden biri gelirse, idgâm-ı mea’l gunne olur.
3) ب harfi gelirse, iklâb olur.
4) Şu on beş harften birisi gelirse ihfâ olur: (ت ,ث ,ج , د , ذ , ز , س , ش , ص , ض , ط , ظ , ف, ق, ك )
5) (ا ح خ ع غ ه ) harflerinden biri gelirse izhâr olur.

KALKALE
Harfin, çıkış yerinden kuvvetli bir ses ile okumasına kalkale denir. ب، ج، د، ط ق harflerinden biri kelimenin ortasında veya sonunda cezimli olarak gelirlerse kalkaleli okunurlar: قَدْ قَامَ، لَمْ يَلِدْ Şedde ve idgâm kalkaleye mânîdir.

RÂ HARFİNİN (İNCE VEYA KALIN) OKUNUŞU
a)ر Harfinin Kalın Okunduğu Yerler:
- ر’nın harekesi üstün ve ötre ise kalın okunur: نَصْرٌ لِيُنْذِرَ، تَمُرَّ،
- ر cezimli ise, kendisinden önceki harfin harekesi üstün ve ötre ise yine kalın okunur: وَاْمُرْ بِالعُرْفِ، وَاِنْحَرْ، بِالنَّذُرْ
- ر ve ondan önceki harf sâkin, bir önceki harfin harekesi üstün ve ötre ise kalın okunur: بِالصَّبْرْ، مِنْ كُلِّ اَمْرْ، فِي الصُّدُورْ
- Vasıl hemzesinden (okunmadan geçilen hemzeden) sonra gelen ر, kalın okunur (Kur’ân’da vasıl hemzelerinin başında ص yazılıdır): اِرْجِعِي، لِمَنِ اِرْتَضَى، اِرْكَبْ
- ر sâkin, kendinden önceki harf esreli, ر’dan sonraki harf ise kalın okunan harflerden olup harekesi üstün ve ötre olursa, ر yine kalın okunur: فِرْقَةٌ، مِرْصَادًا، قِرْطَاسٌ
b) ر Harfinin İnce Okunduğu Yerler:
- ر’nın harekesi esre ise ince okunur: يُرِيدُ بِالبِرِّ، اَبْصَارِهِمْ،
- ر cezimli ise, kendisinden önceki harfin harekesi esre ise ince okunur: وَاصْطَبِرْ، مُذَكِّرْ
-ر ve ondan önceki harf sâkin, bir önceki harfin harekesi esre ise ince okunur: قَدِيرْ، بَصِيرْ
- ر sâkin ve bir önceki lîn harfi ise, ر harfi ince okunur: سَدِيرْ

ALLAH LÂFZININ OKUNUŞU
a. Allah Lâfzının Kalın Okunduğu Yerler: Allah isminden önceki harfin harekesi üstün veya ötre ise Allah isminin lâm’ı kalın okunur: نَصْرُ اللهِ، هُوَ اللهُ
b. Allah Lâfzının İnce Okunduğu Yerler: Allah isminden önceki harfin harekesi esre olursa Allah isminin lâm’ı ince okunur: اَعُوذُ بِاللهِ

SEKTE
Sekte, nefes almadan bir elif miktârı kadar bir süre sesi kesmeye denir. Kur’ân’da şu dört yerde sekte vardır ve sekte yapılacak yerde harfin altında سكته yazılıdır.
1- Kehf Sûresi’nin 1. âyetinde: قَيِّمًا — عِوَجًا
2- Yâsîn Sûresi’nin 52. âyetinde: هَذَا — مَرْقَدِنَا مِنْ
3- Kıyâme Sûresi’nin 27. âyetinde: رَاقْ — وَقِيلَ مَنْ
4- Mutaffifîn Sûresi’nin 14. âyetinde: رَانَ — كَلاَّ بَلْ
OKUYUŞ ŞEKİLLERİ (YAVAŞ – HIZLI – NORMAL)
a) Tahkîk: En ağır okuma şeklidir. Yavaş yavaş, mânâyı düşünerek, bütün tecvît kurallarına uyarak, ruhsatları kullanmadan (meselâ medd-i munfasılı da 4 elif uzatarak) okumaktır.
b) Hadr: Süratli okuma şeklidir. Hatim indirenler, cüz okuyanlar bunu tercih ederler. Bunda yine medd-i lâzım 4, medd-i muttasıl 2 elif uzatılır. Bu ikisinin dışında 1 eliften fazla uzatılanlar ise 1 elif uzatarak okunur.
c) Tedvîr: Tahkîk ile hadr’in ortasıdır. Bunda da mânâ düşünülür.

29

Nisan
2012

SİYER İSLÂMİYET ÖNCESİ ARABİSTAN VE DÜNYA

Yazar: arafat  | Kategori: SiYER | Yorum: Yok
SİYER İSLÂMİYET ÖNCESİ ARABİSTAN VE DÜNYA

Arabistan; Asya’nın güneybatısında yer alan bir yarımadadır. Kuzeyinde Sûriye, doğusunda Basra Körfezi, batısında Kızıldeniz, güneyinde Umman Denizi ile çevrilidir. Arabistan’ın üç önemli bölgesi vardır: Hicâz, Yemen, Necd.
Arabistan’da Kurulmuş Devletler: Main, Sebe, Himyeri, Gassânîler, Nebâtîler, Hire Krallığı, Tedmürlüler, Kindeliler.
Hicâz Bölgesi: İklim, toprak yapısı ve madenler bakımından Arabistan’ın en fakir bölgesidir. Ancak İslâm’ın iki kutsal şehri Mekke ve Medîne, Hicâz Bölgesindedir.
Mekke: Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşaası, oğlu Hz. İsmâil ile ilgili kurbân hâdisesi, zemzem kuyusu, Hacerü’l-esved taşı Mekke’nin kutsallarıdır. Hz. İsmâil soyundan gelen Adnânîler, Mekke’de uzun süre yönetime hâkim olmuşlardır. Kureyş kabîlesi, Adnânîlerin bir koludur. Mekke’yi idâre eden Kureyş kabîlesi 10 aileden oluşuyordu. Bunlardan Hâşimoğulları dînî ve sosyal meselelerle, Ümeyyeoğulları askerî ve ticârî konularda hak sahibiydiler. Araplarda kabîlelerin başında şeyh ya da emir denilen başkanlar bulunurdu. Arap toplumu göçebe (bedevî) ve yerleşik (medenî-hadarî) olmak üzere ikiye ayrılırdı.
Medîne: Medîne’nin en önemli özelliği Peygamberimizin mezarının orada olmasıdır.
Arabistan’da İslâmiyet Öncesi Dinler:
1-Putperestlik: Arapların en önemli putları; Hubel, Lât, Menât ve Uzza’dır.
2-Sâbiîlik: Yıldız ve gök cisimlerine tapma.
3-Mecûsîlik: Zerdüşt inancı. Ateşe tapma.
4-Hristiyanlık.
5-Yahûdîlik.
6-Hanîf: Hz. İbrâhim’in tek tanrı inancı.
Bizans İmparatorluğu: Roma İmparatorluğu’nun 395’te ikiye ayrılmasından sonra merkezi İstanbul olan doğu kısmına Bizans adı verilir. Bizans’ın gerçek ismi Doğu Roma İmparatorluğu’dur. Bizans 1453’te Fâtih Sultan Mehmet tarafından yıkılmıştır.
Sâsânî İmparatorluğu: Sâsânîler, Îran’da 226’da kuruldular. İslâm ordularının saldırıları sonucu yıkıldılar.
Hristiyanlık: Vahiyli dinlerin ikincisidir. Peygamberleri Hz. Îsâ, kitapları İncil’dir. Hristiyanların lideri papa’dır. Papa, Vatikan’da oturur. Râhiplerin (Papazların) önemli görevleri şunlardır: Vaftiz, evlendirme, ölü gömme, günah çıkarma, aforoz, enterdi (bir milletin aforoz edilmesi), Endülüjans (Cennet tapusu dağıtma), Engizisyon (yargılama).
Hindistan: M.Ö. 1200’lerde Hindistan’a gelen Ârîler sosyal yapıda büyük değişikliğe sebep oldular. Kast sitemini ortaya çıkardılar.
Bu sistemde halk:
1-Brahmanlar (Din adamları)
2-Kşatriyalar (İdârî ve askerî gücü elinde tutan halk)
3-Vaysiyalar (Ticâret ve tarımı elinde tutan halk)
4-Südralar (Köleler), olmak üzere dörde ayrılırdı.
Kast sistemi Hindistan’ı perişan hâle getirmiştir. Dört bölüme ayrılan halk birbirinden ayrı yaşamıştır. Kast sistemi Budizm’in doğmasına sebep olmuştur. Hindistan’da Hinduizm ve Budizm dinleri yaygın olarak kullanılır. Hinduizm Veda adı verilen dört kitaptan oluşur. Budizm, Buda’nın temel felsefesini anlatır. Bu felsefeye göre hiç bir canlı diğer bir canlıya zarar veremez. Bu sebeple Budistler et yemezler. Hindistan’da beyaz inek Hindûlar tarafından kutsal sayılır. Müslümanlarla Hindûlar arasında kurbân bayramında her zaman problem çıkar.
Çin: Dünyanın en kalabalık nüfûsuna sâhip olan Çin, en eski medeniyetlerden biridir. Toplum, geleneklerine sıkı sıkıya bağlıdır.
Çin’de;
1- Taoizm: Lao Tzu, bu dînin kurucusudur. Tao, Çin’e göre Allah demektir. Taocular, insanın iç huzurunun olmasına büyük önem vermişlerdir.
2-Budizm
3-Konfiçyüsçülük (Konfüçyüs, devlet, siyâset, ahlâk, sosyal meselelerle ilgili önemli gelenekler ortaya koymuştur)
4-Çin, günümüzde ateist akımın etkisindedir.
Japonya: Büyük Okyanus’ta adalardan oluşan Japonya’da halk geleneklerine sıkı sıkıya bağlıdır. Japonlar, Şinto dînine bağlıdırlar. Şintoizm’de güneşe ve Fuji Yama yanardağına tapınılır. Güneş doğarken ve batarken ibâdet ederler.
Orta Asya: Orta Asya’da yaşayan Türkler şu dinlere inanmışlardır:
1-Gök Tanrı Dîni
2-Atalar kültü (Atalara âit olan eşyalara, fikirlere saygı duymak)
3-Şamanizm (Bir totem ve bir büyücüden (şaman) oluşan dînî sistem. Şaman, totemin etrafında dans ederek kötü ruhları kovar. Şaman aynı zamanda doktordur)
4-Budizm
5-Maniheizm
6-Yahûdîlik
7-Hristiyanlık
8-İslâmiyet (Türkler 10. yüzyıldan îtibâren Müslüman olmuşlardır.)

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK SİYER BİLGİLERİ

HZ. MUHAMMED (s.a.s.)’İN HAYÂTI
Soyu: Kusay-Nizar-Maad ve Adnanoğulları – Hz. İsmâil – Hz. İbrâhim – Hz. Muhammed (s.a.s.).
Kureyş: Adnanoğulları’ndan Fihr, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in 10. dedesi olup kendisine Kureyş dendiği için Fihr’in neslinden gelenler bu adla anılmışlardır. Kureyş kabîlesi 12 kola ayrılır. Bunlardan Abd-i Menâf’ın oğullarından Hâşim’in oğlu Abdülmuttalib (asıl adı Şeybe) Peygamberimizin (babasının babası) dedesi, babaannesi Fâtıma, anneannesi Berre, annesinin babası Veheb’dir.
Abdülmuttalib: Mekke’nin ileri gelenlerinden olup Peygamberimizin (s.a.s.) dedesidir. Onun zamanında dört önemli olay meydana gelmiştir.
1-Zemzem kuyusunun yeniden açılması.
2-Oğlu Abdullah’ı Allah’a kurbân adaması (100 deve kurbân ederek oğlunu kurtarmıştır)
3-Fil Olayı.
4-Hz. Muhammed (s.a.s.)’in doğumu.
Abdullah: Peygamberimiz(s.a.s.)’in babası olup Abdülmuttalib’in oğludur. Âmine ile evlenmiştir. 25 yaşındayken, evlendikten birkaç ay sonra vefât etmiştir.
Doğumu: Fil Olayı’ndan 50-55 gün sonra Rebîü’l-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi (m. 20 Nisan 571) doğmuştur.
Babası o doğmadan vefât ettiği için bakımını dedesi Abdülmuttalib üstlenmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.), Halîme adında bir sütanneye verilmiştir.
Sütanneye veriliş nedeni: Bedevîlerin yaşadığı vahâların serin olması, vahâlarda yaşayan bedevîlerin güzel Arapça konuşmalarıdır.
Sütanneleri: Âmine binti Vehb, Ebû Leheb’in câriyesi Süveybe, Halîme binti Ebî Züeyb ve Ümmü Eymen’dir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in sütkardeşinin ismi Şeymâ’dır. Dadıları: Annesi Âmine, Süveybe, Halîme, Halîmenin kızı Şeymâ (Aynı zamanda sütkardeşidir. Annesi ile birlikte dadılık yapardı), Habeşli saygın ve fazîletli hanım Ümmü Eymen Bereke. Hz. Muhammed (s.a.v.) daha sonra onu Zeyd b.Hârise ile evlendirdi.
Hz. Muhammed (s.a.s.), 6 yaşında iken annesine teslim edildi. Aynı sene annesi vefât etti. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.), dedesi Abdülmuttalib ile kalmaya başladı. Ancak 8 yaşında iken dedesi vefât etti. Bunun üzerine amcası Ebû Tâlib onu yanına aldı.
Çocukları: İlk çocuğu Kâsım’dır, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma, Abdullah, İbrâhim (Mısırlı Mâriye’den)
Amcaları: Hz. Hamza, Hz. Abbas, Ebû Tâlib (Abdümenaf), Ebû Leheb, gerçek adı (Abdüluzza), Zübeyr, Abdülkabe, Mukavvim, Dırâr, Kusem, Muğîre, (lakâbı Hacel), Gaydak, (Mus’ab). Bunlardan yalnızca Hz. Hamza ve H.z. Abbas Müslüman olmuştur.
Halaları: Altı tanedir. Safiyye, (Zübeyr b. Avvâm’ın annesi), Atîke, Berre, Ervâ, Ümeyme, Ümmü Hâkim el-Beyzâ. Bunlardan sadece Safiyye hakkında Müslüman olduğu kesin bilinmektedir. Diğerleri hakkında net bilgi yoktur.
Teyzeleri: Ferîda ve Fâhita adında iki teyzesi vardır. İkisi de onun peygamberliğinden önce vefât etmiştir.
Hanımları:
1- Kureyş’li Esed kabîlesinden Huveylid kızı Hz. Hatîce. Onunla peygamberlik gelmeden önce evlenmiş, İbrâhim dışında bütün çocukları ondan dünyaya gelmiştir. Peygamberlik geldikten sonra peygamberimize en çok yardım eden Hz. Hatîce’dir ve Peygamberimiz (s.a.s.) o hayattayken başka bir kadınla evlenmemiştir. Hicretten üç sene önce vefât etmiştir.
2- Hz. Hatîce’nin vefâtından sonra Kureyşli Sevde ile evlendi.
3- Daha sonra Hz. Ebû Bekir’in kızı Hz. Âişe ile evlendi. O’ndan başka hiç bir hanımı bâkire değildi. H.z. Âişe Rasûlüllâh’ın en âlim hanımıydı.
4- Sonra H.z. Ömer’in kızı Hafsa ile evlendi.
5- Daha sonra Kays kabîlesinden Hilâl b. Âmir oğullarından Huzeyme b. Hâris’in kızı Zeyneb ile evlendi. Bu hanımı evlendikten iki ay sonra vefât etti.
6- Kureyşli Ümmü Seleme Hind ile evlendi. Rasûlüllâh (s.a.s.)’in en son ölen hanımıydı.
7- Daha sonra Esed b. Huzeyme oğullarından Cahş’ın kızı Zeyneb ile evlendi. Zeyneb halası Ümeyye’nin kızıdır. Zeyneb ilk olarak Zeyd b. Hârise ile evliydi. Allah Rasûlü, Zeyd’i evlat edinmişti. Zeyd, Zeyneb’i boşayınca Allah Teâlâ, evlat edinenlerin onların hanımları ile evlenebilecekleri konusunda ümmeti için uyulacak bir nümûne olmak üzere Peygamberini onunla evlendirdi.
8- Mustalik oğullarından Hâris b. Ebî Dırâr’ın kızı Cüveyriye ile evlendi. Bu hanım Mustalîk oğullarından alınan esirler arasında idi. Rasûlüllâh (s.a.s.)’e gelerek kölelik sözleşmesine yardım etmesini istedi. Bunun üzerine Rasûlüllâh (s.a.v.) onun kölelikten kurtulması için vaat edilen parayı ödedi ve onunla evlendi.
9- Kureyş’in Emevîler kolundan Ebû Süfyân kızı Ümmü Habîbe ile evlendi.
Gençliği: Hz. Muhammed (s.a.s.) gençliğinde Muhammedü’l-Emîn ünvânı ile anılırdı. Bu ünvân, ona hiç yalan söylemediği için verilmişti. Muhammedü’l-Emîn, 25 yaşında iken 40 yaşındaki Hz. Hatîce ile evlendi.
Hz. Hatîce, Peygamberimiz (s.a.s.)’in ilk eşi, çocuklarının annesi ve ilk Müslümanlardan olması sebebiyle İslâm târihinde özel bir yere sahiptir.
Hz. Muhammed (s.a.s.) bu dönemde amcası Ebû Tâlib’i kaybedince, yeğeni Hz. Ali’yi yanına aldı. Ayrıca Hz. Hatîce’nin ona hediye ettiği Zeyd b. Hârise’yi kölelikten azad ederek evlat edindi.
Hz. Muhammed (s.a.s.) 35 yaşındayken Kâbe’nin tamiri sırasında Hacerü’l-Esved’in yerine konması için Mekkelilere yardım etti. Hz. Peygamber, hırkasının içine koyduğu taşı kabîle temsilcilerine taşıttı. Bu durum onun saygınlığını daha da arttırmıştır.
Peygamber Oluşu: Hz. Muhammed (s.a.s.), putperest değildi. Hanîfliği benimsemiştir. Tevhîd inancına bağlıydı. 40 yaşına geldiği zaman Nûr dağındaki Hirâ mağarasında uzlete çekilmeye başladı. Ramazan ayının 27. Pazartesi gecesi Hirâ’da Cebrâîl’den ilk vahyi aldı. Cebrâîl ona “Oku” demişti. “Oku, yaratan Rabbinin adıyla oku…” Bu olayı ilk önce eşi Hz. Hatîce’ye anlattı ve ona inanan Hz. Hatice, ilk Müslüman oldu. Ertesi gün din bilgini Varaka ile görüştüler ve Varaka ona peygamber olduğunu müjdeledi. İlk vahiyden sonra 3 yıl vahiy gelmedi. 3. yılın sonunda Müddessir sûresi nâzil oldu.
İlk Müslümanlar: Hz. Hatîce, Hz. Ali, Hz. Zeyd b. Hârise, Hz. Ebû Bekir. (Bu dört kişi hayattayken cennetle müjdelenmişlerdir.)
İlk Hicret: İlk Hicret 617 yılında Habeşistan’a yapılmıştır. 617-618 yılları arasında Mekkeliler, Müslümanların bulunduğu mahalleyi kuşattılar. Bu üç yıl, Müslümanlar için çok zor geçmiştir.
Hüzün Yılı: 619 yılı hüzün yılıdır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.), eşi Hz. Hatîce’yi ve amcası Ebû Tâlib’i bu yılda kaybetmiştir.
Mîrâc: Recep ayının 26/27 gecesi Hz. Muhammed (s.a.s.), Mescid-i Haram’dan Kudüs yakınındaki Mescid-i Aksâ’ya, oradan da Allah katına çıkarılmıştır. Mîrâc sonunda Müslümanlara namaz hediye edilmiştir.
Akabe Biâtları: 621 yılında Medîneli 12 kişi Peygamberimiz (s.a.s.) ile Akabe’de görüşürler. Burada Peygamber (s.a.s.)’e bağlı kalacaklarına yemin ederler. 622’de 75 Medîneli yeniden Peygamberimiz(s.a.s.)’le Akabe’de görüştüler. Burada İslâmiyet’i kabul ettiklerini bildirdiler ve Peygamberimiz (s.a.s.)’i koruyacaklarına dâir yemin ettiler. II. Akabe biâtında Peygamberimiz (s.a.s.)’i Medîne’ye davet ettiler. Bu biâtlar Peygamberimiz (s.a.s.)’in Mekke’den Medîne’ye hicretine sebep olmuştur.
Hicret: Hicret, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in 622 yılında Mekke’den Medîne’ye göç etmesidir. Medîne’ye yerleşen Peygamberimiz (s.a.s.), Mekkeliler ile Medîneliler arasında Muâhât (Kardeşlik) anlaşmasını yaptı. Mekkelilere muhâcir (göçmen), Medînelilere ensâr (yardım edenler) adı verildi. Hicret, İslâm tarihinin başlangıcıdır. Hicret ile İslâm devleti kurulmuştur. Hz. Muhammed (s.a.s.) yeni kurulan İslâm devletinin ilk başkanı olmuştur.
Bedir Savaşı: 624. Mekkeli müşrikler ve Medîneli Müslümanlar arasında olmuştur. Müslümanlar Mekke’den göç ederken bütün mallarını bırakmışlardı. Bunlara karşılık Mekke kervanını vurmaya karar verdiler. Sonucunda zafer Müslümanların oldu. Esirler 10 Müslüman çocuğa okuma yazma öğretirlerse serbest kalacaklardı. Önemi: Mekke ile Medînelilerin ilk savaşıdır. Savaşın diğer bir ismi de Akrabalar savaşıdır. Savaş sonunda Hz. Muhammed (s.a.s.)’in esirler ile ilgili aldığı karar eğitime ne kadar önem verdiğini göstermektedir.
Uhud Savaşı: 625. Mekkeli müşrikler ile Medîneli Müslümanlar arasında olmuştur. Mekkelilerin Bedir Savaşı’nın öcünü almak istemeleri sebebiyle yapıldı ve sonuçta Hz. Muhammed (s.a.s.) yaralandı. Hz. Hamza şehît oldu. Müslümanlar, Hz. Peygamber’in sözünün dinlememenin cezâsını ilk kez çektiler.
Hendek Savaşı: (627) Mekkeli müşrikler ile Medîneli müslümanlar arasında olmuştur. Mekkeliler İslâmiyet’in yayılmasını istemiyorlardı. Selmân-ı Fârisî adlı bir Îranlının tavsiyesi ile Medîne’nin etrafında hendekler kazıldığı için Mekkeliler geri dönmek zorunda kaldılar. Hendek Savaşı, Mekkelilerin müslümanların üzerine yaptığı son saldırı oldu. Bundan sonra Mekkeliler savunmaya çekildiler. Hendek gazvesinde, müslümanlara karşı Kureyş, Gatafan ve Yahûdîlerden meydana gelen birkaç düşman kuvveti birleşip savaştığı için bu harbe Ahzâb Gazvesi de denmiştir.
Hudeybiye Antlaşması: (628) Mekkeli müşrikler ile Medîneli müslümanlar arasında imzâlanmıştır.
1-Her iki taraf birbiri ile 10 yıl boyunca savaşmayacak.
2-Müslüman olup Medîne’ye giden kişiler Medîne’ye alınmayacak, Medîne’den Mekke’ye gelenler ise geri verilmeyecek. (Bu madde daha sonra kaldırılmıştır. Çünkü Medîne’ye alınmayan müslümanlar Mekke’ye dönmediler ve Mekke ile Medîne arasında kalıp Mekke kervanlarını vurmaya başladılar) Önemi; Mekkeliler, Müslümanların varlığını kabul etmişlerdir.
Hayber’in Fethi: (629) Müslümanlar ile Yahûdîler arasında olmuştur. Yahûdîler, Mekkeliler ile birleşip Müslümanlara zarar veriyorlardı. Sonucunda Medine-Şam yolu güvenlik altına alındı.
Mûte Savaşı: (629) Arap olmayan uluslarla Müslümanların ilk mücâdelesi Mûte Savaşı’yla başlamıştır. Müslümanlar bu savaşta Bizans ordusuna karşı kesin bir başarı sağlayamamıştır. Bizans ile Müslümanlar arasında ilk savaş yapılmıştır.
Mekke’nin Fethi: (630) Mekkeliler ile Müslümanlar arasında olmuştur. Mekkeliler, Müslümanlara karşı kuvvet toplamaya başlamışlardı. Sonucunda;
1-Hz. Muhammed (s.a.s.), Kâbe’yi ziyâret ederek putları kırmıştır.
2-Bütün Mekkeliler İslâmiyet’i kabul ettiler.
3-Mekke’nin fethi bütün Arabistan’ın fethini sağlayan önemli bir başlangıç oldu. 4-Mekke’nin fethi ile İslâm Devleti kuruldu.
Huneyn Savaşı: (630) Mekke’nin fethinden sonra Müşriklerle Müslümanlar arasında yapılmış ve Tâif kuşatılmıştır.
Tebük Seferi: Bizans Ordusu’na karşı yapılmış, Gassânî Arapları Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Tebük seferi Arap Yarımadası’nda siyasal birliğin önemli ölçüde kurulduğunu göstermektedir. Tebük, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in son seferi olmuştur. Hz. Muhammed (s.a.s.), Tebük Seferi’nden Medîne’ye döndükten bir yıl sonra hac yapmak amacıyla Mekke’ye gitmiştir. Vedâ Haccı’ndan sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) rahatsızlanarak 8 Haziran 632’de 63 yaşındayken vefât etmiştir, vefât ettiği odaya defnedilmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in mezarına Ravza-i Mutahhara (Cennet bahçesi) adı verilir. (Peygamberin mezarı Medîne şehrindedir.)
Âl: Âile, akrabâ, tâbî.
Bi’ât-ı Rıdvân: Hudeybiye’de, Semûre ismindeki ağacın altında 400 ashâb-ı kirâmın, Peygamberimize emirlerini kayıtsız şartsız yerine getireceklerine dâir verdikleri söz.
Bid’at-i Hasene: Rasûlüllâh (s.a.s.)’in ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan ortaya çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olmayan minâre, medrese, mektep yapmak, İslâmî ve faydalı kitaplar yazmak gibi güzel şeyler.
Bid’at-i Seyyie: Rasûlüllâh (s.a.s.)’in ve ashâbının zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan meydana çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olan bozuk inanış ve ibâdet olarak yapılan işler.
Bi’set: Gönderme, gönderilme. Peygamberimiz (s.a.s.) kırk yaşında iken mîlâdî 610 senesi Ramazan ayının on yedinci Pazartesi günü Cebrâil ismindeki melek tarafından Peygamber olduğu kendisine bildirildi. Bu seneye Bi’set senesi denir.
Çıhâr Yâr-i Güzîn: Peygamberimiz (s.a.s.)’in dört seçkin ve büyük halîfesi: Hz. Ebû Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali.
Fey’: Dönmek. Muharebe bittikten sonra, kâfirlerden zorla veya harp yapılmadan sulh yoluyla alınan mal.
Gadîr-i Hum Hadîsi: Peygamberimiz (s.a.s.)’in Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye giden yol üzerindeki Gadîr-i Hum denilen vâdîde buyurduğu hadîs-i şerîf. “Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır..”
Dendân-ı Saâdet: Peygamberimizin Uhud Muhârebesi’nde şehîd olan, kırılan mübârek dişinin bir parçası. Dendân-ı saâdet, Osmanlı pâdişâhlarından Sultan Mehmed Reşâd tarafından yaptırılan kıymetli taşlarla süslü altın bir mahfazada Topkapı Sarayı’nda saklanmaktadır.
Kasîde-i Bürde: İslâm âlimlerinin meşhûrlarından ve evliyânın büyüklerinden Muhammed bin Saîd Busayrî hazretlerinin, sevgili Peygamberimizi öven meşhûr kasîdesi. Bu kasîdeyi rüyâsında Peygamberimiz (s.a.s.)’e okuduğu ve Peygamberimiz (s.a.s.) de ona bürdesini yâni hırkasını hediye ettiği için bu kasîdeye, Kasîde-i Bürde denilmiştir.
Kusvâ: Peygamberimiz (s.a.s.)’in devesinin adı.
Mescid-i Dırâr: Rasûlüllâh Efendimiz (s.a.s.) zamânında münâfıkların fitne, fesâd yuvası ve silah deposu olarak Kuba’da yaptırdıkları mescid.
Mescid-i Hîf: Yetmiş peygamberin namaz kıldığı bildirilen Minâ’daki mescid.
Mescid-i Kıbleteyn: Peygamberimiz (s.a.s.); Medîne-i Münevverede öğle veya ikindi namazında iken kıblenin Kudüs’ten Mekke’ye döndürülmesi emrinin geldiği mescid.
Mescid-i Nebî: Peygamberimiz (s.a.s.)’in, hicretten sonra ashâb-ı kirâm ile birlikte Medîne-i Münevvere’de inşâ ettiği mescid, câmi. Mescid-i Rasûl, Mescid-i Saâdet ve Mescid-i Şerîf de denilmektedir.
Mescid-i Harâm: Ka’be-i Muazzamanın etrâfında üstü açık olan câmi.
Muhasser Vâdîsi: Hicâz’da, Minâ ile Müzdelife’yi birbirinden ayıran ve hacıların Minâ’ya giderken durmamaları gereken yer. Hacılar, Muhasser vâdîsinin başına ulaşınca, bir taş atımı yeri hızla geçer. Çünkü burası Kâbe-i Muazzama’yı yıkmak için gelen Ebrehe’nin ordusunun durak yeridir.
Zevcât-ı Tâhirât: Peygamberimiz (s.a.s.)’in iffetli, pâk, muhterem zevceleri. Mü’minlerin anneleri. Peygamberimiz (s.a.s.) ikinci defâ olarak elli beş yaşında iken Hz. Ebû Bekr’in kızı Hz. Âişe ile evlendi. Diğer Zevcât-ı Tâhirâtı bundan sonra dînî, siyâsî sebeplerle ve merhâmet ve ihsân ederek nikâh etti.
Şecere-i Rıdvân: 628 (H.6) senesinde yapılan Hudeybiye Antlaşmasından önce Medîneli Müslümanların, altında Peygamberimiz (s.a.s.)’e ve İslâm dînine bağlı kalacakları husûsunda bağlılık yemîni ettikleri ağaç.
Zinnûreyn: İki nûr sâhibi. Peygamberimiz (s.a.s.)’in iki kızıyla evlendiği için Hz. Osman’a verilen lakab.
Muhadramûn: Rasûlüllâh (s.a.s.)’in sağlığında Müslüman olan ancak Peygamber (s.a.s.)’le görüşemeyen kişidir. (Veysel Karânî)
En Son Vefât Eden Sahabe: Âmir ibn-u Vâsile el Cüheynî (Leys).
Arza-i Âhire: Peygamberimiz son ramazanda Kur’ân’ı, Cebrâîl (a.s)’a iki kez arz etmesidir.
Rakk: Kur’ân’ın yazıldığı inceltilmiş derilere denir.
Sikâye: Kâbe’yi ziyârete gelen hacıların sularını tedârik etmektir.
Hicâbe: Kâbe’nin perdedarlığını ve anahtarlarını elinde bulundurmaktır.
Rifâde: Kâbe’yi ziyârete gelen hacıları ağırlamak ve barındırmaktır.
Sidâne: Kâbe’nin muhafızlığını yapma görevidir.
Darü’n-Nedve: Danışmak ve karar almak için toplanılan yer.
Medîne (Yesrib)’in Yerleşik Kabîleleri: Evs ve Hazreç ile Benî Kaynuka, Benî Nadr ve Benî Kureyza Yahûdîleri. İlk sürülen Yahûdî kabîlesi de Benî Kaynuka’dır.
Haram Aylar: Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Recep.
Ehl-i Suffa: Medîne-i Münevverede, akrabâları ve evleri bulunmayan, Peygamberimizin mescidinin suffa denilen ve üzeri hurma dallarıyla örtülü bölümünde kalan ashâb-ı kirâm.
Tasavvûf: Hicrî ilk iki yüzyılda kişinin kendi iç dünyasındaki derinlik ve zenginliği, coşkulu dindarlığını ifâde için genelde zühd, rikâk-rekâik, takvâ, ibâdet gibi kelimeler kullanılıyor, böyle kimselere de zâhid ve âbid deniliyordu. Hicrî III. yüzyıldan sonra daha kapsamlı olarak tasavvûf, sûfî, sûfiyye gibi terimler kullanılmaya başlandı. Dünyayı âhiretle bir ve eşit tutmak veya ondan üstün tutmamak zühddür. Zühd ilkesine bağlı olarak yaşayan kişilere de zâhid denir. Zühd tasavvûfun temelidir. Zühd ile tasavvûf arasındaki en önemli fark zühdde korku, tasavvûfta sevgi unsurunun ağır basmasıdır. Allah’ın yakınlığını kazanan insanlara mukarreb denir.
Tasavvûfta Kurumlaşma Dönemi: İlk tasavvufî kurum Suriye’de Remle’de Hankâh adıyla kuruldu, bu kurumlara ribât, tekke, zâviye, dergâh, âsitâne gibi isimler verildi. İbn Arabî, vahdet-i vücûd terimi ile ifâde edilen bir görüş ortaya attı. El-Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Füsûsu’l-Hikem gibi eserlerinde bu konudaki düşüncelerini genişçe açıkladı.
Tasavvûfta Sapmalar: Hulûl inancı. Bunlara göre Allah, insan bedenine girer. Bedene girince ondaki insanlık nitelikleri kalkar, yerini tanrılık nitelikleri alır.

İlme’l Yakîn: Sağlam biliştir. O bilginin doğruluğundan hiç şüphe edilemez oluş şeklidir.
Ayne’l Yakîn: Göz ile görür derecesinde, müşâhede ederek bilmektir.
Hakka’l Yakîn: Tadarak, yaşayarak bilmektir.

DİYANET MBSTS – YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK HADİS BİLGİLERİ

Hadîs-i Nâsih: Rasûlüllâh Efendimiz (s.a.s.)’in, son zamanlarında söyleyip, önceki hükümleri değiştiren hadîs-i şerîfleri.
Hadîs-i Cibrîl: Peygamberimiz (s.a.s.)’, ashâbı (arkadaşları) ile otururlarken, Cebrâil (a.s.)’ın insan sûretinde gelip; İslâm’ı, îmânı ve ihsânı sorduğunda Rasûlüllâh (s.a.s.)’in verdiği cevabları bildiren hadîs-i şerîf.
Cerh ve Ta’dîl: Hadîs ilmine âit iki ıstılâh (terim). Cerh, yaralamak. Bir hadîs âliminin, bâzı sebeplerle râvînin (hadîs rivâyet eden kimsenin) rivâyetini (naklini) reddetmesi. Ta’dîl, düzeltmek. Bir hadîs âliminin, bir râvinin rivâyetinin kabûl edilebileceğini açıklaması.
Cevâmi’u’l-Kelim: Az kelime (söz) ile çok şey anlatma özelliği.
İhtisâr: Hadîsi özetlemek, rivâyet ederken bir kısım kelimeleri kısmaktır.
Takti’: Kısımlara bölmektir. Bir hadîsi ihtivâ ettiği hükümlere göre parçalamaktır.
Telfîk-i Rivâyet: Hadîsin değişik rivâyetlerini birleştirmektir.
Tedvîn: Cem etmek. Hadîslerin yazılarak kitap hâline getirilmesi safhasıdır. Zührî, hadîsi ilk kez tedvîn eden kişidir.
Tasnîf: Sınıflara ayırmak. Hadîsleri belli guruplara ayırmaktır.
İsnâd: Rivâyetin ilk kaynağına yakınlığı, yani râvî sayısı azlığı.
Tebvîb: Hadîsin bablara ayrılmasıdır, tasnîfin içinde yer alır.
Müksirûn: Çok hadîs rivâyet eden sahâbelere verilen sıfattır. Bu kişiler;
1) Ebû Hureyre: 5375 hadîs.
2) Abdullah İbn Ömer: 2630 hadîs.
3) Enes b. Mâlik: 2286 hadîs.
4) Hz. Âişe: 2210 hadîs.
5) İbn Abbâs: 1660 hadîs.
6)Câbir b. Abdullah: 1540 hadîs.
7) Ebû Saîd el-Hudrî: 1170 hadîs.
8) Abdullah b. Amr ibnu’l Âs hadîs.
İlk Hadîs Usûlü Eserini Veren Kişi: Abdurrahman ibn-u Hallâd er-Râmehurmuzî’dir.
Kütüb-i Sitte: Kur’ân-ı Kerîmden sonra, İslâm dîninin ikinci kaynağı olan hadîs-i şerîfleri ihtivâ eden ve doğruluğu İslâm âlimleri tarafından tasdîk edilen altı hadîs kitâbının hepsine birden verilen ad. Buhârî (Sahîh-i Buhârî) ve Müslim’in (Câmi’us-Sahîh) Câmî’leri ile Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce’nin Sünenleridir.
Kütüb-i Tis’a: Kütüb-i Sitte’ye ilâve olarak toplam dokuz kitaptır. Dârimî’nin Sünen’i, İmâm Mâlik’in Muvatta’ı, Ahmet İbn-i Hanbel’in Müsned’i.

KAYNAĞINA GÖRE HADÎSLER
Kudsî Hadîs: Anlamı Allah’a, lâfzı Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ait olan hadîslerdir.
Merfû Hadîs: Hz. Peygamber’e isnâd edilen hadîsler.
Mevkûf Hadîs: Sahâbelerden rivâyet edilen hadîsler.
Maktû Hadîs: Tâbiinden rivâyet edilen hadîsler.

RÂVÎLERİN SAYISINA GÖRE HADÎSLER
Mütevâtir Hadîs: Yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayan râvîler topluluğunun, her nesilde, kendileri gibi bir topluluktan rivâyet ettiği, işitme veya görmeye dayanan hadîslerdir. İki türü vardır:
Lafzî mütevâtir, senedin başından sonuna kadar her tabakada bütün râvîlerin aynı lafızlarla rivâyet ettikleri hadîs.
Mânevî mütevâtir, lafızları değişik olduğu halde aynı anlamı ifâde eden rivâyetlerdir.
Âhad Hadîs: Mütevâtir hadîs şartlarını taşımayan hadîstir. Râvî sayısı bazen çok, bazen bire düşen hadîsler. Meşhûr, Azîz ve Garip şeklinde türleri vardır.
Meşhûr Hadîs: Herhangi bir tabakada en az üç râvîsi olan hadîsler.
Azîz Hadîs: Râvî sayısı ikiye düşmüş olan hadîsler.
Garîp Hadîs: Bir tek râvîsi bulunan hadîsler.

SIHHAT DERECESİNE GÖRE HADÎSLER
Sahîh Hadîs: Rasûlüllâh (s.a.s.)’a ait olduğunda usûl bakımından herhangi bir tereddüt bulunmayan, sıhhatine hükmedilmiş olan hadîstir.
Hasen Hadîs: Sahîh ile zayıf arasında yer alan, ancak sahîhe daha yakın olan hadîslerdir.
Zayıf Hadîs: Zayıf hadîs, sahîh ve hasen hadîste bulunması gereken şartları taşımayan fakat uydurma olarak da isimlendirilemeyen hadîstir.

SENETTEKİ KOPUKLUKTAN DOĞAN ZAYIF HADÎSLER
Mürsel Hadîs: Tâbiînin sahâbeyi atlayarak doğrudan Hz. Peygamber (s.a.s.)’e isnâtla rivâyet ettikleri hadîslerdir.
Munkatı’ Hadîs: Senedin herhangi bir yerinden bir râvînin veya farklı yerlerinden “peş peşe olmamak şartıyla” birden fazla râvînin düştüğü hadîstir.
Mu’dâl Hadîs: Senedin herhangi bir yerinden peş peşe iki veya daha çok râvînin düştüğü hadîstir.
Muallâk Hadîs: Senedin baş tarafından bir veya birkaç râvî ya da tamamının ismini kaldırarak rivâyet edilen hadîstir.
Müdelles Hadîs: Hadîs terimi olarak râvînin çağdaşı olup görüştüğü fakat hadîs almadığı veya çağdaşı olduğu halde görüşmediği bir şeyhten işittiğini zannettirecek şekilde rivâyet ettiği hadîs türüdür.

RÂVÎYE YAPILAN İTHAMLARDAN DOĞAN ZAYIF HADÎSLER
Münker Hadîs: Zayıf bir râvînin güvenilir bir râvîye veya râvîlere aykırı olarak rivâyet ettiği ve bu rivâyetiyle tek kaldığı hadîslerdir.
Metrûk Hadîs: Yalancılıkla ithâm olunan; çok yanılma, fısk, gaflet gibi kusurlardan birini taşıyan râvînin tek başına rivâyet ettiği hadîslerdir.
Muallel Hadîs: Dış görünüşü bakımından sahîh olmakla birlikte bu sıhhati yok edebilecek bir illete sâhip olan hadîslerdir.
Müdrec Hadîs: Hadîsten olmayan bir sözün, hadîse bitişik olarak zikredilmesine “idrac”, bu durumdaki hadîse de müdrec denir. Rasûlüllâh (s.a.s.)’ın sözüne herhangi bir râvînin sözünün karışmasıdır.
Mevzû Hadîs: Hz. Peygamber (s.a.s.) adına yalan uydurmakla cerh edilmiş bir râvînin rivâyetleridir.
Maklûb Hadîs: Senedindeki bazı râvî isimleri ya da metnindeki bazı kelimeler takdîm veya tehire uğramış hadîstir.
Muztarib Hadîs: Birden çok rivâyeti bulunduğu halde rivâyetlerinin birini diğerine tercih edecek sebep bulunmayan hadîslerdir.
Şâz Hadîs: Râvînin rivâyet ettiği hadîsle aynı hadîsi rivâyet eden diğer râvîlere aykırı düşmesi, rivâyette tek kalmasıdır.
Musahhaf Hadîs: Kelimesi nokta değişikliğine uğramış hadîstir. Bu duruma da tashîf denir. Sitten kelimesi yerine şey`en denmesi gibi.
Muharref Hadîs: Kelimesi hareke değişikliğine uğramış hadîstir. Bu duruma da tahrîf denir. Remâ ebî yerine Remâ Übey denmesi gibi. Beşîr kelimesinin Büşeyr diye rivâyet edilmesi hem tashîf hem tahrîftir.

TEMEL HADîS KİTAPLARI
Ale’r-Ricâl (Şahıs Merkezli) Kitaplar:
a) Müsnedler: Sahâbî râvîler muhtelif kriterlere göre sıralanır ve her birinden rivâyet edilen hadîsler, konularına bakılmaksızın isimleri altında dercedilir. Ebû Dâvûd et-Tayâlisî ve Ahmed b. Hanbel’in Müsned’leri, bu türün en önde gelen örnekleridir.
b) Mu’cemler: Hadîslerin ya ilk sahâbî râvîleri veya son râvîleri olan müellifin hocaları, alfabetik veya kabîlelerine göre bir sıralamaya tâbî tutulur. et-Taberânî’nin el-Mu’cemü’l-kebîr, el-Mu‘cemu’l-evsat ve el-Mu‘cemu’s-sağîr’i bu grubun en meşhur örneklerini teşkil eder. el-Mu’cemü’l-kebîr ise müsnedler gibi sahâbî râvîlerini esas alır.
Ale’l-Ebvâb (konu merkezli) Kitaplar: Hadîsler, râvîlerine bakılmaksızın konularına göre tasnif edilir, birer bab/alt başlık tahsîs edilir. Câmî’ler, Sünenler, Musannefler gibi türleri vardır.

ÖNDE GELEN MUHADDİSLER
Ahmed b. Hanbel: H. 164’te Bağdat’ta doğmuş, H. 241′de vefât etmiştir. 700’den fazla sahâbî’den nakledilen 30.000’e yakın hadîsi ihtivâ eden Müsned’i, müsned türünün de en meşhurudur. 750.000 hadîsten seçerek meydana getirmiştir.
İmâm Mâlik: H. 93 yılında Medîne’de doğmuş, H. 179/795’da Medîne’de vefât etmiştir. Etbau’t-Tâbiîn’dendir. el-Muvatta‘ı, 10.000 hadîs ve 1720 rivâyeti ihtivâ etmektedir.
Buhârî: H. 194/810 yılında Buhâra’da doğmuş, H. 256/870 yılında vefât etmiştir. Daha on yaşlarında iken hadîs ezberlemeye başlamıştır. Bini aşkın hocadan ders almıştır. Bütün ömrünü ve her şeyini hadîse adayan Buhârî’, yüz bini sahîh, toplam üç yüz bin hadîs ezberlemiştir. el-Câmiu’s-sahîh adlı eserini 600.000 hadîs arasından seçmiştir. Mükerrerler dâhil 7275, mükerrerler dışında dört bine yakın hadîs ihtivâ eder.
Müslim: H. 202, 204 veya 206 tari¬hinde Nişabur’da doğmuş, 874’de vefât etmiştir. Bütün hayatını hadîse adamıştır. “Sahîh-i Müslim” diye şöhret bulmuş olan el-Müsnedü’s-Sahîh, Kütüb-i Sitte’nin ikinci kitabıdır. İmâm Müslim onu, 300.000 hadîs içinden seçe¬rek meydana getirmiştir.
Tirmizî: H. 209/827 yılında doğmuş, H. 279/892’da Tirmiz’de vefât etmiştir. Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvûd gibi öteki Kütüb-i Sitte müellifleriyle görüşmüştür. En meşhur eseri Sünenü’t-Tirmizî, Kütüb-i Sitte’nin üçüncü kitabıdır.
Ebû Dâvûd: Sünenler, fıkıh konularına göre tasnîf edilmiş, ahkâm hadîslerini ihtivâ eden kitaplardır. Ebû Dâvûd, H. 202’de Sicistan’da doğmuş, H. 275/888’de Basra’da vefât etmiştir. Sünen’i 4800 hadîs ihtivâ etmektedir.
Nesâî: H. 214/829 yılında Nesâ’da doğmuş, Remle’de veya Mekke’de H. 303/915 yılında vefât etmiştir. Nesâî bu kitabını sadece sahîh hadîsleri almak üzere ihtisâr etmiş, eserine el-Müctenâ veya meşhur olduğu şekliyle el-Müctebâ adını vermiştir. Sünenler içinde en az zayıf hadîs ve cerh edilmiş râvîsi bulunan bir kitab olarak bilinir.
İbn Mâce: H. 209’da Kazvin’de doğmuş, H. 273’te vefât etmiştir. İbn Mâce’nin Sünen’i, mukaddime hâriç 37 kitâb, 1515 bâb ve 4341 hadîsten oluşmaktadır.
Dârimî: H. 181/797’de Semerkand’da doğmuş, H. 255/868’de Merv’de vefât etmiştir. Sünen’i, kendisine özgü ve gerçekten kıymetli mukaddimesi dışında tahâretten vasiyyete kadar uzanan fıkhî bölümleri, fıkıh kitaplarındaki sıralanışlarına uygun biçimde ihtivâ etmektedir.
Sahîhayn: Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim.

 

 

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI

 Kuruluşu: Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarihinde 429 sayılı yasayla, Başvekâlet bütçesine dâhil ve Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği adıyla kuruldu. 14 Haziran 1935 tarihinde kabul edilerek 22 Haziran 1935 ‘te yürürlüğe giren 2800 Sayılı “Diyanet İşleri Reisliği Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun”, Başkanlığın ilk teşkilat kanunu oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunda 1965 senesinde düzenleme yapıldı. 1976 senesinde yapılan değişiklikler ise 1979’da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Yeni bir düzenleme de yapılmadı. Bugünkü durumu 18 Temmuz 1984’te kadro kararnamelerine göre çıkarılan Diyanet İşleri Başkanlığı Merkez ve Taşra Teşkilatı Görev ve Çalışma Talimatları gereğince düzenlenmiştir. 13 Temmuz 2010 yılında yürürlüğe giren 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile son şeklini almış oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı, Başbakanlığa bağlı bir kuruluş olup, Başbakanın teklifiyle Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Bir kimse en fazla iki kez başkan olabilir, görev süresi 5 yıldır. Başkana yardımcı olmak üzere iki başkan vekili atanabilir ve bunların görev süreleri başkanın görev süresi ile sınırlıdır. Başkan vekillerinden biri veya Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı, başkana vekâlet eder. Din İşleri Yüksek Kurulu, en yüksek karar ve danışma organı olup, 16 üyeden oluşur. Diyanet İşleri Başkanı; belirlenen 24 aday arasından 12’sini, ayrıca İlahiyat fakülteleri öğretim üyeleri arasından 4 kişiyi kurul üyeliğine atanmak üzere tesbît eder. Kurul üyelerinin görev süreleri 5 yıldır. Kurul, kendi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla bir başkan ve bir başkan vekili seçer. Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu, bir başkan ile sekiz üyeden oluşur, görev süresi beş yıldır, tekrar atanabilir. Başkanlığın Hizmet Birimleri: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Dînî Yayınlar Genel Müdürlüğü, Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü, Rehberlik ve Denetim Başkanlığı, Strateji Geliştirme Başkanlığ, Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği. İlk Başkan: Ankara Müftülüğü görevinde bulunan Börekçizâde Mehmet Rıfat Efendi 1 Nisan 1924 tarihinde Diyanet İşleri Reisliğine getirildi. Diyanet İşleri Başkanları: Rıfat Börekçi 1924-41 arası. Şerafettin Yaltkaya 1941-47 arası. Ahmet Hamdi Akseki 1947-51. Eyüp Sabri Hayırlıoğlu 1951-60. Ömer Nasuhi Bilmen 1960-61. Hasan Hüsnü Erdem 1961-64. Tevfik Gerçeker 1964-66. İbrâhîm Bedreddin Elmalılı 1965-1966. Ali Rıza Hakses 1968-72. Lütfi Doğan 1972-76. Süleyman Ateş 1976-78. Tayyar Altıkulaç 1978-86. Mustafa Sait Yazıcıoğlu 1987-92. Mehmet Nuri Yılmaz 1992-2003. Ali Bardakoğlu 2003- 2010. Mehmet Görmez 2010 – halen devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatı; il ve ilçe müftülükleriyle eğitim merkezlerinden meydana gelmektedir. İl ve ilçelerde Diyanet İşleri Başkanlığını temsil eden müftülükler, bölgelerindeki dînî hizmetleri yöneten din görevlileri bulunmaktadır. İl müftüleri doğrudan doğruya Diyanet İşleri Başkanlarına, İlçe Müftüleri ise İl Müftülüklerine bağlıdır. İl ve İlçe Müftüleri bölgelerindeki din hizmetlerini, dînî kuruluşları yönetir ve din görevlilerinin hizmetlerini düzenleyip denetlerler. Diyanet hizmetlerinin en iyi şekilde yürütülebilmesi için, teşkilatın her kademesinde görev yapan personelin kendi görev dalında eğitilmesini ve mesleğe uyumlarını sağlamak, görev verimliliğini artırarak daha üst görevlere hazırlamak amacıyla kurulan Eğitim Merkezleri Ankara, Antalya, Bolu, Bursa, Elazığ, Erzurum, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Kayseri, Konya, Manisa, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa, Van, Samsun, Rize’de bulunmaktadır. Eğitim merkezleri doğrudan Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne bağlıdırlar. Diyanet İşleri Başkanlığı yurtdışı teşkilatı, vatandaş ve soydaşlarımızın bulunduğu ülkelerde büyükelçiliklerimiz nezdinde Din Hizmetleri Müşavirlikleri, başkonsolosluklarımız nezdinde de Din Hizmetleri Ataşelikleri olarak teşkilatlanmıştır. Din Hizmetleri Müşâvirlikleri: Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Danimarka, Fransa, Hollanda, İsveç, İsviçre, İngiltere, Rusya Federasyonu, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Makedonya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktadır. Din Hizmetleri Ataşelikleri: Almanya (Berlin, Düsseldorf, Essen, Frankfurt, Hamburg, Hannover, Köln, Karlsruhe, Münih, Nürnberg, Stuttgart, Münster, Mainz), Avustralya (Sidney, Melburn), Hollanda (Deventer), Fransa (Lyon), Amerika Birleşik Devletleri (New-York), Suudi Arabistan (Cidde), Nahcivan, Romanya (Köstence)’da bulunmaktadır. Müşâvirlik ve Ataşelik birimleri bulunmayan (Arnavutluk, Gürcistan, Kanada, Kosova, Litvanya, Moğolistan, Norveç ve Ukrayna) çeşitli ülkelerde de geçici din görevlileri bulunmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı, merkez ve taşra teşkilatları dışında Türk işçilerinin yoğun olarak bulunduğu ülkelerde Yurtdışı Din Hizmetleri Müşâvirlikleri bulunmaktadır. Bu müşâvirlikler bulundukları bölgelerde din hizmetlerinin yürütülmesini sağlamaktadırlar.

KUTLU DOĞUM HAFTASI İlk defa Başkanlık ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılında Kamerî Takvim, 1994 yılından itibaren de, Peygamberimizin mîlâdî doğum günü olan 20 Nisan tarihi esas alınarak Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri yapılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede bütün il ve ilçelerde değişik konularda panel ve konferanslar düzenlenmiş, 1994 yılından itibaren de hafta içerisinde sempozyum düzenlenmeye başlamıştır.

CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI HAFTASI 1986 yılından itibaren her yıl Ekim ayının ilk haftası “Câmiler Haftası” olarak, 2003 yılından itibaren de “Câmiler ve Din Görevlileri Haftası” olarak kutlanmıştır.

DİYANET AYLIK DERGİSİ KAPAK KONULARI TARİHİ KONUSUOCAK 2009 DİNDARLIĞIMIZI GÜZELLEŞTİRELİM ŞUBAT 2009 TOPLUMSAL EMANET: YETİMLERİMİZ MART 2009 AYDIN KİMLİĞİ NİSAN 2009 RAHMET PEYGAMBERİ ve AİLE MAYIS 2009 DİN GÖRÜNTÜLÜ YENİ AKIMLAR HAZİRAN 2009 KUR’ÂN’I KALPLERE YAZMAN: HAFIZLIK TEMMUZ 2009 İSLAMLA YENİLENME AĞUSTOS 2009 RAMAZAN PAYLAŞMAKTIR EYLÜL 2009 HAYATIN NEVBAHARI, GENÇLİK ve SORU NLARI EKİM 2009 AKL-I SELÎM ve KALB-İ SELÎM OLABİLMEK KASIM 2009 VİCDAN EĞİTİMİ ARALIK 2009 GÖĞE UZANAN ŞEHADET PARMAĞI: MİNARE OCAK 2010 UZUN ÖMÜR, GÜZEL HAYAT ŞUBAT 2010 ÇOKLUKTA BİRLİK, BİRLİKTE ÇOKLUK MART 2010 RUHUN MİRACI: NAMAZ NİSAN 2010 OKUMAK, ANLAMAK ve YAŞAMAK İÇİN MAYIS 2010 GENÇLİK ve KİMLİK HAZİRAN 2010 İSLAM MEDENİYETİNDE AZINLIKLAR TEMMUZ 2010 ÇAĞDAŞ DÜNYANIN YETİMLERİ: MÜSLÜMAN AZINLIKLAR AĞUSTOS 2010 ÇEVRİMİÇİ TEHLİKE: İNTERNET BAĞIMLILIĞI EYLÜL 2010 RUHUN İSTİKRARI EDEP EKİM 2010 HELAL DUYARLILIĞI KASIM 2010 YÖNELİŞLER HEP O’NA ARALIK 2010 GELENEKTEN GELECEĞE OCAK 2011 AKLIN İBADETİ: TEFEKKÜR

İTİKAT-DİNLER TARİHİ-HADİS-KURAN-I KERİM-TEFSİR-MEZHEPLER TARİHİ  KONUSUNDA TEST

İTİKAT KONUSUNDA TEST

1. İslâmî kaynaklarda vahye dayanan dinler için genellikle hangi terim kullanılır?
a) Nihal.
b) Milel.
c) Mezâhib.
d) Enva’.

2. Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağanüstü olay aşağıdakilerden hangisidir?
a) İrhâs.
b) Meûnet.
c) İstidrâc.
d) İhânet.

3. İslâmî kaynaklarda bâtıl dinler için genellikle hangi terim kullanılır?
a) Nihal.
b) Milel.
c) Mezâhib.
d) Butlân.

4. Kıyâmet günü yeniden diriltildikten sonra bir araya toplanma anlamına gelen terim aşağıdakilerden hangisidir?
a) Haşr.
b) Mîzân.
c) Berzâh.
d) Ba’s.

5. İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmaya ne ad verilir?
a) Taklîdî îmân.
b) İcmâlî îmân.
c) Tahkîkî îmân.
d) Tafsîlî îmân.

6. Allah’ın eli, yüzü, gözü ve görmesi gibi sıfatlar için aşağıdaki kavramlardan hangisi kullanılır?
a) Sübûtî sıfatlar.
b) Haberî sıfatlar.
c) Selbî sıfatlar.
d) Tekvînî sıfatlar.

7. Allah’ın, sadece hayra ve iyiliğe yönelik olarak gerçekleşen irâdesi hangi tür irâdedir?
a) Tekvînî irâde.
b) Teşrîî irâde.
c) Meşîî irâde.
d) Yaratma ile ilgili irâde.

8. İnsanın öldükten sonra başka bir bedenle dünyaya tekrar gelmesi inancına ne denir?
a) Reenkarnasyon.
b) Düalizm.
c) Ahura Mazda.
d) Teslîs.

9. İslâm’da fiilî ibâdet hükümleri dışında kalan, insanların birbiriyle, toplumla yahut da toplumların birbiriyle olan hukûkî, idârî, mâlî, iktisâdî ve beşerî münâsebetlerini düzenleyen hükümlerine fıkıh ilminde ne ad verilir?
a) Ukubât
b) Muâmelât
c) Va’d ve Vaîd
d) Ferâiz

10. Doğruyu ve yanlışı hatırlatma anlamına gelen, vaaz ile ilgili olan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Nasîhat.
b) İrşâd.
c) Ta’lîm.
d) Tezkîr.

11. Tekvînî irâde ile teşrîî irâde arasındaki ayrım aşağıdaki ifâdelerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
a) Teşrîî irâde tekvînî irâdeden daha kapsamlıdır.
b) Teşrîî irâde sadece hayra yönelik olarak gerçekleşir.
c) Tekvînî irâde sadece şerre yönelik gerçekleşir.
d) Allah şerri irâde edip yaratmaz.

12. İman, İslâm ve itaat kavaramlarının anlamları sırasıyla aşağıdakilerden hangisinde doğru sıralanmıştır?
a) Boyun eğme – Teslim olma – Gönülden bağlanma.
b) Gönülden bağlanma – Teslim olma – Boyun eğme.
c) Teslim olma – Gönülden bağlanma – Boyun eğme.
d) Gönülden bağlanma – Boyun eğme – Teslim olma.

13. “Akıl ve naklin ifâde ettiği gerçeği yansıtan, içinde yalan bulunmayan bilgi ve haber, hangi Kur’ân kavramı ile ifâde edilir?
a) Ayne’l-yakîn.
b) Hakka’l-yakîn.
c) İlme’l-yakîn.
d) Kitâbü’n-ma’lûm.

14. Amelin imandan bir cüz olduğunu söyleyen iki mezhep hangisidir?
a) Mu’tezile – Cebriyye.
b) Mu’tezile – Eş’ariyye.
c) Mu’tezile – Mâtürîdiyye.
d) Mu’tezile – Hâriciyye.

15. Kâinatta birden fazla yaratıcı olması durumunda nizamın bozulacağı esasına dayanan delil aşağıdakilerden hangisidir?
a) Aklî delil.
b) Burhân-ı limni.
c) Burhân-ı inni.
d) Burhân-ı temânu’.

16. Her şeyin Allah’ın ilmi ve irâdesi dâhilinde cereyan ettiğini, insanın çizilmiş bir kaderinin olduğunu, irâde hürriyeti ve seçme imkânı gibi fiil gücü bulunmadığını kabul eden düşünce ekolü aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hâricîlik.
b) Şia.
c) Cebriyye.
d) Kaderiye.

17. Çile çekerek ve nefse karşı savaşarak, mücâhede ve riyâzet yoluyla hakka ve kurtuluşa ulaşmayı amaçlayan tarîkat çeşidine ne ad verilir?
a) Tarîk-i ebrâr.
b) Tarîk-i şuttâr.
c) Tarîk-i ahyâr.
d) Tarîk-i settâr.

18. Metod yönünden Aristo’yu takip eden, mantık ve matematiğe dayanan, Gazâlî’nin temsilciliğini yaptığı akım aşağıdakilerden hangisidir?
a) Bâtınîlik.
b) Meşşâîlik.
c) Hâricîlik.
d) Eşarîlik.

19. Meşşâîlik ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
a) Mantık ve matematiğe dayanır.
b) En büyük temsilcisi Gazâlî’dir.
c) Metod yönünden Aristo takip edilmiştir.
d) Meşşâîlikte ahlâkî meselelerle ilgili olarak Yunus Emre ün yapmıştır.

20. Aşağıdakilerden hangisi Eş’arî bilginlerinden değildir?
a) Gazzâlî.
b) Fahreddîn er-Râzî.
c) Kâdı Beydâvî.
d) Şevkânî.

21. El-menzile beyne’l-menzileteyn görüşü hangi mezhebe aittir.
a) Hâriciye.
b) Cebriyye.
c) Mu’tezile.
d) Mâtürîdiyye.

22. Aşağıdakilerden hangisi Ehl-i sünnet mezheplerinden biri değildir?
a) Mâtürîdiye.
b) Eş’ariyye.
c) Zeydiyye.
d) Selefiyye.

23. Büyük günah işleyen kişinin ne mü’min ne de kâfir olduğunu, ancak ikisinin arasında bir yerde olduğunu iddia eden, tevhîd, adâlet, Va’d ve Vaîd, el-Menziletü Beyne’l-Menzileteyn, Emri bil ma’rûf ve’n-nehyi anil münker, gibi esasları benimseyen ehli bid’at mezhebi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Şiâ.
b) Mutezile.
c) Cebriyye.
d) Selefiyye.

24. Hasan Basrî’nin ders halkasından bir görüş farklılığı sebebiyle ayrılan Vasıl b. Atâ tarafından kurulan mezhep hangisidir?
a) Şiâ.
b) Havâric.
c) Zeydiyye.
d) Mu’tezile.

25. “İyi ve kötü akıl ile bilinemez” diyen İslâm âlimi aşağıdakilerden hangisidir?
a) İmam Mâtürîdî.
b) İmam Hanbelî.
c) Ebû Hanife.
d) Eş’arî.

26. Hangi mezhep Abbâsîler’de devletin resmi mezhebi olarak kabul edilmiştir?
a) Şiâ.
b) Matürîdîlik.
c) Mu’tezile.
d) Vehhâbîlik.

27. “Kendilerine din tebliğ edilmemiş insanlar akılları ile Allah’ın varlığını ve birliğini bulmakla yükümlüdür” diyen mezhep hangisidir?
a) Eş’arîlik.
b) Hanbelîlik.
c) Hanefîlik.
d) Mâtürîdîlik.

28. Kur’ân’ın mahlûk olup olmadığı, aşağıdaki tartışma konularından hangisinin sonucudur?
a) Tevhîd.
b) Kıraatın insan sesi olması.
c) Allah’ın sıfatlarının mahiyeti.
d) Hz. Îsâ’nın Allah’ın kelimesi olması.

29. “Bir kimsenin kalbi imanla dolu olması durumunda, zorlama sonucu, dili ile ifâde edeceği imana aykırı sözler hiç bir değer taşımaz.” ifâdesi aşağıdaki ekollerden hangisinin düşüncesini yansıtmaktadır?
a) Mâtürîdiyye ekolü.
b) Eş’ariyye ekolü.
c) Cebriyye ekolü.
d) Mûtezile ekolü.

30. “İnsan fiilleri konusunda, insanda fiili yapma hürriyetinin varlığını kabul eder. Ancak insan seçim, irâde ve kudret sahibi olmasına rağmen, yaptığı işlerde tam bir hürriyete sahip değildir. Çünkü bir işi yapmaya yönelik insan irâdesi, Allah tarafından yaratılmıştır.” Bu görüşleri benimseyen düşünce ekolü aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mâtürîdiyye ekolü.
b) Eş’ariyye ekolü.
c) Mûtezile ekolü.
d) Mürcie ekolü.

31. İnanç konularındaki âyet ve hadisleri olduğu gibi kabul eden ve yorumuna karşı çıkan düşünce akımı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Ehl-i Hâl.
b) Mürcie.
c) Selefiyye.
d) Ehl-i Sünnet.

32. Hangisi, Eş’ariyye ile Mâtürîdiyye arasındaki görüş ayrılıklarından biri değildir?
a) İrâde-i cüz’iyye.
b) Allah’ın akılla bilinmesi.
c) Hüsün ve kubuhun akılla bilinmesi.
d) Allah’ın ahirette görülmesi.

33. Abbâsîler döneminde Hanefî mezhebinin devletin başlıca mezhebi olmasında etkisi olan ve kâdı’l-kudât lakabıyla bilinen ünlü müctehîd kimdir?
a) Züfer.
b) Ebû Yûsuf.
c) İmam Muhammed.
d) Ebû Hanîfe.

34. Aşağıdaki şıklarda yer alan kavramlardan hangileri arasında zıtlık ilişkisi vardır?
a) İman –İtikat.
b) Habîs-Necîs.
c) İsrâf-Tebzîr.
d) Sıhhat –Butlân.

35. Hüsün ve kubuh ne demektir?
a) İbâdetler.
b) İyilikler.
c) Kötülükler.
d) İyi ve hayırlı olanlarla, kötü ve şerli olanlar.

36. Kur’ân-ı Kerîm’de de geçen, Mugayyebât-ı hamse ne demektir?
a) Allah’ın beş nimeti.
b) Beş bilinmeyen şey.
c) İlâhî beş emir.
d) Gayba inanmak.

37. “Allah’ın eli” (yedu’llâh) ifâdesi Mâtürîdî ve Eş’arî âlimlere göre hangi anlama gelir?
a) Allah’ın mükâfâtı.
b) Allah’ın cömertliği.
c) Allah’ın ikrâmı.
d) Allah’ın kudreti.

38. Peygamberlerden sâdır olan küçük hata ve sürçmelere ne ad verilir?
a) Sağîre.
b) Zelle.
c) Kebîre.
d) Suğayre.

39. Aşağıdaki ifadelerden hangisi “söyleyen kimsenin inkârına delâlet eden sözler” anlamındadır?
a) Elfâz-ı küfür.
b) Ahkâm-ı küfür.
c) Ahlâk-ı kâfir.
d) Redd-i elfâz.

40. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğrudur?
a) Irak merkezli oluşan fıkıh ekolüne ‘ehl-i rey’ denir.
b) Şirk, küfürden daha kapsamlı bir kavramdır.
c) Şeytan cinlerden değildir.
d) İcmânın edille-i şer’iyyeden bir delil olduğu konusunda müctehidler icmâ etmemişlerdir.

41. Usûl-u hamse ne demektir?
a) Mu’tezilenin esas görüşleri.
b) Ehl-i sünnetin esas görüşleri.
c) Kelâm usûlü.
d) Ehl-i bid’at.

42. Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teâlâ’nın ezelî olduğu, başlangıcının olmadığı anlamına gelmektedir?
a) Muhâlefetün li’l-havâdîs.
b) Kıdem.
c) Kıyâm bi-nefsihî.
d) Bekâ.

43. Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah’ın zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olması, eşi, benzeri ve ortağının bulunmaması anlamındadır?
a) Kıdem.
b) Bekâ.
c) Vahdâniyyet.
d) Kıyâm bi-nefsihî.

44. İmamın(halîfenin) ancak Ehlibeyt’ten birinin olabileceğini iddia eden, Hz. Ali’nin âyet ve hadislerle halîfe tayin edildiğini, imamların mâsûm (günahsız) olduğunu savunan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
a) Cebriyye.
b) Şiâ.
c) Hâricîlik.
d) Eş’ariye.

45. Şiâ mezhebinin kolları arasında hangisi yer almaz?
a) Gâliye.
b) Zeydiyye.
c) İsmâiliyye.
d) İbâdiyye.

46. Özellikle kader konusundaki uç görüşleriyle dikkat çeken, insanın hiç bir irâdesinin olmadığını, insanın rüzgârın önünde savrulan bir yaprak misâli, kaderinde ne yazıyorsa onları yapmak zorunda olduğunu ileri süren mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
a) Selefiyye.
b) Cebriyye.
c) Mûtezile.
d) Şiâ.

47. Hz. Ali’yi; “Ali’den başka ilah olmadığına şehâdet ederim..” diyerek Tanrı kabul eden, namazı; “Ali’yi, Muhammed’i ve Selmân’ı yüceltiriz.” demekten ibâret sayan ve dinin bir çok emrini keyfî olarak değiştiren, günümüzde Sûriye’nin de yönetimini elinde tutan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
a) Zeydiyye.
b) İsmâiliyye.
c) Nusayrîlik.
d) İmâmiyye.

48. Günümüzde varlığını sürdüren ve görüşleriyle ehl-i sünnete en yakın olan tek Hâricî kolu aşağıdakilerden hangisidir?
a) İbâdiyye.
b) Keysâniyye.
c) Ezarika.
d) Zeydiyye.

49. Aşağıdakilerden hangisi bid’at mezheplerden biri değildir?
a) Zeydiyye.
b) Selefiyye.
c) Mürcie.
d) Mûtezile.

50. Yerine getirilişleri açısından dînî hükümleri üç gruba ayırsak, aşağıdakilerden hangisi bu grubun dışında kalır?
a) Îtikâdî hükümler.
b) Amelî hükümler.
c) İlmî hükümler.
d) Ahlâkî hükümler.

51. Ezelde takdir edilmiş kader anlayışını, insanın irâde hürriyetini ortadan kaldırdığı iddiâsına dayanarak reddeden ve kulların kaderlerini kendilerin yazdığını savunan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
a) Kaderiyye.
b) Şiâ.
c) Selefiyye.
d) Cebriyye.

52. İlk tasavvufî kurum hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a) Irak’ta Âsitâne adıyla kuruldu.
b) Sûriye-Şam’da Dergâh adıyla kuruldu.
c) Adıyaman-Menzil’de Tekke adıyla kuruldu.
d) Suriye-Remle’de Hankâh adıyla kuruldu.

53. Hangisi tasavvufî düşüncenin temel ilkelerinden değildir?
a) Doğruluk.
b) Tevbe.
c) Zenginlik.
d) Cömertlik.

DİNLER TARİHİ KONUSUNDA TEST

1. Yahûdîlerde haftalık ibâdet gününe ne ad verilir?
a) Şabat.
b) Sukkot.
c) Yom Kippur.
d) Şavuot.

2. Dünyanın her yerindeki Mûsevîlerin kutladıkları, en önemli yılbaşı bayramı hangisidir?
a) Sittur.
b) Roşaşana.
c) Yom Kippur.
d) Şavuot.

3. Mûsevîlerde, Roşaşana sonrasındaki on gün boyunca, o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışların gözden geçirildiği, insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenip helalleşildiği, keffâret günü anlamına gelen oruç gününe ne ad verilir?
a) Sittur.
b) Roşaşana.
c) Yom Kippur.
d) Simha Tora.

4. Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahûdîlere verilişini (emirin alınışı) kutlama bayramı hangisidir?
a) Sukkot.
b) Roşaşana.
c) Yom Kippur.
d) Şavuot.

5. Yahûdîlerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bayramın adı nedir?
a) Sukkot (Çardaklar).
b) Roşaşana.
c) Hanuka.
d) Fısıh.

6. Tevrat’ta yılda üç defa hac ibâdeti emredilmektedir. Hangisi, Yahûdîlikteki hac zamanlarındandır?
a) Sukkot.
b) Şavuot.
c) Fısıh.
d) Hepsi.

7. Aşağıdakilerden hangisi Yahûdî mezheplerinden birisi değildir?
a) Karailik.
b) İshakiyeler.
c) Protestanlık.
d) Ferisiler.

8. Aşağıdakilerden hangisi Yahûdîlikte ibâdette kullanılan dînî objelerden değildir?
a) Siddur-Kipa.
b) Tefilin-Tallit.
c) Şofar.
d) Fısıh

9. Hz. Îsâ dönemindeki Ferisilikle başlayan, günümüzde klasik Yahûdîlik anlayışını aynen devam ettiren Yahûdîlik mezhebi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Ortodoks.
b) Hasidilik.
c) Reformist Yahûdîlik.
d) Samiriler.

10. Aşağıdakilerden hangisi Hristiyan inanç esaslarından biri değildir?
a) Teslis inancı.
b) Tanrının Îsâ şeklinde zuhur etmesi.
c) Tanrının, bütün insanların günahlarına keffâret olmak üzere onların affı için insan kılığına girip ızdırap çekerek ölmesi.
d) Hanuka.

11. Aşağıdakilerden hangisi Hristiyan sakramentlerinden (gizemlerinden) biri değildir?
a) Günah itirafı – Evharist.
b) Tefilin-Tallit.
c) Hastayı son yağlama – Rahip Takdisi.
d) Vaftiz –Konfirmasyon.

12. Hangisi, Hristiyanların kutladıkları önemli dînî festivallerden biri değildir?
a) Kristmas /Noel.
b) Easter /Paskalya.
c) Pentakost /Beyaz Pazar.
d) Matsa /Mayasız Ekmek.

13. Aşağıdakilerden hangisi Hristanlığın öncü reformcularından biri değildir?
a) Moses Mendelssohn.
b) Martin Luther.
c) Ulrich Zwingli.
d) John Calvin.

14. Aşağıdakilerden hangisi Yahûdîliğin öncü reformcularından biri değildir?
a) Moses Mendelssohn.
b) Abraham Geiger.
c) Ludwig Philipson.
d) John Calvin.

15. Ermeni Kilisesi hiyerarşisinde bulunan makamlardan, gerekli eğitimi almış, evlenmemiş papazlara verilen rütbe nedir?
a) Başpapaz.
b) Vertabetlik.
c) Katolikos.
d) Piskopos.

16. Aşağıdakilerden hangisi batıda yaygın olan Protestanlık çerçevesindeki mezheplerdendir?
a) Evanjelizm – Anglikan.
b) Baptistler – Adventistler.
c) Presbiteryenler – Pentekostalistler.
d) Hepsi.

17. Aşağıdakilerden hangisi Hristiyanlığın temel akımları arasında yer almaz?
a) Katolik.
b) Ortodoks.
c) Protestan.
d) Karailik.

18. Aşağıdakilerden hangisi Budizmin temel inançları arasında sayılamaz?
a) Aşrama-Dıharma.
b) Sekiz dilimli yol.
c) Karma öğretisi.
d) Nirvana.

19. Aşağıdakilerden hangisi batıda ortaya çıkan yeni dînî akımlardan biri değildir?
a) Yahova şahitleri.
b) Mormonlar ve Mounculuk.
c) Hümanizm ve Postmodernizm.
d) Taoizm ve Konfüçyanizm.

20. Aşağıdakilerden hangisi İslâm dünyasında ortaya çıkan dînî akımlardan değildir?
a) Hasidilik.
b) Babailik.
c) Bahailik.
d) Kadiyanilik.

21. Reform sürecinde Protestan akımlara kapılmayarak Roma’daki Papaya bağlılığını sürdüren Hristiyan grup hangisidir?
a) Ortodoks.
b) Protestan.
c) Doğu Kilisesi.
d) Katolik.

22. Aşağıdakilerden hangisi Hz. Îsâ dönemi Yahûdîliğinin üç önemli mezhebinden biri değildir?
a) Sadukîlik.
b) Ferisîlik.
c) Karailik.
d) Essenîlik.

23. Hinduizm ve İslâm’dan etkilenerek Hindistan’da ortaya çıkan dînî inanç aşağıdakilerden hangisidir?
a) Şintoizm.
b) Sihizm.
c) Konfüçyanizm.
d) Taoizm.

24. Aşağıdakilerden hangisi Yahûdîlik kutsal metinlerinden Tanah’ın bölümleri arasında sayılamaz?
a) Tora.
b) Nevim.
c) Ketuvim.
d) Talet.

25. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) ile ilgili müjde içeren İncil aşağıdakilerden hangisidir?
a) Matta.
b) Markos.
c) Yuhanna.
d) Barnaba.

26. Ruhun öldükten sonra başka bir bedene geçmesi anlamına gelen, Hinduizm kaynaklı inanışa ne ad verilir?
a) Kast sistemi.
b) Tenâsüh.
c) Tenâsüp.
d) Bahagavat.

27. İneğin ve Ganj nehrinin kutsal kabul edildiği ilâhî olmayan din hangisidir?
a) Budizm.
b) Hinduizm.
c) Şintoizm.
d) Taoizm.

28. Aşağıdaki dinlerden hangisinde din adamları insanları “dinden çıkarma veya günahlarını affetme” gibi bâtıl inançlar yetkisine sahiptir?
a) İslâmiyet
b) Hrıstiyanlık
c) Hinduizm
d) Yahûdîlik

29. Hac yortusu, Noel, Katedral gibi kavramlar hangi dine aittir?
a) Hrıstiyanlık.
b) İslâmiyet.
c) Mûsevîlik.
d) Budizm.

30. Hristiyanlıktaki kilisenin karşılığı Mûsevîlikte nedir?
a) Patrikhane.
b) Katedral.
c) Haham.
d) Havra (Sinagog).

31. Haham, Sinagog, Ağlama duvarı gibi kavramlar hangi dine aittir?
a) Hristiyanlık.
b) İslâmiyet.
c) Mûsevîlik.
d) Budizm.

32. Mensupları tarafından millî bir din haline getirilen, vahiy kaynaklı din aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hristiyanlık.
b) Mûsevîlik.
c) İslâm Dini.
d) Hinduizim.

33. Hangi dinde insanlar günahkâr olarak doğarlar?
a) Budizm.
b) İslâm.
c) Îsevîlik.
d) Mûsevîlik.

34. Üç büyük ilâhî din tarafından kutsal kabul edilen şehir aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mekke.
b) Medine.
c) Kudüs.
d) İstanbul.

HADİS KONUSUNDA TEST

1. Hz. Peygamber adına uydurulmuş sözlere ne denir?
a) Mevzû hadis.
b) Müdrec hadis.
c) Münker hadis.
d) Metrûk hadis

2. Aşağıdakilerden hangisi hadis uydurmanın sebeplerinden biri değildir?
a) Allah’ın rızasını kazanma amacı.
b) Bazı kimselerin İslâm dinine zarar verme isteği.
c) Siyasi çekişmeler neticesinde kendi gurubunu haklı gösterme ihtiyacı.
d) İnsanları dinin buyruklarını yerine getirmeye teşvik ederek onların daha dindar olmalarını sağlama gayreti.

3. Aşağıdakilerden hangisi hadîsin fonksiyonlarından değildir?
a) Te’kîd.
b) Tefsîr.
c) Tenkîd.
d) Teşrî’.

4. Sahîh ve hasen hadîsin şartlarından birini veya birkaçını taşımamakla birlikte, uydurma (mevzû) olduğu da söylenemeyen hadislere genel olarak ne ad verilir?
a) Zayıf Hadis.
b) Maktû’ Hadis.
c) Metrûk Hadis.
d) Mürsel Hadis.

5. Aşağıdakilerden hangisi, râvî zincirinin kendisinde son bulduğu kısmı ifade eden ve hadisin aslını oluşturan bölümün adıdır?
a) İsnâd.
b) Metin.
c) Tabaka.
d) Tarîk.

6. Aşağıdakilerden hangisi; mânâsı Allah’a, lafzı Peygambere ait olan hadis çeşididir?
a) Maktû’ hadis.
b) Mevkûf hadis.
c) Metrûk hadis.
d) Kutsî hadis.

7. Aşağıdaki hadis terimlerinden hangisi, söz, fiil veya takrîrin doğrudan Peygambere dayandırıldığı, kaynağı Peygamber olan hadis çeşidini ifade eder?
a) Maktû’ hadis.
b) Mevkûf hadis.
c) Merfû’ hadis.
d) Mevzû’ hadis.

8. Aşağıdaki hadis terimlerinden hangisi, söz, fiil veya takrîrin sahabeye dayandırıldığı, kaynağı sahabe tabakası olan hadis çeşidini ifade eder?
a) Mevkûf hadis.
b) Maktu’ hadis.
c) Merfû’ hadis.
d) Metrûk hadis.

9. Aşağıdakilerden hangisi kaynağına göre hadis çeşitlerinden birisi değildir?
a) Hasen hadis.
b) Mevkûf hadis.
c) Maktû’ hadis.
d) Merfû’ hadis.

10. Aşağıdakilerden hangisi senetteki kopukluktan kaynaklanan zayıf hadis çeşitlerinden birisi değildir?
a) Müdelles hadis.
b) Kutsî hadis.
c) Muallak hadis.
d) Mu’dâl hadis.

11. Sıhhat açısından sahih hadis ile zayıf hadis arasında yer almasına karşın sahîhe daha yakın olan hadise ne denir?
a) Şâzz hadis.
b) Hasen hadis.
c) Garîp hadis.
d) Muallel (illetli) hadis.

12. Aşağıdakilerden hangisi râvîye yapılan ithamdan dolayı ortaya çıkan zayıf hadis çeşitlerinden biri değildir?
a) Mürsel hadis.
b) Metrûk hadis.
c) Muallel hadis.
d) Mevzû’ hadis.

13. Rasûlüllaha ait olduğunda usûl bakımından herhangi bir tereddüt bulunmayan, sıhhatine hükmedilmiş olan hadis çeşidi hangisidir?
a) Hasen hadis.
b) Sahîh hadis.
c) Zayıf hadis.
d) Mevzû’ hadis.

14. Kelimesi hareke değişikliğine uğramış hadise ne denir?
a) Munkatı’ hadis.
b) Garîb hadis.
c) Muallel (illetli) hadis.
d) Muharref hadis.

15. Hadis terimi olarak, senedin herhangi bir yerinde bir tek râvîsi olan Âhad hadis çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Meşhûr hadis.
b) Azîz hadis.
c) Garîb hadis.
d) Mütevâtir hadis.

16. Aşağıdakilerden hangisi Âhad hadis çeşitlerinden birisi değildir?
a) Meşhûr hadis.
b) Mütevâtir hadis.
c) Garîb hadis.
d) Azîz hadis.

17. Tabiîn râvînin, sahâbî râvîyi atlayarak doğrudan Hz. Peygambere dayandırdığı zayıf hadis çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mürsel hadis.
b) Muallâk hadis.
c) Hasen hadis.
d) Mütevâtir hadis.

18. Bir çok kişi tarafından rivâyet edilen, delil alınan ve herkes tarafından bilinen halk arasında şöhret bulan Âhad hadis çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Garîb hadis.
b) Azîz hadis.
c) Meşhûr hadis.
d) Mütevâtir hadis.

19. Daha önce dağınık olan hadislerin, toplanarak kitap haline getirilmesine ne denir?
a) Tedvîn.
b) Sünen.
c) Müsned.
d) Tasnîf.

20. Hadisleri topladıktan sonra sınıflara ayırmak ve guruplamak anlamına gelen hadis terimi hangisidir?
a) Tedvîn.
b) Bâb.
c) Taktî’.
d) Tasnîf.

21. Aşağıdakilerden hangisi, kendisinden hadis rivâyet edilen râvînin hadis aldığı hocasını ifâde eden hadis terimidir?
a) Şeyh.
b) Mervî.
c) Hüccet.
d) Mecrûh.

22. Hadis tasnifi faaliyetlerinin çok yoğun bir şekilde yapıldığı ve hadis kaynaklarının son şeklini aldığı dönem aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?
a) Hz. Peygamber dönemi.
b) Sahâbe dönemi.
c) Tabiûn dönemi.
d) Osmanlılar dönemi.

23. Aşağıdaki hadis terimlerinden hangisi, ana senedin tâlî (ikinci) bir kolunu, dağılışını veya ana senedin bir râvîden sonraki dağılışını, kollara ayrılışını ifade eder?
a) Metin.
b) Tarîk.
c) Şeyh.
d) Mervî.

24. Aşağıdakilerden hangisi, diğer konularda yalan söyleyen bir râvînin hadis rivâyetinde de yalan söyleyebileceği düşünülerek, râvînin yalanla itham edilmesini ifade eder?
a) Kizbu’r-râvî.
b) Fısku’r-râvî.
c) İttihamu’r-râvî bi’l- kizb.
d) Bid’atü’r-râvî.

25. Kütüb-ü sitte hangi şıkta doğru sıralanmıştır?
a) Ahmed-Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd-Tirmizî-İbn Mâce.
b) Ahmed-Buhârî- Dârimî- Müslim- Ebû Dâvûd- Beyhakî.
c) Ebû Dâvûd-Tirmizî-Nesaî-İbn Hibbân-Darakutnî.
d) Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd-Tirmizî-İbn Mâce- Nesaî.

26. Aşağıdakilerden hangisi Ale’r-ricâl (şahıs merkezli) tasnîf edilen kitaplardandır?
a) Müsned.
b) Musannef.
c) Câmî’ler.
d) Sünenler.

27. Hz. Peygamber’in kişiyi herhangi bir şeye teşvik etmek veya sakındırmak için söylediği hadislere ne denir?
a) Fiten hadisler.
b) Darb-ı meseller.
c) Tergîb ve terhîb hadisleri.
d) Ahkâm hadisleri.

28. Aşağıdakilerden hangisinde, üzerinde en fazla şerh faaliyeti yapılan ve İslâm dünyasında en fazla ilgi gören hadis eseri ve yazarı birlikte verilmiştir?
a) es-Sünen: Tirmizî
b) el-Câmiu’s-Sahîh: Müslim
c) el-Câmiu’s-Sahîh: Buhârî
d) el-Câmiu’s-Sahîh: Ebû Dâvûd

29. Kütüb-i Sitte olarak bilinen altı hadis kitabı ve müellifleri aşağıda eşleştirilmiştir. Hangisi yanlıştır?
a) es-Sünen: Ahmet b. Hanbel.
b) el-Câmiu’s-Sahîh: Müslim.
c) es-Sünen: Ebû Dâvûd.
d) es- Sünen: İbn Mâce.

30. Müsned türünde yazılmış en meşhur hadis eseri kime aittir?
a) Mâlik b. Enes.
b) Ahmed b. Hanbel.
c) İbn Şihâb.
d) Ebû Dâvûd et-Tayâlisî.

MEZHEPLER TARİHİ

1. İslâmî kaynaklarda vahye dayanan dinler için genellikle hangi terim kullanılır?

a) Nihal.

b) Milel.

c) Mezâhib.

d) Enva’.

2. Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağanüstü olay aşağıdakilerden hangisidir?

a) İrhâs.

b) Meûnet.

c) İstidrâc.

d) İhânet.

3. İslâmî kaynaklarda bâtıl dinler için genellikle hangi terim kullanılır?

a) Nihal.

b) Milel.

c) Mezâhib.

d) Butlân.

4. Kıyâmet günü yeniden diriltildikten sonra bir araya toplanma anlamına gelen terim aşağıdakilerden hangisidir?

a) Haşr.

b) Mîzân.

c) Berzâh.

d) Ba’s.

5. İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmaya ne ad verilir?

a) Taklîdî îmân.

b) İcmâlî îmân.

c) Tahkîkî îmân.

d) Tafsîlî îmân.

6. Allah’ın eli, yüzü, gözü ve görmesi gibi sıfatlar için aşağıdaki kavramlardan hangisi kullanılır?

a) Sübûtî sıfatlar.

b) Haberî sıfatlar.

c) Selbî sıfatlar.

d) Tekvînî sıfatlar.

7. Allah’ın, sadece hayra ve iyiliğe yönelik olarak gerçekleşen irâdesi hangi tür irâdedir?

a) Tekvînî irâde.

b) Teşrîî irâde.

c) Meşîî irâde.

d) Yaratma ile ilgili irâde.

8. İnsanın öldükten sonra başka bir bedenle dünyaya tekrar gelmesi inancına ne denir?

a) Reenkarnasyon.

b) Düalizm.

c) Ahura Mazda.

d) Teslîs.

9. İslâm’da fiilî ibâdet hükümleri dışında kalan, insanların birbiriyle, toplumla yahut da toplumların birbiriyle olan hukûkî, idârî, mâlî, iktisâdî ve beşerî münâsebetlerini düzenleyen hükümlerine fıkıh ilminde ne ad verilir?

a) Ukubât

b) Muâmelât

c) Va’d ve Vaîd

d) Ferâiz

10. Doğruyu ve yanlışı hatırlatma anlamına gelen, vaaz ile ilgili olan kavram aşağıdakilerden hangisidir?

a) Nasîhat.

b) İrşâd.

c) Ta’lîm.

d) Tezkîr.

11. Tekvînî irâde ile teşrîî irâde arasındaki ayrım aşağıdaki ifâdelerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

a) Teşrîî irâde tekvînî irâdeden daha kapsamlıdır.

b) Teşrîî irâde sadece hayra yönelik olarak gerçekleşir.

c) Tekvînî irâde sadece şerre yönelik gerçekleşir.

d) Allah şerri irâde edip yaratmaz.

12. İman, İslâm ve itaat kavaramlarının anlamları sırasıyla aşağıdakilerden hangisinde doğru sıralanmıştır?

a) Boyun eğme – Teslim olma – Gönülden bağlanma.

b) Gönülden bağlanma – Teslim olma – Boyun eğme.

c) Teslim olma – Gönülden bağlanma – Boyun eğme.

d) Gönülden bağlanma – Boyun eğme – Teslim olma.

13. “Akıl ve naklin ifâde ettiği gerçeği yansıtan, içinde yalan bulunmayan bilgi ve haber, hangi Kur’ân kavramı ile ifâde edilir?

a) Ayne’l-yakîn.

b) Hakka’l-yakîn.

c) İlme’l-yakîn.

d) Kitâbü’n-ma’lûm.

14. Amelin imandan bir cüz olduğunu söyleyen iki mezhep hangisidir?

a) Mu’tezile – Cebriyye.

b) Mu’tezile – Eş’ariyye.

c) Mu’tezile – Mâtürîdiyye.

d) Mu’tezile – Hâriciyye.

15. Kâinatta birden fazla yaratıcı olması durumunda nizamın bozulacağı esasına dayanan delil aşağıdakilerden hangisidir?

a) Aklî delil.

b) Burhân-ı limni.

c) Burhân-ı inni.

d) Burhân-ı temânu’.

16. Her şeyin Allah’ın ilmi ve irâdesi dâhilinde cereyan ettiğini, insanın çizilmiş bir kaderinin olduğunu, irâde hürriyeti ve seçme imkânı gibi fiil gücü bulunmadığını kabul eden düşünce ekolü aşağıdakilerden hangisidir?

a) Hâricîlik.

b) Şia.

c) Cebriyye.

d) Kaderiye.

17. Çile çekerek ve nefse karşı savaşarak, mücâhede ve riyâzet yoluyla hakka ve kurtuluşa ulaşmayı amaçlayan tarîkat çeşidine ne ad verilir?

a) Tarîk-i ebrâr.

b) Tarîk-i şuttâr.

c) Tarîk-i ahyâr.

d) Tarîk-i settâr.

18. Metod yönünden Aristo’yu takip eden, mantık ve matematiğe dayanan, Gazâlî’nin temsilciliğini yaptığı akım aşağıdakilerden hangisidir?

a) Bâtınîlik.

b) Meşşâîlik.

c) Hâricîlik.

d) Eşarîlik.

19. Meşşâîlik ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

a) Mantık ve matematiğe dayanır.

b) En büyük temsilcisi Gazâlî’dir.

c) Metod yönünden Aristo takip edilmiştir.

d) Meşşâîlikte ahlâkî meselelerle ilgili olarak Yunus Emre ün yapmıştır.

20. Aşağıdakilerden hangisi Eş’arî bilginlerinden değildir?

a) Gazzâlî.

b) Fahreddîn er-Râzî.

c) Kâdı Beydâvî.

d) Şevkânî.

21. El-menzile beyne’l-menzileteyn görüşü hangi mezhebe aittir.

a) Hâriciye.

b) Cebriyye.

c) Mu’tezile.

d) Mâtürîdiyye.

22. Aşağıdakilerden hangisi Ehl-i sünnet mezheplerinden biri değildir?

a) Mâtürîdiye.

b) Eş’ariyye.

c) Zeydiyye.

d) Selefiyye.

23. Büyük günah işleyen kişinin ne mü’min ne de kâfir olduğunu, ancak ikisinin arasında bir yerde olduğunu iddia eden, tevhîd, adâlet, Va’d ve Vaîd, el-Menziletü Beyne’l-Menzileteyn, Emri bil ma’rûf ve’n-nehyi anil münker, gibi esasları benimseyen ehli bid’at mezhebi aşağıdakilerden hangisidir?

a) Şiâ.

b) Mutezile.

c) Cebriyye.

d) Selefiyye.

24. Hasan Basrî’nin ders halkasından bir görüş farklılığı sebebiyle ayrılan Vasıl b. Atâ tarafından kurulan mezhep hangisidir?

a) Şiâ.

b) Havâric.

c) Zeydiyye.

d) Mu’tezile.

25. “İyi ve kötü akıl ile bilinemez” diyen İslâm âlimi aşağıdakilerden hangisidir?

a) İmam Mâtürîdî.

b) İmam Hanbelî.

c) Ebû Hanife.

d) Eş’arî.

26. Hangi mezhep Abbâsîler’de devletin resmi mezhebi olarak kabul edilmiştir?

a) Şiâ.

b) Matürîdîlik.

c) Mu’tezile.

d) Vehhâbîlik.

27. “Kendilerine din tebliğ edilmemiş insanlar akılları ile Allah’ın varlığını ve birliğini bulmakla yükümlüdür” diyen mezhep hangisidir?

a) Eş’arîlik.

b) Hanbelîlik.

c) Hanefîlik.

d) Mâtürîdîlik.

 

28. Kur’ân’ın mahlûk olup olmadığı, aşağıdaki tartışma konularından hangisinin sonucudur?

a) Tevhîd.

b) Kıraatın insan sesi olması.

c) Allah’ın sıfatlarının mahiyeti.

d) Hz. Îsâ’nın Allah’ın kelimesi olması.

 

29. “Bir kimsenin kalbi imanla dolu olması durumunda, zorlama sonucu, dili ile ifâde edeceği imana aykırı sözler hiç bir değer taşımaz.” ifâdesi aşağıdaki ekollerden hangisinin düşüncesini yansıtmaktadır?

a) Mâtürîdiyye ekolü.

b) Eş’ariyye ekolü.

c) Cebriyye ekolü.

d) Mûtezile ekolü.

 

30. “İnsan fiilleri konusunda, insanda fiili yapma hürriyetinin varlığını kabul eder. Ancak insan seçim, irâde ve kudret sahibi olmasına rağmen, yaptığı işlerde tam bir hürriyete sahip değildir. Çünkü bir işi yapmaya yönelik insan irâdesi, Allah tarafından yaratılmıştır.” Bu görüşleri benimseyen düşünce ekolü aşağıdakilerden hangisidir?

a) Mâtürîdiyye ekolü.

b) Eş’ariyye ekolü.

c) Mûtezile ekolü.

d) Mürcie ekolü.

 

31. İnanç konularındaki âyet ve hadisleri olduğu gibi kabul eden ve yorumuna karşı çıkan düşünce akımı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Ehl-i Hâl.

b) Mürcie.

c) Selefiyye.

d) Ehl-i Sünnet.

 

32. Hangisi, Eş’ariyye ile Mâtürîdiyye arasındaki görüş ayrılıklarından biri değildir?

a) İrâde-i cüz’iyye.

b) Allah’ın akılla bilinmesi.

c) Hüsün ve kubuhun akılla bilinmesi.

d) Allah’ın ahirette görülmesi.

 

33. Abbâsîler döneminde Hanefî mezhebinin devletin başlıca mezhebi olmasında etkisi olan ve kâdı’l-kudât lakabıyla bilinen ünlü müctehîd kimdir?

a) Züfer.

b) Ebû Yûsuf.

c) İmam Muhammed.

d) Ebû Hanîfe.

 

34. Aşağıdaki şıklarda yer alan kavramlardan hangileri arasında zıtlık ilişkisi vardır?

a) İman –İtikat.

b) Habîs-Necîs.

c) İsrâf-Tebzîr.

d) Sıhhat –Butlân.

 

35. Hüsün ve kubuh ne demektir?

a) İbâdetler.

b) İyilikler.

c) Kötülükler.

d) İyi ve hayırlı olanlarla, kötü ve şerli olanlar.

 

36. Kur’ân-ı Kerîm’de de geçen, Mugayyebât-ı hamse ne demektir?

a) Allah’ın beş nimeti.

b) Beş bilinmeyen şey.

c) İlâhî beş emir.

d) Gayba inanmak.

 

37. “Allah’ın eli” (yedu’llâh) ifâdesi Mâtürîdî ve Eş’arî âlimlere göre hangi anlama gelir?

a) Allah’ın mükâfâtı.

b) Allah’ın cömertliği.

c) Allah’ın ikrâmı.

d) Allah’ın kudreti.

 

38. Peygamberlerden sâdır olan küçük hata ve sürçmelere ne ad verilir?

a) Sağîre.

b) Zelle.

c) Kebîre.

d) Suğayre.

 

39. Aşağıdaki ifadelerden hangisi “söyleyen kimsenin inkârına delâlet eden sözler” anlamındadır?

a) Elfâz-ı küfür.

b) Ahkâm-ı küfür.

c) Ahlâk-ı kâfir.

d) Redd-i elfâz.

 

40. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğrudur?

a) Irak merkezli oluşan fıkıh ekolüne ‘ehl-i rey’ denir.

b) Şirk, küfürden daha kapsamlı bir kavramdır.

c) Şeytan cinlerden değildir.

d) İcmânın edille-i şer’iyyeden bir delil olduğu konusunda müctehidler icmâ etmemişlerdir.

 

41. Usûl-u hamse ne demektir?

a) Mu’tezilenin esas görüşleri.

b) Ehl-i sünnetin esas görüşleri.

c) Kelâm usûlü.

d) Ehl-i bid’at.

 

42. Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teâlâ’nın ezelî olduğu, başlangıcının olmadığı anlamına gelmektedir?

a) Muhâlefetün li’l-havâdîs.

b) Kıdem.

c) Kıyâm bi-nefsihî.

d) Bekâ.

 

43. Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah’ın zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olması, eşi, benzeri ve ortağının bulunmaması anlamındadır?

a) Kıdem.

b) Bekâ.

c) Vahdâniyyet.

d) Kıyâm bi-nefsihî.

 

44. İmamın(halîfenin) ancak Ehlibeyt’ten birinin olabileceğini iddia eden, Hz. Ali’nin âyet ve hadislerle halîfe tayin edildiğini, imamların mâsûm (günahsız) olduğunu savunan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?

a) Cebriyye.

b) Şiâ.

c) Hâricîlik.

d) Eş’ariye.

 

45. Şiâ mezhebinin kolları arasında hangisi yer almaz?

a) Gâliye.

b) Zeydiyye.

c) İsmâiliyye.

d) İbâdiyye.

 

46. Özellikle kader konusundaki uç görüşleriyle dikkat çeken, insanın hiç bir irâdesinin olmadığını, insanın rüzgârın önünde savrulan bir yaprak misâli, kaderinde ne yazıyorsa onları yapmak zorunda olduğunu ileri süren mezhep aşağıdakilerden hangisidir?

a) Selefiyye.

b) Cebriyye.

c) Mûtezile.

d) Şiâ.

 

47. Hz. Ali’yi; “Ali’den başka ilah olmadığına şehâdet ederim..” diyerek Tanrı kabul eden, namazı; “Ali’yi, Muhammed’i ve Selmân’ı yüceltiriz.” demekten ibâret sayan ve dinin bir çok emrini keyfî olarak değiştiren, günümüzde Sûriye’nin de yönetimini elinde tutan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?

a) Zeydiyye.

b) İsmâiliyye.

c) Nusayrîlik.

d) İmâmiyye.

 

48. Günümüzde varlığını sürdüren ve görüşleriyle ehl-i sünnete en yakın olan tek Hâricî kolu aşağıdakilerden hangisidir?

a) İbâdiyye.

b) Keysâniyye.

c) Ezarika.

d) Zeydiyye.

 

49. Aşağıdakilerden hangisi bid’at mezheplerden biri değildir?

a) Zeydiyye.

b) Selefiyye.

c) Mürcie.

d) Mûtezile.

 

50. Yerine getirilişleri açısından dînî hükümleri üç gruba ayırsak, aşağıdakilerden hangisi bu grubun dışında kalır?

a) Îtikâdî hükümler.

b) Amelî hükümler.

c) İlmî hükümler.

d) Ahlâkî hükümler.

 

51. Ezelde takdir edilmiş kader anlayışını, insanın irâde hürriyetini ortadan kaldırdığı iddiâsına dayanarak reddeden ve kulların kaderlerini kendilerin yazdığını savunan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?

a) Kaderiyye.

b) Şiâ.

c) Selefiyye.

d) Cebriyye.

 

52. İlk tasavvufî kurum hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

a) Irak’ta Âsitâne adıyla kuruldu.

b) Sûriye-Şam’da Dergâh adıyla kuruldu.

c) Adıyaman-Menzil’de Tekke adıyla kuruldu.

d) Suriye-Remle’de Hankâh adıyla kuruldu.

 

53. Hangisi tasavvufî düşüncenin temel ilkelerinden değildir?

a) Doğruluk.

b) Tevbe.

c) Zenginlik.

d) Cömertlik.

DİNLER TARİHİ KONUSUNDA TEST

1. Yahûdîlerde haftalık ibâdet gününe ne ad verilir?

a) Şabat.

b) Sukkot.

c) Yom Kippur.

d) Şavuot.

 

2. Dünyanın her yerindeki Mûsevîlerin kutladıkları, en önemli yılbaşı bayramı hangisidir?

a) Sittur.

b) Roşaşana.

c) Yom Kippur.

d) Şavuot.

 

3. Mûsevîlerde, Roşaşana sonrasındaki on gün boyunca, o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışların gözden geçirildiği, insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenip helalleşildiği, keffâret günü anlamına gelen oruç gününe ne ad verilir?

a) Sittur.

b) Roşaşana.

c) Yom Kippur.

d) Simha Tora.

 

4. Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahûdîlere verilişini (emirin alınışı) kutlama bayramı hangisidir?

a) Sukkot.

b) Roşaşana.

c) Yom Kippur.

d) Şavuot.

 

5. Yahûdîlerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bayramın adı nedir?

a) Sukkot (Çardaklar).

b) Roşaşana.

c) Hanuka.

d) Fısıh.

 

6. Tevrat’ta yılda üç defa hac ibâdeti emredilmektedir. Hangisi, Yahûdîlikteki hac zamanlarındandır?

a) Sukkot.

b) Şavuot.

c) Fısıh.

d) Hepsi.

 

7. Aşağıdakilerden hangisi Yahûdî mezheplerinden birisi değildir?

a) Karailik.

b) İshakiyeler.

c) Protestanlık.

d) Ferisiler.

 

8. Aşağıdakilerden hangisi Yahûdîlikte ibâdette kullanılan dînî objelerden değildir?

a) Siddur-Kipa.

b) Tefilin-Tallit.

c) Şofar.

d) Fısıh

 

9. Hz. Îsâ dönemindeki Ferisilikle başlayan, günümüzde klasik Yahûdîlik anlayışını aynen devam ettiren Yahûdîlik mezhebi aşağıdakilerden hangisidir?

a) Ortodoks.

b) Hasidilik.

c) Reformist Yahûdîlik.

d) Samiriler.

 

10. Aşağıdakilerden hangisi Hristiyan inanç esaslarından biri değildir?

a) Teslis inancı.

b) Tanrının Îsâ şeklinde zuhur etmesi.

c) Tanrının, bütün insanların günahlarına keffâret olmak üzere onların affı için insan kılığına girip ızdırap çekerek ölmesi.

d) Hanuka.

 

11. Aşağıdakilerden hangisi Hristiyan sakramentlerinden (gizemlerinden) biri değildir?

a) Günah itirafı – Evharist.

b) Tefilin-Tallit.

c) Hastayı son yağlama – Rahip Takdisi.

d) Vaftiz –Konfirmasyon.

 

12. Hangisi, Hristiyanların kutladıkları önemli dînî festivallerden biri değildir?

a) Kristmas /Noel.

b) Easter /Paskalya.

c) Pentakost /Beyaz Pazar.

d) Matsa /Mayasız Ekmek.

 

13. Aşağıdakilerden hangisi Hristanlığın öncü reformcularından biri değildir?

a) Moses Mendelssohn.

b) Martin Luther.

c) Ulrich Zwingli.

d) John Calvin.

 

14. Aşağıdakilerden hangisi Yahûdîliğin öncü reformcularından biri değildir?

a) Moses Mendelssohn.

b) Abraham Geiger.

c) Ludwig Philipson.

d) John Calvin.

 

15. Ermeni Kilisesi hiyerarşisinde bulunan makamlardan, gerekli eğitimi almış, evlenmemiş papazlara verilen rütbe nedir?

a) Başpapaz.

b) Vertabetlik.

c) Katolikos.

d) Piskopos.

 

16. Aşağıdakilerden hangisi batıda yaygın olan Protestanlık çerçevesindeki mezheplerdendir?

a) Evanjelizm – Anglikan.

b) Baptistler – Adventistler.

c) Presbiteryenler – Pentekostalistler.

d) Hepsi.

 

17. Aşağıdakilerden hangisi Hristiyanlığın temel akımları arasında yer almaz?

a) Katolik.

b) Ortodoks.

c) Protestan.

d) Karailik.

 

18. Aşağıdakilerden hangisi Budizmin temel inançları arasında sayılamaz?

a) Aşrama-Dıharma.

b) Sekiz dilimli yol.

c) Karma öğretisi.

d) Nirvana.

 

19. Aşağıdakilerden hangisi batıda ortaya çıkan yeni dînî akımlardan biri değildir?

a) Yahova şahitleri.

b) Mormonlar ve Mounculuk.

c) Hümanizm ve Postmodernizm.

d) Taoizm ve Konfüçyanizm.

 

20. Aşağıdakilerden hangisi İslâm dünyasında ortaya çıkan dînî akımlardan değildir?

a) Hasidilik.

b) Babailik.

c) Bahailik.

d) Kadiyanilik.

 

21. Reform sürecinde Protestan akımlara kapılmayarak Roma’daki Papaya bağlılığını sürdüren Hristiyan grup hangisidir?

a) Ortodoks.

b) Protestan.

c) Doğu Kilisesi.

d) Katolik.

 

22. Aşağıdakilerden hangisi Hz. Îsâ dönemi Yahûdîliğinin üç önemli mezhebinden biri değildir?

a) Sadukîlik.

b) Ferisîlik.

c) Karailik.

d) Essenîlik.

 

23. Hinduizm ve İslâm’dan etkilenerek Hindistan’da ortaya çıkan dînî inanç aşağıdakilerden hangisidir?

a) Şintoizm.

b) Sihizm.

c) Konfüçyanizm.

d) Taoizm.

 

24. Aşağıdakilerden hangisi Yahûdîlik kutsal metinlerinden Tanah’ın bölümleri arasında sayılamaz?

a) Tora.

b) Nevim.

c) Ketuvim.

d) Talet.

 

25. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) ile ilgili müjde içeren İncil aşağıdakilerden hangisidir?

a) Matta.

b) Markos.

c) Yuhanna.

d) Barnaba.

 

26. Ruhun öldükten sonra başka bir bedene geçmesi anlamına gelen, Hinduizm kaynaklı inanışa ne ad verilir?

a) Kast sistemi.

b) Tenâsüh.

c) Tenâsüp.

d) Bahagavat.

 

27. İneğin ve Ganj nehrinin kutsal kabul edildiği ilâhî olmayan din hangisidir?

a) Budizm.

b) Hinduizm.

c) Şintoizm.

d) Taoizm.

 

28. Aşağıdaki dinlerden hangisinde din adamları insanları “dinden çıkarma veya günahlarını affetme” gibi bâtıl inançlar yetkisine sahiptir?

a) İslâmiyet

b) Hrıstiyanlık

c) Hinduizm

d) Yahûdîlik

 

29. Hac yortusu, Noel, Katedral gibi kavramlar hangi dine aittir?

a) Hrıstiyanlık.

b) İslâmiyet.

c) Mûsevîlik.

d) Budizm.

 

30. Hristiyanlıktaki kilisenin karşılığı Mûsevîlikte nedir?

a) Patrikhane.

b) Katedral.

c) Haham.

d) Havra (Sinagog).

 

31. Haham, Sinagog, Ağlama duvarı gibi kavramlar hangi dine aittir?

a) Hristiyanlık.

b) İslâmiyet.

c) Mûsevîlik.

d) Budizm.

 

32. Mensupları tarafından millî bir din haline getirilen, vahiy kaynaklı din aşağıdakilerden hangisidir?

a) Hristiyanlık.

b) Mûsevîlik.

c) İslâm Dini.

d) Hinduizim.

 

33. Hangi dinde insanlar günahkâr olarak doğarlar?

a) Budizm.

b) İslâm.

c) Îsevîlik.

d) Mûsevîlik.

 

34. Üç büyük ilâhî din tarafından kutsal kabul edilen şehir aşağıdakilerden hangisidir?

a) Mekke.

b) Medine.

c) Kudüs.

d) İstanbul.

 

HADİS KONUSUNDA TEST

1. Hz. Peygamber adına uydurulmuş sözlere ne denir?

a) Mevzû hadis.

b) Müdrec hadis.

c) Münker hadis.

d) Metrûk hadis

 

2. Aşağıdakilerden hangisi hadis uydurmanın sebeplerinden biri değildir?

a) Allah’ın rızasını kazanma amacı.

b) Bazı kimselerin İslâm dinine zarar verme isteği.

c) Siyasi çekişmeler neticesinde kendi gurubunu haklı gösterme ihtiyacı.

d) İnsanları dinin buyruklarını yerine getirmeye teşvik ederek onların daha dindar olmalarını sağlama gayreti.

 

3. Aşağıdakilerden hangisi hadîsin fonksiyonlarından değildir?

a) Te’kîd.

b) Tefsîr.

c) Tenkîd.

d) Teşrî’.

 

4. Sahîh ve hasen hadîsin şartlarından birini veya birkaçını taşımamakla birlikte, uydurma (mevzû) olduğu da söylenemeyen hadislere genel olarak ne ad verilir?

a) Zayıf Hadis.

b) Maktû’ Hadis.

c) Metrûk Hadis.

d) Mürsel Hadis.

 

5. Aşağıdakilerden hangisi, râvî zincirinin kendisinde son bulduğu kısmı ifade eden ve hadisin aslını oluşturan bölümün adıdır?

a) İsnâd.

b) Metin.

c) Tabaka.

d) Tarîk.

 

6. Aşağıdakilerden hangisi; mânâsı Allah’a, lafzı Peygambere ait olan hadis çeşididir?

a) Maktû’ hadis.

b) Mevkûf hadis.

c) Metrûk hadis.

d) Kutsî hadis.

 

7. Aşağıdaki hadis terimlerinden hangisi, söz, fiil veya takrîrin doğrudan Peygambere dayandırıldığı, kaynağı Peygamber olan hadis çeşidini ifade eder?

a) Maktû’ hadis.

b) Mevkûf hadis.

c) Merfû’ hadis.

d) Mevzû’ hadis.

 

8. Aşağıdaki hadis terimlerinden hangisi, söz, fiil veya takrîrin sahabeye dayandırıldığı, kaynağı sahabe tabakası olan hadis çeşidini ifade eder?

a) Mevkûf hadis.

b) Maktu’ hadis.

c) Merfû’ hadis.

d) Metrûk hadis.

 

9. Aşağıdakilerden hangisi kaynağına göre hadis çeşitlerinden birisi değildir?

a) Hasen hadis.

b) Mevkûf hadis.

c) Maktû’ hadis.

d) Merfû’ hadis.

 

10. Aşağıdakilerden hangisi senetteki kopukluktan kaynaklanan zayıf hadis çeşitlerinden birisi değildir?

a) Müdelles hadis.

b) Kutsî hadis.

c) Muallak hadis.

d) Mu’dâl hadis.

 

11. Sıhhat açısından sahih hadis ile zayıf hadis arasında yer almasına karşın sahîhe daha yakın olan hadise ne denir?

a) Şâzz hadis.

b) Hasen hadis.

c) Garîp hadis.

d) Muallel (illetli) hadis.

 

12. Aşağıdakilerden hangisi râvîye yapılan ithamdan dolayı ortaya çıkan zayıf hadis çeşitlerinden biri değildir?

a) Mürsel hadis.

b) Metrûk hadis.

c) Muallel hadis.

d) Mevzû’ hadis.

 

13. Rasûlüllaha ait olduğunda usûl bakımından herhangi bir tereddüt bulunmayan, sıhhatine hükmedilmiş olan hadis çeşidi hangisidir?

a) Hasen hadis.

b) Sahîh hadis.

c) Zayıf hadis.

d) Mevzû’ hadis.

 

14. Kelimesi hareke değişikliğine uğramış hadise ne denir?

a) Munkatı’ hadis.

b) Garîb hadis.

c) Muallel (illetli) hadis.

d) Muharref hadis.

 

15. Hadis terimi olarak, senedin herhangi bir yerinde bir tek râvîsi olan Âhad hadis çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?

a) Meşhûr hadis.

b) Azîz hadis.

c) Garîb hadis.

d) Mütevâtir hadis.

 

16. Aşağıdakilerden hangisi Âhad hadis çeşitlerinden birisi değildir?

a) Meşhûr hadis.

b) Mütevâtir hadis.

c) Garîb hadis.

d) Azîz hadis.

 

17. Tabiîn râvînin, sahâbî râvîyi atlayarak doğrudan Hz. Peygambere dayandırdığı zayıf hadis çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?

a) Mürsel hadis.

b) Muallâk hadis.

c) Hasen hadis.

d) Mütevâtir hadis.

 

18. Bir çok kişi tarafından rivâyet edilen, delil alınan ve herkes tarafından bilinen halk arasında şöhret bulan Âhad hadis çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?

a) Garîb hadis.

b) Azîz hadis.

c) Meşhûr hadis.

d) Mütevâtir hadis.

 

19. Daha önce dağınık olan hadislerin, toplanarak kitap haline getirilmesine ne denir?

a) Tedvîn.

b) Sünen.

c) Müsned.

d) Tasnîf.

 

20. Hadisleri topladıktan sonra sınıflara ayırmak ve guruplamak anlamına gelen hadis terimi hangisidir?

a) Tedvîn.

b) Bâb.

c) Taktî’.

d) Tasnîf.

 

21. Aşağıdakilerden hangisi, kendisinden hadis rivâyet edilen râvînin hadis aldığı hocasını ifâde eden hadis terimidir?

a) Şeyh.

b) Mervî.

c) Hüccet.

d) Mecrûh.

 

22. Hadis tasnifi faaliyetlerinin çok yoğun bir şekilde yapıldığı ve hadis kaynaklarının son şeklini aldığı dönem aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?

a) Hz. Peygamber dönemi.

b) Sahâbe dönemi.

c) Tabiûn dönemi.

d) Osmanlılar dönemi.

 

23. Aşağıdaki hadis terimlerinden hangisi, ana senedin tâlî (ikinci) bir kolunu, dağılışını veya ana senedin bir râvîden sonraki dağılışını, kollara ayrılışını ifade eder?

a) Metin.

b) Tarîk.

c) Şeyh.

d) Mervî.

 

24. Aşağıdakilerden hangisi, diğer konularda yalan söyleyen bir râvînin hadis rivâyetinde de yalan söyleyebileceği düşünülerek, râvînin yalanla itham edilmesini ifade eder?

a) Kizbu’r-râvî.

b) Fısku’r-râvî.

c) İttihamu’r-râvî bi’l- kizb.

d) Bid’atü’r-râvî.

 

25. Kütüb-ü sitte hangi şıkta doğru sıralanmıştır?

a) Ahmed-Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd-Tirmizî-İbn Mâce.

b) Ahmed-Buhârî- Dârimî- Müslim- Ebû Dâvûd- Beyhakî.

c) Ebû Dâvûd-Tirmizî-Nesaî-İbn Hibbân-Darakutnî.

d) Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd-Tirmizî-İbn Mâce- Nesaî.

 

26. Aşağıdakilerden hangisi Ale’r-ricâl (şahıs merkezli) tasnîf edilen kitaplardandır?

a) Müsned.

b) Musannef.

c) Câmî’ler.

d) Sünenler.

 

27. Hz. Peygamber’in kişiyi herhangi bir şeye teşvik etmek veya sakındırmak için söylediği hadislere ne denir?

a) Fiten hadisler.

b) Darb-ı meseller.

c) Tergîb ve terhîb hadisleri.

d) Ahkâm hadisleri.

 

28. Aşağıdakilerden hangisinde, üzerinde en fazla şerh faaliyeti yapılan ve İslâm dünyasında en fazla ilgi gören hadis eseri ve yazarı birlikte verilmiştir?

a) es-Sünen: Tirmizî

b) el-Câmiu’s-Sahîh: Müslim

c) el-Câmiu’s-Sahîh: Buhârî

d) el-Câmiu’s-Sahîh: Ebû Dâvûd

 

29. Kütüb-i Sitte olarak bilinen altı hadis kitabı ve müellifleri aşağıda eşleştirilmiştir. Hangisi yanlıştır?

a) es-Sünen: Ahmet b. Hanbel.

b) el-Câmiu’s-Sahîh: Müslim.

c) es-Sünen: Ebû Dâvûd.

d) es- Sünen: İbn Mâce.

 

30. Müsned türünde yazılmış en meşhur hadis eseri kime aittir?

a) Mâlik b. Enes.

b) Ahmed b. Hanbel.

c) İbn Şihâb.

d) Ebû Dâvûd et-Tayâlisî.

 

KUR’ÂN-I KERîM KONUSUNDA TEST

 

1. Kur’ân-ı Kerîm’e verilen isimler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

a) Furkân.

b) Mesânî.

c) Müstedrek.

d) Zikir.

 

2. Âyet ve sûreler arasındaki uyum ve ahengi inceleyen ilme ne ad verilir?

a) Tenâsüb.

b) Tevâfuk.

c) Terâdüf.

d) Tesânüd.

 

3. Aşağıdakilerden hangisi Fâtihâ sûresinin isimlerinden biri değildir?

a) El-Hamd.

b) Seb’u’l-Mesânî.

c) Ümmü’l-Kur’ân.

d) Hepsi.

 

4. Kur’ân’ın isimleri arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

a) el-Kitâb.

b) el-Furkân.

c) el-Kırtâs.

d) ez-Zikr.

 

5. “Yavaş yavaş, acele etmeden, harfleri ve harekeleri dizilmiş inci taneleri gibi açık bir şekilde, mânâ ve hikmeti düşünerek metni tane tane okumak” şeklinde tanımı yapılan okuyuş şekli hangisidir?

a) Tekrîr.

b) Tertîl.

c) Tedvîr.

d) Hadr.

 

6. Aşağıdakilerden hangisi Mekkî sûrelerden değildir?

a) İçinde secde âyeti bulunan sûreler.

b) İçinde “kellâ” kelimesi bulunan sûreler.

c) Bakara sûresi hâriç- Âdem ve İblis kıssasını anlatan sûreler.

d) Cihad hükümleri içeren sureler.

 

7. Seb’u't-Tıvâl, aşağıdakilerden hangisidir?

a) Bakara, A’râf, Nisâ, Âl-i İmrân, En’âm, Mâide, Enfâl.

b) Bakara, A’râf, Kehf, Âl-i İmrân, En’âm, Mâide, Enfâl.

c) Bakara, Nisâ, Meryem, A’râf, En’âm, Mâide, Enfâl.

d) Bakara, Nisâ, Âl-i İmrân, İsrâ, Mâide, Enfâl, A’râf.

 

8. “Müşkilü’l-Kur’ân” ifâdesinin tanımı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Kur’ân’ın anlamı kapalı olan âyetleri.

b) Kur’ân’ın aralarında tenâkuz ve ihtilâf olduğu zannedilen âyetleri.

c) Kur’ân’ın sahîh hadislerle çelişkili olduğu zannedilen âyetleri.

d) Kur’ân’ın anlaşılması zor olan âyetleri.

 

9. Lafızları aynı olan fakat anlamları farklı olan kelimelere ne ad verilir?

a) Müteşâbih.

b) Nezâir.

c) Müterâdif.

d) Vücûh.

 

10. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân ilimleri arasında yer almaz?

a) Esbâbü’n-nüzûl.

b) Sebeb-i vürûd.

c) Hurûf-u mukattaa.

d) Garîbu’l-Kur’ân.

 

11. Aşağıdakilerden hangisi rivâyet tefsirine bir örnektir?

a) İbn Kesîr Tefsiri.

b) Zemahşerî Tefsiri.

c) Beyzâvî Tefsiri.

d) Elmalılı M. H.Yazır Tefsiri.

 

12. Kur’ân’ın isimlerinden Mev’iza’nın anlamı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Kur’ân’ın çok anılması.

b) Kur’ân’ın rehber oluşu.

c) Kur’ân’ın hak ile batılı ayırması.

d) Kur’ân’ın nasîhat ve öğüt vermesi.

 

13. Yaklaşık yüz âyetten oluşan sûrelere verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?

a) Mufassal.

b) Mesânî.

c) Miûn.

d) Zamm-ı sûre.

 

14. Mekke döneminde nâzil olmuştur ve 9 âyettir. İnsanları çekiştiren, alay eden kimsenin durumunu kınayarak, bu gibi kimselerin varacağı yerin ateş olduğunu bildirir. İnsanları arkadan çekiştiren, ayıplayan kimse anlamına gelen sûre ismi aşağıdakilerden hangisidir?

a) Hümeze suresi.

b) ‘Âdiyât sûresi.

c) Kâria sûresi.

d) Münafikûn sûresi.

 

15. Mekke döneminde nâzil olmuştur ve 8 âyettir. Çoklukla övünenleri uyarıp, hesaba çekileceklerini beyân eden ve mal, mülk ve çoluk-çocuğun çokluğuyla övünmek anlamı taşıyan sûre aşağıdakilerden hangisidir?

a) Zilzâl sûresi.

b) Beyyine sûresi.

c) Tekâsür sûresi.

d) Kâria sûresi.

 

16. Kur’ân-ı Kerîm edîp ve şairlere meydan okuyor, bir sûre veya âyetinin benzerini getirmelerini istiyor. Kur’ân’ın bu şekilde meydan okumasına ne ad verilir?

a) Tahakküm.

b) Tehaddî.

c) Tesaddî.

d) Nezâir.

 

17. Kur’ân’ın sonunda yer alan sûrelere ne ad verilir?

a) Miûn.

b) Mesânî.

c) Mufassal.

d) Tıvâl.

 

18. Ku’ân’ın tamamını yazan sahabeler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

a) Übeyy b. Ka’b.

b) Abdullah b. Revâha.

c) Ebû Süfyân.

d) Muaz b. Cebel.

 

19. Kur’ân-ı Kerîm’in noktalanmasını hangi âlimler icrâ etmişlerdir?

a) Ebu’l-Esved ed-Düelî.

b) Ma’mer b. Raşîd.

c) Nasr b.Âsım ve Yahya b. Ya’mer.

d) Ebu’l-Esved ed-Düelî ve Nasr b. Âsım.

 

20. “Sûre” kelimesiyle başlayan sûre hangisidir?

a) Nûr.

b) Mücâdile.

c) Bakara.

d) Nisâ.

 

21. Peygamberimizin Zehverân olarak adlandırdığı sûreler hangileridir?

a) En’am-Nûr.

b) Bakara-Fâtihâ.

c) Âl-i İmrân-Nisâ.

d) Bakara-Âl-i İmrân.

 

22. Tilâvet secdesi ile biten sûreler hangileridir?

a) A’râf-Mülk-Cuma.

b) A’râf-Necm-Alak.

c) Nisâ-Kehf-Alak.

d) Nebe-Nâziât-Fecr.

 

23. Mekkî ve Medenî sûrelerin sayısı aşağıdakilerden hangisidir?

a) 88-95.

b) 86-28.

c) 100-150.

d) 87-29.

 

24. Kur’ân’da yazıldığı için Kur’ân-ı Kerîm’in en hızlı okunduğu tilâvet tarzı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Tertîl.

b) Tedvîr.

c) Tahkîk.

d) Hadr.

 

25. Aşağıdakilerden hangisi Mekkî sûrelerin konuları arasında yer alır?

a) Tevhîd ve ahlâk.

b) Ukubât ve cihâd.

c) Ehl-i Kitâp ve toplum.

d) Hukuk ve muâmelât.

 

26. Aşağıdaki tefsirlerden hangisi rivâyet tefsirleri arasındadır?

a) el-Ferra: Me’âni’l-Kur’ân.

b) İmam Şâfiî: Ahkâmu’l Kur’ân.

c) Taberî: Camiu’l-Beyân ‘an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân.

d) Zemahşerî: Keşşâf.

 

27. Her âyetinde “Allah” lafzı olan sûre aşağıdakilerden hangisidir?

a) Neml.

b) Kehf.

c) Hacc.

d) Mücâdile.

 

28. İçerisinde “Ahmed” isminin geçtiği sûre ve âyet hangisidir?

a) Saff sûresi 6. âyet.

b) Muhammed sûresi 1. âyet.

c) Abese sûresi 2. âyet.

d) Nûr sûresi 30. âyet.

 

29. “Talebenin hocasına, kıraatten takip ettiği rivâyet ve tarîki okumasıdır.” şeklinde tanımı yapılan kıraat kavramı hangisidir?

a) Tertîl.

b) Hadr.

c) Arz.

d) Tedvîr.

 

30. Siyâk-sibâkın kısa tanımı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Acze düşmek, âciz bırakmak.

b) Kur’ân’ın âyetlerinin kronolojik sıralanması.

c) Kur’ân’daki yabancı kelimelerin açıklanması.

d) Kur’ân âyetleri arasındaki anlam ilişkisinin ve bütünlüğünün olması.

 

31. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’ın anlatım biçimlerinden biri değildir?

a) Edebî üslûp.

b) Bilimsel ve felsefi bir dil kullanması.

c) Zihinlere yaklaştırıcı ve düşündürücü özelliği.

d) Kur’ân’ın ifâdelerinin insanın zihin, his ve ruh dünyasına birlikte hitâbı.

 

32. Aşağıdakilerden hangisi rivâyet tefsiri değildir?

a) el-Merâğî – Tefsîrü’l Merâğ.

b) Taberî – Câmi’u’l-Beyân.

c) el-Beğavî-Meâlimu’t-Tenzîl.

d) İbn-i Kesîr – Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm.

 

33. Hak Dini Kur’ân Dili adlı eserin müellifi aşağıdakilerden hangisidir?

a) Elmalılı Hamdi Yazır.

b) Celal Yıldırım.

c) Süleyman Ateş.

d) Mehmet Vehbi Efendi.

 

34. İ’câzu’l-Kur’ân tabirinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Kur’ân’ın hükümleri.

b) Kur’ân’ın benzerinin yapılamaması.

c) Kur’ân’da ihtilâf olmaması.

d) Kur’ân’ın toplanması.

 

35. Sözlük anlamı “mesel, destan ve kıssa” olan kavram aşağıdakilerden hangisidir?

a) Münâsebetü’l-Kur’ân.

b) Emsâlü’l-Kur’ân.

c) Garîbü’l-Kur’ân.

d) Mubhemâtü’l-Kur’ân.

 

36. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân ilimleri arasında yer almaz?

a) Cerh ve ta’dil.

b) Esbâbü’n-nüzûl.

c) Hurûf-u mukattaa.

d) Garîbu’l-Kur’ân.

 

37. Kur’ân-ı Kerîm’in uzmanlık gerektirmeyen, herkesçe anlaşılabilecek olan âyetlerine ne denir?

a) Muhkem.

b) Müteşâbih.

c) Sebeb-i nüzûl.

d) Meâl.

 

38. Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan yeminler aşağıdaki kavramlardan hangisi ile ifâde edilir?

a) Ahkâmü’l Kur’ân.

b) Aksâmü’l Kur’ân.

c) İnzâlü’l Kur’ân.

d) Garîbü’l Kur’ân.

 

39. Kur’ân’ın en büyük şairleri ve ünlü hatipleri dahî hayrete düşürmesi, hiç kimsenin ona benzer veya ona yakın bir eser meydana getirememesi, eşsiz olması aşağıdaki kavramlardan hangisi ile ifâde edilir?

a) Ahkâmü’l Kur’ân.

b) Aksâmü’l Kur’ân.

c) Garîbü’l Kur’ân.

d) İ’câzü’l Kur’ân.

 

40. Kur’ân- ı Kerîm’de farklı lehçelerde kullanılan kelimelere ne ad verilir?

a) Müşkilü’l Kur’ân.

b) Aksâmü’l Kur’ân.

c) Garîbü’l Kur’ân.

d) İ’câzü’l Kur’ân.

 

41. Kur’ân’ın son inen sûresi hangisidir?

a) Nâs sûresi.

b) Nasr sûresi.

c) Fâtihâ sûresi.

d) İhlâs sûresi.

 

42. Îcâz’ın sözlük anlamı nedir?

a) Bir sözü aydınlatmak.

b) Kur’ân âyetleri arasında ilişki kurmak.

c) Kur’ân’da yer alan kapalı bir hususu açıklığa kavuşturmak.

d) Bir düşünceyi çok az bir sözcükle özlü bir şekilde anlatmak.

 

43. Kur’ân’ın, ilk nâzil olan âyetlerin bulunduğu sûresi hangisidir?

a) Nâs sûresi.

b) Bakara sûresi.

c) Fâtihâ sûresi.

d) ‘Alak sûresi.

 

44. Allah’ın varlığını ve birliğini, doğmadığını ve diğer özelliklerini özlü bir şekilde anlatan ve kısaca “tevhîd sûresi” de denilen sûre hangisidir?

a) İhlâs sûresi.

b) Fâtihâ sûresi.

c) Asr sûresi.

d) Âyetel Kürsî.

 

45. Besmele; Kur’ân’ı Kerîm’de kaç defa zikredilmiştir?

a) 114 defa.

b) 117 defa.

c) 113 defa.

d) 115 defa.

 

46. Kur’ân’ı Kerîm’de ismi zikredilmiş kadın kimdir?

a) Hz. Hatîce.

b) Hz. Meryem.

c) Hz. Havvâ.

d) Hz. Hâcer.

 

47. Hangi sûrede besmele iki defa zikredilmiştir?

a) Mâide sûresinde.

b) Tevbe sûresinde.

c) Neml sûresinde.

d) Nahl sûresinde.

 

48. Kur’ân’ı Kerîm’de konuştuğundan bahsedilen böcek hangisidir?

a) Karınca.

b) Arı.

c) Hüdhüd.

d) Çekirge.

 

49. Kur’ân’ı Kerîm’in geneline bakıldığında ahkâm âyetleri nerede nâzil olmuştur?

a) Mekke.

b) Medîne.

c) Tâif.

d) Hicâz.

 

50. Münafıkların tesirinde kalarak Tebük seferine katılmadığı için Peygamberimizin ve ashâbın, kendisiyle hakkında âyet nâzil oluncaya kadar konuşmadığı sahâbe aşağıdakilerden hangisidir?

a) Enes b. Mâlik.

b) Ka’b b. Mâlik.

c) Zeyt b. Sâbit.

d) Utbe b. Ubeydullah.

 

51. İfk hâdisesini açığa çıkaran âyet-i kerîme hangisidir?

a) Nisâ sûresinin 15. âyeti.

b) Muhammed sûresinin 11.ve 12. âyetleri.

c) Tevbe sûresinin 27. âyeti.

d) Nûr sûresinin 11, 12 ve 13. âyetleri.

 

52. Kur’ân’ı Kerîm; İslâm dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Biz Kur’ân’ı hangi kıraat ve rivâyetle okuyoruz?

a) İmâm Âsım kıraati, Hafs rivâyeti.

b) İmâm Nâfî kıraati, Kâlûn rivâyeti.

c) İmâm Âsım kıraati, Şu’be rivâyeti.

d) İmâm Nâfî kıraati, Şu’be rivâyeti.

 

53. Peygamberimizin (s.a.v.) en büyük destekçileri olan hanımı ve amcası aynı yıl içinde vefât etmişlerdi. Bu sebeple Peygamberimiz ve müslümanlar çok üzülmüşlerdi. Bu yıl, siyer kitaplarında hüzün yılı olarak yer alır. Peygamberimizi ve müslümanları teselli etmek için Allah (c.c.) üç sûre indirmiştir. Aşağıdakilerden hangisi bu sûrelerden biri değildir?

a) Hûd Sûresi.

b) Yûnus Sûresi.

c) Muhammed Sûresi.

d) Yûsuf Sûresi.

 

54. Cebrâîl (a.s.) ve Peygamberimizin (s.a.v) karşılıklı olarak okumalarıyla başlayıp, günümüze kadar asırlardır devam eden Kur’ân-ı Kerîm’i karşılıklı okuma geleneğine ne ad verilir?

a) Murâkabe.

b) Mukârebe.

c) Mukâbele.

d) Münâzara.

 

55. Âyet kelimesi sözlükte hangi anlama gelmez?

a) Alâmet.

b) İbret.

c) Delil.

d) Rütbe.

 

56. Rasûlüllâh’ın (s.a.v) kendilerinden Kur’ân öğrenilmesini tavsiye ettiği ve Efendimiz’in kurrâsı diye de bilinen sahabîler arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

a) Abdullah ibn-i Mes’ûd.

b) Muâz bin Cebel.

c) Ubeyy bin Ka’b.

d) Ebû Hureyre.

 

57. Seb’u-l mesânî de denilen sûre aşağıdakilerden hangisidir?

a) Fâtihâ.

b) Kevser.

c) Nasr.

d) Âl-i İmrân.

 

58. Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı âyetlerin başka âyetlerle, Peygamberimiz’in sünneti ile veya ashâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması olan, aynı zamanda me’sûr veya naklî tefsir de denilen tefsir çeşidi hangisidir?

a) Dirâyet Tefsiri.

b) Rivâyet Tefsiri.

c) İşâret Tefsiri.

d) Re’y Tefsiri.

59. Kur’ân’da kaç sûre ve âyet vardır?

a) 114 sûre, 6666 âyet vardır.

b) 114 sûre, 6236 âyet vardır.

c) 114 sûre, 6326 âyet vardır.

d) 114 sûre, 6239 âyet vardır.

60. Kur’ân’ın ilk 6 sûresi sırasıyla aşağıdakilerden hangisidir?

a) Fâtihâ, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, A’râf.

b) Fâtihâ, Bakara, Nisâ, Mâide, En’am, Tevbe.

c) Fâtihâ, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En’am.

d) Fâtihâ, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Enfâl, En’am.

KURAN-I KERİM

1. Kur’ân-ı Kerîm’e verilen isimler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
a) Furkân.
b) Mesânî.
c) Müstedrek.
d) Zikir.

2. Âyet ve sûreler arasındaki uyum ve ahengi inceleyen ilme ne ad verilir?
a) Tenâsüb.
b) Tevâfuk.
c) Terâdüf.
d) Tesânüd.

3. Aşağıdakilerden hangisi Fâtihâ sûresinin isimlerinden biri değildir?
a) El-Hamd.
b) Seb’u’l-Mesânî.
c) Ümmü’l-Kur’ân.
d) Hepsi.

4. Kur’ân’ın isimleri arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
a) el-Kitâb.
b) el-Furkân.
c) el-Kırtâs.
d) ez-Zikr.

5. “Yavaş yavaş, acele etmeden, harfleri ve harekeleri dizilmiş inci taneleri gibi açık bir şekilde, mânâ ve hikmeti düşünerek metni tane tane okumak” şeklinde tanımı yapılan okuyuş şekli hangisidir?
a) Tekrîr.
b) Tertîl.
c) Tedvîr.
d) Hadr.

6. Aşağıdakilerden hangisi Mekkî sûrelerden değildir?
a) İçinde secde âyeti bulunan sûreler.
b) İçinde “kellâ” kelimesi bulunan sûreler.
c) Bakara sûresi hâriç- Âdem ve İblis kıssasını anlatan sûreler.
d) Cihad hükümleri içeren sureler.

7. Seb’u't-Tıvâl, aşağıdakilerden hangisidir?
a) Bakara, A’râf, Nisâ, Âl-i İmrân, En’âm, Mâide, Enfâl.
b) Bakara, A’râf, Kehf, Âl-i İmrân, En’âm, Mâide, Enfâl.
c) Bakara, Nisâ, Meryem, A’râf, En’âm, Mâide, Enfâl.
d) Bakara, Nisâ, Âl-i İmrân, İsrâ, Mâide, Enfâl, A’râf.

8. “Müşkilü’l-Kur’ân” ifâdesinin tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Kur’ân’ın anlamı kapalı olan âyetleri.
b) Kur’ân’ın aralarında tenâkuz ve ihtilâf olduğu zannedilen âyetleri.
c) Kur’ân’ın sahîh hadislerle çelişkili olduğu zannedilen âyetleri.
d) Kur’ân’ın anlaşılması zor olan âyetleri.

9. Lafızları aynı olan fakat anlamları farklı olan kelimelere ne ad verilir?
a) Müteşâbih.
b) Nezâir.
c) Müterâdif.
d) Vücûh.

10. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân ilimleri arasında yer almaz?
a) Esbâbü’n-nüzûl.
b) Sebeb-i vürûd.
c) Hurûf-u mukattaa.
d) Garîbu’l-Kur’ân.

11. Aşağıdakilerden hangisi rivâyet tefsirine bir örnektir?
a) İbn Kesîr Tefsiri.
b) Zemahşerî Tefsiri.
c) Beyzâvî Tefsiri.
d) Elmalılı M. H.Yazır Tefsiri.

12. Kur’ân’ın isimlerinden Mev’iza’nın anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Kur’ân’ın çok anılması.
b) Kur’ân’ın rehber oluşu.
c) Kur’ân’ın hak ile batılı ayırması.
d) Kur’ân’ın nasîhat ve öğüt vermesi.

13. Yaklaşık yüz âyetten oluşan sûrelere verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mufassal.
b) Mesânî.
c) Miûn.
d) Zamm-ı sûre.

14. Mekke döneminde nâzil olmuştur ve 9 âyettir. İnsanları çekiştiren, alay eden kimsenin durumunu kınayarak, bu gibi kimselerin varacağı yerin ateş olduğunu bildirir. İnsanları arkadan çekiştiren, ayıplayan kimse anlamına gelen sûre ismi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hümeze suresi.
b) ‘Âdiyât sûresi.
c) Kâria sûresi.
d) Münafikûn sûresi.

15. Mekke döneminde nâzil olmuştur ve 8 âyettir. Çoklukla övünenleri uyarıp, hesaba çekileceklerini beyân eden ve mal, mülk ve çoluk-çocuğun çokluğuyla övünmek anlamı taşıyan sûre aşağıdakilerden hangisidir?
a) Zilzâl sûresi.
b) Beyyine sûresi.
c) Tekâsür sûresi.
d) Kâria sûresi.

16. Kur’ân-ı Kerîm edîp ve şairlere meydan okuyor, bir sûre veya âyetinin benzerini getirmelerini istiyor. Kur’ân’ın bu şekilde meydan okumasına ne ad verilir?
a) Tahakküm.
b) Tehaddî.
c) Tesaddî.
d) Nezâir.

17. Kur’ân’ın sonunda yer alan sûrelere ne ad verilir?
a) Miûn.
b) Mesânî.
c) Mufassal.
d) Tıvâl.

18. Ku’ân’ın tamamını yazan sahabeler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
a) Übeyy b. Ka’b.
b) Abdullah b. Revâha.
c) Ebû Süfyân.
d) Muaz b. Cebel.

19. Kur’ân-ı Kerîm’in noktalanmasını hangi âlimler icrâ etmişlerdir?
a) Ebu’l-Esved ed-Düelî.
b) Ma’mer b. Raşîd.
c) Nasr b.Âsım ve Yahya b. Ya’mer.
d) Ebu’l-Esved ed-Düelî ve Nasr b. Âsım.

20. “Sûre” kelimesiyle başlayan sûre hangisidir?
a) Nûr.
b) Mücâdile.
c) Bakara.
d) Nisâ.

21. Peygamberimizin Zehverân olarak adlandırdığı sûreler hangileridir?
a) En’am-Nûr.
b) Bakara-Fâtihâ.
c) Âl-i İmrân-Nisâ.
d) Bakara-Âl-i İmrân.

22. Tilâvet secdesi ile biten sûreler hangileridir?
a) A’râf-Mülk-Cuma.
b) A’râf-Necm-Alak.
c) Nisâ-Kehf-Alak.
d) Nebe-Nâziât-Fecr.

23. Mekkî ve Medenî sûrelerin sayısı aşağıdakilerden hangisidir?
a) 88-95.
b) 86-28.
c) 100-150.
d) 87-29.

24. Kur’ân’da yazıldığı için Kur’ân-ı Kerîm’in en hızlı okunduğu tilâvet tarzı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Tertîl.
b) Tedvîr.
c) Tahkîk.
d) Hadr.

25. Aşağıdakilerden hangisi Mekkî sûrelerin konuları arasında yer alır?
a) Tevhîd ve ahlâk.
b) Ukubât ve cihâd.
c) Ehl-i Kitâp ve toplum.
d) Hukuk ve muâmelât.

26. Aşağıdaki tefsirlerden hangisi rivâyet tefsirleri arasındadır?
a) el-Ferra: Me’âni’l-Kur’ân.
b) İmam Şâfiî: Ahkâmu’l Kur’ân.
c) Taberî: Camiu’l-Beyân ‘an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân.
d) Zemahşerî: Keşşâf.

27. Her âyetinde “Allah” lafzı olan sûre aşağıdakilerden hangisidir?
a) Neml.
b) Kehf.
c) Hacc.
d) Mücâdile.

28. İçerisinde “Ahmed” isminin geçtiği sûre ve âyet hangisidir?
a) Saff sûresi 6. âyet.
b) Muhammed sûresi 1. âyet.
c) Abese sûresi 2. âyet.
d) Nûr sûresi 30. âyet.

29. “Talebenin hocasına, kıraatten takip ettiği rivâyet ve tarîki okumasıdır.” şeklinde tanımı yapılan kıraat kavramı hangisidir?
a) Tertîl.
b) Hadr.
c) Arz.
d) Tedvîr.

30. Siyâk-sibâkın kısa tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Acze düşmek, âciz bırakmak.
b) Kur’ân’ın âyetlerinin kronolojik sıralanması.
c) Kur’ân’daki yabancı kelimelerin açıklanması.
d) Kur’ân âyetleri arasındaki anlam ilişkisinin ve bütünlüğünün olması.

31. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’ın anlatım biçimlerinden biri değildir?
a) Edebî üslûp.
b) Bilimsel ve felsefi bir dil kullanması.
c) Zihinlere yaklaştırıcı ve düşündürücü özelliği.
d) Kur’ân’ın ifâdelerinin insanın zihin, his ve ruh dünyasına birlikte hitâbı.

32. Aşağıdakilerden hangisi rivâyet tefsiri değildir?
a) el-Merâğî – Tefsîrü’l Merâğ.
b) Taberî – Câmi’u’l-Beyân.
c) el-Beğavî-Meâlimu’t-Tenzîl.
d) İbn-i Kesîr – Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm.

33. Hak Dini Kur’ân Dili adlı eserin müellifi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Elmalılı Hamdi Yazır.
b) Celal Yıldırım.
c) Süleyman Ateş.
d) Mehmet Vehbi Efendi.

34. İ’câzu’l-Kur’ân tabirinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Kur’ân’ın hükümleri.
b) Kur’ân’ın benzerinin yapılamaması.
c) Kur’ân’da ihtilâf olmaması.
d) Kur’ân’ın toplanması.

35. Sözlük anlamı “mesel, destan ve kıssa” olan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Münâsebetü’l-Kur’ân.
b) Emsâlü’l-Kur’ân.
c) Garîbü’l-Kur’ân.
d) Mubhemâtü’l-Kur’ân.

36. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân ilimleri arasında yer almaz?
a) Cerh ve ta’dil.
b) Esbâbü’n-nüzûl.
c) Hurûf-u mukattaa.
d) Garîbu’l-Kur’ân.

37. Kur’ân-ı Kerîm’in uzmanlık gerektirmeyen, herkesçe anlaşılabilecek olan âyetlerine ne denir?
a) Muhkem.
b) Müteşâbih.
c) Sebeb-i nüzûl.
d) Meâl.

38. Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan yeminler aşağıdaki kavramlardan hangisi ile ifâde edilir?
a) Ahkâmü’l Kur’ân.
b) Aksâmü’l Kur’ân.
c) İnzâlü’l Kur’ân.
d) Garîbü’l Kur’ân.

39. Kur’ân’ın en büyük şairleri ve ünlü hatipleri dahî hayrete düşürmesi, hiç kimsenin ona benzer veya ona yakın bir eser meydana getirememesi, eşsiz olması aşağıdaki kavramlardan hangisi ile ifâde edilir?
a) Ahkâmü’l Kur’ân.
b) Aksâmü’l Kur’ân.
c) Garîbü’l Kur’ân.
d) İ’câzü’l Kur’ân.

40. Kur’ân- ı Kerîm’de farklı lehçelerde kullanılan kelimelere ne ad verilir?
a) Müşkilü’l Kur’ân.
b) Aksâmü’l Kur’ân.
c) Garîbü’l Kur’ân.
d) İ’câzü’l Kur’ân.

41. Kur’ân’ın son inen sûresi hangisidir?
a) Nâs sûresi.
b) Nasr sûresi.
c) Fâtihâ sûresi.
d) İhlâs sûresi.

42. Îcâz’ın sözlük anlamı nedir?
a) Bir sözü aydınlatmak.
b) Kur’ân âyetleri arasında ilişki kurmak.
c) Kur’ân’da yer alan kapalı bir hususu açıklığa kavuşturmak.
d) Bir düşünceyi çok az bir sözcükle özlü bir şekilde anlatmak.

43. Kur’ân’ın, ilk nâzil olan âyetlerin bulunduğu sûresi hangisidir?
a) Nâs sûresi.
b) Bakara sûresi.
c) Fâtihâ sûresi.
d) ‘Alak sûresi.

44. Allah’ın varlığını ve birliğini, doğmadığını ve diğer özelliklerini özlü bir şekilde anlatan ve kısaca “tevhîd sûresi” de denilen sûre hangisidir?
a) İhlâs sûresi.
b) Fâtihâ sûresi.
c) Asr sûresi.
d) Âyetel Kürsî.

45. Besmele; Kur’ân’ı Kerîm’de kaç defa zikredilmiştir?
a) 114 defa.
b) 117 defa.
c) 113 defa.
d) 115 defa.

46. Kur’ân’ı Kerîm’de ismi zikredilmiş kadın kimdir?
a) Hz. Hatîce.
b) Hz. Meryem.
c) Hz. Havvâ.
d) Hz. Hâcer.

47. Hangi sûrede besmele iki defa zikredilmiştir?
a) Mâide sûresinde.
b) Tevbe sûresinde.
c) Neml sûresinde.
d) Nahl sûresinde.

48. Kur’ân’ı Kerîm’de konuştuğundan bahsedilen böcek hangisidir?
a) Karınca.
b) Arı.
c) Hüdhüd.
d) Çekirge.

49. Kur’ân’ı Kerîm’in geneline bakıldığında ahkâm âyetleri nerede nâzil olmuştur?
a) Mekke.
b) Medîne.
c) Tâif.
d) Hicâz.

50. Münafıkların tesirinde kalarak Tebük seferine katılmadığı için Peygamberimizin ve ashâbın, kendisiyle hakkında âyet nâzil oluncaya kadar konuşmadığı sahâbe aşağıdakilerden hangisidir?
a) Enes b. Mâlik.
b) Ka’b b. Mâlik.
c) Zeyt b. Sâbit.
d) Utbe b. Ubeydullah.

51. İfk hâdisesini açığa çıkaran âyet-i kerîme hangisidir?
a) Nisâ sûresinin 15. âyeti.
b) Muhammed sûresinin 11.ve 12. âyetleri.
c) Tevbe sûresinin 27. âyeti.
d) Nûr sûresinin 11, 12 ve 13. âyetleri.

52. Kur’ân’ı Kerîm; İslâm dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Biz Kur’ân’ı hangi kıraat ve rivâyetle okuyoruz?
a) İmâm Âsım kıraati, Hafs rivâyeti.
b) İmâm Nâfî kıraati, Kâlûn rivâyeti.
c) İmâm Âsım kıraati, Şu’be rivâyeti.
d) İmâm Nâfî kıraati, Şu’be rivâyeti.

53. Peygamberimizin (s.a.v.) en büyük destekçileri olan hanımı ve amcası aynı yıl içinde vefât etmişlerdi. Bu sebeple Peygamberimiz ve müslümanlar çok üzülmüşlerdi. Bu yıl, siyer kitaplarında hüzün yılı olarak yer alır. Peygamberimizi ve müslümanları teselli etmek için Allah (c.c.) üç sûre indirmiştir. Aşağıdakilerden hangisi bu sûrelerden biri değildir?
a) Hûd Sûresi.
b) Yûnus Sûresi.
c) Muhammed Sûresi.
d) Yûsuf Sûresi.

54. Cebrâîl (a.s.) ve Peygamberimizin (s.a.v) karşılıklı olarak okumalarıyla başlayıp, günümüze kadar asırlardır devam eden Kur’ân-ı Kerîm’i karşılıklı okuma geleneğine ne ad verilir?
a) Murâkabe.
b) Mukârebe.
c) Mukâbele.
d) Münâzara.

55. Âyet kelimesi sözlükte hangi anlama gelmez?
a) Alâmet.
b) İbret.
c) Delil.
d) Rütbe.

56. Rasûlüllâh’ın (s.a.v) kendilerinden Kur’ân öğrenilmesini tavsiye ettiği ve Efendimiz’in kurrâsı diye de bilinen sahabîler arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
a) Abdullah ibn-i Mes’ûd.
b) Muâz bin Cebel.
c) Ubeyy bin Ka’b.
d) Ebû Hureyre.

57. Seb’u-l mesânî de denilen sûre aşağıdakilerden hangisidir?
a) Fâtihâ.
b) Kevser.
c) Nasr.
d) Âl-i İmrân.

58. Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı âyetlerin başka âyetlerle, Peygamberimiz’in sünneti ile veya ashâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması olan, aynı zamanda me’sûr veya naklî tefsir de denilen tefsir çeşidi hangisidir?
a) Dirâyet Tefsiri.
b) Rivâyet Tefsiri.
c) İşâret Tefsiri.
d) Re’y Tefsiri.

59. Kur’ân’da kaç sûre ve âyet vardır?
a) 114 sûre, 6666 âyet vardır.
b) 114 sûre, 6236 âyet vardır.
c) 114 sûre, 6326 âyet vardır.
d) 114 sûre, 6239 âyet vardır.

60. Kur’ân’ın ilk 6 sûresi sırasıyla aşağıdakilerden hangisidir?
a) Fâtihâ, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, A’râf.
b) Fâtihâ, Bakara, Nisâ, Mâide, En’am, Tevbe.
c) Fâtihâ, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En’am.
d) Fâtihâ, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Enfâl, En’am.

29

Nisan
2012

ZEKAT KONUSUNDA TEST

Yazar: arafat  | Kategori: MSTS | Yorum: Yok
ZEKAT KONUSUNDA TEST

1. Zekâtın mal ile ilgili şartlarıyla alakalı olarak aşağıda yapılan açıklamalardan hangisi yanlıştır?
a) Havâic-i asliye: Zekâta tâbî malların ihtiyaç fazlası olmasıdır.
b) Nisâb: Önceden yok iken sonradan ferdin mülkiyetine geçen maldır.
c) Havalenü’l-havl: Zekâta tâbî malların üzerinden bir kamerî yıl geçmiş olma şartıdır.
d) Tam mülkiyet: Zekâta tâbî olacak malın, hem kendisinin, hem de menfaatlerinin, malın sahibinin tasarruf, kudret ve salâhiyeti altında olmasıdır.
2. Aşağıdaki zekât örneklerinden hangisi ile zekât borcu edâ edilmiş olmaz?
a) Zekât vermekle sorumlu kişinin niyet etmeden zekât borcunu vermesi ve henüz mal fakirin elindeyken niyet etmesi durumu.
b) Mükellef kişinin zekâtını, yoksul ve âcizlere bakmak için oluşturulan kurumlara vermesi durumu.
c) Zekâtla mükellef kişi, niyet ederek fakir kimseyi yedirmesi durumu.
d)Zekât borcunu parça parça ödeyecek kimsenin sadece bir kez niyet etmesi durumu.
3. Bir çiftçinin, sütünü satmak amacıyla mandırada beslediği ve senenin ancak beş ayında meralarda otlattığı otuz ineği var. Bu çiftçi, zekât konusunda aşağıdakilerden hangisini yapmalıdır?
a) Otuz ineğine karşılık iki yaşında bir buzağıyı zekât olarak vermesi.
b) Otuz ineğin parasal toplam değerini hesaplayıp bu değerin 1/40’ını zekât olarak vermesi.
c) Otuz ineğin her yıl bir tanesini zekât olarak vermesi.
d) Bu ineklerden zekât gerekmeyeceğinden sattığı süt nisâba ulaşıyorsa 1/40’ını zekât olarak vermesi.
4. Aşağıdaki bilgilerden hangisi doğrudur?
a) Kadınların altın ve gümüşten yapılan zînet eşyaları zekâta tâbî mallar arasında iken erkeklerinki zekâta tâbî değildir.
b) Mâdenî ve kâğıt paralar, altın ve gümüş hükmünde olup, değer olarak bunların nisâplarına ulaştığında bile kendilerinden zekât gerekmez.
c) Kâğıt paraların zekâtı, kendileri hakîkî para olmamakla birlikte üzerlerinden bir yıl geçmesi halinde % 2,5’tur.
d) Ticaret mallarından zekât verilirken, demirbaşlara varıncaya kadar, ticarethanede bulunan bütün urûz, zekât matrahına dâhildir.
5. Aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
a) Altın, gümüş ve parada, ticaret malları ve hayvanlarda zekât, bir kamerî yılın tamamlanması ile farz olurken, toprak ürünlerinin zekâtı malın üzerinden geçecek süre önemli olmaksızın arazide bir senede kaç kere ürün alındığına bakılarak ödenir.
b) Zekât borcu, zekâta tâbî malın üzerinden bir yıl geçtikten sonra ancak ramazan ayından sonra ödenmelidir.
c) Bir malda zekât borcu doğduktan sonra, bu borç ödenmeden önce o mal çalınmak, kaybolmak, gasbedilmek gibi yollarla helâk olsa Hanefîlere göre zekât borcu düşmektedir.
d) Hanefîlere göre mükellefin ölmesiyle zekât borcu da düşmektedir.
6. Aşağıda verilen nisâb ölçülerinden hangisi doğru değildir?
a) Büyükbaş hayvanlarda 30 adet sığır.
b) Küçükbaş hayvanlarda 40 adet koyun.
c) Altında 20 miskâl.
d) Gümüşte 200 miskâl.
7. Fıtır sadakasının miktarı buğdaydan kaç gramdır?
a) 2920 gr.
b) 1460 gr.
c) 2800 gr.
d) 2700 gr.

8. • Senenin çoğunu meralarda otlayarak geçiren hayvanlara ………… denir.
• Yemle beslenen hayvanlara …………… denir.
• Ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan hayvanlara…………denir.
Yukarıdaki tanımlar aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru sıralama ile verilmiştir?
a) Sâime – Ma’lûfe – Âmile
b) Ma’lûfe – Âmile – Sâime
c) Âmile – Sâime – Ma’lûfe
d) Âmile – Ma’lûfe – Sâime
9. Zekâtla ilgili aşağıdaki hükümlerden hangisi yanlıştır?
a) Altın, gümüş ve ticaret mallarındaki zekât % 2,5 oranındadır.
b) Rikazda 1/5 oranında zekât verilir.
c) Balda zekât 1/10 oranında zekât verilir.
d) Balık türlerinde 1/40 oranında zekât verilir.
10. Aşağıdakilerden hangisi hayvanların zekâtı ile ilgili yanlış bir bilgidir?
a) 9 devede 1 koyun zekât verilir.
b) 100 koyunda 1 koyun zekât verilir.
c) 10 devede 1 koyun zekât verilir.
d) 40 koyunda 1 koyun zekât verilir.
11. Hangisi zekât olarak verilecek malda aranan şartlardan değildir?
a) Nemâ.
b) Nisâb.
c) Temlîk.
d) Yıllanma.

.

29

Nisan
2012

HAC KONUSUNDA TEST

Yazar: arafat  | Kategori: MSTS | Yorum: Yok
HAC KONUSUNDA TEST

1. Aşağıdakilerden hangisi haccın rükünlerinden biri değildir?
a) Safâ ile Merve arasında yürümek.
b ) Arafatta vakte yapmak.
c) Ziyaret tavâfı yapmak.
d) Mîkâtlarda ihrâma girmek.
2. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre, bayram’ın birinci günü şeytan taşlamanın vakti ne zaman başlar?
a) Fecr-i Sâdık’tan îtibâren.
b) Gece yarısından îtibâren.
c) Güneşin doğmasından îtibâren.
d) Tan yerinin ağarmasından îtibâren.
3. Mâlikî mezhebine göre, Müzdelife vakfesinin zamanı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Gece yarısından îtibâren bayram sabahı fecr-i sâdıka kadar.
b) Bayramın birinci günü tan yerinin ağarmaya başlamasından güneşin doğmasına kadar.
c) Arefe günü akşamı güneşin batışından bayram sabahı fecr-i sâdıka kadar.
d) Arefe günü akşamı güneşin batışından bayram birinci günü zevâl vaktine kadar.
4. Aşağıdakilerden hangisi haccın sahîh (geçerli) olmasının şartlarından biridir?
a) Hac yapmak niyetiyle ihrâma girmek.
b) Özel vakit.
c) Özel me¬kân.
d) Hepsi.
5. Aşağıdakilerden hangisi haccın edâsının şartlarından biridir?
a) Müslüman olmak.
b) Haccı belirli zamanda yapmak.
c) Yol güvenliğinin bulunması.
d) Akıllı olmak.
6. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın vâciplerinden biri değildir?
a) Abdestli olmak.
b) Setr-i avrete dikkat etmek.
c) Tavâf esnasında Kâbe’yi sağ tarafına alarak yürümek.
d) Tavâfa, Hacer-i esved hizasından başlamak.
7. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın sünnetlerinden biri değildir?
a) Tavâf esnasında Kâbe’yi sol tarafına alarak yürümek (teyâmün).
b) Iztıbâ yapmak.
c) Hacer-i esved’i istîlâm etmek.
d) Erkekler mümkün olduğu kadar Kabe’ye yaklaşmak.

8. Sa’y’ı dört şavttan sonra yediye tamamlamanın hükmü nedir?
a) Vâcip.
b) Mendûp.
c) Müstehâp.
d) Sünnet.
9. Aşağıdakilerden hangisi haccın müstakil vâciplerindendir?
a) Telbiye getirmek.
b) Arafat’ta güneş batıncaya kadar beklemek.
c) Müzdelife vakfesini yapmak.
d) Tavâf namazı kılmak.
10. Aşağıdakilerden hangisi haccın müstakil sünnetlerinden değildir?
a) Âfâkî olanların hemen Mescid-i Harâm’a giderek tavâf-ı kudûm yapmaları.
b) Mekke, Arafat ve Mina’da hutbe okunması.
c) Tavâfa hacer-i esved veya hizâsından başlamak.
d) Arafe gecesi Mina’da gecelemek.
11.Aşağıdakilerden hangisi tavâfın geçerli olmasının şartlarından değildir?
a) Teyâmün.
b) Belirli vakitte yapmak.
c) Niyet.
d) Mescid-i Harâm’ın içinden yapmak.
12. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın sünnetlerindendir?
a) Tavâfı Mescid-i Harâm içinde yapmak.
b) Hervele yapmak.
c) Muvâlât.
d) Teyâmün.

13. Aşağıdakilerden hangisi Arafat vakfesinin geçerli olmasının şartlarından biridir?
a) Vakfeyi kıbleye yönelik olarak yapmak.
b) Vakfeyi arefe günü zevâl vaktinden sonra yapmak.
c) Vakfeyi niyet ederek yapmak.
d) Öğle ve ikindi namazlarını cem’i takdîm ile kılmak.
14. Aşağıdakilerden hangisi Müzdelife vakfesinin geçerli olmasının şartlarından değildir?
a) Güneş doğmadan önce Müzdelife’den ayrılmak.
b) Hac için ihrâmlı olmak.
c) Vakfe’yi Müzdelife sınırları içinde yapmak.
d) Arafat vakfesini yapmış olmak.
15. İlk tahallülden sonra aşağıdaki ihrâm yasaklarından hangisi sona ermez?
a) Koku sürünme yasağı.
b) Dikişli elbise giyme yasağı.
c) Cinsel ilişki yasağı.
d) Tırnak kesme yasağı.
16. Aşağıdakilerden hangisi hacca vekil göndermenin şartlarından biridir?
a) Vekilin erkek olması.
b) Vekile haccın farz olması.
c) Vekilin zengin olması.
d) Haccın, müvekkile önceden farz olmuş olması.
17. Cemreleri taşlama ile ilgili aşağıdaki hükümlerden hangisi doğrudur?
a) Bayramın birinci günü büyük, orta, küçük cemreler taşlanır.
b) Bayramın ikinci günü küçük, orta, büyük cemreler taşlanır.
c) Bayramın üçüncü günü büyük, orta, küçük cemreler taşlanır.
d) Bayramın dördüncü günü büyük, küçük, orta cemreler taşlanır.
18. Aşağıdakilerden hangisi Kâbe’nin rükünlerinden değildir?
a) Rükn-ü Yemânî.
b) Rükn-ü Irâkî.
c) Rükn-ü Şâmî.
d) Rükn-ü İbrâhim.
19. Aşağıdaki hükümlerden hangisi yanlıştır?
a) Hacca gidenin ergen olması şarttır.
b) Hacca gidecek kimse akıllı olmalıdır.
c) Hacca gidecek kimse Müslüman olmalıdır.
d) Hacca gidecek kimsenin zengin olması şarttır.
20. Aşağıdaki hükümlerden hangisi haccın müstakil sünnetlerinden biridir?
a) Cemrelere taş atmak.
b) Vedâ tavâfı yapmak.
c) Arefe günü Mina’da gecelemek.
d) Müzdelife’de vakfe yapmak.
21. Aşağıdakilerden hangisi hiçbir görüşe göre Müzdelife vakfesinin başlangıç zamanı değildir?
a) Arefe gününü Bayrama bağlayan gece yarısından îtibâren.
b) Arefe günü akşamı güneşin batışından îtibâren.
c) Bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan itibaren.
d) Yatsı vaktinin girmesinden îtibâren.
22. Bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde Mina’da gecelemenin, Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre hükmünü sırasıyla aşağıdakilerden hangisi yansıtmaktadır?
a) Farz-Vâcip.
b) Vâcip-Farz.
c) Vâcip-Sünnet.
d) Sünnet-Vâcip.
23. Bayramın üçüncü günü Mina’dan ayrılmaya ne denir?
a) Tahallül-ü evvel.
b) Nefr-i evvel.
c) Tahallül-ü sânî.
d) Nefr-i sânî.
24. Aşağıdakilerden hangisi ziyâret tavâfının başlama vakti konusunda Hanefî ve Mâlikî’nin görüşüdür?
a) Zilhicce ayının dokuzunu onuna bağlayan gece yatsı vaktinden îtibâren.
b) Zilhicce ayının dokuzunu onuna bağlayan gecenin yarısından îtibâren.
c) Kurban bayramının ilk günü fecr-i sâdıktan îtibâren.
d) Zilhicce ayının dokuzuncu günü güneşin batmasından îtibâren.
25. Arafat vakfesi; Arefe günü fecr-i sâdıktan îtibâren hangi mezhebe göre başlar?
a) Hanefî.
b) Şâfiî.
c) Hanbelî.
d) Mâlikî.
26. Ziyâret tavâfının son üç şavtını âdetli olarak yapmak hangi cezâyı gerektirir?
a) Üç sadaka-i fıtır.
b) Dem.
c) Bedene.
d) Tavâfı geçerli olmaz.
27. Sa’y’in son üç şavtının âdetli olarak yapılması hangi cezayı gerektirir?
a) Dem.
b) Herhangi bir ceza gerekmez.
c) Üç sadaka-i fıtır.
d) Sa’y’i geçerli olmaz.
28. İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Şâfiî’ye göre Müzdelife’de akşam ile yatsı namazlarını yatsı vaktinde cem’ ederek kılmanın hükmü nedir?
a) Sünnet-vâcip.
b) Sünnet-sünnet.
c) Vâcip-vâcip.
d) Vâcip-sünnet.

29. Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre küçük, orta ve büyük cemrelere sırası ile taş atmanın hükmü nedir?
a) Sünnet-sünnet.
b) Vâcip-sünnet.
c) Sünnet-vâcip.
d) Vâcip-vâcip.
30. İmâm Ebû Hanîfe’ye göre temettû’ haccı yapan kimselerin hedyi, en geç bayramın üçüncü günü güneşin batımına kadar kesmemelerinin cezası nedir?
a) Bedene.
b) Dem.
c) İki dem gerekir.
d) Her hangi bir cezası yoktur.
31. Sırasıyla İmâm Ebû Hanîfe ile İmâm Şâfiî’ye göre ihrâmdan çıkmak için bayramın ilk üç gününde tıraş olmanın hükmü nedir?
a) Vâcip-vâcip.
b) Sünnet-vâcip.
c) Sünnet-sünnet.
d) Vâcip-sünnet.
32. Ebû Hanîfe ve İmâmeyne göre taş atma, kurban kesme ve tıraş olma menâsiki arasındaki tertîbe uymanın hükmü nedir?
a) Vâcip-vâcip.
b) Sünnet-sünnet.
c) Vâcip-sünnet.
d) Sünnet-vâcip.
33. Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre ihsâr kurbanının Harem bölgesinde kesilmesinin hükmü nedir?
a) Şart-şart değil.
b) Sünnet-vâcip.
c) Müstehâp-şart.
d) Şart-şart.
34. Sırasıyla Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre vekil olarak hacca gönderilecek kimsenin kendi adına hac görevini yapmış olmasının hükmü nedir?
a) Şart-şart değil.
b) Şart-şart.
c) Şart değil-şart.
d) Şart-müstehâp.
35. Sırasıyla Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre ticaret amacıyla Mekke’ye giden kimsenin mîkât mahallinden ihrâmlı olarak geçmesinin hükmü nedir?
a) Vâcip-farz.
b) Sünnet-sünnet.
c) Sünnet-vâcip.
d) Vâcip-sünnet.
36. Hac ve umrede işlenen cinâyetlerin ödenmesi ile ilgili aşağıdailerden hangisi doğrudur?
a) Bütün keffâretler, gecikmeli olarak (terâhî üzere) yapılabilecek vâcip türünden olduğu için cinâyetin cezası, işlenişinden ömrün sonuna kadar, her zaman ödenebilir.
b) Cinâyetlerin cezasını, vefâtına kadar ödemeyen ve ödenmesini vasiyet de etmeyen kimse günahkâr olur.
c) Vasiyet olmadığı halde, mîrasçıların, teberrû olarak ödemeleriyle de borç edâ edilmiş sayılır.
d) Hepsi doğrudur.
37. “Umre tavâfının son üç şavtını veya daha azını abdestsiz olarak yapan kimse, abdestsiz yaptığı her şavt için bir sadaka verir” görüşü kime aittir?
a) Ebû Hanîfe.
b) Ebû Yusuf.
c) İmâm Züfer.
d) İbn Nüceym.
38. “Bilmeyerek, yanılarak veya unutarak koku sürünmek, elbise giymek ve cinsel ilişkide bulunmak gibi yararlanma (istimta’) türünden olan yasakları ihlâl eden kimse için ceza gerekmez” görüşü kimlere aittir?
a) Zâhirî.
b) Şâfiî ve Hanbelî.
c) Mâlikî ve Zâhirî.
d) Hanefî.
39.“İhrâmlı kişinin eşini şehvetle öpmesi, okşaması, sarılıp kucaklaması boşalma olmazsa ceza gerektirmez” görüşü hangi mezhebe aittir?
a) Mâlikî
b) Hanefî
c) Hanbelî
d) Hiçbiri
40. İhrâma girerken ileride karşılaşılacak hastalık, düşman veya para kaybetme gibi yola devamı engelleyecek bir durumun ortaya çıkması hâlinde, kurban kesmeksizin ihrâmdan çıkmayı şart koşmak, hangi mezhebe aittir?
a) Hanefî.
b) Mâlikî.
c) Hanbelî.
d) Zahirî.
41. Ziyaret tavâfını yapmadan memleketine dönen kimse, bu eksikliği gidermek için aşağıda belirtilenlerden hangisini yapmalıdır?
a) Bedene kesmelidir.
b) Dem kesmelidir.
c) Birine vekâlet vererek bu tavâfı yaptırmalıdır.
d) Bizzat Mekke’ye dönüp bu tavâfı yapmalıdır.
42. Hangi mezheplere göre, ömürde bir defa umre yapmak farzdır?
a) Şâfiî ve Mâlikî.
b) Mâlikî ve Hanbelî.
c) Şâfiî ve Hanbelî.
d) Hanefî ve Mâlikî.
43. “Bir kimsenin bedel olarak bir başkasının yerine hac yapabilmesi için kendi adına daha önce hac yapmış olması gerekir” hükmü mezheplerden hangisine aittir?
a) Şâfiî ve Hanbelî
b) Hanefî
c) Mâlikî
d) Zâhirî
44. Nâfile hacda vekâletin geçerli olabilmesi için vekilin kendi adına farz haccı yapmış olması gerektiği şartını öne süren imâm hangisidir?
a) Ebû Hanîfe.
b) İmâm Şâfiî.
c) İmâm Mâlik.
d) İmâmeyn.
45. “Hac aylarından önce ihrâma girilemez” görüşü kime aittir?
a) İmâm Şâfiî.
b) İmâm Ahmed ibn Hanbel.
c) Ebû Hanîfe ve Mâlikî.
d) Dâvûd ez-Zâhirî.
46. Ziyaret tavâfının son iki şavtını âdetli olarak yapan kimsenin hangi cezayı ödemesi gerekir?
a) Dem.
b) Bedene.
c) Son üç şavtın kazâsı ve üç gün oruç.
d) İki sadaka-i fıtır.
47. Mekkîler kudûm tavâfını ne zaman yaparlar?
a) İhrâma girdiklerinde.
b) Arafat vakfesinden önce.
c) Hiç biri.
d) Hac sa’y’inden önce.
48. Cemrelerin Mina’dan Mekke-i Mükerreme istikâmetine doğru sıralaması aşağıdakilerden hangisidir?
a) Cemre-i ûlâ, Cemre-i akabe, cemre-i vustâ.
b) Cemre-i vustâ, Cemre-i akabe, cemre-i ûlâ.
c) Cemre-i akabe, cemre-i vustâ, cemre-i suğrâ.
d) Cemre-i ûlâ, cemre-i vustâ, Cemre-i akabe.
49. İmâm Muhammed ve Ebû Yûsuf’a göre Müzdelife’de akşam ve yatsı namazlarını cem’i te’hîr ile kılmanın hükmü sırasıyla aşağıdakilerden hangisidir?
a) Vâcip-sünnet.
b) Sünnet-vâcip.
c) Sünnet-sünnet.
d) Vâcip-vâcip.
50. En faziletli hac türü aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hanefîlere göre Kırân; Şâfiî ve Mâlikîlere göre İfrâd; Hanbelîlere göre Temettû’dur.
b) Hanefîlere göre Kırân; Hanbelîlere göre İfrâd; Şâfiî ve Mâlikîlere göre Kırân’dır.
c) Hanefîlere göre İfrâd, Hanbelîlere göre Temettû’, Şâfiî ve Mâlikîlere göre Temettû’dur.
d) Şâfiî ve Mâlikîlere Kırân, Hanefîlere göre Temettû’, Hanbelîlere göre Temettû’dur.
51. İhrâmlı kimsenin evlenmesinde veya evlendirilmesinde herhangi bir sakınca olmadığı görüşü kime aittir?
a) İmâm Şâfiî.
b) İmâm Malik.
c) İmam Ebû Hanîfe ve İmâmeyn.
d) İmâm Ahmed b. Hanbel.
52. “Hanefî mezhebine göre Hacc-ı Kırân’a niyet etmiş muhrim hacdan engellenmiş olduğu takdirde ihrâmdan çıkabilmesi için, aşağıdakilerden hangisini yapar?
a) Harem sınırları içinde bir bedene keser.
b) Mekke-i Mükerreme’nin hareminde kesilmek üzere iki kurban gönderir.
c) Hill bölgesinde 3 gün bayramdan önce, 7 gün bayramdan sonra oruç tutar.
d) Bir kurban bedeli sadaka verir.
53. Aşağıdaki tanımlardan hangisi doğru değildir?
a) Cidâl: Hac esnasında başkalarıyla tartışmak, hakâret ve kavga etmek.
b) Menâsik: Hac ibâdeti içinde yer alan ve bir kısmı sembolik davranışlardan ibâret olan fiiller.
c) Mes’a: Safâ ile Merve arasındaki sa’y alanı.
d) Mevât: Mîkât sınırları içerisinde izdihâm vb. sebeplerle vefât etmiş kişiye denir.
54. Kurban bayramının ilk üç günü Mina’da gecelemenin hükmü sırasıyla Mâlikî ve Hanefî mezheplerine göre nedir?
a) Sünnet-vâcip.
b) Vâcip-vâcip.
c) Farz-vâcip.
d) Vâcip-sünnet.
55. Şeytan taşlama, kurban kesme ve traş olma arasındaki tertîbe uymama ile ilgili doğru hüküm aşağıdakilerden hangisidir?
a) Ebû Hanîfe’ye göre dem gerekir. Diğer müctehîdlere göre ise bir şey gerekmez.
b) 6 adet fıtr sadakası vermek gerekir.
c) Ebû Hanîfe’ye göre dem, İmâm Mâlik’e göre 3 gün oruç tutmak gerekir.
d) Hiç biri.
56. Aşağıdakilerden hangisi fıtır sadakası kadar bağışta bulunmayı gerektiren cinâyetlerden değildir?
a) Saç ve sakalın dörtte birinden az bir kısmını tıraş etmek.
b) Kudûm veya vedâ tavâfını abdestsiz yapmak.
c) Herhangi bir uzvun tamamına değil bir kısmına güzel koku sürmek.
d) Erkekler için bir tam gündüz veya gece süresince giyim eşyası giymek.
57. Aşağıdakilerden hangisi haram aylardan biri değildir?
a) Zilhicce
b) Şâbân
c) Zilkâde
d) Muharrem
58. Mîkâti ihrâmsız geçmenin cezası aşağıdakilerden hangisidir?
a) Bir koyun kurban etmek.
b) Bir sığır kurban etmek.
c) Bir deve kurban etmek.
d) İki koyun kurban etmek.
59. Hedy ne demektir?
a) Sadaka vermektir.
b) Hac ve umrede kesilen kurbandır.
c) Hediyeleşmektir.
d) Rüşvet vermektir.
60. Aşağıdakilerden hangisi haccın farzlarından biri değildir?
a) İhrâma girmek.
b) Arafat’ta vakfeye durmak.
c) Kâbe’yi tavâf etmek.
d) Şeytan taşlamak.
61. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın vâciplerinden biri değildir?
a) Abdestli olmak.
b) Setr-i avrete dikkat etmek.
c) Tavâfı huşû ile yapmak.
d) Tavâfa, Hacer-i esved veya hizâsından başlamak.
62. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın sünnetlerinden biri değildir?
a) Tavâf esnasında Kâbe’yi sol tarafına alarak yürümek.
b) Iztıbâ ve remel yapmak.
c) Hacer-i Esved’i istîlâm etmek.
d) Tavâf esnasında zikir, tekbîr, tehlîl ve duâ ile meşgûl olmak.
63. Şeytan taşlamada taş atmanın zamanı hangi günlerdir?
a) Bayramdan sonraki ilk cuma günü.
b) Arafe günü.
c) Kurban bayramının 1.,2.,3. ve 4 günü.
d) Perşembe günü.

64. Aşağıdakilerden hangisi şeytan taşlamanın sünnetlerinden biri değildir?
a) Bir cemreye aynı gün yediden fazla taş atmak.
b) Yedi taşı peş peşe atmak.
c) Tertîbe uymak.
d) Atılan taşlar nohut büyüklüğünde olmak.
65. Hacda saçları traş etmenin veya kısaltmanın zamanı hangi gündür?
a) Cuma.
b) Pazartesi.
c) Kurban kesme günü.
d) Arafe günü.
66. Hac aylarında ve bir yıl içinde bir ihrâmla umre ve haccı birlikte îfâ etmek, hangi hac türüdür?
a) Hacc-ı Kırân.
b) Hacc-ı İfrât.
c) Hacc-ı Temettû’.
d) Hacc-ı Ekber.
67. Hac aylarında ve bir yıl içinde iki ihrâmla umre ve haccı birlikte îfâ etmek hangi hac türüdür?
a) Hacc-ı Kırân.
b) Hacc-ı İfrât.
c) Hacc-ı Temettû’.
d) Hacc-ı Ekber.
68. Harem bölgesi ile mîkât yerleri (sınırları) arasında kalan alana ne denir?
a) Hill Bölgesi.
b) Arafât Bölgesi.
c) Âfâkî.
d) Âfâk Bölgesi.
69. Aşağıdakilerden hangisi hac için Medîne yönünden gelenlerin mîkât mahallidir?
a) Zü’lhuleyfe.
b) Karn.
c) Cuhfe.
d) Zât’ü Irk.
70. Aşağıdakilerden hangisi hac için Mısır ve Sûriye yönünden gelenlerin mîkât mahallidir?
a) Yelemlem.
b) Karn.
c) Cuhfe.
d) Zât’ü Irk.
71. Aşağıdakilerden hangisi hac için Irak yönünden gelenlerin mîkât mahallidir?
a) Yelemlem.
b) Karn.
c) Cuhfe.
d) Zât’ü Irk.
72. Aşağıdakilerden hangisi haccın farz tavâfıdır?
a) Kudûm tavâfı.
b) Sader tavâfı.
c) Vedâ tavâfı.
d) İfâda tavâfı.
73. “Eyyâm-ı Mina” hangi günlerdir?
a) Zilhicce’nin 10, 11, 12 ve 13. günleri.
b) Zilhicce’nin 8, 9, 10 ve 11. günleri.
c) Zilhicce’nin 11, 12, 13 ve 14. günleri.
d) Zilhicce’nin 9, 10, 11 ve 12. günleri.
74. Bedene cezasını gerektiren cinâyet aşağıdakilerden hangisidir?
a) Arafat vakfesinden sonra ilk tahallülden önce cinsel ilişkide bulunmak.
b) İkinci tahallülden sonra cinsel ilişkide bulunmak.
c) Ziyâret tavâfını abdestsiz olarak yapmak.
d) Ziyâret tavâfından sonra cinsel ilişkide bulunmak.
75. Aşağıdakilerden hangisi dem cezasını gerektirmez?
a) Mîkâtı ihrâmsız geçmek.
b) Bir elin beş tırnağını kesmek.
c) Kudûm tavâfını abdestsiz yapmak.
d) Vedâ tavâfını cünüp olarak yapmak.
76. Aşağıdakilerden hangisi Mekkeliler için hac mîkât yeri değildir?
a) Ci’râne.
b) Yelemlem.
c) Aşâir.
d)Ten’îm.
77. Kırân ve temettû’ hedy için parası olmayan kimse aşağıdakilerden hangisini yapar?
a) Ertesi yıl harem bölgesinde kurban kestirir.
b) Kurban bayramından önce yedi gün, memleketine dönünce üç gün oruç tutar.
c) Kurban bayramından önce iki gün, memleketine dönünce sekiz gün oruç tutar.
d) Kurban bayramından önce üç gün, memleketine dönünce yedi gün oruç tutar.
78. Aşağıdaki tanımlardan hangisi yanlıştır?
a) İhsâr: hac veya umre yapmak üzere ihrâma girdikten sonra, herhangi bir sebeple tavâf ve vakfe yapma imkânının ortadan kalkması demektir.
b) Mizâb: Ziyâret ve umre tavâflarını abdestsiz; kudûm, vedâ ve umre tavâflarını cünüp olarak yapmaktır.
c) Tahallül-ü evvel: Cinsel ilişki dışındaki ihrâm yasaklarının kalkması.
d) Tahallül-ü sânî: Cinsel ilişki dâhil bütün ihrâm yasaklarının kalkması demektir.

Toplam 192 sayfa, 160. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030158159160161162170180190...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.