7

Mayıs
2012

Arapça-8

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ARAPÇA | Yorum: Yok
Arapça-8

Bankada فِي الْبَنْكِ
أَيْنَ أَقْرَبُ الْبَنْكِ؟ En yakın banka nerede?
أُرِيدُ صَرْفَ هَذَا الشِّيكَ Bu çeki bozdurmak istiyorum.
هَلْ تُصَرِّفُ شِيكَاتِ سَيَاحِيَّةِ؟ Seyahat çeki bozar mısınız?
هَاتِ الشِّيكَ. Çeki ver.
هَلْ وَقَعْتَ عَلَى ظَهْرِ الشِّيكِ؟ Çekin arkasını imzalandın mı?
نَعَمْ، وَقَعْتُ. Evet, imzaladım.
هَلْ لَكَ حِسَابُ جَارِ فِي الْبَنْكِ؟ Bankada cari hesabın var mı?
نَعَمْ، لِي. Evet, var.
مَعِي رِيَالُ سُعُودي. Yanımda Suud riyali var.
أُرِيدُ تَحْوِيلَهُ إِلَى لِيرَةٍ تُرْكِيَّةٍ. Onu Türk lirasına çevirmek istiyorum.
إِسْتِلَامُ النُّقُودِ مِنْ هَذَا الشُّبَّاكِ. Para şu gişeden alınır.
تَفَضَّلْ نُقُُودَكَ. Parayı, buyur.
شُكْرًا جَزِيلًا. Çok teşekkür ederim.
لَا شُكْرَكْ عَلَى الْوَاجِبِ. Teşekküre değmez..
نَحْنُ فِى خِدْمَتِكُمْ دَاءِمًا. Her zaman hizmetinizdeyiz.
اَلْكَلِمََاتُ Kelimeler
نُقُُودٌ Para
سَعْرٌ Kur
شِيكٌ Çek
سَنَدٌ Senet
تَعَهُّدٌ Kontrat
عُمْلَةٌ Döviz
نَقْدًا Peşin
بِالتَّقْسِيطِ Taksitle
اَلْبَنْكُ الْمَرْكَزِىُّ Merkez Bankası
وَضْعُ النُّقُودِ Para koyma
سَحْبُ النُّقُودِ Para çekme
اَلْحِسَابُ العادي Normal hesap
نُقُودٌ مَعْدَنِيَّةٌ Madeni para
دُولَارُ Dolar
رِيَالُ Riyal
لِيرَةٌ Lira
تَوْقِيعٌ İmza
بِطَاقَةٌ شَخْصِيَّةٌ Kimlik
Lokantada فِي الْمَطْعَمِ
يَا خَالِدُ Ey Halid
تَفَضَّلُ يَاأَخِي. Buyur, kardeşim.
فَلْنَذْهَبْ إِلَى دَارِ الضِّيَافَةِ. Daruzziyafe’ye gidelim.
هِىَ مَطْعَمُ تَارِخِيٌّ مُمْتَازٌ. O pek güzel tarihi bir lokantadır.
أَيْنَ هِىَ؟ O nerede?
هِيَ بِجَنْبِ مَسْجِدِ السُّلَيْمَانِيَّةِ. O, Süleymaniye camiinin yanındadır.
فَلْنَذْهَبْ إِلَيْهَا. Gel, oraya gidelim.
فَلْنَذْهَبْ. Gidelim.
أَيْنَ نَجْلِسُ؟ Nerede otururuz?
فَلْنَجْلِسْ فِي صَالُونِ سِينَانِ. Sinan Salonunda otururuz.
إِجْلِسْ مُقَابِلِي. Karşımda otur.
مَاذَا نَتَنَاوَلُ؟ Ne alırız?
أُرِيدُ التَّنَاوَلَ شُرْبَةً أَوَّلاً. Önce çorba almak istiyorum.
وَأَنَا كَذَالِكَ. Bende.
أَهْلاٌ وَسَهْلاً، تَفَضَّلاً. Hoş geldiniz, buyursunlar.
مِنْ فَضْلِكَ شُرْبَةٌ عَدَسٌ Lütfen mercimek çorbası getir.
مَاذَا تَطْلُبَانِ بَعْدَ ذَالِكَ؟ Ondan sonra ne istersiniz?
نَطْلُبُ مِنْ أَطْعِمَةِ عُثْمَانِيَّةِ. Osmanlı yemeklerinizden isteriz.
عَلَى الْفَوْرِ. Hemen.
شُكْرًا. Teşekkür ederim.
هَنِيءًا. Afiyet olsun.
هَلْ تَرْغَبَانِ فِي الْحَلْوَيَاتِ؟ Tatlı arzu eder misiniz?
لاَ، شُكْرًا شَبِعْنا. Hayır, teşekkür ederim, doyduk.
هَنِيءًا. Afiyet olsun.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
مَطْعَمٌ Lokanta
جَوْعَانٌ Aç
قَاءِمَةُ الطَّعَامِ Menü
دَجَاجَةٌ Tavuk
كَبَابٌ Kebab
سَمَكٌ Balık
خُبْزٌ Ekmek
أُرْزٌ Pilav
عَصِيرٌ فَوَاكِهٌ Meyve suyu
مِيَاهٌ مَعْدَنِيَّةٌ Maden suyu
بَيْضٌ مَسْلُوكٌ Haşlanmış yumurta
بَيْضٌ مَقْلِي Yağda yumurta
مَشْوِي عَلَى الْفَحْمِ Kömürde ızgara
سَلاَطَةٌ مُشَكَّلَة Karışık Salata
خَلٌّ Sirke
مِلْحٌ Tuz
لِيمُونٌ Limon
فَاصُولِيَا Fasulye
بَامْيَا Bamya
فُطُُورٌ Kahvaltı
غَدََاءٌ Öğle yemeği
عَشَاءٌ Akşam yemeği
شَوْكَةٌ Çatal
مِلْعَقَةٌ Kaşık
سِكِّينٌ Bıçak
زَيْتُونٌ Zeytin
مَاءٌ Su
زُبْدَةٌ Tereyağ
قِشْطَةٌ Kaymak
شَايٌ Çay
قَهْوَةٌ Kahve
حَلِيبٌ Süt
لَبَنٌ Yoğurt
جُبْنٌ Peynir
مُرَبَّى Reçel
عَسَلٌ Bal
لَحْمٌ Et
لَحْمٌ بَقَرٌ Dana eti
لَحْمٌ خَرُوفٌ Koyun eti

Kasapta فِي دُكَّنِ الْجَزَّارِ
مَرْحَبًَا Merhaba.
مَرْحَبًا بِكُمْ hoş geldiniz.
تَفَضَّلُ Buyrun
مِنْ فَضْلِكْ أَعْطِنِي كِيلُو لَحْمَ. Bana bir kilo et ver.
مِنْ أَىِّ لَحْمٍ؟ Hangi etten?
مِنْ لَحْمِ الْخَرُوفِ. Koyun etinden.
هَلْ تَطْلُبُ شَيْءً أَخَرَ؟ Başka bir şey ister misin?
مِنْ فَضْلِكَ نِصْفُ كِيلُو لَحْمَ مَفْرُومَ. Lütfen yarım kilo kıyma.
عَلَى الرَّءَسِ. Hemen, (baş üstüne)
شُكْرًا Teşekkür ederim.
عَفْوًا. Bir şey değil.

Manavda فِي الْخُضَرِ
هَلْ يُوجَدُ مَوْزَ؟ Muz var mı?
نَعَمْ، يُوجَدُ. Evet, var.
هَلْ البُرْتُقَالُ حُلْوٌ؟ Portakal tatlı mı?
مِثَلُ السُّكَّرُ. Şeker gibi.
هَلْ العِنَبُ نَاضِجٌ؟ Üzüm olgun mu?
ذُقْ. Tad.
مِنْ فَضْلِكَ كِيلُو عِنَبٍ. Lütfen bir kilo üzüm.
هَلْ تُرِيدُ شَيْءً آخَرَ؟ Başka bir şey ister misin?
أُرِيدُ كِيلُو رُمََّانَ. Bir kilo nar istiyorum.
وَ أُرِيدُ كِيلُِِو طـمَاطِمَ. Ve bir kilo domates istiyorum.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
فَوَاكِهُ Meyvalar
بِطِّيخٌ Karpuz
شَمَّامٌ Kavun
عِنَبٌ Üzüm
تُفَّاحٌ Elma
كُمَّثْرَى Armut
خُوخٌ Şeftali
تِينٌ İncir
سَفَرْجَلٌ Ayva
مِشْمِشٌ Kayısı
مَوْزٌ Muz
بُرْتُقَالٌ Portakal
يُوسُفْ أَفَنْدِي Mandalina
خُضْرَوَاتُ Sebzeler
طَمَاطِمَ Domates
خِيَارٌ Salata
خَسٌ Marul
نَعْنَعْ Nane
فُلْفُلٌ Biber
فُلْفُلٌ أَخْضَرٌ Yeşil Biber
فُلْفُلٌ حَارٌّ Acı Biber
فُلْفُلٌ أَسْوَدٌ Kara Biber
فُلْفُلٌ أَحْمَرٌ Kırmızı Biber
بَاذِنْجَانٌ Patlıcan
فَاصُلْيَا خَضْرَاءُ Yeşil Fasulye
حَلَوِيَّاتِ Tatlılar
كَعْكٌ Pasta
أُرْزُ بِحَلِيبِ Sütlaç
بَقْلََاوَةٌ Baklava
قَطَايِفُ Kadayıf

Bakkalda فِي الْبَقَّالَةِ
بِكَمْ السُّكَّرُ؟ Şeker kaç para?
بِثَلَاثِينَ أَلْفِ لِيرَةٍ. Otuz bin lira.
هَلْ يُوجَدُ خُبْزُ وَ الشَّاىُ؟ Ekmek ve çay var mı?
أَعْطِنِي خُبْزًا وَاحِدًا. Bana bir ekmek ver.
بِكَمْ الزَّيْتُونَ؟ Zeytin kaç para?
بِمِأةِ وَخَمْسِينَ أَلْفِ لِيرَةٍ. Yüz elli bin lira.
هَاتِ كِيلُو مِنْهُ. Ondan bir kilo ver.
تَفَضَّلُ. Buyurun

7

Mayıs
2012

Arapça-9

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ARAPÇA | Yorum: Yok
Arapça-9

Polis Karakolunda فِي مَرْكَزِ الشُّرطَةِ.
لَحْضَةٌ يَا سَيِّدِي. Bir dakika efendim (beyim)
تَفَضَّلُ يَا عَمِّي. Buyurun amca.
أَيْنَ مَرْكَزُ الشُّرْطَةِ؟ Polis karakolu nerede?
مَاذَا حَدَثَ؟ Ne oldu?
فَقَدْتُ حَقِيبَتِي. Çantamı kaybettim.
هَلْ تَشُكَّ فِي أَحَدٍ؟ Şüphelendiğin kimse var mı?
لَا وَاللهِ Maalesef. (Yok Vallahi)
مَرْكَزُ الشُّرْطَةِ هُنَا. Polis karakolu burada.
هَلْ حَدَثَ شَيْءٌ؟ Bir şey oldu mu?
أَنَا سَاءِحٌ. Ben turistim.
فَقَدْتُ حَقِيبَتِي. Çantamı kaybettim.
هَلْ تُسَاعِدُنِي فِي ذَالِكَ؟ Bana bu konuda yardım edebilir misiniz?
مَاذَا كَانَ فِيهَا؟ İçinde ne vardı?
كَانَ فِيهَا جَوَّازَ سَفَرِي فَقَطْ. İçinde sadece pasaportum vardı?
أَيْنَ تَرَكْتَ حَقِيبَتَكَ؟ Çantanı nerede bıraktın?
عِنْدَ بَابِ الْفُنْدُقِ. Otelin kapısının yanında.
لَا تَأَسَّفْ. Üzülme.
سَنَجِدُهَا إِنْ شَاءَ اللهِ. Allah’ın izniyle onu bulacağız.
شُكْرًا. Teşekkür ederim.
مَعَ السَّلَامَةِ. Allah’a ısmarladık.
مَعَ السَّلَامَةِ. Güle güle.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
شُرْطِيٌّ Polis
شُرْطِيُّ الْمُرُورِ Trafik Polisi
شَاهِدٌ Tanık
سَارِقٌ Hırsız
خَطَرٌ Tehlike
حَادِثٌ Olay
حَادِثُ الْمُرُورِ Trafik kazası
حَرِيقٌ Yangın
شِجْنٌ Tutukevi
حَاكِمٌ Hakim
مَحْكُُومٌ Tutuklu
اَلْمُحَامِي Avukat
اَلْمُدَعِّي الْحُكُومِي Savcı
اَلْمُدَعِّي Davacı
مَحَكَمَةٌ Mahkeme

Çarşıda فِي السُّوقِ
نَحْنُ الْآنَ فِي السُّوقِ. Biz şu an çarşıdayız.
مَا صِنْفُ هَاذَا الْقُمَاشِ؟ Bu kumaşın cinsi nedir?
هُوَ مِنْ حَرِيرٍ. O ipektir.
وَ هَاذَا مِنْ صُُوفٍ. Ve bu da yündür.
مَا مَقَاسُ هَاذَا الْفِسْتَانِ؟ Bu fistanın ölçüsü ne?
هَلْ هَاذَا أَكْبَرُ مِنْ ذَالِكَ؟ Bu ondan daha büyük mü?
نَعَمْ، هَاذَا يُنَاسِبُكَ. Evet, bu sana uyar.
بِكَمْ هَذَا؟ Bu kaça?
بِثَلَاثَةِ مَلَايِينَ لِيرَةٍ. Üç milyon lira.
مَا هُوَ آخِرُ السِّعْرُ؟ Son fiyat ne?
هَاذَا السِّعْرُ لَكَ. Bu fiyat sanadır.
أَعْطِنِي أَرْبَعَةَ مَنَادِلَ. Bana dört mendil ver.
هَلْ الجَوَارِبُ مَوْجُودَةٌ؟ Çorap var mı?
نَعَمْ، هَا هِىَ. Evet, işte.
أُرِيدُ قَمِيصَ حَرِيرَ. İpek gömlek istiyorum.
مَا ثَمَنُ هَذَا الْحِزَامِ؟ Bu kemerin fiyatı ne?
أَعْطِنِي بَدْلَةٌ. Bana bir takım elbise ver.
هَاذَا غَالٍ. Bu pahalı.
وَ هَاذَا رَخِيصٌ. Bu ise ucuzdur.
حِسَابِي كَمْ؟ Hesabım ne kadar?
أَدَوَاتُ الْمَنْزِلِ Ev Araç ve Gereçleri
ثَلَّاجَةٌ Buzdolabı
غَسَّالَةٌ Çamaşır Makinesi
كُرْسِيٌّ Sandalye
طَاوِلَةٌ Masa
سَرِيرٌ Koltuk
سَتَاءِرُ Perde
ثُرَيَّا Avize
مِكْوَاةٌ Ütü
خَلَّاطٌ Mikser
مِكْنَسَةٌ Süpürge
أَدَوَاتُ الْمَطْبَخِ Mutfak Malzemesi
مَوْقِدٌ Ocak
فُرْنٌ Fırın
قِدْرٌ Tencere
طَبَقٌ Tabak
كَأْسٌ Bardak
مِلْعَقَةٌ Kaşık
شَوْكَةٌ Çatal
سِكِّينٌ Bıçak
فِنْجَانٌ Fincan
مِقْلَاةٌ Tava
مِمْلَحَةٌ Tuzluk
سَلَّةٌ Sepet
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
مِنْشَفَةٌ Havlu
فُوطَةٌ Peçete
مَنَادِلٌ وَرَقِيَّةٌ Selpak
شَمْسِيَّةٌ Şemsiye
مِعْطَفٌ Palto
خَاتَمٌ مِنْ فِضَّةٍ. Gümüş Yüzük
خَاتِمٌ مِنْ ذَهَبٍ. Altın Yüzük
بَدْلَةٌ Takım Elbise
قَمِيصٌ Gömlek
سِرْوَالٌ Pantolon
مَلَابِسٌ دَاخِلِيٌّ İç Çamaşır
مَلَابِسٌ رِجَالِيٌّ Erkek elbisesi
مَلَابِسٌ نِسَاءِيَّةٌ Kadın elbisesi
مَحَلُّ الْأَحْذِيَةِ Ayakkabıcı
حَلَّاقٌ Berber
خَبَّازٌ Fırıncı
خَيَّاطٌ Terzi
صَاءِغٌ Kuyumcu
سَاعَةٌ Saat
سَاعَةُ يَدٌ Kol Saati
مِرْأَةٌ Ayna
مِشْطٌ Tarak
سِوَارٌ Bilezik
نَظَّارَةٌ Gözlük
زِرٌّ Düğme

Eczanede فِي الصَّيَدَلِيَّةِ
هَلْ تُُوجَدُ لَدَيْكَ هَذِهِ الْأَدَوِيَّةُ؟ Bu ilaçlar sizde bulunur mu?
نَعَمْ، تُوجَدُ. Evet, bulunur.
أُرِيدُهَا. Onları istiyorum.
فَوْرًا. Hemen.
كَيْفَ أَسْتَعْمِلُهَا؟ Onları nasıl kullanacağım.
بَعْدَ الْأَكْلِ إِشْرَبْ مِلْعَقَةٌ مِنْ هَذِهِ الْأَشْرِبَةِ. Yemekten sonra bu şuruptan bir kaşık iç.
وَ تَنَاوَلْ مِنْ هَذِهِ الْحُبُُوبِ وَاحِدَةً بَعْدَ الْإِفْطَارِ. Ve kahvaltıda sonra bu haplardan bir tane al.
إِمْتَصْ هَذَا الْحَبَّ بَعْدَ الْعِشَاءِ. Bu hapı yemekten sonra em
شُكْرًا. Teşekkür ederim.
عَفْوًا. Bir şey değil.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
دَوَاءٌ İlaç
أَدْوِيَةٌ İlaçlar
دَاءٌ Hastalık
حَبٌّ Hap
حُبُوبٌ Haplar
قَبْلَ الْأَكْلِ Yemekten önce
بَعَدَ الْأَكْلِ Yemekten sonra
بِبَطْنٍ جَاءِعٍ Aç karnına
بِالْمَاءِ Su ile
بِدُونِ مَاءٍ Susuz
مَرْهَمٌ Merhem
قَطْرَةٌ Damla
حُقْنٌ İğne
كُحُولٌ Alkol
صَيْدَلِيَّةٌ Eczane
صَيْدَلَانِي Eczacı

Sayılar اَلْأَعْدَادُ
كَمْ عَدَدُ أَفْرَادِ أُسْرَتِكَ؟ Aile fertlerinin sayısı kaç?
ثَمَانِيَةٌ، خَمْسَةٌ رِجَالٌ وَ ثَلَاثُ نِسَاءٌ. Sekiz, beş erkek, üç kadın.
وَ أَنْتُمْ؟ Ya siz?
سِتَّةٌ، إِمْرَأَتَانِ وَ أَرْبَعَةُ رِجَالٍ. Yedi, iki kadın ve dört erkek.
بِكَمْ هَذَا؟ Bu kaça?
بِعَشْرَةِ أَلَفِ لِيرَةٍ. On bin lira.
وَ هَذِهِ؟ Ya bu?
كَمْ تُرِيدُ؟ Ne kadar istiyorsun?
تِسْعَ حَبَّاتِ. Dokuz tane.
بِكَمْ كِيلُو مِنَ السُّكَّرِ؟ Şekerin kilosu kaça?
بِثَلَاثِينَ أَلْفِ لِيرَةٍ. Otuz bin lira.
مَا هُُوَ عَلَيْنَا مِنَ النُّقُودِ؟ Borcumuz ne kadar?
عَلَيْكُمْ أَرْبَعِمِأَةِ أَلْفِ لِيرَةٍ. Borcunuz dört yüz bin lira.
كَمْ بَقِىَ لَكَ مِنَ النُّقُودِ؟ Kaç paranız kaldı?
بَقِىَ لِي تِسْعُمَأَة رِيَالٍ. Dokuz yüz riyalim kaldı.
نَسْكُنُ هُنَا سِتَّةَ أَيَّامٍ. Burada altı gün kalacağız.
يَكْفِينَا سَبْْعَمِأَةِ رِيَالٍ. Bize yedi yüz riyal yeter.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
وَاحِدٌ، وَاحِدَةٌ Bir
إِثْنَانِ، إِثْنَتَانِ İki
ثَلَاثٌ، ثَلَاثَةٌ Üç
أَرْبَعٌ، أَرْبَعَةٌ Dört
خَمْسٌ، خَمْسَةٌ Beş
سِتٌّ، سِتَّهٌ Altı
سَبْعٌ، سَبْعَةٌ Yedi
ثَمَانٌ، ثَمَانِيَةٌ Sekiz
تِسْعٌ، تِسْعَةٌ Dokuz
عَشْرٌ، عَشْرَةٌ On
أَحَدَ عَشَرَ، إِحْدَى عَشْرَةَ On bir
إِثْنَا عَشَرَ، إِثْنَتَاعَشْرَةَ On iki
ثَلَاثُ عَشْرَةَ، ثَلَاثَةٌ عَشَرَ On üç
أَرْبَعُ عَشْرَةَ، أَرْبَعَةُ عَشَرَ On dört
خَمْسُ عَشْرَةَ، خَمْسَةُ عَشَرَ On beş
سِتُّ عَشْرَةَ، سِتَّةُ عَشَرَ On altı
سَبْعُ عَشْرَةَ، سَبْعَةٌ عَشَرَ On yedi
ثَمَانِي عَشْرَةَ، ثَمَانِيَةَ عَشَرَ On sekiz
تِسْعَ عَشْرَةَ، تِسْعَةُ عَشَرَ On dokuz
عِشْرُونَ Yirmi
وَاحِدُ وَ عِشْرُونَ Yirmi bir
ثَلَاثُونَ Otuz
أَرْبَعُونَ Kırk
خَمْسُونَ Elli
سِتُّونَ Altmış
سَبْعُونَ Yetmiş
ثَمَانُونَ Seksen
تِسْعُُونَ Doksan
مِأَةٌ Yüz
مِأَتَانِ İki yüz
ثَلَاثُمِأَةٍ Üç yüz
أَرْبَعُمَأَةٍ Dört yüz
خَمْسُمِأَةٍ Beş yüz
سِتُّمِأََةِ Altı yüz
سَبْعُمِأَةٍ Yedi yüz
ثَمَانُمِأَةٍ Sekiz yüz
تِسْعُمِأَةٍ Dokuz yüz
أَلْفٌ Bin
أَلْفَانِ İki bin
ثَلَاثَةُ أَلَفٍ Üç bin
أَرْبَعَةُ أَلَفٍ Dört bin
خَمْسَةُ أَلَفٍ Beş bin
سِتَّةُ أَلَفٍ Altı bin
سَبْعَةُ أَلَفٍ Yedi bin
ثَمَانِيَةُ أَلَفٍ Sekiz bin
تِسْعَةُ أَلَفٍ Dokuz bin
عَشْرَةُ أَلَفٍ On bin
مِلْيُونٌ Milyon
ثَلَاثَةُ مَلَايِينَ Üç milyon
أَرْبَعَةُ مَلَايِينَ Dört milyon
مِلْيَارُ Milyar
أَوَّلُ، أُولَى Birinci
ثَانٍ، ثَانِيةٌ İkinci
ثَالِثٌ، ثَالِثَةٌ Üçüncü
رَابِعٌ، رَابِعَةٌ Dördüncü
خَامِسٌ، خَامِسَةٌ Beşinci
سَادِسٌ، سَادِسَةٌ Altıncı
سَابِعٌ، سَابِعَةٌ Yedinci
ثَامِنٌم، ثَامِنَةٌ Sekizinci
تَاسِعٌ، تََاسِعَةٌ Dokuzuncu
عَاشِرٌ، عَاشِرَةٌ Onuncu
مَرَّةً Bir kere
مَرَّتَيْنِ İki kere
ثَلَاثَةُ مَرَّاتٍ Üç kere
دَرْزَنْ Bir düzine
نِصْفُ Yarım
ثرُبْعٌ Çeyrek
خُمْسٌ Beşte bir
سُدُسٌ Altıda bir

Vakit اَلْوَقْةُ
فِي يَوْمٍ أَرْبَعُ وَ عِشْرُونَ سَاعَةٍ. Bir günde yirmi dört saat vardır.
دَقِيقَةٌ وَاحِدَةٌ تُسَاوِي سِتِّينَ ثَانِيَةً. Bir dakika altmış saniyeye eşittir.
وَ النِّصْفُ، ثَلَاثُونَ دَقِيقَةٌ. Yarım, otuz dakikadır.
وَ الثُّلُثُ، عِشْرُونَ دَقِيقَةً. Üçte bir, yirmi dakikadır.
وَ الرُّبْعُ خَمْسُ عَشْرَةَ دَقِيقَةً. Çeyrek ise on beş dakikadır.
كَمْ السَّاعَةٌ؟ Saat kaç?
اَلسَّاعَةُ الْوَاحِدَةُ. Saat bir.
مَتَى نَذْهَبُ إِلَى الْفُنْدُقِ؟ Otele ne zaman gideceğiz?
فِى التَّاسِعَةِ مَسَاءً. Akşam saat dokuzda.
مَتَى تَفْتَحُ الدَّكَاكِينُ أَبْوَابَهَا؟ Dükkanlar ne zaman açılır?
فِى السَّاعَةِ الثَّامِنَةِ صَبَاحًا. Sabah saat sekizde.
مَتَى تَتَنَاوَلُ الْإِفْطَارَ؟ Ne zaman kahvaltı yaparsınız?
فِى السَّاعَةِ التَّاسِعَةِ وَ الرُّبْعُ. Saat dokuzu çeyrek geçe.
مَتََى نَنَامُ؟ Ne zaman uyuyacağız?
فِي أَيِّ سَاعَةٍ تُرِيدُ؟ Hangi saatte istersen.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
ثَانِيَةٌ Saniye
دَقِيقَةٌ Dakika
سَاعَةٌ Saat
نِصْفٌ Yarım
رُبْعٌ Çeyrek
ثُلُثٌ Çeyrek
اَلسَّاعَةُ الْوَاحِدَةٌ Saat bir
اَلثَّانِيَةٌ İki
اَلثَّالِثَةٌ Üç
اَلرَّابِعَةٌ Dört
اَلْخَامِسَةٌ Beş
اَلسَّادِسَةٌ Altı
اَلسَّابِعَةُ Yedi
اَلثَّامِنَةٌ Sekiz
اَلتَّاسِعَةُ Dokuz
اَلْعَاشِرَةُ On
اَلْحَادِيَةُ عَشْرَةَ On bir
اَلثَّانِيَةُ عَشْرَةَ On iki
وَ النِّصْفُ Buçukta
وَ الرُّبْعُ Buçukta
وَ الرُّبْعُ Çeyrek geçe
وَ الثُّلُثُ Yirmi geçe
وَ خَمْسُ دَقَاءِقَ Beş geçe
وَ عَشْرَةُ دَقَاءِقَ On geçe
إِلَّا الثُّلُثُ Yirmi kala
إِلَّا سَبْعَ دَقَاءِقَ Yedi kala
فِي السَّاعَةِ الثَّانِيَةِ Saat ikide
صَبَاحًا Sabah
مَسَاءً Akşam
تَمَامًا Tam
فِي مُنْتَصَفِ اللَّيْلِ Gece Yarısı
قَبْلَ الظُّهْرِ Öğleden önce
بَعْدَ الظُّهْرِ Öğleden sonra
لَيْلًا وَ نَهَارًا Gece Gündüz

7

Mayıs
2012

Arapça-10

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ARAPÇA | Yorum: Yok
Arapça-10

Haftanın Günleri أَيَّامُ الْأُسْبُوعِ
أَنَا مَشْغُولٌ جِدًّا فِي هَذِهِ الْأَيَّامِ. Bu günlerde çok meşgulüm
مَاذَا تَفْعَلُ يَوْمَ الْأَحَدِ؟ Pazar günü ne yapacaksın?
أَزُورُ جَدِّي. Dedemi ziyaret edeceğim.
وا الْإِثْنَيْنِ؟ Pazartesi?
أَشْتَغِلُ يَوْمَ الْإِثْنَيْنِ وَ الثُّلَاثَاءِ. Pazartesi ve Salı günleri çalışıyorum.
وَ الْأَرْبِعَاءِ؟ Çarşamba günü?
أَدْرُسُ الْعَرَبِيَّةَ يَوْمَ الْأَرْبِعَاءِ وَ الْخَمِيسِ. Çarşamba ve Perşembe günleri Arapça öğreniyorum.
وَ يَوْمُ الْجُمْعَةِ؟ Ya Cuma günü?
أَسْتَرِيحُ يَوْمَ الْجُمْعَةِ. Cuma günü dinleniyorum.
وَ السَّبْةِ؟ Ya Cumartesi?
أَشْتَرِي لَوَازِمَ الْبَيتِ. Evin ihtiyaçlarını satın alıyorum.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
يَوْمُ الْأَحَدِ Pazar
يَوْمُ الْإِثْنَيْنِ Pazartesi
يَوْمُ الثُّلَاثَاءِ Salı
يَوْمُ الْأَرْبِعَاءِ Çarşamba
يَوْمُ الْخَمِيسِ Perşembe
يَوْمُ الْجُمْعَةِ Cuma
يَوْمُ السَّبْتِ Cumartesi
يَوْمٌ Gün
اَلْيَوْمُ Bugün
كُلَّ يَوْمٍ Her gün
كُلَّ الْيَوْمِ Bütün gün
غَدًا Yarın
بَعْدَ غَدٍ Öbür gün
أَمْسٍ Dün
أَمْسُ الْأَوَّلِ Evvelki gün
أُسْبُُوعٌ Hafta
هَذَا الْأُسْبُوعُ Bu hafta
اَلْأُسْبُوعُ الْحَالِي Bu hafta
اَلْأُسْبُوعُ الْمَاضِي Geçen hafta
اَلْأُسْبُوعُ الْقَادِمُ Gelecek hafta

Karşılıklı Konuşma اَلْخِوَارُ
هَلْ نَجْلِسُ فِي الْبَيْتِ الْيَوْمَ؟ Bugün evde mi oturacağız?
لَا، غَدًا نَجْلِسُ وَ نَسْتَرِيحُ. Hayır, yarın oturup dinleneceğiz.
هَلْ نَزُورُ زُمَلَاءَنَا فِي النَّهَارِ؟ Arkadaşlarımızı gündüz mü ziyaret edeceğiz?
لَا، نَزُورُهُمْ فِي اللَّيْلِ. Hayır, onları gece ziyaret edeceğiz.
هَلْ قَرَأْتَ هَذِهِ الْمَجَلَّةَ؟ Bu dergiyi okudun mu?
نَعَمْ، قَرَأْتُهَا أَمْسِ الْأَوَّلِ. Evet, onu evvelki gün okudum.
مَتَي نَذْهَبُ إِلَى السُّوقِ؟ Çarşıya ne zaman gideceğiz?
إِنْ شَاءَ بَعْدَ غَدٍ. İnşallah öbürgün.
مَتَى نَعُودُ إِلَى بَلَدِنَا؟ Ülkemize ne zaman döneceğiz?
نَعُودُ فِي أُسْبُُوعِ الْقَادِمِ. Gelecek (önümüzdeki) hafta döneceğiz.
كَيْفَ نَقْضِي أَيَّامَنَا هُنَا؟ Günlerimizi burada nasıl geçireceğiz?
نَقْضِيهَا بِزِيَارَةِ الْمَسَاجِدِ وَ الْمَتَاحِفِ. Günlerimizi cami ve müzeleri ziyaret ederek geçireceğiz.

Aylar اَلشُّهُورُ
فِي أَيِّ شَهْرٍ وُلِدْتَ؟ Hangi ayda doğdun?
فِي شَهْرِ يَنَايِرِ. Ocak ayında.
وَ أَنْتَ؟ Ya sen?
فِي شَهْرِ فَبْرَايِرِ. Şubat ayında.
مَتَى تَبْدَأُ الدِّرَاسَةُ عِنْدَكُمْ؟ Sizde öğrenim ne zaman başlar?
فِي شَهْرِ سَبْتَمْبَرْ. Eylül ayında.
مَتَى تَبْدَأُ العُطْلَةُ الصَّيْفِيَّةُ؟ Yaz tatili ne zaman başlar?
فِي شَهْرِ يُونِيُو. Haziran ayında.
وَ مَتَى تَنْتَهِي؟ Ve ne zaman son bulur?
فِي شَهْرِ أَغُسْطُسسْ. Ağustos ayında.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
شَهْرٌ Ay
شُهُورٌ Aylar
اَلشُّهُورُ الْمِيلَدِيَّةُ Miladi Aylar
يَنَايِرُ (كَانُونُ الثَّانِي) Ocak
فَبْرَايِرُ (شُبَاطُ) Şubat
مَارِسُ (إِذَارُ) Mart
أَبْرِيلُ (نِيسَانُ) Nisan
مَايُو (أَيَارُ) Mayıs
يُونُْيُو (حَزِيرَانُ) Haziran
يُولْيُو (تَمُّوزُ) Temmuz
أَغُّطُسْ (أَبٌ) Ağustos
سَبْتَمْبِرُ (أَيْلُولُ) Eylül
أُكْـوبَرُ (تَشْرِينُ الْأوَّلِ) Ekim
نُوفَمْبِرْ (تَشْرِينُ الثَّانِي) Kasım
دِيسَمْبَرُ (كَانُونُ الْأَوَّلِ) Aralık
اَلْعَاشِرُ مِنْ مَايُو Mayısın onu
فِي الْخَامِسِ مِنْ مَارِسِ Martın beşinde

Senenin Mevsimleri فُصُولُ السَّنَةِ
فِي أَىِّ فَصْلٍ يَشْتَدُّ الْحَرُّ؟ Hangi mevsimde sıcaklar artar?
فِي الصَّيْفِ. Yazda.
مَتَى يَكُونُ الْجَوُّ مُعْتَدِلًا؟ Hava ne zaman normal olur?
فِي فَصْلِ الرَّبِيعِ. İlkbahar mevsiminde.
فِي الْخَرِِيفِ تَتَسَاقَطُ أَوْرَاقٌ. Sonbaharda ağaç yaprakları düşer.
وَ فِي الشِّتَاءِ يَنْزِلُ الثَّلْجُ. Kışta da kar yağar.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
فَصْلٌ Mevsim
فُصُولٌ Mevsimler
اَلرَّبِيعُ İlkbahar
اَلْصَّيْفُ Yaz
اَلْخَرِيفُ Sonbahar
اَلشِّتََاءُ Kış
غَاءِمٌ Bulutlu
بَارِدٌ Soğuk
حَارٌّ Sıcak
حَرَارَةٌ Sıcaklık
بُرُودَةٌ Soğukluk
هَوَاءُ Hava
عَاصِفٌ Fırtına
هَادِءٌ Sakin
مُمْطِرٌ Yağmurlu
مُعْتَدِلٌ Mutedil
اَلْهَوَاءُ الطَّلْقُ Açık Hava
مَطَرٌ Yağmur
ثَلْجٌ Kar

Aile الأُسْرَةٌ
أَيْنَ أَفْرَادُ أُسْرَتِكَ؟ Aile fertlerin nerede?
هُمْ فِي بَلَدِي. Onlar ülkemdedir.
هَلْ لَكَ جَدٌّ وَ جَدَّةٌ؟ Deden ve ninen var mı?
لاَ هُمَا تُوُفِّيَانِ. Hayır, onlar vefat ettiler.
مَا مَهْنَةُ أَبِيكَ؟ Babanın mesleği nedir?
هُوَ يَشْتَغِلُ بِالتِّجَارَةِ. O ticaretle meşgul.
هَلْ أَمُّكَ تَعْمَلُ؟ Annen çalışıyor mu?
لاَ، هِىَ رَبَّةُ الْبَيْتِ. Hayır, o ev hanımıdır.
كَمْا أَخًا وَ أُخْتًا لَكَ؟ Kaç erkek ve kız kardeşin var?
لِي أَخٌ وَ أُخْتَانِ. Bir erkek ve iki kız kardeşim var.
هَلْ لَكَ أَوْلَادٌ؟ Çocukların var mı?
نَعَمْ، لِي إِبْنٌ وَ ثَلَاثُ بَنَاتٍ. Evet, bir oğlum ve üç kızım var.
كَمْ حَفِيدًا لِجَدِّكَ؟ Dedenin kaç torunu var?
لَهُ تِسْعَةُ أَحْفَادٍ. Dokuz torunu var.
اَلْكَلِمَاتُ Kelimeler
جَدٌّ Dede
أَجْدَادٌ Dedeler
جَدَّةٌ Nine
جَدَّاتٌ Nineler
أَبٌ Baba
آبَاءٌ Babalar
أُمٌّ Anne
أُمَّهَاتٌ Anneler
زَوْجٌ Eş (Koca)
أَزْوَاجٌ Eşler
زَوْجَةٌ Eş (hanım)
زَوْجَاتٌ Eşler
إِبْنٌ Oğul
أَبْنَاءٌ Oğullar
إِبْنَةٌ Kız
بَنَاتٌ Kızlar
أَخٌ Erkek kardeş
إِخْوَةٌ Erkek kardeşler
أُخْتٌ Kız kardeş
أَخْوَاتٌ Kız kardeşler
حَفِيدٌ Torun
أَحْفَادٌ Torunlar
حَفِيدَةٌ Kız torun
حَفِيدَاتٌ Kız torunlar
عَمٌّ Amca
أَعْمَامٌ Amcalar
عَمَّةٌ Hala
عَمَّاةٌ Halalar
خَالٌ Dayı
أَخْوَالٌ Dayılar
خَالَةٌ Teyze
خَالَاتٌ Teyzeler
حَمٌّ Kayın peder
حَمَّاةٌ Kayın valide
صِهْرٌ Damat
عَاءِلَةٌ Aile
عَاءِلَاتٌ Aileler

Bası Sıfatlar بَعْضُ الصِّفَاتِ
قَوِي Kuvvetli
ضَعِيفٌ Zayıf
جَمِيلٌ Güzel
قَبِيحٌ Çirkin
طَوِيلٌ Uzun
قَصِيرٌ Kısa
لَيِّنٌ Yumuşak
صُلْبٌ Sert
كَبِيرٌ Büyük
صَغِيرٌ Küçük
قَرِيبٌ Yakın
بَعِيدٌ Uzak
سَرِيعٌ Hızlı
بَـطِيءٌ Yavaş
سَهْلٌ Kolay
صَعَبٌ Zor
ثَقِِيلٌ Ağır
خَفِيفٌ Hafif
قَدِيمٌ Eski
جَدِيدٌ Yeni
رَخِيصٌ Ucuz
غَالٌ Pahalı
مُبكِّرٌ Erken
مُتَأَخِّرٌ Geç
سَاخِنٌ Sıcak
بَارِدٌ Soğuk
مُمْتَلِىءٌ Dolu
فَاضٍ Boş
نَظِيفٌ Temiz

7

Mayıs
2012

SİYER BİLGİLERİ-1

Yazar: arafat  | Kategori: SiYER | Yorum: Yok
SİYER BİLGİLERİ-1

1. Aşağıdakilerden hangisinde İslam’ı kabul eden ilk erkek, ilk kadın, ilk çocuk ve ilk köle sırası ile doğru olarak verilmiştir?
a) Hz. Ebubekir-Hz.Hatice-Hz.Ali- Hz.Zeyd
b) Hz. Ebubekir-Hz. Aişe- Hz. Ali- Bilal-ı Habeşi
c) Hz.Ömer- Hz. Hatice- Hz.Ali- Bilal-i Habeşi
d) Hz.Ebubekir- Hz.Hatice- Hz.Zeyd -Hz.Ali
e) Hz.Ömer-HzAişe-Hz.Ali-Bilal-i Habeşi
Doğru cevap: A

2. I. Mekke’den Medine’ye hicret
II. Habeşistan’a hicret
III. Hz. Peygamberin Kâbe hakemliği
IV. Bedir Savaşı
Yukarıdaki olaylar kronolojik olarak sıralandığında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a) I, II, III, IV
b) III, II, I, IV
c) I, III, IV, II
d) II, III, IV, I
e) III, II, IV, I
Doğru cevap: B

3.. Hz. Peygamberin kendisine peygamberlik gelmeden önce katıldığı ve “Bugün de böyle bir sözleşmeyi kabule davet olunsam, onu hiç tereddüt etmeden kabul ederim” dediği Hılfü’l-Fudul anlaşmasını aşağıdaki ifadelerden hangisi en iyi açıklar?
a) Zemzem kuyusunun nasıl temizleneceğini düzenler.
b) Haceru’l Esved’in yerine nasıl konulacağını düzenler.
c) Mekke’deki ticaret işlemlerinde adaleti sağlamayı amaçlar.
d) Mekke kabilelerinin hacılara yapacağı hizmetleri düzenler.
e) Mekke kabilelerinin zulme karşı yaptıkları işbirliğini düzenler.
Doğru cevap: E

4. I. Akabe Sözleşmesi
II. Hz. Peygamberin Taif Yolculuğu
III. Hz. Peygamberin Kâbe hakemliği
IV. Huneyn Savaşı
Yukarıdaki olaylar kronolojik olarak sıralandığında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a) III, II, I, IV
b) I, III, IV, II
c) II, III, IV, I
d) III, II, IV, I
Doğru cevap: A

5. Peygamberimize ilk vahiy hangi tarihte nerede indi ve ilk inen ayetler hangileridir?
Peygamberimize ilk vahiy 610 yılında Nur dağındaki Hira mağarasında indi .İlk inen Ayet’ler Alak suresinin ilk ayetleri idi.

6. “Senetü’l-hüzün” aşağıdakilerden hangisidir?
a) Peygamberimiz (a.s.)’ın oğlu İbrahim’in öldüğü yıldır
b) Peygamberimiz (a.s.)’ın eşi Hz. Hatice ile amcası Hz. Hamza’nın öldüğü yıldır
c) Peygamberimizin eşi Hz. Hatice ile amcası Ebu Talib’in öldüğü yıldır
d) Peygamberimizin eşi Hz. Hatice ile oğlu İbrahim’in öldüğü yıldır
Doğru cevap: C

7. “Birinci Akabe Biatı” ile ilgili olarak aşağıdaki cümlelerden hangisi doğrudur?
a) Medineli 12 müslümanın, Mîladî 62 yılında Mina hudutları içinde Peygamberimize biat etmelerine “Birinci Akabe Biatı” denir
b) Medineli 6 müslümanın, Mîladî 621 yılında Mina hudutları içinde Peygamberimize biat etmelerine “Birinci Akabe Biatı” denir
c) Medineli 12 müslümanın Mîladî 622 yılında Mina hudutları içinde Peygamberimize biat etmelerine “Birinci Akabe Biatı” denir
d) Medineli 6 müslümanın, Mîladî 620 yılında Mina hudutları içinde Peygamberimize biat etmelerine “Birinci Akabe Biatı” denir
Doğru cevap: A

8. Aşağıdakilerden hangisi Medine’de Peygamberimiz (a.s.)’ın Yahudiler ile yaptığı antlaşmanın maddelerinden değildir?
a) Yahudiler kendi dinlerinde serbest olacaklar
b) Müslümanlar ile Yahudiler barış içinde yaşayacaklar
c) Taraflardan biri üçüncü bir tarafla sulh yaparsa diğer taraf bu sulhu tanıyacak
d) Müslümanların Kureyş ile ilişki kurmalarına engel olunmayacak
Doğru cevap: D

9. Aşağıdakilerden hangisi Hudeybiye Barış antlaşmasının maddelerinden değildir?
a) Bu anlaşma on yıl geçerli olacak
b) Taraflar Kureyş dışında kabilelerden her hangi birini himayelerine alabilecekler
c) Müslümanlar Ka’be’yi bu yıl değil üç yıl sonra ziyaret edecekler
d) Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa Müslüman bile olsa geri verilecek, fakat Müslümanlardan biri Mekkelilere sığınırsa geri istenmeyecek
Doğru cevap: C

10. Hayber’in fethi hangi tarihte gerçekleşmiştir?
a) Hicri 7 / Miladi 628 b) Hicrî 7 / Miladî 630
c) Hicrî 8 / Miladi 627 d) Hicri 8 / Miladi 628
Doğru cevap: A

11. İslam tarihinde ilk yapılan mescid aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mescid-i Nebevî b) Mescid-i Haram
c) Mescid-i Kuba d) Mescid-i Kıbleteyn
Doğru cevap: C

12. Peygamberimiz (a.s.), ilk cuma namazını nerede kılmıştır?
a) Ranuna vadisinde Beni Avf yurdunda
b) Ranuna vadisinde
c) Mescid-i Nebevî’de
d) Mescid-i Kuba’da
Doğru cevap: A

13. “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır” diyen Hz. Peygamber daha çok hangi konunun önemini vurgulamaktadır?
a) Dürüst olmanın
b) İnsanlara yardım etmenin
c) Sabırlı olmanın
d) Haksızlığın
e) Çalışma ve üretmenin
Doğru cevap: E

14.Aşağıdaki şıklardan hangisi “Tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir” hadisinden çıkarılabilecek bir sonuç olamaz?
a) Allah kendisine inananlara karşı merhametlidir.
b) Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeliyiz.
c) Allah çok affedicidir.
d) Tövbe kapısı daima açıktır.
e) Tövbe bütün sorumlulukları ortadan kaldırır.
Doğru cevap: E

15.Hz. Peygamber’in kişiyi herhangi bir şeye teşvik etmek veya sakındırmak için söylediği hadislere ne denir?
a) Fiten hadisler
b) Darb-ı meseller
c) Tergib ve terhib hadisleri
d) Ahkam hadisleri
e) Kudsi hadisler
Doğru cevap: C

16. Hz. Peygamberin aşağıdaki davranışlarından hangisi doğruluk ilkesine bir örnek teşkil eder?
a) Savaşta alınan esirlere eziyeti yasaklaması
b) Cemaate namaz kıldırdığı zaman kısa tutması
c) Her zaman güler yüzlü ve hoşgörülü olması
d) Kendi işlerini kendisinin görmesi
e) Sözlerinin davranışlarıyla uyumlu olması
Doğru cevap: E

17. Aşağıdakilerden hangilerine Kütüb-ü Sitte denir?
a) Ahmed-Abdurrazzak-Buhari-Müslim-Nesai-İbn Huzeyme
b)Ahmed-Buhari- Darimi- Müslim- Ebu Davud- Beyhaki
c) Ebu Davud-Tirmizi-Nesai-İbn Hibban-Darakutnî
d) Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace- Nesai
e) Ahmed-Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace
Doğru cevap: D

18. Peygamberimiz (a.s.)’ın nitelediği “ümmü’l-habâis” aşağıdakilerden hangisidir?
a) Alkollü içkiler b) Faiz
c) Zina d) Namuslu kadınlara zina isnadı
Doğru cevap: A

19. Peygamberimizin anneannesinin adı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Zühre
b) Berre
c) Atike
d) Ümeyme
Doğru cevap: B

67. Habeşistan’a yapılan ilk hicret aşağıdakilerden hangi tarihte yapıldı?
d) Peygamberliğin 5. yılı, miladî 615
68. Müşriklerin Hâşimoğullarına uyguladıkları boykot kaç yıl sürdü?
a) Üç yıl
69. Taif dönüşünde Zeyd, Utbe ve Şeybe’nin bağında dinlenirken kendisine üzüm ikram eden ve Peygamberimizin teklifi üzerine Müslüman olan kişinin adı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Abbas
b) Attas
c) Addas
d) Vakkas
Doğru cevap: C

70. Peygamberimizin vefatından sonra sahabenin toplanıp Hz. Ebu Bekir’e biat ettikleri mahallin adı nedir?b) Sakîfetü beni Sâide

71. Bedir Savaşında Müslümanların sancaktarları aşıdakilerden hangilerdir?
a) Mus’ab b. Umeyr, Ali b. Ebî Tâlib
b) Mus’ab b. Umeyr, Ali b. Ebî Tâlib ve Sa’d b. Muaz
c) Ali b. Ebî Tâlib, Mus’ab b. Umeyr ve Abdullah b. Ömer
d) Mus’ab b. Umeyr, Ali b. EbÎ Tâlib ve Zeyd b. Sabit
Doğru cevap: B

72. Uhut savaşı hangi tarihte yapıldı?
a) Hicrî 3/ miladî 625
b) Hicrî 4 / miladî 627
c) Hicrî 3/ miladî 626
d) Hicrî 3/ miladî 624
Doğru cevap: A

73. Peygamberimizin ahlakının sorulması üzerine “O’nun ahlakı Kur’ân ahlakı idi” şeklinde cevap veren kimdir?b) Hz. Aişe

7

Mayıs
2012

SİYER BİLGİLERİ-3

Yazar: arafat  | Kategori: SiYER | Yorum: Yok
SİYER BİLGİLERİ-3

74. “Sizden biri kendisi için sevdiğini (mümin) kardeşi için de sevmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz” hadisi aşağıdaki kavramlardan hangisi ile ilgilidir?
a) Îsâr
b) Birr
c) Fütüvvet
d) İhsan
Doğru cevap: A

75. Aşağıdakilerden hangisi Hz. Peygamber’e süt emzirmemiştir?
a) Amine binti Vehb
b) Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe
c) Halime binti Ebi Züeyb
d) Ebû Talib’in eşi Fatıma binti Esed
Doğru cevap: D

76. Aşağıdaki cümlelerden hangisi yanlıştır?
a) Hz. Peygamber yirmi beş yaşında iken evlendi.
b) Hz. Peygamber’e ilk vahiy Sevr dağındaki Hira mağarasında geldi.
c) İlk vahiy geldiğinde Hz. Peygamber kırk yaşında idi.
d) Hz. Peygamber Kâbe hakemliği yaptığında otuz beş yaşında idi.
Doğru cevap: B

77. Anneleri Hz. Hatice ile birlikte aynı anda Müslüman olanlar aşağıdakilerden hangileridir?
a) Zeynep, Rukiye ve Ümmü Gülsüm
b) Zeynep, Fatıma ve Rukıye
c) Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Kasım
d) Rukiye, Kasım, Ümmü Gülsüm
Doğru cevap: A

78. “Hz. Peygamberin hicreti……yılında gerçekleşti” cümlesindeki boş yeri aşağıdaki
ifadelerden hangisi doğru olarak tamamlar?
a) Birci Akabe görüşmesinden sonra 622
b) İkinci Akabe görüşmesinden sonra 622
c) Üçüncü Akabe görüşmesinden sonra 622
d) Dördüncü Akabe görüşmesinden sonra 622
Doğru cevap: C

79. Hz. Peygamber ikinci Akabe biatını nerede ve ne zaman yapmıştır?
a) Mekke’de M. 622 tarihinde Zilhicce ayında
b) Mekke’de M. 621 tarihinde Zilkade ayında
c) Mekke’de M. 621 tarihinde Zilhicce ayında
d) Mekke’de M. 622 tarihinde Zilkade ayında
Doğru cevap: C

80. Asker sayısı az olsun, çok olsun, çarpışma olsun veya olmasın Hz. Peygamber’in bizzat katıldığı seferlere ne ad verilir?
c) Gazve

81. Hz. Peygamber Hicretin 6. yılında Umre yapmak üzere 1500 sahabi ile birlikte Mekke’ye doğru yola çıkarken Medine’de yerine kimi vekil bıraktı?
b) Abdullah ibn Ümmi Mektum

82. Müslümanlarla yaptıkları antlaşmayı ilk bozdukları için Medine’den H. 4, M. 625 yılında çıkarılan kabile aşağıdakilerden hangisidir?
a) Nadîroğulları

83. H. 8. M. 629 tarihinde gerçekleştirilen Mute savaşı kimlere karşı yapılmıştır?
c) Bizanslılara karşı

84.Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle
hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı sahabe kimdir?
Kab b. Malik.

85. Uhut savaşında vücudu kanlar içinde kaldığı halde Peygamberimiz (s.a.v.)’i
korumak için çarpışıp kahramanlık gösteren kadın sahabe kimdir?
Hz. Nesibe, lakabı; Ümmü Ümera (r.anha)

86. Başlangıçta Rasulüllah (s.a.v.)’in aleyhinde hicivler yazdı. Fakat sonra pişman olup
Medine’ye affolunmak ümidi ile gitti. Rasulüllah (s.a.v.)’in huzurunda müslümanlığı kabul etti ve Rasulüllah (s.a.v.)’i öven meşhur “Bürde” kasidesini okudu. Rasulüllah (s.a.v.)
çok memnun kaldı ve sırtından hırkasını çıkarıp ona giydirdi. Şair olan bu sahabe kimdi?
Kab Bin Züheyr (r.a.)

87. Peygamberimiz (s.a.v.) bir sahabeye, bir sır olarak, münafıkların kimliklerini bildirmişti
(listesini vermişti). Hatta Hz. Ömer (r.a.) gelmiş “Acaba bende bu listede varmıyım”
diye sormuştur. Bu listeyi Allah Resulü (s.a.v.)’in verdiği sahabe kimdir?
Hz. Huzeyfe (r.a.)

88. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cemaat olarak iki sahabenin arkasında namaz kılmıştır.
Bu iki sahabe kimlerdir?
Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)

89. Ashabın en güzel simalarından biri idi. Bazı zaman Cebrail (a.s.) Resulü Ekrem (s.a.v.)’in
huzuruna onun suretinde gelirdi. Bu güzel simalı sahabe kimdir?
Dıhyetül Kelbi (r.a.) (Dıhye İbni Halife)

90. Medine’ye ilk hicret eden sahabe kimdir?
Ebu Seleme Bin Abdul Esad (r.a.)

91. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i vefatından sonra hangi sahabe yıkadı?
Hz. Ali (r.a.)

92. Habeşistan’a ilk hicret edenler kimdi ve başlarında kim vardı?
16 kişi idiler ve başlarında Hz. Osman (r.a.) vardı.
93. Mekke fethedildiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kabe’nin anahtarını kime vermişti?
Osman Bin Talha (r.a.)
94. Uhut savaşında Rasulüllah (s.a.v.)’in miğferinin demir halkalarının mübarek yüzüne
batması üzerine, dişleriyle halkaları çıkartan, bunu yaparken iki dişi kırılan sahabe kimdir?
Ebu Ubeyde Bin Cerrah (r.a.)
95. Müşrikler her vücudunu parçalayışta ona soruyorlardı: “Muhammed’in senin yerinde olmasını istermisin?” oda her defasında şu cevabı veriyordu: “Vallahi Muhammed (s.a.v.)’e bir diken batması karşılığında, ailem ve çocuğumla birlikte rahat olmak istemem” Kimdir bu yüce sahabe?
Hubeyb Bin Adiyy (r.a.)
96. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bizzat orduya komutan olarak ilk katıldığı
savaşın, başka bir ifade ile ilk gazvenin adı nedir?
El-Ebva (Veddan) Gazvesi.
97. Münafıkların Küba’da yaptıkları ve Peygamber (s.a.v.)’e gelerek orada namazkıldırmasını isteyerek yaptıkları yerin meşrulaşmasını istedikleri ama Efendimizin Hz. Cebrail (a.s.)’ın bildirmesiyle kabul etmediği gibi yıktırdığı ve hakkında ayet inen mescidin adı nedir?Mescidi Dırar
98. İslam’da ilk ganimet ve esir ne zaman alındı?
Abdullah Bin Cahş komutasında yapılan seriyyede alındı.
99. Tebuk seferine katılmadığı için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabının kendisiyle (hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı sahabe kimdir? Kab Bin Malik (r.a.)
100. Bedir savaşında kaç müslüman şehit oldu, kaç kafir öldürüldü?
14 müslüman şehit oldu ve 70 kafir öldürüldü.
101. Uhut savaşında şehit olan müslümanların sayısı kaçtır? 72 müslüman şehit olmuştur.
102. Efendimiz (s.a.v.)’i hicret esnasında yakalayıp Darun Nedve denen müşrik meclisinden hediye almak isteyen ama atının ayakları çöle batarak hedefine ulaşamayan kimdir? Süreka
103. Uzza isimli putu kıran sahabe kimdir?
Hz. Halit Bin Velid (r.a)
104. Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in son katıldığı savaş hangisidir?
Tebuk savaşı105. Uhut savaşında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kılıcıyla savaşan sahabe kimdir? Ebu Dücane (r.a)
106. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in İştika (yağmur isteme) namazı kılarak dua edip namaz biter bitmez hemen yağmurun yağmaya başladığı bir bölge vardı. Mescidi Nebevinin karşısında olan bu yere Efendimiz (s.a.v.) sıcak havalarda gider ve orada gölgelenirdi. Çünkü bir bulut orayı devamlı ferah tutardı. Buraya daha sonra bir mescit inşa edildi. Bu mescidin adı nedir? Gamame mescidi (Bulut mescidi)
107. İlk Cuma namazı nerede kılınmıştır?
Ranuna vadisinde.
108. Hicret gecesi kafirler nereye toplandı?
Mekke’de Darun Nedve’de toplandılar.
109. Akabe biati nedir?
Peygamberimiz (s.a.v.) ile Medinelilerin hicretten önce yaptıkları anlaşmadır

7

Mayıs
2012

SİYER BİLGİLRİ-3

Yazar: arafat  | Kategori: SiYER | Yorum: Yok
SİYER BİLGİLRİ-3

110. Rasulüllah (s.a.v.)’in dayısı kimdi?
Sad Bin Ebi Vakkas.

111. Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Eyyup El-Ensari’nin evinde ne kadar kalmıştır?
Yedi aya yakın kalmıştır.

112. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) peygamberliğini ilk defa açıkça nerede ilan etmiştir?
Safa Tepesinde

113. Kaynuka savaşının sebebi nedir?
Tesettür

114. Hz. Peygamber kaç hac yapmıştır hangi yılda yapmıştır?
Hicri 10.yılda bir hac yapmıştır.
115. Uhud savaşında komutan kimdi?
Abdullah b.Cübeyr

116. Peygamber Efendimizin babası hangi kabilenin hangi kolundandır?
Kureyş kabilesinin haşimi oğulları kolundan.
117 Peygamber Efendimizin annesi hangi kabilenin hangi kolundandır?
Kureyş kabilesinin Zühre oğullarından.

118. Hz Aminenin babasının ismi nedir ?
Vehb

119. Peygamber Efendimizin soyu kime dayanır?
Hz İbrahim (a.s)’a

120. Peygamber Efendimizin babası ne zaman vefat etti?
O’nun doğumundan iki ay önce.

121. Peygamber Efendimizin doğduğunda neler olmuştu?
*İran Kisrasının sarayında 14 sütun yıkıldı.
*Sava gölü kurudu
*Mecusilerin 1000 yıldan beri yanan ateşleri söndü.
*Sema da bir yıldız doğdu
*Kabe de buluna putlar yıkıldı

122. Süveybe kimdir? Peygamberimizi kaç gün emzirdi?
Süt annesidir. 2 gün emzirdi.

123. 10 Halime kimdir?
Peygamberimizin Süveybe’den sonraki süt annesidir.

124. Şeyma kimdir?
Peygamberimizin süt kardeşidir.
125. Peygamberimiz Halimenin yanında ne kadar kaldı?
5 yıl.

126. Hz Muhammedin dadısının adı nedir?
Ümmü eymen

127. Hz Muhammed’in annesi nerede vefat etti?
Ebva köyünde.
128. Ebva köyünden, peygamberimizi kim Mekke’ye getirdi?
Ümmü Eymen.

129. Hangi ayetlerle yüce Allah Peygamberimizden insanları açıktan İslam’a davet etmesini istiyordu?
Şuara 214-216 ve Hicr Suresi 94.

130. İslam tarihinde ilk şehitler kimlerdir?
Yasir ve eşi Sümeyye’dir

131. Ammar bin Yasir’in annesini inancından dolayı kim öldürmüştür?
bu cehil.

132. Ebu Cehil hangi savaşta öldürülmüştür?
Bedir.

133. Hz Muhammed’i öldürmek için toplanılan yerin adı nedir?
Darunnedve.

134. Hz Ömer, enistesini ve kız kardesini Đslam’dan vaz geçirmek için kız kardesinin evine gittiğinde onlar hangi sureyi okuyorlardı?
Tâhâ suresi

134. İslam’ın ilk yıllarında “besmele” yerine ne kullanılırdı?
Bismikeallahümme.

135. Peygamberimiz Taif’e kiminle gitti?
Zeyd bin Harise

136. I. Akabe biatı ne zaman olmuş ve kaç kişi Peygamberimize biat etmiştir?
Peygamberliğin 12. yılında ve 12 kişi.

137. I. Akabe biatında bulunan kişilerin başkanı kimdi?
Esad bin Zürare

138. Hangi Akabe biatında Medine’den gelen Müslümanlar, Peygamberimize “ ’a ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, yalan ve iftiradan kaçınmak, Peygambere karşı gelmekten kaçınmak konularında”söz verdiler?
I. Akabe biatı

139. II. Akabe biatı ne zaman olmuş ve kaç kişi iman etmiştir?
Peygamberliğin 13. yılında ve 75 kişi biat etmiştir.

140. Hangi Akabe biatında Medine’den gelen Müslümanlar, Peygamberimize “Kadınlarını , kızlarını, nasıl koruyorlarsa Hz Peygamberi de öyle koruyacaklarına dair” söz verdiler?
II. Akabe biatında
141. İslam tarihinde inşa edilen ilk müstakil mescit hangisidir?
Kuba mescidi.

142. Hicrette Hz Ali Peygamberimiz ve Hz Ebu Bekir’e nerede yetişti?
Kuba’da

143. Peygamberimiz Medine’de kimin evinde kaldı?
Halid Bin Zeyd ( Ebu Eyyub el Ensari)

144. Uhud savaşında müşriklerin komutanı kimdi?
Ebu süfyan
145. Hendek savaşında müşriklerin komutanı kimdi?
Ebu Süfyan

146. Uhud savasında müşriklerin Medine’ye yürüdüğünü bir mektupla gizlice bildiren kimdir?
Hz Abbas. (r.a)

147. Peygamberimizin hangi savaşta dişi kırıldı, yüzü yaralandı? Yaralayan kimdir:
Uhut şavaşı, ibn-i kamia

148. 109 Hendek savası ne zaman yapıldı?Kur’an da hendek savasının diğer adı nasıl geçer?
Hicri 5 yıl ,Miladi 626 de Kur’an da AHZAB harbi diye geçer

149. 114 Peygamberimiz Hudeybiye denilen yerde durarak, Kabeyi ziyaret etmek istediklerini bildirmek için Mekkelilere kimi elçi olarak gönderdi?
Hz Osman.

150. Hudeybiye anlaşması imzalanıp geri dönerken hangi sure nazil oldu?
Fetih suresi
151. Mekkeli müşrikler hangi anlaşma ile Müslümanların varlığını tanımışlardır?
Hudeybiye anlaşması.

152. Peygamberimiz hangi anlaşmadan sonra İslamı dünyaya tebliğ etmeye başlamıştır?
Hudeybiye anlaşması.

153. Peygamberimiz hangi devlet başkanlarına elçi gönderdi?
İran, Mısır, Habeşistan, Umman, Bahreyn.

154. Hangi devlet başkanı İslamı kabul etti?
Habeş hükümdarı Necaşi

155. Peygamberimizin gönderdiği mektubu büyük bir öfke ile yırtan ve aradan çok geçmeden oğlu tarafından öldürülen hükümdar kimdir?
İran hükümdarı.

156. Mekke’nin fethinde hangi sahabi Kabe’nin damına çıkarak ezan okumuştur?
Bilal-i Habeşi

157. Huneyn savaşı ne zaman olmuştur?
Hicri 8. yıl. Miladi 630 yılında

158. Evtas savaşı, Taif kuşatması ne zaman gerçekleşti?
Hicri 8 .Miladi 630 yılınd
159. Huneyn savaşında müşriklerin başkanı kimdi?
Malik Bin Avf

160. Müslümanların 1 ay kuşatmalarına rağmen alamadıkları kale hangisidir?
Taif Kalesi

7

Mayıs
2012

SİYER BİLGİLERİ-4

Yazar: arafat  | Kategori: SiYER | Yorum: Yok
SİYER BİLGİLERİ-4

161. Tebük seferi ne zaman oldu?
Hicri 9 miladi 630 yılında.
162. Hangi savasta Hıristiyan Araplarla Bizanslılar birlikte oldular?
Tebük seferinde.

163. Münafıkların yapmış olduğu mescide ne denir?
Mescid-i Dırar.

164. Peygamberimiz veda hutbesini nerede okumuştur?
Arafatta.
165. Hz Muhammed’in ilk doğan çocuğu kimdir?
Kasım.

166. Peygamberimizin Peygamberlik gelmeden önce ölen çocukları kimlerdir?
Kasım ve Abdullah.

167. Bilal-i Habeşi’yi kızgın kumlara yatıran müşrik kimdir?
Ümeyye Bin Halef

168. Peygamberimiz hangi seferden sonra Mescid-i Dırar’ı yıktırdı?
Tebük seferi.

169. Yüce Allah Müslümanlara hicretin kaçıncı yılında savaş izni verdi?
Hicretin 2. yılında.

170. Peygamberimizin elçi gönderdiği hangi iki devlet başkanı elçilere iyi davrandılar; fakat İslam’ı kabul etmediler?
Bizans İmparatoru ve Mısır Hükümdarı.

171. Veda hutbesinin en önemli özelliği nedir?
İnsan hakları evrensel Beyannamesinden” çok önce insan haklarını koruyucu hükümler getirmesidir.

172. Hangi Yahudi kabilesi Peygamberimizi zehirlemek istemişti?
Hayber Yahudileri.

173. Hangi savaşta Müslüman kadınlar, örgü örerek, kazandıkları ile askerlere yardım etmek, hastalara ilaç vermek, savaş alanında askerlere su dağıtmak üzere savaşa katılmışlardır?
Hayberin fethi.

174. Bizans İmparatorluğunun Tebük savaşına hazırlanmasının nedeni nedir?
İslam’ın yayılmasını önlemek.

175. Peygamberimiz Mekke’nin fethine ne zaman karar vermiştir?
Müşriklerin Hudeybiye anlaşmasını bozması üzerine.

176. Hangi savaş Müslümanlar için bir uyarıdır?
Uhut savaşı

177. Peygamberimizin amcalarının ismi ne idi?
Hz Hamza,Hz Abbas, Ebu Talip, Zübeyr,Ebu Leheb.

178. Mekke ne zaman fethedildi?
Hicretin 8, yılında. Miladi 630.

179. Tebük seferi ne zaman oldu?
Hicri 9 miladi 630 yılında.

180. Siyer-i Nebî ne demektir?
Siyer-i Nebî, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hayatını konu edinen bilim dalıdır.

181. Peygamber Efendimize en çok düşmanlık yapanlar kimlerdir?
Ebû Leheb , Ebû Cehil , Velid b. Muğire , Ümeyye b. Halef , Utbe b. Rebia , As b. Vail

182. Peygamberimizin süt annesi Halime’nin eşinin ismi neydi?
Haris

183. Hangi savaşta Hz.Muhammed öldürüldü yaygarası çıkarılmıştı?
Uhud savaşında

184. “Çift kanatlı Tayyar” ismi kime verilmişti?
Ebu Talibin oğlu Hz.Ali (r.a) ın kardeşi olan şehit olan Caferi Tayyara verilmiştir.

185. İlahi vahye göre ganimetlerin taksimi nasıl yapılırdı?
Ganimetlerin beste biri Allah’a ve Resulüne, beste dördü ise mücahitlere aitti. Beste bir de bese ayrilarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in akrabasi, yetimler, fakirler ve aciz yolculara verilirdi

186. Uhut savasında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kılıcıyla savaşan sahabe kimdir?
Ebu Dücane

187. Bedir Savaşında Müslümanların sancaktarları kimlerdir?
Musab b. Umeyr, Hz.Ali, Sad b. Muaz

188. İlk Müslümanlar kimlerdir?
Hz. Hatîce, Hz. Ali, Hz. Zeyd b. Hârise, Hz. Ebû Bekir.

189. Bi’ât-ı Rıdvân hakkında bilgi veriniz?
Hudeybiye’de, Semûre ismindeki ağacın altında 400 ashâb-ı kirâmın, Peygamberimize emirlerini kayıtsız şartsız yerine getireceklerine dâir verdikleri söz.
190. Dendân-ı Saâdet nedir?
Peygamberimizin Uhud Muhârebesi’nde şehîd olan, kırılan mübârek dişinin bir parçasıdır.
191. Kusvâ size neyi hatırlatıyor?
Peygamberimiz (s.a.s.)’in devesinin adıdır.
192. Mescid-i Kıbleteyn hakkında bilgi veriniz:
Peygamberimiz (s.a.s.); Medîne-i Münevverede öğle veya ikindi namazında iken kıblenin Kudüs’ten Mekke’ye döndürülmesi emrinin geldiği mescid.
193. Cafer b.Ebi Talip, Zeyd b.Harise ve Abdullah b. Revaha (r.anhüm) hangi savaşta şehit edildiler?
Mute savaşında
194. Bedir savaşında ilk şehit edilen kimdir?
Hz.Mihca (r.a)
195. Peygamberimiz hangi köleyi hürriyetine kavuşturmuştu?
Peygamberimiz (a.s) Hz. Hatîce’nin ona hediye ettiği Zeyd b. Hârise’yi kölelikten azad ederek evlat edindi.
196. Hz Muhammed (a.s.) vefat ettiğinde hangi vakitti?
Öğle üzeri.
197. Peygamberimizin hastalanması üzerine kim cemaate imamlık yaptı?
Hz Ebu Bekir
198. Peygamberimiz vefat edeceğini anladığında, öğle üzeri elini kaldırdı ve parmağını yukarı doğru dikerek ne dedi?
Refik-i Âlaya (Yüce dosta)
199. Peygamberimiz ne zaman vefat etti?
Hicretin 10. yılı 12 Rebiu’l Evvel pazartesi ( 8 haziran 632’de)
200. 40 Peygamberimiz hangi gün nereye defnedildi?
Hicri 10. yıl 13 Rebiü’l evvel Salı günü ( Miladi 9 haziran 632) vefat ettiği yere defnedildi.

7

Mayıs
2012

Diyanet ilmihali test soruları

Yazar: arafat  | Kategori: iBADET | Yorum: Yok
Diyanet ilmihali test soruları

1-Aşağıdakilerden hangisi itikadi mezheplerden biridir?
A-Hanefi
B-Maturidiyye
C-Şafii
D-Caferi

2-Aşağıdakilerden hangisi ameli mezheplerden biri değildir?
A-Maliki
B-Hanefi
C-Şafii
D-Eş’ari

3-Maturidiyye mezhebinin mezhebinin kurucusu kimdir?
A-Ebu Mansur Maturidi
B-Sufyan servi maturidi
C-Davudu Zahiri Maturidi
D-Muhammed Raşit El Maturidi

4-Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın zati sıfatlarından birisi değildir?
A-Vücud
B-Beka
C-İrade
D-Vahdaniyet

5-Aşağıdakilerden hangisi vahyin çeşitlerinden biri değildir?
A-Cebrail’in azıl suretinde vahiy getirmesi
B-Perde arkasından peygamberimizin duyduğu sözler
C-Allah’ın dilediklerini dilediği kulunun kalbine doğrudan doğruya çabuk bir şekilde yerleştirmesi
D-Hiçbiri

6-Aşağıdakilerden hangisi miladi 325 yılında İznik’te toplanan ruhani meclis tarafından kabul edilen incillerden biri değildir?
A-Luka
B-Selkisolf
C-Markas
D-Matta

7-Resul kime denir?
A-Kendisine kitap indirilen peygamber
B-Kendilerinden önceki peygamberlere inen kitapları tebliğ edene
C-Keramet gösteren velilere
D-Alimlere

8-Aşağıdakilerden hangisi temiz suyun vasıflarından birisi değildir?
A-Renk
B-Koku
C-Mavi
D-Tat

9-İstinşak neye denir?
A-Ağıza üç kez su çekmeye
B-Buruna üç kez su çkmeye
C-Kulakları meshetmeye
D-Hiçbiri

10-Aşağıdakilerden hangisi abdestin çeşitlerinden biri değildir?
A-Farz olan abdest
B-Vacip olan abdest
C-Mendup olan abdest
D-Sünnet olan abdest

11- Aşağıdakilerden hangisi abdesti bozmayan şeylerden birisidir?
A-Ön ve arkadan sidik ve slik çıkması
B-Gözlerden gülerken yaş gelmesi
C-Ağız dolusu kusmak
D-Vücudun herhangi bir yerinden kan ve irin çıkması

12-Ayağa giyilen mestlere mesh edilebilmesi için aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A-Mestler deriden yapıldığı gibi çoraptan da yapılabilir
B-Ayaklar yıkanarak,abdest alındıktan sonra mestler giyilmelidir
C-Mestler bağsız olarak ayakta durabilecek kadar kalın olmalıdır
D-Mestler ayakları topuklarıyla beraber örtmüş bulnmalıdır

13-Aşağıdakilerden hangisi teyemmümün şartlarından biri değildir?
A-Niyet etmek
B-Teyemmümde yüzü ve kolları kaplayacak şekilde mesh etmek
C-Ayakları meshetmek
D-Meshi elin tamamı veya çoğu ile yapmak

14-Aşağıdakilerden hangisi teyemmümü bozan şeylerden biri değildir?
A-Abdesti bozan şeyler teyemmümü de bozar
B-Teyemmüm yapmayı mubah kılan özrün ortadan kalkması
C-Abdest ve gusül için yeterli suyun bulunması
D-Kullanma imkanı olmayan suyun bulunması

15-Aşağıdakilerden hangisi guslün sünnetlerinden biri değildir ?
A) Besmele ile başlamak
B) Niyet etmek
C) Banyoda yıkanmak
D) Suyu ilk döküşte bedeni ovmak

16-Aşağıdaki vakitlerden hangisinde nafile namaz kılmak mekruhtur ?
A) Güneşin doğuşundan 45-50 dakika sonrasına kadar
B) Tuvalet için sıkıştığı vakitte
C) Öğle namazından sonra ikindi vaktine kadar
D) Yatsı namazından sonra fecr-i sadığın doğuşuna kadar

17-Aşağıdakilerden hangisi namazın şartlarından biri değildir ?
A) Hadesten taharet
B) Necasetten taharet
C) İftitah tekbiri
D) İstikbali kıble

18-Aşağıdakilerden hangisi namazın vaciplerinden değildir?
A) Kıraat
B) Namaza Allahu ekber sözüyle başlamak
C) Namazda Fatiha suresini okumak
D) İki secdeyi birbiri ardınca yapmak

19-Aşağıdakilerden hangisi namazın sünnetlerinden biri değildir ?
A) Sübhaneke okumak
B) Kıyamda iki ayağın arasını beş parmak açmak
C) Rükua varırken Allahu ekber demek
D) Secdelere varırken Allahu ekber demek

20-Aşağıdakilerden hangisi namazı bozan şeylerden biri değildir ?
A) Namazda konuşmak
B) Namazda namaza ait olmayan bir iş yapmak
C) Kıblede göğüs değiştirmek
D) Tebessümle gülümsemek

21-Namazda kahkaha ile gülmek neyi gerektirir ?
A) Namaza zarar vermez
B) Namazın sonunda sehiv secdeyi yapmayı gerektirir
C) Namazı bozulur, abdest almadan tekrar kılar
D) Abdesti ve namazı bozulur. Yeniden abdest alır ve namazı iade eder

22-Aşağıdakilerden hangisi namazı bozmayan şeylerden biri değildir ?
A) Namaz kılanın önünden geçmek
B) Namaz kılan kimsenin müsait yer olduğu halde herkesin önünden geçeceği yerde namaz kılması
C) Namazda kahkaha ile gülmek
D) Namaz kılanın secde yerinden birinin geçmesi

23- Bayram namazındaki hutbede imam hutbeye çıkınca aşağıdakilerden hangisini yapmalıdır ?
A) Elhamdülillah diyerek başlar
B) Allahü Ekber diyerek başlar
C) Euzü besmele okuyarak başlar
D) Bunların dışında başka bir şey okuyarak başlar

24-Aşağıdakilerden hangisi namazın mekruhlarından biri değildir ?
A) Namazda iken işaretle selam almak
B) Namazda özürsüz olarak bağdaş kurmak
C) Mum, Kandil lambaya karşı namaz kılmak
D) Esnemek, gerinmek

25-Namazda olan bir kişi aşağıdaki hallerin hangisinde namazı bozması vaciptir ?
A) Davar sürüsüne canavar düşmesi halinde
B) Gözleri kör olan birinin kuyuya düşme tehlikesi olması
C) Suya düşen bir kişinin yardım istemesi halinde
D) Bir kimsenin çatıdan aşağı düşme tehlikesi olması

26-Aşağıdakilerden hangisi sehiv secdeyi gerektiren hallerden biri değildir ?
A) Sübhanekeyi okumayı terk etmek
B) Fatiha okumayı terketmek
C) Dört rekatlı namazlarda ilk oturuşu terketmek
D) Vitir namazında kunut dualarını terketmek

27-Namazda sehiv secdesini gerektirecek birden fazla davranıştan dolayı kaç sehiv secdesi yapmak gerekir ?
A) 2
B) 1
C) 3
D) Hiçbiri

28-İçerisinde secde ayeti bulunan ayetleri okurken secde ayetini secdeden kaçınmak için gizlice okumanın hükmü nedir ?
A) Mübahtır
B) sünnettir
C) Müstehaptır
D) Mekruhtur

29-Müdrik kime denir ?
A) namazın her rekatında imam ile kılana denir +
B) İmama ilk rekatın rükuundan sonra uyana denir
C) namaza imam ile başladığı halde imam ile bitiremeyen kimseye denir
D) her meseleyi en ince ayrıntısana kadar anlayana denir

30-İmama ; İlk rekatin rükuundan sonra uyan kimseye ne denir ?
A) Cemaat
B) Müdrik
C) Mesbuk
D) Lahık

31-Aşağıdakilerden hangisini imam yapmasa cemaatte yapmaz , imam yaparsa cemaat da yapar ?
A) İftitah tekbirinde ellerinin kaldırılması
B) İmam sübhanekeyi okumasa cemaat da okumaz
C) iki rekatlı namazın sonunda imam tahıyyatı okuduktan sonra cemaat de okumuşsa
D) Hiçbiri

32-Aşağıdaki durumların hangisinde sünnet kesilerek cemaatle kılınan farzda imama uyulur ?
A) Sabah namazının sünnetinin ikinci rekatında
B) İkindi namazının sünnetinin ikinci rekatında
C) Cumanın evvelki sünnetinin üçüncü rekatında
D) Hiç birinde

33-Aşağıdakilerden hangisi cuma namazının sahih olmasının şartlarından biri değildir ?
A) Cuma kılınan yerin şehir veya şehir hükmünde olması
B) Cuma namazının öğlen vaktinde kılınması
C) Namazdan önce hutbe okunması
D) Cuma kılacak kişinin mukim olması

34- Aşağıdakilerden hangisi cuma namazının sahih olmasının şartlarından biri değildir ?
A) Cuma kılınan yerin şehir veya şehir hükmünde olması
B) Cuma namazının öğlen vaktinde kılınması
C) Namazdan önce hutbe okunması
D) Cuma kılacak kişinin mukim olması

35-Aşağıdakilerden hangisi hutbenin sahih olmasının şartlarından biri değildir ?
A) Hutbenin namazdan önce okunması
B) Hutbe okunacak minberin en az 5 basamak olması
C) Vakit içinde okunması
D) Hutbe okunurken cemaatten en az bir kişinin bulunması

36- Aşağıdakilerden hangisi hutbenin vaciplerinden biri değildir ?
A) Hatibin minbere çıkınca oturması
B) Ezanın hatibin huzurunda okunması
C) Vaaz ve nasihatte bulunmak
D) Hiçbiri

37-Seferi ve Mukim olma yönünden vatan sınıflandırılması içerisinde aşağıdakilerden hangisi bulunmaz?
A) Vatan-ı asli
B) Anavatan
C) Vatan-ı İkame
D) Vatan-ı sükna

38-İnsanın 15 gün dolmadan ayrılmak üzere bulunduğu yere ne denir ?
A) Vatan-ı asli
B) Vatan-ı İkame
C) Vatan-ı sükna
D) hiçbiri
39-Misafir olan bir kişi misafirlik halinde dört rekatlı öğle namazının farzının ikinci rekatında oturmadan ayağa kalksa ve namazı dörde tamamlasa ne gerekir?
A) Namazın iadesi
B) Sehiv secdesi
C) Tilavet Secdesi
D) Bir şey gerekmez

40-Teravih namazında dört rekatta selam vererek teravihi kılan kimse ikinci rekatta oturmamış ise kıldığı dört rekatı kaç rekat kılmış sayılır ?
A) 1
B) 3
C) 4
D) 2

41-İma ile namaz kılmak ne demektir?
A) Bir şeye yaslanarak namaz kılmak
B) Yan üzeri yatarak namaz kılmak
C) Göz ucuyla namaz kılmak
D) namazda ruku ve secdeye işaret olunmak üzere başı eğerek namaz kılmak

42-Gözleri, kaşları veya kalbiyle işaret edip kılınan namaz nasıl namazdır?
A) İma ile kılınan namazdır
B) İşaret İle kılınan namazdır
C) Böyle namaz namaz olmaz
D) Gözle, baş ile kılınan namazdır

43-Husüf namazı nedir ?
A) Ay tutulduğu zaman kılınan iki veya dört rekatlı bir namazdır
B) Güneş tutulduğu zaman kılınan bir namazdır
C) Deprem olduğu zaman kılınan bir namazdır
D) Şimşek çaktığı zaman kılınan bir namazdır

44-Aşağıdakilerden hangisi erkekler için üç parça olan kefen parçalarından biri değildir.?
A) Kamis
B) izar
C) lifafe
D) Etek örtüsü

45-Aşağıdakiler hangisi cenaze namazının sünnetlerinden biri değildir?
A) Namazı kıldıracak imamın ölünün göğüs hizasında durması
B) En az imamın arkasında üç cemaatin bulunması
C) Birinci rekattan sonra sübhanekenin okunması
D) Üçüncü rekattan sonra dua okunması

46-Aşağıdakilerden hangisi peygamberimizin hicreti sırasında yaptığı mescittir?
A) Kuba mescidi
B) Mescid-i Nebevi
C) Mescid-i Aksa
D) Mescid-i Haram

47-Bir kimseye orucun farz olabilmesi için gereken şartlar kaç tanedir?
A) 2
B) 4
C) 5
D) 3

48-Adak oruçları ile bozulan nafile oruçları kaza etmenin hükmü nedir?
A) Farzdır
B) Vaciptir
C) Sünnettir
D) Hiçbiri

49-Aşağıdakilerden hangisi orucu bozmaz ?
A) Oruçlu olduğunu unutarak yemek-içmek
B) Kendi isteiği ile ağız dolusu kusmak
C) Bir suya dalıp kulağına su kaçırmak
D) Kendi isteği olmadan boğazına toz ve duman girmek

50-Fıtır Sadakasının miktarı buğdaydan kaç gr. dır ?
A) 2920 gr
B) 1460 gr
C) 2800 gr
D) 2700 gr

51-Aşağıdakilerden hangisi Haccın sahih olmasının şartlarından biri değildir?
A) Müslüman olmak
B) Akıllı olmak
C) Yol güvenliği olmak
D) İhrama girmek

52-Aşağıdakilerden hangisi Haccın edasının şartlarından biridir?
A) Müslüman olmak
B) Haccı belirli zamanda yapmak
C) Akıllı olmak
D) Yol Güvenliği olmak

53- Aşağıdakilerden hangisi Haccın farzlarından biri değildir?
A) Şeytan taşlamak
B) Arafatta vakfeye durmak
C) Kabeyi tavaf etmek
D) İhrama girmek (şarttır)

54- Aşağıdakilerden Hangisi İhram giyilen yerlerden biri değildir?
A) Zulhuleyfe
B) Mina
C) Cuhfe
D) Cidde

55-Aşağıdakilerden hangisi ihramlıya yasak olan şeylerden biri değildir?
A) Saç ve sakal tıraşı olmak
B) Elbise giymek
C) Yıkanmak, kokusuz sabun kullanmak
D) Başı ve yüzü kapamak

56-Aşağıdaki yerlerden hangisinde Arafat vakfesi yapılmaz?
A) Nemire mescidinin bütününde
B) Arafat dağının tepesinde
C) Nemire mescidinin güney kısmında
D) Urene vadisinde

57- Aşağıdakilerden hangisi tavafın çeşitlerinden biri değildir?
A) Kudüm tavafı
B) Kadim tavafı
C) Veda tavafı
D) Ziyaret tavafı

58- Aşağıdakilerden hangisi tavafın vaciplerinden biri değildir?
A) Abdestli olmak
B) Setr-i avrete dikkat etmek
C) Tavaf esnasında kabeyi sağ tarafına alarak yürümek
D) Tavafa Hacer-i esved veya hizasından başlamak

59- Aşağıdakilerden hangisi tavafın sünnetlerinden biri değildir?
A) Tavaf esnasında kabeyi sol tarafına alarak yürümek (teyamün)
B) Iztıba yapmak
C) Hacer-i İstilam etmek
D) Erkekler mümkün olduğu kadar kabeye yaklaşmak

60-Say etmenin hükmü aşağıdakilerden hangisidir ?
A) Farz
B) Sünnet
C) Vacip
D) Mendup

61-Say’ı dört şavttan sonra yediye tamamlamanın hükmü nedir?
A) Sünnet
B) Mendup
C) Müstehap
D) Vacip

62-Şeytan taşlamada taş atmanın zamanı hangi günlerdir?
A) Bayramdan sonraki ilk cuma günü
B) Arafe günü
C) Kurban bayramının 1.,2.,3. ve 4 günü
D) Perşembe günü

63- Aşağıdakilerden hangisi şeytan taşlamanın sünnetlerinden biri değildir ?
A) Bir cemreye aynı gün yediden fazla taş atmak
B) Yedi taşı peş peşe atmak
C) Taşları yaklaşık 4 mt mesafeden atmak
D) Atılan taşlar nohuttan büyük, fındıktan küçük olmak

64- Bayram günlerinde minada gecelemenin hükmü nedir?
A) Mendup
B) farz
C) Vacip
D) Sünnet

65-Hacda saçları traş etmenin veya kısaltmanın zamanı hangi gündür ?
A) Cuma
B) Pazartesi
C) Kurban kesme günü
D) Arefe günü

66-Aşağıdakilerden hangisi haccın sünnetlerinden biri değildir?
A) Kudüm tavafı
B) Arefe gecesi minada gecelemek
C) Bayramın dördüncü günü müzdelifede gecelemek
D) Bayram gecesini müzdelifede geçirmek

67-Aşağıdakilerden hangisi yapılış yönünden haccın çeşitlerinden biri değildir?
A) Haccı İfrad
B) Haccı Kıran
C) Haccı Temettu
D) Umre Haccı

68- Mikatı ihramsız geçmenin cezası aşağıdakilerden hangisidir ?
A) Bir koyun kurban etmek
B) Bir sığır kurban etmek
C) Bir deve Kurban etmek
D) İki koyun kurban etmek

69-Aşağıdakilerden hangisi Hac ile ilgili bir terim değildir ?
A) Bedene
B) Beden
C) Cemre
D) Dem

70-İhsar neye denir?
A) Cömert olana
B) Cimri olana
C) Hac ve Umre için İhrama giren kimsenin arafat vakfesinden ve tavaftan alıkonulmasına+
D) Merhametli olana

71-Aşağıdakilerden hangisi yemin çeşitlerinden biri değildir ?
A) Yemini Gamus
B) Yemini Mün’akide
C) Yemini Lağv
D) Yemini Kefaret

72-Geçmiş veya şimdiki zamana ait bir iş üzerine bilerek yalan yere yemin etmek aşağıdaki yemin çeşitlerinden hangisine girer?
A) Yemini Gamus
B) Yemini Mün’akide
C) Yemini Keffaret
D) Yemini Lağv

73-Lukata neye denir?
A) Aranan eşyaya
B) Buluntu eşyaya
C) Cepteki paraya
D) Kaybolan eşyaya

Cevaplar:
1b 2d 3a 4c 5d 6b 7a 8c 9b 10d 11b 12a 13c 14d 15c 16b 17c 18a 19b 20d 21d 22c 23b 24c 25c 26a 27b 28d 29a 30c 31c 32b 33d 34d 35b 36d 37b 38c 39a 40d 41d 42c 43a 44d 45b 46a 47d 48b 49a 50b 51c 52d 53a 54b 55c 56d 57b 58c 59a 60c 61d 62c 63a 64d 65c 66c 67d 68a 69b 70c 71d 72a 73

CAMİ VE MESCİDLERİN ÖNEMİ/BÖLÜMLERİ/ GÖREVLİLERİ

Mescid,Secde edilen yer, namazgâh, cami yerine kullanılan namaz yeri. Aşırı saygı göstermek, alnını yere koymak, baş eğmek, eğilmek anlamlarına gelen “sücûd” masdarından yer ismi. Çoğulu “mesâcid” mescitlerin büyüğüne “cami” denir. Çoğulu “cevâmi”dir. Cami; toplayan toplayıcı demektir. Beş vakit namazda cuma ve bayram namazlarında mü’minleri bir araya topladığı için bu isim verilmiştir. İbadet edilen yer, tapınak anlamında “ma’bed” ve çoğulu “meâbid” de kullanılır.Ecdadımız Anadoluda, ibadethanelerin büyük yapıda olanlarına “cami” küçüklerine ise “mescit” adını vermişlerdir.

Yeryüzünde kurulan ilk mescit Kâbe-i Muazzama’dır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev Mekke’de bulunan mübarek ve âlemler için bir hidayet kaynağı olan Kâbedir” (Âl-i İmran, 3/96).

Câmi ve mescidler, İslam’ın temel müesseselerinden birisi hatta en başta gelenidir. Yüce Mevla’ya topluca ibadet etmek üzere yapılan bu mabetler birer “beytullah” yani Allah’ın evidir.
“Câmi: Toplayıcı, toplayan, kaplayan, Müslümanların ibadet gayesiyle toplandıkları yer, ma’bed.
“Câmi terimi (cemaatleri) bir araya getiren mescid anlamındaki “el-Mescidü’l-Câmi”den kısaltılarak sonradan kullanılmaya başlanmıştır.
Camiler Müslümanların ibadethaneleridir; ibadethaneler ise toplumumuzun vazgeçilmez dini müesseselerindendir.
Büyük olanları camii, küçükleri ise mescit adıyla kültür hayatımıza intikal eden bu mekanlar Peygamber Efendimizin ifadesiyle “ Beldelerin Allah’a en sevimli yerleri” olarak bilinmektedir. Tevbe suresinin 17. ayetinde işaret buyrulduğu gibi mescitler ve camiler kimsenin malı değil Allah’ındır. Kabe’nin bir adının da Beytullah olduğu bilinmektedir. Beytullah Allah’ın evi demektir. Bu durum Kabe’nin ve camilerin şerefini belirtmesi bakımından önemlidir. Allah’ın Kabe’si olarak da bilinen camiler, Hadis-i Kutside de belirtildiği gibi “ Yeryüzünde yayılmış Allah’ın evleridir.” Kabeyi ziyaret edenlere Allah’ın ikramının olduğu gibi camileri ziyaret edenlere de (ibadet edenler) ikramı vardır.
Kur’an’da, hadislerde ve ilk tarihi kaynaklarda “câmi” yerine “mescid” kelimesi geçmektedir. “Mescid”, “secde edilen yer” anlamında bir mekan ismidir. Namazın başka rükünleri de olmasına rağmen, ibadet edilen yer, önemine binaen secdeye izafe edilmiştir. İnsanın daha ilk yaratılışında şahit olduğu secde (Bakara, 2/34) hürmet ve tazimin en güzel ifadesidir. Hz. Peygamber (sav) onu, kulun Allah’a en yakın anı olarak vasıflandırmıştır. (Nesai, Tatbik, 78) İçinde Allah’a ibadet edilen her yere mescid denilmiştir. (Şamil İslam Ans. Cami maddesi)
Medine’de müminlerin Hz. Peygamber çevresinde birleştikleri merkez, Mescid-i Nebevi idi ve merkez olması sebebiyle Peygamberimiz halkın bütün işlerini bu mescidde görüşür ve hallederdi.
Daha sonraları ise şartlar değiştikçe, ihtiyaçlara binaen camilerde görülen bazı işler yerini bağımsız yeni kurumlara bırakmıştır.
Peygamber efendimiz de cami yaptırmakla ilgili olarak şöyle buyuruyor: “Kim Allah rızasını gözeterek, Allah için bir mescid yaptırırsa, Allah da onun için cennette bir köşk yaptırır.” (Müslim, Zühd, 3)
Mescidlerin manevi imarı ile ilgili olarak Hz. Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: “Bir adamın mescidlere gidip gelmeyi alışkanlık haline getirdiğini görürseniz, onun imanlı olduğuna şehadet ediniz. Çünkü Cenab-ı Allah: Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimseler imar eder” buyuruyor.” ( (Vehbe Zuhayli, age, V, 343)
Bir ilahi hadiste ise Allah’u Teala’nın şöyle buyurduğu bildiriliyor: “Ben yeryüzü halkına azap etmeyi murat ettiğimde, mescidleri inşa, tamir, tanzif ve tenvir edenleri, benim rızam için sevişenleri ve seher vakitlerinde istiğfar edenleri görünce onlara azap etmekten vazgeçerim.” (Hasan Hüsnü Erdem, İlahi Hadisler, 28)
Cami ve cemaatin önemi bu hadislerde açık bir şekilde bildirilmiştir. Camide Müslümanlar günde en az beş defa bir araya gelerek topluca namazlarını eda ederler. Namazlarımızda Mescidü’l-Haram’da bulunan Kabe’ye doğru yöneliriz. Bundan dolayıdır ki camiler de Kabe’nin birer şubesi gibidirler.
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala “Allah’ın mescidlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir.” (Bakara, 2/114) buyurarak camilere düşmanlık edip, onların harap olmasını isteyen ve orada Allah’ın anılmasına engel olanların en zalim kişiler olduğunu bizlere bildirmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığımız camilerin, dini ve sosyal hayattaki önemini dikkate alarak 1986 yılından buyana 1-7 Ekim tarihleri arasında camiler haftası, 2003 tarihinden beri de Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlanmaktadır.
Şüphesiz camilerin yapımı kadar bakım ve temizliği de önemlidir. Peygamber Efendimiz “Temizlik imandandır”, “Allah temizdir, temizliği sever” buyurarak bu hususa dikkat çekmiştir. Bakara suresi 125 ve hac suresi 26. ayetlerinde Hz. İbrahim ve İsmail (a.s.) a “evimi temiz tutun” buyurularak Beytullahın temizliğinin ciddi bir iş olduğu kadar cami ve mescitlerin temizliğinin de gerekli olduğu ifade edilmiştir. Tarihi seyri içerisinde birlik ve beraberliğimizin sembolleştiği, ilim ve kültür merkezi olarak toplumdaki yerini alan camilerimizin mimari bakımından milletimizin hayatındaki yeri de büyüktür. Türk sanat ve zevkinin en güzel ve en harika eserleridir. Müslüman olmuş batılı bir yazar bu hususu şöyle özetlemiştir. “Bütün sanatlar camiye, cami de ibadete götürür”
Allah isminin elifi gibi adeta göklere yükselen ince minareleriyle camilerimiz ülkemizin simgesi, İslam’ın manevi mührüdür. Şairin dediği gibi
Mevla’dan bize ses vermede hep cedlerimiz
Manevi bekçisidir yurdumuzun ulu mabetlerimiz.
Camiler, bulundukları yörenin sosyal hizmet ve ilişkilerinde, devamlı ışıldayan ve çevresini aydınlatan birer kandil gibidirler Camiler, insanların birbirini sevmelerine de vesile olur Camilerin ortak kalbimiz olduğunu, oralarda hayat varsa, bizlerde de hayat olacağını bilelim Bu sebeple camilerle aramızdaki bağları sıcak tutalım Çocuklarımızı da camilere alıştıralım Onların temiz kalplerine, din, iman, vatan, bayrak, millet sevgisini yerleştirelim Müminlerden uzak kalan camiler, matem havasına bürünürler Onları mahzun bırakmayalım

Allah’ın elçisi üç mesciti ziyaret ve orada ibadet için yolculuk yapılabileceğini belirtmiştir. “Ancak şu üç mescit için yolculuk yapılabilir: Mescid Haram, benim şu mescidim (Mescidi Nebevi) ve Mescid-i Aksa” (Buhârî, Mescid-i Mekke, I, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Müslim, Hacc, 415, 511-513; Ebû Dâvud, Menâsik, 94; Tirmizi, Salat, 126).
Mekke’de ilk müslüman cemaatin, özel bir ibadet yeri yoktu. Hz. Peygamber (s.a.s), erkeklerden ilk müslüman olan Hz. Ali (r.a) ve diğer arkadaşları ile Mekke’nin dar sokaklarında, gizlice namaz kılmıştı. Hz. Peygamber genellikle namazlarını, Kâbe civarında veya kendi evinde tek başına kılardı. Bununla birlikte müslümanlar, cemaat halinde namaz kılabilmek için bir evde toplandıkları da olurdu. Bu ev, çoğu zaman ashabdan Erkam’ın evi idi. Hz. Ömer (r.a), islâmiyeti kabul ettikten sonra, müminlerin rahatsız edilmeden Kabe’nin yanında namaz kılmalarını temin etmişti.
Mekke’de İslâm’ın çıkışından sonra Kâbe dışında ilk mescit, Ammâr b. Yâsir tarafından yapılmıştır. Ammar b. Yâsir, Mekkeli olmayıp oraya yerleşen bir yabancı idi. Müşriklerin bitmez-tükenmez eziyetlerine dayanamadığı ve ibadetini Kâbe’de rahat yapamadığı için evini mescid yapmıştır.
Hz. Ebû Bekir (r.a.)’in Mekke’de iken yaptırdığı mescit, İslâmın ikinci mescidi olarak kabul edilir. O Mekkede iken, evinin avlusunda kapı yanında özel bir mescit yapmıştı. Kureyşliler, onu görecek olan kadınların ve çocukların heyecana kapılıp yoldan çıkacakları endişesiyle itiraz etmiş ve bu şekil söz konusu mescitte açıkça namaz kılmasını yasaklamıştı (Buhâri, Salât/86).
Medine’ye hicret etmeden önce. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in emri ile orada Cuma namazı kılınmıştı. Cuma namazının kılındığı bu yer, İslâm tarihinin üçüncü mescitidir. Hz. Muhammed (s.a.s.), Medine’ye hicret ederken Kubada birkaç hafta geçirdi. Burada bir mescit inşasına başladı. Bu hususta şu ayet-i kerime nazil oldu: “İlk gününden beri Allah’a karşı gelmekten sakınmak için kurulan mescitte bulunman daha uygundur” (et-Tevbe, 9/108). İşte bu mescit, İslâm âleminde dördüncü mescittir: Beşinci mescit ise, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, Medine’ye vardıktan sonra yaptığı mescittir. Hz. Ebu Bekir (r.a) ile Medine’ye giren Resulullah (s.a.s.) devesini salıverir. Devesi, nerede durursa orada misafir olacağını belirtir. Deve, bugün Mescid-i Nevevî’nin olduğu yerde durur. Boş bir arazi olan bu yeri, Hz. Muhammed (s.a.s.), mescit ve kendi ev halkı için oturacak yer yaptırmak üzere satın alır. O zamandan beri bu mescit, Medine’nin belli başlı mescidi olarak zamanımıza kadar gelmiştir. Medine mescidinde, ashabını dinî ve dünyevî konularda aydınlatma amacıyla oturmaları Resulullah’ın âdetleri idi.

İslâm’da Hz Peygamber’in umuma açık olarak ashabı ile birlikte namaz kıldığı ilk mescid Hicret esnasında inşa edilen Kubâ’dır Hicret’ten sonra Hz Peygamber Medine’de Mescid-i Nebevî’yi inşa etti Bu iki mescidin inşasında Hz Peygamber ashabı ile birlikte bir işçi gibi çalışmıştır Sonraları Medine’de dokuz mescid daha yaptırılmıştır İslâm’ın yayılmasına orantılı olarak mescidler geniş bir alana yayıldılar Buhâri’nin, Mescid-i Nebevî’ den sonra içinde cuma namazı kılınan ilk mescidin Abd-i Kaysoğulları ülkesindeki Cuvâsa Mescidi olduğuna dair rivayeti (Buhârî, Cumuâ’, 11), daha Hz Peygamber’in sağlığında mescidlerin ne kadar geniş bir alana yayılmış olduğunu göstermektedir Cuvâsa, Mekke ve Medine yöresinde olmayıp, bugünkü Riyad ve Zahran arasındadır

Mescitler, başlangıçta ibadet yeri, ilim müessesesi, kaza dairesi (mahkeme), ordu karargâhı, elçilerin kabul edildiği bir makam ve hatta gerektiğinde hapishane olarak kullanılmıştır. Mescitler son zamanlara kadar, ibadet yeri olarak görev yapmanın yanı sıra, eğitim-öğretim faaliyetlerinin de icra edildiği bir yer olmuştur. Mescitlerde göze çarpan yapı unsurları olarak şunlar sıralanabilir: Mihrab, minber, vaaz kürsüsü, padişahların yaptıkları mescitlerde hünkâr mahfili, müezzinlerin namaz sırasında oturduğu müezzin mahfili, son cemaat mahalli, minare, imam ve müezzin odaları, hükümdarlara yapılabilecek suikastleri engellemek için inşa edilen maksûre, şadırvan ve avlu, gasilhane ve tuvaletler, son olarak da Kur’an okutmaya yarayan ve kurs binası niteliği taşıyan bölmeler.
Câmilerde başlıca şu görevliler bulunur:

İmam: Kelime olarak önder, devlet başkanı gibi anlamları vardır Hz Peygamber zamanında bir yere öğretici olarak gönderilen kişi, aynı zamanda onların imamlığını da yapmakta idi Hz Peygamber Kur’an’ı en güzel okuyanı yaşça küçük de olsa imam tayin etmiştir Atadığı valiler aynı zamanda merkezî câmiin imamlığını da yapmakta idi Câmi imamlarının namaz kıldırma dışında başka birçok görevleri de vardır

Müezzin: Vakti geldiğinde ezan okur ve câmi içinde diğer müezzinlik görevlerini yerine getirir Hz Peygamber (sas) müezzinleri Bilâl, Sa’d b Karaz gibi sesi güzel olanlardan seçmiştir

Vâiz: Namaz vakitlerinden önce bilhassa cuma, bayram ve terâvih önceleri halkı çeşitli konularda aydınlatan, nasihat eden kimselerdir Câmilerde va’z âdeti, Hz Ömer zamanında başlamıştır Bu görevi ilk ifâ eden Temim ed-Dârî olmuştur

Kayyum: Câmilerin temiz ve düzenli olmasını sağlayan görevlilerdir Hz Peygamber (sas) mescidlerin temizliğine çok önem vermiştir O hayatta iken mescidi süpüren bir kadıncağız vardı Vefatı kendisine haber verilmeden defnedildi Rasûlullah bu duruma çok üzülmüş ve onun mezarı başında namaz kılmıştır Onu Cennet’te mescidin kırıntılarını süpürürken gördüğünü haber vermiştir (Buhârî, Salat, 8/72)

Câmilerde genel olarak bu dört grup görev yapmakla beraber, bilhassa Osmanlıların yükselme çağında bu sayı otuza kadar yaklaşmaktadır Vakfiyelerde zikredilen görevlilerden bazıları şunlardır: Hatip, ecza-han, devirhan, ders-i âmm, ferrâş, şeyhu’l-kurrâ, müderris, bevvâb, naat-han, muhaddis, hâfız-ı kütüp, kandilci, buhurî, mahyacı, şifâ-i şerif hocası (Ziya Kazıcı, İslâmî ve Sosyal Açıdan Vakıflar, İstanbul 1985)
Hz. Peygamber’in hayatında bir ilim kürsüsü, bir idare makamı özelliği olan minber, ondan sonra hutbeler dışında halifelerin üzerinde bey’at aldıkları ve göreve başlarken çıkmayı mutad hale getirdikleri bir yer olarak fonksiyonunu sürdürmüştür. Hakimiyetin sembolü haline gelen minber, valilerin göreve başlarken ve ondan ayrılırken çıktıkları hükümdarın temsilcisi olarak oturdukları bir makamdı. İlk asırlarda valiler ellerinde asa ile ayakta hutbe okurlardı. Mescidlerin kazâi fonksiyonları da, genellikle minber yanında gerçekleşiyordu. Hz. Peygamber (s.a.s)’in minberi yanında yalan söylenemeyeceği ve bunu yapanın Cehenneme gireceğini belirten sözleri sebebiyle olmalı, genellikle zanlılara minberinin yanıbaşında yemin ettirilirdi (Hadis için bk. İbn Sa’d, I, 254).
Mescid-i Nebevî’den sonra ilk minber Mısır’da Amr Camiî’ne konuldu. Ancak başlangıçtaki hükümranlıkla ilgili fonksiyonu sebebiyle olmalıdır ki Hz. Ömer (r.a.)’ın emriyle bu minber kaldırıldı. Hicri 132 yılından itibâren Mısır’da eyâlet camilerine minberin konulmasıyla minber, bütün cuma camilerine yayıldı.
İlk minber Hz. Peygamber’in ashabıyla istişaresinden sonra isteği üzerine bir kadının marangoz olan kölesi tarafından yapılmıştır.
Hz. Peygamber vefat edince ilk halife Hz. Ebu Bekir (r.a.) edebinden dolayı minberin ikinci basamağında, Hz. Ömer (r.a.) de ilk basamağında hutbe okumuşlardır. Hz Osman (r.a) ise üçüncü basamağa kadar çıktı. Çünkü o da bir basamak inseydi yerde hitap etmesi gerekecekti. Bu ise sünnete aykırı olurdu (Semhudî, I, 282). Minber’in kapısına ilk perde astıranın da o olduğu rivayet edilir.
Hz. Peygamber’in minberi hicrî kırk dokuz tarihine kadar daha önceki hâli üzere kalmıştır. Muaviye b. Ebî Süfyan Sultan olunca siyasi nüfuz ve gücünü arttırmak için minberi Şam’a nakletmek istedi. Bunun için Medine valisi Mervan b. el-Hakem’e mektup gönderdi. Ancak minber sökülmeye teşebbüs edildiği sırada güneş tutuldu. Medine ufuklarının kararmasını manevi bir işaret olarak kabul eden Mervan, düşüncesinden vazgeçti. Minberin alt kısmına altı basamak daha ilave ettirerek, basamak sayısını dokuza çıkardı. Mervan, cemaat çoğaldığı için bu yola başvurmuştu.
Mermerden olan Mescid-i Nebevi’nin son minberi Osmanlı Sultanı III. Murad tarafından yaptırılmıştır.
Dünyanın en büyük camisidir. Pakistan’in başkenti Islamabad’da bulunuyor. Yapımı 1976 yılında başlayıp 1986 yılında sona erdi. Caminin alanı 5000 metrekare 700.000 kişinin ibadet edebileceği alan var
Sultanahmet Camii Mavi Cami olarakta bilinir. İstanbul’da bugünkü Sultanahmet semtinde Sultan Birinci Ahmed tarafından yaptırılan cami; medrese, darülkurra, sıbyan mektebi, türbe, arasta, dükkanlar, hamam, darüşşifa, imaret ve üç sebilden oluşmaktadır. 1609-1620 yılları arasında Mimar Sedefkar Mehmed Ağa tarafından yapılmıştır.

CAMİLERİN BÖLÜMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Pencere: Kubbede ve duvarlarda iki-üç sıradır, alttakiler düz atkılı ve düz camlı, üsttekiler kemerli ve renkli işlemeli camlıdır. Işık belli bir miktar ve ölçüyle pencereden sahına girer.
Mihrap: İmamın durduğu yer, çıkıntılıdır.
Duvar: Kerpiç, tuğla, kaba yontmataş, tuğla hatıllı taş duvar, kesmetaş. Pencere ve kapı kemerleri ve atkılarındaki duvara ayaklama denir. Dış duvar kaplaması mermer, iç duvar kaplaması çini olur. Duvar üstleri üçgen veya değirmidir.
Minber: İmamın hutbe okumak için çıktığı yer. Mihrabın sağındadır.
Kürsü: Vaaz yeri.
Muvakkithane: Dış avlu kapısı yanındaki vakit tayini binası. Muvakkit, güneş saatiyle ezan saatini ayarlar.
Hünkar Mahfeli: Selatin camilerinde padişahların namaz kıldığı yer.
Son Cemaat Yeri: Namazın ilk vaktine gelemeyenler için ayrılmış yer.
Minare: Müezzinin çıkıp ezan okuduğu yer.
Şerefe: Minare gövdesindeki bir veya birçok balkon. Müezzinin durduğu yer.
Mahya: İki minare arasına asılan ışıklı yazı levhası.
Mahfil: Camilerde parmaklıkla ayrılmış yüksek yer.
Hazire: Camiyi yaptıranın, ailesinin, devlet erkanının lahitlerinin bulunduğu yer.
İmam odası: İmam ve müezzinin odası.
Şadırvan: Elbise askılıkları ve oturma sehpaları, içinde su bulunan hazne, musluklar, takunyaları bulunan avlu ortasındaki abdest yeri.
Avlu: Caminin giriş kapısına bakan geniş alan.
Gasilhane: Cenaze yıkamak için ayrılan yer. Ortasında teneşir tahtası, su araçları, yıkayıcı elbisesi, çizmesi, önlüğü, tabut ve tabuta örtülen yeşil örtü bulunur. Tuvalet: Avluda yer alan eski taşlı veya yeni taşlı, tek veya birçok bölümlü ayakyolu.
Ayakkabılık: Cami kapısı girişinde dışta veya içte, yanlarda bulunan raflı, dolaplı sistem.
Kitabe: Cami ana kapısı üzerinde, Arap harfleriyle, caminin tarihi ve mimarına ait bilgiler ihtiva eden levha.
Hat: Cami tavanında, tavan katında bulunan bant halinde yahut levha halindeki yazılar.
Sütun: Anakubbenin yaslandığı ayaklar. Şadırvan ve dış ya da iç avlunun, son cemaat yerinin direkleri.
Merdiven: Subasman üzerine yapılmış camilerde, camiye çıkılan basamaklı yer.
Kapılar: Dış kapılar avluda, son cemaat kapısı ve anakapı.
Türbe: Genellikle kubbeli, camiye bitişik, etrafı açık mezarlık.
Kurs odaları: Külliyelerde imamların öğrencilere ders verdiği yerler.
Yer örtüsü: Hemen her camide halı. Son cemaat yerinde hasır, muşamba örtüler.
Kapı örtüsü: Kenarları işlemeli kalın muşamba örtü.
Avize: Yüzlerce tek kandil veya ortada büyük bir avize.
Vaiz: İbadethanelerde, genellikle camilerde güzel nasihatler veren, kürsüde oturarak her gün veya cuma namazı öncesinde ayet ve hadislerle cemaate dersler veren hoca.
Kubbe: Camiler başta olmak üzere yapılarda yarım küre şeklindeki dam. Kasnak, kemer, tavan ve pencereleri vardır. En büyük kubbe Selimiye Camii kubbesidir.
Musalla taşı: Camilerde cenazelerin üzerine konulup cenaze namazının imam tarafından önünde kıldırıldığı taş.
MİNARENİN BÖLÜMLERİ
Minarenin bölümleri kaide, gövde, şerefe, petek, külah, alem ve paratonerdir. En üstteki külah, minarenin çatısıdır ve kurşun kaplamadır. Külahın ucunda çoğunlukla bir hilal olan alem bulunur. Külahla şerefe arasına petek denir. Şerefenin altındaki kısım gövde, bunun üzerine oturduğu kısma pabuç ve minarenin oturduğu yere kaide veya kürsü denilir. Minarenin kapısı içtedir ve merdivenle şerefeye çıkılır.

7

Mayıs
2012

Camilerimizin İnşası ve Önemi

Yazar: arafat  | Kategori: iSLAM TARiHi | Yorum: Yok
Camilerimizin İnşası ve Önemi

“Kalplerini imar edemeyenler, binaları ve şehirleri imar edemezler. Biz, camileri inşa ederiz, camiler ise bizim kalplerimizi, gönüllerimizi imar eder. Yeryüzünün imarı, insanların kalplerini imar etmesiyle olur. Camileri inşa ettikten sonra o camilerde hem gönüllerimizi ve ruhlarımızı hem de ibadet mekânımız olan camileri imar etmeliyiz. Camilerde bulunan mihrap, tüm manevi kötülüklerle mücadelenin simgesidir. Minber, bilginin ışığa dönüşmesinin simgesi, kürsü ise bilgiyle yücelen mekânların temsilidir. Bu şekilde camilerde edinilen bilgilerle imar edilen kalpler de şehirleri ve yeryüzünü imar ederler.”Birlik mekânı olan camilerde saf tutarken bedenlerin yan yana gelmesinden ziyade kalplerin, gönüllerin ve ruhların da bir araya geldiğini ve gelmesi gerektiğini ,vatanın tapuları ve özgürlüğün simgeleri olan camilerden kıyamet sabahına kadar ezan sesinin eksilmemesi ve camilerin hiçbir zaman cemaatten mahrum kalmaması duasında bulundu.(Mehmet GÖRMEZ,Diyanet  İşleri Başkanımız,Diyanet web)

6

Mayıs
2012

Şeyh Sadi´nin Bostan´ından Öğütler

Yazar: arafat  | Kategori: HİTABET | Yorum: Yok
Şeyh Sadi´nin Bostan´ından Öğütler

• Birini mevkiinden çıkarırsan, bir müddet geçtikten sonra suçunu affet. Ümit besleyen kimsenin muradını vermek, mahpusun bağını çözmekten bin kat iyidir…

• Allah ın emrinden dışarı çıkma ki, senin emrinden de hiçbir şey dışarı çıkmasın…

• Çoban uyumuş, kurt da sürüde: Bu hal akıllı kimselerin beğeneceği şey değil…

• İnsan iyilik ümidi ve kötülük korkusu dolayısıyla aklın gereğini benimser…

• Kendisinden fazlasıyla iyilik gördüğün kimseye fenalık etmen insanlık değildir…

• Kurdun kafasını, halkın koyunlarını paraladıktan sonra değil, önce kesmek gerekir…

• Bir kimsenin günahı üzerine hiddetlenirsen onu cezalandırmadan önce iyi düşün taşın. Çünkü Bedahşan la lini kırmak kolaydır, lakin kırılan şeyi sonradan eklemek imkansızdır…

• Hedefe, okun gezi elindeyken nişan ol, ok yaydan fırladıktan sonra değil

• Aradan bir nice zaman geçmedikçe insanın içyüzü anlaşılmaz…

• Düşman bir kusur bulunca, büyüklerin kalplerini dağlar. Ateş, ufacık şeyle de alevlenir fakatkoca koca ağaçları tutuşturmak mümkündür…

• Gönül sır zindanıdır. Ama bir kere söyledinmi, sır artık zincire girmez…

• Günahsız olan, pervasız konuşur. Muhtesip dolaşırken gocunanlar, terazilerinde dirhem taşı noksan olanlardır…

• Hiddetle hemen kılıca sarılan kimse sonra esefle elinin ardını dişler…

• Öfke, pusudan askerini saldırttığı zaman, ortada ne insaf kalır, ne takva, ne de din kalır. Ben şu göklerin altında, bunca meleği ürküten böyle şeytan görmedim…

• Eşeğini düşman, vergisini de sultan alıp gittikten sonra o memleketin tacında, tahtında ikbal kalır mı

• Bir düşmana üstün geldiğin zaman onu incitme, zaten kendi derdi kendine yeter.

• Büyük kalarak yaşamanın şartı odur ki her küçüğün kim olduğunu bilesin…

• Herkesin huzurunu kendi rahatına tercih eden kimseye ne mutlu. Hüner sahipleri, başkalarının gamını çekmekten kendi keyiflerine bakamamışlardır…

• Yolda laf atmak değil, adım atmak lazım. Yürümedikten sonra lafın manası kalmaz…

• Elalem harman kaldırırken, vaktiyle tohum ekmemiş olmak ne gevşekliktir…

• Salih adam dilenirse ancak kendi nefsinden dilenir ve ondan hırsı terk etmesini ister. Çünkü, her saat ver diyen bir nefis, sahibini zillet içinde köy köy dolaştırır…

• Derisini parçalasalar dahi, Hudadost hiçbir zaman dostunun düşmanıyla dost olmaz…

• Bir tek kıl ibrişim telinden bile zayıftır. Ama çoğalırsa zincirden bile sağlam olur…

• Dost gönüllerini derli toplu tutmak, hazine toplamaktan daha iyidir…

• Kimsenin işini ayağa düşürme. Mümkündür, sen de onun ayağına pek çok düşersin…

• Zorluya tahammül et ki bir gün ondan daha kuvvetli olasın. İnatçının şerrini iyilikle gider. Himmetin pazısı kuvvetin elinden üstündür..

• Efendi davul sesi ile uyanıyor, bekçinin gecesi nasıl geçti, nereden bilecek….

• Padişahken zulmedersen, padişahlıktan sonraa dilenci olursun.

• Kuvvetlilerin yükünü zayıflar çekerken padişaha tatlıuyku haramdır..

• Kafası Zühal yıldızına değen bir padişahla zindanda inleyen züğürdü, başlarına ölüm askeri hücum ettikten sonra birbirinden ayıramazsın..

• İdrak kulağından gaflet pamuğunu çıkarmalısın ki, ölülerin nasihatını duyabilesin.

• Şer çıkaranlar- yuvasına nadiren dönebilen akrepler gibidir- gene şer sevdasında giderler…

• Eğer yiyip yatmaktan başka bir şey bilmiyorsa, adam hayvandan nesiyle yüksek olur ki

• Yolu takip etmeyen bedbaht süvari, doğru yürüyen yayadan geri kalır…

• İnan ki, ateşinle gönüller dağlı olunca kıyamet günü iyilik göremezsin…

• Düşen her zaman kalkmış değildir…

• Güneşler, aylar ve ülkeler daha çok zaman parlayacaklar ama sen mezar yastığından başını kaldıramayacaksın…

• Bir hükümdar abit olursa ölümle neyi eksilir, mademkiahirette de padişahtır…

• Bir kadın zalim olan erkekten çok yüksektir. Köpek de halkı inciten insandan üstündür.

• Kendine fenalık yapan ahlaksız,insanlara kötülük yapanlardan iyidir…

• Devri kötü olan bir zalim dünyada kalmayacak, ama onun üzerinde ebedi bir lanet kalacaktır…

• Çıkrığının ardında ihtiyar kadın lanet ederken, meclisin baş köşesinden gelen aferinlerin değeri yoktur…

• Kendi ahlakını düşmanından dinle; dostun gözünde her yaptığın iyidir…

• Hastaya şeker vermek günah olur, çünkü ona acı ilaç fayda verecektir…

• Ekşi yüzlü adam, insanı hoş tabiatlı, tatlı mizaçlı dostlarından daha güzel tenkit eder…

• Senin iyiliğini isteyen kimse, yolunda şöyle bir diken var diyendir. Yolunu kaybedene iyi gidiyorsun demek şiddetli bir zulümdür…

• Ey düşüncesiz, tedbirsiz ve akılsız olan nefis, sen tek yoksulluğun yükünü çek, ama kendini gamla öldürme…

• Bir iş tedbirle olacaksa düşmanın yüzüne gülmek, savaş çıkarmaktan daha iyidir.

• Değersiz kimselerle savaşmaktan çekin. Ben damlalardan sel olduğunu çok gördüm…

• Kaşını çatmamağa çalış, ne kadar zayıf olursa olsun düşmanın dost kalması daha iyidir.

• Düşmanı dostundan fazla olan kişinin, düşmanı şen, dostu mahzun olur.

• Hizmeti yeni girenin ipini uzat fakat kesme, sonra bir daha yüzünü göremezsin…

• Sen kendi kaygını sağlığında çek, hısımların hırsa düşerler ölenle ilgilenmezler. Parayı, nimeti şimdiden ver, çünkü senindir ve senden sonra bunlar senin emrinden çıkacaktır.

• Elinden hayır gelen bir oruç yiyici, dünyaya tapıp yıl orucu tutan kimseden iyidir.

• Toprağın altında iken gönlü diri olan bir ölü, gönlü ölü olarak yaşayan bir bilginden daha canlıdır.

• Herkes kuvveti derecesinde yük taşır, karıncaya göre çekirge ayağı ağırdır.

• Allah eğer hikmetiyle bir kapıyı kaparsa, rahmetiyle başkasını açar.

• Amelsiz söz gevşek bir dayanaktır.

• Marifet kapısı, kendilerine karşı bütün kapıların kapandığı kimseler için açıktır. Acı yaşamış, acıyı tatmış nice insanlar cennette eteklerini sürüyerek yürürler.

• İster merhem sürsün ister yaralasın… Ne hoştur, O nun gamıyla perişan olanın hali.!

• Kim çalarsa çalsın, cömertin kapısı mutlaka açılır.

• Nice kuvvetli, nice üstün akıllar vardır ki, aşkın havası onları mağlup etmiştir. Çünkü sevda aklın kulağını büktükten sonra, akıl bir daha baş kaldıramaz…

• Akıl yolu kıvrım üstüne kıvrımlardan başka bir şey değildir ve arifler katında Allah tan gayrı bir varlık yoktur…

• İster yücelik ve mevki olsun, ister zillet ve hapis olsun, ben bütün bunları Allah tan bilirim; Ahmet ten, Mehmet ten değil…

• Ey akıllı kimse, hekim sana acı ilaç gönderdiği zaman hastalıktan korkma. Dost elinden gelen her şeyi iç. Hasta hekimden daha bilgili değildir…

• Eğer aşk eri isen kendine değer verme. Aksi takdirde afiyet yolunda yürü..

• Muhabbetin seni toprak etmesinden korkma. O mahvettiği takdirde sonsuzlaşırsın! Toprağın altında değişmedikçe sağlam taneden ot bitmez…

• Seni Allah a aşina kılacak kimse kendi benliğinden seni kurtarmış olandır. Çünkü benliğinle beraber oldukça kendine yol bulamazsın ve bu inceliği de kendini unutanlardan başkası bilemez…

• Varlığı perişan olan kimse ne t iz i fark eder, ne p e s i. O, bir kuşcağızın ötmesiyle de feryada geleir…

• Yüzücülükte yiğit de olsan, elini ayağını ancak çıplakken kullanabilirsin. Şu halde şöhret, namus ve riya hırkasını sırtından çıkarmalısın; elbisesiyle suya batan kimse aciz kalır…

• Dünya alakası Allah a karşı perdedir ve bir neticesi yoktur. Sen ancak bağları kopardığın takdirde vuslata nail olursun…

• Öğüdü, tesir etmeyeceğini bildiğin bir kimseye verme, ey şaşkın. Elinden dizgini kaçırmış olan zavallıya, oğlum yavaş sür denmez.

• Kişi kendinden üstününü aramayı fırsat bilmelidir. Kendin gibisiyle vaktini ziyan edersin. Kendi benzerlerinin izinde ancak kendini beğenmişler yürür…

• Aşkına sadık olan kimse canına kıyabilendir; yüreksiz adam kendine aşıktır…

• Bir kere serden geçen insan, başına taş ve ok yağmuru yağsa da, dileğinden el çekmez…

• Seçkin bir akıllı gönülsüz olur; meyvelerle yüklü dal başını yere kor…

• Büyüklük gösterişle, lafla olmaz; yücelik dava ile, kuruntu ile elde edilmez. Tevazu yüceliği arttırır, fakat gurur seni toprağa serer..

• Üstü başı temiz fakat ahlakı kirli olan kişinin cehennem kapısını açmak için anahtara ihtiyacı yoktur.

• Eğer mertsen, mertliğinden bahsetme. Sen kendini iyilerden saydıkça kötü olursun…

• Allah karşı iyi, halka karşı kötü olan akılsızlar, ibadetlerinin meyvasını yiyememişlerdir…

• Zühd ü takva ile meşgul ol, ama Muhammed Mustafa yı geçecek kadar değil. Siyahlık şöyle dursun, haddinden fazla beyazlık bile hoşa gitmez…

• Allah tan çekinen günahkar, gösteriş yapan abitten çok daha iyidir…

• Kalbi kırılanın sözü sert olur…

• Her kim çirkin huyundan vazgeçerse, cennette sonsuz bahtiyarlıklara ulaşacaktır.

• Düşmanın derisini yumuşaklıkla yüzebilirsin. Sertlik gösterdin mi, dostun bile sana düşman olur.

• Tatlı söz karşısında büyükler gönülsüzleşirler, kafalarını dikmezler; küçükler de başlarını eğerler. Başarı tatlı dille elde edilir. Hırçın tabiatlı kimse daima ısdırap çeker…

• Çirkin tabiat, adamı cehenneme götürür. Çünkü iyi huy cennetten gelmiştir.

• Tek ırmak kenarından sıcak su iç de ekşi suratlının soğuk gül şerbetini içme. Yüzü sofra gibi karmakarışık olan bir adamın ekmeğini tatmak haramdır..

• Hüner sahipleri, cefa gördükleri halde muhabbet gösterirler.

• Soysuzlara karşı soysuzluk etmek mümkündür. Lakın, insan olanın elinden köpeklik gelmez.

• Tahammül sana önce zehir gibi görünür. Fakat tabiatına kök salınca bal kesilir…

• Azametli adam kurum satar; çünkü büyüklüğün yumuşaklıkta olduğunu bilmez.

• Allah yolunun yiğitleri, bela okuna hedef olanlardır. Onlar kibir külahını atmışlar, yücelik tacıyla başlarını yükseltmişlerdir.

• Sen zebun ol da derini yırtsınlar. Çünkü gönül sahipleri küstahların yüklerine katlanırlar. Allah adamlarının toprağından testi yapsalar, halk onu melamet taşıyla kırar.

• Sel heybetle aktığı için yukarıdan aşağı tepesi üstü düşer. Halbuki çiğ damlası küçüz ve acizdir; bu sebeple gökyüzü onu muhabbetle alır, a y y u k a çıkarır…

• Methü sena ipiyle kuyuya inme, Hatem gibi sağır ol da kendi ayıplarını dinle.

• Eğer, şu arif geçinen adam gerçekten dostunu tanısaydı, düşmanla çekişmeğe vakti kalmazdı. Allah ın varlığından haberi olsaydı, bütün halkı yok bilirdi…

• Düşman sözü ağırına gidiyorsa dikkat et de onun ayıpladığı şeyleri yapma. Benim için iyi şeyler söyleyen kimse, ancak kusurumu bana açıkça gösterendir.

• Sen kendinden bahsetme ki, seni başkaları övsünler. Kendini övdüğün takdirde bunu başkalarından bekleme.

• Ecel günü zırhı delen ok, eceli gelmeyenin gömleğinden bile geçmez.

• Bilgin ne kadar çalışırsa çalışsın, canını ecelden kurtaramaz. Cahil de, ne kadar uygunsuz şeyler yerse yesin, ölmez.

• Kıyısı görünmiyen bir suda, yüzücünün gururu işe yaramaz.

• İnsan olmak isteyen kişi önce nefsinin köpeğini susturur.

• İnsana hüner, fazilet, din ve olgunluk gerek. Mevki, mal dediğin şey bir gelir, bir gider…

• Murada ermedim diye düşüne düşüne kalbini yakma, kardeşim. Çünkü her gecenin gündüzü vardır.

• On adam mikdarı konuşan cahilden çekin. Bilginler gibi bir söyle, pir söyle

• Meydana çıktığı zaman yüz kızartacak olan bir sözü gizlice niçin söylemeli

• Elalemin kötülüğünden bahsettiğin takdirde, sözün doğru olsa bile, özün kötü sayılır..

• Elalemi ayıplarıyla anan bir kimsenin senden de teşekkürle bahsedeceğini zannetme.

• Kimsenin hoşuna gitmese bile, sen faydasına inandığın bir sözü söyle. Onu bugün dinlemeğen cahil yarın pişman olacak…

• Velhasıl dünyada kimse kimsenin elinden, dilinden kurtulamaz. Dile düşen için biricik çare sabretmektir.

• Günahlarından şu anda kork kıyamet günü kimseden korkun olmasın.

6

Mayıs
2012

Ahmed Yesevi´den Hikmet Damlaları ve Öğütler

Yazar: arafat  | Kategori: HİTABET | Yorum: Yok
Ahmed Yesevi´den Hikmet Damlaları ve Öğütler

H İ K M E T
Bismillah la başlayarak hikmet söyleyip
Tâliplere inci,cevher saçtım işte.
Riyâzeti katı çekip,kanlar yutup
Ben defter-i sâni sözünü açtım işte.

Sözü didar isteyen herkes için söyleyip,
Canı cana bağlayarak damarları ekleyip,
Garip,fakir,yetimlerin gönlünü avlayıp
Gönlü bütün kimselerden geçtim işte.

Nerde görsen gönlü kırık,merhem ol sen;
Öyle mazlum yolda kalsa,hemdem ol sen;
Mahşer günü dergâhına mahrem ol sen;
Ben-sen diyen kimselerden geçtim işte.

Garip,fakir,yetimleri Resûl sordu;
Hem o gece Mirâc a çıkıp didar gördü;
Geri inip garip,yetim izleyip yürüdü;
Gariplerin izini izleyip indim işte.

Ümmet olsan,gariplere tâbi ol sen;
Âyet,hadis her kim dese,sâmi ol sen;
Rızık,nasip her ne verse,kani ol sen;
Kani olup şevk şarabını içtim işte.

Medine ye Resûl varıp oldu garip;
Gariplikte mihnet çekip oldu habip;
Cefa çekip Yaradan a oldu karîp
Garip olup engellerden aştım işte.

Akıllı isen,gariplerin gönlünü avla;
Mustafa gibi ülkeyi gezip yetim ara;
Dünyaya tapan soysuzlardan yüz çevir;
Yüz çevirip,deniz olup taştım işte.

Aşk kapısını Mevlâm açınca bana erdi;
Toprak kılıp Hazır ol! diyip boynumu eğdi;
Yağmur gibi melâmetin oku değdi;
Tamren alıp yürek,bağrımı deştim işte.

Gönlüm katı,dilim acı,kendim zalim;
Kur ân okuyup amel kılmaz sahte âlim;
Garip canımı harcayayım, yoktur malım;
Hak tan korkup ateşe girmeden piştim işte.

Altmış üçe yaşım yetti,geçtim gafil;
Hak emrini muhkem tutmadım,kendim cahil;
Oruç,namaz, kazâ kılıp oldum kâhil
Kötüyü izleyip iyilerden geçtim işte.

Vah ne yazık,sevgi kadehinden içmeden,
Çoluk-çocuk,ev-barktan tam geçmeden,
Suç ve isyan düğümünü burada çözmeden
Şeytan galip,can verende şaştım işte.

İmanıma çengel vurup gamlı kıldı;
Pîr-i muğan Hazır ol! diyip afyon saçtı;
Lânetli şeytan benden kaçıp korkusuz gitti;
Allah a hamd olsun,iman nuru götürdüm işte.

Pîr-i muğan hizmetinde koşup yürüdüm;
Hizmet kılıp göz yummadan hazır durdum;
Yardım etti,Azâzil i kovup sürdüm;
Ondan sonra kanat çırpıp uçtum işte.

Garip, fakir,yetimleri kıl sen şadman;
Parçalayıp aziz canın eyle kurban;
Yiyecek bulsan,canın ile kıl sen ihsan;
Hak tan işitip bu sözleri dedim işte.

Garip,fakir,yetimleri her kim sorar,
Râzı olur o bendeden Perverdigâr.
Ey habersiz,sen ver sebep,kendisi korur;
Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim işte.

Yedi yaşta Arslan Bâb a selâm verdim;
Hak Mustafa emanetini lutfedin dedim;
Hem o vakit bin bir zikrini tamam ettim;
Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim işte.

Hurma verip,başımı okşayıp nazar kıldı;
Bir fırsatta âhirete sefer kıldı;
Elveda! diyip bu âlemden göçüp gitti;
Mektebe varıp,kanayıp dolup taştım işte.

İnnâ fetehna yı okuyup mâna sordum;
Işık saldı,kendimden geçip didar gördüm;
Selam verdim Üskut! dedi,bakıp durdum;
Yaşımı saçıp,çâresiz olup durdum işte.

Eya cahil,mâna ol! diye söyledi, bildim;
Ondan sonra çöller gezip Hakk ı sordum;
Nasip etti,Azâzil i tutup yendim;
Kararlı olup, belini basıp ezdim işte.

Zikrini tamam edip döndüm divaneye;
Hak tan başka birşey demedim bigâneye;
Mumunu izleyip çırak girdim pervaneye;
Kor ateş olup,kavrulup söndüm işte.

Adım,sanım hiç kalmadı lâ lâ oldum;
Allah yadını diye diye illâ oldum;
Halis olup,muhlis olup fenâ oldum;
Fena fii llah makamına yükseldim işte.

Sünnet imiş,kâfir de olsa, incitme sen;
Hüda bîzardır katı yürekli gönül incitenden;
Allah şahit,öyle kula hazırdır Siccîn;
Bilginlerden duyup bu sözü söyledim işte.

Sünnetlerini muhkem tutup ümmet oldum;
Yer altına yalnız girip nurla doldum;
Hakk a tapanlar makamına mahrem oldum,
Bâtın kılıcı ile nefsi parçaladım işte.

Nefsim beni yoldan çıkarıp bayağılattı;
İnsanlara hasretle bakıp inlettirdi;
Zikr söylemeyip şeytan ile yâr eyledi;
Hazırsın diyip nefs yarasını deldim işte.

Kul Hâce Ahmed,gaflet ile ömrüm geçti;
Vah ne hasret,gözden,dizden kuvvet gitti;
Vah ne yazık,pişmanlığın vakti yetti;
İyi amel kılmadan kervan olup göçtüm işte.

Eya dostlar,kulak verin dediğime,
Ne sebepten altmış üçte girdim yere
Mirâç üstünde hak Mustafa ruhumu gördü,
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Hak Mustafa Cebrâil den kıldı sual;
Bu nasıl ruh,tene girmeden buldu kemâl
Gözü yaşlı,halka yaralı,boyu hilâl;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Cibrîl dedi:Ümmet işi size haktır;
Göğe çıkıp meleklerden dersler alır;
Yedi tabaka gök iniltisiyle iniler;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Bil,Hak önce Elesti birabbiküm dedi;
Kalû belâ dedi ruhum dersler aldı;
Şüphesiz bilin ,hak Mustafa oğul dedi,
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Oğlum diyip hak Mustafa söze başladı;
Ondan sonra bütün ruhlar selâm verdi;
Rahmet denizi dolup taş, diye haber ulaştı;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Rahim içinde belir diye nida geldi;
Zikr et! dedi, uzuvlarım titreyiverdi;
Ruhum girdi,kemiklerim Allah! dedi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Dörtyüz yıldan sonra çıkıp ümmet olacak;
Nice yıllar dolaşıp halka yol gösterecek;
Yüz on dört bin müçtehit hizmet kılacak;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Dokuz ay ve dokuz gönde yere düştüm;
Dokuz saat duramadım, göğe uçtum;
Arş ve Kürsü pâyesini varıp kucakladım;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Arş üstünde namaz kılıp dizimi büktüm;
Derdimi deyip,Hakk a bakıp yaşımı döktüm;
Sahte âşık,sahte sofu görünce söğdüm;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Candan geçmeden Hû Hû! demek hep yalan;
Bu hayasızdan sual sormayın,yolda kalan;
Kendisi de gizli, sözü de gizli,Hakk ı bulan;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

2.H İ K M E T

Bir yaşında ruhlar bana nasip verdi;
İki yaşta peygamberler gelip gördü;
Üç yaşımda Kırklar gelip halimi sordu;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Dört yaşımda hak Mustafa hurma verdi;
Yol gösterdim,nice şaşkın yola girdi;
Nere varsam Hızır Baba m yoldaş oldu;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Beş yaşımda tâbi olup tâat kıldım;
Baş eğerek oruç tutmayı âdet kıldım
Gece gündüz zikrederek rahat kıldım;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Altı yaşta durmadan kaçtım insanlardan;
Göğe çıkıp ders öğrendim meleklerden;
İlgiyi kesip hep tanıdık ve bağlardan;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Yedi yaşta Arslan Baba m arayıp buldu;
Gördüğü her sırrı perde ile sarıp örttü;
Allah a hamd olsun,gördüm. dedi,izim öptü;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Azrâil gelip Arslan Baba mın canını aldı;
Hûrîler gelip ipek kumaştan kefen biçti;
Yetmiş bin kadar melek toplanıp geldi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Namazını kılıp yerden kaldırdılar;
Bir anda cennet içine ulaştırdılar;
Ruhunu alıp İlliyyîn e girdirdiler;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Allah Allah, yer altında vatan kıldı;
Münker,Nekîr Men Rabbük diye sual sordu;
Arslan Baba m islâmından haber verdi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Akıllı isen,erenlere hizmet kıl sen;
Emr-i mâruf kılanlara izzet kıl sen;
Nehy-i münker kılanlara hürmet kıl sen;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Sekizimde sekiz yandan yol açıldı;
Hikmet söyle! dendi, başıma nur saçıldı;
Allah a hamd olsun, pîr-i muğân mey içirdi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Pîr-i muğân hak Mustafa,şüphesiz bilin;
Nereye varsanız,vasfını deyip ululayın;
Selâm verip Mustafa ya ümmet olun;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Dokuzumda dolanmadım doğru yola;
Tebbürk deyip alıp yürüdü elden ele;
İnanmadım bu sözlere kaçtım çöle;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

On yaşında oğul oldun Kul Hâce Ahmet;
Hâceliğe bina koydun,kılmadan tâat;
Hâceyim,deyip yolda kalsan,vay ne hasret;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

3. H İ K M E T

Sabahları kulağıma nida geldi;
Zikr et! dedi,zikrini deyip yürüdüm işte.
Aşksızları gördüm ise,yolda kaldı;
O sebepten aşk dükkânını kurdum işte.

On birimde rahmet denizi dolup taştı;
Allah! dedim ,şeytan benden uzaklaştı;
Geçici heves,ben-sen fikri durmayıp göçtü;
On ikide bu sırları gördüm işte.

On üçümde nefs arzusuna kapılıverdim;
Nefs başına yüzbin belâ tutup saldım;
Kibirlenmeyi yere vurup yenebildim;
On dördümde toprak gibi oldum işte.

On beşimde hûri ,gılman karşı geldi;
Baş eğerek,el bağlayıp tâzim kıldı;
Firdevs adlı cennetinden habersi geldi;
Didar için hepsini terk ettim işte.

On altımda bütün ruhlar nasip verdi;
Size mübârek olsun ! diyerek Âdem geldi;
Evladım! deyip,boynuma sarılıp gönlümü aldı;
On yedimde Türkistan da bulundum işte.

On sekizde kırklar ile şarap içtim;
Zikrini deyip,hazır durup göğsümü deştim;
Nasip kıldı,cennet gezip hûriler kucakladım;
Hak Mustafa cemalini gördüm işte.

On dokuzda yetmiş makam gösteriverdi;
Zikrini dedim,içim dışım temizlendi;
Nereye varsam,Hızır Baba m hazır oldu;
Gavsu l-gıyâs mey içirdi,duydum işte.

Yaşım yirmiye ulaştı,makamlar aştım;
Allah a hamd olsun,pîr hizmetini tamamladım;
Dünyadaki kurt ve kuşlarla selâmlaştım;
O sebepten Hakk a yakın oldum işte.

Mü min değil, hikmet işitip ağlamıyor;
Erenlerin dediği sözü dinlemiyor;
Âyet,hadis mânasını anlamıyor;
Bu rivayeti Arş üstünde gördüm işte.

Rivayeti görüp Hak la söyleştim ben;
Yüz bin türlü meleklerle yüzleştim ben;
O sebepten Hakk ı anıp izleştim ben;
Can ve gönlümü O na feda kıldım işte.

Kul Hâce Ahmed, oldu yaşın yirmi bir;
Ne yapacaksın,günahların dağdan ağır;
Kıyamet günü azap kılsa,Rabb im kadir;
Eya dostlar,nasıl cevap vereceğim işte.

4.HİKMET

Hoş gâipten kulağıma ilham geldi;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.
Hep ulular yığılıp bana nimet verdi;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi iki yaşta fâni oldum;
Merhem olup gerçek dertliye deva oldum;
Sahte âşıka, gerçek âşıka tanık.
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Eyâ dostlar, erdi yirmi üçe yaşım;
Dâvam yalan, tamamı boş tâatlarım;
Kıyamet günü ben çıplak, şaşı ne yapayım
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi dört yaşa girdim, Hak tan uzak;
Ahirete varır olsam, hani hazırlık
Öldüğümde toplanıp vurun yüz bin dayak;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Cenazemin arkasından taşlar atın;
Ayağımdan sürüyerek mezara iletin;
Hakk a kulluk kılmadın. deyip döğüp tepin;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Günah ile yaşım oldu yirmi beş;
Sübhan Rabb im, zikr öğretip göğsümü deş;
Göğsümdeki düğümleri sen kendin çöz;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi altı yaşta sevda kıldım;
Mansur gibi didar için kavga kıldım;
Pîrsiz dolaşıp dert ve hâlet peyda kıldım;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi yedi yaşta piri buldum;
Gördüğüm her sırrı perde ile sarıp örttüm,
Eşiğine yaslanarak izini öptüm;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi sekiz yaşta âşık oldum;
Gece yatmayıp, mihnet çekip sâdık oldum;
Ondan sonra dergahına lâyık oldum;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Yirmi dokuz yaşa girdim,harap halim;
Aşk yolunda toprak gibi olamadım;
Halim harap, bağrım kebap,yaş dolu gözüm;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Otuz yaşta odun kılıp yandırdılar;
Hep ulular yığılıp dünya koydurdular;
Vurup,söğüp, yalnız Hakk ı sevdirdiler;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Kul Hâce Ahmet,dünya koysan,işin biter;
Göğsünden çıkan âhın Arş a yeter;
Cen verende hak Mustafa elinden tutar;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

5.HİKMET

Birdenbire durduğumda hep ulular;
Hak aşkını gönlüm içine saldı dostlar.
Hızır Baba m hazır durup lutf ederek
Yardım edip, elimden tutup aldı dostlar.

Otuz birde Hızır Baba m mey içirdi,
Vücudumdan Azâzil i tamamen kaçırdı;
Tutkun oldum, günahlarımı Hak geçirdi;
Ondan sonra Hak yoluna saldı dostlar.

Otuz iki yaşta geldi Hak tan ferman:
Kulluğuma kabul kıldım, kılma arman;
Can verdiğinde sana vereyim nur-ı iman;
Garip canını mutlu olup güldü dostlar.

Hâlık ımdan haber erişti, şâkir oldum;
Her kim söğse, belki tepse, sâbir oldum;
Bu âlemde uyumayıp hazır oldum;
Geçici heves, ben-sen fikri gitti dostlar.

Otuz üçte sâki olup mey dağıttım;
Şarap kadehi ele alıp doyasıya içtim;
Asker yığıp şeytan ile çok vuruştum;
Allah a hamd olsun, iki nefsim öldü dostlar.

Otuz dörtte âlim olup bilen oldum;
Hikmet söyle! dedi rabb im, diyen oldum;
Kırklar ile şarap içtim,yoldaş oldum;
İçim dışım Hak nuruyla doldu dostlar.

Otuz beşte mecside girip gün geçirdim;
Tâliplere aşk dükkânını çokça kurdum;
Eğri yola kim girdiyse, söğdüm, vurdum;
Âşıklara Hak tan müjde erdi dostlar.

Otuz altı yaşta oldum sahip-kemal;
Hak Mustafa gösterdiler bana cemal;
O sebepten gözüm yaşlı, boyum bir dâl;
Aşk hançeri yürek, bağrımı deldi dostlar.

Otuz yedi yaşa girdim, uyanmadım;
İnsaf kılıp Hakk a doğru yönelmedim;
Seher vakti ağlayarak inlemedim;
Tevbe kıldım, hâcem kabul kıldı dostlar.

Otuz sekiz yaşa girdim, ömrüm geçti;
Ağlamayım mı, ölüm vaktim yakınlaştı;
Ecel gelip kadehini bana tuttu;
Bilmeden kaldım, ömrüm sona erdi dostlar.

Otuz dokuz yaşa girdim, kıldım hasret;
Vah ne yazık ömrüm geçti, hani tâat
Tâat kılanlar Hak önünde hoş saadet;
Kızıl yüzüm tâat kılmadan soldu dostlar.

Saç ve sakal iyice ağardı, kara gönlüm;
Mahşer günü rahm etmesem, harap halim;;
Sana mâlum, amelsizim, çoktur günahım;
Hep melekler günahımı bildi dostlar.

Pîr-i muğân cür asından katre tattım;
Yol bulayım diye gece uykuya attım;
Allah a hamd olsun, lutf eyledi, nura battım;
Gönül kuşu lâ-mekâna ulaştı dostlar.

Kıyametin şiddetinden aklım hayran;
Gönlüm korkar, canım erir, evim viran;
Sırat adlı köprüsünden gönlüm lerzan;
Aklım gidip, şaşkın olup kaldım dostlar.

Kul Hâce Ahmed, kırka girdin kır nefsini;
Burada ağlayıp âhirette temizle kendini;
İman postu şeriattir,tarikat bil esasını;
Tarikata giren Hak tan nasip aldı dostlar.

6.HİKMET

Yâ ilâhim, hamdın ile hikmet dedim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Tevbe kılıp günahımdan korkup döndüm;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk birimde ihlas kıldım, yol bulayım diye;
Erenlerden gördüğüm her sırrı örteyim diye;
Pîr-i muğân izini alıp öpeyim diye;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk ikide tâlip olup yola girdim,
İhlas ile yalnız Hakk a gönül verdim;
Arş, Kürsü, Levh ten geçip Kalem i gezdim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana .

Kırk üçünde Hakk ı izleyip nâle kıldım;
Göz yaşımı akıtarak jâle kıldım;
Çöller gezip ben kendimi vâle kıldım;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk dördümde muhabbetin pazarında,
Yakamı yırtıp, ağlayıp yürüdüm gülzarında;
Mansur gibi başımı verip aşk dârında;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk beşinde senden hâcet dileyip geldim;
Yaptığım hatalı işler için tevbe kıldım;
Yâ ilâhım, rahmetini sonsuz bildim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk altımda zevkım, şevkım dolup taştı;
Rahmetinden katre damladı, şeytan kaçtı;
Hak tan ilham refik olup, kapısını açtı;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk yedimde yedi yandan haber yetti,
Sâki olup şarap kadehini hâcem tuttu;
Şeytan gelip, nefs hevayı kendisi yuttu;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk sekizde aziz candan bizar oldum;
Günah derdi uyuşturdu,hastalandım;
O sebepten Hak tan korkup uyanık durdum;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk dokuzda aşkın düştü,kavrulup yandım;
Mansur gibi hısımlardan uzaklaştım;
Türlü türlü cefa değdi,kabullendim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Elli yaşta Er benim dedim,fi lim zayıf;
Gözlerimden kan dökmedim,bağrımı ezip;
Nefsim için yürür idim,it gibi gezip;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

7.HİKMET

Kul huva llâh sübhâna llâh ı vird eylesem,
Bir ve Var ım didarını görür müyüm
Baştan ayağa hasretinde dert eylesem,
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli birde çöller gezip otlar yedim;
Dağlara çıkıp, tâat kılıp gözümü oydum;
Didarını göremedim, candan doydum;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli iki yaşta geçtim evden barktan;
Evim barkım ne ola ki belki candan;
Baştan geçtim, candan geçtim,hem imandan;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli üçte vahdet şarabı nasip kıldı;
Yoldan azan şaşkın idim,yola saldı;
Allah! dedim, Lebbeyk! deyip elimden tuttu;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli dörtte vücudumu nalân kıldım;
Marifetin meydanında cevlan kıldım;
İsmâil gibi aziz canımı kurban kıldım;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli beşte didar için dilenci oldum;
Kavruldum,yandım,kül gibi yokluğa erdim;
Allah a hamd olsun,didar izleyip tamamladım;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli altı yaşa erdi dertli başım;
Tevbe kıldım,akar mı ki gözde yaşım;
Erenlerden pay almadan içim dışım;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli yedi yaşta ömrüm yel gibi geçti;
Eya dostlar, amelsizim, başım karıştı;
Allah a hamd olsun,pîr-i muğan elimden tuttu;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli sekiz yaşa girdim,habersizim;
Nefsimi alt-üst eyle, kahhar Rabb im;
Himmet versen,şom nefsime teber vurayım;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli dokuz yaşa yettim,dâd u feryad;
Can verende cananımı kılmadım yâd;
Ne yüz ile sana diyem, kıl sen âzıd;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Göz yumup tâ açınca erişti altmış;
Bel bağlayıp kılmadım ben iyi bir iş;
Gece gündüz gamsız gezdim, hem yaz hem kış;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Altmış birde utanmışım ilâhımdan;
Eya dostlar, çok korkarım günahımdan;
Candan geçip penah dileyim Allah ımdan;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Altmış iki yaşta Allah ışık saldı;
Baştan ayağı gafletlerden kurtarıverdi;
Can ve gönlüm, akıl ve idrâkim Allah! dedi;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Altmış üçte nida geldi:Kul yere gir;
Hem canınım, cananınım,canını ver;
Hû kılıcını ele alıp nefsini kır!
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Kul Hâce Ahmed, nefsi teptim,nefsi teptim;
Ondan sonra cananımı arayıp buldum;
Ölmeden önce can vermenin derdini çektim;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

8.HİKMET

Vah ne yazık,ne yapacağım gariplikte
Gariplikte gurbat içinde kaldım işte.
Horasan ı, Şam ı,Irak ı niyet kılıp
Garipliğin çok kadrini bildim işte.

Neler gelse,görmek gerek o Hüda dan;
Yûsuf unu ayırdılar o Ken ân dan;
Doğduğum yer o mübarek Türkistan dan;
Bağrıma taşlar vurup geldim işte.

Gurbet değdi Mustafa gibi erenlere,
Otuz üç bin sahabe ve yâranlara,
Ebû Bekir, Ömer, Osman, Murtaza ya,
Gurbet değdi onlara hem, dedim işte.

Gurbet değse,pişkin kılar çok hamları
Bilgili kılar,seçkin kılar çok âmları,
Keçe giyer,bulsa yiyer taamları;
Onun için Türkistan a geldim işte.

Gariplıkte yüz yıl dursa, yine mihman;
Tahtı, bahtı, bostanları yine zindan;
Gariplikte kul oldu o Mahmut Sultan;
Ey yârenler, gurbet içinde yandım işte.

Gariplikte Arslan Baba m arayıp buldu;
Gördüğü sırları perde ile sarıp örttü;
Allah a hamd olsun,gördüm. dedi, izimi öptü;
Bu sırları görüp hayran kaldım işte.

Arzuluyum akrabalık vileyete,
Büyük babam ravzaları Ak Türbet e,
Babamın ruhu saldı beni bu gurbete;
Bilmem ki ben nasıl taksir kıldım işte.

Kul Hâce Ahmet, söylediği Hakk ın yâdı;
İşitmeyen dostlarına kalsın öğüdü;
Gurbet çekipöz şehrine dönüp geldi;
Türkistan da mezar olup kaldım işte.

9.HİKMET

Gönül gözünü parlatmadan tâat kılınsa,
Dergâhında makbul olmaz,bildim işte.
Hakikatten bu sözleri iyice öğrenip
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Bir ve Var ım dersler verdi perde açıp;
Yer ve gökte duramadı şeytan kaçıp;
İşret kılıp,vahdet şarabından doyasıya içip;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Aşk makamı türlü makam, aklın yetmez;
Baştan başa zorluk, cefa, mihneti gitmez;
Melâmetler, ihanetler kılısa,geçmez;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Aşk belâsı başa düşse, nalân kılar;
Aklını alıp, şaşkın kılıp, hayran kılar;
Gönül gözü açılınca giryan kılar;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Seher vakti ağlar idim, nida geldi;
Didarımı göstereyim. Diye vâde kıldı;
Aklımı alıp, şaşkın kılıp aşkını saldı;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Burada cefa çekenlere didarı taht;
Mahşer günü bağışlar hem taht, hem baht;
Yarattığında âşıka kendisi kıldı ahd;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Çöller gezip, halktan bezip aşkı sor sen;
Kulu olsan, Hak tan korkup ağlayıp yürü sen;
Didarını ister isen, hazır ol sen;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Gözlerimden kanlar döküp yâd etmedim;
Yüz bin türlü mihnet verdi, dâd etmedim;
Senden korkup hasta gönlümü şâd etmedim;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Allah derdi satılmaz ki satın alsan;
Pîr-i muğan hizmetinde toprak olmasan;
Hak yoluna giremezsin, pâk olmasan;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Ey yâranlar, aşk derdine çâre olmaz;
Diri oldukça aşk defteri tamamlanmaz;
Dar lahidde kemikleri ayrılmaz;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Aşk padişah,âşık fakir,nefes alamaz;
Hak tan izin olmayınca konuşamaz;
Hak öğüdünü alan dünya peşinde koşmaz;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Kul Hâce Ahmed,yedi yaşta dersler aldım;
Sekizimde dünyayı da,ahireti de terk eyledim;
Dokuzumda ben Hüda mı hazır bildim;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

10.HİKMET

Kadir rabb im kudret ile nazar kıldı;
Mutlu olup yer altına girdim işte.
Garip kulun bu dünyadan göçüp gitti;
Mahrem olup yer altına girdim işte.

Zâkir olup,şâkir olup Hakk ı buldum;
Dünya,ahret haram kılıp ezip teptim;
Divane olup,rüsva olup candan geçtim;
Gamsız olup yer altına girdim işte.

Şomluğumdan dağlar,taşlar söğdü beni;
Açık dille söğüp dedi:Fi lin hani
Âşık olsan, önce varıp Hakk ı tanı!
Merhem olup yer altına girdim işte.

Sizi, bizi Hak yarattı tâat için;
Ey acayip, içmek, yemek, rahat için;
Kalû belâ dedi ruhum mihnet için;
Ethem olup yer altına girdim işte.

Nefsim beni çok koşturdu, Hakk a bakmadan;
Gece gündüz gamsız yürüdüm, yaşım akmadan;
Hevesleri, benlik dâvasını ateşe yakmadan;
Gamla dolup yer altına girdim işte.

Bir kul görsem, hizmet kılıp kulu oldum;
Toprak gibi yol üstünde yolu oldum;
Âşıkların yanıp sönen külü oldum;
Hemdem olup yer altına girdim işte.

Candan geçip mihnet çektim, kulum dedi;
Kanlar yutup Allah! dedim, rahm eyledi;
Cehennemde olmasın diyip tasalandı;
Mutlu olup yer altına girdim işte.

Bir gün değil, yirmi üçe erdi yaşım;
Yazık Hakk ı bulmamaktan kırık gönlüm;
Yer üstünde sultanım diyip kibirlendim;
Şâkir olup yer altına girdim işte.

Şeyhim diye dâva kılıp yolda kaldım;
Fes, sarığı değersiz bir pula satıp geldim;
Boş istekler coşup taştı, yorulup kaldım;
Huzursuz olup yer altına girdim işte.

Başım toprak, kendim toprak, cismim toprak;
Hakk a kavuşur muyum diye, ruhum müştak;
Kavrulup yandım, olamadım aslâ ap-ak;
Şebnem olup yer altına girdim işte.

Pîr-i muğan nazar kıldı, şarap içtim;
Şiblî gibi semâ ılıp candan geçtim;
Sermest olup insanlardan uzaklaştım;
Zemzem olup yer altına girdim işte.

Kul Hâce Ahmed, nâsih olsan, kendine ol;
Âşık olsan, candan geçip bir defa öl;
Cahillere desen, sözünü kılmaz kabul;
Muhkem olup yer altına girdim işte.

6

Mayıs
2012

FIKHI MEZHEPLER LİTERATÜRÜ

Yazar: arafat  | Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER | Yorum: Yok
FIKHI MEZHEPLER LİTERATÜRÜ

HANEFİ MEZHEBİ 
I. Zahiru’r-Rivaye: İmamı Azam(150) ve talebeleri İmam Muhammed(189) ve İmam Ebu Yusuf’un(183) tevatür yolla gelen görüşleri
1. el-Asl: İmam Muhammed’in ilk yazdığı kitap. İmam Muhammed’in en geniş kitabı olduğu için Mebsut da denir.
2. el-Camiu’s-Sağir: Ebu Yusuf aracılığıyla İ. Azam’dan gelen görüşler.
Leknevi buna bir şerh yazdı: en-Nafiu’l-Kebir. Tek cilttir.
3. el-Camiu’l-Kebir: İmam Muhammed’in direk İmam-ı Azam’dan aldığı görüşlerini içerir.
4. es-Siyeru’s-Sağir: Uluslar arası hukukla ilgili bir eser.
5. es-Siyeru’l-Kebir: İmam Evzaî, Siyeru’s-Sağir’i görünce “Kufeliler ne anlar bu işten” deyip İ.Muhammed’i eleştirmesi üzerine İmam daha kapsamlı bu eseri hazırladı.
6. ez-Ziyadat: Bütün bu beş kitaba yapılan ziyadelerdir.

II. Nadiru’r-Rivaye: İmamı Azam ve talebelerinin bize ahad yolla gelen rivayetleridir. Bunlar:
İmam Muhammed’in Eserleri:
1. el-Hücce ala ehli’l-Medine: İmam Muhammed, Medine dönüşü bazı fikirleri değişti. Bu kitapta değişmeyen düşüncelerini İmam Malik’e karşı savunmak için yazdı. 4 cilttir.
2. Kitabu’l-Asar: İmamı Azam’ın rivayetleri var. Hadis sayısı azdır. Daha çok sahabe sözleri var. Tek cilt.
3. Kitabu’l-Kesb: Kazanç ve ticaretle ilgili bir kitap.
İmam Ebu Yusuf’un Eserleri:
1. Kitabu’l-Asar: İmamı Azam’ın rivayetleri.
2. İhtilafu Ebi Hanife ve İbni Ebi Leyla: İlk yazılan hilaf kitaplarındandır.
3. Kitabu’l-Harac: Harun Reşid için yazdığı vergi hukuku ile ilgili bir eser.

III. Temel Metinler ve Şerhleri.
Hanefi mezhebinde el kitabı mahiyetinde ilk eser Ebu Ca’fer et-Tahavî’nin(321/933) el-Muhtasar’ıdır.
Hakimü’ş-Şehid Mervezi, Zahirü’r-Rivaye’yi alıp tekrarları çıkarmak suretiyle el-Kafî adlı eserini meydana getirdi. Şemsu’l-Eimme es-Serahsî bu eseri el-Mebsut adıyla şerhetti.
Kudurî(428/1037), Hanefi mezhebinin en meşhur el kitaplarından biri olan el-Muhtasar’ı telif etti. Hanefi literatüründe Kitab deyince Kudurî’nin bu kitabı kastedilir. Bu eser üzerinde 30 civarında şerh çalışması yapılmıştır. En meşhur şerhleri;
1- Ebu Bekir el-Haddad’ın el-Cevheretu’n-Neyyire ve es-Siracu’l-Vehhac adlı şerhleri
2- Abdulğanî el-Meydanî’nin el-Lübab fi şerhi’l-Kitab adlı şerhi
Alaeddin es-Semerkandî’nin(539/1144) Tuhfetu’l-Fukaha adlı eseri Kudurî’nin el-Muhtasar’ına dayanmakla birlikte o zamana kadar kaleme alınan eserlerden farkı bir sistematiğe sahiptir. Kudurî’nin eserini ikmal, izah ve delillerle temellendirme maksadıyla kaleme alınan Tuhfetu’l-Fukaha tertip usulu ve terminolojinin geliştirilmesi bakımından ileri bir merhaleyi temsil eder.
Semerkandî’nin talebesi olan Kasanî(587), bu eseri tertip ve metot bakımından örnek alarak Bedaiu’s-Sana’î’yi telif etti. Hanefi tabakat kitablarında bu eser Tuhfetu’l-Fukaha’nın şerhi olarak gösteriliyorsa da aslında klasik şerhlerle benzerliği bulunmayan Kasanî’nin eseri orjinal bir çalışma olup gerek muhteva gerekse metot bakımından Semerkandî’nin eserini aşmıştır.
Kasanî’nin çağdaşı Burhaneddin el-Merğınanî’nin el-Hidaye adlı kitabı, müteahhirin devri Hanefi uleması arasında en çok rağbet gören eserlerin başında gelir. Eser, aynı müellifin Şeybanî’nin el-Camiu’s-Sağir’i ile Kudurî’nin el-Muhtasar’ına dayanarak telif ettiği Bidayetu’l-Mübtedî’nin şerhidir.
el-Hidaye üzerine altmış civarında şerh ve haşiye yazılmış olup en meşhurları şunlardır;
1- Bedreddin el-Aynî, el-Binaye
2- İbnu’l-Hümam, Fethu’l-Kadir
3- Ekmeleddin el-Babertî, el-İnaye
4- Celaleddin el-Kurlanî, el-Kifaye

el-Hidaye’nin tahricleri arasında en meşhurları ise şunlardır;
1- Zeylaî, Nasbu’r-Raye
2- İbn Hacer, ed-Diraye
3- Aladuddin İbn Türkmanî(750), el-Kifaye fi Marifeti Ehadisi’l-Hidaye

Mütunu Erbaa olarak bilinen Müteahhirun devri Hanefi alimleri arasında meşhur olan dört eser;
1- Abdullah b. Mahmud el-Mevsilî(638/1284), el-Muhtar. Ebu Hanife’nin görüşleri esas alınarak yazılmış bir muhtasardır ve yine müellifi tarafından el-İhtiyar li-ta’lili’l-Muhtar adıyla şerhedilmiştir.
2- Muzafferuddin İbnu’s-Saatî(694/1295), Mecmau’l-Bahreyn. Kudurî’nin el-Muhtasar’ı ile Ebu Hafs Necmeddin en-Nesefî’nin el-Manzumetu’n-Nesefiyye’si esas alınarak teli edilmiştir.
3- Ebu’l-Berekat en-Nesefî(710/1310), Kenzu’d-Dekaik. Otuz civarındaki şerhleri arasında en meşhurları;
a-Fahreddin Osman b. Ali ez-Zeylaî(743), Tebyinu’l-Hakaik
b-Bedruddin el-Aynî, Remzu’l-Hakaik
c-Ebu’l-Kasım es-Semerkandî, Mustahlasu’l-Hakaik
d-Zeynuddin İbn Nüceym(970), el-Bahru’r-Raik
e-Molla Miskin, Şerhu Kenzi’d-Dekaik
4- Tacu’ş-Şeria, Vikayetu’r-Rivaye. Tac’ın torunu Sadru’ş-Şeria Vikaye’yi ihtisar edip en-Nukaye adıyla yeni bir eser yazdı. Molla Aliyyu’l-Karî, Nukaye’yi Fethu babi’l-İnaye adıyla şerhetti.

Hicri VII. yüzyılda yazılan bir diğer muhtasar metin de Şemseddin Konevî’ye ait Düreru’l-Bihar’dır. İbnu’s-Saatî’nin Mecamu’l-Bahreyn’ine Ahmed b. Hanbel, Şafii ve Malik’in görüşlerinin ilavesiyle telif edilen eser üzerine çok sayıda şerh yazılmıştır.

Hicri IX ve X. yüzyılda kaleme alınan, Osmanlı Devletinin bir nevi yarı resmi hukuk külliyatı olarak rağbet görmüş, asırlarca kadı, müftü ve müderrislerin müracat kitapları olan iki metin vardır.
a- Molla Hüsrev, Düreru’l-Hükkam. Bu eser müellifin Ğureru’l-Hükkam adlı eserinin şerhidir. Dürer’in yirmiye yakın şerhi vardır. Bunlar arasında Mehmed Vanî Efendi, Şürünbilalî, Nuh b. Mustafa, Abdulhalim b. Pir Kadem ve Ebu Said el-Hadimî’ye ait olanları önemlidir.
b- İbrahim el-Halebî, Mülteka el-Ebhur. Mütunu Erbaa’dan derlenen Mülteka’nın şerhleri arasında Şeyhizade’nin “Damad” diye meşhur olan Mecmau’l-Enhur’u ile Haskefî’nin ed-Dürrü’l-Münteka’sı yer almaktadır.

Şemseddin et-Timurtaşî(1004/1596) Tenviru’l-Ebsar adlı bir eser yazdı. Haskefî bunu ed-Dürrü’l-Muhtar adıyla şerhetti. Bu şerhe iki haşiye yazıldı;
a- Ahmed b. Muhammed et-Tahtavî, Haşiye ale’d-Dürri’l-Muhtar
b- İbn Abidin(1252/1836), Reddu’l-Muhtar ale’d-Dürri’l-Muhtar. Bu eser, başlangıçtan müellifin zamanına kadar kaleme alınmış hemen bütün temel Hanefi kaynaklarına dayanması, hükümlerin dayandığı delilleri göstermesi, mezhepteki zayıf, sahih ve muteber görüşlere işaret etmesi bakımından önem taşır.

IV. Fetava, Vakıat, Nevazil Kitapları: Bu gruba giren eserler, Ebu Hanife ve talebelerinin ardından ictihad asrının sonlarına kadar gelen müteahhirin müctehidlerinin kendi zamanlarında ortaya çıkan ve mezhep imamı ve talebelerinden herhangi bir rivayet bulamadıkları yeni meseleler hakkında verdikleri hükümleri ihtiva etmektedir.
Bu türdeki ilk eser, bilindiği kadarıyla Ebu’l-Leys es-Semerkandî’nin(373/983) en-Nevazil adlı eseridir. Belli başlı diğer eserler ise şunlardır;
Ebu’l-Abbas en-Natıfî, el-Vakıat ve el-Ecnas
Suğdî, en-Nütef fi’l-Fetava
Muhammed b. İbrahim el-Hasırî, el-Havî fi’l-Fetava
Yusuf b. Ali el-Cürcanî, Hizanetu’l-Ekmel
Sadru’ş-Şehid, Vakıatu’l-Hüsamî, el-Fetaval-Kübra ve el-Fetava’s-Süğra
Ebu’l-Feth el-Velvalicî, el-Fetava’l-Velvaliciyye
İftiharuddin Tahir b. Ahmed el-Buharî, Hülasatu’l-Fetava
Rükneddin Abdurrahman b. Muhammed el-Kirmanî, Cevahiru’l-Fetava
Radiyyuddin es-Serahsî, el-Muhitu’r-Radavî
Ahmed b. Musa el-Keşşî, Mecmau’n-nevazil ve’l-havadis ve’-vakıat

Kaynaklar; Hayreddin Karaman, İslam Hukuk Tarihi; Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslam Hukuku; Ahmet Özel, TDVİA, “Hanefi Mezhebi” mad

ŞAFİÎ MEZHEBİ
I. Kaviller: İmam Şafi’nin görüşleri ve eserleri.
es-Sünenü’l-Me’sure: Müzeni rivayeti
Müsned: Rebi’ b. Süleyman rivayeti
er-Risale: Rebi’ b. Süleyman(270) rivayeti. İmam Şafi’i'nin Mısır’da iken yazdığı bu fıkıh usulu kitabı bize kadar ulaşan ilk usul kitabıdır.
el-Ümm: Rebi’ b. Süleyman(270) rivayeti olduğu gibi İbn Carud ve Buveyti rivayetleri de vardır. el-Ümm’ün beşinci cildi tamamen hilaf ilmine ayrılmış. Beşinci ciltte ayrıca Müzenî’nin Muhtasar’ı var. Daha sonra müstakillen basılmış. Müzeni’nin bu eseri Şafii mezhebinde ilk muhtasardır. Maverdi buna bir şerh yazmış: el-Havi’l-Kebir
II. Vecihler: İmam’ın dışındakilerin görüşlerine vecihler denir.
III. Tarikler: Bir meselede birden fazla görüş varsa buna tarikler denir.
Şafii mezhebinde iki temel metin vardır: İmam Gazzali’nin(505) el-Veciz’i ve İmam Nevevi’nin el-Minhac’ı
1. Fethu’l-Aziz fi şerhi’l-Veciz, Abdulkerim b. Muhammed er-Rafi’(623): İmam Gazzalî’nin Veciz isimli eserine yapılan şerh. Fethu’l-Aziz veya Şerhu’l-Kebir isimleriyle meşhur olmuş bu şerh
1.2. Ravzatu’t-Talibin, İmam Nevevî: Fethu’l-Aziz eserine yapılan muhtasar.
1.2.1. Ravzu’t-Talîb, İbnu’l-Mukrî el-Yemenî. İmam Nevevî’nin Ravzatu’t-Talibin adlı eserindeki zayıf ve mercuh kavil, vecih ve tarikleri ayıklayıp racih ve mutemet görüşleri ekleyerek Ravzu’t-Talib adıyla ihtisar ettiği eser.
1.2.1.1.Esne’l-Metalib, Zekeriya el-Ensarî: Ravzu’t-Talib’in şerhi.
1.2.3.4.5. en-Naîm. İbn Hacer el-Heytemî: Esne’l-Metalib’in muhtasarı.
1.2.2. el-Ubabu’l-Muhit. Safiyyuddin ez-Zebidî: Ravzatu’t-Talibin eserinin muhtasarı
1.2.3. el-Ğunye. İmam Suyutî: Ravzatu’t-Talibin eserinin muhtasarı
İbn Mulakkin ise el-Veciz’deki hadisleri tahric etmiş.
Minhac üzerine yapılan şerhlerden en meşhur olanı Şirbini’nin Muğni’l-Muhtac’ıdır. Ayrıca Remli’nin Nihayetu’l-Muhtac isimli bir şerhi var.
Ebu İshak eş-Şirazi’nin el-Mühezzeb isimli kısa metin sayılabilecek 2 ciltlik bir eseri var. İmam Nevevi bu kitaba el-Mecmu’ adında tam 20 ciltlik bir şerh yazmış. Mecmu’nun 1. cildinde Şafii mezhebinin usulu hakkında geniş bilgi verilmiş.
MALİKÎ MEZHEBİ
Maliki fıkhı literatürü ikiye ayrılır.
I. Rivayetler: İmam Malik’in kendi görüşleri. İmam Malik’in en önemli eseri Muvatta’dır. En güzel nüsha Yahya b. Yahya el-Leysi nüshasıdır. Elimizdeki nüsha da budur.
Muvatta Şerhleri:
a. Şerhü’l-Muvatta, Zurkani.
b. El-İstizkar, İbn Abdilberr: Muvatta’yı Fıkhî açıdan şerhetmiş. 30 cilt
c. Temhid, İbn Abdilberr: Hadis açısından şerhetmiş.26 cilt
İmam Malik’in görüşlerini Abdurrahman b. Kasım(v.191) naklediyor. Abdurrahman Sehnun ise bu görüşleri yazmış ve ortaya el-Müdevvenetu’l-Kübra çıkmış. 6 cilttir. Müdevvene’de 26 bin ictihad vardır.
II. Kaviller:
Bidayetu’l-Müctehid: İbn Rüşd(Torun, Fakih ve filozof)
el-Beyan ve’t-Tahsil: İbn Rüşd(Dede)
Malikilerde 2 kısa metin var: Kayrevani’nin er-Risale ve İmam Halil’in el-Muhtasar isimli eserleri.
İmam Halil’in Muhtasar’ına İ.Derdir bir şerh yazmış: eş-Şerhu’l-Kebir. Malikilerde Şerhu’l-Kebir denince akla bu kitab gelir. Bu şerh’e ise İ.Desuki bir haşiye yazmış: Haşiyetu’d-Desuki.
HANBELİ MEZHEBİ

I.Rivayetler: İmam Ahmed b. Hanbel’in kendisinden nakledilen görüş ve rivayetlerdir.
En büyük eseri Müsned’dir. Ahmed el-Benna(v.1958) bu eseri konuları esas alarak Fethu’r-Rabbani li tertibi Müsnedi’l-İmam Ahmed b. Hanbel eş-Şeybani ismiyle yeniden hazırlamış. Sonra Büluğu’l-Emani min esrari’l-Fethu’r-Rabbani adıyla şerhetmiş.
Müsned’deki hadisleri oğlu Abdullah rivayet etmiş. Abdullah aynı zamanda Nesai’nin hocasıdır. Fıkhi görüşlerini rivayet eden de oğlu Abdullah’tır. Bu görüşler el-Mesailu’l-İmam Ahmed b. Hanbel ismiyle yayınlandı. İmam Ahmed’in oğlu Salih tarafından da aynı isimle yayınlanan bir eseri vardır. 3 cilttir.
II. Tenbihler: Bunlar, açık ifadelerle İmam Ahmed’e nisbet edilemeyen görüşlerdir.
III. Vecihler:
Hanbeli Mezhebinde en kısa metin el-Hıraki’nin(v.334) el-Muhtasar’ıdır. Abdullah b. Ahmed İbn Kudame(v.620) bu kitabı şerh etmiş: el-Muğni ismiyle 10 cilt. Hıraki’nin başka bir şerhi ise Zerkeşi tarafından yapılmış: eş-Şerh ala Metni’l-Hıraki
İbn Kudame ayrıca kısa bir metin yazmış: el-Mukni’ Bu kitaba da şerhler yazılmış. İbn Kudame el-Makdisi(v.682) eş-Şerhu’l-Kebir ismiyle şerhetmiş. Hanbelilerde Şerhu’l-Kebir denince bu kitab akla gelir. el-Mukni’ye başka bir şerh ise Ebu İshak İbn Müflih(884) tarafından el-Mubdi ismiyle yapılmıştır.

6

Mayıs
2012

SEÇME HADİSLER

Yazar: arafat  | Kategori: HADİS | Yorum: Yok
SEÇME HADİSLER

 

باب مَنْ أَعَادَ الْحَدِيثَ ثَلاَثًا لِيُفْهَمَ عَنْهُ

(1) ـ عَنْ أَنَسٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم َ: أَنَّهُ كَانَ إِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلَاثًا حَتَّى تُفْهَمَ عَنْهُ وَإِذَا أَتَى عَلَى قَوْمٍ فَسَلَّمَ عَلَيْهِمْ سَلَّمَ عَلَيْهِمْ ثَلَاثًا

30. Daha İyi Anlaşılması İçin Sözü Üç Kere Tekrar Etme Babı:

1- Enes (r.a.)’in naklettiğine göre, Nebi (s.a.v.) bir söz söylediği zaman daha iyi anlaşılsın diye onu üç kere tekrar ederdi. Bir topluluğa gelip selam verdiği zaman da selamı üç kere tekrar ederdi.

***

باب الْحِرْصِ عَلَى الْحَدِيثِ

(2) ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَنْ أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”لَقَدْ ظَنَنْتُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أَنْ لاَ يَسْأَلَنِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ أَحَدٌ أَوَّلُ مِنْكَ، لِمَا رَأَيْتُ مِنْ حِرْصِكَ عَلَى الْحَدِيثِ، أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، خَالِصًا مِنْ قَلْبِهِ أَوْ نَفْسِهِ ‏”‏‏.‏

33. Hadise Karşı Arzulu Olma Babı:

2- Ebû Hureyre’den nakledilmiştir. O şöyle dedi: “Ey Allah’ın rasûlü, kıyamet gününde senin şefaatine nail olmakla en mesud olacaklar kimlerdir? diye soruldu. Allah’ın Rasûlü, “Ebû Hureyre! Hadise karşı olan bu iştiyakından dolayı senden önce bu soruyu bana başkasının sormayacağını tahmin ediyordum. Kıyamet gününde benim şefaatime nail olacak en bahtiyar insanlar, samimi bir şekilde ‘lâilâhe illellâh’ diyen kimselerdir.” buyurdu.

***

باب كَيْفَ يُقْبَضُ الْعِلْمُ

وَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ إِلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ : انْظُرْ مَا كَانَ مِنْ حَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاكْتُبْهُ، فَإِنِّي خِفْتُ دُرُوسَ الْعِلْمِ وَذَهَابَ الْعُلَمَاءِ، وَلاَ تَقْبَلْ إِلاَّ حَدِيثَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَلْتُفْشُوا الْعِلْمَ، وَلْتَجْلِسُوا حَتَّى يُعَلَّمَ مَنْ لاَ يَعْلَمُ، فَإِنَّ الْعِلْمَ لاَ يَهْلِكُ حَتَّى يَكُونَ سِرًّا‏.‏

34. İlmin İnsanların Elinden Nasıl Alınacağına Dair Bab:

Ömer b. Abdulaziz, Ebû Bekr b. Hazm’a şöyle yazdı: “Rasulullah’ın (s.a.v.) hadislerini araştır ve onları kayda geçir. Ben ilmin/hadislerin unutulup gitmesinden, âlimlerin de aramızdan çekilip gitmesinden endişe ediyorum. Sadece peygamberin (s.a.v.) hadislerini kabul et (yaz). İlmi yayınız, bilmeyenler için de öğreninceye kadar ilim meclisleri oluşturunuz. İlim gizli kalmadığı sürece yok olmaz.”

- (3) عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا، يَنْتَزِعُهُ مِنَ الْعِبَادِ، وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا، اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالاً فَسُئِلُوا، فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ، فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا‏”‏‏.‏

3. ‘Amr b. El-‘As, Rasûlülah’ın (s.a.v.) şöyle dediğini nakleder: “Allah, bir toplumda, ilmi, insanların hafızalarından söküp alarak değil, âlimlerin ruhunu alarak yok eder. Öyle bir durum olur ki, artik o toplumda hiç âlim kalmaz. Sonuçta insanlar cahil başlar/yöneticiler/danışmanlar edinirler; böylece hem kendileri sapar, hem insanları saptırırlar.”

***

باب لِيُبَلِّغِ الْعِلْمَ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ

(4) ـ عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، ذُكِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ ـ قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ وَأَعْرَاضَكُمْ ـ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، أَلاَ لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ مِنْكُمُ الْغَائِبَ ‏”‏‏.‏

37. İlmi Duyanların Duymayanlara Ulaştırması Babı:

4. Ebû Bekre’den (r.a.) nakledildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) (Veda Haccında halka hitap ederken) şöyle buyurdu: “Sizin şu gününüz, şu ayınız ve şu beldeniz nasıl haram/dokunulmaz ise kanlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öylece birbirinize haramdır/dokunulmazdır. Dikkat edin, burada bulunanlarınız, (bu duyduklarını) burada bulunmayanlara da ulaştırsın”.

***

Kitâbu’l-Vudû’

باب التَّيَمُّنِ فِي الْوُضُوءِ وَالْغُسْلِ

(5) ـ عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لَهُنَّ فِي غُسْلِ ابْنَتِهِ ‏”ابْدَأْنَ بِمَيَامِنِهَا وَمَوَاضِعِ الْوُضُوءِ مِنْهَا ‏”‏‏.‏

32-Abdest Alırken Ve Yıkanırken Sağdan Başlama Babı:

5. Ummu Atiyye’den şöyle nakledilir: Nebî (s.a.v.), kızını yıkarken Ümmü Atiyye’ye; “Çocuğu yıkamaya sağdan ve abdest uzuvlarından başla!” buyurdu.

(6) ـ عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْجِبُهُ التَّيَمُّنُ فِي تَنَعُّلِهِ وَتَرَجُّلِهِ وَطُهُورِهِ وَفِي شَأْنِهِ كُلِّهِ‏.‏

6. Hz. Aişe naklediyor: Nebî (s.a.v.) ayakkabılarını giyerken, saçlarını tararken, temizliğini yaparken hatta bütün işlerinde, hep sağdan başlamayı severdi.

***

باب إِذَا شَرِبَ الْكَلْبُ فِي إِنَاءِ أَحَدِكُمْ فَلْيَغْسِلْهُ سَبْعًا

(7) ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِذَا شَرِبَ الْكَلْبُ فِي إِنَاءِ أَحَدِكُمْ فَلْيَغْسِلْهُ سَبْعًا ‏”‏‏.‏

35. “Birinizin Kabından Bir Köpek Şu İçtiği Zaman Onu Yedi Kere Yıkasın” Babı:

7. Ebû Hureyre (r.a.) Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Birinizin kabından bir köpek şu içtiği zaman onu yedi kere yıkasın!”

(8) ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَنَّ رَجُلاً رَأَى كَلْبًا يَأْكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَشِ، فَأَخَذَ الرَّجُلُ خُفَّهُ فَجَعَلَ يَغْرِفُ لَهُ بِهِ حَتَّى أَرْوَاهُ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَأَدْخَلَهُ الْجَنَّةَ ‏”‏‏.

8. Ebû Hureyre (r.a.) Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Bir adam susuzluktan yaş toprağı yiyen bir köpek görmüş. (Susadığını anlayan) Adam, köpeğe, kanıncaya kadar ayakkıbısı ile kuyudan su taşımış. Onun bu tavrı Allah’ın hoşuna gitmiş ve onu cennete koymuş.”

***

باب لاَ يَجُوزُ الْوُضُوءُ بِالنَّبِيذِ وَلاَ الْمُسْكِرِ

وَكَرِهَهُ الْحَسَنُ وَأَبُو الْعَالِيَةِ‏.‏ وَقَالَ عَطَاءٌ التَّيَمُّمُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنَ الْوُضُوءِ بِالنَّبِيذِ وَاللَّبَنِ‏.‏

(9) ـ عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏كُلُّ شَرَابٍ أَسْكَرَ فَهُوَ حَرَامٌ”‏‏.

76. Nebiz Ve Sorhoş Edici Bir İçki İle Abdest Almanın Caiz Olmadığına Dair Bab:

Hasan ve Ebû’l-‘Âliye Nebiz ve sarhoş edici şeyle abdest almayı hoş görmezdi. Atâ da “nebiz ve süt ile abdest almaktansa teyemmüm etmeyi yeğlerim.” derdi.

9. Hz. Aişe (r.a.), Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Şarhoş edici her içecek haramdır.”

***

باب فَضْلِ مَنْ بَاتَ عَلَى الْوُضُوءِ

(10) ـ عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِذَا أَتَيْتَ مَضْجَعَكَ فَتَوَضَّأْ وُضُوءَكَ لِلصَّلاَةِ، ثُمَّ اضْطَجِعْ عَلَى شِقِّكَ الأَيْمَنِ، ثُمَّ قُلِ اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، اللَّهُمَّ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ‏.‏ فَإِنْ مُتَّ مِنْ لَيْلَتِكَ فَأَنْتَ عَلَى الْفِطْرَةِ، وَاجْعَلْهُنَّ آخِرَ مَا تَتَكَلَّمُ بِهِ ‏”‏‏.‏

80. Abdestli Yatmanın Fazileti Babı:

10. Berâ b. Âzib (r.a.) Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Yatmaya gideceğin sıra önce namaz abdesti gibi abdest al, sonra yatağına gir ve sağ yanın üstüne yat; sonra da şu duayı oku!:

“اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، اللَّهُمَّ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ”

“Allah’ım yüzümü/nefsimi sana teslim ettim, işlerimi sana havale ettim, sırtımı sana dayadım. Senin rahmetinden ümitvarım, gazabından da korkuyorum. Senin cezana karşı, ne senden başka sığnacak bir kapı, ne de senden başka bir kurtarıcı vardır. Allah’ım, indirdiğin Kitab’a, gönderdiğin Peygamber’e imân ettim!” “Bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere/İslam inancı üzere ölmüş olursun. Söylediğin son söz bu dua sözcükleri olsun!”

***

***78 ـ باب السِّوَاكِ

وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ بِتُّ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَنَّ‏.‏

245 (11) ـ حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ غَيْلاَنَ بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَوَجَدْتُهُ يَسْتَنُّ بِسِوَاكٍ بِيَدِهِ يَقُولُ ‏”‏ أُعْ أُعْ ‏”‏، وَالسِّوَاكُ فِي فِيهِ، كَأَنَّهُ يَتَهَوَّعُ‏.‏

كتاب الغسل

1 ـ باب الْوُضُوءِ قَبْلَ الْغُسْلِ

249 (12) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اغْتَسَلَ مِنَ الْجَنَابَةِ بَدَأَ فَغَسَلَ يَدَيْهِ، ثُمَّ يَتَوَضَّأُ كَمَا يَتَوَضَّأُ لِلصَّلاَةِ، ثُمَّ يُدْخِلُ أَصَابِعَهُ فِي الْمَاءِ، فَيُخَلِّلُ بِهَا أُصُولَ شَعَرِهِ ثُمَّ يَصُبُّ عَلَى رَأْسِهِ ثَلاَثَ غُرَفٍ بِيَدَيْهِ، ثُمَّ يُفِيضُ الْمَاءَ عَلَى جِلْدِهِ كُلِّهِ‏.‏

7 ـ كتاب التيمم

قول الله تعالى:{ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى المَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الكَعْبَيْنِ وَإِن كُنتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُوا وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ الغَائِطِ أَوْ لامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

1 ـ باب

336 (13) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، ح قَالَ وَحَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ النَّضْرِ، قَالَ أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا سَيَّارٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ ـ هُوَ ابْنُ صُهَيْبٍ الْفَقِيرُ ـ قَالَ أَخْبَرَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ أُعْطِيتُ خَمْسًا لَمْ يُعْطَهُنَّ أَحَدٌ قَبْلِي نُصِرْتُ بِالرُّعْبِ مَسِيرَةَ شَهْرٍ، وَجُعِلَتْ لِيَ الأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، فَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ فَلْيُصَلِّ، وَأُحِلَّتْ لِيَ الْمَغَانِمُ وَلَمْ تَحِلَّ لأَحَدٍ قَبْلِي، وَأُعْطِيتُ الشَّفَاعَةَ، وَكَانَ النَّبِيُّ يُبْعَثُ إِلَى قَوْمِهِ خَاصَّةً، وَبُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ عَامَّةً ‏”.‏‏

4 ـ باب الْمُتَيَمِّمُ هَلْ يَنْفُخُ فِيهِمَا

339 (14) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، عَنْ ذَرٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ إِنِّي أَجْنَبْتُ فَلَمْ أُصِبِ الْمَاءَ‏.‏ فَقَالَ عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَمَا تَذْكُرُ أَنَّا كُنَّا فِي سَفَرٍ أَنَا وَأَنْتَ فَأَمَّا أَنْتَ فَلَمْ تُصَلِّ، وَأَمَّا أَنَا فَتَمَعَّكْتُ فَصَلَّيْتُ، فَذَكَرْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ هَكَذَا ‏”‏‏.‏ فَضَرَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِكَفَّيْهِ الأَرْضَ، وَنَفَخَ فِيهِمَا ثُمَّ مَسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ وَكَفَّيْهِ‏.

كتاب الصلاة

65 ـ باب مَنْ بَنَى مَسْجِدًا

450 (15) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ بُكَيْرًا، حَدَّثَهُ أَنَّ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ عُبَيْدَ اللَّهِ الْخَوْلاَنِيَّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، يَقُولُ عِنْدَ قَوْلِ النَّاسِ فِيهِ حِينَ بَنَى مَسْجِدَ الرَّسُولِ صلى الله عليه وسلم إِنَّكُمْ أَكْثَرْتُمْ، وَإِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏“‏ مَنْ بَنَى مَسْجِدًا ـ قَالَ بُكَيْرٌ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ ـ يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ، بَنَى اللَّهُ لَهُ مِثْلَهُ فِي الْجَنَّةِ ‏”‏‏.

105 ـ باب مَنْ قَالَ لاَ يَقْطَعُ الصَّلاَةَ شَىْءٌ

513 (16) ـ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ،‏.‏ قَالَ الأَعْمَشُ وَحَدَّثَنِي مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، ذُكِرَ عِنْدَهَا مَا يَقْطَعُ الصَّلاَةَ : الْكَلْبُ وَالْحِمَارُ وَالْمَرْأَةُ فَقَالَتْ شَبَّهْتُمُونَا بِالْحُمُرِ وَالْكِلاَبِ، وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي، وَإِنِّي عَلَى السَّرِيرِ ـ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ ـ مُضْطَجِعَةً فَتَبْدُو لِي الْحَاجَةُ، فَأَكْرَهُ أَنْ أَجْلِسَ فَأُوذِيَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَنْسَلُّ مِنْ عِنْدِ رِجْلَيْهِ‏.‏

514 (17) ـ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، قَالَ أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ سَأَلَ عَمَّهُ عَنِ الصَّلاَةِ، يَقْطَعُهَا شَىْءٌ فَقَالَ لاَ يَقْطَعُهَا شَىْءٌ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ أَنَّ عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُومُ فَيُصَلِّي مِنَ اللَّيْلِ، وَإِنِّي لَمُعْتَرِضَةٌ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ عَلَى فِرَاشِ أَهْلِهِ‏.

106 ـ باب إِذَا حَمَلَ جَارِيَةً صَغِيرَةً عَلَى عُنُقِهِ فِي الصَّلاَةِ

515 (18) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي وَهْوَ حَامِلٌ أُمَامَةَ بِنْتِ زَيْنَبَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلأَبِي الْعَاصِ بْنِ رَبِيعَةَ بْنِ عَبْدِ شَمْسٍ، فَإِذَا سَجَدَ وَضَعَهَا، وَإِذَا قَامَ حَمَلَهَا‏.

كتاب مَوَاقِيتِ الصَّلاَةِ

1 ـ باب مَوَاقِيتِ الصَّلاَةِ وَفَضْلِهَا

وَقَوْلِهِ ‏}‏إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا‏{‏ وَقَّتَهُ عَلَيْهِمْ‏.‏

520 (19) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، أَخَّرَ الصَّلاَةَ يَوْمًا، فَدَخَلَ عَلَيْهِ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، فَأَخْبَرَهُ أَنَّ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ أَخَّرَ الصَّلاَةَ يَوْمًا وَهْوَ بِالْعِرَاقِ، فَدَخَلَ عَلَيْهِ أَبُو مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ مَا هَذَا يَا مُغِيرَةُ أَلَيْسَ قَدْ عَلِمْتَ أَنَّ جِبْرِيلَ نَزَلَ فَصَلَّى، فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏”‏ بِهَذَا أُمِرْتُ ‏”‏‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لِعُرْوَةَ اعْلَمْ مَا تُحَدِّثُ أَوَإِنَّ جِبْرِيلَ هُوَ أَقَامَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقْتَ الصَّلاَةِ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ كَذَلِكَ كَانَ بَشِيرُ بْنُ أَبِي مَسْعُودٍ يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ‏.

3 ـ باب الْبَيْعَةِ عَلَى إِقَامَةِ الصَّلاَةِ

523 (20) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنَا قَيْسٌ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.

5 ـ باب فَضْلِ الصَّلاَةِ لِوَقْتِهَا

526 (21) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ الْوَلِيدُ بْنُ الْعَيْزَارِ أَخْبَرَنِي قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عَمْرٍو الشَّيْبَانِيَّ، يَقُولُ حَدَّثَنَا صَاحِبُ، هَذِهِ الدَّارِ وَأَشَارَ إِلَى دَارِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الْعَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ قَالَ: ‏”‏ الصَّلاَةُ عَلَى وَقْتِهَا ‏”‏‏.‏ قَالَ: ثُمَّ أَىُّ, قَالَ: ‏”‏ ثُمَّ بِرُّ الْوَالِدَيْنِ ‏”‏‏.‏ قَالَ: ثُمَّ أَىُّ, قَالَ: ‏”‏ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏”‏‏.‏ قَالَ حَدَّثَنِي بِهِنَّ وَلَوِ اسْتَزَدْتُهُ لَزَادَنِي‏.

6 ـ باب الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ كَفَّارَةٌ

527 (22) ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، وَالدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهَرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ، يَغْتَسِلُ فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسًا، مَا تَقُولُ ذَلِكَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ ‏”‏‏.‏ قَالُوا لاَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ شَيْئًا‏.‏ قَالَ ‏”‏ فَذَلِكَ مِثْلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ، يَمْحُو اللَّهُ بِهَا الْخَطَايَا ‏”‏‏.

554 (23) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ يَتَعَاقَبُونَ فِيكُمْ مَلاَئِكَةٌ بِاللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةٌ بِالنَّهَارِ، وَيَجْتَمِعُونَ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ وَصَلاَةِ الْعَصْرِ، ثُمَّ يَعْرُجُ الَّذِينَ بَاتُوا فِيكُمْ، فَيَسْأَلُهُمْ وَهْوَ أَعْلَمُ بِهِمْ كَيْفَ تَرَكْتُمْ عِبَادِي فَيَقُولُونَ تَرَكْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ، وَأَتَيْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ ‏”‏‏.

كتاب الأذان

5 ـ باب رَفْعِ الصَّوْتِ بِالنِّدَاءِ

وَقَالَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَذِّنْ أَذَانًا سَمْحًا وَإِلاَّ فَاعْتَزِلْنَا‏.‏

611 (24) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ الأَنْصَارِيِّ، ثُمَّ الْمَازِنِيِّ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ قَالَ لَهُ ‏”‏ إِنِّي أَرَاكَ تُحِبُّ الْغَنَمَ وَالْبَادِيَةَ، فَإِذَا كُنْتَ فِي غَنَمِكَ أَوْ بَادِيَتِكَ فَأَذَّنْتَ بِالصَّلاَةِ فَارْفَعْ صَوْتَكَ بِالنِّدَاءِ، فَإِنَّهُ لاَ يَسْمَعُ مَدَى صَوْتِ الْمُؤَذِّنِ جِنٌّ وَلاَ إِنْسٌ وَلاَ شَىْءٌ إِلاَّ شَهِدَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.

8 ـ باب الدُّعَاءِ عِنْدَ النِّدَاءِ

617 (25) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ، حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.

9 ـ باب الاِسْتِهَامِ فِي الأَذَانِ

وَيُذْكَرُ أَنَّ أَقْوَامًا اخْتَلَفُوا فِي الأَذَانِ فَأَقْرَعَ بَيْنَهُمْ سَعْدٌ‏.‏

618 (26) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الأَوَّلِ، ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا إِلاَّ أَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لاَسْتَهَمُوا، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي التَّهْجِيرِ لاَسْتَبَقُوا إِلَيْهِ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الْعَتَمَةِ وَالصُّبْحِ لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا ‏”‏‏.‏

11 ـ كتاب الجمعة

1 ـ باب فَرْضِ الْجُمُعَةِ

لِقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏}‏إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاَةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ‏{‏‏.‏

884 (27) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ هُرْمُزَ الأَعْرَجَ، مَوْلَى رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ نَحْنُ الآخِرُونَ السَّابِقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، بَيْدَ أَنَّهُمْ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِنَا، ثُمَّ هَذَا يَوْمُهُمُ الَّذِي فُرِضَ عَلَيْهِمْ فَاخْتَلَفُوا فِيهِ، فَهَدَانَا اللَّهُ، فَالنَّاسُ لَنَا فِيهِ تَبَعٌ، الْيَهُودُ غَدًا وَالنَّصَارَى بَعْدَ غَدٍ ‏”‏‏.‏

2 ـ باب فَضْلِ الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ

885 (28) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمُ الْجُمُعَةَ فَلْيَغْتَسِلْ ‏”‏‏.‏

886 (29) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ، قَالَ أَخْبَرَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، بَيْنَمَا هُوَ قَائِمٌ فِي الْخُطْبَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِذْ دَخَلَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُ عُمَرُ أَيَّةُ سَاعَةٍ هَذِهِ قَالَ إِنِّي شُغِلْتُ فَلَمْ أَنْقَلِبْ إِلَى أَهْلِي حَتَّى سَمِعْتُ التَّأْذِينَ، فَلَمْ أَزِدْ أَنْ تَوَضَّأْتُ‏.‏ فَقَالَ وَالْوُضُوءُ أَيْضًا وَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُ بِالْغُسْلِ‏.‏

887 (30) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ غُسْلُ يَوْمِ الْجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ ‏”‏‏.‏

892 (31) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ طَاوُسٌ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ ذَكَرُوا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ اغْتَسِلُوا يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَاغْسِلُوا رُءُوسَكُمْ وَإِنْ لَمْ تَكُونُوا جُنُبًا، وَأَصِيبُوا مِنَ الطِّيبِ ‏”‏‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَمَّا الْغُسْلُ فَنَعَمْ، وَأَمَّا الطِّيبُ فَلاَ أَدْرِي‏.‏

8 ـ باب السِّوَاكِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ

895 (32) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي ـ أَوْ عَلَى النَّاسِ ـ لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ مَعَ كُلِّ صَلاَةٍ ‏”‏‏.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاةِ مِن يَوْمِ الجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا البَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلاةُ فَانتَشِرُوا فِي الأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّّهَ كَثِيراً لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

3 ـ باب سُنَّةِ الْعِيدَيْنِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ

959 (33) ـ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي زُبَيْدٌ، قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فَقَالَ ‏”‏ إِنَّ أَوَّلَ مَا نَبْدَأُ مِنْ يَوْمِنَا هَذَا أَنْ نُصَلِّيَ، ثُمَّ نَرْجِعَ فَنَنْحَرَ، فَمَنْ فَعَلَ فَقَدْ أَصَابَ سُنَّتَنَا ‏”‏‏.‏

960 (34) ـ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ وَعِنْدِي جَارِيَتَانِ مِنْ جَوَارِي الأَنْصَارِ تُغَنِّيَانِ بِمَا تَقَاوَلَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ بُعَاثَ ـ قَالَتْ وَلَيْسَتَا بِمُغَنِّيَتَيْنِ ـ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَمَزَامِيرُ الشَّيْطَانِ فِي بَيْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَلِكَ فِي يَوْمِ عِيدٍ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ يَا أَبَا بَكْرٍ إِنَّ لِكُلِّ قَوْمٍ عِيدًا، وَهَذَا عِيدُنَا ‏”‏‏.

7 ـ باب الْمَشْىِ وَالرُّكُوبِ إِلَى الْعِيدِ بِغَيْرِ أَذَانٍ وَلاَ إِقَامَةٍ

965 (35) ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ،‏.‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي فِي الأَضْحَى وَالْفِطْرِ، ثُمَّ يَخْطُبُ بَعْدَ الصَّلاَةِ‏.‏

16 ـ باب خُرُوجِ الصِّبْيَانِ إِلَى الْمُصَلَّى

983 (36) ـ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ خَرَجْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فِطْرٍ أَوْ أَضْحَى، فَصَلَّى ثُمَّ خَطَبَ، ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ فَوَعَظَهُنَّ وَذَكَّرَهُنَّ، وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ‏

17 ـ باب اسْتِقْبَالِ الإِمَامِ النَّاسَ فِي خُطْبَةِ الْعِيدِ

984 (37) ـ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَلْحَةَ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أَضْحًى إِلَى الْبَقِيعِ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ وَقَالَ ‏”‏ إِنَّ أَوَّلَ نُسُكِنَا فِي يَوْمِنَا هَذَا أَنْ نَبْدَأَ بِالصَّلاَةِ، ثُمَّ نَرْجِعَ فَنَنْحَرَ، فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَقَدْ وَافَقَ سُنَّتَنَا، وَمَنْ ذَبَحَ قَبْلَ ذَلِكَ فَإِنَّمَا هُوَ شَىْءٌ عَجَّلَهُ لأَهْلِهِ، لَيْسَ مِنَ النُّسُكِ فِي شَىْءٍ ‏”‏‏.‏ فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي ذَبَحْتُ وَعِنْدِي جَذَعَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُسِنَّةٍ‏.‏ قَالَ ‏”‏ اذْبَحْهَا، وَلاَ تَفِي عَنْ أَحَدٍ بَعْدَكَ ‏”‏‏.‏

(38)( 86 ) حدثنا عثمان بن أبي شيبة وإسحاق بن إبراهيم قال إسحاق أخبرنا جرير وقال عثمان حدثنا جرير عن منصور عن أبي وائل عن عمرو بن شرحبيل عن عبدالله قال :سألت رسول الله صلى الله عليه وسلم أي الذنب أعظم عند الله ؟ قال: “أن تجعل لله ندا وهو خلقك” قال: قلت له إن ذلك لعظيم قال: قلت ثم أي ؟ قال: “ثم أن تقتل ولدك مخافة أن يطعم معك” قال: قلت ثم أي ؟ قال: “ ثم أن تزاني حليلة جارك”.

{قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئاً وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ}{6\151}

عن عمرو بن شرحبيل قال قال عبدالله قال رجل : يا رسول الله أي الذنب أكبر عند الله ؟ قال أن تدعو لله ندا وهو خلقك قال ثم أي ؟ قال أن تقتل ولدك مخافة أن يطعم معك قال ثم أي ؟ قال أن تزاني حليلة جارك فأنزل الله عز وجل تصديقها {وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَاما} {25\68} [ الفرقان آية 68]

18 ـ باب الْعَلَمِ الَّذِي بِالْمُصَلَّى

985 (39) ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَابِسٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قِيلَ لَهُ أَشَهِدْتَ الْعِيدَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَعَمْ، وَلَوْلاَ مَكَانِي مِنَ الصِّغَرِ مَا شَهِدْتُهُ، حَتَّى أَتَى الْعَلَمَ الَّذِي عِنْدَ دَارِ كَثِيرِ بْنِ الصَّلْتِ فَصَلَّى ثُمَّ خَطَبَ ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ، وَمَعَهُ بِلاَلٌ، فَوَعَظَهُنَّ وَذَكَّرَهُنَّ، وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ، فَرَأَيْتُهُنَّ يُهْوِينَ بِأَيْدِيهِنَّ يَقْذِفْنَهُ فِي ثَوْبِ بِلاَلٍ، ثُمَّ انْطَلَقَ هُوَ وَبِلاَلٌ إِلَى بَيْتِهِ‏.‏

14 ـ كتاب الوتر

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي الْوِتْرِ

1000 (40) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مَخْرَمَةَ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ كُرَيْبٍ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، بَاتَ عِنْدَ مَيْمُونَةَ، وَهْىَ خَالَتُهُ، فَاضْطَجَعْتُ فِي عَرْضِ وِسَادَةٍ، وَاضْطَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَهْلُهُ فِي طُولِهَا، فَنَامَ حَتَّى انْتَصَفَ اللَّيْلُ أَوْ قَرِيبًا مِنْهُ، فَاسْتَيْقَظَ يَمْسَحُ النَّوْمَ عَنْ وَجْهِهِ، ثُمَّ قَرَأَ عَشْرَ آيَاتٍ مِنْ آلِ عِمْرَانَ، ثُمَّ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى شَنٍّ مُعَلَّقَةٍ، فَتَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ، ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي فَصَنَعْتُ مِثْلَهُ فَقُمْتُ إِلَى جَنْبِهِ، فَوَضَعَ يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى رَأْسِي، وَأَخَذَ بِأُذُنِي يَفْتِلُهَا، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَوْتَرَ، ثُمَّ اضْطَجَعَ حَتَّى جَاءَهُ الْمُؤَذِّنُ فَقَامَ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ، خَرَجَ فَصَلَّى الصُّبْحَ‏.‏

15 ـ كتاب الاستسقاء

4 ـ باب تَحْوِيلِ الرِّدَاءِ فِي الاِسْتِسْقَاءِ

1020 (41) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ أَنَّهُ سَمِعَ عَبَّادَ بْنَ تَمِيمٍ، يُحَدِّثُ أَبَاهُ عَنْ عَمِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ إِلَى الْمُصَلَّى فَاسْتَسْقَى، فَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ، وَقَلَبَ رِدَاءَهُ، وَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ‏.‏

6 ـ باب الاِسْتِسْقَاءِ فِي الْمَسْجِدِ الْجَامِعِ

1021 (42) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ قَالَ حَدَّثَنَا شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَذْكُرُ أَنَّ رَجُلاً، دَخَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ مِنْ باب كَانَ وُجَاهَ الْمِنْبَرِ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ يَخْطُبُ فَاسْتَقْبَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَلَكَتِ الْمَوَاشِي وَانْقَطَعَتِ السُّبُلُ، فَادْعُ اللَّهَ يُغِيثُنَا‏.‏ قَالَ فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَيْهِ فَقَالَ ‏”‏ اللَّهُمَّ اسْقِنَا، اللَّهُمَّ اسْقِنَا، اللَّهُمَّ اسْقِنَا ‏”‏‏.‏ قَالَ أَنَسٌ وَلاَ وَاللَّهِ مَا نَرَى فِي السَّمَاءِ مِنْ سَحَابٍ وَلاَ قَزَعَةً وَلاَ شَيْئًا، وَمَا بَيْنَنَا وَبَيْنَ سَلْعٍ مِنْ بَيْتٍ وَلاَ دَارٍ، قَالَ فَطَلَعَتْ مِنْ وَرَائِهِ سَحَابَةٌ مِثْلُ التُّرْسِ، فَلَمَّا تَوَسَّطَتِ السَّمَاءَ انْتَشَرَتْ ثُمَّ أَمْطَرَتْ‏.‏ قَالَ وَاللَّهِ مَا رَأَيْنَا الشَّمْسَ سِتًّا، ثُمَّ دَخَلَ رَجُلٌ مِنْ ذَلِكَ الْبَابِ فِي الْجُمُعَةِ الْمُقْبِلَةِ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ يَخْطُبُ، فَاسْتَقْبَلَهُ قَائِمًا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَلَكَتِ الأَمْوَالُ وَانْقَطَعَتِ السُّبُلُ، فَادْعُ اللَّهَ يُمْسِكْهَا، قَالَ فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏”‏ اللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا، اللَّهُمَّ عَلَى الآكَامِ وَالْجِبَالِ وَالآجَامِ وَالظِّرَابِ وَالأَوْدِيَةِ وَمَنَابِتِ الشَّجَرِ ‏”‏‏.‏ قَالَ فَانْقَطَعَتْ وَخَرَجْنَا نَمْشِي فِي الشَّمْسِ‏.‏ قَالَ شَرِيكٌ فَسَأَلْتُ أَنَسًا أَهُوَ الرَّجُلُ الأَوَّلُ قَالَ لاَ أَدْرِي‏.

16 ـ كتاب الكسوف

1 ـ باب الصَّلاَةِ فِي كُسُوفِ الشَّمْسِ

1051 (43) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ كَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ مَاتَ إِبْرَاهِيمُ، فَقَالَ النَّاسُ كَسَفَتِ الشَّمْسُ لِمَوْتِ إِبْرَاهِيمَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ، فَإِذَا رَأَيْتُمْ فَصَلُّوا وَادْعُوا اللَّهَ ‏”‏‏.

2 ـ باب الصَّدَقَةِ فِي الْكُسُوفِ

1052 (44) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ خَسَفَتِ الشَّمْسُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ، فَقَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ، ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ، ثُمَّ قَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ وَهْوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ، وَهْوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ، ثُمَّ سَجَدَ فَأَطَالَ السُّجُودَ، ثُمَّ فَعَلَ فِي الرَّكْعَةِ الثَّانِيَةِ مِثْلَ مَا فَعَلَ فِي الأُولَى، ثُمَّ انْصَرَفَ وَقَدِ انْجَلَتِ الشَّمْسُ، فَخَطَبَ النَّاسَ، فَحَمِدَ اللَّهَ، وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏”‏ إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ، لاَ يَنْخَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ، فَإِذَا رَأَيْتُمْ ذَلِكَ فَادْعُوا اللَّهَ وَكَبِّرُوا، وَصَلُّوا وَتَصَدَّقُوا ‏”‏‏.‏

19 ـ كتاب التهجد

1 ـ باب التَّهَجُّدِ بِاللَّيْلِ

وَقَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ}

1128 (45) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ أَبِي مُسْلِمٍ، عَنْ طَاوُسٍ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ يَتَهَجَّدُ قَالَ ‏”‏ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ وَلَكَ الْحَمْدُ، لَكَ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ الْحَقُّ، وَوَعْدُكَ الْحَقُّ، وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ، وَقَوْلُكَ حَقٌّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالنَّبِيُّونَ حَقٌّ، وَمُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم حَقٌّ، وَالسَّاعَةُ حَقٌّ، اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ، أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ـ أَوْ لاَ إِلَهَ غَيْرُكَ ـ ‏”‏‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَزَادَ عَبْدُ الْكَرِيمِ أَبُو أُمَيَّةَ ‏”‏ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏”‏‏.‏

20 ـ كتاب فضل الصلاة فى مسجد مكة والمدينة

1 ـ باب فَضْلِ الصَّلاَةِ فِي مَسْجِدِ مَكَّةَ وَالْمَدِينَةِ

1198 (46) ـ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏“‏ لاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلاَّ إِلَى ثَلاَثَةِ مَسَاجِدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ، وَمَسْجِدِ الرَّسُولِ صلى الله عليه وسلم وَمَسْجِدِ الأَقْصَى ‏”‏‏.‏

1199 (47) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ رَبَاحٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ صَلاَةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِوَاهُ إِلاَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ ‏”‏‏.‏

22 ـ كتاب السهو

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي السَّهْوِ إِذَا قَامَ مِنْ رَكْعَتَىِ الْفَرِيضَةِ

1234 (48) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ بُحَيْنَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ صَلَّى لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَكْعَتَيْنِ مِنْ بَعْضِ الصَّلَوَاتِ ثُمَّ قَامَ فَلَمْ يَجْلِسْ، فَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ، فَلَمَّا قَضَى صَلاَتَهُ وَنَظَرْنَا تَسْلِيمَهُ كَبَّرَ قَبْلَ التَّسْلِيمِ فَسَجَدَ سَجْدَتَيْنِ وَهُوَ جَالِسٌ ثُمَّ سَلَّمَ‏.‏

1235 (49) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ بُحَيْنَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ مِنِ اثْنَتَيْنِ مِنَ الظُّهْرِ لَمْ يَجْلِسْ بَيْنَهُمَا، فَلَمَّا قَضَى صَلاَتَهُ سَجَدَ سَجْدَتَيْنِ ثُمَّ سَلَّمَ بَعْدَ ذَلِكَ‏.‏

23 ـ كتاب الجنائز

1 ـ باب فِي الْجَنَائِزِ وَمَنْ كَانَ آخِرُ كَلاَمِهِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ

1248 (50) ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا وَاصِلٌ الأَحْدَبُ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَتَانِي آتٍ مِنْ رَبِّي فَأَخْبَرَنِي ـ أَوْ قَالَ بَشَّرَنِي ـ أَنَّهُ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ‏”‏‏.‏ قُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ قَالَ ‏”‏ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ ‏”‏‏.‏

2 ـ باب الأَمْرِ بِاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ

1250 (51) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَشْعَثِ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ أَمَرَنَا بِاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ، وَعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَإِجَابَةِ الدَّاعِي، وَنَصْرِ الْمَظْلُومِ، وَإِبْرَارِ الْقَسَمِ، وَرَدِّ السَّلاَمِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ‏.‏ وَنَهَانَا عَنْ آنِيَةِ الْفِضَّةِ، وَخَاتَمِ الذَّهَبِ، وَالْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ(ipek brokar) ، وَالْقَسِّيِّ، وَالإِسْتَبْرَقِ (brokar)‏.‏

1251 (52) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خَمْسٌ رَدُّ السَّلاَمِ، وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعُ الْجَنَائِزِ، وَإِجَابَةُ الدَّعْوَةِ، وَتَشْمِيتُ الْعَاطِسِ ‏”‏‏.‏

6 ـ باب فَضْلِ مَنْ مَاتَ لَهُ وَلَدٌ فَاحْتَسَبَ

وَقَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ‏}‏

1260 (53) ـ حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَا مِنَ النَّاسِ مِنْ مُسْلِمٍ يُتَوَفَّى لَهُ ثَلاَثٌ لَمْ يَبْلُغُوا الْحِنْثَ، إِلاَّ أَدْخَلَهُ اللَّهُ الْجَنَّةَ بِفَضْلِ رَحْمَتِهِ إِيَّاهُمْ ‏”‏‏.‏

1261 (54) ـ حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الأَصْبَهَانِيِّ، عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، رضى الله عنه أَنَّ النِّسَاءَ، قُلْنَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اجْعَلْ لَنَا يَوْمًا‏.‏ فَوَعَظَهُنَّ، وَقَالَ ‏”‏ أَيُّمَا امْرَأَةٍ مَاتَ لَهَا ثَلاَثَةٌ مِنَ الْوَلَدِ كَانُوا حِجَابًا مِنَ النَّارِ ‏”‏‏.‏ قَالَتِ امْرَأَةٌ وَاثْنَانِ‏.‏ قَالَ ‏”‏ وَاثْنَانِ ‏”‏‏

24 ـ كتاب الزكاة

1 ـ باب وُجُوبِ الزَّكَاةِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى‏:‏ ‏{وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ}‏‏ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ حَدَّثَنِي أَبُو سُفْيَانَ ـ رضى الله عنه ـ فَذَكَرَ حَدِيثَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَأْمُرُنَا بِالصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ وَالصِّلَةِ وَالْعَفَافِ‏.‏

1413 (55) ـ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ زَكَرِيَّاءَ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا ـ رضى الله عنه ـ إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ ‏”‏ ادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ قَدِ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً فِي أَمْوَالِهِمْ، تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ وَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ ‏”‏‏.‏

1414 (56) ـ حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ ابْنِ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الْجَنَّةَ‏.‏ قَالَ مَا لَهُ مَا لَهُ وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَرَبٌ مَالَهُ، تَعْبُدُ اللَّهَ، وَلاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ ‏”‏‏.‏

1416 (57) ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدِ بْنِ حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أَعْرَابِيًّا، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ دُلَّنِي عَلَى عَمَلٍ إِذَا عَمِلْتُهُ دَخَلْتُ الْجَنَّةَ‏.‏ قَالَ ‏”‏ تَعْبُدُ اللَّهَ لاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ، وَتُؤَدِّي الزَّكَاةَ الْمَفْرُوضَةَ، وَتَصُومُ رَمَضَانَ ‏”‏‏.‏ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هَذَا‏.‏ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا ‏”‏‏.‏

1419 (58) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ وَكَفَرَ مَنْ كَفَرَ مِنَ الْعَرَبِ فَقَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه كَيْفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ، وَقَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ فَمَنْ قَالَهَا فَقَدْ عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ إِلاَّ بِحَقِّهِ، وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ ‏”‏‏.‏

1420 (59) ـ فَقَالَ وَاللَّهِ لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ، فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ، وَاللَّهِ لَوْ مَنَعُونِي عَنَاقًا كَانُوا يُؤَدُّونَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهَا‏.‏ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ قَدْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَقُّ‏.‏

2 ـ باب الْبَيْعَةِ عَلَى إِيتَاءِ الزَّكَاةِ

‏‏{فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ}‏‏.‏

1421 (60) ـ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ قَالَ جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بَايَعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.‏

3 ـ باب إِثْمِ مَانِعِ الزَّكَاةِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ * يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لأِنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ‏}[9/35‏‏].‏

1422 (61) ـ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ هُرْمُزَ الأَعْرَجَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ تَأْتِي الإِبِلُ عَلَى صَاحِبِهَا، عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ، إِذَا هُوَ لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا، تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا، وَتَأْتِي الْغَنَمُ عَلَى صَاحِبِهَا عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ، إِذَا لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا، تَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا، وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا ‏”‏‏.‏ وَقَالَ ‏”‏ وَمِنْ حَقِّهَا أَنْ تُحْلَبَ عَلَى الْمَاءِ ‏”‏‏.‏ قَالَ ‏”‏ وَلاَ يَأْتِي أَحَدُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِشَاةٍ يَحْمِلُهَا عَلَى رَقَبَتِهِ لَهَا يُعَارٌ، فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ‏.‏ وَلاَ يَأْتِي بِبَعِيرٍ، يَحْمِلُهُ عَلَى رَقَبَتِهِ لَهُ رُغَاءٌ، فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ ‏”‏‏.‏

1423 (62) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً، فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ مُثِّلَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ، لَهُ زَبِيبَتَانِ، يُطَوَّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ثُمَّ يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ ـ يَعْنِي شِدْقَيْهِ ـ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا مَالُكَ، أَنَا كَنْزُكَ ‏”‏ ثُمَّ تَلاَ {وَلاَ يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ هُوَ خَيْراً لَّهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَّهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُواْ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ} {180/3}

1428 (63) ـ قَالَ لِي خَلِيلِي ـ قَالَ قُلْتُ مَنْ خَلِيلُكَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ـ ‏”‏ يَا أَبَا ذَرٍّ أَتُبْصِرُ أُحُدًا ‏”‏‏.‏ قَالَ فَنَظَرْتُ إِلَى الشَّمْسِ مَا بَقِيَ مِنَ النَّهَارِ وَأَنَا أُرَى أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُرْسِلُنِي فِي حَاجَةٍ لَهُ، قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏”‏ مَا أُحِبُّ أَنَّ لِي مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا أُنْفِقُهُ كُلَّهُ إِلاَّ ثَلاَثَةَ دَنَانِيرَ ‏”‏‏.‏ وَإِنَّ هَؤُلاَءِ لاَ يَعْقِلُونَ، إِنَّمَا يَجْمَعُونَ الدُّنْيَا‏.‏ لاَ وَاللَّهِ لاَ أَسْأَلُهُمْ دُنْيَا، وَلاَ أَسْتَفْتِيهِمْ عَنْ دِينٍ حَتَّى أَلْقَى اللَّهَ‏.‏

5 ـ باب إِنْفَاقِ الْمَالِ فِي حَقِّهِ

1429 (64) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَسَلَّطَهُ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي الْحَقِّ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ حِكْمَةً فَهْوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا ‏”‏‏.‏

6 ـ باب الرِّيَاءِ فِي الصَّدَقَةِ

لِقَوْلِهِ ‏ ‏{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ} {2/264}‏‏.‏

وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما – ‏{‏صَلْدًا‏}‏ لَيْسَ عَلَيْهِ شَىْءٌ‏.‏ وَقَالَ عِكْرِمَةُ ‏{‏وَابِلٌ‏}‏ مَطَرٌ شَدِيدٌ، وَالطَّلُّ النَّدَى‏.‏

7 ـ باب لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ صَدَقَةً مِنْ غُلُولٍ وَلاَ يَقْبَلُ إِلاَّ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ

لِقَوْلِهِ ‏{قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ‏}‏‏.‏

8 ـ باب الصَّدَقَةِ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ

‏(‏‏.‏‏.‏ ‏.‏‏)‏ لِقَوْلِهِ ‏{يَمْحَقُ اللّهُ الْرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ {276} إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ} {277/2}

1430 (65) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ تَصَدَّقَ بِعَدْلِ تَمْرَةٍ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ ـ وَلاَ يَقْبَلُ اللَّهُ إِلاَّ الطَّيِّبَ ـ وَإِنَّ اللَّهَ يَتَقَبَّلُهَا بِيَمِينِهِ، ثُمَّ يُرَبِّيهَا لِصَاحِبِهِ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ حَتَّى تَكُونَ مِثْلَ الْجَبَلِ ‏”‏‏.‏ تَابَعَهُ سُلَيْمَانُ عَنِ ابْنِ دِينَارٍ‏.‏

1438 (66) ـ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَعْقِلٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ ‏”‏‏.‏

1439 (67) ـ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَتِ امْرَأَةٌ مَعَهَا ابْنَتَانِ لَهَا تَسْأَلُ، فَلَمْ تَجِدْ عِنْدِي شَيْئًا غَيْرَ تَمْرَةٍ فَأَعْطَيْتُهَا إِيَّاهَا، فَقَسَمَتْهَا بَيْنَ ابْنَتَيْهَا وَلَمْ تَأْكُلْ مِنْهَا، ثُمَّ قَامَتْ فَخَرَجَتْ، فَدَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَيْنَا، فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ ‏”‏ مَنِ ابْتُلِيَ مِنْ هَذِهِ الْبَنَاتِ بِشَىْءٍ كُنَّ لَهُ سِتْرًا مِنَ النَّارِ ‏”‏‏.‏

11 ـ باب أَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ

وَصَدَقَةُ الشَّحِيحِ الصَّحِيحِ لِقَوْلِهِ {وَأَنفِقُوا مِن مَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ الصَّالِحِينَ} {63/10}

{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ وَلاَ شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ} {254}‏.‏

1440 (68) ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ الْقَعْقَاعِ، حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَعْظَمُ أَجْرًا قَالَ ‏”‏ أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ، تَخْشَى الْفَقْرَ وَتَأْمُلُ الْغِنَى، وَلاَ تُمْهِلُ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا، وَلِفُلاَنٍ كَذَا، وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ ‏”‏‏.‏

13 ـ باب صَدَقَةِ الْعَلاَنِيَةِ

وَقَوْلِهِ ‏{‏الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً‏‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏‏{‏وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ‏‏}‏

18 ـ باب مَنْ أَمَرَ خَادِمَهُ بِالصَّدَقَةِ وَلَمْ يُنَاوِلْ بِنَفْسِهِ

1446 (69) ـ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِذَا أَنْفَقَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ طَعَامِ بَيْتِهَا غَيْرَ مُفْسِدَةٍ كَانَ لَهَا أَجْرُهَا بِمَا أَنْفَقَتْ وَلِزَوْجِهَا أَجْرُهُ بِمَا كَسَبَ، وَلِلْخَازِنِ مِثْلُ ذَلِكَ، لاَ يَنْقُصُ بَعْضُهُمْ أَجْرَ بَعْضٍ شَيْئًا ‏”‏‏.‏

19 ـ باب لاَ صَدَقَةَ إِلاَّ عَنْ ظَهْرِ غِنًى

1448 (70) ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ، وَخَيْرُ الصَّدَقَةِ عَنْ ظَهْرِ غِنًى، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ ‏”‏‏.‏

1450 (71) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ، وَذَكَرَ الصَّدَقَةَ وَالتَّعَفُّفَ وَالْمَسْأَلَةَ ‏”‏ الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، فَالْيَدُ الْعُلْيَا هِيَ الْمُنْفِقَةُ، وَالسُّفْلَى هِيَ السَّائِلَةُ ‏”‏‏.

25 ـ كتاب الحج

1 ـ باب وُجُوبِ الْحَجِّ وَفَضْلِهِ

‏{‏وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حَجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ‏}‏

4 ـ باب فَضْلِ الْحَجِّ الْمَبْرُورِ

1544 (72) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ قَالَ ‏”‏ إِيمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏”‏‏.‏ قِيلَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ ‏”‏ جِهَادٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏”‏‏.‏ قِيلَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ ‏”‏ حَجٌّ مَبْرُورٌ ‏”‏‏.‏

1546 (73) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ أَبُو الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ مَنْ حَجَّ لِلَّهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ ‏”‏‏.

1800 (74) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا، وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ ‏”‏‏.‏

الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ الحَجَّ فَلاَ رَفَثَ وَلاَ فُسُوقَ وَلاَ جِدَالَ فِي الحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ

30 ـ كتاب الصوم

1 ـ باب وُجُوبِ صَوْمِ رَمَضَانَ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ‏}‏‏.‏

1925 (75) ـ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَائِرَ الرَّأْسِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي مَاذَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصَّلاَةِ فَقَالَ ‏”‏ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ، إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ شَيْئًا ‏”‏‏.‏ فَقَالَ أَخْبِرْنِي مَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصِّيَامِ فَقَالَ ‏”‏ شَهْرَ رَمَضَانَ، إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ شَيْئًا ‏”‏‏.‏ فَقَالَ أَخْبِرْنِي بِمَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الزَّكَاةِ فَقَالَ فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَرَائِعَ الإِسْلاَمِ‏.‏ قَالَ وَالَّذِي أَكْرَمَكَ لاَ أَتَطَوَّعُ شَيْئًا، وَلاَ أَنْقُصُ مِمَّا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ شَيْئًا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ، أَوْ دَخَلَ الْجَنَّةَ إِنْ صَدَقَ ‏”‏‏.‏

1927 (76) ـ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، أَنَّ عِرَاكَ بْنَ مَالِكٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ عُرْوَةَ أَخْبَرَهُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ قُرَيْشًا، كَانَتْ تَصُومُ يَوْمَ عَاشُورَاءَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، ثُمَّ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصِيَامِهِ حَتَّى فُرِضَ رَمَضَانُ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ شَاءَ فَلْيَصُمْهُ، وَمَنْ شَاءَ أَفْطَرَ ‏”‏‏.‏

2 ـ باب فَضْلِ الصَّوْمِ

1928 (77) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الصِّيَامُ جُنَّةٌ، فَلاَ يَرْفُثْ وَلاَ يَجْهَلْ، وَإِنِ امْرُؤٌ قَاتَلَهُ أَوْ شَاتَمَهُ فَلْيَقُلْ إِنِّي صَائِمٌ‏.‏ مَرَّتَيْنِ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ، يَتْرُكُ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ وَشَهْوَتَهُ مِنْ أَجْلِي، الصِّيَامُ لِي، وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا ‏”‏‏.‏

4 ـ باب الرَّيَّانُ لِلصَّائِمِينَ

1930 (78) ـ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِنَّ فِي الْجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ الرَّيَّانُ، يَدْخُلُ مِنْهُ الصَّائِمُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لاَ يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ يُقَالُ أَيْنَ الصَّائِمُونَ فَيَقُومُونَ، لاَ يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ، فَإِذَا دَخَلُوا أُغْلِقَ، فَلَمْ يَدْخُلْ مِنْهُ أَحَدٌ ‏”‏‏.‏

6 ـ باب مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا وَنِيَّةً

1935 (79) ـ حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏”‏‏.‏

7 ـ باب أَجْوَدُ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَكُونُ فِي رَمَضَانَ

1936 (80) ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ بِالْخَيْرِ، وَكَانَ أَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ، حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ يَلْقَاهُ كُلَّ لَيْلَةٍ فِي رَمَضَانَ حَتَّى يَنْسَلِخَ، يَعْرِضُ عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ أَجْوَدَ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏

8 ـ باب مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ فِي الصَّوْمِ

1937 (81) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ ‏”‏‏.‏

9 ـ باب هَلْ يَقُولُ إِنِّي صَائِمٌ إِذَا شُتِمَ

1938 (82) ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ الزَّيَّاتِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ قَالَ اللَّهُ كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ إِلاَّ الصِّيَامَ، فَإِنَّهُ لِي، وَأَنَا أَجْزِي بِهِ‏.‏ وَالصِّيَامُ جُنَّةٌ، وَإِذَا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحَدِكُمْ، فَلاَ يَرْفُثْ وَلاَ يَصْخَبْ، فَإِنْ سَابَّهُ أَحَدٌ، أَوْ قَاتَلَهُ فَلْيَقُلْ إِنِّي امْرُؤٌ صَائِمٌ‏.‏ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ، لِلصَّائِمِ فَرْحَتَانِ يَفْرَحُهُمَا: إِذَا أَفْطَرَ فَرِحَ، وَإِذَا لَقِيَ رَبَّهُ فَرِحَ بِصَوْمِهِ ‏”‏‏.‏

10 ـ باب الصَّوْمِ لِمَنْ خَافَ عَلَى نَفْسِهِ الْعُزُوبَةَ

1939 (83) ـ حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي، مَعَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏”‏ مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ، فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ ‏”‏‏.

31 ـ كتاب صلاة التراويح

1 ـ باب فَضْلِ مَنْ قَامَ رَمَضَانَ

2047 (84) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ لِرَمَضَانَ ‏”‏ مَنْ قَامَهُ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏”‏‏.‏

32 ـ كتاب فضل ليلة القدر

1 ـ باب فَضْلِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ * وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ * لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ * تَنَزَّلُ الْمَلاَئِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ * سَلاَمٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ‏}‏‏.‏

2053 (85) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَفِظْنَاهُ وَإِنَّمَا حَفِظَ مِنَ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏”‏‏.‏

3 ـ باب تَحَرِّي لَيْلَةِ الْقَدْرِ فِي الْوِتْرِ مِنَ الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ

2059 (86) ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُجَاوِرُ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ، وَيَقُولُ ‏”‏ تَحَرَّوْا لَيْلَةَ الْقَدْرِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ ‏”‏‏.‏

4 ـ باب رَفْعِ مَعْرِفَةِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ لِتَلاَحِي النَّاسِ

2062 (87) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِيُخْبِرَنَا بِلَيْلَةِ الْقَدْرِ، فَتَلاَحَى رَجُلاَنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَقَالَ ‏”‏ خَرَجْتُ لأُخْبِرَكُمْ بِلَيْلَةِ الْقَدْرِ، فَتَلاَحَى فُلاَنٌ وَفُلاَنٌ، فَرُفِعَتْ، وَعَسَى أَنْ يَكُونَ خَيْرًا لَكُمْ، فَالْتَمِسُوهَا فِي التَّاسِعَةِ وَالسَّابِعَةِ وَالْخَامِسَةِ ‏”‏‏.‏

5 ـ باب الْعَمَلِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ

2063 (88) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي يَعْفُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ الْعَشْرُ شَدَّ مِئْزَرَهُ، وَأَحْيَا لَيْلَهُ، وَأَيْقَظَ أَهْلَهُ‏.

33 ـ كتاب الاعتكاف

1 ـ باب الاِعْتِكَافِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ

وَالاِعْتِكَافِ فِي الْمَسَاجِدِ كُلِّهَا‏.‏ لِقَوْلِهِ تَعَالَى {وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ‏}‏‏.‏

2064 (89) ـ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، أَنَّ نَافِعًا، أَخْبَرَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْتَكِفُ الْعَشْرَ الأَوَاخِرَ مِنْ رَمَضَانَ‏.‏

34 ـ كتاب البيوع

وَقَوْلُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا‏}‏ وَقَوْلُهُ ‏{إِلاَّ أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ‏}‏‏.‏

‏.‏ وَقَوْلِهِ {لاَ تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ}‏‏.‏

2 ـ باب الْحَلاَلُ بَيِّنٌ وَالْحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ

2090 (90) ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي فَرْوَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏‏ ‏”‏ الْحَلاَلُ بَيِّنٌ، وَالْحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَةٌ، فَمَنْ تَرَكَ مَا شُبِّهَ عَلَيْهِ مِنَ الإِثْمِ كَانَ لِمَا اسْتَبَانَ أَتْرَكَ، وَمَنِ اجْتَرَأَ عَلَى مَا يَشُكُّ فِيهِ مِنَ الإِثْمِ أَوْشَكَ أَنْ يُوَاقِعَ مَا اسْتَبَانَ، وَالْمَعَاصِي حِمَى اللَّهِ، مَنْ يَرْتَعْ حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكْ أَنْ يُوَاقِعَهُ ‏”‏‏.‏

l 52 – حدثنا أبو نعيم حدثنا زكرياء عن عامر قال سمعت النعمان بن بشير يقول: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول ( الحلال بين والحرام بين وبينهما مشبهات لا يعلمها كثير من الناس فمن اتقى المشبها استبرأ لدينه وعرضه ومن وقع في الشبهات كراع يرعى حول الحمى أوشك أن يواقعه ألا وإن لكل ملك حمى ألا وإن حمى الله في أرضه محارمه ألا وإن في الجسد مضغة إذا صلحت صلح الجسد كله وإذا فسدت فسد الجسد كله ألا وهي القلب (

3 ـ باب تَفْسِيرِ الْمُشَبَّهَاتِ

وَقَالَ حَسَّانُ بْنُ أَبِي سِنَانٍ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَهْوَنَ مِنَ الْوَرَعِ، دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لاَ يَرِيبُكَ‏.‏

5 ـ باب مَنْ لَمْ يَرَ الْوَسَاوِسَ وَنَحْوَهَا مِنَ الْمُشَبَّهَاتِ

2096 (91) ـ حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الطُّفَاوِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ،، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ قَوْمًا، قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ قَوْمًا يَأْتُونَنَا بِاللَّحْمِ لاَ نَدْرِي أَذَكَرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ أَمْ لاَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ سَمُّوا اللَّهَ عَلَيْهِ وَكُلُوهُ ‏”‏‏.‏

7 ـ باب مَنْ لَمْ يُبَالِ مِنْ حَيْثُ كَسَبَ الْمَالَ

2098 (92) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ، لاَ يُبَالِي الْمَرْءُ مَا أَخَذَ مِنْهُ أَمِنَ الْحَلاَلِ أَمْ مِنَ الْحَرَامِ ‏”‏‏.‏

8 ـ باب التِّجَارَةِ فِي الْبَرِّ

وَقَوْلِهِ {رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء

الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ} {4/37}

‏‏‏ وَقَالَ قَتَادَةُ كَانَ الْقَوْمُ يَتَبَايَعُونَ، وَيَتَّجِرُونَ، وَلَكِنَّهُمْ إِذَا نَابَهُمْ حَقٌّ مِنْ حُقُوقِ اللَّهِ لَمْ تُلْهِهِمْ تِجَارَةٌ وَلاَ بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ، حَتَّى يُؤَدُّوهُ إِلَى اللَّهِ‏.‏

14 ـ باب شِرَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالنَّسِيئَةِ

2107 (93) ـ حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ ذَكَرْنَا عِنْدَ إِبْرَاهِيمَ الرَّهْنَ فِي السَّلَمِ فَقَالَ حَدَّثَنِي الأَسْوَدُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اشْتَرَى طَعَامًا مِنْ يَهُودِيٍّ إِلَى أَجَلٍ، وَرَهَنَهُ دِرْعًا مِنْ حَدِيدٍ‏.‏

15 ـ باب كَسْبِ الرَّجُلِ وَعَمَلِهِ بِيَدِهِ

2111 (94) ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عِيسَى، عَنْ ثَوْرٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنِ الْمِقْدَامِ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ، وَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ‏”‏‏.‏

2112 (95) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَنَّ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ لاَ يَأْكُلُ إِلاَّ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ‏”‏‏.‏

2114 (96) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ لأَنْ يَأْخُذَ أَحَدُكُمْ أَحْبُلَهُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ النَّاسَ ‏”‏‏.‏

16 ـ باب السُّهُولَةِ وَالسَّمَاحَةِ فِي الشِّرَاءِ وَالْبَيْعِ، وَمَنْ طَلَبَ حَقًّا فَلْيَطْلُبْهُ فِي عَفَافٍ

2115 (97) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً سَمْحًا إِذَا بَاعَ، وَإِذَا اشْتَرَى، وَإِذَا اقْتَضَى ‏”‏‏.‏

19 ـ باب إِذَا بَيَّنَ الْبَيِّعَانِ وَلَمْ يَكْتُمَا وَنَصَحَا

2118 (98) ـ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ صَالِحٍ أَبِي الْخَلِيلِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، رَفَعَهُ إِلَى حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا ـ أَوْ قَالَ حَتَّى يَتَفَرَّقَا ـ فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا ‏”‏‏.‏

46 ـ كتاب المظالم فِي الْمَظَالِمِ وَالْغَصْبِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ}(14/42)‏

1 ـ باب قِصَاصِ الْمَظَالِمِ

مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لاَ يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاء {43} وَأَنذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُواْ رَبَّنَا أَخِّرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ نُّجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُواْ أَقْسَمْتُم مِّن قَبْلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالٍ {44} وَسَكَنتُمْ فِي مَسَـاكِنِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ أَنفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الأَمْثَالَ {45} وَقَدْ مَكَرُواْ مَكْرَهُمْ وَعِندَ اللّهِ مَكْرُهُمْ وَإِن كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ {46} فَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ {14/47}

2 ـ باب قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏أَلاَ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ}‏

3 ـ باب لاَ يَظْلِمُ الْمُسْلِمُ الْمُسْلِمَ وَلاَ يُسْلِمُهُ

2482 (99) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ سَالِمًا، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.‏

4 ـ باب أَعِنْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا

2483 (100) ـ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَنَسٍ، وَحُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، سَمِعَا أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا ‏”‏‏.‏

2484 (101) ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا ‏”‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا نَنْصُرُهُ مَظْلُومًا، فَكَيْفَ نَنْصُرُهُ ظَالِمًا قَالَ ‏”‏ تَأْخُذُ فَوْقَ يَدَيْهِ ‏”‏‏.‏

5 ـ باب نَصْرِ الْمَظْلُومِ

2486 (102) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا ‏”‏‏.‏ وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ‏.‏

8 ـ باب الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

2487 (103) ـ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الْمَاجِشُونُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.‏

9 ـ باب الاِتِّقَاءِ وَالْحَذَرِ مِنْ دَعْوَةِ الْمَظْلُومِ

2488 (104) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ الْمَكِّيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ، فَقَالَ ‏“‏ اتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ ‏”‏‏.‏

10 ـ باب مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ عِنْدَ الرَّجُلِ فَحَلَّلَهَا لَهُ، هَلْ يُبَيِّنُ مَظْلَمَتَهُ

2489 (105) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لأَحَدٍ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَىْءٍ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ، قَبْلَ أَنْ لاَ يَكُونَ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ، إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ ‏”‏‏.‏

13 ـ باب إِثْمِ مَنْ ظَلَمَ شَيْئًا مِنَ الأَرْضِ

2494 (106) ـ حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ أَخَذَ مِنَ الأَرْضِ شَيْئًا بِغَيْرِ حَقِّهِ خُسِفَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَى سَبْعِ أَرَضِينَ ‏”‏‏.‏

15 ـ باب قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى {‏‏وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ‏‏ {

2497(107)ـ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِنَّ أَبْغَضَ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ‏”‏‏.‏

16 ـ باب إِثْمِ مَنْ خَاصَمَ فِي بَاطِلٍ وَهْوَ يَعْلَمُهُ

2498 (108) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّهَا أُمَّ سَلَمَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سَمِعَ خُصُومَةً بِبَابِ حُجْرَتِهِ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ، فَقَالَ ‏”‏ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَإِنَّهُ يَأْتِينِي الْخَصْمُ، فَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَبْلَغَ مِنْ بَعْضٍ، فَأَحْسِبُ أَنَّهُ صَدَقَ، فَأَقْضِيَ لَهُ بِذَلِكَ، فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ بِحَقِّ مُسْلِمٍ فَإِنَّمَا هِيَ قِطْعَةٌ مِنَ النَّارِ، فَلْيَأْخُذْهَا أَوْ فَلْيَتْرُكْهَا ‏”‏‏.‏

17 ـ باب إِذَا خَاصَمَ فَجَرَ

2499 (109) ـ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا، أَوْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْ أَرْبَعَةٍ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ، حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ ‏”‏‏.‏

24 ـ باب إِمَاطَةِ الأَذَى

(110) وَقَالَ هَمَّامٌ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ يُمِيطُ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ ‏”‏‏.

52 ـ كتاب الشهادات

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي الْبَيِّنَةِ عَلَى الْمُدَّعِي

قَوْلُهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَى أَنْفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِنْ يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَاللَّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُوا الْهَوَى أَنْ تَعْدِلُوا وَإِنْ تَلْوُوا أَوْ تُعْرِضُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا}(4/135)‏

53 ـ كتاب الصلح

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي الإِصْلاَحِ بَيْنَ النَّاسِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏لاَ خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلاَّ مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلاَحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا}‏(4\114)

2732 (111)ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَوْ أَتَيْتَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ‏.‏ فَانْطَلَقَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَرَكِبَ حِمَارًا، فَانْطَلَقَ الْمُسْلِمُونَ يَمْشُونَ مَعَهُ، وَهْىَ أَرْضٌ سَبِخَةٌ، فَلَمَّا أَتَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِلَيْكَ عَنِّي، وَاللَّهِ لَقَدْ آذَانِي نَتْنُ حِمَارِكَ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ مِنْهُمْ وَاللَّهِ لَحِمَارُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَطْيَبُ رِيحًا مِنْكَ‏.‏ فَغَضِبَ لِعَبْدِ اللَّهِ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ فَشَتَمَا، فَغَضِبَ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا أَصْحَابُهُ، فَكَانَ بَيْنَهُمَا ضَرْبٌ بِالْجَرِيدِ وَالأَيْدِي وَالنِّعَالِ، فَبَلَغَنَا أَنَّهَا أُنْزِلَتْ ‏{وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا‏}‏‏.‏

3 ـ باب قَوْلِ الإِمَامِ لأَصْحَابِهِ اذْهَبُوا بِنَا نُصْلِحُ

2734 (112)ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَهْلَ، قُبَاءٍ اقْتَتَلُوا حَتَّى تَرَامَوْا بِالْحِجَارَةِ، فَأُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ فَقَالَ ‏”‏ اذْهَبُوا بِنَا نُصْلِحُ بَيْنَهُمْ ‏”‏‏.‏

54 ـ كتاب الشروط

1 ـ باب مَا يَجُوزُ مِنَ الشُّرُوطِ فِي الإِسْلاَمِ وَالأَحْكَامِ وَالْمُبَايَعَةِ

2753 (113) ـ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جَرِيرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاشْتَرَطَ عَلَىَّ وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.‏

2754 (114) ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسُ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.‏

56 ـ كتاب الجهاد والسير

1 ـ باب فَضْلُ الْجِهَادِ وَالسِّيَرِ

{وَقَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى ‏إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ} {9\111}

2821 (115) ـ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَابِقٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْوَلِيدَ بْنَ الْعَيْزَارِ، ذَكَرَ عَنْ أَبِي عَمْرٍو الشَّيْبَانِيِّ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الْعَمَلِ أَفْضَلُ قَالَ ‏”‏ الصَّلاَةُ عَلَى مِيقَاتِهَا ‏”‏‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ‏.‏ قَالَ ‏”‏ ثُمَّ بِرُّ الْوَالِدَيْنِ ‏”‏‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ ‏”‏ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏”‏‏.‏ فَسَكَتُّ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوِ اسْتَزَدْتُهُ لَزَادَنِي‏.‏

2822 (116) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏”‏‏.‏

2 ـ باب أَفْضَلُ النَّاسِ مُؤْمِنٌ يُجَاهِدُ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

وَقَوْلُهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ * يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ‏} [61/10-12]‏

2825 (117) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ اللَّيْثِيُّ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ النَّاسِ أَفْضَلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مُؤْمِنٌ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ ‏”‏‏.‏ قَالُوا ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏”‏ مُؤْمِنٌ فِي شِعْبٍ مِنَ الشِّعَابِ يَتَّقِي اللَّهَ، وَيَدَعُ النَّاسَ مِنْ شَرِّهِ ‏”‏‏.‏

2826 (118) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ مَثَلُ الْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ـ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَنْ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِهِ ـ كَمَثَلِ الصَّائِمِ الْقَائِمِ، وَتَوَكَّلَ اللَّهُ لِلْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِهِ بِأَنْ يَتَوَفَّاهُ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، أَوْ يَرْجِعَهُ سَالِمًا مَعَ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ ‏”‏‏.‏

7 ـ باب كَانَ جِبْرِيلُ يَعْرِضُ الْقُرْآنَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم

5048 (119) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ بِالْخَيْرِ، وَأَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ لأَنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ حَتَّى يَنْسَلِخَ يَعْرِضُ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ كَانَ أَجْوَدَ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏

9 ـ باب ‏‏فَضْلِ‏‏ فَاتِحَةِ الْكِتَابِ

5057 (120) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي فَدَعَانِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ أُجِبْهُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ أُصَلِّي‏.‏ قَالَ ‏”‏ أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ ‏{‏اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ}‏ ثُمَّ قَالَ: أَلاَ أُعَلِّمُكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ ‏”‏‏.‏ فَأَخَذَ بِيَدِي فَلَمَّا أَرَدْنَا أَنْ نَخْرُجَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ قُلْتَ لأُعَلِّمَنَّكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ‏.‏ قَالَ ‏”‏‏{الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ‏}‏ هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ ‏”‏‏.‏

67 ـ كتاب النكاح

1 ـ باب التَّرْغِيبُ فِي النِّكَاحِ لِقَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ‏} ‏

5118 (121) ـ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدُ بْنُ أَبِي حُمَيْدٍ الطَّوِيلُ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ جَاءَ ثَلاَثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا أُخْبِرُوا كَأَنَّهُمْ تَقَالُّوهَا فَقَالُوا وَأَيْنَ نَحْنُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ‏.‏ قَالَ أَحَدُهُمْ أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُصَلِّي اللَّيْلَ أَبَدًا‏.‏ وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَصُومُ الدَّهْرَ وَلاَ أُفْطِرُ‏.‏ وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَعْتَزِلُ النِّسَاءَ فَلاَ أَتَزَوَّجُ أَبَدًا‏.‏ فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏”‏ أَنْتُمُ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ، لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ، وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ، فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي ‏”‏‏.‏

5119 (122) ـ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، سَمِعَ حَسَّانَ بْنَ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ لاَ تَعُولُوا‏}[4/3]‏‏.‏ قَالَتْ يَا ابْنَ أُخْتِي، الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، فَيَرْغَبُ فِي مَالِهَا وَجَمَالِهَا، يُرِيدُ أَنْ يَتَزَوَّجَهَا بِأَدْنَى مِنْ سُنَّةِ صَدَاقِهَا، فَنُهُوا أَنْ يَنْكِحُوهُنَّ إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ فَيُكْمِلُوا الصَّدَاقَ، وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ مِنَ النِّسَاءِ‏.‏

3 ـ باب مَنْ لَمْ يَسْتَطِعِ الْبَاءَةَ فَلْيَصُمْ

5121 (123) ـ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَارَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ دَخَلْتُ مَعَ عَلْقَمَةَ وَالأَسْوَدِ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَبَابًا لاَ نَجِدُ شَيْئًا فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهُ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ، فَإِنَّهُ

6

Mayıs
2012

ALMANCA DÜKKAN İSİLERİ-1

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ALMANCA | Yorum: Yok
ALMANCA DÜKKAN İSİLERİ-1

die Bank Banka
der Laden Dükkan
der Buchladen,
die Buchhandlung Kitapçı
der Blumenladen Çiçekçi
der Schuhladen Ayakkabıcı
der Taschenladen Çantacı
der Kofferladen Bavulcu
der Elektrogeschäft Elektrikli eşya mağazası
der Musikladen Müzik dükkanı
der Obst- und Gemüseladen Manav
das Geschäft Mağaza
das Kleidergeschäft Kıyafet dükkanı
das Möbelgeschäft Mobilyacı
das Hotel Otel
das Reisebüro Seyahat bürosu
das Cafè Kafe
das Restaurant Lokanta
der Markt Market
der Supermarkt Süpermarket
das Kaufhaus Alışveriş Merkezi
die Post, das Postamt Postane
die Apotheke Eczane
die Bäckerei Fırın
die Metzgerei Kasap
die Bibliothek Kütüphane
die Stadtbibliothek Şehir Kütüphanesi
das Kino Sinema
das Theater Tiyatro
das Museum Müze
das Fotostudio Fotoğraf stüdyosu
die Praxis Muayenehane
das Krankenhaus Hastane
die Firma Firma
das Büro Büro
der Reparaturdienst Tamir servisi
der Optiker Gözlükçü
die Reinigung Temizlemeci dükkanı
die Schule Okul
der Kurs Kurs
der Friseursalon Kuaför salonu
das Fitnessstudio Spor salonu
das Fahrkartenautomat Bilet otomatı(makinesı)
der Schalter Vezne
der Informationsschalter Danışma veznesi
der Kiosk Büfe

Toplam 192 sayfa, 154. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030152153154155156160170180...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.