7

Mayıs
2012

Camilerimizin İnşası ve Önemi

Yazar: arafat  | Kategori: iSLAM TARiHi | Yorum: Yok
Camilerimizin İnşası ve Önemi

“Kalplerini imar edemeyenler, binaları ve şehirleri imar edemezler. Biz, camileri inşa ederiz, camiler ise bizim kalplerimizi, gönüllerimizi imar eder. Yeryüzünün imarı, insanların kalplerini imar etmesiyle olur. Camileri inşa ettikten sonra o camilerde hem gönüllerimizi ve ruhlarımızı hem de ibadet mekânımız olan camileri imar etmeliyiz. Camilerde bulunan mihrap, tüm manevi kötülüklerle mücadelenin simgesidir. Minber, bilginin ışığa dönüşmesinin simgesi, kürsü ise bilgiyle yücelen mekânların temsilidir. Bu şekilde camilerde edinilen bilgilerle imar edilen kalpler de şehirleri ve yeryüzünü imar ederler.”Birlik mekânı olan camilerde saf tutarken bedenlerin yan yana gelmesinden ziyade kalplerin, gönüllerin ve ruhların da bir araya geldiğini ve gelmesi gerektiğini ,vatanın tapuları ve özgürlüğün simgeleri olan camilerden kıyamet sabahına kadar ezan sesinin eksilmemesi ve camilerin hiçbir zaman cemaatten mahrum kalmaması duasında bulundu.(Mehmet GÖRMEZ,Diyanet  İşleri Başkanımız,Diyanet web)

6

Mayıs
2012

Şeyh Sadi´nin Bostan´ından Öğütler

Yazar: arafat  | Kategori: HİTABET | Yorum: Yok
Şeyh Sadi´nin Bostan´ından Öğütler

• Birini mevkiinden çıkarırsan, bir müddet geçtikten sonra suçunu affet. Ümit besleyen kimsenin muradını vermek, mahpusun bağını çözmekten bin kat iyidir…

• Allah ın emrinden dışarı çıkma ki, senin emrinden de hiçbir şey dışarı çıkmasın…

• Çoban uyumuş, kurt da sürüde: Bu hal akıllı kimselerin beğeneceği şey değil…

• İnsan iyilik ümidi ve kötülük korkusu dolayısıyla aklın gereğini benimser…

• Kendisinden fazlasıyla iyilik gördüğün kimseye fenalık etmen insanlık değildir…

• Kurdun kafasını, halkın koyunlarını paraladıktan sonra değil, önce kesmek gerekir…

• Bir kimsenin günahı üzerine hiddetlenirsen onu cezalandırmadan önce iyi düşün taşın. Çünkü Bedahşan la lini kırmak kolaydır, lakin kırılan şeyi sonradan eklemek imkansızdır…

• Hedefe, okun gezi elindeyken nişan ol, ok yaydan fırladıktan sonra değil

• Aradan bir nice zaman geçmedikçe insanın içyüzü anlaşılmaz…

• Düşman bir kusur bulunca, büyüklerin kalplerini dağlar. Ateş, ufacık şeyle de alevlenir fakatkoca koca ağaçları tutuşturmak mümkündür…

• Gönül sır zindanıdır. Ama bir kere söyledinmi, sır artık zincire girmez…

• Günahsız olan, pervasız konuşur. Muhtesip dolaşırken gocunanlar, terazilerinde dirhem taşı noksan olanlardır…

• Hiddetle hemen kılıca sarılan kimse sonra esefle elinin ardını dişler…

• Öfke, pusudan askerini saldırttığı zaman, ortada ne insaf kalır, ne takva, ne de din kalır. Ben şu göklerin altında, bunca meleği ürküten böyle şeytan görmedim…

• Eşeğini düşman, vergisini de sultan alıp gittikten sonra o memleketin tacında, tahtında ikbal kalır mı

• Bir düşmana üstün geldiğin zaman onu incitme, zaten kendi derdi kendine yeter.

• Büyük kalarak yaşamanın şartı odur ki her küçüğün kim olduğunu bilesin…

• Herkesin huzurunu kendi rahatına tercih eden kimseye ne mutlu. Hüner sahipleri, başkalarının gamını çekmekten kendi keyiflerine bakamamışlardır…

• Yolda laf atmak değil, adım atmak lazım. Yürümedikten sonra lafın manası kalmaz…

• Elalem harman kaldırırken, vaktiyle tohum ekmemiş olmak ne gevşekliktir…

• Salih adam dilenirse ancak kendi nefsinden dilenir ve ondan hırsı terk etmesini ister. Çünkü, her saat ver diyen bir nefis, sahibini zillet içinde köy köy dolaştırır…

• Derisini parçalasalar dahi, Hudadost hiçbir zaman dostunun düşmanıyla dost olmaz…

• Bir tek kıl ibrişim telinden bile zayıftır. Ama çoğalırsa zincirden bile sağlam olur…

• Dost gönüllerini derli toplu tutmak, hazine toplamaktan daha iyidir…

• Kimsenin işini ayağa düşürme. Mümkündür, sen de onun ayağına pek çok düşersin…

• Zorluya tahammül et ki bir gün ondan daha kuvvetli olasın. İnatçının şerrini iyilikle gider. Himmetin pazısı kuvvetin elinden üstündür..

• Efendi davul sesi ile uyanıyor, bekçinin gecesi nasıl geçti, nereden bilecek….

• Padişahken zulmedersen, padişahlıktan sonraa dilenci olursun.

• Kuvvetlilerin yükünü zayıflar çekerken padişaha tatlıuyku haramdır..

• Kafası Zühal yıldızına değen bir padişahla zindanda inleyen züğürdü, başlarına ölüm askeri hücum ettikten sonra birbirinden ayıramazsın..

• İdrak kulağından gaflet pamuğunu çıkarmalısın ki, ölülerin nasihatını duyabilesin.

• Şer çıkaranlar- yuvasına nadiren dönebilen akrepler gibidir- gene şer sevdasında giderler…

• Eğer yiyip yatmaktan başka bir şey bilmiyorsa, adam hayvandan nesiyle yüksek olur ki

• Yolu takip etmeyen bedbaht süvari, doğru yürüyen yayadan geri kalır…

• İnan ki, ateşinle gönüller dağlı olunca kıyamet günü iyilik göremezsin…

• Düşen her zaman kalkmış değildir…

• Güneşler, aylar ve ülkeler daha çok zaman parlayacaklar ama sen mezar yastığından başını kaldıramayacaksın…

• Bir hükümdar abit olursa ölümle neyi eksilir, mademkiahirette de padişahtır…

• Bir kadın zalim olan erkekten çok yüksektir. Köpek de halkı inciten insandan üstündür.

• Kendine fenalık yapan ahlaksız,insanlara kötülük yapanlardan iyidir…

• Devri kötü olan bir zalim dünyada kalmayacak, ama onun üzerinde ebedi bir lanet kalacaktır…

• Çıkrığının ardında ihtiyar kadın lanet ederken, meclisin baş köşesinden gelen aferinlerin değeri yoktur…

• Kendi ahlakını düşmanından dinle; dostun gözünde her yaptığın iyidir…

• Hastaya şeker vermek günah olur, çünkü ona acı ilaç fayda verecektir…

• Ekşi yüzlü adam, insanı hoş tabiatlı, tatlı mizaçlı dostlarından daha güzel tenkit eder…

• Senin iyiliğini isteyen kimse, yolunda şöyle bir diken var diyendir. Yolunu kaybedene iyi gidiyorsun demek şiddetli bir zulümdür…

• Ey düşüncesiz, tedbirsiz ve akılsız olan nefis, sen tek yoksulluğun yükünü çek, ama kendini gamla öldürme…

• Bir iş tedbirle olacaksa düşmanın yüzüne gülmek, savaş çıkarmaktan daha iyidir.

• Değersiz kimselerle savaşmaktan çekin. Ben damlalardan sel olduğunu çok gördüm…

• Kaşını çatmamağa çalış, ne kadar zayıf olursa olsun düşmanın dost kalması daha iyidir.

• Düşmanı dostundan fazla olan kişinin, düşmanı şen, dostu mahzun olur.

• Hizmeti yeni girenin ipini uzat fakat kesme, sonra bir daha yüzünü göremezsin…

• Sen kendi kaygını sağlığında çek, hısımların hırsa düşerler ölenle ilgilenmezler. Parayı, nimeti şimdiden ver, çünkü senindir ve senden sonra bunlar senin emrinden çıkacaktır.

• Elinden hayır gelen bir oruç yiyici, dünyaya tapıp yıl orucu tutan kimseden iyidir.

• Toprağın altında iken gönlü diri olan bir ölü, gönlü ölü olarak yaşayan bir bilginden daha canlıdır.

• Herkes kuvveti derecesinde yük taşır, karıncaya göre çekirge ayağı ağırdır.

• Allah eğer hikmetiyle bir kapıyı kaparsa, rahmetiyle başkasını açar.

• Amelsiz söz gevşek bir dayanaktır.

• Marifet kapısı, kendilerine karşı bütün kapıların kapandığı kimseler için açıktır. Acı yaşamış, acıyı tatmış nice insanlar cennette eteklerini sürüyerek yürürler.

• İster merhem sürsün ister yaralasın… Ne hoştur, O nun gamıyla perişan olanın hali.!

• Kim çalarsa çalsın, cömertin kapısı mutlaka açılır.

• Nice kuvvetli, nice üstün akıllar vardır ki, aşkın havası onları mağlup etmiştir. Çünkü sevda aklın kulağını büktükten sonra, akıl bir daha baş kaldıramaz…

• Akıl yolu kıvrım üstüne kıvrımlardan başka bir şey değildir ve arifler katında Allah tan gayrı bir varlık yoktur…

• İster yücelik ve mevki olsun, ister zillet ve hapis olsun, ben bütün bunları Allah tan bilirim; Ahmet ten, Mehmet ten değil…

• Ey akıllı kimse, hekim sana acı ilaç gönderdiği zaman hastalıktan korkma. Dost elinden gelen her şeyi iç. Hasta hekimden daha bilgili değildir…

• Eğer aşk eri isen kendine değer verme. Aksi takdirde afiyet yolunda yürü..

• Muhabbetin seni toprak etmesinden korkma. O mahvettiği takdirde sonsuzlaşırsın! Toprağın altında değişmedikçe sağlam taneden ot bitmez…

• Seni Allah a aşina kılacak kimse kendi benliğinden seni kurtarmış olandır. Çünkü benliğinle beraber oldukça kendine yol bulamazsın ve bu inceliği de kendini unutanlardan başkası bilemez…

• Varlığı perişan olan kimse ne t iz i fark eder, ne p e s i. O, bir kuşcağızın ötmesiyle de feryada geleir…

• Yüzücülükte yiğit de olsan, elini ayağını ancak çıplakken kullanabilirsin. Şu halde şöhret, namus ve riya hırkasını sırtından çıkarmalısın; elbisesiyle suya batan kimse aciz kalır…

• Dünya alakası Allah a karşı perdedir ve bir neticesi yoktur. Sen ancak bağları kopardığın takdirde vuslata nail olursun…

• Öğüdü, tesir etmeyeceğini bildiğin bir kimseye verme, ey şaşkın. Elinden dizgini kaçırmış olan zavallıya, oğlum yavaş sür denmez.

• Kişi kendinden üstününü aramayı fırsat bilmelidir. Kendin gibisiyle vaktini ziyan edersin. Kendi benzerlerinin izinde ancak kendini beğenmişler yürür…

• Aşkına sadık olan kimse canına kıyabilendir; yüreksiz adam kendine aşıktır…

• Bir kere serden geçen insan, başına taş ve ok yağmuru yağsa da, dileğinden el çekmez…

• Seçkin bir akıllı gönülsüz olur; meyvelerle yüklü dal başını yere kor…

• Büyüklük gösterişle, lafla olmaz; yücelik dava ile, kuruntu ile elde edilmez. Tevazu yüceliği arttırır, fakat gurur seni toprağa serer..

• Üstü başı temiz fakat ahlakı kirli olan kişinin cehennem kapısını açmak için anahtara ihtiyacı yoktur.

• Eğer mertsen, mertliğinden bahsetme. Sen kendini iyilerden saydıkça kötü olursun…

• Allah karşı iyi, halka karşı kötü olan akılsızlar, ibadetlerinin meyvasını yiyememişlerdir…

• Zühd ü takva ile meşgul ol, ama Muhammed Mustafa yı geçecek kadar değil. Siyahlık şöyle dursun, haddinden fazla beyazlık bile hoşa gitmez…

• Allah tan çekinen günahkar, gösteriş yapan abitten çok daha iyidir…

• Kalbi kırılanın sözü sert olur…

• Her kim çirkin huyundan vazgeçerse, cennette sonsuz bahtiyarlıklara ulaşacaktır.

• Düşmanın derisini yumuşaklıkla yüzebilirsin. Sertlik gösterdin mi, dostun bile sana düşman olur.

• Tatlı söz karşısında büyükler gönülsüzleşirler, kafalarını dikmezler; küçükler de başlarını eğerler. Başarı tatlı dille elde edilir. Hırçın tabiatlı kimse daima ısdırap çeker…

• Çirkin tabiat, adamı cehenneme götürür. Çünkü iyi huy cennetten gelmiştir.

• Tek ırmak kenarından sıcak su iç de ekşi suratlının soğuk gül şerbetini içme. Yüzü sofra gibi karmakarışık olan bir adamın ekmeğini tatmak haramdır..

• Hüner sahipleri, cefa gördükleri halde muhabbet gösterirler.

• Soysuzlara karşı soysuzluk etmek mümkündür. Lakın, insan olanın elinden köpeklik gelmez.

• Tahammül sana önce zehir gibi görünür. Fakat tabiatına kök salınca bal kesilir…

• Azametli adam kurum satar; çünkü büyüklüğün yumuşaklıkta olduğunu bilmez.

• Allah yolunun yiğitleri, bela okuna hedef olanlardır. Onlar kibir külahını atmışlar, yücelik tacıyla başlarını yükseltmişlerdir.

• Sen zebun ol da derini yırtsınlar. Çünkü gönül sahipleri küstahların yüklerine katlanırlar. Allah adamlarının toprağından testi yapsalar, halk onu melamet taşıyla kırar.

• Sel heybetle aktığı için yukarıdan aşağı tepesi üstü düşer. Halbuki çiğ damlası küçüz ve acizdir; bu sebeple gökyüzü onu muhabbetle alır, a y y u k a çıkarır…

• Methü sena ipiyle kuyuya inme, Hatem gibi sağır ol da kendi ayıplarını dinle.

• Eğer, şu arif geçinen adam gerçekten dostunu tanısaydı, düşmanla çekişmeğe vakti kalmazdı. Allah ın varlığından haberi olsaydı, bütün halkı yok bilirdi…

• Düşman sözü ağırına gidiyorsa dikkat et de onun ayıpladığı şeyleri yapma. Benim için iyi şeyler söyleyen kimse, ancak kusurumu bana açıkça gösterendir.

• Sen kendinden bahsetme ki, seni başkaları övsünler. Kendini övdüğün takdirde bunu başkalarından bekleme.

• Ecel günü zırhı delen ok, eceli gelmeyenin gömleğinden bile geçmez.

• Bilgin ne kadar çalışırsa çalışsın, canını ecelden kurtaramaz. Cahil de, ne kadar uygunsuz şeyler yerse yesin, ölmez.

• Kıyısı görünmiyen bir suda, yüzücünün gururu işe yaramaz.

• İnsan olmak isteyen kişi önce nefsinin köpeğini susturur.

• İnsana hüner, fazilet, din ve olgunluk gerek. Mevki, mal dediğin şey bir gelir, bir gider…

• Murada ermedim diye düşüne düşüne kalbini yakma, kardeşim. Çünkü her gecenin gündüzü vardır.

• On adam mikdarı konuşan cahilden çekin. Bilginler gibi bir söyle, pir söyle

• Meydana çıktığı zaman yüz kızartacak olan bir sözü gizlice niçin söylemeli

• Elalemin kötülüğünden bahsettiğin takdirde, sözün doğru olsa bile, özün kötü sayılır..

• Elalemi ayıplarıyla anan bir kimsenin senden de teşekkürle bahsedeceğini zannetme.

• Kimsenin hoşuna gitmese bile, sen faydasına inandığın bir sözü söyle. Onu bugün dinlemeğen cahil yarın pişman olacak…

• Velhasıl dünyada kimse kimsenin elinden, dilinden kurtulamaz. Dile düşen için biricik çare sabretmektir.

• Günahlarından şu anda kork kıyamet günü kimseden korkun olmasın.

6

Mayıs
2012

Ahmed Yesevi´den Hikmet Damlaları ve Öğütler

Yazar: arafat  | Kategori: HİTABET | Yorum: Yok
Ahmed Yesevi´den Hikmet Damlaları ve Öğütler

H İ K M E T
Bismillah la başlayarak hikmet söyleyip
Tâliplere inci,cevher saçtım işte.
Riyâzeti katı çekip,kanlar yutup
Ben defter-i sâni sözünü açtım işte.

Sözü didar isteyen herkes için söyleyip,
Canı cana bağlayarak damarları ekleyip,
Garip,fakir,yetimlerin gönlünü avlayıp
Gönlü bütün kimselerden geçtim işte.

Nerde görsen gönlü kırık,merhem ol sen;
Öyle mazlum yolda kalsa,hemdem ol sen;
Mahşer günü dergâhına mahrem ol sen;
Ben-sen diyen kimselerden geçtim işte.

Garip,fakir,yetimleri Resûl sordu;
Hem o gece Mirâc a çıkıp didar gördü;
Geri inip garip,yetim izleyip yürüdü;
Gariplerin izini izleyip indim işte.

Ümmet olsan,gariplere tâbi ol sen;
Âyet,hadis her kim dese,sâmi ol sen;
Rızık,nasip her ne verse,kani ol sen;
Kani olup şevk şarabını içtim işte.

Medine ye Resûl varıp oldu garip;
Gariplikte mihnet çekip oldu habip;
Cefa çekip Yaradan a oldu karîp
Garip olup engellerden aştım işte.

Akıllı isen,gariplerin gönlünü avla;
Mustafa gibi ülkeyi gezip yetim ara;
Dünyaya tapan soysuzlardan yüz çevir;
Yüz çevirip,deniz olup taştım işte.

Aşk kapısını Mevlâm açınca bana erdi;
Toprak kılıp Hazır ol! diyip boynumu eğdi;
Yağmur gibi melâmetin oku değdi;
Tamren alıp yürek,bağrımı deştim işte.

Gönlüm katı,dilim acı,kendim zalim;
Kur ân okuyup amel kılmaz sahte âlim;
Garip canımı harcayayım, yoktur malım;
Hak tan korkup ateşe girmeden piştim işte.

Altmış üçe yaşım yetti,geçtim gafil;
Hak emrini muhkem tutmadım,kendim cahil;
Oruç,namaz, kazâ kılıp oldum kâhil
Kötüyü izleyip iyilerden geçtim işte.

Vah ne yazık,sevgi kadehinden içmeden,
Çoluk-çocuk,ev-barktan tam geçmeden,
Suç ve isyan düğümünü burada çözmeden
Şeytan galip,can verende şaştım işte.

İmanıma çengel vurup gamlı kıldı;
Pîr-i muğan Hazır ol! diyip afyon saçtı;
Lânetli şeytan benden kaçıp korkusuz gitti;
Allah a hamd olsun,iman nuru götürdüm işte.

Pîr-i muğan hizmetinde koşup yürüdüm;
Hizmet kılıp göz yummadan hazır durdum;
Yardım etti,Azâzil i kovup sürdüm;
Ondan sonra kanat çırpıp uçtum işte.

Garip, fakir,yetimleri kıl sen şadman;
Parçalayıp aziz canın eyle kurban;
Yiyecek bulsan,canın ile kıl sen ihsan;
Hak tan işitip bu sözleri dedim işte.

Garip,fakir,yetimleri her kim sorar,
Râzı olur o bendeden Perverdigâr.
Ey habersiz,sen ver sebep,kendisi korur;
Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim işte.

Yedi yaşta Arslan Bâb a selâm verdim;
Hak Mustafa emanetini lutfedin dedim;
Hem o vakit bin bir zikrini tamam ettim;
Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim işte.

Hurma verip,başımı okşayıp nazar kıldı;
Bir fırsatta âhirete sefer kıldı;
Elveda! diyip bu âlemden göçüp gitti;
Mektebe varıp,kanayıp dolup taştım işte.

İnnâ fetehna yı okuyup mâna sordum;
Işık saldı,kendimden geçip didar gördüm;
Selam verdim Üskut! dedi,bakıp durdum;
Yaşımı saçıp,çâresiz olup durdum işte.

Eya cahil,mâna ol! diye söyledi, bildim;
Ondan sonra çöller gezip Hakk ı sordum;
Nasip etti,Azâzil i tutup yendim;
Kararlı olup, belini basıp ezdim işte.

Zikrini tamam edip döndüm divaneye;
Hak tan başka birşey demedim bigâneye;
Mumunu izleyip çırak girdim pervaneye;
Kor ateş olup,kavrulup söndüm işte.

Adım,sanım hiç kalmadı lâ lâ oldum;
Allah yadını diye diye illâ oldum;
Halis olup,muhlis olup fenâ oldum;
Fena fii llah makamına yükseldim işte.

Sünnet imiş,kâfir de olsa, incitme sen;
Hüda bîzardır katı yürekli gönül incitenden;
Allah şahit,öyle kula hazırdır Siccîn;
Bilginlerden duyup bu sözü söyledim işte.

Sünnetlerini muhkem tutup ümmet oldum;
Yer altına yalnız girip nurla doldum;
Hakk a tapanlar makamına mahrem oldum,
Bâtın kılıcı ile nefsi parçaladım işte.

Nefsim beni yoldan çıkarıp bayağılattı;
İnsanlara hasretle bakıp inlettirdi;
Zikr söylemeyip şeytan ile yâr eyledi;
Hazırsın diyip nefs yarasını deldim işte.

Kul Hâce Ahmed,gaflet ile ömrüm geçti;
Vah ne hasret,gözden,dizden kuvvet gitti;
Vah ne yazık,pişmanlığın vakti yetti;
İyi amel kılmadan kervan olup göçtüm işte.

Eya dostlar,kulak verin dediğime,
Ne sebepten altmış üçte girdim yere
Mirâç üstünde hak Mustafa ruhumu gördü,
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Hak Mustafa Cebrâil den kıldı sual;
Bu nasıl ruh,tene girmeden buldu kemâl
Gözü yaşlı,halka yaralı,boyu hilâl;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Cibrîl dedi:Ümmet işi size haktır;
Göğe çıkıp meleklerden dersler alır;
Yedi tabaka gök iniltisiyle iniler;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Bil,Hak önce Elesti birabbiküm dedi;
Kalû belâ dedi ruhum dersler aldı;
Şüphesiz bilin ,hak Mustafa oğul dedi,
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Oğlum diyip hak Mustafa söze başladı;
Ondan sonra bütün ruhlar selâm verdi;
Rahmet denizi dolup taş, diye haber ulaştı;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Rahim içinde belir diye nida geldi;
Zikr et! dedi, uzuvlarım titreyiverdi;
Ruhum girdi,kemiklerim Allah! dedi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Dörtyüz yıldan sonra çıkıp ümmet olacak;
Nice yıllar dolaşıp halka yol gösterecek;
Yüz on dört bin müçtehit hizmet kılacak;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Dokuz ay ve dokuz gönde yere düştüm;
Dokuz saat duramadım, göğe uçtum;
Arş ve Kürsü pâyesini varıp kucakladım;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Arş üstünde namaz kılıp dizimi büktüm;
Derdimi deyip,Hakk a bakıp yaşımı döktüm;
Sahte âşık,sahte sofu görünce söğdüm;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Candan geçmeden Hû Hû! demek hep yalan;
Bu hayasızdan sual sormayın,yolda kalan;
Kendisi de gizli, sözü de gizli,Hakk ı bulan;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

2.H İ K M E T

Bir yaşında ruhlar bana nasip verdi;
İki yaşta peygamberler gelip gördü;
Üç yaşımda Kırklar gelip halimi sordu;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Dört yaşımda hak Mustafa hurma verdi;
Yol gösterdim,nice şaşkın yola girdi;
Nere varsam Hızır Baba m yoldaş oldu;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Beş yaşımda tâbi olup tâat kıldım;
Baş eğerek oruç tutmayı âdet kıldım
Gece gündüz zikrederek rahat kıldım;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Altı yaşta durmadan kaçtım insanlardan;
Göğe çıkıp ders öğrendim meleklerden;
İlgiyi kesip hep tanıdık ve bağlardan;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Yedi yaşta Arslan Baba m arayıp buldu;
Gördüğü her sırrı perde ile sarıp örttü;
Allah a hamd olsun,gördüm. dedi,izim öptü;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Azrâil gelip Arslan Baba mın canını aldı;
Hûrîler gelip ipek kumaştan kefen biçti;
Yetmiş bin kadar melek toplanıp geldi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Namazını kılıp yerden kaldırdılar;
Bir anda cennet içine ulaştırdılar;
Ruhunu alıp İlliyyîn e girdirdiler;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Allah Allah, yer altında vatan kıldı;
Münker,Nekîr Men Rabbük diye sual sordu;
Arslan Baba m islâmından haber verdi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Akıllı isen,erenlere hizmet kıl sen;
Emr-i mâruf kılanlara izzet kıl sen;
Nehy-i münker kılanlara hürmet kıl sen;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Sekizimde sekiz yandan yol açıldı;
Hikmet söyle! dendi, başıma nur saçıldı;
Allah a hamd olsun, pîr-i muğân mey içirdi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Pîr-i muğân hak Mustafa,şüphesiz bilin;
Nereye varsanız,vasfını deyip ululayın;
Selâm verip Mustafa ya ümmet olun;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

Dokuzumda dolanmadım doğru yola;
Tebbürk deyip alıp yürüdü elden ele;
İnanmadım bu sözlere kaçtım çöle;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

On yaşında oğul oldun Kul Hâce Ahmet;
Hâceliğe bina koydun,kılmadan tâat;
Hâceyim,deyip yolda kalsan,vay ne hasret;
O sebepten altmış üçte girdim yere.

3. H İ K M E T

Sabahları kulağıma nida geldi;
Zikr et! dedi,zikrini deyip yürüdüm işte.
Aşksızları gördüm ise,yolda kaldı;
O sebepten aşk dükkânını kurdum işte.

On birimde rahmet denizi dolup taştı;
Allah! dedim ,şeytan benden uzaklaştı;
Geçici heves,ben-sen fikri durmayıp göçtü;
On ikide bu sırları gördüm işte.

On üçümde nefs arzusuna kapılıverdim;
Nefs başına yüzbin belâ tutup saldım;
Kibirlenmeyi yere vurup yenebildim;
On dördümde toprak gibi oldum işte.

On beşimde hûri ,gılman karşı geldi;
Baş eğerek,el bağlayıp tâzim kıldı;
Firdevs adlı cennetinden habersi geldi;
Didar için hepsini terk ettim işte.

On altımda bütün ruhlar nasip verdi;
Size mübârek olsun ! diyerek Âdem geldi;
Evladım! deyip,boynuma sarılıp gönlümü aldı;
On yedimde Türkistan da bulundum işte.

On sekizde kırklar ile şarap içtim;
Zikrini deyip,hazır durup göğsümü deştim;
Nasip kıldı,cennet gezip hûriler kucakladım;
Hak Mustafa cemalini gördüm işte.

On dokuzda yetmiş makam gösteriverdi;
Zikrini dedim,içim dışım temizlendi;
Nereye varsam,Hızır Baba m hazır oldu;
Gavsu l-gıyâs mey içirdi,duydum işte.

Yaşım yirmiye ulaştı,makamlar aştım;
Allah a hamd olsun,pîr hizmetini tamamladım;
Dünyadaki kurt ve kuşlarla selâmlaştım;
O sebepten Hakk a yakın oldum işte.

Mü min değil, hikmet işitip ağlamıyor;
Erenlerin dediği sözü dinlemiyor;
Âyet,hadis mânasını anlamıyor;
Bu rivayeti Arş üstünde gördüm işte.

Rivayeti görüp Hak la söyleştim ben;
Yüz bin türlü meleklerle yüzleştim ben;
O sebepten Hakk ı anıp izleştim ben;
Can ve gönlümü O na feda kıldım işte.

Kul Hâce Ahmed, oldu yaşın yirmi bir;
Ne yapacaksın,günahların dağdan ağır;
Kıyamet günü azap kılsa,Rabb im kadir;
Eya dostlar,nasıl cevap vereceğim işte.

4.HİKMET

Hoş gâipten kulağıma ilham geldi;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.
Hep ulular yığılıp bana nimet verdi;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi iki yaşta fâni oldum;
Merhem olup gerçek dertliye deva oldum;
Sahte âşıka, gerçek âşıka tanık.
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Eyâ dostlar, erdi yirmi üçe yaşım;
Dâvam yalan, tamamı boş tâatlarım;
Kıyamet günü ben çıplak, şaşı ne yapayım
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi dört yaşa girdim, Hak tan uzak;
Ahirete varır olsam, hani hazırlık
Öldüğümde toplanıp vurun yüz bin dayak;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Cenazemin arkasından taşlar atın;
Ayağımdan sürüyerek mezara iletin;
Hakk a kulluk kılmadın. deyip döğüp tepin;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Günah ile yaşım oldu yirmi beş;
Sübhan Rabb im, zikr öğretip göğsümü deş;
Göğsümdeki düğümleri sen kendin çöz;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi altı yaşta sevda kıldım;
Mansur gibi didar için kavga kıldım;
Pîrsiz dolaşıp dert ve hâlet peyda kıldım;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi yedi yaşta piri buldum;
Gördüğüm her sırrı perde ile sarıp örttüm,
Eşiğine yaslanarak izini öptüm;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Ben yirmi sekiz yaşta âşık oldum;
Gece yatmayıp, mihnet çekip sâdık oldum;
Ondan sonra dergahına lâyık oldum;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Yirmi dokuz yaşa girdim,harap halim;
Aşk yolunda toprak gibi olamadım;
Halim harap, bağrım kebap,yaş dolu gözüm;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Otuz yaşta odun kılıp yandırdılar;
Hep ulular yığılıp dünya koydurdular;
Vurup,söğüp, yalnız Hakk ı sevdirdiler;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

Kul Hâce Ahmet,dünya koysan,işin biter;
Göğsünden çıkan âhın Arş a yeter;
Cen verende hak Mustafa elinden tutar;
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.

5.HİKMET

Birdenbire durduğumda hep ulular;
Hak aşkını gönlüm içine saldı dostlar.
Hızır Baba m hazır durup lutf ederek
Yardım edip, elimden tutup aldı dostlar.

Otuz birde Hızır Baba m mey içirdi,
Vücudumdan Azâzil i tamamen kaçırdı;
Tutkun oldum, günahlarımı Hak geçirdi;
Ondan sonra Hak yoluna saldı dostlar.

Otuz iki yaşta geldi Hak tan ferman:
Kulluğuma kabul kıldım, kılma arman;
Can verdiğinde sana vereyim nur-ı iman;
Garip canını mutlu olup güldü dostlar.

Hâlık ımdan haber erişti, şâkir oldum;
Her kim söğse, belki tepse, sâbir oldum;
Bu âlemde uyumayıp hazır oldum;
Geçici heves, ben-sen fikri gitti dostlar.

Otuz üçte sâki olup mey dağıttım;
Şarap kadehi ele alıp doyasıya içtim;
Asker yığıp şeytan ile çok vuruştum;
Allah a hamd olsun, iki nefsim öldü dostlar.

Otuz dörtte âlim olup bilen oldum;
Hikmet söyle! dedi rabb im, diyen oldum;
Kırklar ile şarap içtim,yoldaş oldum;
İçim dışım Hak nuruyla doldu dostlar.

Otuz beşte mecside girip gün geçirdim;
Tâliplere aşk dükkânını çokça kurdum;
Eğri yola kim girdiyse, söğdüm, vurdum;
Âşıklara Hak tan müjde erdi dostlar.

Otuz altı yaşta oldum sahip-kemal;
Hak Mustafa gösterdiler bana cemal;
O sebepten gözüm yaşlı, boyum bir dâl;
Aşk hançeri yürek, bağrımı deldi dostlar.

Otuz yedi yaşa girdim, uyanmadım;
İnsaf kılıp Hakk a doğru yönelmedim;
Seher vakti ağlayarak inlemedim;
Tevbe kıldım, hâcem kabul kıldı dostlar.

Otuz sekiz yaşa girdim, ömrüm geçti;
Ağlamayım mı, ölüm vaktim yakınlaştı;
Ecel gelip kadehini bana tuttu;
Bilmeden kaldım, ömrüm sona erdi dostlar.

Otuz dokuz yaşa girdim, kıldım hasret;
Vah ne yazık ömrüm geçti, hani tâat
Tâat kılanlar Hak önünde hoş saadet;
Kızıl yüzüm tâat kılmadan soldu dostlar.

Saç ve sakal iyice ağardı, kara gönlüm;
Mahşer günü rahm etmesem, harap halim;;
Sana mâlum, amelsizim, çoktur günahım;
Hep melekler günahımı bildi dostlar.

Pîr-i muğân cür asından katre tattım;
Yol bulayım diye gece uykuya attım;
Allah a hamd olsun, lutf eyledi, nura battım;
Gönül kuşu lâ-mekâna ulaştı dostlar.

Kıyametin şiddetinden aklım hayran;
Gönlüm korkar, canım erir, evim viran;
Sırat adlı köprüsünden gönlüm lerzan;
Aklım gidip, şaşkın olup kaldım dostlar.

Kul Hâce Ahmed, kırka girdin kır nefsini;
Burada ağlayıp âhirette temizle kendini;
İman postu şeriattir,tarikat bil esasını;
Tarikata giren Hak tan nasip aldı dostlar.

6.HİKMET

Yâ ilâhim, hamdın ile hikmet dedim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Tevbe kılıp günahımdan korkup döndüm;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk birimde ihlas kıldım, yol bulayım diye;
Erenlerden gördüğüm her sırrı örteyim diye;
Pîr-i muğân izini alıp öpeyim diye;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk ikide tâlip olup yola girdim,
İhlas ile yalnız Hakk a gönül verdim;
Arş, Kürsü, Levh ten geçip Kalem i gezdim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana .

Kırk üçünde Hakk ı izleyip nâle kıldım;
Göz yaşımı akıtarak jâle kıldım;
Çöller gezip ben kendimi vâle kıldım;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk dördümde muhabbetin pazarında,
Yakamı yırtıp, ağlayıp yürüdüm gülzarında;
Mansur gibi başımı verip aşk dârında;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk beşinde senden hâcet dileyip geldim;
Yaptığım hatalı işler için tevbe kıldım;
Yâ ilâhım, rahmetini sonsuz bildim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk altımda zevkım, şevkım dolup taştı;
Rahmetinden katre damladı, şeytan kaçtı;
Hak tan ilham refik olup, kapısını açtı;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk yedimde yedi yandan haber yetti,
Sâki olup şarap kadehini hâcem tuttu;
Şeytan gelip, nefs hevayı kendisi yuttu;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk sekizde aziz candan bizar oldum;
Günah derdi uyuşturdu,hastalandım;
O sebepten Hak tan korkup uyanık durdum;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Kırk dokuzda aşkın düştü,kavrulup yandım;
Mansur gibi hısımlardan uzaklaştım;
Türlü türlü cefa değdi,kabullendim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

Elli yaşta Er benim dedim,fi lim zayıf;
Gözlerimden kan dökmedim,bağrımı ezip;
Nefsim için yürür idim,it gibi gezip;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.

7.HİKMET

Kul huva llâh sübhâna llâh ı vird eylesem,
Bir ve Var ım didarını görür müyüm
Baştan ayağa hasretinde dert eylesem,
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli birde çöller gezip otlar yedim;
Dağlara çıkıp, tâat kılıp gözümü oydum;
Didarını göremedim, candan doydum;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli iki yaşta geçtim evden barktan;
Evim barkım ne ola ki belki candan;
Baştan geçtim, candan geçtim,hem imandan;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli üçte vahdet şarabı nasip kıldı;
Yoldan azan şaşkın idim,yola saldı;
Allah! dedim, Lebbeyk! deyip elimden tuttu;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli dörtte vücudumu nalân kıldım;
Marifetin meydanında cevlan kıldım;
İsmâil gibi aziz canımı kurban kıldım;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli beşte didar için dilenci oldum;
Kavruldum,yandım,kül gibi yokluğa erdim;
Allah a hamd olsun,didar izleyip tamamladım;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli altı yaşa erdi dertli başım;
Tevbe kıldım,akar mı ki gözde yaşım;
Erenlerden pay almadan içim dışım;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli yedi yaşta ömrüm yel gibi geçti;
Eya dostlar, amelsizim, başım karıştı;
Allah a hamd olsun,pîr-i muğan elimden tuttu;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli sekiz yaşa girdim,habersizim;
Nefsimi alt-üst eyle, kahhar Rabb im;
Himmet versen,şom nefsime teber vurayım;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Elli dokuz yaşa yettim,dâd u feryad;
Can verende cananımı kılmadım yâd;
Ne yüz ile sana diyem, kıl sen âzıd;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Göz yumup tâ açınca erişti altmış;
Bel bağlayıp kılmadım ben iyi bir iş;
Gece gündüz gamsız gezdim, hem yaz hem kış;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Altmış birde utanmışım ilâhımdan;
Eya dostlar, çok korkarım günahımdan;
Candan geçip penah dileyim Allah ımdan;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Altmış iki yaşta Allah ışık saldı;
Baştan ayağı gafletlerden kurtarıverdi;
Can ve gönlüm, akıl ve idrâkim Allah! dedi;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Altmış üçte nida geldi:Kul yere gir;
Hem canınım, cananınım,canını ver;
Hû kılıcını ele alıp nefsini kır!
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

Kul Hâce Ahmed, nefsi teptim,nefsi teptim;
Ondan sonra cananımı arayıp buldum;
Ölmeden önce can vermenin derdini çektim;
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm

8.HİKMET

Vah ne yazık,ne yapacağım gariplikte
Gariplikte gurbat içinde kaldım işte.
Horasan ı, Şam ı,Irak ı niyet kılıp
Garipliğin çok kadrini bildim işte.

Neler gelse,görmek gerek o Hüda dan;
Yûsuf unu ayırdılar o Ken ân dan;
Doğduğum yer o mübarek Türkistan dan;
Bağrıma taşlar vurup geldim işte.

Gurbet değdi Mustafa gibi erenlere,
Otuz üç bin sahabe ve yâranlara,
Ebû Bekir, Ömer, Osman, Murtaza ya,
Gurbet değdi onlara hem, dedim işte.

Gurbet değse,pişkin kılar çok hamları
Bilgili kılar,seçkin kılar çok âmları,
Keçe giyer,bulsa yiyer taamları;
Onun için Türkistan a geldim işte.

Gariplıkte yüz yıl dursa, yine mihman;
Tahtı, bahtı, bostanları yine zindan;
Gariplikte kul oldu o Mahmut Sultan;
Ey yârenler, gurbet içinde yandım işte.

Gariplikte Arslan Baba m arayıp buldu;
Gördüğü sırları perde ile sarıp örttü;
Allah a hamd olsun,gördüm. dedi, izimi öptü;
Bu sırları görüp hayran kaldım işte.

Arzuluyum akrabalık vileyete,
Büyük babam ravzaları Ak Türbet e,
Babamın ruhu saldı beni bu gurbete;
Bilmem ki ben nasıl taksir kıldım işte.

Kul Hâce Ahmet, söylediği Hakk ın yâdı;
İşitmeyen dostlarına kalsın öğüdü;
Gurbet çekipöz şehrine dönüp geldi;
Türkistan da mezar olup kaldım işte.

9.HİKMET

Gönül gözünü parlatmadan tâat kılınsa,
Dergâhında makbul olmaz,bildim işte.
Hakikatten bu sözleri iyice öğrenip
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Bir ve Var ım dersler verdi perde açıp;
Yer ve gökte duramadı şeytan kaçıp;
İşret kılıp,vahdet şarabından doyasıya içip;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Aşk makamı türlü makam, aklın yetmez;
Baştan başa zorluk, cefa, mihneti gitmez;
Melâmetler, ihanetler kılısa,geçmez;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Aşk belâsı başa düşse, nalân kılar;
Aklını alıp, şaşkın kılıp, hayran kılar;
Gönül gözü açılınca giryan kılar;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Seher vakti ağlar idim, nida geldi;
Didarımı göstereyim. Diye vâde kıldı;
Aklımı alıp, şaşkın kılıp aşkını saldı;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Burada cefa çekenlere didarı taht;
Mahşer günü bağışlar hem taht, hem baht;
Yarattığında âşıka kendisi kıldı ahd;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Çöller gezip, halktan bezip aşkı sor sen;
Kulu olsan, Hak tan korkup ağlayıp yürü sen;
Didarını ister isen, hazır ol sen;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Gözlerimden kanlar döküp yâd etmedim;
Yüz bin türlü mihnet verdi, dâd etmedim;
Senden korkup hasta gönlümü şâd etmedim;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Allah derdi satılmaz ki satın alsan;
Pîr-i muğan hizmetinde toprak olmasan;
Hak yoluna giremezsin, pâk olmasan;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Ey yâranlar, aşk derdine çâre olmaz;
Diri oldukça aşk defteri tamamlanmaz;
Dar lahidde kemikleri ayrılmaz;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Aşk padişah,âşık fakir,nefes alamaz;
Hak tan izin olmayınca konuşamaz;
Hak öğüdünü alan dünya peşinde koşmaz;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

Kul Hâce Ahmed,yedi yaşta dersler aldım;
Sekizimde dünyayı da,ahireti de terk eyledim;
Dokuzumda ben Hüda mı hazır bildim;
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.

10.HİKMET

Kadir rabb im kudret ile nazar kıldı;
Mutlu olup yer altına girdim işte.
Garip kulun bu dünyadan göçüp gitti;
Mahrem olup yer altına girdim işte.

Zâkir olup,şâkir olup Hakk ı buldum;
Dünya,ahret haram kılıp ezip teptim;
Divane olup,rüsva olup candan geçtim;
Gamsız olup yer altına girdim işte.

Şomluğumdan dağlar,taşlar söğdü beni;
Açık dille söğüp dedi:Fi lin hani
Âşık olsan, önce varıp Hakk ı tanı!
Merhem olup yer altına girdim işte.

Sizi, bizi Hak yarattı tâat için;
Ey acayip, içmek, yemek, rahat için;
Kalû belâ dedi ruhum mihnet için;
Ethem olup yer altına girdim işte.

Nefsim beni çok koşturdu, Hakk a bakmadan;
Gece gündüz gamsız yürüdüm, yaşım akmadan;
Hevesleri, benlik dâvasını ateşe yakmadan;
Gamla dolup yer altına girdim işte.

Bir kul görsem, hizmet kılıp kulu oldum;
Toprak gibi yol üstünde yolu oldum;
Âşıkların yanıp sönen külü oldum;
Hemdem olup yer altına girdim işte.

Candan geçip mihnet çektim, kulum dedi;
Kanlar yutup Allah! dedim, rahm eyledi;
Cehennemde olmasın diyip tasalandı;
Mutlu olup yer altına girdim işte.

Bir gün değil, yirmi üçe erdi yaşım;
Yazık Hakk ı bulmamaktan kırık gönlüm;
Yer üstünde sultanım diyip kibirlendim;
Şâkir olup yer altına girdim işte.

Şeyhim diye dâva kılıp yolda kaldım;
Fes, sarığı değersiz bir pula satıp geldim;
Boş istekler coşup taştı, yorulup kaldım;
Huzursuz olup yer altına girdim işte.

Başım toprak, kendim toprak, cismim toprak;
Hakk a kavuşur muyum diye, ruhum müştak;
Kavrulup yandım, olamadım aslâ ap-ak;
Şebnem olup yer altına girdim işte.

Pîr-i muğan nazar kıldı, şarap içtim;
Şiblî gibi semâ ılıp candan geçtim;
Sermest olup insanlardan uzaklaştım;
Zemzem olup yer altına girdim işte.

Kul Hâce Ahmed, nâsih olsan, kendine ol;
Âşık olsan, candan geçip bir defa öl;
Cahillere desen, sözünü kılmaz kabul;
Muhkem olup yer altına girdim işte.

6

Mayıs
2012

FIKHI MEZHEPLER LİTERATÜRÜ

Yazar: arafat  | Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER | Yorum: Yok
FIKHI MEZHEPLER LİTERATÜRÜ

HANEFİ MEZHEBİ 
I. Zahiru’r-Rivaye: İmamı Azam(150) ve talebeleri İmam Muhammed(189) ve İmam Ebu Yusuf’un(183) tevatür yolla gelen görüşleri
1. el-Asl: İmam Muhammed’in ilk yazdığı kitap. İmam Muhammed’in en geniş kitabı olduğu için Mebsut da denir.
2. el-Camiu’s-Sağir: Ebu Yusuf aracılığıyla İ. Azam’dan gelen görüşler.
Leknevi buna bir şerh yazdı: en-Nafiu’l-Kebir. Tek cilttir.
3. el-Camiu’l-Kebir: İmam Muhammed’in direk İmam-ı Azam’dan aldığı görüşlerini içerir.
4. es-Siyeru’s-Sağir: Uluslar arası hukukla ilgili bir eser.
5. es-Siyeru’l-Kebir: İmam Evzaî, Siyeru’s-Sağir’i görünce “Kufeliler ne anlar bu işten” deyip İ.Muhammed’i eleştirmesi üzerine İmam daha kapsamlı bu eseri hazırladı.
6. ez-Ziyadat: Bütün bu beş kitaba yapılan ziyadelerdir.

II. Nadiru’r-Rivaye: İmamı Azam ve talebelerinin bize ahad yolla gelen rivayetleridir. Bunlar:
İmam Muhammed’in Eserleri:
1. el-Hücce ala ehli’l-Medine: İmam Muhammed, Medine dönüşü bazı fikirleri değişti. Bu kitapta değişmeyen düşüncelerini İmam Malik’e karşı savunmak için yazdı. 4 cilttir.
2. Kitabu’l-Asar: İmamı Azam’ın rivayetleri var. Hadis sayısı azdır. Daha çok sahabe sözleri var. Tek cilt.
3. Kitabu’l-Kesb: Kazanç ve ticaretle ilgili bir kitap.
İmam Ebu Yusuf’un Eserleri:
1. Kitabu’l-Asar: İmamı Azam’ın rivayetleri.
2. İhtilafu Ebi Hanife ve İbni Ebi Leyla: İlk yazılan hilaf kitaplarındandır.
3. Kitabu’l-Harac: Harun Reşid için yazdığı vergi hukuku ile ilgili bir eser.

III. Temel Metinler ve Şerhleri.
Hanefi mezhebinde el kitabı mahiyetinde ilk eser Ebu Ca’fer et-Tahavî’nin(321/933) el-Muhtasar’ıdır.
Hakimü’ş-Şehid Mervezi, Zahirü’r-Rivaye’yi alıp tekrarları çıkarmak suretiyle el-Kafî adlı eserini meydana getirdi. Şemsu’l-Eimme es-Serahsî bu eseri el-Mebsut adıyla şerhetti.
Kudurî(428/1037), Hanefi mezhebinin en meşhur el kitaplarından biri olan el-Muhtasar’ı telif etti. Hanefi literatüründe Kitab deyince Kudurî’nin bu kitabı kastedilir. Bu eser üzerinde 30 civarında şerh çalışması yapılmıştır. En meşhur şerhleri;
1- Ebu Bekir el-Haddad’ın el-Cevheretu’n-Neyyire ve es-Siracu’l-Vehhac adlı şerhleri
2- Abdulğanî el-Meydanî’nin el-Lübab fi şerhi’l-Kitab adlı şerhi
Alaeddin es-Semerkandî’nin(539/1144) Tuhfetu’l-Fukaha adlı eseri Kudurî’nin el-Muhtasar’ına dayanmakla birlikte o zamana kadar kaleme alınan eserlerden farkı bir sistematiğe sahiptir. Kudurî’nin eserini ikmal, izah ve delillerle temellendirme maksadıyla kaleme alınan Tuhfetu’l-Fukaha tertip usulu ve terminolojinin geliştirilmesi bakımından ileri bir merhaleyi temsil eder.
Semerkandî’nin talebesi olan Kasanî(587), bu eseri tertip ve metot bakımından örnek alarak Bedaiu’s-Sana’î’yi telif etti. Hanefi tabakat kitablarında bu eser Tuhfetu’l-Fukaha’nın şerhi olarak gösteriliyorsa da aslında klasik şerhlerle benzerliği bulunmayan Kasanî’nin eseri orjinal bir çalışma olup gerek muhteva gerekse metot bakımından Semerkandî’nin eserini aşmıştır.
Kasanî’nin çağdaşı Burhaneddin el-Merğınanî’nin el-Hidaye adlı kitabı, müteahhirin devri Hanefi uleması arasında en çok rağbet gören eserlerin başında gelir. Eser, aynı müellifin Şeybanî’nin el-Camiu’s-Sağir’i ile Kudurî’nin el-Muhtasar’ına dayanarak telif ettiği Bidayetu’l-Mübtedî’nin şerhidir.
el-Hidaye üzerine altmış civarında şerh ve haşiye yazılmış olup en meşhurları şunlardır;
1- Bedreddin el-Aynî, el-Binaye
2- İbnu’l-Hümam, Fethu’l-Kadir
3- Ekmeleddin el-Babertî, el-İnaye
4- Celaleddin el-Kurlanî, el-Kifaye

el-Hidaye’nin tahricleri arasında en meşhurları ise şunlardır;
1- Zeylaî, Nasbu’r-Raye
2- İbn Hacer, ed-Diraye
3- Aladuddin İbn Türkmanî(750), el-Kifaye fi Marifeti Ehadisi’l-Hidaye

Mütunu Erbaa olarak bilinen Müteahhirun devri Hanefi alimleri arasında meşhur olan dört eser;
1- Abdullah b. Mahmud el-Mevsilî(638/1284), el-Muhtar. Ebu Hanife’nin görüşleri esas alınarak yazılmış bir muhtasardır ve yine müellifi tarafından el-İhtiyar li-ta’lili’l-Muhtar adıyla şerhedilmiştir.
2- Muzafferuddin İbnu’s-Saatî(694/1295), Mecmau’l-Bahreyn. Kudurî’nin el-Muhtasar’ı ile Ebu Hafs Necmeddin en-Nesefî’nin el-Manzumetu’n-Nesefiyye’si esas alınarak teli edilmiştir.
3- Ebu’l-Berekat en-Nesefî(710/1310), Kenzu’d-Dekaik. Otuz civarındaki şerhleri arasında en meşhurları;
a-Fahreddin Osman b. Ali ez-Zeylaî(743), Tebyinu’l-Hakaik
b-Bedruddin el-Aynî, Remzu’l-Hakaik
c-Ebu’l-Kasım es-Semerkandî, Mustahlasu’l-Hakaik
d-Zeynuddin İbn Nüceym(970), el-Bahru’r-Raik
e-Molla Miskin, Şerhu Kenzi’d-Dekaik
4- Tacu’ş-Şeria, Vikayetu’r-Rivaye. Tac’ın torunu Sadru’ş-Şeria Vikaye’yi ihtisar edip en-Nukaye adıyla yeni bir eser yazdı. Molla Aliyyu’l-Karî, Nukaye’yi Fethu babi’l-İnaye adıyla şerhetti.

Hicri VII. yüzyılda yazılan bir diğer muhtasar metin de Şemseddin Konevî’ye ait Düreru’l-Bihar’dır. İbnu’s-Saatî’nin Mecamu’l-Bahreyn’ine Ahmed b. Hanbel, Şafii ve Malik’in görüşlerinin ilavesiyle telif edilen eser üzerine çok sayıda şerh yazılmıştır.

Hicri IX ve X. yüzyılda kaleme alınan, Osmanlı Devletinin bir nevi yarı resmi hukuk külliyatı olarak rağbet görmüş, asırlarca kadı, müftü ve müderrislerin müracat kitapları olan iki metin vardır.
a- Molla Hüsrev, Düreru’l-Hükkam. Bu eser müellifin Ğureru’l-Hükkam adlı eserinin şerhidir. Dürer’in yirmiye yakın şerhi vardır. Bunlar arasında Mehmed Vanî Efendi, Şürünbilalî, Nuh b. Mustafa, Abdulhalim b. Pir Kadem ve Ebu Said el-Hadimî’ye ait olanları önemlidir.
b- İbrahim el-Halebî, Mülteka el-Ebhur. Mütunu Erbaa’dan derlenen Mülteka’nın şerhleri arasında Şeyhizade’nin “Damad” diye meşhur olan Mecmau’l-Enhur’u ile Haskefî’nin ed-Dürrü’l-Münteka’sı yer almaktadır.

Şemseddin et-Timurtaşî(1004/1596) Tenviru’l-Ebsar adlı bir eser yazdı. Haskefî bunu ed-Dürrü’l-Muhtar adıyla şerhetti. Bu şerhe iki haşiye yazıldı;
a- Ahmed b. Muhammed et-Tahtavî, Haşiye ale’d-Dürri’l-Muhtar
b- İbn Abidin(1252/1836), Reddu’l-Muhtar ale’d-Dürri’l-Muhtar. Bu eser, başlangıçtan müellifin zamanına kadar kaleme alınmış hemen bütün temel Hanefi kaynaklarına dayanması, hükümlerin dayandığı delilleri göstermesi, mezhepteki zayıf, sahih ve muteber görüşlere işaret etmesi bakımından önem taşır.

IV. Fetava, Vakıat, Nevazil Kitapları: Bu gruba giren eserler, Ebu Hanife ve talebelerinin ardından ictihad asrının sonlarına kadar gelen müteahhirin müctehidlerinin kendi zamanlarında ortaya çıkan ve mezhep imamı ve talebelerinden herhangi bir rivayet bulamadıkları yeni meseleler hakkında verdikleri hükümleri ihtiva etmektedir.
Bu türdeki ilk eser, bilindiği kadarıyla Ebu’l-Leys es-Semerkandî’nin(373/983) en-Nevazil adlı eseridir. Belli başlı diğer eserler ise şunlardır;
Ebu’l-Abbas en-Natıfî, el-Vakıat ve el-Ecnas
Suğdî, en-Nütef fi’l-Fetava
Muhammed b. İbrahim el-Hasırî, el-Havî fi’l-Fetava
Yusuf b. Ali el-Cürcanî, Hizanetu’l-Ekmel
Sadru’ş-Şehid, Vakıatu’l-Hüsamî, el-Fetaval-Kübra ve el-Fetava’s-Süğra
Ebu’l-Feth el-Velvalicî, el-Fetava’l-Velvaliciyye
İftiharuddin Tahir b. Ahmed el-Buharî, Hülasatu’l-Fetava
Rükneddin Abdurrahman b. Muhammed el-Kirmanî, Cevahiru’l-Fetava
Radiyyuddin es-Serahsî, el-Muhitu’r-Radavî
Ahmed b. Musa el-Keşşî, Mecmau’n-nevazil ve’l-havadis ve’-vakıat

Kaynaklar; Hayreddin Karaman, İslam Hukuk Tarihi; Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslam Hukuku; Ahmet Özel, TDVİA, “Hanefi Mezhebi” mad

ŞAFİÎ MEZHEBİ
I. Kaviller: İmam Şafi’nin görüşleri ve eserleri.
es-Sünenü’l-Me’sure: Müzeni rivayeti
Müsned: Rebi’ b. Süleyman rivayeti
er-Risale: Rebi’ b. Süleyman(270) rivayeti. İmam Şafi’i'nin Mısır’da iken yazdığı bu fıkıh usulu kitabı bize kadar ulaşan ilk usul kitabıdır.
el-Ümm: Rebi’ b. Süleyman(270) rivayeti olduğu gibi İbn Carud ve Buveyti rivayetleri de vardır. el-Ümm’ün beşinci cildi tamamen hilaf ilmine ayrılmış. Beşinci ciltte ayrıca Müzenî’nin Muhtasar’ı var. Daha sonra müstakillen basılmış. Müzeni’nin bu eseri Şafii mezhebinde ilk muhtasardır. Maverdi buna bir şerh yazmış: el-Havi’l-Kebir
II. Vecihler: İmam’ın dışındakilerin görüşlerine vecihler denir.
III. Tarikler: Bir meselede birden fazla görüş varsa buna tarikler denir.
Şafii mezhebinde iki temel metin vardır: İmam Gazzali’nin(505) el-Veciz’i ve İmam Nevevi’nin el-Minhac’ı
1. Fethu’l-Aziz fi şerhi’l-Veciz, Abdulkerim b. Muhammed er-Rafi’(623): İmam Gazzalî’nin Veciz isimli eserine yapılan şerh. Fethu’l-Aziz veya Şerhu’l-Kebir isimleriyle meşhur olmuş bu şerh
1.2. Ravzatu’t-Talibin, İmam Nevevî: Fethu’l-Aziz eserine yapılan muhtasar.
1.2.1. Ravzu’t-Talîb, İbnu’l-Mukrî el-Yemenî. İmam Nevevî’nin Ravzatu’t-Talibin adlı eserindeki zayıf ve mercuh kavil, vecih ve tarikleri ayıklayıp racih ve mutemet görüşleri ekleyerek Ravzu’t-Talib adıyla ihtisar ettiği eser.
1.2.1.1.Esne’l-Metalib, Zekeriya el-Ensarî: Ravzu’t-Talib’in şerhi.
1.2.3.4.5. en-Naîm. İbn Hacer el-Heytemî: Esne’l-Metalib’in muhtasarı.
1.2.2. el-Ubabu’l-Muhit. Safiyyuddin ez-Zebidî: Ravzatu’t-Talibin eserinin muhtasarı
1.2.3. el-Ğunye. İmam Suyutî: Ravzatu’t-Talibin eserinin muhtasarı
İbn Mulakkin ise el-Veciz’deki hadisleri tahric etmiş.
Minhac üzerine yapılan şerhlerden en meşhur olanı Şirbini’nin Muğni’l-Muhtac’ıdır. Ayrıca Remli’nin Nihayetu’l-Muhtac isimli bir şerhi var.
Ebu İshak eş-Şirazi’nin el-Mühezzeb isimli kısa metin sayılabilecek 2 ciltlik bir eseri var. İmam Nevevi bu kitaba el-Mecmu’ adında tam 20 ciltlik bir şerh yazmış. Mecmu’nun 1. cildinde Şafii mezhebinin usulu hakkında geniş bilgi verilmiş.
MALİKÎ MEZHEBİ
Maliki fıkhı literatürü ikiye ayrılır.
I. Rivayetler: İmam Malik’in kendi görüşleri. İmam Malik’in en önemli eseri Muvatta’dır. En güzel nüsha Yahya b. Yahya el-Leysi nüshasıdır. Elimizdeki nüsha da budur.
Muvatta Şerhleri:
a. Şerhü’l-Muvatta, Zurkani.
b. El-İstizkar, İbn Abdilberr: Muvatta’yı Fıkhî açıdan şerhetmiş. 30 cilt
c. Temhid, İbn Abdilberr: Hadis açısından şerhetmiş.26 cilt
İmam Malik’in görüşlerini Abdurrahman b. Kasım(v.191) naklediyor. Abdurrahman Sehnun ise bu görüşleri yazmış ve ortaya el-Müdevvenetu’l-Kübra çıkmış. 6 cilttir. Müdevvene’de 26 bin ictihad vardır.
II. Kaviller:
Bidayetu’l-Müctehid: İbn Rüşd(Torun, Fakih ve filozof)
el-Beyan ve’t-Tahsil: İbn Rüşd(Dede)
Malikilerde 2 kısa metin var: Kayrevani’nin er-Risale ve İmam Halil’in el-Muhtasar isimli eserleri.
İmam Halil’in Muhtasar’ına İ.Derdir bir şerh yazmış: eş-Şerhu’l-Kebir. Malikilerde Şerhu’l-Kebir denince akla bu kitab gelir. Bu şerh’e ise İ.Desuki bir haşiye yazmış: Haşiyetu’d-Desuki.
HANBELİ MEZHEBİ

I.Rivayetler: İmam Ahmed b. Hanbel’in kendisinden nakledilen görüş ve rivayetlerdir.
En büyük eseri Müsned’dir. Ahmed el-Benna(v.1958) bu eseri konuları esas alarak Fethu’r-Rabbani li tertibi Müsnedi’l-İmam Ahmed b. Hanbel eş-Şeybani ismiyle yeniden hazırlamış. Sonra Büluğu’l-Emani min esrari’l-Fethu’r-Rabbani adıyla şerhetmiş.
Müsned’deki hadisleri oğlu Abdullah rivayet etmiş. Abdullah aynı zamanda Nesai’nin hocasıdır. Fıkhi görüşlerini rivayet eden de oğlu Abdullah’tır. Bu görüşler el-Mesailu’l-İmam Ahmed b. Hanbel ismiyle yayınlandı. İmam Ahmed’in oğlu Salih tarafından da aynı isimle yayınlanan bir eseri vardır. 3 cilttir.
II. Tenbihler: Bunlar, açık ifadelerle İmam Ahmed’e nisbet edilemeyen görüşlerdir.
III. Vecihler:
Hanbeli Mezhebinde en kısa metin el-Hıraki’nin(v.334) el-Muhtasar’ıdır. Abdullah b. Ahmed İbn Kudame(v.620) bu kitabı şerh etmiş: el-Muğni ismiyle 10 cilt. Hıraki’nin başka bir şerhi ise Zerkeşi tarafından yapılmış: eş-Şerh ala Metni’l-Hıraki
İbn Kudame ayrıca kısa bir metin yazmış: el-Mukni’ Bu kitaba da şerhler yazılmış. İbn Kudame el-Makdisi(v.682) eş-Şerhu’l-Kebir ismiyle şerhetmiş. Hanbelilerde Şerhu’l-Kebir denince bu kitab akla gelir. el-Mukni’ye başka bir şerh ise Ebu İshak İbn Müflih(884) tarafından el-Mubdi ismiyle yapılmıştır.

6

Mayıs
2012

SEÇME HADİSLER

Yazar: arafat  | Kategori: HADİS | Yorum: Yok
SEÇME HADİSLER

 

باب مَنْ أَعَادَ الْحَدِيثَ ثَلاَثًا لِيُفْهَمَ عَنْهُ

(1) ـ عَنْ أَنَسٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم َ: أَنَّهُ كَانَ إِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلَاثًا حَتَّى تُفْهَمَ عَنْهُ وَإِذَا أَتَى عَلَى قَوْمٍ فَسَلَّمَ عَلَيْهِمْ سَلَّمَ عَلَيْهِمْ ثَلَاثًا

30. Daha İyi Anlaşılması İçin Sözü Üç Kere Tekrar Etme Babı:

1- Enes (r.a.)’in naklettiğine göre, Nebi (s.a.v.) bir söz söylediği zaman daha iyi anlaşılsın diye onu üç kere tekrar ederdi. Bir topluluğa gelip selam verdiği zaman da selamı üç kere tekrar ederdi.

***

باب الْحِرْصِ عَلَى الْحَدِيثِ

(2) ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَنْ أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”لَقَدْ ظَنَنْتُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أَنْ لاَ يَسْأَلَنِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ أَحَدٌ أَوَّلُ مِنْكَ، لِمَا رَأَيْتُ مِنْ حِرْصِكَ عَلَى الْحَدِيثِ، أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، خَالِصًا مِنْ قَلْبِهِ أَوْ نَفْسِهِ ‏”‏‏.‏

33. Hadise Karşı Arzulu Olma Babı:

2- Ebû Hureyre’den nakledilmiştir. O şöyle dedi: “Ey Allah’ın rasûlü, kıyamet gününde senin şefaatine nail olmakla en mesud olacaklar kimlerdir? diye soruldu. Allah’ın Rasûlü, “Ebû Hureyre! Hadise karşı olan bu iştiyakından dolayı senden önce bu soruyu bana başkasının sormayacağını tahmin ediyordum. Kıyamet gününde benim şefaatime nail olacak en bahtiyar insanlar, samimi bir şekilde ‘lâilâhe illellâh’ diyen kimselerdir.” buyurdu.

***

باب كَيْفَ يُقْبَضُ الْعِلْمُ

وَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ إِلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ : انْظُرْ مَا كَانَ مِنْ حَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاكْتُبْهُ، فَإِنِّي خِفْتُ دُرُوسَ الْعِلْمِ وَذَهَابَ الْعُلَمَاءِ، وَلاَ تَقْبَلْ إِلاَّ حَدِيثَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَلْتُفْشُوا الْعِلْمَ، وَلْتَجْلِسُوا حَتَّى يُعَلَّمَ مَنْ لاَ يَعْلَمُ، فَإِنَّ الْعِلْمَ لاَ يَهْلِكُ حَتَّى يَكُونَ سِرًّا‏.‏

34. İlmin İnsanların Elinden Nasıl Alınacağına Dair Bab:

Ömer b. Abdulaziz, Ebû Bekr b. Hazm’a şöyle yazdı: “Rasulullah’ın (s.a.v.) hadislerini araştır ve onları kayda geçir. Ben ilmin/hadislerin unutulup gitmesinden, âlimlerin de aramızdan çekilip gitmesinden endişe ediyorum. Sadece peygamberin (s.a.v.) hadislerini kabul et (yaz). İlmi yayınız, bilmeyenler için de öğreninceye kadar ilim meclisleri oluşturunuz. İlim gizli kalmadığı sürece yok olmaz.”

- (3) عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا، يَنْتَزِعُهُ مِنَ الْعِبَادِ، وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا، اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالاً فَسُئِلُوا، فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ، فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا‏”‏‏.‏

3. ‘Amr b. El-‘As, Rasûlülah’ın (s.a.v.) şöyle dediğini nakleder: “Allah, bir toplumda, ilmi, insanların hafızalarından söküp alarak değil, âlimlerin ruhunu alarak yok eder. Öyle bir durum olur ki, artik o toplumda hiç âlim kalmaz. Sonuçta insanlar cahil başlar/yöneticiler/danışmanlar edinirler; böylece hem kendileri sapar, hem insanları saptırırlar.”

***

باب لِيُبَلِّغِ الْعِلْمَ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ

(4) ـ عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، ذُكِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ ـ قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ وَأَعْرَاضَكُمْ ـ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، أَلاَ لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ مِنْكُمُ الْغَائِبَ ‏”‏‏.‏

37. İlmi Duyanların Duymayanlara Ulaştırması Babı:

4. Ebû Bekre’den (r.a.) nakledildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) (Veda Haccında halka hitap ederken) şöyle buyurdu: “Sizin şu gününüz, şu ayınız ve şu beldeniz nasıl haram/dokunulmaz ise kanlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öylece birbirinize haramdır/dokunulmazdır. Dikkat edin, burada bulunanlarınız, (bu duyduklarını) burada bulunmayanlara da ulaştırsın”.

***

Kitâbu’l-Vudû’

باب التَّيَمُّنِ فِي الْوُضُوءِ وَالْغُسْلِ

(5) ـ عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لَهُنَّ فِي غُسْلِ ابْنَتِهِ ‏”ابْدَأْنَ بِمَيَامِنِهَا وَمَوَاضِعِ الْوُضُوءِ مِنْهَا ‏”‏‏.‏

32-Abdest Alırken Ve Yıkanırken Sağdan Başlama Babı:

5. Ummu Atiyye’den şöyle nakledilir: Nebî (s.a.v.), kızını yıkarken Ümmü Atiyye’ye; “Çocuğu yıkamaya sağdan ve abdest uzuvlarından başla!” buyurdu.

(6) ـ عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْجِبُهُ التَّيَمُّنُ فِي تَنَعُّلِهِ وَتَرَجُّلِهِ وَطُهُورِهِ وَفِي شَأْنِهِ كُلِّهِ‏.‏

6. Hz. Aişe naklediyor: Nebî (s.a.v.) ayakkabılarını giyerken, saçlarını tararken, temizliğini yaparken hatta bütün işlerinde, hep sağdan başlamayı severdi.

***

باب إِذَا شَرِبَ الْكَلْبُ فِي إِنَاءِ أَحَدِكُمْ فَلْيَغْسِلْهُ سَبْعًا

(7) ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِذَا شَرِبَ الْكَلْبُ فِي إِنَاءِ أَحَدِكُمْ فَلْيَغْسِلْهُ سَبْعًا ‏”‏‏.‏

35. “Birinizin Kabından Bir Köpek Şu İçtiği Zaman Onu Yedi Kere Yıkasın” Babı:

7. Ebû Hureyre (r.a.) Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Birinizin kabından bir köpek şu içtiği zaman onu yedi kere yıkasın!”

(8) ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَنَّ رَجُلاً رَأَى كَلْبًا يَأْكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَشِ، فَأَخَذَ الرَّجُلُ خُفَّهُ فَجَعَلَ يَغْرِفُ لَهُ بِهِ حَتَّى أَرْوَاهُ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَأَدْخَلَهُ الْجَنَّةَ ‏”‏‏.

8. Ebû Hureyre (r.a.) Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Bir adam susuzluktan yaş toprağı yiyen bir köpek görmüş. (Susadığını anlayan) Adam, köpeğe, kanıncaya kadar ayakkıbısı ile kuyudan su taşımış. Onun bu tavrı Allah’ın hoşuna gitmiş ve onu cennete koymuş.”

***

باب لاَ يَجُوزُ الْوُضُوءُ بِالنَّبِيذِ وَلاَ الْمُسْكِرِ

وَكَرِهَهُ الْحَسَنُ وَأَبُو الْعَالِيَةِ‏.‏ وَقَالَ عَطَاءٌ التَّيَمُّمُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنَ الْوُضُوءِ بِالنَّبِيذِ وَاللَّبَنِ‏.‏

(9) ـ عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏كُلُّ شَرَابٍ أَسْكَرَ فَهُوَ حَرَامٌ”‏‏.

76. Nebiz Ve Sorhoş Edici Bir İçki İle Abdest Almanın Caiz Olmadığına Dair Bab:

Hasan ve Ebû’l-‘Âliye Nebiz ve sarhoş edici şeyle abdest almayı hoş görmezdi. Atâ da “nebiz ve süt ile abdest almaktansa teyemmüm etmeyi yeğlerim.” derdi.

9. Hz. Aişe (r.a.), Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Şarhoş edici her içecek haramdır.”

***

باب فَضْلِ مَنْ بَاتَ عَلَى الْوُضُوءِ

(10) ـ عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِذَا أَتَيْتَ مَضْجَعَكَ فَتَوَضَّأْ وُضُوءَكَ لِلصَّلاَةِ، ثُمَّ اضْطَجِعْ عَلَى شِقِّكَ الأَيْمَنِ، ثُمَّ قُلِ اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، اللَّهُمَّ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ‏.‏ فَإِنْ مُتَّ مِنْ لَيْلَتِكَ فَأَنْتَ عَلَى الْفِطْرَةِ، وَاجْعَلْهُنَّ آخِرَ مَا تَتَكَلَّمُ بِهِ ‏”‏‏.‏

80. Abdestli Yatmanın Fazileti Babı:

10. Berâ b. Âzib (r.a.) Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Yatmaya gideceğin sıra önce namaz abdesti gibi abdest al, sonra yatağına gir ve sağ yanın üstüne yat; sonra da şu duayı oku!:

“اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، اللَّهُمَّ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ”

“Allah’ım yüzümü/nefsimi sana teslim ettim, işlerimi sana havale ettim, sırtımı sana dayadım. Senin rahmetinden ümitvarım, gazabından da korkuyorum. Senin cezana karşı, ne senden başka sığnacak bir kapı, ne de senden başka bir kurtarıcı vardır. Allah’ım, indirdiğin Kitab’a, gönderdiğin Peygamber’e imân ettim!” “Bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere/İslam inancı üzere ölmüş olursun. Söylediğin son söz bu dua sözcükleri olsun!”

***

***78 ـ باب السِّوَاكِ

وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ بِتُّ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَنَّ‏.‏

245 (11) ـ حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ غَيْلاَنَ بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَوَجَدْتُهُ يَسْتَنُّ بِسِوَاكٍ بِيَدِهِ يَقُولُ ‏”‏ أُعْ أُعْ ‏”‏، وَالسِّوَاكُ فِي فِيهِ، كَأَنَّهُ يَتَهَوَّعُ‏.‏

كتاب الغسل

1 ـ باب الْوُضُوءِ قَبْلَ الْغُسْلِ

249 (12) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اغْتَسَلَ مِنَ الْجَنَابَةِ بَدَأَ فَغَسَلَ يَدَيْهِ، ثُمَّ يَتَوَضَّأُ كَمَا يَتَوَضَّأُ لِلصَّلاَةِ، ثُمَّ يُدْخِلُ أَصَابِعَهُ فِي الْمَاءِ، فَيُخَلِّلُ بِهَا أُصُولَ شَعَرِهِ ثُمَّ يَصُبُّ عَلَى رَأْسِهِ ثَلاَثَ غُرَفٍ بِيَدَيْهِ، ثُمَّ يُفِيضُ الْمَاءَ عَلَى جِلْدِهِ كُلِّهِ‏.‏

7 ـ كتاب التيمم

قول الله تعالى:{ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى المَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الكَعْبَيْنِ وَإِن كُنتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُوا وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ الغَائِطِ أَوْ لامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

1 ـ باب

336 (13) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، ح قَالَ وَحَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ النَّضْرِ، قَالَ أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا سَيَّارٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ ـ هُوَ ابْنُ صُهَيْبٍ الْفَقِيرُ ـ قَالَ أَخْبَرَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ أُعْطِيتُ خَمْسًا لَمْ يُعْطَهُنَّ أَحَدٌ قَبْلِي نُصِرْتُ بِالرُّعْبِ مَسِيرَةَ شَهْرٍ، وَجُعِلَتْ لِيَ الأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، فَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ فَلْيُصَلِّ، وَأُحِلَّتْ لِيَ الْمَغَانِمُ وَلَمْ تَحِلَّ لأَحَدٍ قَبْلِي، وَأُعْطِيتُ الشَّفَاعَةَ، وَكَانَ النَّبِيُّ يُبْعَثُ إِلَى قَوْمِهِ خَاصَّةً، وَبُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ عَامَّةً ‏”.‏‏

4 ـ باب الْمُتَيَمِّمُ هَلْ يَنْفُخُ فِيهِمَا

339 (14) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، عَنْ ذَرٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ إِنِّي أَجْنَبْتُ فَلَمْ أُصِبِ الْمَاءَ‏.‏ فَقَالَ عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَمَا تَذْكُرُ أَنَّا كُنَّا فِي سَفَرٍ أَنَا وَأَنْتَ فَأَمَّا أَنْتَ فَلَمْ تُصَلِّ، وَأَمَّا أَنَا فَتَمَعَّكْتُ فَصَلَّيْتُ، فَذَكَرْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ هَكَذَا ‏”‏‏.‏ فَضَرَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِكَفَّيْهِ الأَرْضَ، وَنَفَخَ فِيهِمَا ثُمَّ مَسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ وَكَفَّيْهِ‏.

كتاب الصلاة

65 ـ باب مَنْ بَنَى مَسْجِدًا

450 (15) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ بُكَيْرًا، حَدَّثَهُ أَنَّ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ عُبَيْدَ اللَّهِ الْخَوْلاَنِيَّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، يَقُولُ عِنْدَ قَوْلِ النَّاسِ فِيهِ حِينَ بَنَى مَسْجِدَ الرَّسُولِ صلى الله عليه وسلم إِنَّكُمْ أَكْثَرْتُمْ، وَإِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏“‏ مَنْ بَنَى مَسْجِدًا ـ قَالَ بُكَيْرٌ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ ـ يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ، بَنَى اللَّهُ لَهُ مِثْلَهُ فِي الْجَنَّةِ ‏”‏‏.

105 ـ باب مَنْ قَالَ لاَ يَقْطَعُ الصَّلاَةَ شَىْءٌ

513 (16) ـ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ،‏.‏ قَالَ الأَعْمَشُ وَحَدَّثَنِي مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، ذُكِرَ عِنْدَهَا مَا يَقْطَعُ الصَّلاَةَ : الْكَلْبُ وَالْحِمَارُ وَالْمَرْأَةُ فَقَالَتْ شَبَّهْتُمُونَا بِالْحُمُرِ وَالْكِلاَبِ، وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي، وَإِنِّي عَلَى السَّرِيرِ ـ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ ـ مُضْطَجِعَةً فَتَبْدُو لِي الْحَاجَةُ، فَأَكْرَهُ أَنْ أَجْلِسَ فَأُوذِيَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَنْسَلُّ مِنْ عِنْدِ رِجْلَيْهِ‏.‏

514 (17) ـ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، قَالَ أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ سَأَلَ عَمَّهُ عَنِ الصَّلاَةِ، يَقْطَعُهَا شَىْءٌ فَقَالَ لاَ يَقْطَعُهَا شَىْءٌ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ أَنَّ عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُومُ فَيُصَلِّي مِنَ اللَّيْلِ، وَإِنِّي لَمُعْتَرِضَةٌ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ عَلَى فِرَاشِ أَهْلِهِ‏.

106 ـ باب إِذَا حَمَلَ جَارِيَةً صَغِيرَةً عَلَى عُنُقِهِ فِي الصَّلاَةِ

515 (18) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي وَهْوَ حَامِلٌ أُمَامَةَ بِنْتِ زَيْنَبَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلأَبِي الْعَاصِ بْنِ رَبِيعَةَ بْنِ عَبْدِ شَمْسٍ، فَإِذَا سَجَدَ وَضَعَهَا، وَإِذَا قَامَ حَمَلَهَا‏.

كتاب مَوَاقِيتِ الصَّلاَةِ

1 ـ باب مَوَاقِيتِ الصَّلاَةِ وَفَضْلِهَا

وَقَوْلِهِ ‏}‏إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا‏{‏ وَقَّتَهُ عَلَيْهِمْ‏.‏

520 (19) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، أَخَّرَ الصَّلاَةَ يَوْمًا، فَدَخَلَ عَلَيْهِ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، فَأَخْبَرَهُ أَنَّ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ أَخَّرَ الصَّلاَةَ يَوْمًا وَهْوَ بِالْعِرَاقِ، فَدَخَلَ عَلَيْهِ أَبُو مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ مَا هَذَا يَا مُغِيرَةُ أَلَيْسَ قَدْ عَلِمْتَ أَنَّ جِبْرِيلَ نَزَلَ فَصَلَّى، فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏”‏ بِهَذَا أُمِرْتُ ‏”‏‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لِعُرْوَةَ اعْلَمْ مَا تُحَدِّثُ أَوَإِنَّ جِبْرِيلَ هُوَ أَقَامَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقْتَ الصَّلاَةِ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ كَذَلِكَ كَانَ بَشِيرُ بْنُ أَبِي مَسْعُودٍ يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ‏.

3 ـ باب الْبَيْعَةِ عَلَى إِقَامَةِ الصَّلاَةِ

523 (20) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنَا قَيْسٌ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.

5 ـ باب فَضْلِ الصَّلاَةِ لِوَقْتِهَا

526 (21) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ الْوَلِيدُ بْنُ الْعَيْزَارِ أَخْبَرَنِي قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عَمْرٍو الشَّيْبَانِيَّ، يَقُولُ حَدَّثَنَا صَاحِبُ، هَذِهِ الدَّارِ وَأَشَارَ إِلَى دَارِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الْعَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ قَالَ: ‏”‏ الصَّلاَةُ عَلَى وَقْتِهَا ‏”‏‏.‏ قَالَ: ثُمَّ أَىُّ, قَالَ: ‏”‏ ثُمَّ بِرُّ الْوَالِدَيْنِ ‏”‏‏.‏ قَالَ: ثُمَّ أَىُّ, قَالَ: ‏”‏ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏”‏‏.‏ قَالَ حَدَّثَنِي بِهِنَّ وَلَوِ اسْتَزَدْتُهُ لَزَادَنِي‏.

6 ـ باب الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ كَفَّارَةٌ

527 (22) ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، وَالدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهَرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ، يَغْتَسِلُ فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسًا، مَا تَقُولُ ذَلِكَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ ‏”‏‏.‏ قَالُوا لاَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ شَيْئًا‏.‏ قَالَ ‏”‏ فَذَلِكَ مِثْلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ، يَمْحُو اللَّهُ بِهَا الْخَطَايَا ‏”‏‏.

554 (23) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ يَتَعَاقَبُونَ فِيكُمْ مَلاَئِكَةٌ بِاللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةٌ بِالنَّهَارِ، وَيَجْتَمِعُونَ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ وَصَلاَةِ الْعَصْرِ، ثُمَّ يَعْرُجُ الَّذِينَ بَاتُوا فِيكُمْ، فَيَسْأَلُهُمْ وَهْوَ أَعْلَمُ بِهِمْ كَيْفَ تَرَكْتُمْ عِبَادِي فَيَقُولُونَ تَرَكْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ، وَأَتَيْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ ‏”‏‏.

كتاب الأذان

5 ـ باب رَفْعِ الصَّوْتِ بِالنِّدَاءِ

وَقَالَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَذِّنْ أَذَانًا سَمْحًا وَإِلاَّ فَاعْتَزِلْنَا‏.‏

611 (24) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ الأَنْصَارِيِّ، ثُمَّ الْمَازِنِيِّ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ قَالَ لَهُ ‏”‏ إِنِّي أَرَاكَ تُحِبُّ الْغَنَمَ وَالْبَادِيَةَ، فَإِذَا كُنْتَ فِي غَنَمِكَ أَوْ بَادِيَتِكَ فَأَذَّنْتَ بِالصَّلاَةِ فَارْفَعْ صَوْتَكَ بِالنِّدَاءِ، فَإِنَّهُ لاَ يَسْمَعُ مَدَى صَوْتِ الْمُؤَذِّنِ جِنٌّ وَلاَ إِنْسٌ وَلاَ شَىْءٌ إِلاَّ شَهِدَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.

8 ـ باب الدُّعَاءِ عِنْدَ النِّدَاءِ

617 (25) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ، حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.

9 ـ باب الاِسْتِهَامِ فِي الأَذَانِ

وَيُذْكَرُ أَنَّ أَقْوَامًا اخْتَلَفُوا فِي الأَذَانِ فَأَقْرَعَ بَيْنَهُمْ سَعْدٌ‏.‏

618 (26) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الأَوَّلِ، ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا إِلاَّ أَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لاَسْتَهَمُوا، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي التَّهْجِيرِ لاَسْتَبَقُوا إِلَيْهِ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الْعَتَمَةِ وَالصُّبْحِ لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا ‏”‏‏.‏

11 ـ كتاب الجمعة

1 ـ باب فَرْضِ الْجُمُعَةِ

لِقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏}‏إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاَةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ‏{‏‏.‏

884 (27) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ هُرْمُزَ الأَعْرَجَ، مَوْلَى رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ نَحْنُ الآخِرُونَ السَّابِقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، بَيْدَ أَنَّهُمْ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِنَا، ثُمَّ هَذَا يَوْمُهُمُ الَّذِي فُرِضَ عَلَيْهِمْ فَاخْتَلَفُوا فِيهِ، فَهَدَانَا اللَّهُ، فَالنَّاسُ لَنَا فِيهِ تَبَعٌ، الْيَهُودُ غَدًا وَالنَّصَارَى بَعْدَ غَدٍ ‏”‏‏.‏

2 ـ باب فَضْلِ الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ

885 (28) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمُ الْجُمُعَةَ فَلْيَغْتَسِلْ ‏”‏‏.‏

886 (29) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ، قَالَ أَخْبَرَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، بَيْنَمَا هُوَ قَائِمٌ فِي الْخُطْبَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِذْ دَخَلَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُ عُمَرُ أَيَّةُ سَاعَةٍ هَذِهِ قَالَ إِنِّي شُغِلْتُ فَلَمْ أَنْقَلِبْ إِلَى أَهْلِي حَتَّى سَمِعْتُ التَّأْذِينَ، فَلَمْ أَزِدْ أَنْ تَوَضَّأْتُ‏.‏ فَقَالَ وَالْوُضُوءُ أَيْضًا وَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُ بِالْغُسْلِ‏.‏

887 (30) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ غُسْلُ يَوْمِ الْجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ ‏”‏‏.‏

892 (31) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ طَاوُسٌ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ ذَكَرُوا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ اغْتَسِلُوا يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَاغْسِلُوا رُءُوسَكُمْ وَإِنْ لَمْ تَكُونُوا جُنُبًا، وَأَصِيبُوا مِنَ الطِّيبِ ‏”‏‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَمَّا الْغُسْلُ فَنَعَمْ، وَأَمَّا الطِّيبُ فَلاَ أَدْرِي‏.‏

8 ـ باب السِّوَاكِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ

895 (32) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي ـ أَوْ عَلَى النَّاسِ ـ لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ مَعَ كُلِّ صَلاَةٍ ‏”‏‏.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاةِ مِن يَوْمِ الجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا البَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلاةُ فَانتَشِرُوا فِي الأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّّهَ كَثِيراً لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

3 ـ باب سُنَّةِ الْعِيدَيْنِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ

959 (33) ـ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي زُبَيْدٌ، قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فَقَالَ ‏”‏ إِنَّ أَوَّلَ مَا نَبْدَأُ مِنْ يَوْمِنَا هَذَا أَنْ نُصَلِّيَ، ثُمَّ نَرْجِعَ فَنَنْحَرَ، فَمَنْ فَعَلَ فَقَدْ أَصَابَ سُنَّتَنَا ‏”‏‏.‏

960 (34) ـ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ وَعِنْدِي جَارِيَتَانِ مِنْ جَوَارِي الأَنْصَارِ تُغَنِّيَانِ بِمَا تَقَاوَلَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ بُعَاثَ ـ قَالَتْ وَلَيْسَتَا بِمُغَنِّيَتَيْنِ ـ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَمَزَامِيرُ الشَّيْطَانِ فِي بَيْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَلِكَ فِي يَوْمِ عِيدٍ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ يَا أَبَا بَكْرٍ إِنَّ لِكُلِّ قَوْمٍ عِيدًا، وَهَذَا عِيدُنَا ‏”‏‏.

7 ـ باب الْمَشْىِ وَالرُّكُوبِ إِلَى الْعِيدِ بِغَيْرِ أَذَانٍ وَلاَ إِقَامَةٍ

965 (35) ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ،‏.‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي فِي الأَضْحَى وَالْفِطْرِ، ثُمَّ يَخْطُبُ بَعْدَ الصَّلاَةِ‏.‏

16 ـ باب خُرُوجِ الصِّبْيَانِ إِلَى الْمُصَلَّى

983 (36) ـ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ خَرَجْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فِطْرٍ أَوْ أَضْحَى، فَصَلَّى ثُمَّ خَطَبَ، ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ فَوَعَظَهُنَّ وَذَكَّرَهُنَّ، وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ‏

17 ـ باب اسْتِقْبَالِ الإِمَامِ النَّاسَ فِي خُطْبَةِ الْعِيدِ

984 (37) ـ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَلْحَةَ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أَضْحًى إِلَى الْبَقِيعِ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ وَقَالَ ‏”‏ إِنَّ أَوَّلَ نُسُكِنَا فِي يَوْمِنَا هَذَا أَنْ نَبْدَأَ بِالصَّلاَةِ، ثُمَّ نَرْجِعَ فَنَنْحَرَ، فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَقَدْ وَافَقَ سُنَّتَنَا، وَمَنْ ذَبَحَ قَبْلَ ذَلِكَ فَإِنَّمَا هُوَ شَىْءٌ عَجَّلَهُ لأَهْلِهِ، لَيْسَ مِنَ النُّسُكِ فِي شَىْءٍ ‏”‏‏.‏ فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي ذَبَحْتُ وَعِنْدِي جَذَعَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُسِنَّةٍ‏.‏ قَالَ ‏”‏ اذْبَحْهَا، وَلاَ تَفِي عَنْ أَحَدٍ بَعْدَكَ ‏”‏‏.‏

(38)( 86 ) حدثنا عثمان بن أبي شيبة وإسحاق بن إبراهيم قال إسحاق أخبرنا جرير وقال عثمان حدثنا جرير عن منصور عن أبي وائل عن عمرو بن شرحبيل عن عبدالله قال :سألت رسول الله صلى الله عليه وسلم أي الذنب أعظم عند الله ؟ قال: “أن تجعل لله ندا وهو خلقك” قال: قلت له إن ذلك لعظيم قال: قلت ثم أي ؟ قال: “ثم أن تقتل ولدك مخافة أن يطعم معك” قال: قلت ثم أي ؟ قال: “ ثم أن تزاني حليلة جارك”.

{قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئاً وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ}{6\151}

عن عمرو بن شرحبيل قال قال عبدالله قال رجل : يا رسول الله أي الذنب أكبر عند الله ؟ قال أن تدعو لله ندا وهو خلقك قال ثم أي ؟ قال أن تقتل ولدك مخافة أن يطعم معك قال ثم أي ؟ قال أن تزاني حليلة جارك فأنزل الله عز وجل تصديقها {وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَاما} {25\68} [ الفرقان آية 68]

18 ـ باب الْعَلَمِ الَّذِي بِالْمُصَلَّى

985 (39) ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَابِسٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قِيلَ لَهُ أَشَهِدْتَ الْعِيدَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَعَمْ، وَلَوْلاَ مَكَانِي مِنَ الصِّغَرِ مَا شَهِدْتُهُ، حَتَّى أَتَى الْعَلَمَ الَّذِي عِنْدَ دَارِ كَثِيرِ بْنِ الصَّلْتِ فَصَلَّى ثُمَّ خَطَبَ ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ، وَمَعَهُ بِلاَلٌ، فَوَعَظَهُنَّ وَذَكَّرَهُنَّ، وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ، فَرَأَيْتُهُنَّ يُهْوِينَ بِأَيْدِيهِنَّ يَقْذِفْنَهُ فِي ثَوْبِ بِلاَلٍ، ثُمَّ انْطَلَقَ هُوَ وَبِلاَلٌ إِلَى بَيْتِهِ‏.‏

14 ـ كتاب الوتر

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي الْوِتْرِ

1000 (40) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مَخْرَمَةَ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ كُرَيْبٍ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، بَاتَ عِنْدَ مَيْمُونَةَ، وَهْىَ خَالَتُهُ، فَاضْطَجَعْتُ فِي عَرْضِ وِسَادَةٍ، وَاضْطَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَهْلُهُ فِي طُولِهَا، فَنَامَ حَتَّى انْتَصَفَ اللَّيْلُ أَوْ قَرِيبًا مِنْهُ، فَاسْتَيْقَظَ يَمْسَحُ النَّوْمَ عَنْ وَجْهِهِ، ثُمَّ قَرَأَ عَشْرَ آيَاتٍ مِنْ آلِ عِمْرَانَ، ثُمَّ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى شَنٍّ مُعَلَّقَةٍ، فَتَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ، ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي فَصَنَعْتُ مِثْلَهُ فَقُمْتُ إِلَى جَنْبِهِ، فَوَضَعَ يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى رَأْسِي، وَأَخَذَ بِأُذُنِي يَفْتِلُهَا، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَوْتَرَ، ثُمَّ اضْطَجَعَ حَتَّى جَاءَهُ الْمُؤَذِّنُ فَقَامَ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ، خَرَجَ فَصَلَّى الصُّبْحَ‏.‏

15 ـ كتاب الاستسقاء

4 ـ باب تَحْوِيلِ الرِّدَاءِ فِي الاِسْتِسْقَاءِ

1020 (41) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ أَنَّهُ سَمِعَ عَبَّادَ بْنَ تَمِيمٍ، يُحَدِّثُ أَبَاهُ عَنْ عَمِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ إِلَى الْمُصَلَّى فَاسْتَسْقَى، فَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ، وَقَلَبَ رِدَاءَهُ، وَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ‏.‏

6 ـ باب الاِسْتِسْقَاءِ فِي الْمَسْجِدِ الْجَامِعِ

1021 (42) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ قَالَ حَدَّثَنَا شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَذْكُرُ أَنَّ رَجُلاً، دَخَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ مِنْ باب كَانَ وُجَاهَ الْمِنْبَرِ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ يَخْطُبُ فَاسْتَقْبَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَلَكَتِ الْمَوَاشِي وَانْقَطَعَتِ السُّبُلُ، فَادْعُ اللَّهَ يُغِيثُنَا‏.‏ قَالَ فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَيْهِ فَقَالَ ‏”‏ اللَّهُمَّ اسْقِنَا، اللَّهُمَّ اسْقِنَا، اللَّهُمَّ اسْقِنَا ‏”‏‏.‏ قَالَ أَنَسٌ وَلاَ وَاللَّهِ مَا نَرَى فِي السَّمَاءِ مِنْ سَحَابٍ وَلاَ قَزَعَةً وَلاَ شَيْئًا، وَمَا بَيْنَنَا وَبَيْنَ سَلْعٍ مِنْ بَيْتٍ وَلاَ دَارٍ، قَالَ فَطَلَعَتْ مِنْ وَرَائِهِ سَحَابَةٌ مِثْلُ التُّرْسِ، فَلَمَّا تَوَسَّطَتِ السَّمَاءَ انْتَشَرَتْ ثُمَّ أَمْطَرَتْ‏.‏ قَالَ وَاللَّهِ مَا رَأَيْنَا الشَّمْسَ سِتًّا، ثُمَّ دَخَلَ رَجُلٌ مِنْ ذَلِكَ الْبَابِ فِي الْجُمُعَةِ الْمُقْبِلَةِ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ يَخْطُبُ، فَاسْتَقْبَلَهُ قَائِمًا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَلَكَتِ الأَمْوَالُ وَانْقَطَعَتِ السُّبُلُ، فَادْعُ اللَّهَ يُمْسِكْهَا، قَالَ فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏”‏ اللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا، اللَّهُمَّ عَلَى الآكَامِ وَالْجِبَالِ وَالآجَامِ وَالظِّرَابِ وَالأَوْدِيَةِ وَمَنَابِتِ الشَّجَرِ ‏”‏‏.‏ قَالَ فَانْقَطَعَتْ وَخَرَجْنَا نَمْشِي فِي الشَّمْسِ‏.‏ قَالَ شَرِيكٌ فَسَأَلْتُ أَنَسًا أَهُوَ الرَّجُلُ الأَوَّلُ قَالَ لاَ أَدْرِي‏.

16 ـ كتاب الكسوف

1 ـ باب الصَّلاَةِ فِي كُسُوفِ الشَّمْسِ

1051 (43) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ كَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ مَاتَ إِبْرَاهِيمُ، فَقَالَ النَّاسُ كَسَفَتِ الشَّمْسُ لِمَوْتِ إِبْرَاهِيمَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ، فَإِذَا رَأَيْتُمْ فَصَلُّوا وَادْعُوا اللَّهَ ‏”‏‏.

2 ـ باب الصَّدَقَةِ فِي الْكُسُوفِ

1052 (44) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ خَسَفَتِ الشَّمْسُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ، فَقَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ، ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ، ثُمَّ قَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ وَهْوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ، وَهْوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ، ثُمَّ سَجَدَ فَأَطَالَ السُّجُودَ، ثُمَّ فَعَلَ فِي الرَّكْعَةِ الثَّانِيَةِ مِثْلَ مَا فَعَلَ فِي الأُولَى، ثُمَّ انْصَرَفَ وَقَدِ انْجَلَتِ الشَّمْسُ، فَخَطَبَ النَّاسَ، فَحَمِدَ اللَّهَ، وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏”‏ إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ، لاَ يَنْخَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ، فَإِذَا رَأَيْتُمْ ذَلِكَ فَادْعُوا اللَّهَ وَكَبِّرُوا، وَصَلُّوا وَتَصَدَّقُوا ‏”‏‏.‏

19 ـ كتاب التهجد

1 ـ باب التَّهَجُّدِ بِاللَّيْلِ

وَقَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ}

1128 (45) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ أَبِي مُسْلِمٍ، عَنْ طَاوُسٍ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ يَتَهَجَّدُ قَالَ ‏”‏ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ وَلَكَ الْحَمْدُ، لَكَ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ الْحَقُّ، وَوَعْدُكَ الْحَقُّ، وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ، وَقَوْلُكَ حَقٌّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالنَّبِيُّونَ حَقٌّ، وَمُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم حَقٌّ، وَالسَّاعَةُ حَقٌّ، اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ، أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ـ أَوْ لاَ إِلَهَ غَيْرُكَ ـ ‏”‏‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَزَادَ عَبْدُ الْكَرِيمِ أَبُو أُمَيَّةَ ‏”‏ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏”‏‏.‏

20 ـ كتاب فضل الصلاة فى مسجد مكة والمدينة

1 ـ باب فَضْلِ الصَّلاَةِ فِي مَسْجِدِ مَكَّةَ وَالْمَدِينَةِ

1198 (46) ـ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏“‏ لاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلاَّ إِلَى ثَلاَثَةِ مَسَاجِدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ، وَمَسْجِدِ الرَّسُولِ صلى الله عليه وسلم وَمَسْجِدِ الأَقْصَى ‏”‏‏.‏

1199 (47) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ رَبَاحٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ صَلاَةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِوَاهُ إِلاَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ ‏”‏‏.‏

22 ـ كتاب السهو

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي السَّهْوِ إِذَا قَامَ مِنْ رَكْعَتَىِ الْفَرِيضَةِ

1234 (48) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ بُحَيْنَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ صَلَّى لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَكْعَتَيْنِ مِنْ بَعْضِ الصَّلَوَاتِ ثُمَّ قَامَ فَلَمْ يَجْلِسْ، فَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ، فَلَمَّا قَضَى صَلاَتَهُ وَنَظَرْنَا تَسْلِيمَهُ كَبَّرَ قَبْلَ التَّسْلِيمِ فَسَجَدَ سَجْدَتَيْنِ وَهُوَ جَالِسٌ ثُمَّ سَلَّمَ‏.‏

1235 (49) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ بُحَيْنَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ مِنِ اثْنَتَيْنِ مِنَ الظُّهْرِ لَمْ يَجْلِسْ بَيْنَهُمَا، فَلَمَّا قَضَى صَلاَتَهُ سَجَدَ سَجْدَتَيْنِ ثُمَّ سَلَّمَ بَعْدَ ذَلِكَ‏.‏

23 ـ كتاب الجنائز

1 ـ باب فِي الْجَنَائِزِ وَمَنْ كَانَ آخِرُ كَلاَمِهِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ

1248 (50) ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا وَاصِلٌ الأَحْدَبُ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَتَانِي آتٍ مِنْ رَبِّي فَأَخْبَرَنِي ـ أَوْ قَالَ بَشَّرَنِي ـ أَنَّهُ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ‏”‏‏.‏ قُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ قَالَ ‏”‏ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ ‏”‏‏.‏

2 ـ باب الأَمْرِ بِاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ

1250 (51) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَشْعَثِ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ أَمَرَنَا بِاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ، وَعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَإِجَابَةِ الدَّاعِي، وَنَصْرِ الْمَظْلُومِ، وَإِبْرَارِ الْقَسَمِ، وَرَدِّ السَّلاَمِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ‏.‏ وَنَهَانَا عَنْ آنِيَةِ الْفِضَّةِ، وَخَاتَمِ الذَّهَبِ، وَالْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ(ipek brokar) ، وَالْقَسِّيِّ، وَالإِسْتَبْرَقِ (brokar)‏.‏

1251 (52) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خَمْسٌ رَدُّ السَّلاَمِ، وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعُ الْجَنَائِزِ، وَإِجَابَةُ الدَّعْوَةِ، وَتَشْمِيتُ الْعَاطِسِ ‏”‏‏.‏

6 ـ باب فَضْلِ مَنْ مَاتَ لَهُ وَلَدٌ فَاحْتَسَبَ

وَقَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ‏}‏

1260 (53) ـ حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَا مِنَ النَّاسِ مِنْ مُسْلِمٍ يُتَوَفَّى لَهُ ثَلاَثٌ لَمْ يَبْلُغُوا الْحِنْثَ، إِلاَّ أَدْخَلَهُ اللَّهُ الْجَنَّةَ بِفَضْلِ رَحْمَتِهِ إِيَّاهُمْ ‏”‏‏.‏

1261 (54) ـ حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الأَصْبَهَانِيِّ، عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، رضى الله عنه أَنَّ النِّسَاءَ، قُلْنَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اجْعَلْ لَنَا يَوْمًا‏.‏ فَوَعَظَهُنَّ، وَقَالَ ‏”‏ أَيُّمَا امْرَأَةٍ مَاتَ لَهَا ثَلاَثَةٌ مِنَ الْوَلَدِ كَانُوا حِجَابًا مِنَ النَّارِ ‏”‏‏.‏ قَالَتِ امْرَأَةٌ وَاثْنَانِ‏.‏ قَالَ ‏”‏ وَاثْنَانِ ‏”‏‏

24 ـ كتاب الزكاة

1 ـ باب وُجُوبِ الزَّكَاةِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى‏:‏ ‏{وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ}‏‏ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ حَدَّثَنِي أَبُو سُفْيَانَ ـ رضى الله عنه ـ فَذَكَرَ حَدِيثَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَأْمُرُنَا بِالصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ وَالصِّلَةِ وَالْعَفَافِ‏.‏

1413 (55) ـ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ زَكَرِيَّاءَ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا ـ رضى الله عنه ـ إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ ‏”‏ ادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ قَدِ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً فِي أَمْوَالِهِمْ، تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ وَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ ‏”‏‏.‏

1414 (56) ـ حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ ابْنِ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الْجَنَّةَ‏.‏ قَالَ مَا لَهُ مَا لَهُ وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَرَبٌ مَالَهُ، تَعْبُدُ اللَّهَ، وَلاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ ‏”‏‏.‏

1416 (57) ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدِ بْنِ حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أَعْرَابِيًّا، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ دُلَّنِي عَلَى عَمَلٍ إِذَا عَمِلْتُهُ دَخَلْتُ الْجَنَّةَ‏.‏ قَالَ ‏”‏ تَعْبُدُ اللَّهَ لاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ، وَتُؤَدِّي الزَّكَاةَ الْمَفْرُوضَةَ، وَتَصُومُ رَمَضَانَ ‏”‏‏.‏ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هَذَا‏.‏ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا ‏”‏‏.‏

1419 (58) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ وَكَفَرَ مَنْ كَفَرَ مِنَ الْعَرَبِ فَقَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه كَيْفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ، وَقَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ فَمَنْ قَالَهَا فَقَدْ عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ إِلاَّ بِحَقِّهِ، وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ ‏”‏‏.‏

1420 (59) ـ فَقَالَ وَاللَّهِ لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ، فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ، وَاللَّهِ لَوْ مَنَعُونِي عَنَاقًا كَانُوا يُؤَدُّونَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهَا‏.‏ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ قَدْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَقُّ‏.‏

2 ـ باب الْبَيْعَةِ عَلَى إِيتَاءِ الزَّكَاةِ

‏‏{فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ}‏‏.‏

1421 (60) ـ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ قَالَ جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بَايَعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.‏

3 ـ باب إِثْمِ مَانِعِ الزَّكَاةِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ * يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لأِنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ‏}[9/35‏‏].‏

1422 (61) ـ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ هُرْمُزَ الأَعْرَجَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ تَأْتِي الإِبِلُ عَلَى صَاحِبِهَا، عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ، إِذَا هُوَ لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا، تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا، وَتَأْتِي الْغَنَمُ عَلَى صَاحِبِهَا عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ، إِذَا لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا، تَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا، وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا ‏”‏‏.‏ وَقَالَ ‏”‏ وَمِنْ حَقِّهَا أَنْ تُحْلَبَ عَلَى الْمَاءِ ‏”‏‏.‏ قَالَ ‏”‏ وَلاَ يَأْتِي أَحَدُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِشَاةٍ يَحْمِلُهَا عَلَى رَقَبَتِهِ لَهَا يُعَارٌ، فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ‏.‏ وَلاَ يَأْتِي بِبَعِيرٍ، يَحْمِلُهُ عَلَى رَقَبَتِهِ لَهُ رُغَاءٌ، فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ ‏”‏‏.‏

1423 (62) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً، فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ مُثِّلَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ، لَهُ زَبِيبَتَانِ، يُطَوَّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ثُمَّ يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ ـ يَعْنِي شِدْقَيْهِ ـ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا مَالُكَ، أَنَا كَنْزُكَ ‏”‏ ثُمَّ تَلاَ {وَلاَ يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ هُوَ خَيْراً لَّهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَّهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُواْ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ} {180/3}

1428 (63) ـ قَالَ لِي خَلِيلِي ـ قَالَ قُلْتُ مَنْ خَلِيلُكَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ـ ‏”‏ يَا أَبَا ذَرٍّ أَتُبْصِرُ أُحُدًا ‏”‏‏.‏ قَالَ فَنَظَرْتُ إِلَى الشَّمْسِ مَا بَقِيَ مِنَ النَّهَارِ وَأَنَا أُرَى أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُرْسِلُنِي فِي حَاجَةٍ لَهُ، قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏”‏ مَا أُحِبُّ أَنَّ لِي مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا أُنْفِقُهُ كُلَّهُ إِلاَّ ثَلاَثَةَ دَنَانِيرَ ‏”‏‏.‏ وَإِنَّ هَؤُلاَءِ لاَ يَعْقِلُونَ، إِنَّمَا يَجْمَعُونَ الدُّنْيَا‏.‏ لاَ وَاللَّهِ لاَ أَسْأَلُهُمْ دُنْيَا، وَلاَ أَسْتَفْتِيهِمْ عَنْ دِينٍ حَتَّى أَلْقَى اللَّهَ‏.‏

5 ـ باب إِنْفَاقِ الْمَالِ فِي حَقِّهِ

1429 (64) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَسَلَّطَهُ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي الْحَقِّ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ حِكْمَةً فَهْوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا ‏”‏‏.‏

6 ـ باب الرِّيَاءِ فِي الصَّدَقَةِ

لِقَوْلِهِ ‏ ‏{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ} {2/264}‏‏.‏

وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما – ‏{‏صَلْدًا‏}‏ لَيْسَ عَلَيْهِ شَىْءٌ‏.‏ وَقَالَ عِكْرِمَةُ ‏{‏وَابِلٌ‏}‏ مَطَرٌ شَدِيدٌ، وَالطَّلُّ النَّدَى‏.‏

7 ـ باب لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ صَدَقَةً مِنْ غُلُولٍ وَلاَ يَقْبَلُ إِلاَّ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ

لِقَوْلِهِ ‏{قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ‏}‏‏.‏

8 ـ باب الصَّدَقَةِ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ

‏(‏‏.‏‏.‏ ‏.‏‏)‏ لِقَوْلِهِ ‏{يَمْحَقُ اللّهُ الْرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ {276} إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ} {277/2}

1430 (65) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ تَصَدَّقَ بِعَدْلِ تَمْرَةٍ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ ـ وَلاَ يَقْبَلُ اللَّهُ إِلاَّ الطَّيِّبَ ـ وَإِنَّ اللَّهَ يَتَقَبَّلُهَا بِيَمِينِهِ، ثُمَّ يُرَبِّيهَا لِصَاحِبِهِ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ حَتَّى تَكُونَ مِثْلَ الْجَبَلِ ‏”‏‏.‏ تَابَعَهُ سُلَيْمَانُ عَنِ ابْنِ دِينَارٍ‏.‏

1438 (66) ـ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَعْقِلٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ ‏”‏‏.‏

1439 (67) ـ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَتِ امْرَأَةٌ مَعَهَا ابْنَتَانِ لَهَا تَسْأَلُ، فَلَمْ تَجِدْ عِنْدِي شَيْئًا غَيْرَ تَمْرَةٍ فَأَعْطَيْتُهَا إِيَّاهَا، فَقَسَمَتْهَا بَيْنَ ابْنَتَيْهَا وَلَمْ تَأْكُلْ مِنْهَا، ثُمَّ قَامَتْ فَخَرَجَتْ، فَدَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَيْنَا، فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ ‏”‏ مَنِ ابْتُلِيَ مِنْ هَذِهِ الْبَنَاتِ بِشَىْءٍ كُنَّ لَهُ سِتْرًا مِنَ النَّارِ ‏”‏‏.‏

11 ـ باب أَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ

وَصَدَقَةُ الشَّحِيحِ الصَّحِيحِ لِقَوْلِهِ {وَأَنفِقُوا مِن مَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ الصَّالِحِينَ} {63/10}

{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ وَلاَ شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ} {254}‏.‏

1440 (68) ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ الْقَعْقَاعِ، حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَعْظَمُ أَجْرًا قَالَ ‏”‏ أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ، تَخْشَى الْفَقْرَ وَتَأْمُلُ الْغِنَى، وَلاَ تُمْهِلُ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا، وَلِفُلاَنٍ كَذَا، وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ ‏”‏‏.‏

13 ـ باب صَدَقَةِ الْعَلاَنِيَةِ

وَقَوْلِهِ ‏{‏الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً‏‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏‏{‏وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ‏‏}‏

18 ـ باب مَنْ أَمَرَ خَادِمَهُ بِالصَّدَقَةِ وَلَمْ يُنَاوِلْ بِنَفْسِهِ

1446 (69) ـ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِذَا أَنْفَقَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ طَعَامِ بَيْتِهَا غَيْرَ مُفْسِدَةٍ كَانَ لَهَا أَجْرُهَا بِمَا أَنْفَقَتْ وَلِزَوْجِهَا أَجْرُهُ بِمَا كَسَبَ، وَلِلْخَازِنِ مِثْلُ ذَلِكَ، لاَ يَنْقُصُ بَعْضُهُمْ أَجْرَ بَعْضٍ شَيْئًا ‏”‏‏.‏

19 ـ باب لاَ صَدَقَةَ إِلاَّ عَنْ ظَهْرِ غِنًى

1448 (70) ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ، وَخَيْرُ الصَّدَقَةِ عَنْ ظَهْرِ غِنًى، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ ‏”‏‏.‏

1450 (71) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ، وَذَكَرَ الصَّدَقَةَ وَالتَّعَفُّفَ وَالْمَسْأَلَةَ ‏”‏ الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، فَالْيَدُ الْعُلْيَا هِيَ الْمُنْفِقَةُ، وَالسُّفْلَى هِيَ السَّائِلَةُ ‏”‏‏.

25 ـ كتاب الحج

1 ـ باب وُجُوبِ الْحَجِّ وَفَضْلِهِ

‏{‏وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حَجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ‏}‏

4 ـ باب فَضْلِ الْحَجِّ الْمَبْرُورِ

1544 (72) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ قَالَ ‏”‏ إِيمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏”‏‏.‏ قِيلَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ ‏”‏ جِهَادٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏”‏‏.‏ قِيلَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ ‏”‏ حَجٌّ مَبْرُورٌ ‏”‏‏.‏

1546 (73) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ أَبُو الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ مَنْ حَجَّ لِلَّهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ ‏”‏‏.

1800 (74) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا، وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ ‏”‏‏.‏

الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ الحَجَّ فَلاَ رَفَثَ وَلاَ فُسُوقَ وَلاَ جِدَالَ فِي الحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ

30 ـ كتاب الصوم

1 ـ باب وُجُوبِ صَوْمِ رَمَضَانَ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ‏}‏‏.‏

1925 (75) ـ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَائِرَ الرَّأْسِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي مَاذَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصَّلاَةِ فَقَالَ ‏”‏ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ، إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ شَيْئًا ‏”‏‏.‏ فَقَالَ أَخْبِرْنِي مَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصِّيَامِ فَقَالَ ‏”‏ شَهْرَ رَمَضَانَ، إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ شَيْئًا ‏”‏‏.‏ فَقَالَ أَخْبِرْنِي بِمَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الزَّكَاةِ فَقَالَ فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَرَائِعَ الإِسْلاَمِ‏.‏ قَالَ وَالَّذِي أَكْرَمَكَ لاَ أَتَطَوَّعُ شَيْئًا، وَلاَ أَنْقُصُ مِمَّا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ شَيْئًا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ، أَوْ دَخَلَ الْجَنَّةَ إِنْ صَدَقَ ‏”‏‏.‏

1927 (76) ـ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، أَنَّ عِرَاكَ بْنَ مَالِكٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ عُرْوَةَ أَخْبَرَهُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ قُرَيْشًا، كَانَتْ تَصُومُ يَوْمَ عَاشُورَاءَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، ثُمَّ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصِيَامِهِ حَتَّى فُرِضَ رَمَضَانُ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ شَاءَ فَلْيَصُمْهُ، وَمَنْ شَاءَ أَفْطَرَ ‏”‏‏.‏

2 ـ باب فَضْلِ الصَّوْمِ

1928 (77) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الصِّيَامُ جُنَّةٌ، فَلاَ يَرْفُثْ وَلاَ يَجْهَلْ، وَإِنِ امْرُؤٌ قَاتَلَهُ أَوْ شَاتَمَهُ فَلْيَقُلْ إِنِّي صَائِمٌ‏.‏ مَرَّتَيْنِ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ، يَتْرُكُ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ وَشَهْوَتَهُ مِنْ أَجْلِي، الصِّيَامُ لِي، وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا ‏”‏‏.‏

4 ـ باب الرَّيَّانُ لِلصَّائِمِينَ

1930 (78) ـ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِنَّ فِي الْجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ الرَّيَّانُ، يَدْخُلُ مِنْهُ الصَّائِمُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لاَ يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ يُقَالُ أَيْنَ الصَّائِمُونَ فَيَقُومُونَ، لاَ يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ، فَإِذَا دَخَلُوا أُغْلِقَ، فَلَمْ يَدْخُلْ مِنْهُ أَحَدٌ ‏”‏‏.‏

6 ـ باب مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا وَنِيَّةً

1935 (79) ـ حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏”‏‏.‏

7 ـ باب أَجْوَدُ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَكُونُ فِي رَمَضَانَ

1936 (80) ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ بِالْخَيْرِ، وَكَانَ أَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ، حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ يَلْقَاهُ كُلَّ لَيْلَةٍ فِي رَمَضَانَ حَتَّى يَنْسَلِخَ، يَعْرِضُ عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ أَجْوَدَ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏

8 ـ باب مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ فِي الصَّوْمِ

1937 (81) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ ‏”‏‏.‏

9 ـ باب هَلْ يَقُولُ إِنِّي صَائِمٌ إِذَا شُتِمَ

1938 (82) ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ الزَّيَّاتِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ قَالَ اللَّهُ كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ إِلاَّ الصِّيَامَ، فَإِنَّهُ لِي، وَأَنَا أَجْزِي بِهِ‏.‏ وَالصِّيَامُ جُنَّةٌ، وَإِذَا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحَدِكُمْ، فَلاَ يَرْفُثْ وَلاَ يَصْخَبْ، فَإِنْ سَابَّهُ أَحَدٌ، أَوْ قَاتَلَهُ فَلْيَقُلْ إِنِّي امْرُؤٌ صَائِمٌ‏.‏ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ، لِلصَّائِمِ فَرْحَتَانِ يَفْرَحُهُمَا: إِذَا أَفْطَرَ فَرِحَ، وَإِذَا لَقِيَ رَبَّهُ فَرِحَ بِصَوْمِهِ ‏”‏‏.‏

10 ـ باب الصَّوْمِ لِمَنْ خَافَ عَلَى نَفْسِهِ الْعُزُوبَةَ

1939 (83) ـ حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي، مَعَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏”‏ مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ، فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ ‏”‏‏.

31 ـ كتاب صلاة التراويح

1 ـ باب فَضْلِ مَنْ قَامَ رَمَضَانَ

2047 (84) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ لِرَمَضَانَ ‏”‏ مَنْ قَامَهُ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏”‏‏.‏

32 ـ كتاب فضل ليلة القدر

1 ـ باب فَضْلِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ * وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ * لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ * تَنَزَّلُ الْمَلاَئِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ * سَلاَمٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ‏}‏‏.‏

2053 (85) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَفِظْنَاهُ وَإِنَّمَا حَفِظَ مِنَ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏”‏‏.‏

3 ـ باب تَحَرِّي لَيْلَةِ الْقَدْرِ فِي الْوِتْرِ مِنَ الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ

2059 (86) ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُجَاوِرُ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ، وَيَقُولُ ‏”‏ تَحَرَّوْا لَيْلَةَ الْقَدْرِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ ‏”‏‏.‏

4 ـ باب رَفْعِ مَعْرِفَةِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ لِتَلاَحِي النَّاسِ

2062 (87) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِيُخْبِرَنَا بِلَيْلَةِ الْقَدْرِ، فَتَلاَحَى رَجُلاَنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَقَالَ ‏”‏ خَرَجْتُ لأُخْبِرَكُمْ بِلَيْلَةِ الْقَدْرِ، فَتَلاَحَى فُلاَنٌ وَفُلاَنٌ، فَرُفِعَتْ، وَعَسَى أَنْ يَكُونَ خَيْرًا لَكُمْ، فَالْتَمِسُوهَا فِي التَّاسِعَةِ وَالسَّابِعَةِ وَالْخَامِسَةِ ‏”‏‏.‏

5 ـ باب الْعَمَلِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ

2063 (88) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي يَعْفُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ الْعَشْرُ شَدَّ مِئْزَرَهُ، وَأَحْيَا لَيْلَهُ، وَأَيْقَظَ أَهْلَهُ‏.

33 ـ كتاب الاعتكاف

1 ـ باب الاِعْتِكَافِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ

وَالاِعْتِكَافِ فِي الْمَسَاجِدِ كُلِّهَا‏.‏ لِقَوْلِهِ تَعَالَى {وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ‏}‏‏.‏

2064 (89) ـ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، أَنَّ نَافِعًا، أَخْبَرَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْتَكِفُ الْعَشْرَ الأَوَاخِرَ مِنْ رَمَضَانَ‏.‏

34 ـ كتاب البيوع

وَقَوْلُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا‏}‏ وَقَوْلُهُ ‏{إِلاَّ أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ‏}‏‏.‏

‏.‏ وَقَوْلِهِ {لاَ تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ}‏‏.‏

2 ـ باب الْحَلاَلُ بَيِّنٌ وَالْحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ

2090 (90) ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي فَرْوَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏‏ ‏”‏ الْحَلاَلُ بَيِّنٌ، وَالْحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَةٌ، فَمَنْ تَرَكَ مَا شُبِّهَ عَلَيْهِ مِنَ الإِثْمِ كَانَ لِمَا اسْتَبَانَ أَتْرَكَ، وَمَنِ اجْتَرَأَ عَلَى مَا يَشُكُّ فِيهِ مِنَ الإِثْمِ أَوْشَكَ أَنْ يُوَاقِعَ مَا اسْتَبَانَ، وَالْمَعَاصِي حِمَى اللَّهِ، مَنْ يَرْتَعْ حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكْ أَنْ يُوَاقِعَهُ ‏”‏‏.‏

l 52 – حدثنا أبو نعيم حدثنا زكرياء عن عامر قال سمعت النعمان بن بشير يقول: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول ( الحلال بين والحرام بين وبينهما مشبهات لا يعلمها كثير من الناس فمن اتقى المشبها استبرأ لدينه وعرضه ومن وقع في الشبهات كراع يرعى حول الحمى أوشك أن يواقعه ألا وإن لكل ملك حمى ألا وإن حمى الله في أرضه محارمه ألا وإن في الجسد مضغة إذا صلحت صلح الجسد كله وإذا فسدت فسد الجسد كله ألا وهي القلب (

3 ـ باب تَفْسِيرِ الْمُشَبَّهَاتِ

وَقَالَ حَسَّانُ بْنُ أَبِي سِنَانٍ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَهْوَنَ مِنَ الْوَرَعِ، دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لاَ يَرِيبُكَ‏.‏

5 ـ باب مَنْ لَمْ يَرَ الْوَسَاوِسَ وَنَحْوَهَا مِنَ الْمُشَبَّهَاتِ

2096 (91) ـ حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الطُّفَاوِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ،، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ قَوْمًا، قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ قَوْمًا يَأْتُونَنَا بِاللَّحْمِ لاَ نَدْرِي أَذَكَرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ أَمْ لاَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ سَمُّوا اللَّهَ عَلَيْهِ وَكُلُوهُ ‏”‏‏.‏

7 ـ باب مَنْ لَمْ يُبَالِ مِنْ حَيْثُ كَسَبَ الْمَالَ

2098 (92) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ، لاَ يُبَالِي الْمَرْءُ مَا أَخَذَ مِنْهُ أَمِنَ الْحَلاَلِ أَمْ مِنَ الْحَرَامِ ‏”‏‏.‏

8 ـ باب التِّجَارَةِ فِي الْبَرِّ

وَقَوْلِهِ {رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء

الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ} {4/37}

‏‏‏ وَقَالَ قَتَادَةُ كَانَ الْقَوْمُ يَتَبَايَعُونَ، وَيَتَّجِرُونَ، وَلَكِنَّهُمْ إِذَا نَابَهُمْ حَقٌّ مِنْ حُقُوقِ اللَّهِ لَمْ تُلْهِهِمْ تِجَارَةٌ وَلاَ بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ، حَتَّى يُؤَدُّوهُ إِلَى اللَّهِ‏.‏

14 ـ باب شِرَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالنَّسِيئَةِ

2107 (93) ـ حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ ذَكَرْنَا عِنْدَ إِبْرَاهِيمَ الرَّهْنَ فِي السَّلَمِ فَقَالَ حَدَّثَنِي الأَسْوَدُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اشْتَرَى طَعَامًا مِنْ يَهُودِيٍّ إِلَى أَجَلٍ، وَرَهَنَهُ دِرْعًا مِنْ حَدِيدٍ‏.‏

15 ـ باب كَسْبِ الرَّجُلِ وَعَمَلِهِ بِيَدِهِ

2111 (94) ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عِيسَى، عَنْ ثَوْرٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنِ الْمِقْدَامِ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ، وَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ‏”‏‏.‏

2112 (95) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَنَّ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ لاَ يَأْكُلُ إِلاَّ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ‏”‏‏.‏

2114 (96) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ لأَنْ يَأْخُذَ أَحَدُكُمْ أَحْبُلَهُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ النَّاسَ ‏”‏‏.‏

16 ـ باب السُّهُولَةِ وَالسَّمَاحَةِ فِي الشِّرَاءِ وَالْبَيْعِ، وَمَنْ طَلَبَ حَقًّا فَلْيَطْلُبْهُ فِي عَفَافٍ

2115 (97) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً سَمْحًا إِذَا بَاعَ، وَإِذَا اشْتَرَى، وَإِذَا اقْتَضَى ‏”‏‏.‏

19 ـ باب إِذَا بَيَّنَ الْبَيِّعَانِ وَلَمْ يَكْتُمَا وَنَصَحَا

2118 (98) ـ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ صَالِحٍ أَبِي الْخَلِيلِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، رَفَعَهُ إِلَى حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا ـ أَوْ قَالَ حَتَّى يَتَفَرَّقَا ـ فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا ‏”‏‏.‏

46 ـ كتاب المظالم فِي الْمَظَالِمِ وَالْغَصْبِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ}(14/42)‏

1 ـ باب قِصَاصِ الْمَظَالِمِ

مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لاَ يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاء {43} وَأَنذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُواْ رَبَّنَا أَخِّرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ نُّجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُواْ أَقْسَمْتُم مِّن قَبْلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالٍ {44} وَسَكَنتُمْ فِي مَسَـاكِنِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ أَنفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الأَمْثَالَ {45} وَقَدْ مَكَرُواْ مَكْرَهُمْ وَعِندَ اللّهِ مَكْرُهُمْ وَإِن كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ {46} فَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ {14/47}

2 ـ باب قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏أَلاَ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ}‏

3 ـ باب لاَ يَظْلِمُ الْمُسْلِمُ الْمُسْلِمَ وَلاَ يُسْلِمُهُ

2482 (99) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ سَالِمًا، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.‏

4 ـ باب أَعِنْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا

2483 (100) ـ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَنَسٍ، وَحُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، سَمِعَا أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا ‏”‏‏.‏

2484 (101) ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا ‏”‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا نَنْصُرُهُ مَظْلُومًا، فَكَيْفَ نَنْصُرُهُ ظَالِمًا قَالَ ‏”‏ تَأْخُذُ فَوْقَ يَدَيْهِ ‏”‏‏.‏

5 ـ باب نَصْرِ الْمَظْلُومِ

2486 (102) ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا ‏”‏‏.‏ وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ‏.‏

8 ـ باب الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

2487 (103) ـ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الْمَاجِشُونُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.‏

9 ـ باب الاِتِّقَاءِ وَالْحَذَرِ مِنْ دَعْوَةِ الْمَظْلُومِ

2488 (104) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ الْمَكِّيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ، فَقَالَ ‏“‏ اتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ ‏”‏‏.‏

10 ـ باب مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ عِنْدَ الرَّجُلِ فَحَلَّلَهَا لَهُ، هَلْ يُبَيِّنُ مَظْلَمَتَهُ

2489 (105) ـ حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لأَحَدٍ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَىْءٍ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ، قَبْلَ أَنْ لاَ يَكُونَ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ، إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ ‏”‏‏.‏

13 ـ باب إِثْمِ مَنْ ظَلَمَ شَيْئًا مِنَ الأَرْضِ

2494 (106) ـ حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ أَخَذَ مِنَ الأَرْضِ شَيْئًا بِغَيْرِ حَقِّهِ خُسِفَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَى سَبْعِ أَرَضِينَ ‏”‏‏.‏

15 ـ باب قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى {‏‏وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ‏‏ {

2497(107)ـ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِنَّ أَبْغَضَ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ‏”‏‏.‏

16 ـ باب إِثْمِ مَنْ خَاصَمَ فِي بَاطِلٍ وَهْوَ يَعْلَمُهُ

2498 (108) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّهَا أُمَّ سَلَمَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سَمِعَ خُصُومَةً بِبَابِ حُجْرَتِهِ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ، فَقَالَ ‏”‏ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَإِنَّهُ يَأْتِينِي الْخَصْمُ، فَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَبْلَغَ مِنْ بَعْضٍ، فَأَحْسِبُ أَنَّهُ صَدَقَ، فَأَقْضِيَ لَهُ بِذَلِكَ، فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ بِحَقِّ مُسْلِمٍ فَإِنَّمَا هِيَ قِطْعَةٌ مِنَ النَّارِ، فَلْيَأْخُذْهَا أَوْ فَلْيَتْرُكْهَا ‏”‏‏.‏

17 ـ باب إِذَا خَاصَمَ فَجَرَ

2499 (109) ـ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا، أَوْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْ أَرْبَعَةٍ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ، حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ ‏”‏‏.‏

24 ـ باب إِمَاطَةِ الأَذَى

(110) وَقَالَ هَمَّامٌ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ يُمِيطُ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ ‏”‏‏.

52 ـ كتاب الشهادات

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي الْبَيِّنَةِ عَلَى الْمُدَّعِي

قَوْلُهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَى أَنْفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِنْ يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَاللَّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُوا الْهَوَى أَنْ تَعْدِلُوا وَإِنْ تَلْوُوا أَوْ تُعْرِضُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا}(4/135)‏

53 ـ كتاب الصلح

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي الإِصْلاَحِ بَيْنَ النَّاسِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏لاَ خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلاَّ مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلاَحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا}‏(4\114)

2732 (111)ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَوْ أَتَيْتَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ‏.‏ فَانْطَلَقَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَرَكِبَ حِمَارًا، فَانْطَلَقَ الْمُسْلِمُونَ يَمْشُونَ مَعَهُ، وَهْىَ أَرْضٌ سَبِخَةٌ، فَلَمَّا أَتَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِلَيْكَ عَنِّي، وَاللَّهِ لَقَدْ آذَانِي نَتْنُ حِمَارِكَ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ مِنْهُمْ وَاللَّهِ لَحِمَارُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَطْيَبُ رِيحًا مِنْكَ‏.‏ فَغَضِبَ لِعَبْدِ اللَّهِ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ فَشَتَمَا، فَغَضِبَ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا أَصْحَابُهُ، فَكَانَ بَيْنَهُمَا ضَرْبٌ بِالْجَرِيدِ وَالأَيْدِي وَالنِّعَالِ، فَبَلَغَنَا أَنَّهَا أُنْزِلَتْ ‏{وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا‏}‏‏.‏

3 ـ باب قَوْلِ الإِمَامِ لأَصْحَابِهِ اذْهَبُوا بِنَا نُصْلِحُ

2734 (112)ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَهْلَ، قُبَاءٍ اقْتَتَلُوا حَتَّى تَرَامَوْا بِالْحِجَارَةِ، فَأُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ فَقَالَ ‏”‏ اذْهَبُوا بِنَا نُصْلِحُ بَيْنَهُمْ ‏”‏‏.‏

54 ـ كتاب الشروط

1 ـ باب مَا يَجُوزُ مِنَ الشُّرُوطِ فِي الإِسْلاَمِ وَالأَحْكَامِ وَالْمُبَايَعَةِ

2753 (113) ـ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جَرِيرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاشْتَرَطَ عَلَىَّ وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.‏

2754 (114) ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسُ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.‏

56 ـ كتاب الجهاد والسير

1 ـ باب فَضْلُ الْجِهَادِ وَالسِّيَرِ

{وَقَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى ‏إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ} {9\111}

2821 (115) ـ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَابِقٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْوَلِيدَ بْنَ الْعَيْزَارِ، ذَكَرَ عَنْ أَبِي عَمْرٍو الشَّيْبَانِيِّ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الْعَمَلِ أَفْضَلُ قَالَ ‏”‏ الصَّلاَةُ عَلَى مِيقَاتِهَا ‏”‏‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ‏.‏ قَالَ ‏”‏ ثُمَّ بِرُّ الْوَالِدَيْنِ ‏”‏‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ ‏”‏ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏”‏‏.‏ فَسَكَتُّ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوِ اسْتَزَدْتُهُ لَزَادَنِي‏.‏

2822 (116) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏”‏‏.‏

2 ـ باب أَفْضَلُ النَّاسِ مُؤْمِنٌ يُجَاهِدُ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

وَقَوْلُهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ * يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ‏} [61/10-12]‏

2825 (117) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ اللَّيْثِيُّ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ النَّاسِ أَفْضَلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مُؤْمِنٌ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ ‏”‏‏.‏ قَالُوا ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏”‏ مُؤْمِنٌ فِي شِعْبٍ مِنَ الشِّعَابِ يَتَّقِي اللَّهَ، وَيَدَعُ النَّاسَ مِنْ شَرِّهِ ‏”‏‏.‏

2826 (118) ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ مَثَلُ الْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ـ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَنْ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِهِ ـ كَمَثَلِ الصَّائِمِ الْقَائِمِ، وَتَوَكَّلَ اللَّهُ لِلْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِهِ بِأَنْ يَتَوَفَّاهُ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، أَوْ يَرْجِعَهُ سَالِمًا مَعَ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ ‏”‏‏.‏

7 ـ باب كَانَ جِبْرِيلُ يَعْرِضُ الْقُرْآنَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم

5048 (119) ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ بِالْخَيْرِ، وَأَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ لأَنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ حَتَّى يَنْسَلِخَ يَعْرِضُ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ كَانَ أَجْوَدَ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏

9 ـ باب ‏‏فَضْلِ‏‏ فَاتِحَةِ الْكِتَابِ

5057 (120) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي فَدَعَانِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ أُجِبْهُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ أُصَلِّي‏.‏ قَالَ ‏”‏ أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ ‏{‏اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ}‏ ثُمَّ قَالَ: أَلاَ أُعَلِّمُكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ ‏”‏‏.‏ فَأَخَذَ بِيَدِي فَلَمَّا أَرَدْنَا أَنْ نَخْرُجَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ قُلْتَ لأُعَلِّمَنَّكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ‏.‏ قَالَ ‏”‏‏{الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ‏}‏ هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ ‏”‏‏.‏

67 ـ كتاب النكاح

1 ـ باب التَّرْغِيبُ فِي النِّكَاحِ لِقَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ‏} ‏

5118 (121) ـ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدُ بْنُ أَبِي حُمَيْدٍ الطَّوِيلُ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ جَاءَ ثَلاَثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا أُخْبِرُوا كَأَنَّهُمْ تَقَالُّوهَا فَقَالُوا وَأَيْنَ نَحْنُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ‏.‏ قَالَ أَحَدُهُمْ أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُصَلِّي اللَّيْلَ أَبَدًا‏.‏ وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَصُومُ الدَّهْرَ وَلاَ أُفْطِرُ‏.‏ وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَعْتَزِلُ النِّسَاءَ فَلاَ أَتَزَوَّجُ أَبَدًا‏.‏ فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏”‏ أَنْتُمُ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ، لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ، وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ، فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي ‏”‏‏.‏

5119 (122) ـ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، سَمِعَ حَسَّانَ بْنَ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ لاَ تَعُولُوا‏}[4/3]‏‏.‏ قَالَتْ يَا ابْنَ أُخْتِي، الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، فَيَرْغَبُ فِي مَالِهَا وَجَمَالِهَا، يُرِيدُ أَنْ يَتَزَوَّجَهَا بِأَدْنَى مِنْ سُنَّةِ صَدَاقِهَا، فَنُهُوا أَنْ يَنْكِحُوهُنَّ إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ فَيُكْمِلُوا الصَّدَاقَ، وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ مِنَ النِّسَاءِ‏.‏

3 ـ باب مَنْ لَمْ يَسْتَطِعِ الْبَاءَةَ فَلْيَصُمْ

5121 (123) ـ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَارَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ دَخَلْتُ مَعَ عَلْقَمَةَ وَالأَسْوَدِ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَبَابًا لاَ نَجِدُ شَيْئًا فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهُ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ، فَإِنَّهُ

6

Mayıs
2012

ALMANCA DÜKKAN İSİLERİ-1

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ALMANCA | Yorum: Yok
ALMANCA DÜKKAN İSİLERİ-1

die Bank Banka
der Laden Dükkan
der Buchladen,
die Buchhandlung Kitapçı
der Blumenladen Çiçekçi
der Schuhladen Ayakkabıcı
der Taschenladen Çantacı
der Kofferladen Bavulcu
der Elektrogeschäft Elektrikli eşya mağazası
der Musikladen Müzik dükkanı
der Obst- und Gemüseladen Manav
das Geschäft Mağaza
das Kleidergeschäft Kıyafet dükkanı
das Möbelgeschäft Mobilyacı
das Hotel Otel
das Reisebüro Seyahat bürosu
das Cafè Kafe
das Restaurant Lokanta
der Markt Market
der Supermarkt Süpermarket
das Kaufhaus Alışveriş Merkezi
die Post, das Postamt Postane
die Apotheke Eczane
die Bäckerei Fırın
die Metzgerei Kasap
die Bibliothek Kütüphane
die Stadtbibliothek Şehir Kütüphanesi
das Kino Sinema
das Theater Tiyatro
das Museum Müze
das Fotostudio Fotoğraf stüdyosu
die Praxis Muayenehane
das Krankenhaus Hastane
die Firma Firma
das Büro Büro
der Reparaturdienst Tamir servisi
der Optiker Gözlükçü
die Reinigung Temizlemeci dükkanı
die Schule Okul
der Kurs Kurs
der Friseursalon Kuaför salonu
das Fitnessstudio Spor salonu
das Fahrkartenautomat Bilet otomatı(makinesı)
der Schalter Vezne
der Informationsschalter Danışma veznesi
der Kiosk Büfe

6

Mayıs
2012

ALMANCA GÜNLER AYLAR MEVSİMLER -2

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ALMANCA | Yorum: Yok
ALMANCA GÜNLER AYLAR MEVSİMLER -2

GÜNLER
am Montag: Ich komme am Montag zurück. (=Ben, pazartesi (günü) döneceğim.der Montag (=Pazartesi)
am Dienstag: Er fährt am Dienstag nach Ankara. (=O, salı günü Ankara’ya gidiyor.)der Dienstag (=Salı)
am Mittwoch: Wir fliegen am Mittwoch nach Köln. (=Çarşamba günü, biz Köln’e uçakla gidiyoruz.)der Mittwoch (=Çarşamba)
am Donnerstag: Er arbeitet am Donnerstag nicht. (=O, perşembe günü çalışmıyor.)der Donnerstag (=Perşembe)
am Freitag: Am Freitag fahren wir in den Urlaub. (=Biz, Cuma günü tatile gidiyoruz.)der Freitag (=Cuma)
am Samstag: Du warst am Samstag nicht zu Hause. (=Sen, cumartesi günü evde değildin.)der Samstag (=Cumartesi)
am Sonntag: Ich arbeite auch am Sonntag. (=Ben, pazar günü de çalışıyorum.)der Sonntag (=Pazar)
GÜNÜN VAKTİ
am Morgen (=sabahleyin)der Morgen (=sabah)
am Vormittag (=öğleden önce)der Vormittag (=öğleden önce)
am Mittag (=öğleyin)der Mittag (=öğlen)
am Nachmittag (=öğleden sonra)der Nachmittag (=öğleden sonra)
am Abend (=akşamleyin)der Abend (=akşam)
in der Nacht (=geceleyin)die Nacht (=gece)
um Mitternacht (=gece yarısı)die Mitternacht (=gece yarısı)
AYLAR
im Januar: Ich bin im Januar geboren. (=Ben, ocakta doğdum.)der Januar (=ocak)
der Februar (=şubat) im Februar: Er kommt im Februar zurück. (=O, şubatta dönüyor.)
im März: Du besuchst uns im März. (=Sen, bizi martta görmeye geleceksin.)der März (=mart)
im April: Im April blühen die Bäume. (=Nisanda ağaçlar çiçek açıyor.)der April (=nisan)
im Mai: Wir verreisen im Mai. (=Mayısta seyahat ediyoruz.)der Mai (=mayıs)
im Juni: Die Schule endet im Juni. (=Haziranda okul bitiyor.)der Juni (=haziran)
im Juli: Er fährt im Juli ans Meer. (=O, temmuzda denize gidiyor.)der Juli (=temmuz)
im August: Wir sind im August nicht da. (=Biz, ağustosta burada değiliz.)der August (=ağustos)
im September: Im September beginnt die Schule. (=Okullar eylülde başlıyor.)der September (=eylül)
im Oktober: Er ist im Oktober geboren. (=O, ekimde doğdu.)der Oktober (=ekim)
im November: Im November ist er nicht in der Stadt. (=O, kasımda şehirde değil.)der November (=kasım)
im Dezember: Im Dezember schneit es. (=Aralıkta kar yağar.)der Dezember (=aralık)
GÜNÜN TARİHİ
Heute ist der erste April. (=Bugün 1 nisan.)1. April: erster April (=bir nisan)
1.4.: erster Vierter (=Nisanın 1’i) Heute ist der erste Vierte. (=Bugün nisanın biri.)
Heute ist der fünfte April. (=Bugün 5 nisan.)5. April: fünfter April (=beş nisan)
Er ist am 9. (neunten) Oktober 1968 geboren. (=O, 9 (dokuz) Ekim 1968’de doğdu.)
MEVSİMLER
im Frühling: Im Frühling blühen die Blumen. (=İlkbaharda çiçekler açar.)der Frühling (=ilkbahar)
im Sommer: Wir fahren im Sommer ans Meer. (=Yazın denize gideceğiz.)der Sommer (=yaz)
im Herbst: Im Herbst regnet es meistens. (=Sonbaharda genellikle yağmur yağar.)der Herbst (=sonbahar)
im Winter: Im Winter fahren wir Ski. (=Kışın kayak yaparız.)der Winter (=kış)

6

Mayıs
2012

GÜNCEL ALMANCA İFADELER-3

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ALMANCA | Yorum: Yok
GÜNCEL ALMANCA İFADELER-3

Was? —- Ne?

Wann? ———- Ne zaman?

Wo? —– Nerede?

Wohin? ——– Nereye?

Woher? ——— Nereden?

Wieviel? ——– Ne kadar (ya da kaç)?

Warum nicht? ——- Neden olmasın?

Wie? ———– Nasıl?

Welcher? ——- Hangi?

Wer? ———– Kim?

ich habe Angst. — Ben korkuyorum.

ich habe Hunger. — Benim karnım aç.

ich habe keine Langeweile. — Ben sıkılmıyorum. (Es ist mir nicht langweilig)

Haben Sie Zeit? — Vaktiniz var mı?

Ich habe keine Zeit. — Vaktim yok.

Ich habe kein Geld. — Param yok.

Verzeihung (yada) Entschuldigen Sie.. — Afedersiniz özür dilerim pardon..

Bitte —Lütfen.

ich danke für Ihre Mühe. — Zahmetinize teşekkür ederim.

Schade! — Yazık!

Gute Besserung. — Geçmiş olsun.

Guten Appetit — Afiyet olsun.

Prosit (yada) Auf Ihr Wohl.. — Şerefinize..

Ich möchte mich untersuchen lassen.
Muayene olmak istiyorum.

Soll ich warten?
Bekleyeyim mi?

Wann wollen (sollen) wir kommen?
Ne zaman gelelim?

Wann soll ich kommen?
Ben ne zaman geleyim?

Ich möchte kommen.

Ben gelmek istiyorum.

Ich möchte auch mit kommen.
Ben de gelmek istiyorum.

Kommt (yada) kommen Sie.
geliyormu/Geliniz.

Sie möchten (mögen sollen) kommen.
Gelsinler.

Komm yada du sollst kommen.
Gel (yada) sen gelicekmişsin.

Woher kommen sie? — Nereden geliyorsunuz?

Wem gehört dieses Auto? –Bu araba kimin?

Wo wohnen Sie? –Nerede oturuyorsunuz?

Wo Schaffen Sie? –Nerede calışıyorsunuz?

Was machen Sie? –Ne yapıyorsunuz?

Willst du Essen? –Yemek yer misin?

Willst du was trinken? –Birşey içmek ister misin?

Was machst du heute? –Bugün ne yapıyorsun?

Mit wem willst du am Abend ins Party gehen? –Akşam partiye kimle gitmek istioyorsun?

Wo bin ich? –Ben neredeyim?

Kommst du von Arbeit? –Işten mi geliyorsun?

Hast du Geld? –Paran var mı?

Haben sie ein Auto? –Arabanız var mı?

Wohin gehst du? –Nereye gidiyorsun?

Warum kommen sie nicht? –Neden gelmiyorsunuz?

Warum sind sie nicht gekommen? –neden gelmediniz?

Fährtst du Auto? –Araba sürüyor musun?

Willst du Musik hören? — Müzik dinlemek istermisin?

Was machst du morgen? –Yarın ne yapıyorsun?

Wollen sie rauchen? –Sigara içmek ister misin?

Ist das wahr? –Bu gerçek mi?

Wollen sie fernsehen? — Televizyon izlemek ister misiniz Guncel Hayatta Kullanilan Almanca Kelimeler…

6

Mayıs
2012

ALMANCA GÜNLÜK İFADELER-4

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ALMANCA | Yorum: Yok
ALMANCA GÜNLÜK İFADELER-4

Günaydın Guten Morgen
Merhaba Hallo
İyi Günler Guten Tag
İyi Akşamlar Guten Abend
İyi Geceler Gute Nacht
Teşekkür ederim. Danke schön
Allahaısmarladık. auf Wiedersehen
Güle Güle auf Wiedersehen
Geliniz. Kommen Sie.
Çabuk geliniz. Kommen Sie rasch.
Oturunuz. Setzen Sie sich.
Bilmiyorum. Ich weiβ nicht.
Anlamıyorum. Ich versteh nicht
Lütfen yavaş konuşunuz. Sprechen Sie bitte langsamer
Lütfen tekrar ediniz. Wiederholen Sie bitte.
Ben Yabancıyım/Ben Türk’üm. Ich bin Auβländer/Ich bin Türke
Acıktım. Ich habe hunger.
Sanırım öğle. Ich galube es ist so.
Belki Vielleicht
Bu nedir? Was ist das?
Bunu bana gösteriniz. Zeigen Sie mir das.
Ne kadar tutuyor? Wie viel kostet es?
Şu anda nerede bulunuyorum? Wo befinde ich mich jetzt?
Bana yol gösteriniz. Zeigen Sie mir den Weg
Doğru, düz gerade
Sağa nach rechts
Sola nach links
Yavaş langsam
Hızlı schnell
Lütfen yavaş sürünüz. Fahren Sie bitte langsam
Yol ağzı Straßenmündüng
Durunuz. Halten Sie an
Durdurunuz. Halten Sie es an
Tehlike Gefahr
Viraj Kurve
Park yasak Parken verboten

A1 SEVİYESİ için ALMANCA FİİL LİSTESİ-5

1. kommen gelmek

2. wohnen ikamet etmek

3. arbeiten çalışmak

4. trinken içmek

5. sprechen konuşmak

6. nehmen almak

7. antworten cevap vermek

8. fragen sormak

9. möchten istemek

10. haben sahip olmak/ var

11. kosten

12. funktionieren çalışmak/işlemek

13. zahlen ödemek

14. bezahlen ödemek

15. brauchen lazım;ihtiyacı; gerekli olmak

16. lesen okumak

17. ordnen düzenlemek

18. ergänzen tamamlamak

19. machen yapmak

20. heißen adında olmak

21. lernen öğrenmek

22. schreiben yazmak

23. suchen aramak

24. hören duymak, dinlemek

25. kaufen satın almak

26. spielen oynamak

27. liegen durmak (yatay)

28. legen koymak (yatay)

29. stehen durmak (dik)

30. stellen koymak (dik)

31. wiederholen tekrarlamak

32. beantworten cevaplamak

33. frühstücken kahvaltı etmek

34. bringen getirmek

35. gehen gitmek (yaya)

36. fahren gitmek (araçla)

37. aufstehen kalkmak

38. aufwachen uyanmak

39. sitzen oturmak

40. fernsehen televizyon seyretmek

41. einkaufen alışveriş yapmak

42. anfangen başlamak

43. beginnen başlamak

44. aufhören bitmek, bırakmak

45. aufmachen açmak

46. zumachen kapamak

47. anmachen açmak (elektronik)

48. ausmachen kapamak (elektronik)

49. einschalten açmak (şalterli)

50. ausschalten kapamak (şalterli)

51. essen yemek yemek

52. öffnen açmak

53. schließen kapatmak, kilitlemek

54. einladen davet etmek

55. duschen duş almak

56. waschen yıkamak

57. sich waschen yıkanmak

58. vorbereiten hazırlamak

59. bekommen almak, temin etmek

60. kochen yemek pişirmek

61. schneiden kesmek

62. holen getirmek

63. abholen bir yerden almak, karşılamak

64. finden bulmak

65. suchen aramak

66. wünschen dilemek

67. reden konuşmak

68. leben yaşamak

69. erziehen yetiştirmek, büyütmek

70. den Haushalt machen ev işlerini yapmak

71. sehen görmek

72. aussehen görünmek

73. unterschreiben imzalamak

74. feiern kutlamak

75. gratulieren tebrik etmek

76. zeigen göstermek

77. weggehen gitmek

78. es gibt var

79. besuchen ziyaret etmek

80. schlafen uyumak

81. einschlafen uyuyakalmak, uykuya dalmak

82. mitkommen birlikte gelmek

83. mitbringen beraberinde getirmek

84. mitnehmen yanına almak, götürmek

85. kaufen satın almak

86. verkaufen satmak

87. telefonieren telefon etmek

88. anrufen aramak (telefonla)

89. vorlesen okumak (başkalarına sesli)

90. markieren işaretlemek

91. ankreuzen işaretlemek

92. üben alıştırma yapmak, çalışmak

93. Hausaufgaben machen ev ödevleri yapmak

94. geben vermek

95. warten beklemek

96. heiraten evlenmek

97. ausfallen iptal olmak

98. stattfinden olmak, vuku bulmak, gerçekleşmek

100. besichtigen gezip görmek

101. einsteigen binmek

102. aussteigen inmek

103. sich freuen sevinmek

104. sich anmelden kayıt olmak

105. sich treffen buluşmak

106. sich entschuldigen özür dilemek

107. sich bedanken teşekkür etmek

108. wissen bilmek

109. kennen tanımak

110. kennenlernen tanışmak

111. biegen dönmek / eğmek

112. abbiegen dönmek

113. überweisen havale etmek

114. ausfüllen doldurmak

115. mieten kiralamak

116. vermieten kiraya vermek

117. ansehen bakmak

118. einpacken paketlemek (yerleştirmek)

119. hochtragen yukarı taşımak

120. tragen taşımak (üzerinde olmak)

121. schmecken

122. spazieren gehen gezmeye gitmek

123. lächeln gülümsemek

124. lachen gülmek

125. Sport treiben spor yapmak

126. bestelen siparişetmek, ısmarlamak

127. denken düşünmek

128. Ski fahren kayak yapmak

129. Fussball spielen futbol oynamak

130. Gitarre spielen gitar çalmak

131. weinen ağlamak

132. helfen yardım etmek

133. gefallen beğenmek, hoşa gitmek

134. verdienen kazanmak

135. gewinnen kazanmak (maç, müsabaka, şans oyunları)

136. verlieren kaybetmek

137. putzen temizlemek,silmek

138. fliegen uçmak

139. abfahren hareket etmek,kalkmak

140. abfliegen havalanmak ,hareket etmek

141. ankommen varmak, ulaşmak

142. landen iniş yapmak

143. umsteigen aktarma yapmak

144. umziehen taşınmak

145. begrüßen selamlamak

146. wehtun ağrımak, acımak

147. Rad fahren bisiklet sürmek, bisiklete binmek

148. Radio hören radyo dinlemek

149. reisen seyahat etmek

150. schwimmen yüzmek

151. schlafen uyumak

152. fehlen eksik olmak

153. wandern doğa, kır yürüyüşü yapmak

154. sich ausruhen dinlenmek

155. regnen yağmurun yağması

156. schneien karın yağması

157. scheinen parıldamak

158. anhalten durmak

159. parken park etmek

160. rauchen sigara içmek

161. fotografieren fotoğraf çekmek

162. bleiben kalmak

163. übernachten gecelemek

164. abwaschen yıkamak, durulamak

165. danken teşekkür etmek

166. reservieren reserve etmek

167. buchen yer ayırtmak, reserve ettirmek

168. drucken yazdırmak, basmak

169. beschreiben tarif, tasvir etmek

171. erklären izah etmek, açıklamak

172. erreichen ulaşmak

173. giessen sulamak

174. füttern yemlemek

175. grillen ızgara yapmak

176. kontrollieren kontrol etmek

177. mögen sevmek, beğenmek

178. notieren not etmek

179. organisieren organize etmek

180. planen planlamak

181. sagen söylemek

182. sammeln koleksiyon yapmak,toplamak

183. studieren öğrenim görmek

184. gehören ait olmak

185. vergleichen karşılaştırmak

186. abnehmen zayıflamak,kilo vermek

187. abschließen kapatmak, nihayetlendirmek

188. ausziehen çıkarmak

189. anziehen giymek

190. sich anziehen giyinmek

191. sich ausziehen soyunmak

192. anbieten ikram etmek, sunmak

193. dabeihaben yanında olmak

194. empfehlen tavsiye etmek

195. hinfallen yere düşmek

196. hinfliegen oraya uçmak, gitmek

197. hingehen oraya gitmek

198. laufen koşmak

199. mitfahren birlikte, beraberinde gitmek

200. treffen rastlamak, görmek

201. tun yapmak

202. weitergehen devam etmek(gitmeye)

203. weiterlesen devam etmek (okumaya)

204. weiterfahren devam etmek (araçla gitmeye)

205. wiederkommen yine, tekrar gelmek

206. zurückkommen geri gelmek

207. zurückfahren geri gitmek (araçla)

208. zurückfliegen geri gelmek (uçakla)

209. zurückgeben geri vermek

210. anschauen bakmak

211. einziehen taşınmak (evin içine girmek)

212. erlauben müsaade etmek

213. müssen mecbur olmak, zorunda olmak (-malı,-meli)

214. können -abilmek, -ebilmek

215. wollen istemek

216. dürfen müsadeli,izinli olmak

217. sollen -malı,-meli,

218. abgeben vermek, teslim etmek

219. baden suya girmek, banyo etmek

220. benutzen kullanmak

221. dauern sürmek

222. anklicken tıklamak

223. bedeuten anlamında olmak

224. buchstabieren harf harf söylemek

225. glauben inanmak, sanmak

226. lieben sevmek

227. reparieren tamir etmek,onarmak

228. riechen kokmak, koklamak

229. an sein açık olmak (elektronik aletler)

230. aus sein kapalı olmak (elektronik aletler)

231. auf sein açık olmak ( kapı, pencere, çanta vb)

232. zu sein kapalı olmak ( kapı, pencere, çanta vb)

233. krank sein hasta olmak

6

Mayıs
2012

ALMANCA 50 ÖNEMLİ FİİL-6

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ALMANCA | Yorum: Yok
ALMANCA 50 ÖNEMLİ FİİL-6

antworten – cevaplamak
“ich antworte nicht.”
arbeiten – çalışmak
“ich erbiete heute.”
bedeuten – anlamına gelmek
beginnen – başlamak
“wann beginnt der Film?”
bekommen – almak
bestellen – sipariş etm, emretmek
besuchen – ziyaret etmek
“wir besuchen meine Tante in Berlin.”
bezahlen – ödemek
bleiben – - kalmak
“wir bleiben hier.”
bringen – getirmek
danken – teşekkür etmek
“Ich danke Ihnen.”

denken – - düşünmek
essen – - yemek
fahren – - gitmek
“Ich fahre morgen nach Dresden.”
finden – bulmak
fliegen – uçmak (uçakla gitmek)
fragen – sormak
geben – vermek
gehen – (yürüyerek) gitmek
“Wir gehen ins Kino.”
helfen – yardım etmek
hören – to hear, dinlemek
“Hörst du die Musik?”
kaufen -satın almak

kommen – gelmek
“Wann kommt er nach Hause?”
kosten – mal olmak
lesen – okumak
lieben – sevmek
“Ich liebe dich.”
machen – yapmak
nehmen – almak
öffnen – açmak

probieren – denemek
regnen – yağmur yağmak
reisen – seyahat etmek
sagen – söylemek, anlatmak
schlafen – uyumak
schmecken – tatmak
schreiben – yazmak
schwimmen – yüzmek
sehen – görmek
senden – göndermek
setzen – koymak, yerleştirmek, oturmak
singen – söylemek
spielen – oynamak
“Hans spielt Fußball.”
sprechen – konuşmak
suchen – aramak
“Was suchst du?”
“What are you looking for?”
trinken – içmek
vergessen – unutmak
verstehen – anlamak
warten – t- beklemek
wohnen – - yaşamak, ikamet etmek
“Mein Vater wohnt in Hamburg.”
zeigen – göstermek

6

Mayıs
2012

ALMANCA GÜNCEL İFADELER-7

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ALMANCA | Yorum: Yok
ALMANCA GÜNCEL İFADELER-7

Almanca Basit Tanışma

Wie heisst du? ==> Adın nedir?

Ich heisse Maria. ==> Adım Maria.

Und Woher kommst du? ==> Nerelisin?

Alicante? Wo ist das? ==> Alicante? Nerededir?

In Spanien. ==> İspanyada

Und wo wohnst du? ==>Sen nerelisin?

In Bremen ==> Bremen
Almanca Kendini Tanıtma

Wie heisst du? ==> Adın ne?

Ich heisse Selim. ==> Adım Selim.

Wie alt bist du? ===> Kaç yaşındasın?

Ich bin 19 jahre alt. ==> Ben 19 Yaşındayım

Wann und wo bist du geboren? ==> Nerede ve ne zaman doğdun?

Ich bin am 03.09.1991 in Antalya geboren. ==>Antalya da 03.09.1991 tarihinde doğdum.

Wo wohnst du? ==> Nerede ikamet ediyorsun?

Ich wohne in Ankara. ==> Ankara da ikamet ediyorum.

Seit wann wohnst du in Ankara? ==> Ne zamandır Ankara da ikamet ediyorsun?

Ich wohne seit zwei monaten in Ankara. ==> 2 aydır Ankara da ikamet ediyorum.

was bist du von Beruf? ==>Mesleğin nedir?

Ich arbeite nicht.Ich bin Student. ==> Çalışmıyorum.Ben öğrenciyim.

An welcher Universität studierst du? ==> Hangi üniversitede öğrenim görüyorsun?

Ich studiere an der Universität in Mersin. ==>mersideki üniversitede öğrenim görüyorum.

Welche Sprache lernst du hier? ==> Burada hangi dili öğreniyorsun?

Ich lerne hier Deutsch. ==> Burada Almanca öğreniyorum.

Wie viele Geschwister hast du? ==> Kaç kardeşin var?

Ich habe 3 Geschwister. ==> 3 kardeşim var.

Was ist dein Vater von Beruf? ==> Babanın mesleği nedir?

Mein Vater ist Rentner. ==> Babam emeklidir.

Was ist deine Mutter von Beruf? ==> Annanin mesleği nedir?

Meine Mutter ist hausfrau. ==> Annem ev hanımıdır.

Wie alt ist dein Vater? = Baban kaç yaşında?

Mein Vater ist 50 jahre alt. ==> Benim babam 50 yaşında.

Wie gross bist du? ==> Boyun kaç?

Ich bin ein meter fünf und achtzig gross. ==> Boyum 1,85 metre.
Verabredung – randevulasmak

Ich hoffe Sie/dich bald wieder zu sehen.
Yakinda tekrar grüsmek umuduyla.

Vielen Dank für den netten Abend.
Bu güzel aksam icin tesekkür ederim.

Was machen Sie/machst du morgen?
Yarin ne yapiyorsunuz/yapiyorsun?

Treffen wir uns morgen/heute Abend?
Yarin/Bu aksam bulusalim mi?

Ja. gerne.
Sevinirim/Memnuniyetle.

Es geht leider nicht. Ich habe zu tun.
Olmaz maalesef. Isim var.

Lassen Sie mich bitte in Ruhe!
Lütfen beni rahat birakin!

Jetzt reicht´s!
Artik Yeter!

Verschwinde!
Defol!

Verständigung – haberlesme

Wie bitte?
Efendim/Nasil?

Ich verstehe Sie/dich nicht.
Sizi/Seni anlayamadim.

Kannst du das bitte noch einmal wiederholen?
Lütfen tekrarlar misiniz/misin

Bitte sprechen Sie/sprich etwas langsamer/lauter.
Lütfen daha yavas/yüksek sesle konusunuz/konus.

Ich verstehe/habe verstanden.
Anliyorum./Anladim.

Sprechen Sie/Sprichst du…
…konusuyor musunuz/musun?

Deutsch?———Almanca
Englisch?———Ingilizce
Französisch?——Fransizca

Ich spreche nur wenig…
Biraz….konusuyorum.

Was heißt…auf Türkisch?
…Türkce nasil söylernir?/…Türkcede ne demek?

Was bedeutet das?
Bu ne demek?

Wie spricht man dieses Wort aus?
Bu kelime nasil telaffuz edilir/söylenir?

Auskunft – Bilgi

Entschuldigung, wie komme ich bitte nach …?
Affedersiniz,…-e/-a nasil gidecegim?

Können Sie mir die Strecke/das auf der Karte zeigen?
Lütfen, yolu/bunu bana haritada gösterirmisiniz?

Bitte, ist das die Straße… nach…?
Affedersiniz,… -e/-a giden yol bu mu?

Immer gerdeaus bis…Dann…
…-e/-a kadar hep dogru. Sonra…

Bei der Ampel
lambadan

an der nächsten Ecke
ilk köseden

Links/rechts abbiegen.
sola/saga dönülücek

Almanca saatler konusu

saat kac? – Wie spät ist es? / Wieviel Uhr ist es?
saat oniki (öglen) – Es ist zwölf Uhr
saat oniki (gece yarisi) – Es ist vierundzwanzig Uhr (Mitternacht)
saat bir bucuk – Es ist halb zwei.

(Almanca’da “bucuk saat” söylendigi zaman (halb) gelecek saatin yarisi gecmis oldugu icin her zaman gelecek dolu saatin yarisi söylenilir.
(örnegin: üc (3) bucuk – halb vier (4) yani “yari dört” anlamina geliyor / dokuz (9) bucuk – halb zehn (10), on (10) bucuk – halb elf (11)

saat ikiyi cegrek geciyor – Es ist viertel nach zwei.
saat ikiye cegrek var – Es ist viertel vor zwei.

14:15- Es ist vierzehn (14) Uhr fünfzehn (15)

15:30- Es ist fünfzehn (15) Uhr dreißig (30)

16:45 – Es ist sechzehn (16) Uhr fünfundvierzig (45)
Vedalaşmak – Abschied

Allahısmarladık ==> Aufvidersehen

Yakında görüşürüz ==> Bis Bald

Sonra Görüşürüz ==> Bis spater

Hoşça kal ==> Tschüss

İyi tatiller ==> Gute ferien

İyi yolculuklar ==> Gute Reise

Tekrar gelin ==> Kommen Sie wider

Tekrar ne zaman görüşeceğiz ==> Wann sehen wir uns wider?

… ya selam söyleyin ==> Grüssen Sie ….
Hava Durumu – Das Wetter

Bugün hava kaç derece? ==> Wieviel Grand ist das Wetter heute?

Bugünün sıcaklığı nedir? ==> Wieviel Grand haben wir heute?

…. derece ==> Es ist …. Grand

Kar yağıyor ==> Es schneit

Yağmur yağıyor ==> Es regnet.

Güneşli ==> Die Sonne scheint.

Fırtına çıkacak ==> Es wird ein Gewitter ausbrechen.

Yağmur yağacakmı? ==> Wird es regenen?

Alanya’da hava nasıl ? ==> Wie ist das wetter in Alanya?

Kemerde hava çok güzel? ==> In kemer ist das Weittersehr schön.

Tarih – Datum

Ne kadar kalacaksınız?
Wie lange werden Sie bleiben?

Ben burada 1 gün kalacağım.
Ich werde hier einen Tag bleiben

Bugünün tarihini ne?
Den wiefielten haben wir heute?

Bugün mayısın yirmisi.
Heute ist der zwenzigste Mai.

12.08.2002 / on iki ağustos ikibiniki.
Zwölfter August Zweitausendzwei.

Ne zaman geldiniz?
Wann sind Sie gekommen?
Aile – Familie

Annenizin adı nedir?
Wie heisst Ihre Mutter?

Babanızın adı nedir?
Wie heisst Ihr Vater?

Annemin adı ……
Meine Mutter heisst ……

Babamın adı………
Mein Vater heisst …………

Annem ev hanımı.
Meine Mutter ist Hausfrau.

Babam memur.
Mein Vater ist Beamter.

Kardeşleriniz var mı?
Haben Sie Geschwister?

Bir kız kardeşim var.
Ich habe eine Schwester.

İki erkek kardeşim var.
Ich habe zwei brüder.

Kardeşim yok.
Ich habe keine Geschwester.

Annem/babam iki yıl önce vefat etti.
Meine Mutter / Mein Vater ist vor zwei jahren gestorben.

Ailem ile birlikte yaşıyoruz.
Ich lebe mit meiner Familie.

Bezahlung – Almanca ödemeler ile ilgili dialoglar

Hesap lütfen!
Die Rechnung, bitte!

Galiba burada bir yanlışlık var.
Ich glaube hier ist ein fehlen.

Ayrı ayrı ödeyeceğiz.
Wir zahlen getrennt.

Kredi kartıyla ödeme yapabilirmiyim?
Kann ich mit Kreditkarte zahlen?

Almanca telefon ile ilgili dialoglar

Buralarda bir telefon kulübesi varmı?
Gibt es hier eine Telefonzelle?

Telefon edebilirmiyim?
Darf ich telefonieren?

Ankara’nın kod numarası nedir?
Was ist die Vorwahlnummer von Ankara?

Alo!
Hallo!

……….. ile görüşmek istiyorum.
Ich möchte mit…… sprechen.

Beni lütfen ……….. ‘ya bağlayınız!
Verbinden Sie mich bitte mich…….!

Bir saniye lütfen.
Einen moment bitte!

Sizi bağlıyorum.
Ich verbinde Sie.

Telefon numaranız kaç?
Wie ist die Telefonnummer?

6

Mayıs
2012

Almanca Pratik Kalıplar-8

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ALMANCA | Yorum: Yok
Almanca Pratik Kalıplar-8

-Guten Tag, mein Name ist Hera. Sie verkaufen eine Waschmaschine?
( İyi günler. Adım Hera. Siz bir çamaşır makinası mı satıyorsunuz?)
-Ja.
(evet)
-Wie viel kostet die?
(fiyatı ne kadar?)
-200 Euro
-Das ist aber günstig. Funktioniert die auch?
(çok ucuzmuş. çalışıyor mu?)
-Ja, natürlich. Die Waschmaschine ist 3 oder 4 jahre alt.
(evet, tabiki. Makina 3-4 yıllık )
-Wo wohnen Sie denn?
( Nerde oturuyorsunuz ki?)
-Schiller Strasse, 123. Mein name ist…
(adres veriliyor )
-Gut, Auf wiederhören.
(güzel, görüşmek üzere)
-Wiederhören
(görüşmek üzere)
-Kann ich Ihnen helfen? ( yardım edebilir miyim? )
-Ja, ich suche eine Lampe. ( evet, ben bir lamba arıyorum.)
-Was für eine Lampe suchen Sie denn? ( nasıl bir lamba arıyorsunuz?)
-Ich suche eine günstige Lampe. (ucuz bir lamba arıyorum.)
“Wer” ( Kim ) Sorusu
– Wer ist das? ( Bu kim? )
– Ich glaube, das ist Paris Hilton. ( Sanırım bu Paris Hilton. )
“Wo” ( Nerede Sorusu )
-Wo wohnt Paris Hilton? ( Paris Hilton nerde yaşıyor?)
-In London. ( Londra’da)
-Wo arbeitest du? ( Nerede çalışıyorsun?)
-Bei Nokia. ( Nokia firmasında )
“Wie” ( Kaç, Nasıl Sorusu)
-Wie alt bist du? (Yaşın kaç?)
-23
-Erst 3 Monate. ( Sadece 3 aydır. )
– Wie ist die Telefonnummer von Paris Hilton? ( Paris Hilton’nun telefon numarası kaç?)
– Ich weiß nicht. ( Bilmiyorum )
-Wie ist deine Adresse? ( Adresin ne? )
-Ludwigsplatz 34,
-Was sind Sie von Beruf? ( Ne iş yaparsınız?)
-Ich bin Lehrerin, und Sie? (Ben öğretmenim. Sen? )
-Ich bin Flugbegleiter. (Ben hostesim)
-Wie bitte? ( Anlamadım lütfen? )
-Flugbegleiter. (hostes)
-Was bist du von Beruf? ( Ne iş yapıyorsun?)
-Ich bin Arzt. Und du? (Ben doktorum. Sen?)
-Ich bin Friseur. (Bende berberim.)
-Ich bin Student. – Ben öğrenciyim.
-Wir sind betrunken.- Biz sarhoşuz.
-Was ist das?
-Das ist …..
Kuzey – Norden
Güney – Süden
Batı -Westen
Doğu – Osten
Oben = Üst
Unten = Alt
Rechts = Sağ
Links = Sol
Mitte = Orta
-Was möchten Sie? (Ne istersiniz?)
-Ich möchte Salat und Tee. (salata ve çay istiyorum)
-Was trinken / essen Sie gern? ( içmekten ve yemekten hoşlandığınız şeyler neler?)
-Was trinken / essen Sie nicht gern? ( içmekten veya yemekten hoşlanmadığınız şeyler neler?)
-Was trinken Sie gern? ( Ne içmekten hoşlanmazsınız?)
-Ich trinke gerne Tee ( Çay içmekten hoşlanmam ) gibi…

zu Besuch bei….. (Misafirlikte)
auf der Meldestelle…. (Nüfus dairesinde)
am Flughafen (Havaalanında)
zu Hause (Evde)
an der Wohnungstür (Kapı (dış kapı) önünde)
-Wohin gehst du? – Nereye gidiyorsun?
-Ich gehe nach Hause. ( Eve gidiyorum) burda ev – “e” anlamını “nach” sözcüğü vermektedir.
-Wohin möchten Sie? (Nereye gitmek istersiniz?)
-Nach Hamburg. (Hamburg’a)
-Ich heiße…… ( Benim adım…….)
-Bitte noch einmal. Bitte langsam. ( Lütfen bir kez daha tekrarlayın. Lütfen Yavaş )
-Ich glaube, Nikos ist zu Hause. ( sanırım Nikos evdedir)
-Nehmt ihr Zucker und Milch? ( Şeker ve süt alır mısınız?
-Ja, gerne / Nein, danke ( evet severek / hayır teşekkür ederim)
-Ich spreche Engilisch. ( İngilizce konuşurum. )
-Ich auch. ( Bende)
-Ich habe keine Kinder. ( Benim hiç çocuğum yok)
-Ich auch nicht. ( benim de ) veya Aber ich habe zwei Kinder ( ama benim 2 çocuğum var)
-Wie alt ist Nikos? ( Nikos Kaç yaşında)
-Ich weiße nicht. ( Bilmiyorum )

Almancada “sanırım” , “belki”, “bilmiyorum” soru cevapları ” ich glaube “, ” vielleict “,” ich weiß nicht ” sözcükleriyle sağlanabilir. Örnekler:
-Sie ist zu Hause. ( O evdedir )
-Ich glaube, sie ist zu Hause. ( Sanırım o evdedir.)
-Vielleicht ist sie zu Hause. ( O belki evdedir. )
-Ich weiß nicht. ( bilmiyorum )
-ich denke (düşünüyorum ki ) = ich glaube (sanıyorum ki ) = vielleicht (Belki)
-Ich weiß nicht (bilmiyorum) = Ich habe keine Ahnung (hiç bir fikrim yok) ( aşağı yukarı aynı anlamdadır.)
– Ich bin verheiratet. Ich habe drei Kinder. ( ben evliyim. 3 çocuğum var. )
-Ich bin nicht verheiratet. Ich habe keine Kinder. (evli değilim. hiç çocuğum yok).
Hast du Kinder? – Çocuğun var mı?
Ja, ich habe ein Kind. (evet. bir çocuğum var)
veya
Nein, ich habe keine Kinder. (Hayır, çocuğum yok)
-Wie ist Ihr Name? Ich heiße Metin Özdoğan.
-Wie heißen Sie? Mein Name ist Faruk.
-Wie heißt du? Ich heiße Faruk.
-Woher kommen Sie? Ich komme aus der Türkei.
-Woher kommst du? Ich komme aus Kanada.
-Wohin möchten Sie? Ich möchte nach Hamburg.
-Was sind Sie Beruf? Ich bin Student / Studentin. (erkek veya dişile göre değişebilir.)
-Was bist du von Beruf? Ich bin Friseur.
Kommen Sie aus der Türkei? Ja, ich komme aus der Türkei.
Entschuldigung, sind Sie Herr Faruk? Nein, ich bin Kemal.
Die Artikel ( Artikel Konusu )
die Telefonnummer
der Arzt
das Foto
Genau: Aynen, tıpkı
Guten Morgen : Günaydın
Guten Tag: İyi Günler
Gute Nacht : İyi Geceler
Guten Abend: İyi Akşamlar
Tschüs : Çüzzz
Auf Wiedersehen : Güle güle
Zahlen – Sayılar
0 = Null 1 = eins 2 = zwei 3= drei 4 = vier 5 = fünf 6 = sechs 7 = sieben 8 = acht 9 = neun 10 = zehn 11 = elf 12= zwölf 13 = dreizehn 14 = vierzehn 15= fünfzehn 16= sechzehn 17 = siebzehn 18= achtzehn 19 = neunzehn 20= zwanzig
30 = dreißig
35 = fünfunddreißig
40 = vierzig
46 = sechsundvierzig
50 = fünfzig
60 = sechszig
70 = siebzig
80 = achtzig
90 = neunzig
100 = einhundert
200 = zweihundert
1000 = eintausend
1293 = eintausendzweihundertdreiundneunzig

6

Mayıs
2012

GÜNCEL ALMANCA CÜMLELER-8

Yazar: arafat  | Kategori: PRATiK ALMANCA | Yorum: Yok
GÜNCEL ALMANCA CÜMLELER-8

Guten Tag, mein Name ist Hera. Sie verkaufen eine Waschmaschine?
( İyi günler. Adım Hera. Siz bir çamaşır makinası mı satıyorsunuz?)
-Ja.
(evet)
-Wie viel kostet die?
(fiyatı ne kadar?)
-200 Euro
-Das ist aber günstig. Funktioniert die auch?
(çok ucuzmuş. çalışıyor mu?)
-Ja, natürlich. Die Waschmaschine ist 3 oder 4 jahre alt.
(evet, tabiki. Makina 3-4 yıllık )
-Wo wohnen Sie denn?
( Nerde oturuyorsunuz ki?)
-Schiller Strasse, 123. Mein name ist…
(adres veriliyor )
-Gut, Auf wiederhören.
(güzel, görüşmek üzere)
-Wiederhören
(görüşmek üzere)

-Kann ich Ihnen helfen? ( yardım edebilir miyim? )
-Ja, ich suche eine Lampe. ( evet, ben bir lamba arıyorum.)
-Was für eine Lampe suchen Sie denn? ( nasıl bir lamba arıyorsunuz?)
-Ich suche eine günstige Lampe. (ucuz bir lamba arıyorum.)
bequem ( rahat ), praktisch ( kullanışlı, pratik ), super ( süper ), ganz schön ( çok güzel ), toll ( süper ), interessant ( ilginç ), langweilig ( sıkıcı ), nicht billig ( ucuz değil ), nicht schlecht ( fena değil ), nicht schön ( güzel değil ), sehr günstig ( çok ucuz, fiyatı çok indirimli), sehr schick ( çok şık ) zu groß ( çok büyük ), zu teuer ( çok pahalı ) gibi..

Bazı mobilya isimleri: die Lampe ( lamba ), die Stühle ( sandalyeler ), der Tisch ( masa ) , der Stuhl ( sandalye ), der Schrank ( dolap ), der Teppich ( halı ), der Sessel ( koltuk ), das Sofa ( koltuk ),das Regal (rafı olan dolap ), das Bett ( yatak ) das Doppelbett ( çift kişilik yatak ) die Küche ( mutfak )

-Wie findest du die Küche von Möbel-Fun? ( Möbel-Fun’daki mutfağı nasıl buluyorsun?
-Die finde ich ganz schön. Und sehr günstig.

-Den Teppich von Helberger finde ich toll. ( Helberger’in halısını çok güzel buluyorum. )
-Ich auch. Aber der ist zu teuer. ( Bende. Ama çok pahalı.)

-W-FRAGEN ( W ile başlayan sorular )
“Wer” ( Kim ) Sorusu
– Wer ist das? ( Bu kim? )
– Ich glaube, das ist Paris Hilton. ( Sanırım bu Paris Hilton. )
“Wo” ( Nerede Sorusu )
-Wo wohnt Paris Hilton? ( Paris Hilton nerde yaşıyor?)
-In London. ( Londra’da)
-Wo arbeitest du? ( Nerede çalışıyorsun?)
-Bei Nokia. ( Nokia firmasında )
“Wie” ( Kaç, Nasıl Sorusu)
-Wie alt bist du? (Yaşın kaç?)
-23
-Wie lange Sind Sie schon in Deutschland? ( Ne kadar süredir almanyadasınız?)
-Erst 3 Monate. ( Sadece 3 aydır. )
– Wie ist die Telefonnummer von Paris Hilton? ( Paris Hilton’nun telefon numarası kaç?)
– Ich weiß nicht. ( Bilmiyorum )
-Wie ist deine Adresse? ( Adresin ne? )
-Ludwigsplatz 34,
“Wann” ve “Wo” Soruları ( Ne zaman / Nerede )
-Wann und wo sind Sie geboren? – ( Ne zaman ve Nerede Doğdunuz?)
-1970, in der Türkei. ( 1970′de Türkiye’de)
“Was” Sorusu ( Ne?)
-Was möchten Sie Trinken? (ne içmek istersiniz?)
-Einen Apfelsaft….Nein, eine Cola, bitte. ( Elma suyu… Hayır, cola lütfen..)
“Welche” Sorusu ( Hangi?)
-Welche Staatsangehörigkeit haben Sie? ( Hangi vatandaşlığa sahipsiniz? )
-Deutsch und Türkisch. ( Alman ve Türk )
-Was sind Sie von Beruf? ( Ne iş yaparsınız?)
-Ich bin Lehrerin, und Sie? (Ben öğretmenim. Sen? )
-Ich bin Flugbegleiter. (Ben hostesim)
-Wie bitte? ( Anlamadım lütfen? )
-Flugbegleiter. (hostes)
-Was bist du von Beruf? ( Ne iş yapıyorsun?)
-Ich bin Arzt. Und du? (Ben doktorum. Sen?)
-Ich bin Friseur. (Bende berberim.)

Tekil
ich – bin
du- bist
er,es, sie – ist

Çoğul
wir- sind
ihr – seid
sie – sind

Ich bin Student. – Ben öğrenciyim.
Du bist Studentin – Sen öğrencisin. (burda karşıdakinin dişil olduğunu anlarız. Dişil isimlere farklı takılar gelir. İlerleyen konularda göreceğiz bunu.)
Wir sind betrunken.- Biz sarhoşuz.

-Was ist das?
-Das ist …..

Kuzey – Norden
Güney – Süden
Batı -Westen
Doğu – Osten

Oben = Üst
Unten = Alt
Rechts = Sağ
Links = Sol
Mitte = Orta
-Was möchten Sie? (Ne istersiniz?)
-Ich möchte Salat und Tee. (salata ve çay istiyorum)

Was trinken / essen Sie gern? ( içmekten ve yemekten hoşlandığınız şeyler neler?)
Was trinken / essen Sie nicht gern? ( içmekten veya yemekten hoşlanmadığınız şeyler neler?)

-Was trinken Sie gern? ( Ne içmekten hoşlanmazsınız?)
-Ich trinke gerne Tee ( Çay içmekten hoşlanmam ) gibi…
zu Besuch bei….. (Misafirlikte)
auf der Meldestelle…. (Nüfus dairesinde)
am Flughafen (Havaalanında)
zu Hause (Evde)
an der Wohnungstür (Kapı (dış kapı) önünde)
-Wohin gehst du? – Nereye gidiyorsun?
-Ich gehe nach Hause. ( Eve gidiyorum) burda ev – “e” anlamını “nach” sözcüğü vermektedir.
-Wohin möchten Sie? (Nereye gitmek istersiniz?)
-Nach Hamburg. (Hamburg’a)
-Ich heiße…… ( Benim adım…….)
-Bitte noch einmal. Bitte langsam. ( Lütfen bir kez daha tekrarlayın. Lütfen Yavaş )
-Ich glaube, Nikos ist zu Hause. ( sanırım Nikos evdedir)
-Nehmt ihr Zucker und Milch? ( Şeker ve süt alır mısınız?
-Ja, gerne / Nein, danke ( evet severek / hayır teşekkür ederim)
-Ich spreche Engilisch. ( İngilizce konuşurum. )
-Ich auch. ( Bende)
-Ich habe keine Kinder. ( Benim hiç çocuğum yok)
-Ich auch nicht. ( benim de ) veya Aber ich habe zwei Kinder ( ama benim 2 çocuğum var)
-Wie alt ist Nikos? ( Nikos Kaç yaşında)
-Ich weiße nicht. ( Bilmiyorum )
-Sie ist zu Hause. ( O evdedir )
-Ich glaube, sie ist zu Hause. ( Sanırım o evdedir.)
-Vielleicht ist sie zu Hause. ( O belki evdedir. )
-Ich weiß nicht. ( bilmiyorum )
ich denke (düşünüyorum ki ) = ich glaube (sanıyorum ki ) = vielleicht (Belki)
Ich weiß nicht (bilmiyorum) = Ich habe keine Ahnung (hiç bir fikrim yok) ( aşağı yukarı aynı anlamdadır.)

ALMANCA GENEL PRATİK KONUŞMA KALIPLARI (PRAKTISCHER SPRACHFÜHRER)-9

Haben Sie verstanden? – Anladınız mı?
Ich habe nicht verstanden – Anlamadım
Hast du verstanden? – Anladın mı?
Frag nicht mich – Bana sorma
Fragen Sie nicht mich – Bana sormayın
Du fragst viel – Çok soruyorsun
Sie fragen viel – Çok soruyorsunuz
Ich bin müde – Yorgunum
Sprich langsam – Yavaş konuş
Sprechen Sie langsam – Yavaş konuşun
Lass mich in Ruhe! – Beni rahat bırak!
Lassen Sie mich in Ruhe – Beni rahat bırakın
Ich weiss (es) nicht – Bilmiyorum
Ich habe nicht zugehört – Dinlemedim
Was geht`s dich an – Sana ne!
Was geht`s Sie an – Size ne!
Was heisst (das) auf Türkisch? (….) Türkçe’si ne?
Was heisst (das) auf Deutsch? (…..) Almanca’sı ne?
Wiederhole – Tekrarla
Wiederholen Sie – Tekrarlayın

Ich habe Geld = (Benim) param var
Ich habe kein Geld = (Benim) param yok
Im Laden gibt es Brot = Bakkalda ekmek var
Wann gibt es einen Zug nach Istanbul? = Istanbul’a ne zaman tren var?
Heute gibt es keinen Zug nach Istanbul. = Bugün Istanbul’a tren yok.
Wie geht es? = Ne var ne yok? yada ( Was gibt es was gibt es nicht)
Es eilt nicht. = Acelesi yok.
Das taugt nichts. = Bunda iş yok.
Haben Sie ein freies Zimmer? (Boş bir odanız var mı?)
Ja wir haben. Was für ein Zimmer möchten Sie? (Evet varnasıl bir oda istiyorsunuz?
Ein Einzelzimmer für ein Person. (Tek kişilik bir oda)
Wir haben kein Einzelzimmer aber wir haben ein Doppelzimmer. (Tek kişilik odamız yok ama çift kişilik odamız var.)
Was kostet der Zimmer pro Nacht? (Odanın geceliği ne kadar?)
Kann ich das Zimmer sehen? (Odayı görebilir miyim?)
Natürlich bitte folgen Sie mir (Tabiki lütfen beni takip edin)
Wie lange werden Sie bleiben? (Ne kadar kalacaksınız?)
Eine Woche (Bir hafta)

Toplam 192 sayfa, 154. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030152153154155156160170180...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.