24

Nisan
2012

Hz .HAMZA’NIN MÜSLÜMAN OLMASI

Yazar: arafat  | Kategori: iSLAM TARiHi | Yorum: Yok
Hz .HAMZA’NIN MÜSLÜMAN OLMASI

Hz. Hamza, Hz. Peygamber’in amcasıdır. Hz. Peygamber, annesi Âmine’nin vefatından sonra dedesinin himâyesinde kalırken amcaları Abbas ve Hamza ile birlikte aynı evde ikâmet etmiştir.
Hz. Peygamber’in dedesi Abdulmüttalib’in erkeklerden evlatlarından biri de Hz. Peygamberin babası Abdullah’tı. Bu erkek çocukların en küçüğü Abbas, onun bir büyüğü, yani aşağıdan yukarıya doğru ikincisi de Hamza’ydı. Hamza’nın annesi Hâle ile Hz. Peygamber’in annesi Âmine amca çocuklarıydı. Yani Hz. Peygamber, amcası Hamza ile teyze çocuğu oluyordu. Ayrıca bir de bu iki kişi birbirinin sütkardeşiydi. Her ikisine de Ebû Leheb’in câriyesi Süveybe süt emzirmişti. Maddeleştirecek olursak:
1-) Hz. Hamza, Hz. Peygamber’in amcasıdır,
2-) Hz. Hamza, Hz. Peygamber’in teyzesinin oğludur,
3-) Hz. Hamza, Hz. Peygamber’in sütkardeşidir.
Hz. Muhammed (s.a.v.), kırk yaşına gelip kendisine Yüce Allah tarafından peygamberlik görevi verildiğinde amcalarından dört tanesi hayattaydı. Bunlar Ebû Tâlib, Ebû Leheb, Hamza ve Abbas’tı. Ebû Tâlib ve Ebû Leheb diğer ikisine göre yaşlıydılar. Ebû Leheb, Hz. Peygamber’in İslâm dâvetini kabul etmedi. Her şeyi ile Hz. Peygamber’e, İslâm’a, Kur’ân’a ve Müslümanlara düşman oldu. Hicretten sonra Bedir zaferinin haberi Mekke’ye ulaştığında kahrından öldü. Hasta olduğu için kendisi savaşa katılamamış, yerine paralı asker göndermişti. Ebû Tâlib ise, Hz. Peygamber’e devamlı destek verdi, fakat kelime-i şehâdeti açıktan söyleyemeden öldü. Hz. Peygamber, bütün yakınlarını ve Mekkelileri İslâm’a dâvet ettiği gibi amcaları ile de özel ilgilenmiş onları devamlı İslâm’a dâvet etmiştir. Hz. Abbas, bu dâveti kabul etmiş, Müslüman olmuş ve fakat Müslümanlığını bir müddet gizlemiştir. Hz. Peygamber, Mekke fethine kadar Hz. Abbas’ın Mekke’de kalmasını istemiş, ondan Mekke’deki gizli Müslümanları destekleme konusunda yardım talep etmiş ve bir de müşriklerin haberlerini anında kendisine ulaştırmasını istemişti. Hz. Abbas da verilen bu görevleri en güzel şekilde yerine getirmişti.
Hz. Hamza’nın Müslüman olması biraz gecikti. Takdir edilen vakit ve saatin dolması gerekiyordu. Nihayet doldu ve beklenen an geldi. O’nun Müslüman olmasına bir olay sebep oldu. Olay şuydu: “Ebû Cehil, Safâ tepesi yakınında Rasûlullah (s.a.v.) ile karşılaştı ve O’na eziyet etti, hakaret etti, sözlü saldırıda bulundu, dinini ayıpladı, hizmetini engelleyecek eylemlerde bulundu. Rasûlullah (s.a.v.)’i tahrik etti, ama Rasûlullah (s.a.v.) onunla hiç konuşmadı ve ona sözlü ve fiilî mukabelede bulunmadı. Abdullah b. Cud’ân isimli şahsın azatlı câriyesi evinde otururken bu olup bitenleri izliyor ve Ebû Cehil’in ağır sözlerini işitiyordu. Sonra Ebû Cehil, oradan ayrılıp Kureyşliler’in, Kâbe yanındaki oturma yerine gitti ve onların yanına oturdu. Aradan çok zaman geçmeden Hz. Hamza, çıkmış olduğu avdan döndü; okunu, yayını kuşanmış bir vaziyette geldi. Hamza, iyi bir avcıydı. Okunu atar ve avını yakalardı. Avdan dönünce de Kâbe’yi tavaf etmeden evine gitmezdi. Önce Kâbe’yi tavaf eder, sonra Kureyş topluluğun yanına varır, onlara selam verir, onlarla konuşur, o gün avda karşılaştığı olayları onlara anlatır, sonra da evine dönerdi. Hamza o sıralarda kırk yaşının üstünde olmasına rağmen yine de genç, güçlü ve kuvvetli bir durumdaydı. Evine dönmek üzere olan Hamza’nın önüne Abdullah b. Cud’an’ın azatlı câriyesi çıktı ve ona şunları söyledi:
“Ey Hamza! Keşke, Ebû Cehil’in biraz önce yeğenin Muhammed’e yaptıklarını bir görseydin. Ebû Cehil, onu burada otururken buldu ve ona eziyet etti, hakaret etti. Ağza alınmayacak sözleri söyledi, onu çok üzdü, sonra da çekti gitti. Muhammed onunla hiç konuşmadı. O çekip gittikten sonra, Muhammed de buradan üzgün bir şekilde ayrılıp gitti.”
Câriyenin bu sözleri Hz. Hamza’yı Ebû Cehil’e karşı kin ve nefretle doldurdu. Evine gitmeden, tekrar Kureyş’in oturma yerine dönen Hz Hamza, elindeki yay ile Ebû Cehil’in kafasına vurdu ve kafasını kırdı. Ebû Cehil’e saldıran Hz. Hamza, bir taraftan da şöyle diyordu:
“Demek sen ona eziyet ediyor ve hakaret ediyorsun ha!..Ben de onun dinini seçtim; ben de onun dediğini diyorum. Şayet elinden gelirse beni de engelle bakayım!”
Hz. Hamza’nın, Ebû Cehil’e yaptıklarını gören Ebû Cehil’in yakınları, Hz. Hamza’ya karşı Ebû Cehil’e yardım etmek için yerlerinden fırladılar. Fakat Ebû Cehil:
“Hayır, yapmayın; yerlerinize oturun; Hamza haklıdır. Çünkü ben, onun yeğenine çok çirkin sözler söyledim, hakaret ettim.”
Bu olay üzerine Müslüman olan Hz. Hamza, Uhud savaşında şehit oluncaya kadar yeğeni Muhammed (s.a.v.)’in koruyucusu oldu, onu takip etti, ona yardım etti. O’nun Müslüman olması, Müslümanları sevindirdi; müşrikleri çok üzdü. Hz Hamza’nın Müslüman olması ile Müslümanlar kuvvetlendi. Müşrikler güç kaybetti. Bu olaydan kısa bir müddet sonra Hz. Peygamber’i öldürmeye giden Hz. Ömer de Müslüman olunca müşrikler hepten yıkıldılar. Yıkılsınlar zâlimler, canları cehenneme ! değil mi?( Mustafa Ağırman)

24

Nisan
2012

KUTLU DOĞUM KONFERANS NOTLARI-8

Yazar: arafat  | Kategori: iSLAM TARiHi | Yorum: Yok
KUTLU DOĞUM KONFERANS NOTLARI-8

Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN 2012 KUTLU DOĞUM HAFTASINDA İÇTEN KONUŞTU.
Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle Hz. Muhammed’in doğumunun 1441.nci yılı anısına il ve ilçelerde düzenlenen “ Peygamber Efendimizin Kardeşlik ahlakı ve Hukuku ” konulu konferanslarda Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN içten ve yürekten konuştu.Her konferansında büyük ilgi gördü.Toplumun her kesimine hitap etti.Yaralı gönüllere merhem oldu.Hem anlattı hem yaşattı ve duygulandırdı.
2012 yılı Kutlu Doğum Haftası münasebeti dolayısıyla yaptığı bir konferansında özetle:”Hz. Muhammed’in sütannesi Halîme’nin Şeymâ, Enîse ve Abdullah adında üç çocuğu vardı. Eşi ve çocuklarının babası Hâris’le birlikte evin nüfusu beş kişiydi. Hz. Muhammed ile birlikte bu nüfus altı oldu. Süt emzirme müddeti olan iki yılın sonunda Hâris ve Halîme, Hz. Muhammed’i getirip öz annesi Âmine’ye teslim ettiler. Ücretlerini alıp evlerine dönecekleri zaman Âmine, Halîme’ye “Ey Halîme! Şu anda Mekke’de salgın bir çocuk hastalığı var. Götürüp yavruma biraz daha bakar mısın?” dedi. Halîme, Âmine’nin bu teklifinden çok memnun oldu. Zaten, bu çocuktan bir türlü ayrılmak istemiyordu. Çünkü bu çocuk, evlerine ve bölgelerine bereket getirmişti. Çocuğu alıp yaylalarına geri döndülerSütannesi Halîme’nin evine geri dönen Hz. Muhammed, dört yaşına kadar burada kaldı. Sütkardeşi Abdullah, süt ablaları Enîse ve Şeymâ ile çok güzel günler geçirdi. Açık havada, kırda, bayırda birlikte oynadılar. Şeymâ kardeşlerine hem ablalık hem de annelik yaptı; onlarla çok yakından ilgilendi.

Hz. Muhammed (s.a.v.), dört yaşında öz annesi Âmine’nin yanına geldi. O gelinceye kadar evde iki hanım birlikte yaşadılar. Hz. Muhammed, iki yıl, evin üçüncü kişisi olarak onlarla birlikte yaşadı. Belki de hayatının en güzel günlerini işte bu iki yıl içerisinde annesi Âmine ve dadısı el- Bereke ile birlikte geçirdi. Hz. Muhammed, altı yaşına gelince bu üç kişi birlikte Medine’ye gittiler. Bir ticaret yolculuğundan dönerken Medine’de vefat eden ve dayıları tarafından oraya defnedilen Abdullah’ın kabrini ziyaret edip Mekke’ye döneceklerdi; öylede yaptılar. Abdullah’ın kabrini ziyaret ettiler; biraz da akrabaları olan Neccar oğullarında misafir kaldılar. Sonra da Mekke’ye dönmeye karar verdiler. Dönüş yolunda Ebvâ denilen köyde Âmine Hâtun rahatsızlandı ve orada vefat etti. Yetim olarak dünyaya gelen Hz. Muhammed, şimdi de annesini kaybetmiş ve öksüz kalmıştı. Yetim ve öksüz Hz. Muhammed’i E bvâ’dan Mekke’ye getiren el-Bereke, onu dedesi Abdülmüttâlib’e teslim etti ve ona iki yıl da dedesinin evinde baktı.

Hz. Muhammed, altı yaşında dedesinin evine geldiğinde amcası Abbas sekiz (veya dokuz) yaşlarında, diğer amcası Hamza da dokuz (veya on) yaşlarındaydı. Hz. Muhammed, dedesinin evinde kaldığı iki yılını bu amcaları ile birlikte aynı çatı altında geçirdi. Kendisi sekiz yaşına geldiğinde dedesi Abdülmüttâlib vefat etti. Bu sefer de öz amcası Ebû Tâlib onu himâyesine aldı. Haşim oğulları, Habeşistanlı esmer hizmetçi kızcağız el-Bereke’ye evlenme izni verdiler. O da Ubeyd ile evlendi. Ondan Eymen adında bir oğlu olduğu için kendisine Eymen’in annesi mânâsında “Ümmü Eymen” künyesi verildi.

Sekiz yaşında, amcası Ebû Tâlib’in evine gelen Hz. Muhammed, Hz. Hatîce ile evlendiği yaş olan yirmi beş yaşına kadar amcasının evinde kaldı. Amcası Ebû Tâlib ve amcasının hanımı Fâtıma bint Esed, evlerinin devamlı misafiri Hz. Muhammed’i kendi çocuklarından ayırmadılar, on yedi yıl bu yetim ve öksüze kendi çocukları gibi baktılar. O sırada, Ebû Talib ve Fâtıma çiftinin kendi çocukları da vardı. Hz. Peygamber’in bu evdeki çocukluk ve gençlik yılları amcasının çocukları Tâlib, Ümmü Hânî, Akîl ve Câfer ile birlikte geçti. Hz. Muhammed amcasının evinde kendi evindeymiş gibi yaşadı. Amcasının çocukları ile birlikte büyüdü. Yaşı biraz ilerledikten sonra amcasına yardımcı oldu, onun hayvanlarını güttü. On iki yaşında, amcası Ebû Tâlib ile Şam’a; on yedi yaşında da diğer amcası Zübeyir ile Yemen’e seyahat etti. Amcaları, yeğenleri Hz. Muhammed’i çok severlerdi.

Amcası Ebû Tâlib, yirmi beş yaşına gelen Hz. Muhammed’i, Hz. Hatîce ile evlendirdi. Artık onun da bir evi ve huzurlu bir yuvası vardı. Hz. Hatîce, onun için kıymetli bir eş, doğacak çocukları için de tecrübeli bir anneydi. Kâsım, Abdullah, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma bu yuvanın öten bülbülleri ve kokan gülleri oldular. Kâsım ve Abdullah küçük yaşlarda vefat ettiler. Zeyneb, teyzesinin oğlu Ebu’l-Âs ile, Rukiyye ise Hz. Osman ile evlendiler. Hatîce annemiz, diğer iki kızının evliliğini göremeden Mekke döneminde, peygamberliğin onuncu yılında vefat etti. Hz. Hatîce, peygamber evinin direğiydi. Kendisi ilk Müslüman’dı. Hz. Peygamber’in en büyük destekçisiydi. Vefalı, sâdık bir eş; cefakâr bir anneydi. Mümin ve Müslüman hanımların onu çok iyi tanımalarını ve kendisini örnek almalarını tavsiye ederim. Günümüz hanımlarının, Hz. Peygamber’i ve onun dâvâsını çok iyi anlayan ve ona yardımcı olan bu hanımefendiden öğrenecekleri çok şey var.

Hz. Hatîce vefat ettiği zaman Hz. Peygamber’in evinde kendisi ile birlikte dört kişi vardı. Kendisi, iki kızı, bir de evinin devamlı misafiri Hz. Ali. Bilindiği gibi Hz. Ali, Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’in oğludur. Peygamberimiz otuzbeş yaşlarındayken amcası Ebû Tâlib’in maddî durumu bozulmuştu. Amcası Abbas ile birlikte Ebû Tâlib’e gittiler, onun oğullarından birer tane alıp evlerine getirdiler. Abbas, Cafer’i aldı yanına; Hz. Peygamber’de Ali’yi aldı. Hâşim oğulları âilesi birbirlerine çok tutkun idiler. Âile içindeki yetim ve öksüzlere sahip oldukları gibi, maddî durumu bozulanlara da yardımcı oluyorlardı. Hz. Peygamber, küçük yaşlarda yanına aldığı Ali’yi besledi, büyüttü ve kızı Fâtıma’yı onunla evlendirdi.

Hz. Muhammed sadece bir bölgenin, bir yörenin, bir iklimin ve bir ırkın değil, bütün insanlığın şefkat ve merhamet kaynağıdır. Onun rahmeti ve merhameti her şeyi ve bütün âlemi kuşatmakta sonsuz şefkati en çok beşeri münasebetlerde ortaya çıkmakla birlikte cansız varlıklardan bitkilere ve hayvanlara varıncaya kadar bütün varlıkları kapsamaktadır. Onun şefkat ve merhametini en şahika örneklerini görmek için sadece insani ilişkilerini incelememiz yeterlidir. Çünkü O, lanet için değil rahmet için gönderilmiş bir peygamberdi.” dedi.

Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz

Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.” (Aclûnî, 1/132)
“Muhacirlerden ve Ensardan İslam’a girmekte ilk önce geçenler ile bunlara güzelce tâbi olanlar… Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razı oldular. Allah onlara altlarından nehirler akan Cennetler hazırladı ki, içlerinde sonsuz kalacaklar. İşte büyük kurtuluş bu.” (Tevbe Sûresi, 100)
“Ümmetimin en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır…”
“Ashabıma sövmeyin! Canımı kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki herhangi biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin bir ölçek hatta yarım ölçek sadakasına ulaşamaz.”
“Sünnetime ve benden sonra gelecek, halka kılavuzluk eden raşit halifelerin sünnetine yapışın. Onlara iyi tutunun ve ona sımsıkı sarılın.”
Ömer Radıyallahu anh Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptıklarını sebebini araştırmaksızın aynen yapardı. O Haceri Esved hakkında;
“Çok iyi biliyorum ki sen bir taşsın, senin ne zararın olur, ne faydan. Eğer Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in seni öpüp selamladığını görmeseydim bunu yapmazdım.”
İbni Ömer radıyallahu anh Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin Kabe içerisinde nerede namaz kıldığını Bilal radıyallahuanhden öğrenmiş ve orada namaz kılmıştır.
İbni Ömer radıyallahu anh Mekke ile Medine arasında Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in gölgelendiği ağaca gidip onu sulamıştır.

Hz EBÛ BEKR-İ SIDDÎK Peygamberlerden sonra insanların en üstünü
Hz ÖMER Adâletin timsâli ikinci büyük halîfe
Hz OSMAN Meleklerin bile hayâ ettiği halîfe
Hz ALİ BİN EBÎ TÂLİB Allahın arslanı ve Resûlullahın dâmâdı
ABDURRAHMAN BİN AVF Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri
EBÛ UBEYDE BİN CERRÂH Cennetle müjdelenen ümmetin emîni
SA’D BİN EBÎ VAKKÂS Resûlullahın okçusu
TALHÂ BİN UBEYDULLAH İlk Müslüman olanlardan
ZÜBEYR BİN AVVÂM Cennetle müjdelenenlerden
ABBÂS BİN ABDÜLMUTTALİB Peygamberimizin amcası
ABDULLAH BİN ABBÂS Tefsîr âlimlerinin şâhı
ABDULLAH BİN AMR BİN ÂS Hadîs-i şerîf yazması ile meşhûr sahâbî
ABDULLAH BİN CAHŞ Uhud şehitlerinden
ABDULLAH EBUBEKRİ SİDDÎK Hz Ebu Bekir’in oğlu
ABDULLAH BİN HANZALA Meleklerin yıkadığı sahâbînin oğlu
ABDULLAH BİN HUZÂFE Resûlullahın elçilerinden
ABDULLAH BİN MES’ÛD Kur’ân-ı kerîmi açıktan okuyan ilk sahâbî
ABDULLAH BİN ÖMER En çok hadîs bilen sahâbîlerden
ABDULLAH BİN REVÂHA Resûlullahın şâiri
ABDULLAH BİN SELÂM Bedir’de babasına karşı savaşan sahâbî
ABDULLAH BİN SÜHEYL Tevratta Resûlullahın alâmetlerini görüp Müslüman olan sahâbî :
ABDULLAH BİN ZEYD Sâhib-ül ezân
ABDULLAH BİN ZÜBEYR Medîne’de muhâcirlerden ilk doğan sahâbî :
ADİ BİN HÂTİM TÂİ Âilece cömert olan sahâbî
ÂMİR BİN FÜHEYRE Meleklerin defnettiği sahâbî
AMMÂR BİN YÂSER Şehîd oğlu şehîd
AMR BİN ÂS Meşhûr Arab dâhîlerinden
ÂSIM BİN SÂBİT Arıların koruduğu sahâbî
BERÂ BİN ÂZİB Kıblenin değiştiğini haber veren sahâbî
BEŞİR BİN SA’D Hz Ebû Bekir’e ilk bîât eden sahabî
BİLÂL-İ HABEŞİ Peygamber efendimizin müezzini
BÜREYDE BİN HASİB Resûlullahın sancaktarı
CÂBİR BİN ABDULLAH Sahâbenin en çok hadîs bildirenlerinden
CA’FER-İ TAYYÂR Cennete uçarak giden sahâbî
DIHYE-İ KELBÎ Cebrâil aleyhisselâmın, şekline girdiği sahâbî
EBÛ DÜCÂNE Peygamber efendimizin fedâisi
EBÛ EYYÛB-EL ENSÂRÎ Mihmândâr-ı Resûlullah
EBÛ HÜREYRE En çok hadîs-i şerîf rivâyet eden sahâbî
EBÛ KATÂDE Resûlullahın süvârilerinden
EBU LÜBÂBE Tevbesi ile meşhûr sahâbî
EBÛ MÛSEL-EŞ’ARÎ Kur’ân-ı kerîmi en iyi okuyan sahâbîlerden
EBÛ SA’ÎD-İ HUDRÎ Çok hadîs rivâyet eden yedi sahâbîden
EBÛ SELEME Tek başına hicret eden sahâbî
EBÛ TALHÂ Resulullahın fedâisi
EBÛ ZER GIFÂRÎ Gıfarî kâbilsenin reisî
EBÜDDERDÂ Kâdılık yapan sahâbîlerden
ENES BİN MÂLİK Resûlullahın hizmetçisi
ERKAM BİN EBİ’L ERKAM Evi ilk vakıf olan sahâbî
ES’AD BİN ZÜRÂRE Câhiliye devrinde de tek bir Allaha inanan sahâbî
FEYRÛZ BİN DEYLEMÎ Yemenli sahâbîlerden
HABBÂB BİN ERET İlk Müslüman sahâbîlerden
HÂLİD BİN SA’ÎD BİN ÂS İlk Müslüman olan sahâbîlerden
HANZALA BİN EBÛ ÂMİR Meleklerin yıkadığı sahâbî
HUBEYB BİN ADİY Darağacında ilk namaz kılan sahâbî
HUZEYFE BİN YEMÂN Sevgili Peygamberimizin sırdaşı
Hz HAMZA Şehîdlerin efendisi
KÂ’B BİN MÂLİK Peygamber efendimizin şâirlerinden
MİKDÂD BİN ESVED Resûlullahın süvârilerinden
MUHAMMED BİN MESLEME Resûlullah efendimizin fedâîlerinden
MUS’AB BİN UMEYR İslâmda ilk öğretmen
MU’ÂZ BİN CEBEL Helâl ve harâmı iyi bilen sahâbî
NEVFEL BİN HÂRİS Hâşimoğullarının en yaşlısı
NU’MÂN BİN MUKARRİN Eshâb-ı kirâmın meşhûr kumandanlarından
OSMAN BİN MAZ’ÛN Medîne’de ilk vefât eden muhâcir sahâbî
OSMAN BİN TALHÂ Kâbe’nin hizmetinde olan sahâbî
SÂBİT BİN KAYS Peygamber efendimizin hatîblerinden
SA’D BİN MU’ÂZ Ensârın en hayırlılarından
SA’D BİN REBİ Şehîd olurken nasîhat eden sahâbî
SAİD BİN ÂMİR Hz Ömer’e benzeyen vâli
SÂLİM MEVLÂ EBÛ HUZEYFE Kur’ân-ı kerîmi en iyi okuyanlardan
SEHL BİN HANİF Eshâb-ı kirâmın okçularından
SEHL BİN SA’D Medîne’de en son vefât eden sahâbî
SELEME BİN EKVÂ Piyâdelerin en hayırlısı
SELEME BİN HİŞÂM Kardeşlerinin işkence ettiği sahâbî
SELMÂN-I FÂRİSİ Ehl-i beytten sayılan İranlı sahâbî
SEVBÂN Resûlullahın hizmetçisi
SÜMÂME BİN ÜSÂL Yemâme kabîlesi reisi
TUFEYL BİN AMR Işık Saçan Sahâbî
UBÂDE BİN SÂMİT Akabe bî’atlerinde kavminin temsilcisi olan sahâbî
UKBE BİN ÂMİR Eshâb-ı suffadan
ÜBEYY BİN KÂ’B Kırâati ile meşhûr sahâbî
ÜSÂME BİN ZEYD Resûlullahın çok sevdiği sahâbîlerden
ÜSEYD BİN HUDAYR Eshâb-ı kirâmın sancaktarlarından
VELÎD BİN VELÎD Kardeşleri tarafından işkence gören sahâbî
ABDULLAH BİN ATİK Medîneli ilk Müslümanlardan
ABDULLAH BİN ÜMM-İ MEKTÛM Peygamberimizin müezzinlerinden
ABBAS BİN UBÂDE Ensarın muhaciri diye tanınan sahabî
CÜVEYRİYYE BİNTİ HÂRİS Müminlerin annelerinden
EBU RAFİ Peygamberimizin azatlı kölelerinden
EBU SÜFYAN BİN HÂRİS Peygamberimizin süt kardeşi
FÂTİMA BİNTİ ESED Hz Ali’in annesi
HACCAC BİN ILAT Mekkeli sahabilerden
HADİCE-TÜL KÜBRA Peygamberimizin ilk hanımı
HAFSA BİNTİ ÖMER Peygamberimizin hanımlarından
HÂLİD BİN VELİD Allahın kıIıcı lâkabı ile tanınan kumandan Sahâbî
HALİME HATUN Peygamberimizin sütannesi
HAMNE BİNTİ CAHŞ Peygamber efendimizin halasının kızı
HANSA HATUN Meşhur kadın şair sahabilerden
HASSAN BİN SABİT Peygamber efendimizin şairlerinden
HÂTİB BİN EBİ BELTEA Peygamber efendimizin elçilerinden
Hz AİŞE-İ SIDDIKA Peygamberimizin hanımlarından
Hz FÂTIMA Peygamberimizin en sevgili kerimesi
Hz HASAN Cennet gençlerinin efendisi
Hz HÜSEYİN Cennet gençlerinin seyyidi
Hz REYHANE Peygamberimizin hanımlarından
HZ SAİD BİN ZEYD Cennetle müjdelenenlerden
İKRİME BİN EBİ CEHİL Meşhur İslâm kumandanlarından
İMRÂN BİN HUSAYN Meleklerle konuşan Sahâbî
KÂ’B BİN ZÜHEYR Peygamberimizin hırkasını verdiği şâir Sahâbî
KATADE BİN NU’MAN Eshab-ı kiramın okçularından
MEYMUNE BİNTİ HÂRİS Peygamberimizin hanımlarından
MUĞİRE-TEBNİ ŞU’BE Meşhûr beş dâhiden biri olan Sahâbî
RİBİ BİN ÂMİR Eshab-ı kiramın elçilerinden
SA’D BİN UBÂDE Ensârın sancaktarlarından
SAFİYYE BİNTİ ABDÜLMUTTALİB Peygamberimizin halası
SAFİYYE BİNTİ HUYEY Peygamberimizin hanımlarından
SEDDAD BİN EVS Ailece müslüman olan sahabilerden
SEVDE BİNTİ ZEM’A Peygamberimizin hanımlarından
SÜRÂKA BİN MÂLİK Eshâb-ı kirâmın süvârilerinden
UKAYL BİN EBİ TÂLİB Hz Ali’nin abisi
ÜMM-İ EYMEN Peygamberimizin dadısı
ÜMM-İ HABİBE Peygamberimizin hanımlarından
ÜMM-İ HÂNİ Hz Ali’in kızkardeşi
ÜMM-İ HİRAM Hala sultan olarak tanınan kadın sahabi
ÜMM-İ RUMAN Hz Ebu Bekir’in hanımı
ÜMM-İ ŞERİK Devsli muhacir hanım sahabîlerden
ÜMM-İ ÜMARE NESİBE HATUN Eshabın kadın kahramanlarından
VAHŞİ Yalancı peygamber Müseyleme’yi öldüren sahabî
ZEYD BİN DESİNNE Darağacından Resulullaha selam gönderen sahabî
ZEYD BİN HÂRİSE İlk îman eden köle
ZEYD BİN SÂBİT En meşhur vahiy kâtibi Sahâbî
ZEYNEB BİNTİ CAHŞ Peygamberimizin hanımlarından
Allah c c nun bir değil binlerce Selamı ve Rahmeti Efendimiz (s a v)ın
ve O’nun Al ve Ashabının üzerine olsun.

23

Nisan
2012

MELEKLERİN KORUDUĞU İKİ ŞEHİR HAREMEYN

Yazar: arafat  | Kategori: iSLAM TARiHi | Yorum: Yok
MELEKLERİN KORUDUĞU İKİ ŞEHİR HAREMEYN

Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Mekke ile Medine dışında, deccâlin ayak basmadığı bir yer kalmaz. Mekke ile Medine’nin bütün yollarında saf tutmuş melekler bu iki şehri korur. Deccâl kumlu, çorak bir yere iner. Ardından Medine üç defa sarsılır; Allah Teâlâ orada bulunan kâfir ve münafıkları dışarı çıkarır.”
Müslim, Fiten 123. Ayrıca bk. Buhârî, Fezâilü’l-Medîne, 9, 26, 27, Tevhîd 31; İbni Mâce, Fiten 33
Açıklamalar
Hadisimiz deccâl belâsının bütün dünyayı kaplayacağını ve Mekke ile Medine dışındaki bütün yerleşim bölgelerini dolaşacağını, herkesin bu imtihana tâbi tutulacağını göstermektedir. Allah Teâlâ iki harem bölgesini, yani Mekke ile Medine’yi ve dolayısıyla orada bulunan samimi müslümanları deccâlden koruyacaktır. Deccâl şüphesiz bu iki şehre de girmek isteyecek, ama meleklerin Mekke ile Medine’ye giden bütün yolları tutup koruduğunu görünce, oralara girme cesaretini gösteremeyecektir. Medine’nin üç defa sallanıp sarsılmasının sebebi, anlaşıldığına göre samimi olan mü’minlerle samimi olmayanları meydana çıkarmak, kâfir ve münafıkların gönlünde deccâle karşı doğacak ilgi ve sevgiyle birlikte onları bu mübarek beldelerden dışarı atmak içindir. Nitekim yukarıda kaynağı verilen hadislerin bir kısmında, Medine’de meydana gelecek üç sarsıntıdan sonra her kâfir ve münafığın deccâlin yanına gideceği ifade edilmektedir. Bu işlem sonunda orada sadece gerçek mü’minler kalacaktır. Nitekim Resûl-i Ekrem Efendimiz, Cenâb-ı Hak tarafından Medine’ye hicret etme emrini aldığı zaman, oranın iyiliğini anlatmak üzere, “Demirci körüğü demirin kirini giderdiği gibi Medine de içindeki kötü insanları dışarı atar” buyurmuştur (Buhârî, Medine 2; Müslim, Hac 487, 488).

23

Nisan
2012

MUKADDES BELDE MEDİNE

Yazar: arafat  | Kategori: iSLAM TARiHi | Yorum: Yok
MUKADDES BELDE MEDİNE

Harameyn, yani iki harem bölgesi adı verilen Mekke ve Medîne şehirleri mukaddes topraklar… Her birinin ayrı bir güzelliği ve özelliği var. Mekke’de, müminlerin kıblesi, ALLAH’ın evi «Kâbe»; Medine’de âşıkların meskeni, iki cihân güneşi «Peygamber Efendimiz’in kabr-i şerifi» var.
Her taşı toprağı Peygamber kokan bir nurlu şehir.,herkesin Efendimizi misafir etmek istemeleri,Halid bin Zeyde misafir olma olması,.Peygamberin ilk defa Medine toprağına girerken karşılanışı,Peygamber Efendimizin çocuklara beni seviyormusun deyişi, çocukların seni seviyoruz hep bir ağızdan demeleri, Mescid-i Nebi yerinin iki yetim Sehl ve Suheylin kendi rızaları ile vermek istemelerime rağmen on altın karşılığında Hz.Ebukerin ödemesiyle yapılması,muhacır ve ensarın kardeşlik bağlarının kurulması,Mescid-i Nebi yanında Ümmehatul Mümin(Müminlerin annelerinin odalarının ,Ehl-i Suffe için yatıp kalkmaları ve ilk yatılı universitesinin kurulması ,İçinde 10 bin sahabenin yattığı Baki Mezarlığının dost sahabeye kabristan olması,Mescid-iNebi dışındaki diğer mescidlerin bizlere hatırlatıkları Efendimizin hatıraları ile süslü bu şehirde her bir yapı bize O’nunla ilgili neleri hatırlatmaktadır? Uhud, Eba Eyyub’un evi, Cennet Bahçesi ve diğerleri. O’nun ayak bastığı bu kutlu topraklar nelere şahit olmuşlardır? Hicaz Demiryolu’nun son noktası olan Medine İstasyonu bizlere neler hatırlatmaktadır? Mescid’i Nebevi’de Hz. Peygamber itikafa nerede çekiliyor, heyetleri nerede karşılıyor, gelen Kur’an Ayetlerini insanlara nerede bildiriyordu? Uhud ve Hendek Savaşları nerede olmuş, Peygamberimiz Uhud Dağı’nın neresinde sahabeleri ile savunmaya çekilmiştir? Gözyaşartan manzaralara şahit olan Hz.Osman ve Hz.Ali Kuyuları nerededir ve ne durumdadır? Her taşın bir mukaddes hatırayı sakladığı bu Mukaddes Beldelerde daha nice hatıralar var.
Peygamberimiz, Veda haccında Arafat hutbesini, Kusva’nın üzerinde irad buyurmuş,onun üzerinde hicret etmiş ve Medine şehrine girmişti. Kasva, Peygamberimizin, Ced’a ve Adba adlariyle de, anılan bu deve Hz. Ebu Bekir’in Halifeliği zamanında Baki’ kabristanına bırakıldı. Orada, kendi halinde yayıla yayıla öldü.
Abbas bin Ubâde hazretleri, Uhud gazasında Hz. Peygamberimizin mübârek dişinin şehîd olduğunu ve Eshâb-ı kirâmın (r.anhüm) dağılmakta olduğunu görünce yanına Hz. Hazrec ile Hz. Evs’i alarak dağılan Eshâb-ı kirâma şöyle bağırdı: “Ey kardeşlerim! Bu uğradığımız musîbet, Peygamberimize karşı isyanımızın neticesidir. Dağılmayınız! Peygamberimizin etrafına geliniz! Eğer bizler, koruyucuların yanında yer almaz da, Resûlullaha bir zarar gelmesine sebep olursak artık Rabbimizin katında bizim için ileri sürülecek bir mazeret bulunmaz!” diyerek iki arkadaşıyla ileri atıldılar. “Allah Allah” nidalarıyla önlerine gelenle döğüşmeye başladılar. Peygamber efendimizin uğrunda, O’nu korumak için şehîd oluncaya kadar kahramanca çarpıştılar. Akşam üzeri onu, kanlar içinde şehîd olmuş buldular. Peygamberimiz (s.a.v.) Uhud’da şehîd olan Eshâb-ı kirâm için “Vallahi, Eshâbımla birlikte ben de şehîd olup Uhud dağının bağrında gecelemeyi ne kadar isterdim.” “Ben, bunların, Allahü teâlânın yolunda hakîki şehîd olduklarına kıyâmet gününde şahidlik edeceğim” buyurdular.

23

Nisan
2012

Resulullah Efendimizin (sav)’in Temizliği

Yazar: arafat  | Kategori: iSLAM TARiHi | Yorum: Yok
Resulullah Efendimizin  (sav)’in Temizliği

1-Peygamberimiz (s.a.v.)’in Saç ve Sakal Bakımı
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) temizliğe çok önem verdiği için, saç ve sakal bakımına da önem vermiştir. Bazı kaynaklarda onun yanında daima tarak, ayna, misvak, kürdan, makas, sürmedan gibi eşyalar bulundurduğu bildirilmektedir.(Ali el-Kari, Cem’ul-Vesail fi Şerh’iş- Şemail, İstanbul, s. 96-97)
2-Peygamberimiz (s.a.v.) ashabına da aynı tavsiyelerde bulunmuş ve “Kim saç bırakmışsa, onun bakımına dikkat etsin”(Ebu Davud, Sünen, IV, 74, nu:4062) şeklinde buyurmuşlardır.
3-“Bir gün Peygamber (s.a.v.) sahabelerinin yanına çıkacağı zaman küpteki suya bakarak sarığını ve sakalını düzeltti ve şöyle dedi: ‘Allah kardeşlerinin yanlarına çıkarken kulunun kardeşleri için süslenmesini sever.’ (İbn Adiyye el-Kamil; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 679)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Giyim Tarzı
4-“Allah güzeldir, güzelliği sever, güzel giyinmek kibir değildir, kibir (mazhar olduğun nimeti kendinden bilip) hakkı reddetmek, halkı hakir görmektir.” (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 7. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 208)
5-Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in torunu Hz. Hasan (r.a.), onun giyim konusundaki görüşünü şöyle ifade etmiştir:
6-“Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize elde ettiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi.”(Buhari, et-Tarih’ul-Kebir, I, 382, nu:1222)
7-İbnu Abbas (ra) anlatıyor:
“Ben Resulullah aleyhissalatu vesselam üzerinde mümkün olan en güzel elbiseyi gördüm.” (Ebu Davud., Libas 8, (4037); Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 15. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.69)
8-Ümmü Seleme (ra) anlatıyor:
“Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ in en çok sevdikleri elbise çeşidi, gömlek (kamis) idi.” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 85)
9-El-Bera b. Azib (ra) anlatıyor:
“Kırmızı desenli elbisenin, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadar bir başkasına yakıştığını görmedim. Bu kıyafetle Resulullah (s.a.v.)’i gördüğümde, mübarek saçları, omuzlarına değecek kadar sarkmıştı.”(Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 94)
10-Semüre b. Cündüb (r.a.) rivayet ediyor:
“Hazreti Peygamber (s.a.v.): “Beyaz elbise giyiniz. Zira o, son derece temiz ve hoştur” buyurmuşlardır”(Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.98)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Dış Kıyafetleri
11-Eşa’s b. Süleyn (ra) anlatıyor:
“Bana halam anlattı. Ona da amcası anlatmış. Halamın amcası demişti ki: Bir gün Medine sokaklarında izarımı (o dönemde kullanılan bir kıyafet) sürüyerek yürüyordum. Bu sırada arkamdan bir ses işittim: “İzarını yukarı kaldır. Zira izarın yerde sürünmemesi, onun daha temiz kalmasını ve uzun müddet dayanmasını sağlar” diyordu. Arkama dönüp baktığımda bu sözleri söyleyenin Resulullah Efendimiz (s.a.v.) olduğunu gördüm.”(Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.154)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Güzel Kokusu
12-Enes b. Malik (ra) şöyle ifade etmektedir:
“Resulullah Efendimiz (s.a.v.) Medine sokaklarının birinden geçtiğinde O’nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk o yoldan Hazreti Peygamber (s.a.v.)’in geçtiğini söylerlerdi. Bizler, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gelişini, kokusunun güzelliğinden anlardık.” (İbn Sa’d Tabakat, I, 398-399; Mecme’uz Zevaid, VIII, 282; el-Metalib’ül-Aliye, IV , 25; Behcet’ül Mehafil, II, 254; Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul, 1998, s.280)
13-İbn-i Ebi Adi, Humeyd, Enes (ra)’den:
Resulullah (s.a.v.)’in elinden daha yumuşak ne bir yün kumaşı, ne de bir ipeğe (hayatımda) dokunmadım. Resulullah (s.a.v.)’in kokusundan daha güzel (kokan) bir kokuyu da koklamadım. (Buhari, 1/503; Müslim, 2/257; İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili, Mucizeleri, Çelik Yayınevi, s. 46)
Peygamberimiz (s.a.v.)’in Temizliği Tüm Müslümanlara Örnektir
14-“ŞÜPHE YOK Kİ YÜCE ALLAH TEMİZDİR, TEMİZLİĞİ SEVER. İKRAMI BOLDUR, İKRAMI SEVER. CÖMERTTİR CÖMERTLİĞİ SEVER. ARTIK EVLERİNİZİN ÇEVRESİNİ TEMİZ TUTUN.” (Et-Tıbbün Nebavi S:216)

15- Peygamberimiz (s.a.v.)’in  Vefat  esnasında dişlerinin temizliğine önem vermesi
Resûlullah Aleyhisselamın başını göğsüme yasladığım sırada kardeşim Abdurrahman elinde bir misvakla eve girmişti.Resûlullah Aleyhisselam ona ve elindekine baktı . Misvakı istediğini anladım.´Yâ Rasûlallah! Bu misvakı senin için alıp  sana vermemi arzu eder misin?1 diye sordum.Başıyla ´Evet!´ diye işaret buyurdu. Ben de misvakı yumuşatıp kendisine verdim.Resûlullah Aleyhisselamın hiçbirzaman misvakla dişlerini bu derece şiddetli,bu kadar güzel oğuşturduğunu görmemiş gibiyim.Sonra misvakı bıraktı, misvak elinden düştü.”


23

Nisan
2012

MEDİNE GÜLÜ

Yazar: arafat  | Kategori: MEDiNE iLAHiLERİ | Yorum: Yok
MEDİNE GÜLÜ

Ne kadar da çok sevmişiz seni
Medine gülü MUHAMMED Nebi
Sen bu ümmetin solmayan gülü
Medine gülü MUHAMMED Nebi

Medine gülü Medine gülü
Ümmetin solmayan gülü
Salat selam olsun sana
Ey peygamber Ey yüce Resul

Yusuf güzelliğin senden almıştır
Medine gülü MUHAMMED Nebi
Senden daha güzel üstünü yoktur
Medine gülü MUHAMMED Nebi

Medine gülü Medine gülü
Ümmetin solmayan gülü
Salat selam olsun sana
Ey peygamber Ey yüce Resul

Biz ümmetin seni görmeden sevdik
Medine gülü MUHAMMED Nebi
Senin için gözden yaşları döktük
Medine gülü MUHAMMED Nebi

Medine gülü Medine gülü
Ümmetin solmayan gülü
Salat selam olsun sana
Ey peygamber Ey yüce Resul

23

Nisan
2012

SELAM OLSUN MEDİNEYE

Yazar: arafat  | Kategori: MEDiNE iLAHiLERİ | Yorum: Yok
SELAM OLSUN MEDİNEYE

Ey bizlere gönderilen son Peygamber,
Biz seni görmeden bağlı olduk Efendim,
Sen insanlığa rahmet olarak geldin,
Dünyada başka kimse olmadı senin gibi,
Bizlere şefaat eyle Ey Şanlı son Peygamber.

23

Nisan
2012

Uçun kuşlar Medine’ye ilahisi

Yazar: arafat  | Kategori: MEDiNE iLAHiLERİ | Yorum: Yok
Uçun kuşlar Medine’ye ilahisi

Uçun kuşlar Medine’ye,

Ya Muhammed diye, diye

Selam götürün hediye,

Ya Muhammed diye, diye

 ***

Yürü gönlüm güle, güle,

Dön orda şeyda bülbüle

Getir aşkını sen dile,

Ya Muhammed diye, diye.

***

Bulut geçer katar, katar,

İçlerinde gözyaşım var,

Gidip Medine’ye yağar.

Ya Muhammed diye, diye.

 ***

 Yürü gönlüm güle, güle,

Dön orda şeyda bülbüle

Getir aşkımı sen dile,

Ya Muhammed diye, diye.

***

Kanadını açmış rüzgar,

İçinde hasret ahım var,

Varıp Medine’ye yağar,

Ya Muhammed diye, diye.

 ***

Yürü gönlüm güle, güle,

Dön orda şeyda bülbüle

Getir aşkını sen dile,

Ya Muhammed diye, diye.

***

 Gönlüm Medine’ye gider,

Gözüm buradan seyreder,

Kandil mumu erir biter,

Ya Muhammed diye, diye.

***

 Yürü gönlüm güle, güle,

Dön orda şeyda bülbüle

Getir aşkını sen dile,

Ya Muhammed diye, diye.

 

 

 

23

Nisan
2012

MEDİNENİN MUTLU ÇOCUKLARI

Yazar: arafat  | Kategori: iSLAM TARiHi | Yorum: Yok
MEDİNENİN MUTLU ÇOCUKLARI

Hz. Peygamber’in Rahmet Yüklü Kuşatıcı
Mesajı Işığında Barış İçinde Birlikte Yaşama

“Doğudaki bir Müslümanın ayağına diken batsa, batıdaki Müslüman onun acısını kalbinde duyacaktır.”

Peygamber Efendimizin olgun Müslüman toplumu tasvir ettiği “bir uzvundaki acıdan bütün uzuvların ızdırap duyduğu bir vücuda” benzetmesi anlayışında Müslüman.

Medineli Sa’d bin Rebi (r.a.), muhacir olan Abdurrahman bin Avf’a (r.a.): “Ben mal cihetiyle Medineli Müslümanların en zenginiyim, malımın yarısını sana ayırdım.” Anlayışında olan sahabe.

Cuma namazından sonra Resûlullah Efendimiz Medine’ye hareket etti. Medine, tarihînin en önemli gününü yaşıyordu. Halk bayram sevinci içinde, Kuba’dan itibaren yolu iki taraflı doldurmuştu. “Resûlullah geldi, Resûlullah geldi” diye bağrışıyor, Kadınlar, çocuklar damların üzerine çıkarak şöyle şiir söylüyorlardı.Medine de yankılanan Peygamber Efendimize sevgiler;

 “Ay doğdu üzerimize
Veda tepelerinden
Şükür gerekti bizlere
Allah’a davetinden.
Ey bizden seçilen elçi!
Yüce bir davetle geldin.
Geldin, Medine’ye şeref verdin.
Ey davetçilerin en hayırlısı !
Hoş geldin, hoş geldin…”
Peygamber Efendimiz, bu coşkulu ve içten ifadeler karşısında duygulanmış. Yanlarına kadar giderek çocuklara şu soruyu yöneltmiş :Beni seviyor musunuz ?
Çocuklar hiç beklemeden ve düşünmeden, hep bir ağızdan: Evet, Seni çok seviyoruz ve Allah’ın Rasulü, cevabını vermişler.
Bunun üzerine Peygamberimiz de şöyle karşılık vermiş : Allah da kalbimi biliyor ya, ben de sizleri çok seviyorum.

Hicret, Müslümanları müşriklerin zulüm ve baskılarından kurtarmış, İslâm’a yayılma imkânı sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlangıcı olmuştur                         Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz Ömer’in hilâfeti esnâsında Hz Peygamber (s a s )’in hicret ettiği yılın 1 Muharrem’i olan 16 Temmuz 622 tarihi, Hicrî-Kamerî Takvim için “takvim başı” olarak kabûl edilmiştir Rasûlullah (s a s )’in hicreti Peygamberliğin 13′üncü yılında, 12 Rebiulevvel / 23 Eylül 622′de olmuştur Bu tarih aynı zamanda Peygamber Efendimizin 53′üncü doğum yıldönümüdür

 ”Şüphesiz Allah ve melekleri, Peygamberimize salat etmektedirler. Ey iman edenler! Siz de O’na salat edin ve tam bir teslimiyetle O’na selam verin” (Ahzab, 56)

İbn-i Kesir bu ayeti, itibarın zirvesi sayar. Yüce Rabbimiz şöyle demek istiyor: “Ben ve en yakın meleklerin en yücelerde Muhammed’i (SAV) anıyoruz.” Siz de ey inananlar; namazınızda ve normal yaşantınızda kulum ve elçime salat ve selam getirin, O’nu anın demek ister.
Salat ve selam, esenlik ve dua demektir. “Ya Rabbi, Muhammed’in (SAV) makamını, şanını, şerefini ve yanındaki itibarını yücelt” demektir. Salat ve selamın binlerce türü vardır. Ama halkımız arasında en çok kullanılan ve yaygın olanı şudur: “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed – Allahım! Efendimiz ve Peygamberimiz olan Muhammed’e ve O’nun akrabalarına (ehli beyt ve dostlarına) salat ve selam getiririm.”Peygamberimiz (SAV); “Bana salat ve selam getiriniz. Zira bu yolla günahlarınız bağışlanır”  Peygamberimizin manevi makamında o kişinin adı anılır. Peygamberimiz de o kişiye karşılık verir. Efendimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor: “Yüce Allah’ın yeryüzünü dolaşan melekleri vardır. Onlar ümmetimden salat ve selam getirenleri bana iletirler.” (Nesai, 3/43; Ahmed, 1/387; İbn Hibban, 3/195)

“Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi hesâba çekme (affet).

Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.

Rabbimiz! Bizim gücümüzün yetmediği işlerden bizi sorumlu tutma.

Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et.

Sen bizim Mevlâmızsın. Tek ve gerçek dostumuzsun.

Kâfir kavimlere/toplumlara karşı bize yardım et.” (2/Bakara, 286)

 

 

Gül Medine Peygamber Efendimize başkent olan Nurlu Şehir

Gül Medine Peygamber Efendimize ilk başkent oldu. Medine, Peygamber Efendimiz (sav) ve ashabı, Mekke’de baskı ve işkenceye maruz kaldıkları sırada sığındıkları yerdir. Medine, Mekke’nin kuzeyinde 452 km’lik bir mesafededir. Kapladığı alan 59 km2 yi aşar. Nüfusu 300 000’in üzerindedir. Medine, İslam’ın ilk başkentidir. İlk İslam devleti burada kurulmuştur. Bu şehir İslam tarihinin çok önemli olaylarına sahne olmuştur. Medine-i Münevvere Arabistan Yarımadasında, Hicaz bölgesinde bulunan Ünlü iki mübarek şehirden biri; İslam Devletinin ilk başşehri. Hicaz’da bulunan ikinci mübarek şehir Mekke’dir. İkisine beraber “Haremeyn” ve “Hicaz”da denir. Son Peygamber hazret-i Peygamber Mekke’den çıkarak Medine’ye hicret etmiş, burada ilk İslam Devletini kurmuştur. Peygamberimizin kabr-i şerifleri ve Mescid-i Nebi de bu şehirde bulunmaktadır. Bu sebeplerden dolayı Medine-i münevvere yani nurlanmış şehir ismiyle anılır. İlk halifeler zamanında İslam devletinin idare merkeziydi. Peygamberimiz; “Medine’ye bir defa Yesrib diyen kimse, on defa Medine desin!”, “Medine’ye Yesrib diyen kimse, Allah’tan af dilesin! O, Tabe’dir.” demiş ve “Allah’tan af dilesin!” sözünü de üç defa tekrarlamıştır.
Medine’nin; Tabe, Tayyibe, asıme, Darul-iman, Darüs-Sünnet, Barreh, Beytür-Resul, Habibe, Mahbube, Darül-Ebrar, Darül-Hicre, Darüs-Selam, Darül-Feth, Mehfuza, Harem-i Resul, Medinet-ür-Resul (Peygamber Şehri) gibi birçok isimleri vardır. İslam tarihi yazarlarından Semhudi, Vefa adıyla yazdığı kitabında; “İsim çokluğu, isim sahibinin şerefliliğine delalet eder.” dedikten sonra, çeşitli kaynaklara dayanarak, Medine’nin doksan dört ismini sayar ve bunlar hakkında geniş açıklama yapar.
Hz.Ali dönemine kadar başkent olan Medine Hz.Ali döneminde Kufe başkent oldu.Emevilr devrinde Şam,Emeviler devrinde ise Bağdat başkent oldu.
Peygamberimiz,Hicret esnasında Kuba’dan Medine’ye hareket etmek istediği zaman, dedesi Abdülmuttalib’in dayıları olan Neccaroğullarına haber gönderdi. Onlar da silahlanıp geldiler. Peygamberimizle hazret-i Ebu Bekir’e selam verdiler ve; “Emniyetiniz sağlanmıştır. Sizlere yardımcı olarak geldik, develerinize bininiz!” dediler.
Cuma günü, güneş yükselince, Peygamberimiz, devesi Kusva’ya bindi. Hazret-i Ebu Bekir arkasında, Neccaroğullarının yiğitleri de sağ ve sollarında olduğu halde Kuba’dan yola çıktılar. Peygamberimiz Kasva adlı devesinin üzerindeydi Ağır ağır Medine içlerine doğru ilerliyordu Şehirde bir bayram havası vardı Genç, ihtiyar, herkes ilâhiler söylüyordu Peygamberimizin şehre gelişi kutlanıyordu Kadınların sevinçleri yüzlerinden okunuyordu Minik çocuklar bayramlık elbiselerini giymişlerdi Neşe ile koşuşup duruyorlardı Bütün şehir, “Hazret-i Muhammed geldi Şehrimizi şereflendirdi Yâ Muhammed Yâ Resûlallah !” sesleriyle çınlıyordu
Peygamberimiz ise sevinç gösterileri arasında yol alıyordu Her ev sahibi aynı şeyi söylüyordu “Ya Resûlallah, bizde misafir olun “
Peygamberimiz hiç kimseyi incitmeyecek bir yol bulmuştu Devesinin önünde çöktüğü evin misafiri olacaktı Mübârek devesi de sağa sola bakarak ilerliyordu Bir müddet öylece gitti Daha sonra boş bir arsaya çöktü Peygamberimiz devesinden hemen inmedi Deve az sonra ayağa kalktı Biraz ilerledi Sonra çöktü Peygamberimiz,”Durağımız burasıdır” diyerek indi.Ebu Eyyp El-Ensar(Halit b.Zey) a misafir oldu.

22

Nisan
2012

DİN GÖREVLİLERİ SINAVLARA HAZIRLIK NOTLARI-1

Yazar: arafat  | Kategori: iTiKAT | Yorum: Yok
DİN GÖREVLİLERİ SINAVLARA HAZIRLIK NOTLARI-1

1-İslami kaynaklarda vahye dayanan dinler için genellikle “milel”, bâtıl dinler için “nihal” kelimeleri de kullanılır.
2-Mecûsîlik: En eski dinlerden biriydi ve Zerdüşt’ün getirdiği dinin bozulmuş şekline verilen addır.
3- Yehova Şâhitleri: Amerika Birleşik Devletleri’nde Ch. Şarl Russel tarafından 1872’de kurulan, 1931 senesinden sonra kendilerini bu adla tanıtmaya çalışan mezhep ve misyoner teşkilâtına verilen ad.
4-Reenkarnasyon: “Eskiyen elbiselerimizi değiştirmemiz gibi eskiyen bedeni değiştiren” bir ruhun yani “ruh göçü” inancı.
5-Tenâsüh: Ölen insanların ruhunun bir hayvan ya da bir insan bedenine girmesi inancı, ruh göçü de denilir. Musevi; Mû sâ’ya inanan, Mûsâ’nın izinden giden anlamındadır.
6-Yahûdîlik’teki Önemli Semboller: Kudü s’teki Mabed, Yahû dîliğ in odak noktasını teşkil etmektedir. Yahû dîliğ in sembolleri arasında en önemli yeri Yedi Kollu Şamdan (Menora) ile Altı Kö şeli Yıldız (Davud’un Yıldızı) tutar.
7-Hristiyanlık inancı 3 büyü k mezhebe (Katolik, O rtodoks ve Protestanlık) ve her mezhep de bir çok kola ayrılmıştır
8-Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”,Mâtürîdiyye ve Eş’ariyye’ye “Ehl-i sünnet-i âmme” de denilir.
9- Zeydiyye: Mest üzerine meshi, gayr-i müslimin kestiğini yemeyi ve Ehl-i kitap’tan bir kadınla evlenmeyi câiz görmezler.

22

Nisan
2012

DİN GÖREVLİLERİ SINAVLARA HAZIRLIK NOTLARI-2

Yazar: arafat  | Kategori: iTiKAT | Yorum: Yok
DİN GÖREVLİLERİ SINAVLARA HAZIRLIK  NOTLARI-2

10-Allah’ın Varlığının Delilleri: Allah’ın varlığını ispatlamak için insanın fıtraten Allah inancına sahip oluşu (fıtrat delili), â lemin ve âlemdeki varlıkların sonradan yaratılmış olup bir yaratıcıya muhtaç olduğu (hudûs delili), mümkin bir varlık olan âlemin var olması için bir sebebe ihtiyaç olduğu (imkân delili), tabiatın büyük bir âhenge ve şaşmaz bir düzene sahip olup bunun bir yaratıcının eseri olmasının gerektiği (nizam delili) gibi bazı deliller ortaya koymuşlardır.
11-Zâtî Sıfatlar: Bu sıfatlara tenzîhî sıfatlar ve selbî sıfatlar da denilmiştir
12-Tekvînî İrâde: Tekvînî (yapma, yaratma ile ilgili) irâde; bütü n yaratıkları kapsamaktadır.
13-Teşrîî İrâde: Tekvînî irâde hayra da şerre de, iyiliğe de kötülü ğe de yönelik olarak gerçekleştiği halde teşrîî irâde, sadece hayra ve iyiliğe yönelik olarak gerçekleşir.
14- Cebrâîl: er-Rûhu’l-emîn. Rûhu’l-kuds. Meleklerin efendisi” anlamında seyyidü’l-melâike denilmiştir.
15-Azrâîl: Melekül-mevt.
16-Kirâmen Kâtibîn: Hafaza melekleri.
17-Münker ve Nekir: Kabirde sorgu ile görevli iki melektir.
18-Hamele-i Arş: Arşı taşıyan melekler.
19-Mukarrebûn ve İlliyyûn: Allah’a çok yakın ve O ’nun katında şerefli mevkii bulunan meleklerdir.
20-Rıdvân: Cennet bekçisi.
21-Mâlik: Cehennem bekçi

22

Nisan
2012

DİN GÖREVLİLERİ SINAVLARA HAZIRLIK NOTLARI-3

Yazar: arafat  | Kategori: iTiKAT | Yorum: Yok
DİN GÖREVLİLERİ SINAVLARA HAZIRLIK  NOTLARI-3

22-İlâhî kitaplara Allah katından indirilmiş olması sebebiyle “kütü b-i münzele” veya “semâvî kitaplar” da denilir.
23-Suhuf: Hz. Âdem’e 10 sayfa, Hz. Şît’e 50 sayfa, Hz. İdrîs’e 30 sayfa, Hz.İbrâhim’e 10 sayfa gönderilmiştir.
24-Tevrat: Kanun, şeriat ve öğreti. Tevrat’a Ahd-i Atîk ve Ahd-i Kadîm de(Eski Ahit) denilir.
25-Zebur: Yazılı şey ve kitap. Zebur, ilâhî kitapların en küçüğü olup, yeni dinî hükümler getirmemiştir.
26-İncil: Müjde, tâlim ve öğretici. İncil’e Ahd-i Cedîd de (Yeni Ahit) denilir.
27- Kur’ân: Toplamak, okumak, bir araya getirmek.
27-Peygamberlerin küçük hatalarına “zelle” denilir.
28-Ulü’l-Azm: Hz. Âdem, Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. Îsâ ve Hz. Muhammed(a.s) ulü’l-azm peygamberlerdir, bütün zorluklara göğüs germede azim ve sebat gösteren peygamberler demektir.
29-Mûcize: İnsanların benzerini getirmekten âciz kaldığı olağanüstü olay.Kur’ân’da mû cize terimi yerine âyet, beyyine ve bürhân kavramları kullanılır.
30-İrhâs: Peygamber olacak şahsın, henüz peygamber olmadan önce gösterdiği olağanüstü durumlardır. Hz. Îsâ’nın beşikte iken konuşması gibi.
31-Kerâmet: Peygamberine gönülden bağlı olan ve ona titizlikle uyan velî kulların gösterdikleri olağanüstü hallerdir.
32-Meûnet: Yüce Allah’ın velî olmayan bir müslüman kulunu, darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman, olağanüstü bir şekilde bu darlık ve sıkıntıdan kurtarmasıdır.
33-İstidrâc: Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağanüstü olaydır.
34-İhânet: Kâfir ve günahkâr kişilerden, arzu ve isteklerine aykırı olarak meydana gelen olaydır. Meselâ, peygamberlik taslayan inkârcılardan Mü seylime,tek gözü kör olan bir adama, iyi olsun diye duâ etmiş, bunun ü zerine adamın öbür gözüde kör olmuştur.

22

Nisan
2012

DİN GÖREVLİLERİ SINAVLARA HAZIRLIK NOTLARI-4

Yazar: arafat  | Kategori: iTiKAT | Yorum: Yok
DİN GÖREVLİLERİ SINAVLARA HAZIRLIK  NOTLARI-4

35-Yevmü’l-âhir: Son gün, âhiret günü.
36-Yevmü’l-ba’s: Diriliş günü .
37-Yevmü’l-kıyâme: Kıyâmet günü .
38-Yevmü’d-dîn: Cezâ ve mükâfat günü .
39-Yevmü’l-hisâb: Hesap günü.
40-Yevmü’t-telâk: Kavuşma günü .
41-Yevmü’l-hasre: Hasret ve pişmanlık günü .
42-Din günü: Cezâ ve mükâfat günü .
43-Kabir (berzah) hayatı, kıyâmet; ba’s (yeniden
dirilme).
44-İsrafil aleyhisselam, “ihya” fiilinde görevlidir. Rabbimizin “hayat verme” ile ilgili emir ve iradesini uygular. Özellikle bahar aylarında görülen dirilişte “muhyi” ismine vesile olur. Ölümden sonraki dirilişimizde de yine bu melek vazifelidir.
45-Ba’s: Yeniden dirilme, öldükten sonra tekrar dirilmek

Toplam 181 sayfa, 154. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030152153154155156160170180...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.