4

Mayıs
2012

SİYER NOTLARI-2

Yazar: arafat  |  Kategori: SiYER  |  Yorum: Yok   |  403 Kez Okundu

11-Peygamberimiz müminleri rahatlatmak amacıyla onlara şu tavsiyede bulunmuştu: “Habeş ülkesine gidiniz. Zira orada kimseye zulmetmeyen ve adaletle hükmeden bir hükümdar vardır.”( İbn Sa’d, Kitabü’t-Tabakat, C 1, s. 204-205.)
12-Cafer bin Ebu Talip, Mute Savaşı’nda şehit olmuştur. Hz. Peygamber, YüceAllah’ın Cafer’in kesilen iki koluna kar şılık iki kanat ihsan ettiğini ve onlar la cennetteuçtuğunu haber vermiştir. Bu sebeple kendisine “tayyar” (uçan) ve “zü’1-cenaheyn” (iki kanatlı) lakapları ve rilmiştir. Kırk yaşında şehit olan Cafer’e hem Habeşistan’a hicret ettiği, hem de bu radan dönüşünde kendi baba yurdu olan Mekke’ye değil,doğrudan Medine’ye git tiği için “zü’1-hicreteyn” (iki hicret sahibi) denilmiştir. Ayrıca ashabınmuh taçlarını, fakirlerini daima gözettiğinden dolayı “ebü’l-mesakin” (fakirlerin babası) lakabıyla da anılıyordu. Hz. Peygamber, ahlakı itibariyle ken disine benzediğini belirterek Cafer’i takdir ve taltif ederdi.
(Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 6, s. 548.)
13-(M 616-619) yılları arasında Müslümanlara uygulanan boykot, onların açlık ve hastalık gibi sıkıntılara düşmesine sebep oldu.
14-Müslümanlar boykot sebebiyle dinlerinden dönmediler, aksine dinlerine daha sıkı sarıldılar.
15-Boykot, kabilecilik sebebiyle müşrikler arasında görüş ayrılığının ortaya çıkmasına sebep oldu.
16-Müslümanlar, Hz. Peygamberin etrafında birleştiler.
17-Müşrikler, boykot kararı ile istedikleri hedefe ulaşamadılar.
-Boykot, müşrikler açısından başarısızlıkla sonuçlandı.
18-Bir gün Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hale, Peygamberimizin huzuruna girmek için izin istedi. Hale’nin sesi Hz. Hatice’ye benzediği için sesi duyan Peygamberimiz, “ Kimse bana inanmadığı zaman o inandı. Herkes müşrik iken o mümin oldu. Kimse bana yardım etmezken o bana yardım etti.” Diyerek eşi Hatice’den övgüyle söz etmiştir. (Ahmet bin Hanbel, el-Müsned, c. 6, s. 117. )
19-Peygamberimiz, kendisini taşlayan Taif halkı için dönüş yolunda şu duayı yapmıştır:“Onların yok olmalarını değil, Rabb’imin bu müşriklerin zürriyetinden Allah’a ortak koşmayan, ona ibadet eden bir nesil meydana getirmesini diliyorum.”(Buhari, Tecrid-i Sarih, C 9, s. 35.).Taif halkı, hicretin dokuzuncu senesinde (M 630) topluca Müslüman olmuştur.
20-ADDAS VE HZ. PEYGAMBER:
Hz. Peygamber, Taiflilerin saldırısı üzerine bir bağa sığındı. Bu bağda çalışan Addas,Tevrat ve İncil’i bilen bir Hristiyandı. Hristiyan köle, elinde bir tabak üzümle Hz. Peygamberin
yanına geldi ve ona üzüm ikram etti. Üzümden alan Peygamberimiz onu ağzına götürürken,“Bismillah” dedi. Köle merakla, “Söylediğin bu söz nedir? Kavmimden ayrılalı busözü buralarda söyleyen kimseyi görmedim.” diye sordu ve aralarında şu konuşma geçti:
– Sen hangi şehirdensin?
– Ninovalıyım.
– Orası benim kardeşim Yunus’un şehridir.
– Sen Yunus’u nereden biliyorsun?
– Yunus bir peygamberdi, ben de bir peygamberim. Bütün peygamberler kardeştir.
Bu sözleri duyan Addas’ın ilgisi ve merakı artmıştı. Heyecanla sordu:
– Senin adın nedir?
– Muhammed.
– Sen Allah’ın Mekke’ye gönderdiği peygamber misin?Peygamberimizin, “Evet.” demesi üzerine köle,
“Ben senin özelliklerini İncil’de görürdüm ve Tevrat’ta peygamberliğini okurdum. Bana dinini öğret.” diyerek Hz. Peygamberin eline sarıldı. Peygamberimiz de ona İslam’ı öğretti ve Addas orada Müslüman oldu.(Taberi, Tarih-i Taberi, C 3, s. 109. )
19-Peygamberimiz, Mut’im’in Taif dönüşünde kendisine yaptığı bu iyiliği hiç unutmamıştır. Mut’im, Bedir Savaşı’nda müşrik olarak ölmüştü. Oğlu Cübeyr, Bedir esirlerinin bırakılmasını istemek amacıyla Peygamberimize geldiği zaman Peygamberimiz ona,
“Mut’im sağ olsaydı ve bunları benden isteseydi hepsini ona bağışlardım.” demiştir.(İrfan Yücel, Peygamberimizin Hayatı, s. 75.)
21- On dokuz yaşında Müslüman olan Mus’ab bin Umeyr, zengin bir ailenin çocuğu idi. Peygamberimiz tarafından İslam’ı öğretmek amacıyla Medine’ye gönderildi. Bu nedenle Mus’ab, İslam tarihinin ilk muallimi (öğretmen) olarak bilinir. İslam’ın Medine’de yayılmasında
çok emeği olan Mus’ab, Bedir ve Uhut savaşlarında Müslümanların sancaktarlığını yaptı ve Uhut Savaşı’nda şehit oldu.
22-Akabe Sözleşmeleri, Mekke’de ezilen ve bunalan Müslümanların sığınacakları yeni ve güvenli bir yurdun kapısını açtı. Akabe’de Medinelilerle yapılan görüşmeler ve onların İslam’ı kabul etmeleri hicretin zeminini hazırladı. Böylece İslam, Mekke dışına çıkarak Arap Yarımadası’nda yayılmaya başladı.
23-Peygamberimizin hicret için izin vermesi üzerine Hz. Ömer, diğer Müslümanların aksine Mekke’den gizlice ayrılmadı. Yolculuk için hazırlığını yaparak kılıcını kuşandı ve Kâbe’yi tavaf etti. Ardından orada bulunan müşriklere meydan okuyarak, “İşte ben Medine’ye gidiyorum. Çocuğunu yetim, eşini dul bırakmak ve annesini ağlatmak isteyen varsa peşime düşsün.” Dedi ve Mekke’den ayrıldı. Mekkelilerin hiçbiri Ömer’in peşine düşemedi.(Mustafa Asım Köksal, Hz. Muhammed ve İslamiyet, C 2, s. 293. )
25-Peygamberimizin hicret esnasında;
-Hz. Ali’yi kendi yatağına yatırması,
-Hz. Ebu Bekir’le gizli buluşması,
-Medine’ye ters istikamette bulunan Sevr’e giderek müşrikleri yanıltması,
-Medine yolunu takip etmeyerek sahil yolundan gitmesi gibi davranışlarını tedbir ve tevekkül anlayışından dolayı.
26-Ranuna Vadisinde ilk okunan hutbeden:Allah’ın sevdiğini seviniz. Allah’ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz. Allah kelamıKur’an’dan ve zikrinden usanmayınız.Allah’ın kelamına karşı kalbiniz katılaşmasın.Yalnız Allah’a kulluk edip ibadetinizde O’na hiçbir şeyi ortak yapmayınız. Ondan hakkıyla sakınınız.Yaptığınız iyi şeyleri dilinizle doğrulayınız. Allah’ın rahmet ve merhametiyle birbirinizi seviniz.”(İbn Hişam, es-Siyretü’n-Nebeviyye, C 2, s. 163. )
27-Muhacir: Mekke’den Medine’ye göç eden Müslümanlara denir.
28-Ensar: Muhacirlere sahip çıkan ve onlara yardım eden Medineli Müslümanlara denir.
29-613 yılında Açık davetin emredilmesi üzerine Hz. Peygamberin yakın akrabalarını İslam’a çağırması.
30-Hz. Peygamberin Medine’de bulunan ensar ve muhacirleri birbirleriyle kardeş ilan etmesine muahat denir.
31-Hz. Peygamber tarafından birbirlerine kardeş tayin edilen Sa’d bin Rebi, Abdurrahmân bin Avf’a,
“Ben, mal bakımından Medineli Müslümanların en zenginiyim. Malımın yarısını sana ayırdım!” demişti. Büyük sahabe Abdurrahman bin Avf’ın verdiği cevap, yapılan teklif kadar ibret vericiydi:“Allah, sana malını hayırlı kılsın! Benim onlara ihtiyacım yok. Bana yapacağın en büyük iyilik, alış veriş yaptığınız çarşının yolunu göstermendir.” Ertesi sabah, Kaynuka çarşısına götürülen Abdurrahmân bin Avf, yağ, peynir gibi şeyler alıp satarak
ticarete başladı. Çok geçmeden epeyce bir kazanç elde etti ve kısa zamanda Medine’nin sayılı tüccarları arasında yer aldı.(İbn Sa’d, Kitabü’t-Tabakat, C 3, s.125. )
32-Mescid-i Nebevi’nin üzerine inşa edildiği arsa, Es’at bin Zürare’nin
vesayetinde bulunan Sehl ve Süheyl adında ensardan iki yetim çocuğa aitti.
33- İslam tarihinde önemli biryeri olan Medine Sözleşmesi’yle Müslümanların ve Yahudilerin din, inanç ve vicdan özgürlüğü garanti altına alınmıştır.
34-Gazve: Hz. Muhammed’in katıldığı bütün seferlere denir.
35-Seriyye: Hz. Muhammed’in bizzat katılmayıp bir sahabenin komutası altında gönderdiği birliklere denir.
36-Hz. Muhammed Bedir Gazvesi’ne çıkarken yerine Abdullah bin
Ümmü Mektum isminde âmâ bir sahabeyi vekil olarak bırakmıştır.
37- Uhut Savaşı’nda şehit düşen Hz. Hamza’nın küçük kızı Ümame, Mekke’de kalmıştı. Kaza Umresi’nden Medine’ye dönerken “amca, amca” diyerek Rasulullahın peşinden koştu. Hz. Ali onu kucaklayıp, “Al, amcamızın kızı”, diyerek eşi Hz. Fatma’ya verdi. Medine’ye varınca Hz. Ali, Hz. Cafer Tayyar ve Zeyd bin Harise hepsi de çocuğun bakımının kendilerine verilmesini istemişlerdi. Cafer Tayyar’ın eşi Esma, Ümame’nin teyzesiydi. Resulullah, “Teyze, anne yerindedir.” buyurdu ve çocuğunbakımını ona verdi. (İbn Kayyim el-Cevziyye, Zadu’l-Mead, C 2, s. 369. )
38-İslam’a davet için gönderilen elçilerden bazıları şunlardır:
• Bizans imparatoruna
Dıhyet’ül-Kelbi
• İran kisrasına Abdullah bin Huzafe
• Habeş necaşisine Amr bin Ümeyye
• Mısır mukavkısına Hatip bin Ebi Belta
• Gassani melikine Haris bin Ümeyye
39-Ebu Süfyan’a Müslüman askerlerinolduğu bölge gezdirilirken Sa’d binUbade ona;“Ey Ebu Süfyan, bugün en büyüksavaş günüdür, bugün Kâbe’de kan dökmenin helal kılındığı gündür.” demişti.Ebu Süfyan, Sa’d’ın sözlerini Resulullah’asöyledi. Bunun üzerine Hz. Peygamber;“Sa’d yanlış söylemiş, bugün Cenab-ıHakk’ın Kâbe’yi yücelteceği gündür.Bugün Kâbe’nin tevhit elbisesine bürüneceği gündür.” dedi. Sa’d’ın kan dökmesinden endişelendiği için hemen Hz. Ali’yigönderdi ve ensarın sancağının Sa’d’dan alınıp oğlu Kays’a verilmesini emretti.(Kamil Miras, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi,C 10, s. 331. )
40-MUTE SAVAŞI:Çok zor şartlar altında yapıldığından bu seferin rastladığı zamana Saatü’l Usre (Zorluk Zamanı), bu gazaya Gazvetü’l-Usre (Zorluk Gazası), bu seferi gerçekleştiren orduya da Ceyşü’l-Usre (ZorlukOrdusu) denilmiştir.
42- Hac ibadeti, hicretin dokuzuncu yılında farz kılınmıştı. Ancak o yıl Hz. Peygamberin kendisi hacca gidememişti. Hz. Ebu Bekir’i hac emiri tayin ederek Mekke’ye göndermişti.
43-Medine’de bulunan Kaynukaoğulları Medine Antlaşması’nı ihlal etmişlerdi. Bu sebeple Medine’yi terk etmeleri istendi. Kaynukalılar, bu şehirden çıkarken Resulullah onlara şöyle söylemişti:
“Her zaman için tekrar Medine’ye işlerinizi halletmek üzere gelebilirsiniz; yeter ki burada oturup kalışınız üç günü geçmesin.”(Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 1, s. 578.)
44-624 (Hicri :2) Kaynukaoğulları Yahudilerinin Medine’den çıkarılması.
45-625(Hicri: 3) Nadiroğulları Yahudilerinin Medine’den çıkarılması.
46-“Hz. Peygamber, hicretin sekizinci yılında Mekke’nin fethine giderken yolun kenarında yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpek gördü. Bir sahabeyi çağırarak köpeğin ve yavrularının
rahatsız edilmemesini sağlamak üzere orada nöbet tutmasını emretti.”(İsmail Lütfi Çakan, Örnek Kul Son Resul, s. 40. )
47-Ünlü Alman şairi Goethe, “Muhammed’in Terennümleri”
adlı bir şiirinde, Hz. Peygamberi bir pınardan fışkıran ırmağa benzetir.Öyle bir ırmak ki sahip olduğu manevi güç sayesinde öteki bütün akarsuları sinesinde toplar ve onları muazzam bir zaferle ilahî ummana kavuşturur. (Muhammed İkbal, Cavidname, s. 17. )
48-Peygamberimiz bir defasında Hz. Hüseyin’i sırtına almış yürüyordu. Onlara bir adam rastladı ve adam Hz. Hasan’a, “ Ey çocuk, bindiğin binek ne güzeldir.” dedi. Peygambermiz de,“ O da ne güzel binicidir.” Şeklinde cevap verdi.(Tirmizi, Menakıb, 31.)

4

Mayıs
2012

İSLAM KARDEŞLİK HUKUKU

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  437 Kez Okundu

Kardeş sözcüğü, yeryüzünün bütün dillerinde var olan ve sıcaklığı, sevimliliği, ifade ettiği ortak anlam olarak, ana baba bir, ana bir baba ayrı veya baba bir ana ayrı kişileri anlatan ortak bir kavramdır.
MEKKE-MEDİNE KARDEŞLİĞİ
Hz. Peygamber (s.a.s.), ilk önce Mekke’de Müslümanlar arasında kardeşlik ortamı gerçekleştirmiş, daha sonra yurtlarını, yuvalarını, yakınlarını ve mallarını bırakarak Mekke’den hicret eden Muhacirler ile onlara gönüllerini açan, her türlü imkanlarını onlarla paylaşarak büyük bir fedakârlık örneği gösteren Medine’li Ensar arasında tarihte eşi ve benzeri görülmemiş bir kardeşlik tesis etmiştir. Peygamberimiz, “Mü’min bir kimse din kardeşini sevince bu sevgisini ona bildirsin.” buyurmuştur. (Tirmizî, Zühd, 53)
EVS VE HAZREC KABİLELER-BUAS SAVAŞLARI
Mekke Kureyş kabilesinin Ümmeye ve Haşim oğulları boyu, Medine’de ise Evs ve Hazreç kabileleri İslam’dan önce birbirleri ile haram ayları dışında sürekli savaşıyorlardı. İslam nimeti sayesinde eski düşmanlar kardeş ve dost oldular.
Hz. Peygamber (s.a.s.), Mescid-i Nebevî’nin inşaatını tamamladıktan sonra Muhacirler ile Ensar’dan doksan sahabe arasında ikişer ikişer kardeşlik kurdu.
ENSAR VE MUHACİR KARDEŞLİĞİNDEKİ SAMİMİYET
Enes bin Malik anlatıyor: Ensar ile muhacir birbiri ile kardeş olduktan sonra öylesine kaynaştılar ki, bir iki gün görüşmeseler, birbirlerini merak ediyorlar, karşılaşınca, “Görüşmeyeli nasılsın?” diye hal hatır soruyorlardı, diyor.Muhacirlerden Abdurrahman bin Avf, ensardan Sa’d bin Rebi ile kardeslestirilmisti. Sa’d b. Rebi kardesi A.bin Avf’a; “Kardesim!Iste evim , yarisi senin, iste mülküm,yarisi senin, iste eslerim, birisini bosayip seninle nikahlayayim .” diyerek fedakarligin en uç örnegini ortaya koymustu. Ancak Abdurrahman bin Avf, hazirciligi iyi görmemis ve Sa’d bin Rebi’ye, “Sag ol Kardesim, sen bana çarsinin yolunu göster, bu bana yeter.” karsiligini vermis,çalismis ve kisa zamanda Medine’li zenginler arasina katilmisti. (Buhari,Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI/342).

EBU EYYUBUN ANNESİNİN SEVİNCE DÖNÜŞEN HASRETİ
Selmanı Farisi (ra) der ki: Resulullah (s.a.a) Medine’ye girince halk devesinin yularını tutup ısrarla o hazreti evlerine davet ediyorlardı. Ama o hazret, “Deve kimin evinin önünde oturursa ben onun misafiri olacağım” buyuruyordu. Deve süratle ilerliyordu, nihayet Ebu Eyyub-i Ensari’nin evinin önünde oturdu. Bunun üzerine Ebu Eyyub, “Anneciğim! Aç kapıyı, insanların efendisi ve en değerlisi Muhammed Mustafa ve Allah’ın seçkin elçisi geldi” diye bağırdı.
Gözleri görmeyen Eyyub’un annesi kapıyı açarak dedi ki: “Keşke gözlerim görseydi de Allah Resulünün nurlu yüzünü bir görseydim” diyerek yakındı.Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) onun hakkında lütufta bulunarak elini onun gözlerine sürdü ve gözleri görmeye başladı böylece Resulullah (s.a.a)’in cemalini görme arzusuna da ulaştı. Bu, Resulullah (s.a.a)’in Medine’deki ilk mucizesiydi.
Böylece Ebu Eyyub’un yaşlı anasının hasreti sevince dönüştü.
Resulullah (s.a.a)’in Alt Katta Oturması
Ebu Eyyub’un çamurdan olan sade evi iki odalıydı. Bir odası aşağı katta, diğeriyse yukarıdaydı. Resulullah (s.a.a) alt kattaki odada oturmaktaydı. Ebu Eyyub der ki: Resulullah (s.a.a)’in huzuruna giderek dedim ki: Benle annem yukarı kattayız siz ise aşağı kattaki odada oturmaktasınız; oysa siz aşağıda otururken bize yukarıda oturmamız yakışmaz. Siz isterseniz yukarı katta oturun.
Resulullah Eyyub’a şöyle cevap verdi: İnsanlar benimle görüşmeye geldikleri için alt kat benim için daha uygundur; insanların gelip gitmesi için aşağı kat daha münasiptir
HZ.ÖMERİN ŞEHADETİ VE HZ.AİŞE VALİDEMİZ
Sabah namazı vaktiydi. Ezan okunmuş ve cemaat saf saf durmuş, imamını bekliyordu. Hz. Ömer içeriye girdi, imamete geçti ve her zamanki gibi “Safları düzeltin” diye seslendi, sonra da namaza durdu. Tam namaza durulmuştu ki Hz. Ömer arkasından yediği bir hançer darbesiyle yere yığılmıştı. Hz. Ömer’i evine götürdüler. Namazı Hz. Abdurrahman b. Avf (r.a.) kıldırdı. Namazı müteakip bütün cemaat Hz. Ömer (r.a.)’in evine dolmuştu.
“İşte benim derdim buydu”
Hz. Ömer uzanmış upuzun yatıyordu. Herkes başucundaydı ve hıçkırıklar boğazlarda düğümlenip kalmıştı. Doktorun “Ya Ömer! Vasiyetini yap” dediğini duyunca bir anda içeride bir feryad u figan koptu. Herkes ağlıyordu.
Hz. Ömer, “Ağlamayın! Ağlayacak olan yanımdan çıksın. Siz Allah Resulü’nün, ‘Ehlinin ağlamasıyla ölü eziyet çeker’ dediğini duymadınız mı” diyerek onların ağlamasına mani olmaya çalıştı. Hz. Ömer, İbn Abbas’a “Bakın bakalım beni vuran kimdir” diye sordu. Gelen habere göre onu Muğire b. Şu’be’nin kölesi Firuz hançerlemişti. Hz. Ömer bunu öğrenince “Allah’a hamd olsun ki beni bir Müslüman eliyle öldürtmedi” dedi. Bir ara daldı. Baş ucunda duran oğlu Abdullah, gözlerini babasından bir an ayırmıyordu.
Hz. Ömer’de bir düşünce hem de yüreğini dağlayan bir düşünce vardı. Ve gözlerini açarak ümitsiz bir ifadeyle: “Oğlum! Git, Aişe’ye benden selam söyle. Fakat sakın, Emiru’l-mü’minin’in selamı var, deme. Zira şu anda ben mü’minlerin emiri değilim.
Ona, “Ömer senden, acaba iki arkadaşıyla beraber yatmasına müsaade eder misin” diye izin istiyor de. İbn Ömer babasının emrini yerine getirmiş ve Hz. Aişe’nin evine gelmişti. Onu bir köşede oturmuş ağlıyor buldu. Babasının arzusunu söyleyince Hz. Aişe validemiz, “V i orayı ben kendim için düşünmüştüm. Fakat bugün Ömer’i nefsime tercih ederim” dedi. İbn Ömer (r.a.) bu müjdeli haberle dönüp babasını müjdeleyince Hz. Ömer birden rahatlayıverdi. Ve dudaklarından şu cümle döküldü:
“Ve işte benim derdim buydu.” Çok kereler gözünü açamayacak kadar halsizleşiyordu. Başındakiler ne yemek ne de su teklifiyle onu uyandıramıyorlardı. Fakat içlerinden birisi “Ömer namaz vakti geçiyor” dediği an Hz. Ömer birden ayağa fırlıyor “Namaz! Namazsız adamın İslam’dan nasibi yoktur” diyor ve namazını eda edip tekrar uzanıyordu. İşte Hz. Ömer’in namaza olan iştiyakı bu ölçüdeydi. Namaz dendiğinde akan sular duruyor ve bütün acılarına rağmen namazını ihmal etmiyordu
UHUT ŞEHİTLERİ İKİŞER İKİŞER DEFNEDİLDİLR
Abdullah’tan rivayet edilmiştir. (Abdullah’ın babası Cabir Uhud savaşında şehid olmuştu) “Allah Rasulü(s.) Uhud’da şehid olan ashabını kabre defnederken ‘Bu ikisinden hangisi daha iyi Kur’an okuyordu, diye soruyor ve hangisinin daha iyi Kur’an okuduğu kendisini bildirilince, onu kabirde ön tarafa, diğerini de onun gerisine koyarak her ikisini tek parça örtüyle sardı ve o şekilde defnetti. Sonra ‘ Ben bunların gösterdikleri fedakârlıklara ve şehit olduklarına şahidim’ dedi. Onların yıkanmadan ve kefene sarılmadan, kanlarıyla defnedilmelerini emretti. Defin esnasında onlara cenaze namazı da kıldırmadı.
Hadis, Uhud şehitlerinin yıkanmadan ve üzerlerine cenaze namazı kılınmadan, kanlarıyla defnedildiklerini bildirmektedir.
ZEYD BİN DESSİNENİN DAR AĞACINDAN SELAMI:Hz. Zeyd, son namazını kıldıktan sonra, Mekkeli müşrikler, onu tutup darağacına kaldırarak bağladılar. Yüzünü kıbleden Medine’ye doğru çevirdiler. Sonra dediler ki:
- Haydi dîninden dön, seni serbest bırakalım!
- Vallahi dinimden aslâ dönmem! Bütün dünya benim olsa, bana verilse, yine de İslâmiyetten dönmem!
- Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, sen de evinde rahat oturasın ister misin?
- Ben Muhammed aleyhisselamın, değil benim yerimde olmasını, Medine’de yürürken ayağına bir diken bile batmasına aslâ razı olmam!
- Ey Zeyd, İslâm dininden dön, eğer dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz!
- Allah yolunda olduktan sonra, benim için öldürülmemin hiç ehemmiyeti yoktur.
Bu konuşmalardan sonra Zeyd bin Desinne, “Ya Rabbi, selamımı Resulüne ulaştır” diye duâ etmişti. Allahü teâla da onun duâsını kabul etmişti.
Müşriklerin kararı iyice kesinleşti. Safvan bin Ümeyye, azatlı kölesi Nistas’a işaret ederek, Hz. Zeyd’i öldürmesini istedi. Nistas mızrağını Hz. Zeyd’in göğsüne saplayarak sırtından çıkardı. Böylece, Peygamber âşığı Hz. Zeyd, cennetteki makamına yükseldi.
Hz. Zeyd’in şehadetini haber alan Peygamberimiz ona duâ buyurdu.
KARDEŞ OLANLARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN
Bin Avf, ticaret yaparak kısa sürede durumunu düzeltmiştir.
Ebu Zerr-i Gifari bir defasında Bilal-i Habeşi’ye, “Kara kadının oğlu” diye hitap etmiş. Bilal Habeşi de bu hitaba çok içerlemiş ve Peygamberimize Ebu Zer’i şikayet etmiş. Peygamberimiz Ebu Zer’e “Şeyet böyle dediysen, sen kendisinde cahiliye huyu bulunan kimsesin.” Diye ikaz etmiş bunun üzerin Ebu Zer de Bilal Habeşi’den özür dilemiştir.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN KARDEŞLİK İLİŞKİLERİNDE ÖĞÜTLERİ
1-“Mü’min kardeşine güler yüz göstermen sadakadır; iyiliği emredip kötülüklere engel olman sadakadır…” (Tirmizî, Birr ve Sıla, 45)
2-“Bir kimseye mü’min kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal olmaz. O ikisi karşılaştıklarında, biri yüzünü şu tarafa diğeri öbür tarafa döner. Onların en hayırlısı ve üstün olanı, selâmı önce verendir.”(Tirmizî, Birr ve Sıla, 21)
3- “Müslüman bir kimsenin, din kardeşinin gıyabında yaptığı duası kabule şayandır. O kimsenin baş ucunda Allah’ın görevli bir meleği bulunur, din kardeşi için hayır dua yaptıkça, o melek de ona dua eder ve “âmin, kardeşin için istediğinin bir misli de senin için olsun” der.(Müs¬lim, Zikr, 86-88)
4-Müslüman Müslümanın kardeşidir. Din kardeşine haksızlık etmez, onu düşmana teslim etmez. Kim din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim Müslüman kardeşinin bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim Müslüman kardeşinin hatasını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.” (Müslim, Birr ve Sıla, 58)
Peygamber Efendimiz :
5-Bir müminin bir kardeşine güler yüz göstermesini sadaka kabul ederdi. 6-İnsanların gelip geçeceği yerlerdeki engeli kadırmalısınız. Bir taşı, bir dikeni ortadan kaldırmanız sizin için sadakadır’
RABBENA DUASI:Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü’minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.
KARDEŞLİK SÖZDE KALAN BİR HADİSE DEĞİLDİR:Nafaka, zekât, selâm verme, hakkı tavsiye etme, karz-ı hasen verme, maddî ve mânevî yardımda bulunma gibi vazifelerle tahkim edilmiştir.Resûl-i Ekrem (sav): “Kendi nefsi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe (tam manasıyla) iman etmiş olmaz”buyurarak; “Kardeşlik Hukuku’nun” korunmasının imanla ilgili olduğunu hatırlatmıştır.
Kardeşlik Hukukunun Bazı Şartlarını özetleyecek olursak:
1-Kardeşliği Allah için yapmal,
2-Kusurlarını affetmek
3-Kardeşini hata içinde bırakmamak.
4-Kusur düzeltirken kusur yapömamak.
5-Kardeşinin derdiyle dertlenmek.
6-Kardeşiyle iyi geçinmek ve kırıcı olmaktan sakınmak
7-Kardeşinin hakkını savunmak ve korumak
8-Kardeşine karşı kibirden kaçınmak
9-Tevazudan ayrılmamak kardeşini nefsi gibi gözetmek ona iyilikte bulunmak,üzecek söz ve işlerden kaçınmak,
10-Kardeşlerine gıyabında dua etmek.
Beytullah etrafında uzak beldelerden gelenleri görünce bir şair o andaki manzarayı şöyle dile getiriyor:İkimizde şuracıkta birer garibiz, sen garip ben garip akrabayız biz, demek suretiyle duygularını ifade ediyor.
NOT:Kardeşlik:Ümmü Mektumi Biali Habeş, Zeyd b.Harise yükseldikleri makamlar.Huzeyfe sırdaş.
5-Peygamberimizin kabri:Mekkeli Ebu Talha kazması, Hz.Alinın yıkaması ,Hz.Ali yi Peygamberimiz kendisine kardeş yaptı,amcası ve oğullarının yardımcı olması.
MÜMİNLERİN ÖZELLİKLERİ:”Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir.”(Tevbe, 9/71)
MEKKENİN FETHİNDE PEYGAMBERİMİZ:Hz. Ömer şöyle anlatıyor: “Fetih günü Hz. Peygamber, Mekke’ye girdi. Saffan b. Ümeyye, Ebu Süfyan b. Harb, Haris b. Hişam’ı huzuruna çağırdı. Ben de kalbimden ‘Allah bunları elimize düşürdü. Onlara daha önce yaptıklarını hatırlatacağım’ dedim. Bu sırada Hz. Peygamber, ‘Benimle sizin durumunuz, Hz. Yusuf ile kardeşlerinin durumu gibidir. Bugün sizin üzerinize herhangi bir kınama yok. Allah sizi affetsin. Allah merhametlilerin en merhametlisidir’ dedi. Bunun üzerine ben düşündüklerimden utandım (İbn Asâkir, (Hz Ömer’den); Kenz, V/292)

KARDEŞİNE  YARDIMCI OLMAK:Bir mü’minin, diger bir mü’min kardesine her halükarda yardimci olmasi gerekmektedir. Peygamberimiz bir hadisinde, “zalim de olsa, mazlum da olsa mü’min kardesine yardim et!” diye buyurmaktadir. Zulüm konusunda nasil yardim edilecegini ise su çarpici sözlerle dile getirmektedir: “Onu zulümden el çektirirsin. Ona yapacagin yardim iste budur” (Buhârî, Mezalim, 4; Müslim, birr, 62).

HZ.BİLAL-İ HABEŞİNİN SON EZANLARI:Resulullah’ın irtihalinden sonra ezan okumadığını belirtmiştik. Takriben on yıllık zaman zarfında bunun üç tane istisnası vardır.
Birincisi; Hz. Ömer’in Şam seferinde halifenin ısrarı üzerine okuduğu ezan..
İkincisi; Hz. Ömer’le Kudüs’ü fethe gittiğinde, orada yine Hz. Ömer’in, ashabın ve mücahitlerin ısrarı üzerine okuduğu ezan…
Üçüncüsü; Medine’ye geldiğinde okuduğu ezandır ki bu hayli ilginç ve hüzünlü olmuştur.
“Şam’da iken bir gece rüyasında Hz. Peygamberi gören Bilal-i Habeşi hemen yol hazırlığına başlayarak Medine’ye gelmiş ve Resulullah’ı ziyaret etmiştir. Bu sırada Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i gören Hz. Bilal, gözlerinden yaşlar akarak ikisine de sarılmıştır. Hz. Hasan ve Hüseyin de O’ndan Birgen fecir vakti ezan okumalarını istemiştir. Hiç kimsenin isteği ile ezan okumayan Hz. Bilal, Resulullah’ın bu iki ciğerparesinin arzularını kırmamış ve bir gün sabah ezanını okumuştur. Ancak ezanın yarısını tamamlayabilmiş, geri kalanını gözyaşlarına mani olamadığı için tamamlayamamıştır. Bu arada ezan okurken O’nun sesini duyan ve tanıyan bütün ashap hemen evlerinden büyük bir coşkunluk ve şaşkınlık içinde çıkarak, sanki Resulullah ile birlikte namaz kılacaklarmış gibi Mescidi Nebevi’ye koşmuşlardır. O gün, Resulullah’ın muhabbeti bütün kalplerde tazelenerek içi buruk bir bayram günü yaşanmıştır.”
KURAN-I KERİMDE KABİL HABİL OLAYI:Kurbanı kabul edilmeyen Kabil, kardeşini öldürmek tehdidinde bulunmuş, Habil ise büyük bir sevgi ve Rabbine tevekkül’le: “Allah ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder. Yemin ederim ki, eğer beni öldürmek için elini uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben isterim ki sen kendi günahınla birlikte benim günahımı da yüklenesin….(El Maide 27-30)

YUSUF ALEYHİSSELAMIN KARDEŞLERİ:Yûsuf sûresinde de, Hz. Yûsuf’a kardeslerinin yaptiklari kötülükler uzun uzun anlatilir. Sonunda her sey ortaya çikinca kardeslerinin ona: “Allah’a yemin ederiz, Allah seni bizden üstün kilmistir. Biz dogrusu (sana yaptiklarimizda) suçlu idik” dedikleri; Hz. Yusuf’un da; “Size, bu gün hiç bir basa kakma ve ayiplama yok. Sizi Allah yarligasin. O merhametlilerin en merhametlisi” (Yûsuf, 12/91-92) diyerek, onlari afv ve müsamaha ile karsiladigi haber verilmektedir.

KIYAMET GÜNÜNDE 7 SINIF: Allah yedi kimseyi, kendi zıllinden başka sığınak olmayan (kıyamet) gününde, zılli altında himaye buyuracaktır (İlki) âdil imam, (ikincisi) ömrünü ibadet neşvesi içinde geçiren genç, (üçüncüsü) mescidlere kalbi bağlı olan kimse, (dördüncüsü) Allah için sevişip, Allah için bir araya gelen ve Allah için birbirinden ayrılan iki insandan herbiri, (beşincisi) makam ve cemal sahibi bir kadının talep ağında (nefsine başkaldırıp) “ben Allah’tan korkarım” diyen adam, (altıncısı) solundakine infak ettiği şeyden, sağındaki bir şeyhissetmeyecek şekilde sadakasını gizli eda eden, (yedincisi) yapayalnızken Allah’ı anıp da gözleri yaşlarla dolan ”
HZ.OSMANIN RÜYASI VE ŞEHADETİ:Hazreti Osman şehit olacağı gün bir rüya görür ve rüyasını kendisini ziyarete gelen Abdullah Bin Selam’a aktarır. Selam sabah ve hoş beşten sonra Abdullah Bin Selam’a ‘ sana gece gördüğüm bir rüyayı anlatayım mı?’der. Abdullah Bin Selam da ‘evet, lütfen !’ diyerekten Hazreti Osman’dan rüyayı anlatması istirhamında bulunur. Ve Hazreti Osman odasındaki ışık huzmelerinin sızdığı deliği göstererek (havha) ya da kandilliğe işaret eder şöyle der: “Peygamberimizi bu kandillikte gördüm. Bana ‘seni kuşattılar mı?’ diye sordu. Ben de ‘evet ya Resulallah’ dedim. Ardından ‘sana su vermediler mi?’ diye sordu. ‘Evet ya Resulllah’ dedim. Ve bana su dolu bir bakraç uzattı ve içtiğimde omuzlarımdan vucudumunun tamamını kapsayan bir serinlik hissettim. Bana buyurdular ki, ‘dilersen seni onlara karşı muzaffer kılayım. Dilersen bizim yanımızda iftara gel.’ Ve ben de onların yanında iftarı yeğledim…” Zinnureyn yani iki nur sahibi anlamında Resulullah’ın iki kızıyla izdivaç eden Hazreti Osman rüyanın ertesi günü şehadet mertebesine erer ve şehadet şerbetini içer (Zünnurayn Osman Bin Affan, Muhammed Rıza, Daru’l Kütüb el İlmiyye, s: 190).
PEYGAMBER EFENDİMİZİN KARDEŞİM DEDİKLERİ
Ebû Hüreyre radıyallahü anh şöyle anlatıyor:
Peygamber aleyhisselâm kabristana gelip buyurdu:
— Selâm sizlere ey müminler topluluğunun diyarı! Ve biz de,,—Allah dilerse— muhakkak size ulaşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi arzu ediyorum.
— Ey Allah’ın Resulü, biz senin kardeşlerin değil miyiz? dediler. Peygamber aleyhisselâm:
— Siz arkadaşlarımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz gelmemiş olanlardır.
Bunun üzerine:
— Ey Allah’ın Resulü, ümmetinden henüz gelmemiş olan kimseyi nasıl bilir ve tanırsın? diye sordular. Peygamber aleyhisselâm:
— Bilmiyor musun ki, siyah atlar arasında yüzleri ve ayakları beyaz olan bir atın sahibi kendi atını bilmez, tanımaz mı? buyurdu.
— Evet, Allah’ın Resulü tanır, dediler. Peygamber aleyhisselâm:
— Çünkü onlar abdest sebebiyle yüzleri, el ve ayakları bembeyaz, parlak olarak gelirler. Ve ben de onları Havzın kenarında beklerim. Dikkat! Bazı kimseler benim Havzıma yaklaştırılmayacaktır. Haydi geliniz! diye çağıracağım. >
HZ.FATMA VALİDEMİZİN VEFATI:Hazreti Fâtıma radıyallahu anhâ hazretleri, 29 yaşında, hicrî sene 11 (Milâdî 632) de vefat etmiştir. Bu tarihe göre, Zatı Saadetlerinden 6 ay sonra vefat etmiş olmaktadır. Ehl-i beytten ilk irtihal eden, yani Peygamberimize ilk kavuşan hazreti Fâtıma olmuştur.
Vefat hadisesini, Umm-ü Seleme hazretleri şöyle anlatmaktadır:
«Hazreti Fâtıma’nın vefatı sırasında Hazreti Ali radıyallahu Teâlâ anh evde yoktu. Hazreti Fâtıma beni çağırıp:
— Bana su hazırla! Ben yıkanacağım, temiz elbiselerimi de çıkar giyineceğim, dedi. -
Ben de suyunu ve elbiselerini hazırladım. Gayet güzel yıkandı ve temiz elbiselerini giyip, «bana yatak hazırla, ben uzanacağım» dedi.
Ben de dediğini yaptım. Yatağını kıbleye doğru çevirip yattı ve bana şöyle söyledi;
— Ey Umm-ü Seleme! Şimdi ise ayrılma zamanı geldi. Kendim yıkanıp guslettim. Bunun için bana birkaç kere guslettirmeye ve vücûdumu ovalamaya da lüzum yok, buyurdu. Nitekim bir müddet sonra da fani âleme veda etti.» diye anlatmaktadır.
-Hz. Peygamber’e çok düşkün olan Fatıma babasının vefatından dolayı çok sarsıldı. Rasûl-i Ekrem defnedildikten sonra gördüğü Enes b. Malik’e, “Rasûlullah’ın üzerine çarçabuk toprak atmaya eliniz nasıl vardı, gönlünüz nasıl razı oldu?” diyerek ağladı ve daha sonra da günlerce gözyaşı döktü.
VAKIF MÜESSESESİ:Vakıf,Yaratandan ötürü yaratılanlara merhamet, şefkat ve sevginin müesseseleşmiş halidir.
A)Ebu Talha:Ha kuysusu vardı.Mescdin karşında peygamberimiz gider su içerdi.Bağış yaptı.
B)Darul Erkam da 15 kişi yaklaşık kalıyordu.Safa tepesinde Beytullaha giden mutlaka oradan geçerdi.
C)Çeşitli vakıflar Kurmulmuş:Kuş Evleri,sadaka taşları,
D)Vakıf Kurmaya iten sebepler:
Hadisi şerif:Ölünce devam eden ameller:Evlat, eser, sadaka-i cariye
Vakıfların Gayesi:
1-İnsanların saadeti,
2-Dünyanın İmarı,
3-Allahın rızasını kazanmak
VEDA HUTBESİ SONUNDA HELALLAŞTI: Ey Nâs! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram: Allah’ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler. Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:
- Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! buyurdu”.(Müslim, 2/890 (Hadis No: 1218); Ebû Dâvûd, 1/442 (Hadis No: 1905); İbn Hişâm, 4/250-253; Tecrid Tercemesi, 10/431-434)
ÇİLELİ DÜNYA BİR İMTİHAN

Âdem . (Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ) duasını devamlı okurdu. Sonra, iki evladından biri diğer kardeşini öldürdü.
Nuh aleyhisselam 950 yıl uğraştı, inanmadılar, çok eziyet ettiler
İbrahim aleyhisselamı Allahü teâlânın haliliyken ateşe attılar, oğlunu kesme emri verildi.
Musa aleyhisselam da çok çekti, doğduğu sene Firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Senelerce çobanlık yaptı. Dönerlerken, hanımı hamile, zifiri karanlık, çaresiz… Bir ışık gördü, ışığa gitti. Orada Allahü teâlâ Onunla konuştu. Bu mirac değildi, mirac yalnız Peygamber efendimize verildi.
Eyyüb :Hastalıkla,mal ve evlatları ile imtihan geçirdi.
Yakup aleyhisselam ağlamaktan gözlerini kaybetti.
Yusuf aleyhisselam; kuyuya atıldı. Sonra kardeşlerini affetti.
Zekeriya aleyhisselam, ağacın içinde ağaçla birlikte testereyle kesildi.
İsa aleyhisselam, birkaç kişiyi ikna etmek için neler çekti. Öldürmeye çalıştılar.
Hazret-i Ebu Bekir : Herkesten önce iman etti, malını ve canını feda etti.
Hazret-i Ömer, namaz kılarken şehid edildi.
Hazret-i Osman, Kur’an-ı kerim okurken şehid edildi.
Hazret-i Ali’nin çektikleri, hele Hazret-i Hüseyin’in başına gelenler…

4

Mayıs
2012

KOMŞU VE KOMŞU İLİŞKİLERİNDE UYULMASI GEREKEN KURALLAR

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  871 Kez Okundu

KOMŞU VE KOMŞU İLİŞKİLERİ
Komşu: Aynı mahalle veya çevrede yaşayan insanların birbirlerine göre aldıkları ad.
Araplar komşuya “ ” derler ki, “câr” evi diğerinin evine bitişik (mücâvir) olan, birbirini himaye eden, koruyan, birinin yardımına ve imdadına koşan anlamlarına gelir. ( İzzet ER, İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 1997, c.3)
Akşam-sabah yüz yüze geldiğimiz, her zaman görüştüğümüz insanlar, komşularımız sayılır.
Değişik ölçülere göre komşu sınıflamaları yapılır. Bunlardan evleri yahut evlerine giriş kapıları birbirine bitişik olanlara “kapı komşusu” adı verilir. Yakın komşu: Akraba veya evleri birbirine yakın olanlara “yakın komşu” denir. Uzak komşu: Evleri birbirine pek yakın veya akraba olmayan, yahut gayr-i müslim (yahudi, hıristiyan) olanlara da “uzak komşu” denir.
Rivayete göre Hz. Aişe (R.Anhâ) bunun her taraftan kırk evlik bir mesafe olduğunu ve bunlar arasında komşuluk hukukunun olacağını söylemiş, Hz. Ali (R.A.) de, bir kimsenin sesinin duyulabileceği yere kadar olan mesafe içinde kalanların komşu sayıldığını ifade etmiştir. İzzet ER, a.g.e., c.3, )
KOMŞULAR ÜÇ GRUBA AYRILIR
Hz. Peygamber (S.A.V.)’in yaptığı bir sınıflamaya göre hakları yönünden komşular üç gruba ayrılır:
1. Üç hakka sahip komşular: Bunlar hem akraba, hem müslüman olanlardır. Bunların komşu, 2. İki hakka sahip komşular: Akraba dışındaki müslüman komşular
3. Bir hakka sahip komşular: Akraba ve müslüman olmayanlardır.
HADİS-İ ŞERİFLERDE KOMŞULUK
1 “-Vallâhi mü’min değildir, vallâhi mü’min değildir, vallâhi mü’min değildir.”
Kim Ya Rasulallah? diye sorduklarında, Peygamberimiz şöyle buyurdu:
2- Komşusu, belâlarından emin olmayan kimse (mü’min değildir).(” Buhari, Edep, 29 (VIII.12).
3- “Komşusu, zararından emin olmayan kimse cennete giremez.” (Müslim, İman, 73.)
4-Allah’ın iyi kullarına ölüm anında şöyle hitap edilir:
“Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Sâlih) kullarımın arasına katıl ve (onlarla birlikte) cennetime gir.”( Fecr:89/27-30.)
Hz. Ali (R.A.)’den şöyle rivayet edilmiştir:
5-“Resülullah (S.A.V.) bize ölülerimizi sâlih kimselerin içerisine defnetmememizi emretti ve kötü komşudan diriler incindiği gibi ölüler de incinir” buyurdu. (Aclûni, Keşfül-Hafâ, 1/72.)
6-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hadis-i şeriflerinde: “Ev almadan önce komşunuzu, yola çıkmadan önce arkadaşınızı araştırınız.” buyurmuştur. (Aclûni, Keşfül-Hafâ, 1/178.)
Bir atasözümüzde bu hadis-i şerif, “Ev alma, komşu al” şeklinde ifade edilmiştir.
7-Peygamberimiz, başka bir hadis-i şeriflerinde, insanı mutlu ve huzurlu kılan üç şeye temas ederek şöyle buyurmuştur: “İyi komşu, uysal bir binek ve geniş ev, kişinin saadetini sağlayan unsurlardandır.( Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/407-408.)
8- “Komşuların birbiri üzerinde komşuluk hak ve hukuku vardır. İyi komşu, bu hak ve hukuka riayet eden ve komşularına karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirendir. Peygamber Efendimiz bu hususa temas eden hadis-i şeriflerinde de:
“Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşı için en hayırlı olandır. Allah katında komşuların en hayırlısı da komşusu için en hayırlı olanıdır.” buyurmuştur.( Ahmed, Tirmizi, Hakim (İbn Ömer’den) 250, H.No:151.)
9-Hz. Aişe R. Anha’dan rivayet edilen hadis-i şerifte Rasülullah (S.A.V.):
“Cibril bana komşu hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşuyu komşuya vâris kılacak zannettim.”( Buhari, Edeb,28; Müslim, Birr ve Sıla ve’l-edeb, 140 (2624,2625)
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır” derdi atalarımız. Alacakları evden önce komşuyu düşünür, arar soruştururlardı.
10-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Yanı başınızdaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mü’min değildir.”
Sosyal duyarlık konusunu çarpıcı biçimde gözler önüne seren hadisimizin mesajı, pek tabii olarak, sadece hâne komşularına yönelik değildir.
11-Hz.ÖMERİN AZIKSIZ TEFTİŞE GÖNDERDİĞİ SAHABE:Vali iken kendisine bir köşk yaptırıp, çarşının gürültüsünden kurtulmak isteyen Sa’d b. Ebî Vakkas’ı teftiş için Hz. Ömer (R.A.), Muhammed b. Mesleme’yi azıksız olarak Kûfe’ye gönderdi. On dokuz günlük bir yolculuktan sonra Medine’ye dönen Muhammed b. Mesleme, kendisini niçin azık vermeden yola çıkardığını Hz. Ömer (R.A.)’den sordu:
Medine’deki müslümanlar açlıktan kırılmak üzereyken sana bir şeyler verip de nimeti sen, vebâlini de ben yükleneyim istemedim. Zira ben, Peygamber (S.A.V.)’i şöyle buyururken dinlemiş bulunmaktayım:
“Komşusu açken mü’minin tok dolaşması yakışık almaz.(” Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/55.)
İYİ KOMŞULUK  ÖLÇÜLERİ
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri “Marifetnâme” adlı eserinde, İslâm ahlâk ve yaşayışından çıkardığı “İyi komşuluk için uyulması gereken şartlar”ı, kırk tane olarak tesbit etmiş.
“Komşunun komşularıyla geçiminin edep ve erkânı kırktır” demişlerdir.
1. Kişinin kendi evine bitişik olanlarla, karşısında bulunup da kapıları görünenlerden kırk eve kadar oturanlar, -zımmî (hıristiyan vatandaş) da olsalar- komşularıdır. Bunlara, iyilik etmek ve gerçekten akrabalarmış gibi güzel davranmaktır.
2. Komşunun ev halkına, kötülük etmeyip, onların namusunu korumaktır.
3. Komşuya gelip gidene uzun uzun bakıp, rahatsız etmemektir.
4. Komşusu açken, kendi tok yatmamaktır.
5. Komşuyu el veya diliyle incitmekten sakınmaktır.
6. Komşunun evine, penceresinden, duvarından izinsiz bakmamaktır.
7. Komşularına azdan çoktan zımmî de olsa hediye vermekti…
8. “Komşu çanağı” göndermektir. Yani kokusu duyulacak bir yemek pişirildiğinde, bitişik komşuya hediye etmektir.
9. Satın aldığı meyveden, rastladığı komşusuna hediye etmektir.
10. Komşuları borç isterse, vermektir.
11. Komşuları muhtaç kaldıysa, ihtiyaçlarını gidermektir.
12. Komşusunu bayramlarda ziyaret etmektir.
13. Komşunun hayvanlarına taş atmamaktır.
14. Komşunun çocuklarını, kendininkilere dövdürüp sövdürmemektir.
15. Komşuların izni olmadan, kendi binasını, onlarınkinden yüksek ve önlerini kapayacak şekilde yaptırmamaktır.
16. Komşularını, kendi taraflarından, duvara ağaç kakmaktan menetmektir.
17. Komşularına, kendi oluklarının akıntısıyla veya yolunun toprak kazıntısı ve kar kürün tüsüyle rahatsız vermemektir.
18. Komşuların sırlarını ve ayıplarını soruşturmamaktır.
19. Komşuların hallerini ve işlerini başkalarına söylemektir.
20. Komşularına yolda rastladıkça ilk önce selâm vermektir.
21. Komşularla konuşurken lâfı uzatmayıp, lüzumu kadar konuşmaktır.
22. Komşularından su, tuz ve ateş gibi zarurî maddeleri esirgemeyip vermektir.
23. Komşuların hediyesini, az da olsa kabul edip, çok bilmektir.
24. Komşuların ayıplarını örtmektir.
25. Komşularına dert ortağı olmaktır.
26. Komşularından izin almadan evini yabancıya satmamaktır.
27. Komşusu bir yerden dönünce ziyaret etmektir.
28. Komşularını kederli günlerinde teselli etmektir.
29. Komşuları tarafından davet olununca, kabul edip gitmektir.
30. Komşuları tarafından davet olununca, kabul edip gitmektir.
31. Komşusu bir şey isteyince memnuniyetle vermektir.
32. Komşusu bir kusur işleyince, af ederek, sevgi uyandırmaktır.
33. Komşuları hasta olunca ziyaret etmektir.
34. Komşulardan biri vefat edince, cenazesinde hazır bulunmaktır.
35. Komşuların yetimlerini himâye etmektir.
36. Komşularıyla buluşunca, güleç yüzlü olup, tatlı söz söylemektir.
37. Komşuların kendisine nasıl davranmasını istiyorsa, onlara öyle muamele etmektir.
38. Başkalarından gelse tahammül edemeyeceği eziyete, komşusundan gelince tahammül etmektir.
39. Komşulardan kabalık edenlere aldırmamaktır.
40. Komşulardan sert söyleyenlere, mülâyim davranmaktır. ( M. Ertuğrul DÜZDAĞ, Müslüman Aile, İz Yayıncılık, 3. Baskı, İstanbul, 1995)

3

Mayıs
2012

SİYER NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: SiYER  |  Yorum: Yok   |  304 Kez Okundu

1-Hicaz Araplarının kendilerine mahsus paraları yoktu. Dinar (Bizans’ın altın parası) ve dirhem (Yemen ve İran’ın gümüş parası) kullanıyorlardı.

2-Mekke’ye put, Huzaa kabilesinden olan ve Kâbe’nin perdedarlığını yapan Amr bin Luhay tarafından getirilmiştir.

3-Hanif, sözlükte batıldan doğruya dönen kimseye denir. Dinde ise Hz. Muhammed’den önce Araplararasında Allah’ın birliğine inanan ve putperestliği reddedenlere Hanif denilir. Diğer bir ifadeyleHz. İbrahim’in tebliğ ettiği inanç üzere olan müminlere verilen addır.

4-Kâbe’nin doğu köşesine tavafa başlangıç işareti olarak konulan siyahtaş (Hacer-i Esvet), kuzeybatı tarafında “Hatim ve Mizab-ı Kâbe”, kuzeydoğu duvarında “kapı”, kuzeydoğu duvarının karşısında ise “Makam-ı İbrahim ve Zemzem Kuyusu” vardır.

5-Mekke’ye el-Beledü’l-Haram denildiği gibi Kâbe ise el-Beytü’l-Haram, çevresindeki mescit de el-Mescidü’l-Haram diye anılmaktadır.

6- Kur’an-ı Kerim’de Kâbe için; “el-Beytü’l Haram” (Mâide suresi, 2. ayet.), “el-Beytü’l Muharrem” (İbrahim suresi, 37. ayet.), “el-Beytü’l-Atik” ( Hac suresi, 29-33. ayetler.), “el- Beytü’l Ma’mur” (Tûr suresi, 4. ayet.),ve “el-Beyt” (Bakara suresi, 125-127. ayetler.) isimleri kullanılır.

7- Peygamberimizin amcaları; Haris, Ebu Talip, Ebu Lehep,

Zübeyr, Abbas ve Hamza Mekke toplumunda saygın kişilerdi.

8- Peygamberimizin Kur’an’da ve hadislerde geçen bazı isim ve sıfatları şunlardır:

• Ahmet: Allah’a çok hamt eden, övgüye layık olan. Saf suresi, 6. ayet.

• Rauf-Rahim: Çok şefkatli, çok merhametli. Tevbe suresi,128. ayet.

• Rahmet: Merhametli. Enbiyâ suresi, 107. ayet.

• Nebi: Peygamber, haberci. Şahit: Tanık ve delil. Mübeşşir: Müjdeci. Nezir: Uyarıcı.

.Dai: Davet edici. Siraç: Aydınlatıcı. Ahzâb suresi, 45- 46. ayetler.

• Resul: Elçi-peygamber. Fetih suresi, 29. ayet.

• Mustafa: Seçilmiş. Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 25.

• Muhammed: Çok övülen anlamındaki bu isim, Kur’an-ı Kerim’de dört ayrı surede yer almaktadır.

Âl-i İmrân suresi 144, Ahzâb suresi 40, Muhammed suresi 2 ve Fetih suresi 29. ayetler.

• Kur’an-ı Kerim’in 47. suresi Muhammed suresidir.

9-Hz. Muhammed şöyle buyurmuştur:

“ Abdullah bin Cüd’an’ın evinde bir antlaşmada bulundum ki, bana karşılığında

mor koyunlar verseler onun bozulmasını istemem. Şayet İslam’da da

böyle bir antlaşmaya çağrılsam hemen katılırım.”

İbn Hişam, Siret Tercemesi, C 1, s. 185.

10-Hz. Muhammed, Hira’dan her inişinde evinden önce Kâbe’ye gidip tavafta

bulunmayı âdet edinmişti. Zaman zaman azık olarak yanına çok az miktarda süt,

kurutulmuş et veya zeytinyağı ile kuru ekmek alır, bunlar tükenince evinden yeni yiyecekler tedarik edip tekrar döner ve tefekküre devam ederdi.

(Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 19, s. 121.)

11-Habeşistan’da kalan muhacirler, Hayber’in fethi esnasında Necaşi’nin tahsis

ettiği gemiyle Medine’ye döndüler. Cafer’in başkanlığındaki muhacirler, doğruca Hayber’de bulunan Hz. Peygamberin yanına gittiler.

Cafer’i karşısında gören Peygamberimiz, “Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi?” diyerek onu kucaklayıp alnından öptü. Medine’ye döndükten sonra Mescid-i Nebevi’nin yanı başında onun için bir oda hazırlattı ve onu buraya yerleştirdi. Cafer, Mute Savaşı’nda şehit oldu. (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 6, s. 548.)

12-Peygamberimiz, Necaşi’nin Müslümanlara gösterdiği ilgiyi ve yaptığı iyilikleri unutmamıştır. 630 yılında onun vefat haberini aldığı zaman gıyabında cenaze namazı kılmış ve ona dua etmiştir.(Tirmizi, Cenaiz, 960.)

3

Mayıs
2012

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-2

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  228 Kez Okundu

21-Allahın Zatî sıfatları: Şu altı sıfattır.
Vücûd: Allah’ın, kendisine has bir varlığa sahip olması. O’nun varlığı, kendindendir. Varlığın zıddı olan yokluk, O’nun için söz konusu değildir.
Kıdem: Varlığının başlangıcının olmaması. Ne kadar geriye gidilirse gidilsin, O’nun var olmadığı bir an yoktur.
Beka: Allah’ın varlığının sonunun olmaması. Ne kadar ileriye gidilirse gidilsin, O’nun olmayacağı bir an düşünülemez.
Muhâlefetün li’l-Havadis: Allah’ın, sonradan olmuş varlıkların hiçbirisine hiçbir şekilde benzememesi. O’nun zatı, hatırımıza ve zihnimize gelen her şeyin ötesindedir.
Vahdaniyet: Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tek olması, eşinin ve benzerinin bulunmaması.
Kıyam bi-nefsihi: Varlığının kendinden olması. O’nun varlığına sebep olan başka bir varlık, başka bir irade ve kudret yoktur. Varlığı, zatının gereğidir.
22-Allahın Subûtî sıfatları: Bunlar sekiz tanedir.
Hayat: Allah’ın kendisine has bir hayata sahip olması, ölümsüz olması.
İlim: Allah’ın, olmuş, olan ve olacak her şeyi bilmesi.
Semi’: Cenab-ı Hakk’ın, gizli, aşikâr her şeyi işitmesi.
Basar: Yüce Yaratıcı’nın, her şeyi görmesi. Hiçbir şeyin O’ndan gizli kalmaması.
İrade: Allah’ın, dilediği her şeyi dilediği gibi yapması.
Kudret: Sonsuz ve sınırsız güç sahibi olması.
Kelâm: Allah’ın, kelâm sahibi konuşan bir Varlık olması.
Tekvin: Allah’ın, yok olanı, yokluktan varlığa çıkarması, yaratması.
23-Abdest :D irsekler ile beraber ellerin, yüzün; topuklarıyla beraber ayakların temiz su ile yıkanması ve başın meshedilmesidir.
24-Adak :Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir. Mesela ‘şu işim olursa kurban keseceğim veya bir gün oruç tutacağım’ demek gibi…

25- Ahiret :Kıyametin kopmasından sonra başlayan ve sonsuza kadar devam edecek olan cennet ve cehennem hayatıdır.
26-Ahkam :Kur’an ve sünnetin içerdiği dinî hükümlerdir.

27- Ahlâk :Bir kişinin iyi veya kötü olarak nitelenmesine sebep olan manevî değerleri, huyları ve bunların tesiri ile ortaya koyduğu davranışların * Aşere-i

 

3

Mayıs
2012

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-4

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  242 Kez Okundu

28-Anglikanizm:İngiltere kralı Sekizinci Henry’nin kurduğu hıristiyanlık mezhebi.
29-Kâdiyânîlik :On dokuzuncu yüzyılda, Hindistan’da Mirzâ Gulâm Ahmed tarafından kurulan bozuk yol. Kurucusunun doğum yeri olan Kâdiyan kasabasına nisbetle bu adla anılmaktadır. İsmine nisbetle, Ahmediyye de denilmektedir
30-Kırâet İlmi :Kur’ân-ı kerîmin kelimelerinin okunuş şekillerini râvileriyle berâber bildiren ilim.
31-Berzâh Âlemi :D ünyâ ile âhiret arasındaki âlem; kabir âlemi.

3

Mayıs
2012

DİN GÖREVLİLERİ MESLİ ALAN TERİMLERİ-5

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  394 Kez Okundu

32-EİMME-İ ERBAA:Dört imam anlamına gelen bu tamlama, dört büyük fıkıh mezhebinin kurucuları olan İmam-ı Azâm Ebû Hanîfe, İmam Malik b. Enes, İmam Muhammed b. İdris eş-Şafiî ve İmam Ahmet b. Hanbel için kullanılmaktadır. Bu tabirin ne zaman çıktığı bilinmemekle birlikte, terkibin yerleşmesinden sonra yazılan fıkıh kitaplarında, isimleri geçen imamlardan topluca bahsederken eimme-i erbaa tabiri kullanılmıştır.
34-EİMME-İ SELÂSE:Üç imam anlamına gelen bir terkiptir. Hanefî fıkıh kitaplarında, Ebû Hanife ile talebeleri Ebû Yûsuf ve Muhammed için eimme-i selâse tabiri kullanılmaktadır. Ayrıca fıkıh kitaplarında, mezhep imamlarının görüşleri sıralanırken, dört fıkıh mezhebinin kurucularından üçünün görüş birliğinde olup birinin diğerlerinden farklı görüşte olması halinde, muhalefet edenin ismi açıkça zikredilmekte, diğerleri için de eimme-i selâse tabiri kullanılmaktadır.
35-EİMME-İ SİTTE(KÜTÜB-Ü SİTTE):Hadiste kütübü sitte denen, altı meşhur hadis mecmuasının yazarlarına verilen isimdir. Kütübü sitte yazarları meşhur isimleriyle şunlardır: Buhârî (ö. 256 / 869), Müslim (ö. 216 / 831), Ebû Dâvûd (ö. 275 / 888), Nesâî (ö. 303 / 915), Tirmizî (ö. 279 / 892) ve İbn Mâce (ö. 273 / 886).
36-EKÂNİM-İ SELÂSE:Uknum kelimesinin çoğulu olup, sözlükte “asıl, esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise, Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba, oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir. Bu üç esas (ekânîm-i selâse) şöyle açıklanmaktadır; Allah Teala’dan ibaret olan zat (baba), İsa’dan ibaret olan ilim (oğul) ve Meryem’den ibaret bulunan hayat (zevce) dir.
37-FUKAHÂ-İ SEB’A:Tabiîn döneminde, Medine’de şöhret kazanan yedi fakih için kullanılan bir tabirdir. Bu fakihlerden altısı; Urve b. Zübeyr, Saîd b. Müseyyeb, Ubeydullah b. Abdullah, Harice b. Zeyd, Süleyman b. Yesar ve Kasım b. Muhammed’dir. Yedincisi ise ihtilaflı olup, Ebû Bekir b. Abdurrahman, Ebû Seleme b. Abdurrahman veya Sâlim b. Abdullah isimli fakihlerden biridir.
38-HİLYE-İ NEBEVÎ (Hilye-i Saâdet, Hilye-i Şerîf) :Sözlükte “süs, zinet, kolye ve güzellikler; mecâzî olarak yaratılış, portre ve sıfat” anlamına gelen hilye, terim olarak, Hz. Peygamberin yaratılış güzellikleri; hilye-i saâdet ise, Peygamberimiz’in huylarını, güzel ahlâkını, yaşayış tarzını, dış görünüşünü ve kişisel özelliklerini (şemâilini) anlatan rivâyetleri, güzel ve süslü yazı ile yazılarak oluşturulan levhalara denir. Bu levhalar, hilye-i nebevî ve hilye-i şerîf adı ile de anılır.
39-İNZÂL VE TENZİL:Kur’ân’ın M. 610 yılında Ramazan ayında Kadir gecesinde toptan dünya semasına, Beytü’l-İzze’ye indirilmesine inzâl, parça parça âyetler hâlinde vahiy yolu ile Hz. Muhammed (a.s.)’e indirilmesine ise tenzîl denir. (bk. Vahy ve Kur’ân)
40-İNCİL:Hz. İsa’ya verilen ilâhî ve Kutsal Kitâbın Kur’ân-ı Kerim’deki ismidir. İncil kelimesi; iyi haber ve müjde anlamına gelir. Latinceye: “Evangelium” olarak geçmiştir. Hristiyan dünyasında genel kabul gören; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna incillerinden başka; Barnaba İncili ve Saint Thomas İncili de meşhur İncil metinleridir.
41-KÜTÜB-İ TİS’A:Kütüb-i Sitte’ye üç eser ilavesiyle anılan meşhur dokuz hadis mecmuasına verilen isimdir. İlave edilen eserler; Dârimî (ö. 255/868)’nin es-Sünen’i, İmam Mâlik (ö. 179/795)’in Muvatta’ı, Ahmed ibn Hanbel (ö. 241/855)’in el-Müsnedi’dir.
42-LIHYE-İ SAÂDET:Lıhye sakal demektir. Saâdet sakalı anlamına gelen “Lıhye-i Sadet”, Peygamberimizin sakal-ı şerifine verilen isimdir. Peygamberimiz (a.s.) sakalını kısalttığında veya saçını tıraş ettirdiğinde sahabe bunları almış ve titizlikle korumuştur. Bu sakallardan bazı camilerde cam fanuslar içinde saklanmakta ve mübarek gün ve gecelerde tekbir ve salavatla ziyaret edilmektedir. Sakal-ı şerifi ziyaret, Peygambere yapılan temsili bir saygıdır. Ancak öpmek, eğilmek vb. davranışlar doğru değildir.
43MELÂİKE-İ HAZENE:Cennetin kapılarında müminleri karşılayan, onlara iltifat eden melekler ile cehennemin kapılarında kâfirleri karşılayıp onları horlayan bekçi meleklere denir. Kur’ân’da bu meleklerden Zümer sûresinin 71 ve 73, Mümin sûresinin 49 ve Mülk sûresinin 8. âyetlerinde söz edilmiştir. Cennet bekçilerine Rıdvân, cehennem bekçilerine Zebânî denir. (bk. Melek, Rıdvân ve Zebânî)
44-MELÂİKE-İ KERİBİYYÛN:Keribiyyûn, şiddet ve hüzün anlamına gelen kerb kökünden türeyen kerûbî kelimesinin çoğuludur. Arşın etrafında bulunan meleklere verilen bir isimdir. (Mümin, 40/7, 9) Allah’tan çok korktukları için bu isim verilmiştir.
45-MELÂİKE-İ MU’AKKIK:Takipçi melekler demektir. İnsanları, önlerinden ve arkalarından izleyen meleklere denir. Kur’ân’da bu melekler hakkında; “O insanın önünden ve arkasından onu izleyen (mu’akkıb) melekler vardır. Onu Allah’ın emriyle korurlar.” buyurulmuştur (Ra’d, 13/11). Bu meleklerin kirâmen kâtibîn (hafaza) melekleri ile aynı melekler olduğunu söyleyen âlimler vardır. Bu meleklere, gece ve gündüz nöbet değiştirmek üzere birbirlerinin peşine geldikleri, insanların işlerini dikkatle takip edip yazdıkları için bu isim verilmiştir. Bu melekler gece ve gündüz nöbeti tutarlar. Gece görevli melekler, gündüz vakti olunca göğe çekilirler, onların yerine gündüz melekleri gelir. Gece olunca gündüz melekleri gider, yerine gece melekleri gelir. Böylece sürekli birbirlerini takip ederler.
46-MELAİKE-İ MUKARRABÛN:Yaklaştırılmış, yakınlaştırılmış melekler demektir. Mukarreb melekler, şerefi, değeri ve fazileti itibariyle Allah’a yakın olan meleklerdir. Kur’ân’da, “Ne Mesih ne de mukarreb melekler Allah’ın kulu olmaktan asla yüksünmezler.” (Nisâ, 4/172) denilerek bu melekler övülmüştür. Allah’ın arşını taşıyan ve arşın etrafında bulunan melekler, Cebrail, Mikail ve İsrafil mukarreb meleklerdir. Bunlara mele-i a’la (en yüce topluluk) refîk-ı a’lâ (yüce dostlar) da denir.
47-MEDENÎ MÜEYYİDE:Hukuka aykırı bir davranış nedeniyle haksız bir durumun ortadan kaldırılarak eski halin iadesi, hukuk kaidelerine aykırı olan muamele ve akitlerin iptali, bu gibi muamelelerden doğan zararın tazmîni şeklindeki müeyyidelerdir. Bu müeyyideler ihlal edilmiş olan bir hakkın tamirini hedefler. RİCÂLÜ’L-HADİS (Rical Kitapları):Hadisleri rivâyet eden râvîlere ricâlü’l-hadis denir. Hadis tarihinde sırf râvîlerin hayat ve durumlarını konu edinen ricâl kitapları yazılmıştır. Bu kitaplardan bazıları sika râvîleri, bazısı zayıf râvîleri, bazısı da sika ve zayıf râvileri birlikte ele alır. Tarih, tabakat, tevârih, vefeyât gibi unvanlarla yazılan hadis ricâli eserleri de vardır. Hadis ricâli alanında yazılan eserlerden bazıları şunlardır: İbn Hacer el-Askalânî’nin Tehzîbü’t-Tehzîb, Lisânü’l-Mîzân; Zehebî’nin El-Kâşif, Mîzânu’l-İ’tidâl adlı eserleri.

3

Mayıs
2012

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-6

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  285 Kez Okundu

48-Fey:Gayri Müslimlerden sulh anlaşmalarına dayanarak (savaşmaksızın) alınan haraç ,cizye gibi malları ifade eder.
49-Fiil:Kişinin sonuç doğuran olumlu veya olumsuz bütün davranışlar.
50-Ganimet:Harbiden zorla , kuvvet kullanarak alınan mal.
51-Haç:Geleneksel kültürlerde manevi bir anlamı olan ve birbirini dik kesen çapraz hattın oluşturduğu şekil.
52-Halilullah:K.Kerim deki bir nitelendirlmeye dayanarak Hz.İbrahim için kullanılan bir terim.
53-Hamele-i Arş:Arşı taşıyan melekler.
54-Haram Aylar(Eşhürül-Hurum):Zilkade, Zihicce,Muharrem ve Recep
55-Hatim:Kuran-ı Kerimi başından sonuna kadar okuyup bitirmek.
56-Havari:Yaşadığı dönem de Hz.İsanın inciline iilk inananlardan on iki kişiye verilen isim.
57-Harac:Gayri Müslim tebaanın harac arazisi denilen topraklardan veya bu statüdeki araziden alınan vergiyi ifade eder.
58-Havaric:Meşru halife Hz.Aliye başkaldırarak ondan ayrılan ve görüşleriyle sünnetten uzaklaşan bidat mezhepleri.
59-Hazene-i Cennet ve Cehennem:Cennet ve Cehennemdeki işleri yürütmrklr görevli melekler.

2

Mayıs
2012

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-7

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  682 Kez Okundu

60-Hicabe(Sidane):Kabe muhafızlığı görevi. Kâ­be’nin per­de­dar­lı­ğı ve anah­tar ko­ru­yu­cu­lu­ğu va­zî­fe­si,

Si­kâ­ye: Ha­cı­la­ra tat­lı su ik­râm et­mek ve Zem­zem ku­yu­su ile alâ­ka­lı va­zî­fe.

Ri­dâ­ne: Fa­kir ha­cı­la­ra ye­mek ik­râm et­mek, on­la­rı ba­rın­dı­rıp ağır­la­mak va­zî­fe­si.

61-Hud Aleyhisselam:K.Kerimde  Ad kavmine gönderildiği bildirilrn Peygamber.

62-Havalanül Havl: Bir malın zekata tabi olabilmesi  için o mal  üzerinden  bir  yılın  geçmiş olması şartını taşır.

63-Havaic-i Asliye:bir kimsenin  temel  ihtiyaç  maddelerini  ifade  eden ve bakmakla  yükümlü olduğu  kimsenin temel ihtiyaç maddelerini  ifade eder.

65-Hicret:Peygamberimiz ve  ashabının  Mekkeden Medineye  göçü(622)

66-Huruf-u Mukattaa:Bazı surelerin  başlarında bulunan  bağımsız  harflerdir.

67-Huruc bi Sunih:Namazdan kendi  fiili ile  çıkma.

68-İfk olayı:Beni  müstalik (Mureysi)  savaşı  dönüşünde  Hz.Ayşenin  iftiraya  uğraması.

69-İncil:Hz.İsaya Allah tarafından  verilen  ilahi kitap.

70-İsrailoğulları:Hz.Yakubun  12 oğlu  ve onların  soyundan gelenlere verilen ad.

71-Kavame:Rükudan sonra  doğrulup bir süre  kıyam vaziyetinde  durmayı ifade  eden bir terim.

72-Kabir:İnsanın  öldükten sonra  defnedildiği yeri  ifade eder.Ziyaret edilen bir yer olması  dolayısıyla  mezar da denilmektedir.

73-Zebur:Hz.Davud Aleyhisselama  verilen   ilahi kitap.

 

 

2

Mayıs
2012

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-8

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  288 Kez Okundu

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-8
74-Safa:Mescid-i Haramın doğusunda bulunan bir tepenin adı.
75-Sebt:K.Kerim de Yahudilere bazı işlerin yasaklndığı cumartesi gününü ifade etmek üzere kullanılan kelime.
76-Secavend:Mushaflarda görülen geçici durak işaretleri.
77-Semud kavmi:Hz.salihin Peygamber olarak görevlendirildiği eski bir Arap kavmi.
78-Senetül Hüzün:Hz.Peygamberin amcası Ebu Talib ve eşi Hz.Hatice yi peşpeşe kaybettiği bisetin 10.yılı.
79- Senetül-Vüfud:Arap yarım adasının dört bir yanından heyetlerin Hz.Peygamberle görüşmek üzere Medineye geldikleri yıl(9/630)
80-Sinagog:Yahudi ibadethanesi(Havra)
81-Suhuf:Allahın bazı Peygamberlere indirdiği ilahi emirleri ihtiva eden sahifelere denilmiştir.
82-Sure:K.Kerimin 114 bbölümden her biri.
83-Şuayb(Hz.):Kuran-ı Kerimde meyden halkına gönderilen bir peygamber.
84-Telfik:Bir fıkhı mesele de iki veya daha fazla müşriklerin farklı görüşünü birleştirmek demektir.

2

Mayıs
2012

CEBRAİL=CİBRİL/RUHUL KUDÜS/RUHUL EMİN/NAMUSUL EKBER

Yazar: arafat  |  Kategori: iTiKAT  |  Yorum: Yok   |  824 Kez Okundu

85-RUHUL KUDÜS:Kutsal ruh anlamında  Cebrailin  bir ismi. Mukaddes ruh, vahiy meleği Ruhul-Kudüs, “ruh” ve “kudüs” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu kelimelerin ikisi de Arapçadır.         Cebrail (a.s): Meleklerin reisidir. Sidre-i Münteha’da bulunur. Melekler içinde Allahu Taala’ya en yakın melektir. Meleklere ve insanlara ulaştırılacak ilahi emir, hüküm ve haberleri ulaştırır. Vahiy meleğidir. Kur’an’da ismi Cibril olarak geçmektedir. (Bakara, 97, 98; Tahrim, 4.)

Kendisine Kur’an-ı Hakim’de “Ruh”, “Ruhu’l-Emin”, “Ruhu’l-Kudüs” isimleri verilmiştir.(Kadir Suresi, 4; Şura, 193-194; Bakara, 87.)Onun “en-Namusu’l-Ekber”, “Ruhullah”gibi isimleri de mevcuttur. Peygamberlere Allahu Teala’dan aldığı ilahi emir, hüküm ve ayetleri getirir, tebliğ eder. Ayrıca gökte ve yerdeki mühim işlerde görevi vardır. Melekler meclisinin reisidir. Bu meclise “Mele-i A’la” denir. Hz Cebrail (a.s) büyük bir kuvvet ve kudret sahibdir. Güvenilir, şerefli bir elçidir. Mümin ve muttakilerin dostudur. Mü’minlere gönderilen ilahi yardımlarda meleklerin başında bulunur.

CİBRİL HADÎSİ:Cebrail aleyhisselâm, Hz. Peygamber’in de aralarında bulunduğu bir sahabe’ topluluğuna insan suretinde gelmiş, iman, İslâm, ihsan ve kıyamet alâmetleri gibi bazı soruları Allah Rasûlüne sorarak cevaplarını almıştır. İşte Cebrail (a.s.)’in bizzat soru sorarak ve cevaplarını tasdik ederek telkin ettiği bu hadise “Cibril hadîsi” adı verilmiştir. Namaz vakitlerinin başlangıç ve sonları, Cibril hadîsi ile belirlenmiştir

Cebrâil, dört büyük melekten biridir. Allah tarafından vahiy getirmekle görevlidir. Cebrâil’e (a.s.) güvenilir ruh anlamına gelen “er-Rûhu’l-emîn” de denilmiştir: “O (Kur’an’ı) korkutuculardan olasın diye Rûhulemîn senin kalbine indirmiştir” (eş-Şuarâ 26/193-194). Bir başka âyette de ona Rûhulkudüs adı verilmiştir: “…Kur’an’ı Rabbinden hak olarak Rûhulkudüs indirmiştir” (en-Nahl 16/102). Cebrâil, meleklerin en üstünü ve en büyüğü, Allah’a en yakını olduğu için kendisine “meleklerin efendisi” anlamında seyyidü’l-melâike denilmiştir.

Bir gün Hz. Peygamber, eşi Aişe ile birlikte bulunurlarken yanlarına Cebrail (a.s) gelmişti. Hz. Peygamber, eşine; “Bu Cebrail (a.s)’dır, Sana selam veriyor” buyurunca Hz. Aişe, “Ve aleyhi’s-selam (ona da selam olsun)” diyerek selamı almıştır. (Buharî, Bed’u'l-Halk, 6, isti’zan, 16, 19; Müslim, Fazailu’s-Sahabe, 90, 91; Tirmizî Menakıb, 62, isti’zan, 5.)

Cebrâil kelimesi lügatta Allahü teâlânın kulu mânâsındadır.

Hz. Dihye Bin Halife el-Kelbi (r.h) ,Ashabın büyüklerindendir. Kuzey Arabistan’daki Kelp kabilesine mensuptur. Kızkardeşi Şeraf binti Halifetülkelbi, meşhur kadın sahabelerdendir.Hz. Dihye b. Halife el-Kelbi (r.a) yüzünün ve endamının güzelliği bakımından o devirde yaşayan insanların en güzeli idi. Dihye’nin İslamı kabul etmeye karar vermesi üzerine Hz. Allah (c.c) vahyiyle durumu bildirdi. Ashabına “Dihye’ye teenni ile davranın” buyuran Rasulüllah (s.a.v) O içeri girince de ridasını sırtından çıkarıp Dihye’nin önüne serdi, “Şu ridanın üzerine otur!” diye işaret ettiler. Dihye bu kereme tahammül edemeyip ağladı. Ridayı alıp başına koydu. Yüzüne gözüne sürdü.Cebrail (a.s) insan suretinde vahiy getirdiği zaman çoğu kez Hz. Dihye’nin suretinde gelirdi. Bu vahiy şekli Hz. Peygamber’e en kolay olanı idi. Dihyetül Kelbi hane-i saadete geldiğinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e de hediye getirirdi. Hatta onlar Dihye’nin ceplerini ararlardı. Bir defasında Hz. Cebrail’i Dihye sanıp ceplerini aradılar, bir şey bulamadılar. İşin nedenini Hz. Peygamber (s.a.v) açıklayınca, Cebrail (a.s)’ın Cennet’e uzanıp taze üzüm ve narı Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e ikram ettiği de rivayet edilmiştir.Peygamberimiz (s.a.v) “Gördüğüm kimselerden Cibril’e en fazla benzeyeni Dihyetül Kelbi’dir” buyurmuşlardır.

Cebrâil aleyhisselâm çok defâ Resûlullah’ın huzûruna, Eshâb-ı kirâmdan Dıhye-i Kelbî sûretinde gelirdi. Resûlullah efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Benî Ümeyye’den üç kişiyi üç kişiye benzetti ve şöyle buyurdu: “Dıhye-i Kelbî, Cebrâil’e; Urve bin Mes’ûd Sekafî, Îsâ’ya; Abdül-üzza ise Deccâl’e benzer.” (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddîn)
Dıhye-i Kelbî Rumca’yı iyi bilirdi. Resûlullah efendimiz, onu Bizans’a sefîr olarak gönderdi. Resûlullah efendimiz Bizans Kayseri Heraklius’u İslâma da’vet için bir mektup yazdırdı. Bu mektubu yazdırdığı zaman Ashâb-ı kirâmdan ba’zıları dediler ki:

Yâ Resûlallah! Rum tâifesi mührü olmayan bir mektubu okumazlar.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz emretti; gümüşten bir mühür kazdırıldı. Mührün üzerinde birinci satırda Muhammed, ikincide Resûl, üçüncü satırda Allah yazılı idi. Mektubu bu mühürle mühürledi ve Dıhye’ye verdi.

İSLÂMDA İLK İBÂDET :İslâmda Allah’a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke’nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)’e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril’den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır. Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)’e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.(58) Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice’ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır. (Peygamberimizin Hayatı,Diyanet web Kütüphanesi)

Mescid-i Nebi de,Hz.Peygamberin sürekli girdiği kapı olması sebebiyle “Nebi Kapısı”" denir. Resulullahın zamanında doğu kısmında başka bir kapı yoktur.Hz. Osman’ın evinin karşısında olmasından dolayı “Osman Kapısı” da denir. “Cibril Kapısı” ismi ile de meşhurdur. Resulullah Hendek savaşından döndükten sonra mescidin kapısının yanında Cebrail bir atın üzerinde gelip durdu ve Beni Kureyza Yahudilerinin olduğu yere seferi işaret etti. Bu kapının yanında durması sebebiyle “Cibril Kapısı” adıyla anılmıştır

 

 

 

2

Mayıs
2012

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-10

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  350 Kez Okundu

86-TERAVİH NAMAZI:”Teravih, Ramazan ayına mahsus bir gece namazıdır. Yatsı namazından sonra kılınır. Kadın erkek her Müslüman için sünnet-i müekkede (peygamberin nadiren terk ettiği) bir namazdır. Kılınmadığı takdirde kazası gerekmez. Tek başına kılınabildiği gibi cemaatla kılınması kifai sünnettir. Peygamberimiz cemaatle namaz kılmaya olan iştiyakına rağmen farz namazları dışında sadece teravih namazını cemaatla kılmışlardır. Birkaç gece de olsa bizzat Resulullah (s.a.v.) tarafından cemaatla kılınmıştı. Hz.Peygamber farz sayılacağı endişesiyle teravihin cemaatla kılınmasını bırakmıştı. ‘Hanefiler ve İmam Şafii vitirden başka yirmi kılınır’ demişlerdir. Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Osman dönemlerinden başlıyarak günümüze kadar uygulandığı biçimiyle teravih namazı yirmi rekattır. Bütün fıkıh kaynaklarımızda da teravih yirmi rekat olarak ele alınmış ve işlenmiştir.

87-Tertil:Kuran-ı Kerimi  yavaş yavaş,anlayarak düşünerek okumak.

88-Abâdile-i Erbaa: İbn-i Ömer, İbn-i Abbas, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Amr’dır.

Fukahâ-i Seb’a: Hz. Ömer, Hz. ali, İbn-i Mes’ud, Hz. Âişe, Zeyd b. Sâbit, İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer’dir.

Kütüb’i Sitte: Sâhibleri Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mâce’dir.

Zâhir-i Rivâye Kitapları: İmam Muhammed’in: Mebsût, Câmi-üs Sağîr, Câmi-ül Kebîr, Sîyer-i Sağîr, Siyer-i Kebir ve Ziyâdât adlı kitablarıdır.

Nevâdir İse: Keysâniyyât, Hâruniyyât, Curcaniyyât ve Rakıyyât adıl eserledir.

Vâkıât ve Nevâzil İse: Zâhir-ür Rivâye ve nevâdirde bulunmayan mes’eleler hakkında sonraki fukahânın verdikleri hükümleri ihtiva edenlerdir.

Dört Metin: Kenz’üd-Dekâik, Muhtâr, Vikâye ve Mecmua’ kitabları Hanefîlerce en mûteber tutulur.

Erkân-ı Erbaa: Şâfiîlerin Usûl-ıFıkıhta esas tuttukları dört usûl kitabıdır ki: Bürhân, Müstasfâ, Umed ve Mutemed adlı eserlerdir.

Usûl-i Hamse: Hanefîlerin usûlde esas tuttukları ise şu beş kitabdır: Debûsi’nin El Esrar’ı, Pezdevî’nin Usûl’ü, Serahsî’nin Usûl’ü, Sadru’l-İslâm Pezdevî’nin Usûl-ü, Alâüddin Semerkandî’nin Mîzan’ı.

Hadîsde Usûl-i Hamse: Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Neseî ve Tirmizînin Hadîs kitablarıdır.

Mutezileye Göre Usûl-i Hamse: Tevhid, Adl, Mürtekib-Kebirenin hali Marufu emir, Va’d ve Vaîd’dir.

89-Şemsü’l-Eimme: Abdülâziz Halvâni, Muhammed Serahsî, Muhammed b. Abdü’l-Settâr Kerderî, Mahmud Özkendî gibi ulemânın lâkabıdır. Mutlak denince Serahsî anlaşılır.

90-Şeyhu’l-İslâm: Fetvâ ve kâdılık makamına yükselen büyük fakihlere verilen bir unvandır. Resmî vazifesi olmasa da bâzı ulemâ bu unvanı taşır: Bürhanüddin Mergînânî, İbn-i Teymiye gibi. Beşinci asırdan sonra çok kullanılmıştır. Osmanlılarda resmî makam olmuştur. İlk Şeyhu’l-İslâm M. Şemseddin Fenârî’dir. (751-834) H.) Müfti’s-Sakaleyn: Ebû Hafs Ömer Nesefî ile İbn-i Kemâl Paşa’ya verilen bir unvandır.

91-ŞEYHAYN:Şeyhayn: Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf, Şeyhayn: Usûlde: Pezdevî ile Serahsî, Şeyhayn: Hadîste: Buhârî ile Müslim, Şeyhayn: Târihte: Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer’dir.

92-Sütre:Namaz kılan  kimsenin ,önünden  geçilmesini önlemek  amacıyla  önüne  koyduğu  engele  sütre denir.

93-Taif Savaşı:Huneyn Savaşının  devamında  Müslümanlarla Taiflilr  arasında  meydana gelen  savaş.(8/630)

94-TARAFEYN:Hanefi mezhebinde  Ebu Hanife  ve öğrencisi  Muhammed b. Hasab.b. eş-Şeybanı kastedilir.

95-TAVASİN:Bakara ve Al-i İmran Surelerine “Zehrevân”, Felak ve Nas Surelerine “Muavvizateyn”, Hadid, Haşr, Saff, Cuma, Teğâbün ve A’lâ Surelerine “Müsebbihât” denilmiştir. Yine “Hâ-Mîm” ile başlayan yedi sureye “Havâmîm” denildiği gibi “Tâ-Sin” ile başlayan Surelere “Tavâsîn” ve “Elif-Lâm-Râ” ile başlayan Surelere de “Zevâtu’r-Râ” isimleri verilmiştir. Sureler uzunluklarına göre Bakara Suresi ile beraber ilk yedi sureye “Seb’ul-Tıvâl” denir. Ayet sayısı 100 den fazla olan ve 10 ile 35 sırada olan surelere “El-Mesânî” adı verilir. Ayet sayısı 100’den az olan surelere ise “El-Mufassal” denilmektedir.

96-Tefsir:Kuranın anlam ve hükümlerini inceleyip  yorumlayan  bir ilim dalı.

97-Veda Haccı:Hz.Peygamberin  yüz bini aşkın  ashabı ile  yaptığı hacc.

98-Veda Hutbesi:Hz.Peygamberin,veda haccı esnasında  Arafatta irad etiği  meşhur hutbesi

99-Zebur:Hz.Davuda verilen ilahi kitabın adı.

100-Zekeriya Aleyhisselam:İsrail oğullarına  gönderilmiş son peygamberlerden biri ve Hz.Yahyanın  babası.

 

1

Mayıs
2012

MESCİD-İ HARAM-BEYTULLAH VE HAC İBADETİ –OSMANLIDA HAC

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  396 Kez Okundu

MESCİDİ HARAM
Hicaz bölgesinde, Hz. İbrâhîm tarafından yapılan ilk ma’bed, Ka’be’nin etrafı, Mescid-i Haram ile çevrilidir. Yeryüzünde inşa edilen ilk mescit ve müslümanların kıblesidir. Buraya Mescid-i Haram denildiği gibi, Harem-i Şerif de denir. Açık bir alan üzerinde bulunan Kâbe, Makam-ı İbrahim ve zemzem kuyusu bu mescidin birer parçasıdır . Mescid-i Haram’ın, kuzey-batı duvarı 164 m., güney-doğu duvarı 166 m., kuzey-doğu duvarı 108 m., güneybatı duvarı 109 m. dir. Mescid-i Haram’ın bu dört duvarında 19 kapı, çevresinde 92 kubbe ve 7 minare vardır. Hz. Ömer zamanına kadar ihata duvarı yoktu. Ondan sonra duvar örüldü ve tarih boyunca bir takım tamir, yenileme, genişletme çalışmaları yapıldı.
Mescid’in içinde minberi, Zemzem Kuyusu ve Hz. İbrâhîm’in Makamı vardır.
Mescid-i Haram’a asıl kutsallığını veren, Hz. İbrâhîm ile oğlu İsmâîl tarafından, Hicaz bölgesinde ilk tevhîd ma’bedi olarak yapılan Ka’be’dir. 607-608 yıllarında da sel veya yangın ile harâb olan Ka’be, Kureyş Kabîlesi tarafından yıkılıp yeniden yapılmıştır.Kureyş, çeştili nedenlerle harâblığı yanında üstü açık bulunduğu için, içindeki kıymetli eşyası çalınmış olan Ka’be’nin yenilenmesine karar verdi. O sırada Hz. Muhammed, 35 yaşlarında idi. Yıkım ve inşa işi on yıl kadar sürdü.Ka’be’nin üstüne Mısır’da yapılan bir kumaş örtülürdü. Sonra Yemen’de yapılan kumaş giydirilmeğe başladı. Ka’be’ye dîbâc örtü takan, önce Abdullah ibn Zübeyr, sonra Haccâc ibn Yûsuf’tur.
Mescid-i Haram’da onlarla savaşmayın ki, onlar da sizinle orada savaşmasınlar. Fakat onlar sizinle savaşırlarsa, hemen onları öldürün; kâfirlerin cezası böyledir. Eğer onlar (saldırılarına) son verirlerse, Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara: 92/191-192)
Mescid-i Haram ‘da kan dökmek haramdır. Saldırıya uğramadıkça bu¬rada kimse ile savaşılmaz. Fakat Müslümanlar, burada saldırıya uğradıkları takdirde buna karşılık verip kendilerini savunur, saldırganları cezalan¬dırırlar. Ama saldırganlar saldırıdan vazgeçerlerse Allah, esirgeyen, bağış¬layandır. Allah esirgeyen, acıyan ve bağışlayan olduğuna göre müslümanların da O’nun kullarına acımalı, saldırıdan vazgeçen hatalıları bağışlama¬lıdırlar. Ka’be’yi çevreleyen bu Mescid, dünyadaki bütün mescidlerin en üstünüdür. Peygamber (s.a.v.), çocukluğundan beri Mescid-i Harâm’ı kutsal bilmiş ve içinde yetiştiği bu mescidde ibâdet etmiş, buraya saygılı olmuştur.Ka’be’yi tavafa ve Hacer-i Esved’i öpmeğe devam etmişlerdir. Hadîslere göre Hz. Peygamber, Ka’be’de Yemen köşesiyle Hacer-i Esved arasında namaz kılardı.
Hz. Ömer Müslüman olduktan sonra Müslümanların, rahatsız edil¬meden namaz kılmalarını sağlamıştır. Peygamber (s .a.v.) hicretlerinin 2. yılında Salime Oğulları namaz¬gahında bizzat kurban kesmiştir.Ka’be’yi çevreleyen alana Mescid-i Haram denilirdi, fakat Mescid-i Haram, açık alandan ibaret idi, etrafında çevre duvarı yoktu. Çevre duvarı, ilk defa Hz. Ömer tarafından yapılmıştır. Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir zamanında Ka’be’nin etrafında çevre duvarı olmadığı için zamanla halk, evlerini gittikçe Ka’be’nin yakınına yapmağa başlamışlar ve Ka’be’nin alanı daralmıştı. Hz. Ömer ve Hz. Osman zamanında civardaki evler satın alınıp yıktırıldı. Böylece genişletilen Mescid alanının etrafına çevre duvarı yaptırıldı. Ka’be, surla çevrilen bu alanın ortasında kaldı.Abdullah ibn Zübeyr ile Emevî ve Abbasî halîfeleri zamanında burası sürekli biçimde genişletilerek güzelleştirildi. Abdullah ibn Zübeyr, duvarın üstüne çok basit bir çatı yaptırdı. Halîfe Mehdî, her tarafına bir çeşit meşe ağacıyla kaplı, sütunlu açık odalar inşâ ettirdi. Minarelerin sayısı 7′yi buluyordu. Aydınlatmak için Ka’be’nin etrafına küçük direkler dikildi. Ayrıca dört sünnî mezhebe mensup imamlardan her birinin, ya-rarlandıkları küçük binalar, yahut da ağaçtan küçük çatılar yapıldı. Bu makamlardan herhangibirine daha fazla özen gösterilmesi, zaman zaman Hanefî ve Şâfi’îler arasında kıskançlıklara sebeboldu. Nihayet sütunlu odaların çakıl taşlarıyla kaplı zemini Ka’be’nin etrafındaki tavaf yeri ve buraya varan çeşitli yollar mermer ile döşendi.
Bölgeye hükümran olan krallar, sultanlar, zaman zaman Mescid-i Harâm’ı onardılar, alanını genişlettiler. Mescid, kesin biçimini Sultan II. Selîm devrinde (1572-1577) yılları arasında almıştı. Binada talî birçok düzeltmeden başka, eski düz çatı yerine, beyaz badanalı birçok mahrûtî (konik) kubbelerden oluşan çepeçevre galeri yapılmıştı.

KIBLENİN DEĞİŞMESİ
İslâm’ın ilk yıllarında ibadetlerde kıble Kudüs’teki Mescid-i Aksâ iken, Hicretten sonra onaltıncı ayda, kıble Mekke’deki Mescid-i Haram’a çevrilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu değişiklik şöyle açıklanır: “Her nereye çıkıp gidersen git, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu elbette, Rabbinden gelen bir gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir” (el-Bakara, 2/149, kış. 2/150); “Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, sevdiğin kıbleye mutlaka çevireceğiz. Hemen yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ey müminler. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına çevirin” (el-Bakara, 2/144).
Mescid-i Haram, önceleri Kâbe’nin çevresinde tavaf edenlere ayrılmış bir alandan ibaretti. Asr-ı Saadette ve Ebu Bekir (r.a)’ın halifeliği döneminde mescidin çevresinde duvar yoktu. Etrafı evlerle çevrili idi. Zamanla hacıların kalabalıklaşması ve sıkışıklık meydana gelmesi üzerine kenardaki evler satın alınıp yıktırılmış ve çevresine duvar çekilmiştir. Mescid, Emevîler, Abbasîler, Osmanlılar, Suudlular zamanında çeşitli tamirler görmüş ve değişikliklere uğramıştır. Şimdiki haliyle Kâbe’ye yakın olan kısmın üzeri açık, dış kısımların üzeri kapalıdır. Kapalı bölüm sa’y mahallini de içine alacak şekilde genişletilmiştir (Kamil Miras, Tecrîd-i Sarih Tercemesi, X, 57, VI, 50).
Yeryüzünde yaratılan kıta kabenin yeri, ondan da yeryüzü büyütülüp yaratılmıştır. İlk olarak yaratılan dağ, Ebu kubeys dağıdır. Diğer bütün dağlar bu dağdan türetilmiştir.

Kâbe’nin kuzey-batı duvarının karşısında mermerden yapılmış yarım daire şeklinde bir duvar vardır. Hilâl’i de andıran bu duvarla çevrili alana “el-Hatim” veya “el-Hicr” denmiştir.
Tavafın yerine getirildiği mermer döşemeye “metaf” denilmektedir.”Metaf”: Tavaf edilen yer, tavaf edilirken dönülen alan demektir .Zemzem’in çıktığı yer, Hâceru’l-Esved’in karşısında Kâbe’nin 20 m. kadar doğusundadır. Zemzem, İbranice bir kelime olup, “dur-dur” anlamına gelir.
Mescid-i Harâm, Arabistan’daki Mekke-i mükerreme şehrinde olup, etrâfında üç sıra kubbe vardır. Kubbeleri beş yüz adettir. Kubbelerinin altında 462 direk vardır. Mescid-i Harâm dikdörtgen gibi olup, kuzey duvarı 164, güneyi 146, doğu duvarı 106, batısı 124 metre uzunluğundadır. Mescid-i Harâmın 19 kapısı olup, doğu duvarında dört, batıda üç, kuzeyde beş, güneyde yedidir. Yedi minâresi vardır.

İBRAHİM ALEYHİSSELAMIN HACCA DAVETİ
İbrahim ve İsmail (a.s.), Kâbe’yi yaptıkları zaman Allah’a niyazda bulunmuşlar, hac menasikini nasıl yapacaklarını bildirmesini istemişlerdi.Allah (c.c) da onlara vahiy meleği ile hac ibadetinin nasıl yapılacağını bildirmişti (Bakara, 127-128). Dolayısıyla evrensel bir ibadet olan hac ibadeti (DİA, XIV, 382-386), Hicaz bölgesinde biliniyor ve uygulanıyordu, ancak aslından sapmalar ve bozulmalar olmuştu. Yüce Allah, hac ibadeti ile ilgili birçok ayet indirmiş (Bakara, 158, 186, 196-203; Âl-i İmrân, 96-97; Hac, 25-30, 33-37), bu ayetlerde haccın kimlere farz olduğunu, bir kısım menasikin nasıl uygulanacağını ve hacda hangi davranışların yapılmayacağını bildirmiş, Peygamberimiz (s.a.s.) de hicretin 10. yılında yaptığı hac ile bu ibadetin uygulamasını ümmetine bizzat göstermiş ve öğretmiştir (Ebû Dâvûd, Menâsik, 57-67, II,455-482).
Hicaz diyarında hac ibadetinin zamanı ve şekli öteden beri biliniyor ve uygulanıyordu. Ancak birtakım aslından sapmalar ve bozulmalar olmuştu (DİA, XIV, 387). Meselâ Kâbe’de ıslık çalarak ve el çırparak dua ediyorlardı (Enfâl, 35),ihramlı iken iyi bir davranış inancıyla evlere, evinarka duvarından açtıkları bir delikten giriyorlardı(Bakara, 189), bahar mevsimine denk gelsin diye hac aylarını değiştiriyorlardı, Kureyş ve müttefikleri (hums) Arafat’a çıkıp vakfe yapmıyorlardı (Bakara, 199), Arafat’a Kureyş ve müttefiki olmayanlar (hılleli olanlar) çıkıyordu. Bunlar Kureyş ve müttefiklerinden birinin elbisesini borç veya satın alamazlarsa Kâbe’yi çıplak tavaf ediyorlar (A’raf, 87, 31-32; Buhârî, Hac, 67), Sa-fa ile Merve arasında sa’y yapmıyorlardı (Bakara) 158). Arafat ve Mina’da ticareti yasaklamışlardı(Bakara, 198; DİA, XIV, 387).

«Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak döner.» (Riyazü’s-Salihin, c.II, s. 521)
HAC İBADETİ VE ÖNEMİ
Hacc, kelime olarak, “kasdetmek, yöneltmek, ziyaret etmek” anlamlarına gelmektedir. Terim olarak Hacc, genel anlamda, dinen mukaddes sayılan yerlere, sevap kazanmak gâyesiyle yapılan ziyarettir. İslâm terminolojisinde Hacc; Zilhicce Ayında, usûlüne uygun olarak, Kâbeyi ziyaret ve Arafat’ta vakfe (durmak) yapılarak İslâm’ın beş şartından biri olan bir ibadeti yerine getirmektir.
Tarihin her döneminde; insanların belirli yerlere kutsallık atfettiklerinin ve oralara doğru yolculuk yaptıklarının izine rastlanmaktadır. İnsanların hayatında ayrı bir yeri ve önemi olan Hacc; bir “kurtuluş” vasıtası ve “temizlenme” vesilesidir.
Hacc, bütün dinlerde, diğer ibadetlerden farklı bir özellik taşımaktadır.Günümüzde yaşayan hemen bütün dinlerde “kutsal” kabul edilen yerlere “hacc günümüzde Müslümanlar için “Mekke ne ifade ediyorsa, Yahudiler için “Kudüs; ” Hıristiyanlar için “Kudüs, ” “Betlehem” ve “Roma”; Hindular için “Benares”; Budistler için “Bodh Gaya” ve Şintoistler için “Ise” aynı şeyi ifade etmektedir
Bütün bunlar göz önünde bulundurularak “kutsal yerler”i ziyaret etme duygusunun fıtrî ve ilahî olduğu söylenebilir. Yaşayan dinlerin hepsinin aslında ve ibadet esasları arasında “Hacc” vardır. Çünkü Allah, diğer ibadetler gibi Hacc’ı da bir ibadet olarak her ümmete/millete emretmiştir. Ancak Haccın asıl ve orijinal özelliği korunamamış; Haccın aslında da tahrifler olmuş ve “putperest” unsurlar karıştırılmıştır.Hacc, aslî yapısından uzaklaştırılmış, beşerî hayatın kültürel ve tarihî değerleri ile değiştirilmiştir.
İslâm; diğer esaslarda olduğu gibi, Hacc’ı da asıl ve orijinal şekline kavuşturmuş; putperest ve hurâfe teşkil eden tatbikatlardan temizleyerek Allah’ın razı olduğu bir ibadet haline dönüştürmek istemiştir. İslâm’da Hacc yapılacak yer ve şartlar Kurân’da açıklanmış ve Hz. Muhammed’in Sünneti ile belirli bir disipline kavuşmuştur.
İslâm’da Hacc, Mekke’ye yapılmakta ve Hacc edilmeye lâyık yer olarak da Beytulalh /Kâbe gösterilmektedir. Orada açık “âyet”ler vardır ve üç ilâhî dinde de kabul edilen Hz. İbrahim’in hatırası vardır. Bunun dışında Müslümanlarca mukaddes kabul edilip ziyaret edilen Medine ve Kudüs gibi yerler de bulunmaktadır.
İslâm’da Hac hem bedenî hem de malî bir ibadettir. Bu ibâdet, “Allah’ın evi” Kâbe’yi, -Şartlarını taşıyan- Müslüman’ın hayatında bir defa ziyaret etmesiyle gerçekleşir.İslâm’ın doğup geliştiği ve Peygamberimizin yaşadığı yerleri görmekte, ondört asır gerilere gitmekte, Allah’ın nimetlerine şükrü yerine getirmekte ve İslâm’ın kardeşlik şuûrunu yeniden yaşamaktadır. Allah’ın rızasını kazanmak, günahlarından arınmayı ümit etmek, kul olduğunu hatırlamak gâyesiyle yapılan Hacc; İslâm’da makbul olan Hacdır.(Prof.Dr.Abdurahman KÜÇÜK)
PEYGAMBERİMİZİN HACCI
Hac, hicretin 9. yılında farz kılındı (bk. el-Hac 22/26-29). O yıl Hz. Ebû Bekir hac emîri tayin edilerek haccın esaslarını uygulamalı olarak insanlara gösterdi. Hz. Peygamber ise farz olan ilk ve son haccını hicretin 10. yılında gerçekleştirdi. Hac günlerinde Arafat’ta Zilhiccenin 9. günü irad edilen hutbenin başlangıcında, ashabı ile bir daha görüşememe ihtimalinden bahisle ebediyete intikalinden önce vedalaştığı için bu hacca “Vedâ haccı” denilmiştir. Yine dinin kemale ve tamama erdiğini bildiren âyet (bk. el-Mâide 5/3) o günlerde nâzil olduğu için bu hacca “haccetü’l-kemâl ve’t-temâm” haccın hükümlerini sözle tebliğ edip amelî olarak gösterdiği için “haccetü’l-belâğ”, farz olan haccın ifası olduğu için “haccetü’l-İslâm” gibi isimler de verilmiştir.
Farklı rivayetler olmakla birlikte Hz. Peygamber’in hicretin 7. yılında Hudeybiye umresi, 8. yılında Mekke fethi günü ifa edilen umre, aynı yıl Huneyn ve Tâif seferini müteakip gerçekleştirilen umre ve 10. yılda Vedâ haccı sırasında ifa edilen umre olmak üzere dört umre yaptığı bilinmektedir.(Diyanet İlmihali,c.1)
Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete,göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) cemaate hitab ederek, şöyle buyurdu: “Allah size haccı farz kıldı.” Bir adam kalkarak: “Her sene mi?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v) sustu. Adam sorusunu üçüncü defa tekrar edince Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Eğer evet deseydim her sene hac yapmanız farz olurdu, her yıl için farz olsaydı siz de bunu yapamazdınız. Söylediğim gibi bırakın çünkü sizden öncekiler Peygamberlerine çok soru sordukları ve onlar üzerinde de ayrılığa düştükleri yüzünden helak olup gitmişlerdir. Size bir şeyi emrettiğimde gücünüz yettiği nispetle onu yapınız. Yasakladığım şeyden de mutlaka kaçınınız” (Dârimi, Hac: 4; İbn Mâce, Mukaddime: 1)
OSMANLIDA HAC VE SURRE ALAYI
Osmanlılar, 1517′de Hicaz’ın yönetimini Memlükler’den devralmakla bütün İslam dünyasını ilgilendiren hac organizasyonunun sorumluluğunu da yüklenmiş oldular. İstanbul-Kahire hattında denizyolu önem kazanırken Şam’dan itibaren güneye yönelen İstanbul-Mekke kervan yolu uzun olmakla birlikte elverişli bir güzergâhı takip ederek Hicaz’a ulaşıyordu.
İstanbul, Şam ve özellikle Kahire’de hacca gidiş ve dönüş sırasında halkın da seyredebildiği çeşitli törenler yapılırdı.Yavuz Sultan Selim’den itibaren “Hadimü’I-Haremeyn” unvanını alan Osmanlı padişahlarının önemli görev ve sorumluluklarından biri, Suriye ve Arabistan çöllerini aşarak yaptıkları uzun yolculukta hacıların güvenliğini sağlamaktı.Hac kervanlarına ya bir yeniçeri bölüğü veya tımarlı sipahi birliği eşlik ederdi. Hac kervanının güvenliği için güzergâhta bulunan bedevilerden de faydalanılır ve onlara yaptıkları yardımlar, kafileye getirdikleri su ve yiyecekler için resmi ödeme (surre) yapılırdı.
Hem dini hem de siyasi bakımdan böylesine hayati önem taşıyan hac güvenliği konusu. 1683-1699 Osmanlı-Avusturya savaşlarının dağdağasında bile ihmal edilmemiş, Haremeyn’e yapılan harcamalarda kesintiye gidilmemiştir.Hac organizasyonunun bir uzantısı olarak Osmanlı döneminde Kâbe de zaman zaman onarılmış, IV. Murad döneminde (1623-1640) duvarları taş taş sökülerek orijinalitesine dokunulmadan yeniden inşa edilmiştir. Aynı şekilde Osmanlılar Medine’de de özellikle Mescid-i Nebevide imar faaliyetlerinde bulunmuşlar, Osmanlı padişahları, devlet merkezinden ve savaşlar sırasında Avusturya ile İran sınırlarından uzaklaşmamak için hacca gidememişlerdir; fakat hanedanın kadın üyeleri arasındaki hacıların sayısı oldukça fazladır.(Abdülkadir ÖZCAN, “Hac”, DİA., XIV, 400-408′den özet)
OSMANLI PADİŞAHLARI VE HAC
Osmanlı padişahlarının her işlerini Şeyh-ül-İslam’a sordukları, bütün tarih kitaplarında da yazmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman Hanın, bir sandıkla gömülmesini vasiyet ettiği meşhurdur. Vefatında bahsettiği sandığı açtıklarında, yaptığı her işinde, Şeyh-ül-İslam’dan fetva aldığı, sandıktaki kağıtların bu fetvalar olduğu görülmüştür.(Meşhur fıkıh âlimi İbni Âbidin ,Lubab Şerhi’nde sultan ve sultan vazifesi gören emirler, padişahlar, sultanlık halleri devam ettiği müddetçe, hacca gitmezler, yerlerine bedel gönderirler. (Redd-ül-Muhtar Hac bahsi)
Osmanlı Padişahlarına dinen bizzat hacca gitmeleri farz olmamıştır. Ancak kendi yerlerine bedel olarak baskalarini mutlaka göndermişlerdir. Ayrıca Sultân Abdülaziz’in gizlice tebdil-i kiyafet ederek hacca gittiği söylenmektedir. Ancak elimizde bunu dogrulayacak bir vesika bulunmamaktadir. (Prof. A. Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı)
HAC İBADETİ İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER
“Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe’yi tavaf etmesi ise Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Her kim bu hakkı tanımaz ve haccı inkâr ederse doğrusu Allah bütün âlemlerden müstağnidir. Kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur.”(Âl-i İmran Suresi 97.)
“İnsanlara haccı ilân et ki yaya olarak yahut uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üzerinden sana gelsinler. Tâ ki orada dünyalarına ve ahiretlerine ait faydaları bulsunlar.(Hacc Suresi 27-28.)
“Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın.”(Bakara Suresi 196.)
“İslâm beş esas üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka İlâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek namaz kılmak zekât vermek Ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir.(Buharî İman: 1)
“Her kim Kâbe’ye gelir kötü söz söylemez büyük günahlardan çekinir küçük günahları işlemekte ısrar etmezse günahlarından arınarak anasından doğduğu günkü gibi tertemiz olarak döner.”(Buharî Hacc: 4)
“Allah’ım hacca gideni ve hacca gidenin kendisi için dua ettiği kişiyi bağışla.”(Müslim İman: 192)
“Hacca ve Umreye gidenler Müslümanları temsilen Allah’ın huzuruna giden hey’etlerdir. Allah’a dua ederlerse kabul eder günahların bağışlanmasını isterlerse bağışlar.”(Camiü’s-Sağir 2:101)
“Sevabını Allah’tan bekleyerek Medine’de beni ziyaret eden kimse Cennette yanımda olur. Kıyamet gününde ben ona şefaatçi olurum.”(Şifâ-i Şerit 2:74)
“Kabrimi ziyaret eden herkese şefaatim vacip olur.”(Keşfü’l Hafa 2:50)
Bütün insanların Allah’a ibadet etmeleri için yeryüzünde kurulan ilk mabet alemlere hidayet rahmet ve sevap kaynağı olan Mekke’deki Kabe’dir.(Al-i İmran / 96)
Orada apaçık nice alametler Makam-ı İbrahim vardır. Oraya giren emniyet içinde olur. Gücü yeten imkan ve yol bulan insanlar üzerinde Beytullah’ı haccetmeleri Allah’a bir kulluk borcudur.Kim bunu inkar eder bu hakkı bu farzı tanımazsa Allah’ın ne ona ne ameline ne de kainatta bulunan herhangi bir şeye ihtiyacı vardır. O bütün alemlerden müstağnidir.(Al-i İmran / 97)
MEDİNE-İ MÜNEVVERE ZİYARETİ
Medine sınırlarında yer alan başlıca ziyaret mekânları :Ravza-i Mutahhara (Hz. Peygamber’in Kabri) ve Mescid-i Nebevi ,Kuba Mescidi ,Cuma Mescidi ,Cennetü’l Bakî’ ,Kıbleteyn Mescidi ,Uhut Şehitliği.
Hz. Peygamber bir hadisinde Mescid-i Nebevi’nin fazileti hakkında şu şekilde buyurmuştur: “Benim şu mescidimde kılınan bir vakit namaz, Mescid-i Haram dışındaki diğer mescitlerde kılınacak bin vakit namaza denktir” (Nesâî, Mesâcid, 4; II, 33.)

1

Mayıs
2012

HAC İBADETİ VE HAC MEKANLARI İLE İLGİLİ HADİSİLER

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  244 Kez Okundu

Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah tarafından kabul edilmiş haccın karşılığı mutlaka Cennettir. Yapılan bir umre diğer umreye kadar ki günahların silinmesine sebeptir.” (İbn Mâce, Menasik: 45)
Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah tarafından kabul edilmiş haccın sevabı ancak Cennettir. İkinci olarak yapılacak nafile hac ta aynıdır. Ancak ikinci hac iki hac arasındaki günahlara keffaret olur.” (İbn Mâce, Menasik: 45)
Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah’ın elçileri üç çeşittir; gaziler, hac yapanlar ve umre yapanlar.” (Tirmizî, Cihad: 26; İbn Mâce, Cihad: 32)
Ebu Hüreyre (r.a) Rasûlullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “İki umre, aralarında işlenen günahlara keffarettir. Allah tarafından kabul görmüş haccın mükafatı da Cennettir.” (Dârimi, Menasik: 8; İbn Mâce, Menasik: 3)
Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, “Rasûlullah (s.a.v) ifrad haccı yapmıştı.” (İbn Mâce, Menasik: 37; Muvatta’, Hac: 11)
Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Zilhicce hilalinde beş gün kala (yani zilkadenin yirmibeşinde) yola çıktık. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Hac yapmak isteyen hac için umre yapmak isteyende umre için ihrama girsin” buyurdu. (İbn Mâce, Menasik: 41; Ebû Davud, Menasik: 23)
Misver b. Mahreme (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v), Hudeybiye olayı günü binden fazla kişiyle Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Zülhuleyfe’ye geldiklerinde yanlarında getirdikleri kurbanları işaretleyip boyunlarına gerdanlık taktılar ve umre için ihrama girdiler. (Buhârî, Hac: 107)
Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) bir defasında kurbanlık olarak koyun göndermiş ve boynuna da işaret olarak bükülmüş ipten gerdanlık takmıştı. (İbn Mâce, Menasik: 94; Buhârî, Hac: 108)
İbn Abbas (r.a) anlatıyor, Rasûlullah (s.a.v), Mekke fethi günü şöyle buyurdu: “Bu belde (yani Mekke) Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri kutsal bir yerdir. Bu belde kıyamete kadar Allah’ın emriyle mukaddes (haram) bir yerdir. Bu sebeple dikenleri koparılmaz, av hayvanları ürkütülmez, buluntu eşyaları sadece sahibini bulmak ve vermek için alınabilir. Bitkileri de koparılmaz.” Abbas diyor ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Izhır otunu bu yasaklara dahil etme dedim. O da ızhır otunun toplanıp koparılmasına müsaade etti. (Müslim, Hac: 82; Ebû Davud, Mesacid: 90)
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) Mekke fethi günü şöyle buyurdu: “Bu belde kutsaldır, burayı; Allah kutsal kılmıştır. Orada savaş benden önce kimseye helâl olmadı, bana günün bir kısmında izin verildi. Bu belde Aziz ve Celil olan Allah tarafından haram kılınmıştır.” (Müslim, Hac: 82; Ebû Davud, Mesacid: 90)
Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kâbe’ye bir ordu saldıracak fakat Beyda denilen yerde helak olacaklar.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kâbe’yi ele geçirmek için pek çok ordular harekete geçecektir onlardan bir ordu yerin dibine batırılacaktır.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Beş çeşit zararlı hayvan her yerde ve harem sınırları içerisinde öldürülür: Karga, çaylak, akreb, fare ve kuduz köpek.” (İbn Mâce, Menasik: 91; Müslim, Hac: 3)
Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Beş zararlı hayvan vardır ki her yerde ve harem sınırları içersinde öldürülebilir. Yılan, karga, çaylak, akreb, fare ve kuduz köpek.” (İbn Mâce, Menasik: 91; Müslim, Hac: 3)
Abdullah (r.a) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte Mina’da Hayf mescidinde bulunuyorduk. Bu arada Mürselat sûresi nazil oldu. Hemen bir yılan çıkıverdi. Rasûlullah (s.a.v): “Öldürün onu” buyurdu. Koşuştuk fakat yılan deliğine giriverdi. (Buhârî, Tefsir: 77; Müslim, Selâm: 37)
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Burası (Mekke), Allah’ın yerleri ve gökleri yarattığı günden beri mukaddestir. Benden önce ve benden sonra hiç kimseye konan yasaklar helâl olmamıştır. Bana da sadece günün belli bir miktarında izin verilmiştir. İşte şu içinde bulunduğumuz saatten itibaren kıyamete kadar burası kutsaldır, harem’dir. Buranın bitkileri koparılmaz, ağaçları kesilmez, av hayvanları ürkütülmez, kaybolan bir eşya ancak sahibi bulunup verilmek için alınabilir.” Abbas ayağa kalktı, kendisi cesur bir kimseydi şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü! İzhir otunu dışarıda bırak çünkü onu evlerimizde ve mezarlarımızda kullanıyoruz.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “İzhir müstesnadır” buyurdu. (Müslim, Hac: 82; Ebû Davud, Menasik: 90)
KÂ’BE GÖRÜNÜNCE : Muhacir el Mekki (r.a)’den rivâyete göre, Câbir b. Abdullah’a Kâbe’yi gören birinin ellerini yukarı kaldırıp kaldırmayacağı soruldu: O da şöyle cevap verdi: Bunu ancak Yahudiler yapar. Biz Rasûlullah (s.a.v) ile beraber hac yaptık fakat öyle yapmadık. (Ebû Davud, Menasik: 46; Tirmizî, Hac: 32)
Abdullah b. Ömer (r.a), Rasûlullah (s.a.v)’den şöyle duyduğunu haber vermiştir: “Benim şu mescidimde kılınan (Medine) kılınan bir namaz Mescidi Haram (Kâbe) hariç diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha değerli ve kıymetlidir.” (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 195)
Rasûlullah (s.a.v)’in hanımı Meymune (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Benim şu mescidim (Medine)’de kılınan bir namaz Kâbe mescidi hariç diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha değerlidir.” (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 195)

Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Eğer kavmin küfürden yeni kurtulmuş olmasalardı, Kâbe’yi yıkıp, İbrahim (r.a)’ın temelleri üzerinde tekrar yapardım ve arka tarafına da bir kapı daha ilave ederdim. Çünkü Kureyş Kâbe’yi yaparken eski temellerden daha dar yapmışlardır.” (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, Menasik: 104)
Esved (r.a)’ten naklettiğine göre, Mü’minlerin annesi Aişe şöyle anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Eğer kavmim cahiliyye devri inançlarından yeni kurtulmuş olmasalardı Kâbe’yi yıkıp ona iki kapı daha ilave ederek tekrar yapardım. İbn Zübeyr kendini halife ilân ettiğinde iki kapı daha ilave etmişti.” (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, Menasik: 104)
Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ey Âişe! Eğer kavmin cahiliyye devri alışkanlıklarından yeni kurtulmuş olmasaydı Kâbe’yi yıktırır dışarıda bırakılan yerleri de içine alarak tekrar yaptırırdım, doğu ve batıya olmak üzere iki kapı daha ilave ederdim çünkü onların bunu yapmaya güçleri yetmedi. Bana kalsaydı İbrahim (r.a)’in temellerine kadar inşaatı geniş tutardım.” İbn Zübeyr, Peygamber (s.a.v)’in bu sözüne dayanarak Kâbe’yi yıktırdı. Yezid diyor ki: İbn Zübeyr’in Kâbe’yi yıktırışına bende şahit oldum, temellerdeki İbrahim (r.a)’in koyduğu taşları gördüm, birbirine girmiş deve hörgücü gibiydi. Hıcrın bir kısmını böylelikle Kâbe’nin içersine almış oldu. (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, Menasik: 104)
Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kâbe’yi kıyamate yakın zamanlarda Habeşlilerden bir takım bacaksızlar yıkacaklardır.” (Buhârî, Hac: 49; Müslim, Fiten: 18)
Üsâme (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) Kâbe’den çıktı, Kâbe’nin önünde iki rekat namaz kıldı ve: “İşte bu kıbledir” buyurdu. (Müslim, Hac: 67)
Üsâme b. Zeyd (r.a)’den rivâyete göre, “Peygamber (s.a.v) Kâbe’ye girdi, tüm köşelerinde dua etti. İçerde namaz kılmadı, dışarı çıkınca Kâbe’nin önünde iki rekat namaz kıldı.” (Müslim, Hac: 68)
Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr (r.a)’den rivâyete göre, bir adam bana: “Ey Ebu Abdurrahman, sadece bu köşeyi istilâm etmenin sebebi nedir?” O da şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Bu iki köşeyi istilâm etmek, elleriyle dokunmak hata ve günahları silip süpürür.” Yine Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Kim, Kâbe’yi yedi defa tavaf ederse bir köle azâd etmiş gibi sevap kazanır.” (İbn Mâce, Menasik: 32; Tirmizî, Hac: 109)
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre: “Peygamber (s.a.v), Kâbe’yi tavaf ederken bir adamın diğerinin burnuna bir şey bağlıyarak çekip tavaf ettirdiğini gördü, onu eliyle çekip kopardı ve o gözleri görmeyen kimseyi elinden tutarak çekip tavaf ettirmesini emretti.” (Buhârî, Hac: 66; Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 23)
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyet ederek şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v), bir adamın, diğerini burnundan bağlattırarak Kâbe’yi tavaf ettirdiğini gördü. O kimse böyle yaptırmayı nezr (adak) yapmıştı. Peygamber (s.a.v) yaklaştı ve onu kopardı; “İşte nezr” (adak) buyurdu. (Buhârî, Hac: 66; Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 23)

Tavus (r.a) Peygamber (s.a.v)’i gören bir adamdan naklediyor: “Beytullah (Kâbe’yi) tavaf etmek namaz kılmak gibidir onun için tavaf esnasında az konuşun.” (Müsned: 16017)
Abdullah b. Ömer (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Tavafta iken az konuşun çünkü siz namazda sayılırsınız.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Cubeyr b. Mut’ım (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ey Abdi Menaf oğulları, gece gündüz hangi saatte olursa olsun beyti tavaf eden ve burada namaz kılan hiç kimseye engel olmayınız.” (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 149)
Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben: “Haccın tavafını yapamamıştım” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Namaz kılınınca devenin üzerinde insanların arkasında tavafını yapıver.” (Tirmizî, Hac: 40; İbn Mâce, Menasik: 34)
Ümmü Seleme (r.anha) anlatıyor: “Hasta olduğum halde Mekke’ye gelmiştim. Durumum Rasûlullah (s.a.v)’e arz edildiğinde şöyle buyurdu: “Namaz kılanların arkasından binitli olarak tavafını yapıver.” Ümmü Seleme diyor ki: “Rasûlullah (s.a.v) namaz kılıyordu ve Tûr sûresini okuyordu.” (Tirmizî, Hac: 40; İbn Mâce, Menasik: 34)
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hacer’ül-Esved, Cennetten’dir.” (Tirmizî, Hac: 49; Müsned: 2659)
Süveyd b. Gafele (r.a)’den rivâyete göre: Ömer, Hacer’ül-Esved’i öptü ve ona ellerini sürerek: “Ebul Kasım, Rasûlullah (s.a.v)’in sana hürmet göstererek öptüğünü gördüm (ben de ondan dolayı) öpüyorum” dedi. (Buhârî, Hac: 60; İbn Mâce, Menasik: 27)
Âbis b. Rabia (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer Hacer’ül-Esved’in yanına gelerek şöyle dedi: “Biliyorum ki sen bir taşsın, eğer Rasûlullah (s.a.v)’in seni öptüğünü görmeseydim; ben de öpmezdim. Sonra yaklaşıp onu öptü.” (Buhârî, Hac: 60; İbn Mâce, Menasik: 27)
Hanzala (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Tavus’u Hacer’ül-Esved’i ziyaret ederken gördüm, kalabalıksa geçer gider tenha ise üç sefer öperdi. Ve şöyle derdi: “İbn Abbas’ı gördüm aynen böyle yapıyordu. İbn Abbas’ta Ömer’in böyle yaptığını gördüğünü ve şöyle dediğini nakleder: “Sen faydası ve zararı olmayan bir taşsın. Rasûlullah (s.a.v)’in seni öptüğünü görmüş olmasaydım seni asla öpmezdim.” Sonra, Ömer şöyle dedi: “Rasûlullah
Ubeyd b. Cüreyc (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’e: “Sen sadece Yemen tarafındaki bu iki köşeyi istilâm ediyorsun” dedim. O da: “Rasûlullah (s.a.v)’in bu iki köşeden başka yeri istilâm ettiğini görmedim de ondan” dedi. (Buhârî, Hac: 59; Müslim, Hac: 40)
İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v), Mekke’ye geldi ve Kâbe’yi yedi Şafttan oluşan tavafını yaptı. Makamı İbrahim’in ardında iki rekat tavaf namazı kıldı. Daha sonra da, Safa ile Merve arasında sa’y etmeye çıktı ve şöyle buyurdu: “Allah’ın Rasûlünde sizin için güzel örneklik vardır.” (Dârimi, Hac: 33; İbn Mâce, Menasik: 33)
Câbir b. Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) tavafı bitirip Makam’ı İbrahim’e gelince (Bakara 125. ayetini) okur ve iki rekat namaz kılar. Birinci rekatta Fatiha ve Kafirûn sûresini; ikinci rekatta ise Fatiha ve İhlâs sûresini okurdu. Sonra Hacer’ül-Esved köşesini istilâm ederek Safa tepesine çıkardı. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
İbn Abbas (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) zemzem suyunu ayakta iken içerdi. (İbn Mâce, Eşribe: 19; Tirmizî, Eşribe: 12)
Câbir (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) Safa tepesine tırmandı. Kâbe’yi görebilecek bir yerine gelince tekbir getirdi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v) Safa ile Merve arasında sa’y ederken müşriklere kuvvetini göstermek için yapmıştı.” (Buhârî, Hac: 57; Tirmizî, Hac: 39)
Ukbe b. Amir (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Arefe ve Kurban bayramı günleri biz Müslümanların bayram günleridir, o günler yeme içme günüdür.” (Müslim, Sıyam: 22; Tirmizî, Savm: 59)
Seleme b. Nubeyt (r.a), babasından naklediyor ve şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v)’i Arefe günü kırmızı bir deve üzerinde namazdan önce hutbe okurken gördüm. (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 178; Ebû Davud, Menasik: 62)
Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) hiçbir vaktin namazını vakti dışında kılmazdı ancak vakti içersinde kılardı. Müzdelife’de Akşam’la yatsıyı bir vakitte kıldı, sabah namazını ise her zamanki vaktinden biraz önce kıldı. (Buhârî, Hac: 99; Ebû Davud, Menasik: 65)
Amr b. Meymune (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer’i Müzdelife’de gördüm şöyle diyordu: Cahiliye döneminde insanlar güneş doğuncaya kadar Müzdelife’den ayrılmazlar ve şöyle derlerdi: Ey Sebir dağı! Güneşin ışıklarıyla aydınlan da buradan ayrılalım. Rasûlullah (s.a.v) onlara aykırı davranarak güneş doğmadan Müzdelife’den ayrılırdı. (Buhârî, Hac: 100; Tirmizî, Hac: 60)
Cafer b. Muhammed (r.a) babasından naklederek şöyle diyor: Câbir b. Abdullah’ın yanına girdik. Ben: “Rasûlullah (s.a.v)’in yaptığı hacdan bahset” dedim. O da şöyle dedi: “Rasûlullah (s.a.v) güneş doğmadan önce Müzdelife’den ayrıldı. Fadl b. Abası da binitinin arkasına aldı, Muhassir vadisine gelince biraz hızlandı. Büyük cemreye çıkan orta yola girerek ağacın yanındaki cemreye giderek yedi taş attı, her taş atışında tekbir getiriyordu. Taşları Batnı vadiden atıyordu.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Câbir (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bayram günü cemreyi kuşluk vakti, ondan sonraki günlerde ise öğleden sonra attı. (Buhârî, Hac: 97; Tirmizî, Hac: 63)
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’e Mina günlerinde yapılacak şeylerden soruluyordu da: “Güçlük yok” diyordu. Adamın biri: “Kurban kesmeden traş oldum” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v) ona: “Zararı yok” buyurdu. Başka biride: “Akşamdan sonra cemreyi taşladım” diye sordu. Ona da: “Zararı yok” buyurdular. (Buhârî, Hac: 126; İbn Mâce, Menasik: 74)
Fadl b. Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’in binitinin arkasında idim, Akabe cemresini taşlayıncaya kadar telbiye getirmeyi bırakmadı. Yedi taş attı ve taş atışında da tekbir getiriyordu. (Müslim, Hac: 45; İbn Mâce, Menasik: 69)
Fadl b. Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, bizzat kendisi Peygamber (s.a.v)’in binitinin arkasında oturuyordu. Rasûlullah (s.a.v) cemreyi taşlayıncaya kadar telbiye getirmeye devam etti. (Müslim, Hac: 45; İbn Mâce, Menasik: 69)
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Cemreler taşlandıktan sonra kadınlarla cinsel ilişki dışında her şey helaldir. “Güzel kokuda helâl midir?” diye soruldu. O da şöyle karşılık verdi: “Rasûlullah (s.a.v)’i misk kokusunu süründüğünü gördüm. Acaba o koku sayılır mı?” (İbn Mâce, Menasik: 69; Müsned: 1986)

1

Mayıs
2012

HAC İBADETİ VE BAZI TERİMLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  303 Kez Okundu

-Haccın farzı, ihram ki bu şarttır, Arafat’ta vakfe ve tavafı ziyarettir. Bu ikisi rükunlarıdır.

-Haccın vacibleri, Müzdelifede vakfe, Safa ve Merve arasında sa’y (koşmak), taşları atmak, dışardan gelenler için tavafı sader, saçı tıraş etmek veya kısaltmak ve terk edilmesiyle kurban kesmek vacib olan fiillerdir. Bu ikisi (farz ve vacibi)nden gayrısı sünnet ve edepleridir.

-Hac ayları Şevval, Zilka’de ve Zilhicce’nin ilk on günüdür. Bu aylardan evvel ihrama girmek mekruhtur.

-Umre sünnettir.

-MÎKATLAR (İhrama girilen Yerler)

Medineliler için mîkat Zulhuleyfe’dir, Şamlılar için Cuhfe’dir, Iraklılar için Zatu-ırk’tır, Necidliler için Karn’dır, Yemenliler için Yelemlem’dir. Bu mikatlar, orada oturanlar ve oralardan geçenler için de mikattır.

-Mekke’de oturanlar için mikat, hacta Harem bölgesidir, Ümrede Hıll bölgesidir.

-Husussi mekan: Kabe, Arafat, Mina.

-Hususi Zaman: ilhiccenin on günü.

-Hususi fiil: Tavaf, ihram, vakfe gibi.

-Sader Tavafı: Dışardan gelen hacıların Mekke’den ayrılınca yaptıkları veda tavafı.

-Hıll bölgesi, Harem ile mikatlar arasında bir sınırdır. Umre için ordan ihrama girilir. Mescid-i Ten’im yakınlarıdır.

-Harem bölgesi, kâbe’nin doğusundan 6 mil, kuzeyden 3,4 mil, batıdan 18 mil, güneyden 14 mil uzaklığında Kâbe’yi çevreleyen bölgedir.

-İhram elbiseleridir. Üst kısmına rida, alt kısmına izar denir.

Mescid-i Haram: Mekke’deki Kâbe’nin bulunduğu mescid.

Tekbir: Allahu Ekber.

Tehlil: La ilahe illallah.

Tahmid: El- hamdu lillah.

Haceri Esved: Kâbe’nin bir köşesine yerleştirilmiş siyah taş, tavafa oradan başlanır.

Tavaf: Kâbe etrafında yedi kere dönmek.

Şavt: Kâbe etrafında bir kere dönmek.

Veda, Sader Tavafı: Mekke’den ayrılırken yapılan son tavaf.

Ziyaret Tavafı: Bayram günlerinde yapılan farz tavaf.

Hatim: Kâbe’nin önünde altınoluk tarafındaki Kâbe’nin içinden sayılan yarım dairelik kısım.

İzdıbağ: İhramda sağ omuzu açık bırakıp tavaf yapmak.

Remil: İlk üç şavtı yaparken sert ve hareketli /süratli yürümek.

Rüknü Yemani: Kâbe’nin Haceri esved’e gelmeden evvelki köşesi

Makamı İbrahim: İbrahim aleyhisselam’ın ayak izinin bulunduğu camekân içindeki taşın bulunduğu yer ve arka tarafı.

Tavafı Kudüm: Mekkeli olmayanların, ilk defa oraya gelince yaptıkları tavaf olup Kâbe’yi selamlamak manasındadır.

Batn-ı Vadi: Safa ile Merve arasında say’ yapılırken koşulan düz kısım.

Sa’y: Safa ile Merve arasında yedi kere gidip gelmek.

Tevriye günü: Zilhiccenin sekizinci günü.

Temettu’: Hac ile umrenin birleştirildiği hac.

Kıran: İhrama girerken hac ve umreye birlikte niyet edilen hac.

İfrad: Sadece hac için ihrama girilen hac şekli.

Hedy kurbanı: Haremde kesilmek için gönderilen kurban.

İş’ar: Büyük baş hayvanı sol tarafından yaralayıp nişanlamak.

Telbiye: İhrama girilince okunan “Lebbeyk…” lafızları.

Mina: Mekke yakınlarında bir bölge olup orda şeytan taşlanır.

Müzdelife: Arafat’tan inilince bayram akşamı toplanılan yerdir.

Meş’aril Haram: Müzdelife yakınlarında bir bölge olup orda bayram sabahı vakfe yapılır.

Cemre-i Akabe: Büyük şeytan.

Cemre-i Vusta: Orta şeytan.

Cemre-i Ula: Küçük şeytan.

Mültezem: Haceri Esved ile Kâbe kapısı arasındaki yer.

Bedene: Büyük baş hayvan. (Deve-inek)

Dem: Küçükbaş hayvan. (Koyun-keçi)

İhsar: Haccı yapmaktan men olmak.

 

 

Toplam 184 sayfa, 148. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030146147148149150160170180...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.