28

Mayıs
2012

Çocuk Sevgisi ve Çocuk Terbiyesi-3

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  342 Kez Okundu

Çocuk Sevgisi
Kur’ân-ı Kerîm, anne ve babaların evlâtlarına karşı fıtrî, derûnî bir sevgi ve şefkat beslediklerini ifâde eder. Bu durum bâzan, bir kısım âyetlerde “çocuk” kelimesi yerine “göz bebeği” mânâsına gelen “Kurretu a’yun” kelimesi kullanılarak ifâde edilir. (Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.(1) Sûre-i Yûsufta, Hz. Ya’kûb’un oğlu Yûsufa karşı duyduğu asıl şefkat ve onun kaybolması karşısında gözlerinin kör olmasına müncer olan ağlama ve ızdırapları çok dokunaklı bir şekilde hikâye edilir.
Nil Nehri’ne atılan “bebek Musa” karşısında anne¬sinin durumuyla alâkalı bahislerde de annenin, çocuğuna karşı duyduğu kalbi sevgi ve şefkatin Kur’ân’da te’yîdini görürüz.
Hz. Musa’nın annesiyle alâkalı âyet şöyle: “Musa’nın annesi, yüreği bomboş olarak (evlâdından başka bir şey düşünmeksizin} sabahladı. Eğer ALLAH’ın va’dine iyice inanması için kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse saraya alınan çocuğun kendi oğlu olduğunu açığa vuracaktı. Musa’nın ablasına: ‘Onu tâkibet’ dedi.
Çocuk sevgisinin bu fıtrîliği sebebiyle olacak ki, dünyada hoşa giden her çeşit güzelliklerin mecmâı olan âhiret ve cennet hayatında da mü’minler bundan mahrûm edilmeyecekler, “çocuk sevme” nimetiyle nimetlendirileceklerdir. Kur’ân-ı Kerîm, üç ayrı sûrede tekrarla, “saçılmış inciler”e teşbih edilen Cennet çocuklarından bahseder:
Meâlen: “(Cennetliklerin) etrafında dâima taze ka¬lan çocuklar dolaşır ki, sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.(2)
Kur’ân’da geçen vildân kelimesi velîd kelimesinin cem’idir ve yeni doğan çocuk mânâsına geldiği gibi köle mânâsına da gelir. Âyetin Türkçe tercümeleri bu se-beple farklılıklar arzedef: “Ölümsüz gençler, her dem taze çocuklar, muhalled evlâdlar.
Bir kısım müfessirler, buradaki vildân’dan muradın, cennet ehline hizmet edecek çok sayıdaki hizmetçiler olduğunu, bunları da bulûğa ermeden ölen kâfir çocuklarının teşkil edeceğini söylemişler ise de Fahreddin Râzî bu görüşlere katılmak istemez, bundan Cennette hizmet ve güzellik yönleriyle hep aynı kalacak “küçük”lerin anlaşılması gerektiğini tebarüz ettirir. Bediüzzaman da onlarla, “mü’minlerin kablel-bülûğ vefat eden evlâtlan”nın kastedildiğini ve “Cennete lâyık bir surette daimî çocuk kalacaklarım” ifâde eder. zihinde canlı tutulmak istenmiştir.
Dip Not:
1.Furkan suresi,74
2.İnsan suresi,19
ÇOCUK TERBİYESİ
Çocuk deyince akla öncelikle terbiye ve terbiye ile alâkalı mes’eleler gelir. Binâenaleyh Kur’ân’da bu mevzûyla ilgili birçok bahis yer alır.Kur’ân-ı Kerim, birçok meselede çocukla alâkalı sorumluluk ve mesuliyeti aile reisine bırakır. Bilhassa terbiye mes’elesinde birinci sorumlu aile ve dolayısıyla aile reisidir, babadır. Binâenaleyh bir kısım âyetlerde mü’min ikaz edilirken sâdece kendisinin kurtuluşu değil; ailesinin kurtuluşu da hatırlatılarak “hem kendisini, hem de ailesini ateşten koruması” emredilir .
Meâlen: “Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.”(1)
Bu âyetten, Allah’ın emirlerin şahsen yapmak ve nehiylerinden kaçmak suretiyle kişinin kendi nefsini kurtarması ve keza kendisine emredilenleri aile efradına aynen yaptırmak suretiyle de onları kurtarması gerektiğini anlamakta âlimler ittifak ederler. Râzî bu âyetin “âile halkını te’dîb edin, ta’lîm edin” şeklinde anlaşıldığım da kaydeder.
Hz. Ömer(ra); “Yâ Rasûlallah! Kendimizi koruruz, fakat ehlimizi nasıl koruyabiliriz?” diye sorunca Allah’ın Rasûlüllah(sav) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyedersiniz ve Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu, onları korumak demektir.” Çocuklar da “ehl”e dâhildir. Bazıları “enfüs”e dahil olduğunu söylemişlerdir. Çünkü onlara göre çocuklar, babadan bir parça sayılırlar.(2)
Gazzâlî (ö.505/1111) bu âyet-i celîleyi tefsîr sadedinde İhyâu Ulûmiddîn’e şunları kaydetmiştir:
“Bilmiş ol ki; çocukların riyâzet yolu, üzerinde ehemmiyetle durulması gereken işlerden biridir. Çocuk, anne ve babanın yanında ilâhî bir emânettir. Onun kalbi sâfî bir cevherdir. Her türlü nakış ve sûretten boş, nakşedilen her şeyi kabûle müstaîd (kabiliyetli), kendisine müteveccih, her şeye meyl eder vaziyettedir. Kendisine iyilik telkîn edilir ve iyi işler yaptırılırsa, çocuk iyi bir insan olarak yetişir; dünyâ ve âhirette saâdete ulaşır. Onu böyle yetiştiren ana-baba, muallim ve mürebbî de sevapta ona ortak olur. Kötü işlere itilir ve hayvanât gibi ihmâl edilir, terbiyesine bakılmazsa, işi azıtır ve helâk olur. Onun bu kötülüğünde ise velî ve murâkıbı ortaktır. Zîra Allah Teâlâ: “Ey îmân edenler, kendinizi ve âilenizi cehennem ateşinden koruyunuz.” (3) buyurmuştur.
Çocuğu terbiye, dünyâ ateşine yanmaktan kendisini koruduğu gibi, cehennem ateşinden de öncelikle korur. Çocuğu korumak, onu güzel terbiye edip temizlemek, ona ahlâkî fazîletleri öğretmek, kötü arkadaşlardan onu korumak, devamlı sûrette zevk u safâ içinde bırakmamak, refah ve zînet sebeplerini sevdirmemektir. Çünkü zînet ve refaha alışınca, büyüdüğü zaman onları elde edebilmek için ömrünü onların peşinde kaybeder ve ebediyen helâk olur gider. Bunun için daha ilk günlerinde çocuğun terbiyesine ehemmiyet vermeli.”(4)
Kur’ân’da bu hususa örnek olarak Hz. İbrahim ve Hz. Ya’kûb zikredilir:
“Rabbi ona; ‘[Kendini Hakk’a) teslim et’ dediği zaman o; ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ demişti. İbrahim bunu oğullarına da tavsiye etti. (Torunu) Ya’kûb da (öyle yaptı); ‘Ey oğullarım, Allah sizin için (İslâm) dinini beğenip seçti. O halde siz de ancak Müslümanlar olarak can verin’ dedi.”( 5)
Dip Not:
1.Tahrim suresi ,6)
2. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, (sad. İsmail Karaçam ve arkadaşları, İstanbul: Azim dğt., ts.), VIII, 161)
3.Tahrîm 66/6
4. Gazzâlî, İhyâu Ulûmiddîn, (trc. Ahmed Serdaroğlu, İstanbul: Bedir yay., ts.), III, 165)
5. Bakara 2: 130- 132.

28

Mayıs
2012

KUR’AN DA GEÇEN ÇOCUK KELİMELERİ-2

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  441 Kez Okundu

“Kur’ân’da Çocuk Eğitimi” derken şüphesiz, sâdece “çocuk” kelimesinin geçtiği âyetlerin incelenmesi kastedilmez. Mes’elenin böyle kavranması, mevzûyu bir hayli daraltma olur. Esasen dilimizdeki “çocuk” kelimesinin Arapçadaki karşılığı olan sabiyy ve tıfl kelimelerinin Kur’ân’da geçtiği yerler sayıca azdır ve çocuk meselelerini dile getiren diğer tâbirlerle kıyaslanınca gerçekten cüz’î kalırlar. Zira münhasıran, bulûğa ermemiş kimseler için kullanılan bu iki tâbirden birincisi sâdece iki yerde geçerken, ikincisi de dört yerde geçer.
Buna karşılık diğer mânâları yanında “çocuk” mânâsına da gelen ve Kur’ân’da, diğer mânâlarında kulla¬nılmış olmaktan başka “çocuk” mânâsında da kulla-nılmış bulunan veya kullanıldığı yer ve üslûb itibariyle bulûğa ermeyen çocuğun kastedildiği, başkaca kelimeler de var. Bunların sayısı miktarca fazla olduğu gibi, bâzılarının tekerrürleri de dikkat çekecek kadar çok¬tur. Şimdi bunları açıklamaya çalışalım:
1.İbn: Bu kelime “oğul” mânâsına gelir. Ebeveyne nisbetle evlâdı ifâde eder. İbn’le ifâde edilen evlâd, he¬nüz bulûğa ermemiş “çocuk” olabileceği gibi, bulûğ çağını aşmış, yaşlı da olabilir. Bu kelime, bâzan cemi (çoğul), bâzan müfred, bâzan yalın halde, bâzan da za¬mir almış olarak Kur’ân’da 172 yerde geçer.
2. Veled: Bu kelime de dilimizde aynı kökten olmak üzere daha ziyâde “evlâd” kelimesinin karşılığıdır. Ebeveynin kız olsun, erkek olsun her iki cins çocuklarını ifâde eder. Veledle kastedilenler de bulûğa ermiş veya ermemiş olabilir. Yine ilâve edelim ki veled kelimesinin cemi, müfred, zamirli, zamirsiz -isim olarak çeşitli kullanışlarından başka aynı kökten türeyen vâlid, valide, vâlideyn, mevlüd gibi başka isimler ve bunların muhtelif kullanış şekilleri bulunduğu gibi, -doğurdu, doğurur, doğurdular gibi- değişik mânâlarda fiil olarak da kullanılışı var. Şu hâlde, bu kökten olmak üzere yekûn 112 ayrı kelimenin Kur’ân’da kullanıldığını görmekteyiz.
3. Zürriyet: Diğer mânâları yanında “çocuk” mânâsına da kullanılan bu kelime değişik şekilleriyle Kur’ân’da 32 yerde tekerrür eder.
4. Yetim: Münhasıran çocukla ilgili meselelerin ele alındığı bu kelime, Kur’ân’da, 23 yerde geçer.
5. Gulam: Aslî mânâsı, “bıyığı çıkmaya başlamış, . henüz bulûğa ermemiş çocuk” olan bu kelime, hizmetçi
mânâsına da gelir ve Kur’ân’da 13 yerde geçer.
6. Zeker: Bitki, hayvan ve insan her çeşit canlılar için, dilimizde olduğu gibi, “erkek cins” mânâsına gelen bu kelime, 19 yerde geçer. Bunlardan 6 tanesi “erkek çocuk” mânâsını da taşır.
7.Ünsa: Zeker’in zıddı olarak “dişi” mânâsına gelen bu kelime de 30 yerde geçer ve 16 kadarında “kız çocuk”mânâsı da mevcuttur.
8. Sağır: “Küçük çocuk” mânâsında kullanılan bu kelime 1 yerde geçer.
9. Hafede: Torun mânâsına gelen hafîd’in cemi olan bu kelime de 1 yerde geçer.
10. Ecinne: Anne karnındaki çocuğu ifâde eden cenîn’in cemi olan bu kelime 1 yerde geçer. Ancak cenîn’i ifâde etmek üzere kullanılan “mâ fibatnî (karnımdaki)” tâbiri 4 yerde geçer. Yine cenîn’i ifâde zımnında kullanılan hami (yük) kelimesi de 9 yerde geçer. Şu halde cenîn’le alâkalı ifâdeler 14 adedi bulmaktadır.
11. Ehl: Bu kelime yekûn olarak 127 yerde geçerse de çocuğu da tazammun eden “aile” mânâsındaki kullanılışı 15 yerdedir.
12. Âl: Aile mânâsında kullanılan bu ikinci kelime de Kur’ân’da 26 yerde geçer.
13. Mehd: Çocukla ilgili mühim bir malzeme olan “beşik” mânâsına gelen bu kelime de 5 yerde geçer.
14. Rada’: Çocuğu emzirmek mânâsına olan rada’ (dilimizde raza’ diye de telâffuz edilir) kökünden gelen muhtelif kelimelerin sayısı ll dir.
15. Ed’iyâ: Evlâtlık mânâsına gelen “da’î”hin cemi olan bu kelime 2 yerde geçer.
16. Rebâib: Üvey kız mânâsına gelen bu kelime 1 yerde geçer.
17. Ebb: Evlâdı hatıra getiren bu kelime, cemi, müfred muhtelif kullanışlarıyla 143 yerde geçer, “baba” demektir.
18.Üram: Keza baba (ebb) kelimesinde olduğu gibi, evlâdı hatırlatan bir diğer mühim kelime olan “anne” mânâsmdaki ümm kelimesi de -bu mânâda olmak üzere- 29 yerde geçer.
19. Rabb: Çocuklarla alâkalı en mühim fiillerden biri olan “terbiye” fiilini hatırlatan bu kelime ile alâkalı kelimeler Kur’ân’da 979 kere tekerrür eder.
Kur’ân-ı Kerîm, çocukla alâkalı meselelere genişçe yer vermiştir. Ancak bunu yaparken her seferinde, mevzûya doğrudan girmemiş, çoğunluk itibariyle, dolaylı olarak ele almıştır. Sözkonusu durumu, bu maksatla kullanılan tabirlerin arzettiği çeşitlilikte görmek mümkündür.
Mes’elenin niçin böyle ele alınmış olabileceği sorusuna gelince, bu hususta şöyle bir mülâhaza yürütmek mümkündür: Çocukla ilgili meseleler çok yönlüdür. Kur’ân-ı Kerim bâzan ebeveynin çocuğa karşı vazifele¬rini, bâzan evlâdın ebeveyne karşı vazifelerini, bâzan çocuk sebebiyle ortaya çıkan hukukî durumları, çocuğun himayesini, terbiyesini, hayata hazırlanmasını, çocuk sebebiyle ortaya çıkan ferdî, ailevî, içtimaî problemleri vs. vs. ele almaktadır. Çocuk mes’elesinin medâr-ı bahs edilen yönüne göre, yaklaşım farklı ol¬makta, kullanılan tâbirler farklı olmaktadır.
Görüldüğü gibi Her halükârda şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, Kur’ân-ı Kerîmin ilk sayfasından son sayfasina kadar, her tarafında muvazeneli bir şekilde bu mes’eleye yer verilmiş, her an çocuk ve çocukla alâkalı meseleler

28

Mayıs
2012

Eğitim ve Çocuk-1

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  305 Kez Okundu

A- Eğitimin tanımı
Eğitim, yetişkin nesiller tarafından yetişmekte olan nesillere yapılan her çeşit etkidir. Türkiye de en çok kullanılan ve kabul gören tanımı ise; Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişim oluşturma sürecidir .
B- Çocuk eğitimi
Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldüğünde bu konunun önemi her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Daha doğacak çocuk anne karnında iken anne babaların kafasında birçok soru işareti oluşur. Kız mı erkek mi olacak? Sağlıklı doğup büyüyecek mi? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir değişiklik olacak? İleride nasıl bir insan olacak? Okul başarısı iyi olacak mı? Nasıl bir meslek sahibi olacak? Hayatta başarılı olacak mı? Buna benzer yüzlerce soru ile çocuğu beklemeye koyulurlar.
Bütün bu soruların ve bazı bilinmeyenlerin yanı sıra çocukların psikososyal gelişimini ve kişilik gelişimini doğru yönlendirmek anne babaların en önemli görevlerinden biridir. Bu görevin tam ve eksiksiz olarak yapılması ise her açıdan çok önemli ve birçok yönden zordur. Her ne kadar doğuştan ve genetik olarak alınan özellikler olmasına karşın, her çocuğun ayrı bir fiziksel yapısı, kişilik özelliği, davranış paterni, psikososyal özellikleri, anlayışı, duygusal yapısı, zeka kapasitesi ve ruhsal gelişimi bulunmaktadır. Bütün bu özellikler, aile ortamı ve devamlı değişen çevre şartları ile etkileşince ortaya birçok yönü ile anne babadan farklı bir biyopsikososyal yapı ortaya çıkmaktadır. Çocuk, ana baba elinde bir emanettir Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir Temiz bir toprak gibidir Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsulü alınır Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir Eğer hayrı adet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür Çocuklara iman, Kur’an ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saadetine ererler Bu saadete ana-baba ve hocaları da ortak olur, Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:(Kendinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]

28

Mayıs
2012

KURANDA ÇOCUK

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  344 Kez Okundu

Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. (2/49)

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (2/146)

Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah´tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir. (2/233)

Musa´dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi Hani, peygamberlerinden birine: “Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi, O: “Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız ” demişti. “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)” demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir. (2/246)

Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz. (2/266)

Şüphesiz inkâr edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah´tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar. (3/10)

Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir ” dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona “ol” der, o da hemen oluverir.” (3/47)

Gerçekten inkâr edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah´tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır. (3/116)

Arkalarında bıraktıkları zayıf çocuklardan dolayı korku duyanların, (vasiyetleri altında olanlar için de) içleri ürpertiyle titresin. Allah´tan korksunlar ve onlara doğru söz söylesinler. (4/9)

Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir´dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah´tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4/11)

Eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir´de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah´tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12)

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz (4/75)

Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz´aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka. (4/98)

Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: “Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap´ta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir. (4/127)

Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah´a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah´ın elçisi ve kelimesidir. Onu (´OL´ kelimesini) Meryem´e yöneltmiştir ve O´ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah´a ve elçisine inanınız; “üçtür” demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O´nundur. Vekil olarak Allah yeter. (4/171)

Senden fetva isterler. De ki: “Allah, ´çocuksuz ve babasız olanın (kelale´nin)´ mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. Allah, herşeyi bilendir. (4/176)

Yahudi ve Hıristiyanlar: “Biz Allah´ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz” dedi. De ki: “Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor Hayır, siz O´nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah´ındır. Son varış O´nadır.” (5/18)

Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır. (6/20)

Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O´nun nasıl bir çocuğu olabilir O´nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. (6/101)

Yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları bırak. (6/137)

Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah´a karşı yalan yere iftira düzüp Allah´ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)

De ki: “Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O´na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah´ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz.” (6/151)

Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: “Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır´da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terketmeleri için mi (serbest) bırakacaksın ” (Firavun) Dedi ki: “Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz.” (7/127)

O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah´a dua ettiler: “Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız.” (7/189)

Ama O, onlara (Adem´in çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O´na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. (7/190)

Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır. (8/28)

De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah´tan, O´nun Resûlü´nden ve O´nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah´ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (9/24)

Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (9/55)

Sizden önceki (münafıklar ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır. (9/69)

Allah çocuk edindi” dediler. O, (bundan) yücedir; O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O´nundur. Kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. Allah´a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz (10/68)

Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. “Hey müjde… Bu bir çocuk.” dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ´ticaret konusu bir mal´ olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (12/19)

Ve dedi ki: “Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah´tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah´ındır. Ben O´na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O´na tevekkül etmelidirler.” (12/67)

Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah´ın izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır. (13/38)

Hani Musa kavmine şöyle demişti: “Allah´ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır.” (14/6)

Hani İbrahim şöyle demişti: “Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.” (14/35)

Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.” (14/37)

Dediler ki: “Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz.” (15/53)

Ve Allah´a kızlar isnad ediyorlar, (haşa) O yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir. (16/57)

Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah´ın nimetini inkar mı ediyorlar (16/72)

(Ey) Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o, şükreden bir kuldu. (17/3)

Sonra onlara karşı size tekrar ´güç ve kuvvet verdik´, size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık. (17/6)

Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır. (17/31)

Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun.” Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez. (17/64)

Ve de ki: “Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah´adır.” Ve O´nu tekbir edebildikçe tekbir et. (17/111)

(Bu Kur´an) “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarıp-korkutur. (18/4)

Bağına girdiğin zaman, ´Maşaallah, Allah´tan başka kuvvet yoktur´ demen gerekmez miydi Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan.” (18/39)

Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan ´salih davranışlar´ ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (18/46)

Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.” (18/74)

Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü´min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk.” (18/80)

Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.” (18/82)

(Allah buyurdu:) “Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız.” (19/7)

(Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) “Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut.” Daha çocuk iken ona hikmet verdik. (19/12)

Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).” (19/19)

O: “Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken” dedi. (19/20)

İşte böyle” dedi. “Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).” Ve iş de olup bitmişti. (19/21)

Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz ” (19/29)

Allah´ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: “Ol” der, o da hemen oluverir. (19/35)

Ayetlerimizi inkar edip, bana: “Elbette mal ve çocuklar verilecektir” diyeni gördün mü (19/77)

Rahman çocuk edinmiştir” dediler. (19/88)

Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.) (19/91)

Rahman´a çocuk edinmek yaraşmaz. (19/92)

Rahman çocuk edindi” dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır. (21/26)

Irzını koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (21/91)

Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla (23/55)

Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz) Hayır, onlar şuurunda değiller. (23/56)

Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O´nunla birlikte hiçbir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir. (23/91)

Mü´min kadınlara da söyle: “Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah´a tevbe edin ey mü´minler, umulur ki felah bulursunuz.” (24/31)

Sizden olan çocuklar, erginlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi, bundan böyle izin istesinler. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (24/59)

Göklerin ve yerin mülkü O´nundur; çocuk edinmemiştir. O´na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (25/2)

(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: “Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi ” (26/18)

´Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde.” (26/88)

Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti.” (26/133)

Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır´da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (28/4)

Ey insanlar, Rabb´inizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah´ın va´di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (31/33)

Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. (33/4)

Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.” (37/100)

Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (37/101)

Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı (37/149)

(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş (37/153)

Eğer Allah, çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini elbette seçerdi. O, yücedir; O, bir olan, kahredici olan Allah´tır. (39/4)

Böylece, o, katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: “Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın.” Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir. (40/25)

Oysa onlardan biri, O, Rahman için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur. (43/17)

De ki: “Eğer Rahman´ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum.” (43/81)

(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. “Korkma” dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. (51/28)

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ´(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama´, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ´çoğalma-tutkusu´dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah´tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (57/20)

Ne malları, ne çocukları onlara Allah´a karşı hiçbir şeyle yarar sağlamaz. Onlar, ateşin halkıdır, içinde süresiz kalacaklardır. (58/17)

Allah´a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah´a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O´ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah´ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah´ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)

Ne yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (60/3)

Ey Peygamber, mü´min kadınlar, Allah´a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma´ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah´tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/12)

Ey iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah´ı zikretmekten ´tutkuya kaptırarak-alıkoymasın´; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (63/9)

Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (64/14)

Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O´nun katında olandır. (64/15)

Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye, (68/14)

Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin.” (71/12)

Nuh: “Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular.” (71/21)

Elbette, Rabbimizin şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.” (72/3)

Eğer inkâr edecek olursanız, çocukların saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız (73/17)

Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). (74/13)

Eşinden ve çocuklarından, (80/36)

ÇOĞUNLUK

Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi Allah onlara: “Ölün” dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez. (2/243)

Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam´a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah´a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır. (3/110)

Bir fitne olmayacak sandılar, körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah, tevbelerini kabul etti, (yine) onlardan çoğunluğu körleştiler, sağırlaştılar. Allah yapmakta olduklarını görendir. (5/71)

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah´ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ´zan ve tahminle yalan söylerler.´ (6/116)

Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiç bir şeyi sağlayamaz. Şühesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir. (10/36)

Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa´nın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir İşte onlar, buna (Kur´an´a) inanırlar. Gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar. (11/17)

Ve: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz” de demişlerdir. (34/35)

28

Mayıs
2012

Çocuk Eğitimi İle İlgili Hadisler

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  1.211 Kez Okundu

1-) “Evlâd kokusu, cennet kokusudur.” (1)
2-)“Çocuk bulunmayan evde bereket yoktur.”(2)
3-)“Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın.” İbn Mıhled, Ahbâru’s-Sığar, s.: 135.
4-)“Çocuk doğduğu yere aittir.” (3)
5-)“Hepiniz çoban ve muhafızsınız; maiyyetinizde bulunanların hukukundan sorumlusunuz. İş başındakiler de muhafızdır, memurlarından sorumludur. Erkek, aile fertlerinin çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın da kocasının evinde bir muhafızdır; o da, ondan sorumludur. Hizmetçi muhafızdır, o da efendisinin malından sorumludur. Hülâsa hepiniz muhafızsınız ve maiyyetinizdekilerden sorumlusunuz.”(4)
6-) “Çocuklarınıza gereken ikramı yapın ve terbiyelerini güzel yapın.” (5)
7-) Kuleyb b. Menfaa’nın, dedesinden naklettiğine göre: Dedesi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e gelmiş şöyle sormuş:
– “Yâ Resûlallah! Kime iyilik ve ihsanda bulunayım?” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ise şu cevabı vermiş:
– “Annene, babana, kız kardeşine, erkek kardeşine ve bunlardan sonra gelen yakınlarına ve (sende) hakkı bulunan ve ziyareti şart olan kimselere.” (7)
8-) “Çocuğun ana-babası üzerindeki hakkı, ona iyi bir eğitim ve iyi bir isim vermesidir.” (8)
9-)“Hiç bir ana-baba evlâdına iyi bir eğitimden, iyi bir ahlâktan daha değerli mîrâs bırakamaz.” (9)
10-)“Çocuklarınıza önce ‘lâ ilâhe illallah’ cünlesini öğretiniz.”(10)
11-)“Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adâleti gözetin.” (11)
12-)“Allah’u Teâlâ, her hak sâhibine hakkını vermiştir. Dikkat ediniz, vârise vasiyyet yoktur.” (12)
13-)“Bir kimse, bir çocuğa, gel sana şunu vereceğim der ve sonra da vermezse, bu (sözü) bir yalandır.” (13)
14-)Enes bin Mâlik’in rivâyet ettiğine göre, Rasulullah’la beraber bulunan bir adamın yanına oğlu geldi. Adam oğlunu öptü ve dizine oturttu. Daha sonra kızı gelince, kızını önüne oturttu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
– “Onlara aynı şekilde davranman gerekmez mi?” diye sordu. (14)
15-)Nu’man b. Beşîr’den şöyle dediği rivâyet olunmuştur.
– Babam, beni (aldı da) Rasulullah’a götürdü ve şöyle dedi:
– “Ben, şu oğluma bir köle hediye ettim.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
– “Oğullarının hepsine (aynı) hibede bulundun mu?” buyurdu:
Babam:
– “Hayır” cevabını verdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
– “O hâlde, (onu) geri al” buyurdu. (15)
16-) “Çocuklarınız size ihsan, hürmet ve itaatte âdil olmalarını istediğiniz gibi, siz de onlar arasında hediyede ve bağışlamada adâlete (eşitliğe) riâyet ediniz.” (16)

17-)“(Anasından) doğan her çocuk (İslâm) dini üzerine doğar. Ebeveyni (Mûsevî ise) onu yahudileştirir; (Nasrânî ise) onu hıristiyanlaştırır, (müşrik ise) onu müşrik yapar. Ashab-ı kiram tarafandan:
– Ey Allah’ın Resûlü! Ya, kendisine böyle bir telkinde bulunulmadan ölen çocuk (ne olacak)? denildi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
– “Onların (büyüdüklerinde neyi) yapacaklarını Allahu Teâlâ daha iyi bilendir.” buyurdu. (17)
18-) “Kimin kız çocuğu olup da, onu canlı canlı gömmez, ona hakâret etmez ve erkek çocuğunu ona tercih etmezse Allahu Teâlâ o kimseyi Cennet’e kor.”(18)
19-)“Çocuklarınızı, peygamberimizi, ehl-i beyti ve Kur’an okumayı sevmek gibi üç özellikte terbiye ediniz.” (19)
20-)“Çocuklarınız yedi yaşına gelince onlara namaz kılmalarını söyleyin. On yaşlarına girdiklerinde kılmazlarsa, onları cezalandırın. Yataklarını ayırın.” (20)
21-)“Ana-babanın çocuklara olan vazifeleri, onlara yazmayı, yüzmeyi, ok atmayı öğretmeleri ve sağlıklı ve helâl yiyecekler temin etmeleridir(21)
22-)“Bir kimse, çocuklarını Cehennem’in ebedî ateşinde yanmaya bırakıyorsa, güneşin sıcaklığından korumasında hiç bir hikmet yoktur.”(22)
23-)“Bizim küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüzün hakkını bilmeyen kimse bizden değildir. Bizleri aldatan da bizden değildir. Kendi nefsi için sevdiğini, diğer mü’minler için de sevip istemedikçe, hiç bir kul hakkı ile mü’min olamaz.” (23)
24-)“Bir genç, yaşlı olması sebebiyle bir ihtiyara ikram (ve hürmet) ederse, Allahu Teâlâ da, o gence yaşlılığı sırasında hürmet ve ikramda bulunacak bir kimseyi müvekkil kılar.” (24)
25-)“İnsan ölünce kendisinden ameli kesilmiş olur. Ancak bundan üç şey müstesnâdır:
1- Sadaka-i câriye
2- kendisinden yararlanılan ilim
3- Kendisine duâ eden evlâd.” (25)
26-)“Kişinin Cennet’te derecesi yükselir. Adamcağız:
– “Bu nereden geldi? diye sorar.” Kendisine:
– “Çocuğunun senin için istiğfar etmesinden” denir.(26)
27-)“Kim Kur’an’ı okur, öğrenir ve onunla amel ederse, Kıyâmet Günü, anne ve babasına nurdan bir taç giydirilir. Onun ziyası, güneş ışığı gibidir. Onun ana-babasına iki hulle giydirilir ki dünya onlarla boy ölçülemez. Onlar: “Ne karşılığında bunlar bize giydirildi?” derler. “Çocuğunuzun Kur’an tutması sebebiyle” denilir.” (28)
28-)“Allah yolunda sarfettiğin para, bir köle azat etmek üzere sarfettiğin para, bir miskine tasadduk ettiğin para, ehil ve ıyâline sarfettiğin para… bunların ecir (ve sevap) bakımından en büyüğü, ehil ve ıyâline sarfettiğin paradır.” 250 Hadis; 125/157 (Müslim’den)
29-)“Hanımına yedirdiğin yemek senin için bir sadakadır. Çocuğuna yedirdiğin yemek senin için bir sadakadır. Hizmetçine yedirdiğin yemek senin için bir sadakadır. Kendi nefsine yemek yedirmen de senin için bir sadakadır.” (29)
30-)Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
Bir gün Nebî aleyhisselam, Hazreti Ali’nin oğlu Hasan’ı öpmüştü, yanında Habîs’in oğlu Akra’ vardı. O:
– Benim on çocuğum var, hiç birini öpmedim dedi.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem (hayretle) onun yüzüne baktı ve dedi ki:
– Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. (30)
31-)“Eğer bir kimse kızlara değer verdiğinden dolayı eziyet görürse ve onlara iyi davranırsa, onlar Cehennem’e karşı perde olurlar.” (31)
32-)“Kim erginlik çağına varan iki kızına, onlar yanında kaldıkları veya kendisi onların yanında kaldığı müddetçe iyilik yapar ihsanda bulunursa, bu kızlar onu mutlaka cennete dahil ederler.” (32)
33-)“Çocuk bülûğa erince babası onu evlendirsin, aksi halde çocuk günah işleyebilir, onun bu günâhı da babaya ait olur.” (33)
34-)“Kim, üç kız çocuğu bakıp büyütür ve onları güzel terbiye eder; onları evlendirir ve onlara ihsanda bulunursa, onun için cennet vardır.” (34)
35-)“Dindarlığını ve karakterini beğendiğiniz biri size dünür gelirse, sorumluluğunuzdaki kızı onunla evlendiriniz. Eğer bunu yapmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve fesad olur.” (35)
36-)“Kızını, fâsık bir kimse ile evlendiren kimse, kesinlikle ona merhametsizlik etmiş olur.” (36)
37-)Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
“Kim ki, yalnız Allah rızası için bir yetimin başını meshederse (okşarsa), kendisine elinin dokunduğu tüyler, saçlar sayısınca mükâfat verilir.” buyurmuş ve: “Kim ki, himayesi altında bulunan veya herhangi bir yetime ihsan ederse, onunla Ben Cennette bunlar gibi (yanyana)yız” diyerek parmakları arasından şahâdet parmağı ile orta parmağını işaret ederek göstermiş.” (37)
38-“Kim müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dâhil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişse, Allah onu mutlaka Cennete koyacaktır.” (38)
39-)“Kim üç yetimi yetiştirir, nafakasını temin ederse, sanki ömrü boyu geceleri namaz kılmış, gündüzleri orut tutmuş ve sabahtan akşama yalın kılıç Allah yolunda cihad etmiş gibi sevap alır. Keza, ben ve o, şu iki kardeş (parmak) gibi cennette kardeş oluruz.” buyurdu ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yapıştırdı. (39)
40-)“Bülûğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, sıhhat buluncaya kadar mecnûndan kalem kaldırılmıştır (işledikleri suç yazılmaz.(40)
Dip Notlar:
1. Kenzü’l-İrfân; 339/847. (Menavî’den)
2. Kenzü’l-İrfân; 338/844. (Menavî’den)
3.İbn Mıhled, Ahbâru’s-Sığar, s.: 135.
4. İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; 40.
5.Riyazü’s-Sâlihîn; c: 1, s: 337, H. No: 298.
6.Kütüb-i Sitte, cilt: 17, sayfa: 473, Hadis No: 7091.
7.Seçme Hadisler; 143/12 (Ebû Dâvud’dan)
8.İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; s: 43 (Tabarânî’den)
10.TDV İslam Ansiklopedisi, c: 8, s: 358, İbn Mahled, s: 142; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 158.
11.Buhârî, Hîbe, 12-13. TDV İslam Ansiklopedisi, c: 8, s: 356.
12.250 Hadis; 100/126. (Buhârî-Müslim)
13.Seçme Hadisler; 40/50. (Ahmed İbn-i Hanbel’den)
14.İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; s: 44 (Bezzâr’dan)
15.424/20. (Müslim, c: 5, s: 65)
16.250 Hadis; 46/51. (Taberânî’den)
17.423/17. (Tuhfetü’l-Ahvezî, c: 6, s: 344)
18.Seçme Hadisler; 165/49 (Ebu Davud’dan)
19.Kenzü’l-İrfân; 192/441 (Camiu’s-Sağîr’den)
20.İslam Kültüründe Âile Plânlaması; s: 41 (Ahmed İbn Hanbel’in Müsnedi’nden)
21.İslam Kültüründe Âile Plânlaması; s: 43 (Beyhâkî’den)
22.Siret Ansiklopedisi, cilt: 2, sayfa: 213
23.500 Hadis; 220/346
24.40×40; 429/39 (Tuhfetü’l-Ahvezî, c: 6, s: 167)
25.500 Hadis; 45/67 (Müslim’den)
26.Seçme Hadisler; 162/43 (İbni Mâce’den)
27.40×40; 187/24 (Et-Terğîb, cilt; 2, sayfa: 355)
28. 250 Hadis; 125/157 (Müslim’den)
29. Ahmed İbni Hanbel ve Tirmizî’den
30.250 Hadis; 132/165 (Buharî-Müslim)
31.Sîret Ansiklopedisi, cilt: 2, sayfa: 226.
32.Kütüb-i Sitte, cilt: 17, sayfa: 473, Hadis No: 7090.
33.İbni Kayyim el-Cevziyye, s. 159. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt: 8, sayfa: 356.
34.Seçme Hadisler; 248/79 (Ebu Dâvud’dan)
35. İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; 31 (Tirmizî’den)
36. Kenzü’l-İrfân; 345/861 (Menâvî’den)
37.Seçme Hadisler; 243/75.
38.Tirmizî, Birr 14 (1918) Kütüb-i Sitte, cilt: 2, sayfa: 517 Hadis No: 180.
39.Kütüb-i Sitte, cilt: 17, sayfa: 475 Hadis No: 7095.
40.Ebu Dâvud, Hudûd 16, (4398, 4403) Kütüb-i Sitte, cilt: 6, sayfa: 307 Hadis No: 1658.

25

Mayıs
2012

AÖF İktisat Tarihi Final (1-2-3) Soru ve Cevapları

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  2.445 Kez Okundu

İKTİSAT TARİHİ-1
1-) İktisat tarihini, Kıt ve yetersiz kaynakların insanların amaçları uğrunda çağlar boyunca nasıl kullanıldığının ve bu alandaki değişmelerin insan hayatını ve toplumları ne şekilde etkilediğinin araştırılması şeklinde tanımlayan iktisatçı, aşağıdakilerden hangisidir?D) Eli Heckser
2-) Tarım inkılabını açıklayan teorilerden biri olan ve Robert J. Braidwood tarafından geliştirilen “Çekirdek alan teorisi” neyi ifade etmektedir
A) İnsanın doğal çevresindeki hayvan ve bitkileri giderek daha iyi tanımasını sağlayan kültürel gelişme tarım inkılabına yol açmıştır.
3-) I- Teknoloji II- Toplam üretim III- Kişi başına hasıla IV- Toplumun gelir bölüşümü Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri, iktisat tarihinde performansın açıklanmasında kullanılabilecek temel göstergelerdir?D) II, III, IV
4-) Tarım inkılabını açıklayan teorilerden hangisinin hareket noktası nüfustu?C) Binford
5-) Aşağıdakilerden hangisi tarım inkılabının sonuçları arasında yer almaz?E) Göçebelik yerleşik hayatın yerini aldı
6-) Tarım inkılabı ilk kez aşağıdaki bölgelerinden hangisinde ortaya çıkmıştır?C) Ortadoğu
7-) İlkçağ Atina şehir devletinin ekonomik refahının gerçek nedeni aşağıdakilerden hangisidir?E) Etkin bir mülkiyet hakları sisteminin varlığı
8-) İlkçağ ekonomilerinin çöküşünü hazırlayan başlıca neden aşağıdakilerden hangisidirD) Nüfus artışı ve azalan verim
9-) Roma’da tarımının geriliği aşağıdakilerden hangisi ile açıklanabilir?E) Kölelik sistemi
10-) Helenistik (Helenizm) çağdaki ekonomilerde en göze çarpan özellik aşağıdakilerden hangisidir?A) Devlet kontrolünün benimsenmesi
11-) Erken Ortaçağ’da Kuzey Avrupa’da denizciliğin gelişmesini sağlayan etmen aşağıdakilerden hangisidir?C) Kıyıların coğrafik özelliği
12-) Senyör tarafından bağışlanan toprak üzerindeki hakların, vassal tarafından sağlanan askeri ve diğer hizmetler karşılığında değiştirilmesine ne ad verilir?C) Feodal sözleşme
13-) Ortaçağ malikanesinde angaryanın işgücü organizasyonunda etkin hale gelmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?D) Yasaların hükmü
14-) Müslümanların ilerlemesiyle Akdeniz ticaretinin kesildiği şeklindeki teze karşı çıkan iktisat tarihçisi aşağıdakilerden hangisidir?C) Vercauteren
15-) Edith Ennen’e göre, Roma şehir geleneğinin kesintisiz devam ettiği bölge aşağıdakilerden hangisidir?A) Akdeniz
16-) Erken Ortaçağ’da Avrupalıların istilalara karşı savunma olarak geliştirdikleri sistem aşağıdakilerden hangisidir?E) Feodalizm
17-) İleri Ortaçağ’da, 1000 tarihinden itibaren “feodal olmayan yönetim şeklinin” ortaya çıkışında aşağıdakilerden hangisi etkili olmuştur?A) Şehirlerin oluşumu
18-) Aşağıdakilerden hangisi İleri Ortaçağ şehirli sınıfının oluşmasıyla ortaya çıkan bir durum değildir?E) Feodallerin güçlenmesi
19-) 11. yy.’dan itibaren Avrupanın gösterdiği gelişmeyi dışsal faktörlere dayandıran bilim adamı aşağıdakilerden hangisidir?B) Henri Pirenne
20-) 16. yüzyılda Avrupa nüfusunun artışını etkileyen temel faktör aşağıdakilerden hangisidir?C) Artan doğum oranları
21-) Aşağıdakilerden hangisi merkantilizmin savunduğu ilkelerden biri değildir?C) Ticarette serbestlik
22-) “Miktar Teorisi” neyi ifade etmektedirD) Para miktarındaki artışların, fiyatlar genel seviyesini yükselteceğini
23-) Aşağıdakilerden hangisi 17. ve 18. yy’da İngiltere’nin ekonomik büyümesinin en önemli nedenidir?B) Dış ticaretindeki genişleme
24-) Ülkelerin kendileri için en avantajlı ve uluslararası piyasalarda rekabetçi olabilecekleri malların üretiminde uzmanlaşmalarına ne ad verilir?A) Uluslararası ticarette ihtisaslaşma
25-) İngiliz sanayileşme tecrübesini inkılap kavramı çerçevesinde ele alan ilk iktisat tarihçisi kimdir?A) Arnold Taynbee
26-) Uçan mekiğini icad eden bilim adamı aşağıdakilerden hangisidir?B) John Kay
27-) Aşağıdakilerden hangisi 19. yüzyıl Avrupa’sında sanayinin gelişmesinin sonuçlarından biri değildir?A) Eski sınıfların varlığın sürdürmesi
28-) Müteşebbislerin caza yasaları dışında herhangi bir resmi sınırlamayla karşılaşmaksızın menfaatleri peşinden serbestçe koşabilmelerini savunan ve Laissez Faire olarak adlandırılan ekonomik felsefe aşağıdaki ülkelerden hangisinde doğdu?D) İngiltere
29-) Aşağıdakilerden hangisi gelişmiş ve geri kalmış bölgeler arasında büyüyen teknik açığın en önemli nedenidir?D) Eğitim düzeyi
30-) Az gelişmiş ülkelere yardımlarını koordine etmek, makro ekonomik politikalar üzerinde uzlaşma imkanları aramak ve karşılıklı problemlerin çözümüne yardımcı olmak amacıyla 1961 yılında kurulan organizasyon aşağıdakilerden hangisidir?E) OECD

İKTİSAT TARİHİ-2
1-) Yaklaşık 10.000 yıl önce insanların yerleşik tarıma geçerek gerçekleştirdikleri köklü değişime ne ad verilmektedir
A) Neolitik inkılap
2-) Aşağıdakilerden hangisi, toplumların ekonomik performansını temelden değiştiren ve uzun dönemli ekonomik büyümeyi mümkün kılan iki köklü değişimdir?D) Sanayi inkılabı – tarım inkılabı
3-) Neolitik tarım yöntemleri nüfus kitlelerinin sürekli bir yerleşim alanı oluşturmalarına ilk olarak dünyanın neresinde imkan verdi
B) Fırat-Dicle ile Nil vadileri
4-) Roma döneminde, köylerden şehirlere göçü önlemek ve kırsal kesimden tahsil edilen vergilerin garanti altına alınması amacıyla çiftçileri bulundukları topraklara bağlayan uygulamaya ne ad verilirdi?B) Kolonluk
5-) Ortaçağ’da Avrupa toplumunun tabi olduğu üç etki aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?A) Roma-Cermen-Hıristiyanlık etkisi
6-) Ortaçağ Avrupa’sında feodal bir siyasi yapı ve malikaneler ekonomisi hangi dönemde ortaya çıktı?A) 476-1000 yılları arası Erken Ortaçağ
7-) Aşağıdakilerden hangisi serf köylülerin angarya dışındaki yükümlülükleri arasında yer almaz?D) Başka malikaneye mensup birisiyle evlenme
8-) Aşağıdakilerden hangisi Avrupa’da demir ve kömürün çıkarıldığı yerler arasında yer almaz?E) İspanya
9-) 1000 yılından itibaren Avrupa’nın yeniden toparlanmasında en önemli etmen aşağıdakilerden hangisidir?D) Ortaçağ devletler sisteminin doğuşu
10-) İleri Ortaçağ’da ekonomik gelişmenin ilk merkezi neresi olmuştur
C) Kuzey İtalya-Güney Alçak ülkeler
11-) Matbaa, kaçıncı yüzyılda icat edilmiştir?E) 16. yy
12-) Ortaçağ sonlarında imalat faaliyetlerinde görülen en önemli gelişme aşağıdakilerden hangisidir?A) Şehirden kırsala kayış
13-) Aşağıdakilerden hangisi Avrupa’da yüzyıl savaşlarının ekonomik sonuçları arasında yer almaz
D) Vergiler düşürüldü
14-) Aşağıdakilerden hangisi 16. yy boyunca Avrupa’nın en önde gelen iki ekonomik gücünden biridir?C) Portekiz
15-) 16. yy’ın sonunda Avrupa’da nüfus yoğunluğu en düşük iki ülke aşağıdakilerden hangisidir?E) Rusya – İskandinavya
16-) 17. yüzyılda Fransa’da devlet eliyle geliştirilen sanayi kuruluşlarına ve alt yapıya önem veren, aşırı ekonomik milliyetçi akım aşağıdakilerden hangisidir?A) Colbertizm
17-) İspanya ile birlikte Ortaçağ Avrupa’sının en güçlü ekonomilerinden birisine sahip İtalya’nın, 16 yüzyılın sonlarında dış ticaretteki üstünlüğünü başka devletlere kaptırmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir
E) Ürünlerin yüksek maliyetle üretilmesi
18-) Hollanda’nın 17. yüzyıldan itibaren başlayan ekonomik başarısının temelinde yatan etmen aşağıdakilerden hangisidir
A) Her yerde, her şeyi en ucuza satmaları
19-) İngiltere 16. yy’da girdiği enerji krizini nasıl çözmüştür
A) İngiliz adalarındaki yakıtlara başvurarak
20-) Aşağıdaki tarihlerden hangisi Walt W. Rostow’a göre sanayi inkılabının başlangıcıdır?B) 1783
21-) Buhar makinesini geliştiren mucit aşağıdakilerden hangisidir?C) James Watt
22-) İplik yapımıyla ilgili en önemli yenilik kabul edilen çıkrık makinesi kime aittir?B) S. Crompton
23-) Aşağıdakilerden hangisi 19. yüzyıl Avrupa’sının demografik yapısıyla ilgili doğru bir ifade değildir?C) Sanayiciler sınıf olarak en kalabalık gruptu.
24-) 19 yüzyıl sanayileşmesinin sembolü ve en önemli aracı aşağıdakilerden hangisidir?B) Buharlı lokomotif
25-) 19. yüzyılın sonlarına doğru dünyanın en gelişmiş sanayi ülkesi olan Amerika’nın, Avrupa’yı geçmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisi olabilir
C) Hızlı teknolojik gelişme ve bölgesel ihtisaslaşma
26-) Aşağıdaki olaylardan hangisi Fransa’da serfliğin son bulmasına yol açmıştır?C) Fransız ihtilali
27-) 20. yüzyılda ekonomik kaynaklar açısından en önemli gelişme hangi sektörde olduA) Enerji
28-) Aşağıdakilerden hangisi bilimin teknolojiye uyarlanmasının en çarpıcı nihai örneğidir?C) Uzayın keşfi
29-) Üretim araçlarının bir kısmının devlet, bir kısmının da özel kuruluşların elinde olması esasına dayanan sisteme ne ad verilir D) Karma ekonomi
30-) Günümüzde esas amacı yoksul ülkelerin kalkınması için gerekli teknik ve mali destekleri sağlamak olan uluslararası kuruluş aşağıdakilerden hangisidir?E) Dünya Bankası
İKTİSAT TARİHİ-3

1-) Tarıma geçişi açıklamakta hareket noktası olarak iklimin kötüleşmesini ele alan teori aşağıdakilerden hangisine aittir
C) G.Childe

2-) Aşağıdaki okullardan hangisi iktisadi davranış kurallarının toplumun gelişme düzeyine göre farklılık göstereceğini savunur
D) Tarihçi okul

3-) Tarımın ortaya çıkışı ilk olarak aşağıdaki bölgelerden hangisinde gerçekleşmiştir
E) Ortadoğu
2-) D
4-) Roma İmparatorluğu’nun çöküş dönemindeki iki temel ekonomik sorun aşağıdakilerden hangisidir
A) Enflasyon ve para ayarının bozulması

5-) Atina Polis’in altın çağındaki başarısı aşağıdakilerden hangisi ile açıklanır
B) Üretim faktörleri üzerinde etkin mülkiyet hakları sistemi kurması

6-) Roma İmparatorluğu’nda ekonomik olmaktan çok sosyal amaçlı kurulan ve büyük şehirlerde aynı meslekten esnaf gruplarının toplandığı derneklere ne ad verilir
D) Collegia
7-) Erken Ortaçağ’da hür fakat toprağa bağlı köylülere ne ad verilirdi
C) Serf

8-) Erken Ortaçağ’da bir malikanenin işlevi aşağıdakilerden hangisi olarak saptanır
E) Köylülerin güvenliğini ve aristokrat sınıfın otorite ve geçimini sağlamak
9-) Ortaçağ’da Poliçe kullanımının yaygınlaşmasının en önemli katkısı aşağıdakilerden hangisidir
A) Sermayeyi likit ve uluslararası ölçüde mobil hale getirmesi

10-) Ortaçağ Avrupasında dokuma endüstrisine göre daha küçük fakat ekonomik açıda daha önemli bir sanayi kolu aşağıdakilerden hangisidir
C) Metalürji

11-) Aşağıda bulunan Ortaçağ’daki yeniliklerden hangisi Avrupa’nın orjinal ürünlerinden biridir
D) Gözlük

12-) 15.yy.’da Avrupa ekonomisinin hala esnek ve dinamik olduğunu savunan iktisat tarihçisi aşağıdakilerden hangisidir

E) Cipolla

13-) Avrupa’da büyüme dönemi ne zaman sona ermiştir
C) 14.yy.’ın başı

14-) Geç Ortaçağ döneminde kırsal kesimde çalışan esnaf ile pazar arasındaki bağlantıyı sağlayan ve hammadde dağıtıp mamulleri toplayan kişilere ne ad verilirdi
E) Tüccar kapitalist

15-) 16. yy’ın en büyük iş imparatorluğu olan Fugger Ailesi iş hayatına aşağıdakilerden hangisiyle başlamıştır
A) Yünlü kumaş sanayinde tüccar – imalatçı olarak
16-) 16.yy.’da Avrupa’da modern tarıma geçen ilk ülke aşağıdakilerden hangisidir
B) Hollanda
17-) Aşağıdakilerden hangisi Batı Avrupa’ya kıymetli maden akışının sonuçları arasında yer almaz
C) Rantlar yükselmiştir.

18-) Aşağıdakilerden hangisi İspanya’nın ekonomik düşüşünün nedenlerinden biri değildir
C) Nüfus artışı
19-) 16.yy.’da Avrupa’nın en geniş ve en zengin imparatorluğu aşağıdakilerden hangisidir
D) İspanya
20-) Aşağıdakilerden hangisi Modern Çağ’ın başında İtalyan mallarının pahalı olmasının nedenlerinden biri değildir
B) İşçilerin prodüktivitesinin yüksek olması

21-) Aşağıdaki iktisat tarihçilerinden hangisi 1850’lerde sanayileşmenin yalnızca pamuklu dokuma ve demir sanayileriyle sınırlı olduğunu; makineleşmenin ve fabrika sisteminin diğer alanlara yayılmasıyla genel bir sanayileşmenin çok daha ileri tarihlerde tamamlandığını ileri sürmüştür
A) J.H. Clapham

22-) Aşağıdakilerden hangi eşleştirme yanlıştır
D) Eli Whitney – İplik Makinesi

23-) Japon ekonomisinin sanayileşmesinin en ilginç yanı aşağıdakilerden hangisidir
A) Japonya’da tarımsal kaynakların fazla olması
B) Japonların Meiji Dönemi’nde Korumacı politika izleyip kalkınmaları

24-) “Zollverein” kelimesinin karşılığı aşağıdakilerden hangisidir

B) Gümrük birliği

25-) Aşağıdakilerden hangisi 19.yy.’ın en önemli icadıdır
D) Buharlı lokomotif

26-) İlk kez 1879’da sanayi ve tarıma koruma sağlayan yeni bir tarife yasasını kabul eden ülke aşağıdakilerden hangisidir
A) Almanya

27-) 1913’de hareketli montaj bandının üretimde kullanılmasının en önemli sonucu aşağıdakilerden hangisidir
D) Kitlesel üretime geçilmiştir.

28-) I. Otomobil II. Uçak III. Buharlı gemi IV. Buharlı lokomotif Yukarıdakilerden hangileri 20. yy.’ın en karakteristik yeniliklerindendir
B) I – II

29-) Aşağıdakilerden hangisi günümüzde devletin ekonomik canlanmayı veya kalkınmayı sağlamak amacıyla ihracatı arttırmak için dış ticarete müdahale etmesidir
B) Yeni Merkantilizm
30-) Aşağıdakilerden hangisi I. Dünya Savaşı’nın sonuçlarından biri değildir
E) Avrupa’nın ekonomik olarak ilerlemesi

25

Mayıs
2012

Üç Aylar Duası ve Şiiri

Yazar: arafat  |  Kategori: MEDiNE iLAHiLERİ  |  Yorum: Yok   |  749 Kez Okundu

Receb ayı girince Peygamberimiz (s.a.v.): “Allahım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl! Bizi Ramazan’a ulaştır!” diye dua ederlerdi.l’Kur’an“Ey Rabbim! Bize Receb’i ve Şa’ban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır”
(İbn Hanbel, Müsned, 1/259)

Üç aylar Recep ,şaban ve Ramazan,
İbadetle geçirilmesi emreder Kuran,
Recepde çift kandil , sonra gelir Şaban,
Camiler dolar taşar bu geceler de.

Üç aylarhem kandiller mevsimidir,
Bu ayları ibadetle geçirenler diridir,
Kadir gecesi kandillerin gülüdür,
Camiler dolar taşar bu geceler de.

Recep ayında Allahın yüce rahmeti,
Vardır bu ayda kuluna birr ,ihsanı,
Çoktur kullarının taşınmaz günahı,
Bu aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Recep ayı Eşhurul Hurumdandır,
Ramazan ayı Kuranda Şehrullahtır.
Ramazan oruçla temizlik ayıdır.
Bu aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Recep yaratan Rabbimizin ayıdır,
Şaban Peygamberin kendi ayıdır,
Ramazan ümmetin mağfiret ayıdır,
Üç aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Şaban ayı , amellerin yazıldığı aydır,
Şaban ayı amellerin arzedildiği aydır,
Şaban ayı ecellerin yazıldığı bir aydır
Üç aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Müminler bu ayların gelmesini bekler,
Fakir fukara bu ayların gelmesini bekler,
Cennet kapıları açılır kabul olur dilekler,
Üç aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Ramazanın evveli rahmet, orta mağfiret
Sonunda cehennemden azat ettirmek
Müjdelemiştir bize Hazret-i Muhammed
Hoş geldin rahmet ,ganimet Ramazan

Belki bu son olacak bizlere  Recebimiz
Belki bu son olacak  bizlere şabanımız,
Belki de bu son bizim Ramazanımız,
Rahmet, mağfiret,ganimet yüklü aylar.

Ya Rab hamd sanadır, affeyle bizleri,
Kabul et umut dolu seni anan kulları,
Rahmetine kavuştur günahkar gönülleri,
Bizleri üç aylarda boş çevirme Allah’ım

 

25

Mayıs
2012

ÜÇ AYLARIN FAZİLETİ VE KANDİLLER

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  625 Kez Okundu

Allah, zaman içinde özel ve değerli anlar yaratmıştır. Bunlar, bayram günleri ve geceleri, Cuma geceleri, üç aylar diye adlandırdığımız Recep, Şaban ve Ramazan ayı ve Kandil geceleridir. Üç aylar mevsimi aynı zamanda kandiller mevsimidir. Beş kandil gecesinin dördü üç aylar içerisinde yer alır.
Üç aylarda yer alan kandiller:
Regaib Kandili: Recep ayının ilk Cuma gecesidir
Miraç Kandili: Recep ayının 27. gecesi ve Efendimizin miraca çıkması olayıdır
Berat Kandili: Şaban ayının 15.gecesidir
Kadir gecesi: Ramazan ayının 27. gecesidir
Peygamberimiz üç arlar girince şöyle dua yaparmış:
اللهم بارك لنا في رجب وشعبان وبلغنا رمضان
“Alah’ım! Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl ve bizi ramazana kavuştur.”

ياايهاالذين امنوااتقواالله والتنظر نفس ماقدمت لغد
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr, 59/18)
Sevgili Peygamberimize hitaben:
“(Habibim) de ki: Eğer duanız ve ibadetiniz olmasa, Rabbiniz size ne diye değer versin…”( Furkan 25/77.)

Kameri ayların yedincisi, İslami takvimin aylarından biri Muharrem ile başlayan ve Zilhicce ile sona eren Kameri takvim aylarının yedincisi olan Recep, ayı aynı zamanda ”üç ayların” ilkidir.

“Recep” kelimesi, herhangi bir şeyden korkmak, utanmak veya bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak ve tazim manalarına gelir.

Arapçada üç harften meydana gelen bu kelimeye (Recep kelimesine) şu vasıflar verilir.

1-Re = Allah (c.c.) rahmeti,

2-Cim = Kulun cürmü, günahı,

3-Be = Allah (c.c.) birri yani ihsanı,

Şu manaya getirilir.“Kulumun cürmünü, Rahmetimle Birr’im arasına alırım”. Görülüyor ki, duaların geri çevrilmeyeceği müjdesinin verildiği gecelerden birisi de Regaip gecesidir.

Recep ayının ilk Cuma gecesine Regaip gecesi denir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ihsanlar, ikramlar yapar. Regaip, ihsanlar, ikramlar demektir. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Regaip gecesi yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir.
Üç Aylar sırasıyla; Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Üç ayların ilki olan Recep ayının bir özelliği de Kur’an-Kerim’de “Eşhurul Hurum” diye ifade olunan Zilkade, Zilhicce ve Muharrem ayları ile birlikte kutsal aylardan biri olduğu gibi, Hadis-i Şeriflerde de “Şehrullah” yaniAllah’ın ayı unvanını almış olmasıdır. Rivayete göre, İslamiyet’ten önceki cahiliye döneminde bile bu aylar bir nevi sulh ve huzur mevsimleri halini alırlardı. Bu nedenle; Araplar, Recep ayını sakin ve huzurlu ay anlamında“Şehrullahil asam” şeklinde nitelendiriyorlardı. Hz. Peygamber’in, Şaban ayına kendi ayı,Ramazan ayı için “ümmetimin ayı” diye dediği rivayet edilmiştir.( Keşfu’l-Hafâ, cilt 1, sayfa 510, Beyrut – 1985, Hadis no 1358)
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuştur, “Beş gece vardır ki o gecelerde yapılan dualar geri çevrilmez: Recep ayının ilk Cuma gecesi (Regaip Gecesi), Şaban ayının yarısı gecesi (Berat Gecesi), her Cuma Akşamı ve Bayram geceleri.”(Muhtarul Ehadis, sayfa,73)

Recep ve Şaban aylarında imkân oldukça sık sık oruç tutmak sevap olduğu gibi, her Pazartesi ve Perşembe günleri ile bu ayların 13, 14 ve 15 incin günlerinde oruç tutmak Hadis-i Şeriflerde tavsiye edilmiştir. Nitekim bir Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmaktadır.“Pazartesi ve Perşembe günü amellerin Allah’a arz olunduğu günlerdir. Bende amellerimin oruçlu bulunduğum halde arz olunmasını severim.”( Riyazus Salihin tercümesi, Diyanet Yayınları cilt 2, sayfa 511)
Allâh Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’inde; kendi mukaddes kitâbını (Enbiyâ 21/50), yağmur’u (Kâf 50/9), zeytin ağacını (Nûr 24/35), Hazret-i îsâ -aleyhisselâm-’ı (Meryem 19/31), Berât gecesini (Duhân 44/3), Mescid-i Aksâ çevresini (İsrâ 17/1), Kâbe-i Muazzama’yı (Âl-i İmrân 3/96) mübârek olarak vasıflandırmıştır. El-Kadr Suresi’nde Kadir gecesinin, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı olduğunu belirtmiştir.
Peygamber Efendimiz (a.s.) da Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’nin faziletini ve o mübârek beldelerde ibâdetin değerini belirtmek üzere şöyle buyurmuşlardır:
“Beyt-i Şerîf’de (Kâ’be’de) edâ olunan namazın biri, diğer yerlerdeki namazların yüz binine ve benim mescidimde kılınan namazın biri, aynı şekilde başka yerlerde kılınan namazların binine ve Beyt-i Makdîs’de (Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’da) kılınan namazın biri dahî, diğer mahallerde kılınan namazların beş yüzüne denktir.” (Kenz’ül- irfân s: 85 Müslîm, Tirmîzî, Nesâî’den)
Yine buyurmuşlardır: “Medîne-i Münevvere’de bir Ramazan-ı Şerifi tutmak, diğer beldelerin bin Ramazanından; ayrıca bir Cum’â namazını orada edâ etmek diğer beldelerin bin Cumâ’sından üstündür.” (Kenz’ül irfân s: 85 Câmiü’s-Sağîr’den)

— Talha İbnu Ubeydillah haber veriyor: Hz. Peygamber (a.s.)’e Necid ahalisinden bir adam geldi. Hz. Peygamber’e iyice yaklaşınca gördük ki, İslâm’dan soruyormuş.
Hz. Peygamber (a.s.): “Gece ve gündüzde beş vakit namaz” demişti ki adam tekrar sordu:
“Bu beş dışında bir borcum var mı?”
Hz. Peygamber (a.s.): “Ramazan orucu da var” deyince adam: Bunun dışında oruç var mı? diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Hayır!” Ancak dilersen nâfile tutarsın” dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona zekâtı hatırlattı. Adam: “Zekât dışında borcum var mı?” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Hayır, ama nâfile verirsen o başka!” dedi.
Adam geri döndü ve giderayak: “Bunlara ilâve yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım” dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) da: “Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir” buyurdu. (Buhârî, İman 34; Müslim, İman 8, (11); Nesâî, Siyâm, 1, (4, 120); Ebu Dâvud, Salât 1, (391); Muvatta, Kasru’s-Salât fi’s-Sefer 94, (1, 175).

Hz. Aişe Validemizin bizlere aktardığına göre Efendimiz Pek az bir kısmı hariç, şâban ayını baştan sona oruçlu geçirirdi.( Müslim, Sıyâm 176

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, şâban ayında niçin fazla oruç tuttuğu konusunda, “Şâban, amellerin Allah’a arzedildiği aydır. Ben, oruçlu iken amelimin Allah’a arzedilmesini istiyorum.” “Şâban, ecellerin yazıldığı bir aydır. Ben, oruçlu iken ecelimin tayin edilmiş olmasını istiyorum.” “Şâban, insanların büyük kısmının ramazan ile recep ayları arasında ihmal ettikleri bir aydır. Ben onu ihyâ etmek istiyorum” gibi açıklamalarda da bulunmuştur(Riyazü’s-Salihin, Tercüme ve Şerhi, Erkam Yayınları, c.5)
Şaban ayının fazileti hakkında Hz. Enes (radıyallahu anh) şöyle anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Ramazanı ta’zim için şa’bân” Tekrar soruldu: “Hangi sadaka efdaldir?” “Ramazanda verilen!” cevabını verdi.(İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 9/428)

Bir başka hadiste ise şöyle buyurmaktadır. “Allah Teâlâ, Şabanın on besinci gecesi (Beraat gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asî olanlarla Allah’a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar.”( Sünen-i İbn. Mace, İkâmetü’s-Salât, 191)

Ramazan ayı ise onbir ayın sultanıdır.
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَفَلْيَصُمْهُ
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise, sizden ramazan ayına ulaşanlar idrak edenler onda oruç tutsun.(Bakara, 2/185)
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ise Ramazan ayında gerçekleşen manevi atmosferi şöyle bildirmektedir.
إِذا جَاءَ رَمَضَانُ ، فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الجنَّةِ ، وغُلِّقَت أَبْوَابُ النَّارِ ، وصُفِّدتِ الشياطِينُ
“Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.( Bakara, 2/185)
Sevgili Peygamberimiz diğer bir hadislerinde Ramazan ayında tututlan orucun önemine şu şekilde işaret etmektedir.
مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَاناً واحْتِساباً ، غُفِرَ لَهُ ما تَقَدَّمَ مِنْ ذنْبِهِ
“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”(Riyazü’s-Salihin, Hadis No:1222)
Bu mübarek üç ayların Rabbimizin istediği manada ihya edilmesini, değerlendirilmesini ve bu mübarek ayların mü’minlerin mağfiret-ilâhiyyeye nail olmalarına vesile olmasını ve bütün İslam alemine sulh ve huzur getirmesini Rabbimizden niyaz ederiz.

24

Mayıs
2012

Gül Yüzlü Nebi

Yazar: arafat  |  Kategori: MEDiNE iLAHiLERİ  |  Yorum: Yok   |  501 Kez Okundu

Yolların en güzeli senindir Gül Nebi,
Selam olsun sana ey gül yüzlü Nebi,
Sen Peygambersin gül kokan Nebi,
Sen Medine şehrinin gülüsün Nebi.

24

Mayıs
2012

Can Ahmedim Can Muhammed

Yazar: arafat  |  Kategori: MEDiNE iLAHiLERİ  |  Yorum: Yok   |  671 Kez Okundu

Sensiz hayat geçmez Ya Resulallah,
Sensiz yalnız kalırım Ya Resulallah,
Sensiz dünya garip Ya Resulallah,
Şefaat eyle  bizlere  Ya Resulallah

Senden ışık alan alan sahaben ışık oldu,
Dünya da kanayan yaralar böyle sarıldı.
Ağlayan feryad eden annenin yüzü güldü.
Şefaat eyle bizlere kıyamette Ya Resulallah

24

Mayıs
2012

Medine Çarşısının Yolunu Göster:Abdurrahman İbni Avf(590?-32/652)

Yazar: arafat  |  Kategori: SiYER  |  Yorum: Yok   |  485 Kez Okundu

Rasûlullah’in hayatta iken Cennetle müjdeledigi on sahâbîden ve Ilk müslümanlardan biri.
Abdurrahman b. Avf (r.a.) Ilk müslümanlardan olmasindan dolayi Kureys’in zâlim tutumuna dayanamayan ashâb ile birlikte Habesistan’a yapilan Iki hicrete de katıIlmisti. Nihayet Rasûlullah, ashâbi Medine’ye hicret etmeye tesvik edince, o da diger ashâb ile birlikte hicret etmisti. Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’de Ensâr ile Muhâcirler arasinda kardeslikler ilân edince Abdurrahman b. Avf ile Ensâr’dan Sa’d b. Rabî’i kardes ilân etmisti
Ensâr’in ileri gelenlerinden Sa’d b. Rabî’ ‘Din kardesi’ Abdurrahman’a sunlari söylemisti:
“Benim bir hayli malim vardir. Bunun yarisini sana veriyorum. Ayrica Iki esim vardir. Bunlardan birini bosayacagim, iddeti bitince onu nikâhlarsin.” Bu büyük âlicenaplik karsisinda Abdurrahman b. Avf kardesine sunlari söylüyordu:
“Cenâb-i Allah malini ve aileni sana mübarek eylesin. Senin bu davranisina karsi Allah ecrini versin. Sen yalniz bana çarsinin yolunu göster, benim için yeterlidir.”
Abdurrahman b. Avf (r.a.) ticaret hayatini çok iyi bilen Kureys içinde büyüdügü için bu isin tam bir uzmani olarak Medine çarsisinda alisverise baslamis ve Allah ona büyük servet vermisti. Abdurrahman bu ticârî hayatini söyle anlatir:
“Cenâb-i Allah bana öyle bir nimet verdi ki, bir tasi bile bir yerden kaldirip baska yere koydugumda sanki altin oluveriyordu.”
Abdurrahman b. Avf (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bütün gazvelerine katıIlmis ve Ilk Islâm cihad hareketinden en güzel sekilde nasibini almisti.
Ashâbtan Mugîre b. Su’be (r.a.)’ den rivâyet edildigine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) çiktigi gazvelerin birinde yolda konaklamisken Ashâb’in bulundugu yerden biraz uzak bir noktaya çekilip hâcetini defederek abdest alip döndü. Rasûlullah ashâbinin yanina vardiginda ashâb Abdurrahman b. Avf’in arkasinda namaza durmustu. Mugîre hemen gidip Abdurrahman’a Rasûlullah’in geldigini haber vermek Istediyse de Rasûlullah buna engel olmus ve Abdurrahman’in arkasinda namazini kIlmisti. Böylece Hz. Peygamber’in Ilk defa arkasinda namaz kildigi kisi Abdurrahman b. Avf olmustur. Daha sonra da bilindigi gibi Rasûlullah hastaligi sirasinda Hz. Ebu Bekr’in arkasinda namaz kIlmisti.
Ibn Sa’d Tabakâtu’l-Kübrâ adli eserinde bu seferin Tebük seferi oldugunu kaydetmektedir (Ibn Sa’d Tabakât, 111, 129).
Yine Ibn Sa’d'in ifâdesine göre Hz. Peygamber ashâb içinde ipek giymeyi yalniz Abdurrahman’a müsaade etmisti. Zira Abdurrahman b. Avf’in vücudunda bir kasinti (cüzzam olma ihtimali) vardi.
Hz. Peygamber’in vefatindan sonra bir gün Medine’de bir heyecan ve kalabalik meydana gelmisti. Bunun sebebini soran Hz. Âise (r.an)’ya Abdurrahman b. Avf’in kervaninin sehre yaklastigi söylenince Hz. Âise söyle demisti:
“Rasûlullah (s.a.s.) söyle buyurmustu: “Abdurrahman sirattan geçerken düser gibi oldu ama düsmedi.” Hz. Âise’nin bu sözlerini haber alan Abdurrahman besyüz deve oldugu söylenen bu kervanini sirtindaki yüklerle birlikte tamamen Allah rizasi için bagıslâmisti. Develerin sirtindaki mallarin develerden çok daha degerli oldugu kaydedIlmektedir. Ashâbin en cömertlerinden biri oldugu bilinen Abdurrahman b. Avf’in birçok gazvede ve özellikle Tebük gazvesinde Allah yolunda büyük infâklarda bulundugu bilinmektedir.
Hz. Ebû Bekir vefatindan önce hilâfete Ömer b. el-Hattab’in geçmesi hususunda Abdurrahman’in görüsünü sormus o da söyle demisti: “Ömer senin düsündügünden daha iyidir. Fakat otoriterligi fazladir.” Hz. Ebû Bekir de söyle karsilik vermisti: “Ömer’in sertligi benim yumusakligimdan kaynaklaniyor. Isleri üzerine alirsa bu sertligi kaybolur. Bir gün ben adamin birine çok kizmistim. Ömer ise çok yumusak davranmisti. Ben yumusak davransam o çok sertlesiyor.”
Hz. Ömer sehid edildiginde yarim kalan namazin tamamlanmasi için Abdurrahman görevlendirIlmisti. Nihayet Hz. Ömer’in tedâvî ediIlmesinin zor oldugu ve ecelinin yaklastigi anlasilinca yeni seçilecek halîfenin belirlenmesi için kurulan ‘sûrâ’da Abdurrahman b. Avf da yer almisti. Sûrâda bulunanlardan Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah ve Sa’d b. Ebi Vakkas haklarindan ferâgât edince Sûrâda halîfe adayi olarak üç kisi kalmisti. Hz. Ali, Hz. Osman ve Abdurrahman b. Avf. Abdurrahman da bu husustaki hakkindan ferâgât edince adaylar Ikiye düsmüstü. Abdurrahman bu hususta ashâbin ileri gelenleriyle uzun görüsmeler yapmis ve Hz. Ali ve Hz. Osman’dan karara uyacaklarina dair kesin söz aldiktan sonra bu konudaki kanaat ve karan Hz. Osman’a bey’atin yararli olacagi hususunda toplaninca, hilâfete Hz. Osman getiriIlmisti.
Abdurrahman b. Avf (r.a.) artik bir hayli yaslaninca Hz. Osman devrinde çok sâkin bir hayat yasamis ve nihayet hicretin 32. yilinda Medine’de vefat etmisti.
Cenaze namazini Hz. Osman kildirmis, onu kabrine götürürken Hz. Ali söyle demisti: “Ey Avf’in oglu! Güle güle ebedî hayata git. Sen bu fânî hayatin en güzel günlerini gördün. Bu revnakli hayat bulanmadan Âhirete göçüyorsun” Sa’d b. Ebi Vakkâs da onun cenazesini tasirken: “Ey koca dag” diyerek Abdurrahman’in seciyesindeki saglamlik ve metâneti ifâde etmisti. Abdurrahman, el-Bakî’de medfundur.

23

Mayıs
2012

AÖF Türkiye Ekonomi Final Ünite Notları-3

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  1.120 Kez Okundu

1. Sanayi sektörü hangi faaliyetleri kapsar? Sınaî faaliyetler
2. Sınaî faaliyet nedir? Hammaddelerin taşınabilir ve kullanılabilir ürünlere dönüştürülmesidir.
3. Dar anlamda sanayi nedir? Üretim faktörlerinden emek ve sermayeyi kullanarak ham madde ve yarı mamul maddeleri işleyerek mamul haline getiren üretim faaliyetleridir.
4. Türkiye’de imalat sanayinin dalları nelerdir? İmalat sanayi, tüketim sanayi ara ve yatırım san.
5. DPT sanayi sınıflandırmaları nelerdir? Madencilik san. İmalat san. Gaz elektrik ve su sanayi
6. Buharlı makineyi kim ve ne zaman yapmıştır? 18 yüzyıl 1781 James Watt
7. Teşviki sanayi muvakkati (geçici sanayi teşvik yasası ) ne zaman çıkarılmıştır? 1913
8. Osmanlıda ilk enerji üretim birimi ne zaman nerede kurulmuştur? 1902 Adana’da kuruldu
9. Türkiye iş bankası ne zaman kurulmuştur? 1924
10. Sanayi ve maadin bankası ne zaman kurulmuştur? 1925
11. Etkili gümrük korumacılığı ne zaman başlatılmıştır? 1929
12. Aşar vergisi kaç yılında kaldırıldı? 1925
13. Türkiye cumhuriyetinde ilk sanayi sayımı kaç yılında yapılmıştır? 1927
14. 1927 yılında yapılan sanayi sayımı 1913-1915 sayımlarından farkı nedir? Tüm ülkeyi kapsamıştır.
15. Birinci beş yıllık kalkınma planı ne zaman yürürlüğe konmuş ve ne zaman uygulanmıştır? 17 Nisan 1934 ile 1938 uygulanmıştır.
16. Birinci beş yıllık kalkınma planı kapsamında kurulan kuruluşlar nelerdir? Etibank Sümerbank ve 20 tane fabrika kurulmuştur.
17. Türkiye’de sanayinin %50 marmara % 20 ege bölgesinde yoğunlaşmasının olumsuz sonuçları nelerdir? Ülkede iç göçlerin doğmasına iller ve bölgeler arasında gelir dağılımında bozulmalara neden olmaktadır.
18. Fiyat sahip ülkelerin yıllık enflasyon oranları kaç ile kaç arası olur? %1 ile %3 arası
19. Hiper enflasyon nedir? Fiyatlar genel seviyesinin çok hızlı arttığı enflasyon türüdür.
19. 2005 yılında para reformu kapsamında neler yapılmıştır? Paradan 6 sıfır atılmış,
20. Finansal krizler nedir? Finansal piyasalarda finansal ataklarla ortaya çıkan ve ülkelerin para, bankacılık, borsa ve diğer finansal piyasalarında büyük çaplı dalgalanmalardır
21. Finansal krizler nelerdir? Borç krizleri, borsa kriz, para kriz, bankacılık kriz, ikiz krizler
6. Reel sektör krizleri nelerdir? Mal ve hizmet piyasalarında yaşanan krizler (enflasyon, durgunluk) faktör piyasalarında yaşanan krizler (işsizlik)
22. Borç krizi nedir? Bir ülkenin kamu veya özel kesime ait dış borçlarıyla kamunun iç borçlarını ödeyememe durumudur.
23. Ekonomide istikrarın sağlanmasında temel unsurlar nelerdir? Fiyat istikrarı ve tam istihdam
24. Ortodoks istikrar politikaları neyi öngörür? Sıkı para sıkı maliye ve sabit kur politikası
25. Heterodoks istikrar politikalarının temelinde ne vardır? Sıkı para sıkı maliye politikaları ile sabit kur sistemine ek olarak ücret ve fiyat kontrolleri şeklinde uygulanan gelirler politikası yer alır.
26. Türkiye’de ilk kapsamlı istikrar politikası kaç yılında uygulamaya konmuştur? 4 Ağustos 1958 alınan kararla uygulanmıştır.
27. 5 Nisan 1994 kararlarının kısa vadede hedefi nedir? Döviz piyasası ve dış dengede istikrarın sağlanmasıdır.

29. 5 Nisan 1994 kararlarının özellikleri nelerdir? Hem Ortodoks hem de heterodoks özelliktedir.
30. Osmanlının ilk parası nedir ne zaman basılmıştır? Akçe 1326 yılında basıldı
31. Osmanlının ilk kâğıt parası nedir ne zaman basıldı? Kaime 1843 yılında basıldı
32. Merkez bankası ne zaman kurulmuştur? 1715 sayılı yasa ile 30 Haziran 1930 da kuruldu 3 Ekim 1931 çalışmaya başladı.
31. Ülkemizde gerçek anlamda ilk kurulan banka nedir? İstanbul bankası 1847
32. Osmanlı devletinde ilk ticaret ve mevduat bankası olup yabancı sermaye ile kurulan banka ? Osmanlı bankası 1856
33. Osmanlı devletinde kurulmuş ilk ulusal sermayeli banka hangisidir? Memleket sandıkları 1861
34. Cumhuriyet döneminde İzmir iktisat kongresi sonrası alınan kararla kurulan ilk özel banka hangisidir? İş bankası 1924
35. Merkez bankası kaç yılında kurulmuştur? 1930
36- ticari hizmetler kapsamına neler girer? Meslek hizmetleri,bilgisayar hizmetleri,Ar-Ge hizmetleri,emlak hizmetleri,kira hizmetleri,diğer ticari hizmetler
37-iletişim hizmetleri kapsamında neler vardır? Posta,kurye,telekomünikasyon,görsel-işitsel ve diğer hizmetler.
38-dağıtım hizmetleri kapsama neler girer? Toptan ticari satış hizmetleri, perakende hizmetleri,franchising ve diğerlerini kapsar
39-çevre hizmetleri kapsamında neler vardır? Kanalizasyon hizmetleri, atık imha hizmetleri, hıfzısıhha ve diğerleri
40-mali hizmetler nelerdir. Sigorta ve bankacılık hizmetleri
41- hizmetler sektörünün 2002 ve 2009 verileri kaçtır? 62,7-65,4
42- Türkiye’de ilk demiryolu hattı ne zaman ve nereden nereye kurulmuştur? İzmir ile aydın arasında 1866 yılında kurulmuştur..
43-Ödemeler dengesinin dar anlamdaki tanımı nedir? Bir yıl içinde bir ülkenin yerlileri ve yabancıları arasında yapılan ödemelerin sistematik olarak tutulduğu belgedir.
44-Hizmetler (görünmez işlemler ) dengesi nedir? Hizmet kalemleri gelir ve gider toplamları arasındaki farka denir.
45- Cari işlemler dengesi nedir? Cari işlemler hesabının üç alt hesabının alacak ve borçlu tarafların toplamı arasındaki farktır
46-Hizmetler dengesinin fazla vermesinin arkasındaki en önemli faktör nedir? Turizm gelirleri
47-Türkiye’nin dış ticareti zaman içinde incelendiğinde ortaya hangi gerçek çıkmaktadır? Türkiye geleneksel olarak OECD ülkeleriyle ticaret yapmaktadır.

TÜRKİYE  EKONOMİSİ DERS NOTLARI

TÜRKİYE EKONOMİSİ

ÜNİTE  1
Osmanlı İmparatorluğu’nda kapitalizm öncesi hakim üretim şekli vergisel üretim tarzıydı.
Dirlik: Has, tımar ve zeamet topraklarının genel adidir.
Has: Geliri 100 000 akçeden fazla olan
Zeamet: Geliri 20 000 ile 100 000 akçe arasında olan
Tımar: Geliri O ile 20 000 arasında olan
Ekonominin temel örgüsü toplum ihtiyaçlarını karşılamaktı. 16-18 yy.da Osmanlı Devleti’nin dış siyasetinde öncelik saray, ordu, nüfusun ve loncaların ihtiyaçlarını karşılamaktı. Devlet ithalatı destekliyordu.
Avrupa’nın Artan Etkisi: Osmanlı’nın 16 yy.da karsılaştığı sorunlar
-Avrupa ülkelerinde askeri teknolojinin gelişmesi ve Osmanlı’nın batıya doğru genişlemesinin durması
-Avrupa’da tarımsal urun talebinin artmasıdır.
Fiyat enflasyonun tek sebebi Osmanlı’nın bütçe açıklarını karşılamak amacıyla sikkeleri tağşiş etmesidir. Vergilerin değeri azalınca, devlet bütçe açıklarını kapatmak için yeni vergiler koydu. Bu da halkı fakirleştirdi. Tımar sistemi çözülmeye başladı. Tımar sistemi işlevini yitirince Osmanlı tarımı vergilendirmek için iltizam sistemi yaygınlaştırıldı. Devlet belirli bir yörenin vergi toplama yetkisini acık arttırma yöntemi ile mültezim denilen kişilere ihale ediyordu.
SANAYİ DEVRİMİNİN ETKİSİ ALTINDA 19.YY MERKEZ-CEVRE ANTLAŞMASI
18 yy.da İngiltere ticaretle uğraşmaya başlamış demir-çelik ve başka üretim dallarına girerek dünyanın ilk sanayi ülkesi olmuştur. 19 yy.da sermaye birikimi hızlandı ve makineleşme oluştu. Sanayileşmiş ülkeler sanayileşmemiş ülkelere ordularını göndererek sömürgeleştirdiler. Avrupa ülkeleri ve ABD üç asırdan beri genişleyen kapitalist dünya sisteminin merkezini oluşturdu. Osmanlı Devleti. Siyasi bağımsızlığına rağmen kapitalist merkez ülkelerinden gelen uyarılarla şekillendi.
19-20 YY’da OSMANLI İKTİSAT SİYASETİ
Osmanlı Devleti’nin iktisadi siyasetinde İstanbul’un iaşesi ve maliyenin ihtiyaçları önemliydi.1838 de İngiltere ile iktisadi tavizler verilen Balta Limanı Ant imzalandı. Antlaşma ile yabancılar iç gümrük vergilerinden muaf tutuldu. Osmanlı Devleti kendi gümrük vergilerini Avrupa devletleriyle birlikte saptamayı kabul etti.
1856 Islahat fermanı ve 1867 Nizamnamesi siyasi destek uğruna Avrupa devletlerine vermen iktisadi tavizlerdi.
para sisteminde paranın içindeki değerli maden oranını azaltma işlemidir. 1844 de son verilmiştir.
1840 da kaime denilen ilk kağıt para ortaya cıktı. 1863 de kurulan Bank-I Osmaniye’ye para basma yetkisi verildi.
1881 de Muharrem Kararnamesi ile Duyun Umumiye kuruldu.
1923 de Teşvik-I Sanayi Kanunu-u Muvakkati’ni uygulamaya koydu
dünya Sistemine Eklemlenme
Osmanlı Dev 19 yy da ihracat ve ithalat yapan bir ulke haline geldi.
CUMHURIYET’IN ILK ALTI YILI
1923-29 yılları arasinda Liberal Ekonomik sistem uygulandi. Lozan Ant 5 yilligina gumruk politikasini sinirladi. Devlet tekelleri kurup bunlari imtiyazli yerli ve yabanci sirketlere devretmek suretiyle koruma altina aldi. Asar vergisi kaldirildi.
1930-39 Korumaci – Devletci Sanayilesme
1929 yilinda yasanan Dunya Ekonomik Buhrani ekonomi uzerindeki etkileri azaltmak icin ithalati control etmeye ve ithal ikameci sanayilesmeye yoneldi.
1930 da MB kuruldu. 1933 de Bes Yillik Sanayi Plani uygulanmaya basladi. Dokuma, un ve sekerde disa bagimliliktan kurtuldu.
1940-45 Ikinci Dunya Harbi Yılları
Savasin agir iktisadi etkileri;
-Erkeklerin silah altina alinmasi uretimi etkiledi.
-Bugday uretimi azaldi.
-Ithalat azaldi.
-Sanayileşme programi askiya alindi.
-1940 da cikarilan Milli Korunma Kanunu ile hukumet tedbirler aldi.
-1942 de Varlik Vergisi denilen servet vergisi alindi.
1944-46 yılları arasi TMO vergisi ile tarimsal gelirleri vergilendirdi.
1946-53 Liberal Politikalarla Eklemlenme
Turkiye 1946 yilinda dolarin kurunu 1.28 den 2.80’e cikartarak devaluasyin yapti ve gumruk vergisi disinda ithalati control eden kisitlamalar gevsemeye basladi.
1947 de muzmin dis ticaret acik donemi basladi. Tarimsal üretim hizla artti.
1954-61 Dis Ticarette Kontrole Donus
Tuketim mallarinin ithalattaki payi azaldi dis ticaret acigi azaldi. Tarimin makinelesmesi, ulastirmada karayollarina agirlik verilmesi ve tedrici Sanayileşme sonucu, ekonomi dis kaynaklara bagimli hale geldi.
1961-79 Planli Ithal Ikameci Sanayilesme
Turkiye 1961 de baslamistir. Bes yillik kalkinma planlari sonucu dayanikli tuketim mallari sanayileri genisledi. Ancak Turkiye yatirim mallari ikamesinde yol alamadi.1973 de OPEC’in petrol fiyatlarina yaptigi buyuk zamla uluslararasi iktisadi daralma basladi.1977’e kadar Turkiye Sanayileşme politikasini borclanarak surdurdu.
1980-89 LİBERAL POLİTİKALARLA DÜNYA SİSTEMİNE EKLEMLENME
Turkiye 1980 yilinda 24 Ocak kararlari ile yapisal uyum disa acilma ihracata dayali buyume kavramlariyla nitelenen yeni bir liberal politika donemine girdi. Bu sisteminin ilk tedbirleri sik devaluasyonlarla esnek bir kur politikasi izlemek, ic talebi daraltmak, tesvik ve subvansiyonlarla ihracati desteklemek, fiyat kontrollerini ve temel mallara yapilan subvansiyonlari kaldirmak oldu. Amac ihracati arttirip odemeler dengesini saglamakti. 1984 den sonra ithalat da kademeli olarak serbestlestirildi. 1995 de Avrupa Birligi ile Gumruk Birligi antlasmasi yapilarak ulke ithalati kontrol imkanlarindan da feragat etti.
84 de doviz alim satimi serbestlestirildi.1989 da yurtdisina ve yurt disindan ulkeye sermaye transferleri serbestlestirildi.
Türkiye ekonomisi 
ÜNİTE  2

GAYRISAFI MILLI HASILA GELISIMI
Uretim, gelir ve harcama olarak uc yontemle hesaplanir. Genellikle bir yilda bir ulkenin sahip oldugu kaynaklarla uretilen tum tamamlanmis mallarin piyasa degeridir.
GSYIH: Genellikle bir yilda bir ulke sinirlari icersinde uretilen tum tamamlanmis mallarin piyasa degeridir. GSMH’ya dis alem net factor gelirleri dedigimiz isci dovizi, kar transferleri borc faizleri gibi gelir ya da giderlerin eklenmesi ile elde edilir. En yuksek kisi basina geliri elde eden ulke Luksemburg, en dusuk kisi basina geliri elde eden ise Etyopya’dir.
Satin Alma Gucu Paritesi: Farkli ulkelerin ulusal paralarin esit degerini ifade eder.
GSYIH’nin Sektorel ve Bolgesel Dagilimi
GSYIH icindeki payi surekli azalan sector tarimdir. Sanayi sektorunun payi buyuktur. Imalat sektoru, enerji, ticaret ve ulastirma sektorlerinin GSYIH icindeki paylari istihdam icindeki paylarindan daha yuksektir.
GSYIH daki payi en yuksek olan bolge Marmara’dir. Uretim, yatirim ve toplam nufus icinde en buyuk paya sahiptir. Kisi basina milli gelir acisindan en yuksek geliri sirasiyla: Marmara,Ege,Ic Anadolu,Akdeniz,Karadeniz,Guneydogu Anadolu ve Dogu Anadolu’dur.
GSMH’nin Buyumesi
Ilk goze carpan istikrarsiz buyumesidir. 1989 dan sonra cikan istikrarsizligin nedeni asiri spekulatif sermaye hareketleridir.
Hane Halki Dagilimi
Gelirin haneler arasinda nasil bolusuldugunu ve hanelerin gelirlerinde zaman icinde meydana gelen degisikliklerin belirlenmesinde kullanilir. DIE tarafindan yapilan anketlerde ulke ici gelir dagiliminin gelisiminin izlenebilecegi iki onemli gosterge:
-Gini Katsayisi: Gelir esitsizligi katsayisi olaarak bilinir. Katsayinin artmasi esitsizligin arttigini gosterir.
-Hane Halklarini Gelirine Gore Siralamak: Haneleri 5 esit dilime ayrilip her %20 lik dilimler arasinda esitsizligin artmasi gelir dagiliminin bozuldugu anlamina gelir.
% 20 lik dilimler arasinda esitsizligin artmasi gelir dagiliminin bozuldugu anlamina gelir.
Gelirlerin Turlerine Gore Dagilimi
Hane halki bireylerinden gelir getirenlerin calistiklari islerden elde ettikleri gelir, sermaye ve mulk geliri ile transfer geliri gibi parasal gelirleri ve ayni gelirlerinin toplami kisisel kullanilabilir gelir kapsami icinde yer almistir.
Gelirin Isteki Durumuna Gore Dagilimi
DIE Gelir dagilimi anketlerinde; ucretli calisanlar, yevmiyeli calisanlar, isverenler, kendi hesabina calisanlar ve ucretsiz aile iscisi olarak ayrilmaktadir.
GELIRIN UCRET VE UCRET DISI GELIR SAHIPLERI ARASINDA DAGILIMI
Kriz yıllarında is gucu odemelerinin aldigi pay azalmaktadir. Bunun nedeni krizden cikista ucretlerin dusurulmesi politikalaridir.
Gelirin fonksiyonel dagilimi incelendiginde Turkiye’de toplam gelirden en cok pay alanlar tarim disi kira, faiz ve kar geliri elde edenlerdir.
Fonksiyonel Gelir Dagilimi: Gelirin emek, sermaye ve toprak sahipleri arasindaki dagilimidir.
GENEL DENGE
Ekonominin genel dengesi, toplam kaynaklar ile toplam harcamalar arasindaki iliskiyi gosterir. Toplam kaynak hesaplanirken dis kaynak olarak dis acik kullanilir. Ekonomi dis acik verdiginde ekonominin kazandigindan daha cok doviz harcandigi anlami cikar. Dis fazla verdiginde ekonominin kazandigindan daha az harcadigi anlasilir.

Türkiye ekonomisi 
ÜNİTE  3
YATIRIMLARIN YAPISI

Sabit sermaye stokuna yapilan ilavelere denir. Makine-Techizat Yatirimlari; yatirim amacli binek otolar, ulasim amaclaridir. Insaat Yatirimlari ise, gerek ozel sector gerek kamu sektoru tarafindan yapilan insaatlari kapsamaktadir.
Uretime konu olan hammadde, malzeme mamul ve yari mamulden olusan stok degisimleri de yatirimlarin bir unsurudur.
YATIRIMLARIN GELISIMI VE SEKTOREL DAGILIMI
Yatirimlari etkileyen faktorler arasinda faiz orani, karlilik, ic ve dis talep, buyume, doviz kuru, ucretler, istikrarsizlik gibi nedenler sayilabilir.
-1980-88 Ihracata yonelik buyume donemi
-1989-94 Dis finansal serbestlik donemi
-1994 sonrasi Kriz sonrasi daralma donemi
Dunya bankasinin 1988,90,92 yıllarında yayinladigi Adjustment Lending raporuna gore yapisal uyum programi uygulayan ulkelerin yatirimlarinda ortaya cikan azalisin nedeni politik belirsizlik ve reformlarin yavas yapilmasi gibi nedenlerle yatirimlarda bir dinlenme olarak yorumlanir.
Ozel sector yatirimlari 1988 yilinda ciddi bir ivme kazanmistir. Ozellikle 1994 yilina kadar gorulen hizli artis dad is finansal serbestlik politikalarindan buyuk oranda etkilenmesidir. Bu politikalarin alt sektorlerine gore iki temel ayirima tabi tutulur.
-Tarim, imalat, maden ve turizm alt sektorlerini iceren uluslararasi ticarete konu olan sektorler
-Hizmetler sektorunu iceren ticarete konu olmayan sektorler
Dis finansal serbestlik politikalarinin uygulanmasi ile birlikte iki alt sektorun yatirim trendleri birbirinden ildukce farklilik gostermektedir. Bunun nedenleri; sermaye girisi ile birlikte faiz oranlarinin yukselmesi, kamu yatirimlarinin azalmasi, dis borclarin artmasi, bankacilik sektorunun kirilganlasmasi, firmalarin finansal yapilarinin bozulmasi, cari acigin artmasi ve devaluasyon beklentilerinin guclesmesi gibi bir cok faktorun yatirimlari olumsuz etkilemesidir.
Turkiye’ye finansal akimlarin artmasi ile Turk lirasinin deger kazanmasi tuketim talebini artirmaktadir. Bunun sonucunda ticarete konu olan ve olmayan mallarin goreli fiyatlari ikincisi lehine degismektedir. Ticarete konu olmayan sektorlerde uluslararasi rekabeti olmamasi, yatirim maliyetindeki artislarin urun fiyatlarina yansitilarak karliligin artmasi bu sektordeki yatirim kararlarini olumlu etkilemektedir.
Yatirimlarin Alt Sektorlere Dagilimi
Ulastirma-Haberlesme ozel sektorun yatirim payini en cok artirdigi sektordur.
Ticarete konu olan sektorlere yapilan yatirimlarin oranindaki azalma ulkenin uluslararasi rekabet gucunun yapisal olmaktan uzaklasmasina, teknolojik gelisme ve verimlilik artisina dayali bir ihracat artisinin yerini esas olarak ucuz fiyata dayali bir rekabet gucunun almasina neden olmaktadir. Ucretlerin azaltilmasi ve devaluasyonlar araciligiyla ihracat fiyatlarinin dusurulmesinin uc olumsuz amaci vardir.
-Ulke ici bolusumu bozar.
-Yatirimlarin maliyetini artirir.
-Devaluasyona dayali bir rekabet gucu artisi dis ticaret hadlerinin ulke aleyhine gelismesini saglar.
Kamu yatirimlari icinde imalat sanayi yatirimlarinin payi azalirken, en yuksek yatirim payina sahip olan ulastirma-haberlesme sektorudur.
YATIRIM TESVIKI
Haziran 2002 tarihinde yayimlanan 4367 sayili “Yatirimlarda Devlet Yardimlari Hakkinda Karar” hukmunce “Bolgelerarasi dengesizlikleri gidermek, istihdam yaratmak ve uluslararasi rekabet gucunu arttirmak icin Kalkinma Planlari ve Yillik programlarda ongorulen hedefler ile Avrupa Birligi normlari ve uluslararasi anlasmalara uygun olarak tasarruflari, katma degeri yuksek, ileri ve uygun teknolojileri kullanan yatirimlara yonlendirmek suretiyle yatirimlarin desteklenmesi amaclanmaktadir. Bu amacla yatirimlara saglanan destek unsurlari;
-Gumruk vergisi ve toplu konut istisnasi; tesvik belgesi kapsamindaki makine ve techizat ithalatinda odenmesi gereken gumruk vergisi ve toplu konut fonundan istisna
-Yatirim Indirimi; tesvik belgesi kapsamindaki yatirimlarda kurumlar vergisi matrahindan, yore ve sektore gore % 40 ile % 200 arasinda indirim yapilmasi
-Katma deger vergisi istisnasi
-Vergi, resim ve harc istisnasi
-Kredi tahsisi; arastirma-gelistirme, cevre koruma ve teknoloji gelistirme gibi yatirimlara kredi tahsis edilmektedir. Kredi miktari faizsiz sabit yatirim tutarinin % 50 si kadar olup bu miktar 500 milyar, isletme kredisi miktari ise 200 milyar’i gecemez.
Yatirim tesvik belgelerinin sektorel dagilimi incelendiginde, 2002 yili itibariyle;
-% 59 imalat sanayi
-% 33 hizmetler sektoru
-% 4 madencilik sektoru
-% 3 enerji sektoru
-% 1 tarim sektoru
Yatirim tesvik belgesi alan iller gelismislik derecesine gore uce ayrilir,
-Gelismis Yoreler: Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Izmir Buyuksehir Belediyesi ici, Istanbul, Kocaeli
-Kalkinmada Oncelikli Yoreler: Adiyaman, Agri, Aksaray, Amasya, Ardahan, Artvin, Bartin, Batman, Bayburt, Bingol, Bitlis, Canakkale, Cankiri, Corum, Diyarbakir, Elazig, Ercincan, Erzurum, Giresun, Gumushane, Hakkari, Igdir, Kahramanmaras, Karabuk, Karaman, Kars, Kastamonu, Kilis, Kirikkale, Malatya, Mardin, Mus, Nevsehir, Nigde, Ordu, Osmaniye, Rize, Samsun, Siirt, Sinop, Sivas, Sanliurfa, Sirnak, Tokat, Trabzon, Tunceli, Van, Yozgat, Zonguldak.
-Normal yoreler (Diger iller)
YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI
Turkiye’de yabanci sermaye girisini duzenleyen ilk kanun 18 ocak 1954 tarihinde yururluge giren 6224 sayili Yabanci Sermayeyi Tesvik Kanunudur. 5 Haziran 2’de 4875 sayili Dogrudan yabanci Yatirimlar Kanunu kabul edilmistir. Yabanci sirketler elde ettikleri net kar, temettu, satis, tasfiye tazminat bedellerinin, lisans, yonetim ve benzeri anlasmalar karsiliginda odenecek meblaglar ile dis kredi, ana para ve faiz odemelerini, banka ve finans kuruluslari araciligiyla yurtdisina serbestce transfer edebilirler.
Turkiye’de en cok yabanci sermaye yatirimi yapan ulke Fransa’dir. Hollonda, Almanya ve ABD kaynakli firmalar izlemektedir.

Türkiye ekonomisi

ÜNİTE  4
IMALAT SANAYININ GENEL GORUNUSU

Imalat Sanayii Katma Degerinin Yillara Gore Gelisimi
Imalat sanayii toplam ozel ve kamu katma degerinin GSMH icindeki payi 1968 yilinda %15 civarindadir. Bu oran 1980 yilinda bir ivme kazandigi gorulmektedir. 1986 da ikinci bir sicrama ile % 20 oranina gelmistir.
Imalat Sanayii Yatirimlarinin ve Ihracatinin Yillara Gore Gelisimi
1980 yilindan itibaren imalat sanayii ihracati cok hizli bir artis gostermektedir. Imalat sanayii ise 1978-79 krizi ile baslayarak azalma gostermistir. 1980 sonrasi imalat sanayii yatirimlarinin artmayip ihracatin artmasinin nedenleri uygulanan ekonomi politikalaridir. 1989 sonrasinda izlenen finansal serbestlik politikalarinin sonucunda imalat sanayii ihracati azaltilmis, yatirimlar cok az da olsa canlanmistir. Bu donemde izlenen politiklar; yerli paranin yabanci paralar karsisinda degerlenmesi, faiz oraninin yukselmesi ve ic talebin yukselmesidir. 1994 yilindan sonra ihracat bir ust platoya cikmis ve imalat sabayi ihracatinin GSMH deki payi ilk kez % 10 un ustune cikmistir. Bu artisin nedeni buyuk oranda ihracat fiyatlaridir.
IMALAT SANAYIINDE KATMA DEGER VE ISTIHDAMIN KAMU VE OZEL SEKTOR ARASINDA DAGILIMI
Katma Degerin Ozel ve Kamu Sektorleri Arasindaki Dagilimi
1980 öncesinden 1986 yilina kadar imalat sanayii katma degerinde kamuve ozel sector esit paylara sahip iken 1987 yili ile birlikte ozel sektorun payi hizla artmis, kamu kesiminin payi ise sabit kalmistir. Kamu sektorunde toplam kamu imalat sanayii uretiminin % 65 kimya sektoru tarafindan yapilmaktadir. Ikincisi gida, ucuncusu ise ana metaldir.
Ozel sektorde ise % 22 ile makine ve dokuma sektorleridir.
Katma Deger, Istihdam ve Olcek Analizi
Ozel ve kamu sektorunde katma deger belirli bir istihdam ile yaratilmaktadir. Ozel sektorde, alt sektorlerin ozel sektorun katma degeri icindeki paylari, istihdam paylarindan yuksektir. Bu konuda tek istisna dokuma sektorundedir. Bunun nedeni yogun emek yapisidir.
Kamu sektorunde ise, sektorlerin istihdam paylari, katma deger paylarindan daha yuksektir. Bunun tek istisnasi sermaye yogun sector olan kimya sektorudur. 1973 den bu yana ozel sector imalat sanayinde gerek olcek gerekse isci sayisi acisindan bir artis gorulmektedir. Kamu sektorunde ise ozellikle 85 den itibaren azalma olmustur.
OZEL IMALAT SANAYI ALT SEKTORLERINDE YATIRIM – IHRACAT – KARLILIK – MALIYET ILISKILERI
Imalat sanayi alt sektorleri uluslararasi sanayi siniflandirmasina gore 9 alt sektore ayrilmaktadir. Bunlar gida, dokuma, orman, kagit, kimya, toprak, ana metal, makine ve diger alt sektorlerdir.
Karlilik ve Maliyetler
Kar paylarinin incelenebilmesi icin mark-up fiyatlama yontemi kullanilmaktadir. Mark-up Fiyatlama: Fiyatlarin dogrudan maliyetlerini karsilayacak v ek olarak belli bir kar yuzdesi saglayacak bicimde belirlenmesidir.

satislarin artmasi ya da ucret ve ucret disi girdi maliyetlerinin dusmesi kar payini arttirmaktadir.
Kar paylarinin hesaplanmasinda dikkate alinan iki temel maliyet bulunmaktadir. Bunlardan birisi ucretler, digeri ise ucret disi girdi maliyetleridir.
Yatirim ve Ihracat
Dokuma ve ana metal sektorleri: 1980 ihracata yonelik Sanayileşme politikalarindan etkilenerek hizli bir ihracat artisi gostermis ve 1980 yilinda kazanilan ihraat ivmesi daha sonraki yillarda cok ciddi bir azalma yasamadan devam etmistir.
OZEL IMALAT SANAYIINDE BUYUME VE BOLUSUM KALIPLARI
Imalat Sanayiinde Buyume Kaliplari
Buna iliskin tanimlar; yatirimlardaki, verimlilikteki ve istihdamdaki buyumelere dayali olarak yapilabilir.
Yogun Buyuyen Sektor: Imalat sanayii geneli ve alt sektorlerinde hem yatirimlarin hemde verimliligin arttigi sektorlerdir.
Kapasite Kullanimina Dayali Buyuyen Sektor: Sadece verimliligin arttigi ve yatirimlarin katma degree oraninin % 18 in altinda kaldigi sektorlerdir.
Yaygin Buyume Gosteren Sektor: Yatirimlarin arttigi verimliligin sabit ya da azalan bir durum gosterdigi sektordur.
Dinamik Etkin Sektor: Hem verimliligin hem de istihdamin arttigi sektordur.
Statik Etkin Sektor: Verimliligin arttigi ancak istihdamin artmadigi sektordur.
Durgun Kalip: Negatif verimlilik artisi ile istihdamin artisinin bir arada rastlandigi durumdur.
Daralan Kalip: Hem verimliligin hem de istidamin azaldigi durumdur.
Atil Birikim Kalibi: Yatirimlar artarken hem istihdam hem de verimliligin azaldigi kaliptir.
Emek Kullanimina Dayali Kalip: Yatirimlar azalirken istihdamin arttigi kaliptir.
Daralan Birikimsiz Kalip: Yatirimlarin, istihdamin ve verimliligin azaldigi kaliptir.
Ozel imalat sanayiini yillar itibariyle buyume kaliplari acisindan degerlendirirsek:
1974-1977 Dinamik ve yogun buyume kalibi gorulur.
1978-1979 Durgun ve emek kullanimina dayali buyume gorulur.
1980 yili da durgun ve emek kullanimina dayali bir kriz yilidir.
1981-1983 ihracata yonelik buyume doneminin baslangici olan bu donem kapasite kullanimina dayali dinamik bir buyume kalibi gostermektedir.
1984-1988 Ihracata yonelik buyumenin olgunlastigi donemdir. Dinamik buyume kalibi devam ederken kapasite kullanimina dayali buyumenin yerini yogun buyume kalibi almaktadir.
Finansal serbestlik uygulamalarinin ilk donemi olan 1989-93 donemi dinamik ve kapasite kullanim oranina dayali bir buyume kalibi gostermektedir.
1994 kriz yilinda daralan birikimsiz bir buyume kalibi ortaya cikmaktadir. 1995-99 doneminde durgun ve kapasite kullanim oranina dayali bir buyume yasanmaktadir.
2000 dinamik kapasite kullanim oranina dayali, 2001 statik – kapasite kullanim oranina dayali bir buyume kalibi icerisindedir. Turk imalat sanayiinde disa acilma politikalari ile birlikte belirlenen en onemli yapisal sorun verimlilik artisi ile yatirim artislari arasinda birlikte hareket eden iliskinin olmamasidir. Bu iliskinin olmasi icin yogun buyume kalibinin hakim olmasi gerekir.
Imalat Sanayiinde Bolusum Kaliplari
Buyume ile verimlilikteki buyumenin karsilastirilmasina dayandirilmaktadir. Eger ucretlerdeki artis, verimlilikteki artisi asiyorsa emek-yonelimli Sanayileşme politikalarinin gecerli oldugu, eger reel ucretlerdeki artis, verimliligin gerisinde kaliyorsa sermaye-yonelimli bir kalibin gecerli oldugu soylenebilir. Ithal ikameci politikalarin izlendigi 1974-77 donemi toplam imalat sanayii icin verimliligin, ucretlerden daha hizli bir artis gosterdigi sermaye yonelimli deonemdir. Ithal ikameci sanayiilesme donemi bolusum acisindan oldukca dengeli bir donemdir. Ithal ikameci sanayiilesme doneminin bolusum acisindan ozelligi ic tuketime ve yuksek alim gucune dayali olmasidir.
Ihracata yonelik buyume politikalarinin izlendigi donemler 1981-83 / 1984-88 gerek imalat sanayii gerek alt sektorler icin sermaye yonelimli olarak gorulmektedir. Tek istisnasi 1989-93 doneminde kimya sektorudur.
Toplam imalat sanayiinde emek yonelimli olan iki doneme rastlanmaktadir. Bunlar finansal serbestlik politikalarinin uygulandigi 1989-093 ve 1995-99 donemleridir. Tek istisnasi 1989-93 donemi haric kagit sektorudur. Yerli paranin asiri deger kazanmasi, ic talepte yogun patlamalarin yasanmasi asiri sermaye girislerinin, krize yol acmasi ve bu krizlerin bolusum iliskilerinde ucretlerin bastirilmasi ile sonuclanmasi, diger gelismekte olan ulkeler kadar Turkiye icin de gecerli olmustur. Kriz yıllarınin bolusum uzerindeki en temel etkisi sermaye yonelimli donemlerdir. Ozellikle krizden cikis icin bolusumun sermaye- yonelimli olarak degistirilmesinin benimsendigi soylenebilir.

Türkiye ekonomisi 
ÜNİTE  5
TURKIYE TARIMI

Bir ulkenin genel sosyo-ekonomik yapisi icersinde tarim sektorunun yeri degerlendirilirken goz onunde bulundurulan etkenler; sektorun ulusal gelire katkisi, ulkenin gida urunlerinde kendine yeterlilik durumu, dis satim ve dis alim acisindan gosterdigi ozellikler, sanayi sektorune girdi saglanmasi, istihdamdaki payi, talep yaratma gucudur.
CUMHURIYET DONEMI BOYUNCA ANA HATLARIYLA TURKIYE TARIMININ SOSYO EKONOMIK DONUSUMU
Turkiye’de ilk kez 80-85 donemlerinde kirsal nufus mutlak olarak azalmaya baslamistir.
24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Ant hukumleri geregince Turkiye Osmanlı borclarini odeyecek, bes yil sure ile gumruklerindeki dusuk koruma oranlarini degistirmeyecektir. Cumhuriyeti gelistirmek ekonomik atilimlarla olanakli idi. Tarim kalkinmay saglayacak sector olarak izlenmistir. 17 Subat 1925’de Asar vergisi kaldirildi. 1935 yilinda Tarim Kredi ve Tarim Satis Kooperatifleri kuruldu. 1937’de Zirai Kombinalarin ve 1938 de Devlet Ziraat Isletmesi kuruldu. 1980’li yillar ise tarim sektorunun geriledigi ic ticaret haclerinin tarim aleyhine gelistigi bir donemdir.
Ulusal ekonomiler guclendikce , buyuyen GSMH icersinde tarimin payi goreli olarak azalir.
1980 SONRASI TURKIYE TARIM SEKTORU
80-89 Donemi
Ic ticaret hadlerinin hizla tarim aleyhine gelistigi bir donem olmustur. Destekleme kapsami daraltilmis, tarimsal urun fiyatlari baskilanmis ve tarimsal kamu yonetimi reorganize edilmistir.
90-99 Donemi
-KIT ozellestirmeleri gerceklesti.
-1990-1994 doneminde Turkiye’de emegin bolusum iliskilerindeki payinin goreli olarak artmasi, isci sendikalarinin eylemleri ile olusan ortamda ic ticaret hadleri tarim lehine gelismistir.
-1994 krizi, kriz donemleri tarim sektorunun en cok kaybettigi donemdir. 1994 krizi sonrasi desteklemeye konu olan tarimsal urun sayisi 26’dan 9’a dusurulmustur.
-Dunya Ticaret Orgutu kapsaminda imzalanan tarim antlasmasi ve AB ile imzalanan Gumruk Birligi Anlasmasi tarim politikalarinin dissal belirleyicileri olmustur.
Dissal Cevre
DTO orgutune uye ulkeler tarafindan imzalanan ve 1 Ocak 94’de yururluge giren Uruguay Turu Tarim anlasmasinin amaci tarim sektorunu serbestlestirmektir. Alinan kararlar:
-Ulkelerin tarim sektorune verdikleri ic desteklerin indirgenmesi
-Subvansiyonlu dissatim miktarinin azaltilmasi
-Ic pazarlari koruyucu onlemlerinin ortaklastirilarak duzeylerinin indirgenmesi
-Saglik ve bitki sagligi onlemlerinin dunya genelinde uyumlastirilmasi
Tarimsal KIT’lerin Ozellestirilmesi
1985 yilinda Dunya Bankasi destegiyle hazirlanan Ozellestirme Ana Plani sonrasinda 1986 yilinda 3291 sayili Kamu Iktisadi Tesebbuslerinin Ozellestirilmesi Hakkinda Kanun cikarilmistir.
Turkiye’de tarim alaninda ozellestirilmis ya da ozellestirilecek KIT’ler:
a-)Hayvancilik Alt Sektorunde Faaliyet Gosterenler:
Et Balik Kurumu, Et ve Balik Urunleri A.S., Gonen Gida Sanayii A.S., Turkiye Sut Endustrisi Kurumu, Yem Sanayii
b-)Girdi Uretimi ve Dagitimi Alanlarinda Faaliyet Gosterenler:
Turkiye Zirai Donatim Kurumu, Turkiye Gubre Sanayii A.S., Istanbul Gubre Sanayii A.S. , T.C. Ziraat Bankasi, Tarim Isletmeleri Genel Mudurlugu
c-)Tarim Ticareti Alaninda Faaliyet Gosterenler:
Turkiye Seker Fabrikalari A.S., Tutun Mamulleri, Tuz ve Alkol Isleri Genel Mud., Cay Isletmeleri Genel Mudurlugu, Tarim Satis Kooperatifleri Birlikleri
Tarimsal ozellestirmeler, uretci orgutlugunun niteliksel olarak yetersiz, pazarlama kanallarinin sagliksiz oldugu Turkiye kirsal yapisinda bir cok sorunlar yaratmistir.
Bunlar;
-Kamu’nun cikti pazarindan ayrilmasi sonrasinda genellikle yerli ortakli cok uluslu sirketler piyasaya girmistir.
-Piyasanin paylasimi ile rekabete kapali yapilar olusturmustur.
-Gerileyen hammadde fiyatlari nedeniyle uretici gelirleri azalmistir.
-Zayiflayan tarimsal üretim yapisi sonucunda yerli ortagin ayrilmasi ile sector yabancilasmaktadir.
Destekleme Kapsaminda Degisim
Tarima verilan destegin amaci; Tarimsal uretimin surekliligini saglayarak ulkenin gida guvenligini korumak, tarim ureticilerinin ve tuketicilerinin yasam duzeylerini yukseltmek, sector uretiminin ulusal ekonomiye katki olusturmasini saglamak ve dis ticarette rekabet ustunlugunu elde etmektir.
Bu amacla uygulanan politika araclari:
1-Pazar Fiyat Destekleri: Uretici odaklidir. Taban fiyat ve fiyat primleri ureticinin urunune bagli olarak odenir. Bunlarin yaninda ic pazari korumak amaciyla uygulanan dis satim tesvikleri ve disalim kisitlari bu kapsamda degerlendirilir. Pazar fiyat desteklemenin en onemli olumsuzlugu tuketici fiyatlarini artirmaktir.
2-Dogrudan Gelir Destekleri: Kullanimi giderek artmaktadir. Nedeni, piyasa dengesini bozucu etkisinin en az olusudur. Baslicalari, birim alan ve hayvan basina yapilan odemeler, dogal afet ve zarar odemeleri, depolama yardimlaridir.
3-Dolayli Gelir Destekleri: genel olarak üretim masraflarini azaltici etkiye sahip onlemlerdir. Tarimsal üretim girdilerine uygulanan subvansiyonlar, dusuk faizli krediler, sermaye bagislari, urun sigortalamasina verilen devlet destekleri.
4-Tarima Saglanan Genel Hizmetler: Tarimsal alt yapi hizmetleri, egitim arastirma ve yayim hizmetleri, tarim sektorune taninan kredi kolayliklari, tasimacilikta taninan ayricaliklar. Uzun yillardan beri en yaygin olarak basvurulan destekleme araci Pazar fiyati desteklemedir. Ilk Pazar fiyati destegi uygulamasi olan bugday, destekleme alimlarina 1932 yilinda Ziraat Bankasi araciligiyla baslamis 1938 yilinda TMO’nun kurulmasi ile bu gorev TMO’ne devredilmistir.
2000 ve Sonrasi
2000’li yillarda dogrudan gelir destegi DGD sistemine gecilmesi amaclanmistir. 1999 yili sonunda uluslararasi para fonu ile imzalanan stand-by anlasmasi ve bu kapsamda verilen niyet mektuplari uygulanmakta olan tarim politikalarinda degisiklikler ongormektedir.
-Oncelikle destekleme fiyatlarinin dnya fiyatlarina cekilmesi
-Girdi ve ciktiya dayali destekleme sisteminin tumuyle elemine edilerek DGD sistemine gecilmesi.
-TSKB,TCZB’nin yeniden yapilandirilmasi
-TZDK, IGDAS, TUGSAS, TSFAS, CAYKUR, TEKEL’in ozellestirilmesi
-Seker, tutun ve TSKB alanlarinda kurullarin olusturulmasi
IMF reformlarinin Dunya Bankasi Yapisal uyum kredileri ile desteklenecegi dogrultusunda, Dunya Bankasi ile 2001 yilinda Tarim Reformu Uygulama Projesi imzalanmistir.
Dunya Bankasi ile imzalanan 4 alt projeden olusmaktadir.
a-Dogrudan gelir destegi
b-Ciftci gecis programi
c-Tarim satis kooperatiflerinin yeniden yapilandirilmasi
d-Proje destek hizmetleri
DGD sistemi gelismis ulkelerde ticarette rekabet ustunlugu saglayici bir politika araci iken az gelismis / gelismekte olan ulke gruplarinda olumsuz sonclar dogurabilmektedir.
a-Tarimsal uretimin en onemli gereklerinden biri olan finans, DGD sistemi ile tarimdan daha da uzaklasmaktadir.
b-üretim bagimsiz DGD sistemi ile Turkiye’nin cok gereksinim duydugu üretim planlamasini gerceklestirmek olanaksizdir.
c-Mevcut DGD sistemi, isleyis itibariyle, topragi isleyeni degil, mulk sahibini desteklemektedir.
d-Mevcut sistem varsil koyluyu desteklemektedir.
e-Tum girdilerin pahalilastigi bir ortamda DGD odemeleri neredeyse sabit tutularak dolayli da olsa tarimsal uretimi destekleme etkisi giderek zayiflamaktadir.
f-Basvuru sayisinda ve odeme miktarindaki goreli artislara karsin butceden DGD icin ayrilan kaynaklar her yil biraz daha kisilmaktadir.
g-DGD sistemi, Dunya Bankasinin TRUP Antlasmasi geregince 5 yillik bir sure icin uygulanmaktadir. Bu nedenle gecici bir yardimdir.
III. NEOLIBERAL POLITIKALARIN TURKIYE TARIM SEKTORU VE KIRSAL YAPILARI UZERINDE DOGURDUGU SONUCLAR
A-üretim ve Dis Ticaret Yapisina Iliskin Sonuclar:
1980 sonrasi yaklasik ceyrek yy donemde tarim sektorunun buyume hizinin dusuk veya negative olmasi, basta hayvancilik olmak uzere tum üretim yapilarinda cokus, bircok alanda kendine yeterliligini kaybetme ve 1996 yilindan itibaren tarimda disalimci ulke konumuna giris olarak ozetlenebilir. Gunumuz Turkiye’si yagli bitkilerde, baklagillerde, celtikte ve hatta tahillarda yaptigi disalim miktarini her yil attirmaktadir.
Disalimlar arasinda findik, incir, yas ve kuru uzum, turuncgiller, zeytinyagi, tutun, baklagiller ve bugday unudur.
B-Mulkiyet Iliskileri Uzerine Olan Etkileri:
KIT’lerin ozellestirilmesi surecinden once, kamu alandan cikisi tamamlanmakta, bir sure sonra alan yabancilasmaktadir. Koyluye sozlesmeli ureticilik iliskileri cercevesinde kendi topraginda bagimli isci rolu bicilmektedir. Tuketici ise tarim urunlerine her gecen gun daha yuksek bedel odeyerek kent yoksulu konumuna suruklenmektedir. Bunun ortaya cikmasinda, Turkiye’de uretici orgutlenmesinin yetersizligi de vardir.
Turkiye’de tarimsal isletmelerin irrasyonel yapisi cogunun oz tuketime yonelik olrak üretim yapmasina neden olmaktadir.
C-Emek Piyasalari Uzerine Etkileri:
Yoksullasma ve sosyal yardimlasma ve dayanisma fonu / Koylere Hizmet Goturme Birlikleri araciligiyla Dunya Bankasi yoksulluk yonetimine gecis, piyasaya sunulan ucuz emek kendini somuren emek, yapisi ve koylunun gelistirdigi beak stratejileri ile kendini yeniden üretim olanaklarini aramasi biciminde sekillendirmektedir.
Beka Stratejisi olarak tanimlanan, Turkiye koylusunun giderek artan zorluklara karsin kendini yeniden uretme kosullarina yonelik degisimi, baska bir deyisle yasamini surdurebilmek icin aradigi ve buldugu yollar:
-Yeni gelir olanaklari yaratmaya yonelik olarak emegine acimamadir. Koylu yoksullastikca daha cok emek sarfiyatina yonelerek kendini somurmektedir.
-Birikeni tuketme ve borclanmak
-Tuketimi sinirlama ve kadin emeginin somurusunu derinlestirmektir.

TURKIYE EKONOMISI II. DONEM

ÜNİTE  6
KAMU KESIMININ BILESENLERI
Genellik ilkesine tabi kamu ekonomisi ogeleri genel butceli dairelerdir. Genellik ilkesinin esnetilmesiyle ortaya cikan kam ekonomisi ogeleri katma butceli daireler, ozel butceli mahalli idareler, ozerk butceli kamu iktisadi tesebbusleri, fonlar ve doner sermayelerdir.
KAMU KESIMININ BUYUKLUGU
Kamu harcamalari; kamu cari harcamalari, kamu transferleri ve kamu yatirimlarindan olusmaktadir.
KAMU KESIMININ FINANSMAN ACIGI
Kamu kesiminin gelir gider acigi parasal olarak Mb’dan yurtta ozel kesimden ya da yurtdisindan borclanarak karsilanir. Kamu’nun finansman acigini reel olarak, ozel sektorun tasarruf fazlasi ile ulkenin dis ticaret acigi karsilamaktadir.
Faiz Disi Konsolide Butce; kamu iktisadi tesebbusleri, mahalli idareler, doner sermayeler, sosyal guvenlik kuruluslari, fonlar ve ozellestirme kapsamindaki kuruluslarin gelir gider toplami farklaridir. Faiz disi konsolide butce 1999 yili haric 1994’den beri sadece borc anaparasi ve faiz odemek icin borclanmaktadir. Kamu kesimi borc ve faiz odemeleri icin butce fazlasi yaratirken, yatirimlari kismistir.
KAMU KESIMININ BORCLANMASI
Kamu borcunun kontrolu acisindan, kamu borcunun reel faiz orani ile GSYIH nin ortalama reel buyume orani arasindaki iliski onemlidir. db=b(r-y)-z faiz disi butce fazlasini hedefleyen maliye politikasi ekonomiyi daraltir ve issizlik uretir. Hazine borclarini kimin aldigina bakildiginda en onemli alici olarak ticari bankalar gorulmektedir. Ikinci sirada gelen alici gruplari resmi kurumlardir. Kalanini da banka disi ozel kesim almaktadir. O halde kamu kesiminin borcuna uygulanan yuksek reel faiz oranlarinin nedeni ticari bankalari kartel davranisi ile hazinenin bu davranisa karsi tutumunun ihrac sonucudur. Bankalar icin devlet ic borclanma DBIS senetleri cok cazip bir plasman aracidir.
Plasman: Daha once alim satima konu olmus bir menkul deGerin yeniden satin alinmasidir. Ticari bankalarin agirlikli olarak DBIS leriyle plasman yapmalarinin nedenleri; DIBS nin riziko agirligi 0 kabul edilmektedir. Yani bu menkul degerlerle ilgili guven sorunu yoktur. DBIS nin likiditesi yuksektir, kolayca naked cevrilebilirler. Kamunun kagida bagli borclari, bono ve tahvil araciligiyla gerceklesen borclardir ve ikiye ayrilir. Nakit ve nakit disi senetler olm uzere;
Nakit Senetler; ihaleli ve ihalesiz nakit karsiligi ihrac edilen senetlerdir.
Nakit Disi Senetler; cesitli kanunlara dayanarak herhangi bir nakit girisi olmadan ihraci gerceklestirilen senetlerdir. Bunlar TC MB’na gorev zararlari sebebiyle kamu bankalarina veya bankacilik operasyonu sonucunda Tasarruf Mevduati Sigorta Fonuna ihrac edilmis olan senetlerdir.
KAMU KESIMININ DIS BORCLANMASI
Dis borclanmada nominal faiz orani enflasyon oraninin cok dusuk oldugu ABD ve Avrupa ulkelerindeki faiz hadlerinden ve kredi verenlerin kur rizikosu ve aldiklari diger rizikolar icin ekledikleri paylardan olusur. Buna mukabil Turkiye’de nominal faiz hadleri disardan borclanmanin faiz hadlerinden yuksektir. Dis borclama devlete kur rizikosu yuklemektedir. Turk lirasinin tam konvertibilitesine ve sermaye hareket serbestisine 1989 da izin verilmesinden beri ozel sector disardan sinirsiz borclanabilmektedir. Hazine Mustesarligi kamu net borc stokunu hesaplamaktadir. Bu oran kamunun ic ve dis borcundan MB’nin net varliklarini, kamunun mevduatini ve issizlik sigortasi fonu net varliklarini duserek bulunmaktadir.
BORC YONETIMI
1984 de KHK ile borc nakit yonetimi Maliye’den alinarak Hazine Mustesarligina verildi. 1997 de hukumet faiz harcamalarini kontrol altina almak icin uluslararasi para fonunun IMF mali denetimini talep etti ve 1998’de IMF’in yakin takip denetimi basladi. 1999 da IMF ile stand by kredi antlasmasi imzalandi. Bunalimin ardindan hukumetler, IMF ye kredi karsiliginda verdikleri taahutler cercevesinde, GSYIH nin % 6.5 unu faiz disi butce fazlasi olarak kabul etmistir.
KONSOLIDE BUTCE DE DISIPLIN SORUNU
Harcamalarda hedeften sapmanin onemli nedeni hukumetlerin giderlerini gercekci bir sekilde tahmin etmemesi ve sonra bir yil icinde TBMM den ek odenek almasidir.
FON UYGULAMASI
Kamu fonlari; kanun, KHK ve bunlara istinaden idarenin duzenleyici islemleri ile olusturulan ve devletin temel butce mevzuati disinda kendi mevzuatina gore isleyen, kendilerine ait gelir ve harcama usulleri bulunan ve belli konulardda hizli ve yeterli kaynak kullanimini mumkun kilmak amaciyla olusturulmus bulunan kamu hesaplaridir.
Fonlarin kurulus amaclari; finansmanda ve harcamada esneklik ve hiz kazanmak, oncelikli harcama alanlarina gelir tahsis ederek, diger harcamalarin, butce ici rekabetinden korumak ve denetimden ve saydamliktan kacinmaktir.
KAMU IKTISADI TESEBBUSLERI
KIT ler 1930 larda temel tuketim sanayilerinin kurulmasinda, 1961 sonrasi ithal ikameci sanayilesmede, buyuk olcekli sermaye yogun ara girdi ureten sanayilerin, kurulmasinda rol oynadi.
Devletin KIT lari kurmadaki amaci; ozel sektorun yapamadigi yeni teknolojili buyuk yatirimlari yapmak, geri kalmis bolgelerde ekonomiyi canlandirmak, ithal ikameci sanayilesmeyi hizlandirmaktadir.
Liberal politika doneminde 1984 de hukumet Ozellestirme Idaresini kurdu. KIT ler ozellesmeye baslandi.
Ozellestirmenin Amaclari:
-Devletin ekonomideki sinai ve ticari aktivitesini en aza indirmek
-Rekabete dayali piyasa ekonomisi olusturmak
-Devlet butcesi uzerindeki KIT finansman yukunu azaltmak
-Sermaye piyasasini gelistirmek
-Atil tasarruflarin ekonomiye kazandirilarak buy olla elde edilecek kaynaklari alt yapi yatirimlarina kanalize etmek
Ozellestirmenin temel amaci, devletin ekonomide isletmecilik amacindan tumuyle cekilmesini saglamaktir.
1984 sonrasinda butceden KIT lere yapilan sermaye transferlerine son verildi. MB KIT lere uygun kosullu dolaysiz kredileri kesti. KIT ler ic ve dis piyasalardan yuksek faizlerle ve kur riskiyle borclanmaya zorlandi.
VERGI POLITIKASI
Turkiye’de dolayli vergilerin orani artarken, dolaysiz vergilerin orani ise azalmaktadir. Oysa gelirler ve servetle az cok orantili olan dolaysiz vergiler, mal ve hizmetlerin alimi satimi uzerinden alinan dolayli vergilerden daha adildir. Turkiye’de kamu ekonomisinin baslica sistemsel sorunlar, vergi kapsaminin darligi, vergi adaletsizligi, butce disiplinsizligi ve harcamalar uzerinde demokratik denetim zaafidir.

Türkiye ekonomisi

ÜNİTE  7
DUNYA EKONOMISINDEKI GELISMELER: TICARET VE SERMAYE HAREKETLERI
1970 ler Bretton Woods Sisteminin Cokusu
II Dunya Savasindan sonra yasanan refah ve buyume surecinin ozellikleri;
-Buyume etkisi ticaret kanallariyla baska ulkelere yayilmistir.
-Keynesyen politikalar hakim olmus ve hukumetler yatirim ve talep duzeyini belirleyerek iktisadi buyumeyi surdurebilmislerdir.
-Kuresel duzeyde kurulmus bir ticaret ve üretim sistemidir
-IMF denetiminde sabit doviz kuru yururlukte olmustur.
-Ulkelerin sermaye hesaplarini korumalari tesvik edilmis, ulkeler arasindaki iktisadi baglanti dis ticaret kanallari uzerinden yapilmistir.
-Hukumetler istihdam artisi ve gelir dagilimini duzenleyen Keynesyen talep politikalari uygulanmistir.
Bretton Woods para sistemi; dolarin altin karsiligini sabit kabul eden ve diger uluslarin paralarinin degerini dunya parasi (rezerv para) olan dollar uzerinden altina baglayan bir sistemdir.
Bu sistemde dollar birbiriyle celisen iki rol ustlenmekteydi;
-ABD nin ulusal para olmasi nedeniyle bu devletin ulusal politikalarina gore yonlendirilmesi
-Rezerv para (Dunya Parasi) olmasi nedeniyle diger ulusal paralar arasindaki degisim ve deger iliskisini duzenleme islerini yuklenmesidir.
15 Agustos 1971 yilinda ABD nin diger ulke merkez bankalarinin ellerinde bulunan dolarlari istenildiginde altina cevirebilecegi vaadini yerie getiremeyecegini aciklamasi Bretton Woods sisteminin cokusu oldu. Buda keynesyen politikalarinin terkedilerek neoliberal politikalara dogru bir gecisi dogurmustur. Ulus devletler sermaye hesaplarini giderek daha fazla birbirlerine duyarli hale getirmis bu gelisme iktisat yazininda surdurulemez uclu olarak tanimlanan bir ortami olusturmustur. Bu goruse gore ayni anda hem sabit doviz kuru, hem serbest seraye hareketleri ve hem de bagimsiz para politikasini yonlendiren temel kural dalgali kur sistemi olmustur.
Para sisteminin cokusu dunya mal fiyatlarindaki dalgalanmalari ve nihayet ardindan 1973 yili petrol krizini getirmistir. Petrol fiyatlarindaki artis ihracatci cevre ulkelerinin ticaret hadlerini bozarak, odemeler dengesi aciklarini arttirmistir.
1980 ler Sonrasi : Dis Borc Krizleri ve Dogrudan Finans Yukselmesi
ABD nin artan enflasyonu, cari aciklarina mudahale etmek amaciyla faiz oranlarini hizla yukseltmesi 1970 ler boyunca dusuk reel faizle borclanan cevre ulkelerin borc anapara ve faiz yukumluluklerini surdurulemeyecek olcude artirdi. 1978 petrol fiyatlarindaki ikinci sok artis cevre ulkelerin agirlikla ihrac ettikleri hammadde fiyalarinda gozlenen dususlerinde etkisiyle cevre ulkelerin borc krizine soktu. 1980 li yillarda Merkez ulkeler ABD ve Ingiltere Keynesyen politikalari terkederek enflasyonu dusurmeyi hedefleyen daraltici politikalari yururluge koydu. Bu politikalar kisa donemli istikrar politikalariyla orta vadeli yapisal duzenlemelerin uyumlastirilmasini hedefliyordu. Bu politikalarin ozellikleri:
-Ekonomilerin giderek daha fazla disariya acilmasi ve dis tic fazlasi yaratmak
-Yurtici talebin daraltilarak, uretimin ihracata yonlendirilmesi
-Ucretlerin kontrol altina alinmasi
-Kamu harcamalarinin daraltilarak, mali disiplin saglanmasi
-Kamu isletmelerinin ozellestirilmesi
-Mal ve sermaye piyasalarinin tumuyle serbestlestirilmesidir.
1980 li yillarda cevre ulkelere yapilan sermaye akimlari 2 sekilde olmustur.
-Resmi sermaye akimlari, yabanci ulke hukumetleri yada uluslararasi mali kurumlar tarafindan hukumetlere, resmi kurumlara ve firmalara verilen kredilerdir.
-Net ozel sermaye akimlari,
*Net dogrudan yatirimlar; bu tur yatirimlar gittikleri ulkelerde uretken yatirimlari arttirarak ekonomik buyumeye katki saglar.
*Diger kisa ve uzun vadeli net yatirimlar, faizi ve kur arbitrajlarindan yararlanarak yapila spekulatif yatirimlardir.
1980 lerin sonunda merkez ulkelerde bankacilik krizleri ve faiz oranlarinin dusmesinin ardindan merkez ulkelerdeki ozel sermaye yeniden cevre ulkelere yonelmistir. 1970 ve sonrasi donem cevre ulkeler acisindan hizla disa acilma sureci olarak gerceklesir. Asya’nin onemli sanayii timeline erismis olan Guney Kore, Hong Kong, Singapur,Tayvan gibi birinci nesil yeni sanayilesen ulkeler disindaki cevre ulkelerin buyuk cogunlugu halen dogal kaynak ve vasifsiz isgucune dayali sanayilerde yogunlasmaktadir.
Imalat sanayii icersinde ihracatlari hizla artan urunler, teknoloji yogun, yuksek arastirma ve gelistirme AR-Ge iceren mallardir. Turkiye bu urun kategorisinde dunya ihracatindaki % 6 lik payi ile tekstil sektorunde almistir. Tum ulkelerde, gida, demir disi  esya ve birincil mallardan olusan I.Grup ihrac mallarinin paylari onemli olcude azalirken, dokuma, giyim, ayakkabi, orman urun., kagit ve tas topraga dayali mallar sanyiden olusan II.Grup urunlerde Guney Kore, Tayvan ve Cin’de bir azalma gorulurken diger ulkelerde bu urunlerin hracat paylari artmistir. Turkiye’de II.Grup mal ihacatinda bir tur kalicilik ve uzmanlasma sergilenmistir.
Cevre ulkelerde emek piyasasinin temel ozellikleri;
-Sendikalasma oranlarinin dusuklugu
-Kayitsiz emek kullaniminin yayginligi
-Cocuk emeginin kullanilmasi
-Asgari ucret sozlesmelerinin altinda isgucu istihdamlari ve uluslararasi calisma sozlesmelerinde aranan ozelliklerin olmamasidir.
Ticaret ve Sanayiilesme Deneyimi Uzerine UNCTAD Gozlemleri
Cevre ulkeleri arasinda dunya imalat sanayii geliri icinde payini arttiran ulke grubu Dogu Asya’nin birinci kusak yeni sanayilesen ekonomileri oldu. Bu ulkelerin Sanayileşme politikalari hic birinin dis ticaret ve yatirimlarinda hizla serbestlestirmeye gitmemeleri, üretim ticaret arasindaki dengeleri dikkate alan stratejik yonlendirici devlet politikalari izlemeleridir.
1980 SONRASI TURKIYE EKONOMISI : DISA ACILMA SURECINDE TURKIYE
Disa Acilma Surecinin Evreleri:
Turkiye ekonomisi 1960 ve 1980 arasi donemde, ithal ikameci politikalarla bicimlenen planli bir kalkinma surecinden gecti. Ithal ikameci sanayilesmenin temel ozellikleri:
-Korumaci dis ticaret politikasi uygulamasi
-üretim onceliginin yurtici pazarlara verilmesi
-Devlet hem dogrudan uretici hem de ozel sektorun gelisimini destekleyen bir guc olarak ekonomide belirleyici bir role sahip
-Uretici rolunun disinda devletin diger onemli islevi ise gelir ve istihdam politikalariyla ekonomideki talep artislarini tesvik etmektir.
En onemli neoliberal politikalarin miladi sayilabilecek olan 24 Ocak 1980 istikrar programidir.
Turkiye’nin 1980 sonrasi surdurdugu disa acilma politikalari 1980-89 ve sonrasi olm uzr iki alt doneme ayrilabilir. 1980-88 donemi Turkiye’nin dis ticaret hareketlerini serbestlestirdigi, agirlikla tic kanaliyla dunya ekonomisine eklemlendigi bir surectir. Ikinci donem 89 yilinda yururluge giren ve Turk Parasinin Kiymetini Koruma Kanunu’nda degisik yapan 32 sayili kararla baslamistir. Konvertibiliteye gecis olarak tanitilan bu kararla sermaye hareketlerinin serbestlestirilmesi saglaniyor ve yabancilarin yurticinde mevduat tutmalarina olanak taninarak, uluslararasi mali sermayenin Turkiye’ye giris cikisindaki tum engeller kaldiriliyordur.
Ilk donemde istikrar programinin ozellikleri:
-Daraltici para ve maliye politikalariyla yurtici talep ve enflasyonun bastirilmasi
-Surekli yapilan mini devaluasyonlar ve tesviklerle, uretimin ihracata yonlendirilmesi
-Fiyatlarin serbest birakilmasi KIT urunlerine surekli zamlarin yapilmasi
-Doviz kurlarina kontrollu esneklik kazandirilmasi
-Ucret artislarinin baski altinda tutulmasi
Dis Ticaretin Yapisindaki Gelismeler:
1938 sonrasinda Turkiye’nin ticaret fazlasi verdigi tek yil 1946 yilidir. Ve bu yil disinda ticaret acigi duzenli olarak artmistir. 80’li yillarda toplam ihracat icersinde sanayii mallarinin payi artmistir. Tarimsal urunler gerilemistir. Madencilik ise son derece sinirli kalmistir.
Turkiye’nin ithalati sermaye ve ara mallari agirliklidir. Piyasalarda dunya rekabeti iki ana kanalda surmektedir;
-Marka yaratmak
-Maliyet avantajlarina sahip olmaktir.
Turkiye makine, elektrikli esya ve tasit araclari sanayii ihracatinda onemli bir gelisme sergilemektedir.
Turkiye 1 Ocak 1958 Roma Ant ile kurulan AET’na ilk basvuran ulkeler arasinda yer aldi. (31 Temmuz 1959)
-12 Eylul 1963’te yururluge giren Ankara Antlasmasi ile Turkiye’nin AB’ye uyeligi icin ilk hukuksal adim atilmis oldu.
-23 Kasim 1970’de imzalanip 1 Ocak 1973’de yururluge giren Katma Protokol ile gecis donemi basladi.
-1978 yilinda ekonomide yogunlasan krizlerden dolayi iliskiler askiya alindi.
-AB ile olan iliskiler 1986 yilinda toplulugun ortaklik antlasmasini, yeniden gundeme getirmesiyle basladi.
-Turkiye 1 Ocak 1995 tarihinde Gumruk Birligi surecine girdi. Turkiye AB’ye uye olmadan gumruk birligine giren ilk ulke olmustur.
Ulkeler duzeyinde bakildiginda ise ticaretteki onemli paya sahip sirasiyla Almanya’ Italya, Ingiltere ve Fransa’dir.
Odemeler Dengesi Icinde Sermaye Hareketlerinin Yogunlugu:
Odemeler Dengesi: Bir toplumun dis dunya ile kurdugu mal, hizmetler ve sermaye hareketleri sonucunda olusan parasal akimlarin muhasebelendirildigi bir tablodur. Tablonun uc temel hesap grubu vardir:cari islemler, sermaye hesabi ve rezervlerdir. Ulkelerin dis dunya ile muhasebelestiremedikleri, kontrol disi hesaplar ise Net hata ve noksan hesabinda yer alir.
Cari hesapta dort kalem vardir. Mal ticareti, hizmet ticareti, yatirim dengesi ve cari transferler. Mal ve hizmet ihracati pozitif, ithalati ise negative kaydedilir. Cari transferlerin temel kalemleri ise isci dovizleri, bedelsiz ithalat ve resmi transferlerden olusmaktadir.
Sermaye hesaplarinda uc tur ana hesap vardir; net dogrudan yatirimlar portfoy hesaplari ve diger net yatirimlar.

Türkiye ekonomisi 
ÜNİTE  8
32 SAYILI KARAR VE FINANSAL DERINLESME
Turkiye ekonomisinin dunya pazarina acilmasi 80-83 donusumu ile baslamis 89-90 da tamamlanmistir.
Turkiye ekonomisi 90 li yillarda tamamiyla disa acik bir ekonomi konumuna girmistir. 90 larda Turkiye finansal serbestlesme konumuna girmistir.
Finansal Serbestlesme: genellikle hukumetlerin gelismis ulkelerin uluslararasi finansal faaliyetlerini, kendi ulkelerine cekmek icin bankacilik, finans sistemi uzerindeki denetim ve kisitlamalari kaldirdigi yada onemli olcude azalttigi deregulasyon uygulamalarinin bir sonucu olarak gosterilmekte ve ekonomilerin uluslararasi sermaye akimlarina acilma sureci olarak ifade edilmektedir. Turkiye somut olarak 89 yilinda aldigi 32 sayili karar ile kambiyo rejimini tamamen serbestlestirmis ve odemeler dengesinin sermaye hareketleri kalemlerini dogrudan dogruya uluslararasi finans sermayesinin spekulatif hareketlerine acmistir.
32 sayili kararin getirdigi yenilikler:
-Turkiye’de yerlesik kisiler doviz alabilir ve bulundurabilir
-Yerlesik olmayan kisilere verdikleri hizmet karsiliginda dovizi ulkeye getirebilirler
-Yurtdisinda yerlesik kisilerin IMKB da kota edilmis ve sermaye piyasasi kurulu izniyle cikarilmis her turlu menkul kiymeti alma ve satmalari serbesttir.
-Yerlesik kisilerin banakalar ve ozel finans kurumlari vasitasiyla yabanci borsalarda kote edilmis menkul kiymetleri, MB tarafindan alim-satimi yapilan yabanci para birimleri cinsinden, hazine bonosu ve devlet tahvili satin alip satmalari ve bu kiymetlerin bedellerini yurtdisina transfer etmeleri serbesttir.
-Turkiye’de yerlesik kisilerin yurt disindan menkul kiymet getirmeleri ve yanlarinda yurtdisina cikarmalari serbesttir.
-Yurtdisindan doviz kredisi almaks serbesttir.
-Turkiye’de yerlesik olmayanlarin TL hesabi actirmalari ve bu hesaplara iliskin anapara ve faizleri TL veya doviz olarak transfer etmeleri serbesttir.
-Turkiye’de yerlesik olmayan kisilerin doviz almalari ve transfer ettirmeleri ve yurtdisina TL lirasi gondermeleri serbesttir.
Turkiye Ekonomisinde Finansal Derinlik:
Finansal derinlik: cok iyi duzenlenmis ikicil piyasalara sahip olmak. Iktisat literaturunde Mc Kinnon-Shaw tezi olarak bilinen ortadoks yaklasima gore finansal serbestlik tasarruf ve yatirim davranislarini uyaracak dolayisiyla kalkinma temposunu hizlandiracakti.
Bu donemde Turk finansal sisteminin gelisimini belirleyen uc ana surec vardir:
-Birinci finansal serbestlesme cercevesinde gelistirilen araclarin cogunlugu, kamu kesimi aciginin finanse edilmesi icin yaratilan, menkul degerlerin olusturulmasi
-Ikincisi, TL nin yabanci para birimleri ile ikamesinin dogurdugu tehdit
Dolarizasyon: ABD disindaki bir ulkede dolarin ulke icindeki islemlerde kullanilmasi
-Ucuncusu; spekulatif kisa vadeli sermaye hareketlerinin ulusal finans piyasalarinda ve giderek reel ekonomide neden oldugu istikrarsizliktir.
1980 sonrasinda Turk mali piyasalarinda finansal araclar cesitlenmis ve ulusal gelire orani gorece olarak artmistir.
Devlet ic borclanma senetlerine dayali finansal serbestlesmenin mali piyasalarda uc temel etkisi vardir:
-Kamunun maliye politikasi, MB nin parasal politikalarini ikame ederek kamuya sinirsiz bir kredi hacmi sunmustur.
-Hazineye finansal piyasalarda bir tekel konumu yaratarak kredi havuzunun dagitiminda etkinlik olculerini ve verimlilik beklentilerini gecersiz kilmistir.
-DIBS lerin duzensiz araliklarla ve buyuk boyutlarda piyasa giriyor olmasi sonucu, para carpani dalgalanmaya ve belirsizlige itilmistir.
Toplam mevduattaki artisin en onemli unsuru doviz tevdiat hesaplaridir.
Finansal Serbestlestirme Surecinde Beklentiler ve !990’lar Turkiyesi
Beklentiler:
-Yurtici ve yurtdisi tasarruflar mali sisteme aktarilacak, dolayisiyla kredi hacmi genisleyecek.
-Ulusal mali piyasalarda belirlenen yurtici faiz haddi dusecek ve uluslararasi faiz oranina yaklasacak
-Ucuzlayan sermaye maliyeti ve genisleyen kredi hacmi sayesinde sabit sermaye yatirim harcamalari artacak ve ekonominin buyume hizi yukselecektir
Finansal serbestlesme sureci Turk ekonomisinde neoliberal beklentilerin tam tersini dogurmustur. Bunlar;
-1990 lar boyunca mali piyasalarda derinlesme saglanmasina-mali tasarruflarin kredi hacminin genislemesine hizmet etmedigi ve uretken yatirimlari artirmak yerine finansal spekulatif faaliyetler arasinda carcur edildigi gorulmektedir.
-Reel faiz oranlarinda herhangi bir dusus yasanmamis tam tersine reel faiz yuku giderek artmistir.
Finansal arbitraj geliri: Dis sermaye akimlarina acik bir ekonomide yurticinde TL cinsinden sunulan faiz ile kurdaki deger kaybi arasindaki fark, finansal spekulatorun arbitraj gelirini vermektedir.
2004 Mayis ayi itibariyle TL son 20 yilin en degerli konumundadir.
SPEKULATIF YONLU BUYUME
Yapisal olarak asiri degerli ulusal para ve ucuz dovize dayali ithalat patlamalari dis borclanmayida uyarmaktadir. Ozellikle sicak para girislerinin sagladigi asiri degerlenme, bir yandan ithalat maliyetlerini ucuzlatip iktisadi buyumeyi finanse ederken, diger yandan da finansal piyasalarda spekulatif kazanclari ozendirmistir.89 sonrasinda Turkiye ekonomisinde buyume dogrudan dogruya finansal sermaye hareketlerine tabi durumdadir. 2 de buyumenin ardinda kaynagini henuz bilmedigimiz sermaye girislerinin yarattigi konjonkturel dalgalanma yatmaktadir. Bu sartlar altinda Turkiye’de 1990 sonrasi buyumenin spekulatif-yonlu itelikler tasidigi gozlenm

Türkiye ekonomisi

ÜNİTE  9
1994 KRIZI, 5 NISAN KARARLARI VE SONRASI
1989 da konvertibilite karari ile baslayan finansal serbestlesme surecinde uygulanan yuksek faiz asiri ucuz doviz politikasi sonucunda, ticaret aciklari artmis, uretici sektorlere yonelik sabit sermaye yatirimlari azalmistir. 1994 sonrasinda ulusal ekonomide krize uyum surecinde uygulanan politika siki para politikasi ve ucretlerin bastirilarak talebin daraltilmasidir. Sermaye kesimindeki dar bogazin acilmasi icinde isgucu maliyetlerinin dusurulup, istihdamin azaltilmasi hedeflenmistir.
1994 sonrasi krizin finansal piyasalardaki yansimasi ise devlet ic borc senetlerinin artan faiz yuku ve ic borc stokundaki hizli yukselmedir.
2000 ENFLASYONU DUSURME PROGRAMI
1999 sonuna gelindiginde, Turkiye ekonomisinde bir topyekun reform sureci hedeflenmistir. Basbakanlik hazine mustesarligi ve MB tarafindan IMF ye sunulan 9 Aralik 1999 tarihli niyet mektubu boyle bir stratejinin ilk adimidir. Enflasyon dusurme dez-enflasyon hedefini on plana cikartan bu hedef etrafinda bir dizi yapisal donusumu detayli bir sekilde planlayan niyet mektubu, Turkiye ekonomisinin 2000 li yılların basindaki birikim ve buyume stratejisini de ortaya koymaktadir.
2000 Enflasyonu Dusurme Programinin Ana Unsurlari
Bu programin 3 temel unsuru vardir;
-Faiz disi butce fazlasi icin belirlenen hedeflere bagli olarak kamu harcamasinda tasarrufa gidilmesi
-Hedeflenen enflasyon oraniyla paralel olarak paranin dis deger kaybi orani icin onceden ilan edilen bir takvim
-MB nin net dis varlik durumu icin likidite üretim mekanizmasi olusturan ve MB’ni yari para kurulu olarak hareket etmeye yonlendirecek bir parasal dozen
Programin Enflasyon Hedefleri Altinda Kamu Kesimi Dengesi
Program uygulayicilari Turkiye’deki enflasyon surecinin gercekte bir guven eksikligine ve enflasyon beklentilerine endeksli yapiskan bir enflasyon oldugundan hareketle, programi kamu maliyesi, para ve doviz kuruna iliskin yasal tedbirler ile desteklemeyi yeglemislerdir. Kanunun harcamana ve gelir kalemlerini de denetim altina almayi dusunmustur. Kamu kesimi temel dengesi, merkezi butce, butce disi fonlar, yerel yonetimler, finans sektoru disinda faaliyet gosteren kamu tesebbusleri, MB ve kamu bankalarinin gorev zararlarini kapsamaktadir. Hedeflere ulasmak icin, ana gelir kaynagi olarak basta ozellestirme gelirleri daha sonra vergi oranlarinin arttirilmasi ve cari harcamalar, personel harcamalari, sosyal guvenlik kuruluslarina yapilan transfer harcamalarinin azaltilmasi planlanmistir.
Para ve Doviz Politikalari
2000 istikrar programi ana hedefi, para ve doviz kuru gelismelerinin onceden tahmin edilebilir kilinmasiyla yerli ve yabancilar icin finansal yatirimlarin getirisi uzerindeki belirsizligin azaltilmasiydi.
Para Tabani=Net dis varliklar+Net ic varliklar
Yapisal Duzenlemeler
Maliye politikasinin hedeflerini desteklemek icin ozellestirme uygulamalarina ek olarak tarimsal destekleme, sosyal guvenlik, kamu maliyesi ve bankacilik sisteminde denetim ve gozetim konularini iceren bir dizi yapilanmayi icermektedir. Program sosyal guvenlik sistemine iliskin olarak, 99 Eylul’unde onaylanan emeklilik kadin icin 58, erkekler icin 60’a cikaran yasaya ek olarak prime esas olan ucret tavaninin 1 Nisan 2001 de asgari seviyenin 4 kati, Nisan 2002 de asgari seviyenin 5 katina cikarilmasi planlanmaktadir. Butce disi fonlar kapatilacaktir. Ancak programin en az tartisilmis ve belirsizlik iceren tarim kesimine yonelik onerileri tarim sektorunun fiyat tesvik sisteminden iki yillik bir sure icinde, Dogrudan gelir destedi sistemine gecilmesidir.
Istikrar Programi Altinda Turkiye Ekonomisi’nde 2000 Yilindaki Gelismeler
GSYIH’nin bilesenleri icinde en hizli gelisme ticaret ve sanayi sektorlerinde gorulmus, insaat sekttorundeki daralma yilin ilk ceyreginde de surmustur. Mal ve hizmet ithalati artmis, ihracat artisi ancak yilin ikinci ceyreginde uyarilabilmistir.
Programin 2000 yilindaki ilk uygulamasinda, enflasyonun hedeflerin gerisinde kalmasinin cesitli nedenleri olmasina karsin, temel neden ic talep baskisinin, dusen faizler nedeniyle artarak fiyat hareketlerini ivmelendirmesidir. Talep artislari da doviz capasi altinda asiri degerlenen kurun yarattigi ithalat ile karsilanmistir.
Enflasyonla Mucadele Programi ve Turkiye Ekonomisinde Bozulan Dis Dengeler
Turkiye’nin enflasyonla mucadele programi sicak para ve spekulatif sermaye bereketleri yoluyla buyumenin tesvik edildigi 90li yılların politikalarini benimsemistir. Olumlu gelismeler kara carsamba diye anilan 22 Kasim’dan baslayarak tersine donmustur. Yabanci finansal sermaye icin elverisli sartlar ortadan kalkmis ve mali piyasalar aniden sermaye cikislarindan kaynaklanan bir para kriziyle karsi karsiya kalmislardir. Doviz girislerinin birden bire yon degistirmesi sonucunda MB nin net dis varliklari azalmis, bankalar arasi gecelik faizler yukselmistir. 24 Kasim sonrasinda MB artik para kurulu gibi calismak yerine nihai kredi mercii islevini yeniden ustlenmistir.
Para Kurulu: Sabit bir oranda bir yabanci para veya baska bir dis varliga istek uzerine cevrilebilen kagit ve ufaklik parayi piyasaya surebilme yetkisindeki bir kurumdur.
Nihai Kredi Mercii: finansal sorunlar yasayan banka ve diger yetkili kuruluslara borc veen kurumdur. Genellikle ulkenin MB’dir.
IMF dayanikli modelin yurutulmesinin asgari kosullari;
-Kamu kesimi aciklarinin buyuk oranlarda azaltilmasi
-Yurtici piyasalarinin ve kamunun Mb dan kredi ihtiyacinin asgaride tutulmasi
-Bankalarin likit olmasi, dolayisiyla gerektiginde TL,ye cevrilebilecekleri pozisyonlarin olmasidir.
GUCLU EKONOMIYE GECIS PROGRAMI VE NIYET MEKTUPLARI
Kur Capasina dayali enflasyonu dusurme programi; Enflasyonla mucadele amaciyla doviz kurunun temel nominal capa olarak kullanildigi enflasyonu dusurme programidir. Bu programda yuksek enflasyona sahip ulke, dusuk enflasyon gelecegine sahip ulke parasina, parasini sabitleyerek o ulkeden dusuk enflasyonu ithal etmeye ve boylece ulke icinde fiyat istikrarini saglamaya calisir.
Guclu ekonomiye gecis programi (GEGP) temel amaci: Guven bunalimi ve istikrarsizligini ortadan kaldirmak, bird aha geri donulemeyecek bir sekilde kamu yonetiminin ve ekonominin yeniden yapilandirilmasina yonelik altyapiyi olusturur.
GEGP suregelen krizi basilica iki nedene baglar;
-Surdurulmez ic borc dinamigi
-Basta kamu bankalari olm uzr mali sistemdeki sagliksiz yapi
GEGP’nin temel arac ve amaclari;
-Dalgali kur sistemi icinde enflasyonla mucadelenin kesintisiz ve kararli bir bicimde surdurulmesi
-Bankacilik sektorunde hizli ve kapsamli bir yeniden yapilandirma; boylece bankacilik kesimi ile reel sector arasinda saglikli bir iliskinin kurulmasi
-Kamu finansman dengesinin bird aha bozulayacak sekilde kurulmasi
-Toplumsal uzlasmaya dayali, fedakarligin tum kesimlerce adil bir bicimde paylasilmasini ongoren ve enflasyon hedefleri ile uyumlu bir gelirler politikasinin surdurulmesi
DIS BORC YUKUNUN EKONOMIYE VE KALKINMA STRATEJILERINE ETKISI
IMF programlarinin amaci; Turkiye’nin vadesi gelmis ic ve dis borclarini cevirmesini saglayarak, uluslararasi s ermayenin guvenini saglamaktir. Turkiye ekonomisi artik dis kaynaga bagimli hale gelerek’ kendi oz kaynaklari ve kurumsal yapilari ile buyumenin altyapisini olusturamaz durumdadir.
IMF programinin ana kurgusu, kismi denge yaklasimi altinda borc dinamigini veren cebirsel esitlige dayanmaktadir. Kamu net borc stokunun milli gelire orani, faiz oraninin artmasi sonucu yukseltmekte, ekonominin buyumesiylede azalmaktadir. Kamunun faiz disi fazlasinin milli gelire oran olarak buyuklugu, borc stokunu azaltan diger bir faktordur

23

Mayıs
2012

AÖF Türkiye Ekonomisi Ünitelerden Seçilmiş Final Notlar-2

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  953 Kez Okundu

1-Osmanlı da ilk elektrik enerji üretim birimi 1902 de Adana da kurulmuş ve 1913 yılında İstanbulda bir benzeri faaliyete geçmiştir.
2-17 Şubat 1923 tarihinde İzmir de Türkiye İktisat Kongresi toplandı.
3-1924 yılında İş Bankası,1925 yılında Sanayi ve Madin Bankası kurulmuş,1929 yılında da etkili bir gümrük korumacılığı başlatılmıştır.
4-Hükümet,1927 yılında eski 1913 tarihli yasayı gözden geçirip genişleterek 15 yıl için Teşvik-i Sanayi Kanunu yeniden yürürlüğe koymuştur.
5-Birinci 5 yıllık sanayi planı kamu yatırımlarının tümünü kapsamayan bir plandır.Sümerbank ve Etibank gibi iki büyük kuruluş ekonomiye kazandırılmıştır.
6-1942 yılının başında Ankara ve İstanbul da karne uygulaması başlatılmış, başlangıçta 300, daha sonra kişi başına 175 gram ekmek verilmiştir.Karne uygulaması, 1 Eylül 1944 tarihine kadar devam etmiştir.
7-2008 yılında büyüme hızı % 1,1 olarak gerçekleşmiştir.
8-1963 yılında başlayan planlı ekonomi döneminde 9 adet beş yıllık kalkınma planı hazırlanmıştır.
9-Türkiye de sanayinin % 50 si Marmara, %20 si ise ege bölgesinde yoğunlanmıştır.
10-1.ci iktisat kongresi 1923 yılında İzmir de toplandı.
11-Türki yede ihracata dayalı sanayileşme stratejisine 24 Ocak 1980 kararlar ile geçilmiştir.
12-Etibankın ve Sümerbankın kurulduğu dönem Birinci 5 yıllık sanayi planı dönemidir.
13-1952-1957 döneminde sanayi sektörünün ortalama büyüme hızı % 12.5
14-IMD Dünya rekabet gücü 2009 raporuna göre Türkiye ,rekabet gücü açısından 61 .ci sıradadır.
15-Türkiye Cumhuriyetinde 1980 yılına kadar geçen süre de (57 Yıl) sanayileşme,ithal ikamesi yönünde olmuştur.
16-Türkiye de yük taşımalarında ağırlık kara yollarındadır.Yurtiçi yük taşımalarının %90,11 i(2009) kara yolları ile yapılıurken, ucuz ve güvenli demir yollarının payı ise ancak % 3 seviyesindedir.Deniz yollarının payı %6,3 tür.Yurtiçi yolcu tsşımslsrının %87,5 i 2009 yılında kara yolu ile yapılmıştır.
17-Türkiye de yük ulaştırmasında , yükü kara yolları taşımaktadır.
18-Ankara-Eskişehir hızlı tren hattının km maliyeti 3,6 milyon Euro/km.dir.
19-5 yılda Ankara-Eskişehir hızlı tren hattı yapımı tamamlanmış ve 19 ocak 2010 tarihinde hizmete açılmıştır.
20-2008 yılında ekonomik faaliyetlere göre GSYÜ için en büyük paya sahip sektör hizmetler sektörü.
21-Toptan ticaret yapan iş yerleri arasında ilk sıra da Gıda Maddeleri yer almaktadır.
22-2009 yılında Türkiyeye en çok ziyaretçi gönderen ülke sıralaması:Almanya-Rusya-İngitere.
23-Türkiyede Demir yolları genel müdürlüğü Bayındırlık bakanlığına bağlıdır.
24-Bir ülkenin kendi limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkı Kabotaj ile ifade edilir.
25-Havayolları Devlet işletme dairesi Milli savunma Bakanlığına bağlıdır.
26-Yıllık eflasyon oranları % 1 ile %3 olan ülkeler, fiyat istikrarına sahip ülkelerdir.
27-Sıkı para ve kredi politikaları,Beyaz Rusya,Bulgaristan,Kazakistan,Kırgızistan,Romanya ve Ukranya da aylık eflasyon oranını tek haneli rakamlara indirmede etkili olmuştur.
28-Türkiye de enflasyon hedeflemesine 2006 yılında geçilmiştir.
29-Ekonomik krizler,reel sektör krizleri ve finansal krizler olarak iki ana başlık altında toplanabilir.
30-İstikrar politikaları Ortodoks ve heterodoks politikaları olarak iki gurupta sınıflanabilir.
31-Ortodoks iktikrar politikaları fiyat iktikrarının sağlanmasında sıkı para, sıkı maliye ve sabit kur politikalarını kullanır.
32-AB ülkeleri arasında ihracatımızda ve ithalatımızda en önemli paya sahip olan ülke, Almanyadır.Ülkeler bazında incelendiğinde ,Rusyadan sonra ithalatta en fazla ağırlığı bulunan ülkeler,Almanya,Çin,ABD ve İtalya dır.
33-Türkiye de Birinci beş yıllık kalkınma planının ilk uygulama yılı 1963
34-1980/1988 yılları arasında döviz kurları devalüe olmuştur.
35-Ulusal para biriminin yabancı ülke parasıyla ifade edilmesine SERTEN USUL denir.
36-Dünya d toprak bakımından en büyük ülke Rusya fedarsyonudur.
37-Türkiyede aktif nüfusun ortalama yarısına yakını tarım sektöründe çalışmaktadır.
38-Dünya da devlet kurumlarının en dürüst çalıştığı ülke Yeni Zelandadır.
39-Osmanlı da ilk borçlanma Krım savaşından sonra yapılmıştır.,
40-Türkiye de planlı çalışma dönemine 1963 tarihte girmiştir.
41-Yabancı paralar üzerine yazılı ticaret poliesi döviz.
42-Cumhuriyet tarihimizin en büyük üçüncübüyük devaluasyonu 10 Ağusos 1970 de gerçekleşmiştir.
43-İç borçların en büyük alıcısı Bankalar.
44-1858 arazi kararnamaesi ile Osmanlı toprakları 5 e ayrılmıştır.
45-Osmanlı imparatorluğunda 30 yıl süre ile Banknot basma yetkisindeki Bank-ı Osman-i Şahane 1863 yılında kurulmuştur.
46-Aşar vergisi 1925 yılında kaldırıldı.
47-Devletçilik ilkesi Anayasaya 1937 de girmiştir.
48-1913 tarihli teşvik-i sanayi kanunu 1927 de yürürlüğe girdi.
49-Karne uygulaması 1 eylül 1944 yılına kadar devem etmiştir.
50-Devlet planlama teşkilatı 1961 yılında kuruldu.
51-Kapitalisyonlar Lozan antlaşması ile kaldırılmıştır.
52-Ankara-Eskişehir hızlı tren hattının maliyeti 3,6 euro.
53-Türkiye –Irak petrol hattının işletmesi Botaşa ait.
54-Bakü-Tiflis-Cehan boru hattı projesi 2005 yılında tamamlanmıştır.
55-En çok turist çeken ülkeler:Fransa,İspanya,İtalya.
56-1989 yılında Türk Lirası konsertivi hale gelmiştir.
57-Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 30 Haziran 1930 yılında kurulmuştur.
58-Üniversiteler genel bütçelei kurumlardan değildir.
59-Osmanlı topraklar büyüklüklerine göre 3 e ayrılmaktadır.
60-Ekonomik krizler 2 başlık altında toplanmaktadır.
61-1850 tarihinden sonraki Osmanlı bütçeleri muvazene-i defteri isimle düzenlenmiştir.
62-Sikke ilk Osmanlı parasıdır.
63-Karayolları genel müdürlüğü 1950 yılında kuruldu.
64-Günümüzde tarımsal istihdamı toplam istihdam içerisindeki PAYI %24
65-Dünya da gelir dağılımı en bozuk olan ülke Brezilyadır.
66-Tüm gelirlerin bir kişide toplandığı toplumun gini kat sayısı 1 dir.

23

Mayıs
2012

AÖF Türkiye Ekonomi Final Ünite Notlar-1

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  800 Kez Okundu

1-Teşvik mevzuatı ne zaman yeniden yürürlüğe konmuştur? 1927
2- 1913 tarihli Teşvik-i Sanayi Kanunu, ne zaman yeniden yürürlüğe girmiştir?1927
3-1927’de yeniden yürürlüğe giren Teşvik-i Sanayi Kanunu, kaç yıl için hazırlanmıştır?15
4-Aşar vergisi ne zaman kaldırılmıştır?1925
5- Sanayi sayımı ilk ne zaman yapılmıştır?1927
6-1927 sanayi sayımının 1913 ve 1915 sayımlarından farkı nedir?Tüm ülkeyi
kapsayan bir sayımdır.
7- Devletçilik ilkesi Anayasa’ya kaç yılında girmiştir?D)1937
8- Karne uygulaması hangi tarihe kadar devam etmiştir? 1 Eylül 1944
9-1952- 1957 döneminde sanayi sektörünün büyüme hızı ne kadardır? %12,5 gibi rekor bir oranda büyümüştür.
10-Devlet Planlama teşkilatı ne zaman kurulmuştur?D) 1961
11-Kalkınma planlarını hazırlamak ve yürütme görevi hangi kuruma aittir?A) DPT
12-Mal ve Hizmetlerin elektronik araçlarla dağıtımı, pazarlanması, satışı veya teslim edilmesine ne ad verilir?D) Elektronik Ticaret
13-2009 yılında sabit sermaye yatırımları içinde ulaştırma yatırımlarının payı nedir?
B) 23,5
14-Osmanlı Devletinde düşük standartlı kara yolu uzunluğu 13.900 km’dir. 1950’den sonra üst yapılı kara yolu uzunluğu kaç km olmuştur?A) 24.200 km
15-Mal taşımacılığında en ucuz sektör hangisidir?D) Deniz
16-Türkiye kendi kıyılarında Türk karasularında gemi işletme hakkını hangi anlaşmayla yabancılardan almıştır?A) Lozan Antlaşması
17-Limanlar arasında yolcu taşıma hakkı hangi yıl özel teşebbüsten alınıp devlete bırakılmıştır?1933
18-Denizbank kaç yılında kurulmuştur?1938
1939’da da Devlet teşekkülü olarak Devlet Denizyolları Umum Müdürlüğü oluşturulunca, Denizbank bu kuruluşa devredilmiştir.
19-Türkiye, Kabotaj hakkını hangi gelişmeyle elde etmiştir?B) Osmanlı Devleti zamanında verilen kapitülasyonların kaldırılması ile
20- Kapitülasyonlar hangi anlaşma ile kaldırılmıştır?E) Lozan Antlaşması
21-Ankara – Eskişehir hızlı tren hattının km maliyeti ne kadardır?D) 3,6 milyon Euro
21-Dış ticarete konu olan malların yüzde kaçı deniz yolu ile taşınmaktadır?D) % 80
22-Türkiye’de yük taşımacılığında kara yollarından sonra hangisi gelir?Deniz Yolları
23-Türk Hava Yolları ne zaman kurulmuştur? 01 Mart 1956
24-Türkiye-Irak Petrol Boru hattı hangi yıl işletmeye açılmıştır? 1977
25-Dünyada ham petrol ve petrol ürünleri taşımacılığında 1960’lardan sonra deniz yollarının yanı sıra hangi sektör ortaya çıkmıştır?D) Boru hattı Taşımacılığı
26- Ülkemiz Türkiye – Irak botu hattından nakledilen petrolün ne kadarını satın alma hakkına sahiptir?C) % 40
27-Türkiye – Irak Petrol boru hattının işletmesi aşağıdakilerden hangisine aittir? BOTAŞ
28- Bakü – Tiflis – Ceyhan Boru Hattı Projesi kaç yılında tamamlanmıştır?A) 2005
29- 2009 yılında inşaat sektörünün GSUG içindeki payı kaçtır?A) % 4,3
30-Türkiye’de toplam yapı üretiminde konut üretiminin payı kaçtır?D) % 90
31-1993- 2003 döneminde küçülme gösteren tek sektör aşağıdakilerden hangisidir?
B) İnşaat (% 22 küçülmüştür)
32-İnşaat sektörü Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1950’lere kadar hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır?E) Demiryolu hatları ve Büyük su projeleri
33-2005 yılının ilk yarısında, inşaat ruhsatlarındaki artış oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre % kaç olmuştur?C) % 40
34- Türkiye’de son yıllarda sabit sermaye yatırımları içinde ilk sırada hangisi yer almaktadır?A) Konut
35-ABYKP döneminde toplam sabit sermaye yatırımları içinde Konut’un payı kaçtır?
A) % 32,3
36-Sürekli oturduğu ülke dışında başka bir ülkeyi 24 saatlik bir süre için ziyaret eden kişiye ne ad verilir?E) Turist
37-Dünya Turizm örgütünün (WTO) 2009 verilerine göre Türkiye’nin dünya turizm gelirleri içindeki payı ve sıralamadaki yeri nedir?A) 22 Milyar Dolar ile 8’inci
38-1990’lı yıllardaki artış hızı baz alınarak yapılan tahminlere göre 2020 yılında toplam turizm gelirleri ne kadar olacaktır?A) 2 trilyon dolar
39-AB ülkelerinin dünya turizm hareketlerinden aldıkları pay ne kadardır?D) % 40
40-En çok turist çeken ülkeler aşağıdakilerden hangisidir?E) Fransa – İspanya – İtalya
41-Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde dış turizm gelirinin ihracata oranı kaçtır?A) % 7
42-. Gelişme yolunda olan ülkelerde, dış turizm gelirinin ihracata oranı kaçtır?A) % 9,6
43-Kamu kesimini meydana getiren öğeler ”bütçe genellik ilkesi”ne göre sınıflandırılır
44-Genellik ilkesine tabi kamu ekonomisi öğeleri ”genel bütçe daireleri”dir
45-Genellik ilkesinin esnetilmesiyle ortaya çıkan kamu ekonomisi ögeleri şunlardır
a- katma bütçeli daireler
b- özel bütçeli mahalli idareler
c- özerk bütçeli kamu iktisadi teşebbüsleri
d- fonlar ve döner sermayelerdir
46-kamu harcamaları şunlardır
a-kamu cari harcamaları
b-kamu transferleri
c-kamu yatırımları
47-Türkiyede kamu kesiminin cari harcamaları GSYİH oranı 1999-2001 arası %11-14 tür
48-kamu kesiminin kaynak açığına kamu kesiminin borçalanma geregide denir
49-Türkiyede kamu ekonomisinin başlıca sistemsel sorunları şunlardır
a-vergi kapsamının darlığı
b-vergi adaletsizliği
c-bütçe disiplinsizliği
d-borçlar üzerindeki demokratik denetim zayıflığıdır
50-Türkiye ekonomisi dünya pazarına 1980-1983te açılmaya başladı.1989-1990da tamamlandı
51-Türkiye 1982 de 32 sayılı karar ile kambiyo rejimini tamamen serbestleştirdi ve ödemeler dengesinin sermaye hareketleri kalemlerini uluslararası finans sermayesinin spekülatif hareketlerine açtı
52-Türkiyede 2000yılında fert başına en büyük geliri alan kocaeli
en düşük geliri alan muş (10.4) .2001 de ise en düşük geliri alan ağrıdır.
53-Kamu sektörünün temel dengesini oluşturan faktörler
1. Kamu kesimi dengesi
2. Merkezi bütçe
3. Bütçe dışı fonlar
4. Yerel yönetimler
5. Finansal sektörü dışında faaliyet gösteren kamu teşebbüsleri
6. MB’nin ve kamu bankalarının görev zararları.
54-2000 istikrar programının ana hedefi: Para ve döviz kuru gelirlerinin önceden tahmin edilerek yerli ve yabancılar için finansal yatırım belirsizliklerini azaltmak.
55-2000 İstikrar programı: maliye politikasının hedeflerini desteklemek için özelleştirme tarımı destekleme sosyal güvenlik kamu maliyesi bankacılık sisteminde denetim ve gözetim kanunlarını içeren yapılanmayı içeriyor.
56-Bretton Woods para sistemi; dolarin altin karsiligini sabit kabul eden ve diger uluslarin paralarinin degerini dunya parasi (rezerv para) olan dollar uzerinden altina bağlayan bir sistemdir.
57-1989 yilinda yururluge giren ve Turk Parasinin Kiymetini Koruma Kanunu’nda degisik yapan 32 sayili kararla baslamistir.
58-Turkiye 1 Ocak 1958 Roma Ant ile kurulan AET’na ilk basvuran ulkeler arasinda yer aldi. (31 Temmuz 1959)
59-12 Eylul 1963’te yururluge giren Ankara Antlasmasi ile Turkiye’nin AB’ye uyeligi icin ilk hukuksal adim atilmis oldu.
60-Para Kurulu: Sabit bir oranda bir yabanci para veya baska bir dis varliga istek uzerine cevrilebilen kagit ve ufaklik parayi piyasaya surebilme yetkisindeki bir kurumdur.
61-Nihai Kredi Mercii: finansal sorunlar yasayan banka ve diger yetkili kuruluslara borc veen kurumdur. Genellikle ulkenin MB’dir.

22

Mayıs
2012

Peygamber Efendimizin Vefatı

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE, SiYER  |  Yorum: Yok   |  534 Kez Okundu

Hayber’de yediğim yemeğin acısını hâlâ duyuyorum. Şu anda, kalbimin damarının koptuğunu hissediyorum.”
Musannif (Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî): Onu zehirleyen kadının adı: Sellâm İbn Mişkem’in hanımı Zeyneb Bintu’l-Haris’tir, dedi.
Nasr suresi inince, Rasulullah (s.a.v.) Fatıma’yı çağırıp:
“Bana ecelimin yaklaştığı haber verilmiştir” dedi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Rasulullah (s.a.v.):
“Ağlama! Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin” deyince Fatı­ma güldü.
“Rasulullah (s.a.v.), her Ramazan’da, Cebrail’e Kur’an’ı arzederdi. Öldüğü ayda, Kur’an’ı ona iki defa arzetmişti.”
Rasulullah’ın (s.a.v.) rahatsızlığı, Meymune’nin evinde başladı. O gün çıkıp benim yanıma geldi. Ben:
– Başım ağrıyor, dedim. Rasulullah (s.a.v.):
– “Benim de başım ağrıyor” dedi.
Daha sonra Meymune’nin evine döndü ve ağrısı şiddetlendi. O, hanımlarından, hastayken Aişe’nin odasında kalmasına izin vermelerini  istedi Ona izin verdiler. Rasulullah (s.a.v.) ayakları yerde sürünür
Ebu Bekrin Hastalığı Esnasında Rasulullah’a Bakmak İstemesi
“Peygamber (s.a.v.), hastalığı sırasında hanımları arasında taksi­mat yapılarak örtüsünün içinde sırasıyla onların odasına götürülüyor­du.”
Rasulullah’ı (s.a.v.) ölürken gördüm. Yanında içi su dolu bir bardak vardı. Elini bardağın içine sokup suyu yüzüne sürüyor, sonra da şöyle diyordu:
“Allah’ım! Ölümün sekeratına (sıkıntılarına) karşı bana yardım et.”
Enes şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.), ölüm ızdırabını çekerken Hz, Fatıma: -Vay çektiğin ızdıraba babacığım! dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
– “Bugünden sonra, babanın üzerinde hiç ızdırap kalmayacak. Her kimin ondan bir alacağı varsa Allah kıyamete kadar alacaklılarına onun borçlarını ödemiştir.”
Rasulullah’m (s.a.v.) hastalığı on iki gün sürdü. Ondört gün de denilmiştir. Namaza çıkıyordu. Sadece üç gün çıkamadı. O:
– “Ebu Bekr’e emredin, cemaate namazı o kıldırsın” dedi.
Rasulullah (s.a.v.) gelip Ebu Bekr’in solunda oturdu. Rasulullah (s.a.v.) oturuyor, Ebu Bekir ise ayaktaydı. Ebu Bekr, Rasulullah’m (s.a.v.) namazına uydu. Cemaat de Ebu Bekr’in namazına uydu.
Ebu Bekr, Rasulullah’ın (s.a.v.) vefatından önceki hastalığında, cemaate namaz kıldırıyordu. Pazartesi günü, Müslümanlar saflar halinde namaz kılarlarken Peygamber (s.a.v.), odanın perdesini açıp bize baktı. Kendisi ayaktaydı ve yüzü mushaf yaprağı gibiydi. Rasulullah (s.a.v.) gülümsedi. Rasulullah’ı (s.a.v.) gördüğümüzde sevindiğimiz için namazdan çıkmayı düşündük. Ebu Bekr, Rasulullah’ın (s.a.v.) namaz için çıktığını zannederek, safa gelmesi için ökçesinin üzerinde geri dön­dü. Rasulullah (s.a.v.): “Namazınızı tamamlayın” manasında cemaata i-şaret etti. Perdeyi indirdi. O gün vefat etti.
Abdullah îbn Abbas şunu anlattı: Rasulullah’ın (s.a.v.) vefatı yaklaştığında şöyle buyurdu:
– “Getirin, size bir yazı yazayım da, bundan sonra yolunuzu şaşırmayasınız.”
Sehl îbn Sa’d şunu anlattı:
Rasulullah’ın (s.a.v.) yanında yedi dinar vardı. Onları Hz. Aişe’nin yanma koymuştu. Hastalığı esnasında:
– “Aişe! Yanındaki altını (parayı) Ali’ye gönder” dedi.
Sonra bayıldı. Aişe, O’nun hastalığıyla meşgul oldu, Hz. Aişe onu Ali’ye gönderdi. Ali’de fakirlere dağıttı. Rasulullah da pazartesi gecesi vefat etti. Aişe, lambasıyla kadınlardan birine gitti ve:
-Tulumundan, benim lambama yağ damlat. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) vefat etti, dedi.

Hz. Aişe şunu anlattı:
Fatıma (r.a.), Rasulullah (s.a.v.) gibi yürüyerek babasının yanma geldi. Rasulullah (s.a.v.):
– “Hoş geldin kızım!” dedi. Yanına oturttuktan sonra ona gizlice birşey söyledi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Fatıma’ya:
-Rasulullah (s.a.v.) özel olarak seninle konuştu ama sen ağlıyor­sun, dedim.
Sonra Rasulullah (s.a.v.) ona gizlice bir söz daha söyledi. Fatıma bu defa da güldü. Ben şöyle dedim:
-Ben, bugünkü gibi sevincin üzüntüye bu derece yakın olduğunu görmedim.
Ona, Rasulullah’ın (s.a.v.) ne dediğini sordum. Fatıma;
-Rasulullah’m (s.a.v.) sırrını asla ifşa edemem, dedi. Rasulullah (s.a.v.) vefat edince, ona tekrar sordum. Şöyle cevap verdi:

-Bana gizlice şunu söylemişti: “Cebrail bana Kur’an’ı her yıl bir defa arzediyordu. Bana (bu yıl) iki defa arzetti. Ecelimin gelmiş oldu­ğunu zannediyorum. Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin. Ben se­nin için ne iyi selefim.” İşte bunun için ağladım. Daha sonra da şöyle dedi: “Bu ümmetin kadınlarının veya mü’minlerin kadınlarının hanı­mefendisi olmaya razı olmaz mısın?” Buna da güldüm.
Hz. Aişe şöyle anlattı:
Allah’ın bana ihsan ettiği nimetlerden birisi, Rasulullah’m (s.a.v.) benim evimde, benim günümde ve başı benim göğsümde olarak vefat etmesidir. Yine Allah vefatı esnasında benim tükrüğümle O’nun tükrü-ğünü feiraraya getirmiştir. Rasulullah’ı (s.a.v.) göğsüme yasladığım sı­rada, Abdurrahman elinde bir misvakla yanıma geldi. Rasulullah’m ona baktığını gördüm. Misvak! istediğini anladım. Onu senin için alayım mı? diye sordum. Başıyla: Svet diye işaret etti. Misvağı yumuşattım. Alıp dişlerine sürdü. Önünde içinde su bulunan bir kap vardı. Ellerini suya sokup yüzüne sürmeğe ve şöyle demğe başladı:
“Lâ ilahe illallah. Ölümün de ızdırap ve şiddetleri var.” Sonra elini kaldırdı ve: “Rafîk-i â’lâ zümresine kat” demeğe başladı. Mübarek ruhu alındı ve eli düştü.
Daha sonra şöyle buyurdu:
“Kibirlenenler için Cehennemde barınacak bir yer mi yoktur?”. Biz:
– Ya Rasulellah! Ecelin ne zaman? dedik. Rasulullah (s.a.v.):
– “Ayrılık, Allah Cennetu’l-me’va, Sidretu’l-munteha’, Rafik-i a’la, en yeterli nimet ve pay ve en mutlu hayata dönüş yaklaştı” dedi.
– Ya Rasulellah! Seni kim yıkasın? dedik.
– “Ehl-i beytimin erkekleri ve en yakın olanlar” diye cevap verdi. Biz:
-Ya Rasulellah! Seni, ne ile kefenleyelim? dedik, Rasulullah:
– “isterseniz şu elbiselerimle, isterseniz Mısır işi örtülerle, isterse­niz Yemen işi bir hırkayla” dedi. Biz:
– Ya Rasulellah! Senin namazını kimler kılsın? dedik. Bunun üzerine ağladı. Biz de ağladık. Sonra şöyle dedi:
– ‘Yavaş olun! Allah size merhamet etsin ve size pygamberinizden dolayı iyilikle karşılık versin. Beni yıkayıp kefenlediğinizde, şu evimdeki kabrimin kenarındaki şu şeririmin (divanımın) üzerine koyun. Sonra bir süre yanımdan çıkın. Benim namazımı ilk kılacaklar, habibim ve halilim Cebrail, sonra Mikail, sonra israfil, sonra da bir melek ordusu içinde ölüm meleğidir. Sonra grup grup benim yanıma girin ve bana salat u selam getirin. Kadınların ağlamaları ve yas tutmalarıyla bana eziyet etmeyin. Benim namazımı önce Ehl-i Beyt’imin erkekleri sonra da onla­rın kadınları kılsın. Sonra da sizler ashabımdan burada olmayanlara ve Kıyamet gününe kadar dinim üzere bana tabi olanlara selam söyleyin.” Biz de:
-Ya Rasulellah! Seni kabrine kim koyacak? dedik.

 Ebu Muhammed ed-Darimî, bize onun şöyle dediğini haber verdi: Onun (Ebu Bekr’in) okuduklarını duyar duymaz dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm.
îbn Abbas şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü vefat etti. O gün ve o geceyle, ertesi gün durduruldu. Çarşamba gecesi defnedildi. Bazıları: Rasulullah ölmedi. Fakat Musa’nın ruhunun semaya kaldırıldığı gibi onun ruhu da semaya kaldırıldı, dediler.
Ömer kalkıp şöyle dedi:
– Rasulullah (s.a.v.) ölmedi. Fakat Musa’nın ruhunun semaya kal­dırıldığı gibi, onun duhu da semaya kaldırıldı. Vallahi, Allah’ın Rasulü bazı kimselerin ellerini ve dillerini kesmedikçe ölmez. Ömer devamlı konuştu. Sonunda konuşmaktan ağzı köpürdü.
  Ummu Eymen ağalamağa başladı ve şöyle dedi:
– Rasulullah’m (s.a.v.) öldüğüne ağlamıyorum. Çünkü O’nun, dün­yadan daha hayırlı olana gittiğini bilmiyor değilim. Ben, artık semadan gelen haberin kesileceğine ağlıyorum.
Enes şunu anlattı:Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü öldü. Ömer kalkıp şöyle dedi: Rasulullah(s.a.v.) ölmedi. Musa’nın kırk gece kavminden ayrılıp Rabb’ine gittiği gibi, Rabb’ine gitmiştir. Ben Rasulullah’m (s.a.v.) vefat ettiğini söyleyen münafıkların ellerini ve dillerini kesinceye kadar ya­şayacağını umuyorum.
Enes şöyle anlattı:
Rasulullah’m (s.a.v ) Medine’ye girdiği gün, Medine’nin her şeyi aydınlanmış, vefat ettiği fc’ün de her şeyi kapkaranlık olmuştur, Rasu­lullah’m (s.a.v.) kabrinin toprağından ellerimizi çeker çekmez duygula­rımızı bastırdık.
Rasulullah’ı (s.a.v.) yıkadıklarında kuruladılar ve ona, ölüye yapı­lan şeyler yapıldı. Sonra o, iki parça beyaz bezle Hıbere denilen beze sarıldı.
İbn Ömer şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) üç parça bezle kefenlendi. İkisi suhuliye denilen Yemen bezi, biri de Hıbere denilen Yemen beziydi.
el-Hasen şöyle dedi: Rasuiullahi (s.a.v.) yıkayıp kefenlediler ve kokular sürdüler. Sonra şeririne konuldu. Onun için cenaze namazı kılmak üzere Müslümanlar grup grup içeri girdiler. Bir grup kılıp çıkı­yor, diğer grup içeri giriyordu. Böylece hepsi O’nun cenaze namazını  kılmış oldular.
Ebu Bekr es-Siddik şöyle dedi: Peygamber’in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum:
“Her peygamber, ruhunun alındığı yerde defnedilir.”
Müslümanlar, Rasulullah’ı fs.a.v) jıkamak için toplanınca, el-Abbas iki kişiyi çağırdı. Biriniz Ebu Ubeyde Îbnu’l-Cerıah’a gitsin, dedi. Ebu Ubeyde, Mekke halkı için kabir kazardı. Biriniz de Ebu Talha’ya gitsin, dedi. Ebu Talha da Medine halkı için kabir kazardı.
el-Abbas, o ikisini gönderdikten sonra:
Allah’ım! Peygamber’in için hayırlısını tercih et, dedi. Ebu Ubey-de’yi arayacak olan onu bulamadı. Ebu Tallıa’nın adamı ise onu buldu ve Ebu Talha, Rasulullah’ın (s.a.v.) lahdini kazdı.
“Lahd yapın. Şakk yapmayın. Çünkü lahd bizim içindir. Şakk ise başkaları içindir.”
“Kim hacceder ve öldükten sonra benim kabrimi ziyaret ederse, beni sağken ziyaret etmiş gibi olur.”
“Kim kabrimi ziyaret ederse, şefaatim ona vacip olmuştur.”
“Kim Allah’tan sevap umarak, Medine’deki kabrimi ziyaret ederse, kıyamet gününde, onun için şefaatçi ve şahit olurum.”
Fatımanın Rasulullah’a Ağıt Yakması
Rasulullah’ın (s.a.v.) hastalığı ağırlaşmca, onu sıkıntı basmağa başladı. Fatma:
-Vay, babamın çektiği sıkıntıya! dedi. Rasulullah da (s.a.v.) ona:
– “Bugünden sonra, babanın sıkıntısı olmayacak” dedi. Rasulullah
(s.a v )-vefat edince Fatıma:
-Babacıgım! Rabb’inin davetine icabet eden babacığım! Mekanı Firdevs Cenneti olan babacığım! Ey Cebrail’in ölüm haberini getirdiği
babacığını!
Rasulullah fs.a.v.) defnedilince:
-Enes! Rasulullah’m (s.a.v.) üzerine toprak saçmanıza gönlünüz nasıl razı olabildi? dedi.:
Rasulullah (s.a.v.) vefat edince, Fatıma gelip kabrinin toprağından aldı”ve gözlemine sürdü. Ağlayarak şöyle dedi:
Ahmed’in toprağını koklayanın hali ne mi olur? Ömür boyu, güzel koku koklamamak.
Benim üzerime Öyle musibetler döküldü ki, onlar, gündüzlerin üzerine dökülseydi, gece olurlardı belki.
Ebu Hureyre şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu: “Kim bana bir saîât getirirse, Allah ona, on saîât getirir.”
Enes lbn Malik şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v,):
“Kim bana bir salât getirirse, Allah rona] on salât getirir ve onun on günahını indirir” buyurdu.
Ubeyy îbn Ka’b şöyle dedi: Bir adam şöyle dedi:
-Ya Rasuîellab! Ben bütün salatlarımı sana verdim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
– “Öyleyse dünya ve ahiretinle ilgili şeylerde Allah sana kefildir” dedi.
Abdullah îbn Ebi Talha nın babası şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.), bir gün, sevinçli olarak geldi ve şöyle dedi:
“Bana melek geldi ve şöyle söyledi: Muhanımed! Aziz ve Celil olan Rabb’m sana: Ümmetinden birisinin sana salât getirdiğinde, benim ona on saîât getirmem, seni memnun etmez mi? diyor. Ben de. Elbette, memmun eder, dedim.”
Amir îbn Rabia şunu söyledi: Rasulullah m (s.a.v.) şöyle dediğini duydum:
“Kim bana salât getirirse, salât getirdiği sürece melekler de ona devamlı salât getirirler. Öyleyse kişi salâtı ister azaltsın ister çoğaltsın.”
Abdurrahman îbn Avf şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) dışarı çıktı ve mescidine doğru yöneldi içeri girdi. Kıbleye yönelip secdeye kapandı. Uzun süre secdede kaldı. Oyleki biz Allah Tealâ’nın onun ruhuna aldığını zannettik. O’na yaklaştım. Sonra Rasulullah (s.a.v.) oturdu. Başım kaldırıp:
– “Kim o?” dedi. Ben:
– Abdurrahman, dedim.
– “Neyin var? N’oluyor?” dedi.
– Ya Rasulellah! Secde yaptın. Ben de, secdedeyken, Allah’ın ru­hunu almış olmasından endişe ettim, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
– “Cebrail gelip bana şöyle bir müjde verdi: Allah Taâlâ sana şöyle diyor: Kim sana salât getirirse, ben de sana salât getiririm Kim sana selam ederse, ben da sana selam ederim, onun için Allah’a secde ettim” cevabım verdi.
Ebu Talha el-Ensarî anlattı:
Rasulullah, bir sabah, gülümseyerek ve neşeli bir halde geldi.
-Ya Rasulellah! Bu sabah, neşelisin ve gülümsüyorsun, dediler. Rasulullah (s.a.v.):
– “Evet. Bana, Rabb’imden gelen (Cebrail) geldi ve şöyle dedi: Kim sana salât getirirse, Allah, o kişiye, getirdiği salât sebebiyle on iyilik (sevap) yazar ve ondan on kötülüğü (günahı) siler. Onu, on derece yük­seltir ve ona, onun gibisini iade eder.”
Ebu Talha şöyle anlattı:
Rasulullah f«.a.v.) benim yanıma geldi. O’nu, o güne kadar görme­diğim bir şekilde neşeli ve sevinçli olarak gördüm. Şöyle dedim:
-Ya Rasuîellah! Seni böyle bir halde görmemiştim. Rasulullah:
– “Ebu Talha! Nasıl böyle olmayayım? Biraz önce Cebrail yanımdan ayrıldı. Bana yüce Rabb’imden bir müjde getirdi: Allah, beni sana şunu müjdelemek üzere gönderdi dedi: Ümmetinden birisi sana salat getirsin de Allah ve melekler ona on defa salat getirmesinler” cevabım verdi.
Sehl îbn Sa’d es-Sa’ıdı şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) dışarı çıktı ve Ebu Talha’yı gördü. Ebu Talha kalkıp onun yanma geldi ve:
-Babam anam sana feda olsun, ya RasuleUah! Yüzünde bir sevinç ve memnuniyet ifadesi görüyorum, dedi. Rasulullah şöyle buyurdu:
– “Evet. Biraz Önce bana Cebrail geldi ve şöyle dedi: Muhamed! Kim sana bir defa salât getirirse, Allah ona, on sevap yazar ve onun on gü­nahını siler. Onu on derece de yükseltir.”
Muhammed îbn Habib de şöyle demiştir: Onun ancak şöyle dediğini biliyorum: Melekler de ona on defa salat getirirler.
Ebu Talha şöyle anlattı:
Bir gün, Rasulullah’ın (s.a.v.) yanına girdim. O gün onu, o güne kadar görmediğim bir neşe ve sevinç içinde gördüm. Ben:
-Ya Rasuîellah! Allah sana salat etsin. Babam ananı sana feda ol­sun. Seni bugün şimdiye kadar görmediğim bir neşe ve sevinç içinde görüyorum, dedim. Rasulullah (s.a.v.):
– “Ebu Talha! Niye böyle olmamayım? Cebrail, benim yanımdan biraz önce ayrıldı-. O şöyle dedi: Muhammedi Rabb’im, beni sana gön­derdi. O şöyle buyuruyor: Ümmetinden birisi sana salat getirsin de Allah sana onun salatmm aynısını iade etmesin ve Allah salatı sebebiyle ona, on sevap yazmasın ve onun on günattmı indirmesin ve onu on derece yükseltmesin. Onun salatı arşa kadar yükselmesin. O salat bir meleğe rastlar rastlamaz melek: Onun Muhammed’e salat getirdiği gibi siz de ona salat getirin, der.”
Ebu Talha şöyle anlattı:
Peygamberin (s.a.v.) yanma girdim. Neşeliydi. Ben:
-Ya Rasulellah! Seni bugünkünden daha neşeli ve sevinçli görme­dim, dedim. Rasuiullah (s.a.v.):
Niye neşeli ve sevinçli olmayayım? Şimdi, Cebrail benim yanım­dan ayrıldı. O şöyle dedi; Muhammedi Ümmetinden kim sana salat ge­tirirse, Allah o salat sebebiyle ona on sevap yazar ve onun on günahım siler. Onu on derece yükseltir. Melek ona onun söylediğininin aynısını söyler. Ben: Cebrail! Peki o melek nedir? dedim. O da şöyle söyledi: Şüphesiz Allah Teala, seni yarattığı andan tekrar diriltinceye kadar bir meleği senin için görevlendirdi. Birisi sana salat getirince o: Allah sana da salat etsin, der” dedi.
Ebu Bekr es-Sıddîk şöyle dedi:
Peygambere (s.a.v.) salat getirmek köle azat etmekten daha üs­tündür. Rasuiullah’ı (s.a.v.) sevmek, Allah yolunda
kılıç sallamaktan daha üstündür. (Ya da bu anlamda birşey söyledi)
Rasulullah (s.a.v.): Kim bana salât getirirse o salât sebebiyle, Allah da o kimseye on salât getirir ve o kimsenin selamım ruhuma tebliğ etmek üzere iki melek yarışa girerler.
“Ey iman edenler! Siz de O na salât getirin ve selam verin ,ayeti indiğinde:
– “Ya Rasulallah! Sana selamı anladık. Sana salât nasıldır? dedik. RasuluJlah (s.a.v.):
– Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kema salleyte alâ Ibrahîme ve alâ âli İbrahîme inneke hamidün mecîd.
“Günlerinizin en üstünü, cuma günüdür. Adem (a.s.) c gun yara­tılmış ve o gün vefat etmiştir. Sûr o gün ufürülecek ve bütün canlılar o gün ölecektir. Cuma gününde, bana çok salât getirin. Çünkü salâtmız bana sunulur.”
– Ya Rasulallah! Kabrinizde çürümüş bir kemik haline gelmişken, bizim salatanız sana nasıl sunulur? dediler. Bunun üzerine Rasulullah:
– “Allah, peygamberlerin cesetlerini yeyip çürütmeyi, yere haram kılmıştır” buyurdu.
Bekr İbn Abdillah anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu:’Sağlığım, sizin için hayırlıdır. Siz benimle konuşursunuz, ben de sizinle konuşurum. Vefatım da sizin için hayırlıdır. Amelleriniz bana arzolunur. Hayırlı amellerinizi görürsem, Allah’a hamdederim. Kötü a-mellerinizi görürsem, sizin için Allah’tan mağfiret dilerim.”

“Kim rüyada beni görürse, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şey­tan benim suretime giremez.”

 

 

 

 

Toplam 195 sayfa, 147. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030145146147148149150160170...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.