28

Mayıs
2012

Çocuklara Anne -Babanın Örnek Olmaları-16

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  654 Kez Okundu

Ailede Anne Babayı Örnek Almayı Etkileyen Faktörler(1)
Çocuk ve gencin aile bireylerini örnek almalarında etkili olan bazı etmenler söz konusudur. Bu etmenleri aşağıdaki başlıklar altında ele almak mümkündür.
1. Benzerlik:Çocuklar ve orta öğretim gençliği üzerinde yapılan bir araştırmada
çocuk ve gençlerin kendilerine benzer olarak gördükleri kimselerden
daha fazla etkilendikleri tespit edilmiştir.(2)
Çocukların yetişkinlerden çok, arkadaşlarını örnek almaları gerekirdi. Hâlbuki çocukların arkadaşlarından ziyade yetişkinleri örnek aldığı bir gerçektir.Erkek çocuklar genellikle babalarını, kız çocuklar ise annelerini kendilerine örnek almaktadırlar. (Yapılan bir araştırmada Annesine benzemek istediğini belirten erkeköğrencilerin oranı %39.7 iken kızlarda bu oran %60.3′tür. En çok babasına benzemek isteyen kız öğrencilerin oranı %35.1′lik bir grubu oluştururken erkeklerde bu oran %64.9′a çıkmaktadır. Buna göre baba özdeşleşmesi ile cinsiyet ilişkisinin daha önemli olduğu söylenebilir.(3)
2. Sevgi ve Şefkat::Çeşitli araştırmacılar da okul çağı öncesi çocuklar üzerinde
yaptıkları araştırmalarda çocukların, sevgi ve ilgi gösteren modelleri örnek aldıkları sonucuna varmışlardır.(4) Lise ve üniversite öğrencileri üzerinde yapılan araştırmalarda da gençlerin daha çok şefkat gösteren ve mükâfat veren modellerin davranışlarını benimsedikleri görülmüştür.(5)
Anne baba sevgisi, çocukların bio-psiko-sosyal gelişmeleri için en büyük ihtiyaçlardan birisidir. Bu ihtiyaçtan mahrum kalan çocuklarda ebeveynin davranışlarının benimsenmesi görülmediği gibi, bu tür çocuklarda fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişim degecikmeye uğramaktadır.(6)
Peygamberimiz torunu Hasan’ı öperken gören Akra b. Hâbis’in “benim on çocuğum var. Onlardan hiçbirisini öpmedim” şeklindeki ifadesine karşılık Hz. Peygamber, “merhamet etmeyene merhamet olunmaz” diye cevap vermiştir.(7)
Yine bir ârabînin “siz çocuklarınızı öpermisiniz?” şeklindeki sorusuna “evet” cevabı vermiş, soruyu yöneltenin “vallahi biz onları öpmeyiz” şeklindeki itirazına “Allah senden merhameti söküp aldıysa ben ne yapayım?” diyerek sert bir şekilde
cevap vermiştir.(8)
Çocuğa sevgi, genellikle onu okşamak, öpmek ve istediğini yerine getirmek suretiyle gösterilmektedir. Ergenlerin ise fikirlerininsorulması, konuştuğu zaman dinlenmesi, sözlerine değer verilmesi, onlara hitap edilirken bir yetişkin gibi önem verilmesi ve bu önemin ona hissettirilmesi, gence sevgi ve saygı göstermek anlamına gelmektedir. Gence gösterilen bu ilgi, onun yetişkinlere güven duymasına, ailesiyle beraber yaşarken şahsiyet kazanmasına yardımcı olmaktadır.(9) Anne babanın çocuğuna karşı gösterdiği aşırı sevgi ve mükâfatın olumsuz etkilerinden birisi de çocukları tarafından annebabanın önemsiz olduğu şeklinde düşünülmesidir. Bu düşünce de gencin anne babasını örnek almasını engellemektedir.
3. Güç ve Üstünlük:Güçlü olma duygusu ilk yaratılan insan ile birlikte var
olagelmiştir. Kuran’da insanın yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak yaratıldığı(10)
ve onun bu üstün niteliklerine meleklerin secde etmesinin istendiği(11)
.anlatılmaktadır. İnsan bu üstünlük ve güç duygusuyla dünyaya gelmiş ve Yaratan’ın gücüne ulaşmak bilinçdışı dürtüsünü de bir miras olarak yüklenmiştir.
Sevgi Kaynaklı Disiplin’i, “istenmeyen davranışlarda bulunan bir kişinin suçunun sonucunda onu ikna ederek vazgeçirmeye çalışma, hayal kırıklığı gösterme, onu aldırmaz gibi davranma, sevgi,şefkat ve anlayışın şarta bağlı olarak verilmesi” (12)
.şeklinde tanımlayabiliriz.
Hz. Peygamber’in,Henüz bir çocuk iken hurmaağaçlarını taşladığı için huzuruna getirilen Rafi b. Amr el Gıfarî’ye,hurmaları niçin taşladığını sormuş, “yemek için” cevabını alınca,“yavrum (bir daha acıkırsan) hurmayı taşlama, altına düşenlerden
ye!” tavsiyesinde bulunmuştur.(13)
Görüldüğü gibi Hz. Peygamber,hatalı bir davranış tespit ettikten sonra çocuğu hemen cezalandırmamış,onu vicdanı ile baş başa bırakarak hatasını anlamasına
yardımcı olmuştur.(14)
10 yaşında bir genç iken Hz. Peygamber’in eğitimine arz edilen Enes b. Mâlik, onun bu konudaki tutumunu şu cümlelerle ifade eder: “Hz. Peygamber’e yedi yahut dokuz sene hizmet ettim. Rasulullah benim yaptığım bir şey için ‘Bunu niçin yaptın?’,yapmadığım bir şey için de ‘Niçin yapmadın?’ demedi”(15) Enes b. Malik’in bu sözlerinden anlıyoruz ki, Hz. Peygamber, ergenlik döneminde terbiyesine verilen bu genci nasihat ve sözlü eğitimden çok, örnek davranışlarıyla etkileyerek, onun dinî ve din dışı konularda kendi kendine düşünme, karar verme ve anlama kabiliyetlerini geliştirmesine yardımcı olan örnek alma yoluyla öğrenmesine imkân sağlamıştır. Hz. Peygamber’in Enes’e bu şekilde davranması onun her tür davranışlarına göz yumduğu anlamına gelmemektedir. Bu sözleriyle Enes b. Malik, Hz. Peygamber’in şefkat ve merhametle kendisine en iyi örnek teşkil ettiğini vurgulamak istemiştir.(16)
Dip Notlar
1.ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ,İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİCilt: 14, Sayı: 2, 2005 s. 41-58
2.Mc Candless, Adolescents: Behavior and Development, Holt Reinnhort and Winston Inc., New York, 1970, s. 389.)
3. Kılavuz, M. Akif, Ergenlerde Özdeşleşme ve Din Eğitimi, İHL ve GL Öğrencileri Arasında Karşılaştırmalı Bir Araştırma, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa, 1993, s. 60.
4.Bandura, Albert-Huston, Aletha, C., “Identification as a Process of Learning”,Journal of Abnormal and Social Psychology, 1961, Vol. 63, s. 317; Kohlberg, agm, s. 298, 350, 354.
5.Payne, D. E.-Mussen, P. H., “Parent-Child Relations and Father
Identification Among Adolescents Boys”, Journal of Abnormal and Social
Psychology, 1956, Vol., 52, s. 362; Mc Candless, age, s. 340; Mussen,
Paul-Distler, L., “Masculinity Identification and Father Son Relationships”,
Journal of Abnormal and Social Psychology, 1959, Vol. 59, s. 350.
16 Winch, R. F., Identification and its Familial Determinants, Bobbs-Merril, New
York, 1962, s .64.
6.Winch, R. F., Identification and its Familial Determinants, Bobbs-Merril, NewYork, 1962, s .64.
7.Müslim, Fedâil, 65..
8.Müslim, Fedâil, 64; Ebû Davud, Edeb, 4773.
9.Şemin, Refia, Gençlerimizin Psiko-Pedagojik Problemleri, İÜEF Yay.,İstanbul, 1973, s. 20.)
10.Bakara, 2/30.
11.Bakara, 2/34
12.Maccoby-Martin, age, s. 37; Kağıtçıbaşı, age, s. 200
13. İbn Mâce, Ticarât, 67; Ebû Davud, Cihad, 85.
14.Öcal, Mustafa, “Çocuk Terbiyesi ve Peygamberimizin Eğitim Metodu”,Diyanet Der., c. XXV, sy. 4, s. 179.
15.Müslim, Fedâil, 51-2; Ebû Davud, Edeb, 1.
16.Tütüncü, Mehmet, “Kur’an ve Hadislerde Eğitim Esasları”, DEÜİF Der.,

28

Mayıs
2012

KURANDA ÇOCUKLA İLGİLİ AYETLER-8

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  3.312 Kez Okundu

Güzel Kurani Kerimimizde geçen çocuk ile ilgili ayetler. Kuranda çocuk ile alakali tahmini 99 ayet geçiyor.Bu ayetlerden bazılarını konularına göre tasnif ettiğimizde aşağıdaki konu başlıkları ortya çıkıyor.Ayetlerdeki konu başlıkları kısaca:Tevekkül,çocuk emzirme,Hz.Meryemin duası,çocuklara miras taksimi,nikah,hicret,çocukları öldürmek,çocuk olunca şükretmek,çocukların mir imtihan olduğu,Yakup Aleyhisselam ve çocukları,Hz.İbrahimin Duası,geçim korkusu ile çocukları öldürmek,çocuk ve mal dünyanın süsü olduğu,cahiliye döneminde öldürülen kız çocukları,Peygamberimizi Allahın himayesine alması,çocuk ve malların Allahı anmaktan alıkoymaması,erginlik çağına giren çocukların izin istemesi,mal ve evlatların kıyamet günü fayda vermeyeceği konularını içeren başlıklar olarak sıralamak mümkündür.
TEVEKKÜL:2:49 – (Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
ÇOCUK EMZİRME:2:233 – Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellef olur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görür.
HZ:MERYEMİN DUASI:3:47 – (Meryem): “Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah: “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece ‘ol!’ der, o da hemen oluverir.” dedi.
ÇOCUKLARA MİRAS TAKSİMİ:4:11 – Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.
HİCRET:4:98 – Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç…
ÇOCUKLARA MİRAS VE NİKAH:4:127 – Kadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikahlanmayı istemediğiniz öksüz kızlar ve zavallı çocuklara ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında Kitap’ta size okunan âyetler vardır. Sizin her yaptığınız iyiliği, muhakkak Allah bilir.
4:176 – Senden fetva istiyorlar. Deki: “Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir..
ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK :6:140 – Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki, ziyana uğradılar. Bunlar, doğru yoldan sapmışlardır; hidayete erecek de değillerdir.
7:127 – Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?” Firavun da dedi ki: “Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz.”
ÇOCUK OLUNCA ŞÜKRETMEK:7:189 – Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah’tır. O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah’a şöyle dua ettiler: “Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız.”
ÇOCUKLAR BİR İMTİHANDIR:8:28 – Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır..
12:19 – Daha sonra bir kafile gelmiş, sucularını da göndermişlerdi. Vardı, kovasını kuyuya saldı, “Müjde hey, müjde! İşte bir çocuk!” dedi. Ve onu satılık bir mal olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.
YAKUP ALEYHİSSELAMIN ÇOCUKLARINA TAVSİYESİ:12:67 – Ve dedi ki: “Ey yavrularım! (şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben ne yapsam, Allah’ın takdirini sizden engelleyemem. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Onun için bütün tevekkül edenler O’na tevekkül etmelidirler.”
HZ.İBRAHİMİN DUASI:14:35 – Hatırla ki; Bir zaman İbrahim şöyle demişti: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!
14:37 – “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram’ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.
EŞ VE ÇOCUKLAR BİRER NİMETTİR:16:72 – Allah, size kendi cinsinizden eşler, o eşlerinizden de oğullar ve torunlar yarattı. Sizi helal ve güzel gıdalarla rızıklandırdı. Onlar, hâlâ batıla mı inanıyorlar? ve Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

GEÇİM KORKUSU İLE ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK:17:31 – Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur.
ÇOCUK VE MAL DÜNYA HAYATININ SÜSÜDÜR:18:46 – Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, ümid yönünden de daha hayırlıdır.
18:74 – Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: “Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın” dedi.
18:80 – “Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”
18:82 – “Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.”
HZ.ZEKERİYA ALEYHİSSELAMA YAHYA ADINDA BİR ÇOCUK VERMESİ:19:7 – (Allah şöyle buyurdu): “Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık.”
19:12 – “Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl” (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
19:19 – Melek: “Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim” dedi.
HZ.MERYEM VE ALEYHİSSELAM:19:20 – Meryem: “Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim” dedi.
19:21 – Melek: “Bu, dediğin gibidir. Ancak Rabbin buyurdu ki: Bu (babasız çocuk vermek), bana pek kolaydır. Hem biz onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Hem, bu önceden (ezelde) kararlaştırılmış bir iştir.” dedi.
19:29 – Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; “Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.
21:91 – Irzını koruyan Meryem’e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık.
ERGİNLİK ÇAĞINA GİREN ÇOCUKLARIN İZİN İSTEMESİ:24:59 – Sizden olan çocuklarınız erginlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi, onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
PEYGAMBERİMİZİN KORUNMASI:26:18 – “Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?”
KIYAMET GÜNÜ MAL VE EVLAT FAYDA VERMEZ:26:88 – “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!”
26:133 – “Davarlar, oğullar,”
31:33 – Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın.
CAHİliYE DÖNEMİNDE KIZ ÇOCUKLAR:43:17 – Onlardan biri Rahman olan Allah’a isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelendiği zaman yüzü simsiyah kesilir de öfkesinden yutkunur durur.
MAL VE ÇOCUKLAR ALLAHI ANMAKTAN ALIKOYMASIN:63:9 – Ey İnananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
ALLAHA İBADET:73:17 – Peki inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatacak o günden (kıyamet gününden) kendinizi nasıl kurtaracaksınız?
Dip Notlar:
2 Bakara,3 Âl-i İmrân,4 Nisâ,6 En’âm,7 A’râf,8 Enfâl,12 Yûsuf,16 Nahl,17 İsrâ,18 Kehf
19 Meryem,24 Nûr,26 Şu’arâ,28 Kasas,31 Lokman,37 Sâffât,43 Zuhruf,63 Münâfikûn
73 Müzzemmil

28

Mayıs
2012

Aminenin Vefatı-15

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  555 Kez Okundu

Kureyş kabilesinin Zühreoğulları kolundan Vehb bin Abdi Menaf’ın kızıdır. Annesi Abdüddaroğullarından Berre binti Abdüluzza’dır. Üç batın ileride soyu Peygamberimizin baba tarafı ile birleşir. Medine’de doğdu. M. 577’de Medine ile Mekke arasındaki Ebva denilen yerde vefat etti. Kabri oradadır.

Amcası Vüheyb ibn Abdi Menaf’ın yanında büyüyen Amine, güzelliği ve terbiyesi ile Kureyş içerisinde emsalsiz idi. 14 yaşındayken Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’la evlendi. Abdullah’ın alnındaki nur zifaf gecesi Amine’nin alnına geçti. Bu hale bütün Kureyş kadınları imrendiler. Kısa bir müddet sonra alemlerin efendisine hamileyken, kocası Abdullah vefat etti. Kocasının ölümüne çok üzüldü. Hatta bir şiirinde:

Hiç beklenmedik anda, aldı onu eceli,
Halbuki o çok cömert, çok merhametli idi.

demiştir.

Amine, Resulullah’a hamile olduğu esnada ve dünyayı teşrifi esnasında hiç sıkıntı ve doğum sancısı çekmedi. Kendisine hazret-i Asiye, hazret-i Meryem’in ruhaniyetleri ile, melekler yardım ettiler.

Rüyasında çocuğunun ismini Muhammed koyması istendi. Peygamber efendimiz hakkında bir de rüya gördü. Bu rüyayı Peygamber efendimiz şöyle anlatmışlardır:

Ben ceddim İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi ve annemin gördüğü rüyayım. Annem rüyasında Şam saraylarını aydınlatan bir ışığın kendi içinden çıktığını görmüş idi. Peygamberlerin anneleri böyle rüyalar görürler.

Amine, hazret-i Abdullah’tan başka kimse ile evlenmedi. 20 yaşında iken Abdullah’ın mezarını ziyaretten dönerken, Medine ile Mekke arasında Ebva denilen yerde vefat etti. Bu esnada alemlerin efendisi henüz altı yaşındaydı. Son anlarında Alemlerin Efendisini bağrına basarak şunları söylüyordu:

Her yaşayan ölür, eskir her yeni,
Her yaşlanan elbet oluyor fani.
Ben de öleceğim bir gün elbette,
Lakin kalacaktır adım dillerde.
Çünkü senin gibi hayırlı evlat,
Bıraktım geriye ne büyük nimet.

Böylece Alemlerin Efendisi, hem öksüz, hem de yetim kaldı. Bundan sonra dedesi, Abdülmuttalib ve sonra amcası Ebu Talib’in himayesine girdi.

Hazret-i Abdullah ve Amine, hazret-i İbrahim’in dinine göre ibadet ederlerdi. İslam alimlerinin ekserisinin bildirdiğine göre; Allahü teala, Peygamberimize lütuf ve ihsan olarak, Veda haccında anne ve babasını diriltti. İkisi de Resulullah’a iman ettiler. O’nun ümmeti oldular.

28

Mayıs
2012

Dinimizin insanı korumayı amaçladığı ve muhafaza altına aldığı beş husus-14

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  644 Kez Okundu

1- Dini muhafaza, Allah tarafından vaaz olunmuş Peygamberler vasıtasıyla insanlara tebliğ edilmiş ilahi bir kanundur. Allah kullarının her yönünü ve vasıflarını bildiği için emirleri ve nehiyleri vardır. Emirleri, insanın lehine olan hususlardır. Bir de aleyhine olan hususlar vardır ki onlar dan da nehyetmiştir.
.2- Aklı muhafaza, İnsanoğluna bahşiş olarak verilen bir nimettir. Üstünlük akıldandır. Bundan dolayı dinimiz akla önem ve değer vermiştir. Akıldan dolayı mükellef kılmıştır.
3- Nefsi muhafaza, Allah insanı yarattıktan sonra bir de can vermiştir. O can Allaha aittir ve onu Allahtan başka kimse alamaz. İnsan cana kastettiği zaman haksız yere adam öldürme, bir cana kastetme durumundadır. Buna hakkı yoktur. Değil ki insan canına, diğer hayvanlara bile merhamet etmesi gerekmektedir.
4- Nesli muhafaza, İnsanlığın devam edebilmesi için yeni nesiller şarttır. Bu nesillerin imanlı ve ahlaklı olmaları durumunda gelecek nesiller ve milletler kendilerinden ümitli ve emin olurlar.
Yoksa çok uğraşmalar sonucu meydana gelen Aile yuvası dağılmaya mahkûmdur. Bu aile yuvasının sağlam temellere dayalı olması için de nikâhın meşru olup zinanın yasaklanması dinimizin esasındandır
5- Malı muhafazadır, Muhafazası zaruri olan beş şeyden biri de maldır. Malın muhafazası yine Allahın nehyi olan haramlardan korunmak. Helal yoldan kazanmak, helal yollarda sarf etmek ve zekâtını vermekle mümkündür. İnsan mal sayesinde hayatını devam ettirir. Dinini imanını, şeref ve haysiyetini bu mal sayesinde ayakta tutar. Bazen fakirlik insanı birçok günaha sokar, hatta bazılarını küfre kadar götürebilir. İnsanı delalete, sapıklığa götürmeyen zenginlik istenilen esastır. Zenginlik takva ile yürütülebilir

28

Mayıs
2012

ÇOCUKLARIMIZA KUR’ÂN EĞİTİMİ-14

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  368 Kez Okundu

Kur’ân, bizim Yaratıcımız ile iletişimizdir.Kur’ân, bizim hayat kitabımızdır.Kur’ân, bizim dünyada mutlu olmamızı sağlar.Kur’ân, bizim ruhumuzun gıdası, gönlümüzün şifasıdır.Kur’ân, çağın hastalığı sayılan stres, buhran gibi psikolojik hastalıklara karşı devadır.Kur’ân, bizi hayata, hayatın sıkıntılarına hazırlar, moral ve dayanma gücü verir.
Kur’ân, bizi ahirete/cennete hazırlar.
Kur’ân eğitimi, küçük yaşlarda başlamalıdır.Kur’ân eğitimi, ömür boyu kesintisiz sürmelidir.Huzurlu bir hayatın adamı olmak için..Hayatı Kur’ân ile anlamlandırmak için…Kur’ân eğitimi herkes için gereklidir.Ey insanlar, hepiniz Allah’a muhtaçsınız.
Kur’ân’ın ilk muhatapları, büyük küçük, kadın erkek hep birlikte Kur’ân eğitiminden geçmişlerdir.Onlar, Kur’ân ve O’nun peygamberinin önderliğinde altın çağın toplumunu kurmuşlardır.Sahabe, konuşma çağına gelen çocuklarına önce Kur’ân ayetleri öğretiyorlardı.Çocuklarına Kur’ân’lı davranışlar ve söylemlerle örneklik ediyorlardı.Çocuklarımıza Kur’ân eğitiminin önemini anlatmalıyız.Kur’ân’sız olamayacağımızı öğretmeliyiz.Kur’ân’ı sevdirmeliyiz. Dünya ve ahiret kazanımlarını anlatmalıyız.Kur’ân eğitiminin diğer çalışmalara engel değil, destek olduğunu aşılamalıyız.
Onlarla birlikte Kur’ân okumalı, Kur’ân ezberlemeli, Kur’ân ayetleriyle konuşarak örnek olmalıyız.Evlerimizde tahta/pano ve duvar yazılarında Kur’ân ayetleri gündeme taşınmalıdır.
Kur’ân’dan kısa ve günlük hayata hitap eden ayet cümleleri ezberletilmelidir.Haftada bir ayet metin ve meali ile birlikte okuyup ezberlemeliyiz.Kur’ân çalışmalarında çocuklarımızı bol bol ödüllendirmeliyiz.Kur’ân’ın Arapçacısının okunmasının manevî kazanımları üzerinde durmalıyız.Kur’ân’ı tecvid üzere okumak, makamlı okumak, anlamadan okumak, anlayarak okumaya ve onu yaşamaya engel değildir.Evimizde Kur’ân sedası eksik olmamalıdır. Kendimiz okumalı, wolk-man, teyp ve Cd’lerimiz okumalıdır. Sesli Kur’ân okumaları…Dinî filimler, ayet kartelaları…Ayet, hadis okuma ve bilgi yarışmaları…Çocuklarda masal/hikaye eğitiminin önemi göz önünde bulundurularak Kur’ân öyküleri ile ilgili kitaplar okutulmalı ve birlikte okunmalıdır.Kur’ân ayetleri, Kur’ân duaları ile bir Kur’ân kültürünün oluşmasını sağlamalıyız.Kur’ân dili, din dili, ana dilimizi öğrenmenin önemi, bu dilin güzellikleri ve kazandıracakları aşılanmalıdır.Çocuklara yönelik Kur’ân çalışmaları, mealler, kartelâlar, resimli Kur’ân bilgisi kitapları hazırlanmalı. Mevcut çalışmalar yetersiz.
Dünyamızın bilinmeyenlerini bilinir yapan, sorularını ve sorunlarını çözüme kavuşturan, karanlıklarını aydınlatan, akıl ve kalp için her bakımdan tatmin edici delilleri içeren yegane ilahi kitap, Kur’an-ı Kerimdir. O kitabın niteliği kendi içinde şöyle anlatılır: “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.” [1]
“Doğrusu size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.”[2] İşte bu nedenle yüce Allah, kâinatın yaratılış gayesini ve insanın varlık hikmetini açıklayıp kâinattaki ilahi nizama uygun bir hayat yaşamamızı öğütleyen Kur’anı bize öğretmiştir.”Rahman Kur’anı öğretti. İnsanı yarattı. Ona düşünüp açıklamayı öğretti.” [3] Kur’an, inanan insanlara onun Hak katından gelmiş ilahi bir kelam olduğuna inanma, manasını ve mesajını anlamaya çalışma sorumluluğu yüklediği gibi “… De ki: bana Kur’an okumam emredildi …” [4] emr-i ilahisi ile onun lafzını tanıma ve okumayı da emretmiştir.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne teze mezara okunmak, ne fal bakmak için(5)
MEHMET AKİF ERSOY
Dip Notlar:
1.Yunus, 57
2.Maide, 5
3.Er-Rahman, 1-4
4.Neml, 92
5.Safahat,M. Akif ERSOY

28

Mayıs
2012

KUR’AN-I KERİMDE ÇOCUK EĞİTİM METOTLARI -13

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  448 Kez Okundu

Hani İmran’ın eşi: ‘Rabbim, karnımdakini azatlı olarak yalnız sana adadım. Benden kabul buyur! Muhakkak Sen işitensin, bilensin.’ demişti.” (Al-i İmran–35)
İmran’ın karısı olarak geçen kimse, rivayetlere göre Meryem (a.s)’in annesi olup, Hz. İsa (a.s)’nın anneannesidir. Hanne (r.a), ayetten anlaşıldığı kadarıyla imanlı ve temiz bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. İmran (a.s) ise, Yahudilere gönderilmiş bir peygamber olarak tanınıyor. Allah bizlere Meryem (a.s) örneğinden önce İmran ve Hanne örneğini sunuyor ki, düşünüp ibret alalım.
Çocuk eğitiminin temeli, aile eğitimin de yatar. Çünkü çocuk hayatındaki ilk örnekleri ve alışkanlıkları ailenin havuzun da kazanır. Ve diğer davranışlar bunun üzerine bina olur. Bu ayeti ilk olarak ele almamın sebebi, biz annelere daha çok görevin düşmesidir. Aynı görevler tabii ki, babalara da düşmektedir. Ancak çocuk, annenin rahim pınarın da yetişir ve beslenir. Hayatının ilk tohumlarını burada kazanır. İşte Hanne(r.a), bu bilince varmış bir kadın ki, bebeği rahmin de yeşermeye başlar başlamaz, onu her türlü yanlıştan, dünya ve dünyalıklardan soyutlayarak Rabbine sunuyor ve O’na teslim ediyor. Bu nasıl bir bilinç, nasıl bir iman ki, onu hiçbir mesaj, hiçbir düşünce etkileyemiyor. Ve nasıl bir içtenlik ki adağına icabet ediliyor? İşte bundan dolayı, bu ayetten yola çıkarak bir ebeveynin çocuk sahibi olmadan önce dikkat etmesi gereken hususlar üzerinde duracağız.
* İlk önce kim olduğumuzu ve niçin yaşadığımızı gözden geçirmeliyiz.
* Kendimizi sorgulamalı ve tarafımızı belirlemeliyiz.
*Gerçekten kime, neye iman ettiğimizi düşünmeli, sorusunu kendimize sormalıyız.
*Kime ve neye kul olduğumuzu sorgulamalı ve yaşama gayemizin ne olduğunu belirlemeliyiz.
*Hayatımızı Rabbimiz için mi, yoksa dünya ve dünyalıklar, nefsanî arzularımız için mi yaşıyoruz?
Bu kavramları gözden geçirmek kendimizi düzeltmekle birlikte, yeni oluşacak neslin de sağlıklı ve dirayetli olmasını sağlayacaktır.
“Hani İmran’ın eşi: ‘Rabbim, karnımdakini azatlı olarak yalnız sana adadım. Benden kabul buyur! Muhakkak Sen işitensin, bilensin.’ demişti.” (Al-i İmran–35)
Müslüman Bir Anne – Babanın Çocuk Eğitiminde İlk Olarak Dikkat Edeceği Hususlar;
Dua; ‘Davet etmek, istemek, yalvarıp, yakarmak’ manalarına gelir. Allah, Kur’an-ı Kerim’de kullarına Rabbaniler olmasını emrediyor.
Rabbin tanımı ise; ‘Eğiten, büyüten, terbiye eden, kural ve kanun koyan’ demektir.
Rabbani ise; ‘Rabbin emir ve yasaklarını yeryüzünde uygulayan ve uygulanması için çabalayan, Rabbin emir ve yasaklarını yeryüzüne hâkim kılmak için çalışan’ manalarına gelir.
Olaylara bu gözle baktığımız zaman, üzerimizdeki sorumluluğun ne kadar ağır olduğunu daha iyi algılayabiliriz. Rabbanilerin en önemli özelliği ise, her işinde ve sözünde Rahman’a göre hareket etmek ve her işin sonucunu Rahman’dan beklemektir.
Rabbimiz buyurdu ki; “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeye tenezzül etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir.”(Mü’min–60)
“Kullarım Sana Benden sorarlarsa ben çok yakınım. Dua edenin duasını kabul ederim. O halde onlar da bana dua etsinler, bana inansınlar ki, doğru yolu bulsunlar.” (Bakara–186)
Âdem ve Havva (a.s)’ın duası: “Rabbimiz, Biz kendimize zulmettik. Eğer bize mağfiret ve rahmet etmezsen, muhakkak ki zarara uğrayanlardan oluruz.” dediler.(A’raf–23)
Zekeriyya (a.s)’ın duası: “Rabbim, Bana katından tertemiz bir nesil bağışla. Kuşkusuz Sen, duayı hakkıyla işitensin.” (Al-i İmran–38)
Allah katında tevbeleri kabul edilen seçkin insanların duası: “Rabbimiz; Bize eşlerimizden ve soylarımızdan gözlerin bebeği (salih evlatlar) ihsan eyle. Bizi takva sahiplerine imam yap.” (Furkan–74)
Kur’an’da ki karakterlerin dua bilincine dikkat edip, dualarımızı şekillendirmek için aşağıda sıralanan maddeleri inceleyelim;
* Onlar her türlü çözümün Rableri olduğu bilincine sahiptiler.
* Rablerine her daim bağlı ve hayatlarını onun istediği çizgide inşa etmeye çalışıyorlardı.
* Yakarışları her an sema da olanlar, Rahman’ın gündeminden çıkmazlar. Yani sadece başları dara düşünce değil her tavır ve davranışlarıyla dua bilincine sahiptirler.
* Dualarını yaparken hiçbir şart ve sonucu düşünmezler.
“And olsun Biz, Lokman’a hikmeti verdik. Allah’a şükret diye. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükreder. Kim de, nankörlük ederse muhakkak Allah muhtaç değildir, hamde layık olandır.” (Lokman–12)
Hikmet; ‘Hakkı batıldan ayıracak ince anlayış, kötülükleri ortadan kaldırmak, iyilikleri elde etmek, sözde ve işte iyiyi yakalamak’ manalarına gelmektedir.
“And olsun Biz, Lokman’a hikmeti verdik. Allah’a şükret diye. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükreder. Kim de, nankörlük ederse muhakkak Allah muhtaç değildir, hamde layık olandır.” (Lokman–12)
Şükür sözlükte; ‘Hayvanların bedenlerinde yedikleri gıdanın etkisinin apaçık ortaya çıkmasıdır. Nimet vereni boyun eğerek itiraf’ etmektir.
“…Allah şükredenlerin ecrini verendir, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara–158)
“And olsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve and olsun eğer küfrederseniz, şüphesiz benim azabım pek şiddetlidir.” (İbrahim–7)
“Gerçek şu ki biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da, onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar. İnsan onu yüklendi. Çünkü o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab–72)
Emanet kavramının kelime anlamı; ‘Aslı “emn” kökünden gelmektedir. “Emn” sözlükte; ‘Güvenmek, korku ve endişeden emin olmak, ruhun sükûnet bulması’ anlamına gelir. Emanet ise; ‘Güvenilen bir kimseye koruması için geçici olarak bırakılan şey’dir. Diğer bir anlamı ise; ‘Kişinin üzerine aldığı sorumluluk ve yükümlülüklerdir.’
Çocuklarımız açısından yaşadığımız zamanı değerlendirecek olursak, devrin bütün fitnelerinin gözler önüne serildiği, cahiliye fırtınalarını estiği bir tablo çıkar karşımıza. Müslüman’ım diyenden tutun, davasını savunanına kadar hemen hepsinde ayrı bir problemin baş gösterdiğini görürüz. Çocuk, anne ve baba elinde bir emanetten başka bir şey değildir. Arşın sahibi tarafından biz aciz insanlara sunulan, hem en değerli hazine, hem de muhafaza edilmesi gerçekten zor olan bir emanettir.

Hz. Enes (r.a) anlatıyor: “Ebu Talha’nın bir oğlu hastalandı. Sonunda Ebu Talha, evde yokken vefat etti. Çocuğun öldüğünü bilmiyordu. Hanımı, çocuğun öldüğünü görünce, (çocuğun defni için gerekli) hazırlığı yaptı, onu evin bir kenarına koydu. Ebu Talha (akşam olup) eve gelince: ‘Çocuk nasıl oldu?’ diye sordu. Hanımı, ‘Sükûnete erdi, istirahata kavuşmuş olmasını umarım’ diye cevapladı.
Sonra hanımı, akşam yemeğini getirdi. Yatağını hazırladı. (Sonra kocası için süslendi. Ebu Talha temasta bulundu.) Sabah olunca, Ebu Talha gusletti. Evden çıkacağı zaman hanımı çocuğun ölümünü haber verdi. Ebu Talha, Rasulullah (a.s)’la sabah namazı kıldı. Sonra kadının yaptığını bir bir anlattı. Rasulullah (a.s): ‘Allah gecenizi hakkınızda mübarek kılmış olsun’ buyurdular.Sonra onlara Allah dokuz evlat verdi, hepsi de Kur’an’ı okudular.”
(Buhari, Cenaiz 42, Akika 1)
Bu sahabe kadının gösterdiği teslimiyet ve emanet bilinci, gıptayla bakılacak ve örnek alınacak bir tutumdur. Bu insanlar kendilerine verilen her nimetin emanet olduğunu biliyorlardı. Bu sebeple her durumda ve zamanda Rablerinin istedikleri ölçüde ve şekilde davranışlar sergiliyorlar.
Çocuğun dünyaya gelme aşamalarını bir bir gözden geçirecek olursak, onun üzerinde biz insanoğlunun değil de, Rabbimizin hak sahibi olduğunu görecek ve daha iyi kavramamızı sağlayacaktır. “Şimdi, insan hangi şeyden yaratıldı? baksın… O, atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır.” (Tarık–5,6,7)
“Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.” (İnsan–2)
“Sizi analarınızın karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan öbür yaratılışa halk edip duruyor.(Zümer–6)
Rabbimiz bizlere Zariyat Suresi’nin 56. ayetinde şöyle seslenmektedir; “Ben cinleri de, insanları da ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Bu ayet, bizim yaratılış gayemizi ve yaşama amacımızı en iyi şekilde anlatan ayetlerdendir. Müslüman’ım diyen her birey nasıl yaşaması, niçin yaşaması gerektiğini bilmeli ve bunu mutlaka sorgulamalıdır. Bunları yaparken de kendisine sunulan emanet yavrularını da bu çizgide; emanete riayet çizgisinde, bu ayetin getirisine göre yetiştirmelidir. Yani hem kendimizi hem de bizlere sunulanı kulluk bilinciyle eğitmeli ve terbiye etmeliyiz.
Zamanımız insanından hemen her kişi okuduklarıyla amel edemediğinden ya da ayetleri yaşama aktaramadığından şikâyet etmektedir. Asr-ı saadet insanının seçkin olduğunu, onların okuduklarını hayatlarına aktardıklarını konuşur ve kendi hayatımızdan memnun olmayız. Asr-ı saadet insanının imanlarını inançları, inançlarını da yaşamları yapmalarının temel sebeplerinden biri de inançlarını katışıksız -yani saf ve temiz- yaşamaya dikkat etmeleriydi. Zamanın getirisi ve etkenlerine karşı imanlarının kirlenmesine ya da şüpheye düşmesine izin vermediler. İnsanın inanç tablosunu kirleten etkenlere karşı kendilerini muhafaza etmişler ve bunu da aile yapılarına yansıtmışlardır. Bu katışıksız aile toplulukları da Asr-ı saadet toplumunu oluşturmuştur. Unutmayalım ki, sağlıklı ve temiz toplumlar sağlıklı ve temiz ailelerden meydana gelmektedir.
Yine Rabbimiz buyurmaktadır ki; “İnsanlar, sandılar mı ki, ‘İman ettik’ demeleriyle bırakılacak, inceden inceye imtihan ve ıstıraba çekilmeyecekler. Yemin olsun, biz onlardan öncekileri de inceden inceye denemeden geçirmişizdir.” (Ankebut–2)
İman etmekle Müslümanlığın, İslam’ın bitmediğini, ‘İnandım’ dediğin şeyin arkasında durmamız gerektiği, ‘İnandım’ dediğimiz şeyin getirisine hazır olmamız gerektiğini görüyoruz. ‘İnandım’ dediğimiz şeyi, yani inancımızı korumamız ve muhafaza etmemiz gerektiğini Rabbimiz bizlere hatırlatmaktadır. İnancımızı daha sağlam bir hale getirmek ve daha güzel nesiller yetiştirmek için kendimizi ve yavrularımızı inancımıza zarar verecek, inanç tablolarımızı karalayacak her unsurdan korumamız gerekmektedir. Sahabe insanları, inançlarını nasıl koruyacaklarını ve zarar verecek şeyleri biliyor, bunlara karşı tedbirli ve uyanık davranıyorlardı.
Rabbimiz buyuruyor ki; “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim-6)
Lehve-l Hadis, zamanımızda insanı manevi yaşantısından, hayırlı uğraşlarından alıkoyan her türlü unsurlardır. Bunun adını kimi zaman TV, kimi zaman internet, bilgisayar oyunları, her türlü gayri ahlaki müzik ve çalgı diyebiliriz. Bunun adını ve çeşitlerini çoğaltabiliriz. Bunlar süslü ve cazip kılıklarıyla insan dünyasına sızan ve insanın gerek manevi, gerekse dünyevi birçok yönüne zarar veren unsurlardır. Belki peygamber döneminde olduğu gibi bir çıkışa sahip olmasalar da, aynı işleve hizmet etmektedirler.
Zamanımızın insanı okumak, anlamak, düşünmek kavramlarını bir kenara bırakıp insanı pasifleştiren ve boşluğa sürükleyen bu unsurlarla zamanlarını heba etmeye başlamışlardır. Çocuklarımız ilk önce Rabbini tanımadan TV yıldızlarını, Kur’an-ı tanımadan, ezberlemeden birçok şarkı ve türkü ezberler, peygamberlerimizi tanımadan çizgi kahramanları ve film aktörlerini tanımaya başlamışlardır. Körpecik dimağlara, yaratana boyun eğmeyi unutturup onu dünya ve dünyalıklara sürükleyecek unsurların kölesi hatta başında bekçi eylemişiz. Peygamber dönemi ve peygamberden sonraki Tabiin dönemine şöyle bir göz atacak olursak;
Abdullah İbn-i Abbas:Allah Resulünün duasına mazhar olmuştur. Kur’an-ı en iyi bilen, anlayan ve anlatan bir âlim olarak tarihe geçti.12 yaşında Mufassal sureleri biliyordu. 15–16 yaşlarında şura üyesi oldu.
Enes Bin Malik:Çok küçük yaşlarda Peygamberimizin yanında yetişmeye başladı ve ona hizmet etti.En çok hadis rivayet eden sahabelerden biri oldu.
Abdullah İbn-i Ömer:5–6 yaşlarında Müslüman oldu.Peygamberimizle Daru-l Erkam’a gider ve öğretilenleri ezberlerdi.Kur’an’ı ezberlerken bir ayeti ezberler, onu hayatına geçirmeden diğer ayeti ezberlemezdi. Bu sebeple, Bakara suresini dört yılda ezberledi.Çok küçük olmasına rağmen “Mü’min, bir delikten iki defa ısırılmaz” hadisiyle amel etmeye çalışır ve bir hatayı iki defa yapmamaya çok dikkat ederdi.
Muhammed Cerir et-Taberî:7 yaşında Kur’an’ı ezberledi. 8 yaşında insanlara imam olup namaz kıldırdı.9 yaşında ezberindeki hadisleri rivayet ediyordu.
İmam Şafii:7 yaşında Kur’an’ı ezberledi.10 yaşında Muvatta’yı (1832 hadis) ezberledi.
Süfyan Bin Uyeyne:4 yaşında Kur’an’ı ezberledi.7 yaşında ezberindeki hadisleri rivayet ediyordu.
İbn-i Cüreyc:3 yaşında iken babasıyla birlikte âlimlerin ilim meclislerine katılıyordu.
Ebu’l-A’la el-Hemezanî:“Çocukluğumda bir âlime teslim edildim. Kur’an’ı bir defa dinleyerek ve hiç tekrar etmeden ondan ezberledim. Bu Allah’ın bana bir lütfuydu.”
Ali Bin Huseyn Zeynel Âbidîn:“Çocukluğumuzda Kur’an’dan bir sureyi ezberler gibi Rasulullah (s.a.v)’ın soyunu, hayatını ve savaşlarını ezberlerdik.”

Rabbimiz buyuruyor ki; “Boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve derler ki: “Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizin olsun. Selam olsun sizlere. Bizim cahillerle işimiz yok.” (Kasas–55)
“Ve Onlar ki, yalan şahitlik yapmazlar. Boş ve batıl şeylere rastladıklarında şereflice yüz çevirip geçerler.” (Furkan–72)
“Onlar boş sözlerden ve faydasız işlerden yüz çevirirler.” (Mü’minun–3)
Bu ayetler ışığında yavrularımızı ve yuvalarımızı boş ve faydasız metalardan uzak tutmaya gayret göstermeli, iman ve inanç yapılarımızı her türlü fitne ve fesat unsurlarına karşı muhafaza etmeliyiz.
Rabbimiz buyuruyor ki; “Ve onlar çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri vakit Allah’ı hatırlayarak hemen günahları için bağışlanma dileyenlerdir. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlar ki? Bir de işledikleri üzerinde, bilip durdukları halde ısrar etmeyenlerdir. (Al-i İmran–135)

28

Mayıs
2012

ÇOCUKLARDA KUR”AN EĞİTİMİ-12

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  749 Kez Okundu

İnsanları “ahsen-i takvîm” ve İslâm fıtratı üzere yaratan Rabb’imiz bizlere hediyenin ve emanetin en güzelini vermiştir ki, bu hediye ve emanet çocuklarımızdır. Bizler ebeveyn olarak çocuklarımızın tüm ihtiyaçlarından sorumluyuz. Bu sorumluluğun en başta geleni ise çocukların dînî eğitimleridir. Bu eğitim fiîlen, çocuk doğar doğmaz kulağına okunan ezan ve kâmet ile başlar. Bundan sonra çocuk bir şeyler öğrenmeye başladığı yaştan itibaren ona ilk önce Allah’ın varlığını, birliğini ve ortağı olmadığını öğretmek gerekir. Buna göre çocuğun din eğitiminde öğreneceği ilk söz kelime-i tevhid olmalıdır. Rasûlullah (s.a.v.), torunu Hz. Hasan (r.a.) doğunca onun kulağına ezan okumuştur. Ezanda hem kelime-i tevhid, hem de kelime-i şahadet mevcuttur. Dolayısıyla bu iki önemli ve kutsal cümleyi çocuğa kavratmak çok büyük önem arz etmektedir.

Hz. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin şu uygulaması bizlerin çocuklardaki dînî eğitime çok küçük yaşlarda başlamamız gerektiğinin bir işaretidir. Rasûlullah (s.a.v.), Abdulmuttalib oğullarından bir çocuk konuşmaya başladığında ona; “Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah’a hamd ederim.”(1) âyetini yedi kere okutarak ezberletmiştir. Bu âyet Allah’ın hiçbir ortağı olmadığını, yücelik ve hamde layık olduğunu ifade etmektedir. Çocukların ortalama iki yaşlarında konuşmaya başladığını düşünürsek, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin bu hareketinden, çocuklara daha iki yaşlarında iken îmanın ve tevhidin esaslarını kavratmanın ne kadar önemli olduğunu kolayca anlarız.

Çocuklara verilecek dinî eğitimin temeli Kur’ân’la mümkündür. Dolayısıyla çocuklara, belli bir yaşa geldiklerinde öncelikle Kur’ân öğretilmelidir. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde: “Çocuklarınız yedi yaşına ulaştıklarında onlara namazı emrediniz.”(2) buyurmaktadır. Namazda kıraat farz olduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin bu hadîs-i şerîfinde zımnen “Yedi yaşındaki çocuklara Kur’ân’ı öğretiniz.” tavsiyesi ve emri de yer almaktadır. Zira kıraatsiz namaz caiz değildir.

Buhârî’nin rivayetine göre İbn-i Abbas (r.a.) şöyle der: “Hz. Peygamber’in vefatında, ben on yaşında idim. Ve Muhkem’i okudum ezberledim.” Kendisine Muhkem’in ne olduğu sorulunca “Kur’ân-ı Kerîm” cevabını vermiştir.(3)

Âmir b. Selâm şöyle anlatır: “Bizim beldemize gelip geçen kervanlar uğrardı. Biz onlardan Kur’ân öğrenirdik. Babam (Müslüman olup İslâm’ı öğrenmek için) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanına gitmişti. Hz. Peygamber (namazda imamlık hususunda): ‘İçinizde kim daha çok Kur’ân biliyorsa o imam olsun.’ buyurdu. Babam geri geldiğinde ‘Rasûlullah (s.a.v.): ‘İçinizde en çok Kur’ân bilen imam olsun.’ buyurdu’ dedi. Sonra düşünüp danıştılar. Ben onlardan daha fazla Kur’ân biliyordum. (Bu sebeple beni kendilerine imam yaptılar.) Ben onlara imam olduğumda sekiz yaşında idim.”(4)

Bu hadîs-i şerîfler Kur’ân öğrenme yaşı hakkında bizlere önemli ipuçları vermektedir. Müslümanların, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin sünnet-i seniyyesine uyarak iki ile sekiz yaşları arasında çocuklara Kur’ân öğretmede kararlı ve ısrarlı olmaları ve yukarıda anlattığımız metodu takip etmeleri gerekir.

Kur’ân öğrenmeyi, okumayı, ezberlemeyi ve öğretmeyi neslimize sevdirmemiz gerekir. Tarih boyunca Kur’ân eğitim ve öğretimi bir çok İslâm ülkelerinde bütün eğitim ve öğretim faaliyetlerinin temelini oluşturmuştur. Çünkü İslâm dinine göre onun tâlimi inancın sağlamlaştırılmasında ve îmanın yerleşip kemâle ermesinde büyük önem taşır. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin şu hadîs-i şerîfi de bu önemi çok güzel bir şekilde açıklamaktadır: “Çocuklarınızı üç hususta yetiştiriniz. Birincisi; Peygamber sevgisi, ikincisi; Ehl-i Beyt sevgisi, üçüncüsü de; Kur’ân sevgisi. Çünkü Kur’ân’ın hâmilleri (hafızları) hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde peygamberlerle ve seçkinlerle birlikte Allah (c.c.)’nun gölgesindedirler.”(5)

Bu hadîs-i şerîfte üç ana husustan bahsedilmektedir. Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt sevgisi ve Kur’ân sevgisi. Biz konumuz itibariyle Kur’ân sevgisini anlatmaya çalışacağız. Aslında Peygamber sevgisi ve Ehl-i Beyt sevgisinin temelini de yine Kur’ân sevgisi oluşturmaktadır. Çünkü Kur’ân’ı sevmeyen diğer iki sevgiye de ulaşamaz. Kur’ân’ı sevmek ise ancak onu öğrenip okumakla elde edilir. Kur’ân’ı okumadan, onun lafızlarıyla tanışıp manevî iklimini yaşamadan Kur’ân’ı anlamak ve sevmek mümkün değildir.

Müslümanlar, çocuklarına Kur’ân’ı öğrenme ve okuma sevgisini vermeleri gerekir. Çünkü dinimizin iyi bir şekilde anlaşılması ancak dinî temelin kuvvetli olmasıyla mümkündür. Kur’ân da bizim temel kitabımız olduğuna göre bu temelin Kur’ân ile atılması, gençlerimizin hem dünyevî hem de uhrevî hayatını sağlam kılar. Âilede, okullarda, bütün eğitim ve öğretim kurumlarında yetişen çocuklara ve gençlere Kur’ân muhabbeti verilmeli, Kur’ân’la meşgul olmanın kıymet ve değeri anlatılmalı, îtikat, ahlâk, ibadet ve amel hususunda onun asıl ve temel kitap olduğu öğretilmelidir. Ancak bu konuda çok büyük bir sıkıntının olduğu herkesin bildiği bir gerçektir. Maalesef gençlerimize Kur’ân sevgisi ve ilimleri anlatılmamaktadır. Gerek âileler, gerekse de öğretim kurumları gençlerin yabancı dil öğrenme veya üniversite kazanmaları için gösterdikleri çaba ve uğraşı, maalesef onların Kur’ân’ı öğrenmeleri ve anlamaları için göstermiyorlar. Halbuki müslüman anne ve babadan doğan bu çocukların sırât-ı müstakîm üzere bir gençlik olabilmeleri ancak Kur’ân ile mümkündür.

İnsanların doğuştan fıtratlarında bulunan îmanın muhafazası ve dürüst, çalışkan, sadakatli, merhametli ve ahlâklı bir gençliğin kazanılmasının temeli Kur’ân eğitimi ile olur. Kur’ân eğitimi olmadan insanın özünde bulunan îmanın kuvvetlenmesi ve Rasûl-i Kibriyâ Efendimizin ahlâkıyla ahlâklanması mümkün değildir. Fıtratta bulunan bu îman cevherinden uzaklaşan nesillerde ise istikâmetten sapmalar başlar ki, bu taktirde gençlik ve daha da önemlisi geleceğin insanları dümensiz bir gemi gibi sağa sola savrulup, parçalanır gider.

Günümüz gençliğinin asıl problemi bundan kaynaklanmaktadır. Kur’ân eğitiminin verilmemesinin yanı sıra Kur’ân sevgisinin verilmemesi de bu problemlerin ortaya çıkmasında önemli bir âmildir. Şu anki eğitim sisteminde böyle bir uygulama olmadığı için burada en büyük görev anne ve babalara düşüyor. Bu sorumluluğu duyan âilelerin görevi ağır ve çok kutsaldır. Bu görevi üstlenenlerin mükafatı ise sadece Allah’a aittir. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin şu hadîs-i şerîfi çocuklarına Kur’ân eğitimi veren anne ve babalar için çok büyük bir müjdedir. “Çocuğuna Kur’ân öğreten kimseye kıyamet günü cennette taç giydirilir.”(6) Bir diğer rivayette ise: “Kur’ân’ı okuyan ve içinde bulunan hükümlerle amel eden kimsenin anne ve babasına kıyamet günü, dünya evlerinize vuran güneşin aydınlığından daha fazla aydın olan bir taç giydirilir.”(7)

İmam Gazâlî Hazretleri de bu konuda şu cümleleri zikretmiştir: “Çocuk, anne ve babasının yanında ilâhî bir emanettir. Onun kalbi saf bir cevherdir. Her türlü nakış ve sûretten boş, nakşedilen her şeyi kabule müsaittir. Kendisine yönelen her şeye meyleder bir vaziyettedir. Şayet hayır ile alıştırılıp yetiştirilir ve terbiye edilir ise dünya ve âhirette mutlu olur. Onu böyle yetiştiren anne ve baba, öğretmen ve terbiyeci de sevapta ona ortak olur. Eğer şer ile yetiştirilir ve hayvanlar gibi ihmal edilirse kötü olur ve helak olur. Çocuğun muhafazası; onu eğitmek, terbiye etmek, ona ahlâkî faziletleri öğretmek ve kötü arkadaşlardan korumakla olur.” (8)

Bir çocuk küçüklüğünden itibaren kuvvetli bir îman dersi ile yetiştirilirse, ilerde onu hiçbir faktör yıkamaz. Bu eğitimden mahrum olan çocuklar ise en ufak bir etkenle doğru yoldan sapar. Bu nedenle anne ve babanın, çocuklarına, Allah’ın emirlerini yapabilecek ve yasaklarından kaçınabilecek dînî eğitim ve terbiye vermeleri onların aslî görevleridir. Bu dînî eğitimin temeli ise Kur’ân’ı öğretmeye, sevdirmeye ve anlatmaya bağlıdır.

Bu sebeple anne ve baba her türlü fedakarlığa katlanarak bu görevi yerine getirmelidir. Özellikle çocukların yaz tatillerini fırsat bilip bu eğitime ağırlık vermelidir. Şayet anne ve babanın bu ulvî görevi yapabilecek eğitimleri yok ise, yaz tatillerinde bu eğitimi veren yerlere göndermelidirler. Çünkü her yaz çocuklarımız bir yaş daha büyümekteler. “Ağaç yaş iken eğilir” atasözünün verdiği mesaj ve teşvik ile elimizi çabuk tutmaktan başka çaremiz yoktur.

“Çocukların beynine yazılan taşa kazınan gibidir.

Büyüklerin beynine yazılan ise kuma kazınan gibidir.”

Kaynakça:
1. el-İsrâ 17/111.
2. Ebû Dâvud, Salât.
3. Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân.
4. Nesâî, İmâmet.
5. Şirâzî Fevâid’inde rivayet etmiştir.
6. Dârimî, Fedâilu’l-Kur’ân.
7. Ebû Dâvud, Salât.
8. İhyâ, İmam Gazâlî.

28

Mayıs
2012

Kuranda Çocuk Yetiştirme-11

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  380 Kez Okundu

Çocuk ve çocuk yetiitirilmesi üzerine Kur’an’dan bazı ayetler “- Ey Rabbimiz, Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerini göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin” (1)
“- Rabbim Beni ve zürriyetimi namaz kılanlardan eyle Rabbimiz Duamı kabul buyur Rabbimiz Hesap görülecek günde, beni annemi, babamı ve inananları bağışla” (2)
“- Cennetliklerin etrafında daima taze kalan çocuklar dolaşır ki, sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın” (3)
“- Ey iman edenler Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun” (4)
“- Çocuklar dünya hayatının süsüdür” (5)
“- Aile fertlerine namazı emret ve kendin de ona devam et(6)
“Ey iman edenler, eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır (İyi yetiştirmek suretiyle) Onlardan sakının” (7)
“- Hani bir vakit Lokman oğluna öğüt verecek dedi ki: Oğulcağızım, sakın Allaha’a ortak koşma
Çünkü ortak koşmak şüphesiz ki büyük bir haksızlıktır” (8)
“- Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz Şüphesiz onları öldürmek büyük
bir hata (suç ve günah) tır” (9)
“- İnkarcılara malları da, evlatları da Allah’a karşı hiçbir fayda sağlamıyacaktır” (10)
“- Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır O dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek çocukları bahşeder Veya onları hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir
Dilediğini de kısır yapar O her şeyi bilendir Ve her şeye gücü yetendir” (12)
“- Sizi ana karnında istediği gibi tasvir eden (Şekillendiren) O’dur Kendisinden başka ilah olmayan O, Azizdir, Hakimdir” (13)
“- Ne malları, ne de evlatları kafirleri Allah’ın azabından kurtarmaz” (14)
“- Orada, Zekeriya dua edip: “Yarabbi bana senin tarafından temiz bir zürriyet ihsan et Sen duayı işitirsin” dedi” (15)
Dip Notlar
1.Bakara: 128
2.İbrahim: 40
3.insan: 19)
4.Tahrim: 6
5.Kehf: 46)
6.Ta-Ha: 132
7.Teğabün: 14
8.Lokman Suresi: 20
9.17/31
10.Al-i İmran:116
11.Şura: 49-50
12.Bakara: 223
13.Al-i İmran: 6
14.Al-i İmran: 10
15.Al-i İmran: 3

28

Mayıs
2012

KUR’AN’DA ZİKRİ GEÇEN AİLER-10

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  405 Kez Okundu

Çocukla alakali mühim bahislerden biri “aile”dir. Kur’an’da “aile” ye ve meselelerine çokca yer verildiğini görmekteyiz. Bir ayetinde, “geçmiş peygamberlere eşler ve evlat verildiğini” ifadede eden Kur’an-ı Kerim, başta Peygamberimiz olmak üzere
Hz. Musa, Hz. Yusuf, Hz. İbrahim, Hz. İmran. Hz. Salih, Hz. Ya’kub, Hz. Lut ,Hz. Davud, Hz. Nuh, Hz. İsmail, Hz. Eyub gibi peygamberlerin ailelerinden bahseder. Bunlardan- Hz. Lut, Hz. Nuh. Hz. Musa ve Hz. Ya’kub aileleri daha ziyade zikredilir. En çok zikri geçen aile ise Firavun ailesidir.(Ra’d 13,38.)

H. İbrahim ve Hz, İmran’ın aileleri her bakımdan ideal aileler olar.ak nazara verilirken,Hz. NGh, Hz. Lfıt ve Firavun’un aileleri de tipik birer örnek olarak nazar dikkate arzedilir. Şöyle ki: ‘Hz. Nuh’un ailesinden bir oğlu ile hanımı ve Hz. Lut’un da hanımı küfredenlere karışıp, onlarla helak olurken Firavun’un hanımı iman etmek saadetine ermiştir.

KARDEŞLER ARASI MÜNASEBETLER
Kur’an, Hz. Musa ve Hz. Harun örnekinde ideal kardeşlik münasebetlerini vazederken, Hz. Adem’in iki oğlu Habil ve K.aabil örneği ile, Hz. Yak’kub’un oğullarının Hz. Yusuf karşısındaki tutumları örneğiyle de kardeşlenrasında fiiliyatta meydana gelebilecek menfi davranışlara dikkat çeker. Yine Hz. Yusuf’un kardeşlerIne karşı avf ve müsamahalı örneği ile de aralarında hadise çıkan :kardeşlerin sulh yollarına ideal örnekler sunulmuş olur
VALİDEYNE KARŞI VAZİFELER
Kur’an sadece babaların evlatlarına karşı olan vazifelerini değil evlatların babalarına karşı olan vazifelerini de dile getirir. Evladın babasına karşı iki çeşit vecibesi vardır:
ı. Maddi Vecibe Evlat herşeyden önce ebeveyninin maddi ihtiyaçlarını karşılamakla mesul tutulur.( Bakara 2,215.)
2.Manevi Vecibeler: Pek çok ayette Kur’an anne bayaya “iyi davranmayı” emreder Şüphesiz iyi davranmanın
kesin bir hududu çizilemez, ancak, bizzat Kur’an, yanında ihtiyarlayan anne ve babaya onun yaşlılıklarından ileri
gelebilecek her çeşit nahoş durumlar, rahatsızlıklar karşısında sabırsızlık ifadesi olan “öf” bile demerne noktasına kadar bu iyiliğin ileri götürülmesini emreder(En’am 6, 151-153; NisA 4,36; Bakara 2, 83; Neml 27, 19; Ankebut 29, 8; Ahkaf 46, 15;
Lokman 31,14; Meryem 19,14,32.)

28

Mayıs
2012

Çocuk, Oyun ve Din Eğitimi-9

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  677 Kez Okundu

Çocuk, Oyun ve Din Eğitimi(1)
Doğumla başlayıp ergenlik çağına kadar geçen dönem, çocukluk dönemi olarak adlandınlmaktadır. Bu dönemi yaşayanlara çocuk denir. Türkiye’de genelde 0-11 veya 12 yaşları arasına rastlayan bu çağ kendi içinde alt dönemlere ayrılır. 0-3 yaş arası bebeklik, 3-6 yaş arası ilk çocukluk ve 6-11 veya 12 yaş arası son çocukluk dönemi olarak bilinmektedir]. Okula gitme veya gitmeme yönünden çocukluk dönemi, okul öncesi çağ (0-6 yaş arası) ve okul çağı (6-11 veya 2 yaş arası) olarak sınıf1andınldığı da görülmektedir. Okul öncesi
dönemde 0-3 yaş arasında çocuk terbiyesi açısından aile kurumu tartışılmaz bir önem arz etmektedir. Bu dönemde ailenin yerını hiçbir kurumun
dolduramayacağı konusunda fikir birliği olduğu görülmektedir. Fakat 3-6 yaş arasında çocuk yuvalan ve anaokulları çocuk bakımı ve eğitimi için gerekli görülmektedir. Çocuk eğitiminde 6 yaşından sonra anasınıfı ve 7 yaşını müteakiben ilköğretim yer almaktadır. Genelde çocuk eğitiminde 7 yaşından sonra okul daha çok önem kazanmaktadır. Fakat tüm çocukluk dönemi için aile her zaman önde gelir. Genel eğitim için durum böyleyken, din eğitimi için biraz
daha farklıdır. Çünkü okul dönemi başlannda -hatta okul öncesi eğitim kurumlannda- din eğitimine eğitim sistemimizde yer verilmemektedir. Çocuklar ancak ilköğretim 4. sınıfa geldikten sonra din öğretimi ile karşIlaşmaktadırlar. Görüleceği gibi bu yaş çocukluk döneminin son senelerine yakındır. Bu durum,
din eğitimi için okul öncesi dönemin biraz daha uzun sürdüğünü göstermektedir.
Eğitimciler arasında din eğitiminin başlama yaşı için farklı görüşler ileri sürüldüğU bilinmektedir. Bir kısım eğitirnci din eğitimini zeka gelişimi ile ilişkilendirerek ergenlik çağına doğru çekilmesi gerektiğini savunmaktadırlar .
Bazıları ise din eğitimini duygu ile ilişkilendirerek erken yaşlarda başlanmasını doğru bulmaktadırlar. Her iki görüşün de kendini haklı çıkaracak delillerinin
olduğu kabul edilebilir. Fakat çocukta doğuştan gelen inanına duygusunun çok erken yaşlarda kendini gösterdiği tespit edilmiştir. Aynı zamanda. çocuğun dini(1)olay ve olgularla erken yaşlarda karşılaştığı bir gerçektir.
• Bütün bunlar çocuğun dini konular ve olaylara erken yaşlarda ilgi duymasını doğuracağını göstermektedir. Gerçekten de çocukların daha 3-4 yaşlarında dini olay, olgu ve kavramlarla ilgili sorular sorması bunun bir göstergesidir.
• Yani çocuğa etki etmek istenmezse bile çocuk bu konularda bir arayış içinde olacaktır. O, cevap
alamadığı sorularına cevap bulacak başka kaynaklara yönelecek’tir. Bulduğu bu cevapların ne şekilde olacağı önceden tahmin edilememekte, hatta hatalı veya
yanlış olabileceği endişesini her zaman akla getirmektedir. Önceki anlayışların aksine ilk yıllardan başlayarak çocuklan çevrelerinden etkilendikleri ve kişilik oluşturmada bir hayli yol kat ettiği ortaya
çıkmıştır. Yani “çocuktur bir şeyanlamaz” anlayışının yanlış olduğu
anlşılmıştır. Hatta bu anlayışın tam aksine kişilik oluşumu ve gelişiminin yüzde yetmiş veya seksenlere varan kısmının altı yaşlarında tamamlandığı
bilinmektedir. Durum böyle olunca bu döneınin önemi ön plana çıkmaktadır.
Şekil verme açısından bu dönemin hem kolay hem de kalıcı olduğu da hesaba katılması gerekmektedir.
-İslam’m ÇocukTerbiyesine Yaklaşımı
İslam dini de çocuk terbiyesinin önemi ve gereği üzerinde önemle durmuştur. Kur’an-ı Kerimde, “Ey insanlar! Kendinizi ve aile fertlerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemden (ateşten) koruyunuz ” denilmektedir. İslam alimleri bunun yolunun ancak iyi bir eğitimle mümkün olacağı görüşündedirler. Yine başka bir ayette “Biliniz ki mallannız ve çocuklanmz birer imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah katındadır ” (2)denilerek ana-babaların çocuklarıyla sınanacaklarına dikkat çekilmektedir. Bu sınamanın başmda onları
nasıl eğittikleri konusu akla ilk gelenidir. Hz. Peygamber de “Çocuklarınıza (3)Çocuk dini şekillenmesini öncelikle ailede gerçekleştirir. Yanİ insanların büyük bir çoğunluğunun bağlı olduklan din, ailesinin dinidir. Hz. Peygamber de “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra annesi ve babası onu Hıristiyan, Yahudi, Mecusi veya Müslüman yapar.(4)diyerek konuya dikkat çekmiştir.
2-Oyun, genelolarak, görünüşünde bir fayda gözetilmeden boş zamanlarda eğlenmek için yapılan etkinlik şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanım biraz da yetişkinlerin çocuk oyunlanna bakış açısını yansıtmaktadır. Yani o, çocuğun eğlenmek ve oyalanmak için yaptığı bir iştir. Konuya çocuk gözüyle bakıldığında durum hiç de zannedildiği gibi değildir. Oyun çocuk için baş uğraş, çok önemli bir iştir.(5)
Çocuk oyuna doğumla birlikte başlar.Okul öncesi çağda çocuk için oyun tek uğraştır. Buna onun bütün dünyası oyundur deniise yanlış olmaz.Okul çağında oyun”nun çocuk için öneminin azaldığı söylenemez. Hatta o,zamanının önemli bir kısmını oyuna verir.(6)
Çocuk oyunlarının oluşmasında iklim, kültür, cinsiyet ve yaşın etkisi olduğu görülmektedir.(7)
Yani farklı coğrafYada yaşama, değişik toplumlara ait olma, kız veya erkek olma ve farklı yaşlarda bulunma farklı oyunlar oynamak için geçerli birer sebeptir. Çocuk oyunlarının gelişim düzeylerine göre de farklılık gösterdiği bilinmektedir. Bu süreç: tek başına oynama, başka bir oyunu izleme, başka bir oyunla paralel oynama, başkalarıyla birlikte oynama ve başkalarıyla işbirliği yaparak oynama şeklindedir. Ünlü psikolog Piaget, oyunla zihni gelişme arasında ilişki olduğunu söyleyerek, oyunu: alıştınnalı oyun, taklit oyunu ve kuralıı oyun olar’dk sınıflamaktadır.(8)
Oyun çocuğun bedensel, zihinsel ve duygusal gelişimini sağlamada önemli rol oynamaktadır. Onun organlarının ve kas sisteminin gelişimine yardımcı olmaktadır.(9)
Çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir. Yetenekleri serpilir, becerisi artar.(10)
Çocuğun yaratıcılığının, problem çözme kabiliyetinin ve dilinin gelişmesinde oyunun önemli bir yeri vardır. Oyun sayesindedir ki çocuk, hareketsizliğin sebep olduğu sıkıntıları giderir. Ciddi uğraşlardan sonra dinlenmeyi sağlar. Biriken enerjisini boşaltir. Gerilimden kurtarır, saldırganlık dürtüsünün boşalmasını sağlayarak saldırganlıkları önlerll. Endişelerinin yükünden kurtulur. içgüdülerini temizler, saflaştım ve yumuşatır. Bu yolla eğilimlerini dışa vurur. En derin duygu ve ihtiyaçlarını ifade imkanı bulur ve duygusal meseJelerini kendi kendine çözer.( 11)
Oyun, çocuğun sosyalleşmesine de önemli katkı sağlamaktadır. Bilhassa grup oyunları bu konuda onun en iyi yardımcısıdır. Çocuk çevresini oyun yoluyla tanır. Toplum kurallannı anlama ve bunlara uyurnun zorunluluğunu kavramada oyunun etkisi büyüktür. Hatta farklılıkları anlayışlakarşılamadave buna rağmen birlikte bir iş yapma ahşkanlığı kazanmada oyun önemli bir yere sahiptir. Oyun çocuk için diğerleriyle tanışmanın doğal ortamıdır. Çevresini oyun yoluyla tanıyan çocuk, gördüklerini oyuna aktarır. Oyun ortamı onun deney ortamıdır. Çocuğun gördüklerini taklit etmesi kuru kuruya bir taklit değildir. O, dış çevreden algıladıklarını kendine has bir yorumla birleştirir.
Duygularını dener ve geliştirir. Çevresindeki olayları sadeleştirerek ve somutlaştırarak kavrar. İnsan ilişkilerini sergiler, yaşatır ve yaşar. Böylece çocuk oyun oynarken kişiliğini geliştinne fırsatı bulur. Bu yolla çocuk, diğer kişilerle duygusal ilişkiler başlatır. Duygusal ilişkiler, sosyal ilişkilerin gelişmesine uygun imkanlar sağlar.
Çocuk oyunlarını üç temel esasa dayandırmak mümkündür. Bunlar oyunun konusu, oyun malzemeleri ve oyun arkadaşıdır. Oyunun konusunun belirlenmesinde daha önce de belirtildiği gibi çocuğun yaşı, cinsiyeti ve sosyo-ekonomik çevresi etkindir. Bilindiği gibi çocuk oyun sırasında bir çok malzeme kullanır. Bu malzemelere oyuncak denmektedir. Bunlar günlük hayatta kullandığımız eşyalardan,özel geliştirilmiş türlere kadar çok çeşitlilik gösterir.(12)
Oyuncaklar: Çok fonksiyonlu olmalı, değişik amaçlar için kullanılabilmelidir.Renk, boyut ve yapı bakımından çocuğun yaş ve ilgisiyle uyumlu olmalıdır.Dayanıklı, sağlam ve çekici olmalıdır. Basit ama çeşitli gelişim alanlarını destekleyebilen zengin uyarıcılar ihtiva etmelidir. Eskiyen oyuncak yenileriyle değiştirilmelidir. Oyuncaklar sayesindedir ki çocuklar: Dış dünyayı tanıma fırsatı bulurlar. Yaratıcı yeteneğin ve kendi kendine yönetimin gelişimini gerçekleştirirler. Hayal güçleri harekete geçer. Yetişkin becerilerini kazanırlar.
Bedensel ve zihinsel yetenekleri gelişir. Kısaca oyuncak; çocuğun hareketlerine düzen getiren, zihinsel, bedensel ve psiko-sosya/ gelişimine yardımcı olan, hayal gücünü ve yeteneklerini geliştiren oyun malzemesidir.(13)
Çocuğun oyununu ve oyuncakların! paylaştığı diğer insanlara oyun arkadaşı denir. Çocuk genelde kendi yaşıtlarıyla oynamayı ve oluşturduğu arkadaş grubunu
değiştinnemeyi ister. Fakat bazen aile içinde bu arkadaşlar ailenin büyükleri olabilir. Bazen de oyun arkadaşını değiştirme ihtiyacı duyulabilir. Anne ve
babaların çocuklarına yaklaşma ve onları anlama yollarından birinin onlarla birlikte oynamak olduğu bilinmektedir. Arkadaş grubuyla oyun oynamanın en
yoğunlaştığı yaşlar 6-12 yaşları arasıdır. Oyun arkadaşları çocuğa: Doyuma ulaşmada, deneyimler kazanmada, grup isteklerini ve kabul edilen davranışları
öğrenmede ve birlikte çalışmayı ve başarıyı tatmada önemli katkı sağlar.14)
3-İslam’da Oyun:Kur’an-ı Kerim’de oyun kavramı genelde yetişkinler için kullanılmıştır.
Bu anlamda aldatıcı, hayatı amacından saptıran şeyle ve öteki hayata nispeten değersiz olan dünya hayat(15.)yerine kullanılmıştır. Bu kavramın Kur’an’da çocuk için sadece bir yerde kullanıldığı görülmektedir. O da Hz. Yakup ile çocukları arasında geçen ve Hz. Yusufa tuzak ile sonuçlanan olayın anlatıldığı yerdir. Olay şöyledir: Yusufun kardeşleri babalarından oynamak bahanesiyle kardeşlerini kendileriyle birlikte göndermelerini isterler. Babaları bu isteklerinin kendini üzdüğünü ve ihmal neticesinde bir kurt tarafından yenilmesinden korktuğunu söyler. Yusufun kardeşleri babalarını kardeşlerini koruyacaklanna dair söz vermeleriyle ikna etmelerinin yanında Hz. Yakub’u böyle bir karara iten sebeplerden birisinin de onu oynamaktan men etmemek istemesi de olabilir.
Çünkü oyunun çocuk için ne anlama geldiği herkes tarafından bilinen bir şeydir.Yani Kur’an’da çocukların oyun oynamalar! konusunda herhangi bir yasaklama olmadığı gibi, oyun normal bir davranış olarak gösterilmiştir.Bu konuya Hz. Peygamber’İn yaklaşımı hep olumlu olmuştur. Hatta bu hususta O’nun özendirici tavırlar sergilediği görülmektedir. Hz. Peygamber Efendimiz(s.a.v):”Çocuğu olan onunla çocuklaşsın,, (16)demiş ve bizzat kendisi çocuklarla birlikte oynamıştır.Çocukların dışarıda oynamalarını “Toprak çocukların ilkbaharıdır,,( 17)) şeklinde değerlendirmiştir. Torunlarıyla birlikte Enes’i sokağa yıkarak oynamaları için teşvik etmiştir. Bazen de torunlarının geç vakitlere kadar yanında oynamalarını hoş karşılamıştır. Hz. Aişe’nin kendisiyle evlenmesinden sonra da oyuncaklarıyla oynamasım normal karşılama yanında teşvik bile etmiştir. İslam düşünürlerinden Miskeveyh, oyundan alıkonularak sadece ders çalışmaya zorlanan çocuğun kişiliğinin bozulacağını ifade etmiştir.”Oynamayan tay at olmaz” ve “Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz” atasözleri çocuk için oyunun ne anlama geldiğini çok güzelortaya koymaktadır.
4-Konuya eğitim açısından bakıldığında oyunu öğrenmenin yardımcısı ve aracı olarak görmek gerekmektedir. Çocuklar oyun oynayarak kolay, zevkli ve kalıcı öğrenmeyi yakalayabilirler. Onlar kendilerine hiç kimsenin öğretmeyeceği bazı konuları oyun sırasında öğrenmektedirler. Eğitim ve öğretirnde yaparak yaşayarak öğrenmenin yeri tartışma kabul etmemektedir. İnsan yaptığı şeyi öğrenir. Öyleyse oyun, din eğitimi ve öğretiminde yardımcı ve araç olarak kullanılabilir Konuya bu açıdan yaklaşıldığında ilk söylenecek şey, içinde dini ve ahlaki kavram, olay ve olgıılann yer aldığı çocuk oyunlarının olmasının gereğine dikkat çekmektir. Denmek istenen, çocuk oyunları yazılırken, bu oyunlarm içine dini ve ahlaki motifler serpiştirilmesidir. Böylece oyun oynarken çocuk dini ve ahlaki konularla karşılaşacaktır. Oyun içinde geçen Allah, melek, günah-sevap, helal-haram, ibadet, cami vb. kavramlar; namaz, bayram, bayramlaşma, sadaka, yardımlaşma vb. olaylar çocuğun bu konularla tanışmasına, ilgi duymasına ve öğrenmesine aracı olacaktır. Çocuk oyunlarıyla birlikte söylenen şarkılar için de aynı şeyler düşünülebilir.Oyuncaklar da din eğitimi açısından değerlendirilebilir. Çocuk oyuncaklan arasında dinı mekan, eşya vb. olması onların bunları tanıma ve ilgili bilgiler cdinmelerine katkı sağlayacaktır. Cami ve Kabe maketleri, seceade, tespih vb. şeyler oyuncak şeklinde çocuklara kazandırılabilir. Bu oyuncaklarm yap-bozları da yapılabilir. Yap-bozlar dini mekanla!: cami, türbe ve Kabe gibi olabileceği gibi bayramlaşma, kurban, namaz, hediyeleşme, temizlik gibi dini ve ahlaki konular da olabilir. Boyama kitaplarında dini ve ahlaki resimlere yer verilebilir. çocuğun eğitiminde oyun arkadaşının yeri inkar edilemez. Arkadaşıyla birlikte oynayan çocuk ondan birçok bilgi, davranış ve anlayış kazanacaktır.
Bunların hep olumlu olacağı da düşünülmemelidir. Onun için büyüklerin ilk yapması gereken şey, çocuklara bu konuda yardımcı olmaktır. Yardım iyi arkadaş seçiminde yönlendirme şeklinde olabilir. Bu yapıldığında çocuk birlikte oynadığı arkadaşından birçok dini ve ahlaki bilgiler öğrenecek, onu taklit vederek bu tür bazı davranışları yapabilecektir. Birlikte dini mek.ç.nlara gidecek böylece dini davranış ve heyecanları birlikte yaşayacaklardır.(18.)
Çocuklar bütün bunları yaparlarken ilgili sorular sorma ihtiyacı da duyacaklardır. Bilhassa erken yaşlarda büyüklere düşen görev çocuklara dini ve ahlaki konularla ilgili sorular sonnalarını sağlamaktır. Geriye bu sorulara çocukların anlayabileceği şekilde kısa, net ve doğru cevaplar vennek kalacaktır.
Çocuk aldığı bu cevaplarla kendi dini ve ahlaki altyapısını oluşturacaktır. Oyun, çocukluk döneminde çocuk için büyük önem taşımaktadır. Oyunun kendisi, araçları ve oyun arkadaşlan bilgi, davranış ve anlayış kazanmada etkili olmaktadır. Bu imkandan din ve ahlak eğitiminde yararlanılabilir. Çocuk hem oynayacak hem de istenen şeyleri sıkılmadan ve zorlanmadan kazanacaktır.
Dip Notlar:
1.Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Dergisi,Yıl: 2004,Sayı:9
2.Teğabün-64/15,14
3.Cemal Tosun, Din Eğitimi Bilimine Giriş, Ankara, Pegema Yay., 2002,2. Baskı, s.147. Mualla Selçuk, çocuğun Eğiliminde Dini Motifler, Ankara, TUrkiye Diyanet Vakfı Yay., 1991,2. Baskı, s. 40; Yavuz, aynı eser, s. 21
4.Müslim, vr ıı, 2.
5. Atalay Yörükogıu, Çocuk Ruh Sağlığı, İstanbul, Özgür Yay., 19. Baskı, 1994, s. 66;)
6. Nuray Senemoglu, Gelişİm, Oğrenme ve Öğretim Kurarndan Uygulamaya, Ankara,
7. Yavuzer, Çocuk Psikolojsi, s. 191.
8. Yavuzer, Ana Baba ve Çocuk, s. 173; Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, s. ı 93.)
9. Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, s. 189, 190; Gövsa, Aynı eser, s.82-83.)
10. Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı, s. 67.
11. Yavuzer, Ana-Baba Çocuk, s. 170.
12. Tosun Yalçınkaya, “Oyuncak Yapımı ve oyuncak yapımında Kullanılan Birkaç Malzeme”. Erken Çocuklukta gelişim ve Eğitimde Yeni Yaklaşımlar, haz. Müzeyyen Sevinç, İstanbul, Molpa Kültür Yay., 2003, s. 484.
13. Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, s. 194, 195.
14.Yavuzer, Ana Baba ve Çocuk, s. 177.
15. Zuhruf: 43/83;Mearic: 70/42
16. Deylemi, 2, 136/ b.)
17. Feyzu’l-Kadir, 3, 281.
18. Senemogıu, Aynı eser, s. 133; Yöritkoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı, s. 72; Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, s. ı89

28

Mayıs
2012

Kuranda çocuk-8

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  539 Kez Okundu

Güzel Kurani Kerimimizde geçen çocuk ile ilgili ayetler. Kuranda çocuk ile alakali tahmini 99 ayet geçiyor.Bu ayetlerden bazılarını konularına göre tasnif ettiğimizde aşağıdaki konu başlıkları ortya çıkıyor.Ayetlerdeki konu başlıkları kısaca:Tevekkül,çocuk emzirme,Hz.Meryemin duası,çocuklara miras taksimi,nikah,hicret,çocukları öldürmek,çocuk olunca şükretmek,çocukların mir imtihan olduğu,Yakup Aleyhisselam ve çocukları,Hz.İbrahimin Duası,geçim korkusu ile çocukları öldürmek,çocuk ve mal dünyanın süsü olduğu,chiliye döneminde öldürülen kız çocukları,Peygamberimizi Allahın himayesine alması,çocuk ve malların Allahı anmaktan alıkoymaması,erginlik çağına giren çocukların izin istemesi,mal ve evlatların kıyamet günü fayda vermeyeceği konularını içeren başlıklar olarak sıralamak mümkündür.
TEVEKKÜL:2:49 – (Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
ÇOCUK EMZİRME:2:233 – Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellef olur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görür.
HZ.MERYEMİN DUASI:3:47 – (Meryem): “Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah: “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece ‘ol!’ der, o da hemen oluverir.” dedi.
ÇOCUKLARA MİRAS TAKSİMİ:4:11 – Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.
HİCRET:4:98 – Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç…
ÇOCUKLARA MİRAS VE NİKAH:4:127 – Kadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikahlanmayı istemediğiniz öksüz kızlar ve zavallı çocuklara ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında Kitap’ta size okunan âyetler vardır. Sizin her yaptığınız iyiliği, muhakkak Allah bilir.
4:176 – Senden fetva istiyorlar. Deki: “Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir..
ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK :6:140 – Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki, ziyana uğradılar. Bunlar, doğru yoldan sapmışlardır; hidayete erecek de değillerdir.
7:127 – Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?” Firavun da dedi ki: “Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz.”
ÇOCUK OLUNCA ŞÜKRETMEK:7:189 – Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah’tır. O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah’a şöyle dua ettiler: “Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız.”
ÇOCUKLAR BİR İMTİHANDIR:8:28 – Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır..
12:19 – Daha sonra bir kafile gelmiş, sucularını da göndermişlerdi. Vardı, kovasını kuyuya saldı, “Müjde hey, müjde! İşte bir çocuk!” dedi. Ve onu satılık bir mal olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.
YAKUP ALEYHİSSELAMIN ÇOCUKLARINA TAVSİYESİ:12:67 – Ve dedi ki: “Ey yavrularım! (şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben ne yapsam, Allah’ın takdirini sizden engelleyemem. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Onun için bütün tevekkül edenler O’na tevekkül etmelidirler.”
HZ.İBRAHİMİN DUASI:14:35 – Hatırla ki; Bir zaman İbrahim şöyle demişti: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!
14:37 – “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram’ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.
EŞ VE ÇOCUKLAR BİRER NİMETTİR:16:72 – Allah, size kendi cinsinizden eşler, o eşlerinizden de oğullar ve torunlar yarattı. Sizi helal ve güzel gıdalarla rızıklandırdı. Onlar, hâlâ batıla mı inanıyorlar? ve Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

GEÇİM KORKUSU İLE ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK:17:31 – Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur.
ÇOCUK VE MAL DÜNYA HAYATININ SÜSÜDÜR:18:46 – Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, ümid yönünden de daha hayırlıdır.
18:74 – Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: “Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın” dedi.
18:80 – “Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”
18:82 – “Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.”
HZ.ZEKERİYA ALEYHİSSELAMA YAHYA ADINDA BİR ÇOCUK VERMESİ:19:7 – (Allah şöyle buyurdu): “Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık.”
19:12 – “Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl” (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
19:19 – Melek: “Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim” dedi.
HZ.MERYEM VE ALEYHİSSELAM:19:20 – Meryem: “Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim” dedi.
19:21 – Melek: “Bu, dediğin gibidir. Ancak Rabbin buyurdu ki: Bu (babasız çocuk vermek), bana pek kolaydır. Hem biz onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Hem, bu önceden (ezelde) kararlaştırılmış bir iştir.” dedi.
19:29 – Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; “Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.
21:91 – Irzını koruyan Meryem’e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık.
ERGİNLİK ÇAĞINA GİREN ÇOCUKLARIN İZİN İSTEMESİ:24:59 – Sizden olan çocuklarınız erginlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi, onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
PEYGAMBERİMİZİN KORUNMASI:26:18 – “Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?”
KIYAMET GÜNÜ MAL VE EVLAT FAYDA VERMEZ:26:88 – “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!”
26:133 – “Davarlar, oğullar,”
31:33 – Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın.
CAHİLİYE DÖNEMİNDE KIZ ÇOCUKLAR:43:17 – Onlardan biri Rahman olan Allah’a isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelendiği zaman yüzü simsiyah kesilir de öfkesinden yutkunur durur.
MAL VE ÇOCUKLAR ALLAHI ANMAKTAN ALIKOYMASIN:63:9 – Ey İnananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
ALLAHA İBADET:73:17 – Peki inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatacak o günden (kıyamet gününden) kendinizi nasıl kurtaracaksınız?
Dip Notlar:
2 Bakara,3 Âl-i İmrân,4 Nisâ,6 En’âm,7 A’râf,8 Enfâl,12 Yûsuf,16 Nahl,17 İsrâ,18 Kehf
19 Meryem,24 Nûr,26 Şu’arâ,28 Kasas,31 Lokman,37 Sâffât,43 Zuhruf,63 Münâfikûn
73 Müzzemmil

28

Mayıs
2012

Çocuk Eğitiminde Babanın Önemi-7

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  587 Kez Okundu

İslâm’a göre; çocuğun en mükemmel şekilde yetişmesi, ihtiyaç duyduğu bütün insânî ve ahlâkî faziletleri, sosyal kural ve davranışları, dînî inanç ve değerleri öğrenmesi ve yaşaması, ruh ve beden bakımından sağlıklı, bilgili ve faziletli, ayrıca sanat ve hüner sahibi olabilmesi için ana-babanın bütün imkânlarını kullanarak gayret sarf etmeleri gerekir. “Rabbim! Beni küçükken terbiye ettikleri gibi, Sen de ana-babama merhamet eyle!” (İsrâ 17/24) âyet-i kerîmesi, çocuk eğitiminde ana-babanın bu sorumluluğuna açıkça işâret etmektedir. Âyet ayrıca, bir çocuğun duâsı vesilesiyle, sorumluluğunu lâyıkıyla yerine getiren ana-babaya Allah Teâlâ’nın rahmetini de müjdelemektedir.Çocukluk hukuken bir sorumluluk dönemi değildir. Fakat çocukluk, bulûğ ile başlayan mükellefiyet ve mesûliyet merhalesine ulaşmak için bir hazırlık, bir eğitim ve bir alışkanlık kazandırma dönemidir. Bu eğitim ve alışkanlık kazandırma sayesinde, mükellef olduğunda farz ve vacipleri nasıl yerine getireceğini bilecek ve bu yerine getirme çocuğa kolay gelecek ve hayatın sıkıntıları karşısında tam bir güvenle ruhen hazır olabilecektir. İmam Mâverdî (ö.450/1058)konuyu şöyle îzâh etmektedir: “Babaların birinci görevi, kalbinin meyvesi olan evlâdını terbiye kucağına alıp onda hissettiği istîdadı müteâkib yavaş yavaş ona edeb telkînine başlayarak, cilâlı bir aynaya benzeyen kalbini edeb nûru ile süslemektir. Çünkü şimdiden alışsın ve bu telkînlerle büyüsün ki, mesûliyet yaşına girip, yaptıkları amel defterine yazılmaya başladığında kendisi için edeble güzel tavırlar zor gelmesin. Çünkü her şeye istîdadla yaratılmış olan masum kalpler neye alışmışsa onu huy edineceği açık olduğu için, çocukluk zamanında alıştırılmazsa büyüdüğü zaman birdenbire terbiyesinde güçlük çekileceği âşikârdır.” İslâm’a göre âile üzerinde vecîbe olan terbiyenin çok açık bir hedefi vardır: Çocuğu mükellef kılınacağı güne, yani hayata bütünüyle hazırlamak! Âile başta olmak üzere, bütün tâlim ve terbiye müesseselerinin program ve müfredatını bu gayeye uygun olarak tanzim etmesi, ortalama mükellefiyet yaşı olan 15 yaşına basan herkesin tek başına hayata atılacak formasyonu vermesi gerekmektedir.Kur’ân-ı Hakîm, birçok meselede çocukla alâkalı sorumluluk ve mesûliyeti âile reisine bırakır. Bilhassa terbiye meselesinde birinci sorumlu âile ve dolayısıyla âile reisidir. Arap edebiyatında ise çocuk eğitiminde babanın önemi hakkında “çocuk, babasının karakterindedir”, “çocuk, babası gibidir” atasözleri yer almaktadır. “Rabbim! Beni küçükken terbiye ettikleri gibi, Sen de ana-babama merhamet eyle!” (İsrâ 17/24) Bu, bir çocuğun ana-babaya yönelik duâsının İlâhî Kelâm’da yer alışıdır ve bu yer alış onların kıymetlerinin bir ifâdesidir.
“Babaya ve çocuğuna yemîn olsun ki,” (Beled 90/3) Yani; bütün babalara ve bu babaların evlatlarını terbiye ederken çektikleri sıkıntılara, onların uğrunda karşılaştıkları çeşitli zahmetlere ve mihnetlere; ve yeryüzünde insan soyunun devamı uğrunda hayatın sıkıntılarına katlanmaları sebebiyle onların neslinden gelen evlatlarına yemin olsun… Bu âyetle, Allah katında babanın değeri ortaya çıkmıştır. Çünkü Allah Teâlâ ona yemin etmiştir. Allah’ın kulları üzerindeki hakkı büyüktür. Nitekim babanın da evlâdı üzerindeki hakkı büyüktür. Ona yeminin sırrı budur.10 “Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm 66/6) .Kendinizi ve âilenizi … âteşten koruyun” emrini Hz. Ali(ra): “kendinize ve âilenize hayrı öğretin”, “ilim öğretip onları terbiye edin” şeklinde tefsîr etmiştir.
Çocuğu terbiye, dünyâ ateşine yanmaktan kendisini koruduğu gibi, cehennem ateşinden de öncelikle korur. Çocuğu korumak, onu güzel terbiye edip temizlemek, ona ahlâkî fazîletleri öğretmek, kötü arkadaşlardan onu korumak, devamlı sûrette zevk u safâ içinde bırakmamak, refah ve zînet sebeplerini sevdirmemektir. Çünkü zînet ve refaha alışınca, büyüdüğü zaman onları elde edebilmek için ömrünü onların peşinde kaybeder ve ebediyen helâk olur gider. Bunun için daha ilk günlerinde çocuğun terbiyesine ehemmiyet vermeli.” “De ki: Gerçekten hüsrâna uğrayanlar, kıyâmet günü hem kendilerini hem de âilelerini hüsrâna uğratanlardır.” (Zümer 39/15; Şûrâ 42/45) Cenâb-ı Hakk’ın, çocukların uhrevî kurtuluş veya hüsrânlarından ebeveyni (özellikle babayı) sorumlu tutması cidden mânidârdır ve üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu âyetlerden hareketle hemen şunları söyleyebiliriz:
a- Âhiretteki hüsrân ile dünyâdaki günâhlar birbirinden kopuk değildir. Âile fertlerinin âhirette hüsrâna (zarara) uğramaları, onların dünyâda da hüsrâna düştüklerini, günahlar işlediklerini ifade eder.
b- Bunları hüsrândan kurtarmak, kişinin gücü dâhilindedir. Allah, bu sebeple ebeveyni sorumlu tutuyor.
c- Bu kurtarmanın yolu güzel terbiyedir. İyi bir terbiye sadece âhireti kurtarmaz, dünyâyı da kurtarır .”Ey îmân edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazısı size bir nevi düşmandır. Öyleyse onlara karşı dikkatli olun… Muhakkak mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) bir fitnedir…” (Teğâbün 64/14, 15) Yani, hevâlarına ve çarpık fikirlerine meyletmeniz sebebiyle hanımlarınız ve çocuklarınız sizlerin âhiret âlemi için en büyük düşmanlardan olabilirler. Onların kıyâmetten çok önce dünya hayâtında da düşman olmaları mümkündür. Kişi onların arzularına muhalefet ettiğinde ve kendileriyle ilgili olarak ilmin gereklerine göre hareket ettiğinde de ona düşman kesilebilirler. Müteakib âyetteki “fitne”den maksadın ‘imtihan vesilesi’ olduğu belirtilmiştir ki bu imtihanı kazanmanın tek yolu, onlara karşı vazîfeleri yapmak, ahlâklarını güzel kılmak, onları hayata en iyi şekilde hazırlamaktır. Aksi takdîrde âhiretteki mesûliyetinden başka, daha dünyada iken onlardan ukûkla karşılaşılacaktır. Arap edebiyatında ise, “Çocuğunu küçüklüğünde edeblendiren, büyüklüğünde sevinir” sözü yer almıştır. Özelde Hz. Lokmân(as)’ın, genelde ise bir babanın çocuğuna neleri ve nasıl öğretmesi gerektiği açıklanmıştır. Dikkat edilecek olursa îmân, ibâdet, ahlâk ve muamelât olmak üzere dînin/hayâtın ana konularından bahsedilmektedir.23 “(Lokman) oğluna öğüt verirken şöyle konuştu: Ey benim yavrucuğum! Allah’a şirk koşma (O’ndan başkasına ilâhî sıfatlar yakıştırma)! Bil ki şirk gerçekten büyük bir zulümdür! Yavrucuğum! Bil ki yaptığın (iyilik veya kötülük) bir hardal tanesi kadar olsa da bir kaya içinde veya gökler(in tepesin)de veya yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu getirir (meydana çıkarır ve hesâbını görür). Çünkü Allah Latîf’tir (ilmi en gizli şeylere kadar nüfûz edici ve kuşatıcıdır), Habîr’dir (her şeyden haberdârdır). Yavrum! (Kendini kemâle erdirmek için) namazı dosdoğru kıl. (Başkalarını kemâle ulaştırmak için) doğru ve yararlı olanı (mârufu) emret, kötü ve eğriden (münkerden) vazgeçirmeye çalış. (Bu uğurda) başına gelebilecek her belâya sabırla katlan. Çünkü bunlar azîm ve kararlılık gösterilmeye değer işlerdendir. (Yersiz) bir gurura kapılarak insanlara üstünlük taslama ve yeryüzünde küstahça gezip durma. Unutma ki Allah böbürlenerek küstahlık yapanları sevmez. Yürüyüşünde (davranışlarında) ölçülü ve dengeli ol. Sesini yükseltme. Çünkü, unutma ki seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.” (Lokman 31/13, 16-19)24
HADÎS-İ NEBEVÎLER Peygamberlik müessesesi bir terbiye müessesesidir. Bütün peygamberler öncelikle birer mürebbî ve muallimdirler. Nitekim Hz. Peygamber(sav) “Ben ancak bir muallim olarak gönderildim”25 buyurarak kendisini bir muallim, bir mürebbi/terbiyeci olarak tanıtmaktadır. Peygamberliğin en mühim gâyesi terbiye olunca, yeni yetişen neslin sorumlularının da en mühim vazifesi terbiye olmalıdır. Bu sebeple Hz. Peygamber, çocukların terbiyesinden behemehal babaları sorumlu tutmuş; ulemâ da, baba olmadığı takdîrde dede, anne, vâsi, kayyım vs.den her kim velâyeti üzerine almışsa ona, hiç birinin bulunmadığı hâllerde sultan’a tevdî ederek çocuğu mürebbîsiz bırakmamıştır. 26 Kur’ân’da ayrıca “en güzel örnek şahsiyet”27 olduğu bildirilen Hz. Peygamber, ashâbını ve ümmetini “babalık” hususunda da eğitmiştir. Nitekim bir defâsında şöyle buyurmuştur:”Bir çocuk için babası nasıl (bir terbiyevî göreve sahip) ise, ben de sizin için öyle sayılırım. Tuvâlete gittiğiniz zaman ne yapacağınızı bile öğretirim…” 28 Allah Rasûlü(sav)’nün, çocuk eğitiminde babanın önemi ve babalık eğitimi konusundaki hadîslerinden bazıları aşağıdadır: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mesulsünüz… Erkek, âilesinin çobanıdır ve sürüsünden mesuldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mesuldür…” 29 Bu hadîsi tamamlayan bir başka rivâyette şöyle buyurulmaktadır: “Her çoban kıyamet günü hesaba çekilecektir: Sürüsüne Allah’ın emrini tatbik etti mi etmedi mi?” 30 Aynı konudaki bir diğer hadîs ise şöyledir: “Şüphesiz Allah, elinin altındakilerden sorumlu herkese görevini yapıp yapmadığını soracaktır. Hatta kişi, âile fertlerinden de sorumlu tutulacaktır.”31 Bu nebevî eğitimin tezâhürü olarak Abdullah b. Ömer(ra) şöyle demiştir: “Çocuğunu te’dîb(*) et. Zira bundan mesulsün. “Te’dîb olarak ne yaptın, neler öğrettin?” diye hesaba çekileceksin” demiştir.32 Hz. Peygamber(sav): “Her çocuk fıtrat üzerine(*) doğar” buyurdu ve sonra da “şu ayeti okuyun” dedi: “Allah’ın yaratılışta verdiği fıtrat…” (Rum 30/30). Sonra Rasûlullah sözünü şöyle tamamladı: “Çocuğu anne ve babası Yahûdîleştirir veya Hıristiyanlaştırır veya Mecûsîleştirir…” 33 Nitekim sahâbî nesli de şöyle derdi: “Salâh (dîne ve güzel âhlaka yatkınlık) Allah’tan, edeb ise babadandır.” 34 Aynı husustaki bir başka rivayet şöyledir: “Doğan her çocuk fıtrat üzeredir. Konuşabilecek çağa gelinceye kadar bu hâl üzere devâm eder…” 35 Yukarıdaki hadîsle de alâkalı olarak Rasûlullah(sav)’ın sunduğu çözümlerden birisi şudur: “Bir kimse çocuğunu “Lâ ilahe illallah” diyene kadar terbiye ederse, Allah o kimseye hesap sormaz.” 36 “çocuklarınızın ilk sözü “Lâ ilahe illallah” olsun. Ölüm ânında da yine “Lâ ilahe illallah” sözünü telkin edin.”37 Selef-i sâlihîn de çocuğa ilk olarak kelimei tevhîdi öğretmeyi ve bunu yedi kez söyletmeyi müstehab görürdü. Bu durumda çocuğun konuştuğu ilk şey “Lâ ilahe illallah” sözü olurdu. 38 “Çocuğun babası üzerindeki haklarından biri, ismini ve edebini güzel yapmasıdır.” 39 “Çocuğun babası üzerindeki hakkı, güzel isim koyması, ona süt emzireni iyi seçmesi ve edebini güzel yapmasıdır.” 40 “Çocuklarınıza ikrâm edin ve edeblerini güzel yapın.” 41 “Bir baba evlâdına güzel edebden daha efdal bir şey hediye edemez.”42 Bir başka rivâyette ise; “mîras bırakamaz” ifâdesi yer almaktadır.43 “Kimin bir çocuğu olursa ona güzel bir isim versin ve onu güzelce te’dîb etsin. Büyüdüğü zaman da evlendirsin. Eğer büyür de onu evlendirmezse, çocuk günaha girer. Onun günahı ancak babasına âittir.” 44 “Kişinin çocuğunu (bir kerecik) te’dîb etmesi, bir sâ’ (yiyecek) tasadduk etmesinden daha hayırlıdır.”45 Hadîs, “… miskinlere her gün yarım sâ’ sadaka vermesinden daha hayırlıdır.”46 şeklinde de kaydedilmiştir. “Her kim buluğa erinceye kadar iki kız evladı yetiştirirse kıyamet günü o ve ben şöyle [bu esnâda Rasûlullah(sav) parmaklarını birleştirdi] beraber oluruz.” 47 üç kızı olur da onları edeblendirir, merhametli davranır, geçimlerini sağlarsa [ve evlendirirse], Cennet ona vacip olur.” “İki kızı olursa da durum aynı mıdır ya Resûlallah?” diye sordular. “İki kızı da olsa öyledir” buyurdu. Bazı râvîler: “Eğer bir kızı olsa da aynı mıdır?” diye sorulsaydı, “Bir kızı olsa da aynıdır” cevabını verecekti diyorlar. 48 “Kim ‘üç kız’ veya ‘üç kız kardeş’ veya ‘iki kız kardeş’ veya ‘iki kız’ yetiştirir, terbiye ve te’diblerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse Cennet’i hak etmiştir.” 49 Sünnet’e göre sadece çocukların değil, velâyet altında bulunan hizmetçi ve kölenin de terbiyesi ihmâl edilmemelidir: “Kimin yanında câriye bulunur da onun te’dîb ve tâlimini güzel yapar, sonra âzâd edip onunla evlenirse Allah onun mükâfâtını çifte yapar.”50 Yukarıda kaydedilen ve konumuzla ilgili direkt açıklamaların yer aldığı âyet ve hadîslerin yanı sıra çok sayıda (dolaylı) delîlin olduğu unutulmamalıdır.(*) Onları da değerlendiren Gazzâlî (ö.505/1111) İhyâu Ulûmi’d-Dîn’de, Erzurumlu İbrahim Hakkı (ö.1194/1780) ise Mârifetnâme’de, bir babanın çocuğu hakkında riâyet edeceği edebleri şöyle belirtmişlerdir: “Annesini sâliha kadınlardan seçmelidir. “Çocuğunun yaratılış itibariyle kusursuz ve hayırlı olması için Allah’a dua etmelidir. “(Kürtaj vb. yollarla,) doğacak çocuğunun hayatına son vermemelidir. “Doğumu sebebiyle sevinmeli ve bu sevinci izhâr etmelidir. “Güzel isim vermelidir. “Doğduğunda kulağına ezan okumalıdır. “Hurma veya benzeri tatlı bir şeyi çiğneyip şîresini çocuğun ağzına koymalıdır. “Yedinci günde veya on yaşına basıncaya kadar oğlunu sünnet ettirmelidir. “Yedinci günde veya daha sonra akîka kurbanı kesmelidir. “Altı yaşına geldiğinde ona Kur’ân’ı, uyması gereken yaşına uygun din âdâbını öğretmeye başlamalıdır. “Yedi yaşından itibaren namaz kılmayı öğretmeli, kılmasını denetlemelidir “Çocuğuna örnek olmalı ve onu güzelce terbiye etmelidir. “Onu helal rızıklarla beslemelidir.
“Oğluna okuma, yazma, ok atma, yüzme ve geçerli bir sanat/meslek öğretmelidir. “Kızını iyi bir ev kadını olabilmesi için yetiştirmelidir. “Çocuklarının beslenme, giyim ve mesken masraflarını karşılamalıdır. “Giyim, kuşam ve hediye vermekte çocuklarının arasını eşit tutmalıdır. “Onları şefkatle öpmeli, sevgiyle kucaklamalı, merhametle davranmalıdır. “Onlarla oynamalı ve güler yüzle konuşmalıdır. “Beddua etmeyip, daima hayırlı dualar etmelidir. “On yaşına varan kız ve erkek çocuklarının yataklarını ayırmalıdır. “On beş yaşını geçen çocuklarını, vakti geldikçe rızâlarını alarak evlendirmelidir. “Çocuğuna, gücünün yetmediği, yerine getiremeyeceği işleri emretmemelidir. Aksi davranış, inat ve itaatsizliklerine sebep olur ki buna yol açmamalıdır. “Başkalarının çocuklarına karşı fenâ muamele ve kötü harekette bulunmamalı ki, bu hâl kendi çocuklarına dönmesin. “Çocuklarını bir imtihan vesîlesi olarak görüp tavırlarını ona göre ayarlamalıdır. “Çocuğunu terbiye etmeli ve onları cehennem yakıtı olmaktan kurtaracak çabayı göstermelidir.
Dipnotlar

1-Hayati Hökelekli,”Çocuk”, DİA,VIII, 336/
2-Ebû Dâvûd,Hudûd 16; Ahmed, Müsned, VI,100-101(24738, 24747); Said b. Mansur, Sünen,II,95 (2080); Dârimî, Sünen, Hudûd 1; İbn Huzeyme, Sahîh, III, 110 (1721); İbn Hibbân,Sahîh,I,356(143);Hâkim, Müstedrek,II,67-68(2350-51)/

3-M. Nur Süveyd,Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Eğitimi, (trc. Zekeriya Güler, Konya: Uysal ktb., 1994),s.128

4-Ebû Hasan Ali el-Mâverdî,Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, (trc. Bergamalı Cevdet Efendi, İstanbul: M.E.B. yay., 1997),s.607-608

5-İbrahim Canan, “İslâm’da Âile Terbiyesi”, İslâm’da Âile ve Çocuk Terbiyesi,(İstanbul:Ensar nşr., 1996), II, 32/

6-İbrahim Canan, Allah’ın Çocuklara Bahşettiği Haklar, (İstanbul:Timaş yay., 2001), s. 171-172/

7-İbrahim Canan, Kur’an’da Çocuk Eğitimi, (İstanbul: Nesil yay.,1996),s.78

8-Ebu’l-Hasan el-Kabisî, İslâm’da Öğretmen ve Öğrenci Münâsebetlerine Dair Geniş Risâle, (çev. Süleyman Ateş, İstanbul: Yeni Ufuklar nrş.ts.), s.141-

9-A.Kâzım Ürün, Arapça Hikmetli Sözler, (Konya: Esra yay., 1998), s. 98/ “Vâlid” kelimesi, anne ve babanın her ikisini de kapsayabilmektedir. Fakat müfessirler bu âyetin tefsîrinde kelimeye “baba” mânâsını yüklemişlerdir/

10- Sâbûnî,Amme Cüzü Tefsîri, (trc. Ahmet İyibildiren, Konya: Uysal ktb.1996),s. 256/

11-Seyyid Kutub, Fizılâli’l-Kur’ân, (çev. Salih Uçan, Vahdettin İnce, Mehmet Yolcu, İstanbul: Dünya yay., ts.), X, 74/

12- Hâkim, Müstedrek, II, 536 (3826)/

13- İbn Kayyım el-Cevziyye, Tuhfetü’l-Mevdûd bi-Ahkâmi’l-Mevlûd (İslâm’da Çocuk adıyla tercüme. trc. Mahmut Kısa, Konya: Esra yay., 1997), s. 255; İbn Kesîr, Tefsîr, (trc. Bekir Karlığa, Bedreddin Çetiner, İstanbul: Çağrı yay., +1988), XIV, 7966/

14- Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, (sad. İsmail Karaçam ve arkadaşları, İstanbul: Azim dğt., ts.), VIII, 161 /

15- Gazzâlî, İhyâu Ulûmiddîn, (trc. Ahmed Serdaroğlu, İstanbul: Bedir yay., ts.), III, 165/

16- Bu hususta bkz. İbrahim Canan, “İslâm’a Göre Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi”, Eğitim Yazıları, V, 161/17- Abdullah Nâsıh Ulvan, İslâm’da Aile Eğitimi, (trc. Celal Yıldırım, Konya: Uysal ktb., 1994),I,167/

18- Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, (trc. Muharrem Tan, İstanbul: İz yay., 1999), IV, 291/(*) Ukuk, daha ziyâde ana-baba gibi yakınlara karşı vazifeleri yerine getirmemektir. Her çeşit saygısızlık, kötü muamele, kalplerinin kırılması, maddî ihtiyaçlarının görülmemesi, ziyâret eksikliği gibi menfî davranışların hepsi “ukuk” kelimesiyle ifade edilmiştir. /

19-Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-gâfilîn, trc. Abdulkadir Akçiçek, s. 140. Hadîsin kaynakları için bkz. Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, IV, 29; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, I, 514 (1376)/

20- İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, (Ankara: Akçağ yay., 1988), II, 513/

21-Mâverdî, a.g.e., s. 608/

22- Ürün, a.g.e., s. 81/

23- Bu âyetlerin eğitim açısından îzâhı için bkz. Bayraktar Bayraklı, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Çocuk Eğitimi”, İslâm’da Âile ve Çocuk Terbiyesi, II, 155-163; İbrahim Canan, Kur’ân’da Çocuk Eğitimi, s. 87-95; Abdurrahman Dodurgalı, Âilede Çocuğun Din Eğitimi, s. 126-127, 275-277/

24-Meâl ve parantez içi açıklamalar için bkz. Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı, s. 836-837 ve Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, II, 424-425/

25-İbn Mâce, Mukaddime 17. Ayrıca bkz. Müslim, Talâk 29 (1478)/

26-İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, II, 512/

27-Ahzâb 33/21. Ayrıca Hz. Peygamber bir hadîslerinde; “Sizin için bende bir örnek yok mu?” buyurmuştur. (Müslim, Müsâfirîn 139; Ebû Dâvud, Tatavvu 27; Nesâî, Kıyâmu’l-leyl 2; Ahmed, Müsned, IV, 364; Dârimî, Nikâh 3)/

28-İbn Mâce, Tahâret 16; İbn Huzeyme, Sahîh, I, 43 (80)/

29-Buhârî, Ahkâm 1, Nikâh 81, 90; Müslim, İmâret 20/

30-Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât, VIII, 307 (8713); İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, XIII, 113; Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvazî, V, 295/

31-Nesâî, Sünenü’l-Kübrâ, V, 374 (9174); Ebî Avâne, Müsned, IV, 384 (7036); İbn Hibbân, Sahîh, X, 344-345 (4492); Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, VI, 375 (8574)/(*) Te’dîb, “edeb vermek” demektir. Sâhibini fazîlete, hayır ve hasenâta ulaştıracak kavlî ve fiilî güzel ahlâkların öğretilmesini ifâde eder. Bir başka deyişle; cemiyetce iyi kabul edilen bir kısım dinî ve örfî değerlerin, hâl ve davranışların, başta çocuklar olmak üzere cemiyetin fertlerine benimsetilip kazandırılmasıdır. Te’dîbe sadece iyi kabul edilenin kazandırılması değil, kötü kabul edilenlerden de uzaklaştırılması faaliyetleri dâhildir. (İbrahim Canan, Hz. Peygamber’in Sünnetinde Terbiye, İstanbul: Tuğra nşr., 1991, s. 273-274. S. Nakkib Attas ise şöyle demektedir: “Edeb, bedenin, aklın ve ruhun disiplinidir. Kişinin fizikî, aklî ve rûhî potansiyeline göre kendisinin tam (uygun) yerini bilmesini ve onu tasdik etmesini sağlayan bir disiplin…”, “Te’dîb (edeb sahibi kılma), İslâmî anlamda eğitimi ifade etmek için en net ve doğru bir kavramdır”, “Te’dîb, kavramsal yapısı içine bilginin unsurlarından olan ta’limi ve terbiyeyi de zaten alır.” (bkz. Modern Çağ ve İslâmî Düşünüşün Problemleri, trc. M. Erol Kılıç, İstanbul: İnsan yay.,1989, s.208, 216)/

32-Ebû Nuaym el-İsbehânî, Târîhu İsbahân, s. 483; el-Cevziyye, a.g.e., s. 256; Canan, Hz. Peygamber’in Sünnetinde Terbiye, s. 46; a.mlf., Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, II, 514/(*) İmam Nevevî (ö.676/1277), bu hadîs hakkındaki muhtelif görüşleri kaydettikten sonra; “En doğrusu, her çocuğun İslâm’ı kabûle hazır bir yaratılışla doğmuş olmasıdır” demiştir. (Canan, a.g.e., II, 318. krş. Şerhu’n-Nevevî, XVI, 207)/

33-Buhârî, Cenâiz 80, 93; Müslim, Kader 22; Muvatta, Cenâiz 52/

34-Buhârî, Edebü’l-Müfred, I, 46 (92)/

35-Müslim, Kader 23; Ma’mer b. Râşid, Câmi, XI, 122; Ahmed, Müsned, III, 353 (14847); Ebû Ya’lâ, Müsned, II, 240 (942)/

36-Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât, V, 130 (4866). Ayrıca bkz. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, 159; Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 135/

37-Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, VI, 398 (8649); Deylemî, Müsned, I, 71 (207); Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvazî, IV,46. Benzeri için bkz. Abdurrezzâk, Musannef, IV, 334 (7977)/

38-Abdurrezzâk, Musannef, IV, 334 (7977). Bu hususta bkz. Süveyd, a.g.e., s. 88-90/

39-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, 47 (Bezzâr’ın Müsned’inden); Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, VI, 400-401 (8658, 8667); Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, III, 394/

40-Ebu’l-Hüseyn Muhammed b. Ahmed es-Saydâvî, Mu’cemu’ş-
Şuyûh, I, 320; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, VI, 401 (8667)/

41-İbn Mâce, Edeb 3; Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb, I, 389; Deylemî, Müsned, I, 67 (196); Münâvî/

42-Tirmizî, Birr 33; Ahmed, Müsned, III, 412; IV, 77-78; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, XII, 320 (13234); Hâkim, Müstedrek, IV, 292/

43-Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât, IV, 77 (3658)/

44-Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, VI, 401 (8666)/

45-Tirmizî, Birr 33/46-Hakîm Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl, I, 112; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, II, 2

46 (2032); Hâkim, Müstedrek, IV, 292 (7680) /

47-Müslim, Birr 149; Tirmizî, Birr 13/48-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, 157. Ayrıca bkz. Ahmed, Müsned, III, 97, 303 (11943, 14286); Taberânî, Mu’cemu’l-evsât, V, 90 (4760)/49-Ebû Dâvud, Edeb 130 (5147); Tirmizî, Birr 13. Hadîsin diğer rivâyetleri için bkz. Canan, a.g.e., II, 495-496/

50-Buhârî, İlim 31; Müslim, Îmân 241/(*) Kur’ân-ı Hakîm’de çocuğu doğrudan konu edinen âyet sayısı 297′dir. Dolaylı olarak çocuktan bahseden âyetlerle birlikte bu sayı 342′ye yükselir. (Abdurrahman Dodurgalı, Âilede Çocuğun Din Eğitimi, İstanbul: İFAV yay., 1996, s. 127. Bu hususta bkz. İbrahim Canan, Kur’ân’da Çocuk Eğitimi, s. 15-19)/

51-bkz. Gazzâlî, a.g.e., II, 137-142; Erzurumlu İbrahim Hakkı, Mârifetnâme, (sad. Turgut Ulusoy, Gümüş Basımevi, 1990), II, 169-170. Ayrıca bkz. Ramazan Varol, Müslüman’ıın Âile Hayatı, (İstanbul: Denge yay., 1997), s. 115 ve devamı.

28

Mayıs
2012

KUR’AN İNSANI NASIL TERBİYE EDER-6

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  506 Kez Okundu

Kur’an’ı Kerim’in inzal (iniş) sırası, aslında Allah (c.c)’ın insanlığı terbiye sürecidir. Rahman katında elimizdeki mevcut haliyle mahfuz olan Kitabullah, elimizdeki şekliyle inmemiş, terbiye süreci dikkate alınarak peyder pey tedrici olarak inmiştir. Yine Kur’an. birçok ayette açıklar, izah eder, emreder ve yasaklar. Bu insanlığın Kur’an’a göre terbiye süreci dikkate alınarak bir uygulama yapılacak ise, aynı yolun izlenmesi gerektiğinin de ayrı bir delilidir. Kur’an insanı terbiye ederken “üç aşamalı’ bir yol izler. Birinci aşama; zihnin terbiyesi. İkinci aşama; kalbin terbiyesi. Üçüncü aşama; amellerin (hayatın) terbiyesidir. Bu aşamaları uygularken asla aceleci bir tavır sergilemez. Her zaman tedrici bir üslup benimser. Unutulmamalıdır ki, Kur’an başında. Kainatın en güzel insanı (s.a.v.) olduğu halde terbiye süreci 23 senede tamamlanmıştır. Değişim ve terbiye kolay değildir. Çünkü insan doğası, bir değişime direnç gösterir. Zihinin ikna süreciyle yumuşama gösterir, ameli uygulama ile olgunlaşır. İşte bu notka terbiye sürecinin varmak istediği yerdir. Sonuçta artık insan, zihni, kalbi ve ameli terbiye sürecini tamamlamış olur.
1. ZİHİN TERBİYESİ :Zihin; insan neslinin, beyni ve aklı ile gerçekleştirdiği tüm tefekkür ve tasavvur faaliyetlerinin hepsine birden verilen isimdir. İnsanı sevk ve idare iki mekanizma vardır. Bunlardan birincisi zihin, ikincisi kalptir. Zihin duru ve düzgün olursa, kişinin kalbi de hayatı da duru ve düzgün olacaktır. Eğer zihinde kirlenmeler ve şüpheler (marazlar) baş göstermişse artık ikinci idare mekanizma olan kalpte de kirlenmeler ve marazlar oluşmaya başlayacaktır. İşte bu yüzden Rahman, insanın terbiye sürecine zihin tasavvurlarında ki sorunların ve yanlışların düzeltilmesinden başlar. Bir insanın zihnindeki doğru bilgiler eksikse, ya hevasından yada hayalinden konuşmaya başlar. Bu da insanın helakini getirir. Rahman bu yönünü terbiye etmek ve işe doğru zihin inşaasından başlamak istediği için. “Oku, yaratan Rabbi’nin adı ile” (1) “Kur’an’ı tertil üzere(ağır ağır/düşünerek) oku” (2) diyerek. Kur’an’i terbiyenin nereden başlaması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Kişinin zihinde aydınlık ve hakikat yoksa orayı karanlık ve cahillik doldurur. O yüzden insan okumalı, anlamalı ve terbiye olmalı. Ama neyi okumalı ve nasıl okumalı. İşte bu iki soru, insanı çok düşündürmüştür. Ancak ayete tekrar dönecek olursak, birinci soru olan neyi okumalıyız sorusunu, insanı Allah’a ve hakikate götürecek bilgi ve hikmet olduğunu anlayabiliriz. Çünkü Allah, bizim okuyarak On’ dan
uzaklaşmamızı değil, aksine O’ na yaklaşmamızı ve yola girmemizi arzu eder. Yine Peygamber Efendimizin (sav), “Faydasız ilimden sana sığırımın”, sözünden okumaktan kastın, fayda sağlamak olduğu da anlaşılmaktadır. İlk inen ayette ki ikinci dikkat çekici nokta ise ‘Rabbi’nin adı ile’ ifadesidir. Bu ifade ikinci soru olan, nasıl okumalıyız sorusunun cevabının oluşturmaktadır. Eğer Allah (c.c) bir Rab ise ki öyle, o zaman O’nun bizi terbiye etmesine müşahade edici olarak, ama mutlaka O’nun adıyla okumalıyız. O’nun adı anılmadan başlanan her iş. Hz.Peygamberin (s.a.v.) de belirttiği gibi eksiktir, güdüktür. O yüzden insan Allah adıyla, Allah için ve Allah’ın kendisini terbiye etmesine müsahade ederek okumalıdır. Zihni. Rahmanın öngördüğü doğru bilgilerle terbiye edilmiş insanın, artık kalbide hayatıda doğru üzere kurulacaktır. İşte Rahman’ın binden istediğide budur. Terbiye Olmadan Israr ve Müstağnilik: Yine Rahman, terbiyenin başı olan ‘Alâk’ suresinde, Ayet-i Kerimesi ile, kişinin kendisini müstağni; yani zengin ihtiyaçsız, kimseye muhtaç olmayan olarak görmesinin azma sebebi olduğunu ortaya koyuluyor. İnsanda yeterlilik duygusu önce zihinde başlar, oradan kalbe iner, kalbte ‘kibir’ halini alır ve sonuçta kişinin bütün hayatını olumsuz etkileyen bir vürüs gibi kişiyi sarar ve mahveder. Terbiye olmamak müstağniliğe, müstağnilikte azgınlığa götürür. İnsanın müstağnilikten kurtulabilmesi için, yine aynı suresinin 12, ayetinde belirtildiği gibi takvalı olması gerekir. Takva; İnsanda Allah’a karşı korkup sakınma, daha doğrusu Allah’ın rızasızlığından korkup sakınmadır. Bir açıdan da kişinin kendisini koruması anlamına da gelir. Eğer kişi bakış açısına ve hayatına dikkat etmeden yaşarsa sürekli kirlenecek, Allah’tan ve O’nun rızasından uzaklaşacaktır. Rahman takvayı insanı örten bir elbiseye benzetir: “Ey Ademoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size süs kazandıracak bir giyim indirdik. Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar” (3) Elbise, insanı dıştan gelecek olumsuz etkilere karşı nasıl korursa, takvada insanı manevî anlamda dıştan ve içten gelebilecek olumsuz durumlara karşı korur. O yüzden, terbiye mutlak anlamda ancak takva ile olgunlaşır. “Şüphesiz, döniiş yanlızca Rabhinedir” (Alak- 8) İçinde bulunduğumuz hayatın, çoğu kez bizi sarıp kuşattığını ve bir yerlere doğru sürükleyip götürdüğünü fark etmeyiz, Ancak insan, bu dünyada misafirhanededir ve döneceği yer Rabbisinin yanıdır. Eğer hayatın bu acımasız dişlileri arasına kul kendisini kaptırır ve önce varacağı yeri sonra da Allah’ı unutursa, Allah ta onu unutur ve bu kişinin mutlak felaketi anlamına gelir. İşte Allah bu büyük tehlikeyi bize hatırlatarak bizim çok dikkatli olmamızı ve ‘Ahiret terbiyesi’ içinde olmamızı ister. Ahireti unutmadan yaşayan insan, dünyayı olması gereken yere oturtur. Gözünde ve gönlünde büyütmez, dünyanın onu alıp götürmesine fırsat vermez. Sonuçta insan, nerede ne kadar kalacaksa oraya okadar önem vermesi gerekir! İşte bu, bir ahiret terbiyesidir. Zihin Terbiyesinde Hak-Batıl ayrışması: “Ve şüphesiz sen pek büyük bir ahlak üzeresin. Artık yakında göreceksin ve onlarda görecekler. Sizden hanginizin fitneye tutulup çıldırdığını. Elbette senin Rabbin, kimin kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir.” (4) “Şu halde yalanlayanlara itaat etme. Onlar senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı. Şunlardan hiçbirine itaat etme; Yemin edip duran, aşağılık. Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren. Hayrı engelleyip duran, saldırgan, olabildiğince günahkar. Zorba, saygısız, sonra da kulağı kesik. Mal ve çocuklar sahibi oldu diye. Kendisine adetlerimiz okunduğu zaman, (Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır diyen” (5)
Rahman, daha ikinci inen sure olan. Kalem suresinde iyilerle kötülerin, beyazlarla siyahların, aydınlıkla karanlığın arasını açmak ister. Çünkü siyah boya, beyaz boyaya ‘bir kaşık’ karıştığında, artık beyaz hiç bir zaman saf beyaz olamayacaktır. Artık ‘o’ kirlenmiş ve grileşmeye başlamıştır. Rahman bunu bildiği için kirlilerle temizlerin arasını açarak terbiye etmiştir. Ancak aslolan beyaz boyaların kendisini ‘takva’ ile muhafaza ederek, yavaş yavaş kendi boyasından siyah boyalara aktarma yapmalı ve onlarında zaman içinde kendisi gibi beyazlaşmasını sağlamalıdır, İmani terbiye de bunu gerektirir… Terbiyede ve Eğitimden Vazgeçmemek: “Şimdi sen Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani O içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu. Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmamış olsaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda atılmış olacaktı” (6) Terbiye süreci zor ve zahmetlidir. Bazen, kendimizi terbiye sürecinde yol almış olsak bile, etrafınızı terbiye etmeniz zor hatta bazen imkansızdır. İnsan böylesi bir durumda umutsuzluğa ve karamsarlığa düşmeden yolunu sabırla ve istikrarla, Hz. Nuh (a.s)’un kararlılığıyla sürdürmelidir. Rahman’ın beklediği ve doğru olan da budur. “Allah’a söz vermişlerdi; Allah’a verilen söz ise (ağır bir) sorumluluktur” (7) “Müminlerden öyle adamlar vardır ki Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimide beklemekledirler. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini-özlerini) değiştirmediler” (8) İman ettiğini söylemek. Rahman’a bir çeşit ağır bir söz vermektir. Söz vermek zihin ve kalb işidir. İnsan haklılığına ve gerekliliğine inandığı bir sözü verir. Ancak insan çoğu kere söz verdiği zaman ki hali üzere kalmaz. Çünkü insan yaşarken hayatına birçok yabancı tasavvurlar akar. Önce bunlara dönüp bakmaz. Ancak onlar hayatına akmaya tüm hızıyla devanı eder. Önceleri pek itibar etmediği bu düşüncelere, sonraları acaba diyerek yaklaşır. İşte değişimin ilk başlangıç yeri burasıdır. İnsan bunu zihninde pek önemsemez ancak burası önem li kırılma noktasıdır. Çükü zihin batılın haklı olabileceğine bir inanmaya başladığında artık kendisi olmaktan uzaklaşmaya başlamıştır. Geri dönülmesi kolay olmayan bir yola yavaş yavaş girilmiş demektir. Rahman, insanın inancının gelişmeye açık, değişmeye kapalı olmasını ister. Rahman, kendisine verilen sözlere sadakat göstermemizi ister. Rahman bizim kendimizi başıboş bırakmamamızı ister. İnsan tüm bunları ancak komplekslerinden kurtulduğunda başarabilir Çünkü kompleksler bozulmaların ana kaynağıdır.
2. KALBİN TERBİYESİ :Kalbin kelime anlamı; Bir halden başka bir hale, bir durumdan başka bir duruma geçmek, yani inkilab eden demektir. Kalb; Rahman’ın insana bahşettiği en kıymetli organdır. Maddi vücudumuzdaki kalbimiz eğer sağlıklı ise bedenimizde sağlıklıdır. Eğer kalb bozulmaya başlamış ise bedenimizde bozulmaya başlamış demektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İnsan vücudunda bir et parçası vardır, o düzelirse bütün vücud düzelir, o bozuk olduğunda bütün vücud ifsad olur. İyi bilin ki, işte o et parçası kalbtir” (Buharı. Müslim, Ibn Mace) buyurmuştur. Maddî bedenimizin olduğu gibi, manevî bedenimizinde kalbi vardır. Orası kirlenir ve bozulursa insanın tüm hayatı kirlenir ve bozulur. Eğer insanın kalbi tüm marazlardan ve kirlerden arınırsa hayatı doğru, güzel ve temiz olur. İşte Rahman’ın insandan beklediği de budur. Kalb, imanın ve küfrün, sevgilerin ve nefretlerin, tüm duyguların, özelliklede takvanın üretildiği yerdir. Aynı zamanda kalp bir tatmin odasıdır. İnsanın ikna okluğu yer gerçekte akıl değil kalptir. Akıl düşünür ölçüp biçer, elde ettiği verileri kalbe gönderir. Kalb ikna olmuş ve huzur bulmuş ise mutmain olur. Kalbi gerçekte mutmain edecek olan ise Allah’ın zikridir.
Zikir ise, Allah’tan bize inen şeylerin tamamıdır. “Bunlar, iman edenler ve kalbleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun, kalbler yanlızca Allah’ın zikriyle mutmain olur” (9) Rahman, bizim başka şeylere yönelerek tatmin olmamızın mümkün olamayacağını söyleyerek, bize kalb terbiyesini öğretiyor. Çünkü bir insanın kalbi terbiye olmuş ise artık insanın tüm vücudu ve hayatı terbiye olmuş demektir. Kalbin Katılaşması: “Bundan sonra kableriniz, yine katılaştı, taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” (10) “Asla hayır, onların kazandıkları, kalbleri. üzerinde pas tutmuştur.” (11) İnsan hayatın içinde kirlenir ve yara alır. Bu yaralar zamanla büyür ve insanın kalbinin kabuk bağlamasına ve katılaşmasına sebeb olur. Katılaşmış bir kalbin artık doğruyu ve hakikati anlaması kolay olmaz. İnsan kendisini sürekli kontrol etmeli ve tevbe istiğfar etmeli. Kalbi katılaştıran hastalıkların başında zikirden uzak durmak gelir. Dünya ya düşkünlük, günaha düşkünlük, çok gülmek, çok konuşmak, çok yemek ve şehevi arzulara fazlaca düşkünlük kalbi katılaştırır ve nurunu alır. Kalbin Yumuşaması: “İman edenlerin Allah’ın ve haktan inmiş olanın zikri İçin kalbl erinin ‘saygı’ ve korku ile yumuşaması zamanı gelmedi mi? Onlar bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalbleride katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı” (Hadid- 16) Yukarıdaki ayetten anladığımıza göre, bir müminin imandan hemen sonra kalbinin yumuşamadığı, bunun biraz zaman alacağı anlaşılıyor. Demek ki insan kalbinin yumuşaması için sağlıklı bir manevî sürece ermesi gerekir. Katılaşmış kalblerin yumuşatacak olan yegane ilaç ise, Ranman’dan inen zikrin tamamıdır. İnsan zikre sarıldıkça, anlamsız şeylerden ve şeytanın şerrinden uzaklaşır. İnsan şeytandan uzaklaştıkça İlah’a sarılmanın haklılığını ve güzelliğini anlar. Kısaca kalbin yumuşaması da Kur’an’i terbiyenin bir sonucudur. Kalbin Körelmesi: “Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz,, ancak sinelerdeki kalbler kör olur” (12) Kalbin körelmesi, insanın artık gerçeği idrak edememesi, anlayamaması, duyarlılığını tamamen kaybetmesidir. Böyle bir hale gelmiş bir kalb artık, kalb olmaktan çıkmış, adeta taşlaşmıştır. Peki kalbin körelmesi neden olur? Hiçbir şey bir anda olmadığı gibi, körelmede bir anda olmaz, yavaş yavaş olur. Kainatın en güzel insanı diyor ki: “İnsan bir günah işledikçe kalbinde bir karaleke olur. Günaha devam ettikçe lekelerde artar ve kişinin kalbi kararır ” İşte kalbin kararmasının temel sebebi, günah ve tuğyanda ısrarlı olmaktır. Kişi kara lekelerle kalbini öttükçe artık orası tamamen kapanır, adeta bir zift tabakası gibi kalbi simsiyah yapar. Artık insanın en nemli yeri tamamen kör olur. Kalb kararmasının panzehiri, çokça tevbe istiğfar getirmek yaptığı günahı önemsiz ve küçük görmemek onu Rahman’a varacak bir yol belirlemektir.
Kocaman bir ağaç nasıl ki küçük bir tohumdan çıkar, uygun ortam ve iklim bulursa yavaş yavaş büyür, kök salar ve gelişirse, insan kalbindeki marazlarda tıpkı bunun gibi küçük bir tohumdan meydana gelir, Allah (c.c) insanoğlunu yaratırken bir imtahan vesilesi olmak üzere her insanın içine farklı türlerde, maraz olmaya müsait tohumlar yerleştirmiştir. Kişi bu tohumları daha büyümeden, Kur’an’i terbiye sürecine girerek yok etmelidir. İşte ozaman imtahamnı başarıyla tamamlamış olur.
Dip Not:
1.Alak ,1
2.Müzemmil ,4
3.Araf,26
4.Kalem,4,5,6,7
5.Kalem,8,9,10,11,12,13,14,15
6.Kalem,48,49
7.Ahzab,15
8.Ahzab,23
9.Rad,13
10.Bakara,74
11.Muttaffifin,15
12.Hac,46

28

Mayıs
2012

Çocuk ve Ahlak Eğitimi-5

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  349 Kez Okundu

İslâm’a göre; çocuğun en mükemmel şekilde yetişmesi, ihtiyaç duyduğu bütün insânî ve ahlâkî faziletleri, sosyal kural ve davranışları, dînî inanç ve değerleri öğrenmesi ve yaşaması, ruh ve beden bakımından sağlıklı, bilgili ve faziletli, ayrıca sanat ve hüner sahibi olabilmesi için ana-babanın bütün imkânlarını kullanarak gayret sarf etmeleri gerekir.
Ahlâk ve âdab öğretimi: Ev halkı ve bu meyânda çocukların dini terbiyesinde namaz, oruç gibi farzların dışında bir kısım ahlâkî prensiplerin, içtimâi değerlerin de öğretilmesi gerektiğini belirten âyetler de mevcuttur. Bunlardan Hz. Lokman’ın oğluna nasihatleri şeklinde Kur’ân’da zikredilen ta’limâtı aynen kaydedeceğiz:
“(Lokman) oğluna öğüt verirken şöyle konuştu: Ey benim yavrucuğum! Allah’a şirk koşma (O’ndan başkasına ilâhî sıfatlar yakıştırma)! Bil ki şirk gerçekten büyük bir zulümdür!
Yavrucuğum! Bil ki yaptığın (iyilik veya kötülük) bir hardal tanesi kadar olsa da bir kaya içinde veya gökler(in tepesin)de veya yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu getirir (meydana çıkarır ve hesâbını görür). Çünkü Allah Latîf’tir (ilmi en gizli şeylere kadar nüfûz edici ve kuşatıcıdır), Habîr’dir (her şeyden haberdârdır).
Yavrum! (Kendini kemâle erdirmek için) namazı dosdoğru kıl. (Başkalarını kemâle ulaştırmak için) doğru ve yararlı olanı (mârufu) emret, kötü ve eğriden (münkerden) vazgeçirmeye çalış. (Bu uğurda) başına gelebilecek her belâya sabırla katlan. Çünkü bunlar azîm ve kararlılık gösterilmeye değer işlerdendir.
(Yersiz) bir gurura kapılarak insanlara üstünlük taslama ve yeryüzünde küstahça gezip durma. Unutma ki Allah böbürlenerek küstahlık yapanları sevmez.
Yürüyüşünde (davranışlarında) ölçülü ve dengeli ol. Sesini yükseltme. Çünkü, unutma ki seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.” (Lokman 31/13, 16-19)

28

Mayıs
2012

ÇOCUK EĞİTİMİNDE AİLENİN SORUMLULUĞU-4

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  391 Kez Okundu

Hemen şunu kaydedelim ki, ailenin sorumlusu, idaresi altındaki her ferde, öncelikle, bir bütün olarak “din”i tavsiye etmeli, nazar-ı dikkatine “din”i arz etmeli, hayatını ona göre, onun esaslarına uygun olarak, onu tatbik edip yaşamasına imkân verecek şekilde tanzim etmesini duyurmalıdır. Kur’ân’da bu hususa örnek olarak Hz. İbrahim ve Hz. Ya’kûb zikredilir:
“Rabbi ona; ‘(Kendini Hakk’a) teslîm et’ dediği zaman o; ‘Âlemlerin Rabbine teslîm oldum’ demişti. İbrahim bunu oğullarına da tavsiye etti. (Torunu) Ya’kûb da (öyle yaptı): ‘Ey oğullarım, Allah sizin için (İslâm) dinini beğenip seçti. O halde siz de ancak Müslümanlar olarak can verin’ dedi.”(1)
Kur’ân-ı Kerîmde çocuk kaydı olmaksızın, dini tavsiye eden, “dine karşı müminlerin dikkatini çeken, en mühim meselelerinin “din” olmasını emreden âyetler pek çoktur. (2) Mevzuumuzu tamamlayacağı için burada onlardan birkaçını kaydedeceğiz.
“Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi Kur’ân ve hak din ile gönderen O’dur. Şâhid olarak Allah yeter.”(3)
“Puta tapanlar hoşlanmasa da dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah’tır.”(4)
“Fitne kalmayıp, yalnız Allah’ın dini kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilsinler ki, Allah onların işlediklerini şüphesiz görür. Eğer yüz çevirirlerse, Allah’ın sizin dostunuz olduğunu bilin. O ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır!”(5)
“Allah katında din, şüphesiz İslâmiyet’tir… Allah’ın âyetlerini kim inkâr ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.”(6)
“Kim İslâmiyetten başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O, âhirette de kaybedenlerdendir. İnandıktan, Peygamberin hak olduğuna şehâdet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkâr eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zâlimleri doğru yola eriştirmez.”(7)
Hz. Peygamber de şöyle buyurur:
“Üzerinize, Habeşli burnu kesik bir köle de emir tâyin edilse onu dinleyin ve itaat edin. Sizden biri dinini terk ile boynunun vurulması arasında muhayyer bırakılmadıkça itaate devam etsin. İslâmı terk ile boynu vurulması arasında muhayyer bırakılacak olursa boynunu uzatsın. Anasız kalasıcalar, din gittikten sonra ne dünyanız, ne de âhiretiniz kalır.”(8)
Yaşanacak muhitin seçimi: Muhîtin insan üzerindeki -müsbet veya menfî te’sîri- eski devirlerden beri bilinen bir husustur. İbnu Haldun bu keyfiyeti “İnsan, tabiatının ve mizacının değil, kendisini saran muhitin ve bu muhitten kazandığı alışkanlıkların çocuğudur” diye ifâde etmiştir. Şu halde, ailesinin terbiyesinden sorumlu bir aile reisinin, yaşanacak yer olarak, dini tatbik edebileceği bir muhit seçmesi gerekecektir. Bunun Kur’ânî örneğini Hz. İbrahim verir: Hz. İbrahim, Kabe’nin inşasını tamamladıktan sonra, oğlu İsmail’i “ziraate elverişsiz” olmasına rağmen, dinî mülâhazalarla Mekke’ye yerleştirdiğini ifâde eder:
“Ey Rabbimiz! Ben evlâtlarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için Senin mukaddes olan evinin yanında ziraate elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık, Sen, insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Şükretmeleri için bâzı meyvelerle rızıklandır”(9)
Hz. Peygamber (a. s. m) bâzı hadîslerinde, çocuğun babası üzerindeki haklarını beyan ederken “ismini, ahlâkını güzel yapması”, “temiz rızıkla beslemesi”, “okuma-yazma”, “yüzme” ve “atma” öğretmesi, “bulûğa erince evlendirmesi” gibi hususlarla birlikte “yerini güzel yapması”nı da sayar.(10).
Âlimler haklı olarak bundan, ikamet edeceği yerin kurrâ ve âlimlerinin çokluğuyla, Kur’ân ve ilim tahsiline imkân verecek bir yer olmasını anlarlar.(11)
Bu noktada tahlili daha da ileri götüren fakîhler, şehirde doğan bir çocuğu, ölüm veya boşanma hâlinde annenin, terbiyevî muhît yönüyle şehirden dûn (uzak) olması sebebiyle köye götüremeyeceği hükmünü verirler.(12)
Akidenin öğretilmesi: Aile halkına, hususan yeni yetişen çocuklara her şeyden önce öğretilmesi gereken şey, iman esasları ve bilhassa “tevhid” inancıdır. Yâni Allah’ın bir olduğu, hiçbir surette ortağı, yardımcısı bulunmadığı inancıdır. Yaş ve idrâk yönüyle bir şeyler öğrenme durumuna gelen her çocuğa öncelikle bu inanç kazandırılmalıdır. Nitekim bir kısım rivayetler Hz. Peygamber’in (a.s.m), kendi yakınlarından bir çocuk konuşmaya başlar başlamaz, çocuğa tevhîd öğrettiğini, bu maksadla:
“Elhamdulillahillezi lem yetteğiz veleden velem yekun lehu şerikun fil mulki.”
âyetini yedi sefer okutarak ezberlettiğini haber vermektedir.(13)
Tevhîdle birlikte bunun zıddı olan şirkin kötülüğü, bâtıllığı, şirke düşmenin ne büyük bir zulüm ve cinayet olduğu da öncelikle öğretilmesi gereken dinî bilgiler olmaktadır. Bu mes’elede Kur’ân’ın kaydettiği en güzel örnek Hz. Lokmân’dır:
“Ve iz kale lokmanu ibnihi ve huve yeizuhu ya büneyye la tuşrik billahi inneşşirke le zumlun azim.”(14)
Meâlen: “Hani Lokman oğluna -ona öğüt verirken- şöyle demişti: ‘Oğulcuğum, Allah’a ortak koşma. Çünkü şirk mutlaka büyük bir zulümdür.”(15)
Çocuğa akidenin öğretilmesi deyince bundan, sâdece Allah’ın varlığını ve birliğini öğretmek anlaşılmamalıdır. Kâmil mânâda Allah inancı, kalblerde Allah’ı bütün isim ve sıfatlarıyla tanımakla teşekkül eder. Kur’ân-ı Kerîm Allah’ın “güzel isimleri” (el-esmâu’l-hüsnâ) olduğunu mükerrer âyetlerde haber verir.(16)
Hz. Peygamber el-esmâul -hüsnâ’nın doksan dokuz adet olduğunu söyler ve bunların neler olduğunu sayar.(17)
Şu halde, Allah’ı en azından sübûtî ve zatî sıfatlarıyla (18) tanıtarak çocuklara öğretmek gerekecektir. İslâm akidesine uygun Allah inancı bu şekilde ortaya çıkar. Bu hususa riâyet edilmeden verilecek Allah inancı nakıs, hattâ gayr-i İslâmî bile olabilir. Nitekim Hıristiyanlar, Yahudiler ve hattâ müşrikler de ulûhiyete inanırlar. Son araştırmalar, yeryüzünde inançsız insanın olmadığını göstermiştir. Her insan kendine has bir ulûhiyet tasavvur etmektedir. Şu halde bunları birbirinden ayıran husus, ulûhiyete izafe edilen isim ve sıfatlardır. İslâmî Allah inancının çocuklara tam olarak verilebilmesi Kur’ân ve hadîslerde gelen isim ve sıfatlar çerçevesinde öğretilmeye bağlıdır.
Diğer taraftan, yine Kur’ân-ı Kerîm, peygamber inancı olmadan Allah’a inanmanın hiçbir kıymet ifâde etmediğini, Allah’a inananların behemahal peygamberlere de inanmaları gerektiğini bildirir: “Allah’ı ve peygamberini inkâr eden, Allah’la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, ‘Bir kısmına inanır, bir kısmını inkâr ederiz’ diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ağır bir azâb hazırlamışızdır. Allah’a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecrini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.”(19)
Peygamber inancı, kaçınılmaz bir şekilde kitap ve melek inancını da beraberinde getirecektir. Şu halde, bir olan Allah inancını, çocuklara öğretmeyi mükerrer âyetlerde ele alan Kur’ân-ı Kerîm, dolayısıyla imanın bütün rükünlerinin çocuklara öğretilmesini emretmiş olmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber’in ehemmiyetine ısrarla dikkkatlerimizi çekerek her gün okunmasını tavsiye ettiği ve Arş’ın altındaki bir hazîneden alınmış olarak, sâdece bu ümmete verilmiş olduğunu belirttiği Kur’ânî bir pasajda mü’minin inanması gereken bütün esaslar tâdâd edilir: “Peygamber, Rabbinden ne indirildi ise ona iman getirdi, mü’minler de. Her biri: Allah ve melâikesine ve kitaplarına ve peygamberlerine, peygamberlerinden hiçbirinin arasını ayırmayız diye iman getirdiler ve şöyle dediler: İşittik, itaat ettik, Rabbimiz affını dileriz, dönüş Sanadır.”(20)
İbâdetlerin öğretilmesi: Yukarıdaki âyet-i kerîme, katlanılacak bir kısım maddî fedâkârlıklar pahasına dini yaşayabildiğimiz bir yer seçimini ifâde etmekle kalmaz, Hz. ibrahim’in duası suretinde mü’minlere namaz mes’elesinin dinî terbiyede alması gereken ehemmiyeti de vurgular.
Namaz mevzuunda Hz. ibrahim’in bir diğer duasını da burada kaydetmemiz münâsibtir:
“Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz, duamızı kabul buyur.”(21)
Namaz mes’elesi, çocuklarla alâkalı olarak, daha başka âyetlerde de ele alınmakta, ehemmiyeti zihinlerde, bu açıdan da tesbit edilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm, âdeta hadîslerde “dinin direği”(22) olarak ifâde edilmiş bulunan namazın din terbiyesinde de direk yâni ana mes’elelerden biri yapılmasını istemektedir. Öyle ki, hiçbir şey hattâ maddî ihtiyaçların karşılanması mes’elesi bile namaza ve namazla ilgili öğretim ve tatbikata bahane ve engel teşkil etmemelidir:
“Ve’mur ehleke bisselevati vesdebir aleyha la nes’elüke rizken nehnu nerzukuke velakibetu littekva.”
Meâlen: “Ehline namazı emret. Kendin de ona sebat ile devam eyle. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız.”(23)
Aile halkına namazın emredilmesivle ilgili örnekler meyâmnda Hz. Lokman da karşımıza çıkar. Zira, o da çocuğuna diğer emirleri meyâmnda “Oğulcuğum namazını kıl” diye emretmiştir.(24)
Kur’ân’da, Allah’ın rızasını kazanmış bulunduğu belirtilen Hz. İsmail’in de “ailesine namaz ve zekatı emrettiği” ifade edilir(25).
Hz. Peygember’in de (a.s.m) çocuklara yedi yaşında namazın emredilmesin!, kılmadıkları takdirde on yaşında namaz için dövülmesini tebliğ ettiğini daha önce başka vesileyle kaydetmiştik. Hz. Peygamber’in çocuklar hakkında dayağa ruhsatı namazla ilgili olarak vermesi, namazla alâkalı ta’lim ve tatbikatın ehemmiyetini te’yîd eder. Bâzı âlimler, bu hadîse dayanarak, farz olmayan umur dışında çocuğun tekâsül ve ihmali sebebiyle dövülüp dövülmeyeceğim münâkaşa etmiştir.(26)
Ayrıca çocukların küçük yaşta namaza başlatılması hususunda ise yedi yaşından sonra vefat edenler büyük insanlar gibi hesaba çekileceklerinden “vildanun muhalledun” ayetinin ifadesine dahil olmadıklarını bu yüzden şeriatın “zamanında namaza başlamayan çocukların hafifçe dövülebilecekleri” ni söylemesinin hikmetlerini ifade etmektedir.
Âlimler, yedi yaşından itibaren “çocuğa namaz emredilmesi” hadîsinden, namazla ilgili her çeşit bilginin öğretilmesi gereğini anlamışlardır: Namaz vakitleri, farzları, vâcibleri, sünnetleri, namazda okunacak sûreler, dualar, tesbihât, abdest ve temizlikle ilgili teferruat vs.
Kaynaklar:
1- Bakara 2: 130- 132.
2- Bakara 2:193, 217; Âl-i imrân 3:19, 85; ErVâm 6:161; A’raf 7:29; Enfâl 8:39; Tevbe 9:33, 122; Yûnus 10:105: Nur 24:2; Rum 30:30, 43; Zümer 39:3, 11; Feth 48:28; Mümtehine 60:8, Beyyine 98:5.
3- Feth 48:28.
4- Tevbe 9:33.
5- Enfal 8:39.
6- Âl-i imrân 3:19.
7- Âl-i imrân 3:85.
8- Taberânî, Mu’cemu’s-Sağîr 1, 152.
9- İbnu Haldun. Abdurrahman (v.808), el-Mukaddime. Beyrut, tarihsiz, s. 125.
10- İbrahim 14:37.
11- Bak. Câmi’u's.Sağîr 3, 393-394.
12- Münâvî, Feyzu’l-Kadîr 3. 394.
13- Üsrûşenî. Ahkâmu s-Sığâr 1, 102-103.
14- İbnu Ebî Şeybe. Ebû Bekr Abdullah ibnu Muhammed (v.253), Musannafu ibn-i Ebî Şeybe, Haydârâbâd, 1966, 1, 348; Abdurrezzâk, ibnu Muhammed es-San’ânî (v.211) Musannafu Abdirrezzâk, Beyrut, 1970. 4. 334.
15- Lokman 31:13176
16- A’râf 7:180; isrâ 17:110; Tâ-Hâ 20:8; Haşr 59:24..
17- Buhârî, Da ava! 69; Müslim, Zikr 5, 6.
18- Allah’ın sübûtî sıfatları: Hayat, ilim, semi’ (her şeyi işitmesi), basar (her şeyi görmesi), irâde (dilemesi, dilediğini yapması), kudret (her dilediğine gücü yetmesi), kelâm (konuşma, vahyetme), tekvin (yaratma sahibi olma). Allah’ın zatî sıfatları: Vücut (varolmak), kıdem (varlığının evveli olmama), beka (varlığının sonu olmama), vahdaniyet (bir olması), muhalefetün lil-havâdis (hiçbir mahlûka benzememesi) kıyam binefsihî (hiçbir varlığa muhtaç olmaması).
( Dikmen. Tasavvuf ve Hikmet Işığında islâm ilmihali, Cihan Yayınları, 1983, İst.)
19- Nisa 4:150-152
20- Bakara 2: 285-286.
21- İbrahim 14:40.
22- Aclûnî, İsmail İbnu Muhammed (1162), Keşfu’l-Hafâ, Beyrut, 1351, 2,31.
23- Tâ-Hâ20:132
24- Lokman 31:17.
25- Meryem 19:55.
26- İbnu Hacer, Şihâbü’d-Dîn Ebû’l-Fadl Ahmed el-Askalânî (v.B52), Fethu’l-Bârî, Mısır, 1959, 2, 489-90: Zebîdî, Zeynü’d-Dîn Ahmed ibnu Ahmed (v.893), Tecrîd-Sarîh, tercüme: Ahmed Naim, Ankara, 1972, 2, 941; Şevkânî, Muhammed ibnu Ali (1250), Neylü’l-Evtâr. Kahire. 1971, 1,349,
Kaynak:Prof. Dr. İbrahim CANAN ,Çocuk Terbiyesi,İstanbul 1991

Toplam 195 sayfa, 146. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030144145146147148150160170...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.