28

Mayıs
2012

Kuranda çocuk-8

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  474 Kez Okundu

Güzel Kurani Kerimimizde geçen çocuk ile ilgili ayetler. Kuranda çocuk ile alakali tahmini 99 ayet geçiyor.Bu ayetlerden bazılarını konularına göre tasnif ettiğimizde aşağıdaki konu başlıkları ortya çıkıyor.Ayetlerdeki konu başlıkları kısaca:Tevekkül,çocuk emzirme,Hz.Meryemin duası,çocuklara miras taksimi,nikah,hicret,çocukları öldürmek,çocuk olunca şükretmek,çocukların mir imtihan olduğu,Yakup Aleyhisselam ve çocukları,Hz.İbrahimin Duası,geçim korkusu ile çocukları öldürmek,çocuk ve mal dünyanın süsü olduğu,chiliye döneminde öldürülen kız çocukları,Peygamberimizi Allahın himayesine alması,çocuk ve malların Allahı anmaktan alıkoymaması,erginlik çağına giren çocukların izin istemesi,mal ve evlatların kıyamet günü fayda vermeyeceği konularını içeren başlıklar olarak sıralamak mümkündür.
TEVEKKÜL:2:49 – (Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
ÇOCUK EMZİRME:2:233 – Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellef olur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görür.
HZ.MERYEMİN DUASI:3:47 – (Meryem): “Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah: “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece ‘ol!’ der, o da hemen oluverir.” dedi.
ÇOCUKLARA MİRAS TAKSİMİ:4:11 – Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.
HİCRET:4:98 – Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç…
ÇOCUKLARA MİRAS VE NİKAH:4:127 – Kadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikahlanmayı istemediğiniz öksüz kızlar ve zavallı çocuklara ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında Kitap’ta size okunan âyetler vardır. Sizin her yaptığınız iyiliği, muhakkak Allah bilir.
4:176 – Senden fetva istiyorlar. Deki: “Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir..
ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK :6:140 – Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki, ziyana uğradılar. Bunlar, doğru yoldan sapmışlardır; hidayete erecek de değillerdir.
7:127 – Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?” Firavun da dedi ki: “Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz.”
ÇOCUK OLUNCA ŞÜKRETMEK:7:189 – Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah’tır. O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah’a şöyle dua ettiler: “Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız.”
ÇOCUKLAR BİR İMTİHANDIR:8:28 – Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır..
12:19 – Daha sonra bir kafile gelmiş, sucularını da göndermişlerdi. Vardı, kovasını kuyuya saldı, “Müjde hey, müjde! İşte bir çocuk!” dedi. Ve onu satılık bir mal olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.
YAKUP ALEYHİSSELAMIN ÇOCUKLARINA TAVSİYESİ:12:67 – Ve dedi ki: “Ey yavrularım! (şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben ne yapsam, Allah’ın takdirini sizden engelleyemem. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Onun için bütün tevekkül edenler O’na tevekkül etmelidirler.”
HZ.İBRAHİMİN DUASI:14:35 – Hatırla ki; Bir zaman İbrahim şöyle demişti: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!
14:37 – “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram’ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.
EŞ VE ÇOCUKLAR BİRER NİMETTİR:16:72 – Allah, size kendi cinsinizden eşler, o eşlerinizden de oğullar ve torunlar yarattı. Sizi helal ve güzel gıdalarla rızıklandırdı. Onlar, hâlâ batıla mı inanıyorlar? ve Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

GEÇİM KORKUSU İLE ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK:17:31 – Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur.
ÇOCUK VE MAL DÜNYA HAYATININ SÜSÜDÜR:18:46 – Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, ümid yönünden de daha hayırlıdır.
18:74 – Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: “Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın” dedi.
18:80 – “Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”
18:82 – “Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.”
HZ.ZEKERİYA ALEYHİSSELAMA YAHYA ADINDA BİR ÇOCUK VERMESİ:19:7 – (Allah şöyle buyurdu): “Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık.”
19:12 – “Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl” (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
19:19 – Melek: “Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim” dedi.
HZ.MERYEM VE ALEYHİSSELAM:19:20 – Meryem: “Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim” dedi.
19:21 – Melek: “Bu, dediğin gibidir. Ancak Rabbin buyurdu ki: Bu (babasız çocuk vermek), bana pek kolaydır. Hem biz onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Hem, bu önceden (ezelde) kararlaştırılmış bir iştir.” dedi.
19:29 – Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; “Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.
21:91 – Irzını koruyan Meryem’e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık.
ERGİNLİK ÇAĞINA GİREN ÇOCUKLARIN İZİN İSTEMESİ:24:59 – Sizden olan çocuklarınız erginlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi, onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
PEYGAMBERİMİZİN KORUNMASI:26:18 – “Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?”
KIYAMET GÜNÜ MAL VE EVLAT FAYDA VERMEZ:26:88 – “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!”
26:133 – “Davarlar, oğullar,”
31:33 – Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın.
CAHİLİYE DÖNEMİNDE KIZ ÇOCUKLAR:43:17 – Onlardan biri Rahman olan Allah’a isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelendiği zaman yüzü simsiyah kesilir de öfkesinden yutkunur durur.
MAL VE ÇOCUKLAR ALLAHI ANMAKTAN ALIKOYMASIN:63:9 – Ey İnananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
ALLAHA İBADET:73:17 – Peki inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatacak o günden (kıyamet gününden) kendinizi nasıl kurtaracaksınız?
Dip Notlar:
2 Bakara,3 Âl-i İmrân,4 Nisâ,6 En’âm,7 A’râf,8 Enfâl,12 Yûsuf,16 Nahl,17 İsrâ,18 Kehf
19 Meryem,24 Nûr,26 Şu’arâ,28 Kasas,31 Lokman,37 Sâffât,43 Zuhruf,63 Münâfikûn
73 Müzzemmil

28

Mayıs
2012

Çocuk Eğitiminde Babanın Önemi-7

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  491 Kez Okundu

İslâm’a göre; çocuğun en mükemmel şekilde yetişmesi, ihtiyaç duyduğu bütün insânî ve ahlâkî faziletleri, sosyal kural ve davranışları, dînî inanç ve değerleri öğrenmesi ve yaşaması, ruh ve beden bakımından sağlıklı, bilgili ve faziletli, ayrıca sanat ve hüner sahibi olabilmesi için ana-babanın bütün imkânlarını kullanarak gayret sarf etmeleri gerekir. “Rabbim! Beni küçükken terbiye ettikleri gibi, Sen de ana-babama merhamet eyle!” (İsrâ 17/24) âyet-i kerîmesi, çocuk eğitiminde ana-babanın bu sorumluluğuna açıkça işâret etmektedir. Âyet ayrıca, bir çocuğun duâsı vesilesiyle, sorumluluğunu lâyıkıyla yerine getiren ana-babaya Allah Teâlâ’nın rahmetini de müjdelemektedir.Çocukluk hukuken bir sorumluluk dönemi değildir. Fakat çocukluk, bulûğ ile başlayan mükellefiyet ve mesûliyet merhalesine ulaşmak için bir hazırlık, bir eğitim ve bir alışkanlık kazandırma dönemidir. Bu eğitim ve alışkanlık kazandırma sayesinde, mükellef olduğunda farz ve vacipleri nasıl yerine getireceğini bilecek ve bu yerine getirme çocuğa kolay gelecek ve hayatın sıkıntıları karşısında tam bir güvenle ruhen hazır olabilecektir. İmam Mâverdî (ö.450/1058)konuyu şöyle îzâh etmektedir: “Babaların birinci görevi, kalbinin meyvesi olan evlâdını terbiye kucağına alıp onda hissettiği istîdadı müteâkib yavaş yavaş ona edeb telkînine başlayarak, cilâlı bir aynaya benzeyen kalbini edeb nûru ile süslemektir. Çünkü şimdiden alışsın ve bu telkînlerle büyüsün ki, mesûliyet yaşına girip, yaptıkları amel defterine yazılmaya başladığında kendisi için edeble güzel tavırlar zor gelmesin. Çünkü her şeye istîdadla yaratılmış olan masum kalpler neye alışmışsa onu huy edineceği açık olduğu için, çocukluk zamanında alıştırılmazsa büyüdüğü zaman birdenbire terbiyesinde güçlük çekileceği âşikârdır.” İslâm’a göre âile üzerinde vecîbe olan terbiyenin çok açık bir hedefi vardır: Çocuğu mükellef kılınacağı güne, yani hayata bütünüyle hazırlamak! Âile başta olmak üzere, bütün tâlim ve terbiye müesseselerinin program ve müfredatını bu gayeye uygun olarak tanzim etmesi, ortalama mükellefiyet yaşı olan 15 yaşına basan herkesin tek başına hayata atılacak formasyonu vermesi gerekmektedir.Kur’ân-ı Hakîm, birçok meselede çocukla alâkalı sorumluluk ve mesûliyeti âile reisine bırakır. Bilhassa terbiye meselesinde birinci sorumlu âile ve dolayısıyla âile reisidir. Arap edebiyatında ise çocuk eğitiminde babanın önemi hakkında “çocuk, babasının karakterindedir”, “çocuk, babası gibidir” atasözleri yer almaktadır. “Rabbim! Beni küçükken terbiye ettikleri gibi, Sen de ana-babama merhamet eyle!” (İsrâ 17/24) Bu, bir çocuğun ana-babaya yönelik duâsının İlâhî Kelâm’da yer alışıdır ve bu yer alış onların kıymetlerinin bir ifâdesidir.
“Babaya ve çocuğuna yemîn olsun ki,” (Beled 90/3) Yani; bütün babalara ve bu babaların evlatlarını terbiye ederken çektikleri sıkıntılara, onların uğrunda karşılaştıkları çeşitli zahmetlere ve mihnetlere; ve yeryüzünde insan soyunun devamı uğrunda hayatın sıkıntılarına katlanmaları sebebiyle onların neslinden gelen evlatlarına yemin olsun… Bu âyetle, Allah katında babanın değeri ortaya çıkmıştır. Çünkü Allah Teâlâ ona yemin etmiştir. Allah’ın kulları üzerindeki hakkı büyüktür. Nitekim babanın da evlâdı üzerindeki hakkı büyüktür. Ona yeminin sırrı budur.10 “Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm 66/6) .Kendinizi ve âilenizi … âteşten koruyun” emrini Hz. Ali(ra): “kendinize ve âilenize hayrı öğretin”, “ilim öğretip onları terbiye edin” şeklinde tefsîr etmiştir.
Çocuğu terbiye, dünyâ ateşine yanmaktan kendisini koruduğu gibi, cehennem ateşinden de öncelikle korur. Çocuğu korumak, onu güzel terbiye edip temizlemek, ona ahlâkî fazîletleri öğretmek, kötü arkadaşlardan onu korumak, devamlı sûrette zevk u safâ içinde bırakmamak, refah ve zînet sebeplerini sevdirmemektir. Çünkü zînet ve refaha alışınca, büyüdüğü zaman onları elde edebilmek için ömrünü onların peşinde kaybeder ve ebediyen helâk olur gider. Bunun için daha ilk günlerinde çocuğun terbiyesine ehemmiyet vermeli.” “De ki: Gerçekten hüsrâna uğrayanlar, kıyâmet günü hem kendilerini hem de âilelerini hüsrâna uğratanlardır.” (Zümer 39/15; Şûrâ 42/45) Cenâb-ı Hakk’ın, çocukların uhrevî kurtuluş veya hüsrânlarından ebeveyni (özellikle babayı) sorumlu tutması cidden mânidârdır ve üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu âyetlerden hareketle hemen şunları söyleyebiliriz:
a- Âhiretteki hüsrân ile dünyâdaki günâhlar birbirinden kopuk değildir. Âile fertlerinin âhirette hüsrâna (zarara) uğramaları, onların dünyâda da hüsrâna düştüklerini, günahlar işlediklerini ifade eder.
b- Bunları hüsrândan kurtarmak, kişinin gücü dâhilindedir. Allah, bu sebeple ebeveyni sorumlu tutuyor.
c- Bu kurtarmanın yolu güzel terbiyedir. İyi bir terbiye sadece âhireti kurtarmaz, dünyâyı da kurtarır .”Ey îmân edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazısı size bir nevi düşmandır. Öyleyse onlara karşı dikkatli olun… Muhakkak mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) bir fitnedir…” (Teğâbün 64/14, 15) Yani, hevâlarına ve çarpık fikirlerine meyletmeniz sebebiyle hanımlarınız ve çocuklarınız sizlerin âhiret âlemi için en büyük düşmanlardan olabilirler. Onların kıyâmetten çok önce dünya hayâtında da düşman olmaları mümkündür. Kişi onların arzularına muhalefet ettiğinde ve kendileriyle ilgili olarak ilmin gereklerine göre hareket ettiğinde de ona düşman kesilebilirler. Müteakib âyetteki “fitne”den maksadın ‘imtihan vesilesi’ olduğu belirtilmiştir ki bu imtihanı kazanmanın tek yolu, onlara karşı vazîfeleri yapmak, ahlâklarını güzel kılmak, onları hayata en iyi şekilde hazırlamaktır. Aksi takdîrde âhiretteki mesûliyetinden başka, daha dünyada iken onlardan ukûkla karşılaşılacaktır. Arap edebiyatında ise, “Çocuğunu küçüklüğünde edeblendiren, büyüklüğünde sevinir” sözü yer almıştır. Özelde Hz. Lokmân(as)’ın, genelde ise bir babanın çocuğuna neleri ve nasıl öğretmesi gerektiği açıklanmıştır. Dikkat edilecek olursa îmân, ibâdet, ahlâk ve muamelât olmak üzere dînin/hayâtın ana konularından bahsedilmektedir.23 “(Lokman) oğluna öğüt verirken şöyle konuştu: Ey benim yavrucuğum! Allah’a şirk koşma (O’ndan başkasına ilâhî sıfatlar yakıştırma)! Bil ki şirk gerçekten büyük bir zulümdür! Yavrucuğum! Bil ki yaptığın (iyilik veya kötülük) bir hardal tanesi kadar olsa da bir kaya içinde veya gökler(in tepesin)de veya yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu getirir (meydana çıkarır ve hesâbını görür). Çünkü Allah Latîf’tir (ilmi en gizli şeylere kadar nüfûz edici ve kuşatıcıdır), Habîr’dir (her şeyden haberdârdır). Yavrum! (Kendini kemâle erdirmek için) namazı dosdoğru kıl. (Başkalarını kemâle ulaştırmak için) doğru ve yararlı olanı (mârufu) emret, kötü ve eğriden (münkerden) vazgeçirmeye çalış. (Bu uğurda) başına gelebilecek her belâya sabırla katlan. Çünkü bunlar azîm ve kararlılık gösterilmeye değer işlerdendir. (Yersiz) bir gurura kapılarak insanlara üstünlük taslama ve yeryüzünde küstahça gezip durma. Unutma ki Allah böbürlenerek küstahlık yapanları sevmez. Yürüyüşünde (davranışlarında) ölçülü ve dengeli ol. Sesini yükseltme. Çünkü, unutma ki seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.” (Lokman 31/13, 16-19)24
HADÎS-İ NEBEVÎLER Peygamberlik müessesesi bir terbiye müessesesidir. Bütün peygamberler öncelikle birer mürebbî ve muallimdirler. Nitekim Hz. Peygamber(sav) “Ben ancak bir muallim olarak gönderildim”25 buyurarak kendisini bir muallim, bir mürebbi/terbiyeci olarak tanıtmaktadır. Peygamberliğin en mühim gâyesi terbiye olunca, yeni yetişen neslin sorumlularının da en mühim vazifesi terbiye olmalıdır. Bu sebeple Hz. Peygamber, çocukların terbiyesinden behemehal babaları sorumlu tutmuş; ulemâ da, baba olmadığı takdîrde dede, anne, vâsi, kayyım vs.den her kim velâyeti üzerine almışsa ona, hiç birinin bulunmadığı hâllerde sultan’a tevdî ederek çocuğu mürebbîsiz bırakmamıştır. 26 Kur’ân’da ayrıca “en güzel örnek şahsiyet”27 olduğu bildirilen Hz. Peygamber, ashâbını ve ümmetini “babalık” hususunda da eğitmiştir. Nitekim bir defâsında şöyle buyurmuştur:”Bir çocuk için babası nasıl (bir terbiyevî göreve sahip) ise, ben de sizin için öyle sayılırım. Tuvâlete gittiğiniz zaman ne yapacağınızı bile öğretirim…” 28 Allah Rasûlü(sav)’nün, çocuk eğitiminde babanın önemi ve babalık eğitimi konusundaki hadîslerinden bazıları aşağıdadır: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mesulsünüz… Erkek, âilesinin çobanıdır ve sürüsünden mesuldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mesuldür…” 29 Bu hadîsi tamamlayan bir başka rivâyette şöyle buyurulmaktadır: “Her çoban kıyamet günü hesaba çekilecektir: Sürüsüne Allah’ın emrini tatbik etti mi etmedi mi?” 30 Aynı konudaki bir diğer hadîs ise şöyledir: “Şüphesiz Allah, elinin altındakilerden sorumlu herkese görevini yapıp yapmadığını soracaktır. Hatta kişi, âile fertlerinden de sorumlu tutulacaktır.”31 Bu nebevî eğitimin tezâhürü olarak Abdullah b. Ömer(ra) şöyle demiştir: “Çocuğunu te’dîb(*) et. Zira bundan mesulsün. “Te’dîb olarak ne yaptın, neler öğrettin?” diye hesaba çekileceksin” demiştir.32 Hz. Peygamber(sav): “Her çocuk fıtrat üzerine(*) doğar” buyurdu ve sonra da “şu ayeti okuyun” dedi: “Allah’ın yaratılışta verdiği fıtrat…” (Rum 30/30). Sonra Rasûlullah sözünü şöyle tamamladı: “Çocuğu anne ve babası Yahûdîleştirir veya Hıristiyanlaştırır veya Mecûsîleştirir…” 33 Nitekim sahâbî nesli de şöyle derdi: “Salâh (dîne ve güzel âhlaka yatkınlık) Allah’tan, edeb ise babadandır.” 34 Aynı husustaki bir başka rivayet şöyledir: “Doğan her çocuk fıtrat üzeredir. Konuşabilecek çağa gelinceye kadar bu hâl üzere devâm eder…” 35 Yukarıdaki hadîsle de alâkalı olarak Rasûlullah(sav)’ın sunduğu çözümlerden birisi şudur: “Bir kimse çocuğunu “Lâ ilahe illallah” diyene kadar terbiye ederse, Allah o kimseye hesap sormaz.” 36 “çocuklarınızın ilk sözü “Lâ ilahe illallah” olsun. Ölüm ânında da yine “Lâ ilahe illallah” sözünü telkin edin.”37 Selef-i sâlihîn de çocuğa ilk olarak kelimei tevhîdi öğretmeyi ve bunu yedi kez söyletmeyi müstehab görürdü. Bu durumda çocuğun konuştuğu ilk şey “Lâ ilahe illallah” sözü olurdu. 38 “Çocuğun babası üzerindeki haklarından biri, ismini ve edebini güzel yapmasıdır.” 39 “Çocuğun babası üzerindeki hakkı, güzel isim koyması, ona süt emzireni iyi seçmesi ve edebini güzel yapmasıdır.” 40 “Çocuklarınıza ikrâm edin ve edeblerini güzel yapın.” 41 “Bir baba evlâdına güzel edebden daha efdal bir şey hediye edemez.”42 Bir başka rivâyette ise; “mîras bırakamaz” ifâdesi yer almaktadır.43 “Kimin bir çocuğu olursa ona güzel bir isim versin ve onu güzelce te’dîb etsin. Büyüdüğü zaman da evlendirsin. Eğer büyür de onu evlendirmezse, çocuk günaha girer. Onun günahı ancak babasına âittir.” 44 “Kişinin çocuğunu (bir kerecik) te’dîb etmesi, bir sâ’ (yiyecek) tasadduk etmesinden daha hayırlıdır.”45 Hadîs, “… miskinlere her gün yarım sâ’ sadaka vermesinden daha hayırlıdır.”46 şeklinde de kaydedilmiştir. “Her kim buluğa erinceye kadar iki kız evladı yetiştirirse kıyamet günü o ve ben şöyle [bu esnâda Rasûlullah(sav) parmaklarını birleştirdi] beraber oluruz.” 47 üç kızı olur da onları edeblendirir, merhametli davranır, geçimlerini sağlarsa [ve evlendirirse], Cennet ona vacip olur.” “İki kızı olursa da durum aynı mıdır ya Resûlallah?” diye sordular. “İki kızı da olsa öyledir” buyurdu. Bazı râvîler: “Eğer bir kızı olsa da aynı mıdır?” diye sorulsaydı, “Bir kızı olsa da aynıdır” cevabını verecekti diyorlar. 48 “Kim ‘üç kız’ veya ‘üç kız kardeş’ veya ‘iki kız kardeş’ veya ‘iki kız’ yetiştirir, terbiye ve te’diblerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse Cennet’i hak etmiştir.” 49 Sünnet’e göre sadece çocukların değil, velâyet altında bulunan hizmetçi ve kölenin de terbiyesi ihmâl edilmemelidir: “Kimin yanında câriye bulunur da onun te’dîb ve tâlimini güzel yapar, sonra âzâd edip onunla evlenirse Allah onun mükâfâtını çifte yapar.”50 Yukarıda kaydedilen ve konumuzla ilgili direkt açıklamaların yer aldığı âyet ve hadîslerin yanı sıra çok sayıda (dolaylı) delîlin olduğu unutulmamalıdır.(*) Onları da değerlendiren Gazzâlî (ö.505/1111) İhyâu Ulûmi’d-Dîn’de, Erzurumlu İbrahim Hakkı (ö.1194/1780) ise Mârifetnâme’de, bir babanın çocuğu hakkında riâyet edeceği edebleri şöyle belirtmişlerdir: “Annesini sâliha kadınlardan seçmelidir. “Çocuğunun yaratılış itibariyle kusursuz ve hayırlı olması için Allah’a dua etmelidir. “(Kürtaj vb. yollarla,) doğacak çocuğunun hayatına son vermemelidir. “Doğumu sebebiyle sevinmeli ve bu sevinci izhâr etmelidir. “Güzel isim vermelidir. “Doğduğunda kulağına ezan okumalıdır. “Hurma veya benzeri tatlı bir şeyi çiğneyip şîresini çocuğun ağzına koymalıdır. “Yedinci günde veya on yaşına basıncaya kadar oğlunu sünnet ettirmelidir. “Yedinci günde veya daha sonra akîka kurbanı kesmelidir. “Altı yaşına geldiğinde ona Kur’ân’ı, uyması gereken yaşına uygun din âdâbını öğretmeye başlamalıdır. “Yedi yaşından itibaren namaz kılmayı öğretmeli, kılmasını denetlemelidir “Çocuğuna örnek olmalı ve onu güzelce terbiye etmelidir. “Onu helal rızıklarla beslemelidir.
“Oğluna okuma, yazma, ok atma, yüzme ve geçerli bir sanat/meslek öğretmelidir. “Kızını iyi bir ev kadını olabilmesi için yetiştirmelidir. “Çocuklarının beslenme, giyim ve mesken masraflarını karşılamalıdır. “Giyim, kuşam ve hediye vermekte çocuklarının arasını eşit tutmalıdır. “Onları şefkatle öpmeli, sevgiyle kucaklamalı, merhametle davranmalıdır. “Onlarla oynamalı ve güler yüzle konuşmalıdır. “Beddua etmeyip, daima hayırlı dualar etmelidir. “On yaşına varan kız ve erkek çocuklarının yataklarını ayırmalıdır. “On beş yaşını geçen çocuklarını, vakti geldikçe rızâlarını alarak evlendirmelidir. “Çocuğuna, gücünün yetmediği, yerine getiremeyeceği işleri emretmemelidir. Aksi davranış, inat ve itaatsizliklerine sebep olur ki buna yol açmamalıdır. “Başkalarının çocuklarına karşı fenâ muamele ve kötü harekette bulunmamalı ki, bu hâl kendi çocuklarına dönmesin. “Çocuklarını bir imtihan vesîlesi olarak görüp tavırlarını ona göre ayarlamalıdır. “Çocuğunu terbiye etmeli ve onları cehennem yakıtı olmaktan kurtaracak çabayı göstermelidir.
Dipnotlar

1-Hayati Hökelekli,”Çocuk”, DİA,VIII, 336/
2-Ebû Dâvûd,Hudûd 16; Ahmed, Müsned, VI,100-101(24738, 24747); Said b. Mansur, Sünen,II,95 (2080); Dârimî, Sünen, Hudûd 1; İbn Huzeyme, Sahîh, III, 110 (1721); İbn Hibbân,Sahîh,I,356(143);Hâkim, Müstedrek,II,67-68(2350-51)/

3-M. Nur Süveyd,Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Eğitimi, (trc. Zekeriya Güler, Konya: Uysal ktb., 1994),s.128

4-Ebû Hasan Ali el-Mâverdî,Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, (trc. Bergamalı Cevdet Efendi, İstanbul: M.E.B. yay., 1997),s.607-608

5-İbrahim Canan, “İslâm’da Âile Terbiyesi”, İslâm’da Âile ve Çocuk Terbiyesi,(İstanbul:Ensar nşr., 1996), II, 32/

6-İbrahim Canan, Allah’ın Çocuklara Bahşettiği Haklar, (İstanbul:Timaş yay., 2001), s. 171-172/

7-İbrahim Canan, Kur’an’da Çocuk Eğitimi, (İstanbul: Nesil yay.,1996),s.78

8-Ebu’l-Hasan el-Kabisî, İslâm’da Öğretmen ve Öğrenci Münâsebetlerine Dair Geniş Risâle, (çev. Süleyman Ateş, İstanbul: Yeni Ufuklar nrş.ts.), s.141-

9-A.Kâzım Ürün, Arapça Hikmetli Sözler, (Konya: Esra yay., 1998), s. 98/ “Vâlid” kelimesi, anne ve babanın her ikisini de kapsayabilmektedir. Fakat müfessirler bu âyetin tefsîrinde kelimeye “baba” mânâsını yüklemişlerdir/

10- Sâbûnî,Amme Cüzü Tefsîri, (trc. Ahmet İyibildiren, Konya: Uysal ktb.1996),s. 256/

11-Seyyid Kutub, Fizılâli’l-Kur’ân, (çev. Salih Uçan, Vahdettin İnce, Mehmet Yolcu, İstanbul: Dünya yay., ts.), X, 74/

12- Hâkim, Müstedrek, II, 536 (3826)/

13- İbn Kayyım el-Cevziyye, Tuhfetü’l-Mevdûd bi-Ahkâmi’l-Mevlûd (İslâm’da Çocuk adıyla tercüme. trc. Mahmut Kısa, Konya: Esra yay., 1997), s. 255; İbn Kesîr, Tefsîr, (trc. Bekir Karlığa, Bedreddin Çetiner, İstanbul: Çağrı yay., +1988), XIV, 7966/

14- Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, (sad. İsmail Karaçam ve arkadaşları, İstanbul: Azim dğt., ts.), VIII, 161 /

15- Gazzâlî, İhyâu Ulûmiddîn, (trc. Ahmed Serdaroğlu, İstanbul: Bedir yay., ts.), III, 165/

16- Bu hususta bkz. İbrahim Canan, “İslâm’a Göre Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi”, Eğitim Yazıları, V, 161/17- Abdullah Nâsıh Ulvan, İslâm’da Aile Eğitimi, (trc. Celal Yıldırım, Konya: Uysal ktb., 1994),I,167/

18- Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, (trc. Muharrem Tan, İstanbul: İz yay., 1999), IV, 291/(*) Ukuk, daha ziyâde ana-baba gibi yakınlara karşı vazifeleri yerine getirmemektir. Her çeşit saygısızlık, kötü muamele, kalplerinin kırılması, maddî ihtiyaçlarının görülmemesi, ziyâret eksikliği gibi menfî davranışların hepsi “ukuk” kelimesiyle ifade edilmiştir. /

19-Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-gâfilîn, trc. Abdulkadir Akçiçek, s. 140. Hadîsin kaynakları için bkz. Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, IV, 29; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, I, 514 (1376)/

20- İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, (Ankara: Akçağ yay., 1988), II, 513/

21-Mâverdî, a.g.e., s. 608/

22- Ürün, a.g.e., s. 81/

23- Bu âyetlerin eğitim açısından îzâhı için bkz. Bayraktar Bayraklı, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Çocuk Eğitimi”, İslâm’da Âile ve Çocuk Terbiyesi, II, 155-163; İbrahim Canan, Kur’ân’da Çocuk Eğitimi, s. 87-95; Abdurrahman Dodurgalı, Âilede Çocuğun Din Eğitimi, s. 126-127, 275-277/

24-Meâl ve parantez içi açıklamalar için bkz. Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı, s. 836-837 ve Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, II, 424-425/

25-İbn Mâce, Mukaddime 17. Ayrıca bkz. Müslim, Talâk 29 (1478)/

26-İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, II, 512/

27-Ahzâb 33/21. Ayrıca Hz. Peygamber bir hadîslerinde; “Sizin için bende bir örnek yok mu?” buyurmuştur. (Müslim, Müsâfirîn 139; Ebû Dâvud, Tatavvu 27; Nesâî, Kıyâmu’l-leyl 2; Ahmed, Müsned, IV, 364; Dârimî, Nikâh 3)/

28-İbn Mâce, Tahâret 16; İbn Huzeyme, Sahîh, I, 43 (80)/

29-Buhârî, Ahkâm 1, Nikâh 81, 90; Müslim, İmâret 20/

30-Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât, VIII, 307 (8713); İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, XIII, 113; Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvazî, V, 295/

31-Nesâî, Sünenü’l-Kübrâ, V, 374 (9174); Ebî Avâne, Müsned, IV, 384 (7036); İbn Hibbân, Sahîh, X, 344-345 (4492); Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, VI, 375 (8574)/(*) Te’dîb, “edeb vermek” demektir. Sâhibini fazîlete, hayır ve hasenâta ulaştıracak kavlî ve fiilî güzel ahlâkların öğretilmesini ifâde eder. Bir başka deyişle; cemiyetce iyi kabul edilen bir kısım dinî ve örfî değerlerin, hâl ve davranışların, başta çocuklar olmak üzere cemiyetin fertlerine benimsetilip kazandırılmasıdır. Te’dîbe sadece iyi kabul edilenin kazandırılması değil, kötü kabul edilenlerden de uzaklaştırılması faaliyetleri dâhildir. (İbrahim Canan, Hz. Peygamber’in Sünnetinde Terbiye, İstanbul: Tuğra nşr., 1991, s. 273-274. S. Nakkib Attas ise şöyle demektedir: “Edeb, bedenin, aklın ve ruhun disiplinidir. Kişinin fizikî, aklî ve rûhî potansiyeline göre kendisinin tam (uygun) yerini bilmesini ve onu tasdik etmesini sağlayan bir disiplin…”, “Te’dîb (edeb sahibi kılma), İslâmî anlamda eğitimi ifade etmek için en net ve doğru bir kavramdır”, “Te’dîb, kavramsal yapısı içine bilginin unsurlarından olan ta’limi ve terbiyeyi de zaten alır.” (bkz. Modern Çağ ve İslâmî Düşünüşün Problemleri, trc. M. Erol Kılıç, İstanbul: İnsan yay.,1989, s.208, 216)/

32-Ebû Nuaym el-İsbehânî, Târîhu İsbahân, s. 483; el-Cevziyye, a.g.e., s. 256; Canan, Hz. Peygamber’in Sünnetinde Terbiye, s. 46; a.mlf., Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, II, 514/(*) İmam Nevevî (ö.676/1277), bu hadîs hakkındaki muhtelif görüşleri kaydettikten sonra; “En doğrusu, her çocuğun İslâm’ı kabûle hazır bir yaratılışla doğmuş olmasıdır” demiştir. (Canan, a.g.e., II, 318. krş. Şerhu’n-Nevevî, XVI, 207)/

33-Buhârî, Cenâiz 80, 93; Müslim, Kader 22; Muvatta, Cenâiz 52/

34-Buhârî, Edebü’l-Müfred, I, 46 (92)/

35-Müslim, Kader 23; Ma’mer b. Râşid, Câmi, XI, 122; Ahmed, Müsned, III, 353 (14847); Ebû Ya’lâ, Müsned, II, 240 (942)/

36-Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât, V, 130 (4866). Ayrıca bkz. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, 159; Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 135/

37-Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, VI, 398 (8649); Deylemî, Müsned, I, 71 (207); Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvazî, IV,46. Benzeri için bkz. Abdurrezzâk, Musannef, IV, 334 (7977)/

38-Abdurrezzâk, Musannef, IV, 334 (7977). Bu hususta bkz. Süveyd, a.g.e., s. 88-90/

39-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, 47 (Bezzâr’ın Müsned’inden); Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, VI, 400-401 (8658, 8667); Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, III, 394/

40-Ebu’l-Hüseyn Muhammed b. Ahmed es-Saydâvî, Mu’cemu’ş-
Şuyûh, I, 320; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, VI, 401 (8667)/

41-İbn Mâce, Edeb 3; Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb, I, 389; Deylemî, Müsned, I, 67 (196); Münâvî/

42-Tirmizî, Birr 33; Ahmed, Müsned, III, 412; IV, 77-78; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, XII, 320 (13234); Hâkim, Müstedrek, IV, 292/

43-Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât, IV, 77 (3658)/

44-Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, VI, 401 (8666)/

45-Tirmizî, Birr 33/46-Hakîm Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl, I, 112; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, II, 2

46 (2032); Hâkim, Müstedrek, IV, 292 (7680) /

47-Müslim, Birr 149; Tirmizî, Birr 13/48-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, 157. Ayrıca bkz. Ahmed, Müsned, III, 97, 303 (11943, 14286); Taberânî, Mu’cemu’l-evsât, V, 90 (4760)/49-Ebû Dâvud, Edeb 130 (5147); Tirmizî, Birr 13. Hadîsin diğer rivâyetleri için bkz. Canan, a.g.e., II, 495-496/

50-Buhârî, İlim 31; Müslim, Îmân 241/(*) Kur’ân-ı Hakîm’de çocuğu doğrudan konu edinen âyet sayısı 297′dir. Dolaylı olarak çocuktan bahseden âyetlerle birlikte bu sayı 342′ye yükselir. (Abdurrahman Dodurgalı, Âilede Çocuğun Din Eğitimi, İstanbul: İFAV yay., 1996, s. 127. Bu hususta bkz. İbrahim Canan, Kur’ân’da Çocuk Eğitimi, s. 15-19)/

51-bkz. Gazzâlî, a.g.e., II, 137-142; Erzurumlu İbrahim Hakkı, Mârifetnâme, (sad. Turgut Ulusoy, Gümüş Basımevi, 1990), II, 169-170. Ayrıca bkz. Ramazan Varol, Müslüman’ıın Âile Hayatı, (İstanbul: Denge yay., 1997), s. 115 ve devamı.

28

Mayıs
2012

KUR’AN İNSANI NASIL TERBİYE EDER-6

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  417 Kez Okundu

Kur’an’ı Kerim’in inzal (iniş) sırası, aslında Allah (c.c)’ın insanlığı terbiye sürecidir. Rahman katında elimizdeki mevcut haliyle mahfuz olan Kitabullah, elimizdeki şekliyle inmemiş, terbiye süreci dikkate alınarak peyder pey tedrici olarak inmiştir. Yine Kur’an. birçok ayette açıklar, izah eder, emreder ve yasaklar. Bu insanlığın Kur’an’a göre terbiye süreci dikkate alınarak bir uygulama yapılacak ise, aynı yolun izlenmesi gerektiğinin de ayrı bir delilidir. Kur’an insanı terbiye ederken “üç aşamalı’ bir yol izler. Birinci aşama; zihnin terbiyesi. İkinci aşama; kalbin terbiyesi. Üçüncü aşama; amellerin (hayatın) terbiyesidir. Bu aşamaları uygularken asla aceleci bir tavır sergilemez. Her zaman tedrici bir üslup benimser. Unutulmamalıdır ki, Kur’an başında. Kainatın en güzel insanı (s.a.v.) olduğu halde terbiye süreci 23 senede tamamlanmıştır. Değişim ve terbiye kolay değildir. Çünkü insan doğası, bir değişime direnç gösterir. Zihinin ikna süreciyle yumuşama gösterir, ameli uygulama ile olgunlaşır. İşte bu notka terbiye sürecinin varmak istediği yerdir. Sonuçta artık insan, zihni, kalbi ve ameli terbiye sürecini tamamlamış olur.
1. ZİHİN TERBİYESİ :Zihin; insan neslinin, beyni ve aklı ile gerçekleştirdiği tüm tefekkür ve tasavvur faaliyetlerinin hepsine birden verilen isimdir. İnsanı sevk ve idare iki mekanizma vardır. Bunlardan birincisi zihin, ikincisi kalptir. Zihin duru ve düzgün olursa, kişinin kalbi de hayatı da duru ve düzgün olacaktır. Eğer zihinde kirlenmeler ve şüpheler (marazlar) baş göstermişse artık ikinci idare mekanizma olan kalpte de kirlenmeler ve marazlar oluşmaya başlayacaktır. İşte bu yüzden Rahman, insanın terbiye sürecine zihin tasavvurlarında ki sorunların ve yanlışların düzeltilmesinden başlar. Bir insanın zihnindeki doğru bilgiler eksikse, ya hevasından yada hayalinden konuşmaya başlar. Bu da insanın helakini getirir. Rahman bu yönünü terbiye etmek ve işe doğru zihin inşaasından başlamak istediği için. “Oku, yaratan Rabbi’nin adı ile” (1) “Kur’an’ı tertil üzere(ağır ağır/düşünerek) oku” (2) diyerek. Kur’an’i terbiyenin nereden başlaması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Kişinin zihinde aydınlık ve hakikat yoksa orayı karanlık ve cahillik doldurur. O yüzden insan okumalı, anlamalı ve terbiye olmalı. Ama neyi okumalı ve nasıl okumalı. İşte bu iki soru, insanı çok düşündürmüştür. Ancak ayete tekrar dönecek olursak, birinci soru olan neyi okumalıyız sorusunu, insanı Allah’a ve hakikate götürecek bilgi ve hikmet olduğunu anlayabiliriz. Çünkü Allah, bizim okuyarak On’ dan
uzaklaşmamızı değil, aksine O’ na yaklaşmamızı ve yola girmemizi arzu eder. Yine Peygamber Efendimizin (sav), “Faydasız ilimden sana sığırımın”, sözünden okumaktan kastın, fayda sağlamak olduğu da anlaşılmaktadır. İlk inen ayette ki ikinci dikkat çekici nokta ise ‘Rabbi’nin adı ile’ ifadesidir. Bu ifade ikinci soru olan, nasıl okumalıyız sorusunun cevabının oluşturmaktadır. Eğer Allah (c.c) bir Rab ise ki öyle, o zaman O’nun bizi terbiye etmesine müşahade edici olarak, ama mutlaka O’nun adıyla okumalıyız. O’nun adı anılmadan başlanan her iş. Hz.Peygamberin (s.a.v.) de belirttiği gibi eksiktir, güdüktür. O yüzden insan Allah adıyla, Allah için ve Allah’ın kendisini terbiye etmesine müsahade ederek okumalıdır. Zihni. Rahmanın öngördüğü doğru bilgilerle terbiye edilmiş insanın, artık kalbide hayatıda doğru üzere kurulacaktır. İşte Rahman’ın binden istediğide budur. Terbiye Olmadan Israr ve Müstağnilik: Yine Rahman, terbiyenin başı olan ‘Alâk’ suresinde, Ayet-i Kerimesi ile, kişinin kendisini müstağni; yani zengin ihtiyaçsız, kimseye muhtaç olmayan olarak görmesinin azma sebebi olduğunu ortaya koyuluyor. İnsanda yeterlilik duygusu önce zihinde başlar, oradan kalbe iner, kalbte ‘kibir’ halini alır ve sonuçta kişinin bütün hayatını olumsuz etkileyen bir vürüs gibi kişiyi sarar ve mahveder. Terbiye olmamak müstağniliğe, müstağnilikte azgınlığa götürür. İnsanın müstağnilikten kurtulabilmesi için, yine aynı suresinin 12, ayetinde belirtildiği gibi takvalı olması gerekir. Takva; İnsanda Allah’a karşı korkup sakınma, daha doğrusu Allah’ın rızasızlığından korkup sakınmadır. Bir açıdan da kişinin kendisini koruması anlamına da gelir. Eğer kişi bakış açısına ve hayatına dikkat etmeden yaşarsa sürekli kirlenecek, Allah’tan ve O’nun rızasından uzaklaşacaktır. Rahman takvayı insanı örten bir elbiseye benzetir: “Ey Ademoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size süs kazandıracak bir giyim indirdik. Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar” (3) Elbise, insanı dıştan gelecek olumsuz etkilere karşı nasıl korursa, takvada insanı manevî anlamda dıştan ve içten gelebilecek olumsuz durumlara karşı korur. O yüzden, terbiye mutlak anlamda ancak takva ile olgunlaşır. “Şüphesiz, döniiş yanlızca Rabhinedir” (Alak- 8) İçinde bulunduğumuz hayatın, çoğu kez bizi sarıp kuşattığını ve bir yerlere doğru sürükleyip götürdüğünü fark etmeyiz, Ancak insan, bu dünyada misafirhanededir ve döneceği yer Rabbisinin yanıdır. Eğer hayatın bu acımasız dişlileri arasına kul kendisini kaptırır ve önce varacağı yeri sonra da Allah’ı unutursa, Allah ta onu unutur ve bu kişinin mutlak felaketi anlamına gelir. İşte Allah bu büyük tehlikeyi bize hatırlatarak bizim çok dikkatli olmamızı ve ‘Ahiret terbiyesi’ içinde olmamızı ister. Ahireti unutmadan yaşayan insan, dünyayı olması gereken yere oturtur. Gözünde ve gönlünde büyütmez, dünyanın onu alıp götürmesine fırsat vermez. Sonuçta insan, nerede ne kadar kalacaksa oraya okadar önem vermesi gerekir! İşte bu, bir ahiret terbiyesidir. Zihin Terbiyesinde Hak-Batıl ayrışması: “Ve şüphesiz sen pek büyük bir ahlak üzeresin. Artık yakında göreceksin ve onlarda görecekler. Sizden hanginizin fitneye tutulup çıldırdığını. Elbette senin Rabbin, kimin kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir.” (4) “Şu halde yalanlayanlara itaat etme. Onlar senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı. Şunlardan hiçbirine itaat etme; Yemin edip duran, aşağılık. Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren. Hayrı engelleyip duran, saldırgan, olabildiğince günahkar. Zorba, saygısız, sonra da kulağı kesik. Mal ve çocuklar sahibi oldu diye. Kendisine adetlerimiz okunduğu zaman, (Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır diyen” (5)
Rahman, daha ikinci inen sure olan. Kalem suresinde iyilerle kötülerin, beyazlarla siyahların, aydınlıkla karanlığın arasını açmak ister. Çünkü siyah boya, beyaz boyaya ‘bir kaşık’ karıştığında, artık beyaz hiç bir zaman saf beyaz olamayacaktır. Artık ‘o’ kirlenmiş ve grileşmeye başlamıştır. Rahman bunu bildiği için kirlilerle temizlerin arasını açarak terbiye etmiştir. Ancak aslolan beyaz boyaların kendisini ‘takva’ ile muhafaza ederek, yavaş yavaş kendi boyasından siyah boyalara aktarma yapmalı ve onlarında zaman içinde kendisi gibi beyazlaşmasını sağlamalıdır, İmani terbiye de bunu gerektirir… Terbiyede ve Eğitimden Vazgeçmemek: “Şimdi sen Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani O içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu. Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmamış olsaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda atılmış olacaktı” (6) Terbiye süreci zor ve zahmetlidir. Bazen, kendimizi terbiye sürecinde yol almış olsak bile, etrafınızı terbiye etmeniz zor hatta bazen imkansızdır. İnsan böylesi bir durumda umutsuzluğa ve karamsarlığa düşmeden yolunu sabırla ve istikrarla, Hz. Nuh (a.s)’un kararlılığıyla sürdürmelidir. Rahman’ın beklediği ve doğru olan da budur. “Allah’a söz vermişlerdi; Allah’a verilen söz ise (ağır bir) sorumluluktur” (7) “Müminlerden öyle adamlar vardır ki Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimide beklemekledirler. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini-özlerini) değiştirmediler” (8) İman ettiğini söylemek. Rahman’a bir çeşit ağır bir söz vermektir. Söz vermek zihin ve kalb işidir. İnsan haklılığına ve gerekliliğine inandığı bir sözü verir. Ancak insan çoğu kere söz verdiği zaman ki hali üzere kalmaz. Çünkü insan yaşarken hayatına birçok yabancı tasavvurlar akar. Önce bunlara dönüp bakmaz. Ancak onlar hayatına akmaya tüm hızıyla devanı eder. Önceleri pek itibar etmediği bu düşüncelere, sonraları acaba diyerek yaklaşır. İşte değişimin ilk başlangıç yeri burasıdır. İnsan bunu zihninde pek önemsemez ancak burası önem li kırılma noktasıdır. Çükü zihin batılın haklı olabileceğine bir inanmaya başladığında artık kendisi olmaktan uzaklaşmaya başlamıştır. Geri dönülmesi kolay olmayan bir yola yavaş yavaş girilmiş demektir. Rahman, insanın inancının gelişmeye açık, değişmeye kapalı olmasını ister. Rahman, kendisine verilen sözlere sadakat göstermemizi ister. Rahman bizim kendimizi başıboş bırakmamamızı ister. İnsan tüm bunları ancak komplekslerinden kurtulduğunda başarabilir Çünkü kompleksler bozulmaların ana kaynağıdır.
2. KALBİN TERBİYESİ :Kalbin kelime anlamı; Bir halden başka bir hale, bir durumdan başka bir duruma geçmek, yani inkilab eden demektir. Kalb; Rahman’ın insana bahşettiği en kıymetli organdır. Maddi vücudumuzdaki kalbimiz eğer sağlıklı ise bedenimizde sağlıklıdır. Eğer kalb bozulmaya başlamış ise bedenimizde bozulmaya başlamış demektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İnsan vücudunda bir et parçası vardır, o düzelirse bütün vücud düzelir, o bozuk olduğunda bütün vücud ifsad olur. İyi bilin ki, işte o et parçası kalbtir” (Buharı. Müslim, Ibn Mace) buyurmuştur. Maddî bedenimizin olduğu gibi, manevî bedenimizinde kalbi vardır. Orası kirlenir ve bozulursa insanın tüm hayatı kirlenir ve bozulur. Eğer insanın kalbi tüm marazlardan ve kirlerden arınırsa hayatı doğru, güzel ve temiz olur. İşte Rahman’ın insandan beklediği de budur. Kalb, imanın ve küfrün, sevgilerin ve nefretlerin, tüm duyguların, özelliklede takvanın üretildiği yerdir. Aynı zamanda kalp bir tatmin odasıdır. İnsanın ikna okluğu yer gerçekte akıl değil kalptir. Akıl düşünür ölçüp biçer, elde ettiği verileri kalbe gönderir. Kalb ikna olmuş ve huzur bulmuş ise mutmain olur. Kalbi gerçekte mutmain edecek olan ise Allah’ın zikridir.
Zikir ise, Allah’tan bize inen şeylerin tamamıdır. “Bunlar, iman edenler ve kalbleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun, kalbler yanlızca Allah’ın zikriyle mutmain olur” (9) Rahman, bizim başka şeylere yönelerek tatmin olmamızın mümkün olamayacağını söyleyerek, bize kalb terbiyesini öğretiyor. Çünkü bir insanın kalbi terbiye olmuş ise artık insanın tüm vücudu ve hayatı terbiye olmuş demektir. Kalbin Katılaşması: “Bundan sonra kableriniz, yine katılaştı, taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” (10) “Asla hayır, onların kazandıkları, kalbleri. üzerinde pas tutmuştur.” (11) İnsan hayatın içinde kirlenir ve yara alır. Bu yaralar zamanla büyür ve insanın kalbinin kabuk bağlamasına ve katılaşmasına sebeb olur. Katılaşmış bir kalbin artık doğruyu ve hakikati anlaması kolay olmaz. İnsan kendisini sürekli kontrol etmeli ve tevbe istiğfar etmeli. Kalbi katılaştıran hastalıkların başında zikirden uzak durmak gelir. Dünya ya düşkünlük, günaha düşkünlük, çok gülmek, çok konuşmak, çok yemek ve şehevi arzulara fazlaca düşkünlük kalbi katılaştırır ve nurunu alır. Kalbin Yumuşaması: “İman edenlerin Allah’ın ve haktan inmiş olanın zikri İçin kalbl erinin ‘saygı’ ve korku ile yumuşaması zamanı gelmedi mi? Onlar bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalbleride katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı” (Hadid- 16) Yukarıdaki ayetten anladığımıza göre, bir müminin imandan hemen sonra kalbinin yumuşamadığı, bunun biraz zaman alacağı anlaşılıyor. Demek ki insan kalbinin yumuşaması için sağlıklı bir manevî sürece ermesi gerekir. Katılaşmış kalblerin yumuşatacak olan yegane ilaç ise, Ranman’dan inen zikrin tamamıdır. İnsan zikre sarıldıkça, anlamsız şeylerden ve şeytanın şerrinden uzaklaşır. İnsan şeytandan uzaklaştıkça İlah’a sarılmanın haklılığını ve güzelliğini anlar. Kısaca kalbin yumuşaması da Kur’an’i terbiyenin bir sonucudur. Kalbin Körelmesi: “Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz,, ancak sinelerdeki kalbler kör olur” (12) Kalbin körelmesi, insanın artık gerçeği idrak edememesi, anlayamaması, duyarlılığını tamamen kaybetmesidir. Böyle bir hale gelmiş bir kalb artık, kalb olmaktan çıkmış, adeta taşlaşmıştır. Peki kalbin körelmesi neden olur? Hiçbir şey bir anda olmadığı gibi, körelmede bir anda olmaz, yavaş yavaş olur. Kainatın en güzel insanı diyor ki: “İnsan bir günah işledikçe kalbinde bir karaleke olur. Günaha devam ettikçe lekelerde artar ve kişinin kalbi kararır ” İşte kalbin kararmasının temel sebebi, günah ve tuğyanda ısrarlı olmaktır. Kişi kara lekelerle kalbini öttükçe artık orası tamamen kapanır, adeta bir zift tabakası gibi kalbi simsiyah yapar. Artık insanın en nemli yeri tamamen kör olur. Kalb kararmasının panzehiri, çokça tevbe istiğfar getirmek yaptığı günahı önemsiz ve küçük görmemek onu Rahman’a varacak bir yol belirlemektir.
Kocaman bir ağaç nasıl ki küçük bir tohumdan çıkar, uygun ortam ve iklim bulursa yavaş yavaş büyür, kök salar ve gelişirse, insan kalbindeki marazlarda tıpkı bunun gibi küçük bir tohumdan meydana gelir, Allah (c.c) insanoğlunu yaratırken bir imtahan vesilesi olmak üzere her insanın içine farklı türlerde, maraz olmaya müsait tohumlar yerleştirmiştir. Kişi bu tohumları daha büyümeden, Kur’an’i terbiye sürecine girerek yok etmelidir. İşte ozaman imtahamnı başarıyla tamamlamış olur.
Dip Not:
1.Alak ,1
2.Müzemmil ,4
3.Araf,26
4.Kalem,4,5,6,7
5.Kalem,8,9,10,11,12,13,14,15
6.Kalem,48,49
7.Ahzab,15
8.Ahzab,23
9.Rad,13
10.Bakara,74
11.Muttaffifin,15
12.Hac,46

28

Mayıs
2012

Çocuk ve Ahlak Eğitimi-5

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  305 Kez Okundu

İslâm’a göre; çocuğun en mükemmel şekilde yetişmesi, ihtiyaç duyduğu bütün insânî ve ahlâkî faziletleri, sosyal kural ve davranışları, dînî inanç ve değerleri öğrenmesi ve yaşaması, ruh ve beden bakımından sağlıklı, bilgili ve faziletli, ayrıca sanat ve hüner sahibi olabilmesi için ana-babanın bütün imkânlarını kullanarak gayret sarf etmeleri gerekir.
Ahlâk ve âdab öğretimi: Ev halkı ve bu meyânda çocukların dini terbiyesinde namaz, oruç gibi farzların dışında bir kısım ahlâkî prensiplerin, içtimâi değerlerin de öğretilmesi gerektiğini belirten âyetler de mevcuttur. Bunlardan Hz. Lokman’ın oğluna nasihatleri şeklinde Kur’ân’da zikredilen ta’limâtı aynen kaydedeceğiz:
“(Lokman) oğluna öğüt verirken şöyle konuştu: Ey benim yavrucuğum! Allah’a şirk koşma (O’ndan başkasına ilâhî sıfatlar yakıştırma)! Bil ki şirk gerçekten büyük bir zulümdür!
Yavrucuğum! Bil ki yaptığın (iyilik veya kötülük) bir hardal tanesi kadar olsa da bir kaya içinde veya gökler(in tepesin)de veya yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu getirir (meydana çıkarır ve hesâbını görür). Çünkü Allah Latîf’tir (ilmi en gizli şeylere kadar nüfûz edici ve kuşatıcıdır), Habîr’dir (her şeyden haberdârdır).
Yavrum! (Kendini kemâle erdirmek için) namazı dosdoğru kıl. (Başkalarını kemâle ulaştırmak için) doğru ve yararlı olanı (mârufu) emret, kötü ve eğriden (münkerden) vazgeçirmeye çalış. (Bu uğurda) başına gelebilecek her belâya sabırla katlan. Çünkü bunlar azîm ve kararlılık gösterilmeye değer işlerdendir.
(Yersiz) bir gurura kapılarak insanlara üstünlük taslama ve yeryüzünde küstahça gezip durma. Unutma ki Allah böbürlenerek küstahlık yapanları sevmez.
Yürüyüşünde (davranışlarında) ölçülü ve dengeli ol. Sesini yükseltme. Çünkü, unutma ki seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.” (Lokman 31/13, 16-19)

28

Mayıs
2012

ÇOCUK EĞİTİMİNDE AİLENİN SORUMLULUĞU-4

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  347 Kez Okundu

Hemen şunu kaydedelim ki, ailenin sorumlusu, idaresi altındaki her ferde, öncelikle, bir bütün olarak “din”i tavsiye etmeli, nazar-ı dikkatine “din”i arz etmeli, hayatını ona göre, onun esaslarına uygun olarak, onu tatbik edip yaşamasına imkân verecek şekilde tanzim etmesini duyurmalıdır. Kur’ân’da bu hususa örnek olarak Hz. İbrahim ve Hz. Ya’kûb zikredilir:
“Rabbi ona; ‘(Kendini Hakk’a) teslîm et’ dediği zaman o; ‘Âlemlerin Rabbine teslîm oldum’ demişti. İbrahim bunu oğullarına da tavsiye etti. (Torunu) Ya’kûb da (öyle yaptı): ‘Ey oğullarım, Allah sizin için (İslâm) dinini beğenip seçti. O halde siz de ancak Müslümanlar olarak can verin’ dedi.”(1)
Kur’ân-ı Kerîmde çocuk kaydı olmaksızın, dini tavsiye eden, “dine karşı müminlerin dikkatini çeken, en mühim meselelerinin “din” olmasını emreden âyetler pek çoktur. (2) Mevzuumuzu tamamlayacağı için burada onlardan birkaçını kaydedeceğiz.
“Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi Kur’ân ve hak din ile gönderen O’dur. Şâhid olarak Allah yeter.”(3)
“Puta tapanlar hoşlanmasa da dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah’tır.”(4)
“Fitne kalmayıp, yalnız Allah’ın dini kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilsinler ki, Allah onların işlediklerini şüphesiz görür. Eğer yüz çevirirlerse, Allah’ın sizin dostunuz olduğunu bilin. O ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır!”(5)
“Allah katında din, şüphesiz İslâmiyet’tir… Allah’ın âyetlerini kim inkâr ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.”(6)
“Kim İslâmiyetten başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O, âhirette de kaybedenlerdendir. İnandıktan, Peygamberin hak olduğuna şehâdet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkâr eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zâlimleri doğru yola eriştirmez.”(7)
Hz. Peygamber de şöyle buyurur:
“Üzerinize, Habeşli burnu kesik bir köle de emir tâyin edilse onu dinleyin ve itaat edin. Sizden biri dinini terk ile boynunun vurulması arasında muhayyer bırakılmadıkça itaate devam etsin. İslâmı terk ile boynu vurulması arasında muhayyer bırakılacak olursa boynunu uzatsın. Anasız kalasıcalar, din gittikten sonra ne dünyanız, ne de âhiretiniz kalır.”(8)
Yaşanacak muhitin seçimi: Muhîtin insan üzerindeki -müsbet veya menfî te’sîri- eski devirlerden beri bilinen bir husustur. İbnu Haldun bu keyfiyeti “İnsan, tabiatının ve mizacının değil, kendisini saran muhitin ve bu muhitten kazandığı alışkanlıkların çocuğudur” diye ifâde etmiştir. Şu halde, ailesinin terbiyesinden sorumlu bir aile reisinin, yaşanacak yer olarak, dini tatbik edebileceği bir muhit seçmesi gerekecektir. Bunun Kur’ânî örneğini Hz. İbrahim verir: Hz. İbrahim, Kabe’nin inşasını tamamladıktan sonra, oğlu İsmail’i “ziraate elverişsiz” olmasına rağmen, dinî mülâhazalarla Mekke’ye yerleştirdiğini ifâde eder:
“Ey Rabbimiz! Ben evlâtlarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için Senin mukaddes olan evinin yanında ziraate elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık, Sen, insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Şükretmeleri için bâzı meyvelerle rızıklandır”(9)
Hz. Peygamber (a. s. m) bâzı hadîslerinde, çocuğun babası üzerindeki haklarını beyan ederken “ismini, ahlâkını güzel yapması”, “temiz rızıkla beslemesi”, “okuma-yazma”, “yüzme” ve “atma” öğretmesi, “bulûğa erince evlendirmesi” gibi hususlarla birlikte “yerini güzel yapması”nı da sayar.(10).
Âlimler haklı olarak bundan, ikamet edeceği yerin kurrâ ve âlimlerinin çokluğuyla, Kur’ân ve ilim tahsiline imkân verecek bir yer olmasını anlarlar.(11)
Bu noktada tahlili daha da ileri götüren fakîhler, şehirde doğan bir çocuğu, ölüm veya boşanma hâlinde annenin, terbiyevî muhît yönüyle şehirden dûn (uzak) olması sebebiyle köye götüremeyeceği hükmünü verirler.(12)
Akidenin öğretilmesi: Aile halkına, hususan yeni yetişen çocuklara her şeyden önce öğretilmesi gereken şey, iman esasları ve bilhassa “tevhid” inancıdır. Yâni Allah’ın bir olduğu, hiçbir surette ortağı, yardımcısı bulunmadığı inancıdır. Yaş ve idrâk yönüyle bir şeyler öğrenme durumuna gelen her çocuğa öncelikle bu inanç kazandırılmalıdır. Nitekim bir kısım rivayetler Hz. Peygamber’in (a.s.m), kendi yakınlarından bir çocuk konuşmaya başlar başlamaz, çocuğa tevhîd öğrettiğini, bu maksadla:
“Elhamdulillahillezi lem yetteğiz veleden velem yekun lehu şerikun fil mulki.”
âyetini yedi sefer okutarak ezberlettiğini haber vermektedir.(13)
Tevhîdle birlikte bunun zıddı olan şirkin kötülüğü, bâtıllığı, şirke düşmenin ne büyük bir zulüm ve cinayet olduğu da öncelikle öğretilmesi gereken dinî bilgiler olmaktadır. Bu mes’elede Kur’ân’ın kaydettiği en güzel örnek Hz. Lokmân’dır:
“Ve iz kale lokmanu ibnihi ve huve yeizuhu ya büneyye la tuşrik billahi inneşşirke le zumlun azim.”(14)
Meâlen: “Hani Lokman oğluna -ona öğüt verirken- şöyle demişti: ‘Oğulcuğum, Allah’a ortak koşma. Çünkü şirk mutlaka büyük bir zulümdür.”(15)
Çocuğa akidenin öğretilmesi deyince bundan, sâdece Allah’ın varlığını ve birliğini öğretmek anlaşılmamalıdır. Kâmil mânâda Allah inancı, kalblerde Allah’ı bütün isim ve sıfatlarıyla tanımakla teşekkül eder. Kur’ân-ı Kerîm Allah’ın “güzel isimleri” (el-esmâu’l-hüsnâ) olduğunu mükerrer âyetlerde haber verir.(16)
Hz. Peygamber el-esmâul -hüsnâ’nın doksan dokuz adet olduğunu söyler ve bunların neler olduğunu sayar.(17)
Şu halde, Allah’ı en azından sübûtî ve zatî sıfatlarıyla (18) tanıtarak çocuklara öğretmek gerekecektir. İslâm akidesine uygun Allah inancı bu şekilde ortaya çıkar. Bu hususa riâyet edilmeden verilecek Allah inancı nakıs, hattâ gayr-i İslâmî bile olabilir. Nitekim Hıristiyanlar, Yahudiler ve hattâ müşrikler de ulûhiyete inanırlar. Son araştırmalar, yeryüzünde inançsız insanın olmadığını göstermiştir. Her insan kendine has bir ulûhiyet tasavvur etmektedir. Şu halde bunları birbirinden ayıran husus, ulûhiyete izafe edilen isim ve sıfatlardır. İslâmî Allah inancının çocuklara tam olarak verilebilmesi Kur’ân ve hadîslerde gelen isim ve sıfatlar çerçevesinde öğretilmeye bağlıdır.
Diğer taraftan, yine Kur’ân-ı Kerîm, peygamber inancı olmadan Allah’a inanmanın hiçbir kıymet ifâde etmediğini, Allah’a inananların behemahal peygamberlere de inanmaları gerektiğini bildirir: “Allah’ı ve peygamberini inkâr eden, Allah’la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, ‘Bir kısmına inanır, bir kısmını inkâr ederiz’ diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ağır bir azâb hazırlamışızdır. Allah’a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecrini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.”(19)
Peygamber inancı, kaçınılmaz bir şekilde kitap ve melek inancını da beraberinde getirecektir. Şu halde, bir olan Allah inancını, çocuklara öğretmeyi mükerrer âyetlerde ele alan Kur’ân-ı Kerîm, dolayısıyla imanın bütün rükünlerinin çocuklara öğretilmesini emretmiş olmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber’in ehemmiyetine ısrarla dikkkatlerimizi çekerek her gün okunmasını tavsiye ettiği ve Arş’ın altındaki bir hazîneden alınmış olarak, sâdece bu ümmete verilmiş olduğunu belirttiği Kur’ânî bir pasajda mü’minin inanması gereken bütün esaslar tâdâd edilir: “Peygamber, Rabbinden ne indirildi ise ona iman getirdi, mü’minler de. Her biri: Allah ve melâikesine ve kitaplarına ve peygamberlerine, peygamberlerinden hiçbirinin arasını ayırmayız diye iman getirdiler ve şöyle dediler: İşittik, itaat ettik, Rabbimiz affını dileriz, dönüş Sanadır.”(20)
İbâdetlerin öğretilmesi: Yukarıdaki âyet-i kerîme, katlanılacak bir kısım maddî fedâkârlıklar pahasına dini yaşayabildiğimiz bir yer seçimini ifâde etmekle kalmaz, Hz. ibrahim’in duası suretinde mü’minlere namaz mes’elesinin dinî terbiyede alması gereken ehemmiyeti de vurgular.
Namaz mevzuunda Hz. ibrahim’in bir diğer duasını da burada kaydetmemiz münâsibtir:
“Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz, duamızı kabul buyur.”(21)
Namaz mes’elesi, çocuklarla alâkalı olarak, daha başka âyetlerde de ele alınmakta, ehemmiyeti zihinlerde, bu açıdan da tesbit edilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm, âdeta hadîslerde “dinin direği”(22) olarak ifâde edilmiş bulunan namazın din terbiyesinde de direk yâni ana mes’elelerden biri yapılmasını istemektedir. Öyle ki, hiçbir şey hattâ maddî ihtiyaçların karşılanması mes’elesi bile namaza ve namazla ilgili öğretim ve tatbikata bahane ve engel teşkil etmemelidir:
“Ve’mur ehleke bisselevati vesdebir aleyha la nes’elüke rizken nehnu nerzukuke velakibetu littekva.”
Meâlen: “Ehline namazı emret. Kendin de ona sebat ile devam eyle. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız.”(23)
Aile halkına namazın emredilmesivle ilgili örnekler meyâmnda Hz. Lokman da karşımıza çıkar. Zira, o da çocuğuna diğer emirleri meyâmnda “Oğulcuğum namazını kıl” diye emretmiştir.(24)
Kur’ân’da, Allah’ın rızasını kazanmış bulunduğu belirtilen Hz. İsmail’in de “ailesine namaz ve zekatı emrettiği” ifade edilir(25).
Hz. Peygember’in de (a.s.m) çocuklara yedi yaşında namazın emredilmesin!, kılmadıkları takdirde on yaşında namaz için dövülmesini tebliğ ettiğini daha önce başka vesileyle kaydetmiştik. Hz. Peygamber’in çocuklar hakkında dayağa ruhsatı namazla ilgili olarak vermesi, namazla alâkalı ta’lim ve tatbikatın ehemmiyetini te’yîd eder. Bâzı âlimler, bu hadîse dayanarak, farz olmayan umur dışında çocuğun tekâsül ve ihmali sebebiyle dövülüp dövülmeyeceğim münâkaşa etmiştir.(26)
Ayrıca çocukların küçük yaşta namaza başlatılması hususunda ise yedi yaşından sonra vefat edenler büyük insanlar gibi hesaba çekileceklerinden “vildanun muhalledun” ayetinin ifadesine dahil olmadıklarını bu yüzden şeriatın “zamanında namaza başlamayan çocukların hafifçe dövülebilecekleri” ni söylemesinin hikmetlerini ifade etmektedir.
Âlimler, yedi yaşından itibaren “çocuğa namaz emredilmesi” hadîsinden, namazla ilgili her çeşit bilginin öğretilmesi gereğini anlamışlardır: Namaz vakitleri, farzları, vâcibleri, sünnetleri, namazda okunacak sûreler, dualar, tesbihât, abdest ve temizlikle ilgili teferruat vs.
Kaynaklar:
1- Bakara 2: 130- 132.
2- Bakara 2:193, 217; Âl-i imrân 3:19, 85; ErVâm 6:161; A’raf 7:29; Enfâl 8:39; Tevbe 9:33, 122; Yûnus 10:105: Nur 24:2; Rum 30:30, 43; Zümer 39:3, 11; Feth 48:28; Mümtehine 60:8, Beyyine 98:5.
3- Feth 48:28.
4- Tevbe 9:33.
5- Enfal 8:39.
6- Âl-i imrân 3:19.
7- Âl-i imrân 3:85.
8- Taberânî, Mu’cemu’s-Sağîr 1, 152.
9- İbnu Haldun. Abdurrahman (v.808), el-Mukaddime. Beyrut, tarihsiz, s. 125.
10- İbrahim 14:37.
11- Bak. Câmi’u's.Sağîr 3, 393-394.
12- Münâvî, Feyzu’l-Kadîr 3. 394.
13- Üsrûşenî. Ahkâmu s-Sığâr 1, 102-103.
14- İbnu Ebî Şeybe. Ebû Bekr Abdullah ibnu Muhammed (v.253), Musannafu ibn-i Ebî Şeybe, Haydârâbâd, 1966, 1, 348; Abdurrezzâk, ibnu Muhammed es-San’ânî (v.211) Musannafu Abdirrezzâk, Beyrut, 1970. 4. 334.
15- Lokman 31:13176
16- A’râf 7:180; isrâ 17:110; Tâ-Hâ 20:8; Haşr 59:24..
17- Buhârî, Da ava! 69; Müslim, Zikr 5, 6.
18- Allah’ın sübûtî sıfatları: Hayat, ilim, semi’ (her şeyi işitmesi), basar (her şeyi görmesi), irâde (dilemesi, dilediğini yapması), kudret (her dilediğine gücü yetmesi), kelâm (konuşma, vahyetme), tekvin (yaratma sahibi olma). Allah’ın zatî sıfatları: Vücut (varolmak), kıdem (varlığının evveli olmama), beka (varlığının sonu olmama), vahdaniyet (bir olması), muhalefetün lil-havâdis (hiçbir mahlûka benzememesi) kıyam binefsihî (hiçbir varlığa muhtaç olmaması).
( Dikmen. Tasavvuf ve Hikmet Işığında islâm ilmihali, Cihan Yayınları, 1983, İst.)
19- Nisa 4:150-152
20- Bakara 2: 285-286.
21- İbrahim 14:40.
22- Aclûnî, İsmail İbnu Muhammed (1162), Keşfu’l-Hafâ, Beyrut, 1351, 2,31.
23- Tâ-Hâ20:132
24- Lokman 31:17.
25- Meryem 19:55.
26- İbnu Hacer, Şihâbü’d-Dîn Ebû’l-Fadl Ahmed el-Askalânî (v.B52), Fethu’l-Bârî, Mısır, 1959, 2, 489-90: Zebîdî, Zeynü’d-Dîn Ahmed ibnu Ahmed (v.893), Tecrîd-Sarîh, tercüme: Ahmed Naim, Ankara, 1972, 2, 941; Şevkânî, Muhammed ibnu Ali (1250), Neylü’l-Evtâr. Kahire. 1971, 1,349,
Kaynak:Prof. Dr. İbrahim CANAN ,Çocuk Terbiyesi,İstanbul 1991

28

Mayıs
2012

Çocuk Sevgisi ve Çocuk Terbiyesi-3

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  287 Kez Okundu

Çocuk Sevgisi
Kur’ân-ı Kerîm, anne ve babaların evlâtlarına karşı fıtrî, derûnî bir sevgi ve şefkat beslediklerini ifâde eder. Bu durum bâzan, bir kısım âyetlerde “çocuk” kelimesi yerine “göz bebeği” mânâsına gelen “Kurretu a’yun” kelimesi kullanılarak ifâde edilir. (Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.(1) Sûre-i Yûsufta, Hz. Ya’kûb’un oğlu Yûsufa karşı duyduğu asıl şefkat ve onun kaybolması karşısında gözlerinin kör olmasına müncer olan ağlama ve ızdırapları çok dokunaklı bir şekilde hikâye edilir.
Nil Nehri’ne atılan “bebek Musa” karşısında anne¬sinin durumuyla alâkalı bahislerde de annenin, çocuğuna karşı duyduğu kalbi sevgi ve şefkatin Kur’ân’da te’yîdini görürüz.
Hz. Musa’nın annesiyle alâkalı âyet şöyle: “Musa’nın annesi, yüreği bomboş olarak (evlâdından başka bir şey düşünmeksizin} sabahladı. Eğer ALLAH’ın va’dine iyice inanması için kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse saraya alınan çocuğun kendi oğlu olduğunu açığa vuracaktı. Musa’nın ablasına: ‘Onu tâkibet’ dedi.
Çocuk sevgisinin bu fıtrîliği sebebiyle olacak ki, dünyada hoşa giden her çeşit güzelliklerin mecmâı olan âhiret ve cennet hayatında da mü’minler bundan mahrûm edilmeyecekler, “çocuk sevme” nimetiyle nimetlendirileceklerdir. Kur’ân-ı Kerîm, üç ayrı sûrede tekrarla, “saçılmış inciler”e teşbih edilen Cennet çocuklarından bahseder:
Meâlen: “(Cennetliklerin) etrafında dâima taze ka¬lan çocuklar dolaşır ki, sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.(2)
Kur’ân’da geçen vildân kelimesi velîd kelimesinin cem’idir ve yeni doğan çocuk mânâsına geldiği gibi köle mânâsına da gelir. Âyetin Türkçe tercümeleri bu se-beple farklılıklar arzedef: “Ölümsüz gençler, her dem taze çocuklar, muhalled evlâdlar.
Bir kısım müfessirler, buradaki vildân’dan muradın, cennet ehline hizmet edecek çok sayıdaki hizmetçiler olduğunu, bunları da bulûğa ermeden ölen kâfir çocuklarının teşkil edeceğini söylemişler ise de Fahreddin Râzî bu görüşlere katılmak istemez, bundan Cennette hizmet ve güzellik yönleriyle hep aynı kalacak “küçük”lerin anlaşılması gerektiğini tebarüz ettirir. Bediüzzaman da onlarla, “mü’minlerin kablel-bülûğ vefat eden evlâtlan”nın kastedildiğini ve “Cennete lâyık bir surette daimî çocuk kalacaklarım” ifâde eder. zihinde canlı tutulmak istenmiştir.
Dip Not:
1.Furkan suresi,74
2.İnsan suresi,19
ÇOCUK TERBİYESİ
Çocuk deyince akla öncelikle terbiye ve terbiye ile alâkalı mes’eleler gelir. Binâenaleyh Kur’ân’da bu mevzûyla ilgili birçok bahis yer alır.Kur’ân-ı Kerim, birçok meselede çocukla alâkalı sorumluluk ve mesuliyeti aile reisine bırakır. Bilhassa terbiye mes’elesinde birinci sorumlu aile ve dolayısıyla aile reisidir, babadır. Binâenaleyh bir kısım âyetlerde mü’min ikaz edilirken sâdece kendisinin kurtuluşu değil; ailesinin kurtuluşu da hatırlatılarak “hem kendisini, hem de ailesini ateşten koruması” emredilir .
Meâlen: “Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.”(1)
Bu âyetten, Allah’ın emirlerin şahsen yapmak ve nehiylerinden kaçmak suretiyle kişinin kendi nefsini kurtarması ve keza kendisine emredilenleri aile efradına aynen yaptırmak suretiyle de onları kurtarması gerektiğini anlamakta âlimler ittifak ederler. Râzî bu âyetin “âile halkını te’dîb edin, ta’lîm edin” şeklinde anlaşıldığım da kaydeder.
Hz. Ömer(ra); “Yâ Rasûlallah! Kendimizi koruruz, fakat ehlimizi nasıl koruyabiliriz?” diye sorunca Allah’ın Rasûlüllah(sav) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyedersiniz ve Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu, onları korumak demektir.” Çocuklar da “ehl”e dâhildir. Bazıları “enfüs”e dahil olduğunu söylemişlerdir. Çünkü onlara göre çocuklar, babadan bir parça sayılırlar.(2)
Gazzâlî (ö.505/1111) bu âyet-i celîleyi tefsîr sadedinde İhyâu Ulûmiddîn’e şunları kaydetmiştir:
“Bilmiş ol ki; çocukların riyâzet yolu, üzerinde ehemmiyetle durulması gereken işlerden biridir. Çocuk, anne ve babanın yanında ilâhî bir emânettir. Onun kalbi sâfî bir cevherdir. Her türlü nakış ve sûretten boş, nakşedilen her şeyi kabûle müstaîd (kabiliyetli), kendisine müteveccih, her şeye meyl eder vaziyettedir. Kendisine iyilik telkîn edilir ve iyi işler yaptırılırsa, çocuk iyi bir insan olarak yetişir; dünyâ ve âhirette saâdete ulaşır. Onu böyle yetiştiren ana-baba, muallim ve mürebbî de sevapta ona ortak olur. Kötü işlere itilir ve hayvanât gibi ihmâl edilir, terbiyesine bakılmazsa, işi azıtır ve helâk olur. Onun bu kötülüğünde ise velî ve murâkıbı ortaktır. Zîra Allah Teâlâ: “Ey îmân edenler, kendinizi ve âilenizi cehennem ateşinden koruyunuz.” (3) buyurmuştur.
Çocuğu terbiye, dünyâ ateşine yanmaktan kendisini koruduğu gibi, cehennem ateşinden de öncelikle korur. Çocuğu korumak, onu güzel terbiye edip temizlemek, ona ahlâkî fazîletleri öğretmek, kötü arkadaşlardan onu korumak, devamlı sûrette zevk u safâ içinde bırakmamak, refah ve zînet sebeplerini sevdirmemektir. Çünkü zînet ve refaha alışınca, büyüdüğü zaman onları elde edebilmek için ömrünü onların peşinde kaybeder ve ebediyen helâk olur gider. Bunun için daha ilk günlerinde çocuğun terbiyesine ehemmiyet vermeli.”(4)
Kur’ân’da bu hususa örnek olarak Hz. İbrahim ve Hz. Ya’kûb zikredilir:
“Rabbi ona; ‘[Kendini Hakk’a) teslim et’ dediği zaman o; ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ demişti. İbrahim bunu oğullarına da tavsiye etti. (Torunu) Ya’kûb da (öyle yaptı); ‘Ey oğullarım, Allah sizin için (İslâm) dinini beğenip seçti. O halde siz de ancak Müslümanlar olarak can verin’ dedi.”( 5)
Dip Not:
1.Tahrim suresi ,6)
2. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, (sad. İsmail Karaçam ve arkadaşları, İstanbul: Azim dğt., ts.), VIII, 161)
3.Tahrîm 66/6
4. Gazzâlî, İhyâu Ulûmiddîn, (trc. Ahmed Serdaroğlu, İstanbul: Bedir yay., ts.), III, 165)
5. Bakara 2: 130- 132.

28

Mayıs
2012

KUR’AN DA GEÇEN ÇOCUK KELİMELERİ-2

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  384 Kez Okundu

“Kur’ân’da Çocuk Eğitimi” derken şüphesiz, sâdece “çocuk” kelimesinin geçtiği âyetlerin incelenmesi kastedilmez. Mes’elenin böyle kavranması, mevzûyu bir hayli daraltma olur. Esasen dilimizdeki “çocuk” kelimesinin Arapçadaki karşılığı olan sabiyy ve tıfl kelimelerinin Kur’ân’da geçtiği yerler sayıca azdır ve çocuk meselelerini dile getiren diğer tâbirlerle kıyaslanınca gerçekten cüz’î kalırlar. Zira münhasıran, bulûğa ermemiş kimseler için kullanılan bu iki tâbirden birincisi sâdece iki yerde geçerken, ikincisi de dört yerde geçer.
Buna karşılık diğer mânâları yanında “çocuk” mânâsına da gelen ve Kur’ân’da, diğer mânâlarında kulla¬nılmış olmaktan başka “çocuk” mânâsında da kulla-nılmış bulunan veya kullanıldığı yer ve üslûb itibariyle bulûğa ermeyen çocuğun kastedildiği, başkaca kelimeler de var. Bunların sayısı miktarca fazla olduğu gibi, bâzılarının tekerrürleri de dikkat çekecek kadar çok¬tur. Şimdi bunları açıklamaya çalışalım:
1.İbn: Bu kelime “oğul” mânâsına gelir. Ebeveyne nisbetle evlâdı ifâde eder. İbn’le ifâde edilen evlâd, he¬nüz bulûğa ermemiş “çocuk” olabileceği gibi, bulûğ çağını aşmış, yaşlı da olabilir. Bu kelime, bâzan cemi (çoğul), bâzan müfred, bâzan yalın halde, bâzan da za¬mir almış olarak Kur’ân’da 172 yerde geçer.
2. Veled: Bu kelime de dilimizde aynı kökten olmak üzere daha ziyâde “evlâd” kelimesinin karşılığıdır. Ebeveynin kız olsun, erkek olsun her iki cins çocuklarını ifâde eder. Veledle kastedilenler de bulûğa ermiş veya ermemiş olabilir. Yine ilâve edelim ki veled kelimesinin cemi, müfred, zamirli, zamirsiz -isim olarak çeşitli kullanışlarından başka aynı kökten türeyen vâlid, valide, vâlideyn, mevlüd gibi başka isimler ve bunların muhtelif kullanış şekilleri bulunduğu gibi, -doğurdu, doğurur, doğurdular gibi- değişik mânâlarda fiil olarak da kullanılışı var. Şu hâlde, bu kökten olmak üzere yekûn 112 ayrı kelimenin Kur’ân’da kullanıldığını görmekteyiz.
3. Zürriyet: Diğer mânâları yanında “çocuk” mânâsına da kullanılan bu kelime değişik şekilleriyle Kur’ân’da 32 yerde tekerrür eder.
4. Yetim: Münhasıran çocukla ilgili meselelerin ele alındığı bu kelime, Kur’ân’da, 23 yerde geçer.
5. Gulam: Aslî mânâsı, “bıyığı çıkmaya başlamış, . henüz bulûğa ermemiş çocuk” olan bu kelime, hizmetçi
mânâsına da gelir ve Kur’ân’da 13 yerde geçer.
6. Zeker: Bitki, hayvan ve insan her çeşit canlılar için, dilimizde olduğu gibi, “erkek cins” mânâsına gelen bu kelime, 19 yerde geçer. Bunlardan 6 tanesi “erkek çocuk” mânâsını da taşır.
7.Ünsa: Zeker’in zıddı olarak “dişi” mânâsına gelen bu kelime de 30 yerde geçer ve 16 kadarında “kız çocuk”mânâsı da mevcuttur.
8. Sağır: “Küçük çocuk” mânâsında kullanılan bu kelime 1 yerde geçer.
9. Hafede: Torun mânâsına gelen hafîd’in cemi olan bu kelime de 1 yerde geçer.
10. Ecinne: Anne karnındaki çocuğu ifâde eden cenîn’in cemi olan bu kelime 1 yerde geçer. Ancak cenîn’i ifâde etmek üzere kullanılan “mâ fibatnî (karnımdaki)” tâbiri 4 yerde geçer. Yine cenîn’i ifâde zımnında kullanılan hami (yük) kelimesi de 9 yerde geçer. Şu halde cenîn’le alâkalı ifâdeler 14 adedi bulmaktadır.
11. Ehl: Bu kelime yekûn olarak 127 yerde geçerse de çocuğu da tazammun eden “aile” mânâsındaki kullanılışı 15 yerdedir.
12. Âl: Aile mânâsında kullanılan bu ikinci kelime de Kur’ân’da 26 yerde geçer.
13. Mehd: Çocukla ilgili mühim bir malzeme olan “beşik” mânâsına gelen bu kelime de 5 yerde geçer.
14. Rada’: Çocuğu emzirmek mânâsına olan rada’ (dilimizde raza’ diye de telâffuz edilir) kökünden gelen muhtelif kelimelerin sayısı ll dir.
15. Ed’iyâ: Evlâtlık mânâsına gelen “da’î”hin cemi olan bu kelime 2 yerde geçer.
16. Rebâib: Üvey kız mânâsına gelen bu kelime 1 yerde geçer.
17. Ebb: Evlâdı hatıra getiren bu kelime, cemi, müfred muhtelif kullanışlarıyla 143 yerde geçer, “baba” demektir.
18.Üram: Keza baba (ebb) kelimesinde olduğu gibi, evlâdı hatırlatan bir diğer mühim kelime olan “anne” mânâsmdaki ümm kelimesi de -bu mânâda olmak üzere- 29 yerde geçer.
19. Rabb: Çocuklarla alâkalı en mühim fiillerden biri olan “terbiye” fiilini hatırlatan bu kelime ile alâkalı kelimeler Kur’ân’da 979 kere tekerrür eder.
Kur’ân-ı Kerîm, çocukla alâkalı meselelere genişçe yer vermiştir. Ancak bunu yaparken her seferinde, mevzûya doğrudan girmemiş, çoğunluk itibariyle, dolaylı olarak ele almıştır. Sözkonusu durumu, bu maksatla kullanılan tabirlerin arzettiği çeşitlilikte görmek mümkündür.
Mes’elenin niçin böyle ele alınmış olabileceği sorusuna gelince, bu hususta şöyle bir mülâhaza yürütmek mümkündür: Çocukla ilgili meseleler çok yönlüdür. Kur’ân-ı Kerim bâzan ebeveynin çocuğa karşı vazifele¬rini, bâzan evlâdın ebeveyne karşı vazifelerini, bâzan çocuk sebebiyle ortaya çıkan hukukî durumları, çocuğun himayesini, terbiyesini, hayata hazırlanmasını, çocuk sebebiyle ortaya çıkan ferdî, ailevî, içtimaî problemleri vs. vs. ele almaktadır. Çocuk mes’elesinin medâr-ı bahs edilen yönüne göre, yaklaşım farklı ol¬makta, kullanılan tâbirler farklı olmaktadır.
Görüldüğü gibi Her halükârda şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, Kur’ân-ı Kerîmin ilk sayfasından son sayfasina kadar, her tarafında muvazeneli bir şekilde bu mes’eleye yer verilmiş, her an çocuk ve çocukla alâkalı meseleler

28

Mayıs
2012

Eğitim ve Çocuk-1

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  276 Kez Okundu

A- Eğitimin tanımı
Eğitim, yetişkin nesiller tarafından yetişmekte olan nesillere yapılan her çeşit etkidir. Türkiye de en çok kullanılan ve kabul gören tanımı ise; Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişim oluşturma sürecidir .
B- Çocuk eğitimi
Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldüğünde bu konunun önemi her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Daha doğacak çocuk anne karnında iken anne babaların kafasında birçok soru işareti oluşur. Kız mı erkek mi olacak? Sağlıklı doğup büyüyecek mi? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir değişiklik olacak? İleride nasıl bir insan olacak? Okul başarısı iyi olacak mı? Nasıl bir meslek sahibi olacak? Hayatta başarılı olacak mı? Buna benzer yüzlerce soru ile çocuğu beklemeye koyulurlar.
Bütün bu soruların ve bazı bilinmeyenlerin yanı sıra çocukların psikososyal gelişimini ve kişilik gelişimini doğru yönlendirmek anne babaların en önemli görevlerinden biridir. Bu görevin tam ve eksiksiz olarak yapılması ise her açıdan çok önemli ve birçok yönden zordur. Her ne kadar doğuştan ve genetik olarak alınan özellikler olmasına karşın, her çocuğun ayrı bir fiziksel yapısı, kişilik özelliği, davranış paterni, psikososyal özellikleri, anlayışı, duygusal yapısı, zeka kapasitesi ve ruhsal gelişimi bulunmaktadır. Bütün bu özellikler, aile ortamı ve devamlı değişen çevre şartları ile etkileşince ortaya birçok yönü ile anne babadan farklı bir biyopsikososyal yapı ortaya çıkmaktadır. Çocuk, ana baba elinde bir emanettir Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir Temiz bir toprak gibidir Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsulü alınır Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir Eğer hayrı adet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür Çocuklara iman, Kur’an ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saadetine ererler Bu saadete ana-baba ve hocaları da ortak olur, Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:(Kendinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]

28

Mayıs
2012

KURANDA ÇOCUK

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  306 Kez Okundu

Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. (2/49)

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (2/146)

Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah´tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir. (2/233)

Musa´dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi Hani, peygamberlerinden birine: “Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi, O: “Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız ” demişti. “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)” demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir. (2/246)

Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz. (2/266)

Şüphesiz inkâr edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah´tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar. (3/10)

Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir ” dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona “ol” der, o da hemen oluverir.” (3/47)

Gerçekten inkâr edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah´tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır. (3/116)

Arkalarında bıraktıkları zayıf çocuklardan dolayı korku duyanların, (vasiyetleri altında olanlar için de) içleri ürpertiyle titresin. Allah´tan korksunlar ve onlara doğru söz söylesinler. (4/9)

Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir´dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah´tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4/11)

Eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir´de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah´tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12)

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz (4/75)

Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz´aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka. (4/98)

Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: “Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap´ta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir. (4/127)

Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah´a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah´ın elçisi ve kelimesidir. Onu (´OL´ kelimesini) Meryem´e yöneltmiştir ve O´ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah´a ve elçisine inanınız; “üçtür” demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O´nundur. Vekil olarak Allah yeter. (4/171)

Senden fetva isterler. De ki: “Allah, ´çocuksuz ve babasız olanın (kelale´nin)´ mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. Allah, herşeyi bilendir. (4/176)

Yahudi ve Hıristiyanlar: “Biz Allah´ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz” dedi. De ki: “Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor Hayır, siz O´nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah´ındır. Son varış O´nadır.” (5/18)

Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır. (6/20)

Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O´nun nasıl bir çocuğu olabilir O´nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. (6/101)

Yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları bırak. (6/137)

Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah´a karşı yalan yere iftira düzüp Allah´ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)

De ki: “Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O´na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah´ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz.” (6/151)

Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: “Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır´da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terketmeleri için mi (serbest) bırakacaksın ” (Firavun) Dedi ki: “Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz.” (7/127)

O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah´a dua ettiler: “Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız.” (7/189)

Ama O, onlara (Adem´in çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O´na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. (7/190)

Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır. (8/28)

De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah´tan, O´nun Resûlü´nden ve O´nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah´ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (9/24)

Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (9/55)

Sizden önceki (münafıklar ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır. (9/69)

Allah çocuk edindi” dediler. O, (bundan) yücedir; O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O´nundur. Kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. Allah´a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz (10/68)

Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. “Hey müjde… Bu bir çocuk.” dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ´ticaret konusu bir mal´ olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (12/19)

Ve dedi ki: “Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah´tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah´ındır. Ben O´na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O´na tevekkül etmelidirler.” (12/67)

Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah´ın izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır. (13/38)

Hani Musa kavmine şöyle demişti: “Allah´ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır.” (14/6)

Hani İbrahim şöyle demişti: “Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.” (14/35)

Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.” (14/37)

Dediler ki: “Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz.” (15/53)

Ve Allah´a kızlar isnad ediyorlar, (haşa) O yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir. (16/57)

Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah´ın nimetini inkar mı ediyorlar (16/72)

(Ey) Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o, şükreden bir kuldu. (17/3)

Sonra onlara karşı size tekrar ´güç ve kuvvet verdik´, size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık. (17/6)

Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır. (17/31)

Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun.” Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez. (17/64)

Ve de ki: “Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah´adır.” Ve O´nu tekbir edebildikçe tekbir et. (17/111)

(Bu Kur´an) “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarıp-korkutur. (18/4)

Bağına girdiğin zaman, ´Maşaallah, Allah´tan başka kuvvet yoktur´ demen gerekmez miydi Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan.” (18/39)

Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan ´salih davranışlar´ ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (18/46)

Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.” (18/74)

Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü´min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk.” (18/80)

Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.” (18/82)

(Allah buyurdu:) “Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız.” (19/7)

(Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) “Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut.” Daha çocuk iken ona hikmet verdik. (19/12)

Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).” (19/19)

O: “Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken” dedi. (19/20)

İşte böyle” dedi. “Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).” Ve iş de olup bitmişti. (19/21)

Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz ” (19/29)

Allah´ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: “Ol” der, o da hemen oluverir. (19/35)

Ayetlerimizi inkar edip, bana: “Elbette mal ve çocuklar verilecektir” diyeni gördün mü (19/77)

Rahman çocuk edinmiştir” dediler. (19/88)

Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.) (19/91)

Rahman´a çocuk edinmek yaraşmaz. (19/92)

Rahman çocuk edindi” dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır. (21/26)

Irzını koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (21/91)

Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla (23/55)

Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz) Hayır, onlar şuurunda değiller. (23/56)

Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O´nunla birlikte hiçbir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir. (23/91)

Mü´min kadınlara da söyle: “Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah´a tevbe edin ey mü´minler, umulur ki felah bulursunuz.” (24/31)

Sizden olan çocuklar, erginlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi, bundan böyle izin istesinler. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (24/59)

Göklerin ve yerin mülkü O´nundur; çocuk edinmemiştir. O´na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (25/2)

(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: “Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi ” (26/18)

´Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde.” (26/88)

Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti.” (26/133)

Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır´da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (28/4)

Ey insanlar, Rabb´inizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah´ın va´di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (31/33)

Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. (33/4)

Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.” (37/100)

Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (37/101)

Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı (37/149)

(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş (37/153)

Eğer Allah, çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini elbette seçerdi. O, yücedir; O, bir olan, kahredici olan Allah´tır. (39/4)

Böylece, o, katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: “Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın.” Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir. (40/25)

Oysa onlardan biri, O, Rahman için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur. (43/17)

De ki: “Eğer Rahman´ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum.” (43/81)

(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. “Korkma” dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. (51/28)

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ´(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama´, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ´çoğalma-tutkusu´dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah´tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (57/20)

Ne malları, ne çocukları onlara Allah´a karşı hiçbir şeyle yarar sağlamaz. Onlar, ateşin halkıdır, içinde süresiz kalacaklardır. (58/17)

Allah´a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah´a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O´ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah´ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah´ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)

Ne yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (60/3)

Ey Peygamber, mü´min kadınlar, Allah´a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma´ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah´tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/12)

Ey iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah´ı zikretmekten ´tutkuya kaptırarak-alıkoymasın´; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (63/9)

Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (64/14)

Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O´nun katında olandır. (64/15)

Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye, (68/14)

Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin.” (71/12)

Nuh: “Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular.” (71/21)

Elbette, Rabbimizin şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.” (72/3)

Eğer inkâr edecek olursanız, çocukların saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız (73/17)

Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). (74/13)

Eşinden ve çocuklarından, (80/36)

ÇOĞUNLUK

Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi Allah onlara: “Ölün” dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez. (2/243)

Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam´a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah´a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır. (3/110)

Bir fitne olmayacak sandılar, körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah, tevbelerini kabul etti, (yine) onlardan çoğunluğu körleştiler, sağırlaştılar. Allah yapmakta olduklarını görendir. (5/71)

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah´ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ´zan ve tahminle yalan söylerler.´ (6/116)

Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiç bir şeyi sağlayamaz. Şühesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir. (10/36)

Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa´nın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir İşte onlar, buna (Kur´an´a) inanırlar. Gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar. (11/17)

Ve: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz” de demişlerdir. (34/35)

28

Mayıs
2012

Çocuk Eğitimi İle İlgili Hadisler

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  1.112 Kez Okundu

1-) “Evlâd kokusu, cennet kokusudur.” (1)
2-)“Çocuk bulunmayan evde bereket yoktur.”(2)
3-)“Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın.” İbn Mıhled, Ahbâru’s-Sığar, s.: 135.
4-)“Çocuk doğduğu yere aittir.” (3)
5-)“Hepiniz çoban ve muhafızsınız; maiyyetinizde bulunanların hukukundan sorumlusunuz. İş başındakiler de muhafızdır, memurlarından sorumludur. Erkek, aile fertlerinin çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın da kocasının evinde bir muhafızdır; o da, ondan sorumludur. Hizmetçi muhafızdır, o da efendisinin malından sorumludur. Hülâsa hepiniz muhafızsınız ve maiyyetinizdekilerden sorumlusunuz.”(4)
6-) “Çocuklarınıza gereken ikramı yapın ve terbiyelerini güzel yapın.” (5)
7-) Kuleyb b. Menfaa’nın, dedesinden naklettiğine göre: Dedesi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e gelmiş şöyle sormuş:
– “Yâ Resûlallah! Kime iyilik ve ihsanda bulunayım?” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ise şu cevabı vermiş:
– “Annene, babana, kız kardeşine, erkek kardeşine ve bunlardan sonra gelen yakınlarına ve (sende) hakkı bulunan ve ziyareti şart olan kimselere.” (7)
8-) “Çocuğun ana-babası üzerindeki hakkı, ona iyi bir eğitim ve iyi bir isim vermesidir.” (8)
9-)“Hiç bir ana-baba evlâdına iyi bir eğitimden, iyi bir ahlâktan daha değerli mîrâs bırakamaz.” (9)
10-)“Çocuklarınıza önce ‘lâ ilâhe illallah’ cünlesini öğretiniz.”(10)
11-)“Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adâleti gözetin.” (11)
12-)“Allah’u Teâlâ, her hak sâhibine hakkını vermiştir. Dikkat ediniz, vârise vasiyyet yoktur.” (12)
13-)“Bir kimse, bir çocuğa, gel sana şunu vereceğim der ve sonra da vermezse, bu (sözü) bir yalandır.” (13)
14-)Enes bin Mâlik’in rivâyet ettiğine göre, Rasulullah’la beraber bulunan bir adamın yanına oğlu geldi. Adam oğlunu öptü ve dizine oturttu. Daha sonra kızı gelince, kızını önüne oturttu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
– “Onlara aynı şekilde davranman gerekmez mi?” diye sordu. (14)
15-)Nu’man b. Beşîr’den şöyle dediği rivâyet olunmuştur.
– Babam, beni (aldı da) Rasulullah’a götürdü ve şöyle dedi:
– “Ben, şu oğluma bir köle hediye ettim.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
– “Oğullarının hepsine (aynı) hibede bulundun mu?” buyurdu:
Babam:
– “Hayır” cevabını verdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
– “O hâlde, (onu) geri al” buyurdu. (15)
16-) “Çocuklarınız size ihsan, hürmet ve itaatte âdil olmalarını istediğiniz gibi, siz de onlar arasında hediyede ve bağışlamada adâlete (eşitliğe) riâyet ediniz.” (16)

17-)“(Anasından) doğan her çocuk (İslâm) dini üzerine doğar. Ebeveyni (Mûsevî ise) onu yahudileştirir; (Nasrânî ise) onu hıristiyanlaştırır, (müşrik ise) onu müşrik yapar. Ashab-ı kiram tarafandan:
– Ey Allah’ın Resûlü! Ya, kendisine böyle bir telkinde bulunulmadan ölen çocuk (ne olacak)? denildi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
– “Onların (büyüdüklerinde neyi) yapacaklarını Allahu Teâlâ daha iyi bilendir.” buyurdu. (17)
18-) “Kimin kız çocuğu olup da, onu canlı canlı gömmez, ona hakâret etmez ve erkek çocuğunu ona tercih etmezse Allahu Teâlâ o kimseyi Cennet’e kor.”(18)
19-)“Çocuklarınızı, peygamberimizi, ehl-i beyti ve Kur’an okumayı sevmek gibi üç özellikte terbiye ediniz.” (19)
20-)“Çocuklarınız yedi yaşına gelince onlara namaz kılmalarını söyleyin. On yaşlarına girdiklerinde kılmazlarsa, onları cezalandırın. Yataklarını ayırın.” (20)
21-)“Ana-babanın çocuklara olan vazifeleri, onlara yazmayı, yüzmeyi, ok atmayı öğretmeleri ve sağlıklı ve helâl yiyecekler temin etmeleridir(21)
22-)“Bir kimse, çocuklarını Cehennem’in ebedî ateşinde yanmaya bırakıyorsa, güneşin sıcaklığından korumasında hiç bir hikmet yoktur.”(22)
23-)“Bizim küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüzün hakkını bilmeyen kimse bizden değildir. Bizleri aldatan da bizden değildir. Kendi nefsi için sevdiğini, diğer mü’minler için de sevip istemedikçe, hiç bir kul hakkı ile mü’min olamaz.” (23)
24-)“Bir genç, yaşlı olması sebebiyle bir ihtiyara ikram (ve hürmet) ederse, Allahu Teâlâ da, o gence yaşlılığı sırasında hürmet ve ikramda bulunacak bir kimseyi müvekkil kılar.” (24)
25-)“İnsan ölünce kendisinden ameli kesilmiş olur. Ancak bundan üç şey müstesnâdır:
1- Sadaka-i câriye
2- kendisinden yararlanılan ilim
3- Kendisine duâ eden evlâd.” (25)
26-)“Kişinin Cennet’te derecesi yükselir. Adamcağız:
– “Bu nereden geldi? diye sorar.” Kendisine:
– “Çocuğunun senin için istiğfar etmesinden” denir.(26)
27-)“Kim Kur’an’ı okur, öğrenir ve onunla amel ederse, Kıyâmet Günü, anne ve babasına nurdan bir taç giydirilir. Onun ziyası, güneş ışığı gibidir. Onun ana-babasına iki hulle giydirilir ki dünya onlarla boy ölçülemez. Onlar: “Ne karşılığında bunlar bize giydirildi?” derler. “Çocuğunuzun Kur’an tutması sebebiyle” denilir.” (28)
28-)“Allah yolunda sarfettiğin para, bir köle azat etmek üzere sarfettiğin para, bir miskine tasadduk ettiğin para, ehil ve ıyâline sarfettiğin para… bunların ecir (ve sevap) bakımından en büyüğü, ehil ve ıyâline sarfettiğin paradır.” 250 Hadis; 125/157 (Müslim’den)
29-)“Hanımına yedirdiğin yemek senin için bir sadakadır. Çocuğuna yedirdiğin yemek senin için bir sadakadır. Hizmetçine yedirdiğin yemek senin için bir sadakadır. Kendi nefsine yemek yedirmen de senin için bir sadakadır.” (29)
30-)Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
Bir gün Nebî aleyhisselam, Hazreti Ali’nin oğlu Hasan’ı öpmüştü, yanında Habîs’in oğlu Akra’ vardı. O:
– Benim on çocuğum var, hiç birini öpmedim dedi.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem (hayretle) onun yüzüne baktı ve dedi ki:
– Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. (30)
31-)“Eğer bir kimse kızlara değer verdiğinden dolayı eziyet görürse ve onlara iyi davranırsa, onlar Cehennem’e karşı perde olurlar.” (31)
32-)“Kim erginlik çağına varan iki kızına, onlar yanında kaldıkları veya kendisi onların yanında kaldığı müddetçe iyilik yapar ihsanda bulunursa, bu kızlar onu mutlaka cennete dahil ederler.” (32)
33-)“Çocuk bülûğa erince babası onu evlendirsin, aksi halde çocuk günah işleyebilir, onun bu günâhı da babaya ait olur.” (33)
34-)“Kim, üç kız çocuğu bakıp büyütür ve onları güzel terbiye eder; onları evlendirir ve onlara ihsanda bulunursa, onun için cennet vardır.” (34)
35-)“Dindarlığını ve karakterini beğendiğiniz biri size dünür gelirse, sorumluluğunuzdaki kızı onunla evlendiriniz. Eğer bunu yapmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve fesad olur.” (35)
36-)“Kızını, fâsık bir kimse ile evlendiren kimse, kesinlikle ona merhametsizlik etmiş olur.” (36)
37-)Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
“Kim ki, yalnız Allah rızası için bir yetimin başını meshederse (okşarsa), kendisine elinin dokunduğu tüyler, saçlar sayısınca mükâfat verilir.” buyurmuş ve: “Kim ki, himayesi altında bulunan veya herhangi bir yetime ihsan ederse, onunla Ben Cennette bunlar gibi (yanyana)yız” diyerek parmakları arasından şahâdet parmağı ile orta parmağını işaret ederek göstermiş.” (37)
38-“Kim müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dâhil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişse, Allah onu mutlaka Cennete koyacaktır.” (38)
39-)“Kim üç yetimi yetiştirir, nafakasını temin ederse, sanki ömrü boyu geceleri namaz kılmış, gündüzleri orut tutmuş ve sabahtan akşama yalın kılıç Allah yolunda cihad etmiş gibi sevap alır. Keza, ben ve o, şu iki kardeş (parmak) gibi cennette kardeş oluruz.” buyurdu ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yapıştırdı. (39)
40-)“Bülûğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, sıhhat buluncaya kadar mecnûndan kalem kaldırılmıştır (işledikleri suç yazılmaz.(40)
Dip Notlar:
1. Kenzü’l-İrfân; 339/847. (Menavî’den)
2. Kenzü’l-İrfân; 338/844. (Menavî’den)
3.İbn Mıhled, Ahbâru’s-Sığar, s.: 135.
4. İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; 40.
5.Riyazü’s-Sâlihîn; c: 1, s: 337, H. No: 298.
6.Kütüb-i Sitte, cilt: 17, sayfa: 473, Hadis No: 7091.
7.Seçme Hadisler; 143/12 (Ebû Dâvud’dan)
8.İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; s: 43 (Tabarânî’den)
10.TDV İslam Ansiklopedisi, c: 8, s: 358, İbn Mahled, s: 142; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 158.
11.Buhârî, Hîbe, 12-13. TDV İslam Ansiklopedisi, c: 8, s: 356.
12.250 Hadis; 100/126. (Buhârî-Müslim)
13.Seçme Hadisler; 40/50. (Ahmed İbn-i Hanbel’den)
14.İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; s: 44 (Bezzâr’dan)
15.424/20. (Müslim, c: 5, s: 65)
16.250 Hadis; 46/51. (Taberânî’den)
17.423/17. (Tuhfetü’l-Ahvezî, c: 6, s: 344)
18.Seçme Hadisler; 165/49 (Ebu Davud’dan)
19.Kenzü’l-İrfân; 192/441 (Camiu’s-Sağîr’den)
20.İslam Kültüründe Âile Plânlaması; s: 41 (Ahmed İbn Hanbel’in Müsnedi’nden)
21.İslam Kültüründe Âile Plânlaması; s: 43 (Beyhâkî’den)
22.Siret Ansiklopedisi, cilt: 2, sayfa: 213
23.500 Hadis; 220/346
24.40×40; 429/39 (Tuhfetü’l-Ahvezî, c: 6, s: 167)
25.500 Hadis; 45/67 (Müslim’den)
26.Seçme Hadisler; 162/43 (İbni Mâce’den)
27.40×40; 187/24 (Et-Terğîb, cilt; 2, sayfa: 355)
28. 250 Hadis; 125/157 (Müslim’den)
29. Ahmed İbni Hanbel ve Tirmizî’den
30.250 Hadis; 132/165 (Buharî-Müslim)
31.Sîret Ansiklopedisi, cilt: 2, sayfa: 226.
32.Kütüb-i Sitte, cilt: 17, sayfa: 473, Hadis No: 7090.
33.İbni Kayyim el-Cevziyye, s. 159. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt: 8, sayfa: 356.
34.Seçme Hadisler; 248/79 (Ebu Dâvud’dan)
35. İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; 31 (Tirmizî’den)
36. Kenzü’l-İrfân; 345/861 (Menâvî’den)
37.Seçme Hadisler; 243/75.
38.Tirmizî, Birr 14 (1918) Kütüb-i Sitte, cilt: 2, sayfa: 517 Hadis No: 180.
39.Kütüb-i Sitte, cilt: 17, sayfa: 475 Hadis No: 7095.
40.Ebu Dâvud, Hudûd 16, (4398, 4403) Kütüb-i Sitte, cilt: 6, sayfa: 307 Hadis No: 1658.

25

Mayıs
2012

AÖF İktisat Tarihi Final (1-2-3) Soru ve Cevapları

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  2.333 Kez Okundu

İKTİSAT TARİHİ-1
1-) İktisat tarihini, Kıt ve yetersiz kaynakların insanların amaçları uğrunda çağlar boyunca nasıl kullanıldığının ve bu alandaki değişmelerin insan hayatını ve toplumları ne şekilde etkilediğinin araştırılması şeklinde tanımlayan iktisatçı, aşağıdakilerden hangisidir?D) Eli Heckser
2-) Tarım inkılabını açıklayan teorilerden biri olan ve Robert J. Braidwood tarafından geliştirilen “Çekirdek alan teorisi” neyi ifade etmektedir
A) İnsanın doğal çevresindeki hayvan ve bitkileri giderek daha iyi tanımasını sağlayan kültürel gelişme tarım inkılabına yol açmıştır.
3-) I- Teknoloji II- Toplam üretim III- Kişi başına hasıla IV- Toplumun gelir bölüşümü Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri, iktisat tarihinde performansın açıklanmasında kullanılabilecek temel göstergelerdir?D) II, III, IV
4-) Tarım inkılabını açıklayan teorilerden hangisinin hareket noktası nüfustu?C) Binford
5-) Aşağıdakilerden hangisi tarım inkılabının sonuçları arasında yer almaz?E) Göçebelik yerleşik hayatın yerini aldı
6-) Tarım inkılabı ilk kez aşağıdaki bölgelerinden hangisinde ortaya çıkmıştır?C) Ortadoğu
7-) İlkçağ Atina şehir devletinin ekonomik refahının gerçek nedeni aşağıdakilerden hangisidir?E) Etkin bir mülkiyet hakları sisteminin varlığı
8-) İlkçağ ekonomilerinin çöküşünü hazırlayan başlıca neden aşağıdakilerden hangisidirD) Nüfus artışı ve azalan verim
9-) Roma’da tarımının geriliği aşağıdakilerden hangisi ile açıklanabilir?E) Kölelik sistemi
10-) Helenistik (Helenizm) çağdaki ekonomilerde en göze çarpan özellik aşağıdakilerden hangisidir?A) Devlet kontrolünün benimsenmesi
11-) Erken Ortaçağ’da Kuzey Avrupa’da denizciliğin gelişmesini sağlayan etmen aşağıdakilerden hangisidir?C) Kıyıların coğrafik özelliği
12-) Senyör tarafından bağışlanan toprak üzerindeki hakların, vassal tarafından sağlanan askeri ve diğer hizmetler karşılığında değiştirilmesine ne ad verilir?C) Feodal sözleşme
13-) Ortaçağ malikanesinde angaryanın işgücü organizasyonunda etkin hale gelmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?D) Yasaların hükmü
14-) Müslümanların ilerlemesiyle Akdeniz ticaretinin kesildiği şeklindeki teze karşı çıkan iktisat tarihçisi aşağıdakilerden hangisidir?C) Vercauteren
15-) Edith Ennen’e göre, Roma şehir geleneğinin kesintisiz devam ettiği bölge aşağıdakilerden hangisidir?A) Akdeniz
16-) Erken Ortaçağ’da Avrupalıların istilalara karşı savunma olarak geliştirdikleri sistem aşağıdakilerden hangisidir?E) Feodalizm
17-) İleri Ortaçağ’da, 1000 tarihinden itibaren “feodal olmayan yönetim şeklinin” ortaya çıkışında aşağıdakilerden hangisi etkili olmuştur?A) Şehirlerin oluşumu
18-) Aşağıdakilerden hangisi İleri Ortaçağ şehirli sınıfının oluşmasıyla ortaya çıkan bir durum değildir?E) Feodallerin güçlenmesi
19-) 11. yy.’dan itibaren Avrupanın gösterdiği gelişmeyi dışsal faktörlere dayandıran bilim adamı aşağıdakilerden hangisidir?B) Henri Pirenne
20-) 16. yüzyılda Avrupa nüfusunun artışını etkileyen temel faktör aşağıdakilerden hangisidir?C) Artan doğum oranları
21-) Aşağıdakilerden hangisi merkantilizmin savunduğu ilkelerden biri değildir?C) Ticarette serbestlik
22-) “Miktar Teorisi” neyi ifade etmektedirD) Para miktarındaki artışların, fiyatlar genel seviyesini yükselteceğini
23-) Aşağıdakilerden hangisi 17. ve 18. yy’da İngiltere’nin ekonomik büyümesinin en önemli nedenidir?B) Dış ticaretindeki genişleme
24-) Ülkelerin kendileri için en avantajlı ve uluslararası piyasalarda rekabetçi olabilecekleri malların üretiminde uzmanlaşmalarına ne ad verilir?A) Uluslararası ticarette ihtisaslaşma
25-) İngiliz sanayileşme tecrübesini inkılap kavramı çerçevesinde ele alan ilk iktisat tarihçisi kimdir?A) Arnold Taynbee
26-) Uçan mekiğini icad eden bilim adamı aşağıdakilerden hangisidir?B) John Kay
27-) Aşağıdakilerden hangisi 19. yüzyıl Avrupa’sında sanayinin gelişmesinin sonuçlarından biri değildir?A) Eski sınıfların varlığın sürdürmesi
28-) Müteşebbislerin caza yasaları dışında herhangi bir resmi sınırlamayla karşılaşmaksızın menfaatleri peşinden serbestçe koşabilmelerini savunan ve Laissez Faire olarak adlandırılan ekonomik felsefe aşağıdaki ülkelerden hangisinde doğdu?D) İngiltere
29-) Aşağıdakilerden hangisi gelişmiş ve geri kalmış bölgeler arasında büyüyen teknik açığın en önemli nedenidir?D) Eğitim düzeyi
30-) Az gelişmiş ülkelere yardımlarını koordine etmek, makro ekonomik politikalar üzerinde uzlaşma imkanları aramak ve karşılıklı problemlerin çözümüne yardımcı olmak amacıyla 1961 yılında kurulan organizasyon aşağıdakilerden hangisidir?E) OECD

İKTİSAT TARİHİ-2
1-) Yaklaşık 10.000 yıl önce insanların yerleşik tarıma geçerek gerçekleştirdikleri köklü değişime ne ad verilmektedir
A) Neolitik inkılap
2-) Aşağıdakilerden hangisi, toplumların ekonomik performansını temelden değiştiren ve uzun dönemli ekonomik büyümeyi mümkün kılan iki köklü değişimdir?D) Sanayi inkılabı – tarım inkılabı
3-) Neolitik tarım yöntemleri nüfus kitlelerinin sürekli bir yerleşim alanı oluşturmalarına ilk olarak dünyanın neresinde imkan verdi
B) Fırat-Dicle ile Nil vadileri
4-) Roma döneminde, köylerden şehirlere göçü önlemek ve kırsal kesimden tahsil edilen vergilerin garanti altına alınması amacıyla çiftçileri bulundukları topraklara bağlayan uygulamaya ne ad verilirdi?B) Kolonluk
5-) Ortaçağ’da Avrupa toplumunun tabi olduğu üç etki aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?A) Roma-Cermen-Hıristiyanlık etkisi
6-) Ortaçağ Avrupa’sında feodal bir siyasi yapı ve malikaneler ekonomisi hangi dönemde ortaya çıktı?A) 476-1000 yılları arası Erken Ortaçağ
7-) Aşağıdakilerden hangisi serf köylülerin angarya dışındaki yükümlülükleri arasında yer almaz?D) Başka malikaneye mensup birisiyle evlenme
8-) Aşağıdakilerden hangisi Avrupa’da demir ve kömürün çıkarıldığı yerler arasında yer almaz?E) İspanya
9-) 1000 yılından itibaren Avrupa’nın yeniden toparlanmasında en önemli etmen aşağıdakilerden hangisidir?D) Ortaçağ devletler sisteminin doğuşu
10-) İleri Ortaçağ’da ekonomik gelişmenin ilk merkezi neresi olmuştur
C) Kuzey İtalya-Güney Alçak ülkeler
11-) Matbaa, kaçıncı yüzyılda icat edilmiştir?E) 16. yy
12-) Ortaçağ sonlarında imalat faaliyetlerinde görülen en önemli gelişme aşağıdakilerden hangisidir?A) Şehirden kırsala kayış
13-) Aşağıdakilerden hangisi Avrupa’da yüzyıl savaşlarının ekonomik sonuçları arasında yer almaz
D) Vergiler düşürüldü
14-) Aşağıdakilerden hangisi 16. yy boyunca Avrupa’nın en önde gelen iki ekonomik gücünden biridir?C) Portekiz
15-) 16. yy’ın sonunda Avrupa’da nüfus yoğunluğu en düşük iki ülke aşağıdakilerden hangisidir?E) Rusya – İskandinavya
16-) 17. yüzyılda Fransa’da devlet eliyle geliştirilen sanayi kuruluşlarına ve alt yapıya önem veren, aşırı ekonomik milliyetçi akım aşağıdakilerden hangisidir?A) Colbertizm
17-) İspanya ile birlikte Ortaçağ Avrupa’sının en güçlü ekonomilerinden birisine sahip İtalya’nın, 16 yüzyılın sonlarında dış ticaretteki üstünlüğünü başka devletlere kaptırmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir
E) Ürünlerin yüksek maliyetle üretilmesi
18-) Hollanda’nın 17. yüzyıldan itibaren başlayan ekonomik başarısının temelinde yatan etmen aşağıdakilerden hangisidir
A) Her yerde, her şeyi en ucuza satmaları
19-) İngiltere 16. yy’da girdiği enerji krizini nasıl çözmüştür
A) İngiliz adalarındaki yakıtlara başvurarak
20-) Aşağıdaki tarihlerden hangisi Walt W. Rostow’a göre sanayi inkılabının başlangıcıdır?B) 1783
21-) Buhar makinesini geliştiren mucit aşağıdakilerden hangisidir?C) James Watt
22-) İplik yapımıyla ilgili en önemli yenilik kabul edilen çıkrık makinesi kime aittir?B) S. Crompton
23-) Aşağıdakilerden hangisi 19. yüzyıl Avrupa’sının demografik yapısıyla ilgili doğru bir ifade değildir?C) Sanayiciler sınıf olarak en kalabalık gruptu.
24-) 19 yüzyıl sanayileşmesinin sembolü ve en önemli aracı aşağıdakilerden hangisidir?B) Buharlı lokomotif
25-) 19. yüzyılın sonlarına doğru dünyanın en gelişmiş sanayi ülkesi olan Amerika’nın, Avrupa’yı geçmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisi olabilir
C) Hızlı teknolojik gelişme ve bölgesel ihtisaslaşma
26-) Aşağıdaki olaylardan hangisi Fransa’da serfliğin son bulmasına yol açmıştır?C) Fransız ihtilali
27-) 20. yüzyılda ekonomik kaynaklar açısından en önemli gelişme hangi sektörde olduA) Enerji
28-) Aşağıdakilerden hangisi bilimin teknolojiye uyarlanmasının en çarpıcı nihai örneğidir?C) Uzayın keşfi
29-) Üretim araçlarının bir kısmının devlet, bir kısmının da özel kuruluşların elinde olması esasına dayanan sisteme ne ad verilir D) Karma ekonomi
30-) Günümüzde esas amacı yoksul ülkelerin kalkınması için gerekli teknik ve mali destekleri sağlamak olan uluslararası kuruluş aşağıdakilerden hangisidir?E) Dünya Bankası
İKTİSAT TARİHİ-3

1-) Tarıma geçişi açıklamakta hareket noktası olarak iklimin kötüleşmesini ele alan teori aşağıdakilerden hangisine aittir
C) G.Childe

2-) Aşağıdaki okullardan hangisi iktisadi davranış kurallarının toplumun gelişme düzeyine göre farklılık göstereceğini savunur
D) Tarihçi okul

3-) Tarımın ortaya çıkışı ilk olarak aşağıdaki bölgelerden hangisinde gerçekleşmiştir
E) Ortadoğu
2-) D
4-) Roma İmparatorluğu’nun çöküş dönemindeki iki temel ekonomik sorun aşağıdakilerden hangisidir
A) Enflasyon ve para ayarının bozulması

5-) Atina Polis’in altın çağındaki başarısı aşağıdakilerden hangisi ile açıklanır
B) Üretim faktörleri üzerinde etkin mülkiyet hakları sistemi kurması

6-) Roma İmparatorluğu’nda ekonomik olmaktan çok sosyal amaçlı kurulan ve büyük şehirlerde aynı meslekten esnaf gruplarının toplandığı derneklere ne ad verilir
D) Collegia
7-) Erken Ortaçağ’da hür fakat toprağa bağlı köylülere ne ad verilirdi
C) Serf

8-) Erken Ortaçağ’da bir malikanenin işlevi aşağıdakilerden hangisi olarak saptanır
E) Köylülerin güvenliğini ve aristokrat sınıfın otorite ve geçimini sağlamak
9-) Ortaçağ’da Poliçe kullanımının yaygınlaşmasının en önemli katkısı aşağıdakilerden hangisidir
A) Sermayeyi likit ve uluslararası ölçüde mobil hale getirmesi

10-) Ortaçağ Avrupasında dokuma endüstrisine göre daha küçük fakat ekonomik açıda daha önemli bir sanayi kolu aşağıdakilerden hangisidir
C) Metalürji

11-) Aşağıda bulunan Ortaçağ’daki yeniliklerden hangisi Avrupa’nın orjinal ürünlerinden biridir
D) Gözlük

12-) 15.yy.’da Avrupa ekonomisinin hala esnek ve dinamik olduğunu savunan iktisat tarihçisi aşağıdakilerden hangisidir

E) Cipolla

13-) Avrupa’da büyüme dönemi ne zaman sona ermiştir
C) 14.yy.’ın başı

14-) Geç Ortaçağ döneminde kırsal kesimde çalışan esnaf ile pazar arasındaki bağlantıyı sağlayan ve hammadde dağıtıp mamulleri toplayan kişilere ne ad verilirdi
E) Tüccar kapitalist

15-) 16. yy’ın en büyük iş imparatorluğu olan Fugger Ailesi iş hayatına aşağıdakilerden hangisiyle başlamıştır
A) Yünlü kumaş sanayinde tüccar – imalatçı olarak
16-) 16.yy.’da Avrupa’da modern tarıma geçen ilk ülke aşağıdakilerden hangisidir
B) Hollanda
17-) Aşağıdakilerden hangisi Batı Avrupa’ya kıymetli maden akışının sonuçları arasında yer almaz
C) Rantlar yükselmiştir.

18-) Aşağıdakilerden hangisi İspanya’nın ekonomik düşüşünün nedenlerinden biri değildir
C) Nüfus artışı
19-) 16.yy.’da Avrupa’nın en geniş ve en zengin imparatorluğu aşağıdakilerden hangisidir
D) İspanya
20-) Aşağıdakilerden hangisi Modern Çağ’ın başında İtalyan mallarının pahalı olmasının nedenlerinden biri değildir
B) İşçilerin prodüktivitesinin yüksek olması

21-) Aşağıdaki iktisat tarihçilerinden hangisi 1850’lerde sanayileşmenin yalnızca pamuklu dokuma ve demir sanayileriyle sınırlı olduğunu; makineleşmenin ve fabrika sisteminin diğer alanlara yayılmasıyla genel bir sanayileşmenin çok daha ileri tarihlerde tamamlandığını ileri sürmüştür
A) J.H. Clapham

22-) Aşağıdakilerden hangi eşleştirme yanlıştır
D) Eli Whitney – İplik Makinesi

23-) Japon ekonomisinin sanayileşmesinin en ilginç yanı aşağıdakilerden hangisidir
A) Japonya’da tarımsal kaynakların fazla olması
B) Japonların Meiji Dönemi’nde Korumacı politika izleyip kalkınmaları

24-) “Zollverein” kelimesinin karşılığı aşağıdakilerden hangisidir

B) Gümrük birliği

25-) Aşağıdakilerden hangisi 19.yy.’ın en önemli icadıdır
D) Buharlı lokomotif

26-) İlk kez 1879’da sanayi ve tarıma koruma sağlayan yeni bir tarife yasasını kabul eden ülke aşağıdakilerden hangisidir
A) Almanya

27-) 1913’de hareketli montaj bandının üretimde kullanılmasının en önemli sonucu aşağıdakilerden hangisidir
D) Kitlesel üretime geçilmiştir.

28-) I. Otomobil II. Uçak III. Buharlı gemi IV. Buharlı lokomotif Yukarıdakilerden hangileri 20. yy.’ın en karakteristik yeniliklerindendir
B) I – II

29-) Aşağıdakilerden hangisi günümüzde devletin ekonomik canlanmayı veya kalkınmayı sağlamak amacıyla ihracatı arttırmak için dış ticarete müdahale etmesidir
B) Yeni Merkantilizm
30-) Aşağıdakilerden hangisi I. Dünya Savaşı’nın sonuçlarından biri değildir
E) Avrupa’nın ekonomik olarak ilerlemesi

25

Mayıs
2012

Üç Aylar Duası ve Şiiri

Yazar: arafat  |  Kategori: MEDiNE iLAHiLERİ  |  Yorum: Yok   |  675 Kez Okundu

Receb ayı girince Peygamberimiz (s.a.v.): “Allahım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl! Bizi Ramazan’a ulaştır!” diye dua ederlerdi.l’Kur’an“Ey Rabbim! Bize Receb’i ve Şa’ban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır”
(İbn Hanbel, Müsned, 1/259)

Üç aylar Recep ,şaban ve Ramazan,
İbadetle geçirilmesi emreder Kuran,
Recepde çift kandil , sonra gelir Şaban,
Camiler dolar taşar bu geceler de.

Üç aylarhem kandiller mevsimidir,
Bu ayları ibadetle geçirenler diridir,
Kadir gecesi kandillerin gülüdür,
Camiler dolar taşar bu geceler de.

Recep ayında Allahın yüce rahmeti,
Vardır bu ayda kuluna birr ,ihsanı,
Çoktur kullarının taşınmaz günahı,
Bu aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Recep ayı Eşhurul Hurumdandır,
Ramazan ayı Kuranda Şehrullahtır.
Ramazan oruçla temizlik ayıdır.
Bu aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Recep yaratan Rabbimizin ayıdır,
Şaban Peygamberin kendi ayıdır,
Ramazan ümmetin mağfiret ayıdır,
Üç aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Şaban ayı , amellerin yazıldığı aydır,
Şaban ayı amellerin arzedildiği aydır,
Şaban ayı ecellerin yazıldığı bir aydır
Üç aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Müminler bu ayların gelmesini bekler,
Fakir fukara bu ayların gelmesini bekler,
Cennet kapıları açılır kabul olur dilekler,
Üç aylar ibadet ve dua aylarıdır.

Ramazanın evveli rahmet, orta mağfiret
Sonunda cehennemden azat ettirmek
Müjdelemiştir bize Hazret-i Muhammed
Hoş geldin rahmet ,ganimet Ramazan

Belki bu son olacak bizlere  Recebimiz
Belki bu son olacak  bizlere şabanımız,
Belki de bu son bizim Ramazanımız,
Rahmet, mağfiret,ganimet yüklü aylar.

Ya Rab hamd sanadır, affeyle bizleri,
Kabul et umut dolu seni anan kulları,
Rahmetine kavuştur günahkar gönülleri,
Bizleri üç aylarda boş çevirme Allah’ım

 

25

Mayıs
2012

ÜÇ AYLARIN FAZİLETİ VE KANDİLLER

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  586 Kez Okundu

Allah, zaman içinde özel ve değerli anlar yaratmıştır. Bunlar, bayram günleri ve geceleri, Cuma geceleri, üç aylar diye adlandırdığımız Recep, Şaban ve Ramazan ayı ve Kandil geceleridir. Üç aylar mevsimi aynı zamanda kandiller mevsimidir. Beş kandil gecesinin dördü üç aylar içerisinde yer alır.
Üç aylarda yer alan kandiller:
Regaib Kandili: Recep ayının ilk Cuma gecesidir
Miraç Kandili: Recep ayının 27. gecesi ve Efendimizin miraca çıkması olayıdır
Berat Kandili: Şaban ayının 15.gecesidir
Kadir gecesi: Ramazan ayının 27. gecesidir
Peygamberimiz üç arlar girince şöyle dua yaparmış:
اللهم بارك لنا في رجب وشعبان وبلغنا رمضان
“Alah’ım! Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl ve bizi ramazana kavuştur.”

ياايهاالذين امنوااتقواالله والتنظر نفس ماقدمت لغد
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr, 59/18)
Sevgili Peygamberimize hitaben:
“(Habibim) de ki: Eğer duanız ve ibadetiniz olmasa, Rabbiniz size ne diye değer versin…”( Furkan 25/77.)

Kameri ayların yedincisi, İslami takvimin aylarından biri Muharrem ile başlayan ve Zilhicce ile sona eren Kameri takvim aylarının yedincisi olan Recep, ayı aynı zamanda ”üç ayların” ilkidir.

“Recep” kelimesi, herhangi bir şeyden korkmak, utanmak veya bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak ve tazim manalarına gelir.

Arapçada üç harften meydana gelen bu kelimeye (Recep kelimesine) şu vasıflar verilir.

1-Re = Allah (c.c.) rahmeti,

2-Cim = Kulun cürmü, günahı,

3-Be = Allah (c.c.) birri yani ihsanı,

Şu manaya getirilir.“Kulumun cürmünü, Rahmetimle Birr’im arasına alırım”. Görülüyor ki, duaların geri çevrilmeyeceği müjdesinin verildiği gecelerden birisi de Regaip gecesidir.

Recep ayının ilk Cuma gecesine Regaip gecesi denir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ihsanlar, ikramlar yapar. Regaip, ihsanlar, ikramlar demektir. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Regaip gecesi yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir.
Üç Aylar sırasıyla; Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Üç ayların ilki olan Recep ayının bir özelliği de Kur’an-Kerim’de “Eşhurul Hurum” diye ifade olunan Zilkade, Zilhicce ve Muharrem ayları ile birlikte kutsal aylardan biri olduğu gibi, Hadis-i Şeriflerde de “Şehrullah” yaniAllah’ın ayı unvanını almış olmasıdır. Rivayete göre, İslamiyet’ten önceki cahiliye döneminde bile bu aylar bir nevi sulh ve huzur mevsimleri halini alırlardı. Bu nedenle; Araplar, Recep ayını sakin ve huzurlu ay anlamında“Şehrullahil asam” şeklinde nitelendiriyorlardı. Hz. Peygamber’in, Şaban ayına kendi ayı,Ramazan ayı için “ümmetimin ayı” diye dediği rivayet edilmiştir.( Keşfu’l-Hafâ, cilt 1, sayfa 510, Beyrut – 1985, Hadis no 1358)
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuştur, “Beş gece vardır ki o gecelerde yapılan dualar geri çevrilmez: Recep ayının ilk Cuma gecesi (Regaip Gecesi), Şaban ayının yarısı gecesi (Berat Gecesi), her Cuma Akşamı ve Bayram geceleri.”(Muhtarul Ehadis, sayfa,73)

Recep ve Şaban aylarında imkân oldukça sık sık oruç tutmak sevap olduğu gibi, her Pazartesi ve Perşembe günleri ile bu ayların 13, 14 ve 15 incin günlerinde oruç tutmak Hadis-i Şeriflerde tavsiye edilmiştir. Nitekim bir Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmaktadır.“Pazartesi ve Perşembe günü amellerin Allah’a arz olunduğu günlerdir. Bende amellerimin oruçlu bulunduğum halde arz olunmasını severim.”( Riyazus Salihin tercümesi, Diyanet Yayınları cilt 2, sayfa 511)
Allâh Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’inde; kendi mukaddes kitâbını (Enbiyâ 21/50), yağmur’u (Kâf 50/9), zeytin ağacını (Nûr 24/35), Hazret-i îsâ -aleyhisselâm-’ı (Meryem 19/31), Berât gecesini (Duhân 44/3), Mescid-i Aksâ çevresini (İsrâ 17/1), Kâbe-i Muazzama’yı (Âl-i İmrân 3/96) mübârek olarak vasıflandırmıştır. El-Kadr Suresi’nde Kadir gecesinin, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı olduğunu belirtmiştir.
Peygamber Efendimiz (a.s.) da Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’nin faziletini ve o mübârek beldelerde ibâdetin değerini belirtmek üzere şöyle buyurmuşlardır:
“Beyt-i Şerîf’de (Kâ’be’de) edâ olunan namazın biri, diğer yerlerdeki namazların yüz binine ve benim mescidimde kılınan namazın biri, aynı şekilde başka yerlerde kılınan namazların binine ve Beyt-i Makdîs’de (Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’da) kılınan namazın biri dahî, diğer mahallerde kılınan namazların beş yüzüne denktir.” (Kenz’ül- irfân s: 85 Müslîm, Tirmîzî, Nesâî’den)
Yine buyurmuşlardır: “Medîne-i Münevvere’de bir Ramazan-ı Şerifi tutmak, diğer beldelerin bin Ramazanından; ayrıca bir Cum’â namazını orada edâ etmek diğer beldelerin bin Cumâ’sından üstündür.” (Kenz’ül irfân s: 85 Câmiü’s-Sağîr’den)

— Talha İbnu Ubeydillah haber veriyor: Hz. Peygamber (a.s.)’e Necid ahalisinden bir adam geldi. Hz. Peygamber’e iyice yaklaşınca gördük ki, İslâm’dan soruyormuş.
Hz. Peygamber (a.s.): “Gece ve gündüzde beş vakit namaz” demişti ki adam tekrar sordu:
“Bu beş dışında bir borcum var mı?”
Hz. Peygamber (a.s.): “Ramazan orucu da var” deyince adam: Bunun dışında oruç var mı? diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Hayır!” Ancak dilersen nâfile tutarsın” dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona zekâtı hatırlattı. Adam: “Zekât dışında borcum var mı?” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Hayır, ama nâfile verirsen o başka!” dedi.
Adam geri döndü ve giderayak: “Bunlara ilâve yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım” dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) da: “Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir” buyurdu. (Buhârî, İman 34; Müslim, İman 8, (11); Nesâî, Siyâm, 1, (4, 120); Ebu Dâvud, Salât 1, (391); Muvatta, Kasru’s-Salât fi’s-Sefer 94, (1, 175).

Hz. Aişe Validemizin bizlere aktardığına göre Efendimiz Pek az bir kısmı hariç, şâban ayını baştan sona oruçlu geçirirdi.( Müslim, Sıyâm 176

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, şâban ayında niçin fazla oruç tuttuğu konusunda, “Şâban, amellerin Allah’a arzedildiği aydır. Ben, oruçlu iken amelimin Allah’a arzedilmesini istiyorum.” “Şâban, ecellerin yazıldığı bir aydır. Ben, oruçlu iken ecelimin tayin edilmiş olmasını istiyorum.” “Şâban, insanların büyük kısmının ramazan ile recep ayları arasında ihmal ettikleri bir aydır. Ben onu ihyâ etmek istiyorum” gibi açıklamalarda da bulunmuştur(Riyazü’s-Salihin, Tercüme ve Şerhi, Erkam Yayınları, c.5)
Şaban ayının fazileti hakkında Hz. Enes (radıyallahu anh) şöyle anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Ramazanı ta’zim için şa’bân” Tekrar soruldu: “Hangi sadaka efdaldir?” “Ramazanda verilen!” cevabını verdi.(İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 9/428)

Bir başka hadiste ise şöyle buyurmaktadır. “Allah Teâlâ, Şabanın on besinci gecesi (Beraat gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asî olanlarla Allah’a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar.”( Sünen-i İbn. Mace, İkâmetü’s-Salât, 191)

Ramazan ayı ise onbir ayın sultanıdır.
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَفَلْيَصُمْهُ
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise, sizden ramazan ayına ulaşanlar idrak edenler onda oruç tutsun.(Bakara, 2/185)
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ise Ramazan ayında gerçekleşen manevi atmosferi şöyle bildirmektedir.
إِذا جَاءَ رَمَضَانُ ، فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الجنَّةِ ، وغُلِّقَت أَبْوَابُ النَّارِ ، وصُفِّدتِ الشياطِينُ
“Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.( Bakara, 2/185)
Sevgili Peygamberimiz diğer bir hadislerinde Ramazan ayında tututlan orucun önemine şu şekilde işaret etmektedir.
مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَاناً واحْتِساباً ، غُفِرَ لَهُ ما تَقَدَّمَ مِنْ ذنْبِهِ
“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”(Riyazü’s-Salihin, Hadis No:1222)
Bu mübarek üç ayların Rabbimizin istediği manada ihya edilmesini, değerlendirilmesini ve bu mübarek ayların mü’minlerin mağfiret-ilâhiyyeye nail olmalarına vesile olmasını ve bütün İslam alemine sulh ve huzur getirmesini Rabbimizden niyaz ederiz.

24

Mayıs
2012

Gül Yüzlü Nebi

Yazar: arafat  |  Kategori: MEDiNE iLAHiLERİ  |  Yorum: Yok   |  451 Kez Okundu

Yolların en güzeli senindir Gül Nebi,
Selam olsun sana ey gül yüzlü Nebi,
Sen Peygambersin gül kokan Nebi,
Sen Medine şehrinin gülüsün Nebi.

24

Mayıs
2012

Can Ahmedim Can Muhammed

Yazar: arafat  |  Kategori: MEDiNE iLAHiLERİ  |  Yorum: Yok   |  599 Kez Okundu

Sensiz hayat geçmez Ya Resulallah,
Sensiz yalnız kalırım Ya Resulallah,
Sensiz dünya garip Ya Resulallah,
Şefaat eyle  bizlere  Ya Resulallah

Senden ışık alan alan sahaben ışık oldu,
Dünya da kanayan yaralar böyle sarıldı.
Ağlayan feryad eden annenin yüzü güldü.
Şefaat eyle bizlere kıyamette Ya Resulallah

Toplam 193 sayfa, 145. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030143144145146147150160170...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.