19

Haziran
2012

MEDRESELERDE OKUTULAN DERSLER VE DERS KİTAPLARI TARİHİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  673 Kez Okundu

1. Medreselerin ders programını belirleyen etmenler

İslâm dünyasında çocuklara ve gençlere neler öğretilmesi gerektiği, medreseler kurulmadan ve islâmî bilimler tam olarak ortaya çıkmadan önce de tartışılmıştır. Halife Ömer ( -644)* çocuklara yüzme, ata binme, ok atma ve güzel şiir söylemenin öğretilmesini istiyordu. el-Haccac ( -714) da yazıdan önce yüzme öğretilmesini istiyordu. Emevi halifesi Hişam ( -743) ve Abbasi halifesi Harun Reşit de Kur’ân, şiir, ünlü savaşların hikayeleri ve konuşma sanatının öğretilmesini istiyorlardı.

İbni Sahnûn, el-Kâbisî, İbni Miskeveyh, el-Abderî, Farabî ve İbni Sina gibi düşünürler öğretilmesi gereken bilimleri sayıp bazılarını önem sırasına koyarken İbni Haldun ve Gazâlî gibi düşünürlerde artık bilimler sınıflandırması ortaya çıkıyordu.

1.1. İslâmî bilimler sınıflandırması

İslâm dünyasında yaygın bir bilimler sınıflandırması anlayışı vardı. Buna göre, bilimler “ulûm-u aliye (alet ilimler) (veya “ulûm-u cüz’iyye”) ile “ulûm-u âliye” (yüksek bilimler) diye ikiye ayrılıyordu. Bu durumda sarf, nahiv, lûgat, hesap, hendese, mantık, belâgat, tarih, coğrafya, felsefe v.s. birinci gruba; Kur’ân, hadis, fıkıh ve bunlarla ilgili diğer bilimler de ikinci gruba giriyordu.

Bu yaygın anlayışın dışında, bazı bilginlerin biraz farklı bilim sınıflandırmaları da vardı.

Farabî kendi çağındaki bilimleri sayan bir eser yazmıştır (“İhsâu’l-ulûm”). Burada bilimleri önce teorik ve pratik olarak ikiye ayırmakta; daha sonra da bunları beş kategori içinde incelemektedir: dil bilimleri, mantık bilimi, matematik (burada geometri, optik, astronomi, müzik, mekanik ve makine bilimleri sayılmaktadır), Fizik-metafizik bilimi ile idare, siyaset, fıkıh ve kelam bilimleri. Farabi hangi bilimlerin özellikle öğretilmesi üzerinde çok ısrarcı değildir. İbni Sina ise sadece aklî bilimleri tasnif etmiştir.

Ebu Abdullah Muhammed bin Yusuf Harezmî de “Mefâ-tihu’l-Ulûm” (Bilimlerin Anahtarları) adlı eserinde bilimleri iki grupta ele almıştır: 1) İslâm ve Arapça bilimleri: Burada Fıkıh, Kelâm, Nahiv, İdare, Şiir ve Aruz bilimleriyle Tarih bilimi vardır. 2) Yabancıların (Arap olmayanların) bilimi. Burada da Felsefe, Mantık, Tıp, Aritmetik, Geometri, Astronomi, Müzik, Mekanik ve Kimya bilimleri bulunmaktadır.

İbni Haldun bilimleri; yardımcı bilimler (Arapça, mantık, aritmetik gibi) ve aslî bilimler (tefsir, hadis, fıkıh, kelam gibi) olarak ikiye ayırıyordu. Gazâlî, din yönünden hangi bilimlerin öğrenilme-sinin daha gerekli ve farz olduğunu anlatabilmek için bilimleri sınıflandırıyordu. Gazâlî’de bilimler önce şer’î ve şer’î olmayan diye ikiye ayrılıyor; şer’î bilimler de kendi içinde dörde bölünüyordu: a) Asıl bilimler (Kur’ân, Sünnet, İcma), b) Furû bilimler (Fıkıh ve Ahlâk), c) Yardımcı (mukaddime) bilimler (Sarf, Nahiv, Yazı) ve d) Tamamlayıcı bilimler (Tefsir, Tecvid, Hadis). Şer’î olmayan bilimler ise üçe ayrılıyordu: a) Övülen bilimler (Tıp, Hesap, Ziraat, Terzilik, Siyaset), b) Yerilen bilimler (Kimya, Astroloji, Tılsım, Büyü gibi); 3) Mubah (uğraşılmasına izin verilebilir) bilimler (Şiir, Tarih gibi).

Osmanlılarda en meşhur olan bilimler sınıflandırması da Taşköprülüzâde’nin “Miftahu’s-Saade” adlı eserinde görülmektedir. Burada bilimler yedi ana bölüme ayrılmıştır: Yazı ile ilgili, Sözle ilgili (sarf, lugat, nahiv, belagat, tarih v.s.), Mantıkla ilgili bilimler, Felsefe (metafizik, ilâhiyat, fizik, tabiat bilimleri, astroloji, kimya v.s.), Pratik felsefe (ahlâk, ev idaresi, siyaset), Dinî bilimler (Kur’ân, Hadis, Tefsir, Fıkıh).

Bu sınıflandırmalar içinde özellikle dinî bilimler merkezde olmak üzere, ona hazırlayıcı ve yardımcı bilimlerin öğretilmesi tavsiye ediliyordu.

1.2. Vakfiyeler ve Kanunnâmeler

Bazı medrese vakfiyelerinde, belirtilen pekçok husus arasında orada okutulacak dersler hakkında şartlar konduğuna da rastlıyoruz.

Niğde’deki Karamanoğlu Ali Bey Medresesinin vakfiyesinde; burada şer’î ve edebî bilimlerin okutulacağı, fıkıh ve usul-ü fıkıhın yanısıra onbeş şer’î bilimin okutulacağı belirtiliyordu. Konya Kara-tay Medresesi vakfiyesinde, orada ders verecek müderrisin özellikleri sayılırken şeriat, hadis, tefsir, usul, furû’ ve hilaf bilimlerinde uzman olması isteniyordu ki, bu, orada okutulacak dersler hakkında bir fikir veriyordu. Sultan İİ.Murad’ın Edirne’de yaptırdığı Dârü’l-Hadîs’in Vakfiyesinde de “şu da şartımdır ki, müderris medresede katiyen felsefî ilimlerle iştigal etmeyecektir. Orada müderris ders günlerinde hadis ilmi ve onunla ilgili diğer dersleri öğretecek ve onun öğret-tiklerinden iadesi gerekenleri muîd tekrar edecektir”, deniyordu.

Ayrıca vakfiyelerde müderrislerin mezhebinin belirlenmesi de verilecek dersleri gösteriyordu.

Fatih Külliyesinin vakfiyesinde dersler açıkça yazılmamakla beraber, müderrislerin vasıfları yazılırken “başlangıç ve giriş bilim-lerinde, aklî ve naklî bilimlerde benzeri az bulunan, tedris makamının ehliyetine sahip, ömrünü faydalı bilimleri tahsil etmeye vermiş” gibi ifadeler kullanılmaktadır. Ayrıca o devirde hazırlanan Kanûn-nâmelerde de hangi derecedeki medresede hangi derslerin okutulacağı yazılmaktadır. Cahit Baltacı’nın bu Kanûnnâmelerle bazı müderris-lerin özgeçmişlerinden yararlanarak hazırladığı 15-16.yüzyıllarda Osmanlı medreselerinde okutulan dersler ve ders kitapları şöyledir: “Yirmili” ve daha yukarı medreselerde okuyabilmek için, öğrencinin, daha önceden temel gramer ve mantık derslerini almış olmaları gerekir. Bu derslerde; gramerin “Sarf” kısmında Emsile, Binâ, Maksud, ‘İzzî ve Merah; “Nahiv” kısmında ‘Avamil, İzhâr ve Kâfiye; Mantık kısmında Şerh-i Şemsiyye, Şerh-i Tevâli, Şerh-i Metali, Şerh-i İsagoci; Usul-ü Fıkıh kısmında da Telvih kitaplarını okuması gerekiyordu. Bu temeller üzerinde okutulan dersler arkadaki tabloda görülmektedir.

Süleymaniye Külliyesinin vakfiyesinde de Tefsir ve Dârül-hadis müderrislerinin vasıfları sayılırken okutması gereken kitaplar-dan bahsedilmektedir.

1.3. Akademik gelenek ve icazetnameler

Hadis nakilleri sırasında, bir kişiden duyulan veya yazılan hadislerin başkalarına nakil izni olarak ortaya çıkan icazetname, daha sonra medreselerde ve tekke-dergahlarda birer diploma yerine kullanılmaya başlanmıştır. Bazı icazetnamelerde, müderrisler kendi hocalar silsilesini uzun uzun saymışlardır.

İcazetler bazen belli dersler ve kitaplar hakkında oluyordu. Bazen müderrislerin kitaplarının bir köşesine, bazen de ayrı bir kitapçık veya belge şeklinde icazet düzenleniyordu.

Müderris, icazetini aldığı dersleri ve kitapları okuttuğu için, medreselerin ders programlarının belirlenmesinde akademik gelenek (ulemâ silsilesi) ve icazetler yol gösterici oluyordu.

Hüseyin Atay, “Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi” adlı eserinde, içinden medreselerde okutulan derslerin ve ders kitaplarının çıkartılabileceği bazı icazet örnekleri vermektedir.

Yukarıda sayılanlara ek olarak müderrislerin gerek başka âlimlerin yanında gerekse kendi kendilerini yetiştirirken inceledikleri, ezberledikleri kitaplar da eğitim-öğretim hizmetinde kullanılan eserler de eğitim kitapları sayılabilir. Mustafa Bilge, vakıf yönetimi tara-fından müderrislere verilen kitaplar listesinin de medresede okunacak veya değerlendirilecek kitaplar hakkında fikir verdiğini belirtmek-tedir.

2. Medreselerde okutulan dersler

Çok değişik şekilde sınıflandırmalar olmasına rağmen, biz medreselerde okutulan dersleri hazırlık dersleri, İslâmî bilimler, İslâmî bilimlere yardımcı dersler ve İslâmî sanatlar olarak sınıflandırdık. Elbette burada sayılan dersler ve ders kitapları her medresede okunmadığı gibi, bazı medreselerde burada sayılmayan ders konuları ve kitapları da okutulmuş olabilir. Bizim vermek istediğimiz, medreselerdeki programın ana hattıdır.

Ders kitabı olarak ilk başlarda bazı müderris ve âlimlerin orijinal kitapları okutulurken, daha sonra bu kitaplar üzerinde yapılan şerh, hâşiye, ta’likat, ihtisar, telhîs vs. şeklindeki çalışmalar okutulmaya başlanmıştır. Bu kavramlardan

“şerh”, bir eserin ana metnini esas alarak bunun üzerinde açıklama ve genişletmeler yapma;

“hâşiye”, bir eserin anlaşılamayan kavram ve konularını berraklaştırmak için kenarına veya altına açıklamalar ekleme;

“ihtisâr”, bir kitaptaki bazı gereksiz ayrıntıların çıkartılarak sadeleştirilmesi (“muhtasar”);

“ta’likât”, bir kitabın açıklanması gereken yerler için kenarına notlar koymak veya ayrı bir kitap yazmak;

“telhîs” oldukça geniş olarak hazırlanan eserleri halkın veya öğrencinin daha iyi anlaması için özetlemek demekti. Bu çalışmalar kitap sayfaları üzerinde yapılabildiği gibi ayrı eserler halinde de hazırlanabiliyordu.

Aşağıda bazı ayrıntıları verilecek olan medrese ders programları ve kitapları belli bir sıra dahilinde tek tek okutulmuyordu. Ama önce sarf, burada yeterli bilgiye sahip olunca nahiv, burada temel kitapları bitirenler mantık ve burada yeterli eğitim alanlar da akaid konularına geçiyorlardı. Bunun üstünde tefsir, hadis ve diğer yüksek islâmî bilim konuları işleniyordu. 1869’da faal İstanbul medreseleri hakkında bir belgeyi değerlendiren Mübahat Kütükoğlu, o zaman İstanbul medreselerinde okuyan öğrencilerden 578’inin Sarf, 3027’sinin Nahiv, 1101’inin Mantık (374 Fenârî, 610 Tasavvurat, 117 Tasdîkât), 287’sinin Akaid Şerhi, 108’inin Kadımir, 182’sinin ise Celâl okuduğunu bildiriyordu. Demek ki, medrese öğrencileri eğitimin başlangıç kısımlarında boğuşup duruyordu (veya müderrisler bu konuları anlatmayı tercih ediyorlardı).

2.1. İslâmî bilimlere hazırlayıcı dersler

İslâmî bilimlerin temel derslerine hazırlayıcı veya yardımcı olan Sarf, Nahiv, Belâgat, Hesap, Hendese gibi derslere “Muhtasarat” deniyordu. Ancak bunlarda temel eğitim alındıktan sonra diğer derslerin eğitimine başlanabiliyordu.

2.1.1. Sarf

Kelime türemeleri ve fiil çekimleri konularını işleyen temel Arapça gramer biliminin adı. Sarf dersi içinde okutulan kitaplardan en meşhur olanları “Emsile”, “Binâ”, “Maksûd”, “İzzî”, “Merah” ve “Kâfiye”dir.

“Emsile”: Yazarı bilinmeyen, ama medreselerde yüzlerce yıldır ezberletilen, üzerinde yüzlerce şerh yapılmış temel gramer kitabı. Fiil ve isimlerin çekimlerini örneklerle açıklamaya çalışan küçük bir risale idi.

“Binâ”: Gene yazarı bilinmeyen ve kelimeden kelime türet-meye (“tasrîf”) yarayan 35 kuralı anlatan bir kitaptır. Kitap medreselerin başlangıç kitaplarındandı ve öğretim metodolojisi açısından oldukça zayıf bir kitap olduğu için, medrese öğrencileri yıllarca bu kuralları ezberlemeye çalışırdı. Halk arasında söylenegelen “Benim oğlum Binâ okur, Döner döner gene okur” deyişi de bu kitaba işaret etmektedir.

“Maksûd”: Gene yazarı bilinmeyen ve Arapça fiil çekim kurallarını anlatan bir ders kitabı idi. Yüzlerce şerhi arasında İmam Birgivî’nin şerhi meşhurdu.

“İzzî”: İzzeddin Abdülvahhab bin İbrahim ez-Zincânî’nin ( -1257) sarf, nahiv ve lügat konularını işleyen meşhur eseri. Birçok şerhi yapılmıştır. “İzzî Şerhi Sadettin Hâşiyesi”, Dede Cengî Efendi (-1567) tarafından hazırlanmış ve medrese talebeleri arasında çok tutulan bir eser idi..

“Merâh”: Ahmet b.Ali b.Mesut’un sarf ve nahiv konuların-dan bahseden eseri. Buna Kemalpaşazâde’nin yaptığı şerh “Felâh” adını taşıyordu. Bursalı Ahmet Efendi’nin Merah Şerhi talebeler arasında meşhur idi.

Yahya Necmü’l-Eimme’nin “Takrîb“, İbni-i Hâcib’in “Şâfiye” (Seyyid Abdullah Çarperdî şerhi) adlı kitapları da sarf alanında bazı yerlerde okutulan kitaplardandı.

2.1.2. Nahiv

Arapça dilbilgisinin ikinci kademesi olan “cümle yapısı ve kuruluşu” ile ilgili konuların anlatıldığı bir derstir.

Nahiv dersinde en yaygın olarak okutulan kitaplar;

Birgivî Muhammed Efendi’nin “Avâmil”, “İzhar” adlı kitapları,

İbni Hâcib’in “Kâfiye” adlı kitabı,

İbni Hişâm’ın “Mugni’l-Lebib” ve “Kavaidü’l-İ’rab” adlı eserleri,

İbni Mu’tî’nin “ed-Dürretü’l-Elfiyye” adlı eseri,

“Molla Câmi” diye bilinen “Kâfiye” şerhi,

ve bunların dışında “İsam”, “Abdülgafur”, “İmtihani’l-Ezkiya”, Cürcânî’nin “Avâmil”i, Zemahşerî’nin “Mufassal”ı, “Şerh-i Keşfü’l-Esrar”, “Dibâce” ve “Şerh-i Misbah” (“Dâvü’l-Misbah”ın şerhi) gibi kitaplardır. Nahiv kurallarının kolayca ezberlenmesi için, bu alandaki bazı kitaplar manzum hale getirilmiş veya manzum eserler yazılmıştır.

Avâmil: Aslen Balıkesirli olan, ama Birgi’de kendisi için yaptırılan büyük medresede uzun yıllar ders verdiği için “Birgivî” diye bilinen Muhammed Efendi’nin ( -1573) hazırladığı bir eserdir. “Avâmil”, âmiller demektir. Âmil, Arapça gramerde kelimelerin sonuna tesir eden edat gibi kelimeler, ismin halleri denen “cerr” harfleri; “için”, “gibi”, “-den beri”, “eğer”, “niçin” gibi kelimelerin kullanışları, temenni, ümit, mutlaklık, istisna, nedensellik v.s. gibi durumları bildiren harflerin kullanışları üzerinde durur. 25 sayfalık bu küçücük kitapçık genelde Arapça cümlelerde çok önemli olan kelime sonlarındaki değişmeler (i’rab) üzerinde durur. Baştan sona kural ve örneklerle dolu olan bu kitabın, öğrenciler tarafından daha iyi anlaşılması için birçok şerhleri yapılmıştır.

İzhâr: Asıl adı “”İzhâru’l-Esrâr fi’n-Nahv” (Nahivdeki Sırla-rın Açıklanması) olan bu kitap da Birgivî Muhammet Efendi’nindir. Genelde Avâmil kitabındaki konuların daha derinlemesine işlendiği bu kitap da kelime sonlarındaki değişiklikleri âmil, ma’mûl ve amel (i’rab) düzeni ile inceler.

Arapça gramer kurallarını anlatmak için yazılmış bu eserler de Arapça yazıldığı için, çeşitli isimlerle şerhedilmiş, “Mevhum-u İzhâr” adıyla Osmanlılar zamanında Türkçeye çevrilmiştir. Özellikle “Adalı” diye bilinen şerh, öğrenciler arasında yaygın olarak kullanı-lıyordu. Kitapların Arapça orijinalleri ve Türkçeleri günümüzde de yayınlanmıştır.

Kâfiye: Sarf ve nahiv ilimlerinde üstad olan ve “İbni Hâcib” unvanıyla tanınan Osman b. Ömer ( -1174) tarafından yazılmıştı (aynı yazarın “Fer’i” ve “Müdevvene” adlı nahiv kitapları da vardır). Nahiv alanında ileri düzeyde okutulan, sadece örneklerle öğretmeyi amaçla-mayıp konuların felsefesine de giren bir kitap idi. Muhammed Bahşî (veya Halebî) (1628-1687) tarafından “eş-Şâfiye fî Nazmi’l-Kâfiye” adıyla nazım haline getirilmişti. Aslında Kâfiye şerhi olan ve asıl adı “el-Fevâidü’z-Ziyâiyye fî Şerhi’l-Kâfiye” olduğu halde Molla Câmî (1414-1492) tarafından hazırlandığı için “Molla Câmî” adıyla bilinen nahiv kitabını da Kurt Muhammed Efendi (-1587) Türkçeye çevirmiştir. Vassaf Abdullah Efendi de “İrşâd-ı Ezkiyâ” adıyla man-zum olarak tercüme ve şerh etmiştir. “Şerhu Kâfiye” adıyla Alâaddin Ali Fenarî’nin (-1497) de bir eseri vardır.

“Mugni’l-Lebîb”: “İbni Hişam” diye bilinen ve Arapçanın incelikleri hakkında mükemmel bir bilgiye sahip olan Abdullah b. Yusuf’un (1309-1360) Arapçadaki edatlar ve harflerle ilgili kitabı idi. İznikli Vahyizâde Muhammed Efendi tarafından yapılan şerh çok meşhur idi (Arap âlimleri de buradan alıntı yapıyordu). İbni Hişam’ın nahve dair bir başka kitabı olan “Kavaidü’l-İ’rab” da Osmanlı medreselerinde okutulan bir eser idi ve birçok hâşiyeleri vardı. Gene İbni Hişâm’ın bu alanda, İrâkî’nin “Tenkih”i üzerinde yaptığı şerh olan “Tavhîd” kitabı da bazı yerlerde okutuluyordu.

“Elfiye”: “İbni Mâlik” (“İbni Melek” dendiği de oluyordu) diye bilinen Muhammed b. Abdullah’ın (1203-1273) nahive dair bin beyitlik meşhur eseri. İbni Malik burada nahiv kurallarını açıklarken örneklerini Kur’ân, hadisler ve meşhur Arap şiirlerinden seçmiştir (Gene İbni Malik’in nahve dair üçbin beyitlik “el-Kâfiyetü’ş-Şâfiye” adlı bir eseri yanında “Teshil” gibi kitapları da vardır). Murâdî, İbni Nâzım gibi yüzlerce âlimin Elfiye Şerhleri vardır. İbni Mu’tî’nin ( -1265) nahve dair esas adı “ed-Dürretü’l-Elfiyye” olan bir eseri vardır.

“Şerh-i Mısbah”: Nasır b.Abdüsseyyid Matrızî (-1212) tarafından yazılan nahve dair “Mısbah” kitabının şerhidir.

“İmtihânü’l-Ezkiyâ”: Kadı Beydâvî’nın Kâfiye özeti olan “Lübâbü’l-Elbâb fî İlmi’l-İ’râb” adlı eserinin Birgivî Muhammet Efendi tarafından “İmtihâni’l-Ezkiya Şerhu’l-Lübbî mine’l-Nahv” adıyla şerhedilmiş halidir. Ayrıca bunun da birçok şerh ve hâşiyeleri vardır.

2.1.3. Belagat

Bilim olarak düzgün ve yerinde konuşma sanatının kurallarını inceler. Kendi içinde Meânî, Beyân ve Bediî olarak üçe ayrılır. Esas amacı Kur’ân’ın ifade mucizesini ortaya koymak, İslâm dininin anlatımında konuşmacıları iyi yetiştirmek olan bu bilim, sık sık Arap edebiyatı ile de karışmıştır.

Belâgatın

“me’ânî” kısmında haber ve dilek kipleri, emir, yasaklama, soru, temenni, ünlem şeklindeki ifadeler, cümle içinde kelimelerin yeri, cümleleri birbirine bağlama veya uzun cümleleri ayırma, sözü uzatma ve kısaltma gibi konular;

“beyân” kısmında teşbih (benzetme), kelimeleri mecazî anlamda kullanma teknikleri, kinaye gibi konular;

“bediî’” kısmında da kelimelerle ve anlamlarla ilgili süsleme sanatları, güzel söz söyleme sanatları anlatılmaktadır.

Belâgat alanında en yaygın olarak okutulan kitaplar “Muhtasar Meani”, “Mutavvel”, “İzâh”, “Miftah”, Telhis”, “İsâm” ve Seyyid Şerif’in “Miftah Şerhi”dir.

Belâgat bilimlerinde okunan kitapların temelini Siraceddin Sekkâkî’nin ( -1228) “Miftâhu’l-Ulûm” adlı eser teşkil eder. Bu eserin birinci bölümü sarf, ikinci bölümü nahiv ve son bölümü de meânî ve beyân bilimlerine ayrılmıştı. Bu esere Hatib el-Kazvinî ( -1338) tarafından yazılan “Telhisü’l-Miftâh fî’l-Me’ânî ve’l-Beyân” adlı şerh (veya İbni Hâcib’in aynı esere yazdığı muhtasar) bazen “Telhîs” bazen “Miftâh” olarak söylenegelmiştir. Bu eser, gerek şerh gerekse hâşiye olarak daha sonraki belâgat kitaplarının esasını teşkil etmiştir (gene belâgat kitapları arasında yer alan “İzâh” da Kaz-vinî’nindir). Sadettin Teftazanî’nin hem “Miftahu’l-Ulûm” şerhi hem de “Telhîs” şerhi vardır. Bu şerh » “Mutavvel” adını taşıyordu. Daha sonra bu şerhi kısaltarak » “Muhtasar” adını vermiştir.

Medreselerde “Şerh-i Miftâh” olarak okutulan şerhler Seyyid Şerif’in, Sadettin Teftazânî’nin veya Şeyhülislâm İbni Kemâl’inkidir. Bu, müderrisin seçimine bağlı idi.

Fâtih zamanında 30-35 akçe yevmiyeli medreselere, bu kademede okutulan kitabın adına izafeten “Miftah medreseleri” deniliyordu.

“Mısbah”: Sekkâkî’nin “Miftâhu’l-Ulûm” adlı eserine Seyyid Şerif Cürcânî tarafından yapılan şerh. Bu şerhe Osmanlı müderrisleri tarafından birçok şerh ve hâşiyeler hazırlanmış; eser, üzerinde yapılan çalışmalarla beraber Osmanlı medreselerinde en çok okunan kitaplar-dan biri olmuştur.

“Mutavvel”: Eserleri yüzyıllarca Anadolu medreselerinde ders kitabı olarak okutulan Sa’deddin Mes’ûd b. Ömer Teftazânî’nin (1312-1390), Hatib Dımışkî’nin “Telhîsü’l-Miftâh” kitabına yazdığı şerh olan “el-Mutavvel ale’t-Telhîs” adlı eseri (Teftazânî’nin “el-Mutavvel ale’l-Miftâh” adlı eseri de var). Kur’ân’ın ifadelerinin güzelliğini en iyi açıklayan eser olarak bilinir. Bunun Seyyid Şerif Cürcânî ( -1413), Ebu’l-Kâsım el-Leysî es-Semerkandî (1483) ve Siyâlkûtî (-1656) tarafından yapılan hâşiyeleri ve Hasan Çelebi ( -1481) tarafından yapılan şerhi de meşhurdur. Abdünnafi İzzet Efendi (-1890) tarafından tercüme edildi.

“Muhtasar”: Sa’deddin Mes’ûd b. Ömer Teftazânî’nin belâ-gat bilimine dair eseri. Bu da medreselerde yaygın olarak okutulu-yordu.

“Telhîs”: “Telhîs fi’l-Belaga”. Sa’dettin Teftazanî’nin Arap Edebiyatı konusundaki eseri. Kadı Celaleddin Kazvinî’nin de gene meani ve beyan üzerine “Telhîs”i vardır.

2.1.4. Mantık

Mantık alanında medreselerde okutulan ders kitapları şun-lardı: “İsagoci”, “Kavli Ahmet”, “Fenarî”, “Kara Davut”, İsfehanî’nin “Şerh-i Tevâli”si, “Seyyid İmad”, “Tehzib”, Mirzacan Hâşiyeleri, “Kutbuddin”, “Şemsiye”. “Hüsam”, Şerhi’l-Usâm

“İsagûcî”: Porphyrios’un “Eisagoge” adlı eserinin İslâm dünyasında tanınmış şekli. Mîr İsagûcî Esîrüddin el-Ebherî’nin ( -1266) mantık üzerine yazdığı “er-Risâletü’l-Esiriyye fi’l-Mantık” adlı ve mantığın tüm konularını kapsayan, medreselerde okutulan 8-10 sayfalık kitabı. Birçok şerh ve hâşiyeleri vardır. Molla Fenarî’nin “Şerh-i İsagoci”si “Fenarî” diye şöhret bulmuştur.

“Fenarî”: “Molla Fenarî” diye bilinen Mevlâna Şemsettin Fenarî’nin (1315-1431) İsagûcî üzerine bir günde yazdığı şerhtir. Genellikle kıyas konusunu işler. Bunun birçok şerhi ve hâşiyesi yapıldığı gibi, Osmanlı medreselerinde uzun süre ders kitabı olarak da okutulmuştur.

“Şerhu Metalî”: Selçuklu müderrisi Kadı Siraceddin Mahmut Urmevî’nin (1198-1283) “Metâliü’l-Envâr” adlı eserin şerhi. Bu esere Şemsettin İsfehanî ( -1289), Kadı Beydâvî, Seyyid Şerif Cürcânî, Şemsettin Sivasî (-1597), Kutbuddin Muhammed Râzî ( -1364), Hacı Paşa ve Yanyalı Esat Efendi’nin şerhleri ile Kara Dâvûd b.Kemal’in (-1541) hâşiyeleri meşhurdur. Bunun da hâşiyeleri vardır: “Hâşiye alâ Kara Davud min el-Mantık”. Osmanlı medreselerinde okutulan Seyyid Şerif’in şerhi ve Kara Davûd’un hâşiyesi idi.

“Şerhu’ş-Şemsiyye”: Nasrettin Tûsî devrinde yaşayan ve “Kâtibî” diye bilinen Necmeddin Ömer Kazvinî’nin ( -1293) mantığa dair yazdığı ve Hoca Şemsettin Muhammed için yazıldığından dolayı onun adı verilen, çok sistematik “Şemsiyye” adlı kitabın Mevlana Kutbüddin Şirâzî ( -1364) tarafından yapılan şerhi (bu kitap aynı zamanda “Kutbuddin” veya “Şerh-i Kutub” diye de biliniyordu). Bu konuda Seyyid Şerif Cürcânî ve Teftazânî şerhleri de meşhurdu. Mantığın “tasavvurat” ve “tasdikat” konularına ait olan esere Bursalı Ahmet Sıtkı Efendi’nin (-1894) Şerhi basılmıştır.

“Kavl-i Ahmet”: Fenârî’nin mantık kitabı. Ayrıca büyük Osmanlı âlimlerinden Taşköprüzâde Ahmet Efendi’nin ( -1528) mantığa dair “el-Câmi fî’l-Mantık” adlı eseri de olabilir.

“Hüseyniye”: Amasyalı Hüseyin Şah Çelebi ( -1512) tarafın-dan hazırlanan ve münazara adabından bahseden bir eser idi. Bunun hâşiyeleri de yaygındı.

Gene mantığa bağlı bir dal olarak gelişen âdâb (tartışma usulü) konusunda da Kara Hâşiye-i Mesud, Mîr Ebu’l-Feth gibi kitap-lar okutuluyordu.

Mantık alanında okutulan diğer kitaplara da “Seyyid İmad”, “Şerh-i Yusufiyye” (Kıyas konusunu işleyen manzum mantık), mantı-ğın ayrı ayrı konularında yazılmış “Tasavvurat”, “Tasdikat” ve “Tehzib” örnek verilebilir.

2.2. İslâmî bilimler

2.2.1. Kur’ân-ı Kerim

2.2.1.1. Kıraat ve Tecvid

Arapçada kelime üzerinde med, kasr, hareke, sukûn, nokta ve irab bakımından olan değişikliğe “kıraât” denmektedir. Kur’ân’ın okunmasında yukarıdaki özellikler farklı farklı yorumlandığı için, Kur’ân’ın farklı kıraâtları ortaya çıkmıştır. İslâm dünyasında meşhur olan yedi kıraâtın (kıraât-ı seba) “imam”ları şunlardır:

Ebû Abdurrahman Nâfi’ b.Ebû Nuaym (-785)

Abdullah b.Kesir el-Mekkî (-738)

Ebû Amr b. el-Alâ el-Basrî ( -771)

Abdullah b. Âmir ed-Dımaşkî ( -736)

Ebûbekr Âsım b.Ebi’n-Necûd el-Kûfî (-745)

Ebû Ammâre Hamza b.Habib ez-Zeyyât el-Kûfî ( -773)

Ali b.Hamza Ebû’l-Hasen el-Kısâî ( -805)

Bunlara daha sonra üç okunuş daha eklenerek meşhur okunuş biçimi 10’a çıkmıştır. Sonradan eklenen bu üç okunuşun imamları da şunlardı:

1. Halef b.Hişam el-Bezzâr (-844)

2. Ebû Ca’fer Yezid b.el-Ka’ka el-Mahzûmî el-Medenî (-748)

3. Ebû Muhammed Ya’kub b.İshak el-Hadremî el-Basrî

Yukarıdaki on çeşit kıraâtın bugün 3 tanesi kullanılmakta; diğerleri bir bilim konusu olarak incelenmektedir. Yaygın kullanılan üç kıraâttan da Ebû Amr kıraatı Sudan’ın bir kısmında, Nâfî kıraâtı Mısır hariç Kuzey Afrika’da Âsım kıraâtı (Hafs rivayeti) ise İslâm dünyasının diğer kısımlarında kullanılmaktadır. Dolayısıyla bizim kültür çevremizde kıraât öğretiminde Âsım kıraatının Hafs rivayeti öğretilmekteydi.

Aşağıda anlatılanların dışında kıraat ve tecvîd alanında “Cezûlî”, “Ecrûmiyye”, “İbni Fâsih”, “Ca’berî”, “Rahbiye”, “Meyda-niye”, “Sünûsiyye” (Kuzey Afrika’da), Kilisli Abdullah Efendi’nin kıraat-ı seba ve aşere kitabı olan “Zübde” gibi kitaplar okutulu-yordu.

“Cezeriyye”: Şamlı Şâfiî âlimi ve İslâm tarihinin en büyük kıraat ustası İbni Cezerî’nin (1350-1429) eseri. İbni Cezerî “kırâat-ı aşere”, “isnâ-i aşere” ve “selâs-ı aşere” konularında iyi bir eğitim almış, Şam ve Kahire’deki medreselerde kıraat müderrisliğinde bulunmuş ve kıraat üzerinde çoğu manzum birçok eser yazmıştır. En meşhur eseri “Kitabü’n-Neşr fî’l-Kırâati’l-Aşr” ve “Tayyibe” idi. Onun kitapları yüzyıllarca ezberlendi ve şerhedildi. Kurt Muhammed Efendi (-1587) tarafından Türkçeye çevrildi.

“Şâtıbiyye”: Endülüslü ama âlim ve bütün kıraat âlimlerinin hocası Kasım b. Fîrruh Şâtıbî’nin (1143-1194) eseri. Kıraat ustası İmam Cezerî’nin de hocası olan Şâtıbî’nin Kahire’de müderrislik yaparken yazdığı “Kaside-i Lâmiyye” ve “Hırzü’l-Emânî ve Vechü’l-Tehânî” adlı nazımlar, yedi kıraat üzerine yazılmış en meşhur eser idi. İslâmî bilimlere başlamak isteyenler, hemen hemen İslâm dünyasının her tarafında bu şiirleri ezberleyerek hocalarına arzediyorlardı. “Şâtıbiye” veya “Şâtbî” kıraat ilminin âdeta ana kitabı idi (Şâtıbî’nin “Kaside-i Râiyye”si de hem kıraat hem de belâgat alanında ezberlenen bir kitap idi). “Kaside-i Şâtıbiyye”, Manisalı Ahmet (-1591) tarafın-dan Türkçeye çevrilmişti.

“Karabaş Tecvidi”: Kastamonulu Şeyh Şaban-ı Veli silsilesinden Halveti Şeyhi Ali Efendi’nin eseri. Karabaş Risalesi’nin, Şeyh Abdurrahim Karabaşî’nin (-1498) olduğu da rivayet edilir. Risalenin çıkışı 1835’de Hamza Miskin adlı kişinin Türkçe “Tecvid-i Edaiye”si ile beraberdir.

“Dürr-i Yetim”: Birgivî Muhammed Efendi tarafından yazılan “Dürrü’l-Yetim fî İlmi’t-Tecvîd” adlı eser. Eskicizâde Ali Mehdî Efendi ( -1827) tarafından Türkçeye tercüme ve şerhedilmiştir .

2.2.1.2. Tefsir ve Usul-ü Tefsir

Tefsir, Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerini yorumlamak, özüne uy-gun olarak genişletmek ve müşkül yerlerini ve çok anlamlı kelime-lerini dine uygun olarak açıklamak demektir. Tefsir kendi içinde rivayet tefsirleri ve dirayet (akla ve görüşe dayalı) tefsirleri diye ikiye ayrılır. Ayrıca çeşitli mezheplere göre de farklı tefsirler vardır. Tefsir alanının tartışılmaz iki kitabı “Kadı Beydavi” ve “Keşşaf” idi. Bunun yanında Celâleyn ve Begavî tefsirlerini okutanlar da vardı.

“Kadı Beydâvî”: Şâfiî âlimi Nasrettin Abdullah b. Ömer Beydâvî ( -1286)’nin “Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vil” adlı tefsiri, sünniler arasındaki en meşhur tefsirlerden biri idi ve “Kadı Beydâvî” veya “Kadı Tefsiri” adıyla biliniyordu. Râzî Tefsiri, Ragıb’ın “Müfredât” ve Zemahşerî’nin “Keşşaf” adlı tefsirlerinden yararlana-rak hazırlanmış, kısa ve öz ama akıcı bir üslupla yazıldığı için medreselerde yaygın olarak okutulmuştur. Bunun üzerine yapılan hâşiye ve talikler 250’den fazladır.

“Keşşâf”: Türk tefsirci Cârullah Ebu’l-Kâsım Muhammet b.Ömer ez-Zemahşerî’nin (1074-1143) “el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl” adlı eserinin kısa adıdır. Zemahşerî, kendisinden önceki rivayet tefsirleri yerine dirayet tefsiri türünde bu eserini yazmıştır. “Arapçayı Araplardan daha iyi bilen ve kullanan” bu âlim, gereksiz söz ve uzatmalardan uzak, hikâye ve İsrailiyata yer vermeyen, edebî sanatları incelikle kullanarak ve soru-cevap tarzında açıklamalar yaparak bu tefsirini hazırlamıştır. Kitabın yüzlerce şerh ve hâşiyesi yazılmıştır. Bunlar arasında Seyyit Şerif’in Hâşiyesi meşhur idi. Bu arada Hatipzâde, Hasan Çelebi, Alâeddin Ali Tûsî, Ali Kuşçu, Ebussuud İmâdî gibi bilginlerin yazdığı hâşiyeler de yaygın olarak kullanılmaktaydı.

“Celâleyn Tefsiri”: Celâleddin Mahallî tarafından başlatılan ve Celâleddin es-Suyûtî tarafından tamamlanan, iki “Celâl” tarafından bitirildiği için “Tefsir-i Celâleyn” denilen eser. Öğrenciler ve bilim adamları tarafından okunan, okutulan, sık sık müracaat edilen bir tefsir idi.

Usul-ü Tefsir, tefsir metodolojisidir. Kur’ân’ın doğru şekilde tefsir edilebilmesi için uyulması gerekli kuralları inceler. Medreselerde usûl dersleri çok önemli idi. “Usûlsüz vüsûl (kavuşma) olmaz” diye inanılıyordu. Usul-ü Tefsir alanında “Burhan Zerkeşî”, “İtkan” ve “Suyutî” adlarıyla tanınan kitaplar okutuluyordu.

“Burhan Zerkeşî”: Bedrettin Muhammet ez-Zerkeşî (1344-1392) tarafından yazılan “el-Burhân fî Ulûmi’l-Kur’ân” adlı eseri işaret etmektedir. 47 bölüm halinde Kur’ân bilimlerinin incelendiği eserdeki konulardan bazıları şunlardır: Ayetlerin iniş sebepleri, sûre başları ve sonları, mekkî ve medenî sûreler, Kur’ân’ın dili, toplanması ve saklanması, garip kelimeler, müteşabihler, okunuşları v.s.

“İtkan” veya “Suyûtî”: Celâlettin Suyûtî’nin ( -1505), “el-Burhan” kitabını esas alarak hazırladığı “el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân” adlı tefsir metodu kitabı. Bu kitap, “Burhan” kitabından çok daha fazla yayılmış ve medreselerde uzun yıllar okutulmuştur. 80 bölümlük bu büyük kitap, kendi alanında hem konu hem de kaynak olarak hiçbir eksiği bulunmayan bir kitaptır.

2.2.1.3. Kelam ve Akâid

Kelâm, dinî inançları aklî deliller getirerek ispat etmeye, dinî konularda insan aklının ve ruhunun içine düşebileceği şüphelerden onları kurtarmaya çalışan bir bilim idi. Genelde Allah’ın zatı ile ilgili konularla ilgilendiği için, küfre düşmeden konuları tartıştırmak, şüphedekileri tam anlamıyla ikna etmek çok zor oluyordu. O nedenle her müderris bu dersi vermeye veya bu konuları işlemeye cesaret edemiyordu.

Kelâm dersinde Allah’ın varlığını ispat, peygamberlik, imamet, mead (öldükten sonra tekrar dirilme), bilgi, araz, cisimlerin oluşumu, vücud, vücub, imkân, vahdet, çokluk, teklik, metafizik gibi konular işleniyor ve doğal olarak bu konularda birçok tartışmalar oluyordu. Osmanlı Devletinin yükselişi döneminde kelâm konularına büyük önem veriliyor, Gazâlî ile İbni Rüşd arasında bazı kelam konularında yapılan tartışmalar Ali Tûsî, Hocazâde ve Muslihiddin Mustafa gibi bilginler arasında tekrar tartışmaya açılıyor; “Hâşiye-i Tecrîd” kitabı medreselerin temel ders kitabı olarak kabul ediliyordu.

Kelâm derslerinde genellikle akâid kitapları okutuluyordu. “Akâid” (“akide”nin çoğulu), bir müslümanın inanç temellerini anlatmaktadır. İslâmiyetin varlık ve bilgi anlayışı; Allah’a, meleklere, Allah’ın kitaplarına, peygamberlerine ve kadere iman konuları; velâ-yet, keramet, mi’rac, hilafet, imamet, içtihat gibi konular işleniyordu.

Kelâm konusunda “Celâl”, “Halhalî”, “Hayalî”, “Seyâlkûtî” ve “Abdurrahman” (Müeyyedzâde Abdürrahman Efendi’nin (1456-1516) kelam risalesi) adlı kitaplar okutuluyordu.

Ayrıca Hızır Bey Çelebi’nin (-1458) “Kaside-i Nûniye”si de manzum olduğu için birçoklarınca ezberleniyordu. Bunun birçok hâşiye ve şerhi arasında Hızır Bey’in öğrencisi “Hayalî” tarafından yapılan şerhi meşhur idi. Sirâceddin Ali Ûşî’nin (-1180) gene “ehl-i sünnet ve’l-cemaat” akidesine göre yazdığı “Bedü’l-Emâlî” adlı Emâlî Kasidesi de en çok şerhedilen ve ezberlenen eserlerden biriydi.

“Tecrîd-i Kelâm”: Şia’nın İmamiye koluna mensup Nasred-din Tûsî ( -1273) tarafından yazılmıştı. Bu esere Şemsettin Mahmut b.Abdullah İsfehânî’nin ( -1345) yaptığı şerh (“Şerhü’t-Tecrîd”), ve özellikle bu şerhe Seyyid Şerif Cürcânî’nin yaptığı “Hâşiye-i Tecrîd”denilen eser o kadar çok meşhur idi ki, Osmanlı medresele-rinden bu eserin okutulduğu kademeye “Hâşiye-i Tecrîd” medreseleri deniyordu. Kelâm konusunda okutulan temel ders kitabı bu idi. Bu hâşiyeye de gene birçok Osmanlı bilginleri açıklamalar getirmişlerdir.

“Şerh-i Mevakıf”: Kadı Adûdiddin İcî (1300-1355) tarafın-dan yazılan ve hemen her fenden bahseden “el-Mevâkıf fî İlmi’l-Kelâm” (“Akâid-i Adûdiye”) adlı bu kitabın Seyyid Şerif Cürcânî (1339-1413) tarafından yapılan Şerhi, “Şerhu’l-Adûdiye” adıyla medreselerin üst seviyelerinde yaygın olarak okutulmuştur. Altı bölümlü, aşağı yukarı 1000 sayfalık büyük bir eser idi. Bu esere, Celâleddin-i Devânî tarafından yapılan “Şerh-i Akâid-i Adûdiye” de meşhur idi. Bunun hâşiyeleri “Celâlî Hâşiyesi”, “Akâid-i Molla Celâl” veya sadece “Celâl” diye biliniyordu.

“Akâid-i Nesefî”: İmam Maturûdî’nin öğrencisi Ömer b.Muhammed Nesefî ( -1142) tarafından yazılan Hanefî akaid kitabı. Metnin aslı ve özellikle Sa’dettin Teftâzânî tarafından yapı-lan şerhi, Osmanlı medreselerinde yaygın olarak okutuluyordu.

“Hayâlî” veya “Şerh-i Hayalî”: “Akaid-i Nesefiye” Şerhine, Fâtih devri âlimlerinden “Hayâlî” diye bilinen Şemsettin Ahmet b. Mûsâ İznikî’nin (-1481) yaptığı hâşiye, yüzyıllarca yüksek âlimler ve medrese öğrencilerinin elinde ders kitabı olarak dolaşmıştı. Ayrıca bunun da Kilisli Abdullah, Dede Cengî Efendi gibi, ana kitapları medrese öğrencilerinin ezberleyeceği şekilde düzenleyen eğitimciler-ce hâşiyeleri hazırlanmıştı.

“Tevâli’-i Envâr”: Kadı Beydâvî ( -1286) tarafından yazılan bu esere de -Nesefî’nin kitabında olduğu gibi- Şemsettin Mahmut İsfehânî’nin şerhi, bu şerhe Cürcânî’nin hâşiyesi çok meşhur idi ve medreselerde bu hâşiye okutuluyordu.

“İrşâd”: İbni Mukrî’nin (1353-1434) Şâfiî fıkhı üzerine yazdığı ve yüzyıllarca elden ele dolaşan, üzerinde birçok çalışmalar yapılan kitabı.

Kelam konusunda yukarıda sayılanlara ek olarak İmam Fahreddin Râzî’nin “Metâlih-i Aliyye”si, Sa’dettin Teftazânî’nin “Mekâsıdü’t-Tâlibîn” adlı eseri, “Tehzip” gibi kitaplar da okutulmakta idi.

2.2.2. Hadis ve Usul-ü Hadis

Hadis, bir İslâmî bilim olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed’in söz, hareket, onaylama, hoş görme ve görmeme durumları ile onun özelliklerini inceleyen eserleri işaret eder. “Hadîs” kelimesi genellikle, Peygamberimizin tavrını ve izlediği yolu gösteren “sünnet” kelimesi ile beraber kullanılmaktadır.

Peygamberimiz zamanında onun sözleri ve davranışları yazıya geçirilmemiş; hadislerin resmen yazılması Paygamberimizn vefatın-dan yüz yılı aşkın bir zaman geçtikten sonra başlamıştır. Ancak İslâmın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm’in gerçek hayatta birinci elden uygulanması olan Peygamberimizin söz ve davranışlarına, onun vefatından hemen sonra ihtiyaç duyulmuş ve yöneticiler birçok konularda hadis aramak durumunda kalmışlardır.

Hadis ve sünnet, âdeta Kur’ân’ın Peygamberimiz tarafından tefsiridir. Peygamberimizin söz ve uygulamaları müslümanlar için bir “örnek hayat” olduğundan, İslâm dünyasının her yanında hadis çalışmaları her zaman yüksek bir değerde tutulmuştur.

Hadis, kendi içinde birçok alt bilim dalını da içermektedir. Hadis tarihçileri yirmiye yakın hadis biliminden bahsetmektedirler. Bunlar, hadisleri bir zincir şeklinde nakleden kişilerin (hadis ricâli) doğru kişiler olup olmadıklarının araştırılması, uydurma hadislerle gerçek hadislerin ayrıştırılması, hadislerin gizli kusurlardan (illet) arındırılması, hadis öğrenme ve öğretme âdabı gibi konuları içermektedir.

Medreselerde hadis alanında “Usul-ü Hadis” diye de bir ders vardır. Burada hadis rivayetinin şartları, çeşitleri, hükümleri gibi konular üzerinde durulmaktadır.

Gene hadislerle ilgili bir başka medrese dersi de “Şemâil-i Şerîf”tir. Burada Peygamberimizin beden yapısı, günlük yaşayışı ince-lenmekte ve bu alanda yazılan eserlere de “Hilye” denilmektedir.

Emeviler dönemine kadar hadisler, birinci el (sahabe, peygamberimiz zamanında yaşayan arkadaşları) ve ikinci el (tâbiîn, sahabelerden dinleyenler) kaynaklarda genellikle ezber ve kısmen de yazılı olarak dağınık bir şekilde duruyordu. Hadislerin belli kitaplarda toplanması (cem, tedvin) daha sonra başladı. Toplama bittiktten sonra bunların belli ölçütlere göre sınıflandırılması yapılmaya başlandı. Bu çalışmalar sonunda, sünnî çevrelerde yaygın kabul gören altı temel hadis kitabı (kütüb-i sitte) ortaya çıktı. Bunlar:

Ebu Abdullah Muhammed Buharî (810-870): “el-Câmiu’s-Sahîh”

Ebu’l-Hüseyn Müslim Kuseyrî (817-874) : “Sahih-i Müslim”

İbni Mâce Kazvinî (834-889) : “es-Sünen”-i İbni Mâce

Ebu Dâvut Sicistânî (817-889) : “es-Sünen”-i Ebu Dâvud

Ebu İsa Muhammed Tirmizî : “el-Câmiu’s-Sahih”

Ebu Abdurrahman Ahmet Nesâî : “el-Mectebâ” (Sünen-i Suğrâ)

Hadis alanında okutulan kitaplar “Buharî”, “İbni Melek” ve “Mesabih” adlı kitaplar idi. Bunların yanında İmam Malik’in “Muvatta”sı, İmam-ı Suyûtî’nin “Câmiu’s-Sağir” ve “Câmiu’l-Kebîr” adlı kitapları, Nevevî’nin “Riyâzü’s-Salihîn” gibi kitapları da bazı kimseler tarafından çeşitli zamanlarda okutulmuştur.

“Mesâbîh”: İmam Hüseyin b. Mesut Begavî’nin ( -1126) “Mesabihu’s-Sünne” veya “Mişkat” da denen “Mişkati’l-Mesâbih” adlı eseridir. Hadis alanındaki temel öğretim kitabı idi. Buhârî ve Müslim’den alınmış 4719 hadisi anlatıyordu. Bunun Yakup Avfî ( -1736) tarafından “Mefâtih” adıyla şerhi, Yakup b. Seyyid Ali ( -1524) tarafından da hâşiyesi yapılmıştır.

“Meşarık”: İmam Radıyüddin Hasan b. Muhammed Sâgânî’nin (1181-1253) “Meşârıku’l-Envâru’n-Nebeviyye min Sıhâh-u’l-Ahbâri’l-Mustafaviyye” adlı kitabıdır. Medreselerde orta seviyede okutulan hadis kitabı idi. Buhârî ve Müslim başta olmak üzere kütüb-ü sitteden seçilen 2246 hadisi ihtiva ediyordu. Bu eserin Türk-İslâm dünyasında birçok şerhleri vardı; ama en meşhur şerh “İbni Melek” diye meşhur olmuş Tireli İzzettin Abdüllatif er-Rûmî’nin ( -1398) “Mübâriku’l-Ezhâr fî Şerhi Meşâriku’l-Envâr” adlı eseri idi ve medreselerde “İbni Melek” diye okutuluyordu.

Medreselerde Kadı İyâz(d) b. Mûsâ Yahsûbî’nin (1083-1150) “Kitabu’ş-Şifa”sı da yaygın olarak okutuluyordu. “Kadı İyâd” veya “Şifâ-ı Şerîf” adlarıyla meşhur olan bu eser dört bölümden oluşu-yordu: Peygamberimizin övülmesi, mucizeleri; Peygamberin sünne-tine uymanın faziletleri; Peygamberimiz hakkında câiz olan ve olmayan şeyler; Peygamberimize dil uzatan kimseler hakkında uygulanacak cezalar. Gene Kadı İyâd’ın “Meşârıku’l-Envâr alâ Sıhâhı’l-Asâr” adlı eseri ile Tebrizî’nin “Mişkâtu’l-Mesabih” adlı eserleri de medreselerde okutuluyordu.

“Buhârî”: Medreselerde üst düzeyde okutulan hadis kitabı, tartışmasız “Sahih-i Buhârî” idi. Hadis araştırmalarında bir efsane olan ve yüzbinlerce hadisi ezberleyen Ebu Abdullah Muhammet Buhârî’nin (810-870) “el-Câmiu’s-Sahih” adlı eseri yüzlerce yıldan beri en çok okutulan ve üzerinde en çok çalışılan kitaplardan ve Kur’ân’dan sonra İslâm dininin en önemli dayanaklarından biri olmuştur. Medreselerimizde okutulan Buhârî şerhlerinin en meşhuru da Şahabettin el-Kastalânî’nin (1448-1517) “İrşâdu’s-Sârî li Şerh Sahihil-Buhârî” adlı çalışması idi.

Medreselerde hadisle ilgili diğer önemli bir ders olan “Usul-ü Hadis” dersinde hadis öğretiminin önemi ve şartları, hadis rivayet edenlerin özgeçmiş araştırmaları, muhaddisin özellikleri, hadis analizi, uydurma hadisler ve hadislerdeki teknik hataları tanıma, hadis çeşitleri (11 çeşit) gibi konular üzerinde durulmaktadır.

Bu alanda İbni Salah Şehrîzûrî’nin (-1245) “Ulûm-u Hadis” adlı kitabı (“İbni Salah Elfiyesi” diye bilinirdi), İbni Hâcer Askalânî’nin “Nuhbe” diye tanınan “Nuhbetü’l-Fiker” adlı eseri, “İbni Ferah Manzumesi” ve şerhleri, İbniu’l-Esîr’in (-1209) “Câmiu’l-Usûl” adlı eseri ve Buharî’nin hocalarından sayılan Abdullah “İbni Mübarek”in (-797) eseri de okutulan ana kaynaklardandı.

Hadis alanında medreselerde okutulan bir başka eser Şâfiî âlimi İmam Muhyiddin Nevevî’nin (1233-1277) “Kitâbu’l-Erbeîn” adlı “Kırk Hadis” kitabıdır.

Gene medreselerde hadisin yan alanlarından “sîret” üzerinde Şeyh Halebî’nin “Sîret’n-Nebeviyye”si ve “şemâîl” alanında da İmam Muhammet Tirmizî’nin “Şemâil-i Şerif” adlı eserleri okutuluyordu. Şâfiî âlimi Şeyh Ali b. İbrahim Halebî’nin (1567-1634) “İnsânü’l-Uyûn fî Sîreti’l-Emîni’l-Me’mûn” adlı eseri “Siyer-i Halebî” veya sadece “Halebî” adıyla meşhur olmuştu. Üç ciltlik bu eser birçok kez şerhedildi ve defalarca Türkçeye çevrildi. Ebubekir Beyhekî’nin “Delâiü’n-Nübüvve” adlı eseri de bu alanda okutulan eserlerdendi.

İslâm eğitiminde üzerinde en çok çalışılan ve ezberlenen eserlerden biri olan İmam Busayrî’nin (-1295) “Kaside-i Bürde” (Hırka Kasidesi) adlı eserini de, genelde Peygamberimize övgülerle dolu olduğu için burada zikretmelidir.

2.2.3. Fıkıh ve Usul-ü Fıkıh

a) Fıkıh: Genel olarak İslâm hukukuna “fıkıh” denilmektedir. Hem dinî ibadetler hem de sosyal hayatın aile, miras, ticaret v.s. gibi alanlarında (muamelât) verilecek hükümleri dinin ana kaynakları olan Kur’ân ve hadisin yanısıra kıyas ve icma yoluyla incelemeye çalışır. Bu kaynaklarda hukukî konuları inceleyen bilim “furu”diye de adlandırılıyordu. Bu kaynaklardan hüküm çıkarma tekniklerini de “usul-ü fıkıh” denilen bilim inceler.

Medreselerin büyük çoğunluğunda fıkıh dersi vardı. Fıkıh en şerefli ve en üstün bilim olarak görülüyordu; çünkü helâl ve haramın hükümlerinin verildiği bilimdi.

Fıkıh bilginleri yedi tabaka veya derece olarak sıralanıyordu:

1) Mutlak Müctehit (Dört sünnî mezhep imamı),

2) Mezhepte Müçtehit (Ebû Yusuf, İmam Muhammed Şey-bânî)

3) Meselelerde Müçtehit (Hassaf, Tahâvî, Kerhî, Halvânî, Sarahsî, Pezdevî, Kadî Hân)

4) Eshâb-ı Tahrîc (Ebû Bekr Ahmet Râzî)

5) Eshâb-ı Tercîh (Kudûrî, Burhanettin Mergınânî)

6) Eshâb-ı Temyîz (“Kenz”, “Muhtâr”, “İhtiyâr” ve “Vikâye” kitaplarının yazarları)

7) Mukallid (“Tahtavî”, “Dürrü’l-Muhtâr”, “İbni Âbidin” ki-taplarının yazarları)

Fıkıh alanında Osmanlı medreselerinde okutulan ana kitaplar şunlardı:

“Hidâye”: Burhanettin Merginânî’nin (1117-1197) Hanefi fıkhı üzerine yazdığı “Bidâyetü’l-Mübtedî” adlı eserine kendi yazdığı hâşiyeye “Hidâye” adını vermişti. Fıkıh âlimlerinin altıncı tabaka-sından bu büyük insan eş-Şeybânî’nin “el-Câmiu’s-Sagîr” ve Kudûrî’-nin “Muhtasar” adlı eserlerini bir araya getirerek “Bidâyetü’l-Mübtedî”yi meydana getirmişti. Hidaye kitabının 13 yılda ve hep oruç tutularak yazıldığı söylenir. İçinde kullanılan hadislerin sağlamlığı ile dikkati çeken kitap ve şerhleri yüzyıllarca Osmanlı medreselerinde ileri düzeyde temel ders kitabı olarak okutuldu ve İngilizceye, Rusçaya çevrildi. Bayburtlu (el-Babertî) Muhammed Ekmeleddin’in ( -1348) Hidaye şerhi olan “el-İnâye”si de medreselerde “Ekmel” adıyla okutuluyordu (Bayburtlu Ekmeleddin, Tûsî’nin “Tecrîdü’l-İtikâd”ını da şerhetmişti).

“Sadrüşşerîa”: İslâmî bilim çevrelerinde “Sadrüşşerîa” unva-nıyla bilinen iki âlim vardır. Birinci “Sadrüşşerîa” (Sadrüşşerîatü’l-evvel) Ubeydullah b. İbrahim el-Mahbubî’dir. Bunun oğlu, “Vikâye” kitabının yazarı, “Burhânüşşerîa” adıyla da meşhur olan Mahmut b. Ahmet b. Sadrüşşerîatü’l-evvel Ubeydullah b. İbrahim el-Mahbubî el-Hanefi’dir ( -1274). Bu âlim, kızının oğlu olan ikinci Sadrüşşerîa Ubeydullah b.Mesut için, “Hidaye” kitabından önemli gördüğü yerleri alarak “Vikâye” (“Vikâye er-Rivâye fî Mesâili’l-Hidâye”) adlı kitabı hazırlamış; “Sadrüşşerîatü’s-sânî” denilen torun da bu kitabı “Muhtasar-ı Vikâye” veya “Nikâye” adıyla şerhetti. Bu şerh, “Sadrüşşerîa Şerhi” adıyla meşhur oldu ve yüzyıllarca medreselerde “Sadrüşşerîa” adıyla orta seviyede bir fıkıh kitabı olarak okutuldu. Bunun meşhur hâşiyeleri arasında Ahi Çelebi, Hasan Çelebi, Bayram-zâde Zekeriya Efendi ve İmam Birgivî hâşiyeleri bulunmaktadır. Ama özellikle Molla Sinaneddin Yusuf’un yazdığı hâşiye talebeler arasında çok tutulmakta idi.

“Dürrü’l-Muhtar “: Hanefi fıkıh kitabı olan »Tenvîru’-Ebsar kitabının şerhi. Alâüddin-i Haskefî ( -1676) tarafından “ed-Dürrü’l-Muhtâr fî Şerhi Tenvîrü’l-Ebsâr” adıyla şerhedilmiş. Bu şerhe İbni Abidin tarafından “Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürrü’l-Muhtâr” adıyla bir hâşiye yazılmıştı, ki bu hâşiye “İbni Abidin” adıyla medreselerde uzun süre okutulmuştu. Seyyid Ahmet Tahtavî tarafından “Hâşiye ale’d-Dürrü’l-Muhtar Şerhu Tenvîru’-Ebsar” adıyla 4 cilt olarak genişletilmiş. Bu hâşiye Ayntablı Abdürrahim Efendi tarafından Türkçeye çevrilmiş. Dürrü’l-Muhtar’ın bir hâşiyesi de İbrahim Halebî tarafından “Tuhfetu’l-Ahyâr ale’d-Dürrü’l-Muhtar” adıyla yapılmış. Molla Miskin Şerhi de vardır.

“Tenvîrü’l-Ebsâr”: Şeyhülislâm Muhammed b. Abdullah Timurtâşî ( -1595) tarafından Hanefi fıkhı üzerine yazılmıştı. “Dürrü’l-Muhtar”, “Reddü’l-Muhtâr” ve İbni Âbidin”in ana metnini oluşturuyordu. En meşhur şerhi » Dürr-ü Muhtar idi.

“İbni Abidin” : Asıl adı ”Reddü’l-Muhtar”dır. Hanefi fıkıh kitabıdır. “İbni Abidin” adıyla şöhret bulmuş Seyyid Muhammed Emin b. Ömer (1784-1836) tarafından “Dürrü’l-Muhtâr” kitabına yapılan beş ciltlik bir şerh idi. Hanefi fıkhı alanında o zamana kadar yazılmış fıkıh kitaplarının değerlendirdiği bir eser idi. Eser bugün bile Hanefi fıkhının temel kitabıdır.

“Dürer”: Osmanlı âlimlerinden Molla Hüsrev’in ( -1480) Hanefi fıkhına dair yazdığı “Dûreru’l-Hukkâm fî Şerh-i Ğureri’l-Ahkâm” adlı eseri. Kendisinin “Ğurer” adlı kitabına gene kendisinin yaptığı şerhtir. Bu hem Osmanlı hukukunun ana kaynaklarından biri olmuş hem de uzun yüzyıllar, şerhleriyle beraber Osmanlı medrese-lerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

“Mültekâ” veya “Halebî”: Arap memleketlerinde yetişen ama İstanbul’da ders veren İbrahim b.Muhammet Halebî (1459-1549) tarafından “Mültekâ’l-Ebhûr” (Denizlerin Kavşağı) adıyla Hanefi fıkhı üzerine yazılan kitaptır. Osmanlı medreselerinde bu kitap ve özellikle Muhammet Mevkufâtî (-1654) tarafından yapılan şerhi (“Mevkûfât” diye biliniyordu) uzun süre temel fıkıh kitabı olarak okutuldu. Kitabın ana konuları tahâret, gusl ve teyemmüm, ezan, namaz, zekat, oruç, hacc, nikâh, boşama, zina, yemin, alış-veriş, riba, hırsızlık, yeme-içme, diyet, kısas, feraiz v.s. idi.

“Kudûrî”: İmam Ebu’l-Hüseyn Ahmet b.Muhammet el-Kudûrî el-Bağdadî’nin (-1036) Hanefi fıkhına dair yazdığı “Muhta-saru’l-Kudûrî” adıyla tanınan kitabı. Bunun birçok şerhleri yapılmış ve eser Osmanlı medreselerinde -özellikle 14. yüzyılda- “Kudûrî” adıyla okutulmuştur. Medreselerde “Muhtasar” adıyla Kudûrî’nin eserinin yanı sıra İbni Hâcib’in “Muhtasar”ı ve buna Halil b. İshak Cündî (-1374) tarafından yapılan şerh olan “Muhtasar-ı Halil” adlı fıkıh kitapları da okutulmaktaydı.

“Umde”: Şâfiî fakihi İbni Dakîkü’l-İyd (1228-1302) tarafın-dan yazılan “İhkâmü’l-Ahkâm” adlı eserin gene kendisi tarafından yapılan “Umdetü’l-Ahkâm” adlı şerhinin adı idi. İslâm dünyasında meşhur “Hâvî” kitabının muhtasarı olan “Umde” adlı bir kitap da vardır.

“Minhâc”: Özellikle 14-15. yüzyılın bütün âlimlerce ezber-lenen ve üzerinde şerh ve hâşiye yazılan bir eserdir. Büyük Şâfiî âlimi Râfiî (-1226) tarafından yazılan “Muharrer” adlı eserin Şâfiî fıkıh bilgini Nevevî tarafından kısaltılmışı (muhtasarı) olan, Şâfiî fıkhının en büyük kitabı idi. Bu kitaba Celâleddin Mahallî (1389-1459) tarafından yapılan şerh de “Mahallî” adıyla medreselerde okutulu-yordu. İmam Beydâvî’nin de çokça okunan bir “Minhâc”ı vardı.

“Tenbîh”: Ebû İshak Şirâzî’nin (1003-1083) Şâfiî fıkhı üzerine hazırladığı, Şeyh Mervezî’nin taliki ile beraber şâfiîler arasında en çok okunan ders kitaplarından biri olmuştur. Fıkıh Usulü derslerinde de kullanıyordu.

“Eşbâh ve’n-Nezâir”: İbni Nüceym Mısrî’nin (1519-1562) Hanefi fıkhı kitabı. Osmanlı medreselerinde okutulan yedi bölümlük bu kitap, daha sonra Osmanlı şer’î hukukunun temel kitabı olan Mecelle’nin de esası olmuştur.

Zeylâî’nin ( -1342) “Kenzü’d-Dekâîk Şerhi”, “Merakü’l-Felâh”, İbni Kudâme Muvaffaküddin Makdisî’nin (-1233) Hanbelî fıkhı üzerine yazdığı “Muknî” adlı eseri, Nesefî’nin “Kâfî” ve “Vâfî” kitapları, Şafiî fıkhı üzerine “Nihayetü’l-muhtâc” kitapları da fıkıh alanında okutulmuş olan kitaplardandı.

b) Usûl-ü Fıkıh: İslâm Hukuk Felsefesi, İslâm Hukuk Meto-dolojisi diyebileceğimiz bu bilim dalı, İslâmî bilgi kaynaklarından şer’î hükümlerin nasıl çıkartılacağının genel kurallarını incele-mektedir. Fıkıh usulü alanının üç temel direği Ebû Zeyd ed-Debûsî ( -1038)(“Takvîmu’l-Edille” adlı eseriyle), “Fahru’l-İslâm” el-Pezdevî ( -1089)(bunun metni Abdülaziz Buharî tarafından “Keşfü’l-Esrâr” adıyla şerhedilmiş ve o meşhur olmuştur. Medreselerde “Usûl-ü Pezdevî” adıyla okutulmuştur) ve Şemsü’l-Eimme es-Serahsî (-1090) idiler.

“Tavzih” ve “Tenkih” Sadrüşşeria’nın usul-ü fıkıh kitaplarıdır ki, Tavzih, Tenkih’in şerhidir. Tavzih, medreselerdeki temel fıkıh usulü kitabı idi.

“Menâr” ve “İbni Melek”: Ebu’l-Berekât Hafizüddin en-Nesefî’nin ( -1310) Hanefi fıkıh usulü üzerine yazdığı “Menârü’l-Envâr” adlı kitabı. İbni Melek’in ( -1480) bu esere yaptığı şerh (“Şerhu Menâri’l-Envâr”) Osmanlı medreselerinde yüzlerce yıl ders kitabı olarak okutulmuş ve “İbni Melek” adıyla tanınmıştır. Birçok şârihi arasında Abdülhalim Efendi (-1678) de “Şârihu’l-Menâr” unvanıyla tanınıyordu.

“Mir’ât”: Molla Hüsrev’in ( -1480) Hanefî ve Şafiî fıkıh usullerini birleştirerek hazırladığı ve Osmanlı medreselerinde uzun yıllar ders kitabı olarak kabul edilen, üzerinde şerh ve hâşiyeler yapılan eseridir. “Mir’ât Hâşiyesi” tanınmış bir ders kitabı idi ve hâşiyeler arasında özellikle İzmirli Muhammed İbni Veli Efendi’ninki (-1751) matbu olduğu için yaygındı. .

“Telvîh”: İleri düzeyde Usul-ü Fıkıh kitabı. İmam Teftazânî’nin ( -1389), Sadrüşşerîa’nın “Tenkîhu’l-Usûl” adlı kitabına gene kendisi tarafından yapılan “Tavhîd” adlı şerhe yaptığı şerhtir. Eserde sık sık Sadrüşşerîa’nın eseri tenkid de edilmektedir. (Bazı

kaynaklar, bu eserin Şerafeddin Ahmet (-1369) tarafından yazılan “Tenkîh el-Ahdâs fî Ref’ el-Teyemmüm el-Ahdâs” adlı kitaba Teftâzânî’nin yaptığı “el-Telvîh fî Keşf Hakâik el-Tenkîh” adlı şerh olduğunu belirtiyorlar.) Bu şerh sonradan o kadar tutuldu ki, herkes bu şerh üzerine şerh ve hâşiyeler yazmaya başladılar.

“Cem’u’l-Cevâmî”: Takiyüddin Subkî’nin (-1355) Şâfiî fıkıh usulüne dair, 14-15. yüzyıllarda çok okutulan ve ezberlenen bir kitabı. Çok ezberlenen bir kitap olduğu için İbni Recep et-Tûhî (-1488) tarafından şiirleştirilmiş.

Ayrıca Celâleddin Ömer el-Habbâzî’nin (-1272) “el-Mugni” adlı eseri, “Halebî”, “Hüsamî” gibi eserler de usul-ü fıkıh alanında okutulmaktaydı.

c) Ferâiz: Genelde miras meselesini işleyen bu bilimin içine giren konulardan bazıları şunlardı: ölenin borçlarının ödenmesi, vasiyyet, terekenin kimlere düşüp kimlere düşmediği, kimlere ne kadar miras düşeceği v.s. Genelde fıkıhın ana konularından biri olan Ferâiz, zaman içinde ayrı bir bilim dalı haline gelmiştir.

Bu alanda medreselerde Hanefî fıkıh âlimi Sirâceddin Muhammed b.Mahmut el-Secâvendî (-1200) tarafından yazılan “Ferâizü’s-Secâvendî” (veya “Ferâiz-i Sirâciye”, “es-Sirâciye fî’l-Ferâiz”) adlı eser ve şerhleri meşhur idi. “Şerh-i Feraiz” diye bilinen Seyyid Şerif Cürcanî’nin şerhi “Şerhu’s-Sirâciyye” adını taşıyordu ve yaygın olarak okutuluyordu. “Rubhiye” adlı feraiz manzumesi de meşhur idi ve birçok şerhleri yapılmıştı. Bu alanda okutulduğu belirlenen bir diğer kitap da “Nefhâtü’l-Kudsiye” idi.

2.3. İslâmî bilimlere yardımcı bilimler

Şurası muhakkak ki, medrese programlarında her zaman astronomi, matematik, fizik, tıp gibi dersler yer almıyordu. Ama özellikle ilk zamanlarda müderrislerden bu alanlarda bilgi sahibi olan ve dolayısıyla bu alanda yazılmış kitapları okutanlar da vardı.

2.3.1. Hey’et (Astronomi)

Astronomi bilimleri içinde yıldız hareketlerinin izlendiği zîcler ve vakit hesaplaması (mıkat) ana konuları oluşturuyordu.

Burada ders kitabı olarak Uluğ Bey, Mirim Çelebi, Usturlab ve Rubaiye gibi kitaplar okutuluyordu.

“Çağminî”: Câmii’l-Mahmûd b.Muhammed el-Harezmî el-Çağminî’nin ( -1221) “el-Mülehhas fî’l-Hey’e” adlı eseri. Ulvî ve süflî varlıklardan bahseder. Kadızâde-i Rûmî’nin buna yaptığı şerh “Şerh-i Çağminî” adıyla okutulmaktaydı. Bu kitaba yapılan birçok şerh arasında “Molla Kara Sinan” denen Sinaneddin Yusuf’un şerhi, Fethullah Şirvânî (-1453) ile Yenişehirli Cârullah Veliyüddin Efendi’nin (-1738) hâşiyeleri de meşhurdu.

“Mirim Çelebi”: Tanınmış Osmanlı bilginlerinden Ali Kuşçu’nun yeğeni ve Kadızâde-i Rûmî’nin torunu olan ve “Mirim Çelebi” diye tanınan Mahmut b. Muhammed’in ( -1525) Uluğ Bey ve Ali Kuşçu bilgileri üzerine kurduğu eseri.

2.3.2. Hikmet (Fizik)

Hikmet alanında “Kadımir”, “Seyyid Mirzacan”, “Hikmetu’l-ayn” ve “Şerh-i Çağminî” kitapları okutuluyordu.

“Kadımir”: el-Ebherî’nin “Hidâyetü’l-Hikme” adlı eserinin Kadı Mîr Hüseyin b.Mu’inüddin el-Meybûdî el-Hüseynî (-1265) tara-fından yapılan şerhi. Bu “Hidaye” üzerine Hocazâde Muslihiddin’in şerhi de meşhur idi. Mantık, tabiiyat ve ilâhiyat konularını işliyordu. Kitap farklı konulardan bahsettiği için bazen akaid kitapları arasında da sayılabiliyordu.

2.3.3. Hesap ve hendese

Hesap alanıdaki kitaplar “Lemâî”, “Behaddin” (“Risale-i Bahâiye”), “Ramazan b. Celî”, “Abdürrahim” ve “Necmeddin” adlarıyla tanınan kitaplardı.

“Behaddin”: Bağdadlı İmadeddin b.Abdullah’ın “el-Fevâ-idü’l-Behaiyye” adlı eseri. 1486’da bunu Kemaleddin Hasan el-Farsî şerhetmiş ve “Esâsü’l-Kavâid fî Şerh-i Usûli’l-Fevâid” adını vermiştir.

Bu arada Kadızâde-i Rûmî’nin Fâtih Sultan Mehmet’e takdim ettiği “Muhammediye”, hendeseden allâme Şemsettin Semerkandî’nin ( -1209) “Eşkâlü’t-Te’sis” adlı eseri ve Kadızâde’nin buna yaptığı şerh de okutuluyordu.

2.3.4. Tıp

el-Mu’cez fi’t-Tıb: İbni Nefis’in ( -1288) kısaca “Mucez” diye bilinen bu kitabı, tıp alanında en çok okutulan ve üzerinde çalışma yapılan eserlerden biri idi. Bu eser Osmanlı âlimlerinden Ahi Çelebi ( -1524) veya babası tarafından Türkçeye tercüme edilmişti.

2.4. İslâmî sanatlar

2.4.1. Hat sanatı

Arap harflerinin yazım tekniklerinin öğretildiği dersler idi. “Aklâm-ı Sitte” denilen altı meşhur yazı kalıbı en çok kullanılanı idi: sülüs, nesih, muhakkak, reyhanî, tevkî, rik’a. Medreselerde hat dersi için ayrı bir müderrisin yaygın olarak görev yapmadığı açıktır. Bu ders daha ziyade tatil günlerinde özel hocalardan alınıyordu. Ama hat sanatına yetenekli ve meraklı olanlar hattatlardan özel dersler alarak bu yeteneklerini geliştiriyorlardı. 1915’de açılan “Medresetü’l-Hattatîn” de ise yazı çeşitleri bir sanat olarak talim ettirildiği gibi cilt ve minyatür gibi diğer sanatlar da öğretiliyordu.

2.5. Tasavvuf

Tasavvufî konular genelde medreselerde değil tekke, zâviye, hankâh ve dergâhlarda veriliyordu. Ama gene de medreselerle tekkeler birbirinden çok kopuk değildi; dergâhlarda ilmin temeli olan temel medrese dersleri verilirken medreselerde müderris isterse aşağıda sayılacak tasavvufî eserlerden ders anlatılabiliyordu.

Medreselerde ve dergâhlarda ders konusu olan tasavvufî eserlerden en yaygın olarak kullanılanlar şunlardı: Muhyiddin-i Arabî’nin eserleri olan “Fütuhat-ı Mekkiye” ve “Füsusu’l-Hikem”, Nakşibendî-Halidî dergahlarında “Hatm-i Hacegan-ı Kebir”, “Mektubat-ı İmam Rabbanî”, “Ahmed-i Cüzeyrî Divanı”, “Reşehât”, “Muhammet Masum Efendi Mektubatı”, “Risale-i Nakşibendiyye”; Mevlevî dergâhlarında Mevlâna’nın “Mesnevi”si ve ayrıca “Avârifü’l-Meârif” ile “Kuşeyri Risalesi”…

2.6. Ders kitaplarının manzum olarak düzenlenmesi

Medreselerde okunan kitaplardan birçoğu ezberleniyordu. İslâmî bilimler genellikle naklî bilimler olduğu için, bilginin olduğu gibi korunması ve daha sonraki kuşaklara bozulmadan aktarılması önemli idi. Bunun en sağlam yolu da kitapların eski âlimlerin yazdığı şekliyle aynen ezberlenmesi idi. Bir kitabı ezberlemenin en kolay yolu da, oradaki bilgileri nazım haline getirmekti.

Bu şekilde, İslâm dünyasında okutulan ders kitaplarının bir çoğu çeşitli dönemlerde çeşitli kişiler tarafından nazım haline getiril-mişti.

Manzum eserlerden bazılarına örnekler:

İbni Arabşah, meani ve beyan bilimlerine dair 2000 beyitlik bir eser olan “Mir’âtü’l-Âdâb”ı yazdı. Şemsettin Ukaylî (-1259), “Câmiu’s-Sagîr”i o kadar okuttu ki, sonunda nazım haline getirdi. Balıkesirli Devletoğlu Yusuf ( -1250), “Vikaye”yi manzum olarak Türkçeye tercüme etti. Divrikli Fahreddin Muhammed Efendi’nin ( -1323) bir nahiv manzumesi vardı. İbrahim İbni Süleyman Radıyüddin (-1380), fıkıh üzerine bir manzuma yazdı. Karahisarlı Hattab Haydar İbni Ebilkasım (-1414) fıkıhtan “Şerh-i Manzume-i Nesefî”yi yazdı. Birçok medrese kitabına yazdığı şerh ve hâşiyeleri medrese öğrencileri arasında çok tutulan Amasyalı Dede Cengî Efendi ( -1567), fıkıhtan “Vehbaniye” adlı bir manzume yazdı. Sirozlu Hüseyin (-1591), manzum Cezerî Şerhi olan “Dürr-i Meknûn”u yazdı.

Özellikle nahiv alanında “Kâfiye” ve “Elfiye” kitaplarının manzum olarak birçok şerh ve hâşiyesi görülmektedir.

Germiyanlı Hüsamzâde İbrahim Efendi ( -1607) “Fıkh-ı Ekber” ve “Şâfiye”yi, Abdülkadir Feyyumî (-1613) beyan üzerine “Ferâidü’l-Belâga”yı, Tokatlı İshak İbni Hasan ( -1688) “Akaid”i, Hıbrî Ali Efendi ( -1669), Türkçe bir akaid olarak “Zuhru’l-Masîr”i, “İshak Hocası” Ahmet Efendi ( -1708) “Akaid”i, Ayn-ı Ekber Muhammed Efendi ( -1722) Türkçe “Şemail-i Şerif”i, Abdürrahim Efendi akaid, feraiz, tecvid ve nahiv konularını, Abdürrahim Efendi ( -1885) “Kaside-i Nûniye”, “Kaside-i Tâiye” ve “Şerh-i Şâfiye”yi, Elbistanlı Hayatî Ahmet Efendi de “Kaside-i Nûniye”yi manzum hale getirdiler.

Bu konularda daha birçok örnek vermek mümkündür. Üstelik sadece belli konular üzerindeki ders kitapları değil Arapça ve Farsça lûgatlar bile manzum olarak yazılmaya başlandı. Bunlara örnek olarak şu şahıslar verilebilir: Fatih devri âlimlerinden Muhammed İbni Veli (Kâtibiyye), Kanûnî devri âlimlerinden Abdülcelil İbni Yusuf (Sekr-i Sâfî ve Seb’atü Ebhur), Muhammet Ali Dede (Gevher-i Manzum), Abdürrahim Efendi ( -1865) (Lûgat-ı Arabiyye) v.s. Sümbülzâde Vehbi’nin ( -1809) Farsça öğretmek için yazdığı manzum “Tuhfe-i Vehbi” adlı sözlük ile Arapça öğretmek için yazdığı manzum “Nuhbe-i Vehbi” adlı eserlerin de eğitim tarihimizdeki yeri büyüktür.

3. Medreselerin ıslahı döneminde ders programları

Osmanlı medreselerindeki eğitim hem disiplin hem de prog-ram bakımından zaman içinde bozuldu. İlk zamanlarda ilmiye mesle-ğindeki sıraya riayet, müderrislerin yükselmeleri ve her kademede okutacakları dersler bakımından bazı düzenlemeler yapıldı. Ancak bu tür çalışmaların etkin bir sonucu alınamadı.

Osmanlıların Batı tipinde ilk kurdukları okullarda uyguladık-ları programlarda klasik medrese programlarının etkisi vardı. Ancak zaman geçtikçe Batı örneğinde kurulan okullar program bakımından medrese örneğinden uzaklaşarak Avrupa okul programlarını uygula-maya başladılar. Medrese cephesinde ise, 1867 ıslahat programında klasik bir medrese ders programı biraz daha sistemli halde verilmektedir. Şeyh Ali Efendizâde Muhyiddin Efendi’nin 1897’de sunduğu programda da medrese dersleri ağırlıkta olmakla beraber Coğrafya, Hendese, Kimya gibi yeni derslerin teklif edildiği görül-mektedir. İİ.Meşrûtiyet döneminde Hoca Muhyiddin, Eşrefefen-dizâde Şevketî gibi düşünürlerin önerdikleri programlarda klasik medrese derslerinden çok yeni dersler yer almaktaydı.

Medreselerin büyük ıslahat programı olan Dârü’l-Hilâfeti’l-Âliye Medreselerinin ders programları ise alabildiğine lise ders programlarına benzetilmişti. Burada Almanca, Fransızca, İngilizce, Rusça gibi yabancı diller, Kimya, Biyoloji, Fizik, Tarih, Coğrafya, Felsefe v.s. ile âdeta bir İmam-Hatip Lisesi programı yapılmış oluyordu. Dolayısıyla, -klasik değilse bile- ıslahat dönemi Osmanlı medreseleri, İmam-Hatip liseleri ile hâlâ yaşıyor denilebilir.Kaynak:A.K.Ü. Anadolu Dil-Tarih ve Kültür Araştırmaları Dergisi, Afyon 1996

 


19

Haziran
2012

HADİS-FIKIH-TEFSİR USULÜ DERSLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  2.084 Kez Okundu

HADİS TARİHİ VE USULÜ:HADİS İLMİNE GİRİŞ
Geçmişte Şer’i ilimler veya nakli ilimler diye isimlendirilen, günümüzde ise İslami ilimler denilen ilim grubunun bir alt dalıdır. İslam dinini konu edilen Nakli/Şer’i İlimler tefsir, hadis, fıkıh, kelam Hz. Peygamberin sünnetine dayanırlar. Dolayısıyla bu ilimler İslam dininin ilkeleri doğrultusunda oluşturulmuş, Müslümanlar tarafından geliştirilmiş İslam dinine içerden bakan ilimlerdir.
İslam tarihi, İslam mezhepleri tarihi, İslami ilimler tarihi ise İslam dinini konu edinmeleri bakımından ilk bakışta İslami ilimler içersinde yer alıyormuş gibi görünseler de aslında tarih biliminin alt dalıdırlar.
SÜNNET KAVRAMI
Sünnet kelimesi s-n-n kökünden gelir. Sözlükte üzerinde devamlı olarak yürünen yol, hayat tarzı, gelenek, adet, hal, tavır, karakter, uygulama, kanun , kural gibi anlamlara gelir.Sünnet kelimesi ara sıra ve gelişigüzel yapılan şeyleri değil; adet niteliğinde,devamlı ve sürekli aynı zamanda bilinçli davranışları ifade eder.
Sünnetin hadis ilminde ki anlamı ise; Hz. Peygamberin sözler, davranışları ve onaylarıdır. Yani O’nun yolu ve hayat tarzı, sürekli ve devamlı davranışlarıdır.Bu anlamıyla sünnet terimi ‘’Allah elçisinin sünneti’’anlamına gelen Sünnet-Resulullah ifadesinin kısaltılmış şeklidir. Sünnet Hz. Peygamberden gelmesi bakımından 3’e ayrılır.
1- Kavli Sünnet : Hz. Peygamberin sözleridir.
2- Fiili Sünnet : Hz. Peygamberin fiilleri ve davranışları
3- Takriri Sünnet : Sahabe tarafından söylenen söyleri ve yapılan davranışları onaylaması ve karşı çıkmamasıdır.
Sünnet kavramı Kur’an ile sıkı sıkıya bağlantılı bir kavramdır. Çünkü; Hz. Peygamber kendi hayatında Kur’an’ın bütün emirlerini ve hükümlerini uygulamakla yükümlüdür.
Sünnet kavramını Hz. Peygamber’e Allah tarafından verilen görevler doğrultusunda değerlendirmek gerekir. Kur’an’ın bildirdiğine göre Hz. Peygamber’in temel görevleri şunlardır:
Tebliğ : Allahtan almış oldukları vahyi eksiksiz olarak insanlara bildirmek.
Beyan : Dini tebliğ. İndirilen kitabı ümmetine açıklaması.
Tezkiye : İnsanları kötü huylardan, günahlardan, kötülüklerden temizlenmesi, arındırılması.
HADİS
Sözlük anlamı haber verme, anlatılan haber verilen husus, söz demektir. Terim olarak hadis:Hz. Peygamber’in sünnetini haber veren ,sünnetin söz ile ifade edilmiş haline hadis denir.
Sünnet kavramı; Hz. Peygamber’in davranışlarını, hadis ise O’nun davranışlarının, sözlerinin ve onaylarının tanıkları tarafından haber verilmesini ifade eder.
HABER
Sözlük anlamı; bir olay veya nesneyi gören, tanık olan birinin,görmeyen,tanık olmayanlara söylemesi,iletmesi ile elde edilen dolaylı bilgidir. Hadis ilminde haber bazı alimlerce hadis terimiyle eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Haber hadisten daha geniş anlamlıdır.Her hadis aynı zamanda haberdir ama her haber hadis değildir.
iHADİSİN İKİ TEMEL ÖĞESİ: İSNAD VE METİN
1-İSNAD VEYA SENED:İsnad kelimesi Arapça s-n-d kökünden türemiş mastardır. Bir şeyi bir yere dayamak demektir.Hadis ilminde isnad dendiğinde hadislerin başındaki ravi silsilesini gösteren isimlerden oluşan ravi zinciri anlaşılır.Buna sened denir.
Hadis ilminde başında senedi yani isnad zinciri zikredilmeyen hadislere muallâk hadis denir. Hadislerin başındaki senedler bu işlemleri yanında hadisin geçirdiği tarihsel sürecide yansıtırlar.Hadis tarihinde Mutekaddimun dönemi denilen hicri ilk 4 asırda ki kitaplarda hadisler hep ravi zincirleriyle birlikte verilmiştir
2-METİN:
Hadiste nakledilen içerik anlamına gelir. İsnad zincirinin peşinden gelen Hz. Peygamber’in sözlerini ve davranışlarını ifade eden kısma metin denir. Çoğulu mütun şeklindedir. Hadis ilminde bir hadisin farklı isnad zincirleriyle gelen her bir kanalına tarik ve vech denir.
HADİS İLMİ TANIMI
Hadis ilmi klasik kaynaklarda İlmü’l-hadis,Ulumu’l hadis,İlmü’r-rivaye, Usulü’r-rivaye, İlmü’l-eser gibi genellikle Arapça kelimesinin tekil ve çoğuluyla yapılmış isim tamlamalarıyla ifade edilir.
İbn Cemaa, hadis ilmini ‘’hadislerin senet ve metinlerinin halleri ile ilgili kurallar ilmidir’’ diye tanımlar. Büyük hadis alimi İbn Hacer’in tanımı ise ‘’Ravi(rivayet eden ve mervi (rivayet edilen metinlerin) hallerini bildiren kaideler bilgisidir’’ şeklindedir.
KONUSU VE AMACI
Hadis ilminin konusu; hadisleri nakleden raviler ve bu raviler tarafından nakledilen Peygamberimiz’e dair rivayetlerdir.
Hadis ilminin amacı; hadislerin makbul olanlarını makbul olmayanlardan ayırmaktır.
Hadis ilmi ve hadisle ilgili faaliyetler rivayet ve dirayet olmak üzere 2 ye ayrılır.
RİVAYET: Daha çok hadis öğrenme, nakletme, derleme, hadisleri içeren kitaplar telif etme gibi faaliyetlerini kapsar.
DİRAYET: Hadislerin senet ve metinleri ile ilgili her türlü birikimi, yeteneği ve faaliyeti kapsar.
HADİS İLMİ İLE İLGİLENENLERE VERİLEN İSİMLER VE ÜNVANLAR
Hadis ilminde yolun başında olanlara• talip denir
Hadis alimleri için genel olarak çoğunlukla • muhaddis veya hafız tabiri kullanılır.
Hadis ilminde daha ileri düzeyleri ifade etmek için• İmam, Huccetu’l İslam, Şeyhu’l-İslam, Emirrü’l-mü’min’in fi’l-hadis gibi unvanlar da kullanılmıştır.
PEYGAMBERİMİZİ KONU EDİNEN DİĞER İLİMLER
Megazi : Hz Peygamberin savaşlarını konu edinir.
Siyer : Hayatının bütün yönleriyle ilgilenir.
Şemail : Fiziksel özellikleriyle ve ahlaki yapısıyla ilgilenir
Delail : Mucizelerini konu edinir.
HADİS İLMİNİN ÖNEMLİ ALT DALLARI
Hadis Tarihi
Hadisi tarih biliminin ölçütleriyle ele alır. Türkçe yazılan ilk hadis tarihi kitabı İstanbul üniversitesi İlahiyat şubesi hocalarından İsmail Hakkı tarafından 1924’de yazılmıştır.
İlk müstakil Türkçe eser Ankara üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Talat Koçyiğit’in yazmış olduğu ve ilk baskısı 1977 ‘de neşredilen Hadis Tarihi isimli eserdir.
Hadis Usulü
Hadis ilmi hadisle ilgili bütün problemleri ele alırken, Hadis Usulü sadece hadis tenkidinin temel kurallarını özetler ve temel kavramlarını tanımlar. Hadis usulüne Hadis Terimleri İlmi anlamına gelen Mustalahu’l Hadis ‘de denir.
Hadis Usulü Kitapları
Hadis usulü alanında günümüze ulaşmış en eski eser İmam Şafi’nin er-Risale’sidir. Bu eser aynı zamanda ilk fıkıh usulü kitapları arasında zikredilir.Günümüze ulaşan ilk hadis usulü kitabı Ramhürmüzi’nin el-Muhaddisü’l-Fasl’ıdır.
Hadis usulü kitapları Mütekaddimun ve Müteahhirun dönemleri denilen iki dönemde ele alınır. Hadis tarihinde klasik kitapların yazıldığı mütekaddimun dönemi h.4. asrın başına ,hatta bazılarına göre sonlarına kadar devam eder. Bundan sonrasına müteahhirun dönemi denir.
Mütekaddimun Hadis Usulü Kitapları
1. Er-Ramhürmüzi’nin el-Muhaddisu’l-fasıl’ı
2. Hakim en-Nisaburi’nin Marifetü ulumi’l-hadis’i
3. Hatib el-Bağdadi’nin el-Kifayesi
Müteahhirun Hadis Usulü Kitapları
1. Kadı İyad’ın el- İlma’sı
2. Meyanci’nin Ma la yese’u’l –muhaddise cehlüh
3. İbnü’s-salah’ın Ulumü’l-hadis’i
Rical İlmi
Rical Arapçada adam kişi anlamına gelen racül kelimesinin çoğuludur. Bu ilme rical ilmi denmesinin sebebi hadis nakleden kişileri, yani ravileri kendisine konu edinmesi sebebiyledir.Rical ilmi hadis ravileri hakkında hadis rivayetine ehil olup olmadıklarını incelemeye yönelik gerekli her türlü bilgiyi derlemek ,korumak ve değerlendirmek amacıyla ortaya çıkmıştır.
Rical ilminin bir diğer adı da Cerh ve Ta’dil dir.Cerh; Raviler hakkında olumsuz kanaat bildirme Ta’dil ise;olumlu kanaat bildirme anlamında kullanılır.
Cerh edene Carih, cerh edilmiş yani kusurlu bulunmuş olana ise mecruh denir. Ta’dil edene muaddil veya müzekki , ta’dil edilmiş olana ise adil , adl , sika , cerh-ta’dil faaliyetine tenkid,bu faaliyeti yapana münekkid denir.
Rical ilmi hadis alimlerinin insani hatalara ve hadis uydurmacılığına karşı bir tedbir olarak geliştirdikleri ve başka medeniyetlerde görülmeyen İsnad Sisteminin bir uzantısıdır. Ali b. El-Medini “Hadislerin manalarının anlaşılması ilmin yarısıdır.Diğer yarısı da rical bilgisidir.”demiştir.
İlelü’l-Hadis ilmi
İlal Arapça , sebep hastalık ve kusur anlamlarına gelen illet kelimesinin çoğuludur.Hadis ilmin de illet ilk bakışta sahih görünen hadislerde ancak derin bilgi ve tecrübe sahibi hadis uzmanlarının görebileceği gizli kusur anlamına gelir.Bu tür gizli kusur taşıyan hadislere muallel veya ma’lul hadis denir. İlelü’l-Hadis ilmi hadislerdeki bu tür gizli ve fark edilmesi zor kusurlar ile ilgilenen bunları bulmayı, düzeltmeyi amaçlayan bir ilim dalıdır.
İllet ağırlıklı olarak hadisin senedinde olmakla beraber metninde de bulunabilir. İlletli hadisler konusu muhaddisler tarafından çok önemli görüldüğünden bu konuda müstakil kitaplar yazma gereği duymuşlar Bu yüzden illet konusu hadis ilminin ayrı ve müstakil bir alt dalı olarak kabul edilmiştir.
Günümüze ulaşan ilel kitapları şunlardır;
Ali b. El-Medini’nin İlel’ül-Hadis’i
Yahya b. Main’in et-Tarih ve’l-ilel’i
Ahmed b. Hambel’in el-ilel ve merifetü’r-rical’i
Ğaribü’l-Hadis İlmi
Hadis ilminde Ğaribü’l-Hadis dendiğinde az kullanıldığı, yaygın olmadığı veya manası kapalı olduğu için anlaşılması zor olan kelimeler ve bunları konu edinen ilim dalı anlaşılır.
Hadisteki ğarip kelimelere dair yazılmış olup günümüze ulaşan ilk kitap Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam’ın Ğaribü’l-Hadis isimli kırk senede hazırladığı kitaptır. Günümüze ulaşan en mühim eser ise; Hattabi’nin Ğaribü’l-Hadis’idir.
İhtilafül-Hadis İlmi
İhtilaf Arapçada iki veya daha fazla şeyin birbirleriyle uyuşmaması, ters düşmesi, farklı olması , insanların görüş ayrılığına düşmesi gibi anlamlara gelir. İhtilafül-Hadis sağlam bir hadisin yine sağlam bir hadis ile zıt düşmesi veya öyle görünmesi yada algılanmasıdır. İhtilafül-Hadis İlmi bu tür zıt görünen hadisleri konu edinip bunları değerlendiren ve zıtlığı çözmeye çalışan ilim dalıdır.
Hadisler arasındaki ihtilafın giderilmesinde 4 temel yöntem vardır:
1. Cem’ ve Ta’dil : Bu yöntemin esası çelişen hadislerin her ikisini birden çok ise hepsini bağdaştırarak ,herhangi birini terk etmeden birlikte geçerli saymaktır.
2. Nesh : İslami ilimlerde nesh’in tanımı:”Şer’i bir hükmün dah sonra geln Şer’i bir delil ile kaldırılması “şeklindedir.Yürürlükten kaldırılan önceki hükme mensuh,yürürlükten kaldırmaya sebep olana nasih denir
3. Tercih : Birtakım ölçütlere dayanarak çelişen hadislerden birini tercih edip öbürünü terk etmektir. Tercih sebepleri çok olmakla beraber kısaca şu 3 şekilde toplanılabilir;
Senet ile İlgili Sebepler : Ravilerin sayısı, İlim ve sikalık yönünden üstünlükleri, hadis öğrenme şekilleri ve olayla ilgileri gibi hususların tercihi
Metin ile İlgili Sebepler : İhtiyata elverişli olanın veya haramlık ifade edenin tercihi
Harici Sebepler : Kur’an-ı Kerim’in zahirine , sünnete ,dinin genel kurallarına uygun olanın tercihi
4. Tevakkuf: ihtilafı giderme yöntemi olarak tevakkuf çelişen hadisler konusunda karar vermemek, askıya almak, karar vermeyi sağlayacak delil ve karineler bulununcaya kadar beklemek anlamına gelir.
Hadisler arasında çelişkiyi giderme yöntemlerine hangi sıralamaya göre başvurulacağı alimler arasında önemli bir tartışma konusudur.
Hadisçiler ; Cem’, Nesh, Tercih, Tevakkuf,
İslam Alimlerinin çoğunluğu ; Cem’, Tercih, Nesh, Tevakkuf,
Hanefiler ; Nesh, Tercih, Cem’, Terk şeklinde bir sıralama dahilinde çelişkinin giderilmesi gerektiğini savunurlar.
İhtilafül-Hadis konusunda günümüze ulaşan önemli kitaplar şunlardır:
İmam Şafi ‘nin İhtilafül-Hadis’i
Kuteybe’nin Te’vilü muhtelifi’l hadis
Ebu Cafer et-Tahavi’nin Müşkilü’l-asar
Esbabü Vürudi’l-Hadis İlmi
Esababü Vürud geliş , ortaya çıkış sebepleri anlamına gelir.Bu ilim dalı hadislerin söyleniş sebepleri , hangi ortamlarda, ne amaçla söylendiklerini araştırır. Bu ilim , hadislerin daha iyi anlaşılması , hadisler ile ilgili bazı problemlerin çözümü açısından çok önemlidir.
HADİS TENKİDİNİN TEMEL İLKELERİ
Hadislerin gerçekten Hz.Peygamber’e ait olup olmadığını araştıran hadis tenkitçiliği , insanoğlunun haberlerin doğruluğunu belirlemek için şimdiye kadar bulabildiği ve kullandığı üç evrensel yöntemi kullanır:
1. Haber verenin iki temel özelliği ,haberin doğruluğunu doğrudan etkilemektedir.bunlar dürüstlük ve insani kusurlardır.
2. Haberin başka kaynaklardan te’kidi yani aynı haberi veren başka kaynaklar olup olmadığının araştırılması , varsa ikisinin karşılaştırılması.
Hadis tenkitçiliğinin en temel yöntemi, hadislerin farlı rivayet kanallarının ve zincirlerinin araştırılması , bir raya toplanması ,karşılaştırılması ve bir bütün olarak değerlendirilmesi esasına dayanır.Bu işlemler hadis ilminde ,hadisin farklı kanallarının toplanması anlamına gelen Cem’u’t-Turuk ve bu farklı kanalların karşılaştırılıp değerlendirilmesi anlamına gelen Muaraza kavramıyla ifade edilir.
3. Herhangi bir hadis akla, Kur’an’a İslam dininin genel ilkelerine , İslam alimlerinin İcma’sına ,Hz Peygamberin yaygın ve meşhur sünnetine ,kesin bilimsel verilere gerçeklere aykırı bulunuyorsa kabul edilmemiştir
FIKIH USULÜ
İSLAM HUKUKUNUN OLUŞUM SÜRECİ VE DÖNEMLENDİRİLMESİ
İslam Hukukunun Hz.Peygamber, sahabe ve tabiun dönemlerinde hazırlık safhasını tamamladığı; müctehid imamlar döneminde sistemleşmeye başladığı; mezhep merkezli dönemde ise sistemin olgunlaştığı ifade edilebilir. Müctehid imamlar sonrasındaki dönem literatürde genelde,’’taklid dönemi’olarak nitelenmektedir.Taklid döneminden sonraki aşama ise ‘’kanunlaştırma ve uyanış dönemi’ adıyla ifade edilmektedir
1-HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ
Mekke döneminde tebliğ edilen esaslar ağırlıklı olarak, Allah’ın birliği, Peygamberlik müessesesi, Ahiret hayatı gibi temel inanç ilkelerinin yerleştirilmesine yönelik olmuştur. Mekke dönemindeki tebliğ sürecinin insanları inanç ve ahlak bakımından belli bir düzeye getirerek,daha sonra emredilecek somut ve ayrıntılı hükümleri kabul edebilecek olgunluğu kazandırma gayesi taşıdığı anlaşılmaktadır.
Medine döneminde ise Müslümanlar, şehrin yönetimi üzerinde etkisi olan bir topluluk haline geldiler. Bu dönemde ibadet konuları ile ilgili ayrıntılı hükümler ve sosyal hayatın her alanını düzenleyen kurallar vaaz edilmiştir.
Bu Dönemde Hukukun Kaynakları
İslam Hukuku’nun ilk kaynağını Kur’an, Fıkıh terminolojisindeki ifadesiyle Kitap oluşturmaktadır. Bunun yanında Hz. Peygamber’in Sünnet’i yer almaktadır. Sünnet, ahkam ayetlerinin anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlar. Ayrıca Kur’an ‘da temas edilmeyen konuları hükme bağlar. İslam hukuku terminolojisinde, Kitap ve Sünnet’in her ikisini ifade etmek için nas terimi kullanılmaktadır. İslam Hukuku’nun diğer kaynaklarını ifade etmek için ise içtihad terimi kullanılır.
Hz. Peygamber döneminde içtihad bağımsız bir hukuk kaynağı niteliği taşımaz. Sahabinin valilik ile görevlendirildiklerinde önem kazanan içtihad ise ancak Hz. Peygamber’in onayından geçtiğinde geçerli kabul edilmekteydi.
Bazı Yazarlar Hz. Peygamber döneminde İslam öncesi döneme ait örflerin de bir hukuk kaynağı nitelediği taşıdığını ileri sürmektedir..Ancak bunların geçerliliği Hz. Peygamber tarafından onaylanmalarıyla mümkün olmuştur. Sonuç olarak Hz. Peygamber döneminde İslam hukukunun iki kaynağından bahsetmek mümkündür: Kitab ve Sünnet.
Bu Dönemin Temel özellikleri
a-Tedrice Riayet
Bu dönemde mükellefiyetler aşama aşama belirli bir hazırlık ve alıştırma süreciyle yürürlük kazanmıştır. Bu durum en temel ibadetlerde dahi görülmektedir. Aynı şekilde birçok şeyin haram kılınması birkaç aşamada hayata geçirilmiştir.
b-Kolaylık İlkesi
İlahi iradenin mükellefler için kolaylaştırmayı hedeflediği bizzat Kur’an’da açıklanmıştır. Hz. Peygamber’in de günah söz konusu olmadığı müddetçe iki alternatifinin en kolayını tercih ettiği nakledilmektedir. Birçok konuda ruhsatlar tanınması, zaruretlerin mahzurlu uygulamaları mübah kılması; ikrah, hastalık, yolculuk, hata, unutma vb. hususların mükellefiyetlerin hafifletilmesinde bir etken olması;yükümlülüklerin sınırlı tutulması ve genişletilmesi; bunun aksini gerektirecek tavırlar içerisine girilmemesi kolaylık ilkesi çerçevesinde değerlendirilebilir.
c-Toplumun Maslahatının Gözetilmesi
Hz. Peygamber döneminde bazı hukuki düzenlemeler toplumun maslahatı doğrultusunda değişime tabi tutulmuştur. Mesela önceleri ebeveyn ve yakın akraba hakkında vasiyette bulunma mükellefiyeti söz konusu iken, daha sonra mirasçılar ve hisseleri ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Bu tür maslahatı dikkate alındığından dolayı, dinin temel asıllarıyla çatışmayan İslam öncesi uygulamaların İslam Hukuku bünyesinde sürdürüldüğü görülmektedir.
Hz. Peygamber dönemi; yürürlüğe giren birçok hüküm toplumda somut olarak ortaya çıkan problemlere cevap niteliğindedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber döneminde bir yandan toplumun ihtiyaç ve maslahatı gözetilirken, diğer yandan toplumu daha yüksek gayelere yönlendirerek daha iyi bir topluma dönüştürmeyi amaçlayan bir hukuk siyaseti izlenmiştir.
2- SAHABE DÖNEMİ
Sahabe döneminden bahsettiğimizde dört halife dönemi ve kısmen Emevi idaresini kapsayan bir zaman dilimi söz konusudur. Hz.Ebu Bekir ve Hz. Ömer döneminde içtihad yapabilme niteliğine sahip olan sahabelerin Medine’de bulunması, bazı konular da istişare ile geniş tabanlı bir karara ulaşılmasını kolaylaştırılmıştır. Hatta Hz. Ömer zamanın da belli başlı hukukçu sahabeler Medine de ikamete mecbur edildiğine dair rivayetler vardır.İleriki aşamalarda belirli fakih sahabeleri üstad olarak kabul eden çeşitli ekolleşmeler görülecektir. Mekke’de İbn Abbas, Kufe ‘de Abdullah b.Mesud, Medine’ de Zeyd b. Sabit gibi fakih sahabeler gerek fatva hususunda gerekse fıkhi birikimin aktarılmasında önemli rol oynamışlardır.
Sahabe Döneminde Hukukun Kaynakları
Sahabe döneminde hukukun ilk kaynaklarını naslar oluşturuyordu. Hukuki bir mesele ile karşılaşan sahabe konuyla ilgili nassa ulaşılamadığında meselenin çözümü için içtihad yapılıyordu.Sahabe zamanında içtihad bağımsız bir hukuk kaynağı olarak nasların yanında yer alıyordu. Dolayısıyla sahabe döneminde İslam hukukunun kaynakları Kitap, Sünnet ve İctihaddır. Hz. Ebu Bekir ve Ömer konuyla ilgili nassa ulaşamadıkları zaman Hz. Peygamber’in meseleye açıklık getiren bir hükmü olup olmadığını araştırırlardı. Bulamazlarsa ileri gelen hukukçu sahabelerle bir araya gelerek meseleye çözüm getirirlerdi. Bu şekildeki toplantılara ‘’Şura’’ denirdi. Fakih sahabelerin hepsinin toplandığı veya karar açıklandıktan sonra bir muhalefetin söz konusu olmadığı şura sonuçları, daha sonraki döneme sahabenin icmaı şeklinde yansımıştır. Bu durum daha çok ilk iki halife döneminde etkilidir. Çünkü sonraki periyotta çeşitli İslam ülkelerine dağılan sahabelerin bireysel içtihadları görülmektedir. Kimi yazarlar ,sahabe döneminde gerçekleşen şura faaliyetlerin icma şeklinde niteleyerek bu dönemde hukukun dört kaynağı olduğunu savunmuşlardır.
Sahabe Dönemindeki İçtihad Faaliyetlerinin özellikleri
İçtihad geniş bir şekilde uygulanmış ve teşvik edilmiştir.Bu dönemde görünen içtihad faaliyetleri somut meseleleri çözmeye yöneliktir. Farazi fıkıh olgusu yoktur.
Sahabe, içtihadi hükümler ile nasların açık hükümlerinin bağlayıcılık açısından aynı derecede olmadığının farkındadır. Yani içtihadın hata ihtimaline açık ve göreceli olduğunun bilincinde olmuşlardır. Bundan dolayı aynı konuda farklı ictihadlarda bulunmuşlar ve birbirlerini itham etmemişlerdir.
Bu dönemde, belli illet ve hikmetlere dayandığı düşünülen nasların, zaman ve şartların etkisi sonucu illetlerinde bir değişme yaşandığı kanısıyla, gai(amaçsal) yoruma tabi tutuldukları görülmektedir. Hatta bazen müellefe-i kulûb uygulamasına son verilmesi uygulamasında olduğu gibi nasların lafızları aşılmıştır. Nassların gai yoruma tabi tutularak lafız anlamlarının uygulanmaması oldukça hassas bir konudur. Bu tavrın genel bir kural haline getirilmesi hukuk emniyetini ihlal edici bir durumdur.Sahabe nesli ise nassların ortaya çıktığı bağlamı ve ilk uygulanışlarını bizzat yaşamalarından, lafzi ve gai yorum arasındaki dengeyi kurabilecek yeterliliğe sahip olmalarından dolayı bu yöntemi kullanabilecek kişilerdir.
İçtihad hususunda sahabeye rehberlik eden ana unsur, Hz. Peygamber’le birlikte olmanın, onun hukuki konulardaki yaklaşım tarzına tanık olmanın kazandırdığı melekedir. Bazen Hz. Peygamber dönemindeki bir olayla benzerlik kurmuşlar, bazen de fayda ve maslahat açısından konuya yaklaşmışlardır. Yaptıkları ictihad faaliyeti re’y adı altında ifade edilmiştir. Rey terimi sonraki dönemlerde sistemleşmiş, kıyas, istihsan, ıstıhlah gibi kısımlara ayrılmıştır.
Sahabenin İhtilaf Sebepleri
Naslar delalet açısından, her zaman aynı kesinliğe sahip değildir. Bazı nasların farklı anlama ihtimalleri mevcuttur.
Sahabelerin sünnet konusundaki birikimi aynı seviyede değildi. Bir de sahabe, rivayetlerin Hz. Peygamber ‘e aidiyeti konusunda farklı kriterler benimsemişlerdi.
Her sahabenin zihin yapısının, hukuki melekesinin ve sosyal çevresinin farklı olması, içtihadi konularda görüş ayrılığını da beraberinde getiriyordu. Dini anlayış ve algılayış biçimlerindeki zihniyet farklılığı da sahabenin içtihad farklılıklarının nedenleri arasındadır. Yani bazı sahabe nassların lafzına bazıları da muhtemel manalarına göre hüküm vermişlerdir. Bu farklılık iki ayrı damar şeklinde, sonraki dönemlerde görülecek olan ekolleşmelerde de kendini gösterecektir.
Sahabe Döneminin Temel Özellikleri
Bu dönemde naslar hukuki açıdan yorumlanmış, sonraki dönemlere intikal edecek bir birikim meydana getirilmiştir. Sahabe müctehidleri bu yorumlama sırasında kendi lisani bilgileri ve hukuk nosyonlarının yanı sıra, nüzul ve vurud sebeplerinden de yararlanmışlardır. Sahabe fetvaları da sonraki dönemler için kaynak teşkil etmiştir.
Bu dönemde siyasi gruplaşmalar da hukiki anlayışı etkilemiştir. Hariciler,siyasi açıdan muhalif oldukları sahabelerin rivayet ya da fetvalarına değer vermemiş, sünnet malzemesini önemli ölçüde dışlayan,ayrı bir hukuk anlayışı geliştirilmiştir. Şia yalnızca ehl-i beyt olanların taraftarı olan sahabelerin rivayetlerini kabul etmiştir. Sadece ehl-i beyt imamlarının fetvalarına değer vermişlerdir. Daha sonra Ehl-i sünnet ve’l cemaat adını alacak olan çoğunluk ise, rivayetin kabulü için siyasi görüş farklarını bir kriter olarak benimsememiş; güvenilir kabul ettiği ravilerin aktardıkları haberleri hukuki materyal olarak kullanmıştır.Bu ana bünye, tabiun neslinde devam etmiştir.
3-TABİUN DÖNEMİ:İslam ülkesinin sınırlarının genişlemesi, farklı sosyal çevreye ve etnik kimliğe mensup birçok insanın İslam’la tanışması gibi sebeplerle tabiun döneminde fıkhi faaliyetler canlamıştır. Bu dönemde çok sayıda Arap asıllı olmayan müçtehidinin (mevali) fıkıh ilminde uzmanlaştığı dikkat çekmektedir. Bu dönem hukukçuları, sahabe hocalarından aldıkları birikim ve nosyonla İslam hukuku çalışmalarını sürdürmüştür. Hukuki faaliyeti yönlendiren sahabe dönemi hukukçularından sonra aynı rolü tabiun nesli öğrencileri üstlenmişlerdir. Emeviler’in dini hassasiyetinin pek olmaması ve ilim adamları ile – nispeten- mesafeli olan durumu, İslam hukuku alanındaki faaliyetlerin tamamen hukukçuların şahsi gayret ve inisiyatifi ile yürümesine zemin hazırlamıştır.
Tabiun Döneminde Hukukun Kaynakları
Tabiun döneminde de Kitap, Sünnet ve ictihad hukukun ana kaynaklarını teşkil ediyordu. Tabiun dönemi hukukçuları Kitap veya Sünnet’te bir çözüm bulamadığı durumda sahabenin görüşlerine başvuruyordu. Kimi yazarlara göre bu durum bir çeşit icmadır. Konuyla ilgili farklı sahabe içtihadları varsa tercih yapılıyordu. Sahabe kavlinin, tabiun dönemi hukukçuları için bir nevi sünnet şeklinde telakki edildiğini söyleyebiliriz. Sahabe dönemi hukukçularının görüş bildirmediği hususlarda ise içtihad ediyorlardı.
Tabiun Döneminin Temel özellikleri
Hukuk Ekolleri:Hicaz-Irak Veya Hadis-Rey Ekolleri
Bu ayrım re’ycilerin hadisi hiç kullanmadıkları veya hadisçilerin asla re’yle içtihad etmedikleri anlamına gelmemelidir. Re’y ehli olan fıkıhçılar, nasların akılla anlaşılabilir illetlere dayandığını ve insanların maslahatını gerçekleştirmeyi hedeflediğini düşünmektedir nas bulunmayan yerde re’ylerini kullanarak ictihad etmekten kaçınmazlardı. Bazen naslardan elde ettikleri prensiplerin diğer bazı nassların zahiri (literal) anlamı ile çatışmasında bir sakınca görmezlerdi. Re’y içtihadını geniş bir çerçevede kullanmışlardır.
Hadis taraftarı alimler ise bütün çabalarını hadislerin ve sahabe fetvalarının ezberlenip anlaşılmasında yoğunlaştırmışlardır. Fıkhi uygulamaları bu nakle dayalı malzemenin anlaşılması ve sonradan çıkan olaylara tatbiki ile sınırlı kalmıştır. Nassın uygulanması, makul olmayan sonuçlar verse de bunda bir sakınca görmezlerdi. Bu tutumları dolayısıyla zorlayıcı bir durumla karşılaşmadıkça içtihada yanaşmazlardı.
Hadis taraftarlarının Hicaz bölgesinde, Re’y taraftarlarının Irak bölgesinde yoğunlaşmasını şöyle açıklıyabiliriz
Hicaz bölgesinde çok miktarda nakle dayalı fıkıh materyali bulunuyordu. Bunlarda Hicaz bölgesindeki fikhi faaliyetler için yeterli oluyordu.
Irak’ta ise bu yoğunlukta rivayet malzemesi bulunmadığı için Iraklı hukukçular nasların illetleri nitesbit ederek genel kurallara ulaşmaya, lafzi olarak naslarla irtibatlandırılamayan olayları, illetler ve amaçlar aracılığıyla nasların ruhuna bağlamaya çalışıyorlardı.
Siyasal karışıklıklar sonucu ortaya çıkan ve Irak’ta yoğun bir etkisi olan kimi gruplar kendi ideolojileri doğrultusunda hadis uydurmaktan çekinmiyordu. Bu durum ıraklı hukukçuları rivayetlerin kabulü konusunda sıkı şartlar aramaya yönlendiriyordu. Yalnızca hukukçular arasında yaygınlık kazanmış olan rivayetleri kabul ediyor, dinin genel prensipleriyle bağdaştıramadıkları rivayetleri tevil ediyor veya reddediyorlardı.
Farklı etnik kökenlere ve kültürel çevrelere mensup insanların barındığı Irak coğrafyasında sosyal çevre ve gündelik hayat, karmaşık bir yapı arz ediyordu. Bu sebeple Iraklı hukukçular re’y metodunu oldukça etkin ve yaygın bir tarzda kullanmışlardır. Hayat şartlarının Hz. Peygamber ve sahabe dönemine nazaran çok farklılık göstermediği hicaz bölgesinde ise eldeki nakle dayalı malzeme ihtiyaca kafi geliyor, hakkında hadis veya sahabe fetvası bulunmayan bir mesele ile neredeyse karşılaşılmıyordu.
4-MÜÇTEHİD İMAMLAR DÖNEMİ
İslam hukukunun oluşum sürecinde oldukça önemli merhalelere sahne olan bu dönem için ‘’fıkhın altınçağı’’, ’’tedvin dönemi’’ gibi nitelemeler de kullanılmaktadır.
Bu dönemde fıkıh çalışmalarının yoğunluğunun ve itibarının artması ,buna bağlı olarak sistemleştirme ve ekolleşmenin gerçekleşmesi şu faktörlerle açıklanabilir.

• Bu dönem iktidarda olan Abbasiler, toplum üzerinde meşruiyet kazanmak ve etkinliklerini arttırmak amacıyla dini konulara ve ilim adamlarına ilgi göstermiş,bu alandaki çalışmaları teşvik etmiştir.
• İslam ülkesinin sınırlarının genişlemesi sosyal ve kültürel hareketliliği önemli ölçüde arttırmıştır. İslam’a yeni giren insanlar, ameli konularla ilgili birçok meselenin hükmünü öğrenme ihtiyacı hissetmiştir.
• Bu dönem hukukçuları, hukuk alanında sistemleşmeye imkan verecek bir gelenek ve alt yapıya sahiptir. Kur’an ve Sünnet’in hukuki yorumları sahabe ve tabiun fukahasının fetva ve içtihadları onlara İslam hukukunun tedvini ve sistemleştirilmesi noktasında sağlam bir zemin hazırlamıştır.
• Bu dönemde kabiliyetli hukukçular yetişmiş ve bunların etrafında ‘’mezhep’’ adıyla anılan hukuki yapılanmalar gerçekleşmiştir.

Müctehid İmamlar Döneminde Hukukun Kaynakları
Temel kaynaklar olan nasların yanında sahabenin ittifak halinde oldukları ictihadları (sahabe icmaı) ve sahabenin bireysel ictihadları, hukukun kaynakları içerisindedir. Re’y içtihadı ise sistemleştirilerek kıyas, istihsan, ıstıhlah (maslahat) gibi kısımlar halinde incelenmiş, her bir bölümün kaynak değeri ayrıca ele alınmıştır.
Müctehid imamlar Dönemi’nin Temel Özellikleri
Bu dönemin en bariz özelliği bir önceki kuşakta meydana gelen ekollerin içerisinden şahıs merkezli yeni bir hukuki yapılanmanın yani mezheplerin doğmasıdır. Mezhep ‘belli bir müçtehidin kendine mahsus içtihad usulü ve bu usul ile elde edilmiş fıkıh hükümleri bütünü’nü” ifade ediyordu. Önceki kuşaklarda fıkhi faaliyet ağırlıklı olarak pratik amaçlara yönelik iken, özellikle Hanefi ekolünde sistemleştirme amacıyla farazi fıkıh meselelerine yer verilmiştir.Fıkhın sistematik bir şekilde tedvin edilmesi bu dönemin özelliğidir. İctihadların naslarla bağlantısını göstermek ve sistematik tutarlılığını ortaya koymak amacı taşıyan fıkıh usulü disiplininin tedvini de bu dönemde başlamıştır.

5- MEZHEP MERKEZLİ DÖNEM
Bu dönem hicri 4. Asrın ortalarından itibaren başlayıp,19.yy sonlarına kadar sürmüştür. Hukuki faaliyetin mezhep yapılanması içerisinde sürdüğü bu dönem kimi yazarlarca taklid dönemi olarak adlandırılmaktadır. Usul terminolojisinde. ‘delilini bilmeksizin bir başkasının görüşüyle amel etmek’ anlamında kullanılan taklid, ictihad yeterliliği olmayan kişilerin müctehidlerin görüşlerine uymasını deyimlemektedir.
Bu dönemin en bariz vasfı, hukuki faaliyetlerin artık mezhep yapılanmaları çerçevesinde sürdürüleceğinin tüm toplum tarafından benimsenmiş olmasıdır.Bu olguyu ‘ictihad Kapısının kapanması’ şeklinde ifade edenler de vardır. Burada kastedilen ‘’mutlak ictihad’’tır. Mutlak içtihadın terk edilerek halkın mevcut mezheplere uymaya yönlendirilmesinin arka planında, içtihad yeterliliği haiz olmayan kimselerin bu işe kalkışmasına engel olma gerekçesi yatmaktadır.Ayrıca o dönemde mutlak içtihada pek ihtiyaç kalmamıştır.
Hukuki faaliyetlerin mezhep içerisinde sürdürülebileceği yargısının karakteristik bir ifadesini, Hanefi hukukçu Kerhi’nin (ö.340/951) yaklaşımlarında görebiliriz. Kerhi’ye göre Hanefi mezhebinin doktrini ile çalıştığı görülen ayet veya hadisler nesh, tevil, tercih vb. yöntemler kullanılarak uzlaştırılmştır. Kerhi’ye göre naslara doğrudan müracaat, bir mesele ile ilgili mezhebin kaynaklarında herhangi bir hüküm bulunmadığı zaman söz konusu olabilmektedir.
Bu dönemde mezhep yapılanmasının yaygınlaşmasını ve yerleşmesini sağlayan faktörleri şöyle sıralayabiliriz.

• İslam hukukunun ongunlaşma dönemi olan 4.asırda istikrar ve hukuki güvenliği arayışı ön plana çıkmıştı.
• Öğrencilerin hocalarının görüşlerini sistemleştirme ve yaymadaki gayretleri de ekolleşmeyi hızlandırmıştır.
• Müctehidlerin görüşlerinin yazılı kaynaklarda bir araya getirilmesi, hem hukuk öğretimini kolaylaştırmış, hem de mezhep yapılanmasına katkı sağlamıştır.

Mezhep Merkezli Dönemin Temel Özellikleri:Bu dönemde yazılan eserler genelde , İslam hukukunun mezhebin görüşleri çerçevesinde ele alınması ve ulaşılan hükümlerin temellendirilmesi gayesine yöneliktir.Bu eserlerde mezhebin kurucu hukukçularının içtihadları sistemleştirilmiş ve bunlardan hareketle bir takım genel kurallar çıkartılmıştır. Mezheplerin doktrinlerini özetleme gayesi güden metin veya muhtasar adıyla anılan kitaplarda bu dönemin ürünüdür. Çoğunlukla eğitim amaçlı kaleme alınan metinler (muhtasar) üzerine şerh ve haşiye çalışmaları da yapılmıştır.

Bu Dönemde; somut meselelerle ilgili üretilen çözümleri bir araya getiren fetva, nevazil veya vakıat türü eserler yazılmıştır.
Bu dönemde örfi hukuk ve kanunname geleneği dikkat çekmektedir. Özellikle Osmanlı uygulamasında hukuk sisteminin, fıkıh doktrinine dayalı şer’i hukuk ile hükümdarın iradesiyle pozitif hukuk kuralı niteliği kazanan örfi hukuk üzerine oturduğu görülmektedir.
6-KANUNLAŞTIRMA HAREKETLERİ VE YENİ DÖNEM
İslam hukuk literatüründe bu dönem Mecelle’in hazırlanışı ile başladığı ve günümüzde de sürdüğü iade edilmektedir. Bu döneme ‘’canlanma’’ ve ‘’uyanış’’adı da verilmektedir.
Mecelle olarak bilinen Mecelle-i Ahkam-ı Adliye 1869-186 yılları arasında hazırlanmış, 1851 maddelik bir kanundur. İslam hukukunda kanunlaştırma hareketini ilk örneğidir. Hanefi mezhebine bağlı kalınarak hazırlanmıştır.
İslam hukukuna dalı ikinci kanun 1917 yılında yürürlüğe giren Hukuk-ı Aile Kararnamesidir. Bu kanunu dikkat çekici özelliği Hanefi mezhebi dışındaki diğer mezheplerin, hatta görüşleri mezhepleşmemiş müctehidlerin ictihadlarından da yararlanılmış olmasıdır.
‘’Uyanış’’döneminin başından itibaren seslendirilen bir ‘’ictihad’’söyleminden de bahsetmek gerekir. Bu söylem çok somut sonuçlar vermemiştir.Bu söylemin pratiğe yansıması,kanunlaştırma hareketlerinde görülen seçmeci tavrın ötesine geçememiştir.
Ülkemizde 1926 yılından itibaren İslam hukukunun hukuki/kazai bir niteliği bulunmayıp, dini/diyani bir itibarı söz konusudur.
İSLAM HUKUKUNUN MAHİYETİ VE TEMEL ÖZELLİKLERİ
Hukuk; belli bir ülkede kişilerin birbirleriyle ,toplumla ve devletle ilişkilerini düzenleyen, devlet gücüne dayalı ,maddi zorlamaya kadar varan yaptırım araçlarıyla desteklenen kurallar bütünü biçiminde tanımlanır.
Hukukun toplumsal düzeni sağlama, toplumsal gereksinimleri karşılama ve adaleti gerçekleştirme biçiminde 3 temel işlevi yerine getirmesi gerekir.
İslam’da bireysel ve toplumsal yaşama ilişkin düzenleyici kuralları ifade etmek için fıkıh terimi kullanılmaktadır.
FIKIH KAVRAMI
Fıkıh Kelimesinin Analizi
Fıkıh; anlamaya ve bilmeye konu olan şeyin idrak edilmesi yani akli bir faaliyet veya zihinsel bir çaba sonucunda onun mahiyetinin kavranması anlamındadır.Aynı zamanda fıkıh ;derin bir sezgi ve öngörü ile tefekkür yolu ile bilme ve bilgiyi kontrol edecek düzeyde kuşatma eylemlerini de içerir.
Kur’an-ı Kerim’de fıkıh kelimesinden türeyen kelimeler şu anlamlarda kullanılır;
• Sözün anlaşılması
• Bireylerin ve toplumların tebliğin hakikatlerini inatları yüzünden kavrayamamaları
• Kalbin bir eylemi
• Eşyanın hakikatini kavramak
İslam’ın belli nitelikteki kurallarını belirtmek amacıyla kullanılan fıkıh terimi;”bilinenden bilinmeyene ulaşmak”biçiminde tanımlanmaktadır.
Fıkıh Kavramının Tarihsel Gelişimi
Kur’an-ı Kerim’de yalnızca bir ayette fıkıh kelimesine dinde derin kavrayış sahibi olma (dinde tefakkuh) anlamı yüklenmiştir.(Tevbe 9/122) Ayette geçen dinde tefakkuh tabiri dine ilişkin tüm meselelere dair derin kavrayışı temsil edecek ölçüde geniş kapsamlıdır.
Hadislerde ise ister akli bir faaliyete, isterse nakle dayalı olsun, her tür dini bilgiyi içerecek genişlikte bir anlama sahiptir.
Nitekim Ebu Hanife’ye nisbet edilen “Kişinin haklarını ve sorumluluklarını bilmesi” biçimindeki fıkıh tanımı da , dini bilginin tümünü içine alacak genişliktedir. Bununla birlikte fıkıh kelimesinin kavramlaşması sürecinde İmam-ı Azam’ın rolü büyüktür.
Ebu Hanife itikadi konuları ele aldığı eserine el-Fıkhu’l-Ekber ismini vermiştir. El-Fıkhu’l-Ebsat başlıklı eserinde “Dinde fıkıh, ahkamda fıkıhtan daha üstündür” demesi de ,fıkhın bağımsız bir disiplin olarak açığa çıkmaya başladığı aşamayı işaret etmektedir. Dinde fıkıh tabiriyle itikadi meselelerde ahkamda fıkıh tabiriyle ise ameli meselelerde bir kimsenin derin kavrayış sahibi olmasını kastetmiştir.
Fıkhın Terim Anlamı
Tarihsel süreçte fıkıh, fıkıh usulü ve fıkhın kendilerine özgü gereklerinden kaynaklanan sebepler ile iki şekilde tanımlanmıştır.
Birinci tanıma göre fıkıh; “Şer’i ameli hükümleri tafsili delillerine dayalı olarak bilmek”tir. Bu tanım fıkıh usulü alimlerine aittir.
Tanımdaki hüküm; bir şey hakkında bir durumun olumlu veya olumsuz olarak belirlenmesi demektir. “Güneş doğmuştur veya doğmamıştır” bu bir hükümdür.
Hükümler elde ediliş kaynağına göre 3 kısma ayrılır:
1- Akli Hükümler (Yalnızca akıl yolu ile elde edilen hükümler. 2 sayısı 1 sayısından büyüktür gibi)
2- Hissi Hükümler (Duyu organları vasıtası ile ulaşılan hükümler. Ateş yakıcıdır gibi)
3- Şer’i Hükümler (Dinin kaynaklarından çeşitli yöntemlere başvurularak elde edilir. Namaz farzdır gibi. Bir hükmün şer’i olarak nitelendirilmesi onun ilahi iradeye dayandığı anlamındadır)
Fıkıh, şer’i hükümlerle ilgilenir.
Şer’i Hükümler Düzenledikleri Konular Bakımından 3’e ayrılır :
1- İtikadi Hükümler (Dinin inanç yönüne ilişkin meseleler demektir. )
2- Ameli Hükümler (Kişilerin dışsal davranışları ile etkileri dışa yansıyan içsel davranışları ifade eder. Fıkıh ameli hükümler ile ilgilenir.)
3- Vicdani Hükümler ( İnsanın zühd, rıza, sabır, huşu gibi içsel tutumları anlamına gelir)
Kuran-ı Kerim Şer-i ameli hükümlerin elde edilmesinde başvurulması gereken ilk kaynaktır. Bu sebepler fıkhın tefsir ile ilişkisi vardır. Fıkıh ile hadis arasında da benzer bir ilişki bulunur. Fıkıh ancak Hadis bilimince Hz. Peygamber’e ait olduğu belirlenmiş sözleri, fiilleri ve takrirleri bir hüküm kaynağı olarak kabul eder.
Delil ise; Ulaşılmak istenen sonuca götüren klavuz, hüccet, kaynak, kanıt
Deliller ikiye ayrılır.
1- Tafsili Deliller : Her bir davranış ile ilgili hükmün dayandığı özel deliller. “Namaz kılın ayeti”
2- İcmali Deliller : Bir bütün olarak fıkhın kaynakları veya hükümlerin kendileri yolu ile elde edildiği yöntem kuralları kastedilir. “Kitap, sünnet, icma gibi”
Fıkıh , İcmali Deliller ile ilgilenir.
Fıkıh alimlerine göre ise fıkıh; “Şer’i ameli hükümler bütünü” anlamındadır. Bu da ibadat, muamelat ve ukubata ilişkin hükümleri kapsar.
Fıkıh ve Şeriat İlişkisi
Şeriat ilahi iradenin hüküm biçiminde açığa çıkması ve görünür hale gelmesi demektir. Bir terim olarak iki anlamda kullanılmaktadır.Geniş anlamıyla şeriat;”ilahi irade tarafından öngörülen dini hükümler bütünü “ demektir.Bu kapsamı itibariyle itikadi, vicdani ve ameli hükümlerin tümünü içine alacak genişliktedir.
Şeriat dar anlamıyla ise; değişime açık hükümler anlamında kullanılmaktadır. İtikadi ve vicdani hükümler nübüvvet geleneğinin hiçbir aşamasında değişime konu olamaz. Bu sebeple şeriat dar anlamda kullanıldığında bununla yalnızca ameli hükümler kastedilmektedir.
Ebu Hanife; Peygamberlerin getirdiği dinin tek ,şeriatların ise çok ve çeşitli olduğunu söylemektedir.
Klasik dönemde şeriat kavramı şer’-i münezzel ve şer’-i münevvel kısımlarına ayrılmıştır. Şer’-i münezzel şeriatın nass yoluyla bildirilen kısmını, Şer’-i münevvel ise ictihat ile elde edilen kısmını teşkil etmektedir.
Fıkıhın Temel İslam Bilimleri Arasındaki Yeri
Kelam ,tefsir, hadis, fıkıh, fıkıh usulü gibi temel İslam bilimleri nakle ve rey’e dayalı bilgi birikiminin ,tarihsel süreçte ,konularına göre tasnif edilip her birine özgü terimlerin ve yöntem kurallarının oluşması ile bağımsız disiplin niteliği kazanmıştır.Bu ilimler bir bütünün parçaları niteliğinde olup,aralarında vazgeçilmez irtibatlar mevcuttur.
Fıkıh, “Şer’i ameli hükümleri tafsili delillerinden çıkarmak demektir”. Fıkıh usulü ise; hükümlerin elde edileceği kaynakları ve hükümlerin söz konusu kaynaklardan çıkarılmasını sağlayan yöntemleri belirler.
Kur’an-ı Kerim şer’i ameli hükümlerin elde edilmesinde başvurulması gereken ilk kaynaktır. Bu sebeple fıkhın tefsir ile ilişkisi vardır. Fıkıh ve hadis arasında da benzer bir ilişki bulunmaktadır.Fıkıh ancak hadis bilimince Hz. Peygamber’e ait olduğu belirlenmiş sözleri fiilleri ve takrirleri bir hüküm kaynağı olarak kabul edebilir.
İSLAM HUKUKU KAVRAMI
Fıkıh ve Hukuk : İslam Hukuku
Fıkıh şer’i ameli hükümleri bilmek veya şer’i ameli hükümler bütünü demektir. Fıkhın düzenleme alanı ameldir. Amel; yalnızca beşeri davranış anlamına gelmektedir. Kişilerin organları ile yaptıkları davranışları yanı sıra, etkileri dışa yansıyan içsel davranışlarını da içermektedir.
Amel kavramını, kişilerin kendilerine dönük davranışları ve bir ilişki, münasebet teşkil eden davranışları biçiminde ikiye ayırabiliriz:
Kişilerin kendilerine dönük davranışları, başka bir kişi veya varlıklar ile ilişki niteliği taşımayan davranışlarıdır. Mesela bir kimsenin kendini yaralaması veya intihar etmesi, fıkhi bakımında haram sayılmaktadır
Fıkıh kuralları, kişilerin başka kişi veya varlıklarla ilişki kuran davranışlarını da düzenlemektedir. Yani insanlar arası ilişkiler; mesela yalan söylemek gibi. Allah-insan arasındaki ilişki ki; bundan kastedilen salt ibadet nitelikli davranışların oluşturduğu ilişki biçimidir. İnsan-eşya İlişkilerini; yani insanın doğadaki diğer canlı veya cansız varlıklar ile ilişkisini düzenler. Mesela fıkıh; insanların hayvanları gereksiz yere öldürmesini ağaçları nedensiz olarak yakmasını haram saymaktadır.
Hukuk ise tümüyle toplumsal bir yapıdır. Sadece insanlar arasında ilişki kuran davranışları düzenlediği için toplumun olmadığı ve beşeri ilişkilerin kurulamadığı yerde hukuk ve hukuk kurallarından söz edilemez.
Fıkıh, hukuka oranla davranışlar bakımından çok daha geniş bir alanı düzenlemektedir.

Kuralların bağlayıcılık niteliği açısından fıkıh kurallarını ; emredici tavsiye edici ve tecviz edici biçimde üç kategoride toplamak mümkündür.
• Bir davranışın yapılmasını veya yapılmamasını kesin olarak talep eden (vacip veya haram kılan) kurallar emredici,
• Bir davranışın yapılmasını veya yapılmamasını kesin olmayan biçimde talep eden (mendup veya mekruh kılan) kurallar tavsiye edici,
• Bir davranış konusunda kişilere yetki ve izin veren (mübah kılan) kurallar ise tecviz edici niteliktedir.
Hukuk kuralları ise; emredici ve tecviz edici biçiminde iki kategori teşkil etmektedir. Toplumsal yaşamda karşılıklı hak ve vecibelerin yerine getirilmesini sağlamak tavsiye edici kurallar ile değil emredici kurallar ile mümkün olabilir. Hatta bir hukuk düzenin de şeklen tecviz edici kurallar var olsa bile dolaylı olarak emredicilik anlamı taşır.
Kuralların bağlayıcılık niteliği açısından da fıkıh bir hukuk düzeninden daha geniş bir yapıyı temsil eder.
Bütün bu açıklamalardan sonra İslam Hukuku kavramını şöyle tanımlaya biliriz;
İslam Hukuk’u ; fıkhın içinde yalnızca karşılıklı hak vecibe ilişkisi kuran davranışları düzenleyen emredici ve tecviz edici kurallar bütünüdür.
İslam Hukukunun Kaynağı ve Diğer Hukuk düzenleri İle İlişkisi
İslam hukuk’u ,iki yüzyıl içinde temel kavram,kurum ve ilkeleri ile açığa çıkmış,oluşumunu büyük ölçüde gerçekleştirmiştir. İslam hukuku ilahi iradeye dayalı bir hukuk düzenidir.
1. İslam Hukukunun İlahi Hukuk Düzenleri İle İlişkisi
İslam hukuku diğer hukuk düzenleri gibi vahye dayanır. Vahiy doğrudan bir hukuk düzenin temsil etmez.Hukuk düzenine vücut veren ilkeleri içerir.İlahi hukuk düzenleri dünyadaki yaşamı , ahretteki mutluluğa ulaşmayı sağlayacak şekilde düzenlemiştir.İslam hukuk düzeninin önemli bir özelliği de kendisinden önceki ilahi hukuk düzenlerini yürürlükten kaldırıp ,geçersiz hale getirmiş olmasıdır.Buna önceki şeraitlerin nesh edilmesi denilmektedir.
2. İslam Hukukunun Cahiliye Hukuku ile İlişkisi
Cahiliye hukuku tabiri ile İslam’ın gelmesine kadar Arap toplumunda geçerli olan hukuk kuralları bütününü kastediyoruz. Cahiliye hukuku örf-adet hukuku niteliğindedir. Cahiliye döneminde Arap toplumu, devlet biçimde yapılanmamıştı.Kabileler halinde yaşıyorlardı. Hukuki çekişmeler ,mahkemelerde değil ,genellikle kabile reisleri veya kahinlerin hakemliğinde ve geçerli olan örf-adet hukukuna göre çözümleniyordu.Verilen kararlara uymamanın yaptırımı hukuki değil sosyal nitelikliydi.Sosyal yaptırım her zaman suçla oranlı ve dengeli olmadığı gibi ,aynı suça her zaman aynı tepki gösterilmediğinden istikrarlı da değildir.
İslam cahiliye hukukuna yönelik üç temel tutum benimsemiştir;
• İlki, cahiliye örf-adet hukuku içinde İslam’ın ilkeleri ile tamamen uyumlu olan kural ve kurumları aynen benimseyip devam ettirmektir. Buna ibka denilmektedir.
• İkinci bir tutum, bazı kral ve kurumların düzeltilerek kabul edilmesidir. Buna da ıslah denir.
• Üçüncü tutum ise, İslam’ın temel ilkeleri ile uyumlu olmayan Cahiliye kural kurumların tümüyle yürürlükten kaldırılmasıdır. Buna ilga denilmektedir.
İSLAM HUKUKUNUN TEMEL ÖZELLİKLERİ
1. İlahi iradeye bağlı olması: İslam hukukunun kaynağı Kitap ve Sünnet’tir. Hukuki bir kuralın ya doğrudan Kitap ve Sünnet’e dayanması (açıkça yer alması) ya da dolaylı olarak onlardan çıkarılmış (ictihad yöntemleriyle elde edilmiş) olması gerekmektedir. Buna şer’ilik ilkesi denir.
2. Yaptırımın ikili karakterde olması: İslam hukuku kurallarının ihlali,hem hukuki hem de dini sorumluluk doğurmaktadır.İslam hukukunda hukuk kuralları ,dünyevi yaptırım ile desteklendiği gibi uhrevi yaptırım ile de desteklenmektedir.
3. Bilimsel doktrin şeklinde teşekkül etmesi: İslam hukuku İslam hukukçuları tarafından kişisel ictihad yöntemleriyle geliştirilmiştir. Kişisel ictihad salt bilimsel bir faaliyet niteliğindedir.
4. Meseleci yöntemle oluşturulması: İslam hukuku başlangıçta hukukçuların önlerine gelen meselelerden her birini ayrı ayrı incelemek suretiyle geliştirdikleri hukuki çözümlerin bir araya toplanması ile oluşmuştur. Bu tek tek hükümler konu bakımından tasnif edilmiş ve kısmen de olsa benzer meseleleri ortak hükümler altında birleştiren külli kaideler tesbit edilmiştir.
TEFSİR USULÜ

KUR’AN-IN NÜZUL SÜRECİ VE METİNLEŞMESİ
NÜZUL SÜRECİ: VAHİY
Vahyin Tanımı
Vahy , v-h-y- kelimesinin masdarı olup sözlükte;
• Gizli ve süratli bir şekilde bildirmek
• Seslenmek
• Gizli konuşmak
• Fısıldamak
• Emretmek
• Telkin etmek
• İlham etmek
• İşaret etmek
• Yazı yazmak
• Bir şeyi başkasına intikal ettirmek
• Elçi göndermek ve
• İçgüdü anlamlarına gelmektedir.
Vahyin terim anlamı ise; “Yüce Allah’ın insanlara ulaştırılması istediği mesajlarını peygamberlerine, alışılmışın dışında gizli bir yolla süratli bir şekilde bildirmesidir”

Vahyin Başlangıcı
Vahyin başlangıcı ile ilgili olarak Hz. Aişe; Rasulullah’ın ilk vahiy başlangıcının uyku da rüyay-ı sadıka yani doğru rüya görmekle olduğunu söylemiştir.Bu durum Rasulullah’a hira mağarasında vahiy gelinceye kadar devam etti.bir gün O’na melek gelip “Oku” dedi….(Alak Suresi, 1-5)
İlk vahiyden sonra vahiy bir müddet kesildi. Vahyin bir müddet kesilmesinden sonra ilk defa Müddessir suresinin baş tarafının nazil olduğu rivayet edilmektedir.
Vahyin Keyfiyeti
Peygamber (elçi) ile kendilerine tebliğde bulunulanlar (muhatab) arasında iletişimin sağlanabilmesi için şu iki şartın olması gerekir:
1. Mahiyet/ontolojik olarak eşit yani aynı seviyede olunmalı
2. Aralarında ortak bir dil/anlaşma vasıtası bulunmalıdır.
Vahyin Çeşitleri
İslam alimleri vahyi,metlüv (okunan) ve gayr-i metlüv (okunmayan) olarak ikiye ayırmışlardır.Cüveyni ‘nin taksimi şöyledir;
1. Allah Teala Cebrail (a.s)’mı “Allah şöyle yapmanı emrediyor” diye Resulüne gönderir. Cebrail (a.s)’da Allah’ın dediklerini kavrayarak Hz. Peygambere gelir ve Rabbinin söylediklerini mana olarak O’na iletir.(hadis/sünnet)
2. Allah Teala Cebrail (a.s)’ma “Bu kitabı/metni Peygambere aynen oku” diye emreder;Cebrail (a.s)’da en ufak değişiklik yapmadan Allah’ın kelamını olduğu gibi Resulullah’a indirir. (Kur’an)
İslam düşüncesinde sünnetin vahiy kaynaklı olduğunu kabul edenler ekseriyeti teşkil etmektedir.
Vahyin Geliş Şekilleri: Şura suresi 51. ayete göre vahiy 3 şekilde gerçekleşmiştir;

1. Allah’ın mesajları direk peygamberinin kalbine bırakması/yerleştirmesi
2. Vahyi peygamberine bir perde arkasından vermesi
3. Bir meleği elçi olarak göndermesi
Resulullah’a vahyin geliş şekilleri;
1. Sadık rüyalar;Şunu belirtmekte fayda var ki sadık rüya ile hiçbir ayet ve surenin inmediği bildirilmektedir.Sadık rüya Kur’an vahyi değil vahye hazırlık safhasıdır.
2. Cebrail (a.s)’ın asli surette görünerek vahiy getirmesi.
3. Cebrail (a.s)’ın görünmeden çıngırak sesine benzer bir ses ile vahyi getirmesi
4. Uyanık iken meleğin vahyi kalbine ilka etmesi
5. Cebrail (a.s)‘ın insan suretine girerek vahiy getirmesi

Vahiy Esnasında Görünen Haller
1. En soğuk günlerde bile alnının terlemesi
2. Üzerine ağırlığın çökmesi
3. Bazen horultuya bazen de arı uğultusuna benzer bir ses işitilmesi
4. Sırt üstü yatarak üzerinin örtülmesi ve yüzünün kızarması
5. Bunlardan başka vahiy esnasında Resulullah’ın uykusu gelir vücudu kaskatı kesilir ve ağırlaşır, üzerine sekinet iner, gözlerini belli bir noktaya dikerdi.

Vahiy ile ilham arasındaki farklar;
1. Peygamberler kendilerine inen vahyin Allah tarafından olduğunu kesin olarak bilirler. İlhamın kaynağı belli olmadığı için onu alanlar onun nereden geldiğini bilmezler.
2. Vahiy vasıtalı ilham ise vasıtası olarak tecelli eder
3. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir
4. Vahiy bağlayıcı ilham ise değildir
5. Vahiy umumi ve külli ,İlham ise hususi ve cüz’idir
6. Vahiy yolu ile elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez İlham ile elde edilenler ise çelişebilir.

Vahiy Katipleri
Hz. Peygamber ümmi olduğundan kendisine gelen vahiyleri okuma-yazma bilen bir çok sahabeye yazdırmıştır. Mekke’de ilk vahiy katibi Abdullah b.Sa’d b. Ebi Sarh’tır. Medine’de Übeyy b. Kab ondan sonrada Zeyd b. Sabit ‘tir.Ali b. Ebi Talip’de vahiy katiplerindendir.

Vahyin Yazıldığı Malzemeler
1. Hurma ağacının yaprakları ve kabukları
2. İnce beyaz taşlar
3. Kürek ve kaburga kemikleri
4. İşlenmemiş veya ince deri
5. Çanak çömlek parçaları
6. Tahtadan yapılmış levhalar
7. Bez parçaları

Vahye Ait Bazı Terimler

El-Hadari; Hz Peygamberin seferde ve misafirlikte bulunmadığı zamanlarda inen vahiyler
Es-Seferi; Yolculukta veya savaşta bulunduğu zamanlarda
En-Nehari; Gündüzleyin

El-Leyli; Geceleyin

Es-Sayfi; Yaz mevsiminde

Eş-Şitai; Kış mevsiminde

El-Firaşi; Yatağında iken

El-Ardi; Yeryüzünde iken

Es-Semai; Sema tabakalarında iken inen vahiylerdir.

Vahyin Nuzül Aşamaları
1. Lev-i Mahfuz’a inmesi
2. Beytü’l İzze ‘ye inmesi

İslam alimlerinin çoğuna göre Ku’an Lev-i Mahfuz’dan Beytü’l İzze ‘ye toptan indirilmiştir. İbn Abbas’ın “Kur’an dünya semasına Kadir gecesinde toptan indirildi. Oradan da yirmi kusur yıl boyunca parça parça nazil oldu” şeklindeki sözleri bunu haber vermektedir.

3. Hz Peygambere inmesi

Kur’an’ın böyle parça parça indirilmesi Arap dilinde “Tencimu’l Kur’an “ terimiyle ifade edilmektedir.

Vahyin Parça Parça İnmesinin Hikmetleri

1. Müslümanlara büyük bir kolaylık sağlanmıştır.
2. Büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen Arapların Kur’an’ı anlamaları ve uygulamaları kolaylaşmıştır
3. O’na inanmayanların iç yüzleri ortaya çıkmıştır
4. Müslümanların sordukları sorular ile müşrik, münkir ve münafıkların şüphe ve itirazlarına anında cevaplar verilmiştir.
5. Hz peygamber ve ashabına moral ve güç kaynağı olmuştur.
6. Meydana gelen hadiselere ve ortaya çıkan problemlere taze çözümler getirmiştir
7. Ashabın yaptığı hatalar anında düzeltilmiştir
8. İlahi irade tarafından değiştirilmesi gereken bazı hükümlerin zamanı gelince değiştirilmesine imkan sağlanmıştır
9. İlahi bir kitap olduğuna vesile olmuştur
10. Edebiyatçılara meydan okumuştur
11. Önceden birileri tarafında tertip edilmiş olduğu düşüncesine kapı kapamıştır

MUSHAFLAŞMA SÜRECİ

Kur’an’ın Ezberlenmesi
Hz. Peygamber kendine inen ayet ve sureleri Allah’ın lutfuyla ilk önce ezberler sonra tebliğ ederdi.
Sahabe ise; okumaya yazma bilenler yazıp ezberliyor bilmeyenler ise bizzat kendisinden dinleyerek ezberliyorlardı.
Sahabeyi Kur’an’ı ezberlemeye sevk eden belli başlı sebepler şunlardır;
1. Güçlü bir hafızaya sahip olmaları
2. Namazda belli bir miktarda Kur’an okumanın farz oluşu
3. Kur’an’ın emri ve yasaklarına uymanın gerekli oluşu
4. Resulullah’ın Kur’an öğrenim ve öğretimi ile bizzat ilgilenmesi
5. Kur’an okuyanlara verilecek sevap ve mükafatın büyük olması

Kur’an’ın Yazılması
Resulullah okuma- yazmaya teşvik etmiş ve bu konudaki eğitim için erkeklerden Abdullah b. Sait ve Ubade b. Sabit’i kadınlardan ise Hafsa’yı görevlendirmiş idi.
Bu doğrultuda Kur’an’ın da sadece ezberlenmesiyle yetinmemiş aynı zamanda onu titizlik ile yazdırmıştır. O dönemde Kur’an’ın tamamı yazıya geçirilmesine rağmen resmi olarak toplanıp bir cilt haline getirilmemişti. Ancak Ali b. Ebi Talib ,Muaz b. Cebel ve Zeyd b. Sabit gibi sahabeler bu işi ferdi olarak yapmıştı.

Kur’an’ın Toplanması (cem’)
Kur’an’ın bir cilt halinde toplanmasının en önemli sebebi; Yemame savaşında 70 Kurra sahabinin şehid edilmesi öne sürülmektedir.
Kur’n’ın cem’i Zeyd b.Sabit başkanlığında bir heyet kurularak gerçekleştirildi.Hz Peygamberin vefatından altı ay sonra başlayan Kur’an’ı toplama faaliyeti yaklaşık olarak bir yıl sürmüştür.Toplanan bu nüshaya Abdullah b. Mesud teklifiyle Mushaf adı verilmiştir.

Toplanan bu mushafın bazı özellikleri şunlardır;
1. En ince ilmi tesbit usulleriyle toplanmıştır.
2. Tilaveti mensuh olamayan ayetler alınmıştır.
3. Yedi harfi ihtiva etmektedir
4. Bu nüshanın doğruluğu hem ümmetin icma’ı hem de tevatür ile sabittir.

Böylesine titizlik ile toplanan bu Mushaf, Hz. Ebubekir’e verilmiş ve vefatına kadar onda kalmıştır. Vefatından sonra Hz. Ömer’e ondan sonrada kızı Hafsa’ya veilmiştir. Hz. Osman bu mushafı esas alarak Kur’an’ı çoğaltmıştır.

Kur’an’ın Çoğaltılması (istinsah)
Her şehrin ahalisi aralarında bulunan sahabenin öğrettiği kıraati öğrendi. Böylece şehirler arası kıraat farklılıkları ortaya çıktı.Ve bu durum ihtilaflara sebep oldu ,öyle ki kıraat farkından dolayı birbiri kafir sayanlar oldu.Hz. Osman bu duruma muttali olunca mushafı çoğaltmak gerektiğine kanaat getirdi.

Hz. Osman Kur’an’ı çoğaltacak olan heyete şu prensiplere göre çalışmaları talimatını verdi:

1. Hz. Ebubekir dönemindeki Mushaf esas alınacak
2. Çoğaltılacak nüshalara Hz. Peygamberin son arzda okuduğu bir harf alınacak diğer altı harf alınmayacak
3. Tilaveti nesh edilmiş ayetler yazılmayacak
4. Lehçe bakımında ihtilaf çıkarsa Kureyş lehçesi tercih edilecek
5. Birkaç Kur’an nüshası istinsah edilerek çeşitli beldelere gönderilecek
6. Sureler bugün elimizdeki Kur’anlar da olduğu gibi tertip edildi
7. Çeşitli maksatlar ile kaydedilen bazı notlar ve kayıtlar bu Mushaflara yazılmayacak
Heyet hicretin 25. yılında başladığı istinsah işini beş yılda bitirdi.

Kur’an ‘ın Harekelenmesi ve Noktalanması

Hz Osman döneminde çoğaltılan nüshalar noktasız ve harekesiz olarak yazılmıştı.Bunun nedeni ise noktasız ve harekesiz yazı ile Kur’an’ı çeşitli kıraat vecihlerine göre okuyabilmekti.Ancak hicri birinci asrın yarısından itibaren arap olmayanların İslam’a girmeleri ve bunların Arapçaya vakıf olmamaları nedeniyle Kur’an’ı yanlış okuma hadiselerine sık sık rastlanır oldu.

Rivayetlere göre Basra valisi Ziyad b. Sümeyye Ebu’l esved Ed-Düveli’ye müracaat ederek ondan Kur’an’a yanlış okumaları önlemek için bazı işaretler koymasını istedi. Ebu’l Esved Ed-Düveli’nin koyduğu bu noktalar hareke yerine konan noktalardır.İlgili kaynaklara göre tarihte ilk bu kişi tarafından keşf edilmiştir.

Resmü’l-Mushaf (mushafın yazısı)

Resmü’l-Mushaf’ı Kur’an ‘ın kelimelerinin ve harflerinin yazılışında Osman b. Affan’ın tasvip ve tercih ettiği imla şekil ve tarzı diye tanımlamak mümkündür. Buna Resm-i Osmani de denmektedir

TEFSİRİN DOĞUŞU VE TEDVİNİ
HZ.PEYGAMBER DÖNEMİNDE TEFSİR
Resulullah’a gelen vahiyler çoğu zaman ashap tarafından anlaşıldığı için hiçbir açıklamayı gerektirmezdi. Ancak bazen de bunun tersi olur,açıklama zarureti doğardı. Mesela; Allah namazı, orucu, haccı, zekatı farz kılmış ancak bunların nasıl yapılacağını sünnete bırakmıştır.İşte sünnet, Kur’an’ı açıklamaya yönelik bu görevi gelişigüzel değil belli bir şekil ve usullerle gerçekleştirmiştir ki bunları şöyle sıralamak mümkündür:
MÜCMELİN TEBYİNİ:
Mücmel, kendisinden ne kastedildiği anlaşılamayacak derecede kapalı olan ayet demektir.Bunların bir kısmı Yüce Allah,bir kısmı da Hz. Peygamber tarafından açıklanmıştır.Bunların başında gayb, kader, yaratılış, kader, kıyamet vb. konuları içeren ayetler gelir.
MÜBHEMİN TAFSİLİ:
Mübhem kavramı,insan,melek ve cin gibi varlıkların veya bir topluluk ya da kabilenin veyahut bir kelime veya nitelemenin Kur’an’da açık değil de ism-i işaretler, ism-i mevsuller, zamirler, cins isimleri, belirsiz zaman zarfları ve belirsiz mekan isimleriyle zikredilmesi anlamına gelmektedir. Böyle olunca mübhem olan hususların açıklığa kavuşturulmasında doğal olarak bir zaruret söz konusudur. Örneğin ; Bakara 238. ayetteki ‘’salatu’l-vusta’’ lafzındaki müphemlik Rasulullah’ın :’’Orta namaz ikindi namazıdır’’ sözüyle ortadan kaldırılmış.
MUTLAKIN TAKYİDİ:
Mutlak, herhangi bir lafzın anlam yönüyle kayıt altına alınmaması,bir başka kelime veya niteleme ile belirginleştirilmemesi demektir.
MÜŞKİLİN TAVZİHİ:
Sözlükte karışık olan anlamına gelen müşkil kavram olarak da Kur’an’ın bazı ayetleri arasında ihtilaf ve tezat gibi görünen hususlar diye tanımlanabilir. Ancak Nisa Suresi 82. ayet Kur’an da birbiriyle çelişen ayetlerin bulunmasını imkansız kılmıştır. “Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.”
NEBEVİ TEFSİRİN FONKSİYONU VE DEĞERİ
FONKSİYONU:
İslam bilginlerine göre Hz. Peygamber’in tefsiri iki fonksiyon icra etmektedir. Bunlarda birine beyan denilir ki o, Allah Rasulü’nün Kur’an’î nassları gerektirdiği şekilde açıklaması anlamına gelir.
Diğerine de teşri fonksiyonu denir. Bununla da Peygamberimiz gerektiği durum ve şartlara göre hüküm koymaktadır.
Esasen mutlak anlamda şâri(yasa koyucu) Allah’tır. Ancak Allah’ın verdiği bu yetkiye dayanarak Hz. Peygamber de Kur’an ‘ın boş bıraktığı alanlarda hüküm koyabilir. Buna göre Allah mutlak, Hz. Peygamber de mecazi anlamda şâri demektir.
DEĞERİ:
İslam bilginleri kaynak olması bakımından Kur’an ile Sünnet arasında fark gözetmemişlerdir.
İslam bilginlerini vahiy olarak Kur’an ile sünnet arsında fark gözetmemeye sevk eden tek faktörün Resulullah’ın, ismet sıfatının bir uzantısı olarak devamlı vahyin kontrolünde bulunmasıdır. O gerek sözlerinde gerek fiillerinde hata etmek,yanılgıya düşmek,tebliğde ihmal göstermek,çağrı yapmakla görevli olduğu dinin ayrıntılarını bilmemek gibi hususlardan uzak tutulmuştur.
SAHABE DÖNEMİ TEFSİR
SAHABENİN TEFSİR METODU:
Hz. Peygamberin vefatının ardından Kur’an’ı tefsir etme göreviyle karşı karşıya kalan sahabileri, bu husustaki yaklaşımları itibariyle 2 gruba ayırmak mümkündür. Bir grup,özellikle müteşabih nassları tefsir etme konusunda oldukça çekingen davranarak re’y ile tefsire karşı çıkıyordu.Buna mukabil bir kısım sahabe de naklin bulunmadığı yerde kendi içtihatlarıyla Kur’an’ı tefsir etme cihetine gidiyordu.Bu durumdaki sahabeler, herhangi bir ayeti tefsir ederken öncelikle Kur’an ‘a,sonra da Resulullah’ın sünnetine başvuruyorlar,şayet aradıklarını bu iki kaynakta da bulamıyorlarsa .o takdirde kendi içtihatlarıyla tefsir ediyorlardı.
SAHABE TEFSİRİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
1- Sahabeler Kur’an’ı baştan sona ayet ayet tefsir etmemişlerdi.
2- Zaman zaman sahabeler arasında bir takım ihtilaflar ortaya çıkmıştı. Ancak bu ihtilaflar tezah ihtilafı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilafı idi.
3- Ahkam ayetlerden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi
4- Tefsir bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
5- Ayetlerin nüzul sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği ayetlerin inmesine sebep olan olaylara vakıf olmalarıydı.
SAHABENİN TEFSİRDE MÜRACAAT ETTİĞİ KAYNAKLAR
1- Kur’an’ın Kur’an la tefsiri
2- Kur’an’ın sünnetle tefsiri
3- Şiirle istişhad etmek
4- Yahudi ve Hıristiyan kültürleri
5- Kendi ictihadları
SAHABE TEFSİRİNİN BAĞLAYICILIĞI
Kaynakların verdiği bilgilere göre sahabe sözleri ya merfu hadis hükmünde veya mevkuf haberdir. Eğer sahabelerin yapmış oldukları tefsirler ayetlerin nüzul sebepleri, Mübhematu’l-Kur’an, nasih-mensuh veya gaybi konularla ilgili olup üzerinde içtihat etme ve fikir yürütmenin mümkün olmadığı bir alana ait ise ,bunlar hükmen merfu haber olarak değerlendirilmiştir.Fikir yürütülmesi ve içtihat edilmesi mümkün olan alanlara ait olmakla birlikte, sahabelerin kendi bilgi birikimlerine dayanıyorsa bu tarz haberlere de mevkuf haber ismi verilmiştir.
ÖNDE GELEN BAZI SAHABİ MÜFESSİRLER
Tefsirde temeyyüz etmiş sahabeler arasında
Hz. Ebu Bekir,
Hz. Osman,
Hz. Ali,
Abdullah b.Abbas,
Abdullah b. Mes’ud,
Ubey b. Ka’b
Ebu Musa el Eş’ari’nin isimleri zikredilmektedir.
Rivayetlerin fazlalığı esas alınacak olursa,o takdirde Abdullah b.Abbas, Abdullah b.Mes’ut, Ubeyy b. Kab ve Hz. Ali‘nin isimlerini ön sırada zikretmek gerekir.
ABDULLAH B. ABBAS:Çok hadis rivayet eden (mukirun) bir sahabe olarak hadis ilmine, fetvalarının çokluğuyla da fıkıh ilmine olan katkıları yanında, hemen her ayet hakkında yapmış olduğu farklı rivayetlerle de tefsir ilminde bir otoritedir. Ez-Zehebi Tefsir ve’l-Müfessirun adlı kitabında İbn Abbas’ı tefsirde bu üstün mertebeye yükselten şu sebepleri saymaktadır:
1- Hz.Peygamber onun hakkında, ’Allah’ım ona kitabı öğret ve onu dinde fakih(mütehassıs)kıl’ diye dua etmiştir
2- Temyiz yaşından sonra Hane-i Saadette bulunup pek çok şeyi bizzat Resulullah’tan işitmiştir.
3- Peygamber’in vefatından sonrada ilimde temayüz etmiş pek çok sahabeden özellikle ayetlerin teşri tarihi ve esbab-ı nüzul konusunda ilim öğrenmiştir.
4- Arap dili ve edebiyatına mükemmel derecede vakıftır.
5- Ayetleri kendi reyi ile tefsirde cesaret sahibidir (Zehebi1976). Bu sebeple İbn Abbas ashab devrinden itibaren Hibr-ul Ümme (ümmetin bilgini) Tercüman-ıl Kur’an (Kur’ın Hz. Peygamberden sonra en yetkili müfessiri) unvanlarıyla anıla gelmiştir.
ABDULLAH B.MES’UD: Kufe tefsir ve fıkıh medresesinin temellerini atmış. Hadis, fıkıh ve tefsir ilimlerinde bir otorite dir. Hz.Peygamber’e gelen vahyi günü gününe takip ederek kendisi için mushaf yazan çok az sahabeden birisidir.
UBEY B KA’B: Kıraatte bir otoriteydi.
ALİ B.EB-İ TALİB: Hz.Ali tefsir, fıkıh ve hadis alanında bir otoriteydi. Vahiy katibiydi. Hz. Ömer onun hakkında ‘’En isabetli hüküm verenimiz Hz. Ali dir’’ demiştir.
TABİUN DÖNEMİ TEFSİRİ
Tefsirde sahabeden sonra önemli rol üstlenen bir nesil Tabiiler Kur’an ve sünnete başvuruyorlar; ;şayet bu iki kaynakta, nasları tefsir edebilmelerine yardımcı olacak bir malzeme bulamazlarsa,o takdirde özellikle esbab-ı nüzul, mübhemat ve gaybla ilgili konularda sahabenin görüş ve tercihlerine müracaat ediyorlardı.
Tefsirde bazen ehl-i kitabın görüşlerine müracaat ettikleri de oluyordu. Zaman zamanda akli tercihlerde bulunarak Kur’an’ı tefsir ediyorlardı.
TEFSİR MEKTEBLERİ:
Çeşitli yörelere vazifeli olarak giden sahabeler, İslamın egemenliği altına giren bu beldelerde tedris (öğretim) halkaları kurmaya ve etraflarına topladıkları insanlara, Kur’an’ı ve sünneti öğretmeye başladılar. Sahabelerin bu ilmi faaliyetleri sonucunda şehirlerde bir çok ekol, mektep oluştu ki bu ekollerin öğretmenleri sahabeler, öğrencileri de tabilerdi.İnsanlar arasında ihtilafların baş göstermesi,her grubun kendi görüşünü , haklılığını ispat etmek için öncelikle Kur’an‘a sarılması bunun tabi sonucu olarak bazen yanlış ve bozuk tevillerin ortaya çıkması gibi nedenlerden dolayı Kur’an’ın tefsirine ağırlık verilmeye başlandı.Bunlardan 3 tanesi tefsirde şöhrete ulaştı.
- Mekke tefsir mektebi: Kurucusu Abdullah b. Abbas
- Medine tefsir mektebi: Kurucusu Ubey b. Kab
- Kufe rey mektebi: Abdullah b. Mes’ud tarafından Kufe ‘de kuruldu
TABİUN MÜFESSİRLERİNİN TEFSİR KAYNAKLARI
1- Kur’an ‘ın Kur’anla Tefsiri
2- Kur’an’ın sünnetle Tefsiri
3- Şiirle istişhad etmek
4- Yahudi ve Hıristiyan kültürleri
5- Sahabe sözleri (görüş ve içtihatları)
6- Kendi içtihadları (görüşleri)
TEFSİRİN TEDVİNİ
Tedvin edilmeden yani yazıya geçirilmeden önce ashab ve tabiun döneminde sözlü nail yoluyla aktarılıyordu. Etbau-t tabiin dönemine gelindiğinde ise tefsir rivayetleri artık yavaş yavaş bir araya toplanarak yazılmaya başlanmıştı.
TEFSİRİN HADİSLE BİRLİKTE TEDVİNİ
Kaynakların bilgilerin verdiği bilgiye göre tefsir,ilk defa hadis ilminin bir kolu olarak yazılmaya başlandı. Yezid b.Harun b .Es-Sülemi, Şu’be b. El-Haccac ve Süfyan es sev’ri gibi bazı muhaddisler, hadisleri toplayıp yazmak maksadıyla çeşitli İslam beldelerini dolaşarak, Hz. Peygambere isnad edilen sahih rivayetleri bir araya getirmeye çalışırken, bu arada Resulullah ve sahabeden nakledilen tefsirle ilgili nakilleri de topladılar. Böylece hadis ilminin yazımı aşamasında tefsirle alakalı rivayetlerde derlenmiş oldu.
TEFSİRİN MÜSTAKİL OLARAK TEDVİNİ
İlk defa hadis ilminin bir kolu olarak yazıya geçirilen tefsir rivayetleri,kısa bir süre sonra müstakil bir ilim haline geldi.İlk dönem müfessirleri bir taraftan hadis ilmiyle birlikte tedvin edilen malzemeyi vakit geçirmeden kendi alanına taşımak;diğer taraftan da tefsirin temellerini atmak maksadıyla müstakil eser yazma hareketini başlattılar. Elimizdeki belgeler, Kur’an’a dair nakilleri bir araya toplayarak onu baştan sona tefsir eden ilk şahsın, Mukatil b. Sülaymanolduğunu göstermektedir
TEDVİN DÖNEMİ MÜFESSİRLERİ VE TEFSİRLERİ
Mukatil b. Süleyman:
H.150 yılında Belh şehrinde doğmuş, Basra ‘da vefat etmiştir.
Et-Tefsirul kebir adıyla bir kitap yazan Mukatil, bu eserinde Kur’an’ı başından sonuna kadar mevcut sure tertibine göre tertib etmiştir.
Süfyanu’s-Sevri:
H.95/97 yılında doğmuştur . H.161 yılında vefat etmiştir.
Tebee-i tabiun döneminde yaşamıştır.
Kalem aldığı tefsir,Tefsiru’s Sevri adıyla bilinmektedir
Yahya b. Sellam:
H.Kufe’de 124 de doğmuştur. H.200 yılında vefat etmiştir.
Söz konusu tefsir, müfessirin ismiyle Tefsiru Yahya diye anılmaktadır
Ferra :
H.144 de Kufe ‘de doğmuştur.
Meâni’l-Kur’an, Ferra‘nın tefsir sahasında kaleme almış olduğu en meşhur eserdir. İrab üzerinde durmuş, iraba göre mana vermiştir.
Ebu Ubeyde
Doğumu belli değildir. H.210 yılında Basra’da vefat etmiştir.
Ebu Ubeydenin tefsirinin adı Mecazu-l Kur’andır
Abdurrezzak b. Hemman:
H.126 yılında San’a ‘da doğmuştur.
Tefsir adıyla bir eser kaleme almış ve bu eserinde sahabe, Tabiun ve Etbau’t-tabiinden nakillerde bulunmuştur.

18

Haziran
2012

KUR’AN’I ANLAMA VE ANLATMA BECERİSİ DERSİ

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  558 Kez Okundu

1..ÜNİTE : KUR’AN-I KERİM’İ TANIMAK)
1. KUR’AN-I KERİM’İN TANIMI, AMACI, MUHTEVASI, ÜSLUBU VE HEDEF KİTLESİ
2. NİÇİN KUR’AN OKURUZ?

II. ÜNİTE: KUR’AN-I KERİM’İ ANLAMAK ve ANLATMAK
1. KUR’AN’I ANLAMA İLE İLGİLİ KAVRAMLAR
2. KUR’AN’I DOĞRU ANLAMA VE ANLATMADA YÖNTEMLER
3. KUR’ÂN-I KERÎM VE MEÂL

I. ÜNİTE : KUR’AN’I TANIMAK, ANLAMAK VE ANLATMAK

1. KUR’AN’IN TANIMI, AMACI, MUHTEVASI, ÜSLUBU VE HEDEF KİTLESİ

KUR’AN’IN TANIMI:

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, İslam’ın en temel kaynağıdır. Bu sebeple inanan bir insan için, Kur’an’ı tanıma, okuma, anlama, yaşama ve anlatma çabasından, ihtiyaç ve sorunları doğrultusunda her fırsatta ona yönelme arzusundan daha doğal bir uğraş alanı olamaz. Nitekim Kur’an, insanı yoktan var eden Yaratıcının, kendisiyle kullarına seslendiği ilahi mesajın adıdır. İnsanoğluna gönderilen sözlerin en güzelidir. Bir Müslüman öncelikle kitabını tanımalı, onunla yüzleşmelidir.
Hz. Peygamber ve ashabı bu konuda en güzel örnek olmuşlardır. Zira Medine’de ilk Kur’an okulu “ suffe “ Hz.peygamber tarafından kurulmuştur. Sahabiler burada Kur’an’ı ezberlemişler ve anlamadıkları ayetleri Peygamberimize sorarak öğrenmişlerdir. Onların bu yaptıkları daha sonraki Müslümanlar tarafından izlenmiş ve her nesilde Kur’an öğrenilmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’in isimlerinden olan “Kur’ân” sözcüğü, masdar olup kıraat etmek, okumak demektir. Yüce Kelâmın özel adıdır. Kur’an-ı Kerim’e bu ad, yi¬ne Kur’an-ı Kerim tarafından verilmiştir.
Terim olarak Kur’an-ı Kerim; “Yüce Allah (c.c.) tarafından, ayet ayet ayrılıp ağır ağır, dura dura insanlara okunmak üzere, Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Hz.Peygamber’in kalbine vahyedilmek, okunmak suretiyle, Arapça olarak bölüm bölüm indirilen, Levh-i Mahfuzda ve Mushaflarda yazılı, Tevatüren nesilden nesile nakledilen, kıraatiyle ibadet edilen, doğruluğunda hiçbir şüphe bulunmayan mu’ciz ve veciz Kitabullah’tır”.
Kur’an ilk nazil olmaya Ramazan ayında ve Kadir Gecesi’nde başlamıştır.
Kur’an-ı Kerim, Allah (c.c.) tarafından Hz.Peygamber’e bir defada değil, 23 senede, tedricen indirilmiştir. Bazen peygamberimize sorulan sorulara cevap şeklinde, bazen yeni bir hükmü beyan şeklinde, bazen de yeni emir ve yasakları açıklama şeklinde yaklaşık yirmi üç senede indirilmiştir. Bazen de Allah murat ettiği zaman da ayetler şeklinde inmiştir.
Bunun hikmeti şöyle İsra suresi 106. ayette şöyle açıklanmıştır: “Biz Onu ( Kur’an’ı ), insanlara dura dura, ağır ağır okuyasın diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık ve Onu peyderpey indirdik.”
Allah’ın insanlara gönderdiği son din İslam’dır. Dolayısıyla İslam’dan sonra yeni bir din, Hz. Peygamber’den sonra yeni bir peygamber, Kur’an’dan sonra yeni bir kitap gelmeyecektir.
Allâh’ın, Hz.Peygamber’e verdiği en büyük mucize Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim, lafzıyla, manasıyla ve evrensel mesajlarıyla en büyük mucizedir. Peygamberlere verilen mucizelerin tamamı anlıktır, geçicidir. Ancak ilahi mesajların sonuncusu olması münasebetiyle Kur’an Mucizesi çağlar üstü ve evrenseldir.
Kur’an-ı Kerim bütün insanlığa gönderilmiş ilâhi bir kitaptır. Bu Yüce Kitap, başları döndürecek ölçüde zengin bir kaynaktır ve her asra yetebilecek açılım gücüne sahiptir. O’nun mesajı evrenseldir. Kur’an’da bir çok âyette “Ey insanlar” denilerek bu evrenselliğe işaret edilmiştir. Bunun yanında, özellikle Furkan Suresi 1. âyette Kur’an’ın ve onun tebliğ ve temsilcisi Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) evrenselliği şöyle vurgulanmıştır: “Hayır ve bereketi ne muazzamdır o Zât’ın ki, bütün alemleri, ins ve cinni uyarsın diye o has kuluna doğruyu eğriden ayıran Furkan’ı indirdi”.
Allah, Kur’an’ı birçok isim ya da vasıfla nitelemiştir. Her adlandırma veya vasıflandırma, Kur’an’ın birtakım özelliklerine ve işlevine yöneliktir. Bu isim ve sıfatlardan bazıları şunlardır: el-Kitab, el-Hüda, el-Furkan, ez-Zikr, et-Tenzil, el-Mev’ıza (Öğüt), Şifa, Rahmet, en-Nûr, el-Mübin (Apaçık), el-Mubarek, el-Büşra (Müjde), el-Azîz (Kıymetli-Yüce), el-Mecid (Şerefli-Üstün), Ümmü’l-Kitab.
Kur’an-ı Kerim’de bunlardan başka isim ve vasıflar da verilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:
“el-Müheymin, el-Hakk, el-Hakîm, el-Burhan, el-Vahy, el-Beyân, el-Belâğ, et-Tezkire, el-Urvetü’l-Vüskâ, el-Fasl, el-Adl, es-Sıdk, el-Kasas, Kelâmullah, Hablullah, Ahsenu’l-hadis, el-Kayyim, el-Beşir-en-Nezir, er-Rûh, el-Mesânî” gibi.
Kur’an-ı Kerim’in Bölümleri
Kur’an-ı Kerim kısa ve uzun müstakil bölümlerden oluşur. Bunlara sure denir. Kur’an-ı Kerim 30 cüz ve 114 sureden ibarettir. Bu surelerin en uzunu 286 ayetle Bakara Suresi, en kısası ise üçer ayetle Kevser ve Asr sureleridir.
Kur’an-ı Kerim’deki her sure – Tevbe Suresi hariç – besmele ile ayrılır. Buna fasıl denir. Surelerin uzunluklarına göre tasnife edilmiştir. Buna göre sureler dört kısma ayrılır:
1) Tıvâl: (Uzun sureler): Bunlar; Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, En’am, A’raf, Enfal ve Yunus sureleridir. Bazılarına göre ise Tevbe suresinin sonuna kadar 7 suredir ki bunlara Es-Seb’u’t-Tıvâl denir.
2) Miûn: Ayetleri yüzden fazla veya buna yakın surelerdir. Bunlar; Tevbe, Nahl, Hud, Yusuf, Kehf, İsra, Enbiya, Tâhâ, Mü’minûn, Şuarâ ve Sâffât sureleridir.
3) Mesânî: Ayetleri yüzden az olan surelerdir. Bunlar; Ahzab, Hacc, Kasas,
Tâ Sîn, Neml, Nûr, Enfal, Meryem, Ankebut, Rûm, Yâ Sîn, Furkan, Hicr, Ra’d, Sebe, Melaike (Fâtır), İbrahim, Sa’d, Muhammed, Lokman, Zümer, Hamimler, Mümtehine, Fetih, Haşr, Tenzil, Secde, Talak, Nûn ve Hucurat sureleridir.
4)Mufassal: Ayetleri kısa ve besmeleli fasılaları çok olan surelerdir. Bunlar; Hucurat Suresinden (49. sure) Kur’an’ın sonuna kadar olan surelerdir. Bunlar da üçe ayrılır:
a) Tıval (Uzun): Hucurat’tan Buruc’a kadar olan surelerdir.
b) Evsat (Orta): Buruc’tan Beyyine’ye kadar olan surelerdir.
c) Kısar (Kısa): Beyyine’den sonraki surelerdir.
Hicretten önce veya Mekke’de nazil olan surelere Mekki, Hicretten sonra veya Medine’de nazil olan surelere Medeni sureler denir.
Sureleri meydana getiren kısa veya birkaç cümleden meydana gelen ilahî kelama ayet denir.
Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetleri Alak Suresinin ilk 5 ayetidir. Son inen ayetler ise Bakara Suresi 281, Nisa Suresi 176. ayetlerdir. Ancak bu bilgiler ihtilaflıdır.
Kur’an-ı Kerim’in en uzun ayeti Bakara Suresi 282. ayeti olan müdayene ( yani borçlanma ile ilgili) ayettir. En kısa ayeti ise Rahman Suresi 64. ayetidir. Toplam ayet sayısı ihtilaf konusu olmakla beraber en meşhuru 6236 sayısıdır. Bu ihtilaf her suredeki Besmelenin ayet olarak düşünülüp düşünülmemesi, durak farlılıkları gibi hususlardan kaynaklanmaktadır. Yoksa okunan ayetlerin lafzında her herhangi bir eksiklik veya fazlalık söz konusu değildir.
KUR’AN’IN AMACI:
Kur’an-ı Kerim’in gönderiliş amacı: insanların inançlarını düzeltmek, ahlâkını güzelleştirmek, dünya hayatlarını düzene koymak; ilâhi irade, rıza ve düzene uygun bir dünya hayatından sonra ve bu sayede onlara ebedi saadetlerini kazandırmaktır. Kur’an-ı Kerim’in geliş amacı, bütün insanların nefislerini terbiye etmektir.
Kur’an, İbrahim Suresi 1. Ayette Yüce Rabbimizin ifadesine göre; insanlığı, cehaletin, sıradanlığın, kanıksanmışlığın karanlığından; imanın, farkındalığın, ferasetin aydınlığına çıkarmak için gönderilmiştir. Kur’an; insanlığın, rehberi, ışığı, yol göstericisi, yani hidayet kaynağıdır.
Kur’an, kendisinin gönderiliş gayesini Sad suresi 29.ayette şöyle açıklar:
“(Rasûlüm!) Sana bu mübarek Kitab’ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.”
KUR’AN’IN MUHTEVASI:
Kur’an-ı Kerîm, insanlara îtikad, ibâdet, muamelat, ukubat, ahlâk, içtimaiyat, iktisad, siyaset, tarih, hukuk, insan, kâinat ve kâinat ötesi gibi birçok hakikatlerden bahsetmiştir. Kur’an’ın bahsettiği bu hakikatlarîn en önemlilerini şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Kur’an bütün insanları Allah’ın varlığına, birliğine îmana, yani, tevhid inancına dâvet eder. Zihinlerde Allah’ın kudret ve azametini tespit edip yerleştirir.
2. İnsanları putperestlik ve şirkten şiddetle men’eder. Yalnız ve yalnız, tek olan Allah’a ibâdet etmeye ve O’na hiçbir şey’i şerik koşmamaya dâvet eder.
3. Kur’an insanları ilme, irfana, tefekküre çağırır. İnsanları gaflet içinde şuursuzca yaşamaktan men’eder. Allah’ın kudret ve hikmetine dikkat etmelerini, kâinata ve hâdiselere ibret gözüyle bakmalarını ister.
4. İnsanlara gönderilmiş bâzı peygamberler ve onların ümmetlerini irşad ve tebliğ tarzları hakkında bilgi verir. Geçmiş ümmetlerin hallerinden ders almamızı söyler.
5. İnsanların nefislerine esir olmamalarını, dünyayı âhirete tercih etmemelerini, dünyada her an imtihan içinde olduklarını unutmamalarını bildirir.
6. Müslümanların dinlerinde sebat etmelerini, daima hakka tâbi olup hakkı savunmalarını, düşmanları karşısında kuvvetli olmalarını tavsiye eder.
7. İçtimaî, iktisadî ve siyasî hayatta tâkip edilmesi gereken temel esasları ve saadet düsturlarını haber verir.
8. İnsanlar arasında adalet, istikamet, tevâzu’, sevgi ve şefkat, ihsan, afv, edeb ve eşitlik gibi ahlâkî değerleri tavsiye eder. İnsanları zulümden, hıyânetten, kibirden, cimrilikten, intikam duygularından, katı yüreklilikten, fuhşiyattan, haramdan men’eder.
9. Allah’ın kâinata koymuş olduğu kanunların değişmeyeceğini, muvaffakıyet için bu kanunlara riayet etmenin lüzumunu anlatır. İnsana kendi gayret ve çalışmasından başka hiçbir şey’in fayda vermeyeceğini bildirir.
10. İslâm’a uyanların Cennete, uymayanların ise Cehenneme gireceğini bildirir. Bu dünyanın, âhiretteki ebedî Cenneti ve saadeti kazandıracak bir imtihan meydanı olduğunu haber verir. Ancak Allah’ın rızasını kazanmanın her şeyden daha üstün olduğunu hatırlatır.
Kur’an-ı kerim’in bilgi, irşad ve talimatla ilgili bütün muhteviyatı şu iki maddede özetlenebilir:
1-Bilinmesi ve inanılması gerekenler: Burada Allah, peygamberlik, gayb alemi hakkında bilgilerle öğütler, misaller, hikmetler ve kıssalar vardır.
2-Yapılması gerekenler: Burada ibadetler ve hayat düzeni gibi ameli ve ahlaki hükümler, öğretiler yer alır.
Bir başka taksim ile Kur’an’ın doğrudan ifade ettiği bilgiler beş bölüme ayrılabilir:
1-İbadetlerle, îctimai, hukuki ve siyasi hayatla ilgili hükümler: (farzlar, vacipler, mendublar, mubahlar, mekruhlar, haramlar vs. gibi).
2-Yahudiler, Hristiyanlar, müşrikler, münafıklar vb. – doğru yoldan sapmış – gruplarla mücadeleden bahseden mesajlar.
3-Yeryüzünün ve göklerin yaratılması, Allah’ın kâmil sıfatlarının açıklanması ve kullara gerekli bulunan diğer bilgilerin ilham edilmesi kabilinden olan ilahi nimet ve lütufların hatırlatılması.
4-İnsanlık tarihi boyunca itaat edenlerin ödüllendirilmesi ve isyan edenlerin cezalandırılmasıyla ilgili olayların bilgisi.
5-Ölüm ve sonrasıyla ilgili bilgiler.
Sonuç olarak Kur’an’ın muhteva/içerik olarak en çok üzerinde durduğu konuları varlık, tevhid ve iman esasları, duâ ve ibadetler, ahlâk ve değerler, insanlar arası ilişkiler, bilgi ve kıssalar şeklinde özetleyebiliriz. Ancak Kur’an, bütün bu konuları insanla ve onun hakikatiyle içice vermiştir. Bu açıdan bakıldığında Kur’an’ın en temel konusunun insan olduğu söylenebilir. İnsan, nasıl ve niçin yaratılmıştır, hangi özelliklere sahiptir? Her iki dünyada da huzuru, mutluluğu elde edebilmesi için nelere inanmalı, neleri yapmalı, nasıl yaşamalı ve nelerden kaçınmalıdır? İşte Kur’an-ı Kerim, bu temel hakikatleri bize hedef olarak gösterir ve bunlara ulaşmanın yollarını öğretir.

KUR’AN’IN ÜSLUBU ve HEDEF KİTLESİ:
Kur’an Arapça bir kitaptır. Kur’an’da çeşitli âyetlerde bu durum belirtilmektedir: “Biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ki anlayasınız” (Yusuf 12/2). “Sana da böylece Arapça bir Kur’an vahyettik” (Şûrâ 42/7). “Düşünesiniz diye Biz onu Arapça bir Kur’an kıldık” ( Zuhruf 43/3).
Kur’an’ın Arapça olarak indirilmesi gayet tabiidir. Zira Hz.Peygamber’in muhatap çevresi Arabistan’dır ve ilk olarak da Kur’an o çevrede, o insanlara hitaben indirilmiştir. Çünkü her Peygambere kendi kavminin dili ile kitap verilmiştir.
Kur’an’ın kendine has bir uslubu vardır. Kur’an, mü’mine hitap ederken, inanmayanın dikkatini çeker, inkârcıyı uyarırken, mü’mine bir müjde sunar. Avam denilen genel halk kitlesine hitap ederken, ilim ve fikir ehli insanları düşündürür, âlime söylerken cahile dinletir. Cahile söylerken âlime dokundurur. Geçmişten bahsederken geleceği gösterir. Bugünü tasvir ederken, yarını anlatır. En sade ve basit görülen şeylerden en yüksek hakikatlere götürür. Gayb âleminden bahsederken, dünya âlemini ihmal etmez. İnsandan bahsederken, onun her iki dünya ile olan ilişkisine doğrudan veya dolaylı olarak değinir. Çeşitli mukayeseler, karşılaştırmalar yapmak suretiyle insan zihnini açmayı ve onu düşünmeye sevk etmeyi amaçlar.
Kur’an’ın hiçbir yerinde bölüm ve konular başlıklar halinde verilmez.
Sıradan kitapların aksine Kur’an, edebî bir sıraya göre tertip edilmiş belirli konular hakkında bilgi, fikir ve tartışmaları ele almaz. Bu nedenle Kur’an’a yabancı olan kişi, onunla ilk karşılaştığında onun, bölümlere ve kısımlara ayrılmamış oluşunu veya onda farklı konuların farklı şekillerde ele alınmadığını ve hayatın farklı yönleri ile ilgili emirlerin onda düzenli bir şekilde verilmemiş olduğunu görünce şaşkınlığa düşer.
Buna mukabil, daha önce hiç karşılaşmadığı ve onun kitap anlayışına çok da benzemeyen bir şeyle karşılaşır. Kur’an’ın imanla ilgilendiğini, ahlâkî direktifler verdiğini, kanunlar koyduğunu, insanları İslâm’a çağırdığını, kâfirleri uyardığını, tarihî olaylardan ibret dersleri verdiğini, uyarılarda bulunduğunu, müjde verdiğini ve bunların hepsinin bir âhenk içinde sunulduğunu görür. Aynı konu farklı şekillerde tekrar edilir ve görünürde hiç ilgisi olmayan bir konu diğerini takip eder.
Bazen hiç görünür bir sebep yokken, bir konunun ortasında başka bir konu anlatılır. Konuşmacı, hitaplar ve hitabın yönü hiçbir kurala uymaksızın sürekli değişir. Hiçbir yerde bölüm ve konuları ayıran bir işaret yoktur. Tarihsel olaylar anlatılır, fakat anlatım tarih kitaplarındaki gibi değildir. Felsefî ve metafizik sorunlar bu konulardaki ders kitaplarından çok farklı bir şekilde ele alınır. İnsandan ve evrenden, tabiat bilimlerindekinden farklı bir dille bahsedilir. Aynı şekilde kültürel, politik, sosyal ve ekonomik problemleri çözmede Kur’an kendi metodunu izler; kanunları ve prensipleri sosyologlardan, hukukçulardan ve hâkimlerden farklı bir şekilde ele alır.
Kur’an, insanı zaman zaman yerin, ğöğün derinliklerinde dolaştırır. Dünyadan âhirete götürür, ve biraz ileride tekrar dünyaya getirir. İnsan kendini âhiret nimetleri arasında sanarken bir bakar ki dünyanın gerçekleri ile karşı karşıyadır. Zifirî karanlıklardan birden aydınlığa çıkar. Gök gürültüsü içinde iken, ansızın berrak bir hava ve güzel bir şekilde bezenmiş bir çevre ile başbaşa kalır.
Kur’an’ın genel üslûbu tasvirdir ve o, olayları ikili, karşıtlı olarak anlatır. Yani olayları canlandırarak ve sahneleştirerek anlatır. Böylece insanların Kur’an’da anlatılan olayları mukayese etme imkânı vardır. Örneğin cennet, cehennem, gök, yer, melek, şeytan, emir, nehiy, müjde, tehdit veya müminlerin durumları anlatılır sonra kâfirlerin hali dile getirilir.
Kur’an’ın üslubu ve bir konuyu takdim biçimini ayrıca şöyle sıralayabiliriz: Haber verme, tasvir, kıssalarla ibret aldırma, soru-cevap, karşılaştırma, benzetme, örnekle anlatım, nasihat-öğüt verme, müjdeleme-korkutma, meydan okuma vb.
Kur’an-ı Kerim’den önce Araplar’da sözlü edebiyatın iki şekli vardır: Şiir ve nesir. Nesir hitabet ile kâhinlerin kafiyeli sözlerinden ibarettir. Kur’an şiir olmadığı gibi, Arapların bildiği nesirden de farklıydı. O, öğüt ve talimattan ibaret olan iki amacını gerçekleştirmek üzere şeklin ve üslubun en uygunlarını seçmiş, yerine göre uygun geçişler yaparak; misaller, kıssalar ve tarihi olaylardan yararlanarak vermek istediğini ve etkili bir şekilde vermiştir.
Kur’an’ın üslûbuna dair konulardan biri de sûrelerin “Mekkî” ve “Medenî” şeklindeki tasnifidir. Sûrelerin Mekkî ve Medenî oluşları hakkında Hz. Peygamber’den bir açıklama gelmemiştir. Zira onun sağlığında sahabenin böyle bir beyana ihtiyacı yoktur. O halde surelerin Mekki mi, Medeni mi olduğunu bilmek sahabe ve tâbiûndan gelen haberlere dayanmaktadır.
En muteber görüşe göre Mekkî-Medenî ayrımındaki ölçü “hicrettir”. Bu görüşe göre hicretten evvel nâzil olan âyet ve sûreler Mekkî, hicretten sonrakiler de Medeni sayılmıştır. Bilindiği üzere Rasûlullah’ın (s.a.v.) 23 yıllık tebliğ görevi Mekke devri ve Medine devri olmak üzere iki önemli kısma ayrılıyor. Yaklaşık 13 yıl olan Mekke döneminde inen sûre ve âyetlere Mekkî, sonraki 10 yıllık Medine döneminde nâzil olanlara ise Medenî sûre veya âyetler denilmektedir.
Mekkî veya Medenî olma, âyetten çıkacak hükmü, sonucu etkilemez. Âyet ve sûreyle ilgili olarak yan bir bilgidir ama açıklayıcı mahiyettedir. Âyetlerin nâzil oluş ortamını, o anda Müslümanların ve onların muhatabı olan diğer toplulukların durumunu kısmen yansıtır. Bizleri, âyetin veya sûrenin indiği şartlar hususunda fikir sahibi kılar. Bu bakımdan Mekkî-Medenî bilgisi de mesajı daha iyi anlamayı kolaylaştırıcı etkenlerdendir.
Mekki surelerde, mesajlar kısa ve yoğun cümlelerdir ve hitap ettikleri topluluğun dil zevkine uygun olarak akıcı ve etkileyici bir dile sahiptirler. أَيُّهَا النَّاسُ يَا = “Ey İnsanlar” ibaresi bulunan, yemin ile başlayan vurgulu ifadeler, kısa ve etkili cümleler, Mekke’de inen sûre ve âyetlerin diğer bir karakteristik özelliğidir. Yine âhiret, oradaki ceza ve mükâfatın gerekli olduğu ve mantığın da bunu gerektirdiği gibi temel inanç konularına yer vermesi, genel olarak bir sûrenin Mekkî olduğunun bir başka alâmetidir. İçinde secde âyeti bulunan her sûre Mekkidir. Bakara ve Âl-i İmran sureleri hariç huruf-u mukattaa ile başlayan sureler mekkidir.
Hadler ve miras payları (feraiz ) ihtiva eden sûreler, cihâda izin veren ve cihâd hükümlerini ihtiva eden sûreler, Ankebut sûresi hariç, içinde münafıklardan bahseden her sûre Medenidir. Kısaca muâmelat, ukûbât, aile ve cemiyet içindeki durum ve vazifelerle ilgili âyetler içeren sûreler Medenidir.
Kur’an’ın üslubu hakkında bilgiyi artırmak için varlıklar arasındaki bazı münasebetlerden bahsetmek uygun olacaktır.
Kur’an’da Allah-Âlem Münasebeti
Kur’an çerçevesinde Allah-âlem münasebetinden söz ederken insanın da, âlemin bir parçası olduğunu unutmamak gerekir. Burada âlemden kastımız, Allah’ın yarattığı her varlık ve oluştur. Alem, temelde iki kategoride ele alınır. Görünen âlem (Şehâdet), görünmeyen âlem (Gayb). Görünen âlemde insanlar, hayvanlar, bitkiler, madenler, diğer gezegenler, güneş, ay, kısaca uzayda bulunan ve bizim, hakkında bilgi elde edebileceğimiz veya görebileceğimiz varlıklar ve oluşlar yer alır. Görünmeyen âlemde de çeşitli varlıklar ve hadiseler vardır. Melekler, Cinler ve mahiyeti hakkında açıklama yapılmayan diğer varlıklar bu cümledendir. İnsanın yaratılışından önceki safhalar da, insanın bilmediği şeylerdir. Kabir hayatı, ölen insanların ruhlarının, nasıl bir hayat sürdürdükleri, yine insanın bilmediği gaybî konulardır.
Kur’an’a göre Allah, görünen ve görünmeyen âlemin Yaratıcısıdır. O, âlemin bir nizâm içinde varlığını devam ettirmesi için tabiî kanunlar koymuştur. Âlemde görünen her şey, -insanın kendisi de dahil olmak üzere- Allah’ın tabiî ayetleridir. Bu ayetler, hem Allah’ın varlığı, birliği ve kudretini gösterirler, hem de âlemin, iki yönlü olduğunu ve insanın, görünmeyen bir gayb alemiyle içice yaşadığına işaretler taşırlar. Sonuç olarak Allah-âlem ilişkisi, süreklidir. Alemdeki her şey, Allah’a boyun eğmektedir.
Kur’an’da Allah-İnsan Münasebeti
Allah, insanı, Kendini rahatlıkla tanıyabilecek ve O’nunla ahlakî ilişkiyi gerçekleştirebilecek bir fıtratta yaratmıştır. Bu yönüyle insan, Allah’a kopmaz bir bağla bağlıdır. Aslında onun, bu bağın farkına varması için bir engel yoktur; ancak onun, kötülüğe olan meyli, bu bağı fark edememesi neticesini doğurabilir.
Allah’la insan arasındaki bu manevî bağ, öylesine güçlüdür ki inanmayan insanın hayatının belli dönemlerinde bile, varlığını hissettirir. Kur’an, buna işaret etmektedir. Kur’an’ın ifadesine göre insanlar, çok büyük felaketler karşısında, bütün çarelerin tükendiği bir anda, kendilerinden daha kudretli bir güce, yani Allah’a yalvarmaya başlarlar.
Allah, insan hiçbir şey iken onu yaratmıştır. Onu, nutfeden yaratmıştır. Onu, rahimlerde dilediği gibi şekillendirmiştir. O’nu, eh güzel bir biçimde yaratmıştır. Ona göz, kulak ve kalp vermiştir. Ona rızık vermiştir. Onu, iyiye ve kötüye eğilimli olarak yaratmıştır. Ölümü ve hayatı o yaratmıştır. O, bütün âlemin sahibidir. Gökleri ve yeri O, yaratmıştır.
Kur’an’da İnsan-İnsan Münasebeti
Kur’an’ın temel mevzularından birisi de insan-insan ilişkisi ile ilgilidir. Bu da ahlak ve hukuk kuralları olarak karşımıza çıkmaktadır.
İnsanların uyması gerekli kaideleri ve ilkeleri koyan Allah’tır ve bu ilişkiler Allah’ın değerlendirmesiyle değerini bulur. Kur’an, insanın hep vicdanına seslenir. Onun için Kur’an’ın iyi dediğiyle insanların iyi dediği arasında bir paralellik vardır. Kur’an’ın asırlar boyunca milyarlarca insanın ahlakî hayatına yön vermesi onun, ahlak ilkelerini anlatırken insanın gerçeğinden hareket etmesindendir.
İnsanlar arası münasebetlerde vazgeçilmez bir olgu da, hukuktur. Kur’an da, insanların ahlakî konudaki zaaflarını göz önüne alarak onların aralarındaki ilişkileri düzenlemiş ve bazı konularda hükümler koymuştur. Bu hükümler, Amme Hukuku ve Husûsî Hukuk alanlarıyla ilgilidir. Amme Hukuku içinde, İdare, Ceza ve Devletler Umûmî Hukuku gibi konular vardır. Aile, Miras, Eşya ve Borçlar Hukuku da Husûsî Hukuk çerçevesinde mütalaa olunurlar.
Kur’an’da İnsan-Âlem Münasebeti
İnsan, Kur’an açısından âlemi farklı görme imkanına sahip olmaktadır. Alem, gayb ve şehadet âlemi olarak birbiriyle içice olan iki boyuttan oluşur. Bu, Kur’an’a inananın âlem anlayışına bir perspektif katar. O, atmosferi, meleklerle paylaştığı hissine sahiptir. Allah’ın, âlemle her an bir şekilde ilişki içinde olduğunu bilir. Bu bilgi, ona, âlemin olmuş bitmiş ve kendi başına hayatiyetini devam ettiren bir nitelikte olmadığı hissini verir. Bu, müminin şuur dünyasının farklı biçimde şekillenmesini sağlar. Onun dünya hakkındaki görüşü, inanmayana nispetle çok farklı bir nitelik taşır.
Bütün bir âlem, Allah’ın yaratığı olmak bakımından Allah’ın varlığının ve kudretinin belgeleridir. Bütün âlem, şuurludur ve Allah’ı kendi lisanıyla tespih etmektedir. Bu bilgi, insanın âlemle ilişkisine başka bir boyut katar. Bu bilgi, onun âlemdeki diğer varlıkları, şuurlu varlıklar, canlı varlıklar olarak görmesini sağlar. Bu da, müminin çevreye ve tabiata karşı bakışını etkiler. O, tabiatı, kendi yararı istikametinde kullanırken daha dikkatli, daha titiz davranır. Çünkü tabiatın her parçasında hayat vardır.
Kur’an, üslûbu itibariyle i’caza sahiptir. Kur’ân-ı Kerîm’in bir sûresinin, hatta bir âyetinin benzerinin yapılama¬ması özelliğine, onun i’câzı denir. Bu yüzden Kur’an’ın i’cazı konusuna da değinmenin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Sözlükte i’câz “âciz, çaresiz bırakmak”tır. Mu’ciz “çaresiz bırakan”, mucize ise “sıradan insanların yapamadığı, ancak pey¬gamberlere Allah’ın lutfettiği, olağan üstü fiiller, etkiler ve haller”dir. Kur’an mu’cizdir; çünkü meydan okuduğu halde kimse benzerini yapamamıştır. Kur’an mucizedir, çünkü bu eşsiz kitap son peygamber Hz. Muhammed’in peygamberli¬ğinin hak ve gerçek olduğunu ispat eden en kalıcı delil olmuştur. Kur’ân-ı Kerim’in i’câzını ortaya koyan üç özelliğinden söz etmek müm¬kündür:
1- Söz Sanatı: Seçilen kelimeler, kelimelerin dizilişi, grameri, uygulanan edebî sanatlar, mûsiki ve kelimelere -dilin imkânları sonuna kadar kullanılarak- yüklenen mânalar taklit edilemez mükemmelliktedir.
2-Üslûp ve Şekil Özelliği: Kur’ân-ı Kerîm’den önce Araplar’da sözlü ede¬biyatın iki şekli vardı: Şiir ve nesir. Nesir de hitabet ile kâhinlerin kafiyeli sözle¬rinden ibaretti. Kur’ân-ı Kerîm şiir olmadığı gibi Araplar’ın bildiği nesirden de farklıdır. O, öğüt ve talimattan ibaret bulunan iki amacını gerçekleştirmek üzere şeklin ve üslûbun en uygunlarını seçmiş, yerine göre uygun geçişler yaparak; mi¬saller, kıssalar ve tarihî olaylardan yararlanarak vermek istediğini en güzel şekilde vermiştir.
3-Muhteva Özelliği: Kur’ân-ı Kerîm’in muhtevası özetle îman, nelere inanılacağı, ibadet ve çeşitleri, hükümler ve talimat, ahlâk bilgisi ve eğiti¬mi, yaratılış ve oluş, gayb âlemi ve buradaki varlıklar, kısmen peygamber ve ka¬vimler tarihi, insan ve kâinatın yapısı, gelecekle ilgili bazı haberler ve bilgilerden oluşmaktadır. Hz. Peygamber’in çevresi ve yetişme şartları bellidir. Onun ve çev¬resindekilerin bu bilgilere sahip olmadıkları, bu bilgilerin bir kısmına o çağda ya-şayan başkalarının da sahip bulunmadığı bilinmektedir. Peygamberliğinden önce okuma-yazma bilmeyen (ümmî) bir zatın ağzından çıkan, hepsinin de doğru oldu¬ğu ya o anda yahut zamanı gelince anlaşılan ve bundan sonra da anlaşılacak olan, yakın çevredeki dinlerin ve bu dinlere ait kitapların yanlışlarını düzelten, tahrifle¬ri açıklığa kavuşturan bu muhteva (Kur’ân-ı Kerîm’in içeriği) olağan üstüdür, mûcizedîr; ancak doğru bilginin kaynağı Allah’tır, başka bir ihtimal mâkul değildir.

2. NİÇİN KUR’AN OKURUZ?
Kur’an okumaya karar veren bir insanın, niçin okumak istediğinin de cevabını vermesi gerekir. Öncelikle Kur’an insana gönderilmiştir. Buna göre, Kur’an’ı okumak, ruhen ve zihnen Kur’an’ın muhatabı olmak demektir.
Kur’an-ı Kerim, İslam dininin ilk kaynağıdır. Kur’an-ı Kerim, kullarını yaratan Allah’ın, onların iyiliğini düşünerek onlar için indirdiği, anlaşılıp hayata geçirilecek esasları içeren kılavuzdur. Kur’an-ı Kerim’in gönderiliş maksadı da insanların doğruya, güzele ulaşmasını sağlamaktır.
Bir müslüman olarak Kur’an’a karşı ilk vazifemiz, onun ve ihtiva ettiği hakikatların hak olduğunu tasdik etmektir. Daha sonra, onu okumak, mânasını anlamak ve emirlerini tatbik edip yaşamak, ulvî prensiplerini, ferd ve cem’iyet olarak hayatımıza hâkim kılmak gibi diğer vazifeler gelir. Kur’an’ı okumak, hayatı hem bireysel, hem sosyal olarak inşa etmenin yolunu öğretir.
Kur’an-ı Kerim, çok okumakla, tekrarlamakla eskimez, öğüt ve ibretleri tükenmez, insana verdiği harikuladelikleri son bulmaz. Kur’an’ı Okumalı, ezberlemeli, anlamalı, düşünmeli, yaymalıyız.
Kur’an’ı okumalıyız; çünkü Kur’an-ı Kerim’in muhatabı insandır. Kur’an okumak, bizi yaratan Allah ile konuşmaktır.
Allah’ı anmanın en güzel şekli olan namaz ibadetini yerine getirmek için de Kur’an öğrenilmelidir. Her müslümanın, namazı câiz olacak kadar Kur’an’dan bir bölüm ezberlemesi farz-ı ayndır. Kur’an-ı Kerîm’in bütününü ezberlemek ise, farz-ı kifâyedir. Yani bir kısım müslümanların hâfız olması, diğer müslümanları mes’ûliyetten kurtarır. Ancak Kur’an’ı ezbere bilen hiç kimse kalmazsa bütün müslümanlar mes’ul olur.
Kur’an’ı öğrenmek, öğretmek ve onu gelecek nesillere aktarmak büyük bir görevdir, sorumluluktur. Kur’an ile ilişki kurmanın insan için önemini haber veren ayet ve hadisler yeterli derecede teşvik edicidir. Maide suresi 15 ve 16. Ayetlerde Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
“Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir”
Ayrıca Ashabtan Ebû Hüreyre (ra.)’ın, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Hz.Peygamber’den rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir:
“Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek.
Yine Kur’an-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’an: ‘Rabb’im! Ona şeref tacı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’an-ı Kerîm: ‘Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek Kur’an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 1).
Kur’an okuyan insan, bireysel açıdan kendisini yoktan var eden Yüce Yaratıcı ile konuşuyor olmanın doyumsuz hazzını yaşar. Kur’an okuyan insan, ilahi kitapla sürdürdüğü diyalogda hem Rabbini tanır, hem de bütünüyle kendini bulur. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “O’nun üslubuyla konuşan, doğruyu konuşmuş olur. O’nunla amel eden, mutlaka mükâfat görür. Kim onunla hüküm verirse, adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur.” (Tirmizî, Fedailü’l-Kur’ân, 14; Müsned, 1/91)
Kur’an okuyan insan, Rabbinin kendini muhatap kabul etmesinin ve onun iki dünyada huzur ve mutluluğa ulaşması için hazırladığı kurtuluş reçetesini elde etmenin sevincini duyar.

II. ÜNİTE : KUR’AN-I KERİM’İ ANLAMAK ve ANLATMAK

1. KUR’AN’I ANLAMA İLE İLGİLİ KAVRAMLAR
1.a. Tefsir
Tefsir kelimesi, “fesr” veya taklip tarikiyle “sefr” kökünden gelen “tef’îl” vezninde bir masdardır. “Fesr”, sözlükte bir şeyi açıklamak, ortaya çıkarmak, ve üzeri örtülü bir şeyi açmak gibi manalara gelmektedir. İfade ettiği bu manalardan dolayı herhangi bir hastalığı teşhis için yapılan tahlile de “fesr” denilmektedir.
Tefsir kelimesi terim olarak ise: “Müşkil olan lafızdan murad edilen şeyi keşfetmektir” şeklinde tarif edilmiştir. Bir ilim olarak ele alındığı zaman da tefsir: “İnsan gücü ve Arap dilinin verdiği imkân nisbetinde Allah’ın muradına delâlet etmesi bakımından Kur’an metninin içerdiği manaları ortaya koymak” demektir.
Sahabe devrinde tefsir denilince akla tevkîfî beyanlar geliyordu. Yani bu söz onlara göre Allah’ın veya O’nun elçisinin açıklamalarını ifade etmek üzere kullanılan bir kavramdı. Yani onda hata ihtimali asla söz konusu değildi. Böylece denilebilir ki ashab döneminde “tefsir” lafzı Allah ve Hz. Peygamber’in beyanları için söz konusu iken daha sonraları muhtevası biraz daha genişletilerek sahabe açıklamalarını da içine almaya başladı. Çünkü onlar Kur’an’ın inişine şâhid olmuşlar, hükümlerle sebepler arasındaki münasebeti iyi kavramışlardı.
Kur’an ilimlerinin en önemlisi tefsirdir, diğer ilimler onun yardımcısı gibidir. Çünkü tefsir Kur’an’ı anlamaya ve açıklamaya yönelik faaliyetler bütünüdür. İnsanın gücü oranında Allah’ın âyetlerinde neler murad etmiş olduğunu çeşitli kaynaklar aracılığıyla anlamaya çalıştığı ilimdir.
Tefsir İlminin Gayesi: Allah’ın muradını anlama çabasıdır.
Tefsir İlminin Konusu: Kur’an âyetleridir.
-Baştan sona ilk Kur’an tefsiri: Mukatil b. Süleyman’a (Ö.H.150) atfedilen “Kitabu’t-Tefsiri’l-Kebir” dir.
1.b. Te’vil
“Te’vil” kelimesi, sözlük manası itibariyle aslına dönmek anlamına gelen “evl” kökünden “tef’il” vezninde masdar olup, “döndürmek” ve “herhangi bir şeyi varacağı yere vardırmak” demektir. Te’vil kelimesi, Kur’an bütünlüğü içerisinde farklı anlamlarda kullanılmıştır. Bunları kısaca şöyle sıralamak mümkündür:
1. Tefsir: “Onun te’vilini/tefsirini ancak Allah bilir…”.
2. Sebep: “Hakkında sabredemediğin şeylerin te’vilini, sebebini sana bildireceğim”.
3. Sonuç: “Bu daha iyidir ve te’vil/sonuç bakımından daha güzeldir”.
4. Rüya tabiri: “Ve Yûsuf dedi ki: Babacığım! İşte bu daha önce gördüğüm rüyanın te’vili/tabiridir”.
Te’vil kelimesi terim olarak da: “Meşru bir sebep veya delilden ötürü âyeti zahirî manasından alıp, kendisinden önce ve sonraki âyete mutabık, kitâb ve sünnete uygun manalardan birine hamletmek” demektir.
İslam bilginlerinin çoğunluğuna göre nasslardan hüküm çıkarmada esas olan, te’vile gitmemektir. Başka bir ifade ile nasslann zahirî manalarıyla amel etmek vâcibtir ve kuvvetli delil olmadıkça zahirî manalarını bırakıp te’vile gitmek caiz değildir. Meselâ genel manalı bir nass, kendisini tahsis eden hususî bir nass olmadıkça umum, mutlak manalı bir nass da takyid edici bir nass olmadığı müddetçe mutlak anlam taşır. Emirler de aynı şekilde aksi bir delil bulunmadıkça vücüb ifade ederler. Ancak birbiriyle anlam yönünden çelişir gibi görünen müşkil âyetlerin te’lifi ve manaları gizli bir anlam için sembol teşkil eden âyetlerin yani müteşâbih nassları açıklığa kavuşturulması gibi durumlarda da te’vil kaçınılmazdır.
Tefsir, Kur’ân-ı Kerîm’in Arapça veya başka bir dille yapılan açıklamalarıdır. Bu açıklamaların âyet ve hadislerle sahabe rivayetlerine dayanan kısmına rivayet tefsiri, başta dil ilmi olmak üzere diğer yardımcı bilgilere, aklî verilere dayanılarak yapılan kısmına ise dirayet tefsiri denir. Te’vil ise geçerli bir sebebe dayanarak sözü, ondan anlaşılan açık (zahir) mânâ yerine, nispeten kapalı veya ikinci derecede bulunan başka bir mânada anlayıp yorumlamaktır.

1.c Tercüme
Sözlü yahut yazılı bir metnin, başka bir dile aslına sadık kalarak, anlaşılır bir ifadeyle çevrilmesidir. Ayrıca biyografi anlamında terceme-i hal tabiri de meşhurdur.
1.d. Meal
Bir metni başka bir dile birebir çevirmekten çok yaklaşık olarak yani tefsîrî tercüme şeklinde aktarmak demektir.
Kur’an çevirilerine tercüme yerine çoğu kez meal denmesinin arkasında, ilâhî manayı bir diğer dile aktarırken, hitabın tam olarak karşılığını verme iddiasından biraz olsun uzak durup, yapılabilecek hatalarda sorumluluğu asgarî düzeye indirme niyeti mevcuttur.

2. KUR’AN’I DOĞRU ANLAMA ve ANLATMADA YÖNTEMLER
Kur’an, en doğru yola ileten bir kitap, insanlar için kalp gözleri (konumundaki bir nur), bir öğüt, kesin olarak inanan bir toplum için de bir hidayet ve bir rahmettir. ( Bkz. İsra: 9; Yunus:57; Casiye:20 ) İnsanın böyle bir kitabın rehberliğinde hayat sınavını başarı ile tamamlayabilmesi, öncelikle Kur’an’ı doğru anlamasıyla mümkündür.
Kur’an Yaratandan gelen bir hitaptır. Allah’ın kullarına olan sevgi ve merhameti, bir annenin çocuğuna olan merhametinden de fazladır. Bu nedenle Kur’an’ı, Allah’ın kullarına merhametinin bir eseri olarak düşüne düşüne okumak gerekir.
Kur’an’daki ayetlerin çoğu muhkem ayetlerdir. Yani her insan tarafından okunduğunda anlaşabilecek niteliktedir. Bunun yanında kutsal kitabımızda yoruma açık ve mecaz anlamlar taşıyan müteşabih ayetler de yer almaktadır. Kur’andaki müteşabih ayetlerin anlaşılabilmesi için yorumlamaya ihtiyaç vardır. İslam alimleri Kur’an’ı her dönemde kendi bilgi birikimlerine göre anlamaya, yorumlamaya çalışmışlardır. Böylece Tefsir ilmi doğup gelişmiştir.
Kur’an-ı Kerim’in mesajlarını doğru okuma, anlama ve uygulama ise bir müslümanın en önemli görevidir. İnsanlara hidayet ve rahmet olarak gönderilen Kur’an’ı doğru anlamak için Kur’an- Allah ilişkisine, Kur’an-insan ilişkisine, Kur’an- âlem ilişkisine ( görünen ve görünmeyen alem ilişkisine ) ve Kur’an–Kur’an ilişkisine bakmak gerekir.
Ayrıca Kur’an’ın mübelliği, insanlığın en güzel rehberi Hz.Peygamber’in Kur’an ile ilişkisine, Kur’an’daki konumuna bakmak gerekir. Vahyin ilk muhataplarının, yıldızlaşmış nesil sahabenin Kur’an’ı anlayışından da haberdar olmak gerekir.
Kur’an’ın öğrenilmesi kişinin onu anlamak için gösterdiği çabaya bağlıdır. Yüce Allah bizden Kur’an’ı anlamamızı, ayetlerini düşünüp öğüt almamızı istemektedir: “Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? “ ( Kamer:17 )
Kur’an’ı anlamak, iyi niyetli ve dikkatli bir okumayı gerekli kılar. Kur’an’ı doğru bir şekilde yorumlamak için bazı ilkeler vardır. Kur’an-ı Kerim hakkında doğru bilgi, doğru yöntem ve doğru uygulamalara ulaşmak için aşağıdaki maddelerin bize ışık tutacağını söyleyebiliriz.
1- Arap dilini ve edebi inceliklerini bilmek
2- Kur’an’ı tanımak, amacı, muhtevası ve üslubu ve hedef kitlesi hakkında bilgi sahibi olmak, kısaca Kur’an’ı anlamaya giriş bilgisine sahip olmak. Bu konuyla ilgili 1. Ünitede yeterli derecede bilgi paylaşmıştık.
3. Kur’an’ı Kur’an ile tefsir etmek. Kur’an’ı bir bütün olarak ele almak, Kur’an’ı Kur’an’ arz etmek.
Kur’an’ı anlamada bütünlük ilkesini göz ardı etmemek gerekir. Kur’ân’ın açıklamalarına ulaşmak için âyetler ve sureler arasındaki arası ilişkileri bilmek gerekir. Bu, rakamlar arası ilişkilere benzer. 0′dan 9′a kadar toplam 10 rakam vardır. Bütün hesaplar onlarla yapılır. İnsan, rakamlar arası ilişkileri ne kadar bilirse o kadar hesap yapar. Kimi onu, günlük hesaplarını tutacak kadar bilir. Kimileri de bilgisayarın, uzay teknolojisinin ve daha nice şeylerin hesaplarını yapacak kadar bilir. Her insan o rakamlardan, kendi bilgisi ölçüsünde yararlanır. Kur’ân’dan yararlanma da öyledir. Âyetler ve sureler arasındaki bu ilişkilerin görülememesi, Kur’ân’ın iç bütünlüğünü sağlayamamak demektir.
4- Kur’an-Sünnet ilişkisine başvurmak, Kur’an’ı Sünnete arz etmek.
Kur’an’ı öğrenmek ve onu anlamaya çalışmak konusunda bize örneklik eden kişi, Hz.Peygamberdir. Dolayısıyla Kur’an-Sünnet ilişkisini görmek, Kur’an’ı doğru anlamada, Hz. Peygamberin rolünü iyi algılamak gerekir. Hz.Peygamber’i devre dışı bırakan, rolünü küçülten, önemsizleştiren bir Kur’an ve din anlayışı düşünülemez. Kur’an’ın doğru bir şekilde algılanmasında Allah Rasulü’nün uygulamaları çok önem arz etmektedir. Bu uygulamalar bazen Kur’andaki bir hükmün önce açıklanması sonra da bizzat kendisi tarafından tatbiki, bazen de bir sahabinin uygulamasından sonra Rasulüllah’ın bunu onaylaması şeklinde cereyan etmiştir. Bu uygulamaların yanında bazen itikadi açıdan yaptığı bazı düzeltmeler de olmuştur. Onun bu şekildeki düzeltme ve uygulamalarını hem itikadi hem de ameli açıdan görmek mümkündür.
5- Kur’an’ı doğru anlamada Sahabe anlayışına ve uygulamasına başvurmak. Kur’ân-ı Kerim’i en doğru anlamıyla anladığı tescillenmiş kişi ya da topluluk deyince tek bir topluluk akla gelir; o da vahyin ilk muhatapları Ashab-ı Kiramdır. Dolayısıyla, Kur’an-ı Kerim’i Hz. Peygamber’in sünneti ve Ashab’ın söz ve sireti çizgisinde anlamak gerekecektir.
6- Ayetlerin nüzul sebeplerinden yararlanmak, iyi bir siyer ve hadis bilgisine sahip olmak. Surelerin Mekki – Medeni ayrımını öğrenmek ve Kur’an mesajlarının karakteristik yapısını kavramak.
Allah Teâlâ her şeyi belli bir hikmet üzere var etmiştir. Kur’an’daki her âyetin de belli bir gayesi, hedefi vardır. Biz bunlardan bir kısmını ilgili rivâyetler sebebiyle bilmekteyiz. Kur’an-ı Kerim’in âyetleri bu yönden iki kısma ayrılabilir:
Birincisi, Kur’an’ın ekseriyetini teşkil eden ve Cenab-ı Hak tarafından indirilişi belli bir sebep üzere olmayan, doğrudan doğruya indirildiğini söylediğimiz âyetlerdir. İkincisi ise, belli bir olay ya da bir sebebe bağlayabildiğimiz âyetlerdir.
Hz. Peygamber’e (a.s.) yöneltilen bir sual veya meydana gelen bir hâdise dolayısıyla birkaç ayet ya da bir surenin tamamının nazil olmasına âmil olan şeye “sebeb-i nüzûl” demekteyiz. Bu konuyla alâkalı farklı mülahazalar olmakla beraber Tefsir âlimlerinin sebeb-i nüzûl hakkında üzerinde ittifak ettikleri görüş şudur; “Nüzûl sebeplerini bilmek, âyetlerin anlaşılmasını kolaylaştırır”.
7- Sibak ve siyakı (sözün akışını, bağlamı) iyi biçimde göz önünde bulundurmak. Yanlış anlamanın önüne geçmek. Sözün sahibini ve ayetlerdeki muhatap kitleyi iyi tespit etmek. Örneğin tırnak içinde, birilerinin sözü olarak nakledilen bir cümleyi Allah’ın sözü gibi nakletmenin hatalı oluşu.( Bakınız: Yusuf Suresi 28. ayette Züleyha validemizin kocasının sözünü Allah’ın sözü diye nakletmek gibi. )
8- Kur’an’ı, Kur’an İlimleri ışığında anlamak. Kur’an tilavetindeki kıraat farklılıkları ve bunların ahkama etkileri, muhkem ve müteşabihatı, Kur’an’daki tekrarları, yeminleri, kıssaları, garib lafızları, teşbihleri, meselleri, sure ve ayetlerdeki mana uyumunu, lafızlar ile mana arasındaki fonetik uyumu, çelişkili zannedilen konuları açığa kavuşturan Müşkilü’l-Kur’an adlı Kur’an ilimlerinden ve sayısı 10’larla ifade edilen Kur’an ilimleri ışığında anlamak işi kolaylaştıracaktır.
9. Kur’an’i kavramların, Kur’an’ın indirildiği dönemdeki anlamlarını tespit etmek. İlk dönem lugat eserlerine, Arap şiirlerinde kavramların kullanıldığı anlam çeşitliliğine vakıf olmak. Garibu’l-Kur’an ve Müfredatu’l-Kur’an gibi eserlerden yararlanmak. Kur’an fihristlerinden, ansiklopedilerinden yararlanmak.
10- İsrailiyyattan, gaybî ve gereksiz ayrıntılardan kaçınmak, zahirî anlamın yeterli olduğu yerde, uygun olmayan bâtini anlamdan uzaklaşmak.
11- Aşırı yorumlardan, zorlama tevillerden sakınmak. Kör taklitten uzaklaşmak, ayetleri ideolojik ve siyasi amaçlara malzeme yapmaktan sakınmak.
12- Takvaya sarılmak, ruhen ve zihnen Kur’an’ın muhatabı olmak, Kur’an’ı doğru anlamak için Allah’tan yardım talep etmenin gerekliliğini unutmamak.
13- Sahabenin, Tâbiinin ve ilim ehli ortak aklın, Kur’ân’ı tefsir ve te’viline, mevcut tefsir hazinesine bakmak. Tarihsel süreçte Kur’an’ı anlama çabalarının ürünlerine vakıf olmak. ( Rivayet ve dirayet türü tefsir eserlerine, ahkam tefsirlerine, edebi ve luğavi tefsir eserlerine, ictimai tefsir eserlerine, işari tefsir eserlerine, usül eserlerine, Kur’an ilimlerine dair müstakil eserlere, Kur’an kavramlarını müstakil biçimde konu edinen eserlere, konulu tefsir eserlerine vb. eserlere bakmak. )
14. Kur’an’ı anlama çabasının bir ürünü olan meallerden yararlanmak ve metodik çalışmalarla meallerden istifadeyi artırmak. Esasen geleneğimizde meal okuma ve okutmaktan daha çok tefsir okuma-okutma yaygındır. Ve bu daha sağlıklı bir yoldur. Ancak insanların Kur’an ile bağının öz biçimde de olsa sınırlanamayacağı gerçeğinden hareketle sürdürülen meal okuma çalışmalarının doğru bir istikamette gitmesi için bazı yöntemleri kullanmakta fayda vardır. Buna göre;
– Meal çalışmasının, işin ehli bir uzman eşliğinde sürdürülmesi.
– Meal çalışmasının tefsir, hadis, fıkıh ve siyer destekli sürdürmek.
– Takip edilen Kur’an mealinin mümkünse bir komisyon çalışmasının ürünü olması. Meâlin çeviri yapılan dile, akıcı bir biçimde çevrildiğine dikkat edilmesi.
– Meal okumada çeşitlilik kazandırılması; kavram merkezli okuma yapılması, konu merkezli okuma yapılması, nuzül sürecine göre okuma yapılması gibi.
– Mukayeseli meal çalışması yapılması.
– Başlanılan Meal çalışmasının yarım bırakılmaması. Kur’an’ın tedrici olarak indirilişinin iyi okunması.
– Meal okumada çapraz okuma yönteminin geliştirilmesi. Kur’an’ın Kur’an’ arzedilmesi yöntemiyle, birbirleriyle bağlantılı ayetlerin beraber okunması, düşünülmesi ve aradaki bağın kuvvetlendirilmesi. Ayetler ve sureler arasındaki bağlantının kavranılması.
– Sureleri okumadan önce, her sure hakkında özet bir bilgiye, muhteva akışına sahip olunması, okuduktan sonra, o surenin bir özetinin çıkarılması. Soru-cevap yöntemiyle sureler hakkındaki bilginin pekiştirilmesi.
– Her sureyi bitirdikten sonra Yüce Rabbimizin neleri emredip nelerden sakındırdığının özet halinde çıkarılması.
– Meal çalışmasının okuyucuda Kur’an kültürünü geliştirmeye yönelik olması.
– Kur’an’ın “ işittik ve itaat ettik “ duygusuyla okunması vb. başlıklar, meal okuma yöntemlerine katkı sağlayacaktır.

3. KUR’ÂN-I KERÎM ve MEÂL
Türkçe’de Kur’ân-ı Kerîm’in Arapça’dan başka bir dile tercüme edilmiş haline “çeviri” yerine meâl sözcüğü kullanılır. Bunun nedeni meâl kelimesinin “yakın çeviri” (yahut eksiltili çeviri) anlamına sahip olmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm tercümesi ya da çevirisi demek daha iddialıdır. Bu nedenle meâl yazarları çeviri konusunda yetersizliklerini vurgulamakta ve Kitabımızın çevirisini yapmanın mümkün olmadığını itiraf etmektedirler.
İlk hitap ettiği toplumun konuştuğu dilin kelimelerinden seçilerek hiçbir beşerin güç yetiremeyeceği bir ahenkle dizilip en güzel nağmelerle dokunan Kur’an nazmının, o insanlara hitap ederken kurduğu zihinsel ve duygusal iletişimi, meâller asla kuramamaktadır. Böyle bir iletişimin kurulması şöyle dursun, meâllerle normalde âyetlerin metin olarak muhtevasını düzgün bir şekilde aktarmak bile mümkün değildir. Çünkü bazen bir âyete, hepsi de doğru olmak üzere birçok meâl verilebilmektedir. Aynı şekilde Kur’an nazmında çeşitli manalara gelebilen ortak anlamlı pek çok kelime vardır. Bu anlamların hepsi meâle alındığı takdirde meâl, tefsire dönüşmektedir. Alınmadığında ise meâl, âyetlerin ve âyetlerde geçen bazı kelime ve kavramların anlamlarını daraltmış olmaktadır. Bunun yanında meâllerde Kur’an-ı Kerim’in mucizeliği, edebi güzelliği, ses ve üslûp özellikleri ve belagatı yansıtılamamaktadır. Bu yüzden ruhları coşturan, aklı ve düşünceyi fetheden, kalpleri tesiri altına alan Kur’an’ın etkileyici ve canlı üslubu, meâllerde yerini kuru bir metne bırakmaktadır.
İşte bu sebeple, Kur’an’ın mesajının insanların zihinlerine ve kalplerine etkili bir şekilde ulaştırılabilmesi ancak sağlam ve güvenilir tefsirlerle mümkün olabilir. Çünkü âyetlerin içerdiği bütün anlamlar meâllere sığmaz. Bu yüzden Kur’an’ı doğru ve daha iyi bir şekilde anlamak isteyenlerin, ya bizzat kendilerinin Arapçayı iyi bilip tefsir usûlüne vakıf olmaları, ya da güvenilir tefsirlerden yararlanmaları gerekir.
Kur’an-ı Kerim, şüphesiz apaçık ve anlaşılır bir kitaptır. Onun âyetlerinden pınardan suyun fışkırdığı gibi birçok manalar fışkırır. Mütercim ondan bir mana anlar ve onu aktarır; fakat onun anladığı manadan başka manalar da âyetlerde kendini göstermeye devam eder. Demek ki meâller Kur’an âyetlerinden bir veya iki mana aktarsa da, âyetlerden anlaşılabilecek daha pek çok manalar kalabilmektedir. Bu yüzden okuyucu, Kur’an’ı meâllerle ölçmeye kalkmamalıdır. Kur’an bu meâllerden ibaret değildir. Meâller itinalı ve doğru yapılabildiği takdirde yalnızca Kur’an’dan anlaşılan manalardan birer demettir. Âyetlerin içerdiği itikâdî, ilmî, hukûkî, sosyal, ahlakî, tarihî ve benzeri daha nice hikmet dolu hükümlerin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi ise, mutlaka güvenilir tefsirlere ihtiyaç hissettirmektedir.
Bir meâl ne kadar mükemmel olursa olsun Kur’an değildir. İşte bu sebeple tefsirlere müfessirlerin yorumlarının karıştığı, bundan dolayı tefsirleri bir kenara bırakarak Kur’an-ı Kerim’i doğrudan meâllerinden anlamak gerektiği yolundaki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü meâller Kur’an’dan mütercimin anlayabildiği kadar bazı şeyleri aktarabilirse de Kur’an’ın mesajını hakkıyla ortaya koyamaz.
Bu söylediklerimizden, Kur’an’ın meâlinin yapılmaması gerektiği sonucuna varılmamalıdır. Bütün bunlar, meâllerin Kur’an-ı Kerim’in yerine konamayacağını anlatmak içindir. Yoksa Kur’an-ı Kerim’den yararlanmak noktasında elbette meâllere ihtiyaç vardır.
Allah tarafından son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’e, ilk hitap ettiği toplumun dili Arapça ile nazil olan Kur’an-ı Kerim’in mesajını öğrenmek, her müslümanın hakkı ve vazifesidir. Arapça bilmeyenler için Kur’an’ı Kerim eskiden beri birçok dile tercüme edilegelmiştir. Kur’an-ı Kerimin ilk devirlerden itibaren başka dillere çevrildiğine dair örnekler mevcuttur. Selman el-Farisi Fatiha suresini Farsçaya çevirmiştir. Yine hicri 127 senesinde Kur’an’ın Berberi diline çevrildiğini, el-Cahız’ın (v.255/869) beyanına göre, Musa b. Seyyar el-Esvari’nin, Kur’an-ı Kerimi öğrencilerine hem Arapça hem Farsça tefsir ettiği, yine Buzurg b. Şehriyar’ın ifadesine göre 270/883 senelerinde Kur’an’ın Hind dillerine terceme edildiği bilinmektedir.
Türkler de müslüman oldukları dönemden itibaren Kur’an’ı anlamak için tercümeler yapmışlardır. İlk tercümeler kelime kelime (satır arası) yapılan tercümelerdir. Samanoğullarından Mansur b. Nuh devrinde (v.354/956) bir heyet Kur’an-ı Kerimi Farsçaya terceme etmiş, bu esere Taberi tefsirini de eklemiştir. Aynı heyetin, Kur’an-ı Türkçeye de (Uygur Türkçesi) terceme ettiği de söylenmektedir. Bunlardan başka hicri V. ve VI. asırlara ait Surabadi İsfaraini (v.471/1049), Zahidi (v.519/1125) ve Hoca Abdullah Ensari’nin tercemeleri günümüze kadar ulaşmıştır. Hoca Abdullah bu eserinin 107 tefsirden istifade ederek topladığını ifade etmektedir. Meâl ve tefsir çalışmaları Cumhuriyet döneminde hız kazanmıştır. Diğer yandan, Muhammed Hamidullah’ın verdiği bilgiye göre, Avrupa’da ilk Meâl çalışmaları 1141’de başlamış ve Kur’ân bu tarihlerde Latince’ye çevrilmiştir. İtalyanca’ya 1513, Almanca’ya 1616, Fransızca’ya 1647 ve İngilizce’ye de 1648’de tercüme edilmiştir. Bugün için, yaklaşık olarak Almanca’da 47, İngilizce’de 51, Fransızca’da 31, Latince’de 36, Urduca’da 100’e yakın ve Farsça’da 100’ün üstünde meâl bulunmaktadır. Türkçe’de ise günümüzde 100 civarında meâl olduğu söylenebilir.
Yüce Rabbimizin bütün insanlığa son kitabı ve ebedi hitabı olan Kur’an-ı Kerim, sadece Araplar ve Arapça’yı bilenler için değil, bütün insanları dalâletten korumak, onlara hakkı ve hakikatı öğretmek, hidayet ve gerçek saadet yolunu göstermek için indirilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için de, Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ilahi gerçek ve öğütlerin bütün insanlığa tebliğ edilmesi, herkes tarafından öğrenilmesi, anlaşılması, üzerinde düşünülmesi, kavranması ve kalplere yerleşmesi gerekir.
Kur’ân Meâlini ve Kur’ân’ı Okurken Şu Hususlara Özellikle Dikkat Edilmelidir
Kur’ân-ı Kerîm’de tek başına anlaşılabilecek pek çok âyet bulunmakla birlikte bazı âyetlerin, mutlaka Kur’ân’ın bütünlüğü içinde ele alınması zorunludur. Birbirini açıklar mahiyetteki âyetler, birlikte göz önüne alınmadığı takdirde, yanlış ve eksik anlamalar söz konusu olabilir. Bu yüzden birbiriyle bağlantılı âyetler, mutlaka birlikte değerlendirilmelidir.
İkinci olarak, Hz. Peygamber’in Kur’ân’ı anlayış ve hayata geçirişine bakmak gerekir. Herhangi bir âyet hakkında ondan sahih bir açıklama gelmişse; âyet-i Kerîme, öncelikle bu doğrultuda anlaşılmalıdır. Âyetler, Resûlüllah’ın anlayış ve açıklamalarına aykırı düşecek bir şekilde yorumlanamaz. Kur’ân-Sünnet bütünlüğü açısından bu, son derece önemlidir. Zaten bazı âyetlerin doğru anlaşılabilmesi, ancak Hz. Peygamber’in tefsir ve uygulamasıyla mümkün olabilmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’i doğru ve güzel bir şekilde anlayıp yorumlayabilmek için, İslam’ın ilk üç kuşağının anlayış ve açıklamalarını da dikkate almak gerekir. Çünkü ilk kuşak (Sahabe), Kur’ân’ın nazil oluşuna ve Hz. Peygamber’in onu anlayış ve hayata geçirişine tanık olan nesildir. İkinci kuşak (Tabiin) ise, bu ilk kuşakla iç içe yaşayan ve Resûlüllah’ın Kur’ân’ı nasıl anlayıp tefsir ettiğini ve nasıl hayata geçirdiğini onlardan aktaran nesildir. Üçüncü kuşak olan “Tebeü’t-Tabiin” ise ikinci kuşağın öğrencileridir.
Bu üç kuşak, âyetlerin nüzul sebeplerini bildiklerinden, âyetlerin öncelikli bağlamlarını da çok iyi tanımaktadırlar. Âyetlerin doğru anlaşılmasında indiriliş sebeplerinin göz önünde bulundurulması ise, son derece önemlidir.
Bunlara ilaveten, Arapça’yı çok iyi bilen, güvenilir dil bilginlerinin açıklamalarına bakılır. Kur’ân-ı Kerîm’in anlaşılmasında izlenen ve bütün ilim adamlarınca kabul edilen temel yöntem, budur. Kur’ân’ın doğru ve güzel bir şekilde anlaşılabilmesi için bu usulün izlenmesi gerekir. Yoksa birtakım yanlış ve eksik anlamalardan kurtulmak mümkün olmaz. İşte bunun için meâllerin yanında güvenilir tefsirlere ihtiyaç vardır.
Bilindiği gibi İslam’ın ana kaynağı Kur’ân’dır. Bu ana kaynak, Hz. Peygamber’in Sünnetinin de dinin kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak burada önemli olan, Sünnetin bize sahih olarak ulaşmış olmasıdır. Bu itibarla Hz. Peygamber’in Sünneti, Kur’ân’dan sonra İslam dininin ikinci kaynağıdır. Bundan sonra ümmetin icmaı ve ilim adamlarının ictihatları gelir. Dolayısıyla herhangi bir konuda “İslam’da şu şöyledir” diye hüküm verebilmek için belli düzeyde bir ilmi birikime sahip olmak ve dini hükümler konusunda izlenen usulü bilmek gerekir. Bu sebeple böyle bir ilmi birikime sahip olmayanlar, yalnızca Kur’ân-ı Kerîm meâllerine bakarak dini hükümler çıkarmaya kalkmamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki meâl okumak (özellikle tefsir tarzındaki dipnotları ve açıklamaları olmayan meâlleri okumak) sadece Kur’ân’ı anlamaya bir giriş mahiyetindedir. Dolayısıyla meâl okumak demek, sadece belli bir meâli okuyup, sonra da onun vasıtasıyla Kur’ân’ı anladığını düşünmek hatadır. Eski ve yeni yazılmış birçok meâl karşılaştırmalı olarak incelenmeli ve gerektiği yerlerde –ki mutlaka gerekecektir- tefsirlere müracaat edilmelidir. Bu açıklama, zaman zaman sorulan “hangi meâli okumalıyız?” sorusunun cevabı olarak da düşünülmelidir.
Kur’ân-ı Kerîm okurken son derece ihlâslı olmalı, onun Allah kelamı olduğunun bilinci içinde bulunarak bütün varlığıyla ona yoğunlaşıp zihnini başka düşüncelerden arındırmalıdır. Kur’ân’ın doğrudan kendine hitap ettiğini düşünerek okuduğu âyetlerden etkilenmelidir.
Kur’ân meâlleri doğrudan doğruya Kur’ân olmamakla beraber, Kur’ân’dan yansımalar niteliğinde olduklarından, onları insan sözü olan diğer metinlerle bir görmemek gerekir. Bu sebeple, Kur’ân’ın çeviri ve meâllerine de gerekli saygı gösterilmelidir. Çünkü Kur’ân’ın aslını okumak nasıl bir ibadet ve taat ise meâlini okumak da sevap kazandırıcı bir iştir.

Bazı Türkçe Meâller
(Bu liste için Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın Aziz Kur’an İsimli meâl çalışmasından faydalanılmıştır.)
1. Hasan Basri Çantay (1897-1964) Kur’an-ı Hakim ve Meâl-i Kerîm çeviri ve notlar. 3 cilt, 1256 sayfa, İstanbul, 1953, 1957-58, 1959, 1969, 11. baskı 1980.
2. İsmail Hakkı İzmirli, (1868-1946) Kur’ân-ı Kerîm Çevirisi, İstanbul, 1926, 1932. (Türkçe Bibliyografya tarafından anılmıştır, 1977).
3. Süleyman Tevfik Zorluoğlu, Kur’ân-ı Kerîm Çevirisi, 1926. (NUC’e göre, bu eser 1925’te basılan ve Arap harfleriyle yazılmış olan ilk baskının Latinize edilmiş şeklidir.)
4. Muhammed Hamdi Yazır (Elmalı’lı), (1877-1942), Hak Dini Kur’an Dili, Yeni Meâlli Tefsir, Arapça metin, çeviri ve tefsir, 9 cilt, 1935-1939 İstanbul, 6442 sayfa + indeks, 1960-62, 1970.
5. Ömer Rıza Doğrul, (1893-1952), Kur’ân-ı Kerîm Çeviri ve Tefsir-i Şerifi, Tanrı Buyruğu, 2 cilt, Arapça metin, çeviri ve dipnotlar, CCVIII+1000 sayfa, İstanbul, 1934, 1947, 3. baskı, (?) 1980.
6. Besim Atalay, Kur’an, İstanbul, 1962, lüks baskı.
7. Ömer Fevzi Mardin, Kur’ân-ı Kerîm Mevzularına göre Tasnifli-Şerhli Türkçe, konularına göre yeniden düzenlenmiş) İstanbul, 1950.
8. Hacı Murad, İslam’ın Mukaddes Kitabı Kur’ân-ı Kerîm Türkçe Çeviri ve Tefsiri, Arapça metinle beraber, 624 sayfa, İstanbul, 1955.
9. Osman Nebioğlu, Türkçe Kur’ân-ı Kerîm, İstanbul, tarihsiz, 346 sayfa.
10. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, (1886-1978), Kur’an, Ankara, 1957.
11. Abdülbaki Gölpınarlı, (1900-1982), Kur’ân-ı Kerîm, 2 cilt, Arapça metinle birlikte, İstanbul, 1955, 1968.
12. Ayıntabi Mehmet Efendi, Kur’ân-ı Kerîm Meâli ve Tefsiri (Bu zatın son eseri olan Tibyan Tefsiri Süleyman Fahir tarafından latin harflerine çevrilmiş ve dili yenileştirilmiş olarak yeniden basılmıştır.) 4 cilt, İstanbul, 1956-7, 1980-1.
13. İsmail Ferruh, Kur’ân-ı Kerîm, 692 sayfa, Arapça metinle birlikte yeni baskı. (Süleyman Fahir tarafından eski Mevakib Tefsiri latin harflerine çevrilmiş ve dili yenileştirilmiştir.)
14. Murat Sertoğlu, Bir İstanbul Gazetesinde tefrika olarak yayınlanmıştır.
15. Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli, Kur’ân-ı Kerîm, 3 cilt, Arapça metinle beraber (meşhur Hafız Osman hattı), Ankara, 1961-1973. (Osman Keskioğlu tarafından kaleme alınan girişte belirtildiğine göre, eser bir ilim kurulunun çalışmasıdır. Kurulda başlangıçta Şehid Oral, Yusuf Ziya Ersal, Mustafa Runyun, Ali Sami Yücesoy, Asım Güven, M. Asım, Kemal Edip Kürkçüoğlu ve M. Şevki Özmen yer alıyordu. Daha sonra Kurulda yalnızca Şehid Oral, Yusuf Ziya Ersal, Asım Köksal ve M. Şevki Özmen kalıp bu zatlar sadece 3. surenin sonuna kadar olan kısmı bitirmişler, daha sonra Dr. Hüseyin Atay ve Dr. Yaşar Kutluay eseri sonuna kadar tamamlamışlardır. Daha sonra da Fahir İz başkanlığındaki Osman Keskioğlu, M. Z. Bilgin ve M. Öğütçü’den oluşan bir başka kurul bütün metni baştan sona yeniden gözden geçirmiştir.)
16. Ömer Nasuhi Bilmen, (1884-1971), (Eski Diyanet İşleri Başkanlarından, Ankara) Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Alisi ve Tefsiri, 5 cilt, İstanbul, 1962-1964.
17. Fikri Yavuz (İstanbul Müftüsü), Kur’ân-ı Kerîm ve Meâl-i Alisi, İstanbul, 1967, 1970-72-74-76.
18. Muhammed b. Hamza (15. Asır), Kur’an Çevirisi, İstanbul, 1976. Ahmet Topaloğlu’nun Latin harfleriyle yaptığı edisyon.
19. Atıf Tüzüner, Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meâli, İstanbul, 1970, 1973.
20. Süleyman Ateş, Kur’ân-ı Kerîm Meâli, Yüksel Matbaası, 1974, 1975, Ankara, 1980.
21. Ziya Kazıcı-Necip Taylan, Kur’ân-ı Kerîm Meâli (Türkçe Anlamı), Çığır yayınevi, İstanbul, 1982.
22. Abdullah Aydın, Kur’ân-ı Kerîm ve Yüce Meâli, Aydın yayınevi, İstanbul 1979.
23. Hakkı Şengüler-Emin Saraç-Bekir Karlığa, Fi Zılali’l Kur’an (Kur’an’ın Gölgesinde), Seyyid Kutub’un eserinin Türkçe’ye çevirisi, 16 cilt, Hikmet yayınları, 1979.
24. Süleyman Fahir, Tıbyan Tefsiri çevirisinin dilinin yenilenmesi. Yeni baskısı Ahmed Davudoğlu tarafından gerçekleştirilmiştir.. 3 cilt, Sağlam Kitabevi, İstanbul, 1980.
25. Ali Rıza Sağman, Lafzen ve Meâlen Kur’ân-ı Kerîmin Çevirisi, Üçdal neşriyat, 1980.
26. Kadir Kabakçı-Hasan Karakaya-Mehmet Süslü-Kenan Seyithanoğlu, Kerîm Aytekin, Kur’ân-ı Kerîm Türkçe Meâli, Çağ Yayınevi, 1981.
27. Hadimli Mehmet Vehbi Çelik, Hulasatu’l Beyan Fi Tefsiri’l Kur’an, 16 cilt 4. baskı, 6909 sayfa, İstanbul, 1966-71. (WB, 1619-20, 1730-3)
28. Ahmet Okutan, Kur’ân-I Kerîm’in Konularına Göre Ayrılmış Türkçe Anlamı, 729 sayfa, İstanbul, 1967. (WB, 1663)
29. M. Kazım Öztürk, Kur’an’ın 20. Asra Göre Anlamı, 3 cilt, 381+392+220 sayfa, Arapça metin ile birlikte, Ankara, 1974-80.
30. Süleyman Tevfik Özzorluoğlu, Kur’ân-ı Kerîm, 2. baskı, 719+4 sayfa, İstanbul, 1932.
31. Ali Bulaç, Kur’an- Kerîm’in Meâl Tercümesi, İstanbul, 1982.
32. Talat Koçyiğit-İsmail Cerrahoğlu, Kur’ân-ı Kerîm Meâl ve Tefsiri, 1 cilt, Ankara, 1984. (Tamamlanamamıştır.)
33. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları, İstanbul, 1 cilt, 1987
34. Ebu’l Ala Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, Urduca’dan Mehmet Han Kayani ve diğer dört kişi tarafından çevrilmiştir. 1. cilt 1987, İstanbul.
35. Enver Baytan, Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meâl-i Alisi, 608 sayfa, İstanbul, Baytan Yayınları, 1987.
36. Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı (Meâl-Tefsir), trc. Cahit Koytak-Ahmet Ertürk.
37. Muhammed Hamidullah, Aziz Kur’ân, trc. Mahmut Kanık-Abdülaziz Hatip.
38. Salih Akdemir, Son Çağrı Kur’ân, Ankara Okulu yayınları.
39. Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an.
40. Mustafa Öztürk, Kur’ân-ı Kerîm Meâli.

18

Haziran
2012

KUR’AN ÖĞRETME BİLGİ VE BECERİSİ DERSİ

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  5.654 Kez Okundu

I- Kur’an Öğretiminin Mahiyeti Ve Önemi

Namazda Kur’an okumak (kıraat) farz olduğuna göre, namazda okuyacak kadar Kur’an öğrenmek, ondan sûre ezberlemek de farz-ı ayn’dır. Tamamını ezberlemek ise farz-kifayedir. Kur’an öğretimi görevi ise Müslümanlar üzerine farz-ı kifayedir.
Yüce Allah, Kur’an kıraatiyle meşgul olanları şöyle övmektedir:
إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرّاً وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَّن تَبُورَ
-“Gerçekten, Allah’ın kitabını okumaya devam edenler, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan -Allah için- gizli ve açık sarf edenler, asla tükenmez bir kazanç umabilirler.” (35 Fâtır 29)
-“Hakiki müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir. Karşılarında âyetleri okunduğu vakit imanlarını artırır ve yalnız Rablerine tevekkül ederler.”(8 Enfâl 2)
Peygamberimiz kur’an eğitimine çok önem vermiş ve ömrü boyunca kur’anı iyi bilenleri hep önde tutmuş, teşvik etmiş, müjdelemiş, desek olmuş; Müslümanların da bu konuya gereken önemi vermelerini emretmiş ve: “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir” (Buhâri, Fedâilü’l-Kur’an, 21) buyurmuştur. Tabiunun büyüklerinden olan ve kırk yıldan fazla Kur’an öğretmenliği yapan Ebu Abdurrahman es-Sülemi (74/693) bu hadise işaret ederek: “Beni, (Kur’an okutmak için) şu bulunduğum yerde oturtan işte budur” demiştir. Bir başka hadisinde ise Hz. Peygamber: “Allah’ın kitabından bir ayet öğrenmek için sabahleyin evinden çıkman, senin için, yüz rekat namaz kılmandan daha hayırlıdır.” (Buhâri, Fedâilü’l-Kur’an) buyurmuşlardır. Bu konudaki diğer ayet ve hadisler sona eklenmiştir.

II. Kur’an Öğretiminin Kısa Tarihçesi

Başta Peygamberimiz ve ashab-ı kirâm olmak üzere İslâm tarihi boyunca Müslümanlar, Kur’an öğrenim ve öğretimine büyük değer vermişlerdir. Bu öğretim Kur’an’ın nüzulü ile başlamıştır.
Hz. Peygamber kendisine vahyedilen ayetleri derhal vahiy katiplerine yazdırır ve diğer Müslümanlara bildirirdi. Onlar da bu ayetleri ezberlemeye çalışırlar ve yazarlardı. Böylece hem yazı hem de ezberleme yoluyla Kur’an talimi gerçekleşiyordu. Hz. Peygamber, daha Mekke’de iken Erkam’ın evinde bizzat Kur’an öğretimine başlamıştır. Aynı şekilde, hicretten iki yıl önce, Birinci Akabe biatından sonra Mus’ab b. Ümeyr’i Kur’an öğretmeni olarak Medine’ye göndermiştir. Mus’ab da Sa’d b. Zürâre’nin evine yerleşmiş ve öğretmenlik vazifesini burada yapmıştır. Ayrıca O, Müslümanlardan muhtelif şahısların evlerini de dolaşarak, onlara kur’an okutmuştur.
Hicretten sonra da Hz. Peygamber’in mescidi “dâru’l-kurrâ” gibi kullanıldı. Zira islamda ilk eğitim kurumu olan Suffa’da, esas itibariyle Kur’an tahsil ediliyordu. Suffenin yetersiz kalması üzerine Zamanla Peygamberimiz, Medine’nin çeşitli mahallelerinde de mektepler açmıştır. Hicri 2. yılda yine Medine’de, Mehremetü’bnü Nevfel’in evini de “Darü’l-Kurra” haline getirmiştir.
Medine’den başka diğer beldelerde de Kur’an öğretimi gerçekleştirilmiştir. Taberi (310/922), hicri 11. yılın olaylarını anlatırken, Peygamberimiz’in Muaz b. Cebel’i mekteplere müfettiş tayin ederek Yemen’e gönderdiğini ve Muaz’ın orada köy köy gezerek mektepler kurduğunu ve onları idare ettiğini kaydetmektedir. Bu çalışmalar İslam’ın gelişmesine paralel olarak devam etmiştir.
Müslümanlar daha sonra fethettikleri bütün bölgelere hâfız muallimler gönderdiler. Muaz b. Cebel ve sonra Abdullah b. Abbas Mekke’de, Abdullah b. Mesud Kufe’de, Ebu Musa el-Eş’ari Basra’da ve Ebu’d-Derda Şam’da Müslümanlara Kur’an dersi vermişlerdir.
Kur’an’ın çeşitli kıraat vecihlerini konu edinen kıraat ilmi ortaya çıkıncaya kadar Kur’an öğretimi, kıraat alimleri ve hâfızlar tarafından ağızdan ağza fasılasız olarak, nesilden nesle nakledilerek gelmiştir. Bu arada Kur’an’ın kıraat farklılıklarından bahseden eserler de yazılmaya başlanmıştır. Bu eserler “Kurra halkaları” daru’l-Kur’an” daru’l-Huffaz” ve daru’l-Kurra” ların müfredatını oluşturmuştur.
Bu öğretme işini ihtisas derecesinde öğreten okullar Eyyübiler zamanında “dârü’l-Kur’an, Anadolu Selçukluları zamanında “dâru’l-huffâz”, Osmanlılar zamanında ise “dârü’l-kurrâ” adını almıştır.
Daru’l-Kurralar tatbikat imkanı vermesi bakımından genellikle camilerde veya çevresinde tesis edilmiştir.
Osmanlıların ilk dâru’l-kurrâ’sının Bursa Ulu Camii’nde İbnü’l-Cezerî (833/1429)’nin de hocalığını yaptığı Yıldırım Bayezid Dâru’l-Kurrâsı olduğu nakledilmektedir.
İstanbul’da da birçok yerde daru’l-Kurralar bulunmaktadır Bunlar: Süleymaniye, Hüsrev Kethüda, Mehmed Paşa, Müftüzade, gibi yerlerdir. Yine İstanbul’da Atik valide, Molla Gürani, Mustafa Ağa, Çırçır ve Hoca Saadettin Efendi daru’l kurraları belli başlı Kur’an mekteplerindendir. Ayrıca diğer şehirlerde birçok yerde de Kur’an mektepleri bulunmaktaydı. Bu müesseseler, medreselerin ilgasına kadar varlıklarını ve faaliyetlerini devam ettirmişlerdir. Kur’an eğitimi bundan sonra da durmamış, bir müddet zor şartlar altında gizlice evlerde, bağ ve bayırlarda devam etmiştir. Bugün ise Anadolu insanının fedakarane gayretleri ile yapılan camiler, mescidler, Kur’an kursları, imam-hatip liseleri ve ilahiyat fakültelerinde Kur’an eğitim ve öğretimi devam ettirilmektedir.

III. Kur’an Öğretiminin Kapsam ve Kategorileri

Kur’an öğretimi denilince, üç farklı alan akla gelmektedir. Bu kategoriler şunlardır:
A) Tilavetinin Öğretimi
Tilavet öğretimi kendi içinde üç grup halinde gerçekleşir:
a) Yüzünden okumayı öğretme / Elif-bayı bitirip Kur’an’ı yüzünden okuyacak şekilde öğretme
b) Kur’an’ı doğru okuma kurallarını öğretme
1) tashih-i huruf/ harflerin mahreçlerini ve sıfatlarını öğretme
2) Tecvidi öğretme
c) Kur’an’ı ezberletmek
1) Belli sûreleri ezberletmek
2) Tümünü ezberletmek
B) Anlamını Öğretme (meal düzeyinde)
C) Tefsir Ve Tevilini Öğretme (ileri düzeyde)
Her üç grup, kendi içinde teknik ve ilkeleri barındırmakta; her birisi müstakil olarak öğretilmekle beraber birbirini tamamlamaktadır. Bununla ilgili ilkeler daha sonra verilecektir.

2. Kur’an Öğretiminde Karşılaşılan Sorunlar

I. Bilgi Yetersizliği
a) Alan bilgisi eksikliği /Kur’an okuma/ tecvid ve tashih-i huruf eksikliği / meal ve anlama eksikliği
b) Teknik ve ilke bilgisi eksikliği/ Yüzünden nasıl okutulur? Tecvid nasıl öğretilir? Harfler nasıl belletilir? Ezber Nasıl yaptırılır?
c) Yan Bilgiler ve ileri bilgiler / Tefsir; itikat, amel, ahlak vb.

II. Hocada Duruş Eksikliği
a) otoriter/ müteşeddid/ katı duruş/ somurtkan- abûsen kamdarira… / velev künte fazzen ğalizal kalbi…
b) vurdumduymaz tutum/ mütesahil tutum/ ciddiyetsizlik/ gevşeklik
c) Çelişkili/istikrarsız duruş/ bir a bir b…
d) İlim-amel birlikteliğinin olmaması
e) Bilinç-şuur eksikliği-Taş gibi bir şahsiyet vs.
III. Talebeyle İlişki
a) Pedagoji eksikliği/ ferdi farklılıkları dikkate almama.
1) Zekâ seviyesini dikkate almama (çok zeki- az zeki)
2) Biyolojik-fizyolojik farklılıklar (zayıf- sağlıklı/yaş farklılığı)
3) Kültürel ve çevresel farklılık (varoş-sosyete-orta direk)
4) Tembel-çalışkan ayrımı
5) Mekanik varlık değil- hisseden, düşünen, üzülen, seven vb. varlık
6) Sosyal-asosyal/ dışa dönük-içe dönük
b) Değer vermeme/ Aşırı değer verme/ orta yolu bulma
c) Sevgisizlik/ muhabbetsizlik
d) Sabırsızlık
1) Karşılaştırma/ mukayese sendromu
2) Zaaflarını ve eksiklerini ön plana çıkarma
e) Ayrımcılık
1) Cinsiyet ayrımı
2) Zeki-zeki olmayan ayrımı
3) Dünya görüşü ayrımı
4) Ceza-mükâfatta ayrımcılık
f) Cezada eşitsizlik:
1) Sürekli ciddiyet ve otorite
2) Sözlü şiddet/ şahsiyet ile oynama
3) Fiili şiddet: Dayak / vurma/ falaka
4) Cezanın suça eşitsizliği/ aşırılık
g) Mükâfatlandırmada dengesizlik
1) Önemsememe
2) Yetersiz Mükâfat
3) Aşırı Mükâfat
4) Ayrımcılık
ğ) Eğitsel etkinliklerin eksikliği
1) Camide Kur’an okumalarını sağlama- aşır okutma/ müezzinlik yaptırma
2) Törenler ve programlar yaptırmak/ Kur’an ziyafetleri
3) Ödül ve sertifika törenleri yaptırmak
4) Otoriter hocaları ve büyükleri ziyaret
5) Yörenin mahir hoca ve kurralarını dinlettirmek
6) Piknik ve geziler yaptırmak
7) Spor etkinliklerine katılımlarını sağlamak
8) Oyun ve eğlence yaptırmak
9) Aileleriyle kamplar düzenlemek
10) Parasal destek sağlayıp eğitsel etkinliklere hız verme
IV. Ders İle İlgili Sorunlar
a) Metodsuzluk
b) Araç gereç eksikliği/ elektronik cihazlardan yararlanmamak
c) İlkesizlik
d) Seviyeyi tespit edememe / indirgeme problemi
e) Kur’an öğretimiyle sınırlı olma (Böyle olmayıp dini ve hayatı da öğretmeye yönelik çalışmalı)
f) Yaş farkına göre bilgilendirmeme
V. Aile İle İlgili Sorunlar
a) Aile desteğinin olmaması
b) Aileleri bilgilendirmeme
c) Aileleri yönlendirmeme/ evde ödevlerin takibinin yapılmaması
d) Aileyi önemsememe
VI. Fiziki Mekan (Cami-Kur’an Kursu) İle İlgili Sorunlar
a) Mekânın boğuculuğu / ferah olmaması
b) Araç gereçten yoksunluğu/ Elektronik görüntü ve ses teçhizatının bulunmaması
c) Dağınıklık- Temizlikten yoksunluk
d) Çocukların oyun ihtiyaçlarını giderecek bölümlerin bulunmaması
VII. Diğer Sorunlar
a) Hissiyat eksikliği: Kur’an’ı okurken herkes aynı duyguları hissetmez. Bazıları onu okumaktan büyük haz alırken, bazıları da onu zorla okurlar. Yine birtakım insanlar okumuş olmak için okurlar. Şüphesiz en güzel olanı da Onu ele alırken ve okumaya başlarken; en yüce duygulara, aşkla şevkle, ‘Allah’ın kitabını okuyorum’ manevi havasıyla okumak gerektiğidir.
b) Manânın anlatılamaması: Burada en büyük iş ders veren hocalara düşmektedir. Ders anında metinle birlikte mananın da verilmesi; özellikle o anda yapılan veya seçilen bölümlerin manalarının verilmesi verimi arttıracaktır.
c) Algılamada seviye farklılığı: Ders alan öğrenciler arasında her halükarda algılamada bir farklılık olacaktır. Ders hocası bu noktada dikkatli olup herkesin seviyesini gözeterek, kiminle nasıl ilgileneceğini ve nasıl ders anlatacağını ayarlayıp, dersini ona göre işlemesi gerekir.
d) Motivasyon eksikliği: Öğrencinin derslere motive olması yine ders hocasına bağlıdır. Hoca ders anlatırken öğrencileri derse bağlayamıyor ve ders bir angarya içinde geçiyor veya ders birkaç kişiyle yapılıyor ya da ders sadece önceden bilenlerle yapılıyorsa bu dersten de bir şeyler beklemek imkânsızdır.
e) Ehemmiyet eksikliği: Ders alan öğrenciler öğrenme noktasında gereken önem ve ehemmiyeti vermezlerse yine dersten istifadeleri söz konusu olamaz. Ele alınan bir işi ifa etmede ne kadar hassasiyet gösteriyor ve ehemmiyet veriyorsa o oranda verim artacaktır. Aksi halde bir kazançtan bahsedilemez.
f) Öğrenci bulamama: Ders için öğrenci bulunamıyorsa; öğreticilerin “Bunun sorumlusu ben miyim?” diyerek bu sorunun cevabını kendilerinde araması gerekmektedir.

3. Kur’an Öğretiminde Dikkat Edilmesi Gereken İlkeler

I. Bireysellik/Ferdi Farklılıkları Gözetme: Kur’an Arapça bir kitaptır. Arapça bir metnin okunması, temelde harfleri doğru seslendirmeyi zorunlu kılar. Bunun da ötesinde kelimelerin de bir bütün olarak ahenkli bir biçimde akıcı bir üslûpla okunması gerekir. Özellikle Türkçemizde bulunmayan seslerin çıkarılmasında belli bir zorluk vardır. Sesleri doğru çıkarma ve vurguları yerli yerinde yaparak okuma ana dilde de bir eğitim işidir. Bu konuda yetenekli olanlar, bir eğitim sürecinden sonra daha doğru ve daha güzel konuşur ve okurlar. Yabancı dil öğrenilirken kişisel yatkınlık ve yetenek özel önem arz eder. Kur’an’ı okumayı öğrenen öğrencilerin de bu konuda yetenekleri aynı değildir. Bu bakımdan öğrencilerin bunu kendilerinde bir eksiklik gibi görmeleri gerekmez. Uygulamalı bir ders olarak Kur’an-ı kerim dersi, resim ve müzik derslerine benzer.
II. Görsellik: Geleneğimizde bir söz vardır. “Kur’an, fem-i muhsin’den öğrenilir.” Yani Kur’an, onu doğru ve güzel okuyanlardan öğrenilir. Bu söz, Kur’an öğreniminde görselliğin ve işitselliğin önemini gösterir. Öğretmen, okunacak veya ezberlenecek bölümleri ya kendisi okur veya video ve CD’lerdeki kayıtları seyrettirir ve dinletir.
III. İşitsellik: Kur’an’ın doğru okunmasında en önemli ilkelerden biri budur. Çünkü Kur’an’ın okunmasında doğru seslendirme çok önemlidir. Bunun gerçekleşmesi için öğrencinin, kursta ve evde çokça Kur’an dinlemesi gerekir. Bu yüzden kurstaki ders araç ve gereçlerinin yoğun bir biçimde kullanılması yerinde olacaktır. Bu yolla öğrencinin kulağı doğru seslerle dolacağı için bu tür uygulamalar ona ciddî katkılar sağlar. Bu uygulamaların bir diğer yararı da öğrencinin daha kolay ezberlemesini sağlar.
IV. Tekrarlama: Öğrencilerin, güzel okuyanları yalnızca seyretmeleri ve dinlemeleri yeterli değildir. Onlardan öğrendiklerini, kendi sesleriyle icra etmeleri istenir. Okumanın istenilen düzeyde gerçekleşmesi için hem dinlemede hem de okumada tekrar çok önemlidir.
V. Ezberden Önce Doğru Okuma: Öğretmen, öğrencilerin ezberlemeleri gereken bölümleri, önceden doğru okumalarını sağlar. Çünkü yanlış ezberlenen kelimelerin düzeltilmesi sonradan daha zor olacaktır. Öyleyse ezber öncesi aşamada tek tek bütün öğrencilerin ezberlenecek bölümü, öğretmenin karşısında okuması gerekir.
VI. Türkçe’deki Seslilerden Yararlanma: Kur’an okumada güzel Türkçe’mizin bahşettiği imkânlardan yararlanmak etkin bir yoldur. Özellikle bazı harflerin telâffuzunda teorik açıklamalar yerine Türkçe’deki bir heceyi örnek olarak vermek daha etkili olacaktır. Örneğin Felak süresindeki وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثاَتِ ifadesindeki “şerrin” diye çıkacak ses, Türkçe’deki isimlerden Berrin isminin telâffuzuyla öğretilebilir. Yine Tekâsur suresinde المَقاَبِر kelimesindeki son hecenin telâffuzundaki güçlük, öğrenciye Türkçe’deki “bir” sayısını telâffuz ettirerek aşılabilir. Bu hecede r harfinin ince okunması gerekir. Ancak öğrenciler bu harfi ince olarak çıkarmada zorlanabilirler. Bu yolla sonuca daha kolay bir şekilde gidilebilir.
VII. Kur’an’dan Değer Üretmeye Özendirme: Kur’an öğretiminin temel amaçlarından biri de Kur’an’daki âyetler üzerinde bir anlama gayretine girmektir. Özellikle meali okunan ayet gruplarından öğrenci birtakım sonuçlar ve değerler üretebilir. Bu konuda öğrencilerin teşvik edilmesi doğru olur. Meal derslerinde öğretmenin kılavuzluğu önemlidir.
VIII. Kur’an’ın Öğrencinin Ahlâki Olanını Özümsemesine Katkısını Sağlama: Toplumumuzdaki ahlâkî değerleri, aileden, çevreden ve okuldan öğrenme sürecindeki gençlere Kur’an ayetleri de destek olabilir. Zaten toplumumuzun benimsediği ahlâk ilkeleriyle Kur’an’ın önerdiği ahlâk ilkeleri arasında bir çatışma da genelde söz konusu değildir. Bu bakımdan Kur’an’ın kutsal bir kitap oluşu, öğrencinin ahlâkî olanı daha kolay benimsemesine katkı sağlayabilir.

4. Yüzünden Kur’an Okuma Öğretimi Teknikleri

I. Küçük adımlar tekniği: İlk okunmaya başlandığında zorlamadan ilk harflerin tanıtımıyla işe başlanır. Harfler öğreticinin göstermesi ve yönlendirmesiyle tekrar edilerek okunur.
II. Kelime öbekleri tekniği: Bir vakit devam edip ilerleme sağlandığında artık harflerden kelimeleri birleştirerek okumaya geçilir. Öğretici harf harf derslere devam eder.
III. Bir okuyucuyu modelleme: devam eden derslerde ilerleme kaydeden öğrencilere öğretici ister kendisi, ister önde olan bir öğrenciyi örnek model olarak öne çıkarır ve ona dersleri okutarak diğerlerine gösterilir.
IV. Metin gruplarını tekrarlama: Öğrencilerle ilerleyen derslerde okunan yerler bu sefer grup halinde öğreticinin önderliğinde tekrar edilerek okunur.
V. Dönüşümlü günlük çalışmalar: Artık dersleri(Harfleri) iyice tanıyan öğrencilerle verilen dersler gruplar halinde tekrar edilerek, tam intibakları sağlanıncaya kadar dönüşümlü dersler dinlenilmeye başlanır…
VI. Plânlı grup çalışmaları: Her gün ders yapılıyor ve uyum sağlanıyor olduktan sonra daha düzenli ve disiplinli toplu halde derslere geçilerek ilerleme sağlama hedeflenir
VII. Düzey geliştirme çalışmaları: Ciddi anlamda dersini veren öğrencilerin ders seviyesi tedrici olarak genişletilir ve arttırılır. Daha ağır kelime öbekleri okutulmaya, telaffuz ettirilmeye başlanır. Derse devam da önemlidir. Bu sağlandığı zaman başarılı olmamak için başka sebep yoktur.

5. Elif-ba Ve Yüzünden Okuma Öğretim İlkeleri

1. Aynı elif-bayı takip etmek.
2. Yazılı çalışma yapmak
3. Harfleri öğretirken papağan gibi ezberletmek yerine her harfi alfabeden çıkararak yazılı olarak tek tek tanıtarak belletmek. Harf öğretiminde her harfi tam öğreninceye kadar uğraşmak, tek harf gösterimiyle test etmek.
4. Harfleri öğretmek/ mümkünse benzer seslileri kendi kimlikleriyle telaffuz ederek kulak aşinalıklarını sağlamak. Elif-ba aşamasında iken harflerin mahreçleri ve sıfatlarıyla teleffuzunda ısrarcı olun. Ancak usandırıp şevkini kırmamaya da dikkat edin.
5. Harflerin başta, ortada, sonda yazılışlarını üç harekeyle teker teker göstermek.
6. Kelime öğretiminde önce harfleri ayrı yazılanlardan başlayın (درك) gibi. Sonra bitişik olanlara geçin ve önce ayrı ayrı yazarak okuyun, sonra bitiştirerek okuyun. Herbir kelimeyi hecelemeden bir çırpıda adını söyler gibi okuyamadıkça dersini geçirmeyin. İki, üç ve dört kelimeyi bir de birleştirerek okutursanız hecelemeden kur’an okumasını sağlarsınız.
7. Harekeyi ve uzatmaları/medleri belletirken türkçeden yararlanınız. Türkçeden yararlanma iki şekilde olmalıdır.
Birincisi, harekenin türkçede karşıladığı sesle ilişkisi kurularak anlatılmasıdır. Şöyle ki, Üstün (fetha) harekesinin “kısa e/a” sesi; esrenin (kesra) “kısa i/ıi” sesi, ötrenin (damme) “kısa ü/u” sesi anlamına geldiğini belletiniz. Bir başka ifadeyle üstünün geldiği harfe e/a sesi; esrenin i/ıi sesi, ötrenin ise ü/u sesi eklediğini örnekleriyle anlatınız. Medlerde harekesiz vav harfinin “uzun û/u” sesi; harekesiz elifin “uzun e/â” sesi, “harekesiz ye’nin “uzun i/ıî sesi anlamına geldiğini öğretiniz.
İkincisi ise Türkçedeki ünlü harfler ve ünsüz harflerin fonksiyonuyla arapçadaki harf ve harekenin aynı şeyleri karşıladığını örnekleyerek zihinlerine yakınlaştırın.
8. Medleri anlatırken okuma süresini parmak indirip kaldırmayla anlatınız. Hem simgesel hem de görsel olarak kalıcı bir harekettir. Meddin parmağı kaldırıp indirme süresi uzatılacağını anlatınız. Dört elif miktarı uzatmaların ise parmağı dört kere kaldırıp indirecek şekilde uzatılacağını gösteriniz. Bunun zaman içerisinde alışkanlık haline geleceğini anlatınız.
9. Tenvin simgelerinin ise harekeyi anlattığımız teknikle sadece e i ü/a ıi u sesine n sesini ilave ettiğini anlatınız. E’nin en, i’nin in, ü’nün ün sesiyle okuttuğunu söyleyiniz. Bütün harflerle sesli olarak tatbikat yaptırınız.
10. Cezm öğretilirken bütün harfleri harekeli elifle birlikte okutarak öğretiniz (أَبْ اِبْ اُبْ) gibi. Sonra örneklerle tekrar ettirerek olgunlaşmasını sağlayınız.
11. Şedde öğretilirken önce şeddeli olarak bütün harfleri öğretiniz. Yazılı olarak şeddenin aynı iki harften birinci harfin cezimli ikinci harfin ise harekeli olduğunu ayrı ayrı yazarak gösterin, sonra aslını yazarak anlamasını sağlayın. (مَدَّ) kelimesinin aslında (مَدْدَ) olduğunu iki harfi yazmamak için kolaylık olarak şedde simgesinden yararlanıldığını kavratınız.
12. Dik elif (‘) işaretinin uzatma elifi görevi gördüğünü anlatınız ve medli okunuşla örnekli ve yazılı olarak gösteriniz.
13. Uzatma işaretinin (~) kelimenin dört elif miktarı /parmak hesabıyla uzatılacağını örnekleyerek ve tatbik ederek anlatınız.
14. Kelime sonundaki esreli ve ötreli zamirin (ـه) kendisinden önceki harf harekeli ise uzun, (medli), harekesiz ise kısa (medsiz) okunacağını öğretiniz ve örnekleriyle tatbik ettiriniz.
15. (ال)takısı’nın okunmadığı yerlerde idğam-ı şemsiye, okunduğu yerlerde ise ızhar-ı kameriye olduğunu anlatabilirsiniz.
16. Çoğul kelimelerde ve med harfleri olarak geçen harekesiz vav, ye ve elifin okunmayacağını belletiniz. Örneklendiriniz. Tatbikat yaptırınız.
17. Lafzatullahın öncesindeki harfin üstün ve ötre olduğunda kalın, esre olduğunda ince olarak okunduğunu belletiniz. Örneklendiriniz.
18. Harflerin isimlendirilmesinde Mukattaa harflerinin okunuşlarından yararlanın.
19. Her bir aşamayı (harekeleri, cezmi, şeddeyi vb.) öğretirken mutlaka bütün harfler üzerinde tekrar ettiriniz.
20. Koro halinde tekrar yanında mutlaka solo olarak da tekrar yapınız. Koro kulağa hitap edecektir. Solo ise dile hitap edecektir. Yani koroyla zihin aşinalığı kulak aşinalığı sağlanacak, solo ile düzgün yapıp yapmadığı test edilip yanlışsa öğretilme yoluna gidilecektir.
21. Elif-ba öğretiminde bilen öğrencilerden yardım alınız.
22. Her bir aşamada ikili-üçlü gruplar halinde öğrencilerin tatbikat yapmalarını sağlayın. Hem okuyup hem dinlesinler. Bu size zaman kazandıracaktır. Özellikle talebe sayısı fazla olduğu zamanlarda.
23. Elif-bayı bitiren öğrencilerinizin elif-ba içerisindeki fatiha ve öteki sure ve dualardan yüzüne okutma denemelerine başlayınız.
24. Kur’ana başlayan öğrencileri gruplar halinde törenlerde hediyelerle taltif ediniz. Hayatında bu olayı bir daha unutamasın. En güzel hediyenin orta boy bir Kur’an olacağını unutmayınız.
25. Kur’an’a geçtikten sonra yüzüne çalışmalarına başlayınız. Uzun yerler vermeyiniz. Bir-iki ayet ile; bir iki satır ile işe başlayınız. İki ayeti elifbada öğrendiklerini tatbik ederek iyice yerleştirmesi için az ayetle çok tekrar yöntemini uygulayınız. İlk başlarda her bir kelimeyi koro halinde okutunuz; solo olarak dinleyiniz. Sonra kendilerinin çalışmasına imkan veriniz. Bol bol tekrar etmesini isteyiniz.
26. Yüzüne okuma eyleminin acemiliği atılmaya başlandığı anlarda –tecvide geçmeden- at başı olarak harflerin mahreçlerini öğretiniz. Her bir harfin çıkış yerlerini teorik olarak ve tahtada çizimlerle; çocukların ağızlarındaki yerleri göstererek ve tatbikat yaptırarak öğretiniz. Burada hem koro tekniği hem solo tekniğini kullanınız. Seslerin mahreçlerinden tam çıkışını belletinceye kadar tekrar ediniz; tam emin olduktan sonra öteki harflere geçiniz. Harfleri mahreç bölgeleri aynı ve yakın olanlar şeklinde tasnif ederek öğretiniz. Örneğin boğaz harfleri, örneğin dudak harfleri vb. Özellikle yakınmahreçli ve yakınsesli olan harflerin (س ص ث) (هـ ح خ) (ذ ظ ز) ayırt edilmesi için azami çabayı gösterip bol tekrar yaptırınız. Harflerin sıfatları ve benzeri detay konuları daha sonraya bırakın. Mahreçler başlangıç itibariyle yeterli olacaktır düzgün ve sahih okuma için. Harfler tek tek bittikten sonra yüzüne okumalarından önce uzun bir müddet (okuma oturup hızlanıncaya kadar) tüm harfleri mahreçleriyle koro ve solo halinde talim ettiriniz, tekrar ediniz; taki tamamen oturduğuna emin oluncaya kadar. Harflerin mahreçleriyle öğrenilmesinde mutlaka hemzeli elifle beraber ilgili harfi cezimle birleştirerek yapınız. Çünkü cezimli okuyuş sesin en net bir şekilde gösterildiği haldir. Yüzüne okuyuşunda öğrendiği harfleri mahreçleriyle çıkarmasını öneriniz ve tatbik ettiriniz. Metin düzeyinde harflerin mahreçleriyle okunuşunun oturduğunu zaman içerisinde göreceksiniz. Bu konuda sesli ve görüntülü cd ve kayıtlardan faydalanarak (hem kursta hem evde) kulak dolgunluğu sağlayınız.
27. Okuma oturmaya başladığında, tedrici olarak artırın. Bir satırı ikiye, ikiyi üçe çıkarın. Her bir aşamayı belli bir süre devam ettirin. Sürate kanaat getirince satır veya ayet sayısını artırınız. Yığma yapmayınız; yeni başlamış birine yarım sayfa veya bir sayfa vererek gözünü korkutmayınız. Tedrici olarak artırınız; yarım sayfa bir sayfa ders alan çocukların evde mutlaka istediğiniz yeri en güzel şekilde hazırlayarak gelmeleri için ödev veriniz. Velilerini sadece okuma eylemini yaptıklarını takip etmekle yükümlü tutunuz.
28. Yüzüne okumayı geliştirmede mutlaka öğrencilerin birbirlerini dinleme egzersizleri yaptırınız. Başında siz olunuz; birinin ötekinin hatalarını ve yanlışlarını bulmasına fırsat veriniz. Bu öğrenmeyi daha geliştirecektir. Dinleyen öğrenci kendini hoca konumunda hissederek azami dikkat ve hassasiyet gösterecektir.
29. Yüzüne öğretimine geçtikten sonra velilere iyi okuyan tanıdık karilerin kaset ve cdlerini tavsiye ederek onları evde dinlemelerini sağlayınız. Çocuklarda kulak azami derecede önemlidir. Boş teyip gibi zihinleri hemen dinlediklerini kavrarlar. Ehil olmayanların okutmalarına imkan vermeyiniz. Çünkü yaptıklarınızı sekteye uğratma tehlikesi söz konusu olabilir.
30. Yüzünden okumanın hızlandırılması için, çok sayfa okutmak yerine aynı sayfayı çokça okumasını sağlayınız. Aynı yeri çokça tekrar etmek hızlanma sonucunu getirecektir. Okuma aşinalığı daha fazlalaşacaktır. Verdiğiniz sayfayı kursta ve evde en az 15-20 defa okumalarını sağlayınız. Veya alt bir sınır koyunuz, üstü öğrenciye bırakınız. Okuma sayısı için çizelge tutunuz; okuma sayısını artıranları taltif ediniz; övünüz, ödüllendiriniz.
31. Belli bir aşamadan sonra hızlarını artırmak için “dakikalı okuyuş” yarışı başlatınız. Doğru ve güzel bir şekilde az sürede okuyanları günün şampiyonları yapınız. Öğrencilerin okuyuşlarını mümkün mertebe bir çizelge ile takip ediniz. Bu kendi ile yarışmasına imkan verecek; daha hızlandıracaktır. Hatta bu dakikalı okumayı kendilerinin evde yapmasını; bir çizelge ile bunu takip ederek hocaya göstermelerini sağlayınız. Hem şampiyonları hem de süreyi iyi kullananları ödüllendiriniz ki hem kendisine hem ötekilere teşvik olsun.
32. Ödev verdiğiniz sayfayı önce siz okuyunuz; sonra varsa iyi bilen öğrencilere okutunuz; koro halinde en az bir kere okutunuz, mümkünse solo olarak dinleyiniz. İkili gruplar halinde birbirlerine dinletiniz. Ödevi her öğrenciden mutlaka dinleyiniz. Öğrencinin sayısının fazla olduğu ve herkesi dinleme imkanı olmadığı durumlarda daha ileri öğrencilerden yararlanma yolunu tercih ediniz. Ama mutlaka o günkü dersi dinleyiniz.
32. Derse heyecan kazandırmak için kuran öğrenmek, öğretmek, ezberlemekle ilgili hadisleri ara ara paylaşarak hissiyatlarını harekete geçirin. İbadet halinde olduklarını belletin. Her harfinin okumasına sevap aldıklarını öğretin. Hafızların ve islam büyüklerinin Kur’anla ilgili hayat hikayelerinden ve menkibelerinden pasajlarla heyecan kazandırın.
33. Yüzüneyi sağlamlaştıran ve hızlandıran öğrencilerinize cüz dağıtarak hatim okumalarını sağlayın.
6. Tecvit Öğretim Teknikleri ve İlkeleri

1. Tecvid konularını kısa, özlü ve detaya girmeden teorik olarak anlatınız. Anlamayacağı dilden konuşmayınız. Çocukların seviyesine indirgeyerek anlatınız. Çok detay ve ihtisas görenler için olan ayrıntılara girmeyiniz (medd-i lazım’ın çeşitleri, meddi arızın vecihleri gibi).
2. Anlattığınız tecvid konularını tahtada yazarak anlatınız. Bol örneklerle destekleyiniz. Ayrıca her anlattığınız konuyu çok özet bir şekilde ya yazdırarak ya da fotokopi usulüyle dağıtarak kendilerinin çalışmalarına imkân veriniz.
3. Tecvit konularını belli başlıklar halinde tasnif ederek şematik şekillerde bütüncül olarak anlatınız. Bu daha kalıcıdır. Örneğin izhar ihfa, idğam, iklab gibi konuların tümü tenvin ve nun-u sakinin konularıdır. Bunların tümünü birlikte sunarsanız öğrencinin zihninde bütüncül olarak ve mukayese edebileceği şekilde kalıcı olacaktır. Hem de bütün harfler nun-u sakin ve tenvinle ilişkili olarak yerli yerine oturacaktır.
4. Zıtlık ifade eden tecvid kurallarında özellikle (ihfa-izhar gibi) harflerin az olan kısmını belletin; bütün harfleri ezberletmek şeklinde zoru tercih etmeyin. Örneğin izhar harfleri, boğaz harfleridir; altı adettir; idğam harfleri de altıdır. Bir de iklab harfi var, toplam 13 harf eder. Diğerleri de ihfa harfleridir. Az olanın ezberlenmesi ve bellenmesi kolaydır; onları öğretiniz; bu harflerin bulunmadığı yerlerin ihfa olacağını söyleyerek kolaylaştırınız.
5. Teorik anlatımla kalmayınız. Bol örnekler vererek teorik bilgilerin somut olarak uygulamasıyla muhatap kılın. Uygulamalarını sağlayın. İlgili tecvid kuralının geçtiği bir ayeti açarak ayetten tecvidin geçtiği kısmı bulmalarını sağlayın. Ve benzeri tatbikatlarla uygulama yaptırınız.
6. Önemli vakıf işaretlerini ve Kur’an’daki simgeleri (secde, vakıf, hizib, cüz vb.) yavaş yavaş belletiniz.
7. Yüzüne okuduğu yerlerden bölümlerin fotokopisini yaparak belli kısımların tecvid haritasını çıkarmasını sağlayınız. Bunu belli bir müddet uygulayınız. Ödevi kursa getirdikten sonra öğrencilerin birbirlerinin kâğıtlarını kontrol etmesine eksiklerini bulmasına fırsat vererek tatlı bir yarış ve hocalık denemesi yaptırın. Bu, kuralların daha hızlı ve kalıcı bir şekilde öğrenilmesini sağlayacaktır.
8. Yüzüne okumada her öğrendiği kuralı uygulamasını sağlayınız. Okuduğu bölümlerde hangi tecvid kuralının bulunduğunu sorarak test edip kuralların hem teorik hem de pratik düzeyde içselleştirilmesine çaba gösteriniz.
9. Yüzüne okumayı bitiren, tecvidi uygulayan öğrenciler için mutlaka tören düzenleyin. Kursa katılım sertifikası verin. Hediyelerle çocukları uğurlayın ki, kurs hayatı unutulmaz bir hatıra olarak hiç zihinlerinden silinmesin.

7. Kur’an’ı Ezberleme Teknikleri ve İlkeleri

Kur’an-ı Kerimdeki sûre ve ayetleri kolayca ezberlemek, ezberlediğiniz bu sûre ve ayetlerin daha kalıcı olması için gerekli yöntemleri adım adım uygulayınız.
1. Ezber yapacak öğrencilerin yüzüne okumayı hızlandırmış; tecvidi öğrenip hazmetmiş şekilde mükemmel bir Kur’an okumayı öğrenmiş olması ön şarttır.
2. Hıfz yapacak öğrencinin hissiyatını ve Allah’ın kelamını ezberlemenin önemini ortaya koyan hadislerle yüksek bir seviyeye ulaştırın. Bir bilinç oluşturun. Zihnen ve hissen hazır olmasını sağlayın. Abdestli olmasını; kolaylaştırması için Rabbine samimi bir şekilde dua etmesini öğretin.
4. Mümkün olduğu kadar zihninin saf ve duru olduğu anlarda ezber yapmasını sağlayın. Bir de zihnini boş ve lüzumsuz şeylerden arındırdıktan sonra ezbere başlasın. Dolu kap boşalmadan içine bir şey yerleştiremezsiniz. Zihnin saf ve duruluğu için günahlardan da uzak durulmaya çalışılmalıdır.
5. Ezberlerini genellikle sabahın erken vakitlerinde saf ve duru zihinle yapmalarını önerin. Eğer akşam uyumadan önce çalışıp ön hazırlık yaparlarsa uykuda iken hafızalarına kaydedildiğini göreceklerdir.
6. Şunu da unutmayın ki Kur’an-ı Kerim’in başına oturduklarında, şeytan bütün gücüyle onlara vesvese verecek ve ne kadar iş, oyun-eğlence, vb. şey var ise akıllarına getirecek, Kur’an’dan alıkoymaya çalışacaktır. Bunun bir oyun olduğunu, sakın tuzağa düşmemeleri gerektiğini söyleyin. Kararlılığını sağlayın.
7. Rabb’imizin bir hadis-i kudside “Kur’an’la meşgul olup da dua etmeye, bir şeyler istemeye fırsat dahi bulamayanlara, dua edip isteklerde bulunanlardan daha çok vereceğini” bildirdiğini hatırlatınız.
8. Ezberledikleri bölümlerin yazı hattı hep aynı olsun. Çünkü gözleriyle fotoğrafını çekmektedirler. Hafızalarına aynı hatla kaydettiklerinde hatırlamaları daha kolay olur.
9. Ezber yaptıkları mekan sade ve sessiz olsun. Sade bir mekanda gözlerini ve zihnini meşgul edecek şeyler olmaz ve daha çabuk ezberlerine yoğunlaşırlar. Mümkünse ezberlerini hep aynı yerde yapsınlar.
10. Ezber yaparken mutlaka hafif sesli okumalarını tavsiye edin. Sesli çalıştıklarında kulaklarından da yardım alırlar ve daha çabuk ezberlerler.
11. Harflerin mahreçlerinin ve telaffuzlarının düzgün olmasına dikkat edin. Çünkü yanlış ezberlediklerinde düzeltmek çok zor olur. Bunun için sürekli kontrol altında tutun. İmkan varsa ehil hocaların kaset ve CD’lerinden faydalandırın.
12. Bir sayfayı veya sûreyi ezberlemeye başlamadan önce mahreç, telaffuz ve tecvidine dikkat ederek burayı öğrenciye bir kaç kez okuyunuz. Sonra öğrencilerin koro halinde okumalarını sağlayın. Koro halinde okuyuş kulak yardımıyla kalıcılık sağlayacak; ezberlenecek metni ezbere yaklaştıracaktır. Sonra okunan bölümü her bir öğrenciye en az on defa yüzünden okutun. Daha sonra aynı yeri cd veya kaset kaydından bir kaç kez dinlettirin. Bütün bu çalışmalar ezberlenecek yeri hazır hale getirecektir.
13. Öğrencinizin ezberleme tipini ve süresini test etmeye çalışın. Kelime kelime; ibare ibare ezberleyip bunları birbirine katarak cümleyi ezberlemeyi mi iyi beceriyor; yoksa bir bütün olarak ayeti okuyarak ezberlemeyi mi? Her ikisini denettirin. Hangisinden verim alınıyorsa onu tercih edin. Bir sayfayı ne kadar sürede ezberlediğini kontrol edin.
14. Ezber dinleme esnasında hatalı okuduğu yerleri mushafında işaretleyin, düzeltmesini sağlayın. 15. Ders geçme ve yenisini alma konusunda öğrencileri aynı zamana kilitlemeyin. Dersini ezberleyip dinletene yeni ders verin; ötekileri beklemeyin. Bu hem dersini vermeyenleri tetikleyecek, hem de verenin azmini artıracaktır. Aksi taktirde ders verenlerin şevklerini kırma; tembelliğe sevketme tehlikesi ortaya çıkacaktır.
16. Öğrencinin ezberleme şeklini ve vaktini tespit ettikten sonra Ezber verdiğiniz yer için zaman tayin edin. Şu kadar sürede ezberini dinleyeceğim deyin.
17. Parça olarak ezberledikleri kısma yenisini katarak sürekli tekrar etmelerini sağlayın. Birinci ayete ikinciyi; ikinciye üçüncüyü, üçüncüye dördüncüyü kattıklarında her aşamada başından tekrarlamalarını isteyin. Bu, bütün olarak ezberlenen bölümün sağlamlaşmasını sağlayacaktır. Sayfanın veya ezberlenecek yerin tümü bittiğinde artık ezberlendiğine kanaat getirdikten sonra ilgili bölümün tümünü en az on defa tekrar edin.
18. Ezberlemede etkin bir başka metot da şudur: Yukarıdaki şekliyle ilk olarak ezber yapılıp bitirildikten sonra ara verip belli bir zaman sonra veya uyuduktan sonra tekrar ettirilir. Bu arada zihin dinleneceğinden; hele gece ezberleyip sabah zinde bir şekilde kalkıldığında, Allah’ın yardımıyla zihnine nakşedildiğini görecek ve tekrar tekrarla metin taş gibi olacaktır.
19. Kuvvetli bir şekilde ezberlenilen surelerin veya sayfaların peşini bırakmayın. Mutlaka ara ara onları dinleyiniz. Çünkü hafıza çok nankördür; ilgilenmezseniz sizinle ilgisini keser.
20. Ezberlenilen yerleri / sureleri mutlaka namazlarında okumalarını isteyin.
21. Sure ezberlerinde özellikle ezberlenen yerlerin anlamlarını öğrenmelerini sağlayınız. Hafızlar için de bu önerilir. Papağan gibi ezberlemek yerine anlamlarını bilerek ezberlemesi bir kayıt aleti mesabesinden çıkarıp önündeki zamanda anlayıp yaşamasında bir basamak olur.
22. Ezber yapan özellikle hafızlık yapan çocukların mutlaka ama mutlaka oyun, eğlence ve dinlenmelerine fırsat verin. Zor bir iş olan hafızlığı, kolaylaştıracak tüm unsurlara müracaat ediniz. Sabrı kuşanın; hoşgörülü olun; güleryüzlü olun. Hele hele acizliğin resmen ispatı konumundaki şiddete başvurmayınız; hem de hiç bir halde. Hafızlıkta şiddeti mazur gösterecek hiç bir bahane olamaz. Unutmayınız ki zoru yapan hafızdır; siz sadece ucuz bir dinleme olayını yapmaktasınız. Sevdirerek, eğlendirerek, oynatarak, hediyelendirerek, teşvik ederek, öteki çocukların fevkinde çocukluğunu yaşatarak bu işi yapmak mecburiyetinde olduğunuzu hatırınızdan çıkarmayınız. Çünkü akranları gününü gün ederken onlar sırtlarıyla kamyon yükünün altına girmişlerdir. Unutmayınız!
Başkanlığımızca hazırlanan Hafızlık Eğitim Programında öğrencilerin ihtiyaçları, talepleri, nitelikleri ve Kur’an kursu şartlarına göre uygulanmak üzere 2 farklı ezberleme yöntemi tavsiye edilmektedir.

1. Geleneksel Ezberleme Yöntemi
Bu yöntem, hafızlık eğitiminde görülen birtakım yanlış uygulamaların önüne geçmek ve ülke genelinde uygulama birliği sağlamak amacıyla geleneksel hafızlık yönteminin sistematik hale getirilmesinden oluşmaktadır. Hedef kitlesi, hafızlığını standart olarak belirlenen 24 aylık sürede tamamlamak isteyen öğrenciler olan bu yönteme dair aşağıda belirtilen maddeler aynı zamanda ikinci yöntem için de geçerlidir. Bu yöntem için, “Hafızlık Ezberleme Sürecinde Uyulması Gereken Genel Esaslar” ifadesi de kullanılabilir.
Hafızlık eğitiminde;
a. Sayfaların cüz sonundan başlanarak ezberlenmesi sağlanmalıdır.
b. Ezberlenen sayfaların belirli aralıklarla tekrar edilebilmesini sağlamak amacıyla, derslerin bir cüzün baştan sona ezberlenmesini sağlayacak şekilde değil de, sırasıyla 1. cüz, 2. cüz, 3. cüz … olmak üzere her cüzün aynı sayfalarının ezberlenmesi şeklinde planlanması gerekmektedir.
(Örnek: İlk derste 1. cüzün 20. sayfasını ezberleyen öğrencinin, ikinci derste 1. cüzün 19. sayfasını değil 2. cüzün 20. sayfasını ezberlemesi)
c. Sayfanın yukarıdan aşağıya doğru ezberlenmesi önemlidir.
d. Hafızlık sürecinin ham+has şeklinde devam ettirilmesi, bu sürecin herhangi bir aşamasında öğrenciye has sayfaların bıraktırılarak sadece ham sayfaların ders olarak verilmemesi gerekmektedir.
(Örnek: Her cüzün 15 sayfasını ezberleyen öğrenciye yeni dönüşte daha önce ezberlediği bu 15 has sayfanın bıraktırılarak hafızlığını bir an önce tamamlatmak amacıyla 5 ham sayfanın ders olarak verilmesi. Böyle bir uygulama, öğrencinin önceki 15 sayfayı asgari 70 gün tekrar edememesine sebep olacak ve hafızlığın istenilen ölçüde sağlam tamamlanmasına engel olacaktır.)
e. Dersin sadece ham veya has sayfalar olarak ayrı ayrı değil bir bütün halinde öğreticiya bir defada arz edilmesi sağlanmalıdır.
(Örnek: Daha önce her cüzden 10 sayfa ezberi olan öğrencinin yeni dönüşte 2 ham sayfa ders aldığı düşünüldüğünde, öğreticisına dersini sunarken sabah 2 ham sayfayı daha sonra öğle, ikindi veya akşam vaktinde de 10 has sayfayı arz etmesi. Böyle bir uygulama, öğrencinin günlük ders verme kaygısıyla hafızlığın bir bütün olduğu anlayışından uzaklaşmasına ve ham sayfaları ezberleme hususunda gösterdiği özeni has sayfaları tekrar ederken göstermemesine sebep olabilmektedir.)
f. Öğrencilerin hergün ders vermeleri sağlanarak has sayfaların yaklaşık 35 günde bir tekrar edilmesi sağlanmalıdır. Bu sürede dahi daha önce ezberlenen has sayfalar unutulabilmektedir. Gününde ders veremeyen öğrencilerin eski ezberlerini tekrar etme süreleri 40-50 güne kadar uzayabilmekte dolayısıyla bir sonraki dönüşte has sayfaların tekrarı oldukça güçleşmekte ve bunun için harcanan emek ve zaman artmaktadır. Bu durum öğrencilerin motivasyonunu olumsuz etkilemekte ve hafızlık sürecini uzatmaktadır.
g. Öğrenci ezber yapılacak bölümü (sayfa veya sure) öncelikle öğretici veya diğer dinleme cihazlarından dinlemeli, böylece; kelimeleri öğrencinin doğru algılaması sağlanmalıdır.
h. Ezberlenecek sayfada hatalı okunma ihtimali bulunan zor ve özellikli kelimeler özellikle belirtilerek öğrenciye kavratılmalıdır.
i. Sayfada yer alan ve başka yerlerde de geçen benzer (müşabih) kelime ve ayetlere öğrencinin dikkati çekilmelidir.
j. İmkan ölçüsünde ikili yada üçlü öğrenci çalışma grupları oluşturulmalı ve öğrencilerin hocadan önce birbirlerini dinlemeleri sağlanmalıdır.
k. Öğrencinin ezberi (ham + has) akşamdan tamamen hazır etmesi ve yatmadan önce yeterince tekrar etmesi sağlanmalıdır.
l. Ezber yapılan her bir bölümün (ayet, sayfa, sure, cüz) kendinden bir sonrası ile bağlantısı kurulmalıdır. Böylece öğrencinin sayfa ve sure geçişlerini zorlanmadan yapması mümkün olacaktır.
m. Ezber yapma ve hocaya ders sunma hadr usulünde olmalıdır.
n. Sesli okuma ezberi kolaylaştıracağı için öğrencilere bu imkan sağlanmalıdır.
o. Hafızlık yapan her kişiye, kapasitesine göre ezber yükü verilmelidir.
Yöntem birliğini sağlamak ve bir takım yanlış uygulamaların önüne geçmek açısından yukarıda zikredilen hususların dikkatle uygulanması önem arzetmektedir.
2. Tekrarlara Göre Yapılandırılmış Yöntem
Hafızlık eğitiminde yaygın olarak kullanılan geleneksel yöntemlerin yanı sıra, ezberleme ve ezberlenenlerin korunması üzerine günümüzde yapılan araştırmalardan yararlanılarak, hafızlık eğitiminde kullanılabilecek alternatif bir yöntem örneği geliştirilmiştir. Bu yöntem örneği, “ezberleme” ve “ezberi koruma” olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır.
Hafızlığı oldukça kısa sürede tamamlamayı arzu eden ve durumu buna müsait olan öğrenciler ve kurslar için tavsiye edilen bu yöntem örneği, sayfanın en kısa sürede, en kolay bir şekilde ezberlenmesini ve özel olarak belirlenmiş aralıklarla tekrarlanarak hafızada tutulmasını esas almaktadır. Birinci yöntemden temel farkı, hem dersin ezberlenmesi esnasında hem de ezberlendikten sonraki aşamada tekrarların belirli bir sisteme göre yapılandırılmasıdır.
Yukarıda da belirtildiği gibi birinci yöntemde sözü edilen genel esaslar, bu yöntem için de geçerlidir.
A. Ezberleme
Bu yöntemden olumlu sonuçlar alınabilmesi ve sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için öncelikle sayfa sayısı birbirine yakın öğrencilerden üçer/dörder kişilik gruplar oluşturulur. Bu sayede; sayfa ezberlenirken öngörülen dinletmelerin düzenli bir şekilde yapılması, öğrencilerin birbirini takip etmesi, motive etmesi ve varsa yanlışlarının düzeltilmesi sağlanır.
Ezberlemeyi kolaylaştırmak amacıyla zihnin çalışma sistemi dikkate alınır. Bütüne nazaran parçaların ezberlenmesi daha kolay olacağından ezber yapılırken;
a) Sayfa iki bölüme ayrılır.
b) Her bir bölüm ayet ayet ezberlenir. Uzun ayetler, vakıf işaretleri ve/veya ezberleyenin nefesi dikkate alınarak uygun parçalara bölünerek ezberlenir. Her yeni ezberlenen parça öncekilerle birleştirilerek tekrar edilir.
c) Sayfanın ilk bölümü tamamen ezberlendikten sonra öğreticinin rehberliğinde yeter miktar/en az dört defa ezbere tekrar edilir. Dört kez ezbere tekrar edilen bölüm daha sonra grubundan iki arkadaşa, son olarak ise mutlaka hoca veya görevlendirilen diğer bir öğreticiye birer kez dinletilir.
d) İkinci bölümde de aynı işlemler tekrarlanır.
e) Son olarak sayfa birleştirilerek grubundan iki arkadaşa ve mutlaka hoca veya görevlendirilen diğer bir öğreticiye birer kez dinletilir.
B. Ezberi Koruma
Hafızlık eğitiminde karşılaşılan önemli zorluklardan biri, ezberlenerek hocaya ders olarak verilen ve artık has diye tabir edilen sayfaların, daha sonraki dönüşe kadar tekrarlanmadığı için belli ölçüde unutulmasıdır. Bu sebeple bir sonraki dönüşte öğrenci, neredeyse ham sayfaları ezberlemek için harcadığı emek ve vakit kadar, daha önce ezberlediği has sayfaları yeniden ezberlemeye emek ve vakit harcamaktadır. Bu bakımdan hafızlık sürecinde, ezberlenen sayfaların hafızada tutulmasının ve ezberlerin korunmasının önemi büyüktür.
Bunu sağlamanın en temel ve belki de yegane yolu ise, ezberlenen sayfaların unutma meydana gelmeden belirli aralıklarla tekrar edilmesidir. Bu şekilde, bir sonraki dönüşte has diye tabir edilen sayfalara daha az vakit ayrılarak daha çok ham sayfa alınması ve hafızlığın daha kısa sürede, kalıcı ve sağlam olarak tamamlanması da mümkün olacaktır.
Ancak tekrarların gelişi güzel zamanlarda yapılması da ezberi korumaya yetmeyecektir. Dolayısıyla ezberleme sürecinde olduğu gibi, ezberi koruma sürecinde de zihnin çalışma sistemi dikkate alınarak tekrar zamanları aşağıda belirtilen şekilde düzenlenmelidir.
Ders olarak okunan ezber sayfaların tamamı (ham+has) aşağıda belirtilen tekrar zamanlarında yeniden hocaya arz edilir.
a) Birinci tekrar 1 saat sonra yapılır.
b) İkinci tekrar zamanı 24 saat sonrasıdır.
c) Üçüncü tekrar 48 saat sonra yapılır.
d) Buraya kadarki tekrarların yapılmasında saat önemlidir ve öğrencinin hocaya dersi verdiği ilk zaman başlangıç olarak esas alınır. Bundan sonraki haftalık, iki haftalık ve aylık tekrarlarda ise saat önemli değildir ve gün içinde herhangi bir vakitte ders hocaya okunabilir.
e) Dördüncü tekrar, ezberin hocaya ders olarak verilmesinden 7 gün sonradır.
f) Beşinci tekrar 14 gün sonra yapılır.
g) Son tekrar ise 30 gün sonrasıdır.

8. Kur’an Öğretiminde Teknoloji Kullanımı
Kur’an öğretiminde teknolojinin kullanımı iki alanda kendini yoğun bir şekilde hissettirmektedir.

A) İşitsel ve görsel teknolojik araçların kullanımı:
En alt seviyede kasetçalar teyp gibi elektronik aletler vasıtasıyla bu meyanda hazırlanmış malzemelerden yararlanmak.
Bilgisayar teknolojisinden faydalanmak. Bugün Kur’an’ı öğretmeyle alakalı yapılmış birbirinden farklı onlarca öğretim programları bulunmaktadır. Bunlar incelenerek faydalı olanlardan yararlanma yoluna gidilmelidir.
Bilgisayarlarda PowerPoint vasıtasıyla slayt şeklinde dersler hazırlanarak görselliği ve işitselliği aynı potada tepegözler vasıtasıyla çocuklar için etkin hale getirmek mümkündür.
Bu bağlamda meşhur kurraların kaset cd ve benzeri okumalarından hem bilgisayar hem kasetçalar vasıtasıyla kulaklara ve gözlere hitap ederek öğretimi kolaylaştırıp hızlandırmak mümkün gözükmektedir.

B) Internet Kullanımı
Çağımızın vazgeçilmez gerçeği olan Internet, Kur’an öğretimi alanında bize çok çeşitli imkânlar sunmaktadır. Bu bağlamda,
a) Kur’an muhtevası, tercümesi, mesajı ve tefsiri hakkında Türkçe ve yabancı dillerde hizmet veren bir yığın site bulunmaktadır.
b) Kur’an öğreniyorum paket programları dahil kuran tercümeleri, kuran tefsirleri (Arapça ve Türkçe) sunan onlarca site bulunmaktadır.
c) Kur’an’ın gerek tümü, gerekse surelerinin meşhur kurralar tarafından tilavetiyle ilgili gerek online dinleme, gerekse kaydı indirme imkanı sunan onlarca site bulunmaktadır.
d) Ayrıca yaz kuran kurslarıyla ilgili olarak gerek www.kurankursları.com başta olmak üzere diyanet ve diğer müftülüklere ait bazı Kur’an kurslarının özel sitelerinde hocalara bilgi sunan bir yığın site bulunmaktadır.
e) Arama motorlarından (google vb.) gerekse mevcut sitelerin “faydalı linkler” kısmından Kur’an’la ve öğretimi ile ilgili tüm dünyadaki öteki sitelere ulaşmak mümkündür.
İnternet’te Kutsal Kur’an Kaynakları (www.quran.org.uk) özel bir konuya hasredilmiş sitelere iyi bir örnek olarak verilebilir. Burada, Kur’an’ın Türkçe dahil 24 dilde tercümesi ile çeşitli dillerde tefsirlerine bağlantılar, Kur’an yazma koleksiyonlarını bulunduran merkezler hakkında bilgiler ve varsa bu merkezlerin web sitelerine bağlantılar, Kur’an hakkında yazılmış makaleler, Kur’an, Tevrat ve İncil karşılaştırmaları; Kuran’ın çeşitli makamlarda online (mp3 veya Real Audio formatında) okunuşu, kelimeye dayalı veya fonetik tarama motoru bulunmaktadır.
Bir başka kayda değer Kur’an sitesi de quran.al-islam.com adresinde bulunmaktadır. Bu sitede, Kur’an’ın altı dilde (İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe, Malay dili ve Endonezya dili) tercümesini karşılaştırmalı olarak incelemek ve iki değişik makamda okunuşunu dinlemek mümkündür. Ayrıca, Kur’an’ın içeriğine analitik konu başlıklarından hareketle, veya anahtar kelime araması yoluyla erişilebilmektedir. Bu işlemler yine söz konusu bu altı dilde yapılabilmektedir.
Yukarıdaki ve benzer sitelerde Kur’an’ın öğretilmesi ilk baştan itibaren yani elif cüzünden başlayarak, kuranın hatmedilmesine varıncaya kadar tüm veri ve bilgiler mevcuttur. Kur’an’ı bu teknoloji ile öğrenmek isteyen bir kişi iş yerinde, evinde elinde bilgisayarı ve Internet’e bağlanma imkanı varsa, rahatça Internet’ten Kur’an’ı bulunduğu her ortamda öğrenebilir. Önemli olan bu işin arzu ediliyor olmasıdır.
Bunların dışında Kur’an öğretimiyle doğrudan alakalı olan aşağıdaki sitelere müracaat edilebilir:
http://www.kuran.gen.tr/
http://www.diyanet.gov.tr/kuran/default.asp
http://www.kuranikerim.com/
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/index.htm
http://www.kurandaara.com/
http://www.herkul.org/kuranikerim/index.php?view=archive
http://www.enfal.de/kuran.htm
http://www.kuranbilgisi.com/
http://www.inndir.com/program.php?id=5988
http://rapidshare.com/files/47088/Logisturk_Kuran_Analizator_Trk_1.0.exe.html
http://quran.al-islam.com/ Targama/DispTargam.asp?nType= 1&nSora= 1&nAya=1 &nSeg=1&l= eng&t=trk
http://www.biriz.biz/kuran/
http://www.coran.org.ar/turco/indices/indicesuras.htm
http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/singlefile.php?download=kuran-ogreniyorum&lid=1454
http://www.kuranmeali.com/
http://www.dijitalkuran.com/
http://www.ayetler.com/
http://www.tamindir.com/program/12983/Kur%E2%80%99an_Ogreniyorum.htm
http://www.kuranfihristi.net/
http://www.turkcekuran.com/
http://www.islamiyet.gen.tr/kuran/kurandinle.php
http://www.kuranogren.net/
http://www.kurandersi.com/
http://www.kuran-ikerim.org/
http://www.cepkuran.com/
http://www.kuranoku.org/
http://www.e-quran.net/?sf=&dil=tr
http://www.kuranonline.com/
http://www.kuranikerimmeali.com/
http://www.dosyakupu.com/dosya.asp?id=1662 Kur’an okumayı öğreniyorum.
www.kuran.gen.tr
www.kuranmucizeleri.com
www.kuranikerim.com
www.kuranfihristi.net/
www.kuranbilgisi.com
www.kurandaara.com
www.kurandakidin.net
www.kuranmeali.com
www.guzelislam.com
www.kurandacennet.com
www.e-kuran.net/
www.kuran-sunnet.com
www.kurandaceliskiyoktur.com
www.kuranikerimmeali.com/
www.kuranikerim.gen.tr
http://www.audioquran.net
www.marcinkuran.com
http://nakuran.fc2web.com/
http://quran.al-islam.com/trk/
www.kuran.pl
www.kuran.co.nz
www.islam-bih.net
www.quran.org.uk
http://quran.al-islam.com/
www.quran.net
http://quran.muslim-web.com/
www.al-islam.org/quran
www.quran.org
www.al-quran.org.uk
www.ummah.net
www.thenoblequran.com
www.quranbrowser.org
http://www.ehlitevhid.de/elemin/konu/elifb/1.html kuran öğreniyorum
www.programsaati.com/Kuran_reniyorum-8128.html
www.fesih.com/kuran/
www.kurandinle.org/
www.muallim.biz/seslikuran.htm

KUR’AN-I KERİM’İN FAZİLETİ OKUNMASI/ÖĞRENİLMESİ/ÖĞRETİLMESİ/EZBERLENMESİ/AMEL EDİLMESİ İLE İLGİLİ AYETLER VE HADİSLER

1) “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını… Çünkü sabah namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin” (İsrâ, 78, 79).
2) “O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir” (Bakara, 2).
3) “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır” (Bakara, 185).
4) “Ey insanlar!Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik”(Nisâ 174).
5) “Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir”(Mâide 15, 16).
6) “Bu (Kur’ân), Ümmü’l-Kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler” (En’âm, 92).
7) “İşte bu (Kur’ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin” (En’âm, 155).
8) “Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik” (A’râf, 52).
9) “Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz” (A’râf, 170).
10) “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin” (Arâf, 204).
11) “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: Ancak Allah’ın lütuf ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır”(Yunus, 57, 58).
12) “Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır” (İbrahim, 1).
13) “Biz, Kur’an okunduğu zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur’an’da Rabbinin birliğini yad ettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisingeri dönüp giderler” (İsrâ, 45, 46).
14) “Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır” (İsrâ, 82).
15) “Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitab, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz” (Zümer, 23).
16) “İşte böylece sana da emrimizle Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin” (Şûrâ, 52).
17) “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz” (Haşr, 21).
18) “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” (Kadr, 1, 2, 3).
19) “İşte o apaçık delil Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri hâvî tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir” (Beyyine, 2, 3).
20) “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız” (Hicr, 9).

İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

1) Hâris el-A’ver anlatıyor: “Mescide uğramıştım, gördüm ki halk, zikri terk edip boş ve gereksiz konulara dalmış, konuşu¬yor. Hz. Ali (R.A)’e çıkıp durumdan haberdar ettim. Bana:
-“Doğru mu söylüyorsun, öyle mi yapıyorlar?” dedi, Ben:
-“Ben Resûlullah (A.S)’ın şöyle söylediğini işittim:
-“Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!” Ben hemen sordum:
-“Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allah’ın Rasûlü?” Buyurdu ki:
-“Allah’ın Kitabı (na uymak)dır. O’nda sizden önceki (milletlerin ahvâliyle ilgili) haber, sizden sonra (kıya¬mete kadar) gelecek fitneler ve kıyâmet ahvâli ile ilgili haberler mevcut. Ayrıca sizin aranızda (iman-küfür, taat-isyân, haram-helâl vs. nevinden) cereyân edecek ahvâlin de hükmü var. O, hak ile batılı ayırt eden ölçüdür. O’nda her şey ciddîdir, gâyesiz bir kelâm yoktur. Kim akılsızlık edip, O’na inanmaz ve O’nunla amel etmezse, Allah onu helâk eder. Kim O’nun dışında hidâyet ararsa Allah onu saptırır. O Allah’ın sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir, O dosdoğru yoldur. O, kendine uyan hevaları koymaktan, kendisini (kıraat eden) delilleri iltibastan korur. Alimler ona doyamazlar. Onun çokça tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez. İnsanı hayretlere düşüren mümtaz yönleri son bulmaz, tükenmez, O öyle bir kitaptır ki, cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: “Biz, hiç duyulmadık bir tilâvet din¬ledik. Bu doğruya götürmektedir, biz onun (Allah kelâmı olduğuna) inandık” (Cin 1). Kim ondan haber getirirse doğru söyler. Kim onunla amel ederse ücrete mazhar olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. Ey A’ver, bu güzel kelimeleri öğren.” Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 14, 2908.
2) Ebu Hüreyre (R.A) anlatıyor: Resûlullah (A.S) buyurdular ki: “Bir grup, Kitâbullah’ı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar.” Ebu Dâvud, Salât 349, 1455. H; Tirmizî, Kırâ’at 3, 2946 H.; Müslim, Zikir 38, 2699 H; İbn Mâce, Mukkaddime 17, 225. H.
3) Ebu Hüreyre (R.A) anlatıyor: “Resûlullah (A.S): “Sizden kim evine döndüğü zaman üç adet gebe, iri, semiz deve bulmayı istemez?” diye sordu. “Hepimiz isteriz” diye cevap verdik. “Öyle ise, buyurdu, kim namazda üç âyet okusa bu ona, üç iri ve semiz deveden daha hayırlıdır.” Müslim, Salâtu’l-Müsâfirin, 250 (802).
4) Ukbe b. Âmir (R.A) anlatıyor: “Biz Suffa’da iken Resûlullah (A.S) (dışarı) çıkarak: “Hanginiz her gün hiç gü¬nah işlemeden ve akrabalık bağlarını da bozmadan Buthân’a veya Akik’e gidip oradan (zahmete ve masrafa girmeden) iki adet iri hörgüçlü dişi deve tutup getirmeyi ister?” diye sordu. Biz: “Ey Allah’ın Resûlü bunu hepimiz isteriz” dedik. Hz. Peygamber (A.S): “-O halde birinizin mescide gidip orada Allah’ın kitabından iki âyeti öğrenmesi veya okuması, kendisi için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için üç deveden, dört âyet onun için dört deveden ve okunacak âyetler kendi sayılarınca deveden daha hayırlıdır” buyurdular.” Müslim, Salatû’l-Müsâfirin 251; Ebu Dâvud, Salat 349, 1456 H.
5) İbn Mes’ûd (R.A) anlatıyor: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’i dinledim, şöyle diyordu: “Kur’ân-ı Kerîm’den tek harf oku¬yana bile bir sevab vardır. Her hasene on misliyle (kayde geçer). Elif-Lâm-Mim bir harftir demiyorum. Aksine elif bir harf, lâm bir harf ve mim de bir harftir.”Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 16, 2912. H.
6) Ebu Hüreyre (R.A) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerim’i (güzel bir sesle açıktan okuyan bir peygambere kulak ver(ip sevabı bol kıl)diği kadar
hiçbir şeye kulak ver(ip mükâfaat ihsan et)memiştir.”Buhârî, Tevhid 32, 52, Fedailu’l-Kur’ân 19; Müslim, Müsâfirin 232, 233, 234, Ebu Dâvud, Vitr 20; Tirmizi, Sevâbu’l Kur’ân 17; Nesâî, İftitâh 83; İbn Mâce, İkâmet 176, (1340).
7) Buhârî’nin bir rivâyetinde Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Kur’ân’ı tegannî etmeyen bizden değildir.” (Sahabeden biri, bununla) açıktan okumayı kastediyor demiştir.”Buhârî, Tevhid, 32, 44. Tegannî: “kıraatın hüzünlü ve dokunaklı kılınmasıdır.”
8) Ebû Umâme (R.A) anlatıyor:“Hz. Peygamber’in (s.a.v.)şöyle dediğini işittim:“Allah, geceleyin Kur’ân okuyan bir kula kulak verdiği kadar hiçbir şeye kulak verip dinlemez. Allah’ın rahmeti namazda olduğu müddetçe kulun başı üstüne saçılır. Kullar, ondan çıktığı andaki kadar hiçbir zaman Allah’a yaklaşmış olmaz.”Ebu’n Nadr der ki:“Ondan” tâbiriyle “Kur’ân’dan” denmek istenmiştir.”Tirmizî, Sevâbu’l- Kur’ân, 17, 2913
9) Ukbe İbn Âmir (R.A) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.)’ı dinledim şöyle diyordu: “Kur’ân’ı cehren (açıktan) okuyan, sadakayı açıktan veren gibidir. Kur’ân’ı gizlice okuyan, sadakayı gizlice veren gibidir.” Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 20, 2920; Ebu Dâvud, Salât 315, 1333; Nesâî, Zekât 68.
10) İbn Abbâs (R.A) anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü, Allah’a hangi amel daha sevimlidir?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v.): “Yolculuğu bitirince tekrar yola başlayan” cevabını verdi. “Yolculuğu bitirip tekrar başlamak nedir?” diye ikinci sefer sorunca: “Kur’ân’ı başından sonuna okur, bitirdikçe yeniden başlar” cevabını verdi.” Tirmizî, Kırâat 4, 2949. H.
11) Ebu Said (R.A) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Aziz ve celîl olan Allah diyor ki: “Kim, Kur’ân-ı Ke¬rîm’i okuma meşguliyeti sebebiyle benden istemekten geri kalırsa, ben ona, isteyenlere verdiğimden fazlasını veririm.” Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 25, 2927.H.
12) Sehl İbn Muâz el-Cuhenî (R.A) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim Kur’ân’ı okur ve onunla amel ederse, Kıyamet günü babasına bir tâç giydirilir. Bu tâcın ışığı, güneş dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur’ân’la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?” Ebu Dâvud, Salât, 349, 1453.H.
13) Hz. Ali (R.A) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim Kur’ân’ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır.” Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 13, 2907 H.
14) Abdullah b.Amr (R.A) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:“Kur’ân’ı okuyup ona sâhip çıkan kimseye (âhirette):“Oku ve (cennetin derecelerine) yüksel, dünyada nasıl ağır ağır okuyor idiysen öyle oku. Zirâ senin makamın, okuduğun en son âyetin seviyesindedir” denir.” E.Dâvud, Vitr, 20, 1464; Tir, Sevâbu’l-Kur’ân 18, 2915, H
15) Hz.Aişe (R.A) anlatıyor:“Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kur’ân’da mâhir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel yapan), Sefere denilen kerîm ve mutî meleklerle berâber olacaktır. Kur’ân’ı kekeleyerek zorlukla okuyana iki sevap vardır.” Buhârî, Tevhid 52; Müslim, Müsafirin 244; Ebu Dâvud, Vitr 14, (1454); Tirmizî, Sevâbu’l-Kurân 13 (2906).
16) Üseyd İbnu Hudayr (R.A)’ın anlattığına göre: “Geceleyin, (hurma harmanında iken) Kur’ân’dan Bakara suresini okuyordu. Hemen yakınında da atı bağlı idi. Birden bire atı şahlandı. Bunun üzerine sükût ederek okumayı bıraktı. At da sükûnete geldi. Üseyd tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Üseyd yine sükût edince at da sükûnete erdi. Az sonra yine okumaya başlayınca at da şahlanmaya başladı. Oğlu Yahya, ata yakındı. Ona bir zarar vermesin diye attan uzaklaştırmak için yanına gitti. Bir ara başını göğe kaldırınca bir de ne görsün! Gökte şemsiye gibi bir şey ve içerisinde kandilimsi nesneler var. Sabah olunca koşup gördüklerini Resûlullah (s.a.v.)’a anlattı. Hz. Peygamber AS kendisine: “O gördüklerin neydi bilir misin?” diye sordu. “Hayır!” cevabı üzerine açıkladı: “Onlar melâike idi. Senin sesine gelmişlerdi. Öyle ki, sabahleyin herkes onları seyredebilecekti, çünkü halktan gizlenmeyeceklerdi.” Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 15; Müslim, Müsâfirîn 242, (796).
17) el-Berâ (R.A) anlatıyor: “Bir zat Kehf suresini okuyordu. Yanında da iki uzun iple bağlı olan atı duruyordu. Der¬ken etrafını bir bulut kapladı. Ve bu bulut ona yaklaşmaya başladı. At da bu durumdan huysuzlanmaya, ürkmeye ko¬yuldu. Sabah olunca adam Resûlullah (s.a.v.)’e gelip vak’ayı anlattı. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona şu açıklamada bulundu: “Bu sekinet idi, Kur’ân için inmişti.” Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 11; Müslim, Müsafirin 240, 241, (795); Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 6, 2887.H.
18) Ebu Musa (R.A) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kur’ân okuyan mü’minin misâli portakal gibidir. Kokusu güzel tadı hoştur. Kur’ân okumayan mü’minin misâli hurma gibidir. Tadı hoştur fakat kokusu yoktur. Kur’ân-ı okuyan münafık reyhan otu gibidir. Kokusu güzeldir, tadı acıdır. Kur’ân okumayan münafığın misali ise Ebu Cehil karpuzu gibidir, tadı acıdır, kokusu da yoktur.” Buhârî, Et’ime 30, Fedailu’l-Kur’ân 17, 36, Tevhid 57; Müslim, Müsafirin 243; Ebu Dâvud, Edeb 19, 4329; Tirmizî, Edeb 79; Nesâî, İman 32; İbnu Mâce, Mukaddime 16, 214 H.
19) Hz. Osman (R.A) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir.” Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 21; Tirmizî, Fedailu’l-Kur’ân 15, 2909; Ebu Dâvud, Salat 349, 1452 H.
20) İbn Abbâs (R.A) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Hâfızasında Kur’ân’dan hiç bir ezber bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir.” Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 18, 2914. H. Tirmizi, hadisin sâhih olduğunu söylemiştir.
21) Sa’d İbn Ubâde (R.A) anlatıyor:“Resûlullah (s.a.v.) Buyurdular ki:“Kur’ân-ı Kerîm’i okuyan bir kimse sonradan (terkeder ve okumayı) unutursa kıyâmet günü cüzzamlı olarak Allah’a kavuşur.” Ebu Dâvud, Vitr 21, 1474.
22) Hz. Enes (R.A) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.)buyurdular ki: “Ümmetime verilen ücretler bana arz edildi. Bunlar arasında bir kimsenin mescidden kaldırıp attığı bir çöp için verilmiş olanı da vardı. Keza ümmetimin işlediği günahlar da bana arz edildi. Bunlar arasında, bir kimsenin lütf-i İlâhî olarak öğrenip de sonradan unuttuğu bir sûre veya âyet sebebiyle kazandığından daha büyüğünü görmedim.” Ebu Dâvud, Salât 16, 461. H; Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 19, 2917.H.
23) İmrân İbn Husayn (R.A)’ın anlattığına göre, İmrân, Kur’ân okuyan, arkasından da buna mukabil halktan dün¬yalık taleb eden birisine rastlamıştı. “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’un, deyip arkasından şu açıklamayı yaptı: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle söylediğini işittim: “Kim Kur’ân okursa (isteyeceğini) Allah’tan istesin. Zira bir takım in¬sanlar zuhur edecek, onlar Kur’ân okuyup, okudukları mukabilinde halktan (dünyalık) isteyecekler.” Tirmizî, Sevabu’l-Kur’ân 20, 2918.
24) Süheyb (R.A) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kur’ân’ın haram kıldığı şeyleri helâl addeden kimse Kur’ân’a inanmamıştır.” Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 20, 2919. H.
25) İbn Ömer (R.A) anlatıyor:“Resûlullah (s.a.v.) düşman arazisine Kur’ân-ı Kerîm’le birlikte askeri seferi yasak¬ladı.” Buhârî, Cihâd 129; Müs, İmâmet 92, 93, 94, (1869); E.Davud, Cihâd 88, (2610); İ. Mâce, Cihâd 45, (2879); Muvatta, Cihad 7, (2, 446).
26) Müslim’de rivayet edilen bir hadiste; Ebu Umame (r.a)’den, Resulullah (s.a.v)’ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Kur’an’ı öğreniniz. Şüphesiz o, kıyamet günü ehlin için çok iyi bir şefaatçı olacaktır.”
27) En-Nevvas b. Sem’an (R.A) anlatıyor: Hz. Peygamber’i şöyle derken duydum. “Kıyamet günü Kur’an-ı Kerim ve bu dünyada onunla amel edenler getirilirler. Önlerinde de kendilerini arkadaş edinenleri savunan Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri bulunur” (Müslim).
28) Hz. Ömer (R.A) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) “Allah Teâlâ bu Kur’an’la bazı kavimleri yüceltir bazılarını da batırır” buyurmaktadır (Buhârî, Müslim).
29) Müttefakun aleyh olan bir hadiste, İbn Ömer (r.a)’den Allah Rasûlü’nün şöyle dediği rivayet olunmuştur. “Haset (gıpta veya imrenme) sadece iki yerde olur. Biri Allah’ın kendisine Kur’an öğrenmeyi nasip ettiği kimsedir ki, onu gece gündüz okur, kendisini işiten komşusu: “Keşke komşuma verilen Kur’an nimeti bana da verilseydi de, gereği ile amel ettiği gibi ben de etseydim!” der. Diğeri de, Allah’ın kendisine mal verdiği kimsedir ki, onu hak yolda sarfeder. Bunu gören diğer biri: “Keşke şu hayırsever kişiye verilen mal gibi bana da verilseydi de, onun yaptığı gibi ben de hayır yapabilseydim!” diye imrenir.
30) Tirmizî’nin hasen ve sahih diye vasıflandırdığı, Ebu Davud’un da rivayet ettiği bir hadiste Abdullah b. Amr b. el-Âs (R.A) ‘ın nakline göre Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kur’an ehline; Kur’an’ı oku ve yüksel, Kur’an’ı tıpkı dünyada okuduğun gibi tane tane tertil üzere oku, zira senin rütben, okuyacağın son âyetin yakınındadır” denilecektir.
31) Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber, Uhud’da öldürülenlerden iki kişiyi bir araya getirdikten sonra: “Bunlardan hangisi Kur’an’la daha fazla haşır neşirdi?” diye sorar; birine işaret edildiği takdirde, önce onun defin işlemini yapardı (Buhârî-Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce).
32) İmrân İbn Husayn (R.A) anlatıyor: Bana Kur’an okuyan bir kadın uğradı, okudu sonra karşılık istedi ardından da bu isteğini geri alarak şöyle dedi: Hz.Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Kim Kur’an okursa karşılığını Allah’tan istesin. Bir zaman gelecek insanlar Kur’an okuyacaklar da karşılığını insanlardan isteyecekler” (Hadis hasendir, Tirmizî)

BAZI SÛRE VE ÂYETLERİN FAZİLETİ

1) Ebu Saîd Raf’i b. el-Muallâ (R.A) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) bana, “mescidden çıkmadan önce Kur’an’daki en büyük sûreyi sana öğreteyim mi?” buyurdu ve elimden tuttu. Mescidden çıkmaya niyetlendiğimizde: Ey Allah’ın Elçisi! “Kur’andaki en büyük sûreyi sana öğreteyim mi?” diye sormuştunuz, dedim. Hz.Peygamber de: “O, yedi âyet olan el-Hamdü Lillâhi Rabbi’l-Âlemin sûresidir ve bana ihsan olunan Kur’an’dır” buyurdular (Buhârî).
2) İbn Abbas (R.A) anlatıyor: Cebrail (a.s) Hz. Peygamber (s.a.v)’in yanına oturduğunda yukarı cihetten bir çıtırtı sesi duyup başını yukarıya kaldırdı ve “bu ses semadan sadece bugün açılan bir kapının sesidir” dedi. Hemen bir melek geldi. Cebrail, “bu melek bundan önce hiç yeryüzüne inmemiştir” dedi. Sonra melek selam verdi ve “senden önce hiçbir peygambere verilmeyen iki nurla Fâtiha Sûresi ve Bakara Sûresi’nin sonlarıyla seni müjdeliyorum, onlardan okuyacağın her harfin karşılığı verilir” buyurdu .(Müslim).
3) Ebu Hüreyre (R.A) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v): “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, çünkü şeytan, içinde Bakara Sûresi okunan evlerden nefret eder” buyurdu (Müslim).
4) Ubeyy b. Ka’b ((R.A) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v): “Ey Ebu’l Munzir Allah’ın kitabındaki hangi âyetin daha büyük olduğunu bilir misin? buyurdular. Ben de “Allahu Lâ İlâhe İllâ Hüve’l Hayyu’l Kayyûm’dur” cevabını verince, “Ebu’l-Munzir! Mâşaallah, sorulan her şeyi biliyorsun!” buyurdular (Müslim).
5) Ebu Mes’ud el-Bedrî (R.A) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu; “Kim bir gecede Bakara Sûresi’nin son iki âyetini okursa ona yeter” (Buhârî, Müslim).
6) Ebu Umame el-Bahîlî (R.A) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v)’i şöyle buyururken duydum: “Kur’an okuyunuz, çünkü o kıyamet günü sahibine şefaat edecektir. Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okuyunuz. Bu iki sûre kıyamet günü iki bulut ya da arkadaşlarını savunan saf saf olmuş iki kuş kafilesi gibidir. Bakara Sûresi’ni okuyunuz. Bu sûre sahibi için bereket; terkeden için ise üzüntü vesîlesidir. Onu okumayanlar bunu elde edemezler” (Müslim).
7) Ebu’d-Derdâ (R.A) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur. “Kim Kehf Sûresi’nden on âyet ezberlerse Deccal’dan korunmuş olur”. Bir başka rivayette ise “Kehf Sûresi’nin sonundan okursa” buyrulmaktadır (Müslim).
8) Ebu Saîd el-Hudrî (R.A) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Cuma günleri kim Kehf Sûresi’ni okursa onun için iki Cuma arası aydınlanmış olur”. (Hâkim, Beyhakî. Bu hadis sahihtir.)
9) İbn Mesud (R.A) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. “Mülk Sûresi kabir azabına manidir”. (Hâkim, Ebu Naim. Bu hadis sahihtir.)
10) İbn Ömer (R.A) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur. “Kim kıyamet gününü müşahede etmek isterse Tekvir, İnfitâr ve İnşikak sûrelerini okusun, kıyameti gözleriyle görmüş gibi olur” (Ahmed, Tirmizî, Hâkim).
11) Ebu Saîd el-Hudrî (R.A) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) İhlâs Sûresi hakkında şöyle buyurmuştur. “Hayatım yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu sûreyi okumak, bütün Kur’an’ın üçte birini okumaya denktir.”Bir başka rivayette ise Hz. Peygamber (s.a.v) Ashabına: “Ashabım! Kur’an’ın üçte birini bir gecede okumak size güçlük verir mi?” diye sormuştu. Bu soru Ashabına güç gelerek, Ya Rasûlallah! Hangimizin buna gücü yetebilir! demişlerdi. Bunun üzerine, Hz. Peygamber: “Kul Hüva’llahu Ehad Sûresi Kur’an’ın üçte biridir” buyurdu (Buhârî).
12) Muaz b. Enes (R.A) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur; “Kim Kul Hüva’llahu Ehad Sûresi’ni on defa okursa, Allah onun için cennette bir ev yaptırır”(Ahmed)
13) Ukbe b. Âmir (R.A) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur. “Hiç benzerleri bulunmayan, bu gece nazil olan âyetleri biliyor musunuz? Bunlar, Kul Eûzü Bi-Rabbil-Felak ile Kul Eûzü Bi-Rabbi’n Nâs’tır” (Müslim ve Nesâî).
14) Hz. Âişe (R.A) anlatıyor: “Hz. Peygamber (s.a.v) her gece yatağına geldiği zaman iki elini birleştirerek Kul Hüvallahu Ehad, Kul Eûzü Bi-Rabbil-Felak, Kul Eûzü Bi-Rabbi’n-Nas sûrelerini okur, ellerine üfler, sonra da iki eliyle vücudunun, ellerinin eriştiği kısımlarını sıvazlardı. Elleriyle başını, yüzünü, vücudunun ön kısmını meshetmeye başlardı. Ve böyle okuyup üfleyerek vücudunu meshetmeyi üç defa tekrarlardı” (Buhârî, Muslim).
15) Hz. Âişe (R.A) anlatıyor: “Hz.Peygamber bir rahatsızlık duyduğu zaman Felâk ve Nâs sûrelerini okur, üzerine üflerdi. Ağrısı artınca ben ona Kur’an okur, bereketini dilemek için eliyle üzerini sıvazlardım”. (Buhârî)

KUR’AN ÖĞRETİM TEKNİKLERİ

Önceden var olan bazı davranışları alışkanlıkları değiştirmek ya da geliştirmek eğitimle mümkündür. Bu eğitim Kur’an öğretiminde düşünüldüğünde, Kur’an harflerinin mahrec ve sıfatları esası, kelimeleri ve cümleleri arasındaki alakayı oluşturan tecvid kuralları ise, ayrıntıyı oluşturur.
Bizler burada Kur’an öğretiminin esasını oluşturan Kur’an harflerinin mahreç ve sıfatları ile kelime ve cümleler içerisindeki okunuş biçimleri üzerinde durmayı uygun bulduk.
HARF: Tecvid ilminde bir mahrece dayanarak çıkarılan sestir. Kur’an harflerinin:
ا,ب,ت,ث,ج,ح,خ,د,ذ,ر,ز,س,ش,ص,ض,ط,ظ,ع,غ,ف,ق,ك,ل,م,ن,و, ه,ي
şeklinde 28 adet olduğu bilinmektedir. Bu harflerin isimleri ise:
الف-با-تا-ثا-جيم-حا-خا-دال-ذال-را-زا-سين-شين-صاد-ضاد-طا-ظا-عين-غين-فا-قاف-كاف-لام-ميم-نون-واو-ها-يا
şeklinde latin alfabesinde de olduğu gibi harfe isim olan kelimenin ilk hecesine uzatan elif ilavesi ile diğer kısmı ise eski tarih ve orijinal isimleri ile okunurlar.
Bu harflerin öğretimi yapılırken öncelikle öğreticinin kendisi bu harfleri tek tek telaffuz etmeli, daha sonra öğrencilerle koro çalışması yaparak bir kaç tekrardan sonra tek tek bu harfleri telaffuz etmelerini sağlamalıdır. Yanlış telaffuzda bulunanların hatalı harflerini tekrar okutturarak düzgün şekilde öğrenmelerini sağlamalıdır.
HARFLERİN MAHRECLERİ
MAHREÇ: Çıkış yeri anlamında kullanılan bir kelimedir. Tecvid ıstılahında ise Kur’an harflerinin çıkış yeri diye ifade edilir. Kur’an’daki 28 harfin her biri kendine ait özel bir mahreçten çıkarlar. Ancak mahreçleri birbirine çok yakın olan harfler arasında bir gruplandırma yapılmış ve mahreçlerin sayısının bu gruplamaya göre bazılarınca 14, bazılarınca 16, bazılarınca da 17 adet olduğu söylenmiştir. Bu gruplardan biri olan kıraat imamlarının çoğunluğunun görüşü, 17 adet mahrecin varlığı kabul görmüştür. Bu mahreçler üç başlık altında incelenebilir. Boğaz, dil, dudaktır. Bu mahreçlere tahkiki (hakiki) mahreçler denir.
TAHKİKİ MAHRECLER: Harflerin mahreç yerlerine temas ettiği yerdir.28 harfin her birinin mahreci tahkiki mahrecidir. Bu mahreçler ve yerleri şunlardır:
BOĞAZ BÖLGESİ MAHRECİ
1) Boğazın sonu-boğazın ağıza en uzak kısmı buradan ء-ها çıkar.
2) Boğazın ortası buradan: ح, عçıkar.
3) Boğazın evveli buradan: خ , غ, çıkar.
DİL BÖLGESİ MAHRECİ
1) Dilin ucu ile üst ön dişlerin ucundan: ظ,ذ,ث çıkar.
2) Dilin ucu ile alt ön dişlerin içinden : ص,س,ز çıkar.
3) Dilin ucu ile üst ön dişlerden : ط,د,ت çıkar.
4) Dilin ucu ile üst ön dişlerin etlerinden: ن çıkar.
5) Dilin ucu ile üst damağın ön kısmına yakınından: ر çıkar
6) Dilin sağ ve sol kenarlarıyla üst damağın başlangıcından: ل çıkar
7) Dilin sağ veya sol kenarıyla karşılarındaki üst azı dişlerden ise: ض çıkar
8) Dilin ortasından: ج,ش,ي çıkar.
9) Dil kökünün biraz aşağısından (dilcikten): ك çıkar.
10) Dilin kökünden: ق çıkar.
DUDAK BÖLGESİ MAHREÇLERİ
1) Alt dudağın içi, ön dişlerin ucundan: ق çıkar.
2) İki dudak arasından ise : ب,م,و çıkar.
TAKDİRİ MAHREÇ
1) الخيشومGeniz: Gunneli idgam ile ihfanın icrasının ve sakin mim harfine ait gunnenin icrasının mahrecleridir.
2) الجوف Cevf (ağız be boğaz boşluğu): med harflerinin icrası bu boşlukta olur.

Mahrec çalışması yapılırken öncelikle öğreticinin bu dersi almış olması ve bu öğretiye hâkim olması önemlidir. farklı farklı mahreç çalıştırma yöntemleri bulunmakla kendimin de uygulamakta olduğum aşağıdaki metodu örnek çalışma olsun diye veriyorum. Bu çalışma tüm harflerin telaffuzunda esas alınması önemlidir.

بَ- بِ – بُ – با – بي- بو- اَبْ – اِبْ – اُبْ – اَبَّ – اَبِّ – اَبُّ- اِبُّ-اَبَّا- اَبِّي- اَبُّو- اِبُّو- اُبَّ
Bu çalışmada da öne öğretici okumalı daha sonra düzgün okuyan öğrencilerden başlamak üzere tüm öğrencilerden titizlikle dinlenmeli düzgün söyleyemeyenlere biraz zaman tanınarak tekrar ettirilmelidir.
HARFLERİN HAREKELERLE SESLENDİRİLMESİ
HAREKE: Kur’an harflerinin üstüne ve altına konularak onların okunmasını sağlayan işaretlerdir. Bu işaretlere fetha, kesre, damme adının verildiğini biliyoruz. Bu harekeler harflerin özelliğine göre bazılarında kalın bir sesle bazılarında ise ince bir sesle okunurlar. Şimdi hangi harekelerin hangi harflerde kalın, hangi harflerde ise ince okunduğunu inceleyelim.
Bilindiği üzere heca harfleri dediğimiz 28 Kur’an harflerinin 7 tanesi kalın sesle okunurken 21 tanesi de ince sesle okunmaktadır. Bu ince sesli harflerden 2 tanesi olan bazı durumlarda ince harflerden oldukları halde kalın sesli olarak okundukları bilinmektedir.
KALIN SESLİ HARFLER
خ – ص – ض – غ – ط – ق – ظ
Bu harfleri fethalı, fetha medli okurken Türkçede kullandığımız A sesi verilerek telaffuz edilirler.
Örnek:
خَ – صَ – ضَ – غَ – طَ – قَ – ظَ
خَا – صَا – ضَا – غَا – طَا –قَا – ظَا
Bu çalışmayı yaparken öğretici olan şahıs öğrencilerin öğrenme merakını artıracak şekilde bir musiki edası ile dersi icra etmeli, böylelikle de öğrencilerin motivasyonlarını üst düzeye çekmelidir.
KALIN HARFLERİN DAMME VE DAMMEMEDLİ OKUNUŞLARI:
خُ – صُ – ضُ – غُ– طُ – قُ – ظُ
خُو-صُو-ضُو-غُو-طُو-قُو-ظُو
Bu harflerin icrasında ise Türkçe’de kullandığımız u sesi verilerek okunurlar.bu çalışmada da bir önceki çalışma yöntemi esas alınarak öğrencilerin katılımıyla önce topluca daha sonra tek tek icra ettirilir.
KALIN HARFLERİN KESRE VE KESREMEDLE OKUNUŞLARI:
خِ- صِ-ضِ- غِ- طِ – قِ – ظِ
خِي-صِي- ضِي-غِي-طِي- قِي- ظِي
Harekelerin sesleri kendilerinden sonraki med harflerinin ses uyumuna uygun olduklarından kesre harekede de telaffuz esnasında harekenin sesi ‘’Y’’ ye meyletmek suretiyle de öğreticinin icrasına dikkat ederek okunurlar. Bu çalışmada da bir önceki çalışma yöntemi esas alınarak öğrencilerin katılımlarıyla önce topluca daha sonra tek tek icra edilmelidir.
İNCE HARFLERİN FETHA VE FETHA-MEDLİ OKUNUŞLARI:
اَ , بَ , تَ , ثَ , جَ , حَ , دَ , ذَ , رَ, زَ , سَ , شَ , عَ , فَ , كَ , لَ , مَ , نَ , وَ , هَ , يَ
آ- بَا- تَا-ثَا- جَا- حَا- دَا- ذَا- رَا – زَا – سَا – شَا- عَا- فَا-كَا-لَا- مَا-نَا- وَا-هَا- يَا
‘’Ra’’ harfi hariç ince harflerin fethali halleri okunurken Türkçede kullandığımız ‘’e’’ sesine benzer bir sesle bu harfler telaffuz edilirler. Bu harfleri icra ederken med sesleri kalın harflerdeki ‘’A’’ harfi sesine %80 yakın bir sesle icra edilirler.bu keyfiyeti öğreticinin ağzından duyarak almak icra da önemlidir. Kalın harflerdeki uygulamayı esas alarak öğrencilerin merakını artırıcı musiki edası ile motivasyonlarını üst düzeyde tutmak önemlidir. Çalışmada önce öğretici sonra öğrenciler koro halinde bu çalışmayı yapmalı ardından bu çalışma teke tek icra edilmelidir.
İNCE HARFLERİN DAMME VE DAMME-MEDLİ OKUNUŞLARI:
اُ, بُ , تُ , ثُ , جُ , حُ , دُ , ذُ , رُ , زُ , سُ , شُ , عُ , فُ , كُ , لُ , مُ , نُ , وُ, هُ , يُ
اُو-بُو-تُو-ثُو-جُو-حُو-دُو-ذُو-رُو-زُو-سُو-شُو-عُو-فُو-قُو-كُو-لُو-مُو-نُو-وُو-هُو-يُو
‘’Ra’’ harfinin sesi kalın harflerde olduğu gibi kalın olarak icra edilir.bu harfin dışındaki ince harflerin dammeli ve dammemedli okunuşları Türkçede kullandığımız’’o’’ harfinin sesine %80 yakın bir kalın sesle telaffuz edilmelidir.bu sesi icracı öğreticinin ağzından almak önemlidir.Çalışmadaki metod bir önceki örnek çalışma esas alınarak yapılırsa verimli olunacağı görülecektir.
İNCE HARFLERİN KESRE VE KESR-MEDLİ OKUNUŞLARI:
اِ , بِ , تِ , ثِ , جِ , حِ ,دِ , ذِ , رِ , زِ , سِ , شِ , عِ ,فِ , كِ , لِ , مِ , نِ , وِ , هِ , يِ
اِئ ,بِي-تِي-ثِي-جِي-حِي-دِي-ذِي-رِي-زِي-سِي-شِي-عِي-فِي-كِي-لِي-مِي-نِي – وِي-هِي-يِي
‘’Ra’’ harfinin sesi de dahil olmak üzere bütün ince sesli harflerin kesre ve kesremedli okunuşları ‘’Y’’ ye meğillidirler.bu harflerin telaffuz örneklerini icracı öğreticinin ağzından duymak önemlidir.buradaki çalışma usulü de bir önceki çalışma esas alınarak yapılmalıdır.
HARFLERİN SIFATLARI
SIFAT: Belirtme-Niteleme anlamlarına gelir. Tecvidde ise harfin mahrecde oluşumu esnasında kendisinde meydana gelen özel durumlardır.bu özel durumlara sıfat diyoruz.bu sıfat harfin yapısında olduğu gibi harfler arasındaki bağlantıyı sağlamada da oluşabilir.harfin kendisinde olan sıfata lazımi,harfler arasındaki bağlantıyı oluşturan sıfata ise arızı sıfat denir.
LAZIMI SIFAT: harflerin mahrecden çıkarken kendisinde mahrecin ya da nefesin etkisiyle oluşan zayıflık-kuvvetlilik, akışkanlık-tıkanıklık gibi durumların ortaya çıkması halidir. böylesi durumları şu şekilde açıklayabiliriz:
1) Hems durumu (sıfatı): harfin mahrecden çıkışı esnasında nefesin güçlü, sesin ise zayıf çıktığı durumlardır. Bu durum şu harflerde daha belirgin hissedilir
ق – ح – ث – ه – ش – خ – ص – ش – ك – ث
Bu durum harflerin harekeli okunuşunda daha açık görülür.
2)cehr durumu(sıfatı): harfin mahrecden çıkışı esnasında nefesin zayıf akışı sebebiyle sesin daha kuvvetli (açık) duyulduğu durumdur. Bu harflerin telaffuzu esnasında mahrec daha kapalı olduğundan nefes akışı azalmakta ses ise daha açık çıkmaktadır.
Cehr: و –ي – ذ – ز- ظ – ض – غ
Beyniyye: لن عمر
Şiddet: اجد قط بكت
Cehr harfleri hareke ile okunurken nefesin az aktığı sesin daha açık çıktığı harfleri sıralamak istersek
1)nefesin en az aktığı, sesin en açık çıktığı herfler: ا – ج – د – ق – ط – ب – ك – ت
2)nefesin biraz daha fazla sesin biraz daha kısık çıktığı harfler: ل – ن – ع – م – ر
3)nefesin daha da fazla sesin ise daha kısık çıktığı harfler: و- ي – ذ – ز- ظ – ض -غ
Bu harfler şeddeli okunurken ise tutma ölçüleri aynı nisbette sıralanır yani şeddesi en az tutulandan daha fazla tutulana doğru sıralamak istenirse şu şekilde sıralama yapabiliriz:
1- اجد قط بكت
2- ل – ع – ر
3- و- ي – ذ -ز- ظ –غ
4- ف ,ح, ث , ه ,ش ,خ , ص , س
5- ن- م
Bu özel durumların dışlında bazı sıfatlar da vardır. Bunları tecvid kitaplarından bakmak konuyu kavramada yardımcı olacaktır.
Buraya kadar öğrendiğimiz harflerin zatına ve sıfatlarına mahsus bazı yönlerini ve örnek çalışmalarımızı bundan sonra kur’anı kerimin muhtelif sayfalarındaki örnek çalışmalarla pekiştirmek faydalı olacaktır. Bu çalışmayı yüzüne kur’anı kerim okurken takip etmek bu uygulamaları geliştirecektir.
Çalıştığımız ve geliştirdiğimiz okuyuş tarzımızı gerek duaların gerekse kısa surelerin taliminde takip etmek faydalı olacaktır. ezber yaptırırken dualarda ve surelerde geçen bazı kelimeler üzerine vurgu yaparak geçmiş çalışmalarımızı hatırlatmalı hatalı ve yanlış okuyuşları düzeltme yoluna gidilmelidir. Ayrıca Kur’an okumaya yeni başlayanlara ve yaşlılara tecvid bilgisi teorikten ziyade uygulamada yardımcı olunmalıdır. Gereği kadar bu konular üzerinde durmalı aşırı tecvid teori bilgisinden kaçınılmalıdır.

18

Haziran
2012

DİNİ BİLGİLER ÖĞRETME BECERİSİ, DİN HİZMETLERİNDE HİTABET VE TÜRLERİ DERSİ

Yazar: arafat  |  Kategori: HİTABET  |  Yorum: Yok   |  2.622 Kez Okundu

 

DİN HİZMETLERİNDE HİTABET VE TÜRLERİ (8 Saat)
1. Hitâbet ve dinî hitâbet kavramı (1 Saat)
2. Dinî hitâbet türleri
2.1. Cami içi dinî hitâbet (3 Saat)
2.1.1. Hutbe
2.1.1.1. Tanımı, yer ve zamanı
2.1.1.2. Hükmü ve şartları
2.1.1.3. Duaları
2.1.1.4. Hazırlanması
2.1.1.5. Sunumu
2.1.1.6. Değerlendirmesi
2.1.2. Vaaz (3 Saat)
2.1.2.1. Tanımı, yer ve zamanı
2.1.2.2. Duaları
2.1.2.3. Hazırlanması
2.1.2.4. Sunumu
2.1.2.5. Değerlendirmesi
2.2. Cami dışı dinî hitâbet (1 Saat)
2.1.3. Konferans
2.1.4. Sohbet
2.1.5. Radyo ve TV’de dinî konuşmalar
2.1.6. Önemli gün ve gecelerde yapılan dua ve konuşmalar
Dersin Amacı

 Hitabet ve dini hitabet kavramlarının açıklanması,
 Hutbe ve vaaz gibi dini hitabet türlerinin hazırlık aşaması,
 Hz. Peygamberin hitabetindeki inceliklerinin ve Kur’ân-ı Kerim’deki hitabet ilkelerinin hatırlatılması,
 Bilgi verme yanında bir davranış geliştirme vasıtası olduğu hedeflenmektedir.

DİN HİZMETLERİNDE HİTABET VE TÜRLERİ
HİTABET ve İLGİLİ KAVRAMLAR
İnsanlar toplu halde yaşarlar. Yaşamlarını sürdürebilmek için birbirleriyle sürekli ve düzenli iletişim kurmak zorundadırlar.
Birbirleriyle iletişim kuramayan insan toplulukları zaman içinde dağılır ve yok olur. Bu nedenle insanlar, var oldukları günden bugüne değin aralarında çeşitli yollarla iletişim kurmuşlardır. Günümüzde en etkili iletişim, konuşma ve yazma yoluyla kurulmaktadır.
Günümüzde kişilerin ve kurumların başarısı iletişim ile ölçülmekte ve değerlendirilmektedir. Bu nedenle yaşadığımız çağda bilgi ve bilginin aktarımı her zamankinden çok önem kazanmıştır. Bilgi, yazılı ve/veya sözlü olarak ve sıklıkla görsel malzemeyle desteklenerek aktarılmaktadır. Bu çalışmada, sözlü iletişim ortamlarında “bilginin nasıl aktarıldığı” konusu üzerinde durulmuştur. Günümüzde toplumsal değişimler, yaşamın her alanını olduğu gibi sözlü iletişim türlerini de etkilemekte, yeni gereksinimlerle yeni türler ortaya çıkmakta veya var olan türler biçim ve içerik değiştirmektedir. Böylelikle, kaynaklarda hiç yer almayan yeni sözlü iletişim türlerinden de söz etmek gerekmektedir.
Kavramsal olarak “iletişim”, bir vericiden (kaynaktan) bir alıcıya (hedefe) bir mesaj gönderilmesi ve bunun karşılığında bir geri bildirim alınması sürecidir. Bu tanımlamaya dikkatli gözlerle bakan ve üzerinde biraz düşünen insanlar, buna göre her zaman ve her yerde olağanüstü bir biçimde sürekli iletişim süreci içerisinde yer aldığımızı göreceklerdir. Evrende iletişimin olmadığı, yani mesajların insanlara ulaştırıldığı ve olumlu yahut olumsuz geri beslemelerin sağlanmadığı hiçbir yer ve hiçbir an yoktur. Öyleyse iletişim basit, önemsiz bir şey değil, çok önemsenmesi gereken bir anlayış, hatta onu etkili kullanmak bir ‘hayat tarzı’ olmalıdır. Bu anlayış ve hayat tarzı sahiplenişine bizim koyduğumuz isim “iletişim bilgeliği”dir. Mutlu olmak isteyen insan, çok farklı gözlerle bakarak, çok farklı boyutlar çerçevesinde, hayatini bir “iletişim bilgesi” olarak yaşamalıdır. Bunu sağlayabilmek içinde konuşmaya, hitabete ve anlaşılmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Öyle insanlar vardır ki, konuştukları zaman soluduğunuz havanın bile onların sayesinde olduğunu zannedersiniz. Yani konuşmaları öyle etkilidir ki, bulundukları her ortamda, kısa bir sürede insanları etraflarında halka yapmayı başarırlar ve çevreleri üzerinde kıskanılacak etkileri vardır.
Diksiyon
Söz söylerken duygu ve düşünceleri, doğru ve üslubuna uygun olarak anlatmak için;
– Sesin ahengini,
– Söylenişi,
– Jesti-mimiği ve alınacak tavırları yerli yerinde ve güzel kullanma sanatıdır.
Konuşma hatalarını ve şîve bozukluklarını düzeltmek için kullanılır.
Diksiyon; konuşma dilini yazı diline göre inceler.
Diksiyon; camilerde, mahkemelerde, meclis kürsüsünde konuşan, kısacası söz sanatını meslek edinmiş kimselere de büyük yararlar sağlar.
Bununla beraber denilebilir ki, hemen hemen herkes bir toplulukta konuşmak ihtiyacını duyar.
Bu bakımdan, diksiyon alıştırmaları herkes için yararlıdır. Özellikle herkese toplulukta söz söyleme fırsatını veren zamanımızda, bu çok gereklidir.
Konuşurken gözlerinizi dinleyicilerden ayırmayınız, devamlı olarak onlara bakınız. Sözleriniz karşısında aldıkları tavırları görünüz. Sağa sola bakan, tavanı seyreden yahut başını kaldırmayan hatip can sıkar.
Hatibin telâffuzu düzgün olmalıdır. Telâffuz, kelimeleri düzgün söylemek demektir. Bozuk söyleyiş, daha çok dilin, çenenin ve dudakların tembelliğinden ileri gelir. Adeta mırıldanan hatip başarılı olamaz. Bunun için ciddi çalışmalara ihtiyaç vardır. İyi bir kitaptan her gün dört beş sayfayı yüksek sesle okumak bunlardan biridir.
Bedenin canlılığı ve hareketliliği sözün tesirini artırır. Vücut hareketlerinin bir uyum içinde bulunması ve yapmacık havasında olmaması gerekir. Jestler ve mimikler tabii olmalıdır.
Fonetik (Konuşmada Ses Bilgisi)
Diksiyonda;
– Seslerin meydana gelmesini,
– Ses aygıtlarının gerek durumlarını inceleyen yardımcı bir bilgidir.
Diksiyon, konuşma dilini yazı diline göre inceler. Yalnız yazı dilindeki basit alfabe sistemi, bütün sesleri göstermeye yetmediği için fonetik; konuşma dilindeki sesleri bütün incelikleri ile kayda çalışır. Ve konuşma dilini belirli fonetik düzen ve kurallara bağlar.
Bu yüzden fonetik, diksiyonun esaslı bir yardımcısıdır. Fonetik, yalnız söyleniş yönünü göz önünde tutar; hâlbuki diksiyon için bu kadarı yetmez.
Prezentasyon
Sunuş yapma tekniklerini bilmektir.
Nefes alma
Konuşma başlangıcında; burundan, Konuşma arasında ise; ağız ve burundan karışık nefes alınabilir.
Ses dalgalarında titreşim (tonlama) tümceye yapılır.
Vurgu, sözcük ve tümceye yapılır.
Entonasyon (Monoton olmak) bütün metne yapılır.
Normal cümlede, yüklemin yanındaki kelimede vurgu vardır. Yazarken buna göre yazmak lazımdır. Ben o kitabı dayıma verdim.
Şayet vurgu “Kim” sorusuna cevabı belirtecekse, yazıda:
O kitabı dayıma ben verdim.
Sözlü ifadede ise: Vurgu hangi kelimeye yapılırsa onadır.
Konuşmada sesin apayrı bir önemi vardır. Konuşmacıyla dinleyici arasındaki iletişimi sağlayan en mühim faktör sestir. Zayıf, korkak, cırlak, monoton bir ses kadar, kaba, pürüzlü, hoyrat, gürültülü, fazla cüretkâr bir ses de hoş karşılanmaz. Konuşurken ses tonu değişmeli, alçalıp yükselmelidir.
Sesin hızı da manaya göre ayarlanmalıdır. Çok hızlı konuşan, durak nedir bilmeyen hatip gibi, yavaş konuşan veya çok duraklayan hatip de başarısız olmaya mahkûmdur. Yerine göre ağır, hızlı yahut normal konuşmak en iyisidir.
Sesin şiddeti de normal olmalıdır. Fısıltıyla veya tam tersine bağırarak konuşmak doğru değildir.
Söyleniş/Telaffuz (Pronunciation)
Diksiyonda söylenişe büyük bir önem verilir. Ses âletinin hareketiyle birçok hecelerin farkları belirtilerek işittirilmeye çalışılır. Bu çalışma çok gereklidir. Söylenişte ünlülerin çıkarılması konuşma organlarının hareketiyle sağlanır.
Dilimiz, Türkiye’nin her yerinde aynı sesleri vererek konuşulmaz. Bu sesler birçok yerlerde birçok değişik seslere dönerler. İşte bir dilin farklı coğrafi bölge ve kültür ayrılıkları nedeniyle birbirinden farklı söyleyiş ve yazılışlarına lehçe (Diyalekt) denir.
Türkçenin Lehçeleri
1. Anadolu lehçesi
2. Azeri lehçesi
3. Çağatay lehçesi
4. Kıpçak lehçesi
Bizler Türkçenin Anadolu lehçesini kullanıyoruz.

HİTABET (Retorik); خطب kökünden türemiş Arapça bir kelimedir. Şahsa ve topluluğa karşı söz söylemektir. Diğer bir ifadeyle; bir şeyler anlatmak için sözü başkasına yöneltmektir. Veya etkili, güzel ve düzgün söz söyleme sanatıdır. Diğer bir tanımda ise hitabet; düşüncenin resmedilmiş halidir. Sağduyunun dile gelmesidir. Muhatapları ikna etme sanatıdır.
Terim olarak hitabet, Bir topluluğa bir fikri açıklamak Öğüt vermek, bir görüşü benimsetmek, bir eyleme teşvik etmek gibi gayelerle yapılan güçlü ve etkili konuşma sanatına verilen bir isimdir. İşte “duygu ve düşüncelerin, planlı, programlı metodlu ve maksatlı bir şekilde başkalarına anlatılmasına, düşünülen ve bilinen şeylerin dinleyicilere tesirli ve düzgün bir ifade ile sunulmasına hitabet denir.” Bu faaliyette hatiplik ve bu görevi yapanlara da hatip (çoğulu, hutabâ) denilmektedir.
Hitabet, gayesi insanları ikna etmek olan bir söz sanatıdır. Güzel sanatlar içinde yer alır. Sözü güzel söylemekten maksat, bir düşünceyi, bir anlayışı yaymak, onu dinleyicilere aşılamaktır. Bunu sağlamak için de sözün güzel ve etkili söylenmesi şarttır.
Nutuk ve hitabe aynı anlamdadır. Ancak konuları siyasi fikirler, sosyal ve milli ülküler olan hitabelere nutuk denmektedir.
Asıl olan konuşmadır. Yazı, konuşmanın kaydedilmiş halidir.
HİTABETİN AMACI ve KONUSU
Hitabet şu gayeleri taşımaktadır: Konuşma ve yazmanın amacı, duygu ve düşüncelerimizi başkalarına açıklayabilmektir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
1. Bir konuda toplumu bilgilendirmek, aydınlatmak,
2. Bir fikri benimsetmek,
3. Dinleyicileri harekete geçirmek, belirli bir yöne sevketmek ve eylemi devamlı hale getirebilmek,
4. Muhatapların o eylemden tat alabilmelerini sağlamak ve dinlendirmek.
Hitabet’in konusu, hatibin konuşmalarına esas olacak ana fikir demektir. Hitabetin belirli bir konusu yoktur. Her şey, her fikir hitabete konu olabilir. Hitabet’in, konularına ve uygulama alanlarına göre bir takım çeşitlere ayrılması da bunu göstermektedir. Hitabetin çeşitleri konusunda da görüleceği gibi; dini hitabetin konusu tamamen dinidir. Ancak konuları tespit ederken, zaman ve mekân unsuruna dikkat etmek, çevrenin, sosyal ve kültürel şartların gerektirdiği ihtiyaçları dikkate almak önemlidir.
Hitabet işleyiş açısından mantık ilminin, kaynakları açısından Kur’an ve hadis ilminin, sonuç alma noktasında psikoloji ve sosyoloji ilimleriyle alakadır. Gazali bu anlamda bir ferdi ikna etmek için özellikle kişiyi şek duruma getirmenin başarı olduğunu ifade etmektedir.

Tebliğ: Açıklamak, bildirmek, ulaştırmak anlamına gelir. İrşad ise: doğru yolu göstermek, manen aydınlatmak, gafletten uyandırmak demektir. Tebliğ edene mübelliğ, irşad edene de mürşid denilir. İrşad ve tebliğ, inancımızın bize yüklediği bir görevdir, “Her Müslüman, bilgisi, gücü, imkan ve kabiliyeti nispetinde din, ahlak ve insanlık namına ne biliyorsa, bunları kendisi kadar bilmeyen kimselere öğretmek, ona rehberlik etmek mecburiyetindedir. Hayrı, fazileti ve iyiliği yaymak bu meziyetlere sahip olan her müslüman için bir vazifedir. Çünkü “Siz (müslümanlar) iyiliği emretmek, kötülüğü men etmek ve Allah’a inanmak için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz.” .
HİTABETİN TARİHÇESİ ve ÖNEMİ
Hz. Âdemin eşyanın isimlerini meleklere anlatması, insanın ilk konuşma örneğidir. Bizi biz kılan konuşma gücümüzdür. Evrendeki diğer varlıklardan bizi farklı kılan ise aklımız ve konuşma gücümüzdür. Bu konuşmalarımızı muhataplarımızın istek ve ihtiyaçları doğrultusunda yaparsak bir anlam ve mana kazanır.
İnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, konuşma ve düşünme kabiliyetidir. Hayat şartları insanı, diğer insanlarla sürekli bir arada bulunmağa ve başkalarıyla ilişki kurmağa zorlamaktadır. İnsan bu ilişkileri, işaret, resim, yazı ve söz gibi bir takım iletişim araçlarından faydalanarak sağlamaya çalışmaktadır. Karşılıklı iletişim ve ilişki vasıtalarının en vazgeçilmez olanı şüphesiz sözdür. Yalnızca söz de yeterli olmamakta, düşünceyi güzel sözle süslemek gerekmektedir. Bu etkiyi YUNUS EMRE’nin şu şiirinde görmemiz pekâlâ mümkündür:
Sözünü bilen kişinin Söz ola kese savaşı Kişi bile söz demini
Yüzünü ak ede bir söz. Söz ola kestire başı Demeye sözün kemini
Sözü pişirip diyenin Söz ola ağulu aşı Bu cihan cehennemini
İşini sağ ede bir söz. Balıla yağ ede bir söz. Sekiz uçmağ ede bir söz.
Ayrıca; tatlı söz yılanı deliğinden, kötü söz insanı dininden eder diye darb-ı mesel olmuştur. Kılıç yarası onulur ama dil yarası onulmaz.
Eski Yunan’da Agora denilen geniş alanlarda hitabet yapılmıştır. En meşhur hatipleri; Demosthones (M.Ö.383–332), Perikles (M.Ö. 494–429) ve Eşin (M.Ö.389–313)’dir. Romalılarda forum denilen yerler vardı. En meşhur hatipleri; Çiçero (M.Ö. 106-43), Plin (M.Ö. 113-62) ve Seneca (M.Ö. 55-M.S. 4)’dır. İlk defa para karşılığında hitabet dersi veren ve bu konuda kitap veren kişinin Sicilyalı Koraks (M. Ö. V y.y) olduğu bilinmektedir.
Araplarda İslam’dan önce okuma-yazma oranı çok düşüktü. Ancak sayıları 122 yi bulan panayırlarda bu hitabeler meşhurdu.Bunların en meşhuru Ukaz Panayırı (15-30 Zilkade arasında Taif ve Nahle arasında vadi içindeki hurmalıkta kurulurdu.)’dır. En fazla şöhrete ulaşan Amr b. Külsüm (ö. 584), Kuss b. Saide (ö.600) ve Nabiga ez-Zübyani (ö.604)’nin muallakatıdır.
Birçok peygamberin hitabeleri Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur. Peygamberlerin Hatibi ünvanı Hz. Şuayb’a aittir. Hitabetin zirve noktası Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Kendiside diğer peygamberlere verilmeyip kendisinde var olan özellikleri şöyle belirtmişlerdir: “Cevâmi’u’l- kelim (az ve öz söyleme kabiliyetiyle) gönderildim.” Zaten Kur’an-ı Kerim i’câzı ve îcâzı ile bunun en güzel örneğini teşkil etmektedir.
Ashab-ı Kiram arasında ise dört halife, Hatibü’n-Nebi olarak bilinen Sabit b. Kays el-Ensari, ilk öğreticilerden Mus’ab b. Umeyr ile Sa’d b. Ubade, Hz. Aişe ve ordu komutanlarından Halid b. Velid, Mugire b. Şu’be, Sa’d b. Ebi Vakkas hitabeleriyle ünlü olan kişilerdir.
Hitabette konuşma anı dikkate alınmakta, yazıda ise süreklilik hedeflenmektedir.
KONULARI YÖNÜNDEN HİTABET ÇEŞİTLERİ
1. Akademik Hitabet
İlmi ve fikri bir konuyu açıklamak ve bir tezi savunmak ve toplumu aydınlatmayı hedefler. Derinlemesine bir araştırmayı gerektirir. Bu hitabet türünde heyecan pek bulunmaz. Genelde konuya ilişkin ön bilgileri bulunan ve insanlar bu hitabette hazır bulunurlar.
2. Hukuki Hitabet
Hukuk ilmine ait bilgiler bu türe girer. Adli yargıya mensub kişilerin belli zamanlarda yaptığı konuşmalarda bu kapsamdadır. Hz. Peygamberin davalaşmalardaki insanlara davranış şekillerinde olduğu gibi.
3. Askeri Hitabet
Kumandanların askerlerini gayrete getirmek maksadıyla yapmış oldukları, kısa, özlü ve etkili konuşmalardır. Bilhassa savaş anında olursa sözlü hitabetin en güzel örneği olur. Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde buyrulmaktadır: “Ey peygamber, müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabreden yirmi kişi olursa, iki yüz(kâfir)i yenerler. Sizden yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiyi yenerler. Çünkü kâfirler, anlamaz bir topluluktur. ”
Asker bir millet olarak Türkler arasında, yazılı ve orijinal tam metinleri elimizde olmasa bile, zengin bir askerî hitâbet türünün varlığını müşahede etmekteyiz. Bir savaş öncesinde Oğuzhan’ın, Şalon’da Atilla’nın, Niğbolu’da Yıldırım’ın, Çaldıran’da Yavuz’un, Sultan Alparslan’ın –hemen herkesce bilhassa erbâbınca bilinen- hitâbetler bunun en güzel örnekleridir.
4. Siyasi Hitabet
Devlet adamının veya politikacının devlet işlerinin düzenli yürüyebilmesi için gerekli önerileri ortaya koymak, tehlikeli şeylere karşı uyarmak için yaptıkları konuşmalardır. Siyasi hitabetin bir çeşidi de diplomatik hitabet’ tir.
5. Dini Hitabet
Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker amaçlı insanları dini konularda aydınlatma amaçlı yapılan konuşmalardır. İnsan hayatının her dönemine ışık tutan İslam dini onun iki dünyasını da aydınlatmak gayesiyle belirli hükümleri vardır. Bu hitabetin en güzel örneklerini Hz. Peygamber’de görmekteyiz. İki cihan peygamberi Resûl-i Ekrem, hicretin 10. yılında hac ibadeti esnasında Arafat’ta, 100.000’den fazla müslümana veda hutbesini irad etmişlerdir. Bugün dinin doğru anlaşılmasına da rehberlik edecek kişiler ise imam-hatiplerdir. Çünkü âlimler peygamberlerin mirasçılarıdırlar.
En eski hitabet türlerinden biri olup, aşağı yukarı her cemiyette görülür. Türkler arasında Cumhuriyet devrine kadar hutbelerin Arapça söylenmesi, Türkçe olan vaazların ise yazılı olarak zamanımıza intikal etmemesi yüzünden bu hitabet türünün varlığından emin, fakat tarihî ve seçkin örneklerinden ne yazık ki mahrum bulunuyoruz.
6. Diplomatik Hitabet
Uluslararası ilişkilerde, diplomatik nezaket kuralları için de yapılan hitabet şeklidir. Yabancı ülkeler arası ziyaretlerde verilen demeçler, karşılama ve uğurlama törenlerinde yapılan konuşmalar, harici bir konuyla ilgili olarak yetkili bir kimsenin devlet görüşünü açıklaması vs. bu tür hitabeti meydana getirir. Diplomatik hitabette, ülke çıkarları ve devletlerarası ilişkiler göz önünde bulundurularak; kırıcı olmayan, yorum yapmağa elverişli esnek ve yumuşak ifadeler kullanılır, dengelere dikkat edilir.
ŞEKİL YÖNÜNDEN HİTABET TÜRLERİ
Konuşmacının bir kişiden ibaret olduğu türlerin yanında, birçok konuşmacının bulunduğu türler de vardır. Konferans, hitabet ve nutuk, birinci gruba girer. Münâzara, açık oturum, panel, sempozyum, tartışma ve forum ise, ikinci grupta mütalâa edilir.
Sahasında söz sahibi olan bir şahsın, bilgi vermek, orijinal bir fikri ifade etmek, bir tezi savunmak gayesiyle belli bir konuda yaptığı konuşmaya “konferans” diyoruz. Diğer milletlerin konferans anlayışı bizden farklıdır. Konferans üslubu edebi açık ve anlaşılır olmalıdır.
“Hitabet”teki gaye ise, ikna etmek ve dinleyiciyi belli hareketleri yapmaya zorlamaktır. Bunun heyecan tonu konferansınkinden fazladır. “Nutuk” (Söylev), hitabete benzeyen bir konuşma türüdür. Ancak konuları siyasi fikirler, sosyal ve milli ülküler olan hitabelere nutuk denmektedir. Nutuk düşünce, duygu ve istekleri geniş kitlelere ulaştırmak ve onları yönlendirmek amacıyla yapılır.
Çok konuşmacının bulunduğu türlerin başında “münazara” gelir. Bunda iki ayrı fikir vardır: Tez ve antitez. Bu iki zıt fikir, iki grup konuşmacı tarafından bir jüri huzurunda tartışılır. Münazaralarda asıl olan üstün gelmek değil, doğruyu bulmaktır. Hz. Peygamber Necran’dan gelen heyetle Hz. İsa konusunda uzun bir münazara yapmıştır.
“Açık oturum” türü, biraz daha farklıdır. Belli bir konu birkaç konuşmacı arasında irdelenir, gerçeğe ulaşılmaya çalışır. Konuşmacıların sayısı 3–5 kişiyi, süresi de 1,5 saati geçmemelidir. Günümüzde açık oturumlar radyo ve televizyonlardan yapılmaktadır.
“Tartışma” da açık oturuma benzer, fakat burada konuşmacılar fikirlerini şiddetle savunurlar.
“Konferans” ilmî, fikrî yahut araştırmaya dayalı bir konuyu anlatmak, orijinal bir tezi savunmak maksadıyla, daha çok aydın bir dinleyici gruba karşı yapılan konuşmaya denir. Konferanslarda dinleyicilere yeni fikirler sunulur, araştırma sonuçları açıklanır yahut ilmi gerçekler anlatılır. Bu bakımdan konferanslarda ateşli ve şiddeti ifadeler, keskin üslup uygun karşılanmamaktadır.
“Panel”, Bir konunun sohbet havası içinde, birkaç kişi tarafından dinleyici önünde tartışılmasıdır. Bir başkan idaresinde yapılan bu tür konuşmalarda, belirli bir karara varmaktan ziyade, ele alına konu, çeşitli yönleriyle aydınlatılır, farklı görüşler ortaya konulur Panel sonunda, dinleyiciler sual sorabilir. Eğer bu toplantıda dinleyicilerin de tartışmaya katılması düşünülür ve bu şekilde gerçekleşirse, buna forum adı verilir.
Panel, başkanın konuyu ve konuşmacıları tanıtmasıyla başlar, panel sonunda forum yapılıp yapılmayacağı da açıklanır. Başkan, gerektiğinde konuşmacılara konuyla ilgili açıklayıcı sorular da sorabilir. Bu bakımdan başkanın da konuya vâkıf olması önceden hazırlık yapması ve planlandığı şekilde zamanın yerinde kullanılmasına dikkat etmesi gerekir. Ayrıca bu tür toplantılarda, dinleyicilerden alınacak suallerin, karşılıklı tartışmalara yol açmamak için, yazılı olmasında fayda vardır.
“Sempozyum” Bir konunun değişik yönleri üzerinde, farklı kimseler tarafından yapılan seri konuşmalara denir. Bu tür toplantılardaki konuşmaların sohbet ve samimiyet havası içinde yapılmasına dikkat edilir. Bazen, birkaç gün süren, birkaç oturumda yapılan sempozyumlar da düzenlenebilir. Her oturumun bir başkanı bulunur. Başkan konuyu açıklar, konuşmacıları tanıtır. Konuşmacılara eşit süreler verir. Oturum sonunda ortaya çıkan görüş ve sonuçları özetler ve forum yapılacaksa, isteyen dinleyicilere; özellikle konunun uzmanı olan dinleyicilere söz verir. İlgili konuşmacılar da bunları cevaplandırır. konuşmacı sayısı 3–6 konuşma süresi 5–20 dakikadır. Konu genel ve tektir.
“Sohbet” dostça ve arkadaşça konuşup hoş vakit geçirme, yarenlik etmektir. Sohbet, samimi ve dostça yapılan bir nevi derstir. Bu konuda Yunus Emre şöyle demiştir;
Erenlerin sohbeti artturur marifeti
Cahilleri sohbetten her dem süresim gelür.
“Monolog” daha ziyade hayatın komik tarafların, hurda kısımlarını aksettiren konularda, kalabalık bir dinleyici kitlesine bir kişi tarafından söylenen sözlerdir.
“Diyolog” ise monoloğun özelliklerine sahip olmakla birlikte iki kişi tarafından karşılıklı olarak yapılan konuşmalardır.
Esasen bütün konuşma türleri birçok yönden birbirine benzer. Önemli olan, konuşmayı, bir fikri savunmayı bilmektir. Muhatabını tanıyan, konusunu iyi bilen, samimi, gerçeğe inanmış, diline hâkim, suallere açık, cesur, iyi ahlâk sahibi konuşmacı sevilir ve dinlenir.
İyi bir hatibin konuşmalarında gösterişli söz söylemek kaygısı yoktur, kelimeler dikkatle seçilmiştir, telâffuz mükemmeldir, kâğıda bakmadan konuşmak esastır, konuşma çok uzun olmadığı gibi çok kısa da değildir.
İyi Bir Hatibin (Etkili Bir Konuşmacının) Özellikleri
Hatibi hedefine ulaştıracak nitelikler her şeyden önce onun kişiliği ile ilgilidir.
Hatibin şahsen dikkat edeceği hususları şöylece özetleyebiliriz:
1. Hatibin dış görünüşü ve konuşma tekniği
2. Hatibin iç dünyası ve samimiyeti
3. Hatibin başarısını etkileyen diğer faktörler
1. Hatibin Dış Görünüşü ve Konuşma Tekniği (Hatibin Fiziksel Özellikleri)
a. Giyim Kuşam veya Kıyafet: İnsan kıyafeti ile karşılanır, bilgisiyle uğurlanır.
b. Jestler, Tavır ve Sağlıklı Vücut: Etkin biçimde bedenin, eller, kollar ve kullanılması. Ses, telaffuz, davranış ve jestler, aynı amaca yönelik olduğu için, aralarında uyum sağlanmalıdır.
c. Mimikler: Mimikler, konuşmacının yüzünde ve gözünde hitabenin meydana getirmek istediği heyecanı yansıtır. Konuşmaların bizzat hatibi tarafından yorumu demek olan mimikler, dinlenmek ve anlaşılmak için oldukça lüzumludur.
d. Ses Terbiyesi: Ses kullanımına hâkim olmak, düzeyinde inişler ve çıkışlar oluşturmak. Sesin eğitimine, solunum alıştırmalarıyla başlanılmalıdır. Soluk alma burundan yapılmalıldır. Diyaframla soluk alma ve göğsün alt kısmıyla solunum yapma daha çok tavsiye edilir. Soluğu idareli vermek esastır bunu birden vermek ise yanlıştır. Söz soluk verme esnasında söylenir. Soluğun sonuna kadar hiçbir zaman söz söylenmemelidir. Hatip cümle sonlarını daima iyi söylemeye çalışmalıdır.
e. Telaffuz (Diksiyon) : Konuşma biçiminin düzgün olması Kelimelerin dinleyiciler tarafından rahatlıkla ta’kip edilebilecek süratte, tane tane söylenmesi ise, anlaşılmayı kolaylaştıracaktır.
Yabancı kelimelerin aslına uygun olarak telaffuzu da önemlidir. Arapça kelimelerden oluşan ayet ve hadis metinleri mutlaka doğru telaffuz edilmelidir. Mahalli şive ve alışkanlıklardan uzak, herkesin anlayabileceği açık-seçik ve net bir telaffuz kazanmağa çalışılmalıdır.
Hz. Aişe şu sözüyle bu hususa işaret etmektedir : “Rasûlullah sözü, sizin gibi söylemezdi; her kelimenin hakkını verir, en açık bir şekilde ve tane tane söylerdi. Dinleyenler onun sözlerini rahatça ezberleyebilirlerdi.”
2. Hatibin İç Dünyası ve Samimiyeti
Genelde tüm hatiplerin, özelde dini sahada hizmet veren din görevlilerinin, öncelikle sahip olması gereken manevi değerleri; iman, ilim, amel, ihlâs, basîret, meslek sevgisi ve davet üsûlünden asla ayrılmamak şeklinde sıralamak mümkündür.
a. İman: Her mümin ve her insan için lüzûmlu olan îmanın, hatipte de bulunması gerektiği açık bir gerçektir. İnanmadığı i hususlarda konuşmak güç, tesirli olmaksa muhaldir. Bu sebeple hatip, konuşacağı konuyu çok iyi bilmeli, sorulması muhtemel sorulara karşı hazırlıklı olmalıdır.
b. İlim: Yeteri kadar bilmediği husûslarda konuşmak çok güçtür. Bu sebeple hatip, konuşacağı konuyu çok iyi bilmeli, sorulması muhtemel sorulara karşı hazırlıklı olmalıdır.
Bilgi kullanılmakla eskimeyen ve başkalarına aktardığınız zaman sizde kalanı azalmayan bir olgudur.
Bilgi ve beceri kazanmanın şartlarını şöylece özetleyebiliriz;
• Geniş bir genel kültür,
• Hitabet sanatının özellik ve inceliklerini ve kitleleri etkileme bilgisini elde etme,
• Konuşulacak konuda gerekli hazırlıkları yapmak. Bilgi, belge ve dökümanları toplamak,
• Konuştuğu dilin özelliklerini bilmek ve konuşmalarında bunu kullanabilmek.
c. Amel: (Edep ve güzel ahlak sahibi olmak)
Tavsiye edilen hususların fi’len tekzib edildiğini ve tersinin yapıldığını gören kişiler, hatibi asla can kulağı ile dinlemeyeceklerdir. “Ele verir telkîni, kendi yutar salkımı” bu tür konuşmacıların durumunu tasvîr etmektedir.
“Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?” “Kitabı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz?” Ayetleri hatiplerin güzel davranışlarıyla etkilerinin artacağını ifade açısından dikkat çekicidir.
“Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır”. Konfucius
d. İhlas ve samimiyet: ” Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok… Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok…” Mevlana’nın işaret ettiği bu tür insanlar topluma da faydalı olamaz.
e. Basiret ve Tefekkür: Bu konuda şu ayet-i kerime hatiplerimize ışık tutmalıdır: “Habibim de ki; benim yolum birdir. Ben (körü körüne değil) basiret üzerine (bilerek insanları) Allah’a da’vet ederim. Bana uyan Müslümanlar da böyledir.”
f. Devamlı çalışma ve meslek sevgisi: İnsanların psikolojik olarak yanından ve onlardan biri olarak, sevgiyle konuşmak.
g. Davet usûlünden ayrılmamak: Hatipler konuşmalarında yumuşak sözü (Kavl-i Leyyin), esas almalıdır. Hitabelerinde tatlı bir dil, yumuşak bir ifade, güzel bir üslub, tesirli ve duygulu bir konuşma üslûbu kullanmalıdır. Vaizin biri Halife el-Me’mûn’a sert ve acı bir dille nasihat etmeye kalkıştığı zaman, halife ona şöyle dedi:
“ – Be adam biraz halim selim ol. Allah Teâlâ senden daha hayırlı olan Hz. Musa’yı, benden daha şerli olan Firavn’a gönderirken rıfk ve mülâyemetle konuşmasını emretmiş ve şöyle demişti: “Ona yumuşak bir dille nasihat edin, belki bu sayede öğüt alır ve Allah’tan korkar.” Unutulmamalıdır ki; “Tatlı söz yılanı ininden, kötü söz insanı dininden çıkarır”.

h. Cesaret, rahatlık, güven sahibi olmak ve bunları yansıtmak.
3. Hatibin başarısını etkileyen diğer faktörler
a. Beşeri ilişkilere önem vermek
b. Seviyeli yaklaşım ve yerinde konuşmak
c. Hoşgörü
d. Ziyaretlerde bulunmak
e. Sosyal faaliyetlere katılmak
Konuşurken ve Yazarken Etkileyici Olabilmenin Yolları
1. Konu hakkında yeterince bilgi sahibi olunmalıdır.
2. Konu hakkındaki bilgilerin doğruluğundan emin olunmalıdır.
3. Sözcükleri doğru seslendirmeye ve yazmaya özen gösterilmelidir.
4. Tümceler tam ve eksiksiz biçimde oluşturulmalıdır.
5. Akıcı ve kısa tümceler kurmaya özen gösterilmelidir.
6. Olaylar, oluş sırasını bozmadan anlatılmalıdır.
7. Duraklama, vurgu ve tonlamaya dikkat edilmelidir.
8. Çok hızlı ya da çok yavaş olmamalıdır.
9. Yazarken noktalama işaretleri, tümcelerin anlamına uygun olarak yerli yerinde kullanılmalıdır.
10. Konuşma ve yazma öncesinde plân yapılmalıdır. Neyin, ne zaman söyleneceği veya yazılacağı önceden belirlenmelidir.
11. Sözcükleri açık olmalı ve anlaşılır olmalıdır.
Genel İkna Stratejileri
1. Tartışmaktan Kaçınmak
2. Yanlışların Yanlış Biçimde Eleştirilmemesi
3. Kişisel Hataların Kabul Edilmesi (Uzlaşma Kapısı Açmak)
4. İletişim Öncesinde Sempati ve Benzeşme Kazanmak
5. İletişim Sırasında Nazik ve Dost Olmak
6. ‘Hayır’ yerine ‘Evetleri Kullanmak
7. Saygılı Olmak, Kimsenin Sözünü Kesmemek
8. Fikrin Muhatap Dilince Söyletilmesi
9. Empati Kurmak
10. Harekete Geçirmek (Kazanç ve Kolaylaştırma faktörleriyle)
HİTABETİN ÖZELLİKLERİ
a. Az ve öz konuşmak
b. Hitabetin bir amacı olmalı
c. Seviyeye göre konuşmak
d. Konu cazip ve değerli olmalı
e. Bir bütünlük içinde işlenmeli
f. Jest ve mimiklerle desteklenmeli
g. Yumuşak konuşmalı
h. Konuşmalarda ümit ve tehdit
i. Konuşma yıkıcı değil yapıcı olmalı
j. Konuşmalarda şahsiyet yapmamak, genel ifadeler kullanmak (Esas olan zemmi fail değil, zemmi fiildir)
k. Örf ve adetlere saygı göstermek
l. Zaman ve mekân unsuruna dikkat etmek, zamanında başlamak ve bitirmek
m. İfadeler, hatibin kişiliği ile bütünleşmeli, çelişmemek
n. Plan ve delillerin bilgi fişlerine aktarmak konuşmada dikkate alınacak hususlardır.
DİNİ HİTABETTE ÖRNEĞİMİZ HZ.PEYGAMBER (A.S.)
Buraya kadar genel olarak konuşma ve konferans açısından konuşma ve konuşmacı ile ilgili konulara değindik. Bir de özel olarak dini hitabet açısından konuşma ve konuşmacıdan söz edelim.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da önderimiz ve örneğimiz Hz. Peygamber (a.s.)’dır. Çünkü Kur’an biz inananlara örnek olarak onu göstermektedir. Dolayısıyla daha çok konuşma yoluyla tarihte eşine rastlanması zor bir başarı elde etmiş bir hatib/bir konuşmacı olarak onun sahip olduğu özellikler bizim için önemlidir.
Hz. Peygamber, kıyafetiyle, ses tonu ve ahengi ile jest ve mimikleriyle, bakışlarıyla ve soğukkanlılığıyla, dış görünüş olarak bir hatipte bulunması gereken özellikleri en güzel bir şekilde taşımaktaydı. Elbette sırf dış görünüşü ile değil, şahsiyeti, samimiyeti, inancı, doğruya ve gerçeğe bağlılığı, bilgisi, sorulara açık oluşu, muhataplarını tanıması, işlerinin sözlerine uygunluğu, dile hâkimiyeti, karşısındakini dinlemesi, cesareti ve o güzel ahlakı ile her bakımdan mükemmel bir hatip idi. O, sanat kaygısına düşmeden, hep iddiasız, dürüst ve mükemmel bir şekilde konuşmuştur. Az ve öz söz söylemiş, konuşmaları edep ve ahlak ölçüleri içinde dikkatle seçilmiştir. Hep tane tane konuştuğu için ne söylediği muhataplarınca açık ve net anlaşılmıştır. Onun konuşmaları irticalidir ve muhataba göre belirlenmiştir. Hz. Peygamber gereken her konuda yeteri kadar konuşmuştur.
Hz. Peygamberin her konuda olduğu gibi hitabet konusunda da rehberi Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim, bir hitap havasını taşıması ve en güzel şekilde muhataplarına seslenen bir söz mucizesi olması yanında, hitabete dair ilkeleri de insanların dikkatine sunmuştur. Dolayısıyla Kur’an-ı kerim başlı başına bir hitaptır ve hitabetin kaynağıdır, diyebiliriz.
Dini insanlara öğretmede, iletmede ve insanlara yol göstermede yaklaşım tarzı Kur’an’ın ve Peygamberimizin yaklaşımı olmalıdır. Kur’an-ı Kerim bu yaklaşımı farklı yerlerde, farklı ifadelerle insanlara sunmuş, hitabetin ve konuşmanın inceliklerinden bahsetmiştir. Bu ilkelerin başında; güzel söz, güzel bir hitap, hikmet, ikna edici konuşma, sert olmama, muhatabın anlayışına göre ölçülü ve dengeli olma, akla ve vicdana hitap etme, düşünmeye sevk etme, duygulan harekete geçirme gibi temel özellikler gelmektedir.

I-HUTBE:
Hutbe
Konu seçimi ve plan merhalelerinden sonra hutbe metninin hazırlanması, başka bir ifade ile sunuşa hazır hale getirilmesi gerekecektir. İşin en zor değilse bile en çok dikkat ve çalışma isteyen yönü de burasıdır.
Her şeyden önce hatip, kendisinin durumunu yani Peygamber Efendimizin makamında söz söyleyeceğini, tebliğde peygambere vekillik edeceğini hatırlayarak, bu şuur içinde konuyu nasıl hazırlaması gerektiğini uzun uzun düşünmelidir. Böylesi bir düşünce, üslûbu büyük ölçüde etkileyecek, hatibi, Peygamber Efendimizin ruhaniyeti ile beraber olma zevkine erdirecektir.
Yazarken bir konuşma metni yazıldığı hiç unutulmaz. Üslûp ona göre seçilir. Sade, açık, kısa, anlaşılır kelimeler kullanmaya, kısa, özlü ve sağlam cümleler kurmaya dikkat edilir. Gereksiz yere yabancı ve argo kelimeler, mahalli şive kullanılmaz. Konuşur gibi dostça, sıcak, sevimli ve iddiasız olmaya, söylenileni kesin bir kanaat teşkil edecek şekilde, tereddüt ve kararsızlık izlenimi vermeyecek bir anlam örgüsü içinde vermeye gayret edilir.
Hutbeyi camiye gelmiş olanlar dinleyeceklerine göre, cami dışındakilere yönelik cümlelere yer verilmez. Hutbede tartışma üslûbundan kaçınılır. Zira hutbe, bir neticenin tebliğidir. Konuyu en açık şekilde ve özlü biçimde ortaya koymak esastır. Minberde, İslâm dışı konu ve düşüncelere asla yer verilmez.
Ayet ve hadislere yer vermeyen bir hutbe asla düşünülemez. Peygamber Efendimizin hutbe olarak bazı sureleri okuduğu bilinmektedir. O, hutbelerinde sık sık Kâf sûresini okurdu. Bu sebeple Kâf sûresini Peygamber Efendimizden hutbelerinde dinleyerek, öğrenen sahabiler bile olmuştur.
Muhteva olarak da “Peygamber Efendimizin hutbesi, iman esaslarına, cennet ve cehenneme, Allah’ın dostları için hazırladığı nimetlere; düşmanlarını bekleyen azaba dair olurdu. O’nu dinleyenlerin gönlü iman, tevhid ve marifetullah ile dolar taşardı.”

HUTBE HAZIRLAMA
Din Hizmetleri Dairesi Başkanlığı
Sayı :B.02.1.DİB.0.12.00.01/203-02
Konu :Hutbe Kılavuzu.
…………….. VALİLİĞİNE
(İl Müftülüğü)

Dini konularda toplumu aydınlatmak üzere yapılan önemli faaliyetlerden birisi olan hutbelerin hazırlanması, hutbe konularının mahalli ihtiyaçlara cevap verecek ve cemaati yakından ilgilendiren konularda seçilmesi, hutbelerin yeni bir metotla yazılması ve değerlendirilmesi, bu şekilde irşat hizmetlerine katkı sağlanması amacıyla “Hutbe Hazırlama ve Değerlendirme Kılavuzu” hazırlanmış bulunmaktadır.(Ek-I)

Buna göre,
1- 2006 yılı Mayıs ayı sonu itibariyle Başkanlığımızca hutbe hazırlama uygulamasına son verilecektir. Haziran ayından itibaren her il müftülüğü il genelinde okunacak hutbelerin konu tespiti ile telif hizmetlerini ekli kılavuzda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde yürütecektir.
2- Belirtilen tarihten itibaren Diyanet Aylık Dergi ekinde ve internette hutbe yayınlanmayacaktır.
3- İl müftülüklerimiz tarafından hazırlanan hutbeler, her ayın ilk mesai günü “dinhizmetleri @ diyanet.gov.tr. adresine gönderilecektir.
4- Hutbe metinlerinde okunan ayet-i kerime’den sonra konuyla ilgili bir hadis-i şerif de okunacak, 05/10/1999 tarihli ve B.02.1.DİB.4.38.00.02./1089 sayılı yazımızla uygulamaya konulan standart hutbe duaları yerine ilişikte gönderilen yeni hutbe duaları uygulamaya konulacaktır. Bununla birlikte, hutbenin ikinci bölümünde Hz. Peygambere yapılan duadan sonra, bütün peygamberlere, dört halifeye, ehl-i beyt’e de dua yapılabilir.
5- Hutbe Hazırlama ve Değerlendirme Kılavuzunun C) DİĞER HUSUSLAR başlıklı bölümünün 1. maddesi gereği, Başkanlığımızca açılacak hizmetiçi eğitim kurslarına çağrılmak ve Hutbe Komisyonu üyeleri ile gerektiğinde hutbe yazan diğer görevlilere rehberlik yapmak üzere her il müftülüğü tarafından hutbe komisyonunda görevli iki personelin isim ve unvanları tesbit edilerek 17/03/2006 tarihine kadar Din Hizmetleri Dairesi Başkanlığına bildirilecektir.
6- Başkanlığımızca gönderilen 23/08/2002 tarihli ve B.02.1.DİB.0.12.00.01/015-682 sayılı yazımız eki “Hutbe Hazırlama Projesi” ile daha öncesinde gönderilen talimatlar yürürlükten kaldırılmıştır.
Bilgilerini ve gereğini rica ederim.

Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı

Ekler:
1- Hutbe Hazırlama ve Değerlendirme Kılavuzu.
2- Standart Hutbe Formatı.

Hazırlık Çalışmaları

1. Şu anda içinde bulunduğunuz ay için dört hutbe konusu seçiniz. Gerekçelerini belirtiniz. Bu gerekçe ve seçimi aranızda tartışınız.
2. Hutbe konusunu seçerken ne gibi etkenleri dikkate almak gerekir?
3. “Din hizmeti” konulu bir hutbe metni hazırlamaya çalışınız.
4. Hutbenin “mukaddime” kısmını ezbere okumaya çalışınız.
Başarılı bir hutbe irâd edebilmek için üç noktadaki teknikleri iyi bilmek gerekmektedir;
a. Konu seçiminde
b. Hazırlamada
c. Sunuşta
Hutbe Hazırlama Ve Değerlendirme Ölçütleri
İslam Dini’nin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek (633 S.K. md.1) görevi Diyanet İşleri Başkanlığı’na verilmiştir.
Bundan dolayı hutbe hazırlama ve değerlendirmede esas alınacak ölçütlerin objektif ve ayrıntılı biçimde tespiti gerekmektedir. Hutbe iki kısımdan oluşur.
1. Hutbe Planı
2. Hutbe Metni
Konu Seçimi, Planlama, Hazırlanma Ve Yazma
Bir konuşma yapacağımız zaman Önce, üzerinde konuşulacak “konu” seçilmelidir. Konunun seçiminde de “fayda” esas olmalıdır. Yani “Ben bu konuşmayı yaparsam, insanlara ne gibi faydası dokunur?” sualine olumlu cevap verebilmelidir. Ayrıca seçeceğiniz konu hiçbir zaman tümüyle yabancı olduğunuz bir konu olmamalıdır. Sizden tümüyle yabancı olduğunuz bir konu üzerinde konuşmanız istenirse kabul etmemeniz yerinde olur.
Konuyu seçtikten sonra bir planlama yapmalıyız. Çünkü planlama bu konuşmadan ne beklediğinizi bilmenizi ve sunuşunuzun düzenli gitmesini sağlar. Bunun için amacınızı tanımlamalı; amacınızı sınıflandırmalı; amacınızın ne olduğunu ifade etmeliyiz. Planlamada dinleyicilerimizin kimler olacağını, muhatapların muhtemel özelliklerini, tahmini sayısını, sunuş süresinin uzunluğunu ve sunuş yerini hesaba katmalıyız.
Planlama yaptıktan sonra konuşmaya ön hazırlık olmak üzere önce konu için gerekli malzemeyi araştırmaya ve toplamaya başlarız. Bunlar a). Hatibin kendi müşahedeleri, şahsi tecrübeleri ve hafızasındaki bilgilerden, b.) Konuyu bilen uzmanlarla konuşma ve istişarelerden, c) ilgili kitapları-yazıları okumaktan elde edilir ve elde edilen bilgiler fiş tutma usulü ile tesbit edilir.
Hutbenin Planı
Hutbe, yazılı bir metne sahip bulunduğuna göre elbette belli bir plana uygun olarak hazırlanacak ve sunulacaktır. Her hutbenin kendisine göre bir planı olacağı muhakkaktır. Her hutbe için gerekli unsurları verir. Burada hutbe’nin mev’iza bölümü için söz konusu olabilecek plan incelenecektir.
Belli bir konuya tahsis etmeksizin hemen bütün hutbeler için geçerli genel bir plan oluşturmaya çalışalım:
Hutbe Planında Yer Alacak Unsurlar
Hutbe planı, hutbe metninden önce, hutbeye hazırlık aşamasında oluşturulur. Bu plan, hutbe yazımı ve değerlendirilmesinde, sürekli göz önünde bulundurulur. Bu kısımda aşağıdaki unsurlar yer alır:

Hutbenin konusu: Konu adı belirtilir. Konu adının amaç ve muhtevayı yansıtmasına özen gösterilir. Konu seçiminde belirli günler, geceler, çözümüne dinin katkısı öngörülen güncel sorunlar, cemaatin ihtiyaçları ve beklentileri dikkate alınır.
Hutbenin Problemi: Hutbenin ele aldığı problem tanımlanır. Varsa alt problemler yazılır.
Problem yazımı, betimleme (problemin niteliklerini açıklama) ya da soru kipinde olabilir.
Problem yazımı, hutbenin, problem ya da hedef merkezli olduğunu ortaya koyar. Problem yazılırken, hutbe problem merkezli ise, problem açıkça belirtilmelidir.
Hedef merkezli ise, hedef açıkça belirtilmelidir. Problem ve hedefi birlikte nitelendirmek de mümkündür.
Hutbenin amacı: Hutbe ile ulaşılmak istenen amaç ifade edilir. Amaç, problemle bütünlük içinde olmalıdır.
Hutbeden cemaatin kazanımları: Kazanımlar, amaç gerçekleştiğinde, hutbeyi dinlemiş olan cemaatin edinebileceği öngörülen bilgi, duygu, tutum ve davranışları anlatır.
Kazanımların mutlaka problem ve alt problemlerle örtüşmesi gerekir. Problem cümlesinin ihtiva etmediği kazanım yazılmamalıdır.
Hutbenin Temel Niteliği: Hutbenin bilgilendirici, ikna edici ya da duygulandırıcı niteliklerinden hangisinin öne çıktığı belirtilir.
Bilgilendirici hutbe; bilgi kazandırıcı, yanlış bilgiyi düzeltici, eksik bilgiyi tamamlayıcı niteliği/nitelikleri taşıyabilir. Bu özellik; düşünceleri harekete geçirme, yeniden düşünme, mevcut bakış açısını gözden geçirme ve sorgulama hedeflerine yöneliktir.
İkna edici hutbe; cemaatin inanç, değer, düşünce, tutum ve davranışlarında bir takım olumlu değişiklikleri hedefler. Bu özellik ile delillerle iradeye seslenme, yeni bakış açısı kazandırma, mevcut bilgileri pekiştirme hedeflenir.
Duygulandırıcı/Motive edici hutbe; insanlara olumlu davranışları kazandırmak için, onların duygularını harekete geçirmeyi öne çıkarır.
Hutbelerin temel niteliği, yazılan hutbenin dil/anlatım formunu belirler.
Bir hutbe bu üç nitelikten her birine sahip olmalıdır. Ancak, her hutbenin öne çıkan bir ana niteliği bulunmalıdır. Hutbe ana amacına uygun bir ana nitelikte belirginleşmelidir. Ana niteliğin hangisi olduğu, diğer hangilerinin ana niteliğe yardım için olduğu belirtilmelidir.
Hutbenin Atıf Kaynakları: Kazanımlara ulaştıracak muhteva için uygun dini içeriğin atıf kaynakları (Ayet, Hadis ve bunları anlama, yorumlama ve uygulama geleneğine ilişkin kaynaklar) belirtilir.
Hutbe Metninde Yer Alacak Unsurlar
Konuşmanın en önemli bölüm giriştir. Girişte problem ve/veya kazanımlara işaret eden cümleler yer alır. Çünkü söze başlarken, dinleyici üzerinde iyi bir izlenim bırakmak esastır. Dinleyicinin, hatibin fiziki yapısına olan ilgisini bir anda silip, dikkatle söylenen söze çekmek önemli bir husustur. Giriş kısmında konunun sınırlarını belirtin, önemini ortaya koyun; kısa, özlü ve hareketli bir giriş yapın.
Problemle ilişkilendirilerek, doğrudan dini kaynağa/dayanağa atıf yapılır.
Dini kaynaklara atıflar, ana nitelik (bilgilendirme, ikna etme, duygulandırma) merkezli olarak çeşitlendirilir.
Günlük hayattan verilecek somut örnek olay ve olgularla konuya açılım kazandırılır. Bu bağlamda tarihsel olaylardan da yararlanılabilir.
Sonuç kısmında kazanımlar merkezli bir özet yapılabilir.

HUTBE METNİ

KONUYU–PROBLEMİ SUNUŞ (Giriş)

GENİŞLETME ( Gelişme-Ana Metin)

ÖZET (Sonuç)

a. Hitap cümlesi: (Hutbe, bir konuşma olduğuna ve karşıda dinleyiciler bulunduğuna göre, söze kısa ve net bir hitap cümlesi ile başlamak uygun olur.)
b. Konunun Takdimi: (Şart değildir, bir fayda umuluyorsa, yapılmalıdır.)
c. Dikkat çekici bir giriş: Ustaca bir giriş, dinleyicileri telkine hazırlar, hatibin etkisini artırır. Hutbe bir uçuşa benzer. Uçuşta en zor olan kalkış ve iniştir. Giriş dinleyiciyi doğrudan metnin mesajına, hutbe konusuna ulaştırmalıdır.
İyi bir giriş kısa ve öz, ilginç, konunun merkezinde ve amaçlı olan bir giriştir.
Girişe Başlama Şekilleri;
• Metinli bir giriş yapılabilir
• Konunun Önemine işaretle
• Bir bağlantı yaparak başlama
 Gündelik bir olaya
 Cemaatle ilgili bir olaya
 Gün veya geceye
Giriş şekilleri şunlarda olabilir;
• Durum tasviri
• Bir soru
• Bir nesne
• Şiir
Konuşmanın en önemli bölüm giriş’tir. Çünkü söze başlarken, dinleyici üzerinde iyi bir izlenim bırakmak esastır. Dinleyicinin, hatibin fiziki yapısına olan ilgisini bir anda silip, dikkatle söylenen söze çekmek önemli bir husustur. Giriş kısmında konunun sınırlarını belirtin, önemini ortaya koyun; kısa, özlü ve hareketli bir giriş yapın.
d. Ayet ve hadisler ile işlenmiş bir gelişme bölümü: (Bu kısımda, konunun dini önemi, Müslümanlarla fayda-zarar açısından ilgisi, pratik değeri, makul ve anlaşılır biçimde işlenir.
Bu bölümde, plâna uygun olarak konunun ayrıntıları girilir. Gerekirse bir kısım alt bölümler halinde, dinleyicinin anlayacağı açıklıkta belirtilecek hususlar anlatılır. Konuyla ilgili cazip örnekler verilir. Muhtemel sorulara cevap olabilecek açıklamalar yapılır. Konu güncel olmasa bile, günümüzle ilgili bağlantılar kurulmaya çalışılır.
e. Konunun dikkatten kaçan önemli yönleri, yeni gelişmeler, tanıtılması gerekli tavır açısından son ikaz ve tavsiyeler: (Bu kısımda cemaate görev verici bir iki cümle söylenmelidir.)
f. Bir âyet ya da bir hadis meali ile sonuçlandırma: (Sonuç bir temenni veya dua ile bitirilecekse, cemaati âmin” demeye zorlamayacak bir cümle seçilmelidir). Çok iyi bir hutbe bile kötü bir bitiriş yüzünden etkisinden çok şey kaybedebilir. İrticali bir bitirişte bile mutlaka önceden hazırlanmak gerekmektedir. Daha önce giriş ve gelişme bölümlerinde bilgiler, belgeler ve görüşler ortaya konulduğu için, artık bu kısımda, kesin fikirler ve görüşler ortaya konulmalı; önemli konular özetlenmeli; girişle bağlantı kurulmalı; sözü dolandırmadan, fakat ani de olmayan bir son ile konu bitirilmelidir.

Bitiş kısmında;
 Hutbenin ana mesajları özetlenir.
 Hedef cümle iletilir.
 Zihinlerde soru bırakılmaz.
 Kazanımlar merkezli vurgulu cümleler kullanılır.

Plansızlık daima dağınıklık demektir. Beklenen veya istenenden çok, beklenmeyen ve istenmeyen sonuçlara sebep olur. Bu yüzden birkaç cümlelik kısa bir hitabede bile mutlaka bir sıralama yani küçük bir plan gereklidir.
Planlı yazma ve konuşma alışkanlığını kazanmakta kişisel deneylerin yerini hiçbir şey tutamaz. Bu sebeple aynı konuyu birkaç hutbe kitabından okuyarak en isabetli plan ile konuyu işlemiş olanı bulmaya, sonra da kendinize göre bir plan ile o konuyu yazmaya çalışmalısınız. Her hutbenizin mutlaka size göre bir planı olmalıdır.
On dakikalık sürede cemaate bir hafta boyu yetecek dini telkinde bulunabilmek için oldukça yorulmak gerekecektir. Din görevlilerinin toplum içindeki yerleri biraz da Cuma namazı için camiye gelen cemaate sundukları hutbe ile doğru orantılıdır. Bu fırsatı akıllıca ve sorumluluk şuuru içinde değerlendirmek ayrıca bir görevdir. Bu sebeple hutbe mutlaka daha önceden defalarca okunmalı ve ön çalışma asla hafife alınmamalıdır.
Başarılı ve müessir bir din adamı olmayı hedef olarak benimsemek ve bunun için sürekli gayret göstermek sizleri hedefe ulaştıracak yegâne yoldur.
Hutbe Yazım Ve Değerlendirme Ölçütleri
a) Hutbenin içeriğine uygun bir adlandırma yapılmış mıdır?
b) Problem/alt problemler açıkça belirtilmiş midir?
c) Problem, bir hutbe için uygun mudur? (az/çok)
ç) Problem, zamana ve gündeme uygun mudur?
d) Problem, yöre halkının beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayıcı mıdır?
e) Hutbe, muhteva ve dil açısından problem veya hedef merkezli işlenmiş midir?
f) Hutbenin muhtevası, öngörülen kazanımları edindirecek nitelikte midir?
g) Hutbenin sonucu; kazanımları özetler nitelikte midir?
ğ) Hutbenin öne çıkan niteliği nedir? (Bilgilendirici, ikna edici, duygulandırıcı)
h) Kazanımlar, hutbenin öne çıkan niteliği ile örtüşmekte midir?
ı) Hutbenin atıf kaynakları bu temel niteliğe uygun mudur?
i) Hutbenin ifade ve üslubu bu temel niteliğe uygun mudur?
j) Konuyla ilgili ayet ve/veya sahih hadise yer verilmiş midir?
k) Seçilen ayet ve hadisler;
k.1. Amaç ve kazanımlara uygun mudur?
k.2. Hutbenin öne çıkan niteliğine uygun mudur?
k.3. Uygun yerde verilmiş midir?
k.4. Çevirisi açık ve anlaşılır biçimde midir?
l) Hutbenin dili, öne çıkan niteliği ile uyuşmakta mıdır?
l.1. Bilgilendirici dil ağırlığı ve uygunluğu,
l.2. İkna edici dil ağırlığı ve uygunluğu,
l.3. Duygulandırıcı dil ağırlığı ve uygunluğu,
m) Hutbede kaç tür ifade şekli kullanılmıştır. Ne sıklıkta kullanılmıştır?
m.1. Ben dili ağırlığı ve uygunluğu,
m.2. Biz dili ağırlığı ve uygunluğu,
m.3. Sen dili ağırlığı ve uygunluğu,
m.4. Siz dili ağırlığı ve uygunluğu,
m.5. O/onlar dili ağırlığı ve uygunluğu
n) Cümlelerin niteliklerinin uygunluk düzeyi nedir?
n.1. Bildirici cümleler,
n.2. Açıklayıcı cümleler,
n.3. Emredici/yasaklayıcı cümleler,
n.4. Eleştirici cümleler,
n.5. Öğüt verici cümleler,
n.6. Olumlu cümleler,
n.7. Olumsuz cümleler,
n.8. Devrik cümleler,
n.9. Soru cümleleri,
n.10. Hayret cümleleri,
o) Cümle uzunluğu uygun mudur? (6-8 kelime arası en uygun)
ö) Kavramlar/Kelimeler:
ö.1. Cemaatin düzeyi gözetilerek anlaşılır kelimeler seçilmiş midir?
ö.2. Telaffuzu zor kelimelerden kaçınılmış mıdır?
ö.3. Anlaşılmaması muhtemel kelime ve kavramlar yeterince açıklanmış mıdır?
p) Hutbenin uzunluğu anlaşılırlık açısından uygun mudur?
r) Müjde ve uyarı dengesi gözetilmiş midir?
s) Hutbede imla kurallarına uyulmuş mudur?
ş) Hutbenin muhtevası Kur’an, Sünnet ve bilimsel gerçeklerle uyumlu mudur?
t) Kur’an, sünnet ve bilimsel gerçeklerle uyumlu mudur?
u) Milli birlik ve bütünlüğü zedeleyici ifadelerden kaçınılmış mıdır?
ü) Kişi veya grupları tahkir edici ifadeler var mıdır?
v) Ön yargılı ve politik ifadelerden, polemiklerden kaçınılmış mıdır?
y) Henüz netleşmemiş görüşlere yer verilerek gereksiz tartışmalara ve huzursuzluğa sebep olabilecek hususlar var mıdır?
z) Hutbe, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın toplumu inanç, ibadet ve ahlak konularında aydınlatma göreviyle bağdaşır nitelikte midir?
VEDA HUTBESI
Hz. Peygamber (a.s.) ‘in, 7 Mart 632 (hicri 10. Yıl) yılında yaptığı Veda Haccı’nda sayıları yüz on dört bini bulan hacıya hitaben îrad ettiği hutbedir. İnsan hakları açısından Veda Hutbesi, İslâm’ın önemli kaynaklarından birisi sayılır. Veda Hutbesi, Hz. Peygamberin 23 yıldan beri yaptığı ilahi duyurunun ana noktalarını bir kez daha vurgulayan, hatta denilebilir ki, ilahi mesajın özünü, temel hedeflerini özetleyen bir konuşmadır.
Veda Hutbesi’nin içeriğini, iç içe geçmiş gittikçe genişleyen daireler biçiminde tasvir etmek mümkündür. En içteki dairede birey yer alır. Onu kuşatan dairelerde ise, aile, toplum ve bütün insanlık bulunmaktadır. Veda Hutbesinde yer verilen birçok konudan bazıları şöyledir: Tevhid, sosyal ve ekonomik düzenlemeler, güven ve itimad, kadın hakları, kölelik ve evrensel kardeşlik vb.
Hz. Peygamber (a.s.) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha hac edemeyeceğini bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de onun bu sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında îrad ettiği hutbeye de Veda Hutbesi adı verildi. Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat’ta, Mina’da ve bir gün sonra yine Mina’da olmak üzere arafe günü ile bayramin birinci ve ikinci günlerinde parça parça îrad edilmiştir. Değişik yer ve zamanda îrad buyrulduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından birbirinden farklı şekillerde rivayet edilmiş; kişinin ya da grubun duyduğunu diğerleri işitmediğinden, hutbenin tamamının biraya toplanmasında bu farklı rivayetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç ayrı yer ve zamanda buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak biraraya getirilmiştir.
Rasûlüllah’in bu son haccından bir yıl önce nâzil olan Tevbe sûresinde, müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmamaları emredildiği için, Veda Haccı’nda Mekke’de sadece Müslümanlar vardı, hutbeyi de yalnızca Müslümanlar dinlemişti. Zaten Mekke’nin fethinden sonra müşriklerin sayısı parmakla sayılacak kadar azalmıştı. Rasûlüllah, Medine’den kendisiyle birlikte yola çıkan yüzbin civarındaki ashâbıyla Mekke’ye haccetmek için geldiklerinde bir yıl önceki uyarı sebebiyle Mekke’de müşrik kalmamıştı; çoğunluk Müslüman olurken Mekke’yi terkedenler de vardı. Rasûlüllah, haccın bütün erkânını bizzat kendisi yaparak Müslümanlara öğretmiş, İslâm’ın hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmıştı. İslâm’ın tamamlandığını bildiren bazı âyetler de bu Veda Haccı’nda nâzil oldu.
Cahiliye döneminde dışarıdan gelen hacılar Arafat’ta vakfeye dururken, Kureyş eşrafi diğer insanlardan üstün olduklarını belli edercesine Arafat yerine Müzdelife’de vakfeye dururlardı. Rasûlüllah cahiliye döneminin bu sınıf üstünlüğüne dayalı âdetini ortadan kaldırdı ve bütün hacılar gibi Arafat’ta vakfeye durdu. Rasûlüllah’a orada bu dinin tamamlandığı su âyet-i kerimeyle müjdelendi: “Ey Mü’minler, su küfreden müşrikler bugün dininizi söndürmekten ümitlerini kesmişlerdir. Artık bundan böyle onlardan korkmayınız; ancak benden korkunuz. Bugün dininizi kemale erdirdim ve size ihsan ettiğim nimetimi tamamladım. Din olarak da size İslâm’ı seçtim”. Dinin kemale erdirilmesine bütün Müslümanlar sevinirken yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, bunun, Hz. Peygamber’in vefatının yaklaştığına delalet ettiğini anlamışlar ve gözlerinden yaşlar akmıştı. Gerçekten de bundan sonra Rasûlüllah seksen iki gün yaşamış ve vefat etmiştir.
Arafat’ta yüz binin üzerindeki hacıya hitaben bir hutbe îrad eden Rasûlüllah sesinin bütün hacılar tarafından işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazılarını görevlendirdi. Rasulüllah’ın sözlerini tekrar eden bu kişiler hutbenin bütün hacılar tarafından duyulmasını sağlıyorlardı. Devesi Kusva’nın sırtında olduğu halde Rasûlüllah şu hutbeyi îrad etti:
“Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamayacağım. Ey İnsanlar bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir. Ashabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayın. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.
Ey ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Fa izin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımız altındadır. Lakin borcunuzun aslın vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir.
Ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır,’ ilk kaldırdığım kan davası da Abdulmuttalib’in torunu (yeğenim) Rebîa’nın kan davasıdır.
Ey İnsanlar! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız.
Ey İnsanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’ tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, aile şerefini koru malları ve evlerinizi sizin hoşlanmadığınız hiç kimseye açmamaları, çiğnenmemeleridir. Eğer onlar, razı olmadığınız herhangi bir kimseyi evinize alırlarsa onları hafif bir şekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadıların da sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü’minler, size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah’ın kitabı Kur’ândır.
Ey mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Ancak gönül hoşluğuyla verilen başka. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır:
Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezası vardır. Babasından başkasına nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına uymaya kalkan nankör, Allah’ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların düşmanlığına uğrasın. Cenab-ı Hak bu insanların ne tevbelerini ne de şehadetlerini kabul eder.”
Rasûlüllah sözlerinin burasında dinleyenlere sordu: “Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Ne dersiniz?” Ashab-ı Kiram cevap verdi:
“Allah’ın risâletini tebliğ ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz.” Rasûlullah şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez “Şahit o! ya Rab! Şahit o! ya Rab! Şahit ol ya Rab!” buyurarak Arafat’taki hutbesini bitirdi.
Hz. Peygamber güneş batıncaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda yukarıda zikredilen Mâide sûresinin üçüncü âyeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Rasûlüllah yavaş adımlarla Arafat’tan inerek Müzdelife’ye geldi. Burada bir ezan iki kamet ile akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahata çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazını kaldı ve ortalık iyice ağardıktan sonra Müzdelife’den Cemretü’l Akabe mevkiine geldi. Şeytan taşlamadan sonra Mina’ya geçen Rasûlüllah burada da Veda Hutbesi’nin diğer bölümünü irad etti. Allah’a hamdü senadan sonra devamla:
“Ey insanlar! Sizi Allah’ın kitabına bağlayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem. ” Rasûlüllah bundan sonra halkla sorulu cevaplı sürdürdüğü hutbesini: “Ey insanlar! Ayların yerini değiştirerek geri bırakmak inkârda aşırı gitmektir. Kafirler böyle yapmakla doğru yoldan saptılar. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısını uygun yapmak için, bir yıl haram ayını helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece Allah’ın haram kıldığını helal kabul ederler. Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gün gibi aynı duruma döndü. Allah’ın katında ayların sayısı on ikidir. Bunların dördü mukaddes (haram) aylardır ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Şaban’ın arasındaki Receb’tir. Ey mü’minler! Bu ay hangi aydır?”
-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.
“-Zilhicce ayı değil midir?”
-Evet Zilhiccedir.
“-Bu içinde bulunduğumuz belde hangi beldedir?”
-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.
-Mekke Şehri değil midir?”
-Evet Mekke’dir.
“-Bugün hangi gündür?
-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.
“Yevmü’nnahr (kurban kesme günü) değil midir?”
-Evet yevmünahr’dır. Bu diyalogdan sonra Rasûlüllah sahabelere dönerek “Şu halde iyi bilin ki; bu şehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) olduğu gibi birbirinize kanlarınızı dökmek, mallarınızı haksız yere olmak, namuslarınızı kirletmek de haramdır, her türlü saldırıdan masumdur. Muhakkak ki, siz Rabbinize kavuşacaksınız, o zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız.
Ey İnsanlar! Aklınızı başınıza alında benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalâlete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız burada bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliği edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur” ardından Rasûlüllah iki kez:
” Tebliğ ettim mi?” buyurdu.
Sahabîler:
Evet ettin, deyince O;
“Şahit ol ya Rab!” dedi ve tekrar hatırlattı: “Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin. “
KUSS B. SÂİDE’NİN HİTABESİ
İslamiyetten önce Arabistan’da yaşayan Iyad kabilesinin ileri gelenlerinden ve Ünlü hatiplerden. Allah Teala’nın bir olduğuna inanır ve herkesi İsmail (a.s.)’ın dinine uymaya çağırırdı.
Eski Arap edebiyatında fesahat ve belagatta Ünlü olan Kuss bin Saide, Peygamberimiz Muhammed (a.s.)’ın, peygamber olarak gönderilmesinden birkaç sene önce, onun geleceğini müjdelemiş ve insanlara ona tabi olmayı ısrarla belirtmiştir. Konuşurken kılıca veya bastona dayanarak hitabederdi. Peygamber efendimiz geleceğini müjdelediği Ünlü hutbesini o zaman kurulan ve Sûk-ı Ukâz (Ukâz Panayırı) denilen yerde büyük bir kalabalığa karşı, kızıl bir deve üzerinde okudu. Okuduğu bu hutbeyi, Ünlü şairler, Arap belagatçıları ve Peygamberimiz orada bulunup dinlemişti. Henüz o sırada kendisine peygamberlik verilmemişti.
Kainatın Efendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden birkaç yıl önceydi. Arabın Cahiliyye Devrinde iki meşhur panayırından biri olan Hicaz’daki “Sûk-ı Ukâz”, renk renk yüzlerce insanla dolup taşmıştı. İçlerinde pek çok Arap beliğleri de vardı. Bu sırada kızıl tüylü bir deve üstünde yüz yaşını aşmış bir pir-i fani peydahlandı. Gözleri çukura kaçmış, yaşlılıktan iki büklüm olmuş, fakat ruhu aydınlık bu süvari, Iyad kabilesinin büyüğü Kuss b. Saide idi. Cenab-ı Hakkın varlık ve birliğine, haşir ve neşre inanan Kuss, Arapların şairi, hatibi ve hakimi idi. Fesahatı ile dillere destan olmuş bu zat, dikkat kesilmiş ve derin sükuta dalmış yüzlerce insana beligane şöyle hitap ediyordu:
“Ey insanlar!
Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz! İbret alınız! Yaşayan ölür, ölen fena bulur. Olacak neyse olur. Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, annelerinin ve babalarının yerini alır. Derken hepsi ölüp gider. Hâdiselerin ardı arası kesilmez. Hepsi birbirini kovalar.
Kulak tutunuz, dikkat kesiliniz; gökte haber, yerde ibret alınacak şeyler var. Yeryüzü bir büyük divan, gökyüzü bir yüksek tavan. Yıldızlar yürür, denizler durur. Gelen kalmaz, giden gelmez. Acaba vardıkları yerden hoşnut olup da mı kalıyorlar? Yoksa orada kalıp da uykuya mı dalıyorlar?
Yemin ederim, yemin ederim ki, Allah’ın indinde bir din vardır ki, şimdi içinde bulunduğunuz dinden daha sevgilidir. Ve Allah’ın gelecek bir peygamberi vardır ki, gelmesi pek yakındır. Gölgesi başınızın üstüne geldi. Ne mutlu o kimseye ki, ona iman eder; O da kendisine hidayet eyleye! Yazıklar olsun Ona isyan ve muhalefet edecek bedbahta! Yazıklar olsun O’na isyan ve muhalefet edecek bedbahta!
Ey İnsanlar!
Hani ya babalar, dedeler, atalar? Nerede soy sop? Hani o süslü saraylar ve mermer binalar yükselten Ad ve Semûd kavimleri? Hani ya, dünya varlığından gururlanıp da kavmine, ‘Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim?’ diyen Firavun’a Nemrud?” Onlar, zenginlikçe, kuvvet ve kudretçe sizden çok daha üstün idiler. Ne oldular?
Bu yer onları, değirmeninde öğüttü, toz etti, dağıttı. Kemikleri bile çürüyüp dağıldı. Evleri yıkılıp ıssız kaldı. Yerlerini, yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor. Sakın, onlar gibi gaflete düşmeyin! Onların yolundan gitmeyin! Her şey fanidir. Baki olan ancak Allah’dır ki O, birdir, şerîki ve nazîri yoktur. İbadet edilecek ancak O’dur, doğmamış ve doğurmamıştır.
Evvel gelip geçenlerde, bize ibret alacak şey çoktur. Ölüm bir ırmaktır. Girecek yerleri çok, ama çıkacak yeri yoktur. Büyük, küçük hep göçüp gidiyor. Giden geri gelmiyor. Kesinlikle bildim ki, herkese olan, size ve bana da olacaktır.”
Gariptir ki, bu muazzam hitabesini verip, Hâtemü’l-Enbiyânın pek yakında geleceğini haber veren Kuss bin Sâide, o anda kendisini dikkatle dinleyenler arasında geleceğinden söz ettiği zâtın bulunduğundan habersiz idi.
Cahiliyye Devrinde Cenâb-ı Hakkın kalblerine hidâyet ihsan ettiği bahtiyarlardan biri olan Kuss bin Sâide’nin bu hitabesinden az zaman sonra Kâinatın Efendisine nübüvvet ve risâlet geldi.
Fakat, Kuss, bu sırada hayata gözlerini yummuştu. Haliyle, pek yakında geleceğini müjdelediği Efendimizle görüşmek kendisine nasip olmadı.
Aradan yıllar geçti.
Benî İyad’ın müvahhid ve Hz. İsâ’nın dinine mensup bulunan büyüğü Carud bin Alâ adındaki zât, kavminin ileri gelenleriyle birlikte vasıflarını öğrenmek üzere Resûlullah Efendimizin huzuruna vardı. Peygamber Efendimize ne ile gönderildiğini sorup öğrendikten sonra, “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, senin vasfını İncil’de buldum. Seni, Meryem’in oğlu müjdeledi. Sana devamlı selâm olsun ve seni gönderen Allah’a da hamdolsun. Elini uzat. Ben şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur ve sen Allah’ın Resûlüsün” diyerek Müslüman oldu. Onu takiben de diğer arkadaşları İslâmiyete girdiler. Bu durumdan fazlasıyla memnun olan Fahr-i Kâinat Efendimiz sordu:
“İçinizde Kuss bin Saide’yi bilen var mı?”
Carud:
“Elbette yâ Resûlallah,” dedi, “hepimiz onu biliriz. Hususan ben, hep onun yolunda gidenlerdenim.”
Bunun üzerine Resûl-i Zişân Efendimiz şöyle buyurdular:
“Kuss bin Sâide’nin bir zamanlar “Sûk-ı Ukaz” da bir deve üzerinde, ‘Yaşayan ölür, ölen fenâ bulur, olacak neyse olur’ diye okuduğu hutbesi hiç hatırımdan çıkmaz. O, bir hayli söz daha söylemişti. Zannetmem ki, hepsi hatırımda kalmış olsun.”
Mecliste hazır bulunan Hz. Ebû Bekir (r.a.) atılarak,
“Yâ Resûlallah,” dedi, “ben de o gün Sûk-ı Ukâz’da hazırdım. Kuss bin Sâide’nin söylediği sözler hep hatırımdadır. Müsaade buyurursanız okuyayım.” Sonra da mezkûr hutbeyi başından sonuna kadar huzur-u Risâlette okudu. Bunun üzerine heyetten de bir kişi ayağa kalktı ve Kuss’un şiirlerinden bir kaçını daha okudu. Bu şiirlerinde de o, Harem-i Şerifte Hâşimoğullarından Muhammed (a.s.)’in peygamber gönderileceğini açıkça zikir ve beyan etmişti.
HUTBE DUALARI
Hatip minbere çıkmadan basamakların önünde durarak ellerini açar ve şu duayı okur:
اَللَّهُمَّ افْتَحْ عَلَيْنَا اَبْوَابَ رَحْمَتِكَ وَيَسِّرْ عَلَيْنَا خَزَائِنَ فَضْلِكَ وَكَرَمِكَ يَا أَكْرَمَ اْلأَكْرَمِينَ وَيَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِين
Anlamı: “Ey cömertlerin en cömerdi ve ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ım! Bize rahmet kapılarım aç; iyilik ve kereminin hazinelerine ulaşmamızı bize kolaylaştır.”
Dua bitince ellerini yüzüne sürer ve sağ ayağı ile ilk basamağa adımını atar, sol ayağını onun yanma almak suretiyle bu şekilde üçüncü basamağa kadar çıkar.
Üçüncü basamakta durarak şu duayı okur:
رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي، وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي، وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي، يَفْقَهُوا قَوْلِي
رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ
رَبِّ زِدْ نِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Anlamı: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar. Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Rabbim! İlmimi ve anlayışımı artır ve beni sâlihlerden eyle!”
Dua bitince ellerini yüzüne sürer ve aynı şekilde yedinci basamağa çıkar.
Yedinci basamakta da ellerini açarak şu duayı okur:
اَللَّهُمَّ هَذَا الشَّانُ لَيْسَ بِشَانِي، وَهَذَا الْمَكَانُ لَيْسَ بِمَكَانِي
اَللَّهُمَّ يَسِّرْ لِي أَمْرِي، وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي، وَسَلاَمٌ عَلَى جَمِيعِ اْلأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.
Anlamı: Allah’ım! Bu şerefi ben elde etmedim, sen verdin; bu makamı, ben kazanmadım, sen verdin. Allah’ım! İşimi kolaylaştır ve yaptığım işi kabul eyle! Bütün nebi ve resullere selam olsun. Bütün kâinatın sahibi Allah’a hamd olsun.
Dua bitince cemaate döner, oturur ve okunacak olan iç ezanı dinler.
Ezan bittikten sonra hatip ayağa kalkarak hutbenin birinci bölümünün Arapça kısmını oluşturan şu metni okur:
اَلْحَمَدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلاَةُ وَالسِّلاَمُ عَلَى رَسوُلِنَا مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِهِ وَاَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ، نَشْهَدُ أنْ لاَ اِلَهَ إلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَنَشْهَدُ أنَّ سَيِّدَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ،
أمَّا بَعْدُ فَيَا عِبَادَ اللهِ ! إتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُوهُ، إنَّ اللهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْــــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ:
(Konu ile ilgili âyeti okur ve ardından “صَدَقَ اللهُ الْعَظِيمُ” der) .
وَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
(Konu ile ilgili hadis okur ve ardından ” صَدَقَ رَسُولُ اللهِ فِيمَا قَالَ أََوْ كَمَا قَالَ ” der)
Hutbe Duasının Anlamı:
“Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed (a.s.)’a ehli ve ashabının hepsine olsun. Biz tanıklık ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı yoktur. Yine tanıklık ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.
Ey Allah’ın kulları! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na itaat edin. Şüphesiz Allah, mutttakilerle beraberdir ve işleri ve görevleri en güzel biçimde yapanlarla beraberdir”.
Hatip bundan sonra hutbenin Türkçe kısmını okur (Yaklaşık 5 Dakika).
Hutbe Türkçe metni bittikten sonra;
قَالَ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ: اَلتَّائِبُ مِنَ الذََّنْبِ كَمَنْ لاَ ذَنْبَ لَهُ، أَسْتَغْفِرُ اللهَ العَظِيمَ وَأَتُوبُ إلَيْهِ، وَأسْألُ اللّهَ لِي وَلَكُمُ التَّوْفِيقَ
Anlamı: “Peygamber (a.s.); “Günahına tövbe eden hiç günah işlemeyen kimse gibidir” buyurmuştur. Yüce Allah’tan bağışlanmamı diler, O’na tövbe ederim. Kendim ve sizin için basan dilerim şeklinde dua okur. Sonra oturarak şu duayı okur:
بَارَكَ اللهُ لَنَا وَلَكُمْ وَلِسَائِرِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ، وَالْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ، اَلْأَحْيَاءِ مِنْهُمْ وَاْلأَمْوَاتِ،
إِِنَّهُ سَمِيعٌ قَرِيبٌ مُجِيبُ الدَّعَوَاتِ
Anlamı: Allah’ım! Bize, ölü ve diri, kadın ve erkek bütün Mümin ve Müslümanlara bereketini artır. Zira sen duaları işitir ve kabul edersin.
Sonra ayağa kalkar ve ikinci hutbeye başlar:
اَلْحَمْدُ للّهِ حَمْدَ الْكَامِلِينَ، وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَاَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ،
فَقَالَ اللّهُ تَعَالَى: إنَّ اللّهَ وَمَلَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ، يَا أيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيُهِ وَسَلمِّوُا تَسْلِيمًا
Sesi biraz kısarak şöyle devam edilir:
اللهُمَّ صَلَّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إبْرَاهِيمَ، إنَّكَ حَمِيدٌ مَجيِدٌ،
وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إبْرَاهِيمَ، إنَّكَ حَمِيدٌ مَجيِدٌ.
اللّهُمَّ انْصُرْ مَنْ نَصَرَ الدِّينَ، وَاخْذُلْ مَنْ خَذَلَ الْمُسْلِمِينَ، اللّهُمَّ أَيِّدْ كَلِمَةَ الْحَقِّ وَالدِّينِ.
Hutbe Duasının Anlamı:
Kâmil anlamda Allah’a hamd ederim. Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e, bütün aile fertlerinin ve ashabının- üzerine olsun. Yüce Allah; ‘Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler.’ Siz de ona salât edin, selam edin” buyurmuştur.
Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ev halkına rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim’e ve İbrahim’in ailesine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye lâyık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine hayır ve bereket ver. İbrahim’e ve İbrahim’in ailesine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye lâyık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
Türkçe olarak da şu duayı okur:
Allah’ım! İslâm’a ve Müslümanlara yardım et! Devletimizi, ülkemizi ve milletimizi her türlü tehlikeden koru! Bize dünya ve âhirette iyilik, güzellik ve nimetler ihsan eyle! Bizi, ana-babamızı ve bütün Müminleri bağışla! Şüphesiz sen dualarımızı işitir ve kabul edersin!
Daha sonra,
Yüksek sesle عِبَادَ الله! اِتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُوهُ der ve Nahl Suresinin 90. ayetini okur:
(İçinden okur) أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْــــمِ اللهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيمِ:
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى، وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ، يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ.
Anlamı:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla. “Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı / yararlı amelleri en güzel bir şekilde yapmayı, akrabalara yardım etmeyi emreder; her türlü edepsizlik ve çirkinliği, haram ve kötülüğü, azgınlık ve zulmü ise yasaklar. O, düşünüp futasınız diye size böyle öğüt vermektedir”.

Hatip, hutbeyi bu şekilde tamamladıktan sonra minberden sol ayakla inmeye başlar ve namaz kıldırmak üzere mihraba geçer.
RAMAZAN BAYRAMININ HUTBE DUALARI
اللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ، لاَ إلهَ إلاّ اللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ وَلِلهِ الْحَمْدُ. اَلْحَمْدُ لِلهِ، اَلْحَمْدُ لِلهِ، اَلْحَمْدُ لِلهِ الَّذِي مَنَّ عَلَيْنَا بِالإيمانِ وَالْإِسْلاَمِ، وَعَلَّمَ دِينَنَا بِرِسَالَةِ سَيِّدِ الْأَنَامِ، وَجَعَلَ يَوْمَ الْعِيْدِ إِفْطَارًا لِمَنْ صَامَ.
وَ كَبِّرُوا اللهَ تَكْبِيرًا

الحَمْدُ لِلّهِ الذِي أثَابَنَا بِثَوَابِ الصِّيَامِ وَالقِيَامِ، وَلاَ يَقْطَعُ نِعْمَتَهُ عَنَّا بِالْمَعَاصِي وَالآثَامِ، َويَسْتَغْفِرُونَ لَنَا وَيَدْعُونَ رَبَّنَا لِدُخُولِنَا الْجِنَانَ الْمَلاَئِكَةُ اْلكِرَامُ .
وَ كَبِّرُوا اللهَ تَكْبِيرًا

سُبْحَانَ الََّذِي قَدَّرَ الْأقْوَاتَ، سُبْحَانَ الّذِي أَجَابَ الدَّعَوَاتِ، سُبْحَانَ الَّذِي بَعَثَ الأمْوَاتِ
وَ كَبِّرُوا اللهَ تَكْبِيرًا
KURBAN BAYRAMININ HUTBE DUALARI
اللهُ أَكْبَرُ اللهُ، أَكْبَرُ، لآ إلهَ إلاّ اللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ وَلِلهِ الحَمْدُ. اَلْحَمْدُ لِلّهِ كَثِيرًا، وَسُبْحانَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاً، وَاللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا، مَانَحَرَتِ النَحَائِرُ، وَطَافَ بِالْبَيْتِ زَائِرٌ، أُولَئِكَ يُؤْتَوْنَ أَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا، وَيَدْرَؤُنَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ، وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ.
وَ كَبِّرُوا اللهَ تَكْبِيرًا

سُبْحَانَ الَّذِي جَعَلَ هَذَا الْيَوْمَ عِيدًا سُعَادًا.
وَ كَبِّرُوا اللهَ تَكْبِيرًا

قالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ، سَتَجِدُنِي إنْ شَاءَ اللهُ مِنَ الصَّّابِرِينَ.
وَ كَبِّرُوا اللهَ تَكْبِيرًا
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْــــمِ اللهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيمِ:”إنَّا أَعْطَيْنَاكَ اْلكَوْثَرَ، فَصَلِّ لِرَبِّكَ، وَانْحَرْ إنَّ شَانِئَكَ هُوَالأبْتَرُ، صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ .”
HİTABETLE İLGİLİ BAZI FAYDALI BİLGİLER
• Yetki sahibi olduğunuz bir konu seçin veya o konuda yetki elde etmeden konuşmayınız.
• Konu ile ilgili hatırınıza gelen bütün soruları alt alta yazınız ve size hazırladığınız bu konuda sorulabilecek bütün soruları düşünün.
• Sorulara teker teker cevap vermeye çalışınız.
• Konuşmalarınızda birden bire bütün teferruata değinmeyiniz.
• Söylemek istediğiniz şeyleri önem ve mantık sırasına göre düzenleyiniz.
• İlk ve son sözlerinizin kısa ve hatırda kalacak şekilde söylemeye dikkat ediniz.
• Ortaya koyacağınız fikir ve rakamlar doğru olmalıdır.
• Konuşmanızın ağırlıklı olarak olumlu, yapıcı ve ümit verici tarzda olmasına dikkat ediniz.
• Konuşmanızda vurgulayıcı sözcükler seçiniz ve konuşmayı mümkün olduğunca kısa yapınız.
• İyi konuşmaları ve yazıları okuyunuz.
• Konuşmanın monoton (tekdüze) olmamasına dikkat ediniz. Konuşmalarınız renkli, canlı ve içtenlik bakımından küçük bir çocuğun konuşmasına benzemelidir.
• Kimsenin konuşmasını kopya ve taklit etmeyiniz. Hata yapmaktan korkmayınız. Hatalarınızdan ders alın ve bir daha tekrar etmeyiniz.
• Konuşmanız başkasını değil, sizin kendi kişiliğinizi yansıtmalıdır.
• Konuşmanız bittikten sonra varsa eksikleriniz yüzünden ve tam istediğiniz gibi olmadı diye üzülmeyiniz.

HUTBE DEĞERLENDİRME FORMU

Hutbeyi hazırlayanın:
Adı – soyadı:
Görevi ve görev yeri:
Değerlendirme Puanları: 3 2 1 0
1- Hutbenin içeriğine uygun bir adlandırma yapılmış mıdır? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
2- Problem/alt problemler açıkça belirtilmiş midir? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
3- Problem, bir hutbe için uygun mudur? (az/çok) Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
4- Problem, zamana ve gündeme uygun mudur? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
5- Problem, yöre halkının beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayıcı mıdır? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
6- Hutbenin muhtevası, öngörülen kazanımları edindirecek nitelikte midir? Evet Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
7- Kazanımlar problem cümlesi ile örtüşmekte midir? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
8- Kazanımlar, hutbenin öne çıkan niteliği ile örtüşmekte midir? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
9- Hutbenin ifade ve üslubu bu temel niteliğe uygun mudur? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
10- Hutbenin sonucu, kazanımları özetler nitelikte midir? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır

11- Kaynaklar usulüne göre belirtilmiş midir? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
12- Seçilen ayet ve hadisler kazanımlara uygun mudur? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
13- Seçilen ayet ve hadisler hutbenin öne çıkan niteliğine uygun mudur? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
14- Seçilen ayet ve hadisler uygun yerde verilmiş midir? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
15- Hutbenin dili, öne çıkan niteliği ile uyuşmakta mıdır? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
16- Hutbede kullanılan ben/biz, sen/siz, o/onlar dilinin ağırlığı ve uygunluğu, Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hiç
17- Cümle uzunlukları uygun mudur? (6- 8 kelime arası en uygun) Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hiç
18- Hutbenin dili cemaatin anlayacağı şekilde açık mıdır? (Cemaatin dili) Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
19- Hutbenin uzunluğu, konunun anlaşılırlığı ve süre açısından uygun mu? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hiç
20- Müjde ve uyarı dengesi gözetilmiş midir? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hiç
21- Hutbede imla kurallarına uyulmuş mudur? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hiç
22- Hutbenin muhtevası Kur’an, sünnet ve bilimsel gerçeklerle uyumlu mudur? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
23- Milli birlik ve bütünlüğü zedeleyici, kişi veya grupları tahkir edici, ön yargılı ve politik ifade ve değerlendirmelerden kaçınılmış mıdır? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
24- Henüz netleşmemiş görüşlerden, gereksiz tartışmalara ve huzursuzluğa sebep olabilecek hususlardan kaçınılmış mıdır? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır
25- Hutbe, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın toplumu inanç, ibadet ve ahlak konularında aydınlatma göreviyle bağdaşır nitelikte midir? Tamamen Büyük Ölçüde Kısmen Hayır

DEĞERLENDİRME SONUCU
HUTBE Uygundur Düzeltmelerden sonra okunabilir. Uygun Değildir

NOT:
1. 23, 24 ve 25’nci maddelerden tam puan alamayan veya düzeltilme imkanı bulunmayan hutbeler, diğer maddelerden tam puan alsalar dahi değerlendirmeye alınamazlar.
Bir hutbenin okunabilmesi için verilen puanların toplamının en az 55 olması gerekir.

HUTBE, HÜKMÜ, RÜKNÜ VE ŞARTLARI
Dini hitabet denince öncelikle akla hutbe ve vaazlar gelir. Dolayısıyla biz de bunlardan söz etmeliyiz. Bilindiği gibi hutbe, Cuma ve Bayram günlerinde, hatibin minbere çıkarak, cemaate karşı yaptığı dini konuşmaya denir. Bu faaliyete hatiblik, bu görevi yapan kimseye de hatib (çoğulu: hutabâ) denir.
Cuma namazının sahih olması için hutbe okunması farzdır Bayram hutbeleri ise sünnet- i müekkededir.
Hutbenin bir rüknü vardır, o da “Allah’ı zikretmek” (anmak) tır. İmâm A’zam Ebû Hanîfe’ye göre “Elhamdülillah” veya “Sübhanellâh” veya “Lâ ilahe illallah” demek, yeterlidir. Onul talebeleri olan ve “İmâmeyn” olarak bilinen İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed’e göre ise bu “zikir”, biraz daha uzun tutulmalı “tehıyyat” duası kadar veya üç âyet uzunluğunda olmalıdır.
Hutbenin sahih olması (geçerli sayılması) için Hanefî Mezhebine göre 5 şart vardır:
1) Hutbe, vakit içinde okunmalıdır. Bu da Cuma namazı, yani öğle vaktidir.
2) Hutbe, Cuma namazından önce okunmalıdır. Namazdan sonra okunan Cuma hutbesi geçersizdir.
3) Herhangi bir konuşma gibi değil, “Hutbe” niyetiyle okunmalıdır.
4) Cemaat huzurunda okunmalıdır. (Üzerine Cuma namazı farz olan en az bir kişinin huzurunda okunmalıdır. Bu “bir kişi” hutbenin şartıdır; Cuma namazı için ise, en az üç erkek cemaat bulunmalıdır. ) .
5) Hutbe ile namaz arası (yemek, içmek vb. namazı bozan) herhangi bir iş ile ayrılmamalıdır.
Bunlar, Hanefî Mezhebine göre aranan şartlardır. Diğer mezheplerin daha başka şartlan da vardır.

HUTBENİN SÜNNETLERİ (ADABI)

Sünnet üzere ve usule uygun olarak sunulacak hutbede, şu hususlara da dikkat etmek gerekir:
1. Hatibin, minbere yakın yerde bulunması.
2. Abdestli olması.
3. Temiz elbise giymesi ve namaz kılabilecek şekilde örtünmüş olması. (Avret yerlerini örtmek vâcibtir) .
4. İstiska (yağmur isteme) ve küsuf (güneş tutulması) duâlarında da iki rekat namazdan sonra hutbe okumak caizdir.
5. Minbere çıkınca, cemaate dönük olarak oturup iç ezanı dinlemesi.
6. Hutbeyi, minberde ayakta ve cemaate dönük olarak etmesi.
7. Hutbeye sessiz olarak okuyacağı Eûzü – Besmele ile başlaması.
8. Hutbeye, sırasıyla “hamdele, şehadet ve salvele” ile başlaması.
9. Hutbeyi, cemaatin işiteceği sesle okuması.
10. Kur’ân’dan bir âyet okuması ve va’zu nasihatte bulması.
11. İki hutbe arasında bir miktar oturması.
12. İkinci hutbeye “hamdele ve salvele” ile başlaması, mü’minlere duâ ve istiğfarda bulunması.
13. Hutbeyi kısa tutması.

HUTBENİN BÖLÜMLERİ

Hamdele, Şehadet, Salvele, Takva ile tavsiye Konuyla ilgili âyet, Konuyla ilgili hadis, Türkçe va’zu nasihat, Arapça bitiriş Oturuş İkinci hutbe Hamdele SalveleMü’minlere duâ Nahl 90. âyet. (Bayram hutbelerinde ise İsrâ son âyet) Minberden iniş.
Hutbe, biri diğerinden kısa bir oturuşla ayrılan iki bölümden meydana gelir:
Birinci Hutbe: Hamdele, şehadet ve salvele ile başlayan Arapça bir mukaddime ile Türkçe konuşma kısmını ihtiva eder.
İkinci Hutbe: Hamdele ve salvele ile mü’minler hakkında yapılan duadan ibarettir.

HUTBE HAZIRLAMADA KUR’AN VE HADiSLERDEN YARARLANMA
(Prof. Dr. Bünyamin ERUL)

Bilindiği gibi, Kur’an ve Sünnet, din, ilim, kültür ve medeniyetimizin en önemli iki kaynağını oluşturur. İslam’ın doğru bir şekilde anlaşılması ve anlatılması, bu iki temel kaynağın doğru anlaşılması kadar, doğru bir şekilde kullanılmasına bağlıdır. Zira Kur’an ve onun açılımı ya da yaşanmış şekli olan Sünnet, İslam’ın teorisi ile pratiğini oluşturmaktadır.
İslam’ın değişik kitlelere anlatım şekillerinden olan davet veya irşad faaliyetlerinde bu iki kaynaktan azami derecede istifade edilmektedir. Oldukça geniş bir konu olan Kur’an ve Sünnet’teki davet yöntemi üzerinde birçok çalışmalar yapılmıştır. Hatta önceki yıllarda Ankara’da gerçekleştirilen bir Kutlu Doğum Sempozyumu sırf bu konuya tahsis edilmiştir.
İrşad hizmetlerinin bizdeki en önemli iki tarzı olan vaaz ve hutbelerde ağırlıklı olarak ayet ve hadisler kullanıldığı malumdur. Burada ele aldığımız konu spesifik olarak hutbe hazırlama olduğuna göre, bu tebliğimizde hutbe hazırlarken Kur’an ve Hadislerden nasıl yararlanılacağı üzerinde duracağız. Bu hususta dikkat etmemiz gereken kurallar nelerdir? Ne gibi bir yönteme başvurmalıyız? Nelere riayet etmeliyiz?
Konuyu iki başlık altında işlememiz yerinde olacaktır:
I. KUR’AN’DAN YARARLANMA
Kur’an, Yüce Rabbimizin bize gönderdiği bir hidayet rehberidir. O, akıl sahipleri için ibretler ve hikmetler; ilkeler ve öğretiler; emirler ve nasihatler; kıssalar ve mev’ızaler içermektedir. Bu yönleriyle Kur’an, başarılı bir hatip veya vaizin, hayatı boyunca vaaz ve hutbelerinde anlatmakla bitiremeyeceği kadar zengin bir hazinedir. Hz. Peygamber’in Medine döneminde en azından Cuma hutbelerinde genellikle Kur’an ayetlerini işlemesi de bunu desteklemektedir.
Hutbe konusunu veya konu ile ilgili ayetleri seçerken olsun, konuyu hazırlarken olsun Kur’an’dan yararlanmada dikkat etmemiz gereken önemli hususlar bulunmaktadır. Biz, bunları şöylece sıralayabiliriz:
f) Hatip, Kur’an’ın içeriğinden haberdar olmalıdır. Bununla kastımız, her hangi bir konu ile ilgili bir ayeti ya da ayetleri, ilgili surelerden kolayca bulabilecek kadar Kur’an’a âşina olmalıdır. Elbette bu, en azından defalarca meal okumayı gerektirecektir. Bunun için ayrıca, meallerdeki indekslerden, fihristlerden, ya da bu konuda müstakil olarak hazırlanmış anahtar kitaplardan yahut CD’lerden yararlanmalıdır.
g) Seçilen ayeti ya da ayetten ne kastedildiğini eldeki meallerden tam olarak anlamak mümkün olmayabilir. Bu tür durumlarda -telif ya da terceme- çeşitli tefsirlere başvurulmalıdır. Ayetin manası netleştikten sonra hutbede kullanılmalıdır.
h) Burada seçilen ayetin, ele alınacak konuyla doğrudan ilgili olmasına, o konuyu tam olarak yansıtmasına dikkat edilmelidir. Çok zayıf ilgiler kurularak, birçok ilahi mesajın buharlaştırılması, -hatta bazen tahrif edilmesi- gibi sakıncalı bir durum ortaya çıkmaktadır. “Ve enfikû fî sebîlillah” kısmını makaslayıp, trafik ile ilgili olarak “Vela tulkû bi eydîkum ile’t-tehluke” ayetinin (2 Bakara 195) okunması gibi.
i) Ayetlerin anlaşılmasında sebeb-i nüzul bilgisi önemli katkı sunacaktır. Dolayısıyla şayet o ayetin inişine sebep olarak gösterilen herhangi bir husus varsa bu bilgiden yararlanılmalıdır. Ancak bu konuda birçok zayıf, hatta uydurma rivayetlerin bulunduğunu ve bunların çeşitli ayetlerle ilişkilendirildiğini bilmek gerekmektedir. 9 Tevbe 75-78 ayetleriyle ilişkilendirilen ve birçok tefsire girmiş olan Sa’lebe kıssası bunun tipik bir örneğini oluşturur.
j) Ayetin öncesi ile sonrası arasındaki akışa (siyak-sibak), konu birliğine, ayetler arası ilişkiye dikkat edilmelidir. Siyak ve sibakından kopartılan bir ayete, sırf lafızlardan hareketle farklı bir anlam yüklenmemelidir.
k) Kur’an’ın bütünlüğü dikkate alınmalıdır. Parçacı bir yaklaşımla bir konuda birkaç ayet bulunduğu halde, sadece tek bir ayeti alıp onu Kur’an’ın yegane hükmüymüş gibi takdim etmemelidir. Mesela kaza-kader ile ilgili ayetleri bir arada değerlendirmek gerekir. Öyle ayetler vardır ki, buradan sadece Cebriye veya Kaderiye’nin kader anlayışı çıkartılabilir.
l) Ayetin mensuh olup olmadığına dikkat edilmelidir. Verilecek hüküm, sonradan gelen ve önceki hükmü yürürlükten kaldıran nasih ayete dayanmalıdır. “Her kim, bir mü’mini kasden öldürüse, cezası, içinde daimi kalacağı cehennemdir” (4 Nisa/93) ayetinin mensuh olması gibi.
m) Müşrikler, münafıklar, Yahudi veya Hristiyanlar hakkında nazil olan bazı ayetler, doğrudan Müslümanlara okunmamalıdır. Elbette o ayetlerden de çeşitli dersler çıkartılabilir. Ancak o ayetlerin asıl kimler hakkında indiğinin bilinmesi gerekir.
n) Aşırı yorumlardan, zorlama tevillerden sakınılmalıdır. Bilhassa Arapça’nın taşımayacağı çeşitli anlamlar verilerek ortaya atılan yeni çevirilere, yorumlara iltifat edilmemelidir. Derileri kavuran cehennem alevlerinden bahseden 74. Müddessir Suresinin 29. ayetine (levvahatun li’l-beşer) “beşere levhalar sunan bilgisayar” anlamı verilmesi gibi. Özellikle günümüzde birçok Kur’an tercemelerinin basıldığı ve her birinde bu kabil ilginç yorumlar bulunabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu münasebetle hutbe hazırlamada DİB’nca hazırlanmış tercemeye itimat edilmesi yeterli olacaktır.
o) Tebşir ve inzar ayetleri arasında bulunan Kur’ani denge dikkate alınmalıdır. Sadece cennetle müjdeleyen tebşir ayetlerini ya da yalnızca azap çeşitlerinden söz eden inzar ayetlerini kullanmak, cemaati ya tamamen gevşemeye, ya da ye’s ve ümitsizliğe sevk edebilir. (Beyne’l-havfi ve’r-reca)
p) Ayetler ideolojik veya siyasi amaçlara malzeme yapılmamalı, yersiz kullanılmamalı, istismar veya suistimal edilmemelidir. (Hizbullah, hizbu’ş-şeytan, ashabu’l-yemin, ashabu’ş-şimal vb.)
q) Ayetlerde tırnak içinde nakledilen bazı ifadeler (makulü’l-kavl), Allah’ın sözü gibi nakledilmemelidir. Mısır Azizi’nin Hz. Yusuf’un gömleğini arkadan yırtan hanımına hitaben söylediği “İnne keydekünne azîm” “Siz kadınların planı/tuzağı çok büyüktür” (12 Yusuf 28) ayetinin nakli gibi. Değerli dostumuz İsmail Karagöz’ün bizzat şahit olduğu bir sahne var. Karadeniz’deki bir ilçede bir hatip hutbesini “La tesmeû li hâze’l-Kurâni ve’l-ğav fîhi laallekum tağlibûn” “Şu Kur’an’ı dinlemeyin, gürültü yapın, ta ki galip gelesiniz!” (41. Fussilet 26) demiş ve minberden inmiştir.
r) Seçilen ayetlerin günümüz şartlarında uygulanma ve amel edilebilme imkanlarının dikkate alınması gerekmektedir. Çeşitli hadleri ifade eden ayetlerle, kölelik ile ilgili ayetleri bir Cuma hutbesinde işlemek böyledir.
s) Ayetlerde açıkça yer alsa dahi, günümüzde çokça tartışılan bazı konular, hutbe esnasında yeterince izah edilemeyeceği, aksine polemik konusu yapılabileceği dikkate alınarak mümkün mertebe hutbelerde ele alınmamalıdır. Mesela kadınların dövülmesi (4. Nisa 34), çok evlilik (4. Nisa 3) vb. meselelerde olduğu gibi.
t) Sadece Kur’an ayetleriyle yetinip, Sünnet ve Hadisi toptan yok sayan, “Kur’an İslam’ı” söyleminden uzak kalınmalıdır. Zira Sünnet Kur’an’ın pratiğini oluşturmaktadır. Dolayısıyla Kur’an-Sünnet birlikteliği ihmal edilmemelidir.
u) Sürekli belli konular ve belli ayetler işlemek yerine, Kur’an’ın bütünü dikkate alınarak birçok farklı ayetlere yer verilmelidir. Üç yıllık okunan hutbeleri inceleyen bir araştırmacı, bu hutbelerde geçen 216 ayetten 45’nin tekrar olduğunu, bu miktarın da tüm Kur’an’ın % 3’üne tekabül ettiğini tespit etmiştir. Dolayısıyla, başta en fazla ihmal edilen iman esasları, inanç konuları olmak üzere, fazla gündeme getirilmeyen ayetlerin, yani kalan % 97’nin de işlenmesi gerekmektedir. Burada hutbelerin üçte birinin standart gün, gece ve haftalar hakkında okunduğu ileri sürülse bile, en azından o konularla ilgili olarak da farklı ayetler seçilebilir. Peygamber Efendimizin neredeyse hemen her Cuma hutbesini ayetlerle işlediğini burada tekrar hatırlatmak istiyorum. Kanaatimce hutbelerde Kur’an’ın şu dört şekilde işlenmesi mümkündür.
a. Konu bütünlüğü olan birkaç ayetin okunması,
b. Belli bir konu ile ilgili çeşitli ayetlerin bir araya getirilmesi,
c. Kur’an’da geçen bir kavramın –mesela takva kavramı- ayetlerle işlenmesi,
d. Bir surenin muhtevasının özetlenmesi gibi.
İşte saymaya çalıştığımız bu ve benzer hususların yeterince dikkate alınması halinde, ülkemizde Cuma namazına gelen milyonlarca Müslüman hutbelerden hareketle Kutsal kitabı hakkında önemli ölçüde bilgi sahibi olacaktır. Yapılan bu eğitim faaliyetinin ne derece faydalı olduğu, ne denli hayati bir önemi haiz olduğu unutulmamalıdır.
II. SÜNNET VE HADiSLERDEN YARARLANMA
Hz. Peygamber’e nispet edilen söz, fiil ve takrirlerin sözlü veya yazılı bir şekilde ifadesi demek olan “Hadis” ile O’nun Müslümanlar için örnek teşkil eden davranışları demek olan Sünnet’in, başta din olmak üzere, bilgi, kültür ve medeniyetimizin temel kaynaklarından birisini olu‏şturduğunda şüphe yoktur.
Sünnetin Kur’an’dan sonra ikinci temel kaynak oluşunda İslam alimleri arasında herhangi bir ihtilaf olmamakla birlikte, hadislerin değeri ile ilgili farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Nitekim bazı mezhepler âhâd haberlerin kat’î değil de zannî ilim ifade ettiğini ileri sürerek onların itikadi konularda delil olamayacağını belirtmişlerdir. Fakat tefsir, fıkıh, tasavvuf vb. diğer alanlarda sihhat şartlarını taşıyan hadis ve sünnetin hüccet olduğu herkesin malumudur. Burada ise sahih olmakla birlikte sünnet ve hadisin bağlayıcı olup olmadığı konusuyla, Hz. Peygamber’in belli bir uygulamayı hangi sıfatıyla yaptığının tespiti oldukça önem arzetmektedir.
Fitne diye adlandırılan iç kargaşaların ortaya çıkmasının ardından, hadis uydurmacılığının başlaması, hadis alimlerini birtakım tedbirler almaya sevketmiştir. Hadislerin Hz. Peygamber’e aidiyetini tespit edebilmek için H. I. Asrın sonu ile II. asrın başlarından itibaren uygulanmaya başlanan isnad tenkidinin yanısıra, çeşitli şekillerde metin tenkidi uygulaması yapılmıştır. Ortaya çıkan ve yaygınlaşan binlerce uydurma rivayetin içinden sahih hadislerin seçilmesinde bu iki tenkid yöntemi oldukça yararlı olmuştur. Ancak, bu yöntemlerde de, yanılma payı ile sübjektifliğin dikkate alınması gerekmektedir. Hadislerin ister sözlü, isterse yazılı tespitinde gösterilen bunca hassasiyete rağmen, sahabeden itibaren Hadislerin zabtında ortaya çıkan zabt kusurları da göz ardı edilmemelidir. Bu hususta Hz. Aişe’nin ortaya koyduğu yöntem ve yanlışlıklar karşısında yapmış olduğu eleştiriler son derece yol göstericidir. Söz konusu eleştirilerin bir kısmı zabt ile ilgili, bir kısmı da Hadis ve Sünnetin delaleti, yani doğru anlaşılması, yorumlanmasıyla ilgilidir. Bu eleştiriler göstermektedir ki, hadislerin genellikle mana ile rivayet edilmesi de bazı problemlere yol açabilmektedir.
Sünnet ve Hadislerin anlaşılmasında sahabenin sünneti anlamada farklı yaklaşımları ile muhtelif imamların anlayışları başlangıç için iyi bir zemin teşkil eder. Bunun ardından sonraki asırlarda Sünnetin anlaşılmasına dönük çabalar, özellikle Hadis şerhlerinin genel karakteri gözden geçirilmeli ve bütün bunlardan sonra günümüzde Sünnet ve Hadislerin anlaşılmasına yönelik genel ilkeler tespit edilmelidir. Biz burada şu hususlara işaret etmekle yetineceğiz:
2. Hutbede kullanılacak hadisler, muteber Hadis kaynaklarından seçilmelidir. Bu hususta mümkün mertebe Kütüb-i Sitte dediğimiz temel kaynaklar tercih edilmelidir. Ancak hadislerin sadece bu altı kitapta bulunuyor olması ile de yetinilmemelidir. Zira bu çalışmalarda da bazı hadisler vardır ki kullanılmalarının sakıncaları vardır.
3. Hadisler, popüler, halk kültürüne dayalı kitaplardan, rastgele hazırlanmış vaaz kitaplarından sakınılmalıdır. Muhammediyye, Ahmediyye, Envaru’l-aşikin, Müzekki’n-Nüfus, Kara Davud, Tenbihu’l-Gafilin, Şir’atu’l-İslam, İrşad, Mecalis vb. kitaplardan hadis nakledilemez. Zira bu kitaplar, sahih olmayan pek çok hadis içermektedirler.
4. Bir konuda tek bir rivayetle yetinilmemeli, konuyla ilgili diğer hadislerin de okunması, toplanması, birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Aynı hutbede, birbiriyle çelişkili gözüken hadisler nakledilmemeli, ya makul bir şekilde uzlaştırılmalı ya da birisi tercih edilmelidir.
5. Hadis, ya doğru çevrilmeli, ya da belli bir kitaptan alınıyorsa, doğru çevirilip çevirilmediğine dikkat edilmelidir. Bu noktada çok iyi bildiğimizi sandığımız bazı hadislerin hatalı çevirildiğine de dikkat çekelim. (Din nasihattir, imanın en zayıfı, misvak kullanma, men temesseke bisünneti…)
6. Hadisin, niçin, nerede, hangi bağlamda, kime/kimlere söylendiği bilinmelidir. Kısaca sebeb-i vürud dediğimiz, hadislerin söyleniş sebeplerinin bilinmesi, şartlar ve maksatların dikkate alınması, hadislerin hem doğru hem de kolayca anlaşılmasını sağlayacaktır.
7. Hadisin sahih (veya hasen) olması tercih edilmelidir. Hutbelerimizde pek çok konuyu işleyecek kadar yüzlerce, binlerce sahih hadisimiz vardır.
8. İhtiyaç halinde belli şartlar dahilinde zayıf hadisler de kullanılabilirse de, çok zayıf rivayetlerden mümkün mertebe sakınmalıdır. Aslında zayıf hadislerle amel konusunda, rivayetin çok zayıf olmaması, belli bir aslın altına girmiş olması ve sabit olduğuna inanılmaması gibi bazı şartlar ileri sürülmüşse de, çoğu kere bu şartlar nazar-ı itibara alınmamıştır. Bazen birbirlerini destekledikleri, bazen manasının sahih olduğu, bazen hayra ve faziletli işlere teşvik ettiği vb. gerekçelerle çok zayıf hatta uydurma rivayetler dahi kullanılagelmiş ve bunlarla da amel etmekte sakınca görülmemiştir. Bilhassa Tesbih Namazı, Regaib ve Beraat gibi özel gecelerle ilgili tarif edilen nafile namaz çeşitleri bunun tipik örneklerini oluşturur. Şatıbi (ö. 790), Şevkani (ö. 1250) gibi alimlerle, Subhi es-Salih, A. Muhammed Şakir ve Yusuf el-Karadavi gibi bazı muasır müellifler, şer’i hükümlerin tamamının eşit olduğunu, bu sebeple hem ahkam, hem de fezail konularında her zaman sahih bir huccet gerektiğini belirtmişlerdir.
9. Uydurma haberler asla kullanılmamalıdır. Oysa maalesef, halkımızın bilgi dağarcığında vaazlardan, çeşitli dergi, takvim yaprağı ve dini hikayeler içeren kitaplardan öğrendiği uydurma rivayet hiç de az değildir. Neticede yalanlar üzerine neredeyse bir din anlayışı, ahlak ve kültür inşa edilebilmiştir. (Uydurma rivayetlerde peygamber tasavvuru adlı tebliği)
10. Hadisteki değişken vasıta ile sabit hedefin birbirinden ayırt edilmesi, yani araç ile amacın fark edilmesi gerekir. (diş temizliği-misvak)
11. Hz. Peygamber’in belli bir davranışı ele alınırken O’nun hangi sıfatla uygulamada bulunduğunun belirlenmesi gerekecektir. Beşerî yönü ile nebevî yönü dikkate alınmalıdır. (oğluna ağlaması ve küsuf)
12. Hz. Peygamber’in fiillerinden âdet ile ibadetin ayırt edilmesi gerekir. Din ile dünya işlerindeki tasarrufları birbirinden ayırt edilmelidir. Hz. Peygamber’in de belli bir örf, âdet ve çevre kültürü içerisinde yaşadığı unutulmamalıdır. (tıp ve tedavi yöntemleri, hurma aşılama)
13. Hadis ve sünnetin ortaya çıktığı tabii-fiziki çevre, sosyo-kültürel ve iktisadi çevre ile tarihsel, toplumsal bağlamının dikkate alınması gerekir.
14. Seçilen hadis, Kur’an’ın açık bir ayetine aykırı düşmemelidir. Sünnet, Kur’an ışığında anlaşılmalı, hadis, Kur’an’ın sarih ayetine aykırı olmamalıdır.
15. Hz. Peygamber’in Sünnet ve siretine aykırı olmamalıdır. Hz. Peygamber’in hayat tarzı ve ahlakına uygunluğunun gözetilmesi gerekir.
16. Hadis ve sünnetler, İslam’ın genel prensipleri (küllî kaideler), tarihi gerçekler ve kesinleşmiş bilimsel veriler ışığında değerlendirilmeli, İslam’ın temel prensiplerine aykırı olmamalıdır.
17. Akl-ı selime, mantığa ve fıtrata aykırı olmamalıdır.
18. Hadis ve sünnetlerdeki illet ve hikmetlerin doğru tespit edilmesi gerekir.
19. Seçilen hadisler uygulanabilir olmalıdır. Hayatta uygulama alanı olmayan, cemaati pratikte herhangi bir amele sevketmeyecek hadislere yer verilmemelidir.
20. Seçilen hadisler makul ve anlaşılabilir olmalıdır. Sahih bile olsa, eğer izah edilemeyecekse, cemaatin kafasının karışmasına sebep olacaksa bu hadisleri minbere taşımaya gerek yoktur. (Sinek, develerin idrarı vb.)
21. Seçilen hadislerde sözü edilen iyi veya kötü amellerin karşılığında aşırı abartı olmamalıdır. Bu durum -istisnaları olmakla birlikte- o rivayetin sahih olmadığının bir işareti olabilir.
22. Hz. Peygamber, Câmiu’l-Kelim olduğu için, yani az kelimeyle öz söylediği için kısa, sahih hadisler genelde özlü sözler şeklindedir. İfade gücü düşük, fazla detaylı, 2-3 haneli rakamlar içeren rivayetlerin zayıf olması ihtimali fazladır.
23. Terğib-terhib hadisleri doğru anlaşılmalı, Allah Rasulünün verdiği mesaj alınmalıdır. Bu tür hadislerden amacın, hüküm koyma değil, iyiliğe teşvik ve kötülükten sakındırma olduğu bilinmeli, bu hadisler lafzen ve şeklen anlaşılmamalıdır.
24. Hadislerde geçen hakikat ile mecaz, teşbih ile temsiller iyi anlaşılmalıdır. Dil ve üsluba dikkat edilmemesi sonucu bu konuda ciddi yanlışlıklar yapılmaktadır. Kadınları kaburga kemiğine benzeten rivayetlerdeki teşbih hakikat olarak anlaşılabilmiştir.
25. Hadisler düşünerek okunmalı, hemen kabul veya red cihetine gidilmemelidir. Akla takılan soruların üzerine gidilmeli ve bu sorulara cevap aranmalıdır.
26. Sünnet ile amel ederken fıkha olan ihtiyaç da göz ardı edilmemelidir. Zira fıkıh olmaksızın doğrudan doğruya hadislerle amel etme teşebbüsü de birçok sorunlara yol açabilmektedir. Mezhepleri dışlayan Selefi yaklaşımı da tasvip etmediğimizi belirtmeliyiz.
Sünnet ve hadislerin anlaşılmasında ve uygulanmasında, tarih boyunca ve günümüzde yapılan ilgili tartışmalarda zikredilen bu hususların rolü oldukça fazladır. Dolayısıyla inançtan ahlaka, ibadetten muamelata, ilimden irfana, sosyal hayattan siyasete, kültürden medeniyete kadar hayatın her alanı ile ilgili olarak hadislerin, İslam’ın genel prensipleri, Kur’an’ın belirleyiciliği, Sünnetin rehberliği, akl-ı selimin verileri, delillerin gerekçeleri, geleneğin tecrübe ve öğretileri, müslümanların maslahatları, günümüzün şartları ve ihtiyaçları gözönünde bulundurularak bütüncül bir yaklaşım içerisinde anlaşılması ve çağdaş problemlerimize çözümler üretilmesi şarttır.

II-VAAZ

VAAZ HAZIRLAMA VE SUNMA TEKNİKLERİ
Müslümanlara çeşitli zamanlarda ve mekânlarda çeşitli şekillerde nasihatlerde bulunup, onları iyiliğe, güzelliğe teşvik etmek, kötülüklere karşı ikaz etmek, Allahın nimetleri karşısında onlardaki şükür duygusunu geliştirmektir.
VAİZ;
Topluca ibadet edilen yerlerde ve özelliklerde Camilerde cemaati dini yönden aydınlatmak amacıyla, ibadet öncesi ve sonrasında kürsüden öğütler veren Din Görevlisidir.

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِين
فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُل لَّهُمْ فِي أَنفُسِهِمْ قَوْلاً بَلِيغًا
Beliğ müessir söz söyle
Zikr (hatırlamak), Tekvir27,
Zikra (Uyarı), Müddessir 31,
Tezkire (İkaz, öğüt), Tâhâ 2-3, Gâşiye 21-22, Zâriyât 55,
Nasihat (Öğüt, dürüst samimi)
Tavsiye (birini hayırlı bir iş yapmaya teşvik)

VAAZ HAZIRLAMADA TEMEL İLKE
1.Bilgilendirmeyi ve bilinçlendirmeyi amaçlamak
2. Hikmet yanlısı olmak (Nahl 16/125)
3. Öğütle inandırmaya ve yönlendirmeye çalışmak
4. Konularda çeşitliliğe önem vermek (iman, ibadet, ahlâk ve sosyal ilişkiler)
5. Gerektiği yerde aşırıya kaçmadan duygulandırmak, heyecanlandırmak
6. Şefkat ve merhamet duygusunu güçlendirmeye çalışmak (Tevbe 9/128)
7. Toplumda birlik, beraberlik, sevgi, saygı ve hoşgörü duygularını pekiştirmeyi amaçlamak
8. Vahye bağlı kalarak gelişime açık olmak
9. Güncelliği gözetmek
10. Kolaylaştırıcı ve özendirici fikirlere öncelik vermek,
Müjdeleme ve uyarma arasındaki dengeyi gözetmek
12. Konuyla ilgili kaynaklarda seçiciliğe ve çeşitliliğe önem vermek
13. Toplumun dinî ve sosyo-kültürel yapısını gözetme
14. Dinî konuları diğer bilimlerle ilişkilendirmek
15. Kur’an ve sünnet ışığında değer üretmek
16. Süreye riayet etmek
VAAZ HAZIRLAMA AŞAMALARI
Konu seçimi
Plan
Bilgi toplama
Bilgileri düzenleyip harmanlama
Hazırlama
Kontrol etme
VAAZIN YAPILDIĞI YER
– Cuma vaazı
-Bayram vaazı
-Kandil günleri
-Hafta sonu
-Nişan, düğün, taziye vb. anlar
-İlçe pazarı günü

VAAZ PLANI

Dua
Konunun takdimi (Konunun önemini vurgulayacak birkaç cümle)
• Giriş
Konuyla ilgili ayet, hadis, olay, gazete veya televizyon haberi, nüzul sebebi veya vürud sebebi vb.

• Gelişme
Ayet ve Hadis yorumları, açıklayıcı bilgiler, şiirler, hikayeler, örnek olaylar, güncellemeler, cemaate soru ve cevaplar, hatıra ve gözlemler vs.

• Sonuç
Kısa özet, ana mesaj, öğütler, dua ve temenniler, bitiriş, Fatiha..
VAZIN HAZIRLANIŞI
Konu saha önceden tesbit edilmelidir.
1. Kaynakları belirleme
– Konuyla ilgili ayet ve hadisleri bulmak için mu’cemler, internet arama siteleri
– Tefsir ve hadis kitapları
– Siyer kitapları
– İlgili başka kaynaklar
– İslam ansk. Maddesi
– makaleler
2. Kaynaklardan not alma (fişleme)
3. Kompozisyon
4. Kontrol ve egzersiz yapma

İYİ HAZIRLANMIŞ BİR VAAZ
Konu günceldir.
Eğitici mesajlar içerir.
Dil ve üslup yönünden akıcı ve anlaşılabilirdir.
Sunuş irticalidir.
Hatip gösterişten uzak ve mütevazidir.
Hatip güvenilir ve söylenen fikirler delillere dayalıdır.
Göz iletişimi ve cemaat hâkimiyeti vardır.
Ayet ve hadisler, mealleriyle birlikte düzgün okunur
Üslup ikna edici, sevdirici ve yumuşaktır. (Nahl 16/125; Al-i İmran 3/159)
Hatip kolaylaştırıcı ve yapıcıdır.
Seçilen örnekler uygulanabilir ve günceldir.
Konu bütünlüğü korunmuştur.
Üslup akıcıdır.
Fikirler ayırıcı ve bölücü değil, birleştiricidir.
Hakaret ve aşağılama söz konusu değildir.
Cemaatin eğitim ve kültür düzeyine uygundur.
Süreye riayet edilir.
Bidat, hurafe ve israiliyat olmamalıdır.

ÖRNEK BİR VAAZ PLANI

KONUMUZ: DUANIN HAYATIMIZDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

GİRİŞ BÖLÜMÜ
(Giriş duası)
 Konunun önemi ve takdimi
 Duanın kelime ve ıstılahi manaları

GELİŞME BÖLÜMÜ
 Dua yaratılışın gereğidir
 Her şey Allahı tesbih eder
 Ayetlerle duanın önemi
 Hadislerle duanın önemi
 Peygamberimizin hayatında dua
 Duanın zamanı
 Fiili ve kavli
 Duanın kabulünün şartları
 Usul ve adapları
 Örnek dualar

SONUÇ BÖLÜMÜ
O halde…
Değerlendirme
Bitirme duası

VAAZ BAŞLANGIÇ DUASI
(ÖRNEK)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْــــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمَدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلاَةُ وَالسِّلاَمُ عَلىَ رَسوُلِنَا مُحَمَّدٍ، وَعَلىَ آلِهِ وَاَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ،

صَلُّوا عَلَى رسولِنا محمّد
صَلُّوا عَلَى شَفِيعِ ذُنُوبِنا محمّد
صَلُّوا عَلَى طبِيبِ قلُوبِنا محمّد

رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي، وَ يَسِّرْ لِي أمْرِي، وَ احْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي، يَفْقَهُوا قَوْلِي، وَأُفَوِّضُ أمْرِي إلَي اللهِ، إنَّ اللهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ.
رَبِّ زِدْنِي عِلْماً وَ فَهْماً وَ أَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا، إنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
سُبْحَانَكَ لاَ فَهْمَ لَنَا إلاّ مَا فَهَّمْتَنَا، إنَّكَ أَنْتَ اْلجَوَّادُ اْلكَرِيمُ

أمَّا بَعْدُ: فَاْلأَوَّل اللهُ، وَ الآخِرُ اللهُ، وَ الظاهِرُ اللهُ، وَ الباطِنُ اللهُ، فمَنْ كان في قلبِه اللهُ، فمُعِينُهُ في الدَّارَيْنِ اللهُ، وَمَنْ كَانَ في قَلْبِهِ غَيْرُ اللهِ، فَخَصْمُهُ في الدَّارَيْنِ اللهُ. لآ إلهَ إلاَّ اللهُ اْلمَلِكُ اْلحَقُّ اْلمُبِينُ، مُحَمّدٌ رَسُولُ اللهِ صَادِقُ اْلوَعْدِ اْلأَمِينُ، وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إلاَّ بِاللهِ اْلعَلِيِّ اْلعَظِيمِ.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْــــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ: …………….
قَالَ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ: ……………..

Not: Ayet ve hadislerde konu bütünlüğüne dikkat edilmelidir.
Vaazın süresine göre giriş duasında kısaltma yapılabilir.

18

Haziran
2012

DİN HİZMETLERİNDE İLETİŞİM VE REHBERLİK BİLGİSİ DERSİ

Yazar: arafat  |  Kategori: HİTABET  |  Yorum: Yok   |  1.722 Kez Okundu

DİN HİZMETLERİNDE ETKİLİ İLETİŞİM

1. İletişim Kavramı ve Din Hizmetlerinde İletişimin Önemi
İletişim temelde mesaj aktarmadır. İletişim kurmak, insanların birbirlerini tanımalarına ve karşılıklı anlayış oluşturmasına izin vermektir. Daha açık bir ifade ile “İletişim kaynak ile alıcı arasında bilgi, duygu ve düşünce alış-verişidir. Bu süreç, insanların birbirleriyle samimi olarak fikirlerini ve duygularını paylaşmalarını gerektirir. İletişim ile intibaksızlık arasında yakın bir bağlantı vardır. Zira, intibakı bozulmuş sıkıntıda olan kişinin problemi, kendisi ve dolayısı ile başkalarıyla olan iletişiminin bozulmasından meydana gelmiştir. İnsanın karşısındakini anlayarak dinlemesi, gerçek iletişimin başlaması demektir. Çünkü böyle bir dinleme, karşıdaki kişinin ifade etmekte olduğu duygu, düşünce ve tavırları onun bakış açısından anlamak, bunların ona ne anlam ifade ettiğini, ne gibi duygular taşıdığını hissetmek, onun bakış açısını görmek manasına gelir.
“Tüm yaşam, bir iletişim – etkileşim olayıdır.” İnsan, çevresiyle sürekli etkileşim halinde olan sosyal ve aktif bir varlıktır. Bundan dolayıdır ki, insanlar arası ilişkilerin düzenlenmesinde ve sağlıklı şekilde sürdürülmesinde iletişimin çok önemli bir rolü vardır. Cami görevlisi ile cemaat arasındaki iletişim, cami ve cami dışında yürütülen yaygın din eğitiminin amaçlarının gerçekleşmesi bakımından önem arz etmektedir. Cami görevlisi ve cemaatin iletişim kurabilmesi, birbirlerini tanımalarına ve karşılıklı anlayış oluşturmalarına bağlıdır. Sevgi, saygı ve içtenlik, iletişim sürecini başlatmak ve devam ettirmek için şarttır. İnsanca birlikte yaşama ve toplu öğrenim, iletişim olmadan mümkün değildir. İnsan ilişki kurmadan yaşayamadığı gibi, davranışta bulunmadan ve tartışmadan da yaşayamaz. Bu itibarla iletişim bilgisi öğreticiyi bir çok yanlış anlaşılmalardan ve yanlış tutumlardan koruyabilir. Zira, din eğitimcilerinin halkla ilişkiler konusunda çok iyi yetişmeleri gerekmektedir.
2. İletişim Türleri (a. Sözlü iletişim, b. Sözsüz iletişim)

a. Sözlü İletişim: Sözlü iletişim konuşma yoluyla yapılan iletişimdir. Bu iletişimde dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Eğer sorun sahibinin duygu ve düşünce yüklü olduğu anlaşılırsa, aktif dinlemeye geçilmelidir. Sorun, karşımızdakinin değil de, bizimse o zaman kullanacağımız etkili iletişim yolu, sen mesajı yerine ben mesajı kullanmaktır. Sen mesajı rahatsız olduğumuzda karşımızdakine yönelik, genellikle sen sözcüğünü de kullanarak olumsuz yargı içeren nitelikte kullandığımız ifadelerden ibarettir. Bu durum bir saldırı niteliği taşıdığında, karşıdaki kişi karşı savunmaya geçer. Buna cami görevlisi-cemaat iletişimi açısından baktığımızda, cami görevlisi ile cemaatin iletişimi kopma noktasına gelecek ve onarılması güç sonuçlar doğuracaktır.
Kısaca denilebilir ki, cami görevlilerinin cemaatiyle iyi bir iletişim sağlaması için bazı kelimeleri yerinde ve zamanında kullanması çok önemlidir. “Sizi ve gayretlerinizi takdir ediyorum.”, “Acaba sizin düşünceniz nedir?”, “Lütfen”, “Teşekkür ederim” gibi, anahtar sayılabilen sözler, cami görevlisiyle cemaat arasındaki iletişimi kolaylaştıracak, dolayısıyla, aralarında sevgi, saygı ve hoşgörüye dayalı bir otoritenin sağlanmasına yardımcı olacaktır.

b. Sözsüz İletişim
İletişim, bütün bir bedenin katıldığı karşılıklı etkileşimdir. Bu itibarla eğitim-öğretimde, duygu ve etkileşimi de göz önüne alma zorunluluğu kaçınılmazdır. “Sözlü iletişim, akıl ve mantığı, sözsüz iletişim ise duygu ve ilişkileri en etkili ifade etme aracıdır”.
Cami görevlileri ve cemaatin tavır ve hareketleri, yüz ifadeleri ve tüm vücudun ifadesi, öğrenim işine, yani bilginin verilmesi, alınması, işlenmesi, değerlendirilmesi, cevaplandırılması ve bütün bunların sonunda davranış gelişmesi işine katılır. Genel olarak, bilinç dışı ve kontrolsüz dediğimiz iletişim biçimini oluşturan bu haller, etkilerin yüzde ellisini (% 50) oluşturmaktadır. Sözsüz iletişimde ise, söylenenlerin tam tersini gösterdiği durumlarda tehlike büyük olur. Mesela, samimiyetten ve iyilik severlilikten söz eden bir öğreticinin, davranışlarıyla riyakarlık ve düşmanlık ifadeleri göstermesi, onun sözlerinin yalan olarak anlaşılmasına sebebiyet verir.
Bu hususla ilgili olarak Gazali şöyle diyor: “Lisan-ı hal ile söylemek, sözle söylemekten daha fasihtir; insanın tabiatı, sözlere uymaktan ziyade amellerde müşahedeye daha meyillidir.” Mevlâna ise, sözün bahane olduğunu belirttikten sonra, “bir insanı diğer bir insana doğru çeken şey, söz değil, belki ikisinde mevcut olan ruhî birlikten bir parçadır” derken sözsüz iletişimin önemine işaret etmiştir. Sonuç olarak denilebilir ki, kişiliği sağlam ve dengeli, mesleğini çok seven, samimi ve yüreği sevgiyle dolu din görevlileri, cemaatin üzerinde derin tesir bırakırlar.

3. İletişim Sürecinin Öğeleri:
A. Kaynak: Mesajı ileten kişi (imam, öğretmen vb)
B. İleti (Mesaj): Kaynaktan alıcıya yöneltilen şey (Hutbe, vaaz vb)
C. Alıcı: Mesajın iletildiği kişi (cemaat, öğrenciler vb)
D. Kanal: Mesajın iletildiği yol, her türlü iletişim aracı.
E. Geri Bildirim: Mesajın iletildiği kişilerden yansıyan olumlu veya olumsuz sözlü veya sözsüz tepkiler.

4. Din Hizmetlerinde İletişim Engelleri
Din hizmetlerinde belli başlı iletişim engelleri şunlardır:
• Aşırı genelleme: (mesaj ve fikir bazında) “Bütün iltifatlar yağcılıktır” vb ifadeler
• Kutuplaştırma: Şucu, bucu olarak insanları kategorize etme.
• Kişileştirme: Sen ile başlayan eleştiriler.
• Mutlakçılık: (-meli, malı konuşmalar)
• Değiştirme gayreti: İstek dışı her şeyi değiştirme, baskı vb.
• Keşkecilik: Kendisiyle barışık olmayanlar başkalarıyla da sağlıklı bir ilişki kuramazlar.
• Toptancılık: Bütün birey ve olayları aynı görme. “Bütün erkekler/hocalar böyle” vb. ifadeler.
• Önyargı:

5. Din Hizmetlerinde İletişim Dilinin Önemi:
a-Beden dili:
Gözün kendisi başlı başına bir mesaj kaynağıdır. Bir kimse gözünüze bakıyorsa, size ilgi duyuyor demektir. Öte yandan bir kimsenin gözlerini kaçırması bir şey sakladığını ifade edebilir. Bundan dolayı, iyi satıcılar, politikacılar ya da yöneticiler konuşurlarken, karşılarındaki kimsenin gözünün içine bakarlar. Göz ilişkisi kurulduktan sonra, diğer ilişkiler yavaş yavaş kurulabilir.
Jestler yani el ve kol hareketleri, duyguların en güzel belirtileridir. Karşımızda konuşan kişinin elindeki kâğıdı sürekli büküp katladığını, parmaklarıyla masaya sürekli vurduğunu ve gözlerini bakışlarımızla hep kaçırdığını görürsek, bu kişinin bizimle beraber olmaktan rahatsız olduğunu düşünürüz. Bu tür davranışlar, karşımızdaki ne derse desin, onun gerçek heyecanlarını açığa vurmaktadır.
Dokunma bir başka iletişim yoludur. Dokunma en kısa yoldan “sen benim için önemlisin, seni yalnız bırakmayacağız” mesajının verir. Hiçbir söz, bu mesajı, dokunma kadar etkili olarak ifade edemez. Bir babanın çocuğunun başını şefkatle okşaması, bir kimsenin arkadaşının omuzuna yavaşça vurması saatlerce açıklama ve anlatımdan daha etkilidir.
Giysiler mesaj yüklüdür, kimliğimiz hakkında bilgi verir. En güzel örnek askeri veya diğer resmi kıyafetlidir. Giyim tarzı, insanların gelir, sosyal grubu, statüsü, hayal felsefesi vs. hakkında bilgi verebilir. İş görüşmelerinde adayın konuşması mimikleri gibi giyimine de bakılır. “Kişi giyimiyle ağırlanır, sözüyle uğurlanır”
Ses tonu, konuşma tarzı, vurgulamalar, susmalar önemli mesajlar taşır. Yüksek sesle konuşan kişi korku, endişe öfke yâda heyecanından bu şekilde konuşuyordu. Buna karşılık derinden ve normal bir sesle konuşan kişi kendine güvenen bir kişi izlenimini verir. Sözün içeriği ile ses tonu, mimikleri ve jestler arasında ilişki vardır, birbirin bütünleyen mesajlar taşırlar. Vurgu öne çıkarılmak istenen kelime üzerine yapılır. Özne, nesne veya fiilden hangisinin konuşan açışından önem taşıdığı belirtilmiş olur. Mesela aşağıdaki cümlede farklı vurgular görülmektedir.
Muhammed düşen adamı kaldırmış.
Muhammed düşen adamı kaldırmış.
Muhammmed düşen adamı kaldırmış.
b- Mekan dili:
İletişimin içinde yer aldığı mekan, psikolojik ve fiziki özellikleri gönderilen mesajın yorumlanmasını önemli ölçüde etkiler. İletişim mekanı üç gruba ayrılabilir.
1) İletişimde bulunan kişiler: İletişimde bulunan kişilerin birbirine yaş, cinsiyet ve sosyal mevki bakımından ne gibi ilişkiler gösterdiği onların ilişkilerini önemli ölçüde belirler. Türkçe bu değişkenlere duyarlı bir dildir. Bir kişinin yaş, cinsiyet ve sosyal mevki bakımından, bize göre nerede durduğunu bilmeden ona hitap etmek hemen hemen imkânsızdır.
2) İletişimin yapıldığı sosyal ortam: İletişimin oluşturduğu sosyal ortam mesajların idraki üzerinde tanımlayıcı bir çerçeve oluşturur. Her iletişim belirli bir sosyal ortam içinde yer alır. Ve bu ortamla ilgili birçok sosyal norm, değer ve beklentiler vardır. İletişim resmi ya da samimi bir zeminde gerçekleşmesi durumunda olduğu gibi. Bu sosyal norm değerler ve beklentilerin çoğu kere kişi farkında değildir. Ancak gelen mesajlar bu norm ve beklentiler çerçevesi içinde yorumlanır.
3) Fiziksel ortam: İletişim içinde oluştuğu ortamın fiziki özellikleri mesaj ve mesajların yorumunu etkiler. Oda, salon, büro, lokanta vs. de sözlü ve sözsüz iletişim farklı olmaktadır. Bulunulan yerin fiziki konumu ve nitelikleri, yani büyüklüğü ve biçimi, ayrıca rengi, aydınlatma derecesi, ısısı, sessiz ya da tenha olması gibi özellikleri o mekân içinde yer alan iletişimi etkiler. Herkes bu etkiler altında bulunur, ancak, bazıları bunun şuurunda iken bazı insanlar bu durumun farkında olmamaktadırlar. Fiziki özellikleri yerlerin fonksiyonlarıyla ilgili mesajlar taşır. Yasların yapıldığı yerler büyük ve görkemli binalardır. Camiler ve kiliseler bu dinlerin değerlerine uygun yapılardır. Eski Türk evleri de huzurlu ve sıcak mekânlardır. Buna karşılık gece kulüpleri ise loştur.
Kişilerarasındaki mesafe de bir anlam taşır. Kültürden kültüre farklı olmakla beraber genellikle bu mesafe ile samimiyet arasında ters bir ilişki vardır. Samimiyet arttıkça bu mesafe azalır; azaldıkça artar. İlişkilerle mesafeler arasındaki bağı dört kısma ayırabiliriz.
i-Mahrem mesafe: Duygusal bakımdan birbirine çok yakın olan kişiler arasındaki mesafe 30-35 cm lik bir mesafeyi ifade eder.
ii-Kişisel samimi alan (40-80 cm lik bir mesafe): Birbirine karşı kendini yakın ve rahat hisseden insanlar arasında bulunur.
iii-Sosyal mesafe (80 cm 2 m lik mesafe): İşlerin rahat konuşulduğu resmi ilişkilerin yürütüldüğü mesafedir. Memurun amirinden uzak durması bir saygı ifadesi olabilir.
iv-Topluma açık mesafe (2 m den fazla bir alan): Genel mekanlarda, birbirini tanımayan insanlar arasındaki mesafe.
Beşeri ilişkiler açısından mesafe oldukça anlamlıdır. Odasına girdiğimiz kişinin masası çok büyük ve bizden uzaksa (birçok yöneticinin masası böyledir) hele birazda yüksekse bu kişi ile aramızda kişisel ve sosyal manada bir uzaklık hissederiz. Makam sahibi makamının büyüklüğünü bize bu mesafe ile hissettirmek istemektedir.
Sonuç olarak iletişimde ilişki düzeyine ve sözsüz mesajlara duyarlı olmak gerekir. Bunları algılamayan kişiler sözsüz iletişimde sağırdır. İletişim ortamının özelliklerine kördür ve kiminle ne zaman nerede nasıl konuşulacağını da bilmezler. Sözsüz mesajlara duyarlılık kazanmamış, karşısındakinin sadece söylediklerini duyan kimseler beşeri ilişkilerde büyük zorluklarla karşılaşır. Bu sebeple bu kimseler, çoğu kez beşeri/sosyal ilişkilerinde meydana gelen tıkanıklık ve problemlerin de pek anlayamazlar.

6. Din Hizmetlerinde Konuşma ve Dinleme
a) Konuşma çeşitleri şunlardır:
1. Açıklayıcı konuşma
2. Bilgilendirici konuşma
3. Eleştirici konuşma
4. Savunucu konuşma
b) Konuşmayı oluşturan etmenler: Konuşmayı oluşturan etmenleri ve bu konularda alıştırmalarla öğrencilerin kendilerine geliştirmelerini sağlayabilmek için,
1. Ses, boğumlama (telaffuz), Konuşma dinamiği (duygu, düşünce, istek), Sözcük hazinesi, Biçem (üslup) konularında bilgi edinir.
2. Konuşma sesini kullanmadaki becerisini geliştirecek alıştırmalar yapar.
3. Sesteki genel kusurları gidermek için alıştırmalar yapar.
4. Diyafram çalıştırmayla yeterli soluk alıp verme hareketlerini uygular.
5. Soluk denetimi alıştırmaları yapar.
Merak öyle bir şeydir ki, ona karşı ilgisiz kalacak bir kimse yoktur. “Bugün köleliğin yeryüzünün on yedi milleti arasında yaşadığını, biliyor musunuz?.” diye söze başlayan hatip, dinleyicilerinin sadece merakını uyandırmakla kalmamış, üstelik hepsini de sarsmıştı: Kölelik mi? Hem de bu gün? Ve on yedi millet arasında? İnanılır şey değil. Acaba bu milletler, hangi milletlerdir ve kimlerdir? Görülüyor ki, hatip üç beş kelimeyle konu hakkında birçok şeyler söylemiş, sizi meraklandırmış ve bütün dikkatinizi, sözü üzerinde toplamıştır. Bu hareket şekli çok faydalıdır.
c) Konuşmada önemli noktalar: Rasûlullah (s.a.)’ın konuşmasını incelediğimizde bir konuşmada şu özelliklerin olması gerektiğini tespit ediyoruz:
1. Konuşmada San’at Kaygısı Olmamalıdır: Rasûlullah (s.a.) muhatabına tesir eden bir ifâde tarzı ile konuşmuştur. Bu, kendine nübüvvet ve risâlet vazifesi veren, vahyedilenin tebliğini emreden1 Rabbinin açık emridir: “Onlara, içlerine işleyecek, ruhlarına tesir edecek şekilde beliğ söz söyle.” “Ben sözünü zinetleme çabasına düşenlerden değilim”
2. Dürüst Bir Konuşma Olmalıdır: Rasûlullah (s.a.) güzel sözün ve hitabetin büyük rağbet gördüğü bir çevrede, iddiasız fakat mükemmel bir hatip olarak görülmüştür. Konuşurken kekelemek, harfleri, kelimeleri iyi telâffuz edememek, sözü getirememek, medar-ı kelâm kabilinden de olsa uzun uzun “eee” – “m” gibi mânâsız sesler çıkarmak, cümlenin sonunu getiremeyip sözü karıştırmak, dişlerini kenetleyip konuşmak, konuşurken parmak çıtlatmak, sakalını karıştırmak, ellerini oğuşturmak… gibi mânâsız hareketlerde bulunmak Onun konuşmasında rastlanan bir hususiyet değildir. İyi bir hatip için bunların birer kusur olduğu bellidir.
3. Konuşma Açık-seçik Olmalı, Gereksiz Uzatmalardan Kaçınmalıdır: Rasûlullah (s.a.) “cevâmiu’l-kelim (az, öz söz söyleme kabiliyeti) ile gönderildim” buyurur. İbn Hacer Askalânî (852/1448) bu vasfın hem Kur’an’a, hem de hadislere şâmil olduğunu söyler. Gerçekten de Rasûlullah (s.a.)’ın “Ameller niyetlere göre değer bulur” gibi geniş mânâ ifâde eden bir kaç kelimelik hadîsleri vardır. Alî el-Kârî (1014/1605) bu çeşit hadislerin sadece iki kelimelik olanlarından bir “kırk hadis” derlediğini söyler. el-Mesudî (346/957),21 el-Kayravânî (453/-1061) bu hadislerden bir çoğunu bir araya getirmişlerdir. Ancak bu vasfın, bütün hadîslere şâmil olmadığını söyleyebiliriz.
4. Konuşma Edebî Ve Ahlakî Olmalıdır: Rasûlullah (s.a.)’ın konuşmasında edep dışı. utanç verecek çeşitten kelimeler yer almamıştır. Abdullah b. Ömer (73/692) der ki: Rasûlullah (s.a.) tabiat icâbı olarak fena söz konuşan (fahiş) bir kimse olmadığı gibi, böyle konuşmak için kendini zorlayan (mütefahhiş) bir kimse de değildi.”
Aynı konuda Enes b. Mâlik (93/711) şöyle der: Rasûlullah (s.a.) utanç verici sözleri konuşan, lanet eden, söven bir kimse değildi. Azarlayacağı zaman “Ne oluyor ona, alnı toprak olasıcaya?” derdi. Rasûlullah (s.a.) muhatabına bazan “veyhake (yazık sana) şeklinde bir kelimeyle hitap etmiştir. Ancak bu, hakaret mânâsı taşımayan, muhatabı da utandıracak mahiyette bir kelime değildir. Nitekim:
a) Bir sefer esnasında zevcelerinin bindiği develeri koşturarak süren köleye “Yazık sana ey Encese, yavaş ol, (develerin üzerindeki) billur sırçaları kıracaksın” demiştir.
b) Zina ettiğini ve cezasının verilmesini istemek üzere gelen kadına “dön, Rabbinden mağfiret dile”, ve “tövbe et” demiştir.
c) Bedirde oğlu öldürülen kadın, oğlunun cennette değilse, feryad ile ağlayacağını, cennette ise acısına sabredeceğini söylemesi üzerine: “Sadece bir cennet mi var sanıyorsun? Bir çok cennet var. Oğlun ise Cennetul-Firdevste’dir” demiştir.
5— Sözler Dikkatle Seçilmelidir: Rasûlullah (s.a.) konuşurken gelişi güzel değil, ne söylediğine dikkat ederek, söyleyeceği kelimeleri tek tek seçerek konuşmuştur. Bu konuda şu misâlleri vermek mümkündür:
a) Mu’âz b. Cebel (18/639) “Hakkımda en çok korktuğun nedir?” dediği zaman, eliyle ağzım işaret ederek “işte bunu muhafaza et” demiş, daha sonra, insanları, yüzleri üzerine cehenneme sürükleyenin dilleri olduğunu anlatmıştır.28
bl Ebû Hüreyre (59/678) Peygamber (s.a.)’in şöyle dediğini nakleder: “İnsan hiç ehemmiyet vermeden bir kelime söyler, o söz sebebiyle cehennemde yetmiş yıl sürecek olan derin bir çukura yuvarlanır.”
c) Peygamber (s.a.) köle sahiplerine: “Sizden biri abdî, emetî (kulum, cariyem) diye hitap etmesin. Çünkü hepiniz Allah’ın kulusunuz. Kadınlarınızın hepsi de Allah’ın cariyeleridir. Bu sebeple kölelerinize hitap ederken “Oğlum, kızım, yiğidim, hanım kızım” desin demiş, kölelere de: Sizden biri sahibine: “Rabbî, Mevlâye” demesin. Çünkü sizin Rabbiniz, Mevlânız Allah’dır. Bunun üzerine “seyyidî (efendim) desin” emrini vermiştir.30
d) Bera b. Âzib (71/690) Rasûlullah (s.a.)’dan, uykudan önce okuyacağı bir duâ öğretmesini istemiş, bu isteği yerine getirilmiştir. Daha sonra Rasûlullah (s.a.) bu duayı ezbere alıp almadığını kontrol için duayı tekrar ettirmiş. Duanın sonunda “ve nebiyyike” yerine “ve rasûlike” deyince (aynı mânâyı ifâde etmesine rağmen) tashih ederek “ve nebiyyike” dedirtmiştir.31
6. Tane Tane Konuşulmalıdır: Peygamberimiz dinleyenlerin rahat anlayabileceği bir hızla ve tonda konuşurdu.
7. İrticalen Konuşulmalıdr, Kağıttan Okunmamalıdır:
8. Muhataba Göre Hitâbetme Yolu Tutulmalıdır: “İnsanlara akılları nispetinde konuşunuz”

d) Dinlemenin önemi ve dinleme becerileri:
Dinleme bir beceridir. Ve bu beceri birtakım ilke ve yöntemlerle çok daha etkili bir şekilde kullanılabilir. İnsan iletişiminin yaklaşık %90 ı sözel olarak yapılmaktadır. Bu iletişinin ancak yarısı kısa bir süre sonra hatırlanabilir. Aradan daha fazla zaman geçtiğinde ise %20-25 ini bile zor hatırlarız. Bütün bu nedenlerden dolayı etkili dinleme ilke ve yöntemlerini öğrenmek ve bunları uygulamak daha da önem kazanmaktadır. Etkili dinleme sadece söylenilenleri duymak değil, aynı zamanda bu söylenenleri önemli bulmak, kavramak ve değerlendirmektir. Ayrıca etkin dinleme aktif bir süreçtir. Olaya bir de başka boyuttan bakalım. Etkin dinleme öğretmen-öğrenci ilişkilerini de olumlu bir yönde etkiler. Öğretmen genellikle kendini dinleyen ve dinlediğini çeşitli biçimlerde belli eden öğrencilere daha fazla ilgi gösterir ve onlara dönerek konuşur. İki tür dinleme vardır:
1. Anlamak ve Yardımcı Olmak İçin Dinleme
2. Yargılama ve Tuzak Kurmak İçin Dinleme

DİN HİZMETLERİNDE REHBERLİK VE DİNİ DANIŞMANLIK

Dini danışmanlık kavram ve kurum olarak batı kültürüne aittir. Ancak, bu kavramın içerdiği anlam, İslam kültürüne ait tebliğ ve irşat kavramlarını içinde barındırmaktadır. Bu iki kavrama dayalı dini danışmanlık hizmetleri yüzyıllar boyunca cami ve tekkeler bünyesinde verilmiş, bugün de imam-müftü ve vaizler tarafından informel olarak sürdürülmektedir. Bu çalışmada şu sorulara cevap aramaya çalışacağız:
- Kuramsal olarak batıda doğan dini danışmanlık kavramının, İslam kültüründeki dayanakları nelerdir? Günümüz İslam toplumunda bu kurum, hangi alanlarda nasıl uygulanacaktır?
- Dinin bizatihi kendinden veya yorumundan kaynaklanmayan, günlük hayatın gereği olarak ortaya çıkan problemlerin çözümünde dinin sunduğu çözümler nasıl kullanılabilir?

1. Rehberlik ve Dinî Danışmanlık Kavramları
Rehberliğin çok çeşitli tanımları yapılmıştır. Örnek olarak; “Rehberlik, gizilgüçlerini ve niteliklerini anlaması ve bunların toplumsal gerekliliklerle ve fırsatlarla daha etkili biçimde ilişkilerini kurması, toplumsal ve moral değerlerle uyum halinde yaşaması için, bireye eğitim ve yorumlama yolu ile yapılan sistematik ve profesyonel bir yardımdır” (Matthewson, 1962, S: 141).”Rehberlik, sorunlarını çözmesi ve içinde yaşadığı toplumun özgür ve sorumlu bir üyesi olabilmesi için bireye yardımcı olacak deneyimler kazandırma programıdır” (Glanz, 1974; S: 39). “Rehberlik, bireye kendini ve çevresini anlaması ve bu yolla gizilgüçlerini kullanabilmesi için yapılan yardım sürecidir” (Peters ve Shertzer, 1969, S: 35).
Yukarıdaki tanımları incelersek, rehberliğin bireyde gerçekleştirmeye çalıştığı amaçlarını şu şekilde özetleyebiliriz: 1. Kendini tanıması, 2. Çevrede kendisine açık olan fırsatları öğrenmesi, 3. Gizilgüçlerini geliştirmesi, 4. Çevresine uyum sağlaması. Belirtilen bu amaçların ilk ikisinde, “Bilgi verme” diğer ikisinde de “Psikolojik danışma” vurgulanmaktadır.
Dini danışmanlık ise, davranış uyumunu ve davranış değişikliğini kolaylaştırmak amacıyla, dini kaynakları ve danışma tekniğini kullanarak kişinin kendisiyle ve bireyler arası olan ilişkilerinde işlev (fonksiyon) bozukluğuna yol açan duygusal rahatsızlıkların uzmanlarca teşhis ve tedavisidir.
Türkiye’nin farklı bölgelerinden hizmet içi eğitim amacıyla Kastamonuda toplanan imamlar üzerinde lisans düzeyinde yapmış olduğumuz bir çalışmada da imamların %64’ünün cemaatleriyle cami dışında da görüştükleri, %23’ünün namazlardan sonra düzenli olarak sohbet toplantıları yaptıkları, %10’unun ise düzenli ev toplantıları yaptıkları sonucu ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada imamların sadece %3’ünün cami dışında cemaatiyle ilişkisinin zayıf olduğu belirlenmiştir. Araştırmamızın sonuçlarında imamların, toplumun kendisine ihtiyaç duyduğu her yerde bulunmak zorunda olduğu, hastalıkta, ölümde, düğünde, nişanda ve tüm problemlerinin çözümünde cemaatinin yanında olduğu ve adını koymasak bile dini danışman olarak görev yaptığı belirlenmiştir .
Din görevlilerinin görev alanlarıyla ilgili olarak yapılan farklı çalışmalara dayanarak söz konusu danışmanlığın daha çok inanç ve ibadetle ilgili konularda bilgi verici danışmanlık, aile içi ilişkilerde yaşanan problemlere, sosyal hayattaki ilişkilerde uyumsuzluk ve çatışmalar, ölüm ve hastalık anlarında moral destek çerçevesinde sürdürüldüğünü söylemek mümkündür .

2. Din Hizmetlerinde Rehberlik ve Dinî Danışmanlığın Önem Ve Gerekliliği
Rehberlik danışma çeşitli nedenlerle uyum sıkıntısı çeken kendini yalnız hisseden, başarısız ve değersiz gören kimselerle sorunlarının kaynağını ve çözüm yollarını görmede yardımcı olur. Ancak bu hizmetten kendini tanımak ve anlamak isteyen kimseler yaralanabilir.
İnsanlar birlikte yaşadıkları sürece danışmanlığa ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaç insanın yaratdılışından kaynaklanan özelliklerinden kaynaklanır. Kişi hayatı tanımaya anne ve babasının rehberliğinde başlar. Onun en yakınında bulunanlar, danışma faaliyetlerini bu insan yavrusu kendi başına ayakta durabileceğini gösterinceye kadar devam ettirirler. Hayatının ilerleyen aşamalarında insanoğlu, zaman zaman yoğunlaşarak, zaman zaman daha az, ama her zaman danışmaya ihtiyaç duyar. Yaşı ve tecrübesi ne kadar çoğalırsa çoğalsın insanların tek başlarına hareket edemeyecekleri alanların varlığı bir gerçektir.
Kişilik gelişimini tamamlamış olsa da bireylerin tek başlarına hareket etmekte zorlandıkları ve danışmaya ihtiyaç duydukları alanlardan birisi de dini hayattır. İnsanlar, içinde bulundukları hayata ilişkin bazı sorular sorarlar ve bu soruların cevaplarının bir kısmını dinde bulurlar. Sorularına cevap buldukları dinin inanç esaslarını kabullenirler. Kabullendikleri esaslar çerçevesinde de hayatlarını düzenleme gayreti içindedirler.
Ancak, bu çaba içinde gerek bilişsel açıdan gerekse inanç-uygulama çatışmasından kaynaklanan problemlerle karşılaşma her zaman için söz konusudur. İşte, psikolojik danışma ve rehberliğin klasik sürecinden ayrılarak, bu tür insanların problemlerine çözüm getirmeyi hedefleyen dini danışmanlık uygulamaları bu noktada karşımıza çıkar.

3. Din Hizmetlerinde Rehberlik ve Dinî Danışmanlık Alanları
Dini danışmanlık, kavramın çıkış noktası olan Hıristiyan kültüründe çok geniş bir alanda kullanılmaktadır. Akıl ve ruh sağlığında dini gelenek, eğitim geleneği, vaaz geleneği, tıbbi gelenek bir birinden bağımsız olarak kurumsallaşmış alanlardandır . Bu çerçevede dini danışmanlık, klinik psikoloji ile birlikte kilise bünyesinde, aile ilişkileriyle ilgilenen sosyal kurumlarda, hastanelerde, yaşlı bakımevlerinde uygulama alanı bulmaktadır.
İslam kültürü çerçevesinde toplumumuzda karşılaşılan problemleri de göz önünde bulundurarak dini danışmanlığın uygulama alanlarını şu şekilde belirledik:
1. Örgün Eğitim Süreci İçinde Dini Danışmanlık Uygulamaları
2. Örgün Eğitim Sonrası Dini Danışmanlık Uygulamaları

4. Rehberlik ve Dinî Danışma İlkeleri
1. Sistematik Duyarsızlaştırma: Wolpe tarafından geliştirilen bu tekniğin amacı, herhangi bir uyarıcı ile korku veya kaygı tepkisi arasındaki çağrışım bağını çözerek korku tepkisini söndürmektir. Bunun için danışan güven verici, rahat bir ortama yerleştirilir. Kendini huzurlu ve gevşemiş olarak hissettiği sırada, korku yaratan uyarıcı en az korku uyandıran dozda verilir. Korku tepkisinin görülmemesi halinde uyarıcının dozu yavaş yavaş artırılır. Bir basamakta korku tepkisi görülürse bir önceki basamağa dönülür ve bu işleme uyarıcının korku tepkisi uyandırmadığı duruma gelinceye kadar devam edilir.
2. Biçimlendirme (Shaping): Bu tekniğin özü, öğrenilmesi istenen davranışı adım adım pekiştirerek öğretmektir. Bunun için öğrenilecek davranış basit tepki basamaklarına ayrılır. En basit tepkinin verilmesi halinde kişi hemen ödüllendirilir ve tepkinin tekrarlanma olasılığı artırılmaya çalışılır. Bir basamakta başarı elde edilince bir sonraki basamağa geçilir ve davranış tam olarak yerleşinceye kadar bu işleme devam edilir.
3. Taşırma (Flooding): Bu teknik sistematik duyarsızlaştırma tekniğinin tersi olup yapılan işlem danışanı korktuğu uyarıcı ile yoğun biçimde karşı karşıya bırakmaktır. Kişi korku uyandıran duruma tekrar konulduğunda yanında terapistin bulunması eskisi kadar korku duymamasına yardımcı olmakta ve kişi uyarıcıda korkulacak birşey olmadığını yaşayarak öğrenebilmektedir.
4. Atılganlık Eğitimi (Assertiveness training}: Şalter tarafından geliştirilen bu tekniğin dayandığı sayıltı, insanların duygu ve düşüncelerini açıkça ifade edemedikleri ve birbirlerine sahte davrandıklarını göstermektedir. Medeni cesaret de diyebileceğimiz atılganlık eğitiminde terapist danışanı, duygularını açıklamaya, isteklerini açıkça ifade etmeye teşvik eder ve istenilen davranışları gösterdikçe onu pekiştirir. Özellikle okullarda çekingen öğrencilere uygulanabilecek bir tekniktir. Voltan (1980) hemşirelik Öğrencilerine ve Topukçu (1981) bir kasabada ilkokul öğrencilerine bu tekniği uygulayarak yaptıkları deneysel araştırmalarda, bireylerde atılgan davranışlar geliştirilebileceğini ortaya koymuşlardır.
5. Kaçınma (Aversion terapi): İstenmeyen davranışların ortaya çıkma olasılığını azaltmak ya da söndürmek için davranışın her ortaya çıkışında nahoş bir uyancı vererek kişiyi cezalandırma “Kaçındırma” olarak adlandırılır. Yalnız cezanın uygulanışında yan etkilerinin olmamasına dikkat “edilmelidir.
6. Model Gösterme (Modeling): İnsanlar, birçok davranışları, başkalarını gözleyerek ve taklit ederek öğrenmektedirler. Sosyal öğrenme kuramının temsilcisi Bandura’ya göre, istenilen davranışı geliştirmek için, davranışın uygun bir modelini göstermek ve kişinin bu davranışı taklit etmesi halinde aşama aşama pekiştirmek gereklidir. Tabii davranışın yerleşmesi, modelin önemli kişi olması, kişinin önce benzer davranışa sahip bulunması ve davranışı hemen tekrarlama olanağına sahip olması halinde daha çabuk gerçekleşmektedir.

Rehberlik ve Dinî Danışmada Kullanılan Yöntem Ve Teknikler

Danışman, psikolojik danışma oturumlarında danışanın konuşmalarına ve suskunluğuna çeşitli tepkiler verir. Bu tepkiler uygun ve yerinde kullanıldığı takdirde danışanı daha çok konuşmaya ve kendini açıklamaya teşvik edebilir. Danışma durumlarında danışmanların kullandıkları tepki türlerinden bazıları aşağıda kısaca özetlenmiştir:

1. Açıklama: Danışanın ifade ettiği duygu ve düşünceleri daha anlaşılır hale getirmek için verilen tepki “açıklama”dır. Açıklama, içeriğin ve duygunun açıklanması olmak üzere iki kısma ayrılabilir. İçeriğin açıklanması danışanın ifade ettiği düşüncelerin berraklığa kavuşturulması için verilen tepkidir.
Duyguların açıklanması ise danışan tarafından bulanık bir şekilde ifade edilmeye çalışılan duyguların adlandırılması ve açıklığa kavuşturulmasıdır. Açıklama danışanın ifade ettiği cümle ya da cümleciklerin düzene konması şeklinde olabildiği gibi, duygu ve düşüncenin farklı cümlelerle yeniden ifadelendirmesi şeklinde de olabilir. Bu yolla danışman danışanı dinlediğini ve anlamaya çalıştığını ifade etmiş olmaktadır. Danışman danışanın söylediklerini aynı kelimelerle ya da aynı anlamı veren başka kelime veya cümle ile yeniden ifade ettiği zaman, belli bir düşünceye dikkatini çekmekle yetinmekte, düşünceler arasındaki ilişkileri ya da çelişkileri gösterme gibi bir amaç gütmemektedir.

2. Onaylama: Danışanın söylediklerini baş sallayarak, “hımm, yaa. evet” diyerek tepkide bulunmaktır. Güdümsüz danışmanların kullanmayı tercih ettikleri onaylama tekniği, danışmanın danışanı dinlediği ve anlamaya çalıştığı mesajını vermeli ama onun her söylediğini doğru bulduğu anlamına gelmemelidir.

3. Duyguları Yansıtma: Rogers (1951) yansıtmayı danışanın bakış açısını anlamak ve bu anlayışı ona iletmek olarak tanımlamaktadır Daha çok güdümsüz danışma yöntemini benimseyen danışmanların kullandığı bu tekniğin danışanı duyguları üzerinde daha çok konuşturma, duygusal boşalımı sağlama gibi yararları da vardır. Duyguların doğru olarak yakalanıp yansıtılması güçlü bir empatik anlayış, sabırla, dikkatle dinleme ve tecrübe gerektirir. Aceleci danışmanların çok kere yüzeysel bir anlayışla yanlış yansıtma yapmaları olasılığı vardır. Öte yandan, duyguların yansıtılması zaman zaman yorum tekniğine çok yaklaşabilmektedir. Eğer danışman danışanın kavrayışının çok ötesine geçer ve henüz onun kabule hazır olmadığı duyguları yansıtırsa danışanın direnci ile karşılaşma olasılığı fazladır. Bunun için duyguları yansıtırken danışanın kendini kabule hazır oluş düzeyini dikkate almak gereklidir.

4. Yüzleştirme: Danışanın sözleri arasındaki tutarsızlıklara ya da sözleri ile davranışları arasındaki çelişkilere dikkat çektiği zaman danışman “Yüzleştirme” yapmış olmaktadır. Bir kimsenin vücut dili (jest ve mimikler, terleme ve kızarmalar) onun söylediklerini yalanlayabilir. Danışmanın danışanı her yönden, önce dikkatle gözlemesi ve yakaladığı bağdaşmazlık durumlarını yansıtması onun içgörü kazanmasına yardımcı olur, Ancak burada da danışanın duygusal gelişim temposunu göz önde bulundurmak gereklidir.

5. Yorumlama: Yorum, danışanın ifade ettiği duygu, düşünce ve olaylar arasında bağlantılar kurma ve davranışlarının, farkında olmadığı duygusal nedenlerini gösterme tekniğidir. Bu tekniğin amacı danışanın, derindeki duygularının farkına varmasına ve duyguları ile davranışlarını bütünleştirmesine yardımcı olmaktır. Yorumlama tekniği bir anlamda yansıtma tekniğine benzemektedir. Bir danışman danışanın kapalı ve dolaylı olarak ifade ettiği ya da vücut dili ile açığa vurduğu duygularını farkedıp yansıttığı zaman bir anlamda yorum yapmış olmaktadır. Danışman elinde yeterli veri olmadan yorum yapmaya kalkmamalıdır Yorumlamaya erken başlamak ve bunu sıkça yapmak danışanı danışmana bağımlı kılabilir. Gerçek bir içgörü geliştiği zaman kişi yorumunu kendisi yapabilecek hale gelir. Danışman yorumlarını kesin bir dille ifade etmekten kaçınmalı ve danışanın anlayış düzeyinin üzerinde yorumlar yapmaktan kaçınmalı, bazı yorumları danışan tarafından reddedildiği zaman ısrar etmemelidir. Yorumlama genellikle psikanalitik yönelimli terapistlerle kısmen danışandan hız alan danışma tekniğini benimseyen danışmanların kullandıkları bir tekniktir.

6. Destekleme: Destekleme, danışanı, duygu ve düşüncelerini incelemeye, kendini tanımaya ve değişik davranış tarzlarını denemeye teşvik etmektir. Danışana probleminin sadece kendisine özgü olmadığının, şikayetlerinden kurtulabileceğinin, kendisinin zayıf, güçsüz, yetersiz olmadığının, çalıştığı takdirde başarılı olabileceğinin söylenmesi desteklemeye örnek olarak verilebilir. Destekleme tekniğinin sık sık kullanılması halinde fayda yerine zarar getirmesi söz konusudur. Danışanın şikayetlerini, kendisine ve çevresine karşı tutumunu iyice anlamadan destekleyici konuşmalar yapmak, onda, yeterince anlaşılmadığı ve kendisinin hafife alındığı duygusu uyandırabilir. Rogers(1951)’e göre böyle bir yaklaşım danışana karşı saygısızlık işareti sayılabilir. Destekleme tekniğini kullanırken danışanın olgunluk düzeyini, şikayetlerinin yoğunluk derecesini dikkate almak gereklidir,

7. Cesaret Verme: Destekleme tekniği ile benzerlik gösteren cesaret verme tekniği danışanı yetersizlik ve değersizlik duygusundan kurtarıp kendine güven kazanmasını sağlamak amacı ile kullanılmaktadır. Danışana, kendini tanıma, anlama ve yönetme konusundaki girişimlerinin yerinde olduğunu söylemek ve bu yolla davranmaya teşvik etmek cesaret vermek, yüreklendirmek olarak nitelendirilmektedir, Ancak bunu yapmak için danışman danışanın gerçekten teşvik edilecek olumlu davranış belirtileri gösterdiğinden emin olmalıdır. Aksi halde cesaret verici tepkiler danışanı yerli yersiz pohpohlama şekline dönüşebilir.

8. Soru Sorma: Soru iki kişinin sözel iletişimde bulunduğu hemen her durumda kullanılan bir tekniktir. Psikolojik danışma oturumlarında da danışman bazı hallerde danışana soru sorabilir. Benjamin (1974), danışmanın, danışanı iyi duyamadığı, söylediğini anlayamadığı, ya da danışanın bir düşüncesi, tutumu veya davranışı hakkında daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak istediği zaman soru sorabileceğini belirtmektedir. Bazen uzun süren bir sessizliği de bir soru ile bozmak gerekebilir. Böyle durumlarda sorulan yerinde sorular danışana karşı samimi bir ilginin işareti olup danışanı konuşmaya teşvik edebilir. Ancak soruların belli bir cevaba zorlayıcı, kapalı uçlu sorular olmaması gereklidir. Çünkü böyle soruların cevabı kısa olacağı için yeni bir sorunun sorulmasını gerektirir ve giderek psikolojik danışma bir tür sorgulamaya dönüşebilir. Danışana sorulacak sorular “Böyle bir durumda ne hissettiniz? Beni kullanıyor dediniz bununla ne kastettiniz?” gibi, cevabı açık bırakılmış, danışanı konuşmaya ve kendini ifade etmeye olanak verecek tipte olmalıdır. Ayrıca sorunun açık ve anlaşılır olmasına da dikkat edilmelidir.

9. Bilgi Verme: Psikolojik danışma oturumlarında bazan danışanın belli bir olgu hakkında bilgiye ihtiyacı olabilir. Aslında bilgi verme rehberlik hizmetlerine özgü bir işlev olup psikolojik danışma bilgi verme işi değildir. Bununla birlikte, danışan belli bir konuda bilgi isterse, psikolojik danışmanın bilgi vermek demek olmadığını ileri sürerek danışanı bilgi kaynağına göndermek o anda danışmanın akışını durdurabilir. Çünkü danışanın sorunu o bilgiyi edinmekle çözülebilir ya da başka bir yöne çevrilebilir. Onun için danışman, elinden geldiği kadar, istenen bilgiyi sağlamaya çalışmalı, ama bunu yaparken psikolojik danışma yapmadığının bilincinde olmalıdır.

10. Tavsiye Verme: Psikolojik danışma başkalarına akıl verme, tavsiyede bulunma işlemi değildir. Ancak, psikolojik danışma sırasında danışana tavsiye vermeyi gerektiren durumlar ortaya çıkabilir. Özellikle başkalarının görüşüne önem veren bağımlı danışmanlar tavsiye almak için danışmana başvurmaktadırlar. Böyle bir istek geldiği zaman ve danışman da danışanı yeterince tanımış ve bazı hareket tarzları belirlemişse, tavsiye vermekte bir sakınca olmayabilir. Ancak danışanı iyice anlamadan tavsiye vermeye kalkışma ve bunu çok sık yapma danışanda bağımlılığı artırabilir. Bazen bu tarz bir davranış kendini anlatma ihtiyacında olan bir danışanda öfke ve hayal kırıklığı uyandırabilir.

Rehberlik ve dini danışmada kullanılan yöntem ve tekniklerin faydalarını şöylece sıralayabiliriz:
1. Bedensel, zihinsel, duygusal vb yönlerden özelliklerini tanımalarına ve kabul etmelerine
2. İnsanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilmek için gerekli becerileri kazanmalarına ve yaşama karşı olumlu bir tutum geliştirmelerine,
3. Kişisel gelişimleri için kendilerine açık olan fırsatları, okul ve okul dışındaki eğitim olanaklarını, meslekleri, iş dünyasını ve toplumun beklentilerini tanımalarına,
4. Amaç belirleme, sorun çözme, karar verme, tercih yapma, sorumluluk alma gibi yaşam becerilerinde yeterlilik ve kendine güven kazanmalarına,
5. Yaşantılarını bir bütün olarak değerlendirerek bir yaşam felsefesi geliştirmelerine,
6. Toplum gerçeklerini de göz önüne alarak, kendilerine uygun üst öğrenim programlarını, iş ve meslek tanıyıp seçmelerine, yardımcı olabilir.

DİNİ REHBERLİK VE DANIŞMANLIK DİYALOG ÖRNEKLERİ

ÖRNEK 1:
Namaza devam edememe konusunda problem yaşayan bir öğrencinin danışmanla diyalogu:
Ali: Benim namaz kılmamak gibi bir sorunum var. Ara sıra namaz kılıyorum, ama sürekli olmuyor.
Danışman: ….(susma) (Danışman danışanın yüzüne, dinlediğini belirten bakışlarla bakar.)
Ali: Namazın dinimizdeki önemini anlıyorum. Gerekliliği, faydaları hepsi tamam. Ama uygulamada sıkıntılarım var. Keşke namaz konusunda bütün anlatılanları yerine getirebilsem.
Danışman: Namazlarınızı devamlı kılmak istiyorsunuz, ama bazı problemlerden dolayı bunu başaramıyorsunuz. (Tekrarlama ). (Danışman danışanın sözlerini toparlayarak onu dinlediğini belirtiyor.)
Ali: Evet öyle.
Danışman: Problemi biraz daha açıklar mısın? (Genel Yedme) (Danışman deştirme yöntemi ile danışanı konuşturmaya, böylece asıl probleme yaklaşmaya çalışıyor.)
Ali: Namazı devamlı kılamıyorum demiştim ya, işte asıl sorun o. Bir vakit iki vakit kılıyorum. Sonra ağır geliyor. Sıkılıyorum. Kılmadığım zamanda vicdan azabı duyuyorum. Çevremdeki insanlar da söyleniyorlar. Hem Kuran kursuna gidiyorsun hem de namaz kılmıyorsun diyorlar. Bu beni daha da bunaltıyor. Her zaman abdest al, namaz kıl. Bir müddet sonra sıkıcı geliyor.
Danışman: Namazın gerekliliğini biliyorum demiştin ama şimdi sıkıcı diyorsun. Bunda bir çelişki yok mu sence? (Reddetme, soru sorma) (Danışman danışanın içerisinde bulunduğu ikilemi ortaya koyuyor. Böylece danışan problemini daha net hale getirebilecek.)
Ali: bilmem, yazın sıcak örtünmek zor. Kışın soğuk, abdest almak zor.
Danışman: Peki sıkıcı olan namaz mı yoksa namaz kılmak için gerekli olan şartlar mı? (Deştirme,Soru sorma).
Ali: Aslında ben hiç bu tarafını düşünmemiştim. Sanırım beni sıkan namaz için gerekli olan şartlar.
Danışman: Yani bu şartlar kolaylaşırsa namaz kılmak için engelin kalmayacak (Tahlil-açıklama).
Ali: Nasıl? Şartlar nasıl kolaylaşacak ki?
Danışman: Yazın örtünmek kışın soğuk demiştin, bu şartları iyileştirebilirsin. Bak, dinini hayatı için elinden gelen kolaylığı sen yapacaksın. Eğer gerçekten ibadetlerini yapamamak seni üzüyorsa onları yapılabilir hale getirebilirsin. Mesela, kışın üşümek istemiyorsan abdest almak için sıcak su kullanabilirsin. Yazın sıcaktan örtemiyorsan namaz kılmak için vantilatör açabilirsin. (Teşvik).
Ali: ……….(düşünceli bir ifade ile başını sallayarak) bunları düşüneceğim.
Danışman: Bir sonraki görüşmemize kadar bu tavsiyeleri uygulayabilirsin. Başka şeyler de bulabilirsin. Bana kalırsa sen bunun üstesinden gelebilirsin. (Cesaretlendirme). (Danışman danışanın içinde bulunduğu soruna bir çözüm üretebilmesi için onu cesaretlendiriyor)

ÖRNEK 2:
Ahirete iman konusunda problem yaşayan bir öğrencinin danışmanla diyalogu:
Bekir: Ben Allah’a inanan bir insanım. Onun varlığına birliğine iman ediyorum. Ancak bazen aklımı kurcalayan düşünceler oluyor. Bu düşüncelerden dolayı kendimi suçlu gibi hissediyorum.
Danışman: Anlıyorum (basit kabul).
Bekir: Kursa gideli çok şey öğrendim. İman esaslarını işlerken Ahirete iman konusunda bazı noktalar beni düşündürdü. Bunları düşünmek istemiyorum ama aklıma geliyor.
Danışman: buraya kadar anlattıklarınıza göre Allah’a iman eden birisiniz. Ancak bazı noktalarda sizi rahatsız eden düşünceleriniz var .(Tekrarlama).
Bekir: Evet öyle.
Danışman: Sizi rahatsız eden bu düşünceleri biraz açıklayabilir misiniz? (Genel Yedme).
Bekir: Aklıma takılan şey ahrete iman noktasında. Bir gün herkes ölecek hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz. Bedenimiz toprağa gömülecek ve çürüyecek. Asırlardır milyonlarca insan bu şekilde ölüp gitti. Bir gün hesaba çekilmek için yeniden diriltileceğiz. Peki, onca insan çürüyüp giden bedenler, nasıl bir araya gelecek bizden önce yaşamış milletler hepsi nasıl tekrar diriltilecek?
Danışman: yani Allah’ın bu kadar büyük bir olaya nasıl güç yetireceğini düşünüyorsun ve işin içinden çıkamıyorsun. Doğru anlamış mıyım? (Aydınlatma).
Bekir: Evet. Aslında bunları düşünmek istemiyorum, Allah’a inanan biri olarak bunları düşünmekten utanıyorum ama aklıma geliyor.
Danışman: Bunları düşünmek suç değil hem bu tür düşünceler imanın bir göstergesi. Tabii ki düşüneceğiz sorgulayacağız. Yalnız, bu güne kadar hepimizi yarattığına inandığın Allah’ın tekrar yaratmaya gücü yetmez mi? Bu düşüncelerinde bir çelişki yok nu sence (Yansıtma).
Danışman danışanı dinledi, problemi anlayabilmek için danışanın konuşmasını daha iyi açılmasını sağlayacak teknikler kullandı. Danışanın birbirine ters düşen düşüncelerine yansıtma tekniği ile ortaya koydu. Böylece danışan içinde bulunduğu durumu daha sağlıklı değerlendirebilecek.
Bekir: aslında dediğinizde haklısınız. Düşüncelerimde çelişki var. Tıpkı Nasrettin Hocanın doğuran kazanı gibi doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne niçin inanmıyorsun demiş ya.
D: Ahiret, gelecek konusunda bize söylenenlerden ibaret… Bunu yaşamadığınız için size mümkün olmayan bir şey gibi geliyor. Oysa doğumu yaşadınız ve her ana doğan canlıda bunu görüyorsunuz. Onun büyüdüğünü geliştiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Ama ölüp gidenlerden ses seda yok onlar hakkında bilgilerimiz bize gelen rivayetlerden oluşuyor. Bu sizi ikna etmeye yetmiyor? Yanılıyor muyum acaba? (Tahlil- Açıklama)
Bekir: Benim sözlere dökemediğiniz düşüncelerimi dillendiriyorsunuz. Evet, kısaca böyle.
Danışman: Kuran okuyor musunuz? (Deştirme)
Bekir: Evet okuyorum.
Danışman: Peki mealini okuyor musunuz?
Bekir: Hayır çok okumadım. Yalnızca namaz surelerinin anlamlarını biliyorum.
Danışman: Allah-u Teâlâ Kuran’da bu konudan sık sık bahsediyor. Allah bir ayeti kerimede insanoğlun yaratılışını unutarak “O çürümüş kemiklere kim diriltir ki? Dediğini, buna karşılık Allah’ın da “Onları ilk defa inşa eden diriltir ve o her yaratmayı bilir” şeklinde karşılık verdiğini bildiriyor.
Bekir: Ne güzel konuştunuz içime su serptiniz. Peki, bana ne önerirsiniz?
Danışman: Size önerebileceğim şey bu konu ile ilgili yazılan kitaplardan temin edip okumak ve kurs hocanızla bu durumu paylaşıp ondan da yardım istemeniz olabilir. (tavsiye) bir sonraki görüşmemize kadar dediklerimi düşünün. Ben sizin bunun üstesinden gelebileceğinize inanıyorum (güvence Verme).
Diyalog, danışmanın henüz farkında olmadığı düşüncelerin açıklanması ile devam etti. Danışman bilgi edinmek için danışana iki soru sordu. Bazen danışmanların eksikliğinden kaynaklanabilir. Bu noktada danışman gerekli bilgiyi vermelidir. Bu diyalogda da danışman Kuran’dan örneklerle danışanı bilgilendiriyor. Danışanın konuyla ilgili öneri istemesi üzerine birtakım tavsiyelerde bulunuyor. Son olarak güvence verme tekniği ile danışanı destekliyor.

ÖRNEK 3
Din öğretimi sürecinde benzeri yaşanmış bir kurgu da burada örnek olarak verilebilir: Ayşe, lise birinci sınıfta okumaktadır ve yaşadığı bir çatışmayı din kültürü öğretmeniyle paylaşmaktadır. Öğretmen bu iletişimde danışman rolündedir:
Ayşe- Allah’ı her şeyden çok seviyorum. Ancak şunu belirtmeliyim ki, içinde bulunduğum duygularımla onu üzmekteyim.
Danışman- Bu duygularının, senin Allah’a olan sevgine ters düştüğünü mü düşünmektesin? (Ayşe’nin içinde yaşadığı çatışmayı yansıtmaya gayret etmektedir.)
Ayşe- Son zamanlarda, kendimi gerçekten Allah’a yakın hissedememekteyim. Dua edemiyorum. İbadet edemiyorum ve dualarımın kabul edilmediğini hissediyorum. Bunun sebebinin işlediğim günahlar olduğunu anlamama rağmen problemimi çözmek için gerekli gücü kendimde bulamıyorum.
Danışman- Siz, dua ettiğinizde ve ibadet ettiğinizde işlerinize müdahale eden bir gücün baskısı olduğunu mu hissetmektesiniz? (Günaha sebep olan olayı anlatmaya teşvik etmektedir.)
Ayşe- Gençlik yıllarımdan beri derin bir üzüntü içindeyim. Annem babamdan ayrıldı. Sonra babamı kaybettim. Evimiz o zamandan beri huzurlu olmadı. Ben her zaman, “bunlar bana niçin yapıldı?” sorusunu soruyorum. Bazen hayata devam etmenin bir faydası olmadığını düşünüyorum ve artık gerçekten hiç kimse için önemli olmadığımı hissediyorum.
Danışman- Birçok insan, artık onunla kimsenin ilgilenmediğini hissetmesi halinde hayata devam etme konusunda güçlükler hissetmektedir. (Ayşe’nin söylediklerine vereceğimiz bir çok cevap vardır. Ancak danışman, Ayşe’nin duyguları üzerinde konsantre olmayı ve daha sonra aile problemlerini araştırmayı tercih etmiştir.)
Ayşe- İtiraf etmekten utanıyorum ama intihar etmeyi bile düşünüyorum. Bu kadar ümitsizlik içinde olduğumdan dolayı Allah’ı unutmuş gibiyim. Kur’an’da, Allah’ın yardımıyla her sıkıntının aşılacağının söylendiğini biliyorum. Dua ve sabır ayetlerini okuyorum. Ancak hiçbir işe yaramıyor. O kadar umutsuzum ki ne yapacağımı bilemiyorum.
Danışman- Bir taraftan davranışlarınla Allah’ın istediklerini yapmamış olarak kendini mutsuz hissetmekte diğer taraftan dinin seni başarısız hale getirdiğini hissetmektesin. (Allah’tan beklediklerini, kendi ifadelerinin ötesine gitmeden belirlemeye gayret eder. Onun tarafında zamanından önce bir red durumunun ortaya çıkmasını önlemek için Allah kelimesi yerine din kelimesini kullanmıştır.)
Ayşe- Beni en çok üzen, artık evden dışarı çıkma isteğimin kalmamasıdır. Gerçekten öyle yapmadıkları halde insanları hep benim hakkımda konuşuyorlarmış gibi hissediyorum. Camiye veya insanların bir arada bulundukları hiçbir yere gitmek istemiyorum. Gerçekten böyle davranmak istemiyorum, daha kötü olacağımı biliyorum ama bir şey yapamıyorum.
Danışman- Anladığım kadarıyla giderek yalnız bir kurt haline geliyorsunuz.
Ayşe- Sanırım başka bir şeyi daha izah etmem gerekecek. Altı ay öncesine kadar bundan daha iyiydim. Altı ay önce erkek arkadaşım benden ayrıldı. (Danışman, daha önce yapılan konuşmaların seyrine göre bir takım tavsiyelerde bulunsaydı bu durum ortaya çıkar mıydı?)
Danışman- Oldukça güç bir durum bu. (Sıkıntısını anlamaya çalışır.)
Ayşe- Bunun benim için Allah’ın bir tercihi olduğundan çok eminim. Onun için çok dua ettim ve Allah da bana bunun doğru bir seçim olduğunun işaretini verdi. Bu iş olmayacağı halde Allah bana niçin onun bana uygun olduğunu düşünme fırsatını verdi? (Allah’a karşı isyanının ve gücenmesinin gerçek tabanı şimdi ortaya çıkmıştır. Allah’la iletişim kurmada yaşadığı sıkıntıyı ortaya koymaktadır.)
Danışman- Allah’ın niçin bu şekilde seni imtihan ettiğini düşünüyorsun. Bu durumun, Onun adaletine ve esirgeme sıfatına uygun olmadığı düşüncesini taşımaktasın. (Bu ilişki sonucunda artık Ayşe, Allah’tan beklentilerini rahatça anlatacak konumdadır. Dikkat ediniz, danışmanın anlayışının temelinde duygular bulunmakta ve yaşanan problem konusunda kendi görüşü yer almamaktadır.)
Danışan, çevresiyle olan ilişkilerinde yaşadığı problemleri din kaynaklıymış gibi yansıtmıştır. Danışman, kendisine getirilen problemi hemen çözmeye çalışıp tavsiyelerde bulunma yolunu seçmemiş, danışanın kendi hissettiği duygular üzerinde yoğunlaşmasını sağlayarak problemin tabanına inmeyi başarmıştır.

ÖRNEK 4:
Bir Cuma günü vaiz efendi vaazın ortasında bir gürültüyle irkilir. Ne oluyor derken cemaatinden Mehmet Amcanın: Çocuklar! Çabuk dışarı çıkın burası cami, oyun yeri değil ‘’ diye bağırdığını işitir. Çocukların bir kısmı onu duymuş dışarı doğru kaçışırken bir kısmı konuşmalarına devam ediyorlar. Vaiz, çocukların caminin dışına çıkacak olmasından rahatsız olmuştur.
Bir şeyler söylemesi gerektiğini düşünerek ‘’Çocuklar! Bir dakika! Sizler şöyle arakalardan ön saflara doğru gelin bakim sizler için de ilginizi çekecek güzel şeyler anlatacağım der.
Daha sonra Mehmet amcaya dönerek: Mehmet Efendi mümkünse namazdan sonra biraz görüşelim, bu çocukları şimdilik camide kalmalarına müsaade et’’ der. Namazdan sonra vaiz, Mehmet Amcayı odasında kabul eder. Halini hatrını sorduktan sonra odasında bulunan bisküvi ve meyve suyundan ona ikramda bulunur. Odada beraber otururlar,
Vaiz: Mehmet amca öğrenmek istiyorum. Vaaz esnasında çocuklara bağırmanın sebebi nedir. Evde bir sorunun mu var? Evlatların sana rahatsızlık verecek bir şey mi yaptılar? Yoksa bu çocuklar seninle alay mı ediyorlar? Merak etme benim herhangi bir işim yok, vaktim müsait uzun uzun sohbet edebiliriz.
Mehmet Amca: Bak vaiz bey bilirsin ben seni severim. Vaazlarını da kaçırmamaya gayret ederim. Ama bu çocuklar!
Vaiz: Beni sevdiğinin farkındayım. Vaazlarımı da gözlerimin içine bakarak can kulağıyla dinlediğini biliyorum. Çocukların seni niye rahatsız ettiğini öğrenmek istiyorum.
Mehmet Amca: Hocam biliyorsun ben yaşlı bir insanım. Bu yaşıma gelene kadar dinim ile ilgili bilgiler hususunda yetersizim. Bu eksiğimi bu yaşımdan sonra gidermeye çalışıyorum. Bir yandan hocaların vaazlarını dinliyorum bir yandan da evde 3-5 sayfa kitap okuyorum. Ama bu çocuklar gürültü yaptıklarında sizi işitemiyorum, anlattıklarınızı duyamıyorum. Zaten gözlerim iyi görmüyor kitapları okurken zorlanıyorum. Sizi de duyamazsam ben bu dini bilgileri nasıl öğreneceğim?
Vaiz: Mehmet Amca niyetin çok güzel, ama bak ben sana bir şey anlatmak istiyorum. Peygamberimiz bir Cuma günü hutbe okuyor. Torunlarından birini mescitte görünce hutbesini yarıda keserek minberden iniyor. Merhametle, sevgiyle torununu kucakladığı gibi tekrar minbere çıkarak hutbesine devam ediyor. Yine bir gün namaz kılıyor, secde ederken torunu sırtına çıkıyor. Peygamberimiz secdesini öyle uzun yapıyor ki onu seyreden sahabeler peygamberimize vahy geldiğini zannediyorlar. Namazdan sonra sebebini sorduklarında peygamberimiz; torunum ben secdede iken sırtıma çıktı, kalkarsam bir yerini incitebileceğimi düşünerek secdemi uzattım. O, sırtımdan inince secdeden kalktım cevabını veriyor.
Mehmet Amca: Hocam! Peygamberimiz gerçekten böylemi yaptı?
Vaiz: Evet Mehmet Amca, bu söylediklerim hadislerle bize bildirilen, Peygamberimizin çocuk sevgisi ve merhametiyle ilgili rivayetler.
Mehmet Amca: Hocam! Peygamberimizin gösterdiği bu şefkat ve merhameti bize de örnektir. O’nun gösterdiği sabrı bizde göstermeliyiz ki, çocuklarımıza camiyi, cemaati sevdirmeliyiz.

ÖRNEK 5
Ezber yapmakta zorlanan bir öğrencinin danışmanla diyalogu:
Ömer: Ezber yapmakta sıkıntılarım var. Defalarca okumama rağmen sureleri bir türlü ezberleyemiyorum. Aklımda tutamıyorum. Çok çabuk unutuyorum.
Danışman: …….. (Susma )
Ömer: Bazen aklımdan şüphe ediyorum. Bunu nasıl aşacağım? Ezber yapmak istediğim bir şey. Ama çok zorlanıyorum.
Danışman: Ezber yapmak istiyorsun ama bu sana çok zor geliyor. (Tekrarlama).
Ömer: Kursta verilen ezberi zamanında yapmadığım zaman arkadaşlar arasında çok mahçup oluyorum. Hocamız ezberleri dinleyip bana sıra gelince başımdan kaynar sular dökülüyor. Yerin dibine geçiyorum.
Danışman: Ezber yapmayı istiyorsun, anladığım kadarıyla sınıfta da tembel öğrenci gibi görünmek istemiyorsun. Hocana karşı mahcup olmak seni utandırıyor (Tekrarlama, Aydınlatma).
Ömer: Evet dediğiniz gibi.
Danışman: Ezberleri yaparken kullandığım bir yöntem var mı? (soru Sorma)
Ömer: Tekrar tekrar okuyorum. Yani öyle belirli bir yöntemim yok.
Danışman: Bu konuda bir araştırma yapsan, ezber yapma tekniklerini araştırsan, daha kolay ezber yapma yöntemleri mutlaka vardır. Mesela, hocanla bu konuda görüşerek başlayabilirsin (Tavsiye).
Ömer: Aslında hocanla durumu konuşmayı düşünmüştüm, ama cesaret edemedim. Ne bileyim biraz utangaç bir yapım var. Ama bunu deneyeceğim.
Danışman: Bana öyle geliyor ki bu konuda başka yöntemler denemek san iyi gelecek. (Yorum).
Ömer: Konuştuklarımızı düşüneceğim. Önce kursta hocamla bu konuyu konuşacağım. İnşallah bu durumu aşabilirim.
Diyalogda, karakter olarak çekingen bir yapıya sahip olan danışana, danışmanlık yapıldığı görülüyor. Danışman önce danışanı dinliyor, tekrarlama ve aydınlatma teknikleri ile danışana kabul ve anlayış bildiren bir yaklaşım sergiliyor. Danışman, soru sorma tekniği ile konunun değişik bir yönüne dikkat çekiyor. Tavsiye tekniği ile danışan, henüz farkında olmadığı bir durumdan haberdar ediyor. En son yorum tekniği ile danışma sona eriyor.
A. Kur’an’a Göre İnsanın Danışma İhtiyacı Ve Vahiy-Rehberlik İlişkisi

İnsan, yaratılışından itibaren rehberliğe ihtiyaç duyan bir varlıktır. İlk insan olarak yaratılan Hz. Adem’e Allah’ın tüm isimleri öğretmesi ve meleklerinin karşısına bu donanımıyla çıkarması insanoğlunun ilk danışmanlık tecrübesidir . Hz. Adem’in yeryüzünde işlediği ilk hatadan duyduğu pişmanlıktan dolayı tevbe edişinde de yaratıcısının danışmanlığında, ondan aldığı kelimelerle yalvarış söz konusudur . İnsanoğlu yaratılışından ve dünya tecrübesine ilk başlayışından itibaren danışma ihtiyacıyla karşı karşıya kalmıştır.
Kur’an-ı Kerim, Allah’ın insanlarla iletişimini sağlayan elimizdeki son belgedir. Bu belge, aynı zamanda ilk insandan başlayarak tarih boyunca çeşitli toplumların insanı insan yapan özelliklerden uzaklaştıklarında nasıl uyarıldıklarını da kaydeder. Allah’ın bu toplumlarla kurduğu iletişimden bahsetmesindeki amaç, insanların kendilerine nasıl yabancılaştıkları üzerinde düşünmelerini ve aynı hataları tekrarlamamaları için öğüt almalarını sağlamaktır . Zaten yapılan rehberlik gereği insanların problemlerinden kaynaklanan karanlıklardan, çözüm için önerilen aydınlığa çıkmaları için bunların örneklenmesi gereklidir. Rehberlik tanımlarındaki ortak noktalardan hareket ederek vahyin genel özelliklerini gözden geçirdiğimizde vahiy-rehberlik ilişkisi daha belirgin hale gelecektir.

1. Vahiy İnsana Dönüktür: Allah hiç bir insana bir şey indirmedi diyerek Allah’ı gereği gibi değerlendiremediler (En’am, 6/91). Bu ayetle yaratıcı, insana vahiy aracılığıyla yapmış olduğu tüm yardımlara topluca işaret eder. Vahiy, insanın genel yeteneklerini, ilgilerini, tutumlarını, güçlü ya da zayıf yanlarını bilmesini sağlar. Bu şekilde de kendini gerçekleştirerek çevresine dengeli ve sağlıklı bir şekilde uyum sağlamasına yardım eder. Vahyin, insanın özelliklerine ilişkin verdiği bilgilerin bulunduğu bazı ayetler şunlardır. Ona iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti verene andolsun ki… (91/ Şems, 8, 9). Biz insanı en güzel şekilde yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına yuvarladık (95/ Tin, 4, 5). Biz insanı zorluklara katlanacak şekilde yarattık.(90/ Beled, 4) Size, kulaklar, gözler, gönüller verendir (32/ Secde, 9). Doğrusu biz sorumluluğu göklere, yere ve dağlara sunmuşuzdur da, onlar bunu yüklenmekten çekinmiş ve ondan korkup titremişlerdir. İnsan onu yüklenmiştir. Gerçekten insan pek zalim ve cahildir . İnsan Rabbine karşı gerçekten pek nankördür. Buna kendisi de tanıktır (33/ Ahzab, 72).

2. Vahiy Yardımdır: Kur’an’a göre insanın kendini tanımasının doğal sonucu yaratıcısını da tanımasıdır. Bu amaçla Allah, vahiyle iletişime geçtiği insana bir yardım sunar. Vahiyle yapılan faaliyette zorlayıcı bir unsur yoktur. Biz, Ona eğri ve doğru iki yolu gösterdik (90/ Beled, 10). Biz insanoğluna yolu gösterdik, şükretmek veya etmemek ona aittir (76/ İnsan, 3). Doğrusu bu anlatılanlar bir öğüttür. Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar. (73/ Müzzemmil, 19)

3. Vahiy’de Süreç Vardır:
Kur’an’a göre Allah, insanın muhtaç olduğu her zaman ve mekanda insanlarla iletişim kurmuş ve onlarla vahiy kanalıyla rehberlik ilişkisi içinde bulunmuştur. Kim doğru yola gelirse ancak kendi yararına yola gelmiş olur. Kim de saparsa ancak kendi zararına sapmış olur. Kimse, kimsenin yükünü taşımaz. Biz, elçi göndermedikçe azap etmeyiz (17/ İsra, 15). Allah’ın insanlarla iletişimi süreklilik arz etmiştir. İnsanın kendisine yabancılaştığı ve bu yabancılaşma sebebiyle kendisine zulmettiği her yerde onunla iletişime geçerek yaratılışından beri içinde bulunan özellikleriyle yeniden buluşmasını sağlamıştır. Bu buluşma ile insan kendisini yeniden tanıma fırsatını yakalamıştır.

4. Vahiy Uzman Kaynaklıdır:
Kur’an’a göre Allah, kendi yaratmış olduğu insanı yine kendi oluşturduğu şartlarda yaşatan yüce bir kudrettir. İnsanın yeteneklerini ve zaaflarını Ondan iyi bilen bir başkası da yoktur. Kur’an, Allah’ın sıkıntılar ve problemlerle boğuşan tüm toplumlarla iletişim kurduğunu bildirir. Tarih boyunca kendisine peygamber gönderilmeyen ve uyarılmayan hiç bir topluluk yoktur. Bu toplumlara yapılan rehberlik, kimilerinde olumlu etki yaparken kimileri için de etkili olmamış ve Kur’an’ın ifadesiyle o topluluklar doğru yolu bulamamışlardır . Kur’an, işte bu toplumlarla kurulan iletişimden ve bu iletişime verilen tepkilerden örnekler sunar.
Kur’an, İbrahim’e hidayet, dürüstlük ve bilgi gücü verildiğinden bahsederek O’nun, taştan yaptıkları cansız heykellere tapınmakta olan halkına rehberliğinden bahseder .
İbrahim, tüm heykelleri kırdıktan sonra baltasını en büyük heykelin boynuna asmış ve heykellerin kırıldığını görüp bunu yapanı araştıran halkına “eğer konuşuyorsa büyük heykelin yapmıştır” diyerek kavmine hem mantıki hem de duygusal bir cevap vermişti. İbrahim, bu davranışıyla, cansız varlıklardan yardım isteyecek kadar kendi fiziksel ve manevi potansiyelinden habersiz, yaratılıştan kendisine verilen en büyük nimetlerden biri olan aklını çalıştırmakta zorlanan bu topluluğa rehberlik etmişti. İbrahim’in davranışıyla insanlar, kendilerine bile faydası olmayan bu cansız varlıklardan yardım istemenin anlamsızlığı üzerinde düşünmeye başladılar. Burada İbrahim, onlara kendilerini tanımaları konusunda rehberlik etti. İbrahim’in babasına da rehberlik ettiği ve ona cansız varlıklardan yardım dilemenin faydasızlığı hususunda danışmanlık yaptığı Kur’an’da anlatılan örneklerdendir .
Musa ise Sina’da kavminin başına rehber olarak Harun’u bırakmıştı. Harun, Musa’dan aldığı rehberlik görevini yerine getirmeye uğraşmış, Allah’tan başka ilahlar edinmelerinin önüne geçmeye çalışmıştı. Ancak, kavminin yanından ayrıldıktan sonra onlar Musa’nın kendilerine öğrettiğini unuttu ve kendi yaptıkları bir buzağı heykelinden yardım istemeye koyuldular. Harun, yaptığı uyarılara rağmen onları bu yaptığı yanlışlıktan alıkoyamadı .
Lokman’ın oğluna yaptığı rehberlik de Kur’an’da anlatılan örneklerdendir. Lokman oğluna, Allah’a ortak koşmama, ana-babaya iyi davranma, yapılan iyiliğin karşılığının muhakkak alınacağı, namaz kılma, iyiliği emretme, kötülükten vazgeçirme, başa gelenlere sabretme, insanları küçümsememe, yeryüzünde böbürlenerek yürümeme ve sesini alçak tutma gibi hususlarda öğütler vererek onun içinde bulunduğu şartlara sağlıklı ve dengeli bir şekilde uyum sağlamasını hedefledi .
Yusuf’un zindanda kendisine rüya tabiri için yaklaşan iki gençle yaptığı konuşma da bir rehberlik faaliyeti olarak değerlendirilebilir. Bu gençler Yusuf’a gördükleri rüyaları yorumlatmak için gelmişlerdi. Yusuf da rüyaları yorumlamadan önce kendisinde bulunan bilginin kaynağının Allah olduğunu vurgulamış, insanın yaratıcısına ortak koşmasının insana yakışmayacağını söyleyerek danışmanlık yapmıştı .Yaratıcı, bu örneklerle insanlarla iletişimini ve rehberliğini vurgularken, bu rehberliğin neticesinden de haber verir.
Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik (4/ Nisa, 163). Takip eden ayetlerde Allah, bir kısım peygamberlerin Hz. Muhammed’e Kur’an aracılığı ile anlatıldığını, bir kısmından da haberdar edilmediğini vurgulayarak bu peygamberlerin müjdeleyici ve sakındırıcı olarak gönderildiğini söyler. Peygamberlerin bir görevinin de rehberlik ve danışmanlık olduğu, yani insanlarla yardım ilişkisi içinde bulunduğu bu ayetlerde belirtilir . Ayetlerle, insanların kendilerine peygamberler gönderildikten sonra “bize yol gösterecek ve rehberlik edecek birisi yoktu” şeklindeki savunmalarının artık mümkün olmayacağı vurgulanmıştır. Ancak bu rehberliğin sonucu, insanların kendilerine yapılan yardımdan sonra Allah’a karşı bir mazeret sunamayışları ve yapmaya devam edegeldikleri zulümlerden dolayı da Allah’ın bağışlamasını bulamamalarıdır .

B. HZ. PEYGAMBER’İN DANIŞMANLIĞI
Hz. Muhammed, Allah’ın insanlarla iletişim görevini yerine getirmek üzere o insanların içinden seçtiği son peygamberdir. Allah’ın Kur’an’la kendisine vermiş olduğu tebliğ görevi gereği insanlara rehberlik etmiş, yaratılışlarının gereklerinden uzaklaşarak insanlıklarını unutmuş olan topluluğa danışmanlık yapmıştır. O, Allah’ın hazinelerinin yanında olduğunu iddia etmemiş, gaybı bildiğini söylememiş, meleklik iddiasında bulunmamış, kendisine vahyolunan Kur’an’ın öğretileri çerçevesinde bu görevini sürdürmüştür . Kur’an’ın kendisine gösterdiği rehberlik ilkesi, insanları belli bir yönde sürüklenmek zorunluluğunda bırakmak değil, sadece üzerinde yaşadıkları yolun dışındaki alternatifleri de göstermek ve bu şekilde kendileri için doğru olanı seçmelerine yardımcı olmaktır.
Nitekim Allah, peygamberinden şöyle konuşmasını ister: Doğrusu size Rabbinizden açık belgeler gelmiştir. Kim görürse kendi lehine kim de körlük ederse aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde bekçi değilim. (En’am, 104)
Kur’an’ın son peygamber’e verdiği bu metot, günümüz rehberlik ve danışma anlayışıyla da örtüşür. Zira rehberlikten beklenen, ferdin yeteneklerinin değerine inanarak ve bu yeteneklere uygun eğitim ve rehberliği vererek onun yeteneklerini geliştirmesini sağlamak, ferdin her manada tam ve olgun bir insan olmasında kendisine yardımcı olmaktır .

Hz. Peygamber’in ilişkileri sırasında, insanların yanlış davranışlarını Allah’ın dilemesine havale etmelerine karşın, Kur’an’ın, ona sadece açık-seçik bir tebliğ görevi verdiğini hatırlatması ve tüm gayretlere rağmen davranışlarında değişiklik bulunmayan insanların varlığı karşısında Eğer yüz çevirirlerse ey Muhammed sana düşenin açıkça bir tebliğ olduğunu bil! (16/ Nahl, 82) denmesi bu esasın desteklendiğini göstermektedir.
Kur’an’da anlatılan Hz. Peygamber’in danışmanlık faaliyetleri içinde en çarpıcısı Abese Suresi’nde olanıdır. Zira bu surede Hz. Peygamber, yanlış bir metodu rehberlik faaliyetleri içinde kullanması sebebiyle oldukça sert ifadelerle uyarılmıştır. Gittiği yoldan başka bir yol tanımadığını söyleyenlere karşı Hz. Peygamber ısrarla İslam’ı anlatmaya devam ederken gözleri görmeyen bir adam gelir ve kendisinden İslam’ı anlatmasını ister. Hz. Peygamber, bu sırada kendince önemsiz gördüğü adamın gelişinden hoşlanmamıştır. Önemli kabul ettiği insanlarla konuşmaya devam eder. Ama Allah’tan gelen uyarı dikkat çekicidir: Onun halini sana kim bildirdi. Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da öğüt ona fayda verecekti! . Kur’an, kendisini anlatılanların dışında varsayıp inadında devam eden insanı temiz ve arınmış bir konuma getirmeden Hz. Peygamber’in öncelikli/değerli olmadığını belirler. Kur’an’ın sadece bir hatırlatma ve öğüt olduğunu, dileyenin onu dinleyip öğüt alabileceğini hatırlatıktan sonra kendisini dinlemeye hazır olan insanın daha değerli olduğunun da altı çizer ve Peygamber uyarılır .
Hz. Peygamber’in danışmanlık faaliyetleriyle ilgili olarak Kur’an’da anlatılan bir diğer örnek de Mücadele Suresindedir. Eşiyle aralarında geçen problemin çözümü için rivayetlerde adının Havle veya Huveyle olduğu bildirilen ensardan bir kadın Hz. Peygamber’den yardım istemişti. Hz. Peygamber de problemi dönemin geleneğine göre çözmeye çalışmış ama yuvasını dağıtarak kadını sıkıntıya sokmuştu. Kocasından ayrılmak zorunda kalan ve küçük çocukları olan bu kadın, Hz. Peygamber’den lehine bir hüküm istedi. Problemin çözümü ancak vahyin gelişiyle gerçekleşti. Ayetlerde Peygamberle mücadele eden bu kadının sözünün Allah tarafından işitildiği ve kocasının söylediği sözlerin karşılığı ödeyeceği bedel mukabili bu yuvanın devamının mümkün olacağı belirtildi .
Kur’an’da da bir çok yerde vurgulandığı gibi Hz. Peygamber’in faaliyetlerinin önemli bir bölümü kendisine gelen vahyin tebliği şeklindedir . Vahyin, özellikle yaşanan hayat içinde karşılaşılan bir problemin çözümüne yönelik olarak gelmesi, önemini artırıyor ve yol göstericiliğini (hidayet oluşunu) belirginleştiriyordu.
Kendisine gelerek sürekli bir rahatsızlığından dolayı namazlarını kılıp kılamayacağını soran bir kadına namazı bırakmamasını ve kılmaya devam etmesini sebepleriyle anlatmış , insanların en hayırlısını, en kötüsünü , müslümanların en üstününü , amellerin en değerlisini soranlara yol göstermiş, kendisinden iyilik ve günahı somut olarak tanımlamasını isteyen birisine, iyilik içini ferahlatan, günah da içini sıkan şeydir karşılığını vermişti .
Burada sorulara verilen cevapların Hz. Peygamber’in eğitim faaliyetlerinin sınırları içine girip girmediği şeklinde bir soru akla gelmektedir.
İlk bakışta, sorulara verilen cevaplarla bir eğitim faaliyeti gerçekleştirildiği düşünülebilirse de olaya farklı bir açıdan bakıldığında, soruyu veya sorunu getirenin peygamber olmadığı ve soruların bir bölümünün mescit içi uygulamaların dışından geldiği görülecektir. Yani bireyin çevresinden ve kendisinden kaynaklanan problem vardır, bu problem de yeni benimsediği dinin öğretileri çerçevesinde çözümlenerek bireyin toplumsal uyumu gerçekleştirilmektedir.
Bir hastalıkla karşı karşıya olduğunu ve ne yapılması gerektiğini söyleyen bir sahabeye Hz. Peygamber, tedavi olunması gerektiğini gerekçeleriyle anlattıktan sonra Allah, şüphesiz tedavisi olmayan bir hastalık vermemiştir diyerek ona yol göstermişti .
Hz. Peygamber, kendisine gelerek problemini açanlara danışmanlık yaptığı gibi, problemlerinin farkında olmayan insanların problemlerine de çeşitli sorularak sorarak dikkat çekmiş ve danışmanlık görevini yapmıştır. Çünkü, sorulan soruyla insana bir gözlem yaptırılmakta ve problem fark ettirilmektedir. Yol göstericilik, problemin fark ettirilmesinden sonradır. Bir gün, mescit içindeki sohbet esnasında Hz. Peygamber, ağaçların içinde yaprağını dökmeyen bir tür ağaç vardır ki o ağaç kamil bir müslümanın benzeridir, nedir o söyleyin? şeklinde bir soru sordu. Orada bulunanlar, kırlardaki ağaçları birer birer saymaya başladı. Hadisi rivayet eden Abdullah b. Ömer, bu ağacın hurma olduğunun aklına geldiğini fakat söylemeye utandığını ekler.

Ashab, kendisi bilemeyince ya Rasulullah bize söyle, nedir? dediler. Hz. Peygamber’de hurmadır buyurdular . Ayrıca zina etmek istediğini söyleyen birisine “Annen zina etse ne yaparsın? Kız kardeşin zina etse ne dersin?” gibi sorular sorduktan sonra “senin zina etmek istediğin kişi birinin ya annesidir, ya kız kardeşidir, ya da teyzesidir” diyerek hem doğru olana rehberlik etmiştir, hem de dini bir konuda danışmanlık yapmıştır.
Grup danışması çerçevesinde değerlendirilebildiğimiz Hz. Peygamber’in mescitte yürüttüğü sohbetler zaman içinde kurumsallaşarak vaaz müessesini oluşturmuştur. Vaaz, kelime anlamı ile düşünüldüğünde ki, rehber, kılavuz, yol gösterici anlamına gelmektedir, dini alanda bir yol gösterme ve kavuzluk etme olduğu açıktır . İlahiyat Fakültelerinde Vaizlik Eğitimi isimli çalışmasında, Vaazların, rehberlikle ilgisi üzerine bir başlık açan Cemal Tosun, rehberlik konusundaki ortak kavramlara ve tanıma bakıldığında burada yer alan bir çok unsurun vaaz yoluyla eğitim için de geçerli olduğunu söyler. Tosun’a göre vaazda da kişinin belli alanlardaki istek ve ihtiyaçlarının karşılanması, bu alanlar ile ilgili yeteneklerinin geliştirilmesi, dini konularda kararlar vermesi, planlar yapabilmesi ve hayatın dini boyutunu yorumlayabilmesi gibi kavramlar etkin olarak yer almakta ve vaazları kendine mahsus özelliği sebebiyle grupla rehberliğin tanımı içine sokmaktadır . Bundan dolayı hutbe ve vaazları, Hz. Peygamber’in grupla danışma faaliyetlerinin zaman içinde kurumsallaşmış şekilleri olarak düşünmek mümkündür.

C. DİNİ DANIŞMANLIK VE İRŞAT-TEBLİĞ İLİŞKİSİ

İrşat, hidayete erdirme, yol gösterme ve doğru yola yönlendirme anlamlarını kapsayıp rüşt kökünden gelir . İslami literatürde irşat; hak, hidayet ve İslamiyeti yaşama yolunun başkasına gösterilmesidir. Bunun zıddı da sapıklık (dalalet) ve azgınlık (gayy)dır. İrşat, doğru yolu göstermek, aklı ve kalbi ikna edici söz ve eserlerle gafletten uyarmak, hidayet yolunu göstermek, İslam esaslarını ve dinin hükümlerini tanıtıp tarif etmek, hakkı ve gerçekleri öğretmek gibi zengin anlamlarıyla kullanılan bir kavramdır. İrşat faaliyetlerini gerçekleştirenlere reşid, raşid ve mürşid denir. Rehber ve delil de aynı anlamda kullanılır. Davet, çağrı anlamındadır. İslam gerçeklerini kabule ve onlara uymaya çağırma anlamında kullanılır. Bu lafızla çağrı görevi K. Kerim’de asıl anlamının yanında peygamberlerin ve ümmetin görevi olarak zikredilmiştir.
Davet, çağırmak, davet etmek, dua etmek, Allah’a yönelmek anlamlarına gelir . Kur’an’da hak yoluna çağrı anlamında 31 ayrı yerde kullanılmıştır. Hak yolundan kastedilen, İslam gerçeklerini kabule ve onlara uymaya çağırmadır. Bu lafızla çağrı görevi, Kur’an-ı Kerim’de asıl anlamının yanında daha çok peygamberlerin görevi olarak zikredilmiştir.
Tebliğ, kelime olarak gerek yer, gerekse nitelik açısından amaca ulaşmak, sona varmak, nihayete ermek anlamında kullanılır . Kuran’da ise Allah’ın vahyini insanlara ulaştırmak anlamındadır. Resulün üzerine düşen yalnızca ulaştırmadır ayetinden de anlaşılacağı üzere bu kelimede ulaştıran kişinin sonuca etkisi bulunmamaktadır. Ulaştırmakla yükümlü olduğu şeylere herhangi bir katkı ve eksiltme yapmadan görevini yerine getirir.
Elbette mesajı ulaştırmak için uymakla yükümlü olduğu bir takım kurallar bulunmakla birlikte, mutlak başarı garantisi bulunmamakta, başarı için insanın doğasının üstünde bir gayret içine girmemesi, başarı için her yolun mubah görülmemesi, başarının doğal seyri içinde geleceği gibi mesajlar ayetle birlikte verilmektedir. Kelime diğer peygamberler için de kullanılır. Daha çok peygamberlerin görevi için kullanıldığı izlenimi verir. K. Kerim’de peygamberler dışındaki insanların yaptığı eğitim faaliyetleri için daha çok tavsiye ile emri bi’-l maruf ve nehyi ani’l-münker kavramları kullanılmıştır. Kur’an’daki çeşitli kullanımlarını birlikte değerlendirdiğimiz irşat ve tebliğ fonksiyonlarını, İslam toplumlarında yerine getirmesi gereken bir zümrenin de bulunması öngörülmüştür .
Dini danışmanlık kavramının asıl kaynağını, insanların İslam ve hidayet (doğru yol) üzere olmaları maksadıyla Allah’ın Hz. Adem’den Hz. Peygamber’e kadar gönderdiği elçilik kurumu oluşturmaktadır. Son peygamber Hz. Muhammed’den sonra ise tebliğ ve irşat görevleri, ayette görev sınırları belirtilen ulemaya verilmiştir. Hz. Peygamber döneminde belirgin olmasa bile bir takım dini hizmetlerin, sahabe içinde özel eğitim almış kişiler tarafından yapıldığını, yeni müslüman olan topluluklara gönderilen öğretmenlerin, Suffe’de barınarak Hz. Peygamber’in özel eğitiminden yararlanan kişiler içinden seçildiği göze çarpmaktadır.
Hz. Peygamber’den sonraki dönemde ise toplumun yapısının hızlı değişimi, İslam’ın fert hayatını aşarak toplulukla ifa edilebilecek taleplerinin yerine getirilmesinde sıkıntılarla karşılaşılması, bu hizmetleri yerine getirebilecek görevlilerin atanması ve onların eğitimi bazı düzenlemeleri zorunlu kıldı. Biz burada tarihsel süreci derinliğine analiz edecek değiliz. Ancak bu din hizmetlerinden bugün kurumsallaşmış olup özünde insanlarla yardım ilişkisi bulunanlara, konumuzla ilgisi açısından değinmek istiyoruz.
Hz. Peygamber’in ve Kur’an’ın öğretileri gereği, yerine getirilmesi gereken görevlerden tebliğ ve irşat, tarih boyunca çeşitli ünvanlarla anılan hizmetliler tarafından yerine getirilmiştir. Günümüzde ise yurdumuzda, müftüler, vaizler, Kur’an kursu öğreticileri, imamlar ve müezzinler tarafından yerine getirilmektedir. Burada sadece bu ünvan sahiplerini ele almamız, görevin sadece bu unvanlara sahip olanlarca yerine getirildiği anlamına gelmez. Resmi unvanı olmadığı halde toplumda irşat ve tebliğ görevi yerine getiren sivil yapılanmalar da bulunmaktadır. Ancak bu yapılanmaların henüz kurumsallaştığını söylemek mümkün olmadığı gibi bunların yapıları, fonksiyonları, çalışma ve etki alanları, eğitim sistemleri ayrı bir çalışma alanı oluşturduğundan dolayı ayrıntılarına inmeyi gerekli görmüyoruz

DİN HİZMETLERİNDE SORUN ÇÖZME

1. Sorunu Fark Etme
Yetişkinler din eğitiminin imkânları kadar problemleri de çoktur. Çünkü, her imkân kendi özelliklerine göre yaklaşım ve yöntemleri gerektirmektedir. Mesela, bilgisayar ve internet bu alanda önemli bir imkân olarak kendini gösterirken, bilgisayar ve internet vasıtalı yetişkinler din eğitiminin hedefleri, hedef kitleleri, muhtevaları, yöntemleri, uygun programların hazırlanması ayrı ayrı çalışmaları gerektirmektedir.
2. Sorunu Tanımlama
Bu problem, çokluğu içinde önce temele inerek, bilimsel olarak sorunu tanıma gerekir. Yetişkinler din eğitiminin en önemli problemi, bilimsel bir temele oturtulmamış olmasıdır. Bu alanda hem anlayış hem de uygulama bazında bir gelenekselliğin hakim olduğu düşünülmelidir.Gerçi bilimsel temele oturtmada bu gelenekselliğin de önemli katkıları olacaktır. Ancak ilgili bilimlerin ve alan araştırmalarının verilerinden hareketle kendi bilimsel temellerini koyması, bu alanın acil meselesidir.

3. Alternatif Çözümler Üretme
Yetişkinler din eğitiminin diğer önemli imkânlar çokluğu ise, gerçekleştirilme alanlarının ve araç ve gereçlerinin çokluğu ve yaygınlığıdır. Başta ibadet yerleri olan camiler ve buralardaki faaliyet imkânları olmak üzere, her türlü yazılı, basılı, sözlü ve sözlü görüntülü yayın organları yetişkinler din eğitimi için önemli imkânlardır. Bilgisayar teknolojisi ve internet yeni bir imkânlar dizisi olarak ortaya çıkmıştır. Hastaneler, hapishaneler, toplu iş yerleri de yetişkinler din eğitimi için önemli imkânlar olarak algılanmalıdır.
Burada bir gerçeği dile getirmekte fayda vardır. Bu imkânların hiç birisi kendiliğinden yetişkinler din eğitimi vermez. Bunların planlanması, kullanılması ve her biri için özel formasyonlarla donatılmış özel hizmetkarların yetiştirilmesi zorunluluğu vardır. Her şeyden önce de bu işin bir devlet ve toplum politikası olarak belirlenmesi ve bilimsel olarak üzerinde çalışılması gerekmektedir.
4. Değerlendirme ve Düzeltme
Yaygın din eğitiminin önemli bir kurumu olan vaizlik müessesesinin daha verimli bir hale getirilmesi Türk toplumuna İslam dinini daha iyi anlatılması ve hayat üslubu haline getirilebilmesi için bazı önerilerde bulunmayı uygun buluyoruz. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür.
1. Bir vaaz, konusu ve ele alınışı itibariyle ilmi bir araştırmadır. Bir araştırma için harcanan zaman önemlidir. Cemaatin karşısına her zaman yeni bilgilerle çıkma durumundaki vaizlerin yapacakları vaazların başarısı, vaaz öncesi hazırlıklarıyla doğru orantılıdır.
2. Etkili iletişimde diksiyon ve hitabet önemlidir. Her kesimden insanla karşı karşıya gelen vaizlerin bu konuda eğitilmelerinin bir zaruret olduğu ortadadır. Bunu sağlamak için vaizlerin yetiştiği İlahiyat Fakülteleri ders programlarına seçmeli de olsa hitabet ve diksiyon dersi konmalıdır.
3. Doğru haberleşmenin vasıtası dildir. Diğer bir ifade ile dil insanlar arası haberleşme vasıtasıdır. Dili iyi kullanamayan kimsenin mesajları yanlış anlaşılmaya açıktır. Özellikle dinde, yanlış mesajlar bir takım yanlış anlaşılmalara ve kargaşalara sebebiyet verir. Bu sebeple, vaizler Türkçe’yi iyi bilmeli ve düzgün kullanabilmelidirler.
4. Günümüzde ilimler hızla ilerlemekte, neredeyse bilgiler bir süre sonra değerini kaybetmektedir. Bu itibarla, her alanda iyi yetişmiştik esas olmakla birlikte vaizlikte buna daha çok ihtiyaç vardır. Şu halde toplumu etkilemek ve onlara güzel örnek olabilmek için, ilim ve kültür bakımından din görevlilerinin hitap ettikleri kimselerden ileri olması gerekir. Bu da iyi yetişmiş olmakla izah edilebilir. Tabii ki, bunu sağlamak için daima bilgileri yenilemeye ihtiyaç vardır.
Problem nasıl tanımlanır?
Herhangi bir problem durumu ile ilgili üç unsur vardır: BİREY – ENGEL – AMAÇ (hedef)
Yukarıdaki üç unsurdan biri yoksa problem yoktur. Çözüm gerektiren problemi, doğru olarak belirlemek zorundasınız. Problem durumuyla ilgili bu üç unsuru doğru biçimde ortaya koymalısınız. Aşağıdaki olayda, doğru olarak birey, engel ve amaç unsurlarını belirlemeye çalışın.
“Her gün işinize, kendi arabanızla giderken 4. caddeyle 5. caddenin kesiştiği noktada, çok sıkışık bir trafikle karşılaşmaktasınız. Pek çok kere bu nedenle, işinize çok geç kaldınız. Patronunuz gecikmelere sinirlenmekte ve sizi işten atmakla tehdit etmektedir.”
Sizden istediğimiz şey, problemi belirlemenizdir. Problemi belirleyebildiyseniz, aşağıdaki açıklamalardan hangisi doğrudur?
• Problem, işe zamanında nasıl varılacağıdır.
• Problem, 4. caddeyle 5.caddede meydana gelen sıkışıklığın nasıl ortadan kaldırılacağıdır.
Nasıl yanıtladınız? 4. caddeyle 5. caddedeki sıkışıklığın ortadan nasıl kaldırılacağına ilişkin seçeneği mi seçtiniz? Eğer böyle bir cevap verdiyseniz, engelle problemi karıştırarak hata yaptınız demektir. Diğer engel durumlarında olduğu gibi , trafik sıkışıklığını çözümlemek sizin yeteneğiniz dışındadır. Unutmayın ki engellere çözüm getirmeye çalışmıyoruz. Biz, engelleri belirler ve bu engellerin varlığından kaynaklanan problemleri çözeriz.
Diğer seçenekten ne haber? “İşe zamanında nasıl varılır?” Problem bu seçenek mi ? Olabilir fakat ona da bel bağlamayın. Problem-çözüm süreci içinde, bu noktada, problemi, denemelik olarak “İşe nasıl varılır?” şeklinde belirleyebilirsiniz; fakat problemi değişik biçimde ifade etmeye de hazır olun. Belki problem şu şekillerde ortaya konabilir: “Patron nasıl mutlu edilebilir?” ya da “kovulmaktan nasıl kaçınılabilir?” Bu durumda önceki olayda problemi denemelik olarak belirleyebiliriz. Neden böylesi denemelik problemler saptamaya gerek var?
• Çünkü olay yanıltıcıdır.
• Çünkü yeterli veri yoktur.
Doğru yanıt “yeterli veri olmadığını” belirten ikinci seçenektir. Olayda problem sahibi hakkında hemen hiçbir şey söylemedik; çok genel biçimde engeli tanımladık ve yalnızca dolaylı olarak amacı belirttik. Eğer problemi doğru biçimde koyacaksanız daha fazla veriye ihtiyacınız var demektir. Bu ek verileri nasıl elde edeceksiniz?
İşe başlayabilmek için, peşinde koşulan bu verileri, “Tüm problem çevresini ayrıştırarak” elde edebilirsiniz. Tüm problem çevresi şu 3 unsuru kapsar. Problemi doğru belirlemek amacıyla, gerek duyulan verileri toplamak için bu 3 unsurun ilişkisini ayrıştırmak ve yorumlamak zorundasınız.
• Bir birey
• Bir engel ve
• Bir amaç (hedef)
Bilimsel problem çözme süreci: (Örnek: Tıp okumak idealin var, ama ilahiyat okuyabilirsin?)
Problem çözmeye başlamadan önceki sorgulama (kendimize)
1- Gerçek ile beklenti arasında fark var mı?
Hayır cevabınız ise problem yok
Evet cevabınız ise iki numaralı soru
2- Bu fark rahatsızlık veriyor mu?
Hayır cevabınız ise problem yok
Evet cevabınız ise üç numaralı soru
3- Etki alanınızda mı?
Hayır cevabınız ise yetkili ile görüşün.
Evet cevabınız ise problemi çözmeye başlayın

Tüm soruları EVET diyorsak problem süreci başlamış demektir. Problem çözme sürecinde problemin tanımlanması ve veri toplama aşamasında 5N+1K kuralı uygulanabilir. Bunu açacak olur isek:
Niçin?
Nerede?
Nasıl? Kim? 5N+1K
Ne zaman?
Ne kadar?

Sorularını sıra ile problem üzerine uygulamamız gerekir. Problem çözmede sorular cevap odaklı değil, soru sorma odaklı olmalıdır. Doğru sorular sorularak, doğru cevaplar alınmalıdır. Soru sorma veri toplama sürecidir. Bilgiye ulaşmada ve problemi anlamada doğru sorular sorularak teşhis konmalıdır. Örnek: bir doktorun hastasına sorular sorarak doğru teşhisi koyması gibidir. Yanlış teşhis hastayı öldürür.
Problemlerin çözümünde başarısızlık
Problemleri çözmek karışık bir süreçtir ve bizler bu sürecin her bir aşamasında gerektiği kadar etkili olamayabiliriz. Bunun sonuçlarını şu şekilde özetleyebiliriz.
• Metodik çalışmamak
• Yeterli istek ve kararlılığa sahip olmamak
• Problemi yanlış tanımlamak
• Gereken teknik ve yeteneklerden mahrum olmak
• Teknikleri etkili bir şekilde kullanamamak
• Yanlış bir teknik kullanmak
• Yetersiz ya da doğru olmayan bilgi
• Yaratıcı ve çözümleyici zihinsel yetenekleri koordine edememek
• Çözümü ekli bir şekilde uygulamaya sokamamak
• Yukarıdaki engeller dışında çözüm önünde duran bir çok gizli faktörde vardır.
ÇÖZÜM ÖNÜNDEKİ ENGELLER
Göremediğimiz bir çok faktör problemleri çözmekte bizleri alıkoyar. Bunlardan bazıları bizim psikolojik durumumuzdan, diğerleri ise problemleri çözüm bulmaya çalıştığımız ortamlardan kaynaklanır. Bunları tespit edemediğimiz sürece iyi bir problem çözücü olmamız zordur.
A- Kendimizden Kaynaklanan Çözüm Önündeki Engeller
1- Algılama: Bu engeller:
• Görmeyi umduğumuz şeyleri görememek.
• Problemleri etkili bir şekilde tanımlayamamak.
• Basma kalıp düşünmek ve problemleri yanlış isimlendirmek.
• Problemi belli bir açıdan görmemek.
2- İfade etme: Problemlerini şu şekilde özetleyebiliriz
• Düşünceleri akıcı bir şekilde ifade edememek.
• Problemin çözümüne aykırı düşecek bir dil kullanmak.
• Kullanılan dile vakıf olmamak.
3- Duygular: Ruh halimizin durumu problemlerin çözümünde büyük önem taşır.
• Hata yapma ve komik görünme korkusu
• Sabırsızlık
• Endişeden kaçınma
• Risk alma korkusu
• Yönlendirme ihtiyacı
4- Zekâ: Problemleri çözmek için zekâmızı nasıl kullandığımız, bazen yeteneklerimizden ön plânda gelir ve güçlüklerin en büyük sebebi olabilir. Bu güçlükler:
• Problem çözme sürecindeki bilgi ve beceri eksikliği
• Yeterli derecede yaratıcı düşünce sahibi olamama
• Esnek düşünememe
• Metodik çalışmama olabilir.
Bilgi, kavrama ve mantıklı düşünme ne kadar problemlerin çözüm sürecinde temel noktalar olsa da ne kadar zeki olursak olalım bunları kullanma konusunda sıkıntılar yaşamamız normaldir. “Önemli olan neye sahip olduğun değil onu nasıl kullandığındır”

KAYNAKLAR

1. Din Hiz. İletişim ve Halkla İlişkiler, A.Ü. AÖF. Yay., Eskişehir 1999;
2. İzzet Necip, Sözsüz İletişim, Bilge yay. İst. 2003. vb.
3. Cevdet Tellioğlu, Güzel Konuşma Pratiği, Timaş Yay. İst. 1997.
4. Cemal Tosun, İlahiyat Fakültelerinde Vaizlik Eğitimi, A.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, C.XXXVI, Ankara 1997.
5. Ramazan Buyrukçu, Din Görevlisinin Mesleği Temsil Gücü, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1995.
6. Oğuz SAYGIN, 4×4 lük İletişim, Hayat Yayınları, İst. 2005.
7. Otto F. Mathiasen, Rehberliğin Manası, Çev. Hasan Tan, Maarif Basımevi, Ankara 1956.
8. Muharrem KEPÇEOĞLU, Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Ank. 1989, s.8 vd.
9. M. Selçuk, “2000’li Yıllara Girerken İrşad Anlayışımız Üzerine Bazı Düşünceler”, Uluslararası II. Din Şurası, Tebliğ ve Müzakereler, 23-27 Kasım 1998, Ankara 2003, s.458-467.
10. Muharrem KEPÇEOĞLU, Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Ank. 1989, s.15 vd
11. Hasan Tan, Psikolojik Danışma ve Rehberlik, MEB yay. İst. 1989; s. 66 vd.
12. Hasan TAN, Psikolojik Yardım İlişkileri, MEB yay. İst. 1989,
13. Altaş Nurullah, Hastanelerde Din Ve Moral Hizmetleri, A.Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ank. 1997.
14. Bizet Bekir, Dini Danışmanlıkta Teşhis Ve Anlamaya Yönelik Teknikler, C.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Çalışması, Sivas 2006.
15. Doğan Seyhat, Dini Danışmanlıkta Destek Ve Teşvik Bildiren Teknikler V Diyalog Örnekleri, C.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Çalışması, Sivas 2006.
16. Gökhan Seda, Kur’an Kurslarındaki Öğrencilerin Dini Problemlerinin Çözümünde Danışma Tekniklerinin Uygulanması, C.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Çalışması, Sivas 2007.
17. Güler Süleyman, Dini Danışmanlıkta Kabul Ve Anlayış Bildiren Teknikler, C.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Çalışması, Sivas 2006.
18. Horn Sam, Toung Fu- Sözlü Dövüş Sanatı, Boyner Holding Yay. İst. 1997.
19. Necip İzzet, Sözsüz İletişim (Feraset), Bilge Yay. İst. 2003.
20. Ok Üzeyir, Dinsel Danışmanlığın Teorik Çatısı, A.Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ank. 1997.

18

Haziran
2012

FIKIH BİLGİSİ DERSİ

Yazar: arafat  |  Kategori: FIKIH  |  Yorum: Yok   |  2.213 Kez Okundu

FIKIH BİLGİSİ (XI., XII., XIII. ÜNİTELER

XI. ÜNİTE: FIKIH İLMİ, KAVRAM VE KAYNAKLARI
Amaç: Bu ünitede öğrenenlere fıkıhla ilgili kavram ve kaynakların tanıtılması amaçlanmıştır.
Ünite işlenirken öğrenenlerin zihinleri bilgi yığını haline getirilmeden daha önceki bilgileri geliştirilmeli; onların kavram ve kaynak konusundaki kültür birikimleri zenginleştirmeye çalışılmalıdır.
1. Fıkıh ilmi (1-6 maddeler)
2. Temel fıkıh kavramları
2.1. Kitap, sünnet, icma, kıyas (Asli Deliller: 44-53), istihsan, istıslah, istishab, örf, zeria (Fer’i Deliller: 54-59)
2.2. Emir (63), nehiy (64), delil (67-68), nazar, istinbat (65),
2.3. Hüküm (69), müctehid (73), müfti (776), ictihad (72), taklid (77), telfik (78) vb.
2.4. Efal-i mükellefinle ilgili kavramlar (79-93)
3. Fıkıh usulü kaynakları
4. Kavaid kaynakları
5. Furû kaynakları
5.1. Aslî kaynaklar
5.2. Talî kaynaklar
5.3. Şerhler
5.4. Fetva kitapları
5.5. İlmihaller (39-42.sayfalar)

XII. ÜNİTE: FIKIH KAYNAKLARINDAN YARARLANMA
Amaç: Ünitede fıkıh kaynaklarından etkin biçimde yararlanabilme, ibadet ve benzeri konulardaki bilgileri, temel kaynaklardan hareketle değerlendirebilme yeteneğinin geliştirilmesi hedeflenmiştir.
Ünite işlenirken fıkıh kaynaklarında, özellikle ilmihallerde yer alan, yanlış anlaşılmaya müsait bazı konular üzerinde yoğunlaşılmalı bu tür bilgilerin aktüel değeri üzerinde durulmalıdır.
1. Fıkıh kaynaklarının dili ve yapısal özellikleri
2. Fıkıh kaynaklarının hiyerarşik düzeni
3. Fıkıh kaynaklarının aktüel değeri
4. İlmihallerin tahlili ve değerlendirilmesi
4.1. Temizlik (101-239 maddeler)
4.2. Abdest ve gusül
4.3. Namaz (240-537)
4.4. Oruç (538-598)
4.5. Zekat-sadaka (599-665)
4.6. Hac (666-760)
4.7. Kurban (761-789)
4.8. Yemin (790-797)
4.9. Akidler

XIII. ÜNİTE: FIKHIN TEMEL AMAÇ VE İLKELERİ
Amaç: Ünitede fıkıh kaynaklarından etkin biçimde yararlanabilme, ibadet ve benzeri konulardaki bilgileri, temel kaynaklardan hareketle değerlendirebilme yeteneğinin geliştirilmesi hedeflenmiştir.
Ünite işlenirken fıkıh kaynaklarında, özellikle ilmihallerde yer alan, yanlış anlaşılmaya müsait bazı konular üzerinde yoğunlaşılmalı bu tür bilgilerin aktüel değeri üzerinde durulmalıdır.
1. İslam fıkhının felsefesi olarak küllî kaideler
2. Beş temel esas (Makâsıd teorisi) (25-32.maddeler)
2.1. Canın korunması
2.2. Aklın korunması
2.3. Neslin korunması
2.4. Dinin korunması
2.5. Malın korunması
3. Fıkhın temel ilkeleri (23, 24.maddeler)
3.1. Kolaylık ilkesi
3.2. Tedricilik ilkesi
3.3. İnsan yararının gözetilmesi ilkesi
FIKIH BİLGİSİ/İLMİHAL/AKAİD BİLGİLERİ I (İlmihal s. 67-140)

1. Dinin temel kural ve hükümlerini oluşturan, iman esaslarından bahseden ilme……….denir
2. İslam akaidinin iki önemli kaynağı……………..ve……………………..dir.
3. İman esaslarının belirlenmesinde tek kaynak………….akıl ise…………………………….
4. İman, inanılacak hususlar açısından …………ve …….… iman olmak üzere …….. ayrılır.
5. İnanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmaya……………..denir. İmanın en özlü ve en kısa şekli olan ……….. iman, tevhid ve şehadet kelimelerinde özetlenmiştir.
6. İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmaya …………. iman denilir. …………. iman üç derecede incelenir.
7. Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana …………. iman denir.
8. Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise…………..iman denir.
9. Amel imanla…………, iman amel ile………………olur.
10. İmanın geçerlilik şartları…………………………………………………………………….
11. Teslimiyetin kalbi olanı………….., lisani olanı………….., organik (!) olanı……………..
12. Büyük günahlar……………………………………………………………………………
13. Hz. Peygamber’in din adına bildirmiş olduğu şeylerin hepsini kalp ile tasdik edip dil ile söyleyerek, inandıklarını yaşamak, sözleri ve davranışları ile kabul edip benimsediğini göstermeye…………….denir
14. İnsanlar tasdik ve inkâr açısından …….. grupta incelenebilirler
15. Allah’a, Hz. Peygamber’e ve O’nun haber verdiği şeylere yürekten inanıp, kabul ve tasdik eden kimseye ………..denir
16. İslâm dininin temel prensiplerine inanmayan, Hz. Peygamber’in yüce Allah’tan getirdiği kesin olan ve tevâtür yoluyla bize kadar ulaşmış bulunan esaslardan (zarûrât-ı dîniyye) bir veya birkaçını yahut da tamamını inkâr eden kimseye …………..denir.
17. Allah’ın birliğini, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ve onun, Allah’tan getirdiklerini kabul ettiklerini söyleyerek, müslümanlar gibi yaşadıkları halde, kalpten inanmayan kimselere ………….. denir
18. Allah Teâlâ’nın tanrılığında, isim, sıfat ve fiillerinde, eşi, dengi ve ortağı bulunduğunu kabul etmeye…………..denir.
19. Her ……….. küfürdür, fakat her küfür …………değildir
20. Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymaya…………….denir.
21. Kişinin kendi irade ve ifadesiyle İslâm’dan ayrılması ve hukuk düzeni tarafından da dinden çıkmış sayılmasına……………….demektir.
22. Allah’ın varlığını ispatlamak için insanın fıtraten Allah inancına sahip oluşu (……………………….), âlemin ve âlemdeki varlıkların sonradan yaratılmış olup bir yaratıcıya muhtaç olduğu (……………..…..), mümkin bir varlık olan âlemin var olması için bir sebebe ihtiyaç olduğu (………………….), tabiatın büyük bir âhenge ve şaşmaz bir düzene sahip olup bunun bir yaratıcının eseri olmasının gerektiği (………………….) denir.
23. ………..…irade bütün yaratıkları kapsamaktadır. Bu irâde, hangi şeye yönelik gerçekleşirse, o şey derhal meydana gelir. “Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona sözümüz sadece “ol” dememizdir. Hemen oluverir” (en-Nahl 16/40) anlamındaki âyette belirtilen irade bu çeşit bir iradedir.
24. ………….irade(yasama ile ilgili) iradeye dinî irade de denir. Yüce Allah’ın bir şeyi sevmesi ve ondan hoşnut olması, onu emretmesi demektir. Allah’ın bu mânadaki bir irade ile bir şeyi dilemiş olması, o şeyin meydana gelmesini gerekli kılmaz.
25. Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren, gözle görülmeyen nûrânî ve ruhanî varlıklara……………denir.
26. Allah’ı tesbih ve anmakla görevli meleklere………………………………………….denir.
27. Duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen; ateşten yaratılmış, mânevî, ruhanî ve gizli varlıklara …………..denir.
28. Gözle görülmeyen fakat varlığı kesin olan, azgınlık ve kötülükte çok ileri giden, kibirli, âsi, insanları saptırmaya çalışan cinlere …………..denir.
29. Allah Teâlâ’nın kullarına yol göstermek ve aydınlatmak üzere peygamberine vahyettiği sözlere ve bunun yazıya geçirilmiş şekline………………denir.
30. İlâhî kitaplara Allah katından indirilmiş olması sebebiyle “……………………….” veya “…………..kitaplar” da denilir
31. En küçük hacimli olan ilahi kitap………………dır.
32. Peygamberlerde bulunması vacip sıfatlar…………………………………………………..
33. Peygamberlerin akıllı, zeki ve uyanık olmalarına……………………..
34. Peygamberlerin günah işlememelerine, günahtan korunmuş olmalarına………….denir
35. Kur’an’ adı geçmesine rağmen peygamber mi, velî mi oldukları konusunda fikir ayrılığı olan üç kişi……………………………………………………..
36. Ulu’l- Azm peygamberler………………………………………………………………….
37. Yüce Allah’ın, peygamberlik iddiasında bulunan peygamberini doğrulamak ve desteklemek için yarattığı, insanların benzerini getirmekten âciz kaldığı olağanüstü olaya………………denir
38. Peygamber olacak şahsın, henüz peygamber olmadan önce gösterdiği olağan üstü durumlara ……………….denir
39. Peygamberine gönülden bağlı olan ve ona titizlikle uyan velî kulların gösterdikleri olağan üstü hallere………………denir
40. Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağan üstü olaya…………….denir
41. Kur’an’da mûcize terimi yerine ……………………………………. kavramları kullanılır.
42. İsrâfil’in (a.s.) Allah’ın emriyle, kıyametin kopması için sûra ilk defa üflemesiyle başlayacak olan ebedî hayata……………..denir
43. Ahret hayatının devreleri……………………………………………………………………
44. Kıyametin büyük alametleri…………………………………………………………………
45. Öldükten sonra tekrar dirilmeye…………………………………………………………….
46. Yüce Allah’ın insanları hesaba çekmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplamasına……………………denir.
47. Ahirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartıldığı ilâhî adalet ölçüsüne……………..denir
48. Yüce Allah’ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezelî ilmiyle bilip sınırlaması ve takdir etmesine……………………….denir
49. Cenâb-ı Hakk’ın ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince, her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun biçimde meydana getirmesi ve yaratması………………………..denir.
50. Hedefe ulaşmak için gerekli olan maddî ve mânevî sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah’a bırakmaya…………………denir
51. Yüce Allah’ın, canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için verdiği her şeye…………denir
52. İnsan hayatı ve diğer canlılar için belirlenmiş süreyi ve bu sürenin sonunu yani ölüm anına……………denir

Not: İlgili kitaplardan önemli gördüğünüz bilgileri ekleyiniz…

FIKIH BİLGİSİ II (s.140-182)
“Kavramlar anlamın anahtarı/aracı/silahı/şifresidir”
1. ………..sözlükte bilmek, anlamak, bir şeyi şuurlu bir şekilde kavramak, onun esasına vakıf olmak demektir. (sadece denileni değil, demek isteneni de anlayabilmek)
2. ……………ıstılahta, şer’i………hükümleri, yani, ibadetler, suç ve cezalar, muamelelerle ilgili hükümleri ayrıntılı delilleri ile bilmektir.
3. İslamın kişisel ve sosyal hayata dair ameli hükümlerini bilmeye ve bu konuları inceleyen bilim dalına…………………………denir.
4. İslam dininin ameli hayata dair bilgilerini ve hükümlerini ihtiva eden ilim dalına…………….denir.
5. Kişinin lehine ve aleyhine (hak ve sorumluluklarını, yapması ve yapmaması gerekenleri) olan şeyleri bilmesine………………..denir.(Ebu Hanife). Fıkhın en kapsamlı bu tanımı ilk dönemler için geçerlidir. Zira itikadi, ahlaki ve ameli yönüyle dini hükümlerin tamamını kuşatıcı bu tanım, sonraki asırlarda dinin sadece “ameli” hükümlerine tahsis edilmiştir.
6. “…………kelimesi” Kur’ân-ı Kerim’de ondokuz yerde, muzari sıygası (şimdiki ve geniş zaman kipi) ile “iyi ve tam anlamak” manasında kullanılmıştır. Tefa’ul kalıbında bir kere geçtiği yerde ise “dini bilgi ve düşünce” manasını ifade etmektedir. Hadislerde, fi’l-tef’il, tefa’ul kalıplarında, “iyi anlamak, din ve Kur’an konularında bilgi sahibi olmak” manasında geçmektedir.
7. Hükümler akli, hissi ve şer’i olmak üzere üç kısma ayrılır. Şer’i hükümler de kendi arasında üçe ayrılır. Ameli, itikadi ve ahlaki hükümler. Bunlar içerisinde fıkhın konusu “……………………..” dir.
8. İslâm dininin, insanların dünya ve âhiret mutluluğunu sağlamak üzere getirdiği kuralların bütününe ……..hükümler (ahkâm-ı şer‘îyye) veya ilâhî hükümler (ahkâm-ı ilâhiyye) tabir edilir.
9. ………… hükümler, bütün dinî ahkâmın temelini oluşturur. İman esasları böyle olup bunlara kendi bütünlüğü içinde ve nasların bildirdiği şekilde inanılması esastır. Bu hükümlerle akaid ve kelâm ilimleri ilgilenir.
10. …………. hükümler, insanların kendi aralarında ve diğer canlılarla ilişkilerini iyileştirip nefsin eğitilmesini hedefleyen hükümlerdir. Ahlâk ve tasavvuf ilimlerinin ana konusunu teşkil ederler.
11. ………….hükümler, itikadî hükümlere nisbetle ikinci derecede oldukları için bunlara ahkâm-ı fer‘iyye de denilir. Bu hükümler mükellefin dış dünyaya yansıyan davranışlarına bağlanacak sonuçları ve bunlarla ilgili kuralları konu edinir. Bunlar da ibadetler ve muâmelât şeklinde iki kısma ayrılır.
12. Fıkhın başlıca ana konuları…………………………………………………………… ile ilgili meselelerdir.
13. İslam fıkhının kaynağı,…………………………………………,beşeri hukukun kaynağı ise …………………………………… dir.
14. Fıkhın yaptırımlarının hem…………………hem de……………yönü vardır; modern hukuk ise sadece…………….yönü olan bir hukuktur.
15. Modern / Beşeri hukukta ibadet bölümü bulun..………, muamelat ve ukubat -ceza hukuku- ise hem İslam fıkhının hem de modern hukukun konusudur.
16. Fıkhın kaynaklarının nasıl kullanılacağı ve hükümlerin bu kaynaklardan nasıl çıkarılacağı konusunda yöntem ve faaliyet gösteren ilim dalına………………………………….denir.
17. Müçtehidin şer’i ameli hükümleri tafsili delillerden çıkarabilmesine yarayan kurallar bütününe………………………denir. Fıkıh usûlü, şer’i nassların (dini metinlerin) anlaşılması için geliştirilmiş bir metottur.
18. ………………………esas itibariyle, Kur’an ve Sünnet’in doğru ve tutarlı biçimde anlaşılmasını sağlayacak metot ve kuralları belirlemeyi hedefleyen bir ilmî disiplin olduğunu söylemek mümkündür.
19. Usulü Fıkhın, hükümlerin nereden (edile-i şer’iyye), nasıl (hüküm istinbat teknikleri) ve kimler tarafından (müçtehit ve içtihat usulü) çıkarılacağı üç ana konudan oluştuğu söylenebilir…
20. Fıkhın, özellikle ibadetler bölümünde yer verilen konuları, belirli bir mezhebin görüşlerinden tercih ederek, bu görüşlerle ilgili delilleri ve alternatif görüşleri çoğu zaman zikretmeksizin sade ve basit bir anlatımla sunan “temel dini bilgiler” kitaplarına…………….denir.
21. Kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip itikadi ve ameli düşünce disiplinlerine/ekollerine ……………. denir.
22. Bir anlayışın mezhep statüsünde değerlendirilebilmesi için asgari unsurlar………………………………………………………………………………………………………….
23. Zaman içerisinde, yavaş yavaş, peyderpey oluşum ve uyum sürecine……………….denir.
24. Iskat, tenkis, ibdal, takdim, te’hir, terhis, ve tağyir gibi şekillerde sonuçları olan fıkhi ilkeye……………..denir.
25. İnsanların dini ve dünyevi hayatlarının kendisine bağlı olduğu maslahatlara………………………denir.
(26, 27, 28, 29 ve 30. Maddelerde yer verilen konularla ilgili nasslardaki düzenlemeleri ve uygulamaları hatırlayınız ve buna göre araştırma yapınız.)
26. Nefsin/canın, korunması için………………………………………………………………………
27. Dinin korunması için,……………………………………….…………………………………
28. Aklın korunması için,………………………………………………………………………………
29. Neslin korunması için………………………………………………………………………………
30. Mal’ın korunmasıyla ilgili de………………………………..……………………………………
31. İnsanların zaruriyyat derecesine ulaşmayan ihtiyaçlarıyla ilgili maslahatlara………………..denir. örneğin:……………………………………………………………………………………………
32. Bir zaruret ve ihtiyaçtan dolayı değil, sırf daha güzel olanı tercih, insanın değerini yüceltme kabilinden olan estetik ve sanat duygularını tatmine yönelik maslahatlara………………………denir. Örneğin……………………………………………………………………………………………
33. Fıkhın ceza hukukunun düzenlendiği, işlendiği bölümüne………………………….………………………….
34. Bizzat Şari tarafından belirlenmiş miktarı belli cezalara…………………….denir.
35. ……..cezaları…………zina,……………..kazif,…………………sirkat,……………..kat’ıtarik,………..sekr/şürb/hamr’dır.
36. Öldürme yada yaralama gibi işlenen cinayetler sebebiyle mağdura yada varislerine bir tür tazminat mahiyetinde ödenmesi gereken mala/kan bedeline………………………..denir.
37. Yaralanan ve kesilen organlardan dolayı verilmesi gerekli diyete…………………denir.
38. Düşürülen ceninden dolayı verilmesi gereken mali tazminata………………denir.
39. Katili/faili meçhul olan ve üzerinde katl eseri bulunan bir maktulün bulunduğu mahal ahalisinden seçilen elli kimsenin onu öldürmediklerine ve öldüreni bilmediklerine dair yemin etmelerine………………………denir.
40. Az veya çok miktarda bilerek sarhoşluk veren içkinin içilmesinden dolayı uygulanması gerekli cezaya…………………….denir.
41. Yol kesme suçu işleyen şahıslar hakkında cinayetlerine göre Şer’an tatbik edilmesi gerekli ceza’ya………………………..denir.
42. Hakkında belli bir ceza, bir şer’i had bulunmayan suçlardan dolayı tertip ve tatbik edilecek olan cezaya……………..denir.
43. Fıkhın, alışveriş, kira, şirketler, evlilik, miras, vasiyet gibi insanlar arası ilişkilerini veya kişilerin kurumlarla ilişkilerini düzenleyen bölümüne …………………………….denir

Not: Yukarıdaki paragraflarda boş bırakılan yerleri tamamlayabilmek için Fıkıh Terimleri veya Dini Kavramlar Sözlüğü kullanınız.

FIKIH BİLGİSİ -III- (s.140-182)
(Kavram ve Kaynaklar)
1. İslam Hukukunun Asli kaynakları …………………………………………………………olmak üzere dört tanedir.
2. Kitab’ın / Kur’an’ın delil olduğu herkes tarafından kabul görmüş iken, diğerlerini çoğunluğun delil olarak kullandığı söylenebilir.
3. Kitab ile kastedilen……………..dır. Kitab’ın subutu (Allahtan geldiği ve ayetlerinin Allah’tan geldiği gibi korunarak nakledildiği)……………; Kitab’ın ayetlerinin delaleti (ayetlerinin demek istediği, ne kastettiği) ise………………….ve……………………dir.
4. ……………, Hz.Peygamberin müslümanlar için ahlaki ve dini örneklik anlamı, maksadı taşıyan söz, davranış ve takrirleridir.
5. Sünnetin/Hadislerin subutu (Sünnetin intikalini sağlayan rivayetlerin peygamberimize aidiyeti, mensubiyeti) ……………..ve……………..olmak üzere iki grupta mütalaa edilebilir.
6. Sünnetin / hadislerin delaleti de aynı şekilde…………………ve…………………..olmak üzere iki şekilde değerlendirilir.
7. Hz. Peygamberin ümmetinden olan müçtehitlerin, O’nun vefatından sonraki herhangi bir devirde şer’i bir hüküm hakkında ittifak etmelerine………………………….denir.
8. İcma……………..ve………………olmak üzere iki şekilde gerçekleşebilir. ninenin mirastan altıda bir (südüs) hisse alacağına dair icmâ hâsıl ol¬muştur. Nine tek ise hissenin tamamıdır. İki ise altıda bir hisseyi aralarında pay¬laşırlar. Sahâbîler, baba bir erkek ve kız kardeşlerin, öz kardeşleri bulunmadığı takdirde, onların yerlerine geçecekleri üzerinde icmâ etmişlerdir. Yine sahâbîler, müslüman kadının gayri müslimle akd etmiş bulunduğu nikâhının bâtıl olduğunda da icmâ etmişlerdir.
9. “Kitap, sünnet veya icma’da hükmü bulunmayan meseleye, aralarında illet birliği sebebiyle, bu kaynaklardan birinde yer alan meselenin hükmünü vermeye……………..denir. (Hanefilerin, ramazan orucu tutarken bilerek yeme içme sebebiyle de kefaret cezası gerektiği kanaatleri/hükümleri kıyasi bir hükümdür.) (Cuma günü ezan okunduğu zaman alış-veriş yapılması yasaklanmıştır. Acaba Cuma günü ezan vaktinde icâre/kira akdinin yapılmasının hük¬mü nedir? Bu konuda bir nass göremiyoruz. Fakat icâre ile bey’ arasında bir mukayese yapıyoruz. Bey’-alış veriş-, Cuma namazı vaktinde yasaktır. Çünkü insanı meş¬gul eder ve dolayısıyla ibâdetten alıkor. İcâre de insanı meşgul eder ve ibâdetten ahkor. O halde Cuma günü namaz vaktinde icâre akdi de yasaktır.) (Bir başka örnek ise “murisini öldüren varisin mirastan mahrum kalışı” nas ile bilinen bir hüküm iken, “kendisine vasiyette bulunanı öldüren kişinin vasiyet edilen kıymetten mahrum bırakılışı” ile ilgili nasslarda bir hüküm bulunmasa da, hüküm, kıyas yoluyla miras ile ilgili hükümden çıkarılmıştır. Yani illetlerindeki ortaklık, hükümlerinde de ortaklık sonucunu doğurmuştur.
10. Kıyası en çok kullanan fakihler, mezhep…………………………………………………………
11. İslam hukukunun fer’i “yardımcı” kaynakları …………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
12. Müçtehidin, bir meselede, kendi kanaatince o meselenin benzerlerinde verdiği hükümden vazgeçmesini gerektiren nass, icma, zaruret, gizli kıyas, örf veya maslahat gibi bir delile dayanarak o hükmü bırakıp başka bir hüküm vermesine………………………denir. (unutarak yiyip içmenin orucu bozmaması; selem ve istısna’ akdinin meşruiyeti vb.)
13. Geçmişte sabit olan bir durumun, değiştiğine dair bir delil bulunmadıkça hali hazırda varlığını koruduğuna hükmetmeye……………………………………denir.
14. İnsanların çoğunluğunun benimseyip alışkanlık haline getirdiği işlere………………..denir.
15. Örf, ……….. ve …………. olmak üzere ikiye ayrılır. ………. örf muteberdir. ……… örf’e itibar edilemez. Örneğin:…………………………………………………………………………
16. Yasak olmayan bazı yolların, kötülüklere götürmesi nedeniyle kapatılmasına….……………………………….denir. İthalat, toplumun normal yaşantısında ihtiyaç duyduğu şeylere hasredilerek daraltılabilir. Kötülüğe ve harama yol açması kesin olan davranışlar, meselâ şarap imalâtçısına üzüm satmak, kumarhane işletmecisine iş yeri kiralamak böyledir.
17. ………………,kişinin dinî ve hukukî hükme konu (muhatap) olmaya elverişli oluşu demektir.iki çeşidi vardır.
18. ………….. ehliyeti, kişinin haklara sahip olabilme ve borç altına girebilme ehliyetidir. Aklî ve bedenî gelişimi ne durumda olursa olsun yaşayan her insanın bu tür ehliyete sahip olduğu kabul edilir. Ceninin sağ doğması kaydıyla miras, vasiyet, vakıf ve nesep haklarının bulunduğu bu sebeple de eksik ………. ehliyetine sahip olduğu belirtilir.
19. …………..ehliyeti ise, kişinin dinen ve hukuken muteber olacak tarzda davranmaya ve hukukî işlem yapmaya elverişli oluşu demektir. ………ehliyetinin temelini akıl ve temyiz gücü teşkil eder.
20. Fıkıh usulünün önemli konularından birini oluşturan………genel olarak otoriter bir tarzda, kesin olarak bir işin yapılmasının istenmesi için va’z edilen söz demektir.
21. Fıkıh usulünün önemli konularından birini oluşturan…………genel olarak otoriter bir tarzda, kesin olarak bir işin yapılmamasının istenmesi için va’z edilen söz demektir.
22. Naslardan hüküm çıkarma iş ve işlemine………………………denir.
23. Nass denilince……………………………………………………………………………kastedilir.
24. Bir şeyi bilmeye yarayan alamet ve karine’ye………………………denir.
25. Fıkıh usulünde üzerinde düşünüldüğünde şer’i ve ameli bir hükme götüren şeye………………………denir.
26. Hakimin yargılama sonucunda vermiş olduğu kesin ve bağlayıcı karara……………………denir.
27. Fıkıh usulünde Allah ve rasulünün (Şari’in) mükelleflerin fiilerine ilişkin hitabına …………………………………denir.
28. Bir şeyin başka bir şey için sebep, şart veya mani teşkil etmesi hususunda şariin iradesine ……… hüküm denir. Namazın farz olması için vakit sebep, namaz kılmak için abdest almak şart, katilin murisini öldürmesi mirastan pay almasına mani’dir.
29. Fakîhin, şer’î-amelî hükümleri tafsili delillerinden çıkarabilmek için olanca gücünü ortaya koymasına…………………denir.
30. Şer’î delillerden amelî hükümleri çıkarabiİme melekesine sahip olan kişiye ……………………denir.
31. Müctehit yeterlilikleri ……………………………………………………………………………
32. Sözlükte “şahsi görüş, düşünce ve kanaat” manasına gelen ……. kelimesi, fıkıh literatüründe “hakkında açık bir nass, yani ayet veya hadis metni bulunmayan fıkhi bir konuda müçtehidin belli metotlar uygulayarak ulaştığı “şahsi görüş” demektir.
33. Fıkhi bir meselenin dini, hukuki hükmünü açıklama, fakih bir kimsenin sorulan fıkhi bir meseleye yazılı veya sözlü olarak verdiği cevaba…………,verene…………….., sorana……………………., sormaya ……………………………, bu cevap verme işine………………….denir.
34. Delilini bilmeksizin başkasının görüş, fikir ve ictihadıyla amel etmeye…………….denir
35. İki veya daha fazla mezhebin birbirlerine zıt ve aykırı olan hükümlerini belli bir işte ve hadisede cem etmeye ……………………denir.
36. Dinen yükümlü sayılan insanların davranışları ve bunlarla ilgili hükümlere……………………………………….denir.
37. Bir işin yapılması veya yapılmamasını talep etmeye ya da ikisi arasında serbest bırakmaya……………………. denir.
38. Dini hükümlerle yükümlü tutulan, düşünce, söz ve davranışlarına bir takım dünyevi, uhrevi, dini ve hukuki sonuçlar bağlanan kişiye……………………………denir.
39. ……………..; kendisine Hz. Muhammed’in daveti ulaşmış, temyiz kudretine haiz ve buluğ çağına ermiş kişidir
40. Mükellef olmanın “………..” ve “……………” olmak gibi iki önemli yeterliliği vardır. Akıl olmazsa olmaz bir şarttır. Buluğ ise akıl ile kıyaslandığında daha yapay bir şarttır. Buluğ, ya hakikaten, ya da hükmen olabilir. Hükmi buluğ’da (15 yaşına geldiği halde doğal ergenlik özellikleri görülmeyen kişiler) erkek ve kızlar için cumhur’a göre 15 yaş esas alınır.
41. Şari’in yapılmasını bağlayıcı tarzda istediği fiil hakkındaki delilin (Kur’an ayeti, mütevatir sünnet) kati olması halindeki hükme…………………..denir.
42. Farz…………..ve………………….olmak üzere ikiye ayrılır. Farz olan görevleri terk eden büyük…………..….girer, inkar eden dinden………….
43. Şari’in yapılmasını kesin ve bağlayıcı olmayan tazda istediği fiile…………………..denir. (kurban kesmek, vitir namazı, bayram namazları, fitre gibi yükümlülükler).
44. Hz. Peygamberin farz ve vacip dışında yaptıklarına…………………………..denir.
45. Şari’in yapılmamasını kesin ve bağlayıcı tarzda istediği fiile……………………denir.
46. ……………. “li aynihi” ve “li ğayrihi” olmak üzere iki çeşittir.
47. Şari’in yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan bir tarzda istediği fiile……………………denir.
48. Hanefiler, Mekruh’u……………………..ve……………………olmak üzere iki farklı şekilde değerlendirmişlerdir.
49. Şari’in mükellefi yapıp yapmamakta serbest bıraktığı fiile………………………………………..denir.
50. Başlanmış bir ibadeti bozan şeylere………………..denir.
51. İslam dünyasında dini meselelerin anlaşılması ve yorumlanması konusunda oluşmuş düşünce ekollerine / disiplinlerine……………………denir. “İtikadi” ve “fıkhi” olmak üzere iki çeşidi vardır.
52. Müslümanların mezheplere dağılımına bakıldığında büyük çoğunluğun (% 90) dört mezhebe (Hanefi,Şafii, Maliki, Hanbeli), diğerlerinin ise Şii (imamiyye, zeydiyye) mezheplere mensub oldukları söylenebilir. Sünni sayılan mezhepler içerisinde Hanefilerin hem nüfus, hem de bölge olarak daha yaygın oldukları söylenebilir. Bunda tarihi, kültürel, siyasi pek çok sebep vardır
53. Fıkıh ilminin, Hz.Peygamber’den itibaren, oluşumundan, geçirdiği safhalardan, hükümlerin yürürlüğünden, zamanla hükümlerle ilgili cereyan eden değişiklikler……………………………ilminde / kitaplarında ele alınır.
54. Fıkıh tarihi, yaşadığı önemli, etkikeyici olaylar dikkate alınarak; Hz.Peygamber devri (……632), Raşit Halifeler devri (…..661), Emeviler devri (…….750), Abbasiler devri (……1258), Moğol İstilasından Mecelleye kadar (….19.yüzyıl’ın son çeyreği) ve Mecelleden günümüze kadar ki dönemler olmak üzere 6 (Altı) dönem de değerlendirilmiştir.
55. Mezheplerin kurucu ve önde gelen imamlarından; İmam-ı Azam…………………, İmam Züfer….; Ebu Yusuf…………………, İmam Muhammed…………………; İmam Malik………………………….; İmam Şafii…………………………ve İmam Ahmed b. Hanbel…………………..tarihlerinde vefat etmişlerdir.
56. Mezhep imamlarını övücü ve yerici muhtevalı rivayetler / hadisler uydurmadır, bu konuda sahih kaynaklarda sahih bir bilgi yoktur.
57. Fıkıh tarihinin en hareketli, en üretken olduğu dönem……………………………………… dönemidir. (Burada değerlendirmeye esas olan ölçü, fıkıh alanındaki çalışmaların, çalışanların ve ürünlerin çoğunluğu/yoğunluğudur.)

FIKIH BİLGİSİ / İLMİHAL IV (s.183-215)
“Taharet / Abdest / Gusül / Teyemmüm / Mestler / Özür / Kadın Özel”
1. İki türlü kirlikten temizlenmek şarttır. Bunlar ……………………………ve……………………………………… tir.
2. Fıkhın taharet bahsinde temizliğin asgari ölçüleri namaz ibadeti özelinde değerlendirilmiştir. Namazın sıhhatine engel olup olmama durumuna göre temiz veya kirli olduğu sonucu çıkarılmıştır.
3. Cünüplük, adet ve lohusalık gibi sebeplerle dinen / hükmen kişide var olduğu kabul edilen kirlilik haline“…………….……”denir.
4. Abdestsizlik sebebiyle var sayılan kirliliğe………………………………..denir.
5. Namazdan önce bedende, elbisede ve namaz kılınacak yerdeki namaza mani pisliklerden temizlenmeye………………………………………….denir.
6. Necaset …………ve ……….. olmak üzere ikiye ayrılır. Necaseti ……………., katı olduğunda…………………sıvı olduğunda ……………………………… miktara ulaşıra namaza engel bir kirlilik meydana gelir. Necaseti hafife ise; ………………………………………………………………………………………………ulaştığında namaza mani olur.
7. Hades……………………bir kirlilik, necaset ise …………………………bir kirliliktir.
8. İnsan vücudundan çıkan ve gusül veya abdest almayı gerektiren herşey: idrar, dışkı, meni, mezi, vedi, kan, irin, sarı su, ağız dolusu kusmuk, hayız, nifas ve istihaze kanları, eti yenmeyen hayvanların -kedi hariç- ağız salyaları, ve idrar ve tersleri, bütün hayvanların akan kanları, eti yenen hayvanlardan kaz, ördek ve tavuklar ile hindilerin tersleri gibi şeyler ……………. necasetten sayılır.
9. Sular……………ve………………olmak üzere iki grupta değerlendirilirler
10. ……….. sular; akıcılığını yitirmemiş, rengi, kokusu ve tadı bozulmamış yağmur, kar ve kaynak sularıdır.
11. Namazın sıhhatine engel olacak bir necasetle kılınan namaz fark edildiğinde namazın……….edilmesi gerekir.
12. Namaz kılmak için abdest gerekliliğinden söz eden ayet……………..suresinin…..ayetidir. Bu ayet………………..döneminde nazil olmuştur.
13. Abdestin farzı Hanefilere göre….. Şafiilere göre ise abdestin farzı……dır.
14. Hanefilerden farklı olarak şafiiler……………………………………………………….i de abdestin farzı olarak kabul ederler.
15. Abdest ve gusül gibi ibadetlerin ön şartı olan temizliklerde hem temiz hem de temizleyici olan ……….. suların kullanılması şarttır.
16. Su bulunmadığında var ise kar ile abdest alın…….. Ancak kar bir kapta biriktirilerek eritilir ise kar suyu ile abdest alınabilir.
17. Abdestte niyet, Şafiilere göre………………………..hanefilere göre ……………………………
18. Hanefilere göre abdest azalarını sıra ile yıkamak farz………………şafii mezhebine göre………………….dır.
19. Abdestte niyetin zamanı Şafiilere göre ………………………………..çünkü……………………………………………………….
20. Abdesti bozan şeyler: Hanefilere göre , …………………………………………………………………………………………..…………………………………………………………………………………………………………………….
21. Abdestli olduğunu unutmakla abdest boz…………………………………………………
22. Abdestli olmak, namaz için…………………; Tavaf için………………….; Tilavet secdesi için…………..; Kur’an okumak, Kur’an’a dokunmak için………………………….; Cami ve benzeri yerlere girmek için…………………..; cenaze’yi yıkamak için………………..; Kurban kesmek için……………………….; Nikah akdi yapılırken gelin ve damad’ın abdestli olması……………………………………………………………………….
23. …..mahrem bir kadının arada engel olmaksızın eline değmek………………mezhebine göre abdesti bozar; …………………….göre bozmaz.
24. Bir kimsenin ellerinin içi ile kendisinin veya başkasının ön veya arka avret mahallerine dokunması ile …………..…..mezhebine göre dokun…….. abdesti bozulur.
25. Kadın erkek birbirine dokunursa………………………………..de bozulur. Ancak aynı cinsler birbirine dokunursa sadece………………………abdesti bozulur (Şafii)
26. Unutarak veya kasten bir erkeğin derisinin yabancı bir kadının derisine değmesi ile dokunan ve dokunulanın abdestleri bozulur. Burada erkek ve kadından murâd, şehvet çağına bâliğ olan kimselerdir. Yabancı kadından murâd, zevce ve diğer yabancı kadınlar gibi hiç bir zaman nikâhı harâm olmayan kadınlarla, zevcenin kız kardeşi veya zevcenin halası veya teyzesi gibi, zevcenin bulunması dolayısıyla o zaman için nikâhı muvakkaten harâm olan kadınlar yabancı durumundadırlar, dokunma ânında abdesti bozarlar.(Şafiiler)
27. Hanefi mezhebine göre kadının eline dokunmak ve kadını sadece öpmekle………………olmadığı sürece abdest bozul………………………………..………
28. Fahiş mübaşeret…………………………………………………………………………………………………
29. Maliki ve Hanbeli mezhebine göre na mahrem bir kadının arada engel olmaksızın eline değmek…………………………………….taktirde abdesti bozar.
30. Bir kişi eli ile ön ve arka organına veya başkasının organına değse şafilere göre abdesti…………………..hanefilere göre………………
31. Abdestsiz cenaze namazı kılın………………………………………………………………….
32. Cenaze yıkayanın abdestli olması…………………………………………………………
33. Varis çorapları üzerine mesh caiz………………………………………………………
34. Çıplak ayak üzerine mesh caiz………………………………………………………………
35. Abdestli iken kolonya kullanmak abdesti boz………………………………………(Hanefilere göre)
36. Abdest azalarında sargı olması halinde ……………………………………………………
37. Bir namaz vaktini aşacak şekilde sürekli olarak kanaması olan yada idrarını tutamayan lara………………………………………denir.
38. Sürekli idrar kaçırma, gaz kaçırma veya bir yerin kanaması gibi abdest bozucu rahatsızlıklara fıkıhta ………, bu tür özürlülere ……… sahibi denir.
39. Özürlüler …………………namaz vakti için yeniden abdest……………………….
40. Özürlü kendisi gibi olanlara imam ola………sağlıklı olanlara imam ola…………………
41. Özürlüler kendileri ile ….. özrü olanlara imam olabilir, …….. özürleri olanlara olmazlar.
42. Özürlünün abdesti Ebu Hanife’ye göre vakit……….; İmam Züfer’e göre vakit…….., Ebu Yusuf’a göre vakit………………..; İmam Muhammed’e göre vakit……………..bozulur.
43. İnsan vücudundan çıkan ve abdest almayı gerektiren her şeye ………………………………………….denir.
44. Maliki mezhebine göre özür abdest boz……………, vaktin girip çıkması abdesti boz……………….
45. Abdest azalarının çoğu yara ve yanık olan ……………………………………..alır.
46. Vücudunun çoğu yara ve yanık olan gusl yerine………………………………………………alır.
47. Küçük abdest bozduktan sonra gelebilen kalın ve beyaz renkli sıvıya……………….. denir
48. Tuvalette, büyük abdest bozduktan sonra, erkek ve kadının, necâseti gidermek için yaptığı temizliğe ……………………………………………… denir.
49. Gusletmeyi gerekli hale getiren kirliliğe hades-i……………………denir.
50. …..sebepten dolayı gerekir. Bunlar………………………………………………………..
51. Cünüplüğe sebep olan akıntı / atmık………dir. Yerinden….…………………ayrılması gerekir.
52. Gayr-i müslimin biri, cünüp veya hayız veya nifaslı halde iken İslâm’a gelse, kendisine gusül etmek ……….. olur. Fakat bu haller kendisinde yokken İslâm’a girmesi durumunda, yıkanması ona ……… değil, mendubdur.
53. Bir kişinin cünüp olarak(günahsız) kalabileceği azami süre……………………………………………………………………………
54. Cünüp olarak yeme, içme, oturma, dolaşma ve uyuma haram……………………………………………………………
55. Hanefilere göre guslün farzı………………………………………………………………………
56. Şafiilere göre gusül sırasında ağzı yıkamak farz………………………….
57. Şafiilere göre guslün farzı ……….. bunlar …………………………………………………………………….
58. Oje ve ruj abdest ve gusle engel………………………………………………………………
59. Saç boyası gusle engel………………………………………………………………………..
60. Gusül için besmele çekmek ve niyet etmek guslün farzlarından………………………..
61. Şafiilere göre vedi ve mezi necistir, meni temizdir. Hanefilere göre meni ….…mezi ve vedi’den dolayı gusül gerekmez. Mezi ve vedi …………………..bozar.
62. …………..göre meni, mezi ve vedi her üçü de necistir. Diğer necasetlerde olduğu gibi, elbiseye bulaşan el ayası kadar olan mikdarı namazın sıhhatine engeldir.
63. Gusül abdestine başlamadan önce namaz abdesti gibi bir abdest almak guslün farzlarından…………………………….
64. Güneş enerjisi ile ısınan suyla gusül abdesti alın…………………………………………………………
65. Kaçak su kullanan kişi bu suyla yıkansa cünüplükten temizlenmiş sayıl……………………………….
66. Yaralı olan organlar gusül sırasında………………………………………………………
67. Dişlerinde dolgu ve kaplama olanların guslü sahih………………….
68. Gusül abdesti alırken herhangi bir organını yıkamadığını sonradan hatırlayan kimse…………………………………………………………………………………………..eğer bu arada kıldığı namaz olmuşsa bu namazı kaza e…………
69. Oje ve ruj gusle engel görülmüştür. Ruj yıkanma sırasında kolayca silinebilir olması halinde özellikle temizlenmesi gerekmeyebilir. Ancak oje silinmesi zor olduğu için abdest ve gusül için temizlenmesi gerekir. oje ve rujun gusle engel olmayacağını söyleyenler de bulunmaktadır. Ancak tercihimiz kadınlar oje ve ruj ile helali oldukları kişilere karşı süslenmeleri caiz olmakla beraber özellikle ibadet konularında ihtiyatlı davranmak suretiyle bunların temizlenmiş olmasına özen gösterilmelidir.
70. Saçların boyalı olması gusle engel……….
71. Saçsızlık yüzünden maddi veya psikolojik olarak rahatsız olan bir kimse başına saç ektirebilir; bu bir nevi tedavidir ve caizdir. Ekilen, yapıştırılan saçı yerinden çıkarmak imkânsız veya zor ise yıkanırken suyu bunun üzerinden geçirmek yani kendi saçı gibi üzerinden yıkamak yeterli olur.
72. Vücuttaki dövmeler abdest ve gusle engel değildir. Dövme yapmanın hükmünü soranlara bunun yanlış ve günah olduğu, sağlığa da zararlı olduğu söylenmelidir. Ancak önceden dövme yaptırmış birisi bu dövmeleri kolaylıkla silemeyecek ise abdestinin ve guslünün sahih olmadığı söylenmemelidir.
73. Cünüp iken saç, sakal tırnak kesmek ………………………………………………………
74. Meninin guslü gerekli kılması için..………..mezhebine göre yerinden………………çıkması gerekir. ………….göre şart değildir.
75. Gusül yerine alınan teyemmüm ile namaz kılına………..
76. ……….. ve …………. mezheplerine göre ağız ve burun gusülde vücudun dışından sayılmaktadır.
77. Tüp bebek tedavisi / uygulaması sonrasında kadının gusletmesi…………………………..
78. Adetli kadınla ilişkiye girmek………………………cezası………………………………….
79. Adeti bitmiş, henüz yıkanmamış kadınla ilişkiye girmek…………………………………..
80. İstihaze kanı gören kadın namazlarını…………………oruçlarını ……….………………….eşi ile ilişkiye gire……………
81. Rüyasında ilişki yaşadığını gören erkek uyandığında her hangi bir ıslaklık görmezse gusletmesi gere……………………………………………………………………Kadın ise………………………………
(kadın ve erkek arasında ne fark vardır yada var mıdır? Konuyu araştırınız ve görüşleri değer)
82. Rüyasında ilişki yaşadığını görmeyen erkek uyandığında her hangi bir ıslaklık görürse………………………………………………………………………………………
83. Erkek veya kadın, şehvet içerikli olarak her hangi bir şekilde boşalsa gusletmeleri gere……………………………………………………………………………………….
84. Ergenlik çağına giren kadınların rahminden düzenli aralıklarla gelen kana……………………bu kadınların kanaması…………………………………dönemine kadar devam eder.
85. Kadınların temizlik dönemlerinde gördükleri doğal vajinal akıntılar abdesti boz………….
86. Kadınların adetinin en kısa süresi Hanefilere göre………………..en uzun süresi………………….gündür. İki adet arasındaki en kısa temizlik süresi 15 gündür.
87. Her ay düzenli olarak 7 gün adet gören kadın en son ki adet döneminde 10 günü aşacak şekilde kanaması olsa bu kadının 7 günden sonraki gördüğü kan …………. kanı sayılır. Ancak 9 gün görmüş olsaydı bu kadının adeti 9 gün olarak değişmiş olacaktı.
88. Şafiilere göre Hayz’ın en kısa müddeti ………….. gün bir gecedir. En uzun müddeti ………….. gündür.
89. Kadınların adetleri ile ilgili sürelerin belirlenmesinde tıbbi verileri ve sonuçları kullanmalıdır!.
90. Hanefilere ve Hanbelilere göre kadınların loğusalığının en uzun süresi……………en kısa süresi…………………Şafiilere ve Malikilere göre ise kadınların loğusalığının en uzun süresi……………en kısa süresi………………
91. Adeti bitmiş, gusletmemiş kadınla ilişkiye girmenin haram olduğunu söyleyenler –Şafii ve Malikiler- ve üzerinden namaz vakti geçmişse / on günü geçmişse girebilir diyenler vardır. hatta kadının sadece cinsel organını yıkaması gerekir, yeterlidir diyenler de vardır. İhtilafın sebebi “temizleninceye kadar….” Temizlenmekten maksadın ne olduğu konusundaki farklı düşüncelerdir. Ebu Hanife’ye göre maksat kanın kesilmesi yani adetin bitmesidir. Bu ihtilaftan kurtulmak için kadın gusletmeyi tercih etmelidir. Bunun en iyisi olduğunu tartışmak yersizdir.
92. Kadın adetliyken kocası cinsel ilişki dışında karısından istifade edebilir, İmam Muhammed’e göre sadece cinsel organından faydalanmaz. Bazıları –Ebu Yusuf ve İ. Azam- dizi ile göbeği arası demiştir. Ancak İmam Muhammed ayette yasaklanan şeyin ilişki olduğunu söylemektedir.
93. Özellikle din hizmetleri ve din görevliliği yapan kadınların adetli oldukları zamanlarda Kur’an okumaları ve dokunmaları……………………………………………………………………
94. Adetli kadınlar ziyaret amaçlı camiye gire……………………………………………………………………
95. Adet gören boşanmış kadının iddeti……………………………………………………………………………………
96. Adetten kesilmiş yada hiç adet görmemiş olan kadının iddeti………………………………………………
97. Hamile kadının iddeti………………………………………………………………………………………………………..
98. Kocası ölen kadının iddeti…………………………………………………….
99. Kocası ölen hamile kadının iddeti…………………………………………‮…..
100. Adetli ve loğusa olan kadınlar namazlarını………………..; oruçlarını………………; temizlendiklerinde namazlarını kaza………….; oruçlarını kaza……………………………
101. Kadın adetli iken herhangi bir şekilde cünüp olsa (ihtilam gibi) bundan dolayı gusletmesi gerek……. Adeti bitene kadar bekleyebilir. Ancak kadınlar adetli iken Kuran okumak veya camiye girmek gibi bir takım işler yapacaklarsa ve adetlerine ilaveten bir de cünüplük halleri varsa gusül abdesti almalıdırlar.
102. Bir kadın adet halinde çocuğunu emzire…….. gibi cünüb iken de emzire……
103. Adetli kadınların kestiklerinin yenmeyeceği, yanlarına melek yaklaşmadığı, adetli kadınları ölülere yaklaştırmamak gerektiği, kadınların adet görmelerinin ve bu sırada yaşadıkları acıların, sancıların, ağrıların hemcinsleri havva’nın işlediği günahın bedeli olarak çektikleri, bu günlerde pis ve kirli oldukları için ibadetten ve ibadethanelerden uzaklaştırılmaları gerektiği gibi düşünceler ve görüşler tümüyle yalan ve yanlış olup gerçeklikle en ufak bir bağlantısı yoktur.
104. Kadınların adetli ve loğusa oldukları zamanlarda namaz kılmayacakları ve oruç tutmayacakları ile ilgili deliller hadislerde vardır. Kur’anda bulunmamaktadır. Bu nedenle sayıları az da olsa bazıları kadınların adet oldukları zamanlarda namaz kılabileceği ve oruç tutabileceğini iddia ederler. Ancak Cumhurun ve Başkanlığın görüşü aksi yöndedir.
105. Ağzında dolgulu diş bulunan Hanefi kişinin, abdestini Şafi ya da Maliki mezhebini taklit ederek alması gerek………………………..
106. Kadın adet ve loğusa halinde iken dişlerine dolgu yapıl……………………………
107. Doğumdan hemen sonra gelmeye başlayan kan’a……………………denir
108. Loğusalığın en uzun süresi Hanefilere göre…………….gün, Şafiilere göre…………………………..gündür
109. Namaz vakti girdiğinde adetli değilken vaktin çıkışından önce adeti başlayan kadının bu namazı temizlendikten sonra kaza etmesi gerek…….; Ancak namaz vakti girdiğinde temiz akıntısı gelmediği halde vakit çıkmadan önce temiz akıntısı gelen kadının bu namazı kılmaması durumunda kaza etmesi gerek……
110. Mübarek gecelerde eşlerin ilişkiye girmesi caiz………………………………………
111. Hadesten taharet için mutlak su bulunmadığında bulunsa bile kullanılamadığı durumlarda toprak yada toprak ürünleri (!) sayılabilecek bir takım eşya vb. şeylerle sembolik olarak yapılan temizliğe………………………denir.
112. Teyemmümün farzı Hanefilere göre……………………………………………………………
113. Her hangi bir yerde misafir iken cünüp olan ancak gusletme imkanı bulamayan kimse teyemmüm ederek namaz kıla………………………………………………………….…
114. Bir kimse vakit çıkacağı veya Cuma namazı kılmak için teyemmüm………………………, bayram ve cenaze namazları için ……………………..
115. Teyemmümlü olan abdestli olana imamlık yapa……………………………………
116. Teyemmümle namazda iken su bulanın namazı……………………………namazdan sonra su bulanın namazı…………………………………………
117. Şafii mezhebine göre bir teyemmüm ile ancak…farz veya bir cenaze namazı kılınabilir, fakat istenildiği kadar …………………namaz kılınabilir. Teyemmüm ile bir farz namaz kılan kişi, teyemmüm’ü bozulmasa dahi ikinci bir farz namaz kılmak istediğinde tekrar teyemmüm etmelidir. Kıldığı farz namaz, ister vaktinde kılınmış bir namaz olsun isterse kaza edilen bir farz namaz ol¬sun durum değişmez.
118. Teyemmüm kuru, temiz ve tozlu toprak, taş, kum, çakıl, tuğla ve kiremit gibi maddelerle yapılabilir. Toprağın kendisi olmasa da duvar veya herhangi bir yere dokunmakla toz çıkarsa yine de orası ile teyemmüm yapılabilir. (Şafiilere göre toprağa kireç ve kum karışmış olmamalıdır)
119. ………… mezhebine göre yapılan teyemmümle bozulmadığı sürece dilediği kadar farz ve nafile kılmak mümkündür. Diğer üç mezhebe göre ise teyemmüm vakit içerisinde yapılır ve sadece bir namaz vakti süresince geçerlidir.
120. Şafii mezhebine göre istihaze kanı gören kadın bu abdestle sadece bir ………………….namaz kılabilir; Hanefilere göre ise………………………………………..girinceye kadar istediği kadar namaz kılabilir.
121. Abdesti bozan şeyler teyemmümü boz…………………………….
122. Teyemmümü bozan şeyler………………………………………………………………
123. Cünüplükten dolayı alınacak gusül namaz abdesti için alınan teyemmümle aynı………
124. Şafiilere göre teyemmümün farzı ………… bunlar ……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
125. Şafiilere göre Namaza başlandıktan sonra su görünürse namaz sahih………………………..yeniden kılınması…………………….Hanefilere ise göre namazda iken suyu bulması halinde……………………………………………………………….
126. Gusletmesi gereken, yabancı bir evde ise ve su bulamazsa teyemmüm eder, yıkanmadan önce abdesti bozulsa su ile abdest alabilir. Gusletme imkanı bulunca gusleder.
127. Mukim olan için mestlere meshin süresi……………………………………………………
128. Yolcular için mestlere meshin süresi…………………………………………………….….
129. Maliki mezhebine göre mestlere meshin süresi…………. olmadıkça sınırsızdır.
130. Mestin süresi…………………………………………………………itibaren başlar.
131. Mestlere meshin süresi bittiğinde abdesti olanın sadece ayaklarını yıkaması yeterli…..
132. Mestin kullanılabilir olması için, ayağın bir kısmının! bulunması gerekir.
133. Ayağının biri mest giyecek şekilde olmayanın diğer ayağına meshetmesi doğru görülmemiştir. Yıkama ile mesh birleşmez kuralına takılmıştır. Ancak bir ayağı hiç olmayan diğer ayağına mest giyebilir ve mesh edebilir. (düşününüz)
134. Mest hükmünde sayılan ayak giysisinin ayakta durabilecek kadar kavi olmasından maksat, ayağa giyildiğinde boğazından bağlamaya gerek kalmaksızın bacağı sarması kastedilir. (düşününüz)
135. Şafiilere göre mest üzerine mesh’in müddeti, mukim için ……………., seferi için ise ………………………………………..dir.
136. Şafiilere ve Hanefilere göre Meshin süresi abdest tamamen alındıktan ve mestler giyildikten sonra abdestin ………………………………..andan başlar
137. Askerlerin giydiği botlar mest hükmünde kullanıla……………………………..
138. Sargı üzerine meshin süresi …………………………………………………………
139. Abdesti bozan şeyler……………………ve …………………bozar.

FIKIH BİLGİSİ / İLMİHAL V
NAMAZ İLMİHALİ (s.215-378)
1. Namaz hicretten………….farz kılınmıştır.
2. Namaz ilk yıllarda………..değil, ………….iki…………iki rekat olmak üzere …..…vakit olarak kılınırdı
3. Beş vakit namaz……………..sırasında farz kılınmıştır.
4. Beş vakit namazla ilgili Kur’andan deliller…………………………………………………
5. Beş vakit namazın detayları başta vakitleri ve diğer uygulamaları …………………………öğrenilmiştir.
6. Farz namazlar ikiye ayrılır. Bunlar…………………………………………………………
7. Kılınması “farz-ı ayn” olan namazlar………………vakit namaz ve ……………………..namazıdır.
8. Şâfiî mezhebine göre, öğlenin sünnetlerini dörder rek‘at kılmak, ikindinin farzından önce dört rek‘at, akşamın farzından önce iki rek‘at namaz kılmak gayr-i müekked sünnet sayılmıştır. Cuma namazının sünnetlerini dörder rek‘at olarak kılmak da böyledir. Hanefîler’den farklı olarak Şâfiîler’de, yatsının farzından önce dört rek‘at sünnet yoktur, buna mukabil yine Hanefîler’in tersine olarak akşam namazından önce iki rek‘at sünnet vardır.
9. Cenaze namazı kılmanın hükmü………………………………………………………………
10. Cenaze namazının delilleri……………………………………………………………………
 Setr-i Avret.
11. Setr-i avret…………………………………………………………………….demektir.
12. Namazda avret yerlerinin bilerek açılması halinde namaz bozul………; kasıtsız olarak…………………………miktarında avret yeri açılacak olsa……………………………………kapatılmalıdır. Aksi halde namaz…………………………
13. Hanefilere göre erkeklerin diz kapağı avretten sayıl……
14. Erkeklerin örtülmesi gereken uzuvları ………..altından dizleri altına kadar olan kısımdır. Sağlam görüşe göre diz kapağı da uyluktan olup avret yeri sayıl….. Delil, Hz. Peygamberin şu hadisidir: “Erkeğin avret yeri göbeği ile diz kapağı arasıdır” (Ahmed b. Hanbel, II, 187). Diz kapağı avret yerindendir” (Zeylai, Nasbu’r-Raye, I, 297).
15. Namazda bir uzvun ……….. birden fazlası, namaz kılanın kendi fiili ile açılsa, bir rükun eda edecek kadar beklemeğe gerek olmaksızın derhal namaz bozulur. Kadının başörtüsünü namazda iken kendisinin çıkarması gibi. Bu durumda başörtüsünü yeniden örtse namaz geçerlilik kazanmaz.
16. Ancak avret yerleri olan ön ve arka uzuvları ile, bu iki yer dışındaki “hafif avret” sayılan uzuvlardan birinin tamamı veya en az dörtte biri kendiliğinden açılır ve bu durum bir …………. edecek kadar devam ederse namaz bozulur. Eğer açık kalma süresi bir ……….. eda edecek süreden az olursa namaz bozulmaz. Düşen başörtüsünün hemen başa konulması gibi. Meselâ; bir kimsenin karnının veya uyluğunun, yahut hayalarının, yine bir kadının saçlarından sarkan kısmın dörtte biri bir rükun eda edecek kadar açık kalırsa namaz bozulur (ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletüh, Dimaşk 1405/1985, I, 585, 586).
17. Çok küçük çocukların avret yeri ……….. Bunun sınırı dört yaşa kadardır. Bu yaştan küçüklerin bedenine dokunmak veya bakmak mübahtır. Sonra kendilerine cinsel istek duyulabilecek çağa kadar, yalnız haya yerleri avret yeri sayılır. Daha sonra on yaşına kadar sadece ön ve arka uzuvları ve bunların çevresi ile uyluklar avret kabul edilir. Çocukların on yaşından sonra erkek olsun kız olsun, avret yerleri, namazda ve namaz dışında, erginlik çağına ulaşmış kimselerin avret yeri gibi sayılır (İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, Mısır, (t.y), I, 378
18. Hanefilere göre diz kapağı avretten, Şafiilere göre ise göbek avretten sayılır.
19. Avret konusunda Hanbeli ve Malikilerde daha geniş sınırlar vardır. Hanbelilerde Avret kısmı sadece seveteyndir, yani iki çirkin yerdir, ön ve arkadır. Maliki’nin bir kavli de, Hanbeli mezhebi gibidir
20. Şafiilere göre kadının eli ve yüzü dışında her yeri avret…………., Hanefilere göre el, yüz ve ayaklar avretten sayıl……
21. Maliki mezhebinde setr-i avreti namazın ………………………. sayılmaktadır.
22. Kadının başının ¼ veya uyluğunun ¼ ü açık olsa Ebu Hanife ve Muhammed e göre namazı bozulur, …………….. göre başının yarıdan fazlası açık kalmadıkça namazı bozulmaz
23. Kadınların yabancı sayılmayan erkekler ve kadınlar yanında giyebildikleri kıyafetleri ile (baş ve kolları açık vb ) şekilde Kur’an okumaları…………………………………………………..
24. Maliki mezhebine göre başörtüsüz kılınan namaz vakit içerisinde yeniden kılınması tavsiye edilmekle beraber vakit çıktıktan sonra iade etmesine gerek yoktur.
25. Namazda avret yeri isteyerek açılsa namaz hemen bozulur, irade dışı olursa örtülmesi gereken yerin ¼ üne ulaşmışsa ve bir rükün eda edecek kadar süre geçmişse namaz bozulur.
26. Kadınların namaz kılarken başarını örtmeleri gerektiğine “Buluğa ermiş kadının namazını Allah kabul etmez , ve “kadın buluğa erince elleri ve yüzü dışında kalan yerlerinin başkasına görünmesi helal olmaz ” hadislerine dayanılarak karar verilmiştir.
27. Hz. Peygamber (s.a.s) örtünme ile ilgili ayetlerin tefsirini yapmış ve uygulama esaslarını göstermiştir. Hz. Âişe’den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resulunun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.” Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti” (Ebu Davûd, Libâs, 31). “Allah Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259).
28. Kadın ve erkeğin kendisine karşı avreti ………….. Yani kişinin kendisinde bakmak ve dokunmak haram olan yeri ………………
29. Erkeğin kendisi ve eşi dışındaki tüm kadın veya erkeklere karşı avreti …………………………………………………..arasındaki yerleridir. Erkek aynı zamanda namaz içinde asgari bu yerleri mutlaka kapalı olarak namaz kılabilir.
30. Kadının kendisine ve eşine karşı avreti ……………..
31. Kendileriyle aralarında yakın akraba ilişkileri -kan veya sıhriyet yoluyla- olanlara karşı “ anne, baba, kardeşler, yeğenler, çocuklar, torunlar, hala, teyze, amca ve dayılar, kayınpeder ve diğer kadınlar ” aşırı dekolte ve açıklık – çıplaklık olmamak kaydıyla başı kolu, diz altına uzanan etek ve benzeri bir kıyafeti ile yanlarında bulunulabilir. (Kocası, babası, kayın pederi, oğlu, kocasının oğlu, erkek kardeşi, erkek kardeşinin oğlu, kız kardeşinin oğlu, Müslüman kadın, kölesi ve cariyesi, erkekliği kalmamış hizmetçiler, kadınlarla ilgili bilgisi olmayacak kadar küçük çocuklar, dede, amca, dayı ve süt kardeşler hakkındaki tesettür tümüyle yabancı olanlar gibi değildir. Bunlardan kocası ile arasında hiçbir sınır yoktur.)
32. Kadınlar kendilerine tümüyle yabancı hükmünde olanlara karşı ise el, yüz ve ayakları dışında kalan diğer yerlerini kapalı tutmakla yükümlüdürler. Kadınların namaz esnasında da dikkat etmeleri gerekli olan tesettür bu ölçülerde olmalıdır.
33. Avret sayılan yerlerin kapatıldığı elbiselerin şeffaf ve transparan olmaması, vücudu saracak ve yapışacak şekilde dar ve vücut hatlarını deşifre edecek özellikte olmaması da önemlidir. Bu ölçüleri taşımak kaydıyla kadın ve erkeğin kendisi için normal karşılanan her türlü renk ve çeşitteki kıyafeti giymesi caizdir.
34. Kadınların ev içerisinde eşofman ve benzeri şeyler giymeleri, dışarıya çıkarken üzerine pardesü veya uzunca bir üstlük giymeleri halinde pantolon giymeleri de caizdir. Dar bir pantolon ve vücuda tümüyle yapışan büluz türü şeylerin üstsüz olarak giyilip yabancıların yanına çıkılması veya görünmesi ise uygun değildir.
35. Kıyafetine özen göstermek kaydıyla kadın erkek karışık toplantı ve faaliyetlere de katılmak caizdir. Bu konuda dikkat edilecek şey “birbirine yabancı kadın ve erkeğin kapalı ve kimsesiz bir mekanda yalnız başlarına kalmamaları”dır.
36. Kadınların ev içinde ve yabancı olmayan kişilerin yanında başlarını kapatmaları farz değildir. Kadınların evlerinde yabancı yoksa bile kapalı durmaları gerektiği, aksi halde melekleri rahatsız edecekleri yönündeki söylentiler dini değil, dünden kalan bir bilgidir. Çünkü o günkü şartlarda evler bu kadar özel değildi. Bir hanede birbirine yabancı çok fazla kişi yaşamaktaydı. Herkesin ayrı odası yoktu. Her karı koca için bile ayrı oda olmayan, özel banyo olmayan şartlarda ve hemen herkesin ortalama imkânları böyle olan durumlarla ilgili olduğunda setri avret konusunda son derece kısıtlayıcı cevaplar ve fetvalar olması anlaşılır bir durumdur. Çünkü ev değil, sanki sokak ortamı vardır.
37. Kadınların yüzünden veya ezber Kur’an okumak için evlerinde veya kendilerine karşı yabancı olmayanların yanında başlarını kapatmaları da mutlak şart değildir. Ancak buna özen göstermeleri kendileri için müstehab bir davranış olarak düşünülebilir.
38. İslâm erkeklerden ve kadınlardan belli bir kıyâfete bürünmelerini değil, örtülmesi gereken, “zînet ve avret” diye ifade edilen yerlerini örtmelerini, örtmek için giydikleri elbisenin, altını gösterecek kadar ince ve örtülen yerin şeklini apaçık (açık görüldüğünde yapacağı etkiyi yapacak şekilde) dışa yansıtacak kadar dar olmamasını istemektedir.
39. Birbirine yabancı kadın ve erkeğin tokalaşması konusunda mutlak bir yasak olmadığı için haram denemez. Müslüman erkek ve kadınlar konuya karşı hassas davranmalı, taraflardan biri diğerini buna zorlamamalıdır. Bazı alimler “bakılması caiz olan yerlere âdet gereği dokunmak -eğer cinsellik, cinsel olarak yararlanma gibi bir amaç olmazsa- caizdir diye fetva vermişlerdir. Protokol ve yine konu hakkında bilgisi olmadığı için kendi alışkanlıkları gereği elini uzatanların elini reddetmek ve rencide etmek yerine bu ve benzeri durumlarda bu fetvadan yararlanmak mümkündür. (bunun için bkz. www.hayrettinkaraman.net) (Konuyu sınıfta tartışınız……!)
40. Transparan –vücudu gösteren- bir kıyafetle namaz kılı………………………………………
41. Erkeklerin çorapsız, kısa kollu gömlekle, başları açık namaz kılmalarının namazlarının sıhhatine bir engeli bulunmamaktadır. Din görevlileri resmi kıyafetleri olmaları sebebiyle özellikle cami içerisinde çorapsız, cübbesiz ve sarıksız namaz kıldırmamaya özen göstermelidir.
 Kıble:
42. Müslümanlar…………………yılına kadar namazlarını………………….doğru yönelerek kılmışlardır.
43. Mescidi Aksa’ya doğru yönelerek namaz kılınmasının sebebi………………………………………………..
44. Kıble değişikliği hicretten yaklaşık……………….kadar sonra ……….veya …………kılınırken namazın devam ettiği bir sırada gerçekleşmiştir.
45. Namaz kılarken kıble yönünün yanlış olduğunu ve doğru yönü fark eden kişi namazını boz………………………………………………………………………………………………………………
46. İlk yıllarda Kıble olarak Mescidi Aksa’ya dönülmesinin sebebi Kabe’nin içinin putlarla dolu olması olabilir mi? ………………………………………………………….……………………
47. Kıbleyi bilmeyen bilen varsa sorar, sormadan kılar ve yanlış olmuşsa namaz iade edilir. Kıble yönünden sağ veya sola ….. derecelik kaymalar sapma sayılmaz.
48. Bir kimse, soracak kimse yoksa kıble yönünü bulmaya çalışır, bulduğu yöne yönelir ve kılar. Namazda doğru yönü bulsa o yöne yönelir. Namaz bittikten sonra ise yanlış bile olsa iade etmez.
49. Kıbleyi hiç araştırmadan kılsa ve isabet etse Ebu Yusuf’a göre iade etmek gerekmez. Ancak bilinçsiz yaptığından iade gerekir diyen alimler de vardır. Buradan kişinin bilinçli hareket etmesine değer verildiği anlaşılıyor.
50. İki kişi kıble yönünde anlaşamasalar herkes ……………………….. dönerek kılar, cemaat yapmazlar.
51. Herhangi bir sebep kıbleye dönmeyi engelliyorsa en rahat yöne doğru namaz kılınabilir.
52. Şafiilere göre bir kimse kıbleyi araştırıp namazı kıldıktan sonra kararında hata ettiği kesin olarak ortaya çıkarsa, en zahir kavle göre kıldığı namazı kaza etmelidir. Namazda iken kararında hata ettiğini anlar¬sa, namazım bozup yeniden kılması vaciptir. Daha namazda iken ilk kararı değişirse, ikinci kararı ile amel eder ve namazını kaza etmez. Hatta dört rekâtlık bir namazda iken her rekâtta kararı değişir ve her bir rekâtı ayrı yönlere doğru kılarsa namazı sahih olup kaza et¬mesi gerekmez.
53. Kıble saati………………………………………………………………………………………
54. Saatin akrep ve yelkovanı üzerinden kıble yönü belirlenirken………………………………
55. Müslüman mezarlarına bakarak kıble yönünün tespiti yapılırken…………………………………………….
 Vakit:
56. Vakti belirli olan farz namazlar……………………………………………………………
57. Vakti belirli olan vacip namazlar……………………………………………………………
58. Vakti belirli olmayan farz namaz……………………………………………………………
59. Namazı vaktinde kılmaya…………….., vaktinden sonra kılmaya……………., vakit içerisinde tekrar kılmaya…………………………………..
60. Beş vakit namazın delili………………………………………………………………………
61. Namazın belli vakitlerde farz olduğunun delili………………………………………………
62. Hiçbir namaz kılınmayan vakitler……………………………………………………………
63. Nafile namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler……………………………………………
64. Mekruh vakitler ile ilgili bilgiler, hükümler………………………dayanmaktadır.
65. Vaktinde kılınmayan farz namazların kaza edilmesi de………………………………………..dır.
66. Hiç namaz kılmayanlar ve namazlarında devamsızlığı olanların öldükten sonra namaz borçlarını üzerlerinden düşürmeleri için her namaz vakti için tazminat sayılabilecek bir meblağı belirleyip bunu devir usulü ile ödettirmenin bir aslı bulunmamakta, hatta örf haline gelmesi ve namaz borçlarını bu şekilde sildirmek mümkün gibi anlaşılması nedeniyle bunun çok yanlış bir uygulama olduğu bilinmelidir. Iskat ve devir gibi uygulamalar ibadetlerin de bir fiyatı varmış gibi bir algıya maalesef sebep olmuştur. (ıskat konusunu ibadetler özelinde araştırınız ve tartışınız)
67. Namazların hiç olmazsa farzları vakti içerisinde eda edilmelidir. Vaktinden sonraya namaz bırakmak Müslüman’a yakışmaz. Sadece darda ve zorda kalanlar için uygun vakitler, bir vakit öncesine takdim veya sonrasına tehir ile cem etme imkânı meşru görülebilir.
68. Yazın sıcak günlerinde öğle namazını biraz geciktirerek kılmaya……………………………………….
69. Sabah namazını ilk vakitlerinde/havanın karanlığının baskın olduğu zamanda kılmaya………denir.
70. Sabah namazını ortalığın biraz aydınlanmasına kadar geciktirerek kılmaya…………………..denir.
 Ezan:
71. Ezan ve kamet ………………………..değil……………………………..sünnetidir.
72. Ezan okumaları mekruh olanlar………………………………………………………………
73. ……………………………………………………………………………………….kişilerin okudukları ezanlar iade edilmelidir.
74. Kadınların kamet getirmesi …………………………………………
75. Ezan okunurken, henüz bitmemişken namaz kılın…………………………………………
76. Ezanın delili ve ilk uygulaması………………………………………………………………
77. Ezanı Arapça dışında bir dil ile okumak…………………………………………………………
 Niyet:
78. Niyetten maksat………………………………………………………………………………
79. Namazlara niyet kalb ile olsa yeterli…… dil ile söylenmesi şart ……………, müstehaptır, kalp ile dil çelişse kalbe bakılır.
80. Niyet ile iftitah tekbiri arasına namazla bağdaşmayacak bir davranış sokulmamalıdır. Şafii mezhebine göre niyetin mutlaka tekbirden önce olması gerekir.
81. Farz kılmak üzere namaza başlayan unutarak sünnet gibi biz düşünceyle-zanla kılmaya devam etse bu kişinin namazı sahihtir. Niyeti namazın sonuna kadar hatırda tutması şart koşulmamıştır.
82. Cemaatin imama uymaya niyet etmesi………………………………………………………
83. İmamın cemaate imam olmaya niyet etmesi……………………………………………………
84. İftitah tekbiri Hanefilere göre namazın şartı (!), diğer üç mezhebe göre rüknüdür. Buna göre bir kadın iftitah tekbirinden sonra açık olan başını kolunu kapasa, Hanefilere göre namaz geçerli diğerlerine göre geçersizdir. (şart ve rükün sayılması arasındaki fark ne olabilir konuşunuz!)
 Kıyam:
85. Kıyam……………………………………………………………………………………………
86. Kıyamda durmanın asgari miktarı………………………………………………………………
87. Kıyam, farz namazlarda………….., sünnet namazlarda……………………………………
88. Farz namazlarda kıyamın terk edilmesi ancak…………………………………….durumlarda caizdir.
89. Sabah namazının sünneti dışında nafile namazlarda kıyam Hanefilere göre sünnettir. Farz ve vacip namazlarda ise özürsüz olarak kıyam terk edilemez.
90. Kıyamda duramayan namazı…………………………………………………………………
91. Namaz kılarken ellerin bilinen şekliyle bağlanması ………………….. Ellerin nereden ve nasıl bağlanacağı konusunda mezheplerin farklı tercihleri bulunmaktadır. Hatta ellerin hiç bağlanmamasını bile tercih eden mezhepler bulunmaktadır.
92. Kadınların çalıştıkları yerlerde veya başka yerlerde erkeklerin kendilerini görecekleri sebebiyle namazlarını oturarak kılmaları gerek………………………………………………………………
93. Yalnız başlarına namaz kılan kadın ve erkeğin (yabancı olsun, akraba olsun) yan yana veya kadının erkekten daha önde olarak namaz kılması caiz……………………………………………
94. Kadınların namaz kılmak için camiye gitmeleri………………………………………………
95. Erkeklerin namaz kılmak için camiye gitmemeleri………………………………………….
 Kıraat:
96. Kıraat…………………………………………………………………………………demektir.
97. Namazda farz olan kıraatin yerine gelmiş olması için asgari……………………………………………………olması gerekir.
98. Pepe olanın kendisi gibi pepe olana uyması sahihtir. Şu şartla ki yanlarında pepe olmayan imamlık yapacak yetenekte bir kimsenin bulunmaması gerekir. En iyinin imam olmasına özen gösterilmelidir.
99. Hanefilere göre nafile ve vacip namazların her rekatında kıraat …………….. Üç ve dört rekatlı farz namazlarda ise herhangi………… rekatında olması …………… İlk ikisinde olması vaciptir. Üç ve dördüncü rekatlarda fatiha okumak tercih edilen görüşe göre sünnettir.
100. Şafiilere göre farz ve nafile tüm namazlarda fatiha okumak ……………………….fatiha okumayanın namazı……………………….
101. Şafii mezhebine göre cemaat olan kimse de kıraat yapar. Sesli namazlarda fatihayı sessiz namazlarda hem fatiha hem de sureyi okurlar.
102. İmamı Azam’a göre Mushaf ve benzeri bir şeye bakarak namazda kıraat yapı………. Hanefi İmamlardan Ebu Yusuf ve İmam Muhammed nafile namazlarda bunun namaza zarar vermeyeceği görüşündedir. Onlar bunu kerahetle de olsa caiz sayarlar.
103. Nâfile namazların bütün rek‘atlarında kıraat farzdır.
104. Hiç Kur’an bilmeyen kişilerin asgari miktarda öğrenene kadar namazlarını cemaatle kılmaları halinde Hanefi mezhebine göre zaten kıraat etmeleri gerekmediğinden namazları tamamdır. Namazla mükellef olacak kadar akıllı olan bir kimse iki namaz arasında namazda asgari kıraat edecek kadar bir ayeti rahatlıkla ezberleyebilir. Cemaatle kılarsa, namaz hareketlerine de becerisi çabuk gelişir. Yani, kıraat namaz için kolaydır zor değildir…
105. Namazdaki kıraat hataları için zelletu’l-kari “okuyucu hataları” ile ilgili detaylı düzenlemeler olmakla beraber bunların önemli bir kısmı iyi Arapça ve Kur’an bilgisi ile anlaşılabilecek şeyler olduğundan, namazda okunacak yerlerin iyi bilinen yerlerden seçilmesi ve buraların okunması tercih edilmelidir. Şafii ve Hanbeliler özellikle fatiha suresinin yanlışsız okunması halinde diğer hatalarla namazın ifsat olmayacağını söylerler. Bir imam en azından hatasız bir fatiha okumalıdır.
106. Cemaat için “zelletu’l-Kari” sayılan şeyler İmamlar için “zilletü’l- Kari” sayılır. İmamlar “İzzetü’l- Kari” yi temsil etmelidirler. (bu konu üzerinde herkes ağırlığınca sorumluluk duygusu taşımalıdır)
107. Namazda tilavet secdesi ayeti okunması halinde…………………………………………
108. Arapça dışında bir başka dil de kıraat yapıla……………………………………………….
109. Namazda kıraat için sadece düşünmek ve ayetleri hatırlayarak geçmek yeterli değildir. Okuduğunu kendisi duymalıdır.
110. Üç ve dört rekatlı farz namazların üç ve dördüncü rekatında fatiha okumanın hükmü………………………………….
111. Üç ve dördüncü rekatta fatiha’dan sonra ayet veya sure okunması halinde……………………………………
112. Vacip ve sünnet namazların tüm rekatlarında kıraatin hükmü………………………………….
113. Hanefilere göre kıraat……………………………………………………………………..; diğer mezheplere göre ise………………………………………………………………………………….
114. Üç ve dört rekatlı farz namazların üç ve dördüncü rekatlarında kıraatin hükmü……………
115. Namazda fatiha okumanın hükmü………………………………………………………………………
116. Fatihayı sureden önce okumanın hükmü …………………………………………………………..
117. Hanefilere göre namazda mushafa bakarak okumanın hükmü…………………………………………………
118. Farz namazlarda, Hasan Basri’ye göre bir rekatta, Hanefilere göre iki rekatta, Malikilere göre üç rekatta, Şafiilere göre ise her rekatta kıraat farzdır.
119. Hanefilere göre iki rekatta kıraat yapılmasının farz olmasının gerekçesi……………………………………..
120. Rekatlarda sureleri tertip üzere kıraat etmenin hükmü…………………………………………………………

 Sehiv Secdesi:
121. Namazın vaciplerinden birini kasten terk edene sehiv secdesi ……………………………; davranışı için ………. etmesi gerekir ve namazı iade etmesi ………………………………………
122. Sehiv secdesi………………….tehiri; ……………..terk ve tehirinde gerekir.
123. Sehiv secdesi yapmayı unutan kişi namazdan çıktıktan sonra bu namazı iade etme………..
124. Üç ve dört rekatlı farz namazlarda birinci oturuşun hükmü…………………………………
125. Şafiilere göre teravih namazı …………………………………..selam verilerek toplam ……….selamla kılınır.
126. Şafiilere göre sehiv secdesinin hükmü …………………….. Terkinden dolayı namaza zarar gelmez.
127. Sehiv secdesi yapmayı gerektiren sebepler………………………………………………………………………………………………………………………………(Hanefiler)
128. Şafiilere göre sehiv secdesi gerektiren sebepler……………………………………………………………………………………………….
129. Namazın vacipleri unutularak terk edildiğinde …………………………………..gerekir. kasten terk edildiğinde………………………………………………….
130. İkindi namazının ve yatsı namazının sünnetinde ikinci rekatta oturmak ……….oturuş sayılır
131. Teravih namazındaki tüm oturuşların hükmü……………………………………………………
132. Şâfiîler’e göre nâfile namazlarda iki rek‘atta bir selâm vermek sünnet iken, Hanefîler’e göre iki veya dört rek‘atta bir selâm verilebilir. Gündüz kılınan nâfilelerde dört, gece kılınan nâfilelerde sekiz rek‘attan fazlasını tek selâm ile kılmak mekruhtur.
133. Ruku da tumenine Şafiilere göre …….., Hanefiler göre ………., kavme (itidal) Şafiilere göre ………… Hanefilere göre …………… Bunun dışında secde ve celselerin de erkanına uygun olarak yapılması Şafiilere göre farz iken Hanefilere göre vaciptir.
134. Hanefilere göre secdede ayakların ve alnın yere konması farz, burnun yere konması vaciptir. Şafiilere göre de yedi uzvun bir kısmı yere değmelidir.
135. Teşehhüt miktarı, tahıyyat okuyacak kadarlık bir süredir. Son oturuşta bu kadar beklemek farzdır. Şafiilere göre son oturuşta salavat farz iken, Hanefilerde sünnettir.
136. Namazda zikirlerin, duaların ve teşehhüdün (Tahiyyat’ın) aşikare okunması da sehiv secdelerini gerektirmez
137. Namazın rekatlarından birindeki iki secdeden biri
yanılarak terk edilip ondan sonraki rekatın veya ka’de’nin sonunda hatırlansa, bunun geciktirilmesinden dolayı namazı iade gerekmez, hemen o secde kaza edilir. Eğer son oturuşta iken hatırlansa, bu secde yapılır ve ondan sonra bu oturuş (kade) iade edilir.
Ondan sonra da sehiv secdeleri yapılır. Bu durumda son rekatta beş secde ile üç kade bulunmuş olur. Çünkü bir rekatta iki secde vardır. Böyle tekrarlanan bir rüknün kısmen sonraya bırakılması, farzı terketmek sayılmadığından namazın iadesini gerektirmez.
Fakat bir rekattaki iki secdeden ikisi de yanılarak öne alınsa, önce iki secde ve ondan sonra rükü yapılmış bulunsa, bu halde farz olan tertibe riayet için tekrar rükü ve ondan sonra secdelere gidilir. Bu tekrar ve iadelerden dolayı da namazın sonunda sehiv secdeleri yapılır
138. Ta’dil-i erkan…………………………………………………………………….demektir
139. Tadil-i erkan Hanefiler dışındaki üç mezhep ve Hanefi Ebu Yusuf’a göre ………., Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre ………..
140. Şafii mezhebine göre birinci selam ……….., Hanefilere göre ise ………………
141. Hanefi mezhebine göre namazın vaciplerinden birinin kasten terk edilmesi halinde bu namazın iade edilmesi tavsiye edilmiştir, ancak sehven olmuşsa namazdan çıkmadan sehiv secdesi yapılarak kusurun telafisine çalışılır. Selamdan sonra namaza aykırı bir fiil işlenmişse artık secde yapılmaz ve namaz iade de edilmez.
142. Şafiilere göre namazın eb’adı sayılan kunut, kunut için kıyam, ilk te¬şehhüdü okumak ve ilk teşehhüt için oturmak gibi bir fiil, keza en zahir kavle göre, Peygambere salât ve selâm sehven terk edilirse, se¬hiv secdesi yapmak sünnettir. Namazın sair sünnetlerini ikmal etmek için sehiv secde¬si yapılmaz. Bir kimse kunutu okumayı unutur ve secdedeyken hatırlarsa geri dönmez. Henüz secdeye varmadan hatırlarsa kıyama döner ve kunutu okur. Ancak eğilmesi rükû sınırına varmışsa sehiv secdesi yapması lazım gelir. Üç rekât mı yoksa dört rekât mı kıldığından şüphe ederse, bir rekât daha kılıp sehiv secdesi yapar. Bu şüphesi selâmdan önce zail olsa da en sahih kavle göre, sehiv sec¬desi yapması lazımdır.
143. Şafii mezhebine göre sehiv secdesi namaz secdesi gibi iki secdedir, imam’ın son kav¬line göre sehiv secdesi teşehhütten sonra, selâmdan önce yapılır. Şa¬yet bilerek selâm verirse, en sahih kavle göre secdeyi kaçırmış sayılır. Şayet yanılarak selâm verir de araya uzun bir fasıla girerse, imam’ın son kavline göre yine secdeyi kaçırmış olur. Fasıla uzun de¬ğilse İmamın kesin görüşüne göre secdeyi kaçırmış sayılmaz. Secde ederse en sahih kavle göre namaza dönmüş olur.
144. Hanefi mezhebine göre namazın herhangi bir vacibini terk ya da tehir eden kimse son oturuşta tahıyyattan sonra sağa ve sola (cemaatle kılınan namazlarda sadece sağa vermesi daha uygun olur) selam verir, sehiv secdesini yapar ve sonra tekrar teşehhüt yapar.
145. Tilavet secdesi Hanefilere göre vacip, Şafiilere göre sünnettir
146. Namazda fatiha okumak Hanefilere göre vacip, diğerlerine göre farzdır. Fatiha’dan sonra ayet ya da sure okunması Hanefilere göre 3 ve 4 rekatlı farz namazların iki rekatı dışında vacip, diğer çoğunluğa göre sünnettir.
147. Hanefilere göre vacip sayılan bazı fiiler, Şafiilere göre bazen farz veya bazen sünnet olarak kabul edilir.
148. Şafiilere göre sabah namazının kunutunda imama uyan namazı tamamlarken kunutu tekrar eder.
149. Şafiilere göre de namazın rükûunda imama yetişen o rekata yetişmiş sayılır.
150. Şafiilere göre Her iki bayram namazı da sünnet-i müekkede’dir. Bu namazlar ikişer rekat olarak kılınır. Birinci rekâtta ihram tekbirinden hariç olmak üzere ve kıraate başlamadan yedi defa tekbir alınır. İkinci rekâtta kalkış tekbirinden ayrı olmak üzere yine kıraatten önce beş tekbir getirilir. Cemaatsiz kılmak da sünnet olduğu gibi, köle, kadın ve misafir için de sünnettir.
151. Hanefilere göre kendisine Cuma namazı farz olanlara bayram namazları vaciptir. Birinci rekâtta fatihadan önce 3 zait tekbir, ikinci rekâtta fatihadan ve sureden sonra rükûdan önce 3 tekbir alınır.
152. Şafiilere göre “vitir namazı” farz namazlara bağlı sünnetlerin en müekkedi ve en önemlisidir. Yatsı namazının farzından sonra kılınır. En azı bir; en çoğu onbir rek’at’tır. Fazilet bakımından en azı üç rek’attır. En faziletli kılınış şekli iki rek’atta bir selam vermek ve tek rek’atı en son ayrı bir niyetle kılmaktır. Vitir namazı üç rek’at kılındığında Fatiha’dan sonra birinci rek’atta “Sebbihisme rabbike’l â’la” suresini, ikinci rek’atta “Kâfirun” suresini ve son rek’atta ‘İhlas, Kuleûzu bi rabbilfalak ve Kuleûzu birabbinnas ‘ sure¬lerini okumak sünnettir. 5 rek’at veya daha çok kılındığında mezkur sure¬lerin son üç rek’atta okunması yine sünnettir.Vitir namazı farzlara bağlı diğer sünnetler gibi cemaatle değil, tek ba¬şına kılınır. Ancak Ramazan ayının onaltıncı gecesinden itibaren son ge¬cesine kadar son rek’atın rükuûndan itidala kalkınca itidal halinde iken Kunut Duası’nı okumak sünnettir
153. Şafiilere göre namaz kılan kimse Fatiha’yı ayakta iken tamamlamalıdır. Eğer Fatiha tamamlanmadan rükû’a gidilirse kıraat fasit olur. Bu durumda tekrar kıyam’a dönmeli ve Fatiha’yı yeniden okumalıdır
154. Şafiilere göre ezan sünnettir. Tek başına kılan için sünnet-i ayndır.
155. Şafiilere göre Kamet:”Allahu ekber Allahuekber. Eşhedü en la ilahe illallah. Eşhedü enne Muhammeden rasulullah. Hayya âla’s-salah. Hayya âlal felah. Kad kame-tis* salatu kad kametis’salah. Allahuekber Allahu ekber. La ilahe ilalllah.” (Hanefilerle mukayese ediniz ve delillerini bulunuz)
156. Veccehtü duası (……) okumak Şafiilere göre namazın sünnetidir. Fatiha’dan önce okunur.
157. Şafiilere göre fatiha’nın besmele ile birlikte okunması ………….
158. Şafiilere göre sehiv secdesi sünnettir. Selamdan önce yapılır. Hanefilere göre ise sehiv secdesi…………………………………………………….
159. Şafiilere göre de fıtır sadakası ayni değil, Hanefilere göre olduğu gibi nakdi de verilebilir. Buna fetva verilmiştir.
160. Gayr-ı Müekket sünnetlerde birinci oturuşun hükmü………………………………………
161. İkindi veya yatsı namazının sünnetini kılarken birinci oturuşta “Allahumme salli ve barik” dualarını okumadan kıyama kalkanın sehiv secdesi yapması gerek……………………
162. Tadil-i erkan’ın hükmü …………………………………………………………………………………
 İmamet-Cemaat Hükümleri:
163. Vakit namazlarını cemaatle kılmak, Hanefilere ve Malikilere göre müekket sünnet, Hanbelilere göre farz-ı ayn, Şafiilere göre farz-ı kifaye’dir. Sünnet-i müekkede olduğu da söylenmektedir.
164. Cemaatle namaz kılarken Hanefilere göre cemaat kıraat yap……………………………………………………..
165. İmam kunut duasını terk etse cemaat………………………………………………………………
166. İmam sehiv secdesini terk etse cemaat terk……………………………………………………….
167. İmam birinci oturuşu terk etse cemaat terk………………………………………………………..
168. İmam fazla rekata kalksa cemaat …………………………………………………………………..
169. İmam fazla secde yapsa cemaat……………………………………………………………………
170. İmam intikal tekbirini terk etse cemaat terk…………..
171. İmama birinci rekatın rukuundan önce yetişen kimseye……………………………
172. İmama birinci rekatın rüku’undan sonra yetişen kimseye……………………..denir.
173. Namaza imamla birlikte başlayan ancak selamdan önce namazdan ayrılarak sonradan bu namazı devam ettiren kişiye………………………………..
174. Şafiilere göre namazını eda edenin kaza kılana, farzı kılanın nafile kılana, öğle namazını kılanın ikindiyi kılana veya ikindiyi kılanın öğle na¬mazını kılana uyması sahihtir. Keza öğle namazını kılanın sabah ve akşam namazını kılana uyması da sahihtir. Bu durumda cemaat mesbûk kimse hükmündedir.
175. İmama namazın birinci rekatından sonra başlayan kişiye……………………………………….denir. Bu kişi imamla birlikte selam ver…………………………………………………………………………….……
176. Cemaate namaz kıldıran imam namaza devam edemeyecek bir durumla karşılaşırsa…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
177. İmam erkek olmalıdır. Kadınlar kendi aralarında cemaat olacaklarsa imam olabilirler.
178. Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre imamın namazı kendi mezhebine göre sahih olursa başka mezhepten birisinin kendi mezhebine uymasa bile namazı sahih olur.
179. Hanefilere göre nafile kılan farz kılana uyabilir, ancak farz kılan nafile kılana uyamaz.
180. İmameti caiz olmayanlar………………………………………………………………………..
181. Saf düzeninde sünnet olan……………………………………………………………………
182. Münferit kılınan namazlarda kadın erkekten önde veya erkeğin aynı hizasında namaz kılsa erkeğin namazı ifsat………………………….
183. Cemaatle namaz kılınması halinde imama uymaya da niyet edilir. İmamın imamlığa niyet etmesi ise şart değildir.
184. İmamın kadınlara imam olmasına niyet etmesi Hanefilerin kadının erkek safları arasına girmesi halinde iki yanındaki ve arkasındaki erkeğin namazını ifsat etmesi görüşleri ile değerlendirmek gerekir.
185. Kadınlar kendi aralarında imamlık yapa……………………
186. Namazda ta’dil-i erkan’ın hükmü……………………….
187. Rüku ve secdelerde tesbihin hükmü…………………………………………………….
188. Nafile namaz kılmanın mekruh görüldüğü vakit ve yerler…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
189. İmam-ı Azam’a göre kişi namazdan kendi…………………………………çıkmalıdır.
190. Namazın son oturuşunda teşehhütten sonra isteği dışında abdesti bozulanın namazı İmam-ı Azam’a göre………………………………………………………………………………….İmam Muhammed ve Ebu Yusuf’a göre…………………………………………………………
191. Başlanmış nafile namazın tamamlanması gerekir. Başlanmış nâfile namaz herhangi bir nedenle bozulacak olursa kazâ edilmesi Hanefîler’e göre vâcip, Mâlikîler’e göre farzdır. Şâfiîler’e göre ise bozulan nâfile namazın kazâ edilmesi gerekmez.
192. Namazın son oturuşunu terk eden kişi kalktığı rekatı……………………………………………….döner. oturuşunu yapar. Sonra………………………………………………………………………………………………………………….
193. Namazların son oturuşunu yapan kimse yeni bir rekat için kıyama kalksa………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
194. İmam son oturuşu terk ederek kıyama kalksa cemaat………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
195. İmam son oturuşu yaptıktan sonra kıyama kalksa cemaat………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
196. İki kişi cemaatle namaz kılarken imamın namazının bozulması halinde…………………………………………………..
197. Mesbuk imam ola……………..
198. Müdrik mihrabı ter etmek durumunda kalan imamın yerine geçe……….,

 Seferilik:
199. Seferilik…………………………………………………….demektir.
200. Müsafir………………………………………………………demektir.
201. Seferilik ………. ve ………. üzerinden yapılan hesaplamalarla tanımlanmaya çalışılmıştır.
202. Yolculuk hükümleri………………….km ile başlar.
203. Vatan ………çeşittir. Bunlar………………………………………………………………
204. Yolculuk hükümlerinin uygulanacağı vatan …………………………………………………
205. Yolculuk hükümlerinin ilgili olduğu konular…………………………………………………
206. Yolculukta ilgili namazların kısaltılacağının delilleri………………………………………………………………………………………………
207. Seferi olanların oruçlarını tutmayabileceklerinin delili……………………………………..
208. Seferi olanlara Kurban kesmenin vacip olmadığının delili Hanefilere göre……………………………………………………………………………………………….
209. Seferi olanlara Cuma namazı kılmanın farz olmadığının delili…………………………….
210. Seferi olanların mest üzerine 3 gün mesh edebileceğinin delili…………………………….
211. Kadınların mahremsiz tek başlarına sefere çıkamayacaklarının delili……………………..
212. Seferi iken namazların cem edilerek kılınabileceğinin delilleri…………………………….
213. Namazların kısaltılması ve kadının seyahati dışındaki seferilik hükümlerinden istifade etmemek genel bir tercihtir. Yani seferilikten faydalanmamak tercih edilmiştir. Ancak namaz ve kadının seyahati konusunda oldukça fazla ihtilaf ve buna bağlı olarak değişken hükümler vardır.
214. Yolcular dört rekatlı farz namazları…………………………………….rekat olarak kılarlar.
215. Hanefi mezhebine göre yolcuların namazları kısaltmasının hükmü…………………Aksi davranışta bulunan ……………………………………işlemiş sayılır.
216. Yolcu, mukim olana imam ola………………………………………………………………mukim olan cemaat eksik kalan rekatları…………………………………..
217. Yolcu mukime uyarsa namazı ……….. kılar.
218. Yolcu, mukim imama mesbuk olarak tabi olduğunda namazı………………………………………………………………
219. Mukim imama uyan yolcu, namazını………………………………………………….kılar.
220. Müsafir imama uyan mukim, namazını…………………………………………………………
221. Mukim, müsafir imamın selamından sonra rekatlarını tamamlarken kıraat yap…………………………
222. Müsafir, namaz içerisinde mihraptan ayrılmak durumunda kalan mukim imamın yerine geçmek zorunda kalsa namazı………………………………………………tamamlar.
223. Müsafir imama mesbuk olarak uyan mukim namazı kıraat yap…………………………tamamlar.
224. Şafiilere göre yolculuk sebebiyle taksir yapılacaksa iftitah tekbiri alırken taksire niyet etmelidir.
225. Yolcuların dört rekatlı farz namazları iki rekat kılmaları Malikilere göre sünnet-i müekkede, şafiilere göre ise ruhsattır.
226. Şafiilere göre yolculuk sayılacak mesafenin 144 km olması gerektiği ve 200 km yi geçmedikçe kısaltmamayı tercih etme yönünde eğilimler de vardır. Ayrıca Şafiilere göre dört günden fazla kısaltma yapılmaz, eğer yolculuğun süresi belirsizse en fazla 18 gün kısaltabilir.
227. Yolculukların sıkıntı vermesi halinde ramazan orucu daha sonra gününe gün kaza etmek üzere tutulmayabilir. Buna izin vardır. Aynı şekilde yolculara Cuma namazı kılmaları da farz değildir, ancak kılarlarsa kendilerinden öğle namazı sakıt olur. Klasik fıkıhta yolcuların kurban kesmeleri de vacip görülmemiştir.
228. Yolculuk konusunda diğer bir gündem de kadınların yolculuk mesafesi sayılan uzaklığa yanlarında erkek mahremleri olmaksızın gidip gidemeyecekleri konusudur. Bu ve diğer konular yolcuların türü ne olursa olsun haklarının ve güvenliklerinin korunması, kolaylaştırma ve insan yararının gözetilmesi esaslarına dayanır. Özellikle kadınların mal, can ve onurunun korunması herhangi bir tacize tecavüze maruz kalmaması için iyi niyetli düşünülmüş hükümler verilmiştir. Ulaşım ve iletişim standartlarının ulaştığı bu günkü şartlarda kadınların yurt içi ve hatta yurt dışı yolculuklarına cesaretleri varsa dinen bir engel çıkarılması doğru değildir. üç günü aşmayacak yolculuklara kadınlar bir kafile, tur organizasyonlarıyla çıkabilirler. Yolculuk sırasında bir risk olacağı ihtimali ile mutlak bir yasak konamaz. Çünkü 89 km lik yolda da risk vardı ve her zaman da olacaktır. Bir de klasik fıkhın ulaşım ve iletişimin bu günkü ile kıyaslanamayacak şekilde olduğu bir dönem de kadına mahremsiz, yalnız, üç gün üç gece seyahat özgürlüğü verdiği hatırlanacak olursa bu daha kolay anlaşılacaktır. Efendimizin sağlanacak asayiş sayesinde kadınların emniyetli bir şekilde yolculuk yapabileceklerini işaret ettiği mesafelere bakınca bu kolayca anlaşılacaktır.
229. Şafiilere göre 4 günden daha fazla kalmaya niyet edilen yerde seferi olunmaz.
230. Şafiilere göre 4 günden az kalmaya niyet eden yolculuğu uzun sürerse giriş çıkış hariç ….. gün namazlarını kısaltabilir.
231. Hanefiler 90 km aşan yolculuklarda 15 gün ve daha az kalacaklar için namazları kısaltarak kılmayı ……….., aksini yapmayı tahrimen mekruh sayarlar. Şafiilere göre ise (90 km, 144 km) gibi uzaklık mesafelerine gidilirse giriş ve çıkış günleri hariç 4 günden daha fazla kalınmayacaksa namazların kısaltılarak kılınması caizdir. Kalacağı süre belli değilse 18 güne kadar kasredebilir, daha fazla edemez.
232. Şafiilere göre isyan gibi günah olan yolculuklar için seferilik hükümlerinden istifade edilemez. Hanefilere göre ise şekil açısından şartlar gerçekleşmişse iyi kötü herkes istifade edebilir, kötülüklerin günahı ayrıca hesaplanacaktır…
233. Malikilere göre namazları kısaltmak sünnet-i müekkededir. Şafii ve Hanbelilere göre kısaltmak bir ruhsat olup kişilerin tercihine bırakılmıştır.
 Cuma ve Bayram namazları:
234. Cuma namazında cemaat sayısı asgari imam dahil ve imam hariç olmak üzere………kişidir. (Hanefilere göre)
235. Şafiilere göre Cuma namazının farzları İki hutbe okumak, İki hutbe arasında oturmak, Cemaatle iki rekât namaz kılmak.
236. Şafiilere göre hutbenin sıhhatinin şartları…………………………………………………..
237. Hutbe cumanın………………………….şartıdır.
238. Hutbeyi en az………kişi dinlemiş olmalıdır.
239. Hürriyeti olmayana cuma namazı……………………………………………………………
240. Cuma namazı için resmi izin olmasını Cuma namazının sıhhat şartı olarak kabul edenler………………dir.
241. Cuma namazı kılanların zuhr-i ahir namazı kılmaları…………………………………..
242. Cuma namazı kılan kadının üzerinden öğle namazı………………………Ayrıca öğle namazı kılması……………………
243. Yolcu, kadın, ama, ağır hasta, camiye gidemeyecek kadar topal, mahkum, zor hava şartları ve can ve mal güvenliğini tehlikeye sokacak bir tehliesi olanlara Cuma farz değildir. Bunlar öğle namazını kılmaları halinde kendilerinden sorumluluk düşer.
244. Cuma namazına gitmeyen kadınların erkekler Cuma namazını kılmadan öğle namazını kılmamaları gerektiği şeklindeki söylentilerin bir aslı bulunmamaktadır.
245. Cuma kılınan yerlerin herkese açık olması gerektiği söylense de güvenlik ve özel durumlar sebebiyle bazı yerlere herkesin alınmaması Cuma kılınmasına engel teşkil etmemelidir. Kışladaki bir mescide sivillerin girememesi gibi.
246. Cuma namazı mazeretsiz terk edilmemelidir. Cumayı ısrarla terk edenler hakkında iyi şeyler düşünülmemektedir.
247. Bayram namazlarını kendilerine……………………………….farz olanların kılması…………………….tir.
248. Bayram namazlarında zait tekbirlerin hükmü……………………………………………..
249. Bayram hutbelerinin hükmü……………………………………………..
250. Bayram namazları tek başına kılın…………(Hanefiler)
251. Şafiilere göre bayram namazı………………tir. Cemaatsiz kılına………………………………
252. Cuma namazı…….……………………………………………………………kişilere farzdır.
253. Cuma namazının vakti……………………………………………………………..
254. Cuma namazı kılmak için İslam devleti olması şart……………………………..
255. Hanefi mezhebine göre Cuma en az ………………kişi ile kılınır.
256. Hanefilere göre hutbenin rüknü…………………………………
257. Hanefilere göre hutbe Cuma’nın ……………………………………..şartıdır.
258. Şafiilere göre Cuma namazı için gerekli olan cemaat sayısı ……………………bunların Müslüman, mükellef, hür. erkek ve mukim olmaları gereklidir.
259. Malikilere göre imam hariç 12 kişi olmalıdır.
260. Güvenliliğin ve gizliliğin korunması gibi sebeplerle herkese açık olmayan yerlerde bulunan cemaat Cuma namazı kılabilirler.
261. Bir yerleşim biriminde birden fazla camide kılınması sebebiyle Cuma namazının farzından sonra Cuma namazının olmadığı kaygısıyla zuhr-ı ahir adı ile bir namaz kılmak gereksizdir. (İlmihal, I, 303) Ancak Din görevlilerinin bulundukları yerlerde yaygın olarak yapıla gelen şeylere karşı münferit uygulamalar yapmamaları ve bu konuda başkanlığın ve amirlerinin bilgisi ve izni dışında hareket etmemeleri gerekir.
262. Cuma namazı Hanefilere göre imam dahil 4; Şafiilere göre imam dahil 40 kişi ile kılınır.
263. Şafiiler bayram namazlarında birinci rekatta fatihadan önce …. tekbir, ikinci rekatta yine fatiha’dan önce ….. tekbir alırlar. Ayrıca Şafiiler tekbirlerin arasında “sübhanellahi velhamdü lillahi ………….”derler.
264. Şafiilere göre Teravih namazının sahih olması için ‘Teravih’ten iki rekât namaza niyet ediyorum’ veya ‘Ramazan kıyamı’ndan iki rekâta niyet ediyorum’ demek gerekir.
 Cem’
265. Yolculuk veya ihtiyaç olması halinde öğle ile ikindi; Akşam ile yatsı namazları…………………………………..edilerek kılınabilir.
266. Öğle namazı ikindiye tehir edilerek kılınacaksa buna……………………………………………., ikindi namazı öğle namazı vaktine çekilecekse………………………………………….denir. Aynı durum akşam ile yatsı içinde geçerlidir.
267. Şafii mezhebine göre yolculuk gibi sebeplerle uygun olan vakitler….…………..edilerek kılınabilir.
268. Cem’i……………………….namazlar sırası ile kılınmalı, cem’i…………….de ise sırası ile veya aksi şekilde de kılınabilir.
269. Hanefilere göre yaygın olarak kabul edilen görüş, sadece ………………….zamanı öğle ve ikindi öğle vaktinde……………………………..da, akşamla yatsı namazı yatsı namazı vaktinde……………………de birleştirilerek kılınabilir.
270. Hanefilerde yaygın kabule göre iki namaz cem edilerek ancak……………………….ve…………………………kılınabilir. Birleştirilerek kılınan bu vakitler …………………..ve…………………………..namazlarıdır.
271. İbadetlerini genellikle Hanefilere göre yapan bir kişi de, gerektiği takdirde diğer mezhep görüşleriyle amel ederek namazlarını cem ede…………..
 Cenaze:
272. Cenaze hizmetleri………………………………………………………………….……………..
273. Bir kişi öldüğünde yapılacak ilk işlemler………………………………………………………
274. Cenaze defin işlemlerinin süratle tamamlanması……………………………………………..
275. Cenaze namazı kılmak farz-ı……………………………………………………………………………….
276. Cenaze namazı kılınmayacak olanlar………………………………………………………
277. Cenaze namazını cemaatle kılmak şart…………………………………………………
278. Hanefilere göre, cenaze namazında kıyam ve tekbirlerin hükmü…………………………; Duaları okumanın hükmü………………………; selam vermek ise…………………..
279. Şafiilere göre cenaze namazının farzları…………………………………………………………
280. Namazı kılınan cenaze üzerine, ikinci kez cenaze namazı kılına………………..…………….
281. Hanefilere göre gıyabi cenaze namazı kılın..…; Şafiilere göre gıyabi cenaze namazı kılına……
282. Hanefilere göre şehitlerin cenazesi yıkan……, namazı kılın………
283. Şafiilere göre şehitlerin cenazesi yıkan……namazı kılın……………
284. Namazı kılınmadan kabre konan cenaze üzerine namaz kılına………………………..
285. Yıkanmadan defnedilen cenaze………………………………………………………………..
286. Kadınlar cenaze namazı kıla………………………………………………………………………………
287. Bir kimsenin cenaze namazını yalnızca bir kadın kılsa hükmen yeterli………………………
288. ….çeşit kefenleme vardır. Bunlar,……………………………………………………………
289. Erkekler için kullanılan kefen parçaları sırasıyla……………………………………………
290. Kadınlar için kullanılan kefen parçaları sırasıyla…………………………………………
291. Ölü olarak doğan çocuğun yıkanması gerek………………………
292. Çocuk sağ olarak doğar ve kısa süre sonra ölürse yıkan…….namazı kılın…………
293. Ölü olarak doğan çocuğun cenaze namazı kılı…………………………………….
294. Çift cinsiyetli olan birisi öldüğünde cenaze hizmetleri………………………………………
295. Hanefilere göre koca, karısının cenazesini yıkaya……; kadın kocasının cenazesini yıkaya……
296. İntihar edenin cenaze namazı kılın…………..
297. Mezarın yönü………………………………………………………..şekilde olur.
298. Ölen birinin ibadet borçlarını düşürmek için yapılan uygulamaya……………………., para yeterli olmadığı yahut fazla miktara ulaştığında yapılan sembolik değer artırma yöntemine …………….denir. Bunların gerekliliğine dair …………………dan bir delil yoktur.

FIKIH BİLGİSİ / İLMİHAL BİLGİSİ VI (s.378 – 417)
“ORUÇ İLMİHALİ”
1. Oruç………………yılında farz kılınmıştır.
2. Orucun Kuran’dan delili…………………………………ayetleridir.
3. Farz olan oruçlar…………………………………………………………………………
4. Vacip olan oruçlar………………………………………………………………………….
5. Vacip oruçlar şeklindeki tasnif…………..mezhebine göre vardır.
6. Nafile olan oruçlar………………………………………………………………………
7. Oruç tutmakla mükellef olmanın şartları……………………………………………………
8. Tutulan bir orucun sahih olmasının şartları………………………………………………
9. Niyet orucun…………olmasının şartıdır.
10. Adetli kadının tuttuğu oruç sahih………….orucunu sonradan kaza etmesi gerek………..
11. Oruç çeşidine göre niyetin zamanı değiş…………….
12. Oruca niyet mutlaka yapılmalıdır. Hanefilere göre kaza, kefaret ve mutlak adak oruçlarına niyet………………………………………önce yapılmış olmalıdır.
13. Hanefilere göre ramazan orucu, nafile ve muayyen adak oruçlarına ise…………………………………………………………kadar niyet yapılabilir.
14. Şafiilere göre ise oruca niyetin zamanı………………………………………………………
15. Dünyanın yuvarlak olması nedeniyle hilalin doğuş vaktinin ve yerinin farklı olmasına…………………………………….denir.
16. Oruç tutmamayı meşru kılan sebepler…………………………………………………………
17. Yolcunun tuttuğu oruç sahih……………………………………………………………………
18. Hastanın tuttuğu oruç sahih……………………………………………………………………
19. İftardan önce hastalık ve benzeri meşru bir sebeple sona erdirilen oruçlar sonradan……………………………………………………………………………………………………………………………
20. Şeker hastalığı gibi kronik bir takım hastalıkları olanların, yaşlılıkları sebebiyle oruca dayanıklılığı kalmayanların tutamadıkları her bir oruç için…………………………….ödemeleri gerekir. Bunu ödemeye imkanları yoksa……………………………………………………….
21. Fidye, vermekle mükellef olan kişinin……………………………………………dışındaki fakirlere verilmelidir.
22. Oruçlu olarak uyurken ihtilam olan kişinin orucu……………………..Uyandığında gusül abdesti alması……………………………………………………………………………………
23. Kefaret oruçlarına niyet…………………………………yapılmalıdır.
24. Akşam iftar oldu sanarak iftar edene …………………………gerekir.
25. Oruçlu eşlerin öpüşmeleri……………………………olmadıkça oruçlarını boz….Ancak ………………..olursa her ikisine de ……………….gerekir.
26. Hatayla orucunu bozan kişinin iftara kadar oruçlu gibi davranması gerek………….
27. Oruçlu iken ilişkiye girmeksizin yaşanan boşalma sebebiyle kişiye…………………..gerekir.
28. Oruçlu iken ihtilam olan kişiye ne kaza ne kefaret gerekir, bu kişiye sadece ……………….gerekir.
29. Cinsel ilişki dışında, sebepsiz bilerek yeme içme gibi sebeplerle oruç kefareti ………………………….ile ……………………mezhebinde gereklidir.
30. ………………………………mezhebine göre kadınlara oruç keffareti gerekli değildir.
31. Kıyafetinde gördüğü kirliliği adete hamleden kadının orucunu bozması halinde, daha sonra adet olmadığı anlaşılsa bu kadına…………………………gerekir.
32. Kan aldırmak orucu boz……………….
33. Bile bile orucu bozan bir kadının iftar olmadan adeti başlasa bu kadına ………………….gerekir.
34. Bozulan nafile oruçları kaza etmenin hükmü……………………………………………
35. Oruçlu iken kadın çocuğunu emzirse orucu bozu……………………………………….
36. Oruçlu iken misvak kullanmak, diş fırçası kullanmak mekruh………
37. Oruçlu iken diş fırçalanır ancak insan fırçalanmaz!
38. Genel anestezi yapılan kişinin orucu bozul…………
39. Ramazan orucunu bile bile meşru bir mazereti olmadan bozan kimseye …………………………………………gerekir.
40. Bozulan ramazan orucu için kefaret cezası gerektiğinin delili………………………………………………(konuyu araştıralım)
41. Bütün mezheplere göre kefaret sebebi sayılan suç, kusur………………………
42. Ramazan orucu cinsel ilişki yoluyla kasten bozulsa bütün mezheplere göre ………………….gerekir.
43. Şafii mezhebine göre oruç kefareti sadece…………………………..den dolayı gerekir.Hanefi mezhebine göre ise hem cinsel ilişki, hem de yeme içme sebebiyle ………………… gerekir.
44. Şafii mezhebine göre kadınlar kefaret orucu tut………….Hanefilere göre ise bilerek orucunu bozan hem erkek hem kadın kefaret orucu tut……………
45. Kefaret oruçları Hanefilere göre ara veril……….. tutulur. Kadınların araya adetleri girmesi halinde ara vermeleri bittiğinde hemen başlamaları gerekir.
46. Şafii mezhebine göre kefaret suçu tekrar ettiği sürece cezası da tekrar eder. Yani bir ramazanda birden fazla kefaret gerektirecek suç işleyen aynı sayıda kefaret öder. Hanefilere göre ise işlenmiş bir kefaret suçu cezası ödenmedikçe ne kadar tekrar ederse etsin bir kefaret yeterlidir. Tuttuktan sonra yeni bir suç işlenirse ona da kefaret gerekir.
47. Şafii mezhebine göre kazaya kalan ramazan orucu bir sonraki ramazan ayı girmeden kaza edilmelidir. Aksi takdirde bir de fidye gerekir.
48. Maliki mezhebine göre unutarak yemek içmek vb. orucu boz….., Hanefilere göre boz……
49. Şafii mezhebine göre hata ile oruç bozul ………., Hanefilere göre bozul ……………………….. gerekir.
50. Kaza oruçları farz oruçlarda, başlanan ancak meşru bir sebeple veya hatayla bozulan, meşru veya sebepsiz hiç niyet edilmeyen oruçlar için farz, başlanan ancak tamamlanmayan nafile oruçlar için vaciptir.
51. Kazaya kalan ramazan orucunu gelecek ramazan ayından önce tutmayanlara kaza ile birlikte fidye de gerekir görüşü……………………………….mezhebine göredir. Bunların hangi sebeplerle kazaya kalan oruçlar olduğunu araştırınız.
52. İmsak, müslümandan alınmış bir “misak”tır.
53. Arada bir şey yiyip içmeden oruçlu günleri birleştirerek tutulan oruçlara………..……… denir.
54. Bir günü oruçlu bir günü iftar etme esasına dayalı olarak tutulan oruca…………………….denir.
55. Kameri ayların 13, 14 ve 15.günlerinde tutulan oruçlara…………………..denir.
56. Teravih namazının hükmü…………………………….Cemaatle kılmanın hükmü ise……………………
57. Teravih namazı ……………………….rekattır. Her iki rekatta bir oturmanın hükmü…………………..
58. Ramazan bayramının ……………. gününde, Kurban bayramının ise ………….. gününde oruç tutmak, tahrîmen mekruhtur.
59. Zamanında usulüne uygun olarak yerine getirilemeyen namaz, hac ve oruç gibi ibadetlerin başka bir zamanda yerine getirilmesine……………………..denir.
60. İbadet niyetiyle ve belli kurallara uyarak ibadetle meşgul olmak üzere bir mescit ya da mescit hükmündeki bir yere çekilmeye………………….denir.
61. Yerine getirilemeyen bir ibadetin veya ibadette meydana gelen bir eksikliğin yükümlülüğünden kurtulmak için ödenen maddi bedele………………….denir.

• Oruç suç ve cezaları ile ilgili kabul edilen hükümleri doğru değerlendirmekte yarar vardır. Bazı davranışlar, hükmen orucu bozmuyor olsa da, bazıları bozup kaza gerektirse de, bunu hafife almak yakışık almaz. Müslüman, imsaktan iftara kadar orucunu gözü gibi korumalı, sakınmalı, tabiri caizse oruç benim namusumdur gözüyle bakmalıdır. Savm-ı baştan savar anlamına gelen her türlü davranış oruçtan çalmak demektir. Efendimiz, ahlaksızca tutulan oruca Allahın vereceği bir değer yoktur der. Orucu ne kadar tutarsak, oruç da bizi o kadar tutar!

• Yukarıda Oruç ile ilgili tamamlanması istenen maddeleri tamamlayınız. Genelde Hanefi mezhebi ölçeğine göre sorulmuş olmakla beraber, bazı maddelerde diğer mezhep görüşleri de soruşturulmaktadır. Bazı maddelerin hazırlanmasında kursiyerlerimizin sıklıkla sordukları sorular esas alınmıştır.

ZEKÂT-FİTRE İLMİHALİ VII
(S.419-509)
1. Zekat ………………………….yılında farz kılınmıştır.
2. Allahın birbirinden ayırmadığı iki ibadet vardır bunlar……………………………………
3. Zekatın vücup sebebi ……….. miktarı mala sahip olmak, …………. ise gerekli olan miktarı yerine vermektir.
4. Zekat ile mükellef olmanın şartları ………………………………………………………
5. Hanefilere göre zekatla mükellef olmak için akıl ve büluğ şartı aran……………………………………….
6. Cumhura göre zekat mükellefi olmak için akıl ve büluğ şart………………………….önemli olan …………..büluğa ermesidir.
7. Zekat vermenin farz oluşundan bahseden deliller…………………………………………
8. Zekat verilecek yerlerden bahseden ayet……………………………………………………dir.
9. Zekata tabi mallar ……………………………………………………….……………………
10. ………… mallar; altın, gümüş, rikaz ve ticarî mallardır.
11. ………… mallar deve, sığır, koyun, ziraî mahsuller, meyveler ve madenlerdir.
12. Değeri daha düşük madenle karışık bulunan altın veya gümüşe “…………….” denir
13. Zekat vermek için malda bulunması gerekli şartlar……………………………………………………………
14. Zekata tabi malların nisaba ulaştıktan sonra üzerinden bir yıl geçmesine…………………denir.
15. Zekata tabi malların artısı vasıfta olmasına…………………..denir. hakiki ve hükmi olanı vardır.
16. Zekatın geçerli olması için gerekli olan şartlar……………………………………………………………….
17. Zekatın verilecek kişiye verilmesine, teslim edilmesine……………….denir.
18. Zekat verilebilecek birinin banka hesabına yatırmakla temlik gerçekleş……………….
19. İlgili öğrencinin masraflarına harcanmak üzere bir kimse zekatı yurt gibi ilgili bir kurumun hesabına yatırsa zekat verilmiş……………………..…………………………….
20. Zekat nisabına ulaşan her çeşit maldan 1/40 oranında zekat veril…………………………zekat oranları malın cinsine göre değiş……………………………..
21. Altın nisabı…………………………………….. gümüşün nisabı……………………………………….
22. Hayvanların zekata tabi olması için ………………sınıfından olmaları gerekir. Malikiler bu şartı aramazlar.
23. Koyunların zekatı: …… koyunda 1; ……… e kadar başka verilmez …….. olunca 2 tane, ……’e kadar yine başka verilmez, ……. olduğunda 3 tane verilir. Bundan sonra …….’a kadar başka verilmez. …….. olduğunda 4 tane verir. Bundan sonra her yüz sayıda bir tane verilir.
24. Sığırların sayısı ……………, develerin sayısı ……………………..ulaşmadıkça zekat vermek gerekmez.
25. Tarım ürünlerinden zekat vermek için üzerinden bir yıl geçme şartı………………………
26. Tarım ürünlerinde her hasat dönemi için ayrı zekat/öşür verilmesi gerek……………………
27. Sulama masrafları dışındaki ilaç, işçi, mazot ve diğer harcamalar için ödenecek miktardan indirim yapı……………………………..
28. Tarım ürünlerinden……………………………………….1/10; kendi emeği ile ………………………………..1/20 oranında zekat verilmesi gerekir.
29. Din İşleri Yüksek Kurulu, 07/08/2001 tarihinde, Kurul Başkanı Doç. Dr. Şamil DAĞCI’nın başkanlığında toplanmış ve “günümüz şartlarına göre öşür oranları ve yapılan masrafların ziraî mahsulden düşürülmesi” konusu görüşülmüştür. Yapılan Müzakereler sonucunda; Türkiye topraklarının mülk arazi olduğu, bu nedenle elde edilen zirâî mahsulden öşür verilmesinin gerektiği, Tarımsal ürünlerin zekatında, elde edilen hasılattan (gayr-i safî), ürün için yapılan günümüz tarım şartlarının getirmiş olduğu ekstra masraflar çıkarıldıktan sonra, geriye kalan ürünün nisap miktarına ulaşması halinde, tabiî yollarla sulanan arazîde 1/10, masraf veya emekle sulanan arazide 1/20 oranında zekat verilmesi gerektiği,
Karara bağlanmıştır.
30. Hanefilere göre tarım ürünlerinin zekatını verme konusunda akıl ve baliğ şartı aran…………..
31. Bir toprağın düşmandan savaşla veya savaşsız alınıp mülkiyeti devlete, yararlanma hakkı harac karşılığı eski sahiplerinde bırakılmasına “…….” Denir.
32. Öşürde …………, haracta ………………….anlamı vardır.
33. Ebu Hanife’ye göre dayanıklı (bozulmadan bir yıl kadar durabilen) dayanıksız tüm tarım ürünleri nisaba takılmaksızın zekata tabi………….
34. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre dayanık……tarım ürünlerinden olup, miktarı………………….ulaşan mallardan öşür gerekir.
35. Kiraya verilen toprağın zekatı Ebu Hanife’ye göre kira…………….., Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve diğer çoğunluğa göre kira…………aittir.
36. Harac arazisi: ……………………………………………….……………
37. Öşür arazisi: ……………………………………………….…
38. Miri arazi:……………………………………………………………
39. Bir şirketteki ortaklık payını belirleyen belgeye “…………………………” denir.
40. Şafii mezhebine göre kişi usul ve füruna zekat vere………Hanefilere göre ……………..
41. Kişi üvey kızına veya oğluna zekat vere…………………………………………………
42. Kişi üvey annesine ve babasına zekat vere……………………………………………………
43. Kişi kızına zekat vere………………….damadına…………………………………………………..
44. Kişi usul ve füruna zekat vere………………………………………………………………………………
45. Kişi kardeşine zekat vere…………………………………………………………………………………………….
46. Kişi dedesine zekat vere…………………………………………………………………………………………….
47. Şafii mezhebine göre koca, hanımına zekat vere………….hanefi mezhebine göre vere………………………
48. Şafii mezhebine göre kadının zekatını kocasına vermesi caiz……. Hatta ……….. Çünkü kadının kocasına ve çocuklarına bakma gibi bir sorumluluğu yoktur.
49. Şafii mezhebine göre Haşimoğullarına zekat verilmesi bugünkü şartlarda caiz………., Hanefilere göre………………………
50. Gayr-i müslimlere zekat veril………………………………………………………
51. Müellefe-i kulüb…………………………………………..………………………
52. Yedi yaşından küçüklere ve akıl hastalarına doğrudan zekât vermek caiz değildir. Bunların velilerine verilebilir.
53. Zengini küçük çocuğuna zekat vermek caiz değildir. Büyük çocuklarına verilebilir. Çünkü babasının zenginliği ile o da zengin sayılır.
54. Zengin bir kadının yetim ve babası müslüman olan çocuğuna zekat verilebilir. Çünkü bu çocuğun nesebi babası yönünden sabit olup, anasının serveti ile zengin sayılmaz. (bunun üzerinde düşününüz?)
55. Fıtır sadakasının hükmü……………………………………………………………
56. Fıtır sadakasının delili……………………………………………………………………
57. Kendilerine fitre verilecekler …………………………………………………
58. Kişi usul ve füruuna fitre vere…………eşine vere………………………………(hanefi)
59. Müslüman olmayanlara fitre veril………………………………
60. Fıtır sadakası ile yükümlü olmak için………………………………………
61. Fitre verecek kişilerin büluğa ermeyen küçük çocukları için fitre vermeleri gerek……………………………
62. Büluğa ermemiş küçük çocukların kendileri için fitre vermeleri vacip…………………………………………
63. Doğmamış çocuk için fitre vermek vacip……………………………………………
64. Fıtır sadakası ile yükümlü olmak için gerekli olan zenginlik nisabı zekatla aynı……… üzerinden yıl geçme şartı aran ………………………fitre için malın nami olması da şart………………………………………….
65. Altının nisabı………miskal, gümüşün nisabı 200………..dir. (80gr, 560 gr)
66. Fitre vermek için yıl geçme ve malın nami olma şartı aran………………………
67. Fitre Hanefilere göre………….., diğer mezheplere göre………………dır/d

HAC İLMİHALİ VIII
( S.512-571)
1. Belirli zamanda belirli mekanları belirli bir usul çerçevesinde ziyaret etmeye………denir.
2. Kişi kendisine farz olan hac ibadetini yerine getirmekle yükümlüdür; fakirlere sadaka vermekle bu sorumluluktan kurtulmaz. Bu itibarla hac yerine sadaka veren kişi hac ibadetini yerine getirmiş olmaz.
3. Hac ibadeti hicretin………..yılında farz kılınmıştır.
4. Hac ibadeti …farklı şekilde/niyetle eda edilebilir. Bunlar…………………………………dır.
5. Tek bir ihramla sadece hac yapılırsa …………………………..; tek bir ihramla hem umre hem hac yapılırsa buna……………………………………haccı, iki defa ihrama girerek ayrı ayrı hem umre hem hac yapılırsa buna ………………………………….haccı denir.
6. Peygamberimiz……………kez hac yapmıştır. Peygamberimiz …………… haccı yapmıştır.
7. Hanefilere göre en faziletli hac şekli……………….haccıdır.
8. Şafii ve Malikilere göre en faziletli hac şekli……………………..haccıdır.
9. Hanbelilere göre en faziletli hac şekli …………………haccıdır.
10. Ülkemizden gidenlerin büyük çoğunluğu ……………….haccı yapacak şekilde niyet yaparlar.
11. Temettu haccı yapacak olanlar önce………..yaparlar ve ihramdan çıkarlar. Arafata çıkacaklarında tekrar……………..girerler.
12. Temettu haccı yapacak olan…………niyetiyle ihrama girer, Mekke’ye varıp yolculuğu tamamlanınca, umresini yapar ve ……………çıkar.
13. Kıran haccı yapacak olanlar …………….ve………………birlikyte niyet ederler, Mekke’ye vardıklarında önce ….. yaparlar ve ………….. çıkmazlar.
14. Umre yapacak olan umre tavafını yapmaya niyet ederek kabe çevresinde ….. kez döner. Tavafa ……………….köşesinden başlar ve orada bitirir. Hanefilere göre tavafın………farz, 3 şavtı ………….dir. tavafı ihramlı olarak yapmak farz, abdestli olarak yapmak…………….tir. tavaf bittikten sonra iki rekat tavaf namazı kılmak …………..tir. Sonra safa merve arasında umrenin……………yapar. Say da safa’dan merve’ye 4 merve’den safa’ya 3 tur yapılır. Saydan sonra …………olup ihramdan çıkar. Umre ibadeti bu kadardır. Her şey yolunda giderse yaklaşık bir-iki saatte yapılabilir.
15. Umresini yapan kişi ihramdan çıkar, arafata çıkıncaya kadar ihramsız durur. Yani normal hayatına döner. Arafat’a çıkacağında tekrar hac yapmaya niyet ederek ihrama girer.
16. Haccın farzları…………….Bunlardan………………………… rükün; …………… ise şarttır.
17. İhramsız geçilemeyen sınırlara……………………………………………………denir.
18. Mikat sınırlarının mescidi harama en uzak olanı…………….……………….., en yakın olanı……………………….dir.
19. Harem sınırlarının un uzak noktası…………………….., en yakın noktası ise……………………….dir.
20. Mescidi Haram merkez alınarak tam bir daire şeklinde olmayan noktaların birleşerek oluşturduğu ….. bölge vardır. Bu bölgeler………………,………………ve ………….……. tır.
21. İhram yasakları………………………………………………………………sonra başlar.
22. İhramın iki farzı………………………………………………………………………
23. Hanefilere göre ihrama girerken bir kere telbiye söylemek………..
24. İhram yasakları……………………………………………………………………………
25. Kadın ihramlı iken iç ve dış çamaşır değiştire…………………………………….
26. Kadın ihramlı iken çorap ve ayakkabı giye………………………………………
27. İhram yasaklarına uymamanın cezası……………………………………………………
28. Hava limanında ihram giymek şart………….…mikat sınırını geçmeden ihrama girilmesi yeterli…………
29. İhram yasakları ihramı giyince değil,…………………….……………..sonra başlar.
30. İhramlı iken banyo yapıl………………………………………………………………………………………
31. Haccın zamanla ve mekanla kayıtlı en önemli rüknü…………………….dir.
32. Arafat vakfesi zilhicce’nin …..günü…………..de başlar,…………………………..kadar yapılabilir.
33. Hanbeli mezhebine göre vakfe ………….9. günü……………………………itibaren yapılabilir.
34. Arafat vakfesinde taharet şartı……………..bu nedenle adetli kadınlar vakfe yapa………….
35. Arafat vakfesine yetişememeye………………………..denir.
36. Hacılar arefe günü………………………kadar arafatta kalırlar. Bunun hükmü…………….
37. Vakfenin sahih olmasının şartları……….……………………………………………………….
38. Hacılar arafattan ayrıldıktan sonra ………………..vakfesini…………………………yaparlar.
39. Müzdelife vakfesinin hükmü…………………………………………..(Hanefiler ve Şafiiler)
40. Müzdelife vakfesi………günü……………sonra yapılmaya başlanabilir ve …………..kadar devam eder.
41. Müzdelife vakfesini yapan hacılar sonra …………giderler ve …………….cemresine……taş atarlar. Bayramın birinci günü sadece büyük şeytan taşlanır. Bundan sonra isteyen kurbanını kestirdikten sonra isteyen de daha önce tıraş olup ihramdan çıkabilir.
42. Bayramın 1.günü Mina’dan Mekke’ye gelen hacı ………………….tavafını haccın tavafını yapmaya diye niyet ederek yapar. Ziyaret tavafı bayramın ilk üç gününde yapılması Ebu Hanife’ye göre vaciptir.
43. Tavafa …………………….köşesinden kabe…………tarafa alınarak başlanır.
44. Tavaf………….in dışından yapılmalıdır.
45. Tavaf için abdestli olmak Hanefilere göre………………………………………………
46. Tavafın son 3 şavtını abdestsiz yapana ……..gerekir.
47. Tavaf sırasında sağ omuzun açık bırakılmasına…………………………………denir.
48. Tavaf sırasında hızlı ve çalımlı yürümeye……………………denir.
49. Tavafı abdetsiz yapana…………………………….gerekir.
50. Tavafı abdestsiz yapan abdestli olarak iade etse ceza düş…………………………………………
51. Tavafın…..şavtı……diğer şavtları……………..terk edilen şavtlar için…………………………….
52. Haccın vacibleri……………………………………………………………………………
53. Sa’y Hanefilere göre haccın ………………Şafiilere göre………………….
54. Şafii mezhebine göre şeytan taşlamak haccın……………………….hanefi mezhebine göre…………………………………….
55. Sa’y yaparken abdesti bozulanın sa’y’i ifsat……………………………………………………………
56. Sa’y’in ………….şavtı………………diğerleri…………………..terk edilen her şavt için……….gerekir.
57. Adetli kadın Sa’y yapa……………………………………………………………………..
58. Sa’y sırasında iki yeşil direk arasındaki hızlıca yürüyüşe…………….denir. Hükmü……………..
59. Şafiilere göre sa’y yapmanın hükmü……………………………………….
60. Şeytan taşlama, tıraş olma, kurban kesme ve müzdelife vakfesi haccın…………………..dir. (Hanefilere göre)
61. Veda tavafının hükmü……………………………………………..(Hanefilere göre)
62. Hacılar Kurban kesilmeden ihramdan çıka………………………………………..
63. Vakfeleri abdestli yapmak şart…………………………………………………….
64. Adetli kadınlar vakfe yapa…………………………………………………………
65. Adet gören kadın sa’y yapa………………………………………………………..
66. Arafat vakfesinden önce ihramlı iken ilişkiye giren kimsenin haccı…………………………………………………………………………………………
67. Ziyaret tavafını ihramlı olarak yapmak şart ……………………………………………
68. Umre tavafı ihramsız yapıla………………………………………………………….
69. Umre Hanefilere göre……………………şafiilere göre ……………………………………
70. Şafii mezhebine göre umre’nin rükünleri…………………………………………………
71. Bayramın birinci günü ……………………cemresine………………taş, bayramın diğer günleri sırasıyla………………………………………………………………cemrelere ………………taş atılır.
72. Bayramın 2 ve 3. günü …………………..önce şeytan taşlanmaz.
73. Şeytan taşlamayı vaktinde yapamayanlar…………………………………günlerinde bunu kaza edebilir.
74. Veda tavafı Şafiilere göre haccın………………hanefilere göre …………………
75. Umre tavafını ve sa’y-ini yapan kendi kendini tıraş ede……………………………….ve ihramdan çıkabilir.
76. Umre’nin ………….farzı vardır. Bunlar…………………………………….(Hanefiler)
77. Umre’nin vacipleri…………………………………………………………..(Hanefilere göre)
78. Hanefi mezhebine göre umrenin hükmü…………………………………………………..
79. Kadının hacca gidebilmesi için yanında mahremi olması gerek…………………………
80. Hac ve umre arasındaki farklar……………………………………………………
81. Ceza ve hedy kurbanlarının …………bölgesinde kesilmesi şart………………………..
82. Ceza kurbanlarının etinden………………………………………yiyemez
83. Hac ve umre ibadeti sırasında işlenen bir takım suçlar ve cinayetler sebebiyle gerekli olan cezalar………………………………………………………………………………………
84. Bedene cezası …… sebepten ötürü gerekir. Bunlar …………………………………………………………………………………………………
85. Bir kimse vakfeden sonra şeytan taşlasa, kurbanını kesse, ziyaret tavafını da yapsa tıraş olmadan ve ihramdan çıkmadan önce eşi ile birlikte olsa cezası………………………………………………………..
86. Vakfe’yi zamanında yapamayan, vakfe’ye yetişemeyen kimselere…………….denir.
87. Muhsar,……………………………………………………………………………………………………………………………………………
88. Haccın vaciplerinden birinin terk edilmesi halinde ………………..gerekir.
89. Ceza kurbanlarının harem bölgesinde kesilmesi şart………………
90. Ceza kurbanlarının etinden, cezalı kişi…………………………..……yiye………..
91. Gerek sadakaların gerekse bu kurbanların etlerinin, sadece Harem bölgesindeki yoksullara verilmesi ve yedirilmesi gerekmez. Diğer yerlerdeki yoksullara da verilebilir.
92. Peygamberimiz haccını……………………..niyetiyle eda etmiştir.
93. Vakfeden sonra birinci tehallülden önce, ilişkiye girmenin cezası…………………………………..
94. Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre vekilin kendi adına hac yapmış olması gerek……….
95. Şafii ve Hanbelilere göre bilmeden, yanılarak, unutarak ihram yasaklarının çiğnenmesi halinde ceza düş…………
• Hac ibadeti bizzat eda edilmedikçe bütün detayları anlaşılamaz. Kitaplardan, görsel ve işitsel materyallerden teorik bilgiler artırılabilir, ancak tam olarak anlaşılmayabilir.
• Hac İbadeti ile ilgili bütün detayları mezhep mukayeseleriyle birlikte görmek için DİB’nın “Hac İlmihali”ne bakılmasını tavsiye ediyoruz.

KURBAN İLMİHALİ IX
(C.2, S.2-27)
1. Kurban hicretin……yılında meşru kılınmıştır.
2. Kurban Mükellefi……………………………………………………………………………dir.
3. Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a göre akıl ve buluğ kurban mükellefi olmanın şartı…………., İmam Muhammed’e göre şart….Fetva da buna göre verilmiştir.
4. Yolcuya kurban kesmenin gerekli olmadığı konusunda Hz. Ali’ye atfedilen ”Yolcu olan kişiye Cuma namazı ve kurban ve vacip değildir.” sözüne dayanılır. Ayrıca yolcu iken Halife Ebu Bekir ve Ömer (r.a.) kurban kesmemişlerdir.
5. Hanefi, Maliki ve Hanbelilere göre Bayramın 3. günü akşamı güneş batıncaya kadar, Şafiilere göre ise 4. günü akşamı güneş batıncaya kadar kurban kesilebilir. (her iki cephenin de dayandıkları hadisler var.)
6. Bayram namazı kılınan yerleşim yerlerinde bayram namazından önce kurban kesil……….
7. Üç kişi kurban bir kişi adak niyeti ile bir hayvana ortak ola……………………………….
8. Kurban nisabı…………………………………………………………………………………üzerinden yıl geçme şartı aran…………………………………..
9. Kesilen bir hayvanın karnından çıkan yavru canlı ise ve yavru anne karnında oluşumunu tamamlamışsa kesilerek yenebilir. Organları tam gelişmemiş yavru yenmez. Ölü çıkan yavrunun kesim işleminden önce öldüğü biliniyorsa yenmesi haramdır. Ölümünün annenin kesimiyle olduğu bilinirse yenilebileceği söylenmektedir. Ebu Hanife’ye göre meyte hükmündedir. Annenin kesilmesi karnındaki yavrunun da kesilmesi demektir.
10. Zekât, kurban ve Fitre için asgari zenginlik ölçüsü nisap olmadıkça yükümlülük meydana gelmez.
11. Kurbanlık hayvanın yemek borusu, nefes borusu ve iki kan damarının kesilmesi gerekir.
12. Çift cinsiyetli hayvanlar kurban ol…………………
13. Aldıktan sonra özürlü hale gelen hayvanlar kurban edilmez, yerlerine yeni hayvan alınır. Fakir bir kimsenin ise alması gerekmez çünkü nafile olacağından kusurları hafife alınabilir. Hatta zenginin bile Hanefiler dışındakilere göre alması gerekmez.
14. Zenginin kurbanı kaybolsa veya çalınsa, yerine başkasını kestikten sonra bulunsa bunu kesmesi gerekmez. Aynı durumdaki fakirin kesmesi gerekir diyenler olsa da bunu mutlak olarak söylemek çok anlaşılır görünmemektedir.
15. Zenginin aldığı kurban ölse yerine yenisini alması gerekir. fakire gerekmez.
16. Kurbanlık hayvan kaybolsa yerine başkası alınsa, kaybolan bayram günlerinde bulunsa zengin bunlardan dilediğini kurban eder, fakir ikisini de keser denirken herhangi bir nass’a dayanılmamaktadır. Bu yorum, fakirin kestiği kurbanı, adak kurbanı hüviyetindedir yorumlarıyla söylenmiş bir sözdür.
17. Fakirin kurbanı kaybolsa yenisini alması…………………………eskisi bulunsa……………………………….
18. Kurban Hanefilere göre bayramın 3.günü akşamına kadar kesilmelidir. Şafiilere göre dördüncü günü de kesilebilir.
19. Kurbanlık hayvanı değiştirmek caiz…………………………..
20. Kurban edilmek üzere alınan hayvan kesilmeyip, bayramın 3 günü geçse bu hayvanın mevcut ise kendisi, istihlak edilmişse kıymetini yoksullara vermek gerekir.
21. Günün de yanılsalar, namaz kılıp kurban kesseler, sonradan arife olduğu anlaşılsa namaz ve kurban geçerli sayılır. (döndüren, s.613)
22. Kurban, adak, akika, hedy, ceza, kefaret ve benzeri farklılıklar bir hayvanda ortak olmaya engel değildir.
23. Kurbanlık hayvanın kesilmeden önce sütünden ve yününden yararlanmak uygun görülmemiş, yararlanıldıysa bedeli sadaka olarak verilir.
24. Kurbanlık hayvanlardan koyun ve keçi………; sığır ve manda…………..; develer ………………….yaşını doldurmalıdır.
25. Kurban kesmek Hanefilere göre vacip, diğerlerine göre………………………………………….
26. Kredi kartı ile ve taksitle alınan kurban caiz……………………………….
27. Kurban bayramında bir hayvanı kesmek yerine parasının ihtiyaç sahibine verilmesi kurban yerine………………………………
28. Kurban………………………………………………………………………………………….kadar kesilmiş olmalıdır. (Hanefilere göre)
29. Kopya hayvan kurban ol………………………………………………………………………….

YEMİN
1. ..……….çeşit yemin vardır. bunlar………………………………………………………………………….
2. Yemin-i…………….……için kefaret gerekir.
3. Yemin kefareti için on fakire fıtır sadakası miktarı bir şey verilmesi, bir yoksula on gün birer fitre verilmesi veya on gün sabahlı akşamlı doyurulması da yeterlidir. (Döndüren, s.465)
4. Bir şeyin öyle olduğu zannedilerek veya ağız alışkanlığıyla yapılan yemine………………………………….; geçmiş zamanda meydana gelmeyen bir işin olduğuna veya yapılan bir şeyin olmadığına bilerek yalan yere yapılan yemine……………………………………..denir. Bu yemin büyük günah olup, sahibini günaha daldırdığı için bu isim verilmiştir. Bilerek ve Allâh’ın adını anarak yalan yere yapılan yeminin bağışlanması için, kişinin gerçekten pişman olarak ve bir daha böyle bir hataya düşmemek üzere Allah’tan af dilemesi gerekir. Yalan yere yaptığı yemin sebebiyle başkasının hakkının zayi olmasına sebep oldu ise, bu zararı tazmîn edip onlardan helallik istemelidir.
5. Mümkün olan ve geleceğe ait bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yapılan yemine…………………………………………denir. Bir kimsenin şu işi yapacağım veya yapmayacağım diye yemin etmesi böyledir. Yeminin sahih olması için yemin edenin akıllı, buluğ çağına erişmiş ve Müslüman olması gerekir. Ayrıca bu sözüyle yemini kastetmiş olmalıdır. Bunun yanında yeminin Allâh’ın isimlerinden biriyle veya O’nun sıfatlarıyla yapılmış olması gerekir. Allâh ve sıfatları dışında başka şeylere yapılan yemin, bu yemin kapsamına girmez.
6. Yemin kefareti için oruçların Hanefilere göre peş peşe tutulması gerek……………Şafiilere göre gerek………………….
7. Yemin kefareti için on fakire fıtır sadakası miktarı bir şey verilmesi yeterli olur. Bir yoksula on gün birer fitre miktarı sadaka verilmesi veya on gün sabahlı akşamlı doyurulması yeterli olur. Ancak on fitre miktarı bir yoksula bir günde verilemez, bir fitre sayılır. Bunun gibi on elbise bir günde bir fakire verilmez, ancak bir yoksula on gün birer elbise verilebilir. (Döndüren, 465)
8. Yemin kefareti için ayni yada nakdi yardımların verileceği kişiler……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
ADAK
1. Kişinin farz veya vacip cinsinden bir ibadeti yapacağına dair Allâh’a söz vererek o ibadeti kendisine borç kılmasına…………………. denir.
2. Adağın geçerli olabilmesi için adakta bulunan kimsenin Müslüman, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş bir kimse olması gerekir. Çünkü adakta bulunma, sonucu itibariyle ibadet grubunda yer aldığından, tam eda ehliyeti gerekir. Dinî bir hükümle yükümlü olmadıkları için çocuğun ve delinin adakları muteber değildir.
3. Adak kurbanının etinin, adağı yapan kişinin usûl ve fürûu (yani annesi, babası, nineleri, dedeleri, çocukları, torunları) dışında kalan fakirlerlere dağıtılması gerekir. Ancak, adakta bulunan kişinin ve evindekilerin, etinden az miktarda yemelerinde sakınca yoktur
4. Adak, kişinin bir ibadeti yapacağına dair Allâh’a söz vererek üzerine borç kılması anlamına geldiğinden, bu borçtan kurtulması için adağını yerine getirmesi gerekir. Bundan dolayı kurban keseceğine dair adakta bulanan kişi, ancak kurban kesmek suretiyle adağını yerine getirmiş olur. Bu itibarla, adak kurbanını kesmek yerine, parasını fakirlere vermek ya da ayni yardımda bulunmakla bu adak yerine getirilmiş olamaz
5. Adağın geçerli olması için adanan şeyin yerine getirilmesi fiilen ve dinen mümkün ve meşru olması, mal ise adayan şahsın mülkiyetinde bulunması gerekir.
Bu itibarla bir kişinin, sahip olmadığı malı adaması geçersiz, sahip olduğundan fazlasını adaması halinde ise sadece sahip olduğu kadarı hakkında geçerlidir. Adakta bulunan kişinin, adağını kendi malıyla yerine getirmesi gerekir. Kendi malı yok ise tövbe etmeli, mal edindiğinde de adağını yerine getirmelidir.
Bedeni ibadetler konusunda ise; oruç tutmayı adayıp da yaşlılık ve hastalık gibi mazeretleri sebebiyle adaklarını yerine getiremeyecek olan kişiler, her bir oruç için bir fidye vermeleri gerekir. Bunlar namaz adamışlarsa; ima ile de olsa adadıkları namazları kılmalıdırlar. Şayet bunları da yapamazlarsa Allâh’a tövbe etmelidirler. Böyle bir kişi, daha sonra bu ibadetleri yapmaya gücü yeterse, adağını yerine getirmelidir
6. Yerine getirilmeyen adaklar için ………………kefareti verilmesi veya ödenmesi gerekir.
7. Kurban adanmışsa, kesilecek hayvanın kurbanlık hayvanlarda olması istenen özellikleri taşıması gerekir.
8. Ömür boyu bir şey yapmayı adayan kimse…………………………………………………………….
9. Söylediği ile söylemek istediği farklı olan kimse………………………………………………………

Ek 1: İlmihal Kitapları
Aşağıdaki listede ilmihal çalışmalarından önemli bir kısmının isimleri ve yazarları yer almaktadır.
1. Açıklamalı İslam İlmihali / Mehmet Paksu
2. Açıklamalı Muamelatlı İslam İlmihali / Ali Fikri Yavuz
3. Ansiklopedik Büyük İslam İlmihali / Ahmet Debbağoğlu, İsmail Kara
4. Ansiklopedik İslam İlmihali / Hamdi Mert
5. Bir Müslüman’ın Yol Haritası / Akademi Araştırma Heyeti
6. Büyük İslam İlmihali / Ömer Nasuhi Bilmen
7. Delilleriyle İslam İlmihali / Hamdi Döndüren
8. Diyanet İslam İlmihali / Seyfettin Yazıcı, Lütfi Şentürk
9. Emanet ve Ehliyet “İslam İlmihali I- II” / Yusuf Kerimoğlu
10. İlm-i Hâl / S. Ahmet Arvasi
11. İlmihal I-II “İman ve İbadetler-İslam ve Toplum”/ Heyet (TDV)
12. İslam Dini / Ahmet Hamdi Akseki
13. İslam Dini Esasları / Cemal Sofuoğlu
14. İslam Dini İlmihali / Mehmet Aydın
15. İslam Dini ve İlmihali / İsmail Kaya
16. İslam İlmihali / Fahrettin Atar, İlyas Çelebi, Mehmet Erdoğan, Rahmi Yaran
17. İslam İlmihali / Mehmet Dikmen
18. İslam İlmihali / M. Asım Köksal
19. İslam İlmihali / Ömer Öngüt
20. İslam İlmihali / Mustafa Varlı
21. İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi / İbrahim Kâfi Dönmez
22. İslam’da İbadet “İlmihal” / Ali Özek
23. Kur’an ve Sünnet Işığında İslam İlmihali / Celal Yıldırım
24. Müslüman’a Büyük İlmihal / Ahmet Hamdi Akseki
25. Müslüman’ın El Kitabı / Kemal Güran
26. Müslümanlık ve Kur’an-ı Kerimden Ayetlerle İslam Esasları / Yusuf Ziya Yörükan
27. Tam İlmihal Saadeti Ebediyye / M. Sıddık Gümüş
28. Yeni Amentü Şerhi “Büyük İlmihal” / Numan Kurtulmuş
29. Yeni İslam İlmihali / İsmail Mutlu
30. Yeni İslam İlmihali / Süleyman Ateş
31. Ehl-i Beyt Yolu Alevi İlmihali / Kemal Kılıçoğlu
32. Kitap ve Sünnet Işığında Sahih İlmihal / Seyfullah Erdoğmuş
33. Çağdaş İslam İlmihali / Sami Kocaoğlu
34. Modern İlmihal / Beşir İslamoğlu
35. Hanefi ve Şafii Mezhebine Göre Büyük İlmihal / Celal Yıldırım
36. Hanefi ve Şafii Mezhebine Göre İbadetlerin Edebve Sırları / M. Seyda Konyevi
37. Mukayeseli İbadetler İlmihali / Vecdi Akyüz
38. Büyük Şafii İlmihali, Gönenç, Halil, Yasin Yayınevi, İstanbul ty.
39. Büyük Şafii İlmihali, Keskin, Mehmet, Semerkand Yayıncılık, İstanbul 2005
40. Kaynaklı Şafii İlmihali, Can, Mehmet, Şefkat Yayıncılık, İstanbul 2003
41. Şafii İlmihali, Ahmet Serdaroğlu-Yakup İskender, Diyanet, Ankara, 1965
42. Ahir Zaman İlmihali, Hayri Kırbaşoğlu, Yayınevi, 2010
43. Fahrettin Şeker, Dört Mezhebe Göre İslam İlmihali, Çıra Yayınları

FIKIH KAYNAKLARI VE GÜNCEL DEĞERİ
A. Fıkıh Kitapları
a. Hanefi Fıkıh Kitapları
Hanefi fıkıh kitapları, zahiru’r-rivaye, nevâdir ve vakıat olmak üzere üç kısma ayrılır.
Zahiru’r-Rivâye Kitapları:
İmam Muhammed tarafından, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a ait görüşlerin derlenmesi ile oluşturulan kitaplardır. İmam Muhammed bu kitaplarda kendi görüşlerine de yer vermiştir. Bunlar imam Muhammed’ten bize kadar tevatür derecesinde bir sağlamlıkla ulaşmışlardır. “Mesaili Usul” adını da alan zahirür-rivâye kitapları şunlardır.
1) el-Asl (el-Mebsût)
2) el-Camius-Sağir
3) el-Camiu’l-Kebir
4) ez-Ziyâdât
5) es-Siyeru’s-Sağir
6) es-Siyeru’l-Kebîr
Hakim-i Şehid (334/945) bu altı kitabı “el-Kâfi” adı altında bir araya getirmiştir. Şemsul-eimme Serahsî (500/1106) ise “el-Kâfi”yi, “el-Mebsût” adı altında şerh etmiştir.
Nevâdir Kitapları:
Bunlar, yine üç imamın görüşlerini toplayan kitaplardır. İmam Muhammed tarafından nakledilmiştir, ancak zahiru’r-rivaye derecesinde değildir. Nevadır kitapları şunlardır:
1) Keysâniyyât
2) Harûnîyyât
3) Cürcanîyyât
4) Rakkiyyât
5) Ziyadetu’z-Ziyâdât
Vakıât Kitapları :
Hükümleri aslında mezhepte tasrih edilmeyip daha sonraki fakihler tarafından içtihad veya tahriç yoluyla hükmü verilen meselelerin yer aldığı kitaplara “vakıât” denir. Bunlara “Fetâvâ ve Nevâzil” de denir.
Bu tür kitapların ilki Ebul-Leys Semerkandî’nin (375/985) “Nevâzil” adlı kitabıdır. Ondan Ahmed b. Musa b. İsa (550/1155) “Mecmu’n-Nevâzil” adlı eserini yazmıştır. Diğer vakiât kitaplarından bazıları şunlardır:
1) Ebu’l-Hüseyin Ahmet Kudûri (428/1036), Muhtasar,
2) Alauddîn Muhammed Semerkandi (539/1144), Tuhfetu’l-Fukaha,
3) Ebu Bekr Mes’ud Kâsânî (587/1191), Bedâyıu’s-Sanâyi’fi Tertibi’ş Şerâyi’,
4) Burhanuddîn Ali Merginânî (593/1197), Hidâye,
5) Burhanuddin Mahmut Buhârî (616/1219), Muhit-i Burhânî,
6) Fahruddin Osman Zeyla’î (743/1342), Tebyin’ûl-Hakâik, (Kenz Şerhi),
7) Bedrüddin Mahmut Semave (823/1420), Camiu’l-Fusûleyn,
8) Kemal İbn Humâm (861/1457), Fethül-Kadir,
9) Molla Husrev (885/1480) Düreru’l-Hukkâm,
10) İbrahim Halebi (956/1549), Mutlaka’l-Ebhûr,
11) Hasan’Şu’rünbilalî (1069/1658), Merakî’l-Felâh,
12) Şeyhzâde Damad (1078/1667), Mecmau’l-Enhur,
13) İbn Abidin (1252/1836), Reddu-‘l-Muhtâr ala’d-Dürri’l-Muhtâr.
Hanefi fıkhında “Mütûn-ı Erba’a” diye bilinen dört muteber fıkıh kitabını da burada zikretmek gerekir. Mütûn-ı Erba’a şunlardır:
1) Sedru’ş-Şeria ( 8/14. asır ), Vikâye,
2) Abdullah Mevsıli (683/1284), Muhtâr,
3) İbnü’s-Sa’atî ( 694/1295 ), Mecma’u’l-Bahreyn,
4) Ebu’l-Berekât Abdullah Hafizuddin Nesefi (532/1142) Kenz.
b. Şafii Fıkıh Kitapları
Şafii fıkhının belli başlı fıkıh kitapları şunlardır:
1) eş-Şafii, Muhammed b. İdris (204/819), el-Ümm,
2) İsmail b.Yahya Müzeni (264/877), Muhtasar-ı Kebir; Muhtasar-ı Sağir,
3) İzz b. Abdüsselâm, (660/1126), Kavâdiü’l-Ahkâm Fi Mesalihi’l-Enâm,
4) Muhyiddin Nevevi (676/1277) Minhâcu’t-Tâlibîn,
5) Tacuddin b. Ali Sükkî ( 771/1369) Cem’ul-Cevâmi.
c. Maliki Fıkıh Kitapları
Mâliki fıkhının temel fıkıh kitapları şöyle sıralanabilir.
1) İmam Mâlik (179/795), el-Muvatta,
2) Abdusselâm Sahnûn (240/854), el-Müdevvenetul Kübrâ,
3) Ebû Velid Süleyman Bağcı (474/1081), Müntekâ,
4) İbn Rüşd (595/1189), Bidâyetu’l-Müctehid,
5) İbrahim Şatıbî (790/1388), el-Muvâfakât.
d. Hanbeli Fıkıh Kitapları
1) Abdül aziz b. Câfer (363/974), el-Muknî,
2) İbn Kudâme (682/1283), el-Muğnî,
3) İbnu’l-Kayyim Cevziyye (751/1350), İ’lâmü’l-Muvakkîn.
B. Usul-ı Fıkıh Kitapları
Bazı temel Usul-ı Fıkıh Kitapları şunlardır:
1) eş-Şafii (204/819), er-Risâle,
2) Ebû Zeyd Debûsi (430/1038), Te’sisü’n-Nazar; el-Esrâr,
3) İmâmül Haremeyn, Burhân,
4) İmam Gazalî (505/1111), el-Mustesfâ,
5) Fahruddin Râzî (606/1209), Mahsûl,
6) Seyfuddiîn Âmidi (631/1233) el-İhkâm fi Usuli’l-Ahkâm,
7) Kadi Beyzâvi (682/1286), Minhâcu’l-Usûl,
8) Fahru’l- İslâm Ali Pezdevi (482/1089), el-Usûl,
9) Kemâl İbn Hümam (861/1457), et-Tahrir,
10) Molla Hüsrev (885/1480), Mir’âtu’l- Usûl,
11) İbn Sââti (694/1295), Bediu’n-Nizâm,
12) Sadru’ş Şeria (747/1347), et-Tenkih.
3. Klasik ve Çağdaş Fetva Kitapları
Bazı Klasik Fetva Kitapları şunlardır:
1) Abdurreşîd b. Ebû Hanife (540/1146), el-Fetâvâ’l-Velvâliciyye,
2) Kâdıhân (592/1196), Fetâvâ-i Kâdıhân,
3) Hey’et (Şeyh Nizam başkanlığında) el-Fetâvâ-i Hindiyye,
4) Bezzâzî (827/1424), el-Fetava-i Bezzâziyye,
5) Ebussuud efendi (982/1574) Fetâvâ-yı Ebus Suud Efendi,
6) Ankarâvî Mehmed Emin Efendi (1098/1687), Fetâvâ-yı Ankaravî,
7) Çatalcalı Ali Efendi (1103/1692), Fetâvâ-yı Ali Efendi,
8) Abdurrahim Efendi (1128–1716), Fetâvâ-yı Abdurrahim,
9) Feyzullah Efendi (1115/1705) Fetava-yı Feyziyye,
10) Minkârîzâde, Yahya Efendi (1088/1677), Fetâvâ-yı Minkârîzâde,
4. Bazı Çağdaş Fetva Kitapları:
el-Fetâvâ’l- İslâmiyye min Bâri’l-İftâi’l’-Mısriyye (Mısır Müftülüğünce verilen fetvalardan oluşur.) “el-Fetâvâl- lecneti’d-Daime li’l-Buhûsi’l-ilmiyye ve’l-iftlâ el-lecnetüd-Daime li’l buhüsi’l-İslâmiyye” kurumu tarafından verilen fetvalardan oluşmuştur. Buna ilaveten şu kitaplar da çağdaş fetvaları içermektedir.
Mahmut Şeltut, el-Fetâvâ Mahluf el-Adevî, Fetâvâ Şer’iyye Abdulhalim Mahmut, Fetâvâ Yusuf karadâvi, Fetâvâ Mu’âsırâ

FIKIH USULÜ KAYNAKLARI:
A-Fukahâ Mesleği ve Özellikleri

Âlimler, bu ilmin tedvininde önceleri iki usûlden birine tabi olarak kitab yazıyorlardı. Bunlardan biri fukahâ usûlü, diğeri mütekellimîn usulü idi. Bu usul¬lerden fukuha usûlünü Hanefiler uygulamıştır. Bu sebeple bu usûle “Hanefî mes¬leği ve usûlü” denmiştir, Bu usûlü tatbik eden fakîhler, fıkhî mes’eleler hakkında usûl kaidelerinin tatbikatına önem vermişler, usûl kaidelerini Fıkhın tatbikatın¬dan çıkarmışlardır. Bu usûlle eser yazanlar, konuları izah ederken konunun an¬laşılmasını sağlamak ve tatbikatını gerçekleştirmek bakımından çokça misaller vermişlerdir. Hanefî usûlü biraz sonra izah edeceğimiz Şafiî usûlünden daha güç olmakla birlikte İslam hukukunun anlaşılmasına daha elverişlidir. Bu usûl, Mantık ilminde cüzden külle (tüme) varım esasına dayanmaktadır. Olaylardan hareketle genel kaidelere varılır.

A- Fukahâ Mesleğine Göre Yazılmış Eserlerin En Meş¬hurları
1- Kerhî (h. 340), Usûl,
2- Cassâs (h. 370), el-Fusûl fî’l-usûl,
3- Debûsî (h. 430), Takvîmu’l-edille,
4- Pezdevî (h. 482), Usûl,
5- Serahsî, (h. 483), Usûl,
6- Semerkandî (h. 533), Mizânu’l-usûl fî netâici’l-ukûl,
7- Abdulaziz Buhârî (h. 730), Keşfü’l-esrâr,
8- Nesefî ( h. 710), Menâru’l-envâr,
9- İbn Melek (h. 885), Şerhu Menâri’l-envâr.

B- Mütekellimîn Mesleği ve Özellikleri
Bu ilimde tatbik edilen usullerden biri de mütekkellimîn (kelâmcılar) usûlü¬dür. Bu usûlü Mutezile ve Şafiî mezheblerine mensup kelâm âlimleri uygulamış¬lardır. Kelâm âlimlerinin uygulaması sebebiyle bu usûle Mütekellimîn mesleği, uygulayan âlimlerinin ekserisinin Şafiî mezhebine mensub olması sebebiyle de “Şafiî mesleği ve Usûlü” denmiştir. Mâlikî, Hanbelî mezheblerine mensup âlim¬ler de bu meslek üzere eser yazmışlardır. Bu mesleği uygulayan âlimler, teşri’ usûllerini aklî istidlale meylederek izah etmişler ve konulan izah ederken pek fazla misal vermemişlerdir. Bu usûl, mantık ilminde tümden cüze gelim metodudur. Genel kaidelerden olayların hükümleri çıkarılır

B-Mütekellimîn (Kelâmcılar) Mesleğine Göre Yazılmış Eserlerin En Meşhurları
1. İmam Şafii, er-Risale (Türkçe’ye çevrildi)
2. Ebû’l-Hüseyn el-Basrî (h. 463), el-Mu’temed,
3. İmâmu’l-Harameyn el-Ceveynî (h. 487), el-Burhân,
4. Gazalî (h. 505), el-Mustasfâ,
5. Fahruddin er-Râzî (h. 606), el-Mahsûl,
6. el-Âmidî (h. 631), el-İhkâm fi Usûli’l-Ahkâm.

C- Memzûc Meslek ve Özellikleri
Yukarıda isimlerini verdiğimiz iki usûlü tatbik eden âlimlerden sonraki de¬virlerde yetişen hukukçular, bu iki usûlün nitelik ve özelliklerini birleştirmek su¬retiyle eserler kaleme almışlardır. Bu usûle Memzûc (birleştirilmiş) meslek ve usûl adı verilmiştir. Hanefî, Şafiî, Mâliki ve Hanbelî mezheplerine mensup âlimler, bu usûie uygun olarak eserler te’lif etmişlerdir.

C- Memzûc (Birleştirilmiş) Mesleğe Göre Yazılmış Eserlerin Meşhurları
1. İbnü’s-Saâtî (h. 694), Bedîu’n-nîzâm,
2. Sadrü’ş-Şerîa (h. 747), Tenkîhu’l-Usûl,
3. İbnü’l-Hümâm, (h. 861), Tahrîr,
4. Molla Hüsrev (h. 885), Mir’ât,
5. Molla Fenârî, (h. 834), Fusûlü’l-bedâyi’,
6. Tâcu’s-Sübkî (h. 771), Cem’ül-cevâmi’,
7. Şâtibî (h. 780) Muvâfakat.
8. İbn Kayyım (h. 751), İ’lâmu’l-muvakkiîn.

Kavaid kaynakları:
1-Cürcâni, Ali b. Muhammed, et-Tarîfât, Mısır, 1938.
2-İzmirli İsmail Hakkı, İlm-i Hılaf, İstanbul, 1330.
3-Karafî, Ahmed b. İdris, el-Fürûk, Beyrut, tsz.
4-Kerhî, Ebu’l-Hasen, Risaletün fi’l-Usûl (Te’sîsü’n-Nazar ile birlikte), Mısır, tsz.
5-Muhammed Rıfat Bey, Tevâfukât-ı Kavaid-i Küllîye, İzmir, 1313.
6—–: el-Eşbâh ve’n-Nezâir, Mısır, tsz.
Furû kaynakları:
a. Aslî kaynaklar
Zahiru’r-Rivâye Kitapları:
İmam Muhammed tarafından, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a ait görüşlerin derlenmesi ile oluşturulan kitaplardır. İmam Muhammed bu kitaplarda kendi görüşlerine de yer vermiştir. Bunlar imam Muhammed’ten bize kadar tevatür derecesinde bir sağlamlıkla ulaşmışlardır. “Mesaili Usul” adını da alan zahirür-rivâye kitapları şunlardır.
7) el-Asl (el-Mebsût)
8) el-Camius-Sağir
9) el-Camiu’l-Kebir
10) ez-Ziyâdât
11) es-Siyeru’s-Sağir
12) es-Siyeru’l-Kebîr
Hakim-i Şehid (334/945) bu altı kitabı “el-Kâfi” adı altında bir araya getirmiştir. Şemsul-eimme Serahsî (500/1106) ise “el-Kâfi”yi, “el-Mebsût” adı altında şerh etmiştir.
Nevâdir Kitapları:
Bunlar, yine üç imamın görüşlerini toplayan kitaplardır. İmam Muhammed tarafından nakledilmiştir, ancak zahiru’r-rivaye derecesinde değildir. Nevadır kitapları şunlardır:
6) Keysâniyyât
7) Harûnîyyât
8) Cürcanîyyât
9) Rakkiyyât
10) Ziyadetu’z-Ziyâdât
b. Talî kaynaklar
Vakıât Kitapları :
Hükümleri aslında mezhepte tasrih edilmeyip daha sonraki fakihler tarafından içtihad veya tahriç yoluyla hükmü verilen meselelerin yer aldığı kitaplara “vakıât” denir. Bunlara “Fetâvâ ve Nevâzil” de denir.
Bu tür kitapların ilki Ebul-Leys Semerkandî’nin (375/985) “Nevâzil” adlı kitabıdır. Ondan Ahmed b. Musa b. İsa (550/1155) “Mecmu’n-Nevâzil” adlı eserini yazmıştır. Diğer vakiât kitaplarından bazıları şunlardır:
14) Ebu’l-Hüseyin Ahmet Kudûri (428/1036), Muhtasar,
15) Alauddîn Muhammed Semerkandi (539/1144), Tuhfetu’l-Fukaha,
16) Ebu Bekr Mes’ud Kâsânî (587/1191), Bedâyıu’s-Sanâyi’fi Tertibi’ş Şerâyi’,
17) Burhanuddîn Ali Merginânî (593/1197), Hidâye,
18) Burhanuddin Mahmut Buhârî (616/1219), Muhit-i Burhânî,
19) Fahruddin Osman Zeyla’î (743/1342), Tebyin’ûl-Hakâik, (Kenz Şerhi),
20) Bedrüddin Mahmut Semave (823/1420), Camiu’l-Fusûleyn,
21) Kemal İbn Humâm (861/1457), Fethül-Kadir,
22) Molla Husrev (885/1480) Düreru’l-Hukkâm,
23) İbrahim Halebi (956/1549), Mutlaka’l-Ebhûr,
24) Hasan Şu’rünbilalî (1069/1658), Merakî’l-Felâh,
25) Şeyhzâde Damad (1078/1667), Mecmau’l-Enhur,
26) İbn Abidin (1252/1836), Reddu-‘l-Muhtâr ala’d-Dürri’l-Muhtâr.
c. Şerhler: Kısa ve özlü ifade ile yazılan fıkıh metinleri üzerine onları okuyucu için açıklayıcı özellikteki çalışmalardır. Metinlerde değinilmeyen tartışmalar, ihtilaflar, ilgili deliller tafsilatlı olarak şerhlerde yer verilmiştir. Aşağıda Hanefi mezhebinin dört fıkıh metni “mutunu erbaa” adı ile meşhur kitaplar ve şerhleri örnek olarak verilmiştir.
Hanefi fıkhında “Mütûn-ı Erba’a” diye bilinen dört muteber fıkıh kitabını da burada zikretmek gerekir. Mütûn-ı Erba’a ve şerhleri şunlardır:
1) Sadru’ş-Şeria ( 8/14. asır ), Vikâye, (Alauddin Ali “inaye”; Ali el Kari ise “nukaye” isimli şerh yazmışlerdır.)
2) Abdullah Mevsıli (683/1284), Muhtâr, (Mevsıli, “İhtiyar” adı ile bir şerh yazmıştır. )
3) İbnü’s-Sa’atî ( 694/1295 ), Mecma’u’l-Bahreyn,
4) Ebu’l-Berekât Abdullah Hafizuddin Nesefi (532/1142) Kenz. (Nesefi’nin Kenz’ine Zeylai, “Tebyinü’l-Hakaik”; İbn Nüceym ise “el-bahru’r-raik” ismi ile şerh yazmışlardır.)
d. Fetva kitapları
Klasik ve Çağdaş Fetva Kitapları
Bazı Klasik Fetva Kitapları şunlardır:
11) Abdurreşîd b. Ebû Hanife (540/1146), el-Fetâvâ’l-Velvâliciyye,
12) Kâdıhân (592/1196), Fetâvâ-i Kâdıhân,
13) Hey’et (Şeyh Nizam başkanlığında) el-Fetâvâ-i Hindiyye,
14) Bezzâzî (827/1424), el-Fetava-i Bezzâziyye,
15) Ebussuud efendi (982/1574) Fetâvâ-yı Ebus Suud Efendi,
16) Ankarâvî Mehmed Emin Efendi (1098/1687), Fetâvâ-yı Ankaravî,
17) Çatalcalı Ali Efendi (1103/1692), Fetâvâ-yı Ali Efendi,
18) Abdurrahim Efendi (1128–1716), Fetâvâ-yı Abdurrahim,
19) Feyzullah Efendi (1115/1705) Fetava-yı Feyziyye,
20) Minkârîzâde, Yahya Efendi (1088/1677), Fetâvâ-yı Minkârîzâde,
Bazı Çağdaş Fetva Kitapları:
el-Fetâvâ’l- İslâmiyye min Bâri’l-İftâi’l’-Mısriyye (Mısır Müftülüğünce verilen fetvalardan oluşur.) “el-Fetâvâl- lecneti’d-Daime li’l-Buhûsi’l-ilmiyye ve’l-iftlâ el-lecnetüd-Daime li’l buhüsi’l-İslâmiyye” kurumu tarafından verilen fetvalardan oluşmuştur. Buna ilaveten şu kitaplar da çağdaş fetvaları içermektedir.
Mahmut Şeltut: el-Fetâvâ; Mahluf el-Adevî: Fetâvâ Şer’iyye; Abdulhalim Mahmut: Fetâvâ; Yusuf karadâvi: Fetâvâ Mu’âsırâ

18

Haziran
2012

YAYGIN VE YETİŞKİN DİN EĞİTİMİ DERSİ

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  966 Kez Okundu

1. EĞİTİM VE DİN EĞİTİMİ İLE İLGİLİ KAVRAMLAR
A. Eğitim ve Öğretim Kavramları:
Eğitim, en genel anlamıyla, insanları belli amaçlara göre yetiştirme sürecidir. Bu eğitim süreci bilgi, beceri, tutum ve değerler kazanma yoluyla gerçekleşir. Eğitim, “kişide istendik yönde davranış değişikliği meydana getirme süreci” olarak da tanımlanmıştır. Buna göre eğitim sonucunda kişide olumlu yönde bir değişim ve dönüşümün meydana gelmesi amaçlanmaktadır. İslam kültüründe bugün literatürde kullandığımız eğitim-öğretim kavramlarının karşılığı “talim ve terbiye” kavramlarıdır. Terbiye arapça “rab” kökünden türetilmiş bir kavramdır. Rab, efendi, sahip, baba anlamlarına gelir ve “kainatın sahibi, efendisi” anlamında Allah’ın en çok kullanılan isimlerinden biridir. Terbiye kelimesi ise sözlüklerde “bir şeyi halden hale çevirmek uygun şekil vermek, mükemmelleştirmek” şeklinde anlamlandırılır. İslami gelenekte terbiye kavram olarak “insana olumlu tavır ve davranışlar kazandırarak onu bulunduğu seviyeden daha üst bir seviyeye ve mükemmel bir insan durumuna getirmektir”. Bu anlamda insan terbiye olmaya uygun bir yaratılıştadır ve terbiye edilmeye ihtiyacı vardır. Terbiye, insanı içinde bulunduğu daha aşağı bir durumdan daha üstün bir duruma, bir seviyeden veya seviyesizlikten üstün bir seviyeye ulaştırma çabasıdır.
Günümüzde gerek eğitim bilimlerinde ve gerekse din eğitimi bilimi alanında artık talim-terbiye kavramlarının yerini eğitim ve öğretim kavramları almıştır. Süreçle ilgili tanımlardan biri eğitimi, önceden belirlenmiş amaçlara göre insanların davranışlarında belli gelişmeler sağlamaya yarayan planlı etkiler sistemi“ olarak göstermektedir. (Oğuzkan, 1993: 46) Bu tanımdan da açıkça anlaşıldığı gibi kime, niçin eğitim yapılacağı, hangi konuda eğitileceği bilinmemektedir. Bu tanımda açıkça anlaşılan, eğitimin bir amaç için insanların davranışlarının planlı olarak değiştirilmesidir. Eğitimin bu tanımı bir süreç anlatmaktadır. (Tavukçuoğlu-Erdem, 2002: 13) “Eğitim, bireyin davranışında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir”. (Ertürk, 1981: 12) Bu tanımda, eğitimle değiştirilecek olan bireyin davranışları hedeflenmektedir. Davranışın değişmesi ise, ancak bireyin kendi yaşantısı yoluyla olabilir. Din Eğitimi bilimcisi Cemal Tosun, Wolfang Brezinka’nın tanımındaki “deneme” kavramını da ekler ve karşımıza şöyle bir tanım çıkarır: “Eğitim, bireyin davranışında, kendi yaşantıları yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişmeler meydana getirme denemeleri sürecidir.” (Tosun, 2001: 21-25) Rehberlik olmadan eğitim olmaz.
Öğretim, öğrenmenin düzenli, amaçlı ve yöntemli bir biçimidir. Öğretim bir olgu veya bir olay olarak, hem olumlu, hem de olumsuz yönde ortaya çıkabilir. Sözgelimi, bir kimse hırsızlığı da öğrenebilir. Bu aslında, toplum tarafından benimsenmeyen, tasvip edilmeyen bir davranıştır. Bu davranış, bir öğretim de olsa yine böyledir. Öğretim, öğrenciyi, öğrenme etkinliklerine yöneltme ve bu etkinlikte ona rehberlik etme bilgisi ve sanatıdır. Aslında rehberlik olmadan da öğrenme olur; ancak ekonomik olan öğrenme, ancak rehberlikle yapılabilir. Eğitim açısından, öğrenme ve öğretimin, toplum tarafından kabul görmesi de önemsenen bir durumdur. Bu durumda eğitsel bir değeri olan öğrenme ve öğretimin, toplum tarafından kabul edilen, bireyin yaşama etkin ve olumlu biçimde uyumunu sağlayan bir etkinlik türü olduğu söylenebilir. Bu durumda öğretim, bu işin, belli bir amaca yönelik planlı ve düzenli olarak yapılması anlamına gelmektedir. Cevat Alkan’ın tanımına göre öğretim, “belirli bir öğrenme durumunda önceden belirlenmiş hedeflere en etkili biçimde ulaşmak üzere uygun personel, araç, gereç, yöntem ve teknikleri kullanma sürecidir”. (Alkan, 1979: 5) Öğrenme tesadüfi olabilir. Öğretim ise planlı ve amaçlı bir süreçtir. Öğretimi amaçsız öğrenmeden ayıran, belirlenen bir amaca ulaşmak için öğrenme yaşantılarının belli bir düzen içinde gerçekleştirilmesidir.
B. Din Eğitimi Kavramı
Din kavramı, insan ile Allah arasındaki ilişki şeklinde ifade edilebileceği gibi, insanın mutlak varlık olan Tanrıya yönelişi ve Onun tarafından kuşatılışı biçiminde de tanımlanabilir. Eğitim kavramı ise genellikle, bireyin davranışlarında kendi yaşantıları aracılığıyla, planlı ve programlı olarak istenilen davranışları oluşturma ve değiştirme faaliyeti şeklinde tanımlanmaktadır.
Din eğitimi, insanın kutsal ile ilgili davranışlarının oluşturulmasını, geliştirilmesini ve belki de değiştirilmesini hedeflemektedir. Bu durumda din eğitiminde amaç, bireye dinin istediği davranışları yerine getirebilme, dinin istemediği davranışlardan da kaçınma alışkanlığı kazandırmaktır. (Tavukçuoğlu-Erdem, 2002: 37)
Eğitimin en temel işlevlerinden biri de bireyi toplumsallaştırmasıdır. Toplumsallaşma ise, bireyin toplum değerlerine ve yaşama biçimine sağlıklı bir biçimde uyum sağlaması ve katılmasıdır.
Din eğitiminin en önemli amaçlarından biri de, dini etkinliklere katılmak isteyenlere gerekli davranışları öğreterek hazır bulunuşluk kazandırmak ve bü tür dini etkinliklere katılmayanlara, başkaları tarafından yapılan etkinlikleri anlama ve olumlu değerlendirme anlayışı kazandırmaktır. (Önder, 2003: 12-13)
Eğitimin temel görevlerinden biri de, toplumun kültürel mirasını yeni kuşaklara aktarmaktır. Eğitim, bir kültürlenme faaliyetidir.
“Din eğitim-öğretimi, bağımsız bir disiplin olarak, Türkiye’de ilk defa geleneksel öğretim kurumlarının yanında modern öğretim kurumlarının yer almasıyla birlikte ve bu kurumlarda din, diğer derslerin yanı sıra, özel bir ders içinde öğretilmeye başlanınca ortaya çıkmıştır.“ (Bilgin, 1998: 1)
Din Eğitimi kavramı, “Allah kelimesini yükseltmek hedefi, üstün değerleri hayatımızın temel dinamikleri haline getirmek için medeni ve ilmi her türlü eğitim tedbirlerini almak” olarak tanımlamaktadır.
Din Eğitimi Bilimi için şu tanım geliştirilmiştir:
“Bireyin dini davranışlarında kendi yaşantıları vasıtasıyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme denemeleri sürecinin geçmişi, bugünü ve ve geleceği ile, bilimsel metotları kullanarak betimlemeye, açıklamaya ve kontrol altına almaya çalışan bilimsel disiplindir.” (Tosun, 2001: 34)

2. DİN EĞİTİMİNİN ÖNEMİ:

1) Din eğitimi insanın fıtrî/temel sorularına cevap verir. İnsanoğlu 5-6 yaşlarından itibaren kendisi hakkında düşünmeye başlar. “Ben kimim?”, “Nereden geldim?”, “Nereye gideceğim?”, “Ölüm nedir?” gibi
2) Kültürümüzün genç nesle aktarılması için din eğitimi gereklidir. Örf, adet ve geleneklerimiz içinde İslam dininin şekillendirdiği çeşitli motifler vardır. Bunların doğru bir şekilde anlaşılabilmesi ancak din eğitimi ile mümkündür.
3) İslam dininin kendisi, müslümanları, dini öğrenmek ve öğretmekle yükümlü kılar.
4) Din eğitimi, yanlış ideolojilere, batıl inanç ve hurafelere saplanmayı önler.
5) Din eğitimi, diğer dinlere karşı nasıl bir tavır alacağımızı da belirler.
6) Dini kavramların doğru bir şekilde anlaşılması yeterli bir din eğitimi ile mümkündür. Mesela kader, yaratılış, hesap, ahiret, şefaat vb. kavramları
7) Toplumumuza ve kültürümüze yabancılaşmamak için yeni yetişen genç nesle din eğitimi verilmek durumundadır.

3. DİN EĞİTİMİNDE STRATEJİ, İLKE, YÖNTEM VE TEKNİKLER
a. Öğretim Stratejileri ikiye ayrılır:
1. Öğretmen merkezli stratejiler
• Klâsik sunum
• Gösterim
• Tüm sınıf tartışması
• Hikâye anlatımı
• Video gösterimi
• Programlandırılmış bire bir öğretme
• Alıştırma yapma
2. Öğrenci merkezli stratejiler
• Rol yapma
• Proje
• Bağımsız çalışma
• Küçük grup tartışması (akran öğretimi)
• Kütüphane taraması
• Öğrenme merkezleri
• Sorgulama
• Programlandırılmış öğrenme
• İşbirliğine bağlı öğrenme
• Keşfetme
• Kişiselleştirilmiş öğrenme sistemleri
• Problem temelli öğrenme

b. Yaygın din eğitiminin başlıca ilkeleri şunlardır:
1. Hiyerarşik değildir, doğan ihtiyaca göre düzenlenir.
2. Zamanla ve yaşla sınırlı değildir.
3. Yerle sınırlı değildir, geçicidir, her yerde yapılır.
4. Programlar süre ve içerik olarak değişkendir.
5. Çok değişik eğitim metotları kullanılır.
6. Sürekli eğitimin yollarından biridir.
7. Örgün eğitim dışındaki tüm eğitsel faaliyetleri kapsar.
8. Toplumun tüm üyelerini içine alabilir.
9. Yaygın eğitim temel bilgileri öğrenmedir.
10. Yaygın eğitim gönüllülük esasına dayanır.

c. Yaygın Din Eğitiminin başlıca yöntemleri ise şunlardır:
1. Anlatım (Takrir) Yöntemi:
2. Soru-cevap
3. Tartışma
4. Grup çalışması
5. Örnek olay incelemesi
6. Gösteri
7. Problem çözme
8. Dramatizasyon
9. Gösterip yaptırma
10. Eğitsel oyunlar

Örnek olay:
Aylin Hanım alanında iyi yetişmiş kuvvetli bir hafız Kur’an Kursu öğretmenidir. Derslerine her zaman hazırlıklı gider, öğrencilerine Kur’an öğretmek için gayret eder ve her zaman onları da derse katmaya çalışırdı. Sinirli ve sert bir kişiliğe sahip olduğu için, zaman zaman sorularına doğru cevap alamadığında ve dersini veremeyen öğrencilerini azarlardı ama Kur’an öğretimi ve hafızlık konusunda şehirde parmakla gösterilirdi.
O gün yine kendini derse kaptırmış, öğrencilerine kendisini çok dikkatli dinlemelerini söylemişti. Tecvit konularını tekrar ederken bir anda durup, öğrencilere:
– Burada hangi tecvit kuralı var, burayı nasıl okumalıyız? diye sordu.
Öğrencilerden çıt çıkmıyordu. Bu durum Aylin öğretmeni sinirlendirdi. Oysa ne kadar da güzel anlatmıştı. Arka sıralardan Ayşe‘nin ürkek ve çekingen biçimde parmak kaldırdığı görüldü. Ayşe:
-Acaba yanlış cevap versem ne olur? Geçen gün Melahat‘ın başına gelenler bana da olur mu? Bana da bağırıp hakaret eder, dışarı atar mı? diye düşündü. Ama yine de şansını denedi ve cevabını verdi. İşte o anda olan oldu. Cevabın yanlış olduğunu gören Aylin öğretmen sinirli bir şekilde:
– Çık dışarı! O kadar anlattım, hâlâ anlamamışsın, tembel diyerek dışarı çıkmasını istedi.
Örnek olayı okudunuz. Şimdi aşağıdaki sorulara cevap vererek konuyu tartışalım.
1. Sizce bundan sonra neler olabilir?
2.Bu durumda öğrenci neler hissetmiştir?
3.Siz öğretmen olsaydınız nasıl davranırdınız?
4.Böyle bir olaydan sonra, siz öğrenci olsaydınız, bundan sonra derslere katılır mıydınız?
5. Öğretmenin kişiliği yöntemin kullanımını etkilemiş midir?

4. ÖRGÜN VE YAGIN DİN EĞİTİMİ:
Eğitimi, örgün ve yaygın eğitim diye iki kategoriye ayırabiliriz:
a) Örgün eğitim: Belli yaş gurubundaki bireylere, amaçlı bir şekilde hazırlanmış eğitim programlarıyla okul çatısı altında düzenli olarak yapılan eğitimdir. Mesela, okulöncesi eğitim yani anaokulu, ilköğretim, lise ve yükseköğretim örgün eğitim sistemini meydana getirir.
b) Yaygın eğitim: Örgün eğitim sistemine hiç girmemiş, bu sistemin herhangi bir kademesinde bulunan veya bu kademelerden birinden ayrılmış olan kişilere ilgi ve gereksinim duydukları alanlarda yapılan eğitimdir. Mesela, Halk eğitimi merkezlerinde açılan kurslar ile resmi ve özel kurum ve iş yerlerinde yapılan hizmet içi eğitim çalışmaları yaygın eğitim sistemini oluşturur.
“Kitle eğitimi”, “halk eğitimi”, “yığın eğitimi”, “toplum eğitimi”, “sosyal eğitim”, vb. adlar altında girişilen yaygın eğitimi; yetişkinlere ve okul dışındakilere yönelmiş düzenli, dizgeli ve örgütlü bir eğitim çabası olarak değerlendirmek gerekir. Yaygın eğitim, çoğu zaman yaşamları boyunca örgün eğitim imkanından yoksun kalmış kişilere hem kendi işlerinde, hem de ulusun kalkınmasında yararlı olabilecek, bilgi ve becerileri kazandırma işidir.
Burada sorun buhranlı bir dönem yaşayan günümüz insanına, dinsel değerlerin nasıl yardım edeceğidir? Geçmişten devralınan kültürel mirasın muhafaza edilerek, üzerinde hiçbir yorum yapılmaksızın bir hazır formül gibi sunulması, problemlerin çözümüne yetmemektedir. İslâm inancının hayatı yorumlayışı ve yaşayış biçimleri ile ilgili tavsiyeleri, günümüz dünyasının gerçekleri ve ihtiyaçları ile birlikte ele alınmalıdır.
Burada cemaati yönlendiren bir kurum olarak camiye de sorumluluk düşmektedir. Eğitim-öğretimin her alanında olduğu gibi cami eğitiminde de alışılagelmiş yöntemlerin dışına çıkmak ve yenileştirme çalışmaları içine girmek bir ihtiyaçtır.
Kaldı ki 20. yüzyılda, insanı geçmişteki gibi tesadüfi bir eğitime terk etmek imkansızdır. Belli sistemler ve belli kurallar doğrultusunda onu, zamanın icaplarına göre yeniden eğitmek gereklidir. Din bir eğitim sistemi olduğuna göre, din bile toplumun ve insan şahsiyetinin gelişimine paralel olarak yenilenegelmelidir.
Yaygın eğitim de, genel eğitim gibi insanlıkla yaşıttır. İnsanoğlu, çevreyi tanımak, denemek, biriken deneyim ve bilgilerini yakınlarına aktarmak alışkanlığını ve yeteneğini kazanmış, sürekli bir öğrenme ve öğretme süreci içinde yaşayagelmiştir. Başlangıçta belli kümelere, belli sınıflara yönelmiş olan eğitim, zamanla toplumun tümünü içermeğe başlamıştır. Özellikle bütün peygamberler bu görevi büyük bir şevkle yapmışlardır. Nitekim, Kur`an-ı Kerim`deki ayetlerden anlaşıldığına göre, Hz. Muhammed (s.a.v.), içinde yaşadığı toplumu eğitime tabi tutmuştur.

Peygamber Efendimiz Döneminde Yaygın Din Eğitimi Çalışmaları ve Özellikleri:

İslâmiyet’in zuhuru esnasında dünyada okuma-yazma bilenlerin sayısı çok azdır. Arap Yarımadası’nda da durum pek farklı değildir. Bu bölgede okur-yazar insan sayısı sınırlıydı. Yazı pek bilinmezdi. Muhtelif kaynaklar, İslâm`ın gelişi esnasında Mekke ve Medine`de okur-yazar sayısının çok fazla olmadığını bildirmektedir. Mekke`de okuma-yazma bilenlerin sayısının 17 olduğu kaydedilmektedir. Medine`de ise okur-yazar sayısı daha azdır. Nitekim Medine`deki okur-yazar sayısı 10 olarak zikredilmektedir. Kuran katiplerinin sayısı 42 olarak tespit edilmiştir.
Hz. Muhammed (s.a.v.)`in aslî görevi toplumu eğitmektir. Nitekim O: “Allah beni bir muallim olarak gönderdi” sözünü sık sık tekrarlamıştır. Kaldı ki Kur`an Hz. Muhammed (s.a.v.)`in dini görevini bir öğretim işi olarak vasıflandırmıştır. Bu öğretim dünyevi alanda da bir anlam taşıdığından Hz. Muhammed (s.a.v.)`in gayretini sadece dinî sahaya münhasır kılmak uygun olmaz.
Hz. Muhammed (s.a.v.), Mekke`de yaşadığı 13 yıl boyunca din eğitimi faaliyetinde bulunmuş mudur? Yoksa bu dönemde herhangi bir eğitim-öğretim faaliyetinden söz etmek mümkün değil midir? İlk dönem İslâm tarihçileri bu dönemi anlatırken ilk Müslümanların gördüğü işkence ve çektiği sıkıntıları uzun uzun betimlemektedirler. Ancak davası uğrunda ölümü bile göze alan bu insanların kalplerindeki imanın arka plânındaki eğitim süreci üzerinde yeterince durulmamaktadır. Nitekim bu dönemi inceleyen İslam eğitim tarihçileri de, genellikle “Mekke dönemi” üzerinde durmamış veya birkaç cümle ile zikretmişlerdir. Söz konusu araştırmacılar, eğitim-öğretim faaliyetlerini Medine döneminden ve özellikle Suffe`den başlatmayı uygun görmüşlerdir. Böylece eğitim-öğretim ameliyesi her zaman kurumlaşmanın olduğu yer ve zamanlarda aranmış ve ondan önceki gelişmeler önemsenmemiştir.
Suffe; İslâm eğitim-öğretim tarihinde kurumlaşma döneminin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Ancak topyekün eğitim-öğretim faaliyetlerinin başlangıcı olarak kabul edilebilir mi? Kaldı ki her millet veya devletin tarih sahnesinde göründüğü andan itibaren bütün müesseseleriyle ortaya çıktığı iddia edilemez. Öyleyse her millet veya devletin, ilk zamanlar, şartlara göre yürütülen bir eğitim-öğretim projesinin olması gerekmektedir. Özellikle ilk ortaya çıktığı zamanlarda devletin gelişmesi ve varlığını sürdürebilmesi için kendi paradigmasına uygun bir şekilde vatandaşlarını eğitmesi gerekmektedir. Zaten devletin gelişmesi ve güçlenmesi ilk zamanlar gerçekleştirilen eğitim çalışmaları ile doğrudan ilintilidir; Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılarda hep böyle olmuştur.
Aslında eğitimciler, Hz. Muhammed (s.a.v.)`in peygamberlik yıllarının 13 yıl gibi büyük çoğunluğunu Mekke`de geçirdiğini göz önüne getirmemekle eksik yaklaşım içerisinde görünmektedirler. Kaldı ki bu on üç yılı anlatırken sadece ilk Müslümanların uğradığı işkenceleri tasvir etmek yeterli değildir.
Mekke dönemi Müslümanları; bizzat Hz. Muhammed (s.a.v.)`in eğitiminden geçmiş, Kur`an`ın indirilişine şahit olmuş, Müslüman olmanın büyük risk taşıdığı bir dönemde eski inanç ve geleneklerini terk ederek bilinçli bir şekilde İslam`ı seçmiş, peyderpey indirilen Kur`an ve Hz. Peygamber`in gözetiminde İslam`ı içlerine sindire sindire öğrenip yaşamış; İslam uğruna canlarını ve mallarını feda etmeyi göze alabilmiş bir nesildir.
Şurası da dikkat çekicidir ki, bilgi ve eğitim-öğretim çalışmalarını emreden yahut çeşitli vesilelerle ilim konusuna değinen ayetlerin hemen hemen tamamı, hicret öncesi Mekke döneminde nazil olmuştur. Nitekim Kur`an`ın ilk ve son hedefi, bir tek Allah`a inandırmak olduğu halde, onun ilk tavsiyesi “oku” olmuştur. Okunacak şey ayette geçmemekte, bu şeyin Kur`an-ı Kerim`in kendisi olduğu üzerinde birleşilmektedir. Öyleyse okunacak diğer bütün şeyler, Kur`an`ı anlamaya yardım etmelidir. İnsan okuyacak, öğrenecek, yetişecek ve kendisine yol gösterici bir öğüt olan Kur`an-ı Kerim`i daha iyi anlayacaktır. Hülasa Kur`an-ı Kerim edinilen bütün bilgilerin ruhu olmalıdır.
Buradan hareketle Hz. Muhammed (s.a.v.)`in Mekke dönemi eğitim çalışmasının ana çizgileri şu şekilde tasnif edilebilir:
1. Vahye Dayalıdır: Kur`an-ı Kerim`de okumayan ve okuyacak kitabı olmayan kişiler, cahillikle vasıflandırılmışlardır. Bu itibarla Hz. Peygamber döneminde uygulanan yaygın eğitim programının vahye dayalı olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Allah tedrici olarak ayetlerini indirmekte, Hz. Peygamber de bu ayetleri halka öğretmektedir. Hz. Peygamber`in uyguladığı başarılı yaygın eğitim sayesinde insanlar içlerinden değişmekte, dinin getirdiği yeni anlayış muvacehesinde düşünmeye, duymaya ve hareket etmeye başlamaktadır.
2. Yaygın eğitimidir: Özellikle Mekke dönemi, İslâm dinine mensup olanların eziyet ve işkence altında tutulduğu ve pek az kimsenin bu yeni harekete katılmış bulunduğu bir dönemdir. Müslüman olanların devamlı baskı altında tutulmaları, çok ağır işkencelere maruz bırakılmaları, hatta dışarıdan gelenlerin bile Hz. Muhammed (s.a.v.)`i soramaz olmaları, baskı altında tutulmaları söz konusudur. Bu baskı sebebiyle Mekke döneminde din eğitimi ve öğretiminin temel karakteristiği ancak yaygın eğitim olabilmiştir. Buna rağmen bu dönemde, eğitim ve öğretim politikasında Hz. Peygamber`in azmini canlandırıp, kendisini cesaretlendiren bir ruhun belirmeye başladığını görmekteyiz. Mekke döneminde özellikle açık davetin başladığı dönemde Müslümanlara nazil olan ayetleri öğretebilmek çok zor ve büyük tehlike arz etmiştir. Zira hem bir toplumu temellerinden sarsacak, onu değiştirecek misyonu içeren bir faaliyet yapacaksınız ve hem de mevcut yönetimin eğer varsa örgün eğitim kurumlarını kullanacaksınız bu mümkün değildir. Bu yüzden tek çıkar yol yaygın eğitim vasıtalarını kullanmaktır.
3. Yetişkin eğitimidir: Hz. Peygamber döneminde öğrenmek ve öğretmek işi başlangıçta Müslümanların hepsinden istenen bir iştir. Başlangıçta öğretim bir yetişkin öğretimi idi. Öğretimin konusu, Kur`an ayetlerinin bellenmesi, anlaşılması, hedeflerinin ve uygulanışının gösterilmesi idi.

5. YAYGIN DİN EĞİTİMİ ALAN ve FAALİYETLERİ

a) Yaygın Din Eğitimi Alanları:
Yaygın din eğitimi faaliyetlerinin gerçekleştirilme alanları oldukça çoktur. Bunlar, aile, cami ve mescitler, Kur’an Kursları, Cezaevleri, çocuk ıslah evleri, huzur evleri ve yetiştirme yurtları ve hastanelerdir.
Aile:(Eğitimin ilk yeri) Her türden eğitimin ilk başladığı yer ailedir. Çocuk ilk bilgilerini aileden alır ve bunları giderek geliştirir. Her tür eğitimin başladığı yer olan aile doğal olarak din eğitiminin de ilk olarak verilmeye başlandığı yerdir. Burada gerçekleştirilen din eğitiminin öğreticisi anne-baba yerine göre de nine- dede gibi ailenin diğer büyükleridir.
Cami ve Mescitler:(Eğitimin merkez noktası) Yaygın din eğitimi çalışmalarının gerçekleşme alanlarının en merkezi noktasını cami ve mescitler oluşturmaktadır.
Cami ve mescitler Müslümanların toplanıp ibadetlerini yaptıkları mekânlar olmalarının yanı sıra İslamiyet’in ilk zamanlarından beri birer ilim ve irfan yuvası olarak kullanıla gelmişlerdir. Camiler din eğitiminin temel konuları olan; iman, ibadet ve ahlak açısından insanın ruhen ve bedenen işlendiği mekânlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kur’an Kursları: Kuran kursları, Diyânet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş ve görevleri hakkındaki 633 sayılı kanunun 7/d fıkrası gereğince açılan ve ilgili yönetmelik hükümlerine göre yürütülen yaygın din eğitimi kurumlarıdır. Diyanet İşleri Başkanlığınca düzenlenen Kur’an Kurslarını en genel anlamda ikiye ayırabiliriz. Birincisi, örgün eğitimi bitirmiş olan ve özellikle de yetişkin vatandaşlarımıza yönelik otuziki hafta devam eden Kur’an kursları; ikincisi ise, yaz aylarında ilköğretim beşinci sınıfı tamamlamış çocuklara yönelik olarak düzenlenen 9 haftalık Kur’an kurslarıdır. Bu kurslara isteyenler devam etmektedir ve bu kurslarda öğrenenleri doğru bir şekilde Kuran okumasını öğretmek ya da ezberletmek, öğretilen metinlerin meâllerini okutmak, Hz. Peygamber’in hayatını ve örnek ahlâkını tanıtmak, İslâm dininin inanç, ibâdet ve ahlâk esasları konusunda aydınlatmak amaçlanmaktadır. Bu nedenle, Kur’an kursları yaygın din eğitiminin en önemli gerçekleşme alanlarından biridir.
Cezaevleri: (hükümlüleri topluma kazandırmak)Yaygın din eğitiminin gerçekleştirildiği alanlardan biri di cezaevleridir.
Cezaevlerinde yürütülmekte olan yaygın din eğitimi faaliyetleri Diyanet İşleri Başkanlığınca tayin edilen Cezaevi Vaizleri tarafından yürütülmektedir. Burada yürütülen din eğitiminde özellikle, hükümlülerin cezaevlerinden çıktıktan sonra topluma intibak etmelerinde ve faydalı bir birey haline gelmelerinde dini ve ahlaki yardım sağlanmaya çalışılmaktadır.
Çocuk ıslah evleri: Çeşitli sebeplerle çocuklarımızın bulunduğu çocuk ıslah evleri de yaygın din eğitiminin gerçekleştirildiği alanlardan biridir. Buralarda yapılan yaygın din eğitimi faaliyetleri ile özellikle çocuklarımızın ahlaki gelişimlerine katkıda bulunulmaya çalışılmaktadır.

Huzur evleri ve Yetiştirme yurtları: Huzurevleri yaygın din eğitiminin gerçekleştirildiği diğer bir alandır. Buralarda yaşamlarını devam ettirmekte olan vatandaşlarımıza özellikle din ve ahlakla ilgili konularda ihtiyaç duydukları konularda programlar yapılmakta onlara, yaşlarının ileri aşamalarda olduğu düşünülecek olursa, hastalıklar ve ölüm hakkında tatmin edici düzeyde makul açıklama ve bilgiler verilmektedir.
Hastaneler:(sosyal boyutu ) Ülkemizde yabancı ülkelerdeki gibi bilimsel temellere dayalı, buralarda görev yapabilecek bir eğitimden geçmiş insanlarla hizmet verilmemesine rağmen, yaygın din eğitiminin yapıldığı yerlerden biri de hastanelerdir. Özellikle istekli hastalar, zaman zaman ilgili kurumdan veya uzmanından din konusunda bilgiler alabilmektedir. Ayrıca hayatını kaybeden kimselerin ölüm sonrası işlemleri kimi hastanelerde verilebilmektedir. Bu da yaygın din eğitiminin özellikle sosyal boyutunu oluşturan önemli bir hizmettir.
b) Yaygın Din Eğitimi Faaliyetleri:
Yaygın din eğitiminin vasıtaları hutbe, vaaz, Kur’an Kursları, Merkez İrşad Ekipleri, konferans, panel, sempozyum ile kitle iletişim araçlarıdır.
Hutbe yaygın din eğitiminde dinî mesajın hedef kitlelere ulaştırılmasındaki en önemli vasıtalardan biridir. Hutbe bu anlamda çok önemli bir kitle iletişim aracıdır. İslam Tarihinde, hutbe, dinî bilgilerin, manevî ve ahlâki değerlerin aktarılmasında etken olmuş ve günümüzde de aynı etkinliği muhafaza etmektedir. Haftada bir Cuma günü kılınan Cuma namazlarından önce ve yılda iki dinî bayramda, bayram namazından sonra okunan hutbe, din hizmetlerinin vazgeçilmez bir unsurudur.
Vaaz ise yaygın din eğitiminin hutbeden sonra en önemli vasıtalarından biridir. Hatta bazen yaygın din eğitimi denilince ilk akla gelen de vaazdır. Hutbe gibi vaaz da cami içerisinde gerçekleştirilen bir yaygın din eğitimi faaliyeti ve vasıtasıdır. Vaazda acayip ve nadir olabilecek hikayeleri anlatmak ve amellerin faziletleri, gibi konuları abartarak makul olmayan konulara yer vermek isabetli değildir. Emri bil maruf nehyi anil munkerin adabı yumusaklık ve nezakettir. Siddet ve zorlama yolunu tercih etmemek gerekir.
Vaiz, anlasılır ve akıcı bir konusma tarzına sahip olmalı, insanlara seviyelerine gore hitap etmeli, nazik,ağırbaslı ve muruvvet sahibi olmalıdır. Vaiz kimi mezhepleri üstün tutarak mezhepler arasında ayrımcılık yapmamalıdır.
Kur’an Kursları yaygın din eğitiminin yapıldığı yerler olduğu gibi aynı zamanda yaygın din eğitiminin de en önemli vasıtalarından biri olarak kabul edilebilir. Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak yürütülmekte olan Kur’an kursları yukarıda ifade edildiği gibi, yüzünden Kur’an okumanın öğretildiği, İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak konularında isteyenlerin bilgi alabilecekleri yerlerdir.
Merkez İrşad Ekipleri ise, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın merkez teşkilatına bağlı olarak görev yapan din görevlilerinin gerçekleştirdiği bir yaygın eğitim türü ve vasıtasıdır. Başkanlık toplumu dini konularda aydınlatmak üzere il ve ilçe müftülüklerinde oluşturulan vaaz ve irşad kurullarının çalışmalarından başka merkezlerden gönderilen irşad ekipleri ile de yaygın din eğitimi çalışmalarını takviye etmektedir.
Konferans, Panel ve Sempozyumlar: Diyanet İşleri Başkanlığı akademik seviyede halkı bilgilendirecek, önemli ve güncel dini konuların tartışılarak fikir geliştirilmesine, geliştirilen fikir ve düşüncelerin paylaşılmasına katkıda bulunacak çalışmalar da gerçekleştirmektedir. Bu çerçevede yılın belirli günlerinde bilimsel düzeyde akademik toplantılar yapılmakta ve bu ortamlarda güncel dini konular tartışılmaktadır. Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri bu türe en güzel örnek olarak verilebilir. Bu hafta boyunca konulu sempozyumlar düzenlendiği gibi, yaklaşık her ilçeye ilahiyatçı akademisyenler, müftüler, vaizlerden oluşan ekipler konferans vermek üzere görevlendirilmektedir.
Yayınlar Tv Programları:
Başkanlığımız cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar vatandaşlarımızı dini konularda aydınlatmak, milli duyguları güçlendirmek ve kültür hayatımızı zenginleştirmek gayesiyle dini yayın faaliyetlerine devam etmektedir. Bugüne kadar 500 ün üzerinde kitap yayınlanmıştır ve yayınlar genel olarak şu başlıklar altında yapılmaktadır:
Kur’an-ı Kerimler, Kaynak Eserler, İlmî eserler, Mesleki kitaplar, Edebi Eserler, Sanat eserleri, Cep Kitapları, Halk Kitapları, Süreli Yayınlar (dergiler)
Tv Programları içinde önemli gün ve gecelerde düzenlenen programlarla TRT 4 de yayınlanan “Diyanet Saati” (TRT 2 ve TRT INT de tekrarı vardır) ni saymak mümkündür.
Kitle İletişim Araçları: Eğitimde kitle iletişim araçları, internetle ekonomiklik ve zamandan bağımsızlık) Günümüzde sadece yaygın din eğitiminin değil, hemen her alanının birincil derecede yararlandığı vasıtaların başında kitle iletişim araçları gelmektedir. Kitle iletişim araçlarını basılı yayınlar, sesli yayınlar ve sesli ve görüntülü yayınlar olmak üzere üç grupta incelemek mümkündür. Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı, halkı din ve ahlakla ilgili konularda aydınlatmak üzere, kitap, dergiler yayınlamaktadır. Yine radyo ve televizyon da bu anlamda çok önemli yaygın din eğitiminin kitle iletişim vasıtalarıdır. Yaygın din eğitimi vasıtalarından biri ve belki de son zamanlarda en öne çıkanı internet ortamıdır. İnternette din eğitimi etkinliğinin farklı boyutları bulunmaktadır. Bu çalışmalar, periyodik yayınların internet aracılığıyla inanan insanlara sesli ve yazılı olarak ulaştırılabildiği gibi, dini bilgileri içeren paket programların internette yayınlanması şeklinde de gerçekleştirilebilmektedir. İnternet ortamında bilginin yayılmasının hem ucuz hem de istenilen zamanlarda kullanıma uygun olması, bu alanda gerçekleştirilen çalışmaların hızlı bir biçimde artmasına vesile olmaktadır.

6. YAYGIN DİN EĞİTİMİNDE HEDEF KİTLE VE YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİ
Yetişkinler din eğitimi, yetişkinlere okul dışında dinî bilgiler kazandırmak ve dinî anlayışlarını geliştirmek, hayatın dinî boyutunu yorumlamalarına yardımcı olmak amacıyla yürütülen, plânlı programlı ve örgütlü bir din eğitimi çabasıdır. Diğer bir ifade ile yetişkin din eğitimi “Hayat boyu eğitim” dir.
Din eğitimi genel eğitim içinde önemli bir yere sahiptir. Kişisel gelişim, toplumsal katılım vb. sebepler din eğitiminin genel eğitimdeki yerini almasını gerektirmektedir. Aynı sebepler, din eğitiminin yetişkinler eğitimindeki yerini almasını da zorunlu kılmaktadır. Çünkü hayatın bir dinî yönü ve dinî yorumu vardır. İnsanların dinî ihtiyaçları, istekleri ve problemleri vardır. Yetişkinlerin hayata tam olarak katılımı, bu ihtiyaçlarının, isteklerinin giderilmesi ve problemlerinin çözülmesi ile mümkün olabilecektir.”
Yetişkinler din eğitimi konusunu bu eğitime katılanların günlük hayatlarında bulur. Yöneldiği kitle, yaş, akıl seviyesi, eğitim düzeyi, öğrenme isteği ve diğer özellikleri bakımından birbirinden farklı kişi ve gruplardan oluşmaktadır. Toplumsal hayatta ortaya çıkan dinî, ahlâkî nitelikli ferdî ve toplumsal ihtiyaç ve problemler yetişkinler din eğitimine konu olurlar.

Yetişkinler din eğitiminin amaçları şunlardır:
• Yetişkinlere dinî bilgiler kazandırmak
• Yetişkinlerin dinî anlayışlarını geliştirmek
• Yetişkinlerin hayatın dinî boyutunu yorumlamalarına yardımcı olmak

a. Yetişkin İnsan Ve Öğrenme Gücü

Yetişkinin çocuktan farklı özellikler taşıması nedeniyle, yetişkinlere yönelik din eğitimi çalışmalarının amaçları, konuları ve yöntemlerinin farklı olduğundan yukarıda söz etmiştik. Yetişkin insanın öğrenmesine etki yapan bazı faktörleri gözden geçirmek, yetişkinlere verilecek din eğitiminde dikkat edilecek hususların meydana çıkmasını kolaylaştıracaktır.
Yaş ilerledikçe, yetişkinin fiziksel yapısı sürekli değişmektedir. Bedensel yorgunlukla beraber saç renginin değişmesi, tepkilerde yavaşlama, adale gücünün zayıflaması, enerji yetersizliği, isteksizlik gibi belirtiler yaşlanma döneminin belirtileridir.
Aşağıdaki değişmeler yetişkinin öğrenme hızını etkiler:
Görme yeteneği: 20-25 yaşlarında en yüksek düzeydedir. 40-45 yaşlarından sonra azalmalar görülür.
İşitme yeteneği: İşitme yeteneği de yaş ilerledikçe azalmaktadır. Bu nedenle eğitim ortamında ses iyi ayarlanmalı, yetişkinin öğrenme hızını artıracak teknolojik imkânlardan yararlanmalıdır.
Isıya uyum sağlama yeteneği: Yaş ilerledikçe kişinin dış koşullara uyum sağlayan yeteneği de zayıflar. Bu yüzden yetişkin eğitiminde ortamın ısı derecesinin ayarlanması önemlidir.
Çalışma gücü: Yaş ilerledikçe çalışma gücünde de bir azalma ve bir isteksizlik gözlenir. Bunu farkedenler, genelde “gençliğimizde kendimizi tükettik şimdi gücümüz kalmadı” diye yakınırlar.

Öğrenme hızının azalması öğrenme gücünün azalması anlamına gelir mi?
Yetişkin bu değişmelerin farkına vardıkça öğrenme gücünün azaldığını sanmaktadır. Yaşlıların, yaşın ilerlemesine bağlı fizyolojik kayıplarının öğrenme gücünü de azalttığı yolundaki görüş günümüzde artık önemini yitirmektedir. Yetişkinin öğrenme hızındaki yavaşlama öğrenme gücünde de bir azalma olarak anlaşılmamalıdır. Yeterince zaman ayırmak, fizyolojik özellikleri dikkate almak koşuluyla her yetişkin yeni şeyler öğrenebilir. Zihinsel faaliyetler dumura uğramadığı sürece, muhakeme ve algılamadaki kayıpları hayatta kazanılan tecrübeler dengeleyebilmektedir. Seçilen konuların, yetişkinlerin ilgi ve tecrübe alanında olmasına dikkat edilirse öğrenme gücünün yüksek olduğu görülür.

Yetişkinlerin ilgi duydukları konuları şöylece özetleyebiliriz:
Meslek ya da işlerini ilerletecek bilgiler,
Dostluk kurmağa yarayacak bilgiler,
Yaşayarak öğrenmeye elverişli konular,
Toplumdaki rollerini ve görevlerini yerine getirmeye yardımcı bilgiler.

İnsanların yaş dönemlerine göre ortak ilgi alanları var mıdır?
İnsan yaşlandıkça hayatta aldığı roller değişir. Fakat “ilgi alanları” söz konusu olduğunda hayatın her döneminde insan benzer görevlerle karşı karşıyadır. İnsanların ilgi alanlarına bir örnek vermek gerekirse:
Genç yetişkinlik: Eş seçme, eşi ile birlikte yaşamayı öğrenme, çocuk sahibi olma, çocukları büyütme, evle ilgili işleri yürütme, yerine getirme, çalışma hayatına başlama, vatandaşlık görevlerini yerine getirme.
Orta yaşlılık: Ergenlik çağındaki çocukların yetişmesine yardımcı olma, eşi ile uyum içinde yaşama, yaşlanan ana-babaya uyum sağlama, belli bir hayat seviyesine erişme ve bunu sürdürebilme.
Yaşlılık: Bedeni güç ve sağlık bakımından gerilemelere uyum sağlama, emekliliğe uyum sağlama, sosyal görevlerini yerine getirmeye çalışma, rahat bir yaşama ortamı sağlayabilme.

Yetişkinler nasıl bir din eğitimi isterler?
Yetişkinlere yönelik uygun din eğitimi yaklaşımını belirleyebilmek için önce, yetişkinin nasıl bir eğitim istediğini bilmemiz gerekir. Yetişkin nasıl bir eğitim ister? Sorusuna cevap olarak Prof.Dr.Cevat Geray’ın “Halk Eğitimi” kitabında verilen bazı tanımları buraya almak yararlı olacaktır:
1. Yetişkin, gelişmesinden ilk önce kendisi sorumluluk duyar. Uzmanlar yetişkine bu konuda ancak yol göstericilik yapabilirler.
2. Yetişkin, yaşantısında başarılı olmaya yarayacak bir öğrenim ister. Gerçek sorunlarını çözmeye; işine yarayacak yeni amaçlara yönelmeye yardımcı nitelikte bir eğitim edinme eğilimindedir.
3. Yetişkin, öğrenme sürecine etkin bir biçimde katılmak, kendi deneyimine dayalı olarak görüşlerini açıklamak, tartışmak ister.
3. Bilgi, beceri, alışkanlık ve hareketlerini geliştirecek, sorunlarını kendi başına çözebilecek, çevresini tanımasına imkân verebilecek yöntemleri kazanmak ister.
Özetlersek yetişkin, kişisel gelişiminde sorumluluk almak istemekte, öğrenme sürecine kendi deneyimleriyle katılmak istemekte, hayatı anlamada ve yorumlamada kendisine yardımcı olacak bilgilere ihtiyaç duymaktadır.

Yetişkinin ilgi duyduğu konulardan sözetmek öğrenmeyi olumlu yönde etkiler. Neden?

b. Yetişkin Davranışları: Yetişkinlere din hizmetleri çalışmaları düzenlenirken, yetişkinin öğrenmeye karşı tutumunu olumlu hale getirici yaklaşımlar ağırlık kazanmalıdır.
Öğrenme ile davranış arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Yaş ilerledikçe yetişkinin davranışları kalıplaşır. Öğrenmeye karşı olumlu bir tutum içinde olan insanların davranışları ise kalıplaşmaktan kurtulabilir. (Şekil): ‘de kategorize edildiği üzere yetişkin davranışları çeşitlidir. Yetişkinin davranışları çevresi ile olan iletişimini büyük ölçüde etkiler.

c. Yetişkinler Din Eğitiminde Yöntem Ve İlkeler

Yetişkinler din eğitiminde yöntem, diğer bütün eğitim dallarında olduğu kadar önemlidir. Yetişkinler din eğitiminde yöntem, iletilen muhtevanın anlaşılmasına ve üzerinde düşünülmesine yardımcı olabilecek biçimde seçilmelidir.
Yetişkinler din eğitiminin yöntemleri, yetişkinler eğitiminin, genel eğitimin ve din eğitiminin yöntemlerinden farklı değildir. Farklılık muhataba ve muhtevaya göre ortaya çıkabilmektedir. Bu demektir ki, gençlere, orta yaşlılara ve bunların anlayış seviyelerine göre, öğretime konu olan muhtevayı da göz önüne alarak yöntemler tespit etmek gerekecektir.BU yöntemler arasında şunları saymak mümkündür:
Bunlar arasında şunları sayabiliriz:
• 1)Anlatım:
• Öğretmenin bilgilerini,pasif bir şekilde oturarak dinleyen yetişkinleri otokratik bir biçimde ilettiği geleneksel bir yöntemdir.Faydaları ve sınırlılıkları vardır.
• 2)Soru-cevap yöntemi:
Öğretmenin formüle ettiği soruları öğrencilerin sözel olarak cevaplamasına dayanan bir öğretimdir. Faydalılıkları ve sınırlılıkları vardır.
• 3)Problem Çözme Yöntemi:
Konuyla ilgili çeşitli alıştırmalar yapılır. 5 aşamadır.
-Problemi tanıma
-Geçici hipotezler formüle etme
-Veri toplama,organize etme,değerlendirme ve açıklama
-Sonuca ulaşma
-Sonuçları test etme
• 4)Rol Oynama Yöntemi:
• Bir fikir,durum,sorun yada olay bir grup önünde dramatize edilir.(Yangın veya kaza ilk yardım tatbikatları)
• 5)Örnek Olay İncelemesi:
• Sorunlu olay gerçek yada hayali olabilir.Olay incelenir,analiz edilir, sorun değerlendirilir.Tartışılarak çözüme ilişkin öneriler getirilir. Örneğin: İbadet ile ilgili doğru ve yanlış bilgilerimiz ve sonuçları)
• 7)Grup Tartışması Yöntemi:
• Yetişkinlerin bir konu yada sorun üzerinde birlikte konuşarak mümkün çözüm yollarını aramalarına dayanır.Bu yöntemde iki önemli husus vardır.1)Açık bir amacın olması 2)Ön hazırlığı gerektirmesi.
• 8)Benzetişim Tekniği:
• Bu yöntem yetişkinin gerçek durumun bir benzeri üzerinde eğitilmeye çalışılmasıdır.
• 10)Beyin Fırtınası Yöntemi:
• Hayal yoluyla fikir elde etmekte kullanılan ve yaratıcılığı geliştiren bir yöntemdir. Bu yöntem belirli bir sorun hakkında yada konuyla ilgili değişik görüşler elde etmek amacıyla uygulanır. Grup üyeleri akıllarına gelen fikirleri rahatlıkla söylerler.Bunlar bir yere not alınır.Fikirlere karşı eleştiri ve değerlendirmeler sonuna kadar engellenir.beyin fırtınası bitince ortaya atılan fikirler grup üyelerince tartışılır.
(Hastaya / yaşlıya davranış nasıl olmalıdır.)

• 11)Ekiple Öğretim:
• İki yada daha fazla sayıda eğitici ve diğer ilgililerin öğretim etkinliklerini planlama, sunma ve değerlendirmede anlamlı ve metodolojik işbirliğidir. Bu yöntemde kaynakların birleştirilmesi gerekir. Öğretim mekanının imkanlarıyla bağlantılıdır. (Ekiple Kur’an öğretimi gibi).
• 12)Mikro Öğretim:
• Normal öğrenme ve öğretim süreçlerinin karmaşıklığını basitleştirmeyi amaçlayan bir laboratuar yöntemidir.Öğretim süresi,öğrenci sayısı ve konu bakımından küçültülmüş ve yoğunlaştırılmış öğretim deneyidir.
• 13)Gösterme yaptırma yöntemi:
• Yetişkinin beş duyu organını,gerçeğin kendisiyle etkileşimde bulunduğundan en etkili eğitim yöntemi olarak kabul edilir.(Namaz kılan kişinin öğrencilere gösterilip sonra yapmalarının sağlanması)
Bir çin atasözü bu yönteme en iyi örnektir.
• Duyarsam unuturum
• Görürsem hatırlayabilirim.
• Yaparsam öğrenirim.
Çocuk eğitimi ile yetişkin eğitimi arasındaki farklar nelerdir? Bunlar yetişkinler din eğitimine nasıl yansıtılır?
Yetişkin eğitiminde doğru yöntemi belirleyebilmek için önce çocuk eğitimi ile yetişkin eğitimi arasındaki farklara değinelim. Halk eğitimi çalışmaları çocuk eğitimi ile yetişkin eğitimi arasındaki farklılıkları şu noktalarda toplamaktadırlar:
1. Genellikle çocuğa yönelen eğitimin amacı, çocuğun kişiliğini geliştirmek, onu topluma ve hayata uyumlu bir fert olarak hazırlamaktır. Çocuğa ileride karşılaşabileceği sorunların çözümü için önceden hazırlanmış reçeteler, çözüm yolları sunulur.
Oysa yetişkin eğitiminde bunun aksi bir yaklaşım olmalıdır. Yetişkin, karşı karşıya kaldığı sorunların doğrudan doğruya çözümüne yönelmiştir. Bu durum şöyle özetlenebilir:

Çocuk eğitimi (Örgün eğitim çalışmaları):
Bilgi-Çözüm-Sorun
Yetişkin eğitimi (Halk eğitimi çalışmaları):
Sorun-Bilgi-Çözüm.

Eğer din görevlisinin verdiği bilgilerle, onu dinleyen cemaatin tecrübeleri arasında bağıntı yoksa, cemaat öğretilenlerin kendisine fayda getireceğini ummuyorsa, muhtevayı hoşnutsuzluk içinde reddedecektir.
2. Çocuğa, okulda bir program çerçevesinde hazırlanmış bir muhteva kazandırılmak istenir. Çocuk istese de istemese de öğrenimini tamamlayabilmek için bu bilgileri öğrenmek durumundadır. Oysa yetişkin eğitiminde başarı, ancak, yetişkinin ilgi ve ihtiyaç duyduğu bir muhteva ile sağlanabilir.
3. Yetişkinlerin eğitiminde yararlanılan yöntem ve uygulamalar da farklıdır. Yetişkin, kişiliğine saygı gösterilmesi konusunda çok duyarlıdır. Çocuklar, yeri geldikçe başarısızlıkları ve uygunsuz hareketleri karşısında rahatça uyarılabilirler. Çocukların kişiliğini geliştirici yaklaşımlar izlenirken, yetişkin eğitiminde kişiliğe saygı prensibi ihmal edilmemelidir. Çocukların hayat konusunda tecrübeleri sınırlı iken, yetişkinlerin zengin tecrübeleri vardır. Son olarak şu söylenebilir ki, sınıfta çocuk ile öğretmen arasındaki ilişki, çocuğun anne veya babasıyla olan ilişkisini andırır. Oysa yetişkin ile eğitici arasındaki ilişki bir arkadaş, meslektaş ilişkisi olmalıdır. O halde din görevlisi, cami atmosferinde “…kararan kalpleriniz,…”, “…sana isyan eden bu insanlar”, “…Günahkâr nefislerimiz…”, “…mücrim kulların” ifadelerini kullanmadan önce düşünmelidir.

ÇOCUK EĞİTİMİ VE YETİŞKİN EĞİTİMİ KIYASLAMASI

Çocuk Eğitimi Yetişkin Eğitimi
Öğrenme Ortamı Otorite kaynaklı
Formal
Yarışmaya dayanan Karşılıklı saygı
İnformal
İşbirliğine dayanan
Planlama Öğretmen tarafından planlanır Karşılıklı planlama
İhtiyaçların Belirlenmesi İhtiyaçlar Öğretmen tarafından belirlenir Karşılıklı belirleme
Amaçların Belirlenmesi Amaçlar Öğretmen tarafından belirlenir Karşılıklı görüşme
Bilişsel Farklılıklar Öğretmen yardımlı öğrenme
Somut düşünme
Az seviyede karar verme
Sözsüz etkinlik
Bağımlılık
Amaç kaynaklı değil
Zaman önemsiz
Sınırlı dünya algısı
Seçici değil
Konu merkezli Bireysel öğrenme
Soyut düşünme
Karar yapma
Sözlü etkinlik
Bağımsızlık
Amaç kaynaklı
Zaman önemli
Geniş bakış açısı
Seçici
Problem merkezli
Sosyal Farklılıklar Sınırlı tecrübe
Ertelenen uygulama
Bireysel etkinliğe yönelik
Üretkenlik beklenmez
Sorumluluk az Kaynak olarak tecrübe
Hemen uygulama
Ortak etkinliğe yönelik
Üretkenlik beklenir
Sorumluluk fazla

7. YAYGIN DİN EĞİTİMİNDE PLANLAMA VE DEĞERLENDİRME
Plan, bir işin, nerede, nasıl, kiminle, ne kadar sürede, ne ile, niçin yapılacağının önceden belirlenmesi / tasarlanmasıdır. Öğretimde istenilen amaçların gerçekleştirilebilmesi şüphesiz plânlı bir çalışmayla mümkündür. Zaten yaygın din eğitiminde yapılan öğretim, rast gele bir öğretim değil, plânlı, programlı ve örgütlü bir etkinliktir. Plân yapmak, yapılacak bir işin şeklini, sırasını ve süresini önceden tasarlamak anlamına gelir. Böylece, yapılması düşünülen iş tesadüfi olmaktan çıkartılmış olur. Eğitim plânı, bir problem ya da bir konu üzerinde beceri, alışkanlık ve değerler kazanmalarını sağlamak amacıyla yerine göre öğrencilerin de katılmalarıyla, öğretmen tarafından hazırlanan bir çalışma kılavuzudur.

a. Öğretimin planlanmasının birçok yararları vardır. Bunları kısaca şu şekilde belirtebiliriz:
1- Öğretmeni bilinçlendirir ve onun kendine güven duymasına yardım eder. Öğretmen, ne okutacağını, niçin okutacağını ve bu işi nasıl yapacağını, belirlemiş olur.
2- Öğretmen ve öğrencileri dağınıklıktan kurtarır. Plânsız hareket eden bir öğretmen ne yapacağını önceden belirlemediği için sadece ders saatini doldurmaya çalışır. Neyin, ne ölçüde verildiğinden haberi olmaz.
3- Konuların zamanında işletilmesini sağlar. Yıllık plânla konuların aylara taksimi ve her ayın konularını kendi ayında işlemek suretiyle konuların zamanında tamamlanması sağlanır. Günlük ya da ders plânları için de aynı durum söz konusudur.
4- Öğretmeni endişeye kapılmaktan kurtarır. Plânsız hareket eden öğretmen, ele aldığı konuyu bitirememe ya da dersin ortasında bitirme endişesine kapılabilir. Halbuki iyi plânlanmış bir derste böyle bir endişe duyulmaz.
5- Öğretmenin derse hazırlanmalını sağlar. Öğretmenin, en iyi bil¬diği konulan bile derse girmeden önce gözden geçirmesi uygundur. Aksi halde derste bazı hatalar yapılabilir. Unutulan durumlar söz konusu olabilir.
6- Plânlama bazı unutmaları da önler. Öğretmen dersini plânlamadığı zaman, bazı Önemli noktaların unutulması her zaman mümkündür. Plânlama öğretmene dersi için gerekli olan araç ve gerecin neler olduğunu düşündürür ve bunların zamanında ve yerinde hazırlanmasını sağlar.
7- Konuların, öğrencilerin ilgi, ihtiyaç, bilgi ve kapasitelerine göre düzenlenmesini sağlar. Bunlar dikkate alınmadan yapılan öğretimden istenilen verim elde edilemez.
b. Planlama sürecinin aşamaları:
• Amaçların belirlenmesi
• İçeriğin seçimi
• Öğretim sürecine ilişkin kararlar
• Değerlendirme süreci
En iyi yapılmış bir plân bile, başarıyla uygulanmıyorsa hiç bir önemi kalmaz. Başarı plânın değil, onu uygulayan öğretmenindir. Plân hiç bir zaman, öğretmenin hapsedildiği bir çerçeveler bütünü olmamalıdır. Plân çerçevesi içinde öğretmen tamamen, serbesttir. Hattâ, daha önce değindiğimiz gibi, ihtiyaç halinde plânın dışına çakılabilir” ya da tamamen değiştirilebilir. Zaten iyi plânlar, ders sırasında öğretmenin buluşları, sanatı ve yaratıcılığı ile geliştirilen plânlardır.
Ayrıca plânlama mümkün olursa öğrencilerin katkılarıyla yapılmalıdır. Böylece öğrenciler, neleri öğrenmek istediklerini söylemek suretiyle kendi sorunlarının da plâna alınmasını sağlamış olurlar.
Değerlendirmede süreci mi sonucu mu göz önünde tutmalıyız? Değerlendirmede dikkat edilmesi gereken 4 soru vardır: Bunlar:
 Neyi iyi yaptık?
 Nerede eksiklerimiz vardı?
 Bundan sonra neler yapalım?
 Bundan sonra neler yapmayalım?

c. Plânlama ve değerlendirmede ilkeler
1. Bireye görelik ilkesi: Bu ilkeye göre, birey, bütün öğretim etkinliklerinin ve faaliyetlerinin merkezinde yer alır. Dolayısıyla öğretmen, öğretim etkinliklerinin planlanmasında sınıftaki öğrencilerin gelişim özelliklerini ve yeteneklerini göz önünde bulundurmalıdır. Bunun yanında, bu ilkeye göre öğretmen sınıfta bulunan öğrencilerin bireysel yeteneklerini geliştirebilecek veya onların özel öğrenme güçlüklerini giderebilecek türde etkinliklere de yer vermesi gerekmektedir.
2. Hayatilik ilkesi: Bazı eğitimciler, okulun en önemli işlevinin öğrencileri hayata hazırlamak olduğunu belirtmektedir. Bu anlayışa göre, okul, öğrencileri gerçek hayatta kullanabilecekleri bilgi ve becerilerle donatmalı ve onları toplumdaki yetişkin rollerine hazırlamalıdır. Ayrıca öğrencilerin içinde yaşadıkları hayatın gerçekleriyle karşı karşıya gelmelerini ve yakın çevredeki olaylara karşı ilgi duymalarını sağlamak amacıyla, ders konuları ile güncel olaylar arasında ilişki kurularak dersin işlenmesini öngörmektedir.
3. Yakından Uzağa ilkesi: Öğretim etkinlikleri planlanırken, bireyin içinde yaşadığı en yakın ekolojik, sosyal ve kültürel çevrenin özelliklerinden başlanmalı ve buna bağlı olarak da bu halka genişletilmelidir.
4. Bilinenden bilinmeyene ilkesi: Bir bireyin yeni bilgi ve becerileri kazanabilmesi için onun daha önceden aynı konuda edindiği bilgi ve becerilerin üzerine inşa etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla belli bir konunun işlenmesinde öğretmen, öğrencilerin o konuyla ilgili daha önce öğrendiklerini ve o konu hakkındaki yanlış veya doğru olarak kazanılmış bilgilerini irdelemeli ve açığa çıkarmalıdır.
5. Somuttan soyuta ilkesi: Soyut kavramlar duyu organları yoluyla doğrudan öğrenilemedikleri için öğretimde somuttan başlamak ve yavaş yavaş soyuta doğru ilerlemek daha etkili bir yoldur.
6. Açıklık ilkesi: Öğrenme-öğretme sürecinde işlenen konuların ve verilen örneklerin öğrenciler tarafından kolayca kavranabilecek şekilde açık, net ve anlaşılır olmasıdır.
7. Ekonomiklik ilkesi: Öğretim sürecinde savurganlığın önlenebilmesi için, planlanan her öğretim etkinliğinin mümkün olabilecek en az maliyet, zaman, emek ve enerji harcanarak yapılabilmesi kastedilmektedir. Bu durum ise, öğretmenin her ders için kullanılacak araç gereçlerin tespiti, sınıf ortamının düzenlenmesi ve kullanılacak öğretim yöntemlerinin seçimi gibi birçok konularda iyi bir planlama yapmasını zorunlu kılmaktadır.

8. YAYGIN DİN EĞİTİMİNDE TEKNOLOJİ KULLANIMI
a. Öğrenme, öğretme, iletişim ve üretim aracı olarak bilgisayarlar: Bilginin kalıcı öğrenilebilmesi öğrenilen şeyin bir çok yönden kişiye hitap etmesi ile doğru orantılıdır.

b. Diğer araçlar: Haritalar, Şemalar, Afişler, Tablolar, Grafikler, Resimler vb.

KAYNAKLAR

1. Ahmet Önkal, “İrşad Vasıtası Olarak Hutbe” I. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri 1-5 Kasım 1993, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1995, s.145-163.
2. Ahmet Önkal, Rasulullah’ın İslam’a Davet Metodu, Esra Yayınevi, Konya 1992.
3. Ali Ulvi Mehmedoğlu, Kişilik ve Din, İstanbul 2004, Dem Yayınları.
4. Armaner, Neda, Hitabet ve Dini İrşad Üzerine, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1963.
5. Ateş, İ., “Dini Yayınların Diyanetçe Değerlendirilmesi ve Toplumun Aydınlatılması Hakkında Düşünceler”, I. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereler, Cilt: II, Ankara 1995, s.300-304.
6. Baktır, Mustafa, İslam’da İlk Eğitim Müessesesi, Ashab-ı Suffa, İstanbul 1990.
7. Bal, Necdet, Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinde Yaygın Din Eğitimi ve Diyanet İşleri Başkanlığına Bağlı Kur’an Kursları, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış yüksek lisanz tezi, Ankara 1985.
8. Bayraktar, Mehmet, Türkiye’de Vaizlik, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 1997.
9. Bekir Onur, Gelişim Psikolojisi,-Yetişkinlik, Yaşlılık, Ölüm, Ankara 1997.
10. Budak, Gönül, Halkla İlişkiler, Beta Basım Yayın, İstanbul 1995.
11. Buyrukçu, Ramazan, Din Görevlisinin Mesleğini Temsil Gücü, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1995.
12. Cemal Tosun, “Yaygın Din Eğitiminde Vaaz ve Eğitim Yöntemleri Işığında Vaaz’da Yöntem”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt 36.
13. Cemal Tosun, “Yetişkinler Din Eğitimi: Mahiyeti, İmkânları ve Problemleri”, Uluslararası Din Eğitimi Sempozyumu (Ank. 20-21 Kasım 1997, 223).
14. Cemal Tosun, Din Eğitimi Bilimine Giriş, Pegem A Yayıncılık, Ankara 2002.
15. Cevat Geray, Halk Eğitimi, Ankara 1978.
16. DİB I. Din Hizmetleri Sempozyumu, (I. ve II. Ciltler), 3-4 Kasım 2007.
17. Doğan Cüceloğlu, İnsan ve Davranışı, Remzi Kitapevi, İstanbul 1991.
18. Emin Özdemir, Güzel ve Etkili Konuşma Sanatı, Remzi Kitapevi, İstanbul 2000.
19. Ertan, Veli.-Küçük, Hasan, Cumhuriyet Devrinde Din Eğitimi Din Müesseseleri ve Din Alimleri, Türdav Yayını, İstanbul 1973.
20. Firdevs Güneş, Yetişkin Eğitimi, Ocak Yayınları, Ankara 1996.
21. Gökhan Evliyaoğlu, Konuşma Sanatı, Ankara Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, Ankara 1973.
22. Hamdi Mert, “Yaygın Eğitimde Din Eğitimi”, Türkiye’de Birinci Din Eğitimi Semineri, İlahiyat Vakfı Yayınları, Ankara 1981, s.32-43.
23. Hasan Dam, Yetişkinlerin Din Eğitimi,(Onkokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış doktora tezi), Samsun 2002.
24. Hasan Kayıklık, Orta Yaş ve Yaşlılıkta Dinsel Eğilimler, Adana 2003.
25. İhsan Kurt, “Türkiye’de Yetişkin Eğitiminin Önemi”, Din Öğretimi Dergisi, Kasım-Aralık 1991, sy. 31)
26. İsmail Doğan, “Yaygın Din Eğitimi ve Diyanet İşleri Başkanlığı, Din Öğretimi Dergisi, S.20, s.106-116.
27. İsmail Lütfi Çakan, Hitabet ve Mesleki Uygulama, İstanbul 1993.
28. Fahri, Kayadibi, Yaygın Din Eğitiminde Cami ve Görevlileri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2000.
29. Köylü, Mustafa, Yetişkin Din Eğitiminin Teorik Temelleri, Etüt Yayınları, Samsun 2000.
30. Lüttfi Kazancı, Peygamber Efendimizin Hitabeti, Marifet Yayınları, İstanbul 1980.
31. M. Akif KILAVUZ, “Yetişkinlik Ve Yaşlılık Döneminde Eğitim Ve Din Eğitiminin Önemi”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Cilt: 11, Sayı:2, 2002, Ss. 59-72.
32. M. Faruk Bayraktar, Türkiye’de Vaizlik, İstanbul 1997.
33. Mehmet Aydın, “Günümüzde İrşad Hizmetinde Görülen Bazı Yanlışlıklar”, I. Din Şurası (1-5 Masıl 1993) Tebliğ ve Müzakereleri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Cilt 1, Ankara 1995, ss.426-432.
34. Mehmet Bulut, Diyanet İşleri Başkanlığının Yaygın Din Eğitimindeki Yeri, (Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara 1997.
35. Mehmet Dağ-Hıfzırrahman Raşit Öymen, İslam Eğitim Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974.
36. Mehmet Zeki AYDIN, Din Öğretiminde Yöntemler, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara 2005.
37. Meral Uysal, “Yetişkinlerde Öğrenme.” A.Ü.Sürekli Eğitim Merkezi, Avrupa Konseyi Proje Ofisi, Eğiticilerin Eğitimi Temel Eğitim Programı Ders Notları, 03 Ocak 2005- 07 Ocak 2005, Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi.
38. Mualla Selçuk, “Dini Hitabet Uygulamalarımız”, İslâmî Araştırmalar Dergisi, cilt 5, Sayı 3, Temmuz 1991.
39. Mualla Selçuk, Din Hizmetlerinde İletişim ve Halkla İlişkiler, Dini Danışmanlık ve Rehberlik, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir 2000.
40. Mustafa KÖYLÜ, Yetişkin Din Eğitiminin Teorik Temelleri , Samsun 2000.
41. Mustafa Köylü, Yetişkinlik Dönemi Din Eğitimi, İstanbul 2004, Dem Yayınları.
42. Mücteba Uğur, “Va’z, Kıssacılık ve Hadiste Kussas”, AÜİF Dergisi, cilt. XXVIII, Ankara 1986.
43. Nejat Muallimoğlu, Bütün Yönleriyle Hitabet, İstanbul 1994.
44. Özcan, Hanefi, İslam Eğitim Tarihinde Mescid ve Camilerin İşlevleri, Marmara Üniversitesi sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul 1994.
45. Özdemir Emin, Güzel ve Etkili Konuşma Sanatı, Remzi Kitapevi, İstanbul 2000.
46. Ramazan Buyrukçu, Türkiye’de Meslekî Din Eğitim-Öğretimi, Fakülte Kitapevi, Isparta 2007.
47. Reşat Yazıcı, Halkla İlişkiler, Ankara 1996.
48. Süleyman Uludağ, İslam’da İrşad, Marifet Yayınları, t.y.
49. Taşer, Suat, Konuşma Eğitimi, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara 1998.
50. Tülay ÜSTÜNDAĞ, “Sınıf Yönetimi ve Sınıf İçi İletişim.” A.Ü.Sürekli Eğitim Merkezi, Avrupa Konseyi Proje Ofisi, Eğiticilerin Eğitimi Temel Eğitim Programı Ders Notları, 03 Ocak 2005-07 Ocak 2005, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi.
51. Türkiye’de Yüksek Din Eğitiminin Sorunları, Yeniden Yapılanması ve Geleceği Sempozyumu Bildiriler-Müzakereler (16-17 Ekim 2003 Isparta), (2004), Isparta.
52. Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, Pegem A Yayıncılık, Ankara 2004.
53. Yaltkaya, M. Şerafettin, Hatiplik ve Hutbeler, İstanbul 1946.
54. Yaygın Din Eğitiminin Sorunları Sempozyumu (28-29 Mayıs 2002), (2003), Kayseri..
55. Yetişkinlik Dönemi Eğitimi ve Problemleri, İslami İlimler Araştırma Vakfı İSAV): Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, İstanbul 2006.

17

Haziran
2012

Temel İslami Terimler

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  650 Kez Okundu

Ahiret: Sözlükte, bir şeyin sonuna gelinmesi, son, sonraki. Dünya hayatının tamamlanmasından sonraki ebedi hayat. İkinci hayat. Süreklilik. Kabir.

Amel: Belli bir amacı olan her fiil, eylem ve tutum. Davranış tarzı.

Arafat: Hacıların Arefe günü Mekke´ye 12 mil uzaklıkta vakfeye durdukları dağın ismi.

Arş: Sözlükte, tavan. Çadır ve çardak gibi gölge veren şeye de denir. Üzerine oturulan ya da yatılan yüksekçe zemin. Taht. Hükümdarların iktidarını gösteren simgelerden biri. Yücelik makamı. Yükseklik, üstünlük. Hüküm, yönetim ve tasarruf makamı anlamlarında da kullanılır. Kur´an´da geçen “Allah´ın Arşı” deyimi bu mecaz anlamlarıyla anlaşılmıştır.

Ashab: Halk. Yakın çevre, arkadaşlar grubu. Sahabeler.

Asr: Mastar olarak hapsetme, engelleme, vergi verme. Bir şeyin belli vakti. İnsanın ömrü. Zaman, uzun bir dönem. İkindi vakti. Kur´an´da, peygamberlik (Nübüvvet) çağı. Zamanın sonu.

Aşiret: Kan ve akrabalık bağına dayalı küçük insan topluluğu; veya erkeğin, yakın evlilik bağlarının belirlediği hısımları. Kabileden küçük topluluk.

Avret: Kişinin açılmasından utanç (haya) duyduğu her şey. Vücudun mahrem kısımları, insanın ayıp yeri. Görülmesi ve açığa çıkarılması günah olan yerler.

Ayet: Sözlükte, açık alamet, nişan, şifre sembol. Bir başka şeye işaret eden şey. İbret, ders veren. Delil. Kesin bilgi ve gerçek ifade eden şey. Cemaat, topluluk. Yüksek bina, yapı. Şahıs, siluet, karaltı. Kur´an´da, insan üstü oldukları için Allah´ın varlığını kanıtlayan olağan dışı olaylar ve azab. Kur´an-ı Kerim cümleleri. Allah´ın birliğine şahidlik eden bütün maddi olgular, simgeler.
Bahira: Kulakları yarılarak putlar için bırakılan deve. Cahiliye geleneklerine göre bir deve beş defa doğurur ve beşincisi dişi olursa, bu devenin putların hakkı olduğuna inanılırdı. Dolayısıyla üzerine binilmez ve sütü sağılmazdı.
Berzah: Engel, perde. İki şey arasındaki sınır. İki su arasındaki dil. Kur´an´da, ölülerin dünya hayatına dönmelerini engelleyen sınır.
Beyt-i Atik: En eski ev. İlk ev. İnsanlar için özgürlük sembolü. Ka´be.
Beyyine: Nur gibi kendisi ayan beyan apaçık olan, başkasını da açıklayan. Apaçık belge, delil. Yakîn. Açık burhan. Kesin delil. Hakkı batıldan ayıran huccet. Kur´an´da, basiret. Mucize. Kur´an. Vahy.
Biat: Sözlükte, el sıkışma. Terimsel anlamı, bir kimsenin devlet başkanlığını veya bir yönetimin meşruiyetini kabul etmek, yetkilerini doğrulamak, emir ve kararlarına itaat edeceğine ilişkin kesin bir taahhütte bulunmak. Yönetim biçimini belirleyen siyasal sözleşme. İslamiyette biat, özgür bir irade ile ve meşru bir öndere verilir.
Bid´at: Sonradan ortaya çıkma. Terim olarak da dinin tamamlanmasından sonra ortaya çıkarılan ve dine izafe edilen, dinin kapsamında sayılan şey. Türedi.
Birr: ALLAH´a boyun eğmede ve hayırlı amellerde genişlik, bolluk. İhsan. Hayırda kemal derecesi. Kur´an´da, İslama uygun inançlar. Salih ameller, farzlar ve nafileler. Hayır dolayısıyla dosdoğru olan söz ve tutum. Hacc´ın kabulü. Cennet. Fazilet, güzellik, çok iyilik. ALLAH´ın hoşnutluğunu kazanmaya sebep olan, ALLAH´a yaklaştıran her şey.
Burhan: Kesin kanıt. Delil, belge. Kur´an´da, mucize, Kur´an.
Cahiliye:Kelime kökü bilgisizlik (cehl). Terim olarak, İslam öncesi ve İslam dışı insanın ve toplumun yaşama tarzı. Sefahat, isyan ve ahmaklık (hamakat) anlamlarını da taşır.
Cenin: Annesinin rahminin saklayıp koruduğu çocuk. Henüz doğmamış çocuk.
Cizye: Borç ödeme, ahidde bulunan kimsenin ahdine uygun olarak verdiği vergi. İslam devletinin, verdiği hizmetlere karşılık Zımmi´lerden yani müslüman olmayan teb´adan kişi başına aldığı vergi.
Din: Mutlak anlamda şu veya bu şekildeki düşünme, yaşama tarzı. Yol. ALLAH´a itaat. Üstün kabul edilen bir varlığa boyun eğme, onun yetki ve hükümlerini benimseme. Üstünlük, üstün gelme. İtaat, kulluk, ibadet. Arapça´da eş anlamlısı millet. Şeriat. Mezheb. Âdet, taklit. Ceza, ödül, muhakeme, hesab. Kaza, siyaset, kahr, hal.
Din Günü: Ceza ve hesap günü.
Diyet: Öldürülen veya yaralanan bir kimseye veya varislerine, bu zarara sebep olan kişi veya yakınlarınca ödenmesi gereken para, mal, değer.
Dua: Küçüğün büyükten, gücü yetmeyenin muktedir olandan ihtiyaç ve dileğini uygun bir tarzda içten davranarak istemesi. Yalvarma-yakarma. Çağırma. Sorma, İbadet, kulluk.
Ecel: Bir vakit veya o vaktin sonu. Tesbit edilmiş süre. Kıyamet günü. Çöküş zamanı, kavimlerin yıkılışları. İnsan hayatı. Ölümden dirilişe kadar olan zaman. İddet. Ecel´l-ALLAH: Dirilme, hesab ve ceza için ALLAH´ın tayin ettiği süre, vakit.
Ehl-i Beyt: Hz. Peygamber´in ev halkı veya Ümmü Seleme´nin hadisinde saydığı Peygamber efendimizin abası altına aldığı kimseler.
Emanet: Mastarı eminlik; başkasının hukukunun emniyet ve güvenliği. Emniyet edilip inanılan şeyin ismi. Mutmain olmak, her türlü endişeden kurtulmak. Kur´an´da, ALLAH´ın ve kulların hukuku. Sorumluluk. Vahyi yükümlülük. Tevhid kelimesi. Adalet. Akıl.
Enfal: Ganimet.
Ensar: Yardımcılar, yardım edenler. Terim olarak, hicret eden Mekke´li muhacirleri yurtlarına alan müslüman Medine halkı.
Farz, Fariza: Yapılmasını ALLAH´ın buyurup gerekli kıldığı şey, kesin hüküm. Emir.
Fetret: Sözlükte, ara dönem. Terim olarak, iki peygamberin gelişi arasında geçen ara dönem. İlahi hükümlerin veya vahyin bir süre durması, gelmemesi. Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasındaki zaman.
Fey: Sözlükte, dönmek, çevrilmek ve dönen gölge. Terim olarak, zorluk ve güçlük çekmeden, silah kullanmadan, savaşsız ele geçirilen ganimet. Kafirlerin mallarından müslümanlara dönen şey. Ümmet mülkiyeti.
Fıkıh: Sözlükte, bilinenden yola çıkarak bilinmeyene varmak, ulaşmak. Bir şeyin özünü, iç yüzünü kavrama yeteneği ve çabası. Terim olarak, ilim. İslam hükümlerinin bilgisi.
Fıtrat: İlk yaratma olan fatara´dan mastar. Yaratılışın ilk tarz ve heyeti. F”tır: Bir şeyi başlangıcında yaratan.
Fidye: Karşılık. Kölenin özgürlük bedeli. Ganimet.
Fitne: Sözlükte, altının diğer yabancı madenlerden ve unsurlardan ayrılması için ateşte, potada eritilmesi. Mazaret. Karışıklık. Deneme, imtihan. ALLAH´a şirk koşma. Bela. Şiddetli azab. Küfür. Şirkin sonucu. Azgınlık, sapıklık. Günah, rüsvaylık, delilik, ayrılık, kavga. Bir düşünce veya inancı zorla kabul ettirme.
Furkan: Sözlükte, ayıraç. Nur. Sabah. Kur´an´da, hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran, böylece hidayete ulaştıran. Kur´an ve diğer ilahi kitaplar.
Ganimet: Gunm, bir şeye güçlük çekmeden varmak, düşmandan doyumluk almak. Terim olarak, müslüman olmayanlardan savaş sonucu alınan mal, değer ve her türlü metaya denir.
Habîs: Kötü, pis, iğrenç, çirkin. Fena kimse veya fena şey. Maddi ve manevi temiz olmayan her şey. Murdar. Kur´an´da, haram. Kan, domuz eti, faiz, rüşvet, ALLAH´ı tanımamak, küfür, yalan v.b.
Hacc: Özel ve belirli bir amaçla bir şeye veya bir yere çokça gidip gelmek. Kasd. Bilinen tarzda ALLAH´ın Ev´ini, Ka´be´yi ziyaret etmek.
Hadis: Söz. Haber, nakil. İnsanda gerek uyku, gerek uyanıklıkta içe doğma ya da işitme suretiyle gelen söze de denir.
Hanif: Hak dine eğilim. Tevhid dini, muvahhid. Tek bir tanrıya, ALLAH´a inanıp, yalnızca ona kulluk eden.
Haraç: Karşılık. Ücret. Vergi. Terim olarak hukuken mülkiyeti devlete ait olmakla birlikte, kullanım hakları üzerinde yaşayanlara verilmiş toprak, bu toprak için ödenen vergi.
Haram: Kelime anlamı yasak. Yasaklanan her şey için kullanılır. Terim olarak, ALLAH´ın ve Resulünün yasak kıldıkları, dinde meşru, temiz ve güzel görülmeyen şeyler. Helalin zıddı.
Hasene: İyilik, güzellik, sevap, nimet, afiyet, başarı. İhsan, kurtuluş. Ruhi ve bedeni sevindirici şey.

Haşr: Bir araya toplama, toplanma. Bir topluluğu yerinden çıkarıp belirli bir yere sürme, halkı celbetme, hazır bulundurma, toplama. Terim olarak kıyamet gününde hesaba çekilmek, ceza ve mükafaat için insanların diriltilerek bir araya getirilmesi toplanması. İlk Haşr: İlk savaş.
Havari: Halis beyaz anlamına gelen Havar´ın ismi mensubundan çoğul; şehir kadınlarına beyazlıklarından dolayı “Hevariyyat” denir. İhlasa ve sevgiye aykırı şeylerden uzak, halis temiz, içten bağlı dost. Hz. İsa´nın arkadaşları, sahabesi, seçkinleri, yardımcıları.
Hayır: Kendisinde yarar, fazilet, adalet, bereket bulunan şey. Şerrin zıddı. Kendisinden fayda sağlanan, mal. Beğenilen, gönlün eğilim gösterdiği şey. (İlim, akıl, iyilik gibi.) Kur´an´da, cennet. İslam´ın ve temiz aklın beğendiği her şey.
Hayız: Belli periyotlarla rahimden akan kan. İddet, aybaşı hali.
Hedy: Terim olarak, ALLAH´a yakınlaşmak amacıyla Beytullah´a hediye edilen veya ALLAH´a adanan kurbanlık hayvan. En azı bir koyun veya bir keçidir.
Helal: Haram´ın zıddı. Terim olarak, ALLAH´ın ve Resulünün yapılmasını, işlenmesini veya yenmesini meşru gördüğü şey. Temiz, güzel, hoş.
Hesab: Sayıları kullanma işlemi, sayma, tesbit etme. Takdir etme. Yeterlilik. Sorgu, sorgulama. Hesap günü: Ceza ve din günü.
Hicret: Göç. ALLAH yolunda veya başka bir amaçla kişinin kendi yurdunu, malını, aile ve yakınlarını terkedip başka bir yere göç etmesi, göçmek zorunda bırakılması.

Hidayet: Doğruya ve hayra yönelme, varma. Başarı. İslam´ın yolu. Kur´an´da, ALLAH´ın, lütuf ve ihsanı sonucu, neticesi hayır ve mutluluk olan yolu, kendi hoşnutluğunun yollarını göstermesi, araçlarını, sebeplerini bildirmesi, başarı nasib etmesi. Cennet. Akıl, sünnet, nübüvvet. El-H”di: Hidayeti yaratan, veren, dilediği kulunu hayırlı ve kazançlı yollara yönelten, başarı veren, kılavuz olan. ALLAH.
Hikmet-i Baliğa: İsabetin en yüksek ve son sınırına varmış, olgunluğa, mükemmele ulaşmış hikmet.
Huccet: Apaçık delil, belge, ayet, beyyine.
Huccetu´l-Baliğa: Kur´an´da, peygamberin risaleti veya kitabın indirilmesi.
Hums: Beşte bir. Terim olarak, ganimetin beşte bir bölümünün ALLAH´a, Resulüne, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara ayrılması
Hüsneyeyn: İki güzellik; zafer ve şehid olma.
Hüsran: Kayıp, zarar, helak, yıkım. İnsanın kendi ömrünü boş şeyler uğruna tüketip ebedi bir kayba uğraması, ahiret mutluluğunu kaybetmesi.
İbadet: Kulluk, itaat, boyun eğmek, içten bağlanmak, tevazu göstermek. Kişinin kendisinden yüksek ve üstün kabul ettiği bir kimseye ve bir güce karşı baş eğmesi, ona bağlanmaya razı olması, onun için kendi bağımsızlığından ve özgürlüğünden vazgeçmesi, onun isteklerine direnmemesi, hükümlerini, karar ve yetkilerini içtenlikle tanıması ve kabul etmesi. Onun istediği şekilde kulluğunu gösteren davranış ve rutinleri yerine getirmesi.
İddet: Bir kadının, eşinin ölümünden veya boşanma olayının gerçekleşmesinden sonra, bir başkasıyla evlenebilmesi için beklemesi gereken belli süre.

İffet: Soru sormaktan kaçınma, istemekten utanma. Haya, namus duyarlılığı. Nefsin şehvetli istek ve arzularına karşı üstün gelme.
İfk: Yalan, kasten gerçeğin ters yüz edilmesi. Haktan ve doğruluktan yüz çevirme. Affak: Söylediklerinin doğru olup olmadığına bakmaksızın diline geldiği gibi söyleyen, sorumsuz, hoşuna gideni gerçek dışı olmasına bakmadan anlatan, çok yalancı.
İfrit: Cinlerden biri.
İhlas: Kelime anlamı, katışıksız, saf olma. Kur´an´da, katıksızca gönülden ALLAH´a iman, iç bağlılık, iman duyarlılığı.
İhsan: İyilik, güzellik, güzel olma, güzel yapma. Terim olarak, ALLAH katında güzel olan bir ameli gerektiği gibi yapma, güzellikle süsleme. Lütuf, fazl. ALLAH´a, O´nu görüyormuşçasına şüpheden arınmış bir şekilde kullukta bulunma, birleme. İlahi emirleri özenle uygulama, yasaklara riayet etme. Kötülüğe karşı iyilikle karşılık verme. İslami yaşama tarzını mümkün olduğunca hayata geçirmeye çaba gösterme. ALLAH´ın emir ve hükümlerini yüceltme, hudutlarını koruma, yaratılmışlara karşı şefkat gösterme.
İlah: Türkçe tam karşılığı tanrı. İhtiyaçları giderdiği, iç huzuru ve sükunet verdiği, felaket zamanlarında imdada yetiştiği, yapılanların karşılığını eksiksiz olarak verdiği, hükmü altına alıp koruduğu düşünülen; gözlerden uzak, esrarlı, yüksek otorite ve üstün bir güce sahip var sayılan, kendisine tapınılmaya, kulluk edilmeye, emir, hüküm ve sözleri dinlenip uygulanmaya layık ve hak sahibi görülen her varlık, kişi veya güç. Cin, melek, lider, parti, örgüt kurum, put, insan, hayvan veya herhangi bir nesne ilah olabilir. Hak olsun, olmasın insanların kendisine tapındığı her şey. Gerçek mabud, kulluğa yalnızca kendisi hak sahibi olan ALLAH için de kullanılır. ALLAH lafzının çoğulunun olmamasına karşılık, ilah kelimesinin vardır; ilahlar, tanrılar.
İmam: Önder, öne düşen, yol gösteren, kendisine uyulan, öncül. İnsanları hayra ve iyiliğe çağıran, yönelten salih ve seçkin insan. Yönetici. Apaçık yol. Huccet. İnsanların söz, hitab veya davranışlarına uyarak çevresinde toplandıkları kişi.
İman: Emn ve eman kökünden türeme mastar. Kendisinden emin olunan şey. Doğrulamak, inanıp güvenmek, onaylamak. İnanç. Kur´an´da, ALLAH´ın varlığının, Hz. Muhammed´e ve önceki peygamberlere indirilenlerin kalpten, hiç şüphesiz kabulü. İnsanı amele götüren kesin inanç.
İncil: Kelime anlamı göz nuru. ALLAH´ın Hz. İsa´ya gönderdiği kitap. Tahrif edilmiş olup elimizde ilk indirildiği şekli mevcut değildir. Genel kabul gören görüşe göre Süryanice olarak indirilmiştir.
İnfak: Malın elden çıkarılması, sarfedilmesi, harcama. Terim olarak ALLAH yolunda maddi her türlü harcama.
İnzal: Kelime anlamı, bir şeyi yüksek bir yerden alıp indirme, koyma. Kur´an´da, ALLAH´ın nimet indirmesi; içinde hüküm, hikmet, şifa, emir, nehy, nur ve rahmet bulunan, insanları hidayete yöneltip ileten kitaplar indirmesi. Bir şeyi bir kerede indirme. Tenzil: Parça parça, safha safha indirme.
İrtidad: Geri dönme, vaz geçme. Terim olarak, kişinin İslam´a girdikten sonra küfre dönmesi, tevhidi bırakması. Düşmandan korkup kaçma. Alçalma, düşüş, çöküş, tereddi, gerileme, rücu.
İslam: İç ve dış, görünen ve görünmeyen her türlü kötülükten uzaklaşma. Barış, güvenlik, esenlik, selamet. Teslimiyet. Selamete çıkma. İhlas. Bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri, özü tevhid olan din. Hz. Peygamberin şeriati. İtaat, ALLAH´a, O´nun iradesine, hükümlerine ve dinine teslimiyet.
İstiaze: Sığınma, korumayı isteme. Bir fenalığa karşı bir başkasından, kulun ALLAH´tan korunması duasında ve talebinde bulunması.
İstidrac: Bir şeyi bir şeye eklemek, sokmak. Derece derece arttırmak. Kur´an´da, sürekli günah işleyen bir kimseye ALLAH´ın daha çok günah işleme fırsat ve imkanlarını vermesi, zenginlik vererek, nimetini arttırarak, ona şükrü unutturması, böylece derece derece büyük azaba yaklaştırması.
İ´tikaf: Bel büküp eğilme. Secde etme, tapınma. Nefsi bir yerde tutma, hapsetme. Terim olarak, bir mescide ibadet niyetiyle çekilmek. Kendini bir süre için dünyevi meşgalelerden uzaklaştırarak ALLAH´a yönelmek.
Ka´be: Küp şeklindeki her yapı, ev. İnsanlar için kurulan ilk ev. Hacc ibadetinde çevresinde tavaf edilen ALLAH´ın evi. Kıble yönü.
Kabile: İnsanın kafatasını teşkil eden baş kemiklerinden her biri. İki veya daha çok sayıdaki aşiretin toplanmasından meydana gelen ve birbirlerine kan ve akrabalık bağı ile bağlı olup sorumluluklar yüklenmeyi “kabul” eden insan topluluğu.
Kader: Kadr, takdir, miktar. Maslahata ve ihtiyaca yetecek kadar olan miktar, ölçü. Süre. Güç yetirme. Fiilen var etme. Biçim ve şekil verme. Takdir etme, belirleme. Kadîr: Her şeye güç yetiren, her şeyin üstünde muktedir olan, iktidarın tümü kendisinden olan. ALLAH.
Kahin: Geçmişten veya gelecekten haber verdiğine inanılan, vehim ve zanda bulunarak insanları aldatan, saptırıcı kişi.
Karye: Yerleşme merkezi. Kasaba, şehir, ülke.
Kaza: Bir işi tümüyle kesip atmak, ayırıp bitirmek. Kesin hüküm verip icra etmek. Bir şeyi dilemek, istemek. Karar. Kur´an´da, vahy, hüküm.
Kebire: Kelime anlamı büyük. Terim olarak büyük günahlar. Çoğulu Kebair. Şirk, zina, haksız yere adam öldürme v.b.
Keffaret: Günahı örten, gideren, karşılık olan. Kur´an´da, günah dolayısıyla ödenmesi gereken karşılık, yapılması gereken şey. Yemin keffareti gibi. Oruç tutmak, yoksul doyurmak veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak gibi güzel hareketlerle günahı karşılama.
Kevser: Cennette bir nehir. Bol hayır. Çok, pek çok. Peygamberin evladı, peygambere tabi olanlar, İslam ümmeti, Kur´an, peygambere ilimde mirasçı olan bilginler, ulema gibi anlamlarla yorumlanmıştır.
Kıble: Kendisine yüz dönülen yön. Namazda secdenin istikameti. Ka´be´nin merkezi.
Kısas: Kesmek anlamında kasas´tan gelir. Aynıyla mukabele etmek, misliyle karşılık vermek. Herhangi bir hakkı misli ile takas etmek. Yaralama ve öldürme olaylarında hukuki bir teamül ve amir bir hüküm olarak uygulanır. Caydırıcı etkisi dolayısıyla insanları öldürülmekten kurtardığı için Kur´an´da hayat kaynağı olarak anılmıştır. Öldürülen kişinin yakınları razı olurlarsa kısas yerine affetme veya cezanın diyete çevrilmesi mümkündür.
Kıssa: Takip etme. Takibe değer haber. Haber. Geçmişten aktarılan gerçek bir olay. Tarih. Kaleme alınan veya dillerde dolaşan hikaye. Olay, vakıa. Geçmişlerin haberleri, sözlü gelenek. Destan. efsane.
Kıyam: Kaldırıp dikmek, düzeltip doğrultmak, idame etmek, özen gösterip uygulamaya koymak. Riayet. Muhafaza. Azim, kararlılık, ayağa kalkmak, ayakta durmak. Namazın bir rüknü. İbadet. Ayaklanma, baş kaldırma.

Kitab: Yazılmış şey. Kur´an´da, ALLAH´tan indirilen hükümler, emirler, vahy mecmuası. Kur´an ve diğer peygamberlere indirilenler. Yaş-kuru her şeyin yazılı olduğu ALLAH katındaki kitap, Levh-i mahfuz.
Kur´an: Mastarı okuma. Hz. Peygambere ALLAH tarafından Cebrail aracılığıyla bütün insanlara iletilmek üzere indirilen kutsal kitab.
Kurban: Yaklaşma kökünden, birr ve hayır adına kendisi ile ALLAH´a yaklaşılan şey. ALLAH adına ve ALLAH´ın adını zikrederek hayvan kesme.
Kürsi: Üzerinde oturulan şey. Saltanat ve kudret sembolü. Kur´an´da, ilim, mülk, Arş. Arşın yanında bir başka makam.
Mecusi: Ateşe tapan.
Merhaba: Genişlik, bolluk, rahatlık, güzellik, kazanç ve güle güle oturma anlamlarına gelen bir dua, temenni.
Mescid: Secde edilen, içinde ibadet edilen yer.
Mescid-i Dırar: Münafıkların kurduğu veya denetlediği, takva temeli üzere kurulu olmayan mescid. ALLAH ve İslam isimleri zikredilerek müslümanların aldatıldıkları ve müslümanların kontrolünde olmayan mescid. Kuba mescidinin karşıtı.
Mev´ize: Öğüt. Hikmetli söz. İrfan. Haram kılma, sakındırma.
Misak: Sözleşme. İnsanın ALLAH ile veya başka insan ve topluluklarla imzaladığı, üzerinde mütabakata vardığı sözleşme hükümleri. Akid, ahid. Siyasi, iktisadi, medeni her türlü anlaşma.
Miskin: Yoksulluktan dolayı durgun bir hale gelmiş. Hiç bir şeyi olmayan, çaresiz, fakir. Zelil ve zayıf. Bir görüşe göre de yeterli malı olmayan kimse.

Mizan: Tartı. Duyarlı ölçü. Adalet. Hukukta vazgeçilmez eşitlik ilkesi. Ruhsal, doğal, ekolojik, kozmik denge, ince hesap, nizam. Terim olarak, insanların amellerinin ölçülüp tartılması ve sonuçlandırılması.
Mucize: Karşısında insanların aciz kaldıkları şey. Kur´an´da geçen şekliyle ayet. Tabiat olaylarında genel-geçer olan tabii cereyanın dışına çıkmak, harika, olağanüstü veya olağandışı bir şey yapmak. Peygamberlerin peygamberliklerini ispatlamak ve asla kendilerine inanmayacak kimselerin, inanacak durumda olanların üzerindeki olumsuz etkilerini kırıp yok etmek amacıyla gösterdikleri olağan dışı (fevkal”de) olaylar. Ayet, delil, huccet, belge.
Muhkem: Bozulmaya uğramayan, mevsuk, güçlü, yerleşik, sapasağlam. Anlamı apaçık ve muhtemel başka yorumlara yer vermeyecek kadar net olan.
Mukaddes: Kutsal, mutahhar, tertemiz, mübarek, kutlu.
Mü´min: İman eden, ALLAH´ın birliğine ve İslam´ın bütün hükümlerine içten inanan. Bu inancı kendisini ALLAH´ın bütün isteklerini yerine getirmeye götüren. El-Mü´min: Gönüllerde iman ışığını yaratan, kendisine iman edenlere ve sığınanlara eman ve güvenlik veren, onları koruyan, rahatlığa ve esenliğe kavuşturan. ALLAH.
Münker: Dinin de, temiz aklın da çirkin ve kötü kabul ettiği her şey. İslami hükümlerin yasakladığı tutum, iş ve davranış tarzı. Şeriatte ve örfte bilinmeyen ya da hoş görülmeyen. Rağıb´a göre Kur´an´ın ve sünnet´in çirkin gördüğü şey. Ma´ruf´un zıddı.
Müteşabih: Benzeşen iki şeyin karşılıklı olarak eşit biçimde veya eşite yakın benzeşmesine denir. Birden çok anlama gelebilen anlatım. Tam anlamıyla açık, net ve kesin olmayan. Muhkem´in zıddı.
Nafile: Terim olarak farz kılınana ek olarak yapılan ibadet. Daha fazla ibadet. Hz. Peygamber (s.a.v.)´e özgü ibadet. Atiye.
Nebî: Kelime anlamı haberci. ALLAH´ın emirlerini tebliğ eden ve vahyin haberlerini getiren kimse, peygamber. Kur´an´da, ALLAH´tan haber getirenlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed.
Nesih: Birbirini izleyen iki şeyden birinin diğerini silmesi, yürürlükten kaldırması. Unutturma. Erteleme. Nakil ve tahvil etme.
Nikah: Bağ, akid. Evlilik bağı ve akdi. Medeni sözleşme.
Nüzül: Şölen, ağırlama töreni ve tarzı. Konaklama. Değerli bir misafire veya üstün bir kimseye sunulan ikram. Mü´minlerin cennette karşılanmaları.
Rabb: Terbiye eden, ihtiyaçları karşılayan, yetiştiren, kefil olan, gözetleyen, koruyan, etrafında toplanılan, sorumluluk alan, kendisine itaat edilen, sözü dinlenen; tasarruf, hüküm, yetki sahibi melik ve efendi. Kelime başkaları için kullanılabildiği halde, gerçek anlamda Rabb´lığa yani rububiyete yalnızca ALLAH layıktır.
Rahîm: Esirgeyen, esirgeyici. Rahmeti ahirette yalnızca mü´minlere şamil olan. Fazlasıyla merhamet edici, verdiği nimetleri yerinde kullananları daha üstün ve ebedi nimetlerle ödüllendiren. ALLAH.
Rahman: Rahmeti her şeyi kuşatmış olan. Rahmeti dünyada bütün yaratılmışları kuşatan. Sevdiğini sevmediğini ayırmadan bütün yaratılmışları nimetlerle donatan. ALLAH.
Rahmet: Merhamet. Korunmaya, gözetilmeye muhtaç olana ihsanı gerektiren rikkat, incelik, yumuşaklık. Kur´an´da, ALLAH´ın yaratılmışlara hayır, nimet, güzellik ihsan etmesi. Bolluk, nimet, fazl, lütuf.

Resul: Elçi. ALLAH´tan kendisine risalet verilmiş ve insanlar için ALLAH tarafından bir elçi olarak gönderilmiş kimse. Peygamber.
Riba: Fazlalık, ilave. Faiz.
Risalet: Elçilik. Kur´an´da, ALLAH´tan Cebrail kanalıyla insanlara iletilmek üzere peygambere gelen vahy, nübuvvet görevi. Hayat verici ve kurtarıcı ilim.
Ruhu´l-Kudüs: Tertemiz ruh. Kudsiyet ruhu. Emniyete şayan, mutahhar, mukaddes ruh. Cebrail (a.s.).
Sahife, Suhuf: Üzerinde yazı yazılan kağıt, yaprak. Peygamberlere indirilen vahyler. Levh-i Mahfuz´daki nüsha.
Salat: Uyluk kemiklerinin hareketi. Tebrik, kutluluk. Dua. Hamdetme, tezkiye. İlahi rahmet, istiğfar. Namaz. Yahudi tapınakları, havralar.
Sa´y: Çaba harcama, gayret. Emek. Koşmaksızın süratle yürüme. Terim olarak, Hac´da Safa ile Merve arasındaki hızlı yürüyüş.
Secde: Namaz ve ibadet. ALLAH´ın huzurunda boynu bükük ve tezellül olma hali. Bütün canlı ve cansızların ALLAH´ı tesbih tarzı. Boyun eğme, alnı yere değdirme, emre amade olma, büyük bir tevazu ile alçalma. Selam, ihtiram, saygıyla eğilme.
Selam: Barış ve esenlik dileği. Teslimiyet. Selamet, güvenlik. Her türlü ayıp ve noksanlıktan uzak olma hali. Her an ve her türlü selamet, esenlik dileği. Darü´s-Selam: Cennet yurdu. Es-Selam: Her türlü arızadan, noksanlıktan uzak olan, kullarını bütün tehlikelere karşı koruyan, selamete çıkaran, cennetteki kullarına selam eden. ALLAH.
Sıddîk: Kendisinde doğruluktan başka bir şey bulunmayan. Musaddık: Doğrulayan. Sadakat: Bağlılık. S”dık: Doğru sözlü, güvenilir. Bağlılığından hiç bir şey eksiltmeyen, kaybetmeyen. ALLAH´a içten bağlı, ilim öğreten. İyilikleri kötülüklerinden her zaman çok olan. Muhlis.
Sidretü´l-Münteha: Sınır başını sembolize eden Arabistan kirazı. Yaratılmışların bilgilerinin tükendiği, ötesine geçemediği son sınır. Meleklerin de, başkalarının da geçemediği Arşın sağında bir ağaç. Cennet´in uçları. Ondan ötesi gayb olan.

Sîret: İnsanın üzerinde bulunduğu ve sürüp götürdüğü durum, tutum ve kişisel davranma tarzı. Terim olarak Hz. Peygamber´in irtihaline kadar izlediği yol.
Sûre: Yüksek rütbe, makam, binada kat ve bir yerleşme merkezinin çevresindeki sur anlamlarına gelir. Kur´anın 114 bölümünden her biri.
Sünnet: Yol, gidiş tarzı. Kanun. Geçmiş ümmetlerin başından geçenler, çöküşlerine yol açan gerçek nedenler, izlenen yöntem. Bir şeyin pratiği. Genel tarihsel, toplumsal ve kozmik yasalar.
Şehadet: Tanık olma, olayın geçtiği yerde bulunma. Hazır bulunma. Basiret, müşahede, gözlem sonucu ve kesin bir bilgiye dayanarak bir durumun ortaya çıkması. Bilgi. Şehid: ALLAH yolunda öldürülen kimse. N”zır, ş”hid. Ölümüyle ve kutlu kanının akmasıyla ALLAH´ın kendisi için hazırladığı engin nimetleri ve eşsiz ihsanları hemen müşahede eden, gören kişi.
Şer´, Teşri´, Şeriat: Apaçık yol. Bir ırmak veya bir su kaynağından su içmek veya su almak için girilen, izlenen yol. Terim olarak ilahî yol. Hukuk sistemi. Helal ve haramlar mecmuası. Din. Kur´anın genel hükümleri ve kuralları.
Şûra-Müşavere: Müşavere ve işaret, arı kovanından bal almak manasından veya satılık bir atı, sıhhatini ispatlamak için pazarda koşturmaktan türeme. Bir araya gelip düşünce ve görüş beyan etme, görüşü dışa ve açığa vurma. Şûra: Toplanıp birbiriyle danışan topluluk.
Talak: Bir kaydı çözme, salıverme. Nikah bağını çözme. Boşama.
Tatavvu´: Vacip olmayan fazla, ilave bir itaatte bulunmak. Nafile ile eş anlamlı bir kelimedir.

Tavaf: Bir şeyin çevresinde yürümek, dönmek. Terim olarak, hacc ibadetinde Ka´be´nin etrafında dönmek.
Tazarru´: Yalvarma-yakarma. İçten isteme. Dua.
Tebliğ: Ulaştırma, iletme, götürme. Peygamberin ALLAH´tan aldıkları vahyi insanlara belli bir yöntem (sünnet) izleyerek duyurmaları, iletmeleri.
Tefekkür: Gereği gibi ve hikmetle düşünme. Zihnî üstün bir çaba harcama, cehd.
Tefsir: Açığa vurmak, örtüyü açmak. Akla yatkın bir şeyi izah etmek, kapalı, toplu bir anlamı açıklamak. Yorum tarzı.
Teheccüd: Gecenin bir bölümünde kalkıp ibadet etmek, namaz kılmak.
Tekbir: Büyükleme. Terim olarak, ALLAH´ı büyükleme. O´nu tazim etme, yüceltme. O´nun dışında hiç kimseyi, hiç bir varlığı ve gücü büyük kabul etmeme, reddetme.
Tertil: Aralarında az aralık bulunan düzgün ve uyumlu dişler için kullanıldığı gibi, sözü düzgün, yavaş yavaş, gerekli araları vererek, güzel telif ve beyan ile söylemeye de sözün tertili denir. Terim olarak, ayet ayet ayırma. Açıklama. Belli bir düzen ve kural içinde okuma. Ağır ağır, harflerini belli ederek okuma.
Te´vil: Yorum, insanın istek ve tutkularına uygun düşen çarpık tefsir ve açıklama tarzı. Veya bir şeyi aslına döndürmek, söz veya fiil halinde asıl amacına ulaştırmak. Açıklama biçimi. Bir ihbarın gerçekleşmesi. Kur´an´ın va´dettiklerinin sonucu.
Tevrat: Kelime anlamı şeriat ve hak demek olan Tevrat, ALLAH´tan Hz. Musa´ya indirilen kitaptır. İbranice olarak indirilen bu kutsal kitap sonraları Yahudi bilginlerince tahrif edilmiştir. Bugün aslı mevcut değildir.
Teyemmüm: Suyun bulunmadığı yerde veya bulunup da kesin zaruret sonucu kullanılamadığı zamanlarda su yerine temiz toprakla abdest almak.
Tilavet: Takip etme, izleme, bir şeyin arkasına düşme. Okuma, aktarma, uyma, tabi olma. Terim olarak tilavet, ALLAH´ın indirilmiş kitaplarına uyma, onları okuma ve anlama. Okumadan daha kapsamlı bir terim olarak ilim ve amel anlamlarına da gelir.
Ulu´l-Azm: Sebat ve sabır ehli. Üstün kararlılık sahipleri. Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Muhammed (s.a.v.) için kullanılır.

Ulu´l-Emr: Emir ve yetki sahipleri. Müslümanlardan olan yöneticiler. Veliyyü´l-Emr. Bilginler.
Ummü´l-Kura: Şehirlerin anası. İlk Ev (Ka´be´nin) çevresinde kurulan ilk şehir. Mekke.
Umre: Sözlük anlamı ziyaret. Terim olarak, farz olan Hacc´ın zamanından başka bir zamanda Ka´be´yi ziyaret etmektir ki ihram, tavaf, sa´y, halk ve taksirden ibarettir.
Uzeyr: Yahudilerin ALLAH´a oğul olarak isnad ettikleri kişi. Bir görüşe göre bir peygamber veya salih bir insan.

Uzza: Cahiliyede bir put ismi.
Ümmet: Bir zaman içinde, bir mekan üzerinde, bir din etrafında veya bir peygamber arkasında toplanmış, birbirleriyle tutarlı ve uyumlu insan topluluğu. Cemaat. İnsan dışındaki varlıklar için de kullanılabilir. Tek başına bir mü´min, Hz. İbrahim. Millet, İslam. Din. Yol.
Üsve: Örnek. Arkasından gidilmesi, takip edilmesi, kendisine uyulması; taklid edilmesi gereken timsal. Hz. Peygamber.

Va´d: Bir işin sonucunu yer ve zaman göstererek bildirme, haber verme. Kur´an´da, ALLAH´ın helak ve azabla uyarıp korkutması. Ölümden sonra diriliş, haşr ve hesap günü. Vaid: Bir işin kötü sonucunu, bir şerri haber verme.
Vahy: Büyük bir sürat ve bir gizlilik içinde verilen işaret, remiz. Fısıltı, ilka. Risalet. ALLAH´tan peygambere dini iletme tarzı. İlham. Cebrail´in peygambere haber getirmesi.
Ye´cüc ve Me´cüc: Tefsir kaynaklarına göre Hz. Nuh´un oğlu Yasef´in soyundan gelme iki kabile ismi.
Zebani: Cehennemde bulunan azab melekleri.
Zebur: Kelime anlamı büyük demir parçası. İçinde öğüt, hikmet ve hüküm bulunan kitap. Şeriatler ve yükümlülükler kitabı. Hamd, övgü ve öğüt kitabı. Hz. Davud (a.s.)´a indirilmiş kitap.
Zekat: Tezkiye ile aynı kökten gelir. Kötülükten, pislikten arınma, bir güzel temizlenme. Tathir. Maddi gücü yetenlerin yoksul olanlara devretmek zorunda oldukları mali değer. Fakirlere verilmesi gerekli olan ALLAH´a ait bir hak. Devlet vergisi. Artma, artış. ALLAH´tan bir bereket olarak verim ve gelişme. İslam´ın temel şartlarından, ana esaslarından biri.
Zelle: Ayağın bir amaç olmaksızın yürümesi veya istemeyerek kayması. Yanılma, unutma veya yanlışlık eseri yapılan istenmeyen şey, hata.
Zıhar: Cahiliye´de erkeğin, karısını, ´Sen artık bana annem gibisin´ türü bir yeminle kendi kendisine yasaklaması. Kadının boşanmış sayılmadığı fakat ebedi terkini gerektiren bu katı hükmü İslam kefaret cezasıyla ıslah etmiş ve kadınların evlilik haklarını teminat altına almıştır.
Zikir: Anma, hatırlama. Öğüt. Düşünme. Öğünç, üstün şeref. Kur´an´da, Levh-i Mahfuz. Kur´an-ı Kerim.

17

Haziran
2012

DİNİ BİLGİLER YARIŞMA TESTLERİ-CEVAPLAR

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  1.383 Kez Okundu

I
TEMEL DİNİ BİLGİLE İBADET SORULARI

1. “Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri, çok temizlenenleri sever” ayeti aşağıdaki ibadetlerden
hangisine dikkat çekmektedir?
a) Namaz b) Oruç c) Zekat d) Abdest
2. Aşağıdakilerden hangisi İslam’ın öngördügü temizlik çeşitlerinden biri degildir?
a) Manevi Temizlik b) Maddi Temizlik c) Suri Temizlik d) Hükmi Temizlik
3. Müslümanın ibadetlerinde ve günlük yasantısında necaset adı verilen gözle görülen
pisliklerden, elbisesini ve çevresini temizlemesine ne ad verilir?
a) Manevi Temizlik b) Maddi Temizlik c) Hükmi Temizlik d) Dini Temizlik
4. Kişinin abdest veya gusül alarak yaptığı temizliğe ne ad verilir?
a) Manevi Temizlik b) Maddi Temizlik c) Hükmi Temizlik d) Necasetten Temizlik
5. Kişinin abdest almak veya gusületmesini gerektiren kirlilikten temizlenmesine ne ad verilir?
a) Hadesten Taharet b) Necasetten Taharet c) Tahareti Kübra d) Tahareti Suğra
6. Aşağıdakilerden hangisi hadesten temizlenme yolu değildir?
a) Abdest almak ) Gusül yapmak c) Teyemmüm yapmak d) Elbiseleri temizlemek
7. Kişinin kalbini ve benliğini, yalan, kibir, haset, gıybet ve benzeri bütün kötülük, günah ve çirkinliklerden arındırması hangi temizlik çeşidine girer?
a) Manevi temizlik b) Maddi Temizlik c) Hükmi Temizlik d) Çevre Temizliği
8. “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir” ayeti hangi temizliğe vurgu yapar?
a) Maddi Temizlik b) Manevi Temizlik c) Hükmi Temizlik d) Çevre Temizliği
9. Abdestsizlik veya cünüplük sebebiyle dinimizce insanda meydana geldiği kabul edilen hükmi kirliliğe ne ad verilir?
a) Taharet b) Necaset c) Hades d) Haset
10. Gözle görülebilen pisliklere ne ad verilir?
a) Taharet b) Necaset c) Haset d) Hades
11. Aşağıdakilerden hangisi necaset değildir?
a) Kan, insan idrari ve dışkısı b) Ağız dolusu olmayan kusmuk
c) Domuz eti d) Yenmesi helal olmayan hayvanların idrar ve dışkısı
12. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?
a) Hades — Hükmi temizlik b) Necaset — Maddi temizlik
c) Tövbe — Manevi temizlik d) Abdest — Manevi Temizlik
13. Temizlik anlamına gelen kelime hangisidir?
a) Necaset b) Taharet c) Hades d) Kehanet
14. Necaset denilen maddi pisliklerden ve hades denilen hükmi pisliklerden temizlenmeye ne ad verilir?
a) Kehanet b) Hades c) Taharet d) Necaset
15. “Temizlik imandandır” hadisiyle hangi temizliğin önemine vurgu yapılmıştır?
a) Maddi temizlik b) Manevi Temizlik c) Hükmi temizlik d) Hepsi
16. Aşağıdakilerden hangisi abdestin farzlarıyla ilgili yanlış bir bilgidir?
a) Yüzü yıkamak b) Kolları dirseklere kadar yıkamak
c) Başı meshetmek d) Ayakları topuklarla birlikte yıkamak
17. Aşağıdakilerden hangisi abdestin farzlarıyla ilgili eksik bir bilgidir?
a) Ayaklan topuklara kadar yıkamak b) Başı meshetmek
c) Kolları dirseklerle birlikte yıkamak d) Yüzü yıkamak
18. Aşağıdakilerden hangisi abdestin farzlarıyla ilgili yanlış bir bilgidir?
a) Yüzü yıkamak b) KolIarı dirseklerle birlikte yıkamak
c) Başın tamamını meshetmek d) Ayakları topuklarla birlikte yıkamak
19. Abdestle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a) Namaz için abdest farzdır b) Camiye girmek için abdest vaciptir
c) Tavaf için abdest vaciptir d) Yatmadan önce abdest almak sünnettir
20. Abdestle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
a) Niyeti unutursak yeniden abdest almamız ğerekir
b) Abdeste Eüzü Besmele ile başlamak sünnettir
c) Kollarımızı ve ayaklarımızı yıkarken sağ kol ve sağ ayaktan başlarız
d) Ayaklarımızı yıkarken parmak aralarını da yıkarız
21. Abdestle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştir?
a) Abdeste niyet edilir
b) Eüzü Besmele çekilir
c) Tüm uzuvlarımızı üç kez yıkarız
d) Burnumuza sağ avucumuzla su verir, sol elimizle temizleriz
22. Kıyamet günü insanların uzuvlarını pırıl pırıl parlatacak olan amel hangisidir?
a) Namaz kımak b) Oruç tutmak c) Zekat vermek d) Abdest Almak
23. Aşağıdakilerden hangisi abdesti bozmaz?
a) Küçük veya büyük tuvalet yapmak b) Yellenmek
c) Namazda yanımızdaki duyacak kadar gülmek d) Ağız dolusu olmayacak kadar kusmak
24. Aşağıdakilerden hangisi abdesti bozmaz?
a) Ağız dolusu kusmak b) Bayılmak c) Uyumak
d)Namazda yanımızdaki kişinin duymayacağı kadar gülmek
25. Hadesten temizlenmek için bütün bedenin temiz su ile yıkanmasına dini anlamda ne ad verilir?
a) Necasetten taharet b) Banyo yapmak c) Boy abdesti almak d) Duş almak
26. Bir şeyi su ile yıkamak anlamına gelen kelime hangisidir?
a) Taharet b) Temizlik c) Necaset d) Gusül
27. Aşağidakilerden hanğisi guslün farzlarından değildir?
a) Ağza su almak b) Burna su almak c) Niyet etmek d) Bütün vücudu yıkamak
28. Aşağıdaki guslün alınışıyla ilgili bilgilerden hangisi yanıştır?
a) Ellerimizi bileklere kadar üç defa yıkarız
b) Hiçbir yer kuru kahnamasına dikkat ederiz
c) Besmele ve niyeti unutursak yeniden gusül alırız
d) Banyodan ayaklarımızı yıkayarak çıkarız.
29. Bir işe yönelmek, bir şeyi kastetmek anlamma gelen kelime hangisidir?
a) Gusül b) Teheccüd c) Temayül d) Teyemmüm
30. Abdest ve gusül yerine geçen temizlik hangisidir?
a) Teemmül b) Temayül c) Teyemmüm d) Tefehhüm
31. Hangi durumlarda teyemmüm almak gereksizdir?
a) Abdest alacak kadar su bulunmadığında
b) Gusül yapacak kadar su bulunmadığında
c) Suyun bulunup kullanılması mümkün olmadığında
d) Abdest azalarından birinin yarıdan azının yara olması durumunda
32. Hangisi teyemmümün farzlarmdan değildir?
a) Baş meshetmek b) Niyet etmek c) Yüzü meshetmek d) Kolları meshetmek
33. Bir şeyi elle sivazlama anlamma gelen, abdest alırken islak eli başa, enseye; teyemmüm alırken de toprağa vurulan eli, kol ve yüze sürmeye ne ad verilir?
a) Medh b) Merih c) Melih d) Mesh
34. Aşağıdakilerden hanğisi abdest için alınan teyemmümü bozmaz?
a) Su bulunduğunda b) Vücudumuz kanayıp kanı dağıldığında
c) Namazda sadece kendimiz duyacak kadar güldüğümüzde
d) Ağız dolusu kustuğumuzda
35. Aşağıdaki durumlardan hangisi gusül abdesti almayı gerektirir?
a) Uyumak b) Bayılmak c) Yellenmek d) Cünüplük
36. Abdestle ilgili aşağidaki sıralamalardan hangisi doğrudur?
a) Yüz-Baş-Kol-Ayak b) Kol-Baş-Yüz-Ayak
c) Yüz-Kol-Baş-Ayak d) Yüz-Kol-Ayak-Baş
37. Namaz aşağidaki kimselerden hangisine farz değildir?
a) Müslümana b) Akıllı olanlara
c) Erğenlik çağına gelmemiş çocuklara d) Hastalara
38. Aağıdakilerden hangisi namazın şartlarından değildir?
a) Vakit b) Niyet c) Taharet d) Sücüd
39. Erkeklerin en az göbekle diz kapağı arasnı; kadınlarm el, yüz ve ayak hariç bütün vücutlarını
namazda iken örtmesine ne ad verilir?
a) İstikbali Kıble b) Setri avret c) Kade-i ahire d) Kıyam
40. Namaza Allahu Ekber diyerek başlamak namazın hangi rüknüdür?
a) İftitah tekbiri b) Kade-i ahire c) Kıyam d) Kıraat
41. Aşağıdakilerden hangisi namazın rükünlerinden değildir?
a) Kıyam b) Kıraat c) Kade-i ahire d) Niyet
42. Kıraat ne demektir?
a) Ayakta durmak b) Eğilmek c) Yere kapanmak d) Kuran okumak
43. Cenaze namazini kılmanın hükmü nedir?
a) Farz b) Vacip c) Nafile d) Sünnet
44. Vitir namazını, kılmanın hükmü nedir?
a) Farz b) Vacip c) Nafile d) Sünnet
45. Bayram namazını kılmanın hükmü nedir?
a) Vacip b) Farz c) Nafile d) Sünnet
46. Namazın rekatlarıyla ilgili bilgilerden hangisi doğrudur?
a) 17 ilk sünnet, 14 farz, 6 son sünnet, 3 vacip, toplam 40 rekat
b) 17 ilk sünnet, 14 farz, 3 son sünnet, 6 vacip, toplam 40 rekat
c) 14 ilk sünnet, 17 farz, 6 son sünnet, 3 vacip, toplam 40 rekat
d) 6 ilk sünnet, 17 farz, 14 son sünnet, 3 vacip, toplam 40 rekat
47 .Namazın hükümleriyle ilgili hangisi yanlıştır?
a) Cuma namazı, beş vakit namaz, cenaze namazı— farz
b) Vitir namazı, teravih namazı, teheccüd namazı — vacip
c) Ramazan ve kurban bayramı namazları— vacip
d) Beş vakit namazla ve Cuma günleri kılınan sünnet namazları — nafile
48. 4 rekatlı hangi namazın ilk oturuşunda Salli – Barik ve 3. rekatında da Sübhaneke okunur?
a) Öğle ve ikindinin i1k sünnetleri b) Öğle ve yatsının ilk sünnetleri
c) Cuma ve yatsının ilk sünnetleri d) İkindi ve yatsının ilk sünnetleri
49. Vacip olan, kunut tekbiriyle kunut duası okunan sabah namazı vaktine kadar kılınabilen namaz hangisidir?
a) Teheccüd namazı b) Yatsi namazı
c) Vitir namazı d) Teravih namazı
50. Aşağıdaki hangi durumda namaz bozulmaz?
a) Namazın farzlarını bilerek terk etmek b) Konuşmak, selam alşp vermek
c) Bir şey yiyip içmek d) Gözün kıbleden farklı bir yöne çevrilmesi
51. Aşağıdaki hangi durumlarda namaz bozulmaz?
a) Bayılmak b) Gusül veya abdestin bozulması
c) İmamın hizasından öne geçmek d) Bir yere dayanmadan uyumak
52. Aşağıdaki hangi durumda sadece namaz bozulur, abdest bozulmaz?
a) Teyemmümlünün suyu bulması b) Ağız dolusu kusmak
c) Yanımızdaki duymayacak kadar gülmek d) Bir yere dayanarak uyumak
53. Cuma ve bayram namazlarında minberde okunan dua ve öğüte ne ad verilir?
a) Hutbe b) Sohbet c) Vaaz d) Salavat
54. Camilerde hatibin çıkıp hutbe okuduğu merdivenli yüksek yere ne ad verilir?
a) Mihrap b) Minber c) Kürsü d) Rahle
55. Hz. Peygamber, namazi dinin neyi olarak kabul etmiştir?
a) Namaz dinin direğidir b) Namaz dinin şartıdır
c) Namaz dinin kalbidir d)Namaz dinin beynidir.
56. “Namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” Sözü nedir?
a) Ayettir. b) Hadistir. c) Kutsi hadisdir. d) Sünnettir.
57.Oruç vakti ne zaman başlar, ne zaman biter?
a) Güneşin doğuşundan batışına kadar. b) Sabahtan akşam vaktine kadar
c) İmsak vaktinden iftar vaktine kadar. d) İftitah vaktinde başlar akşam vaktinde biter
58. Hac ibadetinin zamanı için aşağıda yazılı ifadelerden hanğisi doğrudur?
a) Her zaman b) Belirli zamanda c) Ramazan da d) Kabeyi gördüğünde
59. Hac ibadeti esnasında aşağıdaki ibadetlerden hangisi yapılmaz?
a) Tavaf b) Namaz c) Kurban d) Teravih
60. Hangisi zekatın faydalarından değildir?
a) Dilenmeye alıştırır b) Sosyal dayanışmayı sağlar
c) Barışı sağlar d) Yokluğu giderir.
61. Dinen zengin sayılsalar da aşağıdakilerden hangisi zekat vermekle mükellef değildir?
a) Akıllı olmayanlar b) MüsIümanlar c) Akıllı olanlar d) Buluğ çağına erenler
62- Aşağıdakilerin hangisini söyleyen kişi, Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini
kabul etmiş olur?
a) Salat-ü Selam b) Kelime-i Sahadet c) Ezan d) Hiçbiri
63- İbadet niyetiyle ve kendine özel kurallarına uymak sureti ile inzivaya çekilmeye ne denir?
a) İtikaf b) İtikad c) İhlas d) İbadet
64- Yapildığında mükafat verilen, fakat terk edildiğinde ceza gerektirmeyen ibadete ne denir?
a) Farz b) Vacib c) Farzı Ayın d) Nafile ibadet
65-Peygamber efendimizin ” Gözümün nuru “diye tabir ettiği ibadet hangisidir?
a) Oruç b) Namaz c) Hac d) Zekat
66-Peygamberimizin ashabına imamlık yaptığı ve şuan kabrinin bulunduğu yerin adı nedir?
a) Kabe-i Muazzama b) Mescid-i Nebevi c) Mescid-i Aksa d) Arafat
67-Aşağıdakilerden hangisi sadece Ramazan ayında kılınan namazdır.
a) Teravih Namazı b) Yatsi Namazı
c) Bayram Namazı d) Cuma Namazı
68- Aşağidakilerden hangisi hicri takvime göre yılda iki kez kılınan namazdır?
a) Cuma Namazı b) Teravih Namazı
c) Bayram Namazı d) Cenaze Namazı
69- İslamın beş şartından olup Ramazan ayında yapılması zorunlu ibadet aşağıdakilerden hangisidir?
a) Oruç b) Teravih c) Fitre d) Zekat
70- İslamın temel ilkelerinden olan oruç, ne ile yapılan ibadetlerdendir?
a) Malla b) Bedenle c) Hem mal hem bedenle d) Hirbiri
71- Aşağıdakilerden hangisi hem mal hem bedenle yapilan ibadetlerdendir?
a) Oruç b) Teravih c) Hac d) Zekat
72-Akıllı ve erginlik çağına gelmiş her müslümanın Ramazan aymda oruç tutmasını hükmü nedir?
a) Müstehab b)Sünnet c)Farz d) Vacib
73- “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç sizden öncekilere. Farz kılındığı gibi size de farz kılındı ” ifadesi nedir?
a) Ayeti Kerime b)Hadis-i Şerif c) Kelam-i Kibar d) Atasözü
74- Oruca başlama zamanı aşağıdakilerden hanğisidir?
a) İftar b) İmsak c) Sahur d)Hiçbiri
75- Güneşin batmasıyla birlikte orucun sona erdiği ve akşam namazını vaktinin girdiği zamanın özel adı aşağıdakilerden hangisidir?
a) İmsak b) Sahur c) İftar d) Hiçbiri
76- Yolculuk ve hastalık durumlardan dolayı oruç tutulamadığında, kişinin Ramazan ayı dışında istediği bir zamanda tutmadığı ğün sayısınca oruç tutmasına denir?
a) Kaza b) Kader c)Nafile d) Namaz
77- Hastalık, yaşlılık gibi çeşitli sebeplerden ötürü zamanında oruç tutamayan, ama daha sonra da kaza edilemeyen ve her bir gün oruç için kişinin yediği bir günlük yemek miktarı para olarak bir fakire vermeyi ya da bir fakiri bir gün doyurmasına ne denir?
a) İftar b) Fidye c)Zekat d) Fitre
78- Ertesi günkü oruca bir hazırlık ve niyet olarak imsaktan önceki vaktin ve bu vakitte yenilen yemeğin adi aşağıdakilerden hangisidir?
a) İftar b) Sahur c) İmsak d) Akşam yemeği
79- Aşağıdakilerden hangisi orucu bozmaz?
a) Bilerek bir şey yemek ve içmek
b) Güneş battı sanarak iftar etmek
c) Ağza giren yağmur, kar ve doluyu bilerek yutmak
d) Unutarak bir şey yiyip içmek
80- Namaza başlarken ellerimizi kaldirıp kulaklarımıza götürdüğümüzde hangi kelimeyi söyleriz?
a) Sübhanallah b) Elhamdülillah c) Allahu Ekber d) Bismillah
81- Namazlarda besmeleden sonra her rekatta okunan sure hangisidir?
a) İhlas b) Kevser c) Fatiha d) Nas
82- Cuma ve bayram namazlarında imamın çıkıp hutbe okuduğu yerin adi nedir?
a) Minber b) Mihrap c)Kürsü d) Şadırvan
83- Yatsı Namazından sonra üç rekat olarak kılınan namazm adı nedir?
a) Teravih Namazı b) Gece Namazı c) Vitir Namazı d) Kuşluk Namazı
84- Aşağıdakilerden hangisi Ramazan ayına mahsus bir ibadet değildir?
a) Namaz b) Oruç c) Teravih d) Sadaka-i Fıtır
85- Aşağıdakilerden hangisi islam’ın 5 temel şartlarından biri değildir?
a) Zekat vermek b) Umreye gitmek
c) Kelime-i şahadet getirmek d) Hacca gitmek
86- Camilerde ezan okunan ince ve yüksek yapıya ne denir?
a) Şerefe b) Mahya c) Minare d) Avlu
87-Minarede müezzinin ezan okuduğu çıkıntılı özel bölümün adı nedir?
a) Şerefe b) Alem c) Minare d) Mahya
88- Minarelerin ucuna takılan hilale ne denir?
a) Alem b) Şerefe c) Minare d) Mahya
89- Ramazan aylarında ve kutsal gecelerde iki minare arasına asılan işiklı yazıya ne denir?
a) Mahya b) Minare c) Şerefe d) Alem
90-Namazın sonunda Ettehiyyatü duasını okuyacak kadar oturup beklemeye ne denir?
a) Ka’de-i ahire b) Ka’de-i ula c) Ka’de-i vüsta d) İlk oturuş
91-Aşağıdakilerden hangisi nafile namazlardan değildir?
a) Teheccüd b) Cenaze namazı
c) Cuma namazının son sünneti d) Tereavih
92- Aşağıdakı namazlardan hangisi 20 rekat olarak kılınır?
a) Cuma Namazı b) Bayram Namazı c) Teravih Namazı d) Cenaze namazı
93- Ramazan ayında kılınan Teravih namazının hükmü nedir?
a) Farz b) Sünnet c) Vacip d) Mübah
94- Haram olmamakla beraber yapılması dinimiz tarafından hoş karşılanmayan davranışa ne denir?
a) Mekruh b) Müfsid c) Mübah d) Müstehab
95- Cuma Namazı kaç rekattır?
a) 20 b) 8 c)10 d)16
96- Aşağıdaki namazlardan hangisi sadece ayakta kılınarak tamamlanan namazdır?
a) Sabah Namazı b) Cuma Namazı c) Cenaze Namazı d) Bayram Namazı
97-Müslümanların tek tek değil topluca sorumlu oldukları, ama içlerinden bir veya birkaç kişin yapmasıyla diğerleri üzerinden sorumluluğun kalktığı yükümlülüğün adı nedir?
a) Farz-ı Ayın b) Farz-ı Kifaye c) Vacip d) Farz
98- Ergenlik çaına gelen ve akıl sağlığı yerinde olan, dinin belirlediği hükümlerle yükümlü ve sorum olan kişiye ne denir?
a) Mükellef b) Mü’min c) Müslüman d) Mükemmel
99-Aşağıdakilerden hangisi müslüman olmanın ilk şartıdır?
a) Namaz b) Zekat c) Kelime-i Şahadet d) Oruç
100- “İyi ya da barışık davranış” anlamına gelen kavramın karşınğı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Ahlak b) Farz c) Sünnet d) Ameli salih
101- Aşağıdakilerden hangisi müstehap değildir?
a) Nafile namaz kılmak b) Nafile oruç tutmak
c) Akşam namazını vakti girer girmez kılmak d) Cumaı namazının ilk sünneti
102-Allah’a yaklaşma ve O’nun rızasını kazanma amacıyla yapılan şeye ne denir?
a) İbadet b) Müstehap c) Sünnet d) Hadis
103- Aşağıdaki şıklardan hangisinde birbirine zıt kavramlar bulunmaktadır?
a) Farz – Vacib b) Haram-Helal c) Sünnet -Müstehab d) Mekruh-Haram
104. İbadet çeşitleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
a-Namaz bedenle yapılan bir ibadettir b) Zekat malla yapdan bir ibadettir
c-Hac bedenle ve malla yapılan bir ibadettir d) Oruç malla yapılan bir ibadettir
105. Hangisi ibadet kelimesinin anlamı değildir?
a) Hoşgörü b) İtaat etmek c) Boyun eğmek d) Saygı göstermek
106. Namaz kimlere farz değildir?
a) Hastalara b) Ergenlik çağına gelmeyenlere c) Akıllılara d) Seferi Olanlara
107. Oruç kimlere farz değildir?
a) Ergenlik çağına gelmiş olanlara b) Akıl sağlığı yerinde olmayanlara
c) Hasta olanlara d) Yolcu olanlara
108. Hac kimlere farzdır?
A-Günah işleyenlere B-Parası olanlara
C-Dinin zengin saydiğı sağlıklı kişilere D-Ergenliğe girmeyenlere
109. Hangisi farz değildir?
A- Zekat vermek B-Oruç tutmak C-Hacca gitmek D- Sadaka vermek
110. Aşağıdakilerden hangisi Mükellef kelimesinin anlamı değildir?
A-Sorumlu olmayan B-Yükümlü olan
C-Ergenlik çağına gelen D-Sorumlu olan
111. Hanğisi “Efal-i Mükellefin”den değildir?
A-Müflis B-Müfsit C-Müstehap D-Mekruh
112. Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A- Yapılmaması dinimiz tarafından kesinlikle yasaklanan şeylere HARAM denir
B- Yapılması dinimiz tarafindan kesin olarak emredilen şeylere FARZ denir.
C- Hz. Peygamberin farz ve vacip dışındaki söz ve davranışlarına SÜNNET denir.
D- Haram olmamakla beraber yapılması dinimiz tarafından hoş karşılanmayana MÜFSİD denir.
113- Kişinin sırf Allah rızası için muhtaç kimselere malından zekat dışında yapılan yardıma ne ad verilir?
a) Öğüt b) Ödünç c) Sadaka d) Kurban
114- Aşağıdakilerden hangisi haccın farzlarından değildir?
a) İhram b) Kabeyi tavaf c) Şeytan taşlama d) Arafatta vakfe
115) Bir kimseye haccın farz olmasi için aşağıdakilerden hangisi gerekmez?
a) Maddi gücün olması c) Yaşlı olması
b) Hür olması d) Müslüman olması
116) Hac ibadeti esnasında kişiye bazı şeylerin yasaklanması durumuna ne ad verilir?
a) Say b) İhram c) Şavt d) Vakfe
117) Kurban Bayramından bir gün önce Arafat adı verilen yere gelerek burada bir müddet beklemeye ne ad verilir?
a) Tavaf b) Hacerü’1 Esved c) Say d) Vakfe
118) Hacerül Esvedin bulunduğu köşeden başlayarak Kabe’nin etrafında sadece bir tur dolaşmanın adı nedir?
a) Say b) Şavt c) Vakfe d) Tavaf
119) Hacda şeytan taşlanılan ve kurban kesilen yerin adı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mina b) Müzdelife c) Safa-Merve d) Mescidi Haram
120) Mescid-i Nebevi nerededir?
a) Mekke b) Medine c) Şam d) Bağdat
121) Aşağıdakilerden hangisi umre ile hac arasındaki farklardan değildir?
a) Hac farz, umre sünnettir
b) Hacda Safa ile Merve arasında say yapmak gerekmez
c) Hac yılın belli zamanında yapılır umre hac günleri dışında yapılır.
d) Umrede vakfe, şeytan taşlama ve kurban kesme yoktur.
122) Hangi ikisi umrenin farzlarındır?
a) Vakfe -Şeytan taşlama b) Say – Tavaf
c) Vakfe – Kurban kesme d) İhram – Tavaf
123) Safa ile Merve arasinda gidip-gelmek suretiyle yapılan yürüyüşe ne ad verilir?
a) Say b) Şavt c) Tavaf d) Vakfe
124) Hacda Kabenin etrafını yedi kez dolanmaya ne ad verilir?
a) Say b) Savt c) Tavaf d) Vakfe
125) Hacda Arafat’ta hangi gün vakfe yapılır?
a) Kurban bayramından bir gün önce b) Kurban bayramının birinci günü
c) Kurban bayramı içinde herhangi bir gün d) Kurban bayramından sonra
126) Kebenin yakınlarmda kaynağı olan mübarek suyun adı nedir?
a) Makam-ı İbrahim b) Zemzem c) Merve d) Mültezem
127) Hacda ihrama girilen yerin adı nedir?
a) Mültezem b) Mikat c) Mescidi haram d) Kabe
128) Mekkeye varınca yapılması gereken ilk ibadet hangisidir?
a) Namaz kılmak b) Say yapmak
c) Zemzem suyu içmek d) Tavaf yapmak
129) İhramdan nasıl çıkılır?
a) İhram elbisesi çıkarılarak b) Tras olunarak
c) Tavaf yapılarak d) Say yapılınca
130) Mekke’den aynlırken yapılan son tavafın adı nedir?
a) Ziyaret tavafı b) Umre tavafı c) Veda tavafı d) Nafile tavavaf
131) İhrama niyetten sonra lebbeyk şeklinde okunan duaya ne denir?
a) Telbiye b) Tekbir c) İhram duası d) Tavaf duası
132) Peygamberimiz (sav)’in kabri şerifleri nerededir?
a) Mekke’de- Cennetü’l-muallada
b) Medine’de – Mescidi Nebevi’nin içinde
c) Mekke’de- Mescid-i Haramin içinde
d) Medine’de — Cennetü’l- bakide
133) Arafat ile Mina arasında bulunan ve hacıların Arefe günü güneş batımından sonra bayram
günü güneşin doğuşuna kadar vakfe yaptıkları yerin adı nedir?
a) Cebel-i Rahme b) Müzdelife c) Cennetü’l Baki d) Harem bölgesi
134) Hac ibadeti dışında yılın herhangi bir zamanında ihrama girip tavaf ve sa’y yaptıktan sonra
tıraş olup ihramdan çıkarak yapılan ibadete ne denir?
a) Hac b) Umre c) Hacc-ı Kıran d) Hacc-ı Temettu
135) Aşağıdakilerden hangileri umre ibadetinin vaciplerindendir?
a) Vakfe b) Tavaf c) İhram d) Sa’y
136) Aşağıdakilerden hangisi Mina’da yapılan işlerden değildir?
a) Vakfe b) Kurban kesme c) Şeytan taşlama d) Traş olma
137) Aşağıdakilerden hangisi umrenin kelime anlamlarından değildir?
a) Ziyaret etmek b) Uzun ömürlü olmak
c) Vakfe yapmak d) Allah’a kul olmak.
138) Kurban kelimesinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Yakınlaşmak b) Uzaklaşmak c) Cömertlik d) Cimrilik
139) Yılın belirli günlerinde, belirli vasıfları olan bir hayvanı Allah’a manen yakın olmak ve O’nu
rızasını kazanmak için kesmek, olarak tarif edilen ibadetin adı nedir?
a) Adak b) Nezir c) Kurban d) Akika
140) Kurban edilecek hayvan Kurban Bayramının hangi günlerinde kesilebilir?
a) Sadece birinci gününde b) Birinci ve ikinci gününde
c) İlk üç gününde d) Bütün günlerinde
141) Aşağıdakilerden hangisi Kurban edilecek hayvanda bulunması gereken özelliklerden biri
değildir.
a) Kurban edilecek hayvan koyun, keçi, deve veya sığır cinsinden olmalıdır
b) Sığır cinsi hayvanlar iki yaşını doldurmuş olmalıdır
c) Kesilecek hayvanın sağlıklı ve semiz olması
d) Kesilecek hayvanın güzel olması
142) Kurban ibadeti ile ilğili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi söylenemez?
a) Kurban kesen kişi, Allah’a itaat sınavna hazir olduğunu simgesel bir davranışla gösterir.
b) Kurban etinin paylaşılması toplumda dayanışma ve yardımlaşma rahunu diri ve taze tutar.
c) Kurban ibadeti zavallı hayvanların acımasızca öldürülmesine sebep olur.
d) Bize verilmiş olan sahip olduğumuz nimetlerin birer emanet olduğu duygusunu geliştirir.
143) Kurban ibadeti hanği iki Peygamber arasında yaşanmıştır?
a) Hz. İbrahim — Hz. İshak b) Hz. Musa — Hz. Harun
c) Hz. İbrahim — Hz. İsmail d) Hz. Yakup — Hz. Yusuf
144) Teşrik tekbirleri hangi günlerde getirilir?
a) Arefe günü sabah namazı başlar, birinci gün ikindi namazına kadar devam eder.
b) Arefe günü sabah namaza başlar, ikinci gün ikindi namazma kadar devam eder.
c) Arefe günü sabab namazı başlar, üçüncü gün ikindi namazına kadar devam eder.
d) Arefe günü sabah namazı başlar, dördüncü gün ikindi namazına kadar devam eder.
145) Aşağidakilerden hangisi Kurban kesme ibadetini yerine getirecek kişinin taşıması gereken
şartlardan değildir?
a) Müslüman olmak b) Akıl sağlığı yerinde olmak
c) Ergenlik çağına gelmiş olnak d) Erkek olmak
146) Dinimizce zengin kabul edilen müslümanların, mallarının belli bir oranını ibadet niyetiyle Kur’an- Kerim’de belirtilen yerlere vermeleri, olarak tanımlanan ibadet aşağıdakilerden hangisidir.
a) Zekat b) Fitre c) Kurban d) Sadaka
147) Toprak Ürünlerinin nisap ve zekat miktarları ile ilgili olarak aşağıda verilen değerlerden
hangisi doğrudur?
a) Nisap Miktarı: 653 Kğ./Zekat Miktarı: Masraf yapıldıysa 1/10—Masraf Yapılmadıysa 1/20 b) Nisap Miktarı: 653 Kğ./Zekat Miktarı: Masraf yapıldıysa 2/10 — Masraf Yapdmadıysa 1/20
c) Nisap Miktarı: 633 Kğ./Zekat Miktarı: Masraf yapıldıysa 1/10 — Masraf Yapılmadıysa 1/20
d) Nisap Miktarı: 753 Kğ./Zekat Miktarı: Masraf yapıldıysa 1/10 — Masraf Yapılmadıysa 1/30
148) Aşağıdakilerden hangisi Kur’an-ı Kerim’de “zekat” kelimesi ile bazen aynı anlamlarda
kullanılan kelimelerden birisidir?
a) Hayır b) İyilik c) İnfak d) Cömertlik
149) Aşağıdakilerden hangisi zekatın kelime anlamlarından biri değildir.
a) Temizlenmek b) Armmak c) Çoğalmak d) Yükselmek
150) Zekat ibadeti ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi söylenemez?
a) Zekat malı temizler b) Zekat mala bereket kazandırır.
c) Zekat toplumsal barışa olumlu katkıda bulunur d) Zekat malı azaltır
151) “Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle karşılıksız olarak yardım etme, iyilik ve ihsanda bulunma anlamına gelen farz ibadet aşağıdakilerden hangisidir?
a) Teberru b) Zekat c) Hasene d) Hayır
152) Aşağıdakilerden hangisi “Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla kişinin sahip olduğu şeylerden harcamada bulunmasi” şeklinde tarif edilen ibadettir?
a) İnfak b) Sadaka c) Zekat d) Hayır
153) Aşağıdakilerden hangisi zekat verecek kişide bulunması gereken şartlardan biri değildir?
a) Müslüman olmak b) Akıllı olmak
c) Ergenlik çağına gelmiş olmak d) Erkek olmak
154) Aşağıdakilerden hangisi zekat verilecek mallarda bulunması gereken şartlardan biri değildir?
a) Nisap b) Tam mülkiyet c) Artıcı olmama d) Yıllanma
155) Zekat verilecek malda bulunması gereken ve “Zekat verilecek malın hem kendisinin hem sağlayacağı kazancın, sahibinin yetkisinde olması” şeklinde tanımlanan şart aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru olarak yazılmıştır?
a) Tam mülkiyet b) Nisap c) Artıcı olma d) Yıllanma
156) Zekat verilecek malda bulunması gereken ve “Dinimizin mallar için koyduğu bir ölçü ve zengin olmanın en alt ssınırı” şeklinde tanımlanan şart aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru olarak yazılmıştır?
a) Tam mülkiyet b) Nisap c) Artıcı olma d) Yıllanma
157) Zekat verilecek malda bulunması gereken ve “Malın, sahibine kar veya gelir getirmesi ya da kendiliğinden çoğalması” şeklinde tanımlanan şart aşeağıdaki şıklardan hangisinde doğru olarak yazılmıştır?
a) Tam Mülkiyet b) Nisap c) Artıcı olma d) Yıllanma
158) Zekat verilecek malda bulunması gereken ve “Zekat verilecek malın üzerinden bir yılın geçmesi gerekir” şeklinde tanımlanan şart aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru olarak yazılmıştır?
a) Tam Mülkiyet b) Nisap c) Artıcı olma d) Yıllanma
159) Aşağıda yazılan iş ve davranışlardan hangisi sadaka olarak tanımlanamaz?
a) Helal şeyleri yapmak b) Oruç tutmak
c) Güzel söz söylemek d) Yolda insanlara rahatsızlık veren bir şeyi kaldırmak.
160) “Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki zekatı öderler.” Bu ayet hangi surede yer almaktadır?
a) İhlas b) Mü’minun Suresi c) Fatiha d) Bakara
161) Aşağidaki mallardan hangisinden zekat verilmez?
a) Altın b) Gümüş c) Ticari mal d) Asli ihtiyaçlardan olan mal
162) Aşağıda zekat verilecek malların nisap ve zekat miktarlan eşleştirilmiştir. Yapılan bu eşleşmelerden hanğisi yanlıştır?
a) Altın= Nisap miktan: 80,18 ğr./ Zekat miktari: 1/40
b) Koyun ve Keçi = Nisap Miktari: 40 Koyun veya Keçi / Zekat Miktarı 1 Koyun veya Keçi
c) Deve = Nisap Miktarı: 5 Deve / Zekat Miktarı: 1 Koyun
d) Gümüş= Nisap Miktarş: 561,2 gr. / Zekat Miktari: 1/50
163) Aşağidakilerden hangisi Kur’an-ı Kerimde bildirilen zekat verilecek kişilerden değildir?
a) Yoksullar b) İhtiyaç sahibi insanlar c) Çocuklar d) Esirler
164) Allah’a yalvarma, yakarma, O’ndan maddi ya da manevi bir şeyler istemeye ne denir?
a) Dua etmek b) Zekat vermek c) Oruç tutmak d) Hacca gitmek
165) “Dua”nın kelime anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Vermek b) Almak c) Götürmek d) İstemek
166) Aşağıdakilerden hangisi dilimizde dua kelimesi ile eş anlamlı olarak kullandan kelimelerden değildir?
a) Niyazda bulunmak b) Yakarmak c) Münacaat d) Münazara
167) Dua ederken uyulması gereken temel ilke aşağıdakilerden hangisidir?
a) Samimiyet b) Camide olmak
c) Dua ederken hadis okumak d) Dua ederken ayet okumak
168) Hangi zamanlarda dua edilebilir?
a) Sabahlan b) Akşamları c) Geceleyin d) Her zaman
169) “Bizi yedirip doyuran, bizim susuzluğumuzu gideren ve bizi Müslümanlardan eyleyen Allah’a hamd olsun” şeklinde yapılan duanm adı nedir?
a) Namaz duası b) Yemek duası c) Ezan duası d) Cenaze duası
170) “Rabbim! İlmimi arttır” anlammdaki dua ayeti aşağıdaki surelerin hanğisinde bulunmaktadır?
a) Bakara Suresi b) Enfal Suresi c) Yasin Suresi d)Ta-Ha Suresi

171) “Rabbimiz! Bize bu dünyada iyilik ver, ahrette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru”
anlamındaki dua ayeti aşağıdaki surelerin hangisinde bulunmaktadır?
a) Bakara Suresi b) Yasin Suresi c) Mülk Suresi d) Nisa Suresi
172) “Ya Rabbi! Sen affedicisin. Affetmeyi seversin. Bütün insanlan affet” duası kime aittir?
a) Hz. Muhammed (A.S.) c) Hz. Ömer (R.A.)
b) Hz. Ebu Bekr (R.A.) d) Hz. Osman (R.A.)
173) “Bilerek veya bilmeyerek açıktan veya gizlice işlenmiş günahlardan, hatalardan ve kusurlardan pişmanlık duymak, onlan bir daha yapmamaya niyet etmek ve yeniden aynı yanlışlara düşmemek için çaba göstermeye” ne denir?
a) İtiraf b) Tövbe c) Günah çıkartma d) Yalvarma
174) Dua etmek ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
a) Ancak helal ve temiz şeyler icin Allah’a dua edilir.
b) Duanın kabulü hususunda tereddüt edilmemelidir.
c) Haram, yasak ve kötü şeyler icin de dua edilebilir.
d) Dua ederken bağırıp çağırmamak gerekir.
175) Kur’an’da tövbeyle yakın anlama sahip bir kelime daha kullanılır. Bu kelime aşağıdakilerden hangisidir?
a) İstiğfar b) İstifra c) Tevekkül d) Tevazu
176) Tövbe ile ilgili aşağıda bulunan ifadelerden hangisi yanlıştır?
a) Tövbe eden kişi ruhen rahata ve huzura erer.
b) Tövbe, hata ve kusur karanlığında önümüzü aydınlatan bir lambadır.
c) Tövbe, hata ve kusur kirlerini temizleyen tertemiz bir sudur.
d) Tövbe etmek için hiç günah işlenmemiş olması gerekir.
177) Aşağıdakilerden hangisi tövbe eden kişinin özen göstermesi gereken hususlarladan değildir?
a) Bir hata yaptıktan sonra hemen tövbe edilmelidir.
b) Yapılan hatayı bir daha yapmamaya samimi olarak niyet edip karar vermek gerekir.
c) Aynı hata veya kusuru işlememek için elden geldiğince çaba göstermek gerekir.
d) Tövbe ederken gelişigüzel sözler kullanılabilir
178) “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” tövbesi hangi Peygambere aittir?
a) Yusuf A.S. b) NuhA.S. c) Musa A.S. d) Yunus A.S.
179) “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” Tövbesi hangi Peygambere aittir?
a)Yusuf A.S. b) Nuh A.S. c) Musa A.S. d) Yunus A.S.
180) “Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helakini arttır” Tövbesi hangi Peygambere
aittir?
a) Yusuf A.S. b) Nuh A.S. c) Musa A.S. d) Yunus A.S.
181) “Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine zulmedenlerden oldum” Tövbesi hangi Peygambere aittir?
a) Yusuf A.S. b) Nuh A.S. c) Musa A.S. d) Yunus
TEMEL DİNİ BİLGİLER İBADET SORULARI
CEVAP ANAHTARI İBADET
1. D 21. C 41. D 61. A 81. C 101. D 121.B 141.D 161.D
2. C 22. D 42. D 62. B 82. A 102. A 122.D 142.C 162.D
3. B 23. D 43. A 63. A 83. C 103.B 123.A 143.C 163.C
4. C 24. D 44. B 64. D 84. A 104.D 124.C 144.D 164.A
5. A 25. C 45. A 65. B 85. B 105.A 125.A 145.D 165.D
6. D 26. D 46. C 66. B 86. C 106.B 126.B 146.A 166.D
7. A 27. C 47. B 67. A 87. A 107.B 127.B 147.A 167.A
8. B 28. C 48. D 68. C 88. A 108. C 128.D 148.C 168.D
9. C 29. D 49. C 69. A 89. A 109.D 129.B 149.D 169.B
10. B 30. C 50. D 70. B 90. A 110.A 130.C 150.D 170.D
11. B 31. D 51. D 71. C 91. B 111.A 131.A 151.B 171.A
12. D 32. A 52. C 72. C 92. C 112.D 132.B 152.A 172.A
13. B 33. D 53. A 73. A 93. B 113.C 133.B 153.D 173.B
14. C 34. C 54. B 74. B 94. A 114.C 134.B 154.C 174.C
15. D 35. D 55. A 75. C 95. C 115.C 135.D 155.A 175.A
16. B 36. C 56. A 76. A 96. C 116.B 136.A 156.B 176.D
17. A 37. C 57. C 77. B 97. B 117.D 137.C 157.C 177.D
18. C 38. D 58. B 78. B 98. A 118.B 138.A 158.D 178.A
19. B 39. B 59. D 79. D 99. C 119.A 139.C 159.B 179.C
20. A 40. A 60. A 80. C 100. D 120.B 140.C 160.B 180.B
181.D

TEMEL DİNİ BİLGİLER İTİKAD SORULARI
İTİKAD SORULARI
1. İslam dininin inanç yönünden en önemli şartı aşağıdakilerden hangisidir?
a- Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak
b- Her topluluğa peygamber gönderildiğine inanmak
c- Müslümanların birbirlerine selam vermesi
d- Yardıma muhtaç insanlara yardımda bulunmak
2. Allah’a iman aşağıdaki şartlardan hangisine aittir ?
a- İslamın şartları b- İmanın şartları c- Namazın Şartları d- Abdestin şartları
3. Aşağıdaki kısa surelerden hangisi Allah’ın bir olduğunu anlatır ?
a- İhlas Suresi b- Nas suresi c- Kevser suresi d- Felak suresi
4. Allah’ın sıfatlarından olan “Vücud” sıfatı aşağıdakilerden hangisine işaret eder?
a-Allah’ın her şeyi görmesi b- Allah’ın her şeyi işitmesi
c- Allah’ın her şeye gücü yetmesi d- Allah’ın var olması
5. “Allah’ın doğru ve güzel söz söylemesi” aşağıdaki sıfatlardan hangisidir?
a-İrade b- Basar c- Kelam d- Kudret
6. “Her şey Allah’ın dilemesiyle olur” Bu sıfat aşağıdakilerden hangisidir?
a- Hayat b- İlim c- Tekvin d- İrade
7. Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın “Zati” sıfatlarındandır?
a- Vücut b- Hayat c- Kudret d- Semi
8. Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın sıfatlarındandır?
a- Emanet b- Fetanet c- Beka d- Tebliğ
9. Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın isimlerinden değildir?
a- Rahman b- Samed c- Kur’an d- Alim
10. Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın “Rezzak” isminin anlamıdır?
a- Zengin b- Rızık veren c- Affedici d- Hayat veren
11. Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın isimlerinden değildir?
a- Rahman b- Samed c- İslam d- Şahid
12. Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın isimlerindendir?
a- İlim b- Hayat c- Basar d- Aziz
13. Aşağıdakilerden hangisinde ilk ve son peygamberin isimleri yer alır?
a- Adem-Muhammed (A.S.) b- İsa- Musa (A.S.)
c- Harun-Yahya (A.S.) d- Nuh-Hud (A.S.)
14. Aşağıdakilerden hangisi Peygamberlerin özelliklerinden değildir?
a- Sıdk b- Emanet c- İsmet d- Sefa
15. “Peygamberler her zaman doğru sözlüdürler” cümlesi aşağıdaki sıfatlardan hangisidir?
a- İsmet b- Sıdk c- Mü’min d-Müslüman
16. Aşağıdakilerden hangisi Kur’anda ismi geçen peygamberlerden değildir?
a- Hz. İdris b- Hz. Musa c- Hz. Süleyman d- Hz. Şit
17. Aşağıdakilerden hangisi bir peygamber ismidir?
a- Abdullah b- İsrafil c- Halis d- Harun
18. Aşağıdakilerden hangisi peygamberlerin görevlerinden değildir?
a- Allah’tan gelen emir ve yasakları insanlara bildirmek
b- İnsanlara iyi, doğru ve güzel olan her şeyi anlatmak ve örnek olmak
c- Her alanda kendilerine tabi olanlara örnek olmak, güzel ahlakı anlatmak
d- İnsanların işledikleri günahları bağışlamak
19. Aşağıdakilerden hangisi “Mucize” nin anlamını ifade etmektedir?
a- Peygamberliği ispatlamak için kendilerine verilen olağanüstü durum ve olaylar
b- Sihir yaparak insanları şaşkına çevirmek
c- İnsanlara Allah’ın mesajını ulaştırmak
d- Güzel ahlakı ve islam’ı insanlara anlatmak
20. Aşağıdakilerden hangisi Hz. Muhammed (A.S.)’i diğer peygamberlerden ayıran özellik değildir?
a-Son peygamber olması b- Bütün insanlığa gönderilmiş olması
c-Kendisine kitap verilmesi d- Son din olan İslam dinini temsil etmesi
21. Aşağıdakilerden hangisi Hz.Muhammed (A.S.)’in özelliklerinden değildir?
a- İlk peygamber olması b- Medine’ye hicret . .etmesi
c- 40 yaşında peygamber olması d- Miraca Yükselmesi
22. Aşağıdaki peygamberlerden hangisi kendisine kitap gönderilen peygamber değildir?
a- Hz.Musa b- Hz.İsa c- Hz.Muhammed d- Hz.Yunus
23. “Ahiret Gününe İman” Aşağıdakilerden hangisinin şartıdır?
a- İslamın b- İmanın c- Namazın d- Abdestin
24. “İnsanların yeniden dirilmesi” imanın şartlarından hangisine işaret eder?
a- Allah’a iman b- Ahirete iman c- Kitaplara İman d- Melekler iman
25. Kıyamet vakti geldiğinde “Sur’a” üflemekle görevli melek aşağıdakilerden hangisidir?
a- Cebrail b- Mikail c- İsrafil d- Azrail
26. Aşağıdakilerden hangisi insan öldükten sonra yaşayacağı olaylardan ilkidir?
a- Hesap verme b- Cehennem c- Cennet d- Sırat
27. “Kabir” Sözcüğü aşağıdakilerden hangisine işaret eder?
a- Doğum b- Yaşam c- Evlilik d- Ölüm
28. Hz.İsa günümüzde hangi dinin peygamberi olarak görülmektedir?
a- İslamın b- Hristiyanlığın c- Yahudiliğin d- Hinduizm
29. “Peygamberler Allah’dan aldıkları emirleri insanlara ulaştırırlar” cümlesi aşağıdakilerden hangisini açıklamaktadır?
a- İsmet b-Emanet c- Tebliğ d- Fetanet
30. Dünya hayatı ahirete göre neye benzetilmiştir?
a- Beşik b- Tarla c- Ev d- Terazi
31. “Dünya ahiretin tarlasıdır” sözü aşağıdakilerden hangisini ifade eder?
a- Hadis b- Ayet c- Kelam d- Atasözü
32. Allah’ın güzel isimlerine ne ad verilir?
a- İman b- İslam c- Esma-ül Hüsna d- Din
33. “Allah’ın her şeyi bilmesi” aşağıdakilerden hangisinin anlamını ifade eder?
a- Büyük b- Bağışlayan c- Kahhar d- Alim
34. Evrenin ve insanlığın son bulup yok olmasına ne ad verilir?
a- Kıyamet b- Mahşer c- Sur d- Dirilme
35. Allah’ın eşinin be benzerinin bulunmaması ve bir olması Allah’ın hangi sıfatıdır?
a- Vücud b- Kıdem c- Vahdaniyet d- Beka
36. Allah’ın “Dilediğini dilediğince yaratması” sıfatı aşağıdakilerden hangisidir?
. a- Hayat b- İlim c- Basar d- Tekvin
37. Allah’ın “Esmaü-l husna” olarak ifade edilen kaç tane ismi vardır?
a- 99 b- 89 c- 199 d- 24
38. Aşağıdakilerden hangisi “Kiramen Katibin” meleklerinin görevidir?
a- Cennet bekçisi b- Cehennem bekçisi c- Sorgu melekleri d- Sevap ve günah yazan
39. Dünya hayatından sonra başlayacak hayat aşağıdakilerden hangisidir?
a- Cennet hayatı b- Kabir hayatı c- Cehennem hayatı d- Mahşer hayatı
40. İnsanların Allah’ın huzurunda toplanacakları yere ne ad verilir?
a- Berzah b- Kabir c- Mahşer d- Hesap
41. “Her peygambere bir kitap verilmiştir” buna göre aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
a) Tevrat-Hz. Musa(as) b) İncil-Hz. İsa (as) c) Kuran-Hz. Muhammed (as) d) Zebur-Hz. Musa (as)
42. Kelime-i Tevhid in türkçe anlamı hangisidir?
A-Şahidlik etmek
B-Allah tan başka ilah olmadığına inanmak
. C-Allah tan başka ilah yoktur,Muhammed Allah ın elçisidir.
. D-Allah ın dışında hiç bir varlığa boyun eğilmeyeceğine inanmak.
43. Kelime-i Şehadet aşağıdakilerden hangisidir?
A-Lailahe illellah ,Muhammedürrasülüllah
B-Eşhedü ellailahe illellah, Muhammedürrasülüllah
C-Veeşhedü enne ,Muhammeden abdühü verasülüh.
D-Eşhedü ellailahe illellah veeşhedü enne Muhammeden abdühü verasülüh.
44. Kelime-i Şehadet in tam anlamı hangisidir?
A-Ben kabul ederim ki Allaht an başka ilah yoktur.Muhammed Allah ın kulu ve elçisidir.
B-Ben kabul eder ve şahitlik ederim ki Allahtan başka ilah yoktur.Ve yine kabul eder ve şahitlik
ederim ki Muhammed, Allah ın kulu ve elçisidir.
C-Allah tan başka ilah yoktur.Muhammed Allah ın kuludur.
D-Ben şahitlik ederim ki Allah birdir.Muhammed Allah ın Peygamberidir.
45. Kelime-i Tevhid hangisinde doğru olarak yazılmıştır?
A -Lailahe illellah , Muhammedürrasülüllah.
B-Eşhedü ellailahe illellah,veeşhedü enne Muhammeden abdühü verasülüh.
C-Sübhanellahi velhamdülillah
D-Lailahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin
46. İnsanlara Allah’ın mesajlarını ulaştıran, onları dine çağıran kimseye ne ad verilir?
A-Hoca B-Resül C- Tevhid D-İlah
47. Kelime-i şehadeti söyleyen ve İslam’a gönülden teslim olan kişiye ne denir?
A-Mümin B- İslam C-İnsan D- Müslüman
48. Aşağıdaki karışık kelime ve hecelerin doğru yazılışı hangi kavramı ifade eder?İllallah, Muhammedün, resülüllah, la, ilahe
A-Kelime-i Tevhid B- Kelime-i Şehadet C-Kelime-i sözcük D-İlahi ibadet
49. Dinin tarifi aşağıdakilerden hangisidir?
A-Akıl sahibi insanların kendi seçimleriyle tercih ettikleri yoldur.
B-Mecbur olarak kabul edilen Allah kanunu.
C-Akıl sahibi insanların kendi seçimleriyle tercih ettikleri, onları iyi, güzel ve doğru olan şeylere
yönlendiren ilahi öğütler bütünüdür.
D-Bütün insanların inanmak zorunda oldukları Allah sözüdür.
50. Allah’ın bütün peygamberler aracılığıyla gönderdiği dinin ortak adı nedir?
A-Hristiyanlık B-Yahudilik C-Hanif D-İslam
51. ‘’Şüphesiz Allah katında din İslam’dır.’’sözü nedir?
A-Hadis B-Ayet C-Kutsi hadis D-Farz
52. Barış ve esenlik, selamet, bağlanma, boyun eğme, teslim olma,s elam verme, neyin tarifidir?
A-Barış B-Özgürluk C- Din D- İslam
53. Hangisi peygamberler tarafından insanlara bidirilen temel ilkelerden değildir?
A-Allahın varlığına ve birliğine inanmak. B- Ondan başkasına kulluk etmemek
C-Ölümden sonra dirilişe inanmak D-Namaz kılmak
54. Hangisi İslam dininin temel özelliklerinden değildir?
A-İnsana kolaylıklar sunan, fakat kolayca uygulanamayan dindir.
B-İlahi bir dindir.
C-İnsan yaratılışına uygundur.
D-Aklın ve vicdanın rahatlıkla anlayabileceği ve kabulleneceği bir dindir.
55. Aşağıdakilerden hangisi İslamın şartlarından değildir?
A-Namaz kılmak B- Allah’tan başkasına kulluk etmemek
C-Zekat vermek D-Hacca gitmek
56. Hangisi imanın şartlarından değildir?
A-Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak B- Peygamberlere inanmak
C-Ahlak kurallarına inanmak D- Ölümden sonra dirilişe inanmak
57. Kim İslam’ı beş temel üzere kurulmuş bir binaya benzetmiştir?
A-Peygamber Efendimiz B-Allah(cc) C-Mevlana D-Yunus Emre
58. Aşağıdakilerden hangisinde yazım hatası yoktur?
A- Peygamber B-Oruc C-Müslüman D- İlaah
59. Aşağıdaki cümlelerden hangisi yanlış değildir?
A-İslam, eksikleri olan bir dindir. B-İslam, zor anlaşılır bir dindir.
C-İslam, ilahi bir dindir. D-İslam, kolayca uygulanamayan bir dindir.
60. İman en özlü biçimiyle nasıl ifade edilir?
A-Hacca giderek B-Kur’an okuyarak
C-Namaz kılarak D-Kelime-i şehadet söyleyerek
61. Aşağıdakilerden hangisi, imanın tam tarifidir?
A-Şüphe duymaksızın bir şeyi kabul etmemek
B-Güvenerek onaylamak
C-Şüphe duymaksızın bir şeyi kabul etmek, doğrulamak, güven duyarak onaylamak.
D-Allah a inanmak
62. Yaratılan varlıklar içerisinde insanı diğer varlıklardan ayıran özellikler nelerdir?
A-Akıl sahibi bir varlık olması B-Yiyen ve içen bir varlık olması
C-Çoğalan varlık olması D-Doğup, büyüyüp ve ölmesi.
63. İnsanı en mutlu ve huzurlu yapan özellik nedir?
A-İnanç B-Zenginlik C-Çok okumak D- İyi bir işte çalışmak
64. Allah’a, Hz.Peygamber’e (as) ve onun getirdiği her şeye kalpten inanıp bunları kabul eden kişiye ne denir?
A-Müslüman B-Muhacir C-Mücahit D- Mümin
65. Allah’ın dinine ve Hz. Peygamber’in (as) bildirdiği her şeye gönülden teslim olup inandıklarını yaşamaya çalışan kişiye ne denir?
A-Müslüman B-Mümin C- Muhlis D-Muhacir
66. İman esasları hangi metinde anlatılmaktadır?
A-Sübhaneke B- Salli- barik C- Amentü D-Kunut duası
67. Hangisi meklerin özelliklerinden değildir?
A-Müminler için dua ederler B-Gece gündüz Allah ı zikrederler
C-Oruç tutarlar D-Nurdan yaratılmışlardır
68. Hangisi peygamberlerin görevlerinden değildir?
A-Allah tarafından bildirilen mesajları insanlara ulaştırmaktır.
B- Peygamberler, gaybı(geleceği) bilirler.
C-Peygamberler, dini insanlara öğretirler.
D-Peygamberler, örnek şahsiyetlerdir.
69. Ahiret hayatına inanmak müminlere ne kazandırmaz ?
A-İnsanların hayatının şekillenmesinde rol üstlenir.
B-Dünyayı bir sınav yeri olarak değerlendirir.
C-Ölümü bir son ve yok oluş olarak görmez.
D-İyi bir kul olmak için öldükten sonra da ibadet etmesi gerektiğine inanır.
70. Aşağıdakilerden hangisi meleklerin özelliklerinden biridir?
a) Oruç tutarlar.
b) Evlenir çoğalırlar
c) Ateşten yaratılmışlardır.
d) Allah`ı tesbih ederler.
71. Aşağıdakilerden hangisi melek kelimesinin anlamı değildir?
a) Elçilik b) İdarecilik c) İyilik d) Kuvvet
72. Aşağıdakilerden hangisi İsrafil meleğinin görevidir?
a) Kıyametin haberi olan sura üfürmek.
b) Tabiat olaylarını düzenlemek
c) Can almak.
d) Vahiy getirmek.
73. Asağıdaki meleklerden hangisi insanın sağında ve solunda bulunur?
a) Cebrail b) Mikail
c) Kiramen Katibin d) Münker-Nekir
74. Aşağıdakilerin hangisi meleklerin özelliklerinden değildir?
a) Bol bol tevbe ederler.
b) Bol bol tesbih ederler.
c) Son derece süratli, güçlü ve kuvvetli varlıklardır.
d) Güzel koku ve güzel sözlerden hoşlanırlar.
75. Aşağıdakilerden hangisi meleklerin görevlerinden değildir?
a) Peygamberlere vahiy getirmek.
b) İnsanların iyi ve kötü davranışlarını kaydetmek.
c) Cennet ve cehennemde kendilerine verilen görevleri yerine getirmek.
d) Kıyamet günü insanları sorgulamak.
76. Aşağıdakilerden hangisi cinlerin özelliklerindendir?
a) Allah`a kulluk ve ibadetle mükelleftirler.
b) Nurdan yaratılmıslardır.
c) İnsanları korumakla görevlidirler.
d) Dişilikleri erkeklikleri yoktur.
77. Aşağıdakilerden hangisi şeytanın özelliklerindendir?
a) Cinlerden de, insanlardan da olabilirler.
b) İnsanı kötülükten menederler.
c) Allah’ın emrinden hiç çıkmamışlardır.
d)Nurdan yaratılmışlardır.
78. Aşağıdakilerden hangisi meleklerin özelliklerinden değildir?
a) Allah’ın emri ve izniyle çeşitli sekil ve kılıklara bürünebilirler.
b) Günah islediklerinde meleklikten çıkarlar.
c) İnsanı önünden ve ardından takip edenleri vardır.
d) Kanatları vardır.
79. Meleklere iman insana aşağıdakilerden hangisini kazandırmaz?
a) Kendisini çevreleyen varlıkların çokluğunu düşünür ve Allah’ın kudretine hayranlığı artar.
b) Yazıcı Meleklerin kendisinin yaptığı iyi ve kötü davranışları kaydettiğini bilir daha dikkatli
davranır.
c) Meleklerin kendisi için dua ettiğini bilir ve bundan manevi güç alır.
d) Herhangi bir günah işlediğinde meleklerin kendisi için zaten af dilediğini bilir ve tövbe etmeye
gerek kalmaz.
80. Aşağıdakilerden hangisi Cebrail meleğinin görevidir?
a) Tabiat olaylarını düzenlemek b) Sur’a üfürmek
c) Vahiy getirmek d) Can almak
81. Tabiat olaylariyla ilgilenen meleğin adı nedir?
a) Kiramen Katibin b) Münker-Nekir c) İsrafil d) Mikail
82. Aşağıdakilerden hangisi dört büyük meleğin görevlerinden degildir?
a) Vahiy getirmek. b) Sorgu sual sormak.
c) Tabiat olaylarıyla ilgilenmek. d) Kıyamet günü sura üflemek
83. Aşağıdakilerden hangisi Meleklerin görevleri arasında sayılamaz?
a) Cennet ve cehennemde kendilerine verilen görevleri yerine getirmek.
b) İnsanların iyi ve kötü tüm fiillerini kaydetmek.
c) İnsanlara zor anlarında yardım etmek.
d) İnsanların kalplerine ferahlık vermek.
84. Aşağıdakilerden hangisi kitaplara imanın faydalarından değildir?
a) Allahın vahyinin kullarıyla konuşmak olduğunu bilmek.
b) Allahın kitabını okumak ve okunulanların gönüllere huzur ve şifa verdiğini bilmek.
c) Milyarlarca insanin ayni kitabi okuduğunu bilmek ve birlik ve beraberlik duygularını geliştirmek.
d) Sadece bir yakinini kaybettiğinde okunması gereken bir kitap olduğunu düşünmek.
85. Aşağıdakilerden hangisi dört büyük kitaplardan degildir?
a) Mesnevi b) Zebur c) İncil d) Tevrat
85. Aşağıdakilerden hangisi Musa AS.peygambere gönderilmistir.
a) Tevrat b) İncil c) Kur’an d) Zebur
86. Aşağıdakilerden hangisi Davut A.S.Peygambere gönderilmiştir.
a) Tevrat b) İncil c) Kur’an d) Zebur
87. Aşağidaki kitaplardan hangisi orjinalligini korumaktadır?
a) Tevrat b) İncil c) Kur’an d) Zebur
88. Günümüzde Mezmurlar adı altında Tevrat içerisinde bir bölüm olarak yer alan Kutsal kitap
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Ahd-i Atik b) İncil c) Kur’an d) Zebur
89. Aşağıdaki Kutsal Kitaplardan hangisi Ahd-i Cedid (Yeni Ahid) ismiyle bilinir?
a) Tevrat b) İncil c) Kur’an d) Zebur
90. Aşağıdakilerden hangisi Kuran-i Kerimin diğer isimlerinden değildir?
a) Furkan b) Zikir c) Hüda d) Ahd-i Cedid
91. Aşağıdaki Kitaplardan hangisi bütün insanlığa gönderilmiştir?
a)Tevrat b)Zebur c)İncil d)Kur’an
92. Aşağıdakilerden hangisi Ehl-i Kitap değildir?
a) Yahudiler b) Hristiyanlar c) Müslümanlar d) Müşrikler
93. Aşağıdaki peygamberlerden hangisine kitap gönderilmiştir?
a) Hz. İbrahim b) Hz. Adem c) Hz. Musa d) Hz. İdris
94. Hz. Sit (a.s)’a kaç suhuf gönderilmiştir?
a) 50 b)20 c)10 d)30
95. Aşağıdaki peygamberlerden hangi ikisine 10`ar suhuf gönderilmiştir?
a) Hz. Sit-Hz. Adem b) Hz. İdris- Hz. İbrahim
c)Hz. Sit- Hz. İbrahim d) Hz. Adem-Hz.İbrahim
96. Allahin ilim, irade ve kudretiyle ezelden ebede kadar olmuş ve olacak herşeyi bilmesine ne
denir?
a) Kaza b) Kader c) Hayır d) Şerr
97. Yapılması gereken herseyi yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmak aşağıdakilerden hangisidir?
a) Temayül b) Tevekkül c) Tefekkür d) Tekebbür
98. Yenilen içilen türden, Allahın kullarına vermiş olduğu şeylere ne denir?
a) Rızık b) Nimet c) Yemek d) Hediye
99. Aşağıdakilerden hangisi son kutsal kitaptır?
a)Kur’an-ı Kerim b)İncil c)Zebur d)Tevrat
100. Bir kimsenin dinin buyruklarını yerine getirmek için yaptığı iş, eylem ve ibadete ne ad verilir.
a)Din b)Şahadet c)Amel d)İtaat
101. Kalbiyle inanmadığı halde diliyle inandığını söyleyen kimseye ne ad verilir?a)Müşrik b)Münafık c)Kafir d)Mecusi
CEVAP ANAHTARI İTİKAD
1. A 21. A 41. D 61. C 81. D
2. B 22. D 42. C 62. A 82. B
3. A 23. B 43. D 63. A 83. C
4. D 24. B 44. B 64. D 84. D
5. C 25. C 45. A 65. A 85. A
6. D 26. A 46. B 66. C 86. D
7. A 27. D 47. D 67. C 87. C
8. C 28. B 48. A 68. B 88. D
9. C 29. C 49. C 69. D 89. B
10. B 30. B 50. D 70. D 90. D
11. C 31. A 51. B 71. C 91. D
12. D 32. C 52. D 72. A 92. D
13. A 33. D 53. D 73. C 93. C
14. D 34. A 54. A 74. A 94. D
15. B 35. C 55. B 75. D 95. D
16. D 36. D 56. C 76. A 96. B
17. D 37. A 57. A 77. A 97. B
18. D 38. D 58. C 78. B 98. A
19. A 39. B 59. C 79. D 99. A
20. C 40. C 60. D 80. C 100.C
101.B

TEMEL DİNİ BİLGİLER SİYER SORULARI
1. Kur’an’da “alemlere rahmet” olarak gönderildiği bildirilen peygamber kimdir?
a) Hz. İbrahim b) Hz. İsa c) Hz. Musa d) Hz. Muhammed
2. “Muhammedü’l-Emin” hangi anlama gelmektedir?
a) Muhammed Peygamber b) Sevilen Muhammed
c) Güvenilir Muhammed d) Değerli Muhammed
3. Aşağıdaki peygamberlerden hangisi özellikle “emin” adıyla nitelenmiştir?
a) Hz. İsa b) Hz. Muhammed c) Hz. Musa d) Hz. Adem
4. Peygamberimiz’in Mekke’den hicret etmeden önce yanındaki emanetlerin sahiplerine teslim edilmesi için Hz. Ali’yi görevlendirmesi O’nun daha çok hangi özelliğinin bir ifadesidir?
a) Alçakgönüllülüğünün b) Hoşgörüsünün
c) Güvenilirliğinin d) Adaletinin
5. Peygamberimiz, Mekke’den hicret ederken, korunması için kendisine bırakılmış emanetleri neden Hz. Ali’ye teslim etmiştir?
a) İhtiyaçlarını karşılaması için b) Malları sahiplerine geri vermesi için
c) Daha sonra kendisine getirmesi için d) Hz. Ali istediği için
6. Peygamberimiz’in insanlarla ilişkilerinde din ve akrabalık farkı gözetmemesi O’nun daha çok hangi özelliğinin bir ifadesidir?
a) Adaletinin b) Güvenilirliğinin c) Cömertliğinin d) Hoşgörüsünün
7. “Ey efendimiz ve Efendimiz’in oğlu!” diyerek kendini öven bir sahabiye Peygamberimiz şöyle karşılık verdi: “Ey insanlar! Günahlardan sakının, şeytan sizi yanıltmasın. Ben
Abdullah’ın oğlu Muhammed’im, Allah’ın kulu ve elçisiyim. Beni Allah’ın çıkardığı makamdan daha yukarı çıkarmanızdan hoşlanmam.” Bu olay Peygamberimiz’in hangi sıfatı ile ilgilidir?
a) Alçakgönüllülük b) Cömertlik c) Adalet d) Sabır
8. “Peygamberimiz üç günden fazla elinde mal bekletmez, o mal dağıtılmadıkça evine uğramazdı.” Bu ifade, Peygamberimiz’in daha çok hangi özelliğini anlatmaktadır?
a) Doğruluk b) Sabır c) Hoşgörü d) Cömertlik
9. Peygamberimiz en çok hangi ay içerisinde daha cömertçe hareket ederdi?
a) Ocak b) Muharrem c) Ramazan d) Nisan
10.“Vallahi hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa cezalandırırdım” sözü Peygamberimiz’in daha çok hangi özelliğini ön plana çıkarmaktadır?
a) Adaletini b) Alçakgönüllülüğünü c) Sabrını d) Cesaretini
11. Peygamberimiz, karşısında korkudan titreyen birine aşağıdaki sözlerden hangisini söylemiştir:
a) “Korkma! Ben hükümdar değilim. Kuru et pişirerek karnını doyuran bir kadının oğluyum.”
b) “Korkma! Ben bir peygamberim”
c) “Korkmana gerek yok. Sana bir şey yapacak değilim.”
d) “Korkma! Ben peygamberim, ama annem de hep yoksulluk içinde yaşadı.”
12. “Vallahi hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa cezalandırırdım” sözü hangi olay için söylenmiştir?
a) Kızı hırsızlık yaptığı zaman
b) Saygın bir kadının cezalandırılmasının uygun olmayacağı söylendiği zaman,
c) Hırsızlığın ne kadar kötü bir davranış olduğunu anlatmak için
d) Fatıma’yı uyarmak için
13. Peygamberimiz’in ilk eşi ve evlilik süresi aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?
a) Aişe – 25 b) Hatice – 25 c) Hatice – 22 d) Aişe – 22
14. Peygamberimiz eşiyle zaman zaman spor müsabakaları yapardı. Aşağıdaki şıklardan hangisinde eşi ve yaptığı müsabaka doğru olarak verilmiştir?
a) Hz. Hatice – Atıcılık
b) Hz. Aişe – Koşu
c) Hz. Zeynep – Koşu
d) Hz. Aişe – Atıcılık
15. Bir eş olarak Peygamberimizi tanımlamada uygun düşmeyen şık hangisidir?
a) Peygamberimiz aile fertlerine karşı nazik ve yumuşaktı.
b) Peygamberimiz, çok işi olduğu için, ailesine uğrayacak zaman bulamıyordu.
c) Peygamberimiz aile fertlerine yardımcı olmaktan geri durmazdı.
d) Peygamberimiz Allah’ın emirlerini ilk olarak aile fertlerine aktarırdı.
16. Aile hayatıyla ilgili olarak “Ailesine Resulüllah’tan daha şefkatli kimseyi görmedim” diyen ve Peygamberimiz’in evinde büyüyen sahabi kimdir?
a) Hz. Ebubekir b) Hz. Ali c) Hz. Enes d) Hz. Hüseyin
17. “Gönül üzülür, gözler yaşarır ama yine de biz Rabbimizin hoşuna giden sözler söyleriz” sözü niçin söylenmiştir?
a) Ağlamanın erkeklere yakışmadığını anlatmak için
b) Ağlamakla bir şey elde etmenin mümkün olmadığını söylemek için
c) Amcası Ebu Talib’in vefatına ağlamanın fayda vermeyeceğini söylemek için
d) Oğlu İbrahim’in vefatına ağlamasını yadırgamanın doğru olmadığını anlatmak için
18. Bir baba olarak Peygamberimizi tanımlamada uygun düşmeyen şık hangisidir?
a) Peygamberimiz çocuklarına karşı şefkat ve sevgi dolu bir babaydı.
b) Peygamberimiz çocuklarının sorunları ve ihtiyaçlarıyla daima ilgilenirdi.
c) Peygamberimiz yaramaz çocukları bazen dövmenin iyi olacağını söylemiştir.
d) Peygamberimiz, namazda babalarının sırtına çıkan çocuklara kötü davranılmamasını
istemiştir.
19. “Peygamberimiz, her yanına geldiğinde ayağa kalkar, onu alnından öper ve yerine oturturdu.” Bu söz, Peygamberimiz’in hangi çocuğu için söylenmiştir?
a) Hz. Zeynep b) Hz. Ümmü Gülsüm
c) Hz. İbrahim d) Hz. Fatıma
20. Peygamberimiz’in torunlarının adı hangisinde doğru olarak verilmiştir?
a) Ahmet – Mehmet b) Hasan – Hüseyin
c) Ayşe – Fatma d) Zeynep – Hatice
21. Kim başkalarına merhametli davranmazsa Allah da ona merhametli davranmaz” sözü hangi olay üzerine söylenmiştir?
a) Peygamberimiz’i torunlarını severken gören birinin “benim on çocuğum var; hiçbirini
kucaklayıp öpmedim” demesi üzerine
b) Çocuklarını döven bir babayı görmesi üzerine
c) Allah’ın merhametinin sınırsız olduğunu anlatmak istemiştir.
d) Bir hayvana kötü davranan birini görmesi üzerine
22. “Benim 10 çocuğum var. Şimdiye kadar hiçbirini kucaklayıp öpmedim” sözüne Peygamberimiz nasıl bir karşılık vermiştir?
a) “Kim başkalarına merhametli davranmazsa Allah da ona merhametli davranmaz.”
b) “Sen pek katı kalpli biriymişsin. Git çocuklarını öp.”
c) “On çocuk çok fazla. Çok çocuk sahibi olmak iyi değildir.”
d) “Zaten çocukları öpmek iyi değildir. Kucaklaman yeterli.”
23. Peygamberimiz’in “Allah’ım ben onları seviyorum, sen de onları sev” dediği kimlerdir?
a) Torunları: Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin b) Çocukları : Fatıma ve Zeynep
c) Torunları : Ümame ve Üsame d) Çocukları: İbrahim ve Abdullah
24. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in anne ve babası kimdir?
a) Aişe – Muhammed b) Hatice – Muhammed
c) Fatıma – Hüseyin d) Fatıma – Ali
25. Bir komşu olarak Peygamberimiz’i tanımlamada uygun düşmeyen şık hangisidir?
a) Peygamberimiz komşularına saygı gösterir ve onlara kibar davranırdı.
b) Peygamberimiz komşularına selam verir ve güler yüz gösterirdi.
c) Peygamberimiz “komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurmuştur.
d) Peygamberimiz komşularına bazen saygı gösterir ve kibar davranırdı.
26.“….. açken tok yatan bizden değildir.” Boşluğa aşağıdakilerden hangisi uymaktadır?
a) Komşusu b) Arkadaşı c) Annesi d) Kardeşi
27. “Bir hediyem ve iki komşum var. Hediyeyi hangisine vereyim” diye soran Hz. Aişe’ye Peygamberimiz nasıl bir cevap vermiştir?
a) En sevdiğin arkadaşına b) En yakın akrabana
c) En yakın komşuna d) En sevdiğin komşuna
28. Cebrail’in Peygamberimiz’e iyilik etmesi konusunda çok fazla tavsiyede bulunduğu ve “neredeyse mirasçı kılınacaklardı” dediği kişiler kimlerdir?
a) Komşular b) Arkadaşlar c) Dostlar d) Akrabalar
29. Bir arkadaş olarak Peygamberimiz’i tanımlayan en uygun şık hangisidir?
a) Peygamberimiz arkadaşları için güven kaynağıydı.
b) Peygamberimiz arkadaşlarına karşı çok şakaçıydı.
c) Peygamberimiz arkadaşlarını her şeyden çok severdi.
d) Peygamberimiz arkadaşlarıyla zaman geçirmekten çok hoşlanırdı.
30. Hicret yolculuğu sırasında Peygamberimiz’e arkadaşlık yapan kişi kimdir?
a) Hz. Ali b) Hz. Ebubekir c) Hz. Ömer d) Hz. Osman
31. Ebu Talip sıkıntıya düştüğünde Peygamberimiz amcasının geçimini kolaylaştırmak için onun oğlu Ali’yi yanına alarak bakımını üstlendi. Bu olay Peygaberimiz’in daha çok hangi özelliğini anlatır?
a) Cömertlik b) Merhamet c)Vefa ve yardımseverlik d) Sabır ve tevekkül
32.Peygamberimiz’in faiz ve kan davasını ilk olarak akrabaları arasında kaldırmasının anlamı nedir?
a) Akrabalık ilişkilerine önem vermesi
b) Önce yakınlarından başlayarak Allah’ın emirlerinin uygulanmasında adil olduğunu
göstermesi
c) Akrabalarını çok sevmesi
d) Gerekirse yakınlarını cezalandırmaktan geri durmayacağı
33. Peygamberimiz’in ilk kaldırdığı kan davası hangisidir?
a) Amcası Abbas’ın kan davası
b) Dedesi Abdulmuttalib’in kan davası
c) Amcası Abbas’ın torunu Rebia’nın kan davası
d) Dedesi Abdulmuttalib’in torunu Rebia’nın kan davası
34. Peygamberimiz’in ilk kaldırdığı faiz davası hangisidir?
a) Dedesi Abdulmuttalib’in torunu Rebia’nın faizi
b) Amcası Abbas’ın faizi
c) Dedesi Abbas’ın torunu Rebia’nın faizi
d) Amcası Abdulmuttalib’in faizi
35. Peygamberimiz’in, İslam medeniyetinin evrensel ve insani ilkeler çerçevesinde temellerini attığı ve Medinelilerden bu ilkelere uyacaklarına dair söz aldığı ilk olay hangisidir?
a) Veda Hutbesi b)Akabe Biatları c) Medine Vesikası d) Veda Haccı
36. Akabe biatlarında aşağıdakilerden hangisine yer verilmemiştir?
a) İbadet etmenin önemi b) Hırsızlık yapmamak
c) Zina yapmamak d) Allah’a ortak koşmamak
37. Aşağıdakilerden hangisi Akabe biatlarında yer almaktadır?
a) İftira etmekten sakınmak b) İbadet etmenin önemi
c) Namaz kılmanın fazileti d) Oruç tutmanın önemi
38. Peygamberimiz’in evrensel ve insani ilkelerinin özetlendiği son konuşmasının adı nedir?
a) Akabe Biatı b) Medine Sözleşmesi c)Veda Hutbesi d) Veda Haccı
39. Veda Hutbesi’nde aşağıdakilerden hangisine yer verilmemiştir?
a) Emanetleri sahiplerine vermek b) Kadınlara iyi davranmak
c) Hırsızlık ve zinadan uzak durmak d) Selam vermek
40. Aşağıdakilerden hangisi Veda Hutbesi’nde yer almaktadır?
a) Selam vermenin önemi b) Eğitim ve öğretimin önemi
c) İnsanların eşit olduğu fikri d) Kurban kesmenin fazileti
41. Veda Hutbesi’nde Peygamberimiz’in Müslümanlara bıraktığı iki rehber aşağıdakilerden hangisidir?
a) Kur’an-ı Kerim – Sünnet b) Sünnet – İcma
c) Kitap – İcma d) Kur’an-ı Kerim – Siyer
42. Veda Hutbesi’nde en çok hangi konular üzerinde durulmuştur?
a) Sosyal konular b) Siyasal konular c) İbadet konuları d) İtikad konuları
43. Peygamberimiz’in, amcası Hz. Hamza’yı öldüren Vahşi’yi bile affetmesi onun hangi özelliğini en iyi anlatır?
a) Sabır ve Hoşgörüsünü b) Tevekkülünü c) Adaletini d) Güvenilirliğini
44. Peygamberimiz’in Hz. Aişe’yle yaptığı iki koşu yarışması nasıl neticelenmiştir?
a) İlkinde Peygamberimiz, ikincisinde Hz. Aişe kazanmıştı.
b) İlkinde Hz. Aişe, ikincisinde Peygamberimiz kazanmıştı.
c) Her iki yarışmada da Peygamberimiz kazanmıştır.
d) Her iki yarışmada da Hz. Aişe kazanmıştır.
45. Peygamberimiz’in, kızı Fatıma’nın kendisine hizmetçi isteğini reddetmesi O’nun daha çok hangi özelliğiyle ilgilidir?
a) Cömertliği b) Sade yaşama isteği c) Alçakgönüllülüğü d) Adaleti
46. Bir baba olarak Peygamberimizi tanımlayan en uygun ifade hangisidir?
a) Peygamberimiz sabahları çocuklarının kapılarının önüne giderek onları namaza kaldırırdı.
b) Peygamberimiz çocuklarına her istediklerini verirdi.
c) Peygamberimiz kızlarını daha çok severdi.
d) Peygamberimiz erkek çocuklarını daha çok severdi.
47. Bir eş olarak Peygamberimizi tanımlayan en uygun ifade hangisidir?
a) Peygamberimiz ev süpürmenin, elbise dikmenin erkek işi olmadığını düşünürdü.
b) Peygamberimiz, eşine danışma gereği duymazdı.
c) Peygamberimiz eşine danışmaktan çekinmezdi.
d) Peygamberimiz, eşiyle oynamayı ayıp sayardı.
48. Bir komşu olarak Peygamberimizi tanımlayan en uygun ifade hangisidir?
a) Peygamberimiz evde pişen yemekte komşunun da hakkı olduğunu söylerdi.
b) Peygamberimiz kötü komşuyu azarlamanın gerekli olduğunu düşünürdü.
c) Peygamberimiz komşularına miras bırakmıştır.
d) Peygamberimiz sevdiği komşularına öncelik verirdi.
49.Aşağıdaki ifadelerden hangisi Peygamberimiz’in doğruluk sıfatı ile bağdaşmamaktadır?
a) Peygamberimiz asla yalan söylemezdi.
b) Peygamberimiz kendisine eziyet edenlerin mallarını korumanın gerekli olmadığını
düşünürdü.
c) Peygamberimiz, doğru olmayan şakalar yapmazdı.
d) Peygamberimiz emanete ihanet etmezdi.
50. Aşağıdaki ifadelerden hangisi Peygamberimiz’in adaleti ile bağdaşmamaktadır?
a) Peygamberimiz, Yahudilerin haklarını korumanın kendi görevi olmadığını düşünürdü.
b) Peygamberimiz, başka dinden olanların haklarını aramaktan geri durmazdı.
c) Peygamberimiz zorluklarla karşılaştığında dahi adaletten ayrılmazdı.
d) Peygamberimiz, kendi aleyhine de olsa adil davranmaktan çekinmezdi.
51. Peygamber Efendimiz hangi şehirde doğmuştur?
A-Medine B-Kudüs C-Cidde D-Mekke
52. Peygamber Efendimiz’in doğduğu dönemde Mekke´de ki insanların en önemli geçim
kaynağı ne idi?
A-Tarım B-Hayvancılık C-Madencilik D-Ticaret
53. Peygamberimiz Mekke yönetiminde söz sahibi olan ve hacıların ağırlanması gibi görevleri de üstlenen bir soya mensuptur. Geldiği soyun adı nedir?
A-Kureyşin Haşimoğulları kolundan B-Kureyşin Hanif soyunda
C-Kureyşin Aşıroğulları kolundan D-Kureyşin Abbasoğulları
kolundan
54. Peygamberimiz’in babasının adı nedir?
A-Abdulmuttalip B-Abdullah C-Abbas D-Hamza
55. Efendimiz’in ilk eşinin adı nedir?
A-Fatıma B-Aişe C-Ümmü Gülsüm D-Hatice
56. Pegamber Efendimiz hangi tarihte dünyaya geldi?
A-18 Mart 571 B-20 Nisan 571 C-20 Nisan 570 D-18 Mart 570
57. Peygamberimiz’e “göklerde ve yerde herkes tarafından övülsün” diye Muhammed ismini veren kimdir?
A-Babası Abdullah C-Amcası Abbas
B-Annesi Amine D-Dedesi Abdulmuttalip
58. Peygamberimiz, Mekke sıcak ve kurak olduğundan 4 yaşına kadar çocukluğunu süt annesinin yanında geçirdi. Yanında kaldığı süt annesinin adı nedir?
A-Halime B-Amine C-Aişe D-Hatice
59. Efendimiz’in süt kardeşinin adı nedir?
A-Halime B-Aişe C-Şeyma D-Rukiyye
60. Efendimiz henüz dünyaya gelmeden babasını, daha çocuk yaşlarda annesini kaybetti. Annesi Hz. Amine vefat ettiğinde Peygamberimiz kaç yaşında idi?
A-5 B-6 C-7 D-8
61. Efendimiz çocukluk ve gençlik yıllarını akrabalarından kimin yanında geçirdi?
A-Amcası Abbas B-Amcası Ebu Talip
C-Amcası Hamza D-Amcası Ebu Leheb
62. Peygamberimiz’in ilk ticaret yolculuğuna çıktığında Rahib Bahira ile karşılaştığı yer hangisidir?
A-Yemen B-Şam C- Bursa D-Busra
63.Peygamberimiz’e Mekke´liler “Muhammed’ül-Emin“ diyorlardı. Peygamber
Efendimiz’in daha çok hangi özelliğinden dolayı bu ismi vermişlerdi?
A-Cömert ve iyiliksever olmasından C-Büyüklere karşı hürmetli olmasından
B-Dürüst ve güvenilir olmasından D-Güler yüzlü ve tatli dilli olmasından
64. Mekke´nin ileri gelenlerince kötülüklerin arttığı, zayıf ve güçsüzlerin haklarının yendiği bir sırada kurulan ve Peygamberimiz’in de katıldığı “Hilful Fudul“ teşkilatının amacı ne idi?
A-İnsanlara iş bulmak
B-Suçlunun karşısında birlik olup haksızlığa uğrayanlara yardımcı olmak.
C-Mazlumların maddi ihtiyaclarını karşılamak
D-İnsanların eğitimine yardımcı olmak
65. Efendimiz’in amcasının maddi durumu iyi olmadığından yanına aldığı ve daha çok kendi yanında yetiştirdiği amcasının oğlunun adı nedir?
A-Hz. Ali B-Hz. Ebubekir C-Hz. Ömer D-Hz. Osman
66. Aşağıdakilerden hangisi Efendimiz’in çocuklarından biri değildir?
A-Rukiye B-Zeyneb C-Kasım D-Zeyd
67. Efendimiz’e ilk vahyi getiren meleğin adı nedir?
A-Azrail B-Cebrail C-Mikail D-İsrafil
68. İslam´da ilk emir nedir?
A-Namaz B-Oruc C-Hac D-Oku
69. İlk vahiy Peygamberimiz’e hangi yılda geldi?
A- 610 B- 623 C- 571 D- 632
70. Allah´ın Kur´an’dan Peygamberimiz’e indirdiği ilk ayetler hangisidir?
A-Fatiha Suresi B-Kevser Suresi
C-Alak Suresi’nin ilk 5 ayeti D-Yasin Suresi
71. Peygamberimiz’e ilk vahiy gelince başından geçenleri kime anlattı? Kim kendisini teselli etmişti?
A-Amcası Ebu Talip B-Dedesi Abdulmuttalib
C-Amcası Hamza D-Eşi Hz. Hatice
72. Peygamberimiz’e ilk vahiy gelince Hz. Hatice’nin kendisine götürdüğü ve “Bu Allah´ın Musa´ya ve İsa´ya gönderdiği mesajdır“ diyerek Peygamberimiz’i teselli eden kimdir?
A-Hz.Ali B-Varaka C-Abdulmuttalib D-Ebu Talib
73. Allah Teala, Peygamberimiz’e ilk vahiyden sonra yakın çevreye İslam´ın duyrulmasını emreden ayetler indirdi. Bunlar hangi ayetler idi?
A-Müddesir Suresi’nin ilk 5 ayet B-Alak Suresi’nin ilk 5 ayeti
C-Bakara Suresi’nin ilk 5 ayeti D-Müzzemmil Suresi’nin ilk 5 ayeti
74. Peygamberimiz’e ve getirdiği yüce hakikatlere ilk inanan hanım kim idi?
A-Hz. Aişe B-Hz. Amine C-Hz. Hatice D- Hz. Fatıma
75. Aşağıdakilerden hangisi Peygamberimiz’e ilk iman edenlerden biri değildir?
A-Hz. Ali B-Hz. Hatice C-Hz. Ebubekir D-Hz. Ömer
76. Müslümanlar Mekke´de daha çok gizlice nerede bir araya gelerek Allah´ın emirlerini öğrenip, ibadet ediyorlardı?
A-Peygamberimiz’in evinde B-Erkam´ın evinde
C-Ebu Bekir´ in evinde D-Hz. Ali´nin evinde
77. Aşağıdakilerden hangisi müslümanlara baskı ve işkence yapanlardan biridir?
A-Varaka B-Bahira C-Ümmü Eymen D-Ebu Cehil
78. Kur´an’da, hakkında hususi bir süre olan, Peygamber Efendimiz’in yakınlarına başlattığı davete ilk itirazı yapan, kızları ve oğulları nişanlı iken baskı yaparak oğullarını ayıran şahıs kimdir?
A-Ebu Cehil B-Ebu Leheb C-Ebu Süfyan D-Ebu İshak
79. Aşağıdaki şahısların hangisi şehit olan ilk müslümanlardan biridir?
A-Yasin B-Yasir C-Usame D-Zeyd
80. Hz. Ömer´in müslüman olmasına etki eden en önemli hadise nedir?
A-Tüm akrabalarının müslüman olması B-Mekke´nin ileri gelenlerinin müslüman olması
C- Dinlediği Kur´an ayetleri D-Dinlediği güzel sözler
81. “Bir elime güneşi bir elime ayı verseler de bu davamdan vazgeçmem” sözü kime aittir?
A-Hz. Ali B-Hz. Ebubekir C-Hz. Ömer D-Hz. Muhammed
82. İslam´dan önce Arabistan´da putlara tapmayan, kötülükten uzak duran, bir olan Allah’a inanan kimseler de vardı. Bunlara ne isim veriliyordu?
A-Müslüman B-Hanif C-Hrıstiyan D-Yahudi
83. Müslümanlar Mekke´de kendilerine yapılan eziyetten dolayı ilk defa nereye hicret ettiler?
A-Medine B-Taife C-Habeşistan D-Şam
84. Habeşistan’a hicret eden müslümanların arasında bulunan ve Peygamberimiz’in de damadı olan sahabi kimdir?
A-Hz. Osman B-Hz. Ali C-Hz. Ebubekir D-Hz. Ömer
85. Müslümanların ilk hicret yurdu olan Habeşistan’da Müslümanları iyi bir şekilde ağırlayan ve onlara iyilikte bulunan hükümdarın ismi nedir?
A-Habeşi B-Necaşi C-Harisi D-Haşimi
86. Habeşistan kralı Necaşi, Müslümanları şikayet eden müşriklere nasıl davrandı?
A-Müslümanları iade etti.
B-Müslümanları haksız buldu.
C-Himayesinde istedikleri kadar kalabileceklerini söyledi.
D-Mekke’li müşrikler istediklerini aldılar.
87. Mekkeliler, müslümanları dinlerinden döndürmek için, boykot kararı aldılar ve müslümanlara üç yıl boykot uyguladılar. Alınan boykot kararını nereye asarak ilan ettiler?
A-Evlere B-Okullara C-Caddelere D-Kabe’ye
88. Mekkelilerin müslümanlara uyguladakları ve büyük sıkıntı yaşattıkları boykot kaç yıl sürdü?
A- 1 Yıl B- 2 Yıl C- 3 Yıl D- 4 Yıl
89. Peygamberimiz (sav) çok sevdiği iki değerli varlığını kaybedince bu yıla “Hüzün Yılı” dendi. Kimler vefat edince o yıla hüzün yılı dendi ?
A-Hz. Hatice ve Ebu Talip C-Hz. Aişe ve Ebu Bekir
B-Hz. Hatice ve Abdulmuttalip D-Hz. Fatıma ve Hz. Hamza
90. Hz. Hatice ve amcası Ebu Talip vefat edince Peygamberimiz’in ve Müslümanların sıkıntıları ve üzüntüleri nedeniyle bu yıla ne dendi ?
A-Hazan Yılı B-Hüzün Yılı C-Ölüm Yılı D-Ölüm Dönemi
91.Mekkeliler Peygamber Efendimize “Hasta isen tedavi ettirelim, amacın kral olmaksa seni başımıza kral yapalım, para istiyorsan Mekke’nin en zengini yapalım, niyetin evlenmekse Mekke’nin en güzel kızıyla evlendirelim… » diye teklifte bulunuyorlardı. Bunun karşılığında ne istiyorlardı ?
A-Mekke’yi terk etmesini B-İslam’ı anlatmaktan vazgeçmesini
C-Medine’ye göç etmesini D-Kabe’ye girmemesini
92. Peygamber Efendimiz amcasının ölümünden sonra Mekke dışında İslam’ı anlatmaya karar verince yardımcısı Zeyd’le beraber hangi şehre giderek insanları İslam’a davet etti?
A-Medine B-Yemen C-Şam D-Taif
93. Peygamber Efendimiz amcasının ölümünden sonra Taif’e İslam’ı anlatmak için gittiğinde yanında bulunan sahabi kimdi?
A-Hz. Zeyd B-Hz. Ali C-Hz Ömer D-Hz. Hasan
94. Peygamberimiz’in İslam’ı tebliğ için gittigi Taif dönüşü dinlenmek için bir müddet kaldığı bahçede duyduğu besmeleye şaşıran ve Peygamberimiz’in telkini ile müslüman olan şahsın adı nedir?
A-Varaka B-Addas C-Necaşi D-Ümmü Eymen
95. Peygamberimiz’in Taif yolculugu sonrası Kudüs’teki Mescid-i Aksa ve oradan Cenab-ı Hakk’ın yüce makamlarına çıkarıldığı gece yolculuğuna ne denir?
A-Mevlid B-Kadir C-İsra ve Mirac D-Berat
96. Peygamberimiz’in Mirac gecesinde Allah’ın katına yükseldiği Kudüs’deki mescidin adı nedir?
A-Mescid-i Haram B-Mescid-i Nebevi C-Mescid-i İsra D-Mescid-i Aksa
97. Peygamberimiz’in İsra ve Mirac mucizesini duyan müşrikler, doğruca O’nun en sadık dostuna koştular. Ama ondan da “o söylemişse doğrudur” cevabını aldılar. Bu cevabı veren Peygamberimiz’in en sadık dostu kimdi?
A-Hz. Ebu Bekir C-Hz. Ali B-Hz. Ömer D-Hz. Osman
98. Peygamberimiz’in Allah’ın bir armağanı olarak meydana gelen gece yolculuğu yaptığı Mescid-i Aksa’nın da bulundugu şehir hangisidir?
A-Mekke B-Kudüs C-Medine D-Şam
99. “Yesrib“ aşağıdaki sehirlerden hangisinin eski ismidir?
A-Mekke B-Medine C-Kudüs D-Taif
100. Peygamberimiz, kendisi hicret etmeden önce İslam’ı anlatmak ve öğretmek üzere hangi sahabi’yi Medine’ye gönderdi?
A-Hz. Ali B-Hz. Ömer C-Hz. Osman D-Musab b. Umeyr
101. Peygamberimiz (sav) Akabe görüşmeleri neticesinde yanında Hz. Ebu Bekir ile birlikte hangi şehre göç etti?
A-Medine B-Mekke C-Kudüs D-Taif
102. Peygamber Efendimiz’in hicret için yola çıkacağında kendi yatağında kalmasını istediği, sahipleri müşrik de olsa yanında bulunan emanetleri sahiplerine iade ederek arkasından Medine’ye gelmesini istediği sahabi kimdir?
A-Hz. Ebu Bekir B-Hz. Ali C-Hz. Ömer D-Hz. Osman
103. Medine’ye hicret eden Peygamberimiz, Medine’de hangi sahabenin evinde 7 ay kadar misafir kaldı?
A-Musab b. Umeyr B-Hz. Aişe C-Ebu Eyyub el Ensari D-Hz. Osman
104. Mekke’den Medine’ye bütün mallarını bırakarak göç eden müslümanlara ne denir?
A-Sahabe B-Suffa C-Ensar D-Muhacir
105.Aşağıdaki mescidlerden hangisi bütün müslümanlar için en önemli ve kutsal sayılan üç mescidden biri değildir?
A-Mescid-i Kuba B-Mescid-i Haram
C-Mescid-i Nebevi D-Mescid- Aksa
106. Mescid-i Nebevi’nin hemen yanı başına hem okul hem yatakhane olarak kullanılan büyükçe bir bölüm ayrıldı. Mescidin yanında eğitim için ayrılan bu yere ne denir?
A-Cami B-Mescid C-Suffa D-Mihrab
107.Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret ettiklerinde diğer dinlere mensup insanlar da vardı. Şehirde birliği sağlamak için onlarla iş birliği Antlaşması da yaptı. Aşağıdakilerden hangisi o dönemde Medine’de yaşayan diğer din mensuplarından biridir?
A-Mecusiler B-Hrıstiyanlar C-Budistler D-Yahudiler
108. Medine’de müslümanları ve İslam’ı yok etmek isteyen müşriklere karşı Allah, müslümanlara savaş izni vererek ilk zaferi nasip etti. Bu savaşın adı nadir?
A-Bedir B-Uhud C-Hendek D-Tebük
109. Müslümanların büyük acı yaşadığı, bir ara Peygamberimiz’in öldüğü haberinin yayıldığı, Hz.Hamza ve 70 kadar müslümanın şehit düştüğü savaş hangisidir?
A-Bedir C-Hendek B-Uhud D-Hudeybiye
110. Medine’nin çevresinin hendeklerle çevrilerek Medine’nin korunduğu ve müşriklerin günlerce hendekleri geçemediklerinden İslam’ı yok etme ümitlerinin kırıldığı savaş hangisidir?
A-Bedir B-Uhud C-Hendek D-Hudeybiye
111. Müslümanlar Mekke’den ayrılalı altı yıl olmuştu. Mekkeliler Medineli Müslümanlarla bir antlaşma yaptılar. Antlaşma şartlarından bazıları: “Müslümanlar gelecek yıl Kabe’yi ziyaret edebilecekler, müslümanlardan biri dininden dönerse onu iade etmeyecekler” … Yapılan bu tarihi antlaşmaya ne denir?
A-Barış Antlaşması B-Akabe Antlaşması C-Hac Antlaşması D-Hudeybiye Antlaşması
112. Peygamberimiz Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra komşu devletlerin hükümdarlarına İslam’a davet mektupları gönderdi. Aşağıdakilerden hangi ülkeye davet mektubu gitmemiştir?
A-Irak’a B-Habeşistan’a C-Mısır’a D-İran’a
113. Peygamberimiz’in Mekke’nin fethinden sonra onbinlerce sahabesi ile yaptığı hac ibadeti esnasında, Arafat’ta okuduğu hutbeye ne ad verilir?
A-Namaz Hutbesi B-Veda Hutbesi C-İslam Hutbesi D-Hac Hutbesi
114. Peygamber Efendimiz vefatından önce hastalığı döneminde, namaz kıldıramaz duruma geldiklerinde cemaate namazı kim kıldırıyordu?
A-Hz. Ali B-Hz. Ömer C-Hz. Ebu Bekir D-Hz. Osman
115. Peygamberimiz Medine’de kaç yılında vefat etti?
A-622 C-631 B-623 D-632
116. Peygamberimiz vefat ettiklerinde kaç yaşında idiler?
A-63 B-60 C-53 D-61
117. İslam Tarihinde ilk Cuma namazı nerede kılındı?
A-Mekke’de B-Medine’de C-Kuba’da D-Taif’te
118. Medine’li olup Mekke’den Medine’ye göç eden müslümanlara yardım eden insanlara
ne denir?
A-Ensar B-Muhacir C-Suffa D-Ashap
119. Peygamber Efendimize 10 yıl hizmette bulunmuş ve kendisinden birçok hadis rivayet etmiş olan sahibi kimdir?
a) Enes b. Malik b) Hz. Ali c) Hz. Ömer d) Hz. Ebu Bekir
120. Müslüman olarak Hz. Peygamberi canlı görmüş, onun sohbetinde bulunmuş ve Müslüman olarak ölmüş kimseye ne denir?
a) Müellefei Kulüb b) Tebei Tabiin c) Sahabi d) Tabiin
121. Peygamberimiz’in ashabına imamlık yaptığı ve şu an kabrinin bulunduğu yerin adı nedir?
a) Kabe-i Muazzama b) Mescid-i Nebevi c) Mescid-i Aksa d) Mescid-i Kuba
122. Peygamber Efendimiz’in eş ve çocukları için söylenen ve her namaz sonunda kendilerine dua edilen ailesinin adı nedir?
a) Ehl-i Kitap b) Ehl-i Sünnet c) Ehl-i Beyt d) Ehl-i Kabe
123. Aşağıdakilerden hangi hanım Peygamberimiz’in eşidir?
a) Hz. Fatıma b) Hz. Aişe c) Meryem d) Rukiye
124. Kur’an-ı Kerim Peygamberimiz’e hangi ayda inmeye başlamıştır?
a) Recep b) Şaban c) Ramazan d) Muharrem
CEVAP ANAHTARI SİYER
1- D 21- A 41- A 61- B 81- D 101- A 121-B
2- C 22- A 42- A 62- D 82- D 102-B 122- C
3- B 23- A 43- A 63- B 83- C 103-C 123-B
4- C 24- D 44- B 64- B 84- A 104-D
5- B 25- D 45- B 65- A 85- B 105-A
6- A 26- A 46- A 66- D 86- C 106- C
7- A 27- C 47- C 67- B 87- D 107-D
8- D 28- A 48- A 68- D 88- C 108- A
9- C 29- A 49- B 69- A 89- A 109- B
10- A 30- B 50- A 70- C 90- B 110- C
11- A 31- C 51- D 71- D 91- B 111-D
12- B 32- B 52- D 72- B 92- D 112- A
13- B 33- D 53- A 73- A 93- A 113- B
14- B 34- B 54- B 74- C 94- B 114-C
15- B 35- B 55- D 75- D 95- C 115-D
16- C 36- A 56- B 76- B 96- D 116- A
17- D 37- A 57- D 77- D 97- A 117-C
18- C 38- C 58- A 78- B 98- B 118- A
19- D 39- D 59- C 79- B 99- B 119-A
20- B 40- C 60- B 80- C 100-D 120- D

TEMEL DİNİ BİLGİLER AHLAK SORULARI
1.kelimelerden hangisi ahlakla doğrudan ilgili bir kavram degildir?
A) Namaz B) Dogru C) İyi D) Çirkin
2. Aşağıdakilerden hangisi övülen, güzel davranışlardan biridir?
A) Holgörü B) Aldatmak C) Kibir D) Zulüm
3. Aşağıdakilerden hangisi çirkin görülen davranışlardan biridir?
A) Adalet B) Saygı C) İftira D) Sabır
4. Hangi kelime, yapılan hataları affetmek, anlayışla karşılamak manasına gelir?
A) Cömertlik B) Hoşgörü C) Cesaret D) Güven
5. Hangi kelime; başkalarını küçük görmek, onlara tepeden bakmak anlamına gelir?
A) İsraf B) Bencillik C) Aldatmak D) Kibir.
6. “Mü’minlerin iman bakımmndan en üstün olanı ………….. olandır”. Hadisindeki boşluğa
aşağıdakilerden hangisi en uygundur?
A) Malı en çok B) Zekası en üstün C) Cesaretli D) Ahlakı en güzel
7. Aşağıdakilerden hangisi maddi bir temizlik degildir?
A) Kalp temizligi B) Beden temizligi C) Giyecek temizliği D) Çevre temizliği
8. Aşağıdakilerden hangisi manevi temizligin kapsamı içine girer?
A) Ev temizliği B) Aklımızın temizliği C) Beden temizliği D) Elbise temizliği
9. Aşağıdaki kelimelerden hangisi „İslam’ın dürüstlük” ilkesine uymaz?
A) Sözünde durmak B) Güvenilir olmak C) Aldatmak D) Dogruluk
10. Aşağıdakilerden hangisi müslümanm temel özelliklerinden biri degildir?
A) Sözünde durmamak B) İyilik yapmak C) Yardım etmek D) Saygılı olmak
11.Aşağıdakilerden hangisi, “adalet”. kavramının karşıt (zıt) anlamıdır?
A) Cahillik B) Hırsızlık C) Tembellik D) Zulüm
12. Aşağıdakilerden hangisi “cimrilik” kavrammm karşıt (zıt) anlamıdır?
A) Doğruluk B) Nezaket C) Cömertlik D) Çalışkanlık
13. Hangi kelime “kibar olmak, incitmeden ve tatli dille konuşmak” anlamına gelir?
A) Nezaket B) Sabır C) Şefkat D) Adalet
14. Hangi kelime “sadece kendini düşünmek, başkalarını düşünmemek” anlamma gelir?
A) İsraf B) Bencillik C) İkiyüzlülük D) Kin
15. Aşağıdaki hangi iki kelime birbirinin zıddı değildir?
A) Adalet-Zulüm B) Nezaket-Kabalık C) Doğruluk-Yalan D) Hoşgörü-İyilik
16. Aşağıdaki hangi iki kelime birbiriyle aynı anlamdadır?
A) Korkaklık- Cesaret B)Şefkat-Merhamet C) Hakaret-Saygı D) Dostluk-Düşmanlık
17. Peygamber efendimiz, “Bizi aldatan bizden degildir” sözüyle neyi vurgulamıştır?
A) Dürüstlük B) Temizlik C) Çalışkanlık D) Sabırlı olmak
18. Aşağıdakilerden hangisi manevi bir iyiliktir?
A) Zekat vermek B) Sadaka vermek C) Bir fakiri doyurmak D) İnsanlara ögüt vermek
19. Aşağıdakilerden hangisi maddi bir iyiliktir?
A) Fitre vermek C) Büyüklere saygı B) Küçüklere sevgi D) Güleryüzlü olmak
20. Allah’ın verdigi nimetlere karşı yapmamamzz gereken şey nedir?
A) Nankörlük B) Dua C) Şükür D) Tövbe
21. Aşağıdakilerden hangisi Ahlak’ın tanımı içerisine girmez?
A) İyilik yapmak B) Kötülükten uzak durmak C) Güzel huylu olmak D) Bilgili olmak
22.”Kişinin sabip oldugu şeylerle yetinmesi, şükretmesi, gönül zenginliği” anlamına gelenkelime aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kanaat B) Sorumluluk C) Ağırbaşlılık D) Şefkat
23. “Allah’ın verdigi nimetleri saçıp savurmak, boşa harcamak, gereksiz yere tüketmek”anlamlarına gelen ve İslamın da yasakladığı bu kötü davranışın adı nedir?
A) İftira B) Riya C) Öfke D) İsraf
24. Bize iyilik yapan bir kişiye karşı aşağıdakilerden hangisini yapmamiz doğru degildir?
A) Teşekkür etmek B) Dua etmek C) Nankörlük etmek D) İyilik etmek
25. Bize kötülük yapan bir kişiye karşı aşağıdakilerden hagisini yapmak dogru degildir?
A) Affetmek B) Sabretmek C) İftira etmek D)Fedakarlık etmek
26. Aşağıdakilerden hangisi “Sevgi” ile uyumlu degildir?
A) Muhabbet B) Şefkat C) Merhamet D) Nefret
27. Aşağıdakilerden hangisi müslümanların birbirlerini sevme sebebi olamaz?
A) Maddi bir menfaat B) Allah rızası C) Kardeşlik duygusu D) Birlik beraberlik ruhu
28. Allah Teâlâ, aşağıdaki davranışlardan hangisini yapanları sevmez?
A) İyilik edenleri B) Temizlenenleri C) Tevekkül edenleri D) Kibirlenenleri
29. Allah Teâlâ, aşağıdaki davranışlardan hangisini yapanları çok sever?
A) Bozgunculuk yapanları B) İsraf edenleri C) Sabredenleri D) Haddi aşanları
30. Aşağıdaki ikili gruplardan hangisi birbiriyle uyumlu degildir?
A) Tövbe etmek-Tevekkül etmek B) Zulmetmek-Sabretmek
C) Temiz olmak İyilik yapmak D) İnkar etmek Günah işlemek
31. Allah Teâlâ’nın kesinlikle affetmeyecegi günah aşağıdakilerden hangisidir?
A) İçki içmek B) Oruç tutmamak C) Yalan söylemek D) Kul hakkı yemek
32. Aşağıdakilerden hangisi “Kul Hakkı”na girer?
A) Hırsızlık B) Namaz kılmamak C) Oruç tutmamak D) Tembellik
33. Aşağıdaki1erden hangisi “Kul Hakkı”na girmez?
A) Gıybet-Dedikodu B) İftira etmek C) Aldatmak D) Namazı terketmek
34. Aşağıdakilerden hangisi günahlardan arınmak için şart değildir?
A)Pişman olmak B) Sabretmek C)Tövbe etmek D) Hak sahibinden helallik almak
35.Kul Hakkı hem maddi hem de manevi haklardan oluşur. Aşağıdakilerden hangisi maddi olan bir Kul Hakkı çeşididir?
A)Alay etmek B) Gıybet etmek C) Hakaret etmek D) Adam öldürmek
36. Ku1 Hakkı hem maddi hem de manevi haklardan oluşur: Aşagıdakilerden hangisi manevi olan bir Kul Hakkı çeşididir?
A) Lakap takma B) Hırsızlık C) Tefecilik D) Rüşvet
37. Aşağıdakilerden hangisi Ahlak’ın konuları içine girmez?
A) Dürüstlük B) Doğru Sözlülük C) Affetmek D) Kitaplara İnanmak
38. Aşağıdakilerden hangisi Ahlak’ın konuları içine girer?
A) Ahirete İman B) Güvenilir Olmak C) Hacca Gitmek D) Kadere İman
39. Bir kişinin yapmadığı bir şeyi, yalan söyleyerek; “Falan kişi şöyle şöyle yaptı”demek dinimizce büyük günahtır. Bu kötü davranışın adı nedir?
A) Kibir B) Kabalık C) İftira D) Riya
40.Başkaları için bir şeyler yapmak, zor da olsa onlara yardım etmek için gayret göstermek güzel bir davranıştır. Bu davranışın adı nedir?
A) Cesaret B) Saygı C) Kanaat D) Fedakarlık
41. “Güzel Ahlak” kavramının karşıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Haksızlık B) Merhametsizlik C) Sevimlilik D) Kötü Ahlak
42. “Temizlik” kavramının karşıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kirlilik B) Düzensizlik C) Merhamet D) Kincilik
43. “Dogruluk” kavramının Karşıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Saygısızlık B) Merhametsizlik C) Yalancılık D) Duyarsızlık
44. “İyilik” kavramının karşıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Acımasızlık B) Kötülük C) Yardımseverlik D) Yalancılık
45. “Sevgi” kavramının karşıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Nefret B) Saygı C) Kötü Ahlak D) Sevimlilik
46. “Hoşgörü” kavrammm karşıt-zıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bencillik B) Düzensizlik C) Merhamet D) Müsamahasızlık Kincilik
47. “Bağışlama” kavramını karşıt-zıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Haksızlık B) İkiyüzlülük C) Cezalandırma D) Sevimlilik
48. “Cömertlik” kavramının karşıt-zıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Eli Açık B) Cimrilik C) Duyarsızlık D) Kincilik
49. “Adalet” kavramının karşıt-zıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Zulüm B) Kuralcılık C) Yalancılık D) Duyarsızlık
50. “Özveri” kavramının karşıt-zıt anlamı aşağıdakilerden hangisidir ?
A) Acımasızlık B) Bağışlama C) Bencillik D) Fedakarlık
51. Hz. Ebu Bekir’in malının tamamını Müslümanlar için vermesi onun hangi yönünü göstermektedir?
A) Bağımsızlık B) Bağışlama C) Dostluk D) Cömertlik
52. Aşağıdaki kavramlardan hangisi olumlu bir kavramdır?
A) Beddua Etmek B) Hoşgörü C) Kin D) Nefret
53. Aşağıdaki kavramlardan hangisi olumsuz bir kavramdır?
A) Özveri B) Hoşgörü C) Kin D) Saygı
54. Aşağıdaki kavramlardan hangisi müslümanda bulunmaması gereken bir özelliktir?
A) Sevgi B) Özveri C) Cimrilik D) Cömertlik
55. Aşağıdaki kavramlardan hangisi ” Şefkat, Acıma, Bağışlama” anlamında
kullanılmaktadır?
A) Merhamet B) Özveri C) Cana Yakın D) Kahraman
56. Hz. Ömer’in en çok bilinen özelligi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Güvenilir Olması B) Adaletli Olması C) Mekkeli Olması D) Müsamahakar Olması
57. Hz. Osman’ın en çok bilinen özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Güvenilir Olması B) Peygamberimizin Damadı Olması
C) Mekkeli Olması D) Yumuşak huylu Olması
58. Hz. Ali’nin en çok bilinen özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tecrübe Sahibi Olması B) Merhametli Olması
C) Ilim Sahibi Olması D) Müsamahakar Olması
59. “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten insanlar arasi ilişkide çok önemli yeri olan bir duygu. ” Tanımı aşağıdaki kavramlardan hangisine aittir?
A) Sevgi B) Hased C) Cimrilik D) Tevekkül
60. “Kişinin kendisinin onaylamadığı bir şeyi gerektiğinde anlayışla karşılaması.” Tanımı aşağıdaki kavramlardan hangisine aittir?
A) Sorumluluk B) Hoşgörü C) Selamet D) Yardımlaşma
61. “Kişisel menfaatleri bir kenara bırakabilmek, toplumun faydasına ve özeIlikle kutsal değerler için fedakarlık yapabilmek. ” Tanımı aşağıdaki kavramlardan hangisine aittir?
A) Sabır B) Çalışmak C) Kul Hakkı D) Özveri
62.”Dürüstlüğün, doğrulugun ve güvenirliligin gereğidir. Onun yerine getirilmemesini
Peygamberimiz (as) münafıklığın alametlerinden saymıştır. ” Aşağıdaki kavramlardan hangisi münafıklık alametidir?
A) Sorumluluk B) Oruç Tutmak C) Sözünde Durmamak, D) Cana Kıymak
63. “Dürüstlük, sıdk, sözünde durmak, sadakat, sözünde ve işinde emin olmak, istikamet üzere olmak, özü sözü bir olmak gibi anlamları içerir. ” Bu kavramın tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Doğruluk B) Maharetli OImak C) Cana Yakın D) Sevecen
64. “Tutarlı ve dengeli davranmak, her şeyin ve herkesin hakkını vermek, bir şeyi yerli
yerine koymak, hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetmek anlamlarına gelir.” Bu kavramın tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sakin B) Hoşgörü C) Tecrübeli D) Adalet
65. “İnsanda var olan ve onun davranışlarına yön veren yaratılış ve ruh özelliklerinin bütünü, mizaç, tabiat, kalıplaşmış davranış tarzıdır.” Bu kavramın tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Anlayış B) Huy C) Adalet D) Akıl
66. “Kişinin kendi istek ve iradesi ile yaptığı veya kendi yetki alanına giren herhangi bir işin sonuçlarını üstlenmesi, mesuliyet.” Bu kavramın tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Söz tutmak B) Özveri C) Sorumluluk D) İsteklilik
67. “Bireyin malından, mülkünden, rahatından, gerektiğinde sahip oldugu imkanlardan Allah rızası için vazgeçebilmesi. ” Bu kavramm tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Fedakarlik B) Sadakat C) Saadet D) Huzur
68. “Hayatın tüm alanlarında insanlarin birbirleri ile olan ilişkiIerinden doğan karşılıklı haklara” ne denir?
A) Adalet B) Töre C) Örf D) Kul Hakkı
69. “İnsanin, Allah’a, Peygambere ve diğer yaratılmışlara karşı söz ve davranışlarında, taşıması gereken ölçülülük durumudur.”
A) Örf B) Saygılı Olmak C) Adet D) Sadakat
70. “Sahip olunan imkanlardan israfa kaçmadan fedakarca harcamada bulunmaya ne denir?
A) Cömertlik B) Mükafat C) Saçıp Savurmak D) Sadakat
71. “İnsanın güzel ve doğru davranışları yaparak; kötü olan davranışlardan da kaçınarak ulaştığı ahlaki nitelik.” Aşağıdaki tanımlardan hangisidir?
A) Diğergamlılık B) Hasislik C) Güzel Ahlak D) Hoşgörü
72.”Kişinin sahip oldugu imkanları başkalarının istifadesine sunmasi. İnsanlara, sıkıntılarını gidermede destek olmak üzere gönülden kopup geien iyilik duygusu ve davranışı.” nedir?
A) Saadet B) Yardımlaşma C) Örf D) Doğruluk
73.”Affetme, bağışlama, insanlara ve diger canlılara karşı acıma duygusu taşıma, bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü”. Tanımı aşağıdakilerden hangisine aittir?
A) Temizlik B) Saygı C) Çıkarcılık D) Merhamet
74. “Kendisinin ihtiyaci olduğu halde başkasını kendi nefsine tercih etme duygusu, özgecilik.” Tanımı aşağıdaki kavramlardan hangisidir?
A) Doğruluk B) Sevgi C) Saygı D) Diğergamlılık
75. “Yapılan bir hata ya da kusuru bağışlamak.” Tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Cömertlik B) Saygılı OImak C) Affetmek D) Dürüstlük
76. “Peygamberimizin (as) “Eger mü’minlere güç1ük verecek olmasaydı, onlara her namaz için ………….. kullanmayı emrederdim.” dediği, belli ağaçların dal ve köklerinden yapılan ve diş fırçalanmasında kullanzlan temizlik aracı.
A) Misvak B) Besmele C) Abdest D) Temizlik
77. “Ahlaki tüm güzel prensiplerin özü ve dayanak noktası olan duygu, karşılık bekmeden yapılan yardım, lütuf, ihsan.” Tanımı aşağıdakilerden hangisidir? .
A) Cömertlik B) İyilik C) Sabır D) Zekat
78. Aşağıdaki kavramlardan hangileri birbirine benzer kavramlardır?
A) Adalet-Cehalet B) Kin-Din C) Örf -Adet D) Kul Hakkı-Hoş Görü
79. Aşağıdaki kavramlardan hangileri birbirine benzer kavramlardır?
A) Merhamet-Şefkat B) Sevgi-Sükunet C) Cimrilik-Cana Yakınlık D) Adalet-Sabır
80. Aşağıdaki kavramlardan hangileri birbirine benzer kavramlardir?
A) Duyarsızlık-Düşmanlık B) Kötülük-Sorumsuzluk
C) Menfaatçilik-Zulüm D) Münafıklık-İki Yüzlülük
81. Aşağıdaki kavramlardan hangileri birbirine zıt kavramlardır?
A) Zulüm-İyilik B) Gösteriş- Hasislik C) Aldatma-Acımasızlık D) Adalet-Doğruluk
82. Aşağıdaki kavramlardan hangileri birbirine zıt kavramlardır?
A) Adam Kayırma-Çikarcılık B) Merhametsizlik-Haksızlık
C) Bağışlama-Affetme D) Dostluk-Düşmanlık
83. “Müslüman küçüklerine karşı sevgi besleyen, büyüklerine karşı …….. duyan
kimsedir.” Boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi uygundur?
A) Hasetlik B) Merhamet C) Saygı D) Bağışlama
84. Aşağıdaki kavramlardan hangileri birbirine zrt kavramlardır?
A) Menfaatçilik-Çıkarcılık B) Affetmek Cezalandırmak,
C) Dostluk-Arkadaşlık D) Dedikodu yapmak Gıybet Etmek
85. “Aşağıdaki kavramlardan hangisi münafıkların özelliklerindendir?
A) Ahde vefa B) Cesurluk C) Fedakarlık D) İki Yüzlülük
86. Aşağıdaki kavramlardan hangileri birbirine benzer kavramlardir?
A) Mü’min-Kafir B) Sevgi-Sükunet C) Haksızlık-Bencillik D) Yardımlaşma-Dayanışma
87. “Komşusu açken tok yatan bizden degildir” sözü nedir?
a) Ayet b) Hadis c) Atasözü d) Kelami Kibar
88. Peygamberimizin (as) Özellikle “Emrolunduğun gibi dost dogru ol” ayetinden dolayı kendisini ihtiyarlattığını söylediği sure hangisidir?
a) Alak suresi b) Hud Suresi c)Maide Suresi d) A’raf Suresi
89.”Ben ………tamamlamak için gönderildim ” hadisi şerifinde boş bırakılan yere aşağıdaki kavramlardan hangisi uygundur?
a) Kurban b) Sünnet c) Güzel ahlak d) İbadet
90. “Bağışlamak” sözcüğünün bir diğer ismi aşağıdakilerden hangisidir?
a) İntikam b) Sözde durmak c) İyilik d) Affetmek
91. Aşağıdakilerden hangisi ahlaki bakımdan iyi davranışlardan degildir?
a) Yardım Etmek b) Cezalandırmak c) Şükretmek d) Dua etmek
92. “Anlayışlı olmak” ifadesi aşağıdakilerden hangisini ifade eder?
a) Hoşgörülü olmak b) Sinirli olmak c) Teşekkür etmek d) Gıybet etmek
93. “İnsan sahip oldugu imkanlari başkalanna da sunmalı” ne demektir?
a) Cimrilik b) Menfeatcilik c) Bencillik d) Yardım etmek
94. İslam’ın 5 şartından hangisi yardımlaşmak anlamındadir?
a) Namaz kılmak b) Zekat vermek c) Hacca gitmek d) Oruç tutmak
95. Aşağıdakilerden hangisi müslümana yakışmayan dasvranışlardandır?
a) Yardım etmek b) İçki içmek c) Selam vermek d) Sözünde durmak
96. Aşağıdakilerden hangisi “münafıklığın alametlerinden” degildir?
a) Yalan söylemek b) Sözünde durmamak
c) Emanete hiyanet etmek d) Güzel söz söylemek
97. “Adaletli olmak” ne demektir?
a) İnsanlar arasında ayrım yapmak b) İnsanlara zulmetmek
c) Her şeyin ve herkesin hakkını vermek d) Haksızlık yapmak
98. “Aşağıdakilerden hangisi bir müslümanın sahip olması gereken özelliklerden degildir?
a) Fedakarlık b) Yardım etmek c) Hased etmek d) Doğru söylemek
CEVAP ANAHTARI AHLAK
1) A 16) B 31) D 46) D 61) D 76) A 91) B
2) A 17) A 32) A 47) C 62) C 77) A 92) A
3) C 18) D 33) D 48) B 63) A 78) C 93) D
4) B 19) A 34) B 49) A 64) D 79) A 94) B
5) D 20) A 35) D 50) C 65) B 80) D 95) B
6) D 21) D 36) A 51) D 66) C 81) A 96) D
7) A 22) A 37) D 52) B 67) A 82) D 97) C
8) B 23) D 38) B 53) C 68) D 83) C 98) C
9) C 24) C 39) C 54) C 69) B 84) B
10) A 25) C 40) D 55) A 70) A 85) D
11) D 26) D 41) D 56) B 71) C 86) D
12) C 27) A 42) A 57) D 72) B 87) B
13) A 28) D 43) C 58) C 73) D 88) B
14) B 29) C 44) B 59) A 74) D 89) C
15) D 30) B 45) A 60) B 75) C 90) D

17

Haziran
2012

5442 sayılı il idaresi kanunu test ve anlatım

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  939 Kez Okundu

1-İl İdaresi Kanunu’na göre il ve ilçe kurulması, kaldırılması, merkezlerinin belirtilmesi hangi şekilde olur? (2005 Müfettiş Yard.)
A-Kanun ile *****
B-Başbakanlığın kararı ile
C-İçişleri Bakanlığı’nın tasvibi ile
D-İçişleri Bakanlığı’nın kararı ve Cumhurbaşkanının tasdiki ile.
2-İl İdaresi Kanunu’na göre aşağıdakilerden hangisini valinin denetleme yetkisi yoktur? (2005 Müfettiş Yard.)
A-Adli daireler ***
B-Mal Müdürlüğü
C-İl Emniyet Müdürlüğü
D-Belediyeler
3-Valiler, aşağıdakilerden hangisinin ikinci sicil amiridir? (2005 Müfettiş Yard.)
A-Kaymakam
B-Vali muavini
C-İlköğretim Müfettişleri Başkanı ***
D-İl İdare şube Başkanları
4-“İl İdaresi Kanunu’na göre kaymakam, ilçenin idare şube başkanlarıyla ikinci derecedeki, genel ve özel kolluk amir ve memurlarına, genel ve özel kolluk amir ve memurlarına savunmasını aldıktan sonra disiplin cezası verebilir.”
Buna göre aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? (2005 Müfettiş Yard.)
A-Aylıktan kesme cezasını verir. ***
B-Re’sen verdiği cezalar kesindir.Cezalar tebliğ tarihinden itibaren sicile geçer.
C-Cezalar tebliğ tarihinden itibaren sicile geçer.
D-Uyarma, kınama cezaları verir ve uygular.
5- Aşağıdakilerden hangisi İl İdare Kurulunda yer almaz?
A) Sağlık İl Müdürü
B) Defterdar
C) Milli Eğitim Müdürü
D) Turizm ve Kültür Müdürü ***
6- Türkiye, merkezi idare kuruluşları bakımından il, ilçe ve bucaklara ayrılırken aşağıdakilerden hangisi dikkate alınmaz?
A) Coğrafi konum
B) Nüfus yoğunluğu ***
C) Ekonomik şartları
D) Kamu hizmetinin gerekleri
7- Türkiye, merkezi idare kuruluşları bakımından il, ilçe ve bucaklara ayrılırken aşağıdakilerden hangisi dikkate alınmaz?
A) Tarihi geçmişi ***
B) Coğrafi konumu
C) Ekonomik şartlar
D) Kamu hizmetinin gerekleri
8- Türkiye, merkezi idare kuruluşları bakımından il, ilçe ve bucaklara ayrılırken aşağıdakilerden hangisi dikkate alınır?
A) Doğal güzelliği
B) Tarihi dokusu
C) Coğrafi konumu ***
D) nüfus yoğunluğu
9-5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’na göre İl ve ilçe kurulması, kaldırılması, adının değiştirilmesi, bir ilçenin başka bir ile bağlanması nasıl olur?
A) Kanunla ***
B) Halk oylaması ile
C) Bakanlar Kurulu kararı ile
D) İç İşleri Bakanlığı’nın kararı ile
10-5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’na göre İl ve ilçe adları nasıl değiştirilir?
A) Halk oylaması ile
B) Yerel Meclisin Kararı ile
C) Kanunla ***
D) Bakanlar Kurulu kararı ile
11-5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’na göre bir ilçenin başka bir ile bağlanması nasıl gerçekleşir?
A) İlçe Belediye Meclisinin kararı ile
B) İç İşleri Bakanlığının kararı ile
C) Halk oylaması ile
D) Kanunla ***
12- 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’na göre İl ve ilçenin kaldırılması işlemi nasıl gerçekleşir?
A) Kanunla ***
B) İl / İlçe Meclisinin kararı ile
C) Bakanlar Kurulu kararı ile
D) İç İşleri Bakanlığı’nın kararı ile
13-Bucak kurulması nasıl gerçekleşir?
A) İç İşleri Bakanlığı’nın kararı, Cumhurbaşkanının onayı ile ***
B) Halk oylaması ile
C) Kanunla
D) Bakanlar Kurulu kararı ile
14-İl / İlçe ve bucak sınırları nasıl belirlenir?
A) Kanunla
B) Halk oylaması ile
C) İç İşleri Bakanlığı’nın kararı, Cumhurbaşkanının onayı ile ***
D) Yerel yönetim meclisinin kararı ile
15-Bucak adları nasıl değişir?
A) Bucak Meclisinin kararı ile
B) Kanunla
C) Bakanlar Kurulu kararı ile
D) İç İşleri Bakanlığı’nın kararı, Cumhurbaşkanının onayı ile ***
16.Millî Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeli ği’ne göre ilçe millî eğitim müdürünün üst disiplin amiri aşağıdakilerden hangisidir?
A) Vali ******
B) Kaymakam
C) il millî eğitim müdürü
D) il millî eğitim müdür yardımcısı
16-Köy kasaba veya bucağın başka bir il veya ilçeye bağlanması nasıl olur?
A) İç İşleri Bakanlığı’nın kararı, Cumhurbaşkanının onayı ile ***
B) Halk oylamasıyla
C) Kanunla
D) Bakanlar Kurulu kararı ile
17-Önemli mevki ve doğal arazi isimleri nasıl değiştirilir?
A) Kanunla
B) İç İşleri Bakanlığı’nın kararı, Cumhurbaşkanının onayı ile ***
C) Halk oylamasıyla
D) Bakanlar Kurulu kararıyla
18-Yeniden köy kurulması nasıl gerçekleşir?
Bayındırlık ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarının mütalaası alınmak suretiyle;
19-Köy yeri nasıl değiştirilir?
Bayındırlık ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarının mütalaası alınmak suretiyle;
20- Köy ve kasabaların aynı ilçe içinde bir bucaktan başka bir bucağa bağlanması, köy adlarının değiştirilmesi, köylerin birleştirilmesi ve ayrılması, bir köy, mahalle veya semtin o köyden ayrılıp başka bir köy ile birleştirilmesi nasıl gerçekleşir?
A) Kanunla
B) Halk oylamasıyla
C) İç İşleri Bakanlığı’nın onayı ile ***
D) Bakanlar Kurulu Kararı ile
21- Türkçe olmayan ve iltibasa (andırış) meydan veren köy adları, nasıl değiştirilir?
A) İlgili il daimi encümeninin görüşü alındıktan sonra İç İşleri Bakanlığınca ***
B) Halk oylamasıyla
C) Kanunla
D) Bakanlar Kurulu kararı ile
22-İl idaresinin esası neye dayanır?
Yetki genişliği esasına
İL İDARESİ KANUNU
1-İlerin İdaresi hangi esasa dayanır? Açıklayınız.
İlerin idaresi yetki genişli esasına dayanır.İllerin genel idari teşkilatı il,ilçe ve bucak bölümlerine uygun olarak düzenlenir.Belli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile,birden çok ili içine alan çevrede bu hizmetler için yetki genişliğine sahip kuruluşlar meydana getirilebilir.
2. İl İdare Kurulu kimlerden oluşur?
Valinin başkanlığı altında
Hukuk işleri müdürü,
Defterdar,
Milli Eğitim,
Bayındırlık,
Sağlık ve sosyal yardım,
Tarım ve Veteriner
müdürlerinden oluşur.
3. İlçe İdare Kurulu kimlerden oluşur?
Kaymakamın başkanlığı altında
Yazı İşleri Müdürü,
Mal Müdürü,
Hükümet Tabibi,
Milli Eğitim Müdürü,
Tarım ve Veteriner
Müdürlerinden oluşur
4-5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’na göre İl ve ilçe kurulması, kaldırılması, merkezlerinin belirtilmesi, adlarının değiştirilmesi, bir ilçenin başka bir il’e bağlanması ne ile yapılır?
Kanun ile.
5-5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’na göre İl ve ilçe idare kurul kararları aleyhine itiraz hangi mercilere yapılır?
İlçe idare kurulları kararları aleyhine il idare kurullarına, il idare kurullarının gerek birinci ve gerek ikinci derecede verdikleri kararlar aleyhine Danıştay’da ilgililer tarafından Danıştay Kanununa göre itiraz olunabilir.
6-İl İdaresi Kanununa göre, Valilerin teftiş ve denetleme yetkilerini açıklayınız?
Vali, (adli ve askeri daireler hariç) Bakanlıklar ve tüzel kişiliği haiz genel müdürlüklerin il teşkilâtında çalışan bütün memur ve müstahdemlerinin en büyük amiridir.
Bu sıfatla;
a) Memur ve müstahdemlerin çalışmalarına nezaret eder.
b) Teşkilatın işlemesini denetler.
c) Memurin Kanunundaki usulüne göre savunma¬sını aldıktan sonra uyarma, kınama ve beş günlüğe kadar aylıktan kesme cezaları vererek uygular. Daha ağır disiplin cezaları verilmesi için özel kanun hükümlerine göre teklif ve talep-lerde bulunabilir.
Yetkili disiplin mercileri valinin teklif ve talebini inceleyerek bir karara bağlamaya mec¬burdur.
Valilerce re’sen verilen cezalar kesindir. Bu cezalar tebliğ tarihinden itibaren sicile geçer.
ç) Tayinleri merkeze ait il memurlarının yıllık mezuniyetleri valiliğin iş’arı üzerine mensup oldukları Bakanlık veya tüzel kişiliği haiz genel müdürlükçe verilir. Bu memurlara acele hallerde valilerce 15 güne kadar mezuniyet verilir ve ilgili makamlara bildirilir.
d) Valiler, emir ve denetimi altında bulunan teşkilatın aldığı kararla yaptığı muamelelerden şikayet edenlerin müracaatlarını tetkik eder; memurun haksız veya kanunsuz muamelelerini görürse hakkında kanuni muameleye başvurur.
İnceleme neticesinde vardığı sonuca göre alacağı kararı derhal tatbik ettirir ve ilgiliye bildirir.
7-İl İdare Şube Başkanlarının Vali’ye karşı ödev ve sorumlulukları hakkında, İl İdaresi Kanunu kapsamında, bilgi veriniz?
İl İdare şube başkanları kendi şubelerine taalluk eden işlerin yürütülmesinden ve şubeleri memur ve müstahdemlerinin kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarıyla belirtilen ödev ve görevlerinin sürat ve intizamla yapılmasından valiye karşı sorumludurlar.
İl idare şube başkanlarının her biri, kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının verdiği ödev ve görevleri ve valinin emirlerini yürüterek aldıkları işler üzerinde gereken incelemeleri yaparak bilgi ve düşüncelerini zamanında bildirmek ve valinin istediği her türlü malumatı vermekle ödevlidirler.
8-Valilerin tayin usulünü açıklayınız?
Valiler, İçişleri Bakanlığının inhası, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cumhurbaşkanının tasdiki ile tayin olunurlar. Valiler, lüzumunda tayinlerindeki usule göre kadro aylığı ile merkez emrine alınarak İçişleri Bakanının tensip edeceği işlerde görevlendirilebilirler.
9-Kaymakamların tayin şekli nasıldır?
Kaymakamlar, İçişleri Bakanlığı Müdürler Encümeninin intihabı ve Bakanın tasvibi üzerine müşterek karar ve Cumhurbaşkanının tasdikiyle atanır.
10-İlçe İdaresi ve Teşkilatı hakkında bildiklerinizi anlatınız.
İlçe genel idaresinin başı ve mercii kaymakamdır. Kaymakam, ilçede Hükümetin temsilcisidir. İlçenin genel idaresinden kaymakam sorumludur. Bakanlıkların kuruluş kanunlarına göre ilçede lüzumu kadar teşkilatı bulunur. Bu teşkilat (Dördüncü maddenin son fıkrasında belirtilen adli ve askeri teşkilat hariç) kaymakamın emri altındadır .
İlçedeki genel idare teşkilatının başında bulunanlar ilçe idare şube başkanlarıdır. Bunların emri altında çalışanlar ilçenin ikinci derecede memurlarıdır.
11-Valilerin hukuki durumları nedir? Görev ve yetkilerinden bir kaçını sayınız.
Vali, ilde Devletin ve Hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtasıdır.
Bu sıfatla :
A) Valiler, ilin genel idaresinden her Bakana karşı ayrı ayrı sorumludur. Bakanlar, Bakanlıklarına ait işleri için valilere re’sen emir ve talimat verirler. Bakanlar, valiler hakkında Bakanlar Kuruluna taltif ve tecziye teklifinde bulunabilirler.
B) Bakanlıklar ve tüzelkişiliği haiz genel müdürlükler, il genel idare teşkilatına ait bütün işleri doğrudan doğruya valiliklere yazarlar. Valilikler de illere ait işler için ilgili Bakanlık veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklerle doğrudan doğruya muhaberede bulunurlar. Ancak valiler hesabata ve teknik hususlara ait işlerde idare şube başkanlarına vali adına imza yetkisi verebilirler.
C) Vali, kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve Bakanlıkların talimat ve emirlerini yürütmekle ödevlidir. Bu işlerin gerçekleştirilmesi için gereken bütün tedbirleri almıya yetkilidir.
Ç) Kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının verdiği yetkiyi kullanmak ve bunların yüklediği ödevleri yerine getirmek için valiler genel emirler çıkarabilir ve bunları ilan ederler.
D) Vali, dördüncü maddenin son fıkrasında belirtilen adli ve askeri teşkilat dışında kalan bütün Devlet daire, müessese ve işletmelerini, özel işyerlerini, özel idare, belediye köy idareleriyle bunlara bağlı tekmil müesseseleri denetler, teftiş eder. Bu denetleme ve teftişi Bakanlık veya genel müdürlük müfettişleriyle veya bu dairelerin amir ve memurlariyle de yaptırabilir.
E) İlin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumludur.
F) Vali, ilde teşkilatı veya görevli memuru bulunmıyan işlerin yürütülmesini, bu işlerin görülmesiyle yakın ilgisi bulunan her hangi bir idare şube veya daire başkanından istiyebilir. Bu suretle verilen işlerin yapılması mecburidir.
G) Vali, il içindeki idare ve müesseselerde çalışan uzman veya fen kollarına dahil memur ve müstahdemlerden asli vazifelerine halel getirmemek şartiyle ilin genel ve mahalli hizmetlerine müteallik işlerin görülmesini istiyebilir. Bu memurlar verilen işleri yapmakla ödevlidirler. Vali, keyfiyetten ilgili Bakanlığa ve tüzelkişiliği haiz genel müdürlüğe bilgi verir.
H) Vali, Devlet gelirlerinin tahakkuk ve tahsilini ve ödeme işlerinin muntazam bir şekilde yapılmasını ve gelir kaynaklarının gelişmesini sağlamak için tedbirler alır ve uygular, lüzumunda bu maksatla ilgili Bakanlıklara ve genel müdürlüklere tekliflerde bulunur.
İ) Vali, Devlet, il, belediye, köy ve diğer kamu tüzelkişiliklerine ait genel ve özel mülklerin yangın ve benzeri tehlikelere karşı korunmasını, iyi halde tutulmasını, değerlenmesini ve iyi halde idaresini sağlıyacak tedbirlerin uygulanmasını ilgililerden ister ve denetler.
J) Vali, il, ilçe, bucak merkezlerinde ve çevrelerinde kiralı, kirasız binalarda vazife gören bütün Devlet dairelerini mahallin hizmet şartlarına ve Hazine menfaatine en uygun şekilde bir veya birkaç binada toplamak üzere gereken tedbirleri aldırır ve uygulanmasını denetler.
K) Vali, Cumhuriyet Bayramında ilde yapılacak resmi törenlere başkanlık yapar ve tebrikleri kabul eder.
12-İl İdaresi Kanununda, Valilerin re’sen (doğrudan) verebilecekleri cezalar ile bu cezaların uygulanmasına ilişkin esaslar nasıl düzenlenmiştir?
Valiler, (adli ve askeri daireler hariç) Bakanlıklar ve tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklerin il teşkilatında çalışan bütün memur ve müstahdemlerinin en büyük amiri olmaları sıfatı ile; Devlet Memurları Kanunundaki usulüne göre savunmasını aldıktan sonra uyarma kınama ve beş günlüğe kadar aylıktan kesme cezaları vererek uygular. Daha ağır disiplin cezaları verilmesi için özel kanun hükümlerine göre teklif ve taleplerde bulunabilir.Yetkili disiplin mercileri valinin teklif ve talebini inceleyerek bir karara bağlamaya mecburdur. Valilerce re’sen verilen cezalar kesindir. Bu cezalar tebliğ tarihinden itibaren sicile geçer.
13-İl İdaresi Kanununa göre Valinin başlıca görev ve yetkileri nasıl sıralanabilir?
a) Yasa, tüzük, yönetmelik ve hükümet emirlerinin ilan ve uygulanmasını sağlamak; b) Genel emirler çıkarmak ve uygulamak; c) İlde suç işlenmesini önlemek, kamu düzenini sağlamak; d) İldeki kamu görevlilerinden bir bölümünü atamak, görev yerlerini belirlemek ve değiştirmek; e) İlde bulunan kamu görevlileri üzerinde hiyerarşik yetkisini kullanmak; f) İlçe, bucak ve köyleri denetlemek; g) İlde bulunan yerinden yönetim ve yerel yönetim kuruluşları üzerinde ‘vesayet’ yetkisini kullanmak.14-İl İdaresi Kanunda, Valiler ile İl İdare Şube Başkanlarının ilişkileri nasıl düzenlenmiştir? İl’deki genel yönetim kuruluşlarının başında bulunan yüksek memurlara “idare şube başkanları” ya da “il müdürleri” denilmektedir. Bunlar valinin emri altındadır, görevlerinden dolayı valiye karşı sorumludurlar. İlde bulunan idare şube başkanları, hukuk işleri müdürü, defterdar, jandarma komutanı, emniyet müdürü, milli eğitim müdürü, bayındırlık ve iskan müdürü, sağlık müdürü, kültür müdürü, turizm müdürü, tarım ve orman müdürü gibi görevlilerdir. Bunların sayısı ve adı bakanlıkların sayısı ve adı ile yakından ilgilidir. Genellikle il müdürleri, bakanlıkların ildeki en yüksek görevlileridir. İl Müdürleri görevlerini yürütürken karşılaştıkları sorunlardan valiyi haberdar ederler. Valinin yönetimi altında sorunlara çözüm ararlar. İl Müdürleri merkeze olan yazışmalarını, vali eliyle yaparlar. Valiler, belli konularda, sınırlı bir biçimde il müdürlerine imza yetkisi de verebilirler. 15-İl İdaresi Kanunda Valinin adalet yerleri ile olan ilişkileri nasıl düzenlenmiştir? a) Vali, adalet dairelerinde görülmekte olar işlerin geciktiğini haber aldığında gecikme nedenlerini savcıdan sorabilir. b) Vali, savcıdan kamu davası açılmasını isteyebilir. c) Vali, ilin düzen ve güvenliği ile ilgili konularda kamu davası açılıncaya kadar geçecek aşamalar hakkında savcıdan bilgi isteyebilir. d) Vali, cezaevlerinin korunmasını gözetler ve denetler.
e) Vali, savcı ile birlikte, hükümlü ve tutukluların sağlık durumlarını gözetim ve denetim altında bulundurur.
16-Valilerin (1)inci ve (2)nci derecede Sicil Amiri olduğu memurları açıklayınız.
Valiler, vali muavini ile kaymakamların, il idare şube başkanlarının il ve bölge muhakemat müdürlerinin, genel ve özel kolluk amirlerinin birinci derecede, diğer memurların ise ikinci derecede sicil amirleridirler.
17-İlçe idare amirlerinin Kaymakama karşı sorumluluklarını açıklayınız.
İlçe idare amirleri kendi birimlerinde taallük eden kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararıyla kendi dairelerine tevdi edilmiş olan görevlerin sürat ve intizam dahilinde görülmesinden doğrudan doğruya kaymakama karşı sorumludur. İlçe idare amirleri, kaymakam tarafından verilen emirleri yerine getirmek ve tevdi edilen işler hakkında gereken incelemeleri yaparak görüşlerini zamanında bildirmek ve istenilen her türlü malumatı vermekle mükelleftirler.
18-Kaymakamların adalet kuruluşları ile ilgili münasebetleri hakkında bilgi veriniz?
A) Kaymakam, adalet dairelerinde görülmekte olan işlerin geciktiğini haber aldığı vakit gecikme sebeplerini Cumhuriyet savcılığından yazılı olarak sorabilir. Cumhuriyet savcıları bu sebepleri vereceği cevapta açıklar. Kaymakam, alacağı cevaba göre işi valiye yazar;
B) Kaymakam, ceza ve tevkif evlerinin muhafazasını ve Cumhuriyet savcısı ile birlikte hükümlü ve tutukluların sağlık şartlarını gözetim ve denetimi altında bulundurur.
C) Kaymakam, ilçenin düzen ve güvenliğiyle ilgili işlerde âmme dâvası açılıncaya kadar geçecek safhalar hakkında Cumhuriyet savcılığından yazılı olarak bilgi isteyebilir. Cumhuriyet savcıları gereken bilgileri vermekle ödevlidirler.
19- 5442 Sayılı İl İdaresi Kanununa göre Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından coğrafya durumuna, iktisadi şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre Mülki İdare bölümlerini belirtiniz. Mülki İdare bölümleri ne şekilde (Kanun, B.KK, İdari işlem v.s.) kurulur ve kaldırılır.
Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından coğrafya durumuna, iktisadi şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere; iller ilçelere ve ilçeler de bucaklara bölünmüştür.
İl, ilçe ve bucak kurulması ve kaldırılması aşağıda gösterilen şekilde yapılır:
A) İl ve ilçe kurulması ve kaldırılması kanun ile;
B) Bucak kurulması, kaldırılması İçişleri Bakanlığının kararı ve Cumhurbaşkanının tasdiki yapılır.
20-5442 Sayılı İl İdaresi Kanununa göre Valinin yönetim ve denetiminde olmayan örgütler hangileridir?
Adli ve askeri örgütler ile yerel yönetim kuruluşları ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları valinin yönetim ve denetimi altında değildir. Vali yerinden yönetim kuruluşları üzerinde, kanunlarda öngörüldüğü takdirde vesayet yetkisine sahip olabilir.
21-5442 Sayılı İl İdaresi Kanununa göre Vali İl’de, Kaymakam ise İlçe’ de kimin temsilcileridir?
Vali, ilde Devletin ve Hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtasıdır. Kaymakam, ilçede Hükümetin temsilcisidir.
22-Valilerin, illerde teftiş ve denetleme yetkisi olmayan daireler hangileridir?
Hakimler Kanunu ile İcra İflas Kanununda yazılı yargıç, Cumhuriyet savcısı ve yargıç sınıfında bulunanlarla bu kanunlarda yazılı adalet memurları, askerî birlikler, askerî fabrika ve müesseseler, askerlik daire ve şubeleri teftiş ve denetleme yetkisi yoktur.
23-Valilerin, usulüne göre savunma aldıktan sonra hangi cezaları vererek uygulama yetkileri vardır?
Memurin Kanunundaki usulüne göre savunma¬sını aldıktan sonra uyarma, kınama ve beş günlüğe kadar aylıktan kesme cezaları vererek uygular.
24-Vali, yılda en az kaç defa İdare şube başkanlarıyla toplantı yapar ?
Vali, yılda dört defadan az olmamak üzere lüzum gördüğü zamanlarda idarede birliğin sağlanması, işlerin gözden geçirilerek düzenleştirilmesi, teşkilatın ahenkli çalışması için gereken tedbirlerin alınmasını görüşmek ve kararlaştırmak amacıyla idare şube başkanlarını heyet halinde toplar. Bu toplantıda alınan kararların yürütülmesi bütün idare şubeleri için mecburidir.
Bu görüşmelerde istihsalin artırılması, ticaret ve ulaştırma işlerinin kolaylaştırılması ve geliştirilmesi, çiftçinin kalkındırılması, umumi refahın sağlanması gibi konular üzerinde gerekli tedbirler planlaştırılır.
Bu toplantılara kaymakamlar ve belediye ve ticaret ve ziraat odası başkanlarıyla diğer memur ve ilgililer çağrılabilir.
25-Kaymakamların hukuki durumları, görev ve yetkileri nelerdir.
A) Kaymakam, kanun, tüzük yönetmelik ve Hükümet kararlarının neşir ve ilanını, uygulanmasını sağlar ve bunların verdiği yetkileri kullanır ve ödevleri yerine getirir. Kaymakam, valinin talimat ve emirlerini yürütmekle ödevlidir;
B) Valiler, ilçeye ait bütün işleri doğrudan doğruya kaymakama yazarlar. Kaymakamlar da ilçenin işleri hakkında bağlı bulundukları valilerle muhaberede bulunurlar. Ancak olağanüstü hallerde kaymakamlar İçişleri Bakanlığı ve diğer Bakanlıklarla muhabere edebilirler ve bu muhaberelerden valiye bilgi verirler;
C) Kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararları ve bunlara dayanılarak valiler tarafından verilecek talimat ve emirler ilçe idare, şube başkanlarına kaymakamlar yolu ile tebliğ olunur;
Ç) Kaymakamlar, dördüncü maddenin son fıkrasında belirtilen daire ve müesseseler dışında kalan bütün Devlet daire ve müessese ve işletmelerini ve özel işyerlerini, özel idare, belediye ve köy idareleriyle bunlara bağlı tekmil müesseseleri denetler ve teftiş ederler. Bu teftiş ve denetlemeyi bizzat veya idare şube başkanları veya validen talep edeceği Bakanlık veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlük müfettişleri vasıtasıyla ortaokul veya bu dereceli öğretim müesseselerini de bizzat veya ilgili müfettişleri marifetiyle denetler;
D) Kaymakam, denetlemesi sırasında iş başında kalmalarında mahzur gördüğü ilçe idare şube başkanlarını valinin muvafakatiyle, diğer memur ve müstahdemleri re’sen sorumluluğu altında işten el çektirebilir.
E) Kaymakam, ilçenin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumludur;
F) Kaymakam, ilçede teşkilatı ve görevli memuru bulunmayan işlerin yürütülmesini, bu işlerin görülmesiyle yakın ilgisi bulunan herhangi bir idare veya daire başkanlığından isteyebilir. Bu suretle verilen işlerin yapılması mecburidir;
G) Kaymakam, ilçedeki idare, daire ve müesseselerde çalışan uzman veya fen kollarına dahil memur ve müstahdemlerden ilçenin genel ve mahalli hizmetlerine ilişkin işlerin görülmesini asli vazifelerine halel getirmemek şartıyla valiliğe teklif suretiyle isteyebilir. Valilikten alınacak emir üzerine bu memurlar verilen işleri yapmakla ödevlidirler;
H) Kaymakam, ilçe memurlarının çalışmalarını ve teşkilatın işlemesini gözetim ve denetimi altında bulundurur;
I) Kaymakam, ilçenin idare şube başkanlarıyla ikinci derecedeki memurlarına, genel ve özel kolluk amir ve memurlarına Memurin Kanundaki usulüne göre savunmasını aldıktan sonra uyarma, kınama cezaları verir ve uygular. Daha ağır disiplin cezaları verilmesi için özel kanunu hükümlerine göre teklif ve talepte bulunabilir.
Kaymakamlarca re’sen verilen cezalar kesindir. Bu cezalar tebliğ tarihinden itibaren sicile geçer. Kaymakam, ilçe memurlarına takdirnamede verebilir
J) Kaymakam, ilçe idare şube başkanlarına acele hallerde (8 güne kadar) ve tayini kendisine ait memurlara, Memurlar Kanunundaki yıllık izin, süresine mahsup edilmek üzere bir aya kadar izin verebilir. Tayinleri kaymakama ait olmayan memur ve müstahdemlere izin verilmezden önce kaymakamın mütalaası alınır;
K) Kaymakamlar, halkın askerlik muameleleri hakkındaki müracaat ve şikayetlerini kabul ederler. Askerlik şubelerine ve dairelerine yazarlar. Cevabı kafi görmedikleri takdirde keyfiyeti valiye bildirirler;
L) Kaymakam, Cumhuriyet Bayramında ilçede yapılacak resmi törenlere başkanlık yapar ve tebrikleri kabul eder.
26-İl idare kurulunun görevlerini yazınız.
İl idare kurulları, il idare şubelerinin, kaymakamların ve ilçe idare şubeleriyle bucak müdürlerinin, bucak meclis ve komisyonlarının, köy muhtarlarının ve köy ihtiyar kurullarının yürütülmesi gerekli kararları aleyhine menfaati haleldar olanlar tarafından bu kararların esas, maksat, yetki ve şekil itibariyle kanun ve tüzüğe muhalefetlerinden dolayı açılan iptal davalarına birinci derecede bakarlar.
Bu davalar, kararların hak veya menfaati haleldar olanlara tebliğ veya bunların icraya ıttılaı tarihinden itibaren 91 gün içinde açılmalıdır.
Bu davalar Danıştay Muhakeme Usulüne tabidir. Bu kabil iptal davaları birinci derecede Danıştayda açılamaz. Merci tecavüzü ile Danıştaya dava açıldığı takdirde dava evrakı vazifesizlik kararı ile ilgili il idare kuruluna tevdi olunur. Bu madde özel kanunlarla il ve ilçe idare kurullarına verilen diğer kazai işlerdeki yetkilerine halel vermez.
27-İl İdare Başkanlarının Ataması Nasıl Yapılır ?
İl idare şube başkanları; valilerin mütalâası alınarak Bakanlık veya tüzel kişiliği haiz genel müdürlüklerin teşkilât kanunlarındaki hükümlere göre tayin edilirler.
28-İl idaresi şube başkanları ve kaymakamlar, vali tarafından re’sen verilen emirlerin yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun olmadığı yönünde bir görüşe varırlarsa nasıl bir yol izlenir?
İl idare şube başkanları ve kaymakamlar vali tarafından re’sen verilen emirlerin kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarına uygun olmadığı içtihadında bulundukları takdirde keyfiyeti valiye yazarlar. Vali, emrin mevzuata uygun bulunduğunda ısrar ederse yazılı olarak emir verir ve aynı zamanda işi ilgili mercie yazar. Cevap gelinceye kadar valinin verdiği emir kendi sorumluluğu altında uygulanır.
29-İl İdare Kurulları karar çeşitlerini sayınız.
İdare kurulları, idari, istişari ve kazai olmak üzere türlü karar alırlar. İdare kurullarının idari yetkileri kanun ve tüzüklerle kendilerine verilen vazifelerdir.
30-İdare kurullarının toplanma ve karar usulünü açıklayınız.
İdare kurullarının kazaî, idarî ve istişarî görüşmeleri mürettep üyenin yarısından bir fazlası hazır olmadıkça yapılamaz. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu taraf çokluk sayılır.
31-İlk defa bucak müdürü olabilmenin şartları nelerdir?
A) En az lise veya bu dereceli okul mezunu olmak;
B) Bilfiil askerlik hizmetini bitirmiş ve yaşı 30’u geçmemiş olmak;
C) Vücutça sağlam olmakla beraber memleketin her ikliminde vazife görmeye ve her vasıta ile dolaşmaya kabiliyetli oldukları hastaneler sağlık kurullarınca tasdik edilmiş bulunmak lazımdır.
32-İl İdaresi Kanununa göre Kaymakamların sicil amirliği durumlarını anlatınız.
Kaymakamlar, ilçe idare şube başkanlarının genel, özel ve kolluk amirlerinin birinci derecede, diğer memurların ikinci derecede sicil amirleridir.
33- İl İdaresi Kanununa göre Kaymakamların görevden uzaklaştırma yetkisini anlatınız.
Kaymakam, iş başında kalmalarında mahsur gördüğü ilçe idare şube başkanlarını Valinin muvafakatiyle, diğer memur ve müstahdemleri res’en sorumluluğu altında görevden uzaklaştırabilir.

17

Haziran
2012

İDARE HUKUKU SORU-CEVAP ÇALIŞMA NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  548 Kez Okundu

1) İdare aşağıdaki organlardan hangisinin içinde yer alır?
a) Yasama Organı b) Yürütme Organı c) Yargı Organı d) Hiçbiri

2) Aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a) İdare Devletin yaptığı her türlü idari faaliyet anlamında kullanılır b) İdare, İdari Teşkilat anlamında kullanılır.
c) İdare,durumu vaziyeti kurtarmak anlamındadır. d)İdare,yerine göre teşkilat, yerine göre faaliyet yerine göre hem teşkilat hem de faaliyet anlamında kullanılır.

3) Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a) Yasama organı ile İdare arasındaki ilişki Hükümet tarafından sağlanır. b) İdare, yasama organının çıkardığı kanunları uygular.
c) İdare,Tüzük ve Yönetmelikler çıkarma yetkisine sahiptir. d) İdare, yasama organının emir ve direktiflerine uygun olarak çalışır.

4) Aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a) İdari yargı,idarenin eylem ve işlemlerinden hak ve menfaatleri zayii olanların idareye karşı açtıkları davaları karara bağlayan Adli Yargı dışında ayrı bir yargı düzenidir
b) İcrai karar yasama organının aldığı karardır
c) İdari usuller,İdari yargı yerlerinde davaların görülmesi esnasında izlenen yargılama usulleridir
d) Re’sen icra yetkisi İdarenin Danıştay Kararlarını uygulamasıdır

5) Aşağıdakilerden hangisi yerinden yönetimin faydalarından değildir?
a) Yerinden yönetim kuruluşlarının karar organlarının halk tarafından seçilmesi b) Mahalli halkın ihtiyaçlarının tesbitinde kolaylık
c) Yerinden yönetimde karalar daha çabuk alınır d) Yerinen yönetim kuruluşları yeterli mali kaynakları kullanabilirler

6) Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır; “Hukuk Devletinin Egemen Olabilmesi için”
a) Temel hak ve hürriyetlerin güvenlik altına alınması gerekir b) İdarenin yargısal denetime tabi olması gerekir
c) Demokratik bir rejimin bulunması gerekir d) Yasama ve yürütmenin bir elde toplanması gerekir

7) Laik devlet için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a) Gerektiğinde devlet dine müdahale edebilir b) Devlet hiçbir şekilde din kuruluşlarına yardım edemez
c) Dini inanç ve ibadet Devlet denetimi altında yapılır d) Din ve Devlet işleri birbirinden ayrılmıştır,din devlet işlerine, devlette din işlerine karışmaz

8) Aşağıdakilerden Hukuk Devletinin gereklerindendir?
a) Kanunların Anayasaya uygunluğunun denetlenmesi b) İdarede yetki devrinde bulunulması
c) Mahalli İdare teşkilatlarının kurulmuş olması d) İdarenin Tüzük ve Yönetmelik çıkarma yetkisine sahip olması

9) Aşağıdakilerden hangisi yetki genişliği ilkesinin özelliği değildir?
a) Kullanılan yetki,merkezi iderenin tanıdığı bir yetkidir b) Verilen yetkiyi kullanan görevli merkezi idarenin bir memurudur
c) Yürütülen hizmet merkezi bir hizmettir d) Sorumluluk yetkiyi verene aittir

10) Hükümet aşağıdaki hallerin hangisinin gerçekleşmesiyle kurulmuş olur?
a) Başbakanın Bakanları seçmesiyle b) Cumhurbaşkanının bakanları atamasıyla
c) Meclisten güven oyu alınmasıyla d) Hükümetin göreve fiilen başlamasıyla

11) Hükümetin uyum içerisinde çalışabilmesi için Başbakana aşağıdaki yetkilerden hangisi tanınmıştır?
a) Başbakan,Bakanların hiyerarşik amiri seviyesine yükseltilmiştir
b) Başbakan,Bakanların görevlerine Anayasa ve Kanunlarla uygun olarak yerine getirmelerini gözetmek ve düzeltici tedbirleri almak yetkisine sahip kılınmıştır
c) Başbakan, Bakanların görevlerine son verebilme yetkisine sahiptir
d) Başbakan, sürtüşme çıkaran Bakanın bakanlığınıda üstlenme yetkisine sahip kılınmıştır

12) Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a) Milli Güvenlik Kurulu Anayasal bir kuruluştur b) MGK, Devletin iç ve dış güvenliği konusunda gerekli her türlü tedbiri tesbit eder
c) Milil Güvenlik Kurulu kararları tavsiye niteliğinidedir d) Milli Güvenlik Kurulu kararları bağlayıcıdır

13) Danıştay aşağıdaki görevlerden hangisini yapmaz?
a) Başbakanlıkça gönderilen Kanun Tasarıları hakkında görüş bildirmek b ) Tüzük taslaklarını incelemek
c) Cumhurbaşkanlık ve Başbakanlık tarafından gönderilen işler hakkında görüş belirtmek d) Dava açılması halinde istimlak edilen gayri menkullerin bedelini yükseltmek

14) Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a) Sayıştay,Başbakanlığa bağlı bir denetim organıdır b) Sayıştay, hem idari hemde yargı görevleri olan bir kuruluştur
c) Sayıştay,sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlar d) Sayıştay, denetimlerini TBMM adına yapar

15) Vali, aşağıdakilerden hangisini denetlemez?
a) İlçe,Bucak ve Köyleri b) Adli ve Askeri Teşkilatı c) Devlet Daire ve Müesseselerini d) Özel İdare ve Belediyeleri

16) Aşağıdakilerden hangisi mahalli idare birimi değildir?
a) Belediye b) Özel İdare c) Köy d) Bucak

17) Aşağıdakilerden hangisi Merkezi İdarenin Taşra teşkilatı değildir?
a) İl b) İlçe c) Bucak d) Köy

18) Aşağıdakilerden hangisi İdari İşlemin iptaline sebep teşkil etmez?
a) Yetki yönünden hukuka aykırılık b) Şekil yönünden hukuka aykırılık c) Sebep yönünden hukuka aykırılık d) İdari sözleşmeye aykırılık

19) Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a) Vali,İl Özel idarenin başı ve yürütme organıdır b) Vali,İl İdaresinin başı, İlde Devletin Hükümetin ve ayrı ayrı her Bakanlığın temsilcisidir
c) Vali, Kaymakamlık gibi bir meslek memurluğudur d) Vali,İl Özel İdarenin İta Amiridir

20) Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a) Mahalli idareler birer kamu tüzel kişisidir b) Merkezi İdarenin mahalli idareler üzerinde “İdari Vesayet” yetkisi vardır
c) Mahalli İdareler özerk kuruluşlardır d) Mahalli idarelerin kendilerinde ait bir bütçeleri yoktur
21) Aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
“Memurun Görevi ile ilgili bir suç işlemesi halinde”
a) Doğrudan doğruya C.Savcısı dava açar b) İdare doğrudan memuru Ceza Mahkemesine yollar
c) İhbar üzerine İdare Mahkemeleri yargılar d) Memurun yargılanabilmesi için Memurun Muhakematı Kanununa göre luzumu Muhakeme kararı verilmesi gerekir

22) Aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a) Özel hukuk sözleşmelerinde taraflar arasında eşitlik yoktur b) Özel Hukuk sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar Danıştayda giderilir
c) İdari sözleşmelerde taraflardan birinin idare olması şart değildir d) İdari sözleşmede taraflardan biri olan idareye bazı üstünlükler tanınmıştır

23) Osmanlı Devletinde ilk kez hangi belge ile Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Yargıç Güvenliği ilkeleri getilmiştir?
a) Ferman-ı Adalet b) Gülhane Hattı c) Islahat Fermanı d) Sened-I İttifak

24) ”Meşrutiyet döneminde,1876 Anayasasına göre Meclisin toplantı halinde bulunmadığı zamanlarda Hükümet……………. adıyla Yasama faaiyetlerinde bulunabiliyordu,bunlar Yasaya eşit metinlerdi”
Boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?
a) Nizamname b) Asar-ı Atika c) Memurin Muhakematı d) Kanunu Muvakkat

25) Aşağıdakilerden hangisi kanuna denk değilidir?
a) Kanunu Muvakkat b) Uluslararası anlaşmalar c) Kararnameler d) Meclis İç Tüzükleri

26) Memurlar tarafından rüşvet,zimmet ve kaçakçılık gibi suçların işlenmesi halinde hangi yasa hükümleri uygulanır?
a) Genel Hükümler b) Memurun Muhakematı Kanunu c) 3628 sayılı yasa hükümleri d) Ceza Kanunu Hükümleri

27) Aşağıdakilerden hangisi Belediye Başkanlığında düşme sebeblerinden değildir?
a) Seçilme yeterliliğini kaybetme b) Görevini kötüye kullanmaktan tutuklanma
c) Meclisi Belediye Başkanı hakkında yetersizlik Kararı vermesi d) Herhangi bir suçtan 6 ay hüküm giyme

28) Devlet Memurları Kanununda istihdam şekli sıralaması aşağıdakilerden hangisidir?
a) Memur,yardımcı hizmetli,işçi,sözleşmeli personel b) Memur,geçici personel ve sözleşmeli personel
c) Memur,geçici personel,sözleşmeli personel ve işçi d) Memur,sözleşmeli personel,geçici personel ve işçi

29) Devlet Memurları Kanununda öngörülen hizmet sınıfları içinde aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
a) Emniyet Hizmetleri Sınıfı b) Avukatlık Hizmetleri Sınıfı c) Milli Savunma Hizmetleri Sınıfı d) Teknik Hizmetler Sınıfı

30) Takisrli Suçlar hariç hangi cezaya çarptırılanlar devlet memuru olamazlar?
a) Ağır hapis ve 6 aydan fazla cezaya çarptırılanlar b) Ağır para cezasına çarptırılanlar
c) Ağır hapis veya 3 ay hapis cezası d) Başbakanlığın açtığı manevi tazminat davası

31) Devlet Memurlarının sahip olduğu genel haklar arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
a) Güvenlik hakkı b) Emeklilik hakkı c) Müracaat ve şikayet hakkı d) Sözleşme hakkı

32) Bir ildeki günlük çalışmaların başlama ve bitme saatlerini kim belirler?
a) Bölge Çalışma Müdürü b) Vali c) Devlet Personel Dairesi d) Her kurumun en üst yöneticisi

33) Devlet Memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
a) Siyasi Partiye girmek b) Yetki almadan gizli belgeleri açıklamak
c) Usulsüz müracaat ve şikayette bulunmak d) Özürsüz olarak bir yılda 30 gün işe gelmemek

34) Gerekli görülen hallerde ihtiyati bir tedbir alınması gerektiğinde görevden uzaklaştırmaya aşağıdaki makamlardan hangisi yetkili değildir?
a) Atamaya yetkili amir b) Genel Müdürlük Müfettişleri c) Yüksek Disiplin Kurulu d) Valiler ve Kaymakamlar

35) Aşağıdakilerden hangisi Memurun Muhakematı Hakkında Kanuna göre yargılama işleminin yapılabilmesi için şart değildir?
a) Kişinin memur olması b) Mağdurun memur olması c) Memurun suç işlemesi d) Suçun görevden doğması

36) Anayasaya göre Yüksek İdare Mahkemesi,danışma ve inceleme mercii aşağıdakilerden hangisidir?
a) Danıştay b) Yargıtay c) Sayıştay d) Anayasa Mahkemesi

37) İdare Mahkemelerinin tek yargıçla verdiği karalara itiraz mercii neresidir?
a) Yargıtay b) Danıştay c) Sayıştay d) Bölge İdare Mahkemesi

38) Memura görevinde daha dikkatli davranması gerektiğinin yazı ile bildirilmesine ne denir?
a) Aylıktan kesme b) Kınama c) Uyarma d) Meslekten Çıkarma

39) İl İdare Kurulunda aşağıdakilerden hangisi bulunmaz?
a) Vali b) Defterdar c) Emniyet Müdürü d) Milli Eğitim Müdürü

40) Memurun Muhakematı Hakkında Kanun,aşağıdaki suçlardan hangisinde uygulanmaz?
a) Suç delillerini yok etmek b) Görevi İhmal c) Vazifeyi Suistimal d) Zimmet

41) Tüzükler hangi organın incelemesinden geçer?
a) Danıştay b) Yargıtay c) Sayıştay d) Anayasa Mahkemesi

42) Aşağıdakilerden hangisi Cumhurbaşkanının görevlerinden değilidir?
a) Kanununları görüşmek üzere Meclise göndermek b) Anayasa değişikliklerini gerekli gördüğünde halk oyuna sunmak
c) Bakanlar Kuruluna Başkanlık etmek d) Anayasa Mahkemesine iptal davası açmak

43) Kanun Hükmünde Kararnamenin yargısal denetimini hangi kuruluş yapar?
a) Anayasa Mahkemesi b) TBMM c) Yargıtay d) Danıştay

44) Aşağıdakilerden hangisi devlet memurunun görevlerinden değilidir?
a) Yasalara saygılı olmak b) Tarafsızlık c) Liyakatli olmak d) Amirin emrine itaat
45) İl Teşkilatının yönetiminide görev almayan organ hangisidir?
a) Vali b) İl İdare Şube Başkanları c) İl İdare Kurulu d) İl Disiplin Kurulu

46) Devlet Memuruluğuna alınacak olanlarda aranmayan genel koşul hangisidir?
a) Türk vatandaşı olmak b) Askerliğini yapmış olmak
c) Kamu hizmetlerinden ve haklarından mahrum olmamak d) En az ortaokul mezunu olmak

47) Aynı Belediye ve Köy sınırları içinde devlet memuruluğuna atanan Devlet Memuruları kaç iş günü içinde göreve başlamak zorundadırlar?
a) 1 iş günü b) 3 iş günü c) 10 iş günü d) 15 iş günü

48) Devlet Memuruları aşağıdaki hangi yasaklara uymak zorundadırlar?
a) Birlikte çekilme yasağına b) Grev yasağına c) Ticaret yasağına d) Hepsi

49) Bir idari makamın yaptığı işlem veya eylemi geri alması, muhtevasını değiştirmesi veyahut yürütmeyi durdurması için yapılan müracaata ne denir?
a) Hiyerarşik Müracaat b) Doğrudan doğruya müracaat c) İdari vesayet makamına müracaat d) Kanuni müracaat

50) Aşağıdaki hallerden hangisinde Devlet Memuruluğu sona erer?
a) Çekilme b) Emeklilik c) Şartlarda eksiklik d) Hepsi

51) Aşağıdaki yardınlardan hangisi T.C Emekli Sandığı vasıtasıyla alınabilir?
a) Emekli Aylığı b) Malullük aylığı c) Ölüm yardımı d) Hepsi

52) Personel ile ilgili yönetmelikler hangi makamın onayı ile yürürlüğe girer?
a) Cumhurbaşkanı b) Bakanlar Kurulu c) TBMM d) Başbakanlık

53) Aşağıdaki cezalardan hangisine yargı yolu kapalıdır?
a) Aylık kesimi b) Uyarma,kınama c) Terfiinin gecikmesi d) Memuriyetten çıkarma

54) İdare kavramı bazen bir teşkilatı bazende bir faaliyeti anlatmaktadır.İdari Teşkilattan kasıt nedir?
a) Merkezi İdare b) Kamu Kuruluşları c) Belediyeler d) Hepsi
55) Görevden uzaklaştırılan memur hakkında kaç iş günü içerisinde soruşturmaya başlanır?
a) 10 iş günü b) 15 iş günü c) 25 iş günü d) 30 iş günü

56) Taksirli suçlardan ne kadar ceza alanların memuriyeti sona erdirilir?
a) 6 ay b) 1 yıl c) 2 yıl d) Hiçbiri

57) Devlet Memurlarının maazeret izni kaç gündür?
a) 10 gün b) 5 gün c) 7 gün d) 15 gün
58) Kanunen geçerli bir işlemde baş asli unsurların bulunması gerekir.Bunlar aşağıdakilerden hangisidir?
a) Yetki,şekil,sebep,konu,amaç b) Görev,metin,niçin,nasıl,ne zaman c) Makam,memur,yazı,imza,mühür d) Mahkeme,savcı,sanık,tanık,avukat

59) Uyuşmazlık Mahkemesi başkanlığını aşağıdakilerden hangisi yerine getirir?
a) Anayasa Mahkemesi üyelerinden biri b) Hakimler ve Savcılara Yüksek Kurulu üyelerinden biri
c) Uyuşmazlık Mahkemesi üyelerinden en kıdemli olanı d) TBMM Adalet divanı üyelerinden biri

60) Kamu görevlileri aşağıdaki hallerden hangisinde emeklilik haklarını kaybederler?
a) Türk vatandaşlığından çıkarılanlar b) Yabancı bir devletin uyruğuna girenler
c) Hükümetten izin almadan yabancı memleketlerde görev kabul edenler d) Hepsi

61) Emekli aylığının hesaplanmasında aşağıdakilerden hangisi göz önünde tutulmaz?
a) Katsayı b) Hizmet c) Yaş d) Gösterge

62) Tüzüklerin iptali için hangi merciye dava açılır?
a) Danıştaya b) Anayasa Mahkemesine c) Sayıştaya d) Uyuşmazlık Mahkemesine

63) Kanun yararına temyiz yoluna kim başvurabilir?
a) Danıştay Başkanı b) Danıştay Başsavcısı c) İdare Mahkemesi Başkanı d) Danıştay Kanun Sözcüsü
64) Aşağıdakilerden hangisi Memurun Muhakematı Hakkındaki Kanuna göre karar vermeye yetkili değilidir?
a) İl İdare Kurulu b) İdare Mahkemesi c) İlçe İdare Kurulu d) Danıştay 2.Dairesi

65) 65.İdarenin taktir yetkisini kullanırken uymak zorunda olduğu ilke hangisidir?
a) İdare Kanunların koyduğu sınırlar içinde kullanmalıdır b) Eşitlik ilkesine önem vermelidir
c) Taktir yetkisi kamu yararı için kullanılmalıdır d) Hepsi

66) Aşağıdakilerden hangisi yürütmenin Hükümet İşlevi ile ilgilidir?
a) Ceza evlerinin bakımı ve ıslahı b) Kamu düzenini sağlamaya yönelik kolluk görevlilerinin adli ve idari bir takım yetkilerinin arttırılması
c) Milli Güvenliğin sağlanması konusunda gerekli politikaların saptanması d) Demiryolu taşımacılığına ilişkin olarak ücret tesbiti yapılması

67) Aşağıdakilerden hangisi Hukuk Devleti ilkesinden değilidir?
a) Kuvvetler Ayrılığı b) Kanuni idare c) Parlementer Hükümet Sistemi d) Yargısal denetim

68) Genel Yönetimin taşra kuruluşları arasında bulunan yüksek kamu görevlilerine belli konularda kendiliğinden karar alma ve uygulama yetkisi aşağıdakilerden hangi kavramın tanımıdır?
a) Yerel Yönetim b) Hizmetsel Yönetim c) İmza Yetkisi d) Yetki Genişliği

69) Aşağıdakilerden hangisi idarenin düzenleyici işlemlerinden biri değilidir?
a) İçtihadı birleştirme kararı b) Kaide Kararnameler c) Nizamnameler d) Yönetmelikler

70) Aşağıdakilerden hangisi yerinden yönetimin özelliklerinden değilidir?
a) Tüzel Kişilikleri vardır b) Bütçeleri genel bütçeye dahildir c) Merkezin vesayet denetimi altındadırlar d) Özerkliğe sahiptirler

71) Aşağıdakilerden hangisi kamu mallarının özelliklerinden biri değilidir?
a) Kamu malları satılamaz b) Haciz edilemez c) Vergi gibi yükümlülükleri yoktur d) Zaman aşımı ile sahip olunabilirler
72) Aşağıdakilerden hangisi İdare Hukukunda boşluk doldurma yöntemlerinden biri değildir?
a) Kıyas b) Yürülükten kaldırılmış bir yasayı yeniden yorumlayıp uygulama c) Hukukun genel ilkelerinden faydalanma d) Yeni kural koyma

73) Aşağıdakilerden hangisi Milli Güvenlik Kurulunun üyelinden biri değildir?
a) Adalet Bakanı b) Milli Savunma Bakanı c) İçişleri Bakanı d) Dışişleri Bakanı

74) Devlet Denetleme Kurulu kime bağlı olarak çalışır?
a) Başbakana b) Bakanlar Kuruluna c) Cumhurbaşkanına d) Genelkurmay Başkanına

75) Vali,
a) Devletin Temsilcisidir b) Hükümetin Temsilcisidir c) Devletin ve Hükümetin Temsilcisidir d) Hiçbiri

76) Aşağıdakilerden hangisi ilçe yönetim kurulu üyelerinden biri değildir?
a) Yazı İşleri Müdürü b) Sağlık Ocağı Hekimi c) Milli Eğitim Müdürü d) Hiçbiri

77) İl Daimi Encümen üyeleri İl Genel Meclisi üyeleri arasından kaç yıllığına seçilir?
a) 1 b) 2 c) 3 d) 4

78) Belediye Meclisince kabul edilen Belediye bütçesi en büyük Mülki Amir tarafından ne kadar süre içinde hazırlanır?
a) 1 hafta b) 2 hafta c) 20 gün d) 30 gün

79) Köyün isteğine bağlı işlerin zorunlu hale getirilmesine hangi mercii karar verir?
a) Köy İhtiyar Meclisi b) Köy Muhtarı c) Köy Derneği d) Köyün bağlı olduğu Mülki Amir

80) İdari kararlar hangi yolla ortadan kalkmaz?
a) Yargı b) Belli bir sürenin geçmesi c) İşlemi yapan makamın geri alma iradesi d) İlgilinin istemiyle

81) Aşağıdakilerden hangisi Devlet Memuruları Kanununda öngörülen sınıflardan değildir?
a) Avukatlık Hizmetleri Sınıfı b) Yardımcı Hizmetliler Sınıfı c) Yerel Yönetim Hizmetleri Sınıfı d) Teknik Hizmetliler Sınıfı

82) Devlet Memurları bulundukları yerde göreve atanmaları halinde,atama emrinin kendilerine duyurulmasından itibaren ne kadar süre içinde göreve başlamak zorundadırlar?
a) 24 saat b) 48 saat c) 1 hafta d) 15 gün

83) İki kez üst üste olumsuz sicil alan memur;
a) Memurlukla ilişiği kesilir b) Disiplin cezası verilir c) Üçüncü bir sicil amirinin yanına atanır d) Hiçbiri

84) Aşağıdakilerden hangisi kamu mallarının özelliklerinden biri değildir?
a) Kamu malları kamulaştırılamaz b) Kamu mallarına zaman aşımı ile sahip olunamaz
c) Kamu mallarının hepsinin tapu kütüğüne yazılması gerekir d) Kamu malları vergiden muaf tutulmuşlardır

85) Aşağıdakilerden hangisi Mahalli idarelerden değilidir?
a) İlçe b) İl Özel İdaresi c) Belediye d) Köy

86) Aşağıdakilerden hangisi yönetim hukukunun özelliklerinden biri değildir?
a) Dağınık bir hukuk dalıdır b) Bir içtihad hukukudur c) Eskiden beri var olan yani eski bir hukuk dalıdır d) Taraflar arasında eşitsizlik vardır

87) Aşağıdakilerden hangisi merkezden yönetimin faydalarından değilidir?
a) Devlet yönetiminde birliği sağlar b) Hizmetler ülkeye eşit dağılır c) Kamu görevlileri yerel etkilerden kurtulur d) Demokrasi ilkesine uygundur

88) Milli Güvenlik Kurulu ayda kaç kez toplanır?
a) 2 b) 1 c) 3 d) Hiçbiri

89) Belediye Meclisinin dağılmasına hangi makam karar verir?
a) Bakanlar Kurulu b) İçişleri Bakanı c) Danıştay d) Vali veya Kaymakam

90) Aşağıdakilerden hangisi devlet memurluğu sınıflarından biri değilidir?
a) Yardımcı Hizmetliler Sınıfı b) Mülki idare Amirliği Sınıfı c) Milli İstihbarat Hizmetleri Sınıfı d) Hakimlik Hizmetleri Sınıfı

91) Aşağıdakilerden hangisi devlet memurulğuna girişte genel koşullardan biri değilidir?
a) Öğrenim b) Yaş c) Cinsiyet d) Vatandaşlık

92) Aşağıdakilerden hangisi devlet memurları kanununa göre çekilmiş sayılma sebeblerinden değilidir?
a) Başka bir göreve atandığında kanuni süre içinde göreve başlamaması
b) Kadro açığındaki memurun eski sınıf ve derecesine eşit bir göreve atanması halilnde göreve başlamaması
c) Terhislerinden sonra belli bir süre içinde göreve başlamaması
d) Hiçbiri

93) Kamu malları için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
a) Satılamaz,kamulaştırılamaz b) Zaman aşımı ile sahip olunamaz c) Haciz edilemez d) Mali yükümlülüklere tabidir

94) Yerinden yönetim kuruluşlarının kendilerinin dışında bir kuruluş tarafından denetlenmesine ne ad verilir?
a) Hukuki Tasarruf b) İdari Tasarruf c) İdari Vesayet d) Teftiş

95) Aşağıdakilerden hangisi kamu hukuk dalı değildir?
a) İdare Hukuku b) Ceza Hukuku c) Ticaret Hukuku d) Mali Hukuk

96) Aşağıdakileden hangisi çoğulcu demokrasinin temel ilkelerinden değilidir?
a) Çoğunluğun yönetme hakkı b) Muhalefet etme özgürlüğü
c)Temel hak ve özgürlüklerin korunması d)Siyasal kararlar alacak kişilerin atama ile başa gelmesi

97) ”İdari Denetim” kavramı ile ilgili aşağıdakilerden hangsi doğrudur?
a) İdarenin faaliyetleri yasama yürütme organalarınca denetlenir b) idare kendi içinde oluşturduğu denetim organlarınca da denetlenir
c) Faal idare içinde denetim şekli hiyerarşi ve vesayet denetimidir d) Hepsi doğrudur

98) Devlet yönetiminde aşağıdakilerden hangisinin yapılması kişi hak ve özgürlüklerinin korunması açısından en etkili olur?
a) Hukuk kurallarının yazılı olarak belirlenmesi b) Yöneticilerin eğitim düzeyinin yüksek olması
c) Yönetim birimleri arasında koordinasyonunun sağlanması d) Yasama,yürütme ve yargı yetkilerinin ayrı organlara verilmesi

99) Aşağıdakilerden hagisi Kamu Kurumu niteliğindeki kuruluşlardan değilidir?
a) Barolar b) Emekli Sandığı c) Ticaret ve Sanayi Odaları d) Esnaf ve Sanatkarlar Dernekleri

100) Kamu Hizmetleri devamlılık arz eder,kaç gün boyunca göreve gelmeyen memur çekilmiş sayılır?
a) 7 gün b) 10 gün c) 15 gün d) 20 gün

101) Aşağıdakilerden hangisi en üst İdari Yargı organıdır?
a) Danıştay b) Yargıtay c) Anayasa Mahkemesi d) Sayıştay

102) Yürütme yetkisini…………….yerine getirir.
a) Başbakan b) TBMM c) Bakan d) Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu

103) Milli Güvenlik Kurulunun gündemini kim belirler?
a) Başbakan b) Cumhurbaşkanı c) Genelkurmay Başkanı d) Genel Sekreter

104) Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı olmadığı zamanlardan kimin başkanlığında toplanır?
a) Başbakan b) Genelkurmay Başkanı c) Meclis Başkanı d) Genel Sekreter

105) Aşağıdakilerden hangisi Devlet Planlama Teşkilatının görevi değilidir?
a) Devletin iktisadi ve sosyal politikasında hükümete yardımcı olmak b) Kalkınma ilkelerini saptamak
c) Ulusal güvenlik politikasını saptamak d) Beş yıllık kalkınma planı hazırlamak

106) Dördüncü tur oylamada Cumhurbaşkanı seçilemezse ne olur?
a) Hükümet düşer b) TBMM fesh edilir c) Başbakanın görevine son verilir d) Beşinci tura geçilir

CEVAPLAR
(1) B
2) D
3) D
4) A
5) D
6) D
7) D
8) A
9) D
10) B
11) B
12) D
13) D
14) A
15) B
16) D
17) D
18) D
19) C
20) D
21) D
22) D
23) A
24) D
25) C
26) C
27) B
28) D
29) C
30) A
31) D
32) B
33) C
34) C
35) B
36) A
37) D
38) C
39) C
40) D
41) A
42) C
43) A
44) C
45) D
46) B
47) A
48) D
49) B
50) D
51) D
52) B
53) B
54) D
55) A
56) D
57) A
58) A
59) A
60) D
61) C
62) A
63) B
64) B
65) D
66) C
67) C
68) D
69) A
70) B
71) D
72) B
73) A
74) C
75) C
76) D
77) A
78) A
79) C
80) D
81) C
82) A
83) C
84) C
85) A
86) C
87) D
88) B
89) C
90) D
91) C
92) D
93) D
94) C
95) D
96) D
97) D
98) D
99) B
100 B
101) A
102) D
103) B
104) A
105) C
106) B

17

Haziran
2012

ANAYASA:YÖNETİCİLİK SINAVLARINA HAZIRLIK 100 ÖNEMLİ SORU-CEVAP

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  626 Kez Okundu

1. Türkiye’nin ilk anayasal belgesi nedir:(1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu)
2. Türkiye’nin en uzun süre yürürlükte kalan anayasası hangisidir:(1924 Anayasası)
3. Çağdaş anlamda dünyanın ilk yazılı anayasası nedir:(1787 ABD anayasası)
4. İaıgın kanaate göre, Osmanlı’da ilk anayasal belge nedir:(1808 Sened-i İttifak)
5. Türkiıe’nin en katı anayasası hangisidir:(1982 Anayasası)
6. yönetmeliklerin nizamnamelere, nizamnamelerin kanunlara, kanunların da anayasaya uygun olması gerektiğini bildiren sisteme ne ad verilir:(Normlar Hiyerarşisi)
7. 1982 Anayasasına göre, kanun kapama yetkisi kime aittir:(Türkiye Büyük Millet Meclisi)
8. TBMM seçimleri kaç yılda bir yenilenir:(5 yıl)
9. Kanunlar cumhurbaşkanınca kaç gün içinde yayımlanır:(15 gün)
10. Hangi kanunu cumhurbaşkanı veto edemez:(Bütçe Kanunu)
11. Kanunlar nerede yaıınlanır:(Resmi Gazete)
12. 1982 Anayasasına göre, kanun teklif etmeye kim yetkilidir:(Bakanlar kurulu ve milletvekilleri)
13. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda ne yapılır
(Milletlerarası antlaşma hükümlerinin uygulanacağı ön görülmüştür.)
14. TBMM tarafından verilen yetkiye dayanılarak hükümetçe çıkarılan düzenleyici işlemlere ne denir:(Olağan Kanun Hükmünde Kararnameler)
15. 1982 Anayasasına göre nizamname (tüzük) çıkarma yetkisi kime aittir:(Bakanlar Kurulu)
16. Kanunların ve tüzüklerin uygulamamasına ilişkin ayrıntıları gösteren düzenleyici işlemlere ne ad verilir:(yönetmelik)
17. 1839 Tanzimat Fermanı hangi padişah döneminde çıkarılmıştır:(Abdülmecit Sultan)
18. Osmanlı’da halkın askerlik hizmeti yönünden eşitliği hangi belgeyle ortaya çıkarılmıştır
(1839 Tanzimat Fermanı)
19. Tanzimat döneminde etkin olan mahkeme türü hangisidir:(Nizamiye Mahkemeleri)
20. Gayrimüslimlerden alınan cizye vergisinin uygulanmayacağı taahhüdü hangi fermanda ortaya çıkmıştır:(1856 Islahat Fermanı)
21. Türk tarihinin tek yumuşak yazılı anayasası hangisidir:(1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu)
22. Devletin dini İslam’dır, hükmü ne zaman anayasadan çıkarılmıştır:(1928)
23. Devletin vasıfları arasına laiklik ve ilkeler ne zaman eklenmiştir:(1937)
24. Çok partili siyasi hayata ne zaman geçilmiştir:(1946)
25. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra siyasi iktidarın başına gelen kurul hangisidir
(Milli Birlik Komitesi)
26. Kanun hükmünde kararnameler hangi dönemde kabul edilmiştir:(1971 – 1973 ara rejimi)
27. yasama yorumu hangi anayasada kabul edilmiştir:(1924 Anayasası)
28. Kanunların anayasaya uygunluk denetimini gerçekleştirmek için kurulan mahkeme hangisidir:(Anayasa Mahkemesi)
29. Kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemek anlamına gelen anayasa yargısı hangi anayasayla getirilmiştir:(1961 Anayasası)
31. 1982 Anayasasına göre, hangi hallerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması durdurulabilir:(Savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü haller)
32. 1982 Anayasasına göre anayasanın değiştirilmesi teklifi verebilmek için gereken sart nedir
(Meclis üye tamsayısının 1/3′ü)
33. 1982 Anayasasına göre, anayasa değişikliği getiren kanun cumhurbaşkanınca hangi halde tasdik edilebilir:(TBMM üye tamsayısının 2/3′ünün kabul etmesi
34. TBMM üyelerinin meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden sorumlu tutulamamalarına ne denir:(yasama sorumsuzluğu)
35. TBMM her yıl hangi ayda kendiliğinden toplanır ve TBMM’nin çalıştığı bir döneme ne ad verilir:(Ekim ayı – yasama yılı)
36. TBMM’nin toplantı yetersayısı nedir:(TBMM üye tamsayısının (550) 1/3′üdür.)
37. TBMM’nin karar yetersayısı nedir:(TBMM üye tamsayısının ¼’ünün 1 fazlasıdır
38. Bakanlar Kurulu üyeleri kurula katılamadıkları zaman kime vekâlet verebilir
(Diğer bir bakana)
39. TBMM’nin çalışmasını düzenleyen ve maddi anlamda anayasa sayılan düzenleyici işleme ne ad verilir:(TBMM içtüzüğü)
40. TBMM dışında çalışmalarını kendi yaptığı düzenleyici işlemlerle belirlenen kurum hangisidir
Anayasa Mahkemesi
41. Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek yetkisi kime aittir:TBMM
42. 1982 Anayasasına göre, meclisin ara verme veya tatil sırasında olağanüstü toplantıya çağırılması yetkisi kime aittir:Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı
43. Cumhurbaşkanı makamında bulunmadığı zaman bu makama kim vekâlet eder:Meclis Başkanı
44. Meclisin bilgi alma ve denetim yolları nelerdir
1. Soru, 2. Meclis araştırması, 3. Meclis soruşturması, 4. Genel görüşme 5. Gensoru
45. 1982 Anayasasına göre, siyasi partilere kimler üye olamaz
1. yüksek öğrenim öncesi öğrenciler, 2. yüksek yargı memurları, 3.Devlet memurları, 4. Askeri öğrenciler, 5. TSK mensupları
46. Seçimlerin ve halkoylarının genel idaresi ve denetimi hangi kurumun yetkisindedir
yüksek Seçim Kurulu
47. Bir milletvekili cumhurbaşkanı olursa milletvekilliğinin durumu ne olur
Milletvekilliği kendiliğinden sona erer.
48. 1982 Anayasasına göre, cumhurbaşkanını kim seçer:TBMM
49. TBMM cumhurbaşkanını seçemezse ne olur:TBMM seçimleri yeniler
50. Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğinin kuruluşu, teşkilat ve çalışma esasları, çalışan atama işlemleri hangi düzenleyici işlemle yapılır.:Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
51. Türkiye Büyük Millet Meclisinin başkanlık divanı kimlerden oluşur
– Meclis Başkanı
– Başkanvekilleri
– Katib üyeler
– İdare amirleri
52. Cumhurbaşkanı seçilme yeterlilikleri nelerdir
– Türkiye vatandaşı olmak
– 40 yaşını doldurmuş olmak
– yüksek öğrenim yapmış olmak
– Önceden cumhurbaşkanlığı yapmamış olmak
– Milletvekili olabilme şartlarını haiz olmak
53. Milletvekili seçilebilme şartları nelerdir
– Türkiye vatandaşı olmak
– 25 yaşını doldurmuş olmak
– İlköğretim mezunu olmak
– Mahcur olmamak
– Mükellef olduğu askerlik hizmetini yapmış olmak
– Kamu hizmetinden yasaklı olmamak
– Taksirli suçlar hariç bir yıldan çok hapis veya ağır hapis cezası almamış olmak
– yüz kızartıcı suç işlememiş olmak
– Kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarını açığa vurma, terör eılemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olmamak
54. 1982 TC Anayasasına göre başbakanı atamak yetkisi kime aittir:Cumhurbaşkanı
55. Bir bakanın yüce Divan sıfatı verilen Anayasa Mahkemesi’ne sevk edilmesi durumunda ne olur:Bakanlığı düşer.
56. TBMM seçimlerinin ertelenmesi hangi halde mümkündür:Savaş sebebiyle seçimler ertelenebilir.
57. Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği belirtilen işlemler dışındaki kararların başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanması ilkesine ne ad verilir:Karşı imza ilkesi
58. Cumhurbaşkanınca kabul edilen Bakanlar Kurulu TBMM’den güvenoyu alamazsa ne olur
Bakanlar Kurulu işgüder hükümet halini alır. İşgüder hükümetin gündelik devlet işlerini yürütebileceği kabul edilir.
59. 1982 TC Anayasasına göre, cumhurbaşkanı TBMM seçimlerinin yenilenmesine hangi hallerde karar verebilir
1) Bakanlar Kurulu’nun kuruluşta güvenoyu alamaması
2) 99. madde uyarınca Bakanlar Kurulu’nun güvensizlik oyuyla düşürülmesi
3) 111. maddeye göre Bakanlar Kurulu’nun vazife sırasında güvenoyu alamaması
4) Başbakanın istifa etmesi
5) yeni seçilen TBMM’de başkanlık divanının kuruluşunun tamamlanması üzerine 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu’nun kurulamaması hallerinde Cumhurbaşkanı TBMM Başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.
60. Gensoru teklifi verebilmek için en az kaç milletvekilinin imzası gerekir
20 milletvekilinin imzası gerekir.
61. yargıtay başkanını seçme yetkisi kimdedir:yargıtay Genel Kurulu
62. Anayasa Mahkemesi kararlarının anayasada sayılan özellikleri nelerdir
– Kesin hüküm sayılır.
– Temyize gidilemez.
– İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
– İptal kararııya ıeni bir uygulamaya yol açacak şekilde hüküm kurulamaz.
– Kararlar Resmi Gazete’de yaıımlandığı tarihte yürürlüğe girer. Anayasa Mahkemesi yürürlük tarihini 1 (bir) yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırılabilir.
– İptal kararları geriye yürümez. yani açık veya zımni şekilde mülga edilen kanunlar, ilga eden kanunun Anayasa Mahkemesi’nce iptaliyle tekrar yürürlüğe giremez.
– Anayasa Mahkemesi kararları kanun gücündedir.
63. Hangi düzenleyici işlemlere karşı Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılabilir
– Kanun
– Kanun Hükmünde Kararname
– TBMM içtüzüğü
64. Hangi işlemler yargı denetimi dışında tutulmuştur
– yüksek Askeri Şura kararları
– Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler.
– Sıkıyönetim komutanının kararları
– Hâkimler ve Savcılar yüksek Kurulu kararları
– Memura verilen uyarma ve kınama cezaları
65. Cumhurbaşkanının seçilebilmesi için kaç kişinin kabul oyu vermesi gerekir
Cumhurbaşkanının ilk turda seçilebilmesi için 367 milletvekilinin kabul oıu gerekir.
66.Para basılmasına kim karar verir :TBMM
67. Başbakanın yüce Divan’a sevki halinde hükümetin durumu ne olur
Hükümet kendiliğinden düşer.
68. Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinden önce hangi bakanların çekilmesi gerekir
– Adalet Bakanı
– İçişleri Bakanı
– Ulaştırma Bakanı
69. Bakanlar Kurulu milli emniyetin sağlanmasından kime karşı sorumludur:TBMM’ye karşı
70. Genel Kurmay Başkanı nasıl atanır
Genel Kurmaı Başkanı, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine cumhurbaşkanınca atanır.
71. Cumhurbaşkanı katılamadığı zamanlar Milli Güvenlik Kurulu kimin başkanlığında toplanır:Başbakan
72. Olağanüstü hal ilan etme yetkisi kime verilmiştir
Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna
73. Cumhurbaşkanı hangi yargı mercilerine atamalarda bulunabilir
– Anayasa Mahkemesi
– Danıştay
– yargıtay
– Askeri yargıtay
– Askeri yüksek İdare Mahkemesi
– Hâkimler ve Savcılar yüksek Kurulu
74. 1982 TC Anayasasına göre, devletin iktisadi ve sosyal vazifelerinin sınırı nedir
Mali kaynakların yeterliliği
75. 1982 TC Anayasasına göre, seçim kanunlarında hangi ilkeler göz önüne alınmalıdır
– Temsilde adalet
– İdarede istikrar
76. 1982 TC Anayasasına göre, siyasi partiye üye olabilmek için kaç yaşını doldurmuş olmak gereklidir:18 yaş
77. yüksek öğretim elemanlarının siyasi partide vazife olmaları ne şekilde olabilir
Bu elemanlar ancak siyasi fırkanın merkez organlarında çalışabilirler.
78. İdari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii neresi kabul edilir
Danıştay
79. Adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki vazife ve hüküm uyuşmazlıklarını çözümleyen merci neresidir
Uyuşmazlık Mahkemesi
80. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun başkanı kimdir
Adalet Bakanı
81. Hangi kanunun anayasaya aykırılığının ileri sürülemeyeceği öngörülmüştür
İnkılâp kanunları
82. 1982 TC Anayasasına göre inkılâp kanunları nelerdir
– 430 sayılı Tevhidi Tedrisad Kanunu
– 671 sayılı Şapka İktisası Kanunu
– 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddi’ne ve Türbedarlıklar ile birtakım unvanların men ve ilgasına dair kanun
– 473 sayılı kanunun 110. maddesi ile evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair hüküm.
– 1288 sayılı Beynelmilel Erkamının Kabulü Hakkında Kanun
– 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun
– 2590 saıılı efendi, bey, paşa gibi lakap ve unvanların kaldırılmasına dair kanun
– 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun
83. Süreli veya süresiz yayın çıkarmak için nereden izin alınmalıdır
Süreli veya süresiz yayın önceden izin almaksızın ve mali teminat yatırmaksızın çıkarılabilir.
84. 1982 TC Anayasasının başlangıç kısmının anayasal değeri nedir
176. maddeye göre başlangıç kısmı anayasaya dâhildir.
85. Madde kenar başlıklarının hükmü nedir:Anayasaya dâhil değildir.
86. Cumhurbaşkanı seçilirken meclisin toplantı yetersayısı nedir:Üye tamsayısının en az üçte biri ile meclis toplanır.
87. Bakanlar Kurulu adına, sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere başbakan veıa bakanlardan bilgi istemeye ne denir:Soru
88.İlk devrede cumhurbaşkanı seçilebilmesi için kaç oy gerekir:367
89. 1982 TC Anayasasına göre fakülte dekanları kim tarafından seçilir:YÖK
90. Temel hak ve özgürlüklerin vatandaş olmayanlar için sınırlanma şartları nasıl öngörülmüştür:Milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanması öngörülmüştür.
91. Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülüp Anayasa Mahkemesine gelebilmesi için hangi şartlar öngörülmüştür
– Aykırılık iddiasının bir mahkemede ileri sürülmesi
– Aykırılık iddiasının görülmekte olan bir davada ileri sürülmesi.
– Aykırılık iddiasının davada uygulanacak düzenleme hakkında olması
– Aykırılık iddiasının mahkemece ciddi görülmesi veya doğrudan doğruya mahkemenin aykırılık kanısına varması.
92. Anayasa Mahkemesi, anayasaya aykırılık iddiasının diğer mahkemelerde ileri sürülmesi ile önüne gelen işi beş ay içinde çözmezse davaya bakan mahkeme kararını neye göre verir
1982 TC Anayasasının 152/3. maddesine göre davaya bakan mahkeme düzenlemenin anayasaya aykırılığı kanısında olsa da mevcut düzenlemeyi uygular.
93. Anayasa mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilmek için esas olarak kaç gün tanınmıştır:60 gün
94. Kanunların şekil bakımından anayasaya aykırılığı iddiasında bulunabilmek için kaç gün öngörülmüştür:10 gün
95. Anayasa değişikliklerinde denetimin sınırı nedir
Teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülememe şartına uyulup uyulmadığı hususu ile sınırlı bir denetim söz konusudur.

96. Kanun hükmünde kararnamelerin şekil bakımından denetimi kaç gün içinde iptal davasına konu edilebilir:60 gün
97. Anayasa mahkemesinde, anayasa değişikliklerinde iptale ve siyasi parti davalarında kapatmaya karar verilebilmesi için kaç kişinin kabul oyu gerekir
7 (3/5 çoğunluk)

98. Anayasa mahkemesinin çalışma esasları ve üyeleri arasındaki işbölümü nasıl düzenlenir
Anayasa mahkemesi içtüzüğü ile.

99. Vergi ve benzeri mali yükler hakkında Danıştay ile Sayıştay kararları arasında uyuşmazlık çıkarsa nasıl bir çözüme gidilir
Danıştay kararının üstün tutulacağı söylenmiştir.

100.Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılmış bir kanunun anayasaya aykırı olduğu kanısına varılırsa hangiyol izlenebilir
Bu kanunu uygulayacak mahkeme aracılığıyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilir.

17

Haziran
2012

İstiklal Marşımız

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  351 Kez Okundu

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

17

Haziran
2012

istiklal Marşının Tarihçesi Özet

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  1.035 Kez Okundu