25

Haziran
2012

ORUÇ İBADETİ(el-Mavsili/el-İhtiyar)

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  417 Kez Okundu

Arap Dilinde orucun karşılığı olan savm, tutmak mânasındadır. Güneş göğün ortasında durduğunda, yani zeval vaktinde hareket etmez olduğunda; sâmeti’ş- şemsü denilir. Nitekim şâir Nâbiğa şöyle der:

“(Toz duman altında, diğeri gemini çiğniyor).

Bazı atlar yem yiyor, bazıları yemiyor.”

Dinî mânada savm; belli şeylere karşı kişinin kendisini tutmasıdır. Yani oruç kişinin kendini belli bir şekilde oruç bozucu üç şeyden uzak tutmasıdır. Oruç; belli kişinin, yani müslümanın belli bir sıfatla, yani hayız ve nifasdan temiz olarak, belli bir zamanda, yani fecr-i sâdıkın doğuşundan sonra meydana gelen gündüz aydınlığından başlayan ve güneş batıncaya kadar devam eden zamanda Allah (cc) a yaklaşmak gayesiyle yapılan bir ibadettir. Muhkem bir farizadır. Bunun farzlığını inkâr eden kâfir olur. Terkeden de fâsık olur. Farz oluşu Kitab, sünnet ve icmâ ile sabittir. Kitab’daki delil şu âyet-i kerîmelerdir:

“Öyle ise sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.” [1]

“Oruç size farz kılındı.” [2] Sünnetteki delil, namaz bahsinde geçen hadîs-i şerîf ile şu hadîs-i şerîfdir;

“Ramazan ayını oruçlu geçirin.” [3] Orucun farziyeti hususunda ayrıca icmâ-ı ümmet de vardır.

Orucun farz oluş sebebi; Ramazan ayıdır. Çünkü Ramazan orucu denilerek oruç bu aya izafe edilmektedir. Ramazan ayının ve günlerin tekessürü; o günlerde ve o ayda oruç tutmanın vücub sebebidir.

Gerek edâ ve gerekse kaza olarak Ramazan orucu tutmak; âkil ve baliğ olan her müslümana farzdır: Farzlığının delilini anlattık. Müslüman olma şartı da vardır; çünkü kâfir ibadete ehil değildir. Âkil, baliğ olma şartı da vardır; çünkü çocuk ve deli, dinî emirlere muhatap değildirler. ‘Eda’ dedik; Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

“Öyle ise sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.” [4] Kâza’ dedik; bu hususda da Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

“Başka günlerde kaza etsin.” [5] Yani tutamadığı günler sayısınca kaza olarak diğer günlerde tutsun.

Adak ve keffaret oruçlarını tutmak ise, vâcibdir: Adak orucunu tutmak vâcibdir. Çünkü Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

“Adaklarını yerine getirsinler.” [6] Hz. Peygamber (sas) de şöyle buyurmuştur:

“Adağını yerine getir.” [7]

Keffaret oruçlarına gelince; bunlarla alâkalı açıklama inşâallah ileride gelecektir.

Bunların dışındaki oruçlarsa, nafiledir: Arapçada nafile; fazlalık demektir. Şer’î ıstılahda ise; farzlardan ve vâciblerden fazla olan şey demektir. [8]

Orucun Haram Olduğu Günler:

Her iki bayramda ve teşrik günlerinde oruç tutmak haramdır:

Rivayete göre Ukbe b. Âmir (ra) şöyle demiştir; “Rasûlullah (sas) kurban bayramında ve teşrik günlerinde oruç tutmayı yasaklamıştır.” [9] Minâ’da kalınan günler için de Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Bunlar yeme, içme ve eşlerle münasebet kurma günleridir.” [10]

Fıtır (Ramazan) bayramının birinci günü kişi fıtır ve iftar; yani oruç açmakla emrolunmuştur. Oruç tutarsa, emre muhalefet etmiş ve bayram ismine aykırı davranmış olur. Bu hususda icmâ vardır.

Ramazan orucu ve günü belirlenmiş adak orucuna gecenin başlangıcından ertesi günün yarısına kadar niyyet edilebilir. Bu niyyet mutlak bir oruca edildiği gibi, nafile bir oruca da edilmiş olabilir: Şunu bilmek gerekir ki; oruçda niyyet şarttır. Niyyet; kişinin oruç tuttuğunu kalbi ile bilmesidir. Ramazan gecelerinde müslümanın kalbinde mutlaka böyle bir niyyet vardır. Niyyetin dil ile söylenmesi şart değildir. Oruca niyyetin vaktinin başlangıcının gün batımı olduğu hususunda ihtilaf yoktur. Ancak inşâallah açıklayacağımız gibi, niyyet vaktinin ne zaman sona ereceği hususunda ihtilaf etmişlerdir.

İmam Züfer dedi ki; sağlıklı ve mukim kimse için Ramazan orucunda niyyet şart değildir. Çünkü onun hakkında farz orucun zamanı belirlenmiştir. Öyle ki; o belirli vakitten başka bir zamanda tutulması caiz değildir. Başka bir orucun müdahalesi söz konusu olmadığından, belirlenen vakitte yemeden, içmeden ve cinsî münasebetten’ uzak durulduğu takdirde, Ramazanın farz orucu tutulmuş olur. Bu, senenin dolmasından sonra nisabın tamamını fakire vermeye benzer.

Ama bizim görüşümüze göre oruç bir ibadet olduğu için, diğer ibadetlerde de olduğu gibi, niyyetsiz tutulması durumunda geçerli olmaz. Bunu teyiden Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Ameller niyyetlerle kâimdirler.” [11] Ayrıca namaz bahsinde de bunu teyid edici deliller geçmişti. Kaldı ki; yemeden, içmeden ve cinsî münasebetten uzak durmak; alışkanlıktan, hastalıktan, iştahsızlıktan, rejim yapmakdan ve zahidlikden dolayı da yapılabildiği gibi; ibadet için de yapılabilir. İbadet için yapılması durumunda niyyet edilmeden olmaz. Tıpkı namaz kılmak ve ganimetten beşde birini fakire vermek gibi. Ama Ramazan ayında oruca niyyet ederken, ‘Ramazan orucunu tutmaya niyyet ettim’ demek şart değildir. Çünkü Ramazanda meşru olan orucun başka nevileri yoktur.

‘Ramazanda zaman, farz olan oruç için belirlenmiştir’ sözüne biz de ‘evet’ diyerek katılıyoruz. Ama oruç hâsıl olduğunda niçin ‘işin gayesi hâsıl oldu, imsak hâsıl oldu’ dediniz? Bunun cevabı ortaya çıkmıştır. Nisabın fakire hibe olarak verilmesine gelince; biz deriz ki; bu işde niyyetin mânası mevcuttur. Ki, o da kurbettir. Çünkü bununla sevap elde edilmiştir. Bu sebepledir ki; fakire edilen hibeden dönmek caiz olmaz. Çünkü bundan dolayı sevap kazanılmıştır. Fakat; hastalık, alışkanlık, rejim ve zahidlik için yemeden, içmeden ve cinsî münasebetten uzak durma halinde sevap elde edilemez. Bu sebeple, Ramazan dışında böyle bir durumda oruç tutulmuş olunmaz.

Kudurî’nin rivayetine göre; Kerhî İmam Züfer’in böyle bir şey söylemiş olmadığını beyan ederek şöyle der; “Tıpkı İmam Mâlik’in kavli gibi onun mezhebine göre Ramazan orucunu tutan kimseye bir niyyet yeterli olur.” Bunun izahı şöyledir; bir aylık Ramazan orucu bir ibadettir. Çünkü sebep birdir; o da ayın bir cüzünde hazır bulunmaktır. Namazın rek’atları onun birer parçası olduğu gibi, Ramazan ayının günleri de onun birer parçasıdır.

Buna verilecek cevap şudur: Niyyet Ramazanın her günü için şarttır. Çünkü her günün orucu kendi başına bir ibadettir. Görmez misiniz ki, bir günün orucunun bozulması, diğer günlerin orucunun sıhhatine mani olmaz. Aynı şekilde Ramazanın bir kısmında oruç tutma ehliyetinin bulunmayışı, geride kalan bölümde ehliyetin meydana gelmesine mani değildir. Şu halde her ibadet için niyyet etmek vâcib olmaktadır. Zira gecenin gelmesiyle içinde bulunulan günün orucu son bulmaktadır. Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“(Doğu ufkunu göstererek) gece şuradan (bize taraf) geldiğinde, gündüz de şuradan (batı ufkunu göstererek) bizi bırakıp gittiğinde ve güneş kaybolduğunda oruçlu artık iftar eder.” [12] Gecenin gelmesiyle içinde bulunulan günün orucu son bulduğuna göre, ikinci günde oruca başlayabilmek için, tıpkı Ramazan ayının başında olduğu gibi niyyete ihtiyaç vardır.

Gün ortasına kadar niyyet etmekle de oruç tutmanın caiz olacağını söylerken İbn. Abbas (ra) ın şu rivayetine dayandık; “İnsanlar yevm-i şekkde sabahladıklarında ârabînin biri gelip hilâli gördüğüne şehadet etti. Hz. Peygamber (sas) ona sordu;

“Allah (cc) dan başka ilâh olmadığına ve benim de Allah (cc) ın elçisi olduğuma şehadet eder misin?” “Evet, ederim.” “Allahü Ekber. Kendilerinden biri (nin hilâli görmesi) bütün müslümanlar için yeterli olur.” buyurdu. Hz. Peygamber (sas) böyle dedikten sonra oruç tuttu ve tutulmasını emretti. Münadiyede şunu ilan etmesini emretti;

“Dikkat edin, yemiş olanlar günün kalan kısmında yemesinler. Yememiş olanlar da oruç tutsunlar.” [13] Hz. Peygamber (sas) insanların oruç tutmalarını emretmişti. Bu emir, Şer’î oruca muktedir olmayı gerektirir. Çünkü Hz. Peygamber (sas) Şer’î ahkâmı açıklamak ve bu hükümlerin yerine getirilmesini emretmek için gönderilmiştir. Eğer oruca geceden niyyet etmek şart olsaydı, gündüzün insanlara bu emri vermeye muktedir olamazdı. Bu da oruca geceleyin niyyet etmenin şart olmadığını gösteriyor. Hz. Peygamber (sas) eğer imsaki kasdetmiş olsa idi, karışıklığı bertaraf etmek için halkı iki gruba ayırmazdı. Geceleyin niyyet etmeden oruç tutulamayacağını bildiren hadîs-i şerifler bu durumda orucun faziletinin olmayacağı mânasında telakki edilmelidir ki; iki hadîs arasında mutabakat sağlansın.

Oruca başlama durumunda niyyet şart değildir. Ki; ancak geceleyin niyyet edildiği takdirde oruç caiz olsun. Yalnız zorluğu gidermek için caiz olur. Zira oruca başlamanın ilk vakti, fecr-i sâdıkın doğuşudur. Bu da fecr-i kâzible karıştığından dolayı, insanların çoğu bunu bilmezler ve fecrin doğuşunun ilk vaktini fark edemezler. Ayrıca bu uyku ve gaflet vaktidir. Teheccüd kılan kimsenin gecenin sonunda uyuması müstehabdır. Niyyetin gece fecirden evvel yapılması, sırf bu zorluğu gidermek için caiz olmuştur ve burada zorluk vardır. Çünkü olabilir ki, bazı kimseler gecenin sonunda bulûğa ererler, hayız ve nifasları gecenin sonunda kesilir ve sabaha kadar uyurlar. Yevm-i şekk de böyledir. O günde geceden niyyet etmek mümkün değildir.

Biz deriz ki; sıkıntı ve zorluğu gidermek için bu durumda da fecirden sonra oruca niyyet etmek caizdir. Ama kaza, keffaret ve günü belirlenmemiş adak oruçlarında hüküm bunun hilafınadır. Çünkü bu oruçlarda zaman belirlenmiş değildir. Başka oruçların bu oruçlara müdahalesine mani olmak için, geceleyin niyyet etmek vâcib olur. Gün fecr-i sâniden başlar. Gün ortası ise, kaba kuşluk vaktidir. Günün çoğuna niyyet edilmiş olsun diye, kaba kuşluk vaktinden evvel oruca niyyet edilmelidir. Günün çoğu, tamamı hükmündedir. Öyle ki; kaba kuşluk vaktinden sonra oruca niyyet edilirse, günün çoğu tamamı hükmünde olduğundan dolayı caiz değildir. Çünkü bu durumda günün çoğu niyyetsiz oluyor.

Ramazan orucunun mutlak niyyetle veya nafile niyyetiyle de caiz olabileceğini söylemiştik. Zira rivayete göre Hz. Ali (ra) ile Hz. Âişe (ra) yevm-i şekkde oruç tutarlar ve şöyle derlermiş; “Şabanda bir gün oruç tutmamız, Ramazanda bir gün oruç bozmaktan daha çok hoşumuza gider.” Hz. Ali (ra) ile Hz. Âişe (ra) bu orucu nafile niyyetiyle tutuyorlardı. Çünkü o günde farz niyyetiyle oruç tutmak caiz olmaz. Bu oruç eğer Ramazan orucu yerine geçmiyorsa ve o günün de Ramazan olduğu ortaya çıkarsa, o zaman Hz. Ali (ra) ile Hz. Âişe (ra) nin ihtirazî kayıt koymalarının bir faydası olmaz.

Ramazanda zaman farz oruca tahsis edildiği ve o ayda başka orucun tutulamayacağı hususunda icmâ edildiği için, niyyetin aslı hasıl olunca, bu niyyet yeme, içme ve cinsî münasebetten uzak durmanın ibadet sayılması için yeterli olur. Ama ihtilaf dışında kalmak için en iyisi hangi oruç olduğu belirtilerek geceleyin niyyet edilip oruç tutmaktır.

Gündüzün nafile oruca niyyet ederek oruç tutmak caizdir: Rivayete göre Hz. Âişe (ra) bu hususda şöyle demiştir; “Sabah olduğunda Rasûlullah (sas) hanımlarının yanına gider, ‘yanınızda yiyecek bir şey var mı?’ diye sorar; onlar ‘hayır’ deyince, kendisi de; ‘öyle ise ben de oruç tutarım’ karşılığını verirdi.”

Başka bir vâcib oruca niyyet ederek Ramazan orucunu tutmak caizdir: Mutlak niyyet ile nafile niyyetinden söz ederken, bunu teyid edici deliller geçmişti.

Diğer oruçlar ise, ancak geceleyin hangi oruç oldukları belirtilerek niyyet etme halinde caiz olurlar: Çünkü zaman hem tutulacak oruç, hem de başka oruç için müsaittir. Şu halde oruçların birbirlerine tedahülünü önlemek için, geceleyin niyyet etmek ve tutulacak orucun hangi oruç olduğunu belirtmek gerekir.

Ramazanda yolcu veya hasta olanlar başka bir vâcib oruca niyyet ederek oruç tutarlarsa, bu Ramazan orucu değil de niyyet ettikleri oruç olur. Fakat başka bir vâcib oruca niyyet etmeden oruç tutarlarsa, bu Ramazan orucu olur: İmameyn dediler ki; her iki durumda da tutulan oruç Ramazan orucu olur. Çünkü zarar görmeleri ve âciz kalmaları ihtimali göz önünde bulundurularak, hastaya ve yolcuya Ramazanda oruç tutmama ruhsatı tanınmıştır. Oruç tutarsa, ruhsatın sebebi ortadan kalkar ve hasta yahut yolcu kişi sağlıklı ve mukim kimse gibi olur. Ebû Hanîfe’nin bu hususdaki gerekçesi şudur; Şeriat koyucu hastaya ve yolcuya kendisi açısından oruç tutmakdan ve tutmamakdan daha mühim bir şeyi yapsın diye, ruhsat tanımıştır. Bu durumda onun için Ramazan ayı, başkasına göre Şaban ayı gibi olur. Bu durumda o, başka bir vâcib oruca niyyet ederse, onun açısından bu vâcib orucun daha mühim olduğunu anlarız ve Ramazandan başka tutmuş olduğu bu oruç geçerli olur.

Zayıf bir görüşe göre denilmiş ki; Ramazan ayında hasta bir kimse Ramazan orucundan başka vâcib bir oruca niyyet etse bile, bu orucu Ramazan orucu yerine geçer. Çünkü Ramazanda Ramazan orucunu tutmama müsaadesi âciz kimselere tanınmıştır. Hasta iken oruç tutabildiği takdirde sıhhatli kimse gibi olur. Ama yolcunun durumu böyle değildir. Birinci görüş, Kerhî’nin rivayetidir.

Hasta veya yolcunun Ramazan ayında nafile oruca niyyet etmesi hususunda Ebû Hanîfe’den iki rivayet gelmiştir. Tutulan bu orucun Ramazan orucu yerine geçtiğini söyleyen kimseye göre bu durumdaki hasta veya yolcu çabasını daha mühim bir işe sarfetmemiştir. Çünkü mes’üliyetten kurtulmak nafile oruç tutmakdan daha mühimdir. Ama Ramazandakinden başka vâcib bir orucu tutmakta hüküm bundan farklıdır. Çünkü bu durumda hangisi olursa olsun, tutulan oruçla mes’ûliyetten kurtulunur.

Hasta veya yolcunun Ramazan ayında nafile oruca niyyet etmesi halinde tutulan orucun nafile yerine geçeceğini söyleyenlerin dayanağı şudur; bu durumda hasta veya yolcu dilediği orucu tutmakda serbesttir. [14]

Orucun Vakti ve Şekli:

Orucun vakti; ikinci fecrin doğuşundan güneşin batışına kadardır: Zira Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

“Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için.” [15] Ebû Ubeyd dedi ki; beyaz iplikden kasıt fecr-i sâdıktır. Yemek, içmek fecr-i sâdıkın doğuşuna kadar mübah kılınmıştır. Doğunca, artık yemek, içmek haram olur. [16]

Orucun son vaktine gelince; bunu şu hadîs-i şerîfden öğreniyoruz:

“Gece şuradan (doğu ufkunu göstererek) gelir, gündüz de (batı ufkunu göstererek) şuradan giderse, oruçlu bir şey yese de yemese de orucunu açmış olur.” [17]

Oruç; hayızdan ve nifasdan temiz olmak şartı ile oruca niyyetli olarak, belirtilen vakitte hiç bir şey yememek, içmemek ve cinsî münasebette bulunmamak demektir: Evvelce de anlatıldığı gibi, Arap dilinde savm (yani oruç), bir şeyi tutmak (yani kişinin kendi nefsini

yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten geri tutması) mânâsındadır. Biz buna niyyeti de ekledik ki, bu bir ibadet olsun. Hayız ve nifasdan temiz olma şartını da buna ekledik ki; kadın açısından orucun edası tahakkuk etsin. Bu mes’elenin tamamı hayız bahsinde anlatıldı. [18]

Oruca Niyyet:

Niyyet: Kişinin oruç tutmakda olduğunu kendi kalbi ile bilmesidir. Bunu da daha evvelki kısımlarda anlatmıştık.

Şaban ayının 29′unda insanların hilâli gözetlemeleri vâcibdir: Hz. Peygamber (sas) den ve selef-i salihînden bize nakledilegelen budur.

Hilâli görürlerse, ertesi gün oruç tutarlar. Hava kapalı olursa, Şaban ayı otuza tamamlanır: Çünkü bunu Hz. Peygamber (sas) emretmiştir;

“(Ramazan) hilâli(ni) görünce, oruca başlayın. (Şevval) hilâli(ni) görünce, orucunuzu açın. Eğer hava kapalı olursa, Şaban ayını otuza say(arak tamamlay)ınız.” [19] Ay sabit olduğu için ancak delil ile zail olur ki; bu delil de ya yenisini görmek ya da içinde bulunulan ayın otuz günlük sayısını tamamlamaktır. Her ay için bu hüküm geçerlidir. [20]

Gökte Ayın Görülmesine Mâni Bir Şey Olması:

Gökte bulut, toz vb. ayın görünmesine engel teşkil eden şeyler varsa, âdil olan bir kişinin hilâli gördüğüne dair şehadeti kabul edilir. Bir kimsenin hür, köle veya kadın olması farketmez: Bir şahid kâfidir, diyoruz. Bu arabînin hadîsinde de böyle bildirilmişti. Ayrıca bu dinî bir iştir. Haberlerin rivayetinde suyun temiz veya necis olduğunun bildirilmesinde olduğu gibi, bir kişinin bu hususdaki sözü kabul edilir. Bunu bildirirken; ‘eşhedü’ diyerek, şehâdet lâfzının kullanılması şart değildir. Şahidin âdil olması gerektiğini söyledik. Hilâlin görüldüğünü bildirmek, dinî bir haber vermedir. Diğer dinî işlerde olduğu gibi, bunda da habercinin âdil olması şarttır. Kendisine iftira haddi tatbik edilmiş olan kimsenin şehadeti eğer tevbe etmişse kabul edilir. Çünkü ashaba, Ebü Bekre’nin şehadetini kabul etmişlerdi. Durumu belli olmayanın şehadetinin kabul edilip edilmeyeceği hakkında ashab arasında ihtilaf edilmiştir.

Hilâli kendisinden başka gören kimse bulunmadığı takdirde, kocası kendisine izin vermese bile, evde perdeler gerisinde tutulan kadının dahi, bu hususda şehadette bulunması farzdır.

Halk Ramazanı otuza tamamladığı halde, Şevval hilâli görülmezse; İmam Muhammed’e göre bayram ederler. Çünkü bir ay önce Ramazan hilâli bir kişinin şehâdetiyle sabit olmuştu. Ama daha evvel Ramazan hilâli için böyle bir tespit yapılmış olmasaydı, Şevval için böyle bir karar verilemezdi. Bu, ebenin sözüne dayanılarak nesep tespiti yapılmasına ve buna bağlı olarak miras hükmünün işletilmesine benzemektedir.

Hasan’ın rivayetine göre, Ebû Hanîfe dedi ki; “Bu durumda ihtiyat gereği bayram etmezler.” İmam Muhammed dedi ki; Ben acele ederek bir gün önceden oruç tuttuğu için, bir müslümanı suçlamam.

Şehadeti kadı tarafından reddedilirse, kendisinin oruç tutması gerekir: Çünkü kendisi hilâli görmüştür. Edası vâcib olduğundan dolayı, eğer oruç tutmazsa, kaza etmesi gerekir. Ama bu durumda şüphe olduğu için keffaret gerekmez. Ayın sonunda da halk bayram etmedikçe, kendisi de ihtiyaten bayram etmez. Ama bayram ederse, kendi itikadıyla bayram ettiği için keffaret gerekmez.

Gökte herhangi bir engel yoksa, o zaman bir kişinin değil de, haber vermeleriyle kesin bilgi hasıl olacak bir topluluğun şehadette bulunması gerekir: Böyle bir topluluğun kaç kişiden teşkil edilmesi gerektiği devlet başkanının görüşüne bırakılmıştır. Sahih olan da budur. Çünkü matlâlar (ayın doğuş yerleri) aynıdır. Hilâlin görülmesine mani olan engeller kalkmıştır. Gözetleyen gözler sağlamdır. Hilâli görmek isteyen himmetler birbirine yakındır. Şu halde hilâli gözetlemeye az sayıdaki bir kısım insanın tahsisi caiz değildir.

Hasan’ın rivayetine göre; Ebû Hanîfe diğer hukukda olduğu gibi, rü’yet-i hilâlde de iki kişinin şehâdetiyle yetinirmiş. Şehir dışından bir adam gelip hilâli gördüğüne şehâdet ederse, şehâdeti kabul edilir. Aynı şekilde bir adam minare vb. şehrin yüksek bir yerinden hilâli gördüğüne şehâdet ederse, şehâdeti kabul edilir. Çünkü hilâlin görülmesi havanın berrak olup olmamasına, gözetleme yerinin alçak veya yüksek olmasına göre değişir. Şehir dışından gelip hilâli gördüğüne şehâdet eden kimsenin şehâdetinin kabul edileceği, arabînin hadîsinde bildirilmektedir. [21]

İhtilâf-ı Metâlîe İtibar Yoktur:

Bir bölgede hilâlin görüldüğü sabit olursa, herkesin ona uyması gerekir. İhtilaf-ı metâlîe itibar edilmez: Kadıhan bunu böyle anlatmış, zâhirü’r- rivâye olduğunu söylemiş ve bunu şemsü’l- eimme es-Sarahsî’den nakletmiştir. Zayıf bir görüşe göre; ihtilaf-ı metâlîe göre hüküm değişir. Fetâvâ el- Hüsamiye’de anlatıldığına göre; bir şehir halkı hilâli görerek otuz gün oruç tutar, başka bir şehir halkı da yine hilâli görerek yirmi dokuz gün oruç tutarsa, ve bu iki şehir matlâları aynı olacak kadar birbirine yakınsa; yirmi dokuz gün tutmuş olan şehir halkının bir gün kaza etmesi gerekir. Ama matlâları birbirinden ayrı olacak kadar birbirlerinden uzakta iseler, birinin hükmü diğerini bağlamaz.

El- Münteka adlı eserde Ebû Yûsuf’dan nakledildiğine göre; bu mes’elede yirmi dokuz gün tutmuş olan şehir halkının hiç tafsilata girmeksizin bir gün kaza etmesi gerekir. Bu mes’eleyle alâkalı olarak İbn. Abbas (ra) m şöyle dediği rivayet edilir; “Onlarınki onlara, bizimki bize.” Bu mes’elede Hz. Âişe (ra) nin de şöyle dediği rivayet edilir: “Her beldenin Ramazan bayramı o beldedeki cemaatın oruçlarını açtığı gündür. Her beldenin kurban bayramı o beldedeki cemaatın kurban kestiği gündür.”

Yevm-i şekkde nafileden başka oruç tutulmaz: Bu hususda Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Ramazan olup olmadığı hususunda şüphe edilen günde ancak nafile oruç tutulabilir.” [22] Yevm-i şekkden kasıt; Şabandan mı, yoksa Ramazandan mı olduğu hususunda şüpheye düşülen gündür. O günde insanlar rü’yet-i hilâlden bahsederler, ama hilâlin görüldüğü sabit olmaz. [23]

Ramazanın 29. gecesinde Şevval hilâli gözetlenir. Şevval hilâlini yalnız başına gören, ertesi gün orucunu bozamaz: Çünkü ibadette ihtiyatlı davranmak gerekir. Eğer bozmuşsa, açıkladığımız sebepden dolayı, keffaret gerekmeyip, sadece orucunu kaza eder. Gökte hilâlin görülmesine engel varsa; iki adamın veya bir adamla iki kadının hilâli gördüklerine ilişkin şahadetleri kabul edilir: Çünkü bu bir insan hakkının ilintili olduğu bir şehâdettir. Ve Ramazanın hilafına, bu; diğer insanların hukukuyla ilintili şehâdet gibi olmaktadır. Ama Ramazan hilâlinin tespiti dinî bir iştir. İnsan hakkıyla ilintili değildir. Şu da var ki; bunların hepsinin dayanağı ihtiyatlı davranmak olup, bu da bizim anlattıklarımızda vardır. [24]

Mâni Olmaması Halinde Gökteki Hilâle Topluluğun Şâhidliği:

Gökte bir engel olmadığı zaman kalabalık bir topluluğun şehâdeti gerekir: Bunun sebebini açıklamıştık. Rivayete göre Ebû Hanîfe bu mes’ele hakkında şöyle demiştir; “Diğer hukuk mes’elelerinde olduğu gibi, bu mes’elede de iki adamın şehâdeti gerekir.”

Zilhicce ayı da şevval gibi ortaya çıkarılır: Çünkü kuban kesme ve benzeri insan hakları bununla ilintilidir. Bir kimse gündüz vaktinde zevalden evvel veya sonra Ramazan veya Şevval hilâlini görürse, o hilâl gelecek olan gecenindir. Ebû Yûsuf dedi ki; eğer zevalden sonra görmüşse, böyledir. Ama zevalden önce görmüşse, geçen geceye aittir. Hz. Ömer (ra) ile Hz. Âişe (ra) nin de böyle dedikleri rivayet edilir. Hz. Ali, İbn. Mes’ûd, İbn. Ömer, Enes ve Ömer (r. anhum) in de birinci görüşe kail oldukları rivayet edilmiştir.

Ayın sübutu yakın iledir. Hilâllerin bazısı bazısından büyüktür. Geçen geceye ait olduğundan değil de, büyük olduğundan; hilâli zevalden evvel görmüş olabilirler. Yakîn ile sabit olan şekk ile zail olmaz. Hasan b. Ziyad dedi ki; gökte görülen hilâl gün batımından sonra ufuktaki kızarıklığın ardısıra kaybolursa, geçen geceye aittir. Ama kızarıklığın kayboluşundan önce görünmez olursa, içinde bulunulan geceye aittir.

Yevm-i şekkde oruç tutmanın mı, yoksa tutmamanın mı faziletli olacağı hususunda âlimler ihtilaf etmişler ve demişler ki; eğer bir kimse Şaban ayının tamamında oruç tutmuşsa veya daha evvelden tutageldiği periyodik oruç günlerinden biri yevm-i şekke tesadüf etmişse; tabii ki, yevm-i şekkde oruç tutması daha faziletli olur. Ama böyle bir durum yoksa, Muhammed b. Seleme dedi ki; “Bu hususdaki hadîs-i şerife binaen tutmamak daha faziletlidir.” Nusayr b. Yahya dedi ki; “Hz. Ali (ra) ile Hz. Âişe (ra) den rivayetimize göre, tutmamak daha faziletlidir.” Ebû Yûsuf’dan rivayet edilen görüşe göre; ki, muhtar olan da budur o günde müftü ve yakın adamları oruç tutarlar. Ama halka da, Ramazan hilâlinin tespit edileceği ihtimaline binaen, zeval öncesine kadar oruçlu gibi beklemelerini söyler. Zevalden sonra ise, artık oruç tutulmaz. Müftünün kendisi kerahet kapsamından çıkacak şekilde oruç tutabilir ama, halk için durum böyle değildir. [25]

ORUCU BOZUP HEM KAZA VE HEM DE KEFFARETİ GEREKTİREN SEBEPLER

Ramazanda oruçlu iken kasden iki yoldan biriyle cinsî münasebette bulunan veya kendisine cinsî temas yapılan kimseye; ve gıda veya deva maksadıyla bir şey yiyen veya içen kimseye hem kaza, hem de zihar keffareti gibi keffaret gerekir: Ramazanda oruçlu iken cinsî münasebette bulunma sebebiyle hem kaza ve hem de kefaretin vâcib olduğu hususunda ihtilaf yoktur. Çünkü bu hüküm üzerinde icmâ vardır. Ayrıca ‘Ramazanda (oruçlu iken eşimle cinsî münasebette bulundum diyen bir ârabîye Hz. Peygamber (sas);

“Birköle azad et.” [26] Emri vermişti.

Bir başka hadîs-i şerîfde Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Ramazan ayının gündüzlerinde orucunu bozan kimse, zihar yapan kimse gibi, keffaretle mükellef olur.” Cinsî münasebette bulunan oruçlunun keffaretle mükellef olması için ayrıca menisinin akması gibi bir şart aranmaz. Hasan’ın rivayetine göre; Ebû Hanîfe dedi ki; “Zekerin makada sokulması sebebiyle had tatbik edilmediği göz önüne alınırsa, bu işin Ramazanda oruçluyken yapılması halinde keffaret gerekmez.” Ama sahih olan birinci görüşdür; çünkü bu durumda şehvet tam olarak tatmin edilmektedir.

Ramazanda oruçlu iken kocasının kendisiyle cinsî münasebette bulunduğu kadına gelince; eğer bu işde gönüllü ise, ikinci hadîs-i şerîfdeki umumî mânanın kapsamına girdiğinden dolayı, o da keffaretle mükellef olur. Çünkü bu cinsî münasebet işi kendisinin bu işe katılmasıyla meydana gelmektedir. Bu durumda erkeğin tâbi olduğu gusül ve had gibi hükümlere kadın da tâbi olur. Ama kadın zorlanarak cinsî münasebete sokulmuşsa, unutarak yapılan cinsî münasebette olduğu gibi, keffaretle mükellef olmaz. Çünkü hadîs-i şerîfde de anlatıldığı gibi; unutularak yapılan işle zorlanarak yapılan iş hüküm bakımından aynıdır.

Eğer bir kadın kocasını kendisiyle cinsî münasebete zorlar ve bu sebeple cinsî münasebet vâki olursa; ikisi de keffaretle mükellef olurlar. İmam Muhammed’e göre erkek zorlanmış olduğu için keffaretle mükellef olmaz. Kadın cinsî münasebetten evvel fecrin doğduğunu bilir de, bunu kocasından gizler de, nihayet kocası da kendisiyle cinsî münasebette bulunursa ; sadece kadın keffaretle mükellef olur.

Gıda ve tedavi maksadıyla yeme ve içme sebebiyle keffaretin vâcib oluşuna gelince; bu daha evvel geçen hadîs-i şetîfden dolayıdır. Bundaki ifadeye göre bu durumda kişi orucunu bozmuş olmaktadır. Ebû Davud’un rivayetine göre, adamın biri Hz. Peygamber (sas) e gelerek şöyle dedi; “Ya Rasûlallah, ben Ramazanda içtim.” Buyurdu ki; “Seferîlik veya hastalık olmaksızın mı?” “Evet” dedi.

“Bir köle azad et” buyurdu. Bu hadîs-i şerîf bu babda bir nassdır. Hz. Ali’nin de şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Keffaret ancak yeme, içme ve cinsî münasebetten dolayıdır.”

Kadın âdet görür veya erkek oruç açmayı mübah kılan bir hastalığa yakalanır da, bunlar oruçlarını açarlarsa; keffaret mükellefiyeti ortadan kalkar. Çünkü o günün orucunu tutmasının mecburî olmadığı anlaşılmıştır. Zira keffaret ancak tutulması mecburî olan gündeki orucun bozulmasıyla vâcib olur. Ama seferîlikde böyle bir hal yoktur. Zira keffaret Allah (cc) ın bir hakkı olarak vâcib olmuştur. Bu hak iptal edilemez. Âdet hali ve hastalıkda da böyle bir durum yoktur. Ama bir kimse zorla yolculuğa çıkarılır da, orucunu açarsa; keffaret mükellefiyeti yine kalkmaz. İmam Züfer dedi ki; “Âdet ve hastalıkda olduğu gibi, zorlanarak gidilen yolculukda da orucun açılması halinde keffaret ortadan kalkar.

Buna verilecek cevap şudur; âdet hali ve hastalığın aksine, zorla çıkılan yolculuk halinde oruç açmak; hak sahibi olmayan bir kimsenin oruç açmasıdır ki; bu bir özür sayılmaz. [27]

ORUCU BOZUP, YALNIZ KAZAYI GEREKTİREN SEBEPLER

Ön ve arkadan başka bir yerden cinsî münasebette bulunan, hayvanla münasebette bulunan, öpme veya dokunma sebebiyle menisi akan, makaddan ilaç alan, burun veya kulağına ilaç damlatan, karındaki (İmam ebû Yûsuf, İmam Muhammed) veya başdaki bir yarasına ilaç koyan ve bu ilacın karnına veya dimağına ulaştığı kimse, demir yutan, ağız dolusunca kusan (İmam Muhammed, İmam Züfer),

fecir doğduğu halde gece zannederek sahur yiyen, güneş batmadığı halde; akşam oldu zannederek iftar eden kimsenin Ramazandan sonra bir gün kaza etmesi gerekir. Başka bir şey yapması gerekmez: Ön ve arkadan başka bir yerden veya bir hayvanla cinsî münasebette bulunulur da meni akarsa, kaza gerekir. Dokunma veya öpmekle beraber meni akarsa, yine kaza gerekir. Çünkü bu gibi hallerde iki şehvetten sadece biri tatmin olmaktadır. Bu, oruca aykırıdır. Şehvetin tatmininde eksiklik olduğu için, bu durumda keffaret vâcib olmaz. İbadet olduğundan dolayı oruçda ihtiyatlı olmak, icapda bulunmak; yani kaza etmek gerekir. Hadlerden olması hasebiyle, keffaretlerde uzaklaştırmak; yani keffareti bu durumda ortadan kaldırmak esasdır.

Makaddan ilaç almak, buruna veya kulağa ilaç damlatmak, karında veya başda bulunan bir yaranın üzerine ilaç koymak durumunda da kaza gerekir. Çünkü böyle yapmakla oruç bozucu nesneler vücudun iç kısmına ulaşır ki; bunda da gıda ve tedavi gibi bedenin yararına olan şeyler vardır. Bu hususda Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Vücuda giren şeyden dolayı oruç bozulur.”

Oruçlu bir kimse kulağına su damlatırsa, bunda oruç bozucu şeyin sureti de mânası da mevcud olmadığı için orucu bozulmaz. Ama yağ damlatırsa, bunda oruç bozucu şey manen mevcud olduğu için ki o da dimağın İslah edilmesidir orucu bozulur.

İmam ebû Yûsuf ile İmam Muhammed dediler ki; karında ve başda bulunan yaraların üzerine ilaç koymakla oruç bozulmaz; çünkü bunlara göre orucun bozulması için vücuda giren şeyin yaradılışda mevcud olan aslî bir menfezden girmiş olması şarttır. Ayrıca bu yaralar üzerine konulan ilacın vücudun içine girdiği hususunda kesin bir bilgi de yoktur. Çünkü menfez (yara deliği) dar olabilir. Veya üzerine ilacın konulması sebebiyle tıkanabilir ve kuru bir yara gibi olabilir.

Ebû Hanîfe’ye göre ise; ilacın rutubetiyle yaranın rutubeti birleşince, ilacın vücut içine akıcılığı daha da artar. Böylece yaranın üzerine konan ilaç vücudun içine ulaşır. Ama kuru ilaç böyle değildir; yaranın üzerine konan ilaç kuru ise, yaranın rutubetini kurutur ve ağzı kapanır.

Üstadlarımız dediler ki; Ebû Hanîfe’ye göre bu mes’elede esas, ilacın vücut içine ulaşmasıdır. Öyle ki; kuru da olsa, ilacın vücut içine ulaştığı anlaşılırsa, oruç bozulur. Ama yaş bile olsa; ilacın vücut içine ulaşmadığı öğrenilirse, oruç bozulmaz. Oruçlunun demir parçası yutması halinde sureten oruç bozulduğu için kaza gerekir. Ama manen bozulmadığı için keffaret gerekmez.

Bir kimse kendi müdahalesiyle ağız dolusu kusarsa, orucu bozulur. Çünkü bu hususda Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse kusarsa orucunu kaza etmesi gerekmez. Ama kendi müdahalesiyle kusarsa, orucunu kaza etmesi gerekir.” [28] Bu hadîs-i şerîf İkrime (ra) den merfü ve mevkuf olarak rivayet edilmiştir. İmam Muhammed ile İmam Züfer’e göre; bu durumda ağız dolusu olmasa bile oruç bozulur. Zâhirü’r-rivâyede kusuntunun ağız dolusu olmasıyla olmaması arasında hüküm bakımından bir ayırım yapılmamıştır. Çünkü bu hususdaki hadîs-i şerîf mutlaktır. Ama sahih olan, hüküm bakımından ayırım yapılmasıdır. Hasan, Ebû Hanîfe’nin bu görüşde olduğunu rivayet etmiştir. Çünkü ağız dolusundan az miktardaki kusuntu tükürüğe tâbidir. Bu geğirme gibi olur. Ama ağız dolusu kusuntu böyle değildir.

Fecir doğduğu halde gecenin devam ettiğini zannederek sahur yiyen veya güneş batmadığı halde gece olduğunu zannederek iftar eden kimse; orucun rüknü (imsak) fevt olduğu için, bir gün kaza etmelidir. Ama kasdın bulunmaması gibi bir mazeret bulunduğu için keffaret gerekmez. Çünkü keffaret, suçlu kimse için vâcibdir.

Uyumakda olan veya delirmiş olan oruçlu bir kadınla cinsî münasebette bulunursa; oruç bozucu durumun (cinsî münasebetin) mevcudiyeti sebebiyle, hem edenin hem de edilenin orucu bozulur. Ancak bu durumda edilenin kasdı bulunmadığı için keffaretle mükellef olması söz konusu değildir.

Bir kimse oruçluyken mastürbasyon (elle doyum) yaparsa; manen cinsî münasebet mevcud olduğu için orucu bozulur. Ama sureten cinsî münasebet mevcud olmadığı için keffaret gerekmez. [29]

ORUCU BOZMAYAN HALLER

Bir kimse unutarak yer, içer veya cinsî münasebette bulunur veya uyurken ihtilam olursa, bir kadına bakınca menisi gelirse, yağ sürünürse, gözlerine sürme çekerse, Öperse, gıybet ederse, kendi müdahalesi olmaksızın kusarsa, sidik deliğine bir şey damlatırsa (İmam ebû Yûsuf), boğazına toz veya sinek kaçarsa, cünüb olarak sabahlarsa; orucu bozulmaz: Unutarak yeme, içme veya cinsî münasebette bulunma sebebiyle oruç bozulmaz diyoruz. Kıyasa göre oruca aykırı bir durumun varlığından dolayı, orucun bozulması gerekir. Ama istihsana göre bozulmaması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber (sas) oruçluyken unutarak yiyip içen birine şöyle buyurmuştur:

“Orucunu tamamla. Sana ancak Rabb’in yedirip içirmiştir.” [30] Bir başka rivayete göre de Hz. Peygamber (sas) ona şöyle buyurmuştur:

“Sen Allah (cc) ın misafirisin.” Bu durumdaki bir kimse orucunun bozulduğunu zannederek kasden bir şeyler yerse, orucunu kaza etmesi gerekir, ama keffaretle mükellef olmaz. Çünkü o, zan makamında zanda bulunmuştur ki; kıyas da budur ve bu bir şüphe olmuştur. İmam Muhammed’den nakledilen bir görüşe göre; eğer yukarıdaki hadîs-i şerîf kendisine ulaşmışsa, buna rağmen kasden bir şeyler yemişse; keffaretle mükellef olur. Çünkü bu durumda bir şüphe mevzuu söz konusu değildir. Zira bu gibi kimselere Hz. Peygamber (sas) oruçlarını tamamlamalarını emretmiştir. Hasan’ın rivayetine göre Ebû Hanîfe demiş ki; bu durumdaki adam keffaretle mükellef olmaz. Çünkü yukarıdaki hadîs-i şerîf haber-i vâhiddir; bilgiyi gerekli kılmaz.

Bir kimse uyur da uykuda iken ihtilam olursa, orucu bozulmaz. Çünkü bu hususda Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Üç şey oruçlunun orucunu bozmaz; kusmak, kupa vurdurmak ve ihtilam olmak.” [31] Bu hadîs-i şerîfı Ebû Saîd el- Hudrî rivayet etmiştir. Burada sayılan şeylerden dolayı oruç bozulmaz. Çünkü oruçlunun bu işlerde bir tesiri ve dahli yoktur. Ve bu durumdaki kimseler, unutan kimseden daha da nötr durumdadır. Bir kadına bakarak menisi akan kimse, başkasıyla cinsî münasebette bulunmadığından dolayı, aynen ihtilam olmuş kimse gibidir. Bu tek taraflı bir hadisedir.

Yağ sürünmek de orucu bozmaz. Çünkü yağ bedenin haricine sürülür ve bir nevi yıkanmak gibidir. Göze sürme çekmek de orucu bozmaz. Çünkü Ebû Râfi’in rivayetine göre Hz. Peygamber (sas) Ramazanda oruçlu iken kendisine sürmedanlık getirilmesini istemiş, getirilince de gözüne sürme çekmişti. Öpmekle de oruç bozulmaz. Hz. Âişe (ra) nin rivayetine göre Peygamber (sas) oruçlu iken öpermiş. [32]

Gıybet etmekle de oruç bozulmaz. Çünkü bu durumda ne sureten ne de manen oruç bozucu bir şey meydana gelmemektedir. Oruçlu, ettiği gıybetin orucunu bozduğunu zannederek kasden bir şeyler yerse; hem kaza ve hem de keffaretle mükellef olur. Gıybetin orucu bozmadığını bildiren hadîs-i şerîfden haberi olsa da olmasa da, bu hüküm değişmez. Çünkü gıybetin orucu bozan bir şey olmayışı hususunda insanın şüpheye düşmesi ender karşılaşılan bir hadisedir. Kıyas bunu gerektirir. Ayrıca âlimler de gıybetin orucu bozmayacağı hususuda icmâ etmişlerdir. İcmâ karşısında hadîse itibar edilmez. Kişinin kendi müdahalesi olmaksızın kusmasının da orucunu bozmayacağı geçen hadîs-i şerîfde bildirilmişti.

Sidik deliğine bir şey damlatmakla Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed’e göre oruç bozulmaz. Ama İmam ebû Yûsuf’a göre bozulur. O demiş ki; “Bozulur; sidiğin karından çıktığı argümanından hareketle, zeker ile karın arasında bir kanal mevcut olduğu için, sidik deliğine damlatılan şey o kanaldan karın içine gider.” Ama esahh kavle göre zeker ile karın arasında bir kanal mevcut değildir. Bilakis idrar sızıntı şeklinde mesanede toplanır, sonra da dışarı çıkar. Sızıntı olarak dışarı çıkan şey, tekrar sızıntı olarak içeri girmez ve karna ulaşamaz. İhtilaf mesaneye ulaşmadadır; ama sidik deliğine damlatılan şey zekerde kalırsa oruç bozulmaz diye icmâ etmişlerdir. Boğaza toz ve sinek kaçması halinde oruç bozulmaz. Çünkü bundan sakınmak mümkün değildir.

Cünüb olarak sabahlayan kimsenin orucu da bozulmaz. Hz. Âişe (ra) den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) ihtilam olmaksızın oruçlu iken cünüb olarak sabahlarmış. [33] Ayrıca Yüce Rabb’imiz;

“Artık onlara yaklaşın.” [34] buyruğuyla Ramazan geceleri boyunca cinsî münasebeti mübah kılmıştır. Gece boyunca cinsî münasebette bulunulabildiğine göre, bunun mecburî neticesi olarak sabandan sonra gusledilebilir.

Dişler arasında kalan nohut kadar yemek kalıntısını yutmak orucu bozar. Ama bundan azı bozmaz: Çünkü dişler arasında kalan az miktardaki yemekden sakınmak mümkün değildir. Bu kadarlık kalıntı kişinin tükrüğüne tâbidir. Ama bir nohut tanesi kadar olan çok miktardaki yemek kalıntısını yutmakda hüküm bunun tersine olup, orucu bozar. Çünkü âdete göre dişler arasında yemek bakiyyesi kalmaz. Bu umumî belvâ değildir ki; sakınılması mümkün olmasın.

Oruçlunun sakız çiğnemesi, bir şeyin tadına bakması ve nefsine güvenmiyorsa birini öpmesi mekruhtur: Sakız çiğnemekle oruç bozulmaya mâruz bırakıldığı için, kerahet vardır. Bu, çürümemiş ve parçaları biribirini iyi tutmuş olan yeni sakız için verilmiş bir hükümdür. Ama parçalar biribirini iyi tutmuyor ve sakız çürümüşse, çiğnenmesi orucu bozar. Böyle bir sakızın kıvamını bulabilmesi için bazı parçalarının çiğnenirken kopması gerekir ki; bu da orucu bozar. Bir şeyin tadına bakmak da oruçlu için mekrühtur. Çünkü tadına bakılan şeyin bir kısmının karına inmeyeceğinden emin olunamaz.

Oruçlunun öpmesinin mekrüh oluş sebebine gelince; rivayet edildiğine göre gencin biri Hz. Peygamber (sas) e gelerek oruçlunun öpmesinin caiz olup olmadığım sormuş, Hz. Peygamber (sas) de onu oruçlu iken öpmekden menetmiştir. Yaşlı biri de aynı şeyi sormuş; Hz. Peygamber (sas) ona izin verince, orada beklemekde olan genç; “Benimle bu adamın dini aynı değil mi?” diye sorunca, Hz. Peygamber (sas) ona şu cevabı vermiştir;

“Evet, ama yaşlı adam (öperken) kendisine hâkim olabilir.” [35] Öpen kimse kendisine hâkim olamayınca, bazan cinsî münasebette bulunulur. Bu durumda orucu bozulup, keffaret gerekir ki; kerahet de bu sebepledir. Karı kocanın birbirlerine sarılmaları da öpmek gibidir.

Kadının çocuğu için yemeği çiğnemesi de mekrühtur. Çünkü bu durumda oruç, bozulmaya mâruz bırakılmaktadır. Ama çiğnemesi mecburî ise, bir sakıncası olmaz. Çünkü çocuğun zarar görmesinden korktuğunda oruç tutmaması caiz olduğuna göre, onun için yemeği çiğnemesi haydi haydi caiz olur. [36]

HASTALARIN VE YOLCULARIN DURUMU

Hastalanmakdan veya hastalığın artmasından korkan kimse oruç tutmaz veya orucunu bozar: Zira Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

“Sizden her kim hasta veya yolcu olursa, (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde oruç tutar” [37] Yani hasta veya yolcu Ramazanda oruç tutmaz. Tutmadığı günler sayısınca, diğer günlerde oruç tutar. Çünkü hastalık ve yolculuk kazayı gerektirmezler.

Yolcunun oruç tutması, tutmamasından daha iyidir: Çünkü yolcunun oruç tutması azimettir. Azimete uymak ise, ruhsata uymakdan daha iyidir. Zira Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Yolcu oruç tutmazsa, bu ruhsattır. Tutarsa, daha faziletlidir.”

Tutmaması da caizdir: Zikredilen hadîs-i şerîfde bu hüküm yer almaktadır.

Ramazanda yolculuğa başlamak caizdir. Buna dair icmâ vardır. Bir kimse fecrin doğuşundan sonra yolculuğa çıkarsa, o gün orucunu bozmaz. Oruca başlarken mukim olduğu için, o günün orucunu tamamlaması lâzımdır. O orucu kendi arzusuyla iptal edemez. Bozduğu takdirde, hem kaza ve hem de keffaretle mükellef olur. Ama hastalanması halinde hüküm bunun tersinedir. Çünkü bu durumda oruç tutmama özrü ona, ibadet edilme hakkına sahib olan Allah (cc) tarafından gelmiştir.

Hasta veya yolcuyken oruç tutmayanlar oruçlarını kaza etmeye imkân bulamadan ölürlerse, üzerlerine herhangi bir oruç borcu yüklenmezler: Çünkü Allah (cc) iyileştikden ve mukim olduktan sonra tutamamış oldukları günler sayısınca diğer günlerde oruç tutmalarını vâcib kılmıştır. Ancak onlar o günlere kavuşamadan ölmüşlerdir. Hastalık ve yolculuk sıkıntı ve zorluğu bertaraf etmek için orucun edasını ortadan kaldırdıklarına göre, ölüm bunu haydi haydi ortadan kaldırır.

Fakat iyileştikden ve mukim oldukdan sonra ölürlerse, tutamadıkları oruçların miktarınca kaza lâzım gelir: Çünkü hasta ve yolcu iyileştikden ve mukim oldukdan sonra yaşasalardı, tutamadıkları günler sayısınca oruç tutmaları gerekecekti.

Kaza edemedikleri günler için de; sadaka-i fıtır ölçüsünde bîr fakire yemek verilmesini vasiyyet ederler: Çünkü imkân bulsalardı, o günler sayısınca oruç tutmaları vâcib olacaktı. Ama vasiyyet etmezlerse, mirasçılarının fakirlere yemek vermeleri vâcib olmaz. Çünkü bu bir ibadettir; ölenin emri olmadan edâ edilmez. Ama vasiyyeti olmaksızın yaparlarsa, caiz olur ve ölen de bundan sevap kazanır. [38]

Çocuk Emziren Kadınların ve Yaşlıların Oruç Tutma­maları:

Hâmile veya çocuğunu emziren bir kadın çocuğunun veya kendisinin durumundan korkarsa, oruç tutmaz: Sonradan sadece tutamadıklarını kaza eder: Bu hüküm hastanın durumuna kıyaslanarak verilmiştir. İki mes’ele arasındaki ortak nokta; zorluk ve zararın bertaraf edilmesidir.

Oruç tutamayan yaşlı kimse de tutmaz. Her gün için bir fakir doyurur: Çünkü o, oruç tutmakdan âcizdir. Kaza etmesi de umulmaz. Bu sebeple onun oruç tutma farzı ölününkü gibi fakire yemek yedirme şekline dönüşmüştür. Bu hususda Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

“Oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakiri doyuracak kadar fidye gerekir.” [39]

Ramazan ayını başdan sona kadar delirmiş olarak geçiren kimseye kaza gerekmez: Çünkü bu kişi Ramazan ayını idrak etmiş değildir. Oruç tutmayı gerektiren sebep, kişinin bu ayı idrak etmesidir. Bu duruma düşen deli oruç tutmaz. Çünkü oruç tutma emrine muhatap değildir. Ve o bu sebeple velayet altına girer.

Ama Ramazanın içinde ayılıp kendine gelirse, tutamadığı günlerin orucunu kaza etmesi gerekir: Çünkü bu kişi Ramazan ayını idrak etmiştir. Zira;

“Sizden Ramazan ayını idrak edenler (onda oruç tutsun).” [40] âyet-i kerîmesinden maksat; Ramazan ayının bir kısmını idrak etmektir. Eğer Ramazanın tamamını idrak etmek kasdedilimiş olsa idi, o zaman orucun Ramazan ayı sona erdikden sonra tutulması gerekirdi ki; bu icmâa aykırıdır.

Ramazan ayının tamamını baygın geçiren kimse ayılınca kaza ile mükellef olur: Baygınlık bir hastalıktır. Vücudun kuvvetlerini zayıflatır ama aklı gidermez. Bu sebeple baygın kimse velayet altına alınmaz. Oruç tutma emrine muhatap olur. Tutamadığı oruçları aynen hasta kimse gibi kaza eder. Görmez misin ki, Hz. Peygamber (sas) delilikden korunmuştur. Bu hususda Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

“Rabb’inin nimeti sayesinde sen mecnûn (deli) değilsin.” [41] Evet, deli değildi ama, hasta iken baygınlık geçirmişti.

Nafile bir oruca başlamakla (İmam Şafiî) hem edası, hem de bozulduğunda kazası vâcib olur: Bunun gerekçeli izahı namaz bahsinde verilmişti.

Gündüzleyin hayızlı bir kadın temizlenince, seferi kimse yolculuğunu tamamlayıp memleketine varınca, çocuk büluğa erince, kâfir müslüman olunca; günün geri kalan kısmında oruçlu gibi durur: Çocuğun ve kâfirin o gün oruç tutmaları vâcib değildir. Tutsalar bile geçerli olmaz. Çünkü o günün başında oruç tutma ehliyetleri yoktu. Orucun edası parçlara ayrılamaz. Ancak seferi bu hükümde müstesnadır. Seferi gün ortasından evvel memleketine varır ve o ana kadar oruca aykırı bir iş yapmamışsa, oruca da niyyet ederse; tutacağı oruç geçerli olur. Çünkü o, günün başında oruç tutma ehliyetine sahipti.

Yukarıda sayılan kimselerin Ramazanda gündüzün oruç tutma ehliyetine sahip olmaları halinde günün geri kalan kısmında oruçlu gibi durmaları; başkalarının onları oruç tutmuyorlar diye itham etmemeleri içindir. Töhmet altına girmekten sakınmak vâcibdir. Çünkü Hz. Peygamber (sas) bu hususda şöyle buyurmuştur:

“Allah (cc) a ve âhiret gününe inanan kimse töhmet altına sokacak noktalarda durmasın.”

Ramazan orucu peş peşe kaza edildiği gibi, ayrı ayrı günlerde de kaza edilebilir: Zira Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

“(Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca) diğer günlerde tutar.” [42] Gerçi Ramazan orucunun kazasının peşpeşe tutulması, farizanın bir an evvel omuzlardan kalkmasına vesile olur ama, bu kaza oruçlarının peşpeşe tutulması şart koşulmamıştır.

Diğer Ramazan gelince, kaza bırakılıp Ramazan orucu tutulur: Çünkü Ramazan ayı, Ramazan orucunu tutmanın vaktidir.

Sonra kazaya devam edilir. Başka bir şey yapılmaz: Çünkü beş gün haricinde senenin tamamı kaza vaktidir. Bu kişiye kazadan başka şey gerekmez. Çünkü nass ona kazadan başka bir şeyi vâcib kılmamıştır.

Bayram ve teşrik günlerinde oruç tutmayı adayan kimsenin bu adağını yerine getirmesi lâzım gelir. Ancak bu günlerde oruç tutulmayıp, başka günlerde kaza edilir: Çünkü o bir ibadeti; orucu adamış ve bu orucu tutmayı da oruç tutmanın meşru olduğu bir vakte bağlamıştır. Dolayısıyla bu oruç adağının yerine getirilmesi gerekir. Tıpkı mekruh vakitte namaz kılmanın adanması gibi. Adamak günah değildir; günah olan, bayram ve teşrik günlerinde oruç tutmayı adamaktır. Meşrûiyyet delili şu hadîs-i şerîfdir;

“Dikkat edin, bu günlerde oruç tutmayın.” [43] Hz. Peygamber (sas) bayram ve teşrik günlerinde şer’î oruç tutulmasını yasaklamıştır. Yasaklama kudretin (tutulabilirliğin) varlığını gerektirmektedir. Çünkü muktedir olunamayan şeyin, yani tutulamayan orucun yasaklanması çirkindir. Meselâ, kör bir adama ‘bakma!’ demek, bir insana ‘uçma!’ demek çirkindir. Çünkü körün bakması, bir insanın uçması yapılabilir bir şey değildir. Yasaklama muktedirliği (yapılabilirliği) gerektirdiğine göre, bu günlerde şer’î orucun tutulabileceğini göstermektedir. Ve bu günlerde oruç tutmanın adanması sahihdir; ancak yasaktır. Biz de dedik ki; yasak kapsamından kurtulmak için, yasaklı günlerde oruç tutulmaz; daha sonra kaza edilir ki; üzerine vâcib olan adak orucundan kurtulsun.

Ama o günlerde tutarsa da, adağını yerine getirmiş olur: Çünkü o, bu orucu üstlendiği gibi edâ etmiştir. Meselâ kör bir kölesini göstererek; ‘Allah (cc) için şu köleyi azad etmek adağım olsun’ diyen kimse, onu azad etmekle mes’ûliyetten kurtulur. Her ne kadar kör bir kölenin azadı keffaretlerde yeterli değilse de, bu mes’elede mes’ûliyetten kurtulmak için yeterli olur.

Bir kimse, ‘Allah (cc) için bu sene boyunca oruç tutmak benim adağım olsun’ derse; bayram günleriyle teşrik günleri haricinde senenin her gününde oruç tutar. Bayram günleriyle teşrik günlerinde tutmadığı oruçları açıkladığımız sebepden dolayı başka günlerde kaza eder. Bir kimse bir sene peşpeşe oruç tutmayı adarsa, yine aynı şekilde hareket eder. Ama bir kimse ayniyle olmaksızın bir sene oruç tutmayı adarsa, dağınık olarak on iki ay oruç tutması gerekir. Çünkü belirlenmeyen bir sene; sayılı günlerin adıdır ve Ramazan ayına izafe edilmez. Belirlenen senede ise, o senenin her ayına bağlanır. Ramazan ayına bağlanılması doğru olmaz ve dolayısıyla bu durumda o yıldan ayrı olarak Ramazan orucunun kaza edilmesi gerekmez. Doğruyu en iyi bilen Allah (cc) dır. [44]

İTİKÂF

Arapça’da itikâf; bir yerde kalmak ve hapsolmak mânasındadır. Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

“Onda (mukim) ve badi (taşralı)yı müsavi kıldık.” [45] Şer’i ıstılahda ise, itikâf; belli bir yerde ki orası mesciddir belli bir şekilde oruca veya başka bir şeye niyyet ederek kalmakdan ibarettir ki; bununla alâkalı açıklama inşâallah verilecektir.

İtikâfa girmek müekked bir sünnettir: Çünkü Hz. Peygamber (sas) bu sünneti devamlı yerine getirmiştir. Ebû Hüreyre (ra) ve Âişe (ra) den rivayet edildiğine göre;

“Hz. Peygamber (sas) Medine’yi teşriflerinden, vefat edip Allah (cc) ın huzuruna varıncaya dek, (her sene) Ramazanın son on gününde itikâfa girerdi.” [46] Zührî’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sas) âhirete göçünceye kadar itikâfı terketmemiştir. İhlasla yapıldığı zaman; itikâf en üstün amellerdendir.

Atâ dedi ki; itikâfa giren kimse büyük bir adama işi düşüp de, gidip onun kapısında oturan ve; ‘işimi görmedikçe, buradan kalkıp gitmeyeceğim’ diyen kimseye benzer. İtikâfa giren kimse de aynı şekilde Allah (cc) ın evinde oturur ve; ‘Allah’ım! Sen bağışlamadıkça, buradan kalkıp gitmeyeceğim’ der.

Bir günden az bir zaman itikâfda bulunmak caiz olmaz. Vâcib olan adak itikâfda bu böyledir ki; ashabımız bu hüküm üzerinde ittifak etmişlerdir: Çünkü oruç, itikâfın şartlarındandır; oruç da bir günden az olamaz. Şu halde mecburen bir günden az itikâf olamaz. Ebû Hanîfe’ye göre nafile itikâf da bir günden az olamaz. Çünkü Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Oruçsuz itikâf olmaz.” [47] Bu hadîs-i şerif Âişe (ra) den rivayet edilmiştir. Ebû Yûsuf’a göre günün çoğu tamamı gibi sayılacağından; bir günün yarıdan fazlası itikâf için yeterli olur. İmam Muhammed’e göre ise; bir saat dahi itikâf için yeterli olur. Çünkü nafile ibadetler müsamaha esası üzerine kurulmuşlardır. Görmez misin ki, ayakta kılınabildiği halde, nafile namazın oturarak kılınması caizdir. Ama vâcib namaz böyle değildir.

İtikâf; oruçlu ve itikâfa niyyetli olarak, cemaatle namaz kılınan bir mescidde kalmaktır: Mescidde kalmak: zaten itikâf kelimesi bu gerekliliği bildirmektedir. İtikâfa, cemaatle namaz kılınan bir mescidde girilmesinin gerekliliği şu âyet-i kerîmeden anlaşılıyor;

“Mescidlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda (kadınlarla birleşmeyin).” [48] Huzeyfe (ra) dedi ki; Hz. Peygamber (sas) in şöyle buyurduğunu işittim;

“İmamı ve müezzini bulunan her mescide itikâfa girilebilir.” [49]Huzeyfe (ra) dedi ki; “İtikâfa ancak cemaatle namaz kılınan bir mescidde girilebilir. Çünkü itikâfa giren kimse namazı bekler.” Şu halde namazın cemaatle edâ edildiği bir mekânda itikâfa girmek, şart koşulmaktadır. Mescid ne kadar büyük olursa, orada ifa edilen itikâfda o derece faziletli olur.

İtikâfa oruçlu olarak girmenin şart olmasının sebebi, evvelki sahifelerde anlatılmıştı. Ayrıca rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sas) itikâfa mutlaka oruçlu olarak girermiş. Allah (cc) itikâfı şu emriyle meşru kılmıştır; “Mescidlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda.” [50] Ama itikâfın keyfiyetini açıklamamıştır. Hz. Peygamber (sas) in tatbikatı itikâfın keyfiyeti hususunda bir açıklama olmuştur. Oruçsuz olarak itikâfa girmek caiz olsaydı, bunu Hz. Peygamber (sas) sözlü veya fiilî olarak açıklardı. Ama bize, bir açıklamada bulunduğu nakledilmiş değildir. Bu da oruçsuz olarak itikâfa girmenin caiz olmadığını gösteriyor.

İtikâfa girmek için niyyet şarttır. Çünkü bu bir ibadettir. İbadet için niyyet evvelce anlattığımız sebeplerden dolayı mecburidir.

Kadın da, evinde mescid edindiği bir bölümde itikâfa girer: Mescid edindiği yer, namaz için hazırladığı yerdir.

Camide itikâfa giren erkek hangi şartlara tâbi ise, evinde itikâfa giren kadın da aynı şartlara tâbidir: Erkek namaz kıldığı yerde itikâfa girdiğine göre, kadın da namaz kıldığı yerde, yani kendi evinde itikâfa girerse, daha iyi olur. Zira Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Kadının mahdeinde (oda içinde kadına tahsis edilen küçük yer) kıldığı namazı, evinin mescidinde kıldığı namazından daha üstündür. Evinin mescidinde kıldığı namazı, evinin sahanlığında kıldığı namazdan daha üstündür. Evinin sahanlığında kıldığı namazı, mahallesinin mescidinde kıldığı namazdan daha üstündür. Eğer bilseler; evleri kendileri için daha hayırlıdır.” Kadın mescidde itikâfa girerse caizdir ama, rivayet ettiğimiz bu hadîs-i şerîfden dolayı mekrühtur.

İtikâfa giren bir kimse beşerî ihtiyaçları ve cuma namazına gitme gibi dinî bir zaruret olmadıkça, itikâf mahallinin haricine çıkamaz: Âişe (ra) den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sas) beşerî ihtiyacı olmadan, itikâf mahallinin haricine çıkmazmış. Beşerî ihtiyaçtan kasıt; küçük ve büyük abdest ile, cünüblük sebebiyle gusletmektir. Bu gibi ihtiyaçlar mutlaka çıkacaktır ve bunların mescidde giderilmeleri de mümkün değildir. Bunlar zarurî istisnalardır.

Cuma namazına gelince; bu da ehemmiyetli ihtiyaçlardandır; mutlaka yerine getirilmesi gerekir. Ayrıca itikâf, günahları terk ederek Allah (cc) a yaklaşmak olduğuna ve cuma namazını kılmamak da günah olduğuna göre; cuma namazına gitmemek, itikâfa aykırı düşmektedir. Şu halde cumanın farzından evvel sünneti, bir görüşe göre tahiyyatü’l-mescid de dahil olarak altı rek’at namaz kılabilecek bir müddet evvel itikâf mahallinden çıkması gerekir. Cumanın farzından sonra ise, dört veya altı rek’at kılar. Cuma namazı kıldığı yerde uzun müddet beklemesi de caizdir. Ancak itikâf mahalline dönmesi daha uygun olur. Çünkü itikâfa orada başlamıştır; iki yerde yapması uygun olmaz.

Özürsüz olarak bir müddet dışarı çıkarsa (İmam ebû Yûsuf, İmam Muhammed), itikâfı bozulur: Çünkü itikâfa aykırı bir durum meydana gelir. Ebû Yûsuf ve Muhammed dediler ki; dışarıda kaldığı müddet günün yarısından fazla olmadıkça, itikâfı bozulmaz. Çünkü itibar yarıdan fazlayadır. İtikâfa giren kimse mescidde yer, içer, alış-veriş yapar, evlenir, hanımını ric’î talakla boşayınca da ric’at edebilir. Çünkü o, bu gibi işleri yapmaya ihtiyaç duyar ve bu işlerin mescidde yapılması mümkündür. Zira Hz. Peygamber (sas) in mescidden başka barınağı yoktu. Orada yer, içer ve konuşurdu. Alış-veriş de bir nevi konuşmadır. Ancak ticaret eşyasının mescide getirilmesi, orayı işgal edeceğinden dolayı mekrühtur.

İtikâfa girenin hiç konuşmaması mekrühtur: Çünkü böyle yapmak mecûsîlerin âdetlerindendir. Ve Hz. Peygamber (sas) susarak oruç tutmayı yasaklamıştır. İtikâfdaki kimse konuştuğunda ancak hayırlı şeyler söyler: İtikâfda olmayan, mescid haricinde bulunan kimsenin hayırlı şeylerden başka şeyleri söylemesi mekrüh olduğuna göre, mescidde itikâfda bulunan kimsenin onları söylemesi haydi haydi mekrüh olur.

Allah (cc);

“Mescidlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin.” [51] diye emir buyurduğundan dolayı, itikâfdaki kimsenin cinsî münasebette bulunması ve buna yol açan şeyleri yapması haramdır: Erkekle kadının birbirine sarılması itikâfın mahzurlarından olduğuna göre, itikâfda iken cinsî münasebette bulunmak haramdır. Cinsî münasebete yol açan öpmek, el sürüp dokunmak ve çıplak bedenle sarılıp kucaklaşmak da haccda olduğu gibi itikâfda iken haramdır. Ama oruçda hüküm bunun hilâfınadır. Çünkü orucun rüknü imsak; yani yeme, içme ve cinsî münasebetten uzak durmadır. Ama cinsi münasebete yol açan mukaddimeleri yapmak oruçta haram değildir.

Gece veya gündüz unutarak olsun, kasden olsun; cinsî münasebette bulunmakla itikâf bozulur: Evvelce de açıkladığımız gibi, cinsî münasebet ihramda olduğu gibi itikâfm da sakıncalarındandır ve yapılması itikâfi bozar. Aynı şekilde itikâfdaki kimsenin karısına el sürüp dokunması veya öpmesi sebebiyle menisi akarsa, manen cinsî münasebet vukûbulduğu için, itikâfı bozulur. Bu işlerin unutularak yapılmasında da haccda olduğu gibi unutmak mazeret sayılmadığından, itikâfı bozulur. Çünkü bu iş yapılırken yaşanılan hal, insana, itikâfda olduğunu hatırlatan bir haldir. Ama oruçda hüküm bunun hilâfınadır.

Bir kaç gün müddetle itikafa girmeyi kendisine vâcib kılana o günlerin gecesinde de peş peşe itikâfda kalması lâzım gelir: Çünkü bir kaç gün derken, o günlerin hizasında bulunan geceler de devreye girer. Meselâ Zekeriyya (as) nın kıssasında Allah (cc)

“Üç gün.” [52] “Üç gece.” [53] buyurmuştur. Her ikisi de aynı kıssadan bahsettiği halde, âyet-i kerîmelerin birinde ‘üç gün’, diğerinde ‘üç gece’ denilmektedir. Meselâ, ‘seni bir kaç günden beri görmüyorum’ diyen kimse, aynı zamanda geceleri de kasdetmektedir. Bir kaç günlüğüne itikâfa girmeye niyyet edenin, o günlerde peş peşe itikâfda olması gerekir. Çünkü itikâf gece ve gündüz sahih olur. Yemin ve icarlarda olduğu gibi, bunda da esas, peş peşe olmaktır. Ama oruçda hüküm bunun hilâfınadır. Meselâ, bir kimse bir kaç gün oruç tutmayı kendine vâcib kılarsa, o günlerde peş peşe oruç tutması gerekmez. Oruçda esas peş peşe değil, müteferrik olmasıdır. Çünkü gece, orucun tutulma mahalli değildir. Şart koşulmadıkça orucun peş peşe tutulması gerekmez.

Sadece gündüzün itikâfa girmeye niyyet etmişse, bu da kabul olunur: Çünkü o, sözünün hakikatine niyyet etmiştir. Zira gün; gündüzün beyazlığından ibarettir. İmameyn’in hilâfına; Ebû Hanîfe’ye göre

İtikâfa başlamakla onu tamamlamak ve eğer bırakılırsa kaza etmek lâzım olur: Çünkü Ebû Hanîfe’ye göre oruçlu olmaksızın itikâfa girmek caiz olmaz. Şu halde bir günden az süreli itikâf caiz olmaz. Ama İmameyn’e göre caiz olur; ki, bunun sebebini açıkladık. [54]

——————————————————————————–

[1] Bakara: 2/185.

[2] Bakara: 2/183.

[3] Bu hadîsi Ebû Dâvud rivayet etmiştir.

[4] Bakara: 2/185.

[5] Bakara: 2/185.

[6] Hacc: 22/29.

[7] Bu hadîsi Buhari, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce, Dârimî ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

[8] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları: 1/251-253.

[9] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî ve İbn Mâce rivayet etmiştir.

[10] Bu hadîsi Müslim ve Mâlik rivayet etmiştir.

[11] Bu hadîsi Buhari, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbn Mâce ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

[12] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

[13] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî ve İbn Mâce rivayet etmiştir.

[14] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları: 1/253-259.

[15] Bakara: 2/187.

[16] ‘Gece ve gündüzü 24 saatten fazla olan yerlerde vakit teşekkül etmediği halde; namaz için mutedil veya en yakın memleketin vakti ölçü olarak alındığı gibi, oruç için de ölçü olarak alınacaktır.’ (H. Günenç, Günümüz Mes’elelerine Fetvalar, C: 1, S: 264.

[17] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

[18] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları: 1/259.

[19] Bu hadîsi Buharî, Müslim ve Neseî rivayet etmiştir.

[20] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları: 1/260.

[21] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları: 1/260-262.

[22] Bu hadîsi imam Mâlik rivayet etmiştir

[23] Rasathane hesaplarına göre oruç tutmak; Hanefî, Mâliki ve Hanbeli mezheblerine göre caiz değildir. (H. Günenç, Günümüz Mes’elelerine Fetvalar, C: 1, S: 253).

[24] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları: 1/262-263.

[25] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları:1/263-264.

[26] Bu hadîsi Buhari, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbn. Mâce, Mâlik ve Ahmed rivayet etmiştir.

[27] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları:1/264-266.

[28] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn. Mâce, Dârimî ve Ahmed rivayet etmiştir.

[29] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları:1/266-269.

[30] Bu hadîsi bu lâfızla Ebû Dâvud rivayet etmiştir. Buharî, Müslim, Tirmizî ve Ahmed ise şu lâfızla rivayet etmiştir. “Oruçluyken unutarak yiyen ve içen kimse orucunu tamamlasın. Çünkü ona yediren ve içiren Allah (cc) dır.”

[31] Bu hadîsi Tirmizî rivayet etmiştir.

[32] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Mâlik ve Ahmed rivayet etmiştir.

[33] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbn. Mâce, Mâlik ve Ahmed rivayet etmiştir.

[34] Bakara: 2/187.

[35] Bu hadîsi Ebû Dâvud rivayet etmiştir.

[36] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları:1/269-272.

[37] Bakara: 2/184.

[38] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları: 1/273-274.

[39] Bakara: 2/184.

[40] Bakara: 2/185.

[41] Kalem: 68/2.

[42] Bakara: 2/184.

[43] Bu hadîsi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

[44] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları:1/274-277.

[45] Hacc: 22/25.

[46] Bu hadîsi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

[47] Bu hadîsi Ebû Dâvud rivayet etmiştir.

[48] Bakara: 2/187.

[49] Bu hadîsi Dârekutnî rivayet etmiştir. Zayıf bir hadîsdir.

[50] Bakara: 2/187.

[51] Bakara: 2/187.

[52] Âl-i İmrân: 3/41.

[53] Meryem: 19/10.

[54] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta’lîlî’l-Muhtar, Ümit Yayınları:1/277-282.

25

Haziran
2012

KURAN-I KERİM DE ORUÇ İBADETİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  278 Kez Okundu

Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi oruç size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız. (2/183)

(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır. (2/184)

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir. (2/185)

Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak, size helal kılındı. Onlar sizin örtüleriniz siz de onlara örtüsünüz. Allah gerçekten sizin nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin için sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)

Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da hacc’da üç gün döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere bunlar tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu ailesi Mescid-i Haram’da olmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)

Bir mü’mine -hata sonucu olması dışında- bir başka mü’mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü’mini ‘hata sonucu’ öldürürse mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o mü’min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise bu durumda mü’min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü’min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu Allah’tan bir tevbedir. Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)

Allah, sizi yeminlerinizdeki ‘rastgele söylemelerinizden boş sözlerden’ dolayı sorumlu tutmaz ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah size ayetlerini böyle açıklar umulur ki şükredersiniz. (5/89)

Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da Kabe’ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim tekrarlarsa Allah ondan öc alacaktır. Allah üstün ve güçlü olandır öc sahibidir. (5/95)

(Bu alış verişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O müminleri müjdele! (9/112)

Artık ye iç gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan de ki: “Ben Rahman’a oruç adadım bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.” (19/26)

Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar mü’min erkekler ve mü’min kadınlar gönülden (Allah’a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah’a) itaat eden kadınlar sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar sabreden erkekler ve sabreden kadınlar saygıyla (Allah’tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah’tan) korkan kadınlar sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar Allah’ı çokca zikreden erkekler ve (Allah’ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (33/35)

Ancak buna (imkan) bulamayanlar, (için de) birbirleriyle temas etmeden önce kesintisiz iki ay oruç (yüklenmiştir); buna güç yetiremeyenler altmış yoksulu doyursun. Bu (kolaylık) Allah’a ve O’nun Resûlü’ne iman etmeniz dolayısıyladır. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kafirler içinse acı bir azab vardır. (58/4)

Belki onun Rabbi -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman mü’min gönülden itaat eden tevbe eden ibadet eden oruç tutan dul ve bakire eşler’ verir. (66/5)

24

Haziran
2012

On Bir Ayın Sultanı Mübarek Ramazan Ayı

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  294 Kez Okundu

Ramazan, Kur’an ayıdır   

Ramazan ayını değerli kılan nedenlerden birisi, Kutsal kitabımız olan Kur’an’ın bu ayda indirilmiş olmasıdır. Yüce Allah Kur’an’da ” Ramazan ayı insanları kurtuluş yolan götüren, doğruyu yanlıştan ayıran Kur’an’ın indiği aydır. “(Bakara suresi, ayet 185) buyurmuştur. Kur’an’, Allah tarafından insanlara öğüt vermek ve yol göstermek için gönderilmiştir. Bu nedenle Kur’an insan için hayati değer taşır. Kur’an okumak bir ibadettir. Peygamberimiz Allah’ın bildirdiği görev ve sorumluluklarımızı sıkça hatırlamamız için Kur’an’ı çok okumayı teşvik etmiştir. Müslümanlar, ramazan ayında Kur’an okumaya her zamankinden daha çok özen gösterirler. Bunun için evlerde veya camilerde bir araya gelerek, her gün Kur’an’dan yirmi sayfa okurlar. Ramazan ayının sonuna gelindiğin de ise Kur’an’ı baştan sona bir kez okumuş olurlar. Buna hatim denir. Daha sonra hatim duası yapılır. Müslümanlar yüzyıllar boyu bu geleneği devam ettirmişlerdir.

Kur’an, Ramazan ayında inmeye başlamıştır   

Kur’anıkerim, ramazan ayının Kadir Gecesi’nde indirilmeye başlanmıştır. Kadir gecesi ramazan ayının 27. gecesi olarak bilinir. Yüce Allah Kadir Gecesi’nin “Bin aydan daha hayırlı” olduğunu haber vermiştir. Peygamberimiz de “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni değerlendirirse geçmiş günahları bağışlanır” (Buhari) buyurarak, bu gecenin önemini belirtmiştir.

Ramazan, oruç ve sabır ayıdır   

Ramazan ayını önemli kılan etkenlerden biri de, dinimizin temel ibadetlerinden olan orucun bu ay içinde tutulmasıdır. Yüce Allah Kur’an’da “…Kim Ramazan ayına ulaşırsa oruç tutsun” (Bakara suresi, 185. ayet) buyurarak, ramazan ayında oruç tutulmasını emretmektedir. Bu nedenle Müslümanlar ramazan ayı boyunca oruç tutarlar. Ramazan ayı oruç, ibadet ve sabır ayıdır. Allah’ın rahmet ve bağış kapılarının açıldığı aydır. Sevgili Peygamberimiz, ramazan ayında içtenlikle yapılan dua, ibadet ve iyiliklerin Allah katında daha değerli olacağını bildirmiştir.

Ramazan ayının yaşayışımız üzerinde ne gibi etkileri vardır?   

Gerçekten ramazan ayının yaşayışımız üzerinde ayrı bir etkisi vardır. Bu ayın yaklaşması ile birlikte hazırlıklara başlanır. Ramazan boyunca yiyeceğimiz özel yemeklerin malzemelerini önceden alırız. Evlerimizde genel temizlik yapılır. Çevremizde bazı camilerin minarelerine mahya denilen “Hoş geldin ya şehrü ramazan” gibi yazılar görürüz. Radyolar, televizyonlar özel ramazan programı yaparlar. Ramazanda oruç açma vaktinin ayrı bin neşesi vardır. Bütün aile bireyleri hep birlikte sofraya oturur, oruç açma vaktini gelmesini bekleriz. Ezan veya top sesinin duyulmasıyla birlikte orucumuzu dua ile açarız. Yemeğimizi yedikten sonra dua ederek Allah’a şükrederiz. Sonra akşam namazını kılar ve teravih namazı için hazırlıklara başlarız. Bu ayda camiler dolar taşar. Ramazan ayı gerçekten bir ibadet ayı olarak yaşanır. Namaz ve orucun yanında aynı zamanda bir yardımlaşma ayıdır. Bu ayda yoksullar, düşkünler daha çok hatırlanır. Geleneğimizde yakınlar, komşular, yoksullar iftara çağrılır. Maddi durumu iyi olmayanlar için iftar sofraları düzenlenir. (Anlatım: Osman Ay)

24

Haziran
2012

Oruçla İlgili Hükümler

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  453 Kez Okundu

Farz Oluşu ve Sıhhatinin Şartları
S.739: Kızım mükellef olmuştur. Fakat; bünyesi zayıf olduğundan Ramazan ayının orucunu tutamıyor. Gelecek Ramazan ayına kadar da orucunun kazasını yerine getiremeyecektir; bu durumda ne yapması gerekir?
C: Sırf zaaf ve güçsüzlükten dolayı oruç ve kazasından aciz olması orucun kazasının ondan kalkmasına sebep olmaz; tutmadığı Ramazan oruçlarının kazasını yerine getirmesi farzdır.
S.740: Yeni bulûğ çağına erdikleri için oruç tutmaları zor olan kızların hükmü nedir? Acaba kızların bulûğ yaşı, dokuz yaşını doldurmaları mıdır?
C: Kızlar için şer’î erginlik yaşı, meşhur kavle göre kameri yıl hesabıyla dokuz yaşını doldurmalarıdır. Dokuz yaşını doldurduktan sonra onlara oruç farz olur; sırf bazı mazeretlerden dolayı oruç tutmayı terketmeleri câiz değildir. Fakat; gün esnasında oruç zararlı olursa veya oruç tutmaları ağır bir meşakket ve güçlüğe sebep olursa, bu durumda oruçlarını yemeleri câiz olur.
S.741: Ben kesin olarak ne zaman mükellefiyet çağına erdiğimi bilmiyorum. Sizden ricam, oruç ve namazımın kazasının ne zamandan itibaren bana farz olduğunu açıklamanızdır. O dِnemde meselenin hükmünü bilmediğim dikkate alınarak; acaba, yediğim oruçların kaffareti de farz olur mu, yoksa sadece kazalarını yerine getirmem yeterli midir?
C: Size farz olan, sadece kesin mükellefiyet çağına erdikten sonra, kaza olduğunu kesin bildiğiniz oruç ve namazlarınızın kazasıdır. Elbette; mükellefiyet çağına erdiğinizi kesin olarak bildikten sonra, bilerek yediğiniz oruçların kazası dışında üzerinize keffaret de farz olur.
S.742: Kızım dokuz yaşında olduğu için oruç üzerine farzdır. Ancak; oruç tutması çok meşakkatli olduğu için yemiştir. Bu durumda orucun kazası ona farz mıdır?
C: Ramazan ayında yediği orucu kaza etmesi farzdır.
S.743: İnsan önemli bir mazereti göz önünde bulundurup orucun kendisine farz olmadığına dâir yüzde ellinin üzerinde bir ihtimale dayanarak oruç tutmaz da daha sonra orucun kendisine farz olduğunun farkına varırsa, kaza ve keffaret hususunda vazifesi nedir?
C: Sırf orucun kendisine farz olmadığı ihtimaliyle Ramazan ayının orucunu yemiş olursa, bu durumda; kaza dışında keffaret de farz olur. Eğer kendisine bir zarar ulaşmasından korkarak orucunu yemişse ve korkusu insanların nezdinde makbul olan geçerli bir sebebe dayanırsa, keffaret farz olmaz, ama; kazasını tutması farzdır.
S.744: Gِrev bِlgesinde seferî olmasından dolayı geçen Ramazan ayının orucunu tutmayan bir asker bu yıl yine görev bölgesinde olduğu için büyük bir ihtimalle orucunu tutamayacaktır. Askerliğini tamamladıktan sonra, bu iki yılın orucunu kaza etmek istediğinde üzerine keffaret de farz olur mu?
C: Ramazan ayının orucu, seferde olması mazeretiyle kaza olur ve bu mazeret sonraki Ramazan ayına kadar devam ederse, bu durumda sadece oruçları kaza etmesi farzdır; keffaret vermesi farz değildir.
S.745: Oruçlu kimse cünüp olur ve ِğleden önce de bunun farkına varmaz; farkına varınca irtimasî gusül ederse* , orucu batıl olur mu? Guslettikten sonra bunu farkederse orucun kazası farz olur mu?
C: İrtimasi gusül alması unutkanlık ve gaflet yüzünden olursa gusül ve orucu sahihtir; orucun kazası farz değildir.
S.746: Öğleden önce ikamet edeceği yere ulaşmak niyetiyle hareket eden seferî bir şahıs yolda karşılaştığı bir olay yüzünden o vakitte ikamet edeceği yere ulaşamazsa, orucu sakıncalı mıdır? Acaba böyle birisine o günün orucunun keffareti de farz mıdır, yoksa sadece kaza etmesi yeterli midir?
C: Seferde tuttuğu oruç sahih değildir, ikamet edeceği yere ulaşamadığı için o günün orucunu kaza etmesi farzdır. Bu durumda keffaret farz olmaz.
S.747: Ramazan ayında uçak iki buçuk-üç saat sürecek uzak bir noktaya gitmek için yüksek bir noktadan uçuş yapmak ister, hostes ve pilot kendi dengelerini iyi korumak için, her yirmi dakikada bir su içmeye ihtiyaç duyarlarsa, bu durumda; kaza dışında keffaret de farz olur mu?
C: Oruç zararlı olursa, yemeleri câizdir. O günün orucunu da kaza etmelidirler. Bu durumda keffaret farz olmaz.
S.748: Ramazan ayında akşam ezanına iki saat veya daha az bir süre kala, hayız olan kadının orucu batıl olur mu?
C: Evet, orucu batıl olur.
S.749: Bedeni ıslanmayacak şekilde özel dalgıç elbisesi ve benzeriyle suya dalan kimsenin orucunun hükmü nedir?
C: Elbise başına yapışmış olursa, orucunun sahih olması sakıncalıdır; ihtiyaten farz olarak orucunu kaza etmelidir.
S.750: Ramazan ayında orucunu yiyerek, aç kalma zahmetinden kurtulmak için kasıtlı olarak yolculuk yapmak câiz midir? (Çünkü yolculuk yapınca seferî olur ve dolayısıyla orucunu yemesi farz olur.)
C: Bu yolculuğun sakıncası yoktur. Yolculuğu, orucun zorluğundan kurtulmak için olsa bile orucu yemesi farzdır.
S.751: ـzerinde farz oruç olan kimse bu oruçlarını tutmak ister, ancak; bir olay nedeniyle farz oruç tutamazsa, sünnet oruca niyet etmesi sahih midir? Mesela; sünnet oruc tutulması uygun olan bir günde güneş doğduktan sonra yolculuğa çıkıp öğleden sonra hiç bir şey yemeden ve içmeden dönerse, niyet vaktinin geçmesi yüzünden farz oruca niyet edemeyen böyle bir kimse, sünnet oruca niyet edebilir mi?
C: ـzerine Ramazan ayının orucunun kazası farz olursa, farz oruca niyet etmenin zamanı geçse bile, müstehap oruca niyet etmesi sahih değildir.
S.752: Ben sigara içmeğe alışkınım. Mübarek Ramazan ayında elimde olmadan (sigara içmediğim için) sinirleniyorum. Bu halim ailemi huzursuz ediyor, ben de şahsen bu durumdan rahatsız oluyorum; bu durumda vazifem nedir?
C: Ramazan ayının orucu üzerinize farzdır; oruçluyken sigara içmeniz veya hiç bir haklı sebep yokken diğerlerine sert davranmanız câiz değildir. Sigarayı bırakmanın sinirlenmeyle de bir alakası yoktur.

Hamile ve Süt Veren Kadın
S.753: Hamile kadına hamileliğinin ilk aylarında oruç tutması farz mıdır?
C: Sırf hamile olmak orucun farz olmasını engellemez; ancak oruç tutması yüzünden kendisi veya cenin için bir zarar geleceğinden korkar ve bu korkusu halk tarafından yerinde bulunursa oruç tutması farz olmaz.
S.754: Hamile olan kadın orucun cenine zararlı olup olmadığını bilmezse oruç tutması farz olur mu?
C: Oruç tuttuğunda cenine bir zarar gelmesinden korkar ve bu korkusu halk tarafından kabul edilen bir sebebe dayanırsa, orucunu yemesi farzdır; aksi durumda oruç tutması farz olur.
S.755: Hamile bir kadın diğer bir çocuğunu da emzirir ve aynı zamanda Ramazan ayının orucunu da tutar, rahmindeki bebeği ölü olarak dünyaya getirirse; önceden oruç tutmasının zararlı olduğuna ihtimal verdiği halde oruç tutmuşsa tuttuğu oruç sahih midir? Diyet vermesi de farz olur mu? Eğer zararlı olmasına ihtimal vermeden tutmuş, ancak sonra zararlı olduğu anlaşılmışsa vazifesi nedir?
C: Önceden orucun zararlı olacağından korkar ve bu korkusu halk tarafından doğrulanacak şekilde olursa veya sonradan orucun kendisine veya cenine zararlı olduğu anlaşılırsa orucu sahih değildir. O orucu kaza etmesi farzdır. Ancak; ceninin diyetinin farz oluşu, annesinin oruç tuttuğu için ceninin öldüğünün ispatlanmasına bağlıdır.
S.756: Allah’a şükürler olsun bir çocuk sahibi oldum. Bebeğime şimdi süt emzirmekteyim; Ramazan ayı girmek üzeredir ve ben oruç tutmaya kararlıyım, ama oruç tuttuğumda bünyem zayıf olduğu için sütüm kesiliyor ve bebeğim ise her on dakikada bir süt istiyor; bu durumda vazifem nedir?
C: Oruç tutmanız sebebiyle, sütünüzün azalması veya kurumasından dolayı bebeğe zarar dokunacağından korkarsanız orucunuzu yemeniz câizdir. Tutamadığınız her günün orucu için fakire bir mudd (yaklaşık 750 gr) taam (yiyecek maddeleri) vermeniz ve sonra da iftar ettiğiniz orucu kaza etmeniz farzdır.
Hastalık ve Doktorun Menetmesi
S.757: Dine bağlılıkları zayıf olan bazı doktorlar, zararlı olduğu bahanesiyle hastaları oruç tutmaktan menetmekteler. Bu gibi doktorların sözleri şer’an geçerli sayılır mı?
C: Doktor kendisi güvenilir olmaz, sِzü de güven kazandırmaz ve orucun zararlı olduğu hususunda endişe ve korkmaya da sebep olmazsa bu durumda onun sözü geçerli değildir.
S.758: Annem yaklaşık onüç yıldır hasta olduğu için bu süre içerisinde oruçlarını tutamadı. Ben, annemin ilaç kullanmak zorunda kaldığı için bu farizadan mahrum olduğunu biliyorum. Bu durumda tutmadığı oruçların kazasının farz olup olmadığı hususunda bizi aydınlatır mısınız?
C: Hasta olduğu için oruç tutamamışsa, tutamadığı oruçlarını kaza etmesi farz değildir.
S.759: Bünyem zayıf olduğundan dolayı bulûğ çağından itibaren oniki yaşına kadar oruç tutmadım; şimdi vazifem nedir?
C: Mükellefiyet çağına ulaştıktan sonra Ramazan ayında tutmadığınız oruçları kaza etmeniz farzdır. Ramazan ayının orucunu kasıtlı olarak ve şer’î bir mazeretiniz olmaksızın yemişseniz, kaza dışında keffaret de farz olur.
S.760: Gِz doktoru oruç tutmamı yasaklayarak gözümden rahatsız olduğum için kesinlikle oruç tutmamam gerektiğini söylemesine rağmen rahat edemediğimden oruç tutmaya karar verdim. Ancak; bir çok zorluklarla karşılaştım. Bazen akşam ezanına kadar bir şey hissetmememe rağmen, bazen de ikindi vakitlerinde rahatsız oluyordum. Bu durumda orucun bana farz olup olmadığında şüphe ettiğim halde orucumu akşama kadar sürdürüyordum; sorum şudur: Acaba oruç tutmak bana farz mıdır? Oruç tuttuğum günlerde akşama kadar orucumu sürdürebileceğimden emin olmadığım durumlarda niyetim ne olmalıdır?
C: Dindar ve emin bir doktorun sِzüne dayanarak oruç tutmanızın size zararlı olduğuna dâir itminan kazanırsanız veya oruç tuttuğunuzda gözünüze bir zarar dokunmasından endişelenirseniz, oruç tutmanız farz değildir; hatta câiz bile olmaz. Zararlı olacağından endişelendiğiniz durumda oruç niyeti etmeniz de sahih değildir. Ancak; size bir zarar gelmesinden endişelenmezseniz oruç tutmanızın sakıncası yoktur; tabi, orucun sahih olması gerçekten onun zararlı olmamasına bağlıdır.
S.761: Ben tıbbı gözlük kullanıyorum, derecesi şimdi yüksektir, doktora müracaat ettiğimde gözüme özen göstermediğim takdirde gözlüğümün derecesinin daha da yükseleceğini söyledi. Bun yüzden, Ramazan ayında oruç tutmam mümkün olmazsa vazifem nedir?
C: Eğer gözünüze zararlıysa oruç tutmanız farz değildir; hatta orucunuzu yemeniz farzdır. Hastalığınız gelecek Ramazan’a kadar devam ederse, her günün orucu için fakire bir mudd taam ( yaklaşık 750 gr. ağırlığında yemek; pirinç, buğday vb.) vermeniz gerekir.
S.762: Annem ağır bir hastalığa yakalanmıştır. Babam da cismen zayıf olduğu için zorluk çekmektedir ve buna rağmen her ikisi de oruç tutmaktalar. Oruç tutmalarının hastalıklarının şiddetlenmesine sebep olduğu bazen belli oluyor. Şimdiye kadar onları, en azından hastalıkları ağırlaştığında oruç tutmamaya ikna edemedim; bu hususta bizi aydınlatır mısınız?
C: Orucun hastalığa sebep olduğunu veya hastalığı ağırlaştırdığını ya da oruç tutmaya gücü olmadığını belirlemek hususunda ölçü; oruç tutan kimsenin kendi teşhisidir. Ama orucun zararlı olduğunu anlar ve buna rağmen yine oruç tutmak isterse bu durumda oruç tutması haram olur.
S.763: Geçen yıl uzman bir doktor vasıtasıyla böbreklerimden amaliyat oldum. Doktor, ömrüm boyunca oruç tutmamı bana yasakladı. Ben şimdiye kadar hiç rahatsızlık hissetmedim, normal olarak yiyip içmekteyim, bu durumda vazifem nedir?
C: Bizzat kendiniz orucun size zararlı olacağından endişelenmez ve buna şer’î bir deliliniz de olmazsa, Ramazan ayının orucunu tutmanız farzdır.
S.764: Bazı doktorların şer’î hükümden haberdar olmamalarını göz önünde bulundurarak bir kimseyi oruç tutmaktan meneden doktorun sözünü dinlemek farz mıdır?
C: Doktorun sِzünden orucun kendisine zararlı olacağına mutmain olursa veya dokturun sِzüne veya halk tarafından kabul edilen diğer bir sebebe istinaden orucun kendisine zararlı olacağından korkarsa, oruç tutması farz değildir.
S.765: Bِbreğimde taş toplanıyor. Böbrekte kireçlenme yoluyla taş oluşmasından korunmanın tek yolu, devamlı sıvı maddeler içmektir. Doktorlar, oruç tutmamın câiz olmadığına inanmaktalar, bunu dikkate alarak Ramazan ayının orucu karşısında vazifem nedir?
C: Bِbreğin rahatsız olmasını engellemek gündüzleri su veya sıvı şeyler içmeyi gerektiriyorsa oruç tutmanız farz değildir.
S.766: Şeker hastalığına yakalanan kimseler günde bir veya iki defa iğneyle ensülin kullanmak zorunda kalıyorlar. Böyle hastalar için doktorlar, şeker miktarının ani düşüşünün baygınlığa yol açmaması için bazen günde dört defa yemek yemelerini tavsiye ediyor; bu gibi insanların oruca karşı vazifeleri hakkında görüşünüzü belirtir misiniz?
C: Sabahtan akşama kadar (oruçlu kalıp) yemek ve içmekten sakınmak zararlı olursa oruç tutmaları farz olmadığı gibi, oruç tutmaları câiz bile değildir.

Yemek ve İçmekten Sakınmak
S.767: Oruçlu olan bir kimsenin ağzından kan gelirse, orucu batıl olur mu?
C: Bu yüzden orucu batıl olmaz, ancak kanın boğaza ulaşmasını engellemesi farzdır.
S.768: Oruçlu kimsenin mübarek Ramazan ayında seut otunu (buruna çekilen bir tür ezilmiş ot) kullanmasının hükmü nedir?
C: Bu otu kullanmak burun yoluyla bir şeyin boğaza ulaşmasına sebep olursa câiz değildir.
S.769: Dilin altına bırakılan ve bir kaç dakika sonra dışarı atılan tütün ve diğer şeyden yapılan “nas” maddesi orucu batıl eder mi?
C: “Nas” maddesine karışan salyayı yutmak orucu batıl eder.
S.770: Nefes darlığına yakalanan kimselerin kullandığı sıvı bir maddeyi sıkıştırılmış halde içeren küçük bir ilaç tüpü vardır. Ağıza sıkıldığında, kişinin ağzına gaz tozu püskürtüyor ve solunum yoluyla hastanın akciğerine girerek nefes darlığını gideriyor. Hasta şahıs, bu ilacı günde bir kaç kez kullanmak zorunda kalıyor. Bu tıbbî ilacı kullanmaksızın oruç tutmak imkansız veya çok zor olduğuna göre bu hastaların oruç tutması câiz midir?
C: Ağız yoluyla akciğere dahil olan madde sadece hava olursa, oruca zarar vermez. Ama sıkıştırılmış havayla birlikte ilaç da çıkarsa, bu ilaç toz veya pudra şeklinde olsa bile boğaza girdiği takdirde orucun sahih olması sakıncalıdır ve bu durumda ondan kaçınmak farzdır. Ama bu ilacı kullanmadığı takdirde oruç tutması çok meşakkatli olursa kullanması câiz olur.
S.771: Oruçluyken çoğu zaman tükürüğüm damağımdan sızan kanla karışıyor. Bazen tükürüğümün kanla karışarak mideme gidip gitmediğinden şüphe ediyorum; bu hususta beni aydınlatır mısınız?
C: Damağınızdan akan kan, tükrüğünüzde yok olursa pâktır; onu yutmak da sakıncasızdır. Kanla karışıp, karışmadığında şüphe edilen tükrüğü yutmanın sakıncası olmadığı gibi oruca da zararı yoktur.
S.772: Ramazan ayında bir gün dişlerimi temizlemeden oruç tuttum. Tabiatıyla dişlerimin arasında kalan yemek artıklarını da yutmuyordum. Ancak; onlardan bir kısmı boğazıma kaçtı. Bu durumda; o günün orucunu kaza etmem farz olur mu?
C: Dişlerinizin arasında yemek artıklarının kaldığını veya onların boğazınıza kaçacağını bilmiyorduysanız ve boğazınıza kaçması kasıtlı olmamışsa, o günün orucundan dolayı üzerinize bir şey farz olmaz.
S.773: Damağından çok kan gelen oruçlu kimsenin orucu batıl olur mu? Oruçlu kimsenin bir maşrapayla başına su dökmesi câiz midir?
C: Damaktan çıkan kanı yutmadığı müddetçe orucu batıl olmaz. Maşrapa ve benzeri şeylerle başa su dökmek de oruca zarar dokundurmaz.
S.774: Kadınların tedavi için alttan kullandıkları fitillerin oruca bir zararı var mıdır?
C: Bu ilaçları kullanmanın oruca zararı yoktur.
S.775: Diş doktoru ve diğerlerinin mübarek Ramazan ayında oruçlu bir kimseye iğne yapmasının hükmü nedir?
C: Oruçlu kimsenin iğne yaptırmasının sakıncası yoktur. Ancak; besleyici olur ve damara yapılırsa, ihtiyaten ondan sakınmak gerekir.
S.776: Hastanelerde olduğu gibi, beslenme için sıvı maddeleri damar yoluyla bedene enjekte etmek orucu bozar mı?
C: Oruçluyken damar yoluyla beslenmek için bedene sıvı maddeleri enjekte etmenin câiz olması sakıncalıdır. Bundan sakınmakla ilgili ihtiyat terkedilmemelidir.
S.777: Oruçluyken tansiyonun yükselmesini ِnlemek için hap yutmak câiz midir?
C: Tansiyonun yükselmesini ِnlemek için Ramazan ayında kullanmak zaruri olursa, sakıncası yoktur. Ancak; onu yutmakla oruç batıl olur.
S.778: Tedavi için kullanılan haplara yemek ve içmek denilmediğini görüyoruz. Acaba tedavi için hap kullanabilir miyim; bunun orucuma sakıncası var mıdır?
C: Fitil olarak kullanılan hapların oruca zararı yoktur. Ancak; yutmak yoluyla kullanılan haplar orucu batıl eder.
S.779: Ramazan ayında karım beni cimaya mecbur etti. Bu durumda vazifem nedir?
C: Kasıtlı olarak cima yapan kimsenin hükmündesiniz. Her ikinize kaza dışında keffaret de farzdır.
S.780: Ramazan ayında insanın karısıyla şaka yapmasının oruca zararı var mıdır?
C: Meni çıkmasına sebep olmazsa oruca sakıncası yoktur; aksi durumda câiz değildir.

Kasıtlı Olarak Cünüp Kalmak
S.781: Sabah ezanına kadar bazı zorluklardan dolayı cenabetli kalan (gusül etmeyen) kimsenin oruç tutması câiz midir?
C: Ramazan ayı orucu ve kazası hariç, oruç tutmasının sakıncası yoktur. Ancak; Ramazan ayı orucu ve kazasında gusletmekten mazur olursa, teyemmüm etmesi gerekir; teyemmüm de edemezse, orucu sahih olmaz.
S.782: Eğer bir adam cenabetli olduğu halde bir kaç gün oruç tutar ve cenabetten temizlenmenin oruç için şart olduğunu bilmezse, cenabetli olarak oruç tuttuğu günlerden dolayı üzerine keffaret farz olur mu, yoksa sadece kazası yeterli midir?
C: Eğer cenabetli olduğunu bildiği halde gusül veya teyemmümün de farz olduğunu bilmediği için cenabetli olarak sabahlarsa, ihtiyat gereği hükmü bilmemesi kusurî olmazsa, (hükmü ِğrenme imkanı olmasına rağmen öğrenmemişse) kaza dışında üzerine keffaret de farz olur. Ama; hükmü bilmemesi kusurî (imkansızlık yüzünden) olursa keffaret farz olmaz; gerçi keffaret vermesi ihtiyata uygundur.
S.783: Kaza veya müstehap oruç tutan cenabetli kimsenin güneş doğduktan sonra gusül alması câiz midir?
C: Fecir doğuncaya (sabah ezanının vaktine) kadar kasıtlı olarak cenabetli kalırsa, Ramazan ayı orucu ve kazası sahih olmaz. Ama; bunların dışındaki oruçların, özellikle müstehap orucun sahih olması akvadır (güçlü görüştür).
S.784: Mübarek Ramazan ayından on gün önce evlenmiş olan mü’min bir kardeşimiz, cenabetle ilgili olarak şer’î hükmün sabah ezanından sonra cünüp olan kimsenin, öğle ezanından önce guslederse orucunun sahih olacağını duymuş (bu hükmü kesin bildiğini bile sanıyormuş) ve buna dayanarak hanımıyla cima ediyormuş, sonradan hükmün bildiği gibi olmadığının farkına varıyor, acaba bunun hükmü nedir?
C: Fecir doğduktan sonra kasıtlı olarak cünüp olan kimse, kasıtlı olarak orucunu yiyen şahısın hükmündedir, (bu iş) kaza ve keffareti gerektirir.
S.785: Ramazan ayı gecesinde bir yerde misafir olan kimse geceleyin ihtilam oluyor; misafir olduğundan ve yanında da yeterli elbise olmadığından dolayı oruçtan kaçmak için yarın sefere gitmeyi amaçlıyor; acaba, bu şahıs hiç bir şey yemeden sabah ezanından sonra sefere çıkmak niyetiyle hareket ederse, sefere çıkmayı niyet etmesi keffareti üzerinden kaldırır mı?
C: Cenabetli olduğunun farkında olarak fecir doğmadan önce gusül ve teyemmüm etmeksizin sabahlarsa, sırf geceleyin sefere çıkmayı amaçlamak veya gündüz sefere çıkmak keffareti düşürmek için yeterli değildir.
S.786: Acaba su olmadığından veya başka bir mazeret yüzünden cenabet guslü yapamayacak olan kimsenin Ramazan gecesinde bilerek cünüp olması câiz midir?
C: Bu şahsın üzerine farz olan, teyemmüm yapmaktır. Cünüp olduktan sonra teyemmüm için yeterli vakit varsa câizdir.
S.787: Mübarek Ramazan ayında sabah ezanından önce uykudan uyanan, fakat ihtilam olduğunun farkına varmadan tekrar uyuyan kimse, sonra sabah ezanı esnasında uyanır ve sabah ezanından önce muhtelim olduğunu kesin bilirse orucunun hükmü nedir?
C: Sabah ezanından önce, muhtelim olduğunun farkına varmamışsa orucu sahihtir.
S.788: Bir mükellef, mübarek Ramazan ayında sabah ezanından sonra uykudan kalkıp muhtelim olduğunu görür, fakat tekrar uyur, güneş doğduktan sonra (sabah namazını kılmaksızın) uyanırsa, guslünü öğle ezanına kadar geciktirir ve öğleden sonra guslederek öğle ve ikindi namazını kılarsa orucunun hükmü nedir?
C: Orucu sahihtir, cenabet guslünü ِğleye kadar geciktirmesinin sakıncası yoktur.
S.789: Ramazan ayı gecesinde sabah ezanından önce muhtelim olup olmadığında şüphe eden bir mükellef, şüphesine itina etmez ve tekrar uyur, sabah ezanından sonra uykudan kalkıp ezandan önce muhtelim olduğunun farkına varırsa orucunun hükmü nedir?
C: Birinci uykudan uyandıktan sonra kendisinde ihtilamdan bir eser gِrmez, sadece muhtelim olduğuna ihtimal verir ve durumunu araştırmazsa, tekrar uyuyup ezandan sonra kalkar ve ezandan önce muhtelim olduğunu anlarsa orucu sahihtir.
S.790: Mübarek Ramazan ayında necis suyla gusleden ve bir hafta sonra suyun necis olduğunu hatırlayan kimsenin bu müddet içerisindeki oruç ve namazının hükmü nedir?
C: Namazı batıldır ve kaza etmesi gerekir; ama orucu sahihtir.
S.791: Bir adam yakalandığı bir hastalık yüzünden idrarı damla damla akmaktadır, fakat bu durumu geçicidir. Yani her idrardan sonra bir saat veya daha çok devam etmektedir. Bu adamın oruçla ilgili vazifesi nedir? Şöyle ki, bazı gecelerde cünüp oluyor, ezandan bir saat önce uykudan kalkıyor idrar damlalarıyla beraber meni de çıkması mümkündür; cenabetten temizlenmiş halde sabahlaması için vazifesi nedir?
C: Sabah ezanından önce gusleder veya cenabet yerine teyemmüm ederse, -bundan sonra elinde olmaksızın meni çıksa da- orucu sahihtir.
S.792: Sabah ezanından sonra veya önce uyur, uykuda muhtelim olur ve ezandan sonra kalkarsa guslü için tanınan müddet ne kadardır?
C: Sorudaki takdirde cenabetli olması o günkü orucuna zarar dokundurmaz; ancak namaz için gusletmesi farzdır, guslü namaz vaktine kadar da geciktirebilir.
S.793: Ramazan ayı veya başka günlerin orucu için cenabet guslü almayı unutur ve gündüz hatırlarsa vazifesi nedir?
C: Ramazan ayında sabah ezanından önce cenabet guslünü unutur ve cünüplü olarak sabahlarsa, orucu batıl olur. İhtiyat gereği Ramazan ayının orucunun kazası (hüküm açısından), Ramazan ayının orucu hükmündedir. Ama; diğer oruçlarda bununla oruç batıl olmaz.

Oruçluyken veya Diğer Hallerde İstimna
S.794: Yaklaşık yedi yıldır Ramazan ayı orucunun bir kaç gününü istimna yaparak batıl ettim; ancak üç Ramazan ayı boyunca orucumu kaç gün bozduğumu bilmiyorum, ama 25, 30 günden az olacağını sanmıyorum; dolayısıyla vazifemi iyice bilmiyorum, lütfen keffaretimin miktarını bildirir misiniz?
C: Şer’an haram olan istimna yoluyla Mübarek Ramazan ayının batıl edilen her gününün orucu için iki keffaret vardır. Onlar altmış gün oruç tutmak ve altmış fakiri doyurmakdan ibarettir; her gün için altmış miskini doyurmakla ilgili olarak her miskine bir mudd (yaklaşık 750 gr.) yiyecek (buğday, vb. gıda maddelerini) verebilirsiniz, ama nakit para keffaret sayılmaz. Ancak; keffaret sahibi tarafından niyabeten taam (yiyecek) alması ve sonra keffaret olarak onu kendisine kabul etmesi için fakire nakit parayı teslim etmenin sakıncası yoktur. Keffaret taamını satın almak için vereceği paranın miktarı, keffaret vermek için seçtiği buğday, pirinç vs gibi taamın fiyatına bağlıdır. İstimna ile batıl ettiğiniz oruçların kaç gün olduğu hususunda ise kesin bildiğiniz miktarın kaza ve keffaretini yerine getirmekle yetinebilirsiniz.
S.795: İstimnanın orucu batıl ettiğini bildiği halde oruçluyken istimna yapan mükellefin, üzerine cem keffareti farz olur mu? İstimnanın orucu batıl ettiğini bilmez ve istimna yaparsa hükmü nedir?
C: Her iki durumda kasıtlı olarak istimna yaparsa cem keffareti* farz olur.
S.796: Mahrem olmayan kadınla telefonla konuşma esnasında oluşan tedirginlikten dolayı ve arada istimna sebeplerinden hiç birisi olmadan Mübarek Ramazan ayında benden meni çıktı; ancak, o kadınla konuşmam lezzet alma kastıyla değildi, bu durumda acaba orucum batıl olur mu? Eğer batıl olursa keffaret de farz mıdır?
C: Daha ِnce bir kadınla konuşmanız yüzünden adetiniz icabı sizden meni çıkmıyorduysa ve o kadınla telefonla konuşmanız şehvet ve lezzet kastıyla da değildiyse, buna rağmen elinizde olmaksızın sizden meni çıktıysa böyle bir şey orucu batıl etmez ve üzerinize de bir şey gelmez.
S.797: Bir kaç yıldır Ramazan ayında ve diğer aylarda istimnaya müptela olan kimsenin namaz ve orucunun hükmü nedir?
C: İstimna mutlaka haramdır, meni çıkmasına sebep olursa cenabete yol açar; oruçluyken bu işi yaparsa haramla orucu batıl etme hükmündedir. Gusül ve teyemmüm almaksızın, cünüplü olarak namaz kılar veya oruç tutarsa namaz ve orucu batıldır ve onları kaza etmesi farzdır.
S.798: Erkeğe, karısının eliyle istimna yapması câiz midir? Ve acaba cima halinde oluşuyla cima dışında oluşu arasında bir fark var mıdır?
C: Meni gelinceye kadar erkeğin karısıyla oynamasının ve bedenini bedenine sürmesinin sakıncası yoktur; yine meni gelinceye kadar kadının kocasıyla oynamasının sakıncası yoktur ve bu haram olan istimnadan değildir.
S.799: Doktor, bekar bir adamın menisini tahlil etmek ister ve onun da menisini vermesi ancak istimnayla mümkün olursa, istimna etmesi câiz midir?
C: Tedavi buna bağlıysa sakıncası yoktur.
S.800: Bazı tıp merkezlerinde döllenme yapıp yapamayacağını bilmek amacıyla meni üzerinde tıbbi araştırmalar yapmak için erkekten istimna yapmasını istiyorlar; bu durumda erkeğin istimna yapması câiz midir?
C: Dِllenme yapıp yapamayacağını bilmek için bile olsa şer’an istimna yapmak câiz değildir. Ancak; eşlerin çocuklarının olmamasına sebep olan hastalığı teşhis etmek buna bağlı olursa câizdir.
S.801: Kişinin kendi parmağıyla makattan prostat bezini tahrik etmesi sonucu, beden birden boşalmadan ve gevşemeden meni çıkarmak câiz midir?
C: Bu iş câiz değildir, çünkü bu da haram olan bir çeşit istimnadır.
S.802: Karısı yanında olmayan erkek şehvetini tahrik etmek için karısını hayal edebilir mi?
C: Şehevi hayeller meni çıkarmak için olur veya hayal eden kişi bunun kendisinden meni çıkmasına sebep olacağını bilirse haramdır.
S.803: Bulûğ çağına eriştiği ilk dönemlerde Ramazan ayının orucunu tutan bir kimse oruçluyken istimna ederek cünüp olur ve oruç tutmak için cenabetten temizlenmenin gerektiğini bilmeyerek bir kaç gün bu halde oruç tutarsa, sadece o günleri kaza etmesi yeterli midir, yoksa bu konuda başka bir hükmü mü vardır?
C: Sorudaki takdirde ona hem kaza, hem de keffaret farzdır.
S.804: Oruçlu bir kimse Ramazan ayında şehveti tahrik eden bir manzaraya bakar ve cünüp olursa orucu batıl olur mu?
C: Meni çıkması kastıyla bakarsa veya baktığında cünüp olacağını bilirse ya da adet ve alışkanlığı gereğince baktığında cünüp oluyorsa, buna rağmen kasten bakar ve cünüp olursa bilerek cünüp olan kimsenin hükmündedir.

İftarla İlgili Meseleler
S.805: Genel toplantılarda ve resmî oturumlarda orucu iftar etmenin vakti hususunda Ehl-i Sünnet’e uymak câiz midir? Bu hususta Ehl-i Sünnet’e uymanın takiyye sayılmadığını ve bunu gerektiren başka bir neden de olmadığını görürse mükellefin vazifesi nedir?
C: İftar vaktinin girmesinde mükellefin (ister Şia olsun ister Ehl-i Sünnet’ten) başkalarına uyması câiz değildir. Akşamın girdiğini ve gündüzün bittiğini bizzat kendisi veya şer’î bir delille tesbit etmeden ihtiyari olarak iftar etmesi câiz değildir.
S.806: Oruçlu olur da, annem yemeye veya içmeye zorlarsa bu orucumu batıl eder mi?
C: Başka birisinin davet ve ısrarıyla bile olsa bir şey yemek ve içmek orucu batıl eder.
S.807: Bir şeyi zorla oruçlu kimsenin ağzına sokarlarsa veya oruçlu kimsenin başını zorla suya daldırırlarsa orucu batıl olur mu? Orucunu batıl etmeye zorlarlarsa, mesela “eğer yemezsen mal veya canına bir zarar verilecek” derlerse ve oruçlu kimse bu gibi zararları defetmek için bir şey yerse orucu sahih olur mu?
C: Oruçlu kimsenin elinde olmaksızın boğazına bir şey dökerlerse veya başını zorla suya sokarlarsa orucu batıl olmaz. Ancak; başkasının zorlamasıyla kendisi bir şey yerse orucu batıl olur.
S.808: Yolculuk etmek isteyen oruçlu kimse ِğle ezanından önce ruhsat haddine ulaşmadan (bulunduğu yerin en son evlerinin gِrülmeyeceği kadar uzaklaşmadan) önce iftar etmenin câiz olmadığını bilmez, bu hükme vakıf olmazsa ve kendisini seferî sayıp ruhsat haddinden önce iftar ederse orucunun hükmü nedir; kaza etmesi farz mıdır, yoksa başka bir hükmü mü vardır?
C: Kasıtlı olarak orucunu yiyen kimse hükmündedir.
S.809: Nezle olur da ağzımda bir miktar nezle suyu toplanır ve dışarı çıkaracağıma onu yutarsam orucum batıl olur mu?
Ramazan ayının bir kaç gününü akrabalarımdan birinin evinde geçirdim ve bu arada hem nezle olduğumdan ve hem de utancımdan farz gusül (cenabet guslü) yerine teyemmüm etmekle yetindim ve ِğleden önce gusletmedim. Bu işi bir kaç gün tekrarladım; bu müddet içinde tuttuğum oruçlar sahih midir? Eğer sahih değilse üzerime keffaret farz olur mu?
C: Oruçluyken balgam ve nezle suyunu yutmakla boynunuza bir şey gelmez; eğer ağız boşluğuna ulaştıktan sonra yutmuşsanız ihtiyaten orucu kaza etmelisiniz. Ama oruç tutmanız gereken sabahın fecrinden önce guslü terkedip yerine teyemmüm almanız şer’î bir mazeret yüzünden olursa veya teyemmümü vaktin dar olduğu son zamanda alırsanız, teyemmümle orucunuz sahihtir, aksi durumda bu müddet içindeki oruçlarınız batıldır.
S.810: Ben demir madeninde çalışmaktayım ve işim gereği her gün maden ocağına girerek çalışmak zorundayım. Oradaki iş araçlarını kullandığımda ağzıma toz kaçıyor; yılın diğer aylarında da durumum bِyledir, bu durumda vazifem nedir? Bu halde orucum sahih midir?
C: Oruçluyken toz yutmak orucu batıl eder, dolayısıyla toz yutmaktan kaçınmak farzdır. Ancak; yutmaksızın sırf ağız ve buruna girmesi orucu batıl etmez.
S.811: Oruçlu kimsenin, gıda verici ve vitamin taşıyan iğne yaptırmasının hükmü nedir?
C: Oruçlu kimse besleyici maddesi olan ve damardan yapılan iğneden ihtiyaten sakınmalıdır. Eğer; yaptırırsa ihtiyaten o günün orucunu kaza etmelidir.
S.812: Bir adam Ramazan ayını oruç tutar ve oruçlu olduğu halde orucuna şer’an zararlı olduğuna inandığı bir iş yapar, ancak Ramazan ayından sonra bu işin orucuna zararlı olmadığı anlaşılırsa orucunun hükmü nedir?
C: Orucu bozmayı kastetmez ve gerçekten orucu batıl eden bir iş de yapmazsa orucu sahihtir.

Orucu Yemenin Keffareti ve Miktarı
S.813: Kendine taam (buğday, pirinç vb.) satın alması için fakire bir mudd (yaklaşık 750 gr.) taamın parasını vermek kifayet eder mi?
C: Fakirin, kendisinden vekil olarak parayla taam satın alacağına ve sonra onu keffaret olarak kabul edeceğine güvenirse sakıncası yoktur.
S.814: Fakirlerden bir grubunu doyurmak için vekil olan bir kişi, kendi çalışması ve aşçılığı karşılığında kendisine verilen keffaret malından ücret alabilir mi?
C: İş ve pişirme ücretini alması câizdir; ancak onu keffaretten alması câiz değildir.
S.815: Hamile olduğu veya doğumu yaklaştığı için oruç tutamayan bir kadın, doğumdan sonra gelecek Ramazan ayından önce tutmadığı oruçları kaza etmesi gerektiğini bildiği halde; kasıtlı veya kasıtsız olarak orucu kaza etmez ve bir kaç yıl geciktirirse sadece o yılın keffaretini vermesi yeterli midir, yoksa geciktirdiği bütün yılların keffaretini mi vermesi gerekir? Kasıtlı olduğu durumla, kasıtsız olduğu durum arasındaki farkı açıklar mısınız?
C: Bir kaç yıl geciktirmiş olsa kazasını geciktirdiği oruçlar için bir kere fidye vermesi farzdır; fidye ise her gün için bir mudd (yaklaşık 750 gr.) taam vermektir. Elbette; sonraki Ramazan’a kadar geçiktirmesi şer’î bir özrü olmaksızın önemsemezlik yüzünden olursa fidye farz olur; ancak orucun sıhhatına engel olan şer’î bir mazereti olursa fidye farz olmaz.
S.816: Hasta olması yüzünden oruç tutamayan ve sonraki Ramazan ayına kadar da kazasını yerine getiremeyen kadının orucunun fidyesi kendisine mi farzdır, kocasına mı?
C: Sorudaki takdirde, her gün için bir mudd taam fidye vermesi kadının kendisine farzdır ve bu fidye kocasına farz değildir.
S.817: ـzerinde on gün farz oruç olan ve Şaban ayının yirmisinde oruçlarını tutmaya başlayan kimse öğleden önce veya sonra kasıtlı olarak orucunu yiyebilir mi? Eğer orucunu öğleden önce veya sonra yerse ne kadar keffaret vermesi gerekir?
C: Bu durumda orucunu yemesi câiz değildir ve eğer kasıtlı olarak öğleden önce yerse keffaret farz olmaz; ancak ِğleden sonra yerse keffaret farz olur; keffareti ise on fakiri doyurmak ve eğer bunu yapamazsa üç gün oruç tutmaktır.
S.818: İki yıl arka arkaya hamile olan ve bu iki yılda oruç tutamayan, ancak şimdi oruç tutmaya gücü olan kadının hükmü nedir? Üzerine cem keffareti mi farz olur, yoksa sadece tutmadığı oruçları kaza mı etmesi gerekir? Orucunu böyle geciktirmesinin hükmü nedir?
C: Ramazan ayının orucunu şer’î bir mazeret yüzünden tutmamışsa, üzerine sadece kaza farzdır; orucunu yemekte mazereti, orucun rahmindeki veya doğurmuş olduğu bebeğe zarar korkusu olursa -kazayla birlikte- her gün için bir mudd taam fidye vermesi de farz olur; ancak Ramazan ayından sonra şer’î bir mazereti olmaksızın orucun kazasını gelecek Ramazan ayına kadar geciktirirse yine her gün için fakire bir mudd taam fidye vermesi farzdır.
S.819: Orucun keffaretinde kazayla keffaret arasında tertip farz mıdır?
C: Farz değildir.

Orucun Kazası
S.820: Ramazan ayında dini bir görev için seferde olmam nedeniyle üzerimde 18 gün kaza oruç var, vazifem nedir? Acaba üzerime kaza farz olur mu?
C: Seferde olmanız yüzünden tutmadığınız Ramazan ayının oruçlarını kaza etmeniz farzdır.
S.821: Ramazan ayının orucu için ecîr olan (bedelle bir ölüden taraf oruç tutmayı üzerine alan) kimse öğleden sonra orucunu yerse, üzerine keffaret farz olur mu?
C: Keffaret farz değildir.
S.822: Ramazan ayında dini bir görev için seferde olan ve bu yüzden oruç tutamayan kimseler, üzerinden bir kaç yıl geçtikten sonra tutmadıkları oruçları şimdi kaza etmek isterlerse keffaret vermeleri farz mıdır?
C: Ramazan ayının kazasını sonraki Ramazan’a kadar geciktirmeleri, oruç tutmalarına engel olan mazeretlerinin devam etmesi yüzünden olursa, sadece tutmadıkları orucu kaza etmeleri yeterlidir ve her gün için bir mudd fidye vermeleri gerekmez. Ama; ihtiyaten müstehap olarak fidye de vermeleri daha iyidir. Ancak; Ramazan ayının orucunun kazasını sonraki Ramazan’a kadar geciktirmeleri bir mazeret olmaksızın önemsemezlik yüzünden olursa, hem kaza etmeleri ve hem de fidye vermeleri farzdır.
S.823: Cehaleti yüzünden yaklaşık on yıl namaz kılmayan ve oruç tutmayan bir kimse tövbe ederek Allah’a döner ve üzerine farz olduğu halde yerine getirmediği şeyleri yerine getirmeyi azmederse, ancak tutmadığı bütün oruçların kazasını edemez ve üzerine gelen keffareti verecek kadar malı da olmazsa sadece istiğfar etmesi yeterli midir?
C: Hiç bir durumda tutmadığı oruçların kazası üzerinden kalkmaz. Ancak; keffaret olarak iki ay oruç tutamaz ve altmış fakiri de doyuramazsa, mümkün olduğu kadar fakirlere sadaka vermesi farzdır.
S.824: Sonraki Ramazan ayından önce tutmadığı oruçları kaza etmesinin farz olduğunu bilmeyerek oruç tutmayan kimsenin hükmü nedir?
C: Farz olduğunu bilmeyerek kazayı sonraki Ramazan’a kadar geciktirmesinin fidyesi üzerinden kalkmaz.
S.825: 120 gün oruç tutmayan bir kimse ne yapmalıdır; her gün için altmış gün oruç tutması mı gerekir? Ve acaba üzerine keffaret farz olur mu?
C: Tutmadığı Ramazan ayının oruçlarını kaza etmesi farzdır. Eğer, orucu şer’î bir mazereti olmaksızın kasten yemişse, kaza dışında her gün için keffaret vermesi de farzdır. Keffaret ise, altmış gün oruç tutmak veya altmış fakiri doyurmak ya da her birine bir mudd olmak üzere altmış fakire taam vermektir.
S.826: ـzerimde farz oruç varsa, farz oruçlarımın kazası olması niyetiyle ve eğer yoksa, mutlak kurbet kastıyla (Allah’a yakın olmak niyetiyle) yaklaşık bir ay oruç tuttum, bir ay boyunca tuttuğum bu oruç üzerime farz olan kaza oruçlarımdan sayılır mı?
C: İster kaza orucu olsun, ister müstehap, emredildiğiniz şeyi yerine getirme niyetiyle oruç tutarsanız ve üzerinizde de kaza oruç olursa, o oruçlarınız kaza oruçlarınızdan sayılır.
S.827: ـzerine ne kadar kaza orucun farz olduğunu bilmeyen kimse, üzerinde kaza oruç olmadığı inancıyla müstehap oruç tutarsa, tuttuğu bu oruçlar kaza oruçlarından sayılır mı?
C: Müstehap niyetiyle tuttuğu oruçlar üzerindeki kaza oruçlarından sayılmazlar.
S.828: Şer’i hükmü bilmeyerek açlık ve susuzluk yüzünden kasıtlı olarak orucu yiyen kimse hakkında görüşünüz nedir? Bu kimsenin üzerine sadece kaza mı farzdır, yoksa keffaret vermesi de mi gerekir?
C: Şer’i hükmü bilmez ve öğrenme imkanı varken öğrenmezse, kaza dışında ihtiyaten keffaret de vermesi farzdır.
S.829: Bulûğa eriştiği ilk yıllarda, zayıf ve güçsüz oluşundan oruç tutamayan kimse, sadece onların kazasını mı tutmalıdır, yoksa kaza dışında keffaret de mi vermelidir?
C: Oruç tutması zararlı değilmişse ve orucu kasıtlı olarak yemiş ise, kaza dışında keffaret de vermesi farzdır.
S.830: Kaç gün orucu bozduğunu ve kaç gün namaz kılmadığını bilmeyen kimsenin vazifesi nedir? Orucu kasıtlı mı, yoksa şer’î bir mazeret yüzünden mi bozduğunu bilmeyen kimsenin hükmü nedir?
C: Yerine getirmediğini kesin olarak bildiği oruç ve namazları yerine getirmekle yetinmesi câizdir. Kasıtlı olarak orucu bozduğunda şüphe ederse keffaret farz olmaz.
S.831: Ramazan ayında orucunu tutan bir kimse, yemek için sahurda uyanmaz, dolayısıyla akşama kadar oruç tutamazsa ve gündüz başına gelen bir olay yüzünden de orucu bozarsa, üzerine bir keffaret mi, yoksa cem keffaret mi gelir?
C: Açlık, susuzluk vs. gibi sebeplerle tahammülü çetin olan duruma düşünceye kadar orucuna devam eder ve sonra orucunu yerse, sadece kaza farz olur ve keffaret vermesi gerekmez.
S.832: ـzerime farz olan kaza orucunu yerine getirip getirmediğimde şüphe edersem vazifem nedir?
C: Geçmişte üzerinize kaza orucunun farz olduğunu kesin bilirseniz, (oruç tutarak) o kazayı yerine getirdiğinize dâir kesin bilgi elde etmeniz farzdır.
S.833: Bulûğ çağına eriştiğinden bu yana ilk defasında Ramazan ayından 11 gününü oruç tutan, bir gününü öğle üzeri bozan ve 18 gün oruç tutmayan kimse 18 gün için üzerine keffaret geldiğini bilmezse vazifesi nedir?
C: Ramazan ayının orucunu kasıtlı olarak ve kendi isteğiyle tutmazsa, orucu bozduğunda ister keffaretin farz olduğunu bilsin, isterse bilmesin kazadan başka keffaret de üzerine farz olur.
S.834: Doktorun, orucun zararlı olduğunu söylemesi nedeniyle oruç tutmayan hasta, bir kaç yıl sonra orucun kendisine zararlı olmadığını ve doktorun kendisini oruçtan men etmek hususunda yanıldığını anlarsa, üzerine kaza ve keffaret farz olur mu?
C: Güvenilir ve uzman bir doktorun bildirmesi neticesinde veya halk arasında geçerli sayılan başka bir kaynaktan, kendisine bir zarar ulaşacağından korktuğu için oruç tutmazsa, sadece kaza farz olur.

Oruçla İlgili Diğer Meseleler
S.835: Belli bir günde oruç tutmayı nezreden kadın oruç halinde hayız olursa hükmü nedir?
C: Hayız olursa, orucu batıl olur ve temizlendikten sonra kazası farzdır.
S.836: “Deyyer” limanında oturan bir kimse, Ramazan ayının birinden yirmiyedisine kadar oruçlu olur ve yirmisekizinci günün sabahı “Dubay”a yolculuk eder, ayın yirmidokuzunda oraya ulaşırsa ve o gün orada Ramazan bayramı olduğu ilan edilirse vatanına döndüğünde tutmadığı oruçların kazası farz mıdır? Eğer bir günü kaza ederse Ramazan ayında yirmisekiz gün oruç tutmuş olur ve eğer iki günü kaza etmek isterse 29′uncu günde bulunduğu yerde Ramazan bayramı ilan edilmiş olmasıyla çelişir. Bu şahsın hükmü nedir?
C: Yirmidokuzuncu günde o yerde bayram ilan edilmesi şer’an sahih olan bir yolla olursa o günün kazası farz değildir. Ancak; yirmidokuzuncu günde bayram ilan edilmesinden Ramazan ayının ilk gününde orucu yerine getirmediği anlaşılır ve bu yüzden yerine getirmediğini kesin bildiği orucun kazasını tutması farzdır.
S.837: Akşam üzeri bir şehirde iftar eden ve sonra henüz güneşin batmadığı başka bir şehre yolculuk yapan bir kimsenin o günkü orucunun hükmü nedir? Güneş batmadan önce orada yemek yiyebilir mi?
C: Orucu sahihtir ve daha ِnce akşam olduktan sonra şehrinde iftar etmişse, ikinci şehirde güneş batmadan önce yemek yiyebilir.
S.838: Bir şehid, arkadaşlarından birine kendisi için ihtiyaten bir miktar oruç kaza edilmesini vasiyyet eder ve şehidin varisleri ise bu gibi hususlara ِnem vermedikleri için bu işi onlara bırakmak mümkün olmazsa, arkadaşına da bu iş çetin olursa, bu sorunu halletmenin başka bir yolu var mı?
C: Arkadaşı ona kendisinin oruç tutmasını vasiyet ederse bu durumda şehidin varislerinin bu hususta bir vazifesi yoktur; şehitten taraf nayip olarak oruç tutmak arkadaşına zor olursa, oruç onun da üzerinden kalkar.
S.839: Ben çok şüphe eden bir kimseyim veya başka bir tabirle sِyleyecek olursam çok vesvese etmekteyim; dini meselelerde, ِzellikle füru-u din ile ilgili konularda çok şüphe etmekteyim. Şüphelerimden birisi şudur: Ben geçen Ramazan ayında ağzıma yoğun tozun girdiğinde ve onu yutup yutmadığımda şüphe ettim veya ağzıma aldığım suyu dışarı çıkarıp çıkarmadığımda da şüphe ettim; acaba orucum sahih midir?
C: Sorudaki takdirde, orucunuz sahihtir ve bu gibi şüphelere itina edilmez.
S.840: Hz. Fatıma’dan (s.a) nakledilen Kisa hadis-i şerifesi muteber hadis midir? Acaba; oruçlu iken bu hadis Hz. Fatıma’ya (s.a) nispet verilebilir mi?
C: Nispet verme o konudaki kitaplardan nakletme yoluyla olursa sakıncası yoktur.
S.841: Bazı alimlerden ve diğerlerinden, müstehap oruç tutan kimse oruçluyken yemeğe davet edilirse o yemekten yiyebileceğini, bunun orucunu batıl etmediğini ve sevabını aldığını duymaktayız. Bu hususta görüşünüzü açıklar mısınız?
C: Müstehap oruçluyken mü’min bir kimsenin yemeğe davetini kabul etmek şer’an iyi bir iştir ve mü’min kardeşinin davetiyle yemek yemesi orucu batıl ediyorsa da, ancak; insan orucun sevap ve mükafatından mahrum olmaz.
S.842: Ramazan ayında, birinci günün duası, ikinci günün duası şeklinde her gün için özel dualar nakledilmiştir; bu duaların sıhhatinde şüphe edilirse, onları okumanın hükmü nedir?
C: Herhalukârda, o dualar nakledilmiştir ve şer’an beğenilen bir iş sayılacağı ümidiyle okumanın sakıncası yoktur.
S.843: Oruç tutmak isteyen kimse sahur için uyanamaz ve bu yüzden oruç tutamazsa; oruç tutmayışının günahı kendi üzerine midir, yoksa onu uyandırmayan kimsenin üzerine mi? Ve eğer sahurda yemek yemeksizin oruç tutarsa orucu sahih midir?
C: Sahurda bir şey yememek sebebiyle bile olsa oruç tutmaktan aciz olduğu için orucu yemek ma’siyet ve günah değildir ve bu hususta diğerlerinin üzerine bir şey yoktur. Sahurda yemek yemeksizin oruç tutmak da sahihtir.
S.844: Mescid-ul Haram’da i’tikaf günlerinin üçüncü gününün orucunun hükmü nedir?
C: Yolcu olur ve Mekke-i Mükerreme’de on gün kalmayı niyet ederse veya yolculukta oruç tutmayı nezrederse iki gün oruç tuttuktan sonra üçüncü günün orucunu tutarak i’tikafını tamamlaması farzdır. Ancak; on gün kalmaya niyet etmezse ve yolculukta oruç tutmayı da nezretmemişse, yolculukta oruç tutması sahih değildir. Oruç sahih olmazsa, i’tikaf da sahih olmaz.

Hilali Görme
S.845: Bildiğiniz gibi ayın sonunda (veya başında) hilalin şu durumları vardır:
a) Hilalin batışı güneşin batışından önce olur.
b) Hilalin batışı güneşin batışıyla aynı zamanda olur.
c) Hilalin batışı güneşin batışından sonra olur.
Buna gِre şu soruları aydınlatmanızı rica ediyoruz:
1- Fıkhî açıdan bu üç halden hangisi ayın ilk günü sayılır?
2- Bu üç halin dakik elektironik hesap programlarıyla dünyanın en uzak noktaları için hesaplandığını farzedersek, bu hesaplardan gelecek ayın ilk gününü tespit etmek için istifade edebilir miyiz, yoksa gözle görmek mi şarttır?
C: Ayın ilk gününün tespitinde ölçü, güneşin batışından sonra batan ve batmadan önce halk nezdinde normal yöntemle gِrülebilen hilaldir.
S.846: Herhangi bir şehirde Şevval ayının hilali görülmediği halde; (İslam Cumhuriyeti’nde) televizyon ve radyodan Şevval ayının girdiğinin ilan edilmesi yeterli midir, yoksa bunu araştımak mı gerekir?
C: Hilalin gِrüldüğüne veya veliyy-i fakih tarafından bayram ilan edildiğine dâir hüküm verildiğine güven verirse yeterlidir ve araştırmaya gerek yoktur.
S.847: Havanın bulutlu oluşu veya başka sebeplerden dolayı Ramazan veya Şevval ayının ilk gününün hilalinin görünmeyişinden Ramazan ayının ilk günü ve Ramazan bayramı tespit edilemezse, Şaban veya Ramazan ayından otuz gün geçmeden Japonya’da, İran’ın ufukuna uyarak amel etmemiz câiz midir veya takvime mi güvenmemiz gerekir? Hükmümüzü açıklar mısınız?
C: Ufukları bir olan komşu şehirlerde bile ne hilali görme yoluyla, ne iki adilin şehadet vermesi yoluyla ve ne de şer’î hakimin hüküm vermesi yoluyla ayın ilk günü tespit olmazsa, ayın ilk günü olduğunu bilmek için ihtiyat etmek farzdır. Japonya’nın batısında yeralan İran’da hilalin gِrülmesi, Japonya’da yaşayanlar için geçerli değildir.
S.848: Hilalin gِrünmesi hususunda ufukların bir olması şart mıdır?
C: Ufukları bir olan veya yakın olan beldelerde veya doğuda olan beldelerde hilalin görünmesi yeterlidir.
S.849: Ufukların bir olmasından maksat nedir?
C: Maksat bir meridyen çizgisinde olan şehirlerdir; bir meridyende olan iki şehre o iki şehrin ufukları birdir denir.
S.850: Ayın 29′unda “Tahran ve Horasan”da Ramazan bayramı olursa Tahran ve Horasan’la ufukları bir olmayan mesela: “Buşehr”de yaşayanların da bayram etmeleri câiz midir?
C: İki şehrin ufuğu arasındaki fark, birinde hilal görüldüğünde diğerinde görülmeyecek kadar fazla olursa; batıda olan şehirlerde hilalin görünmesi güneşin batıda olan şehirlere oranla daha ِnce battığı doğudaki şehirlerin ahalisi için yeterli değil, ama aksi olursa yeterlidir.
S.851: Bir şehrin alimleri arasında hilalin tesbit olup olmadığı konusunda ihtilaf olur ve onların adil olduğu mükellef nezdinde belli olursa ve her birinin incelemelerinde hassas olduklarına güvenirse, mükellefin vazifesi nedir?
C: Red ve ispatta iki delil arasında ihtilaf olursa, şöyle ki; bazıları hilalin göründüğünün ve bazıları ise görünmediğinin tespit olduğunu iddia ederlerse, bu iki şehadetin çelişmesi hükmüne girer, bu durumda; mükellef her iki görüşü bırakıp, (şer’î bir delil olmadığı durumlarda başvurması gereken) ikinci mertebedeki ilkelere uymalıdır. Ancak; aralarındaki ihtilaf hilalin tespit olduğunda ve tespit olunduğunun bilinmediğinde olursa; şöyle ki, bazıları hilalin gِründüğünü iddia eder ve diğer bir grup hilali görmediklerini sِylerlerse hilalin gِründüğünü iddia eden iki adilin sözleri mükellef için şer’î hüccettir ve onlara uyması farzdır. Yine şer’î hakim (veliyy-i fakih) hilalin göründüğüne hükmederse, bütün mükellefler için hükmü şer’î hüccettir ve ona uymaları farzdır.
S.852: Bir adam hilali gِrür ve aynı şehirde olan hakimin veya başkasının bir sebep yüzünden hilali göremediklerini bilirse, hilali gördüğünü hakime bildirmekle mükellef midir?
C: Bildirmesi farz değildir. Ancak; bildirmediği takdirde şer’î açıdan kötü bir sonuç (mefsede) ortaya çıkacaksa bildirmelidir.
S.853: Bildiğiniz gibi büyük fakihlerden bir çokları ilmihallerinde Şevval ayının ilk gününün ispatlanmasını beş yolla sınırlandırmışlardır. Şer’î hakimin nezdinde tespit oluşu o yolların içinde yoktur. Bu durumda; sırf Şevval ayının ilk gününün bazı taklit mercilerince ispatlanışıyla mü’minlerin çoğu nasıl bayram edebilirler? Bu yolla hilalin tespitine güvenmeyen bir kimsenin vazifesi nedir?
C: Şer’î hakim, (veliyy-i fakih) hilalin tespit olduğuna hükmetmedikçe, sırf onun yanında tespit olması başkalarının kendisine uyması için yeterli değildir. Ancak; bununla hilalin tesbit olduğuna dâir bir kimsede güven hasıl olursa yeterlidir.
S.854: Müslümanların Veliyy-i emri mesela: Yarın Ramazan bayramı olduğuna hükmederse ve radyo-televizyon falan, filan şehirlerde hilalin göründüğünü bildirirse, bayram bütün beldeler için mi tespit olur, yoksa sadece o şehirlerde ve o şehirlerle ufukları bir olan şehirlerde mi tespit olur?
C: Hakimin hükmü bütün beldeleri kapsarsa, hükmü tüm beldelerin şehirlerinde geçerlidir.
S.855: Hilalin küçük ve ince olması ve ayın ilk gününün hilalinin özelliklerinde olması önceki gecenin ayın ilk gecesi olmadığına ve önceki ayın otuzu olduğuna delil olabilir mi? Bir kişi nezdinde Ramazan bayramı tespit olursa ve sonra bu yolla önceki günün bayram olmadığını anlarsa Ramazan ayının otuzuncu gününün kazasını ifa etmesi farz olur mu?
C: Sırf hilalin küçük ve alçakta olması veya büyük ve yüksekte olması, genişliği veya darlığı ayın birinci gecesinin veya ikinci gecesinin hilali oluşuna şer’î bir hüccet ve delil değildir. Ancak; mükellef bundan bu konuda kesin bilgi edinirse, bilgisine göre amel etmesi farzdır.
S.856: Ayın dolunay halinde (ayın ondördüncü gecesi) olduğu geceye istinaden ayın ilk gününü hesaplamak câiz midir? Şöyle ki, bu vasıtayla şek ettiği günün, örneğin; Ramazan ayının otuzuncu günü olduğu tespit edilebilir ki, o gün oruç tutmayan kimse Ramazan ayının otuzuncu günün kazasının kendisine farz olduğunu ve Ramazan ayının bâki olduğunu istishap ederek oruç tutan kimse de bu hususta bir mükellefiyetinin kalmadığını anlar.
C: Bu konu, zikredilen hususlar için şer’î bir delil değildir. Ancak; mükellefin bir şeye kesin bilgi elde etmesine sebep olursa mükellefin kendi bilgisine uygun olarak davranması farzdır.
S.857: Ayın ilk gününde istihlal (hilalı gözleme) farz-ı kifâye midir, yoksa ihtiyaten farz mıdır?
C: İstihlal (hilalı gözleme), şer’an kendiliğinden farz değildir.
S.858: Şaban ayı otuzla bitmese bile Mübarek Ramazan ayının ilk günü hilali görmekle mi tespit olur, takvimle mi?
C: Ramazan ayının ilk günü şu yollarla tespit olur:
a) Mükellefin şahsen hilali görmesiyle.
b) İki adil kişinin şehadetiyle.
c) Halk arasında kesin kanaat getirecek derecede yaygınlaşmasıyla.
d) Şaban ayından otuz gün geçmesiyle.
e) Şer’î hakimin hükmüyle.
S.859: Herhangi bir devletin hilalin gِrüldüğünü ilan edilmesine uymanın câiz olduğu yerde ve bu ilan hilalin diğer beldelerde görüldüğüne dâir ilmi bir ölçü niteliğini taşıdığı takdirde bu devletin İslami bir devlet olması şart mıdır; yoksa zalim ve fasık bir devlet bile olsa bununla amel edilebilir mi?
C: Bu hususta ِlçü mükellefe gِre yeterli olacak bir bِlgede (ِrneğin ufukları yakın olan bir bölgede) hilalin görüldüğüne dâir güven hasıl olmasıdır.

24

Haziran
2012

Oruç Nedir?

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  357 Kez Okundu

Oruç Nedir?
İslâm’ın beş esasından biri de Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç, niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından (yani
imsak vaktinden) itibaren güneş batıncaya kadar yememek, içmemek ve cinsî ilişkiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen bir ibâdettir.
Oruç kimlere farzdır?
Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde üç şartın bulunması gerekir; Bunlar:
1- Müslüman olmak
2- Akıllı olmak
3- Ergenlik çağına gelmiş bulunmak.
Bu şartlar kendisinde bulunduğu halde, oruç tutamayacak derecede hasta olanlar ile yolcu olanlar, oruç tutmayabilirler. Hastalar iyileşince, yolcular da memleketlerine dönünce, tutamadıkları günlerin orucunu kaza ederler.
Ergenlik çağına gelmeyen çocuklara oruç tutmak farz değildir. Ancak bünyelerine zarar vermeyecek şekilde çocukları da yavaş
yavaş oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.
Lohusa olan kadınlarla âdet görena kadınlar, bu hallerinin devam ettiği günlerde oruç tutamaz, namaz kılamazlar. Bu sebeple
Ramazan ayında tutamadıkları oruçları Ramazandan sonra uygun bir zamanda kaza ederler, yani gününe gün tutarlar.
Kılamadıkları namazları ise kaza etmezler.
Ramazan Orucu Kaç Gündür?
Ramazan ayı bazı yıllarda 29, bazı yıllarda da 30 gün olmaktadır. Ramazan ayı 29 gün olduğu zaman oruç yine tamdır. Çünkü
farz olan, Ramazan ayının tamamını oruçlu geçirmektir. Bu sebeple; Ramazan ayının 29 gün olduğu yıllarda tutulan orucun eksik olması sözkonusu değildir. Nitekim Peygamber Efendimiz 9 Ramazan orucu tutmuştur. Bunlardan dördü 29 gün, beşi de 30 gün olmuştur.
Ramazan Ayı Başlangıcı ve Sonu Nasıl tesbit Edilir?
Farz olan orucun vakti Ramazan ayıdır. Bu sebeple Ramazan ayının başlangıcı ile bayram gününün doğru olarak belirlenmesi
büyük önem taşımaktadır.
Ramazan ayı ile bayramları, hilâli gözleyerek tesbit etmek esas olmakla birlikte bunlar, astronomi ilminden yararlanarak hesapla
da tesbit edilebilir. Maksat, Ramazan ve bayramların doğru olarak belirlenmesidir.
Nitekim, namaz vakitleri de Kitap ve Sünnette güneşin hareketi ile yani dünyanın güneş etrafında dönmesi ile meydana gelen ışık
ve bölge durumlarına bağlanmışken bugün, bunlar dikkate alınarak namaz vakitleri hesapla belirlenerek takvimlerde
gösterilmektedir.
Günümüzde yapılan bütün gözlemler de astronomik hesapların doğruluğunu kanıtlamaktadır.
1978 yılında 19 İslâm ülkesinden 40 Din ve Astronomi bilgininin katılmasıyla İstanbul’da toplanan “Ru’yet-i Hilâl”
konferansında; Kamerî aybaşlarının tesbitinde, hilâlin ister çıplak gözle, isterse modern ilmin rasat metodlarıyla olsun görülmesi
esas olmakla beraber, astronomların hesapla tesbit ettikleri Ramazanın başlangıcı ve bayram günlerine itibar edileceği kararına varılmıştır. Böyle olunca, takvimlerde belirtilen, Ramazanın başlangıç ve bayram günlerine şüphe ile bakmak yersizdir.
Oruca Ne Zaman ve Nasıl Niyet Edilir?
Orucun önemli bir şartı da niyettir. Niyetsiz oruç sahih değildir. Bu sebeple Ramazan orucuna niyetin ne zaman ve nasıl
yapılacağının bilinmesi gerekir.
Ramazan orucu için güneşin batışından itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir; Şayle ki:
Normal olarak oruca sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme – içme zamanının bittiği imsak
vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın.
Sahura kalkmak istemeyen bir kimse, akşamdan sonra yarının orucuna niyet edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi
gerekmez.
Oruç tutmak maksadıyla sahura kalkmak niyet sayılır. Sahura kalkmayan ve daha önce oruca niyet etmeyen bir kimse de kuşluk vaktine kadar niyet edebilir. Böyle geç niyet etmiş olanların oruçlarında bir eksiklik yoktur. Kuşluk vaktinden sonra ise oruca niyet edilmez.
Niyet, esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak
düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dil ile: “Niyet ettim Ramazan-ı şerifin yarınki
orucuna” diye söylemelidir. Her günün orucuna ayrı niyet etmek lâzımdır.

ORUÇ İBADETİNDE KAZA VE KEFFARET NEDİR?
Kaza: Bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır. Özürsüz olarak Ramazan ayında oruç tutmamak hem günahtır hem de cezası vardır. Ancak bir kimse aşağıdaki durumlarda Ramazan orucunu tutmayabilir, veya başlamış olduğu orucu bozabilir.
Ancak sonradan ilk fırsatta tutamadığı oruçları kaza etmesi gerekir. Ramazan orucunu başka zamanda tutmayı gerektirebilecek özürler şunlardır:
1- Hastalık: Bir hasta oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. Hastalığı iyileşince tutamadığı oruçları kaza eder. Hastaya bakan kimse de böyledir.
2- Yolculuk: Ramazan ayında yaklaşık 90 km. mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. Yolculuk hali bitince tutmadığı günleri kaza eder. Oruç tutmasında bir güçlük yoksa yolcunun oruç tutması daha hayırlıdır.
3- Zor görmek: Orucu bozmak için ölümle veya vücuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse orucunu bozabilir. Bozduğu
orucunu sonra kaza eder.
4- Gebe ve Emzikli Olmak: Gebe veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar
geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Gebelik veya emziklilik hali sona erince tutamadığı günleri kaza eder.
5- Şiddetli Açlık ve Susuzluk: Oruçlu bir kimse açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya vücuduna ciddî bir zarar geleceğinden korkarsa, orucunu bozabilir. Sonra uygun bir zamanda tutamadığı oruçları kaza eder.
6- Yaşlılık ve Düşkünlük: Vücudu günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir.
Bunlar sonradan da orucu kaza edemiyecekleri için tutamadıkları her günün orucunun yerine fidye verirler. İyileşme ümidi
olmayan hastalar da böyledir. Yani onlar da tutamadıkları her bir Ramazan orucu için fidye verirler.
Fidye Nedir?
Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için birer fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen bir sadaka-ı fıtır (fitre) kadardır. Bu fidyeler Ramazanın başlangıcında verilebileceği gibi,
Ramazanın içinde veya sonunda da verilebilir.
Fidye verecek olan kimse, isterse fidyenin hepsini bir fakire topluca verir, ayrı ayrı fakirlere de verebilir. Bu durumda olan
kimseler, fidye veremiyorsa, Allah’tan bağışlanmalarını isterler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile iyileşme ümidi olmayan
hastalar, eğer ileride tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin
hükmü kalmaz, bunlar nâfile bağış sayılır.

Keffaret Nedir?
Keffaret: Ramazan ayında tutulan orucun, mazeretsiz olarak bile bile bozulmasının cezasıdır. Bozulan bir gün orucun yerine iki
kameri ay veya altmış gün peşpeşe oruç tutmak demektir. Ayrıca bozulan orucun da kaza edilmesi gerekir.
Aynı Ramazanda veya değişik Ramazan aylarında birkaç defa keffareti gerektirecek şekilde orucunu bozan kimseye bunların
hepsi için bir keffaret orucu yeterli olur. Ancak keffareti yerine getirdikten sonra yine kasten orucunu bozarsa bundan dolayı da
ayrıca keffaret gerekir. Yaşlı veya hasta olup keffaret orucunu tutamıyanlar altmış fakire bir günde 60 fidye veya 60 günde bir
fakire birer fidye verirler.
Oruca aykırı olan bir şeyin yapılması halinde oruç bozulur. Orucu bozan bazı şeyler hem kaza hem de keffareti gerektirir. Orucu bozan bazı şeylerden dolayı da sadece kaza gerekir.
Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Bazı Önemli Şeyler Nelerdir?
1- Mazeretsiz, oruçlu olduğunu bilerek yemek ve içmek.
2- Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak.
3- Sigara içmek veya enfiye çekmek.
4- Ağzına giren yağmur, kar veya dolu tanesini kendi isteğiyle yutmak.
5- Dışarıdan bir susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.
İşte Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan kimse, saydığımız bu vb. şeylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmuş olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozduğu için de keffaret tutması gerekir.
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler:
1- Yenmesi âdet olmayan çiğ pirinç, sade un, sade hamur, pamuk, kağıt gibi şeyleri yemek.
2- Taş, toprak, demir, altın gümüş gibi şeyleri yutmak.
3- Abdest veya abdest dışında hata ile mideye su kaçması.
4- İmsak vakti girdiği halde, henüz girmedi zannederek yiyip içmek, iftar olmadığı halde oldu zannederek oruç açmak gibi…
İğne Yaptırmak Orucu Bozar Mı?
Ebu Hanife’ye göre, başta bulunan yaraya konulan ilacın beyne ulaşması, karındaki yaraya konulan ilacın içeriye ulaşması
orucu bozar. Buna göre iğne yaptırmak Ebu Hanife’nin ictihadına göre orucu bozar ve kaza gerekir.
İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre; tabiî olmayan yollar dışında vücudun başka tarafından açılan bir yoldan içeri
giden ilaç, orucu bozmadığı için iğne yaptırmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilaç, ağız gibi tabiî bir yoldan değil,
deriden açılan başka bir yoldan verilmektedir.
Ancak, ibadetlerde ihtiyatlı hareket etmek esas olduğundan Ramazanda iğne yaptırmak zorunda olan kimse bunu mümkünse
iftardan sonra yaptırmalıdır.
Bu mümkün olmaz da gündüz iğne yaptırmak zorunda kalırsa, İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’in görüşlerini esas alarak
orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.
Astım Hastalarının Kullandıkları Sprey Orucu Bozar Mı?
Bu konu Din İşleri Yüksek Kurulunca incelenmiş ve şu sonuca varılmıştır.
“Bir kısmı ağız cidarında emilerek yok olacak kadar az olması ve esasen yutulmadıkça ağıza alınan suyun orucu bozmadığı ve
orucun, emredilmesindeki gaye ve hikmet de dikkate alınırsa, astımlı hastaların ağıza püskürtülerek aldıkları ilaç orucu bozmaz.”

Göz Damlası Orucu Bozar Mı?
Konu ile ilgili Din İşleri Yüksek Kurulu’nun görüşü şöyledir:
“Mütehassıs göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilacın miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20′si olan 50 mikrolitre) oluşu ve bunun bir kısmının gözün kırpılmasıyla dışarıya atıldığı, bir kısmının gözden, göz ile burun boşluğunu
birleştiren kanallar ve burun mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alındığı, ancak yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının sindirim kanalına ulaşabilme ihtimalinin bulunduğu dikkate alınarak İslam fakihlerinin de belirttiği gibi göz damlasının
orucu bozmayacağı sonucuna varılmıştır.”

Şükrü ÖZBUĞDAY Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

24

Haziran
2012

Hayızlı Kadın Oruç Tutabilir mi?

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  783 Kez Okundu

Büyük İslam İlmihalinde yazıyor:

” Bir orucun edası (yerine getirilmesi)nin sahih olması için niyet etmek, hayız ve nifas hallerinden temizlenmiş olmak şarttır. Bunun için niyet edilmeksizin tutulan bir oruç, müctehidlerin tümüne göre din yönünden geçerli değildir. Hayız ve nifaz halinde oruç tutan bir kadının da orucu sahih değildir. Bunların, Ramazan orucunu sonradan kaza etmeleri gerekir.”

“Adet gören veya lohusa olan müslüman kadınlara ait bazı özel hükümler vardır. Şöyle ki: Bu haller içinde bulunan bir kadın namaz kılamaz, şükür secdesi bile yapamaz. Oruç tutamaz. Kur’an-ı Kerîm ‘den bir ayet dahi okuyamaz; ancak dua ayetlerini dua niyeti ile okuyabilir.”

“Adet gören veya lohusa olan Müslüman kadın, Mescidlere (camilere) giremez. Kabe’yi tavaf edemez”

Aynı İlmihalin “Mescidlere Ait Hükümler” bölümünden:

” Mescidlere abdestli olarak girilir.”

Muaz (r.a.) anlatıyor: “Ben Hz. Aişe’ye hayızlı bir kadının sadece orucu kaza edip, namazı kaza etmediğinin sebebini sordum.

O şöyle cevap verdi: “Biz Resulullah ile beraber bulunduğumuzda, hayızlı iken sadece orucu kaza etmemizi söyler, namaz hakkında herhangi bir emirde bulunmazdı.” (Buhâri, Savm:14;Müslim, Sıyam: 21.) Bu açıdan oruç tutan bir hanım âdet gördüğünü öğrendiği andan itibaren orucu bozulmuş olur. Orucunu akşama kadar sürdürmemesi gerekir. O anda yiyip içebilir.

Ali Bin Ebubekir El-Merginani, El Hidaye Fıkhı, Oruç bahsinde:

“Kadınlar ayrıca, aybaşı (hayız) ve loğusalık (nifas) halinde oldukları zamanda da oruç tutamazlar.”

Diyanet İlmihalinde, A) GUSLÜ GEREKTİREN DURUMLAR bahsinde:

“Hayız ve nifas halindeki kadının hükmü cünüp kimseninki gibidir. Ayrıca bu durumdaki kadınların cinsel ilişkide bulunması haramdır, oruç tutması da caiz değildir.”

Diyanet İlmihalinde, “VI. KADINLARA MAHSUS HALLER A) HAYIZ b) Dinî Hükümler” bahsinde:

“Hayız, bir nevi abdestsizlik ve cünüplük hali, yani hükmî kirlilik (hades) veya mazeret kabul edilir. Hayızlı kadının namaz kılmasının ve oruç tutmasının caiz ve sahih olmadığında, yani hayzın bu iki ibadetin ifasına engel bir mazeret sayıldığında fakihler görüş birliği içindedir

Hayız süresince terk edilen namazların kaza edilmesinin gerekmediği, oruçların ise temizlendikten sonra tutulacağı hususlarında da görüş birliği vardır. Bu konuda Hz. Peygamber’in bilgi ve onayı dahilinde cereyan eden uygulamalar esas alınmıştır (Buhârî, “Hayız”, 20; Müslim, “Hayız”, 69; Ebû Dâvûd, “Taharet”, 105).”

“Hayızlı bir kadın hac ibadetini eda ederken Kabe’yi tavaf hariç hacla ilgili bütün işlemleri ve ibadetleri (menâsik) yapabilir. Haccın rüknü olan ziyaret (ifâza) tavafını yapmak üzere temizleninceye kadar Mekke’de bekler.

Hanefîler’e göre hayızlı olarak tavaf yapılması geçerli olmakla birlikte ceza kurbanı kesilmesi gerekir. Hayızlı kadının -temizliği bekleyememesi durumunda- bu haliyle tavaf edebileceği ve bir ceza gerekmeyeceği görüşü de vardır. Çünkü hayız, iradî olmayan bir hükmî kirlilik hali olduğundan cinsî münasebet ve ihtilâmdan kaynaklanan ve gusül veya teyemmümle giderilmesi mümkün olan cünüplükten farklıdır. Hac ibadetinin özel konumu sebebiyle hayızlı kadına tavafta tanınan bu ruhsat, namaz ve oruç ibadeti için kıstas teşkil etmemiştir.

Hayızlı kadının Kur’an okuması ve Mushaf’ı eline alması, mescide girip orada kalması, Hanefiler de dahil fakihlerin çoğunluğuna göre caiz değildir. Bu konuda hayızlı kadın cünüp kimse gibidir. İhtiyaç halinde mescide girebilirler, dua ve zikir niyetiyle dua âyetlerini, Fatiha, İhlâs gibi sûreleri besmeleyi, kelime-i tevhid ve şehâdeti okuyabilirler.

Mâlikî fakihleri ise, bazı sahabe ve tabiîn âlimlerinden rivayet edilen görüşlerin desteğiyle, kadının hayız süresi içinde Kur’an okuyabileceğini, fakat hayız kanı kesildiği andan itibaren gusledip temizleninceye kadar cünüp hükmünde olup Kur’an okuyamayacağını belirtmişlerdir. İbn Hazm bu şartı da aramaz. Mâlikîler ve İbn Hazm dahil bir grup İslâm bilgini, cünüplük halinin iradî, hayızın ise gayri iradî oluşundan hareketle hayızlı kadın lehine bir ayırım yapmayı gerekli görmüş, özellikle Mâlikîler kadınların Kur’an öğretimi ve öğrenimi için böyle bir ruhsata ihtiyacı bulunduğu noktasından hareket etmişlerdir.

Hayızlı kadının hayız sebebiyle ibadet edememesi, Kur’an okuyamaması dinin kendisine tanıdığı bir muafiyettir. Bu ibadetleri yapamadığı için dinî bir sıkıntı, eksiklik ve sorumluluk duyması yersizdir. İbadetlerde sayı ve süreden ziyade niyet ve fıkrî-ruhî yoğunluk önemlidir. Fakat Kur’an öğretimi ve öğrenimi ile meşgul olan kadınlar, hatta mazeret beyan etmesinin kendisini zor durumda bırakacağı bir ortamda bulunan kadınlar yukarıdaki ruhsattan yararlanarak hayızlı oldukları halde Mushafı ellerine alıp, Kur’an okuyup dinleyebilirler.”

Aybaşı veya lohusalık sebebiyle haram olan şeyler:

1) Namaz kılmak: Âdetli veya lohusa kadının namaz kılması caiz değildir. Hz. Peygamber, Fatıma binti Ebi Hubeyş’e; “Hayız gördüğün zaman namazı bırak ve hayz halin sona erince, kanı temizleyerek guslet ve namaz kıl.” diye buyurmuştur. 183

Âdetli kadın kılamadığı namazları kaza etmez, yalnız tutamadığı oruçları, Ramazan ayı dışında kaza eder. Hz. Âişe şöyle demiştir: “Biz Rasûlullah devrinde âdet görüyorduk. Namazı kaza etmekle emrolunmadığımız halde, tutamadığımız orucu kaza etmekle emrolunuyorduk” 184

2) Oruç tutmak: Âdet gören veya lohusa olan kadın oruç tutmaz. Delil, yukarıdaki Hz. Âişe hadisidir. Ancak oruç borcu onların üzerinden düşmez. Bu yüzden de kaza gerekir.

3) Tavâf: Hz. Peygamber, hacc sırasında âdet gören Âişe (r. anhâ)’ye şöyle buyurmuştur: “Hayız gördüğün zaman, temizleninceye kadar Beytullah’ı tavaf dışında hacıların yaptığı diğer hac ibadetlerini yap.” 185

4) Kur’an-ı Kerim okumak: Mushafa el sürmek ve onu taşımak. “Ona (Kur’an’a) tam olarak temizlenmiş olanlardan başkası el süremez.” 186 Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Âdetli kadın ve cünüp olan, Kur’an’dan hiç bir şey okuyamaz.” 187

5) Mescide girmek, orada eğleşmek veya itikafa çekilmek: Hadiste şöyle buyurulur: “Hiç bir hayızlı veya cünüp mescide giremez.” 189 Şâfiî ve Hanbelîler, hayızlı ve lohusanın kirletmemek şartıyla mescitten karşıdan karşıya geçmesini caiz görürler. Hz. Peygamber’in, Âişe (r. anhâ)’ya böyle bir izin verdiği nakledilir. 190

6) Cinsel temasta bulunmak veya göbekle diz kapağı arasından yararlanmak (istimta’): Bu yasağın delili âyet ve hadistir. Âyette şöyle buyurulur: “Hayız halinde iken kadınlardan uzaklaşın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın.” 191 Uzaklaşmaktan maksat, onlarla cinsel teması bırakmaktır. Yine hayızlı eşiyle ne derece ilgilebileceğini soran bir sahabiye Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: “Senin için göbekten üst taraf serbesttir.” 192

7) Boşama: Hayız görmekte olan kadını boşamak caiz değildir.

İmam Nevevi Hazretleri, Minhac’da buyurmuştur:

H. KADINLARIN ÖZEL HALLERİ

1. Hayız (Aybaşı Hali)

“Cünüplü olana haram olan şeyler, hayızlı olan kadına da haramdır. Hayızlı kadının mescidi kirletme korkusu varsa, mescidin bir tarafından girip diğer tarafından çıkması da haramdır. Hayızlı kadının oruç tutması haram olup, tutamadığı farz oruçları sonradan kaza etmesi ise vacibtir. Ancak farz namazları kaza etmesi vacib değildir.”

(“Minhâcü’t-Talibin” adlı eser, İmam Şafiî’nin mezhebine göre hazırlanmış, ibadet ve muamelat hükümlerini ihtiva eden kısa fakat kapsamlı bir kitaptır. Eser, Ebu Zekeriyyâ Yahya bin Şeref bin Mürî en- Nevevî (631-676 H/1233-1277 M.) -Allah rahmet eylesin- tarafından hazırlanmıştır.)

Mehmet Talu Hoca’nın Büyük İslam İlmihalinden:

HAYIZ VE NİFAS HALLERİNE DAİR BAZI HÜKÜMLER

122- Âdet gören veya lohusa bulunan müslüman kadınları hakkında bazı özel hükümler vardır. öyle ki, böyle bir kadın namaz kılamaz, şükür secdesinde bile bulunamaz, oruç tutamaz, Kur’an-ı Kerim’den -bir ayet bile olsa- okuyamaz, dua ayetlerini dua maksadı ile okuması bundan müstesnadır. Kur’an-ı Kerim’e veya onun bir levhada veya parada yazılı tam veya tam olmayan bir ayetine el dokunduramaz. En sahih olan görüşe göre Kur’an’ın tercümesi hakkında da hüküm böyledir, onu da eline alamaz. Mescitlere giremez, Kâbe-i Muazzama’yı tavaf edemez, kocası ile cinsel ilişkide bulunamaz ve kocası kendisinin göbeği altından diz kapakları altına kadar olan uzuvlarından örtüsüz olarak hatta şehvetsiz olsa bile- istifade edemez. Bütün bunlar haramdırlar. Örtü bulunduğu taktirde ise, cinsel ilişkiden başka bir şekilde istifade edebilir.

126- Âdet gören veya lohusa bulunan bir kadın, dua ayetlerini, dua maksadı ile okuyabilir. Allah Teâlâ’yı zikir ve tesbih edebilir. Böyle bir kadının pişireceği yemekler ve içeceği suların artıkları mekruh değildir. Bu kadını kocasının yatağına alması, kendisinden (cinsel ilişki dışında), başka bir şekilde istifade etmesi caizdir.

(Bu ilmihal asıl olarak Ömer Nasuhi Bilmen’e aittir. Asıl metni kontrol edip düzelten sadeleştiren de Mehmet Talu başkanlığındaki bir ilmî bir heyetdir. Bu çalışmanın yayınlandığı tarih: İstanbul-2003 )

Büyük Şafii Alimi Kadı Ebu Şuca’ Ahmed b. Hüseyin b. Ahmed el-Asfehani el-Âbbadani eş-Şafii Hz., Şafii İlmihalinde (Ğayet-ül İhtisar’da, Hayız bahsinde) yazmıştır:

Hayız Ve Nifas Durumunda Olan Kadına Haram Olan Şeyler

Hayız ve nifaslı kadına sekiz şey haramdır:

1- Namaz kılmak.

2- Oruç tutmak.

3- Kur’an-ı Kerim okumak.

4- Kur’an-ı Kerim’e el sürmek ve taşımak.

5- Camiye girmek.

6- Kabe’yi tavaf etmek.

7- Cinsi münasebette bulunmak.

8- (Kocanın hayız halindeki hanımının) diz ile göbek arasındaki bölgeye dokunmak.

 

Mescide girmek.Burdaki hüküm mescidde durmak üzerindedir.

Hz. Aişe şöyle anlatır: “Allah Resulü mescidde iken ‘Bana seccadeyi serin’ buyurdu. Bunun üzerine ‘Ben, hayızlıyım’ deyince, Resulullah: ‘Senin hayzın elinde değildir’ buyurdu.” Diğer bir hadiste Hz. Aişe (r.an-ha)’dan rivayete göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. “Mescid, ne hayızlıya ne de cünüp kişiye helaldir.”

Hanefi Fıkhının yakın dönemdeki büyük alimlerinden İbni Abidin Hz., Reddu’l-Muhtar Ale’d-Dürru’l-Muhtar’da yazmıştır:

Bilmelisin ki Hayız Bâbı en çetin ve kapalı bâblardandır. Bâhusus âdet zamanını unutan kadınla ona teferru eden meseleler pek müşkildir. Onun için muhakkik denilen ulema buna çok dikkat etmişlerdir. İmam Muhammed hayız hakkında müstakil bir kitap yazmıştır.

Hayız meselelerini öğrenmek en mühim vazifelerden biridir. Çünkü temizlik, namaz, Kur’an okumak, oruç tutmak, itikâf, hac, bülûğ, cimâ, boşama, iddet, istibra ve saire gibi birçok hükümler bu meseleler üzerine terettüb eder (bağlantılıdır, alakalıdır). Bu sebeble hayız meselelerini öğrenmek en büyük vazife ve farzlardan biri olmuştur. Zira bir şeyi öğrenmek mertebesinin büyüklüğü, onu öğrenmeme zararının derecesine göredir.

Hayız meselelerini bilmemenin zararı, başkalarını bilmemekten daha büyüktür. Şu halde söz uzun sürse bile onları öğrenmeye dikkat göstermek icab eder. Gerçekten ilim tahsilinde bulunan kimse bunları öğrenmeye şevk duyar. Tembellerin hoşuna gitmemesine kulak asılmaz!

HÜKÜMLERİ

Hayız namaza mutlak surette mânidir. Velev ki şükür secdesi olsun. Oruca ve cinsî münasebete de mânidir. Orucu farz olarak kaza eder. Namazı kaza etmez. Çünkü bunda güçlük vardır. Namazla oruca nafile olarak başlar da hayız görürse ikisini de kaza eder. Sadrı’ş-Şeria’nın söyledikleri buna muhâliftir. Bunu Bahr sahibi kaydetmiştir. el-Feyz nâm eserde: «Kadın temiz olarak uyur da hayızlı olarak kalkarsa ihtiyaten kalktığı andan itibaren hayızlı olduğuna hükmedilir. Aksi halde ise yattığı andan itibaren hayızlı sayılır.» denilmiştir.

Hayız mescide girmenin ve tavâfın helâl olmasına da mânidir. Velev ki kadın Mescid-i Harâm’a girip tavâfa başladıktan sonra hayzını görmüş olsun.

Gömleğinin altındaki yere yani göbekle diz orasına şehvetsiz bile olsa yaklaşmaya dahi mânidir. Geri kalan yerlerine yaklaşması mutlak surette helâldır. Acaba bakmak ve kadının mubaşerette bulunması da helal mıdır? Bu hususta tereddüt vardır.

Hayız, mescide girmenin ve Kâbe’yi tavâfın helâl olmasına mânidir. Burada helâl kelimesinin kullanılması yukarıkilerde hem sahih olmasına hem de helâllığına mâni olduğu içindir. Bu sebebten onları şârih mutlak zikretmiştir

Mescid medresenin içinde veya evinde olsa (dahi) giremez. Elverir ki halka namaz kılmak için kapıları açık olsun. Kapıları kapandığı takdirde dahi içeridekiler orada cemaatle namaz kılsınlar. Böyle olmazsa medrese ve evin mescidlerine sair mescidlerin hükmü verilemez. Netekim bunu Gusül Bahsinde Hâniyye ve Kınye’den naklen beyan etmiştik. Bayram ve cenâze kılınan yerler bundan hariçtir. Velev ki saflar birbirine eklenmediği halde imama uymanın sıhhati hususunda onlara da mescid hükmü verilmiş olsun. Mescide içinden geçmek için dahi giremez.

Cünüb olan bir yolcu, içerisinde su bulunan bir mescide gelir de başka su bulamazsa bizim mezhebimize göre mescide girmek için teyemmüm eder. Çıkmaktan korkarak mescidde kalırsa hüküm yine budur. Ama mescidde ihtilam olur da acele çıkmak imkânı bulursa iş değişir. Bu takdirde teyemmüm etmesi (sadece) mendûb olur. Bunu girişle çıkışın farkı anlaşılsın diye arzettik.

Kur’an niyetiyle Kur’an okumak ve esah kavle göre Farsça yazılmış bile olsa Mushaf’a dokunmak da hayızlı kadına memnu’dur. (Yasaktır)

Kur’an niyetiyle bir âyetten az bile okumak hayızlı kadına memnu’dur. Tek tek kelime halinde okumak ise câizdir. Çünkü önce söylediğimiz vecihle muallime bir kadının Kur’an-ı Kerîm’i kelime kelime öğretmesi caiz görülmüştür. “

24

Haziran
2012

Ramazan Ayında Her Gün Bir Dua

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  307 Kez Okundu

1. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde tuttuğum orucu gerçek oruç tutanların orucu gibi ve ibadetimi gerçek ibadet edenlerin ibadeti gibi kıl; bu günde beni gafillerin uykusundan uyandır; suçumu bu günde bağışla; ey âlemlerin ilâhı! Affet beni, ey suçları affeden. Rabbim!

دعاء اليوم الثاني: اللهمّ قَرّبْني فيهِ الى مَرْضاتِكَ وجَنّبْني فيهِ من سَخَطِكَ ونَقماتِكَ ووفّقْني فيهِ لقراءةِ آياتِكَ برحْمَتِكَ يا أرْحَمَ الرّاحِمين.

2. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni kendi hoşnutluğuna yakınlaştırıp, gazap ve azabından uzaklaştır. Bu günde ayetlerini okumaya beni muvaffak kıl; rahmetin hakkına ey merhametlilerin en merhametlisi.

دعاء اليوم الثالث: اللهمّ ارْزُقني فيهِ الذّهْنَ والتّنَبيهَ وباعِدْني فيهِ من السّفاهة والتّمْويهِ واجْعَل لي نصيباً مِنْ كلّ خَيْرٍ تُنَزّلُ فيهِ بِجودِكَ يا أجْوَدَ الأجْوَدينَ

3. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde bana zekâ ve uyanıklık (ibadet ve itaatten gafil olmama) hali ver; beni cahillik ve batıl işlerden uzaklaştır. Bu günde indirdiğin her hayırdan bana da bir nasip ayır; cömertliğin hakkına ey cömertlerin en cömerdi!

دعاء اليوم الرابع: اللهمّ قوّني فيهِ على إقامَةِ أمْرِكَ واذِقْني فيهِ حَلاوَةَ ذِكْرِكَ وأوْزِعْني فيهِ لأداءِ شُكْرَكَ بِكَرَمِكَ واحْفَظني فيهِ بِحِفظْكَ وسِتْرِكَ يا أبْصَرَ النّاظرين

4. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde emrini uygulamak için beni güçlendir; bu günde zikrinin güzel tadını bana tattır; kereminle beni bu günde şükrünü eda etmek için hazırla; bu günde hıfzın ve örtünle beni (günah ve beladan) koru; ey basiretlilerin en basiretli!

دعاء اليوم الخامس: اللهمّ اجْعَلْني فيهِ من المُسْتَغْفرينَ واجْعَلْني فيهِ من عِبادَكَ الصّالحينَ القانِتين واجْعَلْني فيهِ من اوْليائِكَ المُقَرّبينَ بِرَأفَتِكَ يا ارْحَمَ الرّاحِمين.

5. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni mağfiret dileyenlerden, sana itaat eden salih kullarından ve mukarreb velilerinden kıl; lütuf ve şefkatin hakkında ey merhametlilerin en merhametlisi!

دعاء اليوم السادس: اللهمّ لا تَخْذِلْني فيهِ لِتَعَرّضِ مَعْصِتِكَ ولا تَضْرِبْني بِسياطِ نَقْمَتِكَ وزَحْزحْني فيهِ من موجِباتِ سَخَطِكَ بِمَنّكَ وأياديكَ يا مُنْتهى رَغْبةَ الرّاغبينَ

6. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Sana karşı işlediğim günahtan ötürü bu günde beni yalnız bırakma; azap kırbacınla beni cezalandırma; bu günde gazabına vesile olacak şeylerden beni uzaklaştır; -sonsuz- lütfün ve nimetlerin hakkına, ey şevkli insanların en büyük arzusu!

دعاء اليوم السابع: اللهمّ اعنّي فيهِ على صِيامِهِ وقيامِهِ وجَنّبني فيهِ من هَفَواتِهِ وآثامِهِ وارْزُقْني فيهِ ذِكْرَكَ بِدوامِهِ بتوفيقِكَ يا هاديَ المُضِلّين

7. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde oruç tutup ibadete durmam için bana yardımcı ol; bu günün sürçme ve günahlarından beni uzaklaştır; bu günde sürekli olarak seni zikretmeği bana nasip eyle; tevfikinle ey yolunu şaşanları hidayet eden!

دعاء اليوم الثامن: اللهمّ ارْزُقني فيهِ رحْمَةَ الأيتامِ وإطْعامِ الطّعامِ وإفْشاءِ السّلامِ وصُحْبَةِ الكِرامِ بِطَوْلِكَ يا ملجأ الآمِلين.

8. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde öksüzlere merhamet etmeyi, -fakirlerin- karnını doyurmayı, karşıma çıkan herkese Selâm vermeyi ve değerli insanlarla oturup kalkmayı bana nasip eyle; iyilik ve ihsanınla, ey arzu edenlerin sığınağı

دعاء اليوم التاسع: اللهمّ اجْعَلْ لي فيهِ نصيباً من رَحْمَتِكَ الواسِعَةِ واهْدِني فيهِ لِبراهِينِكَ السّاطِعَةِ وخُذْ بناصيتي الى مَرْضاتِكَ الجامِعَةِ بِمَحَبّتِكَ يا أمَلَ المُشْتاقين.

9. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde geniş rahmetinden beni nasipsi bırakma; açık delil ve burhanlarını bana göster ve beni alıp en kapsamlı hoşnutluğa götür; muhabbetinle ey şevkli insanların arzusu!

دعاء اليوم العاشر: اللهمّ اجْعلني فيهِ من المُتوكّلين عليكَ واجْعلني فيهِ من الفائِزينَ لَدَيْكَ واجْعلني فيهِ من المُقَرّبينَ اليكَ بإحْسانِكَ ياغايَةَ الطّالِبين.

10. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni sana tevekkül edenlerden, sana göre saadete erişenlerden ve sana yakınlaşan kimselerden kıl; ihsanınla ey arayanların en büyük talebi!

دعاء اليوم الحادي عشر: اللهمّ حَبّبْ اليّ فيهِ الإحْسانَ وكَرّهْ اليّ فيهِ الفُسوقَ والعِصْيانَ وحَرّمْ عليّ فيهِ السّخَطَ والنّيرانَ بِعَوْنِكَ يا غياثَ المُسْتغيثين.

11. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde iyilik ve ihsanı bana sevdir; fısk ve günahtan beni nefret ettir; gazabını ve –cehennem- ateşini bana haram kıl; yardımınla ey imdat isteyenlerin imdadı!

دعاء اليوم الثاني عشر: اللهمّ زَيّنّي فيهِ بالسّتْرِ والعَفافِ واسْتُرني فيهِ بِلباسِ القُنوعِ والكَفافِ واحْمِلني فيهِ على العَدْلِ والإنْصافِ وامِنّي فيهِ من كلِّ ما أخافُ بِعِصْمَتِكَ يا عِصْمَةَ الخائِفين.

12. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde örtü ve iffetle beni ziynetlendir; bugün kanaat ve elde olana yetinme libasını bana giydir; beni bu günde adalet ve insafa sevk et ve korktuğum her şeyden beni emniyete al; koruma ve ismetinle; ey korkanları koruyan -Rabbim-

دعاء اليوم الثالث عشر: اللهمّ طَهّرني فيهِ من الدَنَسِ والأقْذارِ وصَبّرني فيهِ على كائِناتِ الأقْدارِ ووَفّقْني فيهِ للتّقى وصُحْبةِ الأبْرارِ بِعَوْنِكَ يا قُرّةَ عيْنِ المَساكين

13. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni (maddi ve manevi bütün) kir ve pisliklerden temizle; bu günde olması taktir edilen olaylara karşı beni sabırlı kıl. Bu günde takvalı olmaya ve iyi insanlarla arkadaşlık yapmaya beni muvaffak eyle; yardımınla, ey zavallı ve miskin insanların göz nuru!

دعاء اليوم الرابع عشر: اللهمّ لا تؤاخِذْني فيهِ بالعَثراتِ واقِلْني فيهِ من الخَطايا والهَفَواتِ ولا تَجْعَلْني فيه غَرَضاً للبلايا والآفاتِ بِعِزّتِكَ يا عزّ المسْلمين.

14. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde ayak sürçmelerimden dolayı beni cezalandırma; hata ve yanlışlarımı bağışla. Bu günde beni bela ve afetlerin hedefi etme; izzetinle, ey Müslümanların izzeti!

دعاء اليوم الخامس عشر: اللهمّ ارْزُقْني فيهِ طاعَةَ الخاشِعين واشْرَحْ فيهِ صَدْري بإنابَةِ المُخْبتينَ بأمانِكَ يا أمانَ الخائِفين.

15. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde bana huşu ehlinin itaatini nasip eyle; mütevazı insanlar gibi dönüş yapıp tövbe etmemle göğsümü genişlet; emanınla, ey korkanların emanı ve güveni!

دعاء اليوم السادس عشر: اللهمّ وَفّقْني فيهِ لِموافَقَةِ الأبْرارِ وجَنّبْني فيهِ مُرافَقَةِ الأشْرارِ وأوِني فيهِ بِرَحْمَتِكَ الى دارِ القَرارِبالهِيّتَكِ يا إلَهَ العالَمينِفين.

16. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde iyi insanlarla arkadaş olmaya beni muvaffak kıl ve kötü insanların arkadaşlığından beni uzaklaştır. Rahmetinle bana ebediyet ve sükûnet yurdu olan -cennette- yer ver; ilahlığın hakkına, ey âlemlerin ilahı!

دعاء اليوم السابع عشر: اللهمّ اهْدِني فيهِ لِصالِحِ الأعْمالِ واقْضِ لي فيهِ الحَوائِجَ والآمالِ يا من لا يَحْتاجُ الى التّفْسير والسؤالِ يا عالِماً بما في صُدورِ العالَمين صَلّ على محمّدٍ وآلهِ الطّاهِرين.

17. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni salih amellere hidayet et; bu günde beni hacet ve arzularıma kavuştur. Ey açıklamaya ve sormaya ihtiyacı olmayan; ey âlemdekilerin göğsünde bulunanları (içinde geçenleri) bilen –Rabbim-! Muhammed’e ve onun tertemiz Ehlibeyti’ne rahmet et.

دعاء اليوم الثامن عشر: اللهمّ نَبّهْني فيهِ لِبَرَكاتِ أسْحارِهِ ونوّرْ فيهِ قلبي بِضِياءِ أنْوارِهِ وخُذْ بِكُلّ أعْضائي الى اتّباعِ آثارِهِ بِنورِكَ يا مُنَوّرَ قُلوبِ العارفين.

18. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günün seherlerinin bereketlerinden yararlanmak için beni uyandır; nurların ışığıyla kalbimi aydınlat ve bütün uzuvlarımı bu günün eserlerinden, bereketlerinden yararlandır; nurun ile, ey ariflerin gönüllerini aydınlatan!

دعاء اليوم التاسع عشر: اللهمّ وفّرْ فيهِ حَظّي من بَرَكاتِهِ وسَهّلْ سَبيلي الى خَيْراتِهِ ولا تَحْرِمْني قَبولَ حَسَناتِهِ يا هادياً الى الحَقّ المُبين.

19. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günün bereketlerinden nasibimi bol et; hayırlarına ulaşma yolumu kolaylaştır; iyi amellerinin kabulünden beni mahrum bırakma; ey apaçık hakka hidayet eden -Rabbim-!

دعاء اليوم العشرين: اللهمّ افْتَحْ لي فيهِ أبوابَ الجِنانِ واغْلِقْ عَنّي فيهِ أبوابَ النّيرانِ وَوَفّقْني فيهِ لِتِلاوَةِ القرآنِ يا مُنَزّلِ السّكينةِ في قُلوبِ المؤمِنين.

20. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde cennet kapılarını (yüzüme) aç; cehennem kapılarını -yüzüme- kapat; bu günde Kur’ân okumaya beni muvaffak kıl; ey müminlerin kalplerine sükunet ve huzur indiren -Yüce Allah-!

دعاء اليوم الحادي والعشرين: اللهمّ اجْعَلْ لي فيهِ الى مَرْضاتِكَ دليلاً ولا تَجْعَل للشّيْطان فيهِ عليّ سَبيلاً واجْعَلِ الجَنّةِ لي منْزِلاً ومَقيلاً يا قاضي حَوائِجَ الطّالِبين.

21. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni hoşnutluğuna götürecek bir kılavuz kıl bana; bu gün Şeytan’ı bana ulaştıracak hiçbir yol bırakma; benim yerleşeceğim ve rahat edeceğim yeri cennet kıl; ey arayanların hacetlerini yerine getiren -Rabbim-!

دعاء اليوم الثاني والعشرين: اللهمّ افْتَحْ لي فيهِ أبوابَ فَضْلَكَ وأنْزِل عليّ فيهِ بَرَكاتِكَ وَوَفّقْني فيهِ لِموجِباتِ مَرْضاتِكَ واسْكِنّي فيهِ بُحْبوحاتِ جَنّاتِكَ يا مُجيبَ دَعْوَةِ المُضْطَرّين.

22. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Fazl-ü rahmetinin kapılarını bugün yüzüme aç; bu günde bereketlerini üzerime indir ve beni hoşnutluğuna vesile olacak şeylere muvaffak kıl; beni cennetlerinin ortasına yerleştir; ey perişanların duasını kabul eden -Allah-!

دعاء اليوم الثالث والعشرين: اللهمّ اغسِلْني فيهِ من الذُّنوبِ وطَهِّرْني فيهِ من العُيوبِ وامْتَحِنْ قَلْبي فيهِ بِتَقْوَى القُلوبِ يا مُقيلَ عَثَراتِ المُذْنِبين.

23. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni günah ve kusurlardan beni yıkayıp temizle; kalbimin imtihanında bana kalplerin takvasını ver; ey günahkârların sürçmelerini bağışlayan –Rabbim-!

دعاء اليوم الرابع والعشرين: اللهمّ إنّي أسْألُكَ فيه ما يُرْضيكَ وأعوذُ بِكَ ممّا يؤذيك وأسألُكَ التّوفيقَ فيهِ لأنْ أطيعَكَ ولا أعْصيكَ يا جَوادَ السّائلين.

24. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde seni razı edecek şeyleri senden diliyor ve seni rahatsız edecek şeylerden sana sığınıyorum. -Allah’ım!- Bu günde sana itaat edip karşı gelmemek için senden tevfik ve yardım diliyorum; el el açıp dilenenlere cömert davranan –Rabbim-!

دعاء اليوم الخامس والعشرين: اللهمّ اجْعَلْني فيهِ محبّاً لأوْليائِكَ ومُعادياً لأعْدائِكَ مُسْتَنّاً بِسُنّةِ خاتَمِ انْبيائِكَ يا عاصِمَ قُلوبِ النّبييّن.

25. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Beni bu günde velilerini seven, düşmanlarına düşmanlık besleyen ve peygamberlerinin sonuncusu -Muhammed Mustafa’nın (s.a.a)- sünnetine uyan kimselerden kıl; ey peygamberlerin kalplerini koruyan -Yüce Allah-!

دعاء اليوم السادس والعشرين: اللهمّ اجْعَل سَعْيي فيهِ مَشْكوراً وذَنْبي فيهِ مَغْفوراً وعَملي فيهِ مَقْبولاً وعَيْبي فيهِ مَسْتوراً يا أسْمَعِ السّامعين.

26. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde çabamı mükâfatlandır; günahımı bağışla; amelimi kabul buyur ve gözümü –günahlara- kapa; ey duyanların en iyi duyanı!

دعاء اليوم السابع والعشرين: اللهمّ ارْزُقْني فيهِ فَضْلَ لَيْلَةِ القَدْرِ وصَيّرْ أموري فيهِ من العُسْرِ الى اليُسْرِ واقْبَلْ مَعاذيري وحُطّ عنّي الذّنب والوِزْرِ يا رؤوفاً بِعبادِهِ الصّالِحين.

27. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde bana kadir gecesinin sevabını lütfeyle; işlerimi zorluktan kolaylığa dönüştür; mazeretlerimi kabul buyur; günah ve vizr-ü vebalı üzerimden kaldır; ey salih kullarına şefkatli olan!

دعاء اليوم الثامن والعشرين: اللهمّ وفّر حظّي فيهِ من النّوافِلِ واكْرِمْني فيهِ بإحْضارِ المَسائِلِ وقَرّبِ فيهِ وسيلتي اليكَ من بينِ الوسائل يا من لا يَشْغَلُهُ الحاحُ المُلِحّين.

28. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde müstehap (sünnet) amellerden nasibimi çoğalt; -dünya ve ahirette- sorumlu olduğum şeyleri hazırlayarak bana lütuf ve bağışta bulun; bugünde vesileler arasından sana vesilemi yakınlaştır bana; ey ısrarla –yalvaranların- ısrarı kendisini –başkalarıyla ilgilenmekten- alıkoymayan –Rabbim-!

دعاء اليوم التاسع والعشرين: اللهمّ غَشّني بالرّحْمَةِ وارْزُقْني فيهِ التّوفيقِ والعِصْمَةِ وطَهّرْ قلْبي من غَياهِبِ التُّهْمَةِ يا رحيماً بِعبادِهِ المؤمِنين.

29. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde rahmetinle beni kapla; bu günde bana -iyi amelleri yapmak için- tevfik ve -kötü amellerden- korunma -gücü- lütfeyle ve beni şüphe ve suç unsuru addedilebilecek şeylerin karanlığından temizle; ey mümin kullarına merhametli olan -Rabbim!-

دعاء اليوم الثلاثين:: اللهمّ اجْعَلْ صيامي فيهِ بالشّكْرِ والقَبولِ على ما تَرْضاهُ ويَرْضاهُ الرّسولُ مُحْكَمَةً فُروعُهُ بالأصُولِ بحقّ سَيّدِنا محمّدٍ وآلهِ الطّاهِرين والحمدُ للهِ ربّ العالمين.

30. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde tuttuğum orucu kendin ve resulün beğendiği şekilde mükâfatlandırıp kabul buyur ve onun furuunu -iman ve ihlâs olan- usulüyle pekiştir; efendimiz Muhammed ve onun tertemiz Ehlibeyti hakkında -Ey Rabbim!- Ve bütün övgüler âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.

24

Haziran
2012

Oruçla İlgili Soru-Cevaplar

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  810 Kez Okundu

Soru: Oruç nedir? Tarifini yapar mısınız?
Cevap:Oruç imsak vaktinden iftar vaktine kadar, ibadet niyetiyle, yememek, içmemek ve cinsel ilişkide bulunmamaktır.
Soru: Kan, idrar vs. gibi tahliller orucu bozar mı?
Cevap:Kan veya idrar tahlili yaptırmak orucu bozmaz. Boğazdan aşağı su veya ilaç geçmediği taktirde oruç bozulmaz. Ölçü budur.
Soru: Bazı senelerde Ramazanı 30 a tamamladığımızda bayram gününe geliyor. Bayram günü oruç oluyoruz. Bu orucun bayramdan sonra mı tutulması gerekiyor? Yoksa bayram günü de oruçlu olmak mı gerekiyor?
Cevap:Kameri aylar 29 veya 30 gün çeker. Bunu yeni ayın hilali belirler. Hilal görülmezse ay 30′a tamamlanır. Ramazan ayında hilal görülürse 29, görülmezse 30 gün tutulur, bayram da ertesi gün başlar. Yani Ramazan’ın mutlaka 30 güne tamamlanması şart değildir.
Soru: Sahuru yaptık, ezan okundu ve oruca başladık. Hemen sonra İstanbul’dan memlekete gitmek için yolculuğa çıkacağız. Bir yerde mola verdik. Ama orda hala sabah ezanı okunmamış. Biz orada okunmadı diye bir şeyler yiyip içebilir miyiz?
Cevap:Bahsettiğiniz olay kolay kolay mümkün olacak bir şey değildir. Bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım: 14 Eylül 2009 günü İstanbul’da 5:08′de sabah ezanı okunuyor. Siz bu ezanı duydunuz ve yola çıktınız. Yine aynı gün sabah ezanı Tekirdağ’da 5:14′te, Edirne’de ise 5:16′da… Eğer 6 dakikadan önce Tekirdağ’a, 8 dakikadan önce de Edirne’ye varmayı başarabilirseniz henüz vakit girmediği için orada yemek yiyebilirsiniz
Soru: Dişçide diş temizletmek, yıkatmak orucu bozar mı?
Cevap:

Diş temizletmek zaruret kapsamında değerlendirilebilecek bir işlem değildir. Bu esnada boğazınızdan aşağı su, ilaç vs. kaçma ihtimali vardır. Bu yüzden dişlerinizi temizletmeyi ya iftar vakti sonrasına ya da Ramazan’dan sonraya ertelemeniz uygun olur.
Soru: Bir arkadaşım hocalardan birine sormuş. İstanbul’da sahur yapıp Ankara’ya giden bir vatandaş (ya da İstanbul’dan daha doğuda bir yere) Ankara’da orucunu açmak için İstanbul ezanını beklemeliymiş. Ben de arkadaşıma “tersi durumda ne olacak? Ankara’da sahur yapıp İstanbul’a giden bir vatandaş Ankara ezanıyla orucunu mu açacak?” diye sordum, cevap veremedi. Bu işin doğrusu nedir?
Cevap:

Oruca imsak vaktiyle başlanır, güneşin batışı ile birlikte iftar edilir. Buna göre kişinin nerede sahura başladığı değil; güneş battığında nerede bulunduğu önemlidir. İstanbul’da sahura başlayan kişi güneş battığı anda nerede bulunuyorsa bulunsun iftar eder, İstanbul’un iftar saatini beklemez.
Soru: Ramazan’ın 30 gün olduğunun delili var mı?
Cevap:

Kameri aylar bazen 29, bazen 30 gün sürer. Bu ayların başlangıç ve bitişleri, yapılan gözlemlerle tespit edilir. İçinde bulunulan kameri ayın 29. günü güneşin batmasından sonra ertesi ayın hilali gözetlenir. Bu yeni hilâl, güneşin batmasından bir müddet sonra battığı için dikkatli bir gözlem gerektirir. Batı ufkunda toz, duman, bulut vs. olursa gözlem yapmak çok güç, hatta imkânsız olabilir. Hilâl görülemediği takdirde içinde bulunulan ay 30 güne tamamlanır. Artık 30. günün akşamı hilâli gözetlemeye gerek yoktur. O gün güneşin batmasıyla ikinci ay başlamış olur. Çünkü hiçbir kameri ay 30 günden fazla sürmez.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ramazan hilalini görünce oruca başlayın, Şevval hilalini görünce orucunuza son verin. Eğer buluttan hilal görülmezse Şaban ayını 30′a tamamlayın.” (Buhari, Savm, 11)

Bir başka hadis ise şöyledir:

“Biz ümmî bir milletiz, yazmayı ve hesabı bilmeyiz. Ay (par­makları ile işaret ederek) şöyle, şöyle, şöyledir.” (Ebu Dâvûd dedi ki, Râvi) Süleyman üçüncü işarette bir parma­ğını yumdu, yani (ay) yirmi dokuz veya otuzdur. (Buhari, Savm, 11, 13; Müslim, Sıyâm, 4, 10, 12, 13, 15; Ebu Davud, Savm, 4; İbn Mâce, Savm, 8; Nesâî, Savm 17; Ahmed b. Hanbel, 1/184; 2/ 43, 52, 122, 129.)
Soru: Kocaeli Körfez ile il merkezi arasında 20 km olması nedeniyle iftar 1 dakika geç açılmakta iken İstanbul’da Tuzla ile Bakırköy aynı anda iftar etmektedirler. İki ilimiz de büyükşehir statüsünde olmasına ve büyükşehir sınırlarının bütün ilçeleri kapsamasına rağmen iftar açısından neden farklı uygulama yapılmaktadır?
Cevap:

Benzer uygulama İstanbul’da da mevcuttur. Tuzla, İstanbul merkezden 1 dakika önce iftar ederken Şile 2 dakika önce; Büyükçekmece ve Çatalca 2 dakika sonra iftar ederken Silivri de 3 dakika sonra iftar etmektedir. İl merkezleri ile ilçeler arasındaki farklılıklar Diyanet Takvimlerinin sonunda yer almaktadır. Oradan bilgi edinebilirsiniz.
Soru: Ramazanda lokantaların, kafeteryaların, dönercilerin vs. açık tutulması caiz midir? Buradan elde edilen kazanç haram olur mu?
Cevap:

Ramazanda gücü yeten her müslümanın oruç tutması farzdır. Fakat hasta veya yolcu olanların oruç tutmama ruhsatı bulunmaktadır. Bunun yanı sıra kendilerine oruç henüz farz olmayan çocuklar, oruç tutamayacak kadar yaşlı olan insanlar ve gayr-i müslim vatandaşlar da vardır. Dolayısıyla onların istifade edebilmeleri için lokanta vs. gibi işletmelerin Ramazanda açık bulundurulmasında herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü yasak olan, kişinin bizzat kendisinin yemesi-içmesidir. Kimseye zorla oruç tutturulamayacağı, insanlara oruç tutup tutmadıkları ve müslüman olup olmadıkları sorulamayacağı için mazeretsiz yere oruç tutmayanların da bu gibi yerlerde yemek yemesinden işletme sahibi sorumlu olmaz. Bu yüzden onların kazançlarına da haram denilemez.

Burada başka bir şeye dikkat çekmekte fayda vardır. Müslüman olup da hastalık veya yolculuk gibi meşru bir mazereti olmadığı halde oruç tutmayanların bu gibi kamuya açık yerlerde, halkın gözü önünde yemek yemesi öncelikle Allah’a isyan anlamı taşır. Zira böyle yapmakla Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmemektedirler. Bunun yanı sıra oruç tutanlara saygısızlık ettiklerini de unutmamaları gerekir. Bazı gayr-i Müslim ülkelerde ve hatta ülkemizde gayr-i Müslimlerin Ramazan ayında Müslümanlara saygısızlık etmemek için özel çaba sarf ettikleri ortadayken bu gibi kişilerden en azından bir gayr-i Müslim kadar saygı göstermeleri beklenir. Son olarak onlara şu hadisi şerifi hatırlatmak isteriz:

“İnsanların ilk Peygamberlikten beri duyageldikleri sözlerden bi­ri şudur: Utanmazsan dilediğini yap!” (Buhari, Enbiya 54, Edeb 78; Ebu Davud Edeb, 6; İbn Mâce, Zühd 17; Muvattâ, Sefer 46; Ahmed b. Hanbel, 4/121-122, 5/273)
Soru: Alzheimer hastası bir kişi, bir dakika içinde oruç tuttuğunu unutmaktadır. Hatırlatıldığında da tekrar unutması birkaç dakika sürüyor. Böyle biri oruç tutabilir mi?
Cevap:

Bu kişi oruç tutabiliyorsa tutsun. Unutup da yerse çevresindekilerin hatırlatmasına gerek yoktur. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği ve içtiği zaman, orucunu (bozmayıp) tamamlasın! Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.” (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 33 (1155)
Soru: Diyalize giren böbrek hastaları oruç tutabilir mi?
Cevap:

Bu konuyla ilgili olarak Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararı şöyledir:

Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir.

Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makine yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinesi, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir.

Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.
Soru: Oruçluyken ağızda karanfil kökü bulunmasında sakınca var mı?
Cevap:

Oruç, yeme içme ve cinsel ilişki ile bozulur. Bakara 187. âyette şöyle buyurulur: “… Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.” Ağızda karanfil bulundurmak, o sınırlara yaklaşmak olur. Çünkü tükürüğe bulaşıp boğazdan aşağı gitme ihtimali vardır. Bu sebeple bundan kaçınmak gerekir. Ağız kokusunu önlemek için misvak kullanabilirsiniz.
Soru: Bayanlar evlerinde nasıl itikâfa girerler? Bir de en az üç gün diye duydum daha az olamaz mı, mesela bir gün akşama kadar?
Cevap:

İtikâf için ayet veya hadisle herhangi bir gün tesbiti yoktur. Bir itikâfın en az müddeti, İmam Ebu Yusuf’a göre bir gündür. İmam Muhammed’e göre bir saattir. Bir saat, fıkıh âlimlerine göre, zamanın belirsiz olan az veya çok bir parçası demektir. Yoksa bir günün yirmi dörtte biri demek değildir. İtikâfın en az müddeti, Malikî’lerce tercih edilen görüşe göre bir gündüz kadar, bir gecedir. Şafiîlere göre de, “Sübhanellah” denilmesinden bir an kadar fazla olan pek az bir zamandır. Bu sebeple bazı camilerin girişinde “itikafa niyet ettim” anlamında “neveytü’l-itikâfe” cümlesi yazılarak camiye girenlerin bu niyeti yapması ve camiden çıkana kadar itikaf sevabı almaları hatırlatılır.

Siz niyetinizi edin ve bir odanıza çekilin. Bol bol ibadet edin. İtikâf budur. Ama bunu özellikle Ramazanın son günü yaparsanız daha güzel olur.
Soru: Oruçlu iken saç boyamak orucu bozar mı?
Cevap:

Orucu bozan şeyler yemek, içmek ve cinsel ilişki ve bu manaya gelen şeylerdir. Saç boyamak bunların hiçbirine girmez. Dolayısıyla orucu da bozmaz.
Soru: Her Ramazanda ailecek bir sorun yaşıyoruz. Bu sorun iftar vaktiyle ilgili. Babam “orucu ezanla açın”, annemse “ezandan 30 dk sonra açın” diyor. Hangisi doğru, ne yapmalıyız?
Cevap:

Güneş battığı andan itibaren iftar edilir. Diyanet takvimlerinde iftar vakitleri açısından herhangi bir sorun yoktur. Ezanla birlikte oruç açılır, 30 dakika beklemeye gerek yoktur. 30 dakika beklenecek olan yer imsak vaktidir. İmsak vakitlerinde ezanlar okunduğunda hemen sabah namazı kılınmamalı, yarım saat kadar geçmesini bekleyip öyle kılmalıdır
Soru: Oruçluyken yemeğin tadına bakmak caiz mi? Orucu bozar mı?
Cevap:

Bakara suresinin 187. ayetine göre orucu bozan şeyler; yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Bu manaya gelecek davranışlar da mekruh kabul edilmiştir. Bir özür olmadıkça pişirilen yemeğin tadına bakmak böyledir, mekruhtur. Fakat bir hanımın kocası kötü huylu ise, aksi ise, bu hanım yutmadan diliyle yemeğin tadına, tuzuna bakabilir
Soru: Bir insan eğer keyfi oruç tutmuyorsa yani hiçbir mazereti yokken oruç tutmuyor ve namaz kılmıyorsa o insana iftar yemeği verilir mi veya çağırılır mı?
Cevap:

İftar oruçlular içindir. Yakın dostlarınızdan, akrabalarınızdan iftar yemeği verecekleriniz varsa önce onları çağırmalısınız. Fakat oruç tutmayan yakınların da bu sofrada olmasını yasaklayıcı herhangi bir hüküm bulunmamaktadır

Soru: Bazıları oruca bir gün önceden başlamakta. Hilalin görüldüğünü iddia etmektedirler. Bunun doğrusu nedir? Neye göre amel edeceğiz?
Cevap:

Hilal konusunda Türkiye’nin 1977′den beri yaptığı uygulamalar, doğru ve yerindedir. Bugüne kadar kimse bunun yanlışlığını ispatlayamamıştır. Son birkaç yıldır Suudi Arabistan da buna uymaktadır. Hilali gördük diyen ve farklı günlerde oruca başlayıp, bayram eden kişilerin büyük çoğunluğunun yanına gittik, görüştük. Hiçbiri iddiasını ispat edecek delil ileri süremedi.
Soru: Niyet ne demektir?
Cevap:

Niyet, içten bir şeye karar vermek, bir işi ne için yaptığını kesinlikle bilmektir.

Dînî bakımdan niyet, “Bir görevi, Allah Tealâ’nın emrine uymak ve ona yakınlık kazanmak için yerine getirme kararından” ibarettir.

İbadetlerde niyet şarttır.
Soru: Oruç nedir? Tarifini yapar mısınız?
Cevap:

Oruç imsak vaktinden iftar vaktine kadar, ibadet niyetiyle, yememek, içmemek ve cinsel ilişkide bulunmamaktır.
Soru: Ramazan orucuna ne zaman ve nasıl niyet edilir?
Cevap:

Ramazan orucuna iftar vaktinden ertesi gün kaba kuşluk vaktine kadar yani öğle namazına yaklaşık 5-10 dakika kalıncaya kadar niyet edilebilir. Bu müddet içerisinde içten Allah rızası için oruç tutmaya karar verilince niyet edilmiş olur. Sahura kalkmak da niyet sayılır.
Soru: Ramazanda kimlerin oruç tutması gerekir?
Cevap:

Akıllı ve erginlik çağına girmiş her müslümanın ramazan ayını oruçlu geçirmesi farzdır. Yani yerine getirmeleri zorunlu olan bir ibadettir.
Soru: Ergenlik çağı hakkında bilgi verir misiniz?
Cevap:

Ergenlik çağı, erkeklerin ihtilam, kızların da adet görmeğe başladıkları zamandır. Ergenlik çağının başlangıcı erkekler için on iki ve kızlar için de dokuz yaştır. Bu yaşların sonu her ikisinde de on beş yaştır. Yani on beş yaşına girmiş kız ve erkekler ergenliğe ulaşmış demektir
Soru: Oruca ve bayrama başlama ile ilgili bir soru soracağım: Ben yurtdışında yaşıyorum ve yaşadığım ülkede ramazan genellikle Türkiye ve Arabistan’a göre hep bir gün geç oluyor. Ben genellikle Arabistan’ı baz alarak oruca başlıyorum ve bayramı da ona göre yapıyorum. Ama çevremdeki müslüman arkadaşlarım bana hangi ülkede yaşıyorsan o ülkeye uyman gerekir diyor. Bir defasında ramazan Araplara göre 2 gün geç, Türkiye’ye göre de 1 gün geç oldu. Şimdi burada nereye uymak gerekir? Yaşadığım ülkeye mi, yoksa Arabistan’a göre mi? Ayrıca bu sene yine körfez ülkeleri Ramazan’a bir gün erken başladılar. Biz ne yapacağız?
Cevap:

Yaşadığınız ülkede Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü hilal görürseniz ertesi gün ramazan olduğunuz anlar oruç tutarsınız. Hilali görmezseniz Şaban ayını otuz olarak sayarsınız ve sonra ramazana başlarsınız. Aynı şekilde ramazanın yirmi dokuzuncu günü hilali görürseniz ertesi gün bayram günüdür, oruç tutmazsınız. Eğer görmezseniz ramazanın sayısını otuz kabul eder, bir gün daha oruç tutar sonra bayram yaparsınız.

Türkiye’de uygulanan takvim, bu konuda en doğru takvimdir. Bunun doğruluğu gözlemlerle de doğrulanmaktadır. Bu takvim, bütün dünyada Ramazan ve bayram vakitlerinde birlik sağlanması için oluşturulan uluslararası komisyon tarafından hazırlanmıştır. Buna uyarsanız doğrusunu yapmış olursunuz.
Soru: Bakara suresi 187. ayette geçen “tan yerinin ağırmasından gece oluncaya kadar orucu tamamlayın” ayetini siz “akşam” olarak çevirmişsiniz. Arabça “leyl” kelimesi geçmiyor mu orada ve de leyl gece demek değil mi?
Cevap:

Leyl kelimesi Arap dilinde şu anlama gelmektedir: “Gündüzün hemen ardı. Başlangıcı güneşin batmasıdır.” (İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, l-y-l mad., c: 11, s: 607) Türkçe’deki gece kelimesi de aynı anlamdadır. Ancak gece deyince daha çok karanlığın iyice bastırdığı zamanlar anlaşılır. Akşam kelimesi ise güneşin batmasından sonraki zaman anlamındadır. Okuyucunun doğru anlamasını temin için akşam kelimesi tercih edilmiştir.

Buhari’de Ömer b. Hattab (ra)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerif şöyledir:

Allah’ın resulü buyurdular ki: “Gece bu taraftan geldiği, gündüz şu taraftan gittiği ve güneşin battığı zaman oruçlu kimse iftar eder.” (Buhari, Savm, 43)

Hadiste açık bir şekilde görüldüğü gibi Peygamberimiz geceyi (leyl), güneşin battığı zamandan itibaren başlatmaktadır

Soru: Diyabet hastalarının Ramazan ayında oruç tutmaları gerekir mi?
Cevap:

Allah Teala hastalara oruç tutmama ruhsatı vermiştir. Bakara suresinin ilgili ayetleri şöyledir:

184. “Orucu sayılı günlerde tutun. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun.

185. Ramazan öyle bir ayıdır ki Kuran o zaman indirilmiştir. O insanlara yol gösterir. Onda doğru yolun açık belgeleri vardır, iyiyi kötüden ayırır. Sizden kim bu aya erişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta olur veya yolculukta bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık onu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz.”

Niyet ederek oruca başladıktan sonra hastalanan kişiler de oruçlarını bozabilirler.

Hastalar iyileşirlerse oruçlarını kaza ederler. İyileşmezlerse yapacakları bir şey yoktur.
Soru: Bir müslüman Ramazan günü oruca niyet etmemiş olsa, akşama kadar bir şeyler yiyip içebilir mi?
Cevap:

Hasta yolcu ve ileri yaşlılık durumunda olduğu için oruç tutamayacak durumda olanlar oruç tutamıyorlarsa oruca niyet etmezler. O gün onlar için oruçlulara yasak olan şeyler yasak değildir. Ama böyle bir özrü olmadığı halde oruca niyet etmemiş olanlar niyet vaktini geçirmişlerse artık o gün akşama kadar bir şey yiyip içemezler. Diğer oruçlular gibi bir şey yemeden beklemeleri uygun olur.

Bazılarının oruç tutmamak için akşamdan niyet etmedikleri görülmektedir. Bu davranış haramdır. Allah’a karşı isyan sayılır.

Soru: Diş yıkamak orucu bozar mı bozmaz mı?
Cevap:

Dişleri fırçalamak orucu bozmaz.

a) Diş macunu ile dişler yıkanır, su veya diş macunu boğaza kaçarsa oruç bozulur.

b) Dişler kanar ve tükürüğün rengini kırmızıya çevirecek miktarda kan boğazdan içeriye giderse oruç gene bozulur.
Soru: Diş fırçalamak ve misvak kullanmak orucu bozmaz dediniz. Misvak; tadı olmayan, ağızda lezzet bırakmayan bir ağaç parçasıdır. Diş macunu ise nane esansı ve şeker ihtiva eder. Acaba onların ağızda bırakacağı tad orucu bozmaz mı ?
Cevap:

Gerek misvakla ve gerekse diş fırçasıyla dişler fırçalanabilir. Ağzı yıkama eli yıkama gibidir. Çünkü oruç konusunda ağız, vücudun dış organlarından sayılmıştır. Ancak boğaza çok yakın olduğu için dikkatli olmak gerekir. Macunun tadının boğazına gitmesi bir kokunun burna gitmesi gibidir. Ancak macunun bir parçası boğaza giderse o zaman oruç bozulur.

Ağza alınan macunu tamamen temizlemek zor olduğu ve tükürükle birlikte boğaza gitme ihtimali yüksek olduğu için dişler fırçalanırken macun kullanmamak daha iyi olur. Bu yüzden dişleri temizlemek için misvak kullanılması daha uygun olur.

Soru: Diş çektirmek için anestezi gereklidir. Bu da, diş etlerine enjekte edilen anestetik madde ile yapılır. Enjeksiyon ile vücuda herhangi bir şey ithali ise orucu bozar. Anestezisiz diş çektirmek mümkün olmadığına göre diş çektirmenin orucu ne suretle haleldar etmeyeceğini anlayamadım, lütfen beni aydınlatır mısınız?
Cevap:

Kur’an’da orucu; yeme, içme ve cinsel ilişkinin bozacağı hükme bağlanmıştır. İğne ile vücuda ilaç verme, ne yeme sayılır ne içme. Bu sebeple orucu bozacak bir durum meydana gelmez.
Soru: Oruçlu bir kişi ağzını su ile çalkalayıp tükürse ağzında kalan yaşlık orucuna engel olur mu?
Cevap:

Olmaz. O yaşlığı tekrar tükürmeğe gerek yoktur.
Soru: Oruçlu kişi birine sövse ve hakaret etse orucu bozulur mu?
Cevap:

Bozulmaz. Ancak başkasına sövmek ve hakaret etmek haramdır. Müslüman eliyle ve diliyle başkalarını rahatsız etmez.
Soru: Ramazan günü gündüzün uyuyan bir kimseye uykuda banyo yapması gereken bir hal olsa orucu bozulur mu?
Cevap:

Bozulmaz. Uyanınca banyo yapar ve orucuna devam eder. Yalnız gusül abdesti esnasında ağza ve burna su verirken dikkatli olmak gerekir. Çünkü su yutmak orucu bozar.
Soru: Bir kişi akşam hanımıyla beraber olsa fakat abdest almadan uyusa, sahura kalkamadan sabah uyansa ve işe geç kaldığından dolayı banyo yapmadan oruç tutabilir mi?
Cevap:

Cünüplük hali oruca engel bir durum değildir. Âişe ve Ümmü Seleme validelerimiz, Peygamberimiz sallâhu aleyhi ve sellem’in de cünüp olarak uyandığını ve ondan sonra gusül abdesti alıp orucunu tuttuğunu haber vermişlerdir. (Buhari, Savm, 22)

Dinimize göre herhangi bir sebepten dolayı cünüp olan yani gusül abdesti alması gereken bir kişi en fazla bir namaz vakti kadar süre cünüp olarak bekleyebilir. Bundan daha fazla bir süre beklemesi caiz değildir. Gece gusül abdesti almanız gereken bir durumdayken yatıp uyuyabilirsiniz. Fakat sabah namazını kılmanız üzerinize farz olduğu için o vakit uyanmalı ve namaz kılmak için gusül abdesti almalısınız. Uyandığınızda yapmanız gereken ilk şey, gusül abdesti alıp kaçırdığınız sabah namazınızı kılmaktır.
Soru: Kan vermek, bağışlamak orucu bozar mı?
Cevap:

Kan vermek orucu bozan hallerden değildir. Vücuttan çıkan şeyler orucu bozmaz.
Soru: Burun damlası orucu bozar mı?
Cevap:

Burun damlası orucu bozar. Çünkü burundan akıtılan ilaç boğazdan aşağı iner.
Soru: Oruçlu iken vücuda adale ve deri için sürülen visk, krem vs. orucu bozar mı?
Cevap:

Bu tür maddeler oruçluyken kullanılabilir. Bunları cilde sürmek orucu bozmaz.
Soru: Hamile, emzikli veya çalışmakta olan hanımlar oruçlarını yiyebilirler mi?
Cevap:

Hamile veya emzikli kadınlar, oruç tuttukları takdirde kendilerine veya çocuklarına bir zararın geleceğinden endişe ederlerse hasta hükmünde olurlar ve oruçlarını erteleyip daha sonra tutabilirler.

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

Enes b. Malik’ten: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ve çocuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatını vermiştir.” (İbn Mace, Sıyâm, 12)

Fakat çalışan kadınlar, sırf bu sebeple oruçlarını yiyemezler.
Soru: Oruçlu olan bir kişi şehvetle hanımını öpebilir mi?
Cevap:

Oruçlu kişi şehvetle karısını öpebilir. Eğer kendine sahip olacağından eminse bunun bir mahzuru yoktur. Ancak emin değilse mekruh olur.
Soru: Oruçluyken nişanlımla el ele tutuşabilir miyiz, haram mıdır?
Cevap:

Nikahlınız olmayan bir bayanla el ele tutuşmanız dinimizce yasaklanmıştır. Bunun oruçlu olup olmamakla bir ilgisi yoktur. Yani yasak olan bu hüküm oruçlu iken de yasaktır, oruçlu değilken de. Nikahlı olmadığınız müddetçe ele ele tutuşmanız doğru değildir.
Soru: Bir bayanın erkek arkadaşıyla yanak yanağa öpüşmesi, el ele tutuşup sarılması sonucunda ıslaklık hissedilse fakat şehvet duyulmazsa acaba orucu bozulur mu, kaza veya kefaret gerekir mi?
Cevap:

Orucu bozulmaz, dolayısıyla kaza ve keffaret gerekmez. Ama Müslüman bir insanın, yabancı biriyle el ele tutuşup, yanak yanağa öpüşmesinin doğru bir davranış olmadığını bilmesi ve bu tip davranışlardan kaçınması gerekir.
Soru: Oruçlu iken kız arkadaşımı öpmem ya da sarılmam (boşalma olmadan) orucumu bozar mı?
Cevap:

Öpmek orucu bozmaz ama nikâhlı eşiniz olmayan bir bayanı öpüp sarılmanız haramdır.
Soru: Oruçluyken sabah namazından sonra tahrik edici bir rüya görsem orucum bozulur mu? Bir de boy abdesti alırken oruç bozulur mu?
Cevap:

Oruçlu iken tahrik edici rüya görmek orucu bozmaz. Boy abdesti almak da orucu bozmaz. Ama özellikle ağız ve burna su verirken vücuda su kaçmaması için dikkatli olmak gerekir.
Soru: Yaklaşık üç sene kadar hastalıkla uğraştım. Bu müddet içerisinde Ramazan oruçlarımı tutamadığım gibi, bütçem zayıf olduğu için fidyesini de verememiştim. Şimdi ise, hamdolsun sağlığıma kavuştum ve bütçem düzeldi. Acaba tutamadığım oruçların fidyelerini toptan bir fakire vermem caiz midir?
Cevap:

Hastalığınız nedeniyle tutamamış olduğunuz Ramazan-ı Şerif oruçlarınızı, sağlığınıza kavuştuğunuz için bilfiil kaza etmeniz gerekir. Fidye vermekle borçtan kurtulamazsınız.
Soru: Özürlü veya özürsüz olarak oruç tutmayan bir kişi, kendi yerine bir başkasına oruç tutturabilir mi veya tutamadığı günler yerine fidye verebilir mi?
Cevap:

Oruç, kişinin bizzat yapması gereken bir bedeni ibadettir. Onun için hiç kimse kendi yerine bir başkasına oruç tutturamaz.

Fidyeye gelince o, orucu kaza ettikten sonra yoksullara verilmesi gereken maddi bir yardımdır.
Soru: Sabah namazını, sabah ezanı okunduktan sonra en az 15 dk sonra kılmak gerekiyormuş, bu doğru mu?
Cevap:

Şu anki takvimlere göre imsak vakti gerçek vaktinden yaklaşık 30-40 dakika önce gösterilmektedir. Bunun nedeni takvim konusunda kaynak kabul edilen Gazi Ahmet Muhtar Paşa tarafından yapılan ve hala tekrarlanan bir hatadır. Sabah ezanlar okunduktan sonra 40 dakika geçmesini bekleyip namazınızı ondan sonra kılmalısınız
Soru: Başta astım olmak üzere birçok hastalıkta kullanılan spreyler orucu bozar mı?
Cevap:

Nefes darlığı çekenlerin kullandıkları ve halk arasında fıs fıs denen ilaçlar orucu bozarlar. Çünkü bunlar ağız yoluyla alınan ilaçlardandır. Fakat Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bu konuda şöyle farklı bir görüşü vardır:

“Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır.

Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmaz olduğu halde, Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle oruç bozulmaz.

Bu itibarla astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.” (22.09.2005 tarihli, “Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri” başlıklı karar)

Bu da farklı bir ictihattır.
Soru: Keyfi olarak tutulmayan ramazan orucunun cezası nedir?
Cevap:

Bir müslümanın hastalık veya yolculuk gibi meşru sebepleri olmaksızın keyfi olarak oruç tutmaması haramdır. Bu davranış, Allah’a isyan anlamı taşır.

Bu kişi hasta veya yolcu olmadığı için keyfi olarak tutmadığı oruçları kaza etmesi gerekmez. Zira Bakara sûresinin 184 ve 185. ayetlerinde sadece hasta ve yolcuların oruç tutmamaları halinde kaza edebilecekleri bildirilmiştir.

Yanlış davranışından dolayı bu kişinin Allah’a bol bol tevbe – istiğfar etmesi ve bir daha böyle bir şey yapmaması gerekir
Soru: Oruçluyken duş almak veya denizde yüzmek orucu bozar mı ?
Cevap:

Oruçluyken duş almak da denize girmek de orucu bozmaz. Fakat ağız ve burundan vücuda su kaçarsa o zaman oruç bozulur. Duş alırken belki buna dikkat edebilirsiniz ama yüzerken ağız ve burna suç kaçması sıkça rastlanılabilir bir durumdur. Bu yüzden bundan sakınmalısınız.
Soru: Oruçluyken aşırı bir şekilde diş ağrısı tutan bir kişi ağrı kesici yutsa ne lazım gelir?
Cevap:

Oruçluyken hap, şurup ve burun damlası gibi ağız ve burun yoluyla alınan ilaçları yutmak orucu bozar. Bu kişi hasta olduğu için bu davranışından dolayı günahkar olmaz. Çünkü hastaların oruç tutmama ruhsatı vardır. Yalnız oruç bozulduğu için Ramazan’dan sonra bir gün kaza orucu tutması gerekir.
Soru: Ağlarken gözyaşı yutmak orucu bozar mı?
Cevap:

Gözyaşı veya yüz teri ağza girecek olsa, bakılır: Eğer bir ve iki damla gibi az bir şey ise, orucu bozmaz. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir. Fakat tuzluluğu bütün ağız içinde duyulacak derecede fazla olup da oruç hatırda iken yutulacak olsa, orucu bozar.
Soru: Ben Kosova’da yaşıyorum. 3 gün sonra Türkiye’ye gideceğim. Kosova’dan Türkiye uçakla yaklaşık 1 buçuk saat sürer. Şimdi benim oruç tutmam caiz midir değil midir?
Cevap:

Bulunduğunuz şehirden 90 km dışarıya çıkmanız seferî olmanız için yeterlidir. Bu yolculuğun yürüyerek olması ile araba veya uçakla olması arasında herhangi bir fark yoktur. Seferîlik hükümlerini uygulayabilirsiniz.

Seferî olanlara da (hastalara da) oruç farzdır. Ama bunlar Ramazan’da tutmayıp daha sonra kaza edebilirler. Allah onlara böyle bir ruhsat tanımıştır. Fakat buna rağmen oruç tutarlarsa daha iyi olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Sayılı günlerde… Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)
Soru: Benim beş senelik ramazan orucu borcum bulunmaktadır. Bu beş senelik borcumu oruç tutarak mı ödeyeceğim veya bedel ödeyerek de borcu ödeyebilir miyim?
Cevap:

Bedelle olmaz, kaza etmeniz gerekir. Peş peşe tutmanız gerekmez, ara ara tutabilirsiniz.
Soru: Fitil kullanmak orucu bozar mı?
Cevap:

Fıkıh ve ilmihal kitaplarına göre fitil kullanmak orucu bozar. Fakat Allah orucu “yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak kalmak” şeklinde tarif etmiştir. Fitil kullanmak ne yeme ne de içme sayılır! Tedavi maksatlıdır ve ağız – burundan vücuda girmemektedir. Bu açıdan biz orucu bozmayacağı kanaatindeyiz. Fakat fitilin kullanım amacını da dikkate almak gerekir. Eğer gerçekten bir hastalığın tedavisi içinse problem olmaz. Fakat kişiye kuvvet verici, gıda sağlayıcı bir fitilse o zaman bundan da kaçınmak gerekir.
Soru: Ben şu anda oruçluyum ve oruç nedeni ile bağırsaklarımdan dolayı dışarı çıkmakta zorlanıyorum ve bu beni rahatsız ediyor. Acaba eczaneden şu anda oruçlu iken lavman alsam orucum bozulur mu?
Cevap:

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun lavman ile ilgili kararı şöyledir:

“Lavman yaptırmak konusunda iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.”

Bize göre ise her iki durumda da oruç bozulmaz. Zira lavman, yeme içme kapsamında değerlendirilecek bir işlem değildir
Soru: Ağda yapınca oruç bozulur mu?
Cevap:

Oruç; imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak kalmak demektir. Orucu bozan şeyler de yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Ağda yapmak bunlardan hiçbirine girmez. Dolayısıyla oruç bozulmaz.
Soru: Oruçlu iken ağız yarası için gargara yapmak orucu etkiler mi? Etkilerse ne kadar etkiler ve etkileri nelerdir?
Cevap:

Oruçlu iken gargara yapmak yutmamak kaydıyla caizdir. Nasıl ki abdest alırken ağza su vermek ve çalkalamak orucu bozmuyorsa ilaçla gargara yapmak da bozmaz. Bunun şartı, boğazdan aşağıya hiçbir şeyin gitmemesidir. Bir damla bile kaçsa oruç bozulur, kazası gerekir.
Soru: Unutarak yemek içmek orucu bozar mı?
Cevap:

Hayır bozmaz. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği ve içtiği zaman, orucunu (bozmayıp) tamamlasın! Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.” (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 33 (1155)
Soru: Recep, Şaban ve Ramazan ayları ile Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarının birbirlerinden farkı nedir? 4 haram ay diyorsunuz, peki Ramazan ayı bunun neresinde? Tam bir açıklık getirilmemiş internetteki yazıda?
Cevap:

Halk arasında üç aylar olarak bilinen aylar ile Kur’an-ı Kerim’de geçen haram aylar arasında fark vardır. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarında savaş yapmak yasak olduğu için bu aylar haram aylar = el-eşhuru’l-hurum olarak adlandırılmıştır. Cahiliye devrinde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnız haram aylarda savaş yapılmazdı. Bu aylarda panayırlar kurulur, şiir yarışmaları yapılır; yahudiler, hristiyanlar ve puta tapıcılar dinlerini yayarlardı. Ramazan ayı ise haram aylardan değildir. Kur’an’da haram aylardan Tevbe suresinde bahsedilir:

“Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah’ın katında ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü haram (ay)lardır. İşte doğru din budur. O aylar içinde (konulmuş yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve Allah’a ortak koşanlar nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekün savaşın ve bilin ki Allah (günahlardan) korunanla beraberdir. Haram ayı içinde savaşmak yasaklanmıştı. Bu ayda savaşmak için haram ayını başka bir aya ertelemek, küfürde daha ileri gitmektir. İnkâr edenler onunla saptırılır. O (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, bir yıl haram sayarlar ki, Allah’ın haram kıldığının sayısını çiğneyip, Allah’ın haram kıldığını helâl yapsınlar. Yaptıkları işin kötülüğü kendilerine süslü gösterildi Allah kâfirler toplumuna yol göstermez. “ (Tevbe, 9/36-37)
Soru: KPSS’ye hazırlanan bir öğrenciyim. Geçen senelerden de karşılaştığım bir sorun var. Daha önce ÖSS’ye hazırlanırken oruç zamanı derslerden düşüyor, anlayamıyordum, yani verimsizlik oluyordu. Tabi bu da derslerimi etkiliyor, birçok konuda eksik kalıyordum. Netlerim düşerdi. Bu senede KPSS sınavı oruç zamanına denk geliyor. Şöyle düşünüyorum: Orucun 21. günü sınav. Oruç tutmasam ne olur? Bu gayet geleceğim için çok önemli bir sınav. Oruç da benim için önemli ama oruç tutarsam bu derslerimi netlerimi çalışma azmimi mutlaka etkileyecek. Dinimizde kolaylıklar olmalı. Arkadaşla da tartıştık. Bir sonuca ulaşamadık. Ne yapmam gerekiyor hocam. Orucun kazası olur mu? Tutmayıp kazaya bırakabilir miyiz?
Cevap:

Oruç hükümlerinin anlatıldığı Bakara suresi 183-186. ayetleri mutlaka bir mealden okumanızı tavsiye ederiz. Orada sadece hasta ve yolcu olanların oruçlarını tutmayıp kazaya bırakabilecekleri bildirilmiştir. Zor işlerde çalışanlar, öğretmen ve öğrenciler ne hasta sınıfına girer ne de yolcu… Zaten orucun hikmetlerinden biri de her türlü şart ve ortam altında kişilerin Allah’ın emirlerini yerine getirip getirmeyeceklerinin belirlenmesidir. Savaştan daha zor bir ortam düşünebilir misiniz? Ya da savaş şartları ile sınavlara hazırlık şartlarını mukayese edebilir misiniz? İlk ramazan orucunun Ashab-ı Kiram cihattayken farz kılındığı gerçeğini asla unutmamanızı tavsiye ederiz. Bu dünya, imtihan dünyasıdır. Bu bilinçle sınavlarınızı bahane ederek Ramazan orucunuzu tutmazlık etmeyiniz. Dinimizin oruç ibadetindeki kolaylık prensibi, yukarıda da belirtildiği gibi hasta ve yolcuları kapsamaktadır. Yoksa oruç tutmak istemeyen herkes kendince haklı bir sebep bulabilir ve kolaylık prensibinden yararlanabilirdi.

Siz orucunuzu tutarak Allah’ı razı ediniz ki Allah da size yardımcı olsun.
Soru: Niye her sene 10 gün önce tutuyoruz?
Cevap:

Ramazan, kameri aylardandır. Yani ayın hareketlerine göre belirlenir. Bu sebeple her yıl bir önceki yıla göre on veya on bir gün önce gelir. Dolayısıyla bazen kışın, bazen yazın oruç tutulur. Böylece Müslüman, soğukta, sıcakta ve her mevsimde Allah’ın oruç emrini yerine getirme fırsatını yakalar.
Soru: Çocuklarımıza kaç yaşlarından itibaren oruç tutturmamız gerekiyor?
Cevap:

Dinimizde ibadetlerle yükümlü olma sınırı, ergenlik çağıdır. Kızlar adet görmeye, erkekler de ihtilam olmaya başladıkları andan itibaren dinin her türlü hükümlerinden sorumlu olurlar. Ergenlikten önce bu sorumluluk yoktur.

Çocukları bu ağır sorumluluğa hazırlamak ailenin görevidir. Namaz ve oruç gibi temel ibadet eğitimleri, çocuğa yedi yaşından itibaren verilmeye başlanmalıdır. 10 yaşına gelmiş bir çocuk artık namaz kılmayı gayet iyi biliyor ve zaman zaman oruç tutabiliyor olmalıdır. Fakat çocuklar ergenlikten önce henüz tam anlamıyla mükellef olmadıkları için onları kesinlikle zorlamamalı, uygun bir dille kendilerine anlatılmaya çalışılmalıdır. Bu konuda en büyük görev anne ve babanındır. Buhari’de yer alan bir rivayette ashab-ı kiram’ın henüz ergenlik çağına girmemiş çocuklarını oruca alıştırdıkları, çocukların yemek için ağladıkları zaman iftar vaktine kadar onları oyuncaklarla oyaladıkları anlatılmaktadır. (Buhari, Savm, 47)
Soru: Ramazan ayı gelmeden bir iki gün önce oruç tutulmaması gerektiği doğru mudur?
Cevap:

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’ten: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ramazan ayını bir gün veya iki gün öncesinde oruçla karşılamayın. Ancak kişinin tutmayı alışkanlık haline getirdiği oruç o güne rastlarsa onu tutsun.” (Buhari, Savm, 14, Müslim, Sıyâm, 21 (1082); Tirmizi, Sıyâm, 2)

Bu hadise dayanan Ömer b. Hattâb, Ali b. Ebi Talib, Ammâr, Huzeyfe, İbn Mes’ûd radıyallâhu anhum gibi bazı sahabiler ile Said b. Müseyyeb, Şa’bî, Nehaî, Hasan Basri gibi tabiiler ve İmam Şafii, Şa’ban ayının son 10 gününde oruç tutulmasını caiz görmemektedirler. Bunların dışında kalan âlimler ise bu günlerde oruç tutulmasını mekruh kabul etmektedirler.
Soru: Kasıtlı olarak oruç tutmayan müslim veya gayri müslim kimselere ikramda bulunmak şer’an caiz midir?
Cevap:

Bir müslümanın kasıtlı olarak oruç tutmaması diye bir şey olamaz. Din bize uymaz, biz dine uymak zorundayız. Dine uymak istemeyen kişi, zorla uydurulmaz. Bu sebeple onlara ikramda bulunabilirsiniz. Böyle bir durumda gereken uyarıları yapmanız iyi olur.
Soru: Dudağa sürülen ruj orucu bozar mı?
Cevap:

Oruç, yeme içme ve cinsel ilişki ile bozulur. Bakara 187. âyette şöyle buyurulur:

“… Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.”

Dudaklara sürülen ruj, o sınırlara yaklaşmak olur. Çünkü tükürüğe bulaşıp boğazdan aşağı gitme ihtimali vardır. Bu sebeple oruçluyken ruj sürmemek gerekir.

Soru: İftarı hurma ile mi açmak gerekir, su ile mi?
Cevap:

Konuyla ilgi hadislere ve Peygamberimizin uygulamasına bakıldığında bulabilenlerin hurma ile, bulamayanların ise su ile iftar etmeleri tavsiye edilmiştir.

Selmân İbn Âmir ed-Dabbî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Herhangi biriniz iftar etmek istediği zaman orucunu hurma ile açsın. Hurma bulamazsa, su ile iftar etsin. Su temizdir.” (Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Zekât 26, Savm 10; İbn Mâce, Sıyâm 25)

Enes radıyallahu anh dedi ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazından önce bir kaç taze hurma ile orucunu açardı. Taze hurma bulamazsa, kuru bir hurmacıkla iftar ederdi. Kuru hurma da bulamazsa, birkaç yudum su içerek iftar ederdi. (Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Savm 10.)
Soru: Sigara neden orucu bozuyor anlamış değilim. İzah edebilir misiniz? Doyurucu ya da vücuda gıda veren bir şey değil. Sigara içenler bu bağımlılık yapan maddeye olan bağımlılıklarından dolayı oruçlarını tutamıyorlar.
Cevap:

Orucu yeme, içme ve cinsel ilişki bozar. Yenilen ve içilen şeylerin vücuda gıda verip vermemesi önemli değildir. Sigara, içilen şey olduğu için orucu bozacağı kesindir.
Soru: Nafile oruç bozulduğunda yerine tutulması gereken oruç farz mı yoksa vacip mi olur?
Cevap:

Nafile orucu bozanların kaza orucu tutacağına dair şöyle bir hadis bulunmaktadır:

Aişe radıyallâhu anhâ demiştir ki: “Biz oruçlu iken Hafsa ile bana bir hediye getirildi. Biz de oru­cumuzu bozduk, sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem odaya girdi. Kendisine: “Ya Rasûlallah! Bize bir hediye getirildi, onu canımız çekti ve orucumuzu bozduk”, dedik. O da “Size günah yok (ancak) onun yerine başka bir gün oruç tutu­nuz” buyurdu. (Tirmizi, Sıyâm, 36; Ebu Davud, Savm, 73)

İmam-ı Azam ve İmam Mâlik bu hadise dayanarak başladığı nafile orucu bozan kişiye ka­zanın vâcip olduğunu söylemişlerdir. Gerçi bu hadis zayıftır. Çünkü râviler arasında tenkide uğrayan Zümeyl vardır. Fakat bu hadis İbn Hibbân, İbn Ebî Şeybe ve Taberânî tarafından başka senedlerle de rivayet edilmiştir.

Bu görüşte olanlar ayrıca “Amellerinizi bozmayınız” (Muhammed, 47/33), ve “orucu geceye kadar tamamlayınız” (Bakara, 2/187) manalarındaki ayetleri de görüşlerine delil almışlardır. Çünkü bu son ayette, orucun geceye kadar tamamlanması emredilirken farz veya nafile olduğu­na dair bir ayırım yapılmamıştır.

Konu ile ilgili olarak Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali‘nde şu bilgiler yer almaktadır:

“Nafile oruçların tutulmalarını zorunlu kılacak dinde bir sebep yoktur. Bunlar, yalnız sevap kazanmak için dileyenlerin tutacakları oruçlardır. Ancak böyle bir oruç tutulmaya başlandıktan sonra bozulacak olursa, onun kazası gerekir. Bu kazanın sebebi de, böyle bir ibadete Hak rızası için başlanmış olmasıdır ki, bunu yarıda bırakmak caiz olmayacağından kaza şeklinde tamamlanması vacip olur.” (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, İstanbul, 1986, s. 255-256.)

Şafii ve Hanbelîler ise nafile orucu bozmanın kazayı gerektirmediği görüşündedirler.
Soru: Peygamberimiz iftardan sonra nasıl dua ederdi?
Cevap:

Muâz b. Zuhre; Rasûlullah (s.a.)’e kadar ulaştırdığı rivayetinde; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin iftar ettiği zaman şöyle dediğini haber vermiştir:

“Ey Allahım! Senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.” (Ebu, Davud, Savm, 22)

Dârekutnî’nin ve Taberânî’nin el-Mü’cemul-Kebir’inde İbn Abbas’tan rivayet ettikleri haber şu şekildedir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman; “Ey Allahım! Senin için oruç tuttuk, senin rızkınla orucumuzu açıyoruz. Onu bizden kabul et. Sen işitir ve bilirsin” derdi.

İbnus-Sünnî, Muâz b. Zühre’den şöyle rivayet etmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Allaha hamd ederim. O bana yardım etti, oruç tuttum, rızık verdi, iftar ettim,” derdi.

Abdullah b. Amr b. el-As’dan da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Oruçlunun iftar esnasındaki duası şudur: ” Allahım! Senden her şeyi kuşatan rahmetinle günahlarımı ba¬ğışlamanı isterim.”

Hanefîlerin iftar esnasında okudukları duâ şöyledir:

“Allahım senin rızân için oruç tuttum, sana inandım, sana dayandım, senin rızkınla orucumu açtıyorum. Ramazanın yarınki günü orucuna da niyet ettim. Artık benim, geçmiş ve gelecek günâhlarımı bağışla.”

Şâfiîlere göre; “Allahım senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açtım,” diye duâ etmek sünnettir.

(KAYNAK: Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hüseyin Kayapınar, Necati Yeniel, Necat Akdeniz, Şamil Yayınevi, Oruç bahsi, 22. bâb.)
Soru: Banyo yapmak orucu bozar mı?
Cevap:

Oruçlunun banyo yapmasında bir sakınca yoktur. Fakat ağza ve buruna su verirken dikkatli olmak gerekir. Boğazdan aşağı su kaçarsa oruç bozulur.
Soru: İğne yaptırmak ve serum kullanmak orucu bozar mı?
Cevap:

Konuyla ilgili olarak Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bizim de katıldığımız kararı şöyledir.

“İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.”
Soru: Sadece Cuma günleri oruç tutulur mu? Perşembeyi veya cumartesiyi de eklemek gerekir mi?
Cevap:

Yalnızca cuma günü oruç tutmamak ona Perşembe veya Cumartesi günlerini de ilave etmek konusunda Peygamberimizden nakledilen sahih hadisler mevcuttur. İlgili hadislerden birkaçı şöyledir:

Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle demiştir: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle derken işittim:

“Sizden herhangi biriniz Cuma gününden bir gün evvel yahut bir gün sonra da oruç tutmadıkça sakın yalnız cuma günü oruç tutma­sın!” (Buhari, Savm, 62. Ayrıca bak: Müslim, Sıyâm 147; Ebu Davud, Savm, 51; Tirmizî, Savm 42; İbn Mâce, Sıyâm 37; Ahmed b. Hanbel, 1/288; 2/422, 526.)

Cüveyriye binti Haris (r.anha)’dan rivayet edildiğine göre, Cuma günü Cüveyriye oruçlu iken Peygamber (s.a.) onun ya­nına girip; “Dün oruç tuttun mu?” diye sormuştur. Cüveyriye: “Hayır”, demiş. Peygamber (s.a.); “Peki yarın tutmayı düşünüyor musun?” diye sormuş. Cü­veyriye: “Hayır” demiş. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve selem: “O zaman orucunu boz,” buyurmuştur. (Buhari, Savm, 62; Ebu Davud, Savm, 53)

Bu hadislere dayanan bazı âlimler yalnızca Cuma günleri oruç tutmayı haram, bazıları mekruh kabul etmiştir. Kendilerine bu hadisin ulaşmadığı düşünülen Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Muhammed ise yalnızca Cuma günleri oruç tutmanın mekruh da olmadığını mubah olduğunu söylemişledir.

Bizce de doğrusu, hadislere uygun davranmak, yalnızca Cuma günleri oruç tutmamak, buna Perşembe veya Cumartesi gününü de eklemektir.
Soru: Neden Ramazan ayına 11 ayın sultanı denilmektedir? Hicri takvimde de 12 ay yok mudur?
Cevap:

Evet, hicri takvimde 12 ay vardır. Ramazan da bunlardan biridir. Ramazan ayı bunların sultanı olunca geriye 11 ay kalır. Yani Ramazan, geri kalan 11′in sultanıdır. Eğer 12 ayın sultanı olsaydı o takdirde takvimde 13 ay olması lazımdı!
Soru: Ramazan bu yıl da yaz tatiline denk geldi. Oruç tutanlar nelere dikkat etmeli? Ramazan ayında tatil yapılır mı? Sahil yörelerinde tatil yapmakta olan veya oralarda yaşayanlar nelere dikkat etmeli? Oruçlu kişiler denize veya havuza girerse oruçları bozulur mu?
Cevap:

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de orucun amacını şöyle belirtiyor:

“Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de korunasınız diye farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

Bu ayete göre Ramazan ayında oruç tutan bir insan, kendini Allah’ın yasakladığı şeylere karşı diğer zamanlarda olduğundan daha fazla korumalıdır. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ramazan boyunca her gece kullara bu korunma çağrısının yinelendiğini bildirmiştir:

“Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin asileri zincire vurulur. Cehennem kapıları kapatılır, hiçbiri açılmaz; Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Ve bir seslenen şöyle haykırır: “Ey hayır isteklisi (hayır işlemeye) yönel! Ey şer isteklisi, kendini tut! (Çünkü) Allah’ın ateşten koruduğu kimseler vardır.” Ramazan boyunca bu iş her gece yapılır.” (Tirmizi, Savm, 1; İbn Mâce, Sıyâm, 2.)

Bakara suresinin 187. ayetine göre orucu bozan şeyler yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Aynı ayette Allah “… Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.” buyurmaktadır. Buna göre bir kişi “oruçluyken” yemekten, içmekten, cinsel ilişkiden ve kişiyi bu yasaklara götüren şeylerden uzak durmalıdır.

Ramazan ayında tatil yapılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Denize veya havuza girmek de orucu bozmaz. Fakat ağız ve burundan giren su boğazdan aşağı kaçarsa o zaman oruç bozulur. Yüzerken ağız ve burna suç kaçması sıkça rastlanılabilir bir durumdur. Dikkatli olmak gerekir.
Soru: Mayolu erkek-kadın görünce oruç bozulur mu?
Cevap:

Erkeğin avret yeri göbekle diz kapağı ara­sıdır. Kadının dinen kendisine yabancı olan erkeklere karşı avreti eli, yüzü ve ayakları hariç bütün vücududur. Bunun yanı sıra bir kadın, arzu duysun veya duyma­sın diğer bir kadının dizkapağı ile göbeğinin arasına bakamaz. Bu yüzden avret bölgelerinin kimseye gösterilmemesi gerekir.

Behz b. Hakîm radıyallahu anh, dedesinden şöyle rivâyet etmiştir:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Örtülmesi gereken yerlerimizi kime karşı örtelim? Diye sordum. Şöyle buyurdular: “Hanımından ve cariyenden başka herkese karşı örtülmesi gereken yerlerini ört.” İnsanlar bir arada otururlarken avret ile hüküm nedir diye sorunca: “Gücün yettiğince avret yerlerini kimseye göstermemeye çalış!” Sonra ben kişi tek başına olunca ne yapması gerekir dedim; “Kendisinden hayâ edilip utanılmaya en layık olan zat Allah’tır” buyurdular. (Tirmizi, Edeb, 39; İbn Mace, Nikah, 27)

Fakat avret mahallinin bir başkası tarafından görülmesi halinde iki tarafın da orucu bozulmaz. Avret bölgesinin açılması veya avret bölgesine bakmak, orucu bozan şeylerden değildir.
Soru: Tatil yörelerindeki beach olarak adlandırılan sahil bar-cafe benzeri alanlarda iftar açmakta sakınca var mıdır? İftarın nerede açıldığı önemli midir?
Cevap:

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Müminler! Sarhoş edici içkiler, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi pisliklerdir. Onlardan uzak durun ki umduğunuza kavuşasınız.

Şeytanın istediği tek şey sarhoş edici içkiler ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak bir de Allah’ın zikri (olan Kur’an)’dan ve namazdan sizi alıkoymaktır. Artık vazgeçersiniz değil mi?” (Maide, 5/ 90-91)

Görüldüğü gibi ayette sarhoş edici içkilerin içilmesi yasaklanmış, ayrıca “onlardan uzak durun” buyurularak bu tür içeceklerle araya mesafe konulması istenmiştir. Bundan dolayı Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurmuştur:

Enes radıyallâhu anh’tan gelen rivayete göre “Allah’ın Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem sarhoşluk veren içki ile ilgili olarak on kişiye lanet etmiştir: “Sıkana, sıktırana, içene, taşıyana, taşıtana, sunana, satana, parasını yiyene, satın alana ve satın aldırana.” (Tirmizî, Büyû 59.)

İçki servisi yapılan bar veya cafelerde yemek yiyen kişi, bunlardan birine girmemekle birlikte “içkiden uzak kalma” emrini yerine getirmek için başka lokantayı tercih ederse sevap alır.
Soru: Alkol kullanan ama Ramazanda alkolü bırakıp, oruç tutanların oruca başlamadan ne kadar süre önce içkiyi tamamen kesmeleri gerekir?
Cevap:

Maide suresinin 90 ve 91. ayetlerinde açık bir şekilde görüleceği gibi bir Müslümanın sarhoş edici içkilerden uzak durması ve araya bir mesafe koyması gerekir. Fakat bunun haram olduğunu bilip nefsine yenilen ve içki içen ama namazını kılıp orucunu tutanlar da olabilir.

İçki içmek haramdır, kişi bir haramı işliyor diye Allah’ın emirlerinden uzak kalamaz. Bu emirleri yerine getirmesi, onun haramlardan uzaklaşmasını kolaylaştırır.
Soru: Ramazanda ezan okunduğunda önce akşam namazını mı kılmak gerekir yoksa yemeğimizi yemek mi? Kur’an ve sünnet ışığında tercihimiz ne olmalı? Ya da ezan okununca orucu açıp, yemek yemeden akşamın farzını kılıp sünnet kılmadan, dua etmeden, tesbih çekmeden, ondan sonra yemek yemek mi? Bütün ilçede bu konuda bir yanlışlık zinciri var, aydınlatmanızı rica ediyorum.
Cevap:

Konu ile ilgili hadisler ve bu hadislerden âlimlerin vardığı sonuçlar şöyledir:

1) Enes b. Mâlik radıyallahu anh’tan; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Eğer ak­şam yemeği önünüze konulmuş, bu sırada akşam namazına ka­met getirilmiş ise siz akşam yemeğine başlayınız.” (Buhari, Et’ime, 58; Müslim Mesâcid, 64 (557).

2) Enes b. Mâlik radıyallahu anh’tan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Eğer akşam yemeği önünüze konulmuş ise akşam namazını kılmadan önce yemeğe başlayınız. Acele edip akşam yemeğinizi bırakmayınız.” (Buhari, Ezan, 42; Müslim Mesacid, 64 (557).

3) Aişe radıyallahu anha’dan; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Eğer akşam ye­meği önünüze konulmuş, bu sırada akşam namazına kamet getirilmiş ise siz akşam yemeğine başlayınız.” (Buhari, Ezan, 42; Müslim Mesacid, 65 (558).

4) Abdullah İbn Ömer radıyallahu anh’tan; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Eğer birinizin önüne akşam yemeği konulmuş, bu sırada akşam namazına kamet getirilmiş ise siz akşam yemeğine başlayınız. Acele edip akşam yemeğinizi bırakmayınız.” (Buhari, Ezan, 42; Müslim Mesacid, 66 (559).

Nevevî ‘nin beyanına göre: Sofra hazırken namaza durmanın mekruh olması kalp meşgul olarak huşû’un kemâli elde edilemediği içindir. Ancak bu kerahet vakit müsait olduğuna göredir. Yemek yediği takdirde vakit çıkacaksa namazın geciktirilmesi caiz değildir.

Ebu Hanife’nin şöyle dediği nakledilir: “Bütün yemeğimin namaz olması, benim için bütün namazımın yemek olmasından daha makbuldür.» O, bu sözü ile “namazda yemeği düşüneceğime, yemekte namazı düşünmeyi tercih ederim” demiş olmaktadır.

Ahmed b. Hanbel bu gibi hadislerin tevil edilmesi gerektiğini söylemiştir. Ona göre yemeğe başlayan bir kimse namaz için ikamet edildiğini duyunca yemeği keserek namaza durur. Çünkü kalbini meşgul etmeyecek kadar yemek yemiştir.

İmam Şâfiî’ye göre önüne sofra gelen kimse oruçlu ve pek aç olursa evvelâ yemeği yer. Böyle değilse yemeği bırakarak namazı kılar.

İmam Mâlik ‘den bir rivayete göre sofra ile namaz bir yere ge­lirlerse evvelâ namaz kılınır. Ancak yemek hafif ise evvelâ yemek de yenilebilir. (Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Şerhi, Mesâcid, 67 (560) numaralı hadisin şerhi)

İşin sağlık boyutu da göz önünde bulundurulduğunda ezan okunduğunda önce iftar açılıp, çorba vs. ile kısa bir atıştırma yapıp akşam namazını kılmalı, namazdan sonra yemeğe devam etmelidir. Bu sayede hem namazda zihin yemekle meşgul olmaz hem de bütün gün boş olan mide bir anda yemekle dolup vücuda rahatsızlık vermez.
Soru: Ramazanda bütün bir ayı oruçlu geçirmek için adet geciktirici ilaç alıp adet olmayan bayanlar var. Bunun dinen bir zararı var mı?
Cevap:

İlaç kullanıp âdeti geciktirmek kadının bünyesine zarar verir, fıtratını bozar. İlaç kullanmaması gerekir. Çünkü adetli kadın namaz kılamaz ama orucunu tutmak zorundadır
Soru: Oruç tutması mümkün olmayacak derecede hasta, yaşlı veya güçsüz olanlar ne yapmalıdır?
Cevap:

Allah Teâlâ, hasta ve yolcu olanlara oruç tutmama ruhsatı verdikten sonra şöyle buyurmuştur:

“Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Eğer bilmiş olsaydınız!” (Bakara, 2/184)

Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur:

“Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara, 2/286)

Allah Teâlâ hasta ve yolcuların oruç tutmalarının daha iyi olacağını bildirdiğine göre onların oruç tutabilecek güçte oldukları anlaşılır. Zaten Bakara 185. ayette bu ruhsatın sebebi şu şekilde açıklanmıştır:

“Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.”

Oruç tutması mümkün olmayacak derecede güçsüz olanlar, ister yaşlı ister hasta isterse diğer durumlarda olsunlar Allah’ın oruçla mükellef kıldığı kişilerden olmazlar. Bunlar “oruç tutmaları daha hayırlı” olan kişiler gibi değildirler. Peygamberimizden rivayet edilen hamile ve emzikli kadınlarla ilgili şu hadis onların bu durumda sayıldıklarını gösterir:

“Allah yolculuk yapandan orucu ve namazın yarısını kaldırmıştır. Hamile ve emziren kadından da oruç tutmayı kaldırmıştır.” [1] (Tirmizi, Savm, 21; Ebu Davud, Savm, 43; Nesai, Sıyâm, 61; İbn Mace, Sıyâm, 12)

Peygamberimiz bunlara fidye verme yükü de yüklememiştir. Çünkü ayette (Bakara, 2/184) geçen fidye, oruç tutabilenlerin Ramazan bayramında vermekle yükümlü oldukları fitredir. Bunların oruca gücü yetmediği için fitre vermeleri de gerekmez.

Burada hamile ve emzikli kadınlara açıklık getirmek gerekir. Onların hepsi bir değildir. Oruç tutmaları sıkıntılı olacak ama kendilerine veya çocuklarına telafi edilemeyecek şekilde bir zarar gelmeyecekse hasta gibi kabul edilebilirler. Bu durumda Peygamberimizin şu hadisi uygulanır:

Enes b. Malik’ten şöyle rivayet edilmiştir: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ile çocuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadına Ramazan orucunu tutmama ruhsatı vermiştir.” (İbn Mace, Sıyâm, 12)

Bu durumda olan hamile ve emzikli kadınlar yukarıdakilerden farklı olarak tutamadıkları orucu daha sonra tutarlar.

Soru: Şevval ayında tutulması gerektiği söylenen orucun hükmü nedir?
Cevap:

Şevval ayında tutulması tavsiye edilen altı gün oruç hakkında hadis kitaplarında şu hadisler yer almaktadır:

“Her kim Ramazan orucunu tutar da sonra ona Şevval’den altı günü eklerse bütün sene oruç tutmuş gibi olur.” (Müslim, Sıyâm, 39 (1164)

“Kim Ramazan orucunu tutar ona Şevval’den altı gün daha eklerse tüm seneyi oruçlu geçirmiş gibidir.” (Tirmizi, Sıyam, 53)

“Bir kimse ramazanı oruçlu geçirir, sonra peşinden Şevvalden de altı gün tutarsa, tüm sene oruç tutmuş gibi olur.” (Ebu Davud, Savm, 58)

“Kim Ramazan (orucunu tutar ve) bayramdan sonra altı gün oruç tutarsa, onun tutmuş olduğu oruç, yılın tamamının orucu olmuş olur. Kim iyilik işlerse, ona o iyiliğin on misli verilir.” (İbn Mace, Sıyâm, 33)
Soru: Susuz olarak hap içmek orucu bozar mı? Bende bel fıtığı var. Günde en az 2 hap almaya mecburum. Ramazan’da da oruç tutmak istiyorum. Susuz içilen haplar var, acaba susuz içilen haplardan alsam iki tane oruç bozulur mu?
Cevap:

Susuz da olsa hap içmek orucu bozar. Oruçla ilgili ayetlere bakıldığında hasta olanların oruçlarını tutmayabilecekleri, daha sonra iyileştiklerinde tutabilecekleri belirtilmiştir. Siz de öyle yapın. Doktorunuzun talimatı ile mutlaka hap içmeniz gerekiyorsa oruç tutmaz, Allah’ın izniyle iyileştiğinizde tutamadığınız oruçları tutarsınız. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“… Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)
Soru: Namaz kılmayan birisinin ramazan orucu tutmasının hükmü nedir? Ya da namaz kılmadan ramazan orucu tutmak İslam’a göre nasıl değerlendirilebilir?
Cevap:

Namaz da oruç da Allah’ın emridir, bir Müslüman her ikisinden de sorumludur. İnkâr etmediği ve alaya almadığı müddetçe bunlardan birini yerine getirmemesi diğerini terk etmesini gerektirmez. Allah Teâlâ terk ettiği ibadetinin cezasını, yerine getirdiğinin ise mükâfatını verir. Yani namaz kılmayan kişi büyük bir günah işlemektedir. Fakat bu, onun Ramazan orucu tutmasına engel değildir. Orucunu tutmakla mükelleftir.

Dünyada iken işlediği amelleri boşa gidecek olanlar kâfirlerdir, Müslümanlar değil. Konuyla ilgili ayetler şöyledir:

“De ki: «İşleri yönünden ahirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi?

Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Hâlbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar.»

İşte onlar Rab’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmiş, bu yüzden de yaptıkları iyi işler boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyamet günü onlar için artık tartı âleti koymayacağız.

İşte kâfir olmaları, ayetlerimle ve elçilerimle alay etmeleri sebebiyle, şu cehennem onların cezası olarak hazırlanmıştır.” (Kehf, 18/103-106)
Soru: Ramazan ayında orucu açtıktan sonra karı-koca ilişkisi günah mıdır?
Cevap:

Ramazan ayında cinsel ilişki oruçluyken yani imsak vaktinden iftar vaktine kadar yasaktır. İftar edildikten sonra imsak vaktine kadar (kadın adetli değilse) karı koca ilişkisi serbesttir. Bunu bildiren ayet şöyledir:

“Oruçlu günlerin gecelerinde kadınlarınızla ilişki size helal kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah, kendinize olan güveni sarsıcı işler yapmakta olduğunuzu bildi ve tevbelerinizi kabul etti. Şimdi onlarla birleşebilirsiniz. Allah sizin için ne yazmışsa, onu arayın…” (Bakara, 2/287)
Soru: Reflü hastasıyım. Oruç tutmamam gerekiyor, çünkü günde üç ilaç içiyorum. Ama yine de denemek istiyorum. Nefsime zulmetmiş sayılır mıyım? Yoksa keffaretini mi ödemeliyim? Hastalığım mazeret sayılır mı?
Cevap:

Allah Teâlâ hasta olanların ve oruç tutması halinde hastalığı artacak olanların oruç tutmayabileceklerini ama tutmalarının daha hayırlı olacağını bildirmiştir.

Oruç tutmayan hasta ve yolcuların yapması gereken, daha sonra tutamadıkları günler sayısınca oruç tutmaktır. Oruç tutma fırsatı bulamadan ölürse bir sorumluluğu olmaz. Bu gibi kişilerin ödeyecekleri bir fidye de yoktur.

24

Haziran
2012

Çeşitli kaynaklardan derlenmiş ramazan ve oruçla ilgili soru cevaplar…

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  581 Kez Okundu

1. oruçlu iken banyo yapmak orucu bozar mı?
oruçluyken banyo yapmak,orucu bozmaz.sıcaklardan dolayı harareti azaltmak için agıza,burna su almak ve soguk suyla yıkanmak,oruca zarar vermez.fakat bu imamı azama göre ibadete ıstırap göstermek oldugu için mekruhtur…

2. oruçlu iken misvak,diş fırçası kullanılabilinir mi?
oruçluyken misvak kullanmanın mekruh oldugu konusunda görüşler olsada,sahih olan görüş,bir kerahatin olmadıgıdır.üzerinde diş macunu olmayan bir firçayla dişleri fırçalamak da misvak kullanmak hükmündedir.Ancak üzerine diş macunu konur ve az da olsa bogaza giderse,oruç bozulur ve kazası gerekir..

3. kan vermek orucu bozar mı?
oruçluyu halsiz düşürecek kadar kan aldırmak mekruhtur.böyle bir tehlike yoksa kan aldırmakta sakınca yoktur.mutlaka saglık yönünden aldırması gerekiyorsa bunu iftardan sonra bırakması uygun olur..

4. vücuda merhem vb.şeyler sürmek orucu bozar mı?
derideki gözeneklerden içeri giren merhem vb.şeyler orucu bozmaz.çünkü bu gibi şeylerin orucu bozabilmesi için tabii yollardan içeri girmesi gerekir.ancak vücutta derin bir yaraya sürülen ilaç içeriye ve ya dimaga kadar nüfuz ederse orucu bozar,kazayı gerektirir.

5. astım hastalarının kullandıgı sprey,nefes açıcı ilaç orucu bozar mı?
nefes darlıgı çeken hastaların rahat nefes almalarını saglayan oksijenli ilaçlı suyu,spreyi sıkmak orucu bozar.çünkü bu,yalnızca bir hava degildir,ilaçtır.bogaza ulaşıp tükürük ile de mideye ulaşmaktadır…

6. göze akıtılan ilaç orucu bozar mı?
göze ilaç damlatmak ve göze sürme çekmek orucu bozmaz..

7. burna ilaç akıtmak orucu bozar mı?
burna ilaç akıtmak orucu bozar ve kaza gerektirir..

8. igne olmak orucu bozar mı?
igne yaptırmak,imamı azam dışındaki görüşlere göre orucu bozmaz.bu sebeple hayati bir tehlike olmadıkça,igne yaptırmayı iftardan sonraya bırakarak ihtiyatlı davranmak en uygunudur.günümüzde igne vurularak ilacın kan dolaşımıyla vücudun her tarafına yayıldıgı tıbben kesinlik kazanmıştır.böylece yaralara konulan ilacın beyne ve karın boşluguna ulaşması hususunda tereddüde yer kalmamıştır.gündüz zorunlu bir sebeple igne vurulan bir kimsenin,orucunu kaza etmesi daha uygun olur.

9. kulaga ilaç akıtmak orucu bozar mı?
kulaga yag damlatmak orucu bozar ve kaza gerekir.fakat kulaga giren su orucu bozmadıgı gibi,kulaga dökülen suda tercih edilen görüşe göre orucu bozmaz.kulak kirini temizlemek için çöp sokmak da orucu bozmaz.

10. kusmak orucu bozar mı?
kendi kendine gelen kusuntu,orucu bozmaz.fakat isteyerek,kasıtlı meydana gelen kusuntu ise,orucu bozar ve kaza gerektirir.agza gelip bir miktar geriye kaçan kusuntu da orucu bozar.be sebeple,kendi kendine gelen bir kusuntu da olsa,agızdan geriye gitmesi muhtemel oldugundan,orucu kaza edilmesi daha uygun olur.

11. dilinin altına konan ilaç orucu bozar mı?
yenilmesi kast edilmeyen ve kendisinden kaçınmak mümkün olmayan bir şeyin içeriye gitmesi orucu bozmaz.bu sebeple ilaçların tadı orucu bozmaz.fakat ilacın kendisinin içeriye gitmesi orucu bozar.

12. oruçta niyet şartmıdır?
şarttır.sadece kalben niyet edilmesi yeterli iken,niyetin dil ilede söylenerek kuvvetlendirilmesi sünnetir.sahura oruç tutmak amacıyla kalkmakda niyet yerine geçer.

13. az miktarda tuz yemek orucu bozar mı?
az miktarda tuz yemek orucu bozar ve kefaret gerektirir.çok miktarda tuz yemek ise,orucu bozar fakat yalnızca kaza gerektirir.

14. sakız çignemek orucu bozar mı?
önceden çignenmiş,tadı alınmış bir sakızı çignemek orucu bozmaz,fakat mekruhtur..

15.oruçlu olan bir kimse, şehvetle hanımını öpebilir mi?
oruçlu kişi şehvetle karısını öpebilir.eger kendine sahip olabilceginden eminse bunun bir mahzuru yoktur.ancak emin degilse mekruk olur.

16. hamile,süt emziren veya çalışan kadınlar oruçlarını yiyebilirler mi?
hamile veya emzikli kadınlar oruç tuttukları halde kendilerine veya çacuklarına bir zararın geleceginden endişe ederlerse hasta hükmünde olurlar ve oruçlarını bozup daha sonra kaza edebilirler.fakat çalışan kadınlar,sırf bu sebeple oruçlarını yiyemezler..

17. yemeğin tadına bakmak orucu bozar mı?
kocası sinirli ve huzursuzluk çıkarabilcek olan bir kadın,dil ucu ile yemegin tadına bakabilir.bu mekruh olmaz.

18. kocasının izni olmadan kadın nafile orucu tutabilir mi?
kocasının izni olmadan kadının nafile orucu tutması mekruhtur.izinsiz tutarsa,kocası isterse bozdurabilir.kadın,daha sonra izin aldıgı bir vakit orucu kaza eder.bu durum,karı_kocanın cinsel yaşamı ile ilgilidir.bu sebeple erkek,hasta veya oruclu olur veya hac,umre için ihramda bulunursa,hanımına nafile orucu yasak edemez.

19. koca,farz orucu tutmaya engel olabilir mi?
kendisine ramazan orucu farz olan bir kadına,kocası bu orucu tutmasına mani olamaz.engel olmaya kalkarsa ona itaat edilmez.

20. ramazan orucuna toptan niyet edilebilinir mi?
hayır edilemez.her günün orucu ayrı bir ibadet oldugu için,her gün ayrı niyet etmek gereklidir.bu yüzden bir günün orucunda ki bozukluk,diger günlerin orucunun sıhhatine engel olamaz…

21. Oruçluyken uykuda cünüp olmak orucu bozar mı?
Bozmaz.uyanınca banyo yapar ve oruca devam eder.

22. Cünüp olarak sabahlayan kişinin durumu nedir?
Sahur vakti bitmeden yıkanma imkanı varken,yıkanmayıp o şekilde cünüp olarak sabahlamak mekruhtur.

23. oruca hiç niyet etmeyen kimse,iftara kadar yiyip içebilir mi?
Eger bir kimse hasta,yolcu veya ileri derecede yaşlı ise,yiyip içebilir.Fakat böyle bir özre sahip olmadan oruca hiç niyet etmeyen bir kimsenin,akşama kadar oruçlu gibi davranması gereklidir.

24. Hasta olan bir kimse orucunu nasıl tutar?
Hasta olan bir kimse dilerse oruç tutmaz.Veya başladıgı bir orucu bu sebepten dolayı bozabilir.İyileştikten sonra orucunu kaza eder.Eğer iyileşmeden ölürse,kendisine birşey gerekmez.Fakat kaza edecek kadar vakti olup da kaza edemeden ölürse,fidye verilmesini vasiyet etmelidir.

25. Ramazan orucuna ne zaman ve nasıl niyet edilmelidir?
Ramazan orucu için niyetin vakti güneşin batmasından başlar ve ertesi günün ögle vaktineden biraz öncesinde(zeval vakti)son bulur.Ve niyette,tutulacak orucu belirtmek,tayin etmek şart degildir.Fakat imsak vaktinden sonra niyetlenebilmek için,o ana kadar bilerek veya unutarak oruç bozan bir davranışta bulunmamış olmak şarttır.Ve oruca niyet anından degil,günün başlangıcından itibaren niyet edilmelidir..

26. Ramazan orucuna toptan niyet edilebilinir mi?
Hayır edilemez.Her günün orucu ayrı bir ibadet oldugu için,her gün ayrı niyet etmek gereklidir.Bu yüzden bir günün orucunda ki bozukluk,diger günlerin orucunun sıhhatine engel olamaz.

27. Unutarak yemek içmek orucu bozar mı?
Hayır bozmaz.Fakat kişinin oruçlu oldugunu hatırladıgı gibi,yemeyi içmeyi bırakması gerekir.Yoksa oruç bozulur ve kaza gerekir.

28. Uyku halinde yemek içmek orucu bozar mı?
Bozar.Çünkü uyku hali,unutma ve yanılma ile aynı degildir.Yemek ve içmek uykuya mani olacak bir haldir.Uyurken yemek ve içmek orucu boar ve yalnız kaza gerekir.

29. parfüm veya kolanya kullanmak orucu bozar mı?
Parfüm veya kolanya kullanmak ve koklamak orucu bozmaz..

30. Oruçlu bir kimse diş tedavisi yaptırabilir mi?
Yaptırabilir.Fakat tedavisi sırasında kan veya kullanılan bir malzeme bogaza ulaşır veya içeriye kaçarsa,oruç bozulur.Bu nedenle en dogrusu,bu tür tedavilerin iftar sonrasına bırakılmasıdır….

31. Makyaj yapmak orucu bozar mı?
Krem sürmek,makyaj yapmak veya yaptırmakla oruç bozulmaz.Ancak,makyaj malzemeleri,herhangi bir şekilde ağız yada burun yoluyla boğaza ulaşması halinde oruç bozulur

32. Hangi günlerde oruç tutulmaz?
Ramazan bayramının ilk günü ile kurban bayramının dört günü oruç tutmak,tahrimen(harama yakın)mekruhtur.Çünkü bu günler ziyafet günleridir.

33. Cuma günü oruç tutulur mu?
Yalnız cuma veya cumartesi gününde ve özellikle Muharrem ayının aşure günü denilen yalnız onuncu gününde oruç tutmak tenzihen mekruhtur.Fakat kaza veya kefaret orucu veya da adak orucu bu günlere denk gelirse,mekruh olmaz.

34. Sevval ayında tutulan altı gün orucun hükmü nedir?
Ramazan ı takip eden sevval ayında toplam altı gün oruç tutmak müstehaptır.Bu altı gün,peş peşe tutulabilcegi gibi,güzel olan hafta da iki gün olmak üzere tutulmasıdır.Bu iki gün pazartesi ve perşembe olursa,böylece Peygamberimizin bir başka sünneti de yerine getirilmiş olur.

35. Kaza oruclarının aralıksiz tutulmalarımı gerekir?
Tutulmayan veya başlanıpta kasıt olmadan bozulan Ramazan oruçlarının kaza edilmesi gereklidir.Kazaya kalan oruçlar,tutulması mekruh olan günler dışında peş peşe veya aralıklı tutulabilir.Ayrıca kaza oruçlarının fazla geciktirilmeden tutulmaları önemlidir…saygılarımla

36. Nafile oruç bozulursa,ne yapılmalıdır?
Nafile oruçlar,farz veya vacip olmamasına rağmen,kişinin kendi arzusu ile sevaba erişmek için ibadet amacıyla tuttugu sünnet,müstehap ve mendup oruçlardır.Başlanılan bir ibadetin tamamlanması gereklidir.Bu yüzden herhangi bir nedenle bozulan nafile oruçların kazası vaciptir..

37. Aşure günü oruç tutmanın hükmü nedir?
Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür.Yalnız bu onuncu gününde oruç tutmak mekruhtur.Çünkü o günde oruç tutan gayr_ı müslimlere mehalefet etmek için Peygamberimiz,ya bir gün öncesi,yada bir gün sonrası ile oruç tutulmasını emir buyurmuş,böylece müslüman olmayan milletlere benzememeyi ögütlemiştir.

38. Ramazanı karşılamak amacıyla oruç tutmanın hükmü nedir?
Peygamberimiz,sırf Ramazan ı karşılamak amacıyla tutulan bir_iki gün orucu men etmiştir.Fakat daha önceden oruç tutmayı adet edinenlerin bu günlere rastlayan oruçları ile kefaret,kaza ve adak gibi kişinin borcu olan oruçlar yasagın kapsamına girmez.

39. Uçakla seyahat eden kimse nasıl oruç tutar?
Seyahate çıkan kişilerin,imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir.Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de,ucuş esnasında uçagın üzerinde bulundugu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar.Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalar arası yolculuk yapılmas durumunda,imsak ve iftar arasında süre,anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir.Bu durumda,yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir.Ancak oruca başlamış ise ,imsaka başladıgı yere göre iftar edebilir.

40. Namaz kılmayan bir kimse oruç tutabilir mi?
Tutabilir.Çünkü namaz,orucun şartı degildir.Her ibadet kendi içinde degerlendirilir.Fakat oruçlu kılınan namaz daha faziletlidir…

24

Haziran
2012

Oruçla İlgili Önemli Sorular ve Cevaplar

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  353 Kez Okundu

I. Oruç ibadetinin hikmet ve faydası nedir?

Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.

Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)” (Bakara: 2/183–184) şeklinde ifade edilmektedir.

İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı “kad eflaha men zekkâhâ” ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse (Tevbe: 9/103) bedenin zekâtı olan oruç da (İbn Mâce, Sıyâm, 44) insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.

Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.

Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.

Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir (Beyhakî, Zühd, 2/88)” sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün “iktisat eden geçim sıkıntısı çekmez” (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331) müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.

Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.

Oruç ayı olan ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.

Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. (Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)

Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır ramazan…

Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir. (Nesâî, İman, 21) Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: “Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır. (Tirmizî, Cum’a, 79)” diye söylemiştir.

Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.

II. Oruç Hakkında Bazı Genel Bilgiler

1.Ramazan Orucu Kimlere Farzdır?

Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.

2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir?

İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:

a) Yolculuk:

Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” buyrulmaktadır (Bakara 2/183-184).

Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur (Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.

b) Hastalık:

Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.

c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme:

Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir (Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam,3).

d) Zor Ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak:

Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.

Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.

Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” (Bakara, 2/183-185)

e) Yaşlılık:

Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.

3) Oruç Yerine Fidye Verilmesi

a. Fidye Ne Demektir?

Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara 2/184) buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.

Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.

b. Fidye Miktarı Ne Kadardır?

Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın belirlemiş olduğu 2010 yılı fidye miktarı 7 liradır.

4. Oruca Niyet ne zaman yapılır?

İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.

Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.

Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.

5. Oruç ne zaman başlar ne zaman biter?

Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen imsâk, dini bir kavram olarak, “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” demektir. (Bkz. Bakara 2/187).

Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.

6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi?

“İmsak”, sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir.

Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.

7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi?

Sahur vakti yemek yiyen kişinin -ezan okunmuş olsun olmasın- imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve içmeye son vermesi gerekir.

8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi?

Ramazan bayramının birinci gününde, kurban bayramının dört gününde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Çünkü bu günler ziyafet, yeme, içme ve sevinç günleridir.

9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi?

Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde Cuma günü de oruç tutabilir” buyurmuştur (Ebû Davud, Savm, 50). Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.

10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır?

Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber’in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179). Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15′i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68). Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.

11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır?

Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de, “İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar.” buyrulmaktadır (Bakara, 2/184). Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.

12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi?

Nafile oruç, Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.

13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir?

Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur” (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.

14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir?

Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), “Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım” buyurarak (Tirmizî, Savm, 47), bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.

Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.

15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir?

Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse adeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun” buyurmuştur (Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).

16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir?

İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur’an-ı Kerim’de; “… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun.” buyurulmaktadır (Bakara, 2/185). Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.

17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak/ Banyo Yapmak Orucu Bozar mı?

Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. (Buhârî, Savm, 25). Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.

18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi?

Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.

19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi?

Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.

III. Orucu bozan-bozmayan şeyler

A. Bazı genel bilgiler

Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:

1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir?

Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.

Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s), Ramazan ayında kaçırılan bir gün orucun sevabına yetişmek için kişinin bir sene boyunca oruç tutsa yine de bu sevaba nail olamayacağını söylemiştir. Bunun için Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi, hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır.

Mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tevbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.

2. Oruç Kefareti Ne Demektir Ve Nasıl Ödenir?

Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.

Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.

Adet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.

Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.

3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı?

Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz, “Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir.” buyurmuştur (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17). Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.

4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı?

Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.

5. Kusmakla Oruç Bozulur mu?

Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, “ağız dolusu” olması halinde, orucu bozar.

B. Sağlık problemleri ve oruç

Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:

1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı?

Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.

Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.

2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı?

Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20′si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.

3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı?

Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da, dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.

4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı?

Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dilaltı kullanmak orucu bozmaz.

5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi?

Hastalık, Ramazan’da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede “Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar” buyrulmuştur (Bakara, 2/184)).

Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.

6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat Veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı?

Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.

Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.

7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı?

İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.

8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı?

Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.

9. Kulak Damlası Kullanmak Ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı?

Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.

10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı?

Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.

Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.

11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum Ve Kan Vermek Orucu Bozar mı?

İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.

12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı?

Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile, hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.

13. Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı?

Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.

14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı?

Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.

15.Kan Aldırmak Orucu Bozar mı?

Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır ( Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22). Ayrıca Hz. Peygamber :”Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.” (Tirmizi, Savm, 24 ) buyurmuştur.

16.Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi?

Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.

17.Merhem Ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı?

Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.

18.Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı?

Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.

19.Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı?

Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile, ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. Şafiî mezhebine göre; kendisine yalnız kaza gerekir. Hanefi mezhebine göre ise; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.

C. Özel hallerinde kadınlar ve oruç

1.Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi?

Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar (Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15). Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.

2. Oruçlu İken Hayız/ Adet Gören Kadın Ne Yapar?

Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.

3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen” Yani Âdeti Sona Eren Bir kadın oruç tutabilir mi?

İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.

4. Bayanların Ramazanda Adet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir? Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Adeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir?

Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.

(Bu Metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca Hazırlanmıştır)

24

Haziran
2012

Ramazan ve Dualarımız

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  334 Kez Okundu

Ramazan ayı bağışlanma için tam bir fırsat. Bu ayda kendimizi gözden geçirmeli, günahlarımıza tevbe ve istiğfar etmeliyiz. Bu ay bizim için yeni bir başlangıç olmalı. Yaptığımız ibadetler sadece bu ayda kalmamalı, Ramazanı fırsat bilip kendimizi rabbimizin razı olacağı yeni alışkanlıklara hazırlamalıyız. Bunun için öncelikle günahlarımızdan tevbe etmeli, yüce rabbimizden bağışlanma dilemeliyiz.

Yüce rabbimiz “bana dua edin duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 40/60) buyurmuştur.

Oruçla ilgili ayetler arasında dua ile ilgili bir ayet vardır. Ayet şöyledir:

“Kullarım sana beni sorarlarsa, ben yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler. Bana güvensinler. Böylece olgunlaşırlar.” (Bakara, 2/186)

Demek ki oruç ile dua arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu yüzden Peygamberimiz (sav), Allah tarafından reddedilmeyecek duaları sayarken oruçlunun duasını özellikle belirtmiştir. [1]

Bu bölümde Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı dua cümlelerini hem Arapça asılları hem de Türkçe anlamları ile vermeyi uygun gördük. Bu duaları ezberlemeli, özellikle iftar ve sahur vakitlerinde, namazlarımızda, yolda yürürken, gece yatarken kısacası her zaman bu dualarla rabbimize yalvarmalıyız.

سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

“İşittik ve boyun eğdik. Bağışla bizi rabbimiz! Dönüş sanadır.” (Bakara, 2/285)

رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا

رَبَّنَا وَلا تُحَمِّلْنَا مَا لا طَاقَةَ لَنَا بِهِ

وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا

أَنْتَ مَوْلانَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

“Rabbimiz! Unutursak veya hata yaparsak bizi sorumlu tutma.

Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.

Rabbimiz! Zorlanacağımız yükü bize taşıtma.

Günahımızı affet! Bizi bağışla! Bize ikramda bulun!

Bizim velimiz sensin. Kâfirlere karşı bize yardım et.” (Bakara, 2/286)

رَبَّنَا لا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ

“Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.” (Al-i İmran, 3/8)

رَبَّنَا إِنَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Ey Rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik, artık günahlarımızı bağışla ve o ateş azabından bizleri koru.” (Al-i İmran, 3/16)

رَبَّنَا ءامَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ

“Ey Rabbimiz, indirmiş olduğun mesaja inandık, Peygambere uyduk, bizleri bu mesajın canlı şahitleri arasına yaz.” (Al-i İmran, 3/53)

رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا

وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

“Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve davranışlarımızdaki aşırılıklarımızı affet, ayaklarımızı kaydırma ve kâfirler karşısında bize yardım et.” (Al-i İmran, 3/147)

رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الأَبْرَارِ

“Ey Rabbimiz, günahlarımızı affet, kusurlarımızı ört ve iyiler ile birlikte canımızı al.” (Al-i İmran, 3/193)

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

“Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!” (İbrahim, 14/40)

رَبَّنَا ءاتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا

“Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl.” (Kehf, 18/10)

رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ * وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ

“Ya Rabbi! Şeytanların vesveselerinden, onların yanımda bulunmalarından sana sığınırım!” (Mu’minun, 23/97–98)

رَبَّنَا ءامَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

“Ey Rabbimiz! Biz sana inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en iyisisin.” (Mu’minun, 23/109)

رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

“Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.” (Mu’minun, 23/118)

رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا * إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا

“Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır.” (Furkan, 25/65–66)

رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمَانِ وَلا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla. Kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin.” (Haşr, 59/10)

Son olarak bir hadis-i şerif ile bu bölümü de noktalayalım:

Aişe validemiz Peygamberimiz (sav)’e “Ey Allah’ın elçisi! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu anlarsam o gece nasıl dua edeyim?” diye sorunca Peygamberimiz (sav) “şu duayı oku” buyurdu:

اَللّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي

“Allahım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.” [2]

KAYNAK: Yahya Şenol, Ramazan ve Oruç, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2009, s: 47-52.

——————————————————————————–

[1] Tirmizi, Daavât, 129.

[2] Tirmizi, Daavât, 84.

24

Haziran
2012

Ramazan ve Kur’an

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  292 Kez Okundu

Kur’an, Ramazan ayında indirilmiştir. Bu itibarla Ramazan, Kur’an ayıdır. Allah Teala şöyle buyurur:

“Ramazan öyle bir aydır ki, insanlara yol gösteren, doğrunun belgelerini içeren ve doğruyu yanlıştan ayıran Kur’ân o ayda indirilmiştir…” (Bakara, 2/185)

Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi bu aydadır. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

“Muhakkak ki Biz onu Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin sen? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır…” (Kadr, 97/1–3)

Kur’an’ın indiği gece olduğu için bin aydan hayırlı olduğu ilan edilen Kadir Gecesi, Kur’an’ın Allah katında ne kadar önemli olduğunu gösterir. Kur’an’ı okuyup anlamı üzerinde düşünürsek onun önemini asıl o zaman anlamış ve Kur’an’dan yararlanmaya başlamış oluruz. Bunun için Ramazan ayı tam bir fırsattır. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?” (Muhammed, 47/24)

“Biz o Kur’an’ı senin dilinde indirerek kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.” (Duhan, 44/58)

“Andolsun ki biz bu Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Yok mu düşünen?” (Kamer, 54/17)

Allah Teala, Kur’an’ın nasıl okunması gerektiğini ise şöyle açıklamıştır:

“Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce kalk ve ağır ağır Kur’an oku. (Müzzemmil, 73/1–9)

Biz, sana, taşıması ağır bir söz (bir görev) yükleyeceğiz.

Gece kalkmak daha dokunaklı ve o okumak daha etkilidir.

Gündüzün, seni alıkoyacak bitmez tükenmez işlerin vardır.

Rabbinin adını an; her şeyi bırakıp yalnız O’na yönel. O, doğunun da batının da Rabbidir; O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse Onu kendine vekil tut.”

Bu ayetlerde net olarak görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim’i okumak için bazı şeylere dikkat etmek gerekir. Öncelikle zihnin rahat ve berrak olduğu bir zaman dilimi seçilmelidir. Allah Teala bu zamanın “gece” olduğunu bildirmektedir. Biraz uyuduktan sonra zaman zihin dinlenmiş ve rahatlamış olur. İşte tam bu zamanda Kur’an okunmalıdır, ayetlerde belirtildiği gibi: Ağır ağır ve düşüne düşüne… Rabbinin kelamı ile baş başa kaldığı anlar, bir Müslüman için paha biçilmez anlardır. Öyleyse bu anları uzun tutmak gerekir.

Ramazanda “birkaç hatim indirebilmek” uğruna rabbimizin kelamını zayi etmeyelim. Gayemiz; anlamak, yaşamak ve yaşatmak olsun Kur’an okurken.. Bu yüzden anlamadıkça, hazmetmedikçe ilerlememeye çalışalım.

“Biz Kur’ân’ı on ayet on ayet alırdık ve aldığımız on ayeti hayatımıza aktarmadan diğer on ayeti almaktan kaçınırdık.” Diyen Abdullah İbn Mes’ud (ra) gibi… “Biz Kur’ân’dan evvel imanı elde etmeye çalıştığımız uzun bir dönem yaşadık. Kur’ân sûre sûre nazil oluyordu. Bu sûrelerin helâl ve haramını, emir ve yasaklarını öğrenirdik. Şimdi ise imandan evvel Kur’ân’a yapışan, Fatiha suresinden başlayarak sonuna kadar okuyan, fakat Kur’ân’ın emri nedir, yasağı nedir ve neyin yanında durmak gerekir; katiyyen bilmeyen, okuduğu Kur’ân ayetlerini çürük hurmalar gibi sağa – sola serpen nice kişiler görüyorum.” Diyen Abdullah İbn Ömer (ra) gibi “şuurlu” bir şekilde Kur’an’a yaklaşmalıyız.

KAYNAK: Yahya Şenol, Ramazan ve Oruç, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2009, s: 33-35.

24

Haziran
2012

Oruçla İlgili Genel Bilgiler

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  419 Kez Okundu

Oruç, İslâm’ın beş esasından biridir. Farsça “ruze” kelimesinden Türkçe’ye geçmiştir. Önceleri “Oruze” (günlük) olarak kullanılmış; daha sonra “Oruç” şeklinde telaffuz edilmeye başlamıştır. Arapça karşılığı “savm” ve “sıyam”dır. Savm; ‘yiyip-içmemek’, ‘hareketsiz kalmak’ ve ‘her şeyden el etek çekmek’ anlamlarına gelir.

Terim olarak oruç, “ibadet niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak kalmak”tır.

Orucun farz kılındığını bildiren ayet şöyledir:

“Ey inananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi selem de orucun önemi hakkında şöyle buyurmuştur:

“Oruç, insanı koruyan bir kalkandır.”1

Ramazan kameri aylardandır. Yani ayın hareketlerine göre belirlenir. Bu sebeple Ramazan, her yıl bir önceki yıla göre on veya on bir gün önce gelir. Dolayısıyla bazen kışın, bazen yazın oruç tutulur. Böylece Müslüman, soğukta, sıcakta ve her mevsimde Allah’ın oruç emrini yerine getirme fırsatını yakalar.

Oruç, davranışlara olumlu etki etmelidir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmayan bir kimsenin, yemeği ve içmeyi bırakmasına, aç kalmasına, Allah’ın ihtiyacı yoktur!”2

“Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir.”3

“Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ desin ve onunla dalaşmasın.”4

“Kim inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”5

Oruç Kimlere Farzdır?

Bir insana orucun farz olması için üç şartın bulunması gerekir.

Müslüman olmak.
Akıllı olmak.
Bulûğa ermiş olmak.

Kızlar, adet görmeye başlayınca, erkekler de ihtilam olmaya (rüyalarında boşalmaya), başlayınca buluğa ermiş olurlar. Bunlar 15 yaşını tamamlayıncaya kadar böyle bir duruma gelmemişse hükmen buluğa ermiş sayılırlar. Artık bütün ibadetlerini aksatmadan yapmaları gerekir.

Hasta ve yolculara da oruç farzdır. Ama bunlar Ramazan’da tutmayıp daha sonra kaza edebilirler. Fakat güçleri yeter de oruç tutarlarsa daha iyi olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Sayılı günlerde… Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)

Ama oruç tuttukları takdirde daha zor bir durumda karşılaşacaklarsa veya hastalıklarının artma ihtimali varsa bu takdirde oruç tutmamaları gerekir. Bununla ilgili bir hadis şöyledir:

Câbir b. Abdillah radıyallahu anhtan rivâyete göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih yılı Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Kurau’l-Gamîm denilen yere varıncaya kadar kendisi de ashabı da oruçlu idiler. Resulullah’a: “Oruç insanlara zor geliyor, onlar sizin yaptığınıza bakıp duruyorlar.” Denildi. Resulullah da ikindiden sonra bir bardak su istedi ve insanların gözü önünde içti. Bunu görenlerin bir kısmı oruçlarını açtılar, bir kısmı ise oruca devam ettiler. Bir kısım ashabının oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar itaat etmiyorlar, isyan etmişlerdir.” buyurdular.6

Bu hadis, hastalık ve yolculuk durumunda oruç tutmanın iyi olduğunu bildiren ayete aykırı değildir. Zira bu hadis, hasta veya yolcu iken oruca devam etmesi halinde bünyesi zarar görecek olanların oruca devam etmemesini beyan etmektedir. Bu durumda olan kimselerin oruca devam edip bünyelerine zarar vermeleri, “isyan” sayılmıştır. Oruç tutmaları halinde bünyeleri zarar görmeyecek olan hasta ve yolcuların ise -ayette de belirtildiği gibi- oruç tutmaları daha iyidir.

Sahura Kalkmak

Oruca tan yerinin ağarmasından itibaren başlanır. Doğuda, gökle yerin birleştiği ufuk çizgisi boyunca uzamaya başlayan sabah aydınlığı tan yerinin ağardığını gösterir. Buna imsak vakti denir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Şafağın ak çizgisi kara çizgisinden, sizce, tam seçilinceye kadar yiyin için. Sonra orucu akşama kadar tamamlayın.” (Bakara 2/187)

İmsakten önce yenen yemeğe sahur yemeği denir. Mümkün mertebe her müslümanın sahura kalkması ve onun bereketinden istifade ederek yemek yemesi gerekir. Bununla ilgili olarak Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Sahur yemeği yiyin. Çünkü sahurda bereket vardır.”7

“Bizim orucumuz ile ehl-i kitabın8 orucu arasındaki fark sahura kalkmamızdır.”9

Sahuru son vaktine kadar geciktirmek, iftarı ise geciktirmeden yapmak sünnettir. Bu konuda Peygamberimizden nakledilen iki hadis şöyledir:

“Müslümanlar vakti girince iftar etmeye acele davrandıkları sürece daima hayırla beraberdirler.”10

“Nübüvvet (peygamberlik) amellerinden biri de iftarın ta’cili (öne alınması), sahurun da te’hir (sona bırakılması)edilmesidir.”11

Orucu Bozan ve Bozmayan Şeyler

Oruç, imsak vaktinden akşam güneş batımına kadar, ibadet niyetiyle yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Oruçlu günlerin gecelerinde kadınlarınızla ilişki size helal kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah, kendinize olan güveni sarsıcı işler yapmakta olduğunuzu bildi ve tevbelerinizi kabul etti. Şimdi onlarla birleşebilirsiniz. Allah sizin için ne yazmışsa, onu arayın. Şafağın kara çizgisi ak çizgisinden sizce, tam seçilinceye kadar yiyin için. Sonra orucu akşama kadar tamamlayın. Mescitlerde îtikâf halinde iken eşlerinizle birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar, belki sakınırlar.” (Bakara 187)

Yukarıdaki ayete göre yeme, içme ve cinsel ilişki orucu bozar. Ayetin sonunda: “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır, ona yaklaşmayın” buyrulduğuna göre, onlara yaklaştıran şeyleri de yapmamak, oruçluyken yeme, içme ve cinsel ilişki anlamına gelecek her şeyden kaçınmak gerekir. Bu sebeple ağızdan alınan ilaçlar, burun damlası ve sigara orucu bozar. Nefes darlığı çekenlerin kullandıkları ve halk arasında fıs fıs denen ilaçlar da orucu bozarlar. Çünkü bunlar ağız yoluyla alınan ilaçlardandır. Bu konu ile ilgili olarak Din İşleri Yüksek Kurulu‘nun aksi bir kararı bulunmaktadır. Sitemizin Sorular – Cevaplar bölümünden bu kararı okuyabilirsiniz.

Göz ve kulak damlası yeme ve içme sayılmayacağı için orucu bozmaz.

Uykuda iken gusül abdesti gerektirecek bir durumla karşılaşmak, kan vermek, kusmak, banyo yapmak -su yutmamak kaydıyla- orucu bozmaz.

Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek de orucu bozmaz. Çünkü Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir.”12

Peygamberimizin bu sözü Cenab-ı Hakk’ın: “Allah hiç kimseyi gücünün yetmediği şeyden sorumlu tutmaz” (Bakara, 2/286) ayetinin bir açıklamasıdır.

KAYNAK: Yahya Şenol, Ramazan ve Oruç, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2009, s: 19-25.

Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 [↩]
Buhari, Savm, 8; Tirmizi, Savm, 16 [↩]
İbn Mace, Sıyam, 21 [↩]
Buhari, Savm, 2; Müslim, Sıyâm, 164 [↩]
Buhari, Savm, 6 [↩]
Müslim, Sıyâm, 90 (1114); Tirmizi, Savm 18 [↩]
Buhari, Savm, 20; Müslim, Sıyâm, 45 [↩]
Yahudi ve Hıristiyanlar [↩]
Tirmizi, Savm, 17 [↩]
Buhari, Savm 45; Müslim, Sıyâm, 48 (1098); Tirmizi, Savm, 13 [↩]
Muvatta, Kasru’s-Salât, 46 [↩]
Buhari, Savm 26, Eyman 15; Müslim, Sıyâm 171 (1155); Tirmizi, Savm 26; Ebu Dâvud, Savm 39 [↩]

24

Haziran
2012

Oruçla İlgili Bazı Terimler

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  433 Kez Okundu

Ramazan kelimesinin bir manası ‘sonbahar yağmuru’dur. Ramazan ayı ve oruç, sonbahar yağmurunun etraftaki tozları ve pislikleri götürüp temizlediği gibi günah kirlerini götürüp kalbimizi temizler. Ramazan
kelimesinin ‘ramad‘ kelimesinden türediği de düşünülmüştür ki, bu da güneşin ısısından taşların yanıp kızması manasına gelir. İşte mümin de oruçla böyle yanar kavrulur ve günahları eriyip gider.

İmsak

Oruçlu olan insanın orucu bozan şeyleri yapmamaya başlaması gereken zamandır. İmsak vaktinde tan yeri ağarmaya başlar. İmsakla beraber artık oruç başlamıştır.

Sahur

Oruç tutmak için gecenin imsaktan önceki vaktinde yenen yemeğe sahur denir. Efendimiz bir hadislerinde “Sahura kalkıp sahur yemeği yiyin. Zira sahurda bereket vardır.” (Buhari, Savm 20) buyuruyorlar.

Oruç

İmsak vaktinden (ikinci fecir) akşam güneş batıncaya kadar hiçbir şey yememek, içmemek ve cinsel münasebette bulunmamaktır.

İftar

Orucun bitirilmesi gereken vakittir. Bu da akşam güneşin batmasıyla olur. Akşam namazını bildirmek üzere okunan ezan aynı zamanda iftar vaktini de bildirmektedir. Akşam ezanı okununca geciktirmeden iftar yapılmalıdır. Bir hadis, iftarda acele edilmesi gerektiğini şu şekilde ifade eder: “İnsanlar iftarı yapmakta acele ettikleri sürece, hayır üzere devam etmiş olurlar.” (Buhari, Savm 45)

Teravih

Ramazan ayında yatsı namazıyla birlikte kılınan, yirmi rekatlık bir namazdır.

Fidye

Sürekli bulunan bir hastalıktan veya yaşlılıktan dolayı oruç tutamayanların tutmaları gereken her gün için bir fakiri doyuracak miktarda tasaddukta bulunmalarına fidye denir. Fidye sürekli hastalar, çok yaşlı kimseler için bir sevaba ortak olma vesilesidir.

Fitre

Temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların Ramazan bayramına ulaşmalarının bir şükrü olarak yerine getirmeleri gereken bir ibadettir. Buna fıtır sadakası da denmektedir. Aile reisi bütün aile fertleri adına, fakirlerin de bayrama aynı toplumun bir ferdi olarak kavuşması ve sevinmesi için fitreyi verir. Müslüman’ın, normal bir insanın bir günlük yiyeceği miktarda fitre vermesi en uygun olandır.

İ’tikaf

Ramazan ayının son on gününde ibadet niyetiyle bir insanın, belli kurallara uyarak bir mescitte inzivaya çekilmesidir. Allah Rasulü (sas) Medine’ye hicretten sonra Ramazan’ın son on gününü i’tikafta geçirirdi. Bazı alimler bir saat bile i’tikaf yapılabileceğini söylerler. Önemli olan insanın, hayatın bunca telaşesi içinde belli bir süre de olsa Rabbiyle baş başa kalması ve kendini ibadete vermesidir.

Keffaret

Ramazan orucunu kasten bozan kimsenin bir günlük Ramazan orucu yerine, ceza olarak peşi peşine iki ay oruç tutmasıdır. Keffaret, orucu tutmamanın değil; tutulan orucu kasten bozmanın cezasıdır. Oruçlunun dikkat etmesi gereken durumlar: Başlanmış olan orucu bilerek bozmanın dünyevi bir karşılığı olarak keffaret orucu cezası vardır. Ramazan’da bile bile yemek yiyip bir şeyler içmek ve cinsel ilişkide bulunmak orucu bozduğu gibi keffaret gerektirir. Bu keffaretin peşi peşine olması şarttır. Kısaca ifade etmek gerekirse, bir şey yiyip içme ve cinsel ilişkide bulunmayla, bu kapsamda değerlendirilen şeyler orucu bozar. Bunlar bilinçli ve kasten olursa orucu bozdukları gibi keffaret gerektirirler. Ancak unutarak bunları yapan bir kimse, ne yaptığının farkına vardığı an bunları terk ederse orucu bozulmayacağı için kaza ve keffaret orucu tutmasına gerek yoktur.

Kaynak : Habervakti.com

24

Haziran
2012

ORUCUN MAHİYETİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  281 Kez Okundu

1- Oruç, ikinci fecirden başlayarak güneşin batışına kadar yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden nefsi kesmek, demektir.
Oruç kelimesinin Arabçası, siyam ve savm’dır ki, nefsi tutmak ve engellemek manasındadır. “Siyam” sözü, Savm’ın çoğulu olarak da kullanılır. Din deyiminde “Müftırat” (oruç bozucu) denilen şeylerden nefsi gerçekten veya hükmen yasaklamak bir imsak (oruç tutmak)’tır. Yanılarak ve unutarak bir şey yeyip içildiği takdirde hükmen imsak bulunmuş olacağından oruç bozulmuş olmaz. Bu konu ileride açıklanacaktır.

2- İmsak sözünün karşıtı İftar’dır. Şöyle ki: Hiç oruç tutmamak bir iftar olduğu gibi, güneşin batışından sonra orucu açmak da bir iftardır. Oruçlu iken orucu bozacak bir şeyin yapılması da bir iftardır. İftar eden kimseye “Muftır” denildiği gibi, orucu bozan şeylerden her birine de “Muftir” denilir. Bunun çoğulu “Muftırat”dır.

3- Ramazan-ı Şerif ayına Şehr-i Sıyam (oruç ayı) denir. Ramazan bayramına da, imsaka son verileceği için İd’-i Fıtır (İftar bayramı) denilir. Bayram anlamına gelen İd’ın çoğulu, A’yad’dır.

4- Ramazan orucu, Peygamberin hicretinden bir buçuk sene sonra Şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. Bunun farziyeti kitab, sünnet ve icma ile sabittir. “Oruç size farz kılındı.” (Bakara sûresi, âyet: 183) âyet-i kerîmesi bunu emretmektedir.
Bu çok mübarek ve pek feyizli ibadete gereği üzere devam edenlere müjdeler olsun!..

Toplam 194 sayfa, 137. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030135136137138139140150160...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.