9

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  321 Kez Okundu

-İslama göre kaç çeşit temizlik vardır?
-Kuran-ı Kerimi ezberleyen kişiye denir?
-Ayetel kürsinin iniş sebebi nedir?
-Senetül hüzün ne demektir?
-Hz.Aişe validemiz ne zaman vefat etti?
-Besmelenin iki defa zikredilen sure hangisıdır?
-Kuss b. Saide hutbesi?
-Sübhane rabbiyel alanın anlamı nedir?
-Fil vakası ne zaman oldu?
-Peygamber Efendimizin üst seviyedeki kubbenin adı nedir?
-Cebrail Aleyhisselam vahiy getirdiğinde hangi sahabe suretine girerdi?
-Hazreti Peygamber Efendimizin annesi vefat ettiğinde Ebva köyünden kim getirdi?

9

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  324 Kez Okundu

-Kuran-ı Kerim de hangi surenin sonu iki nebinin ismiyle bitiyor
-Mahya ne demektir?
-Tencimul Kuran ne demektir
-Hitabet çeşitleri nelerdir?
-Kus b. Saide kimdir?

-Ezanı rüyasında gören sahabe kimdir?

-Dinler kaç kısma ayrılır?

-Hicret esnasında peygamberimizin yol arkadaşı kimdir?

-Yaz Kur’an kursu nasıl daha verimli hale getirilebilir?

 

8

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  283 Kez Okundu

-Sünneti müekkede ve sünneti gayrı müekkede 

-Kuranı çogaltıp kitap haline getiren halife?

-Peygamber efendimizin yatağına yatırdıkları sahabe kimdi?

-Kuranın tamamını yazan sahabeler hangileri?

-S a’d ibn rebi ra  kimdir?

-Hz Ömer kimler tarafindan  şehit edildi?

-Hz.Peygamber Efendimizin gençliğinde katıldığı cemiyetin adı?

8

Temmuz
2012

Güncel Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  328 Kez Okundu

*2 - 3 - 4 farzlı namaz nasıl kılınır?
*Naslardan hüküm çıkarmaya ne d enir?
*Nuaym b.Abdullah kimdir?
* Mısır kralının peygamber efendimize hediyeleri?
* Maşaallah la kuvvete illa billah ne demek

8

Temmuz
2012

Osman bin Affan Bedir Savaşına Mazereti Sebebi İle Katılamadı

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  674 Kez Okundu


Peygamberimizin üçüncü halifesi, hayâ ve edep numunesi Hz. Osman, hayatta iken cennetle müjdelenen bahtiyarlardan biriydi. Peygamberimiz (a.s.m.), Hz. Osman’a:
Hz. Osman, İslam’la şereflendiği sırada 34 yaşında idi. Genç, nüfuzlu bir tüccardı. Hâli vakti yerinde bir kimseydi. Müslüman olduğunu öğrenen amcası Hakem bin Ebi’l-As öfkesinden çıldıracak gibi olmuştu. Osman’ı bir direğe bağladı ve:
“Bu dini terk etmedikçe sana hiç yiyecek vermeyeceğim!” dedi. Fakat ölüm pahasına da olsa, onun dininden dönmeyeceğini anlayan diğer akrabası araya girerek serbest bıraktırdılar.
Müşriklerin zulmünden dolayı Habeşistan’a hicret eden 15 kişilik kafile arasında Hz. Osman ve Rukiyye de bulunuyordu. Resûlullah (a.s.m.), Hz. Os¬man’ın herkesten önce yola çıktığını duyunca şöyle buyurdu:
“Onların dostu ve hâkimi Allah’tır. Osman, Lût’tan (a.s.) sonra ailesiyle birlikte ilk hicret eden kimsedir.”
Hz. Osman, bir müddet Habeşistan’da kaldıktan sonra tekrar hanımıyla birlik¬te Mekke’ye döndü. Daha sonra da oradan Medine’ye hicret etti.
Hz. Osman, bütün arzusuna rağmen Bedir Savaşı’na katılamamıştı. Zira hanımı Hz. Rukiyye ağır hasta idi. Peygamber Efendimiz mazeretini kabul ettiği hâlde, o, kalbinde Bedir’e iştirak edememenin üzüntüsünü hissediyordu. Hz. Rukiyye yakalandığı hastalıktan kurtulamadı, vefat etti. Bedir’de Müslümanla¬rın zaferi Hz. Osman’ın bu derin üzüntüsünü sevince çevirdi.
Resûlullah (a.s.m.), Bedir’den döndükten sonra Hz. Osman’a bir müjde daha verdi:
“Sen Bedir’e katılmadığın hâlde bir şehit ecri aldın.”
Daha sonra Peygamberimiz, diğer kızı Ümmü Gülsüm’ü de Hz. Osman’a nikâhladı. Bundan sonra Hz. Osman “iki nur sahibi” manasında “Zinnûreyn” lakabıyla anıldı.
Ümmü Gülsüm’ün vefatından sonra da Peygamberimiz, “Eğer 40 tane kızım olsaydı, onları birer birer Osman’la evlendirirdim!” buyurarak, hayâ timsali olan damadını teselli etti.
Hicret’in 4. yılında yapılan Zâtürrikâ Gazvesi’nde Peygamberimiz, kendisini Medine’de vekil olarak bırakmıştı. Bundan sonra yapılan bütün gazalara katılan Hz. Osman, Hudeybiye Sulhü sırasında da Resûl-i Ekrem Efendimiz tarafından Kureyş’e elçi olarak gönderilmişti. Hz. Osman, Mekke’ye gidip, geliş maksatla¬rının sadece umre haccı yapmak olduğunu anlattıysa da, müşrikler direnmeye devam ediyor, şöyle diyorlardı:
“Git, seni gönderene söyle. O hiçbir zaman Mekke’ye girip Kâbe’yi tavaf edemeyecek! Ama sen Kâbe’yi tavaf etmek istersen, edebilirsin.”
Hz. Osman ise onlara şöyle cevap vermişti:
“Ben Resûlulah olmaksızın Kâbe’yi tavaf etmem!”
Hz. Osman, Tebük Gazvesi’nde 1000 dinar para, 50 at ve 100 adet deve yardı¬mında bulundu. Peygamberimiz onun bu cömertliği karşısında:
“Bundan sonra yapacağı hataların hiçbirisi Osman’a zarar vermez.” buyurarak onu müjdele¬di
Medine’de kıtlık olduğu bir sırada Hz. Osman, Şam’dan 100 deve yükü buğday getirtmişti. Sahabe-i Kirâm, satın almak için yanına koştular. Ancak o:
“Siz¬den daha iyi alıcım var. Sizden daha fazla kâr veren var.” dedi. Sahabiler bunu Hz. Ebû Bekir’e bildirip üzüldüklerini ifade ettiler. Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman’ı herkesten iyi tanıdığı için onlara şöyle dedi:
“O, Resûlullah’ın damadı olmakla şeref kazanmıştır. Cennette de onun arkada¬şıdır. Siz onun sözünü yanlış anlamışsınızdır. Buyurun, beraber gidelim ve du¬rumu kendisinden öğrenelim.”
Hz. Osman’ın yanına vardıklarında Hz. Ebû Bekir:
“Ey Osman, sahabiler sözlerine üzülmüşler. Ne dersin? Meselenin aslı nedir?”
Hz. Osman şöyle cevap verdi:
“Ey Resûlullah’ın halifesi! Onlardan daha iyi alıcı olan biri, 1’e 700 veriyor. Biz de buğdayı 1’e 700 verene sattık.”
Hz. Osman bu sözleriyle, kervandaki malını Allah yolunda sadaka olarak verdiğini ifade ediyordu.
Nitekim az sonra 100 deve yükü buğdayı Medine’de bulunan fakir sahabilere karşılıksız olarak dağıtıverdi. Hz. Ebû Bekir buna çok sevindi ve Hz. Os¬man’ı alnından öptü.
“Yâ Rabbi! Osman’ın geçmiş, gelecek, açık ve gizli bütün günahlarını bağışla!” diye dua etti.

8

Temmuz
2012

EBÛ TÂLİB’İN HİMÂYESİ/FİCÂR SAVAŞLARI/HILFU’L-FUDÛL CEMİYETİNDE ÜYELİĞİ

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  770 Kez Okundu

EBÛ TÂLİB’İN HİMÂYESİ
1-Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine “gençlik devresi” denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib’in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur.
2- SEYÂHATLERi
a) Şam Seyâhati
Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Ticâret için kervanlarla, yazın Şam’a, kışın Yemen’e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında Şam’a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O’nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı.
Şam’ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada “Bahîra” adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)’in simâsından, O’nun istikbâlini sezmişti. O’nunla konuştu. Sorular sordu. Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Tâlib’e:
-”Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O’nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam’a götürmeyiniz…”dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam’a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.(1)
Son Peygamberin geleceği ve O’nun bir çok vasıfları Tevrât ve İncil’de bildirilmişti. Bu sebeple, Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O’nun alâmetlerini ve vasıflarını biliyorlardı. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah İbn Selâm’ın “Tevrat’ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın sıfatları vardır” dediğini, “Kütüb-i Sitte” denilen altı güvenilir hadis kitabından Tirmizi’nin es-Sünen’inde rivâyet edilmiştir.”(2)
b) Yemen Seyâhati
Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs’la birlikte Yemen’e gidip gelmiştir.(3)
3- FİCÂR SAVAŞINA KATILMASI
Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca “Eşhür-i hurum” denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka’de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa fâcirane sayıldığı için buna “Ficâr Savaşı” denirdi.
Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği için “Ficâr Savaşı” denildi.
Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.(4)
4- HILFU’L-FUDÛL CEMİYETİNDE ÜYELİĞİ
Uzun süren Ficâr savaşı esnâsında Mekke’de âsâyiş bozulmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Özellikle dışarıdan mal getiren yabancıların malları yağmalanıyordu.
Vâil oğlu Âs, Mekke’ye gelen Yemen’li bir tâcirin bütün malını gasbetmiş, haksız olarak elinden almıştı. Yemen’li, Ebû Kubeys dağına çıkarak uğradığı haksızlığa karşı, bütün kabîleleri yardıma çağırdı. Yemenlinin bu feryâdı üzerine Peygamberimiz (s.a.s.)’in amcası Zübeyr, Kureyşin bütün ileri gelenlerini çağırdı. Hâşimoğulları, Zühreoğulları, Esedoğulları, Temimoğulları, Abdülluzzaoğulları, Zübeyrin dâvetine icâbet ederek, Beni Temîm’den Cüd’ân oğlu Abdullah’ın evinde toplandılar.”Mekke’de zulmü önlemeğe yerli-yabancı hiç kimseye karşı haksızlık ettirmemeğe” karar verdiler. Haksızlığa uğrayan kimselere yardım edeceklerine yemin ettiler. Yemenlinin hakkını Âs’tan alıp geri verdiler. Mekke’de âsâyişi yoluna koydular.
Vaktiyle, Cürhümîler zamanında Fadl b. Hâris,, Fudayl b. Vedâa ve Mufaddal b. Fedâle isimlerinde üç kabîle başkanı, kabîleleri ile toplanarak,”Mekke’de zulme meydan vermeyeceğiz, zayıfların hakkını adâlet üzere alacağız…”(5) diye yemin etmişlerdi. Onların bu yeminlerine “Hılfu’l-fudûl” (Fadılllar yemini) denilmişti. Cüd’ân oğlu Abdullah’ın evinde aynı konuda yapılan yemine de bu sebeple “Hılfu’l-fudûl” denildi.
Peygamberimiz (s.a.s.) 20 yaşında iken bu toplantıda amcaları ile beraber üye olarak bulundu. Bu cemiyetin çalışmalarından son derece memnun kaldığını Peygamberliğinden sonra: “İslâm’da da böyle bir cemiyete cağrılsam, yine icâbet ederim”, sözleriyle ifâde etmiştir.(6)
(1) et-Tirmizi, es-Sünen, 5/590-591 (Hadis No: 3620); İbn Hişâm, 1/91-194; İbnü’l-Esîr,a.g.e., 2/37
(2) et-Tirmizi, 5/588, (Hadis No:3617)
(3) Târih-i Din-i İslâm, 2/33
(4) İbn Hişâm, 1/198
(5) İbnü’l-Esîr, a.g.e., 2/41
(6) İbn Hişâm 141-142; Tarih-i Din-i İslâm, 2/ 36; Tecrid Tercemesi, 7/101

Kaynak:DİB WEB

8

Temmuz
2012

HZ.EYUP ALEYHİSSELAMIN SABRI VE DUASI

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  4.172 Kez Okundu

O Rabbine çağrıda bulundu;
“Bana zarar dokundu, Ey Rabbim sen en merhametli ve en şefkatlisin”
O Hz. Eyyub ki;
Çok şiddetli bir hastalığa yakalanmış ,hastalığı uzun sürmüş ve dahî çeşitli imtihanlara, musîbetlere maruz kalmıştı.. Fakat tüm musîbetler, O’nu hep sabredici bulmuş ve SABIR KAHRAMANI ünvanını almıştı.. Sonra imtihan daha da şiddetlenmiş, hastalık o kadar ilerlemişti ki; Allah’ı anan diline ve kalbine zarar vermeye başlamıştı. İşte o zaman Kendi bedenî sağlığı için değil, Allah’ı anmasına zarar gelmemesi için, O’na(CC) şu şekilde dua etmişti; “Rabbi İnnî messeniyedurru ve EnteErhamurrâhimîn” “Bana zarar dokundu, Ey Rabbim sen en merhametli ve en şefkatlisin” Bunun üzerine Allah, O’nun sabrına ve halis niyetine hürmetle şifa vermişti. Hz.Eyüp Aleyhisselâm’ın duâsı
Hz.Eyüp Aleyhisselâm’ın duâsı : “Rabbi inni messeniye’ddurru ve ente erhamürrahimin” Bu dua bize şunu diyor : “Ya Rabbi zarar bana dokundu. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin. Bana da merhamet eyle Yarabbi.” -Enbiya sûresi-83…

8

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  497 Kez Okundu

-MÜFSİD NEDİR?ORUCU,ABDESTİ VE  NAMAZI BOZAN ŞEYLERE  MÜFSİD DENİR.

-MEKRUH NEDİR VE NELER MEKRUHTUR?

Mekruh, lügatte, sevimsiz bulunan, nahoş ve kerih görülen şey demektir. Istılahta ise, dinen yapılması çirkin ve kötü görülen işler manasına gelir. Abdest alırken ve gusül ederken suyu israf etmek, kısa kollu elbise ile veya başı açık namaz kılmak gibi hususlar mekruhlardandır. Mekruh iki kısma ayrılır:
1. Tahrimen Mekruh: Harama yakın olan mekruha denir. Abdest alırken suyu israf derecede harcamak gibi…

2. Tenzihen Mekruh: Helala yakın olan mekruhtur. Burnu sağ el ile temizlemek gibi…
Mekrûh, dinen yapılmasının, sevimsiz bulunduğu, eylemlerin nâhoş görüldüğü şeyler demektir, denilmiş ilmihallerde. Yanı sıra da, ıstılahta ise, dinen yapılması çirkin ve kötü görülen işler mânasına gelir.

8

Temmuz
2012

GÜNCEL MERAK EDİLEN DİNİ KONULAR

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  422 Kez Okundu

-İslam fıkıhında başlanmış bir ibâdeti bozan veya iptâl eden durumlar için kullanılan bir terimdir?MÜFSİD DENİR.
– Hendek kazılması fikrini ortaya atan ve fikri kabul edilmiş sahabe kimdir?HZ.SELMAN-İ  FARİSİ
-Saatü’l-usre,gazvetül-usre ve ceyşül-usre ifadeleri,aşağıdaki hangi olayla ilgilidir?TEBÜK SAVAŞI
-Asım kıraatına göre harflerinin sıfatları?

SIFATLAR VE HARFLERİN SIFATLARI
Sıfat : Tecvit ilminde , mahreçte meydana gelişi esnasında harfin sesine arız olan keyfiyete denir. Sıfat, her harfin kendine mahsus özelliğidir. Sıfatlar genel olarak iki kısımda mütalaa edilir.
1-   Sıfat-ı Lazıme : Harflerin zatına mahsus olan ve onlardan  ayrılmaması gereken sıfatlardır(Cehr , hems , şiddet vb.).
2-   Sıfat-ı Arıza    : Harflerin zatına mahsus olmayan ve onlardan  ayrılması mümkün olan sıfatlardır(Med, idgam, ihfa vb.).
Şimdi bazı sıfat-ı lazımelerin açıklamalarını vermeye çalışacağız  :
1-     Cehr    :Harfi harekeli olarak telaffuz ederken ,mahrece itimadın kuvvetli olması sebebiyle, nefesin tamamının veya çoğunun hapsedilerek, sesin açık olmasına denir.
2-     Hems      :Harfi harekeli olarak telaffuz ederken ,mahrece itimadın zayıf olması sebebiyle, nefesin ses ile beraber akmasına denir.
3-   Şiddet     :Harfi sakin olarak telaffuz ederken ,mahrece itimadın kuvvetli olması sebebiyle, sesin ve nefesin hapsolup akmamasına denir.
4-   Rihvet     :Harfi sakin olarak telaffuz ederken ,mahrece itimadın zayıf olması sebebiyle, sesin ve nefesin beraberce akmasına denir.
5-    Beyniyye:Şiddet: Harfi sakin olarak telaffuz ederken ,sesin ne tamamen akması ve ne de hapsolmasına denir.
6-   İsti’la       :Dilin üst damağa yükselmesine denir.
7-    İstifale     :Dilin aşağıya meyletme haline yani üst damağa kalkmamasına denir.
8-    Itbak       :Dilin üst damağa yapışmasına ve dil kökünün üst damağa kalkmasına denir.Bu isti’la sıfatından daha mübalağalıdır.
9-    İnfitah     :Dilin damaktan ayrılmasına denir.
10-   Tefhim     :Harfi kalın okumaya denir ki bu şekilde harf okunurken kendisinden bir kalınlık hasıl olur ve ağzın içi ses ile dolar.
11-   Terkik      :Harfi ince okumaya denir.
12-   Safir         :Harf okunurken (kuş veya ıslık sesine benzer ) keskin bir sesin çıkmasına denir.
13-   Gunne      :Genizden(burundan) gelen sese denir.
14-   Tekrir     :Dil ucunun titremesine ve sürçmesine denir.
15-   Tefeşşi     :Sesin ağızda yayılmasına denir.
16-    İstitale     :Sesin uzamasına denir.

 

8

Temmuz
2012

Güncel Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  499 Kez Okundu

-Müezzinlik nasıl yapılır?

1. Ezan

“Allahu Ekber, Allahu Ekber

Allahu Ekber, Allahu Ekber

Eşhedü en Lailahe illallah,

Eşhedü en Lailahe illallah

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah

Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah

Hayyaala’s-salâh, Hayyaala’s-salâh

Hayyaala’l-felâh, Hayyaala’l-felâh

Allahu Ekber, Allahu Ekber

La ilahe illallah ”

2.  Ezandan sonra şu dua okunur:

“Allahumme rabbe hâzihî’d-da’veti’t-tâmmeh ve’s-salâti’l kâimeh, âti Muhammeden’il vesîlete ve’l-fadîlete ve’b'ashu mekamen Mahmûden ellezi veadteh. İnneke la tuhliful mîâd.

Bu duânın meâli şöyledir:

“Allâh’ım! Ey bu tam dâvetin, yâni mübârek ezânın ve kılınmak üzere bulunan namazın mukaddes Rabbi. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e vesîleyi ve fazîleti ihsan et ve O’nu, kendisine va’d buyurmuş olduğun Makâm-ı Muhmûd’a eriştir. Şüphe yok ki, sen va’dinden dönmezsin.”

3. Farzdan önce ikamet (kamet) getirilir.

İkametin sözleri de ezanın sözlerinin aynıdır. Yalnız, Hayye ale`l-Felâh dendikten sonra iki kere de “Kad kâmeti`s-Salâh” cümlesi söylenir. Mânası: “Namaza başlandı.” demektir.

4. Namazın farzından sonra “SELAM DUASI” okunur.

“Estağfirullâh, estağfirullâh, estağfirullâh el-azîym el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-hayy’el kayyûm ve etübü ileyh. Allâhumme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte yâ zelcelâli ve’l-ikrâm.”

Bu duanın anlamı:

“Ulu olan, kendisinden başka ilah olmayan, Hay ve Kayyum (ezeli ve ebedi hayat ile diri, zatı ve kemaliyle kaim yani yarattıklarının her an idare ve muhafazasında biricik hakimi mutlak) olan Allah’a istiğfar eder, beni affetmesini isterim. Allahım sen selamsın. Bütün noksanlardan berisin, uzaksın. Dünya ve ahiret selameti senin inayet ve yardımınla olur. Sen mukaddessin, tazime gerçekten layık olansın. Ey celal ve ikram sahibi olan yüce mabudum!”

5. Bilinen namaz tesbihatına devam edilir.

“Subhanallahi vel hamdu lillahi ve la ilahe illellahu vallahu ekber. Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.” denir ve Ayete’l-Kürsi okunur.

Anlamı:

“Allahı bütün noksan sıfatlardan tanzih eder, kemal sıfatlarla muttasıf olduğunu kabul ederim. Bütün hamd ve şükürler Allah’adır. Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur. İhtiyaçları gideren ve zararları yok eden yalnız yüce ve güçlü olan Allah’tır.”

6. Ayete’l-Kürsi okunduktan sonra tesbih çekilir.

33 Subhânallâh,

33 Elhamdulillâh,

33 Âllâhu ekber.

7. Tesbihlerden sonra

“La ilahe ilallahu vahdehu la şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şeyin Kadirve ileyhi’l-masîyr.

“Allah Tealadan başka ilah yoktur, tek ilah sadece odur, ortağı da yoktur. Bütün mülk ona aittir. Bütün hamdü senalar onadır. Her şeye kadirdir.”

“Subhane rabbiyel aliyyil eğlel vehhab.”

“Ali, a’la ve vehhab olan Rabbimi tesbih ederim” denir ve namazın duası yapılır.

-Medineye ilk hicret eden sahabe  kimdir?Ebu Seleme (Abdullah)

-Mekkeden  Medineye  hicret  eden en son sahabe kimdir?En son hicret eden sahabe Peygamberimizin amcasi Hz.Abbas‚tir.

-En son  vefat eden   sahabenin adı nedir? 100/719 senesinde vefat eden Ebü’t-Tufeyl Âmir b. Vâsile el-Leysî el-Kinânî’dir.

-Kuran-ı Kerim de  en uzun ayet   hangi sureddedir?Kur’an’da en uzun ayet ise Müdayene= (Borçlanma) Ayeti diye bilinen Bakara suresinin 282. ayetidir.

8

Temmuz
2012

DİNİMİ ÖĞRENİYORUM/Gusülsüz Yapılamayan İşler

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  392 Kez Okundu

Gusül yapması farz olan kimse yıkanmadıkça şunları yapamaz:
1) Namaz kılamaz.
2) Kur’an okuyamaz.
3) Kur’an’a el süremez.
4) Kâbeyi tavaf edemez.
5) Bir zorunluluk olmadıkça câmiye giremez.
Ayrıca kadınlar, âdet gördükleri günlerde ve lohusalık hallerinde oruç tutamazlar.

8

Temmuz
2012

DİNİMİ ÖĞRENİYORUM/Abdest Nasıl Alınır

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  336 Kez Okundu

1. Mümkünse kibleye dönülür, yüksek bir yere oturulur, Eûzü ve Besmele çekilir.
2. Eller bileklere kadar üç kere yikanir. Parmaklar birbiri arasina geçirilerek hilâllenir. Parmaktaki yüzük oynatilarak altina su ulastirilir. (Resim: 1)
3. Besmele çekilerek agiza su alinir. (Resim: 2)
Varsa misvak kullanip, yoksa bas ve sehâdet parmagiyla disler ovalanir. (Resim: 3) Agiz üç defa çalkalanir.
4. Besmele çekilir, burna su verilir. (Resim: 4) Oruçlu degilse su burnun yumusagina kadar çekilip, sol elle burun temizlenir. Bu is iki kere daha yapilir.
5. Abdeste kalb ile niyet edilip, Besmele çekerek avuca su alinip yüz saç bitiminden çene altina, yan taraflardan da kulak yumusaklarina kadar yikanir. Kaslarin alti islatilir. Bu is iki kere daha yapilir. Her yikamada yüz ovalanir. (Resim: 5)
6. Besmele çekerek sag kol dirsekle beraber ovalanarak yikanir. (Resim: 6) Bu is iki kere daha yapilir. Sag kolda oldugu gibi, sol kol da üç kere yikanir. (Resim: 7)
7. Besmele çekerek sag elle basin dörtte biri mesh edilir. (Resim: 8) Sonra sehâdet parmaklariyla sag ve sol kulaklar, basparmakla da kulagin arkasi meshedilir. (Resim: 9) Elin bas ve isâret parmaklari hariç, diger üç parmaklar ile de boyun meshedilir. (Resim: 10)
Basin tamamini mesh sünnettir. Buna kaplama mesh denir.
Kaplama mesh söyle yapilir:
Evvelâ, iki el islatilir, bas ve isaret parmaklari ayri tutulup üç bitisik ince parmaklar birbirine yapistirilir. Iç taraflari basin önünde saçlarin baslangicina konulur. Bas ve sehâdet parmaklari ve avuç içi havada olup, basa dokundurulmaz. Iki el geriye dogru çekilerek meshedilir. Avuçlarin içi ile basin yan tarafi, arkadan öne dogru çekerek meshedilir. Sonra isaret parmaklari ile kulaklarin içi meshedilir. Basparmaklar da kulak arkasina konulup, kulak arkalari yukaridan asagiya meshedilir. Diger üç parmaklarin dis yüzleri ile de ense meshedilir. Bogaz meshedilmez.
8. Besmele ile sag ayagin ucundan yikamaya baslanir. (Resim: 11) Ve ayak parmaklari sol elin küçük parmagi ile hilâllenir. Hilâllemeye sag ayakta küçük parmaktan, sol ayakta ise bas parmaktan baslanir ve alttan üste dogru çekilerek yapilir. Sag ayak gibi sol ayak da, besmele ile yikanir. (Resim: 12)
Abdestten sonra artan sudan ayakta ve kibleye karsi birkaç yudum su içilir. 1, 2 veya 3 defa “Kadr sûresi” okumak menduptur.
Kaynak:Muhtasar Ilmihal

8

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  348 Kez Okundu

-Doğum yapan kadının kırkı çıkmadan oruç tutabilirmi ?
-Fidye ne zaman ödenmeli ?
-Teyemmumle camiye girilir mi?
-Makyaj ile kuran okunurmu
:-Mekke putlarini kim yikti

8

Temmuz
2012

PEYGAMBER EFENDİMİZİN GIYABI CENAZE NAMAZI

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  519 Kez Okundu


-Ebu Hureyre (r.a.) şöyle bildirmiştir:
“Resulüllah (a.s.) Necaşi’nin vefatını aynı gün insanlara haber verdi. Daha sonra halkı musallaya çıkarıp dört tekbir aldı.”
Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 1580
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Zenci bir kadın (veya genç bir kimse) Mescidi süpürüp temizlerdi. Bir gün Resulüllah (a.s.) onu göremeyince; ne oldu? diye sordu. Sahabeler: O öldü, deyince Resulüllah (a.s.): “Bana (vefatını) niçin haber vermediniz?” dedi. Sahabeler sanki onu küçümsemişler ve önem vermemişlerdi. Bunun üzerine Resulüllah: ” (Haydi) kabrini bana gösteriniz.” buyurdu. Kendisine gösterdiler, o da bu kabir üzerine namaz kıldı. Sonra da şöyle buyurdu: “Şu kabirlerin içi kabir sahiblerine (azap olacak kadar) zulmetle doludur. Yüce Allah üzerlerine kılacağımız namaz ile onları aydınlatır.”
Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 1588
– Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
“Rasûlullah (s.a.v.), Uhud günü Hamza’nın cesedinin yanına geldi ve durakladı, cesed üzerinde müsle (gözü oyulmuş kulağı burnu kesilmiş) yapıldığını gördü ve şöyle buyurdu. Halam ve Hamza’nın kız kardeşi Safiyye’yi sıkıntıya sokacak olmasaydım. Hamza’nın cesedini böylece bırakır vahşî hayvanların yemesine terk eder kıyamette de onların karınlarından haşredilmesini isterdim.”
Enes diyor ki: “Sonra Rasûlullah (s.a.v.), çizgili kumaştan yapılmış bir elbise istedi onunla kefenledi. Bu kumaş başı tarafına çekildiğinde ayakları, ayaklarına doğru çekildiğinde ise başı açık kalıyordu.”
Enes diyor ki: “Şehîdler çok fakat kefen yapılacak malzeme çok azdı.” Enes şöyle devam etti: Tek kişi veya iki kişi veya üç kişi bir kefene sarılıyor ve bir kabre defnediliyordu. Defnederken Rasûlullah (s.a.v.) Kurânî bilgisi hangisinin çoktur diye soruyor ve onu kıbleye doğru öne geçiriyordu. Enes diyor ki: Böylece tüm Uhud şehîdlerini defnetti ve onlara cenaze namazı kılmadı.(Buhârî, Cenaiz: 74)
– Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre:
“Rasûlullah (s.a.v.) Habeş Kralı olarak Necaşi’ye cenazesi yok iken arkasından gıyabî cenaze namazını kıldı ve bu namazda dört tekbir almıştı.”(Buhârî, Cenaiz: 6; İbn Mâce, Cenaiz: 24)
-Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre:
“Rasûlullah (s.a.v.) Habeş Kralı olarak Necaşi’ye cenazesi yok iken arkasından gıyabî cenaze namazını kıldı ve bu namazda dört tekbir almıştı.”(Buhârî, Cenaiz: 6; İbn Mâce, Cenaiz: 24)

8

Temmuz
2012

RASÜLULLAH (S.A.)’M HÜKÜMDAR VE EMİRLERE ELÇİLER GÖNDERMESİ

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  251 Kez Okundu

Peygamberimiz, Hicretin altıncı yılında hükümdar ve emirlere mektuplar göndererek, onları İslâm’a davet etti. Dihye b. Halife el-Kelbî el-Hazrecî’yi Bizans imparatoru Herakliyus’a, Abdullah b. Huzafe es-Sehmî’yi İran kisrasına, Amr b. Ümeyye ed-Damrî’yi Habeş necâşisine, Hatıb b. Ebî Beltaa el-Lahmî’yi Herakliyus’un Mısır valisi Mukavkıs’a, Suleyt b. Amr el-Âmirî’yi Yemame emiri Havze b. Ali el-Hanefî’ye, Esed b. Huzeyme kabilesinden Şucâ b. Vehb’i Haris b. Ebî Şemr el-Ğassanî’ye, Alâ b. Hadramî’yi Bahreyn emiri Münzir b. Sâvâ’ya ve Amr b. As’ı da Umman Ezd’lerinini lideri Culendî’nin iki oğlu Ceyfer ve İyaz’a göndermişti.

 

 

Toplam 194 sayfa, 127. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030125126127128129130140150...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.