8

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  318 Kez Okundu

-Doğum yapan kadının kırkı çıkmadan oruç tutabilirmi ?
-Fidye ne zaman ödenmeli ?
-Teyemmumle camiye girilir mi?
-Makyaj ile kuran okunurmu
:-Mekke putlarini kim yikti

8

Temmuz
2012

PEYGAMBER EFENDİMİZİN GIYABI CENAZE NAMAZI

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  466 Kez Okundu


-Ebu Hureyre (r.a.) şöyle bildirmiştir:
“Resulüllah (a.s.) Necaşi’nin vefatını aynı gün insanlara haber verdi. Daha sonra halkı musallaya çıkarıp dört tekbir aldı.”
Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 1580
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Zenci bir kadın (veya genç bir kimse) Mescidi süpürüp temizlerdi. Bir gün Resulüllah (a.s.) onu göremeyince; ne oldu? diye sordu. Sahabeler: O öldü, deyince Resulüllah (a.s.): “Bana (vefatını) niçin haber vermediniz?” dedi. Sahabeler sanki onu küçümsemişler ve önem vermemişlerdi. Bunun üzerine Resulüllah: ” (Haydi) kabrini bana gösteriniz.” buyurdu. Kendisine gösterdiler, o da bu kabir üzerine namaz kıldı. Sonra da şöyle buyurdu: “Şu kabirlerin içi kabir sahiblerine (azap olacak kadar) zulmetle doludur. Yüce Allah üzerlerine kılacağımız namaz ile onları aydınlatır.”
Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 1588
– Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
“Rasûlullah (s.a.v.), Uhud günü Hamza’nın cesedinin yanına geldi ve durakladı, cesed üzerinde müsle (gözü oyulmuş kulağı burnu kesilmiş) yapıldığını gördü ve şöyle buyurdu. Halam ve Hamza’nın kız kardeşi Safiyye’yi sıkıntıya sokacak olmasaydım. Hamza’nın cesedini böylece bırakır vahşî hayvanların yemesine terk eder kıyamette de onların karınlarından haşredilmesini isterdim.”
Enes diyor ki: “Sonra Rasûlullah (s.a.v.), çizgili kumaştan yapılmış bir elbise istedi onunla kefenledi. Bu kumaş başı tarafına çekildiğinde ayakları, ayaklarına doğru çekildiğinde ise başı açık kalıyordu.”
Enes diyor ki: “Şehîdler çok fakat kefen yapılacak malzeme çok azdı.” Enes şöyle devam etti: Tek kişi veya iki kişi veya üç kişi bir kefene sarılıyor ve bir kabre defnediliyordu. Defnederken Rasûlullah (s.a.v.) Kurânî bilgisi hangisinin çoktur diye soruyor ve onu kıbleye doğru öne geçiriyordu. Enes diyor ki: Böylece tüm Uhud şehîdlerini defnetti ve onlara cenaze namazı kılmadı.(Buhârî, Cenaiz: 74)
– Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre:
“Rasûlullah (s.a.v.) Habeş Kralı olarak Necaşi’ye cenazesi yok iken arkasından gıyabî cenaze namazını kıldı ve bu namazda dört tekbir almıştı.”(Buhârî, Cenaiz: 6; İbn Mâce, Cenaiz: 24)
-Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre:
“Rasûlullah (s.a.v.) Habeş Kralı olarak Necaşi’ye cenazesi yok iken arkasından gıyabî cenaze namazını kıldı ve bu namazda dört tekbir almıştı.”(Buhârî, Cenaiz: 6; İbn Mâce, Cenaiz: 24)

8

Temmuz
2012

RASÜLULLAH (S.A.)’M HÜKÜMDAR VE EMİRLERE ELÇİLER GÖNDERMESİ

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  239 Kez Okundu

Peygamberimiz, Hicretin altıncı yılında hükümdar ve emirlere mektuplar göndererek, onları İslâm’a davet etti. Dihye b. Halife el-Kelbî el-Hazrecî’yi Bizans imparatoru Herakliyus’a, Abdullah b. Huzafe es-Sehmî’yi İran kisrasına, Amr b. Ümeyye ed-Damrî’yi Habeş necâşisine, Hatıb b. Ebî Beltaa el-Lahmî’yi Herakliyus’un Mısır valisi Mukavkıs’a, Suleyt b. Amr el-Âmirî’yi Yemame emiri Havze b. Ali el-Hanefî’ye, Esed b. Huzeyme kabilesinden Şucâ b. Vehb’i Haris b. Ebî Şemr el-Ğassanî’ye, Alâ b. Hadramî’yi Bahreyn emiri Münzir b. Sâvâ’ya ve Amr b. As’ı da Umman Ezd’lerinini lideri Culendî’nin iki oğlu Ceyfer ve İyaz’a göndermişti.

 

 

8

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  256 Kez Okundu

-Seyfullah unvanıyla anılan sahabe kimdir?
-Peygamber Efendimiz Medine hicret edince Medine de yaşayan kabileleler?
-Peygamber Efendimiz Medineye hicret edince evinde misafir eden sahabe kimdir?

7

Temmuz
2012

CENNETİN İSİMLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  652 Kez Okundu

Cennet, Allah’ın sayısız nimetleriyle doludur. Bu manayı ifade eden değişik sıfatları vardır:
1. Cennet’ün – Naîm : Nîmetler bahçesi,
2. Cennet-i Adn : Daimî kalınacak bahçe,
3. Cennet’ül – Me’vâ : Barınılacak bahçe,
4. Cennetu’l-Firdevs : Bahçe,
5. Dâr’ul – Huld : Daimî kalınacak yer,
6. Dâr’ul – Karar : İkamet olunacak yer,
7. Dâr’us – Selâm : Emniyet ve selâmet yeri.
8. İlliyyûn : Yücelerin yücesi.

İbn Abbâs (r.a.)’dan gelen bir rivayette, Cennetin yedi tabakası olduğu haber verilmektedir. Bunlar, “Firdevs, Adn Cennet’i, Nâim Cennet’i, Daru’l-Huld, Me’va Cennet’i, Daru’s-Selâm ve İlliyyûn’dur.” Bu tabakalardan her birinde, müminlerin yaptıkları iyi işler karşılığında girecekleri veya yükselecekleri derece veya mertebeler vardır. “İlliyyûn” ifadesi cennetin bir adı olup bu rivayette geçmektedir.
Bir de Cennetin sekiz adet de kapısı vardır. Bunlardan her mü’min ameline göre girecektir. Bu da her cennetin ayrı ayrı sekiz kapısı olarak mı, yoksa her kapıdan bir cennete mi girilecek tam net değildir. Bazıları cennetin yedi tabaka olduğu ve bunlara sekiz kapıdan girileceği şeklinde de anlamıştır.
1. Tövbe kapısı
2. Namaz kapısı
3. Oruç kapısı
4. Zekât kapısı
5. Sadaka kapısı
6. Hac ve Umre kapısı
7. Cihat kapısı
8. Sıla-i Rahim kapısı
Kur’an-ı Kerimde çokça zikredilen cennetler şunlardır:
1-Cennetü’n-Nâim: “Beni Cennetü’n-Nâim’in varislerinden kıl.”
2-Cennetü’l-Adn : “Şüphesiz ki, iman edenler ve güzel amel işleyenler yok mu, işte onlar mahlûkatın en hayırlısıdırlar. Onların mükâfâtı Rableri katında And Cennetleridir ki onların altlarından nehirler akar, orada onlar ebedî kalıcıdırlar, Allah onlardan razı olmuştur, onlar da ondan razı olmuşlardır. Bu Rabb’inden korkanlar içindir.”
3-Cennetü’l-Firdevs: “Şüphesiz, iman edip güzel amel işleyenler için barınak olarak Firdevs Cennetleri vardır.”
4-Cennetü’l-Me’vâ: “İman edip güzel amel işleyenlere gelince, onlar için Me’vâ Cennetleri vardır.”
5-Dârü’s-Selâm : “Allah Dârü’s-Selâm’a çağırıyor ve O, dilediği kimseleri dosdoğru bir yola hidâyet buyurur.”
6-Dârü’l-Huld: “O Rab ki, fazlından bizi durulacak yurda kondurdu.”
7-Daru’l Karar: “Dünya hayatı geçici bir eğlencedir ahiret ise gerçekten kalınacak bir yurttur.”
8-İlluyyûn: İlliyyun da İbn-i Abbas’ın (ra) rivayet ettiği hadisde cennet ismi olarak anılmaktadır. Bu Kur’anda amellerin kaydedildiği bir kitap olarak tefsir edilse de devamındaki ayette “Allah’a yakın olanların bulunduğu bir mevki olarak” vasfedilmiştir ki bu da Cennetlerden biridir.

7

Temmuz
2012

AŞERE-İ MÜBEŞŞERE KİMLERDİR

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  546 Kez Okundu

http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcSNZ_vSou8vl6SL_HZXy-mzGKGxTIUu9Cy-IZKv4xdLEpS45z1K7g

Peygamber efendimiz tarafından Cennet’e girecekleri dünyadayken müjdelenen on Sahabi (Peygamberimizin arkadaşı). Aşere-i mübeşşere şunlardır: Hazret-i Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman bin Avf, Said bin Zeyd, Sa’d bin Ebi Vakkas, Ebu Ubeyde bin Cerrah (radıyAllahü anhüm).

Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde bildirdiği hadis-i şerifte Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Ebu Bekr Cennet’tedir. Ömer Cennet’tedir. Osman Cennet’tedir. Ali Cennet’tedir. Talha Cennet’tedir. Zübeyr Cennet’tedir. Abdurrahman bin Avf Cennet’tedir. Sa’d ibni Ebi Vakkas Cennet’tedir. Said ibni Zeyd Cennet’tedir. Ebu Ubeyde ibn’ül-Cerrah Cennet’tedir.”

7

Temmuz
2012

Peygamberler Kaç Tanedir?Hatib-ül-enbiyâ (peygamberlerin hatibi) olan Peygamber

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  414 Kez Okundu

Peygamberler Kaç Tanedir?
lk peygamber Hz. ådem’den son peygamber Hz. Muhammed’e (asm) gelinceye kadar arada birçok peygamber gelip geçmiştir. Kuvvetli bir rivayete göre bu peygamberlerin sayısı 124 bin, diğer rivayete göre de 224 bin kadardır. Bunlardan sadece 25 tanesinin ismi Kur’an’da geçmektedir.
Kur’an’da Bahsi Geçen Peygamberler Kimlerdir?
ådem, İdris, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrâhim, İsmâil, İshâk, Yâkub, Yûsuf, Şuayb, Mûsâ, Hârun, Dâvud, Süleyman, Eyyûb, Zülkifl, Yûnus, İlyas, Elyesa’, Zekeriyya, Yahyâ, İsâ ve Hz. Muhammed Aleyhimüsselâm…
Bunlardan ayrı Kur’an’da ismi geçen Üzeyr, Lokman ve Zülkarneyn’in (as) peygamber olup olmadıkları ihtilâflıdır.
Kur’an’da ismi geçmediği halde peygamber olarak meşhûr olanlar da şunlardır: Şît, Yûşâ, Cercis, Danyal Aleyhimüsselâm.
İnsanlara Ayrı Ayrı Peygamberler Gelmesinin ve Her Peygamberin Getirdiği Dinde Bâzı Farklılıklar Olmasının Sebebi Nedir?
İslâm inancına göre, bütün peygamberler aynı dâva için çalışmışlar, aynı îman ve ibâdet esaslarını insanlara tebliğ ve telkin etmişlerdir. Bununla beraber peygamberlerin getirdikleri dinler arasında bâzı farklar bulunduğu da bir gerçektir. Bunun da en mühim sebebi, asırların ve cem’iyetlerin ihtiyaçları ve idrâk seviyeleri başka başka olmasıdır. Peygamberler, insanların idrâk seviyelerine göre konuşmuş ve ihtiyaçlarına göre hareket etmişlerdir. Söz ve şekillerde, dînin tatbikatına ait bâzı ayrılıkların bulunması gayet tabiî ve fıtrîdir. Aynı zamanda âlemdeki tekâmül kanununun da bir îcabıdır. Bütün bu ayrılıklar ve farklılıklar, hak dinlerin özde ve gayede bir olmalarına te’sir etmez.
Peygamberler çeşitli aralıklarla ayrı ayrı asırlarda gelmiş olsalar bile, gelen peygamberler, bir önceki peygamberin dâvasını, kaldığı yerden yürütmeye devam etmiştir. İki peygamber arasındaki zaman süresinde, halkta yanlış inançlara sapmalar olmuşsa, yeni gelen peygamber bu yanlışı düzeltmiş, insanları ıslah ve irşâd etmiştir.
Nihayet İslâm Dîninin gelmesi ile, insanların tekâmülüne paralel olarak dinlerin tekâmülü de son mertebeye ulaşmış; Hz. Muhammed (asm) diğer peygamberlerden farklı olarak bütün insanlığa, kıyâmete kadar gelecek bütün asırlara peygamber olarak gönderilmiştir.
Peygamberlerde Bulunan Müşterek Vasıflar Nelerdir?
Bütün peygamberlerde ortak olan vasıflar ve özellikler şunlardır:
1. Sıdk (Doğruluk): Bütün peygamberler Allah’tan alarak verdikleri bütün haberlerinde doğru sözlüdürler. Onlar hakkında kizb (yalancılık) vasfı düşünülemez.
2. Emanet (Emin ve güvenilir olmak): Peygamberler Allah’ın kendilerine verdiği vazifeleri yerine getirme hususunda emin ve güvenilir kimselerdir. Peygamberlerde asla hıyânet hâli görülmez.
3. Tebliğ: Peygamberler Allah’tan kendilerine vahyolunan şeyleri ümmetlerine noksansız, ilâvesiz olarak aynen bildirirler, tebliğ ederler. O haberleri ketmedip gizlemek, tahrif edip değiştirmek söz konusu değildir. Kitman, yani, hakikatı gizleme vasfı peygamberlerde yoktur.
4. Fetanet: Peygamberler üstün bir akıl ve zekâya, kuvvetli bir hâfızaya ve yüksek bir mantık ve ikna kabiliyetine sâhiptirler.
Peygamberlerin delilik, gafillik, cahillik gibi sıfatlarla uzaktan yakından hiçbir alâkaları yoktur.
5. İsmet (Ma’sûmiyet, günahsızlık): Peygamberler gizli – açık her türlü günahlardan, kusurlardan, kötü hallerden, peygamberlik şerefiyle bağdaşmayacak hareketlerden uzaktırlar. Mâsiyet, yani, günah işlemek peygamberler hakkında muhaldir.
Vahiy Nedir?
Vahiy, Allah tarafından geldiğine dair kat’î bir bilgi ve itmi’nan ile beraber, vasıtalı veya vasıtasız olarak peygamberlerin ruhunda (kalbinde) bulduğu bir bilgi ve marifettir.
Peygamberler Allah’tan aldıkları hüküm ve hakikatları vahiy yoluyla alırlar. Peygamberlerin hepsi de Allah’ın vahyine muhatap olmuşlardır.
Vahyin de pek çok çeşitleri ve mertebeleri vardır:
Vahyin en yaygın şekli, vahiy meleği olan Cebrâil (as) vasıtasıyla peygamberlere İlâhî hükümlerin bildirilmesi, tebliğ edilmesidir. Kur’an’ın indirilişi böyle olmuştur. Cebrâil’in (as) vahyi getirmesinin de çeşitleri vardır. Melek, aslî hüviyeti ile peygambere görüneceği gibi, insan suretine girerek de gelir ve vahiy getirir. Bâzan da hiç görünmeden çan sesi veya arı vızıltısı gibi bir sesle gelir ve vahyi peygamberin kalbine bırakır.
Bâzan da Allah Teâlâ emir ve hükümlerini vasıtasız, doğrudan doğruya peygamberine söyler ve işittirir. Tûr dağında Mûsâ’nın (as) ve Mi’rac’da Peygamberimizin vahyi doğrudan doğruya Allah’tan almaları gibi.
Şuayb Aleyhisselam,Medyen ve Eyke ahâlisine gönderilen peygamber. İbrâhim aleyhisselâm veya Sâlih aleyhisselâmın neslindedir. Soyu anne tarafından Lût aleyhisselâmın kızına ulaştığı ve Eyyûb aleyhisselâmla teyze oğulları oldukları rivâyet edilmiştir. Mûsâ aleyhisselâmın kayınpederidir. Kavmine güzel söz söylemesi, tatlı ve tesirli hitâb etmesi sebebiyle kendisine Hatib-ül-enbiyâ (peygamberlerin hatibi) denildi

7

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  255 Kez Okundu

http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcS8fy-CjSvPmL0Fg5I1zvyyeM7-6x-bbCiIw9eBG_CG62NKAxeJhttp://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcSjnQKbeolzdWPY3RodMG5RdFD_O0V1VvDoo-wTnRu_2Ddd6cMOBw

-Dinin kelime anlamı ne demektir?
-Cenaze namazında 4 tekbir almanın hükmü nedir?

-Mescid-i Aksa ne zaman bu ismi aldı?
-Peygamber Efendimizin soyu?
-Hatibün Nebi kimdir?
-Adet gördüğümde hangi duaları okuyaman?

7

Temmuz
2012

HZ. PEYGAMBER’İN ANNESİNİN KABRİNİ ZİYARET ETMESİ VE AĞLAMASI

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  293 Kez Okundu

Hz. Âmine’nin defnedildiği Ebvâ köyünün,Medine’ye yaklaşık yüz doksan km. uzaklıkta bulunmaktadır. Kabrin bulunduğu yere ‘Ümmü’n-Nebi : Nebinin Annesi’ diye isim verilmiştir. Hicretten sonra Medine’yeyerleşen Hz. Peygamber, annesinin kabrini birkaç kere ziyâret etmiştir. Hicretin altıncı senesinde Hudeybiye’ye giderken Ebvâ’ya uğramış ve annesinin kabrini ziyaret etmiştir. Bu ziyâret esnasında kabir taşlarını düzelten ve kabrin başında ağlayan Hz. Peygamber’e niçin ağladığı sorulunca, “Annemin şefkat ve merhameti gözümün önüne geldi de onun için ağladım.” cevabını vermiştir.Müslim (261/875)’in, Hz. Peygamber’in, annesinin kabrini ziyareti konusunda Ebû Hureyre’den olan bir rivâyeti şöyledir: “Hz. Peygamber,annesinin kabrini ziyâret etti ve ağladı; etrafındakileri de ağlattı.” Yine bir başka rivayet, Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethinden dönerken annesinin kabrine uğradığını, kabrin başında oturarak sanki hayattaki bir insanla konuşur gibi konuşup ağladığını haber
vermektedir. Hz. Âişe (r. anha)’dan gelen bir rivâyete göre de Hz. Peygamber, Veda haccı dönüşünde annesinin kabrine uğramıştır. Bilindiği gibi Hz. Peygamber’in Medine dönemi,Mekke döneminden daha yoğun geçmiştir.On senelik Medine hayatında yirmiyedi gazâya katılmış,ellisekiz de seriyye çıkarmıştır.Hazret-i Amine vefat ettiğinde 30 yaşlarında idi.Dünyada, böylece Babasız ve Annesiz kalan Peygamberimizi, yüce Allah, hamisiz bırakmadı: Önce dedesi Abdulmuttalibin yanında, sonra da amcası Ebu Talib-in yanında kaldı. Peygamberimiz, sekiz yaşına kadar dedesi Abdulmuttalibin yanında, sekiz yaşından sonra da Amcası Ebu Talib-in yanında kaldı. 

Mustafa Fayda, “Ebvâ”, DİA, X, 378-379.
Beyhakî, Delâil, I, 147.
Müslim, Cenâiz 108.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 356.
Süheylî, Ravdu’l-ünüf, I, 195.

7

Temmuz
2012

Peygamber Efendimizin Çocukları

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  559 Kez Okundu

1- Peygamber Efendimizin Çocukları:
“Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına de ki…” buyruğunda sözü geçen zevcelerinin faziletine dair tek tek açıklama¬lar daha önceden (el-Ahzab, 33/28-29- âyetler, 2. başlıkta) geçmiş bulunmak¬tadır.
Katade dedi ki: Rasûlullah (sav) vefat ettiğinde nikâhı altında dokuz ha¬nımı vardı. Bunların beş tanesi Kureyşli idi: Âişe, Hafsa, Um Habibe, Şevde ve Um Seleme. Üç tanesi ise, diğer Arab kabilelerindendi: Meymune, Cahş kızı Zeyneb ve Cüveyriye. Bunlardan bir tanesi de Harunoğullarındandi: Sa¬fiye.
Peygamber Efendimiz’in çocuklarına gelince, onun erkek ve kız çocuk¬ları vardı: Erkek çocuklarından birisinin adı el-Kasım’dı. Annesi Hadice (r.anha)’dır. Peygamber (sav) onun adı ile künyelenmiştir (Ebu’l-Kasım di¬ye). Çocuklarından ilk vefat eden odur, iki yaşında ölmüştür. Urve dedi ki:
Hadice’nin, Peygamber (sav)’dan Kasım, Tahir, Abdullah ve Tayyib adında çocukları olmuştur.
Ebubekr el-Burakî şöyle demiştir: Tahir ile Tayyib’in ve Abdullah’ın ay¬nı kişi olduğu da söylenmiştir. İbrahim’in annesi ise, Kıptî Mariye’dir. Hic¬retin sekizinci yılı zülhicce ayında dünyaya gelmiştir. Onaltı aylıkken vefat etmiştir, onsekiz aylıkken öldüğü de söylenmiştir. Bunu ed-Darakutnî belirt¬miştir. Bakî’de gömülmüştür. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Onun bir süt annesi vardır. Cennette onun süt emmesini tamamlayacaktır[2] Peygam¬ber (sav)’ın İbrahim dışındaki bütün çocukları Hadice (r.anha)’dandır. Fâtı-ma dışında bütün çocukları kendisi hayatta iken vefat etmişlerdir. [3]
Peygamber Efendimiz’in Kız Çocukları
1- Hadice’nin kızı Fatımatu’z-Zehra: Kureyşliler Kabe’yi (yeniden) bina et¬tikleri sırada Peygamber Efendimiz’e, peygamberliğin verilişinden beş yıl ön¬ce dünyaya gelmiştir. Peygamber Efendimiz’in kızlarının en küçüğüdür. Ali (r.a) onunla hicretin ikinci yılında ramazan ayında evlenmiş ve zülhicce ayın¬da da onunla gerdeğe girmiştir.
Onunla receb ayında evlendiği de söylenmiştir. Rasûlullah (sav)’tan kısa bir süre sonra vefat etmiştir. Peygamber Efendimiz’e aile halkından ilk ka¬vuşan o olmuştur. Allah ondan razı olsun.
2- Zeyneb: Annesi Hadice (r.anha)’dir. Teyzesinin oğlu Ebu’1-Asî b. er-Ra-bi onunla evlenmiştir. Annesi Huveylid kızı Hale, Hadice’nin kızkardeşi idi. Ebu’l-Asî’nin adı Lakît’tir. Haşim olduğu da söylenmiştir. Huşeym’dir, denil¬diği gibi Miksem olduğu da söylenmiştir.
Zeyneb, Rasûlullah (sav)’ın en büyük kızıdır. Hicretin sekizinci yılında ve¬fat etmiştir. Onu (kabrine koymak üzere) Rasullah (sav) kabrine inmiştir.
3- Rukayye: Annesi Hadice’dir. Peygamberlikten önce Ebu Leheb’in oğ¬lu Utbe onunla evlenmiştir. Rasûlullah (sav) peygamber olarak gönderilip üze¬rine: “Ebu Leheb’in iki eli kurusun” (Tebbet, 111/1) âyeti nazil olunca, Ebu Leheb oğluna şöyle demişti: Eğer sen onun kızını boşamayacak olursan, be¬nimle senin aranda hiçbir ilişki kalmayacaktır. Bunun üzerine Ebu Leheb’in oğlu ondan ayrıldı. Henüz onunla gerdeğe girmemişti. Annesi Hadice müs-lüman olunca, o da müslüman olmuştu. Kadınlar Peygamber Efendimiz’e bey’at ettikleri sırada diğer kızkardeşleriyle birlikte Rasûlullah (sav)’a bey’at etmiş idi. Onunla Osman b. Affan evlenmiştir. Osman (r.a) onunla evlendi¬ği sırada Kureyş hanımları şöyle diyorlardı:
Bir insanın (ya da gözbebeğinin) gördüğü en güzel iki şahıs, Rukayye ile onun kocası Osman’dır.”
Rukayye, Osman ile birlikte Habeşistan’a iki defa hicrette bulunmuştur. Osman’dan bir düşük yapmış, ondan sonra da Abdullah adındaki oğlunu do¬ğurmuştu. Osman (r.a) da İslâm’dan sonra onun adı ile künyelenmişti. Altı yaşında iken bir horoz onun yüzünü gagalamış ve bu sebebten ölmüştü. Ru-kayye’nin bundan sonra da bir çocuğu olmamıştı. Medine’ye hicret etmiş, Ra-sûlullah (sav) Bedir’e gitmek üzere hazırlandığı sırada hastalanmıştı. Peygam¬ber de ona bakmak üzere Osman (r.a)’ı bırakmıştı. Rasûlullah (sav) Bedir’de iken hicretin onyedinci ayında vefat etmişti. Zeyd b. el-Harise, zaferi müjde¬lemek üzere Bedir’den gelmiş, Medine’ye girdiğinde Rukayye’nin üzeri top¬rakla örtülüyordu. Rasûlullah (sav) defnedilişinde hazır bulunamadı.
4- Ümmü Külsum: Annesi Hadice’dir. Peygamberlikten önce Utbe’nin karde¬şi, Ebu Leheb’in diğer oğlu Uteybe onunla evlenmişti. Daha önce Rukayye hakkında belirtilen sebep dolayısı ile babası ondan boşanmasını emretmiş¬ti. Uteybe, Um Külsum ile henüz gerdeğe girmemişti. Um Külsum, Rasûlul¬lah (sav) ile birlikte Mekke’de kalmaya devam etti. Annesi müslüman olun¬ca o da İslâm’a girdi ve hanımlar Peygamber Efendimiz’e bey’at ettikleri sı-rada diğer kızkardeşleriyle birlikte o da Rasûlullah (sav)’a bey’at etmişti. Ra¬sûlullah (sav) Medine’ye hicret edince, o da Medine’ye hicret etti. Rukayye vefat ettikten sonra Osman (r.a) onunla evlendi, böylelikle ona (iki nur sa¬hibi anlamına): Zünnureyn adı verilmişti. Peygamber (sav) hayatta iken hic¬retin dokuzuncu yılı Şa’ban ayında vefat etti. Rasûlullah (sav) kabri başında oturmuş, kabrine indirmek üzere Ali, el-Fadl ve Üsame inmişti. ez-Zübeyr b. Bekkar’ın naklettiğine göre; Peygamber (sav)’ın çocuklarının yaşça en büyük¬leri el-Kasım’dı. Sonra Zeyneb, sonra Abdullah’tır. Ona et-Tayyib ve et-Ta-hir de denilirdi. Peygamberlikten sonra dünyaya gelmiş ve küçük yaşta öl¬müştü. Daha sonra Um Külsum, sonra Fatıma, sonra da Rukayye gelir. el-Ka-sım Mekke’de iken vefat etmişti, ondan sonra da Abdullah ölmüştü. [4]
[2] Hadisle beraber, onaltı aylıkken vefat edip Bakî’de defnedildiğine dair bilgi: Abdurrez-zak. Musannaf, VII, 494.
[3] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 14/184-185
[4] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 14/185-186

7

Temmuz
2012

Üç kişi bir mağaraya sığınmışlardı

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  347 Kez Okundu

Üç kişi bir mağaraya sığınmışlardı. Ancak mağaranın kapısı büyük bir kaya parçası ile kapanmış ve dışarı çıkmalarına engel olmuştu. Bun*lar da salih ve iyi amellerini anlatarak Cenâb-ı Allah’tan kapının açılması dileğinde bulunmuşlar, bunun üzerine kapı açılmıştı.

İmam Buharı, İsmail b. Halil kanalı ile İbn Ömer’den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Sizden önceki ümmetlerden üç kişi bir ara yola koyulup yürümekte idiler. Yağmura yakalandılar. Bir mağaraya sığındılar. İçeri girdikten sonra mağaranın kapısına bir kaya gelip kapıyı kapattı. Birbirlerine şöyle dediler; «Vallahi sizi buradan ancak doğruluk kurtarır. Sizden her biriniz, doğru davrandığı bir işini anlatarak dua et*sin.» Onlardan biri şöyle dedi: «Allah’ım, sen de biliyorsun ki, benîm bir işçim vardı. Bir ölçek pirinç karşılığında benim için çalıştı. Ücretini al*madan çekip gitti. Ben de o bir ölçeklik pirinci ektim. Elde edilen mahsul ile bir inek aldım. Bilahare o işçi yanıma gelip ücretini istedi. Ben de ona: «İşte şu ineği al ve götür.» dedim. O bana: «Ben bir ölçek pirinç karşılığında senin yanında çalışmıştım.» deyince ben ona dedim ki: «Şu ineği al ve götür. Çünkü şu ineği, o bir ölçeklik pirinçle satın aldım.» Adam, ineği alıp götürdü. Ey Rabbim, biliyorsun ki ben bu işi, senden korktuğum için böyle yapmıştım. Bizi bu sıkıntıdan kurtar.» Adamın böyle dua etmesi üzerine mağaranın kapısındaki kaya parçası biraz aralandı. Diğeri de şöyle dua etti:

«Allah’ım, biliyorsun ki, benim yaşlı anne ve babam vardı. Her gece onlara koyunlarımın sütünü getirip içirirdim. Bir gece geciktim. Geç va*kitlerde eve geldim. Onlar uyumuşlardı. Çoluk çocuğum ise, açlıktan bağrışıp çağrışıyorlardı. Anne ve babama içirmeden, onlara süt içirmezdim. Takat onları uykudan uyandırmaktan da hoşlanmadım. Onları kendi hallerine bırakmaktan da hoşlanmadım. Şafak doğuncaya kadar onları bekledim. Eğer bu işi sırf senin korkundan dolayı yaptığımı biliyorsan, bizi bu sıkıntıdan kurtar.»

Kapıdaki kaya parçası biraz daha aralandı. Göğü görebildiler. Diğeri de şöyle dua etti:

«Allah’ım, biliyorsun ki, benim bir amcam kızı vardı. İnsanlar arasında en çok sevdiğim oydu. Onunla olmak istedim, ama o -kendisine yüz dinar vermedikçe- benimle olmak istemedi. O parayı bulmaya çalıştım. Nihayet elde ettim. Yamna gittim. Parayı kendisine verdim. O da benimle olmaya razı oldu. Bacaklarının arasına oturduğumda: «Al*lah’tan kork, hakkını vermedikçe (nikah kıymadıkça) mührü bozma.» dedi. Ben de yerimden kalktım ve yüz dinarı ona bıraktım. Eğer bu işi sırf senin korkundan ötürü yapmış isem, bizi bu sıkıntıdan kurtar.» Cenâb-ı Allah, onları, o dar yerden kurtardı, dışarı çıktılar.»

7

Temmuz
2012

TİCARETTE DÜRÜSTLÜK

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  257 Kez Okundu

Mallarımızın selameti ve eksilmemesi için, ticaret erbabı kardeşlerimizin ellerinde satmak için bulundurdukaları malların fiyatlarını alıcıya doğru olarak bildirmeleri, her bakımdan hayırlı sonuçlar veren amellerden olduğu, buna göre titizlikle bu yolda yürünmesi tavsiye edilmektedir.Zira, Allah(c.c) bolluk ve bereketi doğrulukla eşlendirmiştir.Bu yolda yürümeyenler, buna inanmayıp doğrulamayanlardan Allah(c.c), ilimlerinden, amellerinden , rızıklarından bolluk ve bereketi kaldırır.

Ticarette alıcıyla malının değrini doğru olarak bildiren ve kimseyi aldatmayan , bunlara aksi davranışlarda kişiyi Allah (c.c) kısmet ettiği nimetleri verir.

Tirmizi ve İbn Mace merfü’an şu hadisi rivayet etmişler:” Sözünde doğru ve emniyet telkin eden bir tacir, (Kıyamet gününde) peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle birlikte bulunacaktır.”

İsbahani merfu’an rivayet ettiğibir hadiste;”Bit tacir şu dört ahlak ile bezenmiş olursa yaptığı ticarette kazancı güzel olur:

• Alacağı bir malı kötülememesi
• Malı satarken övmemesi
• Satışta hile yapmaması veya malının kusurlu tarafını gizlememesi,
• Malını alırken ve satarken yemin etmemesi” buyurulmuştur.
Beyhaki’nin merfu’an rivayat ettiği bir hadisde:”Kazançların en güzeli -(şu sıfatlara bezenmiş)- tüccarların kazancıdır.Yalan konuşmaması, emanete hıyanet etmemesi, sözünde durması, satın alacağı malı kötülememesi, alacaklıyı zorlamaması, mühlet verecek borçluya yardım etmesi, başkalarının kendisinde bir hakkı varsa zorluk çıkarmaması gibi sıfatlardır.”

Kaynak:(İmam- Şa’rani, el Uhudü’l Kübra, 373.s)

7

Temmuz
2012

Hz.Alkame ve Anne Hakkı

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  351 Kez Okundu

Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) sahabelerinden olan Hz. Alkame (r.a.) çokça namaza düşkün, hayır ve hasenatı pek sever birisiydi. Tutulduğu ağır bir hastalık kendisini ölümle karşı karşıya getirdi ve Hz.Alkame son nefeslerini yaşamaya başladı. İşte o sırada orada bulunan Hz.Ali ne kadar kelime-i şehadet getirirse getirsin Alkame’nin bir türlü dili açılmıyordu. Durumu haber alan Peygamberimiz Alkame’nin yaşlı anne babasının olup olmadığını sordu. İhtiyar bir annesinin olduğunu duyunca annesinin oğluna dargın olmasından dolayı Alkame’nin dilinin açılmadığını söyledi. Hakikaten de annesine sordu, annesi de oğluna dargın olduğunu söyledi. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) sahabelerine “gidiniz, odun ve çalı çırpı getiriniz, Alkame’yi yakacağım!” diyince Alkame’nin annesi üzüntüsünden ağlamaya başladı. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz: “Allah’ın azabı çok şiddetli ve devamlıdır. Dünya ateşine hiç mi hiç benzemez. Sen eğer evladının ateşte yanmasını istemiyorsan, Alkame’den hoşnut ve razı olmalısın. Ve annelik hakkını ona helal etmelisin, tâ ki evlâdın, ciğerparen cehennem ateşinde yanmasın. Nesim kudret elinde olan Rabbime yemin ederim ki… Sen eğer Alkame’ye hakkını helâl etmezsen ondan hoşnut ve razı olmazsan, onun namaz ve duası hayır ve sadakası onu aslâ azaptan kurtarmaz. İşte bak böyle dili tutulur ve son nefesinde kelime-i şehadet getiremez.” Bunları duyan merhametli anne ise şöyle yalvardı: “Ya Resulallah…Allah’ı ve seni ve bu etrafındaki mübarek Sahabe-i Kiramı şahit tutarım ki ben oğlum Alkame’den razı oldum ve ona annelik hakkımı helal ettim, helal ettim, helal ettim. Ahirette oğlumdan davacı olmayacağım” dedi. Tam bu sırada Peygamberimiz (a.s.m.) Hz.Bilal’i (r.a.) Alkame’nin yanına gönderdi. Hz.Bilal hayretler içerisinde kaldı. Alkame gürül gürül Kelime-i Şehadet getiriyordu.” (Kitab-ul Kebair Zehebî s.44) Aynı gün Alkame vefat etdi. Yıkandı, kefenlendi.Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem namazını kıldırdı. Ve defnedildi. Definden sonra Fahr-i kâinât efendimiz kabrin başında durarak halka şunları söyledi:
– Ey muhacirler! Ey Ensar! Kim karısını annesinden daha üstün tutarsa Allahın lâneti onun üzerinedir. Onun diğer ibâdet ve iyiliklerinin de kendisine bir faidesi yokdur, kabul olunmaz.
Ana-babasının her zaman hayır duasını almaya çalışmalıdır. Onların beddualarından korkmalıdır.
Onlar hayatta iken ne yapıp yapıp dualarını almağa, onları memnun etmeğe çalışmalıdır. Vefatlarından sonraki pişmanlık faide vermez.

7

Temmuz
2012

Hat Sanatı

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  337 Kez Okundu

Hat sanatı Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. Bu sanat Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10. yüzyıl arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat Arapça çizgi demektir.

Ecdadımız hat sanatıyla Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başladılar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi’nin Anadolu’daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi’nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman’ı izlemişlerdir.

Ecdadımız altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında İranlılar’ın bulduğu tâlik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan tâlik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet’in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü ama 1928′de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi.

7

Temmuz
2012

Mevlanadan Güzel Sözler

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  308 Kez Okundu

Sevgide güneş gibi ol,

Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,

Hataları örtmede gece gibi ol,

Tevazuda toprak gibi ol,

Öfkede ölü gibi ol,

Her ne olursan ol,

Ya olduğun gibi görün,

Ya da göründüğün gibi ol.

Toplam 193 sayfa, 127. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030125126127128129130140150...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.