24

Haziran
2012

Hayızlı Kadın Oruç Tutabilir mi?

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  681 Kez Okundu

Büyük İslam İlmihalinde yazıyor:

” Bir orucun edası (yerine getirilmesi)nin sahih olması için niyet etmek, hayız ve nifas hallerinden temizlenmiş olmak şarttır. Bunun için niyet edilmeksizin tutulan bir oruç, müctehidlerin tümüne göre din yönünden geçerli değildir. Hayız ve nifaz halinde oruç tutan bir kadının da orucu sahih değildir. Bunların, Ramazan orucunu sonradan kaza etmeleri gerekir.”

“Adet gören veya lohusa olan müslüman kadınlara ait bazı özel hükümler vardır. Şöyle ki: Bu haller içinde bulunan bir kadın namaz kılamaz, şükür secdesi bile yapamaz. Oruç tutamaz. Kur’an-ı Kerîm ‘den bir ayet dahi okuyamaz; ancak dua ayetlerini dua niyeti ile okuyabilir.”

“Adet gören veya lohusa olan Müslüman kadın, Mescidlere (camilere) giremez. Kabe’yi tavaf edemez”

Aynı İlmihalin “Mescidlere Ait Hükümler” bölümünden:

” Mescidlere abdestli olarak girilir.”

Muaz (r.a.) anlatıyor: “Ben Hz. Aişe’ye hayızlı bir kadının sadece orucu kaza edip, namazı kaza etmediğinin sebebini sordum.

O şöyle cevap verdi: “Biz Resulullah ile beraber bulunduğumuzda, hayızlı iken sadece orucu kaza etmemizi söyler, namaz hakkında herhangi bir emirde bulunmazdı.” (Buhâri, Savm:14;Müslim, Sıyam: 21.) Bu açıdan oruç tutan bir hanım âdet gördüğünü öğrendiği andan itibaren orucu bozulmuş olur. Orucunu akşama kadar sürdürmemesi gerekir. O anda yiyip içebilir.

Ali Bin Ebubekir El-Merginani, El Hidaye Fıkhı, Oruç bahsinde:

“Kadınlar ayrıca, aybaşı (hayız) ve loğusalık (nifas) halinde oldukları zamanda da oruç tutamazlar.”

Diyanet İlmihalinde, A) GUSLÜ GEREKTİREN DURUMLAR bahsinde:

“Hayız ve nifas halindeki kadının hükmü cünüp kimseninki gibidir. Ayrıca bu durumdaki kadınların cinsel ilişkide bulunması haramdır, oruç tutması da caiz değildir.”

Diyanet İlmihalinde, “VI. KADINLARA MAHSUS HALLER A) HAYIZ b) Dinî Hükümler” bahsinde:

“Hayız, bir nevi abdestsizlik ve cünüplük hali, yani hükmî kirlilik (hades) veya mazeret kabul edilir. Hayızlı kadının namaz kılmasının ve oruç tutmasının caiz ve sahih olmadığında, yani hayzın bu iki ibadetin ifasına engel bir mazeret sayıldığında fakihler görüş birliği içindedir

Hayız süresince terk edilen namazların kaza edilmesinin gerekmediği, oruçların ise temizlendikten sonra tutulacağı hususlarında da görüş birliği vardır. Bu konuda Hz. Peygamber’in bilgi ve onayı dahilinde cereyan eden uygulamalar esas alınmıştır (Buhârî, “Hayız”, 20; Müslim, “Hayız”, 69; Ebû Dâvûd, “Taharet”, 105).”

“Hayızlı bir kadın hac ibadetini eda ederken Kabe’yi tavaf hariç hacla ilgili bütün işlemleri ve ibadetleri (menâsik) yapabilir. Haccın rüknü olan ziyaret (ifâza) tavafını yapmak üzere temizleninceye kadar Mekke’de bekler.

Hanefîler’e göre hayızlı olarak tavaf yapılması geçerli olmakla birlikte ceza kurbanı kesilmesi gerekir. Hayızlı kadının -temizliği bekleyememesi durumunda- bu haliyle tavaf edebileceği ve bir ceza gerekmeyeceği görüşü de vardır. Çünkü hayız, iradî olmayan bir hükmî kirlilik hali olduğundan cinsî münasebet ve ihtilâmdan kaynaklanan ve gusül veya teyemmümle giderilmesi mümkün olan cünüplükten farklıdır. Hac ibadetinin özel konumu sebebiyle hayızlı kadına tavafta tanınan bu ruhsat, namaz ve oruç ibadeti için kıstas teşkil etmemiştir.

Hayızlı kadının Kur’an okuması ve Mushaf’ı eline alması, mescide girip orada kalması, Hanefiler de dahil fakihlerin çoğunluğuna göre caiz değildir. Bu konuda hayızlı kadın cünüp kimse gibidir. İhtiyaç halinde mescide girebilirler, dua ve zikir niyetiyle dua âyetlerini, Fatiha, İhlâs gibi sûreleri besmeleyi, kelime-i tevhid ve şehâdeti okuyabilirler.

Mâlikî fakihleri ise, bazı sahabe ve tabiîn âlimlerinden rivayet edilen görüşlerin desteğiyle, kadının hayız süresi içinde Kur’an okuyabileceğini, fakat hayız kanı kesildiği andan itibaren gusledip temizleninceye kadar cünüp hükmünde olup Kur’an okuyamayacağını belirtmişlerdir. İbn Hazm bu şartı da aramaz. Mâlikîler ve İbn Hazm dahil bir grup İslâm bilgini, cünüplük halinin iradî, hayızın ise gayri iradî oluşundan hareketle hayızlı kadın lehine bir ayırım yapmayı gerekli görmüş, özellikle Mâlikîler kadınların Kur’an öğretimi ve öğrenimi için böyle bir ruhsata ihtiyacı bulunduğu noktasından hareket etmişlerdir.

Hayızlı kadının hayız sebebiyle ibadet edememesi, Kur’an okuyamaması dinin kendisine tanıdığı bir muafiyettir. Bu ibadetleri yapamadığı için dinî bir sıkıntı, eksiklik ve sorumluluk duyması yersizdir. İbadetlerde sayı ve süreden ziyade niyet ve fıkrî-ruhî yoğunluk önemlidir. Fakat Kur’an öğretimi ve öğrenimi ile meşgul olan kadınlar, hatta mazeret beyan etmesinin kendisini zor durumda bırakacağı bir ortamda bulunan kadınlar yukarıdaki ruhsattan yararlanarak hayızlı oldukları halde Mushafı ellerine alıp, Kur’an okuyup dinleyebilirler.”

Aybaşı veya lohusalık sebebiyle haram olan şeyler:

1) Namaz kılmak: Âdetli veya lohusa kadının namaz kılması caiz değildir. Hz. Peygamber, Fatıma binti Ebi Hubeyş’e; “Hayız gördüğün zaman namazı bırak ve hayz halin sona erince, kanı temizleyerek guslet ve namaz kıl.” diye buyurmuştur. 183

Âdetli kadın kılamadığı namazları kaza etmez, yalnız tutamadığı oruçları, Ramazan ayı dışında kaza eder. Hz. Âişe şöyle demiştir: “Biz Rasûlullah devrinde âdet görüyorduk. Namazı kaza etmekle emrolunmadığımız halde, tutamadığımız orucu kaza etmekle emrolunuyorduk” 184

2) Oruç tutmak: Âdet gören veya lohusa olan kadın oruç tutmaz. Delil, yukarıdaki Hz. Âişe hadisidir. Ancak oruç borcu onların üzerinden düşmez. Bu yüzden de kaza gerekir.

3) Tavâf: Hz. Peygamber, hacc sırasında âdet gören Âişe (r. anhâ)’ye şöyle buyurmuştur: “Hayız gördüğün zaman, temizleninceye kadar Beytullah’ı tavaf dışında hacıların yaptığı diğer hac ibadetlerini yap.” 185

4) Kur’an-ı Kerim okumak: Mushafa el sürmek ve onu taşımak. “Ona (Kur’an’a) tam olarak temizlenmiş olanlardan başkası el süremez.” 186 Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Âdetli kadın ve cünüp olan, Kur’an’dan hiç bir şey okuyamaz.” 187

5) Mescide girmek, orada eğleşmek veya itikafa çekilmek: Hadiste şöyle buyurulur: “Hiç bir hayızlı veya cünüp mescide giremez.” 189 Şâfiî ve Hanbelîler, hayızlı ve lohusanın kirletmemek şartıyla mescitten karşıdan karşıya geçmesini caiz görürler. Hz. Peygamber’in, Âişe (r. anhâ)’ya böyle bir izin verdiği nakledilir. 190

6) Cinsel temasta bulunmak veya göbekle diz kapağı arasından yararlanmak (istimta’): Bu yasağın delili âyet ve hadistir. Âyette şöyle buyurulur: “Hayız halinde iken kadınlardan uzaklaşın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın.” 191 Uzaklaşmaktan maksat, onlarla cinsel teması bırakmaktır. Yine hayızlı eşiyle ne derece ilgilebileceğini soran bir sahabiye Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: “Senin için göbekten üst taraf serbesttir.” 192

7) Boşama: Hayız görmekte olan kadını boşamak caiz değildir.

İmam Nevevi Hazretleri, Minhac’da buyurmuştur:

H. KADINLARIN ÖZEL HALLERİ

1. Hayız (Aybaşı Hali)

“Cünüplü olana haram olan şeyler, hayızlı olan kadına da haramdır. Hayızlı kadının mescidi kirletme korkusu varsa, mescidin bir tarafından girip diğer tarafından çıkması da haramdır. Hayızlı kadının oruç tutması haram olup, tutamadığı farz oruçları sonradan kaza etmesi ise vacibtir. Ancak farz namazları kaza etmesi vacib değildir.”

(“Minhâcü’t-Talibin” adlı eser, İmam Şafiî’nin mezhebine göre hazırlanmış, ibadet ve muamelat hükümlerini ihtiva eden kısa fakat kapsamlı bir kitaptır. Eser, Ebu Zekeriyyâ Yahya bin Şeref bin Mürî en- Nevevî (631-676 H/1233-1277 M.) -Allah rahmet eylesin- tarafından hazırlanmıştır.)

Mehmet Talu Hoca’nın Büyük İslam İlmihalinden:

HAYIZ VE NİFAS HALLERİNE DAİR BAZI HÜKÜMLER

122- Âdet gören veya lohusa bulunan müslüman kadınları hakkında bazı özel hükümler vardır. öyle ki, böyle bir kadın namaz kılamaz, şükür secdesinde bile bulunamaz, oruç tutamaz, Kur’an-ı Kerim’den -bir ayet bile olsa- okuyamaz, dua ayetlerini dua maksadı ile okuması bundan müstesnadır. Kur’an-ı Kerim’e veya onun bir levhada veya parada yazılı tam veya tam olmayan bir ayetine el dokunduramaz. En sahih olan görüşe göre Kur’an’ın tercümesi hakkında da hüküm böyledir, onu da eline alamaz. Mescitlere giremez, Kâbe-i Muazzama’yı tavaf edemez, kocası ile cinsel ilişkide bulunamaz ve kocası kendisinin göbeği altından diz kapakları altına kadar olan uzuvlarından örtüsüz olarak hatta şehvetsiz olsa bile- istifade edemez. Bütün bunlar haramdırlar. Örtü bulunduğu taktirde ise, cinsel ilişkiden başka bir şekilde istifade edebilir.

126- Âdet gören veya lohusa bulunan bir kadın, dua ayetlerini, dua maksadı ile okuyabilir. Allah Teâlâ’yı zikir ve tesbih edebilir. Böyle bir kadının pişireceği yemekler ve içeceği suların artıkları mekruh değildir. Bu kadını kocasının yatağına alması, kendisinden (cinsel ilişki dışında), başka bir şekilde istifade etmesi caizdir.

(Bu ilmihal asıl olarak Ömer Nasuhi Bilmen’e aittir. Asıl metni kontrol edip düzelten sadeleştiren de Mehmet Talu başkanlığındaki bir ilmî bir heyetdir. Bu çalışmanın yayınlandığı tarih: İstanbul-2003 )

Büyük Şafii Alimi Kadı Ebu Şuca’ Ahmed b. Hüseyin b. Ahmed el-Asfehani el-Âbbadani eş-Şafii Hz., Şafii İlmihalinde (Ğayet-ül İhtisar’da, Hayız bahsinde) yazmıştır:

Hayız Ve Nifas Durumunda Olan Kadına Haram Olan Şeyler

Hayız ve nifaslı kadına sekiz şey haramdır:

1- Namaz kılmak.

2- Oruç tutmak.

3- Kur’an-ı Kerim okumak.

4- Kur’an-ı Kerim’e el sürmek ve taşımak.

5- Camiye girmek.

6- Kabe’yi tavaf etmek.

7- Cinsi münasebette bulunmak.

8- (Kocanın hayız halindeki hanımının) diz ile göbek arasındaki bölgeye dokunmak.

 

Mescide girmek.Burdaki hüküm mescidde durmak üzerindedir.

Hz. Aişe şöyle anlatır: “Allah Resulü mescidde iken ‘Bana seccadeyi serin’ buyurdu. Bunun üzerine ‘Ben, hayızlıyım’ deyince, Resulullah: ‘Senin hayzın elinde değildir’ buyurdu.” Diğer bir hadiste Hz. Aişe (r.an-ha)’dan rivayete göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. “Mescid, ne hayızlıya ne de cünüp kişiye helaldir.”

Hanefi Fıkhının yakın dönemdeki büyük alimlerinden İbni Abidin Hz., Reddu’l-Muhtar Ale’d-Dürru’l-Muhtar’da yazmıştır:

Bilmelisin ki Hayız Bâbı en çetin ve kapalı bâblardandır. Bâhusus âdet zamanını unutan kadınla ona teferru eden meseleler pek müşkildir. Onun için muhakkik denilen ulema buna çok dikkat etmişlerdir. İmam Muhammed hayız hakkında müstakil bir kitap yazmıştır.

Hayız meselelerini öğrenmek en mühim vazifelerden biridir. Çünkü temizlik, namaz, Kur’an okumak, oruç tutmak, itikâf, hac, bülûğ, cimâ, boşama, iddet, istibra ve saire gibi birçok hükümler bu meseleler üzerine terettüb eder (bağlantılıdır, alakalıdır). Bu sebeble hayız meselelerini öğrenmek en büyük vazife ve farzlardan biri olmuştur. Zira bir şeyi öğrenmek mertebesinin büyüklüğü, onu öğrenmeme zararının derecesine göredir.

Hayız meselelerini bilmemenin zararı, başkalarını bilmemekten daha büyüktür. Şu halde söz uzun sürse bile onları öğrenmeye dikkat göstermek icab eder. Gerçekten ilim tahsilinde bulunan kimse bunları öğrenmeye şevk duyar. Tembellerin hoşuna gitmemesine kulak asılmaz!

HÜKÜMLERİ

Hayız namaza mutlak surette mânidir. Velev ki şükür secdesi olsun. Oruca ve cinsî münasebete de mânidir. Orucu farz olarak kaza eder. Namazı kaza etmez. Çünkü bunda güçlük vardır. Namazla oruca nafile olarak başlar da hayız görürse ikisini de kaza eder. Sadrı’ş-Şeria’nın söyledikleri buna muhâliftir. Bunu Bahr sahibi kaydetmiştir. el-Feyz nâm eserde: «Kadın temiz olarak uyur da hayızlı olarak kalkarsa ihtiyaten kalktığı andan itibaren hayızlı olduğuna hükmedilir. Aksi halde ise yattığı andan itibaren hayızlı sayılır.» denilmiştir.

Hayız mescide girmenin ve tavâfın helâl olmasına da mânidir. Velev ki kadın Mescid-i Harâm’a girip tavâfa başladıktan sonra hayzını görmüş olsun.

Gömleğinin altındaki yere yani göbekle diz orasına şehvetsiz bile olsa yaklaşmaya dahi mânidir. Geri kalan yerlerine yaklaşması mutlak surette helâldır. Acaba bakmak ve kadının mubaşerette bulunması da helal mıdır? Bu hususta tereddüt vardır.

Hayız, mescide girmenin ve Kâbe’yi tavâfın helâl olmasına mânidir. Burada helâl kelimesinin kullanılması yukarıkilerde hem sahih olmasına hem de helâllığına mâni olduğu içindir. Bu sebebten onları şârih mutlak zikretmiştir

Mescid medresenin içinde veya evinde olsa (dahi) giremez. Elverir ki halka namaz kılmak için kapıları açık olsun. Kapıları kapandığı takdirde dahi içeridekiler orada cemaatle namaz kılsınlar. Böyle olmazsa medrese ve evin mescidlerine sair mescidlerin hükmü verilemez. Netekim bunu Gusül Bahsinde Hâniyye ve Kınye’den naklen beyan etmiştik. Bayram ve cenâze kılınan yerler bundan hariçtir. Velev ki saflar birbirine eklenmediği halde imama uymanın sıhhati hususunda onlara da mescid hükmü verilmiş olsun. Mescide içinden geçmek için dahi giremez.

Cünüb olan bir yolcu, içerisinde su bulunan bir mescide gelir de başka su bulamazsa bizim mezhebimize göre mescide girmek için teyemmüm eder. Çıkmaktan korkarak mescidde kalırsa hüküm yine budur. Ama mescidde ihtilam olur da acele çıkmak imkânı bulursa iş değişir. Bu takdirde teyemmüm etmesi (sadece) mendûb olur. Bunu girişle çıkışın farkı anlaşılsın diye arzettik.

Kur’an niyetiyle Kur’an okumak ve esah kavle göre Farsça yazılmış bile olsa Mushaf’a dokunmak da hayızlı kadına memnu’dur. (Yasaktır)

Kur’an niyetiyle bir âyetten az bile okumak hayızlı kadına memnu’dur. Tek tek kelime halinde okumak ise câizdir. Çünkü önce söylediğimiz vecihle muallime bir kadının Kur’an-ı Kerîm’i kelime kelime öğretmesi caiz görülmüştür. “

24

Haziran
2012

Ramazan Ayında Her Gün Bir Dua

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  253 Kez Okundu

1. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde tuttuğum orucu gerçek oruç tutanların orucu gibi ve ibadetimi gerçek ibadet edenlerin ibadeti gibi kıl; bu günde beni gafillerin uykusundan uyandır; suçumu bu günde bağışla; ey âlemlerin ilâhı! Affet beni, ey suçları affeden. Rabbim!

دعاء اليوم الثاني: اللهمّ قَرّبْني فيهِ الى مَرْضاتِكَ وجَنّبْني فيهِ من سَخَطِكَ ونَقماتِكَ ووفّقْني فيهِ لقراءةِ آياتِكَ برحْمَتِكَ يا أرْحَمَ الرّاحِمين.

2. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni kendi hoşnutluğuna yakınlaştırıp, gazap ve azabından uzaklaştır. Bu günde ayetlerini okumaya beni muvaffak kıl; rahmetin hakkına ey merhametlilerin en merhametlisi.

دعاء اليوم الثالث: اللهمّ ارْزُقني فيهِ الذّهْنَ والتّنَبيهَ وباعِدْني فيهِ من السّفاهة والتّمْويهِ واجْعَل لي نصيباً مِنْ كلّ خَيْرٍ تُنَزّلُ فيهِ بِجودِكَ يا أجْوَدَ الأجْوَدينَ

3. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde bana zekâ ve uyanıklık (ibadet ve itaatten gafil olmama) hali ver; beni cahillik ve batıl işlerden uzaklaştır. Bu günde indirdiğin her hayırdan bana da bir nasip ayır; cömertliğin hakkına ey cömertlerin en cömerdi!

دعاء اليوم الرابع: اللهمّ قوّني فيهِ على إقامَةِ أمْرِكَ واذِقْني فيهِ حَلاوَةَ ذِكْرِكَ وأوْزِعْني فيهِ لأداءِ شُكْرَكَ بِكَرَمِكَ واحْفَظني فيهِ بِحِفظْكَ وسِتْرِكَ يا أبْصَرَ النّاظرين

4. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde emrini uygulamak için beni güçlendir; bu günde zikrinin güzel tadını bana tattır; kereminle beni bu günde şükrünü eda etmek için hazırla; bu günde hıfzın ve örtünle beni (günah ve beladan) koru; ey basiretlilerin en basiretli!

دعاء اليوم الخامس: اللهمّ اجْعَلْني فيهِ من المُسْتَغْفرينَ واجْعَلْني فيهِ من عِبادَكَ الصّالحينَ القانِتين واجْعَلْني فيهِ من اوْليائِكَ المُقَرّبينَ بِرَأفَتِكَ يا ارْحَمَ الرّاحِمين.

5. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni mağfiret dileyenlerden, sana itaat eden salih kullarından ve mukarreb velilerinden kıl; lütuf ve şefkatin hakkında ey merhametlilerin en merhametlisi!

دعاء اليوم السادس: اللهمّ لا تَخْذِلْني فيهِ لِتَعَرّضِ مَعْصِتِكَ ولا تَضْرِبْني بِسياطِ نَقْمَتِكَ وزَحْزحْني فيهِ من موجِباتِ سَخَطِكَ بِمَنّكَ وأياديكَ يا مُنْتهى رَغْبةَ الرّاغبينَ

6. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Sana karşı işlediğim günahtan ötürü bu günde beni yalnız bırakma; azap kırbacınla beni cezalandırma; bu günde gazabına vesile olacak şeylerden beni uzaklaştır; -sonsuz- lütfün ve nimetlerin hakkına, ey şevkli insanların en büyük arzusu!

دعاء اليوم السابع: اللهمّ اعنّي فيهِ على صِيامِهِ وقيامِهِ وجَنّبني فيهِ من هَفَواتِهِ وآثامِهِ وارْزُقْني فيهِ ذِكْرَكَ بِدوامِهِ بتوفيقِكَ يا هاديَ المُضِلّين

7. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde oruç tutup ibadete durmam için bana yardımcı ol; bu günün sürçme ve günahlarından beni uzaklaştır; bu günde sürekli olarak seni zikretmeği bana nasip eyle; tevfikinle ey yolunu şaşanları hidayet eden!

دعاء اليوم الثامن: اللهمّ ارْزُقني فيهِ رحْمَةَ الأيتامِ وإطْعامِ الطّعامِ وإفْشاءِ السّلامِ وصُحْبَةِ الكِرامِ بِطَوْلِكَ يا ملجأ الآمِلين.

8. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde öksüzlere merhamet etmeyi, -fakirlerin- karnını doyurmayı, karşıma çıkan herkese Selâm vermeyi ve değerli insanlarla oturup kalkmayı bana nasip eyle; iyilik ve ihsanınla, ey arzu edenlerin sığınağı

دعاء اليوم التاسع: اللهمّ اجْعَلْ لي فيهِ نصيباً من رَحْمَتِكَ الواسِعَةِ واهْدِني فيهِ لِبراهِينِكَ السّاطِعَةِ وخُذْ بناصيتي الى مَرْضاتِكَ الجامِعَةِ بِمَحَبّتِكَ يا أمَلَ المُشْتاقين.

9. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde geniş rahmetinden beni nasipsi bırakma; açık delil ve burhanlarını bana göster ve beni alıp en kapsamlı hoşnutluğa götür; muhabbetinle ey şevkli insanların arzusu!

دعاء اليوم العاشر: اللهمّ اجْعلني فيهِ من المُتوكّلين عليكَ واجْعلني فيهِ من الفائِزينَ لَدَيْكَ واجْعلني فيهِ من المُقَرّبينَ اليكَ بإحْسانِكَ ياغايَةَ الطّالِبين.

10. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni sana tevekkül edenlerden, sana göre saadete erişenlerden ve sana yakınlaşan kimselerden kıl; ihsanınla ey arayanların en büyük talebi!

دعاء اليوم الحادي عشر: اللهمّ حَبّبْ اليّ فيهِ الإحْسانَ وكَرّهْ اليّ فيهِ الفُسوقَ والعِصْيانَ وحَرّمْ عليّ فيهِ السّخَطَ والنّيرانَ بِعَوْنِكَ يا غياثَ المُسْتغيثين.

11. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde iyilik ve ihsanı bana sevdir; fısk ve günahtan beni nefret ettir; gazabını ve –cehennem- ateşini bana haram kıl; yardımınla ey imdat isteyenlerin imdadı!

دعاء اليوم الثاني عشر: اللهمّ زَيّنّي فيهِ بالسّتْرِ والعَفافِ واسْتُرني فيهِ بِلباسِ القُنوعِ والكَفافِ واحْمِلني فيهِ على العَدْلِ والإنْصافِ وامِنّي فيهِ من كلِّ ما أخافُ بِعِصْمَتِكَ يا عِصْمَةَ الخائِفين.

12. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde örtü ve iffetle beni ziynetlendir; bugün kanaat ve elde olana yetinme libasını bana giydir; beni bu günde adalet ve insafa sevk et ve korktuğum her şeyden beni emniyete al; koruma ve ismetinle; ey korkanları koruyan -Rabbim-

دعاء اليوم الثالث عشر: اللهمّ طَهّرني فيهِ من الدَنَسِ والأقْذارِ وصَبّرني فيهِ على كائِناتِ الأقْدارِ ووَفّقْني فيهِ للتّقى وصُحْبةِ الأبْرارِ بِعَوْنِكَ يا قُرّةَ عيْنِ المَساكين

13. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni (maddi ve manevi bütün) kir ve pisliklerden temizle; bu günde olması taktir edilen olaylara karşı beni sabırlı kıl. Bu günde takvalı olmaya ve iyi insanlarla arkadaşlık yapmaya beni muvaffak eyle; yardımınla, ey zavallı ve miskin insanların göz nuru!

دعاء اليوم الرابع عشر: اللهمّ لا تؤاخِذْني فيهِ بالعَثراتِ واقِلْني فيهِ من الخَطايا والهَفَواتِ ولا تَجْعَلْني فيه غَرَضاً للبلايا والآفاتِ بِعِزّتِكَ يا عزّ المسْلمين.

14. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde ayak sürçmelerimden dolayı beni cezalandırma; hata ve yanlışlarımı bağışla. Bu günde beni bela ve afetlerin hedefi etme; izzetinle, ey Müslümanların izzeti!

دعاء اليوم الخامس عشر: اللهمّ ارْزُقْني فيهِ طاعَةَ الخاشِعين واشْرَحْ فيهِ صَدْري بإنابَةِ المُخْبتينَ بأمانِكَ يا أمانَ الخائِفين.

15. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde bana huşu ehlinin itaatini nasip eyle; mütevazı insanlar gibi dönüş yapıp tövbe etmemle göğsümü genişlet; emanınla, ey korkanların emanı ve güveni!

دعاء اليوم السادس عشر: اللهمّ وَفّقْني فيهِ لِموافَقَةِ الأبْرارِ وجَنّبْني فيهِ مُرافَقَةِ الأشْرارِ وأوِني فيهِ بِرَحْمَتِكَ الى دارِ القَرارِبالهِيّتَكِ يا إلَهَ العالَمينِفين.

16. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde iyi insanlarla arkadaş olmaya beni muvaffak kıl ve kötü insanların arkadaşlığından beni uzaklaştır. Rahmetinle bana ebediyet ve sükûnet yurdu olan -cennette- yer ver; ilahlığın hakkına, ey âlemlerin ilahı!

دعاء اليوم السابع عشر: اللهمّ اهْدِني فيهِ لِصالِحِ الأعْمالِ واقْضِ لي فيهِ الحَوائِجَ والآمالِ يا من لا يَحْتاجُ الى التّفْسير والسؤالِ يا عالِماً بما في صُدورِ العالَمين صَلّ على محمّدٍ وآلهِ الطّاهِرين.

17. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni salih amellere hidayet et; bu günde beni hacet ve arzularıma kavuştur. Ey açıklamaya ve sormaya ihtiyacı olmayan; ey âlemdekilerin göğsünde bulunanları (içinde geçenleri) bilen –Rabbim-! Muhammed’e ve onun tertemiz Ehlibeyti’ne rahmet et.

دعاء اليوم الثامن عشر: اللهمّ نَبّهْني فيهِ لِبَرَكاتِ أسْحارِهِ ونوّرْ فيهِ قلبي بِضِياءِ أنْوارِهِ وخُذْ بِكُلّ أعْضائي الى اتّباعِ آثارِهِ بِنورِكَ يا مُنَوّرَ قُلوبِ العارفين.

18. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günün seherlerinin bereketlerinden yararlanmak için beni uyandır; nurların ışığıyla kalbimi aydınlat ve bütün uzuvlarımı bu günün eserlerinden, bereketlerinden yararlandır; nurun ile, ey ariflerin gönüllerini aydınlatan!

دعاء اليوم التاسع عشر: اللهمّ وفّرْ فيهِ حَظّي من بَرَكاتِهِ وسَهّلْ سَبيلي الى خَيْراتِهِ ولا تَحْرِمْني قَبولَ حَسَناتِهِ يا هادياً الى الحَقّ المُبين.

19. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günün bereketlerinden nasibimi bol et; hayırlarına ulaşma yolumu kolaylaştır; iyi amellerinin kabulünden beni mahrum bırakma; ey apaçık hakka hidayet eden -Rabbim-!

دعاء اليوم العشرين: اللهمّ افْتَحْ لي فيهِ أبوابَ الجِنانِ واغْلِقْ عَنّي فيهِ أبوابَ النّيرانِ وَوَفّقْني فيهِ لِتِلاوَةِ القرآنِ يا مُنَزّلِ السّكينةِ في قُلوبِ المؤمِنين.

20. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde cennet kapılarını (yüzüme) aç; cehennem kapılarını -yüzüme- kapat; bu günde Kur’ân okumaya beni muvaffak kıl; ey müminlerin kalplerine sükunet ve huzur indiren -Yüce Allah-!

دعاء اليوم الحادي والعشرين: اللهمّ اجْعَلْ لي فيهِ الى مَرْضاتِكَ دليلاً ولا تَجْعَل للشّيْطان فيهِ عليّ سَبيلاً واجْعَلِ الجَنّةِ لي منْزِلاً ومَقيلاً يا قاضي حَوائِجَ الطّالِبين.

21. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni hoşnutluğuna götürecek bir kılavuz kıl bana; bu gün Şeytan’ı bana ulaştıracak hiçbir yol bırakma; benim yerleşeceğim ve rahat edeceğim yeri cennet kıl; ey arayanların hacetlerini yerine getiren -Rabbim-!

دعاء اليوم الثاني والعشرين: اللهمّ افْتَحْ لي فيهِ أبوابَ فَضْلَكَ وأنْزِل عليّ فيهِ بَرَكاتِكَ وَوَفّقْني فيهِ لِموجِباتِ مَرْضاتِكَ واسْكِنّي فيهِ بُحْبوحاتِ جَنّاتِكَ يا مُجيبَ دَعْوَةِ المُضْطَرّين.

22. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Fazl-ü rahmetinin kapılarını bugün yüzüme aç; bu günde bereketlerini üzerime indir ve beni hoşnutluğuna vesile olacak şeylere muvaffak kıl; beni cennetlerinin ortasına yerleştir; ey perişanların duasını kabul eden -Allah-!

دعاء اليوم الثالث والعشرين: اللهمّ اغسِلْني فيهِ من الذُّنوبِ وطَهِّرْني فيهِ من العُيوبِ وامْتَحِنْ قَلْبي فيهِ بِتَقْوَى القُلوبِ يا مُقيلَ عَثَراتِ المُذْنِبين.

23. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde beni günah ve kusurlardan beni yıkayıp temizle; kalbimin imtihanında bana kalplerin takvasını ver; ey günahkârların sürçmelerini bağışlayan –Rabbim-!

دعاء اليوم الرابع والعشرين: اللهمّ إنّي أسْألُكَ فيه ما يُرْضيكَ وأعوذُ بِكَ ممّا يؤذيك وأسألُكَ التّوفيقَ فيهِ لأنْ أطيعَكَ ولا أعْصيكَ يا جَوادَ السّائلين.

24. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde seni razı edecek şeyleri senden diliyor ve seni rahatsız edecek şeylerden sana sığınıyorum. -Allah’ım!- Bu günde sana itaat edip karşı gelmemek için senden tevfik ve yardım diliyorum; el el açıp dilenenlere cömert davranan –Rabbim-!

دعاء اليوم الخامس والعشرين: اللهمّ اجْعَلْني فيهِ محبّاً لأوْليائِكَ ومُعادياً لأعْدائِكَ مُسْتَنّاً بِسُنّةِ خاتَمِ انْبيائِكَ يا عاصِمَ قُلوبِ النّبييّن.

25. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Beni bu günde velilerini seven, düşmanlarına düşmanlık besleyen ve peygamberlerinin sonuncusu -Muhammed Mustafa’nın (s.a.a)- sünnetine uyan kimselerden kıl; ey peygamberlerin kalplerini koruyan -Yüce Allah-!

دعاء اليوم السادس والعشرين: اللهمّ اجْعَل سَعْيي فيهِ مَشْكوراً وذَنْبي فيهِ مَغْفوراً وعَملي فيهِ مَقْبولاً وعَيْبي فيهِ مَسْتوراً يا أسْمَعِ السّامعين.

26. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde çabamı mükâfatlandır; günahımı bağışla; amelimi kabul buyur ve gözümü –günahlara- kapa; ey duyanların en iyi duyanı!

دعاء اليوم السابع والعشرين: اللهمّ ارْزُقْني فيهِ فَضْلَ لَيْلَةِ القَدْرِ وصَيّرْ أموري فيهِ من العُسْرِ الى اليُسْرِ واقْبَلْ مَعاذيري وحُطّ عنّي الذّنب والوِزْرِ يا رؤوفاً بِعبادِهِ الصّالِحين.

27. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde bana kadir gecesinin sevabını lütfeyle; işlerimi zorluktan kolaylığa dönüştür; mazeretlerimi kabul buyur; günah ve vizr-ü vebalı üzerimden kaldır; ey salih kullarına şefkatli olan!

دعاء اليوم الثامن والعشرين: اللهمّ وفّر حظّي فيهِ من النّوافِلِ واكْرِمْني فيهِ بإحْضارِ المَسائِلِ وقَرّبِ فيهِ وسيلتي اليكَ من بينِ الوسائل يا من لا يَشْغَلُهُ الحاحُ المُلِحّين.

28. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde müstehap (sünnet) amellerden nasibimi çoğalt; -dünya ve ahirette- sorumlu olduğum şeyleri hazırlayarak bana lütuf ve bağışta bulun; bugünde vesileler arasından sana vesilemi yakınlaştır bana; ey ısrarla –yalvaranların- ısrarı kendisini –başkalarıyla ilgilenmekten- alıkoymayan –Rabbim-!

دعاء اليوم التاسع والعشرين: اللهمّ غَشّني بالرّحْمَةِ وارْزُقْني فيهِ التّوفيقِ والعِصْمَةِ وطَهّرْ قلْبي من غَياهِبِ التُّهْمَةِ يا رحيماً بِعبادِهِ المؤمِنين.

29. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde rahmetinle beni kapla; bu günde bana -iyi amelleri yapmak için- tevfik ve -kötü amellerden- korunma -gücü- lütfeyle ve beni şüphe ve suç unsuru addedilebilecek şeylerin karanlığından temizle; ey mümin kullarına merhametli olan -Rabbim!-

دعاء اليوم الثلاثين:: اللهمّ اجْعَلْ صيامي فيهِ بالشّكْرِ والقَبولِ على ما تَرْضاهُ ويَرْضاهُ الرّسولُ مُحْكَمَةً فُروعُهُ بالأصُولِ بحقّ سَيّدِنا محمّدٍ وآلهِ الطّاهِرين والحمدُ للهِ ربّ العالمين.

30. Günün Duası:
Anlamı: Allah’ım! Bu günde tuttuğum orucu kendin ve resulün beğendiği şekilde mükâfatlandırıp kabul buyur ve onun furuunu -iman ve ihlâs olan- usulüyle pekiştir; efendimiz Muhammed ve onun tertemiz Ehlibeyti hakkında -Ey Rabbim!- Ve bütün övgüler âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.

24

Haziran
2012

Oruçla İlgili Soru-Cevaplar

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  719 Kez Okundu

Soru: Oruç nedir? Tarifini yapar mısınız?
Cevap:Oruç imsak vaktinden iftar vaktine kadar, ibadet niyetiyle, yememek, içmemek ve cinsel ilişkide bulunmamaktır.
Soru: Kan, idrar vs. gibi tahliller orucu bozar mı?
Cevap:Kan veya idrar tahlili yaptırmak orucu bozmaz. Boğazdan aşağı su veya ilaç geçmediği taktirde oruç bozulmaz. Ölçü budur.
Soru: Bazı senelerde Ramazanı 30 a tamamladığımızda bayram gününe geliyor. Bayram günü oruç oluyoruz. Bu orucun bayramdan sonra mı tutulması gerekiyor? Yoksa bayram günü de oruçlu olmak mı gerekiyor?
Cevap:Kameri aylar 29 veya 30 gün çeker. Bunu yeni ayın hilali belirler. Hilal görülmezse ay 30′a tamamlanır. Ramazan ayında hilal görülürse 29, görülmezse 30 gün tutulur, bayram da ertesi gün başlar. Yani Ramazan’ın mutlaka 30 güne tamamlanması şart değildir.
Soru: Sahuru yaptık, ezan okundu ve oruca başladık. Hemen sonra İstanbul’dan memlekete gitmek için yolculuğa çıkacağız. Bir yerde mola verdik. Ama orda hala sabah ezanı okunmamış. Biz orada okunmadı diye bir şeyler yiyip içebilir miyiz?
Cevap:Bahsettiğiniz olay kolay kolay mümkün olacak bir şey değildir. Bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım: 14 Eylül 2009 günü İstanbul’da 5:08′de sabah ezanı okunuyor. Siz bu ezanı duydunuz ve yola çıktınız. Yine aynı gün sabah ezanı Tekirdağ’da 5:14′te, Edirne’de ise 5:16′da… Eğer 6 dakikadan önce Tekirdağ’a, 8 dakikadan önce de Edirne’ye varmayı başarabilirseniz henüz vakit girmediği için orada yemek yiyebilirsiniz
Soru: Dişçide diş temizletmek, yıkatmak orucu bozar mı?
Cevap:

Diş temizletmek zaruret kapsamında değerlendirilebilecek bir işlem değildir. Bu esnada boğazınızdan aşağı su, ilaç vs. kaçma ihtimali vardır. Bu yüzden dişlerinizi temizletmeyi ya iftar vakti sonrasına ya da Ramazan’dan sonraya ertelemeniz uygun olur.
Soru: Bir arkadaşım hocalardan birine sormuş. İstanbul’da sahur yapıp Ankara’ya giden bir vatandaş (ya da İstanbul’dan daha doğuda bir yere) Ankara’da orucunu açmak için İstanbul ezanını beklemeliymiş. Ben de arkadaşıma “tersi durumda ne olacak? Ankara’da sahur yapıp İstanbul’a giden bir vatandaş Ankara ezanıyla orucunu mu açacak?” diye sordum, cevap veremedi. Bu işin doğrusu nedir?
Cevap:

Oruca imsak vaktiyle başlanır, güneşin batışı ile birlikte iftar edilir. Buna göre kişinin nerede sahura başladığı değil; güneş battığında nerede bulunduğu önemlidir. İstanbul’da sahura başlayan kişi güneş battığı anda nerede bulunuyorsa bulunsun iftar eder, İstanbul’un iftar saatini beklemez.
Soru: Ramazan’ın 30 gün olduğunun delili var mı?
Cevap:

Kameri aylar bazen 29, bazen 30 gün sürer. Bu ayların başlangıç ve bitişleri, yapılan gözlemlerle tespit edilir. İçinde bulunulan kameri ayın 29. günü güneşin batmasından sonra ertesi ayın hilali gözetlenir. Bu yeni hilâl, güneşin batmasından bir müddet sonra battığı için dikkatli bir gözlem gerektirir. Batı ufkunda toz, duman, bulut vs. olursa gözlem yapmak çok güç, hatta imkânsız olabilir. Hilâl görülemediği takdirde içinde bulunulan ay 30 güne tamamlanır. Artık 30. günün akşamı hilâli gözetlemeye gerek yoktur. O gün güneşin batmasıyla ikinci ay başlamış olur. Çünkü hiçbir kameri ay 30 günden fazla sürmez.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ramazan hilalini görünce oruca başlayın, Şevval hilalini görünce orucunuza son verin. Eğer buluttan hilal görülmezse Şaban ayını 30′a tamamlayın.” (Buhari, Savm, 11)

Bir başka hadis ise şöyledir:

“Biz ümmî bir milletiz, yazmayı ve hesabı bilmeyiz. Ay (par­makları ile işaret ederek) şöyle, şöyle, şöyledir.” (Ebu Dâvûd dedi ki, Râvi) Süleyman üçüncü işarette bir parma­ğını yumdu, yani (ay) yirmi dokuz veya otuzdur. (Buhari, Savm, 11, 13; Müslim, Sıyâm, 4, 10, 12, 13, 15; Ebu Davud, Savm, 4; İbn Mâce, Savm, 8; Nesâî, Savm 17; Ahmed b. Hanbel, 1/184; 2/ 43, 52, 122, 129.)
Soru: Kocaeli Körfez ile il merkezi arasında 20 km olması nedeniyle iftar 1 dakika geç açılmakta iken İstanbul’da Tuzla ile Bakırköy aynı anda iftar etmektedirler. İki ilimiz de büyükşehir statüsünde olmasına ve büyükşehir sınırlarının bütün ilçeleri kapsamasına rağmen iftar açısından neden farklı uygulama yapılmaktadır?
Cevap:

Benzer uygulama İstanbul’da da mevcuttur. Tuzla, İstanbul merkezden 1 dakika önce iftar ederken Şile 2 dakika önce; Büyükçekmece ve Çatalca 2 dakika sonra iftar ederken Silivri de 3 dakika sonra iftar etmektedir. İl merkezleri ile ilçeler arasındaki farklılıklar Diyanet Takvimlerinin sonunda yer almaktadır. Oradan bilgi edinebilirsiniz.
Soru: Ramazanda lokantaların, kafeteryaların, dönercilerin vs. açık tutulması caiz midir? Buradan elde edilen kazanç haram olur mu?
Cevap:

Ramazanda gücü yeten her müslümanın oruç tutması farzdır. Fakat hasta veya yolcu olanların oruç tutmama ruhsatı bulunmaktadır. Bunun yanı sıra kendilerine oruç henüz farz olmayan çocuklar, oruç tutamayacak kadar yaşlı olan insanlar ve gayr-i müslim vatandaşlar da vardır. Dolayısıyla onların istifade edebilmeleri için lokanta vs. gibi işletmelerin Ramazanda açık bulundurulmasında herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü yasak olan, kişinin bizzat kendisinin yemesi-içmesidir. Kimseye zorla oruç tutturulamayacağı, insanlara oruç tutup tutmadıkları ve müslüman olup olmadıkları sorulamayacağı için mazeretsiz yere oruç tutmayanların da bu gibi yerlerde yemek yemesinden işletme sahibi sorumlu olmaz. Bu yüzden onların kazançlarına da haram denilemez.

Burada başka bir şeye dikkat çekmekte fayda vardır. Müslüman olup da hastalık veya yolculuk gibi meşru bir mazereti olmadığı halde oruç tutmayanların bu gibi kamuya açık yerlerde, halkın gözü önünde yemek yemesi öncelikle Allah’a isyan anlamı taşır. Zira böyle yapmakla Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmemektedirler. Bunun yanı sıra oruç tutanlara saygısızlık ettiklerini de unutmamaları gerekir. Bazı gayr-i Müslim ülkelerde ve hatta ülkemizde gayr-i Müslimlerin Ramazan ayında Müslümanlara saygısızlık etmemek için özel çaba sarf ettikleri ortadayken bu gibi kişilerden en azından bir gayr-i Müslim kadar saygı göstermeleri beklenir. Son olarak onlara şu hadisi şerifi hatırlatmak isteriz:

“İnsanların ilk Peygamberlikten beri duyageldikleri sözlerden bi­ri şudur: Utanmazsan dilediğini yap!” (Buhari, Enbiya 54, Edeb 78; Ebu Davud Edeb, 6; İbn Mâce, Zühd 17; Muvattâ, Sefer 46; Ahmed b. Hanbel, 4/121-122, 5/273)
Soru: Alzheimer hastası bir kişi, bir dakika içinde oruç tuttuğunu unutmaktadır. Hatırlatıldığında da tekrar unutması birkaç dakika sürüyor. Böyle biri oruç tutabilir mi?
Cevap:

Bu kişi oruç tutabiliyorsa tutsun. Unutup da yerse çevresindekilerin hatırlatmasına gerek yoktur. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği ve içtiği zaman, orucunu (bozmayıp) tamamlasın! Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.” (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 33 (1155)
Soru: Diyalize giren böbrek hastaları oruç tutabilir mi?
Cevap:

Bu konuyla ilgili olarak Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararı şöyledir:

Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir.

Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makine yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinesi, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir.

Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.
Soru: Oruçluyken ağızda karanfil kökü bulunmasında sakınca var mı?
Cevap:

Oruç, yeme içme ve cinsel ilişki ile bozulur. Bakara 187. âyette şöyle buyurulur: “… Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.” Ağızda karanfil bulundurmak, o sınırlara yaklaşmak olur. Çünkü tükürüğe bulaşıp boğazdan aşağı gitme ihtimali vardır. Bu sebeple bundan kaçınmak gerekir. Ağız kokusunu önlemek için misvak kullanabilirsiniz.
Soru: Bayanlar evlerinde nasıl itikâfa girerler? Bir de en az üç gün diye duydum daha az olamaz mı, mesela bir gün akşama kadar?
Cevap:

İtikâf için ayet veya hadisle herhangi bir gün tesbiti yoktur. Bir itikâfın en az müddeti, İmam Ebu Yusuf’a göre bir gündür. İmam Muhammed’e göre bir saattir. Bir saat, fıkıh âlimlerine göre, zamanın belirsiz olan az veya çok bir parçası demektir. Yoksa bir günün yirmi dörtte biri demek değildir. İtikâfın en az müddeti, Malikî’lerce tercih edilen görüşe göre bir gündüz kadar, bir gecedir. Şafiîlere göre de, “Sübhanellah” denilmesinden bir an kadar fazla olan pek az bir zamandır. Bu sebeple bazı camilerin girişinde “itikafa niyet ettim” anlamında “neveytü’l-itikâfe” cümlesi yazılarak camiye girenlerin bu niyeti yapması ve camiden çıkana kadar itikaf sevabı almaları hatırlatılır.

Siz niyetinizi edin ve bir odanıza çekilin. Bol bol ibadet edin. İtikâf budur. Ama bunu özellikle Ramazanın son günü yaparsanız daha güzel olur.
Soru: Oruçlu iken saç boyamak orucu bozar mı?
Cevap:

Orucu bozan şeyler yemek, içmek ve cinsel ilişki ve bu manaya gelen şeylerdir. Saç boyamak bunların hiçbirine girmez. Dolayısıyla orucu da bozmaz.
Soru: Her Ramazanda ailecek bir sorun yaşıyoruz. Bu sorun iftar vaktiyle ilgili. Babam “orucu ezanla açın”, annemse “ezandan 30 dk sonra açın” diyor. Hangisi doğru, ne yapmalıyız?
Cevap:

Güneş battığı andan itibaren iftar edilir. Diyanet takvimlerinde iftar vakitleri açısından herhangi bir sorun yoktur. Ezanla birlikte oruç açılır, 30 dakika beklemeye gerek yoktur. 30 dakika beklenecek olan yer imsak vaktidir. İmsak vakitlerinde ezanlar okunduğunda hemen sabah namazı kılınmamalı, yarım saat kadar geçmesini bekleyip öyle kılmalıdır
Soru: Oruçluyken yemeğin tadına bakmak caiz mi? Orucu bozar mı?
Cevap:

Bakara suresinin 187. ayetine göre orucu bozan şeyler; yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Bu manaya gelecek davranışlar da mekruh kabul edilmiştir. Bir özür olmadıkça pişirilen yemeğin tadına bakmak böyledir, mekruhtur. Fakat bir hanımın kocası kötü huylu ise, aksi ise, bu hanım yutmadan diliyle yemeğin tadına, tuzuna bakabilir
Soru: Bir insan eğer keyfi oruç tutmuyorsa yani hiçbir mazereti yokken oruç tutmuyor ve namaz kılmıyorsa o insana iftar yemeği verilir mi veya çağırılır mı?
Cevap:

İftar oruçlular içindir. Yakın dostlarınızdan, akrabalarınızdan iftar yemeği verecekleriniz varsa önce onları çağırmalısınız. Fakat oruç tutmayan yakınların da bu sofrada olmasını yasaklayıcı herhangi bir hüküm bulunmamaktadır

Soru: Bazıları oruca bir gün önceden başlamakta. Hilalin görüldüğünü iddia etmektedirler. Bunun doğrusu nedir? Neye göre amel edeceğiz?
Cevap:

Hilal konusunda Türkiye’nin 1977′den beri yaptığı uygulamalar, doğru ve yerindedir. Bugüne kadar kimse bunun yanlışlığını ispatlayamamıştır. Son birkaç yıldır Suudi Arabistan da buna uymaktadır. Hilali gördük diyen ve farklı günlerde oruca başlayıp, bayram eden kişilerin büyük çoğunluğunun yanına gittik, görüştük. Hiçbiri iddiasını ispat edecek delil ileri süremedi.
Soru: Niyet ne demektir?
Cevap:

Niyet, içten bir şeye karar vermek, bir işi ne için yaptığını kesinlikle bilmektir.

Dînî bakımdan niyet, “Bir görevi, Allah Tealâ’nın emrine uymak ve ona yakınlık kazanmak için yerine getirme kararından” ibarettir.

İbadetlerde niyet şarttır.
Soru: Oruç nedir? Tarifini yapar mısınız?
Cevap:

Oruç imsak vaktinden iftar vaktine kadar, ibadet niyetiyle, yememek, içmemek ve cinsel ilişkide bulunmamaktır.
Soru: Ramazan orucuna ne zaman ve nasıl niyet edilir?
Cevap:

Ramazan orucuna iftar vaktinden ertesi gün kaba kuşluk vaktine kadar yani öğle namazına yaklaşık 5-10 dakika kalıncaya kadar niyet edilebilir. Bu müddet içerisinde içten Allah rızası için oruç tutmaya karar verilince niyet edilmiş olur. Sahura kalkmak da niyet sayılır.
Soru: Ramazanda kimlerin oruç tutması gerekir?
Cevap:

Akıllı ve erginlik çağına girmiş her müslümanın ramazan ayını oruçlu geçirmesi farzdır. Yani yerine getirmeleri zorunlu olan bir ibadettir.
Soru: Ergenlik çağı hakkında bilgi verir misiniz?
Cevap:

Ergenlik çağı, erkeklerin ihtilam, kızların da adet görmeğe başladıkları zamandır. Ergenlik çağının başlangıcı erkekler için on iki ve kızlar için de dokuz yaştır. Bu yaşların sonu her ikisinde de on beş yaştır. Yani on beş yaşına girmiş kız ve erkekler ergenliğe ulaşmış demektir
Soru: Oruca ve bayrama başlama ile ilgili bir soru soracağım: Ben yurtdışında yaşıyorum ve yaşadığım ülkede ramazan genellikle Türkiye ve Arabistan’a göre hep bir gün geç oluyor. Ben genellikle Arabistan’ı baz alarak oruca başlıyorum ve bayramı da ona göre yapıyorum. Ama çevremdeki müslüman arkadaşlarım bana hangi ülkede yaşıyorsan o ülkeye uyman gerekir diyor. Bir defasında ramazan Araplara göre 2 gün geç, Türkiye’ye göre de 1 gün geç oldu. Şimdi burada nereye uymak gerekir? Yaşadığım ülkeye mi, yoksa Arabistan’a göre mi? Ayrıca bu sene yine körfez ülkeleri Ramazan’a bir gün erken başladılar. Biz ne yapacağız?
Cevap:

Yaşadığınız ülkede Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü hilal görürseniz ertesi gün ramazan olduğunuz anlar oruç tutarsınız. Hilali görmezseniz Şaban ayını otuz olarak sayarsınız ve sonra ramazana başlarsınız. Aynı şekilde ramazanın yirmi dokuzuncu günü hilali görürseniz ertesi gün bayram günüdür, oruç tutmazsınız. Eğer görmezseniz ramazanın sayısını otuz kabul eder, bir gün daha oruç tutar sonra bayram yaparsınız.

Türkiye’de uygulanan takvim, bu konuda en doğru takvimdir. Bunun doğruluğu gözlemlerle de doğrulanmaktadır. Bu takvim, bütün dünyada Ramazan ve bayram vakitlerinde birlik sağlanması için oluşturulan uluslararası komisyon tarafından hazırlanmıştır. Buna uyarsanız doğrusunu yapmış olursunuz.
Soru: Bakara suresi 187. ayette geçen “tan yerinin ağırmasından gece oluncaya kadar orucu tamamlayın” ayetini siz “akşam” olarak çevirmişsiniz. Arabça “leyl” kelimesi geçmiyor mu orada ve de leyl gece demek değil mi?
Cevap:

Leyl kelimesi Arap dilinde şu anlama gelmektedir: “Gündüzün hemen ardı. Başlangıcı güneşin batmasıdır.” (İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, l-y-l mad., c: 11, s: 607) Türkçe’deki gece kelimesi de aynı anlamdadır. Ancak gece deyince daha çok karanlığın iyice bastırdığı zamanlar anlaşılır. Akşam kelimesi ise güneşin batmasından sonraki zaman anlamındadır. Okuyucunun doğru anlamasını temin için akşam kelimesi tercih edilmiştir.

Buhari’de Ömer b. Hattab (ra)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerif şöyledir:

Allah’ın resulü buyurdular ki: “Gece bu taraftan geldiği, gündüz şu taraftan gittiği ve güneşin battığı zaman oruçlu kimse iftar eder.” (Buhari, Savm, 43)

Hadiste açık bir şekilde görüldüğü gibi Peygamberimiz geceyi (leyl), güneşin battığı zamandan itibaren başlatmaktadır

Soru: Diyabet hastalarının Ramazan ayında oruç tutmaları gerekir mi?
Cevap:

Allah Teala hastalara oruç tutmama ruhsatı vermiştir. Bakara suresinin ilgili ayetleri şöyledir:

184. “Orucu sayılı günlerde tutun. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun.

185. Ramazan öyle bir ayıdır ki Kuran o zaman indirilmiştir. O insanlara yol gösterir. Onda doğru yolun açık belgeleri vardır, iyiyi kötüden ayırır. Sizden kim bu aya erişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta olur veya yolculukta bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık onu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz.”

Niyet ederek oruca başladıktan sonra hastalanan kişiler de oruçlarını bozabilirler.

Hastalar iyileşirlerse oruçlarını kaza ederler. İyileşmezlerse yapacakları bir şey yoktur.
Soru: Bir müslüman Ramazan günü oruca niyet etmemiş olsa, akşama kadar bir şeyler yiyip içebilir mi?
Cevap:

Hasta yolcu ve ileri yaşlılık durumunda olduğu için oruç tutamayacak durumda olanlar oruç tutamıyorlarsa oruca niyet etmezler. O gün onlar için oruçlulara yasak olan şeyler yasak değildir. Ama böyle bir özrü olmadığı halde oruca niyet etmemiş olanlar niyet vaktini geçirmişlerse artık o gün akşama kadar bir şey yiyip içemezler. Diğer oruçlular gibi bir şey yemeden beklemeleri uygun olur.

Bazılarının oruç tutmamak için akşamdan niyet etmedikleri görülmektedir. Bu davranış haramdır. Allah’a karşı isyan sayılır.

Soru: Diş yıkamak orucu bozar mı bozmaz mı?
Cevap:

Dişleri fırçalamak orucu bozmaz.

a) Diş macunu ile dişler yıkanır, su veya diş macunu boğaza kaçarsa oruç bozulur.

b) Dişler kanar ve tükürüğün rengini kırmızıya çevirecek miktarda kan boğazdan içeriye giderse oruç gene bozulur.
Soru: Diş fırçalamak ve misvak kullanmak orucu bozmaz dediniz. Misvak; tadı olmayan, ağızda lezzet bırakmayan bir ağaç parçasıdır. Diş macunu ise nane esansı ve şeker ihtiva eder. Acaba onların ağızda bırakacağı tad orucu bozmaz mı ?
Cevap:

Gerek misvakla ve gerekse diş fırçasıyla dişler fırçalanabilir. Ağzı yıkama eli yıkama gibidir. Çünkü oruç konusunda ağız, vücudun dış organlarından sayılmıştır. Ancak boğaza çok yakın olduğu için dikkatli olmak gerekir. Macunun tadının boğazına gitmesi bir kokunun burna gitmesi gibidir. Ancak macunun bir parçası boğaza giderse o zaman oruç bozulur.

Ağza alınan macunu tamamen temizlemek zor olduğu ve tükürükle birlikte boğaza gitme ihtimali yüksek olduğu için dişler fırçalanırken macun kullanmamak daha iyi olur. Bu yüzden dişleri temizlemek için misvak kullanılması daha uygun olur.

Soru: Diş çektirmek için anestezi gereklidir. Bu da, diş etlerine enjekte edilen anestetik madde ile yapılır. Enjeksiyon ile vücuda herhangi bir şey ithali ise orucu bozar. Anestezisiz diş çektirmek mümkün olmadığına göre diş çektirmenin orucu ne suretle haleldar etmeyeceğini anlayamadım, lütfen beni aydınlatır mısınız?
Cevap:

Kur’an’da orucu; yeme, içme ve cinsel ilişkinin bozacağı hükme bağlanmıştır. İğne ile vücuda ilaç verme, ne yeme sayılır ne içme. Bu sebeple orucu bozacak bir durum meydana gelmez.
Soru: Oruçlu bir kişi ağzını su ile çalkalayıp tükürse ağzında kalan yaşlık orucuna engel olur mu?
Cevap:

Olmaz. O yaşlığı tekrar tükürmeğe gerek yoktur.
Soru: Oruçlu kişi birine sövse ve hakaret etse orucu bozulur mu?
Cevap:

Bozulmaz. Ancak başkasına sövmek ve hakaret etmek haramdır. Müslüman eliyle ve diliyle başkalarını rahatsız etmez.
Soru: Ramazan günü gündüzün uyuyan bir kimseye uykuda banyo yapması gereken bir hal olsa orucu bozulur mu?
Cevap:

Bozulmaz. Uyanınca banyo yapar ve orucuna devam eder. Yalnız gusül abdesti esnasında ağza ve burna su verirken dikkatli olmak gerekir. Çünkü su yutmak orucu bozar.
Soru: Bir kişi akşam hanımıyla beraber olsa fakat abdest almadan uyusa, sahura kalkamadan sabah uyansa ve işe geç kaldığından dolayı banyo yapmadan oruç tutabilir mi?
Cevap:

Cünüplük hali oruca engel bir durum değildir. Âişe ve Ümmü Seleme validelerimiz, Peygamberimiz sallâhu aleyhi ve sellem’in de cünüp olarak uyandığını ve ondan sonra gusül abdesti alıp orucunu tuttuğunu haber vermişlerdir. (Buhari, Savm, 22)

Dinimize göre herhangi bir sebepten dolayı cünüp olan yani gusül abdesti alması gereken bir kişi en fazla bir namaz vakti kadar süre cünüp olarak bekleyebilir. Bundan daha fazla bir süre beklemesi caiz değildir. Gece gusül abdesti almanız gereken bir durumdayken yatıp uyuyabilirsiniz. Fakat sabah namazını kılmanız üzerinize farz olduğu için o vakit uyanmalı ve namaz kılmak için gusül abdesti almalısınız. Uyandığınızda yapmanız gereken ilk şey, gusül abdesti alıp kaçırdığınız sabah namazınızı kılmaktır.
Soru: Kan vermek, bağışlamak orucu bozar mı?
Cevap:

Kan vermek orucu bozan hallerden değildir. Vücuttan çıkan şeyler orucu bozmaz.
Soru: Burun damlası orucu bozar mı?
Cevap:

Burun damlası orucu bozar. Çünkü burundan akıtılan ilaç boğazdan aşağı iner.
Soru: Oruçlu iken vücuda adale ve deri için sürülen visk, krem vs. orucu bozar mı?
Cevap:

Bu tür maddeler oruçluyken kullanılabilir. Bunları cilde sürmek orucu bozmaz.
Soru: Hamile, emzikli veya çalışmakta olan hanımlar oruçlarını yiyebilirler mi?
Cevap:

Hamile veya emzikli kadınlar, oruç tuttukları takdirde kendilerine veya çocuklarına bir zararın geleceğinden endişe ederlerse hasta hükmünde olurlar ve oruçlarını erteleyip daha sonra tutabilirler.

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

Enes b. Malik’ten: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ve çocuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatını vermiştir.” (İbn Mace, Sıyâm, 12)

Fakat çalışan kadınlar, sırf bu sebeple oruçlarını yiyemezler.
Soru: Oruçlu olan bir kişi şehvetle hanımını öpebilir mi?
Cevap:

Oruçlu kişi şehvetle karısını öpebilir. Eğer kendine sahip olacağından eminse bunun bir mahzuru yoktur. Ancak emin değilse mekruh olur.
Soru: Oruçluyken nişanlımla el ele tutuşabilir miyiz, haram mıdır?
Cevap:

Nikahlınız olmayan bir bayanla el ele tutuşmanız dinimizce yasaklanmıştır. Bunun oruçlu olup olmamakla bir ilgisi yoktur. Yani yasak olan bu hüküm oruçlu iken de yasaktır, oruçlu değilken de. Nikahlı olmadığınız müddetçe ele ele tutuşmanız doğru değildir.
Soru: Bir bayanın erkek arkadaşıyla yanak yanağa öpüşmesi, el ele tutuşup sarılması sonucunda ıslaklık hissedilse fakat şehvet duyulmazsa acaba orucu bozulur mu, kaza veya kefaret gerekir mi?
Cevap:

Orucu bozulmaz, dolayısıyla kaza ve keffaret gerekmez. Ama Müslüman bir insanın, yabancı biriyle el ele tutuşup, yanak yanağa öpüşmesinin doğru bir davranış olmadığını bilmesi ve bu tip davranışlardan kaçınması gerekir.
Soru: Oruçlu iken kız arkadaşımı öpmem ya da sarılmam (boşalma olmadan) orucumu bozar mı?
Cevap:

Öpmek orucu bozmaz ama nikâhlı eşiniz olmayan bir bayanı öpüp sarılmanız haramdır.
Soru: Oruçluyken sabah namazından sonra tahrik edici bir rüya görsem orucum bozulur mu? Bir de boy abdesti alırken oruç bozulur mu?
Cevap:

Oruçlu iken tahrik edici rüya görmek orucu bozmaz. Boy abdesti almak da orucu bozmaz. Ama özellikle ağız ve burna su verirken vücuda su kaçmaması için dikkatli olmak gerekir.
Soru: Yaklaşık üç sene kadar hastalıkla uğraştım. Bu müddet içerisinde Ramazan oruçlarımı tutamadığım gibi, bütçem zayıf olduğu için fidyesini de verememiştim. Şimdi ise, hamdolsun sağlığıma kavuştum ve bütçem düzeldi. Acaba tutamadığım oruçların fidyelerini toptan bir fakire vermem caiz midir?
Cevap:

Hastalığınız nedeniyle tutamamış olduğunuz Ramazan-ı Şerif oruçlarınızı, sağlığınıza kavuştuğunuz için bilfiil kaza etmeniz gerekir. Fidye vermekle borçtan kurtulamazsınız.
Soru: Özürlü veya özürsüz olarak oruç tutmayan bir kişi, kendi yerine bir başkasına oruç tutturabilir mi veya tutamadığı günler yerine fidye verebilir mi?
Cevap:

Oruç, kişinin bizzat yapması gereken bir bedeni ibadettir. Onun için hiç kimse kendi yerine bir başkasına oruç tutturamaz.

Fidyeye gelince o, orucu kaza ettikten sonra yoksullara verilmesi gereken maddi bir yardımdır.
Soru: Sabah namazını, sabah ezanı okunduktan sonra en az 15 dk sonra kılmak gerekiyormuş, bu doğru mu?
Cevap:

Şu anki takvimlere göre imsak vakti gerçek vaktinden yaklaşık 30-40 dakika önce gösterilmektedir. Bunun nedeni takvim konusunda kaynak kabul edilen Gazi Ahmet Muhtar Paşa tarafından yapılan ve hala tekrarlanan bir hatadır. Sabah ezanlar okunduktan sonra 40 dakika geçmesini bekleyip namazınızı ondan sonra kılmalısınız
Soru: Başta astım olmak üzere birçok hastalıkta kullanılan spreyler orucu bozar mı?
Cevap:

Nefes darlığı çekenlerin kullandıkları ve halk arasında fıs fıs denen ilaçlar orucu bozarlar. Çünkü bunlar ağız yoluyla alınan ilaçlardandır. Fakat Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bu konuda şöyle farklı bir görüşü vardır:

“Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır.

Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmaz olduğu halde, Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle oruç bozulmaz.

Bu itibarla astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.” (22.09.2005 tarihli, “Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri” başlıklı karar)

Bu da farklı bir ictihattır.
Soru: Keyfi olarak tutulmayan ramazan orucunun cezası nedir?
Cevap:

Bir müslümanın hastalık veya yolculuk gibi meşru sebepleri olmaksızın keyfi olarak oruç tutmaması haramdır. Bu davranış, Allah’a isyan anlamı taşır.

Bu kişi hasta veya yolcu olmadığı için keyfi olarak tutmadığı oruçları kaza etmesi gerekmez. Zira Bakara sûresinin 184 ve 185. ayetlerinde sadece hasta ve yolcuların oruç tutmamaları halinde kaza edebilecekleri bildirilmiştir.

Yanlış davranışından dolayı bu kişinin Allah’a bol bol tevbe – istiğfar etmesi ve bir daha böyle bir şey yapmaması gerekir
Soru: Oruçluyken duş almak veya denizde yüzmek orucu bozar mı ?
Cevap:

Oruçluyken duş almak da denize girmek de orucu bozmaz. Fakat ağız ve burundan vücuda su kaçarsa o zaman oruç bozulur. Duş alırken belki buna dikkat edebilirsiniz ama yüzerken ağız ve burna suç kaçması sıkça rastlanılabilir bir durumdur. Bu yüzden bundan sakınmalısınız.
Soru: Oruçluyken aşırı bir şekilde diş ağrısı tutan bir kişi ağrı kesici yutsa ne lazım gelir?
Cevap:

Oruçluyken hap, şurup ve burun damlası gibi ağız ve burun yoluyla alınan ilaçları yutmak orucu bozar. Bu kişi hasta olduğu için bu davranışından dolayı günahkar olmaz. Çünkü hastaların oruç tutmama ruhsatı vardır. Yalnız oruç bozulduğu için Ramazan’dan sonra bir gün kaza orucu tutması gerekir.
Soru: Ağlarken gözyaşı yutmak orucu bozar mı?
Cevap:

Gözyaşı veya yüz teri ağza girecek olsa, bakılır: Eğer bir ve iki damla gibi az bir şey ise, orucu bozmaz. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir. Fakat tuzluluğu bütün ağız içinde duyulacak derecede fazla olup da oruç hatırda iken yutulacak olsa, orucu bozar.
Soru: Ben Kosova’da yaşıyorum. 3 gün sonra Türkiye’ye gideceğim. Kosova’dan Türkiye uçakla yaklaşık 1 buçuk saat sürer. Şimdi benim oruç tutmam caiz midir değil midir?
Cevap:

Bulunduğunuz şehirden 90 km dışarıya çıkmanız seferî olmanız için yeterlidir. Bu yolculuğun yürüyerek olması ile araba veya uçakla olması arasında herhangi bir fark yoktur. Seferîlik hükümlerini uygulayabilirsiniz.

Seferî olanlara da (hastalara da) oruç farzdır. Ama bunlar Ramazan’da tutmayıp daha sonra kaza edebilirler. Allah onlara böyle bir ruhsat tanımıştır. Fakat buna rağmen oruç tutarlarsa daha iyi olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Sayılı günlerde… Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)
Soru: Benim beş senelik ramazan orucu borcum bulunmaktadır. Bu beş senelik borcumu oruç tutarak mı ödeyeceğim veya bedel ödeyerek de borcu ödeyebilir miyim?
Cevap:

Bedelle olmaz, kaza etmeniz gerekir. Peş peşe tutmanız gerekmez, ara ara tutabilirsiniz.
Soru: Fitil kullanmak orucu bozar mı?
Cevap:

Fıkıh ve ilmihal kitaplarına göre fitil kullanmak orucu bozar. Fakat Allah orucu “yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak kalmak” şeklinde tarif etmiştir. Fitil kullanmak ne yeme ne de içme sayılır! Tedavi maksatlıdır ve ağız – burundan vücuda girmemektedir. Bu açıdan biz orucu bozmayacağı kanaatindeyiz. Fakat fitilin kullanım amacını da dikkate almak gerekir. Eğer gerçekten bir hastalığın tedavisi içinse problem olmaz. Fakat kişiye kuvvet verici, gıda sağlayıcı bir fitilse o zaman bundan da kaçınmak gerekir.
Soru: Ben şu anda oruçluyum ve oruç nedeni ile bağırsaklarımdan dolayı dışarı çıkmakta zorlanıyorum ve bu beni rahatsız ediyor. Acaba eczaneden şu anda oruçlu iken lavman alsam orucum bozulur mu?
Cevap:

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun lavman ile ilgili kararı şöyledir:

“Lavman yaptırmak konusunda iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.”

Bize göre ise her iki durumda da oruç bozulmaz. Zira lavman, yeme içme kapsamında değerlendirilecek bir işlem değildir
Soru: Ağda yapınca oruç bozulur mu?
Cevap:

Oruç; imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak kalmak demektir. Orucu bozan şeyler de yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Ağda yapmak bunlardan hiçbirine girmez. Dolayısıyla oruç bozulmaz.
Soru: Oruçlu iken ağız yarası için gargara yapmak orucu etkiler mi? Etkilerse ne kadar etkiler ve etkileri nelerdir?
Cevap:

Oruçlu iken gargara yapmak yutmamak kaydıyla caizdir. Nasıl ki abdest alırken ağza su vermek ve çalkalamak orucu bozmuyorsa ilaçla gargara yapmak da bozmaz. Bunun şartı, boğazdan aşağıya hiçbir şeyin gitmemesidir. Bir damla bile kaçsa oruç bozulur, kazası gerekir.
Soru: Unutarak yemek içmek orucu bozar mı?
Cevap:

Hayır bozmaz. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği ve içtiği zaman, orucunu (bozmayıp) tamamlasın! Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.” (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 33 (1155)
Soru: Recep, Şaban ve Ramazan ayları ile Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarının birbirlerinden farkı nedir? 4 haram ay diyorsunuz, peki Ramazan ayı bunun neresinde? Tam bir açıklık getirilmemiş internetteki yazıda?
Cevap:

Halk arasında üç aylar olarak bilinen aylar ile Kur’an-ı Kerim’de geçen haram aylar arasında fark vardır. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarında savaş yapmak yasak olduğu için bu aylar haram aylar = el-eşhuru’l-hurum olarak adlandırılmıştır. Cahiliye devrinde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnız haram aylarda savaş yapılmazdı. Bu aylarda panayırlar kurulur, şiir yarışmaları yapılır; yahudiler, hristiyanlar ve puta tapıcılar dinlerini yayarlardı. Ramazan ayı ise haram aylardan değildir. Kur’an’da haram aylardan Tevbe suresinde bahsedilir:

“Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah’ın katında ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü haram (ay)lardır. İşte doğru din budur. O aylar içinde (konulmuş yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve Allah’a ortak koşanlar nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekün savaşın ve bilin ki Allah (günahlardan) korunanla beraberdir. Haram ayı içinde savaşmak yasaklanmıştı. Bu ayda savaşmak için haram ayını başka bir aya ertelemek, küfürde daha ileri gitmektir. İnkâr edenler onunla saptırılır. O (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, bir yıl haram sayarlar ki, Allah’ın haram kıldığının sayısını çiğneyip, Allah’ın haram kıldığını helâl yapsınlar. Yaptıkları işin kötülüğü kendilerine süslü gösterildi Allah kâfirler toplumuna yol göstermez. “ (Tevbe, 9/36-37)
Soru: KPSS’ye hazırlanan bir öğrenciyim. Geçen senelerden de karşılaştığım bir sorun var. Daha önce ÖSS’ye hazırlanırken oruç zamanı derslerden düşüyor, anlayamıyordum, yani verimsizlik oluyordu. Tabi bu da derslerimi etkiliyor, birçok konuda eksik kalıyordum. Netlerim düşerdi. Bu senede KPSS sınavı oruç zamanına denk geliyor. Şöyle düşünüyorum: Orucun 21. günü sınav. Oruç tutmasam ne olur? Bu gayet geleceğim için çok önemli bir sınav. Oruç da benim için önemli ama oruç tutarsam bu derslerimi netlerimi çalışma azmimi mutlaka etkileyecek. Dinimizde kolaylıklar olmalı. Arkadaşla da tartıştık. Bir sonuca ulaşamadık. Ne yapmam gerekiyor hocam. Orucun kazası olur mu? Tutmayıp kazaya bırakabilir miyiz?
Cevap:

Oruç hükümlerinin anlatıldığı Bakara suresi 183-186. ayetleri mutlaka bir mealden okumanızı tavsiye ederiz. Orada sadece hasta ve yolcu olanların oruçlarını tutmayıp kazaya bırakabilecekleri bildirilmiştir. Zor işlerde çalışanlar, öğretmen ve öğrenciler ne hasta sınıfına girer ne de yolcu… Zaten orucun hikmetlerinden biri de her türlü şart ve ortam altında kişilerin Allah’ın emirlerini yerine getirip getirmeyeceklerinin belirlenmesidir. Savaştan daha zor bir ortam düşünebilir misiniz? Ya da savaş şartları ile sınavlara hazırlık şartlarını mukayese edebilir misiniz? İlk ramazan orucunun Ashab-ı Kiram cihattayken farz kılındığı gerçeğini asla unutmamanızı tavsiye ederiz. Bu dünya, imtihan dünyasıdır. Bu bilinçle sınavlarınızı bahane ederek Ramazan orucunuzu tutmazlık etmeyiniz. Dinimizin oruç ibadetindeki kolaylık prensibi, yukarıda da belirtildiği gibi hasta ve yolcuları kapsamaktadır. Yoksa oruç tutmak istemeyen herkes kendince haklı bir sebep bulabilir ve kolaylık prensibinden yararlanabilirdi.

Siz orucunuzu tutarak Allah’ı razı ediniz ki Allah da size yardımcı olsun.
Soru: Niye her sene 10 gün önce tutuyoruz?
Cevap:

Ramazan, kameri aylardandır. Yani ayın hareketlerine göre belirlenir. Bu sebeple her yıl bir önceki yıla göre on veya on bir gün önce gelir. Dolayısıyla bazen kışın, bazen yazın oruç tutulur. Böylece Müslüman, soğukta, sıcakta ve her mevsimde Allah’ın oruç emrini yerine getirme fırsatını yakalar.
Soru: Çocuklarımıza kaç yaşlarından itibaren oruç tutturmamız gerekiyor?
Cevap:

Dinimizde ibadetlerle yükümlü olma sınırı, ergenlik çağıdır. Kızlar adet görmeye, erkekler de ihtilam olmaya başladıkları andan itibaren dinin her türlü hükümlerinden sorumlu olurlar. Ergenlikten önce bu sorumluluk yoktur.

Çocukları bu ağır sorumluluğa hazırlamak ailenin görevidir. Namaz ve oruç gibi temel ibadet eğitimleri, çocuğa yedi yaşından itibaren verilmeye başlanmalıdır. 10 yaşına gelmiş bir çocuk artık namaz kılmayı gayet iyi biliyor ve zaman zaman oruç tutabiliyor olmalıdır. Fakat çocuklar ergenlikten önce henüz tam anlamıyla mükellef olmadıkları için onları kesinlikle zorlamamalı, uygun bir dille kendilerine anlatılmaya çalışılmalıdır. Bu konuda en büyük görev anne ve babanındır. Buhari’de yer alan bir rivayette ashab-ı kiram’ın henüz ergenlik çağına girmemiş çocuklarını oruca alıştırdıkları, çocukların yemek için ağladıkları zaman iftar vaktine kadar onları oyuncaklarla oyaladıkları anlatılmaktadır. (Buhari, Savm, 47)
Soru: Ramazan ayı gelmeden bir iki gün önce oruç tutulmaması gerektiği doğru mudur?
Cevap:

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’ten: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ramazan ayını bir gün veya iki gün öncesinde oruçla karşılamayın. Ancak kişinin tutmayı alışkanlık haline getirdiği oruç o güne rastlarsa onu tutsun.” (Buhari, Savm, 14, Müslim, Sıyâm, 21 (1082); Tirmizi, Sıyâm, 2)

Bu hadise dayanan Ömer b. Hattâb, Ali b. Ebi Talib, Ammâr, Huzeyfe, İbn Mes’ûd radıyallâhu anhum gibi bazı sahabiler ile Said b. Müseyyeb, Şa’bî, Nehaî, Hasan Basri gibi tabiiler ve İmam Şafii, Şa’ban ayının son 10 gününde oruç tutulmasını caiz görmemektedirler. Bunların dışında kalan âlimler ise bu günlerde oruç tutulmasını mekruh kabul etmektedirler.
Soru: Kasıtlı olarak oruç tutmayan müslim veya gayri müslim kimselere ikramda bulunmak şer’an caiz midir?
Cevap:

Bir müslümanın kasıtlı olarak oruç tutmaması diye bir şey olamaz. Din bize uymaz, biz dine uymak zorundayız. Dine uymak istemeyen kişi, zorla uydurulmaz. Bu sebeple onlara ikramda bulunabilirsiniz. Böyle bir durumda gereken uyarıları yapmanız iyi olur.
Soru: Dudağa sürülen ruj orucu bozar mı?
Cevap:

Oruç, yeme içme ve cinsel ilişki ile bozulur. Bakara 187. âyette şöyle buyurulur:

“… Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.”

Dudaklara sürülen ruj, o sınırlara yaklaşmak olur. Çünkü tükürüğe bulaşıp boğazdan aşağı gitme ihtimali vardır. Bu sebeple oruçluyken ruj sürmemek gerekir.

Soru: İftarı hurma ile mi açmak gerekir, su ile mi?
Cevap:

Konuyla ilgi hadislere ve Peygamberimizin uygulamasına bakıldığında bulabilenlerin hurma ile, bulamayanların ise su ile iftar etmeleri tavsiye edilmiştir.

Selmân İbn Âmir ed-Dabbî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Herhangi biriniz iftar etmek istediği zaman orucunu hurma ile açsın. Hurma bulamazsa, su ile iftar etsin. Su temizdir.” (Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Zekât 26, Savm 10; İbn Mâce, Sıyâm 25)

Enes radıyallahu anh dedi ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazından önce bir kaç taze hurma ile orucunu açardı. Taze hurma bulamazsa, kuru bir hurmacıkla iftar ederdi. Kuru hurma da bulamazsa, birkaç yudum su içerek iftar ederdi. (Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Savm 10.)
Soru: Sigara neden orucu bozuyor anlamış değilim. İzah edebilir misiniz? Doyurucu ya da vücuda gıda veren bir şey değil. Sigara içenler bu bağımlılık yapan maddeye olan bağımlılıklarından dolayı oruçlarını tutamıyorlar.
Cevap:

Orucu yeme, içme ve cinsel ilişki bozar. Yenilen ve içilen şeylerin vücuda gıda verip vermemesi önemli değildir. Sigara, içilen şey olduğu için orucu bozacağı kesindir.
Soru: Nafile oruç bozulduğunda yerine tutulması gereken oruç farz mı yoksa vacip mi olur?
Cevap:

Nafile orucu bozanların kaza orucu tutacağına dair şöyle bir hadis bulunmaktadır:

Aişe radıyallâhu anhâ demiştir ki: “Biz oruçlu iken Hafsa ile bana bir hediye getirildi. Biz de oru­cumuzu bozduk, sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem odaya girdi. Kendisine: “Ya Rasûlallah! Bize bir hediye getirildi, onu canımız çekti ve orucumuzu bozduk”, dedik. O da “Size günah yok (ancak) onun yerine başka bir gün oruç tutu­nuz” buyurdu. (Tirmizi, Sıyâm, 36; Ebu Davud, Savm, 73)

İmam-ı Azam ve İmam Mâlik bu hadise dayanarak başladığı nafile orucu bozan kişiye ka­zanın vâcip olduğunu söylemişlerdir. Gerçi bu hadis zayıftır. Çünkü râviler arasında tenkide uğrayan Zümeyl vardır. Fakat bu hadis İbn Hibbân, İbn Ebî Şeybe ve Taberânî tarafından başka senedlerle de rivayet edilmiştir.

Bu görüşte olanlar ayrıca “Amellerinizi bozmayınız” (Muhammed, 47/33), ve “orucu geceye kadar tamamlayınız” (Bakara, 2/187) manalarındaki ayetleri de görüşlerine delil almışlardır. Çünkü bu son ayette, orucun geceye kadar tamamlanması emredilirken farz veya nafile olduğu­na dair bir ayırım yapılmamıştır.

Konu ile ilgili olarak Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali‘nde şu bilgiler yer almaktadır:

“Nafile oruçların tutulmalarını zorunlu kılacak dinde bir sebep yoktur. Bunlar, yalnız sevap kazanmak için dileyenlerin tutacakları oruçlardır. Ancak böyle bir oruç tutulmaya başlandıktan sonra bozulacak olursa, onun kazası gerekir. Bu kazanın sebebi de, böyle bir ibadete Hak rızası için başlanmış olmasıdır ki, bunu yarıda bırakmak caiz olmayacağından kaza şeklinde tamamlanması vacip olur.” (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, İstanbul, 1986, s. 255-256.)

Şafii ve Hanbelîler ise nafile orucu bozmanın kazayı gerektirmediği görüşündedirler.
Soru: Peygamberimiz iftardan sonra nasıl dua ederdi?
Cevap:

Muâz b. Zuhre; Rasûlullah (s.a.)’e kadar ulaştırdığı rivayetinde; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin iftar ettiği zaman şöyle dediğini haber vermiştir:

“Ey Allahım! Senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.” (Ebu, Davud, Savm, 22)

Dârekutnî’nin ve Taberânî’nin el-Mü’cemul-Kebir’inde İbn Abbas’tan rivayet ettikleri haber şu şekildedir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman; “Ey Allahım! Senin için oruç tuttuk, senin rızkınla orucumuzu açıyoruz. Onu bizden kabul et. Sen işitir ve bilirsin” derdi.

İbnus-Sünnî, Muâz b. Zühre’den şöyle rivayet etmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Allaha hamd ederim. O bana yardım etti, oruç tuttum, rızık verdi, iftar ettim,” derdi.

Abdullah b. Amr b. el-As’dan da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Oruçlunun iftar esnasındaki duası şudur: ” Allahım! Senden her şeyi kuşatan rahmetinle günahlarımı ba¬ğışlamanı isterim.”

Hanefîlerin iftar esnasında okudukları duâ şöyledir:

“Allahım senin rızân için oruç tuttum, sana inandım, sana dayandım, senin rızkınla orucumu açtıyorum. Ramazanın yarınki günü orucuna da niyet ettim. Artık benim, geçmiş ve gelecek günâhlarımı bağışla.”

Şâfiîlere göre; “Allahım senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açtım,” diye duâ etmek sünnettir.

(KAYNAK: Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hüseyin Kayapınar, Necati Yeniel, Necat Akdeniz, Şamil Yayınevi, Oruç bahsi, 22. bâb.)
Soru: Banyo yapmak orucu bozar mı?
Cevap:

Oruçlunun banyo yapmasında bir sakınca yoktur. Fakat ağza ve buruna su verirken dikkatli olmak gerekir. Boğazdan aşağı su kaçarsa oruç bozulur.
Soru: İğne yaptırmak ve serum kullanmak orucu bozar mı?
Cevap:

Konuyla ilgili olarak Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bizim de katıldığımız kararı şöyledir.

“İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.”
Soru: Sadece Cuma günleri oruç tutulur mu? Perşembeyi veya cumartesiyi de eklemek gerekir mi?
Cevap:

Yalnızca cuma günü oruç tutmamak ona Perşembe veya Cumartesi günlerini de ilave etmek konusunda Peygamberimizden nakledilen sahih hadisler mevcuttur. İlgili hadislerden birkaçı şöyledir:

Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle demiştir: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle derken işittim:

“Sizden herhangi biriniz Cuma gününden bir gün evvel yahut bir gün sonra da oruç tutmadıkça sakın yalnız cuma günü oruç tutma­sın!” (Buhari, Savm, 62. Ayrıca bak: Müslim, Sıyâm 147; Ebu Davud, Savm, 51; Tirmizî, Savm 42; İbn Mâce, Sıyâm 37; Ahmed b. Hanbel, 1/288; 2/422, 526.)

Cüveyriye binti Haris (r.anha)’dan rivayet edildiğine göre, Cuma günü Cüveyriye oruçlu iken Peygamber (s.a.) onun ya­nına girip; “Dün oruç tuttun mu?” diye sormuştur. Cüveyriye: “Hayır”, demiş. Peygamber (s.a.); “Peki yarın tutmayı düşünüyor musun?” diye sormuş. Cü­veyriye: “Hayır” demiş. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve selem: “O zaman orucunu boz,” buyurmuştur. (Buhari, Savm, 62; Ebu Davud, Savm, 53)

Bu hadislere dayanan bazı âlimler yalnızca Cuma günleri oruç tutmayı haram, bazıları mekruh kabul etmiştir. Kendilerine bu hadisin ulaşmadığı düşünülen Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Muhammed ise yalnızca Cuma günleri oruç tutmanın mekruh da olmadığını mubah olduğunu söylemişledir.

Bizce de doğrusu, hadislere uygun davranmak, yalnızca Cuma günleri oruç tutmamak, buna Perşembe veya Cumartesi gününü de eklemektir.
Soru: Neden Ramazan ayına 11 ayın sultanı denilmektedir? Hicri takvimde de 12 ay yok mudur?
Cevap:

Evet, hicri takvimde 12 ay vardır. Ramazan da bunlardan biridir. Ramazan ayı bunların sultanı olunca geriye 11 ay kalır. Yani Ramazan, geri kalan 11′in sultanıdır. Eğer 12 ayın sultanı olsaydı o takdirde takvimde 13 ay olması lazımdı!
Soru: Ramazan bu yıl da yaz tatiline denk geldi. Oruç tutanlar nelere dikkat etmeli? Ramazan ayında tatil yapılır mı? Sahil yörelerinde tatil yapmakta olan veya oralarda yaşayanlar nelere dikkat etmeli? Oruçlu kişiler denize veya havuza girerse oruçları bozulur mu?
Cevap:

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de orucun amacını şöyle belirtiyor:

“Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de korunasınız diye farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

Bu ayete göre Ramazan ayında oruç tutan bir insan, kendini Allah’ın yasakladığı şeylere karşı diğer zamanlarda olduğundan daha fazla korumalıdır. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ramazan boyunca her gece kullara bu korunma çağrısının yinelendiğini bildirmiştir:

“Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin asileri zincire vurulur. Cehennem kapıları kapatılır, hiçbiri açılmaz; Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Ve bir seslenen şöyle haykırır: “Ey hayır isteklisi (hayır işlemeye) yönel! Ey şer isteklisi, kendini tut! (Çünkü) Allah’ın ateşten koruduğu kimseler vardır.” Ramazan boyunca bu iş her gece yapılır.” (Tirmizi, Savm, 1; İbn Mâce, Sıyâm, 2.)

Bakara suresinin 187. ayetine göre orucu bozan şeyler yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Aynı ayette Allah “… Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.” buyurmaktadır. Buna göre bir kişi “oruçluyken” yemekten, içmekten, cinsel ilişkiden ve kişiyi bu yasaklara götüren şeylerden uzak durmalıdır.

Ramazan ayında tatil yapılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Denize veya havuza girmek de orucu bozmaz. Fakat ağız ve burundan giren su boğazdan aşağı kaçarsa o zaman oruç bozulur. Yüzerken ağız ve burna suç kaçması sıkça rastlanılabilir bir durumdur. Dikkatli olmak gerekir.
Soru: Mayolu erkek-kadın görünce oruç bozulur mu?
Cevap:

Erkeğin avret yeri göbekle diz kapağı ara­sıdır. Kadının dinen kendisine yabancı olan erkeklere karşı avreti eli, yüzü ve ayakları hariç bütün vücududur. Bunun yanı sıra bir kadın, arzu duysun veya duyma­sın diğer bir kadının dizkapağı ile göbeğinin arasına bakamaz. Bu yüzden avret bölgelerinin kimseye gösterilmemesi gerekir.

Behz b. Hakîm radıyallahu anh, dedesinden şöyle rivâyet etmiştir:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Örtülmesi gereken yerlerimizi kime karşı örtelim? Diye sordum. Şöyle buyurdular: “Hanımından ve cariyenden başka herkese karşı örtülmesi gereken yerlerini ört.” İnsanlar bir arada otururlarken avret ile hüküm nedir diye sorunca: “Gücün yettiğince avret yerlerini kimseye göstermemeye çalış!” Sonra ben kişi tek başına olunca ne yapması gerekir dedim; “Kendisinden hayâ edilip utanılmaya en layık olan zat Allah’tır” buyurdular. (Tirmizi, Edeb, 39; İbn Mace, Nikah, 27)

Fakat avret mahallinin bir başkası tarafından görülmesi halinde iki tarafın da orucu bozulmaz. Avret bölgesinin açılması veya avret bölgesine bakmak, orucu bozan şeylerden değildir.
Soru: Tatil yörelerindeki beach olarak adlandırılan sahil bar-cafe benzeri alanlarda iftar açmakta sakınca var mıdır? İftarın nerede açıldığı önemli midir?
Cevap:

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Müminler! Sarhoş edici içkiler, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi pisliklerdir. Onlardan uzak durun ki umduğunuza kavuşasınız.

Şeytanın istediği tek şey sarhoş edici içkiler ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak bir de Allah’ın zikri (olan Kur’an)’dan ve namazdan sizi alıkoymaktır. Artık vazgeçersiniz değil mi?” (Maide, 5/ 90-91)

Görüldüğü gibi ayette sarhoş edici içkilerin içilmesi yasaklanmış, ayrıca “onlardan uzak durun” buyurularak bu tür içeceklerle araya mesafe konulması istenmiştir. Bundan dolayı Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurmuştur:

Enes radıyallâhu anh’tan gelen rivayete göre “Allah’ın Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem sarhoşluk veren içki ile ilgili olarak on kişiye lanet etmiştir: “Sıkana, sıktırana, içene, taşıyana, taşıtana, sunana, satana, parasını yiyene, satın alana ve satın aldırana.” (Tirmizî, Büyû 59.)

İçki servisi yapılan bar veya cafelerde yemek yiyen kişi, bunlardan birine girmemekle birlikte “içkiden uzak kalma” emrini yerine getirmek için başka lokantayı tercih ederse sevap alır.
Soru: Alkol kullanan ama Ramazanda alkolü bırakıp, oruç tutanların oruca başlamadan ne kadar süre önce içkiyi tamamen kesmeleri gerekir?
Cevap:

Maide suresinin 90 ve 91. ayetlerinde açık bir şekilde görüleceği gibi bir Müslümanın sarhoş edici içkilerden uzak durması ve araya bir mesafe koyması gerekir. Fakat bunun haram olduğunu bilip nefsine yenilen ve içki içen ama namazını kılıp orucunu tutanlar da olabilir.

İçki içmek haramdır, kişi bir haramı işliyor diye Allah’ın emirlerinden uzak kalamaz. Bu emirleri yerine getirmesi, onun haramlardan uzaklaşmasını kolaylaştırır.
Soru: Ramazanda ezan okunduğunda önce akşam namazını mı kılmak gerekir yoksa yemeğimizi yemek mi? Kur’an ve sünnet ışığında tercihimiz ne olmalı? Ya da ezan okununca orucu açıp, yemek yemeden akşamın farzını kılıp sünnet kılmadan, dua etmeden, tesbih çekmeden, ondan sonra yemek yemek mi? Bütün ilçede bu konuda bir yanlışlık zinciri var, aydınlatmanızı rica ediyorum.
Cevap:

Konu ile ilgili hadisler ve bu hadislerden âlimlerin vardığı sonuçlar şöyledir:

1) Enes b. Mâlik radıyallahu anh’tan; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Eğer ak­şam yemeği önünüze konulmuş, bu sırada akşam namazına ka­met getirilmiş ise siz akşam yemeğine başlayınız.” (Buhari, Et’ime, 58; Müslim Mesâcid, 64 (557).

2) Enes b. Mâlik radıyallahu anh’tan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Eğer akşam yemeği önünüze konulmuş ise akşam namazını kılmadan önce yemeğe başlayınız. Acele edip akşam yemeğinizi bırakmayınız.” (Buhari, Ezan, 42; Müslim Mesacid, 64 (557).

3) Aişe radıyallahu anha’dan; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Eğer akşam ye­meği önünüze konulmuş, bu sırada akşam namazına kamet getirilmiş ise siz akşam yemeğine başlayınız.” (Buhari, Ezan, 42; Müslim Mesacid, 65 (558).

4) Abdullah İbn Ömer radıyallahu anh’tan; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Eğer birinizin önüne akşam yemeği konulmuş, bu sırada akşam namazına kamet getirilmiş ise siz akşam yemeğine başlayınız. Acele edip akşam yemeğinizi bırakmayınız.” (Buhari, Ezan, 42; Müslim Mesacid, 66 (559).

Nevevî ‘nin beyanına göre: Sofra hazırken namaza durmanın mekruh olması kalp meşgul olarak huşû’un kemâli elde edilemediği içindir. Ancak bu kerahet vakit müsait olduğuna göredir. Yemek yediği takdirde vakit çıkacaksa namazın geciktirilmesi caiz değildir.

Ebu Hanife’nin şöyle dediği nakledilir: “Bütün yemeğimin namaz olması, benim için bütün namazımın yemek olmasından daha makbuldür.» O, bu sözü ile “namazda yemeği düşüneceğime, yemekte namazı düşünmeyi tercih ederim” demiş olmaktadır.

Ahmed b. Hanbel bu gibi hadislerin tevil edilmesi gerektiğini söylemiştir. Ona göre yemeğe başlayan bir kimse namaz için ikamet edildiğini duyunca yemeği keserek namaza durur. Çünkü kalbini meşgul etmeyecek kadar yemek yemiştir.

İmam Şâfiî’ye göre önüne sofra gelen kimse oruçlu ve pek aç olursa evvelâ yemeği yer. Böyle değilse yemeği bırakarak namazı kılar.

İmam Mâlik ‘den bir rivayete göre sofra ile namaz bir yere ge­lirlerse evvelâ namaz kılınır. Ancak yemek hafif ise evvelâ yemek de yenilebilir. (Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Şerhi, Mesâcid, 67 (560) numaralı hadisin şerhi)

İşin sağlık boyutu da göz önünde bulundurulduğunda ezan okunduğunda önce iftar açılıp, çorba vs. ile kısa bir atıştırma yapıp akşam namazını kılmalı, namazdan sonra yemeğe devam etmelidir. Bu sayede hem namazda zihin yemekle meşgul olmaz hem de bütün gün boş olan mide bir anda yemekle dolup vücuda rahatsızlık vermez.
Soru: Ramazanda bütün bir ayı oruçlu geçirmek için adet geciktirici ilaç alıp adet olmayan bayanlar var. Bunun dinen bir zararı var mı?
Cevap:

İlaç kullanıp âdeti geciktirmek kadının bünyesine zarar verir, fıtratını bozar. İlaç kullanmaması gerekir. Çünkü adetli kadın namaz kılamaz ama orucunu tutmak zorundadır
Soru: Oruç tutması mümkün olmayacak derecede hasta, yaşlı veya güçsüz olanlar ne yapmalıdır?
Cevap:

Allah Teâlâ, hasta ve yolcu olanlara oruç tutmama ruhsatı verdikten sonra şöyle buyurmuştur:

“Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Eğer bilmiş olsaydınız!” (Bakara, 2/184)

Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur:

“Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara, 2/286)

Allah Teâlâ hasta ve yolcuların oruç tutmalarının daha iyi olacağını bildirdiğine göre onların oruç tutabilecek güçte oldukları anlaşılır. Zaten Bakara 185. ayette bu ruhsatın sebebi şu şekilde açıklanmıştır:

“Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.”

Oruç tutması mümkün olmayacak derecede güçsüz olanlar, ister yaşlı ister hasta isterse diğer durumlarda olsunlar Allah’ın oruçla mükellef kıldığı kişilerden olmazlar. Bunlar “oruç tutmaları daha hayırlı” olan kişiler gibi değildirler. Peygamberimizden rivayet edilen hamile ve emzikli kadınlarla ilgili şu hadis onların bu durumda sayıldıklarını gösterir:

“Allah yolculuk yapandan orucu ve namazın yarısını kaldırmıştır. Hamile ve emziren kadından da oruç tutmayı kaldırmıştır.” [1] (Tirmizi, Savm, 21; Ebu Davud, Savm, 43; Nesai, Sıyâm, 61; İbn Mace, Sıyâm, 12)

Peygamberimiz bunlara fidye verme yükü de yüklememiştir. Çünkü ayette (Bakara, 2/184) geçen fidye, oruç tutabilenlerin Ramazan bayramında vermekle yükümlü oldukları fitredir. Bunların oruca gücü yetmediği için fitre vermeleri de gerekmez.

Burada hamile ve emzikli kadınlara açıklık getirmek gerekir. Onların hepsi bir değildir. Oruç tutmaları sıkıntılı olacak ama kendilerine veya çocuklarına telafi edilemeyecek şekilde bir zarar gelmeyecekse hasta gibi kabul edilebilirler. Bu durumda Peygamberimizin şu hadisi uygulanır:

Enes b. Malik’ten şöyle rivayet edilmiştir: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ile çocuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadına Ramazan orucunu tutmama ruhsatı vermiştir.” (İbn Mace, Sıyâm, 12)

Bu durumda olan hamile ve emzikli kadınlar yukarıdakilerden farklı olarak tutamadıkları orucu daha sonra tutarlar.

Soru: Şevval ayında tutulması gerektiği söylenen orucun hükmü nedir?
Cevap:

Şevval ayında tutulması tavsiye edilen altı gün oruç hakkında hadis kitaplarında şu hadisler yer almaktadır:

“Her kim Ramazan orucunu tutar da sonra ona Şevval’den altı günü eklerse bütün sene oruç tutmuş gibi olur.” (Müslim, Sıyâm, 39 (1164)

“Kim Ramazan orucunu tutar ona Şevval’den altı gün daha eklerse tüm seneyi oruçlu geçirmiş gibidir.” (Tirmizi, Sıyam, 53)

“Bir kimse ramazanı oruçlu geçirir, sonra peşinden Şevvalden de altı gün tutarsa, tüm sene oruç tutmuş gibi olur.” (Ebu Davud, Savm, 58)

“Kim Ramazan (orucunu tutar ve) bayramdan sonra altı gün oruç tutarsa, onun tutmuş olduğu oruç, yılın tamamının orucu olmuş olur. Kim iyilik işlerse, ona o iyiliğin on misli verilir.” (İbn Mace, Sıyâm, 33)
Soru: Susuz olarak hap içmek orucu bozar mı? Bende bel fıtığı var. Günde en az 2 hap almaya mecburum. Ramazan’da da oruç tutmak istiyorum. Susuz içilen haplar var, acaba susuz içilen haplardan alsam iki tane oruç bozulur mu?
Cevap:

Susuz da olsa hap içmek orucu bozar. Oruçla ilgili ayetlere bakıldığında hasta olanların oruçlarını tutmayabilecekleri, daha sonra iyileştiklerinde tutabilecekleri belirtilmiştir. Siz de öyle yapın. Doktorunuzun talimatı ile mutlaka hap içmeniz gerekiyorsa oruç tutmaz, Allah’ın izniyle iyileştiğinizde tutamadığınız oruçları tutarsınız. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“… Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)
Soru: Namaz kılmayan birisinin ramazan orucu tutmasının hükmü nedir? Ya da namaz kılmadan ramazan orucu tutmak İslam’a göre nasıl değerlendirilebilir?
Cevap:

Namaz da oruç da Allah’ın emridir, bir Müslüman her ikisinden de sorumludur. İnkâr etmediği ve alaya almadığı müddetçe bunlardan birini yerine getirmemesi diğerini terk etmesini gerektirmez. Allah Teâlâ terk ettiği ibadetinin cezasını, yerine getirdiğinin ise mükâfatını verir. Yani namaz kılmayan kişi büyük bir günah işlemektedir. Fakat bu, onun Ramazan orucu tutmasına engel değildir. Orucunu tutmakla mükelleftir.

Dünyada iken işlediği amelleri boşa gidecek olanlar kâfirlerdir, Müslümanlar değil. Konuyla ilgili ayetler şöyledir:

“De ki: «İşleri yönünden ahirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi?

Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Hâlbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar.»

İşte onlar Rab’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmiş, bu yüzden de yaptıkları iyi işler boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyamet günü onlar için artık tartı âleti koymayacağız.

İşte kâfir olmaları, ayetlerimle ve elçilerimle alay etmeleri sebebiyle, şu cehennem onların cezası olarak hazırlanmıştır.” (Kehf, 18/103-106)
Soru: Ramazan ayında orucu açtıktan sonra karı-koca ilişkisi günah mıdır?
Cevap:

Ramazan ayında cinsel ilişki oruçluyken yani imsak vaktinden iftar vaktine kadar yasaktır. İftar edildikten sonra imsak vaktine kadar (kadın adetli değilse) karı koca ilişkisi serbesttir. Bunu bildiren ayet şöyledir:

“Oruçlu günlerin gecelerinde kadınlarınızla ilişki size helal kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah, kendinize olan güveni sarsıcı işler yapmakta olduğunuzu bildi ve tevbelerinizi kabul etti. Şimdi onlarla birleşebilirsiniz. Allah sizin için ne yazmışsa, onu arayın…” (Bakara, 2/287)
Soru: Reflü hastasıyım. Oruç tutmamam gerekiyor, çünkü günde üç ilaç içiyorum. Ama yine de denemek istiyorum. Nefsime zulmetmiş sayılır mıyım? Yoksa keffaretini mi ödemeliyim? Hastalığım mazeret sayılır mı?
Cevap:

Allah Teâlâ hasta olanların ve oruç tutması halinde hastalığı artacak olanların oruç tutmayabileceklerini ama tutmalarının daha hayırlı olacağını bildirmiştir.

Oruç tutmayan hasta ve yolcuların yapması gereken, daha sonra tutamadıkları günler sayısınca oruç tutmaktır. Oruç tutma fırsatı bulamadan ölürse bir sorumluluğu olmaz. Bu gibi kişilerin ödeyecekleri bir fidye de yoktur.

24

Haziran
2012

Çeşitli kaynaklardan derlenmiş ramazan ve oruçla ilgili soru cevaplar…

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  493 Kez Okundu

1. oruçlu iken banyo yapmak orucu bozar mı?
oruçluyken banyo yapmak,orucu bozmaz.sıcaklardan dolayı harareti azaltmak için agıza,burna su almak ve soguk suyla yıkanmak,oruca zarar vermez.fakat bu imamı azama göre ibadete ıstırap göstermek oldugu için mekruhtur…

2. oruçlu iken misvak,diş fırçası kullanılabilinir mi?
oruçluyken misvak kullanmanın mekruh oldugu konusunda görüşler olsada,sahih olan görüş,bir kerahatin olmadıgıdır.üzerinde diş macunu olmayan bir firçayla dişleri fırçalamak da misvak kullanmak hükmündedir.Ancak üzerine diş macunu konur ve az da olsa bogaza giderse,oruç bozulur ve kazası gerekir..

3. kan vermek orucu bozar mı?
oruçluyu halsiz düşürecek kadar kan aldırmak mekruhtur.böyle bir tehlike yoksa kan aldırmakta sakınca yoktur.mutlaka saglık yönünden aldırması gerekiyorsa bunu iftardan sonra bırakması uygun olur..

4. vücuda merhem vb.şeyler sürmek orucu bozar mı?
derideki gözeneklerden içeri giren merhem vb.şeyler orucu bozmaz.çünkü bu gibi şeylerin orucu bozabilmesi için tabii yollardan içeri girmesi gerekir.ancak vücutta derin bir yaraya sürülen ilaç içeriye ve ya dimaga kadar nüfuz ederse orucu bozar,kazayı gerektirir.

5. astım hastalarının kullandıgı sprey,nefes açıcı ilaç orucu bozar mı?
nefes darlıgı çeken hastaların rahat nefes almalarını saglayan oksijenli ilaçlı suyu,spreyi sıkmak orucu bozar.çünkü bu,yalnızca bir hava degildir,ilaçtır.bogaza ulaşıp tükürük ile de mideye ulaşmaktadır…

6. göze akıtılan ilaç orucu bozar mı?
göze ilaç damlatmak ve göze sürme çekmek orucu bozmaz..

7. burna ilaç akıtmak orucu bozar mı?
burna ilaç akıtmak orucu bozar ve kaza gerektirir..

8. igne olmak orucu bozar mı?
igne yaptırmak,imamı azam dışındaki görüşlere göre orucu bozmaz.bu sebeple hayati bir tehlike olmadıkça,igne yaptırmayı iftardan sonraya bırakarak ihtiyatlı davranmak en uygunudur.günümüzde igne vurularak ilacın kan dolaşımıyla vücudun her tarafına yayıldıgı tıbben kesinlik kazanmıştır.böylece yaralara konulan ilacın beyne ve karın boşluguna ulaşması hususunda tereddüde yer kalmamıştır.gündüz zorunlu bir sebeple igne vurulan bir kimsenin,orucunu kaza etmesi daha uygun olur.

9. kulaga ilaç akıtmak orucu bozar mı?
kulaga yag damlatmak orucu bozar ve kaza gerekir.fakat kulaga giren su orucu bozmadıgı gibi,kulaga dökülen suda tercih edilen görüşe göre orucu bozmaz.kulak kirini temizlemek için çöp sokmak da orucu bozmaz.

10. kusmak orucu bozar mı?
kendi kendine gelen kusuntu,orucu bozmaz.fakat isteyerek,kasıtlı meydana gelen kusuntu ise,orucu bozar ve kaza gerektirir.agza gelip bir miktar geriye kaçan kusuntu da orucu bozar.be sebeple,kendi kendine gelen bir kusuntu da olsa,agızdan geriye gitmesi muhtemel oldugundan,orucu kaza edilmesi daha uygun olur.

11. dilinin altına konan ilaç orucu bozar mı?
yenilmesi kast edilmeyen ve kendisinden kaçınmak mümkün olmayan bir şeyin içeriye gitmesi orucu bozmaz.bu sebeple ilaçların tadı orucu bozmaz.fakat ilacın kendisinin içeriye gitmesi orucu bozar.

12. oruçta niyet şartmıdır?
şarttır.sadece kalben niyet edilmesi yeterli iken,niyetin dil ilede söylenerek kuvvetlendirilmesi sünnetir.sahura oruç tutmak amacıyla kalkmakda niyet yerine geçer.

13. az miktarda tuz yemek orucu bozar mı?
az miktarda tuz yemek orucu bozar ve kefaret gerektirir.çok miktarda tuz yemek ise,orucu bozar fakat yalnızca kaza gerektirir.

14. sakız çignemek orucu bozar mı?
önceden çignenmiş,tadı alınmış bir sakızı çignemek orucu bozmaz,fakat mekruhtur..

15.oruçlu olan bir kimse, şehvetle hanımını öpebilir mi?
oruçlu kişi şehvetle karısını öpebilir.eger kendine sahip olabilceginden eminse bunun bir mahzuru yoktur.ancak emin degilse mekruk olur.

16. hamile,süt emziren veya çalışan kadınlar oruçlarını yiyebilirler mi?
hamile veya emzikli kadınlar oruç tuttukları halde kendilerine veya çacuklarına bir zararın geleceginden endişe ederlerse hasta hükmünde olurlar ve oruçlarını bozup daha sonra kaza edebilirler.fakat çalışan kadınlar,sırf bu sebeple oruçlarını yiyemezler..

17. yemeğin tadına bakmak orucu bozar mı?
kocası sinirli ve huzursuzluk çıkarabilcek olan bir kadın,dil ucu ile yemegin tadına bakabilir.bu mekruh olmaz.

18. kocasının izni olmadan kadın nafile orucu tutabilir mi?
kocasının izni olmadan kadının nafile orucu tutması mekruhtur.izinsiz tutarsa,kocası isterse bozdurabilir.kadın,daha sonra izin aldıgı bir vakit orucu kaza eder.bu durum,karı_kocanın cinsel yaşamı ile ilgilidir.bu sebeple erkek,hasta veya oruclu olur veya hac,umre için ihramda bulunursa,hanımına nafile orucu yasak edemez.

19. koca,farz orucu tutmaya engel olabilir mi?
kendisine ramazan orucu farz olan bir kadına,kocası bu orucu tutmasına mani olamaz.engel olmaya kalkarsa ona itaat edilmez.

20. ramazan orucuna toptan niyet edilebilinir mi?
hayır edilemez.her günün orucu ayrı bir ibadet oldugu için,her gün ayrı niyet etmek gereklidir.bu yüzden bir günün orucunda ki bozukluk,diger günlerin orucunun sıhhatine engel olamaz…

21. Oruçluyken uykuda cünüp olmak orucu bozar mı?
Bozmaz.uyanınca banyo yapar ve oruca devam eder.

22. Cünüp olarak sabahlayan kişinin durumu nedir?
Sahur vakti bitmeden yıkanma imkanı varken,yıkanmayıp o şekilde cünüp olarak sabahlamak mekruhtur.

23. oruca hiç niyet etmeyen kimse,iftara kadar yiyip içebilir mi?
Eger bir kimse hasta,yolcu veya ileri derecede yaşlı ise,yiyip içebilir.Fakat böyle bir özre sahip olmadan oruca hiç niyet etmeyen bir kimsenin,akşama kadar oruçlu gibi davranması gereklidir.

24. Hasta olan bir kimse orucunu nasıl tutar?
Hasta olan bir kimse dilerse oruç tutmaz.Veya başladıgı bir orucu bu sebepten dolayı bozabilir.İyileştikten sonra orucunu kaza eder.Eğer iyileşmeden ölürse,kendisine birşey gerekmez.Fakat kaza edecek kadar vakti olup da kaza edemeden ölürse,fidye verilmesini vasiyet etmelidir.

25. Ramazan orucuna ne zaman ve nasıl niyet edilmelidir?
Ramazan orucu için niyetin vakti güneşin batmasından başlar ve ertesi günün ögle vaktineden biraz öncesinde(zeval vakti)son bulur.Ve niyette,tutulacak orucu belirtmek,tayin etmek şart degildir.Fakat imsak vaktinden sonra niyetlenebilmek için,o ana kadar bilerek veya unutarak oruç bozan bir davranışta bulunmamış olmak şarttır.Ve oruca niyet anından degil,günün başlangıcından itibaren niyet edilmelidir..

26. Ramazan orucuna toptan niyet edilebilinir mi?
Hayır edilemez.Her günün orucu ayrı bir ibadet oldugu için,her gün ayrı niyet etmek gereklidir.Bu yüzden bir günün orucunda ki bozukluk,diger günlerin orucunun sıhhatine engel olamaz.

27. Unutarak yemek içmek orucu bozar mı?
Hayır bozmaz.Fakat kişinin oruçlu oldugunu hatırladıgı gibi,yemeyi içmeyi bırakması gerekir.Yoksa oruç bozulur ve kaza gerekir.

28. Uyku halinde yemek içmek orucu bozar mı?
Bozar.Çünkü uyku hali,unutma ve yanılma ile aynı degildir.Yemek ve içmek uykuya mani olacak bir haldir.Uyurken yemek ve içmek orucu boar ve yalnız kaza gerekir.

29. parfüm veya kolanya kullanmak orucu bozar mı?
Parfüm veya kolanya kullanmak ve koklamak orucu bozmaz..

30. Oruçlu bir kimse diş tedavisi yaptırabilir mi?
Yaptırabilir.Fakat tedavisi sırasında kan veya kullanılan bir malzeme bogaza ulaşır veya içeriye kaçarsa,oruç bozulur.Bu nedenle en dogrusu,bu tür tedavilerin iftar sonrasına bırakılmasıdır….

31. Makyaj yapmak orucu bozar mı?
Krem sürmek,makyaj yapmak veya yaptırmakla oruç bozulmaz.Ancak,makyaj malzemeleri,herhangi bir şekilde ağız yada burun yoluyla boğaza ulaşması halinde oruç bozulur

32. Hangi günlerde oruç tutulmaz?
Ramazan bayramının ilk günü ile kurban bayramının dört günü oruç tutmak,tahrimen(harama yakın)mekruhtur.Çünkü bu günler ziyafet günleridir.

33. Cuma günü oruç tutulur mu?
Yalnız cuma veya cumartesi gününde ve özellikle Muharrem ayının aşure günü denilen yalnız onuncu gününde oruç tutmak tenzihen mekruhtur.Fakat kaza veya kefaret orucu veya da adak orucu bu günlere denk gelirse,mekruh olmaz.

34. Sevval ayında tutulan altı gün orucun hükmü nedir?
Ramazan ı takip eden sevval ayında toplam altı gün oruç tutmak müstehaptır.Bu altı gün,peş peşe tutulabilcegi gibi,güzel olan hafta da iki gün olmak üzere tutulmasıdır.Bu iki gün pazartesi ve perşembe olursa,böylece Peygamberimizin bir başka sünneti de yerine getirilmiş olur.

35. Kaza oruclarının aralıksiz tutulmalarımı gerekir?
Tutulmayan veya başlanıpta kasıt olmadan bozulan Ramazan oruçlarının kaza edilmesi gereklidir.Kazaya kalan oruçlar,tutulması mekruh olan günler dışında peş peşe veya aralıklı tutulabilir.Ayrıca kaza oruçlarının fazla geciktirilmeden tutulmaları önemlidir…saygılarımla

36. Nafile oruç bozulursa,ne yapılmalıdır?
Nafile oruçlar,farz veya vacip olmamasına rağmen,kişinin kendi arzusu ile sevaba erişmek için ibadet amacıyla tuttugu sünnet,müstehap ve mendup oruçlardır.Başlanılan bir ibadetin tamamlanması gereklidir.Bu yüzden herhangi bir nedenle bozulan nafile oruçların kazası vaciptir..

37. Aşure günü oruç tutmanın hükmü nedir?
Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür.Yalnız bu onuncu gününde oruç tutmak mekruhtur.Çünkü o günde oruç tutan gayr_ı müslimlere mehalefet etmek için Peygamberimiz,ya bir gün öncesi,yada bir gün sonrası ile oruç tutulmasını emir buyurmuş,böylece müslüman olmayan milletlere benzememeyi ögütlemiştir.

38. Ramazanı karşılamak amacıyla oruç tutmanın hükmü nedir?
Peygamberimiz,sırf Ramazan ı karşılamak amacıyla tutulan bir_iki gün orucu men etmiştir.Fakat daha önceden oruç tutmayı adet edinenlerin bu günlere rastlayan oruçları ile kefaret,kaza ve adak gibi kişinin borcu olan oruçlar yasagın kapsamına girmez.

39. Uçakla seyahat eden kimse nasıl oruç tutar?
Seyahate çıkan kişilerin,imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir.Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de,ucuş esnasında uçagın üzerinde bulundugu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar.Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalar arası yolculuk yapılmas durumunda,imsak ve iftar arasında süre,anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir.Bu durumda,yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir.Ancak oruca başlamış ise ,imsaka başladıgı yere göre iftar edebilir.

40. Namaz kılmayan bir kimse oruç tutabilir mi?
Tutabilir.Çünkü namaz,orucun şartı degildir.Her ibadet kendi içinde degerlendirilir.Fakat oruçlu kılınan namaz daha faziletlidir…

24

Haziran
2012

Oruçla İlgili Önemli Sorular ve Cevaplar

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  297 Kez Okundu

I. Oruç ibadetinin hikmet ve faydası nedir?

Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.

Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)” (Bakara: 2/183–184) şeklinde ifade edilmektedir.

İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı “kad eflaha men zekkâhâ” ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse (Tevbe: 9/103) bedenin zekâtı olan oruç da (İbn Mâce, Sıyâm, 44) insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.

Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.

Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.

Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir (Beyhakî, Zühd, 2/88)” sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün “iktisat eden geçim sıkıntısı çekmez” (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331) müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.

Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.

Oruç ayı olan ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.

Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. (Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)

Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır ramazan…

Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir. (Nesâî, İman, 21) Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: “Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır. (Tirmizî, Cum’a, 79)” diye söylemiştir.

Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.

II. Oruç Hakkında Bazı Genel Bilgiler

1.Ramazan Orucu Kimlere Farzdır?

Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.

2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir?

İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:

a) Yolculuk:

Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” buyrulmaktadır (Bakara 2/183-184).

Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur (Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.

b) Hastalık:

Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.

c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme:

Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir (Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam,3).

d) Zor Ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak:

Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.

Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.

Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” (Bakara, 2/183-185)

e) Yaşlılık:

Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.

3) Oruç Yerine Fidye Verilmesi

a. Fidye Ne Demektir?

Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara 2/184) buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.

Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.

b. Fidye Miktarı Ne Kadardır?

Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın belirlemiş olduğu 2010 yılı fidye miktarı 7 liradır.

4. Oruca Niyet ne zaman yapılır?

İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.

Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.

Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.

5. Oruç ne zaman başlar ne zaman biter?

Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen imsâk, dini bir kavram olarak, “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” demektir. (Bkz. Bakara 2/187).

Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.

6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi?

“İmsak”, sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir.

Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.

7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi?

Sahur vakti yemek yiyen kişinin -ezan okunmuş olsun olmasın- imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve içmeye son vermesi gerekir.

8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi?

Ramazan bayramının birinci gününde, kurban bayramının dört gününde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Çünkü bu günler ziyafet, yeme, içme ve sevinç günleridir.

9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi?

Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde Cuma günü de oruç tutabilir” buyurmuştur (Ebû Davud, Savm, 50). Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.

10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır?

Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber’in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179). Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15′i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68). Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.

11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır?

Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de, “İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar.” buyrulmaktadır (Bakara, 2/184). Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.

12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi?

Nafile oruç, Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.

13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir?

Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur” (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.

14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir?

Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), “Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım” buyurarak (Tirmizî, Savm, 47), bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.

Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.

15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir?

Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse adeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun” buyurmuştur (Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).

16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir?

İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur’an-ı Kerim’de; “… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun.” buyurulmaktadır (Bakara, 2/185). Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.

17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak/ Banyo Yapmak Orucu Bozar mı?

Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. (Buhârî, Savm, 25). Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.

18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi?

Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.

19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi?

Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.

III. Orucu bozan-bozmayan şeyler

A. Bazı genel bilgiler

Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:

1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir?

Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.

Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s), Ramazan ayında kaçırılan bir gün orucun sevabına yetişmek için kişinin bir sene boyunca oruç tutsa yine de bu sevaba nail olamayacağını söylemiştir. Bunun için Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi, hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır.

Mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tevbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.

2. Oruç Kefareti Ne Demektir Ve Nasıl Ödenir?

Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.

Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.

Adet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.

Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.

3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı?

Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz, “Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir.” buyurmuştur (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17). Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.

4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı?

Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.

5. Kusmakla Oruç Bozulur mu?

Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, “ağız dolusu” olması halinde, orucu bozar.

B. Sağlık problemleri ve oruç

Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:

1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı?

Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.

Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.

2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı?

Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20′si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.

3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı?

Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da, dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.

4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı?

Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dilaltı kullanmak orucu bozmaz.

5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi?

Hastalık, Ramazan’da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede “Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar” buyrulmuştur (Bakara, 2/184)).

Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.

6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat Veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı?

Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.

Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.

7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı?

İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.

8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı?

Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.

9. Kulak Damlası Kullanmak Ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı?

Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.

10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı?

Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.

Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.

11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum Ve Kan Vermek Orucu Bozar mı?

İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.

12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı?

Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile, hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.

13. Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı?

Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.

14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı?

Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.

15.Kan Aldırmak Orucu Bozar mı?

Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır ( Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22). Ayrıca Hz. Peygamber :”Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.” (Tirmizi, Savm, 24 ) buyurmuştur.

16.Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi?

Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.

17.Merhem Ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı?

Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.

18.Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı?

Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.

19.Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı?

Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile, ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. Şafiî mezhebine göre; kendisine yalnız kaza gerekir. Hanefi mezhebine göre ise; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.

C. Özel hallerinde kadınlar ve oruç

1.Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi?

Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar (Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15). Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.

2. Oruçlu İken Hayız/ Adet Gören Kadın Ne Yapar?

Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.

3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen” Yani Âdeti Sona Eren Bir kadın oruç tutabilir mi?

İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.

4. Bayanların Ramazanda Adet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir? Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Adeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir?

Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.

(Bu Metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca Hazırlanmıştır)

24

Haziran
2012

Ramazan ve Dualarımız

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  287 Kez Okundu

Ramazan ayı bağışlanma için tam bir fırsat. Bu ayda kendimizi gözden geçirmeli, günahlarımıza tevbe ve istiğfar etmeliyiz. Bu ay bizim için yeni bir başlangıç olmalı. Yaptığımız ibadetler sadece bu ayda kalmamalı, Ramazanı fırsat bilip kendimizi rabbimizin razı olacağı yeni alışkanlıklara hazırlamalıyız. Bunun için öncelikle günahlarımızdan tevbe etmeli, yüce rabbimizden bağışlanma dilemeliyiz.

Yüce rabbimiz “bana dua edin duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 40/60) buyurmuştur.

Oruçla ilgili ayetler arasında dua ile ilgili bir ayet vardır. Ayet şöyledir:

“Kullarım sana beni sorarlarsa, ben yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler. Bana güvensinler. Böylece olgunlaşırlar.” (Bakara, 2/186)

Demek ki oruç ile dua arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu yüzden Peygamberimiz (sav), Allah tarafından reddedilmeyecek duaları sayarken oruçlunun duasını özellikle belirtmiştir. [1]

Bu bölümde Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı dua cümlelerini hem Arapça asılları hem de Türkçe anlamları ile vermeyi uygun gördük. Bu duaları ezberlemeli, özellikle iftar ve sahur vakitlerinde, namazlarımızda, yolda yürürken, gece yatarken kısacası her zaman bu dualarla rabbimize yalvarmalıyız.

سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

“İşittik ve boyun eğdik. Bağışla bizi rabbimiz! Dönüş sanadır.” (Bakara, 2/285)

رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا

رَبَّنَا وَلا تُحَمِّلْنَا مَا لا طَاقَةَ لَنَا بِهِ

وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا

أَنْتَ مَوْلانَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

“Rabbimiz! Unutursak veya hata yaparsak bizi sorumlu tutma.

Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.

Rabbimiz! Zorlanacağımız yükü bize taşıtma.

Günahımızı affet! Bizi bağışla! Bize ikramda bulun!

Bizim velimiz sensin. Kâfirlere karşı bize yardım et.” (Bakara, 2/286)

رَبَّنَا لا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ

“Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.” (Al-i İmran, 3/8)

رَبَّنَا إِنَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Ey Rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik, artık günahlarımızı bağışla ve o ateş azabından bizleri koru.” (Al-i İmran, 3/16)

رَبَّنَا ءامَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ

“Ey Rabbimiz, indirmiş olduğun mesaja inandık, Peygambere uyduk, bizleri bu mesajın canlı şahitleri arasına yaz.” (Al-i İmran, 3/53)

رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا

وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

“Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve davranışlarımızdaki aşırılıklarımızı affet, ayaklarımızı kaydırma ve kâfirler karşısında bize yardım et.” (Al-i İmran, 3/147)

رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الأَبْرَارِ

“Ey Rabbimiz, günahlarımızı affet, kusurlarımızı ört ve iyiler ile birlikte canımızı al.” (Al-i İmran, 3/193)

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

“Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!” (İbrahim, 14/40)

رَبَّنَا ءاتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا

“Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl.” (Kehf, 18/10)

رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ * وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ

“Ya Rabbi! Şeytanların vesveselerinden, onların yanımda bulunmalarından sana sığınırım!” (Mu’minun, 23/97–98)

رَبَّنَا ءامَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

“Ey Rabbimiz! Biz sana inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en iyisisin.” (Mu’minun, 23/109)

رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

“Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.” (Mu’minun, 23/118)

رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا * إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا

“Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır.” (Furkan, 25/65–66)

رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمَانِ وَلا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla. Kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin.” (Haşr, 59/10)

Son olarak bir hadis-i şerif ile bu bölümü de noktalayalım:

Aişe validemiz Peygamberimiz (sav)’e “Ey Allah’ın elçisi! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu anlarsam o gece nasıl dua edeyim?” diye sorunca Peygamberimiz (sav) “şu duayı oku” buyurdu:

اَللّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي

“Allahım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.” [2]

KAYNAK: Yahya Şenol, Ramazan ve Oruç, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2009, s: 47-52.

——————————————————————————–

[1] Tirmizi, Daavât, 129.

[2] Tirmizi, Daavât, 84.

24

Haziran
2012

Ramazan ve Kur’an

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  253 Kez Okundu

Kur’an, Ramazan ayında indirilmiştir. Bu itibarla Ramazan, Kur’an ayıdır. Allah Teala şöyle buyurur:

“Ramazan öyle bir aydır ki, insanlara yol gösteren, doğrunun belgelerini içeren ve doğruyu yanlıştan ayıran Kur’ân o ayda indirilmiştir…” (Bakara, 2/185)

Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi bu aydadır. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

“Muhakkak ki Biz onu Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin sen? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır…” (Kadr, 97/1–3)

Kur’an’ın indiği gece olduğu için bin aydan hayırlı olduğu ilan edilen Kadir Gecesi, Kur’an’ın Allah katında ne kadar önemli olduğunu gösterir. Kur’an’ı okuyup anlamı üzerinde düşünürsek onun önemini asıl o zaman anlamış ve Kur’an’dan yararlanmaya başlamış oluruz. Bunun için Ramazan ayı tam bir fırsattır. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?” (Muhammed, 47/24)

“Biz o Kur’an’ı senin dilinde indirerek kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.” (Duhan, 44/58)

“Andolsun ki biz bu Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Yok mu düşünen?” (Kamer, 54/17)

Allah Teala, Kur’an’ın nasıl okunması gerektiğini ise şöyle açıklamıştır:

“Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce kalk ve ağır ağır Kur’an oku. (Müzzemmil, 73/1–9)

Biz, sana, taşıması ağır bir söz (bir görev) yükleyeceğiz.

Gece kalkmak daha dokunaklı ve o okumak daha etkilidir.

Gündüzün, seni alıkoyacak bitmez tükenmez işlerin vardır.

Rabbinin adını an; her şeyi bırakıp yalnız O’na yönel. O, doğunun da batının da Rabbidir; O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse Onu kendine vekil tut.”

Bu ayetlerde net olarak görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim’i okumak için bazı şeylere dikkat etmek gerekir. Öncelikle zihnin rahat ve berrak olduğu bir zaman dilimi seçilmelidir. Allah Teala bu zamanın “gece” olduğunu bildirmektedir. Biraz uyuduktan sonra zaman zihin dinlenmiş ve rahatlamış olur. İşte tam bu zamanda Kur’an okunmalıdır, ayetlerde belirtildiği gibi: Ağır ağır ve düşüne düşüne… Rabbinin kelamı ile baş başa kaldığı anlar, bir Müslüman için paha biçilmez anlardır. Öyleyse bu anları uzun tutmak gerekir.

Ramazanda “birkaç hatim indirebilmek” uğruna rabbimizin kelamını zayi etmeyelim. Gayemiz; anlamak, yaşamak ve yaşatmak olsun Kur’an okurken.. Bu yüzden anlamadıkça, hazmetmedikçe ilerlememeye çalışalım.

“Biz Kur’ân’ı on ayet on ayet alırdık ve aldığımız on ayeti hayatımıza aktarmadan diğer on ayeti almaktan kaçınırdık.” Diyen Abdullah İbn Mes’ud (ra) gibi… “Biz Kur’ân’dan evvel imanı elde etmeye çalıştığımız uzun bir dönem yaşadık. Kur’ân sûre sûre nazil oluyordu. Bu sûrelerin helâl ve haramını, emir ve yasaklarını öğrenirdik. Şimdi ise imandan evvel Kur’ân’a yapışan, Fatiha suresinden başlayarak sonuna kadar okuyan, fakat Kur’ân’ın emri nedir, yasağı nedir ve neyin yanında durmak gerekir; katiyyen bilmeyen, okuduğu Kur’ân ayetlerini çürük hurmalar gibi sağa – sola serpen nice kişiler görüyorum.” Diyen Abdullah İbn Ömer (ra) gibi “şuurlu” bir şekilde Kur’an’a yaklaşmalıyız.

KAYNAK: Yahya Şenol, Ramazan ve Oruç, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2009, s: 33-35.

24

Haziran
2012

Oruçla İlgili Genel Bilgiler

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  364 Kez Okundu

Oruç, İslâm’ın beş esasından biridir. Farsça “ruze” kelimesinden Türkçe’ye geçmiştir. Önceleri “Oruze” (günlük) olarak kullanılmış; daha sonra “Oruç” şeklinde telaffuz edilmeye başlamıştır. Arapça karşılığı “savm” ve “sıyam”dır. Savm; ‘yiyip-içmemek’, ‘hareketsiz kalmak’ ve ‘her şeyden el etek çekmek’ anlamlarına gelir.

Terim olarak oruç, “ibadet niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak kalmak”tır.

Orucun farz kılındığını bildiren ayet şöyledir:

“Ey inananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi selem de orucun önemi hakkında şöyle buyurmuştur:

“Oruç, insanı koruyan bir kalkandır.”1

Ramazan kameri aylardandır. Yani ayın hareketlerine göre belirlenir. Bu sebeple Ramazan, her yıl bir önceki yıla göre on veya on bir gün önce gelir. Dolayısıyla bazen kışın, bazen yazın oruç tutulur. Böylece Müslüman, soğukta, sıcakta ve her mevsimde Allah’ın oruç emrini yerine getirme fırsatını yakalar.

Oruç, davranışlara olumlu etki etmelidir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmayan bir kimsenin, yemeği ve içmeyi bırakmasına, aç kalmasına, Allah’ın ihtiyacı yoktur!”2

“Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir.”3

“Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ desin ve onunla dalaşmasın.”4

“Kim inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”5

Oruç Kimlere Farzdır?

Bir insana orucun farz olması için üç şartın bulunması gerekir.

Müslüman olmak.
Akıllı olmak.
Bulûğa ermiş olmak.

Kızlar, adet görmeye başlayınca, erkekler de ihtilam olmaya (rüyalarında boşalmaya), başlayınca buluğa ermiş olurlar. Bunlar 15 yaşını tamamlayıncaya kadar böyle bir duruma gelmemişse hükmen buluğa ermiş sayılırlar. Artık bütün ibadetlerini aksatmadan yapmaları gerekir.

Hasta ve yolculara da oruç farzdır. Ama bunlar Ramazan’da tutmayıp daha sonra kaza edebilirler. Fakat güçleri yeter de oruç tutarlarsa daha iyi olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Sayılı günlerde… Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)

Ama oruç tuttukları takdirde daha zor bir durumda karşılaşacaklarsa veya hastalıklarının artma ihtimali varsa bu takdirde oruç tutmamaları gerekir. Bununla ilgili bir hadis şöyledir:

Câbir b. Abdillah radıyallahu anhtan rivâyete göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih yılı Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Kurau’l-Gamîm denilen yere varıncaya kadar kendisi de ashabı da oruçlu idiler. Resulullah’a: “Oruç insanlara zor geliyor, onlar sizin yaptığınıza bakıp duruyorlar.” Denildi. Resulullah da ikindiden sonra bir bardak su istedi ve insanların gözü önünde içti. Bunu görenlerin bir kısmı oruçlarını açtılar, bir kısmı ise oruca devam ettiler. Bir kısım ashabının oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar itaat etmiyorlar, isyan etmişlerdir.” buyurdular.6

Bu hadis, hastalık ve yolculuk durumunda oruç tutmanın iyi olduğunu bildiren ayete aykırı değildir. Zira bu hadis, hasta veya yolcu iken oruca devam etmesi halinde bünyesi zarar görecek olanların oruca devam etmemesini beyan etmektedir. Bu durumda olan kimselerin oruca devam edip bünyelerine zarar vermeleri, “isyan” sayılmıştır. Oruç tutmaları halinde bünyeleri zarar görmeyecek olan hasta ve yolcuların ise -ayette de belirtildiği gibi- oruç tutmaları daha iyidir.

Sahura Kalkmak

Oruca tan yerinin ağarmasından itibaren başlanır. Doğuda, gökle yerin birleştiği ufuk çizgisi boyunca uzamaya başlayan sabah aydınlığı tan yerinin ağardığını gösterir. Buna imsak vakti denir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Şafağın ak çizgisi kara çizgisinden, sizce, tam seçilinceye kadar yiyin için. Sonra orucu akşama kadar tamamlayın.” (Bakara 2/187)

İmsakten önce yenen yemeğe sahur yemeği denir. Mümkün mertebe her müslümanın sahura kalkması ve onun bereketinden istifade ederek yemek yemesi gerekir. Bununla ilgili olarak Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Sahur yemeği yiyin. Çünkü sahurda bereket vardır.”7

“Bizim orucumuz ile ehl-i kitabın8 orucu arasındaki fark sahura kalkmamızdır.”9

Sahuru son vaktine kadar geciktirmek, iftarı ise geciktirmeden yapmak sünnettir. Bu konuda Peygamberimizden nakledilen iki hadis şöyledir:

“Müslümanlar vakti girince iftar etmeye acele davrandıkları sürece daima hayırla beraberdirler.”10

“Nübüvvet (peygamberlik) amellerinden biri de iftarın ta’cili (öne alınması), sahurun da te’hir (sona bırakılması)edilmesidir.”11

Orucu Bozan ve Bozmayan Şeyler

Oruç, imsak vaktinden akşam güneş batımına kadar, ibadet niyetiyle yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Oruçlu günlerin gecelerinde kadınlarınızla ilişki size helal kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah, kendinize olan güveni sarsıcı işler yapmakta olduğunuzu bildi ve tevbelerinizi kabul etti. Şimdi onlarla birleşebilirsiniz. Allah sizin için ne yazmışsa, onu arayın. Şafağın kara çizgisi ak çizgisinden sizce, tam seçilinceye kadar yiyin için. Sonra orucu akşama kadar tamamlayın. Mescitlerde îtikâf halinde iken eşlerinizle birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar, belki sakınırlar.” (Bakara 187)

Yukarıdaki ayete göre yeme, içme ve cinsel ilişki orucu bozar. Ayetin sonunda: “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır, ona yaklaşmayın” buyrulduğuna göre, onlara yaklaştıran şeyleri de yapmamak, oruçluyken yeme, içme ve cinsel ilişki anlamına gelecek her şeyden kaçınmak gerekir. Bu sebeple ağızdan alınan ilaçlar, burun damlası ve sigara orucu bozar. Nefes darlığı çekenlerin kullandıkları ve halk arasında fıs fıs denen ilaçlar da orucu bozarlar. Çünkü bunlar ağız yoluyla alınan ilaçlardandır. Bu konu ile ilgili olarak Din İşleri Yüksek Kurulu‘nun aksi bir kararı bulunmaktadır. Sitemizin Sorular – Cevaplar bölümünden bu kararı okuyabilirsiniz.

Göz ve kulak damlası yeme ve içme sayılmayacağı için orucu bozmaz.

Uykuda iken gusül abdesti gerektirecek bir durumla karşılaşmak, kan vermek, kusmak, banyo yapmak -su yutmamak kaydıyla- orucu bozmaz.

Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek de orucu bozmaz. Çünkü Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir.”12

Peygamberimizin bu sözü Cenab-ı Hakk’ın: “Allah hiç kimseyi gücünün yetmediği şeyden sorumlu tutmaz” (Bakara, 2/286) ayetinin bir açıklamasıdır.

KAYNAK: Yahya Şenol, Ramazan ve Oruç, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2009, s: 19-25.

Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 [↩]
Buhari, Savm, 8; Tirmizi, Savm, 16 [↩]
İbn Mace, Sıyam, 21 [↩]
Buhari, Savm, 2; Müslim, Sıyâm, 164 [↩]
Buhari, Savm, 6 [↩]
Müslim, Sıyâm, 90 (1114); Tirmizi, Savm 18 [↩]
Buhari, Savm, 20; Müslim, Sıyâm, 45 [↩]
Yahudi ve Hıristiyanlar [↩]
Tirmizi, Savm, 17 [↩]
Buhari, Savm 45; Müslim, Sıyâm, 48 (1098); Tirmizi, Savm, 13 [↩]
Muvatta, Kasru’s-Salât, 46 [↩]
Buhari, Savm 26, Eyman 15; Müslim, Sıyâm 171 (1155); Tirmizi, Savm 26; Ebu Dâvud, Savm 39 [↩]

24

Haziran
2012

Oruçla İlgili Bazı Terimler

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  382 Kez Okundu

Ramazan kelimesinin bir manası ‘sonbahar yağmuru’dur. Ramazan ayı ve oruç, sonbahar yağmurunun etraftaki tozları ve pislikleri götürüp temizlediği gibi günah kirlerini götürüp kalbimizi temizler. Ramazan
kelimesinin ‘ramad‘ kelimesinden türediği de düşünülmüştür ki, bu da güneşin ısısından taşların yanıp kızması manasına gelir. İşte mümin de oruçla böyle yanar kavrulur ve günahları eriyip gider.

İmsak

Oruçlu olan insanın orucu bozan şeyleri yapmamaya başlaması gereken zamandır. İmsak vaktinde tan yeri ağarmaya başlar. İmsakla beraber artık oruç başlamıştır.

Sahur

Oruç tutmak için gecenin imsaktan önceki vaktinde yenen yemeğe sahur denir. Efendimiz bir hadislerinde “Sahura kalkıp sahur yemeği yiyin. Zira sahurda bereket vardır.” (Buhari, Savm 20) buyuruyorlar.

Oruç

İmsak vaktinden (ikinci fecir) akşam güneş batıncaya kadar hiçbir şey yememek, içmemek ve cinsel münasebette bulunmamaktır.

İftar

Orucun bitirilmesi gereken vakittir. Bu da akşam güneşin batmasıyla olur. Akşam namazını bildirmek üzere okunan ezan aynı zamanda iftar vaktini de bildirmektedir. Akşam ezanı okununca geciktirmeden iftar yapılmalıdır. Bir hadis, iftarda acele edilmesi gerektiğini şu şekilde ifade eder: “İnsanlar iftarı yapmakta acele ettikleri sürece, hayır üzere devam etmiş olurlar.” (Buhari, Savm 45)

Teravih

Ramazan ayında yatsı namazıyla birlikte kılınan, yirmi rekatlık bir namazdır.

Fidye

Sürekli bulunan bir hastalıktan veya yaşlılıktan dolayı oruç tutamayanların tutmaları gereken her gün için bir fakiri doyuracak miktarda tasaddukta bulunmalarına fidye denir. Fidye sürekli hastalar, çok yaşlı kimseler için bir sevaba ortak olma vesilesidir.

Fitre

Temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların Ramazan bayramına ulaşmalarının bir şükrü olarak yerine getirmeleri gereken bir ibadettir. Buna fıtır sadakası da denmektedir. Aile reisi bütün aile fertleri adına, fakirlerin de bayrama aynı toplumun bir ferdi olarak kavuşması ve sevinmesi için fitreyi verir. Müslüman’ın, normal bir insanın bir günlük yiyeceği miktarda fitre vermesi en uygun olandır.

İ’tikaf

Ramazan ayının son on gününde ibadet niyetiyle bir insanın, belli kurallara uyarak bir mescitte inzivaya çekilmesidir. Allah Rasulü (sas) Medine’ye hicretten sonra Ramazan’ın son on gününü i’tikafta geçirirdi. Bazı alimler bir saat bile i’tikaf yapılabileceğini söylerler. Önemli olan insanın, hayatın bunca telaşesi içinde belli bir süre de olsa Rabbiyle baş başa kalması ve kendini ibadete vermesidir.

Keffaret

Ramazan orucunu kasten bozan kimsenin bir günlük Ramazan orucu yerine, ceza olarak peşi peşine iki ay oruç tutmasıdır. Keffaret, orucu tutmamanın değil; tutulan orucu kasten bozmanın cezasıdır. Oruçlunun dikkat etmesi gereken durumlar: Başlanmış olan orucu bilerek bozmanın dünyevi bir karşılığı olarak keffaret orucu cezası vardır. Ramazan’da bile bile yemek yiyip bir şeyler içmek ve cinsel ilişkide bulunmak orucu bozduğu gibi keffaret gerektirir. Bu keffaretin peşi peşine olması şarttır. Kısaca ifade etmek gerekirse, bir şey yiyip içme ve cinsel ilişkide bulunmayla, bu kapsamda değerlendirilen şeyler orucu bozar. Bunlar bilinçli ve kasten olursa orucu bozdukları gibi keffaret gerektirirler. Ancak unutarak bunları yapan bir kimse, ne yaptığının farkına vardığı an bunları terk ederse orucu bozulmayacağı için kaza ve keffaret orucu tutmasına gerek yoktur.

Kaynak : Habervakti.com

24

Haziran
2012

ORUCUN MAHİYETİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  225 Kez Okundu

1- Oruç, ikinci fecirden başlayarak güneşin batışına kadar yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden nefsi kesmek, demektir.
Oruç kelimesinin Arabçası, siyam ve savm’dır ki, nefsi tutmak ve engellemek manasındadır. “Siyam” sözü, Savm’ın çoğulu olarak da kullanılır. Din deyiminde “Müftırat” (oruç bozucu) denilen şeylerden nefsi gerçekten veya hükmen yasaklamak bir imsak (oruç tutmak)’tır. Yanılarak ve unutarak bir şey yeyip içildiği takdirde hükmen imsak bulunmuş olacağından oruç bozulmuş olmaz. Bu konu ileride açıklanacaktır.

2- İmsak sözünün karşıtı İftar’dır. Şöyle ki: Hiç oruç tutmamak bir iftar olduğu gibi, güneşin batışından sonra orucu açmak da bir iftardır. Oruçlu iken orucu bozacak bir şeyin yapılması da bir iftardır. İftar eden kimseye “Muftır” denildiği gibi, orucu bozan şeylerden her birine de “Muftir” denilir. Bunun çoğulu “Muftırat”dır.

3- Ramazan-ı Şerif ayına Şehr-i Sıyam (oruç ayı) denir. Ramazan bayramına da, imsaka son verileceği için İd’-i Fıtır (İftar bayramı) denilir. Bayram anlamına gelen İd’ın çoğulu, A’yad’dır.

4- Ramazan orucu, Peygamberin hicretinden bir buçuk sene sonra Şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. Bunun farziyeti kitab, sünnet ve icma ile sabittir. “Oruç size farz kılındı.” (Bakara sûresi, âyet: 183) âyet-i kerîmesi bunu emretmektedir.
Bu çok mübarek ve pek feyizli ibadete gereği üzere devam edenlere müjdeler olsun!..

24

Haziran
2012

ORUCUN NEVİLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  216 Kez Okundu

5- Oruçlar: Farz, vacib, nafile ve mekruh nevilerine ayrılır. Farz ve vacib oruçlar da belirli ve belirsiz kısımlara ayrılır. Şöyle ki: Ramazan ayı orucu belirli bir farzdır. Kazaya kalan ramazan ayına ait oruçlarla keffaret olarak tutulacak oruçlar da belirsiz birer farzdır. Bunlar, istenilen mubah günlerde tutulabilir.
Belli bir günde tutulması adanan bir oruç, belirli bir vacibdir. Herhangi bir gün, herhangi bir ay veya herhangi bir hafta gibi, belirlenmeyip tutulması adanan bir oruç da belirsiz bir vacibdir.
Adanan itikaf oruçları da birer belirli vacib demektir ki, itikaf zamanlarına mahsustur. Bu ileride açıklanacaktır.

6- Allah Teala’nın rızası için tutulacak nafile oruçlar da başlı başına bir nevi teşkil eder. Bunlar sünnet, müstahab, mendub diye isimlenirler. Aşura günü ile beraber ondan bir gün önce veya bir gün sonra tutulan oruçlar ve Eyyam-ı Biyz denilen her ayın on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günleri tutulan oruçlar gibi. Bunlar müstahabdır.
“Haram Aylar” denilen Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarının perşembe, cuma ve cumartesi günlerinde ve Zilhiccenin başından dokuz günde tutulacak oruçlar da müstahabdır.

7- Ramazan bayramının birinci gününde, Kurban bayramının dört gününde tutulacak oruçlar tahrimen mekruhtur. Çünkü bu günler, Yüce Allah’ın kullarına olan birer ziyafet günüdür. Bu ziyafetten kaçınmak uygun olmaz. Bununla beraber bu, günlerde tutulan oruçlar yine oruçtur. Şu kadar var ki, bozulursa kazası gerekmez. Çünkü caiz görülmeyen şey benimsenmiştir. Diğer bir görüşe göre, kazası gerekir.

8- Nevruz denilen ilkbahar gününde ve “Mehrican” denilen son bahar gününde kasden tutulan oruçlar tenzihen mekruhtur. Çünkü bu günlere hürmet edilmiş gibi olur. Oysa ki bunlara hürmet haramdır. Eğer adet üzere tutulan bir oruç bu günlere rastlarsa, bunun keraheti olmaz.

9- Yalnız cuma veya yalnız cumartesi günü ve özellikle Muharremin “Aşure günü” denilen yalnız onuncu günü oruç tutmak da tenzihen mekruhtur.

10- Geceleyin orucu bozmayıp iki gün birbirine bitişik olarak oruç tutulması da mekruhtur. Buna “Savm-i Visal” denilir. Nafile oruçlarda iyi olan oruç tutma şekli, birgün oruç tutmak ve birgün de tutmamakdır. Bu şekilde tutulan oruca “Savm-i Davudi” denir. .

11- Hacılar için, güçsüzlük verecek olduğu takdirde, “terviye” ve “arefe” günlerinde oruç tutmak mekruhtur. Çünkü daha sonra yapacakları hac işlerini yerine getirmekten aciz kalabilirler.

12- Şek günü denilen günde Ramazan ayına veya bir vacibe niyet edilerek tutulan oruç da mekruhtur.
Şek günü, Şaban ayının otuzuncu günüdür. İsterse havada bir engel bulunmasın. Çünkü o gün, başka bir beldede hilalin görünmüş olması mümkündür. Bu, hilalin doğuşunun değişik yerlerde olabileceğine itibar edilmemesine göredir. Hilalin doğuşunun değişik yerlerde olabileceğini kabul edenlere göre, bir günün şek günü sayılabilmesi için hava bulutlu olmalıdır. Yahut gecenin otuzuncu gece olduğuna dair bir alamet bulunmalıdır. Misal: Hilalin görüldüğüne dair olan şehadet reddedilmiş olmalıdır.

13- Şek günü, ramazan ayına veya bir vacib oruca niyet edilerek oruç tutulsa, bakılır: Eğer ramazan olduğu anlaşılırsa, bu oruç ramazan orucundan sayılır. Ramazan olmadığı anlaşılırsa, ramazan orucuna niyet edilmiş olduğu takdirde nafile bir oruç olur, iftar edilirse, kazası gerekir. Fakat bir vacibe niyet edilmiş olduğu takdirde, o vacib oruç sahih olur.
Eğer o günün Şaban’dan mı, yoksa Ramazan’dan mı olduğu anlaşılmazsa, bir vacib için niyet edilmiş olan oruç, o vacib için sahih olmaz. Çünkü o günün Ramazan’dan olması ihtimali vardır.

14- Şek gününde nafile oruca niyet edilse, sahih olan görüşe göre, bunda bir sakınca yoktur. Ramazan olduğu anlaşılırsa, Ramazan orucu tutulmuş olur. Şaban olduğu bilinirse, bu oruç bir nafile olur. Bu durumda iftar edilse kazası gerekir, çünkü bunun tutulması benimsenmiştir.

15- Şek gününde: “Ramazan ise oruç tutmaya, değilse iftar etmeye” şeklinde niyet etmiş olan bir kimse, oruç tutmuş olmaz. Çünkü oruca niyet edilince kesinlik gerekir. Böyle tereddütle oruca niyet olamaz.

16- Şek günü, insanlara yaymamak suretiyle oruç tutmak, ilim sahibi kimseler için daha faziletlidir. Halk için tedbirli olmak daha faziletlidir. Onlar ihtiyatlı davranarak zeval vaktine kadar, orucu bozan şeylerden sakınırlar. Ramazan olmadığı anlaşılınca iftar ederler. Böylece ramazandan olmayan bir günü ramazandan saymış olmazlar.
Bu hususta bilgi sahibi sayılanlar, şek gününde oruca nasıl niyet edileceğini bilenler ve aynı zamanda o günün ramazan olduğuna dair kesin kanaat sahibi olmayanlardır. Bu şekilde niyet edilmesini bilmeyenlerde halk sınıfıdır. Bunlara,”havas” karşıtı olarak “avam” denilir.

17- Şaban ayında tamamen oruç tutan veya son üç gününde oruçlu bulunan kimse için de, şek günü oruç tutması daha faziletlidir.

18- Oruç tutup bununla beraber bir ibadet inancı ile hiç bir şey konuşmamak suretiyle “Sükut Orucu” tutmak mekruhtur. Fakat düşünmek için veya faydasız sözlerden kaçınmak için susmakta kerahet yoktur.

19- Bir kadın için, kocasının izni olmaksızın nafile oruç tutmak mekruhtur. Kocası bu orucu bozdurabilir. Kadın da sonradan kocası izin verince veya kadın yalnız kalınca, o bozmuş olduğu orucu kaza eder.
Bununla beraber bir erkek hasta olursa veya oruçlu bulunursa veya hac ve umre için ihramda ise, zevcesini nafile oruçtan men edemez. Çünkü bu durumlarda zevcesine yakınlık gösteremez.

20- Bir ücret karşılığında hizmet gören kimse, hizmet ve çalışmasına noksanlık verecekse, işverenin rızası olmadıkça nafile oruç tutamaz. Fakat böyle bir zarara sebebiyet vermeyince, işverenin izin vermesine bakmaksızın nafile oruç tutabilir.

21- Üzerinde Ramazan ayından kazaya kalmış oruç bulunan kimsenin, nafile oruç tutması mekruh değildir.

22- Oruç tutulması yasaklanan bayram günlerinde iftar edilmeksizin tam bir sene devamlı oruç tutulması mekruhtur. Buna, “Savm-i Dehr” denir. Bayram günleri iftar edildiği takdirde, böyle bir oruçta sakınca yoktur. Ancak bu oruç, oruç sahibini takatsiz düşürmemeli ve onu bir adet haline getirmemelidir. İbadet, adet dışında sadece Allah’ın rızası için yapılır.

23- Şevval ayında ayrı ayrı günlerde, haftada iki gün olmak üzere altı gün oruç müstahabdır. Bununla beraber arka arkaya altı gün oruç tutulmasında da, tercih edilen görüşe göre, bir sakınca yoktur. Bazı alimlere göre böyle arka arkaya tutulmasında kerahet vardır.

24- Şek gününde ihtiyaten oruç tutan kimse, unutarak bir şey yedikten sonra, o günün Ramazan olduğu anlaşılmakla oruca niyet etse, bu yeterli olmaz, o günü kaza etmesi gerekir. Ancak, o gün akşama kadar bir şey yeyip içmemesi lazım gelir. Diğer bir görüşe göre, bu halde niyet ederek tutacağı oruç, sahih olur. Çünkü niyetten önce olan unutma, niyetten sonraki unutma gibidir.

24

Haziran
2012

ORUÇLARIN FARZ VE VACİP OLMASINDAKİ SEBEPLER

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  218 Kez Okundu

25- Ramazan orucunun sebebi: Ramazan günlerinden herhangi birinin oruca başlamaya elverişli bir kısmına yetişmektir. Bu kısım, ikinci fecirden başlayarak “Dahvetü’l-Kübra” denilen ve gündüzün yarısı bulunan kaba kuşluk (İstiva= Güneşin tam tepeye gelmesi) zamanına kadar devam eder. İşte bu zamana yetişen veya bu müddet içinde oruca ehliyet kazanan her müslüman için o günün orucu farzdır.
Ramazan orucunun kazasına sebeb, yine evvelce ramazan ayına yetişmiş olmaktan başka bir şey değildir.

26- Keffaret olarak tutulan oruçların sebebleri, mahiyetlerine göre değişir. Şöyle ki: Ramazan ayına ait keffaretin sebebi, bu orucu bir isyan eseri olarak kasden bozmaktır.
Zihar kaffaretinin sebebi, helâl olan bir bedeni veya bir organı, haram olan bir bedene veya organa benzetmek ve sonra da cinsel ilişki kurmayı istemektir.
Yemin keffaretinin sebebi, yemin üzerinde durmayıp onu bozmaktır.
Adam öldürme keffaretinin sebebi, suçu olmayan bir insanı hata yolu ile ödürmektir. İleride bunlar açıklanacaktır.

27- Vacib oruçların sebebi, bunların adamak suretiyle kabullenilmiş olmasıdır. Bunların kazasının sebebi de, benimsenmiş olan bir ibadetin tamamlanması gereğidir.

28- Nafile oruçların tutulmalarını zorunlu kılacak dinde bir sebeb yoktur. Bunlar, yalnız sevab kazanmak için dileyenlerin tutucaklan oruçlardır. Ancak böyle bir oruç tutulmaya başlandıktan sonra bozulacak olursa, onun kazası gerekir. Bu kazanın sebebi de, böyle bir ibadete Hak rızası için başlanmış olmasıdır ki, bunu yarıda bırakmak caiz olmayacağından kaza şeklinde tamamlanması vacib olur.

24

Haziran
2012

ORUCUN MEŞRU OLMASINDAKİ HİKMET

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  209 Kez Okundu

29- Orucun meşru kılınmasındaki hikmet, pek aşikârdır. Şüphe yok ki, Allahü Teâlâ Hazretleri, kayıtsız ve şartsız her şeye hakimdir. Elbette O’nun kullarına emrettiği ve caiz gördüğü şeylerde birçok yararlar vardır. Biz bunları gereği gibi bilmesek de, muhakkak hikmetleri vardır.
Bununla beraber orucun din ve âhiret yararlarından başka, sağlık yönünden, sosyal ahlâk bakımından birçok yararlarını pek, iyi takdir edebilmekteyiz. Bu konu üzerinde yazılmış bir hayli yazı ve risale vardır.

Bir hadîs-i şerîf de buyurulmuştur: “Her şey için bir zekât vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır.”
İnsan oruç sayesinde hayvanî duygularını azaltır, ruhunu artırır ve meleklik sıfatı ile vasıflanmaya başlamış olur.
Oruç sayesinde cemiyetin içtimaî ve ahlâkî hayatından başka bir fazilet ve aydınlık doğar.

Oruç tutan kimse, nefsini birtakım şiddetli arzuların saldırısına karşı direnmeye alıştırır, nefsin taşkınlıklarına karşı koymayı sağlar.

Oruç tutan kimse, bir zaman mahrumiyete katlanır. Bu mahrumiyet, yiyecek ve içecek bulumayan herhangi bir yaratığın içine düştüğü acizliğin benzeri değildir. Bu irade bile benimsenmiş, yüksek bir hedefe yönelik bir mahrumiyettir, bir nefis mücadelesidir. İnsan bu mahrumiyet sayesinde yoksulların ve mahrumların hallerini tecrübe ile anlamış olur. Böylece kendisinde acıma, şefkat ve yardımlaşma duyguları artar, insaniyet için pek faydalı hale gelir. Ayrıca kendisinin duyacağı manevî hazlar ise, her türlü düşüncesinin üstündedir.

Mabud’unun kutsal emrine bağlanarak, hak sahibi olduğu nimetlerinden bir müddet mahrumiyete katlanan insan, artık başkalarının nimetlerine göz diker mi? Başkalarının zararına çalışır mı?

İşte, bütün insanlığın yararına hizmet eden kutsal bir ibadetin şer’î yönden hikmeti apaçıktır. Bunu anlayamamak için insanın düşünce ve duygudan büsbütün mahrum olması gerekir.

24

Haziran
2012

ORUÇLU İÇİN MÜSTEHAB OLAN ŞEYLER

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  247 Kez Okundu

30- Oruç tutacak kimsenin sahur yemeği yemesi müstahabdır. Bunun vakti, gecenin sonudur. Alimlerden Ebu’l-Leys’e göre, gecenin son altıda biridir. Sahur yemeği, insana oruç için kuvvet verir. Sahurun geciktirilmesi müstahab ise de, ikinci fecrin doğup doğmadığından şübhe edilecek bir zamana kadar geciktirilmesi mekruhtur.
Sahur, seher vaktinde yenecek yemektir. Bu yemeği yemeğe “Sahur Yemek” denir. Seher de, ikinci fecirden biraz öncesine kadar olan vakittir.

31- İftarı acele yapmak, yani akşam namazından önce oruç açmak müstahabdır. Böylece oruç hali, namazda kalbin huzuruna engel olmaz. Fakat hava bulutlu olunca, iftar için acele edilmez, ezan okunmuş olsa bile… Minare gibi çok yüksekte bulunan kimse, güneşin batışını görmedikçe iftar edemez. Aşağıda bulunanların güneşin batması ile iftar etmeleri ona tesir etmez.

32- Akşamleyin iftar ederken şöyle dua (*) yapılması sünnettir:
Şöyle de dua (**) edilir:

33- Orucu hurma gibi tatlı bir şeyle açmak mendubdur.

34- Oruçlu kimsenin, yakınlarına ve fakirlere fazlaca yardımda bulunması müstahabdır.

35- Oruçlunun mümkün olduğu kadar gece ve gündüz Kur’an okumak, zikir yapmak, Peygamberimize Salat ve Selam getirmek ve ilimle uğraşmak suretiyle meşgul olması müstahabdır.

36- Oruçlunun boş ve yararsız sözlerden dilini tutması da müstahabdır. Gıybetten, söz taşımadan kaçınmak ise her zaman vacibdir. Ancak bu kaçınmanın gerekliliği Ramazanda daha çok kuvvet kazanır.

37- Oruçlu için İtikaf da müstahabdır. İleride anlatılacaktır.

38- Ramazan orucunu tutmaya engel olacak derecede bedene takatsizlik verici işlerde bulunmak caiz değildir. Öğleye kadar çalışıp sonra dinlenmelidir. Mümkün bazı işleri, ücret karşılığında başkasına gördürmelidir.
Sonuç olarak denir ki, kesin bir zaruret bulunmadıkça, insanın kendisini pek ağır işlerle yorarak oruç tutamaz hale getirmesi caiz görülemez.

(*) “Allahumme leke Sumtü ve bike amentü ve aleye tevekkeltü ve alâ rızkıke aftartü ve sevmelğedi min şehriramazane neveytü. Feğfir lî ma kaddemtü ve ma ahhertü.”
Anlamı: “Allah’ım! Senin rızan için oruç tuttum, sana iman ettim, sana güvendim, senin rızkınla iftar ettim (orucumu açtım). Ramazan ayının yarinki gününü oruç tutmaya da niyet ettim. Artık benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla…”
(**) “Ya vasi’al-mağfireti, iğfir-lî ve livalideyye ve lil-müminine yevme yekumu’l-hisab…”
Anlamı: “Ey bağışlaması bol olan Rabbim! Beni, ana-babamı ve mü’minleri hesab gününde bağışla…

24

Haziran
2012

ORUCUN ŞARTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  254 Kez Okundu

39- Orucun farz oluşuna ve yerine getirilmesinin (edasının) farz oluşu ile sıhhatına dair şartlar vardır. Şöyle ki:

1) Oruçla mükellef olmak için İslâm, akıl ve büluğ şarttır. Onun için bu vasıfları toplamayan bir kimseye oruç farz değildir. Ancak akıl sahibi bulunan mümeyyiz bir İslâm çocuğunun tuttuğu oruç nafile olarak sahih olur.

2) Orucun yerine getirilmesi (edası)nın farz olması için sıhhat ve ikamet şarttır. Onun için hasta olana ve yolculuk halinde bulunanlara, bu hallerinde oruç tutmak farz değildir. Bunlar oruçlarını tutamayınca, sonra o tutamadıkları oruçları kaza ederler.

Bir orucun edası (yerine getirilmesi)nin sahih olması için niyet etmek, hayız ve nifas hallerinden temizlenmiş olmak şarttır. Bunun için niyet edilmeksizin tutulan bir oruç, müctehidlerin tümüne göre din yönünden geçerli değildir. Hayız ve nifaz halinde oruç tutan bir kadının da orucu sahih değildir. Bunların, ramazan orucunu sonradan kaza etmeleri gerekir. Bu konu ileride açıklanacaktır.

Toplam 184 sayfa, 127. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030125126127128129130140150...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.