12

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ /Ebî Zer Mescidi

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  474 Kez Okundu


Mescid-i Nebevînin 900 m. Kuzeyine düşen bu mescide Ebu Zer mescidi dendiği gibi secde mescidi de denir. Abdurrahman bin Avf diyor ki Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) bu noktada kıbleye yöneldi ve secdeye kapandı secdeyi çok uzattı. Kalkınca ya rasullellah secdenizi çok uzatınca korktum Allah ruhunuzu aldı zannettim dedim. Oda bana Cibril geldi ve şu müjdeyi verdi. “Allah c.c. sana kim salat ederse ben de ona salat ederim, kim selam verirse ben de ona selam veririm” buyuruyor deyince ben de Allaha şükür secdesi yaptım. buyurdular.

Ebû Zer  Annesi, kar­deşi ve kabilesinin yarısı onun sayesinde Müslüman oldu.[1]Bir müddet sonra o da Medine’ye hicret etti. Re­sû­lul­lah’ın en yakın Ashâbı arasında yer aldı. Onun yakın hizmetinde bulundu. Geç saatlere kadar huzurun­da kalır ve sohbetlerinde bulunurdu. Re­sû­lul­lah’ın hastalığında daima başucunda duran ve son nefesinde yanında bulunan sahabilerden biri de Ebû Zer idi.[2]Re­sû­lul­lah, Ebû Zer’i görün­ce sevindi ve “Allah, Ebû Zer’e rahmet etsin. O yalnız başına yürür, yalnız başına yaşar, yalnız başına ölür.” buyurdu.[3]Ey Ebû Zer, tedbir gibi akıl, yasak olan şeylerden sakınmak gibi takva, güzel ahlak gibi de şeref yoktur.”[4]Ebû Zer (r.a.) 281 hadis rivayet etti. Rivayet ettiği hadislerden:

“Kardeşine güler yüz göstermen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sa­kındırman sadakadır. Yolunu kaybetmiş bir kimseye yolunu göstermen sadaka­dır. İyi görmeyen birine yardımcı olman sadakadır. Taş, diken ve kemik gibi, in­sanlara zarar verecek bir şeyi yol üzerinden kaldırman sadakadır. Kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır.”[5]“Amellerin en üstünü, sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir.”[6]

“Re­sû­lul­lah’ın karşılaşıp da musafaha yapmadığı hiç olmamıştır. Bir gün beni çağırması için birini göndermişti… Ben ise evde yoktum. Gelince, Re­sû­lul­lah’ın çağırdığını söylediler. Hemen yanına gittim. Sedir üzerinde oturuyordu. Beni kucakladı. Bu kucaklama benim için çok güzel bir şeydi.”[7]İlk müslümanlardan, sahâbî Ebû Zerr, Benû Gıfâr kabilesine mensub olup doğum tarihi bilinmemektedir. H. 31 (M. 651/652) yılında Mekke ile Medine arasında bir yer olan er-Rebeze’de vefât etmiştir.Ebû Zerr (r.a)’in ismi ve babasının adı hakkında kaynaklarda çeşitli isimler zikredilmektedir.Lâkabı ise Mesîhu’l-İslâm’dır. Bu lâkabı ona Hz. Muhammed (s.a.s) bizzat vermiştir Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra meydana gelen Bedir, Uhud, Hendek ve diğer gazvelere katıldı. Tebük gazvesinde İslâm ordusu hazırlandığı zaman Ebû Zerr gecikmiş; devesinin bitkinliğine rağmen Rasûlullah’ın ardından yürüyerek Tebük seferine katılmıştı. Mekke fethi sırasında kendi kabilesinin sancaktarlığını yapmıştır. Ebû Zerr (r.a.) tabiaten fakir, zâhid ve inzivâyı seven bir sahâbî idi. Dünyaya hiç değer vermezdi. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisine Mesîhu’l-İslâm lâkabını takmıştı. H. 31 (M. 651-652) yılında Hz. Ebû Zerr dâr-ı bekâ’ya göçtü. Ensâr’dan bir genç gelip onu kefenledi ve cenaze namazını kıldırarak Rebeze’ye defnetti(8)Hz. Ebû Zerr’in oğlu, sağlığında vefât etmişti. Geriye yalnız bir eşi ve bir kızı kalmıştı (9).Hz. Peygamber Efendimizin, Ebu Zerr hakkında övücü sözleri vardır: “Yeryüzünde, Ebu Zerr’den daha doğru sözlü birisi yoktur.”, ” Kıyamet gününde yeri bana en yakın olanınız, dünyadan benim bıraktığım gibi çıkanınızdır.” Ebu Zerr bu hadisi naklettikten sonra şöyle demiştir: “Vallahi benden başka hepiniz, bu dünyaya bir tarafından bulaştınız!” Peygamberimiz onun zühdünü (dünya nimetlerinden uzak yaşamasını) Hz. İsa’nın zühdüne benzetmiştir. O, bu zâhidâne hayatını ömrünün sonuna kadar sürdürmüş ve Müslümanlar zenginleştikten ve hazineden aldıkları maaş ile daha müreffeh yaşar hâle geldikten sonra da şöyle demiştir: “Vallahi benim, Resulullah zamanındaki günlük geçimliğim (dört çift avuç) hurma idi, bugün de onu arttıracak değilim.(10)

Kaynak:

[1]Üsdü’l-Gàbe, 5: 187; Buhârî, Menâkıb: 82.
[2]Müsned, 5: 162.
[3]Üsdü’l-Gàbe, 5: 188.
[4]Hilye, 1: 168.
[5]Tirmizî, Birr: 36.
[6]Ebû Dâvud, Sünnet: 2.
[7]age., Edeb: 143; Müsned, 5: 163.

[8] Hayreddin Zirikli, el-A’lâm, II, 140).

[9] M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Mekke Devri, s.177-180
[10] İbn Abdilber, İstî’âb, C. I, s. 214; C. IV, s. 62; İbn Hacer, İsâbe, C. IV, s. 63; Hacevî, age., C. I, s. 193. 87. Reşîd Rızâ, Tefsîr, C. X, s. 405 vd.)

mescidi de denir.

 

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular (Kuran-ı Kerim)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  343 Kez Okundu

-İstiaze ne demktir?
-Vakıf işaretleri ve anlamları ne demektir?
-Kuranı Kabe de açıktan okuyan sahabenin adı nedir?
-Havkale ne demktir?
-Kuran da en kısa sure hangi suredir?
-Tevhidi anlatan sure hangi suredir?
-Kurana ilk noktalama ve harekeyi koyan alimler kimlerdir?
-sebeb-i Nuzül ne demektir?
-Kuran çoğaltıldığın da gönderildiği şehirler?
-Kıraat imamız ve ravisi kimdir?
-Kuranı okuma ve dinlemenin hükmü nedir?
-Surelerinin uzunluk ölçülerine göre surelerin isimlendirilmesi?
-Abadile kimlerdir?

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular(Siyer)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  334 Kez Okundu

-Peygamberimizin ilk eşi kimdir?
-4 Halife kimlerdir?
-Hicret ne demektir?
-Senetül Vufud ne demektir?
-Medineye gönderilen ilk Kuran muallimi limdir?
Dandane-i Saadet ne demektir?
-Aşere-i Mübeşşere kimlerdir?
-Seriyye ve Gazve ne demektir?
-Kuran da en uzun olan ayet hangi surededir?
-Peygamber Efendimizin hanımlarının isimleri nelerdir?
-İsra- Miraç ne demktir?
-Peygamber Efendimiz kaç hac,kaç umre yaptı?
-İlk Müslümanlar kimlerdir?
-Kuran-ı Kerim kim tarafından topladı?
-Cebel-i Rumad uhutta neresidir?
-70 sahabenin şehid olduğu savaşın adı nedir?
-1.ci ve 2. Akabe biatları ne zaman oldu?
-Erdemliler cemiyeti ne zaman kuruldu?
-Haram aylar hangi aylardır?
-Senetül Hüzün ne demektir?
-Peygamber Efendimizi kim yıkadı?
-Hücre-i Saadet ne demektir?
-Peygamber Efendimizin sevgili torunlarının isimleri nelerdir?
-Mekke de açıktan Kuranı okuyan sahabe kimdir?
-Uhutta şehit olup meleklerin yıkadığı sahabe kimdir?
-Ezanı rüyasında gören sahabe kimdir?
-İlk Cuma namazı nerede kılındı?

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular(İbadet)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  312 Kez Okundu

-İbadet çeşitleri kaç kısma ayrılır?
-Haccın yapılış yönünden çeşitleri nelerdir?
-Haccın rükünleri nelerdir?
-Oruç nedir?
-Oruç çeşitleri nelerdir?
-Fıkıh ne demektir?
-Fidye- Fitre arasındaki fark nedir?
-Seferilik nedir?
-Orucun farz olmasının şartları nelerdir?
-Keffaret çeşitleri nelerdir?
-Sadaka nedir?
-Temlik ne demektir?
-Sehiv secdesinin hükmü nedir?
-Nisap ne demektir?
-Teyemmümün farzları nelerdir?
-Oruç ibadeti ne zaman farz kılındı?
-Temizlik kaç kısma ayrılır?
-Mükellefin ve görevleri?
-İhsar, fevat ne demektir?
-Yemin nedir kaç kısma ayrılır?
-Kurban nedir? Kaç çeşit kurban vardır?
-Orucun çeşitleri nelerdir?
-Tilavet secdesi ne demektir?

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular(İtikad)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  537 Kez Okundu

-Allahın sıfatları kaç kısma ayrılır?
-imanın sahih olmasının şartları nelerdir?
-İman nedir? Kaç kısman ayrılır?
-İnanç yönünden insanlar kaç kısma ayrılır?
-Ulul Azm Peygamberler kimlerdir?
-Haşr ne demektir?
-İslam dininin özellilkleri nelerdir?
-Fıkıh mezhep imamlarının isimleri ?
-Mezhepler neden ortaya çıktı?
-Din nedir? Dinler kaç kısma ayrılır?
-Peygamberlerde bulunması vacip ve caiz olan sıfatlar nelerdir?
-4 büyük melek -4 büyük kitabın isimleri?
-Cennet ve cehennemde görevli meleklere ne denir?
-Berzah alemi ne demektir?
-Meleklerin özellikleri nelerdir?
– Mürtekib-i Kebire ne demektir?
-Kaza ve Kader ne demektir?
-Allahın birliğinin delilleri ?
-Vahiy ve vahiy çeşitleri?
-Vakiy katipleri kimlerdir?
-Mekkedeki vahiy katibinin ismi nedir?
-Tahkiki iman ne demektir?

12

Temmuz
2012

Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun anlamı nedir

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  4.618 Kez Okundu
NAMAZ  İNSANI KÖTÜLÜLÜKLERDEN ALIKOYAR

Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun anlamı nedir? SAFFAT SURESİ, “180. Kudret ve izzet sahibi Rabbin, insanların her türlü tasavvurunun üstünde (bir yüceliğe sahip)tir. 181. O’nun bütün elçilerine selâm olsun! 182. Ve hamd, bütün âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur!” Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki:”Her kimi, kıyamet günü sevabdan tam ölçekle ölçmek sevindirecekse, bulunduğu meclisten kalkacağı sırada şöyle desin: “Subhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun – veselamun alel murselin – vel hamdülil lahi rabbil alemin.(Saffat, 180-182)” (Kurtubi, El-camiu lil-ahkamil Kuran,15/141. Suyuti, Ed-dürrül Mensur, 5/141. Alusi, Ruhul meani, 12/159) (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

Cemile binti Übey İbni Selül radıyallahu ,Hazreti Hanzala (r.a)’ın hanımı.Medine’li olup Hazrec kabîlesine mensuptur. Babası münafıkların reisi Abdullah İbni Ubey İbni Selül’dür. Hazrec kabilesinin reisidir.Annesi, Havle binti Münzer’dir.

Cemile (r. anhâ) ashabtan Hanzala İbni Âmir (r.a) ile evlenmişti. Düğünlerinin yapıldığı gecenin ertesi gününde Uhud Savaşı yapılacaktı. Savaş yerine geceden gidilmesi kararlaştırıldı.

İki Cihan Güneşi efendimiz ashâbıyla Uhud’a doğru hareket etti. Hanzala (r.a)’ın evinin önünden geçerken: “Ey Hanzala! Haydi harbe!” diye seslendi.

Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizin sesini uyku arasında duyan Hanzala (r.a) hemen fırlayıp dışarı çıktı. İslâm askeri arasına katılıp Uhud’un yolunu tuttu.

Uhud savaşı zorlu geçmişti. Ashâbtan çok şehid verilmişti. O gün savaş meydanında büyük kahramanlıklar gösteren Hanzala (r.a) da şehadet şerbetini içenler arasındaydı.
Savaşın bittiği ve İslâm askerlerinin Medine’ye dönmeye başladığı haberi duyulunca halk karşılamak üzere yollara çıktı. Hanımlar arasında eşini savaşa uğurlayan Cemile (r. anhâ) da vardı.

Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz ordunun önünde geliyordu. Hüzünlü bir vaziyette görünüyordu. Karşılaştıkları ashabına selâm veriyordu. Yakınlarını göremeyenler Efendimiz’den durumları hakkında haber soruyordu. Cemile (r. anhâ) da kocasından sual edip:

“ – Ya Rasûlallah! Hanzala nerededir?” dedi.

Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz hüzünlü bir şekilde:

“ – O şehid oldu.” buyurdu.

Cemile (r. anhâ) bu cevap karşısında basîretli davranıp hemen kocasının cenazesinin yıkanmasını istedi. Hanzala (r.a)’ın durumunu Efendimize arz etti:

“ – Ya Rasûlallah! Hanzala sizin sesinizi duyunca hemen fırlayıp dışarı çıktı. Bir daha geri dönmedi. O gece gusletmeye de fırsat bulamadı.” diyerek cenâzesinin yıkanmasını taleb etti.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz Cemile (r. anhâ)’nın gönlünü hoş edecek şu sevindirici haberi verdi:

“ – Ben, meleklerin, gümüş kaplar içinde bulunan su ile, gökle yer arasında Hanzala’yı yıkadığını gördüm.” buyurdu.

Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizden bu müjdeli haberi alan Cemile (r. anhâ) üzüntülerini gönlüne gömdü. Bu haberden sonra Hanzala İbni Âmir (r.a)’ya: “Gasîlü’l-melâike = Meleklerin yıkadığı kimse” ünvanı verildi.

Cemile (r. anhâ) Hz. Hanzala (r.a)’dan hâmile kaldı. Bir oğlu dünyaya geldi. Adını Abdullah koydu.

O, daha sonra kendisine tâlib olan Ensar’ın hatibi Sabit İbni Kays İbni Şemmas ile evlendi. Bu izdivacdan da Muhammed adında bir oğlu oldu. İki oğlu da Harre olayında şehid düştü.
Medineli Eshâbın meşhûrlarından şehîd ve meleklerin yıkadıkları bir zât ismi Hanzala bin Ebî Âmir bin Safi bin Mâlik olup lakabı Takî ve Gasîl-ül-melâike’dir. Medine’de Evs kabilesinden olup, kavminin eşrafından idi. Babası Ebû Âmir Peygamberimizin (s.a.v.) Medine’ye teşrif etmesi üzerine O’na (s.a.v.) düşman olmuş ve Medine’den ayrılarak, Mekke’ye gitmiş müşriklerle bir olmuştu. Bundan dolayı ona fâsık lâkabı verilmişti.Hanzala (r.a.), bi’setten evvel de îmân sahibi olup, Allah’ın birliğine inanır putlara tapmazdı. Hanîf dininde idi. Müslüman olmadan evvel inzivaya çekilmiş bir halde insanlardan uzak devamlı kendi halinde ibâdetle meşgul olurdu. Peygamberimizin daveti üzerine hemen îmân etti. Babası ile tam bir Cedel (kavga) hali ortaya çıktı. Babası îmân etmesini istemiyordu. Hanzala’nın (r.a.) doğum tarihi bilinmemekte olup Hicretin üçüncü (m. 624) yılında Uhud’da şehîd oldu.
Babası Ebû Âmir müşrikler içinde bulunduğundan Hanzala’ya (r.a.) işkence yapılmasına mâni oldu. Çünkü müşriklerin şehîd olan sahâbîlerin burunlarını, kulaklarını ve uzuvlarını kesiyorlardı. Bundan sonra Hanzala’nın adı Gasîl-ül-Melâike (Melekler tarafından yıkanmış kimse) diye anıldı. Medine’de Eshâb-ı kiranın Evs kabilesinden olanlar, Hazrec kabilesinden olanlara karşı “Melekler tarafından yıkanan Hanzala (r.a.) bizdendir” diye iftihar ederlerdi.
Hanzala Bedir gazasında bulundu. O zaman henüz bekârdı. Bedir gazasından bir müddet sonra Abdullah bin Übey’in kızı Cemile ile nikah¬landı. Ertesi gün de Uhud’da Kureyş müşrikleriyie çarpışılacaktı.

Hanzala geceyi Medine’de hanımının yanında geçirmek için Rasûlullah’tan izin istedi. Peygamberimiz de müsaade buyurdu. Hanımı Cemile ile o gece beraber kaldı. Cumartesi günü sabahleyin Uhud’a yetişmek için, telâştan gusletmeyi unutup çok acele yola çıktı.

Yola çıkacağı sırada, hanımı Cemîle, orada bulunan kavminden dört kişiyi çağırdı ve Hanzala ile evlendiklerini söyleyip, onları şâhid tuttu. Oradaki dört şâhid sordular:

“Buna ne lüzum vardı?”

Cemîle dedi ki:

“Rü’yâmda semânın açıldığını ve Hanzala içeri girdikten sonra kapandığını gördüm.”

Peygamberimiz Uhud’da harp için safları düzeltirken Hanzala yetişti ve Ashâb-ı Kiram arasına karıştı. Hz. Hanzala diğer sahabeler gibi can¬siperane müşriklerin üzerine atıldı. Şehidlik mertebesine kavuşmak için durmadan savaştı. Daha sonra müşrikler bozuldular, dağılıp kaçmaya başladılar.

Hz. Hanzala, Ebû Süfyân’m önünü kesti. Üzerine hücum etti. Ebû Süfyân yere düştü. Korkudan ne yapacağını şaşıran Ebû Süfyân;

Ey Kureyş, ben Ebû Süfyân’ım! Hanzala beni öldürecek, yetişin, diye sesi çıktığı kadar bağırmaya başladı.

Müşriklerden birçokları Ebû Süfyân’ın sesini işittikleri halde, kendi canlarının derdine düştüklerinden hiç aldırış eden olmadı. Fakat Şeddâd bin Esved, Hz. Hanzala’ya arkadan yaklaşıp haince, sırtından mızrakladı.

Hanzala mukabele etmek istedi. Fakat imandan nasibi olmayan bu müşrik, ikinci bir darbe daha vurup, Hanzala’y1 şehid etti. Hanzala şehîd olunca, Peygamberimiz buyurdu ki:

“Ben Hanzala’yı meleklerin gökle yer arasında, gümüş bir tepsi içinde, yağmur suyu ile yıkadıklarını gördüm.” Ebû Useyd Sa’îd diyor ki:

“Gidip Hanzala’ya baktım. Başından yağmur suyu akıyordu. Döndüm, bunu Resûhtllaha haber verdim. Peygamberimiz hanımına haber gön¬derip bunun sebebini sordu. O da Uhud’a çıktığı zaman Hanzala’nın cünüb olduğunu bildirdi.”

Hz. Hanzala Uhud’a yetişmek için çok acele edip, yetişememek korkusu kendini kapladığından, acele ile gusletmeyi unutmuştu. Bundan sonra Hanzala’mn adı Gâsil-ül-Melâike=Melekler tarafından yıkanmış kimse diye anıldı. Medine’de Ashâb-ı Kiram’in Evs kabilesinden olanlar, “Melekler tarafından yıkanan Hanzala bizdendir” diye iftihar ederler¬di.

Hanzala bi’setten ya’nî Peygamber efendimizin da’vetinden önce de îmân sahibi olup, ALLAH’ın birliğine inanır, putlara tapmazdı. Hanîf dîninde idi. Böylece hanımının rü’yâsı hakikat olup, Uhud savaşında Hz. Hanzala şehîd oldu. Abdullah isminde bir oğullan oldu. Abdullah bin Hanzala olarak tanınan bu oğlu, Yezid zamanında şehîd edildi. (7)

Sahabenin lügatında cihad, ertelenmeyi kabul etmeyen bir ibadettir. Onlar cihada gitmemek içi mazeretler uydurmuyorlardı. Onlar için cihad bir nimetti. Sahabeler için cihada gitmek, düğün gününden daha sevim¬liydi. Onlar, cihadda cennete ulaşmaya çalışıyorlardı. Cihadda cenneti aramak, bir sahabe sünnetidir. Bunun için sahabelerin izinde giden mü’minler, hep cihada sevdalı olurlar.

KAYNAKLAR
1) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh-357
2) El-İsâbe cild-1, sh-360
3) El-İstiâb cild-1, sh-280
4) Üsûd-ül-gâbe cild-2, sh-68
5) Siyer-i a’lâm-in-Nübelâ cild-1, sh-132
6) Ensâb-ül-Eşrâf cild-1, sh-329
7) Kitabu’l Meğazi/Vakidî, C:î, Sh: 274, Beyrut/1984

11

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Sorular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  504 Kez Okundu

-Peygamber Efendimiz hicretin kaçıncı yılında hac yaptı?
-Medine şehrinin önceki ismi nedir?
-Yemin kefareti için aynı yada nakti yardımların verileceği kişiler?
-Tefsir ne demektir?
-Peygamber Efendimizin aile yakınlarını ifade eden terime ne denir?
-Müfessir kime denir?
-Muhaddis kime denir?
-Hz.Osmanı kim şehit etti?
-Hz.Aliyi kim şehit etti?
-Kus b. Saide hutbesinin metni?
-Hudeyb b. Adiyy adlı sahabe ?
-İftar duasının Türkçe anlamı?
-Medine de ilk nüfus sayımı ne zaman yapıldı?
-Hz.Osman Peygamber Efendimizin hangi kızları ile evlendiler?
-Hz.Osmanın kabri nerededir?
-Hz.Osmana neden Zinnureyn denir?

-Kabedeki  görevler  hangileridir?

-Mescid-i Dırar  ne  zaman yıktırıldı?

-Peygamber Efendimizin  süt annesi Hz.Halimenin  eşi  adı nedir?

-Deniz  suyu ile  abdest  alınır mı?

-Kral Necaşi kimdir?

-Hacamat karşılığında  ücret alınabilir mi?

-Mezarlığın   zaruret  halinde başka  bir yere  nakli  halinde    yeniden cenaze namazı kılınması   gerekir mi?

-Peygamberimizin anneanesinin ismi nedir?

-Peygamber efendimizin babası hangi kabileye mensuptur?

-Kirâmen kâtibin isimli meleklerin görevleri nelerdir?

-Sahihi buhari üzerine yapılmış şerhler nelerdi?

-Medinede ilk doğan erkek cocuk sahabinin ismi nedir?

-Kadının mahremsiz yolculuğa   çıkabilir mi?

-Allahın 99 ismine  ne  denir?

-İbrahim aleyhisselam suhufu hangi dildir?

-Zebur kitab hangi Peygambere  indirilmiştir?

-Hz.İbrahim Aleyhisselamın eşleri, kızları ve  torunlarının  isimleri nelerdir?

11

Temmuz
2012

EHL-İ BEYT ve NAKİBUL EŞRAF

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  459 Kez Okundu

Ev halkı anlamına gelen bu terim İslâm tarihinde Hz.Peygamber’in aile fertleri için kullanılmıştır. Ev halkı ya da ehl-i beyt ifâdesiyle aileyi teşkil eden ev sahibi, onun eşi, çocukları ve torunları anlaşılmaktadır. Kur’ân’da ehl-i beyt terkibi, üç yerde geçmektedir. Bunların birinde Hz. İbrahim’in (Hud, 11/73) birinde Hz. Musa’nın (Kasas, 28/12), birinde de Hz. Peygamberin ev halkına işaret edilmiştir. Hz.Peygamberin ehl-i beytini gösteren âyet meali şöyledir: “Evlerinizde oturun, eski cahiliyye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın, namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Ey ehl-i beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzâb, 33/33)
Hz. Peygamber’in ehl-i beytine kimlerin dahil olduğu hususunda farklı görüşler vardır. Ehl-i sünnet âlimlerinin bir kısmına göre ehl-i beyt kapsamına sadece Hz.Peygamber’in hanımları dahildir. Diğerlerine göre Allah Rasûlü’nün eşleri, çocukları, torunları Hasan ve Hüseyin ile damadı Hz. Ali’dir. Şii âlimlere göre ehl-i beyt kapsamına Hz. Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin girer.
Ehl-i beyte mensup olanların vasıfları da tartışma konusu olmuştur. Sünnî alimlere göre ehl-i beyt mensupları, Hz.Peygamber’in neslinden gelme şerefini taşımaktadırlar. Ancak hata ve günah işlemekten korunmuş değildirler. Çünkü ismet sıfatı sadece peygamberlere mahsustur. Gaybı bilmezler. Onlar da diğer insanlar gibi ilâhî emirlere uydukları takdirde, Allah nezdinde değer kazanırlar; aksi halde Hz. Nuh’un oğlu, Hz. Lut’un hanımı ve Hz. Muhammed’in amcası örneklerinde olduğu gibi peygamber soyundan olmaları kendilerine bir üstünlük sağlamaz. Şii âlimlerine göre; ehl-i beyt” mensupları günah işlemekten korunmuştur. Allah, her türlü hatayı onlardan giderip yerine doğruyu ve hakikâtı ikâme etmiştir. Hz. Ali ve onun soyundan gelen onbir imam Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberlere verilen ilme sahiptirler. Ehl-i beyt tabiri, Alevilik ve Bektaşiliğin yanı sıra Mevleviyye, Rufaiyye ve Kâdiriyye gibi Sünnî tarikatlarda da Şia’nın tasvir ettiği mânâda anlaşılmıştır. (DİB Kavramlar Sözlüğü)

NAKİBÜL EŞRAF

Osmanlı da Seyyid ve Şerif`in doğum ve ölüm kayıtlarını tutan kişilere“Nakibül-Eşraf“, bu işi yapan müesseselere de „Nakibül-Eşraflık deniliyordu.(İslami Bilgiler Ansk.C.1,Sh.317)

Hazret-i Fâtımâ ile Hz. Ali’nin evlâdından Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere seyyid; Hz. Hasan’ın soyundan gelenlere şerîf denir. Evlâd-ı Resûl olan bu kıymetli insanlara Abbâsîler, Memlûkler gibi İslâm devletlerinde hürmet gösterilirdi. Osmanlı Devletinde de gösterilen hürmetin yanında, onlara âit işleri görmek için vazîfeli memur tâyin edilmiştir. Nakîbüleşrâf adı verilen ve sâdâttan (seyid ve şerîflerden) seçilen bu memûr, Peygamber Efendimizin torunlarının işlerine bakar, neseplerini kayd ve zapteder, doğumlarını ve vefâtlarını deftere geçirir, onları âdî işlere ve şânlarına uygun olmayan sanatlara girmekten men ederdi.
Osmanlı sultanları, Osmanlı topraklarına gelen seyyid ve şerîflere, başka memleketlerde misli görülmeyen bir sevgi ve saygı gösterirlerdi. Onların râhat ve huzur içinde yaşamaları için gereken her türlü hizmeti yaparlardı. Onları her çeşit vergiden muâf tutarak, bunları belgeleyen birer berât verirlerdi.

Osmanlı Devletinde Nakîbüleşrâf olarak ilk tâyin edilen zât, Emîr Sultan’ın talebelerinden olan Seyyid Ali Natta bin Muhammed’dir. Seyyid Ali Natta, Yıldırım Bâyezîd Han zamânında, devlet dâhilindeki sâdâtın (seyyidlerin ve şerîflerin) Osmanlı Devletiyle münâsebetlerini temine başlamıştır. Tâyin berâtı ile birlikte bu zâta Bursa’daki İshâkiye Zâviyesi vakfının idâreciliği de verilmiş ve bu vazîfenin evlâtlarına intikâli şart olarak, berâtta belirtilmiştir. Seyyid Ali Natta’nın vefâtından sonra yerine Seyyid Zeynelâbidîn tâyin edildi.

Nakîbüleşrâflık müessesesi ilmiye sınıfından olmakla berâber, tâyinler on yedinci asırda mutlaka yüksek dereceli ulemâdan olmazdı. Bu asırdan îtibâren seyyid ve şerîf olup da, İstanbul kâdısı veya kazasker olanlardan emekliye ayrılan zâtlar, nakîbüleşrâf tâyin edilmeye başlandı. Bu makâmda kalmanın muayyen bir süresi olmadığından, tâyin edilenler uzun müddet vazîfe yaparlardı. Nakîbüleşrâflık vazîfesine yeni tâyin edilecek olan zât, Paşa Kapısına yâni Bâb-ı âlîye dâvet edilir, burada Sadrâzam tarafından ayakta karşılanır, kahve, gülsuyu ve buhûr ikrâm edildikten sonra, samur erkân kürkü giydirilerek, memuriyeti îlân edilir ve berâtı kendisine takdim edilirdi.

Nakîbüleşrâfın resmî kıyâfetleri kazaskerlerin kıyâfetinin aynısı olup, sarıkları farklı idi. Kazaskerler örf denilen sarığı, nakîbüleşrâflar ise küçük tepeli denilen sarığı sararlar, sâdâtta yeşil renkli tülbentle sararlardı. Seyyid ve şerîfler ise, halk arasında belli olmaları ve gerekli hürmetin gösterilmesi için, kıyâfet olarak yeşil sarık sarar ve yeşil cübbe giyerlerdi. Bu usûl ilk defâ Hârun Reşîd ve oğlu halîfe Me’mûn zamânında âdet olmuştu. Zamanla unutulmuşsa da Türk-Memlûk Sultanlarından Melik Eşref Şâban, sâdâtın gerekli hürmeti görmesini temin için yeniden yeşil sarık sarmalarını istemiştir. Yeşil sarık ve cübbe anânesi Osmanlı Devletinde de devâm etti. Osmanlılar seyyidlerin başlarına sardığı yeşil sarığa “emir sarığı” ismini vermişlerdir. Osmanlı Devletinde sâdâttan biri şeyhülislâm olursa, ancak o zaman yeşil sarığını çıkarıp şeyhülislâmlık makâmına mahsûs beyaz sarık sararlardı.

Nakîbüleşrâfların resmî dâireleri, kendi konaklarında bulunur, maiyetinde çalışanlar da bu konaklarda hizmet ederlerdi. Taşrada da yine sâdâttan olmak üzere, nakîbüleşrâf kaymakamları, seyyid ve şerîflerin isimlerini ihtivâ eden defterler tutarlardı. Merkezde ve taşrada tutulan bu defterlere Secere-i Tayyibe defteri denilirdi. Buraya bütün seyyidlerin ve şerîflerin isimleri Peygamber efendimize kadar silsileleri, evlâdı, ahfâdı, ikâmetgâhları kaydedilirdi.

İstanbul’da nakîbüleşrâftan sonra en yüksek rütbe alemdârlık idi. Vazîfeleri, sefere çıkılacağı zaman, pâdişâh tarafından nakîbüleşrâfa teslim edilen sancak-ı şerîfin taşınması idi. Pâdişâh sefere gittiğine, nakîb efendi, berâberinde seyyid ve şerîfleri de götürürdü. Sefer sırasında nakîbüleşrâf Sancak-ı şerîfin dibinde yürürdü. Savaş sırasında seyyid ve şerîfler Sancak-ı şerîf altında tekbîr ve salevât-ı şerîfe getirirlerdi.

Nakîbüleşrâflar, yaptıkları kıymetli hizmet dolayısı ile iltifât görürlerdi. Pâdişâhlar tarafından kendilerine yazılan ferman ve berâtlarda, makâmlarına ve yaptıkları hizmetlerin üstünlüğüne uygun tâzim ifâdeleri kullanılırdı. Onlara sikâyet, yâni zemzem dağıtma vazîfesi ve dîvân-ı mezâlim, yâni adâlet dîvânı reisliği gibi yüksek memûriyetler verilirdi.

11

Temmuz
2012

AİLE NASİHATLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  371 Kez Okundu

ÖRNEK ANNE VE ÇOCUKLAR
Bir anne, çocuklarını toplayıp o gün ne yaptıklarını, ne iyilik ettiklerini çocuklarından sorardı.Bir akşam çocukların büyükleri, ne yaptıklarını birer birer söylerler.Sıra Gülsüm ile Gülizar adında iki küçük kız çocuğuna sıra gelir.
Gülsüm derki;Anneciğim,arkadaşlarımdan biri, derslerine pek iyi bildiği için sınıfımızın birincisi diye öğretmenimiz tarafından övüldü.Bende hemen koşup onu kucakladım. Oda sevinerek bana: Sevgili arkadaşım ne güzel duygun varmış dedim. Gülizar da dediki; Bu gün yanımda bir arkadaşım oturuyordu.Kardeşi bir kaç gün önce ölmüştü.Ağlayarak dersini ezberliyordu.Ona bakarak bakarak bende ağladım.Ben de dedim ki:Kardeşin öldü ise beni kardeş bil.O da başını kaldırıp beni kucaklayarak bana bir iyilik ettin dedi.Bilmem ne yaptım ki o bana öyle söyledi. Anneleri bunları işitince çok memnun oldu.Önce Gülsüme aferin kızım , yanındakı kızın derste seni geçmiş olduğuna görerek ona hased etmeyip sevinmiş olduğun için kat kat aferin.Sonra Gülizara dönüp ; aferin kızım sana aferin.Çünkü o arkadaşınla beraber ağlamakla güzel bir vazife yapmışsın.Zira sevinenler ile sevinmek, kederlenenlerle kederlenmek insan için bir vazifedir.Muhtaç olanlara yardım etmek elinizden, dilinizden gelmezse bari arkadaşlarınızın sevinçleri ile sevinip kederleri ile de kederlenmek kalb sevginizi beyan ettiniz diyerek ikisine de iyilikte bulunmalarını nasihat etti.

 

ÖRNEK ANNE ve ÖRNEK KIZLARI
Cemile adında bir kadın vardı.Cemal ve Kemal isminde iki erkek , Nesibe Ve Necibe isminde de iki kız çocuğu vardı.Cemile hanım, bir gün hepsini gezdirmeye götürür.Bahçeye girer, gezerler.Cemal gayet zeki bir çocuktu.Çiçekler içinden en ziyade beğendiği, gül idi.Hemşirelerine göstererek:Şu çiçeklerin içinde en güzeli gül değil mi? diye sordu.Necibe de: Şu Zanbak da güzellikte ondan aşağı kalmaz zannederim diye fikir beyan etti.Nesibe ise:Menekşeyi de unutmayın; zira oda güzellikte diğer çiçeklerden iyidir, sözünü söyledi. Kemal de : Evet, diğer çiçeklerin hiçbiri bunlar kadar güzel değildir: Hele şu zanbağı hepsinden evvel açıldığı, bizi eğlendirdiği için- pek ziyade severim, bak ne kadar güzel, bizim….. bahçedeki çiçeklere benziyorlar diye onların sözlerini tasdik etti.
Anneleri Cemile hanım, çocukların konuşmalarını işitince hoşlandı. Onlara dedi ki;Aferin çocuklarım, sizin beğenip sevdiğiniz çiçekler, cidden pek güzeldir.Onların herbiri, iyiliğe, fazilete birer örnektir.
Zanbak iffete, menekşe ismete, gül de hicabe misaldir.Dikkat ediniz ki:İffetde, ismetde, hicabda onlar gibi güzel güzel olasınız.Eğer bunlar lekeli, çamurlu olsalardı böyle sevecekmiydiniz?Elbette sevmezdiniz.Bunun gibi siz de tertemiz olup iffet ve ısmetinizi lekelemezseniz sizi de herkes sever.Bundan başka bu çiçekler, lisan-i hal ile size derler, ki:Bizi güzelliğimiz için sevip tahsin eylediğiniz gibi Cenab-ı Hakka, iyi adamlara ve her iyi şeye muhabbet etmeli, medh u sena eylemelisiniz. Siz de bizim gibi sevimli olursunuz, sizi de herkes sever, hem medheder.

BİR ANNENİN EVLENECK KIZINA NASİHATI
İslâm Kadın Alimelerinden Ve Ahlakcılarından Ümame, Kızına izdivaç Yapacağı Zaman Şöyle Nasihatte Bulunmuştur:- Bak yavrum! Öğüt vermek, yani bir insana hayırlı yolu göstermek, eğer o kimsenin edebli ve terbiyeli olması ile veya büyük adam evladından olarak herkesin yanında makbul ve haysiyetli bulunmasıyla terkedilmiş olaydı, ben de sana nasihat etmeye ihtiyaç görmezdim; lakin, öyle olmayıp nasihat, bilenin tekrar hatırına gelmesine, bilmeyenin de yeniden öğrenip, bilgi sahibi olmasına sebeb olacağından herkes hakkında faydalı ve lüzumludur.
Kızım! Bir kız ana ve babasının zenginliği halinde kocaya varmayacak olsaydı, sen asla kocaya varmaya muhtaç olmazdın. lakin öyle değil, erkekler bizim için yaratıldığı gibi, biz de onlar için yaratılmışızdır.
Kızım! Sen artık büyüyüp, yetişmiş olduğun yerden, gezip yürüdüğün yuvadan çıkıp bilmediğin bir yuvaya girecek ve şimdiye kadar konuşup, görüşmediğin bir hayat arkadaşı ile karşılaşacaksın! Sen ona tam bir sadakat göster ki, o da sana olanca sevgisiyle bağlansın. Şimdi, sana on tane nasihat vereceğim. Bunları iyice aklında tutar, sırası geldikçe aynen takbik edersen, güzelce geçinirsiniz, aranız asla bozulmaz.
BİRİNCİSİ: Haline razı ol! Yani, kocan yenilecek ve giyileceğe dair her ne alır, getirirse kabul et. Zira, kalb rahatlığının ilk yolu kanaattir.
İKİNCİSİ: Dinlediğin sözlerine itaat ederek konuş, itiraz ve isyan ederek hürmet ve itaatte kusur etme. Anlaşma ve itaat ile yapılan sohbetlerden Allahü Teala razı olur.
ÜÇÜNCÜSÜ: Efendinin göreceği yerlere dikkat ve ehemmiyet ver, sakın çirkin bir şey gözüne çarpmasın.
DÖRDÜNCÜSÜ: Kokusu olabilecek yerleri kolla, daima güzel kokulu durmasını temin et, burnuna kötü koku gitmesin. Şunu unutma ki, güzellik ve temizlik getiren nesnelerin en iyisi ve alası su’dur.
BEŞİNCİSİ: Yemek saatini iyi tesbit et, istediği anda hemen hazır bulundur.
ALTINCISI: Uyuyacağı vakti geciktirme. Adeti ne zamansa o zamanda yemeğini ve yatağını hazırla. Zira açlık insanı huysuzlandırdığı gibi, uykusuzluk da asîleştirir, geçiminizin bozulmasına sebeb olur.
YEDİNCİSİ: Mal ve eşyasını muhafaza etmekte titizlik göster. Çünkü mal muhafaza etmek, işbilmekten doğar.
SEKİZİNCİSİ: Akraba ve yakınlarına hürmette kusur etme. Kocanın hısım-akrabasına hürmet etmek de iyi idare ve tedbirli olmaktan ileri gelir.
DOKUZUNCUSU: Efendinin, haberdar olduğun sırlarını sakın kimseye duyurma, Eğer duyuracak olursan itimadını kaybeder, sen de ondan emin olamazsın.
ONUNCUSU: Dine muhalif olmayan isteklerini yerine getirmekte ihmal gösterme. Emirlerini yerine getirmekte ihmal gösterirsen, darıltıp, kendine düşman etmekten başka bir şey kazanamazsın. O kederli olduğu zaman, sen neş’eli olmaktan, o neş’eli olduğu vakit sen hüzünlü görünmekten çekin! Zira onun üzüntülü zamanında senin n

ANADOLU KADINININ KIZINA NASİHATI
Anadolu kadını gelin kızına verdiği nasihatta:
Gel benim sırma saçlı, hilal kaşlı, helalinden emzirdiğim güzel kızım!İyilikten yana bülbül kızm, kocanın sofrasına aş, sevincine eş, hüznüne kardeş ol.İki bedende bir can olun, saadeti Hakka uymakta bulun, diye nasihat eder. ANNENİN MEKTUBU VE KINALI ELLER
Çanakkale savaşına katılan Yozgatlı Kınalı Hasan , yeni erleri denetleyen Üsteğmen Sırrı Bey, genç Hasanın ellerinin kınalı olduğuna görüp ona takılır.Komatanı derki; Hasan hiç erkek adam eline kına yakar mı? elleri kınalı Hasan, bilmiyorum komutanım anam yakmıştı? Komutanı der ki; o zaman neden ellerine kına yaktığını annenden sor öğren.Elleri kınalı Hasan annesine mektup yazar, neden ellerine kına yaktığının sebebini öğrenmek ister.Annesi, oğlu Hasana mektubunda neden ellerini kınaladığını açıklar, derki oğlum aslanım sen bu yaşa gelinceye kadar bu vatanın ekmeğini yedin suyunu içtin artık bu vatana borcunu ödeme vaktin geldi.Sen babanın,benim, kardeşlerinin bu vatana bir kurbanısın.Oğlum söyle komutanına bizim buralarda kurbanlık diye ayrılan koyunlar kınalanır.Bende seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım onun için ellerini kınaladım.Komutanına mektubu okuyamadan şehit olan Kınalı Hasanın üzerinden annesinin mektubu ile bitmemiş bir şiir yazmıştır:
Anam yakmış kınayı, adak diye
Bende vatan için kurban doğmuşum,
Anamdan Allaha, son bir hediye,
Kumandanım ! Ben İsmail doğmuşum.
Evet…Anadolu da 3 şeye kına yakılır:
1-Gelinlik kıza,gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye.
2-Kurbanlık koça, Allaha kurban olsun diye,
3-Askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsun diye.

BABANIN OĞLUNA NASIHATI
Bir baba evlenmek üzere olan ogluna su tavsiyelerde bulunur.
“Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum” demis.Mutfagi ve yemek yapmayi bilmeyen delikanli “Olur” demis çekine ,çekine.Baba, ocaga ayni büyüklükte üç kap koymus, hepsini suyla doldurup üçünün de altini yakmis.
“Simdi, istedigim her seyden iki tane vereceksin bana” demis ogluna.
Sirasiyla havuç, yumurta ve kavrulmamis kahve çekirdegi istemis…
Oglu hepsinden ikiser tane vermis babasina.Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayi ikinci kaba ve iki kavrulmamis kahve çekirdegini üçüncü kaba koymus.
Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmis.
Daha sonra kaplari indirip yemek masasina buyur etmis oglunu.
Yemek masasinda üç tabak duruyormus.Kaplarda kaynayan havuçlari, yumurtalari ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerlestirmis.
Sonra ogluna dönüp sormus: “Ne görüyorsun?”Oglu düsünürken açiklamaya baslamis.”Havuçlar haslandikça aslini kaybedip yumusamis.
Yumurtalar görünüste bastaki gibi sert duruyorlar ama içleri katilasmis.
Kahve taneleri ise oldugu gibi duruyor, basta neyseler sonunda da öyleler.. ”
Sonra asil tavsiyesine sira gelmis: “Evlilikte ask ve sefkat birlikte olmalidir.
Asksiz bir evlilikte her iki es de su gördügün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.
Sefkatsiz bir evlilikte ise esler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, su gördügün yumurtalar gibi içten içe katilasirlar, birbirlerinden uzaklasirlar.
Askin da sefkatin de oldugu bir evlilikte ise,sartlar ne olursa olsun, esler tipki su kahve taneleri gibi, birbirlerinin yaninda kalirlar, kendi kisiliklerini yitirmezler.
Kahve tanelerinin tekrar kaynatilmaya hazir olmalari gibi, onlar da birbirleriyle bas basa uzun yillar geçirmeye isteklidirler.
Oglu aldigi bu dersten tatmin olmusa benziyordu.
“Asil ders bu degil!” dedi baba.Oglunun elinden tuttu, ocagin üzerinde biraktigi kaplarin içinde kalan sulari gösterdi” Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak… Ikisinde de bir tat yok ”
Kahve çekirdeklerini çikardigi kaptaki suyu yavasça bir fincana bosaltti.
Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincani ogluna uzatti” Içmek istersin herhalde” dedi.
Oglu kahvesini yudumlarken konusmasini sürdürdü.”Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eslerin paylastigi yuva da iste böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici.
Baska herkesin fincanina koyup yudumlayacagi taze kahve gibi…
Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine askla ve sefkatle davranarak hayata kendi tatlarini, kokularini ve renklerini katmayi basarirlar.”
Kahve taneleri gibi olabilecegimiz bir yaşam geçirmeniz dilegiyle

BABALARDAN ÇOCUKLARA NASİHAT
Hz. Adem’den oğlu Hz. Şît’e (r.anhüma): “Ey Şît! Dünyaya gönül bağlama. Her işin sonuna bakıp neticesinin nereye varacağını düşün. Bir işe başlayacağın zaman kalbine sıkıntı gelirse o işi bırak yapma ve hayatın boyunca sürekli danışarak iş yap.
Allah Resulü’den (sas), Hz. Fatıma’ya (r.anha): “Ey kızım! nefsini su ile pak eyle, lisanınla Rabbini zikreyle ki erkeğin sana baktığı zaman ferahlansın. Gözlerini de sürmele, zira sürme kadınların ziynetidir. Ey Fatıma! Allah katında kabul edilen ibadetler yap. Çünkü kıyamet gününde ben de seni Allah’ın azabından kurtaramam.”
Hz. Ali (ra): Ey oğul! Her şeyden önce Allah’tan kork. Bütün emirlerini yerine getir. Onu anmakla kalbini yaşat. İpine sımsıkı sarıl. Cimri ile arkadaş olmaktan sakın. Çünkü o kendisine en fazla ihtiyaç duyduğun anda senden uzaklaşır. Fasıkla arkadaş olmaktan sakın. Çünkü o, çok değersiz şeye seni satar.
Abdülkadir Geylani (ra): “Ey evlat! Önce nefsine öğüt ver. Onu yola getir. Sonra başkalarını, senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var. Gözlerin bir adım ötesini görmüyor. Körleri neyinle yola getirmek sevdasındasın.”
Lokman Hekim (as): “Ey oğulcuğum! İnsanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez. Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt, çünkü seslerin en çirkini elbette merkeplerin sesidir. (Lokman Suresi/17-19)
İmam-ı Gazali (ks): “Ey oğul! Bilmediklerini öğrenmek istiyorsan, ilk önce bildiklerinle amel etmelisin. Allah vergilerinin en hayırlısı akıl ve ilim olduğu gibi, musibetlerin en kötüsü de ahmaklık ve cehalettir.”
Mevlânâ Celaleddin Rûmi (ks): Ey oğul! Eğer düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istiyorsan, kırk gün onun iyiliğini ve hayrını söyle. Göreceksin ki o düşman, senin en yakın dostun olacaktır. Çünkü gönülden dile, dilden de gönüle yol vardır.
İbrahim Edhem (ks): “Ey oğul! Vakitlerin en şereflisi olan gençlik çağı, amellerin en faziletlisi olanlar için harcanmalıdır. İşbu ameller mukaddes yüce Hakk’ın ibadet ve taatidir.
Şeyh Edebali (ks): “Ey oğul! Caniler arasında alime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı!.. Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.”

HOCANIN TALEBESİNE NASİHATI
1656-1734 yılları arasında yaşamış ve ömrünü medreselerde ve ilim meclislerinde geçirmiş ülkemizin büyük âlimleri arasında anılagelen Hoca Fakirullah isminde bir zat vardır. Bu zat Siirt/Tillo’da ömrünü geçirmiştir. Hoca Fakirullah hazretleri aynı zamanda Doğu Anadolumuzda yetişen ünü dünyaya yayılmış olan büyük alim Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin (1703-1781) de hocasıdır.
Şimdi sizlere Hoca Fakirullah hazretlerinin Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ne (Allah c.c. her ikisinden de razı olsun) yaptığı nasihatlerden bir bölümünü istifadenize sunuyorum. O, şöyle dedi:
• Ey Molla (talebem) İbrahim Hakkı, Allah-u Teâlâ’ya bütün arzularını sana vermesi için yalvardım. Allah-u Teâlâ’nın, bütün maksatlarına kavuşturacağını ümit ederim.
• Tevekkül etmek,
• Teslim olmak,
• Sabretmek,
• Rıza göstermek, Allah (c.c.)’a varan yolun esaslarıdır.
• Sabrın başlangıcı çok acı, sonu bal gibi tatlıdır.
• Allah-u Teâlâ’dan râzı olandan Allah (c.c.) râzı olur. Kazâya rıza, evliyanın (Allah dostunun) şânındandır.
• Sevgiliden gelen sıkıntı bahşiştir. Bahşişi kabul etmemek hatadır.
• Allah (c.c.) bir kulun mârifet sahibi olmasını isterse, kendi nûrunu o kulunun kalbine koyar ve kul o nur ile Rabbini tanır.
• İbadetlerin en üstünü, Müslümanlara din ilmi öğretmektir. İlimlerin en üstünü de namaz ilmidir. Çünkü o, mü’minin mirâcıdır. Sen farzları vaktinde, sünnetleri ile birlikte kıl. Mümkünse cemaati kaçırma.
• Netice, hep hayrı ve iyiliği tavsiye etmek, insanlarla iyi geçinmek, Yaratana gerçek kul olabilmektir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri hocasının bu nasihatlarını tutmuş olmalı ki, günümüzde yazdığı eserleri hâlâ tazeliğini koruyor. “Marifetname”sinin bulunmadığı hemen hemen hiçbir Müslüman evi yoktur. Eserleri okundukça hem kendisine hem de hocalarına sadaka-i câriye nehirleri gürül gürül akıyor. Böyle biri olabilmek Allah’ın kuluna en büyük lütuflarından biridir.
Âlimlerimizin eserleri okuyanlara hep birer nasihat oluyor.
İnsanın her zaman nasihate ihtiyacı vardır. Nasihatsız kalan helâke sürüklenir. İnsanoğlu nisyan (unutmak) ile mâlüldür. Çabuk unutur. İşte bundan dolayı sık sık nasihat edilmelidir. Âdem (a.s.) cennette yüce Mevlâmız’ın tenbihini unutması, bizim ise haydi haydi unutup hak yoldan sapabileceğimizi ifade eder. Bunun için hakikatleri sık sık tekrarlıyarak anlatmak zorundayız. Hatta birbirimize tenbihlerimizi duyurabilmek için zeminler hazırlayıp fırsatlar kollamalıyız. Bunun için ücret talep etmek, menfaatlenmeden bilgiyi ketmetmek Allah (c.c.)’nün gadabına sebep olur. Böyle bir hâl hem insanı hem de insanlığı helâke götürür.

DÜNYANIN ÄNSANLARA NASÄHATI
Üzerimde ; gezip dolaşıyorsun!
İçimde ; hareket edemeyeceksin!
Üzerimde ; günah işlersin!
İçimde ; hesap vereceksin!
Üzerimde ; gülüyorsun!
İçimde ; ağlayacaksın!
Üzerimde ; neşelenirsin!
İçimde ; mahzun olacaksın!
Üzerimde ; mal topluyorsun!
İçimde ; pişman olacaksın!
Üzerimde ; haram yiyorsun!
İçimde ; kurtlar seni yiyecek!
Üzerimde ; hile yapıyorsun!
İçimde ; zelil olacaksın!
Üzerimde ; sevinçlisin!
İçimde ; üzüntüye düşersin!
Üzerimde ; ışıkta geziyorsun!
İçimde ; karanlığa düşersin!
Üzerimde ; herkesle berabersin!
İçimde ; yalnız kalacaksın
Şu 4 şeyin değerini ancak aşadaki 4 kimse bilebilir
1. Gençliğin değerini ancak yaşlılar bilir.
2. Huzurun değerini ancak bela çekenler bilir.
3. Sağlığın değerini ancak hastalar bilir.
4. Hayatın değerini ancak ölüler bilir.

11

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  252 Kez Okundu

- Yaş gününü kutlamak ve bir takım masraflar yapmak caiz midir?
– Gayr-ı müslimin kanını almak veya ona vermek caiz midir?
– Gayr-ı müslimlerin camiye bağışta bulunması caiz midir?
– Ehl-i kitabın kestiği yenir mi ?
– Saç; boyamak ve boyatmak caiz midir?
– Bilardo oynamanın dinimize göre hükmü nedir?
– Erkeklerin altın yüzükk ve altın takısı takınmaları caiz midir?
– Hz. Halid b. Velid’in Peygamber Efendimiz’in kesilen saçlarını uğur için taşıdığı ne derece doğrudur?

11

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  352 Kez Okundu

-Ramazan ayı neden Kuran ayıdır?

-Her ayetinde Allah yazılı sure hangi suredir?

- Kuranda mucize terimi yerine hangi kavramlar kullanılır?

-Oruç ne zaman farz  kılındı?

-Ensar, muhacir ve muhadramun  ne  demektir?

-İsrailoğulları hakkında kaç ayet indi?

-Hz.Hatice  validemiz  vefat  edince Peygamberimiz kiminle  evlendi?

-Peygamberimizin  halalarının isimleri  nelerdir?

-Hz.Peygamber t sav  amcası Ebu  Talibi kaybettiği yıla ne denir?

-Selef-i Salihin ne  demektir?

-İslamiyetin ilk yıllarında kıble yönü neresiydi?

-Yahudilik ve Hrıstiyanlık karışımı  dini hareketin adı nedir?

-Halid bin Velid kimdir?

-Boykot yıllarındamüslümanlar ne yedi ve  nasıl geçindiler?

-Kaç Peygamber gönderildi?

-Abdest ve  gusul abdesti nasıl alınır?

-Dini hitabet nedir?

-İtikadı  ve ameli düşünce  disiplinine ne d enir?

-Kuran-ı Kerim de  durak işaretlerinin  anlam ve isimleri?

-Kameri aylardan hangisi  bebek isimleri için uygundur?

-Çocuklar  ne  zaman   namaz kılmakala  mükelleftir?

-Ramazan ayında ilaç kullanmak  zorunda olan orucunu bozabilir mi?

-Ramazan ayında itikafa girmenin hükmü  nedir?

-Peygamberimizin   defni  nasıl  yapıldı?

-  Kasva  adlı  deve  hakkında  bilgi verirmisiniz?

-Bedir savaşında ilk şehit  sahabe  kimdir?

-Padişah  imzalarına  ne  denir?

 

 

11

Temmuz
2012

Sünnet Merasiminde Yapılacak Dua

Yazar: arafat  |  Kategori: FIKIH  |  Yorum: Yok   |  379 Kez Okundu
  • “Sünnet” (hıtan) erkeğin üreme organının ucundaki derinin kesilmesine denir. Sünnet olmak insanın fıtratının gereği (Buhâri, Libas, 62, 63; Müslim, Tahare, 16/49) ve peygamberimizin sünnetidir.

Sünnet, İslam’ın şiarı olduğu gibi, sağlık açısından birçok yararı da vardır.
Sünnet esnasında şöyle dua edilebilir;

Okunuşu: E’ûzü billâhi mineş-şeytânir-racîm.
El-hamdü lillâhi rabbi’l-‘âlemin.
Ves-salâtü ves-selâmü ‘alâ rasûlinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihî ve sahbihî ecma’în.
Bismillâhir-rahmânir-rahîm.
Rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ ve zürriyyâtinâ kurrate a’yunin vec’alnâ lil müttekîne imâmâ.
Allâhümmeksir mâlehû ve veledehû ve bârik lehû fî mâ a’taytehû.
Anlamı: “Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun. Peygamberimiz Hz. Muhammed’e âl ve ashabının hepsine salat ve selam olsun.
Kovulmuş şeşytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim Allah’ın adı ile.
Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” (Furkan/74)“Allahım bu kulunun evladını, malını ve ona verdiklerin mübarek eyle” (Buhârî, Deavat, 25)
Ya Rab! Peygamberimiz’in sünnet-i seniyyesine uyarak yavrusunu sünnet ettiren bu kardeşimizin amelini makbul, günahlarını mağfur eyle. Bu güzel sünnetin icrasını ve her hayırlı işini başarı ile tamamına erdir. Evladını kendisine, ailesine, yakınlarına, milletine, insanlığa hayırlı, faydalı eyle. Salih evlatlar olarak yetişmelerine yardım eyle.
Ya Rab! Sünneti gerçekleştirilen yavrumuza acı, elem ve ızdırap çektirme. Varsa ağrı ve elemlerini dindir. Onu lütfunla ve merhametinle sevindir, mesrur eyle. Sünnet olan evladımızı Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed’in nurlu ve kutlu yolundan ayırma. O’nun yüce ahlakından nasiplenerek, İslam ahlakı ile yetişmesini nesip eyle. Sünnet-i Seniyye’yi anlayarak, idrak etmeyi, iman-ı kâmil ile şereflenerek, dini gayret üzere bulunmayı lütfeyle. Cümlemizin yavrularını Kur’ân ve Sünnetin ışığından ve feyzinden hissedar eyle
Ya Rabbi! Bütün çocuklarımızı insani ve ahlaki güzelliklerle mücehhez olarak yetiştirmeyi ihsan eyle. Görünür görünmez kaza ve belalardan bütün çocuklarımızı koru. Zararlı alışkanlıklardan ve kötü emelli kimselerden bütün çocuklarımızı muhafaza eyle. Sevgi ile büyüyerek bütün insanlığın sıhhat ve esenliği için çalışan, çaba sarfeden birer yetişkin olmalarını lutfeyle. Âmin.

11

Temmuz
2012

BÜYÜK DUALAR-2

Yazar: arafat  |  Kategori: DUALAR  |  Yorum: Yok   |  764 Kez Okundu

Sıkıntı zamanlarında okunacak Dua:
Ey yalnızların, kendi başına kalmışların arkadaşı, ey umutsuzluğa düşmüşlerin yardımcıı, ey yoksulların sahibi, yey zayıfların gücü,ey fakirlerin hazinesi, ey gariplerin sığınağı, ey kudretinyalnız kendine mahsus olduğu, ey ihsaniyle tanınmış, keremi sonsuz Rabbim, Muhammed ce ali yüzü hürmetine sıkıntımı gider.
-Hastalıktan şifa bulmak için yapılacak dua:
Allahım, senden dünyada ve ahirette huzur ve sağlık isterim.Allahım senden, dinim, dünyam , çoluk çocuğum ve malım için af ve afiyet isterim.Allahım , ayıplarımı kapat, beni korktuklarımdan güvene kavuştur.Allahım, beni, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve başımdan gelecek her türlü hastalıklardan , kötülüklerden koru,altımdan gelecek bir kötülükle tuzağa düşürülmekten, yere vurulmaktan senin yücelüğine sığınırım. Allahım beni ilim ile zenginleştir, hilm ile süsle, takva ile kereme kavuştur,afiyetle güzelleştir.
-Berat Gecesi yapılacak Dua:
Ya Rabbi! cezandan affına sığınırım, gazabından rızana sığınırım, senden sana sığınırım, zatın yücedir, seni övmek için kelime bulamıyorum, sen kendini övdüğün gibisin.
-Sadaka verildiğinde yapılacak dua:
Rabbimiz bizden kabul buyur, sen işiten , bilenin.
-Her işin başında yapılacak Dua:
Rabbimiz, bize katından bir rahmet ver, bize işimizde doğruluk ver, Rabbim, göğsümü aç, işimi kolaylaştır.
-Recep ayında her gün okunacak dua:
Allahım Recep ve Şabanı bize mübarekeyle, bizi Ramazana yetiştir.
-Kadir Gecesi Yapılacak Dua:
Allahım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.
-Birisinin Ölüm Haberini duyunca yapılacak dua:
Biz Allah içiniz ve Ona döneceğiz.Allahım onu iyilik edenlerden yaz,kitabını yücelere koy, onun yerine hayırlı çocuklar bırak.Allahım onun sevabından bizi mahrum etme, ondan sonra bizi de fitneye düşürme, bizi de onu da affet.
-Yakın ölülerimizin dünyada yaşayanlara yaptıkları dua:
Peygamberimiz, amelleriniz ölmüş akraba ve yakınlarınıza gösterilir.Amelleriniz iyi olursa sevinirler, iyi olmazsa şöyle dua ederler;Allahım! Onları hidayete erdirmeden ruhlarını alma diye, diye dua ederler.
-Meleklerin Müminlere Duası:
Bir kimse namaada iken melekler şöyle dua ederler:Allahım onu mağfiret et, onu acı, diye dua ederler.
EyRabbimiz!Onları da , onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetleine koy.Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin.Onları kötülüklerden koru.Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun.İşte büyük başarıdır.(Mümin :8-9)
-Peygamberimizin vefatı esnasında yaptığı son dua:
Allahümme Refikıl A la:Ey Allahım, bana acı, bana merhamet et, beni yüce dostuna kovuştur, dedi ve vefat etti.
-Peygamberimiz şöyle dua etmişlerdir:
.Allahım, beni yargıla, beni esirge, bana hidayet et, bana afiyet ve rızık ihsan et.(sahih-i müslim, c.8, s.71)
.Allahım , senden hidayet, takva, iffet ve zenginlik(ihsan etmeni) dilerim.(ibn-İ m-Mace, C.2,S.1260)
.Allahım, dünyada ve ahirette senden sağlık ve afiyet dilerim.(a.g.e.c.2, s.1266)
.Allahım, sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet, günahlarımı bağışla. (a.g.e , c.2,s.1288)
.Allahım , ayrılıktan ve nifaktan ve kötü ahlaktan sana sığınırım.(Ebu Davud,c.2, s.93)
.Allahım , dört şeyden; faydasız ilimden, korkusuz kalpden, kötü ahlaktan sana sığınıyorum.(A.g. e.C.2,s.92)
.Allahım, işlediğim ve (henüz) işlemediğim şeylerin şerrinden sana sığınıyorum.(a.g.e.C.2,s.92
.Allahım, kalbimde nur, göümde nur, kulağımda nur, sağımda nur,solumda nur, üstümde nur,altımda nur, önümde nur, arkamda nur kıl, beni nur eyle.(Zübdetül-Buhari El.Terc. S.123)
-İstiğfarın,tövbenin büyüğü şöyle dua;
Allahım, sen benim Rabbimsin.Senden başka ibadete layık hiçbir şey yoktur.Sen beniyoktan varettin.ben senin kulunum.Sana verdiğim sözde gücümün yettiği kadar duruyorum. yaptığım günahların kötülüğünden sana sığınırım.Bana verdiğin nimetleri ikrar ederim, kusur ve kabahatlarimi de itiraf ederim.benim suçlarımı ört(bağışla), senden başka günahları bağışlayacak yoktur.(ancak sen varsın).Kim, bunu -iyice inanarak- gündüz okurda ölürse cennete gider.Kim geleleyin böyle yalvarıp da ölürse cennete gider.(A.g.e. S.977)
-Peygamber Efendimizin Son Duası:
Cebrail Aleyhisselam ile Azrail Aleyhisselam Peygamber evinin kapısındalar.Cebrail Aleyhisselam, içeriye girmek ve Allahın emrini yerine getirmek için izin istediğini bildirdi. İzin verildi.Sonsuzluk Nebisinin başları Hz.Aişenin göğsünde, gözlerini açtılar, tavana diktiler, şehadet parmaklarını kaldırdılar ve altı kere hecelediler;Allahümme fi refikıl ala=Allahım !BeniRefik-i Alaya ulaştır, dedi. Ve mübarek başları hareketsiz kaldı.

Can dayanmaz nare ya Resulallah,
Senden olur çare ya resulallah,
Ah edip inledim nice bin zaman,
Gönlüm pare pare ya resulallah
Kıtmır inim,kovma yüce kapından,
Hasretim didare ya resulallah.
SALAT VE SELAM ÜZERİNE OLSUN
YA RESULALLAH

-Cuma Duası:
Allahım!Beni sana yönelenlerin en iyisi,Sana yaklaşanların en yaklaşanı, beni Senden(dua edip) isteyen ve arzu edenlerin en iyisi ve en üstünü eyle.
-Kurban keserken okunacak dua:
Muhakkak ben, dinime bağlanarak gökleri ve yeri Yaratan Allaha yöneldim.Ben müşriklerden değilim.(Enam , 79)
-Sabah kalkınca okunacak dua:
Hamdolsun bizi öldükten sonra dirilten Allaha!Öldükten sonra diriltmek O nadir.Ona aittir, dönüş Onadır.
-Uykudan korkan kimsenin okuyacağı dua:
Allahım gazabından kullarının şerrinden, şeytanların her türlü şerrinden ve uğramalarından Allahın bütün kelimelerine sığınıyorum.(Ebu Davud,Tıb,Hadis No:3893)
-Güzel rüya görmek için okunacak dua:Allaha inanıyor,Allaha güveniyoruz.İşlerimizi Ona tevdi ediyoruz.Allah ne güzel vekildir.Ve Ondan başka güç ve kuvvet sahibi kimse yoktur.
-Erken kalkmak için okunacak dua:Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla.Ona ne uyku nede uyuklama tutmaz.Allahım!Gözlerimi uyandır, kalbimi aydınlat, bana çok uyku verme, gafletten kurtar Allahım.
-Yemek duası:
Euzü billahi mineş şeytanırracim
Bsmillahirrahmanirrahim.
Külu veşrebu vela türifü innehu la yuhibbul musrifin(Araf:31)
Nimeti celulullah
Bereketi halilullah
Şefaat Ya resülellah
Nasibu Devlet
Ölülerimize rahmet
Soframıza bereket
Allahumme zid vela tenkus
Bihurmetil-Fatiha
-Oruç ve iftar duas:
Allahım! senin rızan için oruç tuttum.Senin verdiğin rızıkla orucumu açtım.(Ebu davud,Hadis NO:2/265)
-Kabir Ziyaretinde okunacak dua:
Ey müminler diyarının halkı!Selam size.Bizlerde Allah dilediği an sizlere katılacağız.Allahtan kendimiz ve sizin için afiyet istiyorum.(İbn-iMace,Cenaiz,H.N:1547 )
-Bir ölüm haberi alınca okunacak dua:
Biz Allahtan geldik yine Ona dönecek ve elbette Rabbimize kavuşacağız.
-Derse çalışırken veya sınava girerken okunacak dua:
Besmeleden sonra;Rabbim! İlmimi ve anlayışımı artır ve beni salih kullara dahil eyle.Rabbi!Göğsümü aç, işimi kolaylaştır ve dilimdeki bağı çözki sözümü anlasınlar.Ya Hafız ya Rakıb, Ya Nasir, Ya allah, Rabbim! kolaylaştır, zorlaştırma;rabbim(işimi) hayırla tamama erdir.

-Dünya ve ahireti isteyen müminlerin duas:
Rabbimiz!Bize dünyada da nimet, iyilik ve güzellik ver, ahirette de nimet, iyilik ve güzellik ver, bizi ateş azbından koru! (Bakara,2/20)
-Ana -babaya Dua:
Rabbimiz! hesabın görüleceği gün, beni anamı-babamı ve müminleri bağışla!(İbrahim,14/41)
-Çocuklara Dua:
İbrahim Aleyhisselam çocukları ve gelecek nesilleri için yaptığı dua;rabbimiz, bizi sana teslim olanlar yap, neslimizdende sana teslim olan bir ümmet çıkar.(Bakara:2/128)
-Camiye girip çıkarken yapılacak Dua:
Rabbim!Günahımı affet, lütuf kapılarını bana aç.(Tirmizi,salat,231)
-Bereket Duası:
Allahım! onların ölçülerini,tartılarını, her türlü ticari iş ve işlemlerini mübarek ve bereketli kıl!(Buhari,bey,53)
-Anab- baba ve Müminlerin iyiliği için Dualar:
Allahım! Kulun ve peygamberin Muhammede merhamet eyle, mümin erkek ve kadınlara, müslüman erkek ve kadınlaara merhamet eyle.
-Zifafa giren kimsenin yapacağı dua:
Allahın adıyla!Allahım!Şeytanı bizden ve bize nasip edeceğin çocuktan uzaklaştır.(Buhari,nikah,66)
-Psikolojik sıkıntı içiçn yapılacak Dua:
Rahman ve rahim allahın adı ile.
hamd , alemlerin rabbi, allaha mahsustur.hesap ve ceza gününün(ahiret gününün) maliki.rahman,rahim,8Allahım9 yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.Bizi doğru yola ilet.Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna(ilet9, gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.(Fatiha suresi)

11

Temmuz
2012

KURAN VE HADİSLERDEN DUALAR

Yazar: arafat  |  Kategori: DUALAR  |  Yorum: Yok   |  421 Kez Okundu

-Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru!

- Ey Rabbimiz, bize çok sabır ver, Müslüman olarak canımızı al!

- Ey Rabbim, bana hikmet ver ve beni salihler arasına kat!

- Ey Rabbim, beni ve neslimi namazı devamlı kılanlardan eyle; duamızı kabul et, kıyamette hesab olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!

-Ya Rabbi, sana ve Resulüne itaat etmemizi ve bildirdiklerinle amel etmemizi nasip eyle!

 - Ya Rabbi, faydasız ilimden, makbul olmayan ibadetten ve kabul edilmeyen duadan, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım!

- Bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden muhafaza et, her işimizin sonunu güzel eyle, dünya sıkıntılarından ve ahiret azabından bizi koru!

- İşinde sebat eden, nimetine şükreden, ibadetini güzel yapan, doğru konuşanlardan eyle! Sıhhat, afiyet ve güzel ahlâk ver! Kaza ve kaderine rıza gösterenlerden eyle!

- Kusurlarımızı ört, korkulardan emin kıl ve borçlarımızı ödememizi nasip eyle!

 - Ölünceye kadar ibadet etmemizi, ömrümüzün hayırlı amellerle sona ermesini nasıp et ve Cennetini ihsan eyle!

Toplam 193 sayfa, 124. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030122123124125126130140150...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.