16

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/MEN BENDE-İ KUR’ANEM EGER CAN DAREM

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  388 Kez Okundu

MEN BENDE-İ KUR’ANEM EGER CAN DAREM
MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM
EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM
BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM

Bu canım var oldukça ben Kur’ana tutsağım
Muhammed Mustafanın yolundaki toprağım
Benden başkaca bir söz nakledenler olursa
Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım
                                                Mevlana Celaleddin-i Rumi

 

16

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/Medine Şehrinin İsimleri

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  506 Kez Okundu

Medine-i Münevvere’nin Kur’an-ı Kerim’de ve sahih hadislerde geçen isimleri şunlardır:
1- El-Medine: Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevi Araplara, Allah’ın Rasulü’nden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını düşünmeleri yakışmaz.)
2- Tâbe: Bu kelime, ya “tıyb (güzel kokudan)”dan gelmedir. Veya “tıybu’l ayş bihâ (ondaki hoş yaşantı)”dan, “hulûlu’t tıybi bihâ (iyiliğin ona inmesi)”nden veya alimlerin buna benzer zikrettiği sözlerden gelmektedir.
Câbir b. Semura radıyallahu anh’tan şu rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittim: “Allah Teâlâ Medine’yi “Tâbe” olarak isimlendirdi.”
3- Taybe: Bu şekilde isimlendirilmesinin nedeni, “Tâbe” olarak isimlendirilmesindeki neden gibidir. Çünkü iki kelimenin kökü aynıdır.
Fatıma binti Kays’tan rivayet edilen Cessâse hadisinde, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Bu Taybe’dir. Bu Taybe’dir. Bu Taybe’dir.”
4- Ed-Dâr: Burada kastedilen, “Dâru’l Hicra (Hicret Yurdu)”dur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Daha önceden ed-Dâr’ı (Medine’yi) yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler.) İbni Kesir rahimehullah şöyle der: “Allah Teâlâ daha sonra Ensar’ı överek; onların faziletini, şerefini, değerini, haset etmediklerini ve ihtiyaçları olmasına rağmen fedakarlık yaptıklarını açıklayarak şöyle buyurur: (Daha önceden ed-Dâr’ı (Medine’yi) yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler…) Yani, Hicret Yurdu’na Muhacirlerden önce yerleştiler ve onların bir çoğundan önce iman ettiler.
Medine-i Münevvere ile ilgili sahih hadislerde geçen ve bazı alimlerin Medine’nin isimleri arasında saydığı sıfatlar ise şunlardır.
 1- Ed-Dır’u'l Hasıyne: (Sağlam Zırh) Câbir b. Abdillah radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Rüyamda sağlam bir zırh (dır’un hasıyne) içinde olduğumu gördüm. Onu, Medine olarak yorumladım.”
2- Medhalu’s Sıdk: (Doğruluk Kapısı) İbni Abbas radıyallahu anhuma’dan, şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’de idi. Sonra, hicret etmesi emredildi ve kendisine şu ayet indirildi: (Ve şöyle de: “Rabbim! Gireceğim yere beni doğrulukla girdir ve çıkacağım yerden benim doğrulukla çıkmamı sağla! Bana senin tarafından hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver!”
Şehrin eski adı Yesrib olup, Hicretten sonra Resulullah (s.a.s) bu adı değiştirerek buraya Medine demiştir. Medine’nin kelime anlamı “şehir”dir. Ancak, bir yere nisbet edilmeksizin kullanıldığı zaman Medine şehri kastedilmiş olur. Medine kelimesi Kur’an-ı Kerim’de Mekkî ayetlerde “Medâin” şeklinde çoğul olarak geçen bir cins isimdir. Medenî âyetlerde ise, Yesrib’in yerine özel isim olarak kullanılmıştır (et-Tevbe, 9/101, 120; el-Ahzâb, 33/60; el-Münafıkûn, 63/8). Yesrib adı ise sadece bir yerde zikredilmektedir (el-Ahzâb, 33/13).
Bu şehrin asıl adı Medine olmakla birlikte, yine İslâmî devirde ortaya çıkmış, diğer bir takım isimleri de vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Tâbe, Tayyibe, Daru’l-İman, Daru’s-Sünne, Azra, Cabire, Mecbûre, Muhabbe, Mahbûbe, Kasime, Kasametul-Cabire, Yendede (Abdullah el-Endelusî, Muc’emu Ma İste’ceme, Beyrut 1983, IV, 1201, 1202).
Yemen’li iki kardeş kabile Evs ve Hazrec’lilerin buraya gelip yerleşmeleri Medine tarihinde yeni bir safha açmıştı. Rivayetlere göre, Ma’rib seddinin sel sularıyla yıkılmasından sonra, kuzeye doğru yapılan göçlerden birinde Evs ve Hazrec, münbit arazilerle çevrili Medine’ye yerleşmek istemişlerdi. Şehre hakim olan Yahudiler, onlara dış mahallelerde yerleşme izni vermişlerdi. Evs ve Hazrec Yemenli Harise b. Sa’lebe’nin oğulları olup, anneleri Kayle’ye nisbetle onlara Kayleoğulları da denilmekteydi. Zamanla güçlenen Evs ve Hazrec kabileleri Yahudilerin hâkimiyetine son vererek şehrin idaresini ele geçirdiler. Bu tarihten sonra Yahudiler, kendilerine oturma izni verilen Medine’nin dış mahallelerinde varlıklarını devam ettirebildiler.
Evs ve Hazrecliler iki kardeş kabile olmakla birlikte, Resulullah (s.a.s)’ın hicretine kadar devam eden büyük bir çatışma içerisinde idiler. Yahudi kabilelerin kimisi Evs ile kimisi de Hazrec ile ittifak kurmuş ve bu çatışmayı kızıştırarak uzun müddet sürmesine sebep olmuşlardı. Evs ile Hazrec’in sürtüşmesi Yahudilerin işlerini kolaylaştırdığı için onlar bu durumdan memnundular. Bununla birlikte Yahudi kabileler arasında da bir birlik yoktu. Evs ve Hazrec arasında çıkan kanlı savaşlara taraf oldukları da görülmektedir (İbnü’l-Esir, a.g.e., I, 658-687).
Yahudiler, Kitap ehli oldukları için putperest Medinelilere nazaran bilgili kimselerdirler. Onlar mağlup duruma düştükleri müşrik Araplara; “Bir peygamber gelmek üzeredir. O peygamber gelince ona tabi olacağız. İrem ve Ad kavimleri gibi kökünüzü kazıyacağız” derlerdi (Asım Köksal, İslâm Tarihi (Mekke Devri), İstanbul 1981, 374).
Resulullah (s.a.s)’ın işaret ettiği sınır, Uhud ile Ayr dağı arasında kalan bölgedir (Tecrid-i Sarih tercemesi, Ankara 1980, VI, 228).
Diğer bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: “Ben bir karyeye hicret etmekle emrolundum ki, o karye diğer bütün karyelere galip gelir. Bu karyeye Yesrib denilmektedir. O, Medine’dir. Demirci körüğünün demirin kirini giderdiği gibi, pis insanları giderir (dışına atar) ” (Buharî, Fedailu’l-Medine, 2).
Resulullah (s.a.s), Medine’yi çok severdi. Bir seferden döndüğü zaman Medine’yi uzaktan gördüğünde bineğini hızlandırırdı (Buharî, Fedailu’l-Medine, 10). Hz. Ömer (r.a)’ın yaptığı bir duada Sahabelerin Medine’ye olan sevgileri açık bir şekilde görülmektedir: Allah’ım! Beni senin yolunda şehit olmakla rızıklandır ve benim Ölümümü Resulünün şehrinde (Medine) kıl” (Buharî, Fediulu’l-Medine, 11).

16

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/MEDİNE’NİN HARAM İLAN EDİLMESİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  336 Kez Okundu

Mekke, Hz. İbrahim aleyhisselâm’dan bu yana haram ilan edilmiştir. Resûlullah da Medine’yi haram ilan etmiştir. Bir yerin haram ilan edilmesi demek, öncelikle ot, ağaç her çeşit bitkinin koparılıp kesilmesinin yasak edilmesi, yabanî hayvanlarının öldürülüp avlanmasının yasaklanması demektir. Mukaddes beldeler için düşünülmüş olan bu tarihî tatbikat, günümüzde “millî park”, “yeşil kuşak”, “yeşil saha” gibi farklı telakkilerle daha yaygın bir şekilde gündeme gelmiş ve uygulanmaya konmaya başlamıştır. Bu durum, tarihî tatbikatın aktualite kazanmasına ve gündeme gelmesine sebep olmuştur.

Enes’ten gelen rivayete göre, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Hayber seferinden dönerken, Medine’ye yaklaşınca, şehre işaret ederek: “Yâ Rabbi! Hz. İbrahim’in Mekke’yi haram kıldığı gibi, ben de Medine’yi haram kıldım. Onun iki kayalığı arası haramdır, ağaçları kesilemez, hayvanları avlanamaz, otu yolunamaz, ağaçlarının yaprağı silkilemez…” der. Hadis muhtelif vecihleri (varyantları) çerçevesinde çok daha uzun olmakla beraber, bizi alâkadar eden kısmı, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in, Medine’nin civarında belli bir sahayı haram ilân ederek, “hayvanlarını öldürmekten, otunu yolmaktan, ağaçlarını kesmekten ve hattâ yapraklarını koparmaktan” Müslümanları men etmiş olmasıdır.

Buharî’nin rivayetinde haram (yasak) ilân edilen bu yerler hususu oldukça mübhemdir. En açık ifâde “iki siyah kayalık (harrateyn) arası” tâbiridir. Bu haram bölge, Ebû Dâvud’un bir rivayetinde “Air dağı ile Sevr dağı arası” diye tayin edilir. Müslim’in Ebû Hüreyre’den yaptığı bir rivayette “Medine’nin etrafında oniki millik bir kısmı koruluk (Himâ) kıldı” denir ki, bu, Adiyy İbni Zeyd’in “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Medine’nin her cihetinden bir berîdlik sahayı koruluk (haram) bölge ilân etti” .Rivâyetler bu bölgenin ana sınırlarını belirtecek sarâhati hâizdir. Müteakip haritada görüldüğü üzere, kuzeyde Sevr, güneyde Air dağları ile, doğuda Lâbetu Şarkiyye (Harratu Vâkım), batıda Lâbetu Garbiyye (Harratu’l-Vebere) dağları ile sınırlanmaktadır.

“Medine, Air ve Sevr dağları arasında kalan kısımlarıyla haramdır. Orada kim bir yasak işlerse veya işleyeni himâye ederse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah, kıyamet gününde, onun ne tevbesini ve ne de fidyesini (ne farzlarını, ne de nafilelerini) kabul eder.”

-” “Kim evinden çıkıp Kuba mescidine gelir ve orada iki rek’at namaz kılarsa bu ona bir umreye bedel olur.” (Nesaî, Mesacid 9, (2, 37).)

-  ”Uhud öyle bir dağdır ki biz onu severiz, o da bizi sever.” (Buhârî, Cihad 71)

-İmam Mâlik’ten nakledildiğine göre, şöyle demiştir: “Medine’ye giden hiç kimseye, en az iki rekat namaz kılmadan Mu’arras’ı geçmesi muvafık olmaz. Çünkü bana ulaştığına göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), orada gecelemiştir. Orası Medine’ye altı mil mesafededir.” (Ebû Dâvud Menâsik 100, )

 

 

 

16

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/MESCİD-İ NEBİ İNŞASI

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  321 Kez Okundu

Mescid-i Nebî ve Hâne-i Saâdet’in İnşâsı
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîne’ye teşrîflerinde Neccâroğulları’nın evleri hizâsına gelince, devesi Kavsâ, mescidin yapılacağı yere çökmüştü. Bu arsa o zaman Neccâroğulları’ndan Sehl ve Süheyl ismindeki iki yetim gence âit hurma kurutma yeri idi. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kasvâ’nın üzerinden inmiş ve:
“–İnşâallâh menzil burasıdır!” buyurmuştu. Daha sonra:
“–Bu arsa kimin?” diye sorduğunda Muâz bin Afrâ -radıyallâhu anh-:
“–Yâ Rasûlallâh! Amr’ın oğulları Sehl ve Süheyl’indir!” demişti. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onları çağırarak bu yeri onlardan satın almak istedi:
“–Bu arsanızın bedelini bana söyleyiniz?” buyurdu.
Gençler:
“–Hayır yâ Rasûlallâh! Biz orayı Sana hediye ederiz! Vallâhi biz onun bedelini Allâh’tan başkasından istemeyiz!” dediler.
Peygamber Efendimiz onların arsayı hediye etmelerine râzı olmadı, ücretini vererek satın aldı. (1)
Arsada müşriklerin kabirleri, oyuk, tümsek yerler ve hurma ağaçları bulunuyordu. Allâh Rasûlü emir buyurdu, müşriklerin kabirleri açılarak, kemikleri başka bir yere nakledildi, harap yerler düzeltildi ve hurmalar kesildi.

Daha sonra Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kerpiç kesilip hazırlanmasını istedi.
Mescidin inşâsında Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ashâbıyla birlikte kerpiç taşıyor, bir yandan da:
«Bu yük Hayber yükü değildir. Bu, Rabbimize karşı icrâ edilen en iyi ve en temiz bir iştir.»diyordu. (2)
Peygamber Efendimiz bu sözleriyle; taşımakta oldukları yükün dünyevî bir menfaat için olmadığını, insanların Hayber’den ticâret gâyesiyle getirdikleri hurma ve kuru üzüm gibi maddî metâlardan daha hayırlı ve hoş olduğunu ifâde buyuruyordu.
Toprak taşıyan bir adam, Âlemlerin Efendisi’ne rastlayınca O’na:
«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Müsâade buyrun, kerpicinizi ben taşıyayım!» dedi. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- ise cevâben:
«–Sen git, başka bir tane al! Zîrâ sen Allâh’a benden daha çok muhtaç değilsin!» buyurdu.” (3)
Peygamber Efendimiz, hem mânevî mes’ûliyeti îcâbı hem de müslümanları çalışmaya teşvîk için kendileri de çalışıyorlardı. Bunun üzerine ashâb-kirâmdan biri şu beyti söyledi:
“Peygamber çalışırken biz oturursak, and olsun ki bu amel, bizim için ancak dalâlet olur!”(4)
Mescidin inşâsı esnâsında Hadramevtli, iyi çamur karan bir adam geldi. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- o adama:
“–Sanatını güzel ve sağlam yapan kişiye Allâh rahmet etsin! Sen bu işe devâm et, görüyorum ki işini iyi yapıyorsun.” buyurdu. (5)
Cenâb-ı Hak da, müslümanların her işinin güzel olmasını murâd ediyor ve âyet-i kerîmede; “أَحْسِنُوا : Yaptığınızı güzel yapın, işlerinizi iyi yapın!” diye emrediyor. Hemen akabinde de “Allâh işini güzel yapanları sever.” buyuruyor. (6)
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- mescidin inşâsında ashâbıyla birlikte kerpiç taşırken bir müslümana âit olan şu mısrâları da terennüm ederdi:
“Allâh’ım! Hakîkî mükâfât âhiret ecridir. Ensâr’a ve Muhâcirlere rahmet eyle!” (7)

Mescid-i Nebî, dörtgen biçiminde olup boyu ve eni yaklaşık yüzer zirâ’, yüksekliği de üç zirâ’ı taştan, üst tarafı kerpiçten olmak üzere beş veya yedi zirâ’ kadardı. İnşaatta çamurdan harç kullanıldı. Mescidin kıble tarafına direk olarak hurma ağacı gövdeleri dizildi. Tavanı ve direkleri hurma dallarındandı. Bir mihrâbı ve üç kapısı mevcuttu. Mihrâbı Beytü’l-Makdis’e (Kudüs’e) doğru idi. Kıble, Beytü’l-Makdis’ten Kâbe’ye çevrilince, Peygamber Efendimiz birinci kapıyı kapattı. Onun yerine, Şam duvarında başka bir kapı açtı.
Mescidin yanına Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve âilesinin ikâmeti için iki oda yapıldı. Daha sonra bu odaların sayısı artırıldı.
Annesi, Ümmü Seleme vâlidemizin câriyesi olan ve bu sebeple çocukluğunu Allâh Rasûlü’nün hâne-i saâdetlerine yakın bir çevrede geçiren Hasan-ı Basrî Hazretleri, o dönemde bu odaların tavanına elini ulaştırabildiğini ifâde etmektedir. Bu ifâdeden, odaların pek yüksek olmadığı anlaşılmaktadır. Efendimiz’in odalarının kapıları ise siyah kıldan yapılmış keçelerden ibâretti.
Tâbiînin büyük imamlarından Saîd bin Müseyyeb, bu odaların Emevîler döneminde yıkılıp Mescid-i Nebevî’ye ilhâk edilmeleri sebebiyle duyduğu tahassürü şöyle ifâde etmiştir:
“Vallâhi bunların aynen bırakılmalarını ne kadar arzu ederdim! Böylece yeni yetişen nesil ve buraları ziyârete gelen insanlar, Allâh Rasûlü’nün hayatta ne ile iktifâ ettiğini görürler de, mal çoğaltmaya ve bununla övünmeye rağbet etmezlerdi.” (8)
Mescidin üzeri hurma dalları ve yapraklarıyla örtüldüğü için yağmur yağdığında içi çamur olurdu. Peygamber Efendimiz, Ramazan’da îtikâfa çekildiği sırada yağan yağmur mescidin içine akmış, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sabah namazını kıldırdığı zaman alnında ve yüzünde çamur izleri görülmüştü.
Yine bir gece yağmur yağmış, yerler ıslanmıştı. Bir şahıs, elbisesi ile kum taşıyıp mescidin zeminine serdi. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- namazı edâ edince:

Mescid-i Nebevî, Peygamber Efendimiz’in ifâdesiyle, ibâdet ve ziyâret maksadıyla yolculuk yapmaya değer üç mescidden biridir. (9) Nitekim bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havuzumun üzerindedir.”(Buhârî, Fadlu’s-Salat 5, Fedailu’l-Medine 11; Müslim, Hacc 502)

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Mescid-i Nebevî’de kılınan namazın, Mescid-i Haram hâriç diğer yerlerde kılınan namazlardan bin kat daha fazîletli olduğunu haber vermektedir. (10)
1-Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 45, Salât 48; Müslim, Mesâcid 9)
2-Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 45)
3-Semhûdî, I, 333)
4-İbn-i Hişâm, II, 114)
5-Semhûdî, I, 333; Diyârbekrî, I, 344)
6-el-Bakara, 195)
7-Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 45)
8-İbn-i Sa’d, I, 499-500)
9-Buhârî, Fadlu’s-salât, 1; Müslim, Hac, 505-510
10-Buharî, Fadlu’s-salât, 1; Müslim, Hac, 505-510)

16

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/ MEDİNE TERİMLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  334 Kez Okundu

ABADİLE:Abdullahlar anlamına gelir.Dini bir terim olarak fıkıh ve hadis ilminde şöhret bulmuş olan Abdullah b.Abbas, Abdullah b.Ömer, Abdullah b. Amr ve Abdullah b. Zübeyr anlaşılır.
ABDULLAH:Hz.Peygamberimizin babasi(ö.570)Hz.Peygamberimizin eşi Hz.Hatice`den olan çocugu.Peygamberimizin babası.Abdullah`ın annesi Fatima bint-i Amr.Abdullah evlendiginde 24, esi Amine Hatun 14 yasinda idi.Dügün kiz evinde yapildi.Arap adeti üzere 3 gün güvey kizin evinde kaldiktan sonra hayat arkadasini alarak evine geldi, yerlesti
ABDULLAH B.AMR B.AS:Hz.Peygamberden duydugu hadisleri onun huzurunda yazmasına izin verilen sahabe.
ABDULMUTTALİB:Peygamberimizin dedesi . (ö.577):Peygamberimizin dedesi. Abdulmuttalib`in asıl adı, Şeybe`dir
ABDULLAH B.CÜBEYR:Uhud`da Ayneyn gecidinde görevli komutan Abdullah b. Cübeyr idi.Uhud savasinda Ayneyn gecidine 50 okcu ile yerlestirilen Abdullah b. Cübeyr ve 10 arkadasi ile sehit oldular.
ADDAS :Mekke dönemin de Hz.Peygamberin Taife yaptigi sirasinda müslüman olan köle.
NEBEVİ:Peygamberimizin , müslüman olan akrabalari.AHKAMÜ`L-KUR`AN:İbadat, muamelat ve ukubatla ilgili ayetlerin tefsirini konu alan ilim dali ve dalda yazilan eserlerin ortak adi.
AİŞE:Hz.Ebubekir`in kizi, peygamberimizin hanimidir.
ALEYHİSSALÂTÜ VES-SELÂM:Peygamberler bilhassa Peygamber efendimizin ism-i şerîfi söylenince, yazılınca ve işitilince söylenen ve yazılan salât ve selâm (hayr duâlar) onun üzerine olsun mânâsına duâ ve tâzim (saygı) ifâdesi. İki kişi için aleyhimesselâm daha fazla için aleyh imüssalâtü ves selâm denir. Peygamber efendimiz aleyhissalâtü ves-selâm buyurdu ki: “Cehennem’e girmesi haram olan ve Cehennem’in de onu yakması haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse, insanlara kolaylık, yumuşaklık gösteren mü’mindir.” (Hadîs-i şerîf-Buhârî)
AMİNE HATUN:Peygamber Efendimizin annesi Amine Hatun,Ebva Medine`ye yaklasik 190 km.
AŞURA GÜNÜ:Âşura Günü ise Muharrem’in 10. Günüdür
ASHAB:Mümin olarak Hz.Peygamber(sas)`i görüp sohbetinde bulunan kimseye sahabe denir.En son vefat eden sahabe, Ebu Tufeyl Amir b.Vasile el-Leysi`dir.
ASHÂBU’S-SUFFE:Hz. Peygamber (s.a.s.)’in mescidine bitişik sofada barınan ve islâmî tedrisatla meşgul olan sahabiler.
ASİM B.ADİ:hz.PeygamberEfendimizin (s.a.v) Mescid-i Dirar`i ortadan kaldirmak icin görevlendirdigi sahabe.
AŞURE GÜNÜ:Muharremin 10.günü.Adem`in tevbesinin kabul edildigi,Ibrahim (as)`in dogdugu, Musa(as) `in Kizil denizi gecip kurtuldigu, Fravunun boguldugu, Isa(as) `in dogdugu, Nuh(as)`in gemisinin Cudi dagina oturdugu gün.

BAKİ MEZARLIĞI:Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Medine İslâm devletinin gerçekleşmesinden sonra kurulan bir mezarlıktır. Buna el-Bakî’, Cennetü’l-Bakî, Bakî’u'l-Garkad isimleri de verilmiştir.
BENİ KAYNUKA GAZVESİ(Sevval-H.2):Beni Kaynuka carsisinda alis veris yapan bir kadini alaya alatrak onun iffetiyle oynadilar.Oradan gecen bir müslüman kadinin feryadina kostu.Yahudiyi öldürdü.Orada bulunan yahudiler de hücum ederek sehit ettiler.Beni Kaynukalilar, kale icine girdiler. 15 gün muhasara sonrasi teslim oldular.700 kadar yahudi esir alindi.Bu savasta, yahudilerinin mallarinin tamami ganimet alindi. Kendileri de Medine`yi terk etmeleri istendi.Sevval ayinda Medine`yi terk ettiler.Suriye taraflarina gittiler.
BUAS SAVAŞLARI:Evs –Hacrec kabileleri arasinda 120 yil süren savaslar. Bu savaslarin sonuncusu hicretten 3 yil önce oldu.
BEDİR-UHUD-HENDEK SAVAŞLAR:Bedir Medine`ye 60 km. Mesafededir.İslam`da ilk savas burada yapilmistir.Bedir savasinda(624) 14 sehit,70 düsman kayip 70 de esir alinmistir.Uhut savasinda 70 sehit, 22 düsman ölmüstür. Hendek savasinda 6 sehit, 8 düsman ölmüstür.Uhut sehitlerinin cenaze namazlari kilinamamisti.Veda haccindan döndükten sonra Uhud sehitlerini Peygamberimiz ziyaret etti.Namazlarini kildi.(Tecrid CEBEL-İ SEVR:Peygamberimizin Mekke`den medine`ye hicret ederken ilk sigindigi yer.Sevr dagi.Yaninda magara arkadasi Ebubekir`i Siddik bulunmaktaydi.
CERH VE TA’DİL:Cerh ve Ta`dil:Hadis rivayet eden kisilerin rivayete ehilolup olmadiklarini arastiran ilim dali(Nakd-i Rical de denir).
CEVAMİU`L-KELİM:Hz.Peygamber`in veciz sözlerini ve kendisinin veciz konusma özelligini ifade eden bir tabir.
Cİ`RANE:Huneyn Gazvesinde elde edilen ganimetlerin dagitildigi yer. Mekke ile Taif arasında, Mekke’ye 29 km. Uzaklıkta.
CUHFE:Medine Cidde arasında, Kızıldeniz sahilindeki Rabığ kasabasının yanındadır. Mekke’ye 187 km. uzakta olup, Türkiye, Avrupa, Kuzey Afrika, Suriye ve Filistinden gelenler burada ihrama girerler.
ÇIHÂR YÂR-I GÜZÎN:Peygamber efendimizin dört seçkin ve büyük halîfesi: Hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer, hazret-i Osman, hazret-i Ali.
DARÜLHADİS :Hadis evi,hadis ve hadis ilimlerinin ögretildigi yer.Hadis ögrenimi icin kurulan müessese.
DELAİLU`L HAYRAT:Hz.peygamber için kullaniln salavat-i şerifeleri toplayan kitaplarin adidir.
DELAİLÜ’N-NÜBÜVVE:Delâilü’n-Nübüvve,Peygamberlik müessesesini, özellikle Hz. Muhammed’in peygamberliğini ispatlamak amacıyla yazılan eserlerin ortak adı
DENDAN-İ SEAADET:Hz.Peygamberimizin Uhud muharebesinde sehit olan , kirilan disinin bir parcasi.Dendan-i Seadet, Osmanli padisahlarindan Sultan Mehmet Resat tarafindan yaptirilan kiymetli taslarla süslü altin bir muhafaza Topkapi sarayinda saklanmaktadir,

DİHYETÜL KELBİ:Ashabın en güzel simalarından biri idi. Bazı zaman Cebrail (a.s.) Resulü Ekrem (s.a.v.)’in huzuruna onun suretinde gelirdi. Bu güzel simalı sahabe. Dıhye-i Kelbî Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden ve simâ olarak en güzellerindendir. İsmi; Dıhye bin Halîfe bin Ferve bin Fedâle bin Zeyd İmrü’l-Kays bin Hazrec olup, Dihyet-ül Kelbî diye meşhûr olmuştur.
DÜLDÜL:Hz.Peygamber Efendimizin Hz.Ali`ye bagisladigi beyaz dis bir katirin adi.
EBVA:Hz.Peygamber`in annesi Amine`nin kabrinin bulundugu yer.
EİMME-İ HAMSE: “Beş imam” demek olup el-kutubu’s-Sitte sahiplerinden Buhari ve Müslim ile Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nese’i olmak üzere beşine denir.
EİMME-İ SİTTE:Eimme-i sitte, hadiste kütüb- ü sitte denen, 6 meshur hadsi mecbuasinin yazarlarina verilen isimdir
EHL-İ BEYT:Hz.Peygamber aile fertleri icin kullanilan bir tabir.
EHL-İ SÜNNET: Ehl-i sünnet dinî literatürde, dini anlama ve yaşamada Allah’ın kitabını ve Hz. Muhammed’in sünnetini rehber edinen ve sahâbenin yolunu izleyen ümmet çoğunluğu anlamında kullanılan bir terim olmuştur.
EMSALÜ`L-HADİS: İçerisinde darbı mesel ya da mesel bulunan hadisleri derleyen kitaplara “emsâlü’l-hadis” denir.
EMSALU`L-KUR`AN:Kur`an-i Kerim`deki meseleler.
ENSAR:Peygamber`e ve muhacirlere yardimci olan Medineli müslümanlar.Peygamberimizi Medineli arkadaslarindan olan ve muhacirlere yardim eden sahabi.
ERBAİN:Kirk sayisi esas alinarak Islami konularda yazilan eserlerin ortak adi.
ESBAB-I NÜZUL:ilmi âyet ve sûrelerin nerede ne zaman ve hangi olay hakkında nâzil olduğu konularıyla ilgilenmektedir.
EŞHURU`L -HURUM:Haram aylar;Zilkade, Zilhicce,Muharremve recep aylari.
ETBAUTEBE-İ TÂBİÎN:Sahâbe ve Tâbiînden sonra Peygamber efendimizin övdüğü nesillerden üçüncüsü olan Tebe-i tâbiîni görenler.
EVSAD-I MUFASSAL:Tarık” sûresinden “Lem yekûn” sûresinin sonuna kadar olan sûreler Evsat-ı Mufassal’dır.
FEDÂİLÜ’L-KUR’ÂN:Kur’ân ilimlerinden birisi de Fedâilü’l-Kur’ân (Kur’ân’ın faziletleri) ilmidir.
FEDEK:Hayber`in fethinden sonra barış yoluyla alınan ve yarısı Hz.Peygamber`e tahsis edilen köy.
FEY:Islam devletinin gayri müslim tebaadan aldigi cizye, harac, ve ticaret mallari vergilerinin ortak adi.
FUKAHA-İ SEB`A:Ashab-i Kiram`dan sonra Medine-i Münevvere`de de fetva vermeye baslayan yedi meshur fakihe verilen isimdir.

GARÎBU’L-HADÎS İLMİ: Hadîs metinlerinde geçen, az kullanıldığından dolayı anlaşılması zor kelimelerin açıklanmasıyla uğraşan hadîs ilmi branşı.
GANİMET:Gayri müslimlerden savaş yoluyla elde edilen her türlü mal ve esirleri ifade eden terim.
GARÎB HADİS:Garîb sözlükte “yabancı, tek başına kalmış kimse” anlamına gelir. Hadis çeşitlerinden garîb hadis, herhangi bir tabakada, bir râvînin yalnız başına rivâyet ettiği ve başka râvîler tarafından rivâyet edilmeyen hadise verilen isimdir
GARİBÜL-HADİS:Hadis lügati niteliğindeki eserlere verilen genel isim.
GARİBÜ`L KUR`AN:Kur`an-i Kerim`deki garip lafizlarin tefsirini konu alan ilim dali ve dalda yazilan eserlerin ortak adi.
GASİLÜ-L MELAİKE:Melekler tarafından yıkanan; Ashâb-ı kirâmdan Uhud harbinde şehîd olan ve cenâzesini meleklerin yıkadığı Peygamber efendimiz tarafından müjdelenen Ashâb-ı kirâmdan Hanzala hazretleri.
GASVETULUR:Zor zamanda,Tebük savasina verilen ad.
GAZVE VE SERİYYE:Peygamber Efendimizin bizzat sevk ve idare ettigi savaslara„gazve“ denir.Peygamberimizin gazvelerinin sayisi 27`dir.Seriyye;Ashab-i Kiram `dan bir zatin kumandasi altinda savasa giden az bir kuvvete“seriyye“ denir. Seryyelerin sayisi 44 veya 104`dir.
GAZVETÜ`L-USRE(Tebük Gazvesi):Hazirlik safhasinda büyük güclüklerle(usre) karsilasildigi icin Tebük Gazvesi`ne verilen ad.
HADİS :P eygamberimizin sözlerine hadis denir ve müslümanlar icin Kur`an`dan sonara ikinci kaynaktir.
HADİS KİTAPLARININ TÜRLERİ:Hadis kitaplarının türlerinden bir kısmı şunlardır: Cami: Akaid, ahkam, zühd, edeb, tefsir, siyer, fitneler, menakib konularındaki hadisleri toplayan eserlere denir. Mesela Buhari’nin sahihi bir “cami” dir. Sünen: Yalnızca namaz, oruç, taharet vb. ahkam hadislerini havi kitaplardır. Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Nesai gibi. Tirmizi’nin sünenine cami de denilir. Müsned: Hadislerin onları rivayet eden sahabe adları altında gruplandığı kitaplardır.
HANNANE:Resûlullah efendimizin dayanarak hutbe okuduğu, Mescid-i Nebevî’de dikili bulunan hurma kütüğü
HANE-İ SAADET:Peygamberimizin hanimlarina ait bu odalar mescide bitisik oldugundan
HANZALA:Hz.Hanzala Uhutta sehit olan ve meleklerin yikadigi sahabe.
HARAM AYLAR:haram aylar”ın, “Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Recep”
HASEN HADİS: Terim olarak hasen, sahih ile zayıf arasında yer alan, ancak sahihe daha yakın olan bir hadis çeşididir.
HATENEYN:İki dâmât; Resûlullah efendimizin iki mübârek dâmâdı olan hazret-i Osman ile hazret-i Ali.
HAYRÜ`L BEŞER:Insanlarin en hayirlisi Hz.muhammed.
HİLYE :Bilhassa Hz.Peygamber`in fiziki özellikleri, bunlari anlatan edebi eserler ve ayni konuda hüs-i hatla yazilmis levhalar icin kullanilan terim.
HARAM AYLAR:Recep,Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylari.
HAYBER SAVAŞI:Yahudilerle yapilan en büyük savas, Hayber savasidir.Hicretin 7.ci yilinda yapilmistir.Hayber Savasi:Hayber savasi ile Sam ticaret yolunun güvenligi saglanmistir.
HENDEK SAVAŞI:Hendek savasi, hicretin 5.yilinda oldu.Hendek savasina adi verilen hendeklerin uzunligu; 5,5 km, drinligi 5 m., eni 9 m.dir.

HİCAZ:mekke ile Medine`nin bulundugu bölgeye Hicaz denir.
HİCRET:Peygamberimiz Mekke`den Medine´ye 622 yilinda hicreti.
HUBBÜ’N-NEBÎ :P eygamber sevgisi demektir.
HÜLAFA-İ RAŞİD`İN:Dört büyük halife; Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali.
HAFSA(ö.45/665):hz.Ömer`in kizi ve Hz.Peygamber`in hanimi.
HANNÂNE:Resûlullah efendimizin dayanarak hutbe okuduğu, Mescid-i Nebevî’de dikili bulunan hurma kütüğü.Resûlullah efendimiz, Medîne’de Mescid-i Nebevî’de, hutbeyi, Hannâne’ye dayanarak okurlardı. Minber yapılınca, Hannâne’nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemâat işitti. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz minberden inip, Hannâne’ye sarılınca, sesi kesildi; “Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyâmete kadar
HAREMEYN:Mekke ve Medine sehirleri birlikte ifade eden tabir.
HÂTEMÜ’L-ENBİYÂ :”Peygamberlerin sonuncusu” anlamında Rasûl-ü Ekrem Efendimizin vasıflarından biri.
HÂTEMÜ’L-MÜRSELÎN :Arapça bir isim tamlaması olan bu terim sözlükte, “peygamberlerin sonu ve mührü” anlamına gelmektedir.
HATENEYN:İki dâmât; Resûlullah efendimizin iki mübârek dâmâdı olan hazret-i Osman ile hazret-i Ali.
HATEMÜ´L ENBİYA:Peygamberlerin sonuncusu;Hz.Muhammed(sas).
HATEM-İ NÜBÜVVET:Hz.Muhammed(sas)` in Peygamberligine denir.
HAYBER FETHİ: (7/628):Mute savaşı (8/629), Bizans ile müslümanlar arasında yüzyıllarca sürecek savaşlar bu savaşla başladı. kumandan Zeyd b. Harise; o şehit oluca Cafer b.ebi Talib; o da şehid olunca Abdullah b. Revaha komutan olacaktı. Hepsi şehit olunca halid b. Velid komutran oldu.Seyfullah( Allahın kılıcı ) lakabını aldı.
HENDEK GAZVESİ:Müslümanlarla Mekkeli müsrikler ve müttefikleri arasinda yapilan savas(5/627)

HİLYE-İ SEAADET:Hz.Peygamber(sas)Efendimizin yüce sifatlarini anlatan manzum veya nesir halindeki yazilara hilye-i seaadet veya hilye-i serif denir.
HÜLAFA-İ RAŞİDİN:Dört halife.Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali.
HÜSEYİN(R.A):Peygamberimizin torunu,hicretten 5 yil sonra saban ayinin besinde Medine´de dünyaya geldi.Hz.Peygamber`in torunu,Hz.Fatima ile Hz.Ali`nin kücük oglu, Kerbela sehidi.
HUDEYBİYE:Mekke`nin kuzey batisinda bir yer adi.
İBRÂNÎ:Eski yahûdî sülâlesi veya o soydan olan. Yahûdî topluluklarından birine mensûb kimse.
İCAZ:Kur`an`in özlü olusu, kelime ve cümlelerinin derin ve essiz anlamlar tasimasina icaz denir.
İ’CÂZU’L-KUR’ÂN :Kur’an-ı Kerîm’in muciz olması. Benzerini getirmek isteyenleri aciz bırakması Peygamberliğin ilanı ile birlikte muhataplara meydana okunarak ortaya konan ve insanları acze düşüren olağanüstü şeye mucize denir.
İFK HADİSESİ::Hz.Aise´ye zina isnadi atilmasi olayi.
İLK CUMA NAMAZI::Hicret esnasinda Salim ogullari yurdunda Ranuna mevkiine geldiginde Cuma vakti olmustu.Bura da ilk Cuma namazi kilindi.Peygamberimiz(sas9:“Günesin dogdugu günlerin en hayirlisi Cuma günüdür.“(Sünen-i Tirmizi Terc.c.1,sh.487)
İLK EZAN:Ilk ezan 623 yilinda Medine`de sabah namazinda okundu.Bilal-i Habes okudu.
İLK ŞEHİD:Ensardan ilk sehit;Haris bin Süraka`dir.

İLK DAVET:Peygamber Efendimiz(sas) peygamberligini Safa tepesinde ilan etti.peygamberimiz peygamberligini ilan ettiginde ilk ona karsi cikan amcasi Ebu Leheb oldu.
İSLAM`IN ÜÇ NESLİ:Sahabe,Tabiin ve tebe-i Tabiin dönemi.
İLK CUMA DIŞ EZANI:Cuma günü disarida okunan Cuma ezani, Hz.Osman devrinde ihdas edildi.
İLK MİNBER:Hz.Peygamber tarafindan yapilmistir.
İLK MESCİD:Peygamberimizin insa ettigi ilk mescid olarak bilinen ; Kuba Mescidí`dir.
İLK SERİYYE:Ilk seriyye,Hz.Hamza`nin seriyyesidir.
İLK ŞEHİD:Islam tarihinde ilk sehit olan Hz.Sümeyye ve esi Hz.Ammar`dir.
İLA VE TAHYİR OLAYI:Hz.Peygamberin bir süre zevcelerinden uzak kalmasi ve zevcelerinin nikahlarini alip ayrilma ya da Resulullah´in esleri olarak kalma hususunda muayyen birakilmalari olayi(630)
İFK OLAYI:Beni Mustalik savasi dönüsünde Hz.Aise`nin iftiraya ugramasi.Ifk hadisesini aciga cikaran ayet;Nur suresi ayet:11 ve 12)
İRHAS:Hz,Peygamberin Peygamberliginden önce, ondan sadir olan olaganüstü durumlardir.
KAMERİ AYLAR:Hicrî takvimde kullanılan on iki ay. Arabî aylar da denir( Hicrî Sene).
KAYNUKA(beni Kaynuka):Hz.Peygamberin Medine`den sürdügü yahudi kabilesi.
KETEBETU’L –VAHY:Vahiy katipleri demektir
KİRAMEN KATİBİN:Insanlarin söz ve davranislarini kaydeden melekler.
KİSVE-İ ŞERİFE:Resûlullah efendimizin medfûn bulundukları hücre-i seâdet üstündeki kubbe üzerine serilen örtü. Hücre-i seâdetin beş köşeli duvarları yapılırken üzerlerine bir de küçük kubbe yapılmıştı. Bu kubbeye, Kubbet-ün-nûr denir. Osmanlı pâdişâhlarının gönderdikleri kisve-i şerîfe bu kubbe üzerine örtülürdü. Kubbet-ün-nûr üzerine gelen, mescid-i seâdetin büyük yeşil kubbesine Kubbet-ül-hadrâ denir
KISAR-I MUFASSAL:Hücurat” sûresinden “Burüc” sûresinin sonuna kadar olan sûreler Tıval-ı Mufassal’dır. “Tarık” sûresinden “Lem yekûn” sûresinin sonuna kadar olan sûreler Evsat-ı Mufassal’dır. Bundan sonraki sûreler de, Kısarı Mufassal’dır. Bu sûrelere “Mufassal” denilmesinin sebebi, bunların birbirlerinden arka arkaya Besmele ile ayrılmış bulunmalarıdır
KISAS-I ENBİYA:Peygamberlerin hayat hikayelerini ve teblig faaliyetlerini anlatan kitaplara verilen ad.
KUS BİN SAİDE : Hz. Muhammed (s.a.v.)’e peygamberlik gelmeden önce, Ukaz panayırında
içlerinde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ve Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ın de bulunduğu
bir topluluk içinde yakında bir peygamber geleceğini bildiren şahıs.
KUTSAL ÜÇ MESCİD:Islam`da kutsal sayilan üc mescid;Mescid-i haram Mekke`de, Mescid-i Nebevi Medine `de,Mescid-i Aksa Küdus`de.

KÜTÜB-Ü EHADİS:.Ilahi kitaplar:Tevrat, zebur, inci,Kur`an-i Kerim.
KÜTÜB-Ü MÜNZELE:Allah tarafindan indirilmis olan kutsal kitaplar.
KUTUBU’S-SELASE: Üç kitap demek olan bu tamlama bazı alimlere göre es-sahîhân ile İmâm Mâlik’in el-Muvatta’ına; bazılarına göre ise Sunen-i Erba’anın İbn Mâce’nin kitabı hariç diğer üçüne denilmiştir.
KÜTÜB-İ SİTTE:Peygamber(sas) Efendimizin hadis-i seriflerini ihtiva eden 6 hadis kitaba verilen isimdir.Buhari, müslim, Ibn Mace,Ebu Davud,Tirmizi,Nesai.
KÜTÜB-İ TİS’A: Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İbn Mace, Nesai, Darimi, Muvatta, Ahmed b. Hanbel.
KUBA MESCİDİ:İslamda ilk bina edilen mescid Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) hicretlerinde Medine-i münevvereye gelmeden önce Kuba denilen yerde konakladılarında ilk bina ettikleri mesciddir
KUDSİ HADİS: Kudsî, mukaddes bir yüce varlığa (Allah’a) nisbet edilen anlamına gelir. Kudsî hadîs ise Hz. Peygamber (s.a.s)’in Rabbine izafe ettiği veya Hz. Peygamberden Rabbine izafe edilerek rivayet edilmiş olan hadîslerdir
LİHYE-İ ŞERİF:Peygamberimizin mübarek sakali icin kullanilan bir terim. Hz.Peygamber(sas)`e ait sakal , sakali serif.
LİVAÜ`L HAMD:Insanlarin kiyamet günü altinda toplayacaklari Hz.Peygamber`e ait sancaginin adi
MAKAM-I MAHMUD:Hz.Peygamberin kiyamet gününde sahip olacagi manevi konumu ifade eden bir terim. Makam-i Mahmud:Peygamberimizin cennetteki makami., sefaat makami
MAKLÛB HADÎS: Râvîlerden birinin metindeki bir lafzı veya isnaddaki bir şahsın ismini yahut nesebini alt-üst etmesiyle; tehir edilmesi (geriye bırakılması) gerekeni takdim (öne almasıyla) veya takdim edilmesi gerekeni tehir etmesiyle veyahut bir şeyin diğerinin yerine konması suretiyle rivâyet edilen hadîse denir.
MAKTU’ HADÎS: Tabiinden rivâyet edilen söz, fiil ve takrirlerdir.
MU’CEM: Sözlükte i’camdan ismi mef’ul olup harf sırasına göre tertib edilmiş manasına kullanılan bir kelimedir. Hadis ilminde muhaddisin, hadisleri rivayet ettiği şeyhinin ismine göre tertip ederek tasnif ettiği hadis kitabına denir.
MEDİNE SÖZLEŞMESİ:İslam devletinin ilk Anayasasi Medine sözlesmesidir.Medine Anayasasi, Enes b.Malik in evinde toplanarak müzakere edildi.Medine anayasasina;Medine vesikasi,Medine belgesi, Medine sözlesmesi ve Medineliler sözlesmesi olarak anılmaktadır.
MESCİD-İ DIRAR:Münafiklarin müminlere komplolar kurmak, hazirlamak ve bozgunculuk cikarmak amaciyla yaptiklari mescid
MEVKUF HADÎS: Söz veya fiilin sahabiye ait olduğu hadîsdir.
MUHACİR:Mekke`den Medine`ye göc eden müslümanlara denir.
MUHADRAMUN:Cahiliye ve Islam devrini idrak eden fakat Hz.Peygamberi mümin olarak g
MUKİLLUN: Sözlük manasıyle azaltan, azaltıcı demektir. Hadis tarihinde Hz. Peygamber (s.a.s)’den nisbeten az sayıda hadis rivayet etmiş olan sahabiler için kullanılan bir tabirdir.
MUKSİRUN:En cok hadis rivayet eden sahabe vardir.Bunlara muksirun denir.1000 den fazla hadis rivayet eden 7 sahabeye verilen isimdir.
MÜNKER HADÎS: Zayıf bir râvînin, sika râvîye muhâlif olarak rivâyet ettiği hadîstir.
MÜTEVATİR HADİS:Aklen, yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun, yine kendileri gibi bir topluluktan rivayet ettikleri hadise mütevatir hadis denir.
MERFÛ HADÎS: Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme ait olan hadîsdir.
MESCİD-İ DIRAR:Münafiklarin müminlere komplolar kurmak, hazirlamak ve bozgunculuk cikarmak amaciyla yaptiklari mescid.
MESCİD-İ NEBİ: Medine`de icerisinde Hz.Peygamberin kabrininde bulundugu mescid.Mescid-i Nebi`ye,Mescid-i Seadet de denir.
MEVKUF HADÎS: Söz veya fiilin sahabiye ait olduğu hadîsdir.
MEVZU HADÎS: Uydurulmuş ve hadîs diye ortaya atılmış sözdür. Kimi alimlere göre mevzu hadîs, zayıf hadîslerin en düşük derecesidir. Bir başka görüşe göre de mütevâtir ve mevzu hadîsler, ilki kesin olduğundan, ikincisi de uydurma olduğundan hadîs araştırmalarına dahil edilmezler
MİÛN NEDİR:Kur’ân’ın âyet sayısı yüzden fazla olan sûrelerine denir:
MUAHAT( Ensâr ile Muhâcirler Arasında Kardeşlik):“Muâhât”, Muhâcir ve Ensârın birbirlerine kardeş olarak ilan edildiklerini ifade eden bir siyer ve İslâm tarihi kavramıdır.
MU’CEM: Hocaların veya şehirlerin yahut kabilelerin adlarına göre hadîslerin alfabetik olarak sıralandığı kitaplardır.
MÜCMEL : Mânâsı anlaşılmayacak derecede Özet halde ve îzâha muhtaç söz, kısa ifade.
MÜRSEL HADİS : Tabiînin sahâbîyi atlayarak Peygamber (S.A.V.)’den rivayet ettiği hadîs.
MÜŞKİLÜ’L-KUR’AN: Kuran okurken zihne takılan ayetler
MÜFSİD:Bir ibadeti bozan veya bir hukuki işlemi sakatlayan fiil ve eksikliğe Müfsid denir.
MUHADRAMUN:Cahiliye Islam devrini idrak eden fakat Hz.Peygamberi göremeyen kimse.
MÜNKER HADÎS: Zayıf bir râvînin, sika râvîye muhâlif olarak rivâyet ettiği hadîstir.
MUVALAT:Tavafın bütün şavtlarını ara vermeden peş peşe yapmak.
MUVATTA:Imam Malik`in(ö.179/795) sahih rivayetleri derledigi eseridir.

MÜHR-İ NÜBÜVVET:Peygamberlik mührü; Peygamber efendimizin mübârek sırtı ortasında, sol küreğine yakın kalbi hizâsında bulunan nübüvvet mührü.
MÜRSEL HADİS:Senedinden bir sahabi düşen hadîstir.
MÜSNED HADİS:İlk râvîden sonuncu râvîye kadar, senedi muttasıl olarak Rasulüllah sallallahu aleyhi ve selleme ref ‘ edilen hadîstir.
NAKD-İ RİCAL: Hadis rivayet eden kişilerin rivayete ehil olup olmadıklarini araştıran ilim dalı (cerh ve ta’dil de denir).
NAKİBÜL EŞRAF:Osmanlı da Seyyid ve Serif`in dogum ve ölüm kayıtlarini tutan kisilere“Nakibül-Eşraf“, bu isi yapan müesseselere de „Nakibül-Eşraflık deniliyordu.(İslami Bilgiler Ansk.C.1,Sh.317)
NÜBÜVVET:Allah ile insanlar arasinda dünya ve ahiretle ilgili ihtiyaclarinin giderilmesi amaciyla yapilan elcilik görevi.
NÜBÜVVET MÜHRÜ:Hz.Muhammed`in iki kürek kemigi arasinda bulunan ve nübüvvetinin alametlerinden biri sayilan ben.
NÜZUL-İ KUR`AN:Peygamber Efendimize Allah tarafindan Kur`an ayetlerinin gelmesine denir.Bu ayetleri Cibri-i Emin`in getirmesine de, inzal, tenzil denir.
RA`Cİ VE BİR-İ MAUNA VAKASI: Hicri 4/ M.626 yilinda müslümanlari cok üzen 2 olay, Islam mürşidlerinin pusuya düşürülerek öldürülmesiyle sonuçlanan Ra`ci ve Bi`r-i Mauna facialaridir. 4/625)
RAKİKA:Müsrilerin toplantida alinan suikast karari, Hz.peygamberin halalarindan Rakika tarafindan duyulmus ve durum ona haber verilmisti.Peyganberimiz hic vakit kayip etmeden Hz.Ebubekir`e durumu bildirerek hicrete basladi.
RAVZA-İ MUDAHHARA:Peygamberimizin kabri ile minberi arasina Ravza-i Mudahhara denir.
RAVİ:Ögrendiği hadis rivayet eden kimse anlamında kullanılan terim.

REGAİB SÜNNETLERİ:Bes vakit namaza bagli olmaksizin kilinan namazlara regaib sünnetler denir.
RESÜL:Kendisine kitap verilen peygamberlere rasül denir.
RESUL-i SEKALEYN:Insanlarin ve cinlerin peygamberi Hz.Muhammed(sas).
REVATİP NAMAZLAR:Farz namazlarla birlikte kilinan sünnetlere denir.
RASULÜS-SAKALEYN:Peygamberimize Rasulüs-Sakaleyn denmesinin sebebi;Insanlara ve cinlere peygamber olarak gönderildigi icin.
RİDDE SAVAŞLARI:Ridde savaslari,Hz.Ebubekir halife olduğu yıl yaptığı ilk gazveler.
Rasûlüllah (s.a.s)’in vefatından sonra dinden dönüp İslâm devletine savaş açanların isyanlarının bastırılması için yapılan askerî harekâtlar.
RİHLE:Hadis ravilerinin, bildikleri hadisleri tekid etmek veya bilmedikleri hadisleri öğrenmek için uzak mesafelere yolculuk etmelerine rihle denir.
RİYAZU’S-SALİHİN:Riyazu’s-Salihin (رياض الصالحين) İmam Nevevi tarafından kaleme alınmış hadis kitabı
RIDVAN BİATI: RIDVAN BİATI:Hudeybiye` de 1400 civarinda müslümanin Hz.Peygambere verdigi and(8/628)
RÛME KUYUSU (Hz. OSMAN KUYUSU) :Mescidi Şerife 5 km. uzaklıkta olup Kıbleteyn camisinin kuzeyinde kuzeyinde bi’ri Osman çiftliğinin içinde olan kuyusudur.Efendimiz (s.a.v.)’in bu kuyuyu satın alıp suyunu parasız olarak halka dağıtan kişiye Allah cennette misli ile bir kuyu vereceğini müjdeleyince Hz. Osman bu kuyuyu satın almış ve Müslümanlar için vakfetmiştir.
SAFİYULLAH:Allah`ın seckin kildigi, sectigi, temiz kildigi Hz.Adem(as) peygamber hakkinda kullanilir.
SAKAL-I ŞERÎF :Şerefli, mübarek sakal anlamında Hz. Peygamberin sakalı için kullanılan bir tabir.
SALVELE :Hz. Peygamber (s.a.s)’e salavât okuma;
SELEF: Hz. Peygamber s.a.v.’in “En hayirli nesil benim dönemimde yasayanlardir. Sonra onlari izleyenler sonra onlarin ardindan gelenlerdir.
SENETÜ`L-İBTİHACE:Bi`setin 12.(m.621) yilinda Islamiyeti kabul edenler cok oldugu icin bu seneye“Senetü`l Ibtihace“ denir.

SENETÜ`LHÜZÜN (620):Peygamberimizin amcasi Ebu Talib ve Hz.Hatice`nin 3 gün arayla vefat ettigi yıl.
SERİYYE:Seriyye, Hz.Peygamberin bulunmadigi askeri hareket icin kullanilan terimdir.Seriyye birlikleri 5 kisiden 400 kisiye kadardir.Seriyye komutanlarindan bazilari;Sa`d b.Ebi Vakkas,Ubeyde b.Haris,
Abdullah b.Revaha,Zeyd b.Sabit, ebuUbeyde b.Cerrah, Amr b.As,halid b. Velid
SEYYİDÜ`L-BEŞER:InsanlarinEfendis Hz.Muhammed (sav).
SEYYİDÜ’L-MÜRSELİN :P eygamberlerin efendisi, önderi, ulusu, Rasûlüllah (s.a.s)’in mübarek isimlerinden biri.
SİYER-İ NEBİ:Hz.Peygamberimizin hayatini konu alan kitaba verilen isimdir.
SÜNNET: Sözlükte yol, usul, adet, iyi ve kötü bir kimsenin gidişatı, alışkanlık hahine getirdiği davranışları manasınadır.
ŞECERE-İ PÂK-İ MUHAMMEDÎ:Muhammed aleyhisselâmın mübârek, temiz soy kütüğü, soy ağacı
ŞEHR-İ HARAM:Şehr-i Haram,Zilka’de ayı. Bu ayda savaş haram kılınmıştır. Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları da savaş haram olan aylardır. Bu aylrın dördüne birden «Eşhür Hurum» denir.
ŞEMAİL-İ ŞERİF:Hz.Peygamberin, bedeni ve ahlaki vasiflarini ve beseri münasebetlerindeki, günlük yasayisindki tutum ve davranislari icin kullanilan bir tabirdir.
TEBE-İ TABİÎN Resulullah (s.a.s)’e iman etmiş olarak tabiînden bir veya birkaçıyla karşılaşan ve Müslüman olarak ölen kimseler
TEBÜK SEFERİ:Tebük seferi, hicri 9, miladi 630 yılında yapılmıştır.Tebük seferi,Bizanlilara karşı tertiplendi.
TENCİMU’L-KUR’AN :Kur’ân ayetlerinin 23 senelik risâlet devresi içerisinde parça parça indirilmesine tencîmu’l-Kur’ân denir.

TENZİL:Kur’ân’ın Hz. Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘e indirildiği safhaya da tenzil denir.
TEYEMMÜM:Hicretin 5.ci senesi Beni Mutalik savaşında sabah namazı teyemmum ile ilk defa namaz kılındı
UHUD SAVAŞI:Uhut savaı 625 senesin de oldu.Uhud savaşına katılan sahabelerin alfebetik olarak isim listesi M.Asim Köksal`in Hz.Muhammed(sas) ve İslamiyet adlı eserinin 3 ve 4 cildinin sahife 89`da zikredilmektedir.
ULÜ`L AZM (Ulu Peygamberler):Hz.Nuh.Hz.İbrahim, Hz.Musa, Hz.İsa, Hz.Muhammed Mustafa (sas).

ULUMU’L-KUR’AN :Cem’ul-Kur’ân, Esbabu’n-Nüzûl, Mekki ve’1-Medenî, el-Muhkem ve’l-müteşâbih, en-Nâsih ve’1-mensuh vb. gibi Kur’ân-ı Kerîm’le doğrudan irtibatı olan konuları inceleyen ilim. Başka bir ifadeyle; Kur’ân’a hizmet eden veya Kur’an’a dayanan ilimlere ulûmu’1-Kur’ân denir
UMRETÜ`L KAZA:Hudeybiye antlasmasi geregi Hz.Peygamberin ashabi ile yerine getirdigi umre.7 Zilkade/629 mart.
USULÜ’L-HADİS :Kabul ve red yönünden hadisin sened ve metnini inceleyen ilim dalı
ÜMMEHÂTU’L-MÜ’MİNÎN :Müminlerin anneleri, Hz. Peygamber’in hanımları.
ÜMMÜ EYMEN:Ümmü Eymen Üsame`nin annesidir.
ÜSTÜVANETÜ`L-VUFUD:Hz.PeygamberinMescid-i Nebi`de elcileri kabul ettigi yer(Heyetler sutunu).
VAHY:Vahy; İlham etmek, bildirmek, süratle işaret etmek, gizlice ihbar etmek, bir şeyi gerek uyanık iken ve gerek uyku hâlinde kalbe atmak demektir.
VAHİY KÂTİPLERİ :Rasûlüllah (s.a.s)’e vahyedilen âyetleri yazanlar, kaydedenler.
VEDA HACCI: Peygamberimizin ilk ve tek haccidir.
VEDA HUTBESİ :Hz. Peygamber’in, hicri 10. yılda yaptığı Veda Haccı’nda sayıları yüz on dört bini bulan hacıya hitaben irad ettiği hutbe.
VEDA YOKUŞU:Medine`ye inen dik bir yolun tepesidir.Eskiden itibarli kimseler bu tepeye kadar uğurlanırdı.
YESRİB:Peygamberimiz, Medine´ye Yesrib denilmemesini hoş görmemeiş“O , Medine`dir“
demiştir.Medine`nin eski adı.

ZAYIF HADÎS: Râvîleri, sahih ve hasen hadîs râvîlerinin vasıflarını taşımayan hadîslerdir.
ZEHREVAN:Bakara ve Âli îmrân sûrelerine verilen isimdir.
ZEVAİD SÜNNET:Hz.Peygamber(s.a.v) in bir insan olması itibariyle yaptığı, Allahü Tealadan bir tebliğ veya Allahın dinini açıklama niteliği taşımayan beşeri fiillerine Zevaid Sünnet denir.
ZİMMİ:İslam Devletinde yaşayan gayr-i müslimlere zimmi denir.(H. i.Kur`an Dili,c.10)
ZİNNUREYN:İki nûr sâhibi. Peygamber Efendimizin(sallallahü aleyhi ve sellem ) Ümmü Gülsüm ve Rukiye isimli iki kızıyla evlendiği için hazret-i Osman’a verilen lakab.Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ona birbiri ardınca iki kızını vermiştir. İki kızı da vefât edince; “Bir kızım daha olsaydı verirdim” buyur

16

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/PEYGAMBER EFENDİMİZE SALAT ve SELAM

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  370 Kez Okundu

SALÂT, SALAVÂT
Tebrik, tezkiye, duâ, Peygamberimiz (s.a.s)’e yapılan duâ, istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelen bir terim, salavât. “Belirli vakitlerde, Kur’an’da emredildiği tarzda ve Hz. Peygamberin tarif ettiği şekilde yapılan ibadettir. Salât’ın çoğulu salavât gelir.
Kur’ân-ı Kerim’de bu anlamda şöyle buyurulur: Âllâh ve O’nun melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey mü’minler, siz de Ona salât (ve dua) ediniz ve samimiyetle selam veriniz” (el-Ahzab, 33/56).

Bu âyeti kerimeyle, Peygamberimize salât ve selamlarımızla hürmetlerimizi sunmak farzdır; her müslüman için yerine getirilmesi gerekli bir görevdir. Her müslüman en kısa şekilde: Âllâhümme salli alâ Muhammed Allâhım Muhammedi rahmetinle tebrik et ve esen kıl” diye salât getirir.

Rasûlü Ekrem Efendimiz de, “Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın ” buyurmuştur (et-Tâc, V, 145).

Namazlarda oturduğumuz zaman tahiyyât tan sonra okuduğumuz “Allahumma Salli, Bârik…” duâları da, Hz. Peygambere salât getirmeyi ifâde eder. Hz. Peygambere salât getirmenin fazileti hakkında Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: Kim bana bir salât getirirse, Allah ona on salât (mağfiret) eder” (et-Tâc, Vı 145).

Peygamberimiz (sas) de, adını duyduğu halde salavat getirmeyen vefasız ümmetine kırılmakta, bunu da “burnu sürtülsün!” sitemiyle dile getirmektedir.

Salavatın çeşidi sayılamayacak kadar çoktur. Bunların en meşhurları da namazlarda tahiyyattan sonra okuduğumuz, “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” ile “Sallallahü aleyhi vesellem” salavatlarıdır. Manaları şöyle özetlenebilir:

–Rabbimizin rahmeti, meleklerinin istiğfarı ve bizim de selamımız Efendimiz Hazreti Muhammed ve ailesi üzerine olsun.
Bu gibi salavatlar Efendimize has bir dua olduğundan O’na mahsus duayı Rabbimiz reddetmez.
Bu niyetle bizler de özel dualarımıza redde uğramayan salavatla başlar, salavatla bitirirsek iki makbul dua arasına aldığımız duamızın kabul olacağını ümit ederiz.

Okuma ve yazmalarda ise Efendimizin (sas) adı geçince açıkça:

–“Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” yahut da “Sallallahü aleyhi ve sellem” demek en güzeli olduğu gibi, yazanların salavatın baş harfleriyle (asm) yahut da (sas) şeklinde işaretlemeleri de salavatı hatırlatmak demektir.

Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirmezse bu ikimelek “Âllah seni bağışlamasın” diyerek beddua ederler. (Diğer)melekler de bu iki meleğin beddualarına “âmîn” derler. Allah da (bubedduayı kabul eder) (Kurtubî, el-Câmi’ Li Ahkâmil-Kur’an, Beyrut 1985, XIV,233).

16

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  278 Kez Okundu

RASÛLULLLAH (S.A.S.)’IN HASTALANMASI VE İRTİHÂLİ
“Ya Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler”.
(ez-Zümer Sûresi, 30)
Vedâ Haccından döndükten sonra, Hz. Peygamber (s.a.s.) Uhud şehidlerini ziyâret edip cenâze namazlarını kıldı. Bunlar, cenâze namazları kılınmadan defnedilmişlerdi.(1) Hastalanmasından bir gün önce de, Medine’nin “Cennetü’l-Bâkî” denilen kabristanını ziyâret etmiş, burada defnedilmiş olan müslümanlar için duâ etmişti. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), böylece ümmetinden hayatta olanlarla vedâlaştığı gibi, sanki ölenleriyle de vedâlaşmıştı.
Hastalığı esnâsında, kızı Hz. Fâtıma’ya gizli bir şey söylemiş, Hz. Fâtıma ağlamıştı. Daha sonra kulağına tekrar birşey daha söyleyince gülmüştü. Hz. Fâtıma bunun sebebini, Rasûlüllah (s.a.s.)in vefâtından sonra şöyle açıkladı. Rasûl-i Ekrem(s.a.s.):
-Kızım, her yıl Ramazan ayında Cibrîl, Kur’an-ı Kerîm’i (o zamana kadar inmiş olan kısmını) benimle bir kere mukabele ederdi. Bu yıl iki defa mukabele etti. Sanıyorum, ecelim yaklaştı, buyurdu. Bunu duyunca ağladım. Sonra, ev halkı içinden kendisine ilk olarak benim ulaşacağımı söyledi. O zaman da güldüm.(2)
Gerçekten Hz. Fâtıma, Rasûlüllah (s.a.s.)dan 6 ay sonra vefât etti. Ehl-i Beyti’nden Rasûlüllah (s.a.s.)’e ilk kavuşan O oldu.
Rasûlüllah (s.a.s.) Bâkî kabristanından döndüğü gece (19 Safer Çarşamba günü) hastalandı. Hastalığı 13 gün sürdü. 1 Rabiülevvel Pazartesi günü öğleden sonra vefât etti.
Hastalığının ilk beş gününü hanımlarının nöbetinde geçirdi. Gün geçtikce ağırlaşıyor, gücü azalıyordu. Bu yüzden, her gün ayrı bir yere gitmeyip Hz. Aişe’nin odasında kalmayı arzu ediyor, fakat eşlerinden hiç birinin gönlünü kırmamak için bu isteğini açıkça söylemiyor, bugün kimin nöbetindeyim, yarın nerede olacağım? diye soruyordu. Eşleri istediği yerde kalmasına izin verdiler.
Amcası Abbâs ile Hz. Ali’nin kolları arasında Hz. Âişe’nin odasına geldi. Güçsüzlükten ayakları yerde sürükleniyordu. Hastalığının son sekiz günü burada geçti. Rasûlüllah (s.a.s.)burada vefât etti..(3) Hastalığı süresince amcası Abbâs ile Hz. Ali ve bütün hanımları yanından ayrılmadılar. Gerektikçe hizmetinde bulundular.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in hastalığı humma idi . Zaman zaman bayıldığı oluyordu. Ateşin ve ızdırâbın şiddetinden yüzündeki örtüyü atıyor, vücûdunun hararetini soğuk su ile hafifletiyordu.
Vefâtından beş gün önce, Perşembe sabahı Rasûlüllah (s.a.s.)’in hastalığı ağırlaştı.
-Bana yazı yazacak birşey getirin; sapıklığa düşmemeniz için size vasiyyetimi yazdırayım, buyurdu. Yanında bulunanlardan bir kısmı, “şu anda Rasûlüllah (s.a.s.) ağır hasta; yanımızda Allah’ın kitabı var, O bize yeter. Sonra yazılsın”; bazıları ise “hayır, şimdi yazılsın.” diye tartışmaya başladılar. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):
-Hiçbir peygamberin yanında tartışılması yakışık almaz. Benim bulunduğum şu (murakabe) hâli, sizin beni meşgul etmek istediğiniz şeyden hayırlıdır. Beni kendi halime bırakın, buyurdu. Daha sonra, vefâtı esnâsında üç şey vasiyyet etti. 1) Müşrikleri Arabistan’dan çıkarınız. 2) Gelecek elçilere, benim yaptığım gibi, ikramda bulununuz. Olayı anlatan İbn Abbas, “üçüncüsünü unuttum.” demiştir.(4)

a) Son Hutbesi
Aynı gün Rasûlüllah (s.a.s.), yedi kırba soğuk su getirilip vucûduna dökülmesini emretti. Belki böylece hafifler, halka vasiyyet edebilirim, buyurdu. Bir leğenin içinde, eliyle “artık yetişir” diye işâret edinceye kadar vücûduna soğuk su döktüler.(5) Rasûlüllah (s.a.s.), Hz. Ali ve Abbâs’ın oğlu Fazl’ın kolları arasında Mescid’e çıktı. Minbere oturdu. Başında boz renkli bir sargı vardı. Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra:
-Ey Nâs! Her kimin arkasına bir kamçı vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun. Kimin bende alacağı varsa, işte malım, gelsin alsın. Benim yanımda en sevgiliniz, üzerimde hakkı varsa, onu burada (dünyada) isteyen veya helâl edendir. Böylece Rabbıma yüz akıyla kavuşurum, buyurdu. Sonra öğle namazını kıldırdı. Namazdan sonra tekrar minberde göründü. Aynı sözleri tekrarladı. Cemaatten biri, üç dirhem alacaklı olduğunu söyledi. Bu zât, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) adına bir fakire sadaka vermişti. Rasûlüllah (s.a.s.) borcunu hemen ödedi. Sonra şöyle buyurdu:
-Ey Nâs! Kimin üzerinde başkasına âit bir hak varsa, ayıplanmaktan çekinmesin, sâhibine ödesin. Burada ayıplanmak, âhirette mahcûb olmaktan hayırlıdır.(6)
Allah bir kulunu, dünya hayâtı ile kendi nezdindeki âhiret saâdetini seçmekte serbest bıraktı. O kul, âhiret saâdetini seçti, buyurunca Hz. Ebû Bekir ağlamaya başladı. Rasûlüllah (s.a.s.):
-Ey Ebû Bekir, ağlama! Samimî arkadaşlığı ve mâlî fedakârlığı ile bana en çok yardım eden Ebû Bekir’dir. Eğer ümmetimden birini dost edinseydim, şüphesiz bu Ebû Bekir olurdu. Fakat İslâm kardeşliği, şahsî dostluktan üstündür. Ebû Bekir’inkinden başka, diğer evlerin Mescid’e açılan kapılarını kapatınız, buyurdu.(6) Sözlerine devâmla:
-Ashâbım! Peygamberinizin irtihâlini düşünüp telaş ettiğinizi işittim. Hangi peygamber, ümmeti arasında ebedi kalmıştır? Biliniz ki ben de, Rabbıma kavuşacağım ve buna hepinizden daha çok lâyığım. Yine biliniz ki, siz de bana kavuşacaksınız. Buluşacağımız yer, Kevser havuzunun kenarıdır. Benimle orada buluşmak isteyenler, ellerini, dillerini günahtan çeksinler. (7)
-Ey Nâs! Zeyd’in oğlu Usâme’nin komutanlığı konusunda bazı şeyler söylendiğini duydum. Daha önce, babası Zeyd için de böyle şeyler söylenmişti. Allah’a yemin ederim ki, Zeyd komutanlığa lâyıktı, kendisini çok severdim. Babası gibi Üsâme de komutanlığa lâyıktır, O’nu da çok severim, itaat ediniz, buyurdu.(8) Sonra odasına döndü.

b) Hz. Ebû Bekir’i İmâmlığa Vekil Etmesi
Hastalığın ilk günlerinde, ateşine ve ızdırabına rağmen, namaz vakitlerinde Mescid’e çıkıp namazı kıldırıyordu. Daha sonra hastalığı ağırlaşınca Mescide çıkamaz oldu. İmamlık yapmak için, yerine Ebû Bekir’i vekîl yaptı.
Vefâtından önceki Perşembe günü, yatsı vakti olmuş, ezan okunmuştu. Rasûlüllah (s.a.s.), namazın kılınıp kılınmadığını sordu. “Sizi bekliyorlar” dediler. Hafiflemek için hemen yıkandı. Fakat ayağa kalkamadı, bayıldı. Ayılınca yine sordu. Tekrâr yıkandı, fakat yine bayıldı. Böylece üç kere yıkanıp hazırlandı. Fakat her seferinde bayıldı. Cemaat ise Mescidde bekliyordu, kendine gelince:
-Ebû Bekir’e söyleyin, namazı kıldırsın, buyurdu.
Hz. Âişe, Rasûlüllah (s.a.s.)’ın yerine kim geçerse geçsin, halk tarafından sevilmez, uğursuz sayılır, diye düşünüyordu. Bu sebeple:
-Ey Allah’ın Rasûlü, Ebû Bekir yufka yüreklidir, makamınızda namaz kıldıramaz. Ağlamasından dolayı sesini kimse işitemez, başkasını vekil etseniz… dedi. Fakat Peygamber (s.a.s.) ilk emrini tekrârladı.
-Ebû Bekir’e söyleyin, namazı o kıldırsın,(9) buyurdu. Böylece Perşembe günü yatsı namazından Rasûlüllah (s.a.s.) vefât edinceye kadar ki 17 vakit namazı Hz. Ebû Bekir kıldırdı. Perşembe günü akşam namazı, ashâbın Rasûlüllah (s.a.s.)’ın arkasından kıldığı son namaz oldu.(10)

c) Son Tavsiyeleri
Rasûlüllah (s.a.s.)bazen ateşi düşüyor, hastalığı hafifliyordu. Hz. Ebû Bekir’i vekil yaptıktan sonra, bir namaz vakti kendinde iyilik hissetti. Hz. Ali ile Abbâs’ın oğlu Fazl’ın kollarında, ayaklarını sürüyerek Mescid’e çıktı. Rasûlüllah (s.a.s.)’ın çıkabileceği bilinmediğinden namaza durulmuştu. Hz. Ebû Bekir, imâmlıktan çekilmek istedi. Rasûlüllah (s.a.s.)yerinde durmasını işâret etti. Ebû Bekir’in yanına oturup namazını kıldı.(11) Namazdan sonra, minberin alt basamağına oturdu. Allah’a hamd ve sena ettikten sonra:
Ey Muhâcirler! Size ensâr hakkında, hayırlı olmanızı vasiyyet ediyorum. Onlar benim has cemâatim ve en samîmî dostlarımdır. Vaktiyle onlar sizi evlerinde misâfir ettiler. Her konuda sizi kendilerine tercih ettiler… Halk Medine’de günden güne çoğalıyor, ensar ise gittikçe azalıyor, yemekteki tuz kadar kalıyor. Sizden biri işbaşına geçer de, başkalarına fayda ve zarar verebilecek yetkilere sâhip olursa, ensâr’ın iyiliklerini alsın, kusurlarını bağışlasın.
Ashâbım! İlk muhâcirlere de saygılı olmanızı vasiyyet ediyorum. Bütün muhâcirler de birbirlerine hayırlı ve saygılı olsunlar. Her iş, Allah’ın irâdesi ve ancak O’nun izniyle meydana gelir. Onun irâdesi olmadan hiç bir şey olmaz. Allah’ın irâdesine karşı koymak isteyenler, sonunda mağlûb olurlar. Allah’ı aldatacaklarını sananlar, kendileri aldanırlar, buyurdu.() Sonra odasına döndü. Rasûlüllah (s.a.s.)’ın minberden son hutbesi bu oldu.

d) İrtihâli
Ölüm gecesi ateşi düşmüş, sabaha karşı rahatlamıştı.(13) Pazartesi sabahı, odanın Mescid’e açılan kapı perdesini açtı. Ashab-ı Kirâm, saf saf, Hz. Ebû Bekir’in arkasında sabah namazını kılıyorlardı. Onların bu hâline sevindi, tebessüm ederek seyretti. Hz. Ebû Bekir, Rasûlüllah (s.a.s.)’ın namaza çıktığını sanarak, ilk safa çekilmek istedi. Ashâb, Hz. Peygamber (s.a.s.)’i ayağa kalkmış görünce sevinçlerinden namazlarını bozayazdılar. Rasûl-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz mübârek eliyle, namazı tamamlamalarını işâret buyurdu. Sonra perdeyi kapatıp odasına çekildi.(14) Ashâb-ı Kirâmın, Rasûlüllah (s.a.s.) ‘in mübârek yüzünü son görüşleri bu oldu.
Benzi kansız, yüzü bembeyazdı. Öğleye doğru tekrar ağırlaştı. Sık sık bayılmalar başladı. sevgili kızı Hz. Fâtıma, başucunda:
-Vay babamın ızdırâbına, diyerek çâresizlik içinde ağlıyordu. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz:
-Üzülme kızım, bu günden sonra baban, hiç ızdırâp çekmeyecek, diye O’nu teselli etti.(15) Izdırâbı çoktu, fakat hâlinden şikâyet etmiyordu. Ara sıra ellerini yanındaki su kabına batırıp yüzünü ıslatıyordu.
-Lâilâhe illâllâh. Ölümün de şiddetleri var. Allâh’ım, ölüm sıkıntılarına dayanmak için bana yardım et. Beni bağışla. Bana merhamet et, diye duâ ediyordu. Sonra elini kaldırdı, üç defa:
-”Allah’ım, beni Rafîk-i A’lâ’ya (en yüce dosta) ulaştır.” dedi. Başı, eşi Hz. Aişe’nin kucağındaydı. Bu duâ ile, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimizin mübârek eli düştü.(449/1) Hz. Âişe Yüce Peygamber (s.a.s.)’in başını şefkatle kaldırıp yastığına koydu. Pazartesi günü öğleden sonra âlemlere rahmet olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in aziz rûhu uçmuş, Rabbına kavuşmuştu. (1 Rebiül-evvel 11 H./27 Mayıs 632 M.)(449/2)

RASÛLÜLLAH (S.A.S.)’İN VEFÂTININ ASHÂB-I KİRÂM ÜZERİNDEKİ TESİRİ
Rasûlüllah (s.a.s.)’in vefât ettiği hemen duyuldu. Bu haber, ashâb-ı kirâm üzerinde derin üzüntü meydana getirdi. Daha sabahleyin ayağa kalkmış halde görmüşler, iyileşiyor diye sevinmişlerdi. Beklenmedik acı haber, herkesi şaşkına çevirdi. Yola çıkmak için hazırlanan Üsâme ordusu da ordugâhtan döndü, kumandanlık sancağı Rasûlüllah (s.a.s.)’in kapısı önüne dikildi. Hicrette Rasûlüllah (s.a.s.)’in Medine’ye girdiği gün, en büyük bayram sevinci yaşanmıştı. Bugün en büyük acı ve mâtem yaşanıyordu. Münâfıklar ise, “Muhammed hak peygamber olsaydı, ölmezdi…” gibi küstahça sözler söylemişler, ortalığı bulandırmışlardı. Bu duruma sinirlenen Hz. Ömer, kılıcını çekerek:
-Rasûlüllah (s.a.s.) ölmemiş, bayılmıştır. Kim Muhammed öldü derse, boynunu vururum, diyordu. Böyle bir hengâmede metânetini muhâfaza edebilen sâdece Hz. Ebû Bekir oldu.(16) Acı haberi öğrenen Hz. Ebû Bekir, kimseye bir şey söylemeden, doğru kızı Hz. Âişe’nin odasına girdi. Rasûlüllah (s.a.s.)’in yüzündeki örtüyü kaldırdı, iki gözünün arasını hürmetle öpüp ağladı.(17)
-Anam, babam sana fedâ olsun. Allah’ın sana takdir ettiği ölüm geçidini geçtin. Fakat Allah sana ikinci bir ölüm tattırmayacaktır, dedi. Sonra, âilesini teselli edip ayrıldı.
Ömer halka hâlâ “Rasûlüllah ölmedi, öldü diyenin boynunu uçururum” diye hitâbediyordu. Hz Ebû Bekir minbere çıktı. Halk, Hz. Ömer’i bırakıp, Hz. Ebû Bekir’in etrâfında toplandı. Ebû Bekir Cenâb-ı Hakk’a hamd ve senâ ettikten sonra:
-Sizden her kim Muhammed (s.a.s.)’e tapıyorsa, iyi bilsin ki, Muhammed (s.a.s.) öldü. Her kim Allah’a kulluk ediyorsa, iyi bilsin ki, Allah bâkîdir, asla ölmez,” dedi. Sonra şu anlamdaki âyetleri okudu.
“Muhammed ancak bir peygamberdir. O’ndan önce de nice peygamberler geçti. Eğer o ölür, veya öldürülürse geri mi döneceksiniz. Her kim geri dönerse, Allah’a hiç bir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükâfatını verecektir.” (Âl-i İmrân Sûresi, 144)
“Ey Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar (müşrikler) de ölecek.” (ez-Zümer Sûresi, 30)
Ashâb, o derece şaşkınlık içindeydi ki, bu âyetleri sanki önceden hiç duymamışlar, ilk defa Hz. Ebû Bekir’den işitiyorlardı. Hz.Ebû Bekir’in sözlerini ve âyetleri dinleyince herkes kendine geldi.(18) Evet, peygamber de olsa herkes ölecekti. İşte, iki cihânın serveri, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammad (s.a.s.)’de ölmüştü.

4- HZ. EBÛ BEKİR’İN HALÎFE (DEVLET BAŞKANI) SEÇİLMESİ
Hz. Ebû Bekir’i dinledikten sonra, ashâbın heyecânı yatıştı. Aynı gün Benî Saide sofasında toplandılar. Hz. Ebû Bekir’i halife seçtiler. (1 Rabiulevvel 11 H./ 27 Mayıs 632 M.)

5- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)’İN TEÇHÎZ VE DEFNİ
Rasûlüllah (s.a.s.)’in cenâzesi, halîfe seçimi yapıldıktan sonra, salı günü yıkanıp hazırlandı. Bu vazîfeyi en yakın akrabası yaptı. Son hizmetinde bulunabilmek isteyen herkes, Hz. Âişe’nin odası önünde toplanmıştı. Bu yüzden Hz. Ali odanın kapısını kapattı, içeriye kimseyi almadı. Yalnızca ensar adına Bedir mücâhidlerinden Havlî oğlu Evs içeri alındı.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in mübârek vücûdu, bir sedir üzerine konuldu. Dış elbisesi soyuldu. Yıkama işini bizat Hz. Ali yaptı. Amcası Abbâs ile oğulları Abdullah, Fazl ve Kusem, cesedin çevrilmesine yardımcı oldular. Üsâme ile azadlı kölesi Şukran da su döktüler. İç gömleği çıkarılmayıp vücûdu üzerinden oğulduğu için Hz. Ali’nin eli Rasûlüllah (s.a.s.)’in mübârek vücûduna dokunmamıştır.(19)
Cenâzelerde genellikle görülen koku ve nahoş şeylerden hiçbiri O’nda yoktu. Bu yüzden Hz. Ali:
-Hayâtında da pâksın, ölümünde de pâksın, diyerek yıkadı. Sonra üç parça beyaz pamuk bezi ile kefenleyip(20) odanın kapısı açıldı.
Rasûlüllah (s.a.s.)’in mübârek cesedi, sedirin üzerine konulmuştu. Önce erkekler, sonra kadınlar, en sonra da çocuklar ayrı ayrı namazını kıldılar Rasûlüllah (s.a.s.) hayâtında olduğu gibi ölümünden sonra da herkesin imâmı olduğu için, O’nun cenâze namazında kimse imâm olmadı. Hz Âişe’nin odası küçüktü. Bu yüzden namaz, gece yarısına kadar devâm etti.
Rasûlüllah (s.a.s.) Efendimiz: “Cenâb-ı Hak, peygamberlerin ruhunu, onların defnedilmesini istediği yerde kabzeder,” buyurmuştu.(22) Bu sebeple Rasûlüllah (s.a.s.)’in kabri, Hz Âişe’nin odasında, üzerinde son nefesini verdiği döşeğin serildiği yerde, Ensâr’dan Ebû Talha tarafından kazıldı. Salıyı Çarşambaya bağlayan gece yarısı defnedildi. (2/3 Rabiu’l-evvel 11 H-28/29 Mayıs 632 M.) Mübârek cesedini, kabri saâdete Hz. Ali, Fazl, Üsâme ve Avf oğlu Abdurrahman indirdiler. Hz.Âişe:
-Biz Rasûlüllah (s.a.s.)’in defnedilğini, çarşamba gecesi gece yarısı duyduğumuz kürek seslerinden anladık, demiştir. (22)

(1) el-Buhârî, 2/93
(2) el-Buhârî, 4/ 183, 5/138, 6/101;
(3) el-Buhârî, 4/42
(4) el-Buhârî, 1/36-37 ve 4/31 ve 5/137; Tecrid Tercemesi, 1/91 (Hadis No: 94) ve 8/476 (Hadis No: 1275)
(5) el-Buhârî, 1/57 ve 5/140; Tecrid Tercemesi, 1/138 (Hadis No: 149) ve 11/16
(6) İbnü’l-Esîr, el-Kâmil 3/319- 320; Târih-i Din-i İslâm, 3/556-557
(7) Tecrid Tercemesi, 11/18; Mevâhib-i Ledünniyye Tercemesi, 2/434
(8) el-Buhârî, 4/213 ve 5/145; Rasûlüllah (s.a.s.), Şam tarafına gönderilmek üzere bir ordu hazırlamış, hastalanmasından bir gün önce komutanlığı Üsâme’ye vermişti. Orduda ilk muhâcirler ve ensârdan ileri gelen kimseler vardı. Üsâme ise henüz 20-27 yaşlarında bir gençti. Bu yüzden bazı dedi-kodu yapanlar olmuştu. Rasûlüllah (s.a.s.)’ın hastalığı ve vefâtı sebebiyle ordunun hareketi bir-kaç gün gecikti.
(9) el-Buhârî, 1/165 ve 169; Tecrid Tercemesi, 2/510-536 (Hadis No: 387,394,397)
(10) el-Buhârî, 5/137; Tecrid Tercemesi, 11/14
(11) el-Buhârî, 5/162; Tecrid Tercemesi, 2/510-519 (Hadis No: 387); Bu namazda cemâatin Hz. Ebû Bekîr’e, Ebû Bekir’in de Rasûlüllah (s.a.s.)’e uyduğu da rivâyet edilmektedir.

(12) Tecrid Tercemesi, 11/18; Mevâhib-i Ledünniyye tercemesi, 2/434
(13) el- Buhârî, 5/141; Tecrid Tercemesi, 11/22-24 (Hadis No: 1667)
(14) el-Buhârî, 1/165-166 ve 5/141; Tecrid Tercemesi, 2/528 (Hadis No: 395) ve 11/24
(15) el-Buhârî, 5/144; Tecrid Tercemesi, 11/27 (Hadis No: 1669)
(16) İbn Hişâm 4/305; Tecrid Tercemesi, 11/30-31
(17) Mehmet Raif, Muhtasar Şemâil-i Şerif Tercemesi, 266, İst, 1304
(18) Bkz. el-Buhârî, 5/142-143; Tecrid Tercemesi, 11/31-32; İbn Hişâm, 4/306
(19) İbn Hişâm, 4/312-313
(20) el-Buhârî, 2/75; Tecrid Tercemesi, 4/422 (Hadis No: 627)
(21) İbn Hişâm, 4/314; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 5/266
( 22) İbn Hişâm, 4/314

16

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/MEDİNE DE PEYGAMBERİMİZİ ZİYARET

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  552 Kez Okundu

H.Z. Peygamberin Kabrini Ziyaret Etmenin Fazileti
Medine-i Münevvere, İslam nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehridir. Her karışı, İslam’ın aydınlığını insanlığa ulaştıran Allah Rasûlünün ve Sahabenin hatıralarıyla doludur. Sinesinde İslam’ın en büyük önderlerini barındırmaktadır.
İslam’ın güzelliğini insanlara ulaştırabilmek için Peygamber Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm devleti burada kurulmuş, İslâm’ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır. Rasulüllah İslâm’ı tebliğ görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Böylece Medine, Allah’ın en sevgili kulunu ve insanlığın gelmiş geçmiş en büyük önderini bağrında taşıma şerefini elde etmiştir. Asr-ı Saadet, en parlak şekilde bu şehirde yaşanmıştır.
İnsanlık tarihinin en güzel, en mutlu, en adil, en hakkaniyetli örnek ve model toplumu, Peygamber Efendimizin terbiyesinde bu şehirde oluşturulmuştur. Böylece bu şehir dünyada adeta cennet misali bir hayatın yaşanabileceğine tanıklık etmiştir. Tarih, Rasulüllah’ın sohbetine nail olan bu Sahabe neslinin oluşturduğu toplum kadar güzel bir topluma bir başka yerde ve bir başka zamanda şahid olmamıştır.
İşte Medine-i Münevvere bu güzel insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı kutsal şehirdir. Bu sebeple büyük bir engel olmadığı sürece hacıların, Medine’ye giderek Hz. Peygamberin kabrini ziyaret etmeleri ve mescidinde namaz kılmaları büyük önem taşır.
Bu ziyaret İslâmî duyarlılığın bir göstergesidir. Sırf Allah için, İslam’ın aydınlığının insanlığa ulaştırılması yolunda çalışmanın, fedakarlığın ve gayretin en güzel örneğini vermiş insanların gelip geçtiği bu mübarek şehri ziyaret etmekle hacı, bu aydınlığın, yeniden muhtaç olanlara ulaştırılması yolunda bir şuur ve azim kazanabilirse, ziyaretindeki amaç gerçekleşmiş sayılır.

Vefatından sonra kendisini ziyaret edenler hakkında Peygamberimizin: “Beni vefatımdan sonra ziyaret eden sağlığımda ziyaret etmiş gibidir.”
“Kabrimi ziyaret eden şefaatimi hak eder
Kalbinde beni ziyaretten başka hiçbir düşünce olmaksızın kim beni ziyarete gelirse, Kıyamet gününde şefaatimi haketmiş olur.” buyurduğu rivayet edilmektedir.
Bu itibarla hacıların Medine-i Münevvere’ye giderek Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret etmeleri, mescidinde namaz kılmaları,
Peygamber sevgisini yenilemenin ve onun sünnetine bağlılığı kuvvetlendirmenin önemli bir vasıtasıdır.
Mescid-i Nebevî’yi Ziyaret Adabı

Medine-i Münevvere’ye girerken edeple, Peygamberimiz’e (s.a.v.) salavat-i şerife getirilerek girilir. Kuran-i Kerim’de: “Şüphesiz ki, Allah ve Melekleri o Peygambere çok salat ederler. Ey İman edenler! Siz de ona salat edin, tam bir teslimiyetle selam verin.” buyrulduğu gibi, çokça salavatlar getirilmelidir. Ziyaretçi otele yerleştiğinde, abdestini alır, güzel kokular sürünür, vakar ve sükunetle Mescide gider. Mescid-i Nebevi’yi gördüğünde tevhid okunur.
Allah’dan başka İlah yoktur. Hz. Muhammed O’nun Rasulüdür. Allah en büyüktür.
Sağ ayakla mescide girilir. İki rekat Tahiyyat’ül Mescid namazı kılınır. İmkan varsa Ravza-ı Şerif’te olması faziletlidir. Peygamberimizin (s.a.v.) huzuruna, sesi yükseltmeksizin, edep ve vakarla, O’na salat ve selam getirilerek ilerlenir. Şunu da unutmamalısın ki, Peygamberimiz (s.a.v.): “Bir kimse bana selam verince, Allah bana ruhumu ide eder, ben de o kimsenin selamını alır, ona karşılık veririm” buyurmaktadır. “Sakın terk-i edepten, Kuy-i Mahbub-i hudadır bu. Nazargah-ı ilahidir, Makamı Mustafa’dır bu.” Nabi

Sakın edep dışı davranıştan, Burası Allah’ın sevgili kulunun bulunduğu yerdir. Allah’ın rahmet nazarıyla baktığı, Hz. Mustafa’nın makamıdır bu yer. Efendimizin kabrinin önüne gelinir ve:
Ey Allah’ın Rasulu, Allah’ın selamı, rahmeti ve Yine O’nun bereketi sana olsun. Allahım! Muhammed’e ve O’nun ehline salat et. İnşaallah biz de size kavuşacağız. Allah’tan size ve bize afiyet isteriz.
Kendisi vasıtasıyla Rasulullah’a selam gönderilmiş ise; Ya Rasulullah! Filanca kişinin sana selamı var, Allah katına kendisi için şefaatçi olmanı istiyor. Ona ve bütün müslümanlara şefaat eyle” diye selam iletilir. Peygamberimize (s.a.v.) sağlığında nasıl saygı göstermek gerekiyorsa, vefatından sonra da O’na karşı aynı saygıyı taşımak gerekir.
Kabr-i Şerif’i önünde yüksek sesle konuşmamalı, duvara el yüz sürmemeli, başkasını da rahatsız etmemelidir, Peygamberimizden (s.a.v.) birşey istenmez. Ne istenecekse Allah’dan istenmelidir. Dua edilecekse Peygamberimizin kabrine doğru ve ondan değil, Kabe’ye dönerek, Allah’tan (c.c.) istenmelidir. Böylece selam verildikten sonra, bir metre kadar sağ tarafta Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) kabri bulunmaktadır. Buraya gelince de Hz. Ebu Bekir selamlanır:
Selam sana ey Allah’ın Rasulü’nün halifesi. Ey Ebu Bekir, Allah’ın selamı, rahmeti ve yine O’nun bereketi sana olsun. Biz de şüphesiz size kavuşanlardan olacağız. Hem kendimize ve hem de size Allah’tan afiyet dileriz.
Buradan yine 1 metre kadar sağ da Hz. Ömer’in (r.a.) kabri bulunur. Orada da Hz. Ömer selamlanır:
Selam sana ey Mü’minlerin Emiri. Ey Ömer ibn Hattab, Allah’ın selamı, rahmeti ve yine O’nun bereketi sana olsun. Biz de şüphesiz size kavuşanlardan olacağız. Hem kendimize ve hem de size Allah’tan afiyet dileriz.

Medine’de Kalınan Sürenin Değerlendirilmesi
Medine’de, Peygamberimiz’in (s.a.v.) örnek hayatı düşünülerek, O’nun hatırası yaşanmaya çalışılır. Vahyin indiği bu yerlerde, Kainatın Efendisinin de bulunmuş olduğu düşünülür. Mümkün mertebe beş vakit namaz Mescid-i Nebevi’de kılınmaya çalışılır. Medine’de oruç tutmaya, tasaddukta bulunmaya gayret edilir. Medine’deki mübarek mekanlar ziyaret edilir. Her fırsatta Efendimize Salavat-ı Şerifler getirilir. Ravza-ı Mutahhara’da bulunmaya ve namazları burada kılmaya gayret edilir. Tabi ki, izdihama yer vermeden ve başkalarının da burada namaz kılma isteklerinin olduğu da düşünülerek bilinçli hareket edilir.
Peygamberimiz bir hadislerinde: “Benim şu mescidimde kılınan bir vakit namaz, Mescid-i Haram dışındaki diğer mescitlerde kılınacak bin vakit namaza denktir.” buyurduğuna göre Mescid-i Nebevi’de bol bol namaz kılmanın gayretinde olunmalıdır. Medine’den ayrılma vakti gelen ziyaretçi, Mescid-i Nebevi’de iki rekat namaz kılar, dualarda bulunur. Peygamberimizin kabrine veda ziyareti yapılarak yukarıda geçen dualar okunur. Arzu eden başka dualar da yapabilir.
Mescitten ayrılırken ise: Allah’ım, Rasulunun haremine yaptığım bu ziyareti son ziyaretim kılma. Mekke ve Medine haremlerine yeniden kolaylıkla gelmemi sağla. Dünya ve ahirette afiyette olmayı ve bağışlanmayı bana nasıp et ve bizi ailelerimize güvenlik içinde ve bol kazançlı kimseler olarak döndür, diye dua edilir.
EFENDİMİZİN SAV RAVZASI NASIL SELAMLANIR

Ravzay’ı Mutahhara ziyeretinde Efendimiz’in Kabr-i Şerifi’nin bulunduğu yeşil kubbeye en yakın noktada durulur ve selamlama yapılır. Tavsiyem Babu-s Selam kapısı çıkışının hemen sağ yan tarafı olacak çünkü burası Eyüp el Ensari hazretlerinin evidir ve Sultanımız yedi ay bu evde misafir olmuştur.Buradan selamlama yapınız,toplu iseniz ellerinizi kaldırmadan biraz uzaktan polislerin dikkatini çekmeden selamlama ve dua yapmalısınız,toplu ve yüksek sesle yapılan dualara izin verimemektedir.Tavsiye selamlama ve dua ise;
RAVZA SELAMLAMA DUASI

Essalatu vesselamu aleyke ya Resulallah
Essalatu vesselamu aleyke ya Habiballah
Essalatu vesselamu aleyke ya seyyid-el evveline vel ahirin.
1-Allahumme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala ali seyyidina ve nebiyyina Muhammed biadedi ilmik vebi adeti mağlumatik.
2-Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî’il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi’s-seyyiât ve terfe’unâ bihâ a’lâ’d-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ’l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî’l-hayâti ve ba’del-memât birahmetike Yâ erhame’r-rahimîn. Hasbunellahu ve ni’mel vekîl, ni’mel mevlâ ve ni’me’n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ ve ileyke’l-masîr.”
3-Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve eshâbihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve zürriyyetihî ve ehl-i beytihî ve eshârihî ve ensârihî ve eşyâihî ve muhibbihî ve ümmetihî ve aleynâ maahüm ecmaîne yâ erhamerrâhimîn.
4-Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin muhtelefel melevani ve teakabel asrani ve kerrerel cedidani vestakbelel ferkadani ve bellığ ruhehu ve ervahe ehli beytihi minettahiyyeti vesselam verham ve barik ve sellim aleyhi ve aleyhim teslimen kesiren kesira.
5-Allahumme salli alezzatil Muhammediyyetil latıyfetil ehadiyyeh şemsi semail esrar ve mazharil envar ve merkezi medari medaril celal ve kutbi felekil cemal Allahumme bi sırrı ledeyk ve bi seyrihi ileyk amin havfi ve ekıl asrati ve ezhib huzni ve hırsıy ve künli ve huzli ileyke minni verzukniyel fenae anni ve la tec alni meftunen bi nefsi mahcuben bi hıssi vekşif li an külli sirrin mektumin ya hayyu ya kayyum.

6-DÖRT BÜYÜK HALİFENİN SALATÜ SELAM DUASI:

Bismillahirrahmanirrahim,
Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin fil evveline ve salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin fil ahirine ve salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin fi külli vaktin ve hınin. Ve salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin fil mele’il ala ila yevmiddin ve salli ve sellim ala cemiil enbiyai vel mürseline ve alel melaiketil mukarrebine min ehlissemavati ve ehlil aradine.Ve radiyallahu tebareke ve teala an sadatina zül kadril aliyyi vel fahril celiyyi Ebi Bekrin ve Ömere ve Osmane ve Aliyyin, ve ala eimmetil erba’atil müctehidine vettabiine lehüm bi ihsanin ila yevmiddin, uhşurna verhamna maahum, bi afvike ve rahmetike ya erhamerrahimin.
Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Resulallah
Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Habiballah
Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Emine vahyillah.
NOT: Ziyaretimiz sırasında Efendimizin SAV’in mekan arkadaşları Hz Ebu Bekir Sıddık ve Hz Ömer Bin Hattab RA ecmain Ashabına da selam vermeyi unutmayalım;
Esselamü aleyke ya Ebu Bekir Sıddık
Esselamü aleyke ya Halifet-i Resulallah
Esselamü aleyke ya Ömer Bin Hattab
Esselamü aleyke ya Halifet-i Resulallah

Başka başka dualar da yapılabilir.
Ey Bad-ı Saba, uğrarsa yolun semti harameyne Tazimmi arzeyle, Rasulus-Sekaleyne. Şahidim arzu semadır, bütün ecram ile Aşıkım sıdk ile ben, Hazreti Şah-ı Rasule Yansa da kalbim bu hasret ile Takatı yok dilimin, halimi takrire bile Ey Bad-ı Saba, uğrarsa yolun semti harameyne Selamını arzeyle Rasulus-Sekaleyne.

Açıklaması:
Ey gün doğusundan esen rüzgar yolun düşerse mekke ve Medine’ye, İnsanların ve cinlerin Peygamberine saygımı arzeyle Yer ve gök herşeyi ile şahimdimdir ki, ben samimi olarak Ben Peygamberlerin şahı Hz. Muhammed’e aşıkım. Kalbim bu hasret ile yansa da halimi anlatmaya gücüm yoktur. Ey Gün doğusundan esen rüzgar, yolun düserse Mekke ve Medine’ye, İnsanların ve cinlerin peygamberine selamımı arzeyle.

16

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/MEDİNE-İ MÜNEVVERE ve FAZİLETİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  271 Kez Okundu
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (Medine’nin dışına doğru) yürüdü. Önünde Uhud görünmüştü: “Bu dağ var ya, o bizi çok seviyor, biz de onu seviyoruz” buyurdular. Medine’ye yönelince de: “Ey Allahım! Hz. İbrahim Mekke’yi haram kıldığı gibi, ben de (Medine’yi) iki dağı arasıyla haram kılıyorum. Allahım, (Medine halkını) müdd ve sa’larınla mübarek kıl” buyurdular.” Buhari, Fezailu’l-Medine 6; Müslim, Hacc 462, (1365).

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Medine’de ölmeye muktedir olan orada ölsün. Zira ben, orada ölene şefaat ederim.” Tirmizi, Menakıb, (3913).
Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Medine’ye geldiği vakit Ebu Bekr ve Bilâl radıyallahu anhümâ hastalandılar. Ben yanlarına gittim:
“Ey babacığım, dedim. Kendini nasıl hissediyorsun? Ey Bilâl sen nasılsın?” diye sordum. Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh hummaya yakalanınca: “Her insana “sabahın hayırlı olsun” denmiştir. Halbuki ölüm ona ayakkabısının bağından daha yakındır” derdi. Hz. Bilal radıyallahu anh da humma nöbetinden çıkınca sesini yükseltir ve (Mekke’ye hasretini ifade eden şu beyitleri) terennüm ederdi:
“Bilmem ki! Mekke vadisinde etrafımı izhir ve celil otları sarmış olarak bir gece daha geçirebilecek miyim? Mecenne suyuna ulaşacağım bir gün daha gelecek mi? (Mekke’nin) Şâme ve Tafil dağları bana bir kere daha görünecek mi?”
(Sonra Bilal şöyle beddua etti: “Allahım, bizi yurdumuzdan çıkarıp bu cebalı diyara süren Şeybe İbnu Rebi’a, Utbe İbnu Rebi’a ve Ümeyye İbnu Halef’e lanet et!)

Hz. Aişe der ki: “(Ben gidip, bunlardaki Mekke hasretini) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a haber verdim. O, şöyle dua buyurdu:

“Allahım bize Medine’yi sevdir. Tıpkı Mekke’yi sevdiğimiz gibi, hatta fazlasıyla! Allahım onun havasını şıhhatli kıl. Onun müddünü, sâ’ını hakkımızda mübarek eyle. Onun hummasını al, Cuhfe’ye koy!” Buhari, Fezailu’l-Medine 11,
“Allahım! Mekke’ye verdiğin bereketi iki katıyla Medine’ye de ver!” Müslim, Hacc 465,
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a (yılın turfanda) ilk meyvesi getirildiği zaman şöyle buyururlardı: “Allahım, bize Medine’mizi, meyvelerimizi, müddümüzü, sa’ımızı bereket üzerine bereketle mübarek kıl. Allahım, İbrahim senin kulun, peygamberin ve halilindir. Ben de senin kulun ve peygamberinim. O sana Mekke için dua etti. Ben de Medine için, onun Mekke hakkında yaptığı duayı bir misli ziyadesiyle aynen yapıyorum.” Resûlullah bu şekilde dua ettikten sonra getirilen meyveyi, orada hazır olan çocuklardan en küçüğüne verirdi.” Müslim, Hacc 473, (1373); Muvatta, Câmi’ 2,

“Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havuzumun üzerindedir.” Buhari, Fazlu’s-Salat 5, Fezailu’l-Medine 11, Rikak 53, İ’tisam 16
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir seferden dönünce, Medine’nin duvarlarına bakar, develerini hızlandı

15

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/ANBERİYE MESCİDİ ( HAMİDİYE CAMİSİ )

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  386 Kez Okundu

ANBERİYE MESCİDİ ( HAMİDİYE CAMİSİ )
Anberiye cami, Osmanl Sultanı II. Abdülhamit tarafından Medine Gar binasının tam karşısına yaptırılmıştır
Osmanlı mimarı tarzının tüm özellliklerini yansıtan cami, iki minareli olarak yapılmıştır. Anberiye Cami, diğer Osmanlı eserleri gibi kapısına kilit vurulmuş ibadete açılmayı beklemektedir.

15

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/Cuma Mescidi/ Cennetül Baki

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  363 Kez Okundu

MESCİDİ CUMA:Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Medine’ye gelirken durduğu Rânunâ denilen yerde, öğle namazı vakti gelmişti. Burada yanında bulunanlarla birlikte Cuma namazı kıldı ve hutbe okudu. Peygamberimizin ilk defa kıldığı Cuma namazı budur. İlk okuduğu hutbe de burada okuduğu hutbedir. Şimdi bu yerde “Mesci-i Cuma” adıyla büyük bir cami bulunmaktadır.

Cennet-ül Baki
Medine-i Münevvere’nin mezarlığıdır. Bu mübarek kabristanda Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbas, torunu Hz. Hasan, damadı ve üçüncü halife Hz.Osman-ı Zinnureyn, halası Hz. Safiye, çocuğu Hz. İbrahim, kızı Rukiye, Fatıma vemübarek hanımları başta olmak üzere sahabe ve tabiundan birçok zevat medfundur.

Bukabristandaki türbeler ve mezar taşları, Medine-i Münevvere, Osmanlı idaresinden çıktıktan sonra yıktırılmıştır. Şimdi etrafı duvarlarla çevrili olan bu kabristan bir tarla görünümündedir. Kıble yönüne göre Mescid-i Nebi’nin soltarafında, hemen yan tarafındadır.

 

 

 

15

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/KUBA MESCİDİ (TAKVA MESCİDİ)

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  480 Kez Okundu

İslâmda ilk binâ edilen mescid. Peygamber efendimizin hicretlerinde Medîne-i münevvereye gelmeden önce Kubâ denilen yerde konakladıklarında ilk binâ ettikleri mescid dir.

Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem berâberinde hazret-i Ebû Bekr, Âmir bin Füheyre radıyallahü anhüm ve mihmandârları Abdullah bin Üreykıt olduğu hâlde 622 yılı Eylül ayının 20. günü (hicretin birinci senesi Rebîulevvel ayının sekizinde) Pazartesi günü, kuşluk vakti Kubâ köyüne ulaştılar. Bu gün İslâm târihinde Müslümanların Hicrî Şemsî yılının senebaşı sayıldı. Peygamber efendimiz, Kubâ’da bir mescid binâ ettiler .Kubâ Mescidinin arsası Peygamber Efendimizin evlerinde konakladıkları Gülsüm bin Hidm’e âitti. Peygamber efendimiz burasını satın aldı ve mescidin temelini atacağı zaman; “Ey Kubâlılar! Bana Harre mevkiinden taş getiriniz.” buyurarak, binâ işine girişildi. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem yanında bir hayli taş toplanınca, kıbleyi çizerek ve bir taş alıp birinci temel taşını kendi mübârek elleriyle koydular.

Kubâ Mescidi sonraki devirlerde halîfe, hükümdâr ve vezirler tarafından defâlarca tâmir edildi ve yenilendi. Halîfe Ömer bin Abdülazîz rahmetullahi aleyh, Kubâ Mescidini genişletti. Mescidin içine taştan direkler diktirdi ve demirle pekiştirdi ve nakışlattı. Ona bir minâre ilâve ettirdi. Osmanlı hükümdârlarından Kânûnî Sultan Süleymân Han, Kubâ Mescidini yıktırıp, yeniden yaptırdı. Ona hatipler, imâmlar ve müezzinler tâyin etti (H.950). Kubâ Mescidi, Sultan Mahmûd Han tarafından da tâmir ve tezyin edilmiştir.
PEYGAMBERİMİZİN KUBA DA MİSAFİR OLMASI
Rebiülevvel ayının çok sıcak bir Pazartesi günü idi..Kuşluk vakti Resûl-i Kibriya Efendimiz, etrafındaki mü’minler halkasıyla Medine’ye bir saat kadar mesafesi olan Kuba köyüne vardı. Orada Amr b. Avfoğullarının kardeşi Gülsüm b. Hidm’in evi¬ne.Müslümanlarla görüşmek arzusuna binaen Ku¬ba’¬da bir müddet ikamet etmeye karar verdi.
Geceleri Medineli Müslümanların eşrafından oldukça yaşlı bir zât olan Gül¬süm b. Hidm’in evinde kalan Efendimiz, gündüzleri ise Müslümanlarla konuş¬mak, sohbet etmek için ashaptan bekâr bir zât olan Sa’d b. Hayse¬me’¬nin evine giderdi. Zaten, muhacirlerin bekârları da onun evinde kalırlardı. Bu sebeple evine “Dârü’l-Uzab [Bekârlar Evi] ” denirdi.
Hz. Ali, Resûl-i Kibriya Efendimizin emriyle, Ku¬reyşlilerin kendisine teslim ettikleri kıymetli eşya ve emanet¬lerini sahiplerine iade etmek maksadıyla Mekke’de kalmıştı.
Hz. Ali, bu vazifeyi yerine getirmiş ve Efendimizin Mek¬ke’den ayrılışından üç gün sonra da hareket etmişti. Resûl-i Kibriya Efendimiz henüz Kuba’da iken gelip kavuştu. Yürümekten ayakları şişmiş ve kabarmış idi. Pey¬gam¬be¬ri¬miz, onu gözyaşları arasında kucakladı ve ayağının iyileşmesi için dua edip eliyle meshetti. Cenab-ı Hak ânında şifa ihsan etti. Hz. Ali’nin ayaklarında ne ka¬barmadan, ne de ağrı ve sızıdan eser kalmadı.
 

KUBA MESCİDİ’NİN İNŞASI
Resûl-i Kibriya Efendimiz, Amr b. Avfoğullarında on küsur gece misafir kal¬dı. Bu müddet zarfında Kuba Mescidi’ni tesis etti ve bu mescit içinde namaz kıl¬dı.
Efendimizin tesis ettikleri mescitten önce, Müslümanlardan bazıları kendi¬le¬ri için mescit inşa etmişlerse de, İslam cemaati için ilk olarak bina olunan mes¬cit, işte bu Kuba Mescidi’dir.
Gülsüm b. Hidm Hazretlerinin, üzerinde hurma kuruttu¬ğu arsasında bina edilen bu ulvî mâbedin inşasında, Resûl-i Kibriya Efendimiz bizzat çalıştı. Bir seferinde kucağına güçlükle kaldırılabilecek büyükçe bir taş almışlardı. Saha¬benin biri yanına varıp, “Yâ Re¬sû¬lal¬lah! Anam babam sana feda olsun! Elinde¬kini bana ver” deyince, “Hayır vermem! Sen de başkasını al” buyurarak gayret ve faaliyetten büyük zevk aldığını ifade etmişti. Böylece ibadeti, takvâsı, sadâ¬kati, metaneti, cesareti vesâir bütün güzel vasıflarda olduğu gibi gayret ve ça¬lışkanlığı ile de sahabelere en güzel örnek oluyordu.
-Kuba Mescidi’nin Ehemmiyet ve Fazileti
Kuba Mescidi, Resûl-i Kibriya’nın hicreti ve özellikle Kuba köyüne ulaşma¬sıyla başlayan nurani ve muazzam bir devrin mübarek bir âbidesidir. Bu se¬bepledir ki Kur’an lisanıyla “Takvâ Mescidi” adı verilerek şerefli kılın¬mış¬tır. İl¬gili ayet-i kerimede meâlen şöyle buyrulur:
Nebiyy-i Muhterem Efendimiz, hayatı müddetince her Cumartesi günü ya¬ya veya binitli olarak bu mübarek mescidi ziyaret eder ve içinde namaz kı¬lar¬dı. Ayrıca mü’min¬leri de teşvik ederek, tam bir temizlik ve nezahetle bu mü¬barek mescitte namaz kılan kimse için bir umre sevabı olduğunu müjde¬lerdi.
İslamî gelişmenin önündeki engellerin yavaş yavaş bertaraf olduğu, İs¬lam’ın inkişaf ve teâliye başladığı bir dönemde inşa edilmiş olması, Kuba Mes¬cidi’ne ayrı bir manâ ve ehemmiyet atfeder.

15

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/ UHUD BİZİ SEVER BİZDE UHUDU SEVERİZ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  419 Kez Okundu

UHUD SAVAŞI (11 Şevval 3 H./27 Mart 625 M.)
Savaşın Sebebi .Bedir Savaşında Mekke müşriklerinden 70 kişi ölmüştü. Bunlar arasında Ebû Cehil, Ukbe, Utbe, Şeybe, Ümeyye, Âs b. Hişâm gibi Kureyş’in önde gelen simâları vardı. Bu yüzden Mekkeliler Bedir yenilgisini unutamıyorlar, intikam ateşiyle yanıyorlardı.
Bedir’de,babalarını, kardeşlerini, oğullarını ve diğer yakınlarını kaybedenler. Mekke reisi Ebû Süfyân’a başvurdular. Dârun’-Nedve’de toplanarak, Şam kervanının kazancı ile bir ordu toplayıp Medine’yi basmağa ve Müslümanlardan öç almağa karar verdiler.
Mekke dışındaki müşrik Arap kabîlelerine, şâirler, hatipler gönderdiler. Bunlar, Bedir’de öldürülenler için, şiirler, mersiyeler söyleyerek halkı heyecâna getirdiler. 50 bin altın olan kervan kazancının yarısı ile Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker topladılar. Mekke’den katılanlarla, 700′ü zırhlı, 200′ü atlı omak üzere, Ebû Süfyan’ın komutasında 3000 kişilik mükemmel bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Orduda ayrıca 300 deve, şarab tulumları, şarkıcı ve rakkase kadınlar vardı. Bunlardan Başka, başta Ebû Süfyân’ın karısı Hind olmak üzere Kureyş ileri gelenlerinden 14 tane evli kadın da kocaları ile birlikte bulunuyorlardı.
-Peygamber Zırhını Giydikten Sonra
-”Bir peygamber zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz.” Eğer sabreder, görevinizi tam yaparsanız, Allah’ın yardımıyla zafer bizimdir, dedi.
Kureyş ordusu, Medine’nin 5 km. kadar kuzeyindeki Uhud dağı eteklerinde karargâhını kurmuştu. Rasûlullah (s.a.s.) Abdullah b. Ümmi Mektûm’u Medine’de vekil bırakarak, 1000 kişilik kuvvetle, cuma namazından sonra Medine’den çıktı. O gün Uhud’a kadar ilerlemeyip geceyi “Şeyheyn” denilen yerde geçirdi. Sabahleyin şafakla beraber Uhud’a vardı, savaş için en elverişli yeri seçti.
Yolda Übeyy oğlu Abdullah, “Muhammed (s.a.s.) bizim gibi yaşlı ve tecrübelileri dinlemedi, çocukların sözüne uydu. Ben meydan savaşını uygun görmemiştim…” bahânesiyle, kendisine bağlı 300 münâfıkla, ordudan ayrıldı. Böylece Müslümanların sayısı 700′e düştü.
-Rasûlullah (s.a.s.)’in Savaş Düzeni
Peygamber Efendimiz, ordusunun arkasını Uhud Dağı’na vererek Medine’ye karşı saf yaptı. Solundaki Ayneyn tepesi’ne “Cübeyr oğlu Abdullah” komutasında 50 okçu yerleştirdi.
-Galip de gelsek mağlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayılmayacaksınız, Şu vâdiden, düşman atlıları arkamıza dolaşıp bizi kuşatabilirler. Oklarınızla onları buradan geçirmeyin, çünkü at, oku yeyince ilerleyemez, dedi.Müslümanların karşısında savaş durumu alan müşrik ordusu, sayıca Müslümanların 4 katından daha fazlaydı. Üstelik bunlardan 700′ü zırhlı, 200′ü atlıydı. Müslümanların ise 100 zırhı ve sadece 2 atları vardı. Sağ koluna Ukâşe, sol koluna ise Ebû Mesleme memûr edilmişti. Rasûlullah (s.a.s.) ise ortada bulunuyordu.
Ebû Süfyân komutasındaki 3000 kişilik müşrik ordusunun sağ kanadına Velid oğlu Hâlid, sol kanadına Ebû Cehil’in oğlu İkrime, süvârilere Ümeyye oğlu Safvân, okçulara ise Rabîa oğlu Abdullah komuta ediyordu.
Kureyşli kadınlar, Bedir’de ölenler için mersiyeler okuyorlar, defler çalıp şarkılar söyleyerek askerler arasında dolaşıyorlar, onları savaşa teşvik ediyorlardı.
Savaş, o devrin âdeti üzerine mübâreze ile (meydanda teke tek çarpışma ile) başladı. Kureyş’in bayrağını taşıyan Abdüddâr oğullarından ortaya çıkan 9 kişi birer birer Müslümanlar tarafından öldürüldü.
Rasûlullah (s.a.s.) elindeki kılıcı göstererek:
-Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister? diye sordu. Ensârdan Ebû Dücâne:
-Bunun hakkı nedir, Ya Rasûlallah? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):
-Eğilip bükülünceye kadar düşmanla savaşmak, diye cevap verdi.
Ebû Dücâne bu şartla aldığı kılıçla düşman üzerine saldırdı, müşrik safları arasına girdi.Hamza, Ali, sa’d b. Ebî Vakkâs, Ebû Dücâne gibi kahramanların hücûmlarıyla savaşın ilk anında 20′den fazla ölü veren Kureyş, bozguna uğramış, sağ ve sol kanat geri çekilmiş, def çalarak Kureyşlileri savaşa teşvik eden kadınlar, feryadlar kopararak yüksek tepelere kaçmışlardı. İman kuvveti karşısında sayı ve malzeme üstünlüğü işe yaramamış, müşrikler kaçmağa başlamışlardı.

-Okçular Yerlerini terkedince
Böylece ilk safhada müslümanlar savaşı kazandılar. Fakat kaçan düşmanı sonuna kadar tâkib etmeden, savaş alanına dağılarak, ganimet (düşmandan kalan malları) toplamağa koyuldular. Ellerine geçen fırsatı yeterince değerlendiremediler. Ayneyn tepesinden durumu seyreden okçular da birbirlerine:
-Burada ne bekliyoruz, savaş bitti, zafer kazanıldı, biz de gidip ganimet toplayalım, dediler.Abdullah b. Cübeyr:
-Arkadaşlar, Rasûlullah (s.a.s.)’in emrini unuttunuz mu? O’ndan emir almadıkca yerimizden ayrılmayacağız… diye ısrâr ettiyse de dinlemediler. Abdullah’ın yanında sadece 8 okçu kaldı.
Düşmanın sağ kanat komutanı Hâlid b. Velîd, Rasûlullah (s.a.s.)’in okçularla koruduğu Ayneyn vâdîsinden geçerken Müslümanları arkadan kuşatmayı denemiş, okçular bu geçidi bekledikleri için başaramamıştı. Okçuların buradan ayrıldığını görünce, emrindeki süvârilerle hücûma geçti. Cübeyr oğlu Abdullah ile 8 sâdık arkadaşını şehit edip, ganimet toplamakla meşgul Müslüman ordusunu arkadan çevirdi. Müşrikler, geri dönüp yeniden hücûma geçtiler. Tepelere çekilen kadınlar da def çalarak aşağıya indiler. Müslümanlar, önden ve arkadan iki hücûmun arasında şaşırıp kaldılar. Savaşı kazanmışken kaybetmeğe başladılar. Birbirlerinden ayrılmış ve dağılmış bir durumda oldukları için, canlarını kurtarma sevdâsına düştüler.

-Hz. Hamza’nın Şehid Düşmesi
Bedir Savaşı’nda babası Utbe, kardeşi Velîd ve amcası Şeybe’yi kaybetmiş olan Ebû Süfyân’ın karısı Hind, babasını öldüren Hamza’dan öç almak istiyordu. Hamza’nın karşısında kimse duramadığı için, Cübeyr b. Mut’im’in kölesi ve iyi bir nişancı (atıcı) olan Habeşli Vahşî’ye Hamza’yı öldürdüğü takdirde, büyük menfaatler vâdetmiş, efendisi Cübeyr de âzâd etmeğe söz vermişti.
Vahşî, Hamza’nın karşısına çıkmaya cesâret edemedi. Bir taşın arkasına gizlenip, Hamza’nın önünden geçmesini bekledi.Hamza ise savaş alanında durmadan sağa sola koşuyor, elinde kılıç önüne gelen müşrikleri tepeliyordu. O gün tam 8 müşrik öldürmüştü. Bunlardan Abdu’l-Uzza oğlu-Sibah’ı öldürdüğü sırada, Vahşî’nin tam önünde bulunuyordu. Vahşî fırsatı kaçırmadı. Habeşlilerin çok iyi kullandığı harbesini (kısa mızrağını) gizlendiği yerden fırlattı; kahraman Hamza’yı kasığından vurarak şehit etti.Hamza’nın ölümünü duyan Hind, koşarak geldi. Karnını yarıp, ciğerini çıkararak dişledi, fakat yutamadı. Vahşi’yi mükâfatlandırdı ve kölelikten kurtardı.
Savaşın en şiddetli anında Hz. Hamza’nın şehit düşmesi, Müslümanlar için büyük kayıp oldu. Esâsen, ansızın önden ve arkadan uğradıkları hücûm sebebiyle ne yapacaklarını şaşırmışlar, bir çok şehid vererek, şuraya buraya dağılmışlardı. Bir ara, Rasûlullah (s.a.s.)’in etrafında sâdece, ikisi muhâcirlerden, yedisi ensârdan olmak üzere 9 kişi kalmış, bunlar da birer birer şehid düşmüşlerdi.
 - Rasûlullah (s.a.s.)’in Öldüğü Şâyiası
İbni Kamie el-Leysi adlı bir müşrik, Hz.Peygamber (s.a.s.)’e benzeterek, İslâm ordusunun sancaktarı Mus’ab b. Umeyr’i şehit etmiş ve Muhammed (s.a.s.)’i öldürdüm, diye ilân etmişti.Bu şâyia üzerine İslâm ordusunda panik başladı. Rasûlullah (s.a.s.):
-Ey Allah’ın kulları, bana geliniz,etrafımda toplanınız, diye sesleniyor, fakat kimse O’nu duymuyordu.
Müslümanlar birbirinden habersiz üç fırka olmuşlardı.
l) Rasûlullah şehid olduysa, Allah bâkidir. O’nun yolunda biz de şehit oluruz, diyerek savaşa devâm edenler. Enes b. Nadr (Enes b. Mâlik’in amcası) bunlardandı.Yetmişten fazla yara aldıktan sonra şehid düşmüştür.
2) Rasûlullah (s.a.s.)’in etrâfını çevirip, vücûdlarıyla O’na siper olan, O’nu düşman saldırısına karşı koruyanlar. Bunlar “14″ kişi kadardı. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Talha, Zübeyr, Sa’d b. Ebî Vakkas, Ebû Dücâne bunlardandır.
3) Rasûlullah şehid olduktan sonra, burada durmanın manası yok, diyerek, savaş alanından ayrılanlar.Bunlardan bir kısmı dağlara çekilmişler, bazıları ise Medine’ye dönmüşlerdi.
Müslümanların bu dağınık durumlarından yararlanan müşrikler, Rasûlullah (s.a.s.)’in yanına kadar sokuldular. Atılan bir taşla Peygamber Efendimizin dudağı yarıldı, dişi kırıldı ve İbni Kamie’nin kılıç darbesiyle yere yıkıldı. Zırhından kopan iki halka yanağına battığından yüzünden de yaralandı.
Ashâb-ı kirâm, savaş alanında Rasûlullah (s.a.s.)’i bir türlü bulamıyordu. Halbuki, Rasûlullah(s.a.s.) bulunduğu yerden hiç ayrılmamıştı. Nihâyet Hz. Peygamber Efendimizi Ka’b b. Mâlik gördü ve:
-Ey mü’minler, Rasûlullah (s.a.s.) burada, diye haykırdı. Ka’b'ın sesini duyan Müslümanlar, hemen Rasûlullah (s.a.s.)’in etrâfında toplanarak, müşriklerin saldırılarını durdurdular.
 -Ebû Süfyân’la Hz.Ömer Arasında Geçen Muhâvere
Müşriklerin saldırıları yavaşlayınca, Peygamber Efendimiz etrâfında toplanmış olan Müslümanlarla Uhud Dağı tepelerinden birine çekildi. Müslümanların bir tepede toplandığını gören Ebû Süfyân da, onların karşısında başka bir tepeyi işgal etti. Ebû Süfyân, Peygamberimizin sağ olup olmadığını kesinlike öğrenemediğinden merak içindeydi. Bu sebeple yüksek sesle üç defa:
-İçinizde Muhammed (s.a.s.) var mı? Ebû Bekir varmı? Ömer var mı? diye seslendi. Rasûlullah (s.a.s.) cevap verilmemesini emretmişti. Kimseden ses çıkmayınca, müşriklere dönerek:
-”Görüyorsunuz, hepsi de ölmüş. Artık iş bitmiştir, diye söylendi. Hz. Ömer dayanamadı.
-”Yalan söylüyorsun ey Allah düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepside burada, diye cevap verdi. Ebû Süfyân:
-Savaşta üstünlük nöbetledir, bugün biz Bedir’in öcünü aldık, üstünlük bizde… diye gururlandı. Ömer:
-Bizden ölenler Cennet’de, sizinkiler ise Cehennem’de diye cevâp verdi.
-Ya Ömer, Allah aşkına gerçeği söyle. Biz Muhammed (s.a.s.) ‘i öldürdük mü?
-Rasûlullah (s.a.s.) sağ ve senin bu sözlerini de işitiyor.
-Ya Ömer, ben senin sözlerine İbni Kamie’nin sözünden daha çok inanırım. Ölülerinize yapılan fenâlıkları ben emretmedim,fakat çirkin de görmedim. Gelecek yıl Bedir’de buluşalım, dedi. Hz. Ömer de:
-”İnşallah, diye cevap verdi. Hz. Ömer’le Ebû Süfyân arasında yapılan bu konuşmadan sonra, müşrikler Uhud’dan ayrıldılar. Onlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i öldürmek, Medine’yi basıp müslümanları imhâ etmek, müslümanlığı ortadan kaldırmak için Mekke’den gelmişlerdi. Fakat Allah kalblerine korku saldı. Üstünlük kendilerinde olduğu ve Rasûlullah (s.a.s.)’in de sağ bulunduğunu öğrendikleri halde, savaşa devam etmeğe cesâret edemediler. Tek bir esir bile alamadan, geri döndüler.
Uhud Savaşı’nda üç safha yaşandı:
İlk safhada Müslümanlar üstün geldiler, 20′den çok düşman öldürerek, müşrikleri bozguna uğrattılar.
İkinci safhada, kaçan müşrikleri kovalamayı bırakıp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmaları ve Rasûlullah (s.a.s.)’in yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu birliğinin görevlerini terketmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 şehit vererek mağlup duruma düştüler.
Üçüncü safhada ise, dağılmış olan Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.s.)’in etrâfında toplanıp, karşı hücûma geçerek, düşman hücûmunu durdurdular.
Müşriklerin Uhud’dan ayrılmasından sonra Rasûlullah (s.a.s.) şehitleri yıkanmadan, kanlı elbiseleriyle, ikişer üçer defnettirdi. Cenâze namazlarını ise, bu târihten 8 sene sonra kıldı.
- HAMRÂÜ’L-ESED GAZVESİ
Müşrikler, elde ettikleri üstünlükten yararlanıp Müslümanları imhâ etmeden savaş alanından ayrıldıklarına pişmân oldular. Aralarında, geri dönüp Medine’yi basmayı konuştular. Rasûlullah (s.a.s.) bu durumdan haberdar olunca, Medineye dönüşünden bir gün sonra, Uhud Savaşı’na katılmış olan ashâbını toplayarak Medine’den 16 km. kadar uzakta “Hamrâ’ü’l-Esed” denilen yere kadar müşrikleri takibetti. Gece olunca, burada 500 kadar ateş yaktırdı. Müşrikler, takib edildiklerini öğrenince, korktular; Medine’yi basma düşüncesinden vazgeçerek, süratle Mekke’ye döndüler.
Kaynak:

-İbnü’l-Esîr, 2/148-149
-İbn Hişâm, 3/66-67; İbnü’l-Esîr, 2/150; Zâdü’l-Meâd, 2/232
-İbn Hişâm, 3/67
-Zâdü’l-Meâd, 2/231; İbnü’l-Esîr, a.g.e., 2/150
- Bkz. el.Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269); İbnü’l-Esîr, a.g.e., 2/152
- Riyâzü’s-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); İbnü’l-Esîr, 2/152
- el-Buhârî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis No: 1269)

 

14

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/MESCİD-i SEBA (yedi mescidler)

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  1.269 Kez Okundu

 

MESCİD-i SEBA (yedi mescidler)
Hendek savaşının yapıldığı yerde birbirine yakın 7 küçük mescidden oluşur Hendek savaşı ise, Miladi 627 yılında Mekke’den gelen on bin kişilik ordu Medine müslümanları üzerine yürür Müslümanlar kendilerini savunmak için Selman-ı Farisi nin tecrübe ve tavsiyesi ile Medine’nin çevresine hendek kazarlar Hendek savaşı yapılır.Hendek savaşının geçtiği yer olan ve Mescidi feth diye anılan 7 küçük mescidden oluşan mescidler, Mescidi Feth, Mescidi Selmanı Farisi, Mescidi Ali b.Ebu Talip, Mescidi Ebubekir Sıddık,Mescidi Ömer b.Hattap, Mescidi Sa’d b.Muaz adlarındadır.Bunlardan Feth Mescidi Rasülullahın Hendek savaşında karargah kurduuğu ve dua ettiği yere hürmeten yapılan mescid olup, diğer mescidler hendek savaşında namazgah olarak kullanılan yerlere hürmeten yapılan mescidlerdir.

Medine’ye gelenler tarafından buraların da ziyaret edilmesi âdet haline gelmiştir. Mescid-i Seb’a (yedi mescid) diye anilan, Hz. Selman, Hz. Ebubekir, Hz. Omer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Fatima-Tuz Zehra Hz. leri adina kucuk birer mescid yapilmistir. Mescid-i Feth, Sel (Sil’) dagi uzerinde bulunmaktadir.
Hendek Savaşının yapıldığı mevkide, bir birine yakın küçük küçük yedi mescid bulunmaktadır. Bunlara ” Yedi Mescidler” denir.

HENDEK SAVAŞI
Medine’nin kuzeyinde 627 yılında yaşanmıştır.Hicret’in beşinci yılında kervanlarının müslümanlar tarafından rahatsız edilmesi ve Hayber’deki musevilerin kışkırtmasıyla Mekkeliler 10000 kişilik bir kuvvetle Medine’nin kuzeyine doğru harekete geçtiler. Hz. Peygamber, Medine’de savunma hazırlıkları ve önlemleriyle meşgul olmaya başladı. Selman-ı Farisi adlı müslüman bir İranlı’nın tavsiyesi ile Medine’nin kuzeyine kazılan derin hendek, Mekkeliler’in çaresiz kalıp gitmesini sağladı. Bundan dolayı bu savaşa “Hendek Savaşı” denildi.Ayrıca, kuşatma sırasında düşmanla işbirliği yapan yahudi kabilesi Beni Kurayza üzerine yüründü ve ağır biçimde cezalandırıldı, tutsakların çoğu öldürüldü; ancak müslümanlığı kabul edenler bağışlandı.
ÖZET:
Mekkeliler Uhud galibiyeti ile istedikleri sonuca ulaşamamış, İslamiyet’in hızla yayılmasını önleyememişlerdi.
İslamiyet’i tamamen yok etmek isteyen Mekkeliler, Ebu Süfyan komutasında yeni bir orduyla, 627 yılında Medine üzerine yürüdüler.
İran’lı Salman-ı Farisi’nin önerisi üzerine şehrin etrafına hendek kazıldı.
Mekkeliler alışık olmadıkları bu savunma tekniği karşısında geri dönmek zorunda kaldılar.
Hendek Savaşı Mekkeliler’in, Müslümanlar üzerine son saldırısı oldu. Bu savaştan sonra Müslümanlar saldırı gücü elde ederken Mekkeli müşrikler savunmaya çekildiler.

Resûlullahın Hendek Savaşında Duası
Resûlullah (s.a.v.) Hendek Savaşı gününde şöyle duâ etti: “Kitabı indiren, bulutları yürüten, hesapları çarçabuk gören, orduları bozguna uğratan ALLAH’ım! Onları da bozgu­na uğrat ve darmadağın et.” ( İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 1/207-208.)

14

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/MESCİD-İ KIBLETEYN NEDİR?

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  918 Kez Okundu

Mescid-i Kıbleteyn Tarihçesi:İslamın ilk yıllarında namaz, Beyt-i Makdis’e (Kudüs’e) doğru kılınıyordu. Ancak, Hicret’ten önce Rasûlullah (s.a.s.) Mekke’de namaz kılarken, mümkün mertebe Kâbe’yi arkasına almaz; Kâbe, kendisiyle Beyt-i Makdis arasında kalacak şekilde, Rükn-i Yemânî ile Rükn-i Hacer-i esved arasında namaza dururdu. Böylece hem Kâbe’ye hem de Kudüsteki Mescid-i Aksa’ya yönelmiş oluyordu. Hicretten sonra Medine’de Mescid-i Aksa’ya yöneldiğinde Kâbe’nin arka tarafta kalmasından Rasûlullah (s.a.s.) üzüntü duyuyor, kıblenin Kâbe’ye çevrilmesini içten arzu ediyordu. Çünkü Kâbe, atası Hz. İbrahim’in kıblesiydi.
Hicretten 16-17 ay kadar sonra, Şaban ayının 15′inci günü Hz. Peygamber (sa.s.) Medine’de Selemeoğulları Yurdu’nda öğle namazı kıldırırken, ikinci rek’atın sonunda;
“Yüzünü gök yüzüne çevirip durduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz. Hemen yüzünü Mescid-i Harâm’a doğru çevir. (Ey mü’minler) siz de nerede olursanız, (namazda) yüzlerinizi, onun tarafına çeviriniz…” (el-Bakara Sûresi, 144) anlamındaki âyet nâzil oldu. Hz. Peygamber yönünü hemen Kudüs’ten Mescid-i Harâm’a çevirdi. Cemâat da saflarıyla birlikte döndüler. Kudüs’e doğru başlanılan namazın, son iki rek’atı, Kâbe’ye yönelinerek tamamlandı. Bu yüzden Selemeoğulları Mescidine “Mescid-i Kıbleteyn” (iki kıbleli mescid) denilmiştir .(DİB WEB)
Kıblenin değişmesi esnasında vakit namazında cemaatla 19 kişi bulunmakataydı.13 erkek 6 sı kadın idi.(TDV.İslam Ansiklopedisi)

Müslümanlar Kudüs cihetine, Mescîd-i Aksâ’ya dönerek namaz kılıyorlardı. Rasûlü Ekrem ise Kâbe’ye dönerek namaz kılmağı arzu etmekteydi.

Hicretin ikinci yılında Rasûlü Ekrem, Beni Seleme semtindeki Mescidde, Eshâbı ile birlikte öğle namazını kılarken namaz içinde Kâbe tarafına dönmesi vahy ile emrolundu. Emrolunan tarafa döndü ve arkasındaki cemaat da döndüler. Bu, hicretin onyedinci ayının başlarına ve Receb-i Şerif’in ortalarına doğru bir pazartesi gününe rastlamıştı. İçinde namaz kılarken Kıblenin Kâbe’ye tahvil edildiği bu mescide «Mescid-ül Kıbleteyn (iki Kıbleli mescid)» denir.enâb-u Hak Bakara Sûresinin 144. âyetiyle Mescîd-i Haram (Kâbe) cihetine dönülmesini emretti ve o andan îtibaren Kâbe’ye dönüldü.(Muhtasar İslam Tarihi)
Mescid-i Kıbleteyn, Medine valisi Ömer bin Abdülaziz, Memluk Sultanı Kayıtbay ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde büyük onarım ve imarlar görmüştür. Son olarakta 1987′de Suudi Hükümeti tarafından yeniden inşa edilen Mescid-i Kıbleteyn’in Kabe tarafına mihrap, Kudüs tarafına ise Bakara Suresinin 144. ayeti ile bir pano konulmuştur. Mescidin iç kısımları modern tarzda süsleme motifleri ile ve Türk Hattatı Hasan Çelebi’nin yazdığı celi sülüs ve kufi hatlarla bezenmiştir..
Bu mescidin ilk ismi Beni Seleme mescididir. Müslümanlar Mekkede iken Kudusteki Mescidi Aksaya yönelerek namaz kılarlardı. Peygamberimizin Medine’ye hicretinden 15-16 ay gibi bir zaman sonra inen ayet üzerine Kabe’ye yönelindi . Müslümanlar arasında yaygın olan inanç, Hazreti peygamber S.A.V. seleme oğulları kabilesini ziyarete gittiğinde bu mescidin olduğu yerde namaz kıldırırken, “yüzünü mescidi haram tarafına çevir.” ayeti kerimesi nazil olmuş, Hz. Peygamber de namazda Kabe tarafına yönelmiş ve bir namazda iki kıbleye yöneldiği için bu mescide Kıbleteyn mescidi, yani iki kıbleli mescid adı verilmiştir.
Medine`de Kuba Köyünde bulunan Mescid-i Kıbleteyn (iki kıbleli mescid). Kıble, ibadet yaparken dönülen yön demektir. Müslümanların kıblesi Mekke`de bulunan Kâbe`dir ve namaz kılarken oraya yönelirler. Namaz kılmanın emredildiği ilk zamanlarda müslümanların kıblesi Kudüs`teki Mescid-i Aksa idi. Daha sonra Allah Teâlâ müslümanların kıblesini Kâbe yönüne çevirdi (Bakara Sûresi 2/144). Kuba Köyünde bulunan bu mescidde namaz kılan ilk müslümanlara bir sabah namazında rükuda iken kıblenin değiştiği haberi gelince oldukları yerde yönlerini Kâbe`ye doğru döndüler. Bu nedenle bu mescidin adı Mescid-i Kıbleteyn (iki kıbleli mescid) olarak kalmıştır. ( Müslim, Mesâcid 15, (527); Ebû Dâvud, Salât 206)

MESCİD-İ KIBLETEYN NEDİR?
İki kıbleli mescid demektir Namazlar önceleri Kudüs’teki Mescid-i Aksâ cihetine yönelerek kılınıyordu Peygamberimiz kıblenin Mekke’deki, ortasında Kâ’be bulunan Mescid-i Haram cihetine çevrilmesini arzu ediyordu (Bakara, 2/144) Hicretin 2 yılı Şaban ayının 15′inde ashâbı ile birlikte Medine’de Seleme oğulları Mescidinde öğle namazı kılıyordu Namazın iki rekatını kılmıştı Bu esnada namazın Mescid-i Haram cihetine dönülerek kılınması ile ilgili Bakara sûresinin 144 âyeti indi Peygamberimiz hemen yönünü Kâ’be cihetine çevirdi Son iki rekatı da bu şekilde kıldı Bu mescide iki kıbleli mescid denildi Bu mescidin yerine şimdi büyük bir mescid yapılmıştır (DİB KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ)

Kıbleteyn Mescidi ( Mescid-i Kıbleteyn ) : Kıblenin Mescid-i Aksa’dan Kabe’ye çevrilmesi sırasında Hz. Peygamber’in içinde namaz kıldırmakta olduğu camidir. Mescid-i Nebevi’nin 5 km. uzağındadır.
Kıbleteyn Mescidi, ilk adı içinde bulunduğu kabile bölgesinden dolayı Beni Selime Mescidi iken Resul-i Ekrem’in burada öğle ve ikindi namazını kıldırdığı sırada kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan, Kabe’ye çevrilmesi üzerine iki kıbleli mescid anlamına gelen bugünkü adını almıştır.
Kaynak:
1-DiB Web
2-DİB Kavramlar Sözlüğü
3-Muhtasar İslam tarihi
4-K.Kerim Meali
6- Müslim, Mesâcid 15, (527); Ebû Dâvud, Salât 206

Toplam 195 sayfa, 124. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030122123124125126130140150...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.