15

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/KUBA MESCİDİ (TAKVA MESCİDİ)

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  465 Kez Okundu

İslâmda ilk binâ edilen mescid. Peygamber efendimizin hicretlerinde Medîne-i münevvereye gelmeden önce Kubâ denilen yerde konakladıklarında ilk binâ ettikleri mescid dir.

Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem berâberinde hazret-i Ebû Bekr, Âmir bin Füheyre radıyallahü anhüm ve mihmandârları Abdullah bin Üreykıt olduğu hâlde 622 yılı Eylül ayının 20. günü (hicretin birinci senesi Rebîulevvel ayının sekizinde) Pazartesi günü, kuşluk vakti Kubâ köyüne ulaştılar. Bu gün İslâm târihinde Müslümanların Hicrî Şemsî yılının senebaşı sayıldı. Peygamber efendimiz, Kubâ’da bir mescid binâ ettiler .Kubâ Mescidinin arsası Peygamber Efendimizin evlerinde konakladıkları Gülsüm bin Hidm’e âitti. Peygamber efendimiz burasını satın aldı ve mescidin temelini atacağı zaman; “Ey Kubâlılar! Bana Harre mevkiinden taş getiriniz.” buyurarak, binâ işine girişildi. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem yanında bir hayli taş toplanınca, kıbleyi çizerek ve bir taş alıp birinci temel taşını kendi mübârek elleriyle koydular.

Kubâ Mescidi sonraki devirlerde halîfe, hükümdâr ve vezirler tarafından defâlarca tâmir edildi ve yenilendi. Halîfe Ömer bin Abdülazîz rahmetullahi aleyh, Kubâ Mescidini genişletti. Mescidin içine taştan direkler diktirdi ve demirle pekiştirdi ve nakışlattı. Ona bir minâre ilâve ettirdi. Osmanlı hükümdârlarından Kânûnî Sultan Süleymân Han, Kubâ Mescidini yıktırıp, yeniden yaptırdı. Ona hatipler, imâmlar ve müezzinler tâyin etti (H.950). Kubâ Mescidi, Sultan Mahmûd Han tarafından da tâmir ve tezyin edilmiştir.
PEYGAMBERİMİZİN KUBA DA MİSAFİR OLMASI
Rebiülevvel ayının çok sıcak bir Pazartesi günü idi..Kuşluk vakti Resûl-i Kibriya Efendimiz, etrafındaki mü’minler halkasıyla Medine’ye bir saat kadar mesafesi olan Kuba köyüne vardı. Orada Amr b. Avfoğullarının kardeşi Gülsüm b. Hidm’in evi¬ne.Müslümanlarla görüşmek arzusuna binaen Ku¬ba’¬da bir müddet ikamet etmeye karar verdi.
Geceleri Medineli Müslümanların eşrafından oldukça yaşlı bir zât olan Gül¬süm b. Hidm’in evinde kalan Efendimiz, gündüzleri ise Müslümanlarla konuş¬mak, sohbet etmek için ashaptan bekâr bir zât olan Sa’d b. Hayse¬me’¬nin evine giderdi. Zaten, muhacirlerin bekârları da onun evinde kalırlardı. Bu sebeple evine “Dârü’l-Uzab [Bekârlar Evi] ” denirdi.
Hz. Ali, Resûl-i Kibriya Efendimizin emriyle, Ku¬reyşlilerin kendisine teslim ettikleri kıymetli eşya ve emanet¬lerini sahiplerine iade etmek maksadıyla Mekke’de kalmıştı.
Hz. Ali, bu vazifeyi yerine getirmiş ve Efendimizin Mek¬ke’den ayrılışından üç gün sonra da hareket etmişti. Resûl-i Kibriya Efendimiz henüz Kuba’da iken gelip kavuştu. Yürümekten ayakları şişmiş ve kabarmış idi. Pey¬gam¬be¬ri¬miz, onu gözyaşları arasında kucakladı ve ayağının iyileşmesi için dua edip eliyle meshetti. Cenab-ı Hak ânında şifa ihsan etti. Hz. Ali’nin ayaklarında ne ka¬barmadan, ne de ağrı ve sızıdan eser kalmadı.
 

KUBA MESCİDİ’NİN İNŞASI
Resûl-i Kibriya Efendimiz, Amr b. Avfoğullarında on küsur gece misafir kal¬dı. Bu müddet zarfında Kuba Mescidi’ni tesis etti ve bu mescit içinde namaz kıl¬dı.
Efendimizin tesis ettikleri mescitten önce, Müslümanlardan bazıları kendi¬le¬ri için mescit inşa etmişlerse de, İslam cemaati için ilk olarak bina olunan mes¬cit, işte bu Kuba Mescidi’dir.
Gülsüm b. Hidm Hazretlerinin, üzerinde hurma kuruttu¬ğu arsasında bina edilen bu ulvî mâbedin inşasında, Resûl-i Kibriya Efendimiz bizzat çalıştı. Bir seferinde kucağına güçlükle kaldırılabilecek büyükçe bir taş almışlardı. Saha¬benin biri yanına varıp, “Yâ Re¬sû¬lal¬lah! Anam babam sana feda olsun! Elinde¬kini bana ver” deyince, “Hayır vermem! Sen de başkasını al” buyurarak gayret ve faaliyetten büyük zevk aldığını ifade etmişti. Böylece ibadeti, takvâsı, sadâ¬kati, metaneti, cesareti vesâir bütün güzel vasıflarda olduğu gibi gayret ve ça¬lışkanlığı ile de sahabelere en güzel örnek oluyordu.
-Kuba Mescidi’nin Ehemmiyet ve Fazileti
Kuba Mescidi, Resûl-i Kibriya’nın hicreti ve özellikle Kuba köyüne ulaşma¬sıyla başlayan nurani ve muazzam bir devrin mübarek bir âbidesidir. Bu se¬bepledir ki Kur’an lisanıyla “Takvâ Mescidi” adı verilerek şerefli kılın¬mış¬tır. İl¬gili ayet-i kerimede meâlen şöyle buyrulur:
Nebiyy-i Muhterem Efendimiz, hayatı müddetince her Cumartesi günü ya¬ya veya binitli olarak bu mübarek mescidi ziyaret eder ve içinde namaz kı¬lar¬dı. Ayrıca mü’min¬leri de teşvik ederek, tam bir temizlik ve nezahetle bu mü¬barek mescitte namaz kılan kimse için bir umre sevabı olduğunu müjde¬lerdi.
İslamî gelişmenin önündeki engellerin yavaş yavaş bertaraf olduğu, İs¬lam’ın inkişaf ve teâliye başladığı bir dönemde inşa edilmiş olması, Kuba Mes¬cidi’ne ayrı bir manâ ve ehemmiyet atfeder.

15

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/ UHUD BİZİ SEVER BİZDE UHUDU SEVERİZ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  394 Kez Okundu

UHUD SAVAŞI (11 Şevval 3 H./27 Mart 625 M.)
Savaşın Sebebi .Bedir Savaşında Mekke müşriklerinden 70 kişi ölmüştü. Bunlar arasında Ebû Cehil, Ukbe, Utbe, Şeybe, Ümeyye, Âs b. Hişâm gibi Kureyş’in önde gelen simâları vardı. Bu yüzden Mekkeliler Bedir yenilgisini unutamıyorlar, intikam ateşiyle yanıyorlardı.
Bedir’de,babalarını, kardeşlerini, oğullarını ve diğer yakınlarını kaybedenler. Mekke reisi Ebû Süfyân’a başvurdular. Dârun’-Nedve’de toplanarak, Şam kervanının kazancı ile bir ordu toplayıp Medine’yi basmağa ve Müslümanlardan öç almağa karar verdiler.
Mekke dışındaki müşrik Arap kabîlelerine, şâirler, hatipler gönderdiler. Bunlar, Bedir’de öldürülenler için, şiirler, mersiyeler söyleyerek halkı heyecâna getirdiler. 50 bin altın olan kervan kazancının yarısı ile Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker topladılar. Mekke’den katılanlarla, 700′ü zırhlı, 200′ü atlı omak üzere, Ebû Süfyan’ın komutasında 3000 kişilik mükemmel bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Orduda ayrıca 300 deve, şarab tulumları, şarkıcı ve rakkase kadınlar vardı. Bunlardan Başka, başta Ebû Süfyân’ın karısı Hind olmak üzere Kureyş ileri gelenlerinden 14 tane evli kadın da kocaları ile birlikte bulunuyorlardı.
-Peygamber Zırhını Giydikten Sonra
-”Bir peygamber zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz.” Eğer sabreder, görevinizi tam yaparsanız, Allah’ın yardımıyla zafer bizimdir, dedi.
Kureyş ordusu, Medine’nin 5 km. kadar kuzeyindeki Uhud dağı eteklerinde karargâhını kurmuştu. Rasûlullah (s.a.s.) Abdullah b. Ümmi Mektûm’u Medine’de vekil bırakarak, 1000 kişilik kuvvetle, cuma namazından sonra Medine’den çıktı. O gün Uhud’a kadar ilerlemeyip geceyi “Şeyheyn” denilen yerde geçirdi. Sabahleyin şafakla beraber Uhud’a vardı, savaş için en elverişli yeri seçti.
Yolda Übeyy oğlu Abdullah, “Muhammed (s.a.s.) bizim gibi yaşlı ve tecrübelileri dinlemedi, çocukların sözüne uydu. Ben meydan savaşını uygun görmemiştim…” bahânesiyle, kendisine bağlı 300 münâfıkla, ordudan ayrıldı. Böylece Müslümanların sayısı 700′e düştü.
-Rasûlullah (s.a.s.)’in Savaş Düzeni
Peygamber Efendimiz, ordusunun arkasını Uhud Dağı’na vererek Medine’ye karşı saf yaptı. Solundaki Ayneyn tepesi’ne “Cübeyr oğlu Abdullah” komutasında 50 okçu yerleştirdi.
-Galip de gelsek mağlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayılmayacaksınız, Şu vâdiden, düşman atlıları arkamıza dolaşıp bizi kuşatabilirler. Oklarınızla onları buradan geçirmeyin, çünkü at, oku yeyince ilerleyemez, dedi.Müslümanların karşısında savaş durumu alan müşrik ordusu, sayıca Müslümanların 4 katından daha fazlaydı. Üstelik bunlardan 700′ü zırhlı, 200′ü atlıydı. Müslümanların ise 100 zırhı ve sadece 2 atları vardı. Sağ koluna Ukâşe, sol koluna ise Ebû Mesleme memûr edilmişti. Rasûlullah (s.a.s.) ise ortada bulunuyordu.
Ebû Süfyân komutasındaki 3000 kişilik müşrik ordusunun sağ kanadına Velid oğlu Hâlid, sol kanadına Ebû Cehil’in oğlu İkrime, süvârilere Ümeyye oğlu Safvân, okçulara ise Rabîa oğlu Abdullah komuta ediyordu.
Kureyşli kadınlar, Bedir’de ölenler için mersiyeler okuyorlar, defler çalıp şarkılar söyleyerek askerler arasında dolaşıyorlar, onları savaşa teşvik ediyorlardı.
Savaş, o devrin âdeti üzerine mübâreze ile (meydanda teke tek çarpışma ile) başladı. Kureyş’in bayrağını taşıyan Abdüddâr oğullarından ortaya çıkan 9 kişi birer birer Müslümanlar tarafından öldürüldü.
Rasûlullah (s.a.s.) elindeki kılıcı göstererek:
-Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister? diye sordu. Ensârdan Ebû Dücâne:
-Bunun hakkı nedir, Ya Rasûlallah? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):
-Eğilip bükülünceye kadar düşmanla savaşmak, diye cevap verdi.
Ebû Dücâne bu şartla aldığı kılıçla düşman üzerine saldırdı, müşrik safları arasına girdi.Hamza, Ali, sa’d b. Ebî Vakkâs, Ebû Dücâne gibi kahramanların hücûmlarıyla savaşın ilk anında 20′den fazla ölü veren Kureyş, bozguna uğramış, sağ ve sol kanat geri çekilmiş, def çalarak Kureyşlileri savaşa teşvik eden kadınlar, feryadlar kopararak yüksek tepelere kaçmışlardı. İman kuvveti karşısında sayı ve malzeme üstünlüğü işe yaramamış, müşrikler kaçmağa başlamışlardı.

-Okçular Yerlerini terkedince
Böylece ilk safhada müslümanlar savaşı kazandılar. Fakat kaçan düşmanı sonuna kadar tâkib etmeden, savaş alanına dağılarak, ganimet (düşmandan kalan malları) toplamağa koyuldular. Ellerine geçen fırsatı yeterince değerlendiremediler. Ayneyn tepesinden durumu seyreden okçular da birbirlerine:
-Burada ne bekliyoruz, savaş bitti, zafer kazanıldı, biz de gidip ganimet toplayalım, dediler.Abdullah b. Cübeyr:
-Arkadaşlar, Rasûlullah (s.a.s.)’in emrini unuttunuz mu? O’ndan emir almadıkca yerimizden ayrılmayacağız… diye ısrâr ettiyse de dinlemediler. Abdullah’ın yanında sadece 8 okçu kaldı.
Düşmanın sağ kanat komutanı Hâlid b. Velîd, Rasûlullah (s.a.s.)’in okçularla koruduğu Ayneyn vâdîsinden geçerken Müslümanları arkadan kuşatmayı denemiş, okçular bu geçidi bekledikleri için başaramamıştı. Okçuların buradan ayrıldığını görünce, emrindeki süvârilerle hücûma geçti. Cübeyr oğlu Abdullah ile 8 sâdık arkadaşını şehit edip, ganimet toplamakla meşgul Müslüman ordusunu arkadan çevirdi. Müşrikler, geri dönüp yeniden hücûma geçtiler. Tepelere çekilen kadınlar da def çalarak aşağıya indiler. Müslümanlar, önden ve arkadan iki hücûmun arasında şaşırıp kaldılar. Savaşı kazanmışken kaybetmeğe başladılar. Birbirlerinden ayrılmış ve dağılmış bir durumda oldukları için, canlarını kurtarma sevdâsına düştüler.

-Hz. Hamza’nın Şehid Düşmesi
Bedir Savaşı’nda babası Utbe, kardeşi Velîd ve amcası Şeybe’yi kaybetmiş olan Ebû Süfyân’ın karısı Hind, babasını öldüren Hamza’dan öç almak istiyordu. Hamza’nın karşısında kimse duramadığı için, Cübeyr b. Mut’im’in kölesi ve iyi bir nişancı (atıcı) olan Habeşli Vahşî’ye Hamza’yı öldürdüğü takdirde, büyük menfaatler vâdetmiş, efendisi Cübeyr de âzâd etmeğe söz vermişti.
Vahşî, Hamza’nın karşısına çıkmaya cesâret edemedi. Bir taşın arkasına gizlenip, Hamza’nın önünden geçmesini bekledi.Hamza ise savaş alanında durmadan sağa sola koşuyor, elinde kılıç önüne gelen müşrikleri tepeliyordu. O gün tam 8 müşrik öldürmüştü. Bunlardan Abdu’l-Uzza oğlu-Sibah’ı öldürdüğü sırada, Vahşî’nin tam önünde bulunuyordu. Vahşî fırsatı kaçırmadı. Habeşlilerin çok iyi kullandığı harbesini (kısa mızrağını) gizlendiği yerden fırlattı; kahraman Hamza’yı kasığından vurarak şehit etti.Hamza’nın ölümünü duyan Hind, koşarak geldi. Karnını yarıp, ciğerini çıkararak dişledi, fakat yutamadı. Vahşi’yi mükâfatlandırdı ve kölelikten kurtardı.
Savaşın en şiddetli anında Hz. Hamza’nın şehit düşmesi, Müslümanlar için büyük kayıp oldu. Esâsen, ansızın önden ve arkadan uğradıkları hücûm sebebiyle ne yapacaklarını şaşırmışlar, bir çok şehid vererek, şuraya buraya dağılmışlardı. Bir ara, Rasûlullah (s.a.s.)’in etrafında sâdece, ikisi muhâcirlerden, yedisi ensârdan olmak üzere 9 kişi kalmış, bunlar da birer birer şehid düşmüşlerdi.
 - Rasûlullah (s.a.s.)’in Öldüğü Şâyiası
İbni Kamie el-Leysi adlı bir müşrik, Hz.Peygamber (s.a.s.)’e benzeterek, İslâm ordusunun sancaktarı Mus’ab b. Umeyr’i şehit etmiş ve Muhammed (s.a.s.)’i öldürdüm, diye ilân etmişti.Bu şâyia üzerine İslâm ordusunda panik başladı. Rasûlullah (s.a.s.):
-Ey Allah’ın kulları, bana geliniz,etrafımda toplanınız, diye sesleniyor, fakat kimse O’nu duymuyordu.
Müslümanlar birbirinden habersiz üç fırka olmuşlardı.
l) Rasûlullah şehid olduysa, Allah bâkidir. O’nun yolunda biz de şehit oluruz, diyerek savaşa devâm edenler. Enes b. Nadr (Enes b. Mâlik’in amcası) bunlardandı.Yetmişten fazla yara aldıktan sonra şehid düşmüştür.
2) Rasûlullah (s.a.s.)’in etrâfını çevirip, vücûdlarıyla O’na siper olan, O’nu düşman saldırısına karşı koruyanlar. Bunlar “14″ kişi kadardı. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Talha, Zübeyr, Sa’d b. Ebî Vakkas, Ebû Dücâne bunlardandır.
3) Rasûlullah şehid olduktan sonra, burada durmanın manası yok, diyerek, savaş alanından ayrılanlar.Bunlardan bir kısmı dağlara çekilmişler, bazıları ise Medine’ye dönmüşlerdi.
Müslümanların bu dağınık durumlarından yararlanan müşrikler, Rasûlullah (s.a.s.)’in yanına kadar sokuldular. Atılan bir taşla Peygamber Efendimizin dudağı yarıldı, dişi kırıldı ve İbni Kamie’nin kılıç darbesiyle yere yıkıldı. Zırhından kopan iki halka yanağına battığından yüzünden de yaralandı.
Ashâb-ı kirâm, savaş alanında Rasûlullah (s.a.s.)’i bir türlü bulamıyordu. Halbuki, Rasûlullah(s.a.s.) bulunduğu yerden hiç ayrılmamıştı. Nihâyet Hz. Peygamber Efendimizi Ka’b b. Mâlik gördü ve:
-Ey mü’minler, Rasûlullah (s.a.s.) burada, diye haykırdı. Ka’b'ın sesini duyan Müslümanlar, hemen Rasûlullah (s.a.s.)’in etrâfında toplanarak, müşriklerin saldırılarını durdurdular.
 -Ebû Süfyân’la Hz.Ömer Arasında Geçen Muhâvere
Müşriklerin saldırıları yavaşlayınca, Peygamber Efendimiz etrâfında toplanmış olan Müslümanlarla Uhud Dağı tepelerinden birine çekildi. Müslümanların bir tepede toplandığını gören Ebû Süfyân da, onların karşısında başka bir tepeyi işgal etti. Ebû Süfyân, Peygamberimizin sağ olup olmadığını kesinlike öğrenemediğinden merak içindeydi. Bu sebeple yüksek sesle üç defa:
-İçinizde Muhammed (s.a.s.) var mı? Ebû Bekir varmı? Ömer var mı? diye seslendi. Rasûlullah (s.a.s.) cevap verilmemesini emretmişti. Kimseden ses çıkmayınca, müşriklere dönerek:
-”Görüyorsunuz, hepsi de ölmüş. Artık iş bitmiştir, diye söylendi. Hz. Ömer dayanamadı.
-”Yalan söylüyorsun ey Allah düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepside burada, diye cevap verdi. Ebû Süfyân:
-Savaşta üstünlük nöbetledir, bugün biz Bedir’in öcünü aldık, üstünlük bizde… diye gururlandı. Ömer:
-Bizden ölenler Cennet’de, sizinkiler ise Cehennem’de diye cevâp verdi.
-Ya Ömer, Allah aşkına gerçeği söyle. Biz Muhammed (s.a.s.) ‘i öldürdük mü?
-Rasûlullah (s.a.s.) sağ ve senin bu sözlerini de işitiyor.
-Ya Ömer, ben senin sözlerine İbni Kamie’nin sözünden daha çok inanırım. Ölülerinize yapılan fenâlıkları ben emretmedim,fakat çirkin de görmedim. Gelecek yıl Bedir’de buluşalım, dedi. Hz. Ömer de:
-”İnşallah, diye cevap verdi. Hz. Ömer’le Ebû Süfyân arasında yapılan bu konuşmadan sonra, müşrikler Uhud’dan ayrıldılar. Onlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i öldürmek, Medine’yi basıp müslümanları imhâ etmek, müslümanlığı ortadan kaldırmak için Mekke’den gelmişlerdi. Fakat Allah kalblerine korku saldı. Üstünlük kendilerinde olduğu ve Rasûlullah (s.a.s.)’in de sağ bulunduğunu öğrendikleri halde, savaşa devam etmeğe cesâret edemediler. Tek bir esir bile alamadan, geri döndüler.
Uhud Savaşı’nda üç safha yaşandı:
İlk safhada Müslümanlar üstün geldiler, 20′den çok düşman öldürerek, müşrikleri bozguna uğrattılar.
İkinci safhada, kaçan müşrikleri kovalamayı bırakıp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmaları ve Rasûlullah (s.a.s.)’in yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu birliğinin görevlerini terketmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 şehit vererek mağlup duruma düştüler.
Üçüncü safhada ise, dağılmış olan Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.s.)’in etrâfında toplanıp, karşı hücûma geçerek, düşman hücûmunu durdurdular.
Müşriklerin Uhud’dan ayrılmasından sonra Rasûlullah (s.a.s.) şehitleri yıkanmadan, kanlı elbiseleriyle, ikişer üçer defnettirdi. Cenâze namazlarını ise, bu târihten 8 sene sonra kıldı.
- HAMRÂÜ’L-ESED GAZVESİ
Müşrikler, elde ettikleri üstünlükten yararlanıp Müslümanları imhâ etmeden savaş alanından ayrıldıklarına pişmân oldular. Aralarında, geri dönüp Medine’yi basmayı konuştular. Rasûlullah (s.a.s.) bu durumdan haberdar olunca, Medineye dönüşünden bir gün sonra, Uhud Savaşı’na katılmış olan ashâbını toplayarak Medine’den 16 km. kadar uzakta “Hamrâ’ü’l-Esed” denilen yere kadar müşrikleri takibetti. Gece olunca, burada 500 kadar ateş yaktırdı. Müşrikler, takib edildiklerini öğrenince, korktular; Medine’yi basma düşüncesinden vazgeçerek, süratle Mekke’ye döndüler.
Kaynak:

-İbnü’l-Esîr, 2/148-149
-İbn Hişâm, 3/66-67; İbnü’l-Esîr, 2/150; Zâdü’l-Meâd, 2/232
-İbn Hişâm, 3/67
-Zâdü’l-Meâd, 2/231; İbnü’l-Esîr, a.g.e., 2/150
- Bkz. el.Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269); İbnü’l-Esîr, a.g.e., 2/152
- Riyâzü’s-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); İbnü’l-Esîr, 2/152
- el-Buhârî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis No: 1269)

 

14

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/MESCİD-i SEBA (yedi mescidler)

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  1.217 Kez Okundu

 

MESCİD-i SEBA (yedi mescidler)
Hendek savaşının yapıldığı yerde birbirine yakın 7 küçük mescidden oluşur Hendek savaşı ise, Miladi 627 yılında Mekke’den gelen on bin kişilik ordu Medine müslümanları üzerine yürür Müslümanlar kendilerini savunmak için Selman-ı Farisi nin tecrübe ve tavsiyesi ile Medine’nin çevresine hendek kazarlar Hendek savaşı yapılır.Hendek savaşının geçtiği yer olan ve Mescidi feth diye anılan 7 küçük mescidden oluşan mescidler, Mescidi Feth, Mescidi Selmanı Farisi, Mescidi Ali b.Ebu Talip, Mescidi Ebubekir Sıddık,Mescidi Ömer b.Hattap, Mescidi Sa’d b.Muaz adlarındadır.Bunlardan Feth Mescidi Rasülullahın Hendek savaşında karargah kurduuğu ve dua ettiği yere hürmeten yapılan mescid olup, diğer mescidler hendek savaşında namazgah olarak kullanılan yerlere hürmeten yapılan mescidlerdir.

Medine’ye gelenler tarafından buraların da ziyaret edilmesi âdet haline gelmiştir. Mescid-i Seb’a (yedi mescid) diye anilan, Hz. Selman, Hz. Ebubekir, Hz. Omer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Fatima-Tuz Zehra Hz. leri adina kucuk birer mescid yapilmistir. Mescid-i Feth, Sel (Sil’) dagi uzerinde bulunmaktadir.
Hendek Savaşının yapıldığı mevkide, bir birine yakın küçük küçük yedi mescid bulunmaktadır. Bunlara ” Yedi Mescidler” denir.

HENDEK SAVAŞI
Medine’nin kuzeyinde 627 yılında yaşanmıştır.Hicret’in beşinci yılında kervanlarının müslümanlar tarafından rahatsız edilmesi ve Hayber’deki musevilerin kışkırtmasıyla Mekkeliler 10000 kişilik bir kuvvetle Medine’nin kuzeyine doğru harekete geçtiler. Hz. Peygamber, Medine’de savunma hazırlıkları ve önlemleriyle meşgul olmaya başladı. Selman-ı Farisi adlı müslüman bir İranlı’nın tavsiyesi ile Medine’nin kuzeyine kazılan derin hendek, Mekkeliler’in çaresiz kalıp gitmesini sağladı. Bundan dolayı bu savaşa “Hendek Savaşı” denildi.Ayrıca, kuşatma sırasında düşmanla işbirliği yapan yahudi kabilesi Beni Kurayza üzerine yüründü ve ağır biçimde cezalandırıldı, tutsakların çoğu öldürüldü; ancak müslümanlığı kabul edenler bağışlandı.
ÖZET:
Mekkeliler Uhud galibiyeti ile istedikleri sonuca ulaşamamış, İslamiyet’in hızla yayılmasını önleyememişlerdi.
İslamiyet’i tamamen yok etmek isteyen Mekkeliler, Ebu Süfyan komutasında yeni bir orduyla, 627 yılında Medine üzerine yürüdüler.
İran’lı Salman-ı Farisi’nin önerisi üzerine şehrin etrafına hendek kazıldı.
Mekkeliler alışık olmadıkları bu savunma tekniği karşısında geri dönmek zorunda kaldılar.
Hendek Savaşı Mekkeliler’in, Müslümanlar üzerine son saldırısı oldu. Bu savaştan sonra Müslümanlar saldırı gücü elde ederken Mekkeli müşrikler savunmaya çekildiler.

Resûlullahın Hendek Savaşında Duası
Resûlullah (s.a.v.) Hendek Savaşı gününde şöyle duâ etti: “Kitabı indiren, bulutları yürüten, hesapları çarçabuk gören, orduları bozguna uğratan ALLAH’ım! Onları da bozgu­na uğrat ve darmadağın et.” ( İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 1/207-208.)

14

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/MESCİD-İ KIBLETEYN NEDİR?

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  891 Kez Okundu

Mescid-i Kıbleteyn Tarihçesi:İslamın ilk yıllarında namaz, Beyt-i Makdis’e (Kudüs’e) doğru kılınıyordu. Ancak, Hicret’ten önce Rasûlullah (s.a.s.) Mekke’de namaz kılarken, mümkün mertebe Kâbe’yi arkasına almaz; Kâbe, kendisiyle Beyt-i Makdis arasında kalacak şekilde, Rükn-i Yemânî ile Rükn-i Hacer-i esved arasında namaza dururdu. Böylece hem Kâbe’ye hem de Kudüsteki Mescid-i Aksa’ya yönelmiş oluyordu. Hicretten sonra Medine’de Mescid-i Aksa’ya yöneldiğinde Kâbe’nin arka tarafta kalmasından Rasûlullah (s.a.s.) üzüntü duyuyor, kıblenin Kâbe’ye çevrilmesini içten arzu ediyordu. Çünkü Kâbe, atası Hz. İbrahim’in kıblesiydi.
Hicretten 16-17 ay kadar sonra, Şaban ayının 15′inci günü Hz. Peygamber (sa.s.) Medine’de Selemeoğulları Yurdu’nda öğle namazı kıldırırken, ikinci rek’atın sonunda;
“Yüzünü gök yüzüne çevirip durduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz. Hemen yüzünü Mescid-i Harâm’a doğru çevir. (Ey mü’minler) siz de nerede olursanız, (namazda) yüzlerinizi, onun tarafına çeviriniz…” (el-Bakara Sûresi, 144) anlamındaki âyet nâzil oldu. Hz. Peygamber yönünü hemen Kudüs’ten Mescid-i Harâm’a çevirdi. Cemâat da saflarıyla birlikte döndüler. Kudüs’e doğru başlanılan namazın, son iki rek’atı, Kâbe’ye yönelinerek tamamlandı. Bu yüzden Selemeoğulları Mescidine “Mescid-i Kıbleteyn” (iki kıbleli mescid) denilmiştir .(DİB WEB)
Kıblenin değişmesi esnasında vakit namazında cemaatla 19 kişi bulunmakataydı.13 erkek 6 sı kadın idi.(TDV.İslam Ansiklopedisi)

Müslümanlar Kudüs cihetine, Mescîd-i Aksâ’ya dönerek namaz kılıyorlardı. Rasûlü Ekrem ise Kâbe’ye dönerek namaz kılmağı arzu etmekteydi.

Hicretin ikinci yılında Rasûlü Ekrem, Beni Seleme semtindeki Mescidde, Eshâbı ile birlikte öğle namazını kılarken namaz içinde Kâbe tarafına dönmesi vahy ile emrolundu. Emrolunan tarafa döndü ve arkasındaki cemaat da döndüler. Bu, hicretin onyedinci ayının başlarına ve Receb-i Şerif’in ortalarına doğru bir pazartesi gününe rastlamıştı. İçinde namaz kılarken Kıblenin Kâbe’ye tahvil edildiği bu mescide «Mescid-ül Kıbleteyn (iki Kıbleli mescid)» denir.enâb-u Hak Bakara Sûresinin 144. âyetiyle Mescîd-i Haram (Kâbe) cihetine dönülmesini emretti ve o andan îtibaren Kâbe’ye dönüldü.(Muhtasar İslam Tarihi)
Mescid-i Kıbleteyn, Medine valisi Ömer bin Abdülaziz, Memluk Sultanı Kayıtbay ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde büyük onarım ve imarlar görmüştür. Son olarakta 1987′de Suudi Hükümeti tarafından yeniden inşa edilen Mescid-i Kıbleteyn’in Kabe tarafına mihrap, Kudüs tarafına ise Bakara Suresinin 144. ayeti ile bir pano konulmuştur. Mescidin iç kısımları modern tarzda süsleme motifleri ile ve Türk Hattatı Hasan Çelebi’nin yazdığı celi sülüs ve kufi hatlarla bezenmiştir..
Bu mescidin ilk ismi Beni Seleme mescididir. Müslümanlar Mekkede iken Kudusteki Mescidi Aksaya yönelerek namaz kılarlardı. Peygamberimizin Medine’ye hicretinden 15-16 ay gibi bir zaman sonra inen ayet üzerine Kabe’ye yönelindi . Müslümanlar arasında yaygın olan inanç, Hazreti peygamber S.A.V. seleme oğulları kabilesini ziyarete gittiğinde bu mescidin olduğu yerde namaz kıldırırken, “yüzünü mescidi haram tarafına çevir.” ayeti kerimesi nazil olmuş, Hz. Peygamber de namazda Kabe tarafına yönelmiş ve bir namazda iki kıbleye yöneldiği için bu mescide Kıbleteyn mescidi, yani iki kıbleli mescid adı verilmiştir.
Medine`de Kuba Köyünde bulunan Mescid-i Kıbleteyn (iki kıbleli mescid). Kıble, ibadet yaparken dönülen yön demektir. Müslümanların kıblesi Mekke`de bulunan Kâbe`dir ve namaz kılarken oraya yönelirler. Namaz kılmanın emredildiği ilk zamanlarda müslümanların kıblesi Kudüs`teki Mescid-i Aksa idi. Daha sonra Allah Teâlâ müslümanların kıblesini Kâbe yönüne çevirdi (Bakara Sûresi 2/144). Kuba Köyünde bulunan bu mescidde namaz kılan ilk müslümanlara bir sabah namazında rükuda iken kıblenin değiştiği haberi gelince oldukları yerde yönlerini Kâbe`ye doğru döndüler. Bu nedenle bu mescidin adı Mescid-i Kıbleteyn (iki kıbleli mescid) olarak kalmıştır. ( Müslim, Mesâcid 15, (527); Ebû Dâvud, Salât 206)

MESCİD-İ KIBLETEYN NEDİR?
İki kıbleli mescid demektir Namazlar önceleri Kudüs’teki Mescid-i Aksâ cihetine yönelerek kılınıyordu Peygamberimiz kıblenin Mekke’deki, ortasında Kâ’be bulunan Mescid-i Haram cihetine çevrilmesini arzu ediyordu (Bakara, 2/144) Hicretin 2 yılı Şaban ayının 15′inde ashâbı ile birlikte Medine’de Seleme oğulları Mescidinde öğle namazı kılıyordu Namazın iki rekatını kılmıştı Bu esnada namazın Mescid-i Haram cihetine dönülerek kılınması ile ilgili Bakara sûresinin 144 âyeti indi Peygamberimiz hemen yönünü Kâ’be cihetine çevirdi Son iki rekatı da bu şekilde kıldı Bu mescide iki kıbleli mescid denildi Bu mescidin yerine şimdi büyük bir mescid yapılmıştır (DİB KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ)

Kıbleteyn Mescidi ( Mescid-i Kıbleteyn ) : Kıblenin Mescid-i Aksa’dan Kabe’ye çevrilmesi sırasında Hz. Peygamber’in içinde namaz kıldırmakta olduğu camidir. Mescid-i Nebevi’nin 5 km. uzağındadır.
Kıbleteyn Mescidi, ilk adı içinde bulunduğu kabile bölgesinden dolayı Beni Selime Mescidi iken Resul-i Ekrem’in burada öğle ve ikindi namazını kıldırdığı sırada kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan, Kabe’ye çevrilmesi üzerine iki kıbleli mescid anlamına gelen bugünkü adını almıştır.
Kaynak:
1-DiB Web
2-DİB Kavramlar Sözlüğü
3-Muhtasar İslam tarihi
4-K.Kerim Meali
6- Müslim, Mesâcid 15, (527); Ebû Dâvud, Salât 206

13

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/Hz.Ebubekir Mescidi ve Hayatı

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  455 Kez Okundu

Hz.Ebubekir Mescidi
Medine şehrinde olan bu mescidin olduğu yerde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) Bayram namazlarını kıldırırdı. Hz. Ebu Bekir Sıddık (RA)’ da Peygamber Efendimiz (SAV)’ e uymak niyetiyle bayram namazlarını bu alanda kıldırmıştır. Buraya ilk mescidi Ömer bin Abdülaziz yapmıştır. Sultan II. Mahmut tarafından yenilenen mescid bu tarzını hala korumaktadır.Gamame mescidinin 20 adım sağ arka kısmındadır. Mescid-i Nebi’den 445 adım uzaklıktadır. Giriş kapısının üzerinde Osmanlı Tuğrasını görmek mümkündür
Hz.Ebubekir R.Anhu
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Islâm’i teblige baslamasindan sonra ilk iman eden hür erkeklerin; rasit halifelerin, asere-i mübesserenin ilki. Câmiu’l Kur’an, es-Siddîk, el-Atik lakaplariyla bilinen büyük sahabi.
Kur’ân-i Kerim’de hicret sirasinda Rasûlullah’la beraber olmasindan dolayi, “…magarada bulunan iki kisiden biri…” (et-Tevbe, 9/40) seklinde ondan bahsedilmektedir. Asil adi Abdülkâbe olup, Islâm’dan sonra Rasûlullah (s.a.s.)’in ona Abdullah adini verdigi kaydedilir
Hz. Ebû Bekir, Fil yilindan iki sene birkaç ay sonra 571′de Mekke’de dünyaya gelmis, güzel hasletlerle taninmis ve iffetiyle söhret bulmustur
Rasûlullah’a iman eden Ebû Bekir (r.a.) Islâm dâvetçiligine baslamis, Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebî Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi Islâm’in yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanlarin bir çogu Islâm’i onun dâvetiyle kabul etmislerdir.
raplar ona “Peygamber’in veziri” derlerdi.
Hz. Ebû Bekir “Rasûlullah’in Halifesi” seçildikten sonra Mescid’de yaptigi konusmada, “Sizin en hayirliniz degilim, ama basiniza geçtim; görevimi hakkiyle yaparsam bana yardim ediniz, yanilirsam dogru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü’ne itaat ettigim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez…” demistir (Ibn Hisâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203).
Kur’ân-i Kerîm’in Toplanmasi, “Mushaf”in Meydana gelmesi
Hz. Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrâ’nin birçogunun sehid olmasi üzerine, Hz. Ömer’in Kur’ân’in toplanmasi fikrine önce sicak bakmamissa da sonra ona hak vererek, Kur’ân âyetlerinin toplanmasini saglamistir
Rasûlullah’in en sadik dostu olan Ebû Bekir’in Mirâc olayinda sergiledigi sonsuz baglilik örnegi ona “es-Siddik” lâkabini kazandirmistir
Hicret sirasinda magarada iken ayagini bir yilan soktugunda ve ayagi acidiginda o sirada dizine yatip uyumus olan Peygamber’i uyandirmamak için sesini çikarmamasi, aglarken Hz. Peygamber uyanip ne oldugunu sordugunda, “Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah” demesi olayi Ebû Bekir’in Rasûlullah’a olan bagliliginin örneklerinden sadece biridir.
Rasûlullah’in, “insanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir’i edinirdim” (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: Ibn Mâce, Mukaddime, II)
Kaynaklarda onun, “Ben ancak Rasûlullah’a tâbiyim, birtakim esaslar koyucu degilim” diye kararlarinda çok titiz davrandigi zikredilir (Taberî, IV, 1845; Ibn Sa’d, III, 183).

HZ:EBUBEKİR :NE SÖYLEDĞİNİ VE NE ZAMANDA SÖYLEDGİNİ DÜŞÜN

Müslümanlar henüz otuzsekiz kisiyken Mekke’de Mescid-i Haram’da Islâm’i teblig eden ve müsriklerce dövülen Ebû Bekir’e hilâfetinde “Halifet-u Rasûlillah” denilmis, sonraki halifelere ise “Emîrü’l-Mü’minîn” denilmistir. Mâlî islerini Ebû Ubeyde, kadilik ve kazâ islerini Hz. Ömer, kâtipligini Zeyd b. Sâbit ve Hz. Ali, baskumandanligini Üsâme ve Halid b. Velid yapmistir. Medine Dârü’l-Islâm’in baskenti olmus, Mekke, Taif, San’a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cures, Bahreyn vilâyetlere ayrilmistir. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beste biri Beytü’l-Mal’de toplanmistir.Hz. Ebû Bekir, Mukillîn denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayilir.

13

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/Hz.Ömer Mescidi

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  453 Kez Okundu

Hz Ömer’in evi de Mescidin Kuzeyindedir.Gamame mescidinin 105 adım sol ön kısmındadır. Mescid-i Nebi’den 530 adım uzaklıktadır. Hz. Ömer (R.A) ın evi burası olup devlet reisliğini bu mescidin olduğu yerden (evinden) yapmıştır.
HZ. ÖMER EL-FARUK (R.A)
BABASI:Hattab bin Nufeyl olup, nesebi Ka’b bin Lüeyy’de Resulullah (s.a.v.) ile birleşmektedir.
ANNESİ:Ebu Cehil’in kız kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme Binti Hişam’dır.
NESEBİ:Kureyş’in Adiyyoğulları soyundan gelmektedir. Hz. Ömer El-Faruk’un nesebi 8. kuşaktan Peygamber Efendimiz (s.av.) ile birleşmektedir..
KÜNYE VE LAKABLARI:Hz. Ömer’in künyesi Ebu’l Hafs’tır.Hz. Ömer’in lakabı ise herkes tarafından bilinen ‘FARUK’tur.
Nizamiye medreselerinin en büyük hocası allame Ebu İshak Şirazi diyor ki: “Sözü uzatmaktan korkmasam, Hz. Ömer’in her faziletli kişiyi hayran bırakacak fıkhını anlatırdım” Şu kadarını da buna ekleyebiliriz İmam-ı Azam’ın mezhebi iki sahabenin fetvalarına dayanır:
1- Hz. Ömer 2- Abdullah Bin Mesud.
Hz. Ömer hilafet müddeti on sene, altı ay dört gündür. Hicretin 43. senesinde 63 yaşında vefat etmiştir
* Peygamberliğin 6. senesinde 27 yaşında Müslüman oldu. Genelde 40. Müslüman olarak bilinir. Doğrusu 40. Erkek Müslüman’dır. Ondan evvel 39 erkek, 23 hanım Müslüman olmuştu.

YAPTIĞI YENİLİKLER:
* Nüfus sayımı
* Hapishanelerin kurulması
* Memleketleri gezip teftiş ederek halkın durumunu araştırması
* İstihbarat biriminin kurulması
* Anneleri tarafından himaye edilen çocukların himaye edilmesi
* Kimsesiz Yahudi ve Hıristiyanlara maaş bağlanması
* Mekteplerin kurulması
* Öğretmenlere maaş bağlanması
* Sabah ezanına “Es-salatü hayrun min-en-nevm” yani, namaz uykudan hayırlıdır, cümlesini eklemek
* Teravih namazının cemaatle kılınması
* Vakıf sisteminin kurulması
* Camilerde vaazı başlatılması
* Beytül Mal te’sisi.
* Kadılar tayini, Mahkemeler te’sisi
* Gönüllülere maaş tahsisi
*

Hz Ömer, 645 yılının son ayında Ebû Lü’lü Firuz adında Yahudi bir köle tarafından namaz kılarken şehid edildi Bu köle Hz Ömer’e gelip efendisinden alınan verginin çok olduğunu iddia etti Hz Ömer, “Senden alınan miktar fazla değildir” dedi

Hz Ömer’in bu sözüne razı olmayıp, düşmanlık gösteren Firuz, Hz Ömer’e kastetmeyi plânladı Görünüşteki sebep böyle görünmekle beraber işin esası böyle değildi İran casusu olarak aldığı emri yerine getiriyordu Hz Ömer bir gün esnaf teftişinde iken, Firuz’a, “ Duydum ki, senin değirmen yapmanda üzerine yokmuş” deyince, “ Şayet sağ kalırsam,sana öğle bir değirmen yapacağım ki, doğda ve batıda herkeks ondan bahsedecek” demişti Hz Ömer ‘de, “ Vallahi bu beni tehdit etti” buyurmuştu Buna rağmen açıkca suç teşekkül etmediği için cezalandırmamıştı

Hz Ömer ile vergi tartışmasından bir gün sonra elbisesi içine bir hançer saklayıp, sabah namazı vaktinde mescide girdi Beklemeye başladı Hz Ömer safları düzeltip tekbir alarak namaza durur durmaz, Firuz yerinden fırlayıp Hz Ömer’e arka arkaya altı darbe vurdu Darbelerden biri karnına isabet etti Firuz bir kişiyi daha yaralayıp kaçtı ve yakalanmadan önce intihar etti Hz Ömer evine kaldırıldıktan bir müddet sonra ayılıp “Katilim kimdir? diye sordu Ebû Lü’lü Firuz olduğu söylenince “Allah’a şükürler olsun ki bir Müslüman tarafından vurulmadım” dedi
Ağır öldürücü bir darbe alan Hz Ömer’e kendisinden sonra oğlu Abdullah bin Ömer’i halife tayin etmesi istenince, “Bir aileden bir kurban yeter!” buyurdu Kendinden sonra halife olacak kimsenin tayini için Eshâb-ı kirâmdan, Cennet ile müjdelenenlerden altı kişiyi seçti
Bundan sonra oğlu Abdullah’a “Mü’minlerin annesi Hz Âişe’ye git ve O’na Ömer İbni Hattab’ın selâmını söyle, müminlerin emiri deme, ben bugün müminlerin emiri değilim O’na Ömer, sahibinin yanına defnedilmek için izin istiyor de!” buyurdu
Hz Âişe, izin verince “Bu benim en büyük dileğimdi” buyurarak çok memnun oldu Vefat ederken oğluna, “Başımı yastıktan al da yere koy, umulur ki, Cenab-ı Hak, beni bu halimden dolayı merhamet edip affeder!” Yaralandıktan yirmidört saat sonra kelime-i şehadet getirerek vefat etti.

 

13

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/HAZRET-İ OSMAN (R.A)

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  438 Kez Okundu

Hz. Osman (ra) Mescidi:

http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQ6CVb0heqcLyKO-EPHSY84TMG3sUvCBoWRqh-MBJhlfWuk8DC9http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRN3JQCEKETiLYI4W5VRMufzKr4pqi8A-ggTou52wWH0g2RQ65T

Bu mescid 1983’te Medineli Hafız Muhammed Huseyn Ebul Ula tarafından, Bilal-i Habeşi’ye atfen yaptırılmıştır. Modern bir tarzda imar edilmiştir.Bu mescid 1983’te Medineli Hafız Muhammed Huseyn Ebul Ula tarafından, Bilal-i Habeşi’ye atfen yaptırılmıştır. Modern bir tarzda imar edilmiştir.

Bu mescid 1983’te Medineli Hafız Muhammed Huseyn Ebul Ula tarafından, Bilal-i Habeşi’ye atfen yaptırılmıştır. Modern bir tarzda imar edilmiştir.Aşere-i mübeşşereden,Künyesi Zinnureyn ,Peygamberimizin iki kızı ile Gülsüm ve Rukiye ile evlendi.Peygamberimize yakınlığı 5.ci baba da birleşiyor.Fil hadisesinden 6 sene sonra Mekke de doğuyor.34 yaşında Hz.Ebubekirin delaletiyle müslüman oluyor. Kur’an’ ın Çoğaltılması, Hz. Osman’ın İslamiyet’e yaptığı en büyük hizmetlerden biridir.Bir örneği Medine’ de bırakılarak, Mekke, Şam, Kufe, Basra, Mısır’ a gönderilmiş, böylece Kuran’ın günümüze kadar orijinalinin bozulmadan gelmesini sağlamıştır.Kendisi zengin bir tüccardı.O halk tarafından çok sevilen bir kimse idi.Halk çocukları severken ;Allah aşkına severim seni, Kureyşin Osmanı sevdiği gibi diye ninni söylerdi.İslami ilk kabul edenlerdendi.Malını Allah yolunda harcamış, bu sayede Peygamberimizin sevgisini ve Allahın rızasını kazanmıştı.Hicret esnasında muhacirlerin su sıkıntısı çektiğini görüp, bir Yahudiye ait olan Rûne kuyusunu satın alarak Müslümanlara vakfetmiş, Mescid-i Nebevi’nin genişletilebilmesi için çevresindeki arsaları satın almış, Tebük Seferi’ne gidecek Ceyşu’l-Usra’ya (Zorluk Ordusu) neredeyse malının tamamını bağışlayarak tercihini servetten değil cennetten yana kullanmıştı. Hz. Peygamber (sav) vahiy kâtibinin cömertliğini heyecanla karşılamış, “Allah’ım! Ben Osman’dan razıyım. Sen de razı ol!” ve, “Bundan sonra Osman’a işledikleri için bir sorumluluk yoktur!” müjdeleriyle yüzünü aydınlatmıştır onun.
-Hz. Osman’a göre namazı vaktinde kılana dokuz ödül vardır: “Allah’ın sevgisi, sağlıklı bir beden, meleklerin koruması, bereketli bir ev, dindar insan siması, yumuşak bir kalp, sırat köprüsünden şimşek hızıyla geçiş, âhiret korkusu ve üzüntüsünden uzak olma, cehennemden kurtuluş.” Ticaret erbabının gözüyle hayata kâr zarar hesabıyla bakan Zinnûreyn, bu dokuz kârdan sonra on zarardan bahsetmektedir: “On şey ziyan olup gitmiştir: Soru sorulmayan âlim, amel edilmeyen ilim, kabul edilmeyen doğru görüş, kullanılmayan silah, içinde namaz kılınmayan mescit, okunmayan Mushaf, sarf edilmesi gereken yerlere harcanmayan para, binilmeyen vasıta, dünya heveslisinin içindeki zühd bilgisi, âhiret azığı temin edilmeden geçirilen ömür.”
 http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQkUApbfo7d65qFoSk9mB40OA_TuGtdom5wAsqacXbLLeVxcGVNiQ

-Peygamberimizin iki kızı ile birden evlenmiştirBela ve musibetlere karşı sabırlı idi..Peygamberimiz kızı Rukiyeyi ona verirken şöyle der; Kızım , Osmana ikram ve izzette kusur etme:Sahabelerin arasında ahlakça en çok benzeyen Osmandır, meleklerin bile haya ettiği birisidir.Kur’an’ ın Çoğaltılması : Hz. Osman’ın İslamiyet’e yaptığı en büyük hizmetlerden biridir. . Bir örneği Medine’ de bırakılarak, Mekke, Şam, Kufe, Basra, Mısır’ a gönderilmiş, böylece Kuran’ın günümüze kadar orijinalinin bozulmadan gelmesini sağlamıştı.Mukaddes emanetler arasında devrinden intikal eden el yazısı Kuranı Kerim bulunur.

http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcS2WPdjlMuGT-a0V8J4IR3SSG7SjNst9R2jfhpMiv57j1nnjtg0.
Hz.Osman, Hafız-ı Kurandır.
.Hz.Osmanın bir özelliği de 3 defa hicret olmasıdır. İkisi Habeşistana,, biri de Medineye.Bu hicret esnasında, Rukiye ninde yanında olması.Bedir savaşı sırasında hanımı Rukiye hastalanmış ardından vefat ettiğinden Bedir savaşına katılamamış , buna rağmen Peygamberimiz onu Bedir savaşına katılanlarla birlikte değerlendirmiş,ganimetlwerden pay ayrılmıştı.Diğer savaşların tamamına katılmıştı.Rukiyenin vefatından sonra ÜMMÜ GÜLSÜM ile evlendirdi.Onun vefatından sonra Peygamberimiz:Eğer kızım olsaydı, hiç biri kalmayıncaya kadar onunla evlendirirdim, buyurarak ona verdiği değeri göstermiştir.Zinnureyn(Çifte Nur sahibi) lakabıyla müslümanlar arasında anılmaya başlamıştır.Döneminde Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi genişletildi.Mescid-i nebiye ilk defa minbere Hz.Osman perde astırdı.
Hz.Osman 82 yaşında ev,nde Kuran okumakta iken gözü dönmüş caniler eve girdiler onu şehit ettiler.11yıl 11ay 14 gün hilafette bulundu.18 Zilhicce(656) Cuma günü hakkın rahmetine kavuştu.Cenaze namazını 17 kişi ile Zübeyr b. Mutim kılmış, Baki Kabristanına defenedilmiştir.-
 

-Osman’ın evini kuşattı isyancılar. Onun sırtından halifelik gömleğini çıkarmak istediler. Onu susuz bıraktılar. Evinin damına çıkıp isyancılara, vakfettiği Rûme kuyusundan bir bardak su içemeyişini, genişlettiği Mescidi Nebevî’de iki rekat namaz kılamayışını nasıl karşıladıklarını soran Hz. Osman, onlara, Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’le birlikte Sebir Dağı’nda yaşadıkları olayı hatırlattı; dağ sarsılınca Hz. Peygamber(sav) topuğuyla yere vurarak: “Ey Sebir dur! Çünkü üzerinde bir peygamber, bir Sıddık ve iki de şehit vardır!”buyurmuştu. ” İşte o şehitlerden biri benim!”dedi, Hz. Osman.
Yemen Yahudilerinden İbn Sebe’nin kışkırtmasıyla Mısır’dan gelen Kıbtî isyancıların kuşatması kırk gün sürdü. Hz. Peygamber’e(sav) verdiği sözü tutan Hz. Osman(ra) hilafet gömleğini çıkarmadı. O peygamber ki şehâdetinden bir gece önce Hz. Osman’a rüyasında: “Osman! Seni muhasara ettiler öyle mi!”diye sormuş, Hz. Osman’ın “Evet!” demesi üzerine, “Seni susuz bıraktılar öyle mi!” demiş, yine “Evet!” cevabını alan Hz. Peygamber(sav) Osman’a(ra) bir bardak su vermiş ve: “İstersen seni onlara galip getirelim, istersen iftarı bizim yanımızda yap!”buyurmuştu. Hz. Osman iftarı Hz.Peygamber’le(sav) yapmayı tercih etti. Ertesi gün isyancılar evinin duvarını yıkıp Zinnûreyn’i Attar’ın İlâhinâme’deki ifadesiyle ‘sevgilisinin yanında’ şehit ettiler. Ve sevgilisinin yani okuduğu Kur’an-ı Kerim’in üzerine sıçrayan kanı şu âyete isabet etti Hz. Osman’ın: ” Onlara karşı Allah sana yeter.” (Bakara,137)
Kaynak:-Yeni İslam Ansk.
-İ.Bilgiler Ansk.
-İslam Tarihi,Kayseri TDV yayınları.

13

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/Hz.Ali Mescidi ve Şehadeti

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  402 Kez Okundu

Hz.Ali Mescidi
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bayram namazlarını kıldırdığı yerlerden biridir. Efendimiz, Gamame Mescidinin bulunduğu yerde bayram namazlarını kıldırmadan önce, bayram namazlarını burada kıldırmıştır.
Bir rivayete göre de, Hz. Osman (r.a.) şehit edilmeden önce evinde mahsur kaldığı zaman, bayram namazını Hz. Ali burada kıldırmış ve bu sebeple Hz. Ali mescidi olarak anıla gelmiştir.
Mescit-i Nebevi’den 290 m uzaklıkta olan, bugünkü mescid, II. Mahmut tarafından yaptırılmış, 1990 lı yıllarda civardaki diğer mescidiler gibi Suudlular tarafından tamir edilmiştir

Hz.Ali İlk Müslümanlardan
Hz. Ali (as) hicretten 23 yıl önce Receb ayının onüçüncü gününde Mekke´de Kaabe´nin içinde dünyaya geldi. Babası Ebu Talib annesi Esat Kızı Fatime´dir. 6 yaşında iken Peygamberimiz onu kendi evine götürdü. Terbiye ve himayesini bizzat kendisi üstlendi. Hz. Ali (as) Peygambere ilk iman getiren kimsedir. O her zaman Hz. Peygamber (saav) ile beraberdi.

Hz. Muhammed (saav) Medineye hicret ettigi gece müşrikler Peygamberin evine gelipte onu öldürmek istediklerinde Hz. Ali (as) yatağına yatmıştı. Hz. Ali (as) Peygamberin kızı Hz. Fatime (as) nin eşi idi. Hz. Muhammed (saav) Medineye hicret ettiginde müminler arasında kardeşlik bağı icad etti ve Hz. Ali (as) mı kendi kardeşi olarak seçti.
Îmân safında yer almada, Hazret-i Hatice ve Hazret-i Ali`yi, Resûl-i Ekremin evlatlık edindiği Zeyd bin Hârise (r.a.) takip etti.
Müslüman olduktan sonra, Hazret-i Ali ile Hazret-i Zeyd`in, Nebiyy-i Ekrem Efendimize gönülden bağlılıkları yeniden tazelendi ve güç kazandı. Artık, Efendimizden ayrılmıyor, namaz ve ibadetlerini onunla birlikte ifâ ediyorlardı.
Hazret-i Ali, zaman zaman Resûl-i Ekremle birlikte Kâbe`ye gider, orada namaz kılarlardı.
HZ.Ali ve Şehadeti
Halife Ali bin Ebu Talib, Abdurrahman bin Mulcem’in kılıç darbesinden sonra şöyle dedi: “Fuztu ve Rabb’il Ka’be!” (Kabe’nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim!). İki gün evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü öldü (M.S. 661).

13

Temmuz
2012

HAC KÖŞESİ/GAMEME MESCİDİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  349 Kez Okundu

BULUT VEYA MUSALLA MESCİDİ

Musalla mescidi olarak da bilinir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Medine’yi Münevvere’deki ilk bayram namazını burada kıldırdığı ve son dört sene bayram namazlarını da burada kıldırdığı rivayet olunur.
Efendimiz (s.a.v.) döneminde açık bir meydan olan ve sonraları Münâha diye bilinen bu yerde, Peygamberimiz yağmur duâsı yaptığında bir bulut gelip Peygamberimizi (s.a.v.) gölgelemiş, bu sebeple buraya bulut manasına gelen GAMÂME denilmiştir. Osmanlı sultanı I. Abdülmecit tarafından yaptırılan ve irili ufaklı 10 kubbeli mescid, bakıldığında bulutu andıran bir görünüme sahiptir. 1990’lı yıllarda Suudlular tarafından tamir ettirilmiştir.
Ebû Hureyre’den bildirildiğine göre Peygamberimiz (s.a.v.) bir seferden döndüğünde bu yere uğrar, kıbleye dönerek dua ederdi.
Yine Peygamberimiz (s.a.v.) Uhud’a giderken ordusunu burada toplamış ve Uhud’a hareket etmiştir.
Resul-i Ekrem bayram namazlarını Mescid-i Nebevi’de değil, buraya güneybatı yönünde 500 m. mesafedeki açık alanda kıldırırdı. Bazen yağmur duası için de kullanılan ve Medine’ye gelen kafilelerin konakladığı Menaha adlı bu yerin bir bölümü musalla haline getirilmişti. Ömer b. Abdülaziz Medine valiliği esnasında burayı imar etmiş ve bundan sonra Mescid-i Musalla adıyla anılmıştı. Resulullah bayram namazı ve yağmur duası için buraya çıktığı zaman kendisini bir bulutun gölgelemesi sebebiyle sonraki dönemlerde Gamame Mescidi adıyla meşhur oldu.
Sultan 1. Abdülmecid tarafından yeniden inşa edilen 32,5 x 23,5 m. ölçüsündeki Mescid-i Gamame güney tarafında 12 m. yüksekliğinde bir büyük kub¬be, kuzey tarafında ise bu büyük kubbeyle uyumlu beş küçük kubbe ile örtülüdür. Sultan II. Abdülhamid döneminde ve 1990′da kapsamlı bir onarımdan geçirilen mescid, Osmanlı mimari tarzını hala korumaktadır.
(Hicaz Albümü, Diyanet İşleri Başkanlığı)
Medine’ de Mescid-i Nebevi’nin güney batısında bulunan mescidin bulunduğu alanda Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) istiska’ ya (yağmur duasına) çıkmış ve duasını bitirir bitirmez bir bulut gelip Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)’ i gölgelemiş ve yağmur yağmıştı. Burada inşa edilen mescide bu nedenle bulut manasına gelen Gamame adı verilmiştir. Ayrıca Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)’ in son Bayram namazını burada kıldırmıştır. II. Abdulhamit döneminde onarımdan geçmiş olan mescid sonradanda tadilat ve yenileme görmüştür.

İslâm’ın ilk asırlarında genellikle şehirlerin kenar kısımlarında toplu namazlar için musallâlar hazırlanır ve bayram, cuma namazları gibi toplu namazlar bu günkü gibi muhtelif camilerde değil, sadece namazgâh denilen bu musallâlarda kılınır, böylece bütün şehir halkının haftada bir defa bir araya gelmesi sağlanırdı. Nitekim Ebu Said El-Hudrî (r.a)’ın ifadesine göre: “Rasulullah (s.a.s), Ramazan ve Kurban bayramlarında musallâya çıkar ve ilk başladığı şey namaz olurdu. Namazdan sonra ayağa kalkarak sahabeye vaaz eder, onlara gerekli tavsiyelerde bulunur, gerekli emirleri verir, gaza için göndereceği varsa onları gönderir ve daha sonra musalladan evine geri dönerdi” (Buhârî İdeyn, 6).

Nafi’ b. Ömer de der ki: “Rasulullah (s.a.s), bayram gününün sabahında musallâya gider ve beraberinde mızrağı da götürülürdü. Musallaya varınca mızrağı, kendisinin önünde dikilir ve ona doğru namaz kılardı. Rasulullah’ın o zamanki musallâsı bir düzlükten ibaretti ve önünde mihrap gibi herhangi bir şey yoktu” (İbn Mace, İkamet, 164).

İslâm hukukçuları bu hadisi şerifleri nazarı itibara alarak yağmur ve kar gibi bir özür olmadıkça bayram, cuma ve cenaze gibi toplu namazların şehir dışında bir musallâda kılınmasının sünnet olduğunu ve musallâda bayram namazı kılmanın camide kılmaktan daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Hanefi fukahası hep bu görüştedirler. Zira Rasulullah (s.a.s), bayram namazlarını hep Medine camiinin dışındaki musallâda kıldırmıştır.

Peygamber Efendimizin musallâsı, Medineli Münevverede, Mescid-i Nebevînin kapısından güney batı istikametine doğru 500 m uzaklığında bir yerde idi. Bu gün Mescidü’l-Gamâme denilen cami Peygamber Efendimizin musallâsında yapılmıştır. Medine ahalisi de Hicretin dokuzuncu yüzyılına kadar bayram namazlarını orada kılarlardı.

Peygamberimizin musallâsı olan Mescidü’l-Gamâme, Hicretin ikinci yüzyılında cami haline getirilmiştir. Hicretin dokuzuncu yüzyılına kadar bu cami musallâ olarak kullanılıyordu. Ancak, Mescid-i Nebevi genişletilince artık musallâya ihtiyaç kalmayıp cuma ve bayram namazları da burada kılınmaya başlandı.

Peygamberimiz (s.a.s)’in musallâsında inşa edilen Mescidü’l Gamame, Hicretin sekizinci yüzyılında Kılavun’un oğlu Sultan San tarafından tamir edildi. Dokuzuncu yüzyılda Mimar Emir Berdek tarafından, onüçüncü yüzyılda Osmanlı Sultanı Abdülmecid Han tarafından ve XIX. yüzyılda II. Abdülhamid Han tarafından yine tamirat gördü ve nihayet Hicri-1353 yılında, Suud hükümeti tarafından Osmanlı mimarisi üzerine tamiratı yapıldı (Abdül Kuddus el-Ensari, Asarü’l-Medine el-Münevvere, 118).

MESCİD-İ GAMÂME:
“En Güzel Yağmur” u Müjdeleyen Bulutun Gölgesinde

Resulullah (SAV) bize gerçeği bulandırmadan taşıyan billûr bir su gibidir. Resulullah (SAV) kendisine indirilene kendinden hiçbir şey katmadan aktaran duru bir su gibidir. Resulullah (SAV) ilâhi emirlerin ağırlığını üzerimize hiç incitmeden indiren bir yağmur gibidir.
Resulullah (SAV) bize yağmur gibi müjdeci oldu. Hiç kimseyi ayırmadan, herkese eşitçe, her yere bolca rahmet taşıdı. Çoraklaşmış kalplerimize ebedi serinlikler düşürdü. Bize hep yağmur gibi müjdeci oldu.

“Bütün zamanların En Güzel Yağmuru” olarak anılmaya değen Resulullah’ı, sahabeler, bu benzetmeye yakışır bir biçimde hep bir bulutun gölgelik ettiği yerde gördüler. Yağmur gibi “âlemlere rahmet” olarak gönderilen Resulullah’ın (SAV) başı üzerinde hep bir bulut olageldi. Aslında O’nun manevi kişiliği, bütün bir kâinatın başı üzerinde bir bulut olarak bekletilmesini gerektiriyordu. Bütün varlığın özünden süzülen bir yağmur gibi indi aramıza. Bize O Yağmur’un bize dokunuşuyla göklerden haberdar olduk, O Yağmur’un serinliğiyle rahmete ümit bağladık, O Yağmur’un sesiyle vahyi işittik, O Yağmur’un serinliğiyle rahmete ümit bağladık, O Yağmur’un sesiyle vahyi işittik, O Yağmur’un gelişiyle Rabbimizle yaptığımız kul olma akdini hatırladık, tazeledik. Yağmurun yağdığı bir gün Resulullah (SAV) göğsünü açtı, kollarını kaldırarak da damlaların kendisini ıslatmasına izin vermişti. Neden böyle yaptığı sorulduğunda ise, “Yağmurun Rabbiyle akdi (sözleşmesi) yenidir” diye cevap vermişlerdi. Yani, varlık alemine buyur edilen yağmur, henüz O’nun ilminden kudret âlemine geçerek, O’ndan ayrılığın henüz başındaydı. Öyleyse, Rabbine teslim oluşunu henüz unutmuş değildi. Rabbine verdiği kul olma sözü henüz tazeydi. Resulullah (SAV) yağmurun bu tazeliğini kastederek, Rabbiyle sözleşmesinin yeni olması hatırına yağmur damlalarının hatırını sayıyordu. Böylece, bize verdiğimiz sözü hatırlatmak üzere gelen Yağmur, verdiği sözü henüz unutmamış yağmurla selamlaşıyordu.

Gamâme Mescidi, yani “Bulut Mescidi” Resulullah’ın (SAV) başında bekleyen bulutun gölgelik yaptığı yere inşa edilmiştir. Resulullah burada iki bayram namazı kılmıştır. Ayrıca, yağmur namazı ve yağmur duası için burayı tercih etmiştir.

(Senai DEMİRCİ, Sevgilinin Evine Doğru Hac Günlüğü, Timaş Yayınları, İstanbul, 2003, s.299-300)

Musalla mescidi olarak da bilinir. Peygamber Efendimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem)’in Medine’yi Münevvere’deki ilk bayram namazını burada kıldırdığı ve son dört sene bayram namazlarını da burada kıldırdığı rivayet olunur.Efendimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem) döneminde açık bir meydan olan ve sonralarıMünâha diye bilinen bu yerde, Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi Vesellem’in yağmur duâsıyaptığında bir bulut gelip Peygamberimizi (SallAllahu Aleyhi Vesellem) gölgelemiş, bu sebeple buraya bulut manasına gelen GAMÂME denilmiştir.Osmanlı sultanı I. Abdülmecit tarafından yaptırılan ve irili ufaklı 10 kubbeli mescid, bakıldığında bulutu andıran bir görünüme sahiptir. 1990’lı yıllarda Suudlular tarafından tamir ettirilmiştir.Ebû Hureyre’den bildirildiğine göre Peygamberimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem) bir seferden döndüğünde bu yere uğrar, kıbleye dönerek dua ederdi.Yine Peygamberimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem) Uhud’a giderken ordusunu burada toplamış ve Uhud’a hareket etmiştir. 

Resulullah (SAV) bize gerçeği bulandırmadan taşıyan billûr bir su gibidir. Resulullah (SAV) kendisine indirilene kendinden hiçbir şey katmadan aktaran duru bir su gibidir. Resulullah (SAV) ilâhi emirlerin ağırlığını üzerimize hiç incitmeden indiren bir yağmur gibidir.

Resulullah (SAV) bize yağmur gibi müjdeci oldu. Hiç kimseyi ayırmadan, herkese eşitçe, her yere bolca rahmet taşıdı. Çoraklaşmış kalplerimize ebedi serinlikler düşürdü. Bize hep yağmur gibi müjdeci oldu.

“Bütün zamanların En Güzel Yağmuru” olarak anılmaya değen Resulullah’ı, sahabeler, bu benzetmeye yakışır bir biçimde hep bir bulutun gölgelik ettiği yerde gördüler. Yağmur gibi “âlemlere rahmet” olarak gönderilen Resulullah’ın (SAV) başı üzerinde hep bir bulut olageldi. Aslında O’nun manevi kişiliği, bütün bir kâinatın başı üzerinde bir bulut olarak bekletilmesini gerektiriyordu. Bütün varlığın özünden süzülen bir yağmur gibi indi aramıza. Bize O Yağmur’un bize dokunuşuyla göklerden haberdar olduk, O Yağmur’un serinliğiyle rahmete ümit bağladık, O Yağmur’un sesiyle vahyi işittik, O Yağmur’un serinliğiyle rahmete ümit bağladık, O Yağmur’un sesiyle vahyi işittik, O Yağmur’un gelişiyle Rabbimizle yaptığımız kul olma akdini hatırladık, tazeledik. Yağmurun yağdığı bir gün Resulullah (SAV) göğsünü açtı, kollarını kaldırarak da damlaların kendisini ıslatmasına izin vermişti. Neden böyle yaptığı sorulduğunda ise, “Yağmurun Rabbiyle akdi (sözleşmesi) yenidir” diye cevap vermişlerdi. Yani, varlık alemine buyur edilen yağmur, henüz O’nun ilminden kudret âlemine geçerek, O’ndan ayrılığın henüz başındaydı. Öyleyse, Rabbine teslim oluşunu henüz unutmuş değildi. Rabbine verdiği kul olma sözü henüz tazeydi. Resulullah (SAV) yağmurun bu tazeliğini kastederek, Rabbiyle sözleşmesinin yeni olması hatırına yağmur damlalarının hatırını sayıyordu. Böylece, bize verdiğimiz sözü hatırlatmak üzere gelen Yağmur, verdiği sözü henüz unutmamış yağmurla selamlaşıyordu. 

13

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/İlk Ezan Okuyan Sahabe Bilal-i Habeş Hazretleri

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  645 Kez Okundu
MEDİNE-BİALİ HABEŞ  MESCİDİ

Bilal Habeşi’nin Şam Bab Sagir Mezarlığı’nda bulunan türbesi. Türbe kapısının üzerindeki levhada Türkçe olarak “Burası peygamber efendimizin müezzini Bilali Habeşi Hazretlerinin kabri şerifidir. Hicri 20 yılında vefat etmiştir. Bu levha Şam Endonezya Büyükelçiliği Üçüncü Katibi Samadyunu tarafından hicri 1387 yılında vefat eden kızı Damayanti ruhuna yeniletilmiştir.” yazmaktadır. Bilâl-i Habeşî(Bilal bin Rebah)(d. 581, ö. 641), Habeşistanlı köle bir ailenin çocuğu olarak Mekke’de dünyaya geldi.Bilâl-i Habeşî, 622 yılındaki hicrete katılarak Mekke’den Medine’ye geldi.Bilâl-i Habeşî, 641 yılında vefat etti. Ehl-i Beyt mezarı olarak bilinen Dimask’taki Bab’üs Sağîr mezarlığına defnedilmiştir.Resul-i Ekrem’in meth-ü senada bulunduğu ve hayatta cennetle müjdelediği muazzez sahabi. İslam’ı açıktan ilan eden 7 kişiden biriydi.
Medine O’nsuz Bilal-i Habeşi’yi sıkar.Efendimiz’in izni ve emriyle Mekke’den Medine’ye hicret eder. Lakin Resul-i Ekrem’den ayrılmak kolay değildir. Üstelik Onu, Mekke’de eziyetlerle başbaşa bıraktığı için içten içe yaralıdır. Efendimiz, hicret edip dua edeceği zamana kadar, Medine havası Hz. Bilal ve diğer bazı sahabiye yaramaz. Hava değişiminden hasta olur. Hatta söylediği bir şiirinde ölümün giydiği ayakkabı kadar kendine yakın olduğunu ifade eder. Resul-i Ekrem, Medine’ye teşrif edince Hz. Bilal, Abdullah b. Abdurrahman el-Hasamî ile kardeş olur.
Rüyada gösterilen Ezan Hz. Ömer Rüyasında ona ezan-ı Muhammedî’nin talim edildiğinin gösterildiğini söyler.. Efendimiz (sas) bundan sonra namaza daveti ezanla yapılmasını ister. Aynı rüya Bilal-i Habeşi’ye de gösterilir. Ezan, Hz. Bilal’e öğretilir. Medine ufukları, onun ruhlara işleyen davûdî sesiyle bayram yapar. Sahabe onunla namaza koşmaya başlar. Sabah namazlarındaki ezana bir gün, “es-salatü hayrun minen nevm=Namaz uykudan hayırlıdır” ilavesini yapar. Efendimiz (sas) bunu güzel bulur ve o günden bugüne, onun ihlasla yaptığı bu ilave, sabah vaktinde insanları uyarmaya devam ediyor. Hz. Bilal, Medine’de olmadığı zaman bu vazifeyi Ebu Mahzûre İbn Ümm-i Mektûm yerine getirirdi.
Bilâl-î Habeşî, aslen Habeş’lidir. Anasının adı Hamâme, babasının adı Rebah, künyesi Abdullah’tır.Bilâl, islâm’ın ilk tebliğ yıllarında Ümeyye b. Halef’in kölesiydi. Bilâl b. Rebah (r.a.) islâm davetine ilk icabet edenlerden biriydi.

Ümeyye b. Halef, kölesi Bilâl’in müslüman olduğunu anladıktan sonra, onu islâm’dan çevirmek için yapmadığı eziyet ve işkence kalmamıştıBilâl’in kızgın kumlar üzerinde sırtı yanar, göğsü yanar, nefesi tıkanır, bu müthiş işkence altında saatlerce kıvranırdı. Fakat dudaklarında daima şu sözler dökülürdü: “Allahu Ahad, Allahu Ahad”, Onun bu durumu, müşrikleri bile hayrete düşürürdü (İbn Sa’d, Tabakat, III, 232).
İşkence altında kıvranan Bilâl (r.a.)’a rastgelen Varaka b. Nevfel,“Vallahi ey Bilâl, Allah birdir, Allah birdir. ” der, sonra da müşriklere dönerek: “Siz onu bu yüzden öldürürseniz, biz onu, kendimize örnek alırız.” derdi (İbnü’l-Esir, el-Kâmil Fi’t-Târih, II, 66).Ona işkence edenlerden biri de Ebu Cehil’di.
Ümeyye b. Halef’in Bilâl’e yaptığı işkencelere çok üzülen Hz. Ebû Bekir (r.a.) ona bu işkenceden vazgeçmesini söylemiş o da; “Onun ahlâkını bozan sensin, onu bizden uzaklaştıran senden başkası değildir” demişti. Bunun üzerine Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) ona şu cevabı vermişti: “Benim yanımda senin şu kölenden daha güçlü ve kuvvetlisi var. Hem de senin dinindendir. İstersen onu al ve bunu bana ver.” Ümeyye bu teklifi kabul edip öteki köleyi aldı ve Hz. Bilâl’i Hz. Ebû Bekir’e verdi. Başka bir rivayette Hz. Ebu Bekir’in onu yedi ukiyeye satın alıp azat ettiği kaydedilir. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 232).Bilâl’i Resulullah’ın yanına götürüp azat etmiş ve Bilâl işkenceden kurtulmuştu.Bilâl daha sonra diğer ashab ile birlikte Medine’ye hicret etti. Orada Sa’d b. Hayseme’ye misafir oldu. Ensar ile Muhacirler arasında kardeşlik oluşturulunca Bilâl’e de Abdullah b. Abdurrahman el-Has’amî kardeş ilân edildiler. Bu kardeşlik köklü bir şekilde sürüp gitti. Öyle ki Bilâl, Hz. Ömer devrinde Şam’da bulunduğu sırada maaş olarak divandan ona ayrılan hissesinden kardeşine de bir hisse veriyordu. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 234).

Bilâl, Resulullah (s.a.s.)’in müezzini olarak tanınmaktadır. Ve sık sık ezanı Bilâl’e okuttururdu. Hatta sabah ezanındaki ” ” (Namaz uykudan hayırlıdır) ibaresini Bilâl ezana eklemiş Resulullah “Bilâl, bu ne güzel söz!” diye onu tasvip etmişti. (Avnu’l-Ma’bud, Serh Ebû Dâvud, III,185; İbn Mâce, Ezan, 1, 3,).
Hz. Bilâl, Resulullah’ın bütün gazalarına katıldı. Bedir gazasında Hz. Bilâl, Mekke’de kendisine her türlü eza ve işkenceyi reva gören Ümeyye’yi görmüş ve şöyle bağırmıştı: “İşte küfrün başı!..” Bunun üzerine dikkatleri ona çevrilmiş ve müslümanlar derhal onun ve oğlunun etrafını sararak ikisini de öldürmüşlerdi. Resul-u Ekrem Mekke’nin fethi ardından Kâbe’ye girerken has müezzini Hz. Bilâl’i yanlarında bulundurmuşlardı.
Resulullah, Kâbe’yi putlardan temizledikten sonra müezzini Bilâl, burada ezan okuyarak, ortalığı tevhîd nameleriyle coşturmuştu. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 234). Resul-u Ekrem’in vefatı üzerine, ona karşı büyük bir sevgi duyan Hz. Bilâl, Medine’de kalmaya dayanamayıp, ayrılmak zorunda kaldı. Hz. Ebu Bekir, Bilâl’e yanında kalması için ısrar ettiği halde, Hz. Bilâl ona şöyle demişti: “Eğer sen beni Allah için azat ettinse bırak istediğim yere gideyim; yok kendi nefsin için azat ettinse beni yanında alıkoy!” Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir şöyle demişti: “İstediğin yere git!…” Resulullah’ın vefatından sonra cihadı, ezana tercih eden Hz. Bilâl, Şam’a gitti ve Hz. Ebû Bekir devrinde Suriye’de meydana gelen gazalara katıldı (İbn Sa’d, Tabakat III,238).

Hz. Ömer, hicrî onaltıncı yılda Suriye ve Filistin’e gittiği zaman, Bilâl onu karşılamaya çıkarak Câbiye’ye gelmişti. Sonra halifenin maiyetinde Kudüs’e giderek, bu kutsal şehrin teslimi sırasında bulunmuş ve Hz. Ömer ile birlikte Kudüs’e girmişti. Hz. Ömer, burada, Resulullah’ın vefatından beri ezan okumayan Bilâl’den ezan okumasını rica etmiş, Hz. Bilâl de halifenin ısrarına dayanamayarak ezan okumuştu. Bilâl Tevhîd’in bu üstün yanı olan ezanı okumaya başlar başlamaz, Hz. Ömer ve diğer ashab Resulullah (s.a.s.) dönemini hatırlayarak, gözlerinin önüne, geçmiş günleri getirip hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Bilâl’in ezanını dinleyenlerin hepsi, kendilerinden geçmişlerdi. Kudüs’ü teslim alma sırasında Hz. Ömer’den başka Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh, Muaz b. Cebel, Amr b. el-Âs gibi ashabın ileri gelenlerinden bir çok kimse bulunuyordu.Hz. Peygamber (s.a.s.)’in irtihâlinden sonra Suriye’ye giden Bilâl,“Havlan” kasabasına yerleşti. O burada huzur içinde yaşıyordu. Hz. Bilâl, Suriye’de bir müddet kaldıktan sonra bir gece rüyasında Hz. Peygamber (s.a.s.)’i gördü. Resulullah ona, şöyle demişti: “Beni ziyaret etmeyecek misin?” Hz. Bilâl, uyanır uyanmaz, hazırlığını tamamlayıp Medine yolunu tuttu. Medine’ye gece ulaştı. Oraya varınca Ravza-i Mutahhara’ya yüzünü sürerek, burada Resul-u Ekrem’le birlikte geçirdigi günlerin hatırasını düşünerek ağladı. Bu sırada Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin Bilâl’i görmüş, fecir vaktinde ondan ezan okumasını rica etmişlerdi. Bilâl, (r.a.) onların arzusunu yerine getirerek, Peygamber Mescid’inde ezan okumuştu. Bilâl’in sesini duyan Medineliler, İsrafil suruyla uyandırılmış gibi yerlerinden fırlamış ve ezanı dinlemeye başlamışlardı. Birinci şehadetten sonra Resulullah’ın risâletini ikrar eden şehadet tekrar okunurken, Hz. Peygamber’in kabrinden kalktığını tasavvur ederek evlerinden dışarı fırlamışlardı. Bu sabah, bütün Medine’ye, risalet devrini bütün canlılığı ile yaşatan, herkesin hislerini coşturan, bütün müslümanların Resul-u Ekrem’e karşı duydukları sevgiyi canlandıran Bilâl’in sesi idi.

Hz. Bilâl, hicretin yirminci yılında altmış yaşlarında iken vefat etti. Dımaşk’ın Bâbü’s-Sagîr tarafına defnolundu. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 238; İbnü’l-Esir, Üsdü’l-Gabe, I, 209).

Hz. Bilâl (r.a.), vefatı yaklaşınca,ömrünün son anlarında onun hastalığını gören zevcesi, teessüründen “ah ne acı” dedikçe, Bilâl: “Oh! ne tatlı!.” diyor ve ekliyordu: “Yarın sevgililerle, Muhammed ve arkadaşlarıyla buluşacağım.” diyordu.Hz. Bilâl, bütün vaktini, Resul-u Ekrem’e hizmetle geçirdi.O, Resulullah’ın meclislerinde daima hazır bulunurdu. Her namazda, her durum ve işte Resulullah’dan ayrılmazdı. Hz. Peygamber’in hazinedarlığını, Bilâl yapardı. Çarşı ve pazardan alınacak her şeyi o tedarik eder, icabında ödünç para alır, Resulullah’ın evinin ihtiyaçlarını sağlar, sonra da müsait zamanlarda o borçları öderdi.Hz. Bilâl, uzun boylu, zayıf, ince ve koyu esmerdi. Ömrünün sonlarına doğru saçlarının çoğu beyazlaşmıştı. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 238-239).

12

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ /Ebî Zer Mescidi

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  508 Kez Okundu


Mescid-i Nebevînin 900 m. Kuzeyine düşen bu mescide Ebu Zer mescidi dendiği gibi secde mescidi de denir. Abdurrahman bin Avf diyor ki Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) bu noktada kıbleye yöneldi ve secdeye kapandı secdeyi çok uzattı. Kalkınca ya rasullellah secdenizi çok uzatınca korktum Allah ruhunuzu aldı zannettim dedim. Oda bana Cibril geldi ve şu müjdeyi verdi. “Allah c.c. sana kim salat ederse ben de ona salat ederim, kim selam verirse ben de ona selam veririm” buyuruyor deyince ben de Allaha şükür secdesi yaptım. buyurdular.

Ebû Zer  Annesi, kar­deşi ve kabilesinin yarısı onun sayesinde Müslüman oldu.[1]Bir müddet sonra o da Medine’ye hicret etti. Re­sû­lul­lah’ın en yakın Ashâbı arasında yer aldı. Onun yakın hizmetinde bulundu. Geç saatlere kadar huzurun­da kalır ve sohbetlerinde bulunurdu. Re­sû­lul­lah’ın hastalığında daima başucunda duran ve son nefesinde yanında bulunan sahabilerden biri de Ebû Zer idi.[2]Re­sû­lul­lah, Ebû Zer’i görün­ce sevindi ve “Allah, Ebû Zer’e rahmet etsin. O yalnız başına yürür, yalnız başına yaşar, yalnız başına ölür.” buyurdu.[3]Ey Ebû Zer, tedbir gibi akıl, yasak olan şeylerden sakınmak gibi takva, güzel ahlak gibi de şeref yoktur.”[4]Ebû Zer (r.a.) 281 hadis rivayet etti. Rivayet ettiği hadislerden:

“Kardeşine güler yüz göstermen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sa­kındırman sadakadır. Yolunu kaybetmiş bir kimseye yolunu göstermen sadaka­dır. İyi görmeyen birine yardımcı olman sadakadır. Taş, diken ve kemik gibi, in­sanlara zarar verecek bir şeyi yol üzerinden kaldırman sadakadır. Kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır.”[5]“Amellerin en üstünü, sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir.”[6]

“Re­sû­lul­lah’ın karşılaşıp da musafaha yapmadığı hiç olmamıştır. Bir gün beni çağırması için birini göndermişti… Ben ise evde yoktum. Gelince, Re­sû­lul­lah’ın çağırdığını söylediler. Hemen yanına gittim. Sedir üzerinde oturuyordu. Beni kucakladı. Bu kucaklama benim için çok güzel bir şeydi.”[7]İlk müslümanlardan, sahâbî Ebû Zerr, Benû Gıfâr kabilesine mensub olup doğum tarihi bilinmemektedir. H. 31 (M. 651/652) yılında Mekke ile Medine arasında bir yer olan er-Rebeze’de vefât etmiştir.Ebû Zerr (r.a)’in ismi ve babasının adı hakkında kaynaklarda çeşitli isimler zikredilmektedir.Lâkabı ise Mesîhu’l-İslâm’dır. Bu lâkabı ona Hz. Muhammed (s.a.s) bizzat vermiştir Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra meydana gelen Bedir, Uhud, Hendek ve diğer gazvelere katıldı. Tebük gazvesinde İslâm ordusu hazırlandığı zaman Ebû Zerr gecikmiş; devesinin bitkinliğine rağmen Rasûlullah’ın ardından yürüyerek Tebük seferine katılmıştı. Mekke fethi sırasında kendi kabilesinin sancaktarlığını yapmıştır. Ebû Zerr (r.a.) tabiaten fakir, zâhid ve inzivâyı seven bir sahâbî idi. Dünyaya hiç değer vermezdi. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisine Mesîhu’l-İslâm lâkabını takmıştı. H. 31 (M. 651-652) yılında Hz. Ebû Zerr dâr-ı bekâ’ya göçtü. Ensâr’dan bir genç gelip onu kefenledi ve cenaze namazını kıldırarak Rebeze’ye defnetti(8)Hz. Ebû Zerr’in oğlu, sağlığında vefât etmişti. Geriye yalnız bir eşi ve bir kızı kalmıştı (9).Hz. Peygamber Efendimizin, Ebu Zerr hakkında övücü sözleri vardır: “Yeryüzünde, Ebu Zerr’den daha doğru sözlü birisi yoktur.”, ” Kıyamet gününde yeri bana en yakın olanınız, dünyadan benim bıraktığım gibi çıkanınızdır.” Ebu Zerr bu hadisi naklettikten sonra şöyle demiştir: “Vallahi benden başka hepiniz, bu dünyaya bir tarafından bulaştınız!” Peygamberimiz onun zühdünü (dünya nimetlerinden uzak yaşamasını) Hz. İsa’nın zühdüne benzetmiştir. O, bu zâhidâne hayatını ömrünün sonuna kadar sürdürmüş ve Müslümanlar zenginleştikten ve hazineden aldıkları maaş ile daha müreffeh yaşar hâle geldikten sonra da şöyle demiştir: “Vallahi benim, Resulullah zamanındaki günlük geçimliğim (dört çift avuç) hurma idi, bugün de onu arttıracak değilim.(10)

Kaynak:

[1]Üsdü’l-Gàbe, 5: 187; Buhârî, Menâkıb: 82.
[2]Müsned, 5: 162.
[3]Üsdü’l-Gàbe, 5: 188.
[4]Hilye, 1: 168.
[5]Tirmizî, Birr: 36.
[6]Ebû Dâvud, Sünnet: 2.
[7]age., Edeb: 143; Müsned, 5: 163.

[8] Hayreddin Zirikli, el-A’lâm, II, 140).

[9] M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Mekke Devri, s.177-180
[10] İbn Abdilber, İstî’âb, C. I, s. 214; C. IV, s. 62; İbn Hacer, İsâbe, C. IV, s. 63; Hacevî, age., C. I, s. 193. 87. Reşîd Rızâ, Tefsîr, C. X, s. 405 vd.)

mescidi de denir.

 

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular (Kuran-ı Kerim)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  363 Kez Okundu

-İstiaze ne demktir?
-Vakıf işaretleri ve anlamları ne demektir?
-Kuranı Kabe de açıktan okuyan sahabenin adı nedir?
-Havkale ne demktir?
-Kuran da en kısa sure hangi suredir?
-Tevhidi anlatan sure hangi suredir?
-Kurana ilk noktalama ve harekeyi koyan alimler kimlerdir?
-sebeb-i Nuzül ne demektir?
-Kuran çoğaltıldığın da gönderildiği şehirler?
-Kıraat imamız ve ravisi kimdir?
-Kuranı okuma ve dinlemenin hükmü nedir?
-Surelerinin uzunluk ölçülerine göre surelerin isimlendirilmesi?
-Abadile kimlerdir?

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular(Siyer)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  356 Kez Okundu

-Peygamberimizin ilk eşi kimdir?
-4 Halife kimlerdir?
-Hicret ne demektir?
-Senetül Vufud ne demektir?
-Medineye gönderilen ilk Kuran muallimi limdir?
Dandane-i Saadet ne demektir?
-Aşere-i Mübeşşere kimlerdir?
-Seriyye ve Gazve ne demektir?
-Kuran da en uzun olan ayet hangi surededir?
-Peygamber Efendimizin hanımlarının isimleri nelerdir?
-İsra- Miraç ne demktir?
-Peygamber Efendimiz kaç hac,kaç umre yaptı?
-İlk Müslümanlar kimlerdir?
-Kuran-ı Kerim kim tarafından topladı?
-Cebel-i Rumad uhutta neresidir?
-70 sahabenin şehid olduğu savaşın adı nedir?
-1.ci ve 2. Akabe biatları ne zaman oldu?
-Erdemliler cemiyeti ne zaman kuruldu?
-Haram aylar hangi aylardır?
-Senetül Hüzün ne demektir?
-Peygamber Efendimizi kim yıkadı?
-Hücre-i Saadet ne demektir?
-Peygamber Efendimizin sevgili torunlarının isimleri nelerdir?
-Mekke de açıktan Kuranı okuyan sahabe kimdir?
-Uhutta şehit olup meleklerin yıkadığı sahabe kimdir?
-Ezanı rüyasında gören sahabe kimdir?
-İlk Cuma namazı nerede kılındı?

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular(İbadet)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  323 Kez Okundu

-İbadet çeşitleri kaç kısma ayrılır?
-Haccın yapılış yönünden çeşitleri nelerdir?
-Haccın rükünleri nelerdir?
-Oruç nedir?
-Oruç çeşitleri nelerdir?
-Fıkıh ne demektir?
-Fidye- Fitre arasındaki fark nedir?
-Seferilik nedir?
-Orucun farz olmasının şartları nelerdir?
-Keffaret çeşitleri nelerdir?
-Sadaka nedir?
-Temlik ne demektir?
-Sehiv secdesinin hükmü nedir?
-Nisap ne demektir?
-Teyemmümün farzları nelerdir?
-Oruç ibadeti ne zaman farz kılındı?
-Temizlik kaç kısma ayrılır?
-Mükellefin ve görevleri?
-İhsar, fevat ne demektir?
-Yemin nedir kaç kısma ayrılır?
-Kurban nedir? Kaç çeşit kurban vardır?
-Orucun çeşitleri nelerdir?
-Tilavet secdesi ne demektir?

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular(İtikad)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  551 Kez Okundu

-Allahın sıfatları kaç kısma ayrılır?
-imanın sahih olmasının şartları nelerdir?
-İman nedir? Kaç kısman ayrılır?
-İnanç yönünden insanlar kaç kısma ayrılır?
-Ulul Azm Peygamberler kimlerdir?
-Haşr ne demektir?
-İslam dininin özellilkleri nelerdir?
-Fıkıh mezhep imamlarının isimleri ?
-Mezhepler neden ortaya çıktı?
-Din nedir? Dinler kaç kısma ayrılır?
-Peygamberlerde bulunması vacip ve caiz olan sıfatlar nelerdir?
-4 büyük melek -4 büyük kitabın isimleri?
-Cennet ve cehennemde görevli meleklere ne denir?
-Berzah alemi ne demektir?
-Meleklerin özellikleri nelerdir?
– Mürtekib-i Kebire ne demektir?
-Kaza ve Kader ne demektir?
-Allahın birliğinin delilleri ?
-Vahiy ve vahiy çeşitleri?
-Vakiy katipleri kimlerdir?
-Mekkedeki vahiy katibinin ismi nedir?
-Tahkiki iman ne demektir?

Toplam 194 sayfa, 124. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030122123124125126130140150...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.