7

Temmuz
2012

HZ. PEYGAMBER’İN ANNESİNİN KABRİNİ ZİYARET ETMESİ VE AĞLAMASI

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  260 Kez Okundu

Hz. Âmine’nin defnedildiği Ebvâ köyünün,Medine’ye yaklaşık yüz doksan km. uzaklıkta bulunmaktadır. Kabrin bulunduğu yere ‘Ümmü’n-Nebi : Nebinin Annesi’ diye isim verilmiştir. Hicretten sonra Medine’yeyerleşen Hz. Peygamber, annesinin kabrini birkaç kere ziyâret etmiştir. Hicretin altıncı senesinde Hudeybiye’ye giderken Ebvâ’ya uğramış ve annesinin kabrini ziyaret etmiştir. Bu ziyâret esnasında kabir taşlarını düzelten ve kabrin başında ağlayan Hz. Peygamber’e niçin ağladığı sorulunca, “Annemin şefkat ve merhameti gözümün önüne geldi de onun için ağladım.” cevabını vermiştir.Müslim (261/875)’in, Hz. Peygamber’in, annesinin kabrini ziyareti konusunda Ebû Hureyre’den olan bir rivâyeti şöyledir: “Hz. Peygamber,annesinin kabrini ziyâret etti ve ağladı; etrafındakileri de ağlattı.” Yine bir başka rivayet, Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethinden dönerken annesinin kabrine uğradığını, kabrin başında oturarak sanki hayattaki bir insanla konuşur gibi konuşup ağladığını haber
vermektedir. Hz. Âişe (r. anha)’dan gelen bir rivâyete göre de Hz. Peygamber, Veda haccı dönüşünde annesinin kabrine uğramıştır. Bilindiği gibi Hz. Peygamber’in Medine dönemi,Mekke döneminden daha yoğun geçmiştir.On senelik Medine hayatında yirmiyedi gazâya katılmış,ellisekiz de seriyye çıkarmıştır.Hazret-i Amine vefat ettiğinde 30 yaşlarında idi.Dünyada, böylece Babasız ve Annesiz kalan Peygamberimizi, yüce Allah, hamisiz bırakmadı: Önce dedesi Abdulmuttalibin yanında, sonra da amcası Ebu Talib-in yanında kaldı. Peygamberimiz, sekiz yaşına kadar dedesi Abdulmuttalibin yanında, sekiz yaşından sonra da Amcası Ebu Talib-in yanında kaldı. 

Mustafa Fayda, “Ebvâ”, DİA, X, 378-379.
Beyhakî, Delâil, I, 147.
Müslim, Cenâiz 108.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 356.
Süheylî, Ravdu’l-ünüf, I, 195.

7

Temmuz
2012

Peygamber Efendimizin Çocukları

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  509 Kez Okundu

1- Peygamber Efendimizin Çocukları:
“Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına de ki…” buyruğunda sözü geçen zevcelerinin faziletine dair tek tek açıklama¬lar daha önceden (el-Ahzab, 33/28-29- âyetler, 2. başlıkta) geçmiş bulunmak¬tadır.
Katade dedi ki: Rasûlullah (sav) vefat ettiğinde nikâhı altında dokuz ha¬nımı vardı. Bunların beş tanesi Kureyşli idi: Âişe, Hafsa, Um Habibe, Şevde ve Um Seleme. Üç tanesi ise, diğer Arab kabilelerindendi: Meymune, Cahş kızı Zeyneb ve Cüveyriye. Bunlardan bir tanesi de Harunoğullarındandi: Sa¬fiye.
Peygamber Efendimiz’in çocuklarına gelince, onun erkek ve kız çocuk¬ları vardı: Erkek çocuklarından birisinin adı el-Kasım’dı. Annesi Hadice (r.anha)’dır. Peygamber (sav) onun adı ile künyelenmiştir (Ebu’l-Kasım di¬ye). Çocuklarından ilk vefat eden odur, iki yaşında ölmüştür. Urve dedi ki:
Hadice’nin, Peygamber (sav)’dan Kasım, Tahir, Abdullah ve Tayyib adında çocukları olmuştur.
Ebubekr el-Burakî şöyle demiştir: Tahir ile Tayyib’in ve Abdullah’ın ay¬nı kişi olduğu da söylenmiştir. İbrahim’in annesi ise, Kıptî Mariye’dir. Hic¬retin sekizinci yılı zülhicce ayında dünyaya gelmiştir. Onaltı aylıkken vefat etmiştir, onsekiz aylıkken öldüğü de söylenmiştir. Bunu ed-Darakutnî belirt¬miştir. Bakî’de gömülmüştür. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Onun bir süt annesi vardır. Cennette onun süt emmesini tamamlayacaktır[2] Peygam¬ber (sav)’ın İbrahim dışındaki bütün çocukları Hadice (r.anha)’dandır. Fâtı-ma dışında bütün çocukları kendisi hayatta iken vefat etmişlerdir. [3]
Peygamber Efendimiz’in Kız Çocukları
1- Hadice’nin kızı Fatımatu’z-Zehra: Kureyşliler Kabe’yi (yeniden) bina et¬tikleri sırada Peygamber Efendimiz’e, peygamberliğin verilişinden beş yıl ön¬ce dünyaya gelmiştir. Peygamber Efendimiz’in kızlarının en küçüğüdür. Ali (r.a) onunla hicretin ikinci yılında ramazan ayında evlenmiş ve zülhicce ayın¬da da onunla gerdeğe girmiştir.
Onunla receb ayında evlendiği de söylenmiştir. Rasûlullah (sav)’tan kısa bir süre sonra vefat etmiştir. Peygamber Efendimiz’e aile halkından ilk ka¬vuşan o olmuştur. Allah ondan razı olsun.
2- Zeyneb: Annesi Hadice (r.anha)’dir. Teyzesinin oğlu Ebu’1-Asî b. er-Ra-bi onunla evlenmiştir. Annesi Huveylid kızı Hale, Hadice’nin kızkardeşi idi. Ebu’l-Asî’nin adı Lakît’tir. Haşim olduğu da söylenmiştir. Huşeym’dir, denil¬diği gibi Miksem olduğu da söylenmiştir.
Zeyneb, Rasûlullah (sav)’ın en büyük kızıdır. Hicretin sekizinci yılında ve¬fat etmiştir. Onu (kabrine koymak üzere) Rasullah (sav) kabrine inmiştir.
3- Rukayye: Annesi Hadice’dir. Peygamberlikten önce Ebu Leheb’in oğ¬lu Utbe onunla evlenmiştir. Rasûlullah (sav) peygamber olarak gönderilip üze¬rine: “Ebu Leheb’in iki eli kurusun” (Tebbet, 111/1) âyeti nazil olunca, Ebu Leheb oğluna şöyle demişti: Eğer sen onun kızını boşamayacak olursan, be¬nimle senin aranda hiçbir ilişki kalmayacaktır. Bunun üzerine Ebu Leheb’in oğlu ondan ayrıldı. Henüz onunla gerdeğe girmemişti. Annesi Hadice müs-lüman olunca, o da müslüman olmuştu. Kadınlar Peygamber Efendimiz’e bey’at ettikleri sırada diğer kızkardeşleriyle birlikte Rasûlullah (sav)’a bey’at etmiş idi. Onunla Osman b. Affan evlenmiştir. Osman (r.a) onunla evlendi¬ği sırada Kureyş hanımları şöyle diyorlardı:
Bir insanın (ya da gözbebeğinin) gördüğü en güzel iki şahıs, Rukayye ile onun kocası Osman’dır.”
Rukayye, Osman ile birlikte Habeşistan’a iki defa hicrette bulunmuştur. Osman’dan bir düşük yapmış, ondan sonra da Abdullah adındaki oğlunu do¬ğurmuştu. Osman (r.a) da İslâm’dan sonra onun adı ile künyelenmişti. Altı yaşında iken bir horoz onun yüzünü gagalamış ve bu sebebten ölmüştü. Ru-kayye’nin bundan sonra da bir çocuğu olmamıştı. Medine’ye hicret etmiş, Ra-sûlullah (sav) Bedir’e gitmek üzere hazırlandığı sırada hastalanmıştı. Peygam¬ber de ona bakmak üzere Osman (r.a)’ı bırakmıştı. Rasûlullah (sav) Bedir’de iken hicretin onyedinci ayında vefat etmişti. Zeyd b. el-Harise, zaferi müjde¬lemek üzere Bedir’den gelmiş, Medine’ye girdiğinde Rukayye’nin üzeri top¬rakla örtülüyordu. Rasûlullah (sav) defnedilişinde hazır bulunamadı.
4- Ümmü Külsum: Annesi Hadice’dir. Peygamberlikten önce Utbe’nin karde¬şi, Ebu Leheb’in diğer oğlu Uteybe onunla evlenmişti. Daha önce Rukayye hakkında belirtilen sebep dolayısı ile babası ondan boşanmasını emretmiş¬ti. Uteybe, Um Külsum ile henüz gerdeğe girmemişti. Um Külsum, Rasûlul¬lah (sav) ile birlikte Mekke’de kalmaya devam etti. Annesi müslüman olun¬ca o da İslâm’a girdi ve hanımlar Peygamber Efendimiz’e bey’at ettikleri sı-rada diğer kızkardeşleriyle birlikte o da Rasûlullah (sav)’a bey’at etmişti. Ra¬sûlullah (sav) Medine’ye hicret edince, o da Medine’ye hicret etti. Rukayye vefat ettikten sonra Osman (r.a) onunla evlendi, böylelikle ona (iki nur sa¬hibi anlamına): Zünnureyn adı verilmişti. Peygamber (sav) hayatta iken hic¬retin dokuzuncu yılı Şa’ban ayında vefat etti. Rasûlullah (sav) kabri başında oturmuş, kabrine indirmek üzere Ali, el-Fadl ve Üsame inmişti. ez-Zübeyr b. Bekkar’ın naklettiğine göre; Peygamber (sav)’ın çocuklarının yaşça en büyük¬leri el-Kasım’dı. Sonra Zeyneb, sonra Abdullah’tır. Ona et-Tayyib ve et-Ta-hir de denilirdi. Peygamberlikten sonra dünyaya gelmiş ve küçük yaşta öl¬müştü. Daha sonra Um Külsum, sonra Fatıma, sonra da Rukayye gelir. el-Ka-sım Mekke’de iken vefat etmişti, ondan sonra da Abdullah ölmüştü. [4]
[2] Hadisle beraber, onaltı aylıkken vefat edip Bakî’de defnedildiğine dair bilgi: Abdurrez-zak. Musannaf, VII, 494.
[3] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 14/184-185
[4] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 14/185-186

7

Temmuz
2012

Üç kişi bir mağaraya sığınmışlardı

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  317 Kez Okundu

Üç kişi bir mağaraya sığınmışlardı. Ancak mağaranın kapısı büyük bir kaya parçası ile kapanmış ve dışarı çıkmalarına engel olmuştu. Bun*lar da salih ve iyi amellerini anlatarak Cenâb-ı Allah’tan kapının açılması dileğinde bulunmuşlar, bunun üzerine kapı açılmıştı.

İmam Buharı, İsmail b. Halil kanalı ile İbn Ömer’den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Sizden önceki ümmetlerden üç kişi bir ara yola koyulup yürümekte idiler. Yağmura yakalandılar. Bir mağaraya sığındılar. İçeri girdikten sonra mağaranın kapısına bir kaya gelip kapıyı kapattı. Birbirlerine şöyle dediler; «Vallahi sizi buradan ancak doğruluk kurtarır. Sizden her biriniz, doğru davrandığı bir işini anlatarak dua et*sin.» Onlardan biri şöyle dedi: «Allah’ım, sen de biliyorsun ki, benîm bir işçim vardı. Bir ölçek pirinç karşılığında benim için çalıştı. Ücretini al*madan çekip gitti. Ben de o bir ölçeklik pirinci ektim. Elde edilen mahsul ile bir inek aldım. Bilahare o işçi yanıma gelip ücretini istedi. Ben de ona: «İşte şu ineği al ve götür.» dedim. O bana: «Ben bir ölçek pirinç karşılığında senin yanında çalışmıştım.» deyince ben ona dedim ki: «Şu ineği al ve götür. Çünkü şu ineği, o bir ölçeklik pirinçle satın aldım.» Adam, ineği alıp götürdü. Ey Rabbim, biliyorsun ki ben bu işi, senden korktuğum için böyle yapmıştım. Bizi bu sıkıntıdan kurtar.» Adamın böyle dua etmesi üzerine mağaranın kapısındaki kaya parçası biraz aralandı. Diğeri de şöyle dua etti:

«Allah’ım, biliyorsun ki, benim yaşlı anne ve babam vardı. Her gece onlara koyunlarımın sütünü getirip içirirdim. Bir gece geciktim. Geç va*kitlerde eve geldim. Onlar uyumuşlardı. Çoluk çocuğum ise, açlıktan bağrışıp çağrışıyorlardı. Anne ve babama içirmeden, onlara süt içirmezdim. Takat onları uykudan uyandırmaktan da hoşlanmadım. Onları kendi hallerine bırakmaktan da hoşlanmadım. Şafak doğuncaya kadar onları bekledim. Eğer bu işi sırf senin korkundan dolayı yaptığımı biliyorsan, bizi bu sıkıntıdan kurtar.»

Kapıdaki kaya parçası biraz daha aralandı. Göğü görebildiler. Diğeri de şöyle dua etti:

«Allah’ım, biliyorsun ki, benim bir amcam kızı vardı. İnsanlar arasında en çok sevdiğim oydu. Onunla olmak istedim, ama o -kendisine yüz dinar vermedikçe- benimle olmak istemedi. O parayı bulmaya çalıştım. Nihayet elde ettim. Yamna gittim. Parayı kendisine verdim. O da benimle olmaya razı oldu. Bacaklarının arasına oturduğumda: «Al*lah’tan kork, hakkını vermedikçe (nikah kıymadıkça) mührü bozma.» dedi. Ben de yerimden kalktım ve yüz dinarı ona bıraktım. Eğer bu işi sırf senin korkundan ötürü yapmış isem, bizi bu sıkıntıdan kurtar.» Cenâb-ı Allah, onları, o dar yerden kurtardı, dışarı çıktılar.»

7

Temmuz
2012

TİCARETTE DÜRÜSTLÜK

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  226 Kez Okundu

Mallarımızın selameti ve eksilmemesi için, ticaret erbabı kardeşlerimizin ellerinde satmak için bulundurdukaları malların fiyatlarını alıcıya doğru olarak bildirmeleri, her bakımdan hayırlı sonuçlar veren amellerden olduğu, buna göre titizlikle bu yolda yürünmesi tavsiye edilmektedir.Zira, Allah(c.c) bolluk ve bereketi doğrulukla eşlendirmiştir.Bu yolda yürümeyenler, buna inanmayıp doğrulamayanlardan Allah(c.c), ilimlerinden, amellerinden , rızıklarından bolluk ve bereketi kaldırır.

Ticarette alıcıyla malının değrini doğru olarak bildiren ve kimseyi aldatmayan , bunlara aksi davranışlarda kişiyi Allah (c.c) kısmet ettiği nimetleri verir.

Tirmizi ve İbn Mace merfü’an şu hadisi rivayet etmişler:” Sözünde doğru ve emniyet telkin eden bir tacir, (Kıyamet gününde) peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle birlikte bulunacaktır.”

İsbahani merfu’an rivayet ettiğibir hadiste;”Bit tacir şu dört ahlak ile bezenmiş olursa yaptığı ticarette kazancı güzel olur:

• Alacağı bir malı kötülememesi
• Malı satarken övmemesi
• Satışta hile yapmaması veya malının kusurlu tarafını gizlememesi,
• Malını alırken ve satarken yemin etmemesi” buyurulmuştur.
Beyhaki’nin merfu’an rivayat ettiği bir hadisde:”Kazançların en güzeli -(şu sıfatlara bezenmiş)- tüccarların kazancıdır.Yalan konuşmaması, emanete hıyanet etmemesi, sözünde durması, satın alacağı malı kötülememesi, alacaklıyı zorlamaması, mühlet verecek borçluya yardım etmesi, başkalarının kendisinde bir hakkı varsa zorluk çıkarmaması gibi sıfatlardır.”

Kaynak:(İmam- Şa’rani, el Uhudü’l Kübra, 373.s)

7

Temmuz
2012

Hz.Alkame ve Anne Hakkı

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  304 Kez Okundu

Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) sahabelerinden olan Hz. Alkame (r.a.) çokça namaza düşkün, hayır ve hasenatı pek sever birisiydi. Tutulduğu ağır bir hastalık kendisini ölümle karşı karşıya getirdi ve Hz.Alkame son nefeslerini yaşamaya başladı. İşte o sırada orada bulunan Hz.Ali ne kadar kelime-i şehadet getirirse getirsin Alkame’nin bir türlü dili açılmıyordu. Durumu haber alan Peygamberimiz Alkame’nin yaşlı anne babasının olup olmadığını sordu. İhtiyar bir annesinin olduğunu duyunca annesinin oğluna dargın olmasından dolayı Alkame’nin dilinin açılmadığını söyledi. Hakikaten de annesine sordu, annesi de oğluna dargın olduğunu söyledi. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) sahabelerine “gidiniz, odun ve çalı çırpı getiriniz, Alkame’yi yakacağım!” diyince Alkame’nin annesi üzüntüsünden ağlamaya başladı. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz: “Allah’ın azabı çok şiddetli ve devamlıdır. Dünya ateşine hiç mi hiç benzemez. Sen eğer evladının ateşte yanmasını istemiyorsan, Alkame’den hoşnut ve razı olmalısın. Ve annelik hakkını ona helal etmelisin, tâ ki evlâdın, ciğerparen cehennem ateşinde yanmasın. Nesim kudret elinde olan Rabbime yemin ederim ki… Sen eğer Alkame’ye hakkını helâl etmezsen ondan hoşnut ve razı olmazsan, onun namaz ve duası hayır ve sadakası onu aslâ azaptan kurtarmaz. İşte bak böyle dili tutulur ve son nefesinde kelime-i şehadet getiremez.” Bunları duyan merhametli anne ise şöyle yalvardı: “Ya Resulallah…Allah’ı ve seni ve bu etrafındaki mübarek Sahabe-i Kiramı şahit tutarım ki ben oğlum Alkame’den razı oldum ve ona annelik hakkımı helal ettim, helal ettim, helal ettim. Ahirette oğlumdan davacı olmayacağım” dedi. Tam bu sırada Peygamberimiz (a.s.m.) Hz.Bilal’i (r.a.) Alkame’nin yanına gönderdi. Hz.Bilal hayretler içerisinde kaldı. Alkame gürül gürül Kelime-i Şehadet getiriyordu.” (Kitab-ul Kebair Zehebî s.44) Aynı gün Alkame vefat etdi. Yıkandı, kefenlendi.Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem namazını kıldırdı. Ve defnedildi. Definden sonra Fahr-i kâinât efendimiz kabrin başında durarak halka şunları söyledi:
– Ey muhacirler! Ey Ensar! Kim karısını annesinden daha üstün tutarsa Allahın lâneti onun üzerinedir. Onun diğer ibâdet ve iyiliklerinin de kendisine bir faidesi yokdur, kabul olunmaz.
Ana-babasının her zaman hayır duasını almaya çalışmalıdır. Onların beddualarından korkmalıdır.
Onlar hayatta iken ne yapıp yapıp dualarını almağa, onları memnun etmeğe çalışmalıdır. Vefatlarından sonraki pişmanlık faide vermez.

7

Temmuz
2012

Hat Sanatı

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  294 Kez Okundu

Hat sanatı Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. Bu sanat Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10. yüzyıl arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat Arapça çizgi demektir.

Ecdadımız hat sanatıyla Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başladılar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi’nin Anadolu’daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi’nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman’ı izlemişlerdir.

Ecdadımız altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında İranlılar’ın bulduğu tâlik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan tâlik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet’in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü ama 1928′de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi.

7

Temmuz
2012

Mevlanadan Güzel Sözler

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  271 Kez Okundu

Sevgide güneş gibi ol,

Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,

Hataları örtmede gece gibi ol,

Tevazuda toprak gibi ol,

Öfkede ölü gibi ol,

Her ne olursan ol,

Ya olduğun gibi görün,

Ya da göründüğün gibi ol.

7

Temmuz
2012

Dua İbadetin Özüdür

Yazar: arafat  |  Kategori: DUALAR  |  Yorum: Yok   |  279 Kez Okundu

a

7

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  185 Kez Okundu

k

-Darun Nedve
-Ensar ve muhacirin mal paylaşımı
-6 vakit namazı üst üste kazaya kalmayan kişiye ne ad verilir?
-Selefiyye ve eş’ariyye mezheplerinin görüşleri 7

7

Temmuz
2012

Kefen üç çeşittir.

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  260 Kez Okundu

a)Sünnet Olan Kefen:Erkeklere üç ve kadınlara beştir.b)Kifaye Oan Kefen:Erkeklere iki ve kadınlara üçtür.
c)Farz Olan Kefen:Erkeklre bir ve kadınlara birdir.

7

Temmuz
2012

Peygamber Efendimizin Anne Sevgisi

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  244 Kez Okundu

Babası Abdullah ve annesi Âmine Hatun’un kabrini ziyaret etmesi ve tees¬süründen gözyaşı dökmesi; büyüdüğünde -vaktiyle kendi¬sini çok az bir süre de olsa süt emziren- Süveybe’ye çeşitli yardımlarda bulunması, sütannesi Hz. Halime’ye rastladıkça “Anneciğim, anneciğim!” diye hitap etmesi ve ihtiyaçlarını gidererek yardımda bulunması; öz annesinin yokluğunu hissettirmemek için elinden gelen gayreti gösteren Ümmü Eymen’e: “Sen benim ikinci annem sayılırsın” diyerek teşek¬kür etmesi, aynı şekilde uzun bir süre sofrasında yemek yediği amcası Ebû Talib’in eşi Fatma Hatun için “O benim annemdi!” demesi, Hz. Peygamber’de (s) anne-baba sevgisinin ne kadar kuvvetli olduğunu göstermektedir.
Böylece Müslümanlar her konuda olduğu gibi anne-babaya merhamet, iyilik, hürmet, şefkat, sevgi ve saygı konusunda da en güzel örnekleri Hz. Peygamber’in (s) şahsında görmektedirler.

7

Temmuz
2012

ABDULLAH BİN CAHŞ (R. Anh)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  199 Kez Okundu

Peygamber Efendimizin halası Ümeyme ile Cahş’ın oğlu. Eshab-ı kiramdan. Kızkardeşi hazret-i Zeyneb, Resulullahın hanımıdır. İlk iman edenlerdendir. Orta boylu, çok yakışıklı bir zat idi. Peygamber Efendimizi çok severdi. Bu sevgisi uğrunda canını feda etmiş, Uhud harbinde büyük kahramanlıklar gösterdikten sonra şehid olmuştur. Lakabı, “El mücdü fillah”, yani Allah yolunun fedaisi idi. Şehid olduğunda 40 yaşlarında idi.

7

Temmuz
2012

Sa’d bin Ebi Vakkas

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  207 Kez Okundu

Sa’d b. Ebî Vakkas Malık b. Vuheyb b. Abdı Menaf b. Zühre. Babası Malık b. Vuheyb’dır. Sa’d'ın annesı Hamene bıntı Süfyan b. Ümeyye’dır. Sa’d (r.a), Ancak, Hz. Hatıce, Hz. Ebu Bekr, Hz. Alı ve Zeyd b. Harıse’den sonra müslüman (Ibn Sa’d, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut (t.y), III, 139).
Sa’d'ın müslüman oldugunu ögrenen annesı, buna çok üzülmüs ve oğlunu atalarının dinine döndürebIlmek için çareler aramaya başlamıştı. Sa’d'a, eğer girdiği dinden dönmezse, yemeyıp içmeyeceğine dair yemin etmıstı. Sa’d, annesine, bunu yapmamasını, çünkü dınınden dönmeyecegını söyledı. Yeminini uygulamaya koyan annesi, bir zaman sonra açlık ve susuzluktan bayılmıştı. Ayıldığında Sa’d ona; “Senın bin tane canın olsa ve bunları bir bir versen, ben yine de dinimden dönmeyeceğim” demiştı. Onun kararlılığını gören annesi yeminindenden vazgeçmişti. Sa’d (r.a), Medıne’ye hicrete kadar Mekke’de kalmıştır.

Cennetle müjdelenen on sahabiden biridir. İslam’ı ilk kabul edenlerdendir. Ebu Bekir vasıtasıyla Müslüman oldu. Sa’d bin Ebi Vakkas, İslam uğruna ilk kan akıtan kişi olarak anılır. 615 yılında Habeşistan’a yapılan hicrete katıldı. Daha sonra 622 yılındaki hicrete katılarak Mekke’den Medine’ye göç etti.
Peygamberimiz tarafından bir çok seriyye’de ordu kumandanı olarak görevlendirildi. Bedir Savaşı’na katıldı. Uhud Savaşı’nda İslam Ordusu iki ateş arasında kalınca Peygamber Efendimizi korumak için kalan bir kaç kişiden biriydi. Uhud gününde müslümanlar dagıldıgı zaman Rasûlüllah (s.a.s)’ı canlarını feda etme pahasına sonuna kadar korumaya çalIsan bır kaç kısıden bırı de odur. O, müsrıklerın Rasûlüllah (s.a.s)’ı öldürmek ıçın yaptıkları hamlelerı, attıgı oklarla sonuçsuz bırakmıstı. Iste Rasûlüllah (s.a.s) bu krıtık anda onun gösterdıgı sebat ve yararlılıktan dolayı onu baska hıç bır kımseyı övmedıgı bır sekılde “Ânam babam sana feda olsun, At” (Müslım, Fezaılu’s-Sahabe, 5) dıyerek övmüs ve bunu defalarca tekrarlamıstı. Ve yıne onun ıçın dua ederek söyle demıstı: “Allahım! Sa’d dua ettıgı zaman onun duasını kabul et “. Bu dua çerçevesınde Sa’d (r.a)’ın yaptıgı bütün dualar gerçeklesmekteydı (Üsdül-Gâbe, II, 366-369; Ibn Sa’d, III,139 vd.).
Sa’d bin Ebi Vakkas bunların dışında Hendek, Hayber, Hudeybiye, Mekke’nin Fethi ve diğer gazvelere katıldı.
Peygamber Efendimizin vefatından sonra Ebu Bekir’e biat etti. Hz.Ömer’in halifeliği sırasında devlet idaresinde görev aldı. İslam Ordusu’nun kumandanlığına getirildi. Kadisiye Savaşı’nda Sasaniler’i yenip İran’ı fetheden ordunun başkumandanıydı. Ordunun çeşitli ihtiyaçları sebebiyle Kufe şehrini kurdurdu.675 yılında Medine’de yakınlarındaki Akik vadisinde öldü. Sa’d (r.a)’ın cenazesı Medıne’ye on mil kadar uzaklıkta olan Akik vadisindeki evinden alınarak Medıne’ye getirilmiş ve Mescid-i Nebi de kılınan namazdan sonra, Bâkî mezarlıgına defnedilmiştir. (Ibn Sa’d, III,148). Cenaze namazını Emevilerin Medine valısı Mervan b. Hakem kıldırmıştır.

Sa’d (r.a), vefat edeceğini anladığı zaman yünden mamül cübbesını getirtmiş ve ölünce onunla kefenlenmesını vasıyet etmişti. Bunun sebebi olarak, Bedir gününde müşriklerle karşılastığı zaman onu giymekte oldugunu ve bundan dolayı bu cübbesini çok sevdiğini söylemiştir.İbnül Esır’ın kaydettıgı, Sa’d (r.a)’ın oglu Âmır’den nakledılen rıvayete göre Sa’d (r.a) Muhacırlerden en son vefat eden kimsedirHz. Ömer (r.a), sonra halife seçimini gerçeklestırmek için altı kişilik bir şûra oluşturmuştu. Sa’d (r.a) da bunlar arasındaydı.

7

Temmuz
2012

İslâm’da Kutsal Olan Üç Büyük Mescid

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  226 Kez Okundu

1- Mescid-i Haram

Mekke’de Kâbe’yi çevreleyen câmidir. Kâbe bu mescid’in ortasında bulunmaktadır. Kâbe Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yapılmıştır. Kâbe Allah’a ibadet amacıyla yeryüzünde yapılan ilk ibadethanedir.

Kâbe müslümanların kıblesidir. Dünyanın neresinde olursa olsun bütün müslümanlar Kâbe’ye yönelerek namaz kılarlar.

2- Mescid-i Aksa

Kudüs mescididir. Buna «Beyt-i Makdis» de denilir. Süleyman (a.s.) tarafından yaptırılmıştır. Dünyada yapılan ikinci mesciddir. Mescid-i Harama bir aylık uzaklıkta olduğu için ona «çok uzak mescid» anlamında «Mescid-i Aksa» denilmiştir.

3- Mescid-i Nebi

Medine’de Peygamberimiz tarafından yaptırılan câmidir. Peygamberimizin kabri bu mescidin içindedir. Bu mescid daha sonra değişik tarihlerde genişletilmiş ve bu günkü şeklini almıştır.(DİB Yayınları)

 

7

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  206 Kez Okundu

-Peygamber efendimiz kimlere anne diye iltifat etmiştir?
-Yeryüzünde mübarek kutsal mescidler?
-Sad bin Ebi Vakkas Hazretlerinin kabri şerifeleri nerede?
-Erkek ve kadın kefeni kaç parçadır?
-Abdullah ibn-i cahş el-ensariyy (r.a.) kimdir?

Toplam 186 sayfa, 120. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030118119120121122130140150...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.