13

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/Hz.Ömer Mescidi

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  386 Kez Okundu

Hz Ömer’in evi de Mescidin Kuzeyindedir.Gamame mescidinin 105 adım sol ön kısmındadır. Mescid-i Nebi’den 530 adım uzaklıktadır. Hz. Ömer (R.A) ın evi burası olup devlet reisliğini bu mescidin olduğu yerden (evinden) yapmıştır.
HZ. ÖMER EL-FARUK (R.A)
BABASI:Hattab bin Nufeyl olup, nesebi Ka’b bin Lüeyy’de Resulullah (s.a.v.) ile birleşmektedir.
ANNESİ:Ebu Cehil’in kız kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme Binti Hişam’dır.
NESEBİ:Kureyş’in Adiyyoğulları soyundan gelmektedir. Hz. Ömer El-Faruk’un nesebi 8. kuşaktan Peygamber Efendimiz (s.av.) ile birleşmektedir..
KÜNYE VE LAKABLARI:Hz. Ömer’in künyesi Ebu’l Hafs’tır.Hz. Ömer’in lakabı ise herkes tarafından bilinen ‘FARUK’tur.
Nizamiye medreselerinin en büyük hocası allame Ebu İshak Şirazi diyor ki: “Sözü uzatmaktan korkmasam, Hz. Ömer’in her faziletli kişiyi hayran bırakacak fıkhını anlatırdım” Şu kadarını da buna ekleyebiliriz İmam-ı Azam’ın mezhebi iki sahabenin fetvalarına dayanır:
1- Hz. Ömer 2- Abdullah Bin Mesud.
Hz. Ömer hilafet müddeti on sene, altı ay dört gündür. Hicretin 43. senesinde 63 yaşında vefat etmiştir
* Peygamberliğin 6. senesinde 27 yaşında Müslüman oldu. Genelde 40. Müslüman olarak bilinir. Doğrusu 40. Erkek Müslüman’dır. Ondan evvel 39 erkek, 23 hanım Müslüman olmuştu.

YAPTIĞI YENİLİKLER:
* Nüfus sayımı
* Hapishanelerin kurulması
* Memleketleri gezip teftiş ederek halkın durumunu araştırması
* İstihbarat biriminin kurulması
* Anneleri tarafından himaye edilen çocukların himaye edilmesi
* Kimsesiz Yahudi ve Hıristiyanlara maaş bağlanması
* Mekteplerin kurulması
* Öğretmenlere maaş bağlanması
* Sabah ezanına “Es-salatü hayrun min-en-nevm” yani, namaz uykudan hayırlıdır, cümlesini eklemek
* Teravih namazının cemaatle kılınması
* Vakıf sisteminin kurulması
* Camilerde vaazı başlatılması
* Beytül Mal te’sisi.
* Kadılar tayini, Mahkemeler te’sisi
* Gönüllülere maaş tahsisi
*

Hz Ömer, 645 yılının son ayında Ebû Lü’lü Firuz adında Yahudi bir köle tarafından namaz kılarken şehid edildi Bu köle Hz Ömer’e gelip efendisinden alınan verginin çok olduğunu iddia etti Hz Ömer, “Senden alınan miktar fazla değildir” dedi

Hz Ömer’in bu sözüne razı olmayıp, düşmanlık gösteren Firuz, Hz Ömer’e kastetmeyi plânladı Görünüşteki sebep böyle görünmekle beraber işin esası böyle değildi İran casusu olarak aldığı emri yerine getiriyordu Hz Ömer bir gün esnaf teftişinde iken, Firuz’a, “ Duydum ki, senin değirmen yapmanda üzerine yokmuş” deyince, “ Şayet sağ kalırsam,sana öğle bir değirmen yapacağım ki, doğda ve batıda herkeks ondan bahsedecek” demişti Hz Ömer ‘de, “ Vallahi bu beni tehdit etti” buyurmuştu Buna rağmen açıkca suç teşekkül etmediği için cezalandırmamıştı

Hz Ömer ile vergi tartışmasından bir gün sonra elbisesi içine bir hançer saklayıp, sabah namazı vaktinde mescide girdi Beklemeye başladı Hz Ömer safları düzeltip tekbir alarak namaza durur durmaz, Firuz yerinden fırlayıp Hz Ömer’e arka arkaya altı darbe vurdu Darbelerden biri karnına isabet etti Firuz bir kişiyi daha yaralayıp kaçtı ve yakalanmadan önce intihar etti Hz Ömer evine kaldırıldıktan bir müddet sonra ayılıp “Katilim kimdir? diye sordu Ebû Lü’lü Firuz olduğu söylenince “Allah’a şükürler olsun ki bir Müslüman tarafından vurulmadım” dedi
Ağır öldürücü bir darbe alan Hz Ömer’e kendisinden sonra oğlu Abdullah bin Ömer’i halife tayin etmesi istenince, “Bir aileden bir kurban yeter!” buyurdu Kendinden sonra halife olacak kimsenin tayini için Eshâb-ı kirâmdan, Cennet ile müjdelenenlerden altı kişiyi seçti
Bundan sonra oğlu Abdullah’a “Mü’minlerin annesi Hz Âişe’ye git ve O’na Ömer İbni Hattab’ın selâmını söyle, müminlerin emiri deme, ben bugün müminlerin emiri değilim O’na Ömer, sahibinin yanına defnedilmek için izin istiyor de!” buyurdu
Hz Âişe, izin verince “Bu benim en büyük dileğimdi” buyurarak çok memnun oldu Vefat ederken oğluna, “Başımı yastıktan al da yere koy, umulur ki, Cenab-ı Hak, beni bu halimden dolayı merhamet edip affeder!” Yaralandıktan yirmidört saat sonra kelime-i şehadet getirerek vefat etti.

 

13

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/HAZRET-İ OSMAN (R.A)

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  371 Kez Okundu

Hz. Osman (ra) Mescidi:

http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQ6CVb0heqcLyKO-EPHSY84TMG3sUvCBoWRqh-MBJhlfWuk8DC9http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRN3JQCEKETiLYI4W5VRMufzKr4pqi8A-ggTou52wWH0g2RQ65T

Bu mescid 1983’te Medineli Hafız Muhammed Huseyn Ebul Ula tarafından, Bilal-i Habeşi’ye atfen yaptırılmıştır. Modern bir tarzda imar edilmiştir.Bu mescid 1983’te Medineli Hafız Muhammed Huseyn Ebul Ula tarafından, Bilal-i Habeşi’ye atfen yaptırılmıştır. Modern bir tarzda imar edilmiştir.

Bu mescid 1983’te Medineli Hafız Muhammed Huseyn Ebul Ula tarafından, Bilal-i Habeşi’ye atfen yaptırılmıştır. Modern bir tarzda imar edilmiştir.Aşere-i mübeşşereden,Künyesi Zinnureyn ,Peygamberimizin iki kızı ile Gülsüm ve Rukiye ile evlendi.Peygamberimize yakınlığı 5.ci baba da birleşiyor.Fil hadisesinden 6 sene sonra Mekke de doğuyor.34 yaşında Hz.Ebubekirin delaletiyle müslüman oluyor. Kur’an’ ın Çoğaltılması, Hz. Osman’ın İslamiyet’e yaptığı en büyük hizmetlerden biridir.Bir örneği Medine’ de bırakılarak, Mekke, Şam, Kufe, Basra, Mısır’ a gönderilmiş, böylece Kuran’ın günümüze kadar orijinalinin bozulmadan gelmesini sağlamıştır.Kendisi zengin bir tüccardı.O halk tarafından çok sevilen bir kimse idi.Halk çocukları severken ;Allah aşkına severim seni, Kureyşin Osmanı sevdiği gibi diye ninni söylerdi.İslami ilk kabul edenlerdendi.Malını Allah yolunda harcamış, bu sayede Peygamberimizin sevgisini ve Allahın rızasını kazanmıştı.Hicret esnasında muhacirlerin su sıkıntısı çektiğini görüp, bir Yahudiye ait olan Rûne kuyusunu satın alarak Müslümanlara vakfetmiş, Mescid-i Nebevi’nin genişletilebilmesi için çevresindeki arsaları satın almış, Tebük Seferi’ne gidecek Ceyşu’l-Usra’ya (Zorluk Ordusu) neredeyse malının tamamını bağışlayarak tercihini servetten değil cennetten yana kullanmıştı. Hz. Peygamber (sav) vahiy kâtibinin cömertliğini heyecanla karşılamış, “Allah’ım! Ben Osman’dan razıyım. Sen de razı ol!” ve, “Bundan sonra Osman’a işledikleri için bir sorumluluk yoktur!” müjdeleriyle yüzünü aydınlatmıştır onun.
-Hz. Osman’a göre namazı vaktinde kılana dokuz ödül vardır: “Allah’ın sevgisi, sağlıklı bir beden, meleklerin koruması, bereketli bir ev, dindar insan siması, yumuşak bir kalp, sırat köprüsünden şimşek hızıyla geçiş, âhiret korkusu ve üzüntüsünden uzak olma, cehennemden kurtuluş.” Ticaret erbabının gözüyle hayata kâr zarar hesabıyla bakan Zinnûreyn, bu dokuz kârdan sonra on zarardan bahsetmektedir: “On şey ziyan olup gitmiştir: Soru sorulmayan âlim, amel edilmeyen ilim, kabul edilmeyen doğru görüş, kullanılmayan silah, içinde namaz kılınmayan mescit, okunmayan Mushaf, sarf edilmesi gereken yerlere harcanmayan para, binilmeyen vasıta, dünya heveslisinin içindeki zühd bilgisi, âhiret azığı temin edilmeden geçirilen ömür.”
 http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQkUApbfo7d65qFoSk9mB40OA_TuGtdom5wAsqacXbLLeVxcGVNiQ

-Peygamberimizin iki kızı ile birden evlenmiştirBela ve musibetlere karşı sabırlı idi..Peygamberimiz kızı Rukiyeyi ona verirken şöyle der; Kızım , Osmana ikram ve izzette kusur etme:Sahabelerin arasında ahlakça en çok benzeyen Osmandır, meleklerin bile haya ettiği birisidir.Kur’an’ ın Çoğaltılması : Hz. Osman’ın İslamiyet’e yaptığı en büyük hizmetlerden biridir. . Bir örneği Medine’ de bırakılarak, Mekke, Şam, Kufe, Basra, Mısır’ a gönderilmiş, böylece Kuran’ın günümüze kadar orijinalinin bozulmadan gelmesini sağlamıştı.Mukaddes emanetler arasında devrinden intikal eden el yazısı Kuranı Kerim bulunur.

http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcS2WPdjlMuGT-a0V8J4IR3SSG7SjNst9R2jfhpMiv57j1nnjtg0.
Hz.Osman, Hafız-ı Kurandır.
.Hz.Osmanın bir özelliği de 3 defa hicret olmasıdır. İkisi Habeşistana,, biri de Medineye.Bu hicret esnasında, Rukiye ninde yanında olması.Bedir savaşı sırasında hanımı Rukiye hastalanmış ardından vefat ettiğinden Bedir savaşına katılamamış , buna rağmen Peygamberimiz onu Bedir savaşına katılanlarla birlikte değerlendirmiş,ganimetlwerden pay ayrılmıştı.Diğer savaşların tamamına katılmıştı.Rukiyenin vefatından sonra ÜMMÜ GÜLSÜM ile evlendirdi.Onun vefatından sonra Peygamberimiz:Eğer kızım olsaydı, hiç biri kalmayıncaya kadar onunla evlendirirdim, buyurarak ona verdiği değeri göstermiştir.Zinnureyn(Çifte Nur sahibi) lakabıyla müslümanlar arasında anılmaya başlamıştır.Döneminde Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi genişletildi.Mescid-i nebiye ilk defa minbere Hz.Osman perde astırdı.
Hz.Osman 82 yaşında ev,nde Kuran okumakta iken gözü dönmüş caniler eve girdiler onu şehit ettiler.11yıl 11ay 14 gün hilafette bulundu.18 Zilhicce(656) Cuma günü hakkın rahmetine kavuştu.Cenaze namazını 17 kişi ile Zübeyr b. Mutim kılmış, Baki Kabristanına defenedilmiştir.-
 

-Osman’ın evini kuşattı isyancılar. Onun sırtından halifelik gömleğini çıkarmak istediler. Onu susuz bıraktılar. Evinin damına çıkıp isyancılara, vakfettiği Rûme kuyusundan bir bardak su içemeyişini, genişlettiği Mescidi Nebevî’de iki rekat namaz kılamayışını nasıl karşıladıklarını soran Hz. Osman, onlara, Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’le birlikte Sebir Dağı’nda yaşadıkları olayı hatırlattı; dağ sarsılınca Hz. Peygamber(sav) topuğuyla yere vurarak: “Ey Sebir dur! Çünkü üzerinde bir peygamber, bir Sıddık ve iki de şehit vardır!”buyurmuştu. ” İşte o şehitlerden biri benim!”dedi, Hz. Osman.
Yemen Yahudilerinden İbn Sebe’nin kışkırtmasıyla Mısır’dan gelen Kıbtî isyancıların kuşatması kırk gün sürdü. Hz. Peygamber’e(sav) verdiği sözü tutan Hz. Osman(ra) hilafet gömleğini çıkarmadı. O peygamber ki şehâdetinden bir gece önce Hz. Osman’a rüyasında: “Osman! Seni muhasara ettiler öyle mi!”diye sormuş, Hz. Osman’ın “Evet!” demesi üzerine, “Seni susuz bıraktılar öyle mi!” demiş, yine “Evet!” cevabını alan Hz. Peygamber(sav) Osman’a(ra) bir bardak su vermiş ve: “İstersen seni onlara galip getirelim, istersen iftarı bizim yanımızda yap!”buyurmuştu. Hz. Osman iftarı Hz.Peygamber’le(sav) yapmayı tercih etti. Ertesi gün isyancılar evinin duvarını yıkıp Zinnûreyn’i Attar’ın İlâhinâme’deki ifadesiyle ‘sevgilisinin yanında’ şehit ettiler. Ve sevgilisinin yani okuduğu Kur’an-ı Kerim’in üzerine sıçrayan kanı şu âyete isabet etti Hz. Osman’ın: ” Onlara karşı Allah sana yeter.” (Bakara,137)
Kaynak:-Yeni İslam Ansk.
-İ.Bilgiler Ansk.
-İslam Tarihi,Kayseri TDV yayınları.

13

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/Hz.Ali Mescidi ve Şehadeti

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  330 Kez Okundu

Hz.Ali Mescidi
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bayram namazlarını kıldırdığı yerlerden biridir. Efendimiz, Gamame Mescidinin bulunduğu yerde bayram namazlarını kıldırmadan önce, bayram namazlarını burada kıldırmıştır.
Bir rivayete göre de, Hz. Osman (r.a.) şehit edilmeden önce evinde mahsur kaldığı zaman, bayram namazını Hz. Ali burada kıldırmış ve bu sebeple Hz. Ali mescidi olarak anıla gelmiştir.
Mescit-i Nebevi’den 290 m uzaklıkta olan, bugünkü mescid, II. Mahmut tarafından yaptırılmış, 1990 lı yıllarda civardaki diğer mescidiler gibi Suudlular tarafından tamir edilmiştir

Hz.Ali İlk Müslümanlardan
Hz. Ali (as) hicretten 23 yıl önce Receb ayının onüçüncü gününde Mekke´de Kaabe´nin içinde dünyaya geldi. Babası Ebu Talib annesi Esat Kızı Fatime´dir. 6 yaşında iken Peygamberimiz onu kendi evine götürdü. Terbiye ve himayesini bizzat kendisi üstlendi. Hz. Ali (as) Peygambere ilk iman getiren kimsedir. O her zaman Hz. Peygamber (saav) ile beraberdi.

Hz. Muhammed (saav) Medineye hicret ettigi gece müşrikler Peygamberin evine gelipte onu öldürmek istediklerinde Hz. Ali (as) yatağına yatmıştı. Hz. Ali (as) Peygamberin kızı Hz. Fatime (as) nin eşi idi. Hz. Muhammed (saav) Medineye hicret ettiginde müminler arasında kardeşlik bağı icad etti ve Hz. Ali (as) mı kendi kardeşi olarak seçti.
Îmân safında yer almada, Hazret-i Hatice ve Hazret-i Ali`yi, Resûl-i Ekremin evlatlık edindiği Zeyd bin Hârise (r.a.) takip etti.
Müslüman olduktan sonra, Hazret-i Ali ile Hazret-i Zeyd`in, Nebiyy-i Ekrem Efendimize gönülden bağlılıkları yeniden tazelendi ve güç kazandı. Artık, Efendimizden ayrılmıyor, namaz ve ibadetlerini onunla birlikte ifâ ediyorlardı.
Hazret-i Ali, zaman zaman Resûl-i Ekremle birlikte Kâbe`ye gider, orada namaz kılarlardı.
HZ.Ali ve Şehadeti
Halife Ali bin Ebu Talib, Abdurrahman bin Mulcem’in kılıç darbesinden sonra şöyle dedi: “Fuztu ve Rabb’il Ka’be!” (Kabe’nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim!). İki gün evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü öldü (M.S. 661).

13

Temmuz
2012

HAC KÖŞESİ/GAMEME MESCİDİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  285 Kez Okundu

BULUT VEYA MUSALLA MESCİDİ

Musalla mescidi olarak da bilinir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Medine’yi Münevvere’deki ilk bayram namazını burada kıldırdığı ve son dört sene bayram namazlarını da burada kıldırdığı rivayet olunur.
Efendimiz (s.a.v.) döneminde açık bir meydan olan ve sonraları Münâha diye bilinen bu yerde, Peygamberimiz yağmur duâsı yaptığında bir bulut gelip Peygamberimizi (s.a.v.) gölgelemiş, bu sebeple buraya bulut manasına gelen GAMÂME denilmiştir. Osmanlı sultanı I. Abdülmecit tarafından yaptırılan ve irili ufaklı 10 kubbeli mescid, bakıldığında bulutu andıran bir görünüme sahiptir. 1990’lı yıllarda Suudlular tarafından tamir ettirilmiştir.
Ebû Hureyre’den bildirildiğine göre Peygamberimiz (s.a.v.) bir seferden döndüğünde bu yere uğrar, kıbleye dönerek dua ederdi.
Yine Peygamberimiz (s.a.v.) Uhud’a giderken ordusunu burada toplamış ve Uhud’a hareket etmiştir.
Resul-i Ekrem bayram namazlarını Mescid-i Nebevi’de değil, buraya güneybatı yönünde 500 m. mesafedeki açık alanda kıldırırdı. Bazen yağmur duası için de kullanılan ve Medine’ye gelen kafilelerin konakladığı Menaha adlı bu yerin bir bölümü musalla haline getirilmişti. Ömer b. Abdülaziz Medine valiliği esnasında burayı imar etmiş ve bundan sonra Mescid-i Musalla adıyla anılmıştı. Resulullah bayram namazı ve yağmur duası için buraya çıktığı zaman kendisini bir bulutun gölgelemesi sebebiyle sonraki dönemlerde Gamame Mescidi adıyla meşhur oldu.
Sultan 1. Abdülmecid tarafından yeniden inşa edilen 32,5 x 23,5 m. ölçüsündeki Mescid-i Gamame güney tarafında 12 m. yüksekliğinde bir büyük kub¬be, kuzey tarafında ise bu büyük kubbeyle uyumlu beş küçük kubbe ile örtülüdür. Sultan II. Abdülhamid döneminde ve 1990′da kapsamlı bir onarımdan geçirilen mescid, Osmanlı mimari tarzını hala korumaktadır.
(Hicaz Albümü, Diyanet İşleri Başkanlığı)
Medine’ de Mescid-i Nebevi’nin güney batısında bulunan mescidin bulunduğu alanda Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) istiska’ ya (yağmur duasına) çıkmış ve duasını bitirir bitirmez bir bulut gelip Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)’ i gölgelemiş ve yağmur yağmıştı. Burada inşa edilen mescide bu nedenle bulut manasına gelen Gamame adı verilmiştir. Ayrıca Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)’ in son Bayram namazını burada kıldırmıştır. II. Abdulhamit döneminde onarımdan geçmiş olan mescid sonradanda tadilat ve yenileme görmüştür.

İslâm’ın ilk asırlarında genellikle şehirlerin kenar kısımlarında toplu namazlar için musallâlar hazırlanır ve bayram, cuma namazları gibi toplu namazlar bu günkü gibi muhtelif camilerde değil, sadece namazgâh denilen bu musallâlarda kılınır, böylece bütün şehir halkının haftada bir defa bir araya gelmesi sağlanırdı. Nitekim Ebu Said El-Hudrî (r.a)’ın ifadesine göre: “Rasulullah (s.a.s), Ramazan ve Kurban bayramlarında musallâya çıkar ve ilk başladığı şey namaz olurdu. Namazdan sonra ayağa kalkarak sahabeye vaaz eder, onlara gerekli tavsiyelerde bulunur, gerekli emirleri verir, gaza için göndereceği varsa onları gönderir ve daha sonra musalladan evine geri dönerdi” (Buhârî İdeyn, 6).

Nafi’ b. Ömer de der ki: “Rasulullah (s.a.s), bayram gününün sabahında musallâya gider ve beraberinde mızrağı da götürülürdü. Musallaya varınca mızrağı, kendisinin önünde dikilir ve ona doğru namaz kılardı. Rasulullah’ın o zamanki musallâsı bir düzlükten ibaretti ve önünde mihrap gibi herhangi bir şey yoktu” (İbn Mace, İkamet, 164).

İslâm hukukçuları bu hadisi şerifleri nazarı itibara alarak yağmur ve kar gibi bir özür olmadıkça bayram, cuma ve cenaze gibi toplu namazların şehir dışında bir musallâda kılınmasının sünnet olduğunu ve musallâda bayram namazı kılmanın camide kılmaktan daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Hanefi fukahası hep bu görüştedirler. Zira Rasulullah (s.a.s), bayram namazlarını hep Medine camiinin dışındaki musallâda kıldırmıştır.

Peygamber Efendimizin musallâsı, Medineli Münevverede, Mescid-i Nebevînin kapısından güney batı istikametine doğru 500 m uzaklığında bir yerde idi. Bu gün Mescidü’l-Gamâme denilen cami Peygamber Efendimizin musallâsında yapılmıştır. Medine ahalisi de Hicretin dokuzuncu yüzyılına kadar bayram namazlarını orada kılarlardı.

Peygamberimizin musallâsı olan Mescidü’l-Gamâme, Hicretin ikinci yüzyılında cami haline getirilmiştir. Hicretin dokuzuncu yüzyılına kadar bu cami musallâ olarak kullanılıyordu. Ancak, Mescid-i Nebevi genişletilince artık musallâya ihtiyaç kalmayıp cuma ve bayram namazları da burada kılınmaya başlandı.

Peygamberimiz (s.a.s)’in musallâsında inşa edilen Mescidü’l Gamame, Hicretin sekizinci yüzyılında Kılavun’un oğlu Sultan San tarafından tamir edildi. Dokuzuncu yüzyılda Mimar Emir Berdek tarafından, onüçüncü yüzyılda Osmanlı Sultanı Abdülmecid Han tarafından ve XIX. yüzyılda II. Abdülhamid Han tarafından yine tamirat gördü ve nihayet Hicri-1353 yılında, Suud hükümeti tarafından Osmanlı mimarisi üzerine tamiratı yapıldı (Abdül Kuddus el-Ensari, Asarü’l-Medine el-Münevvere, 118).

MESCİD-İ GAMÂME:
“En Güzel Yağmur” u Müjdeleyen Bulutun Gölgesinde

Resulullah (SAV) bize gerçeği bulandırmadan taşıyan billûr bir su gibidir. Resulullah (SAV) kendisine indirilene kendinden hiçbir şey katmadan aktaran duru bir su gibidir. Resulullah (SAV) ilâhi emirlerin ağırlığını üzerimize hiç incitmeden indiren bir yağmur gibidir.
Resulullah (SAV) bize yağmur gibi müjdeci oldu. Hiç kimseyi ayırmadan, herkese eşitçe, her yere bolca rahmet taşıdı. Çoraklaşmış kalplerimize ebedi serinlikler düşürdü. Bize hep yağmur gibi müjdeci oldu.

“Bütün zamanların En Güzel Yağmuru” olarak anılmaya değen Resulullah’ı, sahabeler, bu benzetmeye yakışır bir biçimde hep bir bulutun gölgelik ettiği yerde gördüler. Yağmur gibi “âlemlere rahmet” olarak gönderilen Resulullah’ın (SAV) başı üzerinde hep bir bulut olageldi. Aslında O’nun manevi kişiliği, bütün bir kâinatın başı üzerinde bir bulut olarak bekletilmesini gerektiriyordu. Bütün varlığın özünden süzülen bir yağmur gibi indi aramıza. Bize O Yağmur’un bize dokunuşuyla göklerden haberdar olduk, O Yağmur’un serinliğiyle rahmete ümit bağladık, O Yağmur’un sesiyle vahyi işittik, O Yağmur’un serinliğiyle rahmete ümit bağladık, O Yağmur’un sesiyle vahyi işittik, O Yağmur’un gelişiyle Rabbimizle yaptığımız kul olma akdini hatırladık, tazeledik. Yağmurun yağdığı bir gün Resulullah (SAV) göğsünü açtı, kollarını kaldırarak da damlaların kendisini ıslatmasına izin vermişti. Neden böyle yaptığı sorulduğunda ise, “Yağmurun Rabbiyle akdi (sözleşmesi) yenidir” diye cevap vermişlerdi. Yani, varlık alemine buyur edilen yağmur, henüz O’nun ilminden kudret âlemine geçerek, O’ndan ayrılığın henüz başındaydı. Öyleyse, Rabbine teslim oluşunu henüz unutmuş değildi. Rabbine verdiği kul olma sözü henüz tazeydi. Resulullah (SAV) yağmurun bu tazeliğini kastederek, Rabbiyle sözleşmesinin yeni olması hatırına yağmur damlalarının hatırını sayıyordu. Böylece, bize verdiğimiz sözü hatırlatmak üzere gelen Yağmur, verdiği sözü henüz unutmamış yağmurla selamlaşıyordu.

Gamâme Mescidi, yani “Bulut Mescidi” Resulullah’ın (SAV) başında bekleyen bulutun gölgelik yaptığı yere inşa edilmiştir. Resulullah burada iki bayram namazı kılmıştır. Ayrıca, yağmur namazı ve yağmur duası için burayı tercih etmiştir.

(Senai DEMİRCİ, Sevgilinin Evine Doğru Hac Günlüğü, Timaş Yayınları, İstanbul, 2003, s.299-300)

Musalla mescidi olarak da bilinir. Peygamber Efendimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem)’in Medine’yi Münevvere’deki ilk bayram namazını burada kıldırdığı ve son dört sene bayram namazlarını da burada kıldırdığı rivayet olunur.Efendimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem) döneminde açık bir meydan olan ve sonralarıMünâha diye bilinen bu yerde, Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi Vesellem’in yağmur duâsıyaptığında bir bulut gelip Peygamberimizi (SallAllahu Aleyhi Vesellem) gölgelemiş, bu sebeple buraya bulut manasına gelen GAMÂME denilmiştir.Osmanlı sultanı I. Abdülmecit tarafından yaptırılan ve irili ufaklı 10 kubbeli mescid, bakıldığında bulutu andıran bir görünüme sahiptir. 1990’lı yıllarda Suudlular tarafından tamir ettirilmiştir.Ebû Hureyre’den bildirildiğine göre Peygamberimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem) bir seferden döndüğünde bu yere uğrar, kıbleye dönerek dua ederdi.Yine Peygamberimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem) Uhud’a giderken ordusunu burada toplamış ve Uhud’a hareket etmiştir. 

Resulullah (SAV) bize gerçeği bulandırmadan taşıyan billûr bir su gibidir. Resulullah (SAV) kendisine indirilene kendinden hiçbir şey katmadan aktaran duru bir su gibidir. Resulullah (SAV) ilâhi emirlerin ağırlığını üzerimize hiç incitmeden indiren bir yağmur gibidir.

Resulullah (SAV) bize yağmur gibi müjdeci oldu. Hiç kimseyi ayırmadan, herkese eşitçe, her yere bolca rahmet taşıdı. Çoraklaşmış kalplerimize ebedi serinlikler düşürdü. Bize hep yağmur gibi müjdeci oldu.

“Bütün zamanların En Güzel Yağmuru” olarak anılmaya değen Resulullah’ı, sahabeler, bu benzetmeye yakışır bir biçimde hep bir bulutun gölgelik ettiği yerde gördüler. Yağmur gibi “âlemlere rahmet” olarak gönderilen Resulullah’ın (SAV) başı üzerinde hep bir bulut olageldi. Aslında O’nun manevi kişiliği, bütün bir kâinatın başı üzerinde bir bulut olarak bekletilmesini gerektiriyordu. Bütün varlığın özünden süzülen bir yağmur gibi indi aramıza. Bize O Yağmur’un bize dokunuşuyla göklerden haberdar olduk, O Yağmur’un serinliğiyle rahmete ümit bağladık, O Yağmur’un sesiyle vahyi işittik, O Yağmur’un serinliğiyle rahmete ümit bağladık, O Yağmur’un sesiyle vahyi işittik, O Yağmur’un gelişiyle Rabbimizle yaptığımız kul olma akdini hatırladık, tazeledik. Yağmurun yağdığı bir gün Resulullah (SAV) göğsünü açtı, kollarını kaldırarak da damlaların kendisini ıslatmasına izin vermişti. Neden böyle yaptığı sorulduğunda ise, “Yağmurun Rabbiyle akdi (sözleşmesi) yenidir” diye cevap vermişlerdi. Yani, varlık alemine buyur edilen yağmur, henüz O’nun ilminden kudret âlemine geçerek, O’ndan ayrılığın henüz başındaydı. Öyleyse, Rabbine teslim oluşunu henüz unutmuş değildi. Rabbine verdiği kul olma sözü henüz tazeydi. Resulullah (SAV) yağmurun bu tazeliğini kastederek, Rabbiyle sözleşmesinin yeni olması hatırına yağmur damlalarının hatırını sayıyordu. Böylece, bize verdiğimiz sözü hatırlatmak üzere gelen Yağmur, verdiği sözü henüz unutmamış yağmurla selamlaşıyordu. 

13

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ/İlk Ezan Okuyan Sahabe Bilal-i Habeş Hazretleri

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  544 Kez Okundu
MEDİNE-BİALİ HABEŞ  MESCİDİ

Bilal Habeşi’nin Şam Bab Sagir Mezarlığı’nda bulunan türbesi. Türbe kapısının üzerindeki levhada Türkçe olarak “Burası peygamber efendimizin müezzini Bilali Habeşi Hazretlerinin kabri şerifidir. Hicri 20 yılında vefat etmiştir. Bu levha Şam Endonezya Büyükelçiliği Üçüncü Katibi Samadyunu tarafından hicri 1387 yılında vefat eden kızı Damayanti ruhuna yeniletilmiştir.” yazmaktadır. Bilâl-i Habeşî(Bilal bin Rebah)(d. 581, ö. 641), Habeşistanlı köle bir ailenin çocuğu olarak Mekke’de dünyaya geldi.Bilâl-i Habeşî, 622 yılındaki hicrete katılarak Mekke’den Medine’ye geldi.Bilâl-i Habeşî, 641 yılında vefat etti. Ehl-i Beyt mezarı olarak bilinen Dimask’taki Bab’üs Sağîr mezarlığına defnedilmiştir.Resul-i Ekrem’in meth-ü senada bulunduğu ve hayatta cennetle müjdelediği muazzez sahabi. İslam’ı açıktan ilan eden 7 kişiden biriydi.
Medine O’nsuz Bilal-i Habeşi’yi sıkar.Efendimiz’in izni ve emriyle Mekke’den Medine’ye hicret eder. Lakin Resul-i Ekrem’den ayrılmak kolay değildir. Üstelik Onu, Mekke’de eziyetlerle başbaşa bıraktığı için içten içe yaralıdır. Efendimiz, hicret edip dua edeceği zamana kadar, Medine havası Hz. Bilal ve diğer bazı sahabiye yaramaz. Hava değişiminden hasta olur. Hatta söylediği bir şiirinde ölümün giydiği ayakkabı kadar kendine yakın olduğunu ifade eder. Resul-i Ekrem, Medine’ye teşrif edince Hz. Bilal, Abdullah b. Abdurrahman el-Hasamî ile kardeş olur.
Rüyada gösterilen Ezan Hz. Ömer Rüyasında ona ezan-ı Muhammedî’nin talim edildiğinin gösterildiğini söyler.. Efendimiz (sas) bundan sonra namaza daveti ezanla yapılmasını ister. Aynı rüya Bilal-i Habeşi’ye de gösterilir. Ezan, Hz. Bilal’e öğretilir. Medine ufukları, onun ruhlara işleyen davûdî sesiyle bayram yapar. Sahabe onunla namaza koşmaya başlar. Sabah namazlarındaki ezana bir gün, “es-salatü hayrun minen nevm=Namaz uykudan hayırlıdır” ilavesini yapar. Efendimiz (sas) bunu güzel bulur ve o günden bugüne, onun ihlasla yaptığı bu ilave, sabah vaktinde insanları uyarmaya devam ediyor. Hz. Bilal, Medine’de olmadığı zaman bu vazifeyi Ebu Mahzûre İbn Ümm-i Mektûm yerine getirirdi.
Bilâl-î Habeşî, aslen Habeş’lidir. Anasının adı Hamâme, babasının adı Rebah, künyesi Abdullah’tır.Bilâl, islâm’ın ilk tebliğ yıllarında Ümeyye b. Halef’in kölesiydi. Bilâl b. Rebah (r.a.) islâm davetine ilk icabet edenlerden biriydi.

Ümeyye b. Halef, kölesi Bilâl’in müslüman olduğunu anladıktan sonra, onu islâm’dan çevirmek için yapmadığı eziyet ve işkence kalmamıştıBilâl’in kızgın kumlar üzerinde sırtı yanar, göğsü yanar, nefesi tıkanır, bu müthiş işkence altında saatlerce kıvranırdı. Fakat dudaklarında daima şu sözler dökülürdü: “Allahu Ahad, Allahu Ahad”, Onun bu durumu, müşrikleri bile hayrete düşürürdü (İbn Sa’d, Tabakat, III, 232).
İşkence altında kıvranan Bilâl (r.a.)’a rastgelen Varaka b. Nevfel,“Vallahi ey Bilâl, Allah birdir, Allah birdir. ” der, sonra da müşriklere dönerek: “Siz onu bu yüzden öldürürseniz, biz onu, kendimize örnek alırız.” derdi (İbnü’l-Esir, el-Kâmil Fi’t-Târih, II, 66).Ona işkence edenlerden biri de Ebu Cehil’di.
Ümeyye b. Halef’in Bilâl’e yaptığı işkencelere çok üzülen Hz. Ebû Bekir (r.a.) ona bu işkenceden vazgeçmesini söylemiş o da; “Onun ahlâkını bozan sensin, onu bizden uzaklaştıran senden başkası değildir” demişti. Bunun üzerine Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) ona şu cevabı vermişti: “Benim yanımda senin şu kölenden daha güçlü ve kuvvetlisi var. Hem de senin dinindendir. İstersen onu al ve bunu bana ver.” Ümeyye bu teklifi kabul edip öteki köleyi aldı ve Hz. Bilâl’i Hz. Ebû Bekir’e verdi. Başka bir rivayette Hz. Ebu Bekir’in onu yedi ukiyeye satın alıp azat ettiği kaydedilir. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 232).Bilâl’i Resulullah’ın yanına götürüp azat etmiş ve Bilâl işkenceden kurtulmuştu.Bilâl daha sonra diğer ashab ile birlikte Medine’ye hicret etti. Orada Sa’d b. Hayseme’ye misafir oldu. Ensar ile Muhacirler arasında kardeşlik oluşturulunca Bilâl’e de Abdullah b. Abdurrahman el-Has’amî kardeş ilân edildiler. Bu kardeşlik köklü bir şekilde sürüp gitti. Öyle ki Bilâl, Hz. Ömer devrinde Şam’da bulunduğu sırada maaş olarak divandan ona ayrılan hissesinden kardeşine de bir hisse veriyordu. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 234).

Bilâl, Resulullah (s.a.s.)’in müezzini olarak tanınmaktadır. Ve sık sık ezanı Bilâl’e okuttururdu. Hatta sabah ezanındaki ” ” (Namaz uykudan hayırlıdır) ibaresini Bilâl ezana eklemiş Resulullah “Bilâl, bu ne güzel söz!” diye onu tasvip etmişti. (Avnu’l-Ma’bud, Serh Ebû Dâvud, III,185; İbn Mâce, Ezan, 1, 3,).
Hz. Bilâl, Resulullah’ın bütün gazalarına katıldı. Bedir gazasında Hz. Bilâl, Mekke’de kendisine her türlü eza ve işkenceyi reva gören Ümeyye’yi görmüş ve şöyle bağırmıştı: “İşte küfrün başı!..” Bunun üzerine dikkatleri ona çevrilmiş ve müslümanlar derhal onun ve oğlunun etrafını sararak ikisini de öldürmüşlerdi. Resul-u Ekrem Mekke’nin fethi ardından Kâbe’ye girerken has müezzini Hz. Bilâl’i yanlarında bulundurmuşlardı.
Resulullah, Kâbe’yi putlardan temizledikten sonra müezzini Bilâl, burada ezan okuyarak, ortalığı tevhîd nameleriyle coşturmuştu. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 234). Resul-u Ekrem’in vefatı üzerine, ona karşı büyük bir sevgi duyan Hz. Bilâl, Medine’de kalmaya dayanamayıp, ayrılmak zorunda kaldı. Hz. Ebu Bekir, Bilâl’e yanında kalması için ısrar ettiği halde, Hz. Bilâl ona şöyle demişti: “Eğer sen beni Allah için azat ettinse bırak istediğim yere gideyim; yok kendi nefsin için azat ettinse beni yanında alıkoy!” Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir şöyle demişti: “İstediğin yere git!…” Resulullah’ın vefatından sonra cihadı, ezana tercih eden Hz. Bilâl, Şam’a gitti ve Hz. Ebû Bekir devrinde Suriye’de meydana gelen gazalara katıldı (İbn Sa’d, Tabakat III,238).

Hz. Ömer, hicrî onaltıncı yılda Suriye ve Filistin’e gittiği zaman, Bilâl onu karşılamaya çıkarak Câbiye’ye gelmişti. Sonra halifenin maiyetinde Kudüs’e giderek, bu kutsal şehrin teslimi sırasında bulunmuş ve Hz. Ömer ile birlikte Kudüs’e girmişti. Hz. Ömer, burada, Resulullah’ın vefatından beri ezan okumayan Bilâl’den ezan okumasını rica etmiş, Hz. Bilâl de halifenin ısrarına dayanamayarak ezan okumuştu. Bilâl Tevhîd’in bu üstün yanı olan ezanı okumaya başlar başlamaz, Hz. Ömer ve diğer ashab Resulullah (s.a.s.) dönemini hatırlayarak, gözlerinin önüne, geçmiş günleri getirip hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Bilâl’in ezanını dinleyenlerin hepsi, kendilerinden geçmişlerdi. Kudüs’ü teslim alma sırasında Hz. Ömer’den başka Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh, Muaz b. Cebel, Amr b. el-Âs gibi ashabın ileri gelenlerinden bir çok kimse bulunuyordu.Hz. Peygamber (s.a.s.)’in irtihâlinden sonra Suriye’ye giden Bilâl,“Havlan” kasabasına yerleşti. O burada huzur içinde yaşıyordu. Hz. Bilâl, Suriye’de bir müddet kaldıktan sonra bir gece rüyasında Hz. Peygamber (s.a.s.)’i gördü. Resulullah ona, şöyle demişti: “Beni ziyaret etmeyecek misin?” Hz. Bilâl, uyanır uyanmaz, hazırlığını tamamlayıp Medine yolunu tuttu. Medine’ye gece ulaştı. Oraya varınca Ravza-i Mutahhara’ya yüzünü sürerek, burada Resul-u Ekrem’le birlikte geçirdigi günlerin hatırasını düşünerek ağladı. Bu sırada Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin Bilâl’i görmüş, fecir vaktinde ondan ezan okumasını rica etmişlerdi. Bilâl, (r.a.) onların arzusunu yerine getirerek, Peygamber Mescid’inde ezan okumuştu. Bilâl’in sesini duyan Medineliler, İsrafil suruyla uyandırılmış gibi yerlerinden fırlamış ve ezanı dinlemeye başlamışlardı. Birinci şehadetten sonra Resulullah’ın risâletini ikrar eden şehadet tekrar okunurken, Hz. Peygamber’in kabrinden kalktığını tasavvur ederek evlerinden dışarı fırlamışlardı. Bu sabah, bütün Medine’ye, risalet devrini bütün canlılığı ile yaşatan, herkesin hislerini coşturan, bütün müslümanların Resul-u Ekrem’e karşı duydukları sevgiyi canlandıran Bilâl’in sesi idi.

Hz. Bilâl, hicretin yirminci yılında altmış yaşlarında iken vefat etti. Dımaşk’ın Bâbü’s-Sagîr tarafına defnolundu. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 238; İbnü’l-Esir, Üsdü’l-Gabe, I, 209).

Hz. Bilâl (r.a.), vefatı yaklaşınca,ömrünün son anlarında onun hastalığını gören zevcesi, teessüründen “ah ne acı” dedikçe, Bilâl: “Oh! ne tatlı!.” diyor ve ekliyordu: “Yarın sevgililerle, Muhammed ve arkadaşlarıyla buluşacağım.” diyordu.Hz. Bilâl, bütün vaktini, Resul-u Ekrem’e hizmetle geçirdi.O, Resulullah’ın meclislerinde daima hazır bulunurdu. Her namazda, her durum ve işte Resulullah’dan ayrılmazdı. Hz. Peygamber’in hazinedarlığını, Bilâl yapardı. Çarşı ve pazardan alınacak her şeyi o tedarik eder, icabında ödünç para alır, Resulullah’ın evinin ihtiyaçlarını sağlar, sonra da müsait zamanlarda o borçları öderdi.Hz. Bilâl, uzun boylu, zayıf, ince ve koyu esmerdi. Ömrünün sonlarına doğru saçlarının çoğu beyazlaşmıştı. (İbn Sa’d, Tabakat, III, 238-239).

12

Temmuz
2012

HAC ve UMRE KÖŞESİ /Ebî Zer Mescidi

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  421 Kez Okundu


Mescid-i Nebevînin 900 m. Kuzeyine düşen bu mescide Ebu Zer mescidi dendiği gibi secde mescidi de denir. Abdurrahman bin Avf diyor ki Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) bu noktada kıbleye yöneldi ve secdeye kapandı secdeyi çok uzattı. Kalkınca ya rasullellah secdenizi çok uzatınca korktum Allah ruhunuzu aldı zannettim dedim. Oda bana Cibril geldi ve şu müjdeyi verdi. “Allah c.c. sana kim salat ederse ben de ona salat ederim, kim selam verirse ben de ona selam veririm” buyuruyor deyince ben de Allaha şükür secdesi yaptım. buyurdular.

Ebû Zer  Annesi, kar­deşi ve kabilesinin yarısı onun sayesinde Müslüman oldu.[1]Bir müddet sonra o da Medine’ye hicret etti. Re­sû­lul­lah’ın en yakın Ashâbı arasında yer aldı. Onun yakın hizmetinde bulundu. Geç saatlere kadar huzurun­da kalır ve sohbetlerinde bulunurdu. Re­sû­lul­lah’ın hastalığında daima başucunda duran ve son nefesinde yanında bulunan sahabilerden biri de Ebû Zer idi.[2]Re­sû­lul­lah, Ebû Zer’i görün­ce sevindi ve “Allah, Ebû Zer’e rahmet etsin. O yalnız başına yürür, yalnız başına yaşar, yalnız başına ölür.” buyurdu.[3]Ey Ebû Zer, tedbir gibi akıl, yasak olan şeylerden sakınmak gibi takva, güzel ahlak gibi de şeref yoktur.”[4]Ebû Zer (r.a.) 281 hadis rivayet etti. Rivayet ettiği hadislerden:

“Kardeşine güler yüz göstermen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sa­kındırman sadakadır. Yolunu kaybetmiş bir kimseye yolunu göstermen sadaka­dır. İyi görmeyen birine yardımcı olman sadakadır. Taş, diken ve kemik gibi, in­sanlara zarar verecek bir şeyi yol üzerinden kaldırman sadakadır. Kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır.”[5]“Amellerin en üstünü, sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir.”[6]

“Re­sû­lul­lah’ın karşılaşıp da musafaha yapmadığı hiç olmamıştır. Bir gün beni çağırması için birini göndermişti… Ben ise evde yoktum. Gelince, Re­sû­lul­lah’ın çağırdığını söylediler. Hemen yanına gittim. Sedir üzerinde oturuyordu. Beni kucakladı. Bu kucaklama benim için çok güzel bir şeydi.”[7]İlk müslümanlardan, sahâbî Ebû Zerr, Benû Gıfâr kabilesine mensub olup doğum tarihi bilinmemektedir. H. 31 (M. 651/652) yılında Mekke ile Medine arasında bir yer olan er-Rebeze’de vefât etmiştir.Ebû Zerr (r.a)’in ismi ve babasının adı hakkında kaynaklarda çeşitli isimler zikredilmektedir.Lâkabı ise Mesîhu’l-İslâm’dır. Bu lâkabı ona Hz. Muhammed (s.a.s) bizzat vermiştir Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra meydana gelen Bedir, Uhud, Hendek ve diğer gazvelere katıldı. Tebük gazvesinde İslâm ordusu hazırlandığı zaman Ebû Zerr gecikmiş; devesinin bitkinliğine rağmen Rasûlullah’ın ardından yürüyerek Tebük seferine katılmıştı. Mekke fethi sırasında kendi kabilesinin sancaktarlığını yapmıştır. Ebû Zerr (r.a.) tabiaten fakir, zâhid ve inzivâyı seven bir sahâbî idi. Dünyaya hiç değer vermezdi. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisine Mesîhu’l-İslâm lâkabını takmıştı. H. 31 (M. 651-652) yılında Hz. Ebû Zerr dâr-ı bekâ’ya göçtü. Ensâr’dan bir genç gelip onu kefenledi ve cenaze namazını kıldırarak Rebeze’ye defnetti(8)Hz. Ebû Zerr’in oğlu, sağlığında vefât etmişti. Geriye yalnız bir eşi ve bir kızı kalmıştı (9).Hz. Peygamber Efendimizin, Ebu Zerr hakkında övücü sözleri vardır: “Yeryüzünde, Ebu Zerr’den daha doğru sözlü birisi yoktur.”, ” Kıyamet gününde yeri bana en yakın olanınız, dünyadan benim bıraktığım gibi çıkanınızdır.” Ebu Zerr bu hadisi naklettikten sonra şöyle demiştir: “Vallahi benden başka hepiniz, bu dünyaya bir tarafından bulaştınız!” Peygamberimiz onun zühdünü (dünya nimetlerinden uzak yaşamasını) Hz. İsa’nın zühdüne benzetmiştir. O, bu zâhidâne hayatını ömrünün sonuna kadar sürdürmüş ve Müslümanlar zenginleştikten ve hazineden aldıkları maaş ile daha müreffeh yaşar hâle geldikten sonra da şöyle demiştir: “Vallahi benim, Resulullah zamanındaki günlük geçimliğim (dört çift avuç) hurma idi, bugün de onu arttıracak değilim.(10)

Kaynak:

[1]Üsdü’l-Gàbe, 5: 187; Buhârî, Menâkıb: 82.
[2]Müsned, 5: 162.
[3]Üsdü’l-Gàbe, 5: 188.
[4]Hilye, 1: 168.
[5]Tirmizî, Birr: 36.
[6]Ebû Dâvud, Sünnet: 2.
[7]age., Edeb: 143; Müsned, 5: 163.

[8] Hayreddin Zirikli, el-A’lâm, II, 140).

[9] M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Mekke Devri, s.177-180
[10] İbn Abdilber, İstî’âb, C. I, s. 214; C. IV, s. 62; İbn Hacer, İsâbe, C. IV, s. 63; Hacevî, age., C. I, s. 193. 87. Reşîd Rızâ, Tefsîr, C. X, s. 405 vd.)

mescidi de denir.

 

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular (Kuran-ı Kerim)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  302 Kez Okundu

-İstiaze ne demktir?
-Vakıf işaretleri ve anlamları ne demektir?
-Kuranı Kabe de açıktan okuyan sahabenin adı nedir?
-Havkale ne demktir?
-Kuran da en kısa sure hangi suredir?
-Tevhidi anlatan sure hangi suredir?
-Kurana ilk noktalama ve harekeyi koyan alimler kimlerdir?
-sebeb-i Nuzül ne demektir?
-Kuran çoğaltıldığın da gönderildiği şehirler?
-Kıraat imamız ve ravisi kimdir?
-Kuranı okuma ve dinlemenin hükmü nedir?
-Surelerinin uzunluk ölçülerine göre surelerin isimlendirilmesi?
-Abadile kimlerdir?

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular(Siyer)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  294 Kez Okundu

-Peygamberimizin ilk eşi kimdir?
-4 Halife kimlerdir?
-Hicret ne demektir?
-Senetül Vufud ne demektir?
-Medineye gönderilen ilk Kuran muallimi limdir?
Dandane-i Saadet ne demektir?
-Aşere-i Mübeşşere kimlerdir?
-Seriyye ve Gazve ne demektir?
-Kuran da en uzun olan ayet hangi surededir?
-Peygamber Efendimizin hanımlarının isimleri nelerdir?
-İsra- Miraç ne demktir?
-Peygamber Efendimiz kaç hac,kaç umre yaptı?
-İlk Müslümanlar kimlerdir?
-Kuran-ı Kerim kim tarafından topladı?
-Cebel-i Rumad uhutta neresidir?
-70 sahabenin şehid olduğu savaşın adı nedir?
-1.ci ve 2. Akabe biatları ne zaman oldu?
-Erdemliler cemiyeti ne zaman kuruldu?
-Haram aylar hangi aylardır?
-Senetül Hüzün ne demektir?
-Peygamber Efendimizi kim yıkadı?
-Hücre-i Saadet ne demektir?
-Peygamber Efendimizin sevgili torunlarının isimleri nelerdir?
-Mekke de açıktan Kuranı okuyan sahabe kimdir?
-Uhutta şehit olup meleklerin yıkadığı sahabe kimdir?
-Ezanı rüyasında gören sahabe kimdir?
-İlk Cuma namazı nerede kılındı?

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular(İbadet)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  279 Kez Okundu

-İbadet çeşitleri kaç kısma ayrılır?
-Haccın yapılış yönünden çeşitleri nelerdir?
-Haccın rükünleri nelerdir?
-Oruç nedir?
-Oruç çeşitleri nelerdir?
-Fıkıh ne demektir?
-Fidye- Fitre arasındaki fark nedir?
-Seferilik nedir?
-Orucun farz olmasının şartları nelerdir?
-Keffaret çeşitleri nelerdir?
-Sadaka nedir?
-Temlik ne demektir?
-Sehiv secdesinin hükmü nedir?
-Nisap ne demektir?
-Teyemmümün farzları nelerdir?
-Oruç ibadeti ne zaman farz kılındı?
-Temizlik kaç kısma ayrılır?
-Mükellefin ve görevleri?
-İhsar, fevat ne demektir?
-Yemin nedir kaç kısma ayrılır?
-Kurban nedir? Kaç çeşit kurban vardır?
-Orucun çeşitleri nelerdir?
-Tilavet secdesi ne demektir?

12

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Konular(İtikad)

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  485 Kez Okundu

-Allahın sıfatları kaç kısma ayrılır?
-imanın sahih olmasının şartları nelerdir?
-İman nedir? Kaç kısman ayrılır?
-İnanç yönünden insanlar kaç kısma ayrılır?
-Ulul Azm Peygamberler kimlerdir?
-Haşr ne demektir?
-İslam dininin özellilkleri nelerdir?
-Fıkıh mezhep imamlarının isimleri ?
-Mezhepler neden ortaya çıktı?
-Din nedir? Dinler kaç kısma ayrılır?
-Peygamberlerde bulunması vacip ve caiz olan sıfatlar nelerdir?
-4 büyük melek -4 büyük kitabın isimleri?
-Cennet ve cehennemde görevli meleklere ne denir?
-Berzah alemi ne demektir?
-Meleklerin özellikleri nelerdir?
– Mürtekib-i Kebire ne demektir?
-Kaza ve Kader ne demektir?
-Allahın birliğinin delilleri ?
-Vahiy ve vahiy çeşitleri?
-Vakiy katipleri kimlerdir?
-Mekkedeki vahiy katibinin ismi nedir?
-Tahkiki iman ne demektir?

12

Temmuz
2012

Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun anlamı nedir

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  4.094 Kez Okundu
NAMAZ  İNSANI KÖTÜLÜLÜKLERDEN ALIKOYAR

Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun anlamı nedir? SAFFAT SURESİ, “180. Kudret ve izzet sahibi Rabbin, insanların her türlü tasavvurunun üstünde (bir yüceliğe sahip)tir. 181. O’nun bütün elçilerine selâm olsun! 182. Ve hamd, bütün âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur!” Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki:”Her kimi, kıyamet günü sevabdan tam ölçekle ölçmek sevindirecekse, bulunduğu meclisten kalkacağı sırada şöyle desin: “Subhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun – veselamun alel murselin – vel hamdülil lahi rabbil alemin.(Saffat, 180-182)” (Kurtubi, El-camiu lil-ahkamil Kuran,15/141. Suyuti, Ed-dürrül Mensur, 5/141. Alusi, Ruhul meani, 12/159) (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

Cemile binti Übey İbni Selül radıyallahu ,Hazreti Hanzala (r.a)’ın hanımı.Medine’li olup Hazrec kabîlesine mensuptur. Babası münafıkların reisi Abdullah İbni Ubey İbni Selül’dür. Hazrec kabilesinin reisidir.Annesi, Havle binti Münzer’dir.

Cemile (r. anhâ) ashabtan Hanzala İbni Âmir (r.a) ile evlenmişti. Düğünlerinin yapıldığı gecenin ertesi gününde Uhud Savaşı yapılacaktı. Savaş yerine geceden gidilmesi kararlaştırıldı.

İki Cihan Güneşi efendimiz ashâbıyla Uhud’a doğru hareket etti. Hanzala (r.a)’ın evinin önünden geçerken: “Ey Hanzala! Haydi harbe!” diye seslendi.

Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizin sesini uyku arasında duyan Hanzala (r.a) hemen fırlayıp dışarı çıktı. İslâm askeri arasına katılıp Uhud’un yolunu tuttu.

Uhud savaşı zorlu geçmişti. Ashâbtan çok şehid verilmişti. O gün savaş meydanında büyük kahramanlıklar gösteren Hanzala (r.a) da şehadet şerbetini içenler arasındaydı.
Savaşın bittiği ve İslâm askerlerinin Medine’ye dönmeye başladığı haberi duyulunca halk karşılamak üzere yollara çıktı. Hanımlar arasında eşini savaşa uğurlayan Cemile (r. anhâ) da vardı.

Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz ordunun önünde geliyordu. Hüzünlü bir vaziyette görünüyordu. Karşılaştıkları ashabına selâm veriyordu. Yakınlarını göremeyenler Efendimiz’den durumları hakkında haber soruyordu. Cemile (r. anhâ) da kocasından sual edip:

“ – Ya Rasûlallah! Hanzala nerededir?” dedi.

Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz hüzünlü bir şekilde:

“ – O şehid oldu.” buyurdu.

Cemile (r. anhâ) bu cevap karşısında basîretli davranıp hemen kocasının cenazesinin yıkanmasını istedi. Hanzala (r.a)’ın durumunu Efendimize arz etti:

“ – Ya Rasûlallah! Hanzala sizin sesinizi duyunca hemen fırlayıp dışarı çıktı. Bir daha geri dönmedi. O gece gusletmeye de fırsat bulamadı.” diyerek cenâzesinin yıkanmasını taleb etti.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz Cemile (r. anhâ)’nın gönlünü hoş edecek şu sevindirici haberi verdi:

“ – Ben, meleklerin, gümüş kaplar içinde bulunan su ile, gökle yer arasında Hanzala’yı yıkadığını gördüm.” buyurdu.

Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizden bu müjdeli haberi alan Cemile (r. anhâ) üzüntülerini gönlüne gömdü. Bu haberden sonra Hanzala İbni Âmir (r.a)’ya: “Gasîlü’l-melâike = Meleklerin yıkadığı kimse” ünvanı verildi.

Cemile (r. anhâ) Hz. Hanzala (r.a)’dan hâmile kaldı. Bir oğlu dünyaya geldi. Adını Abdullah koydu.

O, daha sonra kendisine tâlib olan Ensar’ın hatibi Sabit İbni Kays İbni Şemmas ile evlendi. Bu izdivacdan da Muhammed adında bir oğlu oldu. İki oğlu da Harre olayında şehid düştü.
Medineli Eshâbın meşhûrlarından şehîd ve meleklerin yıkadıkları bir zât ismi Hanzala bin Ebî Âmir bin Safi bin Mâlik olup lakabı Takî ve Gasîl-ül-melâike’dir. Medine’de Evs kabilesinden olup, kavminin eşrafından idi. Babası Ebû Âmir Peygamberimizin (s.a.v.) Medine’ye teşrif etmesi üzerine O’na (s.a.v.) düşman olmuş ve Medine’den ayrılarak, Mekke’ye gitmiş müşriklerle bir olmuştu. Bundan dolayı ona fâsık lâkabı verilmişti.Hanzala (r.a.), bi’setten evvel de îmân sahibi olup, Allah’ın birliğine inanır putlara tapmazdı. Hanîf dininde idi. Müslüman olmadan evvel inzivaya çekilmiş bir halde insanlardan uzak devamlı kendi halinde ibâdetle meşgul olurdu. Peygamberimizin daveti üzerine hemen îmân etti. Babası ile tam bir Cedel (kavga) hali ortaya çıktı. Babası îmân etmesini istemiyordu. Hanzala’nın (r.a.) doğum tarihi bilinmemekte olup Hicretin üçüncü (m. 624) yılında Uhud’da şehîd oldu.
Babası Ebû Âmir müşrikler içinde bulunduğundan Hanzala’ya (r.a.) işkence yapılmasına mâni oldu. Çünkü müşriklerin şehîd olan sahâbîlerin burunlarını, kulaklarını ve uzuvlarını kesiyorlardı. Bundan sonra Hanzala’nın adı Gasîl-ül-Melâike (Melekler tarafından yıkanmış kimse) diye anıldı. Medine’de Eshâb-ı kiranın Evs kabilesinden olanlar, Hazrec kabilesinden olanlara karşı “Melekler tarafından yıkanan Hanzala (r.a.) bizdendir” diye iftihar ederlerdi.
Hanzala Bedir gazasında bulundu. O zaman henüz bekârdı. Bedir gazasından bir müddet sonra Abdullah bin Übey’in kızı Cemile ile nikah¬landı. Ertesi gün de Uhud’da Kureyş müşrikleriyie çarpışılacaktı.

Hanzala geceyi Medine’de hanımının yanında geçirmek için Rasûlullah’tan izin istedi. Peygamberimiz de müsaade buyurdu. Hanımı Cemile ile o gece beraber kaldı. Cumartesi günü sabahleyin Uhud’a yetişmek için, telâştan gusletmeyi unutup çok acele yola çıktı.

Yola çıkacağı sırada, hanımı Cemîle, orada bulunan kavminden dört kişiyi çağırdı ve Hanzala ile evlendiklerini söyleyip, onları şâhid tuttu. Oradaki dört şâhid sordular:

“Buna ne lüzum vardı?”

Cemîle dedi ki:

“Rü’yâmda semânın açıldığını ve Hanzala içeri girdikten sonra kapandığını gördüm.”

Peygamberimiz Uhud’da harp için safları düzeltirken Hanzala yetişti ve Ashâb-ı Kiram arasına karıştı. Hz. Hanzala diğer sahabeler gibi can¬siperane müşriklerin üzerine atıldı. Şehidlik mertebesine kavuşmak için durmadan savaştı. Daha sonra müşrikler bozuldular, dağılıp kaçmaya başladılar.

Hz. Hanzala, Ebû Süfyân’m önünü kesti. Üzerine hücum etti. Ebû Süfyân yere düştü. Korkudan ne yapacağını şaşıran Ebû Süfyân;

Ey Kureyş, ben Ebû Süfyân’ım! Hanzala beni öldürecek, yetişin, diye sesi çıktığı kadar bağırmaya başladı.

Müşriklerden birçokları Ebû Süfyân’ın sesini işittikleri halde, kendi canlarının derdine düştüklerinden hiç aldırış eden olmadı. Fakat Şeddâd bin Esved, Hz. Hanzala’ya arkadan yaklaşıp haince, sırtından mızrakladı.

Hanzala mukabele etmek istedi. Fakat imandan nasibi olmayan bu müşrik, ikinci bir darbe daha vurup, Hanzala’y1 şehid etti. Hanzala şehîd olunca, Peygamberimiz buyurdu ki:

“Ben Hanzala’yı meleklerin gökle yer arasında, gümüş bir tepsi içinde, yağmur suyu ile yıkadıklarını gördüm.” Ebû Useyd Sa’îd diyor ki:

“Gidip Hanzala’ya baktım. Başından yağmur suyu akıyordu. Döndüm, bunu Resûhtllaha haber verdim. Peygamberimiz hanımına haber gön¬derip bunun sebebini sordu. O da Uhud’a çıktığı zaman Hanzala’nın cünüb olduğunu bildirdi.”

Hz. Hanzala Uhud’a yetişmek için çok acele edip, yetişememek korkusu kendini kapladığından, acele ile gusletmeyi unutmuştu. Bundan sonra Hanzala’mn adı Gâsil-ül-Melâike=Melekler tarafından yıkanmış kimse diye anıldı. Medine’de Ashâb-ı Kiram’in Evs kabilesinden olanlar, “Melekler tarafından yıkanan Hanzala bizdendir” diye iftihar ederler¬di.

Hanzala bi’setten ya’nî Peygamber efendimizin da’vetinden önce de îmân sahibi olup, ALLAH’ın birliğine inanır, putlara tapmazdı. Hanîf dîninde idi. Böylece hanımının rü’yâsı hakikat olup, Uhud savaşında Hz. Hanzala şehîd oldu. Abdullah isminde bir oğullan oldu. Abdullah bin Hanzala olarak tanınan bu oğlu, Yezid zamanında şehîd edildi. (7)

Sahabenin lügatında cihad, ertelenmeyi kabul etmeyen bir ibadettir. Onlar cihada gitmemek içi mazeretler uydurmuyorlardı. Onlar için cihad bir nimetti. Sahabeler için cihada gitmek, düğün gününden daha sevim¬liydi. Onlar, cihadda cennete ulaşmaya çalışıyorlardı. Cihadda cenneti aramak, bir sahabe sünnetidir. Bunun için sahabelerin izinde giden mü’minler, hep cihada sevdalı olurlar.

KAYNAKLAR
1) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh-357
2) El-İsâbe cild-1, sh-360
3) El-İstiâb cild-1, sh-280
4) Üsûd-ül-gâbe cild-2, sh-68
5) Siyer-i a’lâm-in-Nübelâ cild-1, sh-132
6) Ensâb-ül-Eşrâf cild-1, sh-329
7) Kitabu’l Meğazi/Vakidî, C:î, Sh: 274, Beyrut/1984

11

Temmuz
2012

Merak Edilen Dini Sorular

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  457 Kez Okundu

-Peygamber Efendimiz hicretin kaçıncı yılında hac yaptı?
-Medine şehrinin önceki ismi nedir?
-Yemin kefareti için aynı yada nakti yardımların verileceği kişiler?
-Tefsir ne demektir?
-Peygamber Efendimizin aile yakınlarını ifade eden terime ne denir?
-Müfessir kime denir?
-Muhaddis kime denir?
-Hz.Osmanı kim şehit etti?
-Hz.Aliyi kim şehit etti?
-Kus b. Saide hutbesinin metni?
-Hudeyb b. Adiyy adlı sahabe ?
-İftar duasının Türkçe anlamı?
-Medine de ilk nüfus sayımı ne zaman yapıldı?
-Hz.Osman Peygamber Efendimizin hangi kızları ile evlendiler?
-Hz.Osmanın kabri nerededir?
-Hz.Osmana neden Zinnureyn denir?

-Kabedeki  görevler  hangileridir?

-Mescid-i Dırar  ne  zaman yıktırıldı?

-Peygamber Efendimizin  süt annesi Hz.Halimenin  eşi  adı nedir?

-Deniz  suyu ile  abdest  alınır mı?

-Kral Necaşi kimdir?

-Hacamat karşılığında  ücret alınabilir mi?

-Mezarlığın   zaruret  halinde başka  bir yere  nakli  halinde    yeniden cenaze namazı kılınması   gerekir mi?

-Peygamberimizin anneanesinin ismi nedir?

-Peygamber efendimizin babası hangi kabileye mensuptur?

-Kirâmen kâtibin isimli meleklerin görevleri nelerdir?

-Sahihi buhari üzerine yapılmış şerhler nelerdi?

-Medinede ilk doğan erkek cocuk sahabinin ismi nedir?

-Kadının mahremsiz yolculuğa   çıkabilir mi?

-Allahın 99 ismine  ne  denir?

-İbrahim aleyhisselam suhufu hangi dildir?

-Zebur kitab hangi Peygambere  indirilmiştir?

-Hz.İbrahim Aleyhisselamın eşleri, kızları ve  torunlarının  isimleri nelerdir?

11

Temmuz
2012

EHL-İ BEYT ve NAKİBUL EŞRAF

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  415 Kez Okundu

Ev halkı anlamına gelen bu terim İslâm tarihinde Hz.Peygamber’in aile fertleri için kullanılmıştır. Ev halkı ya da ehl-i beyt ifâdesiyle aileyi teşkil eden ev sahibi, onun eşi, çocukları ve torunları anlaşılmaktadır. Kur’ân’da ehl-i beyt terkibi, üç yerde geçmektedir. Bunların birinde Hz. İbrahim’in (Hud, 11/73) birinde Hz. Musa’nın (Kasas, 28/12), birinde de Hz. Peygamberin ev halkına işaret edilmiştir. Hz.Peygamberin ehl-i beytini gösteren âyet meali şöyledir: “Evlerinizde oturun, eski cahiliyye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın, namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Ey ehl-i beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzâb, 33/33)
Hz. Peygamber’in ehl-i beytine kimlerin dahil olduğu hususunda farklı görüşler vardır. Ehl-i sünnet âlimlerinin bir kısmına göre ehl-i beyt kapsamına sadece Hz.Peygamber’in hanımları dahildir. Diğerlerine göre Allah Rasûlü’nün eşleri, çocukları, torunları Hasan ve Hüseyin ile damadı Hz. Ali’dir. Şii âlimlere göre ehl-i beyt kapsamına Hz. Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin girer.
Ehl-i beyte mensup olanların vasıfları da tartışma konusu olmuştur. Sünnî alimlere göre ehl-i beyt mensupları, Hz.Peygamber’in neslinden gelme şerefini taşımaktadırlar. Ancak hata ve günah işlemekten korunmuş değildirler. Çünkü ismet sıfatı sadece peygamberlere mahsustur. Gaybı bilmezler. Onlar da diğer insanlar gibi ilâhî emirlere uydukları takdirde, Allah nezdinde değer kazanırlar; aksi halde Hz. Nuh’un oğlu, Hz. Lut’un hanımı ve Hz. Muhammed’in amcası örneklerinde olduğu gibi peygamber soyundan olmaları kendilerine bir üstünlük sağlamaz. Şii âlimlerine göre; ehl-i beyt” mensupları günah işlemekten korunmuştur. Allah, her türlü hatayı onlardan giderip yerine doğruyu ve hakikâtı ikâme etmiştir. Hz. Ali ve onun soyundan gelen onbir imam Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberlere verilen ilme sahiptirler. Ehl-i beyt tabiri, Alevilik ve Bektaşiliğin yanı sıra Mevleviyye, Rufaiyye ve Kâdiriyye gibi Sünnî tarikatlarda da Şia’nın tasvir ettiği mânâda anlaşılmıştır. (DİB Kavramlar Sözlüğü)

NAKİBÜL EŞRAF

Osmanlı da Seyyid ve Şerif`in doğum ve ölüm kayıtlarını tutan kişilere“Nakibül-Eşraf“, bu işi yapan müesseselere de „Nakibül-Eşraflık deniliyordu.(İslami Bilgiler Ansk.C.1,Sh.317)

Hazret-i Fâtımâ ile Hz. Ali’nin evlâdından Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere seyyid; Hz. Hasan’ın soyundan gelenlere şerîf denir. Evlâd-ı Resûl olan bu kıymetli insanlara Abbâsîler, Memlûkler gibi İslâm devletlerinde hürmet gösterilirdi. Osmanlı Devletinde de gösterilen hürmetin yanında, onlara âit işleri görmek için vazîfeli memur tâyin edilmiştir. Nakîbüleşrâf adı verilen ve sâdâttan (seyid ve şerîflerden) seçilen bu memûr, Peygamber Efendimizin torunlarının işlerine bakar, neseplerini kayd ve zapteder, doğumlarını ve vefâtlarını deftere geçirir, onları âdî işlere ve şânlarına uygun olmayan sanatlara girmekten men ederdi.
Osmanlı sultanları, Osmanlı topraklarına gelen seyyid ve şerîflere, başka memleketlerde misli görülmeyen bir sevgi ve saygı gösterirlerdi. Onların râhat ve huzur içinde yaşamaları için gereken her türlü hizmeti yaparlardı. Onları her çeşit vergiden muâf tutarak, bunları belgeleyen birer berât verirlerdi.

Osmanlı Devletinde Nakîbüleşrâf olarak ilk tâyin edilen zât, Emîr Sultan’ın talebelerinden olan Seyyid Ali Natta bin Muhammed’dir. Seyyid Ali Natta, Yıldırım Bâyezîd Han zamânında, devlet dâhilindeki sâdâtın (seyyidlerin ve şerîflerin) Osmanlı Devletiyle münâsebetlerini temine başlamıştır. Tâyin berâtı ile birlikte bu zâta Bursa’daki İshâkiye Zâviyesi vakfının idâreciliği de verilmiş ve bu vazîfenin evlâtlarına intikâli şart olarak, berâtta belirtilmiştir. Seyyid Ali Natta’nın vefâtından sonra yerine Seyyid Zeynelâbidîn tâyin edildi.

Nakîbüleşrâflık müessesesi ilmiye sınıfından olmakla berâber, tâyinler on yedinci asırda mutlaka yüksek dereceli ulemâdan olmazdı. Bu asırdan îtibâren seyyid ve şerîf olup da, İstanbul kâdısı veya kazasker olanlardan emekliye ayrılan zâtlar, nakîbüleşrâf tâyin edilmeye başlandı. Bu makâmda kalmanın muayyen bir süresi olmadığından, tâyin edilenler uzun müddet vazîfe yaparlardı. Nakîbüleşrâflık vazîfesine yeni tâyin edilecek olan zât, Paşa Kapısına yâni Bâb-ı âlîye dâvet edilir, burada Sadrâzam tarafından ayakta karşılanır, kahve, gülsuyu ve buhûr ikrâm edildikten sonra, samur erkân kürkü giydirilerek, memuriyeti îlân edilir ve berâtı kendisine takdim edilirdi.

Nakîbüleşrâfın resmî kıyâfetleri kazaskerlerin kıyâfetinin aynısı olup, sarıkları farklı idi. Kazaskerler örf denilen sarığı, nakîbüleşrâflar ise küçük tepeli denilen sarığı sararlar, sâdâtta yeşil renkli tülbentle sararlardı. Seyyid ve şerîfler ise, halk arasında belli olmaları ve gerekli hürmetin gösterilmesi için, kıyâfet olarak yeşil sarık sarar ve yeşil cübbe giyerlerdi. Bu usûl ilk defâ Hârun Reşîd ve oğlu halîfe Me’mûn zamânında âdet olmuştu. Zamanla unutulmuşsa da Türk-Memlûk Sultanlarından Melik Eşref Şâban, sâdâtın gerekli hürmeti görmesini temin için yeniden yeşil sarık sarmalarını istemiştir. Yeşil sarık ve cübbe anânesi Osmanlı Devletinde de devâm etti. Osmanlılar seyyidlerin başlarına sardığı yeşil sarığa “emir sarığı” ismini vermişlerdir. Osmanlı Devletinde sâdâttan biri şeyhülislâm olursa, ancak o zaman yeşil sarığını çıkarıp şeyhülislâmlık makâmına mahsûs beyaz sarık sararlardı.

Nakîbüleşrâfların resmî dâireleri, kendi konaklarında bulunur, maiyetinde çalışanlar da bu konaklarda hizmet ederlerdi. Taşrada da yine sâdâttan olmak üzere, nakîbüleşrâf kaymakamları, seyyid ve şerîflerin isimlerini ihtivâ eden defterler tutarlardı. Merkezde ve taşrada tutulan bu defterlere Secere-i Tayyibe defteri denilirdi. Buraya bütün seyyidlerin ve şerîflerin isimleri Peygamber efendimize kadar silsileleri, evlâdı, ahfâdı, ikâmetgâhları kaydedilirdi.

İstanbul’da nakîbüleşrâftan sonra en yüksek rütbe alemdârlık idi. Vazîfeleri, sefere çıkılacağı zaman, pâdişâh tarafından nakîbüleşrâfa teslim edilen sancak-ı şerîfin taşınması idi. Pâdişâh sefere gittiğine, nakîb efendi, berâberinde seyyid ve şerîfleri de götürürdü. Sefer sırasında nakîbüleşrâf Sancak-ı şerîfin dibinde yürürdü. Savaş sırasında seyyid ve şerîfler Sancak-ı şerîf altında tekbîr ve salevât-ı şerîfe getirirlerdi.

Nakîbüleşrâflar, yaptıkları kıymetli hizmet dolayısı ile iltifât görürlerdi. Pâdişâhlar tarafından kendilerine yazılan ferman ve berâtlarda, makâmlarına ve yaptıkları hizmetlerin üstünlüğüne uygun tâzim ifâdeleri kullanılırdı. Onlara sikâyet, yâni zemzem dağıtma vazîfesi ve dîvân-ı mezâlim, yâni adâlet dîvânı reisliği gibi yüksek memûriyetler verilirdi.

11

Temmuz
2012

AİLE NASİHATLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  331 Kez Okundu

ÖRNEK ANNE VE ÇOCUKLAR
Bir anne, çocuklarını toplayıp o gün ne yaptıklarını, ne iyilik ettiklerini çocuklarından sorardı.Bir akşam çocukların büyükleri, ne yaptıklarını birer birer söylerler.Sıra Gülsüm ile Gülizar adında iki küçük kız çocuğuna sıra gelir.
Gülsüm derki;Anneciğim,arkadaşlarımdan biri, derslerine pek iyi bildiği için sınıfımızın birincisi diye öğretmenimiz tarafından övüldü.Bende hemen koşup onu kucakladım. Oda sevinerek bana: Sevgili arkadaşım ne güzel duygun varmış dedim. Gülizar da dediki; Bu gün yanımda bir arkadaşım oturuyordu.Kardeşi bir kaç gün önce ölmüştü.Ağlayarak dersini ezberliyordu.Ona bakarak bakarak bende ağladım.Ben de dedim ki:Kardeşin öldü ise beni kardeş bil.O da başını kaldırıp beni kucaklayarak bana bir iyilik ettin dedi.Bilmem ne yaptım ki o bana öyle söyledi. Anneleri bunları işitince çok memnun oldu.Önce Gülsüme aferin kızım , yanındakı kızın derste seni geçmiş olduğuna görerek ona hased etmeyip sevinmiş olduğun için kat kat aferin.Sonra Gülizara dönüp ; aferin kızım sana aferin.Çünkü o arkadaşınla beraber ağlamakla güzel bir vazife yapmışsın.Zira sevinenler ile sevinmek, kederlenenlerle kederlenmek insan için bir vazifedir.Muhtaç olanlara yardım etmek elinizden, dilinizden gelmezse bari arkadaşlarınızın sevinçleri ile sevinip kederleri ile de kederlenmek kalb sevginizi beyan ettiniz diyerek ikisine de iyilikte bulunmalarını nasihat etti.

 

ÖRNEK ANNE ve ÖRNEK KIZLARI
Cemile adında bir kadın vardı.Cemal ve Kemal isminde iki erkek , Nesibe Ve Necibe isminde de iki kız çocuğu vardı.Cemile hanım, bir gün hepsini gezdirmeye götürür.Bahçeye girer, gezerler.Cemal gayet zeki bir çocuktu.Çiçekler içinden en ziyade beğendiği, gül idi.Hemşirelerine göstererek:Şu çiçeklerin içinde en güzeli gül değil mi? diye sordu.Necibe de: Şu Zanbak da güzellikte ondan aşağı kalmaz zannederim diye fikir beyan etti.Nesibe ise:Menekşeyi de unutmayın; zira oda güzellikte diğer çiçeklerden iyidir, sözünü söyledi. Kemal de : Evet, diğer çiçeklerin hiçbiri bunlar kadar güzel değildir: Hele şu zanbağı hepsinden evvel açıldığı, bizi eğlendirdiği için- pek ziyade severim, bak ne kadar güzel, bizim….. bahçedeki çiçeklere benziyorlar diye onların sözlerini tasdik etti.
Anneleri Cemile hanım, çocukların konuşmalarını işitince hoşlandı. Onlara dedi ki;Aferin çocuklarım, sizin beğenip sevdiğiniz çiçekler, cidden pek güzeldir.Onların herbiri, iyiliğe, fazilete birer örnektir.
Zanbak iffete, menekşe ismete, gül de hicabe misaldir.Dikkat ediniz ki:İffetde, ismetde, hicabda onlar gibi güzel güzel olasınız.Eğer bunlar lekeli, çamurlu olsalardı böyle sevecekmiydiniz?Elbette sevmezdiniz.Bunun gibi siz de tertemiz olup iffet ve ısmetinizi lekelemezseniz sizi de herkes sever.Bundan başka bu çiçekler, lisan-i hal ile size derler, ki:Bizi güzelliğimiz için sevip tahsin eylediğiniz gibi Cenab-ı Hakka, iyi adamlara ve her iyi şeye muhabbet etmeli, medh u sena eylemelisiniz. Siz de bizim gibi sevimli olursunuz, sizi de herkes sever, hem medheder.

BİR ANNENİN EVLENECK KIZINA NASİHATI
İslâm Kadın Alimelerinden Ve Ahlakcılarından Ümame, Kızına izdivaç Yapacağı Zaman Şöyle Nasihatte Bulunmuştur:- Bak yavrum! Öğüt vermek, yani bir insana hayırlı yolu göstermek, eğer o kimsenin edebli ve terbiyeli olması ile veya büyük adam evladından olarak herkesin yanında makbul ve haysiyetli bulunmasıyla terkedilmiş olaydı, ben de sana nasihat etmeye ihtiyaç görmezdim; lakin, öyle olmayıp nasihat, bilenin tekrar hatırına gelmesine, bilmeyenin de yeniden öğrenip, bilgi sahibi olmasına sebeb olacağından herkes hakkında faydalı ve lüzumludur.
Kızım! Bir kız ana ve babasının zenginliği halinde kocaya varmayacak olsaydı, sen asla kocaya varmaya muhtaç olmazdın. lakin öyle değil, erkekler bizim için yaratıldığı gibi, biz de onlar için yaratılmışızdır.
Kızım! Sen artık büyüyüp, yetişmiş olduğun yerden, gezip yürüdüğün yuvadan çıkıp bilmediğin bir yuvaya girecek ve şimdiye kadar konuşup, görüşmediğin bir hayat arkadaşı ile karşılaşacaksın! Sen ona tam bir sadakat göster ki, o da sana olanca sevgisiyle bağlansın. Şimdi, sana on tane nasihat vereceğim. Bunları iyice aklında tutar, sırası geldikçe aynen takbik edersen, güzelce geçinirsiniz, aranız asla bozulmaz.
BİRİNCİSİ: Haline razı ol! Yani, kocan yenilecek ve giyileceğe dair her ne alır, getirirse kabul et. Zira, kalb rahatlığının ilk yolu kanaattir.
İKİNCİSİ: Dinlediğin sözlerine itaat ederek konuş, itiraz ve isyan ederek hürmet ve itaatte kusur etme. Anlaşma ve itaat ile yapılan sohbetlerden Allahü Teala razı olur.
ÜÇÜNCÜSÜ: Efendinin göreceği yerlere dikkat ve ehemmiyet ver, sakın çirkin bir şey gözüne çarpmasın.
DÖRDÜNCÜSÜ: Kokusu olabilecek yerleri kolla, daima güzel kokulu durmasını temin et, burnuna kötü koku gitmesin. Şunu unutma ki, güzellik ve temizlik getiren nesnelerin en iyisi ve alası su’dur.
BEŞİNCİSİ: Yemek saatini iyi tesbit et, istediği anda hemen hazır bulundur.
ALTINCISI: Uyuyacağı vakti geciktirme. Adeti ne zamansa o zamanda yemeğini ve yatağını hazırla. Zira açlık insanı huysuzlandırdığı gibi, uykusuzluk da asîleştirir, geçiminizin bozulmasına sebeb olur.
YEDİNCİSİ: Mal ve eşyasını muhafaza etmekte titizlik göster. Çünkü mal muhafaza etmek, işbilmekten doğar.
SEKİZİNCİSİ: Akraba ve yakınlarına hürmette kusur etme. Kocanın hısım-akrabasına hürmet etmek de iyi idare ve tedbirli olmaktan ileri gelir.
DOKUZUNCUSU: Efendinin, haberdar olduğun sırlarını sakın kimseye duyurma, Eğer duyuracak olursan itimadını kaybeder, sen de ondan emin olamazsın.
ONUNCUSU: Dine muhalif olmayan isteklerini yerine getirmekte ihmal gösterme. Emirlerini yerine getirmekte ihmal gösterirsen, darıltıp, kendine düşman etmekten başka bir şey kazanamazsın. O kederli olduğu zaman, sen neş’eli olmaktan, o neş’eli olduğu vakit sen hüzünlü görünmekten çekin! Zira onun üzüntülü zamanında senin n

ANADOLU KADINININ KIZINA NASİHATI
Anadolu kadını gelin kızına verdiği nasihatta:
Gel benim sırma saçlı, hilal kaşlı, helalinden emzirdiğim güzel kızım!İyilikten yana bülbül kızm, kocanın sofrasına aş, sevincine eş, hüznüne kardeş ol.İki bedende bir can olun, saadeti Hakka uymakta bulun, diye nasihat eder. ANNENİN MEKTUBU VE KINALI ELLER
Çanakkale savaşına katılan Yozgatlı Kınalı Hasan , yeni erleri denetleyen Üsteğmen Sırrı Bey, genç Hasanın ellerinin kınalı olduğuna görüp ona takılır.Komatanı derki; Hasan hiç erkek adam eline kına yakar mı? elleri kınalı Hasan, bilmiyorum komutanım anam yakmıştı? Komutanı der ki; o zaman neden ellerine kına yaktığını annenden sor öğren.Elleri kınalı Hasan annesine mektup yazar, neden ellerine kına yaktığının sebebini öğrenmek ister.Annesi, oğlu Hasana mektubunda neden ellerini kınaladığını açıklar, derki oğlum aslanım sen bu yaşa gelinceye kadar bu vatanın ekmeğini yedin suyunu içtin artık bu vatana borcunu ödeme vaktin geldi.Sen babanın,benim, kardeşlerinin bu vatana bir kurbanısın.Oğlum söyle komutanına bizim buralarda kurbanlık diye ayrılan koyunlar kınalanır.Bende seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım onun için ellerini kınaladım.Komutanına mektubu okuyamadan şehit olan Kınalı Hasanın üzerinden annesinin mektubu ile bitmemiş bir şiir yazmıştır:
Anam yakmış kınayı, adak diye
Bende vatan için kurban doğmuşum,
Anamdan Allaha, son bir hediye,
Kumandanım ! Ben İsmail doğmuşum.
Evet…Anadolu da 3 şeye kına yakılır:
1-Gelinlik kıza,gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye.
2-Kurbanlık koça, Allaha kurban olsun diye,
3-Askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsun diye.

BABANIN OĞLUNA NASIHATI
Bir baba evlenmek üzere olan ogluna su tavsiyelerde bulunur.
“Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum” demis.Mutfagi ve yemek yapmayi bilmeyen delikanli “Olur” demis çekine ,çekine.Baba, ocaga ayni büyüklükte üç kap koymus, hepsini suyla doldurup üçünün de altini yakmis.
“Simdi, istedigim her seyden iki tane vereceksin bana” demis ogluna.
Sirasiyla havuç, yumurta ve kavrulmamis kahve çekirdegi istemis…
Oglu hepsinden ikiser tane vermis babasina.Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayi ikinci kaba ve iki kavrulmamis kahve çekirdegini üçüncü kaba koymus.
Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmis.
Daha sonra kaplari indirip yemek masasina buyur etmis oglunu.
Yemek masasinda üç tabak duruyormus.Kaplarda kaynayan havuçlari, yumurtalari ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerlestirmis.
Sonra ogluna dönüp sormus: “Ne görüyorsun?”Oglu düsünürken açiklamaya baslamis.”Havuçlar haslandikça aslini kaybedip yumusamis.
Yumurtalar görünüste bastaki gibi sert duruyorlar ama içleri katilasmis.
Kahve taneleri ise oldugu gibi duruyor, basta neyseler sonunda da öyleler.. ”
Sonra asil tavsiyesine sira gelmis: “Evlilikte ask ve sefkat birlikte olmalidir.
Asksiz bir evlilikte her iki es de su gördügün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.
Sefkatsiz bir evlilikte ise esler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, su gördügün yumurtalar gibi içten içe katilasirlar, birbirlerinden uzaklasirlar.
Askin da sefkatin de oldugu bir evlilikte ise,sartlar ne olursa olsun, esler tipki su kahve taneleri gibi, birbirlerinin yaninda kalirlar, kendi kisiliklerini yitirmezler.
Kahve tanelerinin tekrar kaynatilmaya hazir olmalari gibi, onlar da birbirleriyle bas basa uzun yillar geçirmeye isteklidirler.
Oglu aldigi bu dersten tatmin olmusa benziyordu.
“Asil ders bu degil!” dedi baba.Oglunun elinden tuttu, ocagin üzerinde biraktigi kaplarin içinde kalan sulari gösterdi” Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak… Ikisinde de bir tat yok ”
Kahve çekirdeklerini çikardigi kaptaki suyu yavasça bir fincana bosaltti.
Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincani ogluna uzatti” Içmek istersin herhalde” dedi.
Oglu kahvesini yudumlarken konusmasini sürdürdü.”Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eslerin paylastigi yuva da iste böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici.
Baska herkesin fincanina koyup yudumlayacagi taze kahve gibi…
Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine askla ve sefkatle davranarak hayata kendi tatlarini, kokularini ve renklerini katmayi basarirlar.”
Kahve taneleri gibi olabilecegimiz bir yaşam geçirmeniz dilegiyle

BABALARDAN ÇOCUKLARA NASİHAT
Hz. Adem’den oğlu Hz. Şît’e (r.anhüma): “Ey Şît! Dünyaya gönül bağlama. Her işin sonuna bakıp neticesinin nereye varacağını düşün. Bir işe başlayacağın zaman kalbine sıkıntı gelirse o işi bırak yapma ve hayatın boyunca sürekli danışarak iş yap.
Allah Resulü’den (sas), Hz. Fatıma’ya (r.anha): “Ey kızım! nefsini su ile pak eyle, lisanınla Rabbini zikreyle ki erkeğin sana baktığı zaman ferahlansın. Gözlerini de sürmele, zira sürme kadınların ziynetidir. Ey Fatıma! Allah katında kabul edilen ibadetler yap. Çünkü kıyamet gününde ben de seni Allah’ın azabından kurtaramam.”
Hz. Ali (ra): Ey oğul! Her şeyden önce Allah’tan kork. Bütün emirlerini yerine getir. Onu anmakla kalbini yaşat. İpine sımsıkı sarıl. Cimri ile arkadaş olmaktan sakın. Çünkü o kendisine en fazla ihtiyaç duyduğun anda senden uzaklaşır. Fasıkla arkadaş olmaktan sakın. Çünkü o, çok değersiz şeye seni satar.
Abdülkadir Geylani (ra): “Ey evlat! Önce nefsine öğüt ver. Onu yola getir. Sonra başkalarını, senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var. Gözlerin bir adım ötesini görmüyor. Körleri neyinle yola getirmek sevdasındasın.”
Lokman Hekim (as): “Ey oğulcuğum! İnsanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez. Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt, çünkü seslerin en çirkini elbette merkeplerin sesidir. (Lokman Suresi/17-19)
İmam-ı Gazali (ks): “Ey oğul! Bilmediklerini öğrenmek istiyorsan, ilk önce bildiklerinle amel etmelisin. Allah vergilerinin en hayırlısı akıl ve ilim olduğu gibi, musibetlerin en kötüsü de ahmaklık ve cehalettir.”
Mevlânâ Celaleddin Rûmi (ks): Ey oğul! Eğer düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istiyorsan, kırk gün onun iyiliğini ve hayrını söyle. Göreceksin ki o düşman, senin en yakın dostun olacaktır. Çünkü gönülden dile, dilden de gönüle yol vardır.
İbrahim Edhem (ks): “Ey oğul! Vakitlerin en şereflisi olan gençlik çağı, amellerin en faziletlisi olanlar için harcanmalıdır. İşbu ameller mukaddes yüce Hakk’ın ibadet ve taatidir.
Şeyh Edebali (ks): “Ey oğul! Caniler arasında alime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı!.. Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.”

HOCANIN TALEBESİNE NASİHATI
1656-1734 yılları arasında yaşamış ve ömrünü medreselerde ve ilim meclislerinde geçirmiş ülkemizin büyük âlimleri arasında anılagelen Hoca Fakirullah isminde bir zat vardır. Bu zat Siirt/Tillo’da ömrünü geçirmiştir. Hoca Fakirullah hazretleri aynı zamanda Doğu Anadolumuzda yetişen ünü dünyaya yayılmış olan büyük alim Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin (1703-1781) de hocasıdır.
Şimdi sizlere Hoca Fakirullah hazretlerinin Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ne (Allah c.c. her ikisinden de razı olsun) yaptığı nasihatlerden bir bölümünü istifadenize sunuyorum. O, şöyle dedi:
• Ey Molla (talebem) İbrahim Hakkı, Allah-u Teâlâ’ya bütün arzularını sana vermesi için yalvardım. Allah-u Teâlâ’nın, bütün maksatlarına kavuşturacağını ümit ederim.
• Tevekkül etmek,
• Teslim olmak,
• Sabretmek,
• Rıza göstermek, Allah (c.c.)’a varan yolun esaslarıdır.
• Sabrın başlangıcı çok acı, sonu bal gibi tatlıdır.
• Allah-u Teâlâ’dan râzı olandan Allah (c.c.) râzı olur. Kazâya rıza, evliyanın (Allah dostunun) şânındandır.
• Sevgiliden gelen sıkıntı bahşiştir. Bahşişi kabul etmemek hatadır.
• Allah (c.c.) bir kulun mârifet sahibi olmasını isterse, kendi nûrunu o kulunun kalbine koyar ve kul o nur ile Rabbini tanır.
• İbadetlerin en üstünü, Müslümanlara din ilmi öğretmektir. İlimlerin en üstünü de namaz ilmidir. Çünkü o, mü’minin mirâcıdır. Sen farzları vaktinde, sünnetleri ile birlikte kıl. Mümkünse cemaati kaçırma.
• Netice, hep hayrı ve iyiliği tavsiye etmek, insanlarla iyi geçinmek, Yaratana gerçek kul olabilmektir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri hocasının bu nasihatlarını tutmuş olmalı ki, günümüzde yazdığı eserleri hâlâ tazeliğini koruyor. “Marifetname”sinin bulunmadığı hemen hemen hiçbir Müslüman evi yoktur. Eserleri okundukça hem kendisine hem de hocalarına sadaka-i câriye nehirleri gürül gürül akıyor. Böyle biri olabilmek Allah’ın kuluna en büyük lütuflarından biridir.
Âlimlerimizin eserleri okuyanlara hep birer nasihat oluyor.
İnsanın her zaman nasihate ihtiyacı vardır. Nasihatsız kalan helâke sürüklenir. İnsanoğlu nisyan (unutmak) ile mâlüldür. Çabuk unutur. İşte bundan dolayı sık sık nasihat edilmelidir. Âdem (a.s.) cennette yüce Mevlâmız’ın tenbihini unutması, bizim ise haydi haydi unutup hak yoldan sapabileceğimizi ifade eder. Bunun için hakikatleri sık sık tekrarlıyarak anlatmak zorundayız. Hatta birbirimize tenbihlerimizi duyurabilmek için zeminler hazırlayıp fırsatlar kollamalıyız. Bunun için ücret talep etmek, menfaatlenmeden bilgiyi ketmetmek Allah (c.c.)’nün gadabına sebep olur. Böyle bir hâl hem insanı hem de insanlığı helâke götürür.

DÜNYANIN ÄNSANLARA NASÄHATI
Üzerimde ; gezip dolaşıyorsun!
İçimde ; hareket edemeyeceksin!
Üzerimde ; günah işlersin!
İçimde ; hesap vereceksin!
Üzerimde ; gülüyorsun!
İçimde ; ağlayacaksın!
Üzerimde ; neşelenirsin!
İçimde ; mahzun olacaksın!
Üzerimde ; mal topluyorsun!
İçimde ; pişman olacaksın!
Üzerimde ; haram yiyorsun!
İçimde ; kurtlar seni yiyecek!
Üzerimde ; hile yapıyorsun!
İçimde ; zelil olacaksın!
Üzerimde ; sevinçlisin!
İçimde ; üzüntüye düşersin!
Üzerimde ; ışıkta geziyorsun!
İçimde ; karanlığa düşersin!
Üzerimde ; herkesle berabersin!
İçimde ; yalnız kalacaksın
Şu 4 şeyin değerini ancak aşadaki 4 kimse bilebilir
1. Gençliğin değerini ancak yaşlılar bilir.
2. Huzurun değerini ancak bela çekenler bilir.
3. Sağlığın değerini ancak hastalar bilir.
4. Hayatın değerini ancak ölüler bilir.

Toplam 186 sayfa, 116. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030114115116117118120130140...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.