10

Ağustos
2012

MBST HAC İLMİHAL ÖZETİ ve SINAV TERİMLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  1.075 Kez Okundu

ÖZET HAC İLMİHALİ VE DİNİ TERİMLER
-Kur’ân’da bildirildiğine göre (Bakara, 2/127) Kâ’be, Hz.İbrahim ve oğlu Hz.İsmail (a.s.) tarafından inşa edilmiştir.
-Hicretin 9. yılında nazil olan Âl-i İmrân suresinin 97. âyeti ile hac Müslümanlara farz kılınmıştır.
-Bu yıl, Hz. Ebûbekir’i hacemîri olarak görevlendiren Hz. Peygamber (a.s.), hicretin 10. y›-lnda yüz bini aşan sahâbî ile birlikte hac yapmıştır.
-Peygamberimizin yapt›ğ› bu hacca, son hacc› olduğu ve sahabîlerle vedalaşt›ğ› için “Veda Hacc›”; Müslümanlara hac ibadetinin bütünhükümlerini hem nazarî olarak bildirdiği, hem de pratik olarak gösterdiği için “Belağ Hacc›”, hacc›n farz k›l›nmas›ndan sonrailk hacc› olmas› dolay›s›yla da “İslâm Hacc›” denilmiştir.
-Hac ibadeti; hicretin 9. y›l›nda farz k›l›nm›şt›r. Farz oluşu Kitap, sünnet ve icmâ-› ümmet ile sabittir.
- HACCIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI
1. Müslüman Olmak
2-Ak›ll› olmak
3. Buluğa Ermiş Olmak
4. Özgür Olmak
5. Ekonomik Yönden İmkân Sahibi Olmak:Al-i İmrân suresinin 97. âyetinde hacc›n “gücü yetenlere”farz olduğu bildirilmektedir. Peygamberimiz (a.s.), “gücü yetmeyi”
az›k ve binit ile izah etmiştir.
6. Sağl›kl› Olmak
7. Yol Güvenliğinin Bulunmas›
8. Hacc›n farz olduğunu bilmek
9. Hacc›n Eda Edildiği Vakte Yetişmek
10. Kad›nlar›n can, mal ve namus güvenliğinin sağlanm›ş
olmas›
11. Eşi ölmüş veya boşanm›ş kad›nlar›n iddet süresini doldurmuş
olmalar›
-HACCIN GEÇERLİ OLMASININ ŞARTLARI
1. İhrama girmek
2. Hacc› belirlenen zaman içinde yapmak:Bilinen hac aylar›; şevval ve zîlkâde aylar› ile zîlhicce ay›n›n ilk 10 günüdür.76
2. Hacc› belirlenen zaman içinde yapmak:Bilinen hac aylar›; şevval ve zîlkâde aylar› ile zîlhicce ay›n›n ilk 10 günüdür.76
3. Hac menâsikini belirlenen mekanlarda yapmak:Hac menâsikinin yap›ld›ğ› mekanlar; Metaf, Mes’a, Arafat,Müzdelife ve Mina’d›r.
- HÜKMÜ İTİBARİYLE HACCIN ÇEŞİTLERİ
Farz, vacip ve nafile olmak üzere üç çeşit hac vard›r.
1. Farz Hac
2. Vacip Hac
3. Nafile Hac
-

EDASI İTİBARİYLE HACCIN ÇEŞİTLERİ
1. İfrad Hacc›
2. Temettu Hacc›
3. K›ran Hacc›
Temettu ve K›ran Hacc› Yapman›n Şartlar›
- Hacceden kimsenin âfâkî olmas›
- Umre ve hacc›n her ikisinin ayn› y›l›n hac aylar›nda yapılması
- Hac aylarında yap›lan umreden sonra memlekete dönülmemesi
- En Fazîletli Hac :Hangi hacc›n daha fazîletli olduğu konusunda farkl› rivayetler nedeniyle81 mezhep imamlar› ihtilaf etmişlerdir. Şâfiî ve Malikî mezheplerine göre ifrad hacc›, Hanefî mezhebine göre k›ran hacc›, Hanbelî mezhebine göre temettu hacc› daha fazîletlidir
- Hacc›n Müstakil Farzlar› (Şartlar› Ve Rükünleri) :Hanefî mezhebine göre hacc›n farzlar› bir şart ve iki rükünden ibarettir. Bunlardan ihrama girmek hacc›n şart›, “Arafat’ta vakfe yapmak” ve “Kâ’be’yi tavaf etmek” ise hacc›n rükünleridir.

HACCIN VACİPLERİ
Hacc›n vaciplerini iki grup alt›nda toplamak mümkündür: Hacc›n müstakil vacipleri, hacc› oluşturan menâsikin kendi içindeki vacipleri.
- Hac›n Müstakil Vacipleri: Hanefî Mezhebine göre hacc›n müstakil vacipleri şunlardır
1. Sa’y yapmak
2. Müzdelife’de vakfe yapmak
3. Şeytan taşlamak
4. Saçlar› t›raş etmek veya k›saltmak
5. Veda tavaf› yapmak.
- Hac Menâsikinin Kendi İçindeki VacipleriBir de hacc›n her bir menasikine ait vacipleri vard›r ki bunlar›
n her biri ilgili bölümlerde aç›klanacakt›r.Vaciplerden biri terk edilirse hac sahih olur ancak terkinden dolay› ceza gerekir, telafi edilirse ceza düşer.
- HACCIN SÜNNETLERİ:Hacc›n sünnetlerini iki grup alt›nda toplamak mümkündür:Hacc›n müstakil sünnetleri, hacc› oluşturan menâsikin kendi içindeki sünnetler.
- Müstakil Sünnetler
1. Kudum tavaf›
2. Mekke, Arafat ve Mina’da hutbe okunmas›.
3. Arefe gecesi Mina’da gecelemek
4. Bayram gecesi Müzdelife’de gecelemek
5. Bayram günlerinde Mina’da kalmak. (Diğer mezheplere
göre vaciptir)
- Hac Menâsikinin Kendi İçindeki Sünnetleri:Hac menâsikinin kendi içindeki sünnetleri ilgili k›s›mlarda anlat›lacakt›r.
- İHRAMIN FARZLARI:Hanefi mezhebine göre ihram›n iki farz› vard›r: Niyet etmek ve telbiye getirmek.Telbiye; Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre, ihram›n sünneti;Mâlikî mezhebine göre vacibidir. Dolay›s›yla bir kimse hacca veya umreye niyet etse fakat telbiye getirmese ihrama girmiş say›l›r.94
- İhrama Girilecek Yerler:İhrama girilecek yerler, kişilerin oturduklar› yerlere göre farkl›l›k arz eder. Bu yerler, “Harem”, “H›ll” ve “Âfâk” olmak üzere üç bölgedir.
1. Harem Bölgesi Mekke-i Mükerreme’yi çevreleyen Harem bölgesinin s›n›rlar›n› ilk defa Cebrail’in rehberliğiyle Hz. İbrâhim belirlemiş, s›-n›rlar› gösteren işaretler daha sonra Hz. Peygamber taraf›ndanyenilenmiştir. Bu s›n›rlar›n Kâ’be’ye en yak›n›, Mekke’ye 8 km.
mesafede Medine istikametinde “Ten‘îm”; en uzak olanlar› iseTâif yönünde “Ci‘râne” ve Cidde istikametinde Hudeybiye yak›nlar›nda “Aşâir”dir. Diğerleri; Irak yolu üzerinde “Seniyyetülcebel”,Yemen yolu üzerinde “Edâtü Libn” ve Arafat s›n›r›nda
“Batn-› Nemîre”dir.
2. H›ll Bölgesi:“H›ll”; harem bölgesini çevreleyen, Zülhuleyfe, Cuhfe, Karn,Yelemlem ve Zât-› Irk ad›ndaki yerleşim yerlerini birleştiren itibâri daire ile harem s›n›rlar› aras›nda kalan bölgedir.Bu bölgeye “h›ll” ad›; harem bölgesinde haram olan davran›şlar›n burada helal olmas› sebebiyle verilmiştir.H›ll bölgesinde bulunanlar (H›llîler), umre ve hac içinbulunduklar›
yerde ihrama girerler.
3. Âfâk Bölgesi
Afâk”, “ufuklar” anlamına gelir. Ufuk, insan›n bulunduğu yeregöre uzağ› temsil ettiği için Mekke’ye uzak ve hıll d›ş›nda kalan bölgelere “âfâk” ismi verilmiştir. Bu bölgede yaşayanlara
“âfakî” denir.Hangi maksatla olursa olsun harem bölgesine girecek olan âfâkîlerin Mîkat sınırlarında ihrama girmeleri gerekir.İhrama girme yeri olarak belirlenmiş olan bu beş nokta şunlardır:
a) ZÜLHULEYFE
b) CUHFE
c) KARN
d) YELEMLEM
e) ZÂT-Ü IRK
- TAVAF:Sözlükte bir şeyin etraf›nda dönmek ve dolaşmak anlam›na gelen “tavaf”; bir hac terimi olarak; Hacer-i Esved’in hizas›ndan başlayarak Kâ’be’nin etraf›nda yedi defa dönmek demektir.Bu dönüşlerin her birine şavt denir. Tavaf›n, Kâ’be’nin etraf›nda yap›lmas› gerektiği şu âyet-i kerimeden anlaş›lmaktad›r:.“Ve Beyt-i Atîk’i (Kâ’be’yi) tavaf etsinler”.
-

 

TAVAFIN ÇEŞİTLERİ
Hükmü itibariyle farz, vacip, sünnet ve nafile olmak üzere dört çeşit, uygulamas› itibariyle “kudûm”, “ziyaret”, “veda”,“umre”, “nezîr”, “nafile” ve “tahiyyetü’l-mescîd” olmak üzere yedi çeşit tavaf vard›r.
a) Kudûm Tavaf›:olarak; “ifrad hacc›” yapanlar›n Mekke’ye vard›klar›nda yapt›klar› ilk tavaft›r. Bu tavaf›n yap›lmas› sünnettir.
b) Ziyaret Tavaf›:Ziyaret veya diğer ad›yla ifâza tavaf›, hacc›n rüknüdür.“Ve Beyt-i Atîk’i (Kâ’be’yi) tavaf etsinler”119 âyetinde kastedilenin, bu tavaf olduğu hususunda din bilginleri aras›nda görüş birliği vard›r. Ayette geçen “Tavaf etsinler” emri genel bir ifade olduğu için, Mekkeli olan ve olmayan her hac› aday›n›n mutlaka bu tavaf› yapmas› gerekir.
- Ziyaret Tavaf›n›n Geçerli Olmas›n›n Şartlar›:
1. Arafat vakfesinin yap›lm›ş olmas›,
2. Belirli vaktinde yap›lmas›.
- Ziyaret Tavaf›n›n Vakti:Kurban bayram›n›n ilk günü fecr-i sad›ğ›n doğmas› ile başlar.Daha önce yap›lmas› halinde geçerli olmaz. Çünkü bayram›n ilk gecesi fecrin doğuşuna kadar olan zaman, asl›nda Arafat vakfe-
c) Veda Tavaf›:Âfâkî hac›lar›n Mekke’den ayr›lmadan yapmalar› gereken
son tavafa veda veya sader (ayr›lma) tavaf› denir. “Sader” kelimesi ayr›lma anlam›na gelir.
Veda tavaf›, hacc›n aslî vaciplerinden biridir.
d) Umre Tavaf›:Umre tavaf› bütün mezheplere göre umrenin farzlar›ndan biridir.Bu tavaf›n ilk dört şavt› rükündür. Yedi şavta tamamlanmas› ise vaciptir. Umre tavaf›n›n vakti, umre
ihram›na girilmesinden sonra başlar. Son vakti için bir s›n›r yoktur. Umre ihram›nda iken her hangi bir vakitte yap›labilir.129
e) Nezir Tavaf›:Kâ’be’yi tavaf etmeyi adayan kimsenin bu adağ›n› yerine ge-tirmesi vaciptir. Nezredilen tavaf belli bir zaman ile kay›tlanm›ş ise bu kayda uyulmas› gerekir.
f) Nafile Tavaf
g)Tahiyyetü’l-Mescid Tavaf›:Kudûm, ziyaret, umre, veda ve nezir tavaf› yapmak durumunda
olmayan kimselerin Mescid-i Haram’a her gittiklerinde “Tahiyyetü’l-Mescid” tavaf› yapmalar› müstehapt›r. Yukar›da say›lan tavaflardan birinin yap›lmas› halinde bu tavaf,
“Tahiyyetü’l-Mescid” tavaf› yerine de geçer.131
- TAVAFIN GEÇERLİ OLMASININ ŞARTLARI
a) Niyet
b) Tavaf› Belirlenen Vakitte Yapmak:Kudûm tavaf›, hac ihram›na girdikten sonra ve Arafat vakfesinden
c) Tavaf› Kâ’be’nin çevresinde ve Mescid-i Haram’›n içinde yapmak.
d) Tavaf›n en az dört şavt›n› yapmak.
- TAVAFIN VACİPLERİ
a) Tavaf› abdestli yapmak
b) Tavaf› Avret Mahalli Örtülü Olarak Yapmak
c) Teyamün:“Teyamün” sağdan yapmak demektir.Hacer-i Esved’in bulunduğu köşe Kâ’be’nin sağ taraf› kabul edilir. Dolay›s›yla tavaf, Kâ’be’nin sağ›ndan, sol omuz Kâ’be’ye dönük olarak yap›l›r.
d) Tavaf›n İlk Şavt›na Hacer-İ Esved’in Hizas›n› Geçmeden Başlamak:Tavaf edecek kimsenin, tavafa Hacer-i Evsed’in hizas›n› geç-meden başlamas› vaciptir. Hacer-i Esved’in hizas›n› geçtikten sonra tavafa niyet ederse bu şavt geçerli olmaz.142
e) Tavaf› Yürüyerek Yapmak
f) Tavaf› Hatim’in D›ş›ndan Yapmak
g) Tavaf› Yedi Şavta Tamamlamak
h) Tavaf Namaz› K›lmak:Her tavaftan sonra iki rekat tavaf namaz› k›l›n›r. Tavaf namaz› tavaf›n vacibi değil müstakil bir ibadettir. Bu sebeple terkinden dolay› dem gerekmez. Ancak bu namaz› k›lmayan kimse, günahkâr olur.

 

- TAVAFIN SÜNNETLERİ
a) Tavafa başlarken Hacer-i Esved veya hizas›na “Rükni Yemânî” taraf›ndan gelmek ve Hacer-i Esved’in hizas›nda tavafa başlamak.
b) Tavaf›n başlang›c›nda ve her şavt›n sonunda Hacer-i Evsedi istilâm etmek.
c) Remel yapmak:Remel, koşmaks›z›n çal›ml› ve süratli bir şekilde yürümektir.
d) Izt›ba yapmak:Izt›ba”; omuzlara al›nan “rida”n›n bir ucunu sağ koltuk alt›ndan geçirip sol omuz üzerine at›p sağ omuzu ve sağ kolu aç›k b›-rakmak demektir.
e) Tavaf› mümkün Oldukça Kâ’be’nin Yak›n›nda Yapmak
f) Müvâlât:Tavaf›n şavtlar›n›, ara vermeden peş peşe yapmak sünnettir.
Cenaze namaz› veya nafile bir namaz k›lmak için tavafa ara vermek mekruhtur.
g) Duâ etmek:Tavaf esnas›nda istenilen dua yap›labileceği gibi Kurân-› Kerim de okunabilir. Ancak Peygamber efendimizin okumuş olduğu dualar› okumak daha fazîletlidir.
h) Tavaf› Huşu İle Yapmak:Tavaf eden kimse, ibadet halinde bulunduğunun bilincinde
olmal›, huşua ayk›r› davran›şlardan kaç›nmal›d›r.
ı) Tavaftan Sonra Zemzem İçmek
i) Vücutta, Elbisede ve Metafta Necaset Bulunmamas›
- SA’Y:Sözlükte; iş yapmak, yürümek ve koşmak anlamlar›na gelen “Sa’y”; hac ibadeti ile ilgili bir terim olarak, hac veya umre için yap›lan bir tavaftan sonra, Mescid-i Haram’›n doğu taraf›nda bulunan Safa ve Merve tepeleri aras›nda, Safa’dan başlayarak dört
kere gidip üç kere gelmek demektir.

- SA’YİN FARZLARI (ŞARTLARI VE RÜKÜNLERİ)
. Hac Sa’yini, İhrama Girdikten Sonra Yapmak
Hacc›n sa’yini, kurban bayram›n›n 1, 2 ve 3. günlerinde (10,
11 ve 12 Zilhicce) yapmayan kimse daha sonra ülkesine dönmeden
sa’yini yapabilir, her hangi bir ceza da gerekmez.
c) Geçerli Bir Tavaftan Sonra Yapmak
. Sa’yi Safa ve Merve tepeleri aras›nda yapmak.
. Sa’ye Safa Tepesinden Başlay›p Merve Tepesinde Bitirmek.
. Sa’yin En Az Dört Şavt›n› Yapmak:Sa’yin ilk dört şavt›n› yapmak rükün, yediye tamamlamak ise vaciptir. Bir şeyin yar›s›ndan fazlas› o şeyin tamam› hükmündedir.
Bu itibarla en az dört şavt yapan kimse sa’yi yapm›ş say›l›r. Geri kalan şavtlar yap›lmazsa her şavt için bir sadaka-i f›- t›r gerekir. Sa’y bütünüyle terk edilirse dem gerekir.
- SA’YİN VACİPLERİ
a) Gücü Yeten Kimsenin Sa’yi Yürüyerek Yapmas›
b) Sa’yi Yedi Şavta Tamamlamak:Sa’yin şavtlar›n› yediye tamamlamak vaciptir. Dördüncü şavttan sonra terk edilen her şavt için sadak-i f›t›r gerekir.173
c) Umre’nin Sa’y’ini İhraml› Olarak Yapmak:Umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren kimsenin, umre sa’yini, umre tavaf›ndan sonra ihramdan ç›kmadan önce yapmas› vaciptir.Bir kimse umre tavaf›n› yapt›ktan sonra Sa’y yapmadan önce t›-raş olup ihramdan ç›kar,
Umre’nin Sa’y’ini ihrams›z olarak yaparsa dem gerekir.
d) Safa ile Merve Aras›ndaki Mesafenin Tamam›n› Yürümek:Safa ile Merve aras›ndaki
mesafe eksik b›rak›lmadan yürünmelidir.Yürünen mesafenin toplam› 4 tam şavt› tamaml›yorsa Sa’y geçerlidir.Ancak eksik b›rak›lan her şavt için sadaka-i f›t›r gerekir.(*)
-

 ARAFAT VAKFESİ
“Arafat”, Mekke’nin 25 km. güney doğusunda ova görünümünde düz bir alan›n ad›d›r. Doğu, kuzey ve güneyi dağlarla çevrilidir.Hz. Adem ile Havva’n›n cennetten indirildikten sonra buluştuklar› yere “Arafat”, buluştuklar› güne “arefe” denilmiştir.178
Arafat, H›ll bölgesinde Harem s›n›rlar› d›ş›nda kal›r. Harem s›n›r› ile Arafat aras›nda Urene vadisi, Arafat’›n ortas›nda “Cebel-i Rahme” (rahmet dağ›), bat›s›nda Nemîre Mescidi vard›r.
Hacc›n aslî rüknü olan vakfe, Arafat’ta yap›l›r. Sözlükte belirli bir yerde bir süre kalmak anlam›na gelen “vakfe”; bir hac terimi olarak, hac yapma niyetiyle ihrama girmiş olan bir kimsenin Zîlhicce ay›n›n 9. günü zevalden sonra Arafat’ta bir müddet kalmas› demektir.
Arafat vakfesi yap›lmadan hac ibadeti yerine getirilmiş olmaz.Şu âyetler, Arafat vakfesine işaret etmektedir:“Arafat’tan ayr›l›p (Müzdelife’ye) ak›n edînce Meş’ari Haramda Allah’ı
an›n”.“Sonra insanlar›n ak›n ettiği yerden (Arafat’tan) siz de ak›n edin…
Kureyşliler daha önceleri Müzdelife’de vakfe yaparlar, Harem ehli olduklar› gerekçesiyle Arafat vakfesi yapmazlard›.Yüce Allah bu âyet ile Arafat’ta vakfe yap›lmas›n› kesin olarak
emretmiştir. Peygamberimiz (a.s) da “Hac, Arafat’t›r” buyurmuştur.
Arafat vakfesinin şartlar›, vacipleri, sünnet ve müstehaplar› vard›r.
1. Arafat Vakfesinin Rüknü:Arafat vakfesinin bir rüknü vard›r, o da Arafat s›n›rlar› içerisinde
belirlenen zaman diliminde k›sa bir süre bulunmakt›r.
2. Arafat Vakfesinin Geçerli Olmas›n›n Şartlar›:Arafat vakfesinin geçerli olmas›n›n üç şart› vard›r:
a) Hac için ihrama girmiş olmak
b) Vakfeyi Arefe günü (9 Zilhicce) güneşin zeval noktas›na
gelmesinden kurban bayram›n birinci günü (10 Zilhicce) fecr-i sad›ğa kadar olan süre içinde yapmak.
c) Vakfeyi Arafat’ta yapmak. Arafat s›n›rlar› d›ş›nda yap›lan vakfe geçerli olmaz.
3. Arafat Vakfesinin Vacibi :Arefe günü gündüz Arafat’a ç›km›ş olanlar›n güneş bat›ncaya
kadar Arafat’ta beklemeleri vaciptir.Peygamberimiz (a.s.), güneş bat›ncaya kadar Arafat’ta beklemiştir.
4. Vakfenin Yap›lacağ› Yer:Urene vadisi187 hariç Arafat’›n her taraf› vakfe yeridir. Peygamberimiz (a.s.),“ Arafat’›n her yeri vakfe yeridir” “(Ancak) Urene Vadisi’nden uzak durun” buyurmuştur.Urene vadisi, Harem s›n›r› ile Arafat aras›ndaki mevkidir, Arafat’a
dahil değildir.
- Vakfenin Yap›lacağ› Zaman:Vakfenin yap›lacağ› zaman, Arefe günü (9 Zilhicce) güneşin
zevalinden sonra başlar, kurban bayram›n birinci günü (10 Zilhicce) fecr-i sad›ğa kadar devam eder.
-. Arafat Vakfesinin Sünnetleri
a) Arefe günü sabah› güneş doğduktan sonra Mina’dan Arafat’a hareket etmek.
b) Zeval vaktinden önce Arafat bölgesinde bulunmak.
c) Mümkünse vakfe için gusletmek.
d) Öğle namaz› öncesinde Nemîre Mescidi’nde hutbe okunmas›.
e) Oruçlu olmamak.
f) Vakfe esnas›nda abdestli ve k›bleye yönelik bulunmak.
g) Mümkün olduğu kadar vakfeyi “Cebelü’r-Rahme” denilen tepenin yak›n›nda yapmak.
h) Öğle vakti olunca öğle ve ikindi namazlar›n› birleştirerek k›lmak (cem‘-i takdîm).
i) Gün boyunca, Kur’an okumak, telbiye, zikir, tehlîl, tekbir, tespih, dua ve istiğfar gibi ibadetleri çokça yapmak.
-

 MÜZDELİFE VAKFESİ:“Müzdelife”200, Arafat ile Mina aras›nda Harem s›n›rlar› içinde
bir bölgenin ad›d›r. Mina ile Müzdelife aras›nda “Muhass›r Vadisi”, Müzdelife s›n›rlar› içerisinde Kuzeh dağ› üzerinde “Meşar-i Harem” ad›nda bir tepe vard›r.
Akşam ile yats› namaz› cem edilerek k›l›nd›ğ› için Müzdelife bölgesine “cem’” ( ) ismi verilmiştir.201Kur’an-› Kerîm’de Müzdelife vakfesine,
– Müzdelife Vakfesinin Rüknü:Müzdelife s›n›rlar› içerisinde belirlenen zaman diliminde k›-
sa bir süre bulunmak veya buradan geçmek rükündür.Bir kimse bilerek veya bilmeyerek, uyan›k veya uyuyarak,ay›k veya bayg›n, oturarak, yürüyerek veya vas›ta içerisinde, ab-destli veya abdestsiz, cünüp, adetli ve loğusal›, niyetli veya niyetsiz olarak Müzdelife Vakfesini yapsa vacip yerine getirilmiş olur.205
- Müzdelife Vakfesinin Geçerli Olmas›n›n Şartlar›
a) Hac İçin İhraml› Olmak
b) Arafat Vakfesini Yapm›ş Olmak
c) Vakfeyi Müzdelife S›n›rlar› İçinde Yapmak
d) Vakfeyi Belirli Zaman İçinde Yapmak
3. Müzdelife Vakfesinin Vacipleri:Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre Müzdelife’de akşam ve yats› namazlar›n› ister münferit ister cemaatle olsun, yats›
vakti içinde cem’-i te’hîr ile k›lmak vâciptir. Abdullah ibn Hanefî mezhebinden Ebû Yusuf ile Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre Müzdelife’de akşam ile yats› namazlar›-n› cem-i te’hîr ile k›lmak sünnettir.
- MİNA’DA YAPILAN GÖREVLER:“Mina”, Müzdelife ile Mekke aras›nda Harem s›n›rlar› içinde bir bölgenin ad›d›r.Kurban bayram› günleri (Zilhicce 10, 11, 12 ve 13) Mina’da şeytan
taşlama, kurban kesme ve t›raş olmak üzere 3 görev îfa edilir.Fecr-i sad›k’a kadar veya gecenin çoğunu Müzdelife’de geçirmek Hanefîlere göre sünnet; Şafiî ve Hanbeli’lere göre va-cip; Malikîlere göre gecenin herhangi bir saatinde k›sa bir sürede olsa bulunmak vacip, fecr-i sad›k’a kadar gecelemek ise sünnettir.*

- REMY-İ CİMAR:Sözlükte küçük taşlar atmak anlam›na gelen “remy-i cimar”, bir hac terimi olarak “cemerat” diye adland›r›lan belli yerlere belli zamanda ve belli say›da taş atmak demektir. Yüce Allah, İbrahim Peygambere, oğlu İsmail’i kurban etmesini emrettiğinde şeytan bu emri yerine getirmelerine engel olmaya
çal›şm›şt›. Bunun üzerine Hz. İbrahim, eşi Hacer ve oğlu İsmail, şeytan›n bu tuzağ›n› fark edip onu taşlam›şlard›. İşte “remy-i cimar”, bu olay› sembolize etmektedir. Burada şeytana karş› direniş ve protesto söz konusudur.Şeytan taşlama vazifesi, Mina’da Kurban bayram› günlerinde îfa edilir. Şeytan taşlama ittifakla hacc›n aslî vaciplerinden biridir.” Bu görevin terk edilmesi dem gerektirir. Şeytan taşlama günlerinde Mina’da gecelemek sünnettir.
Mina’da şeytan›n taşland›ğ› “Cemerat” diye an›lan üç yer
vard›r.
1. “Cemre-i Suğrâ” (Küçük Cemre): Mescid-i Hayf taraf›ndad›
r. Bu cemreye halk aras›nda “Küçük Şeytan” denir.
2. “Cemre-i Vustâ” (Orta Cemre): Mekke cihetinde Küçük
Cemreden sonra 150 m. mesafede yer al›r. Bu cemreye halk aras›
nda “Orta Şeytan” denir.
3. “Cemre-i Akabe” (Büyük Cemre): Mina’n›n Mekke istikametindeki
s›n›r›nda yer al›r. Bu cemreye halk aras›nda “Büyük
Şeytan” denir.
-

Remy-i Cimar’›n Vakti, Hükmü Ve Uygulanmas›:Cemrelere taş atman›n zaman›, kurban bayram› günleridir.Bu günlerin ilkine “Yevm-i Nahr” (Kurban Kesme Günü), kalan üç güne ise “Eyyam-› Teşrik” (Teşrik Günleri) denir. İlgisi nedeniyle bu günler, “Eyyam-› Mina” (Mina
Günleri) olarak da an›-l›r.
- HEDY:Hac ve umre ile ilgili olarak kesilen kurbanlara “hedy” denir.Yüce Allah’›n hoşnutluğunu kazanmak maksad›yla harem bölgesine veya Kâ’be’ye hediye edildikleri için bu kurbanlara “hedy” ad› verilmiştir.
a) Hedy Kurban› İle Yükümlü Olanlar:Temettu ve k›ran hacc› yapanlar ile ihram yasaklar›na veya hacla ilgili baz› kurallara ayk›r› davrananlar “hedy” kurban› kesmekle yükümlüdürler. İfrad hacc› ve umre yapanlar, bir ihram yasağ›n› yahut hac veya umrenin vaciplerinden birini terk etmedikleri takdirde “hedy” kurban› kesmekle yükümlü değildirler.Ancak isterlerse Allah r›zas› için nafile hedy kesebilirler.
b) Hedyin Çeşitleri
Hedy, vacip ve nafile olmak üzere iki k›s›md›r.
- Vacip Olan Hedy
Vacip olan hedy kurban› beş çeşittir.
1. Temettu Ve K›ran Hedyi:Temettu ve k›ran hacc› yapan kimselerin kesmekle yükümlü
olduğu kurband›r.“Kim umre yap›p (ihramdan ç›karak) hacca kadar (ihraml›
ya yasak olan şeylerden) yararlan›rsa, kolay›na gelen kurban›
kesmesi gerekir”235 anlam›ndaki âyette kastedilen “hedy”, temettu
hacc› yapan kimselerin kesmekle yükümlü olduğu kurband›r.
2. Ceza Hedyi
3. İhsâr Hedyi
4. Fevât Hedyi
5. Adak Hedyi:Harem bölgesinde kesilmek üzere adanan kurband›r.
- Nafile Hedy
Hac veya umre maksad›yla Mekke’ye giden kimsenin, yükümlü
olmad›ğ› halde Allah r›zas› için kestiği kurband›r.
-

Hedyin Kesim Zaman›
1. Adak hedy ile nafile hedyin kesim zaman›, Kurban bayram› n›n birinci günü güneşin doğmas›ndan sonra bayram namaz› n›n akabinde başlar ve bayram›n dördüncü günü güneşin bat›-ş›na kadar devam eder. Bu süre içinde gece ve gündüz kesilebilir.Zaman›nda kesilmeyen adak hedyinin kaza edilmesi vaciptir.Zaman›nda kesilmeyen nafile hedy kaza edilmez.
2. Ceza hadyinin kesim zaman›; ihlalin gerçekleşmesiylebaşlar.
3. Fevât Hedyi, hacc›n kaza edildiği zamanda kesilir.
4. Temettu ve K›ran Hedyinin zaman›;Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Mâlikî ve Hanbelî
mezheplerine göre temettu ve k›ran hedyinin kesim zaman›, kurban bayram›n›n ilk günü fecr-i sad›ktan itibaren başlar. Bu kurban› bayram›n üçüncü günü güneş bat›ncaya kadar kesilmesi sünnettir. Bu süre içerisinde kesilmeyip daha sonraya ertelenmesi mekruh ise de ceza gerekmez.Ebû Hanîfe’ye göre ise bu hedyin kesim zaman›, kurban bayram›n›n ilk günü fecr-i sad›ktan itibaren başlar. Bu kurban›n bayram›n üçüncü günü güneş bat›ncaya kadar kesilmesi vaciptir. Bu süre içerisinde kesilmemesi durumunda biri kazâ, biri de
ceza olarak iki kurban kesmek gerekir.
- Kurban Yerine Oruç:Temettu veya k›ran hedyi kesmesi vacip olan ancak kurbanl›k hayvan bulamayan veya bulup da sat›n alacak imkân› olmayan kimselerin, üç gün hac esnas›nda, yedi gün de hacdan sonra olmak üzere toplam 10 gün oruç tutmalar› gerekir. Konuyla ilgili
ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktad›r: “Kim umre yap›p (ihramdan ç›karak) hacca kadar (ihraml›ya yasak olan şeylerden) yararlan›rsa, kolay›na gelen kurba-n› kesmesi gerekir. (Kurban alma imkân›) bulamayan kimse üçü hacda yedisi de döndüğünüzd(memleketinizde)
- Udhiye Kurban›:Udhiye; Hanefilere göre ak›ll›, ergen, mukim ve dinen zengin say›lan; Şafiî, Malikî ve Hanbelilere göre mukim veya misafirher müslüman›n kesmekle yükümlü olduğu bir ibadettir. Hükmü İmam Evzaî, İmam Sevri, İmam Ebu Hanife, İmam Muhammed,İmam Züfer, bir rivayete göre İmam Ebu Yusuf ile İmam Malik ve Caferilere göre vaciptir. İmam Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel ve Malikiler ile bir rivayete göre İmam Ebu Yusuf’a göre müekked sünnettir.Dinen zengin olan müslüman Hacta ister mükim, ister misafir olsun Hanefi ve Malikilere göre udhiyye kurban› kesmekle yükümlü değildir.Şafiî ve Hanbelilere göre hacta dinen zengin olan müslümanlar udhiye kurban› kesmekle yükümlüdür. (Başnefer, 160-161) Hz.Aişe (r.anha) Hz. Peygamberin Mina’da eşleri ad›na bir s›ğ›rudhiye kurban› kestirdiğini söylemiştir. (Müslim, Hac, 119)Buna göre udhiye kurban› kesmek isteyen zengin müslümanbu kurban› Mekke’de kesebileceği gibi memleketinde de kestirebilir.
- Kurban Etleri:Hanefî ve Malikîlere göre temettu ve k›ran hacc› yapan kimseler
kestikleri hedy kurbanlar› ile nafile olarak kesilen kurban etlerinden kurban kesenler yiyebilirler. Ceza kurbanlar›n›n etlerine yiyemezler.Şafiî ve Hanbelîlere göre ise sadece nafile kurban kesenler bu karban›n etinden yiyebilirler. Temettu K›ran ve Ceza kurban›
kesenler bu kurban›n etlerinden yiyemezler. Çünkü Temettu ve K›ran hacc› yapanlar›n kestikleri kurbanlar da ceza kurban› hükmündedir.
-T›raş Olman›n Zaman› :Hacda saçlar› t›raş etme veya k›saltman›n zaman›, bayram› n ilk günü fecr-i sâd›ktan sonra başlar.Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Şâfiî ve Hanbelî
mezheplerine göre bayram›n ilk üç gününde t›raş olmak veya saçlar› k›saltmak sünnettir. Geciktirilmesi mekruh ise de ceza gerektir-mez. Ancak t›raş olmad›kça ihramdan ç›k›lm›ş olmaz ve ihram yasaklar› devam eder.Ebû Hanîfe’ye göre, bayram›n üçüncü günü güneş bat›ncaya kadar t›raş olmak veya saçlar› k›saltmak vaciptir. Geciktirilmesi
durumunda dem gerekir.
-Umrede saçlar› t›raş etme veya k›saltman›n vakti,:sa‘y’den sonrad›r.
- Saçlar› T›raş Etmenin veya K›saltman›n Yeri:Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre, ister hac, ister umre için olsun, saçlar› t›raş etmenin veya k›saltman›n yeri Harem bölgesidir. Harem bölgesi d›ş›nda yap›lan t›raş geçerli ise de vacip terk edildiği için dem gerekir.Ebû Yûsuf ile Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre, bu vecîbenin Harem bölgesinde yap›lmas› sünnettir.
- T›raş Edilecek Veya K›salt›lacak Saç›n Miktar›:Saçlar›n t›raş edilmesi ve yak›salt›lmas›nda vacip olan miktar,baş›n en az dörtte biridir. Baş›n sadece dörtte birinde veya daha az k›sm›nda saç varsa, hepsinin t›raş edilmesi veya k›salt›lmas› gerekir.253Saçlar›n tamam›n›n t›raş edilmesi veya k›salt›lmas› ise sünnettir.Erkeklerin saçlar›n› t›raş ederken veya
k›salt›rken sakal ve b›- y›klar›ndan da biraz almalar› müstehapt›r. Saç› olmayanlar›n t›raş aletini başlar›n›n üzerinde dolaşt›rmalar›vaciptir.
- T›raş İle Diğer Menâsik Aras›nda Tertip:Peygamber efendimiz veda hacc›nda bayram sabah› Akabe cemresini taşlad›ktan sonra Mina’ya dönmüş, kurbanlar›n› kesmiş, sonra t›raş olmuştur. Ayn› günü Kâ’be’ye gitmiş ve ziyaret tavaf›n› yap›p Mina’ya geri gelmiştir.258Taş atma, kurban kesme ve t›raş olma menâsiki aras›nda Peygamber efendimizin takip ettiği s›raya uyman›n vacip veya sünnet oluşu konusunda müçtehitler farkl› görüşler ortaya koymuşlard›r.Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebine göre tertibe uymak sünnettir. Bu tertibe uyulmad›ğ› takdirde her hangi bir ceza gerekmez Ebû Hanîfe’ye göre, bunlar›n ilk üçünde Hz. Peygamber’in takip ettiği s›raya uymak vaciptir. Aksi halde dem gerekir. Ancak,ifrad hacc› yapanlar›n nâfile olarak kurban kesmeleri durumunda tertibe uymalar› vacip değil, sünnettir.

- İhramdan Ç›kma (Tahallül) :Saçlar›n t›raş edilmesi veya k›salt›lmas› ile ihramdan ç›k›lm›ş
olur. İhramdan ç›k›nca, elbise giyme, koku sürünme, saç, sakal, b›y›k ve t›rnak kesme gibi ihram yasaklar› sona erer. Buna “tehallül”
denir.Hacda biri cinsel ilişki d›ş›ndaki yasaklar›n, diğeri ise, cinsel ilişki yasağ›n›n kalkmas› olmak üzere iki çeşit “tehallül” vard›r.
1. İlk Tahallül
Cinsel ilişki d›ş›ndaki ihram yasaklar› bayram›n birinci günü t›raş olmakla sona erer.
2. İkinci Tehallül:Cinsel ilişki dahil olmak üzere ihram yasaklar›n›n tamam›yla
ortadan kalkmas› demektir. İkinci tehallül, ziyaret tavaf›n›n da yap›lmas›yla gerçekleşir.
- İHSAR:Sözlükte engellemek ve al›koymak anlam›na gelen “ihsar”,bir hac terimi olarak, hac veya umre için ihrama giren kimsenin, her hangi bir sebeple, ihram›n gereğini -umre için tavaf›, hac içinArafat vakfesini ve ziyaret tavaf›n›- yerine getirmesinin engellenmesi
demektir. Engellenen bu kimseye “muhsar” denir.
- BEDEL HACCININ MEŞRUİYYETİNİN DELİLLERİ:Başkas› ad›na hac yapman›n meşru oluşu şu hadislere dayanmaktad›r:“Has’am kabilesinden bir kad›n Veda Hacc› y›l›nda Resulullah’›n yan›na gelerek; “Ey Allah’›n Resulü; Allah’›n hac ibadetini kullar›na farz k›lan emri babama binek üzerinde duramayacak derecede yaşl› iken ulaşt›. Babam›n yerine ben hac yapsam, olur mu?” diye sordu; Resülullah “Evet” diye cevap verdi.287
İbni Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir:“Cüheyne kabilesinden bir kad›n Resulullah’a gelerek şöyle dedi:
-Annem hac yapmay› adad› fakat hac yapamadan öldü. Onun yerine ben hac yapay›m m›? Resülullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi.-Evet, onun yerine hac yap. Annenin borcu olsayd› onu ödemez
miydin? Allah’a olan borçlar›n›z› da ödeyin. Çünkü Allah’a olan borç ödemede önceliklidir.”
-

BEDEL İÇİN VASİYETTE BULUNMANIN HÜKMÜ:Bir kimse kendisine haccetmek farz olduğu y›l, hacca gitmek üzere yola ç›kar da hacc› tamamlamadan ölüm yatağ›na düşerse,
ölmeden önce vasiyette bulunmas› farz değildir. Fakat,kendisine hac farz olduğu y›l hac yapmay›p sonraki y›llarda memleketinde veya yolculuğunda ölen kimsenin, ad›na hac yap›
lmas›n› vasiyet etmesi farz olur.
– BEDEL YOLU İLE HAC YAPMANIN ŞARTLARI:Bedel yoluyla hac yapma konusunda gözetilmesi gereken bir tak›m şartlar vard›r. Bunlar› şöyle s›ralayabiliriz:
1.Vekil olarak hacca gönderilecek kimsenin müslüman ve
ak›ll› olmas›.
2. Vekilin, müvekkil ad›na hac yapmaya niyet etmesi
3. Sağ olan müvekkilin vekile hac yapmas›n› bizzat söylemesi
4. Müvekkile hacc›n önceden farz olmuş olmas›
5. Vekil için ücret şart koşulmuş olmamas›
6. Vekilin masraflar›n›n tamam› yahut da çoğu müvekkilin
mal›ndan karş›lanmas›
9. Vekilin, hacc› bizzat kendisinin yapmas›
- NAFİLE HACDA VEKALET ŞARTLARI:Nafile hacc›n vekalet yolu ile yap›labilmesi için; vekilin müslüman, ak›ll›, mümeyyiz olmas› ve kim ad›na nafile hac yap›l›-yorsa niyeti onun için yapmas› şartt›r. Vekalet yoluyla nafile hac yap›lmas› için bunlardan başka bir şart aranmaz. Çünkü nafile ibadetlerde hareket alan› daha geniştir.
Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre nafile hacda vekaletin geçerli olmas› için vekilin kendi ad›na farz hacc› yapm›ş olmas›şartt›r. 314
-HAC VE UMREDE KURALLARA AYKIRIDAVRANIŞLAR VE CEZALARI
Hac ve umre ibadetlerinin edas›yla ilgili olarak ihraml› ve ihrams›z iken uyulmas› gereken kurallar vard›r. Bunlara uyulmamas› çeşitli cezalar gerektirir.Hac ve umre ile ilgili cezalar; hac ve umrenin vaciplerini terketmekten doğan cezalar ve ihram yasaklar›n› ihlal etmekten doğan
cezalar olmak üzere iki k›sma ayr›l›r.

HAC VE UMRENİN VACİPLERİNİ TERK ETMENİN
CEZALARI:Hacc›n veya umrenin farzlar›n›n (rükün ve şartlar›n›n) yerine getirilmemesi halinde yap›lan hac veya umre geçerli olmaz.Farzlar› ihlalin başka bir şeyle telafisi mümkün değildir.Hacc›n veya umrenin vaciplerinden birinin terk edilmesi durumunda hac veya umre fasid olmaz ise de mazeret olmadan terk edilmesi tahrimen mekruhtur.Mazeret olmadan terk edilen veya zaman›nda yap›lmayan hervacip için dem gerekir.315Sadece umreyi veya sadece hacc› ilgilendiren bir vacibin terkedilmesi sebebiyle tek ceza gerekir.Hac veya umrenin biri “mustakil (aslî)” diğeri de her bir menasikinvacibi (fer’î) olmak üzere iki çeşit vacibi vard›r.
Bu vaciplerden birinin, bir mazeret bulunmaks›z›n terk edil-mesi halinde dem gerekir. Bir mazeret sebebiyle terk edilirse herhangi bir ceza gerekmez.
-Hacc›n Mustakil / Aslî Vacipleri Şunlard›r:
a) Sa’y,
b) Müzdelife vakfesi,
c) Remy-i cimar (Şeytan taşlama),
d) Saçlar› t›raş etme veya k›saltma,
e) Veda tavaf›,
Sa’y, t›raş olma ve saçlar› k›saltma ayn› zamanda umrenin de
vaciplerindendir.
-Bu müstakil vaciplerin d›ş›nda hac ve umre menasikinebağl› (fer’î) vacipler de vard›r. Bu vaciplerin de bir mazeret olmaks› z›n terk edilmesi halinde dem gerekir.
-Hac, Mekke’deki Kâ’be, Safa-Merve, Mina, Müzdelife ve
Arafat olmak üzere kutsal mekanlarda Peygamberimizin öğrettiği
şekilde îfa edilen bir ibadettir.
-UMRE:Sözlükte; ziyaret etmek, uzun ömürlü olmak, evi mamur etmek,
bir yerde ikâmet etmek, korumak, mal› çok olmak ve Allah’a
kulluk etmek anlamlar›ndaki “a-m-r” kökünden türeyen
“umre”; bir hac terimi olarak belirli bir zamana bağl› olmaks›-
z›n ihrama girip tavaf ve sa‘y yapt›ktan sonra t›raş olup ihramdan
ç›karak yap›lan bir ibadettir.
- UMRENİN HÜKMÜ:Müslüman›n ömründe bir defa umre yapmas› Hanefî ve Mâlikî
mezheplerine göre müekked sünnet, Şâfiî390 ve Hanbelî391 mezhebine göre ise farzd›r.
- UMRENİN FARZLARI (ŞARTI VE RÜKNÜ)
Umrenin iki farz› vard›r; ihrama girmek ve Kâ’be’yi tavaf etmek.
İhrama girmek şart›, Kâ’be’yi tavaf etmek ise rüknüdür.
- UMRENİN VACİPLERİ:Umrenin iki vacibi vard›r. Safa ile Merve aras›nda sa’y
yapmak ve saçlar› t›raş ettirmek veya k›saltmak.İhram yasaklar›na uymayan veya bir vacibi terk eden kimseye dem gerekir.
- Ebû Lübabe, ikinci Aka’be biat›nda bulunmuş, Hz. Peygamber taraf›ndan kabilesine temsilci tayin edilmiş Medineli bir sahabidir.Eskiden müttefikleri ve komşular› olan Kureyza oğullar›n›n muhasara edildiği s›rada onlara,
teslim olmalar›n›n ölüm anlam›na geleceğini işaret etmiş, daha sonra yapt›ğ›na pişman olmuş, tövbe etmiş ve Resülullah’›n yan›na gelmeden doğruca mescide giderek farz namazlar ve tabii ihtiyaçlar› d›ş›nda, affedilinceye
kadar çözdürmemek üzere kendini bir direğe bağlam›şt›.Yiyip içmeden alt› gün bu direkte bağl› olarak kald›ktan sonra, affedildiğini bildiren ayet inince bizzat Hz. Peygamber taraf›ndan çözüldü. Bugün o
direğin yerinde bulunan sütün “Üstuvânetü Ebî Lübâbe” (Ebû Lübâbe Sütunu) veya Üstüvânetü’t-Tevbe” (Tövbe Sütunu) diye an›lmaktad›
- Peygamber Efendimiz, ilk zamanlarda Mescide hutbe okuyacağ› zaman bir hurma kütüğünün üzerine ç›kard›. Daha sonralar› haz›rlanan minber üzerinde hutbe okumaya başlay›nca kütük ağlay›p inlemeye başlam›ş, Hz.
Peygamber minberden inerek onu eli ile s›vazlayarak teskin etmişti. (Buhârî, Cumu’a, 26; I,220) işte o hurma kütüğünün yerindeki sütün “elÜstüvânetü’l- Hanne” (Ağlayan Sütün) diye an›lmaktad›r.
- MEDİNE’DEKİ BAZI MÜBAREK MEKANLAR
1. Kuba Mescidi.
.2. Cuma Mescidi
3. Baki’ Mezarl›ğ› (Cennetü’l-Bakî’)
4. Mescidü’l-K›bleteyn (İki K›bleli Mesci
5. Uhut Şehitliği

SINAV  İÇİN DİNİ TERİMLER
1-İmâmeyn: İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed için kullanılır.
2-Tarafeyn. İmâm-ı A’zam ile İmam Muhammed için kullanılır.
3-Şeyhayn: İki şeyh, iki reis, iki büyük imâm demektir. İmâm-ı A’zam ile
İmam Ebû Yusuf için kullanılır. En büyük iki halife anlamında Hazret-i Ebû
Bekr ile Hazret-i Ömer için de kullanılır.
4-Sekaleyn: İnsanlar ve cinler için kullanılır. Bu iki topluluğa da peygamber
olarak gönderildiği için Peygamberimiz Hz. Muhammed’e Rasûlü ’s-Sekaleyn
denir. Cin ve insanlara fetvâ verene de, Mü ftiyü’s-sekaleyn denir. (Şeyhü ’lİslâm İbni Kemalpaşa).
5-Temizlik: Görünü r kir ve pisliklerin giderilmesi “necâsetten tahâret”, abdestsizlik
durumunun kaldırılması ise “hadesten tahâret” olarak adlandırılır.
6-Mâsivâ: Allah’ın gayrısından temizlenme.
7-Hades: Hükm kirlilik.
8-Necîs: Dînen kir ve pis.
9-Hanefîler’e göre tavuk, kaz gibi kü mes hayvanlarının
dışkıları “necâset-i galîza” (ağır pislik), sığır, koyun, geyik gibi dört ayaklı
hayvanlarınla ise “necâset-i hâffe” (hafif pislik) olarak nitelendirilir.
İstincâ; temizlik yani büyük abdest bozulduktan sonra dışkı ve idrar
yollarında yapılacak dışkı, idrar vb. temizliğidir.
10-İstinkâ; taharetlenirken hiç
pislik kalmadığına kanaat getirinceye kadar temizlenmek, ayrıca erkeklerin
istibrâ yapmasıdır.
11-İstiskâ: Yağmur yağması için istiğ farda bulunup, duâ etmek demektir. 12-Özürlü kimseye mâzûr-mâzûre denilir.
13-Sünnet Namazlar; Vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sü nnetleri
(revâtib) ifade etmekte,
14-Nâfile Namazlar
ise düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah’a yakınlaşmak
ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazları (reğaib) ifâde
etmektedir.
15-Namazın Farzları (Şurûtü’s-salât)
16-Erkânü’s-Salât: (Rükunları)
17-Kişinin
kendi isteği ve fiili ile namazdan çıkması da
(hurûc bi sun’ih) Ebû Hanîfe’ye gö re bir rükündür.
18-İsfâr: Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınmasıdır.
19-Taglîs: İkinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken sabah namazını kılmak.
20Tuma’nîne: Rükûduruşunda bir müddet beklemek.
21-Kavme: Rükûdan doğrulup, secdeye varmadan önce uzuvları sâkin oluncaya
değin bir süre kıyam vaziyetinde beklemek.
22-Tıvâl-i mufassal: Uzun sûreler olarak anılır. Hucurât sûresi ile Bürûc
sûresi arasındaki
sûreler bu grupta yer alır.
23-Evst-i mufassal: Orta uzunluktaki sû relere de denir. Bürûc sûresi ile Beyyine
sûresi arasındaki sûreler bu grupta yer alır.
24-Kısâr-ı mufassal: Kısa sûreler diye anılır. Bunlar Beyyine sûresinden
Nâs
sûresine kadar olan sûrelerdir.
25-Tahmîd: Semia’llahülimen hamideh” dedikten sonra, “Rabbenâ leke’lhamd”
demek.
26-Müfsidât-ı salât: Namazı bozan şeyler.
27-Amel-i kesîr: Çok veya aşırı bir davranışta bulunmak demektir.
28- Ezân okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde
ses biraz daha yükseltilir. Buna teressül veya irtisâl denilir. Kâmet ise
duraklama yapmaksızın serî okunur. Buna da “hadır” denilir.
29-Namazı yalnız kılana münferid, imâma uyarak kılana muktedî denilir.
İmama uyan kişi (muktedî) için üç ayrı durum söz konusu olabilir. İmama
uyan kişi ya “müdrîk” ya “lâhik” ya da “mesbûk”tur.
30-Müdrîk: Namazı tamamen imâmla birlikte kılan kimseye denir.
31-Kuvvetli alacak (deyn-i kavî)
32- Orta kuvvette alacak (deyn-i mutavassıt)
33- Zayıf alacak (deyn-i zaîf)
34- Nisâb: Gümüşte nisap miktarı 200 dirhem, altında 20 miskâl, hayvanlarda
5 deve, 30 sığır, 40 koyun, toprak ürünlerinde ise (cumhûra göre) 5 vesktir (=buğdayda 653 kg.). Ebû Hanîfe’ye göre ise toprak ürünlerinin azı daçoğu da zekâta tâbidir. Toprak ürünlerinin zekâtında nisâb aranmaz.
35-Yıllanma: Havelânü ’l-havl.
36- Mâl-i müstefâd: Önceden yok iken sonradan ferdin mülkiyetine geçen maldır.
37- Rikâz: Rikâz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında
Bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli
maden ve eşyayı eder.
38- Senenin çoğunu meralarda otlayarak geçiren hayvanlara Sâime denilmektedir.
Bunun karşılığı olarak yemle beslenen hayvanlara “ma’lûfe”, ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan hayvanlara da “âmile” adı verilmektedir.
39- Zekâtın Sarf Yerleri::
1. Fakirler ve Miskinler, 2. Âmiller, 3. Müellefe-i
Kulûb, 4. Rikâb, 5. Borçlular, 6. Fî Sebîlillah, 7. İbnü ssebîl
40- İhrâm, kişinin kendini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurtarışının sembolü
dür.
41-Menâsik: Hac ibâdeti içinde yer alan ve bir kısmı sembolik davranışlardan
ibâret olan fiiller.
42- Bedel: Hac için bedel (nâib) tutmaya “ihcâc”; bedel tutan kimseye “âmir”,“menûb” veya “mahcûcun anh” denir. Ayrıca bedel gönderilen kimseye “me’mûr”, yol masrafı olarak verilen mal veya paraya “nafaka” ve haccı ifsâd
etmesi hâlinde nafakayı geri ödemesine “tazmîn” adı verilmektedir.
43- İhrâma giren kişiye “muhrim” (ihrâmlı) denir.
44- Harem Bölgesi. En yakını, Mekke’ye 8 km. mesafede Medîne istikametinde“Ten’îm”; en uzak olanları ise Tâif yö nünde “Ci’râne” (Şi’bü A l-i Abdullah)ve Cidde istikametinde Hudeybiye yakınlarında “Aşâir”dir. Diğerleri ise, Irak yolu ü zerinde “Seniyyetülcebel”, Yemen yolu üzerinde “Edâtü Libn” (Hüseyniye) ve Arafat sınırında “Batn-ı Nemîre”dir.
45- Mekkeliler hac için Harem bölgesi sınırları içinde; umre için ise Hil bö lgesine
çıkarak meselâ Ten’îm veya Arafat gibi Harem bölgesi dışındaki bir yerde
ihrama girerler.
46- Hil Bölgesi. Hil bölgesi, Harem bö lgesi ile Mîkât yerleri arasındaki yerlerdir.Bu bölgede ikâmet edenlere Mîkâtî veya Hillî denir. Hillî, Hil bölgesinde yaşayan kişi anlamındadır
47-Ahvâl-i Şahsiyye: Şahsın hukûku.
48-Hidâyet-i Mürşîde: Yol gösterici hidâyet.
49-İcmâ: İcmâ müctehidlerin şer’îbir meselenin hükmüne dair görüşlerini aynı yönde olmak üzere tek tek açıklamaları yoluyla meydana gelebileceği gibi (sarîh icmâ), şer’îbir mesele hakkında bir veya birkaç mü ctehid görüş belirttikten sonra, bu görüşten haberdâr olan o devirdeki diğer müctehidlerin açıkça aynı yönde kanaât belirtmemekle birlikte îtirâz beyânında da bulunmayıp sükût etmeleri sûretiyle de (sükûtî icmâ) oluşabilir.
50-Istıslâh (Mesâlih-i Mürsele)
51-İslâm Öncesi Şerîatler: Hz. Muhammed’den ö nceki ilâhî dinlerin hükümlerinden (şer’ü men kablenâ)
52-İmâmeyn: İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed için kullanılır.
53-Tarafeyn. İmâm-ı A’zam ile İmam Muhammed için kullanılır.

54-Şeyhayn: İki şeyh, iki reis, iki büyük imâm demektir. İmâm-ı A’zam ile İmam Ebû Yusuf için kullanılır. En büyük iki halîfe anlamında Hazret-i EbûBekr ile Hazret-i ö mer için de kullanılır.
55-Sekaleyn: İnsanlar ve cinler için kullanılır. Bu iki topluluğa da peygamber olarak gönderildiği için Peygamberimiz Hz. Muhammed’e Rasûlü’s-Sekaleyn denir. Cin ve insanlara fetvâ verene de, Mü ftiyü ’s-sekaleyn denir.
56-Temizlik: Görünür kir ve pisliklerin giderilmesi “necâsetten tahâret”, abdestsizlik
durumunun kaldırılması ise “hadesten tahâret” olarak adlandırılır.
57-Mâsivâ: Allah’ın gayrısından temizlenme.
58-Hades: Hükmî kirlilik.
59-Necîs: Dînen kir ve pis.
60-Ağız ve burun temizliği (mazmaza ve istinşâk).Suile iyice ovmak (delk).
Allah’ın farz kıldığ ı (mektûbe) namazlar,
61-Hz. Peygamber’in sünnetiyle sâbit olan (mesnûn) namazlar,
62-Sünnet Namazlar; Vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sünnetleri (revâtib) ifâde etmekte,
63-Nâfile Namazlarise düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazları (reğaib) ifâde etmektedir.
64-Namazın Farzları (Şurûtü’s-salât)
65-Erkânü’s-Salât: (Rükunları)
66-Kişininkendi isteği ve fiili ile namazdan çıkması da(hurûc bi sun’ih)
67-İsfâr: Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınmasıdır.
68-Taglîs: İkinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken sabah namazını kılmak.
69-Fey-i zevâl: Güneşin tam tepe noktada iken cismin yere düşen gölge uzunluğu.
70-Şürûk zamanı: Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman(40-45 dakika).
71-Vakt-i istivâ: Güneşin tam tepe noktasında olduğu zaman.
72-Tahmîd: Semia’llahülimen hamideh” dedikten sonra, “Rabbenâ leke’lhamd”demek.
73-Müfsidât-ı salât: Namazı bozan şeyler.
74-Teheccüt namazı, kuşluk namazı, evvâbîn namazı, tahiyyetü ’l-mescid, küsûfve hüsûf namazları (Güneş ve Ay tutulması esnasında namaz) gibi.
75-Kasr: Namazın kısaltılması,
76-Cem’: İki namazın bir vakitte kılınması.
77-Vaktinde kılınamayan namaza fâite çoğulu fevâit denir.
78-Vitir Arapça’da çiftin karşıtı olan “tek” anlamındadır
79-Her Ay Üç Gün O ruç. “eyyâm-ı bîd” Her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmak.
80-Hanefî mezhebine göre toprak ürünlerinin zekâta tâbî olabilmeleri için üzerlerinden bir yılın geçmesi (havl)
81-Rikâz: Rikaz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifâde eder.
82-Mevât (işlenmemiş, sahipsiz) topraklarda veya sahibi bilinmeyen topraklar.
83-Yemle beslenen hayvanlara “ma’lûfe”, ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan
hayvanlara da “âmile” adı verilmektedir.
84-Bedel: Hac için bedel (nâib) tutmaya “ihcâc”; bedel tutan kimseye “âmir”,“menûb” veya “mahcûcun anh” denir. Ayrıca bedel gönderilen kimseye
“me’mûr”, yol masrafı olarak verilen mal veya paraya “nafaka” ve haccı ifsâd etmesi hâlinde nafakayı geri ödemesine “tazmîn” adı verilmektedir.
85-İhrâma giren kişiye “muhrim” (ihrâmlı) denir.
86-Füsûk: Tâatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.
87-Cidâl: Başkalarıyla tartışmak, hakâret ve kavga etmek.
88-Kâbe’nin etrafında tavâf yapılan yere “metâf” (tavâf alanı) denir.
89-Sa’y yerine “Mes’a” denir.
90-“Eyyâm-ı nahr” ve “eyyâm-ı Mina” denilen Zilhiccenin 10-11 ve 12. günleridir.
91-İhsâr, hac veya umre yapmak üzere ihrâma girdikten sonra, herhangi bir
92-Akîka Kurbanı: Esasen akîka, Arapça’da yeni doğan çocuğ un başındaki saçın adıdır.
93-Keffâret kelimesi sö zlü kte “örten, gizleyen” anlamına gelir. Dînî bir terim olarak ise, “işlenen bir kusur ve gü nahtan dolayı Allah Teâlâ’dan af ve mağfiret dilemek niyetiyle yapılan, cezâ özelliği de bulunan bir tür mâlî ve bedenî ibâdet”tir.
94-ADAK:Arapça’da nezir (nezr) diye ifâde edilen adak fıkıh dilinde, “bir kimsenin
dînen yükümlü olmadığ ı ibâdet cinsinden bir şeyi kendisi için vâcip kılması”nı ifâde eder
95-Behîmetü ’l-en’âm: En çok yenmesi mutat olan koyun, deve ve sığır gibi türlerdir.
96-Dövme (veşm) yaptırma, başta
97-Dişlerin güzellik için törpülenerek seyrekleştirilmesi (teflîc) de hadîste yasaklanmıştır.
Nikâh anında belirlenmişse buna mehr-i müsemmâ, belirlenmemişse buna da mehr-i misil denir.
98-Ric’î Talâk: Kocaya yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme
imkânı veren boşama türüne, dö nülebilir boşama anlamında “ric’î talâk”denir.
99-Bâîn Talâk: Kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikâhla dönme imkânı veren boşanma
100-Sünnî Talâk: Boşama, Kur’ân’daki genel ilkelere ve Hz. Peygamber’in bu
yö ndeki açıklama ve tavsiyelerine uygun olarak yapılıp yapılmadığına göre
101-Sü nnî talâk, bid’î talâk şeklinde de tasnîf edilmektedir.
102-Bid’î Talâk: Bid’at tâbiri, Sünnet’in mukâbili ve zıddı olarak da kullanılmakta olduğundan burada bid’î talâk, Sü nnet’e aykırı biçimde gerçekleştirilen boşamayı ifâde etmektedir.
103-Îlâ: Kocanın dört ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına dâir yemin etmesi veya bu içerikte bir nezirde bulunmasına îlâ denilir.
104-Hidâne: İslâm hukûkunda çocukların bakım ve yetiştirilmesine denilir.
105-Ferâiz İlmi: Mîrâs hukû kunun klâsik İslâm hukû k literatüründeki adıdır.
106-Ecîr-i Hâs: Yapılan iş sözleşmesi;işçinin belli bir süre zarfında işveren içinçalışmasını konu alıyorsa, yani işçinin belli bir zaman biriminde hâsıl edeceği emeğini işverenin emrine tahsîs etmesi gerekiyorsa, bu işçi ecîr-i hâs olarak adlandırılır.
107-Ecr-i Misl; tarafsız bilirkişilerin, işçinin fiilen harcadığı emeğe biçtikleri değerdir.
108-Tağrir ise, akid yapılırken taraflardan birinin söz ve davranışı ile diğer tarafı kasten aldatmasını ifâde eder.
109-Gabn-i Fâhiş: Aldanmanın aşırı ve belirgin olması.
110-Gabn-i Yesîr: Aldanmanın basit ve önemsiz olması.
111-Rehin verene râhin, rehin alana mürtehin, teslim alınan mala da merhûn
veya rehin denilir.
112-İstiâze: Sözlükte, sığ ınmak, korunmak anlamındadır
112-Tıvâl-i Mufassal: Hucurât’tan Burûc’a kadar,
113-Evsat-i Mufassal: Buruc’tan Beyyine’ye kadar,
114-Kısâr-i Mufassal: Beyyine’den sona kadardır.
115-Sebeb-i Nüzûl: Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl (inme) sebebi. (esbâb-ı nüzûl)
116-Sebeb-i Vürûd: Hadîs-i Şerîfler’in vârid olma, söylenme sebebi.

117-Mücmel-Mübeyyen: Mânâsı kapalı lafızları ihtivâ eden â yetlere mücmel,
mücmel â yetleri açıklayan â yetlere de mübeyyen â yet denir.
118-Mübhem-Muhkem: Üstü kapalı anlatım. Açık ifâdeli âyetler.
119-Müteşâbih: Birden fazla anlama gelen ifâdeler.
120-Garîbu’l-Kur’ân: Farklı lehçelerde kullanılan kelimeler.
121-Müşkilü’l-Kur’ân: Kelimelerin anlaşılma güçlüğ ü.
122-iknâ etmek, muhâtabın delillerini çü rütmek.
123-Vücûh – Nezâir: Eş sesli kelimelere vücûh; farklı anlamlı kelimelere de nezâir denir.
124-Emsâlu’l-Kur’ân: Özlü ifâdeler.
125- Âfâk Bölgesi. Harem ve Hil bö lgelerinin dışında kalan yerlere Âfâk denir.
126- Füsûk: Tâatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.
127-Cidâl: Başkalarıyla tartışmak, hakâret ve kavga etmek. Her zaman yasak
olan bu tür davranışlardan, ihrâmlı iken daha çok sakınmak gerekir.
128- Hanefîler’e göre haccın ihrâm, Arafat vakfesi ve ziyaret tavâfı olmak
üzere üç farzı vardır.
129- Kâbe’nin etrafında tavâf yapılan yere “metâf” (tavâf alanı) denir.
130- Sa’y: Sa’y Hanefî mezhebine göre hac ve umrenin vâciplerinden, diğer üç
Mezhebe göre ise haccın rükünlerindendir. Sa’y yerine “Mes’a” denir.
131- İlk Tehallül: Hanefî mezhebinde, cinsel ilişki dışındaki ihrâm yasaklarının
kalkmasını sağlayan ilk tehallül ancak saçların tıraş edilmesi veya kısaltılması
ile olur.
132- İkinci Tehallül: Cinsel ilişki dâhil bütün ihrâm yasaklarının kalkması
demektir.
133- “Eyyâm-ı nahr” ve “eyyâm-ı Mina” denilen Zilhiccenin 10-11 ve 12. günlerinde
Mina’da kalmak ve orada gecelemek Hanefîler’e göre sünnet, diğer üç
mezhepte ise vâciptir.
134- Şer’î hüküm açısından hac; farz, vâcip ve nâfile olmak üzere üç çeşittir.
135- İhrâmlı iken Harem bölgesinde yapılması yasak olan şeylerin yapılmasına
cinâyet denir.
136ihrâma girdikten sonra, herhangi bir
sebeple tavâf ve vakfe yapma imkânının ortadan kalkması demektir.
137- Fevât, haccetmek üzere ihrama giren kişinin Arafat vakfesine yetişememesi,
vakfe süresi içinde bir an olsun Arafat’ta bulunamamasıdır

138-Teâtî: Sözlü bir irâde beyânı olmaksızın, satılmak üzere konulmuş bir şeyi alıp semenini bırakmak” demektir.
Gabin ve Tağrir Yasağı: Gabin (gabn) kelimesi, İslâm hukûk terminolojisinde genelde iki taraflı akidlerde karşılıklar arasında, özelde ise alım satımda satılan şeyle fiyatı arasında değer yönünden farklılık ve dengesizliği ifâde eder. Buna göre bir mal, değerinin çok üzerinde bir fiyata satın alındığında müşteri, değerinin çok altında satıldığında ise satıcı gabne mârûz kalmış olur. Tağrir ise, akid yapılırken taraflardan birinin söz ve davranışı ile diğer tarafı kasten aldat¬masını ifâde eder.
139-Gabn-i Fâhiş: Aldanmanın aşırı ve belirgin olması.
140-Gabn-i Yesîr: Aldanmanın basit ve önemsiz olması.
141-Müzâraa: (Zirâî ortakçılık) Bir tarafın arâzî, di¬ğer tarafın da emek ile katıldığı ve çıkacak ürünün belli bir oran üzerinden paylaşıldığı ortaklık türüdür.
142-Müsâkât: Bahçe sahibi ile bağ ve bahçeye bakıp bunları sulayacak emek sahibi arasında yapılan ve elde edilecek ürünü belli bir oran üzerinden paylaşmayı konu alan ortaklığın adıdır.
143-Âriyet Akdi: Bir kimseye bedelsiz olarak belli bir süre kullanmak üzere bir malın verilmesini konu alan bir sözleşme türüdür. İğreti sözleşmesi de denir.
144-Karz: Bedeli iâde edilmek şartıyla verilen şey de¬mektir.
145-Vedîa: Fıfıkıhta bir kimseye koruması için bir malın emânet edilmesi akdini ve bu şekilde emânet edilen malı ifâde eden bir terimdir.
146-Lukata: Buluntu mal.
147-Îne Satışı: Bir malın belli bir fiyat karşılığında vâdeli olarak satılıp, satılan fiyattan daha düşük bir fiyatla geri satın alınmasıdır. Aynı işlemin, araya üçüncü bir kişi sokularak yapılması da îne satışı kapsamında değerlendirilmektedir.
148-Hisbe: İslâm toplumlarında genel ahlâkı ve kamu düzenini koruma ve denetleme faaliyetini ve bununla görevli resmî kuruluşu ifâde eder. Bu işle görevli memura da genelde muhtesip adı verilir.
148-Vakıf: Kaynağını iyilik ve hayırda yarışmayı, Allah yolunda harcamada bulun¬mayı, toplumda kimsesiz, fakir ve düşkünlere yardım elini uzatmayı teşvik eden, kalıcı olanın da bu tür yatırımlar olduğunu bildiren âyet ve hadîsler¬den almıştır. İslâm mîmârîsinin, kültür ve medeniyetinin bir çok şâheseri bu tür gâyeleri gerçekleştirmeye mâtuf olarak kurulmuştur.
149-Hilm: Akıllı olma ve akıllıca davranma, ağır başlı olma, affetme, sabır, hoşgörü, barış ve kardeşlik, acelecilik yapıp saldırganca hareket etmekten sakınma gibi insanlarla uygarca ilişki kurmaya katkı yapan birçok erdemi birlikte ifâde eden geniş kapsamlı bir kavramdır.
150-Hikmet: bütün doğru bilgilerle güzel ya¬şayışı kapsayan bir kavram olarak tanımlanır.
151-ZENGİN: Dinen zengin sayılan kimselerin mallarından belli bir kısmını Allah Teâlâ’nın Kuran da verilmesini emrettiği kimselere vermelerine zekât denir.
152-NİSAP: Zenginliğin ölçüsü sayılan miktara nisap denir.
153-EL MİLKÜ’T-TAM: Bir mala tam olarak sahip olmak demektir.
154-ZİLYETLİK: Bir malın kişinin filen elinde olması veya onun tasarrufu altında bulunması gerekir.
155-MAL-İ DIRAR: Bir kimsenin mâlik olduğu halde yararlanması mümkün olmayan, başka bir deyimle elinden çıkıp, dış görünüş bakımından, artık geri dönmesi umulmayan mal, demektir.
156-DEYN-İ KAVİ Kuvvetli alacaklar demektir.
157-DEYN-İ MUTAVASSIT: Orta alacaklar demektir.
158-DEYN-İ ZAİF: Zayıf alacaklar demektir.
159-NEMA: Bir malın artıcı nitelikte olmasına nema denir.
GERÇEK ARTMA: Bir malın ticaretle, doğum yoluyla veya tarımla artmasıdır.
TAKDİRİ (HÜKMEN) ARTMA: Bir malın kendisinde artma imkân ve potansiyelinin bizzat bulunmasıdır.

 

160-MÜSADERE: Devletin zorla gasb ettiği mallara denir.
161-HAVELANÜ’L-HAVL Zekâtın farz olabilmesi için nisap miktarı malın üzerinden bir kameri yılın geçmesine havelanü’l-havl denir.
162-MALİ MÜSTEFAD önceden yok iken sonradan ferdin mülkiyetine geçen maldır.
163-EL-EMVALÜ’L-BATINA: Zekâtta gizlenen mallara el-emvalül-batına denir.
164-EMVALİ ZAHİRE: Açıkta olan, görebilen, saklanması kolay olmayan mallara denir.
165-ÖŞÜR: Toprak ürünlerinden alınan zekâta öşür denir.
166-RİKAZ: Maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyaya rikaz denir.
167-KENZ: Yer altında buluna definelere denir.
168-MİSKİN: Hiçbir geliri ve malı olmayan kimsedir.
169-FAKİR: Ev ve ev eşyası gibi asli ihtiyaçlarını karşılayan malı olsada geliri ihtiyaçlarını karşılamayan nisap miktarından daha az malı bulunan kimseye fakir denir.
170-NİSAB-I İSTİĞNA: müslümanların başkalarından yardım dilenmemesi için konulmuş zenginlik ölçüsüne denir.
171-AMİL: Zekât gelirlerini toplamak ve dağıtmakla görevlendirilen kişiye amil denir.
172-MÜELLEFE-İ KULUB: Kalpleri islama ısındırılmak veya kötülüklerinden emin olmak istenen kişilerdir. Bunlara zekât verilebilir.
173-GARİMİN: Hanefilere göre borcu olan ve borcundan başka Nisab miktarı malı bulunmayan kimselerdir.
174-Fİ SEBİLİLLAH: Allah yolunda olan kimselere denir. Bunlara zekât verilebilir.

175-Mülk arazi: Kişilerin malik bulunduğu ve her türlü hukukî tasarrufta bulunabildiği arazi türü Miri, öşür, harac arazi gibi kısımları vardır.
176-SAİME: Senenin yarısından fazlasında Kırlarda ve otlaklarda güdülen, nesillerinin çoğalması, süt ve yağlarının artması ve ticari gayelerle beslenilen hayvanlara Saime denir.
177-MALUFE: Yemle beslenen hayvanlara malufe denir.
178-AMİLE: Ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan hayvanlara amile denir.
179-MİRİ ARAZİ: (ARAZİYİ MİRİYE) Kuru mülkiyeti devlete, yararlanma hakkı kişilere verilen topraklar.
180-MEVKUF (VAKFEDİLEN) ARAZİ: Vakıflara tahsis edilen arazilerdir.
181-METRUK ARAZİ: Toplum yararına terk edilmiş topraklardır.
183-MEVAT ARAZİ: Kimsenin tasarrufu altında bulunmayan ve kamunun yararına terk ve tahsis edilmemiş, boş yerlere mevat arazi denir.

184-AYN: İnsanın zekât için ayırdığı ve yanında hazır bulunan malına ayn denir.
185-MÂL-İ DIMÂR Bir kimsenin sahip olduğu halde yararlanması mümkün olmayan, başka bir deyimle elinden çıkıp, dış görünüş bakımından, artık geri dönmesi umulmayan mal, demektir.
186-USUL: Bir kimsenin anne baba dede ve ninelerine verilen isimdir.
187-FÜRUA: Bir kimsenin çocuk ve torunlarına denir.
188-MELEK: Haberci,elçi,güç,kuvet.
189-CİN: Gizli,örtülü varlık,göülmeyen şey.
Cinler; insanlar gibi yerler,içerler,evlenir ve çoğalırlar,erkeklik ve dişilikleri vardır, doğar,büyür ve ölürler. Ancak cinlerin ömürleri; insanlarınkine göre epeyce uzundur.Cinler; Müslüman Cinler, Kafir Cinler diye ikiye ayrılır. Cinlerden;AyetelKürsi, Felak ve Nas okuyarak korunabiliriz.
190-ŞEYTAN: İblis. İlk şeytan cinlerdendir
191-Behîmetü ’l-en’âm: En çok yenmesi mutat olan koyun, deve ve sığır gibi türlerdir.
192-Dövme (veşm) yaptırma, başta
193-Dişlerin güzellik için törpülenerek seyrekleştirilmesi (teflîc) de hadîste yasaklanmıştır.
194-Muharremât: Evlenilmesi haram olan kadınlar
195-Nikâh anında belirlenmişse buna mehr-imüsemmâ, belirlenmemişse
buna da mehr-i misil denir.
196-Ric’î Talâk: Kocaya yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme
imkânı veren boşama türüne, dö nülebilir boşama anlamında “ric’î talâk”denir.
197-Bâîn Talâk: Kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikâhla dönme imkânı veren boşanma
198-Sünnî Talâk: Boşama, Kur’ân’daki genel ilkelere ve Hz. Peygamber’in bu
yö ndeki açıklama ve tavsiyelerine uygun olarak yapılıp yapılmadığına göre
199-Sü nnî talâk, bid’î talâk şeklinde de tasnîf edilmektedir.
200-Bid’î Talâk: Bid’at tâbiri, Sünnet’in mukâbili ve zıddı olarak da kullanılmakta olduğundan burada bid’î talâk, Sü nnet’e aykırı biçimde gerçekleştirilen boşamayı ifâde etmektedir.

200-Îlâ: Kocanın dört ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına dâir yemin etmesi veya bu içerikte bir nezirde bulunmasına îlâ denilir.
200-Hidâne: İslâm hukûkunda çocukların bakım ve yetiştirilmesine denilir.
201-KÜTÜBÜ MÜNZİLE = SEMAVİ KİTAPLAR = a)İLAHİ KİTAPLAR: İlahi kitaplar, Allah’ın KELAM sıfatı ile ilgilidir.
Hz. ADEM …..= 10 sahife
Hz. ŞİD…….= 50 ”
Hz. İDRİS…..= 30 ”
Hz. İBRAHİM…= 10 sahife
TEVRAT = AHDİ ATİK =

202-AHDİ KADİM : Kanun, şeriat ve öğreti.Hz MUSA ve İsrailoğullarına.
203-ZEBUR : Yazılı şey,Kitap. Hz. DAVUD’a. İlahi kitapların EN KÜÇÜĞÜDÜR. Zebur, yeni dini hükümler geirmemiştir. MEZMURLAR adıyla İsrailoğulları, Eski Ahid’de yazılıdır.
204-İNCİL = AHDİ CEDİD : Müjde, talim ve öğreti. Hz. İsa ve İsrailoğullarına.
205-KU’RAN : Toplamak, okumak, biraraya getirmek.
206-KUR’ANIN İÇERİĞİ : 1- İtikat, 2- İbadet, 3- Muamelat, 4- Ukubat, 5- Ahlak, 6- Nasihat ve tavsiyeler, 7- VAAD-VAİD Ceza-Mükafat), 8- İlmi Gerçekler, 9- Kıssalar, 10- Dualar.
FARK:
1- Diğer kutsal kitaplar toptan,Kur’an peyderpey indirildi. 2- Diğer kutsal kitaplar LOKAL (Yerel), Kur’an ise evrenseldir. 3- Diğer kutsal kitaplar tahrif olmuş, Kur’an tahrif olmayacaktır. 4- Diğer kutsal kitapları ezberlemek zordur, Kur’anı ezberlemek kolaydır.
207-PEYGAMBER(Fasça): Haber taşıyan, elçi.
208-RESUL- MÜRSEL (Arapça): Yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen peygamber.
209-NEBİ-ENBİYA: Yeni bir kitap ve şeriat verilmeyip, önceki peygambelein kitap ve şeriatına tabi olan petgamber.
210-RİSALET = NÜBÜVVET = PEYGAMBERLİK:
Peygamberlerde bulunan Vacip Sıfatlar:
1- SIDK-(DOĞRULUK) ZIDDI= KİZB-(Yalan Söylemek),
2- EMANET-(GÜVEİLİR OLMAK)ZIDDI= HIYANET-(Hainlik Etmek),
3- İSMET-(Günah işlememek)ZIDDI= MASİYET-(Günah işlemek),
4- FETANET-(Zeki ve akıllı olmak)ZIDDI= AHMAKLIK,
5- TEBLİĞ-(iRŞAD) ZIDDI= KİTMAN-(İrşad Etmemek,gizlemek)
211-VAHİY : Gizli konuşma,gönderme, emir,işaret, ilham
212-MUCİZE : İnsanı aciz bırakan,olağanüstü.
213-İSTİDRAC – MEUNET – KERAMET – İRHAS – MUCİZE
İSTİDRAC: Kafir ve günahkar kişilerin olağanüstü halleri.
MEUNET : Veli olmayan müslüman bir insanın gösterdiği olağanüstü haller.

KERAMET : Veli olan insanların gösterdiği olağanüstü haller.
İRHAS : Peygamber olacak şahsın, peygamber olmadan önce göstediği olaganüstü haller.(HZ. iSA’ın beşikte iken konuşması)
214-Şefeat–ŞEFEATİ UZMA : En Büyük Şefeat : Peygamberimizin Şefeati.
215-A’RAF : Dağ ve tepenin yüksek kısımları, Cennet ve cehennem arasındaki yüksek tepenin adı: 1- Herhangi bir peygamberin tebliğini duymamış olarak ölen insanlar, ve küçükken ölen müşrik çoçuklar A’raf ta bulunurlar. 2- İyi ve kötü amelleri eşit olan müslümanların cennete girmeden önce, cennetle cehennem arasında bekletileceklerdir.
216-A’RAFLIKLAR : İyi ve kötü amelleri eşit olan müslümanlardır.
217-CEHENNEM : DERİN KUYU :Kuranda cehennemin 7 ismi vardır:
1-NAR (Ateş),
2- CAHİYM (Alevleri kat kat yükselen ateş),
3- HAVİYE (Düşenlerin çoğunun geri dönmediği uçurum.),
4- SAİR (Çılgın ateş),
5- LEZA (Dumansız ve katıksız alev),
6- SAKAR (Ateş),
7- HUTAME (Obur ve kızgın ateş)
218-CENNET : Bahçe, bitki ve sık ağaçlarla örtülü yer. Cennetin 8 ismi vardır:
1- CENNETÜL ME’VA : Şehid ve mü’minlerin barınağı.
2- CENNETÜ ADN : İkamet ve ebedilik cenneti.
3- DARUL HULD : Ebedilik yurdu.
4- FİRDEVS : Herşeyi kapsayan cennet.
5- DARÜSSELAM : Esenlik yurdu.
6- DARÜL MÜKAME : Ebedi kalınacak yer.
7- CENNETÜNNAİM : Nimetlerle dolu cennet.
8- EL MAKAMÜL EMİN : Güvenli makam.

CENNETTEKİLERE HİZMET EDEN GENÇLER :
1- VİLDAN (Erkek),
2- HURİ (Kadın)
219-Ahvâl-i Şahsiyye: Şahsın hukûku.
220-Hidâyet-i Mürşîde: Yol gösterici hidâyet.
221-İcmâ: İcmâ müctehidlerin şer’îbir meselenin hükmüne dair görüşlerini aynı yönde olmak üzere tek tek açıklamaları yoluyla meydana gelebileceği
gibi (sarîh icmâ), şer’îbir mesele hakkında bir veya birkaç mü ctehid görüş belirttikten sonra, bu görüşten haberdâr olan o devirdeki diğer müctehidlerin açıkça aynı yönde kanaât belirtmemekle birlikte îtirâz beyânında da bulunmayıp sükût etmeleri sûretiyle de (sükûtî icmâ) oluşabilir.
222-Istıslâh (Mesâlih-i Mürsele)
223-İslâm Öncesi Şerîatler: Hz. Muhammed’den ö nceki ilâhî dinlerin hükümlerinden (şer’ü men kablenâ)
224-İmâmeyn: İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed için kullanılır.
225-Tarafeyn. İmâm-ı A’zam ile İmam Muhammed için kullanılır.
226-Şeyhayn: İki şeyh, iki reis, iki büyük imâm demektir. İmâm-ı A’zam ile İmam Ebû Yusuf için kullanılır. En büyük iki halîfe anlamında Hazret-i EbûBekr ile Hazret-i ö mer için de kullanılır.
227-Sekaleyn: İnsanlar ve cinler için kullanılır. Bu iki topluluğa da peygamber olarak gönderildiği için Peygamberimiz Hz. Muhammed’e Rasûlü’s-Sekaleyn denir. Cin ve insanlara fetvâ verene de, Mü ftiyü ’s-sekaleyn denir. (Şeyhü ’lİslâm İbni Kemalpaşa).
228-Temizlik: Görünür kir ve pisliklerin giderilmesi “necâsetten tahâret”, abdestsizlik
durumunun kaldırılması ise “hadesten tahâret” olarak adlandırılır.
229-Mâsivâ: Allah’ın gayrısından temizlenme.
230-Hades: Hükmî kirlilik.
231-Necîs: Dînen kir ve pis.
232-Ağız ve burun temizliği (mazmaza ve istinşâk).Suile iyice ovmak (delk).
Allah’ın farz kıldığ ı (mektûbe) namazlar,
233-Hz. Peygamber’in sünnetiyle sâbit olan (mesnûn) namazlar,
234-Sünnet Namazlar; Vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sünnetleri (revâtib) ifâde etmekte,
235-Nâfile Namazlarise düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazları (reğaib) ifâde etmektedir.
236-Namazın Farzları (Şurûtü’s-salât)
237-Erkânü’s-Salât: (Rükunları)
238-Kişininkendi isteği ve fiili ile namazdan çıkması da(hurûc bi sun’ih)
239-İsfâr: Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınmasıdır.
240-Taglîs: İkinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken sabah namazını kılmak.
241-Fey-i zevâl: Güneşin tam tepe noktada iken cismin yere düşen gölge uzunluğu.
242-Şürûk zamanı: Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman(40-45 dakika).
243-Vakt-i istivâ: Güneşin tam tepe noktasında olduğu zaman.
244-Tahmîd: Semia’llahülimen hamideh” dedikten sonra, “Rabbenâ leke’lhamd”demek.

245-Müfsidât-ı salât: Namazı bozan şeyler.
246-Teheccüt namazı, kuşluk namazı, evvâbîn namazı, tahiyyetü ’l-mescid, küsûf
ve hüsûf namazları (Güneş ve Ay tutulması esnasında namaz) gibi.
247-Kasr: Namazın kısaltılması,
248-Cem’: İki namazın bir vakitte kılınması.
249-Vaktinde kılınamayan namaza fâite çoğulu fevâit denir.

250-Vitir Arapça’da çiftin karşıtı olan “tek” anlamındadır
251-Her Ay Üç Gün O ruç. “eyyâm-ı bîd” Her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmak.
252-Hanefî mezhebine göre toprak ürünlerinin zekâta tâbî olabilmeleri için üzerlerinden bir yılın geçmesi (havl)
253-Rikâz: Rikaz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifâde eder.
254-Mevât (işlenmemiş, sahipsiz) topraklarda veya sahibi bilinmeyen topraklar.
255-Yemle beslenen hayvanlara “ma’lûfe”, ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan
hayvanlara da “âmile” adı verilmektedir.
256-Bedel: Hac için bedel (nâib) tutmaya “ihcâc”; bedel tutan kimseye “âmir”,
“menûb” veya “mahcûcun anh” denir. Ayrıca bedel gönderilen kimseye
“me’mûr”, yol masrafı olarak verilen mal veya paraya “nafaka” ve haccı ifsâd etmesi hâlinde nafakayı geri ödemesine “tazmîn” adı verilmektedir.
257-İhrâma giren kişiye “muhrim” (ihrâmlı) denir.
258-Füsûk: Tâatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.
259-Cidâl: Başkalarıyla tartışmak, hakâret ve kavga etmek.
260-Kâbe’nin etrafında tavâf yapılan yere “metâf” (tavâf alanı) denir.
261-Sa’y yerine “Mes’a” denir.
-“Eyyâm-ı nahr” ve “eyyâm-ı Mina” denilen Zilhiccenin 10-11 ve 12. günleridir.
262-İhsâr, hac veya umre yapmak üzere ihrâma girdikten sonra, herhangi bir
263-Akîka Kurbanı: Esasen akîka, Arapça’da yeni doğan çocuğ un başındaki saçın adıdır.
264-Keffâret kelimesi sö zlü kte “örten, gizleyen” anlamına gelir. Dînî bir terim olarak ise, “işlenen bir kusur ve gü nahtan dolayı Allah Teâlâ’dan af ve mağfiret dilemek niyetiyle yapılan, cezâ özelliği de bulunan bir tür mâlî ve bedenî ibâdet”tir.
265-ADAK:Arapça’da nezir (nezr) diye ifâde edilen adak fıkıh dilinde, “bir kimsenin
dînen yükümlü olmadığ ı ibâdet cinsinden bir şeyi kendisi için vâcip kılması”nı ifâde eder
266-Ferâiz İlmi: Mîrâs hukû kunun klâsik İslâm hukû k literatüründeki adıdır.
267-Ecîr-i Hâs: Yapılan iş sözleşmesi;işçinin belli bir süre zarfında işveren içinçalışmasını konu alıyorsa, yani işçinin belli bir zaman biriminde hâsıl edeceği emeğini işverenin emrine tahsîs etmesi gerekiyorsa, bu işçi ecîr-i hâs olarak adlandırılır.
268-Ecr-i Misl; tarafsız bilirkişilerin, işçinin fiilen harcadığı emeğe biçtikleri değerdir.
269-Tağrir ise, akid yapılırken taraflardan birinin söz ve davranışı ile diğer tarafı
kasten aldatmasını ifâde eder.
270-Gabn-i Fâhiş: Aldanmanın aşırı ve belirgin olması.
271-Gabn-i Yesîr: Aldanmanın basit ve önemsiz olması.
272-Rehin verene râhin, rehin alana mürtehin, teslim alınan mala da merhûn
veya rehin denilir. İ
273-İstiâze: Sözlükte, sığ ınmak, korunmak anlamındadır
274-Tıvâl-i Mufassal: Hucurât’tan Burûc’a kadar,
275-Evsat-i Mufassal: Buruc’tan Beyyine’ye kadar,
276-Kısâr-i Mufassal: Beyyine’den sona kadardır.
277-Sebeb-i Nüzûl: Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl (inme) sebebi. (esbâb-ı nüzûl)

278-Sebeb-i Vürûd: Hadîs-i Şerîfler’in vârid olma, söylenme sebebi.
279-Mücmel-Mübeyyen: Mânâsı kapalı lafızları ihtivâ eden â yetlere mücmel,
mücmel â yetleri açıklayan â yetlere de mübeyyen â yet denir.
280-Mübhem-Muhkem: Üstü kapalı anlatım. Açık ifâdeli âyetler.
281-Müteşâbih: Birden fazla anlama gelen ifâdeler.
282-Garîbu’l-Kur’ân: Farklı lehçelerde kullanılan kelimeler.
283-Müşkilü’l-Kur’ân: Kelimelerin anlaşılma güçlüğ ü.
284-İ’câzu’l-Kur’ân: Â ciz bırakmak, iknâ etmek, muhâtabın delillerini çü rütmek.

285-Vücûh – Nezâir: Eş sesli kelimelere vücûh; farklı anlamlı kelimelere de nezâir denir.
286-Emsâlu’l-Kur’ân: Özlü ifâdeler.
287-EL YEVMÜL AHİR : Ahiret Günü,
288-YEVMÜL KIYAME : Kıyamet Günü,
289-YEVMÜL HISAB : Hesp Günü,
290-YEVMÜL HASRE : Pişmanlık Günü,
291-YEVMÜL BA’S : Diriliş Günü,
292-YEVMÜDDİN : Ceza, mükafat Günü,
293-YEVMÜTTALAK : Kavuşma Günü

10

Ağustos
2012

DİNLER TARİHİ ve TERİMLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: DiNLER TARiHi  |  Yorum: Yok   |  771 Kez Okundu

BİRİNCİ BÖLÜM
1-AŞKENAZ:Daha ziyade Filistin geleneği üzerine temellenen ve Roma yoluyla Orta Avrupa’ya (Almanya ve Fransa), oradan da Doğu Avrupa’ya (Polonya ve Rusya) geçen Yahudiler.
2-BARNABA İNCİLİ (BARNABAS):İncil nüshalarından aslına en yakın olanı.Oniki Havari’den biri olup olmadığı ihtilaflı olan Barnaba, aslen Kıbrıslı olup yahudi bir aileden doğmuştur. Asıl adı Joseph (Yusuf)’tur. Barnaba ise “teselli oğlu” anlamında ona sonradan verilmiş bir lâkaptır.
3-AHD-İ CEDİD:Yeni ahid, yeni sözleşme. Ahd-i Cedîd yalnız hristiyanlara ait olan kutsal kitaba yani İncil’e verilen isimdir. Yahudiler ve hristiyanların müşterek olarak inandıkları Ahd-i Atik’in otuz dokuz bölümü ile Ahd-i Cedîd biraraya getirilerek bunlara “Kitâb-ı Mukaddes” adı verilmiştir.
4-İBRÂNÎ:Samî ırkından olan Yahudiler. Yahudilerin kullandığı dilin ismi de “İbranice”dir. Kelimenin kökü Arapça “Ibr”dır. Ibr; dere ve nehrin bir kenarından öbür kenarına geçmek anlamındadır. Yahudiler Fırat nehrini geçerek “Arz-ı mev’ud”a yani bugünkü Filistin’e geldiler. Bundan dolayı orada yaşayan Kenanîler, Yahudileri “nehri aşan” anlamında ibrânı diye nitelediler.İbrânî ismi israiloğullarının eski adıdır. İsrail ise Hz. Yakub’tur. İbrânîler, Hz. Yakub’un sülalesinden oldukları için kendilerine “Benu İsrail” denilmiştir, İbranilerin kullandığı dile de”ibranice” denilmiştir.
6-Ortodokslar : Başındaki kişiye Patrik denir. Merkezi İstanbul’dur.
7-Katolikler : Başındaki kişiye Pap denir. Dinsel merkezi Roma’dır.
8-Endülüjans : Günahlardan kurtulmak amacıyla kiliseden satın alınan belgedir.
9-Engizisyon Mahkemeleri : Kilisenin başkanlığında toplanır, genellikle kilisenin öğretilerine karşı çıkanlara ölüm cezası verirdi.
10-AFOROZ:Hristiyanlık ve Yahudilikte öngörülen bir dinî ceza türü olup, Kilise hukukuna göre yetkili dinî şahsiyetler tarafından suçlu görülen bir Hristiyanın kendi topluluklarından uzaklaştırılmasıdır.

11-ADVENTİZM:Hz. İsa’nın bir kez daha yeryüzüne geleceğini savunan bir Hristiyan mezhebinin adıdır. Bu inanca göre Hz. İsa tekrar yeryüzüne gelecek ve günah işleyenlerle günahsızları birbirinden ayıracaktır.
12-SİNAGOG:Yahûdîlikte, toplu olarak ibadet ve dinî merâsimlerin icrâ edilmesi için tesis edilen dinî mekân / ibadet mahalli demektir.
13-NASRANÎ:Hz. İsâ’nın doğduğu yer olan Nasira’ya mensubiyet veya yardım anlamındaki nusret kelimesinden türemiş bir kavramdır. Hristiyan veya yardımcı demektir. Çoğulu “Nasârâ”dır. Bu kavram Kur’ân’da tekil olarak bir yerde geçmektedir. “İbrahim, ne Yahûdî, ne de nasrani (Hristiyan) idi; fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.” (Âl-i İmrân, 3/67) Çoğulu olan “Nasâra” ise Hz. İsâ’ya inananların adı olarak on dört ayrı yerde geçmektedir. 
14-HİNDUİZM (Brahmanizm):Hindistan ‘ın en belirgin dinlerinden biri Hinduizm’dir. Hint dinlerindeki gelişmeler sonucu Hinduizm adını alan din, Brahmanların hakimiyet sağladıkları dönemde ise Brahmanizm terimi ile ifade edilmiştir.
15- Hinduizme göre hayatın amacı : Hayatın dört amacı vardır. Bunlar; Dürüstlük , helal kazanç , mutluluk ve kurtuluştur
16-SİHİZM:Sihizm, Sri Guru Nanak Dev Ji (1469-1539) tarafından kurulmuştur. İslam ve Hinduizm karışımı bir dini harekettir. Sihler Kuzeybatı Hindistan’ın Pencap bölgesinde yaşamaktadırlar.
16- Ülkemizde tarihi Hıristiyan gruplar:Rumlar, Ermeniler, Süryaniler ve Arap Ortodokslar bulunmaktadır. Bunun yanında misyonerlik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan Katolik ve Protestan gruplar da vardır.Yahudilerin başında İstanbul’daki Hahambaşılık , Hıristiyanların başında da İstanbul da ki Fener Rum Ortodoks Patrik hanesi bulunmaktadır.
17-Saba taycılar :Müslüman görüntüsü altında Ortodoks Yahudilikten farklı olarak Tevrat kabbala ekolüne bağlı olarak bir sistem geliştirmişlerdir. Sistemlerinin özünü Mesih beklentisi oluşturmaktadır.
18- Budizm deki Nirvana : Defalarca dünyaya gelme çemberinden kurtulmayı ifade eder.
19-Budizmin ortaya çıkış nedenleri :Hinduizm in çok tanrıcılığına , Brahman denilen din adamlarının otoritesine ve kast sistemine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
20-Hıristiyan mezheplerden Monofizit mezheplerin özelliği : Hz. İsa’da sadece ilahi tabiatın bulunduğunu savunan mezheplerdir. Günümüzdeki Ermeni, Süryani, Habeş ve Kıpti kiliseleri bu mezhebe dahildir.
21 Hıristiyanlıkta vaftiz olan kişi:Asli günahtan arınarak yeniden doğduğuna, Hz. İsa’nın manevi bedenine katıldığına inanılır.
22-Hıristiyanlıktaki sakramentler:Hz. İsa’nın Filistin’deki yaşamı boyunca yaptıklarını simgeler.
23- Hinduizmdeki kastlar:Brahmanlar kastı -Kşatriya kastı -Vaisya kastı -Sudra kastı
24-Yahûdî Mezhepleri: Hristiyanlık öncesindeki mezhepler: Ferisiler, Sadukiler,Esseniler.
25-Yahudilerinİslâm’dan sonraki mezhepler: İshâkiyye, Yudganiyye, Karaim.
26-Yahudilerin Günümüz mezhepleri: Muhafazakâ r Yahûdîler, O rtadoks Yahûdîler, Reformist Yahûdîler. Yeniden Yapılanmacılar.

27-İneğin ve Ganj nehrinin kutsal kabul edildiği ilahi olmayan din Hunduizm.
28-Hristiyanlıktaki kilisenin karşılığı Musevilikte Havra(Sinagog)
29-Yahudilerin haftalık ibadet gününe Şabat denir.
30-Yahudilikte Önemli Günler:En önemli bayram Yılbaşı Bayramı’dır (Roşaşana), ardından on gün sonra 26 saat sürecek olan oruç günü gelir, ki buna Kefaret Günü anlamına gelen (Yom Kipur) adı verilir Kipur’dan sonra 7 gün süren Çardak Bayramı (Sukot) ve Bir yıl içinde Tevrat’ın tüm bölümlerin okunmasının tamamlandığı ve yeniden başlandığı (Simhat Tora), Aralık ayında Hanuka, Mart-Nisan arası Babil’de zamanın Musevi Düşmanı (Antisemit) Haman tarafından Yahudilerin kıyıma uğratılması olayının son anda Ester tarafından engellenmesinin anısına 2 gün (Purim), Mısır’dan Musa’nın (Moşe Rabenu) önderliğinde ayrılıp kölelikten kurtulmasının kutlandığı Pesah Bundan 49 gün sonra gelen 10 Emirin alınmasının kutlandığı Şavuot ve Yaz aylarına denk gelen Tapınağın yıkılması ve çeşitli talihsiz olayların anıldığı ve bir matem günü olan Tişa Beav önemli günlerdendir
31-Milel ve Nihal kavramlarına bazı İslâm alimleri Milel terimini temel dini akımlar ve gelenekler anlamına, Nihal terimini ise alt sekteryan gruplar, hizipler ve fırkalar anlamına kullanmaktadır. Bazıları ise Milel terimini vahiy geleneğine dayanan dini akımlar için Nihal terimini ise vahiy geleneğine dayanmayan akımlar ve yollar için kullanmaktadır.
32-Dinler tarihi bilim dalı Osmanlı döneminde 19. yüzyıldan itibareneğitimin kurumlarında yer almaya başlamıştır. Önceleri “ilmu esatiril evvelin” başlığı altında sonra da tarihi edyan (dinler tarihi) adı altında dersler verilmiştir. Cumhuriyet döneminde 1933 yılına kadar varlığını sürdüren Darulfünun İlahiyat Fakültesinde Türk Dinleri ve Mezhepleri Tarihi ve Dinler Tarihi başlıkları altında dinler tarihi bilim dalına dayalı dersler okutulmuştur. Dinler tarihi ile ilgili Türkçe olarak yazılan en eski kaynak olarak kabul edilen Şemseddin Sami’nin Esatir’i 1878’de basılmıştır.
32-Hinduizm, Hindistan nüfusunun yaklaşık yüzde 80’nin tabi olduğu; Batı ülkeleri de dâhil olmak üzere Hindistan dışında da 45 milyondan fazla mensubu bulunan bir dindir.Hindistan dışındaki 45 milyon bağlıdan 18 milyonu, Hinduizm’i devlet dini ilan eden tek ülke olan Nepal’de yaşamaktadır.

33-Hindu kutsal metinleri iki gruba ayrılır:
Şruti ve Smriti. “İşitilen, görülen” anlamına gelen şruti kategorisi içinde
Vedalar; smriti kategorisinde ise Puranalar, Ramayana, Mahabharata ve Dharma-şastralar yer alır.
34-Kadim Mezhepleri:Günümüz Hinduizm’i içinde de varlığını devam ettiren ancak ortaya çıkışları çok eskilere giden üç ana mezhep vardır: Şivacılık, Vişnuculuk ve Şaktizm.
35- Farklı inanç sistemlerinin bir arada yaşaması ve bilinçli ya da bilinçsiz şekilde birbirinden etkilenmesi nedeniyle oluşan yeni dini yorumlara Senkretizm adı verilir.
36-Hunduizm kutsal kitaplarının tamamını içeren metinlere Vedalar denir.
36-Budizm de mezhepler:İkiye ayrılır a)Hinayana,b)Mahayana
37-Yahudilerin kronolojik yerleşim
yerleri;Harran,Filistin,Mısır
38-Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahûdîlere verilişini (emirin alınışı) kutlama bayramı Şavuot.
39- Yahûdîlerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bayramın adı Sukkot (Çardaklar).
40- Hz. Îsâ dönemindeki Ferisilikle başlayan, günümüzde klasik Yahûdîlik anlayışını aynen devam ettiren Yahûdîlik mezhebi Ortodoks.
41-Ermeni Kilisesi hiyerarşisinde bulunan makamlardan, gerekli eğitimi almış, evlenmemiş papazlara verilen rütbe ,Vertabetlik.
42-Batıda yaygın olan Protestanlık çerçevesindeki mezhepler:
Evanjelizm – Anglikan. Baptistler – Adventistler. Presbiteryenler – Pentekostalistler.
43- Reform sürecinde Protestan akımlara kapılmayarak Roma’daki Papaya bağlılığını sürdüren Hristiyan grup Katolik.
44-Ruhun öldükten sonra başka bir bedene geçmesi anlamına gelen, Hinduizm kaynaklı inanışa Tenâsüh.
45-Yahûdîliğin sembolü, Yedi kollu şamdan ve Altı köşeli Yıldız’dır
46-Yahûdî:İshâk oğlu Ya’kûb’un on iki oğlu vardı. Dördüncü oğlunun adı Yuda veyâ Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izâfeten İsrâîloğulları’na Yahûdî denilmiştir.
47-Tevrât:Yahûdîlerin kutsal kitap külliyâtı: Tanah ve Talmut şeklinde ikiye ayrılır.
48-Tanah üç böyümden oluşur:Tora, Neviim ve Retuvim
49-Talmut:Talmut, öğrenim mânâsına gelir. Yazılı olmayan ikinci Metine denir. Daha sonra yazılı hâle getirilmiştir. Talmut, Yahûdî’ler indinde Tevrât kadar önemlidir. Onun da ilhâm ve vahiy kaynağı olduğu kabûl edilir. Talmut iki bölüme ayrılır: Mişna ve Gemara. Mişna, ahlâkî kuralların açıklanmasıdır. Gemora da, Mişna’nın açıklanmasıdır.
50-Konfiçyüsçülük Konfüçyanizm:Çin’deki üç dînden biridir. Bir Çin atasözü: “Her şeyin kökü göklerdedir İnsanın kökü ise atalarındadır” şeklindedir. M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşamış Konfiçyüs, kendini ilme vermiştir. Eski Çin kültürünü canlandırmaya çalışmıştır Dînî meseleler üzerinde fazla konuşmamıştır Onun ana gâyesi, ülkenin karışık olan siyâsî düzenini düzeltmekti
51-Taoizm:Bu dîn, “Tao” kavramı üzerinde durmuştur. Büyücüleri, râhipleri râhibeleri ve dînî şefleri vardır. İlkbahar bayramında ateş yakılır Taoist râhipler yarı çıplak durumda, ateşe Pirinç ve Tuz atıp koşarak üzerinden geçerler. Taoizmin kurucusu, Lao Tse’dir. M.Ö. 604 veyâ 570
52-Cayinizm:Hindistan’daki dinlerdendir. Kökü M.Ö. VIII. yüzyıla dayanır. Brahmanizm’deki şiddetli sınıf ayrılıklarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dîne inananlar genellikle sebze ve meyve yerler. Öldürme, yalan, hırsızlık, Şehvete ve dünyâ nimetlerine düşkünlük kötülenir. Tanrı anlayışı yoktur.
53-Hanuka: Işıklar Bayramı. m.ö. 168 yılında Yehuda Makabi ve taraftarlarının, Kutsal Mabed’i ibadete kapatan Romalılara karşı verdikleri dini özgürlük savaşının anısına kutlanır. Kislev (yaklaşık Aralık) ayının 25′inden itibaren sekiz gün boyunca, her gün mum sayısını birer adet artırarak yakılan Hanukiya (9 kollu şamdan) bu bayramın simgesidir.

54-Kabala: Musevi tasavvufu ve mistisizmi. Tora’yı mistik bir şekilde yorumlayan öğreti.
55-Kadiş: İbadetin belirli bölümlerinde tekrarlanan ve Arami dilinde yazılmış kutsama duası.
56-Kipa: Yahudi erkeğin, sinagogda, dışarda ve dua esnasında başını örttüğü küçük takke.
57-Kipur (Yom Kipur): Musevi dininde Büyük Oruç, Tövbe, Kefaret Günü. İbrani takvimine göre
57-Yeşiva: Genellikle Talmud’un öğretildiği, akademi seviyesinde okul.
58-AHD-İ ATİK: İki kelimeden meydana gelen bir terimdir. Ahd, “sözleşme”, Atik ise, “eski” anlamına gelmektedir. Ahd-i Atik, “eski sözleşme” demektir. Ahd-i Atik kelimesiyle Yahudilerin mukaddes kitabı olan “Tevrat” kastedilir.
59-AHD-İ CEDİD:İncil.Kitab-i mukaddes`in sadece hiristiyanlara ait olan ikinci kisminin adi. İncil kelime olarak “müjde, tâlim ve öğretici” anlamına gelir.
60-AHD-İ MİSAK:Allahü teâlânın ezelde rûhlara; ”Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye suâl edince, onlarda; ”Evet, sen bizim Rabbimizsin” diyerek verdikleri söz, yemin, anlaşma, sözleşme.
61-BAHİRE:Hz.Peygamberin henüz cocukken Suriye`de görüstügü rivayet edilen rahip.Resulullah (s.a.s.)’ın amcası Ebû Talib ile birlikte gittiği Suriye seyahati sırasında Busra şehri civarında karşılaştığı hristiyan din adamı.
62-BENİ KAYNUKA GAZVESİ(Sevval-H.2):Beni Kaynuka carsisinda alis veris yapan bir kadini alaya alatrak onun iffetiyle oynadilar.Oradan gecen bir müslüman kadinin feryadina kostu.Yahudiyi öldürdü.Orada bulunan yahudiler de hücum ederek sehit ettiler.Beni Kaynukalilar, kale icine girdiler. 15 gün muhasara sonrasi teslim oldular.700 kadar yahudi esir alindi.Bu savasta, yahudilerinin mallarinin tamami ganimet alindi. Kendileri de Medine`yi terk etmeleri istendi.Sevval ayinda Medine`yi terk ettiler.Suriye taraflarina gittiler
63-BEYTİ-MAKDİS:Mukaddes ev, Küdus`deki Mescid-i Aksa. Beytül Makdis.
64-CİVİTLER:Katolik Hiristiyanligin Isa Cemiyeti d denilen ikinci büyük tarikati.
65-ÇAN:Hiritiyanlikta ayin vaktini haber vermek üzere kullanilan alet.8. yüzyilda piskopaslar tarafindan kullanilan ca „ mukaddes su „ ile yikanan can kilisenin asli unsurlarindan sayilmaya baslanmistir.Hadislerde“ceres“ kelimesi gecmektedi.
66-ÇARMIH:Hiristiyanlarin Hz.Isa icin söz konusu ettikleri, tarihin cesitli dönemlerinde uygulanan bir idam sekli.
67-DANYAL:Kitab-i Mukaddese göre beni Israil Peygamberlerinden olan kutsal kitap yazarlarindan biri.
68-DECCAL:Ilahi dinlerde kiyamet alametlerinden sayilan ve insanlari dogru yoldan saptirmaya calisacagi olagan üstü güclere sahip kisi.Kiyamet yaklastiginda zuhur edecek ve yeryüzünde fitne-fesad cikaracak yaratik.
69-DİNLER TARİHİ:Dinler tarihi; tarih ve dil metodlarini kullanarak, dinleri, dogus, ve gelismesinden , inanc, ibadet ve ahlak konularina kadar, tarihi seyir icinde inceleyen bir disiplindir.
70-EHL-İ SALİB: 11. yüzyılın sonlarında Avrupanın Kudüsü kurtarma sloganıyla türkleri anadoludan atmak ve tüm ortadoğuyu ele geçirmek için başlattığı askeri harekata katılanlara verilen bir isimdir. Ehl-i salib; Bayrağında salib (haç) bulunanlar Hristiyanlar.Tarihte haçlı seferlerine katılan Hiristiyan ordusu.Ehl-i Salip, Kudüs’ü Müslümanlar’ın elinden alarak onların kuvvet ve saltanatlarına son vermeyi amaçlayan, bunun için de bir kısım Avrupa hükümdarlarıyla derebeylerinin komutaları altında toplanarak zaman zaman İslam ülkelerine hücum etmiş olan mutaassıp Hıristiyan topluluklarına verilen unvandır.Bunların hücumları tarihte Haçlı Seferleri olarak adlandırılmıştır. Haçlı seferleri Osmanlıdan 209 yıl öncesine kadar 8 kez tekrarlanmıştır.
71-ED-DİN VE`D- DEVLE:Hiristiyan iken ihtida eden Ali b.Rabben et-Taberi`nin (ö.247/861`den sonra)Hz.Muhammed`in Peygamberligini ispat icin yazdigi eser.
72-EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.
73-EKÂNİM-İ SELÂSE :Uknum kelimesinin çoğulu olup sözlükte “asıl esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir. Bu üç esas (ekânîm-i selâse) şöyle açıklanmaktadır; Allah Teala’dan ibaret olan zat (baba) İsa’dan ibaret olan ilim (oğul) ve Meryem’den ibaret bulunan hayat (zevce) dir.
74-EL-HAMRA SARAYI:Ispanya `da Girnata(Granada) sehrine hakim bir tepede insa edilmis olan El Hamra sarayi, kirmizi kil hullanilarak yapildugi icin bu kaleye “El-Hamra “ denilmistir.Islam mimarisininIspanya`daki en önemli ypilarindan biri.
75-ENDÜLÜJANS:Günahlardan kurtulmak amaciyla kiliseden satin alinan 76-belge.
ENDÜLÜS:İslam hakimiyetindeki İspanya.Endülüs, Ispanya`nin güneyinde 8.yüzyil yasamis bir medeniyet, cografya ve imparatorlugun adidir. Önceleri bu devletin adiyla, sonralari bir davanin adi oldu. Fetihlerin yikilisina kadar her safhasinda binbir ibret levhasi tasiyan bir sembldür Endülüs..711 yilinda Tarik bin Ziyad tarafindan fethedildi. 1492 yilina kadar devam etti.
77-ENGİZİSYON MAHKEMELERİ:Hiristiyanlik`tan uzaklasan veya dini esaslara aykiri davranan kimselri cezalandirmak icin kurulan Katolik kilise mahkemeleri.Kilisenin baskanliginda toplanir, genellikle kilisenin ögretilerine karsi cikanlara ölüm cezasi verirdi.
78-ESFAR-İ HAMSE:Esas itibarı ile Tavrat 39 fasıldan neydana gelmiştir. Bunlardan ilk 5 kitaba “esfâr-i hamse” (beş büyük kitap) denir. Bazı kaynaklara nazaran da esas Tevrat bu beş kitaptan ibarettirEVHARİST:Isa`nin carmiha gerilmeden önce harvarileriyle yedigi son aksam yemegi anisina icra edilir.Katolik, Ortadoks ve Protestan Hiristiyanlarca düzenli olarak Pazar günlerim yapilmaktadir.”Kutsal Komünyon”,”Mass”,”Rabbin Son Aksam Yemegi” ve “ Ekmek ve Sarap Ayini” olarak da bilinen bu sakramente Evharist denir.
79-EVÂMİR-İAŞERE:Allahü teâlânın Tûr dağında Mûsâ aleyhisselâma bildirdiği on emir. Yahûdîlikte uyulması şart olan on kâide.Mûsâ aleyhisselâm Tûr dağında Allahü teâlâ ile konuştu. Allahü teâlâ ona Evâmîr-i aşereyi bildirdi. O da bunları kavmine bildirdi.
80-HANİFLİK:Islamiyetten önce Allah´in birligine inanan ve Hz.Ibrahim`in dininden olanlar.
81-HULÛL İNANCI :Başta Hinduizm olmak üzere, çeşitli beşerî nitelikli dinlerde, Allah’ın veya O’nun kudretinin bazı insanlara ve varlıklara geçtiğini, o varlıklarda da bu tür güçlerin ve özelliklerin mevcut olduğunu benimseyen inanç biçimidir. Temeli beşerî kaynaklı dinlere ve bâtıl itikatlara dayanan bu sistem, İslâm tarihinde bazı bâtıl inanışlara da geçmiştir. Akaidle ilgili eserlerde bu tür inanışlar reddedilmiştir.
HÜMEYRA:Peygamber efendimizin, hazret-i Âişe vâlidemize verdiği lakab.

81-HİNDUİZM:Hindistan`in geleneksel dini.Hinduizmin en eski/ en temel yazılı kaynağı;Vedalar.
82-HAHAM:Yahudilerin , musevilerin din adami.
83-HAHAMBAŞI:Yahudi cemaatinin dini lideri.
84-HAÇLI SEFERLERİ:Hacli seferlerini baslatan devletler:Bizans imparatorlugu.Papalik, Almanya, Fransa, Ingiltere, Napolik kralligi.Hacli seferlerinin nedeni:Batili hiristiyanlarin, papalarin tesvikiyle Kudüs`ü müslümanlarin elinden kurtarmak Anadolu ile Avrupa`da bulunan müslümanlari buralardan atmak amaciyla gerceklestirdikleri seferlerin genel adi. Hacli seferlerine karsi koyan devletler:Anadolu selcuklu devleti,Musul atabeyligi,Eyyübiler,Memlukler,Suriye selcuklulari, Sam atabeyligi, Danismendler, Fatimiler, Saltuklar, Artukklar.
85-HAVARİYYUN:Havâriyyûn, İsa (a.s.)’nın peşinden giden saf ve has mü’minler. Bunlar, İsa’ya (a.s.) yardım İSRALİYET:İsrailogullarinin kitaplarında olup, oralardan aktarılmış uydurma hikayeler.Yahudilikten,Hıristiyanlıktan ve diğer kültürlerden, İslamiyete giren rivayetlerdir.
Kelime olarak İsrail oğullarına nisbet edilen rivayetler manasınadır. İslâmî terimler içinde, umumiyetle Yahudi kültüründen islamiyete geçen, daha doğrusu İslâmî rivayetler arasına karışan çoğu Tevrat’tan nakledilmiş şeylere denir.
86-İSRAİLOĞULLARI:Yahudiler, Yakub aleyhisselamın on iki oğlundan türemiştir. Hazret-i Yakub’un adı İsrail olduğu için, bunlara Beni İsrail, yani İsrail oğulları denildi.
87-İZNİK KONSİLİ:Hiristiyanlik tarihindeki ilk genel konsil(325)
88-KADİYANLIK:Mirza Gulam Ahmet Kadiyani(ö.1908) tarafindan kurulan dini hareket.On dokuzuncu yüzyılda, Hindistan’da Mirzâ Gulâm Ahmed tarafından kurulan bozuk yol. Kurucusunun doğum yeri olan Kâdiyan kasabasına nisbetle bu adla anılmaktadır. İsmine nisbetle, Ahmediyye de denilmektedir.
89-KARNAVAL:Kötü ruhları kaçırmak için korkunç maskeler takma töreni. Hıristiyanların büyük perhizinden önce yapıldığı için, İtalyanca et kaldırmak anlamına gelen carnelevare kelimesinden türetilmiştir. Kaynağı hıristiyanlıktan çok öncedir. Güneş ışınlarının bir süre gökte hapsedildikten sonra yeniden özgür bırakıldıkları inancıyla ilgilidir. Karnavalda kullanılan hayvan maskeleri, aynı zamanda, hayvanlara tapanlardan hıristiyanlığa geçmiş bir putperest geleneğidir.
90-KATOLİKLER:Basindaki kisiye Papa denir.Dinsel merkezi Roma`dir.Inanc ve ahlak alaninda papanin otorite kabul edildigi, Hiristiyanligin en kalabalik cemaatini teskil eden hiristiyan kilisesi/merkezi.
91-KAYNUKA(beni Kaynuka):Hz.Peygamberin Medine`den sürdügü yahudi kabilesi.
92-KAYNUKAOĞULLARI :Medine (Yesrib)de yaşamış bir Yahudi kabilesi.
93-KUTSAL 9ÜÇ MESCİD:Islam`da kutsal sayilan üc mescid;Mescid-i haram Mekke`de, Mescid-i Nebevi Medine `de,Mescid-i Aksa Küdus`de.
94-KİTAB-İ MUKADDES:Ahd-i Atik ile Ahd-i Cedid`den olusan hiristiyan kutsal kitabi.
95-KİTAB-I MUKADDES:Hıristiyanların mukaddes bilip inandıkları Ahd-i atîk (Eski ahd) ve Ahd-i cedîd (Yeni ahd) kısımlarından meydana gelen kitab. İncîl.
96-KÜTÜB-Ü EHADİS:.Ilahi kitaplar:Tevrat, zebur, inci,Kur`an-i Kerim.
97-KÜTÜB-Ü MÜNZELE:Allah tarafindan indirilmis olan kutsal kitaplar.
98-MATTA İNCİLİ:Hz.Isa`nin on iki ögrencilerinden biri olan Matta tarafindan,Hz.Isa`nin dünyadan ayrilisindan dört yil sonra Ibranice yazilmis olan incil. Bu incil Hiristiyanlarin elinde en eski Incillerin en eskisidir.
99-MECUSİLİK:Atese tapanlara verilen ad.İslami kayanaklarda zerdüstlige verilen ad.
100-MUSEVİ:Musa Aleyhisselamin bildirdigi hak dine inanan ve bu dine tabi olan kimse.Musevilik dini, israilogullarina ve Misir`in yerli halki olan kiptilara gönderildi.Kiptilar, Musevilik dinini kabul etmediler.
101NADİROĞULLARI:Müslümanlarin yaptıkları antlaşmayı ilk bozduklari için Medine´den H.4/M.625 yılında çıkarılan Yahudi kabile.
102-NİHAL:İslami kaynaklarda vahye dayanmayan dinler için genel olarak Nihal terimi kullanılır.
103-ON HÜKÜM: İşbu (Enam:151 ve 152) inci âyetler şöylece on dinî hükmü kapsamaktadır: Bunlara on hüküm adı verilmektedir. Bunlar ümmetlerin, asırların değişmesiyle değişmeyecek dinî, medenî; insanî hükümlerdir. Ibni Abbas Hazretlerinden rivayet olunduğu üzere bunlar ile amel edenler hidâyete ulaşır, cennete girerler. Bunları terkedenler de cehenneme gönderilirler. Binaenaleyh selâmet ve saadete kavuşmayı temenni eden bir cemiyyet için bu yüce esaslara riâyet etmek çok lüzumludur.
(1) Cenâb-ı Hak’ka ortak koşmamak.
(2) Ana babaya iyilik etmek.
(3) Çocukları fakirlik korkusuyle öldürmemek.
(4) Kötü şeylere yaklaşmamak.
(5) Öldürülmeleri haram olan kimseleri öldürmemek.
(6) Yetimlerin mallarına yaklaşmamak.
(7) Ölçüleri adaletle yapmak.
(8) Tartılan adaletle yapmak.
(9) Söylerken adaletten ayrılmamak.
(10) Hak Teâlâ’ya verilen sözü tutmak..
104-ORTODOKSLAR :Hıristiyanlık mezheblerinden.Başındaki kişiye Patrik denir. Ortodoks mezhebinin rûhânî (dînî) lideri patrik olup, merkezi İstanbul Fener’deki patrikhânedir. Roma İmparatoru Konstantin üç yüz on senesinde hıristiyanlığa izin verdi. Kendi de hıristiyan oldu. İstanbul şehrini yaptı. Roma’dan İstanbul’a taşındı. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
105-Oryantalizm:Din, dil, bilim, düsünce, snat, tarih gibi alanlarda Dogu dünyasini inceleyen ve Dogu hakkinda deger yagilari üreten Bati kaynakli kurumsal faaliyet.
106-SAMİ:Hz.Nuh`un oglu Sam`in soyundan gelen kavimler.Asurlular, Fenikeliler, Filistinliler, Araplar, Israiller ve habesliler sami kavmindendirler.
107-SİHİZM:M.S.15 yüzyilda Hindistanda cikti.Kurucusu Nanak,lakabi Guru,mensuplarina nisbetle dinin adinin kaynagi(Sih: Tilmiz, Sakird), dinin tipi monotesit,hususi yolu;Guru`yu takip etme ve Tanri adini zikretme, kutsal kitabi Adi- Granth , mensuplarini sayisi 9 milyon, dünya nüfusuna göre yüzdesi 0.2,yayildigi ve mensuplarinin bulundugu yerler;Hindistan-Pencap vdy.Sihizm kelimesi, Sih kelimesinden türemistir.Sih ise talebe manasina gelen Sanskrit kökünden türemistir.Sihizm, Sih dini olarak da anilir.Bu dine Sih de denir.
108- SİNOPTİK İNCİLLER: Matta, Markos ve Luka İncilleri, birbirlerine çok benzediğinden ve aynı terimlerle yazıldıklarından sinoptikler denilir. Yuhanna İncili ise, hem konuları ve hem üslûbu/anlatım biçimi yönüyle diğerlerinden ayrılır.
109-SÜRYÂNÎLER:Hıristiyanlıktaki katolik mezhebine bağlı olan ve süryânî dili ile konuşan bir hıristiyan topluluğu. 110-TESLİS(EKÂNİM-İ SELÂSE ):Uknum kelimesinin çoğulu olup, sözlükte “asıl, esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise, Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba, oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir.
111-TEVRAT:Allah tarafindanHz.Musa`ya indirilen ilahi kitap.
112-YAHOVA ŞÂHİDLERİ:Amerika Birleşik Devletleri’nde Ch. Şarl Russel tarafından 1872′de kurulan, 1931 senesinden sonra kendilerini bu adla tanıtmaya çalışan mezheb ve misyoner teşkîlâtına verilen ad.
113-ZERDÜŞTLÜK:Iran Zerdüst tarafindan kurulan tek tanrili inanc sistemi.Inanilan tanriya verdikleri Ahura Mazda adiyla baglantili olarak Mandeizm de denir.Sonraki dönemler de ise daha sonra cok Musevilik adiyla anilmaya baslamistir.Zerdüstcülük`pün kutsal kitabi, hikmet ve bilgi anlamina gelen Avesta`dir.Günümüzde terdüstlük, Parisilik olarak adlandirilmaktadir.
114-ZİMMİ:İslam Devletinde yasayan gayr-i müslim(H. i.Kur`an Dili,c.10)
115-ZÜNNAR:Hirıstıyan keşişlerin,papazların, nefsi kırma veya perhizle yaşama vasıtalarindan olmak üzere çıplak bedene kuşandıkları uçları sarkık ipten örme, kaba ve sert kusak.
116- Ülkemizde tarihi Hıristiyan gruplar:Rumlar, Ermeniler, Süryaniler ve Arap Ortodokslar bulunmaktadır. Bunun yanında misyonerlik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan Katolik ve Protestan gruplar da vardır.Yahudilerin başında İstanbul’daki Hahambaşılık , Hıristiyanların başında da İstanbul da ki Fener Rum Ortodoks Patrik hanesi bulunmaktadır.

117- Hinduizme göre hayatın amacı : Hayatın dört amacı vardır. Bunlar; Dürüstlük , helal kazanç , mutluluk ve kurtuluştur
31-Hıristiyan mezheplerden Monofizit mezheplerin özelliği : Hz. İsa’da sadece ilahi tabiatın bulunduğunu savunan mezheplerdir. Günümüzdeki Ermeni, Süryani, Habeş ve Kıpti kiliseleri bu mezhebe dahildir.
32- Hıristiyanlıkta vaftiz olan kişi:Asli günahtan arınarak yeniden doğduğuna, Hz. İsa’nın manevi bedenine katıldığına inanılır.
33-Hıristiyanlıktaki sakramentler:Hz. İsa’nın Filistin’deki yaşamı boyunca yaptıklarını simgeler.
34- Hinduizmdeki kastlar:Brahmanlar kastı -Kşatriya kastı -Vaisya kastı -Sudra kastı
35-Yahûdî Mezhepleri: Hristiyanlık öncesindeki mezhepler: Ferisiler, Sadukiler,Esseniler.
36-Yahudilerinİslâm’dan sonraki mezhepler: İshâkiyye, Yudganiyye, Karaim.
37-Yahudilerin Günümüz mezhepleri: Muhafazakâ r Yahûdîler, O rtadoks Yahûdîler, Reformist Yahûdîler. Yeniden Yapılanmacılar.
38-Sinagog ve Ağlama Duvarı gibi kavramlar Musevilik dinine aittir.
39-İsevilik dini inancına göre insanlar günahkar olarak doğar.
40-İneğin ve Ganj nehrinin kutsal kabul edildiği ilahi olmayan din Hunduizm.
41-Noel ve Katedral gibi kavramlar Hristiyan dinine aittir.
42-Hristiyanlıktaki kilisenin karşılığı Musevilikte Havra(Sinagog)
43-Yahudilerin haftalık ibadet gününe Şabat denir.
44-Dünyanın her yerinde Musevilerin kutladıkları, en önemli Roşaşana yılbaşı bayramıdır.
45-Yahudilikte Önemli Günler:En önemli bayram Yılbaşı Bayramı’dır (Roşaşana), ardından on gün sonra 26 saat sürecek olan oruç günü gelir, ki buna Kefaret Günü anlamına gelen (Yom Kipur) adı verilir Kipur’dan sonra 7 gün süren Çardak Bayramı (Sukot) ve Bir yıl içinde Tevrat’ın tüm bölümlerin okunmasının tamamlandığı ve yeniden başlandığı (Simhat Tora), Aralık ayında Hanuka, Mart-Nisan arası Babil’de zamanın Musevi Düşmanı (Antisemit) Haman tarafından Yahudilerin kıyıma uğratılması olayının son anda Ester tarafından engellenmesinin anısına 2 gün (Purim), Mısır’dan Musa’nın (Moşe Rabenu) önderliğinde ayrılıp kölelikten kurtulmasının kutlandığı Pesah Bundan 49 gün sonra gelen 10 Emirin alınmasının kutlandığı Şavuot ve Yaz aylarına denk gelen Tapınağın yıkılması ve çeşitli talihsiz olayların anıldığı ve bir matem günü olan Tişa Beav önemli günlerdendir
46-Milel ve Nihal kavramlarına bazı İslâm alimleri Milel terimini temel dini akımlar ve gelenekler anlamına, Nihal terimini ise alt sekteryan gruplar, hizipler ve fırkalar anlamına kullanmaktadır. Bazıları ise Milel terimini vahiy geleneğine dayanan dini akımlar için Nihal terimini ise vahiy geleneğine dayanmayan akımlar ve yollar için kullanmaktadır.
47-Dinler tarihi bilim dalı Osmanlı döneminde 19. yüzyıldan itibareneğitimin kurumlarında yer almaya başlamıştır. Önceleri “ilmu esatiril evvelin” başlığı altında sonra da tarihi edyan (dinler tarihi) adı altında dersler verilmiştir. Cumhuriyet döneminde 1933 yılına kadar varlığını sürdüren Darulfünun İlahiyat Fakültesinde Türk Dinleri ve Mezhepleri Tarihi ve Dinler Tarihi başlıkları altında dinler tarihi bilim dalına dayalı dersler okutulmuştur. Dinler tarihi ile ilgili Türkçe olarak yazılan en eski kaynak olarak kabul edilen Şemseddin Sami’nin Esatir’i 1878’de basılmıştır.
48-Hinduizm, Hindistan nüfusunun yaklaşık yüzde 80’nin tabi olduğu; Batı ülkeleri de dâhil olmak üzere Hindistan dışında da 45 milyondan fazla mensubu bulunan bir dindir.Hindistan dışındaki 45 milyon bağlıdan 18 milyonu, Hinduizm’i devlet dini ilan eden tek ülke olan Nepal’de yaşamaktadır.
49-Hindu kutsal metinleri iki gruba ayrılır:
Şruti ve Smriti. “İşitilen, görülen” anlamına gelen şruti kategorisi içinde
Vedalar; smriti kategorisinde ise Puranalar, Ramayana, Mahabharata ve Dharma-şastralar yer alır.
49-Kadim Mezhepleri:Günümüz Hinduizm’i içinde de varlığını devam ettiren ancak ortaya çıkışları çok eskilere giden üç ana mezhep vardır: Şivacılık, Vişnuculuk ve Şaktizm.
50- Farklı inanç sistemlerinin bir arada yaşaması ve bilinçli ya da bilinçsiz şekilde birbirinden etkilenmesi nedeniyle oluşan yeni dini yorumlara Senkretizm adı verilir.
51-Hunduizm kutsal kitaplarının tamamını içeren metinlere Vedalar denir.
52-Budizm de mezhepler:İkiye ayrılır a)Hinayana,b)Mahayana
53-Yahudilerin kronolojik yerleşim yerleri;Harran,Filistin,Mısır
54-Yahûdîlerde haftalık ibâdet gününe Şabat. denir.
55-Dünyanın her yerindeki Mûsevîlerin kutladıkları, en önemli yılbaşı bayramı Roşaşana.
56-Mûsevîlerde, Roşaşana sonrasındaki on gün boyunca, o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışların gözden geçirildiği, insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenip helalleşildiği, keffâret günü anlamına gelen oruç gününe Yom Kippur.
57-Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahûdîlere verilişini (emirin alınışı) kutlama bayramı Şavuot.
58- Yahûdîlerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bayramın adı Sukkot (Çardaklar).
59- Hz. Îsâ dönemindeki Ferisilikle başlayan, günümüzde klasik Yahûdîlik anlayışını aynen devam ettiren Yahûdîlik mezhebi Ortodoks.
60-Ermeni Kilisesi hiyerarşisinde bulunan makamlardan, gerekli eğitimi almış, evlenmemiş papazlara verilen rütbe ,Vertabetlik.
61-Batıda yaygın olan Protestanlık çerçevesindeki mezhepler:
Evanjelizm – Anglikan. Baptistler – Adventistler. Presbiteryenler – Pentekostalistler.
62- Reform sürecinde Protestan akımlara kapılmayarak Roma’daki Papaya bağlılığını sürdüren Hristiyan grup Katolik.
63- Hinduizm ve İslâm’dan etkilenerek Hindistan’da ortaya çıkan dînî inanç Sihizm.
64-Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) ile ilgili müjde içeren İncil Barnaba.
65-Ruhun öldükten sonra başka bir bedene geçmesi anlamına gelen, Hinduizm kaynaklı inanışa Tenâsüh.
66-İneğin ve Ganj nehrinin kutsal kabul edildiği ilâhî olmayan din Hinduizm.
67-Budizm’in kurucusu Budha (Buda), Gotama adında bir prenstir.
68-Yahûdîliğin sembolü, Yedi kollu şamdan ve Altı köşeli Yıldız’dır
69-Yahûdî:İshâk oğlu Ya’kûb’un on iki oğlu vardı. Dördüncü oğlunun adı Yuda veyâ Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izâfeten İsrâîloğulları’na Yahûdî denilmiştir.
70-Tevrât:Yahûdîlerin kutsal kitap külliyâtı: Tanah ve Talmut şeklinde ikiye ayrılır.
71-Tanah üç böyümden oluşur:Tora, Neviim ve Retuvim
72-Talmut:Talmut, öğrenim mânâsına gelir. Yazılı olmayan ikinci Metine denir. Daha sonra yazılı hâle getirilmiştir. Talmut, Yahûdî’ler indinde Tevrât kadar önemlidir. Onun da ilhâm ve vahiy kaynağı olduğu kabûl edilir. Talmut iki bölüme ayrılır: Mişna ve Gemara. Mişna, ahlâkî kuralların açıklanmasıdır. Gemora da, Mişna’nın açıklanmasıdır.
73-Konfiçyüsçülük Konfüçyanizm:Çin’deki üç dînden biridir. Bir Çin atasözü: “Her şeyin kökü göklerdedir İnsanın kökü ise atalarındadır” şeklindedir. M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşamış Konfiçyüs, kendini ilme vermiştir. Eski Çin kültürünü canlandırmaya çalışmıştır Dînî meseleler üzerinde fazla konuşmamıştır Onun ana gâyesi, ülkenin karışık olan siyâsî düzenini düzeltmekti

74-Taoizm:Bu dîn, “Tao” kavramı üzerinde durmuştur. Büyücüleri, râhipleri râhibeleri ve dînî şefleri vardır. İlkbahar bayramında ateş yakılır Taoist râhipler yarı çıplak durumda, ateşe Pirinç ve Tuz atıp koşarak üzerinden geçerler. Taoizmin kurucusu, Lao Tse’dir. M.Ö. 604 veyâ 570
75-Cayinizm:Hindistan’daki dinlerdendir. Kökü M.Ö. VIII. yüzyıla dayanır. Brahmanizm’deki şiddetli sınıf ayrılıklarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dîne inananlar genellikle sebze ve meyve yerler. Öldürme, yalan, hırsızlık, Şehvete ve dünyâ nimetlerine düşkünlük kötülenir. Tanrı anlayışı yoktur.
76-Budizm:Budizm’in kurucusu Budha (Buda), Gotama adında bir prenstir.
77-Hanuka: Işıklar Bayramı. m.ö. 168 yılında Yehuda Makabi ve taraftarlarının, Kutsal Mabed’i ibadete kapatan Romalılara karşı verdikleri dini özgürlük savaşının anısına kutlanır. Kislev (yaklaşık Aralık) ayının 25′inden itibaren sekiz gün boyunca, her gün mum sayısını birer adet artırarak yakılan Hanukiya (9 kollu şamdan) bu bayramın simgesidir.
78-Kabala: Musevi tasavvufu ve mistisizmi. Tora’yı mistik bir şekilde yorumlayan öğreti.
79-Kadiş: İbadetin belirli bölümlerinde tekrarlanan ve Arami dilinde yazılmış kutsama duası.
80-Kipa: Yahudi erkeğin, sinagogda, dışarda ve dua esnasında başını örttüğü küçük takke.
81-Kipur (Yom Kipur): Musevi dininde Büyük Oruç, Tövbe, Kefaret Günü. İbrani takvimine göre
82-Maftirim: Klasik Türk Musikisi makamlarında okunan ilahiler.
83-Midraş: 1) Küçük sinagog (medrese) 2) Tora’nın açıklaması.
84-Talmud Tora: Tora bilgisinin verildiği yer.
85-Yeşiva: Genellikle Talmud’un öğretildiği, akademi seviyesinde okul.
 İKİNCİ BÖLÜM
1. Şabat:Yahûdîlerde haftalık ibâdet günü
2.ROŞAŞANA: Dünyanın her yerindeki Mûsevîlerin kutladıkları en önemli yılbaşı bayramı
3.YOM KİPPUR: Mûsevîlerde Roşaşana sonrasındaki on gün boyunca o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışların gözden geçirildiği insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenip helalleşildiği keffâret günü anlamına gelen oruç günü.
4. ŞAVUOT:Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahûdîlere verilişini (emirin alınışı) kutlama bayramı
5-SUKKOT(ÇARDAKLAR):Yahûdîlerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bayram.
6. Tevrat’ta yılda üç defa hac ibâdeti emredilmektedir. Yahûdîlikteki hac zamanları:Sukkot, Şavuot, Fısıh.
7-i Yahûdî mezhepleri:Karailik,İshakiyeler,Ferisiler.
8. Hz. Îsâ dönemindeki Ferisilikle başlayan günümüzde klasik Yahûdîlik anlayışını aynen devam ettiren Yahûdîlik mezhebi Ortodoks.*
9.Vertabetlik: Ermeni Kilisesi hiyerarşisinde bulunan makamlardan gerekli eğitimi almış evlenmemiş papazlara verilen rütbe .
10. Reform sürecinde Protestan akımlara kapılmayarak Roma’daki Papaya bağlılığını sürdüren Hristiyan grup Katolik.*
11. Hz. Îsâ dönemi Yahûdîliğinin üç önemli mezhebiri: Sadukîlik.Ferisîlik.Essenîlik.
12.Sihizm: Hinduizm ve İslâm’dan etkilenerek Hindistan’da ortaya çıkan dînî inanç
13.BARNABA: Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) ile ilgili müjde içeren İncil
14. TENASÜH:Ruhun öldükten sonra başka bir bedene geçmesi anlamına gelen Hinduizm kaynaklı inanış.
15.HİNDUİZM:İneğin ve Ganj nehrinin kutsal kabul edildiği ilâhî olmayan din.
16. Hac yortusu Noel Katedral gibi kavramlar Hrıstiyanlık dinine aittir.
17. Hristiyanlıktaki kilisenin karşılığı Mûsevîlikte ,Havra (Sinagog).*
18. Haham Sinagog Ağlama duvarı gibi kavramlar Mûsevîlik. *dinine aittir.
d) Budizm.
19.İsevilik dininde insanlar günahkâr olarak doğarlar.
20.Günümüzde en büyük Yahudi nüfusunun yaşadığı ülke İSRAİL.
21.Yahudilerin ibadet yerlerine Havra/ Sinagog denir.
22.Dört incil:Matta, Yuhanna, Markos ve Luka.
23.Hristiyanlık Dininde Mezhepler:Katoliklik,Ortodoks ve Protestanlık Mezhebi.
24.Hristiyanlığın en büyük konsili:vatikan 2. konsili(1962-1965)
25.YAHUDİLİK VE MUSEVİLİK:Musevîlik, kurucusu Musa’ya izafetle bu adı almıştır. Yahudi, İbrani, ve İsrail terimleriyle de Musevîlik kastedilir.
26.Hıristiyanlık öncesi dönemde başlıca üç mezhep vardır:1-Ferisiler, 2-Sadukiler, 3- Esseniler.

27.İslâm’dan sonraki Yahudi mezhepleri de üçtür:1- İshakiyye, 2- Yudganiyye, 3- Karaim.
28.Halen yaşamakta olan Yahudi mezhepleri şunlardır1- Muhafazakâr Yahudiler,2- Ortadoks Yahudiler ,3- Reformist Yahudiler. 4-Yeniden Yapılanmacılar.
29.Yahudilerin Mukaddes Kitapları: Yahudilerin mukaddes kitapları iki ana başlık altında incelenebilir: 1- Tanah, 2-Talmud,Hristiyanların Eski Ahit adını verdikleri Tanah da üç bölümden oluşur:1-Tora, (Tevrat) 2- Neviim, 3- Ketuvim. Çoğu zaman Yahudilerin mukaddes kitabının tamamı “Tora” kelimesiyle ifade edilir. İbranice bir kelime olan Tora, Arapça Tevrat’ın karşılığıdır.
30.Tevrat “Kanun, şeriat, emir, ders, önder” vb. manalara gelir.
31.AŞKENAZ:Daha ziyade Filistin geleneği üzerine temellenen ve Roma yoluyla Orta Avrupa’ya (Almanya ve Fransa), oradan da Doğu Avrupa’ya (Polonya ve Rusya) geçen Yahudiler.
32-AHD-İ CEDİD:Yeni ahid, yeni sözleşme. Hristiyanlara göre, putperestliğe sapan yahudîlerin bu durumlarına acıyan Cenâb-ı Allah, İsrâiloğulları ile yeni bir sözleşme yapmıştır.
33.Ortodokslar : Başındaki kişiye Patrik denir. Merkezi İstanbul’dur.
34.Katolikler : Başındaki kişiye Papa denir. Dinsel merkezi Roma’dır.
35.Endülüjans : Günahlardan kurtulmak amacıyla kiliseden satın alınan belgedir.
36.Engizisyon Mahkemeleri : Kilisenin başkanlığında toplanır, genellikle kilisenin öğretilerine karşı çıkanlara ölüm cezası verirdi.
37.AFOROZ:Hristiyanlık ve Yahudilikte öngörülen bir dinî ceza türü olup, Kilise hukukuna göre yetkili dinî şahsiyetler tarafından suçlu görülen bir Hristiyanın kendi topluluklarından uzaklaştırılmasıdır.
38.ADVENTİZM:Hz. İsa’nın bir kez daha yeryüzüne geleceğini savunan bir Hristiyan mezhebinin adıdır. Bu inanca göre Hz. İsa tekrar yeryüzüne gelecek ve günah işleyenlerle günahsızları birbirinden ayıracaktır.
39.HAVÂRÎ:Sözlükte “seçilmiş, kusursuz, taraftar, özverili arkadaş, dost, bir kimseye ileri derecede yardım eden ve kendisini bir davaya adayan kimse” anlamına gelen havarî, din literatüründe, genelde peygamberlere îmân edip, onlara yardımcı olanlar demektir. Özel olarak havârî, özellikle Hz. İsa tarafından seçilmiş, tebliğ ve irşad görevinde ona yardımcı olan on iki kişilik grubu ifâde eder.
40.Hz. İsa’ya bağlılığını kanıtlayan ve on iki havarî olarak kabul edilen bu yardımcıların isimleri şöyledir: Matta, Tomas, Petrus, Yuhanna, Yahya, Büyük Yakup, Küçük Yakup, Andreas, Bartholomeus, Mattias, Filipus ve Yahuda’dır. Bunlardan dördünün incil yazarlarından olduğu söylenmektedir.
41.MİŞNA:İbranice kökenli bir kelime olup, tekrar yoluyla öğretme anlamına gelmektedir. Yahûdîlik inancına göre Tur dağında Hz. Musa’ya gönderilen Tevrat önce Hz. Harun’a sonra kavmin diğer ileri gelenlerine öğretilmiştir. İşte Mişna, Tevrat’ın hükümlerini açıklayan şifahî beyanların yazıya geçirilmiş şeklini belirtmek için kullanılan bir kavramdır
42.SİNAGOG:Yahûdîlikte, toplu olarak ibadet ve dinî merâsimlerin icrâ edilmesi için tesis edilen dinî mekân / ibadet mahalli demektir. Ülkemizde ve Türk kültüründe sinagog yerine (havra) kelimesi daha çok bilinir ve yaygın olarak kullanılır.
43.NASRANÎ:Hz. İsâ’nın doğduğu yer olan Nasira’ya mensubiyet veya yardım anlamındaki nusret kelimesinden türemiş bir kavramdır. Hristiyan veya yardımcı demektir. Çoğulu “Nasârâ”dır. Bu kavram Kur’ân’da tekil olarak bir yerde geçmektedir. “İbrahim, ne Yahûdî, ne de nasrani (Hristiyan) idi; fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.” (Âl-i İmrân, 3/67) Çoğulu olan “Nasâra”ise Hz. İsâ’ya inananların adı olarak on dört ayrı yerde geçmektedir.
44.HİNDUİZM (Brahmanizm):Hindistan ‘ın en belirgin dinlerinden biri Hinduizm’dir. Hint dinlerindeki gelişmeler sonucu Hinduizm adını alan din, Brahmanların hakimiyet sağladıkları dönemde ise Brahmanizm terimi ile ifade edilmiştir.
45.SİHİZM:Sihizm, Sri Guru Nanak Dev Ji (1469-1539) tarafından kurulmuştur. İslam ve Hinduizm karışımı bir dini harekettir. Sihler Kuzeybatı Hindistan’ın Pencap bölgesinde yaşamaktadırlar.
46.Günümüz Hinduizm’i içinde de varlığını devam ettiren ancak ortaya çıkışları çok eskilere giden üç ana mezhep vardır: Şivacılık, Vişnuculuk ve Şaktizm.
47.Farklı inanç sistemlerinin bir arada yaşaması ve bilinçli ya da bilinçsiz şekilde birbirinden etkilenmesi nedeniyle oluşan yeni dini yorumlara Senkretizm adı verilir.
48.Hunduizm kutsal kitaplarının tamamını içeren metinlere Vedalar denir.
49.Budizm de mezhepler:İkiye ayrılır a)Hinayana,b)Mahayana
50.Yahudilerin kronolojik yerleşim yerleri;Harran,Filistin,Mısır
54-Yahûdîlerde haftalık ibâdet gününe Şabat. denir.
56.Dünyanın her yerindeki Mûsevîlerin kutladıkları, en önemli yılbaşı bayramı Roşaşana.
57.Mûsevîlerde, Roşaşana sonrasındaki on gün boyunca, o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışların gözden geçirildiği, insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenip helalleşildiği, keffâret günü anlamına gelen oruç gününe Yom Kippur.
58.Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahûdîlere verilişini (emirin alınışı) kutlama bayramı Şavuot.
58- Yahûdîlerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bayramın adı Sukkot (Çardaklar).
59- Hz. Îsâ dönemindeki Ferisilikle başlayan, günümüzde klasik Yahûdîlik anlayışını aynen devam ettiren Yahûdîlik mezhebi Ortodoks.
60.Batıda yaygın olan Protestanlık çerçevesindeki mezhepler:
Evanjelizm – Anglikan. Baptistler – Adventistler. Presbiteryenler – Pentekostalistler.
61.Yahûdîliğin sembolü, Yedi kollu şamdan ve Altı köşeli Yıldız’dır
62.Yahûdî:İshâk oğlu Ya’kûb’un on iki oğlu vardı. Dördüncü oğlunun adı Yuda veyâ Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izâfeten İsrâîloğulları’na Yahûdî denilmiştir.
63.Tevrât:Yahûdîlerin kutsal kitap külliyâtı: Tanah ve Talmut şeklinde ikiye ayrılır.
64.Tanah üç böyümden oluşur:Tora, Neviim ve Retuvim
65.Talmut:Talmut, öğrenim mânâsına gelir. Yazılı olmayan ikinci Metine denir.
66.Taoizm:Bu dîn, “Tao” kavramı üzerinde durmuştur. Büyücüleri, râhipleri râhibeleri ve dînî şefleri vardır. İlkbahar bayramında ateş yakılır Taoist râhipler yarı çıplak durumda, ateşe Pirinç ve Tuz atıp koşarak üzerinden geçerler. Taoizmin kurucusu, Lao Tse’dir. M.Ö. 604 veyâ 570
67.Cayinizm:Hindistan’daki dinlerdendir. Kökü M.Ö. VIII. yüzyıla dayanır. Brahmanizm’deki şiddetli sınıf ayrılıklarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dîne inananlar genellikle sebze ve meyve yerler. Öldürme, yalan, hırsızlık, Şehvete ve dünyâ nimetlerine düşkünlük kötülenir. Tanrı anlayışı yoktur.
68.Kabala: Musevi tasavvufu ve mistisizmi. Tora’yı mistik bir şekilde yorumlayan öğreti.
69.Kipa: Yahudi erkeğin, sinagogda, dışarda ve dua esnasında başını örttüğü küçük takke.
70.AKDES:Bahaullah diye bilinen Mirza Hüseyin Ali`nin yazdigi Bahailigin kutsal kitabi.Kitab-ı Akdes, Bahailik´in en önemli kutsal kitabı. Dinin kurucusu Bahaullah tarafından kaleme alınmıştır. Arapça el-Kitab el-Akdes adıyla, Arapça yazılmıştır.
71.ADDAS :Mekke dönemin de Hz.Peygamberin Taife yaptigi sirasinda müslüman olan köle.
72.AHD-İ CEDİD:İncil.Kitab-i mukaddes`in sadece hiristiyanlara ait olan ikinci kisminin adi. İncil kelime olarak “müjde, tâlim ve öğretici” anlamına gelir.
73.AHİD SANDIĞI:Allah ile Israilogullari arasindaki ahd´in sembolü olan on emir`in yazili bulundugu levhalarin muhafaza edildigi sandik.
74.AHURA MAZDA : Zerdüşt Dini’nin iyilik, aydınlık ve ışık tanrısıdır. Bu nedenle Zerdüşt Dini’ne Mazdaizm de denilmektedir. Bu dinin ilkeleri ve kuralları Avesta denilen bir kitapta toplanmıştır. Bu gün de İran ve Hindistan’da son inanlarına rastlanan bir dindir.
75.ANGLİKANİZM:İngiltere kralı Sekizinci Henry’nin kurduğu hıristiyanlık mezhebi.
76.ASLI GÜNAH :Hristiyanlikta Hz.Adem ile Havva`nin cennette »yasak meyve » ibaret yemek suretiyle islediklerine ve nesilden nesile bütün insanliga intikal ettigine inanilan suc.
77.BAHİRE:Hz.Peygamberin henüz cocukken Suriye`de görüstügü rivayet edilen rahip.Resulullah (s.a.s.)’ın amcası Ebû Talib ile birlikte gittiği Suriye seyahati sırasında Busra şehri civarında karşılaştığı hristiyan din adamı.
78.BAPTİSTERİUM (VAFTİZHANE):Vaftiz töreni için yapılmış küçük kilise (şapel) – Büyük kilisenin içindeki vaftiz bölümü.Vaftiz töreni için yapılmış küçük kilise (şapel)/Büyük kilisenin içindaki vaftiz bölümü . Hıristiyanlığın manevi kirlenme “Asli günah”tan arınma ibadeti formu haline gelen vaftizin temel prensibi Hz. Adem ve Havva ile başlayan ilk günah’a dayandırılmaktadır. Hz. Adem ile Havva’nın ebedi yaşamı bulmak için şeytan’ın iğvasıyla yasak ağaca yaklaşmaları ile başlayan olayları “Asli günah” nazariyesi içine alarak tüm doğan insanların günah ile doğduğunu temel kabul etmişlerdir.
79.BARNANA İNCİLİ:Ilk dönem Hiristiyanlarindan Aziz Barnaba`nin yazdigi, kanonik inciller`in aksine teslis ve enkarnasyonu reddeden ve Hz.Muhammed`in risaletini müjdeleyen incil.
80.BEYTÜLMİDRAS:Yahudilerin dini egitim ve ögretim yaptiklari yer.
81.CİVİTLER:Katolik Hiristiyanligin Isa Cemiyeti d denilen ikinci büyük tarikati.
82.ÇARMIH:Hiristiyanlarin Hz.Isa icin söz konusu ettikleri, tarihin cesitli dönemlerinde uygulanan bir idam sekli..
83.DİNLER TARİHİ :D inler tarihi; tarih ve dil metodlarini kullanarak, dinleri, dogus, ve gelismesinden , inanc, ibadet ve ahlak konularina kadar, tarihi seyir icinde inceleyen bir disiplindir.
84.EHL-İ SALÎB:On birinci yüzyılın sonlarında Avrupa dünyasının “Kudus’ü Kurtarma” sloganı ile Türkleri Anadolu’dan atmak ve bütün Ortadoğu’yu ele geçirmek için başlattığı siyasî amaçlı askerî harekata katılanlara verilen ortak bir isimdir.
85.BEYTİ-MAKDİS:Mukaddes ev, Küdus`deki Mescid-i Aksa.
86.EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.ccel-Kutubu’s-Sitte sahiplerini ifade eden ayn bir tabirdir.
87.EKÂNİM-İ SELÂSE :Uknum kelimesinin çoğulu olup sözlükte “asıl esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir. Bu üç esas (ekânîm-i selâse) şöyle açıklanmaktadır; Allah Teala’dan ibaret olan zat (baba) İsa’dan ibaret olan ilim (oğul) ve Meryem’den ibaret bulunan hayat (zevce) dir.
88.ESFAR-İ HAMSE:Esas itibarı ile Tavrat 39 fasıldan neydana gelmiştir. Bunlardan ilk 5 itaba “esfâr-i hamse” (beş büyük kitap) denir. Bazı kaynaklara nazaran da esas Tevrat bu beş kitaptan ibarettir. (el-Müncid 337)Tevrat’ın içine aldığı beş bölüm şunlardır:
1- Tekvin:
2- Çıkış:
3- Levîliler:
4- Sayılar:
5- Tesniye:
89.HARAÇ: Karşılık. Ücret. Vergi. Terim olarak hukuken mülkiyeti devlete ait olmakla birlikte, kullanım hakları üzerinde yaşayanlara verilmiş toprak, bu toprak için ödenen vergi.
90.HANÎF DİNÎ :Hz. İbrahim tarafından temsil edilen tevhid esasına dayalı hak din.
91.HAVARİYYUN:Havâriyyûn, İsa (a.s.)’nın peşinden giden saf ve has mü’minler.
92.İBRANİCE:Yahudilerin ve yahudi kutsal kitabinin dili.
93.İSTAVROZ:Hıristiyanlığın alâmeti, işâreti sayılan şekil ve bu şekilde yapılmış put, haç.
94.İBRÂNÎ:Eski yahûdî sülâlesi veya o soydan olan. Yahûdî topluluklarından birine mensûb kimse.
95. Eski şark kiliseleri: A)Monofizitler B) Nasturiler .2-Rum Ortodoks kilisesi: Batı katoliğinden 1054 yılında kesin olarak ayrılmıştır.
96.İZNİK KONSİLİ:Hiristiyanlik tarihindeki ilk genel konsil(325)
97.KARNAVAL:Kötü ruhları kaçırmak için korkunç maskeler takma töreni.
98.KİTAB-I MUKADDES:Hıristiyanların mukaddes bilip inandıkları Ahd-i atîk (Eski ahd) ve Ahd-i cedîd (Yeni ahd) kısımlarından meydana gelen kitab. İncîl.
99.KONFÜÇYÜSCÜLÜK:Konfücyüs`e nisbet edilen dini, ahlaki, sosyal, politik, ekonomik konularla ilgili inanc ve uygulamalarin bütünü.
100.MANASTIR:Hiristiyanlikta yaygin olarak bulunan rahip ve rahibelerin dünyadan el etek cekerek yasayip dini egitimlerini yaptiklari yer.
101.MANİHEİZM:3.yüzyilda Mani tarafindan eski Iran`da kurulan ve günümüzde
102.MARKOS İNCİLİ:Hz.Isa`nin dünyadan ayrilisindan yirmiüc yil sonra Markos tarafindan Yunanca olarak yazilmis incil.
102.MATTA İNCİLİ:Hz.Isa`nin on iki ögrencilerinden biri olan Matta tarafindan,Hz.Isa`nin dünyadan ayrilisindan dört yil sonra Ibranice yazilmis olan incil. Bu incil Hiristiyanlarin elinde en eski Incillerin en eskisidir.
103.MECUSİLİK:Atese tapanlara verilen ad.Islami kayanaklarda zerdüstlige verilen ad.Zerdüstiligin eski Iran inanc ve gelenekleriyle karismasindan olusan din.
104.MİŞNÂ:Yahûdîlerin Tevrât’tan sonra mukaddes kabûl ettikleri Talmûd kitâbının iki kısımdan biri. Tevratın hükümlerini açıklayan şifahi beyanların yazıya geçirilmiş şeklidir.
105.MİSYONERLİK:Evrensel dinler ve özellikle Hiristiyanlik baglaminda dinin yayilmasi amaciyla yapilan sistematik faaliyetler.
106.MOONCULUK:Dogu din ve felsefelerine uyarlamasi sonucunda ortaya cikan mesihi din akimi.
107.MİLEL VE NİHAL:Islami literatürde dinler ve mezhepler tarihiyle ilgili eserlerin ortak adi.Mezhepler hakkinda bilgi vermek maksadiyla yazilmis olan eserlerin ortak adi.
108.SAMSKARA:Hinduizm`de günlük ibadetlerin disinda dogum, evlenme ve ölüm gibi insan hayatinin gecis dönemlerinde gerceklestirilen dinsel törenlere samskara denir.
109.SİNOPTİK İNCİLLER: Matta, Markos ve Luka İncilleri, birbirlerine çok benzediğinden ve aynı terimlerle yazıldıklarından sinoptikler denilir. Yuhanna İncili ise, hem konuları ve hem üslûbu/anlatım biçimi yönüyle diğerlerinden ayrılır.
110.SÜRYÂNÎLER:Hıristiyanlıktaki katolik mezhebine bağlı olan ve süryânî dili ile konuşan bir hıristiyan topluluğu.
111.TESLİS(EKÂNİM-İ SELÂSE ):Uknum kelimesinin çoğulu olup, sözlükte “asıl, esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise, Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba, oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir.
112.YAHOVA ŞÂHİDLERİ:Amerika Birleşik Devletleri’nde Ch. Şarl Russel tarafından 1872′de kurulan, 1931 senesinden sonra kendilerini bu adla tanıtmaya çalışan mezheb ve misyoner teşkîlâtına verilen ad.
113.YAHUDİLİK VE MUSEVİLİK:Musevîlik, kurucusu Musa’ya izafetle bu adı almıştır.

114.AHD-İ ATİK: İki kelimeden meydana gelen bir terimdir. Ahd, “sözleşme”, Atik ise, “eski” anlamına gelmektedir. Ahd-i Atik, “eski sözleşme” demektir. Ahd-i Atik kelimesiyle Yahudilerin mukaddes kitabı olan “Tevrat” kastedilir.
115.CİZYE: Cizye,Islam devletindeki gayri müslim tebaanin erkeklerinden alinan bas vergi.
116.GANİMET:Gayri müslimlerden savaş yoluyla elde edilen her türlü mal ve esirleri ifade eden terim.
117.ORTADOĞU:En eski uygarliklarin ve üc semavi dinin dogdugu, Asya, Afrika ve Avrupa kitalarini birbirine baglayan stratejik bölge.
118.ZİMMİ:İslam Devletinde yaşayan gayr-i müslimlere zimmi denir.(H. i.Kur`an Dili,c.10)
119.KUTSAL KABİR: Kudüs’te bulunan Hz. İsa’ya ait olduğuna inanılan mezar. Kur’an’a göre, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmediği ve öldürülmediği (4/Nisâ, 157) için bu mezar kesinlikle Hz. İsa’ya ait olamaz.
120.NOEL: Noel, hıristiyanların Hz. İsa’nın doğduğu geceyi kutlamak için yaptıkları bayramdır.
121.NOEL BABA:Hıristiyanların noel gecesi hediye getirdiğine inandıkları, inanmasalar da çocuklarını kandırdıkları mitolojik ve hayâlî kişidir.
122.PAPA:Katolik kilisesinin en büyük ruhanî reisi, Roma piskoposu.
123.PAPALIK: Papa yönetimi, papanın başında bulunduğu devlet, İtalya topraklarında bulunmasına rağmen, ayrı devlet kabul edilen dünyanın en küçük devleti Vatikan, papa tarafından yönetilen teokratik bir papalıktır.
124.PAPAZ: Hıristiyan ruhanî reisi, din adamı, râhip, keşiş.
125.PETRUS:Hz. İsa’nın baş havârisidir.
126.RAHİP:Hıristiyan din adamı. Kadın din adamlarına da râhibe denir
127.UKNUM-AKANİM:Uknum, Arapça unsur, esas, temel demektir. Akanim de onun çoğuludur. Akanim-i selâse: üç uknum, yani teslisin üç temel unsuru demektir ki, bunlar baba-oğul-ruhu’l kudüstür.
128.VAFTİZ: Hıristiyanların küçük çocuklara ve dinlerine girenlere uyguladıkları suya sokma veya su serpme töreni demektir. Hıristiyanlara göre, doğuştan, babası Âdem’in suçuna ortak olarak dünyaya gelen insan, ancak kutsal kabul edilen kilisedeki su ile yıkanarak günahlarından arınabilir.
129.YAHUDA:Hz. İsa’yı yakalatan havâri. İsa’nın on iki havârisinden biridir. İskaryot da denilir. Otuz gümüş dinar karşılığında İsa’yı ihbar ederek yakalattırmıştır.
130.Haham: Yahûdi din adamı. İbrânice bilgin, bilge anlamındadır. Bu yahûdi din adamlarının başlarına da hahambaşı denir.
131.Kral Salonu: Yahova şahitlerinin kilise yerine oluşturdukları toplantı ve ibadet salonu.
132.Kutsal Perşembe:Hıristiyanlar, 13 nisan Perşembe gününü kutsal Perşembe olarak nitelerler. Çünkü Hz. İsa, son akşam yemeğini o gün yemiştir. Ayrıca, her yıl nisan ayının 14. günü akşamı toplanıp topluca yemek yemek, eski bir İbrânî geleneğidir.
133.Kutsal Cumartesi: Katolik hıristiyanlar, paskalya arefesinde kutsal haftanın son günü olan Cumartesiyi kutsal Cumartesi sayarlar.
134.Kardinal: Yüksek rütbeli katolik râhibi.
135.Keşiş: Dünyayla ilişkisini kesip manastırda yaşayan hıristiyan din adamı.
136-Kilise: Yunanca topluluk anlamına gelen ekklesia deyiminden türetilmiştir. Hıristiyan mâbedi/ibâdethanesine, hıristiyanların ibâdet ettiği binaya kilise denilir.
137.Konsil: Hıristiyan ruhanîler ve râhipler meclisi. Özellikle katolik kilisesi dogmaları ve kilise disiplinini düzenleyen kurallar 2. y.y. dan itibaren toplanmaya başlanan bu konsillerce tespit edilmiştir. 1869 yılına kadar değişik aralıklarla toplanan konsillerin sayısı yirmidir. Hıristiyanların temel inançları bu konsillerde kararlaştırılmıştır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
1-Batıda yaygın olan Protestanlık çerçevesindeki mezhepler:
Evanjelizm – Anglikan. Baptistler – Adventistler. Presbiteryenler – Pentekostalistler.
2- Reform sürecinde Protestan akımlara kapılmayarak Roma’daki Papaya bağlılığını sürdüren Hristiyan grup Katolik.
3- Hinduizm ve İslâm’dan etkilenerek Hindistan’da ortaya çıkan dînî inanç Sihizm.
4-Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) ile ilgili müjde içeren İncil Barnaba.
5-Ruhun öldükten sonra başka bir bedene geçmesi anlamına gelen, Hinduizm kaynaklı inanışa Tenâsüh.
6-İneğin ve Ganj nehrinin kutsal kabul edildiği ilâhî olmayan din Hinduizm.
7-Budizm’in kurucusu Budha (Buda), Gotama adında bir prenstir.
8-Yahûdîliğin sembolü, Yedi kollu şamdan ve Altı köşeli Yıldız’dır
9-Yahûdî:İshâk oğlu Ya’kûb’un on iki oğlu vardı. Dördüncü oğlunun adı Yuda veyâ Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izâfeten İsrâîloğulları’na Yahûdî denilmiştir.
10-Tevrât:Yahûdîlerin kutsal kitap külliyâtı: Tanah ve Talmut şeklinde ikiye ayrılır.
11-Tanah üç böyümden oluşur:Tora, Neviim ve Retuvim
12-Talmut:Talmut, öğrenim mânâsına gelir. Yazılı olmayan ikinci Metine denir. Daha sonra yazılı hâle getirilmiştir. Talmut, Yahûdî’ler indinde Tevrât kadar önemlidir. Onun da ilhâm ve vahiy kaynağı olduğu kabûl edilir. Talmut iki bölüme ayrılır: Mişna ve Gemara. Mişna, ahlâkî kuralların açıklanmasıdır. Gemora da, Mişna’nın açıklanmasıdır.
13-Konfiçyüsçülük Konfüçyanizm:Çin’deki üç dînden biridir. Bir Çin atasözü: “Her şeyin kökü göklerdedir İnsanın kökü ise atalarındadır” şeklindedir. M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşamış Konfiçyüs, kendini ilme vermiştir. Eski Çin kültürünü canlandırmaya çalışmıştır Dînî meseleler üzerinde fazla konuşmamıştır Onun ana gâyesi, ülkenin karışık olan siyâsî düzenini düzeltmekti
14-AHD-İ ATİK: İki kelimeden meydana gelen bir terimdir. Ahd, “sözleşme”, Atik ise, “eski” anlamına gelmektedir. Ahd-i Atik, “eski sözleşme” demektir. Ahd-i Atik kelimesiyle Yahudilerin mukaddes kitabı olan “Tevrat” kastedilir.
15-AHD-İ CEDİD:İncil.Kitab-i mukaddes`in sadece hiristiyanlara ait olan ikinci kisminin adi. İncil kelime olarak “müjde, tâlim ve öğretici” anlamına gelir.

16-NADİROĞULLARI:Müslümanlarin yaptıkları antlaşmayı ilk bozduklari için Medine´den H.4/M.625 yılında çıkarılan Yahudi kabile.
17-ORTADOĞU:En eski uygarliklarin ve üc semavi dinin dogdugu, Asya, Afrika ve Avrupa kitalarini birbirine baglayan stratejik bölge.
18-AKDES:Bahaullah diye bilinen Mirza Hüseyin Ali`nin yazdigi Bahailigin kutsal kitabi.Kitab-ı Akdes, Bahailik´in en önemli kutsal kitabı. Dinin kurucusu Bahaullah tarafından kaleme alınmıştır.
18-Hanuka: Işıklar Bayramı. m.ö. 168 yılında Yehuda Makabi ve taraftarlarının, Kutsal Mabed’i ibadete kapatan Romalılara karşı verdikleri dini özgürlük savaşının anısına kutlanır. Kislev (yaklaşık Aralık) ayının 25′inden itibaren sekiz gün boyunca, her gün mum sayısını birer adet artırarak yakılan Hanukiya (9 kollu şamdan) bu bayramın simgesidir.
19-Kadiş: İbadetin belirli bölümlerinde tekrarlanan ve Arami dilinde yazılmış kutsama duası.
20-Kipa: Yahudi erkeğin, sinagogda, dışarda ve dua esnasında başını örttüğü küçük takke.
21-Kipur (Yom Kipur): Musevi dininde Büyük Oruç, Tövbe, Kefaret Günü. İbrani takvimine göre
22-Maftirim: Klasik Türk Musikisi makamlarında okunan ilahiler.
23-Midraş: 1) Küçük sinagog (medrese) 2) Tora’nın açıklaması.
24-Talmud Tora: Tora bilgisinin verildiği yer.
25-Yeşiva: Genellikle Talmud’un öğretildiği, akademi seviyesinde okul.
26- Ülkemizde tarihi Hıristiyan gruplar:Rumlar, Ermeniler, Süryaniler ve Arap Ortodokslar bulunmaktadır. Bunun yanında misyonerlik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan Katolik ve Protestan gruplar da vardır.Yahudilerin başında İstanbul’daki Hahambaşılık , Hıristiyanların başında da İstanbul da ki Fener Rum Ortodoks Patrik hanesi bulunmaktadır.
27-Saba taycılar :Müslüman görüntüsü altında Ortodoks Yahudilikten farklı olarak Tevrat kabbala ekolüne bağlı olarak bir sistem geliştirmişlerdir. Sistemlerinin özünü Mesih beklentisi oluşturmaktadır.
28- Budizm deki Nirvana : Defalarca dünyaya gelme çemberinden kurtulmayı ifade eder.
29-Budizmin ortaya çıkış nedenleri :Hinduizm in çok tanrıcılığına , Brahman denilen din adamlarının otoritesine ve kast sistemine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
30- Hinduizme göre hayatın amacı : Hayatın dört amacı vardır. Bunlar; Dürüstlük , helal kazanç , mutluluk ve kurtuluştur
31-Hıristiyan mezheplerden Monofizit mezheplerin özelliği : Hz. İsa’da sadece ilahi tabiatın bulunduğunu savunan mezheplerdir. Günümüzdeki Ermeni, Süryani, Habeş ve Kıpti kiliseleri bu mezhebe dahildir.
32- Hıristiyanlıkta vaftiz olan kişi:Asli günahtan arınarak yeniden doğduğuna, Hz. İsa’nın manevi bedenine katıldığına inanılır.
33-Hıristiyanlıktaki sakramentler:Hz. İsa’nın Filistin’deki yaşamı boyunca yaptıklarını simgeler.
34- Hinduizmdeki kastlar:Brahmanlar kastı -Kşatriya kastı -Vaisya kastı -Sudra kastı
35-Yahûdî Mezhepleri: Hristiyanlık öncesindeki mezhepler: Ferisiler, Sadukiler,Esseniler.
36-Yahudilerinİslâm’dan sonraki mezhepler: İshâkiyye, Yudganiyye, Karaim.
37-Yahudilerin Günümüz mezhepleri: Muhafazakâr Yahûdîler, O rtadoks Yahûdîler, Reformist Yahûdîler. Yeniden Yapılanmacılar.
38-Sinagog ve Ağlama Duvarı gibi kavramlar Musevilik dinine aittir.
39-İsevilik dini inancına göre insanlar günahkar olarak doğar.
40-İneğin ve Ganj nehrinin kutsal kabul edildiği ilahi olmayan din Hunduizm.
41-Noel ve Katedral gibi kavramlar Hristiyan dinine aittir.
42-Hristiyanlıktaki kilisenin karşılığı Musevilikte Havra(Sinagog)
43-Yahudilerin haftalık ibadet gününe Şabat denir.
44-Dünyanın her yerinde Musevilerin kutladıkları, en önemli Roşaşana yılbaşı bayramıdır.
48-Hinduizm, Hindistan nüfusunun yaklaşık yüzde 80’nin tabi olduğu; Batı ülkeleri de dâhil olmak üzere Hindistan dışında da 45 milyondan fazla mensubu bulunan bir dindir.Hindistan dışındaki 45 milyon bağlıdan 18 milyonu, Hinduizm’i devlet dini ilan eden tek ülke olan Nepal’de yaşamaktadır.
49-Hindu kutsal metinleri iki gruba ayrılır:
Şruti ve Smriti. “İşitilen, görülen” anlamına gelen şruti kategorisi içinde
Vedalar; smriti kategorisinde ise Puranalar, Ramayana, Mahabharata ve Dharma-şastralar yer alır.
50- Farklı inanç sistemlerinin bir arada yaşaması ve bilinçli ya da bilinçsiz şekilde birbirinden etkilenmesi nedeniyle oluşan yeni dini yorumlara Senkretizm adı verilir.
51-Hunduizm kutsal kitaplarının tamamını içeren metinlere Vedalar denir.
52-Budizm de mezhepler:İkiye ayrılır a)Hinayana,b)Mahayana

53-Yahudilerin kronolojik yerleşim yerleri;Harran,Filistin,Mısır
54-Yahûdîlerde haftalık ibâdet gününe Şabat. denir.
55-Dünyanın her yerindeki Mûsevîlerin kutladıkları, en önemli yılbaşı bayramı Roşaşana.
56-Mûsevîlerde, Roşaşana sonrasındaki on gün boyunca, o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışların gözden geçirildiği, insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenip helalleşildiği, keffâret günü anlamına gelen oruç gününe Yom Kippur.
57-Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahûdîlere verilişini (emirin alınışı) kutlama bayramı Şavuot.
58- Yahûdîlerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bayramın adı Sukkot (Çardaklar).
59- Hz. Îsâ dönemindeki Ferisilikle başlayan, günümüzde klasik Yahûdîlik anlayışını aynen devam ettiren Yahûdîlik mezhebi Ortodoks.
60-Ermeni Kilisesi hiyerarşisinde bulunan makamlardan, gerekli eğitimi almış, evlenmemiş papazlara verilen rütbe ,Vertabetlik.
61-Taoizm:Bu dîn, “Tao” kavramı üzerinde durmuştur. Büyücüleri, râhipleri râhibeleri ve dînî şefleri vardır. İlkbahar bayramında ateş yakılır Taoist râhipler yarı çıplak durumda, ateşe Pirinç ve Tuz atıp koşarak üzerinden geçerler. Taoizmin kurucusu, Lao Tse’dir. M.Ö. 604 veyâ 570
62-Cayinizm:Hindistan’daki dinlerdendir. Kökü M.Ö. VIII. yüzyıla dayanır. Brahmanizm’deki şiddetli sınıf ayrılıklarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dîne inananlar genellikle sebze ve meyve yerler. Öldürme, yalan, hırsızlık, Şehvete ve dünyâ nimetlerine düşkünlük kötülenir. Tanrı anlayışı yoktur.
63-Budizm:Budizm’in kurucusu Budha (Buda), Gotama adında bir prenstir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
1-AHD-İ ATİK: İki kelimeden meyda¬na gelen bir terimdir. Ahd, “sözleşme”, Atik ise, “eski” anlamına gelmektedir. Ahd-i Atik, “eski sözleşme” demektir. Ahd-i Atik kelimesiyle Yahudilerin mukaddes kitabı olan “Tevrat” kastedi¬lir.Ahd-i Atik üç büyük bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan Nebiim ve Kütübim kısımları Hz. Davud’a indirilen Zebur’dur. Ahd-i Atik’in en önem¬li bölümü ise Tora (Tevrat)’tır. Tevrat kelime olarak İbranice olup, “şeriat ve hak sözleri” anlamına gelmektedir. Hz. Musa’ya indirilen bölümlerdir. Bunlar “Esfâr-i Hamse” (Beş Sifr-Beş büyük kitap)) denilen beş kitaptır ki adları :Tekvin,Huruç(çıkış),Leviler,Adad(sayılar)ve Tesniye)
2-AHD-İ CEDİD:İncil.Kitab-i mukaddes`in sadece hiristiyanlara ait olan ikinci kisminin adi. İncil kelime olarak “müjde, tâlim ve öğretici” anlamına gelir.İncil’e, Allah’tan Hz. Îsâ’ya indirildiği şekliyle inanmak imanın gereklerindendir. Fakat bugün İncil’in orijinal metni de diğer bozulmuş kitaplar gibi elde yoktur. Bozulmuş ve insanlar tarafından müdahaleye mâruz kalmış şekli vardır. İncil’e Ahd-i Cedîd de (Yeni Ahit) denilir. Bugün hristiyanların elinde bulunan bu dört İncil’den Matta 28 kısım, Luka 24 kısım, Yuhanna 21 kısım ve Markos da 16 kısımdan ibarettir.
3-ANGLİKANİZM:İngiltere kralı Sekizinci Henry’nin kurduğu hıristiyanlık mezhebi.
4-ASLI GÜNAH :Hristiyanlikta Hz.Adem ile Havva`nin cennette »yasak meyve » ibaret yemek suretiyle islediklerine ve nesilden nesile bütün insanliga intikal ettigine inanilan suc.
5-AYİN:Dinler tarihi, tasavvuf ve Türk dini musikisinde kullanilan bir terim.
6-BAHİRE:Hz.Peygamberin henüz cocukken Suriye`de görüstügü rivayet edilen rahip.Resulullah (s.a.s.)’ın amcası Ebû Talib ile birlikte gittiği Suriye seyahati sırasında Busra şehri civarında karşılaştığı hristiyan din adamı.
7-BAPTİSTERİUM (VAFTİZHANE):Vaftiz töreni için yapılmış küçük kilise (şapel) .Büyük kilisenin içindeki vaftiz bölümü.
8-BÂTIL DİNLER :Cenâb-ı Hak’ın peygamberlerine indirdiği vahiyle ilgisi olmayan ve insanlar tarafından uydurulan yanlış inançlardan ibaret olan dinler
9-BEYTÜLMİDRAS:Yahudilerin dini egitim ve ögretim yaptiklari yer.
10-CİRCİS:Müslümanlar tarafindan salih bir kimse veya nebi olarak kabul edilen kisi,hiristiyanlara göre ise St.George diye bilinen aziz.
11-CİVİTLER:Katolik Hiristiyanligin Isa Cemiyeti denilen ikinci büyük tarikati.
12-ÇARMIH:Hiristiyanlarin Hz.Isa icin söz konusu ettikleri, tarihin cesitli dönemlerinde uygulanan bir idam sekli..
13-DİNLER TARİHİ:Dinler tarihi; tarih ve dil metodlarini kullanarak, dinleri, dogus, ve gelismesinden , inanc, ibadet ve ahlak konularina kadar, tarihi seyir icinde inceleyen bir disiplindir.
14-EHL-İ SALÎB:On birinci yüzyılın sonlarında Avrupa dünyasının “Kudus’ü Kurtarma” sloganı ile Türkleri Anadolu’dan atmak ve bütün Ortadoğu’yu ele geçirmek için başlattığı siyasî amaçlı askerî harekata katılanlara verilen ortak bir isimdir

15-BEYTİ-MAKDİS:Mukaddes ev, Küdus`deki Mescid-i Aksa.
16-EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.ccel-Kutubu’s-Sitte sahiplerini ifade eden ayn bir tabirdir.
17-EKÂNİM-İ SELÂSE :Uknum kelimesinin çoğulu olup sözlükte “asıl esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir
18-ENDÜLÜJANS:Günahlardan kurtulmak amaciyla kiliseden satin alinan belge
19-ESFAR-İ HAMSE:Esas itibarı ile Tavrat 39 fasıldan neydana gelmiştir. Bunlardan ilk 5 itaba “esfâr-i hamse” (beş büyük kitap) denir. Bazı kaynaklara nazaran da esas Tevrat bu beş kitaptan ibarettir.
20-FARATLİT:Incil`de Hz.Isa`nin kendisinden sonra gelecegini müjdeledi kimseye verilen ad.
21-HAÇLI SEFERLERİ:Hacli seferlerini baslatan devletler:Bizans imparatorlugu.Papalik, Almanya, Fransa, Ingiltere, Napolik kralligi.Hacli seferlerinin nedeni:Batili hiristiyanlarin, papalarin tesvikiyle Kudüs`ü müslümanlarin elinden kurtarmak Anadolu ile Avrupa`da bulunan müslümanlari buralardan atmak amaciyla gerceklestirdikleri seferlerin genel adi. Hacli seferlerine karsi koyan devletler:Anadolu selcuklu devleti,Musul atabeyligi,Eyyübiler,Memlukler,Suriye selcuklulari, Sam atabeyligi, Danismendler, Fatimiler, Saltuklar, Artukklar.
22-İBRANİCE:Yahudilerin ve yahudi kutsal kitabinin dili.
23-İSTAVROZ:Hıristiyanlığın alâmeti, işâreti sayılan şekil ve bu şekilde yapılmış put, haç.
24-İBRÂNÎ:Eski yahûdî sülâlesi veya o soydan olan. Yahûdî topluluklarından birine mensûb kimse.
25-HIRİSTİYANLIK:Hiristiyan dini, Isevilik,Nasraniyet
26-İZNİK KONSİLİ:Hiristiyanlik tarihindeki ilk genel konsil(325)
27-KARNAVAL:Kötü ruhları kaçırmak için korkunç maskeler takma töreni. Hıristiyanların büyük perhizinden önce yapıldığı için, İtalyanca et kaldırmak anlamına gelen carnelevare kelimesinden türetilmiştir. Kaynağı hıristiyanlıktan çok öncedir. Güneş ışınlarının bir süre gökte hapsedildikten sonra yeniden özgür bırakıldıkları inancıyla ilgilidir. Karnavalda kullanılan hayvan maskeleri, aynı zamanda, hayvanlara tapanlardan hıristiyanlığa geçmiş bir putperest geleneğidir.
28-KATOLİKLER:Basindaki kisiye Papa denir.Dinsel merkezi Roma`dir.Inanc ve ahlak alaninda papanin otorite kabul edildigi, Hiristiyanligin en kalabalik cemaatini teskil eden hiristiyan kilisesi/merkezi.

29-KİTAPLARA İMAN:Yüce Allahın insanlığa mesajını bildirmek için Peygamberler göndermiş olduğu kitapların tamamına iman etmeyi gerektirir.Kuranın dışındaki diğer kitapların asıları korunamamıştırçKuran,Allahtan geldiği gibi aynen korunmuş ve kıyamete kadar korunacaktır(Hicr,15/9)Kur’ân-ı Kerimde ismi geçen peygamberlere 100 sahife ve 4 büyük “Kitap” inzal buyrulmuştur. Hz. Âdem’e 10, Hz. Şit’e 50, Hz. İdris’e 30 ve Hz. İbrahim’e (as) 10 sahife toplam 100 sahife inzal edilmiştir. Büyük kitaplar ise ilk olarak Hz. Musa’ya (as) “Tevrat”, Hz. Davud’a (as) “Zebur”, Hz. İsa’ya (as) “İncil” ve Hz. Muhammed’e (as) “Kur’ân-ı Kerim” nazil edilmiştir. Kur’ân-ı Kerim diğer kitapların tamamını neshetmiş ve Kur’an-ı Kerimin inzali ile diğer kitapların hükümleri geçersiz olmuştur. Kur’ân-ı Kerim dışındaki kitaplar birbirini nesh etmemiştir. Nitekim Hz. Davud’a (as) nazil olan “Zebur” Tevrat’a uyulmasını isterken, Hz. İsa’ya nazil olan İncil de ahkâmda ve ibadette Tevrat’ın hükümlerine uyulmasını istemiştir.Kur’an’da ilâhi kitaplar için kitab/kütüb,sahife/suhuf, Zebur/zübur kavramları da kullanılmıştır.Tevrat:İsrailoğullarına verilmiştir.Yahudilere göre Tevrat 5 kitaptan oluşur:1) Tekvin,2) Çıkış (huruc)3) Levililer,4) Sayılar,5) Tesniye.Zebur:Hz. Davut’a verilmiştir.İncil:Hz. İsa’ya verilmiştir. Müjde anlamına gelir. İsa’nın hayat hikayesini ve buna ilaveten ahlâki öğretileri anlatır. Hukukî düzenlemelere yer vermez. Hristiyanlar hukukî düzenlemeler konusunda Tevrat’ı esas kaynak olarak kabul ederler.Bugün elde mevcut olan en eski İncil nüshası Yunanca’dır.325’de İznik Konsili’nde seçilen dört İncil;Matta, Markos ,Luka,Yuhanna.Matta İncili; hristiyanların elinde bulunan İncillerin en eskisidir.Yahudiler ilahi kitaplardan İncil ve Kur’an’ı onaylamazlar. Kur’an, Tevrat’ın İsrailoğullarına indirildiğini zikretmiş; onu belli bir peygambere isnad etmemiştir.Ayrıca Barnaba tarafından yazılan ve diğer İncillerle uyuşmayan ve Tevhid ilkesini kabul eden Barnaba İncili de vardır. Dört İncil’de esas üzerinde durulan konu Hz. İsa’nın hayatıdırHristiyanlar Tevrat ve zebur’u da kutsal kabul ederler. Tevrat, Zebur ve İncil’in üçüne birden Kitab-ı Mukaddes derler. Tevrat’a Ahd-i Atik (Eski Ahit) İncil’e Ahd-i Cedid ( Yeni Ahit) derler.Kur’an-ı Kerim:Peygamberimiz’e verilmiştir. Muhteva metod ve gaye yönünden diğer ilahi kitaplardan farklılık gösterir.Yazılmış sahifelerden meydana gelen kitaba mushaf denir.Kur’an-ı Kerim’in Özellikleri,Peygamberimize indiği şekliyle değişikliğe uğramadan korunmuştur.Yazı ve ezber yöntemiyle orijinal şekliyle korunmuştur. Dinamik bir hüviyet taşır. Daima canlı ve gündemdedir Bütün insanlığa hitap eder. Hz. Peygamberin en büyük mucizesidir..
30-MANİHEİZM:3.yüzyilda Mani tarafindan eski Iran`da kurulan ve günümüzde
31-MARKOS İNCİLİ:Hz.Isa`nin dünyadan ayrilisindan yirmiüc yil sonra Markos tarafindan Yunanca olarak yazilmis incil.
32-MATTA İNCİLİ:Hz.Isa`nin on iki ögrencilerinden biri olan Matta tarafindan,Hz.Isa`nin dünyadan ayrilisindan dört yil sonra Ibranice yazilmis olan incil. Bu incil Hiristiyanlarin elinde en eski Incillerin en eskisidir.
33-MECUSİLİK:Atese tapanlara verilen ad.Islami kayanaklarda zerdüstlige verilen ad.Zerdüstiligin eski Iran inanc ve gelenekleriyle karismasindan olusan din.
34-MİŞNÂ:Yahûdîlerin Tevrât’tan sonra mukaddes kabûl ettikleri Talmûd kitâbının iki kısımdan biri. Tevratın hükümlerini açıklayan şifahi beyanların yazıya geçirilmiş şeklidir.
35-MİSYONERLİK:Evrensel dinler ve özellikle Hiristiyanlik baglaminda dinin yayilmasi amaciyla yapilan sistematik faaliyetler.
36-MOONCULUK:Dogu din ve felsefelerine uyarlamasi sonucunda ortaya cikan mesihi din akimi.
37-MİLEL VE NİHAL:Islami literatürde dinler ve mezhepler tarihiyle ilgili eserlerin ortak adi.Mezhepler hakkinda bilgi vermek maksadiyla yazilmis olan eserlerin ortak adi.
38-RUHBANLIK:Insanlardan uzaklasip riyazata cekilerek dünya zevklerini terketmek ve kendini asiri bir sekilde ibadete vermek demektir.

39-SAMSKARA:Hinduizm`de günlük ibadetlerin disinda dogum, evlenme ve ölüm gibi insan hayatinin gecis dönemlerinde gerceklestirilen dinsel törenlere samskara denir.
40-SİHİZM:M.S.15 yüzyilda Hindistanda cikti.Kurucusu Nanak,lakabi Guru,mensuplarina nisbetle dinin adinin kaynagi(Sih: Tilmiz, Sakird), dinin tipi monotesit,hususi yolu;Guru`yu takip etme ve Tanri adini zikretme, kutsal kitabi Adi- Granth , mensuplarini sayisi 9 milyon, dünya nüfusuna göre yüzdesi 0.2,yayildigi ve mensuplarinin bulundugu yerler;Hindistan-Pencap vdy.Sihizm kelimesi, Sih kelimesinden türemistir.Sih ise talebe manasina gelen Sanskrit kökünden türemistir.Sihizm, Sih dini olarak da anilir.Bu dine Sih de denir.Sihizm düsüncesi Bakti hareketi(Hinduizm) ve Sufizm(Islam) ile bazi ortak noktalara sahiptir.Sihler, Kuzeybati Hindistan`in Pencap bölgesinde yasamaktadirlar.Ayrica kücük guruplar halinde Ingiltere, Kanada , ABD, Malezya ve dogu Afrika`da bulunmaktadir.Bes mezhebe ayrilmistir.Mezhepleri;Orsi, hendali, artenas, namdari, akali.
Hindistanda sürmekte olan Sihlerin, Hindulastirilmasi kampanyalarinda 1941-1951 yillari arasinda yaklasik 200 bin Sih Hindu olmustur.Özellikle Hindu ve müslümanlar arasina sik sik patlak veren din catismlarinda bircok insan hayatini kaybetmistir.Bu catismalar 1984 yilinda Hindistan basbakani I.Gandi`nin bir Sih sonucu öldürülmesi sonucunu doruracak kadar siddetlenmistir.
41-KUTSAL KABİR: Kudüs’te bulunan Hz. İsa’ya ait olduğuna inanılan mezar. Kur’an’a göre, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmediği ve öldürülmediği (4/Nisâ, 157) için bu mezar kesinlikle Hz. İsa’ya ait olamaz.
42-NOEL: Noel, hıristiyanların Hz. İsa’nın doğduğu geceyi kutlamak için yaptıkları bayramdır..
43-PAPA:Katolik kilisesinin en büyük ruhanî reisi, Roma piskoposu.
44-PAPALIK: Papa yönetimi, papanın başında bulunduğu devlet, İtalya topraklarında bulunmasına rağmen, ayrı devlet kabul edilen dünyanın en küçük devleti Vatikan, papa tarafından yönetilen teokratik bir papalıktır.
45-PAPAZ: Hıristiyan ruhanî reisi, din adamı, râhip, keşiş.

46-PASKALYA: Hıristiyanların Hz. İsa’nın dirildiğine inandıkları gün yaptıkları bayram.
47-PETRUS:Hz. İsa’nın baş havârisidir.
48-RAHİP:Hıristiyan din adamı. Kadın din adamlarına da râhibe denir.
49-RUHU’L-KUDÜS:Hz. İsa’ya üflenen ilâhî ruh.
50-SÜRYANİ:Suriye ve Türkiye’nin güney doğusunda yaşayan Sâmi ırktan bir hıristiyan topluluğu.
51-VAFTİZ: Hıristiyanların küçük çocuklara ve dinlerine girenlere uyguladıkları suya sokma veya su serpme töreni demektir. Hıristiyanlara göre, doğuştan, babası Âdem’in suçuna ortak olarak dünyaya gelen insan, ancak kutsal kabul edilen kilisedeki su ile yıkanarak günahlarından arınabilir.
52-YAHUDA:Hz. İsa’yı yakalatan havâri. İsa’nın on iki havârisinden biridir. İskaryot da denilir. Otuz gümüş dinar karşılığında İsa’yı ihbar ederek yakalattırmıştır. YUHANNA: Yeni Ahidi oluşturan dört İncil’den biri ve bu İncil’in yazarının adıdır.
53-Ahd-i Cedid: Hıristiyanların kutsal kitaplarına denilir.
54-Kardinal: Yüksek rütbeli katolik râhibi.
55-Karnaval: Kötü ruhları kaçırmak için korkunç maskeler takma töreni. Hıristiyanların büyük perhizinden önce yapıldığı için, İtalyanca et kaldırmak anlamına gelen carnelevare kelimesinden türetilmiştir. Kaynağı hıristiyanlıktan çok öncedir. Güneş ışınlarının bir süre gökte hapsedildikten sonra yeniden özgür bırakıldıkları inancıyla ilgilidir. Karnavalda kullanılan hayvan maskeleri, aynı zamanda, hayvanlara tapanlardan hıristiyanlığa geçmiş bir putperest geleneğidir.
56-Katedral: Bir şehrin büyük kilisesi, piskoposluk kilisesi.
57-Katolik: Roma kilisesi, katolik mezhebinden olan hıristiyan demektir.
58-Katoliklik, Roma kilisesine bağlı hıristiyan mezhebine denilir.
59-Keşiş: Dünyayla ilişkisini kesip manastırda yaşayan hıristiyan din adamı. 60-Konsil: Hıristiyan ruhanîler ve râhipler meclisi. Özellikle katolik kilisesi dogmaları ve kilise disiplinini düzenleyen kurallar 2. y.y. dan itibaren toplanmaya başlanan bu konsillerce tespit edilmiştir. 1869 yılına kadar değişik aralıklarla toplanan konsillerin sayısı yirmidir. Hıristiyanların temel inançları bu konsillerde kararlaştırılmıştır. 325 yılında toplanan İznik konsili, Pavlus’un görüşünün temeli olan İsa’nın tanrılığını kabul etti. Bu görüşe muhâlif olan İncilleri ve başka kitapları nerede olursa olsun toplatıp yakmayı kararlaştırdı. Bu kararın alınmasında henüz hıristiyanlığı kabul etmemiş olan putperest kral Konstantin’in büyük etkisi oldu; bu kararla hıristiyanlığı putperestliğe yaklaştırmış oldu. Yine, bu konsilde alınan kararların aksini savunanları konsil, lânetlemekte ve aforoz etmektedir. 2048 Din adamının katıldığı bu konsilde bu kararı alan din adamlarının sayısı sadece 318 idi. 1720 farklı görüşün iddiaları geçersiz kabul edildi. Daha sonra İnciller de konsil tarafından değerlendirildi; Önemli bir kısmı teslisi değil de tevhidi savunan yüzlerce İncil’in içinden 4 İncil (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri) resmen kabul edilen İnciller oldu. Bunun dışındaki kitaplar için, nerede olursa olsun toplattırılıp yatırıldı.
61-Manastır: Râhip veya râhibelerin, dünyadan el etek çekip ruhban hayatı içinde birlikte yaşadıkları, ekseriya yerleşme merkezlerinden uzak bina.

62-Tarihi Edyan yazarları ; Ahmet Mithat Efendi Mahmud Esad b. Emin seydişehri Es’ad Şemsettin Günaltay’dır.
63-Dinler Tarihi yazarları ; H. Ömer Budda Ömer Rıza Doğrul Annamarie Schimmel Mehmet Toplamacıoğlu Ahmet Karaman Ekrem Sarıkçıoğlu Günay Tümer Şaban Kuzgun Mehmet Aydın ‘dır.
64-Osmanlı devletinin son zamanlarındaTarhi Edyan adı altında bazı kitaplar yayınlanmış ve Dinler Tarihi eğitim kurumlarında ders olarak okutulmuştur.
65-İslam inancına zaman içerisinde diğer din ve kültürlerden taşınan hurafelere İsrailiyat adı verilir.
66 -Dinin kaynağını bilimsel metodlarla Tanrısal ilk vahye dayandırmaya çalışan filolog Max Müller’dir.
67-Belli bir kurucusu inanç sistemi kutsal kitabı olmayan ve belli bir kabileye ait olan ve yayılma özelliği olmayan dinlere Geleneksel Dinler adı verilir.
68-Canlılara zarar vermemeyi büyük ahlaki vazife edinen Tanrı yerine Tirthankara denilen kutsal varlıklara tapınan ve alemin ebediliğine inanan din Caynizm ‘ dir.
69-Günümüzde yaşayan dinlerin nüfus bakımından en yaygın olanı Hıristiyanlık ‘ tır.
70-Dinin başlangıcının Totemizm olduğunu savunan bilim adamı E. Durkheim ‘ dir.
71-Dinin başlangıcının Büyü olduğunu savunan bilim adamı J. G. Frazer ‘ dir.
72-Dinin başlangıcının Animizm olduğunu savunan bilim adamı E .B. Taylor ‘ dur.
73-Dinin tanımlanmasına sosyolojik açıdan yaklaşan ve sosyolojik bir din tanımı yapan bilimcisi E. Durkheim ‘ dir.
74-Yahudiler Hıristiyan topraklarında İsraeli İsraelite Müslüman topraklarında ise Musevi adını kullanmışlardır.
75-Babil sürgünü dönüşü Asurluklar tarafından topraklarına yerleştirilip Yahudiliği kabul etmiş Samiriler’den kendilerini ayırmak için Yahuda Halkı adını alan Yahudiler bundan sonra Yahudi olarak anılmaya başlanmıştır

76-Yahudiliğin kutsal metinleri yazılı ve sözlü bölümlerden oluşmaktadır. Yazılı metinler Türkçe’de Eski Ahid olara bilinir bunlar Tora (Tevrat ) Neviim ( Peygamber) Ketuvim (Kitaplar) bölümlerinden oluşur.
77-Hıristiyanlık öncesi Yahudi mezhepleri ; Ferisilik Sadukilik Essenilik ‘ tir.
78-Hıristiyanlık sonrası Yahudi mezhepleri ; Rabbani Yahudilik ve Karailik ‘ tir.
-Hz. Musa’ya Tanrı’nın kendisine vahyettiği 79-ON EMİR Tevrat’ın Çıkış ve Tesniye bölümlerindedir.
80-Yahudiler günlük ibadetlerini mabedi temsil ettiğine inandıkları Sinagoglarda yaparlar.
81-Sinagoglarda bulunması gereken üç şey : Kutsal dolap Miharap ve Kürsü (Teva ) ‘ dür.
82-Günde üç vakit ibadet eden Yahudiler sinagoglara kadınlar başörtülü olarak erkeklerde kipa denilen şapka giyerek girerler ve Siddur denilen dua kitabından bölümler okurlar.Amida denile ayakta yapılan dua ibadetin asıl kısmıdır.
83-Yahudiler Hac bayramları olan Şukkot Fısıh ve Şavuot’ ta hacca gitmek zorunda olmalarına rağmen mabedin yıkılmasında dolayı bu ibadetlerini yerine getirememektedirler.
84-Yahudiliğin en önemli hususlarından olan evlenme töreninde Haham nezaretinde Ketuba denilen evlilik sözleşmesi imzalayan
Yahudiler Hubba denile evlilik çadırına girerler.
85-Günümüzde Yahudi Mezhepleri : Ortadoks Yahudilik Hasidizm Reformist Yahudilik ve Muhafazakar Yahudilik’ tir.
86-Ortadoks Yahudiler ; Tevrat’ın ve din bilgini rabbilerin mutlak otoritesini kabul ederler On Emir’ e uymada çok dikkatli davranırlar ve Ferisilikle başlayıp Rabbani Yahudilikle devam eden ana bünyenin günümüzdeki temsilcileridir.
87-Hasidizm :Tüm hayatı dine adayan çok çocuk yapıp onlar sıkı bir eğitime tabi tutan herhangi bir işte çalışmayan özel giysilerle dolaşan aşırı Ortadoks Yahudilerdir.
88-Reformist Yahudilik : Yahudiliği yalnızca İsrailoğullarına mahsus bir din olarak görürler ve Tevrat’ı Tanrı tarafından indirilmiş bir kitap olarak değil atalarının yaşadığı dini tecrübe olarak görürler.Ayrıca Tevrat’taki yaratılış hikayesi yerine Darwin’in Evrim teorisine inanırlar.
89-Muhafazakar Yahudilik : Geleneksel Yahudilik ilkelerine uyarlar ancak uygulamada Ortadoks’lar kadar katı değildirler.
90-Samiriler : Hz. Musa ‘yı dinin gerçek takipçisi olarak görürler ve İbadetlerinde Müslümanların ibadet şekline çok yakın olan Rüku ve Secde içeren bölüümler vardır.
91-Kur’an’da Hıristiyanlar için Nasrani ve Nasara kelimeleri kullanılmıştır.
92-Bugünkü Hıristiyanlığın kurucusu Pavlus sayılır.
93-Pavlus’a göre Tanrı ; oğlu İsa’yı insan şeklinde yeryüzüne göndererek Adem’in günahını ortadan kaldırması için onu çarmıhta feda etmiş ve insanlığı kurtarmıştır.
95-Piskoposlar ve kilise temsilcilerinin din ve disiplin konuları üzerinde tartışmak için düzenledikleri resmi toplantılara Konsül adı verilir. Hıristiyanlığın şekillenmesi açısında önemli sayılan 4 konsül vardır.bunlar; İznikkonsülü İstanbul konsülü Efes konsülü ve Kadıköy konsülü’ dür.
96- 325 Yılında İznik’te toplana konsülde İncillerin sayısı 4 ‘e indirilmiş ve Hıristiyanlığın inanç esasları oluşturulmaya çalışılmıştır.
97-381 de toplanan İstanbul konsülünde Kutsal Ruh’un da Tanrılığına karar verilmiş ve böylece Teslis (üçlü Tanrı anlayışı) ‘ in unsurları tamamlanmıştır.
98-431 de Efes’ te toplanan konsülünde Meryem’e Tanrı doğuran (Theotokos) ünvanı verilmiş ve Nestoryus afaroz edilmiştir.
99-451 de toplanan Kadıköy konsülü karaları sonucunda Monofizit görüşü benimseyen Antakya Süryani Habeş Kıpti ve Ermeni Gregoryan Kiliseleri ortaya çıkmıştır.
100-Doğu-Batı ayrılığı sonucunda Latin Roma Kilisesi Katolik yani Evrensel Bizans kilisesi ise (Özebağlı) manasında Ortadoks olarak adlandırıldı.
101-Martin Luther’in reform haraketi mevcut dini anlayış ve uygulamaların bir kısmını reddeden Protestanlığı doğurmuştur.
doğu-Batı ayrılığından sonra kendine özgü dini inanç ve uygulamalarını genişleten Katolik kilisesi siyasi alandaki boşluğuda doldurarak her alanda egemen olmuştur.Özellikle din bilim ve düşünce alanında kendini gerçek otorite olarak görmesi bilimsel gelişmelerin önünü tıkayarak din-devlet ve din-bilim çatışmalarına neden oldu.
102-Okümenizm’ dir.Okümenizm ; Tüm Hıristiyan Kiliselerinin evrensel birliğini ifade etmektedir.
103-Tüm Hıristiyanlığın kabul ettiği iki sakrement olan Vaftiz ve Evrastiya yanında kuvvetlendirme evlilik ruhbanlık son yağlama sakrementleride uygulanmaktadır.
104-İsa’nın ölmeden önce havarileriyle yediği son akşam yemeği nin anısına yapılan ve Hıristiyan inanç ve ibadetlerin temelini oluşturan ayin Evrastiya’ dır.
105-Sihizm:M.S. 6. yüzyılda Hindistan`da kurulmuş, kurucusu Guru Nanak`tır.Sihizm, İslam`ın ve Hinduizm`in bir takım prensiplerini birleştirerek oluşturulan inanç sistemidir.
106-Budizm :M.Ö 6. yüzyılda Hindistan`da ortaya Çıkmıştır..
107-Teoizm:Çin dinleridir.M.Ö . 6. yüzyılda ortaya çıkmış, kurucusu Lao Tacu.Kutsal kitabı Tao-Te-King.
108-Zerdüştlük:M.ö. 6.yüzyılda İran`da ortaya çıkmış, kurucusu, Zerdüşti`dir.Tanrısının adı Ahura Mazdah`tır.Bu dine Mahehizm`de denir.
108-Yahudilik:Yahudi dinine mensup İsrail`de 5, Amerika`da 6, toplam nüfusu 25 milyondur.% 90`ni Sefarad (İspanya) diğerleri Askenaz`dir.
109-Yahudiler için;İbrani, İsraili,musevi,yahudi isimleri kullanılır.
110-Yahudilerin ibadet yerlerine Sinagog denir.
111-Museviler Tora adı verilen Tevrat`a inanırlar.Diğer önem verdikleri kitap da Talmud`dur.
112-Yahudiler, çocuk doğumdan 8 gün sonra sünnet ettirilir.Türkiye`deki Yahudilerin yasal temsilcilerine Hahambaşı denir.
113-Yahudilikte ibadet merkezidir.Toplu ibadet 13 yaşına girmiş en az 13 kişi ile yapılır.
114-Askenaz;Orta ve doğu yahudileri ile bunlarin soyundan gelenlere verilen addir.
115-Osmanli döneminde Yahudiler arasinda meydana gelen önemli olay Sabatay Selvi`dir.
116-Katolik kilisesinin merkezi, Roma yakınında bir devlet olan Vatikan`dır.
116-Ortadoks`un merkezi, İstanbul Fener Patrikhanesidir.11 yüzyılda kesin olarak Katolik kilisesinden ayrıldı.
117-Kur`an.-i Kerim`de Hiristiyanlar için Nasran(Nasara) kelimesini kullanır.Reform hareketini Alman papazi Martin Luther baslattı.
118-Hiristiyanlığın temel ilkeleri;Asli günah, kurtuluş,ahit, mesihcilik, teslis.
119-Hiristiyanların yıllık ibadetleri;Noel, paskalya.
120-Katolik din mezhep din adamlarina papa, kardinal,piskoposlar,rahipler denir.Ortodoksların ruhani lideri patriktir.
121-Bu günkü Hiristiyanligin kurucusu Pavlos sayılır.
122–Türkiye `de misyonerlik faaliyetlerinde bulunanlar;Hiristiyanlar, yahova şahitleri, bahailer, hinduler, budistler.
123-Günümüzde,Türkiye`de misyonerlik faaliyetlerinde öne çıkankan Hiristiyan guruplar; Adventistler, Babdistler, Presbiterler, Mesih inanlılar.
124-Türkiye`de faaliyet gösteren diger dini guruplar; Mormonlar, Maonlar, Yehova sahitleri, Bahailer. 125-Hiristiyan nüfusu 1.750.000.000 dolaylarindadir.Türkiye `de misyonerlik faaliyetlerinde bulunanlar;Hiristiyanlar, yahova sahitleri, bahailer, hinduler, budistler.
126-Günümüzde,Türkiye`de misyonerlik faaliyetlerinde öne cikan Hiristiyan guruplar; Adventistler, Babdistler, Presbiterler, Mesih inanlilar.
127-Türkiye`de faaliyet gösteren diger dini guruplar; Mormonlar, Maonlar, Yehova sahitleri, Bahailer.
128-Dünyada dinlerin nüfus durumu:Müslümanlar 1.250.000.000, hiristiyanlar 1.750.000.000, yahudiler 26.000.000, konfücyüscülük 350.000.000, taoizm 50.000.000, hinduiz 750.000.000, sihizm 15.000, zerdüstlük 500.000.000.
129-Roma Katolik Kilisesi (Papalık): Ölen papanın yerine, oradaki kardinaller tarafından seçilir. Papalık, evrensel bir idâredir. Hiç bir siyasi güce bağlı değildir. Papa valilikleri, Yüksek Kurul, mahkemeler, taşra teşkilatı ve rahipler şeklinde teşkilatlanmıştır. Katolik kilisesi, teşkilat bakımından muâsır dünyanın en sağlam, en işlevli ve bölmeleri yerli yerinde bir piramit görünümü arz eden organizasyondur.
Modernizm, papalığa göre her türlü bid’atin sentezi olarak algılanır. Papalıkbatıdaki kaybını Asya ve Afrika’da yayılma gayreti ile telafi etmeye çalışır.
Papalık, 18. asrın sonlarından itibaren görülen ve Hıristiyanlık prensiplerinden gittikçe uzaklaşan cemiyet anlayışına karşı başından beri tepki göstermiştir. Asrın Avrupası’ndaki ekonomik ve sosyal gelişmeler kiliseye bir takım problemler çıkarmıştır.
130-NADİROĞULLARI:Müslümanlarin yaptiklari antlasmayi ilk bozduklari icin Medine´den H.4/M.625 yilinda cikarilan Yahudi kabile.
131-NESTURİLİK:Hz.Isa`nin insan ve ilah olarak iki ayri unsurdan meydana geldigini iddia eden bir Hristiyan mezhebi.Istanbul Patrigi Nestur`un (ö.451) öncülügünde olusan bir hiristiyan mezhebi.
132-PATRİK:Ortodoks mezhebine mensûb hıristiyanların, en büyük rûhânî (dînî) lideri.
133-PASKALYA:Hiristiyanlarin, Hz.Isa`nin dirileceklerine inandiklari gün yaptiklari bayram.
134-Ad kavmi :Hz.Hud Aleyhisselamın , peygamber olarak gönderildiği kavim.
135-Ahund :Iran ve Türkistan`da din alimlerine verilen ve menşei tam olarak bilinmeyen bir sıfat.
136-Anglikan Kilisesi:Protestanlığı Anglosakson ülkesindeki kolu.
137-Anglikanizm:Ingiliz kilisesisnin itikadi görüşü.
138-Bahailik:Babillikten dogan sapik din.Bahailik:Iran`da Mirza Hüseyin Ali Nuri(ö.1309/1872) tarafindan kurulan ve görüsleri itibariyle Islam kültürüne dayanmakla beraber Islam dairesinden cikmis bulunan bir mezhep.
139-Milel ve Nihal:Islami literatürde dinler ve mezhepler tarihiyle ilgili eserlerin ortak adi.Mezhepler hakkinda bilgi vermek maksadiyla yazilmis olan eserlerin ortak adi.
140-Misyonerlik:Evrensel dinler ve özellikle Hiristiyanlik baglaminda dinin yayilmasi amaciyla yapilan sistematik faaliyetler.
141-Milel ve Nihal kavramlarına bazı İslâm alimleri Milel terimini temel dini akımlar ve gelenekler anlamına, Nihal terimini ise alt sekteryan gruplar, hizipler ve fırkalar anlamına kullanmaktadır
142-Dinler tarihi bilim dalı Osmanlı döneminde 19. yüzyıldan itibaren eğitimin kurumlarında yer almaya başlamıştır. Önceleri “ilmu esatiril evvelin” başlığı altında sonra da tarihi edyan (dinler tarihi) adı altında dersler verilmiştir. Cumhuriyet döneminde 1933 yılına kadar varlığını sürdüren Darulfünun İlahiyat Fakültesinde Türk Dinleri ve Mezhepleri Tarihi ve Dinler Tarihi başlıkları altında dinler tarihi bilim dalına dayalı dersler okutulmuştur. Dinler tarihi ile ilgili Türkçe olarak yazılan en eski kaynak olarak kabul edilen Şemseddin Sami’nin Esatir’i 1878’de basılmıştır.
142-Dinler Tipolojisi/Tasnifi:dinler “ilkel dinler” ve “gelişmiş dinler” şeklinde iki ana grupta toplanmış;dinin ilkelliği ve gelişmişliğinde ise ilgili dine mensup olan insanların sosyokültürel yaşamları belirleyici olmuştur.
143-Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip ülkeleri(2004 Yılı):Endonezya,Pakistan,Hindistan,Bangladeş,Türkiye,Nijerya,İran.
144-Dünyada en kalabalık Musevi Nüfusuna sahip ülkeleri(2004):ABD,İsrail,Rusya,Kanada,Fransa,Birleşik Krallak,Ukranya.
145-Dünyada en kalabalık katolik nüfusuna sahip ülkeleri(2004 Yılı).Brezilya,Meksika,ABD,Filipinler,Fransa,İtalya, Kolombiya.
146-Dünyada en kalabalık Protestan nüfusuna sahip ülkeleri(2004 Yılı):ABD,Birleşik Krallık, Almanya, Hindistan, Güney Kore,Avustralya, Kanada.
147-Dünyada en kalabalık Ortodoks nüfusuna sahip ülkeleri(2004 Yılı):Rusya,Ukranya,Romanya,Yunanistan,ABD,Sırbistan,Beyaz Rusya.
148-Dünyada en kalabalık Hindu nüfusuna sahip ülkeleri(2004 Yılı):Nepal, Bangladeş, Endonezya,Malezya,Sri Lanka, Pakistan,Myanmar
149-Dünyanın en kalabalık Budist nüfusuna sahip ülkeleri(2004 Yılı):Japonya,Çin,Vietnam,Tayland,Myanmar,Güney Kore,Sri Lanka
Kaynak:Dinler Çoğrafyasına Küresel Bir Bakış:Fügen BERKTAY;Emin ATASOY
150-Ülkelere göre Müslüman nüfusu
İslam, Hıristiyanlık’tan sonra dünyanın en büyük ikinci dinidir. Bir demografik araştırmaya göre, İslam nüfusu dünya nüfusunun 1.57 milyar inananı ile %23′ünü oluşturmaktadır.
İslam, Kuzey Afrika’da, Orta Doğu’da ve Asya’da yaygın bir dindir. Büyük Müslüman toplulukları ayrıca Çin’de, Balkanlarda ve Rusya’da bulunmaktadır. Dünyanın diğer bölgelerinde de büyük Müslüman azınlık nüfusu bulunmaktadır. Örneğin; Batı Avrupa’da %5′lik bir nüfus ile İslam, Hıristiyanlıktan sonra gelen ikinci din konumundadır.
Yaklaşık 50 ülkede Müslüman çoğunluk bulunmaktadır. Dünyadaki Müslüman nüfusun yaklaşık %62′lik kısmı Asya’da yaşamaktadır. Endonezya en kalabalık Müslüman ülkesidir ve Müslüman nüfusu 216 milyon (%90) civarlarındadır. Müslümanların yaklaşık %20′si Arap ülkelerinde yaşamaktadır. Orta Doğu’da Arap olmayan ülkelerden, Türkiye ve İran’ın büyük çoğunluğu Müslümandır. Mısır ve Nijerya Afrika’nın en kalabalık Müslüman nüfusa sahip ülkeleridir.
2009 yılı Ekim ayında Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir demografik çalışmada dünyada yaklaşık 1.57 milyar Müslüman insan yaşamaktadır.
Kaynak:

-V.Özgür Ansk.

-Dini Kavramlar Sözlüğü(Diyanet)
-Şamil İslam Ansiklopedisi

-T.Diyanet Vak.İslam Ansiklopedisi.

9

Ağustos
2012

Diyanet Mbst Sınavına Hazırlık

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  356 Kez Okundu

1.Kur’ân-ı Kerîm:
Kur’ân-ı Kerîm, Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla mahiyeti bilinmeyen bir tarzda son peygamber Hz. Muhammed’e indirilen, Mushaflarda yazılı olan, tevatürle nakledilen, okunmasıyla ibadet edilen, Fâtiha suresinden başlayıp Nâs suresinde son bulan Arapça mu’ciz bir kelamdır
Kur’ân-ı Kerîm’i Okuma Şekilleri:
Kur’ân-ı Kerîm’i okuma şekilleri hızlarına göre Tahkîk, Tedvir ve Hadr olmak üzere üç gruba ayrılır:
Tahkîk:
Hakkını tam olarak vermek, araştırmak, gerçekleştirmek gibi anlamlara gelir. Artırma ve eksiltme yapmaksızın bir şeyde mübalağa yapmaktır. Kur’ân-ı Kerîm’i ağır ağır okumanın adıdır. Medlere hakkını vermek, hemzeyi hakkıyla okumak, harekeyi tam yapmak, harfleri birbirine katıp karıştırmadan tane tane çıkarmak ve dura dura okumaktır. Bu okuyuşta medler son hadlerine kadar yani 4-5 elif miktarı çekilir, hemzeler belirtilir, tecvid kuralları bütün yönleriyle ve hakkıyla uygulanır. Kur’ân’da işaret edilen tertil ile okumanın bu olduğu da ifade edilir.
Tedvîr:
Döndürme ve çevirme anlamına gelir. Tahkîk ile hadr arasında orta bir okuyuştur. Tahkike göre medler ve diğer kurallardaki ölçüler biraz azaltılır. Medler 3 elif miktarı çekilir. Harfler yine tane tane ve açık bir biçimde telaffuz edilir.
Hadr:
Dolmak, şişmek ve hızlı söylemek anlamına gelir. Kıraat ilminde Kur’ân-ı Kerim’in tecvîd kaidelerine uygun olarak okunduğu üç tarzdan hızlı olanına denir. Hadr, Kur’an’ı hızlı okumak için kullanılır. Med harflerini ve ğunne sesini yutmadan, harekeleri birbirine karıştırmadan, sahih olmayan bir kıraatteki aşırılıklara kaçmadan, medleri ve idğamları kısa tutarak biraz süratli bir okuyuşla okumaktır. Bu okuyuşta kıraatlerde yer alan bütün kaideler asgari hadlerinde uygulanır. Ancak gerek harflerin mahreçleri gerekse sıfatları konusunda taviz verilmez.
Bu metotlardan hangisinin daha uygun olduğu konusunda çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Kimisi, Kur’ân’ın tertil ile okunmasını emreden âyetleri delil getirerek yavaş okumayı önerirken kimisi de bu konuda Resûl-i Ekrem’in çok Kur’ân okumayı tavsiye eden ve okunan her harfe ayrı ayrı sevap verildiğini bildiren hadislerini delil getirmişlerdir. Bu âyet ve hadisleri değerlendiren İbnü’l-Cezeri, Kur’ân’ı okumaktan maksadın onu anlamak ve ona göre amel etmek olduğunu söyleyerek, yavaş okumanın daha önemli olduğunu ve güçlü delillerin bunu teyid ettiğini bildirir.
Tertîl:
Bir şeyin düzgün, düzenli, güzel ve muntazam olması anlamındaki “r-t-l” kökünden türeyen tertil, sözü güzel, düzgün, yerinde ve itinalı söylemek, bir şeyi düzenlemek ve sıralamak demektir. Kur’ân’ı yavaş yavaş, anlamını düşünerek, harflerin mahreçlerine ve tecvid kurallarına dikkat ederek, anlama göre sesini yükseltip alçaltarak ve itina ile okumak anlamına gelir. Bu kelime Kur’ân’da iki âyette geçer: Furkân 32; Müzzemmil 4.
Kur’ân okumada tertil, acele etmeden aheste aheste, manalarını düşüne düşüne okumaktır. Hz. Ali, tertili şöyle tanımlar: “Tertil, harfleri iyice çıkarmak ve okurken durulacak yerleri bilmektir.”
Tahkîk ile tertîl arasındaki farkı Kastallânî şöyle açıklar: “Tahkîk, eğitim, alıştırma ve üzerinde durmakla olur. Tertîl ise, inceliklerin üzerinde durmak ve onları düşünmekle olur. Buna göre, her tahkîk, aynı zamanda tertîldir; ama her tertîl, tahkîk değildir.”
2.TECVÎD
Medd-i Tabîi:
Bir elif miktarı çekilir. Bir eliften eksik veya fazla çekmek lahn-ı celi olur. Bir elif miktarı, iki hareke miktarına eşittir. Bu da bir parmak kaldıracak kadar zaman miktarı olarak kabul edilir.
Medd-i Lâzım: Bir kelimede, harf-i medden sonra sebeb-i medden sükûnu lâzım bulunursa, o kelime medd-i lâzım olur. Bu şekilde meydana gelen meddi, bütün kıraat imamları medd ile okudukları için, bu isim verilmiştir. Medd-i Lâzım 4 çeşittir:
• a) Kelime-i Musakkale (şeddeli kelime).
• Örnek: (اَلْحَاقَّةُ ). Burada sükûn, şeddenin içinde bulunan harftir.
• b) Kelime-i Muhaffefe (cezimli kelime).
• Örnek: (آلْآنَ ). Burada sükûn, cezmin içinde bulunan harftir. (أَاَلْأَانَ)
• c) Harf-i Musakkal (şeddeli harf).
• Örnek: (الم ) deki lâm gibi. (لاَمْ مِيمْ) Burada sükûn, şeddenin içinde bulunan harftir.
• d) Harf-i Muhaffef (cezimli harf).
• Örnek: (الم ) deki mim gibi. (مِيمْ)
Medd-i Lâzım’ın hükmü vaciptir.
3. Tefsir Çeşitleri:
• Rivayet Tefsiri: Kur’ân’a, Hz. Peygamber’in sünnetine, seleften nakledilen haberlere, Arap dili ve câhiliye Arap şiirine dayanan tefsirdir.
Bazı Rivayet Tefsirleri:
1. İbn Cerîr et-Taberî (ö. 310/922), Câmiu’l-Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân. (Bu tefsir her ne kadar rivayet tefsirinin özelliklerini taşıdığı için söz konusu tefsirler arasında sayılıyorsa da, şunu kabul etmek lazım ki Câmi’u'l-Beyân ayrıca dirayet tarafı da ağır basan birkaç önemli tefsirden biridir.)
• 2. Ebu’l-Leys es-Semerkandî (ö. 383/993), Tefsîru’l-Kur’ani’l-Azîm.
• 3. Ebû İshâk es-Sa’lebî (ö. 427/1036), el-Keşf ve’l-Beyân.
• 4. el-Bağavî (ö. 516/1122), Me’âlimu’t-Tenzîl.
• 5. İbn Atiyye el-Endülüsî (ö. 546/1151), el-Muharreru’l-Vecîz fi Tefsiri’l-Kitâbi’l-Azîz.
• 6. İbn Kesîr (ö. 774/1372), Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm.
• 7. es-Se’âlibî (ö. 875/1470), el-Cevâhiru’l-Hisân fî Tefsîri’l-Kur’ân.
• 8. es-Suyûtî (ö. 911/1505), ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsîr bi’l-Me’sûr.
• 9. el-Kâsımî (ö. 1332/1914), Mehâsinu’t-Te’vîl. (Tefsîru’l-Kâsımî).
4. HADÎS
Hadis: Söz, haber, yeni şey anlamlarına gelir. Çoğulu ehâdis’tir. Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirlerine denir. Hadis, sünnetle eş anlamlıdır. Haber ve eser anlamın da gelir. Sahabe ve tabiûn sözlerine de hadis denilmektedir. Delil değeri açısından: Sahih, Hasen ve Zayıf; Kaynağı açısından: Merfû, Mevkuf ve Maktû; Senedi açısından: Mütevâtir, Meşhûr ve Âhâd; Senedinin muttasıl olup olmaması açısından: Müsned, Muttasıl, Munkatı, Mu’dal, Mürsel, Muallak, Muanan, Müdelles kısımlarına ayrılır.
Mevkuf Hadis: Sahabelerden rivayet edilen söz, fiil ve takrirlerdir. Mevkuf hadislerde isnad Rasûlullah’a ulaşmaz, sahabede son bulur.
Münker Hadis: Adalet ve zabt yönünden zayıf bir ravinin güvenilir raviye aykırı olarak rivayet ettiği ve bu rivayetinde tek kaldığı hadistir.
Mürsel Hadis: Tabiînin Sahabeyi atlayarak Hz. Peygamber’den direkt söylediği hadislerdir.
5. SİYER
♦ Hz. İbrahim’in ilk hanımı Hz. Sâre’dir. O, yaşlılık döneminde Hz. İshak’ı doğurmuştur. Hz. İbrahim, ondan sonra Hâcer validemizle evlenmiştir. Hz. Hâcer, Hz. İsmail’in annesidir
♦ Hz. Asiye, Fir’avun’un hanımıdır.
♦ Hz. Nuh ve Hz. Lut’un hanımları kendilerine iman etmemiştir.
♦ Peygamberimiz (a.s.) “Dünya kadınlarının efendisi dört kadındır” buyurmuştur. Bu kadınlar: Hz. Meryem, Hz. Asiye, Hz. Hatice ve Hz. Fatıma’dır.
6. FIKIH
Cuma Namazı: Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicreti esnasında, Kubâ köyündeki Rânûna vadisinden geçerken, öğle vakti Cuma namazı farz kılınmıştır. Peygamberimiz de ilk Cuma namazını Rânûna vadisinde kıldırmıştır.
Cuma’nın Şartları:
a) Vücûb Şartları:
1. Erkek Olmak,
2. Mazeretsiz olmak yani bedeni özrü olmamak,
3. Hürriyet,
4. İkamet,
5. Âkil-bâliğ olmak.
b) Sıhhat Şartları:
1. Vakit,
2. Cemaat,
3. Şehir,
4. Cami,
5. İzin,
6. Hutbe.

7. HAC
Hac: Hac, Hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Yapılış şekli bakımından hac üçe ayrılır: 1. İfrat haccı, 2. Kıran haccı, 3. Temettu’ haccı.
İfrat Haccı: İçinde umre olmadan yapılan hactır.
Kıran Haccı: Bir ihramla hem umre hem de hac yapmaktır.
Temettu’haccı: Bir yıl içinde iki ihramla umre ve haccı birlikte yapmaktır.
8. AKÂİD
Akâid İlmi: Akâid “akîde” kelimesinin çoğuludur. Sözlükte düğüm bağlamak, düğümlemek ve kesinlikle inanılan şey anlamlarına gelir. “İslâm akâidi” İslâm dininde inanılan hususlar mânâsına gelir. Bunlara “îmân esasları” denir. Îmân esaslarını ihtiva eden ilme de “akâid ilmi” denir. Akâid ilmi, Allah’ın varlığından, sıfatlarından, fiillerinden bahseden bir ilimdir.
9. DİNLER
Din: Cezâ/mükafat, âdet/durum, itaat/isyân, he-sap, boyun eğme, hüküm/kaza, galebe, mülk, ferman, tevhîd, ibâdet, millet, şeriat, takva, hizmet, ihsan, ikrah, siyâset gibi anlamlara gelir. Terim olarak, akıl sahiplerini kendi arzuları ile bizzat hayırlara sevk eden ilâhî bir nizam, Allah tarafından konulmuş ve insanları O’na ulaştıran bir yoldur. Kur’ân’da “din”, “dinu’l-hak” (hak din), “dinü’llah” (Allah’ın dini), “dinü’l-kayyîm” (doğru din), “dinü’l-hâlis” (halis din), “dinü’l-melik” (hükümdarların kanunu), ve “yevmü’d-din” (din-hesap günü) şeklinde yalın ve terkip olarak; ceza (sevap ve ceza) ), hüküm, kanun, tevhid, din edinmek, itaat, hesap, sayı, şirk dini, ehl-i kitap dini, hak din, batıl din gibi meşhur manasıyla din anlamlarında kullanılmıştır. Din olgusu ilk insandan beri var olagelmiştir. Hz. Muhammed (a.s.)’e Kur’ân verilmeye başlandığı zaman Hicaz bölgesinde Hristiyanlık ve Yahudilik dinleri vardı. Haniflerin (Allah’ı bir olarak kabul edenlerin) sayısı azdı. Müşrikler, Allah’ın varlığını, yaratıcı ve rızk verici olduğunu kabul ediyorlar, fakat Ona başka ilahları ortak koşuyorlar ve âhireti inkâr ediyorlardı. Din kavramı, îmân ve uygulamadan oluşan bir bütündür.
10. ESERLER
Bazı Yazarlar ve Eserleri:
Evliya Çelebi: Seyahatname.
İmam-ı Rabbani: Mektubat.
Serrâc: el-Luma.
Sülemî: Hakâiku’’t-Tefsîr.
İmam-ı Şafii: er-Risale.
İmam Malik: el-Muvatta.
İmam Âzam: el-Fıkhu’l-Ekber.
Şatıbî: el-Muvafakât fî Usûli’Şerî’a.
Serahsi (II. Şemsü’l-Eimme): el-Mebsût (30 cilttir)
Ferra: Ma’ani’l-Kur’an.
İmam-Şafi: Ahkamu’l Kur’an.
Zemahşeri: Keşşâf.
Fahreddin er-Razi: Mefatihu’l Gayb.
Ebu Ali et-Tabresi: Mecmeul Beyan li Ulumil Kur’an.
İsmail Hakkı Bursevi: Ruhu’l Beyan.
Seyyid Kutup: Fî Zilali’l-Kur’an.
ez-Zerkânî: Menâhilu’l-İrfân fî-Ulûmi’l-Kur’ân.
Subhi es-Sâlih: Mebâhis fî-Ulûmi’l-Kur’ân.
Zebîdî: Tâcu’l-‘Arûs.
İbn Fâris: Mu‘cemu Mekâyîsi’l-Luğa.
el-Fîrûzâbâdî: el-Kâmûsu’l-Muhît.
er-Râğıb el-Esfahânî: el-Mufredât fî-Ğarîbi’l-Kur’ân.
İbn Manzûr: Lisânu’l-‘Arab.
Abdulkahir el-Cürcânî: Esrâru’l-Belağa.
İbn Kesîr: el-Bidâye ve’n-Nihâye.
Muhammed Hüseyin ez-Zehebî: et-Tefsîr ve’l-Müfessirûn.
Kâtip Çelebi: Keşfü’z-Zunûn.
Ömer Nasuhi Bilmen: Büyük Tefsîr Tarihi.
Süleyman Ateş: İşârî Tefsir Okulu.
11. DİYANET TEŞKİLATI
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB):
Türkiye’de İslâm diniyle ilgili işleri yürütmek, toplumu din konusunda aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevli kamu kuruluşunun adıdır.
3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Şer’iyye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Vekâletlerinin İlgasına Dair Kanun ile Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Reisliği ve Evkaf Umum Müdürlüğü kuruldu.
Not: Genel Kurmay Başkanlığı da aynı tarihte yani 3 Mart 1924’te kuruldu.
Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi, 1 Nisan 1924 tarihinde Diyanet İşleri Reisliğine getirildi.
Başkanlık, kuruluşundan 11 yıl sonra, 14 Haziran 1935’de Diyanet İşleri Reisliği Teşkilât ve Vazifeleri Hakkında Kanun ile ilk teşkilât kanununa kavuştu.
5 Temmuz 1939’da ilk defa bir reis muavinliği kadrosu ihdas edildi.
1950 genel seçimlerinden önce DİB yeniden düzenlendi.
2 Temmuz 1951’de Dinî Yayınlar Döner Sermayesi kuruldu.
1961 Anayasası, 154. Maddesiyle DİB’nı bir Anayasa kurumu olarak düzenledi.
12. GENEL KÜLTÜR ve MEVZÛAT
Bazı Kelimeler ve Anlamları:
Ankara Antlaşması: Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında ortaklık yaratan anlaşma olup 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır.
Avrupa Birliği (AB): 27 üye ülkeden oluşan ve toprakları büyük ölçüde Avrupa kıtasında bulunan siyasi ve ekonomik bir örgütlenmedir. Romanya, 2007 yılında Avrupa Birliği’ne üye olmuştur.
Ayniyet: Bir şeyin kendisiyle aynı olması ve kendisinden başka bir şey olamaması yani özdeşlik.
“FIKIH KONULARI
Âmile: Ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan hayvanlara denir.
*Zekâtın vücûb sebebi zenginliktir.
*Zekât; müslüman, hür, akıllı, bâliğ, tabii ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıftaki mala tam bir mülkiyetle mâlik olan ve bu mâlik oluşunun üzerinden bir senesi geçen kimselere farzdır.
Zekâtın Yükümlülük Şartları
a. Mükellef ile İlgili Şartlar
Namaz ve oruçla mükellefiyette söz konusu olan şartlar, zekâtta da aranır.
Ebû Hanîfe akıllı ve bâliğ olmayanları, toprak ürünleri ve kamu hukukunun bir parçası olarak alınan zekât türü hariç, zekâtla mükellef tutmamıştır. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise akıl hastalarının ve çocuğun malları zekâta tâbidir.
b. Mal ile İlgili Şartlar
1. Tam Mülkiyet
2. Nemâ: Artmak, çoğalmak, gelişmek anlamlarına gelir. Bu iki kısma ayrılır:
a. Hakikî (gerçek) nemâ: Bir malın ticaretle, doğum yoluyla veya tarımla artmasıdır. Ticaret malları, hayvanlar ve toprak ürünleri böyledir.
b. Takdirî (hükmî) nemâ: Bir malın kendisinde nemâ imkânının bizzat (potansiyel olarak) mevcut olmasıdır. Altın, gümüş ve parada olduğu gibi.
3. İhtiyaç Fazlası Olma
4. Nisab: Sınır, işaret, asıl ve kök anlamlarına gelir. Zekâtın vücûbuna alâmet ve ölçü olmak üzere tespit edilen belirli bir miktardır.
5. Yıllanma: Zekâta tâbi mallarda aranan şartlardan biri de, o malın üzerinden bir kamerî yılın geçmiş olması şartıdır ki buna “havelânü’l-havl” denir.
6. Borç Karşılığı Olmama
Zekâtın Geçerlilik Şartları
1. Niyet
2. Temlik
* Zekâta tâbi hayvanların
1. Senenin çoğunu otlaklarda otlayarak geçiren hayvanlar olmaları, besi hayvanı olmamaları. 2. Ziraat, nakliyat vb. işlerde kullanılan (âmile) hayvanlardan olmamaları gerekmektedir.
İbrâd: Sıcak bölgelerde, yaz günlerinde, öğle namazını geciktirip serinlikte kılmaktır. Bu faziletli bir davranıştır. İkindi namazını, güneşin gözü kamaştırmayacak duruma gelmesinden önceki vakte kadar geciktirmek efdal, gözü kamaştırmayacak hale gelmesine kadar geciktirmek tahrîmen mekruhtur.

9

Ağustos
2012

Diyanet Mbst Sınavına Hazırlık

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  385 Kez Okundu

GÜNÜMÜZDEKİ TEFSÎR HAREKETLERİ
Birkaç asırdan beri Avrupa’da meydana gelen fikrî ve ilmî hareketler; İslâm âleminde de bir uyanmaya sebep oîmuş, ilk beş altı asırdan sonra girilen, tefsirde durgunluk ortamından çıkma yollarını aramaya sevketmiştir. Bu arada aralarında Türkiye’nin de bulun¬duğu İslâm âleminin değişik bölge ve ülkelerinde cereyan eden olaylar ve gelişmeler Kur’ân-ı Kerîm tefsirine yeni bir anlayışla bakmayı ve yeni ufuklar açmayı hızlandırmıştır.
Kısaca belirtilen sebeplerle gelişen, asnmızdaki tefsir hareketinin dirayet tefsiri ekolü içinde yer aldığını söyleyebiliriz. Fakat araların¬daki farklılıklar sebebiyle günümüzdeki tefsir hareketleri 4 grupta incelenebilir.

1-İlhâdî Tefsirler
İlim, iman ve İslâm’a aykın düşen fikirlerle ortaya konan Tefsir¬lere İlhâdî Tefsirler denir. Bu tip tefsirler çoğunlukla şahıslar tarafından yapılmış, fakat fırka ve mezhep görünümüne girmemiştir. İslâm dışı fikir ve düşünce sergileyen şahıslardan bazılarının sonra¬dan gerçeği kabul edip dönüş yaptıkları da görülmüşse de bu durum kendileri adına iyi bir izlenim bırakmamıştır. Meselâ: Mısır’da Mansur Fehmi, Taha Hüseyin, İsmail Mazhar böyle bir çıkmazın içinde görülmüşlerdir. Bu arada Türkiye’de îlhan Arsel, M. Faruk Güventürk, Osman Nuri Çerman, Fahrettin Altay ve Cemil Sena yazdıkları kitaplarında maalesef ilhâdî tefsire istenmiyen malzemeyi vermişlerdir.
İlhâdî tefsire yönelenler genellikle Kur’ân’ın modern çağın ihti¬yaçlarını karşılayamayacağı görüşünden hareketle onun hükümlerini tenkid edenler-lerdir. Meselâ, Kadının durumu. Çok evtilik/Kıssalarin geçerlilik derecesi, Peygamber mucizeleri, Mücerret kavramların izahı, Zânî ve Hırsıza had cezasının uygulanması ve Faiz konusu üzerinde durdukları ve tartıştıkları meselelerdir. Ayrıca sırf Araba mahsus olup evrensel olmadığı, bir filozof olan Hz. Peygamber’in Allah tarafından görevlendirilmediği, Kur’ân’ın kendi sözü olduğu, Hacc İbâdetinin gereksizliği, dinde reform yapmanın zorunlu olduğu, Namaz ve Orucun uygulama şekillerinin değişmesinin gerektiği şeklindeki, saçmalıklar da öne sürülen ilhâdî fikirler cümlesindendir. [1]
2- Mezhebi Tefsirler
Daha önce incelenen Mutezile, Şia ve Haricîler çeşitli görüş ve isimlerle günümüze kadar devam etmişlerse de bunlar içinde en etkilisi Şia’nın Batıniyye kolu olmuştur. Günümüzde Bâtınîliğin uzantısı durumunda olan mezhepler; îsmailîler, bazı bölgelerdeki Alevîler, İran’daki Bâbîler, Hindis-tan’daki Kadıyânîler’dir. Bunlar,, Kur’ân’ı zahirî mânaya itibar etmeksizin kendi menfaatlerini gözetir şekilde tefsir etmektedirler. Bunları kısaca tanıyalım.
a- İsmailîler
Cafer es-Sâdık (148/765)’ın büyük oğlu İsmail’i imam tanıyan ihtilâlci müfrit Şiilerin oluşturduğu îsrnailî Mezhebi, günümüzde de varlığını hissettirmiştir. Özellikle İran’lı bir îsmailî olan Nâsır-ı Hüsrev’in “Sefer nâme ” adlı eserinden ve onun fikirlerinden etkilenmişler, Kur’ân’ı Allah’ın murat etmediği şekilde te’vîl etme yoluna gitmişler ve onun kıymetini hiçe indirmeye çalışmışlardır. Ayrıca Hıristiyan âleminin sömürgecilik, ticaret ve misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde onların eline tutsak olarak, müslümanlar içine yerleştirilmiş bir fesat unsuru halinde siyâsî faaliyetlerde de bulunmaktadırlar. [2]
b- Bâbîler ve Bahâiler
Bâb lâkabı ile anılan Mirza Ali Muhammed (1266/1850) tarafın¬dan kurulan, Babîlik daha sonradan Bahaîlik adıyla devam etmiştir. Kendisinin Hz. Peygamber’den, “el-Beyân” adlı eserinin de Kur’ân’dan üstün olduğunu öne süren Mirza Ali giderek ilâhlığmı iddia edecek kadar saçmalıklarıyîa tanınmış bir sapık olmasına rağmen fikirleri dokuzuncu asırda İran halkı arasında ilgi uyandırmış ayrıca emperyalist Rusya ve İngiltere tarafından da teşvik edilmiştir. Bâbîler veya Bahâîler, İslâm düşmanlarıyla işbirliği’ yapma, ırkçılık taassubuyla Hz. Peygamber’i ve onun son Peygamber oluşunu kabul etmeme, Allah kelâmını te’vîl etme, serbest bir hayat yaşama, farzı kabul etme, İslâm birliğine karşı çıkma gibi düşünce ve faaliyetlerin içinde olmuşlardır. Bunlar Ehl-i sünnet tefsirlerini devamlı reddet¬mişlerdir. Âyetleri te’vîî ve tahriften çekinmemişlerdir. Fazlullah el-İrânî, “Kitâbu’d-Düreri’l-Behiyye” adlı eseriyle âyetlere akıl almaz te’vîller yaparken Mirza Hüseyin de “Kitâbu’l-Ahdes” adlı kitabıyla ayrı cehalet ve saçmalıkları sürdürmüşlerdir.
Kısacası Babîlik veya Bahaîlik âyete hadise ve Hz. Peygamber’e yönelen, te’vîl, tahrif, uydurma ve inkârlanyla, dînî gelenek ve İslâmî hayatı yıkan kayıtsızlıkîanyla bugün emperyalizmin en önemli uşağı ve maşası olmaktan başka bir özellik taşımamaktadır. [3]
c- Ahmedîler ve Kadıyânîler
Mirza Gulâm Ahmed Kadıyânî (1839-1908) tarafından Hindis¬tan’ın Pencap eyâletinin Kadıyân şehrinde kurulan bir mezheptir. Gulâm Ahmed 1880 yılında Hindistan’da yayınlamağa başladığı “Berâhini Ahmediyye ” adlı eserinin ilk ciltlerinde müsbet bir intiba uyandırırken diğer ciltlerdeki Vahyi alma, İngilizleri savunma ve Müceddit olduğunu iddia etme gibi fikirleriyle, çelişkili durum sergile¬miştir. Sonunda taraftarlarının kendisine biat etmesini de sağlayıp, İngilizlerin desteğini de kazandıktan sonra işi daha da ileri götürüp, Nebîlik, Mesih ve Mehdîlik iddialarının yanı sıra bazı âyetlerde belirtilen vakıaları da inkârdan çekinmemiştir.
Günümüzde değişik kollarla temsil ‘edilen Kadıyânîlik Pakis¬tan’da İslâm dışı azınlık olarak ilân edilirken Avrupa, Afrika, Güney ve Kuzey Amerika, Asya ve Pasifik adalarının muhtelif ülkelerinde faaliyet göstermek-tedir. Bunlar Nebîliğin sürekli olduğu görüşünü tekrarlarken kendi imamlarından başkasına uymaz ve dışındakilerin cenaze namazını kılmazlar. Cihâdın kılıç yerine kalemle yapılacağı görüşünü İsrarla savunup, bir tür uyutma politikası üreterek, emperyalistlerin özellikle İngilizlerin maddî ve manevî desteğini sağlamışlardır. [4]
3-İlmi Tefsirler
Günümüzde fazla kabul gören ve ağırlık kazanan tefsir türlerinden biridir. İlmî tefsir, Kur’ân ibarelerindeki ilmî
ıstılahları açıklamaya, onlardan çeşitli ilmî ve felsefî görüşleri çıkarmaya çalışan bir tefsir çeşitidir. Kur’ân-ı Kerîm akla büyük önem verdiğine göre, akim ve düşüncenin ürünü olan ilimleri de teşvik etmesi ve bu ilimlere işaret etmesi tabiidir. Kur’ân’ın dînî ilimlerin yanı sıra tecrübî ilimlerle de olan münâsebeti öteden beri savunulagelmiştir. Meselâ, İmam Gazzâlî “İhyâ”da bu konuya değinirken “Cevâhİru’l-Kur’ân” adlı eserinde ayrıntılı açıklamalar yapmıştır. Ayrı anlayışı, Fahreddin er-Râzî (606/1209), Ebu’1-Fadl el-Mursî (655/1257) ile Suyûtî (911/1505) devam ettirmişlerdir. Ancak Milâdî 12. asırdan 19. asra kadar ilmî faaliyetlerdeki durgunluk tefsire de yansımış, Kâtip Çelebi (1657) ve Erzurumlu İbrahim HakkH T772) gibi bir kaç istisnanın dışında ilmî tefsir görülmez olmuştur.
19. asırdan itibaren ilmî tefsir canlanmış, Kur’ân-ı Kerîm’deki çeşitli ilimlere ait âyetler bir araya getirilerek yeni ilmî görüşlerle karşılaştırıl-mışîardır. Bu konudaki ilk eser Muhammed b. Ahmed el-Iskenderânî (1306/ 1888)’nin”Keşfu’l-Esrâri îlmî tefsir hareketinin ülkemizdeki temsilcisi Gazi Ahmed Muh¬tar Paşa (öl. 1918) olmuş ve astronomi ile ilgili 100′e yakın âyeti toplamış ve onları zamanın yeni ilimleriyle tefsir etmiştir. Müellifin “Serâiru’l-Kur’ân” adını verdiği bu eser sahasında yazılan ilk ciddî çalışmalardan sayılmıştır. 1336 yılında İstanbul’da basılan bu eser, “YaratıIış ve Ötesi” kapak ismiyle Ali Turgut tarafından açıklamalı olarak sadeleştirilmiştir. [5] Aralarında Merâği, Reşid Rıza, Emin el-Hulî ve Mahmud Şeltut’un da bulunduğu bir grup âlimin karşı çıktığı günümüz ilmî tefsir hareketinde eserlerinden tanıdığımız Tabib Ab-dülazîz İsmail (öl. 1942) ve Abdurrezzâk Nevfel’in yanı sıra “el-Cevâhİr fî Tefsîri’l-Kur’ân” adlı 25 ciltlik tefsiriyle üne kavuşan Tantavî el-Cevherî’yi özellikle tanımakta fayda vardır. [6]
Tantavî Cevherî
el-CevâhirFi Tefsîrtl-Kur’ân
Müfessir ve mütefekkir olan Şeyh Tantavî Cevherî (1287/ l870)’de doğmuş, (1359/ 1940)’da vefat etmiş Mısırlı ünlü bir âlimdir.
Kahire’de Dâru’1-Ulûm (İlahiyat Fakültesi)’da ders vermiş, felsefî yazılan, çeşitli ilimlerle ilgili makâleleriyle İslâm âleminin uyanmasına hizmet etmiştir. Yalnız Şark’ta değil Batı’da da şöhret kazanmıştır. “el-Cevâhir Fi Tefsîri’l-Kur’ân” adlı tefsiriyle Müslüman gençlere yeni bir şuur kazandırmayı hedeflemiştir. 25 ciltlik bu tefsirde önce âyetler özetlenerek açıklanmış, sonra lâfızlarla ilgisi olmayan bir çok bilgi ayrıntılı olarak verilmiştir. Meselâ, Mikroplar, Madenler, Bitkiler, Hayvanlar, Gökcisimleri ve Milletler tarihiyle ilgili çok şeyler yazılmıştır. Bu arada olayların tarihî, siyâsî, içtimaî ve tabiî yönleri ilmi bir tahlile tâbi tutularak uzun uzadrya açıklanmıştır. Dolayısıyla bu çalışmalar, tefsir ve te’vîl işleminden farklı, Tantavî’ye özgü bir metodu yansıt-makta dır. Bu metodla tefsir okuyucularının tabiî olayları ve ilmî gerçekleri âyetlerin ışığında değerlendirmeleri gözetilmiş olmalıdır.
Diğer tefsirlerde görülmeyen bu farklı anlayış, aralarında Reşid Rıza’nın da bulunduğu bir grup bilgin tarafından tasvip edilmemiş ve tefsir çeşitli yönleriyle tenkit edilmiştir. Tantavî’nin tefsiri dışında ve tümü basılmış diğer eserleri şunlardır:
1- et-Tâci’l-Murassa’ bi Cevâhiri’l-Kur’an ve’l-Ulûm
2- Mîzânü’l-Cevâhir fi Acâibi Hâze’l-Kevni’l-Bâhir
3- Cevâhiru’l-Ulüm
4- Cevâhiru’t-Takvâ
5- Sevânihu’l-Cevherî
6- es-Simı’l-Acibfi Hikmeti Taaddüdi Ezvâetn-Nebî
7- Nizâmü’l'Âlem ve’l-Umem ve’l-Hikmetü’l'İslâmiyyetû’l-Ulyâ
8- en-Nizâm ve’l-İslâm
9- Eyne’l-İnsân
10- Astu’l-Âlem
11- el-Ervâh
12- Cemâlü’l-Âlem
13- el-Hikme ve’hHukemâ
14- el-Feı&idü’l-CevheTiyyefi’t-Turafi’n-Nahviyye
15- Müzekkirâtfi Edebiyyâti’l-Lûğati’l-Arabiyye
16- Nehzatü’l-Ümme ve Hayâtühâ. [7]

4- İçtimâî-Edebî Tefsirler
Asrımızda yeni bir tefsir tarzı olarak kabul edilip bir çok müfessir tarafından uygulanmaktadır. Bu tarzla tefsir, kuruluk ve durgunluk¬tan kurtarılmaya çalışılmıştır. Kur’ân’ın derin anlamı edebi bir uslûbla ele alınmış, naslann oluş, içtimaiyat ve tekâmül kanunlarıyla münâsebetleri incelemiştir. Tasvip edilen ve edilmeyen yönleriyle ilim çevrelerinde tahlile tâbi tutulan bu tefsir hareketinin [8] mümessili Muhammed Abduh’tur. Tefsirin tasvip edilen yönleri, mezheplerin tesiri altında kalmaması, tefsiri îsrâiliyyat-tan temizlemeyi hedefle¬mesi, naslara bağlı kalmasıdır. Ayrıca İlmî tefsir anlayışına karşı çıkılması, belagat ve i’câz ölçüleri içinde ilâhî kitabın yorumlanması tefsirin bariz vasfı olarak görülmektedir. îçtimâî tefsirlerin tasvip edilmeyen yönleri ise, akla çok geniş yer verilerek Mu’tezile’ye yakla¬şılması, bazı sahih hadislerin mu’teber sayılmaması, haber-i vahidlerin özellikle akâid konusunda kabul edilmemesidir. îçtimâî Edebî tefsir çeşidinin ünlü üç mümessilini tanıyalım.

a- Muhammed Abduh (1323/1905)
Tefsînı’l-Kur’âni’l-Kerîm
Müfessir ve mücedid olan Muhammed Abduh b. Hasen evrensel şöhrete sahip büyük bir âlimdirMısır’da çiftçilikle uğraşan orta halli bir ailenin çocuğu olarak 1848 yılında dünyaya gelmiştir. On yaşından sonra ancak tahsile başlayabilmiş, iki senede hafız olmuştur. Gönderildiği Tanta medrese¬sinden bir süre sonra ayrılarak, kendisini bütünüyle tasavvufa vermiştir. Ardından temel bilgileri alarak ilmî hayata yeniden başla¬mış, Kahlre’ye gelip Ezher Üniversitesi’ne intisap ederek kendini yetiştirmiştir. Bu arada Mısır’a gelen meşhur Cemâleddin Afgâriî ile tanışmış, fikirlerinden faydalanmış, geniş çerçevede İslâm dünyasının meseleleriyle ilgilenmeye başlamıştır. Afgânî’nin teşvik ve desteğiyle sivrilen Abduh, basın faaliyetlerine önem vermiş Ezher Üniversitesi’ni pek iyi dereceyle bitirmiş ve özel ders vermeye başlamıştır. Bir ara Kâhire’deki Dâru’1-Ulûm (İlahiyat FakültesiJ’a öğretim üyesi olarak atanmışsa da anlaşılamayan bir sebeple görevinden alınmış, doğum
yerinde mecburî ikâmete zorlanmıştır. Ardından sürgün cezasına çarptırılmış, Suriye, Londra ve Paris’e giderek îslâm dünyasının bölgesel veya milletlerarası nitelikteki meselelerini ilgililere anlatmış, Paris’teyken sürgünde bulunan Afgânî ile birlikte “Urvetü’l-Vtiskâ” adlı dergiyi yayınlamıştır. Çok geçmeden Mısır yönetimi Abduh’u geri çağırmış, yayına giren resmî nitelikli gazetenin baş yazarlığına getiril¬miştir. Çeşitli adlî görevlerde bulunmuş, kadılık, müftülük yapmış, Ezher Üniversitesi ve çeşitli kuruluşlarda yönetim kurulu üyeliğinde bulunmuştur. Bir aralık İstanbul’u da ziyaret etmiş, Sudan’a gitmiş, dönüşünde yakalandığı kanserin tedavisi için Avrupa’ya giderken rahatsızlığının şiddet-lenmesi üzerine îskenderiyye’de kalmış ve orada vefat ermiştir (1318/ 1905).
Abduh, son zamanlarda Mısır’da yetişmiş bir ilim ve irfan adamıdır. Fikirleri zamanımıza kadar, ilkeler manzumesi olma niteliğini devam ettirmiştir. Düşüncelerini şöylece sıralamak müm¬kündür:
1- İslâm ilk ve eski hâline döndürülmek suretiyle ıslâh edilme¬lidir.
2- Halka haklan tanınmalıdır.
3- Arap diline yenilikler getirilmelidir.
4- Batı hücumlarına karşı îslâm’la kuvvetlenerek çıkılmalıdır.
5- Abduh’un fikirleri bazı çevrelerde kuvetli muhalefetle karşı¬laşmıştır.
6- Düşmanları onun yalnız fikirlerine karşı koymakla kalma¬mışlar, ona hakarete yönelik yayın faaliyetlerine de girişmişlerdir. Ne var ki, onun fikirleri düşünen çevrelerde geniş taraftar kitlesi bulmuş ve yankı uyandırmıştır. Çünkü Abduh, bir çok dînî ilimlerle donanmış, ayrıca biyolofi, matematik ve felsefe gibi dersleri de özel olarak öğrenmiştir.
7- Gramer ve Arap edebiyatında üstaddı.
8- Parlak zekâsı ve güçlü hâfızasıyla herkesi şaşırtmış, kırk yaşını geçmişken Fransızca’yı bir ay içinde öğrenivermişti.
9- İslâm dünyasını ve müslümanları yabancı sömürüsünden kurtarmak ve İslâm’a aslında mevcut olan eski kudret ve kuvvetini kazandırmak için tutarlı ve makul bir program savunmuştu.
10- Abduh’u eleştiren hattâ suçlayanların gerekçeleri, onun İbn-i Teymiyye gibi bazı âlimleri ve fikirlerini takdir ederek bunları hayata geçirmek istemesi, medreselerin ıslâhının gerektiğini söyleme¬sidir.
11- Sevmeyenlerinin ortaya çıkmasına rağmen bir çok düşünür, edebi-yatçı ve âlim Abduh’a yönelmekte ve ona bağlanmaktadır. Meselâ, öğrencilerinden Reşid Rızâ kaleme aldığı “Menâr Tefsiri”yle onun düşüncelerini ilim dünyasına aktarmasını bilmiştir.
12- Abduh, tefsirde yenilik girişimleriyle tanınmıştır. Anlatıldığı gibi çeşitli ilmî, idarî ve siyasî görevlerinin yanı sıra, hasımîanyla uğ¬raşmak zorunda kalması ve sürgüne kadar varan maceralı hayatı Abduh’a çok sayıda kitap te’lif etme imkânı vermemiştir. Bununla birlikte îslâmı, ahlâkî, içtimaî ve siyasî yönleriyle tanıtmaya ağırlık vermiş ve tefsiri de bu maksatlara ulaşmak için uygun araç olarak kullanmıştır. Bu anlayış, önceki tefsircllerde pek görülmemektedir. Müstakil tefsir yerine belli sûre tefsirlerine ağırlık vermiştir.
Belli başlı eserleri şunlardır
1- Tefsir Şerif
2- Tefsîru Cüz’iAmme
3- Tefsvru Cüz’iTebâreke
4- Risaletü’t-Tevhîd
5- Şerha Nehci’l-Belâğa
6- Resâilu Makâlât
7- er-Redd ale’d-Dehriyyîn (Farsça’dan Arapça’ya tercüme)
8- Müdâfaanâme (İslâm aleyhine söz ve görüşlere cevap olmak üzere yazılmıştır. Bunu Mehmed Akif Ersoy Türkçe’ye çevirmiştir.) [9]
b- Muhammed Reşid Rıza (1354/1935)
Tefsîru’l-Menâr
Müfessir ve yazar olan Reşid Rıza, Trablus-Şam civannda Kale-mûn beldesinde doğmuş, yetişmiş, sonra Mısır’a intikal edip (1354/ 1935) tarihinde Kahire’de vefat etmiştir.
Trablus’ta iken ilimle meşgul olmaya başlamadan önce, kendini ibâdete vermiş, tasavvufa eğilim göstermiş, halkı da bu yöne yönlen¬dirmek istemiştir. Fakat bir aralık “Cerîdetü’l-Vüskâ”nm bir kaç nüshasını elde ederek okumuş ve bu dergideki yazıların etkisinde kalmıştır. Böylece hayatında yeni bir devre başlamış, Müslümanların sosyal durumlarıyla ilgilenme düşüncesi ağır basmıştır. Derginin kurucusu Afgânî ile görüşme imkân ve fırsatını bulamamışsa da diğer kurucu Muharhmed Abduh’la görüşerek ona bağlanmıştır. Ardından Menâr dergisini yayınlamaya başlamış, bu arada başta “İncİl-i Ber-naba” olmak üzere eski eserlerin basım ve yayınma çalışmış, çeşitli kültürel ve sosyal çalışmalarda aktif rol almıştır.
Reşid Rıza kendisini Selefîlerden saymış, bu arada İslâm âlemi¬nin yücelmesi ve esirlikten kurtulmasına yönelik yazılar yazmış, Veh-hâbîler lehinde bazı makaleler yayınladığı da görülmüştür. Bu yüzden leh ve aleyhinde yayın ve propagandalar da genişlemiştir. Tefsirde belirgin ve üstün bir yeniliği sergilemiştir. “Tefsiru’I-Menâr” adlı eseriyle tefsir sahasında adını duyurmuştur. Bu eseri, aşın derecede tutkunu bulunduğu Abduh’un takrir ettiği “Celâleyn tefsiri”ne dayanmaktadır. Abduh’un açıklamalarından elde ettiği notlan, Menâr dergisinde yayınlamış, onun Ölümünden sonra da bunları Jpplayarak „ yayınlamak suretiyle tefsirini vücuda getirmiştir. “Tefsîru Menâr”, Yûsuf süresinin bir bölümüne kadar olan kısmın tefsirini ihtiva etmektedir. 12 cilt halinde müellif tarafından basılmış, kalan kısmın tefsiri tamamlanmamıştır. Tefsir açık-seçik bir üslûpla yazılmış, İslâm âleminin uyanışını ve yeryüzü hâkimiyetini sağlayacak hususların müslümanlara açıklanıp gösterilmesi hedeflenmiştir. Ona göre amaç, Kur’ân gerçeklerinin Müslümanlara açıklanması olduğuna göre, tefsir çalışmalarında genellikle ağırlık kazanan dil ve gramer özellikleriyle, beşerî ilimleri Kur’ân’a yansıtma metodu isabetli bir tutum değildir. Anlatılan metodun faydaları görülebilirse de bu, tefsirin gayesi ola¬maz.
Menâr tefsiri incelendiğinde belli başlı şu özellikler göze çarpar:
1- Sûrelerin muhtevası maddeler halinde sıralanarak özetlen¬miştir.
2- Hıristiyan muharrirlere ve inkarcı görüşlere güçlü ve ayrıntılı cevaplar verilmiştir.
3- Son zamanlarda ortaya çıkan Ahmediyye mezhebinin sapık¬lığı ortaya konmuştur.
4- İslâm’ın ilerlemeye engel olmadığı belirtilerek Müslümanlara kurtuluş yollan gösterilmiştir.
5- İslâm’ın içtimaî yönüne dikkat çekilerek genel ıslâh zorunluğu belirtilmiştir.
6- Çeşitli tartışmalı konulara açıklık getirilmiş bir çok tefsirler¬den nakiller yapılmış, bu arada îbn-i Kayyim el-Cevziyye’ye bağlılık gösterilmiştir.
7- Bazı kevnî mucizelerin kabul edilmediği kanaatini uyandıran
fikirler, tenkitlere sebep olmuştur.
Özetlenirse Menâr Tefsiri, genel muhtevasıyla müstesna bir eserdir. Akıl ile nakli bir arada toplayan, selefe bağlı fakat çağdaş, uygar çizgide siyâsî ve içtimaî nitelikli bir tebliğler mecmuası durumundadır. [10]

c- Ahmed Mustafa el-Merâgî (1364/1945)
Tefsînı’l-Merâğî
Ahmed b. Mustafa b. Muharnmed b. Abdülmün’im el-Kadı el-Merâğî, Mısır’da Corca’ya bağlı Merâğa’da doğmuştur. İlimle meşgul olan köklü bir aileye mensuptur. Bu aileden yetişen âlimler kadılığı birbirlerinden devir aldıklarından bu ailye “Kadı ailesi” lâkabı takıl¬mıştır. Ahmed Mustafa el-Merâğî köyde ilkokula devam ederken Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını tecvitli olarak ezberledf. Hicrî 1314′te Ezher Üniversitesi’ne girerek o dönemde okutulmakta olan ilimelere dair metinlerin çoğunu ezberledi ve Muhammed Abduh, Muhammed Buhayt el-Mutiî, Ahmed er-Rifâî el-Feyumî, Muhammed Haseneyn el-Adevî gibi, Ezher Üniversitesinin en büyük hocalarından ve diğer âlimlerinden ders aldı.
Ezher’de normal tahsil süresini bitirmek üzereyken Dâru’1-Ulûm Fakültesi’ne girdi ve buraya devam etmeye başladı. Burayı bitirince bir süre değişik okullarda öğretmenlik yaptı ve Feyum Öğretmen Okulu’na yönetici oldu. Daha sonra Gordon Fakültesi’nde islâm Şeriatı hocalığı yapmak üzere Sudan’a gönderildi. Ardından Darü’1-Ulûm Fakültesi’nde İslâm Şeriatı ve Arap Dili hocası olarak Mısır’a döndü. , Sonra Ezher Üniversitesi Arap Dili Fakültesi’nin Belagat ve Edebiyat bölümüne Belagat İlimleri hocası olarak atandı. Pek çok öğrenci yetiştirdi. İskenderiye’de vefat etti, Kahire’de toprağa verildi (1364/ 1945). .

Eserleri:
Ahmed Mustafa el-Merağî, pek çok eser yazmıştır. Bunların en önemlileri şunlardır:
1- En büyük eseri, kendisinin “Tefsîrü’bMerağî” adını verdiği, tefsirdir. Bu eser okuyûcu kitlesinin büyük ilgisine mazhar olmuştur. Çünkü yazar bu tefsirde kendisinden önce kimsenin başvurmadığı rahat ve kullanışlı yeni bir metod İzlemiştir.
2- Ulûmü’l-Belâğa (Belagat)
3- Hidâyetû’t-Tâlib (Sarf, Nahiv, Belagat)
4- Tehzîbü’t-Tavzih (Sarf-Nahiv)
5- Buhûs ve Ara (Belagat)
6- Tarihti Ulûmi’l-Belâğa ve Ta’rifu bi’r-Ricâl (Belagat İlimleri Tarihi ve Belagat İlimleri)
7- Mürşidü’t-Tullab (Belagat)
8- el-Mûcer Jtl-Edebt’l-Arabî (Arap Edebiyatı)
9- el-Mücerfı İlmü-UsüL (Usûl İlmi)
10- ed-Diyânetû ve’l-Ahlâk (Din ve Ahlâk)
11- el-Htsbetajtlîslâm (İslâm’da Hisbe)
12- er-Rifku bi’l-Hayvâni fi’l-îslâm (İslâm’da Hayvana Acı¬mak). [11]

d) Seyyid Kutüb (1906/1966)
Fi Zılâli’l-Kur’an
Müfessir ve mütefekkir olan İbrahim Kutub’un oğlu olan Seyyid Kutub, 1906 yılında Mısır’ın Asyot kasabasında doğmuştur. Suudî Arabistanlı olan dedesinin Mısır’a gelerek Asyot’a yerleşmesiyle başlayan yeni dönemde Kutub ailesi, kısa zamanda çevresinin takdir ve hürmetini kazanmıştı. İkisi erkek ikisi de kız, dört kardeşin en büyükleri olan Seyyid Kutub’un gerek babası ve gerekse annesi son derece dürüst ve takva sahibi insanlardı.
Kutub, önce Kur’ân-ı Kerîm okumayı öğrenmiş, İlkokulu bitir¬diğinde onu baştan sona ezberlemişti. Çocukluğundaki yaramazlığına rağmen, güçlü hafızası ve keskin zekâsıyla dikkatleri çekmişti. İlkokulu bitirince Kahire’ye getirilerek Ezher Üniversitesinin orta öğrenim bölümüne kaydettirilmiş, babasının ölümünden sonra annesi de Kahire’ye gelmiş, böylece Kutub, kardeşleriyle birlikte öğrenimini burada sürdürmeye koyulmuştur.
Lise yıllarında kendisini edebiyata vermiş, edebî eser ve makaleler yazmaya başlamıştır. Orta ve lise tahsilini Ezher’de tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini Kahire Üniversitesi’nin Daru’1-Ulûm (İlahiyat) Fakültesi’nde yapmıştır. Sınıflarım iftiharla geçerek 1933 yılında mezun olmuş ve ayrı yıl, bu fakülteye edebiyat hocası olarak tayin edilmiştir. Bir yandan fakültedeki görevine devam ederken, diğer yandan fakültedeki Mısır’ın ünlü edipleri Tahâ Hüseyin, Mahmûd Akkâd ve Sadık er-Râfîî ile edebî çalışmalar yapmış, onlardan istifâde etmeye çalışmıştır.
Hayatının bu devresi, edebiyatla meşgul olduğu ve sınırlı bilgile¬riyle sosyalizmi savunduğu taşkınlık devresi kabul edilmiştir. Artık bundan sonra olgunluk devresi sayılacak yeni bir dönem başlamıştır ki, bu safhada Seyyid Kutub, İslâm ve çeşitli doktrinler üzerinde yıllarca süren akademik çalışmalar yapmıştır. İlk devreyi kendisi bir cahiliyet dönemi olarak nitelemiş, ilhamını Kur’ân’dan alan ve îslâmı kendine şiar edinen olgunluk döneminden ayrı tutmuştur. Ama ilk dönemdeki yazı ve romanlarında bile cemiyet dertlerine parmak basan ince ve hassas ruhu gözlemek mümkündür. Romanlarla başla-yan bu hissî devre, giderek başta Mısır halkı olmak üzere insanlığa faydalı olmayı amaçlayan .fikrî hareketliliğe dönüşmüş, düşünce ağırlık kazanmaya başlamıştır. Kutub’un sosyalizmi savunması da işte bu tür sosyal gelişmeleri izlediği ve değerlendirmeler yaptığı yıllar içinde ortaya çıkmıştır.
1941 yılında sosyolofi doktorası yapmak üzere Amerika’ya gittiği yıllarda “Müslüman Kardeşler” adlı îslâmî cemiyetle irtibat kurmuş olmasına rağmen neşrettiği Yeni Fikir adlı dergide kapitalizme karşı sosyalizmi savunmaktan geri durmamıştır. Fakat Amerika dönüşüyle birlikte yepyeni bir fikrî muhteva kazanarak, Amerika ve Batı demokresilerini ve çeşitli doktrinleri değerlendirmeye tâbi tutmuş, günde ortalama on saatini okumaya vererek akademik çalışmalarını arttırıp profesör olmuştur. İnsanlığı kutarmak için Kur’ân’dan başka yol olmadığına İnanıp, ona sarılmanın gerektiğini belirtip eski düşüncelerinin üstüne çizgi çekmiştir.
Bu arada “İslâm’da Sosyal Adalet” (el-Adâletü’1-İctimâiyye fi’I-İslâm) adlı yeni düşünce dönemine ait ilk eserini de vermiştir. “Amerika’da Gördüklerim” adlı eserini bu ülkeden döndüğü sıralarda kaleme almıştır. Önceden ilgilen-diği “Müslüman Kardeler Cemiyeti”yle
temaslannı sıklaştırıp, cemiyetin İrşat Müdürlüğü’nü de üstlenerek etkili ve geniş bir faaliyet sürdürürken 1954 yılında “Müslüman Kardeşler “in hükümet tarafından feshedilmesiyle tutuklanmış ve onbeş yıl ağır İşlerde çalışma cezasına çarptırılmıştır.
Zindanda bulunduğu süre içinde eserlerinin çoğunu yazmış, en büyük eseri olan “Fî Zılâli’l-Kur’ân” adlı tefsirinin son yansım hapishanede tamam-lamıştır. “Yoldaki İşaretler” (Mealim fi’t-Tarîk)
adlı kitabı büyük yankı uyandırmış ve hükümet, kurduğu askerî mahkemenin kararıyla 1966′da Seyyid Kutub’u ve yakın iki dâva arkadaşını idam etmiştir. Hapishanede kaldığı süre içinde sürekli insanlık dışı işkencelere uğramış, hükümetin uyguladığı sosyalizmi savunması teklif edilmiş ama o ve dâva arkadaşları işkence ve zulüm pahasına da olsa İslâm’ı savunmaktan geri kalmamışlardır. Hatta son olarak, Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır’dan özür dileme teklifini de kabul etmeyerek, hak ölçülerine bağlılığın ve bâtıldan merhamet dileyemeyeceğini söyleyerek inandığı yola başını vermiştir. Durum böyle iken onu reformculukla itham etmeye kalkışanlar az da olsa ortaya çıkabilmiştir. Bu tür isnâdlann Kutub’un şahsiyetini ve eserlerini yeterince tanıyamamaktan ileri geldiği anlaşılmaktadır.
Özellikle otuz ciltlik tefsiri, onun ne tür düşüncelerle donanmış oldu-ğunu yeterince açıklamaktadır. Tefsirinden başka 35 kadar eserinin olduğu da bilinmektedir. Türkçeye 15 cilt halinde “Kur’an’ın Gölgesinde” biçiminde çevrilen “Fi Zılâli’l-Kur’ân” tam anlamıyla bir dirayet tefsiridir. Prof. Seyyid Kutub asrımızın yakıcı ve yıkıcı akimlan karşısında Kur’ân’ın gölgesine sığınmış ve orada duyup yaşadıklarını kâğıt üzerine aktararak bu değerli tefsiri vücûda getirmiştir. Tefsir bir bakıma, Kur’ân-ı Kerîm’in hayat kaynağı ve insan hayatının Öz malı oluşunun ifadesidir. Bu çalışma, araştırıcı ve bilginlerin takdirine mazhar olmuştur. Üslûp yönünden fevkalâde olup, sosyal mes’eleleri ayrıntılı olarak işlemiştir. Önsözden sonra, sûre tefsirleri başlamış, âyetler gruplanmış, konuya göre başlıklar verilmiş, böylece sürükleyici ve akıcı bir Özellik kazandırılmıştır. Bu yönleriyle de sahasında yenilik sayılabilecek özellikler taşımaktadır.
Tefsirin dışında belli başlı eserleri şunlardır:
1- el-Adâletül-İctimâiyye fi’l-İslâm
2- Ma’reketü’t-îslâm ve’r-Re’sûmâliyye
3- es-Selâmü’l-Âlemiyyü ve’l-İslâm
4- Nahve Mücteme’ îslâmiyye
5- Hasâisu’t-Tasavviiri’lİslâmiyye
6- el-İstâm ve Müşkilâtü’l-Hadâra
7- DircLsât îslâmiyye
8- Hâze’d-Dîn
9- el-Müstakbel li hâze’d-Dîn
10- Meâlimfı’t-Tarik
11- Mihmetû’ş-Şâirin-Hayât
12- et-Tasvvru’l-Fenniyyu fi’l-Kur’an
13- el-Kasasu’d-Dfniyye
14- Ravdatü’t'Tıfl maa Âhafîn.
Sonuç olarak tefsir ilmi hakkında herşey söylenip, bitmiş değildir. Türlü sebeplerle insanların ve cemiyetlerin ihtiyaçlarının artması, Kur’ân’ı yeni ihtiyaçlara cevap verecek şekilde tefsir etmeye sevkedecektir. Bu yüzden şimdiye kadar tefsirle ilgili söylenenlere bir çok yeni şeyler eklenecektir.

9

Ağustos
2012

TEFSİR ÇEŞİTLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  605 Kez Okundu

Kur’ân’ın çeşitli yönlerini ele alarak tefsirler yapmış­lardır. Bunun neticesi olarak da tefsirde çeşitli yönler meydana gel­miştir. Müfessirlerin durum ve tutumlarına göre genel olarak tefsirler ild kısma ayrılmaktadır: 1- Rivayet Tefsiri 2- Dirayet Tefsir.

1 – Rivayet Tefsiri

a) Rivayet Tefsiri, Zaafı ve Sebepleri

Buna Me’sûr veya Naklî Tefsir de denilir. Yani âyetlerin, yine Kur’ân’daki âyetlerle, Hz. Peygamber’in ve Sahabenin sözleriyle açıklanmasıdır. Bu tür tefsir, başlangıçta rivayetle başlamış, Hz. Peygamber’den Sahabeye, onlardan da Tabiîlere intikâl etmiştir. Daha sonra rivayetler toplanmış, tefsirler tedvin edilmiştir.

Rivayet tefsirinde Hz. Peygamber’den başlayıp, Sahabeye ve hattâ Tabiîne kadar uzanan rivayet zinciri içinde ve bu rivayetlerin isnadında bazı zaaf noktaları belirlenmiştir. Bunlar rivayet tefsirlerine şöyle yansımıştır:

1- Uydurma haberlerin çokluğu

2- İsrâiliyyatın girişi

3- İsnâdlann hazfı

Rivayet tefsirlerinde tesbit edilen bu zaaf noktaları gözönünde bulundurulup, sahih rivayet esas alındığında, te’lif edilen rivayet tefsirlerinin gerçek değeri daha iyi anlaşılmış olacaktır. Şimdi en meşhur rivayet tefsirleri ve müfessirlerini tanımaya çalışalım.

b) Bazı Önemli Rivayet Müfessirleri ve Tefsirleri

1- İbn Cerîr et-Taberi (310/922)

Câmi’u'l-Beyân an Tefsî-ri’l-Kur’ân

Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, küçük yaşta kendini ilme veren yedi yaşında hafız olan, doğduğu Taberistan ülkesinden Rey, Bağdat, Basra, Küfe ve Mısır’a giderek ilimde derinleşen nihayet yerleştiği Bağdat’ta ölen (310/922) büyük bir âlimdir.

Tarih, Fıkıh ve Tefsir gibi ilimlerin yanısıra diğer bilim dallarıyla da meşgul olmuştur. Şafii mezhebinden olmasına rağmen, düşman­lıklarını kazandığı Hanbelîler tarafından Rafızîlikle suçlanmıştır. Eserlerinin hepsi elimize geçmeyen Taberî’nin “Tarihul-Ümem ve’l-Mtüûfc” adlı dünya tarihinin yanısıra 30 cilt halinde basılan “CâmV-ul-Beyân an Tefsİri’l-KuVân” adlı tefsiri meşhurdur. Rivayet esasla­rına dayanan bu tefsirde senedler zikredilmiş, bir çok rivayetler kitaba alınmıştır. Fakat bu rivayetlerin sıhhat derecesi belirtilmemiştir. Sahabe ve Tabiînden gelen bilgi ve görüşleri toplaması, i’râb ve dil inceliklerine yer vermesi, tefsirinin belirgin özellikleridir. Kendinden önceki ünlü lügat ve Tefsir âlimlerinden bize ulaşmayan bilgileri bu tefsirin toplaması sebebiyle, sonraki âlimlere önemli bir kayrıak olmuştur.

2- Ebu’1-Leys Semerkandî, (383/993)

Tefsîru Ebtl-Leys

Müfessir, Hanefî faklh ve kelâmcısı olan Nasr b. Muhammed es-Semerkandî “İmamü’1-Hûda” unvanıyla tanınmıştır. Türk illerinden Semerkant’ta doğması ve doğum yeriyle anılması sebebiyle Türk mü-fessirlerinden sayılmıştır. Üstün ahlâk sahibidir, tasavvuf ehlindendir.

Ebu’1-Leys, tefsirde “Rivayet metodu”nu izlemiştir. “Tefsîrul-Kur’ân” veya “Tefsîru Ebi’l-Leys” diye bilinen eserinde, Sahabe ve Tabiînin görüşlerine çokça yer vermiştir. Ne var ki nakil yaparken senet zincirini belirtmemiştir. Tefsir orta büyüklükte, açık ifadeli ve faydalı öğütleri taşıyan bir eser kabul edilmiştir. Hadis tahriçleri de yapılmıştır. Mısır ve Türkiye’de iki cilt hâlinde yazma nüshaları vardır. Günümüzde Türkçeye çevrilmesinin yanısıra, Îbn-İ Arapşah diye tanı­nan bir zat tarafından (854/1450) yılında Türkçe tercümesi gerçekleş­tirilmiştir.

Diğer eserleri şunlardır:

1- Umdeiü’l-Akâid

2- Şerhu’l-Câmi’i's-Sağîr

3- Hizânetü’l-Fıkh

4- el-Fetavâ

5- en-Nevâzü mine’l-Fetâvâ

6- Kurretu’l-Uyûn ve Müferrici’l-Kalbi’l-Mahzûn (Basılmıştır)

7- Bustânu’l'Ârifîn (Ahlâk ve edeple ilgilidir, basılmıştır.)

8- TEribîhu’l-Gâfûîn (Va’z ve hikmetlerle ilgilidir, basılmıştır.).

9- Fedüilü Ramazân.[3]

3- el-Vahidî (468/1075)

el-Vecîzfi Tefsîrt’l-Kıu’âni’l-Azîz

Ebul-Hasen Ali b. Ahmed el-Vahidî, asrının ileri gelen müfessir ve ediplerinden biridir. Başta Nizâmü’1-Mülk olmak üzere bir çok kimsenin ikram ve saygısını kazanmasına rağmen, kendisinin özel­likle Sülemî ve tefsiri hakkındaki tenkidi hoş karşılanmamıştır, “el-Vecîz fî Tefeîril-Kur’âni’1-Azîz” adlı matbu tefsirinde “Rivayet meto­du” nu benimsemiş, parça parça tefsir ettiği âyetlerin ayrıntılı açıkla­malarına girmemiştir. Kelâmı mes’elelerle fazla ilgilenmediği anlaşılan Vahidî’nin âyetleri dil ve mefhum açısından güzel açıkladığı anla­şılmaktadır. Basit, Vasit ve Veciz adlı tefsirlerinin üçüne birden el-Havî denilmektedir. Vasit’iri üç cilt olduğu anlaşılan yazmaları kütüphanelerde bulunmaktadır.

Tefsirinin dışındaki diğer bazı eserleri şunlardır:

1- KitabuTefsfri’n-Nebiyy

2- Esbâbu Nuzûli’l-Kur’an

3- Kitabu Nejyi’ t-Tahrîf ani’l-Kur’an

4- Kitabu’l-Meğazî

5- Kitabu’l-Î’râb

6- Şerhu Dîvani’l-Mütenebbî[4]

4-el-Bagavî (516/1122)

Meâltmu’t'Tenzil

Müfessir, fakîh, muhaddis olan Hüseyin b. Mes’ûd el-Bagavî, Sünneti ihya eden (Muhyi’s-Sünne), dinin direği (Rüknü’d-Din) un­vanlarını almış Horasanlı ünlü bir âlimdir. Selef anlayışına bağlı, sağlam inançlı, üstün karakterli ve gönül ehli bir insandır. Fıkıh ve hadiste imam sayılmış ve Şafiî fakihleri arasında yer almıştır. 80 yaşını aşkın olarak hayata gözlerini yumarken, başta tefsiri “Meâ-limu’t-Tenzîl” olmak üzere çeşitli kalıcı eserler bırakmıştır.

“Meâlimu’t-TenzîT rivayet usûlüne göre yazılmış, orta hacimli bir tefsirdir. Bir çok hadisi ihtiva etmektedir. Sahabenin ve onları izleyen iki neslin tefsirle ilgili rivayetlerini içine almaktadır. Bunların yanısıra İsrailiyyât denebilecek bir kısım tarih bilgileri de taşımaktadır. Derin bir inceleme ve tenkid süzgecinden geçmeyen bu rivayetlerin tefsire alınması haklı tenkidlere sebep olmuştur. Tefsirin sonraki asırlarda şerhiyle özetlemeleri (ihtisar) yapılmış, Bigalı Kadri Mehmet Efendi (1042/1632) tarafından da Türkçeye tercüme edilerek IV, Murad’a hediye edilmiştir.

Kütüphanelerde çokça yazma nüshalar mevcuttur. Ayrıca bası­mı da gerçekleştirilmiştir. Diğer eserlerinden bazıları şunlardır:

1- Mesâbihu’s-Sünne: 4484 hadisten oluşan basılmış bir kitaptır. Yedi ana eserden meydana gelmiş büyük bir hadis külliyatı niteliğindedir.

2- Şerhü’s-Sünne: Hadis ve fıkıhla ilgili üç ciltlik değer verilen bir eserdir.

3- et-Tehzîb: Fıkıhla ilgilidir.

4- el-Cem’ Beyne’s-Sahihayn [5]

5- İbn Atiyye (546/1151)

el-Muharraru’l-Vecîz fi Tefsiri Kitâbi’l-Azîz

Müfessir Ebû Muhammed Abdulhakk b. Gâlib, Endülüslü bilginlerdendir. Gırnata’da doğmuş (481/1088), Larka denilen yerde vefat etmiştir (546/1151).

İbn Atiyye, ilim ve faziletin, deha, zekâ ve güzel anlayışın zirve noktasına ermiş bir bilgindir. Kitap toplamaya düşkün, fıkıh, hadis, tefsir ve dil ilimlerinde ifâdesi güzel, sözüne güvenilir bir âlimdir. Endülüs’ün el-Meriyye şehrinden sonra Larka’da kadılık yapmıştır.

Tefsirde “İmamü’l-Müfessirîn” unvanını kazanmış ve “el-Muhar-rarul-Vecîzfî Tefsiri Kitâbil-Azîz!’ adlı eserini yazmıştır. Bu tefsirin diğer tefsir kitapları arasında ve tüm müfessirler yanında yüksek bir değeri vardır. îslâm âleminde büyük bir rağbete mazhar olmuş ve her tarafta yayılmıştır. Ayrıca “İbn Atiyye tefsiri ” olarak da tanınan bu eser, uydurma rivayet ve yalan haberlerden arındırılarak ince bir tenkid süzgecinden geçirilmiştir. Böylece Ehl-i Sünnet’in, akıl ve hikmetin, sağduyulu kişilerin kabul edebileceği şekil ve üslûpla hazırlanmıştır. İslâm âleminin hurafeler çukuruna düşmesini önle­mek için tâ o zamandan gerekli teşebbüslere bu tip tefsirlerle girişil­miştir.

İbn Atiyye, tefsir yazımındaki titizliğini eserin önsözündeki şu sözleriyle belirtmektedir: “Ben bu tefsiri sâlih selefin izine tâbi olmak suretiyle yazdım. Hataya düşmüş kişilerin sözlerinden sakınıp, gere­ken yerlerde onların sözlerini reddettim. Kur’ân lâfızlarını açıklamada bütün gücümü harcadım.”

Tefsir hakkında takdirlerini belirten îbn Haldun, daha sonraki dönemde Endülüs’ten îbn Atiyye’nln yetiştiğini kaydederek, onun tüm rivayet tefsirlerini özetlediğini belirtiktir. Gerçekten de Îbn Atiyye, tefsirle ilgili nakiller arasında doğruya en yakın bulunanları araş­tırmış ve bunların Endülüs’te elden ele dolaşması ve kullanılması kolay bir kitapta toplanmasını bilmiştir. Ayrı usûlü kendisinden sonra Endülüs’te Kurtubî’nin takip ettiği ve başka bir tefsir kitabını (el-Câmt’u li Ahkâmi’l-Kur’an) meydana getirdiği bilinmektedir. Bu arada Şeyhülislâm Îbn Teymiyye (728/1328), Îbn Atiyye ile ez-Zemah-şerî ‘nin kitaplarını karşılaştırmış ve İbn Atiyye’nin tefsirinin daha iyi, nakil ve araştırma yönünden daha sağlıklı olduğunu söylemiştir. îbn Teymiyye’ye göre bu tefsir, rivayet tefsirlerinin en büyüğüdür, sünnete uygundur, bid’attan uzaktır. Çünykü îbn Atiyye rivayet ve nakillerini, en büyük tefsir kabul edilen Taberî tefsirinden almıştır.

İbn Atiyye, nakildeki bu üstün başarısının yanı sıra yer yer Mu’tezilenin felsefî delillerine ve bunlara karşı kelâmcılann cevapla­rına da temas etmekten kendini alamamıştır. Bütün bu özellikleriyle İbn Atiyye’nin kendinden önceki müfessirlerin zaman aşımı, iyi niyet veya başka tesirlerle tefsirlerine aldıkları uydurma bilgileri çürüterek geçersiz sayması küçümsenmeyecek bir faaliyettir. Tefsiri bu yönden de büyük bir değer taşımaktadır. Kendisi ve tefsiri günümüz araştırıcı ve ilim adamlarının yakın ilgi ve çalışma alan-lanna girmiştir.

6- İbn Kesîr (774/1372)

Tefsîru’l-Kur’ani’l-Azîm

Müfessir, fakih ve tarihçi olan Ebul-Fidâ îsmail b. Ömer, Şam’da doğmuş (701/1301), orada yetişmiş ve yine Şam’da vefat etmiştir (774/1372). İbn Teymiyye’nin bulunduğu mezarlıkta onun yanma gömülmüştür.

Zamanın âlimlerinden, özellikle İbn Teymiyye’den çok faydalan­mıştır. Aralarında İbn Hacer el-Askalânî gibi ünlülerin de bulunduğu bir çok kişi kendisinden ders almıştır. Şafiî mezhebine mensuptur. Üstadı İbn Teymiyye’ye aşırı derecede bağlı olduğu ve onun fikirlerini benimsediği için çeşitli baskılara uğramış, zorluklarla karşılaşmıştır. Tefsirin yaraşıra fıkıh ve tarihteki üstünlüğünü eserleriyle isbat etmiş­tir. Meselâ: “el-Bldâye ve’n-Nihâyg* adlı kitabı genel tarihin kayrıak kitaplarından sayılmıştır. Yaratılıştan müellifin son zamanına kadar geçen olaylara bu eserde yer verilmiştir. Doğu ve Batı kütüphane-lerindeki yazma nüshalarının yanısıra basımı da yapılmıştır.

Tefsirle ilgili olarak “Tefstru ibn Kcsîr”veya “Tefsîrul-Kur’ânil-Azîtn” adlarıyla bilinen 4 ve 5 cilt hâlinde basılan eseri meşhurdur. Bu tefsir, ağırlıklı olarak rivayet metoduna göre yazılmıştır. Eserin diğer özellikleri şunlardır:

a) Sûre içindeki âyetler belli gruplara ayrılarak tefsir edilmiştir.

b) Hadis tenkid usûlleri (cerh ve ta’dil)’ne önem verilmiş, tarihî bilgiler genişçe işlenmiştir

c) Naklin yanı sır, akıl ve tenkid ölçülerine de baş vurulmuştur.

d) Tefsirin sonunda Kur’ân-ı Kerîm’in faziletleriyle ilgili bir bö­lümde yer almaktadır.

Adı geçen tarih ve tefsirinin dışındaki eserleri şunlardır:

1- Câmi’u’1-Mesanid

2- et-Tekmü fi Marifeti’s-Sigât ve’d-Duafâ ve’lMecâhil (5 cilttir.)

3- el-Bâisu’l-Hasîs üâ Marifeti Ulümi’l-Hadts (Basılmıştır. Ders kitabı niteliğini hâizdir.)

4-Şerhu Sahîhi’l-Buhâri (Tamamlanamamıştır.)[7]

7- Celâleddin es-Suyûtî (911/1505)

ed-Dürrü’l-Mensûr Fi’t-Tefsır bi’l-Me’sür

Müfessir , Tarihçi, Edîb olan Celâleddin b. Kemâleddin, Kahire1-nin güneyindeki Suyût kasabasında doğmuştur. Önceleri Bağdat’ta yaşayan İran asıllı ataları, sonradan Suyût’a gelerek devlet hizme­tinde büyük itibarTtazanmışlardı. Babası uzun süre Bağdat kadılığı yapmış bir âlimdi. Kendisi sekiz yaşında hafız olmuş, henüz çocuk yaşında tslâmî bilgileri okumuş, 17 yaşında da eser vermeye başla­mıştır, îlim için Mısır ve dışında belli başlı ilim merkezlerini gezmiş, Mekke ziyaretinden sonra Mısır’ın çeşitli medreselerinde müderrislik yapmıştır. Şafiî mezhebine mensub olan Suyûtî (911/1505) tarihinde Kahire’de vefat etmiştir.

Tefsir, hadis, tarih ve edebiyat başta olmak üzere çeşitli ilimlerde 500′den fazla eser vermiş, eserleri sahasının kayrıak kitabı sayılmıştır. Bunların büyük bölümünün basımı gerçekleştirilmiştir. Tefsirdeki üstünlüğünü belgeleyen ilk eseri “Tefsîru Celâleyri’ adıyla tanınan ve Celâleddin Mahallî’nin başlattığı ve kendisinin tamamladığı tefsirdir. Böylece tefsirde imzası bulunan iki Celâl’den birisi Suyûtî olmaktadır.

Bu tefsir, kullanışı kolay, son derece kısa ve değerli bir eserdir. Her ne kadar boyut ve hacim yönünden tefsirlerin küçüklerinden ise de yaygınlık ve yarar bakımından en büyüğüdür. Bu yüzden öğrenci araştırıcı ve ilim adamlarının elden ele dolaştırdıkları kitap olmuş, çeşitli baskılan yapılmıştır.

“SavV ve “Cemel” adlarında iki haşiyesi vardır. Mahallî’den kalan tefsir bölümünü Suyûtî tamamladığı için önceleri tefsiri yapılmayan “Fatiha Sûresi” de kitabın sonunda yapılmış, dolayısıyla bu sûrenin müfessirinin Suyûtî olduğu belirtilmek istenmiştir.

Suyûtî’nin müstakil tefsiri “ed-Dürrül-Mensûr Fi’t-Tefsîr bi’l-Me’sûr” adını almaktadır. Rivayet metoduyla kaleme alınan ve basımı da gerçekleşen bu 6 ciltlik tefsirin te’lif tarzı Taberî tefsirine benze­mektedir. Tüm âyetlerin tefsirine yer verilmemiş, ancak hakkında rivayetler bulunan ve tefsire konu olan âyetler açıklanmıştır. Ayrıca Suyûtî, Kadı tefsirinin haşiyesini yazarak, tefsir ilmine bu yönde de katkı sağlamıştır.,Açıklanan tefsirlerinin dışındaki belli başlı eserle­rinden bazıları şunlardır:

1 -Tercümânü’l-Kur’ân (Kur’ân’la ilgili bütün hadisleri ihtiva etmektedir.)

2- Lübâbu’n-Nukûl fi Esbâbi’n-Nuzûl

3- et-Tebhîr fi Ulûmi’t-Tefsir

4- el-îtkânfı Ulümi’l-Kur’an

5- el-Leâli’l-Mesnûa fi’l-Ehâdîsi’l'Mevzûa

6- Tednbu’r-Râvî fi Şerhi Takrîbi’n-Nebevi

7- el-Müzhirfi Ulûmi’l-Lüğa

8- el-Ezhâru’l-Mütenâsvra fi Ahbâri’l'Mütevâtıra

9- el-Ahbâru’lMerviyyefi Sebebi Vad’i'l-Arabiyye

10- el-Eşbâh ve’n-Nezâir

11- el-Câmi’u'l-Kebîr

12- el-Câmi’u's-Sağîr

13- Kenzu’l-Ummâl fi Subûtt Süneni’l-Akvâlve’l-Efâl

14- Buğyetu’l-Vu’ât

15- Tâûhu’l-Hülefâ

16- el-Muhâdarafi Ahbân Mısr ve’l-Kahire

17- Enîsu’l-Celis

18- Tabakâtü’l-Müfessirîn

19- el-Usûlü’l-Mühimme li Ulümi’l-Cemme

20- el-îzâhfi İlmi’n-Nikâh

21- Mûştebehu’l-Ukûl Fi Müntehe’n-Nukûl [8]

8- Cemâleddîn Kâsimî (1332/19147)

Mehasinü’t-Te’vil

Müfessir, müceddit olan Cemâleddin Muhammed b. Muhammed, Şam’da doğmuş (1283/1866), Hz. Hüseyin’in sülâlesinden geldiği belirtilmiş, dedesi Şeyh Kâsım’a izafetle Kâsimî nisbesiyle anılmıştır.

Takva ve ilmiyle temayüz etmiş ,bir aile çevresinde yetişmiştir. Kendi üstün kabiliyetinin yanısıra ilmî ve edebî yönü kuvetli olan babasının teşvikiyle ilmî hayata yönelmiş, temel din bilgilerini ve çeşitli dinî ilimleri medreseden ve tanınmış üstadlardan öğrendikten sonra 14 yaşında icazet almış ve bu yaşta ders vermeye başlamıştır. Ramazan’da halka vaaz vermek üzere değişik beldelerde görevlendi­rilmiş ve bu görevi 4 yıl sürdürmüştür. Sonra Mısır’a gitmiş, ardından da Medine’yi ziyaret etmiştir. Medine’den döndüğünde “Cemâli Mezhebi” denilen yeni bir mezhebi kurmakla itham edilmiş ve hükümet tarafından tutuklanmışsa da isnâd edilen töhmeti reddetmiş sonunda kendisinden özür dilenmiştir.

Babasının vefatından sonra onun yerine geçerek cami imamlığı ve irşâd derslerini hayatının sonuna kadar aralıksız sürdürmüştür. Cami görevlerini yürütürken babası ve dedesinin tesis ettiği özel kütüphanesine kapanıp çeşitli yönleriyle ilmî hareketlerdeki gelişmeleri takibe koyulmuştur. İki bin ciltlik kütüphanesinde, kitap inceleme ve çok sayıda eser te’lif etme başarısını göstermiştir. Bu arada dergilerde bir çok araştırmaları yayınlanmıştır.

İtikatta Selefiyye anlayışını benimsemiş, şeriatın inceliklerine vâkıf olmakla kalmamış, ayrı zamanda çağdaş ilimleri de okuyarak ilmî alandaki üstünlüğünü ortaya koymuştur. İslâmı serbest düşünce anlayışı içinde yorumlayan îbn Teymiyye ve İbn Kayyim’i benimsemiş ve çok sevdiği İmâm Şâtıbı’den etkilenmiştir. İslâmî uyanış hareketinin içinde olan Alûsî, Şevkânî, Sunûsî, Muhammed Abduh, Reşid Rıza ve Şiblî gibi mücedditlerin arasında yer almıştır. Çünkü bunlar sömürgeciliğin İslâm ve kültürü üzerindeki tahribatını etkisiz kılmak için mücadeleye yeni bir anlayışla girmişler, îslâmın yapısını ve özünü güçlendirmişler, müsteşrik, misyoner ve Batı çığırtkanlarının yanlış bilgilerini reddetmişlerdir.

Kâsimî birleştirici ve toplayıcı bir metod uygulayarak, fırka ve mezhepler arası ihtilâfların üstünde olmaya çalışmıştır. îslâm anlayışını hürriyet, çalışma ve kolaylık metoduna dayandırmış, içtihadı hürriyet kavramıyla yorumlamak istemiştir. Osmanlı idaresinde meşrutiyetin ilânına sevinenlerden olmasına rağmen meşrutiyetin ardından hemen Vehhâbîlik isnâdlanyla soruşturmaya mâruz kalmasına anlam verememiştir. Ona göre t’emel hedef, Îslâmın özünü ortaya çıkarmak ve ondan karıştırıldığı donukluk, taklit, hurafe ve bid’atı gidermektir. Islâmla çağın arasını bulmaktır. Çelişme durumunda naklî akılla te’vîl etmektir. Akü, İslâmı derinlemesine anlamanın yolu kabul edilmelidir. Çalışmasını te’lif ve davet alanları olmak üzere iki yöne yoğunlaştıran Kâsımî çeşitli konularda inceleme ve araştırmalar yapmış, devrinin sosyal akımlarıyla ilgili görüşler belirtmiş ırkçılık ve ırk ayırımına kesinlikle karşı çıkmıştır.

Dil ve kalemi yumuşak, kimseyi incitmiyen kişi olarak bilinmiş, evine sırf eksiğini bulmak üzere gelenleri bile geniş hoşgörü ile karşıla­mıştır. Ailesi ve yedi çocuğunun getirdiği aile yükü, beş vakit kesintisiz imamlığı, genel ve özel dersleri, çevreye ilgisi vs. gibi çeşitli meşgu­liyetleri içinde 100′e yakın eseri 49 yılda yazabilmesi küçümseneme­yecek büyük bir başarıdır. (1332/1914) tarihinde, doğduğu yer olan Şam’da hayata gözlerini yumarken, bir çok seçkin ıslahatçı gibi ömrü kısa sürmüş, ama kalıcı eserleriyle büyük bir servet bırakmıştır.

“Mehâsinü’t-Te’viV adım alan tefsirin yazılışı hayatının uzun bir devresini almış, fakat Kasımî’nin en önde gelen eseri kabul edilmiştir. 17 çüt hâlinde basılan bu eser, “Tefsîrul-KâsımT1 diye tanınmıştır. 350 sayfalık birinci cildi tamamen tefsir usûlünü ihtiva ettiğinden tefsir ikinci ciltten başlamaktadır. Tefsirin belli başlı özellikleri şunlardır:

a) Süreleri tanıtıcı genel bilgiler verilmiştir.

b) Kıraat farklılıkları varsa verilmiştir. . .

c) Âyet tefsirleri, tefsir ölçülerine uygun kurallar içinde yapıl­mıştır.

d) Dil incelikleri ve gramer bilgileri verilmiştir.

e) Faydasına inanılan yerlerde ‘Tenbîhât” başlığıyla uzun açık­lamalara gidilmiştir.

f) Son ciltte 5 adet fihrist sıralanmış bunların birini de kaynaklar fihristi oluşturmuştur.

Tefsirin dışında ve çoğunluğu basılmış eserlerinden bazıları şunlardır:

l- İrşâdü’l-Hakk İîe’l-Amel bi Haberi’l-Berk (Kitapta telgraf keli­mesinin anlamı verilmiş ve bunun Yunancadan türediği belirtilmiş, uzaktan haberleşmede elektiriği ilk kullananlar araştırılmış, ayrı şekilde telefondan bahsedilerek telsiz telgrafa işarette bulunul­muştur.)

2- Evâmir Mühimmefi IslâhiTKazâi’ş-Şer’i

3- Ta’tinı’l-Meşamm fi Measir’t Dımeşkı’ş-Şâm (4 cilt hâlindeki henüz basılmamış bu eserde tarım ıslâhını engelleyen, noktalardan söz edilmiş, kimyevî gübreye tüm çeşitleriyle dikkat çekilmiş, ekim ye harmanlamada mekanik aletlerin kullanımıyla hastalıklar, haşereler ve onlarla mücadele zaruretine yer verilmiştir.)

4- Hutab

5- Cevâmi’u'l-Âdâb Jt Afiâki’l-Ericâb (Anayasal düzeni ele almış, parlamentodaki milletvekillerinin görevleriyle ilgili bir bölüm ayırmış, millet temsilcilerinde bulunması gereken bilgi, kültür, kavrayış ve yabancı dil bilmeleri gibi şartlan sıralamıştır.)

6- Delilü’t-Tevhîd

7- Şerefi’l-Esbât

8- Fetâvû Mûhimmefi Şertati’l-îslâmiyye

9- el-Fetvâfî’l-İslâm

10- Mezâhibıı’l-Arab ve Felâsifetü’l-îslâmfî’l-Cinn

11- Mev’izetü’l-Mü’minîn mtn ihyâl Ulûmi’d-Din

12- Mâ Kûletn-Etıbbâü’l-Meşâhirfi İlâci’l-Bevâstr

13- Defteri! Evâhiri Şevval

14- Sefine

15- et-Taliu’s-’Saîd fi Mühimmâti’-lEsanid

16- Kavâidü’t-Tahdîs

17- el’Ecvibetü’l-Merdiyye

18- el-îsrâ ve’l-Mt’râc

19- Hayâtü’l-Buhârî

20- el-Mesh ale’t-Cevrebeyn.[9]

2-Dirayet Tefsiri

a) Dirayet Tefsiri ve Metodu

Buna re’y ve ma’kul tefsir de denilir. Sadece rivayetle yetinmeyip, dil edebiyat, din ve çeşitli bilgilere dayanılarak yapılan tefsirlerdir. Genişleyen islâm sınırlan içinde Arap olmayanlara kurallara dayalı arapçayı, dolayısıyla Kur’ân’ı öğretme ihtiyacı, dirayet tefsirlerinin yapılmasına sebep olmuştur. Zamanla bu tefsirler de gelişen ilim, fen, . fikir ve ortaya çıkan mezheplere göre çeşitlilik göstermişlerdir.

Dirayet tefsirinin caiz olup olmaması hususunda başlangıçta münakaşalar yapılmış tasvip etmeyenler olduğu gibi uygun görenler de olmuştur.

b) Dirayet Tefsirinin Çeşitleri

Belirtilen çerçevede re’y tefsirini ikiye ayırmak mümkündür.

1- Câiz olmayan Mezmûm Tefsir

2- Caiz olan Memdûh Tefsir

Bu tür tefsire yönelenler önce âyeti âyetle, sünnetle ve Sahâbî bilgileriyle tefsir etmeye çalışıyorlar, bulamiyanlarsa dil kurallarına göre yorumlama yoluna gidiyorlardı.[10]

Şimdi dirayet tefsirlerinin gösterdikleri çeşitliliğe göre sınıflama­sını, Önemli dirayet tefsir ve müfessirlerini tanıyalım:

A- Bazı Önemli Dirayet Müfessirleri Ve Tefsirleri

1- Fahreddin Razî (606/1209)

Mefâtiku’l-Ğayb (Tefsîr-t Kebîr)

Müfessir, mütekellim, fakih ve filozof Ebû Abdullah Muhammed b. Ömer, Rey şehrinde doğmuştur (544/1149). Aslen Taberlstanlıdır. Soyu Kureyş kabilesine kadar uzanmaktadır. Doğduğu şehre nisbet edilerek “Razî1 denilmiştir.

îlk tahsilini babasından aldıktan sonra devrin çeşitli bilginlerin­den temel ve yardımcı ilimleri öğrenmiştir. Babası gibi güzel konuş­tuğu için “İbnul-Hatîb” diye tanınmıştır. Ayrıca bölgenin en güzel konuşanı anlamına “İbnü Hatîbi’r-Rey” unvanını da almıştır.

Tahsilini tamamlayıp alanında uzmanlaşmca Harezm ve Mâve-râünnehir seyahatlerine çıkarak oralarda fikrî münazara ve tartışma­larda bulunmuştur. Görüşleri sebebiyle gittiği yerlerden çıkarıldığı için sonunda tekrar Rey şehrine dönmüştür. Rey’de zengin bir doktorla dünür olmuş, doktorun iki kızıyla oğullarını evlendirmiş, böylece sonunda Razî ailesi büyük servete kavuşmuştu. Bu safhada Razî’ye, Gazne ve Horasan’ı da ziyaret etme imkânı doğmuştu. Başta Rey, Herat, Harezm olmak üzere bulunduğu bütün memleketlerde ders okutma faaliyetine devam etmiştir. Derslerine çok sayıda öğrenci ve âlim katılır, istifade etmeye çalışırlardı. Evinden okuluna giderken bineğinin çevresinde üçyüzden fazla fakih öğrencinin yürüdüğü görülürdü. Vaaz ve hitabette etkili olduğu için yemekte iken kitap dışı geçen zamanlarına bile çok acıdığını söylediği rivayet edilmiştir.

Amelde Şafiî, i’tikâtta Eş’arî mezhebinden olan Razî (606/1209) yılında Herat’da vefat etmiş ve oraya gömülmüştür. Tefsir, fıkıh, felsefe, kelâm, edebiyat, tıp, matematik ve tabiat ilimleriyle çok uğraşmış ve bunların hepsinde üstün bir varlık göstermiştir. Çeşitli ilimlerdeki bu derece üstün başarısından dolayı Herat’da kendisine “Şeyhülislâm” lâkabını vermişlerdir. Hakkında müstakil biyografik eserler yazılmış, araştırmalara konu olmuş, Avrupalılar tarafından da “Râzûn” veya “Müşekkik” adıyla anılmıştır.

Tefsîr-i Kebîr adıyla tanınan “Mefâtîhul-Ğayb” adlı sekiz ciltlik tefsiri, önceki tefsirlerden farklı bir üslûpla yazılmıştır. Bazılarının açıklamasına göre Razî bu tefsiri tamamlayamamıştır. Şu var ki tef­sirde “İmâm” denilince hemen Razî’nin anlaşıldığı kesindir.. Eser daha sonra bazı öğrencileri tarafından tamamlanmıştır. Tefsirde aklî ilimlere geniş yer verilmiş ve bu yüzden çeşitli itirazlara uğramıştır. Dirayet tefsir metodunun en güzel örneklerinden biri olan bu eser, büyük bir değer taşımakla birlikte yeterli incelenmemiş, daha doğrusu sınırlı sayıdaki âlimler tarafından tanınmakla kalmıştır. Geçmişte Türk İlim adamları tarafından kısmen de olsa Türkçeye tercüme edilmiştir. Günümüzde tefsir bütünüyle Türkçeye çevrilmeye başlan­mıştır.

Tefsirin özellikleri şöyle özetlenebilir:

a) Yalnız “Fatiha Sûresi” bir cilt oluşturacak kadar geniş ve ayrıntılıdır.

b) Rivayet ve dirayet metpdlan birleştirilmiştir.

c) Sûre ve âyetler arasındaki münasebetler belirtilmiştir.

d) Şafiî fıkhı ağırlıklı olarak işlenmiş. Kaderiye mezhebi tenkid edilmiştir.

e) Ahlâk, felsefe ve astronomi konuları büyük bir vukufla çok yönlü olarak ele alınmıştır.

f) Bir kısım tasavvuiî beyanlarla süslendiği de görülmüştür.

Tefsir, bünyesinde felsefe ve bir kısım ilimlerle ilgili bilgileri ihtiva ettiği için “Tefsirden başka her şey vardır.” diye tenkid edilmişse de bu bilgilerin bir ihtiyaç ve zaruretten kaynaklarıdığı düşünülürse, eleştirilerin yersizliği de ortaya çıkar. Bu arada Razî’nin Selefe (İlk dönem kişi ve âlimlerine) saygıda kusur etmemekle birlikte Ebû Hanîfe için hürmete aykırı ifâdeler kullanması tenkid edilme sebepleri arasında sayılmıştır. Bütün bunlara rağmen doğru sözü ve temiz karakteriyle tanınan bu büyük müfessirin tefsir dışında 65 kadar eseri bulunmaktadır. Bazıları şunlardır:

1- et’Tankatü’l-Alâiyyefı’l-Hüâf

2- el-MahsûlFi İlmi’lUsûl

3- Şerhu Nehcu’l-Belâğa

3- Fezâilû’s-Sahâbe

4- Nihâyetü’l-Ukül Fi Dirâyeti’l-Usûl el-Meâlim

5- Te’sîsu’t-Takdîs

6- el-Kazâ ve’l-Kader

7- Risûletü’l-Hudûs

8- Tacizu’l-Felâsife

9- el-Milel ve’n-Nihal

10- el’Câmi’u'l-Kebîr

11- Tıbbu’l-Kebîr

12- Kitâbfi’l-Hendese

13- Risale fi’n-Nefs

14- Tefsiru Sûreti’l-Bakara

15- el-Erbe’în

16- Uyûnu’l-Mesâlî

17- Şerhu’l-İşârât

18- Kitâbu’l-Ahlâk

19- Menâkıbu’1-İmâm eş-Şâfl’î

20- Risale fi’n-Nübüvvât

21- Kitâbu Îhkâmi’l-Ahkâm el-Mulahhas[11]

2-KadîBeydâvî (685/1288)

Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil

Müfessir, fakih, edip olan Nasiruddin Abdullah b. Ömer, Fars büyük kadısının oğludur. Şiraz yakınlarında Beydâ şehrinde doğmuş­tur. İyi bir tahsil görüp yetiştikten sonra bir süre Şiraz’da baş kadılık yapmıştır. Daha sonra Tebriz’e yerleşmiş ve orada vefat etmiştir (685/ 1286). Vefat tarihinin (691/1291) olduğunu söyleyenler de vardır.

Beyzâvî lisan, edebiyat, fıkıh, felsefe, tarih, mantık ve tefsir ilimlerinde derinleşmiş bir Şafii âlimidir. Adı geçen bu ilimlerle ilgili bir çok eser meydana getirmiştir. Rivayete göre, şöhrete ulaştığı baş kadılığı son zamanlarında bırakarak, bir şeyhe bağlanmış ve onun tavsiyesine uyarak meşhur tefsirini (Envârut-Tenzü ve Esrârut-Te’vil) yazmıştır.

Bu tefsir, özellikle Sünnîler tarafından çok büyük rağbet ve takdir görmüştür. Envâru’t-TenzÜ, fevkalâde bir arştırmanın ürünü, faydalı bir tefsirdir. Yazılışı itibartyle zorlamalardan uzak, akıcı ve ince bir üslûba sahiptir. Müfessirlerin çeşitli görüş ve anlayışları öz biçimde toplanmıştır. Yer yer tasavvuf ve hikmete yönelen açıklama­lara da yer verilmiştir. Esaslı bir incelemeden geçtiği kanâatini verdiği için ilim kürsülerinde okutulmaya elverişli bulunmuştur. Felsefe ve kelâmda, Razî’nin tefsirinden, dil ve lügat konularında Ragıb’ın Müf-redât’ından, edebî san’atlarda Zemahşerî’nin Keşşafından faydalan­mıştır. Fakat kısa ve öz ifadelerle konuların açıklanması tercih edildiği için kapalı bırakılan müphem noktalar da vardır. Bazıları ibarelerinin güçlüğünü öne sürerek Beyzâvi’yi ve tefsirini tenkid etmişlerdir. Ayrıca sûre sonlarına mevzu olduğu bilinen hadisleri koyması, Yunan felsefesi ile meşgul olarak, nasslan teVîle girişmesi de eleştirilme sebeplerindendir.

Bütün bunlara rağmen Kadî’nin tefsiri binlerce ilim adamının inceleme ve tenkid süzgecinden geçmiş, çeşitli araştırmalar yapılmış, sonunda değerli bir tefsir olduğunda herkes ittifak etmiştir. Tefsir üzerine 255′ten fazla haşiye ve talik yazılmış, Şark’ta ve Garp’ta asırlardan beri ilahiyat kürsülerini süslemiştir. Yalnız Osmanlılarda tefsire haşiye ve talik yazanların sayısı 60′tan fazladır. Tefsirin ayrıca özeti (ihtisarı) yapılmış, hadis tahriçleri gerçekleştirilmiş, Türkçeye tercümesinin yapıldığı bildirilmiştir.

Beyzâvî’nin tefsir dışındaki diğer eserleri şunlardır:

1- el-îzâh

2- el-Minhâc

3- Şerhu’l-Minhâc

4- ŞerhuTMuhtasarı İbn Hacib

5- Şerhu’l-Müntehab (Bunlar Usûl ile ilgili eserlerdir.)

6- et-Tavâli (Kelâmla ilgilidir.)

7- Şerhu’l-MetaLi’ (Mantık kitabıdır.)

8- el-İnâyetû’l-Kusvâ (Fıkıhla ilgilidir.)

9- Şerhu’l-Kafiye

10- Lübâbü’l-Elbâb fi İlmi’l-Î’râb (“Kâfiye”nin özetidir. Birgivî tarafından “İmtihânü’l-Ezkiyâ” adıyla şerhedümiştir.)[12]

3-Nesefî (710/1310)

Medârikü’t-Tenzîl ve Hakâiku’t-Te’vil

Müfessir ve fakîh olan Abdullah b. Ahmed, Buhara hanlığının güzel ve mamur bir şehri olan Nesef te doğmuş ve orada vefat etmiş (710/130), memleketi açısından Türk sayılan büyük bir âlimdir. Tefsirin yanısıra hadis, fıkıh ve usûl-i fıkıhta derinleşmiştir. Hanefî mezhebi imamlanndandır. “Medârikü’t-Tenzîl ve Hakâlku’t-Te’vîl” adlı tefsiri Kadî tefsirinden biraz daha ayrıntılı ve daha açıktır. Hadis ve fıkıhtaki dirayeti ve titizliğinden dolayı mevzu hadislerle, hurafe sayılabilecek tarihî bilgileri tefsirine almamıştır. Çeşitli kıraat vecihlerini, cümle tahlillerini, dil ve edebî inceliklerini ihtiva eden eseri Ehl-i Sünnet ve’1-Cemâatin düşüncelerini yansıtmış, yanlışlara ve bid’atlara sayfalarını kapamıştır. Ne usanç vercek derecede uzun, ne de maksada yetmeyecek ölçüde kısadır. Aralarında pek az zaman farkı olmakla birlikte Kadî ve Nesefî tefsirlerinin metin ve ifâde bakımından çoğu yerde birbirine benzemesi araştırıcıların dikkatini çekmiştir. Sonunda ya Nesefî’nin Kadî’den iktibasta bulunduğu ya da her ikisinin ayrı kaynaktan faydalan-dığı kanaatine varmışlardır. Nesefî, günümüz araştırmacılarının çalışmalarına da konu olurken tefsirinin müteaddid baskılan yapılmış ayrıca değişik tarihlerde haşiyeleri de yazılmıştır. 3,4,5 cilt halinde ve farklı boyutlarda basılan tefsirin dışında müellifin diğer eserleri şunlardır:

1- Umdetü’l- Akîdetl Ehli’s-Sürine ve’bCemâa

2- İ’timâd (“Umde”nin şerhidir.)

3- Menâru’l-Envâr

4- Keşfu’l-Esrâr

5- Kenzü’l-Hakâik (Fıkıhla ilgilidir.)

6- el-VâFi (Fıkıh kitabıdır.)

7- el-Kâft (“Va/T’nin Özetlenmiş, güzel bir şerhidir)

8- el-Musaffâ (Ebû Hafs en-Nesefî’nin “el-Manzume” adlı eserine şerhtir.)

9- el-Mustesfâ {“en-Nâfi” adındaki eserin şerhidir.)[13]

4- el-Hâzin (741 /1340)

Lübâbu’t-Te’vîl Fi Meâni’t-Tenzü

Müfessir Alâeddin Ali b. Muhammed, Bağdat’ta doğmuş (678/ 1279), temiz ve nezih kişiliğiyle tanınmış ve Halep’te vefat etmiş (741/ 1340) büyük bir âlimdir.

Tefsirin yanı sıra, hadis ve fıkıhta da kapsamlı bilgiye sahiptir. “hübâ-bu’t-Te’vîl Fi Meâni’t-Tenzîl” adlı son derece faydalı tefsiriyle tanınmıştır. “Hâzin TefsirV diye şöhret bulan eser, Bağavî (516/ 1122)’nin tefsiri özetlenerek ve diğer tefsirlerden de yararlanılarak meydana getirilmiştir. Müfessir tefsirinde çoklukla rivayet senetlerini terketmiş, yalnızca tahriçte bulunanlarla ilk râvileri söylemekle yetin­miştir. Rivayet ve kıssalar genişçe ele alınmıştır. Kıssa-muhtevalanndaki asılsız noktalara dikkat çekilmiştir. Dirayet tefsirleri grubuna giren “Lübâbu’t-Te’vîl”in özellikleri şunlardır:

1- Esere Kur” ân ve tefsirle ilgili bazı konulan ihtiva eden önsözle başlanmıştır.

2- Âyeti tefsir eden hadislere, bazı muhaddisler için kullanılan harfler veya hadisçilerin isimleriyle işaret edilerek yer verilmiştir.

3- Âyetler kısaca tefsir edilmiş, bazen de konu gereği ayrıntılı inceleme yapılmıştır:

4- İsrâiliyyattan sayılan bazı kıssalar nakledilmekle birlikte bu husustaki uzmanların değerlendirmeleri de kaydedilmiştir:

Özetle bu tefsir, üslûbu son derece açık, hükümlerle ilgili tahlilleri toplayan, tertipli bir eserdir.

Dört cilt hâlinde basılmıştır. Bazı kütüphanelerde Türkçeye tercüme edilmiş nüshaları da bulunmaktadır. Ayrıca “Hâzin Tefsiri” (1320-1324 hicrî) tarihleri arasında 6 cilt halinde baskısı tamamlanan ve günümüzde de tıpkı basımı yapılan “Mecma’u't-Tefasir” adlı eserde yer almıştır. Bir sayfada 4 tefsir şu şekilde gösterilmiştir

1- Sayfanın üst tarafında Kadî

2- Alt tarfında Hâzin tesirleri yerleştirilirken,

3- Hamişin üst kısmına Nesefî

4- Alt tarafına da İbn Abbas tefsiri konularak tertip tamamlanmşıtır.[14]

5- Ebû Hayyfin el-Endelusî (745/1344),

el-Bahru’l-Muhît

Müfessir ve edîb olan Muhammed b. Yusuf, Endülüs’te Gırnata şehrinin bir kasabasında doğmuştur. Gırnata şehrinde dil bilimlerini okuduktan sonra, Afrika’ya geçmiş, Tunus, îskenderiyye, Kahire ve Mekke’ye giderek ünlü âlimlerden dersler almıştır. Irak ve Şam çevresini de dolaştıktan sonra Mısır’a dönmüş, orada bir yandan ders verirken diğer yandan eser yazım faaliyetlerini sürdürmüştür. Aralarında, es-Subkî (756/1355) ve İbn Teymiyye (728/1328) gibi, ünlü âlimlerin de bulunduğu bir çok değerli kişiye yetişmiştir. (745/ 1340) tarihinde Kahire’de vefat etmiştir.

Ebû Hayyân, tefsir, hadis, kıraat, edebiyat ve tarihte ileri ölçüde derinleşmişti. Bir çok kişiyi yetiştirmesi, yüzlerce kişinin ilim için et­rafına toplanması, dile olan hâkimiyeti sebebiyle, “Reîsü’l-Ulemfi”, Reîsu’l-Muhaddİsîn” ve Lisânu’1-Arâb” gibi unvanlar verilmiştir. Son derece doğru, dürüst, sağlam inançlı ve güler yüzlü idi. Kur’ân okurken huşûa kapılarak ağlardı. Şafiî mezhebine mensuptu. Zâhiriyye mezhebine meylettiği de söylenmiştir. Lisana çok meraklı olduğu için ünlü dilci Sibeveyh’in kitaplarına kendini vermiş, bu arada Türkçeyi de öğrenip dilbilgisi kurallarım bile te’lif etmiştir. Farsça ve Habeşçe’yi de bildiği söylenmektedir. Şiire de merak sarmış, çeşitli methiyeler yazmıştır.

Ebû Hayyân, tefsirde otorite sayılan büyük bir allâmedir. Arapçayı çok iyi bildiği için tefsirde dilbilgisi ve edebî san’atlar ağırlıklı olarak göze çarpar. “el-Bahru’l-Muhît” adındaki 8 ciltlik değerli tefsiriyle Zemahşerî ve İbn Atiyye ile yarışabilecek güçte olduğunu ispatlamaya çalışır. Tefsirin önemini kavramış kişi olarak bu ilimde gerekli olan hususları özellikle Arapçanın ve Kur’ân İlimlerinin önemini belirtir.

Dirayet metodu ağır basan tefsirinin belli başlı özellikleri şun­lardır:

1- Önsözde tefsir ilimleri ve kaynakları verilmiştir.

2- Âyetler ve kelimeler gramer kurallarına göre açıklanmıştır.

3- Âyetlerin varsa, nüzul sebepleri zikredilmiştir.

4- Âyetler arası münasebet ve irtibatlar gösterilmiştir.

5- Tüm bilgilerin seleften halefe aktarılması yapılmıştır.

6- Gecen bilgiler tekrarlanmıştır.

7- Şer’î hükümlerle ilgili olarak mezhep imamları ve müçte-hidlerin görüşleri belirtilmiştir.

8- Sûfiyye büyüklerinin sözlerine yeri geldikçe temas edilmiş, yalnız bazı tasavvufçulann anlaşılmaz teVîllerine yer verilmemiştir.

9- Muhtelif görüşlerden, tercihe değer olana işaret edilmiştir.

10- Asılsız haberler ve isrâiliyyattan sayılan bilgilerden soyut­lanmıştır.

Ebbû Hayyân’ın tefsirinin dışında sayısı 5O’yi aşan muhtelif eserleri vardır. Bu arada kaynaklar, tamamlayamadığı eserlere de dikkat çekerek, bunların isimlerini kaydetmişlerdir.

Tamamlanmış eserlerinden bazıları şunlardır:

1- Îthâfu’l-Erîb bimâfı’l-Kur’ân mine’l-Ğarib

2- en-Nâfı’fi’l-Kıraati-Nâfı’

3- el-EsîrFi Kıraati îbn Kesîr

4- el-î’lâm bi Erkâni’l-İslâm

5- el-Vehhâc fi İhtisâri’l-Minhâc

6- Cüz’ fi’l-Hadîs

7- el-BirruVCeliyy ve’n-Nazanı’l-Hafiy’y fî’t-Tefsîr

8- et-Takrîb

9- Hülâsatü’t-Tibyânfi’l-Meânî ve’l-Beyân

10- İthafu’l-Edib

11- el-Esfâr

12- Şerh ti Kitabi Sibeveyh

13- Nüketü’l-Emâlî

14- İkdü’1-Lâî

15- el-ldrâk li Lisânil-Etrâk (Basılmıştır.)

16- Kitâbu’1-Efâl fî Lisâni’t-Türk.[15]

6- Hatîb Şirbînî (977/1569:

Es-Sırâcü’l.-Münîr

Müfesir ve fakîh Muhammed b. Muhammed eş-Şirbinî, Kahire’de doğmuş ve orada vefat etmiştir (977/1569). Mısırlı bir âlimdir.

Devrinin bir çok âliminden ders almış, üstün liyakat ve ehliyeti sebebiyle henüz üstadlan hayatta iken icazet alarak fetva vermeye başlamıştır. Okuttuğu dersler ve üstün ahlâkiyle çevresine faydalı ve örnek bir kişi olduğunu ispatlamıştır. Bir ara Medine’de bulunduktan sonra, Mısır’a dönüşüyle birlikte, arkadaşlarının isteği üzerine “es-Sİrâcü’l-Münîr…” adını verdiği tefsirini yazmıştır.

Tefsir orta hacimde bir eser olup, 4 cilt hâlinde basılmıştır. Ayrıca kütüphanelerde yazma nüshaları da mevcuttur, Dirayet metoduyla yazılarak, tercihe değer görüşler nakledilmiş bu suretle de önceki eser ve görüşlerin devrinin insanlarına da aktarılıp yenileşmesi sağlanmıştır. Zemahşerî, Razî, Beydâvî ve Bağavî tefsirlerini kayrıak almış, kıraat, dil bilgisi, tefsir incelikleri, bazı müşkiller, âyetler arası münâsebetler ve fıkhî mes’eleler incelenmiştir. Tartışmalı konularla, inanca ilişkin bazı önemli konular tahlil edilip, faydalı bilgiler veril­miştir. Kayrıak alman kitaplardaki hadisler ve nakiller yer yer eleş­tirilmiş, özellikle sûrelerin faziletlerine dair olan sözlerin uydurma oldukları biîdirilip reddedilmiştir. Tefsirinin dışında ve tümü de basıl­mış eserleri şunlardır:

1- el-îknâ’fı Halli Elfâzı Ebî Şûca’ (İki cütür.)

2- Takrîrâtü’ş-Şirbinî ale’l-Mutavvel

3- Şerhu alâ Kitabı Gâyeti’t-Takıib

4- Şerhu Şevâhidi’lKatr

5- Şerhu Minhâci’t-Tâlibîn

6- Muğni’l-Muhtâr ilâ ma’rifeti Meânî Elfâzı’l-Minhâc

7- Menâsikü’l-Hac.[16]

7- Ebussuûd Efendi (982/1574)

Îrşâdü’l-Akli’s-Selim İlâ Mezâye’l-Kur’âm’l-Kerîm

Büyük Türk müfessiri ve şeyhülislâmı olan Ebussuûd Mehmed b. Muhyiddin Mehmed, İstanbul civarındaki Müderris köyünde veya İskilip’te doğmuştur. Doğum tarihi kaynaklara göre değişiyorsa da (898/1492) tarihi daha doğru görülmektedir. Baba tarafından II. Beyazıd’ın yakını olurken annesi Sultan Hatun da Ali Kuşçu’nun kızı olmaktadır. Ebussuûd Efendi, İstanbul’da yetişmiş, Sütlüce semtinde oturmuştur. Uzun boylu, uzunca yüzlü, çevresine korku veren, aslında zühd sahibi bir insandı. Fakat huzurunda herkes konuşmaya cesaret edemezdi. Önce babasından, sonra da aralarında İbn Kemâl’in de bulunduğu muhtelif üstadlardan ders almış, henüz talebeliğinde iken II. Bayezid’in dikkatini çekerek ödüllendirilmiştir. Daha sonra evlenmiş, Gebze, İnegöl ve İstanbul’un değişik medrese-lerine tayin edilmiş, ardından Bursa ve İstanbul Kadılığına getirilmiştir. Kanunî Sultan Süleyman tarafından Rumeli Kazaskerliğine atanmış, nihayet 30 sene yürüteceği Şeyhülismânlık makamını kazanmıştır. (982/ 1574) tarihinde İstanbul’da vefat etmiş, Eyüp’te çarşı içindeki mezar­lığa gömülmüştür.

Kabri çevresindeki diğer mezarlar da Ebussuûd’un evlât ve ya­kınlarına aittir. II. Ebû Hanife ve Hatİbu’l-Müfessirİn unvanlarını alarak devrini aşan haklı bir şöhrete sahip olan Ebussuûd Efendi, sağladığı geniş nüfuzuna rağmen, bunu kötüye kullanmamış, siyâsî işlere karışmaktan çekinmiştir. Kanunî Sultan Süleyman, kendisine büyük hürmet ve itimad beslemiş, önemli işlerde görüşlerine başvur­muştur. Özellikle Zigetvar yolunda yazdığı :”HâIde haldâşım, sinde sindâşım, fihiret karındaşım …” diye başlayan mektubu aralarındaki bağın kuvvetini göstermeye kâfidir. Ayrı saygı II. Selim tarafından da sürdürülmüştür. Ebussuûd Efendi ileri derecedeki çalışkanlığıyla tanınmıştır. Müderris iken tatil günleri dışında asla derslerini kaçırmaz, müftülüğünde her gün bir çok fetva verirdi.

Fıkıhta devlet nizamını esas tutmuş, kanunnâmelerin din esas­larıyla uyuşmasında büyük maharet göstermiş ve genişlik çığn açmıştır. Paraların ve menkul eşyanın vakfe dilmesine, öğretim ve her çeşit ibâdetler karşılığında ücret alınmasına karşı çıkan İmam Birgivî ile mücâdelesi meşhurdur. Türkçe, Arapça ve Farsçayı iyi yazıp konuşurken ince bir şiir zevkine de sahiptir. Arapça nesirdeki gücüne “İrşâdü’l-Akli’s-Selîm İlâ Mezâye’l-Kur’ânıl-Kerîm” adlı tefsiri en büyük delildir.

Bu.eser, İslâm âleminde haklı bir şöhret kazanmış, bu tefsi­rinden dolayı Kanunî, Ebussuûd Efendi’ye ihsanlarda bulunarak derin takdirlerini belirtmiştir. Keşşaf ve Kadî tefsirinden sonra hiç bir tefsirin Ebussuûd Tefsiri kadar itibar görmediği ifâde edilmiştir.

Tefsirin başlıca kaynakları, Zemahşerî ve Beyzâvî’nin tefsirleridir. İfâdelerindeki akıcılık, tasvirlerindeki güzellik hemen göze çarpmak­tadır. Nüktelerinin bolluğu, âyetlerin münasebetlerini açıklaması ve gramer tahlilleri yönünden Beyzavî tefsirinden üstündür. Çok yerde Beyzâvî ve Zemahşerî’nin tenkid edildiği gözlenir. Bazı yönleriyle Beyzâvî tefsirinden üstün olmakla birlikte Türkiye’de onun kadar yayılmamıştır. 9 cilt hâlinde müstakil basımı yapıldığı gibi Mefâtihu’I-Ğayb tefsirinin kenarında da basılmıştır. Tefsirin belli sûre ve kısım­larına çeşitli talik ve şerhler yapılmıştır.

Tefsirin diğer tefsirler yanındaki özellik ve üstünlüklerini şöyle sıralayabiliriz:

1- Konular geniş çerçevede ele alınarak ayrıntılı tefsir yapılmıştır.

2- İ’tikadî, fıkhı ve tarihî mes’eleler işlenirken dirayet metodunda büyük basan sağlanmıştır.

3- Keşşaf tefsirinin i’tizal fikirleri daha güçlü delillerle çürütül­müştür.

4- Dil ve gramer inceliklerinden

5- Âyetler arası münasebetlere kadar tutarlı bir üslûp izlenerek okunup incelenmesi kolaylaştırılmıştır.

6- Önceki tefsirlerin maruz kaldığı bir çok tenkide uğramamıştır.

7- Maturidî itikadını ve Hanefî Mezhebi fıkhını benimsediği için tefsirler bu doğrultuda yapılmıştır.

Özetle tefsirin incelenmesi, okuyucuyu bir çok tefsirlere başvurma külfetinden kurtarabilir. Ebussuûd Efendi’nin İstanbul kütüpha-nelerinde çok nefis yazma nüshalannmda bulunduğu “İr-şâdü’l-Akli’s-Selîm …” tefsirinin dışındaki diğer bazı eserleri şunlardır:

1- Keşşaf Haşiyesi

2- Fetâvây-ı Ebussuûd

3- Hasmu’l-Hüâffı’l-Meshi ale’l-Lihâf

4- Mevktfu’l-Ukûlfı Vakfi’l-Menkûl

5- Tehâfutü’l-Emcadfi Evveli Kitâbi’l-Cihâd

6- Sevâkibü’l-Enzâr fi Evâili’l-Menâr

7- Hidâye’nin “Kitûbu’l-Buyü’”una Haşiye

8- Ma’ruzâtü Ebussuûd.[17]

8-Âlûsî(1270/1853)

Rûhu’lBeyân

Müfessir ve müceddid olan Ebu’s-Senâ Şihâbuddin Mahmud (1217/ 1802) tarihinde Bağdat’ta doğmuş, orada vefat etmiş (1270/ 1853) ve Ma’rûfu Kerhî kabristanına defhedilmiştir. Âîûsî, Irak’ta Fırat nehri üzerinde bulunan bir adadır. Hülâgû’nun Bağdat’ı istilâsı sırasında buraya sığınan zâta ve ailesine Âlûsî denilmiştir.

Daha sonra Bağdat’a gelmiş olan bu aileden bir çok âlim ve edebiyatçı çıkmıştır. İşte bımlann da en meşhuru son zamanlarda İslâm âleminde yetişen mücedditler arasında seçkin bir yere sahip olan Âlûsî’dir. Mahmud el-Âlûsî’nin soyu, babası tarafından Hz. Hüseyin’e annesi tarafından da Abdülkâdir Geylânî’ye ve nihayet Hz. Hasan’a kadar uzanmaktadır. Âlûsî, babasından ve diğer âlimlerden ders alıp yetişmiş, 13 yaşında ders vermeye ve eser te’lifine başlamıştır.

Zekâsı, aklı, intikal sürati, hafızası ve tatlı ifadesiyle ender kabi­liyetlerden biridir. Fıkıhta Şafiî mezhebine bağlı olmakla birlikte, birçok mes’elelerde Hanefî mezhebine uymuş, hattâ bir süre Bağdat’ın Hanefî müftüsü olmuştur.

Müftülük, müderrislik ve vakıftaki faaliyetlerini gündüz yürü­türken, akşamlarını dostlarıyla sohbete ayırmış, daha sonra sabah­lara kadar da eser yazım işleriyle uğraşmıştır.

Bir işini takip etmek maksadıyla İstanbul’a gelmiş, Şeyhülislâm Arif Hikmet Bey’i ziyaret etmiş. Sadrazam Reşit ve müsteşarı Fuat Pa­şalar tarafından kabul edilmiştir. Gösterilen ilgiyi ve hüsnü kabulden duyduğu sevinci, yazdığı iki Seyahatnâmesiylc dile getirmiştir. Ziyareti öncesinde, sırasında ve sonrasında yazmağa başladığı tefsirden belli bölüm ve ciltleri, Sultan Mahmut Kütüphane si’ne hediye etmiş, Sul-tan Mecid’e ithafta bulunmuş ve kalanını da İstanbul’a bizzat getir-miştir.

Şeyhülislâm îbn Teymiyye, îbn Kudâme, İbn Kayyım el-Cevziyye gibi âlimlere hürmetkar bir tavır takınması kendisinin Vahhâbîlik’le itham edilmesine sebep olmuşsa da bunların o zamanki siyasetin yansımalarından ibaret olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Vahhâbîlik isnadından uzaktır. Bizzat eserleri, özellikleri, tefsiri bu tür isnatların geçersizliğini ispat etmektedir.

Şâir ve edebiyatçı olarak da tanınan Âlûsî’yi şöhrete kavuşturan eser “Rûhul-Meânîfi Tefsiril-Kur’âni’l-Azîm …” adındaki tefsiridir. 5 yılda yazımı tamamlanan bu eser, 8 cilt hâlinde basılmıştır. Ayrıca 30 cüzlük Mısır baskısı da mevcuttur. Rivayet metoduna ağırlık veril­mişse de dirayet usulleri ihmal edilmemiş, her iki metodu birleştiren bir çalışma uygulanmıştır. Üstelik bazı yerlerde İşarı tefsir metoduna da yöneldiği görülmüş, bu yüzden eseri, îşarî tefsir bölümü içinde gösterenler de. çıkmıştır. Tefsirin belli başlı özellikleri şöyle sırala­nabilir:

1- Önsözde Kur’ân ve tefsir konularıyla ilgili bilgiler verilmiştir.

2- Sûreler ve âyet grupları arasındaki uyum belirtilmiş,

3- Sûre ve âyet faziletlerine dair haberler nakledilmiştir.

4- Kıraat vecihleri,

5- Dil incelikleri ve edebî san’atlar belirtirlmiştlr.

6- Bazı âyetlerin tefsiri çok geniş inceleme ve tahlile tâbi tutulurken, önceki bir kısım müfessirlerin bazı görüşleri de eleştiril­miştir.

7- Astronomi, tabiat ilimleri ve felsefe konularının tefsirlerde yer

alma-sına karşı çıkılmışsa da yer yer anılan konuların işlendiği ve faydalı bilgiler verildiği gözlenmiştir.

8- İşarî nüktelerden sık sık söz edilmekle birlikte manasız te’villere ve saçma anlayışlara gidilmemiştir.

9- Zemahşerî, Râzî, Kâdî, Ebû Hayyan, Ebussuûd, Suyûtî, İbnu’l-Arabî, îbn Teymiyye ve diğerlerinden yararlanılmıştır.

Diğer bazı eserleri şunlardır:

1- Neşvetü’ş-Şümûl

2- Neşvetû’l-Mudâm (Bu iki eser gezi hâtıralarıdır.)

3- el-Ahvâl mine’t-Ahvâl

4- Nüzhetü’l-Elbâb

5- Ğarâibu’l-îğtirâb

6- el’Ecvibetü’l-lrâkiyye ani’l-Es’ileti’l-İrâniyye

7- et-Tırâzü’l-Mezheb

8- Keşfu’t-Turra ani’l-Gurra

9- Tefsirü’t-Kasîdeti’l-Ayrıtyye

10- Haşiye alâ Şerhi’l-Müellif ale’l-Katr. (Katru’n-Nedâ’nın şer­hidir.)[18]

B- Lügatçîler Ve Tefsirleri

Fetihlerden sonra İslâm Devleti çeşitli ırklara mensup, muhtelif dil ve medeniyetlere sahip cemiyetler arasında geniş bir devlet şeklini alınca, Arap dili yavaş yavaş bozulmaya başlamış, bunun üzerine dilin kaidelerinin tesbit edilmesine lüzum görülmüş, özellikle Arap olmayanlar buna daha çok ihtiyaç hissetmişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm’i kolay okuyup, anlayabilmek için başlangıçta onun yapısı, nokta ve harekeleri gündeme gelmiş onu anlayabilmek için giderek Arap edebi­yatına müracaat edilmeye başlanmıştır.

Arap-îslâm kültürü Arap olmayan diğer îran, Hind, Yunan, Yahûdî ve Hristiyan kültürleriyle tanışırken karşılıklı etkileşimler olmuş bu arada Arap edebiyatı Yunan edebiyatının yanisıra özellikle İran ve Hind edebiyatının etkisi altında kalmıştı. Tüm bu faaliyetlerin en önemli yanını müslüman olduktan sonra Kur’ân’ı öğrenmek ve onu iyi anlayabilmek için arapçayı öğrenmek teşkil etmişti.

Belirtilen sebep ve gerekçelerle Arap dili ve edebiyatı hicrî 2. yüzyıldan İtibaren gelişmeye başlamış aralannda Sîbeveyh (180/796), Ahfeş (177/793) ve Halil b. Ahmed (170/786)’in de bulunduğu ünlü dil ve lügat âlimleri, eserler te’îif etmişlerdir. Bu arada lâfızları bakı­mından da Arap dili İçin kayrıak olan Kur’ân, dilcilerin araştır­malarında ağırlık noktasını oluşturmuş, konuya ilişkin öarîbu’l-Kur’ân, İYâbul-Kur’ân ve Meânil-Kur’ân adlı eserler yazılmıştır.[19]

Kaynaklar bugün çoğu elimize ulaşmayan çok sayıda lügat ağırlıklı tefsirlerden söz etmişlerdir. Biz bunlardan elimizde bulunan­ların bir kaçını tanımaya çalışalım.

a) Ferrâ (207/822)

Meâni’l-Kur’ân

Ebû Zekeriyya Yahya b. Ziyad el-Ferrâ, müfessir, mütekellim, fakih ve edîb olup, Kûfe’de doğmuş, çoğu zaman Bağdat’ta oturmuş ve çıktığı hac yolculuğu sırasında Mekke yolunda vefat etmiştir (207/ 822).

Harun Resifle münasebetleri olmuş, Me’mun zamanında Bağ­dat’a gelmiş, Me’mun’la tanışmış ve çocuklarına mürebbî tayin edilmiştir. Son yıllarını Bağdat’ta geçirmiştir.

Ferrâ, devrinin ünlü hocalarından ders almıştır. Başta halife Me’mun olmak üzere çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir.

Ünlü tefsiri “Meâni’l-Kur’ân”! yazmaya gelenlerin içinde seksen kadar kadılık yapan öğrencisinin bulunması, talebe sayısının çokluğuna güzel bir örnektir. Arap dili ve edebiyatında önderdi. Bunun yanısıra tefsir, fıkıh, kelâm, astronomi ve tıp ilimlerine de âşinâ idi. Şiir de söylerdi, güçlü hafızaya sahipti. Dindar ve gönül ehli olmakla birlikte kibirli olduğu sanılırdı. Mu’tezile mezhebine men­suptu.

Tefsirde ünlü eseri “Meâni’l-Kur’ân”dır. 4 ciltten oluşan bu tefsir, sûre âyetlerinin baştan sona kadar tam bir şekilde yapıldığı ilk tefsirdir. Bundan Önceki tefsir çalışmaları sadece müşkil âyetlerin tefsirine yönelikti. Kitabın bir yazma nüshası İstanbul’da Süleyma-niye Kütüphanesi Vehbi Efendi kısmında ve diğer bir nüshası da Nuruosmaniye Kitaplığında bulunmaktadır. Tefsirin basımı da gerçekleştirilmiştir.

Ferrâ’nın Arap dili ve edebiyatındaki hâkim karakteri, tefsirine de yansımış, dil incelikleri ağırlık kazanmış ve böylece Kur’an’ın veciz bir tefsiri ortaya çıkmıştır.

Kur’ân ilimleriyle ilgili yazdığı öteki bazı eserleri de şunlardır:

1- el-Mesâdır Fi’l-Kur’an

2- ebCem’ ve’t-Tesniyefi’l-Kur’an

3- el-Vakf ve’l-îbtidâ

4- İhtilâftı Ehtn-Kûfe ve’l-Basra ve’ş-ŞâmFi’l-Mesâhif

5- el-Lüğat

6- el-Maksûr ve’l-Memdûd

7- el-Müzekker ve’l-Müennes

8- Kitâbu’l-Hudûd fı’l-Î’râb[20]

b) Ebû Ubeyde Ma’raer b. el-Müsennâ (210/825)

Mecâzu’l-Kur’ân

Müfessirve edîb olup, Basra’da doğmuş (111/729), yaklaşık 100 sene süren uzun bir ömürden sonra yine Basra’da vefat etmiştir (210/825).

Harun Reşîd’in daveti üzerine gittiği Bağdat’ta kaldığı süre için­de bir çok âlimden ilim almış, kendisi de aralarında tanınmış bilginlerin bulunduğu bir çok kişiyi yetiştirmiştir. Memleketi olan Basra’ya döndükten sonra “Mecâzurl-Kur”ân” adlı tefsirini hazırla­maya başlamış, ölümüne kadar sayısı 200′ü bulan eseri te’lif etmeyi başarmıştır.

Hayatını anlatan kaynaklar onun çok sert konuştuğunu ve ayıplayıcı bir karaktere sahip olduğunu kaydederler. Bu yüzden bir çok kimsenin Yahudilikle suçlanmasına varacak kadar ağır ithamlar yapılmıştır. İşte bu ağır ve keskin dili sebebiyle vefatında yalnız kaldığı cenâzesinde kimsenin bulunmadığı görülmüştür.

Gösterişe pek önem vermeyen, sınırsız serbest düşünceye sahip olan, hayata karşı aldırışsız tavır takınan, şartlara fazla uymayan bir insan olduğu bildirilmiştir. Hâriciye mezhebine mesuptur.

Fakat bütün anlatılanların üstünde, Ebû Ubeyde’yi üne kavuşturan, kuşkusuz onun devrinin bir çok ilimlerine vâkıf olan ilmî kişiliğidir. Başta tefsir olmak üzere Arap dil ve edebiyatı, hadis ve Arap tarihi konularındaki uzmanlığıdır. Hayatını anlatan tüm kaynaklar, eserlerinden 105′inî zikretmekle birlikte bunların dışında başka eser­lerinin de olduğu bilinmektedir.

Tefsirini Arap dil ve edebiyatı inceliklerine göre yapma esasını benimsemiştir. Ona göre Arap diline kaynaklık eden Bedevi Arapların Arapçasma başvurmak, Arapça olan Kur’ân’ı anlamak için en uygun yöntemdir. Kendinden önceki bazı tefsircilerin Kur’ân’da yer aldığını kabul ettikleri yabancı kelimeler görüşüne katılmamaktadır. Ayrı , şekilde sûre başlarındaki harfleri te’vil etme anlayışına karşıdır.

Tefsire getirdiği genel ilke ve prensipler, özellikle Taberî’nin hayranlığına sebep olmuştur. Kendinden sonra yazılan bir çok tefsir, hadis ve gramer kitapları, devamlı “Mecâzu’l-Kur’ân” ölçüsü göz önünde bulundurularak yazılmıştır. Meselâ: Taberî, yazdığı tefsirdeki şahitlerin, Buhârî ise Sahîhi’ndeki bilgi ve belgelerin büyük bölümü­nü “Mecâzu’l-Kur”ân”dan almışlardır.

Tefsir çalışmalarına çığır açmak ve hız kazandırmak gibi önemli özelliğiyle tanınan bu eserin diğer bir yanı da tefsirde herhangi bir yabancı kültür müdâhalesinden uzak yerli Arap görüşünün ilk meyvası olmasıdır.

“Mecâzu1-Kur”ân” dışında diğer eserleri şunlardır

1- el-Emsâlfi Garîbtl-Hadîs

2- el-Lüğat

3- MeâsiruTArab

4- Halku’l-İnsân

5- ez-Zef

6- el-Kabâil

7- Tabakdtû’l-Firsân

8- Futûhu’l-Ermeniyye

9- Eyyâmü’bArab

10- Nekâidu Cefir ve’l-Ferezdak

11- Mâ Telkarin fihi’l-Âmme[21]

c) İbn Kuteybe (276/889)

Te’vilu Müşküi’l-Kur’an

Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim b. Kuteybe ed-Dîneverî, Bağdat Nahiv ekolünün ilk mümessillerinden biridir. Bağdat’ta yetişmiş, İslâmî ilimler ve edebiyat alanında ünlü eserler yazmış, şöhretli öğrenciler yetiştirmiştir.[22] Sayısı 65′e varan veya aşan çok sayıda eser yazmış olmasına rağmen pek azı zamanımıza ulaşmıştır. Tefsirle ilgili eserleri arasında “Ğaribu’l-Kur’dn” ile “Te’vilu Müşkili’l-Kur’ân” önemlidir. Özellikle “Te’vîlu Müşkili’l-Kur’ân’da filozof ve kelâmcılara karşı Kur’ânî savunmalar kayda değer. Ayrıca Mecaz, Kinaye, Ta’rîz, Müteşâbİh, Müşkil, Medh, Zem, İstihza gibi kavramlara açıklık getirirken. Yedi harf ve Kıraat ihtilâfları kıssa ve haberlerin tekranndaki hikmetler ve Hurûfu Mukatta’a gibi çeşitli mes’eleleri ele almıştır.[23]

C- Firkalar Ve Tefsirleri

İslâmin I. asrından itibaren gerek dinî gerekse siyâsî bir anlayış­la ortaya çıkan fırkalar, görüşlerinin doğruluğunu isbat etmek için Kur’-ân’a başvurmuşlardır. Dolayısiyle âyetleri kendi görüşleri doğrultusunda te’vil etmişlerdir. Bu bakımdan tefsir, başlangıçta bu­yandan hadisin bir bölümü olarak rivayet esaslarına dayanırken diğer yandan fırka ve mezhep anlayışları sebebiyle dirayete de yönelmiştir.

Hz. Peygamber’in vefatıyla zuhur eden hilâfet mes’elesi, Hz. Os­man zamanındaki fitne, Hz. Ali zamanındaki iç harplerle siyâsî ayrılıklar ortaya çıkarken akîde mes1 delerinin incelenme ve açıklan­masında da ihtilâfların zuhur ettiği görülmüştür. İnsanın mes’ûliyeti, İrâde problemi, Kader, Cebr, Teşbih ve İrca mes’eleleri henüz Emevîler devrinde tartışılan konular olmuştur.[24]

îslâmda gerek siyâsî gerekse fikrî münâkaşalardan doğan fırkaları Mu’tezile, Şîa ve Hâriciler şeklinde sınıflamak mümkündür. Şimdi bunları inceleyelim.

1-Mu’tezile Ve Tefsirleri

Mu’tezile, akıl, irâde, hürriyet, hüsün ve kubuh gibi mes’elelerde aklı nakle tercih eden mezhep olarak tanınmıştır. Bazan Sahih hadisleri bile inkâr etme yoluna gitmişler, genellikle Haber-i vahide karşı çıkmışlar, müteşâbihleri kendi görüşleri doğrultusunda akılla te’vil etmişlerdir. Bu arada dil ve gramer kurallarıyla eski Arap şiirine göre lâfızları çeşitli mânalara gelebilme yönünde kendilerini serbest saymışlardır. Ğarîb ile zahir karşı karşıya kalırsa mecaz yolunu tutmuşlar, Ehl-i Sünnet ve Cumhurun kabul ettiği sihir ve cin gibi hakikatleri, red ve inkâra yönelmişlerdir.

Mu’tezile, belirtilen görüşleri sebebiyle Ehl-i Sünnet tarafından şiddetle tenkid edilmiş, aralarında îbn Kuteybe, Ebu’l-Hasen el-Eş’arî, İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye’nin de bulunduğu ünlü âlim ve müfessirler tarafından cüretkârlık, sapıklılık, bilgisizlik, fâsitîik ve şüphecilikle itham edilmişlerdir.[25]

Şimdi de Mutezilenin iki ünlü müfessirini ve tefsirlerini tanı­yalım:

a) Abdülcebbâr b. Ahmed (415/1025)

Tenzîhu’l-Kur’ân ani’l-Metâin

Mutezilenin ileri gelen şahsiyet ve imamlarından olan Abdül­cebbâr b. Ahmed, Hemedan’da doğmuş, Rey şehrinde vefat etmiştir (415/1025).

Fakir bir ailenin çocuğu olan Abdülcebbâr, ilim tahsili için Bağ­dat’a gelmiş, kelâm ve hadisin yanısıra çeşitli ilimleri almıştır. Daha sonra birçok meşhur kişiye hocalık yapmıştır. Usûl’de Mu’tezilî, Furû’da Şafii mezhebine bağlanmış, bir ara Rey bölgesi kadılığına getirilmiş, azledilişinden sonra da ders verme ve te’lif faaliyetini sür­dürmüştür. Kaynaklar, çeşitli eserlerinden bahsetmiştir. Bize kadar ulaşan ve tefsirle ilgili olan iki eseri kaydetmeğe değer özelliktedir. Biri “Tenzîhu’l-Kur’ân” diğeri de “Müteşâbihu1-Kur’ân”dır. “Tenzîhu’l-Kur’ân”, bütün âyetleri ele almayan küçük hacimli, dil ağırlıklı ve mez-hep görüşlerini özlü bir üslûbla açıklayan tefsirdir. Daha önce basımı yapılmışsa da Adnan Muhammed Zerzur tarafından tahkiki yapılarak neşredilmiştir. Tefsirde Muhkem ve Müteşâbihler ayırt edil­meye çalışılmış, Ehl-i Sünnetin dirayete itibar etmediği imâ edilmiş, Müşkiller Soru-Cevap biçiminde Arap dili Ölçüleri ve Mu’tezile görüş­leri doğrultusunda incelenmiştir.

Abdülcebbâr’m diğer eseri, “Müteşâbihül-Kur’ân”a gelince, Müteşâbih âyetlerin Adi ve Tevhid delilleriyle, Arap dil ölçüleri ve akıl yoluyla te’vîl edildiği bir çalışmadır. Adnan Muhammed Zerzur’un tahkikini yaptığı bu eser 1969 yılında 2 cilt hâlinde Kahire’de basılmıştır.[26]

b) Zemahşeri (538/1143)

el-Keşşâf an Hakâklkt’t-Tenzîl

Türk müfessir, muhaddis ve edibi olan Cârullah Ebu’l-Kasım Muhammed b. Ömer, Harezm’e bağlı Zemahşer köyünde doğmuştur (467/1074). îlk tahsilini köyünde yapmış, sonra Bağdat’a gelerek, devrin büyük ilim merkezi olan Nizamiye Medresesi’ne girmiştir. Medresenin ünlü âlimlerinden aldığı derslerle kısa zamanda parlamış ve daha o zamanlar “Fahru’l-Harezm = Haıezm’in İftiharı” unvanına hak kazanmıştır.

Züht, takva, ihlâs, doğruluk ve güzel ahlakıyla da sivrilmişti. Bütün ilimlerde özellikle lügat, edebiyat, gramer ve edebî san’atlarda çok güçlüydü. Zekâsının keskinliği, bilgisinin genişliği, konuşma ve ifâdesinin düzgünlüğüy-le her yerde tanınmıştı.

Aslen Türk olduğu halde Araplardan güzel konuşur, yazar ve şiir söylerdi. Hattâ Mekke’de bulunduğu sıralarda Ebû Kubeys dağının üzerine çıkar, tüm Arap kabilelerine seselenerek “Babalarınızın ve dedelerinizin dilini benden alınız !” diyerek meydan okurdu. Mekke’de kaldığı yıllarda sık sık Kabe’de itikâf edip, başka yere çıkmadığı ve Allah’ın evi Kabe’ye âdeta komşu olduğu için “Cârullah” unvanım almıştır. Yolculuklarının birinde yakalandığı kar fırtınasında donan ayağı kesilme durumunda kalmış, sonunda Mekke’den Harezm’e dönüp, (538/1143) tarihinde arefe gecesi vefat etmiştir. Mezan Cürcan kasabasındadir.

Türk kabiliyet ve Türk zekâsının en mükemmel temsilcilerinden biri olan Zemahşerî’nin İslâm âlimleri arasında üstün yeri vardır. Ne var ki, fıkıhta Hanefî mezhebinden olmasına rağmen İ’tikâdî konu­larda Mutezile mezhebinden oluşu, bununla iftihar ettiğini belirterek her yerde ilân edişi, bazı âlimlerce onun ilmî dehâ ve şahsiyetine uygun göremedikleri şaşırtıcı bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Zemahşerî’nin Sûfiyye şeyhlerini, Mutasavvıfları, Tekke, Tarikat ve bunların âyinlerini tenkid ederek reddettiği de bilinmektedir.

Bütün bunlara rağmen Zemahşerî, İslâmî ilimlerde özellikle tef­sirde büyük bir inkılâp yapmış ve bu alanda ölümsüz bir şöhret kazanmıştır. Önceki tefsircilerin çoğu yalnız rivayet metodunu izliyor­lar yahut dirayet metoduna ikinci derecede önem veriyorlardı. Zemahşerî ise tefsirinde dirayete önem vermiş, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer edebî eserlere karşı dil ve edebi üstünlüğünü özellikle belirtmiştir. Ünlü tefsiri “el-Keşşâf an Hakâkiki’t-Tenzîl”, yer yer Mutezile mezhebi görüşlerini ihtiva etmesine rağmen yine de en büyük kayrıak eseridir. Keşşafın başlıca Kaynaklarından biri Zeccâc (311/1923)’ın Meâni’l-Kur’ân adındaki eseridir.

İslâm âleminde birinci derecede önemli olan tefsirlerden sayılan Keşşaf üzerinde bir çok araştırmacı ve bilgin inceleme ve araştırma yapmıştır. Kuşku ve şüpheye sebep olan yerlerinin çıkarılarak yapılan özetlemelerinden ta’lik, tahric ve haşiyelerine kadar varan çok yönlü çalışmalara konu olmuştur.

Bu cümleden olmak üzrere Keşşaf üzerinde 5 kişi telhis (özetle­me) yaparken, 27 kişi de kısmen veya tamamen haşiye veya ta’lik yazmıştır. Ayrıca Keşşafta geçen şevâhid (örnek ifâdelerdin ve sayısı bini bulan beyitlerin şerhleri de yapılmıştır.

Keşşafın başlıca üstünlükleri şöyle özetlenebilir:

1- Lüzumsuz söz ve uzatmalardan uzaktır.

2- Hikâyeler ve İsrâiliyyat yoktur.

3- Dil inceliklerine ve edebî san’atlara çok önem verilmiştir.

4- Açıklamalar Soru-Cevap şeklinde yapılarak, konunun açık­lanması sağlanmıştır.

Zemahşerî’nin Keşşaf dışındaki diğer bazı eserleri şunlardır:

1- el-Fâik fi Ğaribi’l-Hadîs (Hadisle ilglidir, basılmıştır.)

2- el-Makâmât (Nasihatleri ihtiva etmektedir, basılmıştır.)

3- et-Tavaku’z-Zeheb Fi’l-Mevâiz ve’l-Huteb (Öğütleri ve hutbeleri bulunmaktadır, basılmıştır.)

4- Esâsu’l-Belâğa (Dil ile ilgilidir, basılmıştır.)

5- Bnmüzec (Gramerle ilgilidir, basımı yapılmıştır.)

6- el-Kelimü’n-Nevâbiğ

7- el-Mufassal (Gramerle ilgilidir, basımı yapılmıştır.)

8- Mukaddimetu’l-Edeb

9- A’cebu’t-Aceb Şerhu Lâmiyyeti’l-Arab

10- el-Cibâl ve’l-Emkine ve’l-Miyâh

11- Samîmul-Arabüjye

12- Rebi’u’l-Ebrâr

13- el-Musteksâ fi-Emsâl

14- er-Râidfa-Ferdid

15- Şerhu Ebyâti’l-Kitâb

16- Kıstas (Aruza dâirdir.)[27]

2- Şîa Ve Tefsirleri

Siyâsî bir görüşle ortaya çıkan Şîa, İmametin Hz. Ali’ye ait olduğuna inanan fırkanın adıdır.’Bunlara göre Hz, Ali, diğerlerine nazaran hilâfete daha lâyıktır. Şia mezhep ve akide yönünden pek çok gruplara ayrılmış olup, birleşik bir fırka değildir. Özellikle Hz. Ali ve diğer halifelerin durumuyla, Hz. Ali’den sonra gelen oğullan ve torunlarının imamlığı meselesi başlıca ihtilâf konularını oluşturur. Kısacası Şia, Hz. Ali’nin faziletinden başlayıp, Onu Peygamber ve hattâ ilâhlığa kadar çıkaran muhtelif görüşlerin var olduğu bir mezheptir. Bunlar içinde Kur’ân tefsiri ile ilgilenen İsmâüiyye [Bâtıniyye), îmâmiyye ve Zeydiyye'nin tefsir anlayışlarını belirtelim.[28]

a) İsmâiliyye (Bâtıniyye)

Cafer Sadık’ın oğlu İsmail’e tâbi olan bir Şîa fırkasıdır. Bunlar Kur’ân’ın zahirî mânasına itibar etmeyip, bâtınî mânasına değer ver­diklerinden veya gizli (bâtın) bir imama inandıklarından “Bâtıniyye” diye de anılırlar. Şia’nın Gulât (AzgmlarJ’ı arasında sayılan Bâtıniy-ye’nin İslâm’a verdiği zararın Yahûdî, Hristiyan ve Mecûsîlerin verdiği zarardan daha şiddetli olduğu kaydedilmiştir. Hz. Ali’ye ilâhlık isnâd edişleri, Allah, Peygamber, Melek, Kitap hakkındaki görüşleri, farzları yok sayıp, haramları helâl kılışları, İmamlarına Allah’ın hulul ettiğine inanışları küfirlerinin bariz delili sayılmıştır. Bâtıniyye tüm bu fikir ve faaliyetlerini sistemli bir gizlilik tavrı (Takiyye) içinde yürütmüştür.

Bâtınîlerin Kur’ân’ı sûre sûre, âyet âyet başlangıcından sonuna kadar tefsir etmekten çekindikleri, sırlarının açığa çıkmasından korktukları, te’vil ve hurûfilik hususunda, âyet örneklerini çeşitli kitaplarında dağınık biçimde verdikleri gözlenmiştir. Meselâ bunlara göre zekât nasıl yılda bir kere farz kılınmışsa namaz da Öyle yılda bü­kere kılınır. Yetkililere belli bir meblağ ödenerek namaz farizası kaldırılır. İçki ve kumar mubahtır Oruç susmak anlamına geldiği için fidye verilirse tutulmaz. Kısacası inanç, ibâdet ve ahlâkla ilgili tüm Kur’ânî prensipleri inkâr ve ihlâl ederek, olanca rezillik ve bayağılıklarını ortaya koymuşlardır. Kur’ân’ı, fırkalarının dar ve fasit görüşü içine sığdırmaya çahşan bu fırka veya kollan günümüzde dahi İslâm âleminin çeşitli ülkelerinde çeşitli isimler altında ortaya çıkabilmişlerdir.[29]

b) İmâmiyye

Siyâsî amaçla kurulan îmâmiyye fırkası, İmamet, İsmet, Mehdîlik, Recâ ve Takiyyeyi İnanç esasları olarak kabul eder ve belli başlı görüşleri şu noktalarda toplanır:

1- Şia’ya mensup kişilerin rivayet ettiği hadisler kabul edilir.

2- Mut’a nikahına cevaz verilir.

3- Abdestte ayakların yıkanması yerine mesh edilmesini yeterli sayar.

4-Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenmek haramdır.

5- Hz. Peygamber’in en lâyık ve haklı mirasçısı Hz. Ali ve onun çocuklarıdır.

6- İmamlar masumdurlar, günah işlemezler.

7- Âhir zamanda Mehdi dönecek ve Şiâyı canlandıracaktır.[30]

Zengin bir tefsir literatürüne sahip olan İmâmiyye fırkasının bir kaç tefsir ve müfessirini tanıyalım.

1- Ebû Ca’fer et-Tûsî (460/1068)

Tefsvru Tibyân

Tûs şehrinde doğan, Bağdat’a gelerek kendini yetiştiren daha sonra Necef e göç eden Tûsî orada vefat etmiş ve evinde defnedilmiştir (460/1068).

Şîa’mn fakihi olarak nitelenen Tûsî’nin bir çok eserinin yanı sıra kaleme alınmış “Tefstru’t-Tibyân”, ilk Şîa tefsirlerinden kabul edilmektedir. Tefsirde rivayet ve dirayet metodlan kullanılmıştır. 10 ciltlik tefsirde Şîa imamlarının görüşlerine yer verilmiş. Kur’ân’ın mahlûk olduğu öne sürülerek Mu’tezile fikri benimsenmiştir. Bu arada Cebriyye, Mücessime ve Hâriciyye’nin kader anlayışları da reddedilerek Mu’tezile fikri savunulmuştur. Bazı konularda ise Mu’tezile’ye itiraz edildiği görülmektedir. Eserde fıkıh ve usulüyle ilgili enteresan görüşleri tesbit etmek mümkündür. Kısaca tefsirde müfessirin aşırı bir yönü görünmemekle beraber îmâmiyye Şîasının prensip-lerine sâdık kaldığı göze çarpmaktadır.[31]

2- Ebû Ali et-Tabressî (548( 1153)

Mecme’u'l-Beyân it lÂûmi’l-Kur’ân

Kaynakların kendisini âlim, fâzıl, müfessir, muhaddis ve fakîh kişi olarak niteledikleri Ebû Ali et-Tabressî, çeşitli ilimlerde birçok eser yazmış ve Meşhed’e defnedilmiştir.[32] Tefsire ilişkin olarak te’lif ettiği “Mecme’u'l-Beyân fi Tefsiril-Kur’an’ adlı tefsirinde tefsir ve usûlünün birçok özelliklerine riâyet edilmekle birlikte ağırlık noktasını îmâmiyye inançları oluşturmuştur.

Tefsir mukaddimesinde, okuyucuya gerekli Kur’ân ilimleri mad­deler hâlinde verilmiş, daha sonra tefsire geçirilerek Şîa ve Mutezile görüşlerine yer verilen kısımlar hâriç, ifrattan uzak değerli ve büyük bir eser vücûda getirilmiştir. Bu cümleden olmak üzere tefsirde Hz. Ali ve evlâtlarının imamlığı şiddetle savunulmuş, imamlardan nakledilen rivayetlere dayanılmış, bazı âyetler İmâmiyye lehine te’vîî edilmiş, Recâ ve Takiyyenin caiz olduğuna hükmedilmiş, ayakların meshedilmesinin farz olduğu belirtilmiştir. Ayrıca icmâ delil olarak kabul edümezken, mutezilenin görüşleri tasvip edilmiş, dolayısıyle Allah’ın âhirette görülmesinin mümkün olamayacağı savunulmuştur. Bu arada Şefaat ve İmâmın hakikati konularında Mutezileye muhalefet edilmiştir. Sonuç olarak mezhep görüşü bir tarafa bırakılacak olursa, tefsirin tertibi, dikkatli incelemeleri, delilleri, dil, gramer ve belagat özellik­leriyle faydalı olduğu söylenebilir.

c) Zeydiyye

Şia’nın Ehl-i Sünnete en yakın ve aralarında en az ihtilâf olan kolu Zeydiyye’dir. Zeydiyyeye göre “Hz. Ali, diğer Sahabeden daha fazi­letlidir, hilâfete daha lâyıktır. İmamlık belirli vasıflan hâiz olmakla mümkün olduğu için Hz. Hasan ve Hüseyin’in evlâdından olması önemli değildir. İki ülkede İki imâmın zuhuru caizdir. Büyük günah işleyen tevbe etmediği takdirde ebedi cehennemde kalacaktır,” şek­linde Mutezile görüşü kabul edilmiştir.

Kaynaklarda Zeydiyyeye ait tefsirler ve müelliflerden bahsedil-mişse de bize kadar ulaşan çok azdır. Bu sebeple bize ulaşan tek tefsir durumundaki Şevkânî’nin eserini tanımakta fayda vardır.[33]

Şevkânî (1250/1834)

Fethu’l-Kadîr

Müfessir ve müceddit olan Muhammed b. Ali (1173/1760) sene­sinde Yemen’in Şevkânî nahiyesinde doğdu. Önce baba ocağında eğitilip, San’a'da yetişti. Çeşitli âlimlerden muhtelif bilgileri iyice öğrendi, hattâ çoğu kitapları ezberledi, hayatının sonuna kadar da eser yazımıyla meşgul oldu.

Önceleri Zeydiyye mezhebine göre fetvalar veren bir fakîh ise de hadis çalışmalarında derinleştikten sonra, Zeydiyye mezhebine uymaktan vazgeçti. Taklit fikrine karşı çıktığı için mezhepsizlikle suçlandı, itikatta Selef inancını benimsedi.

Dirayetle rivayet metodlannı birleştiren “Fethu’l-Kadîr …” adlı 5 ciltlik tefsir yazdı. Basımı da gerçekleşen bu tefsir îbn-i Cerîr ve îbn Kesîr tefsirleri tarzındadır ve onların geliştirilmiş şeklidir. Çeşitli yazma nüshaları da bulunan bu eser, Taberî, İbn Atiyye, Kurtubî, İbn Kesîr ve Suyûtî’den faydalanılarak yazılmıştır. Şevkânî, Tefsirinde, hadisçi olmasına rağmen bazı zayıf rivayetlere de yer vermiş.taklid âyetlerini tefsir ederken bunu mezhep ve fırka taklidlerine de uygulamak istemiş, Eribiyâ ve Evliya ile Allah’a yaklaşmayı (tevessülü) inkâr etmiştir. Buna karşılık Mu’tezile’nin görüşlerine meyleden Zeydiyye’nin Âhirette Allah’ın görülmemesi, göz değmesi ve günahların bağışlan­ması gibi fikirlerine karşı çıkmış, bu yöndeki itizâl ve Zeydî görüşleri reddetmiştir. Belirtilen özelliklerinin ışığında Fethu’l-Kadîr’i taraf tutmaktan mümkün mertebe uzak, kıymetli bir eser olarak nitelemek mümkündür.

Tefsir dışında çeşitli ilim dallarına ilişkin 114 kadar kitap ve risalelerinden bazıları şunlardır:

1- Edebu’t-Taleb ve Müntehe’l-Ereb

2- Neylu’l-Evtâr

3- el-Kavlüt-MûfidfiEdilleti’l-İctihâd ve’t-Taklîd

4- Dürrü’s-Sahâbe

5- et-TuhâfbiMezhebfs-Selef

6- İrşâdu’l-Fuhül ilâ Tahkîkl’l-Hakk min İlmi’l-Usûl

7- ed-Dürrü’l-Behiyye

8- Şerhu’s-Sudûr fi Tahnmi Ref’i'l-Kubûr.[34]

3- Hâriciler Ve Tefsirleri

Bugün îbâdîlerden başka herhangi bir kolu bulunmayan Haricîlerin tefsire ilişkin olarak müstakil ve tamamlanmış bir eserleri yoktur. Bazı âyetlerin tefsirine ilişkin olarak öne sürdükleri görüşleri çeşitli kitaplarda dağınık biçimde yer almaktadır. Kaynaklarda ve kütüphanelerde pek fazla bulunmayan Haricî Tefsirlerinden asrımızda te’lif edilen tek eseri tanımaya çalışalım.

Muhammed b. Yusuf İtfeyyiş (1332/1914)

Himyânu’z-Zâd ilâ Dâri’l-Me’âd, Teysîru’t-Tefsîr

Cezayir’de doğan, orada yetişen İtfeyyiş, ilmi ve vatanperverliğiyle tanınmış. 300′e yakın eser bırakarak yine memleketinde vefat etmiştir (1332/ 1914).[36]

Himyânü’z-Zâd İlâ Dâri’l-Me’âd adlı tefsiri Haricîlerin İbâdiyye kolu için önemli bir kaynaktır. Tefsirin çeşitli mes’elelerine alışılmışın dışında bir üslûpla temas edilmiştir. Sûre faziletleriyle ilgili mevzu hadisler, sûre faydalarıyla ilgili karmaşık ifâdeler yer alan bir çok îsrâiliyyat ve gereksiz te’viller bu üslûbun tipik misâlleridir. Tefsir incelendiğinde ilgili âyetlerin tefsirinde Ehl-i Sünnete aykın olarak şu görüşlerin vurgulandığı görülür:

1- Amel imândan bir cüzdür.

2- Büyük günah işleyen kimse cehennemde kalacaktır. Allah affetmeyecektir. Onlara şefaat olunmayacaktır.

3- Allah’ı görmek caiz değildir.

4- Kul fiillerini kendisi yaratamaz.

5- Müteşâbih âyetler teVil edilmiştir.

6- Hz. Ali’nin İmametine delil gösterilecek bir âyet yoktur.

7- Tahkimin cevazına delil bulunmamaktadır.

8- Hz. Osman ve Ali imamete lâyık değildir.

9- Şia’nın bu asra uzanan kolu durumundaki îbâdiyye doğru yoldadır.

Kısaca tefsir, yanlış bir akidenin, bâtıl bir mezhebin savunma kitabı olmaktan öte bir değer taşımamaktadır.

D- Tasavvufî Tefsirler

Tasavvuf, dünyadan yüz çevirip, nefsi Allah’a yöneltmek, riyazet yoluyla, ruhî kabiliyetleri geliştirmek demektir. Hicrî II. yüzyıldan itibaren tasavvuf önem kazanmaya başlamış ve ilk süitlerini vermiştir. Tasavvufla ilgili pek çok tefsir te’lif edilmiş olup ilk müfessir Sehl b. Abdullah Tusterî (283/ 896) kabul edilmiştir. Tasavvuf! tefsirler, Nazarî ve îşarî olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Nazarî sûfî tefsir, tetkik ve felsefi görüşlere dayandınlırken, îşarî sûfî tefsir ise suluk erbabının bilebileceği bir takım anlam ve işaretlere göre yapılmıştır.[37]

Tasavvufî tefsirlerde âyetlerin zahirî mânasından ziyâde bâtını anlamı üzerinde durulmuştur. Fakat bu uygulama sonradan bazı fırkalar tarafından istismar edilmiş ve farklı yorumlanmıştır. Sonuçta işarî tefsirlerin geçerli olabilmesi için şu dört şartı taşıması gerektiği vurgulanmıştır:

1- Bâtınî mâna, lâfzın zahirine aykın olmamalı

2- Verilen mânayı doğrulayan şer’î bir şâhid olmalı

3- Verilen mânaya şer’î ve aklî bir muarız bulunmamalı

4- Bâtınî mânanın tek anlam olduğu ileri sürülmemeli.

Aralarında Tusterî ve Sülemî’nin de bulunduğu, Kuşeyrî, Nec-muddîn Dâye, Nimetuîlah Nahcevânî ve İsmail Hakkı Bursevî gibi bir çok tasavvvuf erbabının te’lif ettiği işarî tefsirlerden sadece örnek olarak ikisini tanımakla yetinelim.

1-Tusterî (283/896)

Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azûn

Ebû Muhammed Sehl b. Abdillah et-Tusterî, Ehvaz şehrinin Tuster kasabasında doğmuş, Basra’da uzun süre kalıp orada vefat et­miş âlim, arif ve zâhid bir zattır. Keramet sahibi olduğu da söylen­miştir. Çeşitli eserlerinden kaynaklar söz etmekte ise de tefsiri de dâhil bunlar bize ulaşmamıştır.[38]

Muhtelif kütüphanelerde yazma nüshaları da bulunan Tusterî tefsiri 1329′da Kahire’de basılmıştır. Bu tefsirde Kur’ân’ın bütün âyetleri ele alınmamış, sûrelerden bir kaç âyet alınmak suretiyle te’lif edilmiştir. Âyetlerin zahir, bâtın, had ve matla1 mânalarının olduğu ifâde edilmiş, yeri geldikçe her birine göre tefsirler yapılmıştır. Tefsirde tasavvufî tefsire ait pek çok Örnekler bulmak mümkündür. Şu var ki bu tefsirde söz uzatılmamış, fikirler kanştınlmamıştır.

2- Sülemî (412/1021)

Hakâiku’t'Tefsîr

Müfessir ve mutasavvıf olan Ebû Abdirrahmân Muhammed b. Hüseyn, Horasan’da doğmuş (330/941), Nişabur’da vefat etmiştir (412/1021).

İlim ve irfan için bir çok seyahatler yaparak Nişabur, Merv, Irak ve Hicaz’ı gezmiştir. Buralarda bilginlerle karşılaşarak hadis ve diğer bilgileri almıştır. Aralarında Kuşeyrî (465/1074) ve Beyhakî’nin de bulunduğu tasavvuf ve hadisin tanınmış simaları kendisinden bilgi alıp aktarmaşlardır. Kırk sene hadis okutmuş ve yazdırmıştır. Hadis usûlü ve tekniği açısından eleştirilere uğramışsa da aralarında Hatîb Bağdadî ve Sübkî’nin de bulunduğu bilginler bu görüşlere katılma­yarak takdirlerini bildirmişler ve Sülemî’yi aklamışlardır. Tasavvuf, bâtını ilimler ve siyere ilişkin yüzlerce kitap yazdığı rivayet edilmiştir.

Sülemî’nin “Hakâiku’t-Tefsû” adlı eseri işarı tefsir grubuna gir­mektedir. Tasavvufçuların ilke ve metodlarına göre yazılmıştır. Dolayısıyla âyetlerin görünürdeki anlamlarından çok, işaret ettiği hususlara, nüktelere yer verilmiştir. Bazen de müfessirin içine doğan hususlar kaydedilerek yazılmıştır. Tefsirde bu tür bir yöntem, bazılarının tenkidine sebep olmuş, yapılan çalışmalar ve yazılan hususların tefsir değil bir takım işaret ve nükteden ileri gidemiyeceği belirtilmiştir. Sülemî’nin samimî ve ihlâsh bir mutasavvıf olduğunu göz önünde bulunduranlar ise, tefsirdeki bu görüş ve tutumunu onun iyi niyetine bağlamış, tenkit ve suçlamaya gitmemişlerdir.

Dünyanın çeşitli kütüphanelerinde yazma nüshaları bulunan büyük hacimdeki tefsiri, batılı araştırmacıların da ilgilendikleri önemli bir tasavvuf tefsiridir. Tefsirde önceki sûiî müfessirlerden nakiller yapılmış, böylece devrine kadarki tasavvufî tefsir hareketinin kaynağı olmuştur. Bu yönüyle sonraki işari tefsir hareketelerinde de önemli bir mürcaat Oynağı kabul edilmiştir. Tefsirde bâtını mânanın yanı sıra zahirî mânaya da yer verilmiştir. Rivayet tefsir usûllerinin yanı sıra re’ye dayanan tefsir metodu da uygulanmıştır. Hurûfu Mukatta’alar te’ villerle izah edilmiş, bazı tabirler tasavvufî açıdan yorumlanmıştır.

Kısacası tefsirde Kur’ân ve sünnetin ruhu hâkim durumdadır.

Günümüzde akademik çalışma ve araştırmalara da konu olan Sülemî’nin tefsir dışındaki eserleri şunlardır:

1- el-Fütüvve

2- Adâba’s-Suhbe

3- Tabakâtu’Sûfıyye.[40]

E- Felsefî Tefsirler

İslâm felsefesi, Abbasîler devrinde terceme faaliyeti île başlamış, daha sonra Meşşâî ve İşrâkî Mektebi halinde iki ekole ayrılmıştır. İslâm felsefesi Yunan, Hind, Yahûdî, İran ve diğer felsefî görüşlerden etkilendiği için tam bir orfinalliğe sahip olmamakla birlikte kendine has bazı özellikleri de vardır. İslâmda Mu’tezile, felsefî fikirlerden olumsuz etkilenerek ona itimat etmiş, dinî nasları ve hakikatları felsefî görüşlerle açıklamaya yönelmiştir. Buna karşılık Ehl-i Sünnet âlimleri de felsefeyi dine hizmet edecek duruma getirmeye ve din ile hikmeti birleştirmeye çalışmışlardır.

Bu cümleden olmak üzere Bakıllânî (403/1012), İmâmu’1-Hara-meyn el-Cüveynî (478/1085), îmânı Gazzâlî (505/1111) felsefeyi Kur’ân’a hizmet edecek biçimde kullanırken İhvân-ı Safa, Fa’râbî ve İbn Sına da âyetleri kendi felsefî görüşleri açısmdan yorumladılar. Özellikle Îhvânü’s-Safâ, görünüşte şerî’atı bâtıl i’tikâdlardan felsefe ve ilimle temizlemek amacıyla kurulmuş bir cemiyet gibi ortaya çıkmışsa da aslında Şiî eğilimli felsefî ve siyâsî bir kuruluş olmaktan ileri gidememiştir. Bunların 52 adedi bulan Risaleleri Riyaziye, Mantık, Tabiî ilimler ve İîm-i nefs, Tasavvuf, îlm-i nücûm ve Sihirden bahşeden İlimler Ansiklopedisi durumundadır. Metafizik konularda özellikle Cennet, Cehennem, Şeytanlar hakkındaki görüşleriyle Ehl-i Sünnet­ten ayrılırlar. İlgili âyetlere verdikleri anlamların hiç birisi o âyetlere yüklenecek durumda değildir.

Meşşâî felsefesinin en önemli temsilcisi olan Fa’râbî (339/950) kendine mahsus felsefî fikirleriyle dinden uzak fikirler sergilemiş, kelâma karşı çıkmış, maddeyi ezelî kabul etmiş, Peygamberlik, Cennet ve Cehennem kavramlarına kabul edilemeyecek farklı yorumlar getirmiştir.

Tefsirle en çok ilgisi tesbit edilen İbn Sina (428/1037) ise felsefede Fa’râbî ve İhvân-ı Safâ’yi tamamlamıştır. Akıl, İmân, Peygamber, Feylesof kavramlarına daha makul yaklaşım İçindedir. Kur’ân naslannı felsefî nazariyeler çerçevesinde izah etmek istemiştir. Ona göre Kur’ân bir takım remizlerden ibarettir. Şimdi hayatı ve tefsirdeki yerinî tanıyalım.

İbni Sînâ (428/1037)

Türk filozof ve müfessiri olan Ebû Ali Hüseyin b. Abdillah, Belhli bir babanın oğlu olarak Buhâra’nm Efşene kasabasında doğmuştur (370/980). Evrensel bir üne sahip olarak “eş-Şeyhu’r-Reîs” unvanıylada anılacak olan büyük Türk-îslâm filozofu İbn Sina, doğduğu kasabadan Buhâra’ya giderek kısa sürede bir çok ilimleri tahsil etmiş, sonra tıp ve felsefe ile uğraşmış ve bu alanda büyük başarı göstermiştir. Doktorluk yaptığı sırada Horasan valisinin özel tabibi larak şahsî durumunu güçlendirmiş ve Sâmânî hükümdarlarının ender rastlanan nefis kitaplarını elde ederek bunlardan çok istifâde etmiştir. İbn Sina babasının memur olması yüzünden bir müddet değişik yerlerde bulunmuş, babasının ölümü üzerine Buhâra’yı bırakıp Harezm’e gitmiştir. Harezmşah Ali b. Me’mûn’a bağlanarak onun özel yardımlarına kavuşmuş, sonra Nesâ, Ebîverd, Tus ve benzeri yerlere gitmiştir. Daha sonra Dihistan’a intikâl etmiş, orada hastalandığı için Cürcân’a dönmüştür. Bunun ardından Rey, Kazvin ve Hemedân’a giderek Şemsü’d-Devle’nin veziri olmuştur. Vezirliği sırasında bir ara askerler aleyhine ayaklanmış, evini yağma edip öldürül-mesini istemişler, bunun üzerine görevden alınmıştır. Şemsü’d-Devle’nin hastalığı sırasında onun tedavisiyle meşgul olmuş ve tekrar bakanlığa (vezârete) getirilmiştir. Şemsü’d-Devle vefat edince yerine Tâcü’d-Devle hükümdar olmuş, İbn Sina’yı bakanlıkta görevlendirmediği için o da İsfahan’a ayrılmış, orada Alâu’d-Devle’ye bağlanmıştır. Ne var ki rahatsızlandığı ve perhize devam etmeyip, tedavisine özen göstermediği için Hemedân’da vefat etmiştir (428/ 1037).

İbn Sînâ bir zekâ harikasıydı, henüz on yaşında iken Kur’ân-ı Kerîm, temel din bilgileri ve matematikle ilgili çok şeyler öğrenmişti. Sonra tabiî ve dinî ilimlerle meşgul olmuş, mantık ve felsefe okumuş, tıp sahasında çalışarak, bu alanın uzmanı olmuştu. Bu çalışmalarıyla gerek İslâmî ilimlere gerekse Yunan felsefesine tam anlamıyla vâkıftı. Ünü her tarafı kaplamış, felsefeyle ilgili eserleri orta Çağda Batı üniversitelerinde okutulmuştur. Eserlerinin çeşitliliği ve ilmî gücündeki genişlik takdire şayandır. İlmî yeterliliğini sadece tıp, matematik, felsefe alanlarında değil din ilimleri sahasında da ispat etmiştir.

Bu cümleden olmak üzere bazı sûreler hakkında tefsirler yaza­rak değerli ve ince görüşler ortaya atmış, bir kısım eserlerinde de şer’î hükümlerin hikmetlerini açıklamaya çalışmıştır. Bu arada edebiyata da hizmet vermiş, Arapça ve Farsça güzel manzum parçalar yazmıştır. İbni Sina’nın ilim ve felsefe yönüyle eşsizlfği tartışmasız kabul edilmektedir. Ne var ki, felsefenin etkisinde kalarak veya eski filozofların düşüncelerine uyarak ortaya attığı bazı görüş ve düşünceleri, İslâm gerçekleri açısından tenkit ve düzeltmeye muhtaçtır. Zaten anılan düşünce ve araştırmalarından dolayı aleyhine bazı itiraz ve eleştirilerin hedefi olmuştur. Kur’an’ın baştan sona tefsiri yerine sûre tef-sirlerine yönelik çalışmaları olan îbn Sina’nın bu konudaki basılmış tefsirleri şunlardır:

l- Tefsiru Sûreti’l-İhlâs.

2- Tefsîru Sûreti’l-Felak.

3- Tefsîru

Tefsir dışındaki eserlerinin bazdan şunlardır:

1- Eş-Şifâ.

2- en-Necât .

3- el-İşârât ve’t-Tenbîhât

4- el-Kânûn (Bu dört kitap felsefe ve tıpla ilgilidir. Avrupa dillerine tercüme edilmiştir. Birçok filozof ve tabib tarafından şerh edilerek genişletilmişlerdir.)

5- Kitâbu’l-tnsâf (Aristo’nun kitaplarının şerhini toplayan 20 ciltlik eserdir.)

6- Kitâbu’l-Birr ve’l-İsm (Nüshalarına ender rastlanan, iki ciltlik bir eserdir.)

7- el-Hâsıl ve’l-Mahsûl (20 cilttir.)

8- Kitâbu’l-Mebde’ ve’1-Meâd

9- Lisânü’l-Arab (Farsça yazılmış Lügat kitabıdır.)

10- Esbâbu Hudüsi’l-Hurûf

11- Şifâu’l-Eskâmfi Ulûmi’l-Hurûfi ve’l-Erkâm

12- el-İşâre ilâ îlmi Fesâdi Ahkâmi’l-Müneccimîn

13- Mebhasü’l-Kuvâ’l-însântyye

14- Hediyye

15- Kitâbu’l-Hudûd

16- Uyûnü’l-Hikme (Bunlar basılmıştır.)

17- el-Medhal üâ Sınâati’l-Mûsîkî

18- Mefâtîhu’1-Hazâin (Mantıkla ilgilidir.)

Sonuç olarak Felsefî Tefsir Ekolünün tam bir Kur’ân tefsiri elimize geçmemiş olmakla birlikte, yazdıkları felsefe kitaplarında bazı Kur’ân âyetlerini ele alarak felsefî anlayışlarla tefsir etmeye çalıştık­larını söyleyebiliriz.[42]

F- Fikhı Tefsirler

Fıkhı tefsir, Kur’ân’ın amel yani ibâdât ve muamelât yönleri ile meşgul olan, bu konuyla İlgili âyetleri açıklayan ve hükümler çıkar­maya çalışan bir tefsir koludur. Fıkhî tefsirlerde genellikle ahkâmla ilgili 5OO’le 1000 arası âyet incelenmiştir. Fıkhî tefsirlerde âyeti âyetle, hadisle ve ictihâdla tefsir etme metodları uygulanmış, fıkhî mezheplerin zuhur etmesiyle birlikte fıkhî tefsir hareketi de başlamıştır. Mukâtil b. Süleyman’la başladığı görüşünün ağırlık kazandığı fıkhı tefsirle ügili zengin bir literatür mevcuttur.[43]

1- Mukâtil b. Süleyman (150/767)[44]

Tefsîru Hamsi Mie Âyetin mine’l-Kur’an

Tek nüsha halinde olan ve 1980 yılında 325 sahife olarak neş­redilen bu eser,[45] isminden de anlaşılacağı üzere emir, nehiy, haram, helâl hususundaki 500 âyetin ele alınarak tefsir ve izahının yapıldığı bir eserdir. Âyetler Kur’ân’daki sırasına göre değil de konularına göre 8 baba ayrılarak incelenmiştir. Bu bablar da Namaz, Sadaka, Oruç, Mezâlim, Miras, Talâk, Zina ve Cihâd konularını ihtiva etmektedir.

Fıkhı tefsirin ilk örneği olan bu eser, mezhep taassuplarından uzak olup İslâm’ın ilk günlerindeki fıkhî tefsir anlayışını akettimıesi bakımından önemlidir.

2-İmâm eş-Şâfiî (204/819)

Ahkâmu’l-Kur’ân

Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî, Kureyş soyundan gelen, Gazze’de doğan Mısır’a yerleşip orada vefat eden müctehid, müfessir ve muhaddis kişidir. Ehl-i Sünnet ölçülerine bağlı, Şafiî mezhebinin de kurucusu ve İmamıdır. Diğer eserlerinin yanısıra “Ahkâmu’l-Kur’ân”, bizzat kendisinin te’lif ettiği bir eser olmamakla birlikte isnâdlar kendisine dayandırılarak rivayet edilmiştir. Eser, 1975′de Mısır’da basılmıştır.

Eserde bazı usûl ve kelâm mes’elelerine yer verildikten sonra Sular, Abdest. Namaz, Zekât, Muâmelâtgibi hususlarla ilgili âyetler delü olarak getirilip açıklanmıştır.

3-Cessâs (370/981)

Ahkâmu’l-Kur’ân

Müfessir ve Hanefî fakîhi olan Ebû Bekr, Ahrned b. Ali, Rey şehrinde (305/917) tarihinde doğmuştur. Kireççi anlamına gelen Cessâs lakabıyla tanınmıştır. Gençlik yıllarında Bağdat’a gelmiş, bir ara Ehvaz’a gitmiş, sonra Bağdat’a dönmüştür. Daha sonra Hâkim en-Nişâburî ile birlikte Nişâbur’a yolculuk yapmış ve döndüğü Bağdat’ta vefat etmiştir (370/980).

Ebû Bekr er-Râzî yaşadığı asırda Hanefîlerin en büyük imamı ve zamanının en yüksek âlimi kabul edilmiştir. Mezhebinde içtihatta bulunabilecek ilmî yetkiye sahip olduğuna, yazdığı eserleri en büyük tanıktır. Öğrencileri bile müctehid derecesini elde ederken onun bilgi derecesini gösteren güçlü deliller olduklarını ispat etmektedirler. Bir çok kişiden ders alırken çok sayıda ünlü âlime de ders vermiştir.

Cessâs, ilimdeki yüceliği kadar, zühd ve takva yönüyle de çok yüksek bir mertebede bulunuyordu. Bir çok kez kadılık teklif edilmişse de kabul etmemiştir. Hanefî fıkhını esas alıp ona göre amel edip hüküm vermiştir.

“Ahkâmü’I-Kur’ân” adlı iki ciltten oluşan matbu tefsiri sadece ahkâmla ilgili âyetleri izah etmektedir. Sırf hükümle ilgili âyetlerin izahını yapması açısından alanında orifinal bir hüviyete sahiptir. Hanefî fakîhleri arasında seçkin yeri olan Cessâs’ın ahkâm tefsirinin belirgin özellikleri şunlardır:

1- Tefsirde fıkıh meseleleri uzun uzadıya incelenip, rnüçtehid-lerin o konudaki görüşleri yazılmıştır.

2- Görüşlerin dayandığı âyet ve hadislerle diğer deliller getiril­miştir.

3- Hanefî fıkhı benimsenip savunulmuş, fıkıh usûlü, fıkıh ve tartışmalı konularla ilgili bilgiler verilerek daha da zenginleştirilmiştir.

4- Bununla birlikte tefsirde Mu’tezile mezhebine biraz meyil gös­terildiği ve bu konuyla ilgili açıklamaların yapıldığı da gözden kaçmamaktadır.

Ahkâmü’l-Kur’ân’ın dışındaki eserleri şunlardır:

1- Şerhu EsmâiTHüsnâ

2- Kitâbu Usûli Fûch

3- Edebü’l'Kazâ

4- Şerhu Muktesaru’t-Tahâvî

5- Şerhu’l-Câmi” Muhammed b. el-Hasen

6- Kitâbu Cevâbâti’l'Mesâil

7- Şerhu Muhtasari’l-Kerhî

8- Kitâbu Îhtüâfi’l-Fukahâ

9- Kitâbu İlhâmi’l'Kur’ân.[47]

4-Ebû Bekr İbnül-Arahî (543/1148)

Ahkâmü’I-Kur’ân

Endülüslü faklh ve müfessir olan Muhammed b. Abdullah, Endülüs’ün îşblliyye şehrinde doğmuş (468/1075), İbnü’l-Arabî diye tanınmıştır. Kendi memleketinde babası ve dayısından öğrenimine başlamış, seyahatHıiyle de bir çok âlimden istifâde etme imkânım bulmuştur. Bu cümleden olarak Şam, Kudüs, Bağdat ve Mısır gezilerinde çeşitli ilimleri ünlü âlimlerden tahsil etmiştir. Bu seyahatlerine, Endülüs hükümetinin zayıflamaya yüz tutması da etkili olmuş, bakanlık görevini yürüten babasıyla birlikte Endülüs’ü terketmiştir. Önce îşbiliyye’de kadılık yaparken sonradan Halep’te kadılık görevini üstlenmiştir. En sonunda memleketine dönmüş bir ara gittiği Fas’tan dönerken de yolda vefat etmiş (543/1148) naâşı Merakeş’e nakledilmiştir.

İbnü’l-Arabî, Endülüs’ün son âlimlerindendir. Rivayet ilimlerine geniş ölçüde vakıftı. Tartışmalı konularla, usûl ve kelâm ilimlerine âşinâ idi. Doğu ziyaretlerinden sonra ülkesine dönerken ilimlerle donanmış en büyük âlim kabul ediliyordu. Düzgün konuşan edîb, şâir, tarih bilen ve iyilik seven bir insandı. Çeşitli ilimlere olan yeteneği, güzel ahlâkı ve İyi ilişkileriyle temayüz etmişti. Bir yandan halka vaaz verirken öte yanda tefsir, hadis, fıkıh, usûl, tarih ve dil bilgisi dersleri okutur, bu ilimlerle ilgili kitaplar te’lif ederdi.

Tefsirle ilgili eseri “Envâru’1-Fecr fî Tefeîril-Kur’ân” adlı tefsiridir. Bunun yirmi senede te’lif edildiği ve binlerce varaktan oluştuğu rivayet edilmiştir. Fakat bugün elimizde mevcut olan tefsiri “Ahkâmu’l-Kur’ân”dır. Dört ciltten oluşmuş ve basımı gerçekleşmiştir. Bu tefsir ahkâm âyetlerini açıklamaktadır. Âyetlerden bir bölümünün nüzul sebepleri zikredilmektedir. Âyetlerin ihtiva ettiği hükümler mesele başlıklarıyla sıralanmıştır. Çeşitli müctehid ve muhaddislerin sözleri nakledilmiş yer yer tenkih başlığıyla müellifin görüşleri de yazılmıştır. Mezhep görüşleri de verilirken müellifin mezhebi olan Maliki mezhebinin görüşleri bazan ağırlık verilerek tercih ediliyor. Özetle bu ahkâm tefsiri ciddî bir ilmî araştırmanın ürünü kabul edilmiş. Hanelilerin ahkâm tefsiri olan Cessâs’ın eserine karşıt sayılmıştır. Diğer eserleri şunlardır:

1- el-Kânûnfi’t-Tefsîri’t-Kur’âni’l'Azîz

2- Anzatü’l-Ahvezî

3- Kitâbü’l-Mesâlik

4- el-Kavâsvnü’l-Avâsım

5- el-MahsûlFi Usüli’l-Fıkh

6- Sirâcü’l-Mûrîdtn

7- Sirâcü’l-Mühtedîn

8- Kitâbü’l-Mütekellimîn

9- Kitâbü’n-Nâsih ve’l-Mensûh.[48]

5- Kurtubî (671/1273)

el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’an

Müfessir ve fakih olan Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed, Endülüs’te yetişen büyük âlimlerdendir. Daha sonra Mısır’a yerleşmiş ve orada vefat etmiştir (671/1272).

Malikî fakihlerinden olan Kurtubî, tefsirle birlikte hadiste derinleşmişti. “el-Câmi’li Ahkâmi’l-Kur’ân” adlı tefsiri, rivayet ve di­rayet metodlarmm başarıyla birleştirildiği büyük bir eserdir. Yazma nüshalarının yanısıra, 10 ciltten oluşan basımı da gerçekleştirilmiştir. Tefsirin mukaddimesinde Kur’an’ın faziletlerine, okunuş şekilleri-ne, tefsirine, i’câzma, kitap hâline getirilişine dair faydalı bilgiler verilmiş, tefsircilerin tabakalarına işaret edilmiştir.

Tefsir, bütünüyle incelendiğinde dil incelikleri, fıkıh hükümleri, tartışmalı konular ve hadis tenkitleriyle ilgili konuların ayrıntıîa-rıyla işlendiği görülmektedir. Ayrıca âyetlerden çıkarılan meseleler yazılmış ve bu hususta rrüçtehidlerin görüşleri nakledilmiştir. Daha sonra tefsirin özeti de (ihtisar) yapılmıştır.

Diğer eserleri de şunlardır:

1- Kitâbu’l-Esnâ fi Esmâi’l-Hûsnâ

2- Kitâbü’t-Tezkire bi Ahvâli’l-Mevt fi Umûri’l-Âhire.

9

Ağustos
2012

Diyanet Mbst Sınavına Hazırlık

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  256 Kez Okundu

1- Rivâyet Tefsirleri
Kur’an’ın bazı ayetlerini yine başka ayetlerle hadislerle, sahabenin sözleriyle ve bazen tabiînlerin görüşlerine de yer verilerek açıklanması ve îzâh edilmesidir. Bu metodla yazılan tefsirlere “naklî tefsir” veya “me’sûr tefsir” de denir.

• İbn Cerir et-Taberî’nin (ö.310/923) Câmiu’l-Beyân an te’vîli’ Ayi’l-Kur’ân”,

• İbn Kesîr’in (ö.774/1373) “Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm”,
2- Dirâyet Tefsirleri
Dirayet ve re’y “akla ve içtihada dayalı anlayış ve görüş” demektir. Kur’ân âyetlerini, âyetler ve hadislerle tefsîr etmekle yetinmeyip dil, edebiyat, din ve çeşitli bilgilere dayanılarak, akıl ve içtihatla yapılan tefsîrlerdir.
• Fahreddin Râzi’nin (ö.606/1210) “Mefâtihu’l-Gayb” (Tefsîr-i Kebir- diye de bilinir)
• Beydâvî’nin (ö.685/1286) “Envâru’t-Tenzil ve Esrâru’t-Te’vîl”,
• Nesefî’nin (ö.710/1310) “Medâriku’t-Tenzil ve Hakâiku’t-Te’vîl” adlı eserleri dirâyet tefsîrlerinin en meşhurlarındandır.

BAZI MEŞHUR TEFSİRLERİN ÖZELLİKLERİ
Taberî Tefsiri Taberî tefsirinin en önemli özelliklerinden biri, ayetlerin tefsiri ile ilgili Peygamberimizin hadislerini, sahabe ve tabiin sözlerini bize nakletmesidir.
Maturidi Tefsiri Maturidi tefsirinin en önemli özelliklerinden biri, ayetleri tefsir ederken Ehlisünnetin yorumlarını içermesidir.
Zemahşerî Tefsiri Zemahşerî tefsirinin en önemli özelliklerinden biri, Kur’an’ın i’cazı ve dil bilimleri açısından bütün yönleriyle ele alınmasıdır.
Beyzâvî Tefsiri Beyzâvî tefsirinin en önemli özelliklerinden biri, kendinden önceki tefsirleri özlü bir şekilde özetlemiş olmasıdır.
Kurtubî Tefsiri Kurtubî tefsirinin en önemli özelliklerinden biri, ahkâm ayetlerini tefsir ederek onlardan çıkarılabilecek fıkhi hükümleri açıklamasıdır.
Celaleyn Tefsiri Celaleyn tefsirinin en önemli özelliklerinden biri, Kur’an’da geçen kelime ve ayetlerin anlamlarını kısa ve kolay bir şekilde açıklamasıdır.
Râzî Tefsiri
Râzî tefsirinin en önemli özelliklerinden biri, ayetlerin yorumuyla ilgili bütün bilgileri içeren ansiklopedik bir eser olmasıdır.

Son Dönemlerde Yazılan Bazı Türkçe Tefsirler
1- Elmalılı Hamdi Yazır – “Hak Dini Kur’an Dili”
2- Ömer Nasuhi Bilmen – “Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri”
3- Komisyon – (H.Karaman, M.Çağrıcı, İ.Kâfi Dönmez, S.Gümüş) “Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsiri” DİB Yayınları
4- Süleyman Ateş – “Yüce Kur’an’n Çağdaş Tefsiri”
5- Mehmed Vehbi Efendi – “Hulasat’ül Beyân fî Tefsîri’l Kur’an”
6- Celal Yıldırım – “İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri”

Kırâat İmamları Râvileri
1- Nâfi’
(ö.169/785) Kâlûn
(ö.220/835) Verş
(ö.197/812)
2- İbn Kesîr
(ö.120/738) el-Bezzî
(ö.250/864) Kunbül
(ö.291/904)
3- Ebû Amr
(ö.154/771) ed-Dûrî
(ö.248/862) es-Sûsî
(ö.261/874)
4- İbn Âmir
(ö.118/736) Hişâm
(ö.245/859) İbn Zekvân
(ö.242/857)
5- Âsım
(ö.127/745) Ebû Bekr Şu’be
(ö.193/809) Hafs
(ö.180/796)
6- Hamza
(ö.156/773) Halef
(ö.229/844) Hallâd
(ö.220/835)
7-Kisâî
(ö.189/805) Ebû’l-Hâris
(ö.240/854) ed-Dûrî
(ö.248/862)
8- Ebû Ca’fer
(ö.130/748) İsâ b. Verdân
(ö.160/776) Süleyman b. Cemmâz
(ö.170/786)
9- Ya’kûb
(ö.205/821) Ruveys
(ö.238/852) Ravh
(ö.234/848)
10- Halefü’l-Âşir
(ö.229/844) İshâk
(ö.26/889) İdrîs
(ö.292/905)

9

Ağustos
2012

temel İslami bilgiler FIKIH NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: FIKIH  |  Yorum: Yok   |  630 Kez Okundu

1. “Fıkıh Usulu”’de Fıkıh kelimesi ne manaya gelir?

Cevap: lügatte “bilmek, anlamak” “Ser’î amelî hükümleri tafsilî delillerinden alarak bilmektir

2. “Fıkıh Usulu”’de usul kelimesi ne manaya gelir?

Cevap:  Usûl” kelimesi “asıl” kelimesinin çoguludur. Dildeki karsılıgı “üzerine baskası dayandırılan sey (mübtenî)”dir.

3. Asl kelimesinin diğer manaları nedir?

Cevap: Delil, racih (üstün/ tercihe şayan), kaide (kural), müstehap.

4. Fıkıh Usulünün konusu (mevzuu) nedir?

Cevap:  Şer’i Deliller ve Şer’i Hükümlerdir

5. Fıkıh Usulünün gayesi nedir?

Cevap:  Şer’î amelî hükümlerin, yine Şer’î delillerden nasıl çıkarılacagını ögretmektir.

6. Fıkı usulünü öğrenmenin faydaları nelerdir?

Cevap: 1- Fıkhi hükümlerin şahsi arzu ve görüşlere göre değil birtakım kurallara göre verildiğini bilir 2-Kişi bu sayede mezheplerin dayandığı kaynak ve delillere vakıf olur 3-Müctehit Bu usul kurallarına riayet edilerek yeni meseleler hakkında hüküm verebilir 4-Allah Teala’nın dinî hükümleri koyarken gözettigi gayeleri (hikmet-i tesri’) bu ilim sayesinde ögrenebilir

7. Fıkıh usulü müstakil bir ilim olarak ne zaman ortaya çıkmıştır?

Cevap: Hicri 2. Asrın sonlarında

8.  Fıkıh usulü teorik olarak ne zamandan beri vardır?  

Cevap: Fıkıh usulü fıkıhla birlikte dogmustur. Hatta Abdülkerim Zeydan’ın ifadesiyle, fıkıh usulünün, fıkhın dogusundan önce mevcut oldugunu söylemek de mümkündür.

9.Fıkıh usulü sahasında ilk eser yazdığı varsayılan ancak günümüze ulaşmamış eserler kimindir?

Cevap: İmam Ebu Yusuf. İmam Muhammed

10. Günümüze ulaşmış ilk fıkıh usulü Kitabı kime aittir?

Cevap: “er-Risale İmam Şafii”

11. İmam Şafii e ait er-Risale adlı eserde hangi konular işlenmiştir?

Cevap: Kur’an ve onun hükümleri açıklama metodu, Sünnet ve Kur’an ile münasebeti, nâsih-mensuh, haber-i vahid, hadislerin gizli kusurları (illet), icma, kıyas, istihsan, içtihat ve ihtilaf gibi önemli konulara yer vermistir.

12. Fıkıh usulü yazımında hangi metodlar vardır?

Cevap:  1- Mütekellim Metodu 2-Fukaha Metodu 3-Memzuc Metodu

13.Mütekellim metodunun özelliği nedir?

Cevap: Bu metodun özelligi, usul kurallarının, deliller ve burhanların gösterdigi yönde belirlenmesidir Bu metotla en çok eser veren âlimler, Sâfiî mezhebi âlimleri olması hasebiyle, bu metot “Sâfiiyye metodu” diye de isimlendirilmistir bu metodu Mutezile ile Sâfiîlerin dısında Mâlikîler ve Hanbelîler de kullanmıslardır.

14. Mütekellim metoduyla yazılmış eserler nelerdir?

Cevap: a. Kadı Abdulcebbâr (ö.415), el-Umd(e)

b. Ebu’l-Hüseyn el-Basrî (ö.463), el-Mu’temed. Bu kitap “el-Umd(e)”nin serhidir.

c. İ mâmu’l-Harameyn el-Ceveynî (ö.487), el-Burhân

d. Gazalî (ö.505), el-Mustasfâ.

Yukarıda isimleri geçen dört eser, Mütekellimûn mesleginin dört diregi sayılmıstır.

e. Fahruddin er-Râzî (ö.606), el-Mahsûl. Bu eser, yukarıda isimleri geçen dört kitabın özetidir.

f. Âmidî (ö.631), el-hkâm fi Usûli’l-Ahkâm. Bu eser de, el-Mahsul gibi, yukarıda isimleri geçen dört kitabın özetidir.

15. Fukah metodunun özelliği nedir?

Cevap: Bu metodun özelligi, mezhep imamlarından nakledilmis bulunan fıkhî çözümlerden hareketle usûl kuralları olusturmaktır. Hanefiyye metodu olarak da isimlendirilmiştir.

16. Fukaha metoduyla yazılmış eserler nelerdir?

Cevap: a- Cassâs (ö.370), el-Fusûl fi’l-usûl

b- Debûsî (ö.430), Takvîmü’l-edille

c- Pezdevî (ö.482), el-Usûl

d- Serahsî (ö.483), el-Usûl

e- Semerkandî (ö.533), Mizânü’l-usûl fî netâici’l-ukûl

f- Abdulaziz Buhârî (ö.730), Kesfü’l-esrâr. Bu eser, Pezdevî’nin Usulü’nün serhidir.

g- Nesefî (ö.710), Menâru’l-envâr

h- bn Melek (ö.885), Serhu Menâri’l-envâr

17. Memzuc metodunun özelliği nedir?

Cevap: Hicri VII. Asırdan itibaren, Mütekellim ve Fukaha metodunu birlestiren yeni bir metot daha ortaya çıkmıstır ki, bu metoda “memzûc meslek” dendigi gibi “müteahhirûn meslegi” veya “müteahhirûn metodu” da denmektedir.

18. Memzuc metoduyla yazılmış eserler nelerdir?

Cevap: a- bnü’s-Saâtî (ö.694), Bedîu’n-nîzâm. Bu eser, yukarıda adı geçen Pezdevî’nin el-Usûl’ü ile Âmidî’nin el-hkam adlı eserleri birlestirilerek yazılmıstır.

b- Sadrü’s-Serîa (ö.747), Tenkîhu’l-usûl. Bu eser, Pezdevî’nin el-Usûl’ü ile Râzî’nin el-Mahsul’ü ve bn Hâcib’in el-Muhtasar’ını özetlenerek meydana getirilmistir. Bu eser daha sonra müellif tarafından et-Tavzîh adıyla serh edilmis, bu serhe de Allâme Teftazânî et-Telvîh adıyla bir hasiye yazmıstır.

c- Tâcüddîn bnü’s-Sübkî (ö.771), Cem’ül-cevâmi’. Müellif bu eserini yaklasık yüz eserden

derledigini belirtmistir.

d- bnü’l-Hümâm, (ö.861), et-Tahrîr

e- Molla Hüsrev (ö.885), Mir’âtü’l-vusûl ilâ ilmi’l-usûl

f- Muhibullah b. Abdissekür (ö.1119), Müsellemü’s-sübût. Bu eser, et-tahrir adlı eserin kopyası olarak degerlendirilmistir.

19. Sözlükte “rehber” ve “kılavuz” manasına gelir. Usulcülere göre, “üzerinde dogru düsünmek suretiyle haber türünden istenen seye (matlûb-ı haberî) ulasmayı mümkün kılan seydir.” Bu tarif hangi terime aittir?   Cevap: Delil

20. Delilin çeşitleri nelerdir?

Cevap: 1. Naklî ve Aklî Deliller

2. Aslî ve Fer’î Deliller (İttifak Edilen ve htilaf Edilen Deliller)

21. Nakli ve akli delil nedir?

Cevap: Nakli delil; Naklî deliller, başkasının sözünü nakletmeye dayanan delillerdir. Bunların oluşmasında müçtehidin herhangi bir katkısı yoktur. Bunlar Kitap, Sünnet, icmâ, örf, şer’u men kablenâ ve sahabî kavlidir.

Aklî deliller; oluşmasında müçtedin katkısı bulunan delillerdir. Bunlar kıyas, istihsan, istıshâb, mesâlih-i mürsele ve sedd-i zerâi’dir.

22. Aslî ve Fer’î Deliller (İttifak Edilen ve htilaf Edilen Deliller) nelerdir?

Cevap: Aslî delil: Birinci derecede temel olan delil demektir. Bunlar, Kitap, sünnet, icmâ ve kıyastır

Fer’î veya talî delil: Yukarıdaki dört delile bağlı onlardan çıkarılmış ikinci derecede olan delil demektir. Bunlar da istihsan, mesâlih-i mürsele, örf ve adet, sedd-i zerâi’, istıshab, sahabî kavli ve şer’u men kablenâ’dır

23. Delillerin tertip ve sırası nasıldır?

Cevap: 1. Kitap (Kur’an-ı Kerim)

2. Sünnet

3. İ cmâ

4. Kıyas

5. Diger Deliller

24. Delillerin sıralamasının dayanağı nedir?

Cevap: Hz. Peygamber’den ve sahabîlerden yapılan nakillerdir. Hz. Peygamber Muaz b. Cebel’i Yemen’e kâdî olarak gönderirken ona sorusu ve aldığı cevap üzere hoşnutluğunu dile getirmesi (Bir mesele ile karşılaşırsam Kitaba, sünnete bakar onlarda bulamazsam ictihad ederim demesi)

25. Kitap nasıl tarif edilir?

Cavap: lügat manası “mektup”tur. Fıkıh usûlü ilminde Kur’an’la eş anlamlıdır: “Kur’an, Arapça olarak Hz. Peygamber’e indirilen, Mushaflarda yazılı, ondan tevatür yoluyla nakledilen, okunmasıyla ibadet edilen, Fatihâ Sûresiyle baslayıp Nâs Sûresiyle biten, beserin benzerini getirmekten aciz kaldıgı Allah kelamıdır.”

26. Kitabın özellikleri nelerdir?

Cevap: 1. Kur’an, metni ve manasıyla Allah kelamıdır.

2. Kur’an’ın tamamı Arapçadır

3. Kur’an muciz, yani beserin benzerini getirmekten aciz kaldıgı bir kitaptır.

4. Kur’an, nesilden nesile tevatür yoluyla nakledilmistir

27. Mütevatir kıratın kaynak değeri nedir?

Cevap: Bu kıraata “şaz” kıraat denir, Kur’andan sayılamayacağında ittifak vardır, alimler delilden saymasa da Hanefiler zanni delil kabul etmişlerdir. Yemin kefareti için 3 gün         pes pese oruç tutmayı bu delile dayandırmışlardır

28. Kur’an ne zaman Mushaf haline getirilmiştir?

Cevap: Hz. Ömer, Yemâme savasında çok sayıda hafızın şehit edilmesi sonrasında halife Hz. Ebu Bekir’e giderek, Kur’anın Mushaf haline getirilmesini istemiştir, Sonra Zeyd bin sabit başkanlığında aralarında Hz. Osman, Hz. Ali, Ubey b. Ka’b gibi güçlü hafızların bulundugu bir komisyon kurulmuştur.

 29.  Kur’an ne zaman çoğaltıldı ve hangi şehirlere gönderildi?

Cevap: Hz. Osman, zamanında mushaflardan birkaç nüsha yazıldı. Yazılan nüshalar, kıraati düzgün kisilerle birlikte Mekke, Kûfe, Basra ve Dimesk’e gönderildi. Bir Mushaf da Medine’de bırakıldı.

30. Kur’anın ilk noktalama ve harekelnmesi ne zamn kim tarafından yapılmıştır?

Cevap: Emeviler döneminde Irak Emîri olan Ziyâd b. Ebîh, bu is için, kıraatte ehliyetiyle tanınan Ebu’l-Esved ed Düelî’yi görevlendirdi.

31.  Kur’anın ilk harekelendirilmesinden sonra görülen lüzum üzere tekrar harekeme ne zaman kim tarafından oldu?

Cevap: Irak Emîri Haccâc b. Yusuf es-Sekafî zamanında meshur Arap edebiyatçılarından Nasr b. Âsım el- Leysî ile Halil b. Ahmed’i bu is için görevlendirdi. Nasr b. Âsım noktalama islemini, Halil b. Ahmed ise harekeleme islemini gerçeklestirdi.

32. Kur’anın kaynak değeri nedir?

Cevap: Birinci derece kaynaktır. Onda mevcut hükümlerle amel etmek farzdır. Aranan hüküm kendisinde bulundugu sürece, onu bırakıp baska delil aramak caiz degildir

33. Kur’anda bulunan hükümleri kaç grupta toplamak mümkündür?

Cevap: 1. itikadî hükümler: insanın inanması gereken Allah’ın varlıgı, birligi, melekler, kitaplar, peygamberler ve ahiretle ilgili hükümlerdir

            2. Ahlâkî hükümler: insanın sahip olması gereken faziletler ve kaçınması gereken kötülüklerle ilgili hükümlerdir

           3. Amelî hükümler:

           a. İbadet Hükümleri: namaz, oruç, hac, zekat, kurban, yemin, adak gibi

ibadetlerle ilgili hükümlerdir.

          b. Muamelat Hükümleri: sosyal hayatın düzenlenmesine iliskin hükümlerdir.

Sözlesmeleri, tasarrufları, cinayetleri, cezaları vb.

34. Kur’anın hükümlere delaleti nasıldır?

Cevap:  Kur’an’ın hükümlere delaleti kimi zaman kat’î, kimi zaman zannîdir.

35. Delaleti Kat’i ve delaleti zanni nedir?

Cevap: Delaleti kat’î:  Eger lafız, yalnızca bir manaya delalet ediyor ve baska manaya delalet ihtimali bulunmuyorsa, delaleti kat’i olur. Örnek:  Miras, had cezaları ve keffâretlerle ilgili ayetlerde yer alan hâss lafızlar bunun örneklerdir

Delaleti Zanni: Eğer lafız birden fazla manaya işaret ediyorsa ayetin delaleti zanni olur.

36. Kur’anın hükümleri açıklamakla alakalı istinbat kuralları nelerdir?

Cevap: a. Sâri’in emrettigi, yücelttigi, failini veya kendisini övdügü, failini veya kendisini sevdigini ifade ettigi, mükafat vaat ettigi, dogru olarak nitelendirdigi veya üzerine yemin ettigi her fiil mesrûdur, aynı zamanda vacib (farz) veya menduptur.

b. Allah’ın terk edilmesini istedigi, yerdigi, lanetledigi, failini hayvanlara veya seytanlara benzettigi, ceza ile tehdit ettigi, rics veya fısk olarak nitelendirdigi her fiil gayrı mesrudur.

c. Allah’ın, helal kıldıgını, izin verdigini, kendisinden günahı, vebali, yükü veya sıkıntıyı kaldırdıgını bildirdigi her fiil mubahtır

9

Ağustos
2012

DİYANET MBST TARAMA BİLGİLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  381 Kez Okundu

DİYANET MBSTS TARAMA  İLMİHAL BİLGİLERİ
1. Din, akıl sahiplerini kendi hür iradeleriyle en iyiye, en doğruya ve en güzele ulştıran ilahi bir kanundur.
2. Dinler 2 kısma ayrılır.
3. İslam dininin özellikleri:İslam dini son dindir.İslam dininin değişmeyen esasları vardır.İslam dini evrensel bir dindir.
4. Genel olarak mezhepler 2 kısma ayrılır.
5. Maturidiyye itikadi mezheplerden biridir.
6.Ehl-i sünnet, Selefiyye, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye olmak üzere üçe ayrılmıştır.
Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye’ye “Ehl-i sünnet-i âmme” denildiği de olur.
7. Hanefi Mezhebi ameli mezheplerden biridir.
8. Maturidiyye mezhebinin kurucusu ;Ebu Mansur Maturidi (Muhammed)
9.Dinin asıl kaynakları:Kitap Sünnet .
10. Sünnetin bölümleri:Kavli Sünnet, Fiili Sünnet ,Takriri Sünnet
11. İman, ümitsizlik halinde olmmalı,imanın sahih ve makbul olmasının şartlarından birisidir.
12. İman yönünden insanlar kaça ayrılır ? 3 kısma ayrılır.
13.Amentü: “Ben Allah’a Allah’ın Meleklerine, Allah’ın Kitaplarına, Allah’ın Peygamberlerine, Ahiret gününe, kadere inandım”.
14. Allah’ın zati sıfatları:Vücud,Kidem,Beka,Vahdaniyet, Muhalefün Lil Havadis, Kıyam Binefsihi.
15.Allah’ın subuti sıfatları:Hayat,ilim,semi,basar ,irade,kudret,kelam ,tekvin.
16. Muhalefetün Lil Havadis “Allah’ın sonradan yaratılanlara benzememesi”
17. Dört büyük melek:Cebrail,mikail,israfil,azrail.
18. Mikail:Tabiat olayları ile ilgili görevleri bulunan melek
19. Kur’anı Kerimde ismi geçen 25 Peygamber bulunmaktadır.
20. Münkereyn:Öldükten sonra insanlara soru soran melekler
21.Rıdvan:Cennette görevli olan melek.
22. Malik:cehennemde görevli olan melek.
23. Dört büyük kitap: Tevrat,zebur, incil, Kuran.
24.Sahifelerinin verildiği Peygamberler:10 sahife adem aleyhisselama, 10 sahife İbrahim Aleyhisselama,30 sahife İdris aleyhisselama,50 sahife Şit Aleyhisselama.
25. Kur’anı Kerim miladi ,Hira Mağarasında, 610 Ramazan ayında indirilmiştir.
26. Kur’anı Kerim ,Hz.Ebubekir zamanında bir kitap haline getirilmiştir.
27. Kur’anı Kerim , Hz.Osmanın Halifeliği zamanında ve Zeyd bin Sabid’in Başkanlığında çoğaltılmıştır.
28. Kur’anı Kerim,22 yıl 2 ay 22 günde tamamlanmıştır
29. Resul:Kendisine kitap indirilen Peygambere denir.
30.Peygamberler hakkında vacip olan sıfatlar:Sıdk,emanet, fetanet, ismet ,tebliğ.
31. Mucize, peygamberlerin peygamberliklerini isbat etmek için gösterdikleri olağan üstü olaylar, keramet ise velilerin istenmeden gösterdikleri harikulade olaylar.
32. Kıyamet ne zaman kopacağını,Allah’tan başka kimse bilemez
33. Mahşer :Öldükten sonra dirilen insanların toplanacağı yerdir
34. Sırat nedir :Cehennem üzerine kurulmuş kıldan ince kılıçtan keskin bir köprüdür.
35. Tevekkül: İnsanın Allah’a itimat etmesi ve ona bağlanmasıdır.
36. İbadet çeşitleri;Bedeni ibadet, malı ibadet,hem bedeni ve mali ibadet.
37. Aşağıdakilerden hangisi islam’ın esaslarından biri değildir.?Ahirete inanmak
38. Necaset 2 ayrılır .
39. FarzDinen yapılması kesin delillerle emredilen şeyler
40. Aşağıdakilerden hangisi abdestin farzlarından değildir ? Ağzı ve burnu bir yıkamak
41. Aşağıdakilerden hangisi abdestin vaciplerindendir.?Hiçbiri
42. İbadet : Allaha saygı ile boyun eğmek ve emirlerine itaat etmek
43. Aşağıdakilerden hangisi abdestin vaciplerinden biridir?Hiçbiri
44. İstinşak : Buruna üç kez su çekmeye
45. Meshin müddeti misafirler için 72 saattır.
46. Mukimler için meshin müddeti 24 saattır.
47. Adet halinin en azı 72sattır.
48. kadınlar en erken 9yaşında adet görmeye başlar ve en geç 55yaşında adetten kesilebilir
49. Nifas:Doğumdan sonra kadının rahminden gelen kandır
50. Lohusalığın en çoğu 40gündür .

51. Sehiv secdesi :Namazda yanılmadan dolayı namazın sonunda yapılan secdedir
53. Aşağıdaki namazlardan hangisi cemaatle kılınmaz ?Tesbih namazı
54. Aşağıdakilerden hangisi sehiv secdeyi gerektiren hallerden biri değildir ? Sübhanekeyi okumayı terketmek
55. Müdrik :namazın her rekatında imam ile kılana denir
56.Lâhik:İmamla birlikte namaza başlamasına rağmen, namaz esnasında başına gelen bir durum sebebiyle namaza ara vermek zorunda kalan ve bu sebeple namazın bir kısmını imamla birlikte kılamayan kimseye lâhik denir.
57.Kadınların cemaatle namazdaki saf düzeni ve erkeklerde aynı safta veya hizada olması, ilmihallerde “muhâzâtü’n-nisâ” terimiyle ifade edilir.
58.Hanefî mezhebi eserlerinde rükûda “tuma’nîne”nin, rükûdan doğrulduktan sonra bir süre ayakta beklemenin (kavme) ve iki secde arasında bir süre (“sübhanellâhi’l-azîm” diyecek kadar) oturarak beklemenin (celse) sünnet olduğu kaydedilmekle beraber kuvvetli görüşe göre bunlar ta`dîl-i erkânın birer boyutu olmak bakımından vâciptir.
59.İstibrâ ve İstincâ:Küçük abdest bozduktan sonra idrar yolunda kalabilecek idrar damla ve sızıntılarının tamamen kesilmesi için bir süre bekleme, bundan sonra vücuttaki idrar sızıntılarını temizleme işlemine fıkıh dilinde “istibrâ” denilir.literatürde “istincâ” terimiyle ifade edilen temizlik yani büyük abdest bozulduktan sonra dışkı ve idrar yollarında yapılacak dışkı, idrar vb. temizliği de müslümanın hayatında ayrı bir önem taşır.
60.Hades fıkıh dilinde, abdestsizlik veya cünüplük sebebiyle insanda meydana geldiği var sayılan hükmî kirliliği veya bu kirliliğin sebebini ifade eder.
61.Necâset, hakiki ve maddî pislik, kirlilik demek olup böyle maddeye “necis” tabir edilir.
62.Fıkıh literatüründe “tahâret” her iki tür temizliği de içine alan geniş bir kapsama sahipken maddî kirlilik genelde “necâset”, hükmî kirlilik de “hades” terimleriyle ifade edilir. Beden, elbise ve namaz kılınacak yerde bulunan, namaz ve benzeri ibadetlerin sıhhatine de engel olan hakiki yani maddî pisliklerden temizlenmeye “necâsetten tahâret”, abdestsizlik ve cünüplük gibi hükmî kirlilikten temizlenmeye de “hadesten tahâret” denilir. Her iki tür temizlik de namaz ve benzeri ibadetlerin ön şartı konumundadır.
63. Kur’anı kerimde 14 surede secde ayeti vardır .
64. Mesbuk:İmama ; İlk rekatin rükuundan sonra uyan kimseye ne denir .
65. Cuma namazının hükmü Farz
66. Her iki hutbeyide fazla uzatmamanın hükmü Sünnet
67. Bayram namazında okunan hutbenin hükmü Sünnet
68. Her iki hutbeyi fazla uzatmamanın hükmü Sünnet
69. Kurban bayramındaki farz namazların arkasından getirilen teşrik tekbirlerinin hükmü Vaciptir
70. Sehiv secdesi nedir?Namazda yanılmadan dolayı namazın sonunda yapılan secdedir
72. İçerisinde secde ayeti bulunan ayetleri okurken secde ayetini secdeden kaçınmak için gizlice okumanın hükmü Mekruhtur
73. Kur’anı kerimde kaç surede secde ayeti vardır ?14
74. Secde ayetinden sonra kaç defa secde yapılır?1
75. Seferi ve Mukim olma yönünden vatan sınıflandırılması :Vatan-ı asli,Vatan-ı İkame
Vatan-ı sükna
76.Vatani Sükna: İnsanın 15 gün dolmadan ayrılmak üzere bulunduğu yere denir .
77. Teravih namazının kadınlar açısından hükmü Sünnet
78. Teravih namazında dört rekatta selam vererek teravihi kılan kimse ikinci rekatta oturmamış ise kıldığı dört rekat kaç rekat kılmış sayılır.
79. İma ile namaz kılmak demek,namazda ruku ve secdeye işaret olunmak üzere başı eğerek namaz kılmak
80. Gözleri, kaşları veya kalbiyle işaret edip kılınan namaz nasıl namazdır?Böyle namaz namaz olmaz
81. Kaza Namazı:Vaktinde kılınmayıp vakit dışında kılınan namaza ne namazı denir.
82. Seferde kazaya kalmış namazlar daha sonra mukim iken Dört rekatli farzlar iki rekat olarak kaza edilir.
83. Teheccüd namazının hükmü Menduptur
84. Tahıyyatül Mescid namazı Her cami ve mescidlere girildiğinde Allah’ı ta’zim için kılınır
85. Tesbih namazının bir rekatında 75 tesbih vardır.
86. İstihare namazının hükmü Mendup
87. Iskat-ı Salatın hükmü; Hiçbir geçerliliği yoktur
88. Husüf namazı :Ay tutulduğu zaman kılınan iki veya dört rekatlı bir namazdır
89. Şehit :Allah yolunda öldürülen müslümana
90. Kabir ziyaretinin hükmü kadınlar Menduptur
91.Rikâz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifade eder.
92.Zekât usul (baba, anne, dede, nine) ve fürûa (çocuk ve torun) verilemez.
93.”el-emvâlü’l-bâtına” (gizli mallar),”el-emvâlü’z-zâhire” (açık mallar)
94.Mescid:Camiden küçük, içinde Allah’a edilen kutsal mekan
95.Kuba Mescidi,Peygamberimizin hicreti sırasında yaptığı mescittir
96. Aşağıdakilerden hangisi mescidlerin en faziletlilerinden değildir? Mescid-i Dirar
97. Adak oruçları ile bozulan nafile oruçları kaza etmenin hükmü Vaciptir
99. Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar Fidye verirler
100.Iskat-ı savm, birinin sağlığında iken yerine getirmediği oruç borcunun fidye yoluyla telâfi edilmesi, düşürülmesi anlamına gelmektedir.

101.Fıkıh terimi olarak itikâf, bir mescidde ibadet niyetiyle ve belirli kurallara uyarak inzivaya çekilmek demektir.
102. Rü’yet-i hilâl (hilâlin görülmesi):Dünyanın yuvarlak olması sebebiyle hilâlin bir yerde görülürken başka yerde görülmemesi mümkündür. Buna “ihtilâf-ı metâli`” yani ayın doğuş yer ve vakitlerinin değişmesi denilir.
103.REVÂTİB SÜNNETLER:Vakit Namazlarıyla Birlikte Düzenli Olarak Kılınan Sünnetler (Farzlara Tâbi Olan Nâfile
104.Sehiv “yanılma, unutma ve dalgınlık” gibi anlamlara gelir. Buna göre sehiv secdesi, yanılma, unutma veya dalgınlık gibi durumlar yüzünden namazın vâciplerinden birini terk veya tehir etme durumunda, namazın sonunda yapılan secdelere denilir.
105.Revâtib sünnetler dışındaki nâfile namazlar ise sünen-i regaib adını alır. Bunlar gönüllü olarak kendiliğinden kılındığı için “gönüllü (tatavvu) namazlar veya arzuya bağlı namazlar” olarak da adlandırılır
105.Keffaret: Kasten bozulan bir gün orucun yerine iki kameri ay veya 60 gün peş peşine tutulan oruca denir.
106. Fıtır Sadakasının miktarı buğdaydan 1460 gr
107. Altının nisap miktarı 80,18 gr.
108. Altın, gümüş ve ticaret mallarındaki zekat %(yüzde) kaçtır? % 2,5
109. Miskin:Hiçbir şeyi olmayan kimseye denir .
110. Arafatta vakfeye durmanın hükmü Farz
111.Telbiye; “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni`mete leke ve’l-mülke, lâ şerîke lek” sözlerini söylemekten ibarettir (Anlamı: Davetine sözüm ve özümle geldim ım, emrin baş üstüne. Davetine sözüm ve özümle geldim ey ortaksız olan sen! Emrin baş üstüne. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Yoktur senin ortağın).
112.Haccın geçerli yani sahih olabilmesi için üç şartın bulunması gerekir. Bu şartlar; a) Hac yapmak niyetiyle ihrama girmek, b) Özel vakit, c) Özel mekândır.
113. Say etmenin hükmü Vacip
114. Say’ı dört şafttan sonra yediye tamamlamanın hükmü Vacip
115. Şeytan taşlamada taş atmanın zamanı Kurban bayramının 1.,2.,3. ve 4 günü
116. Bayram günlerinde minada gecelemenin hükmü Sünnet
117. Mikat-ı ihramsız geçmein cezası :Bir koyun kurban etmek
118. Hedy :Hac ve umrede kesilen kurban
119. İhsar :Hac ve Umre için İhrama giren kimsenin arafat vakfesinden ve tavaftan alıkonulmasına ihsar denir.
120.Fevât, haccetmek üzere ihrama giren kişinin Arafat vakfesine yetişememesi, vakfe süresi içinde bir an olsun Arafat’ta bulunamamasıdır.
121. Kurban kesmenin hükmü Vacip
122. Akika kurbanı Doğan çocuk için kesilen kurban.
123.Yemini amus:Geçmiş veya şimdiki zamana ait bir iş üzerine bilerek yalan yere yemin etmek .
124. Bir şeyin helal veya haram olduğunu tespit eden Allah’u Teala
125. Leş :Kendiğinden ölmüş hayvana denir.
126. Lukata : Buluntu eşyaya denir.
127. Kulun hatasından dönüp Allaha yalvarmasına tevbe denir.

MBST İÇİN TARAMA   GENEL BİLGİLERİ
1-Ayet kelimesi sözlükte ;alamet, ibret ve delil anlamındadır.
2-Muhkem:Kuran-ı Kerimin uzmanlık gerektirmeyen , herkesçe anlaşabilecek olan ayetlere muhkem denir.
3-Siyak/Sibak :Kuran ayetleri arasındaki anlam ilişkisinin ve bütünlüğünün olması.
4-Mekke’de Kur’an’ı Kerim’i ilk kez açıktan okuyan sahabe Abdullah bin Mesut (r.a.).
5-Kur’an’ı Kerim’de “Cennet” kelimesi 66 defa“cehennem” kelimesi kaç 126 defa zikredilmiştir.
6-Kur’an’ı Kerim’deki en uzun ayet Bakara suresi 282. Ayetidir.
7-Kur’an’ı Kerim’in son inen ayeti Maide suresinin 3. Ayetidir.
8-Hurf’u Seb’a ; Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir.
9-Kıraat İlmi:Bütün kıraat imamlarının Kuran-ı Kerim tilavetindeki farklılıklarını ele alan ilme Kıraat İlmi denir.
10-Başında Besmele bulunmayan süre Tevbe süresidir.
11-Kur’an-ı Kerim’in tarifini: Peygamberimize indirilmiş, Mushaflarda yazılı, Ondan tevatüren (yanlış aktarma ihtimali bulunmayacak tarzda) nakledilmiş, okunması ile ibadet edilen, beşerin benzerini getirmesinden aciz kaldığı ilahi kelamdır.
12-Kur’an_ı Kerim’deki ilk 5 surenin adları :Fatiha – Bakara – Ali İmran – Nisa – Maide
13-K. Kerim’de Hud – İbrahim – Lokman – Muhammed – Nuh – Yunus – Yusuf peygamberlerin ismiyle sure bulunmaktadır
14- İlahi kitapların gönderiliş amacı Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara iletmek.
15-K. Kerimin parça, parça indirilişinin asıl amacı İnsanların kalplerine iyice yerleştirmek.
16- Bazı surelerin başlarında bulunan ve anlamları sadece Allahu Teala tarafından ve bazı alimlerce bilinen harflere Huruf-u Mukatta
17-K. Kerim’de ismi geçen sahabi Zeyd Bin Harise
18-Mekkede ilk vahiy katibi: ABDULLAH B. SAD
19-Medine’de ilk vahiy katibi:UBEYY B. KAB
20-Cebrail kimin kılığında insan şekline bürünürdü: DIHYE EL KELBİ
21-Kuranın en uzun ayeti : BAKARA 282 Bu ayetin diğer adı: MÜDAYENE AYETİ
22-Kuranın en uzun suresi: BAKARA Kuranın en kısa suresi: KEVSER
-Kur’an’ın lügat mânâsı :Kur’an, lügat itibariyle “Toplamak ve okumak” anlamına gelmektedir
23-Tefsir-i Celâlleyn:Celâl ismini taşıyan iki büyük İslâm alimi tarafından tamamlanmış olması bakımından “Celâleyn Tefsiri” adı verilmiştir Bunlardan biri, Celâlüddin bin Ebu Bekir es-Süyûti’dir Bu zât, Fatiha’dan İsrâ suresinin sonuna kadar olan kısmın tefsirini yapmış bulunmaktadır Diğer alim ise, Celâlüddin bin Muhammed bin Ahmed’dir Bu da Kehf suresinden sonuna kadar olan kısmın tefsirini yapmış bulunmaktadır Bu zatların her ikisi de Şafii mezhebinden.
24-Kur’an-ı Kerim’in harekesi,Hicretin birinci asrı ortalarında Nahiv ilminin vâzıı Ebü’l-Esved ed-Düeli tarafından yapılmıştır (Tefsir Tarihi, c 1, s 32)
25-Kur’an-ı Kerim’de mukaddes Mekke şehri ,Sure-i Al-i İmran’ın 96 ayetinde “Bekke”, Sure-i Şûra’nın 7 ayetinde “Ümmü’l-kurâ” ve Tin Suresi’nin 3 ayetinde “Beledü’l-Emin” olarak geçmektedir
26-Kur’an-ı Kerim’de Tevbe suresi ne için Besmele ile başlamama sebebi;Bu surenin “Enfal” suresinin devamı olduğunu ve bu sebeple de “Besmele” yazılmadığını söyleyenler vardır Bir de bu surenin indirildiği sırada Peygamber Efendimiz “Besmele” yazılmasını emretmiş değildir
27-Kur’an-ı Kerim Harf Sayısı:Bu hususta iki ayrı rivayet vardır: Birincisi 325 bin, 345′tir Diğer rivayette ise, 325 bin 743′tür Kur’an-ı Kerim’in kelimelerinin sayısının ise 77 bin 439 olduğunda ittifak vardır
28-Kur’an-ı Kerim’in ayet sayıları üzerinde ilim adamlarının değişik beyanları vardır Şöyle ki: Nafi’a göre: 6217, Şeybe’ye göre: 6214, Küfe alimlerine göre: 6236, Mısırlılara göre: 6219, Şamlılara göre: 6226, Zemahşeri’ye göre: 6666 ayettir
29-Kur’ânın,hızlı okunduğu tilavet tarzına hadr denir.
30-Halen elimizde bulunan Mushaflardaki vakıf işaretleri Secâvendî’ye aittir.
31-Kur’ân-ı Kerim’in en yavaş okunduğu tilavet tarzına tahkik denir.
32-Kuran 610 yılı Ramazan Ayının 27. Gecesi (Kadir Gecesi) HİRA MAĞARASINDA vahiy olarak gelmeye başlamıştır.
33-Kur’an ilk defa Hz. Ebubekir’in Halifeliği Zamanında toplanarak kitap haline getirilmiştir
34-Kur’an hangi halife Hz. Osman’ın Halifeliği zamanında çoğaltılmaya başlandı.
35-Ayet ve surelerin Kurandaki sıralaması Yüce Allah’ın bildirmesiyle olmuştur.
36-Sahâbeden, Kur’ân tefsirine dair en çok rivâyette bulunan ve tefsir alanında ün kazanan kişiler:
a. Ali b. Ebî Tâlib (40/660).
b. Abdullah b. Mes’ûd (32/652).
c. Ubeyy b. Ka’b (30/650).
d. Abdullah b. Abbâs (68/687).
e. Ebû Musa’l-Es’arî (44/664).
f. Zeyd b. Sâbit (45/665).
g. Abdullah b. Zübeyr (73/692)
37-Sahâbe içerisinde tefsirle ilgili yapılan nakil ve dirâyet açısından ilk sırayı Abdullah b. Abbâs almaktadır.İbn Mes’ûd O’nun hakkında: “ İbn Abbâs Kur’ân’ın tercümanıdır.” demistir.İbn Abbâs’tan sonra tefsirde adından en çok söz ettiren sahâbi, İbn Mes’ûd ve Ubeyy b. Ka’b’tır.
38- GARîBU’L-KUR’ÂN:Yüce Yaratıcı, görevlendirdiği her peygambere, kavmi kendisini daha iyi bir Şekilde anlasın diye, o kavmin diliyle vahiy gönderiyordu:
Ancak Kur’ân-ı Kerim‟de, o zamanki Arapçaya girmiş bulunan yabancı kelimelere nadiren de olsa rastlamak mümkündür. İşte Kur’ân-ı Kerim‟de bulunan bu yabancı kelimelere garib ismi verilmiştir.
39-ÜSLÛBU’L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın sözlü yapısında, sûrelerde, âyetlerinde, kıssalarında, öğüt ve telkinlerinde, delil ve tartışmalarında göz kamaştırıcı, duyanları hayrette bırakıcı bir ifade tarzı kullanılmıştır.
40-Hz. Osman (ra) zamanında Azerbaycan ve Ermenistan fethi sırasında Irak’lı Müslümanlarla Şam’lı Müslümanlar kıraat farklılığı sebebiyle ihtilaf edince Huzeyfe b. Yaman imam olacak bir KUR’AN’ı Kerim’in yazılmasını talep etmiştir. Bu konuda yine Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Sait b. As, Abdullah b. Haris’in de içinde bulunduğu 12 kişilik bir heyet Hz. Osman tarafından görevlendirilmiştir. İstinsah yapılırken Kureyş lügatı esas alınmış ve çoğaltılan Mushaflar Basra, Küfe, Şam,Mekke, Yemen’e gönderilmiştir.
41-İlk yazıldığında nokta’sız ve harekesiz olan KUR’AN ayetleri Arap olmayan insanların Müslüman olmasıyla yanlış okununca Muaviye zamanında Ebul Esved Eddüeli’ye emredilir. O da üstüne içine ve yanına ve altına nokta koyar. Daha sonra daire konmuş, harekeler renkli yapılmıştır. Haccac-ı Zalim zamanında birbirine benzeyen harfler noktalanmış ve Halil b. Ahmet (M. 718-786) tarafından bugünkü harekeler konulmuştur.
42-Surelerin başındaki besmele konusunda Hanefiler ” Müstakil bir ayettir. Sürenin cüz’ü değildir. Ayırmak için teberrüken yazılmıştır. Hanbeliler “Fatihanın başından bir ayettir.” derler.
43- Kur’an ve Sunnetin açik hukumterine aykırı olarak yapilan tefsire ilhadi lefsir
-Taberi’nin yazdigi tefsirin tam adı;Camiu’l-Beyan an Te’vTli Ayi’l-Kur’an
44- Peygamberimizin vefatından sonra sahabe Hz. Ebu Be¬
kir’e Sakîfetü Beni Sâide biat etmiştir. -ilk halife Hz. Ebu Bekir, vahiy katiplerinden Zeyd bin Sabit başkanlığında bir kurul oluşturdu. Bu kurulun kitaplaştırdığı ve Müslümanlar’ca da onaylanan Kuran nüshasına Mushaf (bir araya getirilmiş sayfalar) adı verildi.
45-Kur’an ayrıca Kelamullah, Kitabullah, Furkan, Tenzil, Mushaf, Kitab, Nur ve Ümmülkitap isimleriyle bilinir.
46-Seyyit Kutub’un tefsirinin adını söyleyiniz. Fizilali Kur’an.
47-Muhammed Hamdi Yazır’ın tefsirinin adını söyleyiniz. Hak Dini Kur’an Dili.
48-Kur’an’ı Kerim’de “Zehraveyn”(iki çiçek manasına gelen) diye bilinen iki sure vardır. Bu surelerin ikiside Medeni surelerdir. Konusu ise hüküm ayetleridir. Bu iki surenin adını yazınız. Bakara ve Al-i İmran sureleridir.
49-İslami kaynaklarda batıl dinler için genellikle Nihal terimi kullanılır.
50-Allahın , sadece hayra ve iyiliğe yönelik olarak gerçekleşen iradesi Teşrii irade.
51-İnsan öldükten sonra başka bir bedenle dünyaya tekrar gelmesi inancına Reenkarnasyon denir.
52-Akıl ve naklın ifade ettiği gerçeği yansıtan , içinde yalan bulunmayan bilgi ve haber , Ku Aynel yakın Kuran kavramı ile ifade edilir.
53-Amelin imandan bir cüz olduğunu söyleyen Mutezile- Hariciyye mezhepleridir.
54-Kainatın birden fazla yaratıcı olması durumunda nizamın bozulacağı esasına dayanan delil Burhan-ı temanu.
55-Hasan Basrının ders halkasından bir görüş farklılığı sebebiyle ayrılan Vasıl b. Ata tarafından kurulan Mutezile mezhebi.
56-İyi ve kötü akıl ile bilinemez diyen İslam alimi İmam Hanbeli
57-Kendilerine din tebliği edilmemiş insanlar Allahın varlığını ve birliğini bulmakla yükümlüdür diyen mezhep Maturidilik.
58-Kuran-ı Kerimde de geçen , Mugayyebat-ı hamse; beş bilinmeyen şey demektir.
-Peygamberlerden sadır olan küçük hata ve sürçmelere Zelle denir.

59-Usul-u hamse; Mutezilenin esas görüşler.
60-Günümüzde varlığını sürdüren ve görüşleriyle ehl-i sünnete en yakın olan tek harici kolu ;İbadiyye.
62-Allahın eli(yedullah) ifadesi Maturidi ve Eşarı alimlere göre;Allahın kudreti anlama gelir.
63-İnanç konularındaki ayet ve hadisleri olduğu gibi kabul eden ve yorumuna karşı çıkan düşünce akımı Selefiyyedir.
64-Garibül Kuran:K.Kerimde farklı lehçelerde kullanılan kelimelerdir.
65-Aksamül Kuran:K.Kerim de yer alan yeminler.
66-Emsalül Kuran:Sözlük anlamı mesel, destan ve kıssa olan kavramdır.
67-İcazül Kuran:Kuranın benzerinin yapılamaması.
68-Muhkem:Kuran-ı Kerimin uzmanlık gerektirmeyen , herkesçe anlaşabilecek olan ayetlere muhkem denir.
69-Hak Dini Kuran Dili adlı eserin müellifi Elmalılı Ahmet Hamdi yazır.
70-Siyak/Sibak :Kuran ayetleri arasındaki anlam ilişkisinin ve bütünlüğünün olması.
71-Tilavet secdesi ile biten sureelr;Araf,Necm ve Alak sureleri.
72-Zehveran:Bakara, Al-i İmran surelerine Peygamber Efendimiz Zehveran adını vermiştir.
73-Kuran-ı Kerimin harekeleme ve noktalamasını icra eden alimler:Ebul Esved ed –Düveli ve Nasr b. Asım.
74-Miun:Yaklaşık 100 ayetten oluşan surelere verilen isim.
75-Vücuh:lafızları aynı olan fakat anlamları farklı olan kelimeler.
76-Müşkilül Kuran:Kuranın aralarında tenakuz ve ihtilaf olduğu zannedilen ayetler.
77-Sebul-Tıval.Bakara, araf, Nisa, al-i İmran, Enam, Maide ve Enfal sureleri.
78-Fatiha suresini diğer isimleri;el-hamd,Sebul Mesani, Ümmül Kitap.
79-Hurf’u Seb’a ; Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir.
80-Sikaye:Tarihde Kabedeki vazifelerden sikayenin anlamı;Kabeyi ziyarete gelen hacıların sularını tedarik etmektir.
81-Diğer adı Ahzap Savaşı olan Hendek Savaşıdır.
82-Darul-Erkam:Mekkede müslümanların toplanıp sığındıkları yer.
83-Hz.Peygamber tarafından Medineye gönderilen ilk islam davetçisi Musab b. Umeyr.
84-İlk abeşiştan hicreti 615 yılında gerçekleşti.
85-Mute savaşında peygamberimiz tarafından tayin edilen komutanların şehit düşmesinden sonra Halit bin Velid ordunun seçtiği komutan oldu.
86-Zeyd bin Sabit,Kuran- Kerimin belgeye dayalı olark toplanması için kurulan komisyonun
87-İmam Şafinin bizzat kaleme aldığı usule dair yazdığı eser Er-Risale.
88-Münadi:İmamın tekbirlerini geri saflaradaki cemaata duyuran kimseye münadı denir.
89-Kefen-i Zaruret:İzar ve lifafe bulunamayıp sadece bir kat bez bulunması durumunda erkek veya kadın cenazenin sarıldığı tek parça beze kefen-i zaruret denir.
90-Yemin-i Lağv:Yanlışlıkla doğru sanılarak yapılan yemine yemin-i lağv denir.
91-Yemin-i Münakit:Bozulduğu takdirde keffaret gereken yemine Yemin-i münakit denir.
92-Yemin-i Gamus:Geçmiş zamanda yapılmış veya yapılmamış bir iş hakkında bile bile, kasten ve yalan yere yapılan yemine Yemin-i Gamus denir.

 

93-Rüyatullah:Müminlerin ahirette Allahı görmeleridir.
94-Bilgi Kaynakları:akıl,görme, haber-i sahih.
95-Peygamberlerin sıfatları:Sıdk, emanet, fetanet , ismet, tebliğ.
96-Kebire:Büyük günah işleyenlere denir.
97-Nüzul Sebebi:herhangi bir ayetin inişine neden teşkil eden olay veya olaylara denir.
98-Kıraat İlmi:Bütün kıraat imamlarının Kuran-ı Kerim tilavetindeki farklılıklarını ele alan ilme Kıraat İlmi denir.
99-Kuran-ı Kerim, harekeleme ve noktalama işlemi Emeviler döneminde gerçekleşmiştir.
100-Ref-i Savt:Kuran okumada sesi yükseltmeye Ref-i Savt denir.

DİYANET MBST TARAMA İTİKAT BİLGİLERİ
1-Vahyin sözcük anlamını karşılayan kelime -İşaret etme, imada bulunma
2-Kur’anın çoğaltılmasına Hicretin 25.yılında başlanmıştır.
3-Kur’an metninin harekelenmesine Hicr 65. yılda başlanmıştır.
4-Şatıbi’ye göre dinin esas gayesi Maslahat 5-UsulcülerSünneti bir “delil” olarak ekol kabul etmektedir.
6-Hadisleri konuları ve içeriklerine göre ayıran hadis eserlerine Musannef isim verilir.
7-İsnadı oluşturan raviler arasında bir kopukluk yoksa böyle hadislere Müsned
8-Uydurma hadisleri anlatan eserlere Mevduat ad verilir.
9-Bir hadis “peygambere ait bir söz,fiil ve takriri bildiriyorsa o hadise Merfu denir.
10-Hadisleri kaynaklarda bulma işine -İlmu Tahricil Hadis denir.
11-Siyak-Sibak -Ayetlerin birbirleriyle olan bütünlüğü demektir.
12-“Geçmişte sabit olan bir durumun, değiştiğine dair bir delil bulunmadıkça, halen varlığını koruduğuna dair hüküm vermeye” İstishâb ad verilir.
13-İctihad:Zaman ve mekana göre değişen hükümlere çözüm bulan hukuk kaynağının adıdır.
14-İslâm hukukunun temel eserlerinden biri olan “er-Risale” İmam Şafiî ilim adamına aittir
15-İslam inanç tarihinde “büyük günah işleyenin kâfir olup dinden çıktığını” ifade eden grup,Hariciler dir.
16-“Âlemin sonradan yaratılmış olması” gerekçesine dayanmakla Allah’ın varlığını ispatlamayı amaçlayan delil ,Hudûs delili
17-Eldeki mevcut İncil nüshalarının en eskisi Yunanca dilde kaleme alınmıştır
18-“Yazılmış sahifelerden oluşan kitap” anlamına gelen kavrama Mushaf
verilmiştir.
19-Tevhid ilkesini kabul eden ve diğer İncillerle uyuşmayan Barna İncili
20-Hıristiyanlar Tevrat metinlerine Ahd-i Atik denir.
21-Kur’an ayetlerine; “okunarak kelimeler halinde indirilen” anlamına gelen vahiy, Vahy-i metlüv ismi verilmiştir.
22-“Kâinatın Allah tarafından takdir edilen ömrünün son bulmasına Kıyamet denir.
23-Kıyamet gününde insanların toplanacakları ve yaptıklarının hesabını verecekleri yerin adı Mahşer.
24-Kesb,Kelime anlamı ‘kazanmak,yapmak’ olan ve Eş’ari ekolüyle özdeşleşmiş kavramdır.
25-İnsan fiilleriyle konusundaki açmazı çözmek için;”bir fiilde iki cihet vardır. İnsanın ve Allah’ın kudreti” ara görüşünü ileri süren düşünce akımının adı Mâturidyye
26-“İnsan fiilleri Allah tarafından yaratılır.” Düşüncesini savunan kelam ekolü Eş’ariler
27-“İnsan rüzgârın önünde bir yaprak gibidir.” demek suretiyle insandan özgür iradeyi kaldıran ekol,Cebriye

DİYANET MBST İBADET TARAMA BİLGİLERİ
28-Kullanılmış veya temiz fakat temizleyici olmayan sulara Mâ-i müsta’mel denir.
29-Farz namazlarla birlikte kılınan sünnetler Revatip Sünnet sünnet grubuna girer
30-Şehid edildiği için yıkanmadan defnedilen halife Hz.Osman
31-Cenaze namazının rüknü Tekbirler ve kıyamdır.
32-Ahvâl-i Şahsiyye: Şahsın hukûku.
33-Hidâyet-i Mürşîde: Yol gösterici hidâyet.
34-İcmâ: İcmâ müctehidlerin şer’îbir meselenin hükmüne dair görüşlerini aynı yönde olmak üzere tek tek açıklamaları yoluyla meydana gelebileceği
gibi (sarîh icmâ), şer’îbir mesele hakkında bir veya birkaç mü ctehid görüş belirttikten sonra, bu görüşten haberdâr olan o devirdeki diğer müctehidlerin açıkça aynı yönde kanaât belirtmemekle birlikte îtirâz beyânında da bulunmayıp sükût etmeleri sûretiyle de (sükûtî icmâ) oluşabilir.
35-Istıslâh (Mesâlih-i Mürsele)
36-İslâm Öncesi Şerîatler: Hz. Muhammed’den ö nceki ilâhî dinlerin hükümlerinden (şer’ü men kablenâ)
37-İmâmeyn: İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed için kullanılır.
38-Tarafeyn. İmâm-ı A’zam ile İmam Muhammed için kullanılır.
39-Şeyhayn: İki şeyh, iki reis, iki büyük imâm demektir. İmâm-ı A’zam ile İmam Ebû Yusuf için kullanılır. En büyük iki halîfe anlamında Hazret-i EbûBekr ile Hazret-i ö mer için de kullanılır.
40-Sekaleyn: İnsanlar ve cinler için kullanılır. Bu iki topluluğa da peygamber olarak gönderildiği için Peygamberimiz Hz. Muhammed’e Rasûlü’s-Sekaleyn denir. Cin ve insanlara fetvâ verene de, Mü ftiyü ’s-sekaleyn denir. (Şeyhü ’lİslâm İbni Kemalpaşa).
41-Temizlik: Görünür kir ve pisliklerin giderilmesi “necâsetten tahâret”, abdestsizlik
durumunun kaldırılması ise “hadesten tahâret” olarak adlandırılır.
42-Mâsivâ: Allah’ın gayrısından temizlenme.
43-Hades: Hükmî kirlilik.
44-Necîs: Dînen kir ve pis.
45-Ağız ve burun temizliği (mazmaza ve istinşâk).Suile iyice ovmak (delk).
Allah’ın farz kıldığı (mektûbe) namazlar,
46-Hz. Peygamber’in sünnetiyle sâbit olan (mesnûn) namazlar,
47-Sünnet Namazlar; Vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sünnetleri (revâtib) ifâde etmekte,
48-Nâfile Namazlarise düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazları (reğaib) ifâde etmektedir.
49-Namazın Farzları (Şurûtü’s-salât)
50-Erkânü’s-Salât: (Rükunları)
51-Kişininkendi isteği ve fiili ile namazdan çıkması da(hurûc bi sun’ih)
52-İsfâr: Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınmasıdır.
53-Taglîs: İkinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken sabah namazını kılmak.
54-Fey-i zevâl: Güneşin tam tepe noktada iken cismin yere düşen gölge uzunluğu.
55-Şürûk zamanı: Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman(40-45 dakika).
56-Vakt-i istivâ: Güneşin tam tepe noktasında olduğu zaman.
57-Tahmîd: Semia’llahülimen hamideh” dedikten sonra, “Rabbenâ
leke’lhamd”demek.
58-Müfsidât-ı salât: Namazı bozan şeyler.

DİYANET MBST FIKIH TARAMA BİLGİLERİ
59-Ezân okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir. Buna teressül veya irtisâl denilir
60-Nikâh anında belirlenmişse buna mehr-i müsemmâ, belirlenmemişse
buna da mehr-i misil denir.
61-Ric’î Talâk: Kocaya yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme
imkânı veren boşama türüne, dö nülebilir boşama anlamında “ric’î talâk”denir.
62-Bâîn Talâk: Kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikâhla dönme imkânı veren boşanma
63-Sünnî Talâk: Boşama, Kur’ân’daki genel ilkelere ve Hz. Peygamber’in bu
yö ndeki açıklama ve tavsiyelerine uygun olarak yapılıp yapılmadığına göre
64-Sü nnî talâk, bid’î talâk şeklinde de tasnîf edilmektedir.
65-Bid’î Talâk: Bid’at tâbiri, Sünnet’in mukâbili ve zıddı olarak da kullanılmakta olduğundan burada bid’î talâk, Sü nnet’e aykırı biçimde gerçekleştirilen boşamayı ifâde etmektedir.
66-Îlâ: Kocanın dört ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına dâir yemin etmesi veya bu içerikte bir nezirde bulunmasına îlâ denilir.
67-Hidâne: İslâm hukûkunda çocukların bakım ve yetiştirilmesine denilir.
68-Ferâiz İlmi: Mîrâs hukû kunun klâsik İslâm hukû k literatüründeki adıdır.
69-Ecîr-i Hâs: Yapılan iş sözleşmesi;işçinin belli bir süre zarfında işveren içinçalışmasını konu alıyorsa, yani işçinin belli bir zaman biriminde hâsıl edeceği emeğini işverenin emrine tahsîs etmesi gerekiyorsa, bu işçi ecîr-i hâs olarak adlandırılır.
70-Ecr-i Misl; tarafsız bilirkişilerin, işçinin fiilen harcadığı emeğe biçtikleri değerdir.
71-Tağrir ise, akid yapılırken taraflardan birinin söz ve davranışı ile diğer tarafı
kasten aldatmasını ifâde eder.
72-Gabn-i Fâhiş: Aldanmanın aşırı ve belirgin olması.
73-Gabn-i Yesîr: Aldanmanın basit ve önemsiz olması.
74-Rehin verene râhin, rehin alana mürtehin, teslim alınan mala da merhûn
veya rehin denilir.
75-İstiâze: Sözlükte, sığ ınmak, korunmak anlamındadır
76-Tıvâl-i Mufassal: Hucurât’tan Burûc’a kadar,
77-Evsat-i Mufassal: Buruc’tan Beyyine’ye kadar,
78-Kısâr-i Mufassal: Beyyine’den sona kadardır.
79-Sebeb-i Nüzûl: Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl (inme) sebebi. (esbâb-ı nüzûl)
80-Sebeb-i Vürûd: Hadîs-i Şerîfler’in vârid olma, söylenme sebebi.
81-Mücmel-Mübeyyen: Mânâsı kapalı lafızları ihtivâ eden â yetlere mücmel,
mücmel â yetleri açıklayan â yetlere de mübeyyen âyet denir.
81-Mübhem-Muhkem: Üstü kapalı anlatım. Açık ifâdeli âyetler.
82-Müteşâbih: Birden fazla anlama gelen ifâdeler.
83-Garîbu’l-Kur’ân: Farklı lehçelerde kullanılan kelimeler.
84-Müşkilü’l-Kur’ân: Kelimelerin anlaşılma güçlüğ ü.
85-İ’câzu’l-Kur’ân: Â ciz bırakmak, iknâ etmek, muhâtabın delillerini çü rütmek.
86-Vücûh – Nezâir: Eş sesli kelimelere vücûh; farklı anlamlı kelimelere de nezâir denir.
87-Emsâlu’l-Kur’ân: Özlü ifâdeler.
88-Kasr: Namazın kısaltılması,
89-Cem’: İki namazın bir vakitte kılınması.
90-Vaktinde kılınamayan namaza fâite çoğulu fevâit denir.
91-Vitir Arapça’da çiftin karşıtı olan “tek” anlamındadır
92-Her Ay Üç Gün O ruç. “eyyâm-ı bîd” Her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmak.
93-Hanefî mezhebine göre toprak ürünlerinin zekâta tâbî olabilmeleri için üzerlerinden bir yılın geçmesi (havl)
94-Rikâz: Rikaz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifâde eder.
95-Mevât (işlenmemiş, sahipsiz) topraklarda veya sahibi bilinmeyen topraklar.
96-Yemle beslenen hayvanlara “ma’lûfe”, ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan
hayvanlara da “âmile” adı verilmektedir.
97-Bedel: Hac için bedel (nâib) tutmaya “ihcâc”; bedel tutan kimseye “âmir”,
“menûb” veya “mahcûcun anh” denir. Ayrıca bedel gönderilen kimseye
“me’mûr”, yol masrafı olarak verilen mal veya paraya “nafaka” ve haccı ifsâd etmesi hâlinde nafakayı geri ödemesine “tazmîn” adı verilmektedir.
98-İhrâma giren kişiye “muhrim” (ihrâmlı) denir.
99-Füsûk: Tâatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.
100-Cidâl: Başkalarıyla tartışmak, hakâret ve kavga etmek.
101-Kâbe’nin etrafında tavâf yapılan yere “metâf” (tavâf alanı) denir.
102-Sa’y yerine “Mes’a” denir.
103-“Eyyâm-ı nahr” ve “eyyâm-ı Mina” denilen Zilhiccenin 10-11 ve 12. günleridir.
104-İhsâr, hac veya umre yapmak üzere ihrâma girdikten sonra, herhangi bir
105-Akîka Kurbanı: Esasen akîka, Arapça’da yeni doğan çocuğ un başındaki saçın adıdır.
106-Keffâret kelimesi sö zlü kte “örten, gizleyen” anlamına gelir. Dînî bir terim olarak ise, “işlenen bir kusur ve gü nahtan dolayı Allah Teâlâ’dan af ve mağfiret dilemek niyetiyle yapılan, cezâ özelliği de bulunan bir tür mâlî ve bedenî ibâdet”tir.
107-ADAK:Arapça’da nezir (nezr) diye ifâde edilen adak fıkıh dilinde, “bir kimsenin dînen yükümlü olmadığ ı ibâdet cinsinden bir şeyi kendisi için vâcip kılması”nı ifâde eder
108-Behîmetü ’l-en’âm: En çok yenmesi mutat olan koyun, deve ve sığır gibi türlerdir.
109- Dişlerin güzellik için törpülenerek seyrekleştirilmesi (teflîc) de hadîste yasaklanmıştır.
110-Muharremât: Evlenilmesi haram olan kadınlar
111-Hürmet-i Musâhere: Fâsid nikâhla bir araya gelen eşler arasında sıhrî hısımlıktan doğan evlilik engelinin teşekkülü dür.
112-Kasr: Namazın kısaltılması,
113-Cem’: İki namazın bir vakitte kılınması.
114-Vaktinde kılınamayan namaza fâite çoğulu fevâit denir.
115-Vitir Arapça’da çiftin karşıtı olan “tek” anlamındadır
116-Her Ay Üç Gün O ruç. “eyyâm-ı bîd” Her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmak.

117-Hanefî mezhebine göre toprak ürünlerinin zekâta tâbî olabilmeleri için üzerlerinden bir yılın geçmesi (havl)
118-Rikâz: Rikaz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifâde eder.
119-Mevât (işlenmemiş, sahipsiz) topraklarda veya sahibi bilinmeyen topraklar.
120-Yemle beslenen hayvanlara “ma’lûfe”, ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan
hayvanlara da “âmile” adı verilmektedir.
121-Bedel: Hac için bedel (nâib) tutmaya “ihcâc”; bedel tutan kimseye “âmir”,
“menûb” veya “mahcûcun anh” denir. Ayrıca bedel gönderilen kimseye
“me’mûr”, yol masrafı olarak verilen mal veya paraya “nafaka” ve haccı ifsâd etmesi hâlinde nafakayı geri ödemesine “tazmîn” adı verilmektedir.
122-İhrâma giren kişiye “muhrim” (ihrâmlı) denir.
123-Füsûk: Tâatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.
124-Cidâl: Başkalarıyla tartışmak, hakâret ve kavga etmek.
125-Kâbe’nin etrafında tavâf yapılan yere “metâf” (tavâf alanı) denir.
126-Sa’y yerine “Mes’a” denir.
127-“Eyyâm-ı nahr” ve “eyyâm-ı Mina” denilen Zilhiccenin 10-11 ve 12. günleridir.
128-İhsâr, hac veya umre yapmak üzere ihrâma girdikten sonra, herhangi bir
129-Akîka Kurbanı: Esasen akîka, Arapça’da yeni doğan çocuğ un başındaki saçın adıdır.
130-Keffâret kelimesi sö zlü kte “örten, gizleyen” anlamına gelir. Dînî bir terim olarak ise, “işlenen bir kusur ve gü nahtan dolayı Allah Teâlâ’dan af ve mağfiret dilemek niyetiyle yapılan, cezâ özelliği de bulunan bir tür mâlî ve bedenî ibâdet”tir.
131-ADAK:Arapça’da nezir (nezr) diye ifâde edilen adak fıkıh dilinde, “bir kimsenin dînen yükümlü olmadığ ı ibâdet cinsinden bir şeyi kendisi için vâcip kılması”nı ifâde eder
132-Behîmetü ’l-en’âm: En çok yenmesi mutat olan koyun, deve ve sığır gibi türlerdir.
133-Dövme (veşm) yaptırma, başta
134-Dişlerin güzellik için törpülenerek seyrekleştirilmesi (teflîc) de hadîste yasaklanmıştır.
135-Muharremât: Evlenilmesi haram olan kadınlar
136-Hürmet-i Musâhere: Fâsid nikâhla bir araya gelen eşler arasında sıhrî hısımlıktan doğan evlilik engelinin teşekkülü dür.
DİYANET MBST GENEL TARAMA KONULARI
137-Mişna: Tevratın hükümlerini açıklayan şifahi beyanların yazıya geçirilmiş şeklidir.
138-Miun: ayet sayısı 100 den fazla olan sureler.
139-Mudal hadis: senedinde birbiri ardınca iki ravi düşen hadise denir.
140-Mutezilenin 5 temel prensibi: 1) Tevhid 2) adalet 3) Vad vaid 4) elmenzile beynelmenzileteyn 5) emri bil maruf ve nehyi anil münker
141-Muavvizateyn:felak-nas sureleri; muavvizat ise:ihlas,felak ve nas sureleri.
142-Muhadram: hem cahiliye hem de peygamber zamanında yaşamış ancak peygamberi göremeyip sahabe ile görüşen müslümanlara verilen isimdir.
143-Müşkilul hadis.hadislerde anlaşılması zor olan ya da birbirine çelişkili gibi görünen ifadeleri konu edinen hadis dalıdır.
144-İmam muhammedin tevatür veya şöhret derecesinde nakledilen eserlerine zahirur rivaye denir.bunlar kadar sağlam olmayan bir rivayet yoluyla nakledilen eserlerine ise nadirur rivaye denir.
145-Zahirur rivaye:1) el asl(mebsut) 2) camiussağir 3) camiulkebir 4) siyerus sağir 5) siyerül kebir 6) ziyadat ve ziyadatüz ziyadat,
146-Nadirur rivaye: 1)rakiyyat 2) keysaniyyat 3) cürcaniyyat 4) haruniyyat 5) el hiyel vel mearic .
147-rivayet tefsirleri:1) taberi: camiul beyan an tevili ayıl kuran 2) ibn kesir: tefsirul kuranil azim.
148-sahihan: buhari ve üslimin iki hadis kitabına birden bu ad verilir.
149-selbi sıfat: Allahın ne olmadığını ve neler yapmadığını ifade eden sıfatlar.
150-selefiyenin temel prensipleri: 1) takdis: Allahı şanına layık olmayan şeylerden tenzih etmek 2) tasdik: kitab ve sünnetin verdiği şekilde Allahı vasıflandırmak 3) aczi itiraf: Müteşabih ayetler bilinemez. 4)sukut: müteşabih ayette susmak 5) keff:müteşabih ile kalben dahi meşgul olmamak 6) marifet ehline teslim: müteşabibi bazıları bilebilir. 7) imsak: müteşabihi tevil ve tefsir etmekten kaçınmak.
151-Talmud: sözlü tevratın yazıya geçirilmiş şekli olan mişna üzerine yapılmış tefsir ve yorumlardır.
151-işari tefsir:tasavvufi tefsir.
152-Telfik, değişik mezheplerin görüşlerinden faydalanmak.
153-tevratın bölümleri. tekvin,huruç,tevrat,sayılar ve tesniyedir.
154-ulul azm peygamberler: Hz. nuh,ibrahim,musa,isa ve muhammed.
155-ilk vahiy katipliğini mekkede abdullah b. sad, medine de zeyd b. sabit yaptı. başlıca vahiy katipleri: 4 halife, muaviye, amr b. el As, muaz b. cebel, übey b. kab, muğire b. şube, şurahbil b. hasene,halid b. velid….
156-yemini lağv: bir şeyin öyle olduğu zannedilerek ya da ağız alışkanlığıyla yapılan yeminlerdir. keffaret gerekmez.
157-yemini ğamus: yalan yere, bile bile yapılan yemin.
158-yemini münakid. mümkün olan ve geleceğe yönelik bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yapılan yemindir. bu yeminin keffareti 10 fakiri doyurmak veya giydirmek veya köle azat etmektir. buna gücü yetmeyen kimse 3 gün peşpeşe oruç tutar.
159-zelle.peygamber hataları.
160-Zıhar: erkeğin eşine onu kendine haram kılmak için sen bana anamın sırtı gibisin demesidir.keffareti: köle azat etmesi, buna gücü yetmezse 60 gün peşpeşe oruç tutması, buna da gücü yetmezse 60 fakiri doyurmaktır.
161-Zati sıfatlar: 1) Vücud:Var olmak 2) Kıdem:Başlangıcı olmamak 3) beka:Sonu olmamak 4) Muhalefetün lil havadis: Sonradan olanlara benzememek 5) vahdaniyyet: Bir olması, eşi ve benzeri olmaması 6)
162-Kıyam bi nefsihi: Varlığı kendinden olmak
163-Subuti sıfatlar: 1) Hayat 2)semi 3)Basar 4)İrade 5)ilim 6)kudret, 7)kelam 8)tekvin:yaratmak.
164-Zebur: yazılı şey ve kitap manasına gelir.
165-İrhas:peygamber olacak şahsın peygamber olmadan önce gösterdiği olağanüstü şeyler.
166-meunet: yüce allahın veli olmayan bir kulunu içinde bulunduğu sıkıntıdan olağanüstü bir şekilde kurtarmasıdır.
167-istidrac:kafir ve günahkarların isteklerine uygun olarak meydana gelen olağanüstü şeyler.
168-İhanet: kafir ve günahkar kişiden isteğine aykırı bir şekilde meydana gelen olağanüstü hadiseler.
169-Hissi mucize: duyu organıyla algılanabilen olağanüstü hadiseler.ayın yarılması gibi.
170-araf: cennetle cehennem arasında bulunan yüksek kısımdır.
171-Kader:Allahın ezelden ebede kadar olacak şeyleri bilip takdir etmesi, kaza ise bunların yeri ve zamanı gelince yaratılmasıdır.
172-İcma: Hz.peygamberin vefatından sonraki herhangi bir devirde şeri bir meselenin hükmü konusunda müctehidlerin fikir birliği etmesidir. her müctehid aynı yönde kararlarını tek tek açıklarsa sarih icma olur; bazıları görüşlerini açıklar diğerleri sessiz kalır aksi bir görüş belirtmezse bu sukuti icma olur.
173-Kıyas: Kitap ve sünnette hükmü bulunmayan fıkhi meseleye, aralarındaki illet birliği sebebiyle naslarda düzenlenmiş meselenin hükmünü vermek.
174-Kıyasın rukunleri: 1)Asl:hükmü nas tarafından belirlenmiş fıkhi olay, 2) Fer: hükmü belirlenmemiş olay, 3) Aslın hükmü; asl hakkında sabit olan ve kıyas yoluyla fer e uygulanacak hüküm. 4) İllet: Asla ait olan hükmün konmasına esas teşkil eden özellik
175-istihsan: müctehidin bir meselede özel bir delil sebebiyle o meselenin benzerlerinde verdiği hükümden vazgeçip başka bir çözümü benimsemesi. genelde hanefi ve malikiler kullanır.
176-İstislah(Mesalihi mürsele) : daha çok malikiler kullanır.
177-istishab: daha önce varlığı bilinen durumun aksine delil bulunmadıkça varlığını koruduğuna hükmetmedir.
178-seddi zerai: kötülüğe giden yolların kapatılması. maliki ve hanbeliler sık kullanır.
179-rey: sözlükte şahsi görüş, kanaat. ıstılahta ise, hakkında açık bir nas bulunmayan fıkhi bir meselede müctehidin belli metodlar uygulayarak ulaştığı şahsi görüştür.
180-İctihad sözlükte,zor ve meşakkatli bir işi gerçekleştirme uğrunda kişinin olanca gayreti göstermesi, ıstılahta fakihin şeri ameli bir meselenin hükmünü ilgili delillerden çıkarmak için olanca gayreti sarfetmesidir.
181-Vazi hüküm:İki durum arasında Şariin kurduğu bağ. sebeb, şart ve mani şeklinde üçe ayrılır. 1) Sebeb:Şariin varlığını hükmün varlığı yokluğunu da hükmün yokluğu için alamet kıldığı durumdur.
(Rukun: birşeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan ve onun yapısından bir parça teşkil eden şey.) 2)
182-Şart: Bir hukuki sonucun varlığı kendi varlığına bağlı olan ancak kendisinin varlığı onun varlığını zaruri kılmayan ve onun yapısından bir parça teşkil etmeyen fiil veya vasıftır. 3) Mani: Varlığı sebebe hüküm bağlanamaması veya sebebin gerçekleşememesi sonucunu doğuran durumdur.
183-Müfsid: Başlanmış bir ibadeti bozan veya bir hukuki işlemi sakatlayan eksikliktir.
184-Teklifi Hüküm: Şariin mükelleften bir fiili yapmasını veya yapmamasını istemesi veya onu yapıp yapmamada serbest bırakmasıdır. Farz,vacip,mendup,mubah,tenzihen mekruh,tahrimen mekruh,haram şeklinde yediye ayrılır.
185-Farz:Allahın mükelleften yapılmasını kesin ve bağlayıcı bir tarzda istediği fiil; vacip ise kati değil zanni bir delille yapılmasınıkesin olarak istediği fiildir. Mendup, Yapılması teşvik edilen yapılması kesin olmayan bir tarzda istenen fiildir. Mendubun içine sünnet ve müstehab girer. ( Sünneti müeeked: peygamberin devamlı yaptığı nadiren terkettiğ;Sünneti ğayrı müekked: bazen yapıp bazen terkettiği sünnettir. Zevaid: İnsan olması sebebiyle yaptığı, dini anlamı olmayan sünnetlerdir.)
186-Müstehab: Peygamberin bazen yapıp bazen terkettiği, alimlerin ve salih kulların öteden beri yaptıkları ve tavsiye ettikleri fiil ve davranışlara denir.)
187-Mübah: Yapıp yapmamakta serbest bırakılan fiiller./ Mekruh: Şariin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan bir tarzda istediği fiildir. 188-Tahrimen Mekruh: Bir şeyin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı bir tarzda istemekle beraber bu talep haberi vahid gibi zanni bir delille gerçekleşmişse buna tahrimen mekruh denir.Yukarıdaki mekru tanımı aslında tenzihen mekruh için kullanılır. Haram ise Şariin bir fiilin yapılmasını kesin ve bağlayıcı bir ifade ile yasakladığı fiildir.
189-Haram iki türlüdür.1) Haram liaynihi: Bizzat kendisindeki kötülük sebebiyle baştan haram olan fiildir. 2) 190-Haram liğayrihi: Aslında meşru ve serbest olduğu halde haram kılınmasını gerekli kılan geçici durumla ilgili fiildir.
191-Azimet: herhangi bir zarurete bağlı polmaksızın ilkten konmuş olan ve her mükellefe normal durumlarda ayrı ayrı hitab eden asli hükümdür. Ruhsat ise, herhangi bir zaruret sebebiyle azimetin hükmünün terkedilebilmesi durumudur.

193-Gusulde delk yani ovalama ve muvalat yani ara vermeden yapma maikilere göre farzdır.
194-teyemmümde niyet farzdır.
195-Hanefide isfar yani sabah namazını oralık aydınlandıktan sonra kılmak müstehaptır. sadece kurban bayramının ilk günü müzdelifede bulunan hacıların o günün sabah namazını tağliste yani fecri sadık doğar doğmaz karanlıkta kımak faziletlidir. diğerlerine göre her zaman tağliste kılmak daha iyidir.
196-Muhazatün nisa: kadınların erkeklerle aynı safta veya hizada bulunmasıdır.
197-Tek başına namaz kılana münferid, imama uyarak kılana muktedi denir.
198-Müdrik: Namazın tamamını imamla kılan kişi./ lahik: namaza imamla başlamış ama namaza ara vermek zorunda kalmış kişi./ Mesbuk ise imama namazın 1. rekatinin rukusundan sonra yetişen kişidir.
199-Kefeni sünnet: Erkek için Kamis,izar ve lifafe;kadınlar için bunlarla birlikte baş ve göğüs örtüsüdür.
200-kefeni kifayet:erkek için izar ve lifafe ve kadın için bir de başörtüsüdür.
200”-kefeni zaruret ise tek parça beze sarılmak.
201-ramazan bayramı 1. gün ve kurban bayramı günleri oruç tutmak haramdır.
202-Nema: Zekatın şarlarından olan nema malın artıcı nitelikte olmasıdır. havelanül havl ise malın üzerinden bir kameri yıl geçmesidir.
203-Nisab:Altında 20 miskal:85 gram; Gümüşte 200 dirhem:595 gram; hayvanlarda 5 deve;30 sığır ve 40 koyundur.
204-Rikaz:yer altındai maden, define hazine gibi şeyler için kullanılır.
205-zekat için hayvan saime olmalı yani senenin çoğunu meralarda otlayarak geçirmelidir.yemle beslenen hayvana ise malufe, ziraat nakliyat gibi işlerde kullanılan hayvana ise amile denir.
206-Fıtr sadakası ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçları dışında belli bir miktar mala sahip müslümanın kendisi ve velayeti altındaki kişiler için verdiği bir sadakadır.
207-haccın geçerlik şartları: 1) Hac niyetiyle ihrama girmek 2)özel mekan 3) özel zaman
208-İhramın rukunleri: Niyet ve telbiyedir.
209-Mikat yerleri: 1) Zulhuleyfe: Medine tarafından gelenlerin ihram yeri.mekkeye en uzak burasıdır.hz. peygamber veda haccında halen Ahbarı Ali denen bu yerde ihrama girmiştir.
2) Cuhfe: Mısır ve Suriyeden
3) zatuırk. ırak , 4) Karnulmenazil. necid ve kuveyt
5) yelemlem: yemen ve hindistan yönünden gelenlerin mikat yeridir.mekkeye en yakın mikat da budur.
210-Haccın farzları ihram,arafat vakfesi ve ziyaret(ifaza) tavafıdır.
211-haccın asli vacipleri. say, müzdelife vakfesi,şeytan taşlama, halk veya taksir(saçları kısaltma) ve veda (sader) tavafı olmak üzere 5tir.
212-Remyi cimar:Şeytan taşlama işlemi.
213-ilk tehallül: Cinsel ilişki dışında yasaklar kalkar. saçların traş edilmesiyle başlar. ikinci tehallülde ise cinsel ilişki dahil tüm yasaklar kalkar. ziyaret tavafının yapılmasıyla olur.
214-Hedy:hac ve umre menasikiyle ilgili kesilen kurbana denir.Kurban bayramı dolayısıyla kesilene ise udhiyye denir.
215-Rici talak: kocaya yeni bir nikaha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme imkanı veren boşama türüdür.
216-Bain talak: kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikahla dönme imkanı veren boşama şeklidir.
217-mahkemeye boşanma için başvurmaya tefrik denir.
217-Lian: karısına zina etti deyip bunu ispat edemeyen karı kocanın karşılıklı lanetleşmesididr.
218-İla: Kocanın 4 ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına yemin etmesi, adamasıdır.
219-diyanet dergisi 1962 de çıkmaya başladı.
220-istilam:haceri esvedi selamlamak.

9

Ağustos
2012

KURAN-I KERİM BİLGİLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  491 Kez Okundu

1-Kur’an ın harekelerine bugünkü şeklini veren kimdir?d) Halil bin Ahmed el Ferahidi
2-Kur’an hristiyanlar için hangi tabiri kullanır ? d) Nasrani
3-Aşağıdakilerden hangisi rivayet tefsirine örnektir?b) Taberi tefsiri
4-Peygamberimizin Kur’an`ın zirvesi dediği sure hangisidir? a) Bakara
5-Kur’an ayetleri arasında anlam ilişkisi ve bütünlüğünün olmasını ifade eden ıstılah hangisidir? a) Siyak-Sİbak
5-Savaş için izin verilen ayet hangisidir ?d) Hac-39
6-Müzdelife´nin Kur’an´da geçen ismi nedir ?c) Meş’arül haram
7-Ruhu’l Kudüs kelimesi Kur’an´da hangi anlamda kullanılmıştır? a) Cebrail
8-İçerisinde ‘ Beni Nadir ‘ olayı geçen sure hangisidir?d) Haşr Suresi
9-Yolculukta namazın kısatılması ile ilgili ayet hangisidir? a) Nisa-101
10-Kur’an ve Sünnetde ´Hadd-i Kazf´ olarak adlandırılan ceza hangisidir?” b) Zina iftirası cezası
11- Savaş Ganimeti ‘ anlamına gelen sure aşağıdakilerden hangisidir? a) Enfal
12- Aksamü`l Kur`an ‘ ifadesi aşağıdakilerden hangisinin karşılığıdır ?b) Kur’an ‘daki yeminler
13-Ayetler ve sureler arasında icmal-tafsil, umumilik-hususilik, aklilik-hissilik,
sebep-müsebbeb, benzerlik-zıtlık gibi mana irtibatı sağlamaya ne denir?c) Tenasüb
14-İfk hadisesi hangi surede geçmektedir?c) Nur
15-Abdestin farz olduğunu ve hangi uzuvların yıkanacağını belirten ayet hangisidir? a) Maide-6
16-İslam ceza hukukunda hırsızlara tatbik edilmesi gereken ceza ne olarak adlandırılmıştır?b) Hadd-i Serika
17-Sebe suresinde geçen Sebelileri cezalandırmak amacıyla
onlara gönderilen sel baskınına verilen ad nedir?d) Seylü-l arim
18-Bakara ‘nın 251. ayetinde ‘ Calut ‘ un hangi Peygamber tarafından öldürdüğü belirtiliyor?b) Hz. Davud
19-Semud kavmine hangi peygamber gönderilmiştir?b) Hz. Salih
20-Tuva vadisinde rabbi ile konuşan peygamber hangisidir?d) Hz. Musa
21-Huneyn savaşı hangi surenin içinde geçmektedir?c) Tevbe
22-Orucun farz kılındığını belirten ayet hangisidir?d) Bakara-183
23-Karınca anlamına gelen sure hangsidir?b) Neml
24-`Duman´ anlamına gelen sure aşağdakilerden hangisidir?d) Duhan
25-Çokça zikri karşılığı Allah’ın demiri işlemeyi ve sudan zırh yapmayı öğrettiği
peygamber kimdir ?Hz.Davud
26-Kur`an okurken acele etmeden açık şekilde okumak anlamındaki
terime ne deni?c) Tertil
27-Kur`an ‘ın en uzun ayeti hangisidir?a) Bakara-282
28-Kur`an ‘daki en uzun ayet hangi konudan bahsetmektedir?a) Borçlanma
29-”Havfullah” ne demektir ?b) Allah korkusu
30Tasavvuf hareketinin en önemli temsilcsi kimdir?c) Rabia el-Adeviyye

9

Ağustos
2012

Diyanet mbst Tarama Notları

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  299 Kez Okundu

1-Siyer-i Nebî, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hayatını konu edinen bilim dalıdır.
2- Peygaamberimiz 20 Nisan 571 tarihinde Rebiul Evvel ayının pazartesi günü tan yeri ağarırken Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir.
3-Peygamberimiz Kureyş kabilesinin Haşimoğulları kolundandır.
4- Peygamber Efendimizin annesi, babası, dedesi ve süt annesinin adları : Annesi: AMİNE,Babası: ABDULLAH,Dedesi: ABDÜLMUTTALİP,Süt Annesi: HALİME
5- Peygamber Efendimizin en çok bilinen isimlerini
1) Muhammed 2) Mustafa
3) Ahmet 4) Mahmud
6- Peygamber Efendimizin doğumundan iki ay önce babası vefat etmiştir. Mekke’deki geleneksel uygulamaya göre, çocuklar süt anneye verilirdi. Peygamberimiz de 4 yaşına kadar süt annesi Hz. Halime’nin yanında kaldı. 6 yaşındayken annesi de vefat edince 8 yaşına kadar dedesi Abdulmuttalib’in yanında, dedesinin vefatından sonra amcası EbuTalib’in himayesinde büyümüştür.
7- Peygamber Efendimiz İlk evliliğini 25 yaşında iken Hz.Hatice ile yapmıştır.
8- Hz. Hatice, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in ilk eşidir.Peygamber Efendimize ilk iman edendir.
Peygamber Efendimize maddi ve manevi en büyük desteği verendir.Peygamber Efendimizin oğlu İbrahim hariç bütün çocuklarının annesidir.
9- Hz. Peygamber’in çocuklarının isimleri:
Erkekler: Kasım, Abdullah, İbrahim,
Kızları: Ümmü Gülsüm, Rukiye, Zeynep ve Fatıma
10- Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Peygamberlik ,M.610 tarihinde, 40 yaşında , Hira Nur dağında Peygamberlik gelmiştir.
11- İlk Müslümanlar : Hanımlardan Hz. Hatice
Büyüklerden Hz. Ebubekir,Çocuklardan Hz. Ali
Kölelerden Hz. Zeyd bin Harise
12-Peygamber Efendimize en çok düşmanlık yapanlar kimlerdir? Ebû Leheh,Ebû Cehil,Velid b. Muğire,Ümeyye b. Halef,Utbe b. Rebia,As b. Vail
13- İslamın yayılması Hz.Hamza ve Hz.Ömerin Müslüman olmasıyla hız kazanmıştır .
14- Peygamberliğin 10. yılında Hz. Peygamberin eşi Hz.Hatice ve amcası Ebû Talib’in vefat ettiği yıla hüzün yılı denir.
15-İsra ve Miraç olayı :Hicretten bir buçuk yıl önce Recep ayının 27. gecesi Peygamber Efendimizin
Cebrail (A.S) vasıtasıyla Mescid-i Haram’dan alınıp Mescid-i Aksa’ya götürülmesine
İsra; Yüce Allah’ın katına yükseltilmesine de miraç denir.
16- Peygamber Efendimize miraçta verilen hediyeler : Beş vakit namaz.Bakara Suresinin son iki ayeti, ( Âmenerrasûlü ), Ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların cennete gireceği müjdesi.
17- Hz. Aişe:1) Peygamber Efendimizin eşlerindendir.2) Hz.Ebubekir’in kızıdır.3) İlmiyle, zekasıyla ve bizlere bir çok hadis ulaştırmasıyla tanınmıştır.
18- Hicret :P eygamber Efendimizin ve ilk Müslümanların 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç etmesine denir.
19-El-Mebsud:Hanefî fıkıhçılarınm en büyüklerinden olan Serahsi, ikinci Şemsü’l-Eimme unvanı ile tanınır. İmam Serahsî’nin en hacimli ve en meşhur eseri olan el-Mebsût, 30 cilt, iki cilt bir arada olmak üzere 15 mücelled halinde matbudur.
20-Telfîk: İslâm hukukçuları Telfik kelimesini farklı şeyleri birleştirmek anlamında kullanırlarken, Usul bilginleri kelimeyi ictihad ve taklit alanlarında ayrı anlamlarda kullanırlar. Buna göre taklidde telfık, taklit yoluyla bir mesele veya amel üzerinde iki veya daha fazla mezhebin farklı hükümlerini birleştirerek tatbik etmektir. İctihad da telfık ise, bir mesele üzerinde birbirine muhalif iki görüş varken, daha sonra gelen bir müçtehidin bu ikisine uymayan üçüncü bir görüş onaya atmasıdır.
21-Telkin; Cenaze kabre konduktan ve başında Kur’an okuma tamamlandıktan sonra, kalabalığın orayı terkedip geride kalan bir kimsenin kahirin başında yüksek sesle ve ölüye hitaben iman esaslarını hatırlatması işlemine denir.
22-Teşyi’. Cenazeye karşı yapılan görevlerden birisi olan teşyi’, cenazenin yıkanıp kefenlenmesinden sonra, tabuta konulup musallaya ve cenaze namazından sonra da kabristana taşınmasına denir.
23-Muhtazar Son nefesine yaklaşmış ve ölmek üzere olan kişiye denir.
24-Ebû Talib’in vefatından 3 gün sonra, Efendimiz’in zevcesi Hz. Hatice de 65 yaşında iken bi’setîn 10. yılında, Ramazan ayında vefat etmiştir. Bu yıla hüzün senesi anlamında “Senetü’l Hüzün” adı verilmiştir.
25-Zeynep, Rukiye ve Ümmü Gülsüm, anneleri Hz. Hatice ile birlikte aynı anda Müslüman olmuşlardır.
26- Bütün bunların tamamının içerisinde olduğu hadis mecmualarına Cami denir. Cami, akaid, ibadet, muamelat, siyer, menâkıb, rikâk ve fiten gibi bütün alanlarla ilgili hadisleri içeren hadis mecmualarıdır. Buharı ve Müslim’in Sahih’leri birer cami’dir.
27-Cami’ türü hadis kitaplarının yalnızca ahkâm hadislerine ayrılmış olanlarına ise musannef denir.
28-Beraat Gecesi; Kur’an-ı Kerim*in dünya semasına indirildiği gecedir. Regaib Kandili: Recep ayının ilk Cuma gecesidir.
29-Miraç Kandili: Efendimizin miraca çıktığı gecedir.
Mevlid Kandili: Efendimizin dünyaya teşrif ettiği yani doğduğu gecedir.
30-Hz Peygamber Mekke’den Medine’ye hicreti esnasında, O ve beraberindekiler Cuma günü Küba köyündeki Rânûna vadisinde Salimoğulları yurdundan geçerken, öğle vakti Cuma namazı farz kılınmıştır. Peygamberimiz de bu emri oradakilere bildirerek ilk Cuma namazını Rânûna vadisinde kıidırmıştır.
31-İslam’ı ilk kabul eden erkeklerden Hz. Ebu Bekir, kadınlardan Hz. Hatice, çocuklardan Hz. Ali, kölelerden ise Hz. Zeyd’dir.
32-Recep, Muharrem ve Zilkade aylan haram aylardandır.
33-Müstedrek; bir hadis terimidir, önceki bir muhaddis musannifin şartlarına uygun olmasına rağmen, herhangi bir sebeple eserinde yer alamamış olan hadislerin bir başkası tarafından toplanması neticesinde meydana gelen yeni esere denir.
34-Vahiy kâtibi Kur’an ayetlerini yazan kişilere denir.
35- Kur’ân’ın en uzun ve en kısa sureleri :Bakara ve Kevser
36-Sebeb-i Vürûd, bir hadis terimidir. Hadîs-i şeriflerin söylenme sebebi anlamına gelir. Âyetleri tefsir etmek için nüzul sebeblerini bilmek gerektiği gibi bunun da bilinmesi gerekir.
37-Başında Besmele bulunmayan sure Tevbe süresidir.
38-Te vkifi, Peygamber Efendimiz tarafından yapılan sıralamadır
39-”Beytü’l-izze”: Kur’an’ı Kerim’ in Levh-i Mahfuz’dan alınıp dünya semasına indirildiği yerdir.
40-Kabe’ye doğru yönelerek namaz kılmanın farz olduğunu kabul eden kimselere Ehl-i Kıble yani Kabe’ye yönelen kişiler denir
41-Bayramın İlk günü fecr-i sadıktan sonra tıraş olmakla ilk tahallül gerçekleşir. İkinci tahallül ise ilk tahallülden sonra ziyaret tavafının da yapılmasıyla gerçekleşir.
42-Fevât, haccetmek üzere ihrama giren kişinin Arafat vakfesine yetişememeğine denir. Çoğulu fevâit’tir.
43-Kıyasın rükünleri dörttür; Asıl, fer, hüküm ve illet.
44-Teşrik Tekbiri: Kurban Bayramında arefe günü sabah namazıyla başlayıp, bayramın dördüncü günü, ikindi namazına kadar her farz namazdan sonra getirilen tekbirdir. Hükmü vaciptir. Teşrik kelimesinin anlamlan içerisinde et kurutmak yoktur
45-Ay tutulması halinde kılınan namaz Husuf, güneş tutulmasında kılınan namaz ise Küsuftur. Evvabin, akşam namazından sonra kılınan nafile namazdır. -Teheccüd ise gece kılınan nafile namazdır.
46-Kamerî ayların 13, 14 ve 15. günlerinde tutulan oruca Eyyam-ı Bîd denir
47-Nifas (loğusalık) kanı, hamile kadının çocuğunun doğumu sonrası gelen kandır.–Adet-hayız kanı, buluğ çağına erdikten sonra gelen kandır. Özür kanı ise rahatsızlıktan dolayı damardan gelen kanın tenasül uzvu yoluyla bedenden atılmasıdır.
48-Hz. Peygamber’in hicreti 2. Akabe görüşmesinden sonra 622 yılında gerçekleşmiştir.
49-Hayber, Hz. Peygamber’in hicretinin 7. yılında fethettiği bir yerdir. Şam-Medine yolu üzerindedir. Medine’nin 150 km. kuzeyindedir, Yahudilerin oturduğu bir yerleşim merkezidir. Hayber aynı zamanda hurma ve tahıl merkezidir. Burası 628′de fethedilmiştir.
50-M. 624 yılında Bedir savaşı, M. 625 yılında da Unut Savaşı yapılmıştır.
51-Peygamberimizin anneannesinin adı Berre’dir.
52-Habeşistan’a yapılan ilk hicret, Nübüvvetin 5. Yılında 615′de gerçekleşmiştir. Müslümanlar,
53-Mekke müşriklerinin zulmünden kurtularak İslâm’ın öngördüğü biçimde özgürce yaşayabilmek amacıyla Habeşistan’a göç etmişlerdir.
54-Sözlükte “anlaşma, akid ve yemin” manalarına gelen hilf, terim olarak cahiliye Arapları’nda kabilelerin veya şahısların yardımlaşma, dayanışma ve himaye amacıyla yaptıkları antlaşma ve ittifakları ifade eder. Hilf yapan kişilere halif denir. Fudul ise fadl kelimesinin çoğuludur. Fadl, şerefli ve üstün demektir. Fudul da şerefliler ve üstünler anlamına gelir. Hilfu’l FuduL fazilet sahiplerinin ve eşrafın yemini, üstün olanların sözleşmesi demektir. Bu Kureyşin bazı ileri gelenlerinin, Mekke’de haksızlığa uğrayan insanlara yardım etmek amacıyla yaptıkları, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in de katıldığı antlaşmayı ifade eder. Özetle, Hılfu’l-Fudül, Mekke kabilelerinin zulme karşı yaptıkları işbirliğine denir.
55-İnanılacak şeylerin her birine ayrı ayrı inanmaya “Tafsili İman”denir.
56-Tekfir. Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymak demektir.
57-Cehennemin bekçiliğini yapmak Mâlik adlı meleğin görevidir.
58-Mukarrebûn Melekleri: Her an Cenâb-ı Hakk’ı zikirle, O’nu noksan .sıfatlardan tenzihle ve her türlü kemâl vasıflarıyla takdisle meşguldürler. Allah’ın marifeti ve muhabbeti içinde kendilerinden geçmiş haldedirler.
59-Harem ile Mikat arasındaki bölgeye Hıll denir.
60-Mesbuk: cemaatle namaz kılınırken imama birinci rek’atte yetişe-pıeyen yani ilk rek’atin rükûundan sonra imama uyan kimsedir.
61-Erkekler için kefen: Kamis, izar, tifafe; kadınlar için ise: Kamis izar, lifafe, başörtüsü ve göğüslerin üzerine bağlanan bezden ibarettir. Yeteri kadar be/, bulunamayacak olursa, erkekler için izar ve lifafe, kadınlar için de izar, lifafe ve başörtüsü kâfi görülür. Bu kadar da bulunamazsa, cenaze bir beze sarılıp gömülür. Buna göre hımar adında bir kefen çeşidi yoktur.
62-Takdim; öne almak, te’hir ise sonraya bırakmak demektir. Seferi iken veya ihtiyaç ve mazeret halinde mukim iken öğle ile ikindi namazlarının öğle vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının akşam vaktinde birleştirerek kılınmasına cem-i takdim denir.
63- Birr: İyilik demektir.
64-Fütüvvet: Gençlik anlamına gelir, îhsan: İyilik ve güzellik anlamlarına gelir.
65- Bedir Savaşında Müslümanların sancaktarları:
Mus’ab b. Umeyr, Ali b. Ebî Tâlib ve Sa’db. Muaz
66-Peygamberimizin vefatından sonra sahabe Hz. Ebu Bekir’e Sakifetü Beni Saide de biat etmiştir.
67-Taif dönüşünde Peygamberimiz ve Zeyd, bir bağda dinlenirken kendilerine üzüm ikram edilen ve Peygamberimizin teklifi ü/erine Müslüman olan kişi Addas.
68-Müşriklerin Hâşimoğullarına uyguladıkları boykotu 3 yıl sürmüştür.
69-Tecessüs: Herhangi bir şeyin iç yüzünü ve gizli tarafını, birinin
kusurunu araştırmaktır. Bu, ahlâkî bir kavramdır.
70-Sebu’t-Tivel olarak isimlendirilen sureler :Bakara, A’raf, Nisa, Al-i Imran, En’am, Maide, Enfal
71-Sebu’l-Mesani, Fatiha suresinin diger adidir.
72-Rasulullah’m vefatından sonra Kur’an-i Kerim’i cem eden heyetin başkanı Zeyd b. Sabit
73-Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tarafından kaleme
alman tefsirin tam adı:Hak Dini Kur’an Dili
74-ilk vahiy Peygamberimize miladi 610 yılında, -Ramazan ayının 27′sinde Pazartesi günü gelmeye başlamıştır.
75-KURAN-I KERİM’ in Tam ortası da ; KEHF Suresinin 19.Ayetinin sondan bir önceki kelimesinin son harfi olan FE harfidir.
76-Üçte biri ; TEVBE Suresinin 100.Ayetinin başıdır.
77-Dörtte biri; EN’AM Suresinin sonudur.
78-Mescid-i Nebevi bir eğitim öğretim yeri olduğu gibi askeri işlerin görüşüldüğü bir mekan da olmuştur.
79-Mescid-i Nebevinin bitişiğinde fakir kimsesiz ve barınacak yeri olmayan müslümanlar için yapılmış olan yere Suffe denir. Burada kalanları Suffe Ehli denir. Suffede eğitim görmüş yetişmiş kimselerede Kurra adı verilir.
80-Hz.Muhammed hicretten sonra Medinedeki şehir topluluklarını şehir devleti halinde teşkilatlanmaya davet etmiştir. Bu davet sonucunda Medine Vesikası imzalanmıştır.Aynı zamanda bu anlaşma dünyanın ilk anayasası olarak kabul edilir.
81-Medine vesikası sözleşmesi ile araplar ve yahudiler müslümanları dini siyasi ve sosyal açıdan tanıdıklarını ilan etmiş oluyorlardı.
82-Hicretin 1. yılında Cuma namazı farz kılınmış ilk nüfus sayımı yapılmış ilk ezan meşru kılınmıştır.
83-Hicretten bir ay sonra ikişer rekat olarak kılınan öğle ikindi ve yatsı namazlarının farzları dört rekat’a çıkartılmıştır.
84-Hicretin 2. yılı Şaban ayında Ramazan orucu farz kılınmış Ramazan ayından sonrada Zekat farz kılınmıştır.
85-Hz. Muhammed’in bizzat kendisinin katıldığı savaşlara Gazve kendisinin katılmadığı bir sahabinin komutanlığı altında gönderdiği askeri birliğe ise Seriyye adı verilir.
86-Bedir gazvesi Hz.. Peygamberin Müşriklerle yaptığı ilk savaştır.Bu savaş sonucunda Ebu Cehil başta olmak üzere 70 kadar müşrik öldürülmüştür.Yine bu savaşta sağ olarak esir alınan iki müşrik ki bunlar Ukbe b.Ebu Muayt ve Nadr b. Haris Müslümanlara yaptıkları zulüm ve işkencelerden dolayı idam edilmişlerdir.
87-Bedir gazvesi başta Medine olmak üzere tüm Arap yarımadasında Müslümanların itibarının artmasına vesile olmuştur.
88-Bedir gazvesi sonucu öldürülen Ebu Cehil’in yerine Müşrikler Ebu Süfyan’ ı seçtiler.
89-Uhud savaşında Hz. Hamza’ yı şehit eden Vahşib. Harb’ tır.
90- Hz Muhammed 630 yılında hiç savaşmadan ve kan dökmeden Mekkeyi fethetmiştir.Bu arada Ebu Süfyan’ da uzun terddütler sonucunda Müslüman olmuştur.
91-Tebük Seferinden sonra 631 yılında Hz Muhammed (s.A.S)Hz.Ebu Bekir’ i hac emiri tayin etti.Hac da bu yıl farz kılındı.
92-Hz. Ayşe’ nin İfk olayı Beni Müstalik Gazvesi esnasında meydana gelmiştir.
93-Putperestliğin kökü Tevbe suresinin ilk 8 ayetinin inmesiyle tamamen kazınmıştır.
94-Arap adetlerine göre savaşın başında yapılan teke tek vuruşlara Mübareze adı verilir.
95-Hz. Muhammed Yahudilerle iyi geçinilmesini istemiş ve kendide başlangıçta namazlarında Yahudilerin kıblesi olan Beytül_Makdis’ e yönelmiştir.
96-Müslümanlar ile yaptıkları antlaşmayı bozan ilk yahudi kabilesi Kaynuka oğulları’ dır.
97-Kaynukaoğullarının hem okul hem mahkeme salonu olarak kullandıkları yer Beytül_Midras’ tır.
98-Hz.Muhammed İlk davetini eşi Hz.Haticeye daha sonra ebu talip ile azatlısı Zeydbin Haris’e yapmıştır.
99-Hz.Muhammed ibadetlerini gizli davet döneminde Haramı şerifte yapabiyor idi.
100-Hz.Muhammed tebliğ için Safa tepesinin eteğindeki Ebul Erkan’ın evini (Darul Erkan)’ ı seçti birçok kişi bu evde islamiyeti kabuletti. Bu evde islamiyeti kabul eden en son Hz.Ömerdir .
101-İlk vahiyle ikinci vahiy gelene kadar geçen bekleme süresi Fetret’ ül Vahiy denir.
102-İlk Hicret nübüvetin 5.yılında Habeşistan’ a yapılmıştır. İkinci hicret birinciden bir yıl sonra Cafer bin Ebu Talip başkanlığında yine Habeşistana yapılmıştır.
103-Hz.Muhammedin aynı yıl amcası Ebu Talip’i hemde eşi Hz.Hatice’ yi kaybetmesi üzerine bu yıla ( amül_hüzn ) yani hüzün yılı denmiştir.
104-Hz.Muhammed’in geceleyin Mekkeden Mescidi Aksa’ ya götürülmesine İsra ; göklere çıkarılmasına Miraç denmiştir.
105-Birinci akabe biatı Hz.Peygamberin mübüvetinin 10ncu yılında Mekkede Mina sınırlarındaki Akabe vadisinde gerçekleştirilmiştir . 1nci akabe biatından sonra Hz..Muhammed Yesrib halkının Kuranı öğrenebilmeleri için Kusad b. Ümir’ i Yesrib’ e göndermiştir.
106-İkinci Akabe Biatından sonra Hz.Muhammed ashabının Medine’ ye Hicretine izin vermiş ve kendiside 3 ay sonra Hz Ebu bekir ile birlikte Medine’ ye Hicret etmiştir.
107-Açık davet döneminde HZ.Muhammed’i en fazla düşmanlık gösteren Ebu Lehep olmuştur.
108-Konar göçer hayat süren araplara bedevi yerleşik hayat süren araplara ise Hadari denilir.
109-İslam Öncesi Arap Toplumunda kabilekler Hürler Mevlalar ve kölelerden oluşuyordu.
110-Azad edilen kölelerin oluşturduğu gruba Mevlalar denir.
111-Araplarda kabiledeki dayanışma ruhuna Asabiyet denilirdi.
112-Kabedeki en önemli put Hubel dir bu put Amr b.Lufan tarafından Suriye’den getirilmiştir.
113-Hz.Muhammed’in Annesi Amine b.vhb kureyş kabilesinin zühre oğullarına mensuptur.
114-Hz.Muhammed kureyş kabelesinin Haşimoğulları koluna mensuptur
115-Hz.Hatice Kureyşin Esed oğulları koluna mensuptur.
116-Hicaz savaşlarında Kureyş ve Kinane kabilelerinin komutanı Harb bin Ümeyye’ dir.
117-Hz.Muhammed’e ilk vahiy 610 yılında Recep ayının 27′nci gecesi Hira mağarasında gelmiştir.
118-Vahiyden etkilenen Hz.Muhammed’i hanımı Hz.Hatice amcasının oğlu Varaka bin Nevsel e götürmüştür.
119-Hz.Muhammed’i Medineye hicret için harekete geçiren esas unsur İslamiyetin oradaki parlak geleceğidir.
120-Hz.Muhammed Medineye Hicretinde Abdullah bin Ureykut kılavuzluk yapmıştır.
121-Hicret öneminden dolayı Hz.Ömer zamanında Hicri Takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir
122-Kuzey Arabistanda kurulan Devletler;Nabatiler Tedmürlüler Gassaniler HirelilerGüney
123-Arabistanda kurulan devletler;Mainliler Sebeliler Himyeriler
124-Peygamberimiz Kureyşin Haşimoğulları koluna mensuptur
125-Hz. Peygamberin süt annesi Halime Hazrec kabilesine mensuptur
126-Hz. Muhammed(s.A.S) Hilfulfudul Antlaşmasına iştirak ettiğinde 20 yaşındaydı.
126 -Hz. Hatice Hz.Peygambere kervanını verdiği sırada kölesi meysereyide yanına verdi.
128-Hz.Peygambere islamiyeti açık davet için nazil olan iki sure Şuara ve Hicr sureleridir.
129-Hz.Peygamberin Hz. Hatice ile evliliği 25 yıl sürmüştür.
130-Hz. Muhammed 35 yaşında iken Hacerul Esvedin yerine konulmasında hakemlik yaptı
131-Hz. Peygamberin geceleyin Mekkeden Mescidi aksaya götürülmesine İsra göklere çıkarılmasınada Miraç denir.
132-Hicretten sonra Evs ve Hacrec kabileleri ensar haline dönüşmüştür.
133-Kötülük yapmanın ve kan dökmenin yasak olduğu aylar;Zilkade Zilhicce Muharrem Recep tir.
134-Bedir gazvesinde sonra ilk olarak beşte biri(humus)ayrılan ganimet Kanukaoğullarından elde edilmiştir.
135-Medineye hicrete hazırlayan olay Akabe Biatlarıdır.
136-Mescid-i Nebevinin bitişiğinde bulunan ve Eğitim-Öğretim fonksiyonu üstlenen mekanın adı Suffedir.
137-Hz. Aişeye yapılan iftira Beni Müstalik gazvesi dönüşümünden sonra meydana gelmiştir.
138-Cuma namazı hicretin 1. yılında farz kılınmıştır.
139-Ezan hicretin 1. veye 2. yılında meşru kılındı.
140-Ramazan orucu hicretin 1. veya 2. yılında farz kılındı.Kurban bayramı namazı Zilhicce ayının onuncu gününde meşru kılındı.
141-Zekat hicretin ikinci yılında Ramazan ayından sonra farz kılındı.
142-Hz. Peygamberin Hicret yolculuğda gizlendiği mağaranın adı sevr dir.
143-Müslümanların ilk kıblesi Mescidi Aksadır.
144-İlk mihrab Emevi halifelerinden Ömer b. Abdüllazizin Medine valiliği sırasında yapılmıştır.
145-Hz. Peygamber Cuma namazını ilk defa hicret esnasında Rauna da kılmıştır.
146-Ganimetlerle ilgili ayetler Bedir gazvesinde sonra inmiştr.
147-Köprü Savaşı müslümanların Irak cephesinde Fetihlerle uğradığı ilk yenilgidir.
148-Hz.Peygamber Cüveyriye adlı hanımıyla Bedi Müstalik Gazvesinden sonra evlenmiştir.
149-Ömer b. Hattab adi kabilesine mensuptur.
150-Hz. Osman Kureyşin Beni Ümeyye koluna mensuptur.
151-Hz. Ebu Bekir zamanında Medine de kaza işlerini(kadılık görevi) Muaz. b. Cebel üstleniyordu.
152-Hz. Ali Hz. Ömer Hz. Osman suikast yoluyla şehid eilmiştir..
153-İslam tarihinin merkezini ve İslam tarihinin altın çağını teşkil eden dönem dinin doğuşundan peygamberin ölümüne kadar devam eden ve İslami kaynaklarda Asr-ı Saadet yani “saadet çağı” olarak adlandırılan dönemdir.
154-Halife dönemi:Bu dönemde İslam Devleti’nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya’ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına taşan İslamiyet, Asya ve Afrika’daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir. Dört Halife Dönemi, “Doğru Yolda Giden Olgun Halifeler Dönemi” anlamına gelen “Hulefa-i Raşidin Dönemi” olarak adlandırılır.
155-Emeviler dönemi :Emeviler dönemi 90 yıl kadar devam etti. Emevilerin başkenti Şam’dır. Emeviler zamanında İslam devletinin sınırları Atlas Okyanusundan Orta Asya içlerine kadar genişledi. Emevi iktidarı Abbasilerin iş başına gelmesiyle son buldu.
156-Abbasiler Dönemi:Abbasilerin başkenti Bağdattır. Abbasiler 5 asırdan fazla halifeliği ellerinde tuttular. Abbasiler siyasi alandan çok kültür ve medeniyet alanında gelişme gösterdiler.
157-Osmanlılar dönemi :1517′de Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferiyle halifelik Osmanlı Devletine geçti. Mukaddes emanetler istanbul’a getirildi. Osmanlı Devleti’nin yükselişiyle beraber, İslam tarihinde farklı bir dönem başladı. Bu dönemde müslümanlar Viyana önlerine kadar ilerledi. Her ne kadar Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinde olduğu dönemde başka İslam devletleri bulunsa da, Osmanlı Devleti yükseliş ve hatta gerileme döneminde bile daima önemli bir konuma sahip oldu, dünyann değişik yerlerinde yaşayan müslümanlar çoğu zaman düşmanlarına karşı Osmanlı Devletinden yardım istemişlerdir. Osmanlı Devleti başka ülkelerdeki müslümanlara yardım etmek amacıyla Endülüs’ün Müslümanların elinden çıkmasından sonra buradaki Müslüman ve Yahudileri Kuzey Afrika’ya ve Osmanlı topraklarına taşıdı. Fas’ta Portekizliler’le savaştı. Yine Portekizliler’e karşı Endonezya Adalarındaki Müslümanlara yardım etmek amacıyla Portekizliler’le Hint Okyanusu’nda savaştı.

9

Ağustos
2012

Diyanet mbst Tarama Notları

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  355 Kez Okundu

1-Akabe biatları 621-622de Mina hududları içinde gerçekleşti.
2-Ruhul kudus:cebraildir.
3-Peygamberin en büyük kızı zeynep en küçük kızı fatımadır.büyükten küçüğe kızları zeynep,rukiye,ümmü gülsüm ve fatımadır.
4-Peygamberin mühründe sırayla Allah,rasul,muhammed yazar.
5-osmanlıda fakirlere yemek dağıtmak için imarethaneler kuruldu.
6-marifetname erzurumlu ibrahim hakkının eseridir.
7-Karamanoğulları türkçeyi ilk kez resmi dil ilan eden beyliktir.
8-laiklik 1937de anayasaya kondu.
9-maturidiye göre zorlama sonucu inkar etme kişiyi dinden çıkarmaz.
10-insan hakları evrensel bildirisi 1948 de ilan edildi.
11-325 yılı iznik konsilinde incil dörde indirildi.
12-bugünkü hristiyanlığın kurucusu pavlustur.
13-kuran hristiyanlar için nasrani kavramını kullanır.
14-haram aylar:recep,zilkade,zilhicce ve muharrem aylarıdır.
15-tegib ve terhib:teşvik ve korkutmayla ilgili hadisler.
16-Kütübü sitte:Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace- Nesai .
17-İsrailiyyat:Yahudilikten, Hıristiyanlıktan ve diğer kültürlerden, İslamiyet’e giren rivayetlere denir.
18-tefsir bir rivaye:Ayetlerin açıklanmasında başka ayetleri, Hz. Peygamber ve ilk nesil Müslümanlarının açıklamalarını aktarmak suretiyle yapılan tefsire denir.
19-günümüzde en fazla müntesibi olan din hristiyanlıktır.
20-Cami:İbadet, muamelat ve ukûbata dair hadislerin yanı sıra, Kur’an-ı Kerimin fazileti, yaratılış, menâkıb ve benzeri konuları ihtiva eden hadis mecmualarıdır.
21-Sünen:Bu hadis mecmuaları, tahâret (temizlik)’ten vasiyete kadar olan bütün ibadet ve İslâm hukuku ile ilgili hadisleri ihtiva eden kitaplardır.
22-Musannef:tabiin döneminden sonra gelen neslin hadisleri konularına göre ayırıp, belirli bir düzen içinde yazmaya başlamaları ile yeni bir hadis kitabı türü ortaya çıkmıştır. Bu tür eserlere ‘musannaf’ denir.
23-Müstehab: yapılması güzel olan şey demektir.hz. peygamberin bazen yapıp bazen yapmadığı,ashabında yapılmasını güzel gördüğü şey demektir.
24-Müttefekün aleyh: Buhari ve müslimdeki ortak hadisler için kullanılır.
25-Cerh:Hadiste ravinin adalet ve zabt yönünden kusurlu vasıfları sebebiyle reddedilmesidir, ta’dil ise tam tersidir.
26-Müdelles hadis:Zayıf hadîs çeşitlerinden biri; râvisi tarafından bir kusuru gizlenerek ve bu kusurun bulunmadığını vehmettirecek şekilde rivâyet edilmiş hadîs.
27-Mütevâtir hadis, Sahabeden itibaren her devirde yalan üzerinde birleşmeleri aklen tasavvur olunamayan topluluklar tarafından rivayet edilen hadistir. Mütevatir olmayanlar ise ahad haberdir.
28-Müdrec hadis: râvisi tarafından isnadına veya metnine hadisin aslında olmayan bazı sözler sokuşturulmuş olan hadis demektir.
29-Nizamiye medreseleri selçuklu sultanı Alparslan zamanında kuruldu ve yaygınlaştı.
30-Mevkuf hadis: isnadı sahabede biten hadislere denir.
31-Merfu hadis: isnadı peygamberde biten hadisler
32-Maktu hadis: İsnadı tabiinde biten hadisler.
33-Mebsut, İmam Serahsinin eseridir.
34-Muvafakat, imam şatıbinin eseridir.
35-İslam Konferansı örgütü 1969 da fasın başkenti rabatta kuruldu. 57 üye ülke vardır.
36-medeniyetler ittifakı girişimine öncülük yapan iki ülke ispanya ve türkiyedir.
37-Müslümanların ilk hicret yeri habeşistanın bugünkü ismi etyopya dır.
38-Mondros mütarekesi 30 ekim 1918 de imzalandı.
39-Sivas kongresi 4-11 eylül 1919 gerçekleşti.
40-Tahkiki iman: delillere, bilgiye araştırmaya sorgulamaya dayanan imana denir.
41-Tefsirin tedvini, yazılı hale getirilmesi hadis içerisinde başladı.
42-Tahaddi ayetleri: Kuranın bir benzerinin getirilemeyeceğini söyleyerek meydan okuyan ayetler.
43-Müteşabih:Birden fazla manaya gelen, manası açık olmayıp manasında kapalılık bulunan,açıklamaya ihtiyaç duyulan ayetlere denir.
44-Mihne olayları Kuran mahlukmudur değilmidir tartışması etrafında gerçekleşmiştir.
45-Sahibi tertip:Kazaya kalan namaz sayısı 5 i geçmeyen kimseye denir.
46-Ramazan son gün itikafa girmek kifai olarak sünnettir.
47-Cenaze namazında selam vermek vaciptir.
48-120 koyunu olan 1 koyun zekat verir.
49-Öşür:toprak mahsulleri için verilen zekat.
50-Bir kimsenin kıra gömüp hatırlamadığı mala malı dımar denir.
51-Seddi zerai:İslam’da harama, kötü ve zararlı sonuçlaravasıta olan davranışların yasaklanması,kötülüğe, mefsedete götüren yolların kapatılması.
52-Zevaid sünnet:Hz. Peygamber (s.a.v.)’ in bir insan olmasıitibariyle yaptığı, Allah’ü Teâlâ’dan bir tebliğveya Allah’ın dinini açıklama niteliği taşımayan beşeri fiillerine denir.
53-mutezileye göre mürtekibi kebira( büyük günah işleyen) imandan çıkar fakat kafir olmaz.
54-Secavend: Ayetlerde durulması ve geçilmesini belirleyen işaretlere denir.
55-Taabbudi:manası sadece Allah tarafından bilinen emirler.
56-hadis öğretim ve tetkiki amacıyla kurulan ilk medrese medresei nuriyyedir.
57-İslam medeniyetinde sosyal yardımlaşma ve dayanışma amacına yönelik olarak geliştirilmiş en önemli kurum vakıftır.
58-Selçuklular döneminde Bağdat, Nişabur,Isfahan, Rey, Merv, Belh, Herat veMusul gibi büyük merkezlerde kurulmuş olan medreselere genel olarak Nizamiye medresesi denir.
59-Ahmed yesevi; Divanı Hikmet
60-Garibul hadis: Hadis lügati niteliğindeki eserlere verilen isimdir.
61-ilk müslüman türk devleti idil (Volga) dır.
62-Ridde savaşları: Hz. ebu bekrin ilk yıllarında dinden dönen ve zekat vermeyenlerle yaptığı savaşlar.
3.Selim:Nizamı Cedid
63-Medeniyetler İttifakı Forumu’nun ikincisi 6–7 Nisan 2009 tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Bir Birleşmiş Milletler Teşkilâtı projesi olan Medeniyetler İttifakı’nın eşbaşkanlığını Türkiye-ispanya yapmıştır.
64-Martin luther öncülüğündeki reform hareketi 16. yy.da başladı.
65-Hinduizmin en eski en temel kaynağı Vedalar’dır.
66-Abadile: İlimleri ve özellikle verdikleri fetvalarla meşhur olmuş Abdullah isimli 4 sahabi için kullanılır. bunlardan Abdullah b.abbas, Abdullah b. ömer ve Abdullah b. Zübeyr abadiledendir.4. kişide şüphe var. Ahmed b. hanbel ve bazı alimlere göre 4. isim Abdullah b. Amr ibn as; Hanefilere göre Abdullah b. mesuddur.
67-Ahkamul kuran: İbadet, mualemet,keffaret ve ukubat ile ilgili ayetlerin yorumunu konu edinen bilim dalıdır.
68-Aksamul kuran:Kuranda geçen yeminleri konu edinir.
69-Ali İsnat: Hadisi en kısa yoldan peygambere ulaştıran sahih isnattır. nazil isnat ise tam tersidir.
70-Altınoluk: Kabenin üzerine konan ve yağmur sularının dışarı akmasını sağlayan altından yapılmış oluktur. buna mizab-ı kabe de denir.
71-Arasat: Hesap yeri, mahşer yeri, mevkif.
72-Aşerei mübeşşere: Cennetle müjdelenen on sahabi: 4 halife, talha b. ubeydullah,zübeyr b. avvam, abdurrahman ibn avf,sad b. ebi vakkas,ebu ubeyde b. cerrah,said b. zeyddir. ibn abdilberr istiab adlı eserinde ebu ubeyde b. cerrah yerine Abdullah b. mesudu zikreder.
73-Ayise: lafzen ümidini kesmiş demek. ıstılahta belli bi yaşa gelip tamamen adetten kesilmiş kadına kullanılır.
74-beytülmamur. 7. semada melekler için inşa edilmiş, bir geleni bir daha gelmemek üzere 70 bin meleğin her gün ziyaret edip ibadet ettiği bir mabettir.
75-diyanet 1986 da ekim ayının ilk haftasını camiler haftası ilan etti.
76-Celse: İki secde arası oturuş.
77-İstirahat celsesi:İkinci secdeden sonra ayağa kalkmadan yapılan oturuş,hanefi ve malikide mekruh, şafi ve hanbelide sünnettir.
78-Yemame savaşında pek çok sahabi şehit olunca hz. ömerin teşvikiyle ebu bekr kuranı mushaf haline getirme vazifesini zeydb sabit başkanlığında bir komisyona verdi.
79-Cenaze namazının rükünleri kıyam ve tekbirdir. selam ise vaciptir.
80-Cennetül mualla: dedesi,amcası ve eşi hatice annemiz bu mezarda yatmaktadır.
81-Cerh ve tadil bakımından raviler, metaini aşere ya da tan sebebleri denilen on konuda incelenir. 5i adaletle 5i de zabpta ilgilidir.
82-Fevat: hac vazifesini yapan kimsenin süresi içinde arafe vakfesine yetişememesi.
83-Garibulhadis: hadislerdeki anlaşılması zor ve ancak sahanın uzmanları tarafından anlaşılabilen kelimelere denir.
84-Garibul Kuran: Tefsirde anlaşılması zor olan kelimeleri konu edinir.ilmin öncüsü Abdullah b. abbastır.
85-Kudsi hadis:Hz. peygamberin Allaha nispet ettiği hadisler. manası Allahtan sözleri peygamberdendir. bu konuda muhyiddin ibn arabinin mişkatül envar adlı eseri var.
86-Kütübi tisa: Kütübü sitteye 3 ilave eserle oluşur.bunlar Dariminin süneni, imam malikin muvattası ve ahmed b. hanbelin müsnedi+ yukarda sayılan 6 kitap.
87-Diyanet ilk defa hac organizasyonunu 1979 da yaptı.
88-Cumhriyet döneminde İlk diyanet işleri başkanı rifat börekçi
89-Diyanet işleri 633 sayılı kanun 1965te yürürlüğe girdi.
90-İlk mescid Kuba mescididir.
91-Sebut tıval ( yedi uzun sure ): Bakara,Ali İmran, Nisa, Maide,Enam ve Enfal sureleridir.
92-Vücuh: Lafızları aynı, manaları farklı olan kelimelere denir.
93-İlhadi tefsir: Kuran ve sünnetin açık hükümlerine aykırı tefsirlere denir.
94-Burhanı Limmi: Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delillerdir.
95-Ahdi atik:Tevrat / Ahdi Cedid: İncil
96-Tevrat: Kanun,Öğreti demek; İncil : Müjde demek
97-Beytül izze: Kuranın bir bütün olarak dünya semasına indirildiği yerin adıdır.
98-Berzah:ölümden Mahşerdeki dirilişe kadar süren hayat kabir/Berzah hayatıdır.
99-Küsuf: güneş tutulma namazı/ Husuf: ay tutulma namazı.
100-ilk hac sempozyumu 2006 yılında istanbulda yapıldı.
101-Peygamberin vefatından sonra sahabiler Sakifetü beni saide denilen yerde hz. ebu bekire biat etti.
102-İsar: kendi ihtiyaç içinde olsada kardeşini nefsine tercih etmek, cömertliğin zirvesidir.
1o4-Hz. Aişe: Onun ahlakı Kurandır demiştir.
105-Diyanet 1984 ten beri Umre organizasyonu yapmaktadır.
106-ilk vahiy m.610, 27 ramazan,pazartesi günü geldi.
107-Medinede inen son sure Nasr suresidir.
108-Türkiyenin en büyük üç gölü:Tuz,Van ve beyşehir gölleridir.
108-Kazasker:Osmanlıda divanda büyük davalara bakar,kadı ve müderrisleri atar.
109-Diyanet işleri başkanlığı 3 mart 1924te 429 sayılı kanunla Diyanet işleri reisliği adıyla kuruldu.
110-Türkiye diyanet vakfı 1975te kuruldu.
111-Aksamul kuran: Kurandaki yeminlerdir.
112-İtikadi mezhepler:selefiyye,maturidiyye ve eşariyyedir.
113-Halkulkuran:kuranın mahluk olup olmadığı tartışmasıdır.
114-Mutezilenin kurucusu:vasıl b. Ata
115-Cebriyye:kurucusu, Cehm b. Safvandır. İnsan fiillerinde hür değildir.
116-Kaderiye:Kurucusu,Mabed el-Cühenidir.kaderi inkar ederler,insan fiillerinde hürdür.
117-Hükmü itibarıyla hac çeşitleri:Farz,Vacip ve Nafile hac
118-Edası itibarıyla hac çeşitleri:Kıran,Temettü ve İfrad haccı
119-Afaki;Mikat sınırları dışında oturan kişiler için kullanılır.
120-Teyamun;Tavafı kabenin sağından yapmaktır.
121-Izdıba:Omuzlara alınan ridanın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atarak sağ omuzu ve sağ kolu açıkta bırakmak.
122-Remel:Koşmaksızın çalımlı ve süratli yürümek
123-Hıll;Harem ile mikat arasındaki bölgedir.
124-Tehallül:İhram yasaklarının sona ermesidir.tehallülü evvelden sonra cinsel ilişki yasağı devam eder,bu yasak tehallülü sani ile kalkar.
125-İhsar:Hac veya umre için ihrama giren kimsenin elinde olmayan bir sebeble ihramdan çıkmasıdır.
115-Unesco:Birleşmiş milletler eğitim,bilim ve kültür teşkilatıdır.
116-UN:Birleşmiş milletlerin simgesidir.
117-Hayız müddti en az hanefide 3 gün şafide ise bir gündür.en çok hanefide 10 şafide 15 gündür.
118-loğusalık/nifasa gelince hanefide azami 40 gün şafide ise 60 gündür.
119-istihlaf:namazda abdesti bozulan imamın yerine cemaatten birini geçirmesidir.
120-Cuma namazının sıhhati için hanefide imam dahil 4, şafide ise imam dahil 40 kişi olmalıdır.
121-Kerrubiyyun:Arşın etrafında bulunan meleklere denir.
122-Müşkilül kuran: Aralarında tenakuz ve ihtilaf olduğu zanndeilen ayetlere denir.
123-Maturidiyye. İnsan özgür bir cüzi iradeye sahiptir der.
Maturidiye göre husn ve kubh( iyilik ve kötüllük) akılla bilinebilir.Eşariye göre ise din bildirmedikçe bilinemez.
124-Revatip: 5 vakit namaza bağlı olarak kılınan nafile namaz; regaip ise 5 vakit namaza bağlı olmaksızın kılınan namazlara denir.
125-Vatanı sükna: 15 günden az kalmak üzere gidilen yer. vatanı ikame:15 günden fazla kalınacak yer; vatanı asli;kişinin doğup büyüdüğü,yerleştiği yer.
126-cenaze namazı en az bir kişiyle kılınır.
127-İcaz:Kuranın özlü oluşu, kelime ve cümlelerin derin ve eşsiz anlamlartaşımasıdır.
128-En uzun bakara, en kısa kevser suresi.
129-Besmele ile başlamayan sure Tevbe suresidir.
130-Sebul Mesani (tekrarlanan 7 ayet) Fatiha suresidir.
131-Elmalılı Hamdi Yazır: Hak dini Kuran Dili adlı tefsiri var.
133-Zelletülkari: kıraat okuyuş hatalarıdır.
134-Seferilik hanefide 15 gün Şafide ise 4 gündür.
135-Kavme:Rukudan doğrulmaktır.
136-Kabenin 4 rüknü:1) Rüknü haceri esved, 2)Rüknü Yemani, 3) Rüknü Iraki, 4)Rüknü Şami.
137-Mültezem:Kabenin kapısı ile haceri esved arasındaki yerdir.
138-Metaf: tavaf yapılan alan.-
139-Selefiye:ayet ve hadisleri olduğu gibi kabul eder ve yoruma kaçmaz.
140-Burhanı temanu:Kainatta birden fazla ilah olursa nizam bozulur delilidir.
141-Burhanı inni: eserden müessire yada hadiselerden kanuna doğru götüren delildir.
142-İşrakiyyun:Kurucusu Şehabeddin Sühreverdi.hakikate ancak kalb ve işrak ile ulaşılır.sezgi hakimdir.
143-Muattıla: Allahu tealanın subuti sıfatlarını zatının aynı sayıp böylece dolaylı olarak inkar ettikleri için mutezileye sıfatları ibtal edenler manasına muattıla denmiştir.
144-Meşşaiyyun: Derslerini gezerek veren ve hakikati peygamberle değilde akılla bulmaya çalışan filozoflar.
145-İstidrac:küfrü ve günahı açık olan kişde olağanüstü hal olması.

7

Ağustos
2012

DİYANET MBST TARAMA NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  913 Kez Okundu

-Tefsir ilminde ayetlerin öncesi ve sonrasına dikkat etmeyi ifade eden ıstılah Siyak-Sibak.

-Ravm:Ersre veya ötre harekelerde yapılır.Medd-i Munfasılı kasr ile okuyan Kıraat imamlarına Hadr ashabı denir.

-Ruhul-Kudüs ifadesi Kuran da Cebrail anlamında kullanılmıştır.

-Hadsileri , rivayet eden sahabilere göre tasnif eden kitaplara Müsned denir.

-Bilinen ilk Türkçe Kuran meali Samanoğulları döneminde yazılmıştır.

-Ayetlerin sonlarına , manayı gö önüne alarak secavend denilen işaretleri koyan alim Muhammed b. Tayfur.

-Türkiyedeki Süryani Kadim Kilisesi Şam patrikliğine bağlıdır.
-Yahudi mistisizmini fade eden terim Kabala.

-Kabir hayatına Berzah alemi denir.

-İmamet-i Suğra:Namaz imamlığını ifade eder.

-Kaside-i Bür de(Banet Suad)nin müellifi sahabe Kab b. Züheyr.

-İnzar ve Tebşir:Uyarma ve müjdeleme demektir.

-Merfû hadisler ise söz, fiil, takrir veya ahlâkî vasıflar olarak senedi muttasıl veya munkatı olsun açıkça veya dolaylı bir şekilde Hz. Peygamber’e izafe edilen hadistir.

-Mevkûf hadisler ise sahâbîlerin söz, fiil ve takrirlerine dair –muttasıl veya munkatı- haberlere mevkûf denir.

-Tâbiîye izafe olunan söz, fiil veya takrirlere ise “maktu hadis” denmektedir. Etbâü’t-tâbiîn de tâbiîler gibi kabul edilmektedir.

-Süneni Erbaadan :Bunlar, sırası ile En-Nesâ’î’nin Sünen’i, Ebû Dâvût’un Sünen’i, et-Tirmizi ve İbn Mâce’nin Sünen’leridir

-Müksirûn (Çok Hadis Rivayet Eden Sahâbîler) :Binden fazla hadis rivayet eden sahâbîlere denir. Çok hadis rivayet edenler için de kullanılır.

-Mushâf’ın tedvini ve çoğaltılmasında komisyon başkanlığı yapan Sahâbî Zeyd bin Sabit

Kur’ân-ı Kerîm’in daha çok ayet, hadîs ve sahâbî sözlerine dayanılarak yapılan tefsiri Rivayet tefsiriD) Rivâyet Tefsîri

-Kur’ân-ı Kerîm’de en son nazil olan sûre aşağıdakilerden hangisidir?Nasr

-Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın kaleme almış olduğu tefsirin adı nedir? B) Hak Dini Kur’ân Dili

- Kur’an ayetlerinin doğru anlaşılmasında ayetlerin indirildiği bağlamı ifade eden terimdir?Sebeb-i Nüzûl

-Bazı sûrelerin başında bulunan “Elif-LâmMîm” (آﻠﻢ ) gibi harflerden oluşan ayetlere ne

ad verilir?Huruf-ı Mukattaa B

- Bir ravinin “güvenilir, mutemet kimse” oldu-ğunu ifade etmek için kullanılan hadis terimi Sika

- Aklen, yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun, yine kendileri gibi

bir topluluktan rivayet ettikleri hadise  Mütevâtirdenir.

- “Maktû Hadîs” teriminin anlamı aşağıdakilerden hangisidir?Tabiîlerden gelen hadis

- “Adâlet ve zabt sıfatını taşıyan râvilerin muttasıl bir senedle rivâyet ettikleri, şâz ve illetli

olmayan hadîs” tanımı aşağıdaki hangi hadis türünü karşılar?Sahîh

-Hz. Peygamberin vefatından sonra hadislerin bir araya getirilmesi için yapılan çalışmalara

Hadis ilminde  Tedvîn denir.

-Muvatta Mâlik b. Enes tarafından tasnîf edilmiştir.

-“Kütüb-i Sitte” olarak isimlendirilen temel hadis kaynakları aşağıdakilerden hangisinde

doğru olarak sıralanmıştır? Buhârî – Müslim – Ebu Dâvud – Tirmizi – İbn

- Kur’ân’da, Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışan, inanmadıkları hâlde “Allah’a ve Ahiret

gününe inandık” diyen kimseler dini literatürde nasıl adlandırılır?Münafik

-Kur’ân’da “Kirâmen Kâtibîn” diye adlandırı-lan ve insanların amellerini yazmakla görevli

meleklere verilen diğer isim aşağıdakilerden hangisidir?Hafaza

-Kıyamet günü yeniden diriltildikten sonra bir araya toplanma” anlamına gelen terim Haşr.

- Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana Tahkiki iman denir.

-Allah’ın varlığını ispat etmek için İslam bilginleri tarafından ortaya konulan ve “Varlığı ve

yokluğu eşit bir varlık olan âlemin var olması için bir sebebe ihtiyaç vardır” şeklinde tanımlanan delil aşağıdakilerden hangisidir?İmkan delili

-“Mutezilenin güçlü olduğu dönemde yetiş-miş, akılcılık konusunda önde gelenlerden

olmuş ve Beytü’l-Hikme’ye girmiştir. Bilim ve felsefe temsilciliğinin gayrimüslimlerden

Müslümanlara geçmesinin sembolü bir ilim adamıdır. Risâle fi’l-Akl adlı eseri yazarak akıl

konusunu müstakil bir kitap olarak ele alan ilk âlimdir. İlimleri ilk tasnif eden odur. Matematik

ilimleri olarak tarif ettiği aritmetik, geometri, astronomi ve müzik bilgisini çok önemsemiş,

matematik ilmini elde etmeyenlerin ömür boyu okusalar da felsefeyi anlayamayacaklarını ileri

sürmüştür.” Yukarıda hayatı hakkında bilgi verilen İslam filozofu aşağıdakilerden hangisidir?KİNDİ

- Vatan-ı Aslî: 15 gün veya daha fazla kalmaya niyet edilen yer

-Aşağıdakilerden hangisinde, oruç keffaretiyle ilgili yaptırımlar sırasıyla verilmiştir? Köle âzâd etmek – 60 fakiri doyurmak – İki ay

peşpeşe oruç tutmak

-Aşağıdakilerden hangisinde dört mezhep imamı vefat tarihlerine göre kronolojik olarak

doğru sıralanmıştır? İmâm Ebû Hanîfe – İmâm Mâlik – İmâm Şâfiî – Ahmed b. Hanbel

- Tevbe Sûresi’nin 60. ayeti, hangi konuyu düzenlemektedir?Zekât verilecek kimseler

- Adak (nezir) orucunun hükmü aşağıdakilerden hangisidir? Vâcib

-Aşağıdakilerden hangisi bazı ibadetlerin yapılmasına mani olan hükmi kirliliktir?Hades

-Fıkıh literatüründe “Harama düşmemek için bazı mubahları ve şüpheli şeyleri yasaklamak” anlamına gelen ilke aşağıdakilerden hangisidir?Sedd-i Zerâî

- Aşağıdakilerden hangisi yeni doğan çocuktan dolayı Allah’a olan şükrünü göstermek için kesilen kurbana verilen addır?Akika Kurbanı

-Peygamberimizin (sav) bir düzen içerisinde, belirli zamanlarda ve farz ibadetlere bağlı olarak yaptığı nafile ibadetler aşağıdaki terimlerden hangisiyle ifade edilir?Revatib Sünnet

- Aşağıda verilen tavaf çeşitlerinden hangisi hacla ilgili değildir? Nezîr Tavafı

Hac ve Umre’de ihrama girmek için kaç mîkat mahalli vardır?5

- Aşağıdakilerden hangisinde hac ayları doğru olarak sıralanmıştır? Şevval – Zilkâde – Zilhicce

-Haricîlik ilk olarak hangi dönemde ortaya Çıkmıştır? Hz. Ali döneminde

-Aşağıdaki kavramlardan hangisi “Güzel Ahlâk” anlamına gelir?Hüsnü’l-Huluk

-Peygamberliğin 10. senesine “Hüzün Yılı” denilmesinin sebebi aşağıdakilerden hangisidir?Ebû Talib ve Hz. Hatîce’nin vefat etmeleri

-“Yardımlaşma” kavramı, din dilinde aşağıdaki terimlerden hangisi ile ifade edilir?Teâvün

-Akabe Bîâtı’nın ardından Medine’ye gönderilen ve oradaki Müslümanlara imamlık yapan sahabi aşağıdakilerden hangisidir? Mus’âb bin Umeyr

-Orta Asya Türk Cumhuriyetleri içerisinde en geniş topraklara sahiptir. 1991 yılında Sovyetlerin dağılmasından sonra yeniden bağımsızlığına kavuşan bu ülke aşağıdakilerden hangisidir?Kazakistan

-İslam kültür ve medeniyetine hizmet eden Buhara, Semerkant, Taşkent ve Mergınan

gibi kentlerin yer aldığı ülke aşağıdakilerden hangisidir?Özbekistan

- Konfüçyanizm’in kurucusu aşağıdakilerden hangisidir? K’ung Fu-tzu

- Eski Ahid’e göre, Yahudi mabedini ilk kez kim inşa etmiştir?Hz.Süleyman

- Üçüncü Diyanet İşleri Başkanı ve aynı zamanda “İslam Dini” adlı eserin müellifi aşağıdakilerden hangisidir? Ahmet Hamdi Akseki

-Diyanet İşleri Başkanlığının anayasal bir kurum olması ilk olarak hangi Anayasa ile

belirlenmiştir?1961

-Din İşleri Yüksek Kurulu kaç üyeden oluşur?16

-Peygamberimizin Soyu: Fihr (Kureyş) b. Malik yoluyla hz. İbrahimin torunlarından Adnana kadar gider.

-Dedesi, Abdulmuttalip b. Haşim; büyük dedesi, Haşim b. Abdimenaf, babaannesi, Fatma bnt. Amr’dır.

-Anneannesi Berre, dedesi vehb’dir.

-Kabe hakemliğinde yaşı: 35

-Habeşistana ilk hicret peygamberliğin beşinci yılında m.615 recep ayında gerçekleşti,4 kadın 11 erkek toplam 15 veya (16) kişi vardı. Bir yıl sobra Cafer b. ebi Talib başkanlığında 82 erkek ve 18 kadından oluşan bir grup daha hicret etti.

-Haşimoğulları, 3 yıl boyunca peygamberliğin 7. yılından 10. yılına kadar (616-619 arası) boykot edildi.

-Boykottan kısa bir süre sonra Ebi talip ve Hatice vefat etti, bu yıla senetül hüzün denildi.Hz. Hatice peygamberliğin 10. yılı 10 ramazan/ 19 nisan 620 de öldü.

-Hz.Haticenin vefatında 1 ay kadar sonra şevval ayında yanında zeyd b. harise ile taife gitti ve kanlar içinde döndü. (620).Dönüşte Utbe ve Şeybe’nin bağında Addas isimli köle müslüman oldu.Taif dönüşü Ahnes b. Şerik ve Sühey b. amrdan himaye istedi kabul etmediler. Nevfeloğullarının lideri Mutim b. Adiy himayesinde Mekkeye girebildi.

-Akabede medinelilerle 620,621,622 yıllarında 3 defa görüştü.ilki sadece mülakat, ikinci ve üçüncü biat şeklinde oldu.

-Peygamberliğin 11. yılında (620) Hazreç kabilesinden 6 kişiyle karşılaştı. bunlar: 1.Esad b. zürare, 2.Avf b.Haris, 3.Rafi b. malik, 4.Kutbe b. Amr, 5.Ukbe b. amir, 6. Cabir b. Abdillah’tır. Bu altı kişiye islamı anlattı müslüman oldular. Buna 1.akabe görüşmesi denir.(Görüşme)

-Bir yıl sonra peygamberliğin 12.yılı, m. 621′de Zilhicce ayında yukardaki altı kişyle birlikte 6 kişi daha toplamda 12 kişi geldi. 10 kişi hazreç kabilesinden 2 kişi Evs kabilesindendi. buna birinci Akabe biatı denir. Musab b. Umeyr’i Medineye Kuran öğretmeni olarak görevlendirdi.

-Peygamberliğin 13. yılında m. 622 de hac mevsiminde 2 si kadın toplam 75 medineli bir grup geldi. peygamberi Yesrib’e (Medine) davet ettiler.

Peygamberin isteğiyle onunla irtibatı sağlamak için 9 kişi hazreçten 3 kişi de evs kabilesinden olmak üzere 12 tane nakib ( temsilci ) seçildi. ikinci Akabe biatı denen bu olaydan 3 ay sonra Rebiülevvel ayında efendimiz hicret ettiler.

-3 gün sevr mağarasında kaldıktan sonra hz. peygamber, ebu bekr ve Amir b. Füheyre üçü abdullah b. ureykıt rehberliğinde yola devam etti.

-ilk cuma namazı ranuna vadisinde beni avf yurdunda kılındı hicret esnasında.hicretin 1. yılında cuma namazı farz kılındı.

-Abdullah b. Zeyd ezanı rüyada gördü, ilk ezan hicretin 1. (622) veya 2. (623) yılında bilal Habeşi tarafından okundu.

-Önce gerek mukim gerek seferi iken tüm namazlar 2 rekat kılınıyordu. medineye hicretten 1 ay sonra rebiülahir ayında mukim iken kılınan öğle,ikindi ve yatsı 4 rekata çıkarıldı.

-Hicretin 2. yılında Şaban ayında oruç farz kılındı. Aynı yıl ramazan ayında fıtr sadkasını peygamberimiz bir hutbede açıkladı.

-Hicretin 2. yılında ramazan ayından sonra ise zekat farz kılındı.

-Gazve: peygamberin bulunduğu savaşlara denir. Seriyye ise bizzat katılmadığı sahabeleri görevlendirdiği birliklerdir.Tüm savaşlarında şehit sayısı 138, ölen toplam müşrik 216 dır.Peygamber 27 gazve gerçekleştirmiştir.

-ilk seriyyeler şunlardır: 1) hicretin 1. yılı ramazan ayında m. 623 te hz. Hamza komutasında sifulbahr seriyyesi; 2) aynı yıl şevval ayında Ubeyde b. Haris komutasında Rabiğ seferi; 3) bundan bir ay sonra zilkade ayında Sad b. ebi Vakkas başkanlığında Harrar seferi; 4) Çarpışma meydana gelen dördüncü seriyye isehicretten 17 ay sonra recep ayında 624 te Abdullah b. Cahş başkanlığında gönderilen Batn-ı Nahle seriyyesidir.

-Bedir savaşından önceki hicretin 2. yılında gerçekleşen gazveler şunlardır: Ebva, Buvat,Bedrulula ve zuluşeyre gazveleridir.

-Bedir Savaşı (h.2/m.624)

-Uhut (3/625)

-Hendek (5/627)

-Hudeybiye Antlaşması (6/628)

-Mekke fethi (8/630)

-Huneyn-Evtas savaşları ve Taif Kuşatması (8/630)

-Kaynukaoğulları Medineden çıkarıldı( 2/624); Müslümanlarla yaptıkları anlaşmayı ilk bozan yahudi topluluğudur.

-Nadiroğulları (4/625)’te sürüldüler. Haşr sursi indi bu topluluk hakkında.bundan dolayı bu sureye beni nadir suresi de denir.

-Kureyzaoğulları olayı (5/627) de yaşandı.Hendek savaşı sonuna kadar medine kaldılar.bunlar, beni nadirden huyey b. ahtabın tahrikiyle hendek savaşında müslümanları arkadan vurmak istediler. peygamberimiz savaştan hemen sonra bunları kuşattı. kureyzaoğulları Sad b. Muazın hakemliğini kabul etti,Sad, buluğ çağına eren erkeklerin idam edilmesi, kadın ve çocukların esir alınmasına ve mallarının ganimet olmasına karar verdi.sadece bir kadın ise Hallad b. Suveyd isimli bir sahabenin üstüne kaya yuvarlayıp ölümüne sebeb olduğu için öldürüldü. cenabı Allah Ahzab suresinde bu olaya değinmiştir.

-Hayber fethi (7/628)

-Mute savaşı (8/629), Bizans ile müslümanlar arasında yüzyıllarca sürecek savaşlar bu savaşla başladı. kumandan Zeyd b. Harise; o şehit oluca Cafer b.ebi Talib; o da şehid olunca Abdullah b. Revaha komutan olacaktı. Hepsi şehit olunca halid b. velid komutran oldu.Seyfullah( Allahın kılıcı ) lakabını aldı.

-Tebük Seferi( Gazvetül Usre:Güçlük savaşı), orduya ise güçlük ordusu manasına Ceyşul Usra denir.( 9/630)

-Kab b.Malik,Mürare b. Rebi ve Hilal b. Ümeyye mazeretsiz tebük savaşına katılmadılar.müslümanlar Allahın emriyle bunlarla 50 gün küstü. tevbe suresi 118. ayetle allah bunları affetti.

-Senetül Vufud ( Heyetler Yılı) denilen h. 9. (630-631) yılında necranlı hristiyanlar medineye geldiler,peygamber onlara Ali imran 59-61 ayetleri okudu ve onları Mübaheleye (Karşılıklı lanetleşmeye ) çağırdı, düşündüler kabul etmediler.

-Veda haccı (10/632)

-Ziyaret için şu üç mescide gidilebilir: Mescidi aksa, Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi

-Ravzai Mutahhara: Peygamberimizin minberiyle kabri arasındaki kısımdır.

-Semiyyat: Akli delillerle sabit olmayan, sadece Allahın peygamberleri vasıtasıyla bildirdiği nakli nakli delillerle sabit olan itikadi hükümlere denir.

-Diyanet ilk defa hac organizasyonunu 1979 da yaptı.

-Cumhriyet dönemindeİlk diyanet işleri başkanı rifat börekçi

-Diyanet işleri 633 sayılı kanun 1965te yürürlüğe girdi.

-İlk mescid Kuba mescididir.

-Teşrik tekbirlerindeki teşriğin kelime manası et kurutmaktır.

-Kuranı çoğaltan grubun başkanı zeyd b. sabittir.

-Sebut tıval ( yedi uzun sure ): Bakara,Ali İmran, Nisa, Maide,Enam ve Enfal sureleridir.

-Vücuh: Lafızları aynı, manaları farklı olan kelimelere denir.

-İlhadi tefsir: Kuran ve sünnetin açık hükümlerine aykırı tefsirlere denir.

-Burhanı Limmi: Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delillerdir.

-Ahdi atik:Tevrat / Ahdi Cedid: İncil

-Tevrat: Kanun,Öğreti demek; İncil : Müjde demek

-Beytül izze: Kuranın bir bütün olarak dünya semasına indirildiği yerin adıdır.

-Berzah:ölümden Mahşerdeki dirilişe kadar süren hayat kabir/Berzah hayatıdır.

-Küsuf: güneş tutulma namazı/ Husuf: ay tutulma namazı.

-ilk hac sempozyumu 2006 yılında istanbulda yapıldı.

-Diyanette İç denetim birimi başkanlığı 2006 yılında açıldı.

-Peygamberin vefatından sonra sahabiler Sakifetü beni saide denilen yerde hz. ebu bekire biat etti.

-Maverdi’nin Edebüddünya veddin isimli eseri ahlak üzerinedir.

-İsar: kendi ihtiyaç içinde olsada kardeşini nefsine tercih etmek, cömertliğin zirvesidir.

-Hz. Aişe: Onun ahlakı Kurandı demiştir.

-Kuranın 22. suresi hac suresidir.

-Peygambere süt emzirenler. 1) ebu lehebin cariyesi Suveybe 2) Halime bnt. Ebi Züeyb 3) Amine bnt. Vehb

-Zeynep, Rukiyye ve Ümmü gülsüm Hz. Hatice annleriyle aynı anda müslüman oldular.

-Hz. peygamber h. 6. yılda umre yapmak üzere 1500 kişiyle mekkeye giderken arkada Abdullah ibn ümmü Mektum’u vekil bıraktı.

-Bakanlıklararası hac ve umre organizasyonunda Maliye, Sağlık ve İç işleri bakanlığı bulunur.

-Diyanet 1984 ten beri Umre organizasyonu yapmaktadır.

-Dehriyyun: zaman ve maddenin ebediliğini savunanlar.

-Üzeyir, lokman ve zülkarneyn veli mi peygamber mi belli değildir.

-Mezheb: bir dinin bilginleri arasındaki yorum farklılıklarından meydana gelen görüş farklılıklarıdır.

-Peygamberlerin sıfatları; sıdk,emanet,fetanet,ismet ve tebliğdir.

-ilk vahiy m.610, 27 ramazan,pazartesi günü geldi.

-Medinede inen son sure Nasr suresidir.

-Ayet:Alamet,nişan,ibret,emri acip,burhan ve delil manasına gelir.Genel kabule göre Kuranda 6236 ayet vardır.

-Türkiyenin en büyük üç gölü:Tuz,Van ve beyşehir gölleridir.

-Kazasker:Osmanlıda divanda büyük davalara bakar,kadı ve müderrisleri atar.

-Diyanet işleri başkanlığı 3 mart 1924te 429 sayılı kanunla Diyanet işleri reisliği adıyla kuruldu.

-Türkiye diyanet vakfı 1975te kuruldu.

-Aksamul kuran: Kurandaki yeminlerdir.

-İtikadi mezhepler:selefiyye,maturidiyye ve eşariyyedir.

-Zarurati diniyye: peygamberimizin Allah tarafından tebliğ edip haber verdiği kesin olarak bilinen hüküm ve esaslara denir.

-Haberi sıfatlar: Allahın eli,yüzü,gelmesi gibi sıfatları için kullanılır.

-Cennet bekçisi Rıdvan adlı melek.Cehennem bekçisi maliktir.

-Hz. ademe 10, şit 50, idris 30 ve ibrahime 10 sahife verildi.

-Ümmül habais(kötülüklerin anası):içkidir.

-Türkiye ile Avrupa birliği arasında müzakere 3 ekim 2005te başladı.

-Suudi arabistan başkenti: riyad

-Cemi takdim: namazları birleştirirken öğle ve akşam namazı vaktinde ikindi ve yatsıyı da kılmak,tam tersi ise cemi tehir adını alır.

-Halkulkuran:kuranın mahluk olup olmadığı tartışmasıdır.

-Mutezilenin kurucusu:vasıl b. Ata

-Cebriyye:kurucusu, Cehm b. Safvandır. İnsan fiillerinde hür değildir.

-Kaderiye:Kurucusu,Mabed el-Cühenidir.kaderi inkar ederler,insan fiillerinde hürdür.

-Hükmü itibarıyla hac çeşitleri:Farz,Vacip ve Nafile hac

-Edası itibarıyla hac çeşitleri:Kıran,Temettü ve İfrad haccı

-Afaki;Mikat sınırları dışında oturan kişiler için kullanılır.

-Teyamun;Tavafı kabenin sağından yapmaktır.

-Izdıba:Omuzlara alınan ridanın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atarak sağ omuzu ve sağ kolu açıkta bırakmak.

-Remel:Koşmaksızın çalımlı ve süratli yürümek

-Hıll;Harem ile mikat arasındaki bölgedir.

-Eyyamı Mina: Zilhiccenin 10,11,12 ve 13. günleridir.

-Ziyaret tavafı haccın farz olan tavafıdır.

Tehallül:İhram yasaklarının sona

ermesidir.tehallülü evvelden sonra cinsel ilişki yasağı devam eder,bu yasak tehallülü sani ile kalkar.

-İhsar:Hac veya umre için ihrama giren kimsenin elinde olmayan bir sebeble ihramdan çıkmasıdır.

-özbekistan başkenti:taşkent

-Unesco:Birleşmiş milletler eğitim,bilim ve kültür teşkilatıdır.

-İbn sina eseri:elkanunu fittıp

-Numan b. Sabit(Ebu Hanife) eseri: Elfıkhul ekber

-UN:Birleşmiş milletlerin simgesidir.

-Hanefide zevaid tekbiri birinci rekatta 3, şafide ise 7 tanedir.

-Hayız müddti en az hanefide 3 gün şafide ise bir gündür.en çok hanefide 10 şafide 15 gündür.

-loğusalık/nifasa gelince hanefide azami 40 gün şafide ise 60 gündür.

-istihlaf:namazda abdesti bozulan imamın yerine cemaatten birini geçirmesidir.

-Kerrubiyyun:Arşın etrafında bulunan meleklere denir.

-Müşkilül kuran: Aralarında tenakuz ve ihtilaf olduğu zanndeilen ayetlere denir.

-Maturidiyye. İnsan özgür bir cüzi iradeye sahiptir der.

-Maturidiye göre husn ve kubh( iyilik ve kötüllük) akılla bilinebilir.Eşariye göre ise din bildirmedikçe bilinemez.

-Eşariye göre dini tebliğat olmasa akıl ile Allahın varlığı bilinemez, maturidiye göre bilinebilir.

-Milletvekilliği yaşı 25e düşürüldü.2006 yılında.

-Nefri evvel:Bayramın 3. günü minadan ayrılmaya denir.

-Revatip: 5 vakit namaza bağlı olarak kılınan nafile namaz; regaip ise 5 vakit namaza bağlı olmaksızın kılınan namazlara denir.

-Vatanı sükna: 15 günden az kalmak üzere gidilen yer. vatanı ikame:15 günden fazla kalınacak yer; vatanı asli;kişinin doğup büyüdüğü,yerleştiği yer.

-Cenaze namazı en az bir kişiyle kılınır.

-İmam şafiye göre ihtilafı metalia itibar edilir.yani dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan müslümanlar hilalin kendi bölgelerinde görülmesi ile oruca başlarlar.

-Eyyamı bid. Kameri ayların 13,14 ve 15. günleri oruçla geçirmek.

-İmam şafiye göre ramazan orucunun kazası yeni bir ramazan gelmeden tutulamazsa kaza ile beraber bir de fidye vermek de gerekir.

-Ehli kıble: kabeye doğru namaz kılmanın farz olduğunu kabul edenler için kullanılır.

-Mukarrebun-İlliyyun: Daima Allahı tesbih eden ve anan, Allaha çok yakın ve onun katında şerefli mevkii bulunan melekler.

-İcaz:Kuranın özlü oluşu, kelime ve cümlelerin derin ve eşsiz anlamlartaşımasıdır.İ’caz: Kuranın mucize oluşu.

-En uzun bakara, en kısa kevser suresi.

-Din Şuraları: 1) 1993 Ankara 2) 1998 Ankara 3) 2004 Ankara ve sonuncusu 4) 12-16 ekim 2009 ankara bilkent otel ve konferans salonunda DİN ve TOPLUM: sosyal proplemler karşısında Din ve diyanet konusuyla toplandı.

-2010 yılı diyanet tarafından kuran yılı ilan edildi.

-Diyanet degileri: Aralık 2009:Göğe Uzanan Şehadet Parmağı ,Minare; Ocak 2010: Uzun Ömür Güzel Hayat; Şubat 2010: Çokluta Birlik Birlikte Çokluk; Mart 2010: Ruhun Miracı Namaz.

-Besmele ile başlamayan sure Tevbe suresidir.

-Sebul Mesani (tekrarlanan 7 ayet) Fatiha suresidir.

-Elmalılı Hamdi Yazır: Hak dini Kuran Dili adlı tefsiri var.

-Zelletülkari: kıraat okuyuş hatalarıdır.

-Seferilik hanefide 15 gün Şafide ise 4 gündür.

-Kavme:Rukudan doğrulmaktır.

-Kabenin 4 rüknü:1) Rüknü haceri esved, 2)Rüknü Yemani, 3) Rüknü Iraki, 4)Rüknü Şami.

-Mültezem:Kabenin kapısı ile haceri esved arasındaki yerdir.

-Cemrelerin mekkeden minaya doğru sıralanışı: Cemrei ula, cemrei vusta ve cemrei akabedir.

-Metaf: tavaf yapılan alan.

-Hacda kıran ve temettü haccı kurbanı için parası olmayanlar kurban bayramından önce 3 gün, memleketine dönünce de 7 gün toplam 10 gün oruç tutarlar.

Nefri evvel: bayramın 3. günü minadan ayrılmaya denir.

-Tafsili iman:iman edilecek şeylere ayrı ayrı iman etmek; İcmali iman ise toptan imandır.kelimei tevhid gibi.

-Selefiye:ayet ve hadisleri olduğu gibi kabul eder ve yoruma kaçmaz.

-Burhanı temanu:Kainatta birden fazla ilah olursa nizam bozulur delilidir.

-Burhanı inni: eserden müessire yada hadiselerden kanuna doğru götüren delildir.

-Meşşaiyyun: Derslerini gezerek veren ve hakikati peygamberle değilde akılla bulmaya çalışan filozoflar.

-İstidrac:küfrü ve günahı açık olan kişde olağanüstü hal olması.

-Ruhul kudus:cebraildir.

-Peygamberin mühründe sıraylaAllah,rasul,muhammed yazar.

-Seyahat acenteleri 1988 den itibaren diyanet gözetiminde hac organizasyonu düzenlemektedir.

-Dünya haritasını ilk defa piri reis çizdi.

-Hindistandaki taç mahal babür türk hükümdarı şah cihan tarafından eşi için yaptırıldı.

-Karamanoğulları türkçeyi ilk kez resmi dil ilan eden beyliktir.

-325 yılı iznik konsilinde incil dörde indirildi.

-Tezkir:doğruyu ve yanlışı hatırlatma manasına gelen vaaz kavramıdır.

-Bugünkü hristiyanlığın kurucusu pavlustur.

-Kuran hristiyanlar için nasrani kavramını kullanır.

-Haram aylar:recep,zilkade,zilhicce ve muharrem aylarıdır..

-Kütübü sitte:Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace- Nesai .

-ilk fıkh usulü kitabı şafiye ait olan er risaledir. imam şafinin eski görüşlerini ihtiva eden eseri hucce’dir.son görüşleri ise Ümm adlı eserindedir.

-Muvatta, imam malike aittir. müsned ise ahmed b. hanbele aittir.

-Mesalihi mürsele:Hükmün kendisine bağlanması ve üzerine hüküm bina edilmesi insanlara bir fayda sağlayan veya onlardan bir zararı gideren, fakat

-Cami:İbadet, muamelat ve ukûbata dair hadislerin yanı sıra, Kur’an-ı Kerimin fazileti, yaratılış, menâkıb ve benzeri konuları ihtiva eden hadis mecmualarıdır.

-Kurandan önceki kitapların geliş sıralaması:Tevrat-Zebur-İncil

-Sünen:Bu hadis mecmuaları, tahâret (temizlik)’ten vasiyete kadar olan bütün ibadet ve İslâm hukuku ile ilgili hadisleri ihtiva eden kitaplardır.

-Musannef:tabiin döneminden sonra gelen neslin hadisleri konularına göre ayırıp, belirli bir düzen içinde yazmaya başlamaları ile yeni bir hadis kitabı türü ortaya çıkmıştır. Bu tür eserlere ‘musannaf’ denir.

-Müttefekün aleyh: Buhari ve müslimdeki ortak hadisler için kullanılır.

-Cerh:Hadiste ravinin adalet ve zabt yönünden kusurlu vasıfları sebebiyle reddedilmesidir, ta’dil ise tam tersidir.

-Müdelles hadis:Zayıf hadîs çeşitlerinden biri; râvisi tarafından bir kusuru gizlenerek ve bu kusurun bulunmadığını vehmettirecek şekilde rivâyet edilmiş hadîs.

-Mütevâtir hadis, Sahabeden itibaren her devirde yalan üzerinde birleşmeleri aklen tasavvur olunamayan topluluklar tarafından rivayet edilen hadistir. Mütevatir olmayanlar ise ahad haberdir.

-Müdrec hadis: râvisi tarafından isnadına veya metnine hadisin aslında olmayan bazı sözler sokuşturulmuş olan hadis demektir.

-Nizamiye medreseleri selçuklu sultanı Alparslan zamanında kuruldu ve yaygınlaştı.

-Mevkuf hadis: isnadı sahabede biten hadislere denir.

-Merfu hadis: isnadı peygamberde biten hadisler

-Maktu hadis: İsnadı tabiinde biten hadisler.

-Mebsut, İmam Serahsinin eseridir.

-İslam Konferansı örgütü 1969 da fasın başkenti rabatta kuruldu. 57 üye ülke vardır.

-Sekülerizm: Dinden bağımsız olan ve dini mahiyeti olmayan manasına gelir.

-Mondros mütarekesi 30 ekim 1918 de imzalandı.

-Sivas kongresi 4-11 eylül 1919 gerçekleşti.

-Tahkiki iman: delillere, bilgiye araştırmaya sorgulamaya dayanan imana denir.

-Tahaddi ayetleri: Kuranın bir benzerinin getirilemeyeceğini söyleyerek meydan okuyan ayetler.

-Müteşabih:Birden fazla manaya gelen, manası açık olmayıp manasında kapalılık bulunan,açıklamaya ihtiyaç duyulan ayetlere denir.

-Mihne olayları Kuran mahlukmudur değilmidir tartışması etrafında gerçekleşmiştir.

-Sahibi tertip:Kazaya kalan namaz sayısı 5 i geçmeyen kimseye denir.

-Cenaze namazında sela vermek vaciptir.

-120 koyunu olan 1 koyun zekat verir.

-Öşür:toprak mahsulleri için verilen zekat.

-Bir kimsenin kıra gömüp hatırlamadığı mala malı dımar denir.

-Seddi zerai:İslam’da harama, kötü ve zararlı sonuçlaravasıta olan davranışların yasaklanması,kötülüğe, mefsedete götüren yolların kapatılması.

-Zevaid sünnet:Hz. Peygamber (s.a.v.)’ in bir insan olmasıitibariyle yaptığı, Allah’ü Teâlâ’dan bir tebliğveya Allah’ın dinini açıklama niteliği taşımayan beşeri fiillerine denir.

-Secavend: Ayetlerde durulması ve geçilmesini belirleyen işaretlere denir.

-Taabbudi:manası sadece Allah tarafından bilinen emirler

-Selçuklular döneminde Bağdat, Nişabur,Isfahan, Rey, Merv, Belh, Herat veMusul gibi büyük merkezlerde kurulmuş olan medreselere genel olarak Nizamiye medresesi denir.

-Ahîlerin el kitabı olan ve daha çok ahlaki kurallar ve psikolojik öğretiler içeren eserlere fütüvvetname denir.

-Garibul hadis: Hadis lügati niteliğindeki eserlere verilen isimdir.

-ilk müslüman türk devleti idil (Volga) dır.

-Ridde savaşları: Hz. ebu bekrin ilk yıllarında dinden dönen ve zekat vermeyenlerle yaptığı savaşlar.

-Hinduizmin en eski en temel kaynağı Vedalar’dır.

-Abadile: İlimleri ve özellikle verdikleri fetvalarla meşhur olmuş Abdullah isimli 4 sahabi için kullanılır. bunlardan Abdullah b.abbas, Abdullah b. ömer ve Abdullah b. Zübeyr abadiledendir.4. kişide şüphe var. Ahmed b. hanbel ve bazı alimlere göre 4. isim Abdullah b. Amr ibn as; Hanefilere göre Abdullah b. mesuddur.

-Ahkamul kuran: İbadet, mualemet,keffaret ve ukubat ile ilgili ayetlerin yorumunu konu edinen bilim dalıdır.

-Aksamul kuran:Kuranda geçen yeminleri konu edinir.

-Ali İsnat: Hadisi en kısa yoldan peygambere ulaştıran sahih isnattır. nazil isnat ise tam tersidir.

-Aşerei mübeşşere: Cennetle müjdelenen on sahabi: 4 halife, talha b. ubeydullah,zübeyr b. avvam, abdurrahman ibn avf,sad b. ebi vakkas,ebu ubeyde b. cerrah,said b. zeyddir. ibn abdilberr istiab adlı eserinde ebu ubeyde b. cerrah yerine Abdullah b. mesudu zikreder.

-Diyanet 1986 da ekim ayının ilk haftasını camiler haftası ilan etti.

-Celse: İki secde arası oturuş.

-Cenaze namazının rükünleri kıyam ve tekbirdir. selam ise vaciptir.

-Cennetül mualla: dedesi,amcası ve eşi hatice annemiz bu mezarda yatmaktadır.

-Delk: Abdest ve gusülde uzuvların ovulması.

-Dirayet tefsiri: Kuran ayetlerini ayet ve hadislerle açıklamakla yetinmeyip dil,edebiyat vs. dayanarak akıl ve ictihadla yapılan tefsirlerdir. rey tefsiri de denir.Örnekleri: 1) Fahreddin razi: Mefatihul gayb, 2) Beydavi’nin Envarut tenzil ve esrarut tevil, 3) Nesefinin Medarikut tenzil ve hakaikut tevil.

-Emsalul kuran: Kuranın meselleri.

-Fevat: hac vazifesini yapan kimsenin süresi içinde arafe vakfesine yetişememesi.

-Garibul hadis: hadislerdeki anlaşılması zor ve ancak sahanın uzmanları tarafından anlaşılabilen kelimelere denir.

-Garibul Kuran: Tefsirde anlaşılması zor olan kelimeleri konu edinir.ilmin öncüsü Abdullah b. abbastır.

-Kudsi hadis:Hz. peygamberin Allaha nispet ettiği hadisler. manası Allahtan sözleri peygamberdendir. bu konuda muhyiddin ibn arabinin mişkatül envar adlı eseri var.

-Kütübi tisa: Kütübü sitteye 3 ilave eserle oluşur.bunlar Dariminin süneni, imam malikin muvattası ve ahmed b. hanbelin müsnedi+ yukarda sayılan 6 kitap.

-Keribiyyun:arşın etrafında bulunan melekler.

-Melaikei muakkıp: insanları önlerinden ve arkalarından izleyen melekler.

-Mişna: Tevratın hükümlerini açıklayan şifahi beyanların yazıya geçirilmiş şeklidir.

-Miun: ayet sayısı 100 den fazla olan sureler.

-Mudal hadis: senedinde birbiri ardınca iki ravi düşen hadise denir.

-Mutezilenin 5 temel prensibi: 1) Tevhid 2) adalet 3) Vad vaid 4) elmenzile beynelmenzileteyn 5) emri bil maruf ve nehyi anil münker

-Muavvizateyn:felak-nas sureleri; muavvizat ise:ihlas,felak ve nas sureleri.

-Muhadram: hem cahiliye hem de peygamber zamanında yaşamış ancak peygamberi göremeyip sahabe ile görüşen müslümanlara verilen isimdir.

-Hucurat suresinden buruç suresine kadar olan surelere tıvalı mufassal, buruçtan leyl suresine kadar evsatı mufassal, leyl den nas suresine kadar kısarı mufassal denir.

-Müşkilul hadis.hadislerde anlaşılması zor olan ya da birbirine çelişkili gibi görünen ifadeleri konu edinen hadis dalıdır.

-Mutunu erbaa:hanefi fıkhında 4 ana kaynak eser.1) nesefinin kenzüd dekaiki, 2) Mevsılinin muhtar, 39 tacuşşeria mahmudun vikayesi ve 4 ) Saatinin Mecma adlı eserleridir.

-İmam muhammedin tevatür veya şöhret derecesinde nakledilen eserlerine zahirur rivaye denir.bunlar kadar sağlam olmayan bir rivayet yoluyla nakledilen eserlerine ise nadirur rivaye denir.

-Zahirur rivaye:1) el asl(mebsut) 2) camiussağir 3) camiulkebir 4) siyerus sağir 5) siyerül kebir 6) ziyadat ve ziyadatüz ziyadat,

-Nadirur rivaye: 1)rakiyyat 2) keysaniyyat 3) cürcaniyyat 4) haruniyyat 5) el hiyel vel mearic -Rivayet tefsirleri:1) taberi: camiul beyan an tevili ayıl kuran 2) ibn kesir: tefsirul kuranil azim.

-sahihan: buhari ve müslimin iki hadis kitabına birden bu ad verilir.

-selbi sıfat: Allahın ne olmadığını ve neler yapmadığını ifade eden sıfatlar.

-Talmud: sözlü tevratın yazıya geçirilmiş şekli olan mişna üzerine yapılmış tefsir ve yorumlardır.

-işari tefsir:tasavvufi tefsir.

-Telfik, değişik mezheplerin görüşlerinden faydalanmak.

-Tevratın bölümleri. tekvin,huruç,tevrat,sayılar ve tesniyedir.

-Ulul azm peygamberler: Hz. nuh,ibrahim,musa,isa ve muhammed.

-ilk vahiy katipliğini mekkede abdullah b. sad, medine de zeyd b. sabit yaptı. başlıca vahiy katipleri: 4 halife, muaviye, amr b. el As, muaz b. cebel, übey b. kab, muğire b. şube, şurahbil b. hasene,halid b. velid….

-Yemini lağv: bir şeyin öyle olduğu zannedilerek ya da ağız alışkanlığıyla yapılan yeminlerdir. keffaret gerekmez.

-Yemini ğamus: yalan yere, bile bile yapılan yemin.

-Yemini münakid. mümkün olan ve geleceğe yönelik bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yapılan yemindir. bu yeminin keffareti 10 fakiri doyurmak veya giydirmek veya köle azat etmektir. buna gücü yetmeyen kimse 3 gün peşpeşe oruç tutar.

-Zelle.peygamber hataları.

-Zıhar: erkeğin eşine onu kendine haram kılmak için sen bana anamın sırtı gibisin demesidir.keffareti: köle azat etmesi, buna gücü yetmezse 60 gün peşpeşe oruç tutması, buna da gücü yetmezse 60 fakiri doyurmaktır.

-Zati sıfatlar: 1) Vücud:Var olmak 2) Kıdem:Başlangıcı olmamak 3) beka:Sonu olmamak 4) Muhalefetün lil havadis: Sonradan olanlara benzememek 5) vahdaniyyet: Bir olması, eşi ve benzeri olmaması 6) Kıyam bi nefsihi: Varlığı kendinden olmak

-Subuti sıfatlar: 1) Hayat 2)semi 3)Basar 4)İrade 5)ilim 6)kudret, 7)kelam 8)tekvin:yaratmak.

-Zebur: yazılı şey ve kitap manasına gelir.

-İrhas:peygamber olacak şahsın peygamber olmadan önce gösterdiği olağanüstü şeyler.

meunet: yüce allahın veli olmayan bir kulunu içinde bulunduğu sıkıntıdan olağanüstü bir şekilde kurtarmasıdır.

-istidrac:kafir ve günahkarların isteklerine uygun olarak meydana gelen olağanüstü şeyler.

-İhanet: kafir ve günahkar kişiden isteğine aykırı bir şekilde meydana gelen olağanüstü hadiseler.

-Hissi mucize: duyu organıyla algılanabilen olağanüstü hadiseler.ayın yarılması gibi.

-Araf: cennetle cehennem arasında bulunan yüksek kısımdır.

-Kader:Allahın ezelden ebede kadar olacak şeyleri bilip takdir etmesi, kaza ise bunların yeri ve zamanı gelince yaratılmasıdır.

-İcma: Hz.peygamberin vefatından sonraki herhangi bir devirde şeri bir meselenin hükmü konusunda müctehidlerin fikir birliği etmesidir. her müctehid aynı yönde kararlarını tek tek açıklarsa sarih icma olur; bazıları görüşlerini açıklar diğerleri sessiz kalır aksi bir görüş belirtmezse bu sukuti icma olur.

-Kıyas: Kitap ve sünnette hükmü bulunmayan fıkhi meseleye, aralarındaki illet birliği sebebiyle naslarda düzenlenmiş meselenin hükmünü vermek.

-Kıyasın rukunleri: 1)Asl:hükmü nas tarafından belirlenmiş fıkhi olay, 2) Fer: hükmü belirlenmemiş olay, 3) Aslın hükmü; asl hakkında sabit olan ve kıyas yoluyla fer e uygulanacak hüküm. 4) İllet: Asla ait olan hükmün konmasına esas teşkil eden özellik

-istihsan: müctehidin bir meselede özel bir delil sebebiyle o meselenin benzerlerinde verdiği hükümden vazgeçip başka bir çözümü benimsemesi. genelde hanefi ve malikiler kullanır.

-İstislah(Mesalihi mürsele) : daha çok malikiler kullanır.

-istishab: daha önce varlığı bilinen durumun aksine delil bulunmadıkça varlığını koruduğuna hükmetmedir.

-Seddi zerai: kötülüğe giden yolların kapatılması. maliki ve hanbeliler sık kullanır.

-Rey: sözlükte şahsi görüş, kanaat. ıstılahta ise, hakkında açık bir nas bulunmayan fıkhi bir meselede müctehidin belli metodlar uygulayarak ulaştığı şahsi görüştür.

-İctihad sözlükte,zor ve meşakkatli bir işi gerçekleştirme uğrunda kişinin olanca gayreti göstermesi, ıstılahta fakihin şeri ameli bir meselenin hükmünü ilgili delillerden çıkarmak için olanca gayreti sarfetmesidir.

-Müfsid: Başlanmış bir ibadeti bozan veya bir hukuki işlemi sakatlayan eksikliktir.

-amazda tadili erkan vaciptir.ebu hanifeye göre huruç bi sunih yani namazdan kendi fiili ile çıkmak rukundür.

-Ezan okunurken her cümle arasında biraz beklenir ve ikinci cümlede ses biraz yükseltilir. buna teressül veya irtisal denir.kamet ise duraklama yapılmaksızın seri okunur. buna hedir denir.

-Muhazatün nisa: kadınların erkeklerle aynı safta veya hizada bulunmasıdır.

-Tek başına namaz kılana münferid, imama uyarak kılana muktedi denir.

-Müdrik: Namazın tamamını imamla kılan kişi./ lahik: namaza imamla başlamış ama namaza ara vermek zorunda kalmış kişi./ Mesbuk ise imama namazın 1. rekatinin rukusundan sonra yetişen kişidir.

-Kefeni sünnet: Erkek için Kamis,izar ve lifafe;kadınlar için bunlarla birlikte baş ve göğüs örtüsüdür.kefeni kifayet:erkek için izar ve lifafe ve kadın için bir de başörtüsüdür.kefeni zaruret ise tek parça beze sarılmak.

-Nema: Zekatın şarlarından olan nema malın artıcı nitelikte olmasıdır. havelanül havl ise malın üzerinden bir kameri yıl geçmesidir.

-Nisab:Altında 20 miskal:85 gram; Gümüşte 200 dirhem:595 gram; hayvanlarda 5 deve;30 sığır ve 40 koyundur.

-Rikaz:yer altındai maden, define hazine gibi şeyler için kullanılır.

-Zekat için hayvan saime olmalı yani senenin çoğunu meralarda otlayarak geçirmelidir.yemle beslenen hayvana ise malufe, ziraat nakliyat gibi işlerde kullanılan hayvana ise amile denir.

-Haccın geçerlik şartları: 1) Hac niyetiyle ihrama girmek 2)özel mekan 3) özel zaman

-İhramın rukunleri: Niyet ve telbiyedir.

-Mikat yerleri:

1) Zulhuleyfe: Medine tarafından gelenlerin ihram yeri.mekkeye en uzak burasıdır.hz. peygamber veda haccında halen Ahbarı Ali denen bu yerde ihrama girmiştir.

2) Cuhfe: Mısır ve Suriyeden

3) zatuırk. ırak ,

4) Karnulmenazil. necid ve kuveyt

5) yelemlem: yemen ve hindistan yönünden gelenlerin mikat yeridir.mekkeye en yakın mikat da budur.

-Haccın farzları ihram,arafat vakfesi ve ziyaret(ifaza) tavafıdır.

-Haccın asli vacipleri. say, müzdelife vakfesi,şeytan taşlama, halk veya taksir(saçları kısaltma) ve veda (sader) tavafı olmak üzere 5tir.

-Remyi cimar:Şeytan taşlama işlemi.

-ilk tehallül: Cinsel ilişki dışında yasaklar kalkar. saçların traş edilmesiyle başlar. ikinci tehallülde ise cinsel ilişki dahil tüm yasaklar kalkar. ziyaret tavafının yapılmasıyla olur.

-Umrenin farzları ihram ve tavaftır.

-Cinayet:İhramlıyken harem bölgesinde yapılması yasak olan şeylerin yapılmasına denir.

-Akika kurbanı hanefide mübahveya mendupken diğerlerinde sünnet, zahirilere göre vaciptir.

-Adam öldürme keffareti, mümin bir köle azad etmek buna gücü yetmezse 2 ay peş peşe oruç tutmaktır.

-Rici talak: kocaya yeni bir nikaha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme imkanı veren boşama türüdür.

-Bain talak: kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikahla dönme imkanı veren boşama şeklidir.

-Karşılıklı rıza ile boşanmaya muhalea veya hul denir.

-Mahkemeye boşnma için başvurmaya tefrik denir.

-Lian: karısına zina etti deyip bunu ispat edemeyen karı kocanın karşılıklı lanetleşmesididr.

-İla: Kocanın 4 ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına yemin etmesi, adamasıdır.

-Karz: geri ödenmek üzere birine verilen mal, borç.

-Hibe: bir malın bedelsiz olarak başkasına temlikidir.

-Şüfa: Sahibine, satım akdine konu olan bir akarı, müşteriye mal olduğu bedel karşılığında mülkiyetine geçirme yetkisi vermedir.

-Vedia: emanet mal.

-lukata:buluntu mal.

-Hisbe teşilatı: İslam toplumunda genel ahlakı ve kamu düzenini sağlardı. muhtesib denen görevliler vardı.

-Diyanet dergisi 1962 de çıkmaya başladı.

-istilam:haceri esvedi selamlamak.

TECVİD KONULARI

-Lahn: Hata. 1) Lahnı celi: hemen herkesin anlayabileceği okuyuş hataları. 2) Lahnı hafi: ancak işin uzmanlarınca farkedilebilecek hatalar.

-Sukun: harekesizlik demektir.alameti cezmdir. 1) sukunu lazım.durulduğunda ve geçildiğinde var olan sukuna denir. 2) sukunu arız: durulduğunda açığa çıkan geçildiğinde ortadan kalkan sukundur.

-Med, uzatmak demektir. Asli med,med harfinden ayrılmayan meddir ki buna tabii med de denir.Feri med ise, kendisinde asli meddin miktarını artıracak başka bir sebebin bulunduğu meddir ki buna mezid med de denir. kasr ise kısaltmak demektir.kelimenin herhangi bir harfini uzatmadan okumak demektir.

-Feri med, meddi muttasıl ve munfasıl olarak ikiye ayrılır: 1)Meddi muttasıl: harfi medden sonra sebebi medden hemze gelir ve bu ikisi aynı kelimede bulunursa meddi muttasıl olur. Mesela: Caaaae kelimesi.uzatılması vaciptir. En az bir elif daha uzatılmalıdır. 2)Meddi Munfasıl:Harfi medden sonra sebebi medden hemze gelir ve ikisi farklı kelimelerde bulunursa meddi munfasıl olur, uzatılması caizdir. mesela: Ya eyyühellezine kelimesi. 3) Meddi Lazım: Harfi medden sonra sebebi medden sukunu lazım gelirse meddi lazım olur ve 4 elif uzatılması vaciptir.mesela fatihada veledaallin. 4 kısma ayrılır. kelimede olur ve şeddeli olursa kelimei musakkal:veleddallin gibi. kelimede olur ve cezmli olura kelimei muhaffef: eelene leimesi gibi; harfte olur şeddeli olursa harfi musakkal: laaammim gibi.harfte olur cezm olursa harfi muhaffef: miiim gibi. 4) Meddi Arız: harfi medden sonra sebebi medden sukunu arız gelirse meddi arız olur ve 1ile 4 elif arası okumak mümkündür.mesela alemine kelimesinde durulursa. burada son harekeye göre çeşitli vecihler vardır.son hareke fetha ise 3 vecih caiz: tul,tevassut ve kasr; son hareke kesre ise 4 vecih caizdir: tul,tevassut,kasr ve revm. (Revm: sebebi med olan sukunun geldiği harfin harekesini gizli bir ses ile istemeye veya belirtmeye denir.): son hareke damme ise 7 vecih caizdir: tul,tevassut,kasr,revm,tul ile işmam, tevassut ile işmam ve kasr ile işmam.( İşmam: harfin ötre olan harekesine dudakları yumarak işaret etmektir.

-Meddi lin: Bir kelimede lin harfleri vav ve ye’den biri bulunur, hemen ardından da med sebeblerinden olan sukun bulunursa meddi lin olur. mesela fil suresinin sonları: vessayf diye durulduğunda…Meddi line sebeb olan sukun, lazım sukun ise meddi lini tul ( 4elif) ve tevassutla ( 2elif) okumak caizdir, kasrla okunmaz.. meddi line sebeb olan sukun, sukunu arız ise tul,tevassut ve Kasr (1 elif) ile okunabilir.

-İdğam: sakin bir harfi müteharrik bir harfe doğrudan veya çevirip katarak okumaktır.

1) İdğamı Misleyn: mahreç ve sıfatları aynı olan iki harften birincisi saki ikincisi harekeli olarak yan yana bulunursa olur. sakin be’nin harekeli be’ye, te nin te ye, cimin cime uğraması…. nun ile mim de gunnede yapılır.bunlarda idgamı misleyn maal gunne denir.

2) idgamı mütecaniseyn.Mahreçleri aynı sıfatları farklı harflerden birincisi sakin ikincisi harekeli gelirse olur. üç mahreçte sekiz harfte olur: a) Be ile MİM arasında, Kuranda tek misali var. ya buneyyerkeb meane şöyle okunur: ya buneyyerkemmeana. sakin be mime dönmüştür

3) İdgamı mütekaribeyn.mahreç ve sıfat bakımından birbirine yakınlığı bulunan şu harfler arasında meydana gelir: a) LAM-RA mesela bel rafeallahu şöyle okunur: berrafeallahu lam raya dönüştü. b) GAF-KEF arasında c) Sakin nun ve LAM-MİM-YE-VAV-RA arasında.bu çeşit ileride sakin nun ve tenvinde de karşımıza çıkacak.

Sakin nun ve tenvine ait hükümler:

1) İhfa: lügatte gizlemek demektir. izhar ile idgam arası bir olaydır. sakin nun veya tenvinden sonra 15 ihfa harfinden biri gelirse ihfa olur.

2) İzhar: lügatte açığa çıkarmak, ortaya koymaktır. sakin nun ve tenvinin tabii bir şekilde okunmasına denir. sakin nun veya tenvinden sonra izhar harflerinden biri gelirse izhar olur.

3) İklab: lügatte çevirmek, bir halden başka bir hale döndürmek demektir. sakin nun veya tenvinden sonra BE harfi gelirse iklab olur.sakin nun veya tenvin halis mime çevrilir. mesela min badi şöyle okunur. mimbadi.

4)İdgam:sakin nun veya tenvinden sonra YE-MİM-NUN-VAV-LAM-RA harflerinden biri gelirse idgam olur.gunneli ve gunnesiz kısımları vardır: a) İdgamı meal gunne: sakin nun ve tenvinden sonra YE-MİM-NUN-VAV harflerinden biri gelirse gunneli idgam olur. b) İdgamı bila gunne: sakin nun ve tenvinden sonra LAM-RA harfinden biri gelirse gunnesiz idgam olur.

SAKİN MİME AİT HALLER.

1)İdgamı misleyn meal gunne.sakin mimden sonra mim gelirse olur.

2) ihfa-i şefevi(dudak ihfası). sakin mimden sonra BE harfi gelirse olur.

3) İzhar: sakin mimden sonra MİM ve BE dışında bir harf gelirse olur.

-Harfi tarife ait hükümler: 1) İdgamı şemsiyye: eşşemsu kelimesine bakalım. burdaki lam okunmuyor. buradan çıkarabiliriz idgamı şemsiyeyi. 2) İzharı kameriye: elkameru kelimesine bakalım.burda lam okunuyor.lam okunanlar izharı kameriye oluyor.

-RA HARFİ:

1) RA kalın(tefhim ile) okunduğu yerler: a) harekesi fetha ve damme olursa: RA-RU gibi. b) ra sakin kendinden önceki harfin harekesi fetha ve damme olursa: erhame-murdifine gibi, c) ra sakin radan önceki harfin harekesi sakin ise bir önceki harfin harekesi fetha veya damme olursa: velasr, elkadr gibi, d) Ra sakin ve kendisinden önceki harfin harekesi arızi kesra (bir evveli ile okununca ortadan kalkan kesra) olursa: ircii,irkeb,irteda gibi. e) ra sakin kendinden önceki harfin harekesi kesra olur ve ra’dan sonra hurufu istila diye adlandırılan NOKTALI HA-SAD-DAD-ĞAYN-TI-KAF-ZI harflerinden biri bulunursa: irsaden, kırtasin,firgatin…

2) RA ince (terkik ile) okunduğu yerler: a) harekesi kere olursa . ri gibi, b) ra sakin ra dan önceki harf kesre olursa: fekebbirhu,mirfegan.. c) ra sakin radan önceki harfte sakin olur ve daha önceki harfin harekesi kesre olursa ince okunur. hicr, bikr gibi d) ra sakin olur kendinden önce lin harflerinden ye bulunursa: seyr,hayr gibi

3) RA hem ince hem kalın okunduğu yerler: a) ra sakin bir önceki harfin harekesi kesreli olursa ve ra dan sonra hurufu istiladan gaf bulunursa; kullu firgın gibi. b) ra sakin, bir önceki har hurufu istiladan SAD veya TI olur ve daha önceki harfte kesreli olursa : misr,gıtr gibi, c) Kurandaki şu kelimelerin de hem ince hem kalın okunabileceğine cevaz verilmiştir. en esr (sin harfiyle), feesr (sin), ize yesr (sin).

-Kalkale: lügatte ırgalamak, sarsmak demektir.tecvidde ise kalkale sıfatına sahip olan harflerin sukunlarının mahreçlerine çarpılarak okunmasıdır. harfleri gutbu cedin kelimesindeki GAF-TI-BE-CİM-DAL harfleridir.

-Sekte susmak demektir. tecvidde ise tilavet sırasında belli kelimeler üzerinde vakıf söz konusu olmadığı halde nefesi kesmemek şartıyla bir iki saniye sesi kesmektir. 4 yerde vardır: 1) kehf suresi birinci ayet sonunda ıvecen ile gayyimen kelimesinde var.ıvece diye bir iki saniye nefesi kesmeden bekler geçeriz. 2) yasin 52. ayette merganine ile heze ma kelimeleri arasında 3) kıyame suresi 27. ayetmen ile rag kelimeleri arasında 4) mutaffifin suresi 14. ayette kelle bel ile rane arasında var.

-Vasl: bir kelimeyi kendinden sonra gelen kelimeden ayırmadan, aralarında durmadan okumaktır. Vakf ise, kelimenin sonunda durarak onu kendinden sonra gelen kelimeden ayırmaktır.

-Tertil:Kıraatte, acele etmeden, harfleri ve harekeleri açık bir şekilde, mana ve hikmeti düşünerek, metni tane tane okumak anlamında kullanılan terimdir.

-İslam alimleri içinde sigorta kavramını ilk ele alan alim ibn abidindir.

-Tanah:yahudilikteki yazılı dini edebiyattır.

-Mehri müsemma: Nikah sırasında belirlenen mehir.

-Hasen hadis:Sahih hadisin tüm niteliklerini taşımasına rağmen, ravilerden birinin ya dabirkaçının zabt sıfatı tam olmayan hadis.

-Şemail:Hz. Peygamber’in fiziki ve ruhi özellikleri, ibadet ve yaşayışı, giyim ve kuşam tarzıgibi konuların ele alındığı kitap.

-sünen:Fıkıh bablarına göre tasnif edilmiş, merfu nitelikli ahkâm hadislerini ihtiva eden kitaplara denir.

-Nezair:“Kur’an-ı Kerim’de birden çok kelimenin aynı manayı ifade etmesi” anlamında kullanılan kavram.

-Hadisleri ilk defa tedvin eden tâbiî ibn şihab ez zührüdür.

-Mehir belirlenmeden akdedilen nikah sahihtir. Kadın mehr-i misil alır.

-HARFLERİN SIFATLARI

1-A) Zıttı Olan Sıfat-ı Lazimeler: harflerin zatından ayrılması mümkün olmayan sıfatlardır.

1- Cehr: Sesi aşıkar etmek.

1- Hems: sesi gizlemek.

2- Şiddet: Sesin akmaması güçlü okunması.

2- Rehavet: Sesin akması.

3- İsti’la: Dilin kökü ile birlikte damağa yükselmesi.

3- İnhifat:= İstifale: İstilanın zıddıdır. Dilin damağa yükselmemesi, aşağıda kalması.

4- İtbak: Dilin üst damağa yapışması veya yapışmaya yakın kalkması.

4- İnfitah: Dil ile damağın ayrılması.

5- Izlak: Kolaylık ve sürat.

5- Ismat: Harfi söylerken dile ağır geldiğinden 4, 5 ve 6 harfli kelimeler, izlak harfleri olan

B) Zıttı Olmayan Sıfat-ı Lazimeler

1-Safir: Dil ucu ile ön alt dişlerin arasından kuş sesi veya ıslık sesine benzer kuvvetli bir sesin çıkması.

2-Kalkale: Mahrecin kımıldaması.

3-Lin: Harfin kolay ve yumuşak çıkarılması.

4-İnhiraf: Bu harfler okunurken dilin öne veya arkaya doğru meyl etmesi.

5-Tekrir: Ra harfi okunurken dil ucunun titremesi.

6-Tefeşşi: Şın harfi okunurken sesin dil ile damak ortasında yayılması.

7-İstidale: Dad harfi okunurken dil kenarının üst azı dişlerden, lam mahrecine kadar uzanması.

2-Sıfatı Arızalar:

Harften ayrılması mümkün olan, ayrıldıkları zaman harfin zatını değiştirmeyen sıfatlar.

1-Tefhim: Harfi kalın okumak

2-Terkik: Harfi ince okumak.

3- İdğam:İki harfi bir harf yapıp şeddeli okumak.

4- İhfa: Şedde yapmadan, izhar ile idğam arası ğunneli okumak.

5- Izhar. İki harfin arasını birbirinden ayırmak.

6- Kalb=İklab: Bir harfin başka bir harfe dönmesi. Yani nunu sakin veya tenvindeki nun sesinin mime dönmesi.

7- Med: Harfin uzatılması

8- Vakıf: Nefesle beraber sesin kesilmesi.

9- Sekte: Nefes almadan sesi kesmektir.

10- Hareke: Harfin harekeli olması.

 

7

Ağustos
2012

GÜNCEL DİNİ SORULAR-1

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  433 Kez Okundu

-Kuran-ı Kerim de kaç sure vardır?
-Adetli iken oruca niyet olur mu?
-Kuran-ı Kerim ne zaman nazil oldu?
-7 Hamim neden okunur?
-Güneşe bakarak vakit tesbit etmeye ne denir?
-Adetli iken bir kadın Kuran öğrenebilir mi?
-Oruçlu iken ezan okununcaya kadar sahurda su içilebilir mi?

 

7

Ağustos
2012

DİYANET KILAVUZU SİYER ÇALIŞMA DOSYASI

Yazar: arafat  |  Kategori: SiYER  |  Yorum: Yok   |  575 Kez Okundu

 

-Mekke deVaraka b. Nevfel,Ubeydullah b. Cahş,Ümeyye b. Ebu Salt, Kuss b. Saide Hanif dinine mensuptu.
-Arab-ı Müsta’ribe, Hazreti İsmail’in soyundan gelen Arapları ifade eder.
-Ficar Savaşları’na Rasullullah’ın amcalarından Zübeyr komuta etmiştir.
-Açıktan davet Bakara Sûresi, 88. ayet ile başlamıştır.
-Aşağıdakilerden hangisi Habeşistan’a hicret eden ilk kafile: Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avam, Hz.Osman, Mus’ab b. Umeyr

-Efendimiz Taif ahalisini İslam’a davete kiminle beraber Zeyd b. Harise gitmiştir.
-Hamrâü’l-esed Gazvesi:Peygamberimiz (sas)’in, Uhud Savaşı’ndan hemen sonra, Mekke ordusunun geriye dönüp tekrar Medine üzerine gelebileceğini düşünerek onları takip ettiği ve Medine’ye 16 km uzaklıktaki bir vadide yaklaşık 5000 ateş yaktırarak geriye dönme niyetindeki düşmana göz dağı verdiği gazvesi.
-Hendek Savaşı’nda düşman ordusundan İslam saflarına katılan, savaş esnasında Müslüman olduğunu kimseye söylemeyip, Peygamberimiz (sas)’in izniyle, bu durumunu, İslam ordusunun savaşı kazanması için kullanan kişi Hz. Nuaym b. Mesud
- Benî Mustalik Gazvesi esnasında yaşanan İfk Hadisesi hakkında inen Nûr Sûresi, 11-14. ayetleri
-Peygamberimiz (sas) 30 bin kişilik İslam ordusuyla Tebük Gazvesi’ne çıktığında, Medine’de geriye kalan münafıkların toplanmak için inşa ettikleri fitne yuvası mescit Kur’an-ı Kerîm’de Mescid-i Dırâr isimle anılmaktadır.
-Peygamberimiz (sas) vefatına sebep olan hastalığa Safer ayının son günlerinde yakalanmıştır.
- Peygamberimiz (sas) vefatına sebep olan hastalığa eşlerinden Hz. Meymune’nin evinde tutulmuştur.
-Peygamberimiz (sas)’in cenazesini Hz. Ali yıkamıştır.
- Peygamberimiz (sas), vefat ettiği yere, Hz. Aişe’nin odasında kazılan kabre defnedilmiştir.SİYER SEÇME NOTLAR
-Hz.Osman,Peygamberimizin [s.a.v.] iki kızı ile evlenendi.
-Suraka ,Rasulullah’ı [s.a.v.] hicret sırasında yakalamak isterken atı çöle battı.
-Mirac; Peygamberimizin bir gece yatağından alınarak önce mescidi Aksaya sonrada semaya götürülmesidir, bineği ise Buraktır.
-Ezanı ruyasında öğrenen sahabi ,Abdullah bin Zeyd’dir.
-Bedir savaşında müslümanların ,Müslümanların sayısı 300 idi ve 14 kişi şehit oldu.
-Bedir savaşında Müşriklerin sayısı kaçtı ve kaç Kafir öldürüldü?
-İlk Cuma Namazı ,Raruna vadisinde kılınmıştır.
-Peygamberlerin vasıfları ;Sıdk [doğruluk], Emanet [güvenirlik], Fetanet [zeka ve yüksek anlayış], İsmet [masumiyyet], Tebliğ.
-Yer yüzündeki ilk Mescid ,Kabe’dir ve Hz. İbrahim [a.s.] ve oğlu İsmail ile birlikte Allah’ın emri ile yapmışlardır.
-Yer yüzünde yapılan ikinci Mescid ,Mescidi Aksad’ır,Yakup [a.s.] yapmıştır ve kudüste bulunmaktadır.
-Ulu’l –Azmdenilen Peygamberler ;Hz. Nuh [a.s.], Hz. İbrahim [a.s.], Hz. Musa [a.s.], Hz. İsa [a.s.], Hz. Muhammed [a.s.]’dır.
-Rasululah [s.a.] Şairi; Hassan bin Sabit, müezzini; Hz. Bilâl‘dir.
-Savaşa katılmadıkları için haklarında Ayet inen üç Sahabi ,Kaab bin Malik, Murare bin Rebi, Hilal bin Umeyye.
-Medinede ilk inşa edilen mescid Kuba Mescidi.
-Mekkede Kur’án-ı Kerim’i ilk kez açıkça okuyan sahabi, Abdullah bin Mesud [ra.]’dir.
-Rasulullah s.a. evi yapılmadan önce Medinede ,Ebu Eyyub el Ensari r.a.‘nin evine misafir oldu
-Peygamberimizin son savaşı ,Tebuk savaşıdır ve Miladi 630 yılında olmuştur.
-Peygamberimizin ,Süt Annesinin ismi; Halime’dir, süt kardeşinin ismi; Şeyma’dır.
-Ravza-i Mutahhara ,Peygamberimizin kabri ile Minberi arasındaki kısma denir.
-Asrı Saadet ,Rasulullahın a.s. yaşadığı çağa asrı saadet yani mutluluk çağı adı verilir .
-Yahudilerle yapılan en büyük savaş ,Hayber savaşıdır, Hicretin 7. yılında yapılmıstır.
-İslamda kutsal sayılan 3 Mescid;Mescidi Haram, Mescidi Nebevi, Mescidi Aksa.SİYER
- Hz İbrahim (as)’in ilk hanımı Hz Sâre
-Hz Hâcer , Hz İsmail’in annesidir.
- Hz Nuh veHz Lüt’un peygamberlerin hanımları kendilerine iman etmemiştir.
-Hz.Meryem, Hz Cebrail ile konuşma şerefine nail olan kadın
- Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen tek kadın Hz Meryem
-Hz Peygamber (sav) efendimiz Hz Hatice’nin vefatından sonra Abdişemsoğullar kabilesinden, yaşlı ve dul bir hanım olan SEVDE (ranha) ile evlenmiştir
-Hz Peygamber (sav) 25 yaşından 53 yaşına kadar 28 yıl tek eşle yaşamıştır
-Hz Peygamber (sav)’in Altı halası vardı: Beyda Ümmühakim, burre, Atike, Safiye, Erva, Ümeyye
-Hz Osman ile evlenmiş olan Peygamberimizin kızları, Rukiyye, Ebu Leheb’in oğlu Utbe; Ümmü Kulsum ise Ebu Leheb’in diğer oğlu Uteybe ile evliydiler
İslam gündeme gelince, ayrılıp baba evine döndüler
-Hz Ali (ra)’nin annesidir(Esed kızı Fatıma (ranha) Vefat etttiğinde, Peygamberimiz (sav) kendi gömleğini çıkarıp, ona kefen yapmıştır
-Ümmü Şerik El-Esediyye (ranha) ,Kâfirler kızgın güneş altında su vermeyerek işkence ederken, Allah’ın gökten kendisine su indirdiği, bunun üzerine işkence yapanların müslüman olduğu sahabi hanım
-Enes b Malik’in annesi olan sahabi hanımlardan Rumeysa (ranha)’nın diğer adı, Ümmü Süleym (ranha)
-Ebu Talha’nın “Mehrin nedir?” sorusunu Ümmü Süleym “Altın ve gümüş değil, senden sadece müslüman olmanı isterim, benim mehrim İSLAM’dır” diye cevap vermişti.
-Zeynep, Peygamberimiz (sav)’in en büyük kızı idi.
-Peygamberimiz (sav)’in kızı Zeyneb ,Teyzesi Hale’nin oğlu Ebu’l As Bin Rebi ile evliydi.
-Hz Peygamber (sav) Medine’ye hicret ettiğinde, Zeyneb Mekke de Kendisine iyi davranan, fakat henüz iman etmemiş olan kocasının İslamı kabülünü bekliyordu.
-Ebu’l-As, müslümanların eline esir düşmüş ve Hz Peygamber tarafından fidye alınmaksızın Zeyneb’i Medineye göndermek üzere serbest bırakılmıştı
-Ebu’l-As, Hicretin 7 yılında Müslüman oldu.Bunun üzerine Hz Peygamber Zeyneb’i ona geri vermişti
- Peygamberimizin (sav)’in kızı Hz Fatıma’nın çehizi : Bir elbise, bir gömlek, bir baş örtüsü, bir minder, biri ottan öbürüde koyun yününden iki döşek, dışı deri içi ottan
dört yastık, bir yün örtü, bir hasır, bir el değirmeni, bakır bir leğen, deriden bir su kabı, bir süt bakracı, bir tas, bir su tulumu, bir ibrik, bir küp ve bir testi
-Hz Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi istediği zaman“Kızım, Ehli Suffe açlıktan iki büklümken sana bunu veremem” karşılık almıştı

-İsmi Hind olan kadın , Ebu Süfyan’ın karısıdır Uhud, savaşında Vahşi’ye Hz Hamza’yı öldürtüp çiğerini söktürmüştür
-Hz Ebubekir (ra)’in hanımının adı ,Ümmü Rumman (ranha)SİYER NOTLARI
-Peygamberimiz Aleyhisselâm Medineye hicretinde 53 yaşında bulunuyordu.Peygamberimiz Aleyhisselâmın gelişiyle o zamana kadar Yesrib diye anılan bu şehir, Medine (Medinetünnebî = Peygamberin Şehri) olarak isim değiştirdi.
–Müslümanlar Arasında Kardeşlik Kurulması:Peygamberimiz Aleyhisselâm düşmanlara karşı iyice kuvvetlendirmek ve aralarında daha çok kaynaştırmak için müminleri, bir muhacir ve bir ensâr mümin, ikişer ikişer kardeş oldular. Böylece vatanlarını bırakıp mallarını, mülklerini Allah yolunda terkedenlere, yine Allah için diğer kardeşleri ellerini uzatıyor, malını paylaşıyor, derdine ortak oluyordu.
-Mescid-i Nebevî’nin Yapılması – Suffa EshâbıPeygamberimiz Aleyhisselâm Medine’ye gelince, Medineye girişinde devesinin çöktüğü arsa satın alındı. Peygamberimiz Aleyhisselâm ve bütün sahabiler canla başla çalışarak büyük bir Mescid yapıldı. Bu mescide,”Mescid-i Nebevî = Peygamber Mescidi” .adı verildi. O zaman kıble, Mescid-i Aksa üzere olduğu için, mihrabı Kudüs’e doğru yapıldı.
-Peygamberimiz Aleyhisselâm mescidinin hemen yanıbaşına Suffa denilen gölgelik bir yer yaptırdı. Kimsesiz, ilim öğrenen ve öğreten müminleri yerleştirdi. Böylece bugünkü Kur’ân mekteblerinin temeli atılmış, ilim tahsili başlamış oldu. Suffa Ashâbı adıyla anılan bu müminler, devamlı olarak Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanında bulunurlar, ilim öğrenirlerdi. Sahabilerin zenginleri ise, onların geçimini sağlarlardı. Islama yeni girenlere öğretici olarak burada yetişen âlimler gönderilirdi.
-İlk Ezan, Namaz Rekatleri Ve Aşûrâ Orucu (H.-2)Mescid’in bitmesinden sonra, müslümanlara namaz vakitlerini bildirmek için bir alâmete ihtiyaç oldu. Peygamberimiz Aleyhisselâm sahabileriyle çeşitli çareler konuştu. Çan çalmak, boru çalmak, ateş yakmak gibi fikirler, başka dinlerin alâmetlerine benzediği için kabul edilmedi. Sonra, görülen bir rüya üzerine bugünkü şekliyle Ezan sünnet kılındı. Aynı zamanda ilahî vahiy ile de bildirilen Ezan, çok kuvvetli bir sünnet oldu. Hazreti Bilal i Habeşî, gür sesiyle ezan okumaya başladı.
-Seriyye ve Gazalar:Peygamberimiz Aleyhisselâmın hazır bulunduğu savaşlara “Gazâ” veya “Gazve”, bulunmadıklarına ise “Seriyye” adı verilir.
-Kıble’nin Kudüs’den Kabe’ye Çevrilmesi (M. 623- H.2):Hicretin ikinci senesine kadar müminler Kudüs’deki Mescid-i Aksâ’ya doğru namaz kılıyorlar, ibadet yapıyorlardı. Bu senede ise kıble Mescid-i Aksâ’dan Mescid-i Haram’a, Kabe’ye çevrildi. Bu husustaki vahiy geldiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâm Seleme Oğulları yurdundaki mescidde öğle namazını kıldırıyordu. Farzın ikinci rekatinin rükûsunda vahyin gelmesiyle, Kudüs’den Kabe’ye doğru döndüler. Namazlarını bu halde tamamladılar. Onun için bu mescid, “İki Kıbleli Mescid” adını aldı.
-İçki, hicri 4, miladi 626 yılında yasaklandı. İçki üç safhada inen ayetlerle haram kılındı.
1-Bakara Sûresi :216,2-Nisa Sûresi :43,3-Mâide Sûresi :90-91
-Resulü Ekrem Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) İbranice ve Süryaniceyi öğrenmesi için Zeyd bin Sabit (Radiyallahu Anh)a emir buyurdu. İbraniceyi 15, Süryaniceyi 17 günde öğrendi. Okuma yaz-mayı da daha önce Bedir Savaşında esir düşenlerden öğrenmişti.
-İfk Hadisesi ,Hz. Aişe (Radiyallahu anha) validemize münafıkların reisi Abdullah bin Übeyy tarafından yapılan iftira hadisesidir. Cenab-ı Allah (Celle Celaluhu) Nûr Suresi 11-20. ayeti celileleriyle Hz. Aişe (Radiyallahu anha) annemiz hakkında söylenenlerin iftira olduğunu belirttiler.
-Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) hicretin 5. Yılında atlar ve develer arasında yarış yaptırdı. Yarışta dereceye girenlere de ödül verdi.

-Uhud Savaşının sebebi Müşrikler Bedirde aldıkları yenilginin intikamını almak istedikleri için.Müslümanlar 700, müşrikler ise 3.000 kişi idi.Hicri 3, Miladi 625 yılında oldu.
-Uhud Savaşında peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) in şehid edilen Hz. Hamza (Radiyallahu Anh) Peygamberimizin amcası idi.
-Uhud savaşında Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)e fırlatılan oka elini siper yaparak çolak kalan sahabi Talha Bin Ubeydullah (Radiyallahu Anh)
Hendek Savaşının sebebiYahudiler Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) e yaptıkları suikast girişiminden sonra Medineden sürüldüler. Mekkeli müşriklerle anlaşarak onları savaşa teşvik ettiler. Müşrikler Ebu Süfyan komuta-sında 10.000 kişilik bir kuvvetle Hicri 5, miladi 24 Ocak 627 tarihinde Medineye hücum ettiler.
-Hendek kazma fikrini,Selman-ı Farisi (Radiyallahu Anh) ın önerisiyle oybirliği ile alındı bu karar.Hendek savaşına adı verilen hendeklerin Uzunluğu: 5,5 km, derinliği: 5 m, eni:9 m. dir.?
-Yağmur duası ilk Hicri 6, miladi 628 yılında kuraklıktan dolayı Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Yağmur Duası yaptı.
-Mute Harbi Hicri 8, miladi 629 tarihinde Suriyede Bizansla ilk karşılaşma. Halid b. Velidin askeri dirayeti sayesinde 3.000 kişilik İslan ordusunun 100.000 kişilik Bizans ordusunun karşısında durması.Hâlid Bin Velide Allahın kılıcı ünvanını,
Mûte savaşında arka arkaya üç komutanın şehid olmasından sonra, ordu komutasını ele alıp müslümanları zafere götürdüğü zaman, peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) vermiştir.
-Ummül Kura Mekkenin diğer şehirler arasında önemli bir yeri vardır. Kur an-ı Kerim de Mekke şehrine Ummül Kura (Şehirlerin anası) adı verilmiştir. (En am Suresi:92)
-Huneyn Savaşı Hicri 8, Miladi 27 Ocak 630 yılında oldu.
-Hicri 9, miladi 630 yılı Recep ayında vefat eden Habeşistan kralı Necaşi Ashame nin gaipten cenaze namazını kılmıştır.
-Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) in son katıldığı savaş Tebuk savaşı.
-Tebuk seferi Hicri 9, Miladi 630 yılında.
-Habeş hükümdarı Necaşinin vafatı üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) kendisine dua edip salih bir kardeşin öldüğünü söyleyerek gıyabında cenaze namazını kıldı.
-Hac ne zaman farz İslâmın beş şartından olan Hac, hicri 9, miladi 631 yılında, Âl-i İmrân Sûresi: 96-97 ayeti keri-meleriyle farz kılındı.
-Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) in cemaata kıldırdığı son namaz hastalandığında Velmürselatti suresini okuyarak kıldırmış olduğu akşam namazıdır.
-Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) vefatından önce hastalandığında Hz Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) sahabilere 17 vakit namaz kıldırmıştır.
-Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) hangi sahabilerin Hz. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) ve Abdurrahman Bin Avf (Radiyallahu Anh)ın arkalarında namaz kılmıştır.
-Tabiun: Ashabı gören müslümanlardır.
-Peygamber anıldığında Salavat getirilir. Yani en kısa şekliyle Allahümme salli alà Muhammed denir.
-Hulefa-i Raşidin :D ört halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali dir. (Allah onlardan razı olsun)
-Makam-ı Mahmud ;Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)e Allah tarafından, ahirette verileceği en yüce şefaat makamı.
-Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in İncil ve Tevratta geçen isimleri :İncilde; Baraklit, Tevratta; Münhemenna.
-Resulüllah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) den sonra halife Hz. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) seçildi.

- Aşere-i Mübeşşere :D ünyada iken Cennetle müjdelenen 10 sahabedir.
1-Hz. Ebu Bekir (v.634)
2-Hz. Ömer (v.644)
3-Hz. Osman (v.656)
4-Hz. Ali (v.661)
5-Hz.Talha bin Ubeydullah (v.656)
6-Hz. Zübeyr bin Avvam, (v.656)
7-Hz. Abdurrahman bin Avf, (v.652)
8-Hz. Sad bin Ebi Vakkas, (v.674)
9-Hz. Sad bin Zeyd, (v.671)
-Kuranda ismi ile anılan tek sahabi Zeyd bin Harise (Radiyallahu Anh) (Ahzab Suresi:37)
-Kuran-ı Kerimde ismi geçen tek kadın Hz. Meryem.
-Peygamber Efendimizin ilk hanımı Hz. Hatice validemizdir. Efendimizin altısı Hz. Hatice validemizden, birisi Mısırlı hanımı Meryem validemizden olmak üzere yedi çocuğu dünyaya gelmiştir. Erkek evlatları: Kasım, Abdullah ve ibrahimdir,
Kız evlatları: Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatımadır.
-Peygamberimizin iki kızıyla evlendiği için Zinnureyn lakabı verilen sahabe Hz Osmandır.
-İlk vahiy 610 yılında, Nur dağındaki Hira mağarasında, Peygamber Efendimiz 40 yaşında — -Peygamberimize ilk inanan eşi Hz.Hatice
-Peygamberimizin gençlik döneminde haksızlığa karşı birlik içinde olduğu grubun adı Hılful Fudul
-Peygamberimizin süt kardeşi olan amcası Hz.Hamza
-İlk Müslüman lar ( kadınlardan) Peygamber Efendimizin eşi Hz. Hatice validemiz, çocuklardan Hz. Ali, kölelerden Hz. Zeyd b. Haris ve büyüklerden Hz. Ebu Bekir dir.
-Mekke’den hicret ederek Medine’ye gelen Müslümanlara “Muhacir”; Medine’nin yerli halkı olan ve Mekke’den hicret edenlere her türlü yardımı yapan Müslüman’lara “Ensar” denir.
-Peygamberimizin Medinelilerle birlikte gönderdiği ilk Kur’an öğretmeni Hz Mus’ap b Ümeyr.
-Hz.Hatice ve Ebu Talib’in ölümü vefat ettiği sene hüzün yılı olarak kabul edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz 632 yılında Medine’ de 63 yaşında iken ruhunu teslim etti.
Peygamberimiz Medine’ye vardığında ilk olarak Ebu Eyyüb’el Ensari evinde misafir olarak kaldı.
- Peygamber Efendimizi gören ve Müslüman olarak ölen kimselere sahabe denir.
-Peygamber Efendimiz vefat ettiği yere defn edilmiştir (Suudi Arabistan- Medineyi Münevvere). Kabrinin bulunduğu yere ” Ravza-i Mutahhare” denilmektedir.
-Peygamberimizin 632 yılında yüz binin üzerinde insana yaptığı konuşmanın adı Veda Hutbesidir.
-Haram aylarda yapılan savaşlara Ficar savaşları denir.

- Peygamberimiz (sas) vefatına sebep olan hastalığa eşlerinden Hz. Meymune’nin evinde tutulmuştur.
-Peygamberimiz (sas)’in cenazesini Hz. Ali yıkamıştır.
- Peygamberimiz (sas), vefat ettiği yere, Hz. Aişe’nin odasında kazılan kabre defnedilmiştir.
-Hz.Osman,Peygamberimizin [s.a.v.] iki kızı ile evlenendi.
-Suraka ,Rasulullah’ı [s.a.v.] hicret sırasında yakalamak isterken atı çöle battı.
-Mirac; Peygamberimizin bir gece yatağından alınarak önce mescidi Aksaya sonrada semaya götürülmesidir, bineği ise Buraktır.
-Ezanı ruyasında öğrenen sahabi ,Abdullah bin Zeyd’dir.
-Bedir savaşında müslümanların ,Müslümanların sayısı 300 idi ve 14 kişi şehit oldu.
-Bedir savaşında Müşriklerin sayısı kaçtı ve kaç Kafir öldürüldü?
-İlk Cuma Namazı ,Raruna vadisinde kılınmıştır.
-

-Peygamberlerin vasıfları ;Sıdk [doğruluk], Emanet [güvenirlik], Fetanet [zeka ve yüksek anlayış], İsmet [masumiyyet], Tebliğ.
-Yer yüzündeki ilk Mescid ,Kabe’dir ve Hz. İbrahim [a.s.] ve oğlu İsmail ile birlikte Allah’ın emri ile yapmışlardır.
-Ulu’l –Azm denilen Peygamberler ;Hz. Nuh [a.s.], Hz. İbrahim [a.s.], Hz. Musa [a.s.], Hz. İsa [a.s.], Hz. Muhammed [a.s.]’dır.
-Rasululah [s.a.] Şairi; Hassan bin Sabit, müezzini; Hz. Bilâl‘dir.
-Savaşa katılmadıkları için haklarında Ayet inen üç Sahabi ,Kaab bin Malik, Murare bin Rebi, Hilal bin Umeyye.
-Medinede ilk inşa edilen mescid Kuba Mescidi.
-Mekkede Kur’án-ı Kerim’i ilk kez açıkça okuyan sahabi, Abdullah bin Mesud [ra.]’dir.
-Rasulullah s.a. evi yapılmadan önce Medinede ,Ebu Eyyub el Ensari r.a.‘nin evine misafir oldu
-Peygamberimizin son savaşı ,Tebuk savaşıdır ve Miladi 630 yılında olmuştur.
-Peygamberimizin ,Süt Annesinin ismi; Halime’dir, süt kardeşinin ismi; Şeyma’dır.
-Ravza-i Mutahhara ,Peygamberimizin kabri ile Minberi arasındaki kısma denir.
-Asrı Saadet ,Rasulullahın a.s. yaşadığı çağa asrı saadet yani mutluluk çağı adı verilir .
-Yahudilerle yapılan en büyük savaş ,Hayber savaşıdır, Hicretin 7. yılında yapılmıstır.
-İslamda kutsal sayılan 3 Mescid;Mescidi Haram, Mescidi Nebevi, Mescidi Aksa.
- Hz İbrahim (as)’in ilk hanımı Hz Sâre
-Hz Hâcer , Hz İsmail’in annesidir.
- Hz Nuh ve Hz Lüt’un peygamberlerin hanımları kendilerine iman etmemiştir.
-Hz.Meryem, Hz Cebrail ile konuşma şerefine nail olan kadın
- Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen tek kadın Hz Meryem
-Hz Peygamber (sav) efendimiz Hz Hatice’nin vefatından sonra Abdişemsoğullar kabilesinden, yaşlı ve dul bir hanım olan SEVDE (ranha) ile evlenmiştir
-Hz Peygamber (sav) 25 yaşından 53 yaşına kadar 28 yıl tek eşle yaşamıştır
-Hz Peygamber (sav)’in altı halası vardı: Beyda Ümmühakim, burre, Atike, Safiye, Erva, Ümeyye
-Hz Osman ile evlenmiş olan Peygamberimizin kızları, Rukiyye, Ebu Leheb’in oğlu Utbe; Ümmü Kulsum ise Ebu Leheb’in diğer oğlu Uteybe ile evliydiler
İslam gündeme gelince, ayrılıp baba evine döndüler
-Hz Ali (ra)’nin annesidir(Esed kızı Fatıma (ranha) Vefat etttiğinde, Peygamberimiz (sav) kendi gömleğini çıkarıp, ona kefen yapmıştır

-Ümmü Şerik El-Esediyye (ranha) ,Kâfirler kızgın güneş altında su vermeyerek işkence ederken, Allah’ın gökten kendisine su indirdiği, bunun üzerine işkence yapanların müslüman olduğu sahabi hanım
-Enes b Malik’in annesi olan sahabi hanımlardan Rumeysa (ranha)’nın diğer adı, Ümmü Süleym (ranha)
-Ebu Talha’nın “Mehrin nedir?” sorusunu Ümmü Süleym “Altın ve gümüş değil, senden sadece müslüman olmanı isterim, benim mehrim İSLAM’dır” diye cevap vermişti.
-Zeynep, Peygamberimiz (sav)’in en büyük kızı idi.
-Peygamberimiz (sav)’in kızı Zeyneb ,Teyzesi Hale’nin oğlu Ebu’l As Bin Rebi ile evliydi.
-Hz Peygamber (sav) Medine’ye hicret ettiğinde, Zeyneb Mekke de Kendisine iyi davranan, fakat henüz iman etmemiş olan kocasının İslamı kabülünü bekliyordu.
-Ebu’l-As, müslümanların eline esir düşmüş ve Hz Peygamber tarafından fidye alınmaksızın Zeyneb’i Medineye göndermek üzere serbest bırakılmıştı
-Ebu’l-As, Hicretin 7 yılında Müslüman oldu.Bunun üzerine Hz Peygamber Zeyneb’i ona geri vermişti
- Peygamberimizin (sav)’in kızı Hz Fatıma’nın çehizi : Bir elbise, bir gömlek, bir baş örtüsü, bir minder, biri ottan öbürüde koyun yününden iki döşek, dışı deri içi ottan
dört yastık, bir yün örtü, bir hasır, bir el değirmeni, bakır bir leğen, deriden bir su kabı, bir süt bakracı, bir tas, bir su tulumu, bir ibrik, bir küp ve bir testi
-Hz Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi istediği zaman“Kızım, Ehli Suffe açlıktan iki büklümken sana bunu veremem” karşılık almıştı
- İsmi Hind olan kadın , Ebu Süfyan’ın karısıdır Uhud, savaşında Vahşi’ye Hz Hamza’yı öldürtüp çiğerini söktürmüştür
-Hz Ebubekir (ra)’in hanımının adı ,Ümmü Rumman (ranha) -Peygamberimiz Aleyhisselâm Medineye hicretinde 53 yaşında bulunuyordu.Peygamberimiz Aleyhisselâmın gelişiyle o zamana kadar Yesrib diye anılan bu şehir, Medine (Medinetünnebî -

 

-Peygamberin Şehri) olarak isim değiştirdi.
-Müslümanlar Arasında Kardeşlik Kurulması Peygamberimiz Aleyhisselâm düşmanlara karşı iyice kuvvetlendirmek ve aralarında daha çok kaynaştırmak için müminleri, bir muhacir ve bir ensâr mümin, ikişer ikişer kardeş oldular. Böylece vatanlarını bırakıp mallarını, mülklerini Allah yolunda terkedenlere, yine Allah için diğer kardeşleri ellerini uzatıyor, malını paylaşıyor, derdine ortak oluyordu.
-Mescid-i Nebevî’nin Yapılması – Suffa EshâbıPeygamberimiz Aleyhisselâm Medine’ye gelince, Medineye girişinde devesinin çöktüğü arsa satın alındı. Peygamberimiz Aleyhisselâm ve bütün sahabiler canla başla çalışarak büyük bir Mescid yapıldı. Bu mescide,”Mescid-i Nebevî = Peygamber Mescidi” .adı verildi. O zaman kıble, Mescid-i Aksa üzere olduğu için, mihrabı Kudüs’e doğru yapıldı.
-Peygamberimiz Aleyhisselâm mescidinin hemen yanıbaşına Suffa denilen gölgelik bir yer yaptırdı. Kimsesiz, ilim öğrenen ve öğreten müminleri yerleştirdi. Böylece bugünkü Kur’ân mekteblerinin temeli atılmış, ilim tahsili başlamış oldu. Suffa Ashâbı adıyla anılan bu müminler, devamlı olarak Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanında bulunurlar, ilim öğrenirlerdi. Sahabilerin zenginleri ise, onların geçimini sağlarlardı. Islama yeni girenlere öğretici olarak burada yetişen âlimler gönderilirdi.
-İlk Ezan, Namaz Rekatleri Ve Aşûrâ Orucu (H.-2)Mescid’in bitmesinden sonra, müslümanlara namaz vakitlerini bildirmek için bir alâmete ihtiyaç oldu. Peygamberimiz Aleyhisselâm sahabileriyle çeşitli çareler konuştu. Çan çalmak, boru çalmak, ateş yakmak gibi fikirler, başka dinlerin alâmetlerine benzediği için kabul edilmedi. Sonra, görülen bir rüya üzerine bugünkü şekliyle Ezan sünnet kılındı. Aynı zamanda ilahî vahiy ile de bildirilen Ezan, çok kuvvetli bir sünnet oldu. Hazreti Bilal i Habeşî, gür sesiyle ezan okumaya başladı.
-Seriyye ve Gazalar Peygamberimiz Aleyhisselâmın hazır bulunduğu savaşlara “Gazâ” veya “Gazve”, bulunmadıklarına ise “Seriyye” adı verilir.
-Kıble’nin Kudüs’den Kabe’ye Çevrilmesi (M. 623- H.2):Hicretin ikinci senesine kadar müminler Kudüs’deki Mescid-i Aksâ’ya doğru namaz kılıyorlar, ibadet yapıyorlardı. Bu senede ise kıble Mescid-i Aksâ’dan Mescid-i Haram’a, Kabe’ye çevrildi. Bu husustaki vahiy geldiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâm Seleme Oğulları yurdundaki mescidde öğle namazını kıldırıyordu. Farzın ikinci rekatinin rükûsunda vahyin gelmesiyle, Kudüs’den Kabe’ye doğru döndüler. Namazlarını bu halde tamamladılar. Onun için bu mescid, “İki Kıbleli Mescid” adını aldı.
- Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor? Mekke’de doğdu. Elli yaşından sonra Medine’ye hicret etti. Şimdi Medine’de “Ravza-i Mütaharra”sındadır.
- Peygamberimizin kaç adı vardır? Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.

- Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir? Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem’dir.
- Peygamberimizin babasının adı nedir? Abdullah’tır.
- Annesinin adı nedir? Amine’dir.
-Süt annesinin adı nedir? Halîme Hatun’dur.
- Dedesinin adı nedir? Abdülmüttaliptir.
- Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi? 40 yaşında.
- Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı? 23 sene peygamberlik yaptı.
- Fani hayatı kaç yaşında sona erdi? 63 yaşında sona erdi.
- Peygamberimizin kaç kızı vardı? Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)’dir.
- Peygamberimizin kaç oğlu doğdu? Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah 3) İbrahim (r.a) hazretleridir.
- Ezvac-ı Tahiratı yani Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın? Sayarım. 1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4)Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (radıyallahü anhüm) validelerimiz. Bunlardan Hz. Hadice (r.a.) validemiz peygamberimizin ilk zevcesidir
-Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazıları;Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam’ı yaymaktır.
- Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir? Hz. Aişe (r.a)’dır.
- Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir? Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem’dir.
- Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır? İki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.

- İlk Cuma namazı nerede kılınmıştır? Ranuna vadisinde 1
- Ensardan ilk şehit kimdir?Haris Bin Süreka
- Hz. Aişe validemiz kimin kızıdır? Hz. Ebu Bekir
- Allah yolunda ilk kılıcı kim çekti? Zübeyr Bin Avvam
- Hz. Hafsa validemiz kimin kızıdır? Hz. Ömer
- Hz. Ömer’in lakabı nedir? Ömer-ül Faruk
- Peygamberimiz (s.a.v.)’in süt annesinden kız kardeşi kimdir? Şeyma
-Hicri takvimin üçüncü ayı hangisidir? Rebiül Evvel
-Peygamberimiz (s.a.v.)’in oğlu İbrahim hangi hanımındandır? Hz. Maria
- Uhutta vücudu kanlar içinde iken peygambere siper olan kimdir? Hz. Nesibe Hatun
-Hacılar hangi ayın kaçında Arafat’a çıkar? Zilhicce 9
-

-Kim İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız dedi?Hz. Ömer
-Sevr mağarasına müşrikler hakkında bilgiyi kim getiriyordu? Abdullah b. EbuBekir
- Hz. Osman peygamberimizin hangi kızlarıyla evlendi? Rukiye-Ümmü Gülsüm
-Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i övmek için yazılan şiire ne ad verilir? Cevap : Natı Şerif
- Peygamberimizin [s.a.v.] iki kızı ile evlendiğinden dolayı ‘Zinnureyn’ lakabını alan sahabi kimdir ? ) Hz. Osman (r.a)
-Hendek Savaşında, hendek kazılarak savunma savaşı yapılması fikri hangi sahabiye aittir? Selman-ı Farisi
-Peygamber Efendimiz, Medineye hicret ettiğinde evinde 7 ay misafir olarak kaldığı ve kabrinin şu anda İstanbul da bulunduğu sahabi kimdir? Ebu Eyyüb el-Ensari
- Peygamber Efendimiz (S.A.V)’ in son savaşı hangisidir ? Tebük Savaşı
- Peygamber Efendimiz’in Hz. Mariye’den dünyaya gelen çocuğunun ismi nedir İbrahim
- Peygamber Efendimizin soyu hangi evladı ile devam etmiştir? Fatıma
- Vefat haberi duyulunca, bizzat Peygamberimiz tarafından kendisine

-İlk gıyabi cenaze namazı kıldırılan şahıs kimdir? Necaşi
- Peygamberimizden en cok hadis rivayet eden ve suffa ashabından olan erkek sahabi kimdir? Ebu Hureyre
- Peygamber Efendimizin öz amcası olduğu halde O’na en çok işkence edenlerden olan, kendisi ve karısı hakkında ayet inerek lanetlenen şahıs kimdir? Ebu Leheb
- Mekkeli müşriklere meydan okuyup Kur’ân-ı Kerimi ilk kez açıkça okuyan sahabi kimdir ? Abdullah bin Mesud (r.a.)
-Hz.Bilal’e, dininden döndürmek için kızgın taşla işkence eden ve Bedir Savaşında Hz.Bilal tarafından öldürülen islam düşmanı kimdir? Ümeyye b. Halef
- Peygamberimize 3 gün süt annelik yapan kadın kimdir? Süveybe Hatun
- Hz. Muhammed’in soyu hangi peygambere dayanmaktadır? Hz.İbrahim
- Rasulullahı [s.a.v.] hicret sırasında yakalamak isterken atı çöle batan kimdir ?Süraka
-

Peygamberimiz annesi ile birlikte babasının kabrini ziyarete gittiğinde yanlarında kim vardı? Ümmü Eymen

-Arap Yarımadası’nın Hicaz bölgesinde yer alan Mekke, Kâbe’nin bulunduğu şehirdir. Peygamberimizin doğduğu asırda burası aynı zamanda çok önemli bir ticaret merkezi
idi. Kâbe ise insanlar için yeryüzünde kurulan ilk mabettir. Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından inşa edilmiştir. Namazlarda yöneldiğimiz kıblemizdir.(Heyet, Dinî Kavramlar Sözlüğü, s. 350.)
-Peygamberimizin Kur’an’da ve hadislerde geçen bazı isim ve sıfatları şunlardır:
• Ahmet: Allah’a çok hamt eden, övgüye layık olan. Saf suresi, 6. ayet.
• Rauf-Rahim: Çok şefkatli, çok merhametli. Tevbe suresi,128. ayet.
• Rahmet: Merhametli. Enbiyâ suresi, 107. ayet.
• Nebi: Peygamber, haberci. Şahit: Tanık ve delil. Mübeşşir: Müjdeci. Nezir: Uyarıcı.
-Dai: Davet edici. Siraç: Aydınlatıcı. Ahzâb suresi, 45- 46. ayetler.
• Resul: Elçi-peygamber. Fetih suresi, 29. ayet.
• Mustafa: Seçilmiş. Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 25.
• Muhammed: Çok övülen anlamındaki bu isim, Kur’an-ı Kerim’de dört ayrı surede yer almaktadır.Âl-i İmrân suresi 144, Ahzâb suresi 40, Muhammed suresi 2 ve Fetih suresi 29. ayetler.

-Arap Yarımadası’nın Hicaz bölgesinde yer alan Mekke, Kâbe’nin bulunduğu şehirdir. Peygamberimizin doğduğu asırda burası aynı zamanda çok önemli bir ticaret merkezi
idi. Kâbe ise insanlar için yeryüzünde kurulan ilk mabettir. Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından inşa edilmiştir. Namazlarda yöneldiğimiz kıblemizdir.(Heyet, Dinî Kavramlar Sözlüğü, s. 350.)
-Peygamberimizin Kur’an’da ve hadislerde geçen bazı isim ve sıfatları şunlardır:
• Ahmet: Allah’a çok hamt eden, övgüye layık olan. Saf suresi, 6. ayet.
• Rauf-Rahim: Çok şefkatli, çok merhametli. Tevbe suresi,128. ayet.
• Rahmet: Merhametli. Enbiyâ suresi, 107. ayet.
• Nebi: Peygamber, haberci. Şahit: Tanık ve delil. Mübeşşir: Müjdeci. Nezir: Uyarıcı.
Dai: Davet edici. Siraç: Aydınlatıcı. Ahzâb suresi, 45- 46. ayetler.
• Resul: Elçi-peygamber. Fetih suresi, 29. ayet.
• Mustafa: Seçilmiş. Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 25.
• Muhammed: Çok övülen anlamındaki bu isim, Kur’an-ı Kerim’de dört ayrı surede yer almaktadır.
Âl-i İmrân suresi 144, Ahzâb suresi 40, Muhammed suresi 2 ve Fetih suresi 29. ayetler.

-Hz. Muhammed on beş-yirmi yaşları arasındayken Kureyş ve müttefiki Kinane ile Kays-Aylan
kabileleri arasında başlayan ilk ficar savaşları devam ediyordu. Haşimoğullarının sancaktarı Hz. Peygamberinamcası Zübeyr idi. Hz. Muhammed, bu savaşlarda geri planda durup çatışmaya girmedi. Busavaşları Kureyş kazandı. Ardından bir anlaşma imzalandı. Ancak intikam için yapılan bu savaşlar
farklı kabileler arasında sık sık meydana geliyordu.
-Hz. Muhammed şöyle buyurmuştur:
“ Abdullah bin Cüd’an’ın evinde bir antlaşmada bulundum ki, bana karşılığında
mor koyunlar verseler onun bozulmasını istemem. Şayet İslam’da da
böyle bir antlaşmaya çağrılsam hemen katılırım.”
İbn Hişam, Siret Tercemesi, C 1, s. 185.

-Hz. Muhammed, Hira’dan her inişinde evinden önce Kâbe’ye gidip tavafta bulunmayı âdet edinmişti. Zaman zaman azık olarak yanına çok az miktarda süt, kurutulmuş et veya zeytinyağı ile kuru ekmek alır, bunlar tükenince evinden yeni yiyecekler tedarik edip tekrar döner ve tefekküre devam ederdi.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 19, s. 121.

Hz. Muhammed’e gelen Alak suresinin ilk ayetlerinden sonra bir müddet vahiy kesildi. Bu süre
içinde o, Hira Mağarası’na gidiyor ve meleğin tekrar gelmesini bekliyordu. Günler, haftalar süren bu
bekleyiş boyunca vahiy meleği gelmedi. Vahyin kesintiye uğradığı bu döneme “Fetretü’l-
Vahiy” denir.

-İlk Müslümanlardan olan Zeyd bin Harise, küçükken ailesinden ayrı düşmüş ve Peygamberimizin
himayesinde yaşamını devam ettirmişti.Zeyd’in ailesi, Peygamberimize gelerek onu kendilerine vermesini istedi. Peygamberimiz de Zeyd’i çağırarak ona isterse ailesi ile gidebileceğini isterse yanında kalabileceğini önerdi. Ancak O, Peygamberimizin yanında kalmayı tercih etti.
İrfan Yücel, Peygamberimizin Hayatı, s. 51.

-Peygamberimiz İslam’a davetin ilk yıllarında tebliğ için genç bir Müslüman olan
Erkam’ın evini kullandı. Bu evde Müslüman olmayanlara İslam’ı anlatıyor, Mekke dışından gelenlerle burada görüşüyor ve Müslümanlara dinlerini öğretiyordu.Ayrıca Müslümanlar burada topluca ibadet
yapıyorlardı. Burası, İslam tarihinde “Darü’l Erkam” (Erkam’ın evi) diye meşhur olmuştur.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,C 8, s. 520.

Cafer bin Ebu Talip, Mute Savaşı’nda şehit olmuştur. Hz. Peygamber, Yüce
Allah’ın Cafer’in kesilen iki koluna kar şılık iki kanat ihsan ettiğini ve onlar la cennette
uçtuğunu haber vermiştir. Bu sebeple kendisine “tayyar” (uçan) ve “zü’1-cenaheyn” (iki kanatlı) lakapları ve rilmiştir. Kırk yaşında şehit olan Cafer’e hem Habeşistan’a hicret ettiği, hem de bu radan dönüşünde kendi baba yurdu olan Mekke’ye değil,doğrudan Medine’ye git tiği için “zü’1-hicreteyn” (iki hicret sahibi) denilmiştir. Ayrıca ashabın muh taçlarını, fakirlerini daima gözettiğinden dolayı “ebü’l-mesakin” (fakirlerin babası) lakabıyla da anılıyordu. Hz. Peygamber, ahlakı itibariyle ken disine benzediğini belirterek Cafer’i takdir ve taltif ederdi.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 6, s. 548.

-Peygamberimiz, Necaşi’nin Müslümanlara gösterdiği ilgiyi ve yaptığı iyilikleri unutmamıştır.
630 yılında onun vefat haberini aldığı zaman gıyabında cenaze namazı kılmış ve ona dua etmiştir.
(Tirmizi, Cenaiz, 960.)

-Peygamberimiz, kendisini taşlayan Taif halkı için dönüş yolunda şu duayı yapmıştır:“Onların yok olmalarını değil, Rabb’imin bu müşriklerin zürriyetinden Allah’a ortak koşmayan, ona ibadet eden bir nesil meydana getirmesini diliyorum.”Buhari, Tecrid-i Sarih, C 9, s. 35.
Taif halkı, hicretin dokuzuncu senesinde (M 630) topluca Müslüman olmuştur.

Peygamberimizin hicret için izin vermesi üzerine Hz. Ömer, diğer Müslümanların aksine Mekke’den gizlice ayrılmadı.Yolculuk için hazırlığını yaparak kılıcını kuşandı ve Kâbe’yi tavaf etti. Ardından orada bulunan müşriklere meydan okuyarak, “İşte ben Medine’ye gidiyorum. Çocuğunu
yetim, eşini dul bırakmak ve annesini ağlatmak isteyen varsa peşime düşsün.” Dedi ve Mekke’den ayrıldı. Mekkelilerin hiçbiri Ömer’in peşine düşemedi.(Mustafa Asım Köksal, Hz. Muhammed ve
İslamiyet, C 2, s. 293.)

-Muhacir: Mekke’den Medine’ye göç eden Müslümanlara denir.
-Ensar: Muhacirlere sahip çıkan ve onlara yardım eden Medineli Müslümanlara denir.
-Hz. Peygamberin Medine’de bulunan ensar ve muhacirleri birbirleriyle kardeş ilan etmesine muahat denir.
-Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde şu gruplar bulunuyordu:
• Muhacir ve ensardan meydana gelen Müslümanlar.
• Beni Kaynuka, Beni Nadir ve Beni Kureyza’dan meydana gelen Yahudiler.
• İslam’a girmemiş olan Araplar.
-İslam tarihinde önemli bir yeri olan Medine Sözleşmesi’yle Müslümanların ve Yahudilerin din,inanç ve vicdan özgürlüğü garanti altına alınmıştır.
-

Gazve: Hz. Muhammed’in katıldığı bütün seferlere denir.
-Seriyye: Hz. Muhammed’in bizzat katılmayıp bir sahabenin komutası altında gönderdiği birliklere denir.

-İslam’a davet için gönderilenelçilerden bazıları şunlardır:
• Bizans imparatorunaDıhyet’ül-Kelbi
• İran kisrasına Abdullah bin Huzafe
• Habeş necaşisine Amr bin Ümeyye
• Mısır mukavkısına Hatip bin Ebi Belta
• Gassani melikine Haris bin Ümeyye

-TEBÜK SAVAŞI:Çok zor şartlar altında yapıldığından bu seferin rastladığı zamana Saatü’l Usre (Zorluk Zamanı),bu gazaya Gazvetü’l-Usre (Zorluk Gazası), bu seferi gerçekleştiren orduya da Ceyşü’l-Usre (Zorluk Ordusu) denilmiştir.
-Hz. Muhammed’e gelen heyetlerden bazıları şunlardır:Beni Temim, Beni Zeyde, Beni Amir, Beni Sa’d bin Bekir,Abdulkays, Beni Hanife, Beni Tay, Kinde,Hemdan

-“Hz. Peygamber, hicretin sekizinci yılında Mekke’nin fethine giderken yolun kenarında yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpek gördü. Bir sahabeyi çağırarak köpeğin ve yavrularının rahatsız edilmemesini sağlamak üzere orada nöbet tutmasını emretti.”(İsmail Lütfi Çakan, Örnek Kul Son Resul, s. 40.)

-Peygamberimiz yabancı ülkelerle sağlıklı iletişim kurabilmek maksadıyla yabancı dil öğrenmenin önemini fark etmiştir. Onun emri ile Zeyd bin Sabit Farsça, Yunanca, Kıptice ve Habeş dillerini
öğrenmiştir.(Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 2, s. 840.)

7

Ağustos
2012

DİYANET KILAVUZU

Yazar: arafat  |  Kategori: SiYER  |  Yorum: Yok   |  320 Kez Okundu

1.Oğlu İbrahimin vefatına ağlamasını yadırgamanın doğru olmadığını anlatmak için:Gönül üzülür, gözler yaşarır ama yine de biz Rabbimizin hoşuna giden sözler söyleriz, söylemiştir.
2.Peygamberimiz, sevgili kızı Hz.Fatıma her yanına geldiğinde ayağa kalkar, onun alnından öper ve yerine oturturdu.
3.Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin Peygamberimizin torunları,Hz.Ali ve Hz.Fatımanın çocuklarıdır.
4.Peygamber Efendimiz Mekke de doğdu.
5.Peygamberimiz 20 Nisan 570 tarihinde dünyaya geldi.
6.Peygamberimize :Göklerde ve yerde herkes tarafından övülsün diye Muhammed ismini veren dedesi Abdulmuttalip tir.
7.Peygamberimiz doğduğu dönemde Mekke deki insanların en önemli geçim kaynağı ticaretti.
8.Peygamberimiz Mekke yönetiminde söz sahibi olan ve hacıların ağırlanması gibi görevleri de üstlenen bir soya mensuptu.Geldiği soyun adı ; Kureyşin Haşimoğuları kolu idi.
9.Peygamberimizin babası h, annesi Abdulla Amine Hatun .
10.Peygamberimiz henüz dünyaya gelmeden iki ay önce babasını, altı yaşında iken annesini , sekiz yaşında iken de dedesini kaybetti.
11.Peygamberimiz çocukluk ve gençlik yıllarını amcası Ebu Talib in yanında geçirdi.
12.Peygamberimizin ilk ticaret yolculuğuna çıktığında Rahib Bahira ile Busra da karşılaştı.
.Peygamberimize Mekkeliler, dürüst ve güvenir olmasından dolayı,Muhammedül Emin diyorlardı.
13.Mekkenin ileri gelenlerince kötülüklerin arttığı, zayıf ve güçsüzlerin haklarının yendiği bir sırada kurulan ve Peygamberimizin de katıldığı Hilful Fudul cemiyetinin amacı;suçlunun karşısında birlik olup haksızlığa uğrayanlara yardımcı olmaktı.
Peygamberimiz,Mekke sıcak ve kurak olduğundan 4 yaşına kadar çocukluğunu süt annesi Hz.Halime nin yanında geçirdi.
14.Peygamberimizin süt kardeşi Şeyma .
15.Peygamberimiz alemlere rahmet olarak gönderildi.
Muhammedül Emin,Güvenilir Muhammed anlamına gelir.

16.Peygamberimizin Mekkeden hicret etmeden önce yanındaki emanetlerin sahiplerine teslim edilmesi için Hz.Aliyi görevlendirmesi Onun güvenirliğinin bir ifadesidir.
17.Peygamberimiz, Mekkeden hicret ederken, korunması için kendisine bırakılmış emanetleri, mallları sahiplerine geri vermesi için Hz.Aliye teslim etmiştir.
18.Peygamberimiz üç günden fazla elinde mal bekletmez, o mal dağıtılmadıkça evine uğramazdı.Çünkü Peygamberimiz cömertti.
19.Peygamberimiz,ramazan ayı içinde daha çok cömert davranırdı.
20.Peygamberimiz.vallahi hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa cezalandırırdım buyurmutur.Çünkü Peygamberimiz adaletli idi.
Peygamberimiz , karşısında titreyen birine; Korkma!Ben hükümdar değilim.Kuru et pişirerek karnını doyuran bir kadının oğluyum,söylemiştir.
21.Peygamberimizin ilk eşi Hz.Haticedir. Evlilik süresi 25 yıl sürmüştür.

21-Mekke de :Varaka b. Nevfel,Ubeydullah b. Cahş,Ümeyye b. Ebu Salt, Kuss b. Saide Hanif dinine mensuptu.
22-Arab-ı Müsta’ribe, Hazreti İsmail’in soyundan gelen Arapları ifade eder.
23-Ficar Savaşları’na Rasullullah’ın amcalarından Zübeyr komuta etmiştir.
24-Açıktan davet Bakara Sûresi, 88. ayet ile başlamıştır.
-Efendimiz Taif ahalisini İslam’a davete Zeyd b. Harise gitmiştir.
25-Hamrâü’l-esed Gazvesi Peygamberimiz (sas)’in, Uhud Savaşı’ndan hemen sonra, Mekke ordusunun geriye dönüp tekrar Medine üzerine gelebileceğini düşünerek onları takip ettiği ve Medine’ye 16 km uzaklıktaki bir vadide yaklaşık 5000 ateş yaktırarak geriye dönme niyetindeki düşmana göz dağı verdiği gazvesi.
26-Hendek Savaşı’nda düşman ordusundan İslam saflarına katılan, savaş esnasında Müslüman olduğunu kimseye söylemeyip, Peygamberimiz (sas)’in izniyle, bu durumunu, İslam ordusunun savaşı kazanması için kullanan kişi Hz. Nuaym b. Mesud
26- Benî Mustalik Gazvesi esnasında yaşanan İfk Hadisesi hakkında inen Nûr Sûresi, 11-14. ayetleri
28-Peygamberimiz (sas) 30 bin kişilik İslam ordusuyla Tebük Gazvesi’ne çıktığında, Medine’de geriye kalan münafıkların toplanmak için inşa ettikleri fitne yuvası mescit Kur’an-ı Kerîm’de Mescid-i Dırâr isimle anılmaktadır.
29-Peygamberimiz (sas) vefatına sebep olan hastalığa Safer ayının son günlerinde yakalanmıştır.

Toplam 193 sayfa, 111. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030109110111112113120130140...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.