2

Eylül
2012

NAMAZ İBADETİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  578 Kez Okundu

 


Namaz Çeşitleri: Hanefîler dışındaki çoğunluk, vâcip hüküm kategorisini kabul etmedik­leri için namazı genel olarak farz ve nâfile şeklinde iki gruba ayırmışlardır. Hanefîler’e göre ise namazlar:
a) farz,
b) vâcip,
c) nâfile olmak üzere üç çeşittir.
Bununla birlikte Hanefîler arasında farklı gruplamalar da bulun­maktadır. Bunlardan birine göre namazlar;
a) Allah’ın farz kıldığı (mektûbe) namazlar,
b) Hz. Peygamber’in sünnetiyle sâbit olan (mesnûn) namazlar,
c) Nâfile namazlar olmak üzere üç çeşittir.
Vâcip Namazlar: Vâcip namazlar, vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan (liaynihî vâcip) ve vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olan vâcip (liğayrihî vâcip) olmak üzere iki kısımdır. Yatsı namazından sonra kılınan üç rek’atlık vitir namazı ile rama­zan ve kurbân bayramı namazları birinci grupta yer alır. İkinci grupta ise nezir namazı, sehiv secdesi ve ifsât edilen nâfile nama­zın kazâsı yer alır.
Sünnet Namazlar; Vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sünnetleri (revâtib) ifâde etmekte,
Nâfile Na­mazlar ise düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazları (reğaib) ifâde etmektedir.
Namazın Farzları ve Vâcipleri:
1-Bulûğ.
2-Akıl.
3-Müslüman olmak.
Bu şartlara namazın vücûb şartları, yani kişinin namaz kılmakla yükümlü olmasının şartları denir.
Namazın Farzları (Şurûtü’s-salât):
1) Hadesten tahâret,
2) Necâsetten tahâret,
3) Setr-i avret,
4) İstikbâl-i kıble,
5) Vakit,
6) Niyet.
Erkânü’s-Salât: (Rükunları)
1) İftitah tekbîri,
2) Kıyâm,
3) Kıraat,
4) Rükû,
5) Secde,
6) Ka’de-i ahîre.
Ta’dîl-i erkân: Ebû Yû­suf’a ve Hanefîler’in dışındaki üç mezhebe göre rükün kabul edilmiştir. Kişi­nin kendi isteği ve fiili ile namazdan çıkması da (hurûc bi sun’ih) Ebû Hanîfe’ye göre bir rükündür. Farzlar arasında sıraya riâyet etmek (tertîp), Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre namazın rükünlerindendir.
Necâsetten tahâret: Namazın sıhhatine engel olacak ölçüde necâset taşıyan bir elbise ile bil­meyerek namaz kılan kimsenin, bu durumu öğrendikten sonra namazını iâde etmesi gerekir.
Setr-i avret: Hanefîler diz kapaklarını da avret olarak kabul ederken, diğer üç mezhep, diz kapaklarını avret say­mazlar. Namaz esnasında avret mahallinin, kişinin irâdesi dışında açılması du­rumunda, açılan yer eğer örtülmesi gereken yerin dörtte biri oranına ulaşmış ve bir rükün edâ edilecek bir süre (sübhânellâhi’l-azîm diyecek kadar bir süre) açık kalmış ise kişinin namazı bozulur. Kendi iradesi ile açacak olursa na­mazı hemen bozulur.
İstikbâl-i kıble: Kıblenin ne tarafta olduğunu bilmeyen kimsenin, yanında kıble yönünü bilen birisi varsa ona sorması gerekir. Böyle biri varken ona sormayıp ken­disi ictihâd ederek, yani kıble yönünü bulmaya çalışarak bir yöne yönelmiş ve yöneldiği tarafın kıble yönü olmadığı ortaya çıkmış ise, namazı iâde et­mesi gerekir.
Kâbe’nin bulunduğu noktadan 45 derece sağa ve sola sapmalar kıbleden (Kâbe yönünden) sapma sayılmaz. Sapma derecesi daha fazla olursa “kıbleye yönelme” şartı aksamış olur.
Kıblenin ne tarafta olduğunu bilmeyen kimse, soracak birini bulamadığı takdirde yıldız, güneş, rüzgâr gibi birtakım doğal alâmetlere dayanarak kıble yönünü bulmaya çabalar ve kanaat getirdiği tarafa yönelerek namazını kı­lar. Namazı kıldıktan sonra kıblenin kendi yöneldiği tarafta olmadığı ortaya çıksa bile, kendisi bu yöne ictihâd ederek, yani birtakım alâmetlere dayana­rak bu sonuca ulaştığı için, namazı yeniden kılması gerekmez. Fakat namaz esnasında kıble yönünü anlaması hâlinde, namazını bozmadan o tarafa yönelir ve namazını tamamlar.
Kıble yönünü bilmeyen kimse, birine sormadan veya kıblenin ne tarafta olduğunu araştırma zahmetine katlanmadan (ictihâd etmeden) rastgele bir tarafa yönelse, namaz esnasında yöneldiği tarafın kesin olarak kıble tarafı olduğunu anlasa namazı yeniden kılar. Çünkü namazın ilk kısmı şüpheli olduğu için, sağlam kanaate dayalı ikinci kısım, şüpheli birinci kısım üzerine binâ edilemez. Ancak bu durumu namazı bitirdikten sonra anlayacak olursa, iâde etmesi gerekmez. Ebû Yusuf’a göre her iki durumda da iâde etmesi gerekmez.
İki kişi kıble cihetini araştırsa ve her biri ayrı bir yönün kıble olduğuna kanaat getirse, bu durumda bunlar birbirlerine uyarak cemaatle namaz kılamazlar. Her biri kendi tesbit ettiği kıbleye dönerek ayrı ayrı namazlarını kılarlar.
Bir kimse namazda iken bir özür olmaksızın göğsünü kıble tarafından çevirecek olursa namazı bozulur. Yüzünü çevirecek olursa, derhal kıbleye dönmesi gerekir. Bir kimse abdestsiz olduğunu zannederek namazdan ayrıldıktan sonra abdestli olduğunu hatırlasa, isterse henüz mescidden çıkmamış olsun, namazı bozulmuş olur. Fakat bir kimse mescitte namaz kılarken abdestinin bozulduğu zannıyla kıbleden ayrılıp da daha mescidden çıkma­dan abdestinin bozulmadığını anlasa, İmam-ı Âzam’a göre namazı bozulmuş olmaz. Ama bunu mescitten çıktıktan sonra anlayacak olsa namazı ittifakla bozulur. Çünkü mekânın değişmesi bir özre mebnî değilse, namazı iptal eder.
Hastalık veya düşman yahut yırtıcı hayvan korkusu gibi nedenlerle kıbleye dönme imkânı bulamayan kimse, kendisi için en rahat olan tarafa döner.
Binek üzerinde kıbleye yönelme: Gemide namaz kılan kimse mümkünse kıbleye doğru döner; gemi yön değiştirdikçe kendisinin de kıble tarafına dönmesi gerekir.
Vakit: Kazaya kalmış bir namaz, edâ niyetiyle kazâ edilebileceği gibi, henüz vakti çıkmamış bir namaz da kazâ niyetiyle edâ edilebilir.
Fecr-i sâdık: Sabaha karşı doğu ufkunda tan yeri boyunca genişleyerek yayılan bir aydınlıktır. “Enlemesine beyazlık” anlamında “beyâz-ı müsta’razî” denilir.
Fecr-i kâzib de denilen birinci fecir ise, sabaha karşı doğuda tan yerinde ufuktan göğe doğru dikey olarak yükselen, piramit şeklinde, akçıl ve donuk bir beyazlıktır. Buna uzayıp giden beyazlık anlamında “beyâz-ı müstetîl” de denilir.
İsfâr: Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınmasıdır.
Taglîs: İkinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken sabah namazını kılmak.
Fey-i zevâl: Güneşin tam tepe noktada iken cismin yere düşen gölge uzunluğu.
Şürûk zamanı: Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman (40-45 dakika).
Vakt-i istivâ: Güneşin tam tepe noktasında olduğu zaman.
Gurûb: Güneşin batma zamanı.

NAMAZIN RÜKÜNLERİ
Tahrîme: İftitâh tekbîri. Namaza başlarken alınan tekbîr olup “Allâh-ü ekber” cümlesini söylemektir. İftitâh tekbîri, bütün mezhep imâmlarına göre farz olmakla birlikte Hanefî imâmlar bunu rükün değil şart olarak, diğer üç mezhep imâmı ise rükün olarak değerlendirmiştir.
Bilen ve söylemekte güçlük çekmeyen kişi iftitâh tekbîrinde Allâh-ü ekber demelidir. Allah’ı yüceltme, O’nun büyüklüğünü ikrâr anlamı taşıyan “Allâh-ü kebîr”, “Allâh-ü azîm” gibi başka sözlerle tekbîr alındığında, farz yerine gel­miş olur. Fakat “estağfirullah” (Allah’tan bağışlanmak dilerim) veya “bismil­lah” gibi duâ anlamı taşıyan ifâdelerle tekbîr alınacak olursa farz yerine gel­miş olmaz. Yine bir kimse Arapça dışında bir dilde tekbîr getirecek olsa, Ebû Hanîfe’ye göre bu da yeterlidir.
Kıraat: Kıraat nâfile namazların, vitir namazının ve iki rek’atlı namazların bütün rek’atlarında, dört veya üç rek’atlı farz namazların ise herhangi iki rek’atında olması farzdır. Kıraatin ilk iki rek’atta olması ise vâciptir. İkinci rek’attan sonraki rek’at veya rek’atlarda Fâtihâ sûresini okumak Hanefî imâmlardan yapılan bir rivâyete göre vâcip, diğer bir rivâyete göre ise sünnettir.
Hanefîler’in farz namazların ilk iki rek’atı dışında Fâtihâ sûresinin okunmasını sünnet kabul etmeleri, farz namazları iki rek’at esâsı üzerine değerlendirmelerinin bir sonucudur. Seferde dört rekâtlı namazların kısaltılıp iki rek’at olarak kılınması gerektiğindeki ısrarlarının da bu noktayla ilgisi vardır.
Diğer üç mezhepte ise kıraatin asgarî miktarı her rek’atta Fâtihâ sûresi­nin okunmasıdır. İlk iki rek’atta Fâtihâ’dan sonra Kur’ân’dan bir sûre veya birkaç âyet daha okumak (zamm-ı sûre) sünnettir. Bu mezheplerde kıraat, imâm ve yalnız başına kılan için olduğu gibi imâma uyan için de geçerlidir. Şu var ki imâma uyan kişi, sessiz namazda Fâtihâ’yı ve ardından eklenecek bir sûreyi, sesli namazda ise Şâfiîler’e göre sadece Fâtihâ’yı okur; Mâlikî ve Hanbelîler’e göre bir şey okumayıp sadece dinler. Ahmed b. Hanbel’e göre, tercihen hem dinlemeli, hem de imâm ara verdiğinde okumalıdır.
Besmele Şâfiî mezhebine göre Fâtihâ sûresinden bir âyet olduğu için, besmelenin okunması da kıraat vecîbesinin bir parçasıdır, yani namazın farzlarındandır.
Kur’ân Meâliyle Kıraat: Ebû Hanîfe’den başka bütün müctehitlere göre Arapça ezberleyip okuya­bilen kimselerin namazda Kur’ân’ı asıl dilinden, Kur’ân’dan okumaları farzdır. Hanefî mezhebine göre Arapça’ya dili dönmeyen veya ezberleyemeyen kimseler öğreninceye kadar namazda Kur’ân’ı (anlamını, meâlini) kendi dil­lerinde okuyabilirler.
Gizli ve Açık Okumanın Ölçüsü: Fakîhler ezberlenmiş olan Fâtihâ sûresinin ve diğer sûrelerin namazda dili kıpırdatmaksızın ve ses çıkarmaksızın zihinden tekrarlanmasını okuma (kı­raat) saymamışlardır.

ZELLETÜ’L-KÂRÎ
1. Namazın rükünlerinden biri olan kıraati îfâ ederken Kur’ân’ın bir keli­mesinin dahî anlam bozulacak şekilde kasten değiştirilmesi hâlinde namaz bozulur. Kasıtsız olarak yanlışlık yapmak durumunda esas alınacak ölçü, değiştirilen lafzın Kur’ân lafızlarından olup olmadığına bakılmasıdır. Eğer Kur’ân lafızlarından olmayan bir lafız okunmuş olursa namaz bozulur. Okunan şey Kur’ân lafızlarından olduğu sürece zabt ve i’râbında ve mânâda bir bozukluk (halel) olsa bile namaz fâsid olmaz. Yine kelime sonlarındaki hareke yanlışları, anlamı değiştirse bile namaz bozulmaz.
2. Bir harf yerine başka bir harf okumak: Bu harfler sin ve sad harfi gibi mahreç yakınlığı bulunan harflerden ise namaz bozulmaz. Meselâ, “Allahü’s-samed” diyecek yerde “Allâhü’s-semed” demek “felâ takher” diyecek yerde “felâ tekher” demek, “fethun karîb” diyecek yerde “fethun garîb” demek namazı bozmaz. Fakat âlimlerin çoğunluğu “Allahü ehad” yerine “Allahü ehat” okumanın namazı bozacağı görüşünde oldukları için, İhlâs sûresini okurken “dâl” harfini, “te” gibi okumamaya dikkat etmek gerekir.
3. Mahreç yakınlığı olmamakla birlikte bazı harfler yaygın olarak karıştırıldığı için ayırt etme zorluğu bulunan bu çeşit harflerin birbiri yerine geçirilmesi durumunda birçok fakîhe göre namaz bozulmaz. Meselâ “dât” yerine “dâl”, “zâl” veya “zı” harfinin okunması böyledir.
4. Şeddeli harfi şeddesiz veya şeddesiz harfi şeddeli, uzun okunacak yerde kısa veya kısa okunacak yerde uzun, idgâm yapılacak yerde idgâmsız veya idgâm yapılmayacak yerde idgâm yaparak okumakla namaz bozul­maz. Meselâ “iyyâke na’büdü” diyecek yerde “iyâke na’büdü” demekle namaz bozulmaz.
5. Kelimenin bir parçası kesilse, meselâ “el-hamdü…” diyecekken, unutmak veya nefesi yetmemek veya nefesi bir sebeple tıkanmaktan dolayı, “el.” deyip, durduktan sonra “el-hamdü.” denilse veya okunacak kelime hatıra gelmeyip başka bir kelimeye geçilse çoğunluğa göre namaz bozulmaz. Çünkü bu durumlarda zarûret ve kaçınılması mümkün olmayan bir durum (umûm-ı belvâ) vardır.
6. Eğer âyete bir harf ilâve edilse, mâna değişmiyorsa namaz bozulmaz. Buna mukabil, “Allâh-ü ekber” ifâdesinin başına bir “e” harfi eklenecek olsa, anlam bütünüyle değişeceği ve inanç noktasından riskli bir anlam çıkacağı için namaz bozulur. Çünkü “Allâh-ü ekber” sözünün anlamı, “Allah en bü­yüktür” şeklinde olup başına “e” harfi eklendiği zaman “Allah en büyük mü­dür?” şekline dönüşmektedir.
7. Anlam bozulmadığı takdirde kelimelerin yerinin değişmesiyle namaz bozulmaz. Meselâ “fîhâ zefîrun ve şehîkun” yerine “fîhâ şehîkun ve zefîrun” okun­masıyla namaz bozulmaz. Fakat anlam değişirse namaz bozulur.
8. Bir kimse namazda fâhiş hata ile okuduktan sonra, dönüp yeniden düzgün şekilde okursa namazı câiz olur.
9. Kıraat esnasında az veya çok miktarda âyet atlamakla namaz bozulmaz.
Şâfiî ve Hanbelîler’e göre Fâtihâ dışındaki okuyuşlarda kasıtlı olmamak şartıyla meydana gelen hata sebebiyle namaz bozulmaz. Bu bakımdan, özellikle Fâtihâ’yı hatasız öğrenmeye, doğru ezberleyip doğru okumaya çalışmak iyi olur.
Tuma’nîne: Rükû duruşunda bir müddet beklemek.
Kavme: Rükûdan doğrulup, secdeye varmadan önce uzuvları sâkin oluncaya değin bir süre kıyâm vaziyetinde beklemek.
Ta’dîl-i erkânın birer parçası olduğundan, Ebû Yûsuf’a ve Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre tuma’nîne ve kavme farzdır. Ebû Hanîfe ve Muhammed’e göre ise vâciptir. Tuma’nîne ve kavme süresinin asgarî ölçüsü “sübhânellâhi’l-azîm” diyecek kadar durmaktır.
Secde: Hanefî mezhebinde farz olan, alnın ve ayakların hiç değilse bir ayağın yere dayanmasıdır. Burnun konması vâcip, ellerin ve dizlerin konması ise sünnettir.
Hanefîler’den Züfer ile, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde, yedi uzvun (eller, ayaklar, dizler ve yüz) her birinin bir kısmının yere değdirilmesi farzdır. Şâfiîler’e göre avuç içlerinin ve ayak parmaklarının alt taraflarının yere gel­mesi gerekir. Mâlikî mezhebinde farz olan, secdenin alnın bir kısmı üzerinde yapılmasıdır. Özür sebebiyle bunu yapamayan îmâ ile secde eder. Sadece burnun üzerine secde edilmesi yeterli değildir.
Secdede ve iki secde arasında bir miktar beklemek (tuma’nîne), rükûdaki tuma’nînenin hükmüyle aynıdır.
Tıvâl-i mufassal: Uzun sûreler olarak anılır. Hucurât sûresi ile Bürûc sûresi ara­sındaki sûreler bu grupta yer alır.
Evst-i mufassal: Orta uzunluktaki sûrelere de denir. Bürûc sûresi ile Beyyine sûresi arasındaki sûreler bu grupta yer alır.
Kısâr-ı mufassal: Kısa sûreler diye anılır. Bunlar Beyyine sûre­sinden Nâs sûresine kadar olan sûrelerdir.
Tahmîd: Semia’llahü limen hamideh” dedikten sonra, “Rabbenâ leke’l-hamd” demek.
Müfsidât-ı salât: Namazı bozan şeyler.
Amel-i kesîr: Çok veya aşırı bir davranışta bulunmak demektir.
Sabah namazını kılarken güneşin doğması; bayram namazını kılarken zevâl vaktinin olması; cuma namazını kılarken ikindi vaktinin girmesi du­rumunda namaz bozulur. Fakat öğle namazını kılarken ikindi vaktinin gir­mesiyle öğle namazı bozulmaz.
-Tertîp sahibi olan yani o zamana kadar namazı kazâya kalmamış bir kimsenin, daha önce kılamadığı bir namazı (fâite) namaz esnasında hatırlaması,
-Teyemmüm ile namaz kılmakta iken kullanılması mümkün suyu görmesi,
-Özür sahibi olan, mazereti bulunan kişinin özrünün ortadan kalkması,
-Mest üzerine meshetmiş olarak namaz kılarken, mesih süresinin dolması durumunda namaz bozulur.

EZÂN ve KÂMET
Ezân okumak için vaktin girmiş olması şarttır. Vakit girmeden okunan ezânın vakit girince yeniden okunması (iâde) gerekir. Diğer mezheplerde sabah ezânının vakit girmeden okunabileceği kabul edilmiştir. Çünkü onlara göre sabah namazını ilk vaktinde kılmak efdaldir.
Ezân okuyacak kimselerin erkek, akıllı, takvâ sahibi olmaları gerekir. Cahillerin, fâsıkların, çocukların ve kadınların ezân okumaları veya kâmet getirmeleri mekrûhtur. Ezân okuyan kimselerin abdestli olmaları gerekir; abdestsiz okunan ezân geçerli olmakla birlikte böyle yapmak mekrûhtur.
Ezân ve kâmet vakit namazlarında sünnettir. Ezân ve kâmet vaktin de­ğil, namazın sünnetidir.
Ezân okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir. Buna teressül veya irtisâl denilir. Kâmet ise duraklama yapmaksızın serî okunur. Buna da “hadır” denilir.

İMÂMET
İmamlığa Ehil Olma Sıralaması: Câhil kişinin, gösterişçinin (mürâî) ve ilim sahibi bile olsa fâsık yani bü­yük günah işleyen veya küçük günahta ısrar eden kişinin imâm olması mekrûh görülmüştür.
Daha üstün bir kimse bulunduğu takdirde gözü görmeyenin imâmeti de mekrûhtur.
İmama Uymanın Geçerlilik Şartları: Cemaatle namaz kılınırken imâma uymaya iktidâ, imâma uyan kimseye de muktedî denilir. Bir kimsenin imâma uymasının fıkhen geçerli (sahîh) olabilmesi için bazı şartlar aranır.
Muktedî namaza dururken hem namaz kılmaya hem de imâma uy­maya niyet etmelidir.
Muktedî imâmdan geride durup, hizasına veya önüne geçmemelidir.
Kılınan namazın nevi itibariyle imâm muktedîden aşağı olmamalıdır. Nâfile kılan muktedî, farz kılmakta olan imâma uyabildiği halde, farz namaz kılan (müfteriz) muktedî, nâfile namaz kılan (müteneffil) imâma uyamaz. Hanefîler’e ve Mâlikîler’e göre böyledir. Fakat Şâfiîler’e ve Hanbelîler’e göre farz kılan kişi, nâfile kılana uyabilir. Bunların gerekçelerinden birisi Muâz’ın Hz. Peygamber’in arkasında yatsı namazını kıldıktan sonra, gidip kendi kavmine yatsı namazını kıldırdığına ilişkin rivâyettir. Şâfiîler’e göre bir vak­tin farz namazını kılmış olan kimse, yeniden başkalarına aynı vakit için imâmlık yapabilir. Kendi kıldığı nâfile olur.
Dört rek’atlı bir farzın kazâsı için teşkil edilen cemaatte imâm yolcu, muktedî mukîm olursa, imâm muktedîden durumca daha aşağı olmuş olur. Şöyle ki; iktidâ, ya ilk iki ya son iki rek’atta olacaktır. Birinci şıkka göre ka’de hususunda, ikinci şıkka göre kıraat hususunda, farz kılan nâfile kılana iktidâ etmiş olur.
İmam ve muktedî, aynı farzı kılıyor olmalıdır. Meselâ biri öğle nama­zının farzını kazâ ediyor, öteki ikindi namazının farzını edâ ediyor ise veya birisi bugünün öğle namazını, diğeri dünün öğle namazını kazâ ediyor ise birbirlerine uyamazlar.
İmam, lâhik veya mesbûk olmamalıdır. Yani bir kimse, imâma öğle namazının son rek’atında uymuş olsa ve imâm selâm verdikten sonra geri kalan üç rek’atı tamamlarken, bu durumdan habersiz birisi gelip kendi ba­şına farz kıldığını zannederek ona uysa sahîh olmaz. İktidânın sahîh olması için imâmın imâmlık yapmaya niyet etmesi şart olmadığı için tek başına farz namaz kıldığı bilinen bir kişiye gidip iktidâ edilebilir. O kişi kendisine uyulduğunu ister farketsin ister farketmesin durum değişmez. Kendine iktidâ edildiğini farkederse sesini biraz yükseltmesi uygun olur. Farz kılmakta ol­duğunu belli etmek için intikal tekbîrlerini yüksek sesle almasında yarar vardır.
İmam ile muktedî arasında kadın saffı bulunursa iktidâ sahîh olmaz.
İmam ile muktedî arasındaki mesâfenin mâkul uzaklıkta olması gere­kir. Aksi takdirde meselâ aralarında bir ırmak veya yol bulunması gibi, aşırı uzaklıkta iktidâ sahîh olmaz.
Farz dışındaki namazlar binek üzerinde kılınabildiği gibi cemaatle de kılınabilir. Farz olmayan bir namaz cemaatle kılınacaksa, birinin binek üze­rinde ötekinin yaya olması veya farklı bineklerde olması durumunda iktidâ sahîh olmaz.
İmamın intikal tekbîrlerini duymaya engel olacak bir perde, duvar bulunmamalıdır. Aradaki duvar, hoparlör ve aradaki aktarıcılar sayesinde imâmın intikallerinden haberdar olmayı engellemiyorsa bu takdirde iktidâ konusunda herhangi bir problem olmaz.
Bir kimse başka mezhepten birine uyabilir. Onun kendi mezhebindeki şartlara aykırı bir davranış içinde bulunup bulunmadığını araştırması gerekmez. Olağan durum budur. Fakat uyduğu kişide, kendi mezhebine göre abdesti bozan bir durumun ortaya çıktığını bilen kişinin o imâma uyması sahîh olmaz. Meselâ Şâfiî bir imâmın elinin kanadığını gören, daha sonra onun gidip abdest tazelemediğini de yakînen bilen kişinin o imâma uyması sahîh olmaz. Çünkü kan akması Şâfiî mezhebine göre abdesti bozmaz, fakat Hanefî mezhebine göre bozar. Bu durumu kesin olarak görüp bildikten sonra, ona uyması sahîh olmaz. Uyacak kişi bu durumu yakînen bilmiyorsa, tahmine göre davranmayıp uyabilir. İsterse uyulan kişi, Hanefî mezhebine göre abdesti bozan bir şey yapmış olsun.
Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre imâmın namazı -kendi mezhebine göre- sahîh olursa başka mezhepten olan ve ona uyarak namaz kılan cemaa­tin de namazı -kendi mezheplerine uymasa bile- sahîh olur.
Abdestli kişinin teyemmümlüye; abdest uzuvlarını yıkamış olan kişinin, meselâ mest üzerine veya sargı üzerine meshetmiş olan kişiye; ayakta du­ranın oturan kişiye iktidâsı da, bunun tersine bir iktidâ da sahÎhtir. Nâfile kılan farz kılana uyabilir, fakat aksi sahîh değildir. Îmâ ile namaz kılan kişiye, kendi durumunda olanlar uyabilirler.
Mukîm ile seferînin (yolcu) cemaatle namaz kılmaları câiz olup mukîmin imâm olması daha uygundur. Yolcunun imâm olması hâlinde, kendisinin seferî olduğunu söylemesi şart olmamakla birlikte, onların yanılmamaları için önceden duyurması iyi olur.
Tilâvet Secdesi: Tilâvet secdesi yapmak, Hanefîler’e göre vâcip, diğer üç mezhebe göre ise sünnettir. Bu secde yapılırken kadınlarla aynı hizâda durulmuş olması problem teşkil etmez. Fakat herkes istediği gibi, bulunduğu yerde tek tek de secde yapabilir.

Muhâzât: Bir kadın, erkek safları arasında namaz kılacak olsa kadının iki yanındaki birer erkeğin ve kadının tam arkasındaki bir erkeğin namazı bozu­lur. Şâfiî ise kadının erkek hizâsında namaza durmasının erkeğin namazına zarar vermeyeceği görüşündedir.
Cemaatle Namaz Kılmanın Âdâbı: Öğle veya cuma namazının sünnetine başladıktan sonra cemaatin farza durması veya hatîbin minbere çıkması hâlinde iki rek’at tamamlanınca se­lâm verilir. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîler cemaatle kılınan farzın kaçırılmasın­dan endişe edildiği takdirde nâfile namazın hemen kesilebileceğini söyle­mişlerdir. Hanefîler’e göre yalnızca bir rek’at kaçıracağını tahmin eden kimse namazı kesmeyip iki rek’at kılarak selâm verir; üçüncü rek’ata başlamış olan kimse de aynı şartla dört rek’atı tamamlar.
Dört rek’atlı bir farz namazı tek başına kılmakta olan kimse, cemaatle namaz için kâmet getirildiğinde henüz bir rek’atı tamamlamamışsa hemen namazını keserek cemaate katılmalıdır; birinci rek’atın secdesini yapmışsa, bu takdirde ikinci rek’atı tamamladıktan sonra selâm vermek sûretiyle na­mazını keserek cemaate katılır.
Cemaatle Namaza İlişkin Bazı Meseleler: İmam; bayram tekbîrlerini, birinci oturuşu, tilâvet ve sehiv secdesini ve kunut duâsını okumayı terkederse ona uyanlar da terkeder.
Namazın aslında bulunmayan bir hususta muktedî imâma uymaz. Meselâ imâm, namazda fazladan bir secde daha yapsa veya son oturuşu yaptıktan sonra selâm verecek yerde sehven kalksa bu durumlarda muktedî ona mütâbaat etmez.
Eğer imâm son oturuşu unutarak fazla bir rek’ata kalkarsa, muktedî bir müddet bekler ve “sübhânallah” diyerek imâmı uyarmaya çalışır. İmam du­rumu farkedip hemen oturursa ne âlâ; beraberce selâm verip sehiv secdesi yaparlar. Böyle bir durumda, muktedî imâmı beklemeyerek kendi kendine selâm veremez. Çünkü iktidâ durumunda iken kendi başına hareket etmiş olaca­ğından kıldığı namazın farzlığını iptal etmiş olur. Eğer imâm son oturuştan sonra sehven yaptığı kıyâmı secde ile tamamlayacak olursa, bu durumda imâmın ve muktedînin namazı (son oturuş terk edildiği için) fâsid olur.
Muktedî son oturuşta, Tahiyyât’ı okuduktan sonra, imâmın selâmını beklemeden selâm verebilir. Fakat bu davranış, vâcip olan mütâbaatı terketmek anlamına geldiği için böyle yapması mekrûh olur.

İMAMA UYANIN HALLERİ
Namazı yalnız kılana münferid, imâma uyarak kılana muktedî denilir. İmama uyan kişi (muktedî) için üç ayrı durum söz konusu olabilir. İmama uyan kişi ya “müdrîk” ya “lâhik” ya da “mesbûk”tur.
Müdrîk: Namazı tamamen imâmla birlikte kılan kimseye denir.
Bir kimse tek başına bir farz namazı kılmaya başladıktan sonra, bulun­duğu yerde o farz cemaatle kılınmaya başlansa, tek başına kılan eğer henüz secdeye varmamış ise namazı hemen keserek imâma uyar. Cemaate muha­lefet görüntüsü vermemek için böyle davranması müstehâp sayılmıştır. Bu durumda selâm vermesine gerek yoktur. Edeben sağ tarafa selâm vermesi uygun olur diyen de vardır. Tek başına kıldığı namazda secdeye varmış ise bakılır: Eğer kıldığı namaz sabah ve akşam namazı ise yine bırakır ve imâma uyar. Fakat bunların ikinci rek’atı için secdeye varmış ise, artık bı­rakmayıp namazı kendisi tamamlar ve selâm verdikten sonra cemaat devam ediyor bile olsa imâma uymaz. Çünkü imâma uyması hâlinde, imâmla bir­likte kılacağı namaz nâfile hükmünde olacaktır. Hâlbuki sabah namazının farzından sonra nâfile kılınamadığı gibi, üç rek’atlı bir namaz da nâfile ola­rak kılınamaz. Eğer başladığı ve ilk rek’atın secdesine vardığı namaz öğle, ikindi ve yatsı namazı gibi dört rek’atlı bir farz ise, bu takdirde kıldığı bir rek’ata bir rek’at daha ilâve eder, teşehhütte bulunur, selâm verip imâma uyar. Kendisinin kıldığı iki rek’at namaz nâfile olmuş olur.
Böyle bir namazın üçüncü rek’atında bulunup da henüz secdesine varmamış ise, hemen ayakta veya oturarak selâm verip namazdan çıkar, imâma uyar, tek başına kıldığı iki rek’at, nâfile olmuş olur. Fakat bu nama­zın üçüncü rek’atının secdesini de yapmış bulunursa, artık bunu tamamlar, farzı yerine getirmiş olur. Ancak bu namazı öğle veya yatsı namazı olursa tek başına kıldığı bu farzdan sonra imâma yine uyabilir. İmamla kılacağı namaz nâfile olur. Fakat bu durumda ikindi namazı olursa imâma uyamaz. Çünkü ikindi namazından sonra nâfile namaz kılmak mekrûhtur.
Nâfile bir namaza başlamış olan kimse, yanında cemaatle namaza başlansa, bu nâfileyi iki rek’at olmak üzere kılar, bundan sonra selâm verip cemaate katılır. Üçüncü rek’ata kalkmış ise, onu da dördüncü rek’at ile ta­mamlamadıkça namazını kesmez. Ancak nâfile namaza başlayan kimse, kılınmaya başlanan bir cenâze namazını kaçırmaktan korkarsa, nâfile na­mazı hemen bırakır, cenâze namazı için imâma uyar, sonra nâfileyi kazâ eder. Çünkü cenâze namazının telâfi imkânı yoktur.
Lâhik: İmamla birlikte namaza başlamasına rağmen, namaz esnasında başına gelen bir durum sebebiyle namaza ara vermek zorunda kalan ve bu sebeple namazın bir kısmını imâmla birlikte kılamayan kimseye denir.
Seferî bir imâma uyan mukîm bir kimse de kendisinin tamamladığı kısımlarda, lâhik gibidir.
Mesbûk: İmama namazın başında değil, birinci rek’atın rükûundan sonra, ikinci, üçüncü veya dördüncü rek’atlarda uyan kimseye mesbûk denir.
Ebû Hanife’ye göre, tek başına namaz kılan kimse teşrîk tekbîrleri ile yükümlü olmadığı halde, mesbûk kurbân bayramında teşrîk tekbîrlerini imâm ile birlikte alır, daha sonra ayağa kalkıp kaçırdığı rek’atları tamamlar.
İmam selâm vermeden önce Tahiyyât’ı okuyup bitirmiş olan mesbûk, isterse kelime-i şehâdeti tekrar eder, başka bir görüşe göre ise susar. En doğrusu Tahiyyât’ı yavaş yavaş okumaktır.
İmam dördüncü rek’atta oturup yanlışlıkla beşinci rek’ata kalksa, mesbûkun namazı bu kıyâm ile fâsit olur. Fakat dördüncü rek’atta oturma­dan beşinci rek’ata kalkmış ise, secdeye varmadıkça mesbûkun namazı bo­zulmaz.

SEHİV SECDESİ
Hanefîler’e göre vâciptir. Mâlikî ve Şâfiîler’e göre sehiv secdesi namazın sünnetlerinden bir veya birkaçının terkedilmesi durumunda yapıldığı için, sehiv secdesi yapmak sünnettir. Hanbelîler’e göre ise sehiv secdesi duruma göre bâzen vâcip, bâzen sünnet, bâzen da mubâh olur.
Sehiv Secdesinin Yapılış Biçimi: Son oturuşta, sehiv secdesi öncesinde her iki tarafa selâm verileceği görüşü, Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’a aittir. İmam Muhammed’e göre ise, sadece sağ yanına selâm verdikten sonra sehiv secdesini yapar. Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre sehiv secdesi selâmdan hemen önce yapılır.
Zâhir rivâyette Şâfiî ile Hanefî imâmlar arasındaki görüş ayrılığının fazî­let ve evleviyyet bakımından olduğu söylenirken, nevâdir kitaplarında bu görüş ayrılığının câizlik (cevâz) noktasında olduğu söylenmektedir. Görüş ayrılığının fazîlet noktasında olması durumunda, Hanefî imâmlara göre se­hiv secdesini selâmdan sonra Şâfiî’ye göre ise selâmdan önce yapmak daha uygun ve fazîletlidir (evlâ). Fakat görüş ayrılığının cevâz noktasında olması durumunda ise, Hanefî imâmlara göre sehiv secdesini selâmdan sonra yap­mak gerekir, selâmdan önce yapılması câiz değildir. Sehiv secdesi selâmdan önce yapılacak olursa, selâmdan sonra secdelerin tekrarlanması gerekir. Şâfiî’ye göre ise sehiv secdesi selâmdan önce yapılmalıdır, selâmdan sonra yapılırsa, sehiv secdesi geçersiz sayılır.
İmam Mâlik’e göre ise, sehiv secdesi namazda ziyâde bir fiil işlemek yüzünden yapılacaksa selâmdan sonra, bir noksanlık yüzünden yapılacaksa selâmdan önce yapılır. Hem bir fazlalık hem de bir eksiklik yüzünden yapılacaksa, bu durumda sehiv secdesi selâmdan önce yapılır. Namazda noksanlık yapmak, namaz içindeki bir müekked sünneti veya en az iki gayr-i müekked sünneti terketmek durumunda olur. Namazda ziyâde yapmak ise, namazın cinsinden olsun veya olmasın namazı bozmayacak kadar az bir fiil ilâve etmek durumunda söz konusu olur. Meselâ namazın rükünlerinden rükû ve secde gibi bir fiilin fazladan yapılması namazda fazlalık yapmak olur.
Sehiv için yapılacak iki secde vâcip olduğu gibi, secdeden sonraki otu­ruşta Tahiyyât okumak ve selâmla çıkmak da vâciptir. Sehiv secdesi yap­ması gereken kişinin, salavât duâsını (Salli ve Bârik), namaz oturmasında mı yoksa sehiv secdesi oturmasında mı okuyacağı konusunda iki görüş bulun­maktadır. Hanefî fakîhlerinden Kerhî’ye göre salavât duâsı, sehiv secdesi ka’desinde okunur. Tahâvî’ye göre ise, selâm bulunan her ka’dede, salâvat duâsının okunması gerekir. Kerhî’nin görüşü daha sahîh, Tahâvî’nin görüşü ise daha ihtiyatlı görülmüştür. Bir kısım âlimlere göre, imâm hakkında Kerhî’nin görüşü evlâdır; çünkü imâm tezce selâm verince halk imâmın sehiv secdesi yapacağını sezer ve dikkatli davranır. Münferid hakkında ise Tahâvî’nin görüşü evlâdır.
Sehiv secdesi imâm için ve tek başına namaz kılan kişi için söz konusu­dur. İmamın sehvi yani yanılması, kendisi hakkında asâleten, kendisine uyan cemaat hakkında tebean sehiv secdesini gerektirir. İmama uymuş bu­lunan kişi (muktedî), imâm sehiv secdesi yaptığında onunla birlikte yapar, kendisi sehiv secdesini gerektiren bir şey yapmışsa bundan dolayı sehiv secdesi yapmaz. İmam sehiv secdesini gerektiren bir şey yaptığı halde sehiv secdesi yapmazsa muktedî de yapmaz.
Sehiv Secdesini Gerektiren Durumlar: Bilindiği gibi namazın kıraat, rükû ve secde gibi farzları, Fâtihâ okumak ve ardından başka bir sûre eklemek (zamm-ı sûre), tertîbe riâyet etmek gibi vâcipleri ve ka’delerde salavât okumak gibi sünnetleri bulunmaktadır. Na­mazın tam ve mükemmel olabilmesi için bunların hepsine riâyet etmek, namazın gereklerini tam ve yerli yerinde yapmaya çalışmak ve tam kalp huzuru içinde namaz kılmaya özen göstermek gerekir. Bununla birlikte çe­şitli nedenlerle bu şartlara riâyetsizlik söz konusu olabilir. Bu bakımdan riâyetsizlik söz konusu olabilecek fiilleri ve riâyetsizlik durumunda ne ya­pılmak gerektiğini bilmek önem arzeder.
Namazda terkedilmesi söz konusu olabilecek fiil; ya farz, ya vâcip, ya da sünnettir. Bunlardan her birinin terkedilmesinin hükmü farklıdır. Şimdi bunların terkedilmesinin hükümlerini ayrı ayrı göre­lim.
Namazın farzlarından birinin terkedilmesi durumunda, bu farzın namaz içinde telâfi (tedârik) edilmesi mümkün ise, farz olan bu fiilin -namaz içinde-kazâ edilmesi gerekir. Kazâ yoluyla telâfinin mümkün olduğu durumların her birinde sehiv secdesi yapmak gerekir. Namaz içinde kazâ yoluyla telâfi edil­mesi mümkün olmayan durumlarda, namazın farzlarından birinin terkedilmesi sebebiyle oluşan eksiklik sehiv secdesiyle giderilemez. Namaz fâsid olur ve yeniden kılınması gerekir (Terkedilmiş farzın namaz içinde kazâ edilebileceği durumlar aşağıda gösterilmiştir).
Namazın sünnetlerinden birinin veya birkaçının terkedilmesi durumunda bir şey yapılmaz. Sünnetler, namazın rükünlerinden olmadığı için terkedilmesi durumunda namazda bir eksiklik olmaz ve sehiv secdesi yap­mak gerekmez.
Namazın vâciplerinden birinin terkedilmesi ise sehiv secdesini gerektirir. Sehiv secdesini gerektiren durumlar sayılırken, farzın tehîr edilmesi, vâcibin terk ve tehîr edilmesi diye sayılan üç ayrı durum esasında bir tek duruma râcidir. Şöyle ki, namazın farzlarından ve vâciplerinden her birini yerli yerinde, zamanında, hakkını vererek ve tertîbini bozmadan yapmak vâciptir. Buna göre, namazın farzlarından veya vâciplerinden biri tehîr edil­diği zaman namazın vâciplerinden biri terkedilmiş olacağından, sehiv sec­desi yapmanın bir tek sebebi vardır, o da bir vâcibin terkedilmesidir. Bu ba­kımdan namazın farzlarından birini tehîr etme, yani yapılması gereken yer­den geriye bırakma durumu da bir vâcibin terkedilmesi anlamına gelmekte ve bu durumda farzın tehîri ve vâcibin terki yüzünden sehiv secdesi yapmak gerekmektedir. Yine namazın fiillerinden birini yeri değilken fazladan yap­mak da vâcibin terki sayılır.
Namazın önemini ve anlamını bilen ve bunu inanarak yerine getiren bir kimsenin namazın vâciplerinden birini kasten terketmesi düşünülemez. Bununla birlikte, fakîhler, her türlü ihtimali göz önüne alarak vâcibin kasten terkedilmesinin hükmünü de belirlemişlerdir. Buna göre, vâcibin kasten yani bilerek terkedilmesi ile sehven (yanılarak) terkedilmesinin hükmü birbirinden farklıdır. Bir vâcip sehven terkolunmuşsa, sehiv secdesi gerekir. Vâcibin kasten terkolunması ise isâet yani yakışıksız ve kötü bir davranış olmakla birlikte, sehiv secdesi yapmayı gerektirmez. Fakat bu şekilde kılınan namaz eksik olur. Âlimlerin birçoğu, yaptığı işten pişman olduğunun ve hatasını anladığının bir göstergesi olarak bu namazı iâde etmenin uygun olacağını söylemişlerdir. Bu şuurda olmayan ve namazı aslî amacıyla bütünleştiremeyen kimse, vâcibi kasten terk veya tehîr etmişse, böyle birine de iâdeyi teklif etmek mânasız bulunmuştur. Sehiv secdesini gerektiren bir şeyi kasten iş­lemek durumunda, kural olarak sehiv secdesi gerekmemekle birlikte bu ku­ral için iki istisna getirilmiştir: Birisi Fâtihâ sûresinin, diğeri birinci oturuşun kasten terkedilmesi durumudur. Yani Fâtihâ’yı veya birinci oturuşu gerek sehven gerek kasten terketme durumunda sehiv secdesi vâciptir.
Sehiv Secdesi İle İlgili Diğer Durumlar: Farz ve nâfile namazlar ile bayram ve cuma namazında sehiv secdesinin hükmü kural olarak aynı olmakla birlikte Hanefîler bayram ve cuma namazlarında kalabalık cemaatin kargaşaya düşmesini önlemek için, bu namazlarda sehiv secdesi yapılacak durumları en aza indirmeye çalışmış, çoğu durumda sehiv secdesinin terkedilmesini daha uygun (evlâ) görmüşlerdir.
İmam, bayram namazının tekbîrlerinden bir veya ikisini terketse, sehiv secdesi gerekir. Ebû Hanîfe’den bir rivâyete göre, bayram namazlarının bütün tekbîrlerinin terkedilmesi durumunda da sehiv secdesi yapılır.
İmam olan kimse namazda gizli okunacak yerde açıktan (cehr) veya açık­tan okunacak yerde gizlice okusa zâhir rivâyete göre bunun az veya çok ol­masına bakılmaksızın sehiv secdesi gerekir. Bazı âlimler bunu bir ölçüye bağ­lamaya çalışmışlardır. Buna göre, Fâtihâ’nın tamamını veya büyük bir kısmını yahut sûreden üç kısa âyet veya bir uzun âyeti, kısaca namaz sahîh olacak miktardaki âyeti, gizli okunacak yerde açıktan veya açık okunacak yerde giz­liden okumak durumunda sehiv secdesi gerekir. Gizli okunacak yerde Fâtihâ’nın çoğu sehven açıktan okunsa, geri kalan kısmı gizli okunmalıdır. Açıktan okunması gereken bir namazda Fâtihâ kısmen gizliden okunup, açıktan okunması gerektiği hatırlanırsa Fâtihâ yeni baştan açıktan okunur.
İmam meselâ sabah namazında Fâtihâ’yı gizliden okuyup sonra bu du­rumu farketse, Fâtihâ’yı yeniden okumasına gerek yoktur. Ekleyeceği sûreyi açıktan okur.
İmam terâvîh namazında gizli okusa, sehiv secdesi gerekir.
Bir kimse, açıktan okunan namazın ilk iki rek’atında kıraat etmese, son iki rek’atta açıktan okur ve sehiv secdesi yapar.
Bir kimse gece namazını kazâya bıraksa, gündüz imâm olarak kazâ eder­ken sehven gizliden okusa, sehiv secdesi gerekir. Gündüz namazını kazâya bırakıp geceleyin imâm olarak kazâ etse ve sehven açıktan okusa yine sehiv secdesi gerekir. Bir kimse geceleyin nâfile namaz kıldırmak üzere bir toplu­luğa imâm olsa ve sehven gizliden okusa yahut gündüz nâfile namaz kıl­dırmak üzere imâm olup sehven açıktan okusa (cehr) sehiv secdesi gerekir. Bunu kasten yaparsa isâet etmiş olur.
Terkedilmiş Bir Farzın Namaz İçinde Kazâ Yoluyla Telâfi Edilebileceği Durumlar:
a) Bir kimse iftitâh tekbîri alarak namaza durup kıyâmı da yerine getirdikten sonra kıraat etmeden rükûa varır da kıraati unuttuğunu rükûda hatırlarsa, unutulan bu kıraatin kazâ yoluyla telâfi edilmesi mümkündür. Bu kişi rükû hâlinde iken Kur’ân’dan bir âyet okursa, bu sûretle terkettiği farzı (ki bu kıraattir) telâfi etmiş olur. Fakat kişi kıraat etmediğini rükûda iken değil de secdede iken hatırlayacak olursa artık unutulan kıraatin namaz içinde kazâ yoluyla tedârik edilmesi mümkün olmaz, namaz fâsid olur ve yeniden kılınması gerekir.
b) Bir kişi iftitâh tekbîri alıp kıyâm ve kıraatten sonra rükû etmeden doğrudan secdeye inecek ve birinci secdede rükû yapmadığını hatırlayacak olsa, bunun da kazâ yoluyla telâfi edilmesi mümkündür. Bu kişi hemen ayağa kalkar ve rükûunu yapar. Bu yaptığı rükû, az önce yaptığı secdeyi iptal ettiği için, bu rükûdan sonra yeniden iki secde yapar ve namaza devam eder. Rükû yapmadığını ikinci secdede hatırlayacak olursa, artık bunun te­lâfîsi mümkün değildir. Namaz fâsid olur ve yeniden kılması gerekir.
c) Bir kimse dört rek’atlı farz namazda son oturuşu (ka’de-i âhîre) unu­tarak beşinci rek’ata kalkar da beşinci rek’atı kılmakta iken son oturuşu yapmadığını hatırlarsa, bunu henüz secdeye varmadan hatırlaması hâlinde bunun telâfisi mümkündür. Hemen oturur, Tahiyyât okur ve selâm verir, farz olan oturuşu geciktirdiği için de sehiv secdesi yapar. Fakat beşinci rek’atın secdesini yaptıktan sonra hatırlayacak olursa o vakit ka’de-i âhîrenin telâfîsi mümkün değildir. Namazının farzlığı bâtıl olur ve farz diye kıldığı beş rek’at namaz nâfileye dönüşür. Bir rek’at daha kılarak bu nâfileyi altıya tamamlar. Farzı tekrar kılar.
Dört rek’atlık farz namazda, eğer ka’de-i âhîre yapıldıktan sonra yanlış­lıkla beşinci rek’ata kalkılacak olursa, bu fazla rek’at secde ile tamamlanmış olsa dahî namazın farzlığını iptal etmez. Fazladan kılınan rek’atı tam bir nâfile hâline getirmek için ona bir rek’at daha ilâve edilir. Selâm tehîr edil­diği için de namazın sonunda sehiv secdesi yapılır.
Kazâ yoluyla telâfînin mümkün olduğu bu örneklerin her birinde sehiv secdesi yapmak gerekir. Öte yandan, bu örnekler kişinin rükû veya secde veya ka’de-i âhîreyi terketmesi durumlarına ilişkindir. Kişi iftitâh tekbîrini terketmişse bunun kazâ yoluyla telâfi edilmesi mümkün olmaz; namaz bâtıl olur.
Sehiv Secdesi Yapılması Gereken Durumlar:
1) Rüknün tekrarı: Namazın rükünlerinden birini tekrar etmek veya bir rüknü tehîr etmek, meselâ bir rek’atta iki defa rükû veya üç defa secde yap­mak durumunda, namaz kılan kişi ister imâm ister münferit olsun, sehiv secdesi gerekir. Birinci ve ikinci rek’atlarda Fâtihâ’nın arka arkaya tekrar okunması, rükûda veya secdede veya teşehhüt yerinde kıraat edilmesi yani Kur’ân okunması da böyledir. Namazın bir rek’atında farz olan kıraat seh­ven terkedilip rükûa gidilse ve rükûda hatırlansa, kıyâma dönülüp tekrar kıraat yapılır ve tekrar rükûa gidilir. Ancak bu durumda bir rek’atta iki rükû yapıldığı için sehiv secdesi gerekir.
2) Takdîm ve te’hîr: Namazın rükünlerinden birinin takdîm veya te’hîr edilmesi sehiv secdesini gerektirir. Meselâ kıraatten önce rükû etmek veya oturacağı yerde kıyâm etmek veya kıyâm edeceği yerde oturmak veya rükû yerinde secde etmek veya secde edecek yerde rükû etmek, kısaca bir fiili başka bir fiilin yerinde yapmak durumunda, namaz kılan kişi ister imâm ister münferit olsun, sehiv secdesi gerekir. Unutulan secdenin sonradan hatırlanarak yapılması hâlinde de bu te’hîri telâfi için sehiv secdesi yapılır.
3) Ara verme: Bu genelde namaz içinde uzunca bir süre tereddüt ve düşünme şeklinde olur. Uzunca bir müddet düşünme veya düşünmenin uzaması, ortalama olarak bir rükün edâ edilecek kadar sürenin, bir rükün veya bir vâcibi edâ etmeksizin, bir şey yapmaksızın geçirilmesi demektir. Bu uzunca düşünme, namaz kılan kişiyi bir rüknü veya bir vâcibi yerinde edâdan alıkoyduğu için sehiv secdesi gerekir. Bir rüknün edâ edildiği sıradaki düşünme ise sehiv secdesini gerektirmez.
Namaz kılan kişi kıyâmda iftitâh tekbîrini aldığında şüphe etse, “uzunca bir müddet” düşündükten sonra, iftitâh tekbîrini almış olduğunu hatırlasa veya “Tekbîr almadım” diye yeniden tekbîr aldıktan sonra başlangıçta tekbîr almış olduğunu hatırlasa sehiv secdesi gerekir.
Fâtihâ’dan sonra ne okuyacağını düşünürken, namazın bir rüknünü edâ edecek miktarda sükût etmiş olsa, sehiv secdesi yapar.
Üç rek’at mı dört rek’at mı kılındığında tereddüt edilerek düşünülse veya Fâtihâ okunduktan sonra hangi sûrenin okunulacağı düşünülse, yine sehiv secdesi gerekir. Çünkü bu durumlarda düşünmenin uzaması sebebiyle vâcip te’hîr edilmiş olmaktadır.
4) Kıraat eksikliği veya fazlalığı: Bir kimse Fâtihâ sûresini hiç okumasa veya büyük bir kısmını okumasa, ya da Fâtihâ’dan sonra sûre koşmasa sehiv secdesi gerekir.
Fâtihâ’yı okuyup, arkasından başka bir sûre okumadan Fâtihâ’yı ikinci kez okuyacak olsa, sehiv secdesi yapmalıdır. Fakat Fâtihâ’yı sûreden sonra ikinci kez okusa, sahîh görüşe göre sehiv secdesi gerekmez. Fâtihâ’yı son iki rek’atta iki kere okuması durumunda da ittifakla sehiv secdesi gerekmez.
Bir kimse, dört rek’at farzın ilk iki rek’atında bir şey okumasa, sonra bunu hatırlasa, son iki rek’atta hem Fâtihâ okur, hem sûre koşar ve selâm­dan sonra sehiv secdesi yapar.
Bir kimse birinci veya ikinci rek’atta Fâtihâ’nın devamında sûre okumasa, rükûda iken veya rükûdan başını kaldırdıktan sonra secdeden önce bunu hatırlarsa, kıyâma avdet eder, yani ayağa kalkar ve sûreyi okur, sonra tekrar rükû eder. Namazın sonunda da sehiv secdesi yapar. Kıyâma dönüp kıraat ettikten sonra rükûu yeniden yapmazsa namazı bozulur. Çünkü sûre okumakla, önce yaptığı rükû iptal edilmiş olur.
Dört veya üç rek’atlı farzların ilk iki rek’atında Fâtihâ’dan sonra birer sûre okunmamışsa, bu sûre üçüncü ve dördüncü rek’atlarda Fâtihâ’dan sonra eklenir. Eğer bu namaz cemaatle kılınan bir akşam veya yatsı namazı ise, üçüncü ve dördüncü rek’atlarda hem Fâtihâ ve hem de eklenecek sûre açıktan okunur. Fâtihâ’nın değil de sadece sûrenin açıktan okunacağını söyleyen de vardır. Ebû Yûsuf’a göre ikisi de gizli okunur. Çünkü son rek’atlarda gizli okumak sünnettir. Ebû Yûsuf’tan diğer rivâyete göre ise, yeri geçtiği için artık bu sûre hiç okunmaz. Hangi görüş alınırsa alınsın hep­sine göre de sehiv secdesi yapmak gerekir.
Namazda Fâtihâ’dan önce sehven başka bir sûre okunsa, Fâtihâ okunup ardından sûre yeniden okunur, namazın sonunda sehiv secdesi yapılır. Bu tertîp noksanı rükû hâlinde bile hatırlansa, doğrulup sırasınca yeniden okunmalıdır. Bu şekildeki bir yanılma pek nâdir vukû bulduğu için, az veya çok olmasına bakılmaz, Fâtihâ’dan önce bir tek harf bile okunsa, yeni baş­tan okuyup sehiv secdesi yapılır.
Bir kimse Fâtihâ okuyup okumadığında tereddüt etse, henüz başka bir sûre okumamışsa Fâtihâ’yı okur. Fakat başka bir sûre okumuşsa artık Fâtihâ’yı okumaz. Çünkü sûrenin Fâtihâ’dan önce okunmuş olma ihtimali daha ağır basar. Bununla birlikte kendisinin bu hususta ağır basan bir kanaati varsa, o kanaatine göre davranmalıdır.
Bir kimse vitirde Kunut duâsını okumadığını rükûdan sonra anlasa, secdeden önce veya sonra olması farketmez, dönüp Kunut duâsı okumaz; namazın sonunda sehiv secdesi yapar. Kunut okumadığını rükû esnasında hatırlasa sa­hîh olan rivâyete göre dönüp Kunut okuması gerekmez. İster dönüp Kunut okusun, isterse dönmeyip namazına devam etsin, sehiv secdesi gerekir.
Kunut tekbîrinin terkinden dolayı sehiv secdesi gerekip gerekmediği konusunda imâmlardan rivâyet olmadığı için kimi âlimler Kunut tekbîrinin terkedilmesi durumunda sehiv secdesi gerekmediğini, kimileri de bayram namazına kıyasla sehiv secdesi gerekeceğini söylemişlerdir.
Vitir kılan kimse, üçüncü rek’atta Fâtihâ ve sûre okumadan Kunut oku­yup rükûa varsa ve Fâtihâ ile sûre okumadığını bu esnada hatırlasa kıyâma dönerek Fâtihâ ve sûre okur.
Kıyâmda iken Fatihâ’dan sonra ve sûreden önce teşehhüt okusa, vâcip olan zamm-ı sûreyi geciktirdiği için sehiv secdesi yapması gerekir.
Dört rek’at farzın son iki rek’atında Fatihâ’dan sonra sûre okusa, tercih edilen görüşe göre, sehiv secdesi gerekmez.
Farz namazların üçüncü ve dördüncü rek’atlarında kasten Fâtihâ veya başka bir sûre okumaksızın sükût edilmesi, kötü bir davranış (isâet) olmakla birlikte sehiv secdesini gerektirmez. Fakat farzın üçüncü ve dördüncü rek’atında sehven sükût edilmişse, Ebû Hanîfe’ye göre sehiv secdesi gerekir.
Münferit olarak namaz kılan kişinin açıktan veya gizliden okumasından dolayı, zâhir rivâyete göre sehiv secdesi gerekmez. Şu var ki gizli okunması gere­ken bir yerde meselâ öğle namazında kasten açıktan okursa isâet etmiş olur. Münferidin gündüz kılınan nâfile namazlarda açıktan okuması da mekrûhtur.
5) Secde ve rükûda hata: Rükû ve secdeyi düzgün, yani ta’dîl-i erkâna uygun olarak yapmayan kişi, sehiv secdesi yapmalıdır. Rükûun ta’dîl edil­mesi yani düzgün yapılmasının ölçüsü, rükûda uzuvları sâkin oluncaya değin durup geri doğrulup kalktığı vakitte uzuvları sâkin oluncaya değin durmaktır. Secdenin ta’dîl edilmesinin ölçüsü ise, secdede uzuvları sâkin oluncaya değin durup geri başını kaldırdığı vakit uzuvları sâkin olunca oturup sonra ikinci secdeye varmaktır. Ta’dîl terkolunmakla sehiv secdesinin vâcip olacağı görüşü Kerhî’ye aittir. Cürcânî’ye göre ise sehiv secdesi lâzım olmaz. Ebû Yûsuf ve Şâfiî’ye göre ta’dîl-i erkânın farz olduğu, dolayısıyla terkedilmesi durumunda namazın fâsid olacağı da dikkate alınarak ta’dîl-i erkân konusunda titiz dav­ranmalı, her bir rüknü düzgün yapmaya ihtimâm göstermelidir.
Bir kimse birinci veya ikinci rek’atta bir secdeyi yapmadığını namazı tamamladığı sırada hatırlasa namazı fâsid olmaz, terkettiği secdeyi yapar, tertîbi terkettiği için sehiv secdesi yapar.
6) Ka’dede hata: Bir kimse ka’de-i âhîreyi unutup başka bir rek’atı kıl­maya kalkarsa, secde etmediği müddetçe oturup sonra sehiv secdesi yapa­r, eğer secdeden sonra hatırlarsa, o kişinin farz diye kıldığı namaz nâfileye dönüşür.
Kişi farz namazda birinci oturuşu unutup kıyâma yönelse de sonra hatırlasa, eğer oturmaya yakın ise oturur. Bu durumda kimileri sehiv secdesi gerekir demişlerse de, sahîh görüşe göre bu durumda sehiv secdesi yapıl­maz. Eğer kıyâma yakın ise, oturmayıp namazına devam eder ve vâcip olan birinci oturuşu terkettiği için namazın sonunda sehiv secdesi yapar. Eğer kişi tam ayağa kalktıktan sonra birinci oturuşu yapmadığını hatırlayıp geri oturacak olursa namazı fâsid olur. Çünkü bu takdirde farz olan kıyâm bozul­muş, namazın tertîbi tamamen değiştirilmiş olur. Bu söylenenler, farz na­maza göredir. Nâfile namazda ise, her hâlükârda oturmak gerekir. Meselâ herhangi bir sünnet namazda, ikinci rek’atın sonunda oturulup Tahiyyât okunmadığı üçüncü rek’atta hatırlanacak olursa, üçüncü rek’atın secdesine varılmadığı sürece hemen oturulur. Namazın sonunda sehiv secdesi yapılır.
Bir kimse dört rek’at nâfileyi birinci oturuşu terkederek kılsa, namazı fâsid olmaz. Sehiv secdesi vâcip olur.
7) Tahiyyât’ı terk: Birinci veya ikinci oturuşta Tahiyyât okumak terkedilse sehiv secdesi lâzım olur. Çünkü vâcibin terki söz konusudur.
Birinci oturuşta teşehhütten sonra “Allahümme salli alâ Muhammed” dense sehiv secdesi lâzım olur. Kimilerine göre de “ve alâ âl-i Muhammed” denmedikçe sehiv secdesi gerekmez. Ebû Hanîfe’ye göre ilk oturuşta teşehhüt üzerine bir harf dahî eklenecek olursa sehiv secdesi lâzım olur. Kimileri de, birinci oturuşta teşehhüt üzerine ziyâde, bir rükün edâ edecek miktar olmadıkça sehiv secdesi gerekmez, sahîh olan da budur demişlerdir.
Namazda Tahiyyât, salavât ve zikirlerin açıktan okunması sehiv secde­sini gerektirmez.
Birinci oturuşta imâm teşehhüdü tezce bitirip üçüncü rek’ata kalkarsa, muktedî teşehhüdü tamamlamadan imâma uymak için teşehhüdün bir kıs­mını terketmemeli; teşehhüdü okuyuncaya değin imâma uymayı geciktirmelidir.
Birinci oturuşta teşehhüd tekrar okunsa, sehiv secdesi gerekir; son oturuşta teşehhüd ikinci kez okunsa sehiv secdesi gerekmez; üç dört defa okunacak olsa o vakit sehven uzunca bir süre beklenmiş olur ve sehiv secdesi vâcip hâle gelir.
8) Öğle namazının ilk oturuşunda namazı tamamladım zannıyla selâm verdikten sonra henüz iki rek’at kılmış olduğunu, geriye iki rek’at kaldığını anlayan kişi, kalkıp namazını tamamlar, sonra sehiv secdesi yapar.
Namazdan çıktım zannıyla bir kimse selâm vermeyi unutarak ka’deyi uzatsa, sonra namazdan henüz çıkmamış olduğunu anlasa hemen selâm verir ve sehiv secdesi yapar.
9) Sehiv secdesi yaparken, sehiv secdesi gerektirecek bir iş yapılsa teselsüle düşme ihtimaline binaen, artık ikinci bir sehiv secdesine gerek olmaz. Bu bakımdan bir kimse kaç kez yanılırsa yanılsın, kendisine vâcip olan sa­dece bir kez sehiv secdesi yapmaktır.
10) İmama sonradan yetişen kimse unutarak imâmla birlikte selâm verecek olsa sehiv secdesi gerekmez.
11) Sehiv secdesi yapması gereken kişi, bunu unutarak selâm verse, araya dünya kelâmı da girmeden sehiv secdesi yapması gerektiğini hatırlasa, mescidden çıkmadıkça ve söz söylemedikçe (biriyle konuşmadıkça) sehiv secdesi yapabilir.
12) Bir kimse öğle namazını “Üç rek’at mı yoksa dört rek’at mı kıldım?” diye kuşkulanırsa; eğer bu kuşku ilk kuşkusu ise namazı baştan kılar, bu kuşku ilk değilse biraz düşünür, kanaatine göre davranır. Namazı yeniden kılması gerekmez.
Meselâ, sabah namazını kılarken “Bir rek’at mı yoksa iki rek’at mı kıl­dım?” diye şüphe etse, biraz düşününce iki rek’at kıldığına kanaat getirirse oturur, selâm verir ve sehiv secdesi yapar. Bir rek’at kıldığına kanaat geti­rirse, bir rek’at daha kılar oturur selâm verir ve sehiv secdesi yapar. Bir mi iki mi kıldığına kanaat getiremeyip kararsız kalsa, az olan ihtimali esas alır, bir rek’at daha ilâve eder ve namazın sonunda sehiv secdesi yapar.
Dört rek’atlı bir namaza başlayan kimse, kıldığı rek’atın birinci rek’at mı, ikinci rek’at mı olduğunda kuşkuya düşüp, bir tarafı tercih edemezse, kendi­sini bir rek’at kılmış sayar ve birinci sayılan rek’atın ikinci ve üçüncü sayılan rek’atın da dördüncü rek’at olma ihtimali bulunduğu için, her bir rek’atın sonunda ihtiyâten teşehhüt miktarı oturur. Bu sûretle dört oturuş yapmış olur.
Bir kimse kıldığı rek’atın ikinci mi yoksa üçüncü mü olduğu hususunda kuşkuya düşse, sahîh görüşe göre, bu rek’atın sonunda oturmaz. Bir tarafı tercih edemediği takdirde bunu ikinci rek’at sayar, geri kalan rek’atları tamamlar. Akşam namazı ile vitir namazının durumu farklıdır. Bu kuşku bunlardan birinde ortaya çıkarsa, oturmak gerekir. Çünkü kuşku edilen rek’atın üçüncü rek’at olma ihtimali bulunmaktadır. Kuşku edilen rek’atın ikinci rek’at olma ihtimaline binâen de teşehhütten sonra bir rek’at daha ilâve edilir. Bunların sonunda sehiv secdesi yapılır.
Dört rek’atlı namazlarda, kılınmakta olan rek’atın dördüncü mü beşinci mi olduğunda ve sabah namazında, kılınan rek’atın ikinci mi üçüncü mü oldu­ğunda ve üç rek’atlı namazlarda, kılınan rek’atın üçüncü mü dördüncü mü olduğunda kuşku edilse, sonunda oturulur. Teşehhütten sonra kalkılır, bir rek’at daha kılınır. Çünkü bu rek’atların fazla olma (yani beşinci, üçüncü, dör­düncü olma) ihtimali vardır. İlâve edilen bir rek’at ile fazla olan kısım nâfile olmuş olur. Sonunda sehiv secdesi yapılır. Bu hüküm, kuşkunun kılınmakta olan rek’atın secdesinden önce olmasına göredir. Eğer bu kuşku, ilk secde yapıldıktan sonra doğmuşsa namaz ittifakla bâtıl olur. Çünkü kuşku duyu­lan rek’atın ziyâde olup farz olan son oturuşunun terkedilmiş olması muh­temeldir. İlk secde hâlinde ise İmam Muhammed’e göre namaz bâtıl olmaz.
Namazı tamamladıktan sonra vâki olan kuşkuya itibar edilmez. Müminin hâli lehine yorumlanıp tamam kılmış olduğuna hükmedilir. Fakat zann-ı gâlibi, namazı eksik kıldığı yönünde ise bu takdirde iâde eder. İmam Muhammed’e göre, teşehhüt okunduktan sonra vâki olan kuşkuya itibar edilmez.
13) Bir kimse “Öğle namazını kıldım mı kılmadım mı?” diye kuşku duysa, vakit içinde ise bu namazı kılmak lâzımdır, vakit çıktı ise bir şey gerekmez.
Rükû veya secde yapıp yapmadığında kuşku duyarsa, namaz içinde ise, kuşku duyduğu şeyi (rükû veya secde) tekrar eder, namazdan ayrıldıktan sonra ise bu kuşkuya itibar edilmez.
14) Mesbûk, yani cemaatle namaza sonradan katılan kimse imâm ile birlikte sehiv secdelerini yapar, isterse bu sehiv secdesini gerektiren iş, kendisinin uymasından önce gerçekleşmiş bulunsun.
Mesbûk, henüz imâm selâm vermeden ayağa kalkıp kıraatte hatta rükûda bulunduktan sonra imâm selâm verip sehiv secdesi yaparsa, mesbûk bu secdelere iştirak eder. Bu ana kadar yapmış olduğu kıraat ve rükûu ara­dan kalkar, hiç yapılmamış gibi olur. İmamın selâm vermesinden sonra kal­kar, eksik kalan rek’atlarını tamamlar. Bununla birlikte mesbûk, imâmın selâmını beklemeden ayağa kalktığında, imâm sehiv secdesi yaparsa, mesbûk ona uymadığı takdirde namazı fâsid olmaz. Namazını tamamla­yınca bu sehiv secdesini kendisi yapar. Ayrıca eğer mesbûk secdeye var­dıktan sonra imâm sehiv secdesi yapacak olsa, mesbûk artık ona uyamaz, namazına devam eder ve namazın sonunda sehiv secdesini kendisi yapar.
Mesbûkun, imâmdan sonra kendi başına kılacağı rek’atlardan birinde sehiv etmesi durumunda sehiv secdesi yapması gerekir. Daha önce imâmla birlikte sehiv secdesi yapmış olması bunu değiştirmez.
Mesbûk, imâm ile birlikte sehven selâm verse bundan dolayı sehiv sec­desi yapması gerekmez. Fakat imâmın selâmından sonra selâm verecek olsa, sehiv secdesi gerekir. Çünkü birinci durumda muktedî, ikinci durumda ise münferittir. Muktedîye kendi sehvinden dolayı sehiv secdesi gerekmez.
15) Sehiv secdesi yapmakta olan veya sehiv secdesinin teşehhüdünde bulunan imâma uymak câizdir. Bu durumda imâma uyan kişi cemaate yetişmiş sayılır. Aynı şekilde sehiv secdesinde namaz hâli devam ediyor olduğu için meselâ kısalttığı bir namazda üzerine sehiv secdesi gereken yolcu, sehiv secdesini yaptıktan sonra ikâmete niyet eylese, kıldığı namazı dörde tamamlar.
16) İmamla cemaat arasında ihtilâf olursa ve meselâ cemaat üç kıldın dese, imâm da dört kıldığını söylese; eğer imâmın dört kıldığına yakîni varsa, yani dört kıldığından eminse, cemaatin sözüne itibar edilmez. Eğer imâm dört kıldığından emin değilse, söz cemaatindir. İhtilâf cemaat arasında olursa, bazısı dört kıldı, bazısı üç kıldı derse, imâm hangi tarafta ise söz imâmındır, imâmla birlikte bir kişi dahî olsa… Ama imâm eğer namazı iâde etse, cemaat de iktidâ etse, yani imâmla birlikte namaza başlasalar, iktidâları sahîh olur. Zira eğer imâmın sözü gerçek ise, sonra kıldıkları na­maz nâfile olur ve cemaat imâma nâfilede uymuş olur. Eğer imâmın sözü yanlış ise kıldığı namaz, vakit namazı olur, farz olur.
REVÂTİB SÜNNETLER
Vakit namazlarıyla birlikte düzenli olarak kılınan sünnetler.
a) Müekked Sünnetler: Sabah, öğle, akşam ve cuma namazının sünnetleri ile yatsının son sün­neti müekked sünnettir. Hz. Peygamber bunları daima kılmış, ender olarak terketmiştir. Mümkün oldukça bunlara riâyet etmelidir.
Şâfiî mezhebine göre müekked sünnetler, sabahın farzından önce iki, öğlenin farzından önce ve sonra ikişer, akşamın farzından sonra iki ve yat­sının farzından sonra iki olmak üzere toplam 10 rek’attır. Cuma namazının farzından önce ve sonra kılınan ikişer rek’at sünnet de müekked sünnettir.
b) Gayr-i Müekked Sünnetler: İkindi namazının sünneti ile yatsı namazının ilk sünneti gayr-i müekkeddir. Peygamberimiz bunları bazen kılmış bazen terketmiştir. Bun­ları da kılmaya çalışmalı, kılmamayı alışkanlık hâline getirmemelidir.
Şâfiî mezhebine göre, öğlenin sünnetlerini dörder rek’at kılmak, ikindi­nin farzından önce dört rek’at, akşamın farzından önce iki rek’at namaz kılmak gayr-i müekked sünnet sayılmıştır. Cuma namazının sünnetlerini dörder rek’at olarak kılmak da böyledir. Hanefîler’den farklı olarak Şâfiîler’de, yatsının farzından önce dört rek’at sünnet yoktur, buna mukâbil yine Hanefîler’in tersine olarak akşam namazından önce iki rek’at sünnet vardır.
Başlanmış nâfile namazın tamamlanması gerekir. Başlanmış nâfile na­maz herhangi bir nedenle bozulacak olursa kazâ edilmesi Hanefîler’e göre vâcip, Mâlikîler’e göre farzdır. Şâfiîler’e göre ise bozulan nâfile namazın kazâ edilmesi gerekmez.
Mekrûh vakitler dışında olmak üzere gece-gündüz istenilen vakitte nâfile namaz kılınabilir. Nâfile namazların evde kılınması daha fazîletlidir.
Nâfile namazların bütün rek’atlarında kıraat farzdır. Şâfiîler’e göre nâfile namazlarda iki rek’atta bir selâm vermek sünnet iken, Hanefîler’e göre iki veya dört rek’atta bir selâm verilebilir. Gündüz kılınan nâfilelerde dört, gece kılınan nâfilelerde sekiz rek’attan fazlasını tek selâm ile kılmak mekrûhtur.
Diğer dört rek’atlı nâfilelerden farklı olarak ikindinin sünneti ile yatsının ilk sünnetinin birinci oturuşunda Tahiyyât’tan sonra Salli-Bârik ve ayağa kalkınca namaza yeni başlıyormuş gibi Sübhâneke okunur.
Hanefî mezhebine göre, öğle ve yatsının son sünnetlerine iki rek’at daha ilâve edilerek dörder rek’at kılmak ve akşam namazının sünnetini altı rek’at olarak (evvâbîn) kılmak mendûp sayılmıştır.
Terâvîh Namazı: Terâvîh, sünnet-i müekkededir. Kadın ve erkek için orucun değil rama­zan ayının sünnetidir. Teheccüt namazı 12 rek’atı geçmediği halde, terâvîh namazı yirmi rek’attır. Yatsı namazı kılındıktan sonra ve vitirden önce kılı­nır.
Terâvîh namazı konusunda sahâbe uygulamasına gelince; Hz. Peygamber’in vefâtından sonra Ebû Bekir ve kısmen de Ömer döneminde terâvîh namazı münferiden, yani cemaat olmaksızın kılınmaktaydı. Bir ramazan gecesi Ömer mescide çıktığında, halkın dağınık bir şekilde terâvîh namazı kıldığını görmüş ve dağınık bir şekilde kılmak yerine insanları bir imâmın arkasında toplayıp terâvîh namazının cemaatle daha derli toplu ve düzenli bir şekilde kılınmasının uygun olacağını düşünmüş ve ertesi gün Übey b. Kâ’b'ı terâvîh imâmı tayin etmiştir.
Revâtib sünnetler dışındaki nâfile namazlar ise sünen-i regâib adını alır. Teheccüt namazı, kuşluk namazı, evvâbîn namazı, tahiyyetü’l-mescid, küsûf ve hüsûf namazları (Güneş ve Ay tutulması esnasında namaz) gibi.

NAMAZLA İLGİLİ BAZI MESELELER
Hasta; bir şekilde farz namazı kılmaya güç yetirememişse, aklı başında olduğu sürece geçirdiği namazları beşten çok değilse, sağlığına kavuştuğu zaman kazâ eder. Sağlığına kavuşamaz ise bu durumda kimi âlimlere göre ıskât etmeleri için vârislerine vasiyet eder. Aklı başında değilse yahut kaçır­dığı namazları beşten fazla ise sıhhatine kavuştuğu zaman onları kazâ et­mesi gerekmez.
Hanefîler’in çoğunluğu­nun kabûlüne göre yolculuk, orta bir yürüyüşle üç günlük bir mesafeden ibarettir. Denizde ise mûtedil bir havada yelkenli bir gemi ile on sekiz saat sürecek bir mesafe “sefer süresi” sayılmıştır. Hanefîler dışındaki çoğunluğa göre, namazların kısaltılmasını mubâh kılan yolculuk, ortalama iki günlük yolculuk veya ağır yükle ve yaya olarak iki konaklık mesafedir.
Kasr: Namazın kısaltılması,
Cem’: İki namazın bir vakitte kılınması.
Seferîliğin Hükümleri: Kasrü’s-salât. Hanefîler, namazların kısaltılması hükmünün ruhsat değil bir azîmet hükmü olduğunu ileri sürerek bu konuda yolcuya tercih hakkı tanimâmış ve kısaltmanın vâcip olduğunu söylemişlerdir. Seferî olan kişi, şâyet birinci teşehhüdü terketmiş veya ilk iki rek’atta kıraatte bulunmamış ise farzı edâ etmiş olmaz. Bu görüşün bir devamı olarak, seferde iken kazâya kalan dört rek’atlık namazların normal duruma dönüldüğünde yine ikişer rek’at olarak kılınması gerektiği söylenmiştir.
Mâlikîler’e göre, seferde namazı kısaltarak kılmak müekked sünnettir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise yolculukta namazları kısaltarak kılmak bir ruh­sat olup, kullanıp kullanmamak kişinin tercihine bırakılmıştır.
Seferî kimse bir beldede on beş gün ve daha fazla kalmaya niyet edince mukîm olur ve artık namazlarını tam kılar. Eğer on beş günden az kalmaya niyet ederse seferîliği devam eder. Şâfiî ve Mâlikîler’e göre ise, yolcu bir yerde dört gün kalmaya niyet ederse namazlarını tam kılar. Hanbelîler’e göre dört günden fazla veya yirmi vakitten fazla kalmaya niyet ederse na­mazlarını tam kılar.
Namaz cemaatle kılındığında mukîm yolcuya, yolcu mukîme uyabilir. Mukîm kişi, seferî kişiye uymuşsa, seferî iki rek’atın sonunda selâm verince, mukîm selâm vermeyip kalkar, namazı dörde tamamlar. Namazın baş tara­fını imâmla

2

Eylül
2012

FIKIH BİLGİLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: FIKIH  |  Yorum: Yok   |  552 Kez Okundu

Fıkhın, şer’î delillerden elde edilen fıkhî hükümleri sistematik tarzda ele alan dalına fürû-i fıkıh, delillerden hüküm elde etme metodunu inceleyen dalına da usûl-i fıkıh denir.
Ahvâl-i Şahsiyye: Şahsın hukûku.
Hidâyet-i Mürşîde: Yol gösterici hidâyet.

FIKIH MEZHEPLERİ
Genellikle fıkıh mezhepleri, kurucularının isimleri ile anılır. Hanefî mezhebi, Mâlikî mezhebi gibi.
Hanefî Mezhebi: Sünnî fıkıh ekollerinin kronolojik sıra itibariyle ilki olup, İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’ye nisbet edildiği için bu isimle anılmıştır. İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin asıl adı Nu’mân b. Sâbit’tir. M.699 yılında Kûfe’de doğmuş, 767 yılında Bağdat’ta vefât etmiştir. İstihsân metodunu sıklıkla kullanmıştır. Abbâsîler devrinde Ebû Yûsuf’un “kâdi’l-kudât” (baş kadı) olması ile devletin başlıca fıkıh mezhebi hâline gelmiştir.
Mâlikî Mezhebi: İmam Mâlik b. Enes, m.712 yılında Medîne’de dünyaya geldi, 795 yılında vefât etti. İmam Mâlik’in fıkhının en belirgin özelliği, Medîne halkının uygulamasına çok önem vermesidir. Medîneliler’in ameli, mütevâtir sünnet mesâbesindedir. İmam Mâlik’in ve yakın öğrencilerinin görüşlerini toplayan el-Müdevvene isimli hacimli eser, Muvatta’ ile birlikte Mâlikî mezhebinin temel iki kitabı sayılır. Günümüzde Mısır’da, Kuzey Afrika’da (Tunus, Cezâyir, Fas, Sudan) Mâlikî mezhebi çok yaygındır.
Şâfiî Mezhebi: Kurucusu Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî, m.767 yılında Gazze şehrinde (Filistin) doğdu, 820’de vefât etti. İmam Mâlik’ten Medîne fıkhını, İmam Muhammed’den Irak fıkhını öğrendi. Bugün Şâfiî mezhebi ülkemizin güneydoğu ve doğu illeri ile yukarıda sayılan bölgelerde yaygın durumdadır.
Hanbelî Mezhebi: Kurucusu sayılan Ahmed b. Hanbel, m.780’de Bağdat’ta dünyaya geldi, 855’te vefât etti. “Eşyâda aslolan mübâhlıktır”. Re’y ve kıyâstan çok âyet, hadîs ve sahâbe kavli gibi naklî delillere dayanması dikkat çeker. Mezhepte bir bakıma hadîse dayalı fıkıh anlayışı hâkimdir.
Deliller: Araştırılan hususta şer’î-amelî nitelikteki hükme ulaştıran vâsıtaya delil denir. Fıkhî bir hükmün dînî-hukûkî dayanağı (edille-i şer’îyye, edilletü’l-ahkâm) anlamında kullanılır.
Fıkıh literatüründe yaygın genel kabûle göre şer’î delillerden kitâp, sünnet, icmâ ve kıyâs aslî deliller; istihsân, istıslâh (mesâlih-i mürsele), istishâb, sedd-i zerâyi’ gibi deliller de fer’î veya tâli deliller grubunda yer alır. Bu aslî delillerin bir diğer adı da “dört delil”dir (edille-i erbaa).
Kitâp: Âyetler, iman, ahlâk, âdâb-ı muâşeret, geçmiş toplumlardan kıssa ve öğütler, genel insânî ve aklî değerler, beşerî ilişkiler gibi konularda okuyucuya doğrudan ana fikir vermektedir.
İcmâ: İcmâ; müctehidlerin şer’î bir meselenin hükmüne dair görüşlerini aynı yönde olmak üzere tek tek açıklamaları yoluyla meydana gelebileceği gibi (sarîh icmâ), şer’î bir mesele hakkında bir veya birkaç müctehid görüş belirttikten sonra, bu görüşten haberdâr olan o devirdeki diğer müctehidlerin açıkça aynı yönde kanaât belirtmemekle birlikte îtirâz beyânında da bulunmayıp sükût etmeleri sûretiyle de (sükûtî icmâ) oluşabilir.
Kıyâs: Naslarda (Kitâp ve Sünnet’te) hükmü bulunmayan fıkhî meseleye, aralarındaki illet (gerekçe) birliği sebebiyle, naslarda düzenlenmiş meselenin hükmünü vermek” şeklinde tanımlanır.
“Mûsîyi (vasiyet edeni) öldüren mûsâ-leh (vasiyet alacaklısının) vasiyetten mahrum olur.” Böylece, naslarda mûsîyi öldüren mûsâ-leh hakkında özel bir hüküm bulunmadığı halde, kıyâs yoluyla böyle bir kimsenin vasiyetten mahrum olacağına hükmedilmiş olur.
İstihsân: Müctehidin bir meselede, özel bir delil sebebiyle, o meselenin benzerlerinde verdiği hükümden vazgeçip başka bir çözümü benimsemesi, ya da iki farklı kıyâs imkânı bulunduğunda, ilk bakışta dikkat çekmeyen kıyâsı (kapalı kıyâsı) gerekçe birliği açısından daha güçlü bulduğu için açık kıyâsa tercih etmesidir. Buna göre, istihsân çeşitlerini iki gruba ayırmak mümkündür:
1. Genel hükümden istisnâ yoluyla yapılan istihsân.
2. Kapalı kıyas istihsanı.
Istıslâh (Mesâlih-i Mürsele): İslâm hukuk terminolojisinde maslaha terimi geniş anlamda kullanıldığında, hem “yarar sağlama”yı hem “zararı savma”yı ifâde eder. Maslahanın bu iki yönü ayrı ayrı anlatılmak istendiğinde birincisi için “celbü’l-menfaa” (celbü’l-maslaha), ikincisi için “def’u'l-mefsede” (def’u'l-mefsede) tabiri kullanılır. Yorum yoluyla da olsa nasların kapsamına girmeyen ya da “illet” bağı kurularak (kıyâs yoluyla) nasta düzenlenmiş bir olaya bağlanamayan fıkhî bir meselenin hükmünü İslâm fıkhının genel ilkelerine göre belirleme yöntemine “ıstıslâh”, bu metodu uygulayarak hükme ulaşırken esas alınan maslahatlara da “mesâlih-i mürsele” denir.
Örf ve Âdet: Fakîhlere göre bir toplumdaki örf ve âdetin geçerliliği için onun yaygın ve sürekli olması, nasların lafzına ve rûhuna yani İslâm hukûkunun temel ilkelerine aykırı düşmemesi gerekir. Bu şartları taşıyan örfe sahîh örf, taşımayana da fâsid örf adı verilir.
Istıshâb: Daha önce varlığı bilinen bir durumun -aksine delil bulunmadıkça- varlığını koruduğuna hükmetme yöntemidir. “Şekk ile yakîn zâil olmaz.”
İbâha-i Asliyye Istıshâbı: Buna göre bir şeyden yararlanma veya bir davranışta bulunma hakkında naslarda özel bir hüküm yoksa veya kıyâs yahut ıstıslâh yoluyla naslardan bu hususta özel bir sonuç çıkmıyorsa, “Eşyada aslolan mübâhlıktır”.
Berâet-i Zimme Istıshâbı: Bir kimsenin borçlu veya suçlu olduğuna dair delil bulunmadıkça borçsuz ve suçsuz kabul edilmesi esastır. Buna göre, alacaklı olduğunu iddia eden kimse bunu isbât edemediği takdirde davalının borçlu olmadığına; yine, suç işlediği iddiâ edilen kişinin bu fiili isbât edilmedikçe aynı prensibe göre suçlu olmadığına hükmedilir.
Vasıf Istıshâbı: Şer’an varlığı kabul edilen bir hükmün, sebebinin ortadan kalktığı isbât edilmediği sürece sâbit sayılması esastır. Meselâ, satım ve mîrasçılık gibi bir mülkiyet sebebine binâen sâbit olan mülkiyetin, geçerli bir nikâh akdinden sonra kurulan evlilik bağının, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, ortadan kalktığını gösteren bir delil olmadığı sürece devam ettiğine hükmedilir.
İslâm Öncesi Şerîatler: Hz. Muhammed’den önceki ilâhî dinlerin hükümlerinden (şer’ü men kablenâ) Kur’ân-ı Kerîm’de veya Hz. Peygamber’in sünnetinde yer almayanların müslümanlar için bağlayıcı olmadığında âlimler fikir birliği içindedir. Hanefîler dâhil bir grup İslâm âlimi bu tür hükümlerin de müslümanlar hakkında da bağlayıcı delil olacağı görüşündedir.
Sedd-i Zerâî’: Harama, kötü ve zararlı bir sonuca vâsıta olan davranışların yasaklanması, kötülüğe giden yolların kapatılması demektir. “Kötülüklerin önlenmesi, menfaatların elde edilmesinden daha önceliklidir.”
Re’y ve İctihâd: Re’y kelimesi fıkıh literatüründe “hakkında açık bir nas yani âyet veya hadîs metni bulunmayan fıkhî bir konuda müctehidin belli metotlar uygulayarak ulaştığı şahsî görüş” anlamında kullanılan bir terimdir. İctihâd sözlükte “zor ve meşakkatli bir işi gerçekleştirme uğrunda kişinin olanca gayreti göstermesi”, fıkıh ilminde ise “fakîhin şer’î-amelî bir meselenin hükmünü, ilgili delillerden çıkarabilmek için olanca gayreti sarfetmesi” anlamına gelir. Bu melekeye sahip olan kimseye müctehîd denir.
Ehliyet: Kişinin dînî ve hukûkî hükme konu (muhâtap) olmaya elverişli oluşu demektir.
Vücûb Ehliyeti: Kişinin haklara sahip olabilme ve borç altına girebilme ehliyetidir. Vücûb ehliyetinin temelini zimmet ve hukûkî kişilik teşkil eder; bu ehliyetin yaş, akıl, temyiz ve rüşd ile alâkası yoktur.
Edâ Ehliyeti: Kişinin dînen ve hukûken mûteber olacak tarzda davranmaya ve hukûkî işlem yapmaya elverişli oluşu demektir.
Hükmen Bulûğ Yaşı: Ebû Hanîfe’ye göre erkeklerde 18, kızlarda 17 yaş, çoğunluğa göre her ikisi için de 15 yaştır.
Hüküm: İslâm dininin, insanların dünyâ ve âhiret mutluluğunu sağlamak üzere getirdiği kuralların bütününe şer’î hükümler (ahkâm-ı şer’iyye) veya ilâhî hükümler (ahkâm-ı ilâhiyye) olarak tabir edilir.
Amelî Hükümler: Îtikadî hükümlere nisbetle ikinci derecede oldukları için bunlara ahkâm-ı fer’iyye de denilir. Taabbüdî hükümler: ibâdetlerle ilgili dinî hükümlere denilir.
Vaz’î Hüküm: İki durum arasında şâri’in kurduğu bağı ifâde eden vaz’î hüküm, kendi içinde sebep, şart ve mâni’ şeklinde üçe ayrılır.
Sebep: Şâri’in varlığını hükmün varlığı, yokluğunu da hükmün yokluğu için alâmet kıldığı durumdur. Meselâ vakit namazın, ramazan ayının girmesi orucun, malın nisâb miktarına ulaşması zekâtın sebebidir.
Rükün: Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan ve onun yapısından bir parça teşkil eden bir unsuru ifâde eder. İbâdetlerde rükünler ve bunların yanında sıhhat şartları o ibâdetin farzlarını oluşturur. Bunlardan birinin eksik olması o ibâdeti geçersiz (bâtıl, fâsid) kılar. Namazda Kur’ân okumanın (kırâat), rükû veya secdenin terkedilmesi böyledir.
Şart: Bir hukûkî sonucun varlığı kendi varlığına bağlı olan, ancak kendisinin varlığı onun varlığını zarûrî kılmayan ve onun yapısından bir parça teşkil etmeyen fiil veya vasıftır. Meselâ namaz için abdest, nikâh akdinde şâhit şarttır.
Sıhhat; bir fiilin gerekli rükün ve şartları taşıması, butlân; rüknünün veya kurucu unsurlarından birinin eksik olması, fâsid; rüknü ve unsurları tamam olduğu halde şartlarının eksik olmasıdır.
Bâtıl: Bir hukûkî işlemin bâtıl olması, onun kurulmamış ve yok hükmünde olması ve bu işleme hiç bir hukûkî sonucun bağlanmamasıdır.
Müfsîd: Bir ibâdeti bozan veya bir hukûkî işlemi sakatlayan fiil ve eksikliğe denir.
Teklîfî Hükümler: Mükellefin fiilleri.
Vâcip: Dînî literatürde vâcip, Hanefîler hâriç fakîhlerin çoğunluğuna göre, kesin bir delille ve kesin bir sûrette yapılması istenen dînî yükümlülüğü ifâde ederse de Hanefîler bunu farz ve vâcip şeklinde iki kademede ele almayı uygun görürler.
Farz: Fıkıh ilminde, Allah ve Rasûlü’nün mükelleften yapılmasını kesin ve bağlayıcı tarzda istediği fiil demektir. Hanefîler delilin kat’î veya zannî oluşuna göre bir ayırım yaparak, bir fiilin yapılmasını kesin ve bağlayıcı tarzda istendiğini gösteren delil kat’î ise bunu farz, zannî ise bunu vâcip terimiyle ifâde ederler. Farzı terkeden kimse fâsık durumuna düşer. Vâcibin inkârı küfrü gerektirmez.
Farz-ı ayn: Şâri’in her bir mükellefin ayrı ayrı îfâ etmesini istediği mükellefiyettir.
Farz-ı kifâye: Müslümanların ferden değil de toplum olarak sorumlu oldukları mükellefiyetlerdir.
Vâcip: Hanefîler vâcibi çoğu yerde “amelî farz” olarak da adlandırırlar.
Sünnet: Müekked ve ğayr-i müekked çeşidine “hüdâ sünneti” de denir. Hz. Peygamber’in, insan olması itibariyle yaptığı normal ve beşerî davranışlara ise zevâid sünnet veya âdet sünneti denilir. Farz namazlardan önce ve sonra kılınması sünnet olan namazlar için, Şâfiî mezhebinde ayrıca vitir namazı ve şevvalde tutulan altı gün oruç için revâtib sünnet tabiri kullanılır.
Haram li-aynihî: Şâri’in, bizzat kendisindeki kötülük sebebiyle, baştan itibaren ve temelden haramlığına hükmettiği fiildir.
Haram li-ğayrihî: Aslında meşrû ve serbest olduğu halde, haram kılınmasını gerekli kılan geçici durumla ilgili olan fiildir.
Azîmet: Farz, vâcip, sünnet, müstehâp niteliğindeki bir davranışın yapılmasını; haram, mekrûh gibi davranışların da yapılmamasını ifâde eden bütün teklîfî hükümleri içine alır. Hanefîler’e göre, yolculuk esnasında dört rek’atlı farz namazların kısaltılarak ikişer rek’at kılınması esasen bir azîmet hükmüdür.
Ruhsat: Fıkıh ilminde “meşakkat, zarûret, ihtiyaç gibi ârızî bir sebebe bağlı olarak azîmet hükmünü terketme imkânı veren ve yalnız söz konusu ârızî durumla sınırlı bulunan hafifletilmiş ve geçici hükmü” ifâde eden bir terimdir.
İmâmeyn: İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed için kullanılır.
Tarafeyn. İmâm-ı A’zam ile İmam Muhammed için kullanılır.
Şeyhayn: İki şeyh, iki reis, iki büyük imâm demektir. İmâm-ı A’zam ile İmam Ebû Yusuf için kullanılır. En büyük iki halîfe anlamında Hazret-i Ebû Bekr ile Hazret-i Ömer için de kullanılır.
Sekaleyn: İnsanlar ve cinler için kullanılır. Bu iki topluluğa da peygamber olarak gönderildiği için Peygamberimiz Hz. Muhammed’e Rasûlü’s-Sekaleyn denir. Cin ve insanlara fetvâ verene de, Müftiyü’s-sekaleyn denir. (Şeyhü’l-İslâm İbni Kemalpaşa).

TEMİZLİK
Temizlik: Görünür kir ve pisliklerin giderilmesi “necâsetten tahâret”, abdestsizlik durumunun kaldırılması ise “hadesten tahâret” olarak adlandırılır.
Mâsivâ: Allah’ın gayrısından temizlenme.
Hades: Hükmî kirlilik.
Necîs: Dînen kir ve pis.
Mutlak su–Mukayyet su: Yaratıldığı tabî hâlini koruyan, mâhiyetini değiştirecek başka maddeler karışmamış suya mutlak su denilir.
1-Rengi, kokusu ve tadı bozulmamış, içine pis bir madde karışmamış, kullanılması mekrûh ve şüpheli hâle gelmemiş sular hem temiz hem de temizleyici sayılırlar. İnsanın, at, deve, sığır, koyun ve keçi gibi eti yenen hayvanların ve kuşların artığı sular da, bu sulara maddî bir pislik bulaşmadığı sürece kural olarak hem temiz hem temizleyicidir.
2-Temiz ve temizleyici olmakla birlikte kullanılması mekrûh olan sular: Tavuk gibi eti yenen, kedi gibi eti yenmeyen evcil hayvanların, çaylak, doğan gibi yırtıcı kuşların artığı sular böyledir Bu tür sularla abdest almak veya gusletmek mekrûhtur. Ancak normal su bulunmadığında bu sular hem abdest ve gusül gibi hükmî temizlikte hem de maddî temizlikte kullanılabilir.
3-Abdest, gusül gibi hükmî temizlikte kullanılmış olan sular (mâ-i müsta’mel), maddî bakımdan temiz olsalar bile ikinci defa hükmî temizlikte kullanılamaz.
Temiz ve temizleyici olmayan sular: İçine pislik düştüğü kesin olarak veya gâlip zan ile bilinen, tanımı aşağıda gelecek olan az miktardaki sular ile içine düşen pislikten dolayı rengi, tadı veya kokusu bozulan büyük su birikintileri ve akarsular böyledir. Köpeğin, eti yenmeyen vahşî hayvanların artığı sular da temiz değildir.
1-Eşek ve eşekten doğan katırın artığı suların hükmî temizlikte kullanılıp kullanılmayacağı ise şüphelidir. Temiz su bulunmadığında bunlarla abdest ve gusül alınır ve ayrıca teyemmüm yapılır.
2-İçine temiz bir maddenin katılmasıyla incelik ve akıcılığını kaybeden mutlak sulara veya tabiî bir oluşumla meydana gelip özel bir isimle anılan sulara “mukayyet su” denilir. Gül suyu, meyve suyu, maden suyu, diğer helâl meşrubat gibi.
Durgun su-Akar su: Hanefîler’e göre su, avuçlandığında elin dibe değmeyecek derinlikte olması kaydıyla, yüzeyinin yaklaşık olarak 50 m2 olması, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise hacminin iki kulle (yaklaşık 206 litre) ve daha fazla miktarda olması hâlinde büyük havuz hükmünü alır. Mâlikîler’e göre ise normal abdest ve gusül suyu kabının alacağı su, az su hükmündedir.
Necâset: Ana hatlarıyla ifâde etmek gerekirse, etinin yenmesi ister helâl ister haram olsun, akıcı kanı olan kara hayvanlarından dînî usûle uygun biçimde boğazlanmadan ölen veya öldürülen ve bu hükümde olan hayvanların etleri necistir.
Kan, domuz eti, sarhoş edici içkiler, insan idrarı, dışkısı ve ağız dolusu kusmuğu, etinin yenmesi helâl olmayan hayvanların eti, idrarı ve dışkısı dînen necîs (pis) olduğunda ittifak edilen maddelerdir. Fakîhlerin çoğunluğu şarabı da maddeten necîs saymışlardır.
Eti yenen hayvanların idrar ve dışkısını Mâlikî ve Hanbelîler necîs saymazken Şâfiîler necîs sayar. Hanefîler’e göre tavuk, kaz gibi kümes hayvanlarının dışkıları “necâset-i galîza” (ağır pislik), sığır, koyun, geyik gibi dört ayaklı hayvanlarınla ise “necâset-i hâffe” (hafif pislik) olarak nitelendirilir.
Hanefîler’e göre at, eşek ve katırın idrar ve dışkısı ile havada pislemeleri sebebiyle sakınılması zor olduğu için, atmaca, kartal, güvercin gibi kuşların dışkıları, hafif pislik grubundadır. Domuz ve köpekte ihtilâf olmakla birlikte canlı hayvanların bedenleri necis olmayıp salya, idrar ve dışkıları etinin hükmüne tâbi olarak ağır veya hafif necis sayılır.
Hayvanların derisi tabaklanınca temiz olur. Hanefîler domuz derisini, Şâfiîler domuz ve köpek derisini hâriç tutarak meytenin (murdar hayvan) derisinin tabaklanınca temiz olacağı görüşündedir. Meytenin, içine kan nüfûz etmeyen boynuz, kemik, tüy, diş gibi katı cüzleri de Hanefîler’e göre temizdir. Hanefî ve Mâlikîler’e göre menî, necîs olsa da kurumuş ise ovalamakla temizlenmiş sayılır.
Ağır sayılan necîs madde eğer katı ise yaklaşık 3.5 gramı (1 dirhem), sıvı ise el ayasını (avuç içi) kapsayacak miktarı ve fazlası vücut, elbise veya namaz kılınacak yerde bulununca namazın sıhhatine engel olur. Hafif necâsetin ise bir uzvun veya onu örten elbisenin dörtte birinden az miktarına bulaşmış olması namazın sıhhatine engel olmaz.
İstibrâ, İstincâ ve İstinkâ: Küçük abdest bozduktan sonra idrar yolunda kalabilecek idrar damla ve sızıntılarının tamamen kesilmesi için bir süre bekleme, bundan sonra vücuttaki idrar sızıntılarını temizleme işlemine istibrâ denilir. İstincâ; temizlik yani büyük abdest bozulduktan sonra dışkı ve idrar yollarında yapılacak dışkı, idrar vb. temizliğidir. İstinkâ; taharetlenirken hiç pislik kalmadığına kanaat getirinceye kadar temizlenmek, ayrıca erkeklerin istibrâ yapmasıdır.
İstiskâ: Yağmur yağması için istiğfarda bulunup, duâ etmek demektir.

ABDEST
Namaz kılmak, Kâbe’yi tavâf etmek, tilâvet secdesi yapmak, Kur’ân’a dokunmak için abdest dînen gereklidir. Sünnî mezheplerin çoğu bunların farz olduğunda görüş birliğinde olup yalnız Hanefîler Kâbe’yi tavâfta abdesti vâcip görürler. Kur’ân’a dokunmak için abdestin farz olduğu hükmü, Kur’ân’a ve Sünnet’e dayandırılmakla birlikte esasen müslümanların Kur’ân’a atfettikleri önemi ve ondan istifâdeyi âzamî ölçüye çıkarma gayretlerini yansıtan ve bünyesinde birçok sosyal ve psikolojik gerekçeyi barındıran kolektif şuur konumundadır.
Abdestin Farzları: Abdestin bu dört farzında Sünnî fıkıh mezhepleri ittifak etmiştir. Ancak Hanefî mezhebinin dışında kalan diğer üç Sünnî mezhebin buna bazı şartları da ilâve ettiği görülür. Meselâ niyet bu üç mezhebe göre, abdeste başlarken besmele çekmek Hanbelîler’e göre, dört farzın âyette sayılan sıraya uygun yapılması (tertîb) Şâfiî ve Hanbelîler’e göre, bu işlemlerin ara verilmeden yapılması (muvâlât) Mâlikî ve Hanbelîler’e göre farzdır. Ca’ferîler, abdestle ilgili âyetin ifâde tarzından hareketle ayakların yıkanmasının değil meshedilmesinin farz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüşe yakın olan bazı Sünnî âlimler de vardır.
Abdestin Sünnetleri: Ağız ve burun temizliği (mazmaza ve istinşâk). Su ile iyice ovmak (delk).
Abdesti Bozan Durumlar: Şâfiî ve Mâlikîler’e göre idrar ve dışkı yolları hariç vücuttan çıkan kan ve benzeri sıvı maddeler abdesti bozmaz. Hanefîler’e göre rükûlu ve secdeli namazda sesli gülme abdesti de bozar. Diğer mezhepler ise sadece namazın bozulacağı görüşündedir. Özürlü kimse için de namaz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur.
Hanefîlerin dışındaki üç mezhebe göre bir kimsenin kendi cinsel organına temâsı da abdesti bozar. Bir kimse abdest aldığını kesin olarak bilse de abdestinin bozulup bozulmadığında tereddüt etse, Mâlikîler’e göre abdesti bozulmuş olur, diğer üç mezhebe göre ise bu durumda abdest bozulmuş sayılmaz.
Özürlünün Abdesti: Özürlü kimseye mâzûr-mâzûre denilir. Namaz vaktinin çıkmasıyla özürlü kimsenin abdesti bozulmuş olur, yeni namaz vaktinde tekrar abdest alması gerekir. İmam Şâfiî’ye göre özürlü kimsenin her namaz için ayrı abdest alması gerekir. Kadınlar için aybaşı ve lohusalık hâli farklı fıkhî hükümlere tâbi olup bunun dışında kalan kanamalar ve devamlı akıntılar (istihâze) özür hâli sayılır.
Mesh: Abdest alırken baş, boyun ve kulakların meshedilmesi abdestin ilkten (aslî) hükmü, mest ve sargı üzerine mesh ise yıkama yerine geçen (bedel, halef) bir işlemdir.
Mest Üzerine Mesh: Mestin abdestli olarak giyilmiş, mestin ayağın abdestte yıkanması gereken yerlerini tamamen kaplamış, ayrıca dayanıklı ve sağlam bir maddeden yapılmış olması aranır. Mest ile yaklaşık 6 kilometre yürünebilmesi veya bırakıldığında dik durabilmesi bu dayanıklılık ve sağlamlığın ölçüsü olarak zikredilir. Mestin topuktan aşağı kısmında, altında veya üstünde ayak parmaklardan üçü girecek şekilde bir deliğin, yarık veya yırtığın bulunmaması, mestin içine su almaması da gerekir. Üzerine deri kaplanmış veya altlarına pençe vurulmuş çorap üzerine mesh edilebilir. Hanefî fakîhlerinden Ebû Yusuf ve İmam Muhammed, altına pençe vurulmuş olması şartını aramaksızın kalın ve içini göstermeyen dayanıklı keçe ve yün çoraplar üzerine, bir grup fakîh ise bu şartları da aramayarak çorap üzerine meshedilebileceği görüşündedir.
Abdesti bozan durumlar mest üzerine meshi de bozar. Üzerine meshedilen mestin ayaktan çıkması veya çıkarılması, mestin içine giren suyun bir ayağın yarıdan fazlasını ıslatması, mesh süresinin sona ermesi meshi bozar.
Mest Üzerine Meshin Süresi: Yolcu olmayanlar için bir gün bir gece (24 saat), yolcular için üç gün üç gecedir (72 saat). Bu süre, mestin abdestli olarak giyilmesinden sonra ilk hadesten yani abdesti bozan ilk durumdan başlar. Bu süre dolduktan sonra, ayaklar su ile yıkanarak abdest alınıp gerekiyorsa mest tekrar giyilmelidir. Öte yandan, ayaklarını yıkamak sûretiyle abdestli olan kimsenin bu abdesti devam ettiği sürece mestleri çıkarıp giymesiyle abdesti bozulmaz. Mestlerin üzerine meshetmek sûretiyle abdestli olup mestlerini çıkaran kimse, sadece ayaklarını yıkayarak abdestini tamamlayabilir.
Sargı Üzerine Mesh: Sargının abdestsiz veya cünüp iken sarılmış olması meshe engel olmadığı gibi, bu meshin süresi de yoktur. Doldurulmuş veya kaplanmış dişler de sargılı veya merhemli yara -veya suyun deriye ulaşmasını engelleyen fakat çıkarılması zor olan boya vb.nin bulaştığı organ- gibidir. Suyun kaplama ve dolguya ulaşması yeterlidir.

GUSÜL
Şâfiîler hâriç fakîhlerin çoğunluğu, cünüplük için menînin şehvetle gelmesini şart gördüklerinden, ağır kaldırma, düşme, hastalık gibi sebeplerle menînin gelmesini cünüplük sebebi saymazlar.
Guslün Farzları: Hanefî ve Hanbelî mezhebinde ağız ve burnun içi gusülde bedenin dış kısmından sayılmıştır. Böyle olunca guslün; ağza su almak (mazmaza), burna su çekmek (istinşâk) ve bütün vücudu yıkamak şeklinde üç farzından söz edilir. Mâlikî ve Şâfiîler ile Şîa’dan Ca’ferîler’e göre ağız ve burnun içini yıkamak sünnettir. Gusülde niyet Hanefîler’e göre sünnet, diğer mezheplere göre farzdır. Mâlikîler’e göre vücudu ovalamak ve gusül işlemlerinin arasını açmamak da guslün farzlarındandır.

TEYEMMÜM
Namaz vakti girmeden teyemmüm edilmesi câizdir. Hanefî mezhebine göre su bulunmadığı, mâzeret hâli kalkmadığı sürece bir kimse yaptığı teyemmümle dilediği kadar farz ve nâfile namaz kılabilir. Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre, teyemmümün geçerli olabilmesi için namaz vaktinin girmiş olması gerekir ve bir teyemmümle birden fazla farz namaz kılınamaz. Ancak Hanbelîler birden fazla kazâ namazı kılınabileceği görüşündedir.
Teyemmümü Bozan Durumlar: Yaptığı teyemmümle namaz kılan kimse namaz esnasında suyu görürse veya su bulunursa, teyemmümü bozulmuş olur. Namazı teyemmümle kıldıktan sonra su bulunursa vakit çıkmamış bile olsa kılınan bu namazın iadesi gerekmez. Şâfiîler bu durumda iâdeyi gerekli görür. Namaz vakti çıktıktan sonra ise iâdenin gerekmediğinde görüş birliği vardır.

KADINLARA MAHSUS HALLER
Hayız: Hayız kanının kesilmesiyle kadının temizlik dönemi başlar. Fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre kadınlar 9 yaşlarından itibaren âdet görmeye başlar ve yaklaşık 50-55 yaşlarına geldiklerinde âdetten kesilirler. Bugünkü tıbbî bilgiler âdet kanamasının 11-13 yaşlarında başlayıp 45-50 yaşlarında sona erdiğini, âdet süresinin de 3-6 gün civârında olduğunu ifâde etmektedir.
Hanefî mezhebine göre âdetin en az süresi 3, en uzun süresi 10 gündür. İki âdet arasında kalan en az temizlik süresi de 15 gündür.
Hayızlı bir kadın hac ibâdetini edâ ederken Kâbe’yi tavâf hâriç, hacla ilgili bütün işlemleri ve ibâdetleri (menâsik) yapabilir. Haccın rüknü olan ziyâret (ifâza) tavâfını yapmak üzere temizleninceye kadar Mekke’de bekler. Hanefîler’e göre hayızlı olarak tavâf yapılması geçerli olmakla birlikte cezâ kurbanı kesilmesi gerekir.
Mâlikî fakîhleri ise, bazı sahâbe ve tâbiîn âlimlerinden rivâyet edilen görüşlerin desteğiyle, kadının hayız süresi içinde Kur’ân okuyabileceğini, fakat hayız kanı kesildiği andan itibaren gusledip temizleninceye kadar cünüp hükmünde olup Kur’ân okuyamayacağını belirtmişlerdir. İbn Hazm bu şartı da aramaz. Mâlikîler ve İbn Hazm dâhil bir grup İslâm bilgini, cünüplük hâlinin irâdî, hayzın ise gayr-i irâdî oluşundan hareketle hayızlı kadın lehine bir ayırım yapmayı gerekli görmüş, özellikle Mâlikîler kadınların Kur’ân öğretimi ve öğrenimi için böyle bir ruhsata ihtiyacı bulunduğu noktasından hareket etmişlerdir.
Hayızlı kadınla cinsel ilişkide bulunmak, (ilk günlerdeki ilişki için 4,25 gr., son günlerdeki için bunun yarısı miktarda altın) sadaka vermesi de gerekli görülür. Hanefîler hayız kanının alışılmış, belirli âdet süresinin sonunda kesilmesinden itibaren bir namaz vakti geçtikten sonra gusül yapılmasa da cinsel ilişkinin câiz olduğu görüşündedir.
Nifâs: Hanefî ve Hanbelîler nifâsın en uzun süresinin 40, Mâlikî ve Hanbelîler ise 60 gün olduğu görüşündedir. Normal doğumla veya el, ayak gibi uzuvları belirmiş olan bir çocuğun düşmesiyle nifâs hâli meydana gelir.
İstihâze: Şâfiî ve Mâlikîler’e göre her bir farz namaz için ayrıca abdest almak gerekir.

2

Eylül
2012

ÎTİKÂDÎ BİLGİLER

Yazar: arafat  |  Kategori: iTiKAT  |  Yorum: Yok   |  410 Kez Okundu
ÎTİKÂDÎ FIRKALAR
Akâid mezhepleri, Şîa, Mu’tezile, Havâric gibi belli topluluklara nisbet edildiği gibi kurucusuna izâfetle de anılmıştır: Mâtürîdî, Eş’arî gibi… Ana akâid mezheplerinin ayrıldığı kollar da fıkıh mezhepleri gibi daha çok bir şahsa nisbet edilmiştir. Akâid mezhepleri için daha çok “grup” anlamına gelen “fırka” (çoğulu fırak), “görüş” anlamına gelen “makâle” (çoğulu makalât) ve “anla

yış tarzı” manasına gelen “nihle” (çoğulu nihal) kelimeleri kullanılır. Akâid mezhepleri, ehl-i sünnet (fırka-i nâciye) ve ehl-i bid’at olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmiştir.
Ehl-i Sünnet: Hadîste geçen “kurtuluşa erenler” ifâdesinden hareketle “fırka-i nâciye” (kurtuluşa eren grup) adı da verilmiştir. Ehl-i sünnet, Allah’ın zâtı, sıfatları, âlemin yaratılışı, kader, peygamberlik, mûcize ve kerâmet, şefaat, haşir ve âhiret gibi İslâm akâidinin temel konularında fikir birliği içinde olmakla beraber, bu konuların detaylarında, îzâh ve yorumlanmasında farklı görüşlere de sahip olmuş, bu sebeple kendi arasında, Selefiyye, Mâtürîdiyye ve Eş’ariyye olmak üzere üçe ayrılmıştır. Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”, Mâtürîdiyye ve Eş’ariyye’ye “Ehl-i sünnet-i âmme” de denilir.
Ehl-i Bid’at: Ehl-i sünnet’e muhalefet eden mezhep ve gruplar anlamında kullanılır. Buna göre ehl-i bid’at terimi, ehl-i sünnet teriminin karşıtıdır. Galiyye, Bâtıniyye, Yezîdiyye gibi ehl-i bid’at sayılan mezheplerin bir kısmı, görüşleri itibariyle İslâm ve iman çerçevesinin dışında kalırlar. Bir kısmı da sünnete aykırı davranmış olurlar; fakat görüşleri kendilerini din dışında bırakmaz. Bunlar ehl-i kıbledirler ve İslâm ümmetine mensupturlar: Hâriciyye, Mu’tezile, Şîa gibi… Bid’atçi mezhepleri, Mu’tezile, Hâriciyye, Şîa, Mürcie, Müşebbihe ve Cebriyye olmak üzere genelde altı gruba ayırmak mümkündür.
Selefiyye: İman esaslarıyla ilgili konularda ilk dönem bilginlerini izleyerek âyet ve hadîslerdeki ifâdelerin zâhiri ile yetinip bunları aynen kabul eden, teşbîh ve tecsîme düşmeyen (Allah’ı yaratıklara benzetmeye ve cisim gibi düşünmeye yeltenmeyen), bunları başka bir anlama çekme (te’vîl) yoluna gitmeyen Ehl-i sünnet topluluğunu belirtmek için kullanılır. Allah’ın zâtî, fiilî ve haberî sıfatlarının hepsini te’vilsiz, nasılsa öyle kabul ettiği için Selefiyye’ye “Sıfâtiyye” de denilmiştir.
İmam Şâfiî, İmam Mâlik, Ahmed b. Hanbel bir kısım görüşleri itibariyle Ebû Hanîfe- Evzaî, Sevrî gibi müctehid imâmlar, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, İbn Mende, İbn Kuteybe ve Beyhakî gibi hadîsçiler, Taberî, Hatîb el-Bağdâdî, Tahâvî, İbnü’l-Cevzî ve İbn Kudâme gibi bilginler Selef düşüncesinin önde gelen isimleri arasında sayılabilir.
İlk dönem (mütekaddimûn) Selefiyye anlayışının en belirgin özelliği akâid sahasında akla rol vermemek, âyet ve hadîsle yetinmek, mânası apaçık olmayan, bu sebeple de başka mânalara gelme ihtimali bulunan âyet ve hadîsleri yorumlamadan, bunları bilmeyi Allah’a havale etmektir. Sonraki dönemin en meşhur Selef âlimleri (müteahhirîn-i Selefiyye) arasında İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 1350), İbnü’l-Vezîr (ö. 40/1436), Şevkânî (ö. 1834) ve Mahmûd Şükrî el-Âlûsî (ö. 1924) sayılabilir. En yoğun oldukları ülkeler Suudi Arabistan, Kuveyt ve Körfez ülkeleridir.
Eş’ariyye: Akâid konusunda Ebü’l-Hasan Ali b. İsmâil el-Eş’arî’nin görüşlerini benimseyen Ehl-i sünnet mezhebine verilen isimdir. Mezhebin kurucusu olan İmam Eş’arî, (873) yılında Basra’da doğmuş, kırk yaşına kadar Mu’tezile mezhebine bağlı kalmış, sonra “üç kardeş meselesi” diye bilinen meselenin tartışmasında hocası Ebû Ali el-Cübbâî’ye (ö. 916) üstün gelmiş, hocasının görüşlerini doyurucu bulmadığı için Mu’tezile’den ayrılmış ve Eş’arîliği kurmuştur. İmam Eş’arî, Allah Teâlâ’nın ezelî sıfatları bulunduğunu kabul etmiş, inanç konularında akla da değer vererek, âyet ve hadîslerin yanında aklî deliller de kullanmıştır.
En meşhur Eş’arî kelâm bilginleri arasında, Bâkıllânî (ö. 1013), İbn Fûrek (ö. 1015), Cüveynî (ö. 1085), Gazzâlî (ö. 1111), Şehristânî (ö. 1153), Âmidî (ö. 1233), Fahreddin er-Râzî (ö. 1210), Kâdi Beyzâvî (ö. 1286), Teftazânî (ö. 1390) ve Cürcânî (ö. 1413) sayılabilir.
Eş’arîlik, daha çok Mu’tezile’ye bir karşı tez olarak doğmuştur. Bu sebeple Eş’arîlik, Selef inancına Mâtürîdîlik’ten daha uzak olarak gösterilebilir. Eş’arî bilginler zamanla te’vîle çok fazla yer vermişlerdir. Eş’arîlik daha çok Endülüs, Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonezya’da yayılmıştır.
Mâtürîdiyye: Akâid konusunda Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâtürîdî’nin görüşlerini benimseyenlerin oluşturduğu Ehl-i sünnet mezhebinin adıdır. Mâtürîdîlik, akaid sahasında âyet ve hadîsle birlikte, aklı da dinin anlaşılması için gerekli bir temel kabul etmiştir. Eş’ariyye ile Mu’tezile arasında yer almıştır. Hakîm es-Semerkandî (ö. 953), Ebû Seleme es-Semerkandî (ö. IV/X. asır), Ebü’l-Yüsr Muhammed el-Pezdevî (ö. 1100), Ebü’l-Maîn (Muîn) en-Nesefî (ö. 1115), Ömer en-Nesefî (ö. 1142), Ebü’l-Berekât Hâfızüddin en-Nesefî (ö. 1310), Burhâneddin en-Nesefî (ö. 1289), İbnü’l-Hümâm (ö. 1457), Kadı Celâleddinzâde Hızır Bey (ö. 1458) ve Beyâzîzâde Ahmed Efendi (ö. 1687) en meşhur Mâtürîdî kelâmcılarıdır.
Mâtürîdiyye; Ehl-i sünnet’in temel prensiplerinde Eş’arîler ile aynı görüşte olmakla beraber, şu görüşleriyle onlardan ayrılırlar:
1. Dinî tebliğ olmasa da kişi akılla Allah’ı bulabilir.
2. İyi ve kötü, güzel ve çirkin akılla bilinebilir. Allah Teâlâ bir şeyi güzel ve iyi olduğu için emretmiş, kötü ve çirkin olduğu için yasaklamıştır.
3. Kulda başlı başına bir cüz’î irâde vardır. Kul irâdesiyle seçimini yapar, Allah da kulun seçimine göre fiili yaratır.
4. Yüce Allah’ın diğer sıfatları gibi tekvîn sıfatı da ezelîdir.
5. Allah kulun gücünün yetmeyeceği şeyleri kula yüklemez.
6. Allah’ın fiillerinin muhakkak bir sebep ve hikmeti vardır. Fakat kul her zaman bu sebep ve hikmetleri bilemeyebilir.
7. Peygamberlerde aranan niteliklerden biri de erkek olmaktır. Bu sebeple kadın peygamber gönderilmemiştir.
8. Allah’ın nefsî kelâmı işitilemez. İşitilen nefsî kelâmın varlığını gösteren lafzî kelâm yani Kur’ân’ın harf ve sesleridir.
Mâtürîdiyye, Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Eritre’de yayılmıştır. Genellikle Türkler fıkıhta Hanefî, inançta Mâtürîdî’dirler.
Mu’tezile: Ehl-i sünnet bilginlerinden Hasan-ı Basrî’nin (ö. 728) dersini terkeden Vâsıl b. Atâ (ö. 148) ile ona uyanların oluşturduğu mezhep bu isimle anılır. Mu’tezile ise kendini “ehlü’l-adl ve’t-tevhîd” diye adlandırır. Akılcı bir mezhep olan Mu’tezile, mantık kurallarıyla çelişir gördüğü âyet ve hadîsleri Ehl-i sünnet’ten farklı biçimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla öncelik vermiştir. Bu mezhep, aynı zamanda iyi bir edebiyatçı ve tefsirci olan Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf (ö. 850), Nazzâm (ö. 845), Câhiz (ö. 869), Bişr b. Mutemir (ö. 825), Cübbâî (ö. 916), Kâdi Abdülcebbâr (ö. 1025) ve Zemahşerî (ö. 1143) gibi büyük kelâmcılar yetiştirmiştir. Abbâsîler döneminde en parlak günlerini yaşamış olan Mu’tezile daha sonra etkinliğini hatta bir mezhep olma hüviyetini yitirmiştir.
Günümüzde Mu’tezile başlı başına bir mezhep olarak mevcut olmamakla birlikte görüşleri Şia’nın Ca’feriyye ve Zeydiyye kolları ile Haricîliğin İbâziyye kolunda yaşamaktadır.
Mu’tezile’nin görüşleri beş prensip hâlinde sistemleştirilmiştir. Bunlar da;
1. Allah’ın zât ve sıfatları yönüyle bir kabul edilmesi (tevhid),
2. Kulların ihtiyârî fiillerini hür irâdeleriyle yaptığı ve kul için en uygun olanı yaratmanın Allah’a gerekli olduğu (adl),
3. İyilik yapanın mükâfât, kötülük yapanın da cezâ görmesinin zorunluluğu (va’d ve vaîd),
4. Büyük günah işleyenin iman ile küfür arasında fısk mertebesinde olduğu (el-menzile beyne’l-menzileteyn),
5. İyiliği yaptırmaya ve kötülüğü önlemeye çalışmanın bütün müslümanlara farz olduğu (emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker) prensipleridir.
Cebriyye: İrâde hürriyeti konusunda Mu’tezile’ye taban tabana zıt görüşlere sahip olan Cebriyye mezhebi, her şeyin Allah’ın ilmi ve irâdesi dâhilinde cereyan ettiğini, insanın çizilmiş bir kaderinin olduğu, insanın irâde hürriyeti, seçme imkânı ve fiil gücü bulunmadığını, insan fiillerinin gerçek fâilinin Allah olduğunu, kulun Allah tarafından önceden takdir edilmiş bulunan işleri yapmaya mecbur olduğunu savunur. “Biz kapı gibiyiz, hareket ettiren olursa hareket ederiz”.
Hâricîlik: Hâricîlik ekolü (Havâric), Hz. Ali ile Muâviye arasında geçen Sıffîn Savaşı’ndan (657) sonra halife tayin işi hakeme bırakılınca ortaya çıkmıştır. Bu durumda bir grup, Hz. Ali’ye isyan edip büyük günah işleyenlerin dinden çıkacağı ve günah işleyen devlet başkanına itaat edilmeyeceğini savunur. Bu mezhebin İbâziyye kolu günümüze kadar yaşama imkânı bulmuştur. Günümüzde İbâzîler’e daha çok Kuzey Afrika, Madagaskar, Zengibar ve Umman sultanlığında rastlanır. Kur’ân’ın sadece zâhirine dayanmaları sebebiyle Ehl-i sünnet’e göre bazı farklı fıkhî görüşleri de vardır. Mutezile ve Hâricîlere göre iman, amelden bir cüzdür.
Şia: Ehl-i sünnet grubunun dışında yer alan, günümüze kadar varlığını koruyan ve hâl-i hazır İslâm dünyasında da önemli sayıda taraftarı bulunan en önemli itikadî, fıkhî ve siyasî mezheptir. Hz. Peygamber’in vefâtından sonra Hz. Ali’yi halifeliğe en lâyık kişi olarak gören ve onu ilk meşrû halife kabul eden, vefâtından sonra da hilâfete Ali evlâdının getirilmesi gerektiğine inanan toplulukların ortak adı olmuştur. Şia’nın günümüze ulaşan üç büyük fırkası Zeydiyye, İsmâiliyye ve İmâmiyye-İsnâ-aşeriyye’dir.
İmâmiyye: Çağımızda dünya müslümanlarının yaklaşık yüzde onunu teşkil eden Şia’nın büyük çoğunluğunu bünyesinde toplayan ana koldur. Sadece Ehl-i beyt’e mensup râvîlerin hadîs rivâyetini kabul eder, ilk üç halîfenin hilâfetini meşrû görmez ve devlet başkanlığına Hz. Ali ve soyunun nass ile tayin edildiğini yani imâmlığın (halîfeliğin) bunlara ait olduğunu, Hz. Peygamber’in bunu açıkça belirttiğini ve bunların vahiy alma hariç peygamberlere benzer vasıflara sahip olup günah işlemekten ve hata yapmaktan korunmuş (mâsûm) olduklarını iddia ederler. Küçük yaşta gâip olan on ikinci imâmın kurtarıcı (mehdî) olarak tekrar geri geleceğine inanma, açık ve gizli bir tehlikenin bulunduğu durumlarda inancı gizleme ve farklı görünme (takiyye), Hz. Ali’ye biât etmeyen sahâbîlere karşı tavır alma ve onları ta’n etme de yine mezhebin temel ön kabullerindendir. İmâmiyye hâlen İran’ın resmî mezhebi olup Irak’ta ve Azerbaycan’da yaşayan müslümanların yüzde altmışı da bu mezhebe mensuptur.
Zâhiriyye: Dâvûd ez-Zâhirî (ö. 883) ve İbn Hazm (ö. 1064) ekolün iki büyük imâmıdır. Re’y ictihâdına şiddetle karşı çıkıp âyet ve hadîslerin zâhirine tutunmanın tek yol olduğunu savunan bu ekol hicrî IV. asırdan itibaren bir süre etkili olmuştur.
Ca’feriyye: Mut’a nikâhını câiz görme, abdestte çıplak ayakların üstüne meshi yeterli sayma, boşamada iki şâhit zorunluluğu, beş vakit namazı cem’ yoluyla üç vakitte kılma, zekâtı (humus) din adamları eliyle toplama gibi bazı farklı görüş ve uygulamaları vardır.
Zeydiyye: Mest üzerine meshi, gayr-i müslimin kestiğini yemeyi ve Ehl-i kitap’tan bir kadınla evlenmeyi câiz görmezler.

İMAN
İman sözlükte, “bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, güvenlikte olmak, şüpheye yer vermeyecek biçimde içten ve yürekten inanmak” anlamlarına gelir.
Terim olarak ise, Hz. Peygamber’i, Allah Teâlâ’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde (zarûrât-ı dîniyye) tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak demektir.
İcmâlî İman: İnanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmak demektir
Tafsîlî İman: İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmaya tafsîlî iman denilir.
Taklîdî ve Tahkîkî İman: Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana taklîdî iman denilir. Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkîkî iman denir.
İmanın Geçerli Olmasının Şartları: Dünya hayatından ümit kesme (ye’s) durumunda gerçekleşmemiş bulunması gerekir.
İslâm: İtaat etmek, boyun eğmek, bağlanmak, bir şeye teslim olmak, esenlikte kılmak” anlamlarına gelir. Her müşrik kâfirdir, fakat her kâfir müşrik değildir.
Tekfîr: Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymak demektir. İrtidât ise müslümanın dinden çıkması anlamına gelir. Dinden çıkana mürted denilir.
Allah’ın Varlığının Delilleri: Allah’ın varlığını ispatlamak için insanın fıtraten Allah inancına sahip oluşu (fıtrat delili), âlemin ve âlemdeki varlıkların sonradan yaratılmış olup bir yaratıcıya muhtaç olduğu (hudûs delili), mümkin bir varlık olan âlemin var olması için bir sebebe ihtiyaç olduğu (imkân delili), tabiatın büyük bir âhenge ve şaşmaz bir düzene sahip olup bunun bir yaratıcının eseri olmasının gerektiği (nizam delili) gibi bazı deliller ortaya koymuşlardır.
Zâtî Sıfatlar: Bu sıfatlara tenzîhî sıfatlar ve selbî sıfatlar da denilmiştir. Zâtî sıfatlar şunlardır:
1. Vücûd.
2. Kıdem (zıddı: hudûs, sonradan olma).
3. Beka (zıddı: fenâ)
4. Muhâlefetün li’l-havâdis (Sonradan olan şeylere benzememek).
5. Vahdâniyyet.
6. Kıyâm bi-nefsihî.
Sübûtî Sıfatlar:
1.Hayat.
2. İlim. (zıddı: cehl= bilgisizlik)
3. Semi’.
4. Basar.
5. İrâde: iradesizlik ve zorunda olmak (îcâb bi’z-zât) Allah hakkında düşünülemez. Meşîet de irâde anlamına gelen bir kelimedir.
6. Kudret (zıddı: acz).
7. Kelâm.
8. Tekvîn. Yaratmak, rızık vermek, diriltmek, öldürmek, nimet vermek, azap etmek ve şekil vermek tekvîn sıfatının sonuçlarıdır.
Tekvînî İrâde: Tekvînî (yapma, yaratma ile ilgili) irâde; bütün yaratıkları kapsamaktadır.
Teşrîî İrâde: Tekvînî irâde hayra da şerre de, iyiliğe de kötülüğe de yönelik olarak gerçekleştiği halde teşrîî irâde, sadece hayra ve iyiliğe yönelik olarak gerçekleşir.

MELEKLERE İMAN
Meleklere inanmamak, dolaylı olarak vahyi, peygamberi, peygamberin getirdiği kitabı ve tebliğ ettiği dini de inkâr etmek anlamına gelir.
Cebrâîl: er-Rûhu’l-emîn. Rûhu’l-kuds. Meleklerin efendisi” anlamında seyyidü’l-melâike denilmiştir.
Azrâîl: Melekül-mevt.
Kirâmen Kâtibîn: Hafaza melekleri.
Münker ve Nekir: Kabirde sorgu ile görevli iki melektir.
Hamele-i Arş: Arşı taşıyan melekler.
Mukarrebûn ve İlliyyûn: Allah’a çok yakın ve O’nun katında şerefli mevkii bulunan meleklerdir.
Rıdvân: Cennet bekçisi.
Mâlik: Cehennem bekçisidir.

KİTAPLARA İMAN
İlâhî kitaplara Allah katından indirilmiş olması sebebiyle “kütüb-i münzele” veya “semâvî kitaplar” da denilir.
Suhuf: Hz. Âdem’e 10 sayfa, Hz. Şît’e 50 sayfa, Hz. İdrîs’e 30 sayfa, Hz. İbrâhim’e 10 sayfa gönderilmiştir.
Tevrat: Kanun, şeriat ve öğreti. Tevrat’a Ahd-i Atîk ve Ahd-i Kadîm de (Eski Ahit) denilir.
Zebur: Yazılı şey ve kitap. Zebur, ilâhî kitapların en küçüğü olup, yeni dinî hükümler getirmemiştir. Bugün elde mevcut olan Zebur nüshaları, lirik söyleyiş ve ilâhîlerden, Allah’a övgü ve hikmetli sözlerden ve birtakım nasihatlerden meydana gelmiştir. Mezmûrlar adıyla Eski Ahid’de yer almaktadır.
İncil: Müjde, tâlim ve öğretici. İncil’e Ahd-i Cedîd de (Yeni Ahit) denilir. Bir müslümana önceki kutsal kitaplarda bulunan bir hususun haber verilmesi durumunda; eğer bu husus, Kur’ân ve sahîh hadîslerdeki bilgilere uygunsa kabul edilir. Âyet ve hadîslere aykırı ise reddedilir. Âyet ve hadîslerde hiç bahsedilmiyor ve İslâm’ın temel prensiplerine de zıt düşmüyorsa Hz. Peygamber’in şu tavsiyesi doğrultusunda hareket edilir: “Ehl-i kitabı tasdik de etmeyin, tekzîp de (yalanlamayın). Biz Allah’a, bize indirilene, İbrâhîm’e indirilene inandık deyin”.
Kur’ân: Toplamak, okumak, bir araya getirmek.

PEYGAMBERLERE İMAN
Yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen peygambere denilir. Çoğulu “rusül” ve “mürselûn”dür. Nebî de Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, fakat yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilmeyip, önceki bir peygamberin kitap ve şeriatını ümmetine bildirmeye görevli olan peygamberdir. Çoğulu “enbiyâ”dır.
Peygamberlerin Sıfatları: Peygamberlerin sıfatları deyince onlarda bulunması câiz olan sıfatlarla, gerekli (vâcip) ve zorunlu olan sıfatlar anlaşılır. Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok yerinde vurgulandığı gibi peygamberler de insandır. Onlar da diğer insanlar gibi oturup kalkar, yiyip içerler, gezerler, evlenip çoluk çocuk sahibi olurlar, hastalanır ve ölürler; bu gibi özelliklere, peygamberler hakkında düşünülmesi câiz özellikler denir. İlâhî emir ve yasaklarla yükümlülük konusunda peygamberler de diğer insanlar gibidirler. Fakat onlar her hareketleriyle Allah’ın insanlar için seçtiği kulları ve elçileri, insanların kendilerine bakarak davranışlarına çekidüzen verdikleri birer örnek olduklarının bilinci içindedirler. Bu sebeple fakirken, sıkıntıdayken bile Allah’a şükrederler. Haset etmek, içi dışına uymamak gibi kötü huylardan hiçbiri onlarda bulunmaz.
Her peygamberde insan olmanın da ötesinde birtakım sıfatların bulunması gerekli ve zorunludur. Bunlara vâcip sıfatlar denir. Bu sıfatlar şunlardır:
1-Sıdk: “Doğru olmak” demektir. Her peygamber doğru sözlü ve dürüst bir insandır. Onlar asla yalan söylemezler. Eğer söyleyecek olsalardı kendilerine inanan halkın güven duygusunu kaybederlerdi. O zaman da peygamber göndermekteki gaye ve hikmet gerçekleşmemiş olurdu. Sıdkın zıddı olan yalan söylemek (kizb), peygamberler hakkında düşünülemez. Bütün peygamberler peygamberlikten önce de sonra da yalan söylememişlerdir.
2-Emânet: Güvenilir olmak. Emânet sıfatının zıddı hıyânettir.
3-İsmet: Günah işlememek, günahtan korunmuş olmak. Peygamberlerin küçük hatalarına “zelle” denilir. İsmetin karşıtı ma’siyettir.
4-Fetânet: Peygamberlerin akıllı, zeki ve uyanık olmaları.
5-Tebliğ: Peygamberlerin Allah’tan aldıkları buyrukları ve yasakları ümmetlerine eksiksiz iletmeleri. Tebliğin karşıtı olan gizlemek (kitmân) tir.
Kur’ân’da Adı Geçen Peygamberler: Âdem, İdrîs, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrâhim, İsmâil, İshâk, Ya’kub, Yûsuf, Şuayb, Hârûn, Mûsâ, Dâvûd, Süleymân, Eyyûb, Zülkifl, Yûnus, İlyâs, Elyesa’, Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ, Muhammed. (Üzeyir, Lokmân ve Zülkarneyn Kur’ân’da geçer ancak peygamber olup olmadıkları konusunda ihtilâf vardır.)
Ulü’l-Azm: Hz. Âdem, Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. Îsâ ve Hz. Muhammed (a.s) ulü’l-azm peygamberlerdir, bütün zorluklara göğüs germede azim ve sebat gösteren peygamberler demektir.
Peygamberlik ve Vahiy: Gizli konuşma, gönderme, emir, işaret, ilhâm gibi anlamlara gelen vahiy, gizli ve süratli haberleşmedir.
Vahyin Geliş Şekilleri:
1-Doğru rüyalar.
2-Peygamberimiz uyanıkken, Cebrâîl tarafından vahyin onun kalbine bırakılmasıdır.
3-Cebrâîl’in insan şekline girerek getirdiği vahiy, vahyin en kolay şeklidir. Cibrîl hadîsi diye meşhur olmuş hadîs bu yolla gelmiştir.
4-Cebrâîl, görünmeden çıngırak sesine benzer bir ses hâlinde vahyin gelmesidir. Kendisinde tehdit ve korkutma olan âyetler bu çeşit vahiyle gelmiştir.
5-Cebrâîl’in Hz. Peygamber’e uyku hâlinde getirdiği vahiydir. Bu tür vahiyle alınan söz, Kur’ân değildir.
6-Cebrâîl’in kendi aslî şekliyle getirdiği vahiydir. Bu şekliyle vahiy iki defa gerçekleşmiştir. Birincisi peygamberliğinin ilk günü Hira’da iken, ikincisi de mîraçta meydana gelmiştir.
7-Vahyi, Hz. Peygamber’in doğrudan Allah’tan alması veya perde arkasından Allah’la konuşması şeklinde gerçekleşen vahiydir. Mîraçta gerçekleşmiştir.
Mûcize: İnsanların benzerini getirmekten âciz kaldığı olağanüstü olay. Kur’ân’da mûcize terimi yerine âyet, beyyine ve bürhân kavramları kullanılır.
İrhâs: Peygamber olacak şahsın, henüz peygamber olmadan önce gösterdiği olağanüstü durumlardır. Hz. Îsâ’nın beşikte iken konuşması gibi.
Kerâmet: Peygamberine gönülden bağlı olan ve ona titizlikle uyan velî kulların gösterdikleri olağanüstü hallerdir.
Meûnet: Yüce Allah’ın velî olmayan bir müslüman kulunu, darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman, olağanüstü bir şekilde bu darlık ve sıkıntıdan kurtarmasıdır.
İstidrâc: Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağanüstü olaydır.
İhânet: Kâfir ve günahkâr kişilerden, arzu ve isteklerine aykırı olarak meydana gelen olaydır. Meselâ, peygamberlik taslayan inkârcılardan Müseylime, tek gözü kör olan bir adama, iyi olsun diye duâ etmiş, bunun üzerine adamın öbür gözü de kör olmuştur.

ÂHİRETE İMAN
Yevmü’l-âhir: Son gün, âhiret günü.
Yevmü’l-ba’s: Diriliş günü.
Yevmü’l-kıyâme: Kıyâmet günü.
Yevmü’d-dîn: Cezâ ve mükâfat günü.
Yevmü’l-hisâb: Hesap günü.
Yevmü’t-telâk: Kavuşma günü.
Yevmü’l-hasre: Hasret ve pişmanlık günü.
Din günü: Cezâ ve mükâfat günü.
Âhiret Hayatının Devreleri: Kabir (berzah) hayatı, kıyâmet; ba’s (yeniden dirilme). Kur’ân’da kıyâmet günü; saat, vâkıa (kesin olarak meydana gelecek olan), et-tâmmetü’l-kübrâ (en büyük felâket ve belâ), hâkka (gerçek olan), ğâşiye (şiddetiyle birden bire halkı saran), qâria (kapıyı çalacak gerçek) gibi isimlerle de anılmıştır.
Kıyâmet Alâmetleri: Eşrâtü’s-sâat.
a) Küçük Alâmetler: Dînî emirlerin ihmal edilmesi ve ahlâkın bozulması gibi insan irâdesine bağlı olarak büyük alâmetlerden çok önce meydana gelecek olan olaylardır.
b)Büyük Alâmetler: Kıyâmetin kopmasının hemen öncesinde meydana gelecek ve birbirini izleyecek olan olaylardır. Büyük alâmetler, tabiat kanunlarını aşan ve insan irâdesinin dışında gerçekleşen olaylardır. Duman, Deccâl, Dâbbetü’l-arz, Güneşin batıdan doğması, Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkması, Hz. Îsâ’nın gökten inmesi, yer çöküntüsü, ateş çıkması.
Sûr ve Sûr’a Üfürüş: Nefha-i feza’=korku üfürüşü; nefha-i sâik=ölüm üfürüşü; nefha-i kıyâm=kalkış üfürüşü.
Ba’s: Yeniden dirilme, öldükten sonra tekrar dirilmek
Haşir ve Mahşer: Haşir, terim olarak yüce Allah’ın insanları hesaba çekmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplamasıdır. İnsanların toplandıkları yere mahşer veya arasât denilir.
Şefâat: Allah’a duâ ederek hesap ve sorgunun bir an önce yapılmasını ister. Buna “şefâat-i uzmâ” (en büyük şefâat) denilir.
A’râf: Cennetle cehennemin arasında bulunan surun ve yüksek kısmın adıdır.
Cehennem: Kur’ân’da cehennem için yedi isim kullanılmıştır: Cehennem (derin kuyu), nâr (ateş), cahîm (son derece büyük, alevleri kat kat yükselen ateş), hâviye (düşenlerin çoğunun geri dönmediği uçurum) , saîr (çılgın ateş ve alev), lezâ (dumansız ve katıksız alev), sakar (ateş), hutame (obur ve kızgın ateş). Bazı âlimler bu yedi ismin, cehennemin yedi tabakası olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Cennet: Kur’ân’da cennet için çeşitli isimler kullanılmıştır. Cennetin tabakaları olması ihtimâli de bulunan bu isimleri şöyle sıralayabiliriz: Cennetü’l-me’vâ (şehîd ve müminlerin barınağı ve konağı olan cennet), cennet-i adn (ikâmet ve ebedîlik cenneti), dârü’l-huld (ebedîlik yurdu), firdevs (her şeyi kapsayan cennet bahçesi), dârü’s-selâm (esenlik yurdu), dârü’l-mukâme (ebedî kalınacak yer), cennâtü’n-naîm (nimetlerle dolu cennetler), el-makâmü’l-emîn (güvenli makam).
Allah’ın Âhirette Görülmesi: Rü’yetullah.
Kader: Allah’ın ilim ve irâde sıfatlarıyla ilgili bir kavram olan kader, evreni, evrendeki tüm varlık ve olayları belli bir nizâm ve ölçüye göre düzenleyen ilâhî kânunu ifâde eder.
Kazâ: Cenâb-ı Hakk’ın ezelde irâde ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince, her birisini ezelî ilim, irâde ve takdirine uygun biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Kazâ, Allah’ın tekvîn sıfatı ile ilgili bir kavramdır.
İrâde: Eş’arîler, Allah’ın irâdesinin her şeyi kuşattığını dikkate alarak, bu irâdeye küllî (genel) irâde adını vermişler ve böyle bir nitelendirme ile onu, kulun iradesinden ayırt etmek istemişlerdir. Mâtürîdîler ise, Allah’ın irâdesine ilâhî ve ezelî irâde demişler, küllî ve cüz’î irâde terimlerini kulun irâdesinin iki yönünü belirtmekte kullanmışlardır.
Küllî irâde, Allah tarafından kula verilmiş olan, yapma veya yapmamayı tercihte aracı kabul edilen seçme yeteneğidir. Cüz’î irâde ise küllî irâdenin, iki taraftan birine aktif biçimde yönelmesinden ibârettir. Mâtürîdîler bu sebeple cüz’î irâdeye, azm-i musammem (kesinleşmiş karar), ihtiyâr (seçim) ve kasıt (yönelme) adını da verirler.
İnsanın Fiillerinin Yaratılması: İnsanın fiilleri, zorunlu (ıztırârî) fiiller ve ihtiyârî (irâdeli) fiiller olmak üzere ikiye ayrılır. Nefes alışımız, kalp atışımız, midemizin sindirimi gibi zorunlu ve refleks hareketlerimizin oluşturduğu fiillere ıztırârî fiiller adı verilir. Bunların oluşumunda insan irâdesinin herhangi bir rolü yoktur. Dolayısıyla da insan bu fiillerden sorumlu değildir.
Yazı yazmak, oturup kalkmak, namaz kılmak veya kılmamak, hayır veya şer, iyi veya kötü bir şey işlemek gibi hür irâdemizle seçerek yaptığımız fiiller ise irâdeli fiillerimizdir. İrâdeli fiillerimizin oluşumunda herhangi bir baskı ve zorlama altında değilizdir. Her ne şekilde olursa olsun bizi ve yaptıklarımızı yaratan Allah Teâlâ olduğu için, bizim her iki çeşit fiilimizi yaratan da Allah Teâlâ’dır.
Ecel: Ehl-i sünnet bilginlerine göre, öldürülen şahıs da (maktûl) bütün insanlar gibi eceliyle ölmüştür.

 
 
 
 

Akâid mezhepleri, Şîa, Mu’tezile, Havâric gibi belli topluluklara nisbet edildiği gibi kurucusuna izâfetle de anılmıştır: Mâtürîdî, Eş’arî gibi… Ana akâid mezheplerinin ayrıldığı kollar da fıkıh mezhepleri gibi daha çok bir şahsa nisbet edilmiştir. Akâid mezhepleri için daha çok “grup” anlamına gelen “fırka” (çoğulu fırak), “görüş” anlamına gelen “makâle” (çoğulu makalât) ve “anla
yış tarzı” manasına gelen “nihle” (çoğulu nihal) kelimeleri kullanılır. Akâid mezhepleri, ehl-i sünnet (fırka-i nâciye) ve ehl-i bid’at olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmiştir.
Ehl-i Sünnet: Hadîste geçen “kurtuluşa erenler” ifâdesinden hareketle “fırka-i nâciye” (kurtuluşa eren grup) adı da verilmiştir. Ehl-i sünnet, Allah’ın zâtı, sıfatları, âlemin yaratılışı, kader, peygamberlik, mûcize ve kerâmet, şefaat, haşir ve âhiret gibi İslâm akâidinin temel konularında fikir birliği içinde olmakla beraber, bu konuların detaylarında, îzâh ve yorumlanmasında farklı görüşlere de sahip olmuş, bu sebeple kendi arasında, Selefiyye, Mâtürîdiyye ve Eş’ariyye olmak üzere üçe ayrılmıştır. Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”, Mâtürîdiyye ve Eş’ariyye’ye “Ehl-i sünnet-i âmme” de denilir.
Ehl-i Bid’at: Ehl-i sünnet’e muhalefet eden mezhep ve gruplar anlamında kullanılır. Buna göre ehl-i bid’at terimi, ehl-i sünnet teriminin karşıtıdır. Galiyye, Bâtıniyye, Yezîdiyye gibi ehl-i bid’at sayılan mezheplerin bir kısmı, görüşleri itibariyle İslâm ve iman çerçevesinin dışında kalırlar. Bir kısmı da sünnete aykırı davranmış olurlar; fakat görüşleri kendilerini din dışında bırakmaz. Bunlar ehl-i kıbledirler ve İslâm ümmetine mensupturlar: Hâriciyye, Mu’tezile, Şîa gibi… Bid’atçi mezhepleri, Mu’tezile, Hâriciyye, Şîa, Mürcie, Müşebbihe ve Cebriyye olmak üzere genelde altı gruba ayırmak mümkündür.
Selefiyye: İman esaslarıyla ilgili konularda ilk dönem bilginlerini izleyerek âyet ve hadîslerdeki ifâdelerin zâhiri ile yetinip bunları aynen kabul eden, teşbîh ve tecsîme düşmeyen (Allah’ı yaratıklara benzetmeye ve cisim gibi düşünmeye yeltenmeyen), bunları başka bir anlama çekme (te’vîl) yoluna gitmeyen Ehl-i sünnet topluluğunu belirtmek için kullanılır. Allah’ın zâtî, fiilî ve haberî sıfatlarının hepsini te’vilsiz, nasılsa öyle kabul ettiği için Selefiyye’ye “Sıfâtiyye” de denilmiştir.
İmam Şâfiî, İmam Mâlik, Ahmed b. Hanbel bir kısım görüşleri itibariyle Ebû Hanîfe- Evzaî, Sevrî gibi müctehid imâmlar, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, İbn Mende, İbn Kuteybe ve Beyhakî gibi hadîsçiler, Taberî, Hatîb el-Bağdâdî, Tahâvî, İbnü’l-Cevzî ve İbn Kudâme gibi bilginler Selef düşüncesinin önde gelen isimleri arasında sayılabilir.
İlk dönem (mütekaddimûn) Selefiyye anlayışının en belirgin özelliği akâid sahasında akla rol vermemek, âyet ve hadîsle yetinmek, mânası apaçık olmayan, bu sebeple de başka mânalara gelme ihtimali bulunan âyet ve hadîsleri yorumlamadan, bunları bilmeyi Allah’a havale etmektir. Sonraki dönemin en meşhur Selef âlimleri (müteahhirîn-i Selefiyye) arasında İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 1350), İbnü’l-Vezîr (ö. 40/1436), Şevkânî (ö. 1834) ve Mahmûd Şükrî el-Âlûsî (ö. 1924) sayılabilir. En yoğun oldukları ülkeler Suudi Arabistan, Kuveyt ve Körfez ülkeleridir.
Eş’ariyye: Akâid konusunda Ebü’l-Hasan Ali b. İsmâil el-Eş’arî’nin görüşlerini benimseyen Ehl-i sünnet mezhebine verilen isimdir. Mezhebin kurucusu olan İmam Eş’arî, (873) yılında Basra’da doğmuş, kırk yaşına kadar Mu’tezile mezhebine bağlı kalmış, sonra “üç kardeş meselesi” diye bilinen meselenin tartışmasında hocası Ebû Ali el-Cübbâî’ye (ö. 916) üstün gelmiş, hocasının görüşlerini doyurucu bulmadığı için Mu’tezile’den ayrılmış ve Eş’arîliği kurmuştur. İmam Eş’arî, Allah Teâlâ’nın ezelî sıfatları bulunduğunu kabul etmiş, inanç konularında akla da değer vererek, âyet ve hadîslerin yanında aklî deliller de kullanmıştır.
En meşhur Eş’arî kelâm bilginleri arasında, Bâkıllânî (ö. 1013), İbn Fûrek (ö. 1015), Cüveynî (ö. 1085), Gazzâlî (ö. 1111), Şehristânî (ö. 1153), Âmidî (ö. 1233), Fahreddin er-Râzî (ö. 1210), Kâdi Beyzâvî (ö. 1286), Teftazânî (ö. 1390) ve Cürcânî (ö. 1413) sayılabilir.
Eş’arîlik, daha çok Mu’tezile’ye bir karşı tez olarak doğmuştur. Bu sebeple Eş’arîlik, Selef inancına Mâtürîdîlik’ten daha uzak olarak gösterilebilir. Eş’arî bilginler zamanla te’vîle çok fazla yer vermişlerdir. Eş’arîlik daha çok Endülüs, Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonezya’da yayılmıştır.
Mâtürîdiyye: Akâid konusunda Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâtürîdî’nin görüşlerini benimseyenlerin oluşturduğu Ehl-i sünnet mezhebinin adıdır. Mâtürîdîlik, akaid sahasında âyet ve hadîsle birlikte, aklı da dinin anlaşılması için gerekli bir temel kabul etmiştir. Eş’ariyye ile Mu’tezile arasında yer almıştır. Hakîm es-Semerkandî (ö. 953), Ebû Seleme es-Semerkandî (ö. IV/X. asır), Ebü’l-Yüsr Muhammed el-Pezdevî (ö. 1100), Ebü’l-Maîn (Muîn) en-Nesefî (ö. 1115), Ömer en-Nesefî (ö. 1142), Ebü’l-Berekât Hâfızüddin en-Nesefî (ö. 1310), Burhâneddin en-Nesefî (ö. 1289), İbnü’l-Hümâm (ö. 1457), Kadı Celâleddinzâde Hızır Bey (ö. 1458) ve Beyâzîzâde Ahmed Efendi (ö. 1687) en meşhur Mâtürîdî kelâmcılarıdır.
Mâtürîdiyye; Ehl-i sünnet’in temel prensiplerinde Eş’arîler ile aynı görüşte olmakla beraber, şu görüşleriyle onlardan ayrılırlar:
1. Dinî tebliğ olmasa da kişi akılla Allah’ı bulabilir.
2. İyi ve kötü, güzel ve çirkin akılla bilinebilir. Allah Teâlâ bir şeyi güzel ve iyi olduğu için emretmiş, kötü ve çirkin olduğu için yasaklamıştır.
3. Kulda başlı başına bir cüz’î irâde vardır. Kul irâdesiyle seçimini yapar, Allah da kulun seçimine göre fiili yaratır.
4. Yüce Allah’ın diğer sıfatları gibi tekvîn sıfatı da ezelîdir.
5. Allah kulun gücünün yetmeyeceği şeyleri kula yüklemez.
6. Allah’ın fiillerinin muhakkak bir sebep ve hikmeti vardır. Fakat kul her zaman bu sebep ve hikmetleri bilemeyebilir.
7. Peygamberlerde aranan niteliklerden biri de erkek olmaktır. Bu sebeple kadın peygamber gönderilmemiştir.
8. Allah’ın nefsî kelâmı işitilemez. İşitilen nefsî kelâmın varlığını gösteren lafzî kelâm yani Kur’ân’ın harf ve sesleridir.
Mâtürîdiyye, Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Eritre’de yayılmıştır. Genellikle Türkler fıkıhta Hanefî, inançta Mâtürîdî’dirler.
Mu’tezile: Ehl-i sünnet bilginlerinden Hasan-ı Basrî’nin (ö. 728) dersini terkeden Vâsıl b. Atâ (ö. 148) ile ona uyanların oluşturduğu mezhep bu isimle anılır. Mu’tezile ise kendini “ehlü’l-adl ve’t-tevhîd” diye adlandırır. Akılcı bir mezhep olan Mu’tezile, mantık kurallarıyla çelişir gördüğü âyet ve hadîsleri Ehl-i sünnet’ten farklı biçimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla öncelik vermiştir. Bu mezhep, aynı zamanda iyi bir edebiyatçı ve tefsirci olan Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf (ö. 850), Nazzâm (ö. 845), Câhiz (ö. 869), Bişr b. Mutemir (ö. 825), Cübbâî (ö. 916), Kâdi Abdülcebbâr (ö. 1025) ve Zemahşerî (ö. 1143) gibi büyük kelâmcılar yetiştirmiştir. Abbâsîler döneminde en parlak günlerini yaşamış olan Mu’tezile daha sonra etkinliğini hatta bir mezhep olma hüviyetini yitirmiştir.
Günümüzde Mu’tezile başlı başına bir mezhep olarak mevcut olmamakla birlikte görüşleri Şia’nın Ca’feriyye ve Zeydiyye kolları ile Haricîliğin İbâziyye kolunda yaşamaktadır.
Mu’tezile’nin görüşleri beş prensip hâlinde sistemleştirilmiştir. Bunlar da;
1. Allah’ın zât ve sıfatları yönüyle bir kabul edilmesi (tevhid),
2. Kulların ihtiyârî fiillerini hür irâdeleriyle yaptığı ve kul için en uygun olanı yaratmanın Allah’a gerekli olduğu (adl),
3. İyilik yapanın mükâfât, kötülük yapanın da cezâ görmesinin zorunluluğu (va’d ve vaîd),
4. Büyük günah işleyenin iman ile küfür arasında fısk mertebesinde olduğu (el-menzile beyne’l-menzileteyn),
5. İyiliği yaptırmaya ve kötülüğü önlemeye çalışmanın bütün müslümanlara farz olduğu (emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker) prensipleridir.
Cebriyye: İrâde hürriyeti konusunda Mu’tezile’ye taban tabana zıt görüşlere sahip olan Cebriyye mezhebi, her şeyin Allah’ın ilmi ve irâdesi dâhilinde cereyan ettiğini, insanın çizilmiş bir kaderinin olduğu, insanın irâde hürriyeti, seçme imkânı ve fiil gücü bulunmadığını, insan fiillerinin gerçek fâilinin Allah olduğunu, kulun Allah tarafından önceden takdir edilmiş bulunan işleri yapmaya mecbur olduğunu savunur. “Biz kapı gibiyiz, hareket ettiren olursa hareket ederiz”.
Hâricîlik: Hâricîlik ekolü (Havâric), Hz. Ali ile Muâviye arasında geçen Sıffîn Savaşı’ndan (657) sonra halife tayin işi hakeme bırakılınca ortaya çıkmıştır. Bu durumda bir grup, Hz. Ali’ye isyan edip büyük günah işleyenlerin dinden çıkacağı ve günah işleyen devlet başkanına itaat edilmeyeceğini savunur. Bu mezhebin İbâziyye kolu günümüze kadar yaşama imkânı bulmuştur. Günümüzde İbâzîler’e daha çok Kuzey Afrika, Madagaskar, Zengibar ve Umman sultanlığında rastlanır. Kur’ân’ın sadece zâhirine dayanmaları sebebiyle Ehl-i sünnet’e göre bazı farklı fıkhî görüşleri de vardır. Mutezile ve Hâricîlere göre iman, amelden bir cüzdür.
Şia: Ehl-i sünnet grubunun dışında yer alan, günümüze kadar varlığını koruyan ve hâl-i hazır İslâm dünyasında da önemli sayıda taraftarı bulunan en önemli itikadî, fıkhî ve siyasî mezheptir. Hz. Peygamber’in vefâtından sonra Hz. Ali’yi halifeliğe en lâyık kişi olarak gören ve onu ilk meşrû halife kabul eden, vefâtından sonra da hilâfete Ali evlâdının getirilmesi gerektiğine inanan toplulukların ortak adı olmuştur. Şia’nın günümüze ulaşan üç büyük fırkası Zeydiyye, İsmâiliyye ve İmâmiyye-İsnâ-aşeriyye’dir.
İmâmiyye: Çağımızda dünya müslümanlarının yaklaşık yüzde onunu teşkil eden Şia’nın büyük çoğunluğunu bünyesinde toplayan ana koldur. Sadece Ehl-i beyt’e mensup râvîlerin hadîs rivâyetini kabul eder, ilk üç halîfenin hilâfetini meşrû görmez ve devlet başkanlığına Hz. Ali ve soyunun nass ile tayin edildiğini yani imâmlığın (halîfeliğin) bunlara ait olduğunu, Hz. Peygamber’in bunu açıkça belirttiğini ve bunların vahiy alma hariç peygamberlere benzer vasıflara sahip olup günah işlemekten ve hata yapmaktan korunmuş (mâsûm) olduklarını iddia ederler. Küçük yaşta gâip olan on ikinci imâmın kurtarıcı (mehdî) olarak tekrar geri geleceğine inanma, açık ve gizli bir tehlikenin bulunduğu durumlarda inancı gizleme ve farklı görünme (takiyye), Hz. Ali’ye biât etmeyen sahâbîlere karşı tavır alma ve onları ta’n etme de yine mezhebin temel ön kabullerindendir. İmâmiyye hâlen İran’ın resmî mezhebi olup Irak’ta ve Azerbaycan’da yaşayan müslümanların yüzde altmışı da bu mezhebe mensuptur.
Zâhiriyye: Dâvûd ez-Zâhirî (ö. 883) ve İbn Hazm (ö. 1064) ekolün iki büyük imâmıdır. Re’y ictihâdına şiddetle karşı çıkıp âyet ve hadîslerin zâhirine tutunmanın tek yol olduğunu savunan bu ekol hicrî IV. asırdan itibaren bir süre etkili olmuştur.
Ca’feriyye: Mut’a nikâhını câiz görme, abdestte çıplak ayakların üstüne meshi yeterli sayma, boşamada iki şâhit zorunluluğu, beş vakit namazı cem’ yoluyla üç vakitte kılma, zekâtı (humus) din adamları eliyle toplama gibi bazı farklı görüş ve uygulamaları vardır.
Zeydiyye: Mest üzerine meshi, gayr-i müslimin kestiğini yemeyi ve Ehl-i kitap’tan bir kadınla evlenmeyi câiz görmezler.

İMAN
İman sözlükte, “bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, güvenlikte olmak, şüpheye yer vermeyecek biçimde içten ve yürekten inanmak” anlamlarına gelir.
Terim olarak ise, Hz. Peygamber’i, Allah Teâlâ’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde (zarûrât-ı dîniyye) tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak demektir.
İcmâlî İman: İnanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmak demektir
Tafsîlî İman: İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmaya tafsîlî iman denilir.
Taklîdî ve Tahkîkî İman: Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana taklîdî iman denilir. Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkîkî iman denir.
İmanın Geçerli Olmasının Şartları: Dünya hayatından ümit kesme (ye’s) durumunda gerçekleşmemiş bulunması gerekir.
İslâm: İtaat etmek, boyun eğmek, bağlanmak, bir şeye teslim olmak, esenlikte kılmak” anlamlarına gelir. Her müşrik kâfirdir, fakat her kâfir müşrik değildir.
Tekfîr: Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymak demektir. İrtidât ise müslümanın dinden çıkması anlamına gelir. Dinden çıkana mürted denilir.
Allah’ın Varlığının Delilleri: Allah’ın varlığını ispatlamak için insanın fıtraten Allah inancına sahip oluşu (fıtrat delili), âlemin ve âlemdeki varlıkların sonradan yaratılmış olup bir yaratıcıya muhtaç olduğu (hudûs delili), mümkin bir varlık olan âlemin var olması için bir sebebe ihtiyaç olduğu (imkân delili), tabiatın büyük bir âhenge ve şaşmaz bir düzene sahip olup bunun bir yaratıcının eseri olmasının gerektiği (nizam delili) gibi bazı deliller ortaya koymuşlardır.
Zâtî Sıfatlar: Bu sıfatlara tenzîhî sıfatlar ve selbî sıfatlar da denilmiştir. Zâtî sıfatlar şunlardır:
1. Vücûd.
2. Kıdem (zıddı: hudûs, sonradan olma).
3. Beka (zıddı: fenâ)
4. Muhâlefetün li’l-havâdis (Sonradan olan şeylere benzememek).
5. Vahdâniyyet.
6. Kıyâm bi-nefsihî.
Sübûtî Sıfatlar:
1.Hayat.
2. İlim. (zıddı: cehl= bilgisizlik)
3. Semi’.
4. Basar.
5. İrâde: iradesizlik ve zorunda olmak (îcâb bi’z-zât) Allah hakkında düşünülemez. Meşîet de irâde anlamına gelen bir kelimedir.
6. Kudret (zıddı: acz).
7. Kelâm.
8. Tekvîn. Yaratmak, rızık vermek, diriltmek, öldürmek, nimet vermek, azap etmek ve şekil vermek tekvîn sıfatının sonuçlarıdır.
Tekvînî İrâde: Tekvînî (yapma, yaratma ile ilgili) irâde; bütün yaratıkları kapsamaktadır.
Teşrîî İrâde: Tekvînî irâde hayra da şerre de, iyiliğe de kötülüğe de yönelik olarak gerçekleştiği halde teşrîî irâde, sadece hayra ve iyiliğe yönelik olarak gerçekleşir.

MELEKLERE İMAN
Meleklere inanmamak, dolaylı olarak vahyi, peygamberi, peygamberin getirdiği kitabı ve tebliğ ettiği dini de inkâr etmek anlamına gelir.
Cebrâîl: er-Rûhu’l-emîn. Rûhu’l-kuds. Meleklerin efendisi” anlamında seyyidü’l-melâike denilmiştir.
Azrâîl: Melekül-mevt.
Kirâmen Kâtibîn: Hafaza melekleri.
Münker ve Nekir: Kabirde sorgu ile görevli iki melektir.
Hamele-i Arş: Arşı taşıyan melekler.
Mukarrebûn ve İlliyyûn: Allah’a çok yakın ve O’nun katında şerefli mevkii bulunan meleklerdir.
Rıdvân: Cennet bekçisi.
Mâlik: Cehennem bekçisidir.

KİTAPLARA İMAN
İlâhî kitaplara Allah katından indirilmiş olması sebebiyle “kütüb-i münzele” veya “semâvî kitaplar” da denilir.
Suhuf: Hz. Âdem’e 10 sayfa, Hz. Şît’e 50 sayfa, Hz. İdrîs’e 30 sayfa, Hz. İbrâhim’e 10 sayfa gönderilmiştir.
Tevrat: Kanun, şeriat ve öğreti. Tevrat’a Ahd-i Atîk ve Ahd-i Kadîm de (Eski Ahit) denilir.
Zebur: Yazılı şey ve kitap. Zebur, ilâhî kitapların en küçüğü olup, yeni dinî hükümler getirmemiştir. Bugün elde mevcut olan Zebur nüshaları, lirik söyleyiş ve ilâhîlerden, Allah’a övgü ve hikmetli sözlerden ve birtakım nasihatlerden meydana gelmiştir. Mezmûrlar adıyla Eski Ahid’de yer almaktadır.
İncil: Müjde, tâlim ve öğretici. İncil’e Ahd-i Cedîd de (Yeni Ahit) denilir. Bir müslümana önceki kutsal kitaplarda bulunan bir hususun haber verilmesi durumunda; eğer bu husus, Kur’ân ve sahîh hadîslerdeki bilgilere uygunsa kabul edilir. Âyet ve hadîslere aykırı ise reddedilir. Âyet ve hadîslerde hiç bahsedilmiyor ve İslâm’ın temel prensiplerine de zıt düşmüyorsa Hz. Peygamber’in şu tavsiyesi doğrultusunda hareket edilir: “Ehl-i kitabı tasdik de etmeyin, tekzîp de (yalanlamayın). Biz Allah’a, bize indirilene, İbrâhîm’e indirilene inandık deyin”.
Kur’ân: Toplamak, okumak, bir araya getirmek.

PEYGAMBERLERE İMAN
Yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen peygambere denilir. Çoğulu “rusül” ve “mürselûn”dür. Nebî de Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, fakat yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilmeyip, önceki bir peygamberin kitap ve şeriatını ümmetine bildirmeye görevli olan peygamberdir. Çoğulu “enbiyâ”dır.
Peygamberlerin Sıfatları: Peygamberlerin sıfatları deyince onlarda bulunması câiz olan sıfatlarla, gerekli (vâcip) ve zorunlu olan sıfatlar anlaşılır. Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok yerinde vurgulandığı gibi peygamberler de insandır. Onlar da diğer insanlar gibi oturup kalkar, yiyip içerler, gezerler, evlenip çoluk çocuk sahibi olurlar, hastalanır ve ölürler; bu gibi özelliklere, peygamberler hakkında düşünülmesi câiz özellikler denir. İlâhî emir ve yasaklarla yükümlülük konusunda peygamberler de diğer insanlar gibidirler. Fakat onlar her hareketleriyle Allah’ın insanlar için seçtiği kulları ve elçileri, insanların kendilerine bakarak davranışlarına çekidüzen verdikleri birer örnek olduklarının bilinci içindedirler. Bu sebeple fakirken, sıkıntıdayken bile Allah’a şükrederler. Haset etmek, içi dışına uymamak gibi kötü huylardan hiçbiri onlarda bulunmaz.
Her peygamberde insan olmanın da ötesinde birtakım sıfatların bulunması gerekli ve zorunludur. Bunlara vâcip sıfatlar denir. Bu sıfatlar şunlardır:
1-Sıdk: “Doğru olmak” demektir. Her peygamber doğru sözlü ve dürüst bir insandır. Onlar asla yalan söylemezler. Eğer söyleyecek olsalardı kendilerine inanan halkın güven duygusunu kaybederlerdi. O zaman da peygamber göndermekteki gaye ve hikmet gerçekleşmemiş olurdu. Sıdkın zıddı olan yalan söylemek (kizb), peygamberler hakkında düşünülemez. Bütün peygamberler peygamberlikten önce de sonra da yalan söylememişlerdir.
2-Emânet: Güvenilir olmak. Emânet sıfatının zıddı hıyânettir.
3-İsmet: Günah işlememek, günahtan korunmuş olmak. Peygamberlerin küçük hatalarına “zelle” denilir. İsmetin karşıtı ma’siyettir.
4-Fetânet: Peygamberlerin akıllı, zeki ve uyanık olmaları.
5-Tebliğ: Peygamberlerin Allah’tan aldıkları buyrukları ve yasakları ümmetlerine eksiksiz iletmeleri. Tebliğin karşıtı olan gizlemek (kitmân) tir.
Kur’ân’da Adı Geçen Peygamberler: Âdem, İdrîs, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrâhim, İsmâil, İshâk, Ya’kub, Yûsuf, Şuayb, Hârûn, Mûsâ, Dâvûd, Süleymân, Eyyûb, Zülkifl, Yûnus, İlyâs, Elyesa’, Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ, Muhammed. (Üzeyir, Lokmân ve Zülkarneyn Kur’ân’da geçer ancak peygamber olup olmadıkları konusunda ihtilâf vardır.)
Ulü’l-Azm: Hz. Âdem, Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. Îsâ ve Hz. Muhammed (a.s) ulü’l-azm peygamberlerdir, bütün zorluklara göğüs germede azim ve sebat gösteren peygamberler demektir.
Peygamberlik ve Vahiy: Gizli konuşma, gönderme, emir, işaret, ilhâm gibi anlamlara gelen vahiy, gizli ve süratli haberleşmedir.
Vahyin Geliş Şekilleri:
1-Doğru rüyalar.
2-Peygamberimiz uyanıkken, Cebrâîl tarafından vahyin onun kalbine bırakılmasıdır.
3-Cebrâîl’in insan şekline girerek getirdiği vahiy, vahyin en kolay şeklidir. Cibrîl hadîsi diye meşhur olmuş hadîs bu yolla gelmiştir.
4-Cebrâîl, görünmeden çıngırak sesine benzer bir ses hâlinde vahyin gelmesidir. Kendisinde tehdit ve korkutma olan âyetler bu çeşit vahiyle gelmiştir.
5-Cebrâîl’in Hz. Peygamber’e uyku hâlinde getirdiği vahiydir. Bu tür vahiyle alınan söz, Kur’ân değildir.
6-Cebrâîl’in kendi aslî şekliyle getirdiği vahiydir. Bu şekliyle vahiy iki defa gerçekleşmiştir. Birincisi peygamberliğinin ilk günü Hira’da iken, ikincisi de mîraçta meydana gelmiştir.
7-Vahyi, Hz. Peygamber’in doğrudan Allah’tan alması veya perde arkasından Allah’la konuşması şeklinde gerçekleşen vahiydir. Mîraçta gerçekleşmiştir.
Mûcize: İnsanların benzerini getirmekten âciz kaldığı olağanüstü olay. Kur’ân’da mûcize terimi yerine âyet, beyyine ve bürhân kavramları kullanılır.
İrhâs: Peygamber olacak şahsın, henüz peygamber olmadan önce gösterdiği olağanüstü durumlardır. Hz. Îsâ’nın beşikte iken konuşması gibi.
Kerâmet: Peygamberine gönülden bağlı olan ve ona titizlikle uyan velî kulların gösterdikleri olağanüstü hallerdir.
Meûnet: Yüce Allah’ın velî olmayan bir müslüman kulunu, darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman, olağanüstü bir şekilde bu darlık ve sıkıntıdan kurtarmasıdır.
İstidrâc: Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağanüstü olaydır.
İhânet: Kâfir ve günahkâr kişilerden, arzu ve isteklerine aykırı olarak meydana gelen olaydır. Meselâ, peygamberlik taslayan inkârcılardan Müseylime, tek gözü kör olan bir adama, iyi olsun diye duâ etmiş, bunun üzerine adamın öbür gözü de kör olmuştur.

ÂHİRETE İMAN
Yevmü’l-âhir: Son gün, âhiret günü.
Yevmü’l-ba’s: Diriliş günü.
Yevmü’l-kıyâme: Kıyâmet günü.
Yevmü’d-dîn: Cezâ ve mükâfat günü.
Yevmü’l-hisâb: Hesap günü.
Yevmü’t-telâk: Kavuşma günü.
Yevmü’l-hasre: Hasret ve pişmanlık günü.
Din günü: Cezâ ve mükâfat günü.
Âhiret Hayatının Devreleri: Kabir (berzah) hayatı, kıyâmet; ba’s (yeniden dirilme). Kur’ân’da kıyâmet günü; saat, vâkıa (kesin olarak meydana gelecek olan), et-tâmmetü’l-kübrâ (en büyük felâket ve belâ), hâkka (gerçek olan), ğâşiye (şiddetiyle birden bire halkı saran), qâria (kapıyı çalacak gerçek) gibi isimlerle de anılmıştır.
Kıyâmet Alâmetleri: Eşrâtü’s-sâat.
a) Küçük Alâmetler: Dînî emirlerin ihmal edilmesi ve ahlâkın bozulması gibi insan irâdesine bağlı olarak büyük alâmetlerden çok önce meydana gelecek olan olaylardır.
b)Büyük Alâmetler: Kıyâmetin kopmasının hemen öncesinde meydana gelecek ve birbirini izleyecek olan olaylardır. Büyük alâmetler, tabiat kanunlarını aşan ve insan irâdesinin dışında gerçekleşen olaylardır. Duman, Deccâl, Dâbbetü’l-arz, Güneşin batıdan doğması, Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkması, Hz. Îsâ’nın gökten inmesi, yer çöküntüsü, ateş çıkması.
Sûr ve Sûr’a Üfürüş: Nefha-i feza’=korku üfürüşü; nefha-i sâik=ölüm üfürüşü; nefha-i kıyâm=kalkış üfürüşü.
Ba’s: Yeniden dirilme, öldükten sonra tekrar dirilmek
Haşir ve Mahşer: Haşir, terim olarak yüce Allah’ın insanları hesaba çekmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplamasıdır. İnsanların toplandıkları yere mahşer veya arasât denilir.
Şefâat: Allah’a duâ ederek hesap ve sorgunun bir an önce yapılmasını ister. Buna “şefâat-i uzmâ” (en büyük şefâat) denilir.
A’râf: Cennetle cehennemin arasında bulunan surun ve yüksek kısmın adıdır.
Cehennem: Kur’ân’da cehennem için yedi isim kullanılmıştır: Cehennem (derin kuyu), nâr (ateş), cahîm (son derece büyük, alevleri kat kat yükselen ateş), hâviye (düşenlerin çoğunun geri dönmediği uçurum) , saîr (çılgın ateş ve alev), lezâ (dumansız ve katıksız alev), sakar (ateş), hutame (obur ve kızgın ateş). Bazı âlimler bu yedi ismin, cehennemin yedi tabakası olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Cennet: Kur’ân’da cennet için çeşitli isimler kullanılmıştır. Cennetin tabakaları olması ihtimâli de bulunan bu isimleri şöyle sıralayabiliriz: Cennetü’l-me’vâ (şehîd ve müminlerin barınağı ve konağı olan cennet), cennet-i adn (ikâmet ve ebedîlik cenneti), dârü’l-huld (ebedîlik yurdu), firdevs (her şeyi kapsayan cennet bahçesi), dârü’s-selâm (esenlik yurdu), dârü’l-mukâme (ebedî kalınacak yer), cennâtü’n-naîm (nimetlerle dolu cennetler), el-makâmü’l-emîn (güvenli makam).
Allah’ın Âhirette Görülmesi: Rü’yetullah.
Kader: Allah’ın ilim ve irâde sıfatlarıyla ilgili bir kavram olan kader, evreni, evrendeki tüm varlık ve olayları belli bir nizâm ve ölçüye göre düzenleyen ilâhî kânunu ifâde eder.
Kazâ: Cenâb-ı Hakk’ın ezelde irâde ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince, her birisini ezelî ilim, irâde ve takdirine uygun biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Kazâ, Allah’ın tekvîn sıfatı ile ilgili bir kavramdır.
İrâde: Eş’arîler, Allah’ın irâdesinin her şeyi kuşattığını dikkate alarak, bu irâdeye küllî (genel) irâde adını vermişler ve böyle bir nitelendirme ile onu, kulun iradesinden ayırt etmek istemişlerdir. Mâtürîdîler ise, Allah’ın irâdesine ilâhî ve ezelî irâde demişler, küllî ve cüz’î irâde terimlerini kulun irâdesinin iki yönünü belirtmekte kullanmışlardır.
Küllî irâde, Allah tarafından kula verilmiş olan, yapma veya yapmamayı tercihte aracı kabul edilen seçme yeteneğidir. Cüz’î irâde ise küllî irâdenin, iki taraftan birine aktif biçimde yönelmesinden ibârettir. Mâtürîdîler bu sebeple cüz’î irâdeye, azm-i musammem (kesinleşmiş karar), ihtiyâr (seçim) ve kasıt (yönelme) adını da verirler.
İnsanın Fiillerinin Yaratılması: İnsanın fiilleri, zorunlu (ıztırârî) fiiller ve ihtiyârî (irâdeli) fiiller olmak üzere ikiye ayrılır. Nefes alışımız, kalp atışımız, midemizin sindirimi gibi zorunlu ve refleks hareketlerimizin oluşturduğu fiillere ıztırârî fiiller adı verilir. Bunların oluşumunda insan irâdesinin herhangi bir rolü yoktur. Dolayısıyla da insan bu fiillerden sorumlu değildir.
Yazı yazmak, oturup kalkmak, namaz kılmak veya kılmamak, hayır veya şer, iyi veya kötü bir şey işlemek gibi hür irâdemizle seçerek yaptığımız fiiller ise irâdeli fiillerimizdir. İrâdeli fiillerimizin oluşumunda herhangi bir baskı ve zorlama altında değilizdir. Her ne şekilde olursa olsun bizi ve yaptıklarımızı yaratan Allah Teâlâ olduğu için, bizim her iki çeşit fiilimizi yaratan da Allah Teâlâ’dır.
Ecel: Ehl-i sünnet bilginlerine göre, öldürülen şahıs da (maktûl) bütün insanlar gibi eceliyle ölmüştür.

2

Eylül
2012

ÖNEMLİ SİYER BİLGİLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: SiYER  |  Yorum: Yok   |  473 Kez Okundu

İSLÂMİYET ÖNCESİ ARABİSTAN VE DÜNYA
Arabistan; Asya’nın güneybatısında yer alan bir yarımadadır. Kuzeyinde Sûriye, doğusunda Basra Körfezi, batısında Kızıldeniz, güneyinde Umman Denizi ile çevrilidir. Arabistan’ın üç önemli bölgesi vardır: Hicâz, Yemen, Necd.
Arabistan’da Kurulmuş Devletler: Main, Sebe, Himyeri, Gassânîler, Nebâtîler, Hire Krallığı, Tedmürlüler, Kindeliler.
Hicâz Bölgesi:
İklim, toprak yapısı ve madenler bakımından Arabistan’ın en fakir bölgesidir. Ancak İslâm’ın iki kutsal şehri Mekke ve Medîne, Hicâz Bölgesindedir.
Mekke: Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşaası, oğlu Hz. İsmâil ile ilgili kurbân hâdisesi, zemzem kuyusu, Hacerü’l-esved taşı Mekke’nin kutsallarıdır. Hz. İsmâil soyundan gelen Adnânîler, Mekke’de uzun süre yönetime hâkim olmuşlardır. Kureyş kabîlesi, Adnânîlerin bir koludur. Mekke’yi idâre eden Kureyş kabîlesi 10 aileden oluşuyordu. Bunlardan Hâşimoğulları dînî ve sosyal meselelerle, Ümeyyeoğulları askerî ve ticârî konularda hak sahibiydiler. Araplarda kabîlelerin başında şeyh ya da emir denilen başkanlar bulunurdu. Arap toplumu göçebe (bedevî) ve yerleşik (medenî-hadarî) olmak üzere ikiye ayrılırdı.
Medîne: Medîne’nin en önemli özelliği Peygamberimizin mezarının orada olmasıdır.
Arabistan’da İslâmiyet Öncesi Dinler:
1-Putperestlik: Arapların en önemli putları; Hubel, Lât, Menât ve Uzza’dır.
2-Sâbiîlik: Yıldız ve gök cisimlerine tapma.
3-Mecûsîlik: Zerdüşt inancı. Ateşe tapma.
4-Hristiyanlık.
5-Yahûdîlik.
6-Hanîf: Hz. İbrâhim’in tek tanrı inancı.
Bizans İmparatorluğu: Roma İmparatorluğu’nun 395’te ikiye ayrılmasından sonra merkezi İstanbul olan doğu kısmına Bizans adı verilir. Bizans’ın gerçek ismi Doğu Roma İmparatorluğu’dur. Bizans 1453’te Fâtih Sultan Mehmet tarafından yıkılmıştır.
Sâsânî İmparatorluğu: Sâsânîler, Îran’da 226’da kuruldular. İslâm ordularının saldırıları sonucu yıkıldılar.
Hristiyanlık: Vahiyli dinlerin ikincisidir. Peygamberleri Hz. Îsâ, kitapları İncil’dir. Hristiyanların lideri papa’dır. Papa, Vatikan’da oturur. Râhiplerin (Papazların) önemli görevleri şunlardır: Vaftiz, evlendirme, ölü gömme, günah çıkarma, aforoz, enterdi (bir milletin aforoz edilmesi), Endülüjans (Cennet tapusu dağıtma), Engizisyon (yargılama).
Hindistan: M.Ö. 1200’lerde Hindistan’a gelen Ârîler sosyal yapıda büyük değişikliğe sebep oldular. Kast sitemini ortaya çıkardılar.
Bu sistemde halk:
1-Brahmanlar (Din adamları)
2-Kşatriyalar (İdârî ve askerî gücü elinde tutan halk)
3-Vaysiyalar (Ticâret ve tarımı elinde tutan halk)
4-Südralar (Köleler), olmak üzere dörde ayrılırdı.
Kast sistemi Hindistan’ı perişan hâle getirmiştir. Dört bölüme ayrılan halk birbirinden ayrı yaşamıştır. Kast sistemi Budizm’in doğmasına sebep olmuştur. Hindistan’da Hinduizm ve Budizm dinleri yaygın olarak kullanılır. Hinduizm Veda adı verilen dört kitaptan oluşur. Budizm, Buda’nın temel felsefesini anlatır. Bu felsefeye göre hiç bir canlı diğer bir canlıya zarar veremez. Bu sebeple Budistler et yemezler. Hindistan’da beyaz inek Hindûlar tarafından kutsal sayılır. Müslümanlarla Hindûlar arasında kurbân bayramında her zaman problem çıkar.
Çin: Dünyanın en kalabalık nüfûsuna sâhip olan Çin, en eski medeniyetlerden biridir. Toplum, geleneklerine sıkı sıkıya bağlıdır.
Çin’de;
1- Taoizm: Lao Tzu, bu dînin kurucusudur. Tao, Çin’e göre Allah demektir. Taocular, insanın iç huzurunun olmasına büyük önem vermişlerdir.
2-Budizm
3-Konfiçyüsçülük (Konfüçyüs, devlet, siyâset, ahlâk, sosyal meselelerle ilgili önemli gelenekler ortaya koymuştur)
4-Çin, günümüzde ateist akımın etkisindedir.
Japonya: Büyük Okyanus’ta adalardan oluşan Japonya’da halk geleneklerine sıkı sıkıya bağlıdır. Japonlar, Şinto dînine bağlıdırlar. Şintoizm’de güneşe ve Fuji Yama yanardağına tapınılır. Güneş doğarken ve batarken ibâdet ederler.
Orta Asya: Orta Asya’da yaşayan Türkler şu dinlere inanmışlardır:
1-Gök Tanrı Dîni
2-Atalar kültü (Atalara âit olan eşyalara, fikirlere saygı duymak)
3-Şamanizm (Bir totem ve bir büyücüden (şaman) oluşan dînî sistem. Şaman, totemin etrafında dans ederek kötü ruhları kovar. Şaman aynı zamanda doktordur)
4-Budizm
5-Maniheizm
6-Yahûdîlik
7-Hristiyanlık
8-İslâmiyet (Türkler 10. yüzyıldan îtibâren Müslüman olmuşlardır.)

HZ. MUHAMMED (s.a.s.)’İN HAYÂTI
Soyu: Kusay-Nizar-Maad ve Adnanoğulları – Hz. İsmâil – Hz. İbrâhim – Hz. Muhammed (s.a.s.).
Kureyş: Adnanoğulları’ndan Fihr, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in 10. dedesi olup kendisine Kureyş dendiği için Fihr’in neslinden gelenler bu adla anılmışlardır. Kureyş kabîlesi 12 kola ayrılır. Bunlardan Abd-i Menâf’ın oğullarından Hâşim’in oğlu Abdülmuttalib (asıl adı Şeybe) Peygamberimizin (babasının babası) dedesi, babaannesi Fâtıma, anneannesi Berre, annesinin babası Veheb’dir.
Abdülmuttalib: Mekke’nin ileri gelenlerinden olup Peygamberimizin (s.a.s.) dedesidir. Onun zamanında dört önemli olay meydana gelmiştir.
1-Zemzem kuyusunun yeniden açılması.
2-Oğlu Abdullah’ı Allah’a kurbân adaması (100 deve kurbân ederek oğlunu kurtarmıştır)
3-Fil Olayı.
4-Hz. Muhammed (s.a.s.)’in doğumu.
Abdullah: Peygamberimiz(s.a.s.)’in babası olup Abdülmuttalib’in oğludur. Âmine ile evlenmiştir. 25 yaşındayken, evlendikten birkaç ay sonra vefât etmiştir.
Doğumu: Fil Olayı’ndan 50-55 gün sonra Rebîü’l-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi (m. 20 Nisan 571) doğmuştur.
Babası o doğmadan vefât ettiği için bakımını dedesi Abdülmuttalib üstlenmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.), Halîme adında bir sütanneye verilmiştir.
Sütanneye veriliş nedeni: Bedevîlerin yaşadığı vahâların serin olması, vahâlarda yaşayan bedevîlerin güzel Arapça konuşmalarıdır.
Sütanneleri: Âmine binti Vehb, Ebû Leheb’in câriyesi Süveybe, Halîme binti Ebî Züeyb ve Ümmü Eymen’dir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in sütkardeşinin ismi Şeymâ’dır. Dadıları: Annesi Âmine, Süveybe, Halîme, Halîmenin kızı Şeymâ (Aynı zamanda sütkardeşidir. Annesi ile birlikte dadılık yapardı), Habeşli saygın ve fazîletli hanım Ümmü Eymen Bereke. Hz. Muhammed (s.a.v.) daha sonra onu Zeyd b.Hârise ile evlendirdi.
Hz. Muhammed (s.a.s.), 6 yaşında iken annesine teslim edildi. Aynı sene annesi vefât etti. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.), dedesi Abdülmuttalib ile kalmaya başladı. Ancak 8 yaşında iken dedesi vefât etti. Bunun üzerine amcası Ebû Tâlib onu yanına aldı.
Çocukları: İlk çocuğu Kâsım’dır, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma, Abdullah, İbrâhim (Mısırlı Mâriye’den)
Amcaları: Hz. Hamza, Hz. Abbas, Ebû Tâlib (Abdümenaf), Ebû Leheb, gerçek adı (Abdüluzza), Zübeyr, Abdülkabe, Mukavvim, Dırâr, Kusem, Muğîre, (lakâbı Hacel), Gaydak, (Mus’ab). Bunlardan yalnızca Hz. Hamza ve H.z. Abbas Müslüman olmuştur.
Halaları: Altı tanedir. Safiyye, (Zübeyr b. Avvâm’ın annesi), Atîke, Berre, Ervâ, Ümeyme, Ümmü Hâkim el-Beyzâ. Bunlardan sadece Safiyye hakkında Müslüman olduğu kesin bilinmektedir. Diğerleri hakkında net bilgi yoktur.
Teyzeleri: Ferîda ve Fâhita adında iki teyzesi vardır. İkisi de onun peygamberliğinden önce vefât etmiştir.
Hanımları:
1- Kureyş’li Esed kabîlesinden Huveylid kızı Hz. Hatîce. Onunla peygamberlik gelmeden önce evlenmiş, İbrâhim dışında bütün çocukları ondan dünyaya gelmiştir. Peygamberlik geldikten sonra peygamberimize en çok yardım eden Hz. Hatîce’dir ve Peygamberimiz (s.a.s.) o hayattayken başka bir kadınla evlenmemiştir. Hicretten üç sene önce vefât etmiştir.
2- Hz. Hatîce’nin vefâtından sonra Kureyşli Sevde ile evlendi.
3- Daha sonra Hz. Ebû Bekir’in kızı Hz. Âişe ile evlendi. O’ndan başka hiç bir hanımı bâkire değildi. H.z. Âişe Rasûlüllâh’ın en âlim hanımıydı.
4- Sonra H.z. Ömer’in kızı Hafsa ile evlendi.
5- Daha sonra Kays kabîlesinden Hilâl b. Âmir oğullarından Huzeyme b. Hâris’in kızı Zeyneb ile evlendi. Bu hanımı evlendikten iki ay sonra vefât etti.
6- Kureyşli Ümmü Seleme Hind ile evlendi. Rasûlüllâh (s.a.s.)’in en son ölen hanımıydı.
7- Daha sonra Esed b. Huzeyme oğullarından Cahş’ın kızı Zeyneb ile evlendi. Zeyneb halası Ümeyye’nin kızıdır. Zeyneb ilk olarak Zeyd b. Hârise ile evliydi. Allah Rasûlü, Zeyd’i evlat edinmişti. Zeyd, Zeyneb’i boşayınca Allah Teâlâ, evlat edinenlerin onların hanımları ile evlenebilecekleri konusunda ümmeti için uyulacak bir nümûne olmak üzere Peygamberini onunla evlendirdi.
8- Mustalik oğullarından Hâris b. Ebî Dırâr’ın kızı Cüveyriye ile evlendi. Bu hanım Mustalîk oğullarından alınan esirler arasında idi. Rasûlüllâh (s.a.s.)’e gelerek kölelik sözleşmesine yardım etmesini istedi. Bunun üzerine Rasûlüllâh (s.a.v.) onun kölelikten kurtulması için vaat edilen parayı ödedi ve onunla evlendi.
9- Kureyş’in Emevîler kolundan Ebû Süfyân kızı Ümmü Habîbe ile evlendi.
Gençliği: Hz. Muhammed (s.a.s.) gençliğinde Muhammedü’l-Emîn ünvânı ile anılırdı. Bu ünvân, ona hiç yalan söylemediği için verilmişti. Muhammedü’l-Emîn, 25 yaşında iken 40 yaşındaki Hz. Hatîce ile evlendi.
Hz. Hatîce, Peygamberimiz (s.a.s.)’in ilk eşi, çocuklarının annesi ve ilk Müslümanlardan olması sebebiyle İslâm târihinde özel bir yere sahiptir.
Hz. Muhammed (s.a.s.) bu dönemde amcası Ebû Tâlib’i kaybedince, yeğeni Hz. Ali’yi yanına aldı. Ayrıca Hz. Hatîce’nin ona hediye ettiği Zeyd b. Hârise’yi kölelikten azad ederek evlat edindi.
Hz. Muhammed (s.a.s.) 35 yaşındayken Kâbe’nin tamiri sırasında Hacerü’l-Esved’in yerine konması için Mekkelilere yardım etti. Hz. Peygamber, hırkasının içine koyduğu taşı kabîle temsilcilerine taşıttı. Bu durum onun saygınlığını daha da arttırmıştır.
Peygamber Oluşu: Hz. Muhammed (s.a.s.), putperest değildi. Hanîfliği benimsemiştir. Tevhîd inancına bağlıydı. 40 yaşına geldiği zaman Nûr dağındaki Hirâ mağarasında uzlete çekilmeye başladı. Ramazan ayının 27. Pazartesi gecesi Hirâ’da Cebrâîl’den ilk vahyi aldı. Cebrâîl ona “Oku” demişti. “Oku, yaratan Rabbinin adıyla oku…” Bu olayı ilk önce eşi Hz. Hatîce’ye anlattı ve ona inanan Hz. Hatice, ilk Müslüman oldu. Ertesi gün din bilgini Varaka ile görüştüler ve Varaka ona peygamber olduğunu müjdeledi. İlk vahiyden sonra 3 yıl vahiy gelmedi. 3. yılın sonunda Müddessir sûresi nâzil oldu.
İlk Müslümanlar: Hz. Hatîce, Hz. Ali, Hz. Zeyd b. Hârise, Hz. Ebû Bekir. (Bu dört kişi hayattayken cennetle müjdelenmişlerdir.)
İlk Hicret: İlk Hicret 617 yılında Habeşistan’a yapılmıştır. 617-618 yılları arasında Mekkeliler, Müslümanların bulunduğu mahalleyi kuşattılar. Bu üç yıl, Müslümanlar için çok zor geçmiştir.
Hüzün Yılı: 619 yılı hüzün yılıdır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.), eşi Hz. Hatîce’yi ve amcası Ebû Tâlib’i bu yılda kaybetmiştir.
Mîrâc: Recep ayının 26/27 gecesi Hz. Muhammed (s.a.s.), Mescid-i Haram’dan Kudüs yakınındaki Mescid-i Aksâ’ya, oradan da Allah katına çıkarılmıştır. Mîrâc sonunda Müslümanlara namaz hediye edilmiştir.
Akabe Biâtları: 621 yılında Medîneli 12 kişi Peygamberimiz (s.a.s.) ile Akabe’de görüşürler. Burada Peygamber (s.a.s.)’e bağlı kalacaklarına yemin ederler. 622’de 75 Medîneli yeniden Peygamberimiz(s.a.s.)’le Akabe’de görüştüler. Burada İslâmiyet’i kabul ettiklerini bildirdiler ve Peygamberimiz (s.a.s.)’i koruyacaklarına dâir yemin ettiler. II. Akabe biâtında Peygamberimiz (s.a.s.)’i Medîne’ye davet ettiler. Bu biâtlar Peygamberimiz (s.a.s.)’in Mekke’den Medîne’ye hicretine sebep olmuştur.
Hicret: Hicret, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in 622 yılında Mekke’den Medîne’ye göç etmesidir. Medîne’ye yerleşen Peygamberimiz (s.a.s.), Mekkeliler ile Medîneliler arasında Muâhât (Kardeşlik) anlaşmasını yaptı. Mekkelilere muhâcir (göçmen), Medînelilere ensâr (yardım edenler) adı verildi. Hicret, İslâm tarihinin başlangıcıdır. Hicret ile İslâm devleti kurulmuştur. Hz. Muhammed (s.a.s.) yeni kurulan İslâm devletinin ilk başkanı olmuştur.
Bedir Savaşı: 624. Mekkeli müşrikler ve Medîneli Müslümanlar arasında olmuştur. Müslümanlar Mekke’den göç ederken bütün mallarını bırakmışlardı. Bunlara karşılık Mekke kervanını vurmaya karar verdiler. Sonucunda zafer Müslümanların oldu. Esirler 10 Müslüman çocuğa okuma yazma öğretirlerse serbest kalacaklardı. Önemi: Mekke ile Medînelilerin ilk savaşıdır. Savaşın diğer bir ismi de Akrabalar savaşıdır. Savaş sonunda Hz. Muhammed (s.a.s.)’in esirler ile ilgili aldığı karar eğitime ne kadar önem verdiğini göstermektedir.
Uhud Savaşı: 625. Mekkeli müşrikler ile Medîneli Müslümanlar arasında olmuştur. Mekkelilerin Bedir Savaşı’nın öcünü almak istemeleri sebebiyle yapıldı ve sonuçta Hz. Muhammed (s.a.s.) yaralandı. Hz. Hamza şehît oldu. Müslümanlar, Hz. Peygamber’in sözünün dinlememenin cezâsını ilk kez çektiler.
Hendek Savaşı: (627) Mekkeli müşrikler ile Medîneli müslümanlar arasında olmuştur. Mekkeliler İslâmiyet’in yayılmasını istemiyorlardı. Selmân-ı Fârisî adlı bir Îranlının tavsiyesi ile Medîne’nin etrafında hendekler kazıldığı için Mekkeliler geri dönmek zorunda kaldılar. Hendek Savaşı, Mekkelilerin müslümanların üzerine yaptığı son saldırı oldu. Bundan sonra Mekkeliler savunmaya çekildiler. Hendek gazvesinde, müslümanlara karşı Kureyş, Gatafan ve Yahûdîlerden meydana gelen birkaç düşman kuvveti birleşip savaştığı için bu harbe Ahzâb Gazvesi de denmiştir.
Hudeybiye Antlaşması: (628) Mekkeli müşrikler ile Medîneli müslümanlar arasında imzâlanmıştır.
1-Her iki taraf birbiri ile 10 yıl boyunca savaşmayacak.
2-Müslüman olup Medîne’ye giden kişiler Medîne’ye alınmayacak, Medîne’den Mekke’ye gelenler ise geri verilmeyecek. (Bu madde daha sonra kaldırılmıştır. Çünkü Medîne’ye alınmayan müslümanlar Mekke’ye dönmediler ve Mekke ile Medîne arasında kalıp Mekke kervanlarını vurmaya başladılar) Önemi; Mekkeliler, Müslümanların varlığını kabul etmişlerdir.
Hayber’in Fethi: (629) Müslümanlar ile Yahûdîler arasında olmuştur. Yahûdîler, Mekkeliler ile birleşip Müslümanlara zarar veriyorlardı. Sonucunda Medine-Şam yolu güvenlik altına alındı.
Mûte Savaşı: (629) Arap olmayan uluslarla Müslümanların ilk mücâdelesi Mûte Savaşı’yla başlamıştır. Müslümanlar bu savaşta Bizans ordusuna karşı kesin bir başarı sağlayamamıştır. Bizans ile Müslümanlar arasında ilk savaş yapılmıştır.
Mekke’nin Fethi: (630) Mekkeliler ile Müslümanlar arasında olmuştur. Mekkeliler, Müslümanlara karşı kuvvet toplamaya başlamışlardı. Sonucunda;
1-Hz. Muhammed (s.a.s.), Kâbe’yi ziyâret ederek putları kırmıştır.
2-Bütün Mekkeliler İslâmiyet’i kabul ettiler.
3-Mekke’nin fethi bütün Arabistan’ın fethini sağlayan önemli bir başlangıç oldu. 4-Mekke’nin fethi ile İslâm Devleti kuruldu.
Huneyn Savaşı: (630) Mekke’nin fethinden sonra Müşriklerle Müslümanlar arasında yapılmış ve Tâif kuşatılmıştır.
Tebük Seferi: Bizans Ordusu’na karşı yapılmış, Gassânî Arapları Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Tebük seferi Arap Yarımadası’nda siyasal birliğin önemli ölçüde kurulduğunu göstermektedir. Tebük, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in son seferi olmuştur. Hz. Muhammed (s.a.s.), Tebük Seferi’nden Medîne’ye döndükten bir yıl sonra hac yapmak amacıyla Mekke’ye gitmiştir. Vedâ Haccı’ndan sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) rahatsızlanarak 8 Haziran 632’de 63 yaşındayken vefât etmiştir, vefât ettiği odaya defnedilmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in mezarına Ravza-i Mutahhara (Cennet bahçesi) adı verilir. (Peygamberin mezarı Medîne şehrindedir.)
Âl: Âile, akrabâ, tâbî.
Bi’ât-ı Rıdvân: Hudeybiye’de, Semûre ismindeki ağacın altında 400 ashâb-ı kirâmın, Peygamberimize emirlerini kayıtsız şartsız yerine getireceklerine dâir verdikleri söz.
Bid’at-i Hasene: Rasûlüllâh (s.a.s.)’in ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan ortaya çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olmayan minâre, medrese, mektep yapmak, İslâmî ve faydalı kitaplar yazmak gibi güzel şeyler.
Bid’at-i Seyyie: Rasûlüllâh (s.a.s.)’in ve ashâbının zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan meydana çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olan bozuk inanış ve ibâdet olarak yapılan işler.
Bi’set: Gönderme, gönderilme. Peygamberimiz (s.a.s.) kırk yaşında iken mîlâdî 610 senesi Ramazan ayının on yedinci Pazartesi günü Cebrâil ismindeki melek tarafından Peygamber olduğu kendisine bildirildi. Bu seneye Bi’set senesi denir.
Çıhâr Yâr-i Güzîn: Peygamberimiz (s.a.s.)’in dört seçkin ve büyük halîfesi: Hz. Ebû Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali.
Fey’: Dönmek. Muharebe bittikten sonra, kâfirlerden zorla veya harp yapılmadan sulh yoluyla alınan mal.
Gadîr-i Hum Hadîsi: Peygamberimiz (s.a.s.)’in Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye giden yol üzerindeki Gadîr-i Hum denilen vâdîde buyurduğu hadîs-i şerîf. “Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır..”
Dendân-ı Saâdet: Peygamberimizin Uhud Muhârebesi’nde şehîd olan, kırılan mübârek dişinin bir parçası. Dendân-ı saâdet, Osmanlı pâdişâhlarından Sultan Mehmed Reşâd tarafından yaptırılan kıymetli taşlarla süslü altın bir mahfazada Topkapı Sarayı’nda saklanmaktadır.
Kasîde-i Bürde: İslâm âlimlerinin meşhûrlarından ve evliyânın büyüklerinden Muhammed bin Saîd Busayrî hazretlerinin, sevgili Peygamberimizi öven meşhûr kasîdesi. Bu kasîdeyi rüyâsında Peygamberimiz (s.a.s.)’e okuduğu ve Peygamberimiz (s.a.s.) de ona bürdesini yâni hırkasını hediye ettiği için bu kasîdeye, Kasîde-i Bürde denilmiştir.
Kusvâ: Peygamberimiz (s.a.s.)’in devesinin adı.
Mescid-i Dırâr: Rasûlüllâh Efendimiz (s.a.s.) zamânında münâfıkların fitne, fesâd yuvası ve silah deposu olarak Kuba’da yaptırdıkları mescid.
Mescid-i Hîf: Yetmiş peygamberin namaz kıldığı bildirilen Minâ’daki mescid.
Mescid-i Kıbleteyn: Peygamberimiz (s.a.s.); Medîne-i Münevverede öğle veya ikindi namazında iken kıblenin Kudüs’ten Mekke’ye döndürülmesi emrinin geldiği mescid.
Mescid-i Nebî: Peygamberimiz (s.a.s.)’in, hicretten sonra ashâb-ı kirâm ile birlikte Medîne-i Münevvere’de inşâ ettiği mescid, câmi. Mescid-i Rasûl, Mescid-i Saâdet ve Mescid-i Şerîf de denilmektedir.
Mescid-i Harâm: Ka’be-i Muazzamanın etrâfında üstü açık olan câmi.
Muhasser Vâdîsi: Hicâz’da, Minâ ile Müzdelife’yi birbirinden ayıran ve hacıların Minâ’ya giderken durmamaları gereken yer. Hacılar, Muhasser vâdîsinin başına ulaşınca, bir taş atımı yeri hızla geçer. Çünkü burası Kâbe-i Muazzama’yı yıkmak için gelen Ebrehe’nin ordusunun durak yeridir.
Zevcât-ı Tâhirât: Peygamberimiz (s.a.s.)’in iffetli, pâk, muhterem zevceleri. Mü’minlerin anneleri. Peygamberimiz (s.a.s.) ikinci defâ olarak elli beş yaşında iken Hz. Ebû Bekr’in kızı Hz. Âişe ile evlendi. Diğer Zevcât-ı Tâhirâtı bundan sonra dînî, siyâsî sebeplerle ve merhâmet ve ihsân ederek nikâh etti.
Şecere-i Rıdvân: 628 (H.6) senesinde yapılan Hudeybiye Antlaşmasından önce Medîneli Müslümanların, altında Peygamberimiz (s.a.s.)’e ve İslâm dînine bağlı kalacakları husûsunda bağlılık yemîni ettikleri ağaç.
Zinnûreyn: İki nûr sâhibi. Peygamberimiz (s.a.s.)’in iki kızıyla evlendiği için Hz. Osman’a verilen lakab.
Muhadramûn: Rasûlüllâh (s.a.s.)’in sağlığında Müslüman olan ancak Peygamber (s.a.s.)’le görüşemeyen kişidir. (Veysel Karânî)
En Son Vefât Eden Sahabe: Âmir ibn-u Vâsile el Cüheynî (Leys).
Arza-i Âhire: Peygamberimiz son ramazanda Kur’ân’ı, Cebrâîl (a.s)’a iki kez arz etmesidir.
Rakk: Kur’ân’ın yazıldığı inceltilmiş derilere denir.
Sikâye: Kâbe’yi ziyârete gelen hacıların sularını tedârik etmektir.
Hicâbe: Kâbe’nin perdedarlığını ve anahtarlarını elinde bulundurmaktır.
Rifâde: Kâbe’yi ziyârete gelen hacıları ağırlamak ve barındırmaktır.
Sidâne: Kâbe’nin muhafızlığını yapma görevidir.
Darü’n-Nedve: Danışmak ve karar almak için toplanılan yer.
Medîne (Yesrib)’in Yerleşik Kabîleleri: Evs ve Hazreç ile Benî Kaynuka, Benî Nadr ve Benî Kureyza Yahûdîleri. İlk sürülen Yahûdî kabîlesi de Benî Kaynuka’dır.
Haram Aylar: Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Recep.
Ehl-i Suffa: Medîne-i Münevverede, akrabâları ve evleri bulunmayan, Peygamberimizin mescidinin suffa denilen ve üzeri hurma dallarıyla örtülü bölümünde kalan ashâb-ı kirâm.
Tasavvûf: Hicrî ilk iki yüzyılda kişinin kendi iç dünyasındaki derinlik ve zenginliği, coşkulu dindarlığını ifâde için genelde zühd, rikâk-rekâik, takvâ, ibâdet gibi kelimeler kullanılıyor, böyle kimselere de zâhid ve âbid deniliyordu. Hicrî III. yüzyıldan sonra daha kapsamlı olarak tasavvûf, sûfî, sûfiyye gibi terimler kullanılmaya başlandı. Dünyayı âhiretle bir ve eşit tutmak veya ondan üstün tutmamak zühddür. Zühd ilkesine bağlı olarak yaşayan kişilere de zâhid denir. Zühd tasavvûfun temelidir. Zühd ile tasavvûf arasındaki en önemli fark zühdde korku, tasavvûfta sevgi unsurunun ağır basmasıdır. Allah’ın yakınlığını kazanan insanlara mukarreb denir.
Tasavvûfta Kurumlaşma Dönemi: İlk tasavvufî kurum Suriye’de Remle’de Hankâh adıyla kuruldu, bu kurumlara ribât, tekke, zâviye, dergâh, âsitâne gibi isimler verildi. İbn Arabî, vahdet-i vücûd terimi ile ifâde edilen bir görüş ortaya attı. El-Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Füsûsu’l-Hikem gibi eserlerinde bu konudaki düşüncelerini genişçe açıkladı.
Tasavvûfta Sapmalar: Hulûl inancı. Bunlara göre Allah, insan bedenine girer. Bedene girince ondaki insanlık nitelikleri kalkar, yerini tanrılık nitelikleri alır.

İlme’l Yakîn: Sağlam biliştir. O bilginin doğruluğundan hiç şüphe edilemez oluş şeklidir.
Ayne’l Yakîn: Göz ile görür derecesinde, müşâhede ederek bilmektir.
Hakka’l Yakîn: Tadarak, yaşayarak bilmektir.

2

Eylül
2012

ÖNEMLİ KUR’ÂN-I KERÎM NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  403 Kez Okundu


İstiâze: Sözlükte, sığınmak, korunmak anlamındadır. Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Peygamber’e istiâzede bulunması (Allah’a sığınması) emredilmiştir, Hz. Peygamber de Allah’a sığınmış, bu amaçla daha çok ihlâs, felak ve nâs sûrelerini okumuş, bunu sahâbe-i kirâm’a da tavsiye etmiştir.
Âlimlerin çoğunluğu istiâzenin müstehâb olduğu ve Kur’ân okumaya başlamadan önce istiâzede bulunulmasının
daha uygun olacağı görüşünü benimsemişlerdir. Namazda istiâze, Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre birinci rek’atta, Şâfiîlere göre her rek’atta sünnettir. Namaz dışında Kur’ân okurken dinleyicinin bulunması hâlinde istiâzenin âşikâre yapılması gerekir. Çünkü kıraatin sesli olacağının îlânı için buna ihtiyaç vardır.
Neml Sûresi’nin 30. âyetinde geçen besmelenin Kur’ân’dan bir âyet olduğu konusunda İslâm âlimleri arasında herhangi bir ihtilâf yoktur; başta sahâbîler olmak üzere âlimler bu hususta sözbirliği etmişlerdir (icmâ). Ancak Tevbe Sûresi dışında, Kur’ân-ı Kerîm’deki sûrelerin başlarında bulunan 113 besmelenin her birinin tek başlarına birer âyet olup olmadığı konusunda İslâm âlimleri farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Kıraat imâmları, Tevbe Sûresi hâriç diğer sûrelere besmele ile başlanacağı husûsunda görüş birliğine varmışlar, bir sûreden diğerine geçişte besmelenin okunup okunmayacağı konusunda ise farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Mushaf yazarken Tevbe Sûresi dışındaki sûrelerin başına besmele yazmak da farz hükmündedir. Çünkü üzerinde ashâbın icmâı bulunan Mushaf’ta bu şekilde yazılmıştır.
Namaz dışında Kur’ân okumaya başlarken eûzü besmele çekmek; âlimlerin çoğunluğuna göre sünnet, sûrenin başından değil de herhangi bir yerinden başlanması hâlinde ise mendûptur.
Kur’ân’ın Toplanması ve Çoğaltılması: Kur’ân, Peygamberimizin devrinde bizzat Vahiy Meleği ve Nebî’nin birbirlerine karşılıklı okumaları ve sahâbîlerin ezberlemesiyle korunmuştur.
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ölümünü takip eden Yemâme savaşlarında 70 kadar hâfızın ölmesi müslümanları telâşa düşürmüştü. Ashâptan Hz. Ömer de hâfızların toplanması için dönemin halîfesi Ebu Bekir’e başvurarak konunun görüşülmesini istemişti. Bunun üzerine Ebu Bekir, Zeyd bin Sâbit başkanlığında toplanan Abdullah bin Zübeyr, Sa’d bin Ebî Vakkâs, Abdurrahman bin Hâris bin Hişâm’ın da bulunduğu büyük bir komisyon tarafından Kur’ân sâhifeleri bir araya getirilmiştir. Bu aslî nüshaya “İmâm Mushaf” adı verilmiştir. Abdullah bin Mes’ûd’un teklifiyle iki kapak arasında “İmâm Mushaf” üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde her hangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifâk sağlanmıştır.
M.648′de Ermenistan ve Azerbaycan fethinde Şamlı ve Iraklı askerlerin yan yana gelmesi ile farklı okuyuşlar ortaya çıktı ve tartışma başladı. Bu tartışma ortamının daha fazla büyümesine engel olmak için Huzeyfe bin Yemân, Halîfe Osman’a başvurarak bu durumun düzeltilmesini, ihtilâfın ortadan kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Halîfe Osman, diğer ashâb ile de istişâre ederek, İslâm dünyasında yalnızca Hz. Ebu Bekr’in emriyle derlenmiş olan onaylı Kur’ân mushaflarının kullanılmasını ve bir başka lehçe yâhut ağız ile yazılmış tüm diğer nüshaların kullanılmasının yasaklanmasını kararlaştırdı. Hz. Osman, bir önlem olarak da gelecekte herhangi bir kargaşa yâhut yanlış anlamaya meydan vermemek için başka tüm yazılı nesneleri yaktırarak ortadan kaldırma yoluna gitti. Hz. Ebû Bekir zamanında yazılan İmâm Mushaf, Hz. Ömer’in ölümünden sonra kızı ve Hz. Muhammed’in hanımlarından olan Hafsa’ya geçmişti. Hz. Osman zamanında çoğaltılan Mushaflar, yedi nüshadır. Bunlar Medîne, Mekke, Şam, Kûfe ve Basra’ya gönderildi. Hz. Osman tarafından değişik vilâyet merkezlerine gönderilen nüshalar zamanla kayboldu. Günümüzde hâlen onlardan bir tanesi İstanbul Topkapı Müzesi’nde; bir diğer tam olmayan nüshası Taşkent’te bulunmaktadır. Çarlık Rus hükümeti onun faksimile ile reprodüksiyonunu (fotoğraf veya fotokopi ile tam kopyasını) yayınlamıştır.
Vahiy Kâtipleri: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer b. el-Hattab, Hz. Ali b. Ebi Talib, Hz. Osman b. Affân, Hz. Amr b. el-Âs, Hz. Muâviye, Hz. Şurahbil b. Hasene, Hz. Muğîre b. Şu’be, Hz. Muâz b. Cebel, Hz. Hanzele b. er-Rebî’, Hz. Cehm b. es-Salt, Hz. Huseyn en-Nemerî, Hz. Zubeyr b. el-Avvâm, Hz. Âmir b. Fuheyre, Hz. Ebân b. Saîd, Hz. Abdullah b. Erkâm, Hz. Saîd b. Kays, Hz. Abdullah b. Zeyd, Hz. Hâlid b. Velîd, Hz. A’lâ b. el-Hadremî, Hz. Abdullah b. Revâha, Hz. Huzeyfe b. el-Yemân, Hz. Muhammed b. el-Mesmele vs.
Mekke’de ilk vahiy kâtipliğini Abdullah b. Sa’d b. Ebî Sarh, Medîne de ise, Ubey b. Ka’b yapmıştır. Ondan sonra Zeyd b. Sâbit bu görevi devamlı sürdürmüştür.
Kur’ân’ın Muhtevâsı:
1) Îtikâd.
2) İbâdetler.
3) Muâmelât.
3) Ukubât.
4) Ahlâk.
5) Nasîhat ve Tavsiyeler.
6) Va’d ve Vaîd.
7) İlmî Gerçekler.
8) Kıssalar ve Duâlar.
Suhuf: Dört büyük ilâhî kitâb dışında gönderilen kitapçıklar, formalar. Peygamberlere Allah tarafından gelen yüz dört kitaptan ilk yüz tânesi. 10 suhuf Hz. Âdem (a.s.)’a, 50 suhûf Şît (a.s.)’a, 30 suhuf İdrîs (a.s.)’a, 10 suhûf İbrâhim (a.s.)’a inmiştir.
Sûre: Kur’ân-ı Kerîmin en az üç âyetten meydana gelen bölümlerinden her biri. Çoğul şekli “suver”dir. Kur’ân-ı Kerîm’de 114 sûre olup, bâzı sûrelerin birkaç ismi vardır. Sûreler uzunluk kısalık bakımından dörde ayrılır:
1-Tıvâl,
2-Miûn,
3-Mesânî,
4- Mufassal.
Bakara sûresinden Berâe sûresine kadar olan yedi sûreye es-Seb’u’t-tıvâl (uzun sûreler) denir. Bunlar: Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En’am, A’râf, Yûnus veya Kehf Sûresidir.
Miûn; yani yüzlükler, âyetleri yüz dolayında olanlardır ki, Tevbe’den sonra gelenlerdir. (Tevbe, Nahl, Hûd, Yûsuf, Kehf, İsrâ, Enbiyâ, Tâhâ, Mü’minûn, Şuarâ, Sâffât).
Mesânî; âyetleri yüzden az olanlardır. Miûndan sonra gelirler. Hâmîm’ler, Elif Lâm’lar, Tâsîn’ler böyledir. (Ahzâb, Hac, Kasas, Tâsîn, Neml, Nûr, Enfâl, Meryem, Ankebût, Rûm, Yâsîn, Furkân, Hicr, Ra’d, Sebe’, Melâike, İbrâhîm, Sâd, Muhammed, Lokmân, Zümer, Hâmîm’ler, Mümtehine, Fetih, Haşr, Tenzîl, Secde, Talâk, Nûn, Hucurât).
Mufassal, Kur’ân’ın sonundaki sûrelerdir. Nevevî’ye göre Hucurât’tan başlar. Onlar da Tıvâl, Evsat, Kısâr olmak üzere üçe bölünür.
Tıvâl-i Mufassal: Hucurât’tan Burûc’a kadar,
Evsat-i Mufassal: Buruc’tan Beyyine’ye kadar,
Kısâr-i Mufassal: Beyyine’den sona kadardır.
Mekkî Sûreler: Âyetler genelde “Ey insanlar!” hitâbıyla başlar, sûre başlarında kasemler çokça yer alır, önceki peygamberlerin kıssaları anlatılır.
Medenî Sûreler: Âyetler genelde “Ey iman edenler, ey kitap ehli” hitaplarıyla başlarlar; evlilik, mîrâs, cihâd âyetlerini ihtivâ eder, münâfıklardan bahseder.
Mekkî ve Medenî Sûrelerin Sayıları: 87 tânesi Mekkî, 27 tânesi de Medenî’dir.
Sebeb-i Nüzûl: Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl (inme) sebebi. (esbâb-ı nüzûl)
Sebeb-i Vürûd: Hadîs-i Şerîfler’in vârid olma, söylenme sebebi.
Kur’ân’ın Vahiy Kâtipleri: Dört halife, Zeyd b. Sâbit, Ubeyy b. Ka’b, Hâlid b. Ebî Süfyân.
Mehâric-i Hurûf: Kur’ân-ı Kerîm harflerinin herbirinin ağızdan ses olarak çıktığı yer. Kur’ân-ı Kerîm’i tecvîd üzere okumasını bilmek farzdır.
Kıraat-i Seb’a: Yedi kıraat imâmının okuyuş şekilleri. Yedi kıraat imâmının yâni İmâm-ı Nâfi’, Abdullah bin Kesîr, Ebû Amr, İbn-i Âmir, Âsım, Hamza, İmâm-ı Kisâî’nin okuyuşları kıraat-i seb’a adıyla meşhur olmuştur.
Kıraat-ı Aşere İmamları ve Râvîleri:
1-İmâm Nâfî (Kalun ve Verş)
2-İmâm İbn Kesîr (El-Bezzî – Kunbul)
3-İmâm Ebû Amr ( Ed-Dûrî- Sûsî)
4-İmâm İbn Âmir (Hişâm-İbn Zekvân)
5-İmâm Âsım (Ebû Bekir Şu´be-Hafs b. Süleyman (Bizim ve Müslümanların çoğunun kıraat imâmı)
6-İmâm Hamza (Halef- Hallad)
7-İmâm Kisâî (Ebû Hâris-Dûrî)
8-İmâm Ebû Ca´fer ( Îsâ b. Verdân-Süleymân b. Cemmâz)
9-İmâm Ya´kûb(Ruveys-Ravh)
10-İmâm Halef (İshâk- İdrîs)
Kur’ân-ı Kerîm’in Harekelenmesi: Irak vâlîsi Ziyâd b. Sümeyye isteğiyle Ebû’l Esved ed-Düelî tarafından h.69/688 yılında kırmızı mürekkeple harekeleri nokta şeklinde işaretlenmiştir. Irak vâlîsi Haccâc b. Yûsuf’un isteğiyle Yahyâ b. Ya’mer ve Nasr b. Âsım h.89-/707 kelimelere farklı renklerde nokta koymuşlardır. Halîl b. Ahmet 751 yılında hareke ve noktalamaya son şeklini vermiştir.
Secâvend: (Durak İşâretleri) Kur’ân-ı Kerîm’in, mânâsına uygun ve doğru okunabilmesi için durak ve geçiş yerlerini gösteren işâretler. Kur’ân-ı Kerîm’in secâvendleri şunlardır:
ج: Durmak evlâdır.
ز : Geçmek evlâdır.
ط: Durmak evlâdır.
ص : Nefes yetmediğinde durulabilir.
م: Durmak vâciptir. Durulmayıp geçilirse anlam bozulur.
قف : Durmak evlâdır. Hafif bir duruşla (bir nefeslik) durulmalıdır.
ق : Geçmek evlâdır.
ك : Bir evvelki durağın aynısı demektir.
لا : Durmak câiz değildir. Eğer durulursa bir önceki kelime ile birlikte tekrar okunur. Âyet sonunda durunca ise, tekrar edilmez çünkü durak sonlarında durmak câiz, hattâ efdâldir. :. Yakın aralıklarla rastlanan bu üç noktanın birisinde durulur, diğerinde durulmaz. Her ikisinde durmak veya her ikisinde geçmek câiz değildir (üç noktanın birincisi âyet ortasında, ikincisi ise âyet sonunda olsa veya üç noktanın birincisi âyet sonunda olsa bile hüküm aynıdır. Yâni bu durumda, birincisinde durmuş isek, diğerinde durmamalıyız).
ع: Konu bütünlüğünü gösteren işârettir. Okuyan namazda ise ve rükû yapmak istiyorsa, bu işâretin olduğu yerde rükû etmesinin münâsip olduğunu gösterir. Kur’ân’da birkaç yerde, kıraat imâmlarının oradaki durak işâreti konusunda ihtilâf etmelerinden, iki durak işâreti birden kullanılmıştır. Meselâ, Duhân 44/49, s. 499’un başındaki (ذُقْ) kelimesinin sonunda “lâ” ve “cim” durak işâreti beraber yazılmıştır. Biz bu iki durak işâretinden birisine uyabiliriz.
Secde Âyetleri: Okunduklarında veya işitildiğinde secde yapılan, Kur’ân-ı Kerîm’deki on dört secde âyet-i kerîmesi. Bunlar: A’râf: 206, Ra’d: 15, Nahl: 50, İsrâ: 109, Meryem: 58, Hac: 18, Furkân: 60, Neml: 25, Secde: 15, Sa’d: 24, Fussilet: 37, Necm: 62, İnşikâk: 21, Alak: 19. âyet-i kerîmeleridir.
Sehv Secdesi: Yanılma secdesi; namazda bir farzın veya vâcibin, vaktinden önce veya sonra yapılması yâhut vâcibin terkinde yapılması lâzım gelen secde. Birkaç kere secde-i sehv îcâb etse, bir kere yapmak yetişir.
Tilâvet Secdesi: Kur’ân-ı Kerîm’in on dört yerindeki secde âyetinden birini okuyan veya duyanın yapması vâcib olan secde.
Zellet-ül Kârî: Kıraat hatâsı. Namazın içindeki farzlardan kıraati yerine getirirken (Fâtihâ ve zamm-ı sûreyi okurken) meydana gelen hatâ, yanlış okuma. Zellet-ül kârî dört şekilde olabilir: Birincisi i’râpta hatâdır. Yâni harekelerde ve sükûnda olabilir. Meselâ şeddeyi hafif okur veya medleri (uzunları) kısa okur veya bunların aksini yapar. İkinci şekil hatâ, harflerde olur. Harfin yerini değiştirir veya harf ilâve eder yahut azaltır veya harfi ileri geri alır. Üçüncü şekil hatâ, kelimelerde ve cümlelerde olur. Dördüncüsü ise, vakıf ve vasılda hatâ olur. Yâni duracak yerde durmaz geçer. Geçecek yerde durur. Bu dördüncü şekil hatâda mânâ değişse de bozulmaz. İlk üç şekilde zellet-ül kârî mânâyı değiştirip, küfre sebeb olacak mânâ hâsıl olursa veya âyet-i kerîmede kastedilen mânâ tamâmen değişirse, namazı bozar.
Nâsih – Mensûh: Nesh, bir şeyi iptâl etmek ve onun yerine başka bir şeyi ikâme etmek, yer değiştirmek, izâle etmek. Şer’î bir hükmün yürürlüğe konmasından sonra, gelen diğer bir şer’î hükümle kaldırılması, iptâl edilmesi demektir. Hükmü kaldıran âyete “nâsih”, hükmü kaldırılan âyete de “mensûh” denir. Mensûh âyet ile amel edilemez.
Mücmel-Mübeyyen: Mânâsı kapalı lafızları ihtivâ eden âyetlere mücmel, mücmel âyetleri açıklayan âyetlere de mübeyyen âyet denir.
Mübhem-Muhkem: Üstü kapalı anlatım. Açık ifâdeli âyetler.
Müteşâbih: Birden fazla anlama gelen ifâdeler.
Garîbu’l-Kur’ân: Farklı lehçelerde kullanılan kelimeler.
Müşkilü’l-Kur’ân: Kelimelerin anlaşılma güçlüğü.
İ’câzu’l-Kur’ân: Âciz bırakmak, iknâ etmek, muhâtabın delillerini çürütmek.
Vücûh – Nezâir: Eş sesli kelimelere vücûh; farklı anlamlı kelimelere de nezâir denir.
Emsâlu’l-Kur’ân: Özlü ifâdeler.
Tashîh, düzeltme; tasnîf, sıralama; tedvîn, derleme; te’vîl, yorum ve açıklama demektir.
En Uzun Âyet: Borçlanmadan (müdâyene) bahseden âyet: Bakara 282. âyet.
İlk İnen Sûreler: Fâtihâ, Müddessir, Alak, Kalem, Müzzemmil. Medîne döneminde inen ilk sûre, Bakara sûresidir.
Son İnen Âyet: Tevbe sûresinin 128-129. âyetleri.
Rivâyet Tefsiri: Kur’ân-ı Kerîm’deki bâzı âyet-i kerîmelerin başka âyetlerle veya Peygamberimizin sünneti veya Ashâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması. Buna me’sûr veya naklî tefsir de denir. En meşhurları:
Taberî: Câmiu’l Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân;
Semerkandî: Tefsîru’l-Kur’ân;
Beyzâvî: Medînetü’l-Menzil;
İbn-i Kesîr: Tefsîru’l Kur’ânü’l Azîm;
Süyûtî: ed-Dürru’l Mensûr;
Fîruzâbâdî: Tenvîru’l Mikbâs min Tefsîri İbn Abbas.
Dirâyet Tefsîri: Akla ve yoruma dayalı tefsir. Rasûlüllah’tan gelen rivâyetler (açıklamalar) esas alınarak, Kur’ân-ı Kerîm’in lisân bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma’kûl, re’y tefsîri ve te’vîl de denir. Başlıcaları:
Zemahşerî: el-Keşşâf;
İbn Kuteybe: Te’vilü’l Müşkilü’l-Kur’ân;
Şevkânî: Fethu’l Kadîr.
Arapça Tefsirler: Taberî, Zemahşerî, Beyzâvî, Râzî, Kurtubî, Celâleyn.

2

Eylül
2012

PRATİK TECVİD BİLGİLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  743 Kez Okundu

“Tecvîd, sıfatları yönünden harflerin hakkını ve müstehakkını vermektir.” Tanımda geçen “hakkını” kelimesinden maksat harfleri cehr, hems, şiddet, rihvet gibi sıfat-ı lâzımelerine uygun okumak, “müstehak” kelimesinden maksat ise harfleri lîn, kalkale vb. sıfat-ı ârızelerine uygun, güzel bir şekilde ne eksik ne fazla okumak demektir. Tecvîdin konusu, Kur’ân harfleridir. Tecvîdin gâyesi, Ku
r’ân kelimelerini Hz. Peygamber’den (s.a.s) alındığı şekliyle muhâfaza etmek ve Kur’ân tilâvetinde hatâ yapılmasını önlemektir. Tecvîd, ilim olarak farz-ı kifâye, uygulama olarak Kur’ân okuyan kişilere farz-ı ayndır.
Mahrecin Tanımı: Mahrec, tecvîd kavramı olarak harfin çıkış yeri anlamında kullanılmaktadır. Mahreç, hakîkî ve takdîrî olarak ikiye ayrılır.
1. Hakîkî Mahrec: Harf, bir mahrece temas ederek çıkıyorsa, o yere “hakîkî mahrec” denir. Yirmi sekiz harfin tamamının da çıkış yeri olan boğaz, dil ve dudak hakîkî mahrec bölgeleridir.
2. Takdîrî Mahrec: Harf herhangi bir mahrece temas etmeden çıkıyorsa, buna “takdîrî mahrec” denir. Takdîrî mahrec bölgelerini aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:
a) Geniz, ihfâ hâlinde veya ğunneli idğâm hâlinde olan sâkin م ve ن harflerine ait ğunnenin mahrecidir.
b) Ağız ve boğaz boşluğu: Med harfleri olan ا، و، ي çıkar.
Lahn-ı Celî: Harflerin sıfat-ı lâzilemelerine riâyet etmemek. Hükmü haramdır.
Lahn-ı Hafî: Harflerin sıfat-ı ârizelerinde olan hatâlardır. Hükmü vâciptir.

HARFLERİN SIFATLARI
Sıfat, harfin, mahrecinden telaffuzu esnasında aldığı keyfiyete denir.
Zıddı Bulunan Sıfatlar: Cehr-Hems, Şiddet-Rihvet, İstila-İstifal, İtbak-İnfitâh, İsmat-İzlak.
Zıddı Bulunmayan Sıfatlar: İstitâle, İnhirâf, Kalkale, Lîn, Safir, Tefeşşî, Tekrîr.
HARFLERİN UZATILMASI (MED)

Med harflerinden biriyle sesin uzatılmasına med denir. Kendisinden önceki harfin sesini uzatan harfe “med harfi” denir. Med harfleri üç tanedir; ا، و، ي
Med Sebepleri:
Hemze: Boğazın en dibindeki hakîkî mahreçten çıkar ve أ şeklinde yazılır.
Hemze-i Katı’: Yazıda ve okunuşta bulunan dolayısıyla da med sebebi olan hemzedir.
Hemze-i Vasıl: Vasıl hâlinde okunmayan dolayısıyla da med sebebi de olamayan hemzedir.
Sükûn: Harekesizliktir, alâmeti cezmdir.
Sükûn-u Lâzım: Vakıf hâlinde de vasıl hâlinde de değişmeyen, mevcut sükûndur. Yâni “vakfen ve vaslen sâbit olan sükûn”dur.
Sükûn-u Ârız: Kelimenin aslında olmayıp vakıf sebebiyle ortaya çıkan, vasıl hâlinde ise düşen sükûna denir. Yâni bu sükûn, “vakfen sâbit, vaslen sâkıt olan sükûn”dur.
Med Çeşitleri: Aslî ve fer’î med olmak üzere iki çeşit med vardır. Harfin sesini uzatmak için hemze veya sükûna ihtiyaç duyulmayan medde “aslî med” denir. Hemze veya sükûn sebebiyle aslî med üzerine ziyâdeden doğan medde “fer’î med” denir. Bu med, “medd-i mezîd” veya “medd-i medîd” diye de isimlendirilir.

MEDD-İ TABİÎ
Harf-i med bulunur, sebeb-i med bulunmazsa medd-i tabiî olur. اوتِينَا Tabiî meddi, bir elif miktarı uzatmak vâciptir.

MEDD-İ MUTTASIL
(Bitişik-aynı kelimede) Med harfinden sonra, sebeb-i med olan hemzenin aynı kelimede bulunmasından meydana gelen medde “medd-i muttasıl” denir. جَاءَ , سُوءَ , وَجِيءَ Medd-i muttasılın en az iki elif miktârı uzatılması vâciptir, efdali ise dört elif uzatmaktır.

MEDD-İ MUNFASIL
(Ayrı kelimelerde) Med harfinden sonra, sebeb-i med olan hemzenin ayrı ayrı kelimelerde yan yana bulunmasından meydana gelen medde “medd-i munfasıl” denir. يَا اَيهَا، تُوبُوا إلىَ اللهِ، إِني اَخَافُ
Medd-i munfasıldaki med harfi bazen takdîrî olur ve yazıda gözükmez. Bu durum genellikle takdîrî bir “و” veya takdîrî bir “ي” ile uzatılan zamirde veya ism-i işârette ortaya çıkar ki buna “sıla-i kübrâ” da denir. Medd-i munfasılın meddi câizdir.
MEDD-İ LÂZIM
Med harflerinden biri ve sebeb-i medden sükûn-u lâzım aynı kelimede yan yana bulunursa medd-i lâzım olur. وَلاَ الضَّالِّينَ، الحَاقَّةُ، تَأمُرُونَ
Meddi Lâzım 4 çeşittir:
1.Meddi Lâzım Kelime-i Musakkale (şeddeli kelime): مُدْهَامَّتَانِ – حَادٌّ
2.Meddi Lâzım Kelime-i Muhaffefe (cezimli kelime):آلانَ
3.Meddi Lâzım Harf-i Musakkale (şeddeli harf): اَلَم طَسَمَ،
4.Meddi Lâzım Harf-i Muhaffefe (cezimli harf): ص، صَادٌ، اَلَم

MEDD-İ ÂRIZ
Med harflerinin birinden sonra, sebeb-i med olan ârız sükûn gelirse medd-i ârız olur: يَعْلَمُونَ نَسْتَعِينُ، . Bir eliften fazla uzatılması câizdir.
ÜSTÜN:3 vecih: 1. Tûl: 4 elif, 2. Tevassut: 2-3, 3. Kasr: 1 elif.
KESRA:4 vecih: 1. Tûl: 4 elif, 2. Tevassut: 2-3, 3. Kasr: 1 elif, 4. Kasr ile revm.
ÖTRE: 7vecih: 1. Tûl: 4 elif, 2. Tevassut: 2–3, 3. Kasr: 1 elif, 4. Tûl ile işmâm, 5.Tevassut ile işmâm, 6. Kasr ile işmâm, 7. Kasr ile revm.
Medd-i ârızdaki vecihler Medd-i Lîn için de geçerlidir. Kıraat imâmımız Âsım hazretleri, medd-i ârızı tevassut vechi ile okumayı tercih etmişlerdir.
Revm: Hafif bir sesle harekeyi belirtmektir. Göremeyenlere harekeyi duyurmak maksadına yönelik yapılan revm; vakıf hâlinde ötre ve esrede yapılır, üstünde yapılmaz.
İşmâm: Sükûndan sonra ötreye işâret etmek üzere dudakları önde yummaktır. Dolayısıyla işmâm sadece ötrede yapılır. İşmâmda ses yoktur. Harekeyi duyma imkânına sahip olamayanlar, işmâmdaki dudak hareketi sayesinde harekeyi anlama imkânı elde ederler.
Revm ve İşmâm Yapılmayan Yerler:
a) Sonu tenvînli kelimelerde,
b) Ârızî harekelerde,
c) Müenneslik tâ’larında,
d) Cemî’ mîmlerinde.

MEDD-İ LÎN
Lîn harfinden sonra, sebeb-i med olan ârız veya lâzım sükûn bulunursa “medd-i lîn” olur. خَوْفٍ
Lîn harfleri, öncesi üstün olan cezimli وْ ve يْ dir.

İDGÂM MEA’L-GUNNE
Gunneli idgâm demektir. İdgâm mea’l-gunne harfleri: (ي م ن و :نُوَيْم ) olup, dört tanedir. Tenvîn veya sâkin ن’dan sonra bu harflerden birisi gelirse idgâm mea’l-gunne olur. Misâl: يَرَهُ خَيْرًاسِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ، وَمِنْ مَاءٍ، نُقَاتِلْ، مَلِكًا Eğer sâkin ن ile idgâm mea’l-gunne harflerinden “و” veya “ي” aynı kelimede bulunurlarsa, bütün kıraat imâmlarının ittifâkı ile izhâr olur. İdgâm mea’l-gunne olmaz. Kur’ân-ı Kerîm’de bu türlü kelime dört tanedir: الدُّنْيَا -صِنْوَانٌ -قِنْوَانٌ -بُنْيَانٌ Hükmü vâciptir. İdgâm mea’l-gunnenin müddeti bir elif miktârıdır.
(ن) ve (يس) kelimelerinden sonra gelen و harfi İmam Âsım ve Hafs rivâyetine göre hem izhâr hem de idgâmla okunabilir: الحَكِيمِ وَالقَرْآنِ يَسَ وَالقَلَمِ،

İDGÂM-I BİLÂ GUNNE
(Gunnesiz İdgâm) Tenvîn veya sâkin “ن” dan sonra “ر” ve “ل” harflerinden biri gelirse idgam-ı bilâ gunne olur. Sesi genizden getirmeden şeddeli olarak okunur: غَفُورٌ رَحِيمٌ، هُدًى لِلْمُتَّقِينَ، مِنْ رَبِّهِمْ

İDGÂM-I MÜTECÂNİSEYN
Mahreçleri bir olan, sıfatları (vasıf, nitelik; kalınlık, incelik, yumuşaklık, vurgulu okunma gibi) farklı olan iki harfin, birincisi sâkin, ikincisi harekeli olarak gelirse, birincisini ikincisine katıp/çevrilip (birinci harfi okumayıp), ikinci harfi şeddeli imiş gibi okumaya idgâm-ı mütecâniseyn denir.
Hükmü vâciptir. Cinsleri aynı olan harfler sekiz tânedir ve şu üç gruba ayrılırlar: a) د ط، ت، b) ث ذ، ظ، c) م ب،
İDGÂM-I MÜTEGÂRİBEYN
Mahrecinde veya sıfatında birbirlerine yakınlığı olan iki harften birincisi sâkin, ikicisi harekeli olarak gelirse, birincisinin ikincisine katılıp ikinci harfi şeddeli imiş gibi okumaya idgâm-ı mütegâribeyn denir. Hükmü vâciptir.
Birbirlerine yakınlığı olan harfler 4 tanedir ve iki gruba ayrılırlar:
a) ر ل،(ل önce gelmelidir): (بَلْ رَفَعَهُ اللهُ، قُلْ رَبِّ)
b) ق ك (ق önce gelmelidir ve ق, kendi mahrecinden kalkale yapılmadan okunur): اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ İdgamın olduğu yer de kalkale yapılmaz.

İDGÂM-I MİSLEYN
Aynı harfin, aynı veya ayrı kelimede, birincisi cezimli, ikincisi harekeli olarak arka arkaya gelmesi durumunda birincisinin ikincisine katılarak ikincisinin şeddeli bir harf gibi okunmasına idgâm-ı misleyn denir. İdgâm-ı misleynde, “م” harfinin م’e, “ن” harfinin de ن’a uğraması hâriç gunne yapılmaz. Hükmü vâciptir. İdgâm-ı misleyn; mealgunne ve bilâgunne olarak ikiye ayrılır.
I- İdgâm-ı misleyn mea’l-gunne: Bu da iki durumda meydana gelir:
a- Sâkin نْ’dan sonra harekeli ن geldiği zaman. وَمَنْ نُعَمِّرْهُ، مَنْ نَشَاءُ، مِنْ نَارٍ
b-Sâkin مْ’den sonra harekeli م geldiği zaman: قَصَصْنَا مَنْ مِنْهُمْ مُؤصَدَةٌ، عَلَيْهِمْ جُوعٍ، مِنْ اَطْعَمَهُمْ
SAKİN MÎM’İN ÜÇ HÂLİ
1- Sâkin مْ, kendisinden sonra gelen harekeli م harfine uğrarsa, idgâm-ı misleyn mea’l-gunne olur.
2- Sâkin م’den sonra ب harfi geldiği zaman ihfâ olur. Buna ihfâ-ı şefevî (dudak ihfâsı) denir. (بِهِ اَمْ مَا لَهُمْ بِهِ -) gibi. م, dudaklara bastırmadan ve kısmen gizlenerek okunur. Gunnede de hafif tutma yapılır.
3- Sâkin م’den sonra ب ve م ‘den başka harflerden biri geldiği zaman izhâr olur. Buna izhâr-ı şefevî denir. فِيهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ، هُمْ دِينُكُمْ، لَكُمْ الْحَمْدُ، gibi. Bu durumda م tutma yapılmadan, tabiî olarak okunur. م’in gunne sıfatı da normalden fazla uzatılmadan okunur.
II- İdgâm-ı misleyn bilâ gunne: ن ve م harflerinin dışında kalan harfler, birbirlerine uğradığı zaman olur. قَدْ دَخَلُوا، اِضْرِبْ بِعَصَاكَ الحَجَرَ gibi. Hükmü vâciptir.

İKLÂB
Tenvîn veya sâkin nûn’dan sonra ب gelirse, ب’den önce gelen tenvînin nûn’u veya sâkin nûn’u, hâlis sâkin م’e çevirerek, hâsıl olan م’i gunneli okumaya iklâb denir. Bir buçuk elif uzatmak vâciptir. (سَمِيعٌ بَصِيرٌ مِنْ بَعْدِ، )

İZHÂR
İzhâr, iki harfin arasını birbirinden ayırıp açarak, idgâmsız, ihfâsız ve iklâpsız olarak açıkça ve kuvvetlice okumaya denir. Tenvîn veya sâkin ن’dan sonra izhâr harflerinden (ا ح خ ع غ ه) biri gelirse, izhâr olur. Hükmü vâciptir. مَنْ آمَنَ، غَفُورٌ حَلِيمٌ، مِنْ خَوْفٍ

İHFÂ
Tenvîn veya sâkin ن’dan sonra ihfâ harflerinden (ت، ث، ج، د، ذ، ز، س، ش، ص ض، ط، ظ، ف، ق، ك) biri gelirse ihfâ olur. Miktârı, bir buçuk eliftir. عَنْ صَلاَتِهِ، مِنْ طَيِّبَاتِ، مِنْ دُونِ، اَنْتُمْ

TENVÎN VE SÂKİN NÛN’UN BEŞ HÂLİ
Tenvîn veya sâkin ن’den sonra;
1) (ر – ل ) harfi gelirse, idgâm-ı bilâ gunne olur.
2) ( وي م ن ) harflerinden biri gelirse, idgâm-ı mea’l gunne olur.
3) ب harfi gelirse, iklâb olur.
4) Şu on beş harften birisi gelirse ihfâ olur: (ت ,ث ,ج , د , ذ , ز , س , ش , ص , ض , ط , ظ , ف, ق, ك )
5) (ا ح خ ع غ ه ) harflerinden biri gelirse izhâr olur.

KALKALE
Harfin, çıkış yerinden kuvvetli bir ses ile okumasına kalkale denir. ب، ج، د، ط ق harflerinden biri kelimenin ortasında veya sonunda cezimli olarak gelirlerse kalkaleli okunurlar: قَدْ قَامَ، لَمْ يَلِدْ Şedde ve idgâm kalkaleye mânîdir.

RÂ HARFİNİN (İNCE VEYA KALIN) OKUNUŞU
a)ر Harfinin Kalın Okunduğu Yerler:
- ر’nın harekesi üstün ve ötre ise kalın okunur: نَصْرٌ لِيُنْذِرَ، تَمُرَّ،
- ر cezimli ise, kendisinden önceki harfin harekesi üstün ve ötre ise yine kalın okunur: وَاْمُرْ بِالعُرْفِ، وَاِنْحَرْ، بِالنَّذُرْ
- ر ve ondan önceki harf sâkin, bir önceki harfin harekesi üstün ve ötre ise kalın okunur: بِالصَّبْرْ، مِنْ كُلِّ اَمْرْ، فِي الصُّدُورْ
- Vasıl hemzesinden (okunmadan geçilen hemzeden) sonra gelen ر, kalın okunur (Kur’ân’da vasıl hemzelerinin başında ص yazılıdır): اِرْجِعِي، لِمَنِ اِرْتَضَى، اِرْكَبْ
- ر sâkin, kendinden önceki harf esreli, ر’dan sonraki harf ise kalın okunan harflerden olup harekesi üstün ve ötre olursa, ر yine kalın okunur: فِرْقَةٌ، مِرْصَادًا، قِرْطَاسٌ
b) ر Harfinin İnce Okunduğu Yerler:
- ر’nın harekesi esre ise ince okunur: يُرِيدُ بِالبِرِّ، اَبْصَارِهِمْ،
- ر cezimli ise, kendisinden önceki harfin harekesi esre ise ince okunur: وَاصْطَبِرْ، مُذَكِّرْ
-ر ve ondan önceki harf sâkin, bir önceki harfin harekesi esre ise ince okunur: قَدِيرْ، بَصِيرْ
- ر sâkin ve bir önceki lîn harfi ise, ر harfi ince okunur: سَدِيرْ

ALLAH LÂFZININ OKUNUŞU
a. Allah Lâfzının Kalın Okunduğu Yerler: Allah isminden önceki harfin harekesi üstün veya ötre ise Allah isminin lâm’ı kalın okunur: نَصْرُ اللهِ، هُوَ اللهُ
b. Allah Lâfzının İnce Okunduğu Yerler: Allah isminden önceki harfin harekesi esre olursa Allah isminin lâm’ı ince okunur: اَعُوذُ بِاللهِ

SEKTE
Sekte, nefes almadan bir elif miktârı kadar bir süre sesi kesmeye denir. Kur’ân’da şu dört yerde sekte vardır ve sekte yapılacak yerde harfin altında سكته yazılıdır.
1- Kehf Sûresi’nin 1. âyetinde: قَيِّمًا — عِوَجًا
2- Yâsîn Sûresi’nin 52. âyetinde: هَذَا — مَرْقَدِنَا مِنْ
3- Kıyâme Sûresi’nin 27. âyetinde: رَاقْ — وَقِيلَ مَنْ
4- Mutaffifîn Sûresi’nin 14. âyetinde: رَانَ — كَلاَّ بَلْ
OKUYUŞ ŞEKİLLERİ (YAVAŞ – HIZLI – NORMAL)
a) Tahkîk: En ağır okuma şeklidir. Yavaş yavaş, mânâyı düşünerek, bütün tecvît kurallarına uyarak, ruhsatları kullanmadan (meselâ medd-i munfasılı da 4 elif uzatarak) okumaktır.
b) Hadr: Süratli okuma şeklidir. Hatim indirenler, cüz okuyanlar bunu tercih ederler. Bunda yine medd-i lâzım 4, medd-i muttasıl 2 elif uzatılır. Bu ikisinin dışında 1 eliften fazla uzatılanlar ise 1 elif uzatarak okunur.
c) Tedvîr: Tahkîk ile hadr’in ortasıdır. Bunda da mânâ düşünülür.

2

Eylül
2012

SİYER KRONOLOJİ

Yazar: arafat  |  Kategori: SiYER  |  Yorum: Yok   |  450 Kez Okundu
 
Mekke Dönemi
571
Peygamber Efendimizin doğumu 12 Rebîülevvel /20 Nisan Pazartesi)
Sütannesi Halîme’ye verilmesi.

574
Sütannesi tarafından Mekke’ye getirilerek annesi Âmine’ye teslim edilmesi.575
Annesi Âmine’nin Ebvâ’da vefatı üzerine Hz. Muhammed’in dadısı Ümmü Eymen tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdülmuttalib’e teslim edilmesi.

577
Dedesi Adülmuttalib’in vefatı ve amcası Ebû Tâlib’e emanet edilmesi.

578
Amcası Ebû Tâlib ile yaptığı Suriye seyahati.

589
Hilfü’l-fudûl Antlaşması’na katılması.

594
Hatice’ye ait ticaret kervanının yöneticisi olarak Busrâ şehrine gitmesi.
Hatice ile evlenmesi.

605
Kureyş’in Kâbe’yi tamiri sırasında Hacerülesved’in yerine konulması hususunda hakemlik yapması.

610
Hira mağarasında ilk vahyi alması; Alak sûresinin ilk beş âyetinin nüzûlü [27 [?] Ramazan).

613
Açık davetle emrolunması üzerine yakın akrabasını İslâm’a davet etmesi.

614
Müşriklerin zayıf müslümanlara eziyet etmeye başlaması.

615
Habeşistan’a ilk hicret.

616
Habeşistan’a ikinci hicret.
Hamza’nın müslüman olması.
Ömer’in müslüman olması; Hz. Peygamber’in ve müslümanların Dârülerkam’dan çıkmaları.
Hâşimoğulları ve Muttaliboğulları’nın Hz. Peygamber’i korumak amacıyla Ebû Tâlib mahallesinde toplanması ve müşriklerin bunlara karşı sosyal ve ekonomik boykot uygulamaya başlaması.

619
Boykotun sona ermesi.

620
Ebû Tâlib’in ve Hz. Hatice’nin vefatı (hüzün yılı).
Hz. Peygamber’in Sevde bint Zem‘a ile evlenmesi (Ramazan).
Zeyd b. Hârise ile Tâif’e gitmesi ve Mut‘im b. Adî’nin himayesinde Mekke’ye dönmesi (Şevval).
Hac mevsiminde Medineli Hazrec kabilesinden bir grubun Akabe’de Hz. Peygamber’le görüşüp müslüman olması (Zilhicce).

621
İsrâ ve mi‘rac hadisesi, beş vakit namazın farz kılınması (27 Receb).
Birinci Akabe Biatı ve Hz. Peygamber’in İslâmiyet’i öğretmesi için Mus‘ab b. Umeyr’i Medine’ye göndermesi (Zilhicce).

622
İkinci Akabe Biatı (Zilhicce).

Medine Dönemi
1/622
Müslümanların İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Medine’ye hicret etmeye başlaması (Muharrem/Temmuz).
Müşriklerin Dârünnedve’de toplanıp Hz. Peygamber’i öldürme kararı alması (26 Safer/9 Eylül).
Hz. Peygamber’in Hz. Ebû Bekir’le birlikte hicreti ve Sevr mağarasına sığınmaları (26 Safer/9 Eylül).
Sevr mağarasından Medine’ye doğru yola çıkmaları (1 Rebîülevvel/13 Eylül).
Kubâ’ya varış (8 Rebîülevvel/20 Eylül).
Kubâ Mescidi’nin inşası (Rebîülevvel/Eylül).
Hz. Peygamber’in Kubâ’dan ayrılması ve Rânûnâ vadisinde ilk cuma namazını kıldırması; aynı gün Medine’ye ulaşması ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evine yerleşmesi (12 Rebîülevvel/24 Eylül).
Mescid-i Nebevî’nin inşasına başlanması (Rebîülevvel/Eylül).
Namaza çağrı için ezanın teşrîi.

1/623
Muhacirlerle ensar arasında kardeşlik tesis edilmesi (muâhât) (Receb/Ocak).
Medine vesikasının tanzimi ve Medine hareminin sınırlarının tesbiti (Ramazan/Mart).
Savaşa izin verilmesi.
Hz. Hamza’nın Îs (Sîfülbahr) Seriyyesi (Ramazan/Mart).
Mescid-i Nebevî’nin inşasının tamamlanması (Şevval/Nisan).
Sa‘d b. Ebû Vakkas’ın Harrâr Seriyyesi (Zilkade/Mayıs).
Medine’de çarşı ve pazar yeri kurulması.
Mescid-i Nebevî’de Suffe’nin teşekkülü.

2/623
Hz. Peygamber’in âşûrâ orucunu tutması ve müslümanlara da tavsiye etmesi (10 Muharrem/14 Temmuz).
Ebvâ (Veddân) Gazvesi (Safer/Ağustos).
Buvât Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
İlk Bedir (Sefevân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
Uşeyre (Zül‘uşeyre) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).

2/624
Abdullah b. Cahş’ın kumandasındaki Batn-ı Nahle Seriyyesi (Receb/Ocak).
Kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Mescid-i Harâm’a (Kâbe) çevrilmesi (Receb/Ocak).
Orucun farz kılınması (Şâban/Şubat).
Teravih namazının kılınmaya başlanması (1 Ramazan/26 Şubat).
Bedir Gazvesi (17 Ramazan/13 Mart).
Enfâl sûresinin nâzil olması.
Hz. Peygamber’in kızı Rukıyye’nin vefatı (Ramazan/Mart).
Fıtır sadakasının (fitre) emredilmesi (Ramazan/Mart).
İlk ramazan bayramı ve bayram namazının kılınması (1 Şevval/27 Mart).
Hz. Peygamber’in Hz. Âişe ile evlenmesi (Şevval/Nisan).
Benî Kaynuka‘ Gazvesi (Şevval/Nisan).
Hz. Ali ile Fâtıma’nın evlenmesi (Zilkade/Mayıs veya Zilhicce/Haziran).
Sevîk Gazvesi (5 Zilhicce/29 Mayıs).
İlk kurban bayramı (10 Zilhicce/3 Haziran).
Muhacirlerden Osman b. Maz‘ûn’un vefatı üzerine Cennetü’l-bakı‘in mezarlık için tahsis edilmesi (Zilhicce/Haziran).
Zekâtın farz kılınması.

3/624
Hz. Osman’ın Resûl i Ekrem’in kızı Ümmü Külsûm ile evlenmesi (Rebîülevvel/Ağustos-Eylül).
Kâ‘b b. Eşref’in öldürülmesi (14 Rebîülevvel/4 Eylül).
Zûemer (Gatafân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
Bahran (Benî Süleym) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).

3/625
Hz. Peygamber’in Hafsa ile evlenmesi (Şâban/Ocak).
Hz. Hasan’ın doğumu (Şâban/Ocak-Şubat veya 15 Ramazan/1 Mart).
Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Huzeyme ile evlenmesi (Ramazan/Şubat-Mart).
Uhud Gazvesi (7 veya 11 Şevval/23 veya 27 Mart).
Hamrâülesed Gazvesi (Medine’den çıkış, 8 veya 12 Şevval/24 veya 28 Mart).

4/625
Recî‘ Vak‘ası (Mersed b. Ebû Mersed Seriyyesi) (Safer/Temmuz).
Bi’rimaûne Vak‘ası (Safer/Temmuz).
Benî Nadîr Gazvesi (Rebîülevvel/Ağustos).
İçkinin haram kılınışı (Rebîülevvel/Ağustos-Eylül).
Hz. Peygamber’in hanımı Zeyneb bint Huzeyme’nin vefatı (Rebîülâhir/Ekim).

4/626
Benî Abs heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hz. Hüseyin’in doğumu (5 Şâban/10 Ocak).
Hz. Peygamber’in Ümmü Seleme ile evlenmesi (Şevval/Mart-Nisan).
Bedrü’l-mev‘id Gazvesi (Zilkade/Nisan).
Hz. Ali’nin annesi Fâtıma bint Esed’in vefatı.

5/626
Zâtürrika‘ Gazvesi ve korku namazının (salâtü’l-havf) kılınması (10 Muharrem/11 Haziran).
Dûmetülcendel Gazvesi (25 Rebîülevvel/24 Ağustos).
Medine’de ay tutulmasının gözlenmesi ve Hz. Peygamber’in husûf namazı kıldırması (Cemâziyelâhir/Kasım).
Müslüman olan 400 kişilik Müzeyne heyetinin Medine’ye gelmesi (Receb/Aralık).

5/627
Benî Mustalik (Müreysi‘) Gazvesi (Şâban-Ramazan/Ocak-Şubat).
İfk hadisesi.
Hz. Peygamber’in Cüveyriye bint Hâris ile evlenmesi.
Medine’de nüfus sayımı yapılması (Şevval/Şubat-Mart).
Hendek (Ahzâb) Gazvesi (Zilkade/Nisan).
Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Cahş ile evlenmesi ve evlât edinmenin yasaklanmasına dair âyetlerin (el-Ahzâb 33/4-5) nâzil olması (Zilkade/Nisan).
Benî Kurayza Gazvesi (Zilkade sonu/Nisan).

6/627
Benî Lihyân Gazvesi (Rebîülevvel/Temmuz).
Muhammed b. Mesleme’nin I. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir/Ağustos).
Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın II. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir sonu/Eylül).
Zeyd b. Hârise’nin Tarîf Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim-Kasım).
Zeyd b. Hârise’nin Vâdilkurâ Seriyyesi (Receb/Kasım-Aralık).

6/628
Hz. Peygamber’in Abdurrahman b. Avf’ı Dûmetülcendel’e göndermesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
Zeyd b. Hârise’nin Medyen Seriyyesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
Hz. Ali’nin Fedek Seriyyesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
Zeyd b. Hârise’nin II. Vâdilkurâ Seriyyesi (Ramazan/Ocak-Şubat).
Abdullah b. Revâha’nın Hayber’e keşif amaçlı seriyyesi (Ramazan/Şubat).
Medine’de kuraklık yaşanması ve Hz. Peygamber’in yağmur duası yapması.
Güneş tutulması ve Hz. Peygamber’in küsûf namazı kılması (Şevval sonu/Mart).
Umre seferi (Zilkade/Mart).
Hz. Peygamber’in, annesi Âmine’nin Ebvâ’daki kabrini ziyaret etmesi.
Hudeybiye’de Kureyş’e elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın hapsedilmesi üzerine Bey‘atürrıdvân’ın yapılması (Zilkade/Mart-Nisan).
Hudeybiye Antlaşması (Zilhicce/Nisan).
Feth sûresinin nâzil olması.
Benî Huzâa, Benî Eslem ve Benî Huşenî heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olması.

7/628
Hz. Peygamber’in, Bizans ve Sâsânî imparatorları başta olmak üzere civar ülke yöneticilerine ve kabile reislerine elçiler ve İslâm’a davet mektupları göndermesi (Muharrem/Mayıs).
Habeş Necâşisi Ashame’nin müslüman olması.
Mısır mukavkısının çeşitli hediyelerle birlikte Mâriye’yi Hz. Peygamber’e göndermesi.
Ebü’l-Âs’ın müslüman olup Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb ile yeniden evlenmesi (Muharrem/Mayıs).
Hayber Seferi (Muharrem-Safer/Mayıs-Haziran).
Zeyneb bint Hâris’in Hz. Peygamber’i zehirleme teşebbüsü.
Hz. Peygamber’in Safiyye bint Huyey ile evlenmesi.
Hz. Peygamber’in sütannesi Süveybe’nin vefatı.
Yemen Valisi Bâzân’ın müslüman olması (Cemâziyelevvel/Eylül).
Vâdilkurâ Gazvesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
Teymâ yahudileriyle antlaşma yapılması.
Hz. Ömer’in Türebe Seriyyesi (Şâban/Aralık).
Hz. Ebû Bekir’in Necid Seriyyesi (Şâban/Aralık).
Beşîr b. Sa‘d’ın Fedek Seriyyesi (Şâban/Aralık).

7/629
Galib b. Abdullah’ın Meyfaa Seriyyesi (Ramazan/Ocak).
Umretü’l-kazâ (Zilkade/Mart).
Peygamber’in Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyân ile evlenmesi.
Hz. Peygamber’in Meymûne bint Hâris ile evlenmesi (Zilkade/Mart).

8/629
Hâlid b. Velîd, Amr b. Âs ve Osman b. Talha’nın müslüman olması (1 Safer/31 Mayıs).
Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb’in vefatı (Safer/Haziran).
Mûte Savaşı (Cemâziyelevvel/Eylül).
Amr b. Âs’ın Zâtüsselâsil Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın Sîfülbahr (Habat) Seriyyesi (Receb/Kasım).
Benî Süleym ve Benî Gıfâr kabilelerinin müslüman olması ve Hâlid b. Velîd kumandasında Mekke fethine katılmaları.
Kureyşli müşriklerin Hudeybiye Antlaşması’nı ihlâl etmesi üzerine Ebû Süfyân’ın barışın devamını sağlama girişiminde bulunması.

8/630
Hz. Peygamber’in Mekke fethi için yola çıkması (13 Ramazan/4 Ocak).
Mekke’nin fethi (20 Ramazan/11 Ocak).
Benî Mahzûm kabilesinin müslüman olması.
Hişâm b. Âs’ın Yelemlem tarafına, Hâlid b. Saîd’in Urene tarafına, Hâlid b. Velîd’in Nahle’deki Uzzâ putunu, Sa‘d b. Zeyd el-Eşhelî’nin Müşellel’deki Menât putunu, Amr b. Âs’ın Benî Hüzeyl’in Ruhât’taki Süvâ‘ putunu, Tufeyl b. Amr ed-Devsî’nin Amr b.Hümeme’nin Zülkeffeyn putunu yıkmayagönderilmesi (Ramazan/Ocak).
Huneyn Gazvesi (11 Şevval/1 Şubat).
Hâlid b. Velîd’in Benî Cezîme’yi İslâm’a davet seriyyesi (Şevval/Şubat).
Tâif Gazvesi (Şevval/Şubat).
Hz. Peygamber’in Ci‘râne’de Huneyn ganimetlerini taksim etmesi (Zilkade/Şubat).
Hz. Peygamber’in, yanlarından ayrıldıktan sonra ilk defa süt kız kardeşi Şeymâ ile görüşmesi.
Hz. Peygamber’in umre yapması (19 Zilkade/10 Mart).
Muhâcir b. Ebû Ümeyye’nin San‘a Seriyyesi (28 Zilkade/19 Mart).
Ziyâd b. Lebîd’in Hadramut Seriyyesi.
Amr b. Âs’ın Uman yöneticileri Ceyfer ve Abd b. Cülendâ kardeşlere elçi olarak gönderilmesi (Zilkade/Mart).
Alâ b. Hadramî’nin Ebû Hüreyre ile birlikte Bahreyn yöneticisi Münzir b. Sâvâ’ya elçi olarak gönderilmesi.
Hz. Peygamber’in oğlu İbrâhim’in doğumu (Zilhicce/Mart-Nisan).
Benî Sa‘lebe, Benî Sudâ’, Benî Bâhile, Benî Sümâle, Benî Cerm, Ehâbîş, Benî Ak ve Benî Hüzeyl heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olmaları.

9/630
Hz. Peygamber’in bazı şehir ve kabilelere zekât âmilleri göndermesi (Muharrem/Nisan-Mayıs).
Abbâd b. Bişr’in Benî Süleym ve Benî Müzeyne’ye, Râfi‘ b. Mekîs el-Cühenî’nin Benî Cüheyne’ye, Dahhâk b. Süfyân el-Kilâbî’nin Benî Kilâb’a, Büsr b. Süfyân el-Kâ‘bî’nin Benî Kâ‘b’a, İbnü’l-Lütbiyye el-Ezdî’nin Benî Zübyân’a, Mâlik b. Nüveyre’nin Benî Hanzale b. Mâlik’e, Amr b. Âs’ın Fezâre’ye, Velîd b. Ukbe’nin Benî Müstalik’a zekat toplamak üzere gönderilmesi.
Uyeyne b. Hısn’ın Benî Temîm Seriyyesi ve Benî Temîm kabilesinin Medine’ye gelip müslüman olması (Muharrem/Mayıs).
Benî Esed’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması.
Alkame b. Mücezziz kumandasında ilk deniz seferinin düzenlenmesi (Rebîülâhir/Temmuz-Ağustos).
Hz. Ali’nin Tay kabilesinin putu Füls’ü tahrip etmesi.
Ukkâşe b. Mihsan’ın Benî Belî ve Benî Uzre’ye karşı Cinâb Seriyyesi.
Hz. Peygamber’in, Habeş Necâşîsi Ashame’nin vefatını haber verip gıyabî cenaze namazını kıldırması (Receb/Ekim).
Îlâ ve tahyîr hadisesi.
Tebük Gazvesi (Receb/Ekim).
Hâlid b. Velîd’in Dûmetülcendel lideri Ükeydir b. Abdülmelik’e karşı seriyyesi ve Hz. Peygamber’in Ükeydir ile antlaşma yapması.
Cerbâ, Ezruh, Maknâ, Eyle (Akabe) ve Tebük halkını temsilen heyetlerin Hz Peygamber’e gelip barış yapması.
Hz. Peygamber’in, Tebük’ten Dihye b. Halîfe’yi Bizans İmparatoru Herakleios’a ikinci defa İslâm’a davet mektubuyla göndermesi.
Hz. Peygamber’in kızı Ümmü Külsûm’un vefatı.
Benî Ukayl, Benî Kelb, Benî Kilâb, Benî Tücîb, Benî Gatafân, Benî Hanzale b. Mâlik, Benî Kudâa, Belî ve Benî Behrâ’dan heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hıristiyan Benî Tağlib’in Medine’ye gelip antlaşma yapması.
Kâ‘b b. Züheyr’in müslüman olması ve Hz. Peygamber’in hırkasını ona hediye etmesi.
Benî Sa‘d b. Bekir kabilesinin Dımâm b. Sa‘lebe’yi elçi olarak Medine’ye göndermesi ve müslüman olmaları.
Benî Cüzâm heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hz. Peygamber’in münafıklara ait Mescid-i Dırâr’ı yıktırması.
Himyer krallarının İslâm’a davet edilmesi ve Müslümanlığı benimsemeleri.
Benî Hemdân, Benî Fezâre, Benî Mürre’den ve Tâif’teki Sakıf kabilesinden bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hz. Peygamber’in Ebû Süfyân ile Mugıre b. Şu‘be’yi Lât putunu kırmaya göndermesi.

9/631
Münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy b. Selûl’ün ölümü (Zilkade/Şubat).
Hz. Ebû Bekir’in emîr-i hac tayin edilmesi (Zilkade- Zilhicce/Mart).
Tevbe sûresinin hükümlerini bildirmek üzere Hz. Ali’nin Mekke’ye gönderilmesi (Zilhicce/Mart).
Necran hıristiyanlarından bir heyetin Medine’ye gelmesi ve Hz. Peygamber’le mübâhele yapmayı reddedip antlaşmaya varması (Zilhicce/Nisan).

10/631
Hâlid b. Velîd’in Necran Seriyyesi ve Benî Hâris’ten bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Rebîülâhir/Temmuz).
Hz. Ali’nin Yemen Seriyyesi ve Benî Mezhic’in müslüman olması (Ramazan/Aralık).
Cerîr b. Abdullah’ın Zülhalesa putunu ve mâbedini yıkmaya gönderilmesi.
Hz. Peygamber’in Kur’ân-ı Kerîm’i Cebrâil’e iki defa arzetmesi ve yirmi gün itikâfta kalması (Ramazan/Aralık).
Benî Ezd, Ebnâ, Benî Tay, Benî Âmir b. Sa‘saa, Benî Kinde, Benî Tücîb, Benî, Rehaviyyîn, Benî Gafik, Benî Mehre, Benî Hanîfe, Benî Ans, Benî Murâd, Benî Abdülkays, Benî Hilâl, Benî Ruhâ ve Benî Zübeyde’den heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olmaları.
Müseylime’nin peygamberlik iddiasında bulunması.

10/632
Hz. Peygamber’in oğlu İbrâhim’in vefatı (29 Şevval/28 Ocak).
Vedâ haccı için Hz. Peygamber’in Medine’den ayrılışı (26 Zilkade/23 Şubat).
Vedâ hutbesi (9 Zilhicce/7 Mart).
Vedâ tavafı (14 Zilhicce/12 Mart Perşembe).
Benî Muhârib’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Zilhicce/Mart).
Yemen Valisi Bâzân’ın vefatı; Hz. Peygamber’in Yemen’e on bir vali tayin etmesi.
Nasr sûresinin nâzil olması (Zilhicce/Mart).
Hz. Peygamber’in câriyesi (hanımı) Reyhâne bint Şem‘ûn’un vefatı.

11/632
Medine’ye en son gelen Benî Neha‘dan bir heyetin müslüman olması (15 Muharrem/12 Nisan).
Üsâme b. Zeyd’in Suriye’ye gidecek orduya kumandan tayin edilmesiMayıs).
Hz. Peygamber’in şiddetli baş ağrısı ve humma yakalanması (27 Safer/24 Mayıs Pazar).
Peygamberlik iddiasında bulunan Esved el-Ansî’nin öldürülmesi (8 Rebîülevvel/3 Haziran).
Hz. Peygamber’in vefatı (13 Rebîülevvel/8 Haziran Pazartesi).
Hz. Peygamber’in defnedilmesi (14 Rebîülevvel/

 

1-Dinin farklı dillerdeki isimleri:Hinduizm’in kutsal dili Sanskritçe’de dharma, Budizm’in kutsal metin¬lerinin yazıldığı Pali dilinde ise dhamma din karşılığıdır
2-Kuran Allah katında din islamdır ayeti:Ali imran 19
3-Kur’ân-ı Kerîm’de din kelimesi özel anlamda ne manada kulanılmıştır:islam
4-Batılı din adamlarına göre dinin 5 farklı tarifi:ferdi.Zihni.hissi.taabbudi.ictimai unsurlardır
5- ilkel mo¬noteizm teorisi nedir:İnsanoglunun en eski inancı tek tanrı inancıdır demektir
6-Animizm teorisi nedir kime aittir:ruhlara tapınmadır ve Taylordur
7-Naturizm nedir :tabiat olaylarına atfedilen kutsallıktır
8-Totemizm nedir:Büyü hayvan ve bitkilerin kutsallıgına inanmadır.
9-Animizm teorisine ilk ciddi itirazı kim yapmıştır:Andrew Lang insanların ahlâkî âdaba uyup uymadıklarını denetle¬yen ve gökte bulunan bir yüce Tanrı kavramına her yerde rastlandığını ortaya koydu.Güneydoguna Avustaralyada incelemer yaptıgında bu tesbiti koydu
10-Dinin Fıtri oldugunu belirten delil:er-Rûm: 30/30.

11-Hangisi tek tanrılı dindir:ilahi dinler

12-Hangisi iki tanrılı(düalist)dindir:mecusilik

13-Hangi dinler cok tanrılıdır:Eski Yunan, Roma ve Mısır dinleri

14-Tanrı konu¬sunda açık ve net olmayan dinler hangileridir : Budizm, Şintoizm gibi

15-Kurucusu olan dinler hangileridir:Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâm, Budizm

16-Geleneksel dinler hangileridir :kimin tebliğ ettiği belli olmayan dinler, ilkel dinler, Eski Yu¬nan, Eski Mısır dini

17-İlkel dinler veya ilkel kabile dinler hangileridir:Nuer, Dinka, Ga

18-Millî din¬ler hangileridir:Genellikle bir kurucusundan söz edilmeyen, sadece bir millete ait olan geleneksel yapıdaki dinlerdir Eski Yunan, Mısır, Roma dinleri gibi

19-Dünya dinlerine örnek: Hıristiyanlık ve İslâm

20-Coğrafî-tarihî açıdan ise dinler kaca ayrılır:Ortadoğu veya Sami grubu (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm), Hint grubu (Hinduizm, Budizm, Jainizm), Çin-Japon grubu (Konfuçyüsçülük, Taoizm, Şintoizm), Afrika grubu dinleri. (parantez içine dikkat ediniz)

21-İslâm bilginlerinin din tasnifi nedir:“hak din-bâtıl din”

22-İslâmî kaynaklarda vahye dayanan dinlerne denir : “milel”,

23-islami kaynaklarda bâtıl dinler için ne kullanılır:“nihai”

24-nihle kelimesi ne manada kullanılır:fırka

25-ilâhî dinler-bâtıl dinler tasnifini yapan islam alimi kimdir:Şehristânî

26- kendi beşerî telakkilerine uyan kimseler olarak tanınan kişiler veya dinler:filozoflar, Sâbiîler, Dehrîler, yıldızlara ve putlara tapan¬larla Brahmanlar

27-Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ue sizin için din olarak İslâm’ı seçtim ayeti neyi anlatmaktadır:Kur’ân-ı Kerîm, peygamberlerin getirdikleri dinlerin aynı hak din oldu¬ğunu kaynak ve temel esaslar açısından belirtmiş, ama İslâm adını son pey¬gamberin tebliğ ettiği dine ad olarak vermiştir.el-Mâide: 5/3.

28- Hz. Muhammed, İslâm vahyini tebliğe başladığında yeryüzünde hangi dinler vardı:Mecusîlik, Brahmanlık, Budizm, Sâbiîlik, Yahudilik ve Hıristiyanlık

29-Zerdüşt’ün getirdiği dinin bozul¬muş şekline verilen ad:mecusilik

30-Zerdüşt tek Allah inancını neyle ifade etmektedir:Ahura Mazda (sonradan düalizm yani iki tanrı inancı.. ateş kültü haline bürünmüştür mecusilikle)

31-Zend-Avesta’da putları kıracak olan ve geleceği söylenen kişi kimdir:Soeşyant

32-Aslî hüviyetini kaybedip çok tanrıcılığa, Tanrı’nın bedenleşmesi ve tenasüh inancına sapması ve kast sistemini benimseyen din:Brahmanizmdir

33-Brahmanizm’deki puta tapma inancını reddedip ona karşı çık¬maktan doğmuş bir din:Budizm

34-Hz. Yahya’¬ya büyük önem veren,Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ ve Hz. Muhammed’i kötülük peygamberi, yalancı olarak niteleyen din:sabiilik

35-Budizm’de de ileride gelecek bir kurtarıcı kimdir:Maitreya veya Metteya

36-Dünya hayatına deger veren din:Yahudilik

37-Dünyadan uzaklaşıp manevî hayata daha çok ağırlık veren din:hristiyanlık

38-Denge dini:islam

39-yaratma ve buyurma hangi kavramlara karşılıktır:halk ve emir

40-Cibril hadisinde hangi konular işlendi:iman, İslâm ve ihsan

41-ihsan nedir : Allahı görü¬yormuşçasına ibadet etmek

42-islam nedir:şirk koşmaksızın sadece Allah’a ibadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve haccetmek

43-iman nedir:Allah’a, âhiret gününe, peygamberlere, meleklere, kitaplara ve kadere inanmak

44-dinin üç temel unsuru nedir: inanç, ibadet ve ahlâk

45-nıhle nedir:anlayış tarzı demektir

46-makale veya çoğulu makalat nedir:görüşler demektir

47-yahudiler yetmiş bir, hıristiyanların yetmiş iki fırka, kendi ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağı¬nı haber verir Allah cc rasülü s.a.v

48-Ehl-i sünnet ve’1-cemâatın isimleri:“ehl-i hak”,kurtuluşa erenler” ifadesinden hareketle “fırka-i nâciye

49-akaid mezhepleri :Ehl-i sünnet (fırka-i nâciye) ve ehl-i bid’at

50-Selefıyye’ye ne denir :“Ehl-i sünnet-i hâssa”

51-Ehl-i sün-net-i âmme nedir:maturidiyye ve eşariye

52-Ehl-i bid’at nedir:akaid sahasında Hz. Pey¬gamberin ve ashabının sünnetini terkederek, onların izledikleri yoldan ay¬rılan, İslâm ümmetinin çoğunluğunu yani ana gövdesini oluşturan Ehl-i sünnet’e muhalefet eden mezhep ve gruplar

53-ehl-i bid’at mezhepleri:Gâliyye, Bâtıniyye, Yezîdiyye

54-ehl-i kıble¬ye mensup olan bazı bidat ehli mezhepler:Hâriciye, Mu’tezile, Şîa

55-Temel konularda dahi fikir birliği içinde olmayan, birbirleriyle çeli¬şen görüşler ileri süren bid’atçı mezhepleri hangileridir:Mu’tezile, Hâriciyye, Şîa, Mürcie, Müşebbihe ve Cebriyye

56-Ehl-i bid’at isimleri nelerdir:Ehl-i sünnet’e men¬sup çoğunluk tarafından “ehl-i bid’at” ve “mübtedia” adıyla anılmışlardır.
Ehl-i bid’ata, akaid konularında kendi beşerî düşünce ve meyillerine uydukları için “ehl-i ehvâ”,
birtakım sapık görüşlere saplanıp, dosdoğru yoldan ayrıldıkları için “fırak-i dâlle” veya “ehl-i dalâl” de denilmiştir

57-Sıfâtiyye nedir:Allah’ın zatî, fiilî ve haberî sıfatlarının hepsini te’vilsiz, nasılsa öyle kabul ettiği için Selefıyyeye denilmiştir

58-Hz. Peygamber ve sahâbîlerin inançta takip ettikleri yolu doğrudan doğruya izleyen grupa ne denir:“Ehl-i sünneti hâs¬sa” ismi ile kastedilen zümre olan Selefiyye denir.

59-Tâbiûn, mezhep imamları, büyük müctehidler ve hadisçiler da çok hangi itikadi ekoldendir :Selefiyye

60-İmam Şafiî, Mâlik, Ahmed b. Hanbel -bir kısım gö¬rüşleri itibariyle Ebû Hanîfe- Evzaî, Sevrî gibi müctehid imamlar, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, İbn Mende, İbn Kuteybe ve Beyhakî gibi hadis¬çiler, Taberî, Hatîb el-Bağdâdî, Tahâvî, Îbnü’l-Cevzî ve İbn Kudâme gibi bil¬ginler hangi itikadi ekoldendir:selefiyye

61-Selefiyyenin temel görüşleri nedir:akaid sahasında akla rol vermemek, âyet ve hadisle yetinmek, mânası apa¬çık olmayan, bu sebeple de başka mânalara gelme ihtimali bulunan âyet ve hadisleri yorumlamadan, bunları bilmeyi Allah’a havale etmektir.(yani müteşabih olan ayetleri)

62-Selef âlimleri (müteahhirîn-i Selefiyye)ne örnek: İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye , İbnül-Vezîr , Şevkânî ve Mahmûd Şükri el-Âlûsî sayılabilir.(hanbeli)

63-Suudi Arabistan, Kuveyt ve Körfez ülkeleri :selefiyyedir

64-Allah Teâlâ’nın ezelî sıfatlan bulunduğunu kabul etmiş, inanç konularında akla da değer vererek, âyet ve hadislerin yanında aklî deliller kullanır:eşariyye

65-En meşhur Eş’arî kelâm bilgin¬leri hangileridir: Bâkillânî , İbn Fûrek , Cüveynî , Gazzâlî , Şehristânî , Âmidî , Fahreddin er-Râzî, Kâdî Beyzâvî , Teftâzânî ve Cürcânî

66-Eş’arîlik hangi ekole karşı doğmuştur:mutezile

67-te’vile çok fazla yer veren ekol:eşariyye

68- Endülüs, Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonez¬ya’daki ekol hangisidir:eşariyye

69-Akaid konusunda Ebü’l-Hasan Ali b. İsmailin görüşlerini benimseyen ekol:eşariyye

70- Mâverâünnehir alanında ortaya çıkan ekol:maturidiyye

71-Hakîm es-Semerkandî , Ebu Seleme es-Semerkandî , el-Pezdevî , Ebü’1-Maîn (Muîn) en-Nesefî , Ömer en-Nesefi , Ebü’l-Berekât Hâfızüddin en-Nesefi, Burhâneddin en-Nesefî , İbnü’l-Hümâm, Kadı Celâleddinzâde Hızır Bey ve Beyâzîzâde Ahmed Efendi hangi kelami ekole mensuptur :matudiridilik

72-Maturidinin eşarilikten farkları:akılla Allah’ı bulabilir,iyi ve kötü, güzel ve çirkin akılla bilinebilir,Kulda başlı başına bir cüz’î irade vardır,tekvin sıfatı ezelidir,Allah kulun gücünün yetmeye¬ceği şeyleri kula yüklemez,Allah’ın fiillerinin muhakkak bir sebep ve hikmeti vardır,ka¬dın peygamber gönderilmemiştir,Allah’ın nefsî kelâmı işitilemez

73-Mâtürîdiyye ülkeleri :Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Eritre

74- kelâm ilminin …… öncülüğünde doğmuş olduğu söylenebilir:boşuğa gelecek olan muteziledir

75-Vâsıl b. Atâ ……..kurucusudur :mutezile

76-mantık kurallarıyla çelişir gördüğü âyet ve hadisleri Ehl-i sünnet’ten farklı biçimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla öncelik vermiştir :mutezile

77-mutezile alimleri: Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf , Nazzâm, Câhiz, Bişr b. Mutemir, Cübbâî , Kâdî Abdülcebbâr ve Zemahşerî

78-tevhid:Allah’ın zât ve sıfatları yönüyle bir kabul edilmesidir.

79-Adl:Kulların ihtiyarî fiillerini hür iradeleriyle yaptığı ve kul için en uygun olanı yaratma¬nın Allah’a gerekli olduğudur

80-İyilik yapanın mükâfat -vaad- , kötülük yapanın da ceza görmesinin zorunluluğu- vaîd- denir.

81-Büyük günah işleyenin iman ile küfür arasında fısk mertebesinde olma nedir:el-menzile beyne’l-menzileteyn

82-İyiliği yaptırmaya ve kötülüğü önlemeye çalışmanın bütün müslümanlara farz olması nedir:emir bi’1-ma’ruf nehiy ani’l-münker

83-mutezilenin temel görüşleri nedir :78-79-80-81-82.sorulardır

84-insanın irade hürriyeti, seçme imkânı ve fiil gücü bulunmadığını belirten ekol :cebriyyedir

85-insan fiillerinin gerçek failinin Allah olduğunu, kulun Allah tarafından önceden takdir edilmiş bulunan işleri yapmaya mecbur olduğunu savunan ekol:cebriyye

86-İrade hürriyeti konusunda Mu’tezile’ye taban tabana zıt görüşlere sahip olan mezhep:cebriyye

87-Hz. Ali ile Muâviye arasında geçen Sıffîn Savaşı’ndan (h. 37/m. 657) sonra halife tayin işi hakeme bırakılınca ortaya çıkan mezhep:haricilik

88-Günümüzde Haricilik İbâzîleri daha çok nerede yaşamaktadır : Kuzey Afrika, Madagas¬kar, Zengibar ve Uman

89-Ehl-i sünnet grubunun dışında yer alan, hâl-i hazır İslâm dünyasında da önemli sayıda taraftan bulunan en önemli itikadî, fıkhî ve siyasî mezhep:şia

90-Hz. Ali’yi halifeliğe en lâyık kişi olarak gören onu ilk meşru halife kabul eden, ve-fatından sonra da hilâfete Ali evlâdının getirilmesi gerektiğine inanan mezhep:şia

91-…….şehid edilmesini takip eden yıl¬larda bu misyon ve iddia ile ortaya çıkanların oluşturduğu bir siyasî grup¬laşma hareketi olarak doğmuş:boşluk hz osman olacak

92-Şîa’nın günümüze ulaşan üç büyük fırkası nedir :Zeydiyye, İsmâiliyye ve İmâmiyye-İsnâaşeriyye

93-Şîa içindeki en mutedil fırka olan Zeydîler nerede yaşamaktadır:yemen

94-Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in hilâfetini de meşru gören şia mezhebi hangisidir: zeydiyye

95-Fatımî Devleti’ni kurrlması ile güçlenen şia mezhebi:ismailik

96-İsmâilîlik ( Nizâriyye-Müsta’liyye) mezhebini ne etkilemiştir:Eski Yunan ve Doğu felsefeleri, Ortadoğu dinleri ve bâtınî te’viller

97-Pakistan, İran ve Orta Asya’da daha çok olan şia mezhebi:ismailik

98-çağımızda dünya müslümanlarının yaklaşık yüzde onunu teşkil eden Şia’nın büyük çoğunluğunu bünyesinde toplayan ana kol hangisidir:imamiyye

99-Hz. Ali ve Hüseyin soyundan gelen on iki imama inanma, hem iman esaslarından birini hem de mezhebin ana doktrinini teşkil eder:imamiye

100-Akaid konularında mutezileye benzerliği olan mezhep:mutezili

101-imamiye temel görüşleri:Ehl-i beyt’e mensup râvilerin hadis rivayetini kabul eder, ilk üç halifenin hilâfetini meşru görmez ve dev¬let başkanlığına Hz. Ali ve soyunun nas ile tayin edildiğini yani imamlığın (halifeliğin) bunlara ait olduğunu Hz. Peygamber’in açıkça belirttiğini ve bunların vahiy alma hariç peygamberlere benzer vasıflara sahip olup günah işlemekten ve hata yapmaktan korunmuş (masum) olduklarını iddia ederler. Küçük yaşta gaip olan on ikinci imamın kurtarıcı (mehdî) olarak tekrar geri geleceğine inanma, açık ve gizli bir tehlikenin bulunduğu durumlarda inancı gizleme ve farklı görünme (takıyye), Hz. Ali’ye biat etmeyen sahâbîlere karşı tavır alma ve onlara ta’n etme de yine mezhebin temel ön kabullerindendir

102-Günümüzde imamiyye nerde yaşar:halen İran’ın resmî mezhebi olup Irak’ta ve Azerbaycan’da yaşamaktadır.

103-Yemen’e kadı olarak gönderilen, en sonunda kuran sünnette yoksa ictihad ederim diyen sahabi:muaz bin cebel

104-Hicaz (veya Medine) merkezli olarak oluşan fıkıh ekolü hangisidir:Ehli hadis veya ehli eser.

105-Irak merkezli olarak oluşan fıkıh ekolü hangisidir: ehl-i re’y

106-kitap, sünnet ve sahabe icmâmı hüküm kaynağı olarak kullanmakla birlikte, Medine halkının örfüne verenler:ehli hadis yani hicazlılar.

107-Re’y, fetva ve tedrîs faaliyeti¬nin …. yüzyılın ortalarından itibaren daha sistemli ve doktriner hale gelmiştir:Hicri 2.yüzyıl

108-Sünnî fıkıh ekollerinin kronolojik sıra itibariyle ilki olan mezhep:hanefilik

109-Irak fıkhının üstadı olarak tanınan imam azamın hocası kimdir:Hammâd b. Ebû Süleyman

110-Hanefî mezhebi ….’ta doğmuş ve Abbasîler devrinde ……“kâdılkudât” (baş kadı) olması ile devletin başlıca fıkıh mezhebi haline gel¬miştir:boşluga ırak ve imam yusuf .

111-Bugün Türkistan, Afganistan, Türkiye ve Balkanlarda Hindistan’da ve Pakistan’da … mezhebinin tek mezhep olduğu söylenebilir:boşluga hanefilik gelecek

112-…., fıkıh ekollerinin kronolojik sıra itibariyle ikincisidir:maliki mezhebi boşluğa gelecek.

113-İmam Mâlikin delilleri nelerdir :kitap, sünnet, icmâ, sahabe kavli, örf ve âdet delilleri dışında kıyas, istihsan, mesâlih-i mürsele, sedd-i zerâi

114-Sahnûn’un öncülüğünde tedvin edilen et-Müdevvene isimli hacimli eser, Muvatta ile birlikte Mâliki mezhebinin temel iki kitabı sayılır.

115-İspanya’da Endülüs Emevî Devleti’nin resmî mezhebi hangisidir:malikilik

116-Mısır’da, Kuzey Afrika’da (Tunus, Cezayir, Fas), Sudan, Hicaz bölgesinde(cok az) olan mezhep hangisidir:malikilik

117-Şafiî mezhebinin kurucusu : Muhammed b. İdrîs

118-ehl-i re’y fıkhı ile ehl-i hadîs fıkhını birleştirerek bagdattaki fikirlerinin bir kısmını mısırda değiştiren mezhep imamı kimdir:imam şafii

119-mezheb-i kadîm”i ve “mezheb-i cedîd hangi şehirlerdir:imam şafiiye aittir kadim olan bagdat cedid olan ise mısırdır

120-Mısır,Suriye, Irak, Horasan ve Mâverâünnehir,ülkemizin güneydoğu ve doğu illeri ile yukarı¬da sayılan bölgelerde yaygın durumda olan mezhep:şafiilik

121-Mezhep sıraları:hanefilik,malikilik,şafiilik,hanbelilik

122-Eşyada aslolan mubahlıktır kaidesi temel alındığı için mubah ufku genişlemiş ve bu bakış açısı büyük ölçüde akidlere de yansımıştır:hanbelilik

123-Bağdat’ta doğan bu mezhep re’y ve kıyastan çok âyet, hadis ve sahabe kavli gibi naklî delillere dayanır,hadise dayalı fıkıh anlayışı hâkimdir:hambelilik

124-Vehhâbîlik hareketi, özellikle akaid alanındaki görüşleri ve Selefi tavrı sebebiyle hangi mezhebi taklit ettiler:hambelilik (ibn teymiyye yoluyla) ibn cevzi de hambelidir.

125-Günümüzde başta Hicaz bölgesi olmak üzere Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’da ,Suudi Arabistan’da var olan mezhep:hanbelilik

126-Bağımsız müctehid ekolleri:Süfyân b. Uyeyne, Süfyân es-Sevrî, İbn Ebû Leylâ,İbn Şübrüme, Ebû Sevr,Dâvûd ez-Zâhirî ,İbn Cerîr et-Taberî , Leys b. Sa’d ,Hasan-ı Basrî ,Şam’da Evzâî ,îshak b. Râhûye

127- re’y ve ictihad hare¬ketine karşı sürdürdüğü sert eleştirileriyle, farklı bakış açılarıyla ve görüşle¬riyle fıkıh kültürüne ayrı bir zenginlik kazandıran mezhep:zahirilik

128-iki büyük imamı Dâvûd ez-Zâhirî (ö. 270/883) ve İbn Hazm zahirilik ekolündendir

129-Ahbârîler(hüküm cıkarmada hadisleri esas alır) ve Usûlîler ( kitap, sünnet, icmâ ve akıl ) hangi mezhebin ekolleridir:caferilik

130-Caferilik temel görüşleri nelerdir:Hz. Peygamber’in ve masum imamların (on iki imam) söz, fiil ve tasviplerini ölçü alır, sadece Ehl-i beyt’in rivayet ettiği ha¬disleri kabul ederler. Mut’a nikâhını caiz görme, abdestte çıplak ayakların üstüne meshi yeterli sayma, boşamada iki şahit zorunluluğu, beş vakit na¬mazı cem’ yoluyla üç vakitte kılma, zekâtı (humus) din adamları eliyle top¬lama gibi bazı farklı görüş ve uygulamaları vardır.

131-Zeydiyye temel görüşleri nedir:fıkhı görüşleri itibariyle Hanefî mez¬hebine yakındır. Mest üzerine meshi, gayri müslimin kestiğini ye¬meyi ve Ehl-i kitap’tan bir kadınla evlenmeyi caiz görmezler

132-Haccın sebebi nedir:kabe

133-Hac ibadeti içinde yer alan ve bir kısmı sembolik davranışlardan ibaret olan fiillere ne denir:Menasik

134-Kişinin kendini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurtarışının sem¬bolü olan hac terimi hangisidir:ihram

135-Arafat vakfesi neyi temsil eder:insanın dünyaya ayak basışını ve kıyamette Allah’ın hu¬zurunda bekleyişini hatırlatır.

136-Hac sözlükte hangi kavramlar ile izah edilir :“kastetmek, yönelmek” anlamına gelen bir kelimedir

137-hicretin IX. yılında farz kılın¬mıştır:hac ibadeti (Âl-i İmrân: 3/97)

138-Hac ve umreyi birbirinden ayırmak için hacca ne dedir: “hacc-ı ekber” (büyük hac)

139- istitâat kavramı kac kavramı olarak nasıl izah edilir:Beden ve malî imkânın yeterli düzeyde bulunmasına literatürde, yapabilme, güç yetirebilme

140-Haccın eda şartları:Sağlıklı Olmak,Yol Güvenliği,Arızî Bir Engelin Bulunmaması,Kadınlara Özel İki Şart (yanlarında eşlerinin veya bir mahremleri¬nin bulunması ve sadece boşanma iddeti veya vefat iddeti beklemekte olan kadınlara ilişkin olup, “beklemeleri gereken süreyi tamamlamış olmalaradır)

141-…mezhebine göre,seferîlik hükümlerinin uygulanacağı mesafeyi kat etmek durumunda olan kadınlar tek başlarına hac yolculuğuna çıkamazlar:hanefi mezhebidir

142-… mezhebinde kat edilecek mesafeden ziyade yol emniyeti ve ka¬dınların güvenliği esas alındığından koca veya başka bir mahremin bulun¬ması şart koşulmamış, bunun yerine kadınların bunu sağlayacak şekilde -ağırlıklı görüşe göre üç kadının yer aldığı- bir grup oluşturmaları yeterli görülmüştür:şafii mezhebi

143-…. mezhebine göre ise, kocası veya bir mahremi bulunmayan yahut ücretle bile olsa kendisiyle birlikte hacca gelmeyen bir kadın, güvenli bir kafile ile birlikte, bu kafilede başka kadınların bulunup bulunmaması dikkate alınmaksızın hac yolculuğuna çıkabilir:maliki mezhebi

144- sözlükte “haram etmek, kendini mahrum bırakmak” “tazim edilmesi gereken zamana veya mekâna girmek ve bun¬lara saygı duymak” anlamına gelen terim:ihram

145-niyet ve telbiye neyin rüknüdür:ihramın

146-Telbiye namazdaki ……mesabesindedir :iftitah tekbiri

147-ihramda Niyeti dil ile ifade etmek :müstehaptır

148-mekruh olmakla birlikte henüz hac aylan başlamadan ihrama girmek hangi mezheplere göre caizdir :Hanefi ve Malikilik (ihram haccın rüknü değil sıhhat şartıdır)

149-….. mezhebinde ihram şart değil, rükün sayıldığı için hac aylarından önce, hac için ihrama girilemez:şafiilik

150-Kur’ân-ı Kerîm’de Kabe’ye……., onu çevreleyen mescide …..boşluklara sırayla ne gelir:beytül haram ve mescidi haram

151-Hareme en yakın ve en uzak sınırlar hangileridir:tenim ve uzak olanları Ci’râne” (Şi’bü Âl-i Abdullah) ve Cidde istikametinde Hudeybiye yakınlarında “Aşâir”dir.

152- Harem bölgesi ile Mîkat yerleri arasındaki yer¬lere ne denir:hıll

153-Harem ve Hil bölgelerinin dışında kalan yerlere ne denir:Afak

154-ihram merkezleri:1-Zülhuleyfe: Mekke’ye Medine üzerinden Mekke’ye en uzak mîkât budur. Hz. Peygamber Veda haccında, halen Âbâr-ı Ali denilen bu mîkâtta ihrama girmiştir.2. Cuhfe: Mısır ve Suriye ,3. Zâtüırk: Irak ,4. Karnülmenâzil. Necid ve Kuveyt,5: Yelemlem. Yemen ve Hindistan .Mekke’ye en yakın mîkât budur.

155-Şafii,maliki,hanbeli mikat sınırında ihrama girmeyi sünnet kabül buyurdular.

156-Afakilerin, mîkât sınırını geçmeden ihrama girmeleri gerekir. Çünkü ihram, bu kutsal bölgeye saygı için vacip kılınmıştır:hanefiler ve malikiler

157-hac ve umre kastı olmadıkça uzaklardan gelenlerin (Âfâki) Harem bölgesine ihramsız girmeleri vacip değil, müstehaptır:şafiiler

158-İhramın Vacipleri hangileridir:Mîkât sınırını ihramsız geçmemek (gecerse dem gerekir),İhram yasaklarından sakınmak.

159-İhramın Sünnetleri nelerdir:izar (belden aşagı) ve rida(belden üstü ihram),ihram öncesi temizlik,gusl,koku,2 rekat namaz,telbiye söylemek,hac mevsiminde ihrama girmek.

160-159.madde ihrama girmeden öncesi yapılan sünnetlerdir namaz ise ihram sonrası efdaldir(kafirun ve ihlas okunur)

161-İhram Yasakları; traş olmak ve kısaltmak,koku,oje..,Dikişli elbiseyi giyme ve iç çamaşırı türü giyim eşyası giymek,eldiven,çorap,başa sarık,takke…kitaba bakınız.

162-Nalın ve üzeri açık ayakkabı giymek ….. Üzeri açık ayakkabı giymek mümkün olduğu halde, sadece topukları açık ayakkabı giymek mekruhtur. Ayak bileğine bitişen ve topukları örten ayak¬kabı giymek ise yasaktır, …..:boşluklara müstehap ve ceza gerektirir.

163-Deniz hayvanlarının avlanması yasak olmadığı gibi tavuk ve koyun gibi evcil hayvanların kesilmesi de ihramlıya yasak değildir.

164-Taatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak hac terimi hangisidir:füsuk

165-Başkalarıyla tartışmak, hakaret ve kavga etmek hac terimi hangisidir:cidal

166-İhramlıya Yasak Olmayan Şeyler:kokusuz sabun,yıkanma,Şemsiye,Kemer, Dişleri fırçalamak,sürme,Silâh taşımak,Palto, ceket omzuna almak,haşere öldürme….

167-Hac ayları hangileridir: şevval ve zilkade ayı ile zilhicce ayının ilk on günüdür.

168-Hanefîler’e göre haccın farzları nelerdir :ihram, Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı .(ihram şartıdır diger ikisi rükundur)

169-Arafat vakfesinin vaktini geçiren kimse ne yapar:o yıl hac yapma imkânını kay-beder, daha sonra yarım bıraktığı haccını kaza eder

170-…..göre bu üç farz yanında sa’y de farzdır ve dördü birden haccın rükünlerini oluşturur:boşluga malikiler gelecek

171-Şafiilere göre farzlar: ihram, Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı saçları kısaltma veya tıraş etme(halk veya taksir) (ilk üçünde) sıraya riayet etmenin de farz (rükün veya şart)

172-Hanefilere göre Vakfenin geçerli (sahih) olabilmesinin iki şartı :Vakfenin Yeri. Vakfenin yeri, Arafat bölgesidir,Vakfenin Zamanıdır.

173-Vakfenin Zamanı ne zamandır:Zilhiccenin 9. arefe günü zeval vaktinden yani gü-neşin tepe meridyeni üzerine geliş vaktinden bayramın ilk günü “fecr-i sâdık”a kadardır

174-fecri sadık ne zamandır:tan yerinin ağarmaya başladığı zamandır

175-Hanbelîler’e göre arafat vakfesinin ilk anı ne zamandır : arefe günü fecr-i sâdık ile başlar

176-Arefe günü gündüz Arafat’ta bulunanların, mazeretsiz olarak güneş batmadan önce Arafat’tan ayrılmamaları Hanefiye göre nedir:Vacip(mazeretsiz aksi dem gerekir)

177-Arafe günü Mazeretsiz olarak ayrılan kimse, henüz güneş batmadan bu bölgeye tekrar dönerse, …; aksi halde ceza (dem) gerekir.
Fakat gündüz Arafat’ta bu¬lunmayıp güneş battıktan sonra gelenlere …..:boşluklara ne gelir:ceza gerekir-ceza gerekmez.

178-Şâfiîler’e göre,Arefe günü güneş batmadan ayrılanlara ….:ceza gerekir

179-….. mezhebinde ise, gecenin bir cüzünde Arafat’ta bulunmak vakfenin sıhhat şartıdır.
Güneş bat¬madan Arafat’tan ayrılıp bir daha dönmeyen kişinin haccı …. olur.
Gündü¬zün çok az da olsa bir kısmında Arafat’ta bulunmak Mâlikîler’e göre ….
Süresi içinde kısa da olsa bir müddet Arafat’ta bulunamayanlar hacca yeti¬şememiş olurlar. Daha sonraki senelerde yeniden haccetmeleri gerekir boşluklara ne gelir: malikilik,batıl olur,vaciptir

180-Zilhiccenin 8. terviye gününü arefe gününe bağlayan geceyi Mina’da geçirip, arefe günü sabahı güneş doğduktan sonra Arafat’a hareket etmenin hükmü nedir:sünnet

181-Öğle ve ikindi namazlarını cem’-i takdim ile kılmanın hükmü nedir:sünnet

182-Zeval vaktinden önce Arafat bölgesinde olma,mümkünse vakfe için gusletmek. Zeval vaktinden sonra öğle namazından önce Nemîre Mescidi’nde hutbe okunması nedir:sünnet

183-Ebû Hanîfe’ye göre cem’-i takdîm olması için şart nedir:ihramli olarak Arafat’ta bulunmak,Mescid-i Nemîre’de cemâat-i kübrâ ile kılmak gerekir(bu şart şafiide şart değildir)

184-İfâda tavafının diğer ismi nedir:ziyaret tavafı

185-Arafat vakfesini yaptıktan sonra vefat eden kişi haccının tamamlanmasını vasiyet etmişse ne gerekir:bedene

186-ziyaret tavafının vakti nedir:ilk günü fecr-i sâdıktan itibaren başlar ömrün sonuna kadardır.(hanefi ve malikilik)

187-…….göre ise ziyaret tavafının vakti, arefe günü gece yarısından itibaren başlar:şafii ve hanbeli

188-Ebû Hanîfe’ye ifada tavafının kurban kesme günlerinde, Mâlikîler’e göre ise zilhiccenin sonuna kadar yapılması hükmü nedir:vaciptir Mazeretsiz sonraya kalırsa ceza (dem) gerekir.

189-ziyaret tavafının bayramın ilk üç gününde yapılması vacip değil, sünnettir,mazeretsiz sonra olsa bile bişey gerekmez?:Şafiî ve Hanbelîler ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed

190-Tavavın dille niyet edilmesi müstehaptır.

191-Kabe’nin etrafında tavaf yapılan yere ne denir:metaf

192-yedi şavtın hepsi rükün olup bütün şavtlar yapılmadığı tak¬dirde tavaf sahih olmaz:maliki-şafii-hanbeli bu görüştedir.

193-Tavafın Vacipleri nelerdir:Abdest,Setr-i avret,Teyâmün,Tavafa Hacerülesved veya hizasından başlamak,hatîmin dışından yapma,Farz ve vacip tavafları 7 şavt yapma,Gücü yetenler tavafı yürüyerek yapmak,Tavaf namazı kılmak(İster farz, ister vacip, isterse nafile olsun, her tavaftan sonra iki rek’at tavaf namazı kılmak vaciptir, tavafın hemen peşinden hiç ara vermeden bu namazı kılmak ve Tavaf namazını “makâm-i İbrâhim”in arkasında kılmak müstehaptır

194-tavaf namazı ve tavafın yürüyerek yapılması şafi ve hanbeliye göre hükmü nedir:sünnettir(hanefi ve malikilerde vaciptir)

195-Tavafın Sünnetleri :Necasetten tah., istilâm etmek,sa’y yapılacak tavafların ilk üç şavtında erkeklerin remel yapması,ıztıbâ’yapması,Muvâlât,TavafaRüknülyemânîyö-nünden gelmek

196-Tavafta Sünnetlerin terk edilmesi durumunda ne düşer:maddi ceza gerekmez

197-Mescid-i Harâm’a her girildiğinde hürmeten ve mescidi selâmlamama tavafı denilen tavaf hangisidir: Tahiyyetü’l-mescid tavafı

198-Başlanılmış olan nafile bir tafavın bitirilmesinin hükmü nedir:vaciptir

199-Haccın Vacipleri nedir:Hanefî mezhebinde aslî vacipleri sa’y, Müzdelife’de vakfe, şeytan taşla¬ma, halk veya taksir ve veda tavafı

200-Hem hac, hem de umrenin vacipleri nedir:sa’y ile halk veya taksir

201-Haccın vacibi terk ne gerekir:hac geçersiz (fâsid) olmaz, mazeretsiz terk edilmesi tahrîmen mekruhtur, meşru bir mazeret olmadıkça her vacip için dem gerekir

202-Umre tavafının dördüncü şavtin sonrası tıraş olan , ihramdan çıkmıştır ,ihramsız olarak yapacağı umre sa’yi sa¬hihtir,ceza (dem) gerekir.

203-Sa’yi muteber bir tavaftan sonra yapmak:gecerlilik şartıdır

204-Sa’yin Vacipleri nedir:Sa’yi yürüyerek yapmak. Yürümekten âciz olan hasta, yaşlı ve sakatlar, arabaya binerler,Yedi şavta tamamlamak (ilk dört şavt rükündür).

205-Hanefîler’in de içinde olduğu fakihlerin çoğunluğuna göre sa’yde niyet ……Hanbelîler’e göre ise……:boşluklara sırayla sünnet ve şarttır.

206-Hadesten taharet, Tavaflarını te¬miz olarak yaptıktan sonra âdet görmeye başlayan kadınların sa’y yapma¬ları kerâhetsiz olarak caizdir.Necasetten taharet sayin sünnetidir.

207-Müzdelife Vakfesinin Zamanı ne zamandır:Hanefîler’e göre bayramın birinci günü tan yerinin ağarmaya başlamasından (fecr-i sâdık) güneşin doğma¬sına kadar olan süredir.

208-Mâlikîler’e göre, arefe günü akşamı güneşin batışından bayram sabahı fecr-i sâdıka kadar olan süre; Şafiî ve Hanbelîler’e göre ise gecenin yansın¬dan itibaren fecr-i sâdıka kadar geçen süredir. Gece yarısı, güneşin batışı ile fecr-i sâdık arasındaki sürenin ortasıdır:müzdelife vakfesidir

209-niyet ve ilim vakfe için sart mıdır:hayır şart değildir

210-Geceyi Müzdelife’de geçirip sabah namazını erkence kıl¬mak, namazdan sonra telbiye, tekbir, tehlîl, zikir, dua ve istiğfar ile vakfeyi ortalık aydınlanıncaya kadar sürdürmek, ortalık iyice aydınlandıktan sonra güneş doğmadan Mina’ya hareket etmek ise bütün mezheplerde sünnettir.

211-cem’-i te’hir hükmen nedir, Hanefîler’e göre vacip; Şâfiîler’e göre ise sünnettir

212-Hanefî mezhebinde, şeytan taşlanan günlerde Mina’da gecelemek hükmü nedir:sünnettir(diger mezheplerde ise vaciptir aksi halde ceza gerekir)

1

Eylül
2012

Diyanet Yeterlilik-Mbst Sınavlarına Hazırlık Genel Tüm Hazırlık Bilgi ve testleri

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  543 Kez Okundu

İTİKAT”  BÖLÜMÜ
S.1-Hak Dinin Tarifi Nedir?
C.1- Din akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilâhî bir kanundur.(İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.4)

S.2-Dinin Kurucusu Kimdir?
C.2-Dinin kurucusu Allahtır. Allahtan başka kimsenin din kurma yetkisi yoktur.( İlmihal I, s.9)

S.3-Dinin Muhatabı Kimdir?
C.3-Dinin muhatabı akıl sahipleridir. Yani dinin hükümleriyle ancak akıl sahibi kimseler mükelleftir. (İlmihal I s.9)

S.4-Dinin Gayesi Nedir?
C.4-Dinin gayesi; İnsanları dünya ve ahrette mutlu kılmaktır.(a.g.e. s.9)

S.5-İslam Dininin Özellikleri Nelerdir?
C.5-1) İslam Dini son dindir.
2)İslam Dininin itikat, ibadet ve ahlakla ilgili değişmeyen esasları vardır.
3)İslam evrensel bir dindir. (a.g.e, s.13-15)

S.6-Mezhep Nedir?
C.6-Sözlükte mezhep gidilen yol demektir. Terim olarak; bir dinin, bilginleri arasındaki yorum farklarından meydana gelen görüşleri demektir. (a.g.e, s.16)

S.7-İslam’da mezhepler kaça ayrılır?
C.7-İslam’daki mezhepler itikadi ve ameli olmak üzere ikiye ayrılır. .(a.g.e, s.16)

S.8-Ehl-i Sünnetin itikaddaki mezhepleri hangileridir?
C.8- Ehl-i Sünnetin itikaddaki mezhepleri şunlardır: Selefiyye, Matüridiyye ve Eş’ariyye. (a.g.e, s.17)

S.9-Dini hükümlerin kaynakları (edille-i şer’iyye) nelerdir?
C.9- Dini hükümlerin dayandığı kaynaklar; kitap, sünnet, icma ve kıyas olmak üzere dörttür. (a.g.e, s.20)

S.10-Sünnet nedir?
C.10-Sünnet sözlükte yol ve adet demektir. Terim olarak ise; Peygamberimizin Kur’an’dan başka söz ve davranışlarıdır. (a.g.e, s.21)

S.11-Sünnet Kaç kısımdır?
C.11-Sünnet üç kısımdır. Bunlar:
1-Kavli Sünnet: Peygamberimizin sözleri demektir.
2-Fiili Sünnet: Peygamberimizin davranışları demektir.
3-Takriri Sünnet: Peygamberimizin, bir müslümanın yapmış olduğu bir iş veya söylemiş olduğu bir sözden haberdar olduğu halde buna karşı çıkmaması ve onu sükûtla karşılamasıdır. (a.g.e, s.21)

S.12-Fıkıh âlimleri sünneti hüküm itibariyle kaça ayırmışlardır?
C.12- Fıkıh âlimleri sünneti hüküm itibariyle ikiye ayırmışlardır:
a)Sünen-i Hüda (Sünnet-i Hüda) b)Sünen-i Zevaid(Sünnet-i Zavaid .(a.g.e. s.22-23)

S.13-İcma ne demektir?
C.13-İcma sözlükte birleştirmek, bir konuda fikir birliği etmek anlamına gelir. Dindeki anlamı ise, İslam âlimlerinin peygamberimizden sonraki bir dönemde dini bir meselenin hükmü üzerinde ittifak (fikir birliği)etmeleridir. (a.g.e, s.23)

S.14-Kıyas ne demektir?
C14-Kıyas sözlükte, bir şeyi başka bir şeyle ölçmek ve iki şey arasındaki benzerlikleri belirlemektir. Dindeki anlamı ise; Kitap, sünnet veya icmada hükmü bulunmayan herhangi bir meseleye, aralarındaki illet birliği sebebiyle bu kaynaklardan birinde yer alan konunun hükmünü vermek demektir. (a.g.e, s.23-24)

S.15-İman kaç kısma ayrılır?
C.15-İman icmali ve tafsili olmak üzere iki kısma ayrılır. (a.g.e, s.25)

S.16-İcmali imanı tarif ediniz?
C.16-İcmali iman İnanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmak demektir. İmanın en özlü ve en kısa şekli olan icmâlî iman, tevhid ve şehadet kelimelerinde özetlenmiştir.

S.17-Tafsili imanı tarif ediniz?
C.17- İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inan¬maya tafsîlî iman denilir.

S.18-Taklidi imanı tarif ediniz?
C.18- Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana taklîdî iman denilir. Ehl-i sünnet bilginlerinin çoğuna göre bu tür iman geçerli olmakla beraber, kişi imanı aklî ve dinî delillerle güçlendirmediğinden dolayı sorumludur.

S.19-Tahkiki imanı tarif ediniz?
C.19- Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkîkî iman denir. Aslolan her müslümanın tahkîkî imana sahip olması, neye, niçin ve nasıl inandığının bilincini taşımasıdır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.71)

S.20-İman artar veya eksilir mi?
C.20- İman, inanılması gereken hususlar (iman esasları) açısından artmaz ve eksilmez.
İman, güçlü veya zayıf olma açısından farklılık gösterir. Kiminin imanı kuvvetli kiminin zayıftır. Kiminin imanı tam anlamıyla içine sinmiş, kimininki yüzeysel kalmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’deki“Müminler ancak onlardır ki, Allah anıldığı zaman yürekleri titrer. Allah’ın âyetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanını artırır.” anlamındaki âyetler ile bu konudaki hadisler, imanın kuvvet, kalbin derinliklerine nüfuz yönüyle farklı seviyelerde olabileceğini göstermektedir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.73)

S.21- İnsanlar tasdik ve inkâr açısından kaç gruba ayrılır?
C.21- İnsanlar tasdik ve inkâr açısından üç grupta incelenebilirler:1-Mümin 2- Kafir 3-Münafık (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.77)

S.22-Sıfatı Nefsiyye Nedir?
C.22-Vücud sıfatı sfat-ı nefsiyyedir.

S.23-Vücud ne demektir?
C.23- Vücûd. “Var olmak” demektir. Vücûdun zıddı olan yokluk Allah hakkında düşünülemez.

S.24-Sıfat-ı selbiyye nedir?
C.24-Sıfat-ı Selbiyye: “Vahdaniyet, Bekâ, Kıyam bi nefsihi, Kıdem ve Muhalefetü’n li’l havadis” olmak üzere beştir.

S.25-Kıdem ne demektir?
C.25- Kıdem. “Ezelî olmak, başlangıcı olmamak” demektir.

S.26-Beka ne demektir?
C.26- Beka. “Varlığının sonu olmamak, ebedî olmak” demektir.

S.27-Vahdaniyet ne demektir?
C.27-Vahdâniyyet. “Allah Teâlâ’nın zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olması, eşi,benzeri ve ortağının bulunmaması” demektir.

S.28- Muhalefettin li’l-havâdis ne demektir?
C.28- Muhalefettin li’l-havâdis. “Sonradan olan şeylere benzememek” demektir.

S.29-Kıyam bi-nefsihî ne demektir?
C.29-Kıyam bi-nefsihî. “Varlığı kendiliğinden olmak, var olmak için bir başka varlığa ihtiyaç duymamak” demektir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.88)

S.30-Hayat ne demektir?
C.30- Hayat. “Diri ve canlı olmak” demektir.

S.31- İlim ne demektir?
C.31-İlim. “Bilmek” demektir. Allah her şeyi bilendir.

S.32-Semi ne demektir?
C.33-Semi’. “İşitmek” demektir. Allah işiticidir.

S.34-Basar ne demektir?
C.34-Basar. “Görmek” demektir. Yüce Allah her şeyi görücüdür.

S.35-İrade ne demektir?
C.35-İrade. “Dilemek” demektir. Allah dileyicidir.

S.36-Kudret ne demektir?
C.36-Kudret. “Gücü yetmek” demektir. Allah sonsuz bir güç ve kudret sahibidir.

S.37-Kelam ne demektir?
C.37-Kelâm. “Söylemek ve konuşmak” demektir. Allah konuşan varlıktır.

S.38-Tekvin ne demektir?
C.38-Tekvin. “Yaratmak, yok olanı yokluktan varlığa çıkarmak” demektir. (İlmihal I,T.D.V
yay.,İst.1998, s.89-91)

S.39-Melek ne demektir?
C.39- Sözlükte “haberci, elçi, güç ve kuvvet” anlamlarına gelen melek, Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren, gözle görülmeyen nûrânî ve ruhanî varlıktır. . (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.92)

S.40- Meleklerin Mahiyeti hakkında bilgi veriniz?
C.40-Melekler duyu organlarıyla algılanamayan, gözle görülmeyen, sürekli Allah’a kulluk eden, asla günah işlemeyen, nûrânî ve ruhanî varlıklardır^Bu sebeple onlar hakkındaki tek bilgi kaynağı âyetler ve sahih hadislerdir. Onun ötesinde bir şey söylemek mümkün değildir(İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.92)

S.41-Suhuf nedir hangi peygambere kaç sahife gönderilmiştir?
C.41- Sahife kelimesinin çoğulu olan suhuf, dar bir çevrede, küçük topluluklara, ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde indirilen birkaç sayfadan oluşmuş küçük kitap ve risalelere denilir. Sayfaların sayısı 100 olup şu peygamberlere indirilmiştir; Hz. Âdem’e 10 sayfa, Hz. Şît’e 50 sayfa, Hz. İdrîs’e 30 sayfa, Hz. İbrahim’e 10 sayfa. Bugün bu sayfalardan elimizde hiçbir şey yoktur. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.101-102)

S.42-Tevrat ne anlama gelir ve hangi Peygambere gelmiştir?
C.42-Tevrat İbrânîce bir kelime olup “kanun, şeriat ve öğreti” anlamlarına gelir. Hz. Musa’ya indirilmiştir.

S.43- Zebur ne anlama gelir ve hangi Peygambere gelmiştir?
C.43-Zebur: Kelime olarak “yazılı şey ve kitap” anlamına gelir. Hz. Davud’a indirilmiş olan ilâhî kitabın adıdır.

S.44-İncil ne anlama gelir ve hangi Peygambere gelmiştir?
C.44- İncil kelime olarak “müjde, tâlim ve öğretici” anlamına gelir. Hz. İsa’ya indirilmiştir.

S.45-Hz. İsa hangi kavme peygamber olarak gönderilmiştir?
C.45- Hz. İsa İsrâiloğulları’na peygamber olarak gönderilmiştir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.101-102)

S.46-Kuran’ın anlamı nedir?
C.46-Kur’an: Sözlükte “toplamak, okumak, bir araya getirmek” anlamına gelen Kur’an terim olarak şöyle tarif edilir:“Hz. Peygamber’e indirilen, Mushaflarda yazılı, Peygamberimizden bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, okunmasıyla ibadet edilen, insanlığın benzerini getirmekten âciz kaldığı ilâhî kelâmdır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.101-102)

S.47-Resül ne demektir?
C.47- Terim olarak resul , yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen peygambere denilir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.106)

S.48-Sıdk ne demektir?
C.48-Sıdk. “Doğru olmak” demektir. Her peygamber doğru sözlü ve dürüst bir insandır.

S.49-Emanet ne demektir?
C.49-Emanet. “Güvenilir olmak” dernektir. Peygamberlerin hepsi emin ve güvenilir kişilerdir.

S.50-İsmet ne demektir?
C.50-İsmet. “Günah işlememek, günahtan korunmuş olmak” demektir. Peygamberler hayatlarının hiçbir döneminde şirk ve küfür sayılan bir günahı işlemedikleri gibi özellikle peygamberlikten sonra kasten günah işlememişlerdir.

S.51-Fetanet ne demektir?
C.51-Fetânet. “Peygamberlerin akıllı, zeki ve uyanık olmaları” demektir.

S.52-Tebliği ne demektir?
C.52-Tebliğ. “Peygamberlerin Allah’tan aldıkları buyrukları ve yasaklan ümmetlerine eksiksiz iletmeleri” demektir. . (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.109)

S.53- Kur’an’da adı geçen peygamberleri sayınız?
C.53- Kur’an’da adı geçen peygamberler şunlardır: Âdem, İdrîs, Nûh, Hûd, Salih, Lût, İbrahim, İsmail, İshâk, Ya’kub, Yûsuf, Şuayb, Hârûn, Mûsâ, Dâvûd, Süleyman, Eyyûb, Zülkifl, Yûnus, İlyâs, Elyesa’, Zekeriyyâ, Yahya, İsâ, Muhammed. Bunlardan başka Kur’an’da üç isim daha zikredilmiştir. Fakat onların peygamber mi, velî mi oldukları konusunda fikir ayrılığı vardır. Bunlar Üzeyir, Lokman ve Zülkarneyn’dir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.110)

S.54- Mucize nedir?
C.54-Sözlükte “insanı âciz bırakan, karşı konulmaz, olağan üstü, garip ve tuhaf şey” anlamlarına gelen mucize, terim olarak “yüce Allah’ın, peygamberlik iddiasında bulunan peygamberini doğrulamak ve desteklemek için yarattığı, insanların benzerini getirmekten âciz kaldığı ve olağan üstü olay” diye tanımlanır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.113)

S.55-İrhas nedir?
C.55- İrhâs. Peygamber olacak şahsın, henüz peygamber olmadan önce gösterdiği olağan üstü durumlardır. Hz. İsâ’nın beşikte iken konuşması gibi. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.115)

S.56-Keramet nedir?
C.56- Keramet. Peygamberine gönülden bağlı olan ve ona titizlikle uyan velî kulların gösterdikleri olağan üstün hallerdir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.115)

S.57-Meunet nedir?
C.57- Meûnet. Yüce Allah’ın velî olmayan bir müslüman kulunu, darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman, olağan üstü bir şekilde bu darlık ve sıkıntıdan kurtarmasıdır. Meûnet. Yüce Allah’ın velî olmayan bir müslüman kulunu, darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman, olağan üstü bir şekilde bu darlık ve sıkıntıdan kurtarmasıdır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.115)

S.58-İstidrac nedir?
C.58- İstidrac. Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağan üstü olaydır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.115)

S.59-Olağanüstü bir durum olan İhanet ne demektir?
C.59- İhanet. Kâfir ve günahkâr kişilerden, arzu ve isteklerine aykırı olarak meydana gelen olaydır. Meselâ, peygamberlik taslayan inkarcılardan Müseylime, tek gözü kör olan bir adama, iyi olsun diye dua etmiş, bunun üzerine adamın öbür gözü de kör olmuştur. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.115)

S.60-Peygamberimizin en büyük mucizesi nedir?
C.60-Peygamberimizin en büyük mucizesi Kur’an’dır. Kur’an her çağdaki akıl sahibi insana hitap eden, akıllara durgunluk verecek derecede büyük ve ebedî bir mucizedir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.115)

S.61-Peygamberimizin hissi mucizelerinden üç tanesini sayınız?
C.-61
a) Bir gecenin çok kısa bir anında Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya gitmesi ile başlayan İsrâ ve mi’rac mucizesi.
b) Ayın iki parçaya ayrılması.
c) Taşın Hz. Peygamberle konuşması. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.116)

S.62-Ahiret ne demektir?
C.62- Âhiret, sözlükte “son, sonra olan ve son gün” anlamlarına gelir.
Terim olarak âhiret, İsrafil’in (a.s.) Allah’ın emriyle, kıyametin kopması için sûra ilk defa üflemesiyle başlayacak olan ebedî hayata denilir. İsrafil (a.s.) sûra ikinci defa üfleyince insanlar diriltilip hesaba çekilecek, sonra dünyadaki iman ve amellerine göre ceza ve mükâfat görecek, cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girecek ve orada kalacaklardır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.117)

S.63-Kıyamet alametleri kaça ayrılır?
C.63- Kıyamet alâmetleri, insan iradesine bağlı olması veya olmaması, kıyametin kopuşuna çok yakın bulunup bulunmaması durumu göz önünde tutularak iki başlık altında incelenir: Küçük alâmetler, büyük alâmetler. Alâmetlerin büyük veya küçük diye nitelenmeleri önemlerinden dolayı değil, açıklanan sebepten dolayıdır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.123)

S.64-Kıyametin küçük alametlerinden bazılarını sayınız?
C.64- Küçük Alâmetler. Dinî emirlerin ihmal edilmesi ve ahlâkın bozulması gibi insan iradesine bağlı olarak meydana gelecek olan olaylardır. Bazı küçük alametler şunlardır: Peygamberimiz’in gönderilmesi ve onunla peygamberliğin sona ermesi, ilmin ortadan kalkıp bilgisizliğin artması, şarap içme ve zinanın açıkça yapılır olması, ehliyetsiz insanların söz sahibi olması, adam öldürme olaylarının artması, dünya malının bollaşması, zekât verecek fakirin bulunmaması gibi olaylar kıyametin küçük alâmetlerinin bazılarıdır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.123)

S.65-Kıyametin büyük alametlerini sayınız?
C.65-Duman, Deccal, Dâbbetü’1-arz, Güneşin batıdan doğması, Ye’cûc ve Me’cûc’ün Çıkması, Hz. İsâ’nın Gökten İnmesi, Yer Çöküntüsü, Ateş Çıkması.

S.66-Kıyametin büyük alametlerinden Duman nedir?
C.66- Duman. Müminleri nezleye tutulmuş gibi bir duruma getiren ve kâfirleri sarhoş eden bir dumanın çıkışı ve bütün yeryüzünü kaplaması.

S.67-Kıyametin büyük alametlerinden Deccal nedir?
C.67- Deccâl. isminde bir şahıs çıkacak ve Tanrılık iddiasında bulunacak, istidrâc denilen bazı olağan üstülükler gösterecek ve Hz. İsâ tarafından öldürülecektir.

S.68- Kıyametin büyük alametlerinden Dâbbetü’1-arz nedir?
C.68- Dâbbetü’1-arz. Bu isimde bir canlı çıkacak, yanında Hz. Musa’nın asâsı ve Hz. Süleyman’ın mührü bulunacak, asâ ile müminin yüzünü aydınlatacak, mühür ile kâfirin burnunu kıracak, böylelikle müminlerin ve kâfirlerin tanınmaları sağlanacaktır.

S.69- Kıyametin büyük alametlerinden Güneşin Batıdan Doğması nedir?
C.69-Güneşin Batıdan Doğması. Evrenin tek hâkimi Allah’ın emriyle güneş batıdan doğacak, bu olaydan sonra iman edenlerin imanı, kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir.

S.70- Kıyametin büyük alametlerinden Ye’cûc ve Me’cûc’ün Çıkması nedir?
C.70-Ye’cûc ve Me’cûc’ün Çıkması. Bu isimde iki topluluğun yeryüzüne dağılarak bir süre bozgunculuk yapmaları da kıyametin bir başka büyük alâmetidir.

S.71- Kıyametin büyük alametlerinden Hz. İsâ’nın Gökten İnmesi nedir?
C.71-Hz. İsâ kıyametin kopmasına yakın gökten inecek, insanlar arasında adaletle hükmedecek, Hz. Peygamber’in dini üzere amel edecek, deccâli öldürecek, sonra da ölecektir.

S.72- Kıyametin büyük alametlerinden Yer Çöküntüsü nedir?
C.72- Biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yer çöküntüsü meydana gelecektir.

S.73- Kıyametin büyük alametlerinden Ateş Çıkması nedir?
C.73- Hicaz taraflarında büyük bir ateş çıkacak ve her tarafı aydınlatacaktır.
(İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.123-124)

S.74-Ba’s ne demektir?
C.74-“Öldükten sonra tekrar dirilmek” anlamına gelen ba’s, âhiret hayatının en önemli devrelerinden biridir. Kıyametin kopmasından sonra İsrafil (a.s.) sûra ikinci defa üfürecek ve bütün canlı yaratıklar tekrar diriltileceklerdir. Ehl-i sünnet inancına göre tekrar diriliş, hem beden hem de ruh ile olacaktır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.125)

S.75- Haşir ve mahşer ne demektir?
C.75-Sözlükte “toplanmak, bir araya gelmek” demek olan haşir, terim olarak yüce Allah’ın insanları hesaba çekmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplamasıdır. İnsanların toplandıkları yere mahşer veya arasât denir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.126)

S.76- Mîzan ne demektir?
C.76- Sözlükte “terazi” anlamına gelen mîzan, âhirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartıldığı ilâhî adalet ölçüsüdür. İç yüzü bizce bilinemeyen mîzan, dünyadaki ölçü aletlerinin hiçbirine benzemez. Tartıda iyilikleri kötülüklerinden ağır gelenler kurtuluşa erecek, hafif gelenler ise cehenneme gideceklerdir. Cehenneme gidenlerden mümin olanlar, işlediği suçun karşılığı olan cezayı çektikten sonra oradan çıkarılıp cennete girdirileceklerdir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.128)

S.77- Sırat ne demektir?
C.77- Sırat cehennemin üzerine uzatılmış bir yoldur. Herkes buradan geçecektir. Müminler yaptıkları amellerine göre kimi süratli, kimi daha yavaş olarak bu yoldan geçecek, kâfirler ve günahkârlar ise ayakları sürçerek cehenneme düşeceklerdir. Sıratın nasıl bir şey olduğuna dair sahih hadislere rastlamak mümkün değildir. Peygamberimiz bir hadislerinde, cehennemin üzerine kurulacak sırattan ilk geçenin kendisi ve ümmeti olacağını, insanların iyi amelleri sayesinde oradan süratle geçeceklerini bildirmiştir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.128)

S.78- Şefaat ne demektir?
C.78- Âhirette bütün peygamberlerin Allah’ın izniyle şefaat etmeleri haktır ve gerçektir. Şefaat demek, günahı olan müminlerin günahlarının bağışlanması, olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin ve Allah katındaki dereceleri yüksek olanların Allah’a yalvarmaları ve dua etmeleri demektir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.128)

S.79- A’râf ne demektir?
C.79-“Dağ ve tepenin yüksek kısımları” anlamına gelen a’râf, cennetle cehennemin arasında bulunan sûrun ve yüksek kısmın adıdır. Bilginler, a’râf ve a’râflıkların kimler olacağı konusunda farklı iki görüşe sahip olmuşlardır:
1. Herhangi bir peygamberin tebliğini duymamış olarak ölen insanlarla, küçükken ölen müşrik çocukları a’râfta kalacaklardır.
2. A’râflıklar, iyi ve kötü amelleri eşit olan müminlerdir. Bunlar cennete girmeden önce cennetle cehennem arasında bir süre bekletilecekler, sonra Allah’ın lutfuyla cennete gireceklerdir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.128)

S.80-Kaza ve Kader ne anlama gelir?
C.80- Kader sözlükte “ölçü, miktar, bir şeyi belirli ölçüye göre yapmak ve belirlemek” anlamlarına gelir. Terim olarak “yüce Allah’ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezelî ilmiyle bilip sınırlaması ve takdir etmesi” demektir. Sözlükte “emir, hüküm, bitirme ve yaratma” anlamlarına gelen kaza, Cenâb-ı Hakk’ın ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince, her birisini ezeli ilim, irade ve takdirine uygun biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Kaza Allah’ın tekvîn sıfatı ile ilgili bir kavramdır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.133)

S.81-Tevekkül ne demektir?
C.81-Sözlükte “güvenmek, dayanmak, işi başkasına havale etmek” anlamlarına gelen tevekkül terim olarak, hedefe ulaşmak için gerekli olan maddî ve manevî sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah’a bırakmak demektir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.137)

S.82-Haberî sıfatlar nelerdir?
C82-.Haberî sıfatlar; Allah’ın eli, yüzü, gözü, gelmesi, inmesi ve yakın olması gibi âyet ve hadislerde geçen sıfatlardır. Allah yaratıklarından hiç birine benzemez. Dolayısıyla Allah’ın elini, yüzünü, gözünü ve gelmesini insanların eli, yüzü, gözü ve gelmesi gibi düşünemeyiz.

Bir kısım İslâm âlimleri, Kur’ân’da Allah’ın elinden, yüzünden, gözünden ve gelmesinden söz etmektedir. Biz, bunların mahiyetini, nasıl olduklarını bilemeyiz, çünkü Allah bize bildirmemiştir. Biz sadece bu sıfatlarını kabul ederiz. Allah’ın eli, yüzü, gözü gibi sıfatları vardır. Fakat bunlar; bizim elimiz, yüzümüz, gözümüz gibi değildir. Bu sıfatların keyfiyetlerinden, nasıl olduklarından bahsetmeyiz şeklinde görüş beyan etmişlerdir.

Bir kısım İslâm âlimleri ise Allah’ın el, yüz, göz, arşa istiva ve gelmesi gibi niteliklerini yorumlamış ve tevil etmişlerdir. Bu âlimlerin yorumlarına göre, Allah’ın elinden maksat, gücü, kudreti ve nimetidir. Allah’ın yüzünden maksat O’nun zatı ve rızasıdır. Allah’ın gözünden maksat, ilmi, yardımı, himayesi, gözetimi ve denetimidir. Allah’ın gelmesinden maksat emrinin gelmesidir. Allah’ın arşı istivasından maksat; arşı istila etmesi ve arşa hâkim olmasıdır. Allah’ın inmesinde masat, nimet ve rahmetinin inmesidir. Allah’ın yakın olmasından maksat, af, merhamet ve yardımının yakın olmasıdır. Allah’ın beraber olmasından maksat, O’nun kullarının her halini görmesi, bilmesi, murakabesi, ve onlara yardım etmesidir.(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.83-Habîr ne demektir?
C.83-Allah’ın sıfatı olarak habîr; her şeyden haberdar olan, gizli ve açık hiçbir şey kendisinden gizli olmayan, bütün sırları, işlerin iç yüzünü bilen, haber veren demektir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.84-Hablullah ne demektir?
C. 84-Hablullah ile kasıt, hak din İslâm’dır. Yani Hablullah Kur’ân ve Sünneti, Allah ve Peygambere itaati ifade eder. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.85-Hakka’l-yakîn ne demektir?
C.85-Yaşayarak elde edilen bilgidir. Kalp ile sezilip bizzat duyulan ve basiretle müşahade olunarak yaşanmak suretiyle hasıl olan bilgi mertebesidir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.86-Hamele-i arş ne demektir?
C.86-Sözlükte “arşın taşıyıcıları” anlamına gelen “hamele-i arş”, Allah’ın arşını taşıyan meleklerin adıdır. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.87-Havkale ne demektir?
C.87-Lâ havle ve lâ kuvvete illa bi’l-ilâhî’l-alîyyi’l-azîm = (güç ve kuvvet ancak Yüce ve büyük olan Allah ile vardır) cümlesini söylemeye denir.(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.88-Havzı- kevser ne demektir?
C.88-Kıyamet gününde Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.)’e verilecek olan havuzun adıdır. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.89-Hayiy ne demektir?
C.89-Allah’ın sıfatı olarak hayiy çirkinlikleri bulunmayan; bağış, nimet ve ihsanı terk etmeyen demektir. İnsanlardaki utanma anlamında değildir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.90-Hayru’l-fâsılîn ne demektir?
C.90-Hakkı batıldan, suçsuzu suçludan, haklıyı haksızdan, iyiyi kötüden ayıranların en hayırlısı anlamına gelen bu tâbir, Allah’ı tanıtan vasıflardan biridir.(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.91-Hayru’l-ğâfirîn ne demektir?
C.91-Allâh’ın sıfatlarından biri olup, bağışlayanların en hayırlısı demektir.(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.92-Hayru’l-hâkimin ne demektir?
C.92-Allâh’ın sıfatlarından biri olup, hâkimlerin en hayırlısı demektir.(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.93-Hayru’l-mâkirîn ne demektir?
C.93″tuzak kuranların en hayırlısı” anlamındadır.
Allah’ın mâkîr vasfı, O’nun hile ile aldattığı anlamında değil, hile ile kötülük yapanları, bilemeyecekleri ve anlayamayacakları cihetten daha şiddetli cezalandırması demektir. Allah’ın hile ve tuzak kurmaya ihtiyacı yoktur. Onun her şeye gücü yeter.Allah’ın bu sıfatı, sadece hile ve tuzak ile kötülük yapanlara yöneliktir.(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.94-Hayru’n-nâsırîn ne demektir?
C.94-Allâh’ın sıfatlarından biri olup, yardım edenlerin en hayırlısı demektir.(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.95-Hulûl inancı ne demektir?
C.95-Başta Hinduizm olmak üzere, çeşitli beşerî nitelikli dinlerde, Allah’ın veya O’nun kudretinin bazı insanlara ve varlıklara geçtiğini, o varlıklarda da bu tür güçlerin ve özelliklerin mevcut olduğunu benimseyen inanç biçimidir.
Temeli beşerî kaynaklı dinlere ve bâtıl itikatlara dayanan bu sistem, İslâm tarihinde bazı bâtıl inanışlara da geçmiştir. Akaidle ilgili eserlerde bu tür inanışlar reddedilmiştir.(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.96-Husun ve Kubuh ne demektir?
C.96-Sözlükte “güzel ve çirkin, iyi ve kötü” anlamlarına gelen, husun ve kubuh tabiri, dünyada övgü ve yergiyi, âhirette de mükafaat ve cezayı gerektiren şey demektir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.97-İlhad ne demektir?
C.97-Çukur anlamındaki “lahd” kökünden gelen ilhâd, sözlükte haktan ayrılmak ve sapmak demektir. Dinî literatürde ise ilhad, Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr etmek, hakikatten sapmak, inançsızlık ve dinsizlik gibi anlamlara gelmektedir. İslâm’ın ilk yıllarında dine ters düşen davranışlara ilhad denirken çağımızda ortaya çıkan bu tür hareketlere kelâm ve felsefe açısından ateizm denmektedir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.98-İlham ne demektir?
C.98-Sözlükte “yutturmak” anlamına gelen ilhâm, terim olarak, Allah’ın doğrudan veya melek aracılığıyla iyilik telkin eden bilgileri insanın kalbine ulaştırması, feyz yoluyla kalbe gelen özel bir anlam ve bilgi, kalbe konulan iyilik hissi, hayır duygusu demektir. İlhamın kaynağı Allah veya melektir. Veliler, ilhamı Peygamberlere vahiy getiren meleğin aldığı kaynaktan alırlar. İlham, bilgi kaynaklarını kullanmadan insanın zihninde (kalbinde) âniden ortaya çıkar. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.99-İstitâat ne demektir?
C.99-Sözlükte “güç, kudret, gücü yetmek ve yapabilmek” anlamlarına gelen istitâat, bir kelâm terimi olarak, kulun irâdî fiillerini gerçekleştirmesini sağlayan yetenek ve güç anlamında kullanılır. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.100-Levh-i mahfuz ne demektir?
C.100-levh-i mahfuz yüce Allah’ın olmuş ve olacak her şeyi tesbit ettiği bir kitap ya da bilgi hazinesidir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.101-Livâ-i hamd ne demektir?
C.101-Livâ-i hamd Hz. Peygamberin bayrağı ve sancağı anlamındadır. Livâü’l-hamd, şefaati kübra makamıdır. Zira Hz. Peygamber’e inanan ve onun sünnetini eksiksiz yerine getirenler, kıyamet gününde bu bayrağın altında toplanacaklardır. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.102-Melâike-i hazene ne demektir?
C.102-Cennetin kapılarında müminleri karşılayan, onlara iltifat eden melekler ile cehennemin kapılarında kâfirleri karşılayıp onları horlayan bekçi meleklere denir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.103-Melâike-i keribiyyûn ne demektir?
C.103-Keribiyyûn, şiddet ve hüzün anlamına gelen kerb kökünden türeyen kerûbî kelimesinin çoğuludur. Arşın etrafında bulunan meleklere verilen bir isimdir. (Mümin, 40/7, 9) Allah’tan çok korktukları için bu isim verilmiştir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.104-Melaike-i Mukarrabûn ne demektir?
C.104-Yaklaştırılmış, yakınlaştırılmış melekler demektir. Mukarreb melekler, şerefi, değeri ve fazileti itibariyle Allah’a yakın olan meleklerdir. Allah’ın arşını taşıyan ve arşın etrafında bulunan melekler, Cebrail, Mikail ve İsrafil mukarreb meleklerdir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.105-Mutaffif ne demektir?
C.105-Eksik ölçmek, eksik ölçek ile vermek anlamındaki “tatfîf” kelimesinden türeyen bir isim olup, eksik ölçen, eksik tartan kimse demektir.(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.105-Anid nedir?
C.105-Bile bile hakkı reddeden, azgın, doğru yoldan sapan, Allah’a itaat etmeyen, haddi aşan ve zorbalık yapan kimse demektir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.106-Araf nedir?
C.106-cennetle cehennem arasındaki perdenin (sûr/duvar) yüksek yerleri demektir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.107-Arasat ne demektir?
C.107-kıyâmetin kopmasından sonra diriltilecek olan insanların, dünyadaki inanç, söz, fiil ve davranışlarından sorguya çekilmek üzere sevk edilecekleri yerin adına denir. Bu mekâna mahşer ve mevkif de denir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.108-Arş ne demektir?
C. 108-Gerçek içeriğini sadece Yüce Allah’ın bildiği, bütün âlemleri; yeri, gökleri, cenneti, cehennemi, sidreyi, kürsiyi kaplayan ilâhî taht ve hükümranlık demektir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.109-Cahim ne demktir?
C. 109-”Cahîm” Kur’ân’da zikri geçen yedi cehennemden biridir. Çok şiddetli ve sürekli yanan kızgın ateş, çok sıcak yer demektir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.110-Ashabı Cahim nedir?
C. 110-Ashâb-ı cahîm tabiri, cehennem halkı, cehenneme atılacak kimseler anlamına gelir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.111-Azazil nedir?
C. 111-İslâmî literatürde şeytan veya iblisin bir diğer adı olarak kullanılan azâzil kelimesi Kur’ân’da ve hadislerde geçmez. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.112-Bais ne demektir?
C.112- kıyamet kopunca ölüleri dirilten, kabirlerinden kaldırıp mahşer yerine sevkeden, uyarıcı ve müjdeci olarak insanlara peygamberler gönderen, kıyamette şahitler getiren demektir. Allah’ın bâ’is sıfatı vardır. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.113-Bari ne demektir?
C.113- Allah’ın bir ismidir. Yaratan, örneği olmadan varlıkları îcad eden demektir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.114-Barr ne demektir?
C.114- Allah’ın bir ismidir. kullarına iyilik yapan, çok lütufkâr (latîf), çok merhametli (rahim), çok şefkatli (raûf) demektir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.115-Basıt ne demektir?
C.115- Allah’ın bir ismidir. bâsıt, dilediğine rızkı bol veren demektir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.116-Berzah nedir?
C.116- ölümden sonra başlayan ve mahşerdeki dirilişe kadar devam edecek olan kabir hayatıdır. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S. 117-BEYNE’L-HAVFİ VE’R-RECA ne demektir?
C.117- İnsanın korku ile ümit arasında olmasını ifade eden bir deyimdir. Kur’ân’da insanın Allah’ın azabından korkması (Nûr, 24/52) ve rahmetinden de ümitvar olması (Bakara, 2/218) istenmiştir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.117- BEYTÜ’L-MA’MÛR ne demektir?
C.Sözlükte “îmâr edilmiş ev” anlamına gelen el-beytü’l-ma’mûr; yedinci semada melekler için inşa edilmiş, bir geleni bir daha gelmemek üzere her gün yetmiş bin meleğin ziyaret edip ibâdet ettiği bir mabeddir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.118- BURHAN-I İNNÎ ne demektir?
C.118-Eserden müessire ya da hadiselerden kanuna doğru götüren delildir. (Tüme varım) Mümkün olan bu âlemin Yaratıcısına; dumanın ise ateşe delil olması gibi. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.119-BURHAN-I LİMMÎ ne demektir?
C.119-Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delildir. (Tümden gelim) Ateşin dumana delil olması gibi. Zira ateş olunca dumanın çıkması beklenir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

S.120-BURHAN-I TEMÂNU’ ne demektir?
C. Kelam ilminde, Yüce Allâh’ın birliğini ispat vasıtalarından biri olan burhan-ı temânu’, kâinatta birden fazla yaratıcı olması halinde nizamın bozulacağı esasına dayanan bir delildir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

Diyanet İlmihali 1. Cilt (200’den 300’e) KADAR OLAN SAYFALARIN SORU CEVAP ŞEKLİNDE ÖZETİ
S1- Abdesti bozan durumlardan üç tanesini yazınız.
C1- a) İdrar ve dışkı yollarından idrar,dışkı, meni, mezi, kan gibi bir necasetin, herhangi bir sıvının veya maddenin çıkması, yellenmek.
b)Ağız dolusu kusmak. Kusulan şey ister yemek, ister safra veya kan olsun.
c) Namazda yakında-daki şahısların duyabileceği şekilde sesli olarak gülmek.

S2- Mazeret sahibi kimlere denir.
C2- Devamlı burun kanaması , idrarı tutamama, devamlı kusma, yaranın devamlı kanaması, kadınların akıntısı gibi abdesti bozan ve kısmen süreklilik taşıyan bedeni rahatsızlığı olan kimselere özürlü mazaret sahibi denir.

S3-Özürlünün abdest süresi ne kadardır.
C3- Özürlü kimse vakit girdiğinde abdest alır. Abdesti bozan başka bir durum meydana gelmedikçe, o vaktin sonu-na kadar abdestli sayılır. Dilediği kadar farz, vacip, sünnet,kaza namazı, Cuma ve bayram namazı kılabilir, Kabeyi ta-vaf edebilir ve mushafı tutabilir.

S4- Mestte aranan özelliklerden dört tanesini yazınız.
C4-
a) Ayakları topuklarla birlikte örtecek.
b) İçine su geçirmeyecek.
c) Yere konduğunda kendi kendine dik durabilmeli.
d) Mest ile yaklaşık altı kilometre yürünebilmeli.

S5- Mesti bozan durumlardan üç tanesini yazınız.
C5-
a)Abdesti bozan durumlar mest üzerine meshide bozar.
b) Üzerine meshedilen mestin ayaktan çıkması veya çı-karılması.
c) Mesh süresinin sona ermesi

S6- Hades-i asgar ve hades-i ekber nedir açıklayınız.
C6-Abdest almayı gerktiren hallere küçük kirlilik (hades-i asgar), guslü gerektiren hallere de büyük kirlilik (hades-i ekber) denir.

S7-Guslü gerektiren temel sebepler nelerdir.
C7-
a) cünüplük,
b) hayız,
c) nifas.

S8-Hangi durumlarda gusletmek sünnettir.
C8- Cuma ve bayram namazları öncesinde,hac veya umre niyetiyle ihrama girerken ve Arafat’ta vakfe için guslet- mek sünnettir.

S9- Mezheplere göre guslün farzı kaç tanedir.
C9- Hanefi mezhebine göre; ağza su almak, burna su çekmek ve bütün vücudu yıkamak. Hanbelilere göre; bunlara- ilaveten niyet. Şafilere göre; niyet ve bütün vücudu yıkamak. Malikilere göre; niyet, bütün vücudu yıkamak, vücudu o-valamak ve gusül işlemlerinin arasını açmamaktır.

S10- Hangi durumlarda teyemmüm yapılır.
C10- a) Abdest veya gusle yetecek miktarda suyun bulunmaması, b) Suyu kullanmayı engelleyen fiili bir durumun veya suyu kullanmamak için dinen geçerli bir mazeretin/engelin bulunması.

S11-Teyemmümün farzı kaç tane ve nelerdir.
C11-Teyemmümün farzı ikidir: niyyet ve yüzü ve kolları sıvazlamak üzere, ellerle iki vuruş. Buna kısaca “iki darp bir niyyet” denir.

S12-Hayız halinin başlama ve bitiş yaşları ile en az ve en çok süresi kaç gündür.
C12- Hayız hali ortalama 11-13 yaşlarında başlar, 45-50 yaşlarında sona erer. Hanefi mezhebine göre hayızın en- az süresi 3,en uzun süresi 10 gündür.

S13- Hayızlı olan kadınların hangi ibadetleri yapamayacağını ve hangilerini yapabileceklerini açıklayınız.
C13- Namaz kılamazlar sonrada kaza etmezler. Oruç tutamazlar ama temizlenince kaza ederler,ve Kabeyi tavaf e-demezler. Maliki mezhebine göre Kuran-ı Kerim okuyabilirler.

S14- Nifas nedir? Nifasın azami süresi ne kadardır.
C14- Nifas/loğusa/nüfesa;doğumdan sonra kadının cinsel organından gelen kan veya bu şekilde kan gelmesinin se-bep olduğu hükmi kirlilik(hades) halinin adıdır. Hanefi ve Hanbeliler nifasın en uzun süresi 40, Maliki veŞafiler ise 60-gün olduğu görüşündedirler.

S15-İstihaze nedir? İstihazeli olan kadın nasıl hareket eder.
C15- Rahim içi damarlardan hayız ve nifas hali dışında ve bir hastalık veya yapısal bozukluk sebebiyle gelen ka-na özür/istihaze denir. Bu durumda olan kadınlar özür sahibi olanlar gibi hareket ederler.

S16-Mezhepler göre namaz çeşitlerini yazınız.
C16-Hanefiler; farz, vacip ve nafile olarak ayırırlar.Diğerleri ise; farz ve nafile olarak değerlendirirler.

S17-Vacip namazlar kendi arasında kaça ayrılır.
C17-Vacip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan (li aynihi vacip) ve vacip oluşu kulun fiiline bağlı olan vacip (li- gay-rihi vacip) olmak üzere iki kısımdır.

S18- Nafile namazlar kaça ayrılır, çeşitlerine örnek veriniz.
C18- Sünen-i revatip ve sünen-i regaip olmak üzere ikiye ayrılır.Revatip, belli bir düzen ve tertip içinde ,beş vakit-farz namazlarla birlikte ve belli bir devamlılık içinde kılınan sünnetlerdir. Revatip sünnetler dışındaki nafile namazlar-ise regaip sünnetlerdir.

S19- Tadili erkan ne demektir, mezheplere göre hükmü nedir.
C19- Namazın rukünlerinin düzgün bir şekilde yapılmasına tadili erkan denir. Hanefilerin dışındaki üç mezhebe gö-re rükun kabül edilmiştir. Hanefilere göre vacip kabül edilmiştir.

S20- İsfar,taglis,tumanine ve kavme terimlerini açıklayınız.
C20- Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınmasına isfar, Sabah namazını, ikinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken kılınmasına taglis, rukuda sırt ve baş düz bir satıh oluşturacak biçimde eğilerek bir müd-det beklemeye tuma’ni-ne, rukudan sonra secdeye varmadan biraz beklemeye kavme denir.

S21- İkindi namazının vaktini açıklayınız.
C21-Ebu hanifeye göre her şeyin gölge uzunluğu, kendi uzunluğunun iki katına çıktığı andan itibaren başlar, diğer- lerine göre ise bir katına çıktığı andan itibaren başlar. Güneşin batmasına kadar devam eder.

S22-Nafile namaz kılmanın mekruh olduğu vakitlerden dört tanesini yazınız.
C22-
a) Sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar,
b) Akşam namazının farzından önce,
c) Farz nama-zın vaktinin daralması durumunda,
d) Arafat ve müzdelife cem’leri arasında

S23-Namazda kıraat yapılırken, Kur’an-ın meali lafzının yerine okunurmu, mezheplere göre açıklayınız.
C23 Ebu Hanifeden başka bütün müctehidlere göre Arapça ezberleyip okuyabilen kimselerin namazda Kur’an-ı a-sıl dilinden Kur’an’dan okumaları farzdır. Hanefi mezhebine göre Arapça’ya dili dönmeyen veya ezberleyemeyen kim-seler öğreninceye kadar namazda Kur’an-ı (anlamını, mealini) kendi dillerinde okuyabilirler.

S24- Namazda kıraatı gizli ve açık okumanın ölçüsü nedir, fakihlerin görüşü nedir.
C24- Açıktan okumanın alt sınırı, bir başkasının işitebileceği derecede yüksek sesle okumak, gizli okumanın üst sı-nırı ise en fazla kendi işiteceği şekilde okumaktır. Fakihler kıratın namazda dili kıpırdatmaksızın ve ses çıkartmaksızın zihinden tekrarlanmasını okuma saymamışlardır.

S25- Secde hangi azalar ile yapılır mezheplere göre açıklayınız.
C25- Hanefi mezhebinde farz olan, alnın ve ayakların hiç değilse bir ayağın yere dayanmasıdır. Burnun konması vacip, ellerin ve dizlerin konması ise sünnettir. Hanefilerden Züfer ile Şafii ve Hanbeli mezheplerinde , yedi uzvun (el-ler, ayaklar, dizler ve yüz) her birinin bir kısmının yer değdirilmesi farzdır.

S26- Namazın vaciplerinden dört tanesini yazınız.
C26-
a) Farz olan kıratı ilk iki rekatta yerine getirmek,
b) Secdede alın ile birlikte burnu yere koymak,
c) Üç ve dört rekatlı namazlarda ikinci rekatın sonunda oturmak,
d) Namazların gerek ilk, gerekse son oturuşlarında teşehhütte bulumak yani Tahiyyat’ı okumak

S27- Evsat-ı mufassal nedir, hangi sureleri kapsar.
C27- Orta uzunlukluktaki surelere denir.Büruc suresi ile beyyine suresi arasındaki sureler bu gurupta yer alır.

S28-Namazın mekruhlarından dört tanesini yazınız.
C28- a) Kıyam, rüku ve secde aralarındaki tekbir ve zikirleri kendi yerlerinden sonraya bırakmak, b) Namaza ilişkin filleri özürsüz yere, namazın sünnet ve adabına uymaksızın yerine getirmek, c) Abdesti sıkışık olduğu halde namaz kılmak, d) Başkasına ait bir yerde veya başkasına ait bir elbise içinde sahibinin izni olmadan namaz kılmak.

S29- Namazı bozan durumlardan dört tanesini yazın.
C29-
a) Namazda konuşmak,
b)Yönü kıbleden çevirmek,
c) Bir şey yiyip içmek,
d) Özürsüz olarak boğaz hırıldat-mak (tenahnuh etmek)

S30- Ezan ve kametin hükmü nedir, kimler ezan okuyabilir.
C30- Ezan ve kametin hükmü sünnettir, vaktin değil namazın sünnetidir. Erkek, akıllı ve takva sahibi olanlar okur.

S31- Cemaatla namaz kılmanın, mezheplere göre hükmü nedir.
C31- Hanbelilere göre cemaatla namaz kılmak, erkekler için farzı ayn, Şafiler için farzı kifaye. Hanefi ve Malikile-lere göre Cuma namazı hariç diğer namazlar gücü yeten erkeklere müekked sünnettir.

S32-Cemaate gitmemek için mazeret sayılan özürlerden dört tanesini yazınız.
C32- a) Hastalık, b) Korku, c) Olumsuz hava şartları, d) Bedeni arızalar

S33- İmamlığın şartlarını yazınız.
C33- İmamın ergin, akıl, mülüman,erkek ve namaz sahih olacak kadar Kur’an ezbere okumak, özürlü olmamak, setr-i avret ve necasetten taharet şartlarını taşıması gerekir.

S34- Müfteriz, müteneffil, iktida ve muktedi nedir.
C34- Farz namaz kılana müfteriz, nafile namaz kılana müteneffil, namaz kılarken imama uymaya iktida, imama uyan kimseye muktedi denir.

S35- İmama uymanın kaç hali vardır nelerdir.
C35-
a) Müdrik; Namazı tamamen imamla birlikte kılan kimse,
b Lahik;Namaza imamla birlikte başlamasına rağmen başına gelen bir durum sebebiyle ara vermek zorunda kalan kimse,
c) Mesbuk; İmama namazın başında değil bi-rinci rekatın rükuundan sonra uyan kimseye denir.

S36- Cuma namazı ilk defa ne zaman farz kılındı.
C36- Bu konuda iki görüş vardır, birinci rivayete göre Mekke’de farz kılınmış olmasına rağmen müşriklerin bas- kıları yüzünden orada kılınamamış. İkinci rivayet ise hicret esnasında farz kılınmıştır.

S37-Cuma namazının vücup olmasının şartlarından olan mazaretsiz olmak maddesini açıklayınız.
C37- Bazı mazeretler Cuma namazına gitmemeyi mübah kılar ve bu kişilere Cuma farz olmaz bu mazeretler,has- talık, körlük ve kötürümlük, uygun olmayan hava ve yol şartları, korku durumlarında gidilmez

S38-Mezheplere göre hutbenin rükünleri nelerdir.
C38- Ebu hanifeye göre rüknü yani temel unsur Allah’ı zikretmektir. İmam malike göre müminlere hitaben müj-deli veya sakındırıcı ifade taşımasıdır. İmam şafiye göre;Her iki hutbede Allah’ı zikretmek, Peygamberimize salavat getirmek, takvayı tavsiye etmek, hutbelerin birinde ayet okumak, ikinci hutbede müminlere dua etmek. Hanbelilere göre sonuncu hariç Şafiler’deki ile aynı.

S39- Hutbenin geçerli olmasının Malikilere göre şartlarını açıklayınız.
C39-
a) Hatibin ayakta olması
b) Her iki hutbenin de öğle vakti girdikten sonra irad edilmesi
c) Her iki hutbenin-de hutbe olarak nitelendirilebilecek içerikte olması
d) Mescidin içinde irad edilmesi
e) Namazdan önce olması
f) En az on iki kişilik bir cemaatın huzurunda olması
g) Açıktan okunması
h) Arapça olması
ı) Hutbelerin arasına ve hutbe ile namaz arasına başka bir meşguliyetin sokulmaması.

S40- Hutbenin sünnetlerinden dört tanesini yazınız.
C40-a) Ezanın,hatibin huzurunda okunması,
b) Hutbe okurken hatibin yüzünün cemaata dönük olması,
c) Hutbeyi kısa tutması,
d) Cuma namazını hutbe okuyan kişinin kıldırması

DİYANETHABERLER.COM sitesinden alınıp düzenleme yapılmıştır.
2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 3 ” Diyanet İlmihali 1. Cilt”
İslam İlmihali I. Cilt 1-100. Ssyfalar Arası
Din Nedir?
Din akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilâhî bir kanundur.

Dinleri Nasıl Tasnif Edebiliriz?
Tanrı kavramı ele alınarak yapılan tasnif

1. Tek tanrılı dinler (ilâhî dinler).
2. Düalist (iki tanrılı) dinler (Mecûsîlik).
3. Çok tanrılı dinler (Eski Yunan, Roma ve Mısır dinleri gibi).
4. Tanrı konu- sunda açık ve net olmayanlar (Budizm, Şintoizm gibi).

Sosyolojik-tarihî açıdan yapılan din tasniflerinden birisi şu şekildedir

1. Kurucusu olan dinler (Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâm, Budizm gibi). 2. Geleneksel dinler (kimin tebliğ ettiği belli olmayan dinler, ilkel dinler, Eski Yu- nan, Eski Mısır dini gibi).

Bir diğer tasnif ise şöyledir: 1. İlkel dinler. Bundan maksat, bazılarının dinî gelişmenin ilk basamağı olarak düşündükleri animizm, natürizm, tote- mizm, fetişizm gibi aslında sadece bir kült olarak dikkate alınabilecek naza- riyeler değil, ilkel kabile dinleridir (Nuer, Dinka, Ga dinleri gibi). 2. Millî din- ler. Genellikle bir kurucusundan söz edilmeyen, sadece bir millete ait olan geleneksel yapıdaki dinlerdir (Eski Yunan, Mısır, Roma dinleri gibi). 3. Dünya dinleri. Hıristiyanlık ve İslâm gibi.

• Dinî literatürde, dini anlama ve yaşamada Allah’ın kitabını ve Hz. Muhammed’in sünnetini rehber edinen ve sahâbenin yolunu izleyen ümmet anlamında kullanılan terim aşağıdakilerden hangisidir?
Cevap: Ehl-i sünnet

• Dinî literatürde, akaid sahasında Hz. Peygamber’in ve ashabının sünnetini terkederek, onların izledikleri yoldan ayrılan, İslâm ümmetinin çoğunluğunu yani ana gövdesini oluşturan Ehl-i sünnet’e muhalefet eden mezhep ve gruplar anlamında kullanılmıştır.
Cevap: Ehl-i bid‘at

• İlk dönem bilginlerini izleyerek âyet ve hadislerdeki ifadelerin zâhiri ile yetinip bunları aynen kabul eden, teşbih ve tecsîme düşmeyen (Allah’ı yara- tıklara benzetmeye ve cisim gibi düşünmeye yeltenmeyen), bunları başka bir anlama çekme (te’vil) yoluna gitmeyen topluluk aşağıdakilerden hangisidir?
Cevap: Selefiyye

• Allah’ın zâtî, fiilî ve haberî sıfatlarının hepsini te’vilsiz, nasılsa öyle kabul ettiği için Selefiyye’ye aşağıdakilerden hangi isim verilmiştir?
Cevap: Sıfâtiyye

• Aşağıdakilerden hangisini selefi âlimlerden sayabilriz?
Cevap: İmam Şâfiî, Mâlik, Ahmed b. Hanbel bir kısım görüşleri itibariyle Ebû Hanîfe- Evzaî, Sevrî gibi müctehid imamlar, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, İbn Mende, İbn Kuteybe ve Beyhaky gibi hadisçiler, Taberî, Hatîb el-Bağdâdî, Tahâvî, İbnü’l-Cevzî ve İbn Kudâme gibi bilginler Selef düşüncesinin önde gelen isimleri arasında sayılabilir.

• Aşağıdakilerden hangisi Eş’ari ekolünün kurucusu Ebü’l-Hasan Ali b. İsmâil el-Eş‘arî’nin hocasıdır?
Cevap: Ebû Ali el-Cübbâî

• Aşağıdakilerden hangisi en meşhur Eş‘arî kelâm bilginleri arasında sayılabilir?
Cevap: Bâkıllânî, İbn Fûrek , Cüveynî, Gazzâlî, Şehristânî, Âmidî, Fahreddin er-Râzî, Kadî Beyzâvî, Teftâ- zânî ve Cürcânî sayılabilir.

• Mu‘tezile’ye bir karşı tez olarak doğan ekol aşağıdakilerden hangisidir?
Cevap: Eş‘arîlik

• Akaid konusunda Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâtürîdî’nin görüşlerini benimseyenlerin oluşturduğu Ehl-i sünnet mez- hebinin adı aşağıdakileren hangisidir?
Cevap: Maturidiyye

• Aşağıdakilerden hangisi Maturidi kelamcıdır?
Cevap: Hakim es-Semerkandî, Ebû Seleme es-Semerkandî , Ebü’l-Yüsr Muhammed el-Pezdevî, Ebü’l-Maîn (Muîn) en-Nesefî, Ömer en-Nesefî, Ebü’l-Berekât Hâfızüddin en-Nesefî, Burhâneddin en-Nesefî, İbnü’l-Hümâm, Kadı Celâleddinzâde Hızır Bey, Beyâzîzâde Ahmed Efendi en meşhur Mâtürîdî kelâmcılarıdır.

• Dinî tebliğ olmasa da kişi akılla Allah’ı bulabilir. İyi ve kötü, güzel ve çirkin akılla bilinebilir. Görüşü aşağıdakilerden hangi kelam ekolünün görüşüdür?
Cevap: Mâtürîdiyye

• Büyük günah işleyen kimsenin iman ile küfür arası bir mertebedeolduğunusöyleyen görüş aşağıdakilerden hangisidir.?
Cevap:Maturidiyye

• Vâsıl b. Atâ ile ona uyanların oluşturduğu mezhep hangisidir?
Cevap: Mu‘tezile

• Aşağıdakilerden hangisi mutezile ekolü âlimlerindendir?
Cevap: Ebü’l-Hüzeyl el- Allâf, Nazzâm, Câhiz, Bişr b. Mutemir, Cübbâî, Kadî Abdülcebbâr ve Ze- mahşerî

• Büyük günah işleyenin iman ile küfür arasında fısk mertebesinde olduğu (el-menzile beyne’l-menzile- teyn) görüşünü benimseyen ekol hangisidir?
Cevap: Mutezile

• İnsanın irade hürriyeti, seçme imkânı ve fiil gücü bulunmadığını, insan fiillerinin gerçek fâilinin Allah olduğunu, kulun Allah tarafından önceden takdir edilmiş bulunan işleri yapmaya mecbur olduğunu savunan ekol hangisidir?
Cevap:Cebriyye

• İslâm toplumunda anarşinin ilk tohumlarını oluşturmuş düşünce hangisidir?
Cevap: Hâricîlik

• Hz. Ali’yi halifeliğe en lâyık kişi olarak gören ve onu ilk meşrû halife kabul eden, vefatından sonra da hilâfete Ali evlâdının getirilmesi gerektiğine inanan topluluğun adı nedir?
Cevap: Şia

Hanefî mezhebi Sünnî fıkıh ekollerinin kronolojik sıra itibariyle ilki olup, İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’ye nisbet edildiği için bu isimle anılmıştır. İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin asıl adı Nu‘mân b. Sâbit’tir. 80 (699) yılında Kûfe’de doğmuş, 150 (767) yılında Ba?dat’ta vefat etmiştir. Aslen Türk veya Fârisî olduğu yönünde görüşler vardır. Nu‘mân b. Sâbit, Hanefî mez- hebi muhitinde “İmâm-ı Âzam” (büyük imam) lakabı ile anılır.

Mâlikî mezhebi, fıkıh ekollerinin kronolojik sıra itibariyle ikincisi olup, büyük hadis ve fıkıh bilgini Mâlik b. Enes’e nisbet edildiği için bu isimle anılmıştır. İmam Mâlik b. Enes, 93 (712) yılında Medine’de dünyaya geldi. 179 (795) yılında vefat etti.

Şâfiî mezhebinin kurucusu sayılan, Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî 150 (767) yılında Gazze şehrinde (Filistin) doğdu. Hicrî 198 yılında Mısır’a gitti ve 204 (820) yılında orada vefat etti. Vefat ettiği zaman elli dört yaşında idi. Mısır’da kaldığı dört sene içinde tecrübeleri ve yeni muhitin şartları ışığında eski bilgilerini yeniden etüt etmeye başladı, bazı görüşlerin- den vazgeçti, yenilerini ortaya koydu. Böylece onun rücû ettiği eski görüş- leri ile yeni görüşlerinden oluşan “mezheb-i kadîm”i ve “mezheb-i cedîd”i teşekkül etmiş oldu.

Hanbelî mezhebinin kurucusu sayılan, Ahmed b. Hanbel hicrî 164 yı- lında Bağdat’ta dünyaya geldi.

• Kıyasa ve re’y ictihadına şiddetle karşı çıkıp âyet ve hadislerin zâhirine tutunmanın tek yol olduğunu savunan ekol aşağıdakilerden hangisidir?
Cevap: Zahiriyye

• Farklı hükümlerin bir araya getirilmesini ifade eden fıkıh terimi aşağıdakilerden hangisidir?
Cevap: Telfik

• Tevhid ve şehadet kelimelerinde özetlenmiş, İnanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmak demek olan iman aşağıdakilerden hangi kavramla açıklanır?
Cevap : İcmâlî iman

• Aşağıdakilerden hangisi “tafsili iman” ın tanımıdır?
Cevap : İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmaya tafsîlî iman denilir.

• Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana ne denir?
Cevap: Taklidi iman denir.

• Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ne denir?
Cevap: Tahkiki iman denir.

• Allah’a, Hz. Peygamber’e ve O’nun haber verdiği şeylere yürekten inanıp, kabul ve tasdik eden kimseye ne denir?
Cevap: Mümin denir.

• İslâm dininin temel prensiplerine inanmayan, Hz. Peygamber’in yüce Allah’tan getirdiği kesin olan ve tevâtür yoluyla bize kadar ulaşmış bulunan esaslardan (zarûrât-ı dîniyye) bir veya birkaçını yahut da tamamını inkâr eden kimseye ne denir?
Cevap: Kafir denir.

• Allah’ın birliğini, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ve onun, Allah’tan getirdiklerini kabul ettiklerini söyleyerek, müslümanlar gibi yaşadıkları halde, kalpten inanmayan kimselere ne denir?
Cevap: Münafık

• Hz. Peygam- ber’i Allah’tan getirdiği şeylerde yalanlayıp, onun getirdiği kesinlikle sabit dinî esaslardan bir veya birkaçını inkâr etmeye ne denir?
Cevap: Küfür

• Allah Teâlâ’nın tanrılığında, isim, sıfat ve fiillerinde, eşi, dengi ve ortağı bulunduğunu kabul etmeye ne denir?
Cevap: Şirk denir.

• Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymaya ne denir?
Cevap: Tekfir

• Müslüman bir kimsenin İslam dininden dönmesine ne ad verilir?
Cevap: İrtidad

• İslam dininden dönen kimseye ne ad verilir?
Cevap: Mürted denir.

• Aşağıdakilerden hangisi Allahın “İsmi Azam” adıyla anılan isimlerindendir?
Cevap: Allah, Rahman, Rahim, El-Hayyu’l-Kayyum, Zü’l-Celali Ve’l-İkram

• Allah’ın bütün isimleri için kullanılan terim aşağıdakilerden hangisidir?
Cevap: Esmâ-İ Hüsnâ

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “Allah vardır, varlığı zorunludur.” anlamına gelmektedir?
Cevap: Vücud

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Ezeli olmak, başlangıcı olmamak” anlamına gelmektedir?
Cevap: Kıdem

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Varlığının sonu olmamak” anlamına gelmektedir?
Cevap: Beka

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Sonradan olan şeylere benzememesi” anlamına gelmektedir?
Cevap: Muhalefetün li’l-havadis

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Bir ve tek olması” anlamına gelmektedir?
Cevap: Vahdaniyet

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Varlığı kendinden olmak” anlamına gelmektedir?
Cevap: Kıyam bi-nefsihi

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Diri ve canlı olması” anlamına gelmektedir?
Cevap: Hayat

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Her şeyi bilmesi” anlamına gelmektedir?
Cevap: İlim

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Her şeyi işitmesi” anlamına gelmektedir?
Cevap: Semi’

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Her şeyi görmesi” anlamına gelmektedir?
Cevap: Basar

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ İstediğini dilemesi” anlamına gelmektedir?
Cevap: İrade

• Aşağıdakilerden hangisi Tekvini İrade’nin tanımıdır?
Cevap: Allah’ın bir şeyi dilemesi ve dilediği bu şeyin hemen olması anlamına gelmektedir.

• Aşağıdakilerden hangisi Teşrii İradenin tanımıdır?
Cevap: Allah’ın bir şeyi sevmesi ve ondan hoşnut olması, onu emretmesi” anlamına gelmektedir?

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Sonsuz güç ve kudret sahibi olması” anlamına gelmektedir?
Cevap: Kudret

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Söylemek, konuşmak” anlamına gelmektedir?
Cevap: Kelam

• Aşağıdaki sıfatlardan hangisi Allah Teala’nın “ Yoktan var etmesi” anlamına gelmektedir?
Cevap: Tekvin

• Aşağıdaklerden hangisi insanın sağında ve solunda bulunan “Hafaza“ adıda verilen iki meleğin adıdır?
Cevap: Kiramen Katibin

• Ölümden sonra kabirde sorgu ile görevli iki meleğin adı aşağıdakilerden hangisidir?
Cevap: Münker ve Nekir

• Aşağıdakilerden hangisi arşı taşıyan meleklerin adıdır?
Cevap: Hamele-i Arş

• Allah’ı tesbih ve anmakla görevli veAllah’a çok yakın olan melekler aşağıdakilerden hangileridir?
Cevap: Mukarrebun ve İlliyyun

Namaz” Bölümü
Namazla İlgili Sorular ve Cevaplar KAYNAK: İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998.( 217-377 Arası Sahifeler)
S. 1- Önceki dinlerde namaz ibadeti var mıydı?
C.1-Namaz ibadeti sadece Muhammed ümmetine has olmayıp önceki dinlerde de bulunmaktaydı (İlmihal,1,T,D,V,s,219)

S. 2- Namaz ne zaman farz kılınmıştır?
C.2- İlk vahyin sonrasındaki fetret döneminden sonra namaz farz kılınmıştır. (a,g,e,s,219)

S. 3- Beş vakit namaz ne zaman farz kılınmıştır?
C.3- Mi’rac olayından sonra beş vakit namaz farz kılınmıştır. (a,g,e,s,219)

S. 4-” Salât” kelimesi Arapçada hangi anlama gelir?
C.4-”Namaz” diye tercüme ettiğimiz “salât” kelimesi, Arapçada” dua etmek, övmek, tazim etmek” gibi anlamlara gelir.( a,g,e,s,220)

S. 5-Kelime-i şehâdetten sonra İslâm’ın en önemli rüknü nedir?
C.5- Kelime-i şehâdetten sonra İslâm’ın en önemli rüknü namazdır. ( a,g,e,s,220)

S.6-Namaz ibadetinin hükmü nedir?
C.6- Namaz kadın erkek tüm Müslümanlar üzerine farzdır.(a,g,e,s,221)

S. 7- Namazı terk etmenin hükmü nedir?
C.7- Namazı terketmek, kılmamak büyük günahtır. Haramdır. ( a,g,e,s 221)

S. 7- Bir kimse namazda iken bir özür olmaksızın göğsünü kıble cihetinden çevirse namazı bozulur mu?
C.8- Bir kimse namazda iken bir özür olmaksızın göğsünü kıble cihetinden çevirse namazı bozulur mu?(a,g,e,s,232)

S. 8- Namazın özü nedir?
C.9-Namazın özü, kalbin huşû ve huzur içinde olmasıdır. ( a,g,e,s 223)

S.10- Hanefîler’e göre namazlar kaça ayrılır? Bunlar nelerdir?
C.10-Hanefîler’e göre namazlar: a) farz, b) vâcip, c) nâfile olmak üzere üç çeşittir. (a,g,e,s,223)

S. 11-Farz olan namazlar kaça ayrılır, isimleri nelerdir?
C.11-Farz olan namazlar, aynî farz (farz-ı ayin) ve kifâî farz (farz-ı kifâye) olmak üzere ikiye ayrılır. ( a,g,e,s 223–224)

S. 12- Farz-ı ayın olan namazlar kimlere farzdır ve nelerdir.
C.12-Farz-ı ayın olan namazlar yükümlülük çağındaki her müslümana farz olup, her biri ayrı ayrı bunu yerine getirmekle mükelleftir. Farz-ı ayın olan namazlar, her gün beş vakit namaz ve her hafta cuma günleri kılınan cuma namazından ibarettir. ( a,g,e,s,223)

S. 13- Farz-ı kifaye olan namaz hangisidir?
C.13-Farz-ı kifâye olan namaz ise, bir müslüman öldüğünde başta yakınları, komşuları ve tanıyanları olmak üzere müslümanlarca kılınması gereken cenaze namazıdır. ( a,g,e,s,223)

S. 14-Vâcip namazlar kaç kısımdır? İsimleri nelerdir?
C.14-Vâcip namazlar, vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan (li-aynihî vâcip) ve vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olan vâcip (li-gayrihî vâcip) olmak üzere iki kısımdır. ( a,g,e,s,224)

S. 15-Li-aynihi vacip grubuna hangi namazlar girmektedir?
C.15-Yatsı namazından sonra kılınan üç rek`atlık vitir namazı ile ramazan ve kurban bayramı namazları bu grupta yer alır. Tilâvet secdesi de, her ne kadar namaz olmayıp bir secdeden ibaret olsa da, bu gruba sokulmaktadır. Ayrıca çoğunluk tarafından sünnet kabul edilmekle birlikte, bazı Hanefîler’in vâcip saydıkları küsûf namazı da (güneş tutulduğunda kılınan namaz) bu gruba girer. ( a,g,e,s,224)

S. 16-Li-gayrihi vacip namazlar hangileridir?
C.16-Nezir namazı, sehiv secdesi ve ifsat edilen nâfile namazın kazâsı li-gayrihi vacip namazlar grubunda yer alır. ( a,g,e,s,224)

S. 17-Nafile namazın tanımı nedir ve hangi namazlar nafile namaz kapsamında yer alır?
C.17-Farz veya vâcip olan namazların dışındaki namazlara nâfile namazlar denir ve farz namazların öncesinde veya sonrasında kılınan sünnet namazlar nâfile namaz kapsamında yer alır. ( a,g,e,s,224–225)

S. 18-Sünnet nedir?
C.18-Sünnet, Hz. Peygamber’in yaptığı ve bir bağlayıcılık ve gereklilik olmaksızın yapılmasını istediği ve teşvik ettiği şeylerdir. ( a,g,e,s,251)

S. 19- Revatip sünnet ne demektir?
C.19-Revâtib sünnetler, düzenli olarak kılınan sünnetler demektir. Bunlar, Hz. Peygamber’in sünnetine uyularak vakit namazlarından önce veya sonra yahut kimisinde hem önce hem sonra kılınan namazlardır. ( a,g,e,s,308)

S. 20- Regaib namazlar hangileridir?
C.20-Revâtib sünnetler dışındaki nâfile namazlar regaib adını alır. Bunlar, Hz. Peygamber’in uygulamalarına dayanılarak belirli zamanlarda veya bazı vesilelerle kılınan ya da kişinin kendi isteğiyle herhangi bir zamanda Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak amacıyla kıldığı namazlardır. Bunlar gönüllü olarak kendiliğinden kılındığı için “gönüllü (tatavvu) namazlar veya arzuya bağlı namazlar” olarak da adlandırılır. Teheccüd namazı, kuşluk (duhâ) namazı, istihâre namazı, yağmur duası, husûf namazı, küsûf nama-zı, tahiyyetü’l-mescid, tövbe namazı, evvâbîn namazı, tesbih namazı, ihra-ma giriş namazı, yolculuğa çıkış ve yolculuktan dönüş namazı, hâcet nama-zı, abdest ve gusülden sonra namaz regaib türünden nâfile namazlardır. ( a,g,e,s,315-322)

S. 21-Hanefîler’de namazın farz ve vâcipleri dışında yapılması uygun görülen şeyler nelerdir?
C.21-Hanefîler’de namazın farz ve vâcipleri dışında yapılması uygun görülen şeyler kuvvetliden zayıfa doğru şöyle bir sıralama takip etmektedir: Sünnet, mendup=müstehap, âdâb. ( a,g,e,s,255)

S. 22-Adap ne demektir?
C.22-Edep (çoğulu âdâb) , Hz. Peygamber’in devamlı olmaksızın birkaç kere yaptığı şeylerdir. Rükû ve secdede üçten fazla tesbih yapmak (yani rükûda üçten fazla “sübhâne rabbiye’l-azîm” demek) böyledir. ( a,g,e,s,251)

S. 23-Muktedi kime denir?
C.23-Namazda imama uyan kişiye muktedî denir. ( a,g,e,s,252)

S. 24-İtimat ne demektir?
C.24-İftitah tekbirinin hemen ardından el bağlamaya itimat denir. ( a,g,e,s,252)

S. 25-irsâl ne demektir.
C.25-Namazda elleri salıvermeye irsal denir. ( a,g,e,s,252)

S. 26-Namazda kadınlar ve erkekler ellerini nasıl bağlarlar?
C.26-Erkekler göbek altından ve kadınlar göğüs üstünden el bağlarlar. Sağ el sol elin üzerine konulur. Erkekler sağ elin serçe ve baş parmaklarını sol bileğin iki tarafından halka yaparlar. Kadınlar halka yapmayıp, sağ ellerini düz bir şekilde sol elleri üzerine koyarlar. (a,g,e,s,252)

S.27-Namaz kılarken kıyamda iken ayakların arasını dört parmak kadar açık bulundurmanın hükmü nedir?
C.27-Namaz kılarken kıyamda iken ayakların arasını dört parmak kadar açık bulundurmanın hükmü sünnettir. ( a,g,e,s,252)

S.28-Tahrîme ne demektir?
C.28-iftitah tekbirine tahrîme denir? ( a,g,e,s,240)

S. 29-Teavvüz kelimesinin anlamı nedir?
C.29-Tek başına namaz kılan için sadece ilk rek`atta ve Sübhâneke’den sonra Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm demeye teavvüz denir. ( a,g,e,s,253)

S.30-Namazda “tahmid” kelimesinin anlamı nedir.
C.31-”Semiallahü limen hamideh” dedikten sonra, “Rabbenâ leke’l-hamd” veya “Allahümme rabbenâ leke’l-hamd” demeye tahmîd denir. ( a,g,e,s,253)

S.32-Kavme ne demektir?
C.32-Rükûdan doğrulup dik durmaya kavme denir. ( a,g,e,s,254)

S.33-”Namaza dururken kalbin ameli olan niyete lisanın fiili olan sözü eklemek. Söyleme kalbin amelini engelliyorsa kalbin niyeti ile yetinmek gerekir.” Cümlesi namazın nelerindendir?
C.33-”Namaza dururken kalbin ameli olan niyete lisanın fiili olan sözü eklemek. Söyleme kalbin amelini engelliyorsa kalbin niyeti ile yetinmek gerekir” hükmü namazın (adab) müstehaplarındandır. ( a,g,e,s,256)

S.34-Namazın mekruhları ne demektir?
C.34-Namazda yapılması hoş karşılanmayan davranışlara “namazın mekruhları” denir.( a,g,e,s,256)

S.35-Namazda Fâtiha sûresini okumayı kasten yani bilerek ve isteyerek terketmenin hükmü nedir, böyle bir durumda nasıl hareket etmek gerekir?
C.35-Namazın vâciplerinden birini, meselâ Fâtiha sûresini okumayı kasten yani bilerek ve isteyerek terketmek tahrîmen mekruhtur. Bir vâcibin terkedilmesi sebebiyle tahrîmen mekruh olan bu namaz esas itibariyle sahih yani geçerli olup kişiden namaz borcunu düşürür ise de iade edilmesi yani yeniden kılınması vâciptir. ( a,g,e,s,257)

S.36-Namazı bozan fiillerden beş tanesini söyleyiniz?
C.36–1. Namazda konuşmak.
2. Amel-i kesîrde bulunmak.
3. Yönü kıbleden çevrilmek.
4. Bir şey yiyip içmek.
5. Özürsüz olarak boğaz hırıldatmak (tenahnuh etmek), öksürmeye çalışmak. ( a,g,e,s,259–260)

S.37-Kendi irade ve ihtiyarı dışında gerçekleşen hangi durumlarda namaz bozulur?
C.37-Sabah namazını kılarken güneşin doğması; bayram namazını kılarken zeval vaktinin olması; cuma namazını kılarken ikindi vaktinin girmesi durumunda namaz bozulur. Fakat öğle namazını kılarken ikindi vaktinin girmesiyle öğle namazı bozulmaz. ( a,g,e,s,262)

S. 38-Namaz kılanın önünden geçilmekle namazı fâsid olur mu?
C.38-Namaz kılanın önünden geçilmekle namazı fâsid olmaz. ( a,g,e,s,262)

S.39-”Sıfatü’s-salat”ne demektir
C.39-Namazın farz ve vâciplerine, sünnet ve âdâbına uygun şekilde kılınışına ilmihal dilinde “sıfâtü’s-salât” denilir. ?( a,g,e,s,263)

S.40-Namazda ka`de-i ûlâ ne demektir?
C.40-Kılacağı namazın rek`at sayısı ikiden fazla ise iki rekattan sonraki “ilk oturuş” (ka`de-i ûlâ) olur. ?( a,g,e,s,263)

S.41-Teverrük hangi anlama gelir?( a,g,e,s,254)
C.41-Gerek celsede gerek ka`dede, kadınlar ayaklarını sağ yanlarına yatık bir şekilde çıkarıp, öyle otururlar buna (teverrük) denir.

S.42-Rek`atı ikiden ziyade olan farzların ilk iki rek`atının dışında Fâtiha okumanın hükmü nedir?
C.42-Rek`atı ikiden ziyade olan farzların ilk iki rek`atının dışında Fâtiha okumak namazın sünnetlerindendir. ( a,g,e,s,254)

S.43-Celse ne demektir?
C.43-İki secde arası oturuşa (celse) denir. ( a,g,e,s,254)

S.44-Namazın vâciplerinden ve sünnetlerinden birini terketmenin hükmü nedir?
C.44-Namazın vâciplerinden ve sünnetlerinden birini terketmek mekruh sayılmaktadır.(a,g,e,s,257)

S.45-Grip olan kişilerin mescide gelmelerinin hükmü nedir?
C.45-Grip olan kişilerin mescide gelmeleri mekruhtur. (a,g,e,s,257)

S.46-Fâtiha’dan sonra sürekli olarak belirli bir sûrenin okunması, başka sûrenin okunmamasının hükmü nedir?
C.46-Fâtiha’dan sonra sürekli olarak belirli bir sûrenin okunması, başka sûrenin okunmaması mekruhtur. ( a,g,e,s,259)

S. 47-Teressül veya irtisâl ne anlama gelmektedir?
C.47-Ezan okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir. Buna teressül veya irtisâl denilir. ( a,g,e,s,268)

S.48-Müezzin “Hayye ale’s-salâh” ve “Hayye ale’l-felâh” derken, bu esnada “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” demenin hükmü nedir?
C.48-Müezzin “Hayye ale’s-salâh” ve “Hayye ale’l-felâh” derken, bu esnada “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” demek müstehaptır. ( a,g,e,s,269)

S.49-Ezan duasının Arapça okunuşu nasıldır?
CEVAP.49-Allâhümme rabbe hâzihi’d-da`veti’t-tâmme ve’s-salâti’l-kaime, âti Muhammeden el-vesîlete ve’l-fazîleh (ve’d-derecete’r-refîah). Veb`ashü makamen mahmûdeni’llezî va`adteh (İnneke lâ tuhlifü’l-mîâd). ( a,g,e,s,269)

S.50-Namazı cemaatle kılmanın faziletini belirten hadis-i şeriflerden birisi hangisidir?
C.50-”İnsanlar ilk safın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kura çekmekten başka yol bulamazlardı. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi”( a,g,e,s,271)

S. 51-Cemaatin en az sayısı kaçtır?
C.51-Hanefî ve Şâfiîler’e göre, cemaatin en az sayısı imam ve ona uyan olmak üzere iki kişidir. ( a,g,e,s,272)

S.52-Cemaatle namazın hükmü nedir?
C.53-Hanbelîler, cemaatle namaz kılmanın erkekler için farz-ı ayın, Şâfiîler de farz-ı kifâye olduğunu söylemişlerdir. Hanefî ve Mâlikîler’e göre ise, cuma namazı dışındaki farz namazları cemaatle kılmak, gücü yeten erkekler için müekked sünnettir. Kadınların, hastaların, çok yaşlı kimselerin ve kötürümlerin ise cemaatle namaz kılmak için mescide gitmesi gerekmez. ( a,g,e,s,272)

S.54- “Muhâzâtü’n-nisâ” ne anlama gelir?
C.54-Kadınların cemaatle namazdaki saf düzeni ve erkeklerde aynı safta veya hizada olması, ilmihallerde “muhâzâtü’n-nisâ” terimiyle ifade edilir. ( a,g,e,s,273)

S.55-Cemaatle namaz kılınırken saf düzeni nasıl olmalıdır?
C.55-İmama uyacak kişi sadece bir erkek kişi ise imamın sağına durur. Soluna ve arkasına durmak sünnete aykırı olduğu için mekruhtur. İmama uyanlar birden çok iseler imamın arkasına dururlar. İmama uyacak kişi tek kadın ise imamın arkasına durur. Cemaat çoğalıp saf teşkil edilecek ise saf düzeni, önce erkekler safı, onun arkasında çocuklar safı ve onun arkasında kadınlar safı olacak şekilde yapılır. ( a,g,e,s,273)

S.56-Cenaze namazında kadınların erkeklerle aynı hizada bulunması namaza zarar verir mi?
C.56-Cenaze namazı, mutlak namaz olmadığı için cenaze namazında kadınların erkeklerle aynı hizada bulunması namaza zarar vermez. ( a,g,e,s,274)

S.57-Duruş düzeni(tertîbü’l-makam)nin hükmü nedir?
C.57-Duruş düzeni(tertîbü’l-makam), cemaat namazının farzlarındandır ve cemaat namazının kendisi sünnetle sabit olmuştur. ( a,g,e,s,274

S.58.-Cemaate gitmemek için mazeret sayılan haller nelerdir?
C.58–1. Hastalık.2.Korku.3.Olumsuz hava şartları.4.Abdestin sıkışık olması.5. Herkese veya toplum için yeterli olacak sayıda kimseye farz olan ilmî araştırma ve eğitim öğretimle meşguliyet.6.Bedeni arızalar. ( a,g,e,s,275–276)

S.59.-İmama ilk rek`atın rükûunda yetişen kimse, mesbûk mu sayılır, müdrik misayılır?
C.59-İmama ilk rek`atın rükûunda yetişen kimse, mesbûk değil, müdrik sayılır? ( a,g,e,s,282)

S. 60-Teşehhüt miktarı oturduktan sonra imam daha selâm vermeden önce mesbûkun ayağa kalkmasının hükmü nedir?
C.60-Teşehhüt miktarı oturduktan sonra imam daha selâm vermeden önce mesbûkun ayağa kalkması mekruh sayılmıştır. ( a,g,e,s,286)

S.61- Fıkıh literatüründe imamlık (imamet) terimi ne ifade eder?
C.61- Fıkıh literatüründe imamlık (imamet) terimi, hem devlet başkanlığını hem de namaz imamlığını ifade eder. ( a,g,e,s,277)

S.62- İmamlığın Şartları nelerdir?
C.62- İmamın ergin (baliğ), belli bir aklî olgunluk düzeyine ulaşmış (âkıl) ve tabii ki Müslüman olması şarttır. Küfrü gerektirecek bir inancı bulunan, bid`at ve dalalet ehlinin arkasında namaz kılınmaz. ( a,g,e,s,278)

S. 63- Bir kimse namazda başka mezhepten birine uyabilir mi?
C.63- Bir kimse namazda başka mezhepten birine uyabilir. ( a,g,e,s,280)

S. 64-Müdrik hangi anlamlara gelir?
C.64- Müdrik “idrak etmiş, yetişmiş, kavuşmuş” gibi anlamlara gelir. İlmihal ıstılahında, namazı tamamen imamla birlikte kılan kimseye müdrik denir.

S.65- Mesbûk kime denir?
C.65- İmama namazın başında değil, birinci rek`atın rükûundan sonra, ikinci, üçüncü veya dördüncü rek`atlarda uyan kimseye mesbûk denir. ( a,g,e,s,285)

S. 66-Cuma namazı kılmanın hükmü nedir?Ve ne ile sabit olmuştur?
C.66- Cuma namazı farz-ı ayındır. Farz olduğu, Kitap, Sünnet ve icmâ ile sabittir. ( a,g,e,s,288)

S.67-Cuma namazı ne zaman ve nerede farz kılınmıştır?
CEVAP.67- Hz. Peygamber’in cuma namazını ilk defa hicret esnasında, Medine yakınlarındaki Rânûnâ vadisinde Sâlim b. Avf kabilesini ziyaretleri sırasında oradaki namazgâhta kıldırmış olduğu bilginlerce kabul edilmektedir. ( a,g,e,s,289)

S.68- Cuma Namazının Vücûb Şartları nelerdir?
C.68- 1. Erkek olmak 2. Mazeretsiz Olmak 3. Hürriyet 4. İkamet.( a,g,e,s,290–294)

S. 69- Cuma Namazının Sıhhat Şartları nelerdir?
C.69- 1. Vakit 2. Cemaat 3. Şehir 4. Cami 5. İzin 6. Hutbe.( a,g,e,s,294–299)

S.70- Cuma namazına gitmemeyi mubah kılan mazeretler nelerdir?
C.70- 1. Hastalık. 2. Körlük ve kötürümlük. 3. Uygun olmayan hava ve yol şartları. 4. Korku.

S.71- Hanefîlere göre cuma namazı hutbesinin sahih olabilmesi için hangi şartların bulunması gerekir?
C.71- 1. Vakit içinde okunması
2. Namazdan önce olması
3. Hutbe niyetiyle okunması
4. Cemaatin huzurunda irad edilmesi. Son şartın yerine gelmiş olması için, kendisiyle cuma sahih olan en az bir kişinin bulunması gerekir. ( a,g,e,s,300)

S.72- Zuhr-i Ahir Namazı ne demektir?
C.72- Zuhr-i ahir namazı, son öğle namazı demektir. ( a,g,e,s,303)

S.73-Tıval-ı mufassal hangileridir?
C.73-Hucurat suresi ile Buruc suresi arasındaki uzun surelerdir? ( a,g,e,s,253)

S.74- Zevalden/ilk ezandan sonra cuma namazını kılmadan yolculuğa çıkmanın hükmü nedir?
C.74- Zevalden/ilk ezandan sonra cuma namazını kılmadan yolculuğa çıkmak tahrîmen mekruhtur. ( a,g,e,s,304

S.75- Cuma namazı ile yükümlü kişilerin cuma günü zeval vaktinden sonra hatibin minberde olduğu sırada alışveriş yapmalarının Hanefîlere göre hükmü nedir? Yapılan alış veriş geçerli midir?)

C.75- Cuma namazı ile yükümlü kişilerin cuma günü zeval vaktinden sonra hatibin minberde olduğu sırada alışveriş yapmaları Hanefîlere göre tahrîmen mekruh olmakla birlikte yapılan alışveriş geçerlidir. ( a,g,e,s,304

S.76- Vitir Arapçada hangi anlamda kullanılmaktadır?
C.76- Vitir Arapçada çiftin karşıtı olan “tek” anlamındadır. ( a,g,e,s,304)

S. 77-Hz. Peygamber, vitir namazının ne zaman kılınmasını tavsiye etmiştir?
C.77-Hz. Peygamber, günün kılınan son namazının tek (vitir) olmasını tavsiye ve teşvik etmiş ve kılınma vaktine ilişkin olarak da sabah namazının sünnetinden biraz önceki vakti, yani sabah namazı vaktinin girmesine yakın bir vakti önermiş bununla birlikte gece uyanamayacağından endişe edenlerin yatmadan önce kılabileceklerini belirtmiştir.

S.78-Vitir namazı nasıl kılınır?
C.78- Vitir namazı Hanefîlere göre akşam namazı gibi bir selâmla kılınan üç rek`attan ibaret olup akşam namazından farkı, bunun her rek`atında Fatiha ve ardından bir sure ve son rek`atta rükûdan önce tekbir alınarak Kunut duası okunmasıdır. ( a,g,e,s,305)

S.79- Kunut dualarını okuyamayan kimse onların yerine ne okuyabilir?
C.79- Bu duayı okuyamayan kimse “Rabbenâ âtinâ” duasını okur veya üç kere “Allahümmağfir lî” veya üç kere “Yâ Rabbi” der.( a,g,e,s,305)

S.80- Bayram namazının vakti ne zamandır?
C.80- Bayram namazının vakti, güneşin doğuşu sırasındaki kerâhet vaktinin çıkmasından sonradır. ( a,g,e,s,307)

S.81- Bir mazeret sebebiyle bir beldede bayram namazı birinci gün kılınamamışsa daha sonra kılınabilir mi?
C.81- Bir mazeret sebebiyle bir beldede bayram namazı birinci gün kılınamamışsa, ramazan bayramı 2. gün, kurban bayramı ise 2. gün yine kılınamazsa 3. gün kılınabilir. Ancak bayram namazı özürsüz olarak terk edilmişse artık kılınmaz, kurban bayramı ise kerâhetle birlikte 2. veya 3. gün kılınabilir. ( a,g,e,s,307)

S.82–Bayram namazının diğer namazlardan kılınış bakımından farkı nedir?
CEVAP.82-Bayram namazının diğer namazlardan kılınış bakımından farkı, bunun her rek`atında üçer fazla tekbir olmasıdır. Bu fazla tekbirlere “zâit tekbirler” denir. ( a,g,e,s,306)

S.83- Teşrik tekbirleri ne zaman getirilir?
C.83-Peygamberimizin, kurban bayramının arefe günü sabah namazından başlayarak bayramın 4. Günü ikindi namazına kadar, ikindi namazı da dâhil olmak üzere farzlardan sonra teşrik tekbirleri getirdiğine dair rivayetler bulunmaktadır. ( a,g,e,s,307)

S.84- Teravih hangi anlama gelir?
C.84- Teravih, Arapça tervîha kelimesinin çoğulu olup “rahatlatmak, dinlendirmek” gibi anlamlara gelir. Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan sünnet namazın her dört rek`atının sonundaki oturuş, tervîha olarak adlandırılmış, sonradan bu kelimenin çoğulu olan terâvih kelimesi ramazan gecelerinde kılınan nâfile namazın adı olmuştur. ( a,g,e,s,311)

S.85-Tilavet secdesinin hükmü nedir?
C.85- Tilavet secdesi yapmak, Hanefilere göre vacip, diğer üç mezhebe göre ise sünnettir.( a,g,e,s,353)

S.86-Revatib sünnetler hangileridir?
C.86-a) Vakit Namazlarıyla Birlikte Düzenli Olarak Kılınan Sünnetler (Farzlara Tâbi Olan Nâfile Namazlar)
aa) Müekked Sünnetler
bb) Gayr-i Müekked Sünnetler( a,g,e,s,308–314)

S.87- Sünen-i regaib ne demektir?
C.87- Revâtib sünnetler dışındaki nafile namazlar sünen-i regaib adını alır. ( a,g,e,s,315)

S.88-Regaib namazlar hangileridir?
C.88- a) Teheccüt Namazı
b) Kuşluk Namazı
c) Evvâbîn Namazı
d) Tahiyyetü’l-mescid
e) Abdest ve Gusülden Sonra Namaz
f) Yolculuğa Çıkış ve Yolculuktan Dönüş Namazı
g) Hâcet Namazı
h) İstihâre Namazı
i) Tövbe Namazı
j) Tesbih Namazı
k) Yağmur Duası
l) Küsuf ve Husuf Namazları (Güneş ve Ay Tutulması Esnasında Namaz)
m) Mübarek Gecelerde Namaz Kılmak (a,g,e,s,315–322)

S.89- Seferî veya misafir kime denir?
C.89- Kişinin herhangi bir nedenle ikamet ettiği yerden kalkıp başka bir yere gitmesi veya gitmek için yola koyulması, Arapçada sefer veya müsaferet olarak adlandırılmakta olup, bu şekilde yola çıkmış kişiye de seferî veya misafir denilir. ( a,g,e,s,323)

S.90- Seferî kimse bir beldede on beş gün ve daha fazla kalmaya niyet edince namazlarını nasıl kılar?
C.90-Seferî kimse bir beldede on beş gün ve daha fazla kalmaya niyet edince mukim olur ve artık namazlarını tam kılar. Eğer on beş günden az kalmaya niyet ederse seferîliği devam eder. ( a,g,e,s,328)

S.91- Vatan-ı aslî ne demektir?
C.91- Vatan-ı aslî. Bir insanın doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği veya içinde barınmayı kastettiği yere vatan-ı aslî denir. Vatan-ı aslîden başka yere iş, görev vb. sebeplerle veya yerleşmek üzere göçülünce yeni yer vatan-ı aslî olur, eski yer bu vasfını kaybeder. ( a,g,e,s,328)

S.92- Cem’in fıkıhtaki terim anlamı nedir?
C.92- Cem’in fıkıhtaki terim anlamı,”birbirini takip eden iki namazın (öğle ile ikindinin veya akşam ile yatsının), bu ikisinden birinin vaktinde, birlikte ve peşi peşine kılınması”dır. Eğer bu birlikte kılma birinci namazın vaktinde ise buna cem-i takdîm, ikincisinin vaktinde ise cem`-i te’hîr denilir. ( a,g,e,s,329)

S.93- Muvâlât ne demektir?
C.93- Cem’ yapılırken, iki namazın ara vermeksizin peşi peşine kılınmasına muvâlât denir. ( a,g,e,s,333)

S. 94-Namaz ancak hangi nedenlerden dolayı kazaya kalabilir?
C.94-Uyku ve unutma gibi kişinin elinde olmayan durumlarda namazın kazaya kalması mazeret olarak kabul edilmiştir. ( a,g,e,s,335)

S. 95-Tertip sahibi kime denir. Tertip sahibi kimse kazaya kalmış namazlarını nasıl kılar?
C.95- Tertip sahibi, o zamana kadar altı vakit veya daha fazla namazı kazaya kalmamış kimseye denir. Namazı kaza edecek kişi tertip sahibi ise kaza namazı ile vakit namazı arasında sıraya uyması gerekir. Tertip sahibi değilse bu namazı kaza etmeden diğerlerini kılabilir. ( a,g,e,s,338

S. 96-Sehiv secdesi ne anlama gelir?
C.96- Sehiv “yanılma, unutma ve dalgınlık” gibi anlamlara gelir. Buna göre sehiv secdesi, yanılma, unutma veya dalgınlık gibi durumlar yüzünden namazın vaciplerinden birini terk veya tehir etme durumunda, namazın sonunda yapılan secdelere denilir. ( a,g,e,s,339)

S. 97-Sehiv secdesi nasıl yapılır?
C.97- Son oturuşta “Tahiyyât” duası okunup iki yana selâm verildikten sonra iki secde daha yapılır ve oturulur. Bu oturuşta Tahiyyât duası, “salavat (Salli ve Bârik)” ve “Rabbenâ âtinâ” duası okunarak, her zamanki gibi önce sağa sonra sola selâm verilir. ( a,g,e,s,340)

S.98-Kefen-i sünnet nedir?
C.98- Erkeğin kefeni, biri gömlek (kamîs) yerini, biri etek (izâr) yerini ve biri de sargı-bürgü (lifâfe) yerini tutmak üzere yensiz ve yakasız, etrafı dikişsiz üç kat bez; kadının kefeni ise bu üç kata ilâve olarak bir başörtüsü ve bir de göğüs örtüsü olmak üzere beş kat bezdir. Bu söylenen sünnet üzere kefenleme için gereken parça sayısıdır (kefen-i sünnet). ( a,g,e,s,359)

S.99- Kimlerin cenaze namazı kılınmaz?
C.99–1.Anasını veya babasını kasten öldüren kimselerin
2.Çatışma esnasında öldürülen eşkıyanın, teröristlerin ve soyguncuların
3.Yanlışlıkla veya dayanılmaz bir ağrı ve acıdan dolayı olmadıkça, bilerek kendini öldüren yani intihar eden kimsenin
4.İrtidad ederek Müslümanlıktan çıkmış olan kimsenin cenaze namazı kılınmayacağı gibi, Müslüman mezarlığına da defnedilmez. ( a,g,e,s,364–365)

S.100- Dünyevî ve uhrevî hükümler bakımından şehitleri kaç kısımda değerlendirebiliriz?
C.100- İslâm hukukçuları ilgili hadislerden yola çıkarak dünyevî ve uhrevî hükümler bakımından şehitleri üç kısımda değerlendirmişlerdir.
1. Hem dünya hem âhiret hükümleri bakımından şehit sayılanlar.
2. Sadece dünya hükümleri bakımından şehit sayılanlar.
3. Sadece âhiret hükümleri bakımından şehit sayılanlar. ( a,g,e,s,377–380)

” Siyer” Bölümü(KAYNAK: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali)
S1: Yüce Allah emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmek için gönderdiği peygamberlerin ilki kimdir?
C1: Hz. Âdem (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sayfa 507)

S2: Peygamber efendimizin annesinin, babasının adını ve soyunun kime dayandığını sırasıyla yazınız?
C2: Âmine, Abdullah, Hz. İbrahim. (a.g.e.S:507)

S3: Peygamber efendimiz kaç yılında ve hangi ayda dünyaya gelmiştir?
C3: 571 yılında Rebi-ül evvel ayının 12. gecesi(a.g.e.S:507)

S4: Peygamber efendimizin dedesinin adı nedir?
C4: Abdulmuttalip. (a.g.e.S:507)

S5: Muhammed adının anlamı nedir?
C5: Yerde ve gökte övülen. (a.g.e.S:508)

S6: Hazreti Muhammedin süt annesinin adını ve hangi kabileye bağlı olduğunu yazınız?
C6: Halime,Sad Oğulları Kabilesi (a.g.e.S:508)

S7: Peygamber efendimizin süt bacısının adı nedir?
C7: Şeyma. (a.g.e.S:508)

S8: Hz. Halime peygamber efendimize kaç yasına kadar süt anneliği yapmıstır?
C8: 5 yaşına kadar (a.g.e.S:508)

S9: Hz. Abdullahın kabri nerededir?
C9: Medinededir. (a.g.e.S:508)

S10: Hz. Amine eşini ve akrabalarını ziyaret ettikten sonra Medineye giderken hastalandığı yer neresidir?
C10: Ebva Köyü. (a.g.e.S:509)

S11: Ümmü Eymen kimdir?
C11: Hz.Aminenin hizmetçisidir(a.g.e.S:509)

S12: Hz. Muhammedin annesi vefat ettiğinde kendisi kaç yasında idi?
C12: 6 Yasında (a.g.e.S:509)

S13: Dedesi Abdulmuttalibin vefatı ile Hz. Muhammede hangi amcası bakmıştır?
C13: Ebu Talip (a.g.e.S:509)

S14: Peygamber efendimize güvenirliliğinden dolayı halk arasında ona ne ad verilirdi?
C14: Muhammed-ül emin (a.g.e.S:509)

S15: Peygamber efendimizin hakemliğini yaptığı taşın adı nedir?
C15: Hacer-ül Esved(a.g.e.S:509)

S16: Peygamber efendimizin ilk eşi kimdir?
C16: Hz.Hatice(a.g.e.S:510)

S17: Peygamber efendimize peygamberlik kaç yılında ve nerede gelmiştir?
C17: 610 Yılında Hira Dağında. (a.g.e.S:510)

S18: İlk vahiy hangi ayetlerdir?
C18: Alak Süresinin ilk 5 ayeti. (a.g.e.S:510)

S19: Peygamberimize ilk inanan ve onunla ilk namazı kılan kişi kimdir?
C19: Hz. Hatice. (a.g.e.S:511)

S20: İlk Müslümanlar kimlerdir?
C20: Hz. Hatice, Hz. Ali, Zeyd b. Harise ve Hz. Ebubekir. (a.g.e.S:511)

S21: Hz. Peygamber’in insanları ilk defa İslam’a davet etmek için konuşma yaptığı yer neresidir?
C21: Mekke’de bulunan Safa tepesidir. (a.g.e.S:511)

S22: Vahyin gelişinin 6. yılı idi. Peygamber Efendimiz safa tepesinde Ebu Cehil tarafından hakarete uğradı bunun ardından olay Peygamberimizin amcasına anlatıldı. Olaya çok kızan amcası da henüz Müslüman değildi ve Ebu Cehil’in bu sözlerine karşılık Ebu Cehil’e bir tokat atarak aynen şu cevabı verdi ;”Ben de yeğenimin inancını paylaşıyorum” diyen Efendimizin amcası kimdir?
C22: Hz. Hamza (a.g.e.S:513)

S23: Peygamber efendimizi öldürmekle görevlendirilen ve yolda giderken bazı olaylarla karşılaşınca Müslüman olan sahabi kimdir?
C23: Hz. Ömer.(a.g.e.S:514)

S24: Bilal-i habeşi”yi hürriyetine kavuşturan sahabi kimdir?
C24: Hz. Ebubekir(a.g.e.S:515)

S25: Müslümanlara karşı yapılan boykot ile hangi kararlar alınmıştır?
C25: Müslümanlar ile alış veriş edilmeyecek ve kız alıp verilmeyecektir.(a.g.e.S:515)

S26: Boykot karalarını yazan ve Kabe’nin duvarına bu kararları asan müşrik kimdir?
C26: Mansur b. İkrime.(a.g.e.S:515)

S27: Boykot kararını müşrikler kaç yıl sürdürdüler?
C27: 3 Yıl sürdürdüler.(a.g.e.S:515)

S28: Boykot yıllarında ve daha öncesinde Besmele yerine ne kullanılırdı?
C28: Bismikellahümme.(a.g.e.S:515)

S29: İslam tarihinde Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye göçüne ne ad verilir?
C29: Hicret.(a.g.e.S:515)

S30: Müşriklerin İslam’ı yok etmek için toplandıkları yerin adı nedir?
C30: Darunnedve(a.g.e.S:516)

S31: Peygamberimizi öldürme kararı alan müşrikler Peygamberimizin evini kuşattıklarında yatağında kimi buldular?
C31: Hz. Aliyi.(a.g.e.S:516)

S32: Peygamber Efendimizin müşriklerden saklandığı mağaranın adı nedir?
C32: Sevr Mağrası.(a.g.e.S:516)

S33: Peygamber Efendimizin hicrette yol arkadaşı kimdir?
C33: Hz. Ebubekir.(a.g.e.S:510)

S34: İslam tarihinde ilk yapılan ve Peygamber Efendimizin de işçilik yaptığı mescidin adı nedir?
C34: Kuba Mescidi(a.g.e.S:517)

S35: İlk cuma namazının kılındığı yer neresidir?
C35: Salimoğulları Yurdu.(a.g.e.S:517)

S36: Peygamber Efendimizi Medine’de evinde misafir eden sahabi kimdir?
C36: Ebu Eyyüb el- Ensari(a.g.e.S:517)

S37: Peygamber Efendimizi, Ebu Eyyub el-Ensari’nin evinde ziyaret edip orada Müslüman olan kişi kimdir?
C37: Abdullah b. Selam.(a.g.e.S:518)

S38: Peygamber Efendimizin yaptırdığı ve bugün kabrinin bulunduğu mescidin adı nedir?
C38: Mescid-i Nebi (Nebevi). (a.g.e.S:518)

S.49: Mekke’den göç ederek Medine’ye gelen Müslümanlara ne ad verilir?
C.39: Muhacir. (a.g.e.Sa:519)

S.40: Mekke’den gelen yerli halka ev sahipliği yapan Müslümanlara ne ad verilir?
C40: Ensar. (a.g.e.S:519)

S41: Mekke kaç yılında fethedildi?
C41: 630 yılında fethedildi. (a.g.e.S:521)

S42: Kâbe’ye verilen diğer ad nedir?
C42: Harem-i Şerif. (a.g.e.S:522)

S43: Peygamber Efendimiz hastalandığında Mescid-i Nebi”ye imamlık için kimi görevlendirmiştir?
C43: Hz. Ebubekir. (a.g.e.S:524)

S44: Peygamber Efendimiz kaç yılında vefat etmiştir?
C44: 632 (8 Haziran). (a.g.e.S:525)

S45: Peygamber Efendimizin kabrinin bulunduğu yere ne ad verilir?
C45: Ravza-i Mutahhara. (a.g.e.Sayfa:525)

S46: Peygamber Efendimizin kaç çocuğu vardır ve isimleri nelerdir?
C46: 7 çocuğu vardır, isimleri ise; Kasım, Abdullah, İbrahim, Zeynep, Ümmügülsüm, Rukiye ve Fatma”dır. (a.g.e.S:525)

S47: Peygamber Efendimizin hangi çocuğu kendisinden sonra vefat etmiştir?
C47: Hz. Fakıma. (a.g.e.Sayfa:526)

S48: Sahabeler Hz. Aişe annemize gelerek “Alah Resulünün ahlakı nasıldı?” diye sordular. Hz. Aişe annemiz cevaben ne demiştir?
C48: “O’nun ahlakı Kur’an idi…(a.g.e.S:527)

S49:”Ey Muhammed! Vallahi sen bize hiç yalan söylemedin, fakat biz sana uyarsak yerimizden olacağız, bundan dolayı iman etmiyoruz.”diye itirafta bulunan kişinin adı nedir?
C49: Haris b. Amir (a.g.e.S:528)

S50:Hudeybiye barış antlaşmasının şartlarından biri de; Mekkelilerden biri Müslüman olsa bile eğer müslümanlara sığınırsa geri verilecek, Mekkelilere sığınan olursa geri verilmeyecekti. Bu antlaşma maddesi henüz imza altına dahi alınmamış fakat söz olarak geçilmişti. Ebu Cendel ise Mekkelilerden kaçmış Müslümanlardandı. Antlaşma imzalanmamasına rağmen Peygamber Efendimizin Ebu Cendel’e ;”Sen sabırlı ol. Allah sana kurtuluş yolu açacaktır” demiş, ve onu iade etmenin işaretini vermiştir. Burada Peygamber efendimizin hangi özelliği öne çıkmaktadır?
C50: Efendimizin doğruluğu. (a.g.e.S:530)

S51: Peygamber Efendimiz İslam’ın yayılması için büyük çabalar sarf etmiştir. Hz. Hatice anamız ve amcası Ebu Talip de ölünce müşriklerin eziyetleri daha da artmıştı.Efendimiz yanına Zeyd b. Harise’yi de alarak bir yere gitmiş ve orada taşlanmış ve Allah, Cebrail a.s.’ı emrine vermiş; “sen iste dağları üstüne yıkayım” diyen Cebrail a.s.’a Efendimiz ;”Ben onu istemem, isterim ki onların soylarından da Allah’a iman eden nesiller gelsin” demiş.Buna göre ;
a)Burada meydana gelen olayın gerçekleştiği yerin adı nedir?
b)Bu olay Efendimizin hangi Ahlakını yansıtmaktadır?
C51:
a)Taif
b)Efendimizin merhametini. (a.g.e.S:530/531)

S52: Peygamber Efendimiz hayatı boyunca insanlığa ışık tutacak rehberliği bize yaşayarak göstermiştir. Çalışmayı övmüş rızık için helal yollardan nasip aramayı ibadet olarak bize söylemiş, tembellik ve miskinlikten dualarda Allah’a sığınmamızı bize öğretmiştir. Çalışmamanın sonucu olarak insan muhakkak muhtaç hale gelecek ve istemeye başlayacaktır. Böyle durumlardan Efendimiz hiç hoşnut olmamıştır. Bu durum aşağıdakilerden hangisidir?

a)Zekat talep etme
b)Sadaka talep etme
c)Yardım talep etme
d)Dilenme
C52: “d” (a.g.e.S:533)

S53: Bir gün Hz. Hasan Efendimiz mübarek ağzına zekat hurmalarından bir hurma atarak tam yerken Efendimiz; “ Tükür,tükür” diyerek Hz. Hasan Efendimizin bu hurmayı yemesine engel olmuştur.Bu hurmanın yenmesine engel olan durum nedir?
C53: Sadakayı kabul etmedikleri içindir. (a.g.e.S:534)

S54: Bir gün Peygamberimizin huzuruna biri gelir ve Allah’ın Peygamberinin karşısında olduğu hissi ile titremeye başlayınca, Peygamberimiz; “Sakin ol! Ben bir hükümdar değilim. Ben Kureyş Kabilesinden kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum” der. Bu hadis Peygamberimizin Güzel ahlakının hangi boyutunu dile getirmekedir?
C54: Peygamberimizin alçak gönüllü oluşunu ifade eder. (a.g.e.S:536)

S55: Peygamberimizin 10 yıl hizmetinde bulunan ve bu süre içerisinde “Bana bir gün bile “öf” demedi. Yapmadığımı neden yapmadın, yaptıklarıma da neden yaptın” demedi diyen sahabe kimdir?
C55: Hz. Enes (a.g.e.S:536)

S56: Müslüman olmamış Arap toplumu birkaç günü birbirine ekleyerek oruç tutalardı.Onların bu tuttukları orucun adı nedir? Peygamber efendimiz böyle tutulan orucu tasvip etmiş midir? Müslümanların Ramazan ayı dışında tuttukları oruçları nasıl tutmalarını istemiştir?
C56: Arapların tuttukları bu oruca “savm-ı visal” denilirdi. Peygamber efendimiz peş peşe oruç tutmak değil, Hz. Davut Peygamber gibi oruç tutmayı tavsiye etmiştir. (a.g.e.S:543)

S57: Hz. Ebu Bekir Peygamberimize; “Ey Allah’ın Resulü görüyorum ki saçlarınız ağarmış” dedi ve Allah Resulü de dört süre sayarak bu sürelerin saçlarını ağarttığını söylemiştir.Bu saydığı dört süre hangileridir?
C57: Hud, Vâkıa, Mürselât, Amme.(a.g.e.S:544)

S58: Allah Resulünü yaşlandıran, saçını ağartan bu sürelerdeki en hassas nokta ve en zor olan yaşam tarzı hangisidir?
C58: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Diyanet İlmihali cilt:2 S:555)

S59: Peygamberimiz hayatı örnektir tüm insanlık için. Bunu da kendisi; insanlarda eksik olan bir yönü bir güzelliği tamamlamak için gönderildiğini söylemiştir. Peygamberimiz kendisinin neyi tamamlamak üzere gönderildiğini yazınız.
C59: Güzel Ahlakı. (a.g.e. c:2 ,S:555)

S60: Üsve-i Hasene ne demektir?
C60: Güzel örnek (a.g.e. c:2 ,S:555)

S61: Hz. Peygamber Efendimizin söylediklerinin tersi bir hareketi yaşam boyunca asla görülmüş değildir. Yapmadığı bir şeyi asla söylemez,O tam bir canlı Kur’an idi.Bu bağlamda kişi doğruluğu ile cenneti yakalama fırsatı olur.Zıt olarak ise münafıkların Cehennemin en dibinde olmalarının (Nisa:145) sebebi nedir? Kur’undan ayet ile örnek veriniz.
C61: Saf süresi 3. ayet “Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük bir öfkeye sebep olur”. (a.g.e. c:2 ,S:556)

S62: Kur’an-ı Kerim’de bir kaç ayette Peygamberimiz ikaz edilmiş, Allah Resulü bu ayetleri en ufak bir komplekse kapılmadan halka bildirmiş ve namazlarda dahi okunmasına müsaade etmiştir.Tarihte kendine ikaz olan sözlerin okunmasını ibadet sayan başka bir örnek yoktur. Bu ikaz ayetlerinin olmasının en büyük hikmeti nedir?
C62: Allah Resulünün de kul olduğu, hata edebileceği ve en önemlisi onun ilah olmadığını gösterir. (Diyanet İlmihali cilt:2 S:556)

S63: “Biz vaktiyle Câhiliye halkı olarak putlara tapar, ölü hayvan eti yerdik. Bir sürü edepsizlikler yapardık; yakınlarımıza ilgisiz kalır, komşularımıza kötülük ederdik. Güçlü olanlarımız zayıfları ezerdi. İşte Allah bize Peygamberimizi göndermezden önceki halimiz bu idi… O Peygamber bize doğruluğu öğretti; emanete sadık kalmayı, akrabamıza ilgi göstermeyi, komşularımıza iyi davranmayı, insanların haklarına ve hayatlarına saygılı olmayı emretti. Çirkin davranışları, yalancı şahitliği, yetim malı yemeyi, namuslu kadınlara iftira atmayı yasakladı.” (Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 202) Mekke’de müşriklerin dayanılmaz boyutlara ulaşan baskısı karşısında Habeşistan’a sığınan Müslümanların sözcüsü olarak konuşan sahabe kimdir?
C63: Ca’fer b. Ebu Talip (a.g.e. c:2 ,S:556)

S64: Peygamber kelime olarak ne anlama gelir?
C64: Haber götüren manasındadır. (Ömer Nasuhi Bilmen B.İ. İlmihali Sayfa 46)

S65: Resul kelimesinin manasını açıklayın.
C65: Kendilerine kitap indirilen Peygamberlere denir. (a.g.e.S:46)

S66: Nebi kelimesinin manasını açıklayın.
C66: Kendisine kitap indirilmeyen kendinden önceki peygamberin şeriatına uyan peygamberdir. (a.g.e.Sayfa:46)

S67: Peygamberlerde olması gereken vacip sıfatlar hangileridir?
C67: Sıdk, Emanet, Tebliğ, Fetanet, İsmet. (a.g.e.S:47)

S68: İsmet sıfatı ne manaya gelir?
C68: Günahlardan korunmuş demektir. (a.g.e.S:47)

S69: Fetanet sıfatı ne manaya gelir?
C69: (Çok)Akıllı ve zeki demektir. (a.g.e.S:47)

S70: Peygamberlerde caiz sıfatlar nelerdir?
C70: Peygamberlerde caiz sıfatlar; onlar da diğer insanlar gibi yer, içer, uyur v.s . (a.g.e.S:47)

S71: Kur’an-ı Kerim’de kaç tane peygamber adı geçmektedir?
C71: 25 Peygamber. ( 3’ ü ihtilaflıdır)(a.g.e.S:47)

S72: Kur’an’da adı geçipte Peygamber oldukları ihtilaflı olan kaç isim vardır, adları nelerdir?
C72: 3 kişi vardır. Adları; Zu’l Karneyn, Lokman, Uzeyr. (a.g.e.S:48)

S73: Hz Adem’den Hz Muhammed’e kadar tüm Peygamberler Tevhit dinini getirmişlerdir. Tevhit dininin kaç esası vardır ve nelerdir?
C73: Tevhidin 6 esası vardır. Bunlar; Allah’a, Kitaplarına, Peygamberlerine, Meleklerine, Ahiret gününe iman etmek, Kaza ve Kadere iman etmektir. (a.g.e.S:48)

S74: Allah Peygamberlerine mucize göstermelerine izin vermiştir. Mucize’nin gerçek olup olmadığı neyle anlaşılır?
C74: Peygamberden toplum bir mucize istediğinde o Peygamberin istenileni göstermesidir. (a.g.e.S:48)

S75: İstidrac ne demektir?
C75: İnanmayan şahısların olağanüstü olaylar göstermesidir. (a.g.e.S:48)

S76: Peygamber Efendimizin en büyük mucizesini söyleyiniz.
C76: Kur’an-ı Kerim. (a.g.e.S:48)

S77: Peygamber Efendimize bir fetih sonrası kızarmış et ikram edilmiş fakat ikram eden kadın eti zehirlemiş, Efendimiz mucize olarak olayı öğrenmiş, Kadın’a neden zehirlediğini sormuş, o da; eğer Peygamberse zarar vermez yok değilse ölür biz de kurtuluruz demişti.Bu olay hangi fetih sonrasında yaşanmıştır?
C77: Hayberin fethinden sonra Hayber halkından bir kadın yapmıştır. (a.g.e.S:49)

S78: Hz Peygamber Efendimiz diğer Peygamberlerden farklı olarak bir takım özellikleri mevcuttur. Bu özellikleri söyleyiniz.
C78: Efendimiz Âlemlere Rahmet olarak gönderilmiştir, Peygamberimizin getirdiği din son dindir, Kendisi de son peygamberdir, ümmeti en kalabalık olandır. (a.g.e.S:49)

S79: Müseylemet-ül Kezzap ne demektir?
C79: (Müslümancık)Yalancı Peygamber demektir. (a.g.e.S:48)

S80: Vahiy sözlükte ne demektir?
C80: Süratli söz, işaret ve ilham. (a.g.e.S:38)

S81: Vahy-i hafi ve ya Vahy-i Gayri Metluv ne demektir?
C81: Kelime olarak gizli vahiydir. Istılahta ise Allah’ın Peygamberine doğrudan kalbine vahyi yerleştirmesidir. (a.g.e.S:48)

S82: Vahy-i Metluvv ne demektir?
C82: Cebrail a.s.’ın direkt olarak peygambere vahiy sözlerini okumasıdır. (a.g.e.S:38)

S83: İlham ne demektir? Vahiyle karşılaştırınız.
C83: İlham Allah’ın veli kuluna gelir. Vahiy Peygamberlere gelir. İlhamda bağlayıcılık yoktur. Vahiy kesin bağlayıcıdır. İlham veli içinde gizli kalır ve ya kalabilir vahiyin duyurulmak zorunluluğu vardır çünkü geneli ilgilendirir. (a.g.e.S:39)

S84: Kendilerine Kitap verilmeyip sahifeler verilen peygamberleri yazınız.
C84:
10 sayfa Adem a.s.
50 sayfa Şit a.s.
30 sayfa İdris a.s.
10 sayfa İbrahim a.s. (a.g.e.S:38)

S85: Büyük Kitap verilen Peygamberleri söyleyiniz.
C85:
Zebur ;Davud . a.s.
Tevrat;Musa . a.s.
İncil;İsa a.s.
Kur’an;Muhammed a.s..verilmiştir. (a.g.e.S:39)

S86: Ahd-i atik hangi kitaptır?
C86: Tevrat . (a.g.e.Sayfa:40)

S87: Ahd-i cedid hangi kitaptır?
C87: İncil. (a.g.e.S:38)

S88: Peygamber Efendimize Kur’an 23 yılda inerek tamamlanmıştır. Ve Kur’an 114 süredir. Bir bölümü Mekke’de bir bölümü Medine’de inmiştir. Mekke’de kaç sure Medine’de kaç sure inmiştir.
C88: Mekke’de 87, Medine’de 27 sure inmiştir. (a.g.e.S:41)

S89: Peygamber Efendimizin vahiy kâtiplerini söyleyiniz.
C89: 4 Büyük Halifeler, Zeyd b. Sabit, Ubeyy b. Kaab, Halid b. Ebi Sufyan . (a.g.e.S:42)

S90: Peygamber Efendimiz Veda Haccı’nı kaç yılında yapmıştır?
C90: M. 632 Yılında (a.g.e.S:522)

S91: Peygamber Efendimiz 124000 müslümana hitaben yaptığı Veda Hutbesini yer olarak Mekke’nin hangi bölgesinde yapmıştır?
C91: Arafat’ta (a.g.e.S:523)

S92: Veda hutbesinin ardından hangi ayetler nazil olmuştur?
C92: “Bu gün sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve size din olarak İslam’ı seçtim.(Maide.3) (a.g.e.S:523)

S93: Veda Hutbesi kardeşlik noktasında bizlere büyük mesajlar vermektedir. Buradan yola çıkarak kardeşlik ilkesinin en önemli noktası neresidir ve insanları Allah katında nasıl değerlendirmektedir?
C93: Veda Hutbesi’nde en önemli kardeşlik vurgusu “Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız” ifadesidir. Bunun yanında Allah katında üstünlük ırk, kabile, millette değil sadece Allah’a karşı sorumluluk hissi ile iyi davrananların derece bakımından üstün olduğunu söylemektedir. (a.g.e.S:523)

S94: Peygamber Efendimiz vefatı yaklaşınca bir süre mescide gidememişti. Bu süre ne kadardır ve yerine namazları kim kıldırmıştır?
C94: Peygamberimiz hastalandığında mescide 3 gün gidememiş ve namazları Hz. Ebu Bekir efendimiz kıldırmışlardır. (a.g.e.S:524)

S95: Peygamber Efendimiz hastalandığında ashabına şöyle dedi; “ Biliniz ki, sizler bana yine kavuşacaksınız. Buluşacağımız yer Kevser Havuzunun kenarıdır.Her kim orada benimle kavuşmak isterse…” diyerek devam ettikleri sözlerinde kavuşmanın şartı olarak bazı şeyler söylemişti.O sözleri söyleyiniz.
C96: Hadis’in devamı şöyledir; “… elini ve dilini lüzumsuz iş ve sözden korusun.” (a.g.e.S:525)

S97: Allah Resulü vefatının vakti yaklaştığında ashabına “Ben haberini aldım Allah’a gidiyorum” demiş fakat, bir şey için üzüldüğünü ve bir şey için de sevindiğini söylemişti.Sevindiği ve üzüldüğü şeyleri söyleyiniz.
C97: Sevgili Peygamberimiz ; “Ümmetinden ayrılacağı için üzüldüğünü, Allah’a kavuşacağı için de sevindiğini” söylemişlerdir. (a.g.e.S:525)

S98: Peygamberimizin cemaatle namaz kıldığı son vakit hangisidir?
C98: Sabah namazı. (a.g.e.S:525)

S99: Peygamberimiz vefat etmeden önce duası nasıl olmuştur?
C99: “Ya Rabb! Ölüm şiddetine karşı bana kolaylık ver, canımı tatlılıkla al” diye dua etmişlerdi. (a.g.e.S:525)

S100: Peygamber Efendimiz vefatı esnasında şahadet parmağını yukarı doğru kaldırarak son olarak ne demişti?
C100: Refik-i Â’lâ’ya ((ile) “er Rafiku-l E’la” Yüce Dost’a) (a.g.e.S:525)

 Zekat ve Ticaret Ahlakı”(KAYNAK: T.D.V.İslam ilmihali; Ankara 2010; s.422-509.)
S.1-Zekât ne zaman, nerede farz kılındı?
Cevap.1: Hicretin 2.yılında, Medine de farz kılındı.(ilmihal 1.cilt. Sf:422)

S.2-Zekâtın kelime anlamı nedir?
Cevap.2: Artma, çoğalma, arıtma ve berekettir. .(ilmihal 1.cilt. Sf:422)

S.3-Zekât kimlere farzdır?
Cevap.3: Müslüman, hür, akıllı, baliğ, tabii ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıftaki mala tam bir mülkiyetle malik olan ve bu malik oluşunun üzerinden bir senesi geçen kimselere farzdır. Fakihlerin çoğunluğuna göre akıl hastalarının ve çocuğun malları zekâta tabidir. .(ilmihal 1.cilt. Sf:426)

S.4-Nisab nedir?
Cevap.4: zenginliğin ölçüsü sayılan miktara ve alt sınıra denir. Dinimizin koyduğu bir ölçüdür. Borcundan ve asıl ihtiyaçlarından başka bu kadar malı veya parası olan kimse dinen zengin sayılır. (ilmihal 1.cilt. Sf:426)

S.5-Hangi mallar zekâta tabidir?
Cevap.5: Beş sınıf mal zekâta tabidir. Para(altın, gümüş vb),ticaret malları, toprak ürünleri, hayvanlar, define ve madenler. (ilmihal 1.cilt. Sf:438)

S.6-Nisap miktarları ne kadardır?
Cevap.6: Gümüşte 200 dirhem, altında 20 miskal, hayvanlarda 5 deve,30 sığır, 40 koyun, toprak ürünlerinde 5 vesk (buğdayda 653 kg) (ilmihal 1.cilt. Sf:440)

S.7-Havelanü’l-havl ne demektir?
Cevap.7: Zekâta tabi mallarda aranan şartlardan biridir. O malın üzerinden bir kameri yılın geçmiş olması şartıdır. Para, ticaret malları ve hayvanlarda bu şart aranır. Toprak mahsulleri, maden ve definelerde aranmaz.

S.8- Zekâtın kimlere verileceği hangi ayette bildirilir?
Cevap.8: Tevbe suresi 60. Ayetinde ayrı ayrı sayılmıştır. (ilmihal 1.cilt. Sf:476)

S.9- Zekâtın sarf yerleri nelerdir?
Cevap.9: Fakirler ve miskinler, amiller, müellefe-i kulub, rikaab, borçlular, fi sebilillah, ibnüssebil (ilmihal 1.cilt. Sf:477)

S.10- Zekâtın sekizinci sarf yeri olan ibnüssebil tabiri ne demektir?
Cevap.10: Yolcu, yola çıkmış, memleketinde malı olmakla birlikte bulunduğu yerde malı parası olmayan muhtaç duruma düşen kişidir. (ilmihal 1.cilt. Sf:487)

S.11- Hanefi’lere göre zekât alabilen fakir ve miskinler kimdir?
Cevap.11: Hiç malı olmayan yoksul kişiler, zaruri ihtiyaçları dışında nisap miktarının altında malı olan kişiler(ilmihal 1.cilt. Sf:477)

S.12-Zekât kimlere verilmez?
Cevap.12: 1-Ana, baba, eş ve çocuklar
2-Müslüman olmayanlar
3-Zenginler
4-Hz. Peygamberin yakınları(ilmihal 1.cilt. Sf:491)

S.13- Fıtır sadakasının dini bir terim olarak tarifi nedir?
Cevap.13: Ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velayetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mali bir ibadettir. (ilmihal 1.cilt. Sf:501)

S.14- Fıtır sadakası ne zaman farz kılındı?
Cevap.14: Hicri 2.yılın Şaban ayında zekâttan önce farz kılınmıştır. (ilmihal 1.cilt. Sf:501)

S.15- Fıtır sadakasının yükümlülük şartları nedir?
Cevap.15: Müslüman olmak, mal varlığı olmak (nisap miktarı mala sahip olmak), velayeti altında bulunan küçüklerin, akıl hastalarının fitresini vermek, vakit (Ramazan bayramının 1.günü fecrin doğuşu) (ilmihal 1.cilt. Sf:503

S.16- Fıtır sadakasını vakti ne zamandır?
Cevap.16: Hanefilerde fıtır sadakası Ramazan bayramını 1. Günü fecrin doğuşu ile (tan yeri ağarınca) vacip olur. (ilmihal 1.cilt. Sf:505)

S.17- Fıtır sadakası hangi cins yiyecek maddelerinden verilir?
Cevap.17: Buğday, arpa, kuru üzüm, hurma. Bu gıda maddelerinin kendisi verilebileceği gibi para olarak değerleri de verilir. (ilmihal 1.cilt. Sf:506)

S.18-Havaici asliye nedir?
Cevap.18: Bir insanın ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin muhtaç olduğu temel ihtiyaç maddelerine denir. (ilmihal 1.cilt.sf.431)

S.19-Zekât verilecek yedinci grup fi sebilillah kime denir?
Cevap.19: Allah yolunda demek olan bu tabir Allah rızasına uygun her türlü hayırlı işte çalışan, İslam’ı yüceltmek uğruna bilfiil cihada bulunan(ilmihal 1.cilt. Sf:487)

S.20- Zekâtın sekizinci sarf yeri olan ibnüssebil tabiri ne demektir?
Cevap.20: Yolcu, yola çıkmış, memleketinde malı olmakla birlikte bulunduğu yerde malı parası olmayan muhtaç duruma düşen kişidir. (ilmihal 1.cilt. Sf:487)

S.21- Hanefi’lere göre zekât borçları aynen mi yoksa kıymeti mi verilir?
Cevap.21: Zekât borçları o malların kendilerinden verilebileceği gibi kıymetleri de verilebilir. (ilmihal 1.cilt. Sf:472)

S.22-Koyunların zekât nispetleri ve zekât miktarı ne kadar?
Cevap.22: 1’den 39’a kadar zekâttan muaf
40’dan 120!ye kadar 1 koyun
121’den 200’e kadar 2 koyun
200’den 399’a kadar 3 koyun
400’den 500’e kadar 4 koyun(ilmihal 1.cilt. Sf:454)

S.23-Zekâtta mal ile ilgili şartlar nelerdir?
Cevap.23: 1- Tam mülkiyet
2- Nema (malın sahibine gelir, kar, fayda temin etmesi)
3- İhtiyaç fazlası olma
4- Nisap
5- Yıllanma
6- Borç karşılığı olmama(ilmihal 1.cilt. Sf:428)

S.24-Zekâtın geçerlilik şartları nelerdir?
Cevap.24: niyet ve temlik.(ilmihal 1.cilt. Sf:436)

S.25- Toprak ürünlerinde zekât nispeti ne kadardır?
Cevap.25: Toprak emek sarf edilmeden yağmur, nehir, dere ve bunların kanalları ile sulanıyorsa mahsulün 1/10 u, kova, dolap, motor veya ücretle alınan su ile sulanıyorsa 1/20 si verilir. (ilmihal 1.cilt. Sf:444)

Diyanet İlmihali 1. Cilt (100’den 200’e) ÖZETİ
S 1- Hades-i asgar ve hades-i ekber nedir?
C 1 – Abdest almaya Hades-i asgar , gusletmeye de hades-i ekber denir.

S 2 – Guslü gerektiren sebepler nelerdir?
C 2 – Cünüplük, hayız ve nifas halleri guslü gerektiren üç temel sebeptir.

S 3 – Ağır kaldırma, düşme, hastalık gibi sebeplerle meninin gelmesi cünüplük sebebi sayılır mı?
C 3 – Şâfiîler hariç fakihlerin çoğunluğu, cünüplük için meninin şehvetle gelmesini şart gördüklerinden cünüplük sebebi sayılmaz.

S 4 – Gusulde örgülü saçın çözülmeden sadece diplerine suyun ulaştırılması yeterli olur mu?
C 4 – Örgülü saçın çözülmesi şart olmayıp sadece diplerine suyun ulaştırılması yeterli olur.

S 5 – Boy abdesti alan kimsenin vücudunda iğnenin deliği kadar kuru yer kalmaması gerekir Diş dolgusu ve kaplama, ayrıca deri üzerinde olup suyun deriyle temasını önleyen ve izâlesinde de güçlük bulunan boya ve benzeri maddelerin hükmü nedir?
C 5 – Boya, hamur gibi maddeler guslün sıhhatine engel olmaz. Diş dolgu ve kaplaması da böyledir.

S 6 – Teyemmümü mubah hale getiren bir mazeret sebebiyle teyemmüm yapılmış da bu mazeret hali ortadan kalkmışsa, teyemmüm bozulmuş olur mu?
C 6 – Hastalık, tehlike, şiddetli soğuk, suyu elde edecek araç ve gerecin yokluğu gibi teyemmümü mubah hale getiren bir mazeret sebebiyle teyemmüm yapılmış da bu mazeret hali ortadan kalkmışsa, teyemmüm bozulmuş olur.

S 7 – Vakit çıkmamışsa kılınan namazın iadesi gerekir mi?
C 7 – Vakit çıkmamış bile olsa kılınan namazın iadesi gerekmez. Şâfiîler bu durumda iadeyi gerekli görür. Namaz vakti çıktıktan sonra ise iadenin gerekmediğinde görüş birliği vardır.

S 8 – Hayız, nifas ve istihâze ne demektir?
C 8 – Yetişkin bir kadının cinsel organından üç türlü kan gelir. Birincisi yaratılışları gereği belirli yaşlar arasında ve belirli periyotlarla gelen hayız kanıdır. İkincisi doğumdan sonra belirli bir süre gelen nifas (loğusalık) kanıdır. Üçüncüsü ise bu ikisi dışında kalan ve genelde bir hastalıktan kaynaklanan istihâze (özür) kanıdır.

S 9 – Adetin süresi ne kadardır?
C 9 – Hanefî mezhebine göre âdetin en az süresi 3, en uzun süresi 10 gündür. İki âdet arasında kalan en az temizlik süresi de 15 gündür.

S10 – Nifas süresi ne kadardır?
C11 – Hanefî ve Hanbelîler nifasın en uzun süresinin 40, Mâlikî ve Hanbelîler ise 60 gün olduğu görüşündedir. Bu süreler tamamlanmadan da nifas kanı kesilebilir. O zaman fiilî durum esas alınır ve kanın kesilmesiyle nifas hali dinen sona ermiş sayılır.

S12 – li-aynihî vâcip ve li-gayrihî vâcip namazlar hangileridir?
C12 – Vitir namazı, Ramazan ve Kurban bayramı namazları, her ne kadar namaz olmayıp bir secdeden ibaret olsa da Tilâvet secdesi Ayrıca çoğunluk tarafından sünnet kabul edilmekle birlikte, bazı Hanefîler’in vâcip saydıkları küsûf namazı da (güneş tutulduğunda kılınan namaz) li-aynihî vâcip namazlardır.
Nezir namazı, sehiv secdesi ve ifsat edilen nâfile namazın kazâsı li-gayrihî vâcip namazlardır.

S13 – Revâtib ve Regaib sünnetler nelerdir
C13 – Vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sünnetleri (revâtib) ifade etmekte, nâfile namazlar ise düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazları (regaib) ifade etmektedir.

S14 – Şurûtü’s-salât Erkânü’s-salât nedir?
C14 – Namazın şartlarına Şurûtü’s-salât , namazın rükünlerine de Erkânü’s-salât denir

S15 – Hurûc bi sun‘ih ne demektir?
C15 – Kişinin kendi isteği ve fiili ile namazdan çıkmasıdır Ebû Hanîfe’ye göre bir rükündür.

S16 – Erkek ve kadının avret mahalli neresidir?
C16 – Erkek için avret, yani örtülmesi gereken yerler, göbek ile diz kapağının arasıdır. Bu konuda biraz daha ihtiyatlı davranan Hanefîler diz kapaklarını da avret olarak kabul ederken, diğer üç mezhep, diz kapaklarını avret saymazlar. Kadın için avret, yüz, el ve ayak dışındaki bütün vücuttur. Onlar, yüzlerini namazda örtmedikleri gibi, ellerini ve ayaklarını da açık bulundurabilirler. Saçlarıyla beraber başları, bacakları ve kolları örtülü bulunur.

S17 – Kıbleden sapmanın azami ölçüsü ne kadardır?
C17 – Kâbe’nin bulunduğu noktadan 45 derece sağa ve sola sapmalar kıbleden sapma sayılmaz. Sapma derecesi daha fazla olursa “kıbleye yönelme” şartı aksamış olur.

S18 – Kıblenin ne tarafta olduğunu bilmeyen kimse, soracak birini bulamadığı takdirde kanaat getirdiği tarafa yönelerek namazını kılar. Namazı kıldıktan sonra kıblenin kendi yöneldiği tarafta olmadığı ortaya çıkarsa ne yapar?
C18 – Namazı kıldıktan sonra kıblenin kendi yöneldiği tarafta olmadığı ortaya çıksa bile, kendisi bu yöne ictihad ederek, yani birtakım alâmetlere dayanarak bu sonuca ulaştığı için, namazı yeniden kılması gerekmez. Fakat namaz esnasında kıble yönünü anlaması halinde, namazını bozmadan o tarafa yönelir ve namazını tamamlar.

S19 – İki kişi kıble cihetini araştırsa ve her biri ayrı bir yönün kıble olduğuna kanaat getirse, ne yaparlar?
C19 – Bu durumda bunlar birbirlerine uyarak cemaatle namaz kılamazlar. Her biri kendi tesbit ettiği kıbleye dönerek ayrı ayrı namazlarını kılarlar.

S20 – Beyâz-ı müsta‘razî nedir?
C20 – Sabaha karşı doğu ufkunda tan yeri boyunca genişleyerek yayılan bir aydınlık oluşur Bu ikinci fecre fıkıh literatüründe “enlemesine beyazlık” anlamında “beyâz-ı müsta‘razî”(Fecri sadık) denilir.

S21 – Fecr-i kâzib nedir?
C21 – Sabaha karşı doğuda tan yerinde ufuktan göğe doğru dikey olarak yükselen, piramit şeklinde, akçıl ve donuk bir beyazlıktır. (birinci fecir)

S22 – İsfâr, Taglis ve İbrâd ne demektir?
C22 – Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınmasına isfâr denir müstehaptır. Sadece kurban bayramının ilk günü Müzdelife’de bulunan hacıların o günün sabah namazını, ikinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken kılmaları daha faziletlidir buna taglis denir. Diğer üç mezhebe göre ise, sabah namazını her zaman bu şekilde erken kılmak daha faziletlidir.
Sıcak bölgelerde, yazın öğle namazını geciktirip serinlikte kılmak efdaldir buna da ibrâd denir

S23 – Fey-i zevâl neye denir?
C23 – Yere dikilen çıtanın güneş tam tepedeyken yere düşen gölgesinin uzunluğuna fey-i zevâl denir.

S24 – Zeval vakti, Asr-ı evvel ve asr-ı sânî ne demektir?
C24 – Güneşin tepe noktasındaki anına zeval vakti denir., Güneş tam tepedeyken eşyanın yere düşen gölge uzunluğu (fey-i zevâl) hariç, her şeyin gölgesi kendisinin bir misline çıktığı zamana “asr-ı evvel” denir. Her şeyin gölgesi (fey-i zevâl) hariç, kendisinin iki misline ulaştığı zamana asr-ı sânî denir

S25 – Örfî gündüz ve şer‘î gündüz nedir?
C25 – Normalde gündüz denilince, güneşin doğmasından batmasına kadar olan süre anlaşılır ki buna örfi gündüz denir. fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar olan süreye ise şer‘î gündüz denir.

S26 – İstivâ vakti ne zamandır?
C26 – Tam zeval vaktine, gündüzün bu ana kadar geçen süresi ile geri kalan süresinin birbirine eşitliği anlamına gelmek üzere “istivâ vakti” denir ki, güneş sanki herkesin başının üzerindeymiş gibi görünür. İşte namaz kılmanın câiz olmadığı vakit bu andır. Diğer görüşe göre ise, bu hususta şer‘î gündüz esas alınır. Şer‘î gündüzde ise, gündüz güneşin doğması ile değil, fecr-i sâdıkın doğması ile başladığı için istivâ vakti, zeval vaktinden biraz önceye denk gelir. Bu bakışa göre kerahet vakti, istivâ vakti ile zeval vakti arasındaki süredir.

S27 – İkindi namazının vakti ne zamandır?
C27 – Ebû Hanîfe’ye göre her şeyin gölge uzunluğu, kendi uzunluğunun iki katına çıktığı andan asr-ı sânî) itibaren, diğerlerine göre ise bir katına çaktığı andan (asr-ı evvel) itibaren başlar. Güneşin batmasına kadar devam eder.

S28 – Hiçbir namazın kılınamayacağı mekruh vakitler hangileridir?
C28 -
1. Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman şürûk zamanıdır ki bu da yaklaşık 40-45 dakikadır.

2. Güneşin tam tepe noktasında olduğu zaman (vakt-i istivâ).

3. Güneşin batma zamanı (gurûb). Gurup vakti, güneşin sararıp veya kızarıp artık gözleri kırpıştırmadan rahatlıkla bakılacak hale geldiği vakittir. Bu vakitte sadece, o günün ikindi namazının farzı kılınabilir.

S29 – Nâfile namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler hangileridir?

C29 -
1. Fecrin doğmasından sonra sabah namazının sünneti dışında nâfile namaz kılınmaz.

2. Sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar,

3. İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar,

4. Akşam namazının farzından önce,

5. Bayram namazlarından önce, ne evde ne camide,

6. Bayram namazlarından sonra, camide,

7. Arafat ve Müzdelife cem‘leri arasında,

8. Farz namazın vaktinin daralması durumunda,

9. Farza durulmak üzere kamet getirilirken (Sabah namazının sünneti bundan müstesnadır).

10. Cuma günü hatibin minbere çıkmasından cuma namazı bitene kadar nâfile namaz kılınmaz.

S30 – İftitah tekbiri cümlesinde “Allah” kelimesinin ilk harfi olan A harfini uzatarak “Âllah” yahut “Aallah” veya “Eallah” diye tekrarlayarak okunursa ne olur?
C30 – Bu şekilde okumak mânayı bozacağı için, farz yerine getirilmemiştir ve namaz geçersiz olur.

S31 – İmama uymak üzere alınan iftitah tekbirinin tamamen kıyam halinde alınmasının hükmü nedir?
C31 – Buna göre, rükû halinde bulunan imama uyacak olan kimse, kıyam halinde Allah deyip, ekber lafzını rükûa vardıktan sonra diyecek olsa, imama uyması sahih olmaz.

S32 – Ayakta durmaya gücü yettiği halde oturarak da namaz kılınabilir mi?
C32 – Nâfile namazlarda kişi, ayakta durmaya gücü yettiği halde oturarak da namaz kılabilir. Çünkü Kıyam; Farz ve vâcip namazlarda ve Hanefî mezhebinde benimsenen görüşe göre sabah namazının sünnetinde bir rükündür.

S33 – Namazlarda kıratın hükmü nedir?
C33 – Kıraat nâfile namazların, vitir namazının ve iki rek‘atlı namazların bütün rek‘atlarında, dört veya üç rek‘atlı farz namazların ise herhangi iki rek‘atında olması farzdır. Kıraatin ilk iki rek‘atta olması ise vâciptir. İkinci rek‘attan sonraki rek‘at veya rek‘atlarda Fâtiha sûresini okumak Hanefî imamlardan yapılan bir rivayete göre vâcip, diğer bir rivayete göre ise sünnettir.

S34 – Gizli ve Açık Okumanın Ölçüsü nedir?
C34 – Açıktan okumanın alt sınırı, bir başkasının işitebileceği derecede yüksek sesle okumak şeklinde, gizli okumanın üst sınırı ise en fazla kendi işiteceği şekilde okumaktır.

S35 – tuma’nîne, kavme, celse ne demektir hükmü nedir?
C35 – Rükû duruşunda ve secde duruşunda bir müddet beklemek (tuma’nîne). rükûdan doğrulup, secdeye varmadan önce uzuvları sakin oluncaya değin bir süre kıyam vaziyetinde beklemek (kavme). iki secde arasındaki oturuşa celse denir. Bunlar ta‘dîl-i erkânın birer parçası olduğundan, Ebû Yûsuf’a ve Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre farzdır. Ebû Hanîfe ve Muhammed’e göre ise vâciptir. Kavme ve celse namazın sünnetlerinde yer alır. Bu tume’nîne, kavme ve celse süresinin asgari ölçüsü “sübhânellâhi’l-azîm” diyecek kadar durmaktır.

S36 – Namazın vâcipleri nelerdir?
C36 – Ta‘dîl-i Erkân ve Namazdan Kendi Fiili ile Çıkmak çoğunluğa göre rükündur Hanefi de vaciptir.

1. Namaza “Allahüekber” sözüyle başlamak. Bu, çoğunluğa göre farzdır.

2. Nafile ve vacip namazların her rek‘atında, farz namazların ilk iki rek’atında Fâtiha sûresini okumak. Bu, çoğunluğa göre farzdır.

3. Farz namazların ilk iki rek‘atında, vâcip ve nâfile namazların her rek‘atında Fâtiha’dan sonra, zamm-ı sûre okumak. Çoğunluğa göre sünnettir.

4. Farz olan kıraati ilk iki rek‘atta yerine getirmek.

5. Fâtiha’yı, eklenecek sûreden önce okumak.

6. kıraati gizli okumak gerektiğinde gizli açık okumak gerektiğinde açık okumak

8. Secdede alın ile birlikte burnu da yere koymak.

9. Üç ve dört rek‘atlı namazlarda ikinci rek‘atın sonunda oturmak (ka‘de-i ûlâ = ilk oturuş).

10. Namazların gerek ilk, gerekse son oturuşunda teşehhütte bulunmak, yani Tahiyyât’ı okumak.

11. Namazın sonunda sağ ve sol tarafa selâm vermek (“es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah”

cümlesinin “es-Selâm” kısmını söylemek vâcip, “aleyküm ve rahmetullah” kısmını söylemek ise sünnettir).

12. Farzların sırasına riayet etmek (kıyamdan sonra rükû ve iki secdeyi peş peşe yapmak gibi).

13. Farz olan fiili geciktirmemek. Meselâ, birinci oturuşta Tahiyyât’ı okuduktan sonra, “Allahümme salli alâ Muhammed” diyecek kadar bir süre bekledikten sonra üçüncü rek‘ata kalkılacak olursa farz geciktirilmiş sayılır ve sehiv secdesi gerekir.

14. Vitir namazında Kunut duası okumak Ebû Hanîfe’ye göre vâcip, İmâmeyn’e (Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed) göre sünnettir.

15. Ramazan ve kurban bayramı namazlarının her iki rek‘atında ilâve (zâit) üçer tekbir almak (bayram namazının ikinci rek‘atında rükûa giderken tekbir almak da vâciptir. İkinci rek‘atta getirilen ilâve tekbirler rükûdan hemen önce olduğu için bu rek‘atta rükûa giderken alınan tekbir de vâcip sayılmıştır).

16. Sehiv secdesi yapılmasını gerektiren bir fiilde bulunulmuşsa sehiv secdesi yapmak

18. Namazdayken secde âyeti okunmuşsa tilâvet secdesi yapmak

S37 – İtimat, irsâl, tesmî, tahmîd, teavvüz, ne demektir?
C37 – İftitah tekbirinin hemen ardından el bağlamak (itimat). Bayram tekbirlerinin arasında elleri yanasalıvermek (irsâl). Rükûdan doğrulurken “Semiallahü limen hamideh” demek (tesmî‘).”Semiallahü limen hamideh” dedikten sonra, “Rabbenâ leke’l-hamd” veya “Allahümme rabbenâ leke’l-hamd” demek (tahmîd). Denir. ilk rek‘atta ve Sübhâneke’den sonra Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm demek (teavvüz).

S38 – Tıvâl-i mufassal nedir?
C38 – Uzun sûreler, tıvâl-i mufassal olarak anılır. Hucurât sûresi ile Bürûc sûresi arasındaki sûreler bu grupta yer alır.

S39 – Evsât-ı mufassal nedir?
C39- Orta uzunluktaki sûrelere de evsât-ı mufassal denir. Bürûc sûresi ile Beyyine sûresi arasındaki sûreler bu grupta yer alır.

S40 – Kısâr-ı mufassal nedir
C40 – Kısa sûreler ise, kısâr-ı mufassal diye anılır. Bunlar Beyyine sûresinden Nâs sûresine kadar olan sûrelerdir.

S41 – Yanılarak veya yanlışlıkla namazda konuşmak namazı bozarmı?
C41 – Namazda gerek bilerek gerekse yanılarak veya yanlışlıkla konuşmak namazı bozar. Hz. Peygamber’in ismi anıldığında salavat getiren kimsenin de namazı bozulur. cevap kastıyla Kur’an’dan bir âyeti okumak da insanlarla konuşma kapsamına gireceği için namazı bozar.

S42 – Tenahnuh nedemektir hükmü nedir?
C42 – Boğazı hırıldatmaktır. Özürsüz olarak tenahnuh etmek namazı bozar. Ancak sesindeki hırıltıyı giderip sesi güzelleştirmek, namazı bozmaz.

S43 – Namazda öksürmenin hükmü nedir?
C43 – Özürsüz olarak öksürmek veya öksürmeye çalışmak namazı bozar. Ancak herhangi bir zorlama olmaksızın doğal olarak öksürmek veya namazda olduğunu anlatmak ve yanlış okuyan imamı uyarmak için öksürmek namazı bozmaz.

S44 – Birinci oturuşu, son oturuş zannederek selâm veren ne yapar
C44 – Birinci oturuşu, son oturuş zannederek selâm vermek namazı ifsat etmeyip sadece sehiv secdesi yapmayı gerektirir ise de, kıldığı öğle namazını cuma namazı veya yatsı namazını teravih zannederek (veya kendisini seferî zannederek) selâm vermek, namazı kesmek kastı taşıdığı için namazı bozar.

S45 -Teressül veya irtisâl ve hadır neye denir?
C45 – Ezan okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir. Buna teressül veya irtisâl denilir. Kamet ise duraklama yapmaksızın seri okunur. Buna da “hadır” denilir.

S46 – Muhâzâtü’n-nisâ ne demektir?
C46 – Kadınların cemaatle namazdaki saf düzeni ve erkeklerde aynı safta veya hizada olması, ilmihallerde “muhâzâtü’n-nisâ” terimiyle ifade edilir.

S47 – Cemaat kaç kişiden oluşur?
C47 – Cemaatin en az sayısı imam ve ona uyan olmak üzere iki kişidir. Hatta uyan kişi çocuk da olabilir.

S48 – Cemaatte saf düzeni nasıldır?
C48 – İmama uyacak kişi sadece bir erkek ise imamın sağına durur. Birden çok iseler imamın arkasına dururlar. Tek kadın ise imamın arkasına durur. Cemaat çoksa önce erkekler safı, onun arkasında çocuklar safı ve onun arkasında kadınlar safı olacak şekilde yapılır.

S49 – Muktedî, müdrik, lâhik, mesbûk nedir?
C49 – İmama uyan kişiye muktedî, namazı tamamen imamla birlikte kılan kimseye müdrik, İmamla birlikte namaza başlamasına rağmen, namaz esnasında başına gelen bir durum sebebiyle namaza ara vermek zorunda kalan ve bu sebeple namazın bir kısmını imamla birlikte kılamayan kimseye lâhik, İmama namazın başında değil, birinci rek‘atın rükûundan sonra, ikinci, üçüncü veya dördüncü rek‘atlarda uyan kimseye mesbûk denir. Son rek‘atın rükûundan sonra imama uyan kimse bütün rek‘atları kaçırmış olur.

S50 – Cemaate Gitmemek İçin Mazeret Sayılan Haller nelerdir?
C50 – Hastalık, Korku, Olumsuz hava şartları, Abdestin sıkışık durumda olması, Farz olan ilmî araştırma ve eğitim öğretimle meşguliyet, Bedenî ârızalar.

S51 – Müdrik, Lahik, Mesbuk ne demektir?
C51 – Namazı tamamen imamla birlikte kılan kimseye müdrik denir. İmamla birlikte namaza başlamasına rağmen, namaz esnasında başına gelen bir durum sebebiyle namaza ara vermek zorunda kalan ve bu sebeple namazın bir kısmını imamla birlikte kılamayan kimseye lâhik denir. İmama namazın başında değil, birinci rek‘atın rükûundan sonra, ikinci, üçüncü veya dördüncü rek‘atlarda uyan kimseye mesbûk denir.

S52 – Cuma Namazının Vücûb Şartları nelerdir?
C52 – Erkek olmak, mazeretsiz olmak (Hastalık, kör veya kötürüm, uygun olmayan hava ve yol şartları,Korku). Hürriyet. İkamet

S53 – Cuma Namazının Sıhhat Şartları nelerdir?
C53 – Vakit, Cemaat, şehir, cami, izin, hutbe

S54 – Hutbenin şartları nelerdir?
C54 – 1. Vakit içinde okunması. 2. Namazdan önce olması. 3. Hutbe niyetiyle okunması. 4. Cemaatin huzurunda irad edilmesi. 5. Hutbe ile namaz arasının, yiyip içmek gibi namaz ve hutbe ile bağdaşmayan bir şeyle kesilip ayrılmaması.

2011 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 9 ” Diyanet İlmihali Hac ve karışık soru ve cevpaları 1″

1-Umresiz olarak yapılan farz, vacip veya nâfile hacca ne ad verilir?

Haccı İfrat

2-Fıkıh âlimleri sünneti hüküm itibariyle kaça ayırmışlardır?

Süneni Hüda, Süneni Zevaid

3-Hz. Peygamberin Siretini ilk yazan kimdir?

Muhammed B. İshak

4-Umresiz olarak yapılan farz, vacip veya nâfile hacca ne ad verilir?

Haccı İfrad

5-Hac da yapılması Günah Olan Ve Başkalarına Zarar Veren Konulardaki Yasaklar nelerdir?

Füsuk, Cidal

6-İslam âlimlerinin peygamberimizden sonraki bir dönemde dini bir meselenin hükmü üzerinde ittifak (fikir birliği)etmelerine ne ad verilir?

İcma

7.İlk Türkçe hutbe kim tarafından, nerede ve ne zaman okunmuştur?

1932 . Süleymaniye Sadettin KAYNAK

8-Hac da yapılması Günah Olan Ve Başkalarına Zarar Veren Konulardaki Yasaklar nelerdir?

Füsuk, Cidal

9-Kitap, sünnet veya icmada hükmü bulunmayan herhangi bir meseleye, aralarındaki illet birliği sebebiyle bu kaynaklardan birinde yer alan konunun hükmünü vermeye ne denir?

Kıyas

10.Hanefilere göre haccın rükünleri nelerdir?

Arafat Vakfesi , Ziyaret Tavafı Rukündür

11- Hz. Peygamberin beşeri yönü, yaşama üslubu ve şahsi hayatını anlatan eser türü hangisidir?

Şemail

12.Hanefilere göre haccın rükünleri nelerdir?

Arafat Vakfesi , Ziyaret Tavafı Rukündür

13.Şaban ayının 15. gecesi hangi mübarek gecedir?

Berat Kandili

14.Hanefilere göre haccın rükünleri nelerdir?

Arafat Vakfesi , Ziyaret Tavafı Rukündür

15-Zilhisabahı ccenin 8. terviye gününü arefe gününe bağlayan geceyi Mina’da geçirip, arefe günü güneş doğduktan sonra Arafat’a hareket edilmezse cezası nedir?

Cezası yoktur. Sünnettir.

16.Namaza başlarken elleri kaldırmanın hükmü nedir?

Sünnet

17-Hz. Peygamberin ibadet ve taat türünden olup bazen yaptığı bazen terk ettiği veya çoğu zaman yapıp bazen terk ettiği müekked ve gayri müekked sünnet çeşidine ne denir?

Hüda Sünneti

18-Zilhiccenin 8. terviye gününü arefe gününe bağlayan geceyi Mina’da geçirip, arefe günü sabahı güneş doğduktan sonra Arafat’a hareket edilmezse cezası nedir?

Cezası yoktur.Sünnettir.

19-Hanefî ve Malikîlere göre ziyaret tavafının başlama vakti ne zamandır?

Bayramın ilk günü fecri sadıktan itibaren başlar

20-Sıfatı Nefsiyye Nedir?

Vücud

21- Peygamber olacak şahsın, henüz peygamber olmadan önce gösterdiği olağan üstü durumlara ne ad verilir?

İrhas

22-Hanefî ve Malikîlere göre ziyaret tavafının başlama vakti ne zamandır?

Bayramın ilk günü fecri sadıktan itibaren başlar

23.Namazın sonunda sağa sola selam vermenin hükmü nedir?

Vacip

24-Hanefî ve Malikîlere göre ziyaret tavafının başlama vakti ne zamandır?

Bayramın ilk günü fecri sadıktan itibaren başlar

25-Habeşistana ilk hicret hangi yıl gerçekleşti?

Peygamberliğin 5.yılında

26.Şâfıî ve Hanbelîler’e göre ziyaret tavafının başlama vakti ne zamandır?

Arefe günü gece yarısından itibaren

27-Kişinin toplum içinde dikkat etmesi gereken kurallara ne denir?

Adab-ı Müaşeret

28.Şâfıî ve Hanbelîler’e göre ziyaret tavafının başlama vakti ne zamandır?

Arefe günü gece yarısından itibaren

29-Habeşistana ilk hicret hangi yıl gerçekleşti?

Peygamberliğin 5.yılında

30.Şâfıî ve Hanbelîler’e göre ziyaret tavafının başlama vakti ne zamandır?

Arefe günü gece yarısından itibaren

” Diyanet İlmihali Hac ve karışık soru ve cevpaları 2
31-Hanefî ve Malikîlere göre ziyaret tavafının başlama vakti ne zamandır?

Bayramın ilk günü fecri sadıktan itibaren başlar

32-Hayberin fethi ne zaman gerçekleşmiştir?

Hicri 7 Miladi 628

33-Hanefî ve Malikîlere göre ziyaret tavafının başlama vakti ne zamandır?

Bayramın ilk günü fecri sadıktan itibaren başlar

34-Namazda rükudan sonra doğrulmanın hükmü nedir?

Vacip

35-Kabe’yi sol tarafına alıp kendisi Kabe’nin sağında olacak şekilde yürümeye ne ad verilir?

Teyamün

36-Zebur kelime olarak ne anlama gelir ?

Yazılı şey ve kitap

37-Vaktin sünneti olan ibadet hangisidir?

ezan

38. Kabe’yi sol tarafına alıp kendisi Kabe’nin sağında olacak şekilde yürümeye ne ad verilir?

Teyamün

39. Kabe’yi sol tarafına alıp kendisi Kabe’nin sağında olacak şekilde yürümeye ne ad verilir?

Teyamün

40- Taif dönüşünde Zeyd, Utbe ve Şeybe’nin bağında dinlenirken kendisine üzüm ikram eden ve Peygamberimizin teklifi üzerine Müslüman olan kişinin adı nedir?

Addas

41.Abdestli olunması ve Setr-i avret, hangi menasikin gereklerindendir?

Tavafın vaciplerinden

42-İncil kelime olarak ne anlama gelir?

Müjde, talim, öğretici

43. Setr-i avret ve Abdestli olmak, hangi menasikin gereklerindendir?

Tavafın vacipleri

44-Peygamberimizin anneannesinin adı nedir?

Berre

45-Hangi surede besmele iki kere zikredilmiştir?

Neml

46. Setr-i avret ve Abdestli olmak, hangi menasikin gereklerindendir?

Tavafın vacipleri

47. Tavafın Bütün Şavtlarını Ara Vermeden Peş Peşe Yapmaya ne ad verilir?

Muvâlat

48-Allahın, varlığı zorunlu olan ve aynı zamanda kemal ve yetkinlik ifade eden sıfatları hangisidir?

Sübuti sıfatlar

49- Peygamberimizin vefatından sonra sahabenin toplanıp Hz. Ebu Bekir’e biat ettikleri mahallin adı nedir?

Sakıfetü beni saide

50. Tavafın Bütün Şavtlarını Ara Vermeden Peş Peşe Yapmaya ne ad verilir?

Muvalat

51-Aralarında mehir olmaksızın bir adamın kendi kızını diğerinin kızı karşılığında ona nikahlamasına ne denir?

Sigar nikahı

52. Tavafın Bütün Şavtlarını Ara Vermeden Peş Peşe Yapmaya ne ad verilir?

muvalat

53-Allahın, sadece hayra ve iyiliğe yönelik olarak gerçekleşen iradesi hangi tür iradedir?

Teşrii irade

54.İhramın vücudun belden yukarısını örten parçasının bir ucunu sağ kolun altından geçirip, sol omuz üzerine atarak sağ kolu ve omuzu ridânın dışında bırakmaya ne ad verilir?

iztıba

55-Bedir Savaşında Müslümanların sancaktarları kimlerdir?

Musab b. Umeyr, Hz.Ali, Sad b. Muaz

56-Namaz da birinci tahiyyat ile ikinci tahiyyat arasında ne fark vardır?

Birincisi vacip, ikincisi farz

57-Namaz da birinci tahiyyat ile ikinci tahiyyat arasında hüküm olarak ne fark vardır?

Birincisi vacip, ikincisi farz

58.Remel hangi tavaflarda yapılır?

Sonunda say yapılacak tavaflarda

59-İmanın sadece dil ile ikrardan ibaret olduğunu savunan mezhep hangisidir?

Kerramiyye

60- Uhut savaşı hangi tarihte yapıldı?

Hicri 3/ miladi 625
2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 11 ” Hac ve Karma 3 ”
61.Remel hangi tavaflarda yapılır?

Sonunda say yapılacak tavaflarda

62-Abdestin vacipleri nelerdir?

yoktur

63.Remel hangi tavaflarda yapılır?

Sonunda say yapılacak tavaflarda

64.Tavaf Çeşitlerinden üçünü söyleyiniz?

Nezir, tatavvu, Tahiyyetül mescid tavafı

65-“Büyük günah işleyen kafirdir” görüşü hangi ekol düşüncesidir?

Harici

66- Hazreti Muhammed’in a.s süt annesinin adını ve hangi kabileye bağlı olduğunu söyleyiniz?
Halime, sad oğulları kabilesi

67.Tavaf Çeşitlerinden üçünü söyleyiniz?

Nezir, tatavvu, Tahiyyetül mescid tavafı

68.Kameri ayların 13,14 ve 15. günlerinde tutulan oruçun adı nedir?

Eyyamı bid

69.Tavaf Çeşitlerinden üç tanesini söyleyiniz?

Nezir, tatavvu, Tahiyyetül mescid tavafı

70.Sa’ye Merve’den başlanırsa ne olur?

İlk şavt olmaz

71- Yüce Allah’ın veli olmayan Müslüman kulunu darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman olağan üstü bir şekilde bu durumdan kurtarmasına ne denir?

meunet

72- Peygamber efendimizin a.s süt bacısının adı nedir?
şeyma

73.Sa’ye Merve’den başlanırsa ne olur?

İlk şavt olmaz

74.Mümkün ve geleceğe ait bir konuda yapılan yemin hangisidir?

Mün’akit

75.Sa’ye Merve’den başlanırsa ne olur?

İlk şavt olmaz

76.Sa’yin Vaciplerinden ikisini söyleyiniz?

Yürüyerek yapmak, yedi şavta tamamlamak

77-“Allah’ın emirlerine boyun eğip yasaklarından kaçınanların cennetle mükafatlandırılması, yasaklarını işleyenlerin cehennemle cezalandırılması” kuralının hangi kavram ya da kavramlarla uygunluk arz eder?

Va’d, Vaid

78.Revatib nedir?

Vakit namazların yanında düzenli olarak kılınan sünnetler

79.Sa’yin Vaciplerinden ikisini söyleyiniz?

Yürüyerek yapmak, yedi şavta tamamlamak

80.Tavaf bitince, tavaf namazı kılmak dışında ara verse sa’ye başlamasa ne olur?

Bir şey olmaz. Ara vermemek sünnettir

81-“kaza” Allahın hangi sıfatıyla ilgili bir kavramdır?

Tekvin

82- Mekke kaç yılında fethedildi?
630

83.Tavaf bitince, tavaf namazı kılmak dışında ara verse sa’ye başlamasa ne olur?

Bir şey olmaz. Ara vermemek sünnettir

84.Kişinin kendi isteği ve fiili ile namazdan çıkmasına ne ad verilir?

Huruc bi sunihi

85.Tavaf bitince, tavaf namazı kılmak dışında ara verse sa’ye başlamasa ne olur?

Bir şey olmaz. Ara vermemek sünnettir

86- İslam düşünce ekolleri içinde yer alan, deney ve tümevarım metodunu İslam dünyasında ilk defa kullanan, bilginin kaynağı olarak daha çok duyumları kabul eden, Ebu Bekir Zekeriya Razi tarafından kurulan ruhun ölmezliğine inanan ekolün adı nedir?

tabiiyyun

87.Sa’y yapmaya gitmeden önce Hacerülesved’i istilâm ederek niyet etmenin hükmü nedir?

sünnet

88.Sa’y yapmaya gitmeden önce Hacerülesved’i istilâm ederek niyet etmenin hükmü nedir?

sünnet

89- Kâbe’ye verilen diğer ad nedir?
Harem i şerif

90.Galiz avret neyi ifade eder?

Cinsel organ , makat

94.Sa’y yapmaya gitmeden önce Hacerülesved’i istilâm ederek niyet etmenin hükmü nedir?

sünnet

92- Peygamber kelime olarak ne anlama gelir?
Haber götüren

93. Afakilerin Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken en son tavafın adı nedir?

Veda tavafı, sader de denir

94.Zaruret ve kaçınılması mümkün olmayan durumlara ne ad verilir?

Umum u belva

95. Afakilerin Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken en son tavafın adı nedir?

Veda tavafı, sader de denir

96. Afakilerin Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken en son tavafın adı nedir?

Veda tavafı, sader de denir

97- Reform sürecinde Protestan akımlara kapılmayarak Roma’daki Papaya bağlılığını sürdüren Hıristiyanlar ne ad ile adlandırılmıştır?

Katolik

98. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayıp, sadece hac niyetiyle ihrama girerek hac menâsikini eda edenler hangi hacca niyet etmişlerdir?

İfrad

99- İmanın sadece dil ile ikrardan ibaret olduğunu iddia eden mezhep hangisidir?

Kerramiyye

100.Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre tuma’nine ve kavmenin hükmü nedir?

Farz
2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 12 ” Hac ve Karma 4 ”
2011 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 12 ” Diyanet İlmihali Hac ve karışık soru ve cevpaları 4″
101. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayıp, sadece hac niyetiyle ihrama girerek hac menâsikini eda edenler hangi hacca niyet etmişlerdir?

ifrad

102- Vahy-i hafi ne demektir?

Gizli vahiy

103. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayıp, sadece hac niyetiyle ihrama girerek hac menâsikini eda edenler hangi hacca niyet etmişlerdir?

ifrad

104. Aynı yılın hac aylan içinde, umre ve haccı ayrı ayrı niyet ve ihramla yapmak haccın hangi çeşididir?

Temettu

105- İslam kültürüne ters düşen, onda yeri olmayan fakat ondanmış gibi görülmeye ve gösterilmeye çalışılan yabancı unsur nedir?

bidat

106- Ahd-i atik hangi kitaptır?
Tevrat

107. Aynı yılın hac aylan içinde, umre ve haccı ayrı ayrı niyet ve ihramla yapmak haccın hangi çeşididir?

Temettu

108.Namazın farz ve vaciplerine, sünnet ve adabına uygun şekilde kılınışına ne ad verilir?

Sıfatussalat,tadili erkan

109. Aynı yılın hac aylan içinde, umre ve haccı ayrı ayrı niyet ve ihramla yapmak haccın hangi çeşididir?

temettu

110. her ikisine birlikte niyet edilerek aynı yılın hac ayları içinde umre ve haccı bir İhramda birleştirmek haccın hangi çeşidine girer?

Kıran

111- İnanmayan şahısların olağanüstü olaylar göstermesine ne ad verilir?
istidrac

112- Ahd-i cedid hangi kitaptır?
İncil

113. her ikisine birlikte niyet edilerek aynı yılın hac ayları içinde umre ve haccı bir İhramda birleştirmek haccın hangi çeşidine girer?

Kıran

114.Bedene nedir?

Sığır ve Deve cinsinden olan kurbana denir

115- Havkale ne demektir?

La havle vela kuvvete illa billah demektir

116- Peygamber Efendimiz Veda Haccı’nı kaç yılında yapmıştır?

M.632

117.Bedene nedir?

sığır ve deve cinsi kurbana

118.Cemaatle namaz kılarken imama uymaya ne ad verilir?

iktida

119.Dem nedir?

Koyun ve keçi cinsinden olan kurbana denir

120.Mîkâtı ihramsız geçmenin cezası nedir?

Koyun veya keçi (dem)

121-Dem ne demektir?

Sığır ve deve cinsi olan kurbanlara

122- Kabenin anahtarını elinde bulundurma görevine ne ad verilir?

Hicabet

123.Mîkâtı ihramsız geçmenin cezası nedir?
Koyun veya keçi (dem)

124.Müfteriz nedir?

Farz namaz kılan

125.Mîkâtı ihramsız geçmenin cezası nedir?

Koyun veya keçi (dem)

126.Arefe günü Arafat’tan güneş batmadan önce ayrılmak neyi gerektirir?

Dem

127- Vâsıl b. Atâ ile ona uyanların oluşturduğu mezhep hangisidir?

Mu’tezile

128- Hacılara konaklama konusunda yardımcı olma görevine ne ad verilir*

Rıfada

129.Arefe günü Arafat’tan güneş batmadan önce ayrılmak neyi gerektirir?

Dem

130- Düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazlara ne ad verilir?

Regaib
2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 13 ” Hac ve Karma 5 ”
2011 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 13 ” Diyanet İlmihali Hac ve karışık soru ve cevpaları 5″
131.Arefe günü Arafat’tan güneş batmadan önce ayrılmak neyi gerektirir?

Dem

132.Mîkâtı ihramsız geçmenin cezası nedir?

Dem

133- Farklı hükümlerin bir araya getirilerek zarurete binaen birini tercih etmeyi ifade eden fıkıh terimi hangisidir?

telfık

134- Uhud savaşında Hz Muhammed SAV ‘in kılıcı ile savaşan sahabe kimdir?

Ebu Dücane

135.Mîkâtı ihramsız geçmenin cezası nedir?

Dem

136.Sa’yin tamamını veya en az dört şavtını terk etmek yahut özürsüz yürüyerek yapmayınca ne olur?

Dem gerekir

137- Dini tebliğat olmazsa akıl ile Allah bilinemez görüşü hangi mezhebe aittir?

Eş’ariyye

138-Hz Muhammed SAV ‘in son katıldığı savaş hangisidir?

tebuk

139.Sa’yin tamamını veya en az dört şavtını terk etmek yahut özürsüz yürüyerek yapmayınca ne olur?

Dem gerekir

140.İbrad neyi ifade eder?

Öğle namazını geciktirip serinlikte kılma

141.Sa’yin tamamını veya en az dört şavtını terk etmek yahut özürsüz yürüyerek yapmayınca ne olur?

Dem gerekir

142.Farz ve vacip tavaflarda (ziyaret, umre ve veda tavaflarında) setr-i avrete uymamanın cezası var mıdır? nedir?

Dem

143-Husün ve kubuh akıl ile bilinebilir görüşünü savunan mezhep hangisidir?

Maturidiyye

144.Farz ve vacip tavaflarda (ziyaret, umre ve veda tavaflarında) setr-i avrete uymamanın cezası var mıdır? nedir?

Dem

145-Mekke-i Mükerreme fethedildiğinde Hz Muhammed SAV Efendimiz, Kabe-i Muazzama’nın anahtarlarını kime verdi?
Osman b. Talha

146.Büyük abdest bozulduktan sonra dışkı ve idrar yollarında yapılacak dışkı, idrar vb. temizliği neyi ifade eder?

İstinca

147.Farz ve vacip tavaflarda (ziyaret, umre ve veda tavaflarında) setr-i avrete uymamanın cezası var mıdır?nedir?

Dem

148.Saçın veya sakalın en az dörtte birini veya başka bir uzvun tamamını tıraş edince ne olur?

Dem

149-İnsan özgür bir cüz’i iradeye sahiptir görüşü hangi mezhebe aittir?

Maturidiyye

150- Peygamber Efendimiz’ i övmek için yazılan şiire ne ad verilir?

Nat-ı şerif

151.Saçın veya sakalın en az dörtte birini veya başka bir uzvun tamamını tıraş edince ne olur?

Dem

152- Ezan okunurken her cümle arasında bir beklemeye ve ikinci cümlelerde sesi biraz daha yükseltmeye ne ad verilir?

Teressül

153.Saçın veya sakalın en az dörtte birini veya başka bir uzvun tamamını tıraş edince ne olur?

Dem

154.Tavaf namazını terk etmenin cezası nedir?

Bir şey gerekmez

155- Hanefilere göre seferde namazı kısaltmanın hükmü nedir?

Azimet

156.Mazeretsiz olarak Müzdelife vakfesini terk etmenin cezası nedir?

Dem

157-Kur’an ve Sünnetin hükümlerine aykırı olarak yapılan tefsirlere ne denir?

İlhadi tefsir

158- Mısır’ı fetheden komutan sahabe kimdir?

Amr b. As

159.Mazeretsiz olarak Müzdelife vakfesini terk etmenin cezası nedir?

Dem

160- itikafin hükmü nedir?

Sünnet-i kifaye

2011 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 14 ” Diyanet İlmihali Hac ve karışık soru ve cevpaları 6″
161.Mazeretsiz olarak Müzdelife vakfesini terk etmenin cezası nedir?

Dem

162.Tavafı Kabe’nin sağından yapmaya ne ad verilir?

Teyamün

163- Fıkhul ekber kimin eseridir?

Numan b. Sabit

164- Muharrem hicri yılın kaçıncı ayıdır?

ayıdır

165.Tavafı Kabe’nin sağından yapmaya ne ad verilir?

Teyamun

166- Hanefiler ahad hadislerle sabit olan veya dolaylı bir şekilde ifade edilen yasaklara ne ad verirler?

Tahrimen mekruh

167.Tavafı Kabe’nin sağından yapmaya ne ad verilir?

Teyamun

168.Hac veya umre yapmak üzere ihrama girdikten sonra, herhangi bir sebeple tavaf ve vakfe yapma imkânının ortadan kalkmasına ne denir?

ihsar

169-İmanın sadece dil ile ikrardan ibaret olduğunu iddia eden mezhep hangisidir?

Kerramiyye

170- Ramazan hicri takvimin kaçıncı ayıdır?

9.ayı

171.Hac veya umre yapmak üzere ihrama girdikten sonra, herhangi bir sebeple tavaf ve vakfe yapma imkânının ortadan kalkmasına ne denir?

İhsar

172- Sevr mağarasına müşrikler hakkında bilgiyi kim getiriyordu?

Abdullah b.Ebubekir

173. haccetmek üzere ihrama giren kişinin Arafat vakfesine yetişememesi, vakfe süresi içinde bir an olsun Arafat’ta bulunamamasına ne denir?

fevât

174- Başın sadece dörtte birinin el içinin ıslaklığıyla mesh edilmesini farzın yerine gelmesi için yeterli gören mezhep hangisidir?

Hanefiler

175. haccetmek üzere ihrama giren kişinin Arafat vakfesine yetişememesi, vakfe süresi içinde bir an olsun Arafat’ta bulunamamasına ne denir?

Fevât

176.Cuhfe, Mekke’ye hangi cihetten gelenlerin mikat mahallidir?

Şam cihetinden

178- Her şeyin Allahın ilmi ve iradesi dahilinde cereyan ettiğini, insanın çizilmiş bir kaderinin bulunduğunu, insanın irade hürriyeti, seçme imkanı ve fiil gücü bulunmadığını kabul eden düşünce ekolü hangisidir?

Cebriye

179-Tebük seferine katılmadığı için peygamberimiz a.s ve ashabının 50 gün konuşmadığı sahabe kimdir?

Ka’b b. Malik

180.Cuhfe, Mekke’ye hangi cihetten gelenlerin mikat mahallidir?

Şam cihetinden

181.Cuhfe, Mekke’ye hangi cihetten gelenlerin mikat mahallidir?

Şam cihetinden

182- Yatmadan önce ve vakit namazları için ayrı ayrı abdest amanın hükmü nedir?

Müstehap

183. Mekkelilerin hac mikat yeri neresidir?

Harem bölgesi

184- İman esaslarıyla ilgili konularda ayet ve hadislerin zahiri manasıyla yetinip teşbih ve tecsime düşmeyen düşünce ekolü hangisidir?

Selefiyye

185. Mekkelilerin hac mikat yeri neresidir?

Harem bölgesi

186- Peygamberimizin a.s bizzat orduya komutan olarak katıldığı ilk savaşın, başka bir ifade ile gazvenin adı nedir?

El ebva ( veddan)

187. Mekkelilerin hac mikat yeri neresidir?

Harem bölgesi

188- Hangi mezheplere göre ağız ve burnun içi de gusülde bedenin dış kısmından sayılmıştır?

Hanefi, Hanbeli

189.Safa ve Merve arasında sa’y yaparken yeşil ışıklar arasında kısa adımlarla hızlı ve çalımlı yürümeye ne ad verilir?

Hervele

190-Kuran’ın özlü oluşu, kelime ve cümlelerinin derin ve eşsiz anlamlar taşıması hangi kavramla ifade edilir?

İ’caz

191-Peygamberimizin a.s katıldığı son savaş hangisidir?

Tebük

192.Safa ve Merve arasında sa’y yaparken yeşil ışıklar arasında kısa adımlarla hızlı ve çalımlı yürümeye ne ad verirlir?

Izdıba

193-İslam fıkhına göre’’ senenin çoğunu meralarda otlayarak geçiren hayvanlar’’ ne ad verilir?

Saime

194.Safa ve Merve arasında sa’y yaparken yeşil ışıklar arasında kısa adımlarla hızlı ve çalımlı yürümeye ne ad verirlir?

Izdıba

195.Harem ile mikat arasındaki bölgeye ne ad verilir?

Hıll

196- Teklif ehliyetinin diğer adı nedir?

Tam eda ehliyeti

197.Harem ile mikat arasındaki bölgeye ne ad verilir?

Hıll

198- Uhut savaşında Peygamberimizin a.s kılıcıyla savaşan sahabe kimdir?

Ebu Dücane

199- Medine’de son inen sure hangisidir?

Nasr

200.Harem ile mikat arasındaki bölgeye ne ad verilir?

Hıll
2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 15 ” Hac ve Karma 7 ”
2011 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 15 ” Diyanet İlmihali Hac ve karışık soru ve cevpaları 7″
201.Koşmaksızın çalımlı ve süratli bir şekilde yürümeye ne ad verilir?

Remel

202-’’Fakihin şer’i-ameli bir meselenin hükmünü ilgili delillerden çıkarabilmek için olanca gayreti sarf etmesi’’neyi ifade eder?

İctihad

203- Mektube ne demektir?

Allahın farz kıldığı namazlar

204.Koşmaksızın çalımlı ve süratli bir şekilde yürümeye ne ad verilir?

Remel

205.Eyyam-ı Mina hangi günlerdir?

Zilhiccenin 10,11,12 ve 13 günleri

206- Aslında meşru ve serbest olduğu halde haram kılınmasını gerekli kılan geçici durumla ilgili fiile ne denir?

Haram li gayrihi

207- Mesnun ne demektir?

Peygamber sünnetiyle sabit olan

208.Eyyam-ı Mina hangi günlerdir?

Zilhiccenin 10,11,12 ve 13 günleri

209.Eyyam-ı Mina hangi günlerdir?

Zilhiccenin 10,11,12 ve 13 günleri

210-Peygamberimiz’e a.s Rasulüs-sekaleyn denmesinin sebebi nedir?

İnsanlara ve cinlere gönderildiğinden

211- Resulullahın a.s şairinin adı nedir?

Hassan b. Sabit

212.İhram yasaklarının sona ermesine ne ad verilir?

Tahallül

213-Günümüzde nüfusu en fazla olan İslam ülkesi hangisidir?

Endonezya

214.İhram yasaklarının sona ermesine ne ad verilir?

Tahallül

215- Resulullah’ın dayısı kimdir?

Sa’d .bn ebi Vakkas

216.Hac veya umre için ihrama giren kimsenin elinde olmayan bir sebeple ihramdan çıkmasına ne ad verilir?

ihsar

217-Tahrime neyi ifade eder?

İftitah tekbiri

218.Hac veya umre için ihrama giren kimsenin elinde olmayan bir sebeple ihramdan çıkmasına ne ad verilir?

ihsar

219- Riyazus salihin kitabının yazarı kimdir?

İmam Muhyiddin en Nevevi

220. İfrad haccına niyet eden kişinin Mekke’ye vardığında yapacağı ilk tavafa ne ad verilir.?

Kudum tavafı

221- Kadınların namazda ayaklarını sağ yanlarına yatık bir şekilde çıkarıp oturmalarına ne ad verilir?

Teverrük

222. İfrad haccına niyet eden kişinin Mekke’ye vardığında yapacağı ilk tavafa ne ad verilir.?

Kudum tavafı

223- Hadis-i Şerifi rivayet eden kişiler zincirine ne ad verilir?

senet

224. Kudum tavafını abdestsiz olarak yapan kimsenin cezası nedir?

Her şavt için bir sadaka

225- Cenaze, namazı kılınıp, kabre konup, üzerine toprak atıldıktan sonra yıkanmadığı anlaşılsa ne yapılmalıdır?

haramdır

226. Kudum tavafını abdestsiz olarak yapan kimsenin cezası nedir?

Her şavt için bir sadaka

227.İlk tehallülden sonra henüz ziyaret tavafını yapmadan eşiyle cinsel ilişki de bulunan kimseye ne ceza gerekir?

Dem

228- Meşakket, zaruret ve ihtiyaç gibi ârizi bir sebebe bağlı olmaksızın ilkten konmuş olan ve normal durumlarda her bir mükellefe ayrı ayrı hitap eden asli hükme ne denir?

Azimet

229- İslam aleyhine şiirler yazarak fitne çıkaran ve sahabe tarafından öldürülen şahıs kimdir?

Ka’b b. Eşref

230.İlk tehallülden sonra henüz ziyaret tavafını yapmadan eşiyle cinsel ilişki de bulunan kimseye ne ceza gerekir?

Dem
2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 16 ” Hac ve Karma 8 ”
2011 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 16 ” Diyanet İlmihali Hac ve karışık soru ve cevpaları 8″
231-Para ve altın-gümüş değerlerini cinsleriyle değiştirmeye ne denir?

Sarf

232.İlk tehallülden sonra henüz ziyaret tavafını yapmadan eşiyle cinsel ilişki de bulunan kimseye ne ceza gerekir?

Dem

233. Vacip olan tavaf namazını kılmamanın cezası nedir?

Bir şey gerekmez

234- Peygamberimiz a.s hakka davet için gittiği Taif’den kederli bir halde Mekke’ye döndüğünde onu kim himayesine almıştır?

Mutim b. Adiyy

235. Vacip olan tavaf namazını kılmamanın cezası nedir?

Bir şey gerekmez

236–Kadının bir bedel vererek evliliği bitirmesine ne ad verilir?

muhalaa

237- Yeni bir mehre ihtiyaç olmadan kocaya iddet içinde tekrar dönme imkanı veren boşamaya ne ad verilir?

Ric’i Talak

238. Peygamberimizin minberi ile kabri arasındaki kısma ne ad verilir?

Ravza-ı Mutahhara

239. Peygamberimizin minberi ile kabri arasındaki kısma ne ad verilir?

Ravza-ı Mutahhara

240- Hülasatü’l Beyan fi Tefsiru’l Kuran adlı eserin müellifi kimdir?

Mehmet Vehbi Efendi

241. Sa’yin hükmü konusunda sırasıyla Hanefî ve Şafiî mezheplerinin görüşü nedir?

Vacip- Farz

242- Yalnızca rivayetlere bağlı kalmayıp dil edebiyat ve çeşitli ilimlere dayanılarak yapılan tefsir türüne ne ad verilir?

Dirayet tefsiri

243. Sa’yin hükmü konusunda sırasıyla Hanefî ve Şafiî mezheplerinin görüşü nedir?

Vacip- Farz

244- Habeşistan’a yapılan ilk hicret hangi tarihte yapılmıştır?

Peygamberliğin 5. Yılı/ m. 615

245- Kocanın 4 ay veya daha fazla süreyle eşine yaklaşmayacağına dair yemin etmesine ne ad verilir?

îlâ

246. Sa’yin hükmü konusunda sırasıyla Hanefî ve Şafiî mezheplerinin görüşü nedir?

Vacip- Farz

247. Müzdelife vakfesinin hükmü eder?

Vacip

248- yüce Allahın veli olmayan Müslüman kulunu darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman olağan üstü bir şekilde bu durumdan kurtarmasına ne denir?

Meunet

249- H.8.M.629 tarihinde gerçekleştirilen Mute savaşı kimlere karşı yapılmıştır?

Bizanslılara

250. Müzdelife vakfesinin hükmü eder?

Vacip

251. Umre’nin sa’yini ihramlı olarak yapmanın hükmü nedir?

Vacip

252- Evlilik birliğinin akit anında var olan veya sonradan ortay çıkan bir eksiklik sebebiyle bozulmasına ne denir?

Fesih

253- Günümüzde nüfusu en fazla olan İslam ülkesi hangisidir?

Endonezya

254. Umre’nin sa’yini ihramlı olarak yapmanın hükmü nedir?

Vacip

255. Hangi mezhebe göre ifrâd veya kıran haccına niyet eden kimse tavaf ve sa’y yaptıktan sonra hac niyetini feshedip haccını umreye çevirerek tıraş olup ihramdan çıkabilir?

Hanbeli

256- İlk defa dünya haritasını kim çizmiştir?

Piri Reis

257- Peygamberimizin vefatından sonra sahabenin toplanıp Hz. Ebu Bekir’e biat ettikleri mahallin adı nedir?

Sakifetü beni saide

258. Hangi mezhebe göre ifrâd veya kıran haccına niyet eden kimse tavaf ve sa’y yaptıktan sonra hac niyetini feshedip haccını umreye çevirerek tıraş olup ihramdan çıkabilir?

Hanbeli

259. Hangi mezhebe göre ifrâd veya kıran haccına niyet eden kimse tavaf ve sa’y yaptıktan sonra hac niyetini feshedip haccını umreye çevirerek tıraş olup ihramdan çıkabilir?

Hanbeli

260- Farklı hükümlerin bir araya getirilerek zarurete binaen birinin uygulanmasını ifade eden fıkıh terimi hangisidir?

teflik
” Diyanet İlmihali Hac ve karışık soru ve cevpaları 9

261- Başkent Ankara’da bulunan uluslar arası hava limanımızın adı nedir?

Ankara Esenboğa

262. Hangi mezhebe göre Arafat vakfesi Arefe günü fecr-i sadıktan itibaren yapılabilir?

Hanbeli

263-Hz. peygamberin fiziksel özelliklerini ve karekterini anlatan eser türü hangisidir?

Hilye

264. Sırasıyla İmam Ebu Hanife ve İmam Şafiî’ye göre Müzdelife’de akşam ile yatsı namazlarını yatsı vaktinde cem ederek kılmanın hükmü nedir?

Vacip-Sünnet

265- Bulunduğumuz çağda İslam dini en fazla hangi kıtalarda daha fazla yaygındır?

Asya ve Afrika

266. Sırasıyla İmam Ebu Hanife ve İmam Şafiî’ye göre Müzdelife’de akşam ile yatsı namazlarını yatsı vaktinde cem ederek kılmanın hükmü nedir?

Vacip Sünnet

267. Sa’yin son üç şavtının adetli olarak yapılması hangi cezayı gerektirir?

Bir ceza gerekmez

268-İnanmayan şahısların olağanüstü olaylar göstermesine ne ad verilir?
İstidrac

269. Sa’yin son üç şavtının adetli olarak yapılması hangi cezayı gerektirir?

Bir ceza gerekmez

270- Hz. Peygamberin ibadet ve taat türünden olup bazen yaptığı bazen terk ettiği veya çoğu zaman yapıp bazen terk ettiği müekked ve gayri müekked sünnet çeşidine ne denir?
Hüda sünneti

271. Ziyaret tavafının son üç şavtını terk eden kimseye hangi ceza gerekir?

Dem

272- Havkale ne demektir?

La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim

273- Hayberin fethi ne zaman gerçekleşmiştir

h.7/m.628

274. Ziyaret tavafının son üç şavtını terk eden kimseye hangi ceza gerekir?

Dem

275. Hanefilerde tercih edilen görüşe göre umre tavafının bir şavtını abdestsiz veya cünüp olarak yapmak hangi cezayı gerektirir?

3 gün oruç tutmak

276- Dini tebliğat olmazsa akıl ile Allah bilinemez görüşü hangi mezhebe aittir?

Eşariyye

277- Endonezya devleti hangi kıtadadır?

Asya

278. Hanefilerde tercih edilen görüşe göre umre tavafının bir şavtını abdestsiz veya cünüp olarak yapmak hangi cezayı gerektirir?

3 gün oruç tutmak

279- Dünyanın en uzun nehrinin adı nedir?

Nil

280. Hanefî ve Şafiî mezheplerine göre küçük, orta ve büyük cemrelere sırası ile taş atmanın hükmü nedir?

Sünnet- vacip

281. Hanefî ve Şafiî mezheplerine göre küçük, orta ve büyük cemrelere sırası ile taş atmanın hükmü nedir?

Sünnet–Vacip

282. Kaza Allahın hangi sıfatıyla ilgili bir kavramdır?

Tekvin

283- Semerkant hangi ülkenin sınırları içerisindedir?

Özbekistan

284. Hanefî ve Şafiî mezheplerine göre küçük, orta ve büyük cemrelere sırası ile taş atmanın hükmü nedir?

Sünnet- vacip

285- Afrika ile Asya kıtasını birbirine bağlayan kanal nedir?

Süveyş

286.İmam Ebu Hanife’ye göre temettu haccı yapan kimselerin hedyi, en geç bayramın üçüncü günü güneşin batımına kadar kesmemelerinin cezası nedir?

Dem

287. Sırasıyla İmam Ebu Hanife ile İmam Şafiî’ye göre ihramdan çıkmak için bayramın ilk üç gününde tıraş olmanın hükmü nedir?

Vacip-sünnet

288- Kuran’ın özlü oluşu, kelime ve cümlelerinin derin ve eşsiz anlamlar taşıması hangi kavramla ifade edilir?

icaz

289- Anadolu Hisarı’nı hangi padişah yaptırmıştır?

Yıldırım Beyazıt

290. Sırasıyla İmam Ebu Hanife ile İmam Şafiî’ye göre ihramdan çıkmak için bayramın ilk üç gününde tıraş olmanın hükmü nedir?

Vacip-sünnet
2011 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 21 ” Fıkh-i ve Karma ”
2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-1 ”
1: Aşağıdakilerden hangisi din kelimesinin sözlük anlamında kullanılmaz?

a: Hesap
b: Ceza ve karşılık
c: Millet
d: Adap

2: Bugün Batı dinlerinde din karşılığı kullanılan kelime hangisidir?

a:Religion
b:Dhorma
c:Dhamma
d:Doktrin

3: İslam bilginleri dinin tarifinde aşağıdakilerden hangisine yer verilmemişlerdir?

a) Akıl sahibi insanların kendi tercihleri ibaresine
b) İlahi kanundur ibaresine
c) Bizzat hayır olan şeylere götüren ibaresine
d) Beşer kaynaklı olması ibaresine

4: İlk insan ve ilk peygambere bildirilen dinin adı nedir?

a) Tevhid dini
b) İbrahim dini
c) İslam dini
d) Hristiyan dini

5: Hintlilerin Tanrının kendisini tarihin her devrinde çeşitli şahsiyetlere bürünerek insanlara gösterdiği inanca ne denir?

a) Kast
b)Tenasüh
c) Hulül
d) Düalizm

6: Brahmanizmdeki puta tapma inancını reddedip ona karşı çıkmaktan doğmuş ve bu dinden bir çok esas taşıyan din aşağıdakilerden hangisidir?

a) Sabilik
b) Budizm
c) Mecûsilik
d) Hristiyanlık

7: Ağağıdakilerden hangisi dinin temel unsurlarından değildir?

a) İnanç
b) İbadet
c) Çalışmak
d) Ahlak

8: Hz Peygamber bir hadisinde ümmetinin kaç fıkraya ayrılacağını söylemiştir

a) 72
b) 71
c) 100
d) 73

9: Hz. Peygamber’in ve sahabenin yolunu izleyen onları örnek kabul eden Allah’ın kitabını ve Hz. Muhammed’in sünnetini rehber edinen ümmet çoğunluğuna ne ad verilir?

a: Ehli Bid’ad
b: Ehli Sünnet
c: Fıkra-i Dalle
d: Selefiyye

10: Aşağıdakilerden hangisi Mu’tezilenin görüşlerinin oluşturduğu prensipleri içinde yer almaz?

a: Tevhid
b: Takiyye
c: Vaad ve vaid
d: Adl

11: Aşağıdakilerden hangisi Şianın günümüze ulaşan fıkralardan değildir?

a: Zeydiyye
b: İsmaliyye
c: İmamiyye
d: İbazıyye

12: Osmanlılarda tekke edebiyatı kadar gelişme gösteren tasavvuf musikinin öncülüğünü yapan kurum aşağıdakilerden hangisidir?

a: Mevlevihane
b: Muhasibiyye
c: Celvetiyye
d: Âhilik

13:Aşağıdakilerden hangisi Hz. Peygamberin Allah Tealadan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde tasdik etmek onun kadar verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmaktır?

a: İslam
b: İman
c: Tefekkür
d: Tevekkül

14: Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ne denir?

a:Tafsili iman
b:İcmali iman
c:Taklidi iman
d:Tahkiki iman

15: Hangisi iradeye dayalı iş, davranış ve eylem demektir?

a:İbadet
b:İman
c:İhlas
d:Amel

16: Aşağıdakilerden hangisi sözlükte, “itaat etmek, boyun eğmek, bağlanmak, bir şeye teslim olmak, esenlikte kılmak” anlamına gelir?

a: İbadet
b: İman
c: İslam
d: Amel

17: Aşağıdakilerden hangisi en büyük günahtır?

a: Şirk
b: Nifak
c: Küfür
d: Günah

18: Küfrün en belirgin alâmeti nedir?

a:Dinin tüm esaslarını eksiksiz kabul etmek
b:İnandığı halde amel konusunda ihmalkar olmak
c:Dinin temel esaslarından birini veya tamamını reddetmek yahut onları beğenmemek, önemsememek ve değersiz saymak
d: İnandığı halde ibadetleri yapmamak

19: Aşağıdakilerden hangisi müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymak demektir?

a: Teşrik
b: Tekfir
c: Temlik
d: Tedbir

20: Cinlerle ilgili verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

a: Cinler yerler,içerler, evlenir ve çoğalırlar
b: Etrkeklik ve dişilikleri vardır
c: Cinlerin ömrü, insanlarınkine göre ebeyce kısadır
d: Doğar, büyür ve ölürler

CEVAPLAR:
1-D
2-A
3-D
4-A
5-C
6-B
7-C
8-D
9-B
10-B
11-D
12-A
13-B
14-D
15-D
16-C
17-A
18-C
19-B
20-C
2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-2
1: Bir gün içinde namazlarını eksizsiz kılan bir müslüman kaç rekat namaz kılar?

a:37
b:40
c:20
d:Hiçbiri

2: Revâtib nedir?

a: Farz namazlardır
b. Vacip Namazlardır
c: Vakit namazların yanında düzenli olarak kılanan sünnetlerdir
d:Düzenli olmayarak çeşitli ve vesilelere Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazlardır

3: Aşağıdakilerden hangisi tatavvu değildir?

a:Teheccüd namazı
b:Bozulan nafilenin kazası
c:Kuşluk namazı
d:Hiçbiri

4: Aşağıdakilerden hangisi namazın vücûb şartlarından değildir?

a:Müslüman olmak
b:Bâliğ olmak
c:Yaşlı olmak
d:Akıllı olmak

5:Vâcibi inkar eden kişi için hangisi yanlıştır?

a:Dinden çıkmaz
b:Fasik kabul edilir
c:Dinden çıkar
d:Hiçbiri

6: Aşağıdakilerden hangisi Hz. Peygamber’in devamlı olarak yaptığı ve bir mazeret olmaksızın terketmediği şeydir?

a: Farz
b:Vacid
c:Farz-ı ayn
d:Sünnet

7: Aşağıdakilerden hangisi kişinin kendi isteğiyle ve fiili ile namazdan çıkmasını ifade eder?

a:Tertip
b:Hurûc bi sun’ih
c:Ta’dil-i erkan
d:Kavme

8: Farzlar arasında sıraya riayet etmek aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

a:Tertip
b:Hurûc bi sun’ih
c:Ta’dil-i erkan
d:Kavme

9: Hükmi kirlilikten temizlenme aşağıdakilerin hangisi ile ifade edilir?

a:Necasetten taharet
b:Setr-i avret
c:Hadesten taharet
d:Hiçbiri

10: Galîs avret neyi ifade eder?

a:Göbek ve diz kapağı arası
b: Cinsel organ ve makat
c:Dizden aşağısı
d:Göbekten yukarısı

11: İstikbal-i kıble ile ilgili hangisi doğrudur?

a:Kabe istikametinden 90 derece dönülse namaz bozulmaz
b:Kabe istikametinden 80 derece dönülse namaz bozulmaz
c:Kabe istikametinden 70 derece dönülse namaz bozulmaz
d:Kabe istikametinden 45 derece dönülse namaz bozulmaz

12: Bir farz namazın vakti içinde kılınmasına ne ad verilir?

a:Faite
b:Kazâ
c:Cem’
d:Edâ

13: Aşağıdaki vakitlerin hangisinde nafile kılmakta kerahat olmaz?

a:Sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğana kadar
b:Öğlle namazını kıldıktan sonra, ikindi vakti girene kadar
c:İkindi namazını kıldıktan sonra güneş bataba kadar
d: Akşam namazının farzından önce

14:Aşağıdakilerden hangisi kalbin bir şeye karar vermesi, hangi işin ne için yapıldığının açıklıkla farkında olunması demektir?

a:Vakit
b: Niyet
c:Cem’
d:Edâ

15: Kur’an okunurken çeşitli sebeblerle yapılan okuma hataları aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

a:Umum-i belvâ
b:Lahn-ı celi
c:Lahn-ı hafi
d:Zelletü’l kâri

16: Aşağıdakilerden hangisi eller dizlere erecek şekilde eğilmek anlamına gelir?

a:Rüku
c:Kıyan
c:Secde
d:Kıraat

17: Hanefiler dışındaki üç meshebe göre tuma’nine ve kavmenin hükmü nedir?

a:Farz
b:Vacip
c:Sünnet
d:Mubah

18:Aşağıdakilerden hangisi yastı namazından sonra kılınan vacip hükmündeki namazdır?
a)Teheccüd b)Vitir
c)Tesbih d)Bayram

19:Teravihin cemaatle kılınmasının hükmü nedir?
a)Farz-ı ayn b)Sünet-i kifaye
c)Farz-ı kifaye d)Vacip

20: Hanefi ve Mâlikilere göre Cuma namazı dışındaki farz namazları cemaatle kılmak gücü yeten erkekler için …………. dir.

Boşluk için en uygun seçenek aşağıdakilerden hangisidir?

a:Farz’ı ayn
b:Farz’ı kifâye
c:Vacip
d:Müekked sünnet

CEVAPLAR:
1:B
2:C
3:B
4:C
5:C
6:D
7:B
8:A
9:C
10:B
11:D
12:D
13:B
14:B
15:D
16:A
17:A
18:B
19:B
20:D

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-3
1: İslam literatüründe tanrı’nın kendini göstermesi genellikle hangi kavranlarla ifade edilir?

a:Yaratma ve buyurma
b:Pasif ve alıcı
c:Aktif ve kurucu
d:Öz ve orjinal

2: Hz. Muhammed (s.a.v) ve Cibril rasında geçen bir diyalokda Cibril’in Hz. Muhammed’e (s.a.v) sorduğuüç kavram aşağıdakilerden hangisidir?

a:İman-Din-İhlas
b:İman-İslam-İhsan
c:İnanç-islam-ibadet
d:İman-islam-şükür

3: Tanrıya olan inancın ve ona yapılan ibadetin içtenlik derecesine İslam terminolojide ne diye adlandırılır?

a:Tefekkür-ihsan
b:Tevekkül-ihlas
c:İhlas-ihsan
d:İhsan-şükür

4: İslamın ana ve değişmez unsurları aşağıdakilerden hangileridir?

a:Kur’an-Sünnet
b:Sünnet-İcma
c:Kur’an-İcma
d:Sünnet-Kıyas

5: Aşağıdakilerden hangisi mezheb kelimesinin sözlük anlamı değildir?

a:İbadet
b:Gidilecek yer
c:Görüş
d:Akım

6: Aşağıdakilerden hangisi Akaid mesebleri için kullanılan isimlerden değildir?

a: Fıkra
b:Makale
c:Hulul
d:Nihle

7: Allah’ı zatında sıfatlarında, fiilerinde bir kabul etmek, onu yegane tapınılan varlık, tek otorite tanımak aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

a:İrade
b:Kudret
c:Tevhid
d:Basar

8: Aşağıdakilerden hangisi sözlükte “gönülden bağlanılan, düğün atmışçasına sağlam inanılan şey anlamına gelir?

a:Arefe
b:Akide
c:Lifafe
d:Tasavvuf

9: Kur’an-ı Kerim’de ilk şeytandan ne diye bahsedilir?

a:İfrit
b:İblis
c:Şeytan
d:Dabbe

10:Allah teâla’nın kullarına yol göstermek ve aydınlatmak üzerine peygamberine vahyettiği sözlerine ve bunun yazıya geçirilmiş şekline ne denilir?

a.Kitap
b:Defter
c:Risale
d:Mektup

11: Ehl-i kitap kimdir?

a:Müslümanlar
b:Hrıistiyanlar ve Yahudiler
c:Müşrikler
d:Mecusiler

12:Aşağıdakilerden hangisi asli delillerden değildir?

a:Kitap
b:Sünnet
c:İcma
d:İstihsan

13: Aşağıdakilerden hangisi fer’i delillerden değildir?

a:İstihsan
b:İstishab
c:Kıyas
d:İstislah

14: Aşaüıdakilerden hangisi vaz’i hükümün çeşitlerinden değildir?

a:Sonuç
b:Sebep
c:Rükün
d:Şart

15: Aşağıdakilerden hangisi mutlak suyun özelliği değildir?

a:Kalınlığı
b:Rengi
c:Kokusu
d:Tadi

16. İlmihal dilinde, kadınlara mahsus hallerdenilce aşağıdakilerden hangisi kastedilmez?

a:İhtilâm
b:İstihaze
c:Hayız
d:Nifas

17: Yaratıldığı tabii halini koruyan, mahiyetini değiştirecek başka maddeler karışmamış suya ne denir?

a:Mukayyet su
b:Doğal kaynak suyu
c:Mutluk suyu
d:Saf su

18:Aşağıdakilerden hangisi “dua etmek, övmek, tâzim etmek” gibi anlamlara gelmektedir?

a:Salât
b:Kâmet
c:Kıyan
d:Savm

19:Aşağıdakilerden hangisi belli belli eylemler ve özell rükünler ile yüce Allah’a kulluk etmektir?

a:Dua
b:Namaz
c:Oruç
d:Hiçbiri

20:Farzı üç rekat kılınan namaz aşağıdakilerden hangisidir?

a:Vitir
b:Bayram
c:Cuma
d:Akşam

CEVAPLAR
1:A
2:B
3:C
4:A
5:A
6:C
7:C
8:B
9:B
10:A
11:B
12:D
13:C
14:A
15:A
16:A
17:C
18:A
19:B
20:D

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-4
1)Kur’an-ı Kerimde geçen yevmüd-din kelimesi ne ifade etmektedir?

a)Hesaba çekildiği ahiret günü
b)Dosdoğru din
c)İbrahim dini
d)Dini ortaya koyan

2)Kur’an-ı Kerimde geçim yevmüd-din kelimesi hangi surelerde geçmektedir?

a)En’am-Ali İmran b)Fatiha-Zariyat
c)Fatiha-En’am d)Bakara-Fatiha

3)En’am suresinde geçen dinen kıyemen ne anlama gelmektedir?

a)Dosdoğru din b)Din günü
c)İbrahim dini d)Hesap dini

4)İslam kaynaklarında Minel ve Nihal kelimeleri sırasıyla hangi dinler için kullanılır?

a)Vahye dayanan-batıl dinler
b)Vahye dayanmayan-düalist dinler
c)Vahye dayanan-çok tanrılı dinler
d)Batıl dinler-vahye dayanan dinler

5)İslama göre ilk peygambere tebliğ edilen din ile daha sonra gelen peygamberlerin tebliğ etdiği din, temel nitelikleriyle aynıdır.Buna göre aşağıdakilerden hangisi bu nitelikler arasında yer almaz?

a)Ahiret inancı b)Allah inancı
c)Oruç d)Peygamberlik müessesesi

6)Aşağıdakilerden hangisi Zerdüştün getirdiği dinin bozulmuş şekli ve iki tanrı inancına dönüşerek ateş kültünün yüceltildiği dindir?

a)Mecusilik b)Brahmanizm
c)Budizm d)Sabilik

7)Aşadakilerden hangisi Ehl-i Bid’ata verilen ad değildir?

a)Ehli ehva b)Fırka-ı dalle
c)Ehli hak d)Ehli dalal

8)Ssözlükte selef ve selefiye ne anlama gelir?

a)Ayrılanlar-ayrı olanlar
b)Önceki nesil- bu nesle mensup alanlar
c)Taraftar-yardımcı olanlar
d)Kurtulmak-kurtuluşa erenler

9)İlk dönem selefiye anlayışının müteşabih ayetler konusundaki görüşleri nasıldır?

a)Bu ayetleri yorumlamadan Allah’a havale ederler
b)Bu ayetleri aklın ışığında yorumlarlar
c)Keşif ve ihamın ışığında yorumlarlar
d)Başka ayetlerle birlikte yorumlarlar

10)Bakıllani,İbn-i Furek, Cüveyni,Gazali,Şehristani,Amidi Fahreddin er Razı gibi isimler hangi mezhebin en meşhur kelam bilginleridir?

a)Şia b)Cebriye
c)Eş’ari d)Haricilik

11)Aşağıdakilerden hangisi Mu’tezilenin kelime anlamına değildir?

a)Bir araya gelenler b)Ayrılanlar
c)Uzaklaşanlar d)Bir tarafa çekilenler

12)Suriye’de kurulan ilk tasavvufi kurum aşağıdakilerden hangisidir?

a)Remle b)Hankah
c)Tekke d)Zaviye

13)Miladi 7.asırda Vahdet-i Vücud terimi ile ifade edilen bir görüş ortaya atan,el-fütühatül-Mekkiye Fesulü’l Hikem gibi eserlerden bu konuda düşüncelerini genişçe açıklayan tasavvuf bilgini aşağıdakilerden hangisidir?

a)Sareddin Konevi b)Ahmed Yesevi
c)İbn Arabi d)Mevlana

14)İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmak neyi ifade eder?

a)Tavsili iman b)İcmali iman
c)Kamili iman d)Tahkiki iman

15)Aşağıdakilerden hangisi Hz.Peygamberin saydığı yedi büyük günah kapsamında değildir?

a)Allah’a ortak koşmak
b)Sihir yapmak
c)Haksız yere adam öldürmek
d)Namaz kılmamak

16)Allah’a,Hz.Peygambere ve O’nun haber verdiği şeylere yürekten inanıp, kabul ve tastik eden kimseye ne denir?

a)Mü’min b)Muhsin
c)Muhlis d)Müdrik

17)İslam dininin temel prensiplerine inanmayan, Hz.Peygamber’in yüce Allah’tan getirdiği kesin olan ve tevatür yoluyla bize kadar ulaşmış bulunan esaslardan (zarurat-ı diniyye)bir veya bir kaçını yahut da tamamını inkar eden kimseye ne denir?

a)Müşrik b)Kafir
c)Günahkar d)Zındık

18)Aşağıdakilerden Allah’ın sübuti sıfatlardan değildir?

a)Kudret b)Basar
c)Tekvin d)Kıdem

19)Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren,gözle görülmeyen nurhani ve ruhani varlıklara ne isim verilir?

a)Cin b)Şeytan
c)Melek d)İblis

20)Cinlerle ilgili verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

a)Bir kısmı müslümandır
b)Bir kısmı kafirdir
c)Kafir olanları cinlerin çoğunluğunu oluştururlar
d)Mümin olanları cennette giremiyeceklerdir

CEVAPLAR

1:(Cevap:A)
2:(Cevap:B)
3:(Cevap:A)
4:(Cevap:A)
5:(Cevap:c)
6:(Cevap:A)
7:(Cevap:C)
8:(Cevap:B)
9:(Cevap:A)
10:(Cevap:C)
11:(Cevap:A)
12:(Cevap:B
13:(Cevap:C)
14:(Cevap:A)
15:(Cevap:D)
16:(Cevap:A)
17:(Cevap:B)
18:(Cevap:D)
19:(Cevap:C)
20:(Cevap:D)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-5
21)Sahifelerle ilgili verilenlerinden hangisi yanlıştır?

a)Hz.Adem 10 sahife
b)Hz.İdris 30 sahife
c)Hz.Şit 40 sahife
d)Hz.İbrahim 10 sahife

22)Aşağıdakilerden hangisi Kur’an’ın muhtevasından değildir?

a)İtikad
b)Lirik söyleyiş ve ilahiler
c)İbadetler
d)Muamelat

23)”Allah’ın kulları arasında seçtiği ve vahiyle şereflendirerek emir ve yasakların insanlara ulaştırmak üzere görevlendirdiği elçi”ye ne ad verilir?

a)Veli
b)Evliya
c)Peygamber
d)Halife

24)Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren,fakat yeni bir kitapve yeni bir şeriatla gönderilmeyip, önceki bir peygamberin kitap ve şeriatını ümmetine bildirmeye görevli olan peygambere ne ad verilir?

a)Resul
b)Mürsel
c)Veli
d)Nebi

25)Hatemün nebiyyin ne demektir?

a)Peygamberlerin ilki
b)Peygamberlerin sonuncusu
c)Nebilerin ilki
d)Resullerin sonuncusu

26)İstislah metodunu uyguluyarak hükme ulaşırken esas alman maslahatlara ne denir?

a)İstishab b)Mesalih-Mürsele
c)İstislah d)İstihsan

27)İstislah metodunu daha çok hangi fakihler kullanılır?

a)Hanefiler b)Şafiler
c)Malikiler d)Hanbeliler

28)”Fakihin şer’i-amel bir meselenin hükmünü ilgili delilerden çıkarabilmek için olanca gayreti sarfetmesi “neyi ifade eder?

a)Re’y b)Te’vil
c)İctihad d)Vücub ehliyeti

29)Teklif ehliyetinin diğer adı nedir?

a)Eksik eda ehliyeti b)Yarım eda ehliyeti
c)Tam eda ehliyeti d)Vücut ehliyeti

30)Aşağıdakilerden hangisi Şariin,yapılmasını kesin ve bağlayıcı bir ifade ve üslupla yasakladığı fiildir?

a)Haram b)Tenzihen mekruh
c)Tahrimen mekruh d)Caiz

31)Aşağıdakilerden hangisi Şariin,bizzat kendisindeki kötülük sebebiyle, baştan itibaren ve temelden haramlığına hütmetdiği fiildir?

a)Haram li-gayrihi b)Haram li-aynihi
c)Tahrimen mekruh d)Tanziben mekruh

32)Hz.Peygamber’in, Allah katından bir tebliğ veya Allah’ın dinini açıklama niteliği taşımaksızın insan olması itibariyle yaptığı normal ve beşeri davranışlara ne denir?

a)Zevaid sünnet b)Gayri zevaid sünnet
c)Müekked sünnet d)Gayri müekked sünnet

33)Büyük abdes bozulduktan sonra dışkı ve idrar yollarında yapılacak dışkı,idrar vb. temizliği neyi ifade eder?

a)İstinca b)İstibra
c)Hadesten taharet d)Necasetten taharet

34)Aşağıdakilerden hangisi”belli uzuvları usulune uygun olarak su ile yıkamak ve bazılarını da eldeki su ıslaklığı ile meshetmek” şeklindeki ibadet temizliği olarak tarif edilir?

a)Abdest b)İstibra
c)Gusül d)Taharet

35)Aşağıdakilerden hangisinde abdestli olmak farz değildir?

a)Namaz kılmak
b)Kabeyi tavaf etmek
c)Tilavet secdesi yapmak
d)Kur’ana dokunmak

36)Abdestte uzuvları üçer defa yıkamak ve su ile iyice ovmak aşağıdakilerin hangisi ile ifde edilir?

a)Tağsil b)Muvalat
c)Delk d)Tertıb

37)Özür sahibi kişiler için söylenenlerden hangisi doğrudur?

a)Özürlü kimsenin özüründen başka abdestini bozan başka bir şey olmadıkça kaç vakit geçerse geçsin abdesti bozulmaz
b)Özürlü kimse her namaz vakti için abdest alır
c)Özürlü kimseden ibadetler düşer
d)Bir namaz vakti içinde her ibadet için ayrı abdest alır

38)Aşağıdakilerden hangisi bir nevi hükmı temizlik işlemi olup abdestte elin ıslaklığıyla bir uzuv, mest veya sargı üzerinde,teyemmümde ise yüz ve kollar üzerinde toprakla yapılan sembolik temizlik çeşididir?

a)Mest b)Mesh
c)Delk d)Muvalat

39)Rahim içi damarlardan hayız ve nisaf hali dışında ve bir hastalık veya yapısal bozukluk sebebiyle gelen kana ne ad verilir?

a)İhdilam b)İstihaze
c)Hayız d)Nifas

40)Aşağıdakilerden hangisi namazın rükülerden değildir?

a)İntikal tekbiri b)Kıyam
c)Kıraat d)Secde

CEVAPLAR:

21:(Cevap:C)
22:(Cevap:B)
23:(Cevap:C)
24:(Cevap:D)
25:(Cevap:B)
26:(Cevap:B)
27:(Cevap:C)
28:(Cevap:C)
29:(Cevap:C)
30:(Cevap:A)
31:(Cevap:B)
32:(Cevap:A)
33:(Cevap:A)
34:(Cevap:A)
35:(Cevap:B)
36:(Cevap:C)
37:(Cevap:B)
38:(Cevap:B)
39:(Cevap:B)
40:(Cevap:A)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-6
41)Namaz rükünlerinin düzgün bir şekilde yapılması aşağıdakilerden hangisi ile düzgün ifade edilir?

a)Tertip b)Tedvir
c)Ta’dil-i erkan d)Kavme

42)Aşağıdakilerden hangisi avret sayılan yerleri örtmek demektir?

a)Setr-i avret b)Hadesten teharet
c)Necasetten teharet d)Galiz avret

43)Müslümanların kıblesi neresidir?

a)Mescid-i Aksa b)Mescid-i Nebevi
c)Mescid-i Haram d)Mescid-i Kıbleteyn

44)Bir farz namazının vakti dışında kılınmasına ne ad verilir?

a)Faite b)Kaza
c)Cem’ d)Eda

45)Sabaha karşı doğuda tan yerinde ufuktan göğe doğru dikey olarak yükselen,pramit şeklinde, akçıl ve donuk bir beyazlık aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

a)Fecir-i sadık b)Fecir-i taglis
c)Beyaz-ı müstetıl d)Beyaz-ı müsta’razi

46)Akşamleyin ufuktaki kızıllıktan/kızartıdan sonra meydana gelen beyazlık neyi ifade eder?

a)Şafak b)İstiva vakti
c)Fey-i zeval d)Fecr-i kazib

47)Niyetin zamanıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?

a)Niyetin iftitah tekbiri ile birlikte yapılması efdaldir
b)Tekbirden önce de niyet edilebilir
c)Tekbir alındıktan sonra yapılan niyet geçerli olur
d)Şafii mezhebinde niyetin hemen her tekbirden önce veya tekbirle birlikte yapılması gerekir

48)Namazda bir miktar Kur’an okumak neyi ifade eder?

a)İftitah tekbiri
b)Kıyam
c)Rüku
d)Kıraat

49)Aşağıdakilerden hangi namazın vaciplerinden değildir?

a)Sadece alın ile burunu da yere koymak
b)Farz olan fiili geciktirmemek
c)Gerektiği durumlarda sehiv secdesi yapmak
d)Namazın başlarken elleri kaldırarak tekbir almak

50)Aşağıdakilerden hangisi namazın sünnetlerinden değildir?

a)Tuma’nine b)İtimat
c)Tesmi d)Tahmid

51)Ezan okunurken her cümle arasında biraz beklemeye ve ikinci cümlelerde sesi biraz daha yükseltmeye ne ad verilir?

a)Hadr b)Tesri’
c)Teressül d)Tefekkür

52)Yeni doğan çocuğun kulağına ezan okunmasının hükmü nedir?

a)Farz b)Vacib
c)Mekruh d)Mendup

53)Cemaatle namazda saf düzeni ile ilgili söylenenlerden hangisi yanlıştır?

a)Kadın iki yanındaki birer erkeğin namazı bozulur
b)Kadının önündeki erkeğin namazı bozulur
c)Kadının arkasındaki erkeğin namazı bozulur
d)Kadının önündeki erkeğin namazı bozulmaz

54)Muktedi nedir?

a)İmama uyarak namaz kılan
b)İmamlık yapan
c)Yalnız namaz kılan
d)Müezzinlik yapan

55)Aşağıdakilerden hangisi farklıdır?

a)Müdrik b)Lahik
c)Mesbuk d)Müktedi

56)Aşağıdakilerden hangisi Cuma namazının sıhhat şartlarından değildir?

a)Vakit b)İkamet
c)Cemaat d)Şehir

57)Aşağıdakilerden hangisi İmam Şafii’ye göre hutbenin rükünlerinden değildir?

a)Hutbenin her iki bölümünde Allah’a hamdetmek
b)Her iki hutbede Peygamberimiz’e salavat getirmek
c)İkinci hutbede müminlere dua etmemek
d)Her iki hutbede takvayı tavsiye etmek

58)Aşağıdakilerden hangisi bayram namazlarının diğer namazlardan kılınış bakımından farklıdır?

a)İki rekatlı olması
b)Her rek’atta zait tekbirlerinin olması
c)Cemaetle kılınması
d)Öğle vaktinden önce kılınması

59)Aşağıdakilerden hangisi Arapça’da rahatlamak,dinlenmek gibi anlamlara gelir?

a)Vitir b)Revatib
c)Teravih d)Regaib

60)Aşağıdakilerden hangisi hem uyumak hem de uyanmak anlamına gelir?

a)Teheccüd b)Evvab
c)Duha d)Fecr

CEVAPLAR:

41:(Cevap:C)
42:(Cevap:A)
43:(Cevap:C)
44:(Cevap:B)
45:(Cevap:C)
46:(Cevap:A)
47:(Cevap:C)
48:(Cevap:D)
49:(Cevap:D)
50:(Cevap:A)
51:(Cevap:C)
52:(Cevap:D)
53:(Cevap:B)
54:(Cevap:A)
55:(Cevap:D)
56:(Cevap:B)
57:(Cevap:C)
58:(Cevap:B)
59: (Cevap:C)
60:(Cevap:A)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-7
1)Teravih namazı kaç rek’attir?

a)8 b)20 c)12 d)16

2)Bir kişinin seferi sayılabilmesi için ikamet etdiği yerden en az kaç kilametre uzaklıkta bir yere gitmesi gerekir?

a) 90km b)120km
c)180km d)60km

3)Hanifilere göre seferde namazı kısatmanın hükmü nedir?

a)Ruhsat b)Azimet
c)İmkan d)Caiz

4)Bir erkeğin vefat eden karısını yıkamasıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a)Erkek, iddet beklemeyeceği için aralarındaki nikah sona erdiğinden yıkayamaz
b)Yıkayacak kimse bulunamadığı taktirde koca karısına teyemmüm verir
c)Hanifilerin dışındaki üç mezhebe göre koca karısını yıkayabilir
d)Erkek iddet beklediği için evlilik devam edeceğinden yıkayabilir

5)Erkek mi kadınmı anlaşılmayan ve bu bakımdan kendisine hün-sa-i müşkil denilen kimse ölünce ne yapılır?

a)yıkanır ve kadın gibi kefenlenir
b)Yıkanmaz ve erkek gibi kefenlenir
c)Yıkanmaz, sadece teyemmüm ettirilir.Kefenleme hususunda kadın sayılır ve ona göre kefenlenir
d)Yıkanır ve erkek gibi kefenlenir

6)Farz ve vacip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nasıl isimlendirilir?

a)Nezir b)Nafile
c)Vücüp d)Hiçbiri

7)Aşağıdakilerden hangisi diğerlerinden farklıdır?

a)Bozulan nafile orucun kazası
b)Davud orucu
c)Şevval orucu
d)Aşure orucu

8)Aşağıdakilerden hangisi orucu bozmaz?

a)Cinsel ilişki b)İhtilam olmak
c)Bir şeyler yemek d)Bir şeyler içmek

9)Aşağıdakilerden hangisi oruçlu için hem kaza hemde kefareti gerektirmez?

a)Cinsel ilişki b)Birşeyler yemek
c)Cinsel ilişkiye girmeden boşalmak d)Birşeyler içmek

10)Aşağıdakilerden hangisi önceden yok iken sonradan ferdin mülkiyetine geçen maldır?

a)Mal-i müstefad b)Havelanü’l-havl
c)Nisab d)Hiç biri

11)Zekatı ehil olanlara vermek aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

a)Temlik b)Niyet
c)Nisab d)Nema

12)Altın, gümüş ve paranın zekatı hangi nisbette ödenir?

a)%5 b)%2,5
c)%10 d)Hiçbiri

13)Doğal yollarla sulanan araziden elde edilen toprak mahsüllerinin zekatı ne kadar verilir?

a)%5 b)%2,5
c)%10 d)Hiçbiri

14)Aşağıdakileden hangisi zekat vergiye benzemez?

a)Zekatda vergide toplumsal yaşamın gereklerinden olup icbaridir
b)Zekatı kaide olarak devlet tahsil etmez ve vergiyi devlet tahsil ederek ilgili yerlere sarf eder
c)Zekat mükellef, bu farizayı yerine getirirken kendisi için özel bir menfaat gözetmez.Vergi mükellefi de vergisi karşılığında doğrudan kendisine bir menfaat beklemez
d)Hem zekatın hem verginin malı hedefleri yanında iktisadi,içtimai hedefleri de vardır

15)Aşağıdakilerden hangisi zekat vermenin adabından değildir?

a)Müslüman zekatını sadece Allah’ın rızasa kavuşmak için vermeli, kullara sık sık hatırlatmalıdır.
b)Müslüman mükelef temiz ve helal kazancından zekat vermelidir
c)Bu farizayı ”Başa kalkmadan”ve “Eza vermeden”yerine getirmelidir
d)Zekat ibadetini eda etmeden acele davranmalı,onu meşru bir mazeret olmaksızın geciktirmemelidirler.

CEVAPLAR:

1:(cevap:B)
2:(cevap:A)
3:(cevap:B)
4:(cevap:D)
5:(cevap:C)
6:(cevap:B)
7:(cevap:A)
8:(cevap:B)
9:(cevap:C)
10:(cevap:A)
11:(cevap:A)
12:(cevap:B)
13:(cevap:C)
14:(cevap:D)
15:(cevap:A)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-8
16)Aşağıdakilerden hangisi”Ramazan Bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan müslümanların kendileri ve velayetleri altındaki kişiler yerine getirmekle yükümlü oldukları malı bir ibadettir?

a)Fitre b)Fidye
c)Zekat d)Sadaka

17)Afakiler için yol üzerinde mıkat yeri yoksa ihrama en son nerede girmelidirler?

a)Muhakkak mıkat yerinden geçmek gereklidir
b)Kendilerineen yakın mıkatın hizasını geçmeden
c)Kendi ikamet ettikleri yerde
d)Mescidi Harama girmeden hemen önce

18)Aşağıdakilerden hangisi ihramın sünnetlerinden değildir?

a)İhram yasaklarından sakınmak
b)Tırnakları kesmek
c)Her fırsatta telbiye söylemek
d)Temizlik için gusletmek

19)Aşağıdakilerden hangisi belden aşağıya sarılan havlu anlamına gelir?

a)Rida b)İzar
c)İhram d)Hiçbiri

20)Arefe günü Arafat’ta öğle ve ikindi namazlarının öğle vakti içinde birleştirilerek birlikte kılınması aşağıdakilerden hangisidir?

a)Muvalat b)Cem’-i te’hir
c)Cem’-i takdim d)Vakfe

21)Aşagıdakilerden hangisi Hacerülesved’in bulunduğu köşeden veya hizasından başlayıp,Kabe’nin etrafında yedi defa dönmektir?

a)Sa’y b)Vakfe
c)Tavaf d)Şaft

22)Kabe’yi sol tarafına alıp kendisi Kabe’nin sağında olacak şekilde yürümek aşağıdakilerin hangisi ile ifade edilir?

a)Teyemmüm b)Teyamün
c)Telbiye d)Say

23)Aşağıdakilerden hangisi Müzdelife Vakfesinin zamanıdır?

a)Zilhiccenin 10. günü zeval vaktinde 11.günü fecr-isadık zamanına kadar geçen süre
b)Zilhiccenin 10.günü zeval vaktinden güneş batmasına kadar geçen süre
c)Zilhiccenin 10.günü tan yerinin ağırmaya başlamasından güneşin doğmasına kadar olan süre
d)Hiçbiri

24)Haccedenlerin arefe günü akşamı müzdelifede akşam ve yatsı namazlarını cem-i te’hir ile kılmalarının hükmü nedir?

a)Sünnet b)Farz
c)Vacip d)Mubah

25)Aşağıdakilerden hangisi şeytan taşlamalarının mekruhlarından değildir?

a)Şeytan taşlama günlerinde sırayla Küçük,Orta ve Akabe cemrelerine taş atmak
b)Cemre mahalinde biriken taşlardan alıp atmak
c)Büyükçe bir taşı olduğu gibi veya kııp bir kaç parça yaparak atmak
d)Bir cemreye aynı gün yediden çok taş atmak

26)Saçların traş edilmesi ve kısaltılmasıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a)Ebu Hanife ve İmam Malik’e göre,bayramın 3.günü güneş batıncaya kadar ki süre içinde yapılması vaciptir
b)Kadınların saçlarını dipten traş etmeleri sünnettir
c)Geciktirilmesi durumunda ceza gerekir
d)Meseplerin her birinde başın traş edilecek miktarı abteste meshi gereken miktarı aynıdır

27)Aşağıdakilerden hangisi temettu’ve kıran haccının şartlarından değildir?

a)Hacceden kişi Afaki olmalıdır
b)Hacceden kişi Hillı olmalıdır
c)Umre ve Hac,her ikisi aynı yılın hac aylarında yapılmalıdır
d)Hac aylarında yapılan umreden sonra “Salih İlmam” olmamalıdır

28)Hanefilere göre, umre ile hac arasında herhangi bir sebeple memlekete dönmekle kişi ne yapmış olur?

a)İfad haccı b)Sahih imlam
c)Temettu’ haccı d)Hiçbiri

29)Zıhar yemini yapan bir kimsenin kefaret olarak aşağıdakilerden hangisini yapması gerekmez?

a)Köle azad etmek
b)Aralıksız olarak iki ay oruç tutmak
c)On fakiri doyurmak
d)Altmış fakiri doyurmak

30)Aşağıdakilerden hangisi yanlışlıkla bir mü’mini öldüren kimsenin kefaret olarak yapması gerekenlerden biridir?

a)Mü’min bir köle azad etmek
b)Üç ay peşpeşe oruç tutmak
c)On fakiri doyurmak
d)On fakiri giydirmek

CEVAPLAR:

16:(cevap:A)
17:(cevap:B)
18:(cevap:A)
19:(cevap:B)
20:(cevap:C)
21:(cevap:C)
22:(cevap:B)
23:(cevap:C)
24:(cevap:C)
25:(cevap:A)
26:(cevap:B)
27:(cevap:B)
28:(Cevap:B)
29:(cevap:C)
30:(cevap:A)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-9
31)Hacda ihrama girip de bir mazeret sebebiyle vaktinden önce traş olmak zorunda kalan kimsenin kefaret olarak aşağıdakilerden hangisini ödemesi gerekmez?

a)Üç gün oruç tutmak
b)Sığır cinsinden bir hayvan kurban etmek
c)Altı fakiri doyurmak
d)Bir koyun kurban etmek

32)Aşağıdakilerden hangisi tüp bebek uygulamasındaki doğru hükümdür?

a)Yabancı bir erkeğin spermi alınarak uygulanan tüp bebek
b)Kocanın sperminin yabancı bir kadından alınan bir yumurta ile döllendirilmesi
c)Evli eşler arasında yapılan tüp bebek uygulaması
d)Eşlerden alınan yumurta ve spermin başka bir gönüllü kadın rahmine yerleştirilmesi

33)İslam hukuku prensipleri açısından hangi şık yanlıştır?

a)Ölüden diriye organ nakli yapılırken zaruretin bulunması gereklidir
b)Ölüden diriye nakilde alıcının da buna razı olması gerekir
c)Organın bir ücret karşılığında verilmemiş olması gereklidir
d)Zaruret varsa bir ücret talep edilebilir

34)İntihar ile ilgili hangi hüküm doğrudur?

a)İntihar eden kişi kafir olur
b)İntihar edenkişinin cenaze namazı kılınmaz
c)Ölüm orucu tutmak intihar hükmünde değildir
d)İntihar eden Müslüman yıkanır,kefenlenir,cenaze namazı kılınır ve Müslüman mezarlığına gömülür

35)Satım kurallarından hangisi yanlıştır?

a)Alım satımın temel şartı karşılıklı rızadır
b)Akdin tam anlamıyla meşruluk kazanması için geçerlilik ve işlerlik şartlarında bulunması gerekir
c)Satıma konu olan mevcut ve hukuken geçerli bir mal olmasıda şarttır
d)Satım akdinin bulunması için tarafların temyiz şartına taşımalarına gerek yokyur

36)Aşağıdaki kelimelerden hangisi yanlış tanımlanlanmıştır?

a)Rehin:hapsetmek,alıkoymak
b)Rahin:rehin verene denir.
c)Kefalet:teslim alınan mala denir.
d)Mürtehin:rehin alana denir.

37)Aşağıdaki tanımlardan hangisi yanlıştır?

a)Bizantinizm:dini otoritesini siyasal otoritenin önüne geçmesi ve himayesine almasıdır.
b)Teokrasi:siyasal iktidarın tanrıdan kaynaklandığını ifade eder.
c)Laiklik:Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.
d)Konkordato:Dinsel kaynaklı bir yöneti şeklidir.

38)Kur’an ve sünnet bağlamında aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a)Ayetler muhtevasına ilişkin olarak taabbudi ve akli içerikli olmak üzere ikiye ayrılır
b)Kur’anda akıllı ve yükümlü insan ve topluluklar muhatap alınır
c)Kur’anda konular genelde insan merkezi olarak işlenir
d)Hz.Peygamberin açıklamaları kendini bağlar

39)”Hilafet”tabiri ile ilgili ifadelerden hangisi yanlıştır?

a)Hilafet:bir kimsenin yerine geçen kimse demektir
b)İmameti suğra:namazdaki imamet anlamındadır
c)İmameti Kübra:hilafet ile eş anlamlıdır
d)İmameti uzma:hilafet ile eş anlamlıdır.

40)Peygamber sonrası dönemle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

a)Hz.Peygamberin ölümden sonra devlet düzeni devam ettirilememiştir
b)Hz.Ali’nin halifeliğe geçişi de diğer üç halife gibi olmuştur
c)Hz. Ebubekir genel şura yolu ile halife olmuştur
d)Hz.Muaviye’nin geçişi de Hz.Osman gibidir

41)Aşağıdakilerden hangisi islam bilgilerinin tasnifleri arasında yer almaz?

a)Hak din b)Batıl din
c)Muharref din d)Düalist din

42)Rum suresi 30.ayette geçen fitratullah ne demektir?

a)Allah’ın peygamberi b)Allah’ın dini
c)Allah’ın kitabı d)İslam fıtratı

43)Müteahhirin seleffiye arasında hangisi yoktur?

a)İbni Teymiyye b)Vasıl b.Ata
c)İbnül-Vezir d)Şevkani

44)İman esasları ilmihal kitaplarında ne ile ifade edilir?

a)Eslemtü b)Amentü
c)Kabültü d)Vehebtü

45)Kafir sözlükte ne anlama gelmektedir?

a)Açan b)İfşa eden
c)Örten d)Örtmek

CEVAPLAR:

31:(cevap:B)
32:(cevap:C)
33:(cevap:D)
34:(cevap:D)
35:(cevap:D)
36:(cevap:C)
37:(cevap:A)
38:(cevap:D)
39:(cevap:A)
40:(cevap:C)
41:(cevap:D)
42:(cevap:B)
43:(cevap:B)
44:(cevap:B)
45:(cevap:C)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-10
1)Kur’an-ı Kerimde Medine döneminde inen ayetlerde geçen din kelimesiyle daha çok hangi anlama vurgu yapılmıştır?

a)İnsanın hesaba çekileceği ahiret gününe

b)İslamın diğer dinlere karşı üstünlüğüne

c)Allah’a ulaştıran yol olduğunda

d)Dinin Allah tarafından konulan yol olduğuna

2)Kur’an-ı Kerimde geçen hangi ifade ile yeni dinin bütün dinlerce üstün kılnacağı müjdelenmiştir?

a)Yevmid-din b)Dinen kıyamen

c)Millet İbrahim d)Dinül-hak

3) 1-Tabiat olaylarının etkisi altında kalıp onlara kutsallık atfetmek

2-Ruhlara takınma

3-Büyüye,bitki ve hayvanların kutsalığına inanmak

Yukardakiler sırasıyla hangi kelimeleri ifade eder?

a)Natürizm-totemizm-animizm

b)Animizm-natürizm-totemizm

c)Totemizm-animizm-natürizm

d)Natürizm-animizm-totemizm

4)Muharref ne demektir?

a)İlahi vahye dayanmayan dinler

b)İlahi vahye dayanmakla birlikte asli şeklini koruyamamış dinler

c)İlahi olması ve orjinal şeklini koruması

d)Tanrı konusunda açık ve net olmayanlar

5)Ehl-i bid-at ne demektir?

a)Hz.Peygamberin sünnetini terk ederek O’nun ve ashabının izledikleri yoldan ayrılanlar

b)Sünneti rehber edinenler

c)Kurtuluş yolunda olanlar

d)Ümmetin çoğunluğunu oluşturanlar

6)Aşağıdakilerden hangisi Ehl-i Bid’at mezheplerinden değildir?

a)Galiye b)Yezidiyye

c)Batiniyye d)Selefiyye

7)Mu’tezile mezhebi kimin öncülüğünde kurulmuştur?

a)Hasan Basri b)Cahiz

c)Vasıl b.Ata d)Zemahşeri

8)Aşağıdakilerden hangisi Caferiyye görüş ve uygulamalarından değildir?

a)Müt’a nikahını caiz görme

b)Boşamada iki şahit zorunluğu

c)Çıplak ayakların üstüne meshi yeterli sayma

d)Beş vakit namazları vaktinde kılma

9)Aşağıdakilerden hangisi farklı hükümleri bir araya getirilmesini ifade eder?

a)Tefrik b)Telfik c)Tebrik d)Tehdit

10)Ebu Said Ebü’l-Hayr’ın Farsça’yı tasavvuf dili haline getirmek için ilk adını atmasından sonra,Hücrivi’nin oluşturmuş olduğu Farsça ilk tasavvuf kitabın adı nedir?

a)Divan-ı Kebir b)Avarifü’l Naarif

c)Tabakatü’s Süfiyye d)Keşfül- Mahcüb

11)Allah’ın birliğine,Hz.Muhammed’in peygamberliğini ve onun, Allah’tan getirdiklerini kabul ettiklerini söyleyerek,müslümanlar gibi yaşadıkları halde,kalpten inanmayan kimselere nedenir?

a)Müşrik b)Kafir c)Müslim d)Münafık

12)Aşağıdakilerden hangisi imanın şartlarından değildir?

a)Allah’a iman b)Meleklere iman

c)Şahadet kelimesi d)Kitaplara iman

13)Aşağıdakilerden hangisi varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan yüce varlığın adıdır?

a)Allah b)Rahman c)Rahim d)Halik

14)Aşağıdaki hususlardan hangisi İhlas Suresinde geçmemektedir?

a)Allah’ın bir olduğu b)Hiçbir şeye muhtaç olmadığı

c)Doğurmadığı ve doğurulmadığı d)Ancak O’na ibadet edildiği

15)Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın zati sıfatlarından değildir?

a)Vücud b)Kıdem c)Kelam d)Beka

CEVAPLAR:

1:(Cevap:B)
2:(Cevap:D)
3:(Cevap:D)
4:(Cevap:B)
5:(Cevap:A)
6:(Cevap:D)
7:(Cevap:C)
8:(Cevap:D)
9:(Cevap:B)
10:(Cevap:D)
11:(Cevap:D)
12:(Cevap:C)
13:(Cevap:A)
14:(Cevap:D)
15(Cevap:C)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-11
16)Acbü’z-zeneb nedir?

a)Günahkar insan b)Aciz günahkar
c)Kuyruk sokumu kemiği d)Kafa tası kemiği

17)Yüce Allah’ın insanları hesaba çekmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplanmasına ne ad verilir?

a)Ba’s b)Araf c)Arasat d)Haşir

18)Aşağıdakilerden hangisi kıyamet büyük alametlerinden değildir?

a)Duman b)Deccal
c)Dabbetü’l-arz d)Dünya malının bollaşması

19)”Kıyametin kopuşunu belirtmek ve kıyamet koptuktan sonra bütün insanların mahşer yerinde toplanmak üzere dirilmelerini sağlamak için İsrafil(a.s) tarafından üfürülecek olan boru”ya ne ad verilir?

a)Boru b)Sual c)Sur d)Nur

20)Aşağıdakilerden hangisi ahirete inanmayı gerektirmez?

a)İnsandaki adalet duygusu
b)İnsandaki sorumluluk duygusu
c)İnsandaki sonsuzluk ve ebedilik duygusu
d)İnsanın başı boş ve amaçsız yaratılışı

21)”Müctehidin bir meselede,özel bir delil sebebiyle,o meselenin benzerlerinde verdiği hükümde vaz geçip başka bir çözümü benimsemesi,yada iki farklı kıyas imkanı bulunduğunda, ilk bakışta dikat çekmeyen kıyası(kapalı kıyası) gerekçe birliği açısından daha güçlü bulduğu için açık kıyasa tercih etmesi”aşağıdakilerden hangisi ifade eder?

a)Kıyas b)İstishab c)İcma d)İstihsan

22)-Yorum yoluyla da olsa-nasların kapsamına girmeyan yada”illet”bağ kurularak(kıyas yoluyla) nasta düzenlenmiş bir olaya bağlanmayan fıkhı bir meselenin hükmünü İslam fıkhının genel ilkelerine göre belirleme yöntemi neyi ifade eder?

a)İstishab b)Sedd-i Zerai
c)İstislah d)İstihsan

23)İslam dininin,insanların dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak üzere getirdiği kuralların bütünü için hangi ifade kullanılamaz?

a)Şer’i hükümler b)Ahkam-ı şer ‘iyye
c)İlahi hükümler d)İnsani hükümler

24)Aşağıdakilerden hangisi Allah ve Resul’ünün mükelleften yapılmasını kesin ve bağlayıcı tarzda istediği zanni delille sabit olan fiil demektir?

a)Farz b)Mübah c)Sünnet d)Vacip

25)Aşağıdakilerden hangisi dinen ve ya hukuken yapılmasına müsaade edilen fiilleri ifade eder?

a)Müstehap b)Mubah c)Cevaz d)İbadet

26)Aşağıdakilerden hangisi şer’an izin verilmiş,hakkında şer’i bir yasklama ve kısıtlama bulunmayan davranış ve onun dini-hukuki hükmünü ifade eder?

a)Müstehap b)Mubah c)Cevaz d)Helal

27)Aşağıdakilerden hangisi şariin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan tarzda istediği fiil ve davranışlardandır?

a)Mubah b)Haram c)Caiz d)Mekruh

28)Aşağıdakilerden hangisinde abdestli olmak medup değildir?

a)Yatmadan önce abdest almak
b)Vakit namazları için ayrı ayrı abdest almak
c)Kur’ana dokunmak
d)Ezan okumak

29)Aşağıdakilerden hangisi abdestin farzlarından değildir?

a)Yüzü yıkamak
b)Başı meshetmek etmek
c)Ayakları yıkamak
d)Niyet etmek

30)Aşağıdakilerden hangisi mest üzerine meshi geçersiz kılar?

a)Mestin abdestli olarak giyilmiş olması
b)Mestin ayağın abdestte yıkanması gereken yerlerini tamamen kaplamış olması
c)Dayanıklı ve sağlam bir maddeden yapılmış olması
d)Mestin içinde su alması

CEVAPLAR:

16(Cevap:C)
17(Cevap:D)
18:(Cevap:D)
19:(Cevap:C)
20(Cevap:D)
21:(Cevap:D)
22:(Cevap:C)
23:(Cevap:D)
24:(Cevap:D)
25:(Cevap:C)
26:(Cevap:D)
27:(Cevap:D)
28:(Cevap:C)
29:(Cevap:D)
30:(Cevap:D)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-12
31)Aşağıdakilerden hangisi mest üzerine meshi bozmaz?

a)Mestin ayaktan çıkması
b)Mesh süresinin bitmesi
c)Yocular için mesh süresinin 48 saati geçmesi
d)Mest içine giren suyun bir ayağın yarıdan fazla ıslatması

32)Aşağıdakilerden hangisi cinsi münasebet veya şehvetle meninin gelmesi (inzal) sebepleriyle meydana gelen ve belirli ibadetlerin yapılmasına engel olan hükmi kirlilik halinin adıdır?

a)Hades-i sağir b)Cünüplük c)Hayız d)Nifas

33)Aşağıdakilerden hangisinde gusletmek müstehap olarak görülmemiştir?

a)Cuma ve bayram namazları öncesinde gusletmek
b)Hac ve umre niyetiyle ihrama girerken gusletmek
c)Hayız halinin sona ermesiyle gusletmek
d)Arafat’ta vakfe için gusletmek

34)Aşağıdakilerden hangisi Cuma namazının vücup şartlarından değildir?
a)Kadın olmak b)Erkek olmak
c)Hür olmak d)İkamet

35)Namaz esasında avret yerinin açılmasıyla ilgili aşagıdakilerden hangisi doğrudur?

a)Açılan yer bir rükün eda edilecek bir süre açık kalmış ise kişinin namazı bozulur
b)Kendi iradesi açacak olursa namazı bozulmaz
c)Erkeklerde dizle ayak arası açılırsa namaz bozulur
d)Kadınlarda dizden aşağı açılırsa namaz bozulmaz

36)Namaz kılarken kıbleye yönelmek aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

a)Hadesten taharet b)İstikbal-i kıble
c)Necasetten taharet d)Setr-i avret

37)Her şeyin gölgesi doğudan batıya doğru düşmekte iken,bundan sonra batıdan doğuya doğru düşmeye başlar.İşte güneşin tam bu yarı yola geldiği anda yere düşen gölgesine ne ad verilir?

a)Fecr-i sadık b)Beyaz-ı müstetil
c)Fey-i zeval d)Beyaz-ı müsta’razi

38)Aşağıdakilerden hangisi “itaat,teslimiyet ve tevazu içinde eğilmek,yere kapanmak,yüzü yere sürmek”anlamların gelir?

a)Rüku b)Kıyam c)Secde d)Kıraat

39)Aşağıdakilerden hangisi namazın vaciplerinden değildir?

a)Farz namazlarının ilk iki rek’atında Fatiha suresini okumak
b)Namaza Allahüekber sözüyle başlamak
c)Farz olan kıraati ilk iki rek’atta yerine getirmek
d)Namazın sonunda teşehhüt miktarı oturmak

40)Aşağıdaki eşlestirmelerden hangisi yanlıştır?

a)İtimat:İmama uyan kişi
b)Tesmı:Rükudan doğrulurken Semiallahülimen hamideh demek
c)İrsal:Tekbirden sonra elleri sallamak
d)Tahmid:Rabbena leke’l hamd demek

41)Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a)Tıval-i mufassal:Hucurat suresi ile Büruc suresi arasındaki sureler
b)Evsat-i mufassal:Büruc suresi ile Beyyine suresi arasındaki sureler
c)Kısar-ı mufassal:Büruc suresi ile Beyyine suresi arasındaki sureler
d)Kısar-ı mufassal:Beyyine suresinden Nas suresine kadar olan sureler

42)Aşağıdakilerden hangisi imamlığa ehil değildir?

a)Kur’anı daha güzel okuyan
b)Daha muttaki olan
c)Yaşça daha büyük olan
d)Boyu daha uzun olan

43)Müteneffil nedir?

a)Vacip namaz kılan
b)Nafile namaz kılan
c)Farz namaz kılan
d)Cemaatle namaz kılan

44)Aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a)İmamın namazının bozulması kendisini bağlar,cemaatin namazı bozulmaz
b)İmamın namazının bozulması durumunda cemaatin namazıda bozulur
c)Muktedinin fiillerinden dolayı imamın namzı bozulmaz
d)İmamın okuması cemaatin okuması yerine geçer

45:Aşağıdakilerden hangisi yastı namazından sonra kılınan vacip hükmündeki namazdır?

a)Teheccüd b)Vitir
c)Tesbih d)Bayram

CEVAPLAR:

31:(Cevap:C)
32:(Cevap:B)
33:(Cevap:C)
34:(cevap:A)
35:(Cevap:A)
36:(Cevap:B)
37:(Cevap:C)
38:(Cevap:C)
39:(Cevap:D)
40:(Cevap:A)
41:(Cevap:C)
42:(Cevap:D)
43:(Cevap:B)
44:(Cevap:A)
45:(Cevap:B)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-13
1)Müzdelife’de akşam ile yatsının yastı namazının vaktinde birlikte kılınması ne ile ifade edilir?

a)Vakfe b)Cem’-i te’hir

c)Cem’-i takdim d)Cem’-i tevhıd

2)Hanifiler’e göre yolculuk, yağmur gibi cem’i mubah kılan mazeretlerin bulunması durumunda iki namazın ilkini son, ikincisini ilk vaktinde olmak üzere yapılan ce’uygulamasına ne ad verilir?

a)Cem’ü l muvasala b)Cem’-i te’hir

c)Cem’-i takdim d)Cem’-i tevhıd

3)Vaktinde kılınmayan namaza ne ad verilir?

a)Kaza b)Eda

c)Faite d)Faide

4)Vitir namazının kaza etmenin hükmü nedir?

a)Farz b)Sünnet

c)Mubah d)Vacip

5)O zamana kadar altı vakitten namazdan kazaya kalmamış bir kimseye aşağıdakilerden hangisi ile adlandırılır?

a)İman sahibi b)İhlas sahibi

c)Mal-mülk sahibi d)Tertip sahibi

6)Cenaze namazının hükmü nedir?

a)Vacip b)Farz-ayn

c)Farz-ı kifaye d)Sünnet

7)Cenaze namazının rükünleri nelerdir?

a)Kıyam-kıraat b)Rüku-secde

c)Tekbir-dua d)Kıyam-tekbir

8)Aşağıdaki oruçlardan hangisi mubahtır?

a)Zilliciye b)Şaban

c)Pazartesi-perşembe d)Hepsi

9)Aşağıdakilerin hangisinde oruç tutmak haram değildir?

a)Ramazan bayramının ilk günü

b)Ramazan bayramının 2.günü

c)Kurban bayramının 1ve 2.günü

d)Kurban bayramının 3ve4.günü

10)Oruç süresince yeme içme ve cinsi ilişkiden uzak durmak oruçla ilgili neyi ifade eder?

a)Vacipleri b)Şartları

c)Rükünleri d)Hiçbiri

11)Aşağıdaki oruçlardan hangisine akşam vaktinden başlayıp ertesi günün kuşluk vaktine kadar niyet edilemez?

a)Ramazan orucu

b)Nafile oruç

c)Kaza orucu

d)Hepsi

12)Balın zekatıyla ilgili hangisi yanlıştır?

a)Hanefi ve Hanbelılere göre 1/10 nisbetinde verilir

b)Şafii ve Malikilere göre 1/20 nisbetinde verilir

c)Şafii ve Malikilere göre zekat verilmez

d)Ebu Hanifiye göre balda nisap aranmaz

13)Aşağıdakilerin hangisi eski devirlerde yer altına gömülen veya herhangi bir sebeple yer altında kalan kıymetli eşyayı ifade eder?

a)Rikaz b)Nisab

c)Mal-i müstefad d)Hiç biri

14)Mevat topraklarda veya sahibi bilinmeyen topraklarda bulunan rikazların zekatı nasıl verilir?

a)1/5vergi olarak alınır, kalan 4/5 buna verilir

b)Mülk arazide bulunmuş ise Hanefiler’e göre4/5′i mülk sahibi veya varislerine ait olur

c)Bu eşyayı gayri müslim tebaadan biri veya çocuk da bulsa durumda bir değişiklik olmaz

d)Hepsi

15)Madenlerin zekatıyla ilgili hangisi yanlıştır?

a)Hanifi mezhepine göre madenlerde nisap aranmaz

b)Hanefi mezhepine göre madenlerde nisab 5 veskir

c)Zekatı 1/5 devlete fey hükmüne verilir

d)Maddenlerden alınan fey hükmündeki vergi devlet için harcanır

CEVAPLAR:

1:(Cevap:B)
2:(Cevap:A)
3:(Cevap:C)
4:(Cevap:D)
5:(Cevap:D)
6:(Cevap:C)
7:(Cevap:D)
8:(Cevap:D)
9:(Cevap:B)
10:(Cevap:C)
11:(Cevap:C)
12:(Cevap:B)
13:(Cevap:A)
14:(Cevap:D)
15:(Cevap:B)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-14
16)Senenin çoğunu meralarda otlayarak geçiren hayvanlara ne denilmektedir?

a)Amile b)Hamile
c)Saime d)Ma’lufe

17)Zekatı verme hususunda aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a)Gerçekten onu hak edenleri araştırıp bularak vermelidir
b)Mükellef bu konuda gereken titizliği göstermez ve zekatını ehil olmayana verirse borcundan kurtulmuş olmaz, zekatını yeniden vermesi gerekir
c)Zekat verirken araştırmak gerekmez
d)Zekat mükellefi, gereken araştırmayı yapar, fakat fakir zannederek zekat verdiği kişinin zengin veya gayrimüslim olduğu ortaya çıkarsa Ebu Hanife İmam Muhammed’e göre onun yeniden zekat vermesi gerekmez.Ebu Yusuf’a göre zekatını yeniden vermesi gerekir

18)Aşağıdakilerden hangisi haccın farzlarından değildir?

a)Sa’ya
b)İhram
c)Tavaf
d)Vakfe

19)Aşağıdakilerin hangisi ihramlıya yasak değildir?

a)Dikişli elbise ve iç çamaşırı türlü giysi giymek
b)Şemşiye kullanmak
c) Başa sarık sarmak
d)Eldiven çorap ve topukları kapatan ayakkabı giymek

20)Arafat vakfesiyle ilgili hangisi yanlıştır?

a)Arife günü gündüz Arafat’ta bulunanların,mazeretsiz olarak güneş batnadan önce Arafat’tan ayrılmamalrı vaciptir
b)Manzeretsiz olarak Arafat’tan ayrılan kimse, henüz güneş batmadan bu bölgeye tekrar dönerse, birşey yapmak gerekmez
c)Manzeretsiz olarak Arafat’dan ayrılınan kimse, güneş batmadan bu bölgeye tekrar dönmezse ceza (dem) gerekir
d)Gündüz Arafat’ta bulunmayıp güneş battıktan sonra gelenlere ceza(dem) gerekir

21)Aşağıdakilerden hangisi hacla ilgili tavaflardandır?

a)Tatavvufu tavafı b)Veda tavafı
c) Tahiyyetü’l mescid tavafı d)Nezir tavafı

22)Aşağıdakilerin hanngisi haccın vaciplerinden değildir?

a)Sa’y b)İhram
c)Remy-i cimar d)Taksir

23)Aşağıdakilerin hanngisi Safa’dan başlanıp Merve’de tamamlanmak üzere yedi defa gidip gelmeyi ifade eder?

a)Tavaf b)Vakfe
c) Sa’y d)Şavt

24)Aşağıdakilerin hanngisi şeytan taşlamanın sünetlerinden değildir?

a)Cemre mahallinde biriken taşlardan alıp atmak
b)Taşları üç-beş metre mesafeden atmak
c) Yedi taşı peş peşe atmak
d)Atılan taşların nohuttan büyük fındıktan küçük olması

25)Hacda halk veya taksir ile cinsel ilişki haricinde bütün ihram yasaklarının kalkması aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

a)Tahayyül b)Tehallül
c) İstilam d)İstitaat

26)Aşağıdakilerin hanngisi Mekkeli olmayan ve Mekkeli hükmünde sayılmayan uzak bölgelerden gelmiş hacıların Mekke’den ayrılmadan yapmalrı gereken son tavaftır?

a)Ziyaret b)Kudüm
c) Sader d)Tatavvu

27)Aşağıdakilerin hanngisi haccetmek üzere ihrama giren kişinin Arafat vakfesine yetişebilmemesi vakfe süresi içinde bir an olsun Arafat’ta bulunmamasıdır?

a)İhsar b)Fevat
c) Bedene d)Dem

28)Kabe aşağıdaki hangi peygamber tarafından yapılmıştır?

a)Hz. Nuh
b)Hz. İbrahim
c) Hz. Musa
d)Hz. İsa

29)Aşağıdakilerden hangisi haccı bozar?

a)Ziyaret tavafını cünüp olarak yapmak
b)Arafat vakfesinden sonra ilk tehallülden önce cinsel ilişkide bulunmak
c) Arafat vakfesini yapmadan cinsel ilişkide bulunmak
d)Mıkatı ihramsız geçmek

30)Kabe’nin etrafında yedi defa dönmek suretiyle yapılan ibadet aşağıdakilerden hangisidir?

a)Sa’y
b)Tavaf
c) Vakfe
d)İhram

CEVAPLAR:

16:Cevap:C)
17:(Cevap:C)
18:(Cevap:A)
19:(Cevap:B)
20:(Cevap:D)
21:(Cevap:B)
22:(Cevap:B)
23:(Cevap:C)
24:(Cevap:A)
25:(Cevap:B)
26:(Cevap:C)
27:(Cevap:B)
28:(Cevap:B)
29:(Cevap:C)
30:(Cevap:B)

 

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-15
31)Aşağıdakilerden hangisi kefen çeşidi değildir?

a)Sünnet b)Maunet
c) Kifayet d)Zaruret

32)Bir mazeret bulunmadıkça cenazeyi cami içine alarak namazı orada kılmak için ne hüküm verilir?

a)Mubah b)Haram
c) Tahrimen mekruh d)Tenzihen mekruh

33)Cenaze namazında kadınlarla erkeklerin aynı safta durmaları hususunda ne söylenebilir?

a)Cenaze namazı mutlak namaz olduğu için kadının iki tarfındaki ve arkasındaki erkeğin namazı bozulur
b)Cenaze namazı mutlak namaz olduğu için kadının iki tarfındaki ve arkasındaki erkeğin namazı bozulmaz
c) Cenaze namazı mutlak namaz olmadığı için kadının iki tarfındaki ve arkasındaki erkeğin namazı bozulmaz
d)Cenaze namazındaki hükümler diğer namazlarla aynıdır

34)Yanlışlıkla doğru olduğu sanılarak yapılan yemin hangisidir?

a)Gamus yemini b)Lağv yemini
c) Mün’akit yemin d)Hata yemini

35)Aşağıda yazılan avlanma şekillerinden hangisi doğrudur?

a)Temyiz gücüne sahip Müslüman bir kişinin yaptığı av helaldir
b)Sadece Müslümanların avladıkları hayvanlar yenir
c)Ava niyet edilmezse bile avlanan hayvanın yenmesi caizdir
d)İhramlı bir kişinin kara hayvanı avladığında yenmesi caizdir

36)Aşağıdaki tanımlardan hangisi” insan hakları” teriminin doğru tanımıdır?

a)İnsanlar doğduktan sonra mezhepleri ihtibari ile çeşitli haklar kazanırlar
b)İnsana;diline,dinine ırkına,cinsiyetine, milliyetine,sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın tanınan haklardır
c) Mensup olduğu devletce tanınan haklardır
d)İnsan hakları güçlülüğe nispetle tanınan bir haktır

37)Aşağıdakilerin hangisi akdin geçerlilik şartlarından birisi değildir?

a)Bedellerin malum olması şarttır
b)Bedellerin anlaşmazlığa sebeb olmayacak ölçüde biliniyor olması gerekir
c) Basit bilinmezlik akdi fasid kılmaz
d)Basit bilinmezlik akdi fasid kılar

38)Aşağıdaki tanımlardan hangisi yanlıştır?

a)Vekalet sorumluluğu yüklenmek anlamındadır
b)Kendisine yetki verilen kimseye vekil denir
c) Yetki vermeye tevkin denmektedir
d)Yetkiyi alan kimseye müvekkil denir

39)Aşağıdakilerden hangisi helal kazanç şekillerinden birisidir?

a)İş ve kira akdi gibi kazanç yolları
b)Sermayenin riske katılmaksızın yapılan kazanç
c) İçki satımı gibi haramın işlenmesine yardımcı olan kazanç
d)Elde edilmesi kesin olmayan mahsül ve meyveyi erken satmak

40)Faiz yasğının amacı aşağıdakilerden hangisi değildir?

a)Servetin atıl bırakılmamasını sağlamak
b)Ticaretin üretken olup sermayenin dağılmasını sağlamak
c) Dar durumda kalan üreticinin sömürülmesini önlemek
d)Sermayenin belli merkezlerden daha organizeli şekilde yatırıma aktarılması

41)Aşağıdakilerden hangisi miras hukuku için yanlış bir söylemdir?

a)Miras hukukunun klasik islam hukuk literatüründeki adı feraiz ilmidir
b)İslam miras hukukunun temel ölçü ve esaslarını ayetler belirlemiştir
c)Gayri mislimin müslümana mirasçı olamayacağında görüş birliği vardır
d)Müslümanın gayri Müslim yakınına mirasçı olamayacağı kesindir

42)Peygamberimizin(s.a.v) bir gecede Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürülmesi olayına ne denir?

a)İsra b)Miraç
c)Keramet d)Fiil olayı

43)Aşağıdakilerden hangisi farklıdır?

a)Evs b)Nadir
c)Kaynuka d)Kureyza

44)Müslümanlar ilk olarak nereye hicret etmişlerdir?

a)Hindistan b)Habeşistan
c)Yemen d)Medine

45)Peygamberimizle (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabe kimdir?

a)Hz.Ömer b)Hz.Ali
c)Hz.Hatice d)Hz.Ebu Bekir

CEVAPLAR:

31:(Cevap:B)
32:(Cevap:D)
33:(Cevap:C)
34:(Cevap:B)
35:(Cevap:A)
36:(Cevap:B)
37:(Cevap:D)
38:(Cevap:D)
39:(Cevap:A)
40:(Cevap:D)
41:(Cevap:D)
42:(Cevap:A)
43:(Cevap:A)
44:(Cevap:B)
45:(Cevap:D)

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-16
1:)Kur’an-ı Kerimde İlk dönem Mekki ayetlerde din kelimesi nasıl geçmektedir?

a:) Yevnüd-din b:)Dinen kıyemen
c:)Dinûl-hak d:)Millete İbrahim

2:)Kur’an-ı Kerimde geçen din kelimesi ile özel anlamda ne kastedilmiştir?

a:)İslam b:)Bütün Dinler
b:)Âhiret d:)İbrahim dini

3:)Zihnen varlığı kabul edilen bu üstün güç ve kudrete karşı kalben duyulan bağlılık duygusu aşağıdakilerden hangisidir?

a:)İctimai unsur b:)Hissi unsur
c:)Taabbüdi unsur d:)Zihni unsur

4:)İnsanoğlunun en eski inancı tek Tanrı inancı tezine savunan teori hangisidir?

a:Animizm b:)Natürizm
c:)Totemizm d:)İlkel monoteizm

5:) Dinin kaynağı hangi inançtır?

a:)Âhiret b:)Tevhid
c:)Tenasüh d:)Hulul

6:)Tarih boyunca insanlar neden bir şeye kutsallık ve yücelik nispet edip bağlanmışlardır?

a:)Dinin fiitri oluşundan
b:)İnsanın yardıma muhtaç olmasından
c:)Yapacakalrı fazla iş olmadığından
d:)Yalnızlıktan kurtulmak için

7:)Aşağıdakilerden hangisi Selef inancının en yoğun oldukları ülkeler arasında yoktur?

a:)Suudi Arabistan
b:)Kuvveyt
c:)Körfez ülkeleri
d:)Türkiye

8:)İmam Eşarinin Eşariliği kurmadan önce bağlı kaldığı mezheb aşağıdakilerden hangisidir?

a:)Mu’tezile
b:)Selefiyye
c:)Cebriye
d:)Şia

9:)İlk üç halifenin hilafetini meşru görmeyip, Hz. Ali ve Hüseyin soyundan gelen oniki imama inanan, Şianın büyük çoğunluğunu bünyesinde toplayan fıkra aşağıdakilerden hangisidir?

a:)İmamiyye
b:)İsmailiyye
c:)Zeydiyye
d:)Cebriyye

10:)Aşağıdakilerden hangisi “bir şeyi bilmek, iyi ve tam anlamak, içyüzünü ve inceliklerini kavramak” anlamına gelir?

a:)Fıkıh
b:)İlmihal
c:)İtikad
d:)Akaid

11:Hanefi mezhebi Irak’ta doğmuş ve Abbasiler devrinde hangi müctehidin kâdılkûbat (baş kadı) olması ile devletin başlıca fıkıh mezhebihaline gelmiştir?

a:)Numan b.Sabit
b:)Ebu Yusuf
c:)İmam Muhammed
d:)Ahmet b. Hambel

12:Hanbeli meshebinin kurucusu kimdir?

a:)Ahmet bint Hambel
b:)Malik b. Enes
c:)Ahmet b. Hambel
d:)Numan b. Sabit

13:Aşağıdaki ekollerden hangisikıyasa vere’y ictihadına şiddetle karşı çıkıp ayet ve hadislerinzahirine tutunmanın tek tek yolu olduğunu savunur?

a:)Batınniye
b:)Cebriye
c:)Mutezile
d:)Zahiriye

14:) Küfür sözlükte ne anlama gelmektedir?

a:)Açan
b:)İfşa eden
c:)Örten
d:)Örtmek

15:)Allah Teâlâ’nın tanrılığında, isim, sıfat ve fiilerinde, eşi, dengi ve ortağı bulunduğunu kabul etmek neyi ifade eder?

a:)Küfür
b:)İman
c:)Şirl
d:)Nifak

CEVAPLAR:
1:A
2:A
3:B
4:D
5:B
6:A
7:D
8:A
9:A
10:A
11:B
12:C
13:D
14:D
15:C

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-17
16:)Aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a:)Şirk ile küfür birbirine yakın iki kavramdır
b:)Küfür daha genel, şirkin ise daha özeldir
c:)Her şirk küfürdür, fakat her küfür şirk değildir
d:Her müşrik kafirdir, her kafir müşrik değildir

17:Aşağıdakilerden hangisi Müslümanın dinden çıkması anlamına gelir?

a:)İftidah
b:)İrtidat
c:)İstihrac
d:)İsti’mal

18: Aşağıdklerden hangisi Allah’ın zati sıfatlarından değildir?
a:)Muhalefetün lil’havadis
b:)İrade
c:)Vahdaniyet
d:Kıyam bi-nefsihi

19:)Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın Sübûti sıfatlarından değildir?

a:)İlim
b:)Hayat
c:)Semi’
d:)Vücud

20:) Aşağıdakilerden hangisi meleklerin özelliklerinde değildir?

a:)Nurdan yaratılmışlardır
b:)Gaybı bilirler
c:)Allah’a isyan etmezler
d:)Gözle görünmezler

21:)Aşağıdakilerden hangisi dört büyük melekten değildir?

a:)Misail
b:)İsrail
c:)Cebrail
d:Azrail

22:)Hangisi sözlükte toplamak, okumak, bir araya getirmek anlamına gelir_
a:)Zebur
b:)İncil
c:)Kuran
d:)Tevrat

23:) Her peygamberde insan olmanın da ötesinde birtakım
sıfatların bulunması gerekli ve zorunludur. Bu sıfatlara ne ad verilir?

a:)Farz sıfatlar
b:)Caiz sıfatlar
c:)Vacip sıfatlar
d:)Zati sıfatlar

24: Aşağıdakilerden hangisi kıyanetin büyük alametlerindendir?

a:)İlmin ortadan kalkıp bilgisizliğin artması
b:)Güneşin batıdan doğması
c:)Şarap içme ve zinanın açıkça yapılır olması
d:)Ehliyetsiz insanların söz sahibi olması

25:) Kıyametin kopmasından sonra İsrâfil (a.s) sûra ikinci defa üfürmesiyle bütün canlı yaratıkların tekrar diriltilmesine ne ad verilir?

a:)Ba’s
b:)Be’s
c:)Ye’s
d:)Haşr

26:)Aşağıdakilerden hangi daha önce varlığı bir durumun -aksine delil bulunmadıkça- varlığını koruduğuna hükmetme yöntemidir?

a:)İstishab
b:)İstihsan
c:)İstislah
d:)Kıyas

27: Hz. Peygambere (a.s) göre hangisinden sorumluluk kaldırılmamıştır?

a:)Uyanıncaya kadar uyanan kişiden
b:)Dinleninceye kadar yorgun kişiden
c:)Buluğa erinceye kadar çocuktan
d:)Akli dengesine kavuşuncaya kadar deliden

28: Aşağıdakilerden hangisi teşvik edilen, yapılması keskin olmayan bir tarzda istenen, yani farz ve vacip olmayan davranışların genel adıdır?

a:)Farz
b:)Vacip
c:)Sünnet
d:)Mendup

29: Hz. Peygamberin (a.s) bazen işleyip bazen terk ettiği âlimlerin ve sâlih kulların öteden beri yapageldikleri ve tavsiye ettikleri fiil ve davranışlara ne denir?

a:)Müstahap
b:)Mubah
c:)Amel
d:)İbadet

30: Aşağıdakilerden hangisi şâiirin mükellefi yapıp yapmamakta serbset bıraktığı fiilleri ifade eder?

a:)Müstahap
b:)Mubah
c:)Amel
d:)İbadet

CEVAPLAR:

16:D
17:B
18:B
19D
20:B
21:A
22:C
23:C
24:B
25:A
26:A
27:B
28:D
29:A
30:B

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-18
31:) Aşağıdakilerden hangisinde şâiirin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı tarzda istediği bir fiil olmakla birlikte, bu talep haber-i vâhid gibi zannlî bir delil ile sabit olmuştur?

a:)Haram
b:)Tenzihen mekruh
c:)Tahrimen mekruh
d:)Caiz

32:) Aşağıdakilerden hangisi şâiirin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan bir tarzda istediği fiildir?

a:)Haram
b:)Tenzihen mekruh
c:)Tahrimen mekruh
d:)Caiz

33:) Abdestin dört farzının ara verilmeden yapılması aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

a:)Sünnet
b:)Muvâlât
c:)Tasil
d:)Tertîb

34:)Aşağıdakilerden hangisi abdestin sünnetlerinden değildir?

a:)Ayakları yıkamak
b:)Niyet etmek
c:)Besmele ile başlamak
d:)Uzuvları üçer kere yıkamak

35: Aşağıdakilerin hangisinde abdestli olmak gerekmez?

a:)Namaz kımak
b:)Kâbeyi tavaf etmek
c:)Allah’ı zikretmek
d:)Tilavet secdesi yapmak

36:)Aşağıdakilerden hangisi deri ve benzeri maddelerden ayaklara giymek maksadıyla yapılan, ayakları topuklarla birlikte örten, içine su geçirmeyecek veya yere konduğunda kendi kendine dik durabilecek veya yere konduğunda kendi kendine dik durabilecek bir ayakkabı çeşididir?

a:)Mest
b:)Mesh
c:)Delk
d:)Muvâlât

37:) Aşağıdakilerden hangisi suyu temin etme veya kullanma imkânı bulunmadığı durumlarda hadesi yani büyük ve küçük hükmî kirkiliği gidermek maksadıyla, temiz toprağa veya yer kabuğundan sayılan bir maddeye sürülen ellerle yüzü ve iki kolu meshetmekten ibaret hükmî temizlik demektir?

a:)Abdest
b:)Teyemmüm
c:)Gusül
d:)Mesh

38:)Aşağıdakilerden hangisi doğumdan hemen sonra kadının cinsel organından gelen kan veya bu şekilde kan gelmesinin sebeb olduğu hükmî kirlilik (hades) halinin adıdır?

a:İhtilâm
b:)İstihaze
c:)Hayız
d:)Nifas

39:) Tam zeval vaktine, gündüzün bu ana kadar geçen süresi ile geri kalan süresinin birbirine eşitliği anlamını aşağıdakilerden hangisi ifade eder?

a:Beyâz-ı müstetîl
b:)Beyâz-ı müste’razi
c:)Fey-i zevâl
d:)istivâ vakti

40:)Namazda kıraatle ilgili hangisi yanlıştır?

a:)Kıraat namazın zaid rüknü olarak kabul edilir
b:)Kıraatin ilk iki rekatta olması vaciptir
c:)Kıraat imama uyan kişiden düşer
d:)İmama uyan kişi kıraati terk ederse namazı bozulur

41:)İmama uygun davranmanın hükmü nedir?

a:)Farz
b:)Vacip
c:)Sünnet
d:)Müekked sünnet

42:) münferid nedir?

a:)İmama uyarak namaz kılan
b:)İmamlık yapan
c:)Yalnız namaz kılan
d:)Müezzinlik yapan

43:)Aşağaıdakilerden hangisi hutbenin mekruhlarından değildir?

a:)Hutbenin sünnetlerini terk etmek
b:)Hutbe okunurken konuşmak
c:)Hutbenin şartlarını terk etmek
d:)Hutbe okunurken selam alıp vermek

44:)Teravih namazı kimin döneminde cemaatle ve yirmi rek’at olarak kılınmaya başlamıştır?

a:)Hz.Ebubekir
a:)Hz. Ömer
c:)Hz. Osman
d:Hz. Ali

45: Aşağıdakilerden hangisi hayırlı olanı istemek anlamına gelir?

a:)Revatib
b:Teravih
c:) Regaib
d:)İstihâre

CEVAPLAR:

31:C
32:B
33:B
34:A
35:C
36:A
37:B
38:D
39:D
40:D
41:B
42:C
43:C
44:B
45:D

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-19
1:Resulullahın Kur’anın zirvesi dediği sure hangisidir?

a:)Al-i İmran
b:)İhlas
c:Fatiha
d:)Bakara

2:) Ahmet ismi kendisine zikredilen sure hangidsidir?

a:)Muhammed
b:)İbrahim
c:)Meryem
d:)Saff

3:)Zekatın kimlere verileceğini tek tek sayan ayeti kerime hangi surededir?

a:)Kehf
b:)Kasas
c:)Furkan
d:)Tevbe

4:Bedir gavzesini anlatan süre hangisidir?

a:)Gaşiye
b:)Beled
c:)Enfal
d:)Ankebut

5: Kur’anı kerimde kaç tane Nebinin ismi zikredilmiştir?

a:)20
b:)25
c:)27
d:)30

6:Aşağıdakilerden hangisi Nebilerin ismi ile isimlenen sürelerden biri değildir?

a:)Yunus
b:)Hud
c:)Nuh
d:)Neml

7:)Kur’anda zikredilen en büyük rakam kaçtır?

a:)10 bin
b:)50 bin
c:)100 bin
d)700 bin

8:)Kur’anı kerimde zikredilen en küçük rakam kaçtır?

a:)10
b:)1/10
c:)1/100
d:)1/1000

9:) İki Nebinin adı ile biten süre hangisidir?

a:)Rahman
b:)Maun
c:)Ala
d:)İbrahim

10:)Her ayetinde Allah (c.c) lafzı olan sure hangisidir?

a:)Mecadele
b:)Fetih
c:)Hümeze
d:)Tekasür

11:Hendek gavzesini anlatan süre hangisidir?

a:)Yasin
b:)Ahzab
c:)Fatır
d:)Beled

12:)Mirac hadisesini anlatan süre hangisidir?

a:)Şuara
b:)Necm
c:)İnşikak
d:)Mutaffifin

13:Zülkarneyn süresini anlatan süre hangisidir?

a:)Tarık
b:)Fecr
c:)Kehf
d:)Duha

14:Talat-Calut kıssasını anlatan sure hangisidir?

a:)Bakara
b:)Embiya
c:)Furkan
d:)Abese

15:)Musa (a.s) ile Hızır (a.s) kıssasını anlatan süre hangisidir?

a:)Kasas
b:)Kehf
c:)Nur
d:)Hud

CEVAPLAR:

1:)Cevap: D
2:)Cevap: D
3:)Cevap: D
4:)Cevap: C
5:)Cevap: B
6:)Cevap: D
7:)Cevap: C
8:)Cevap: B
9:)Cevap: C
10:)Cevap:A
11:)Cevap:B
12:)Cevap:B
13:)Cevap:C
14:)Cevap:A
15:)Cevap:B

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları ” TEST-20
1:Aşağıdakilerden hangisi geleneksel Dinlerdendir?

a:)Dinka dini
b:)Şintoizm dini
c:)Zerdüştilik
d:)Taoizm
e:)Caynizm

2: Aşağıdakilerden hangisi günümüzde yaşayan dinlerin nufüs bakımından en yaygın olanıdır?

a:)İslam
b:)Yahudilik
c:)Hinduizm
d:)Budizm
e:)Hıritiyanlık

3:)Aşağıdakilerden hangisi Yahudiler için kullanılan isimlerden biri değildir?

a:)Samiri
b:)İbrani
c:)İsrailli
d:)Musevi
e:)Yahudi

4:)Aşağıdakilerden hangisi Kur’anı Kerim’de Hz. Yakup için kullanılan isimdir?

a:)İsrail
b:)Yahudi
c:)Musevi
d:)Ferisi
e:)İbrani

5:)Aşağıdakilerden hangisi yahudilerin en önemli atası olan ve yahudiliğin tarihini başlatan isimdir?

a:)Davud
b:)İshak
c:)Nehemya
d:)İbrahim
e:)Süleyman

6:) On Emir aşağıdaki isimlerden hangisine gönderilmiştir?

a:)Yeşu
b:)Saul
c:)Musa
d:)İshak
e:)İbrahim

7:) Aşağıdakilerden hangisi Hz. İbrahim’e “Eber’in Neslinden” olması dolasıyla verilen bir addır?

a:)İsrail
b:)Yahudi
c:)Muesevi
d:)İbrani
e:)Saduki

8:)Aşağıdakilerden hangisi Hıristiyanlık öncesi mesheplerden birisidir?

a:)Rabbani Yahudilik
b:)Karailik
c:)Ferislik
d:)Davudilik
e:)Hasidizm

9:)Aşağıdakilerden hangisi Çin dinlerindendir?

a:Caynizm
b:)Sihizm
c:)Şintoizm
d:)Dinka
e:)Taoizm

10:)Dinde ahlaki öğretileri ön plana çıkaran Çin dini aşağıdakilerden hangisidir?

a:)Taoizm
b:)Caynizm
c:)Konfüçyüsçülük
d:)Budizm
e:)Hinduizm

11: Aşağıdaklerden hangisi tabiattaki düzeni takip etmeyi en temel felsefe oalrak ela alan Çin dinidir?

a:)İslam
b:)Şinteoizm
c:)Konfüçyüsçülük
d:)Taoizm
e:)Sihizm

12:) Aşağıdakilerden hangisi Japonların geleneksel dinlerine verilen addır?

a:)Şintoizm
b:)Konfüçyüsçülük
c:)Yin
d:Caynizm
e:)Taoizm

13:Aşağıdakilerden hangisi Hz.Yakup’a verilen ve “Tanrı’yla uğraşan analamına gelen unvandır?

a:)Yahudi
b:)İbrani
C:)Eber
d:)İsrail
e:)Ferisi

14:)Aşağıdakilerden hangisi “Kilise” kelimesinin anlamıdır?

a:)Takdis
b:)Evrensel
c:)Cemaat
d:)Müjde
e:)Doğru inanç

15:) Aşağıdakilerden hangisi Hıristiyanlığın temel özelliklerinden biri değildir?

a:)Asli Günah
b:)Kurtuluş
c:)Teslis
d:)Misyonerlik
e:)Kutsal Toprak

CEVAPLAR:

1:)Cevap A
2:)Cevap E
3:)Cevap A
4:)Cevap A
5:)Cevap D
6:)Cevap C
7:)Cevap D
8:)Cevap C
9:)Cevap E
10:)Cevap C
11:)Cevap D
12:)Cevap A
13:)Cevap D
14:)Cevap C
15:)Cevap E

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-21
1:) Hac kimlere farzdır?

1:)Cevap: Sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıllı ve bulûğ çağına erişmiş Müslümanlara farzdır. Bu şartları taşıyan kişinin, imkân elde edince, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Hayatında bir defa hac yapmış olan Müslüman’ın bir daha haccetmesi gerekmez; ancak nafile olarak hac yapabilir.

2:)Eda şekli bakımından kaç çeşit hac vardır?

2:)Cevap:Aynı hac mevsiminde, umresiz veya umre ile birlikte yapılması bakımından hac, ifrad, temet tu’ ve kıran olmak üzere üç şekilde eda edilir.

3:)Ifrad haccı nasıl yapılır?

3:) Cevap: Ifrad haccı, aynı yılın hac mevsimi içinde umre yapılmaksızın, eda edilen hacdır. Ifrad haccı yapmak isteyen kişi, hac mevsimi içinde Mekke’de bulunan bir kişi ise, bulunduğu yerde; dışarıdan gelenler ise mikat mahallinde hac için ihrama girer. Arafat ve Müzdelife vakfelerini yapıp, bayram günü Akabe cemresine taş attıktan sonra tıra ş olarak ihramdan çıkabilir. Ifrad haccı yapan kimsenin kurban kesmesi gerekmez. Daha sonra, ziyaret tavafını ve hacla ilgili diğer görevleri de yerine getirir.

4:)Temettû’ haccı nasıl yapılır?

4:)Cevap:Temettu’ haccı, aynı yılın hac mevsiminde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama girilerek yapılan hacdır. Temettu’ haccı yapmak isteyen kişi, mikat sınırında veya daha önce umreye niyet ederek ihrama girer, umre yaptıktan sonra ihramdan çıkar. Daha sonra zamanı gelince hac için ihrama girer. Haccını eda ettikten sonra ihramdan çıkar. Temettû’ haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi vaciptir.

5:)Kıran haccı nasıl yapılır?

5:)Cevap:Kıran haccı, aynı yılın hac mevsiminde umre ve haccın ikisine birden niyet edilip ihrama girilerek yapılan hacdır. Kıran haccı yapmak isteyen ki şi, mikat sınırında veya daha önce umre ve haccın her ikisine birden niyet ederek ihrama girer. Umre yaptıktan sonra, ihramdan çıkmayıp, aynı ihramla haccı da eda eder, sonra ihramdan çıkar. Kıran haccı yapanlarınşükür kurbanı kesmesi vaciptir.

6:) Hac yerine fakirlere sadaka verilebilir mi?

6:)Cevap:Kişi kendisine farz olan hac ibadetini yerine getirmekle yükümlüdür; fakirlere sadaka vermekle bu sorumluluktan kurtulmaz. Bu itibarla hac yerine sadaka veren kişi hac ibadetini yerine getirmiş olmaz. Ancak bir defa hacca gidip farz olan haccını ifa eden ki şinin, nafile olarak hacca gitmek yerine, muhtaçlara sadaka vermesi daha uygundur.

7:) Vekâlet yoluyla hac yapılabilir mi?

7:)Cevap:Kendisine farz olan hac ibadetini yerine getirmeden sağlığı bu görevi yerine getiremeyecek kadar bozulan kişinin ücretini ödemek suretiyle birini yerine vekil gönderip hac yaptırması veya vasiyeti üzerine ölümünden sonra varislerinin kendisine bedel olarak hac yaptırmaları gerekir. Veda haccı esnasında Has’am kabilesinden genç bir kadın Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek: “Ya Rasulallâh! Allâh’ın hac hususundaki farz emribabama çok yaşlı iken erişti. Deve üzerinde bile duracak halde değil. Onun yerine vekâleten hac edebilir miyim?” diye sormuş, bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.): “Evet! Vekâleten hac edebilirsin!” buyurmuştur (Buharî, Hac, 1; Müslim, Hac, 71). Üzerine hac farz olan kişinin, yerine vekil (bedel) gönderebilmesi için, bizzat haccı edâ etmekten âciz olması gerekir; aksi takdirde, kendi yerine başkasını hacca göndermesi câiz değildir.

8:) Ölü adına hac yapılabilir mi?

8:)Cevap: Üzerine hac farz olup da, bunu yerine getiremeden ölen kişi, vasiyet etmişse, vasiyetinin ye- rine getirilmesi gerekir. Vasiyet etmemişse, varisleri isterlerse onun adına hac yapabilirler. Nitekim hacca gitmeyi adayan, fakat edâ edeme- den ölen bir kadının kardeşi, ne yapması gerek- tiğini öğrenmek amacıyla Hz. Peygamber’e(s.a.s.) geldiğinde, Hz. Peygamber, “ölen kardeşinin borcu olsaydı öder miydin?” diye sormuş, adam da, “evet ya Rasulallâh!” deyince, Allah Resulü (s.a.s.): “O halde Allah’a karşı olan borcunu da öde! Çünkü o ödenmeye daha lâyıktır.” buyurmuştur (Nesâî, c. 5, s.147).

9:)Hacca gitmemiş bir kimse, başkasının yerine bedel olarak hacca gidebilir mi?

9:)Cevap:Hacca bedel (vekil) gönderecek kimse, haccın nasıl yapılacağını bilen ve hac yapabilecek nitelikleri taşıyan, bulûğ çağına erişmiş, akıllı, tercihen daha önce hac yapmış Müslüman bir kimseyi hac yapmak üzere vekil tayin eder. Bununla birlikte, daha önce hac yapmamış kişi de, vekil olarak hacca gönderilebilir. Ayrıca, ölü ya da hayatta olsun başkası adına nafile hac yapılarak sevabı bunlara bağı şlanabilir. Başkası adına yapılacak nafile hac için, vekilin ehil olması ve adına haccettiği kimse için niyet edip ihrama girmesi yeterlidir.

10:)Hacda kesilmesi gereken kurbanlar, harem dışında kesilebilir mi?

10:) Cevap:Hac ve umre sırasında Harem’de kesilen kur- banlık hayvanlara ve Kâbe’ye ve Harem bölgesi- ne hediye olmak üzere kesilen kurbana hedy denir. Hedy kurbanları, vacip ve nafile olmak üzere ikiye ayrılır. Kıran veya Temettu’ haccı yapanların hedy kesmeleri ile ceza kurbanları, ihsar kurbanı ve harem bölgesinde kesilmesi adanan kurbanlar vaciptir. Hac veya umre yapılırken, bir yükümlülük bulunmadığı halde kesilen kurban- lar ise nafiledir. Hedy kurbanları, ister vacip, isterse nafile ol- sun, harem bölgesi içinde kesilir. Harem bölgesinde kesilmez ise, vacip olanların harem bölgesinde yeniden kesilmesi gerekir. Ancak nafile olarak kesilenlerin yeniden kesilmesi gerekmez. Hacda bulunan kişilerin, hac kurbanı (hedy) dışında, bayram münasebetiyle nafile olarak kurban kesmek istemeleri halinde, bunu vekâlet yoluyla Türkiye’de kestirmeleri daha uygun olur.

11:)Kadınlar yanlarında mahremi olmaksızın hacca gidebilirler mi?

Yolculuğun her devirde kendine özgü sıkıntı ve tehlikeleri bulunmaktadır. Bu nedenle kadınların uzun yolculuklara yanlarında mahremleriyle birlikte çıkmaları uygundur.Ancak yanında refakat edecek bir mahremi bulunmayan kadın, şayet yol güvenliği varsa, tek başına yolculuk yapabilir. Hac, uzun bir yolculuğu gerektiren meşakkatli bir ibadettir. Kadının tek ba şına bu yolculuğa çıkması bazı olumsuz sonuçlar doğurabilir. Ancak, yanında mahremi olmayan kadınlar, güvenilir bir hac organizasyonuyla hacca gidebilirler.

12:)Hacda iken adet gören kadınlar ne yaparlar?

12:) Cevap:Adetliyken ihrama giren veya ihrama girdikten sonra adet görmeye başlayan kadınlar, tavafın dı şında haccın bütün menasikini yerine getirebilirler. Ancak tavaf edemezler. Bu durumda olan kadınlar ifrad haccına niyet ederler. Daha önce kıran veya temettu’ haccına niyet edip de, Arafat’a çıkma vaktine kadar umrelerini tamamlama imkânı bulamamış iseler, haclarını ifrad haccı olarak tamamlamaya niyet ederler. Ziyaret tavafı dışında diğer görevlerini yerine getirirler ve temizlendikten sonra ziyaret tavaşarını yaparlar. Ziyaret tavafını yaptıktan sonra adet gören kadınlar, ülkelerine dönmeden önce, vacip olan veda tavafını yapacak imkân bulamazlarsa, bu tavafı terk ederler. Bundan dolayı birşey gerekmez. Adetliyken ihrama girecek ve ihrama girdikten sonra adetleri bitmeden Arafat’a çıkmak durumunda kalacak hanımlar, ihrama girerken ifrad haccına niyet etmelidirler.

13:)Adeti geciktirmek için hacda ilâç kullanmanın hükmü nedir?

13:)Cevap:Kadınların, bazı yan etkileri bulunduğu için adet geciktirici ilaçlar kullanmak yerine, ziyaret tavafı dı şında diğer görevlerini yerine getirip, temizlendikten sonra ziyaret tavaşarını yapmaları uygun olur. Ancak, temizleninceye kadar Mekke’de kalma imkanı bulunmayanların, bu ilâcı kullanmalarında sakınca yoktur.

14:)Umre nedir, nasıl yapılır?

14:)Cevap:Sözlükte ziyaret etmek anlamına gelen umre, dinî bir kavram olarak, belirli bir vakte bağlı olmaksızın usulüne göre ihrama girdikten sonra, tavaf ederek Kâbe’yi ziyaret etmek ve diğer bazı dinî görevleri yerine getirmek suretiyle yapılan ibadettir. Arafe ve Kurban Bayramı günleri dışında senenin her zamanında yapılabilen bu ibadetin ömürde bir defa yapılması sünnet-i müekkededir. Bununla birlikte daha fazla da yapılabilir. Hz. Peygamber, “Umre, kendisiyle diğer umre arasında işlenilen (küçük) günahlara kefarettir. Hacc-ı Mebrûr’un kar şılığı ise ancak cennettir.” buyurmuştur (Buharî, Umre, 1; Müslim, Hacc, 437). Umre için dışarıdan gelenlerin miket mahallerinde, Mekke’de bulunanların ise hill bölgesinde ihrama girmesi gerekir. Ihram umrenin şartlarındandır. Umre yapmak isteyen kişi, umre yapmaya niyet eder ve telbiye okuyarak ihrama girer. Bundan sonra Kâbe’yi tavaf edip Safâ ile Merve arasında sa’y ettikten sonra tıraş olarak ihramdan çıkar. Tavaf umre’nin rüknüdür; sa’y ve tıraş olmak ise umrenin vacibidir.

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KURBAN ” TEST-22
1:)Kurban ne demektir?

Cevap:Kurban; Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek niyetiyle kesilen hayvan demektir. Akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, kurban kesmekle hem Cenab-ı Hakka yaklaşır hem de fakirlik sebebiyle kurban kesemeyenlere yardım etmek suretiyle onlarla arasında bir sevgi bağı kurar.

2:)Kurban kesmek yerine sadaka vermekle, bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?

Mezheplerin çoğuna göre kurban kesmenin hükmü sünnettir. Hanefi fıkhında tercih edilen görüş ise, vacip olduğudur. Ancak bir ibadetin farz olmayışı, onu ibadet olmaktan çıkarmayacağı gibi,şeklinin de değiştirilmesini gerektirmez. İbadetlerin; şekil, şart ve rükünleri olduğu gibi; hikmetleri, amaçları ve teşri gerekçeleri de vardır. İbadetlerdeki bu özelliklerin birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Fıkhî hükmü ister vacip, ister sünnet olsun; kurban ibadeti ancak kurban olacak hayvanın usûlüne uygun olarak kesilmesiyle yerine getirilebilir. Bedelini infak etmek suretiyle, kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz. Allâh Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak da Müslüman’ın önemli vazifelerinden biridir. Zaruret derecesinde muhtaç kimseye yardım etmek, dinimizde farz kabul edilmiştir. Ancak, bu iki ibadetin birbirinin alternatifi olarak sunulabileceği anlamına gelmez.

3:)Kurbanın dinî dayanağı nedir?

Kurbanın meşru bir ibadet olduğuna dair Kur’an- ı Kerim’de deliller bulunmaktadır. Saffat Suresinde (37/107); Hz.İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in yerine bir kurbanın, Allah tarafından kendilerine fidye (kurban) olarak verildiği açıkça bildirilmektedir. Ayrıca Kur’an’da kurban ibadeti ile ilgili ba şka ayetler mevcuttur. (bk. Hacc, 22/28, 34, 36, 37) Hz. Peygamber (a.s.) de, kurbanı bir ibadet olarak kabul etmiş ve bizzat kendisi de kurban kesmiştir. Hz. Peygamber’in (a.s.), yedi deveyi kurban olarak kestiği, Medine’de ise boynuzlu ve alacalı iki koyun kurban ettiği rivayet edilmektedir. (Buhârî, Hacc, 117, 119; Müslim, Edâhî, 17) Ayrıca Hz. Peygamber (a.s.), Kurban Bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın boynuzu, tırnağı da dahil olmak üzere her şeyinin kişinin hayır hanesine yazılacağını ifade etmiş; bu ibadetin Allah rızası için yapılmasını tavsiye etmiştir. (Tirmizî, Edâhî, 1; İbn Mâce, Edâhî, 3)

4:)Kimler kurban keser?

Cevap:Kurban kesmek, akıllı, buluğ çağına ermiş, dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve misafir olmayan Müslüman’ın yerine getireceği mâlî bir ibadettir. Temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 20 miskal (80.18 gr.) altın veya bunun değerinde paraveya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir; dolayısıyla Allah’ın kendisine bah şetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedâkârlığın ni şanesi olarak kurban kesmelidir.

5:) Ailede zengin olan karı-kocadan her birinin kurban kesmesi gerekir mi?

Cevap:İbadetlerde sorumluluk ve bu sorumluluğun bir neticesi olan ceza ve mükâfat da bireyseldir. Bu nedenle, dinen zengin olan karı-kocadan her birinin ayrı ayrı kurban kesmesi uygun olur.

6:) Yolcunun kurban kesmesi gerekir mi?

Cevap:Yolcu kurban kesmekle mükellef değildir. Ancak kesmesi halinde sevabını kazanır. Sefer halinde iken kurban kesenler; bayram günleri içinde memleketlerine dönerlerse, yeniden kurban kesmeleri gerekmez. Sefer halinde iken kurban kesmeyip de bayram günlerinde memleketlerine dönenlerin, kurban kesmeleri uygun olur.

7: Kurban ne zaman kesilir?

Cevap:Kurban (udhiye), eyyâm-ı nahr (kurban kesme günleri) denilen, Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci; Kurban Bayramının bir, iki ve üçüncü günleri kesilir. Kurban kesim vakti, bayram namazı kılınan yerlerde bayram namazı kılındıktan sonra; bayram namazı kılınmayan yerlerde ise ikinci fecrin doğuşundan, sabah namazı vaktinin girmesinden sonra başlar; Zilhiccenin on ikinci, Kurban Bayramının 3. günü güneş batıncaya kadar devam eder. Bu geçen süre içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak geceleri kesmek mekruhtur. Kurban Bayramının birinci günü kesmek daha faziletlidir.

8: Kurban Bayramı günlerinde kesilmeyen kurban ne yapılır?

Cevap: Maddi imkana sahip oldukları halde, Kurban Bayramı günlerinde kurban kesemeyenler, daha sonra bunun sevabına nâil olmak için bedelini fakirlere sadaka olarak verebilirler.

9:Hangi hayvanlar kurban olarak kesilir?

Cevap: Bu hayvanlar hangi nitelikleri taşımalıdır? Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Bunların dı şındaki hayvanlar kurban olarak kesilemezler. Kurban olabilmesi için, kurbanlık hayvanın süt dişlerini değiştirmiş olması gerekir. Bu da, deve 5; sığır ve manda 2; koyun ve keçi 1 ya şını doldurunca gerçekleşir. Kurbanlık hayvan bu yaşını doldurduğu halde dişini değiştirmemişse, yine de kurban edilebilir. Bu hayvanlar arasından sadece 6 ayını tamamlayan koyun, bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olması halinde kurban edilebilir. Kurban edilecek hayvanın, sağlıklı, azaları tam ve besili olması, hem ibadet açısından, hem de sağlık bakımından önem arz eder. Bu nedenle, kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bir veya iki gözü kör, boynuzları kırık, dili, kuyruğu, kulakları ve memesi kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökük hayvanlardan kurban olmaz. Ancak, hayvanın doğuştan boynuzsuz olması,şaşı, topal, hafif hasta, bir kulağı delik veya yırtılmış olması, kurban edilmesine mani teşkil etmez.

10:) Kulağı delinmiş hayvan kurban olur mu?

Cevap: Hadis-i şerişerde hayvanların kurban edilmesine engel teşkil eden kusurlar; belirgin körlük, hastalık, topallık ve iliği yok denecek kadar zayışık olarak belirlenmiştir. (bk. Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 6) Bunların dışındaki kusurlar ise, müctehitler tarafından, kendi dönemlerindeki hayvanların değerini düşüren kusurlar esas alınarak tespit edilmiştir.Günümüzde, yaşayan hayvanların sayısını tespit etmek, ülkemize girip çıkan hayvanları kontrol altına almak ve sağlıklı olduklarına işaret etmek amacıyla marka takmak için hayvanların kulaklarının delinmesi bir kusur değil, hayvanın sağlıklı olduğunun göstergesidir. Bu itibarla kulakları delinen hayvanın kurban edilmesinde sakınca yoktur. Kaldı ki, fakihlerinçoğunluğu kulağın delinmesini kusur kabul etmemişlerdir.

11:) Kurbanlık hayvanlardan hangileri ortak olarak kesilebilir?

Cevap: Koyun veya keçinin bir kişi tarafından; sığır, manda ve devenin ise, yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban olarak kesilebileceği Hz. Peygamber’in hadisleri ve uygulamalarla sabittir. (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 7- 8)

12:) Kurban bayıltılarak kesilebilir mi?

Aslolan kurbanlık hayvanı bayıltmadan, eziyet etmeksizin kesmektir. Ancak yıkılması ve kesilmesin- de zorluk bulunması ve bu sebeble eziyet çekecek olması halinde hayvanın bayıltılması, kurban olarak kesilmesine engel değildir. İhtiyaç halinde, canlı olarak kesmek kaydıyla, kurbanlık hayvanın uygun tekniklerle bayıltılmasında bir sakınca yoktur. Ancak hayvan henüz kesilmeden, şok etkisiyle ölürse, kurban olmayacağı gibi, eti de yenmez.

13:)Vekalet yoluyla kurban kesilebilir mi?

Cevap: Kurbanı, kişinin kendisi kesebileceği gibi, vekalet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban mal ile yapılan bir ibadettir; mal ile yapılan ibadetlerde ise vekalet caizdir. Vekalet yoluyla kurban kestiren kişi, kendi bulunduğu yerde birisine vekalet verebileceği gibi, başka bir yerdeki kişi veya kuruma da vekalet verebilir. Vekalet, sözlü veya yazılı olarak ya da telefon, internet, faks ve benzeri iletişim araçları ile verilebilir.

14:) Ölü kurbanı var mıdır?

Cevap: Ölü kurbanı veya kabir kurbanı diye bir kurban çeşidi yoktur. Ancak, ölü adına veya sevabı ölüye ba- ğışlanmak üzere kurban kesilebilir. Vasiyeti yoksa, ölen kimseler için mirasçılarının kurban kesmeleri gerekmez. Ancak bir kimse, sevabını ölmü ş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına bağışlanmak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere bağışta bulunabileceği gibi, kurban da kesebilir. Ölenin kendisi için kurban kesilmesine dair vasiyeti yoksa, kesen kimse, bu kurban etini fakirlere yedirebileceği gibi, kendisi ve zenginler de yiyebilir. Vasiyet varsa, tamamen fakirlere yedirilmesi veya dağıtılması gerekir. Ölen kimsenin vasiyeti olmaksızın, sevabı onun ruhuna bağışlanmak üzere kesilen kurbanın her hangi bir zamanda kesilmesi caiz ise de, Kurban Bayramı günlerinde kesilmesi daha faziletli ve daha sevaplıdır. Ölenin vasiyyeti gereğince kesilen kurban ise, ancak Kurban Bayramı günlerinde kesilir.

15:) Kurbanlık hayvan tartıyla alınabilir mi?

Cevap: Kurbanlık hayvan, kilo birim fiyatı belirlenmek suretiyle canlı olarak tartılıp alınabilir. Kurban edilmek üzere satın alınmak istenen hayvanın fiyatı, kesildikten sonra eti tartılarak da belirlenebilir. Ancak kilo fiyatının rayiç bedeli şeklinde belirsiz bırakılmayıp, kesin olarak belirlenmesi ve derisi, kellesi ve sakatatının satıcı da kalmak üzere akitten istisna edilmemesi gerekir.

16:) Taksitle kurban alınabilir mi ?

Cevap: Kişi, mülkiyetinde bulunan ve kurbanlık vasfını taşıyan hayvanı, kurban olarak kesebilir. Bu itibarla ister peşin, ister taksitle olsun, satın aldığı hayvan kişinin mülkiyetine geçtiğinden, bu hayvanın kurban edilmesinde sakınca yoktur.

17:) Alınan kurbana, daha sonra başkaları ortak edilebilir mi?

Cevap: Büyükba ş hayvanlar, bir kişiden yedi kişiye kadar ortak olarak kurban edilebilir. Böyle bir hayvan, yedi kişiye kadar ortak olarak satın alınabileceği gibi, alındıktan sonra veya elde bulunan büyükbaş hayvana, yedi kişiyi geçmemek kaydıyla başkaları da ortak edilebilir.

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-23
1:)Büyük günah işleyen kimsenin iman açısından durumu nedir?

Cevap: İslâmî esaslara eksiksiz olarak inandığı halde, çeşitli sebeplerle, şirk, küfür ve münafıklık dışındaki büyük günahlardan birini işleyen kimse, işlediği günahı helâl saymıyorsa mümindir. Ancak bu kimse için tövbe kapısı açıktır. fiartlarına uygun tövbe ederse, Allah bu kimsenin günahını bağışlar. “Günahına tövbe eden, günah işlememiş gibi olur.” Yüce Allah ahirette günahkâr mümini dilerse affeder, dilerse günahı ölçüsünde cezalandırır. Ve onu, cezasını çektikten sonra, cennetine koyar.

2:)Ecel nedir? Ömür kısalır ya da uzar mı?

Cevap:Ecel, kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu demektir. Dinî bir terim olarak ecel, insan ömrünün sonu anlamına gelmektedir.Ecel hayatın son bulması ve ölümün gerçekleştiği zamandır. Bu anlamı ile her canlı için tek bir ecel vardır. Bu ecel Allah’ın kaza ve takdiriyle olup, asla değişmez. Belirlenen ecel, vaktinden ne önce gelebilir ne de o vakitten sonraya kalabilir. Bu hususla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır. “…Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.”(Yunus,49);“Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”(Münâfikûn, 11)

3:) Ruh göçü (Reenkarnasyon) ve İslâm’daki yeri nedir?

Cevap: Tenasuh, reenkarnasyon, hulûl kavramlarıyla da ifade edilen ruh göçü, ruhların beden değiştirerek dünyaya tekrar tekrar gelmelerine inanmaktır. Ruh göçü inancı, Hindistan ve Çin’in büyük bir bölümü başta olmak üzere, dünyanın bazı bölgelerinde varlığını sürdürmektedir. Bu inanca sahip olanlara göre, ruhun bir defa dünyaya gelmesiyle, evreni tanıması mümkün değildir. Bunun için, bir beden ölünce ruhu, başka bir bedene geçer. Bu yeni bedende ruh öncekine oranla daha da olgunlaşır. Söz konusu intikal her ömrün sonunda başka bedende ve varlıkta gerçekleşebilir. Nitekim su, bulut ve gök gürültüsüne dönüşüyor. Yumurta kuş biçimine geliyor. Palamut, meşe ağacı oluyor. Odun ateş ve kül hâlini alıyor.

Tenasüh inancı İslâm’la bağdaşmaz. İslâm inancına göre ruh, ezelî olmayıp sonradan yaratılmıştır. O, bedenin tamamlayıcısıdır. Ölümle bedenden ayrılan ruh, tekrar başka bedenlerle dünyaya gelmeyecek, ahirette beden yeniden yaratılınca, ruh tekrar ona iade edilecektir.
Dolayısıyle dünyadaki ameline göre, mükâfat veya cezaya muhatap olacaktır. Kur’ân’da ruh göçünün olmadığı kesin olarak ifade edilmektedir: “Nihayet onlardan birine
ölüm gelince: ‘Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım’ der. Hayır! bu sadece onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.”(Mü’minûn, 99-100

4:) Melekler gaybı bilebilirler mi?

Cevap: Gayb bilgisi yalnız Allah’a mahsus olduğundan, melekler gaybı bilemezler. Ancak Allah onlara bildirebilir. Kur’an’da Allah’ın Hz. Adem’e varlıkların isimlerini öğrettiği, sonra da bunları meleklere göstererek isimlerini söylemelerini istediği, meleklerin de, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka, bizim hiçbir bilgimiz yoktur…” dedikleri bildirilmektedir. (Bakara, 31-32)

5:) Kur’an’da Yüce Allah, kendisiyle ilgili olarak bazen “biz” ifadesini kullanmaktadır. Bunun anlamı nedir?

Cevap: Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ bazen, kendisiyle ilgili olarak “biz” ifadesini kullanması, O’nun azamet ve şanının yüceliğine işaret eder. Hemen bütün dillerde saygı ve yücelik ifadesi olarak bu tür ifade biçimine başvurulmaktadır.

Kur’an’da, Yüce Allah’ın zat ve sıfatlarından bahseden ayetlerde genellikle tekil zamir, fiillerinden bahsedildiğinde ise bazen tekil, bazen de çoğul zamir kullanılmıştır. Nitekim, “Sizi, Biz yarattık”(Vâkıa, 57),

“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık”(Kâf, 6),

“Andolsun, insanı Biz yarattık”(Kâf, 16),

“Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye
sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yarattı. Gökten de yağmur indirip, orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik” (Lokman, 10), “Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alâmet yaptık” (İsrâ, 12) gibi, fiilleriyle ilgili ayetlerde, hem tekil, hem de çoğul zamir kullanılmıştır. Kendi zâtı ve uluhiyeti ile ilgili şu ayetlerde ise, tekil zamir kullanılmıştır: “fiüphe yok ki Ben, Rabbinim senin.” (Tâ-hâ, 12),“fiüphe yok ki Ben, Allah’ım, Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et.” (Tâ-hâ, 14) ,“O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’tır.” (Haşr, 22)

6:)İlham nedir? İlham ile amel edilebilir mi?

Cevap: İlhâm, Allah’ın doğrudan veya melek aracılığıyla iyilik telkin eden bilgileri insanın kalbine
ulaştırması, feyz yoluyla kalbe gelen özel bir anlam ve bilgi, kalbe konulan iyilik hissi, hayır duygusu demektir. Bir ayette, Allah’ın insan benliğine hem takvâyı hem de fücuru (kötülük duygusunu) ilham ettiği belirtilmektedir (fiems, 8).
İnsan kalbine bazı bilgilerin ilham edilmesi mümkün olmakla birlikte ,bunlar genel geçerliliği bulunan kesin bilgi kaynağı teşkil etmez ve dinî konularda delil olarak kullanılamaz. Zira ilhama dayalı bilgiler kontrolü mümkün olmayan sübjektif bir nitelik taşır.

7:) Özürlü kime denir, nasıl abdest alır, özrü sebebiyle elbisesine bulaşan necasetin hükmü nedir?

Cevap: Dinmeyen burun kanaması, yaradan kan sızması, idrar tutamama, devamlı kusma, kadınların
hayız ve nifas dışındaki akıntısı gibi bedenî rahatsızlıklar, en az bir namaz vakti süresince devam
etmesi hâlinde, özür olarak kabul edilmiştir. Böyle olan kimseye de özürlü denir.

İslâm dini kolaylık dinidir; kişiye gücünün üstünde yük yüklemez. Özürlü sayılan kişilerin ibadetlerini yerine getirebilmeleri için birtakım kolaylıklar getirmiştir. Özürlüler, her vakit için abdest alır ve mazeret teşkil eden rahatsızlığından başka abdest bozan bir hal meydana gelmedikçe, bu abdestle o vakit içerisinde dilediği gibi namaz kılar, Kur’an-ı Kerim okur ve diğer ibadetlerini yaparlar. Namaz vaktinin çıkmasıyla veya başka abdest bozan bir hâlin meydana gelmesiyle özürlü kimsenin abdesti bozulur.

Kişiyi özürlü kılan hal, bir namaz vakti boyunca hiç meydana gelmezse, özür ortadan kalkmış
olur ve o kimse özür sahibi olmaktan çıkar. Özürlü kimseden akan kan, irin, idrar gibi şeylerin çamaşıra bulaşması hâlinde, bundan kaçınılması mümkün değil ve temizlendiğinde tekrar
bulaşacaksa çamaşır yıkanmadan namaz kılınabilir. Fakat elbiseye tekrar bulaşmayacaksa, yıkanması gerekir.

8:) Defin ve cenazenin yıkanması konusunda yapılan vasiyet geçerli midir?

Cevap: Sağlığında kendisini belirli bir kimsenin yıkamasını, cenaze namazını kıldırmasını ve defnetmesini
yahut da belirli bir yere defnedilmesini vasiyet eden kişinin, bu vasiyeti bağlayıcı değildir. Ancak, ölünün yakınları, dilerlerse bu vasiyeti yerine getirebilirler.

9:)Cenaze geçerken ayağa kalkmanın dini hükmü nedir?

Cevap: Dinimize göre, ister Müslüman olsun, isterse kâfir, bütün insanlar saygıdeğerdir. Nitekim
Kur’an’da, “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık.” buyurulmaktadır (İsrâ, 70).

İnsana hayattayken saygı gösterilmesi gerektiği gibi, ölümünden sonra da saygı gösterilmesi gerekir. Hz. Peygamber, yanından geçen bir cenaze için ayağa kalkmış, orada bulunanların kendisine bunun bir Yahûdî cenazesi olduğunu haber vermeleri üzerine, “o da bir nefis (insan) değil miydi?” buyurmuştur (Buhari, Cenaiz, 50; Nesâî, Cenâiz, 45-47; İbn Mâce, Cenaiz, 35).

Cenazeye şahit olan kişi, vefat edenin yakınlarına taziyede bulunup üzüntülerini paylaşmalı, onlara ve cenazeye saygılı davranmalı, ayrıca bundan ibret almalı ve tefekkür etmelidir. Ayağa kalkmak da bu ruh hâlinin bir ifadesidir. Sonuç olarak, cenaze için ayağa kalkmak, zaruri olmamakla birlikte, ölüye ve yakınlarına saygının ifadesi olarak güzel bir davranıştır.

10:)Namaz kılarken kaç rekât kıldığı konusunda tereddüt eden kimse ne yapmalıdır?

Cevap: Yapılan ibadet ve amellerin her türlü şüpheden uzak olması gerekir. Şüphe ve tereddütler amelin değerini düşürür ve kararsızlıklar meydana gelir. Buyüzden sözgelimi dört rekâtlı bir namazı üç rekâtmı, yoksa dört rekât mı kıldığında ilk defa şüpheeden kimsenin bu namazı yeniden kılması gerekir.Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Sizden biri namazında kaç rek’ât kıldığı hususundaşüpheye düşerse namazı yeniden kılsın”(Zeylâî, Nas-bu’r-Râye, II, 173).

Namazda sürekli olarak şüpheye düşüp kaç rekât kıldığı hususunda kesin bir kanaate varamayankimse, kıldığına emin olduğu en az rekât sayısınıesas alarak namazına devam eder. Hz. Peygamber,”Sizden biri namazında şüphe ederse, üç mü dörtmü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve en az rekâtı esas alarak namazına devam etsin” buyurmuştur(Nesâî, “Sehv”, 24; İbn Mâce, “İkâme”, 132).

Buna göre dört rekâtlı bir namaza başlayan kimse, kıldığı rekâtın birinci rekât mı ikinci rekât mı olduğunda kuşkuya düşüp, bir tarafı tercih edemezse, kendisini birrekât kılmış sayar ve birinci sayılan rekâtın ikinci;üçüncü sayılan rekâtın da dördüncü rekât olma ihtimali bulunduğu için, her bir rekâtın sonunda ihtiyaten teşehhüt miktarı oturur, böylece dört oturuş yapmış olur ve sonunda sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-24
1. “Ra” harfinin ne zaman hem ince hem de kalın okunması caizdir?

A) Ra sakin ama makabli meksur olursa
B) Ra sakin makabli sakin olursa
C) Kesreden sonra gelen sakin ra dan sonra kesreli bir istila harfi gelirse
D) Ra sakin olup makabli meftuh ya da mazmum olursa

2. Gizli bir ses ile harekeyi okuyarak göstermeye ne denir?

A) İşmam
B) Revm
C) Kasr
D) Tul

3. Aşağıdaki seçeneklerden hangisinde ehli sünnet mezhepleri bir arada verilmiştir?

A) Selefiyye- Maturidiyye -Hariciye
B) Eşariyye –Selefiyye- Ğaliyye
C) Selefiyye- Maturidiye –Eşariyye
D) Eşariyye- Batıniyye- Şia

4. Bayram gününde oruç tutmanın hükmü nedir?

A) Mekruh
B) Haram li aynihi
C) Haram li gayrihi
D) Tahrimen Mekruh

5. Aşağıdakilerden hangisi cehennem isimlerinden değildir?

A) Sakar
B) Darul Huld
C) Cahim
D) Hutame

6. Aşağıdakilerden hangisi haccın farz olmasının şartlarından değildir?

A) Sağlık
B) Müslüman olmak
C) Yol güvenliği
D) Haccı vakti içinde yapmak

7. Kadın cenazesinin başına örtülen kefen bezine ne denir?

A) Hamir
B) Habir
C) Himar
D) Tımar

8. Tavafta kısa adımlarla koşarak ve omuzların silkerek çalımlı yürümeye ne denir?

A) Iztıba
B) Remel
C) Hervele
D) Meşy

9. Aşağıdaki vecihlerin hangisi kesre halinde yoktur?

A) Tul
B) Tavassut
C) Revm
D) İşmam

10. İhram yasaklarının kalkmasına ne denir?

A) Tahayyül
B) Tahallül
C) Tahasür
D) Tedebbür

11. Boykot antlaşmasını yazıp Kabenin duvarına asan kimdir?

A) Mansur b. İkrime
B) Mansur b. İklime
C) Mansur b. İnan
D) Mansur b. Ubeyd

12. Hz. İsa’nın çarmıha geriliş sahnesini tasvir eden resmin Arapçası aşağıdakilerden hangisidir?

A) Salib
B) Saleb
C) Salebe
D) Sebeb

13. Hangisi Bizantizmin diğer isimlerinden biri değildir?

A) Gallikanizm
B) Sezaropapizm
C) Markolinalizm
D) Sezar papacılık

14. Bir kimseye bedelsiz olarak belli bir süre kullanmak üzere bir malın verilmesini konu alan bir sözleşmeye ne denir?

A) Ariyet
B) Ayriyet
C) Ehliyet
D) Azriyet

15. Herhangi bir sebepten dolayı bir malı alıkoyan kişiye ne denir?

A) Rehin
B) Râhin
C) Mürtehin
D) Merhun

CEVAPLAR
1. C
2.B
3.C
4.C
5.B
6.D
7.C
8.B
9.D
10.B
11.A
12.A
13.D
14.A
15.C

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-25
1:)Kadınların erkeklerle aynı safta namaz kılmasının hükmü nedir?

Cevap:) İster cuma, ister bayram, ister cenaze namazı,isterse başka bir namaz olsun, kadınlar erkeklerlebirlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı,uygun bir yerde namaza durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar, en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiş; “Namazda erkek saflarınınen faziletlisi en önde olanı, fazileti en az olanı ise enarkada bulunanıdır. Kadın saflarının en faziletlisi iseen arkada kalanı, en az faziletlisi ise en önde olanıdır.”(Müslim, “Salat” , 132; Ebu Dâvud, “Salat”, 97. Tirmizi, “Mevakıt”, 52; Nesai, “İmame”, 32; İbn Mace, “İkame”,52) buyurmuştur. Bu şekildeki uygulama, kadınların ikinci sınıf konuma indirgenmesi anlamına olmayıp, herkesin anlayabileceği tabiî, fıtrî birtakım sebepler yüzünden, hem kadınların hem de erkek cemaatin daha fazla huşu ve sükûn içerisinde namaz kılabilmeleri içindir.

2:) Mesleği gereği sürekli olarak yolcu olan kişi namaz ve oruç ibadetlerini nasıl yerine getirebilir?

Cevap:) İslâm dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamıkı Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur’anı Kerim’de; “… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayılınca başka günlerde tutsun.” buyurulmaktadır. (Bakara, 185) Namaz yolculuk sebebiyle kazaya bırakılamaz. Ancak seferi sayıldığı sürece dört rek’atlı farz namazlar iki rek’at olarak kılınır. Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücülerin durumu da aynıdır.

3:) Astım hastalarının ağızlarına püskürttükleri sprey orucu bozar mı?

Cevap:) Sprey kullanmak zorunda olan astımı hasta, Ramazan orucunu tutmayıp, tutamağı günler sayıınca fidye verebilir.İleride sağlığına kavuşursa, fidye vermiş olsa da, tutamadığı orucunu kaza eder. Ancak böyle bir kişi oruç tutmak isterse, kullanmak zorunda kaldığı sprey orucunu bozmaz

4:) Nisap ne demektir? Miktarı ne kadardır?

Cevap:) Nisap, zekât, sadaka-i fıtır ve kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Nisap, asgarî zenginlik ölçüsü şeklinde de tanımlanabilir. Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak bu kadar mala sahip olan kişi dinen zengin sayılır. Böyle bir kişi, zekât veya sadaka alamayacağı gibi; sadaka-i fıtır vermek ve kurban kesmekle de yükümlü olur. Fazla olan bu malın nâmi olması ve üstünden bir yıl geçmesi halinde zekatının verilmesi gerekir. Zenginliğin asgari sııı olan “nisap” Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bu asgarî sınırlar, o dönem İslâm toplumunun ortalama hayat standardıdıı ve zenginlik ölçüsünü göstermektedir. Hadislerde belirlenen nisap miktarları şöyle sıralanabilir; 80,18 gr. altın veya bunun tutarında para veya ticaret mı; 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve. Nisap miktarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu açıktır. Nisanın bu mallar üzerinden belirlenmesi, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmeği ileriki dönemlerde de aynen korunmuştur.

5:)Bir zengin vadeli alacağına dair bir senedi fakire zekât olarak verebilir mi?

Cevap:) Zekât gıda ve giyim eşyaları gibi aynî olarak, para, döviz, altın gibi nakdî olarak da verilebilir. Senet ise; bir hakkın, bir malın, ödünç bir paranın kime ait olduğunu belirten, iki veya daha fazla kişi arasında tanzim edilmiş bir belgedir. Dolayısıyla üzerinde yazıı miktardaki parayı temsil etmektedir. Bu nedenle, zekât mükellefi olan bir zengin, vadesinde ödeneceğini kesin olarak bildiği senedi, zekâtına mahsuben fakire ciro edebilir.

6:) Taksitli olarak zekât verilebilir mi?

Cevap:) Asıl olan kişinin üzerine terettüp eden zekâtı ödemesidir. Bu itibarla, zekât bir defada ödenebileceği gibi, taksitle de ödenebilir.

7:)Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır?

Cevap:) Zekât vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Ancak, zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en ısa zamanda zekâtlarını vermeleri uygun olur.

8:)Ticaret malının zekâtı neye göre hesaplanır?

Cevap:) Zekât, ileride elde edilmesi muhtemel kârdan değil, mevcut sermayeden ödenmesi gereken mali bir ibadettir. Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, kârsız olarak zekâtının verildiği tarihteki değeri esas alınmasıdır.

9:)Alacakların zekâtı nasıl verilir?

Cevap:) Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekâtlarının ödenmesi gerekir. Alacak tahsil edilmeden önce zekâtı verilmemişse, tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekâtlar da ödenmelidir. İnkâr edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacakların her yıl zekâtının verilmesi gerekmez. Şayet böyle bir alacak daha sonra ödenirse, alacaklı bu tarihten itibaren zekât mükellefi olur; geçmiş yıllar için zekat ödemez.

10:) Ziynet eşyasına zekât verilir mi?

Cevap:) Altın ve gümüş dışındaki ziynet eşyaları zekâta tabi değildir. Altın ve gümüşten yapılış ziynet eşyaları ise, zekât için gerekli diğer şartları da taşıdığı takdirde zekâta tabidir. Bu itibarla altından yaıış zîynet eşyaları, 80.18 gr. veya daha fazla ve üzerinden bir yıl geçmiş ise zekâta tabîdir.

11:) Emlâkçılar, mülkiyetindeki dairelerin zekâtını vermekle yükümlü müdür?

Cevap:) Emlâkçıların ticari amaçlı olarak alınıp satılan daireler zekâta tabidir. Buna göre, büro, ikamet gibi kullanım amaçlı olmayıp alıp satmak için emlâkçıların ellerinde bulunan dairelerin, borçları çıktıktan sonra değeri nisap miktarına ulaşış ve üzerinden bir yıl geçmiş ise kırkta bir oranında zekâtının verilmesi gerekir.

12:) Şirket ortakları nasıl zekât verirler?

Cevap:) Fiilî olarak bir şirketin ortağı olan kişi, şirketin büro, alet vb. duran varlıkları dışındaki dönen varlı- ğından kendi hissesine düşen miktarın, nisaba ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi halinde zekâtını vermesi gerekir. Sanayi sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin; duran varlıkları (üretim aletleri, makine vb.) zekâttan muaf; borçlar, malzeme, işçilik, üretim, pazarlama, yönetim, finansman vb. giderlerin maliyet hesapları yapılıp çıkarıldıktan sonra dönen varlıkları(yarı mamul ve üretilmiş mallar, hammaddeler, nakit para, çek vs.) ise net kâr ile birlikte % 2,5 oranında zekâta tabidir.

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-26
1:)Hisse senetleri zekâta tabî midir?

Cevap: Borsada alınıp satılan hisse senetlerin yatırım yapan kişinin, sahip olduğu hisse senetlerinin diğeri, nisap miktarına ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi halinde 1/40 oranında zekâtını vermesi gerekir.

2:)Zekât ve fitre, hayır kurumlarına verilebilir mi?

Cevap: Aldıkları zekât ve fitreleri bir fonda toplayıp bu- nu yalnızca Tevbe suresinin 60. ayetinde belirtilen yerlere sarf ettikleri bilinen ve kendilerine her bakımdan güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek, kurum ve yardımlaşma fonlarına zekât ve fitre verilmesinde dinen bir sakınca yoktur.

3:)Ücretlilere zekât verilebilir mi?

Cevap: İslâm’da zekât ve fitrenin, kişilerin sınıf ve meslek gruplarına bakılmaksızın, kimlere verilip verilemeyeceği açıkça belirlenmiştir. Bu itibarla, belli bir geliri olduğu halde, bu geliriyle asgari temel ihtiyaçlarıı karşılayamayan ve başka bir mal varlığı da bulunmayan kişilere zekât verilebilir.

4:)Sadaka-i fıtır vermekle kimler yükümlüdür?

Cevap: Sadaka-i fıtır, borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak nisap miktarı mala sahip olan her Müslümana vaciptir. Bireyin sadaka-i fıtır ile mükellef olması için öngörülen zenginlik ölçüsü, zekâtta aranan nisaptır. Ancak sadaka-i fıtırda, zekâtta öngörülen, malın artıcı olması ve üzerinden bir yıl geçmesi şartı aranmamaktadır.

5:)Sadaka-i fıtır ne zaman verilir?

Cevap: Sadaka-i fıtır, Ramazan Bayrı’nın birinci günü tan yerinin ağarmasıyla vacip olmakla birlikte, Ramazan ayı içinde de verilebilir. Hatta fakirlerin bayram ihtiyaçlarını karşılaması için, bayramdan önce verilmesi daha iyidir. Ancak bayram sabahına kadar sadaka-i fıtır verilmemiş ise, bayram günlerinde ödenmesi gerekir.

6:)Vaktinde ödenmeyen sadaka-ı fıtır borcu nasıl ödenir?

Cevap: Bütün ibadetlerde olduğu gibi sadaka-i fıtır yükümlülüğü de geciktirilmeyip zamanında yerine getirilmelidir. Bununla birlikte zamanında ödenmemişse, bu fitrelerin mümkün olan ilk fırsatta ödenmesi gerekir.

7:) Sadaka-ı fıtır kimlere verilir, kimlere verilemez?

Cevap: Sadaka-i fıtır, zekât verilebilecek kimselere verilir. Zekât verilmesi caiz olmayan kişilere sadaka-i fıtır da verilemez.

8:) Oruçlu kimse diş tedavisi yaptırabilir mi?

Cevap: Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.

9:)Kadınlar Ezan okuyabilirler mi?

Cevap: Sözlükte bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, îlân etmek anlamlarına gelen ezan, dinî bir terim olarak, farz namazlarının vaktinin girdiğini belli sözlerle ve özel bir sekilde îlân etmek/bildirmek demektir.Namaz, Mekke’de farz kılınmıs, ezan ise hicretten sonra uygulamaya konulmustur. Medine’ye hicretten sonra, Mescid-i Nebevî’nin insası tamamlanıp düzenli bir sekilde cemaatle namaz kılınmaya baslanınca, Hz.Peygamber vakitlerin girdiğini duyurmak için ne yapabileceğini arkadaslarıyla görüsmeye baslamıstır. Bu esnada Hz. Peygamber’e vahiyle, ayrıca sayıları yirmiyi bulan sahabeye, rüyalarında bugünkü ezanın sekli öğretilmistir. Ezan, ilk defa Hz. Bilal tarafından sabah namazında, yüksekçe bir evin damında okunarak uygulamaya konulmustur. Ezan, sünnet-i müekkede olup İslâm’ın siarlarından biridir. Ezan aracılığıyla hem halka namaz vaktinin girdiği duyurulmakta hem de Allâh’ın varlığı, birliği, yüceliği, Peygamberimizin O’nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtulus yolu olduğu bildirilmektedir. Ezan, erkekler tarafından okunur. Bunu belirleyen Peygamberimizdir. Müezzinlerin erkek olması, İslâm’ın ilk yıllarından itibaren günümüze kadar devam ede gelmis bir uygulamadır. Peygamberimizin dört müezzini vardı, bunların hepsi de erkekti. Dolayısıyla kadınların ezan okuması, Hz. Peygamberin uygulaması ile örtüsmez. (Kâmil MİRAS, Sahîhi Buhâri Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercümesi ve fierhi, II, 560. Diyanet İ.B.Yay.)

10:)Kadınlar imamlık yapabilirler mi?

Cevap: Cemaatle namaz, İslâm’ın ilk dönemlerinden itibaren tesvik edilmis, sağlığında camide namazları bizzat Hz. Peygamberin kendisi kıldırmıstır. Ondan sonraki dönemlerde ise halifeler bu görevi yapmıslardır. Daha sonraları yeni açılan camilerde, cemaat içerisinden en bilgin kimseler imamlık yapmaya baslamıslardır. İlk dönemlerde imamlık fahrî bir görev olarak ifâ edilirken,zamanla camilere bu isle görevli kimseler atanmaya ve devlet bütçesinden maas bağlanmaya baslanmıstır. İmâm olacak kimsenin Müslüman, akıllı, buluğ çağına erismis ve erkek olması, ayrıca namaz sıhhatli olacak kadar ezbere Kur’ân bilmesi ve namazın sıhhat
sartlarından birisini yitirmis olmaması gerekir. Cami dısında veya görevlisi bulunmayan camilerde, namaz hükümlerini en iyi bilip Kur’ân’ı daha güzel okuyan,daha müttakî olan, yasça büyük olan ve ahlâken daha üstün olan kimsenin imam olması tercih edilir.Buluğ çağına erismeyen mümeyyiz çocuklar, kendi gibi çocuklara; aynı sekilde kadınlar da kadınlara imamlık yapabilirler.Peygamberimizin hanımlarından Ümmî Seleme ve Hz. Âise’nin kadınlara namaz kıldırdıklarına dair ilk hadis kaynaklarında bilgiler vardır. Kadınlar namazlarını aralarında cemaat halinde kılacak olurlarsa, imamlık yapan kadın önde değil, aralarında durur. (Mevsilî, I,59; Merğinânî, I, 56)Ahmed b. Hanbel’in Müsned, Ebû Davud ve Beyhakî’nin Sünen, İbn Huzeyme’nin Sahih ve Hâkim’in Müstedrek adlı eserlerinde yer alan bir rivayete göre Peygamberimiz, Ümmî Varaka isimli hâfız bir kadına kendi ev halkına imamlık yapması için izin vermistir. Ümmî Varaka’nın ev halkı ise, ölümünden sonra özgürlüğüne kavusması kaydıyla hür kıldığı biri erkek diğeri hanım iki köleden ibaretti. İslâm bilginlerinin çoğunluğu, Ümmü Varaka’nın kadın ve erkek olan kölelerine imamlık yapmasını özel bir izin olarak kabul etmisler ve kadının erkeklere imamlığını câiz görmemislerdir.

11:)Kadınların ticaret ve iş hayatına girmeleri dinen sakıncalımıdır?

Cevap: Yeryüzünde, göklerde ve bu ikisi arasında bulunan her seyi insanlar için yaratan Allah, (Bakara, 29; Lokman,20) insanların çalısarak rızıklarını elde etmelerini istemekte ve insan için ancak çalıstığının karsılığını görebileceğini bildirmektedir. (Necm, 39) Çiftçilik, isçilik ve zanaatkârlık gibi, ticaret de rızk ve servet elde etme yollarından biridir. İslâm dini, mesrû yollardan ticaret yapılmasınıtesvik etmektedir. “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karsılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa baska. Kendinizi helâk etmeyin. fiüphesiz Allah ,size karsı çok merhametlidir.” (Nisa, 29), “… Allah, alıs-verisi helal, faizi haram kılmıstır.” (Bakara, 275) âyetleri ile Peygamber Efendimizin; “Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan sırtına bir bağ odun yüklenerekgetirip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.” (Buhârî,Büyû’, 5) anlamındaki hadisi “ticareti” tesvik etmektedir. Zikredilen ayetler ile hadiste geçen “ticaret” yapmak, erkek ve kadın için söz konusudur. Ticaret kurallarına, edep ve ahlâka uymak kaydıyla, erkekler gibi kadınlar da her alanda ticaret yapabilirler. Peygamberimiz zamanında kadınlar ticaret yapıyorlardı.

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-27
1. İslâm Hukûku’nun temel kaynaklarından olan, “el-Muvâfakât” isimli eser aşağıdaki âlimlerden hangisine aittir?

a) Ebû Hanîfe.
b) Ahmet b. Hanbel.
c) İmâm-ı Mâlik.
d) İmâm-ı Şâtıbî.

2 İlk Diyanet İşleri Başkanı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Ömer Nasûhî Bilmen.
b) Ahmet Hamdi Akseki
c) Mehmet Rıfat Börekçi
d) Elmalı Hamdi Yazır.

3.“Kitâbü’t Tevhîd ve Te’vîlâtü’l Kur’ân” isimli eserin müellifi kimdir?

a) Eş’arî.
b) Mâtürîdî.
c) Cürcânî.
d) İmâm Rabbânî.

4. Hz. Peygamber ikinci Akabe biatını nerede ve ne zaman yapmıştır?

a) Mekke’de M. 622 tarihinde Zilhicce ayında.
b) Mekke’de M. 623 tarihinde Zilkâde ayında.
c) Mekke’de M. 621 tarihinde Recep ayında.
d) Mekke’de M. 622 tarihinde Ramazan ayında.

5. Aşağıdakilerden hangisi İslâmiyet öncesi Araplarda Kâbe’yi ziyaret için gelen hacıların içeceklerini temin etme görevidir?

a) Hicâbe.
b) Rifâde.
c) Sikâye.
d) Sidâne.

6. Kocanın 4 ay veya daha fazla süreyle eşine yaklaşmayacağına dair yemin etmesine ne ad verilir?

a) Liân.
b) Zıhâr.
c) Îlâ.
d)İddet.

7. İslâm öncesinde Araplarda “başlık ve mehir vermemek için kızların değiştirilmesine dayalı gerçekleştirilen nikâha” ne ad verilir?

a) Nikâh-ı şığar.
b) Normal nikâh.
c) Nikâh-ı bedel.
d) Mut’a nikâhı.

8. Harem bölgesi ile mîkât yerleri (sınırları) arasında kalan alana ne denir?

a) Hill Bölgesi.
b) Arafât Bölgesi.
c) Âfâkî.
d) Âfâk Bölgesi.

9. “Hac aylarından önce ihrâma girilemez” görüşü kime aittir?

a) İmâm Şâfiî.
b) İmâm Ahmed ibn Hanbel.
c) Ebû Hanîfe ve Mâlikî.
d) Dâvûd ez-Zâhirî.

10. Hangisi zekât olarak verilecek malda aranan şartlardan değildir?

a) Nemâ.
b) Nisâb.
c) Temlîk.
d) Yıllanma.

11. Kamerî ayların her 13, 14 ve 15. günlerinde tutulan oruç aşağıdakilerden hangisidir?

a) Âşûrâ.
b) Eyyâm-ı bîd.
c) Reyyân.
d) Visâl.

12. Cemaatle namaz kılmanın hükmü ile ilgili olarak aşağıdaki hükümlerden hangisi yanlıştır?

a) Hanbelîlere göre farz-ı ayndır.
b) Mâlikîlere göre farz-ı ayndır.
c) Şâfiîlere göre farz-ı kifâyedir.
d) Hanefîlere göre sünnettir.

13. Cemaatle namaz kıldırırken abdesti bozulan imamın yerine bir başkasının getirilmesi, aşağıdaki kavramlardan hangisi ile ifâde edilir?

a) İstibrâd.
b) İlhâk.
c) İktidâ.
d) İstihlâf.

14. Abdestsizlik veya cünüplük sebebiyle insanda meydana geldiği varsayılan hükmî kirliliğe ne denir?

a) Hades.
b) Necâset.
c) Murdâr.
d) Nefâset.

15. “Suçlananın suçu ispat edilmedikçe suçlanan kişi suçsuzdur. ” Bu durum aşağıdaki dini delillerden hangisine örnektir?

a) İstislah.
b) İstihlaf.
c) İstishab.
d) İstihsan.

CEVAPLAR:)

1. D
2. C
3. B
4. A
5. C
6. C
7. A
8. A
9. B
10. C
11. B
12. B
13. D
14. A
15. C

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-28

16. İmâm Şâfiî’nin yazdığı ve günümüze ulaşan ilk Fıkıh Usûlü kitabı sayılan eser aşağıdakilerden hangisidir?

a) el-Muvattâ.
b) er-Risâle.
c) el-Müsned.
d) el-Fıkhu’l –Ekber.

17. İslâm hukûkuna göre, kişinin haklara sahip olabilme ve borç altına girebilme ehliyetine ne denir?

a) Edâ ehliyeti.
b) Teklîf.
c) Vücûp ehliyeti.
d) Rüşd.

18.“Tilâvet esnasında, bir kelimeyi, sesi ve nefesi kesmeden kendisinden sonra gelen kelimeye bağlayarak okumaya ne denir?

a) Vakf.
b) Vasl.
c) Sekte.
d) İmâle.

19. Seb’u-l mesânî de denilen sûre aşağıdakilerden hangisidir?

a) Fâtihâ.
b) Kevser.
c) Nasr.
d) Âl-i İmrân

20. Hz. Peygamber’in kişiyi herhangi bir şeye teşvik etmek veya sakındırmak için söylediği hadislere ne denir?

a) Fiten hadisler.
b) Darb-ı meseller.
c) Tergîb ve terhîb hadisleri.
d) Ahkâm hadisleri.

21. Amelin imandan bir cüz olduğunu söyleyen iki mezhep hangisidir?

a) Mu’tezile – Cebriyye.
b) Mu’tezile – Eş’ariyye.
c) Mu’tezile – Mâtürîdiyye.
d) Mu’tezile – Hâriciyye.

22. İslâmî kaynaklarda bâtıl dinler için genellikle hangi terim kullanılır?

a) Nihal.
b) Milel.
c) Mezâhib.
d) Butlân.

23. Günümüzde varlığını sürdüren ve görüşleriyle Hanefi mezhebine en yakın olan ve şia mezheplerinden sayılan aşağıdakilerden hangisidir?

a) İbâdiyye.
b) Keysâniyye.
c) Ezarika.
d) Zeydiyye.

24. Aşağıdakilerden hangisi batıda ortaya çıkan yeni dînî akımlardan biri değildir?

a) Yahova şahitleri.
b) Mormonlar ve Mounculuk.
c) Hümanizm ve Postmodernizm.
d) Taoizm ve Konfüçyanizm.

25. Hangi dinde insanlar günahkâr olarak doğarlar?

a) Budizm.
b) İslâm.
c) Îsevîlik.
d) Mûsevîlik

26. Seb’u't-Tıvâl, aşağıdakilerden hangisidir?

a) Bakara, A’râf, Nisâ, Âl-i İmrân, En’âm, Mâide, Enfâl.
b) Bakara, A’râf, Kehf, Âl-i İmrân, En’âm, Mâide, Enfâl.
c) Bakara, Nisâ, Meryem, A’râf, En’âm, Mâide, Enfâl.
d) Bakara, Nisâ, Âl-i İmrân, İsrâ, Mâide, Enfâl, A’râf.

27. Aşağıdakilerden hangisi Fâtihâ sûresinin isimlerinden biri değildir?
a) El-Hamd.
b) Seb’u’l-Mesânî.
c) Ümmü’l-Kur’ân.
d) Ğafir

28. Kur’ân-ı Kerîm’in en yavaş, ta’lîm yaparak okunduğu tilâvet biçimi aşağıdakilerden hangisidir?

a) Tertîl.
b) Tedvîr.
c) Tahkîk.
d) Hadr.

29. Aşağıdaki kelimelerden hangisinde Medd-i Lâzım Kelime-i Musakkale vardır?
a) الْحآقَّةُ
b) الْآنَ
c) اَلَمَ
d) يَسَ

30. Bugün İslâm ülkelerinin tek çatı altında toplandığı tek kurum hangisidir?

a) İslâm Ülkeleri Örgütü.
b) İslâm Konferansı Örgütü.
c) Müslüman Devletler Birliği.
d) İslâm Kardeşlik Örgütü

CEVAPLAR:)

16. B
17. C
18. B
19. A
20. C
21. D
22. A
23. D
24. D
25. C
26. A
27. D
28. C
29. A
30. B

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-29
1. Hinduizm ve İslâm’dan etkilenerek Hindistan’da ortaya çıkan dînî inanç aşağıdakilerden hangisidir?

a) Şintoizm.
b) Sihizm.
c) Konfüçyanizm.
d) Taoizm.

2. Hristiyanlıktaki kilisenin karşılığı Mûsevîlikte nedir?

a) Patrikhane.
b) Katedral.
c) Haham.
d) Havra (Sinagog).
3. Hadisi bize nakleden hadisin ravilerine ne ad verilir?

a) İsnâd.
b) Metin.
c) Tabaka.
d) Tarîk

4. Senedinde arka arkaya iki ve daha fazla ravinin zikredilmediği hadise ne ad verilir?

a) Munkatı
b) Muallak
c) Mu’dal
d) Mürsel

5. Ezanın hükmü nedir?

a) Farz
b)Vacip
c) Sünneti Müekkede
d) Müstehap

6. Aşağıdaki hadis terimlerinden hangisi, söz, fiil veya takrîrin doğrudan Peygambere dayandırıldığı, kaynağı Peygamber olan hadis çeşidini ifade eder?

a) Maktû’ hadis.
b) Mevkûf hadis.
c) Mevzû’ hadis.
d) Merfû’ hadis.

7. Kütüb-i Sitte olarak bilinen altı hadis kitabı ve müellifleri aşağıda eşleştirilmiştir. Hangisi yanlıştır?

a) es-Sünen: Ahmet b. Hanbel.
b) el-Câmiu’s-Sahîh: Müslim.
c) es-Sünen: Ebû Dâvûd.
d) es- Sünen: İbn Mâce.

8.”Müşkilü’l-Kur’ân” ifâdesinin tanımı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Kur’ân’ın anlamı kapalı olan âyetleri.
b) Kur’ân’ın aralarında tenâkuz ve ihtilâf olduğu zannedilen âyetleri.
c) Kur’ân’ın sahîh hadislerle çelişkili olduğu zannedilen âyetleri.
d) Kur’ân’ın anlaşılması zor olan âyetleri.

9. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân ilimleri arasında yer almaz?

a) Cerh ve ta’dil.
b) Esbâbü’n-nüzûl.
c) Hurûf-u mukattaa.
d) Garîbu’l-Kur’ân.

10. Medd-i Lîn ne demektir ve harfleri nelerdir?

a) Lîn harfinden sonra, sebeb-i med olan ârız veya lâzım sükûn bulunursa medd-i lîn olur. Cezimli (وْ) ve (ىْ)’dir.
b) Lîn harfinden önceki harfte durulursa medd-i lîn olur. Harekeli (و) ve (ى )’dir.
c) Med harfi ile hemze aynı kelimede olmasıdır. ا و ى
d) Cezimli ن’dan sonra “ب” gelirse ن ‘u م harfine dönüştürmek demektir.

11. Sâkin mîmin okunuş şekilleriyle ilgili hangisi yanlıştır?

a) Sâkin (م) den sonra harekeli (ب) harfi gelirse İhfâ-i Şefevî olur.
b) Sâkin (م) den sonra harekeli (م) harfi gelirse İdğâm-ı Misleyn Mealğunne olur.
c) Sâkin (م) den sonra harekesiz (ب ) harfi gelirse Dudak İhfâsı olur.
d) Sâkin (م) den sonra (ب) ve (م) harfleri dışında bir harf gelirse izhâr (İzhâr-ı Şefevî) olur.

12. Dudak ihfâsı ne demektir?

a) Cezimli م’den sonra “ب” harfinin gelmesi ile م’in dudakta gizlenerek okunmasıdır.
b) Cezimli م’den sonra “ب” harfinin gelmesi ile dudakta şeddelenerek okunmasıdır.
c) Cezimli م’den sonra “ب” harfinin gelmesi ile açıkça okunmasıdır.
d) Cezimli ن’dan sonra “ب” gelirse ن’u م harfine dönüştürmek

13. Peygamberimizin, yanında olan bir davranış karşısında sessiz kalarak o davranışı tasvîb ettiğini belirten sünnet çeşidine ne denir?

a) Fiilî sünnet.
b) Sözlü sünnet.
c) Takrîrî sünnet.
d) Taklidi sünnet

14. Hükmî kirlilikle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

a) Dînî usûle göre kesilmeyen kara hayvanları hükmen kirlidir.
b) İstibrâ ve istincâ birer hükmî temizliktir.
c) Hafif necâset hükmî kirlilikten sayılmazken ağır necâset hükmî kirlilikten sayılmaktadır.
d) Hükmî kirlilik sadece abdest, gusül ve teyemmümle giderilmektedir.

15. Hz. Peygamberden (s.a.v.) sonra, belli bir asırdaki müctehit İslâm bilginlerinin, dînî konularda görüş birliği içinde olmalarına ne ad verilir?

a) İctihât.
b) Kıyâs.
c) İcmâ’.
d) İstihsân.

CEVAPLAR:
1.B
2.D
3.A
4.C
5.C
6.D
7.A
8.B
9.A
10.A
11.C
12.A
13.C
14.D
15.C

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-30
16. Aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

a) Düşmanla çarpışma esnasında şehit olan kimse yıkanmaz.
b) Düşük neticesinde ölü doğan çocuk yıkanmaz.
c) Suda boğulmuş olan bir kimse yıkanmaz.
d) Su bulunmadığı zaman ölünün yıkanma işlemi teyemmüm ile gerçekleşir.

17. Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a) Mest, yaklaşık 6 km yürünebilecek özellikte olması gerekir.
b) Mukîm için mest üzerine meshin süresi 24 saattir.
c) Mest üzerine meshin yolculuktaki süresi 72 saattir.
d) Süre, mestin giyilmesiyle başlar.

18.Aşağıdakilerden hangisinde nifâsın tanımı yapılmıştır?

a) Kadınlarda her ay düzenli olarak gelen kandır.
b) Kadının hâmile kalmasıdır.
c) Doğumdan sonra kadının rahminden gelen akıntıdır.
d) Ölü doğan çocuktur.

19. Hanefilere göre aşağıdakilerden hangisi abdestin sünnetlerindendir?

a) Başın dörtte birini meshetmek.
b) Kolları dirseklere kadar yıkamak.
c) Yüzü yıkamak.
d) Abdest almaya niyet etmek

20. Aşağıdakilerden hangisi sehiv secdesi yapmayı gerektirir?

a) Farzın üç veya dördüncü rekâtında Fâtihâ’yı terk etmek.
b) Tahiyyât duâsını okumayı unutarak terk etmek.
c) Sübhâneke duâsını terk etmek.
d) Ruku yapmayı unutmak

• Bir insanın doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği veya içinde barınmayı kastettiği yerdir.
• Bir kimsenin doğduğu, evlenip ailesini yerleştirdiği veya kendisi yerleşmeye karar verdiği yer olmamak kaydıyla on beş günden fazla kalmak istediği yerdir.
• Bir yolcunun on beş günden az kalmayı planladığı yerdir.
21. Yukarıdaki tanımlar sırasıyla aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru olarak verilmektedir?

a) Vatan-ı aslî, vatan-ı ikâme, vatan-ı süknâ.
b) Vatan-ı ikâme, vatan-ı süknâ, vatan-ı aslî.
c) Vatan-ı aslî, vatan-ı süknâ, vatan-ı ikâme.
d) Vatan-ı ikâme, vatan-ı aslî, vatan-ı süknâ.

22. Aşağıdakilerden hangisi, namazda iken imam yapmasa bile cemaat tarafından yapılması gerekir?

a) Kunut.
b) Kâde-i ûlâ.
c) Kâde-i âhire.
d) Tilâvet secdesi.

23. Mesbûk kime denir?

a) İmama tekbîrle birlikte uyan kişiye.
b) İmama birinci rekâtta yetişen kişiye.
c) İmama birinci rekâtta yetişip 2. rekâtta ayrılan kişiye.
d) Birinci rekâttan sonra imama yetişen kişiye.

24. Aşağıdakilerden hangisi namazla ilgili bir kavram değildir?

a) Tağlîs.
b) İsfâr.
c) İtikaf.
d) İbrâd.

25. Güneşin tam tepe noktasında olduğu ve namaz kılmanın mekrûh olduğu vakte ne denir?

a) Gurûb.
b) İstivâ vakti.
c) Fecr-i sâdık.
d) İmsâk.

26. Cenazenin tekfîn işleminde kullanılacak olan kefen parçalarının sıralaması dıştan içe doğru aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru verilmiştir?

a) Lifâfe – kamîs – izâr.
b) Kamîs – lifâfe – izâr.
c) Lifâfe – izâr – kamîs.
d) İzâr – lifâfe – kamîs.

27. Aşağıda belirtilen hangi günlerde oruç tutulmaz?

a) Ramazan bayramının tüm günleri ve kurban bayramının ilk günü.
b) Kurban bayramının ilk iki günü ve ramazan bayramının tüm günleri.
c) Kurban bayramının tüm günleri ve ramazan bayramının tüm günleri.
d) Ramazan bayramının ilk günü ve kurban bayramının tüm günleri.

28. Aşağıdakilerden hangisi orucu bozmaz?

a) Göze ve burna damla damlatmak.
b) Bedenin tümüne anestezi uygulamak.
c) Kulak zarında delik bulunanların kulak yıkatması.
d) Enerji ve güç verici iğne yaptırmak.

29. Aşağıda verilen nisâb ölçülerinden hangisi doğru değildir?

a) Büyükbaş hayvanlarda 30 adet sığır.
b) Küçükbaş hayvanlarda 40 adet koyun.
c) Altında 20 miskâl.
d) Gümüşte 200 miskâl.

30. Aşağıdakilerden hangisi haccın müstakil vaciplerindendir?

a) Telbiye getirmek.
b) Arafat’ta güneş batıncaya kadar beklemek.
c) Müzdelife vakfesini yapmak.
d) Tavâf namazı kılmak.

CEVAPLAR:)

16.C
17.D
18.C
19.D
20.B
21.A
22.C
23.D
24.C
25.B
26.C
27.D
28.A
29.D
30.C

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları KARMA ” TEST-31
31. Ziyâret tavâfının son üç şavtını âdetli olarak yapmak hangi cezâyı gerektirir?

a) Üç sadaka-i fıtır.
b) Dem.
c) Bedene.
d) Tavâfı geçerli olmaz.

32. Aşağıdakilerden hangisi Arafat vakfesinin geçerli olmasının şartlarından biridir?

a) Vakfeyi kıbleye yönelik olarak yapmak.
b) Vakfeyi arefe günü zevâl vaktinden sonra yapmak.
c) Vakfeyi niyet ederek yapmak.
d) Öğle ve ikindi namazlarını cem’i takdîm ile kılmak.

33. Erkeklerin hacda izâr ve ridâ denilen iki parçadan ibaret örtüye bürünmelerinin hükmü aşağıdakilerden hangisidir?

a) Sünnet.
b) Vacip.
c) Farz.
d) Hiçbiri.

34. Aşağıdakilerden hangisi evliliğin geçerlilik (sıhhat) şartlarından değildir?

a) Ehliyetin olması.
b) İkrâhın olmaması.
c) Evliliğin gizlenmemesi.
d) Şahitlerin olması.

35. Sahih nikâhla evliyken boşanan ya da kocası ölen her kadın iddet beklemek zorundadır. Buna göre aşağıdaki hükümlerden hangisi yanlıştır?

a) Ric’î talâk iddeti beklerken kocası ölen kadının talâk iddeti sona erer, ölüm iddeti bekler.
b) Kocası ölen ve hamile olmayan kadın dört ay on gün iddet bekler.
c) Bâin talâk iddeti beklerken kocası ölen kadın ölüm iddeti beklemez.
d) Bâin talâk iddeti beklerken kocası ölen kadın ölüm iddeti bekler.

36. Aşağıdakilerden hangisi İslâmiyet öncesi Araplarda Kâbe’nin muhâfızlığını yapma görevidir?

a) Hicâbi.
b) Sidâne.
c) Sikâye.
d) Rifâde.

37. Evlilik akrabalığından dolayı meydana gelen evlenme yasağına verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?

a) Kan Hısımlığı.
b) Hurmeti Müebbede.
c) Hurmet-i Musahare.
d) Mahrem.

38. Peygamberimizin emriyle savaşa gidilen ancak Peygamberimizin iştirâk etmediği seferlere ne denir?

a) Hicret.
b) İcazet.
c) Seriyye.
d) Sefer.

39. Aşağıdakilerden hangisi, İslâmiyet öncesi Araplarda savaşmanın yasak kabul edildiği haram aylardan biri değildir?

a) Muharrem.
b) Recep.
c) Zilhicce.
d) Ramazan.

40. Efendimizin, inzivaya çekilerek Hira mağarasında yaptığı tefekkürî ibâdete ne denir?

a) Tehannüs.
b) İrhâsât.
c) İnzivâ.
d) Îtikâf.

41. Habeşistan’a ilk hicret eden aile aşağıdakilerden hangisidir?

a) Hz. Ali ve Fâtıma.
b) Hz. Zübeyr ve hanımı.
c) Hz. Osman ve eşi Rukiye.
d) Hz. Ammâr ve ailesi.

42. Aşağıdakilerden hangisi Diyanet İşleri Eski Başkanlarından değildir?

a) Ord.Prof. M.Şerafettin YALTKAYA.
b) Ömer Nasuhi BİLMEN.
c) M.Tevfik GERÇEKER.
d) Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR.

43. Yardımlaşma kavramı, dînî kullanımda aşağıdaki terimlerden hangisi ile ifâde edilir?

a) Müsâmaha.
b) Teâvün.
c) Birr.
d) Müsâlaha.

44. Yahûdîlikten, Hristiyanlıktan ve diğer kültürlerden, İslâmiyet’e giren rivâyetlere ne denmektedir?

a) Esatiru-l Evvelin.
b) Kıssa.
c) İsrâiliyyât.
d) Bidat-ı Hasene.

45. Aşağıdaki tanımlardan hangisi yanlıştır?

a) Tenâsüh: Ölümden sonra canlı varlıkların ruhlarının bir bedenden diğer bedene göçmesidir, ruh göçü.
b) Sekülerizm: Dinden bağımsız olan ve dînî mâhiyeti olmayan.
c) Oryantalizm: Doğu’ya hâkim olmak, doğuyu yeniden kurmak ve onun âmiri olmak için İslâm ülkelerinin geliştirdiği düşünce akımıdır.
d) Brahmanizm: Hinduizm de denilen Hindistan’da yaygın olan çok tanrılı din.

CEVAPLAR:

31.A
32.B
33.A
34.A
35.D
36.B
37.C
38.C
39.D
40.A
41.C
42.D
43.B
44.C
45.C

2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları DİYANET ” TEST-32
1:) Diyanet İşleri Başkanı kimdir?

a:)Prof. Dr. Mehmet Yılmaz
b:)Prof. Dr. Mehmet Nuri Yılmaz
c:)Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar
d:)Prof. Dr. Mehmet Görmez

2:) Kurulduğu günden günümüze kadar kaç tane Diyanet İşleri Başkanı görev yapmıştır?

a:)10
b:)12
c:)15
d:)17

3:)Diyanet işleri Başkanının görev süresi kaç yıldır?

a:)6
b:)4
c:)8
d:)5

4:)Diyanet işleri Başkanlığında bir kişi en fazla kaç kez Başkan olarak atanabilir?

a:)1
b:)2
c:)3
d:)4

5:)Diyanet işleri Başkanılının kuruluş kanun numarası aşağıdakilerden hangisidir?

a:)633
b:)622
c:)643
d:)655

6:)Diyanet işleri Başkanlığının kuruluş kanununun kabul edildiği tarih aşağıdakilerden hangisidir?

a:)1965
b:)1966
c:)1975
d:)1978

7:)Diyanet işleri Başkanlığının dini konularda en yüksek karar ve danışma organı aşağıdakilerden hangisidir?

a:)Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
b:)Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkanı
c:)Din işleri Yüksek Kurulu
d:)Diyanet işleri Başkanı

8:) Din işleri Yüksek Kurulu kaç üyeden oluşur?

a:)10
b:)12
c:)14
d:)16

9:) Din işleri Yüksek Kurulu üyelerinin görev süresi kaç yıldır?

a:)3
b:)4
c:)5
d:)6

10:) Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu kaç üyeden oluşur?

a:)7
b:)8
c:)9
d:)11

11:) Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkan ve Üyelerinin görev süresi kaç yıldır?

a:)3
b:)4
c:)5
d:)6

12:)Bir kişi en fazla kaç kez Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi olarak atanabilir?

a:)1
b:)2
c:)3
d:)4

13: Aşağıdakilerden hangisi Diyanet işleri Başkanlığının hizmet birimlerinden biri değildir?

a:)İnsan Kaynakları Genel Müdürülüğü
b:)Strateji Genel Müdürlüğü
c:)Özel Kalem Müdrülüğü
d:)Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

14:)Diyanet İşleri Başkanlığının protokoldeki yeri kaçıncı sıradadır?

a:)70
b:)62
c:)50
d:)51

15:)Diyanet İşleri Başkanlığının protokoldeki yeri kaçıncı sıraya alınmak istenmektedir?

a:)5
b:)8
c:)9
d:)10

CEVAPLAR:)

1:Cevaplar:)D
2:Cevaplar:)D
3:Cevaplar:)D
4:Cevaplar:)B
5:Cevaplar:)A
6:Cevaplar:)A
7:Cevaplar:)C
8:Cevaplar:)D
9:Cevaplar:)C
10:Cevaplar:)C
11:Cevaplar:)C
12:Cevaplar:)B
13:Cevaplar:)B
14:Cevaplar:)D
15:Cevaplar:)D

KAYNAK: İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998 .Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.yay.

NOT.Bu soru ve cevaplar www.diyanethaberler.com sitesinden alınmıştır.

1

Eylül
2012

ÇÖZÜMLÜ SORULAR TEST-1

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS  |  Yorum: Yok   |  466 Kez Okundu

 

Hareketli Güller

1. Mekke döneminde nazil olmuştur, 8 ayettir. Çoklukla
övünenleri uyarıp, hesaba çekileceklerim beyan eden ve mal,
mülk ve çoluk çocuğun çokluğuyla övünmek anlamına gelen
sure aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tekasür Suresi B) Alak Suresi
C) İnşirah Suresi D) Kadir Suresi
CEVAP: A
Parçada hakkında bilgi verilen sure Tekasür süresidir. 2.”Ey inananlar! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsu-n«z!” âyetinde vurgulanan temel ilke aşağıdakilerden hangi¬sidir?
A) Sözünde durmak B) Yalan söylememek
C) Zamanı iyi değerlendirmek D) Doğru sözlü olmak CEVAP: A
Ayette anlatılan husus sözünde durma ile ilgilidir.
3. Hangisi Kur’an-ı Kerim’in son ilahi kitap olarak
vahyediliş sebeplerinden biridir?
A) Önceki kitapların anlaşılmasmdaki güçlükler
B) Önceki kitaplara inananların sayıca yeterli olmayışı
. C) Önceki kitaplara ulaşılması ve okunmasındaki güçlükler D) Allah’ın önceki peygamberlerine vahyettiği mesaja ulaşma imkânının kalmamış olması CEVAP: D
Önceki Peygamberlere vahyedifen masajlara ulaşma imkânı olmadığı için Kur’an-ı Kerim nazil olmuştur. Çünkü onlar tahrif olmuşlardır.
4. Kur’an-ı Kerim’in Hz. Ebu Bekir zamanında toplanması¬nın ve bir kitap haline getirilmesinin nedenleri arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A) Sıffîn savaşında birçok Kur’an hafızının şehit edilmesi
B) Farklı milletlerden olanların İslam’a girmeleri
C) İslam’ın sınırlarının genişlemesi
D) Yeıname savaşında birçok Kur’an hafızının şehit edilmesi
CEVAP: A
Sıffın Savaşı, dördüncü halife Hz. Ali ile ona isyan eden Suriye valisi Muaviye b. Ebî Süfyan arasında M.S. 657 yılında, Fırat’a yakın bir yerde bulunan Sıffın’deyapılan savaştır. Bu savaş, Kur’an1 in toplanmasının bir sebebi değildir. Diğerleri ise Kur’an1 m toplanma sebebidir.
5. Yahudilikten, Hıristiyanlıktan ve diğer kültürlerden, İs¬
lamiyet’e giren rivayetlere ne ad verilmektedir?
A) Garibu’l'Kur’an B) İsrailiyyat
C) Emsâlu’1-Kur’an D) Kıssa
CEVAP: B
İslam’a diğer kültürlerden giren rivayetlere İsrailiyyat denir. İsrailiyyat, Yahudilik ve Hıristiyanlıktan İslâm kaynaklarına geçtiği kabul edilen bilgiler için kullanılan bir terimdir. Büyük oranda Yahudi, kısmen de Hıristiyan kaynaklarından nakledilen “efsane, kıssa, olay veya bilgi” anlamında kullanılır. Garibu’l-Kur’an; Kur”an’dabulunan ve anlamı zor bilinen kelimelerdir. Emsâlu’l-Kur’an; Kur’an’da bulunan misal yani örneklerdir. Kıssa ise daha önce yaşamış kavimler hakkında Kur’an’da yeralan bilgilerdir.
6. Ayetlerin tefsirinde, Hz. Peygamber ve ilk nesil Müslü¬
manlarının açıklamalarını aktarmak suretiyle yapılan tefsi¬
re ne ad verilir?
A) Dirayet Tefsiri B) Rivayet Tefsin
C) İşarî Tefsir D) Lügavi Tefsir
CEVAP: B
Öncekilerin rivayetlerini aktararak yapılan tefsire rivayet tefsiri denir. Bu tefsirler, Hz. Peygamber ve ilk nesil Müslümanlarının açıklamalarının rivayet zinciriyle günümüze ulaşması şeklinde olmuştur. Dirayet Tefsin: Müfessirin kendi görüşlerine yer vere¬rek yapılan tefsir çeşididir, îşarî Tefsir, Tasavvufi anlamda ya¬pılan tefsirdir. LügaviTefsir. Kelimelerin manaları üzerinden hareket edilerek yapılan tefsirdir.
7. Cumhuriyet dönemi müfessirlerinden Elmahlı Muham-
med Hamdî Yazır’m kaleme alınış olduğu tefsirin adı nedir?
B) Kur’anMesajıD)HakDiniKur’anDili
A)Tefsir-i Elmalı
C) Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri
CEVAP: D
Elmahlı Hamdi Yazır’m kaleme aldığı tefsirin adı Hak Dini Kur’an Dili’dir.
8. Asağıdakilerden hangisi “tefsir” kelimesinin anlamların¬
dan biri değildir?
A) Tercüme etmek B) Açmak
C) İzah etmek D) Beyan etmek
CEVAP: A
Tercüme etmek, meal kavramı içerisinde değerlendirilir.
9. Kuran’dan önce indirilen kutsal kitapların indirilme sıra¬
sı aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
A) Tevrat- İncil- Zebur B) Zebur-Tevrat-İncil
C) İncil-Tevrat Zebur D) Tevrat- Zebur-İncil
CEVAP: D
Dört büyük kitaptan sırasıyla önce Tevrat, sonra Zebur, ardın¬dan İncil, en son da Kur’an-ı Kerim indirilmiştir.
10. “…Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir! Dağlara
bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir! yeryüzüne bakmıyorlar
mı, nasıl yayılmıştır! Üstlerine kanat çırparak uçan kuşlara
bakmazlar mı? (Mülk 19)” Ayette insanın yapması gereken
davranışı, en kapsamlı biçimde aşağıdaki ifadelerden hangi¬
si içermektedir?
A) İnsanın çevresine bakması
B) İnsanın kendisine yararlı ve zararlı olan şeyleri araştırması
C) İnsanın gerçeğe ve mükemmele ulaşması
D) İnsanın düşünmeye çağrılması
CEVAP: C
Bu ayette kişinin gerçeğe ve mükemmele ulaşması tavsiye edil¬miştir.

11. Aşağıdakilerden hangisi Kur’an-ı Kerim’in temel ilkeleri içinde ver almaz?
A) Emaneti ehline teslim etmek
B) Hayırda yarışmak
C) Meşru bir amaç için her yolu mubah görmek
D) Adaletli olmak
CEVAP: C
Hiçbir şey için her yol mubah değildir, helal bir gayenin yolu da helal olmalıdır.
12. Aşağıdakilerden hangisi Kur’an-ı Kerim’in isimlerden
biri değildir?
A) Furkan B) Mesani
C) Müstedrek D) Zikir
CEVAP: C
Müsiedrek; bir hadis terimidir, önceki bir muhaddis musannifin
şartlarına uygun olmasına rağmen, herhangi bir sebeple eserinde
yer alamamış olan hadislerin bir başkası tarafından toplanması
neticesinde meydana gelen yeni esere denir.
13. Medd-i Lazım kaç kısma ayrılır ve hükmü nedir?
A)4-Vacib B)7-Vacib
C) 5 – Caiz D) 3 – Farz
CEVAP: A
Meddi Lâzım 4 çeşittir:
a) Kelime-i Musakkale (şeddeli kelime)
b)Kelime-i Muhaffefe (cezimli kelime)
c) Harf-i Musakka] (şeddeli harf)
d) Harf-i Muhaffef (cezimli harf)
Meddi Lazım’m hükmü ise vaciptir.
14. “Mahreçleri bir, sıfatları ayrı olan harfler birbirine uğrar¬
sa denilir.” Bu cümlede boş bırakılan bölüme aşağı¬
daki terimlerden hangisi yazılmalıdır?
A) İdğamı-ı Bilağunne B) İdğamı-ı Misleyn
C) İdğam-ı Mütekaribeyn D) İdğamı-ı Mütecaniseyn
CEVAP: D
İdğamı Mütecaniseyn: Mahreçleri bir, sıfatları farklı olan iki harf
yan yana gelir, birincisi sakin ikincisi harekeli olursa idğam-ı
mülecaniseyn olur. Birinci harf ikinci harfe idğam edilir.
Üç grup arasında meydana gelir:
l- ^ »i Örnek: (>_^ ^0, C/-^1), (‘**
2- o i i Örnek: ^ -> (Kur’an’da bir örneği vardır)
3- ^ f Bu ise şartlı idğamdır. Yani Önce ^ sonra r gelmesi şart¬
tır. Kur’ah-ı Kerim’de bir tane örneği vardır. (Tam tersi gelirse
dudak ihfası olur.) Örnek: u- ^;l ^ (Hud-42)
15. Hangisi haram aylarından biri değildir?
A) Muharrem B) Receb
C) Zilkade D) Ramazan
CEVAP: D
Recep, Muharrem ve Zilkade aylan haram aylardandır. Rama¬zan ayı ise haram aylardan değildir.
16. İslam’ı kabul eden ilk erkek, ilk kadın, ilk çocuk ve ilk
köle sırası ile doğru olarak hangisinde verilmiştir?
A) Hz. Ebu Bekir-Hz. Hatice-Hz. Ali- Hz. Zeyd
B) Hz. Öıner-Hz Aişe-Hz. Ali-Bilal-i Habeşi
C) Hz. Ebu Bekir-Hz. Aişe- Hz. Ali- Bilal-ı Habeşi
D) Hz. Ömer- Hz. Hatice- Hz. Ali- Bilal-i Habeşi
CEVAP: A
İslam’ı ilk kabul eden erkeklerden Hz. Ebu Bekir, kadınlardan Hz. Hatice, çocuklardan Hz. Ali, kölelerden ise Hz. Zeyd’dir.
17. I. Mekke’den Medine’ye hicret; II. Habeşistan’a hicret;
III. Hz. Peygamber’in Kabe hakemliği; IV. Bedir Savaşı. Bu
olayların kronolojik olarak sıralaması aşağıdakilerden han¬
gisinde doğru olarak verilmiştir?
A) I, II, III, IV B) I, III, IV, II
Q m, n, ı, iv D) HI, ıı, iv, ı
CEVAP: C
Kronolojik olarak ilk önce Kabe hakemliği, sonra Habeşistan’a hicret daha sonra ise Medine’ye hicret, en son olarak da Bedir Savaşı gelir.
18. Güzel huyların bir parçası olarak akrabalık, dostluk,
arkadaşlık haklarının korunması ve gözetilmesinin karşılığı
olan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
A) Doğruluk B) Hüsn-ü zan
C) Cömertlik D) Vefa
CEVAP: D
Vefa, akrabalık, dostluk, arkadaşlık haklarının korunması ve gözetilmesinin karşılığı olan bir kavramdır. Kur’an’da verilen sözü yerine getirme anlamında kullanılır.
19. Peygamberimiz ilk Cuma namazını nerede kıldırrnışrır?
A) Mescid-i NebevTde B) Benî Kaynuka Vadisinde
C) Mescid-i Aksa’da D) Kanuna Vadisi
CEVAP: D
Hz Peygamber Mekke’den Medine’ye hicreti esnasında, O ve beraberindekiler Cuma günü Küba köyündeki Rânûna vadisinde Salimoğulları yurdundan geçerken, öğle vakti Cuma namazı farz kılınmıştır. Peygamberimiz de bu emri oradakilere bildirerek ilk Cuma namazını Rânûna vadisinde kıidırmışUr.
20. “&/ günü birbirine eşit olan ziyandadır.” Bu hadis daha
çok hangi konunun Önemini vurgulamaktadır?
A) Dürüst olmanın B) İnsanlara yardım etmenin
C) Sabırlı olmanın D) Çalışma ve üretmenin
CEVAP: D
Bu hadiste sürekli olarak çalışma ve üretmenin önemi vurgu¬lanmaktadır. Hadise göre, bir sonraki günümüz bir öncekinden daha verimli olmalıdır.

21. Bugünkü Hıristiyanlığın kurucusu aşağıdakilerden han¬
gisidir?
A)Petrus BJPavlus
C) Martin Luther D) Calvin
CEVAP: B
Bugünkü Hıristiyanlığın kurucusu olarak kabul edilen kişi Pavlus’tur. Pavlus, Milâdî 5-67 yıllarında yaşayan Yahudi asıllı, Hıristiyanlığı tehvid çizgisinden çıkarıp, teslis gibi temel dog¬maları oluşturmuş, kiliseler kurmuş ve Hıristiyanlığı teşkilâtlan¬dırmış kişidir. Bugünkü muharref Hıristiyanlık onun ürünüdür. Pavlus, Hz. Musa’nın yasa ve yasaklarını yürürlükten kaldırmış ve yeni bir anlayış geliştirmiştir. Tevhid yerine teslisi, Hz. İsa’nın peygamber değil; tanrının oğlu ve tanrı olduğunu Hıris-tiyanlarakabul ettirmiştir, ilk günah, aslî günah anlayışını da o icat etmiştir. Buna göre, ilk günah, Hz. Âdem’in suçuyla başla¬mış ve bütün soyuna bulaşmıştır. Her doğan insan, babası Âdem’in günahından dolayı günahkâr olarak doğar. Tanrı, kendi niteliğine sahip olan oğlu İsa’yı insanları bu suçtan, yani aslî günahtan kurtarmak için yeryüzüne göndermiştir.
22. Peygamberimizin bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i
Aksa’ya oradan da Sema’ya gitmesi olayı hangi zamana
tekabül eder?
A) Berat Kandili B) Regaib Kandili
C) Miraç Kandili D) Mevlid Kandili
CEVAP; C
Beraat Gecesi; Kur’an-ı Kerim*in dünya semasına indirildiği gecedir. Regaib Kandili: Recep ayının ilk Cuma gecesidir. Miraç Kandili: Efendimizin miraca çıktığı gecedir. Mevlid Kan¬dili: Efendimizin dünyaya teşrif ettiği yani doğduğu gecedir.
23. Aşağıdakilerden hangisi insanlara karşı hem büyüklük
taslamamayı hem de hafifliğe ve zillete düşmemeyi ifade
etmektedir?
A) Şükür B) Barış
C) Vakar D) Emanet
CEVAP: C
Vakar, olgunluk anlamında kullanılır. İnsanlara karşı hem bü¬yüklük tasiamamayı hem de hafifliğe ve zillete düşmemeyi ifade eden bir kavramdır.
24. Sağlığı bozacak derecede nafile ibadetlerle meşgul olan
hacı adaylarına karşı nasıl muamele edilmelidir?
A)Bu tutum içinde olan kişiyi kendi haline bırakırım
B)Daha fazla ibadete teşvik ederim
C)Sağlığı bozacak kadar nafile ibadetle meşgul olması nedeniy¬
le onu kınarım
Dj Ona, farz ibadetlerini yapabilmesi için sağlığına dikkat etme¬si gerektiğini anlatırım
CEVAP: D
Bu kişiye karşı en doğru yaklaşım tarzı ona, farz ibadetlerini yapabilmesi için sağlığına dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmak ve bu konuda Efendimizin hayatından örnekler vermektir.
25. Peygamberimizin ahlakını “O’nun ahlakı Kur’ân ahlakı
idi” şeklinde tarif eden kimdir?
A)Hz. Ali B)Hz. Aişe
C) Hz. Hatice D) Hz. Ümmü Seleme
CEVAP: B
Peygamberimiz’in eşi Hz. Aişe O’nun (s.a.v) ahlakını Kur’an’a
benzetmiş, Onun ahlakını öğrenmek isteyenlere Kur’an
okumalınm tavsiye etmiştir.
26. “Senetti 7 Hüzün” ne demektir?
A) Peygamberimizin eşi Hz. Hatice validemizin vefat ettiği
yıldır
B) Peygamberimizin eşi Hz. Hatice ile amcası Ebu Talib’in
vefat ettiği yıldır
C) Peygamberimizin Hz. Hatice ile oğlu İbrahim’in vefat ettiği
yıldır
D) Hz. Hatice ile amcası Hz. Hamza’mn vefat ettiği yıldır
CEVAP: B
Ebû Talib’in vefatından 3 gün sonra, Efendimiz’in zevcesi Hz. Hatice de 65 yaşında iken bi’setîn 10. yılında, Ramazan ayında vefat etmiştir. Bu yıla hüzün senesi anlamında “Senetü’l Hüzün” adı verilmiştir.
27. Anneleri Hz. Hatice ile birlikte aynı anda Müslüman
olanlar aşağıdakilerden hangileridir?
A) Zeynep, Patıma ve Rukiye
B) Zeynep, Rukiye ve Ümmü Gülsüm
C) Ümmü Gülsüm, Patıma ve Kasım
D)Rukiye, Kasım, Ümmü Gülsüm
CEVAP: B
Zeynep, Rukiye ve Ümmü Gülsüm, anneleri Hz. Hatice ile bir¬likte aynı anda Müslüman olmuşlardır.28. İbadet, muamelat ve ukûbata dair hadislerin yanı sıra,
Kur’an-» Kerim’in fazileti, yaratılış, menâkıb ve benzeri
konulan ihtiva eden hadis mecmuaianna ne denilmektedir?
A) Siyer ve Meğazi B) Sünen
C) Cami’ D) Musannef
CEVAP: C
Bütün bunların tamamının içerisinde olduğu hadis mecmuaları¬na Cami denir. Cami, akaid, ibadet, muamelat, siyer, menâkıb, rikâk ve flten gibi bütün alanlarla ilgili hadisleri içeren hadis mecmualarıdır. Buharı ve Müslim’in Sahih’leri birer cami’dir. Cami’ türü hadis kitaplarının yalnızca ahkâm hadislerine ayrıl¬mış olanlarına isemuşannef denir.
29. Aşağıdaki kavramlardan hangisi cenaze bahsi ile ilgili
değildir?
A) Telkin B)Telfik
C) Teşyi’ D) Muhtazar
CEVAP: B
Telfîk, İslâm hukukçuları Telfik kelimesini farklı şeyleri birleş¬tirmek anlamında kullanırlarken, Usul bilginleri kelimeyi ictihad ve taklit alanlarında ayrı anlamlarda kullanırlar. Buna göre taklidde telfık, taklit yoluyla bir mesele veya amel üzerinde iki veya daha fazla mezhebin farklı hükümlerini birleştirerek tatbik etmektir. İctihad datelfık ise, bir mesele üzerinde birbiri¬ne muhalif iki görüş varken, daha sonra gelen bir müçtehidin bu ikisine uymayan üçüncü bir görüş onaya atmasıdır. Telkin; Cenaze kabre konduktan ve başında Kur’an okuma ta¬mamlandıktan sonra, kalabalığın orayı terkedip geride kalan bir kimsenin kahirin başında yüksek sesle ve ölüye hitaben iman esaslarını hatırlatması işlemine denir.
Teşyi1′. Cenazeye karşı yapılan görevlerden birisi olan teşyi’, cenazenin yıkanıp kefenlenmesinden sonra, tabuta konulup musallaya ve cenaze namazından sonra da kabristana taşınması¬na denir.
Muhıazar Son nefesine yaklaşmış ve ölmek üzere olan kişiye denir.
30. ” el-Mebsut”un sahibi aşağıdaki fıkıh bilginlerinden
hangisidir?
A)Serahsi B) Bakıllani
C) Şatıbi D) Ebû Hanife
CEVAP: A
Hanefî fıkıhçılarınm en büyüklerinden olan Serahsi, ikinci Şemsü’l-Eimme unvanı ile tanınır. İmam Serahsî’nin en hacimli ve en meşhur eseri olan el-Mebsût, 30 cilt, iki cilt bir arada ol¬mak üzere 15 mücelled halinde matbudur.

31. Aşağıdaki cümlelerden hangisi hüküm olarak yanlıştır?
A) Mestler, abdest için ayaklar yıkandıktan sonra giyilmelidir
B) Mestlerdeki delikler dört küçük el parmağı kalınlığından
fazla olmamalıdır
C) Mestler, üst topuklar dâhil, ayakların her tarafını örtmüş ol¬
malıdır
D) Mestlerle 5 km, kadar yol yürünebilmelidir
CEVAP: B
Mestlerin her birinde ayak parmaklarının küçüğü ile üç parmak kadar delik, yırtık veya sökük bulunmamalıdır.
32. “Peş peşe vakit veya daha fazla namazı kazaya kal¬
mamış olan kimseye sahib-i tertip denir”. Bu cümledeki boş
bırakılan yer aşağıdakilerden hangisi ile doğru olarak ta¬
mamlanır?
A)5 B) 12
C)10 D)6
CEVAP: D
Peş peşe 6 vakit veya daha fazla namazı kazaya kalmamış olan
kimseye sahib-i tertip denir
33. “îhtilaf-ı metalia itibar edilir, yani dünyanın farklı bölge¬lerinde yaşayan Müslümanlar, hilalin kendi bölgelerinde gö¬rülmesi ile oruca başlarlar” görüşü hangi mezheb imamına aittir?
A) Ebu Hanife B) İmam Malik
C) İmam Şafiî D) Ahmed b. Hanbel
CEVAP: C
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Müslümanlar, hilalin kendi bölgelerinde görülmesi ile omca başlarlar görüşü İmamı Şafi’ye aittir.
34. Aşağıdakilerden hangisi namazla ilgili değildir?
A)Tergib B) İsfâr
C) Tekbir D) Celse
CEVAP: A
Tergib: Teşvik etmek demektir. İsfar. Güneşin sararmasıdır. Tekbir. Namaza başlarken ve namazın içerisinde söylenen lafız¬lardır. Celse: Oturmak demektir. Buna göretergib namazla ilgili bir kavram değildir.
35. Hangisi abdcstin sünnetlerinden değildir?
A) Abdeste sağ taraftan başlamak
B) Muvalât
C) Parmaklan hilallemek
D) Abdest uzuvlarını üç defadan fazla yıkamak
CEVAP: D
Abdest uzuvlarını üç defadan fazla yıkamak sünnet değildir. Muvalât: Abdest alırken her uzvu ara vermeden birbiri ardınca yıkamaktır. Muvalât, Hanefî mezhebinde sünnet, Mâükî mezhe¬binde ise farzdır.
36. Hangisi zekâtın farz olması için malda bulunması gerekli
şartlardan değildir?
A) Havaic-i Asliye B) Nema
C) Havelan-ı Havi D) Saime olması
CEVAP: A
Havaic-i Asliye: Ev, araba gibi zaruri ihtiyaçlardır. Nema: Malın artıcı olmasıdır. Havelan-ı Hav!: Malın üzerinden l yıl geçme¬sidir. Saime: Bir hayvanın yılın çoğunuotlayaıak dışarıda ge¬çirmesidir. Asli ihtiyaçtan zekât verilmez.
37. Cuma namazının sahih olması için gerekli asgari cemaat
sayısı İmam Ebû Hanife ve İmam Şafi’ye göre kaçtır?
A) İmam dâhil 4-40 B) İmam hariç 3-30
C) İmam dâhil 5-12 D) İmam hariç 3-40
CEVAP: A
Cuma namazının sahih olabilmesi İçin cemaat sayısı, Hanefilere göre imam dahil 4 kişi, Şafiilere göre ise 40 kişi olmalıdır.
38. Aşağıda oruç ile ilgili verilen hükümlerden hangisi yan¬
lıştır?
A) Bir günlük oruç fidyesi bir sadaka-i fıtır miktarıdır.
B) Ramazan orucu kaza edilirken cinsel ilişkide bulunmak kefa¬
ret gerektirir.
CJ Zorlamayla bozulan oruç kefaret gerektirmez.
D) Güneş battı zannedilerek iftar etmek sadece kaza gerektirir.
CEVAP: B
Ramazan orucu dışında tutulan kaza ve nafile oruçlarını bozmak
ke f fare t değil, kaza gerektirir.
39. Aşağıdaki kavramlardan hangisi zekâtla ilgili bir kav¬
ramdır?
A; Terviye B) Haraç
C)Avl D)Ma!-ıDimar
CEVAP: D
Tevriye: Zilhiccemin 8. gününe denir. Haraç: Topraktan alınan vergidir. Av/: Mirasın taksiminde, belirli hisse sahiplerinin tere¬keden alacakları pay miktarı hesaplanırken, payların toplamının ortak paydadan fazla çıkmasına denir. Mal-ı Dimar. Zekâtla ilgili bir kavramdır.
40. Sefer müddeti hakkında aşağıdakilerden hangisi sırasıy¬
la Hanefi ve Safi mezheplerinin görüşlerini birlikte yansıt¬
maktadır?
A) 14-3 B) 15-4
C) 15-3 D) 14-10
CEVAP: B
Hanefilere göre sefer süresi l? gündür. Şafii mezhebine göre ise 4 gündür.

41. Aşağıdakilerden hangisi orucu bozmaz?
A) Kişinin boğa/ma kaçan kar veya yağmuru kendi isteği olma¬
yarak yutması
B) Hava kapalı iken güneş batmadığı halde battı zannıyla iftar
etmesi
C) Çok miktarda tuz yemesi
D) Abdestten sonra ağızda kalan yaşlığın tükürük ile beraber
yutulması
CEVAP: D
Abdestten kaynaklanan ağızdaki yaşlığı yutmak orucu bozmaz.
42. Aşağıdakilerden hangisi “Zeltetü’l-Kâri” teriminin karşı¬
lığıdır?
A) Bir sahabi ismidir
B) Kıraat hatalarıdır
C) Namazın rükünlerinden birini unutmaktır
D) Namazın bir vacibini terk etmektir
CEVAP: B
Namaz esnasında okuyucunun Kur’an’ı okuma ile ilgili meyda¬na gelen yanılmasıdır.
43. “Kavme” kelimesinin anlamını aşağıdakilerden hangisi
karşılar?
A) İki secde arasındaki oturuştur
B) Kıyamda durmaktır
C) Kavmin çoğuludur
D) Rükûdan doğrulmaktır
CEVAP: D
Rükûdan doğrulmaya kavme denir.
44. Aşağıdaki kavramlardan hangisi için nezir gerekli değ il -
dir?
A) Namaz B) Hac
C) Sadaka D) Abdest
CEVAP: D
Nezir adak anlamına gelir. Dinen mükellef olmadığı halde, kişi¬nin farz veya vacip türünden bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz vermesine denir. Adanan şeyin, gerçekte mümkün, dinen de makbul ve meşru, namaz, oruç, hac, kurban, sadaka gibi farz veya vacip ibadetler cinsinden olması gerekir. Şartlarına uygun olarak yapılan adağın yerine getirilmesi vaciptir.
45. Sö/lükte faydalanmak anlamına gelen, fıkıhta ise hac
aylarında ve bir yıl içinde iki ihramla ve iki niyetle umre ve
haccı birlikte ifa etmek anlamına gelen kavram aşağıdaki-lerden hangisidir?
A) Umre B) Haccı İfrat
C) Haccı Temettü’ D) Haccı Kıran
CEVAP: C
Umre, hac mevsimi dışında ihrama girip Kabe’yi tavaf ve sa’y yapmaktan ibarettir. İfrat haccı, içerisinde umre olmaksızın sadece hac yapmaktır. Haccı temettü’, bir yıl içinde iki ihramla umre ve haccı birlikte yapmaya denir. Kıran haccı ise bir ihram¬la hem umre hem de hac yapmaktır.
46. “Karn”, Mekke’ye hangi cihetten gelenlerin mikat ma¬
hallidir?
A) Yemen cihetinden gelenlerin
B) Şam cihetinden gelenlerin
C) Mısır cihetinden gelenlerin
D)Necid ve Kuveyt cihetinden gelenlerin
CEVAP: D
Karn, Necid ve Kuveyt tarafından gelenler için mikat mahalli¬dir.
47. Tavaf yapılan alana ne ad verilir?
A) Mes’a B) Mutaf
OMetaf D)Hatim
CEVAP: C
Mes’a: Sa’y yapılan alan, Hatim: Kabe’nin yanında bulunan kavis, Meîaf. Tavaf yapılan alana denir.
48. İhrama girerken niyet ve telbiyeden önce vücuda güzel
koku sürmenin hükmü aşağıdakilerden hangisidir?
A) Haramdır B) Müstehaptır
C) Vaciptir D) Mekruhtur
CEVAP: B
İhrama girmeden Önce vücuda güzel koku sürmek müstehapür.
49. Aşağıdakilerden hangisi hiçbir görüşe göre Müzdelife
vakfesinin başlangıç zamanı değildir?
A) Arefe gününü Bayrama bağlayan gece yarısından itibaren
B) Arefe günü akşamı güneşin batışından itibaren
C) Fecr-i sadıktan itibaren
D)Yatsı vaktinin girmesinden itibaren
CEVAP: D
Müzdelife’de vakfe yapmak, haccın erkâmndandır. Müzdelife’de vakfe ve akşam ile yatsı namazlarının burada bir arada kılınma¬sı, Hanefılerce vacib kabul edilmiştir. Fecre kadar Müzdelife’de bulunmak ise sünnettir. Vakfeyi, fecirden güneşin doğuşuna kadar olan zaman diliminde yapmak vaciptir
50. Umre’nin sa’yini ihramlı olarak yapmanın hükmü ne¬
dir?
A) Farz B) Vacip
C) Sünnet D) Faz değil
CEVAP: B
Umrenin sa’yini ihramlı yapmanın hükmü vaciptir.
51. Bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde Mina’da
gecelemenin 1. Şafiî, Mâliki, Hanbelî, 2. Hanefi mezhebine
göre hükmü aşağıdakilerden hangisidir?
A) Farz- Vacip B) Vacip-Farz
C) Vacip-Sünnet D) Sünnet-Sünnet
CEVAP: C
Şafiî, Mâliki ve Hanbelî mezheplerine göre Eyyam-i Teşrik
gecelerini Mina’da geçirmek vaciptir.
52. Temettü ve kıran hedyi için parası bulunmayan kişi aşa¬
ğıdakilerden hangisini yapar?
A) Kurban bayramından önce iki gün, memleketine dönünce
sekiz gün oruç tutar
B) Kurban bayramından önce yedi gün, memleketine dönünce
üç gün oruç tutar
C) Kurban bayramından önce üç gün, memleketine dönünce
yedi gün oruç tutar
D) Ertesi yıl Harem Bölgesinde kurban kestirir
CEVAP: C
Temettü ve kıran hedyi için parası bulunmayan kişi, kurban bayramından önce üç gün, memleketine dönünce de yedi gün oruç tutar. Ayette (“Kim umre yapıp (ihramdan çıkarak) hacca

31

Ağustos
2012

AÖF TÜRKİYE EKONOMİSİ

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  618 Kez Okundu

ÜNİTE 1
Osmanlı İmparatorluğu’nda kapitalizm öncesi hakim üretim şekli vergisel üretim tarzıydı.
Dirlik: Has, tımar ve zeamet topraklarının genel adidir.
Has: Geliri 100 000 akçeden fazla olan
Zeamet: Geliri 20 000 ile 100 000 akçe arasında olan
Tımar: Geliri O ile 20 000 arasında olan
Ekonominin temel örgüsü toplum ihtiyaçlarını karşılamaktı. 16-18 yy.da Osmanlı Devleti’nin dış siyasetinde öncelik saray, ordu, nüfusun ve loncaların ihtiyaçlarını karşılamaktı. Devlet ithalatı destekliyordu.
Avrupa’nın Artan Etkisi: Osmanlı’nın 16 yy.da karsılaştığı sorunlar
-Avrupa ülkelerinde askeri teknolojinin gelişmesi ve Osmanlı’nın batıya doğru genişlemesinin durması
-Avrupa’da tarımsal urun talebinin artmasıdır.
Fiyat enflasyonun tek sebebi Osmanlı’nın bütçe açıklarını karşılamak amacıyla sikkeleri tağşiş etmesidir. Vergilerin değeri azalınca, devlet bütçe açıklarını kapatmak için yeni vergiler koydu. Bu da halkı fakirleştirdi. Tımar sistemi çözülmeye başladı. Tımar sistemi işlevini yitirince Osmanlı tarımı vergilendirmek için iltizam sistemi yaygınlaştırıldı. Devlet belirli bir yörenin vergi toplama yetkisini acık arttırma yöntemi ile mültezim denilen kişilere ihale ediyordu.
SANAYİ DEVRİMİNİN ETKİSİ ALTINDA 19.YY MERKEZ-CEVRE ANTLAŞMASI
18 yy.da İngiltere ticaretle uğraşmaya başlamış demir-çelik ve başka üretim dallarına girerek dünyanın ilk sanayi ülkesi olmuştur. 19 yy.da sermaye birikimi hızlandı ve makineleşme oluştu. Sanayileşmiş ülkeler sanayileşmemiş ülkelere ordularını göndererek sömürgeleştirdiler. Avrupa ülkeleri ve ABD üç asırdan beri genişleyen kapitalist dünya sisteminin merkezini oluşturdu. Osmanlı Devleti. Siyasi bağımsızlığına rağmen kapitalist merkez ülkelerinden gelen uyarılarla şekillendi.
19-20 YY’da OSMANLI İKTİSAT SİYASETİ
Osmanlı Devleti’nin iktisadi siyasetinde İstanbul’un iaşesi ve maliyenin ihtiyaçları önemliydi.1838 de İngiltere ile iktisadi tavizler verilen Balta Limanı Ant imzalandı. Antlaşma ile yabancılar iç gümrük vergilerinden muaf tutuldu. Osmanlı Devleti kendi gümrük vergilerini Avrupa devletleriyle birlikte saptamayı kabul etti.
1856 Islahat fermanı ve 1867 Nizamnamesi siyasi destek uğruna Avrupa devletlerine vermen iktisadi tavizlerdi.
para sisteminde paranın içindeki değerli maden oranını azaltma işlemidir. 1844 de son verilmiştir.
1840 da kaime denilen ilk kağıt para ortaya cıktı. 1863 de kurulan Bank-I Osmaniye’ye para basma yetkisi verildi.
1881 de Muharrem Kararnamesi ile Duyun Umumiye kuruldu.
1923 de Teşvik-I Sanayi Kanunu-u Muvakkati’ni uygulamaya koydu
dünya Sistemine Eklemlenme
Osmanlı Dev 19 yy da ihracat ve ithalat yapan bir ulke haline geldi.

CUMHURIYET’IN ILK ALTI YILI
1923-29 yılları arasinda Liberal Ekonomik sistem uygulandi. Lozan Ant 5 yilligina gumruk politikasini sinirladi. Devlet tekelleri kurup bunlari imtiyazli yerli ve yabanci sirketlere devretmek suretiyle koruma altina aldi. Asar vergisi kaldirildi.
1930-39 Korumaci – Devletci Sanayilesme
1929 yilinda yasanan Dunya Ekonomik Buhrani ekonomi uzerindeki etkileri azaltmak icin ithalati control etmeye ve ithal ikameci sanayilesmeye yoneldi.
1930 da MB kuruldu. 1933 de Bes Yillik Sanayi Plani uygulanmaya basladi. Dokuma, un ve sekerde disa bagimliliktan kurtuldu.
1940-45 Ikinci Dunya Harbi Yılları
Savasin agir iktisadi etkileri;
-Erkeklerin silah altina alinmasi uretimi etkiledi.
-Bugday uretimi azaldi.
-Ithalat azaldi.
-Sanayileşme programi askiya alindi.
-1940 da cikarilan Milli Korunma Kanunu ile hukumet tedbirler aldi.
-1942 de Varlik Vergisi denilen servet vergisi alindi.
1944-46 yılları arasi TMO vergisi ile tarimsal gelirleri vergilendirdi.
1946-53 Liberal Politikalarla Eklemlenme
Turkiye 1946 yilinda dolarin kurunu 1.28 den 2.80’e cikartarak devaluasyin yapti ve gumruk vergisi disinda ithalati control eden kisitlamalar gevsemeye basladi.
1947 de muzmin dis ticaret acik donemi basladi. Tarimsal üretim hizla artti.
1954-61 Dis Ticarette Kontrole Donus
Tuketim mallarinin ithalattaki payi azaldi dis ticaret acigi azaldi. Tarimin makinelesmesi, ulastirmada karayollarina agirlik verilmesi ve tedrici Sanayileşme sonucu, ekonomi dis kaynaklara bagimli hale geldi.
1961-79 Planli Ithal Ikameci Sanayilesme
Turkiye 1961 de baslamistir. Bes yillik kalkinma planlari sonucu dayanikli tuketim mallari sanayileri genisledi. Ancak Turkiye yatirim mallari ikamesinde yol alamadi.1973 de OPEC’in petrol fiyatlarina yaptigi buyuk zamla uluslararasi iktisadi daralma basladi.1977’e kadar Turkiye Sanayileşme politikasini borclanarak surdurdu.
1980-89 LİBERAL POLİTİKALARLA DÜNYA SİSTEMİNE EKLEMLENME
Turkiye 1980 yilinda 24 Ocak kararlari ile yapisal uyum disa acilma ihracata dayali buyume kavramlariyla nitelenen yeni bir liberal politika donemine girdi. Bu sisteminin ilk tedbirleri sik devaluasyonlarla esnek bir kur politikasi izlemek, ic talebi daraltmak, tesvik ve subvansiyonlarla ihracati desteklemek, fiyat kontrollerini ve temel mallara yapilan subvansiyonlari kaldirmak oldu. Amac ihracati arttirip odemeler dengesini saglamakti. 1984 den sonra ithalat da kademeli olarak serbestlestirildi. 1995 de Avrupa Birligi ile Gumruk Birligi antlasmasi yapilarak ulke ithalati kontrol imkanlarindan da feragat etti.
84 de doviz alim satimi serbestlestirildi.1989 da yurtdisina ve yurt disindan ulkeye sermaye transferleri serbestlestirildi.

Türkiye ekonomisi
ÜNİTE 2

GAYRISAFI MILLI HASILA GELISIMI
Uretim, gelir ve harcama olarak uc yontemle hesaplanir. Genellikle bir yilda bir ulkenin sahip oldugu kaynaklarla uretilen tum tamamlanmis mallarin piyasa degeridir.
GSYIH: Genellikle bir yilda bir ulke sinirlari icersinde uretilen tum tamamlanmis mallarin piyasa degeridir. GSMH’ya dis alem net factor gelirleri dedigimiz isci dovizi, kar transferleri borc faizleri gibi gelir ya da giderlerin eklenmesi ile elde edilir. En yuksek kisi basina geliri elde eden ulke Luksemburg, en dusuk kisi basina geliri elde eden ise Etyopya’dir.
Satin Alma Gucu Paritesi: Farkli ulkelerin ulusal paralarin esit degerini ifade eder.
GSYIH’nin Sektorel ve Bolgesel Dagilimi
GSYIH icindeki payi surekli azalan sector tarimdir. Sanayi sektorunun payi buyuktur. Imalat sektoru, enerji, ticaret ve ulastirma sektorlerinin GSYIH icindeki paylari istihdam icindeki paylarindan daha yuksektir.
GSYIH daki payi en yuksek olan bolge Marmara’dir. Uretim, yatirim ve toplam nufus icinde en buyuk paya sahiptir. Kisi basina milli gelir acisindan en yuksek geliri sirasiyla: Marmara,Ege,Ic Anadolu,Akdeniz,Karadeniz,Guneydogu Anadolu ve Dogu Anadolu’dur.
GSMH’nin Buyumesi
Ilk goze carpan istikrarsiz buyumesidir. 1989 dan sonra cikan istikrarsizligin nedeni asiri spekulatif sermaye hareketleridir.
Hane Halki Dagilimi
Gelirin haneler arasinda nasil bolusuldugunu ve hanelerin gelirlerinde zaman icinde meydana gelen degisikliklerin belirlenmesinde kullanilir. DIE tarafindan yapilan anketlerde ulke ici gelir dagiliminin gelisiminin izlenebilecegi iki onemli gosterge:
-Gini Katsayisi: Gelir esitsizligi katsayisi olaarak bilinir. Katsayinin artmasi esitsizligin arttigini gosterir.
-Hane Halklarini Gelirine Gore Siralamak: Haneleri 5 esit dilime ayrilip her %20 lik dilimler arasinda esitsizligin artmasi gelir dagiliminin bozuldugu anlamina gelir.
% 20 lik dilimler arasinda esitsizligin artmasi gelir dagiliminin bozuldugu anlamina gelir.
Gelirlerin Turlerine Gore Dagilimi
Hane halki bireylerinden gelir getirenlerin calistiklari islerden elde ettikleri gelir, sermaye ve mulk geliri ile transfer geliri gibi parasal gelirleri ve ayni gelirlerinin toplami kisisel kullanilabilir gelir kapsami icinde yer almistir.
Gelirin Isteki Durumuna Gore Dagilimi
DIE Gelir dagilimi anketlerinde; ucretli calisanlar, yevmiyeli calisanlar, isverenler, kendi hesabina calisanlar ve ucretsiz aile iscisi olarak ayrilmaktadir.
GELIRIN UCRET VE UCRET DISI GELIR SAHIPLERI ARASINDA DAGILIMI
Kriz yıllarında is gucu odemelerinin aldigi pay azalmaktadir. Bunun nedeni krizden cikista ucretlerin dusurulmesi politikalaridir.
Gelirin fonksiyonel dagilimi incelendiginde Turkiye’de toplam gelirden en cok pay alanlar tarim disi kira, faiz ve kar geliri elde edenlerdir.
Fonksiyonel Gelir Dagilimi: Gelirin emek, sermaye ve toprak sahipleri arasindaki dagilimidir.
GENEL DENGE
Ekonominin genel dengesi, toplam kaynaklar ile toplam harcamalar arasindaki iliskiyi gosterir. Toplam kaynak hesaplanirken dis kaynak olarak dis acik kullanilir. Ekonomi dis acik verdiginde ekonominin kazandigindan daha cok doviz harcandigi anlami cikar. Dis fazla verdiginde ekonominin kazandigindan daha az harcadigi anlasilir.

Türkiye ekonomisi
ÜNİTE 3

YATIRIMLARIN YAPISI

Sabit sermaye stokuna yapilan ilavelere denir. Makine-Techizat Yatirimlari; yatirim amacli binek otolar, ulasim amaclaridir. Insaat Yatirimlari ise, gerek ozel sector gerek kamu sektoru tarafindan yapilan insaatlari kapsamaktadir.
Uretime konu olan hammadde, malzeme mamul ve yari mamulden olusan stok degisimleri de yatirimlarin bir unsurudur.
YATIRIMLARIN GELISIMI VE SEKTOREL DAGILIMI
Yatirimlari etkileyen faktorler arasinda faiz orani, karlilik, ic ve dis talep, buyume, doviz kuru, ucretler, istikrarsizlik gibi nedenler sayilabilir.
-1980-88 Ihracata yonelik buyume donemi
-1989-94 Dis finansal serbestlik donemi
-1994 sonrasi Kriz sonrasi daralma donemi
Dunya bankasinin 1988,90,92 yıllarında yayinladigi Adjustment Lending raporuna gore yapisal uyum programi uygulayan ulkelerin yatirimlarinda ortaya cikan azalisin nedeni politik belirsizlik ve reformlarin yavas yapilmasi gibi nedenlerle yatirimlarda bir dinlenme olarak yorumlanir.
Ozel sector yatirimlari 1988 yilinda ciddi bir ivme kazanmistir. Ozellikle 1994 yilina kadar gorulen hizli artis dad is finansal serbestlik politikalarindan buyuk oranda etkilenmesidir. Bu politikalarin alt sektorlerine gore iki temel ayirima tabi tutulur.
-Tarim, imalat, maden ve turizm alt sektorlerini iceren uluslararasi ticarete konu olan sektorler
-Hizmetler sektorunu iceren ticarete konu olmayan sektorler
Dis finansal serbestlik politikalarinin uygulanmasi ile birlikte iki alt sektorun yatirim trendleri birbirinden ildukce farklilik gostermektedir. Bunun nedenleri; sermaye girisi ile birlikte faiz oranlarinin yukselmesi, kamu yatirimlarinin azalmasi, dis borclarin artmasi, bankacilik sektorunun kirilganlasmasi, firmalarin finansal yapilarinin bozulmasi, cari acigin artmasi ve devaluasyon beklentilerinin guclesmesi gibi bir cok faktorun yatirimlari olumsuz etkilemesidir.
Turkiye’ye finansal akimlarin artmasi ile Turk lirasinin deger kazanmasi tuketim talebini artirmaktadir. Bunun sonucunda ticarete konu olan ve olmayan mallarin goreli fiyatlari ikincisi lehine degismektedir. Ticarete konu olmayan sektorlerde uluslararasi rekabeti olmamasi, yatirim maliyetindeki artislarin urun fiyatlarina yansitilarak karliligin artmasi bu sektordeki yatirim kararlarini olumlu etkilemektedir.
Yatirimlarin Alt Sektorlere Dagilimi
Ulastirma-Haberlesme ozel sektorun yatirim payini en cok artirdigi sektordur.
Ticarete konu olan sektorlere yapilan yatirimlarin oranindaki azalma ulkenin uluslararasi rekabet gucunun yapisal olmaktan uzaklasmasina, teknolojik gelisme ve verimlilik artisina dayali bir ihracat artisinin yerini esas olarak ucuz fiyata dayali bir rekabet gucunun almasina neden olmaktadir. Ucretlerin azaltilmasi ve devaluasyonlar araciligiyla ihracat fiyatlarinin dusurulmesinin uc olumsuz amaci vardir.
-Ulke ici bolusumu bozar.
-Yatirimlarin maliyetini artirir.
-Devaluasyona dayali bir rekabet gucu artisi dis ticaret hadlerinin ulke aleyhine gelismesini saglar.
Kamu yatirimlari icinde imalat sanayi yatirimlarinin payi azalirken, en yuksek yatirim payina sahip olan ulastirma-haberlesme sektorudur.

YATIRIM TESVIKI
Haziran 2002 tarihinde yayimlanan 4367 sayili “Yatirimlarda Devlet Yardimlari Hakkinda Karar” hukmunce “Bolgelerarasi dengesizlikleri gidermek, istihdam yaratmak ve uluslararasi rekabet gucunu arttirmak icin Kalkinma Planlari ve Yillik programlarda ongorulen hedefler ile Avrupa Birligi normlari ve uluslararasi anlasmalara uygun olarak tasarruflari, katma degeri yuksek, ileri ve uygun teknolojileri kullanan yatirimlara yonlendirmek suretiyle yatirimlarin desteklenmesi amaclanmaktadir. Bu amacla yatirimlara saglanan destek unsurlari;
-Gumruk vergisi ve toplu konut istisnasi; tesvik belgesi kapsamindaki makine ve techizat ithalatinda odenmesi gereken gumruk vergisi ve toplu konut fonundan istisna
-Yatirim Indirimi; tesvik belgesi kapsamindaki yatirimlarda kurumlar vergisi matrahindan, yore ve sektore gore % 40 ile % 200 arasinda indirim yapilmasi
-Katma deger vergisi istisnasi
-Vergi, resim ve harc istisnasi
-Kredi tahsisi; arastirma-gelistirme, cevre koruma ve teknoloji gelistirme gibi yatirimlara kredi tahsis edilmektedir. Kredi miktari faizsiz sabit yatirim tutarinin % 50 si kadar olup bu miktar 500 milyar, isletme kredisi miktari ise 200 milyar’i gecemez.
Yatirim tesvik belgelerinin sektorel dagilimi incelendiginde, 2002 yili itibariyle;
-% 59 imalat sanayi
-% 33 hizmetler sektoru
-% 4 madencilik sektoru
-% 3 enerji sektoru
-% 1 tarim sektoru
Yatirim tesvik belgesi alan iller gelismislik derecesine gore uce ayrilir,
-Gelismis Yoreler: Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Izmir Buyuksehir Belediyesi ici, Istanbul, Kocaeli
-Kalkinmada Oncelikli Yoreler: Adiyaman, Agri, Aksaray, Amasya, Ardahan, Artvin, Bartin, Batman, Bayburt, Bingol, Bitlis, Canakkale, Cankiri, Corum, Diyarbakir, Elazig, Ercincan, Erzurum, Giresun, Gumushane, Hakkari, Igdir, Kahramanmaras, Karabuk, Karaman, Kars, Kastamonu, Kilis, Kirikkale, Malatya, Mardin, Mus, Nevsehir, Nigde, Ordu, Osmaniye, Rize, Samsun, Siirt, Sinop, Sivas, Sanliurfa, Sirnak, Tokat, Trabzon, Tunceli, Van, Yozgat, Zonguldak.
-Normal yoreler (Diger iller)
YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI
Turkiye’de yabanci sermaye girisini duzenleyen ilk kanun 18 ocak 1954 tarihinde yururluge giren 6224 sayili Yabanci Sermayeyi Tesvik Kanunudur. 5 Haziran 2’de 4875 sayili Dogrudan yabanci Yatirimlar Kanunu kabul edilmistir. Yabanci sirketler elde ettikleri net kar, temettu, satis, tasfiye tazminat bedellerinin, lisans, yonetim ve benzeri anlasmalar karsiliginda odenecek meblaglar ile dis kredi, ana para ve faiz odemelerini, banka ve finans kuruluslari araciligiyla yurtdisina serbestce transfer edebilirler.
Turkiye’de en cok yabanci sermaye yatirimi yapan ulke Fransa’dir. Hollonda, Almanya ve ABD kaynakli firmalar izlemektedir.

Türkiye ekonomisi

ÜNİTE 4

IMALAT SANAYININ GENEL GORUNUSU

Imalat Sanayii Katma Degerinin Yillara Gore Gelisimi
Imalat sanayii toplam ozel ve kamu katma degerinin GSMH icindeki payi 1968 yilinda %15 civarindadir. Bu oran 1980 yilinda bir ivme kazandigi gorulmektedir. 1986 da ikinci bir sicrama ile % 20 oranina gelmistir.
Imalat Sanayii Yatirimlarinin ve Ihracatinin Yillara Gore Gelisimi
1980 yilindan itibaren imalat sanayii ihracati cok hizli bir artis gostermektedir. Imalat sanayii ise 1978-79 krizi ile baslayarak azalma gostermistir. 1980 sonrasi imalat sanayii yatirimlarinin artmayip ihracatin artmasinin nedenleri uygulanan ekonomi politikalaridir. 1989 sonrasinda izlenen finansal serbestlik politikalarinin sonucunda imalat sanayii ihracati azaltilmis, yatirimlar cok az da olsa canlanmistir. Bu donemde izlenen politiklar; yerli paranin yabanci paralar karsisinda degerlenmesi, faiz oraninin yukselmesi ve ic talebin yukselmesidir. 1994 yilindan sonra ihracat bir ust platoya cikmis ve imalat sabayi ihracatinin GSMH deki payi ilk kez % 10 un ustune cikmistir. Bu artisin nedeni buyuk oranda ihracat fiyatlaridir.
IMALAT SANAYIINDE KATMA DEGER VE ISTIHDAMIN KAMU VE OZEL SEKTOR ARASINDA DAGILIMI
Katma Degerin Ozel ve Kamu Sektorleri Arasindaki Dagilimi
1980 öncesinden 1986 yilina kadar imalat sanayii katma degerinde kamuve ozel sector esit paylara sahip iken 1987 yili ile birlikte ozel sektorun payi hizla artmis, kamu kesiminin payi ise sabit kalmistir. Kamu sektorunde toplam kamu imalat sanayii uretiminin % 65 kimya sektoru tarafindan yapilmaktadir. Ikincisi gida, ucuncusu ise ana metaldir.
Ozel sektorde ise % 22 ile makine ve dokuma sektorleridir.
Katma Deger, Istihdam ve Olcek Analizi
Ozel ve kamu sektorunde katma deger belirli bir istihdam ile yaratilmaktadir. Ozel sektorde, alt sektorlerin ozel sektorun katma degeri icindeki paylari, istihdam paylarindan yuksektir. Bu konuda tek istisna dokuma sektorundedir. Bunun nedeni yogun emek yapisidir.
Kamu sektorunde ise, sektorlerin istihdam paylari, katma deger paylarindan daha yuksektir. Bunun tek istisnasi sermaye yogun sector olan kimya sektorudur. 1973 den bu yana ozel sector imalat sanayinde gerek olcek gerekse isci sayisi acisindan bir artis gorulmektedir. Kamu sektorunde ise ozellikle 85 den itibaren azalma olmustur.
OZEL IMALAT SANAYI ALT SEKTORLERINDE YATIRIM – IHRACAT – KARLILIK – MALIYET ILISKILERI
Imalat sanayi alt sektorleri uluslararasi sanayi siniflandirmasina gore 9 alt sektore ayrilmaktadir. Bunlar gida, dokuma, orman, kagit, kimya, toprak, ana metal, makine ve diger alt sektorlerdir.
Karlilik ve Maliyetler
Kar paylarinin incelenebilmesi icin mark-up fiyatlama yontemi kullanilmaktadir. Mark-up Fiyatlama: Fiyatlarin dogrudan maliyetlerini karsilayacak v ek olarak belli bir kar yuzdesi saglayacak bicimde belirlenmesidir.

satislarin artmasi ya da ucret ve ucret disi girdi maliyetlerinin dusmesi kar payini arttirmaktadir.
Kar paylarinin hesaplanmasinda dikkate alinan iki temel maliyet bulunmaktadir. Bunlardan birisi ucretler, digeri ise ucret disi girdi maliyetleridir.
Yatirim ve Ihracat
Dokuma ve ana metal sektorleri: 1980 ihracata yonelik Sanayileşme politikalarindan etkilenerek hizli bir ihracat artisi gostermis ve 1980 yilinda kazanilan ihraat ivmesi daha sonraki yillarda cok ciddi bir azalma yasamadan devam etmistir.

OZEL IMALAT SANAYIINDE BUYUME VE BOLUSUM KALIPLARI
Imalat Sanayiinde Buyume Kaliplari
Buna iliskin tanimlar; yatirimlardaki, verimlilikteki ve istihdamdaki buyumelere dayali olarak yapilabilir.
Yogun Buyuyen Sektor: Imalat sanayii geneli ve alt sektorlerinde hem yatirimlarin hemde verimliligin arttigi sektorlerdir.
Kapasite Kullanimina Dayali Buyuyen Sektor: Sadece verimliligin arttigi ve yatirimlarin katma degree oraninin % 18 in altinda kaldigi sektorlerdir.
Yaygin Buyume Gosteren Sektor: Yatirimlarin arttigi verimliligin sabit ya da azalan bir durum gosterdigi sektordur.
Dinamik Etkin Sektor: Hem verimliligin hem de istihdamin arttigi sektordur.
Statik Etkin Sektor: Verimliligin arttigi ancak istihdamin artmadigi sektordur.
Durgun Kalip: Negatif verimlilik artisi ile istihdamin artisinin bir arada rastlandigi durumdur.
Daralan Kalip: Hem verimliligin hem de istidamin azaldigi durumdur.
Atil Birikim Kalibi: Yatirimlar artarken hem istihdam hem de verimliligin azaldigi kaliptir.
Emek Kullanimina Dayali Kalip: Yatirimlar azalirken istihdamin arttigi kaliptir.
Daralan Birikimsiz Kalip: Yatirimlarin, istihdamin ve verimliligin azaldigi kaliptir.
Ozel imalat sanayiini yillar itibariyle buyume kaliplari acisindan degerlendirirsek:
1974-1977 Dinamik ve yogun buyume kalibi gorulur.
1978-1979 Durgun ve emek kullanimina dayali buyume gorulur.
1980 yili da durgun ve emek kullanimina dayali bir kriz yilidir.
1981-1983 ihracata yonelik buyume doneminin baslangici olan bu donem kapasite kullanimina dayali dinamik bir buyume kalibi gostermektedir.
1984-1988 Ihracata yonelik buyumenin olgunlastigi donemdir. Dinamik buyume kalibi devam ederken kapasite kullanimina dayali buyumenin yerini yogun buyume kalibi almaktadir.
Finansal serbestlik uygulamalarinin ilk donemi olan 1989-93 donemi dinamik ve kapasite kullanim oranina dayali bir buyume kalibi gostermektedir.
1994 kriz yilinda daralan birikimsiz bir buyume kalibi ortaya cikmaktadir. 1995-99 doneminde durgun ve kapasite kullanim oranina dayali bir buyume yasanmaktadir.
2000 dinamik kapasite kullanim oranina dayali, 2001 statik – kapasite kullanim oranina dayali bir buyume kalibi icerisindedir. Turk imalat sanayiinde disa acilma politikalari ile birlikte belirlenen en onemli yapisal sorun verimlilik artisi ile yatirim artislari arasinda birlikte hareket eden iliskinin olmamasidir. Bu iliskinin olmasi icin yogun buyume kalibinin hakim olmasi gerekir.
Imalat Sanayiinde Bolusum Kaliplari
Buyume ile verimlilikteki buyumenin karsilastirilmasina dayandirilmaktadir. Eger ucretlerdeki artis, verimlilikteki artisi asiyorsa emek-yonelimli Sanayileşme politikalarinin gecerli oldugu, eger reel ucretlerdeki artis, verimliligin gerisinde kaliyorsa sermaye-yonelimli bir kalibin gecerli oldugu soylenebilir. Ithal ikameci politikalarin izlendigi 1974-77 donemi toplam imalat sanayii icin verimliligin, ucretlerden daha hizli bir artis gosterdigi sermaye yonelimli deonemdir. Ithal ikameci sanayiilesme donemi bolusum acisindan oldukca dengeli bir donemdir. Ithal ikameci sanayiilesme doneminin bolusum acisindan ozelligi ic tuketime ve yuksek alim gucune dayali olmasidir.
Ihracata yonelik buyume politikalarinin izlendigi donemler 1981-83 / 1984-88 gerek imalat sanayii gerek alt sektorler icin sermaye yonelimli olarak gorulmektedir. Tek istisnasi 1989-93 doneminde kimya sektorudur.
Toplam imalat sanayiinde emek yonelimli olan iki doneme rastlanmaktadir. Bunlar finansal serbestlik politikalarinin uygulandigi 1989-093 ve 1995-99 donemleridir. Tek istisnasi 1989-93 donemi haric kagit sektorudur. Yerli paranin asiri deger kazanmasi, ic talepte yogun patlamalarin yasanmasi asiri sermaye girislerinin, krize yol acmasi ve bu krizlerin bolusum iliskilerinde ucretlerin bastirilmasi ile sonuclanmasi, diger gelismekte olan ulkeler kadar Turkiye icin de gecerli olmustur. Kriz yıllarınin bolusum uzerindeki en temel etkisi sermaye yonelimli donemlerdir. Ozellikle krizden cikis icin bolusumun sermaye- yonelimli olarak degistirilmesinin benimsendigi soylenebilir.

Türkiye ekonomisi

ÜNİTE 5

TURKIYE TARIMI

Bir ulkenin genel sosyo-ekonomik yapisi icersinde tarim sektorunun yeri degerlendirilirken goz onunde bulundurulan etkenler; sektorun ulusal gelire katkisi, ulkenin gida urunlerinde kendine yeterlilik durumu, dis satim ve dis alim acisindan gosterdigi ozellikler, sanayi sektorune girdi saglanmasi, istihdamdaki payi, talep yaratma gucudur.
CUMHURIYET DONEMI BOYUNCA ANA HATLARIYLA TURKIYE TARIMININ SOSYO EKONOMIK DONUSUMU
Turkiye’de ilk kez 80-85 donemlerinde kirsal nufus mutlak olarak azalmaya baslamistir.
24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Ant hukumleri geregince Turkiye Osmanlı borclarini odeyecek, bes yil sure ile gumruklerindeki dusuk koruma oranlarini degistirmeyecektir. Cumhuriyeti gelistirmek ekonomik atilimlarla olanakli idi. Tarim kalkinmay saglayacak sector olarak izlenmistir. 17 Subat 1925’de Asar vergisi kaldirildi. 1935 yilinda Tarim Kredi ve Tarim Satis Kooperatifleri kuruldu. 1937’de Zirai Kombinalarin ve 1938 de Devlet Ziraat Isletmesi kuruldu. 1980’li yillar ise tarim sektorunun geriledigi ic ticaret haclerinin tarim aleyhine gelistigi bir donemdir.
Ulusal ekonomiler guclendikce , buyuyen GSMH icersinde tarimin payi goreli olarak azalir.
1980 SONRASI TURKIYE TARIM SEKTORU
80-89 Donemi
Ic ticaret hadlerinin hizla tarim aleyhine gelistigi bir donem olmustur. Destekleme kapsami daraltilmis, tarimsal urun fiyatlari baskilanmis ve tarimsal kamu yonetimi reorganize edilmistir.
90-99 Donemi
-KIT ozellestirmeleri gerceklesti.
-1990-1994 doneminde Turkiye’de emegin bolusum iliskilerindeki payinin goreli olarak artmasi, isci sendikalarinin eylemleri ile olusan ortamda ic ticaret hadleri tarim lehine gelismistir.
-1994 krizi, kriz donemleri tarim sektorunun en cok kaybettigi donemdir. 1994 krizi sonrasi desteklemeye konu olan tarimsal urun sayisi 26’dan 9’a dusurulmustur.
-Dunya Ticaret Orgutu kapsaminda imzalanan tarim antlasmasi ve AB ile imzalanan Gumruk Birligi Anlasmasi tarim politikalarinin dissal belirleyicileri olmustur.
Dissal Cevre
DTO orgutune uye ulkeler tarafindan imzalanan ve 1 Ocak 94’de yururluge giren Uruguay Turu Tarim anlasmasinin amaci tarim sektorunu serbestlestirmektir. Alinan kararlar:
-Ulkelerin tarim sektorune verdikleri ic desteklerin indirgenmesi
-Subvansiyonlu dissatim miktarinin azaltilmasi
-Ic pazarlari koruyucu onlemlerinin ortaklastirilarak duzeylerinin indirgenmesi
-Saglik ve bitki sagligi onlemlerinin dunya genelinde uyumlastirilmasi
Tarimsal KIT’lerin Ozellestirilmesi
1985 yilinda Dunya Bankasi destegiyle hazirlanan Ozellestirme Ana Plani sonrasinda 1986 yilinda 3291 sayili Kamu Iktisadi Tesebbuslerinin Ozellestirilmesi Hakkinda Kanun cikarilmistir.
Turkiye’de tarim alaninda ozellestirilmis ya da ozellestirilecek KIT’ler:
a-)Hayvancilik Alt Sektorunde Faaliyet Gosterenler:
Et Balik Kurumu, Et ve Balik Urunleri A.S., Gonen Gida Sanayii A.S., Turkiye Sut Endustrisi Kurumu, Yem Sanayii
b-)Girdi Uretimi ve Dagitimi Alanlarinda Faaliyet Gosterenler:
Turkiye Zirai Donatim Kurumu, Turkiye Gubre Sanayii A.S., Istanbul Gubre Sanayii A.S. , T.C. Ziraat Bankasi, Tarim Isletmeleri Genel Mudurlugu
c-)Tarim Ticareti Alaninda Faaliyet Gosterenler:
Turkiye Seker Fabrikalari A.S., Tutun Mamulleri, Tuz ve Alkol Isleri Genel Mud., Cay Isletmeleri Genel Mudurlugu, Tarim Satis Kooperatifleri Birlikleri
Tarimsal ozellestirmeler, uretci orgutlugunun niteliksel olarak yetersiz, pazarlama kanallarinin sagliksiz oldugu Turkiye kirsal yapisinda bir cok sorunlar yaratmistir.
Bunlar;
-Kamu’nun cikti pazarindan ayrilmasi sonrasinda genellikle yerli ortakli cok uluslu sirketler piyasaya girmistir.
-Piyasanin paylasimi ile rekabete kapali yapilar olusturmustur.
-Gerileyen hammadde fiyatlari nedeniyle uretici gelirleri azalmistir.
-Zayiflayan tarimsal üretim yapisi sonucunda yerli ortagin ayrilmasi ile sector yabancilasmaktadir.
Destekleme Kapsaminda Degisim
Tarima verilan destegin amaci; Tarimsal uretimin surekliligini saglayarak ulkenin gida guvenligini korumak, tarim ureticilerinin ve tuketicilerinin yasam duzeylerini yukseltmek, sector uretiminin ulusal ekonomiye katki olusturmasini saglamak ve dis ticarette rekabet ustunlugunu elde etmektir.
Bu amacla uygulanan politika araclari:
1-Pazar Fiyat Destekleri: Uretici odaklidir. Taban fiyat ve fiyat primleri ureticinin urunune bagli olarak odenir. Bunlarin yaninda ic pazari korumak amaciyla uygulanan dis satim tesvikleri ve disalim kisitlari bu kapsamda degerlendirilir. Pazar fiyat desteklemenin en onemli olumsuzlugu tuketici fiyatlarini artirmaktir.
2-Dogrudan Gelir Destekleri: Kullanimi giderek artmaktadir. Nedeni, piyasa dengesini bozucu etkisinin en az olusudur. Baslicalari, birim alan ve hayvan basina yapilan odemeler, dogal afet ve zarar odemeleri, depolama yardimlaridir.
3-Dolayli Gelir Destekleri: genel olarak üretim masraflarini azaltici etkiye sahip onlemlerdir. Tarimsal üretim girdilerine uygulanan subvansiyonlar, dusuk faizli krediler, sermaye bagislari, urun sigortalamasina verilen devlet destekleri.
4-Tarima Saglanan Genel Hizmetler: Tarimsal alt yapi hizmetleri, egitim arastirma ve yayim hizmetleri, tarim sektorune taninan kredi kolayliklari, tasimacilikta taninan ayricaliklar. Uzun yillardan beri en yaygin olarak basvurulan destekleme araci Pazar fiyati desteklemedir. Ilk Pazar fiyati destegi uygulamasi olan bugday, destekleme alimlarina 1932 yilinda Ziraat Bankasi araciligiyla baslamis 1938 yilinda TMO’nun kurulmasi ile bu gorev TMO’ne devredilmistir.
2000 ve Sonrasi
2000’li yillarda dogrudan gelir destegi DGD sistemine gecilmesi amaclanmistir. 1999 yili sonunda uluslararasi para fonu ile imzalanan stand-by anlasmasi ve bu kapsamda verilen niyet mektuplari uygulanmakta olan tarim politikalarinda degisiklikler ongormektedir.
-Oncelikle destekleme fiyatlarinin dnya fiyatlarina cekilmesi
-Girdi ve ciktiya dayali destekleme sisteminin tumuyle elemine edilerek DGD sistemine gecilmesi.
-TSKB,TCZB’nin yeniden yapilandirilmasi

-TZDK, IGDAS, TUGSAS, TSFAS, CAYKUR, TEKEL’in ozellestirilmesi
-Seker, tutun ve TSKB alanlarinda kurullarin olusturulmasi
IMF reformlarinin Dunya Bankasi Yapisal uyum kredileri ile desteklenecegi dogrultusunda, Dunya Bankasi ile 2001 yilinda Tarim Reformu Uygulama Projesi imzalanmistir.
Dunya Bankasi ile imzalanan 4 alt projeden olusmaktadir.
a-Dogrudan gelir destegi
b-Ciftci gecis programi
c-Tarim satis kooperatiflerinin yeniden yapilandirilmasi
d-Proje destek hizmetleri
DGD sistemi gelismis ulkelerde ticarette rekabet ustunlugu saglayici bir politika araci iken az gelismis / gelismekte olan ulke gruplarinda olumsuz sonclar dogurabilmektedir.
a-Tarimsal uretimin en onemli gereklerinden biri olan finans, DGD sistemi ile tarimdan daha da uzaklasmaktadir.
b-üretim bagimsiz DGD sistemi ile Turkiye’nin cok gereksinim duydugu üretim planlamasini gerceklestirmek olanaksizdir.
c-Mevcut DGD sistemi, isleyis itibariyle, topragi isleyeni degil, mulk sahibini desteklemektedir.
d-Mevcut sistem varsil koyluyu desteklemektedir.
e-Tum girdilerin pahalilastigi bir ortamda DGD odemeleri neredeyse sabit tutularak dolayli da olsa tarimsal uretimi destekleme etkisi giderek zayiflamaktadir.
f-Basvuru sayisinda ve odeme miktarindaki goreli artislara karsin butceden DGD icin ayrilan kaynaklar her yil biraz daha kisilmaktadir.
g-DGD sistemi, Dunya Bankasinin TRUP Antlasmasi geregince 5 yillik bir sure icin uygulanmaktadir. Bu nedenle gecici bir yardimdir.
III. NEOLIBERAL POLITIKALARIN TURKIYE TARIM SEKTORU VE KIRSAL YAPILARI UZERINDE DOGURDUGU SONUCLAR
A-üretim ve Dis Ticaret Yapisina Iliskin Sonuclar:
1980 sonrasi yaklasik ceyrek yy donemde tarim sektorunun buyume hizinin dusuk veya negative olmasi, basta hayvancilik olmak uzere tum üretim yapilarinda cokus, bircok alanda kendine yeterliligini kaybetme ve 1996 yilindan itibaren tarimda disalimci ulke konumuna giris olarak ozetlenebilir. Gunumuz Turkiye’si yagli bitkilerde, baklagillerde, celtikte ve hatta tahillarda yaptigi disalim miktarini her yil attirmaktadir.
Disalimlar arasinda findik, incir, yas ve kuru uzum, turuncgiller, zeytinyagi, tutun, baklagiller ve bugday unudur.
B-Mulkiyet Iliskileri Uzerine Olan Etkileri:
KIT’lerin ozellestirilmesi surecinden once, kamu alandan cikisi tamamlanmakta, bir sure sonra alan yabancilasmaktadir. Koyluye sozlesmeli ureticilik iliskileri cercevesinde kendi topraginda bagimli isci rolu bicilmektedir. Tuketici ise tarim urunlerine her gecen gun daha yuksek bedel odeyerek kent yoksulu konumuna suruklenmektedir. Bunun ortaya cikmasinda, Turkiye’de uretici orgutlenmesinin yetersizligi de vardir.
Turkiye’de tarimsal isletmelerin irrasyonel yapisi cogunun oz tuketime yonelik olrak üretim yapmasina neden olmaktadir.
C-Emek Piyasalari Uzerine Etkileri:
Yoksullasma ve sosyal yardimlasma ve dayanisma fonu / Koylere Hizmet Goturme Birlikleri araciligiyla Dunya Bankasi yoksulluk yonetimine gecis, piyasaya sunulan ucuz emek kendini somuren emek, yapisi ve koylunun gelistirdigi beak stratejileri ile kendini yeniden üretim olanaklarini aramasi biciminde sekillendirmektedir.
Beka Stratejisi olarak tanimlanan, Turkiye koylusunun giderek artan zorluklara karsin kendini yeniden uretme kosullarina yonelik degisimi, baska bir deyisle yasamini surdurebilmek icin aradigi ve buldugu yollar:
-Yeni gelir olanaklari yaratmaya yonelik olarak emegine acimamadir. Koylu yoksullastikca daha cok emek sarfiyatina yonelerek kendini somurmektedir.
-Birikeni tuketme ve borclanmak
-Tuketimi sinirlama ve kadin emeginin somurusunu derinlestirmektir.

TURKIYE EKONOMISI II. DONEM

ÜNİTE 6

KAMU KESIMININ BILESENLERI

Genellik ilkesine tabi kamu ekonomisi ogeleri genel butceli dairelerdir. Genellik ilkesinin esnetilmesiyle ortaya cikan kam ekonomisi ogeleri katma butceli daireler, ozel butceli mahalli idareler, ozerk butceli kamu iktisadi tesebbusleri, fonlar ve doner sermayelerdir.
KAMU KESIMININ BUYUKLUGU
Kamu harcamalari; kamu cari harcamalari, kamu transferleri ve kamu yatirimlarindan olusmaktadir.
KAMU KESIMININ FINANSMAN ACIGI
Kamu kesiminin gelir gider acigi parasal olarak Mb’dan yurtta ozel kesimden ya da yurtdisindan borclanarak karsilanir. Kamu’nun finansman acigini reel olarak, ozel sektorun tasarruf fazlasi ile ulkenin dis ticaret acigi karsilamaktadir.
Faiz Disi Konsolide Butce; kamu iktisadi tesebbusleri, mahalli idareler, doner sermayeler, sosyal guvenlik kuruluslari, fonlar ve ozellestirme kapsamindaki kuruluslarin gelir gider toplami farklaridir. Faiz disi konsolide butce 1999 yili haric 1994’den beri sadece borc anaparasi ve faiz odemek icin borclanmaktadir. Kamu kesimi borc ve faiz odemeleri icin butce fazlasi yaratirken, yatirimlari kismistir.
KAMU KESIMININ BORCLANMASI
Kamu borcunun kontrolu acisindan, kamu borcunun reel faiz orani ile GSYIH nin ortalama reel buyume orani arasindaki iliski onemlidir. db=b(r-y)-z faiz disi butce fazlasini hedefleyen maliye politikasi ekonomiyi daraltir ve issizlik uretir. Hazine borclarini kimin aldigina bakildiginda en onemli alici olarak ticari bankalar gorulmektedir. Ikinci sirada gelen alici gruplari resmi kurumlardir. Kalanini da banka disi ozel kesim almaktadir. O halde kamu kesiminin borcuna uygulanan yuksek reel faiz oranlarinin nedeni ticari bankalari kartel davranisi ile hazinenin bu davranisa karsi tutumunun ihrac sonucudur. Bankalar icin devlet ic borclanma DBIS senetleri cok cazip bir plasman aracidir.
Plasman: Daha once alim satima konu olmus bir menkul deGerin yeniden satin alinmasidir. Ticari bankalarin agirlikli olarak DBIS leriyle plasman yapmalarinin nedenleri; DIBS nin riziko agirligi 0 kabul edilmektedir. Yani bu menkul degerlerle ilgili guven sorunu yoktur. DBIS nin likiditesi yuksektir, kolayca naked cevrilebilirler. Kamunun kagida bagli borclari, bono ve tahvil araciligiyla gerceklesen borclardir ve ikiye ayrilir. Nakit ve nakit disi senetler olm uzere;
Nakit Senetler; ihaleli ve ihalesiz nakit karsiligi ihrac edilen senetlerdir.
Nakit Disi Senetler; cesitli kanunlara dayanarak herhangi bir nakit girisi olmadan ihraci gerceklestirilen senetlerdir. Bunlar TC MB’na gorev zararlari sebebiyle kamu bankalarina veya bankacilik operasyonu sonucunda Tasarruf Mevduati Sigorta Fonuna ihrac edilmis olan senetlerdir.
KAMU KESIMININ DIS BORCLANMASI
Dis borclanmada nominal faiz orani enflasyon oraninin cok dusuk oldugu ABD ve Avrupa ulkelerindeki faiz hadlerinden ve kredi verenlerin kur rizikosu ve aldiklari diger rizikolar icin ekledikleri paylardan olusur. Buna mukabil Turkiye’de nominal faiz hadleri disardan borclanmanin faiz hadlerinden yuksektir. Dis borclama devlete kur rizikosu yuklemektedir. Turk lirasinin tam konvertibilitesine ve sermaye hareket serbestisine 1989 da izin verilmesinden beri ozel sector disardan sinirsiz borclanabilmektedir. Hazine Mustesarligi kamu net borc stokunu hesaplamaktadir. Bu oran kamunun ic ve dis borcundan MB’nin net varliklarini, kamunun mevduatini ve issizlik sigortasi fonu net varliklarini duserek bulunmaktadir.
BORC YONETIMI
1984 de KHK ile borc nakit yonetimi Maliye’den alinarak Hazine Mustesarligina verildi. 1997 de hukumet faiz harcamalarini kontrol altina almak icin uluslararasi para fonunun IMF mali denetimini talep etti ve 1998’de IMF’in yakin takip denetimi basladi. 1999 da IMF ile stand by kredi antlasmasi imzalandi. Bunalimin ardindan hukumetler, IMF ye kredi karsiliginda verdikleri taahutler cercevesinde, GSYIH nin % 6.5 unu faiz disi butce fazlasi olarak kabul etmistir.
KONSOLIDE BUTCE DE DISIPLIN SORUNU
Harcamalarda hedeften sapmanin onemli nedeni hukumetlerin giderlerini gercekci bir sekilde tahmin etmemesi ve sonra bir yil icinde TBMM den ek odenek almasidir.
FON UYGULAMASI
Kamu fonlari; kanun, KHK ve bunlara istinaden idarenin duzenleyici islemleri ile olusturulan ve devletin temel butce mevzuati disinda kendi mevzuatina gore isleyen, kendilerine ait gelir ve harcama usulleri bulunan ve belli konulardda hizli ve yeterli kaynak kullanimini mumkun kilmak amaciyla olusturulmus bulunan kamu hesaplaridir.
Fonlarin kurulus amaclari; finansmanda ve harcamada esneklik ve hiz kazanmak, oncelikli harcama alanlarina gelir tahsis ederek, diger harcamalarin, butce ici rekabetinden korumak ve denetimden ve saydamliktan kacinmaktir.
KAMU IKTISADI TESEBBUSLERI
KIT ler 1930 larda temel tuketim sanayilerinin kurulmasinda, 1961 sonrasi ithal ikameci sanayilesmede, buyuk olcekli sermaye yogun ara girdi ureten sanayilerin, kurulmasinda rol oynadi.
Devletin KIT lari kurmadaki amaci; ozel sektorun yapamadigi yeni teknolojili buyuk yatirimlari yapmak, geri kalmis bolgelerde ekonomiyi canlandirmak, ithal ikameci sanayilesmeyi hizlandirmaktadir.
Liberal politika doneminde 1984 de hukumet Ozellestirme Idaresini kurdu. KIT ler ozellesmeye baslandi.
Ozellestirmenin Amaclari:
-Devletin ekonomideki sinai ve ticari aktivitesini en aza indirmek
-Rekabete dayali piyasa ekonomisi olusturmak
-Devlet butcesi uzerindeki KIT finansman yukunu azaltmak
-Sermaye piyasasini gelistirmek
-Atil tasarruflarin ekonomiye kazandirilarak buy olla elde edilecek kaynaklari alt yapi yatirimlarina kanalize etmek
Ozellestirmenin temel amaci, devletin ekonomide isletmecilik amacindan tumuyle cekilmesini saglamaktir.
1984 sonrasinda butceden KIT lere yapilan sermaye transferlerine son verildi. MB KIT lere uygun kosullu dolaysiz kredileri kesti. KIT ler ic ve dis piyasalardan yuksek faizlerle ve kur riskiyle borclanmaya zorlandi.
VERGI POLITIKASI
Turkiye’de dolayli vergilerin orani artarken, dolaysiz vergilerin orani ise azalmaktadir. Oysa gelirler ve servetle az cok orantili olan dolaysiz vergiler, mal ve hizmetlerin alimi satimi uzerinden alinan dolayli vergilerden daha adildir. Turkiye’de kamu ekonomisinin baslica sistemsel sorunlar, vergi kapsaminin darligi, vergi adaletsizligi, butce disiplinsizligi ve harcamalar uzerinde demokratik denetim zaafidir.

Türkiye ekonomisi

ÜNİTE 7

DUNYA EKONOMISINDEKI GELISMELER: TICARET VE SERMAYE HAREKETLERI

1970 ler Bretton Woods Sisteminin Cokusu
II Dunya Savasindan sonra yasanan refah ve buyume surecinin ozellikleri;
-Buyume etkisi ticaret kanallariyla baska ulkelere yayilmistir.
-Keynesyen politikalar hakim olmus ve hukumetler yatirim ve talep duzeyini belirleyerek iktisadi buyumeyi surdurebilmislerdir.
-Kuresel duzeyde kurulmus bir ticaret ve üretim sistemidir
-IMF denetiminde sabit doviz kuru yururlukte olmustur.
-Ulkelerin sermaye hesaplarini korumalari tesvik edilmis, ulkeler arasindaki iktisadi baglanti dis ticaret kanallari uzerinden yapilmistir.
-Hukumetler istihdam artisi ve gelir dagilimini duzenleyen Keynesyen talep politikalari uygulanmistir.
Bretton Woods para sistemi; dolarin altin karsiligini sabit kabul eden ve diger uluslarin paralarinin degerini dunya parasi (rezerv para) olan dollar uzerinden altina baglayan bir sistemdir.
Bu sistemde dollar birbiriyle celisen iki rol ustlenmekteydi;
-ABD nin ulusal para olmasi nedeniyle bu devletin ulusal politikalarina gore yonlendirilmesi
-Rezerv para (Dunya Parasi) olmasi nedeniyle diger ulusal paralar arasindaki degisim ve deger iliskisini duzenleme islerini yuklenmesidir.
15 Agustos 1971 yilinda ABD nin diger ulke merkez bankalarinin ellerinde bulunan dolarlari istenildiginde altina cevirebilecegi vaadini yerie getiremeyecegini aciklamasi Bretton Woods sisteminin cokusu oldu. Buda keynesyen politikalarinin terkedilerek neoliberal politikalara dogru bir gecisi dogurmustur. Ulus devletler sermaye hesaplarini giderek daha fazla birbirlerine duyarli hale getirmis bu gelisme iktisat yazininda surdurulemez uclu olarak tanimlanan bir ortami olusturmustur. Bu goruse gore ayni anda hem sabit doviz kuru, hem serbest seraye hareketleri ve hem de bagimsiz para politikasini yonlendiren temel kural dalgali kur sistemi olmustur.
Para sisteminin cokusu dunya mal fiyatlarindaki dalgalanmalari ve nihayet ardindan 1973 yili petrol krizini getirmistir. Petrol fiyatlarindaki artis ihracatci cevre ulkelerinin ticaret hadlerini bozarak, odemeler dengesi aciklarini arttirmistir.
1980 ler Sonrasi : Dis Borc Krizleri ve Dogrudan Finans Yukselmesi
ABD nin artan enflasyonu, cari aciklarina mudahale etmek amaciyla faiz oranlarini hizla yukseltmesi 1970 ler boyunca dusuk reel faizle borclanan cevre ulkelerin borc anapara ve faiz yukumluluklerini surdurulemeyecek olcude artirdi. 1978 petrol fiyatlarindaki ikinci sok artis cevre ulkelerin agirlikla ihrac ettikleri hammadde fiyalarinda gozlenen dususlerinde etkisiyle cevre ulkelerin borc krizine soktu. 1980 li yillarda Merkez ulkeler ABD ve Ingiltere Keynesyen politikalari terkederek enflasyonu dusurmeyi hedefleyen daraltici politikalari yururluge koydu. Bu politikalar kisa donemli istikrar politikalariyla orta vadeli yapisal duzenlemelerin uyumlastirilmasini hedefliyordu. Bu politikalarin ozellikleri:
-Ekonomilerin giderek daha fazla disariya acilmasi ve dis tic fazlasi yaratmak
-Yurtici talebin daraltilarak, uretimin ihracata yonlendirilmesi
-Ucretlerin kontrol altina alinmasi
-Kamu harcamalarinin daraltilarak, mali disiplin saglanmasi
-Kamu isletmelerinin ozellestirilmesi
-Mal ve sermaye piyasalarinin tumuyle serbestlestirilmesidir.
1980 li yillarda cevre ulkelere yapilan sermaye akimlari 2 sekilde olmustur.
-Resmi sermaye akimlari, yabanci ulke hukumetleri yada uluslararasi mali kurumlar tarafindan hukumetlere, resmi kurumlara ve firmalara verilen kredilerdir.
-Net ozel sermaye akimlari,
*Net dogrudan yatirimlar; bu tur yatirimlar gittikleri ulkelerde uretken yatirimlari arttirarak ekonomik buyumeye katki saglar.
*Diger kisa ve uzun vadeli net yatirimlar, faizi ve kur arbitrajlarindan yararlanarak yapila spekulatif yatirimlardir.
1980 lerin sonunda merkez ulkelerde bankacilik krizleri ve faiz oranlarinin dusmesinin ardindan merkez ulkelerdeki ozel sermaye yeniden cevre ulkelere yonelmistir. 1970 ve sonrasi donem cevre ulkeler acisindan hizla disa acilma sureci olarak gerceklesir. Asya’nin onemli sanayii timeline erismis olan Guney Kore, Hong Kong, Singapur,Tayvan gibi birinci nesil yeni sanayilesen ulkeler disindaki cevre ulkelerin buyuk cogunlugu halen dogal kaynak ve vasifsiz isgucune dayali sanayilerde yogunlasmaktadir.
Imalat sanayii icersinde ihracatlari hizla artan urunler, teknoloji yogun, yuksek arastirma ve gelistirme AR-Ge iceren mallardir. Turkiye bu urun kategorisinde dunya ihracatindaki % 6 lik payi ile tekstil sektorunde almistir. Tum ulkelerde, gida, demir disi esya ve birincil mallardan olusan I.Grup ihrac mallarinin paylari onemli olcude azalirken, dokuma, giyim, ayakkabi, orman urun., kagit ve tas topraga dayali mallar sanyiden olusan II.Grup urunlerde Guney Kore, Tayvan ve Cin’de bir azalma gorulurken diger ulkelerde bu urunlerin hracat paylari artmistir. Turkiye’de II.Grup mal ihacatinda bir tur kalicilik ve uzmanlasma sergilenmistir.
Cevre ulkelerde emek piyasasinin temel ozellikleri;
-Sendikalasma oranlarinin dusuklugu
-Kayitsiz emek kullaniminin yayginligi
-Cocuk emeginin kullanilmasi
-Asgari ucret sozlesmelerinin altinda isgucu istihdamlari ve uluslararasi calisma sozlesmelerinde aranan ozelliklerin olmamasidir.
Ticaret ve Sanayiilesme Deneyimi Uzerine UNCTAD Gozlemleri
Cevre ulkeleri arasinda dunya imalat sanayii geliri icinde payini arttiran ulke grubu Dogu Asya’nin birinci kusak yeni sanayilesen ekonomileri oldu. Bu ulkelerin Sanayileşme politikalari hic birinin dis ticaret ve yatirimlarinda hizla serbestlestirmeye gitmemeleri, ü

retim ticaret arasindaki dengeleri dikkate alan stratejik yonlendirici devlet politikalari izlemeleridir.

1980 SONRASI TURKIYE EKONOMISI : DISA ACILMA SURECINDE TURKIYE
Disa Acilma Surecinin Evreleri:
Turkiye ekonomisi 1960 ve 1980 arasi donemde, ithal ikameci politikalarla bicimlenen planli bir kalkinma surecinden gecti. Ithal ikameci sanayilesmenin temel ozellikleri:
-Korumaci dis ticaret politikasi uygulamasi
-üretim onceliginin yurtici pazarlara verilmesi
-Devlet hem dogrudan uretici hem de ozel sektorun gelisimini destekleyen bir guc olarak ekonomide belirleyici bir role sahip
-Uretici rolunun disinda devletin diger onemli islevi ise gelir ve istihdam politikalariyla ekonomideki talep artislarini tesvik etmektir.
En onemli neoliberal politikalarin miladi sayilabilecek olan 24 Ocak 1980 istikrar programidir.
Turkiye’nin 1980 sonrasi surdurdugu disa acilma politikalari 1980-89 ve sonrasi olm uzr iki alt doneme ayrilabilir. 1980-88 donemi Turkiye’nin dis ticaret hareketlerini serbestlestirdigi, agirlikla tic kanaliyla dunya ekonomisine eklemlendigi bir surectir. Ikinci donem 89 yilinda yururluge giren ve Turk Parasinin Kiymetini Koruma Kanunu’nda degisik yapan 32 sayili kararla baslamistir. Konvertibiliteye gecis olarak tanitilan bu kararla sermaye hareketlerinin serbestlestirilmesi saglaniyor ve yabancilarin yurticinde mevduat tutmalarina olanak taninarak, uluslararasi mali sermayenin Turkiye’ye giris cikisindaki tum engeller kaldiriliyordur.
Ilk donemde istikrar programinin ozellikleri:
-Daraltici para ve maliye politikalariyla yurtici talep ve enflasyonun bastirilmasi
-Surekli yapilan mini devaluasyonlar ve tesviklerle, uretimin ihracata yonlendirilmesi
-Fiyatlarin serbest birakilmasi KIT urunlerine surekli zamlarin yapilmasi
-Doviz kurlarina kontrollu esneklik kazandirilmasi
-Ucret artislarinin baski altinda tutulmasi
Dis Ticaretin Yapisindaki Gelismeler:
1938 sonrasinda Turkiye’nin ticaret fazlasi verdigi tek yil 1946 yilidir. Ve bu yil disinda ticaret acigi duzenli olarak artmistir. 80’li yillarda toplam ihracat icersinde sanayii mallarinin payi artmistir. Tarimsal urunler gerilemistir. Madencilik ise son derece sinirli kalmistir.
Turkiye’nin ithalati sermaye ve ara mallari agirliklidir. Piyasalarda dunya rekabeti iki ana kanalda surmektedir;
-Marka yaratmak
-Maliyet avantajlarina sahip olmaktir.
Turkiye makine, elektrikli esya ve tasit araclari sanayii ihracatinda onemli bir gelisme sergilemektedir.
Turkiye 1 Ocak 1958 Roma Ant ile kurulan AET’na ilk basvuran ulkeler arasinda yer aldi. (31 Temmuz 1959)
-12 Eylul 1963’te yururluge giren Ankara Antlasmasi ile Turkiye’nin AB’ye uyeligi icin ilk hukuksal adim atilmis oldu.
-23 Kasim 1970’de imzalanip 1 Ocak 1973’de yururluge giren Katma Protokol ile gecis donemi basladi.
-1978 yilinda ekonomide yogunlasan krizlerden dolayi iliskiler askiya alindi.
-AB ile olan iliskiler 1986 yilinda toplulugun ortaklik antlasmasini, yeniden gundeme getirmesiyle basladi.
-Turkiye 1 Ocak 1995 tarihinde Gumruk Birligi surecine girdi. Turkiye AB’ye uye olmadan gumruk birligine giren ilk ulke olmustur.
Ulkeler duzeyinde bakildiginda ise ticaretteki onemli paya sahip sirasiyla Almanya’ Italya, Ingiltere ve Fransa’dir.
Odemeler Dengesi Icinde Sermaye Hareketlerinin Yogunlugu:
Odemeler Dengesi: Bir toplumun dis dunya ile kurdugu mal, hizmetler ve sermaye hareketleri sonucunda olusan parasal akimlarin muhasebelendirildigi bir tablodur. Tablonun uc temel hesap grubu vardir:cari islemler, sermaye hesabi ve rezervlerdir. Ulkelerin dis dunya ile muhasebelestiremedikleri, kontrol disi hesaplar ise Net hata ve noksan hesabinda yer alir.
Cari hesapta dort kalem vardir. Mal ticareti, hizmet ticareti, yatirim dengesi ve cari transferler. Mal ve hizmet ihracati pozitif, ithalati ise negative kaydedilir. Cari transferlerin temel kalemleri ise isci dovizleri, bedelsiz ithalat ve resmi transferlerden olusmaktadir.
Sermaye hesaplarinda uc tur ana hesap vardir; net dogrudan yatirimlar portfoy hesaplari ve diger net yatirimlar.

Türkiye ekonomisi

ÜNİTE 8

32 SAYILI KARAR VE FINANSAL DERINLESME

Turkiye ekonomisinin dunya pazarina acilmasi 80-83 donusumu ile baslamis 89-90 da tamamlanmistir.
Turkiye ekonomisi 90 li yillarda tamamiyla disa acik bir ekonomi konumuna girmistir. 90 larda Turkiye finansal serbestlesme konumuna girmistir.
Finansal Serbestlesme: genellikle hukumetlerin gelismis ulkelerin uluslararasi finansal faaliyetlerini, kendi ulkelerine cekmek icin bankacilik, finans sistemi uzerindeki denetim ve kisitlamalari kaldirdigi yada onemli olcude azalttigi deregulasyon uygulamalarinin bir sonucu olarak gosterilmekte ve ekonomilerin uluslararasi sermaye akimlarina acilma sureci olarak ifade edilmektedir. Turkiye somut olarak 89 yilinda aldigi 32 sayili karar ile kambiyo rejimini tamamen serbestlestirmis ve odemeler dengesinin sermaye hareketleri kalemlerini dogrudan dogruya uluslararasi finans sermayesinin spekulatif hareketlerine acmistir.
32 sayili kararin getirdigi yenilikler:
-Turkiye’de yerlesik kisiler doviz alabilir ve bulundurabilir
-Yerlesik olmayan kisilere verdikleri hizmet karsiliginda dovizi ulkeye getirebilirler
-Yurtdisinda yerlesik kisilerin IMKB da kota edilmis ve sermaye piyasasi kurulu izniyle cikarilmis her turlu menkul kiymeti alma ve satmalari serbesttir.
-Yerlesik kisilerin banakalar ve ozel finans kurumlari vasitasiyla yabanci borsalarda kote edilmis menkul kiymetleri, MB tarafindan alim-satimi yapilan yabanci para birimleri cinsinden, hazine bonosu ve devlet tahvili satin alip satmalari ve bu kiymetlerin bedellerini yurtdisina transfer etmeleri serbesttir.
-Turkiye’de yerlesik kisilerin yurt disindan menkul kiymet getirmeleri ve yanlarinda yurtdisina cikarmalari serbesttir.
-Yurtdisindan doviz kredisi almaks serbesttir.
-Turkiye’de yerlesik olmayanlarin TL hesabi actirmalari ve bu hesaplara iliskin anapara ve faizleri TL veya doviz olarak transfer etmeleri serbesttir.
-Turkiye’de yerlesik olmayan kisilerin doviz almalari ve transfer ettirmeleri ve yurtdisina TL lirasi gondermeleri serbesttir.
Turkiye Ekonomisinde Finansal Derinlik:
Finansal derinlik: cok iyi duzenlenmis ikicil piyasalara sahip olmak. Iktisat literaturunde Mc Kinnon-Shaw tezi olarak bilinen ortadoks yaklasima gore finansal serbestlik tasarruf ve yatirim davranislarini uyaracak dolayisiyla kalkinma temposunu hizlandiracakti.
Bu donemde Turk finansal sisteminin gelisimini belirleyen uc ana surec vardir:
-Birinci finansal serbestlesme cercevesinde gelistirilen araclarin cogunlugu, kamu kesimi aciginin finanse edilmesi icin yaratilan, menkul degerlerin olusturulmasi
-Ikincisi, TL nin yabanci para birimleri ile ikamesinin dogurdugu tehdit
Dolarizasyon: ABD disindaki bir ulkede dolarin ulke icindeki islemlerde kullanilmasi
-Ucuncusu; spekulatif kisa vadeli sermaye hareketlerinin ulusal finans piyasalarinda ve giderek reel ekonomide neden oldugu istikrarsizliktir.
1980 sonrasinda Turk mali piyasalarinda finansal araclar cesitlenmis ve ulusal gelire orani gorece olarak artmistir.
Devlet ic borclanma senetlerine dayali finansal serbestlesmenin mali piyasalarda uc temel etkisi vardir:
-Kamunun maliye politikasi, MB nin parasal politikalarini ikame ederek kamuya sinirsiz bir kredi hacmi sunmustur.
-Hazineye finansal piyasalarda bir tekel konumu yaratarak kredi havuzunun dagitiminda etkinlik olculerini ve verimlilik beklentilerini gecersiz kilmistir.
-DIBS lerin duzensiz araliklarla ve buyuk boyutlarda piyasa giriyor olmasi sonucu, para carpani dalgalanmaya ve belirsizlige itilmistir.
Toplam mevduattaki artisin en onemli unsuru doviz tevdiat hesaplaridir.
Finansal Serbestlestirme Surecinde Beklentiler ve !990’lar Turkiyesi
Beklentiler:
-Yurtici ve yurtdisi tasarruflar mali sisteme aktarilacak, dolayisiyla kredi hacmi genisleyecek.
-Ulusal mali piyasalarda belirlenen yurtici faiz haddi dusecek ve uluslararasi faiz oranina yaklasacak
-Ucuzlayan sermaye maliyeti ve genisleyen kredi hacmi sayesinde sabit sermaye yatirim harcamalari artacak ve ekonominin buyume hizi yukselecektir
Finansal serbestlesme sureci Turk ekonomisinde neoliberal beklentilerin tam tersini dogurmustur. Bunlar;
-1990 lar boyunca mali piyasalarda derinlesme saglanmasina-mali tasarruflarin kredi hacminin genislemesine hizmet etmedigi ve uretken yatirimlari artirmak yerine finansal spekulatif faaliyetler arasinda carcur edildigi gorulmektedir.
-Reel faiz oranlarinda herhangi bir dusus yasanmamis tam tersine reel faiz yuku giderek artmistir.
Finansal arbitraj geliri: Dis sermaye akimlarina acik bir ekonomide yurticinde TL cinsinden sunulan faiz ile kurdaki deger kaybi arasindaki fark, finansal spekulatorun arbitraj gelirini vermektedir.
2004 Mayis ayi itibariyle TL son 20 yilin en degerli konumundadir.
SPEKULATIF YONLU BUYUME
Yapisal olarak asiri degerli ulusal para ve ucuz dovize dayali ithalat patlamalari dis borclanmayida uyarmaktadir. Ozellikle sicak para girislerinin sagladigi asiri degerlenme, bir yandan ithalat maliyetlerini ucuzlatip iktisadi buyumeyi finanse ederken, diger yandan da finansal piyasalarda spekulatif kazanclari ozendirmistir.89 sonrasinda Turkiye ekonomisinde buyume dogrudan dogruya finansal sermaye hareketlerine tabi durumdadir. 2 de buyumenin ardinda kaynagini henuz bilmedigimiz sermaye girislerinin yarattigi konjonkturel dalgalanma yatmaktadir. Bu sartlar altinda Turkiye’de 1990 sonrasi buyumenin spekulatif-yonlu itelikler tasidigi gozlenm

Türkiye ekonomisi

ÜNİTE 9

1994 KRIZI, 5 NISAN KARARLARI VE SONRASI

1989 da konvertibilite karari ile baslayan finansal serbestlesme surecinde uygulanan yuksek faiz asiri ucuz doviz politikasi sonucunda, ticaret aciklari artmis, uretici sektorlere yonelik sabit sermaye yatirimlari azalmistir. 1994 sonrasinda ulusal ekonomide krize uyum surecinde uygulanan politika siki para politikasi ve ucretlerin bastirilarak talebin daraltilmasidir. Sermaye kesimindeki dar bogazin acilmasi icinde isgucu maliyetlerinin dusurulup, istihdamin azaltilmasi hedeflenmistir.
1994 sonrasi krizin finansal piyasalardaki yansimasi ise devlet ic borc senetlerinin artan faiz yuku ve ic borc stokundaki hizli yukselmedir.
2000 ENFLASYONU DUSURME PROGRAMI
1999 sonuna gelindiginde, Turkiye ekonomisinde bir topyekun reform sureci hedeflenmistir. Basbakanlik hazine mustesarligi ve MB tarafindan IMF ye sunulan 9 Aralik 1999 tarihli niyet mektubu boyle bir stratejinin ilk adimidir. Enflasyon dusurme dez-enflasyon hedefini on plana cikartan bu hedef etrafinda bir dizi yapisal donusumu detayli bir sekilde planlayan niyet mektubu, Turkiye ekonomisinin 2000 li yılların basindaki birikim ve buyume stratejisini de ortaya koymaktadir.
2000 Enflasyonu Dusurme Programinin Ana Unsurlari
Bu programin 3 temel unsuru vardir;
-Faiz disi butce fazlasi icin belirlenen hedeflere bagli olarak kamu harcamasinda tasarrufa gidilmesi
-Hedeflenen enflasyon oraniyla paralel olarak paranin dis deger kaybi orani icin onceden ilan edilen bir takvim
-MB nin net dis varlik durumu icin likidite üretim mekanizmasi olusturan ve MB’ni yari para kurulu olarak hareket etmeye yonlendirecek bir parasal dozen
Programin Enflasyon Hedefleri Altinda Kamu Kesimi Dengesi
Program uygulayicilari Turkiye’deki enflasyon surecinin gercekte bir guven eksikligine ve enflasyon beklentilerine endeksli yapiskan bir enflasyon oldugundan hareketle, programi kamu maliyesi, para ve doviz kuruna iliskin yasal tedbirler ile desteklemeyi yeglemislerdir. Kanunun harcamana ve gelir kalemlerini de denetim altina almayi dusunmustur. Kamu kesimi temel dengesi, merkezi butce, butce disi fonlar, yerel yonetimler, finans sektoru disinda faaliyet gosteren kamu tesebbusleri, MB ve kamu bankalarinin gorev zararlarini kapsamaktadir. Hedeflere ulasmak icin, ana gelir kaynagi olarak basta ozellestirme gelirleri daha sonra vergi oranlarinin arttirilmasi ve cari harcamalar, personel harcamalari, sosyal guvenlik kuruluslarina yapilan transfer harcamalarinin azaltilmasi planlanmistir.
Para ve Doviz Politikalari
2000 istikrar programi ana hedefi, para ve doviz kuru gelismelerinin onceden tahmin edilebilir kilinmasiyla yerli ve yabancilar icin finansal yatirimlarin getirisi uzerindeki belirsizligin azaltilmasiydi.
Para Tabani=Net dis varliklar+Net ic varliklar
Yapisal Duzenlemeler
Maliye politikasinin hedeflerini desteklemek icin ozellestirme uygulamalarina ek olarak tarimsal destekleme, sosyal guvenlik, kamu maliyesi ve bankacilik sisteminde denetim ve gozetim konularini iceren bir dizi yapilanmayi icermektedir. Program sosyal guvenlik sistemine iliskin olarak, 99 Eylul’unde onaylanan emeklilik kadin icin 58, erkekler icin 60’a cikaran yasaya ek olarak prime esas olan ucret tavaninin 1 Nisan 2001 de asgari seviyenin 4 kati, Nisan 2002 de asgari seviyenin 5 katina cikarilmasi planlanmaktadir. Butce disi fonlar kapatilacaktir. Ancak programin en az tartisilmis ve belirsizlik iceren tarim kesimine yonelik onerileri tarim sektorunun fiyat tesvik sisteminden iki yillik bir sure icinde, Dogrudan gelir destedi sistemine gecilmesidir.
Istikrar Programi Altinda Turkiye Ekonomisi’nde 2000 Yilindaki Gelismeler
GSYIH’nin bilesenleri icinde en hizli gelisme ticaret ve sanayi sektorlerinde gorulmus, insaat sekttorundeki daralma yilin ilk ceyreginde de surmustur. Mal ve hizmet ithalati artmis, ihracat artisi ancak yilin ikinci ceyreginde uyarilabilmistir.
Programin 2000 yilindaki ilk uygulamasinda, enflasyonun hedeflerin gerisinde kalmasinin cesitli nedenleri olmasina karsin, temel neden ic talep baskisinin, dusen faizler nedeniyle artarak fiyat hareketlerini ivmelendirmesidir. Talep artislari da doviz capasi altinda asiri degerlenen kurun yarattigi ithalat ile karsilanmistir.
Enflasyonla Mucadele Programi ve Turkiye Ekonomisinde Bozulan Dis Dengeler
Turkiye’nin enflasyonla mucadele programi sicak para ve spekulatif sermaye bereketleri yoluyla buyumenin tesvik edildigi 90li yılların politikalarini benimsemistir. Olumlu gelismeler kara carsamba diye anilan 22 Kasim’dan baslayarak tersine donmustur. Yabanci finansal sermaye icin elverisli sartlar ortadan kalkmis ve mali piyasalar aniden sermaye cikislarindan kaynaklanan bir para kriziyle karsi karsiya kalmislardir. Doviz girislerinin birden bire yon degistirmesi sonucunda MB nin net dis varliklari azalmis, bankalar arasi gecelik faizler yukselmistir. 24 Kasim sonrasinda MB artik para kurulu gibi calismak yerine nihai kredi mercii islevini yeniden ustlenmistir.
Para Kurulu: Sabit bir oranda bir yabanci para veya baska bir dis varliga istek uzerine cevrilebilen kagit ve ufaklik parayi piyasaya surebilme yetkisindeki bir kurumdur.
Nihai Kredi Mercii: finansal sorunlar yasayan banka ve diger yetkili kuruluslara borc veen kurumdur. Genellikle ulkenin MB’dir.
IMF dayanikli modelin yurutulmesinin asgari kosullari;
-Kamu kesimi aciklarinin buyuk oranlarda azaltilmasi
-Yurtici piyasalarinin ve kamunun Mb dan kredi ihtiyacinin asgaride tutulmasi
-Bankalarin likit olmasi, dolayisiyla gerektiginde TL,ye cevrilebilecekleri pozisyonlarin olmasidir.
GUCLU EKONOMIYE GECIS PROGRAMI VE NIYET MEKTUPLARI
Kur Capasina dayali enflasyonu dusurme programi; Enflasyonla mucadele amaciyla doviz kurunun temel nominal capa olarak kullanildigi enflasyonu dusurme programidir. Bu programda yuksek enflasyona sahip ulke, dusuk enflasyon gelecegine sahip ulke parasina, parasini sabitleyerek o ulkeden dusuk enflasyonu ithal etmeye ve boylece ulke icinde fiyat istikrarini saglamaya calisir.
Guclu ekonomiye gecis programi (GEGP) temel amaci: Guven bunalimi ve istikrarsizligini ortadan kaldirmak, bird aha geri donulemeyecek bir sekilde kamu yonetiminin ve ekonominin yeniden yapilandirilmasina yonelik altyapiyi olusturur.
GEGP suregelen krizi basilica iki nedene baglar;
-Surdurulmez ic borc dinamigi
-Basta kamu bankalari olm uzr mali sistemdeki sagliksiz yapi
GEGP’nin temel arac ve amaclari;
-Dalgali kur sistemi icinde enflasyonla mucadelenin kesintisiz ve kararli bir bicimde surdurulmesi
-Bankacilik sektorunde hizli ve kapsamli bir yeniden yapilandirma; boylece bankacilik kesimi ile reel sector arasinda saglikli bir iliskinin kurulmasi
-Kamu finansman dengesinin bird aha bozulayacak sekilde kurulmasi
-Toplumsal uzlasmaya dayali, fedakarligin tum kesimlerce adil bir bicimde paylasilmasini ongoren ve enflasyon hedefleri ile uyumlu bir gelirler politikasinin surdurulmesi

DIS BORC YUKUNUN EKONOMIYE VE KALKINMA STRATEJILERINE ETKISI
IMF programlarinin amaci; Turkiye’nin vadesi gelmis ic ve dis borclarini cevirmesini saglayarak, uluslararasi s ermayenin guvenini saglamaktir. Turkiye ekonomisi artik dis kaynaga bagimli hale gelerek’ kendi oz kaynaklari ve kurumsal yapilari ile buyumenin altyapisini olusturamaz durumdadir.
IMF programinin ana kurgusu, kismi denge yaklasimi altinda borc dinamigini veren cebirsel esitlige dayanmaktadir. Kamu net borc stokunun milli gelire orani, faiz oraninin artmasi sonucu yukseltmekte, ekonominin buyumesiylede azalmaktadir. Kamunun faiz disi fazlasinin milli gelire oran olarak buyuklugu, borc stokunu azaltan diger bir faktordur.

31

Ağustos
2012

AÖF TÜRKİYE EKONOMİSİ ON ÜNİTE SORU – CEVAP

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  1.391 Kez Okundu

TÜRKİYE EKONOMİSİ 1. ÜNİTE 
1-Kendi kendine yeten ve merkezi idaresi olan sosyal siyasi yapıya Dünya İmparatorlukları denir. Kaç tane Dünya imparatorlukları vardır?
1-Roma-Çin-İslam-İran-Osmanlı
2-Osmanlı devletinde hakim olunan kapitalizm öncesi üretim tarzı nedir?
2-Vergisel üretim tarzıdır.
3-Dirlik nedir, nelerdir açıklayın?
3-Dirlik, has-tımar-zeamet topraklara verilen addır.
Has: Geliri 100,000 akçeden fazla olan bürokrattır.
Zeamet: Geliri 20,000 ila 100,000 akçe arasında olan bürokrattır.
Tımar: Geliri 0 ila 20,000 akçe arasında olana denir.
4-Ekonominin temel örgüsü nedir?
4-Sermaye biriktirmek değildir. Toplam ihtiyaçları karşılamak için üretmek ve devleti ayakta tutmak için vergiler sağlamaktır.
5- 15. ve 16. yy Osmanlı devletinin ithalat ve ihracattaki durumu nasıldır?
5-Devlet ithalatı destekliyor, ihracatı ise denetliyordu mal darlığı oluşmaması için
6- 16. yy Osmanlı devleti hangi sorunlarla karşı karşıya kaldı?
6-Osmanlı devleti iki sorunla karşı karşıya kaldı. Birincisi; Avrupa ülkelerinde askeri teknolojinin gelişmesi yani güç dengesinin değişmesi ve Osmanlı devletinin batıya doğru genişlemesinin durmasıdır. İkincisi; Avrupa’nın Osmanlı devletinden tarımsal ürün talebinin artması ve böylece hammadde kıtlığının ortaya çıkması neticesinde fiyat enflasyonunun ortaya çıkması
7- 16. yy sonlarına doğru başlayan toplumsal olaylar nelerdir?
7-Celali isyanlar – Maaş alamayan yeniçeri isyanları – Vali isyanları – Ve genel asayişsizliğin yol açtığı Büyük Kaçgundur.
8-Tımar sistemi hakkında bilgi verin?
8-Toprakların tamamına yakını devlete ait olan tarım topraklarının rütbeye ve devlete olan yarara göre devlet görevlilerine dağıtılarak toprak gelirleri, maaşlar ve askeri sistemin birleştiği yapıdır.
9-İltizam sistemi hakkında bilgi verin?
9-Tımar sistemi askeri işlevini yitirince Osmanlı devleti tarımı vergilendirmek için devlet bu sistemi çıkardı.
10-Mültezim nedir?
10-Devlet belirli bir yörenin vergi toplama yetkisini açık arttırma yöntemi ile mültezim denilen kişilere ihale etmesidir.
11- 17. ve 18. yy da Avrupa devlet tacirlerinin genişleyen faaliyetleri Osmanlı devleti ile ticareti arttırmıştı bu dönemde Osmanlı devleti Avrupa’ya ne ihraç ediyordu ve ne ithal ediyordu?
11-Osmanlı devleti; tahıl-tiftik-pamuk-ham ipek-deri-pamuklu iplik-pamuklu ve yünlü kumaşlar ihraç ediyordu. İngilizlerden de; yünlü kumaş-boya-şeker ithal ediyordu.
12- 18.yy da dokuma-demir-çelik ve başka üretim dallarında teknolojik buluşlardan yararlanarak fabrika düzeninde faaliyetlere geçen ülke ve ülkeler hangileridir?
12-Dünyanın ilk sanayi ülkesi olan İngiltere başta olmak üzere sonrasında Avrupa ülkeleri ve ABD
13- 19. yy da kapitalist dünya sisteminin merkezi neresidir?
13-Avrupa ülkeleri ve ABD
14-Osmanlı Devleti 16.yy ve 19. yy arasında nasıl bir ülke haline geldi?
14-Kapitalist sistemde Osmanlı devleti bir Çevre Ülke haline geldi.
15-Osmanlı devleti toprak bütünlüğünü korumak için İngiltere ile 1838 de Balta Limanı anlaşması yapmıştır. Bu anlaşma ile Avrupa Devletlerine hangi tavizler verildi?
15-Yabancı Tacirler iç gümrük vergilerinden muaf tutulacak – Devlet ülkeden Avrupa’ya hammadde ihracatını kontrol etme ve gereğinde ihracata yeni vergi hakkından vazgeçti – Osmanlı devletinde gümrük vergilerini Avrupa devletleriyle birlikte saptamayı kabul etti. – yabancı yatırımlarına izin veren 1856 ıslahat fermanı – yabancılara toprak satın almasına izin veren 1867 nizamnamesi ayrıcalıkları verildi.
16-Gümüş kuruş, gümüş mecidiye ve altın liranın madeni içerikleri tespit edilip tağşişleme ne zaman son verildi?
16- 1844 Tahsis-i Ayar Kanunu ile
17-Osmanlı devleti ilk kağıt parayı ne zaman çıkarıldı ve bu paranın adı nedir?
17- 1840 yılında kaime adlı paradır. Ancak 1860 da tekrar toplanmıştır.
18-Hangi bankada, Banknot basma yetkisi hangi ülkelere verildi?
18-Bank-ı Osmaniye Şahanedir bu bankanın ismi Fransızlar ve İngilizler yetkiliydi 1863
19- 19.yy da Osmanlı devletinin durumu nasıldır?
19-Tarımsal ürün ihraç eden, pamuklu kumaştan ve iplikten makineye kadar çeşitli sınai mamuller ithal eden bir ülkedir.

20-Anadolu da yaygın tarım şekli nasıldır?
20-Küçük köy işletmeciliğidir.
21-Osmanlı devletinden hammadde ve tarımsal ürün ihtiyacını arttırmak için hangi devletler Ege-Çukurova-İç Anadolu-Hicaz-Irak’ta demir yolu hatları inşa etti?
21-İngilizler ve Almanlar
22-Birinci dünya savaşı yılları yani 1914-20 arasında milli hasıla nasıldır?
22-%33 azalmıştır.ayrıca ürünlerden de azalma olmuştur. Bu ürünler buğday-kuru üzüm- fındıktır.
23- 1923–29 yıllarında uygulanan iktisat politikası nasıldır?
23-Liberal eğilimlidir. Özel sektörün gelişmesini destekleyici yabancı sermayeye davetkardır.
24-TC Osmanlının son vergi kazancı olan Aşar vergisini ne zaman kaldırdı?
24- 1925 yılında kaldırdı. Böylece Osmanlının elinde bulunmuş olunan son vergisel üretim tarzı tasfiye edildi.
25- 1923-29 da TC inde milli hasıla ve sanayi nasıldır?
25-%9 arasında artış göstermiştir. Sanayinin GSMH payı ise %11 dir.
26-Korumacı Devletçi dönem hangi dönemlerdir? Ve beş yıllık sanayi plan uygulaması hangi yıl olmuştur?
26- 1930-39 dönemleridir. 1933 yılında da beş yıllık sanayi planı uygulanmıştır.
27- 1940-45 ikinci dünya savaşı yıllarında hangi tedbirler alındı?
27- Erkekler silah altına alınmasıyla üretim azaldı. – Sanayileşme askıya alındı – 1940 milli koruma kanunu ile hükümet çalışma süresini uzatmak – özel işletmelere geçici el koymak – temel ihtiyaç mallarını vesikayla dağıtmak gibi tedbirler aldı.
28-Liberal Politikalarla eklemlenme kaç yıllarında oldu?
28- 1946-53 yıllarında
29- 1946-53 yıllarındaki Liberal Politikalarının özellikler nelerdir?
29-Yatırımların yol açtığı iktisadi gerilimin telafi edilmesiyle sınaî ve özellikle tarımsal üretim hızla arttı – Traktör kullanımı yaygınlaştı – ekilen alan genişledi – Devalüasyonlar yapıldı – Yabancı sermaye yatırımları teşvik edildi – İthalatı kontrol eden kısıtlamaları gevşetildi.
30-Türkiye doların kurunu 1,28 den 2,80 e çıkaran devalüasyonu ve gümrük vergisi dışında ithalatı kontrol eden kısıtlamaları ne zaman yapmıştır.
30-1946 da IMF kurulduğu yılarda
31-Dış Ticarette kontrole dönüş ne zamandır?
31- 1954-61 yıllarıdır.
32-Planlı ithal ikameci sanayileşme dönemi ne zamandır?
32- 1961-79 yıllarıdır.
33-Türkiye Planlı İthal İkameci Sanayileşme dönemine ne zaman başladı?
33- 1961 de beş yıllık kalkınma planları ile
34- İç piyasalara dönük üretim yapan sanayilerde görülen sorunlar nelerdir?
34-Optimal ölçeğe ulaşma – maliyeti düşürme – yabancı rakip malların kalitesini tutturamama – ihracata açılamama
35- 1961- 79 da planlı ithal ikameci sanayileşmede kurulan sanayiler hakkında bilgi veriniz?
35-Türkiye de dayanıklı tüketim malı kullanımı yaygınlaştı – Grevli toplu sözleşme düzeni yapıldı – KİT’lerde yüksek ücret politikası – Tarımsal fiyat destekleme politikası – sosyal güvenlik sistemi geliştirme siyaseti – Sanayileşmeyi tamamlayıcı unsurlar – Kamu yatırımlarını düzenlemek – Özel yatırımları planlı hedefler doğrultusunda yönlendirmek – Banka faiz hadlerini düşük düzeyde belirlemek – Yatırım oranlarını yükseltmektir
36-Liberal Politikalarla Dünya Sistemine Eklemlenme ne zaman olmuştur?
36- 1980-89 dönemlerinde
37-İthalatta 1983-89 yıllarında GSMH de oran kaçtır?
37-%20 dir.
38-1980-89 Liberal Politikalarla Dünya Sistemine Eklemlenme özellikleri nelerdir?
38- 84 ten itibaren ithalat serbestleşti – 81 de faiz hadleri sınırlamaları kaldırıldı – 84 de döviz alım satımı serbestleşti – 89-93 de enflasyon haddi %68 oldu.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 2. ÜNİTE 
1-GSMH nedir, GSMH’nin hesaplanma yöntemi nasıldır?
1-Genellikle bir yılda bir ülkenin sahip olduğu kaynaklarla üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeridir. Hesaplama yöntemi ise; üç tanedir. Üretim-Gelir-Harcamadır.
2-GSYİH nedir?
2-Genellikle bir yılda bir ülke sırları içerisinde üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeridir.
3-Kişi başına milli gelir nedir, nasıl elde edilir?
3-Ülke bireylerinin refah düzeylerinin saptanması ve karşılaştırılması için kullanılan önemli bir araçtır. GSMH ABD dolarına dönüştürülüp nüfusa bölünmesiyle elde edilir.
4-Ülkelerin milli gelirleri göz önüne alınırken Atlas yöntemine göre hangi dönemler baz alınır?
4-Cari yılın döviz kuru – önceki iki yılın döviz kuru ortalaması alınır.
5-Satın alma paritesi neyi gösterir?
5-Farklı ulusal paraların eşit değerini ifade eder.
6-Türkiye’nin satın alma gücü paritesine göre kişi başı milli gelir rakamları 2000 yılı içine ne kadardır?
6- 7000$ dolardır.
7-Satın alma gücü paritesine göre yapılan milli gelir hesapları kişi başına milli gelir hesaplarından farklı çıkmaktadır bunun nedeni nedir?
7-Yurt içi fiyatlarının uluslar arası fiyatlara göre farklı olmasıdır.
8-GSYİH’nin Sektörel ve Bölgesel dağılımı göz önüne alınarak hizmet sektörü durumu nasıldır?
8- 1980 yıllarına denk düşen keskin bir artış olmuştur. – 1955 yılında ise GSMH içinde hizmet sektöründe payı %50 üzerine çıkmıştır.
9-GSYİH Sektörel ve Bölgesel dağılımı göz önüne alınarak Sanayi sektörü nasıldır?
9-Sanayi sektörü 1985 yılında GSYİH içindeki payı %25’lere ulaşmış daha sonra durağanlaşmıştır.
10-GSYİH içindeki payı sürekli azalma gösteren sektör hangisidir?
10-Tarım sektörüdür. 1968 yılında %40 olan Tarım sektörünün GSYİH içindeki payı %13’ler civarına kadar inmiştir. – İstihdam içindeki payı %34’ler civarındadır.
11-Tarım sektörünün aksine diğer Sektörlerden GSYİH içindeki payı istihdam içindeki paylarından daha yüksek olan sektörler nelerdir?
11-İmalat – enerji – ticaret – ulaşım sektörlerdir.
12-Türkiye de GSYİH ve istihdamın sektörel dağılımı incelendiğinde sektörlerden hangisinin istihdam katkısı GSYİH ya katkısından daha yüksektir?
12-Mali kurumlar sektöründedir. Ayrıca bu durum inşaat sektöründe eşittir aklınızda bulunsun.
13- 2000 yılında yurt içi hasıla bölgelere göre dağılımı nasıldır?
13-Marmara %38 – Ege %17 – İç Anadolu %16 – Akdeniz %12 – Karadeniz %9 – G.D.Anadolu %5 – D.Anadolu %3 tür.
14-Kişi başı milli gelir payı bölgelere göre dağılımı nasıldır?
14-En yüksek bölge Marmara sonrasında sırasıyla Ege – İç Anadolu – Akdeniz – Karadeniz – G.D. Anadolu ve en düşük payda D. Anadolu’dur.
15-Türkiye de GSMH büyümesi incelendiğinde ilk göze çarpan özellik nedir?
15-İstikrarsız büyümedir.
16-Türkiye de GSMH büyümesi hakkında bilgi verin?
16-İstikrarsız büyüme mevcuttur. – 1969-77 arası büyüme %3-%10 arasında pozitif değerdedir. – 1978-80 arasında ekonomik daralma ve kriz görülmektedir. – 1981-88 arasında dışa açık büyüme %2-%10 arasında sürekli pozitif büyüme dönemi, bu dönem son yıllara göre daha istikrarlıdır. – 1989 dan günümüze GSMH büyümesi bir büyüme bir daralma gibi testere biçimine benzer. – Aşırı spekülatif sermaye girişinin yoğun olarak etkilenmesi – böylece son olarak Devalüasyon ve harcamalarla azalmaya götüren daralma izler.
17-Türkiye de gelir dağılımının en yakından izlendiği incelemeler DİE’nin hangi anketine ne ad verilir?
17-Hane Halkı Gelir Dağılımı adı verilir.
18-Fonksiyonel gelir dağılımı neyi gösterir?
18-Milli gelirin; Emek – Sermaye – toprak sahipleridir.
19-Gini katsayısı ne demektir?
19-Bir toplumda gelir eşitsizliği dağılımını tanımlamak için kullanılan bir istatistiktir.
20- 1987-1994-2002 Hane Halkı Gelir Dağılımı araştırmasında Türkiye geneli için değerler nasıldır?
20-Türkiye geneli için 1987 %0,43 iken 1994’te 0,49 ve 2002 de 0,44 tür.
21-Gelirin işteki durumuna göre dağılımı sınıflandırılması DİE gelir dağılım anketlerinde yer alanlar nelerdir?
21-Ücretli – Yevmiyeli – İşveren – Kendi Hesabıma – Ücretsiz Çalışanlardır.
22-Çalışanların sayısı açısından değerlendirildiğinde yıllara göre en büyük oranlar nasıldır?
22- 1994 yılında en büyük oran ücretsiz aile işsizliğinde – 2002 verilerine göre ise en büyük oran ücretli çalışanlardadır.
23-Gelirin işteki durumuna göre dağılımında en dengeli kesim hangisidir?
23-Kendi hesabına çalışanlardadır. Kendi hesabına çalışanların sayılanlarının payı 2002 yılı için %68 gelirinin payı %29,7’dir.
24-Gelirin fonksiyonel dağılımı incelendiğinde Türkiye de toplam gelirden en çok pay alan kesim hangileridir?
24-Kira – faiz – kar gelirleridir.
25-Toplam yurt içi tasarruf hangi toplamalardan elde edilir?
25-Kamu ve özel tasarruf rakamlarından elde edilir.
26-Türkiye Kriz yıllarında iş gücü ödemelerinin aldığı pay daralmaktadır. Bunun sebebi nedir?
26-Ücretleri azaltıcı politikadadır.
27-Türkiye de kamunun tasarruf yatırım açığının karşılanmasında en çok kullanılan yöntem nedir?
27-Özel sektör tasarruf yatırım fazlası – Dış kaynak girişidir.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 3. ÜNİTE SORU – CEVAP
1-Sabit sermaye yatırımları nelerdir?
1-Makine-teçhizat – İnşaat – Stoktur. Bunlardan;
Makine-teçhizatlar; Yatırım amaçlı olanları, Binek otolar örneğin ticari taksilerle resmi kullanım belediyelere ait otomobillerdir. Yatırım malı olarak kullanılan ulaşım araçları otobüs-minibüs-kamyon-vagon-konteynırlar-uçak-yük ve yolcu gemileri-tankerlerdir.
İnşat’ta ise; Gerek özel sektör gerek kamu sektörü tarafından yapılanı kapsar. Ev-Apartmanlar-ticari-sınai-kültürel idari yapılar-Özel’dir. Demiryolu-köprüler-alt geçitler-tünel-liman-hava alanı-boru hatları gibi yerlerde kamuya aittir.
Stoklar ise; Hammadde-malzeme-mamul ve yarı mamul
2-Yatırımları etkileyen faktörler nelerdir?
2-Faiz oranı-karlılık-iç ve dış talep-büyüme-döviz kuru-ücretler-istikrarsızlık gibi nedenlerdir.
3-Türkiye de toplam yatırımların GSMH ye oranı nasıldır?
3- 1968 – 2001 arasında %20 ila %25 arasındadır.
4- 1980 yılında başlayan mal hareketlerinin serbestleşmesi ve ihracata yönelik büyüme ile birlikte ortaya çıkan gelişme nedir?
4- Özel sektör yatırımlarında azalma görülmüştür.
5-Alt Sektörlere ait yatırımlar nelerdir kaça ayrılır?
5-İkiye ayrılır, bunlardan birincisi Tarım-imalat-maden ve turizm alt sektörlerini içeren ve esas olarak uluslar arası ticarete konu olan sektörlerdir. İkincisi Hizmet sektörlerini içeren ve esas olarak ticarete konu olmayan sektörlerdir.
6- 1980 yılından önce Ticarete Konu Olan Özel Sektör yatırımlarının GSMH içindeki payı nasıldır ve diğer yıllardaki hareketleri hakkında bilgi verin?
6- 1980 yılından önce Özel Sektörde Ticarete Konu Olan yatırımların GSMH içindeki payı %6 ila %9 arasında oynamaktadır. Bu oran diğer yıllarda şöyledir. 1980 yıllarının başında %5 e düşmüş on yıldan uzun bir süre aynı kalmış 1993 den itibaren %6 ya yükselmiştir. 1999-2000 ekonomik krizi yıllarında tekrar %5 olmuştur. 2001 de %4 e kadar da gerilemiştir.
7-Özel Kesim Ticarete Konu Olmayan sektörlerin GSMH içindeki payı nasıldır?
7- 1981 yılında %6 ya düşmüş1985’te artış göstermeye başlayarak 1994’te %13 e yükselmiştir 1998 e kadar bu oran sabit kalmıştır. Kriz yıllarında 1999–2000 de %10 a ve ardından 2001 de %9 a gerilemiştir.
8-Alt sektörlerinin yatırım trendleri birbirinden farklılık gösterir bu farklılıklar nelerdir?
8-Sermaye girişi ile birlikte Faiz oranı yükselmiştir. – Kamu yatırımlarının azalması – dış borçların artması – bankacılık sektörünün kırılganlaşması – firmaların finansal yapılarının bozulması – cari açığın artması – devalüasyon beklentilerinin kuvvetlenmesi gibi bir çok faktör yatırımları olumsuz etkiler.
9-Ticarete Konu Olmayan sektörlerde görülen göreli yatırım artışını etkileyen en temel faktörler nelerdir?
9-Türkiye de finansal akımların artması ile ortaya Türk Lirasındaki değerleme – Tüketim Talebinin Yükselmesi
10-Yatırımların alt sektörlere dağılımı hakkında bilgi veriniz?
10-Ticarete konu olan ve olmayan sektörlerin de alt sektörlerine bakıldığında özel sektörün Ticarete Konu Olan alt sektörlerinden tarım-madencilik-imalat ve turizm sektörlerine ve Ticaret Konu Olmayan sektörlerden ulaştırma-haberleşme – enerji – konut – eğitim – sağlık ve diğer hizmetlere yatırım yapıldığı görülür.
11-Özel Sektörlerin Yatırım payının en çok arttırdığı sektör nedir?
11¬¬-Ulaştırma – Haberleşmedir. Düşük oranlarda kalsa da Sağlık-Enerji-Turizm-Eğitim sektörleri de özel sektör yatırımlarını arttırdığı sektördür.
12-Ücretlerin azaltılması ve devalüasyonlar aracılığı ile ihracat fiyatlarının düşürülmesinin olumsuz sonuçları nelerdir?
12-Ülke içi bölüşüm bozulmakta – yatırımların maliyeti yükselmekte – Devalüasyona dayalı rekabet gücü artışı dış ticaret hadlerinin ülkenin aleyhine gelişmesi yani aynı miktarda ithalat için daha çok ihracat yapmak gerekmektedir.
13-Yatırımların kamuda alt sektörlere göre dağılımı nasıldır?
13-İmalat sanayinin payı kamuda azalma gösterir. – kamu yatırımlarının arasında en yüksek paya ulaştırma-haberleşme sektörü gösterir. – Eğitim ve Sağlık sektörüne yapılan kamu yatırımları payı artmaktadır. – Enerji ve Tarım sektörüne yapılan yatırımların payı yüksek olmasına karşın inişli çıkışlı gelişme sektörü gösterir.
14-Kamu kesiminde makine-teçhizat yatırım oranı ile bina ve bina dışı inşat yatırım oranı ne kadardır?
14-Makine-Teçhizatta %7’dir. Bina ve bina dışı inşat’ta %17’dir.
15- 2002 de kamu ve özel kesim yatırım toplamı içerisinde özel sektörün yatırım payı ne kadardır?
15- Özel sektör yatırım payı %68’dir. Bunun %44 ü makine-teçhizat iken %24 ü bina inşaatına yöneliktir. Bu bağlamda özel sektör yatırımlarının ağırlıklı olarak makine-teçhizata yoğunlaşmıştır.

16- 2002 tarihinde yayınlanan 4367 sayılı kanunda yatırımlarda devlet yatırımları hakkında karar hükmü çerçevesinde yatırımlara sağlanan destek unsurları nelerdir?
16-Gümrük vergisi-Toplu konut istisnası – Yatırım İndirimi – Katma değer vergisi istisnası – Vergi, resim ve harç istisnası – Kredi istisnası
17-Teşvik belgesi kapsamındaki Makine-Teçhizat ithalatında ödenmesi gereken istisna nedir?
17-Gümrük vergisi-toplu konut istisnasıdır.
18-Yatırım indirimi teşvik belgesi kapsamında yapılacak yatırımlar için kurumlar vergisi matrahında yöre ve sektöre göre hangi oranlarda indirim sağlanır?
18-Yöre ve sektöre göre %40 ile %200 arasında indirim sağlanır.
19-Yatırım teşvik belgelerinin sektörel dağılımı incelendiğinde 2002 yılı itibariyle nasıldır?
19- 2002 yılı itibariyle %59 u imalat sanayide yoğunlaşır. %33 ile hizmetlere yönelik %4 ve %3 madencilik ve enerji sektörüne yönelik teşvik belgeleri izler.
20-Yatırım teşviklerinin yöreye göre dağılımı incelendiğinde izlenim nasıldır?
20-Marmara – İç Anadolu – Ege – Akdeniz bölgeleri %69 olarak toplam teşvik görülür. En fazla paya da Marmara sahiptir.
21-Türkiye de yabancı sermaye girişini düzenleyen ilk kanun nedir?
21- 18 Ocak 1954 tarihli Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunudur. Ayrıca yabancı yatırımların artması konusunda 5 Haziran 2003 tarihli Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunudur.
22- Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıkların çözümlenmesinde milletlerarası tahkime başvurma usulü ve esaslar hangi kanunda belirtilmiştir?
22-Milletlerarası Tahkim Kanunu ile düzenlenmiştir.
23-Türkiye Ekonomisine doğrudan Yabancı Sermaye Girişi ne zaman olmuştur?
23- 1988 yılında olmuştur.
24- 1988 -98 arası on yıl boyunca doğrudan yabancı sanayi girişi nasıldır?
24- 500 milyon $ dan 1 milyon $ a çıktığı görülür.
25-Yabancı Sermayenin Türkiye de dağılımı nasıldır?
25- 1982 yılında %59 u imalat sanayi %39 hizmet sektöründe yoğunlaşmakta iken 2002 yılından itibaren bu oranlar terse dönmüş ve %58 i hizmet %40 ise imalattır.
26-Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarının Ülkelere göre dağılımı nasıldır?
26- Fransa kaynaklı firmaların Türkiye de en çok yatırım yapan ülkedir. Bu ülkeyi Hollanda – Almanya – ABD takip etmektedir.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 4. ÜNİTE SORU – CEVAP
1-İmalat sanayinin yıllara göre gelişimi nasıldır?
1-İmalat sanayinin toplam özel ve kamu katma değerinin GSMH içindeki payı 1968 yılında % 15 tir. Bu oran 1986 sıçrama göstermiştir.%20 olmuştur. 1986 – 1998 yılları arasında GSMH içindeki payı %20’dir. 1999–2000 arası ekonomik daralma ile birlikte %20’nin altına inmesine rağmen 2001 yılında yeniden %20 düzeyine çıkmıştır.
2- 1980 yılından sonra uygulamaya başlanan ihracata ortalaması nasıldır?
2- %5’tir.
3-Türkiye de 1980 yılından sonra uygulamaya başlanan ihracata yönelik büyüme politikalarının dayandığı uygulamalar nelerdir?
3- Devalüasyonlarla paranın değerinin düşürülmesi – İç talebin iş gücü maliyetlerinin düşürülmesi – İhracata doğrudan parasal destekler sağlanmasıdır.
4- Türkiye finansal serbestliğe ne zaman adım attı?
4- 1989 da oldukça dengesiz bir ekonomiyle adım attı.
5- 1994 yılından sonra imalat sanayi ihracatının GSMH içindeki payı nasıldır?
5-İlk kez GSMH deki payı ilk kez %10’un üzerine çıkmıştır.
6-İmalat sanayi alt sektörleri nelerdir?
6-Gıda – Dokuma – Orman – Kâğıt – Kimya – Toprak – Ana Metal – Makine’dir.
7-Kamu Sektöründe toplam kamu imalat sanayi üretimi nasıldır?
7-Üretim %65 i KİMYA sektörü tarafından yapılmaktadır. Bu oran 1973 yılında %35 civarında iken 2001 yılında %65 e yükselmiştir. Kamu sektöründe ikinci en büyük paya sahip sektör GIDA sektörüdür. 1973’ten bu yana da bu sektörde de azalma görülmüş 2001 yılında %25 e inmiştir. Kamuda üçüncü en önemli sektör ANA METAL’DİR 2001 yılındaki payı %10 un altındadır.
8-Özel sektör katma değerinin alt sektörlere göre dağılımı nasıldır?
8-Daha dengeli bir dağılım göstermektedir. En çok katma değer üreten iki sektör göze çarpmaktadır. Bunlar; 2001 yılında yaklaşık %22 ile MAKİNE ve DOKUMA sektörleridir. Diğer sektörlerde ise Kimya sektörü %20 Gıda %15 toprak ürünleri %7 ana metal %5 tir.
9-Alt sektörlerin Katma değeri ve istihdam payları özel ve kamu sektörlerinde nasıldır?
9-Özel sektörün Katma değer içindeki payları istihdam paylarından daha yüksektir. Bunun tek istisnası DOKUMA sektörüdür. — Kamu sektöründe ise sektörlerin istihdamdaki payları katma değer paylarından daha yüksektir. Bunun tek istisnası KİMYA sektörüdür.
10-Kar Paylarının incelenmesi için hangi yöntem kullanılır?
10-Mark-Up Fiyatlama yöntemi kullanılır. Bunun formülü şöyledir. Q= Satış, C= Ücret dışı maliyet,(girdi) W= Ücret, r= Oran (Kar Payı oranı) r= Q – 1
C+W
11-İthal ikameci sanayileşme döneminde 1980 öncesinde kar payı nasıldır?
11-Dışa kapalı büyüme olgusuna dayalı olarak kar payları yüksek iken dışa açılma ile birlikte 1980 kar paylarında bir azalma görülür.
12-İç talebe dayalı olarak büyümenin yaşandığı ve yüksek tüketim eğiliminin olduğu dönemde kar payı nasıldır?
12- 1989 – 1994’de kar payları yükselmektedir. 1994 krizi ile birlikte kar payları azalmakta ve gerek zaman içinde gerekse sektöre göre oynaklık göstermektedir.
13-Kar paylarının hesaplanmasında dikkate alınan iki temel maliyet bulunmaktadır bunlar nelerdir?
13-Birisi Ücret diğeri Ücret dışı girdi maliyetleridir.
14- 1980 öncesi ve 1989–1994 arası göreli yüksek ücret dönemlerinde kar payları yükselmektedir. Bunun en temel nedeni nedir?
14-TL’nin aşırı değerlenmiş olması nedeniyle girdi maliyetlerinin düşmesidir.
15-Türk imalat sanayinde ücretler dışındaki maliyetlere yani girdi maliyetlerine yansıyan en önemli unsur nedir?
15-Reel Döviz Kurudur.
16-Yatırım ve ihracat ilişkisi farklı özellikler taşıyan sektörler içersinde en uzun soluklu yatırım hamlesi yürüten sektör hangisidir?
16-Toprak ürünleridir.
17-İmalat sanayinde büyüme kalıplarına ilişkin tanımlar neye göre yapılır?
17-Yatırımdaki-Verimlilikteki-İstihdamdaki büyümelere dayalı olarak yapılır.
18-İmalat sanayi ve geneli alt sektörlerde hem yatırım hem de verimliliğin arttığı sektöre ne denir?
18-Yoğun Büyüyen Sektör denir.
19-Sadece verimliğin arttığı ve yatırımların katma değer oranının %18 in altına düştüğü sektöre ne denir?
19-Kapasite Kullanıma Dayalı Sektör denir.
20-Yatırımların arttığı verimliliğin sabit kaldığı ya da azalan bir durum gösterdiği sektöre ne denir?
20-Yaygın Büyüme Gösteren Sektör denir.
21-Hem verimliliğin hem de istihdamın arttığı sektöre ne denir?
21-Dinamik-Etkin Sektör denir.
22-Verimliliğin arttığı ancak istihdamın artmadığı sektöre ne denir?
22-Statik-Etkin Sektör denir.
23-Negatif verimlilik ve istihdam artışının birlikte yaşandığı sektöre ne denir?
23-Durgun Kalıp denir.
24-Negatif verimlilik ve istihdam azlığının birlikte yaşandığı duruma ne dendir?
24-Daralan Kalıp denir.
25-Yatırımlar artarken hem istihdam hem de verimlilik azalıyorsa buna ne denir?
25-Atıl Birikim Kalıbı denir.
26-Yatırımlar azalırken istihdam artıyorsa neyden söz edilir?
26-Emek Kullanımına Dayalı kalıptan söz edilir.
27- Yatırım-Verimlilik-İstihdam yani bu üç gösterge azalıyorsa neyden söz edilir?
27-Daralan ve Birikimsiz Kalıptan söz edilir.
28- 1974–1977 de hangi büyüme kalıplarından söz edilir?
28-Dinamik ve Yoğun Büyüme yani üç unsurda artış görürlü.
29- 1978 – 1979 – 1989 da hangi büyüme kalıpları görülür?
29-Durgun ve Emek Kullanımına dayalı büyüme yani Kriz yılları
30- 1981 – 1983 ihracata yönelik büyüme dönemi başlangıcı olan bu dönem de hangi büyümeden söz edilir?
30- Kapasite Kullanıma Dayalı – Dinamik bir büyüme kalıbı söz konusudur. Yani verimlilik-istihdam artmakta yatırım durağan kalmaktadır.
31- 1984 – 1988 de hangi büyüme söz konusudur?
31-İhracata yönelik büyümenin olgunlaştığı bir dönemdir. Dinamik ve Yoğun bir büyüme kalıbı kendini gösterir.
32-Finansal Serbestlik Dönemi olan 1989 – 1993 döneminde nasıl bir büyüme söz konusudur?
32-Dinamik ve Kapasite Kullanımına dayalı bir büyüme söz konusudur.
33- 1994 kriz yılında nasıl bir büyüme söz konusudur?
33- Daralan – Birikimsiz büyüme söz konusudur. Üç göstergede (Yatırımdaki-Verimlilikteki-İstihdamdaki) daralma yaşanmaktadır.
34- 1995 – 1999 döneminde nasıl bir büyüme söz konusudur?
34- Durgun ve Kapasite Kullanım görülür.
35- 2000 yılında nasıl bir büyüme söz konusudur?
35-Dinamik – Kapasite Kullanıma Dayalı bir büyüme söz konusudur.
36- 2001 yılında nasıl bir büyüme söz konusudur?
36- Statik – Kapasite Kullanıma Dayalı büyüme görülür.
37-Türk İmalat sanayide dışa açılma politikaları ile birlikte beliren en önemli yapısal sorun nedir?
37-Verimlik artışı ile Yatırım artışı arasındaki birlikte hareket eden ilişki aranmasıdır.
38-Verimlik artışı ile Yatırım artışı arasındaki birlikte olması için hangi büyüme kalıbına ihtiyaç vardır?
38-Yoğun Büyüme Kalıbına ihtiyaç vardır.
39-Ücretlerdeki artış verimlilikteki artışı aşıyorsa hangi politikadan söz edilir?
39-Emek Yönelimli Sanayileşmeden
40-Reel ücretlerdeki atış verimliliğin gerisinde kalıyorsa hangi politikadan söz edilir?
40-Sermaye Yönelimli bir kalıptan söz edilir.
41- 1974 – 1977 döneminde hangi bölüşümden söz edilir?
41-Sermaye Yönelimli Dönemden söz edilir.
42¬-İhracata yönelik büyüme politikalarının izlendiği iki dönem nasıldır?
42- 1981–1983 ve 1984–1988 gerek imalat gerek alt sektör için böyledir.
43-İhracata yönelik büyümede tek istisna nedir?
43-Kimya sektörüdür.
44-Toplam imalat sanayide emek yönelimli finansal serbestlik uygulandığı dönemler hangi dönemlerdir?
44- 1989 – 1993 ve 1995 – 1999 dönemleridir.
45-Kriz yılları tüm alt sektörler için nasıl bir dönemdir?
45-Sermaye Yönelimli bir dönemdir.
46- 32 kriz döneminde kaç tanesi Emek Yönelimlidir?
46- 5 tanesi
47- Kriz Yıllarının bölüşüm üzerindeki en temel etkisi nasıldır?
47-Ücretlerin bastırılması şeklindedir.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 5. ÜNİTE SORU – CEVAP
1-Evrensel özellikler bakımından Türkiye Tarımı nasıldır?
1-Türkiye Tarımı Geniş Oranda Doğadan Belirlediği kurallara uyan çevre ülkelere benzer yapı sergilemektedir.
2-Bir Ülkenin genel Sosyo-Ekonomik yapısı içinde Tarım Sektörü nasıldır?
2-Sektörün ulusal gelire katkısı – Ülkenin gıda ürünlerinde kendine yeterlilik durumu – Sanayi sektörüne girdi sağlanması – İstihdamdaki payı – Talep yaratma gücü vb. etkenler göz önüne alınarak değerlendirilir.
3-Türkiye de Kentsel – Kırsal nüfus hakkında bilgi veriniz?
3- 1977 yılında Türkiye de Kentsel nüfusun oranı toplam nüfus içerisindeki %65’tir. – Cumhuriyetin başında %75 düzeyinde olan Kırsal nüfus 1950’lere kadar sabit sonra Kentlere doğru hareketlenme olmuştur. – 1980 sonrası ise bu hareketlilik kır nüfusunun mutlak azalma eğilimine girmesiyle bir göç dalgası oluşmuştur. Türkiye ilk kez 1980 – 1985 döneminde Kırsal nüfus mutlak olarak azalmaya başlamıştır.
4- 1930’larda başlayan tarımsal gelişmeye destek sağlayan ilk adım ne olmuştur ve sonraki adımlar nelerdir?
4-İlk adım Toprak Reformu olmuştur. İkinci adım 1935 de Tarım Kredi ve Tarım Satış Kooperatiflerinin kurulması üçüncü adım 1937 yılında Zirai Kombinaların 1938 yılında Devlet Ziraat İşletmesinin kurulmasıdır. Son adım olarak da Köy Enstitüleridir.
5-Yaygın ve Yoğun Tarım hakkında bilgi veriniz?
5-Tarımsal girdi gübre-ilaç-tohum vb ve teknoloji kullanımı düzeyinde önemli bir ilerleme olmadan geleneksel bir biçimde ve çoğunlukla düşük verimlilik değeri ile sürdürülen tarımsal üretim biçimine Yaygın Tarım denir.
Alt yapı sorunları giderilmiş ve teknoloji kullanım düzeyi yüksek verimlilik ilişkisiyle ortaya çıkan üretim biçimine de Yoğun Tarım denir.
6-GSMH içinde yıllara göre tarımın payı nasıldır?
6- 1920’li yılların başında yaklaşık GSMH %45 ‘i tarımdan elde edilirken daha sonra bu oran yıllar itibari ile %40 ve %25’lere kadar düşmüş 2000’li yılların başında %13 düzeyine gerilemiştir. Tarımın GSMH katkısı %13’lere gerilerken Sanayinin GSMH ye katkısı %17 düzeyinden %24 düzeyine yükselmiştir.
7-Türkiye de 2002 yılı 4.dönem verilerine göre Türkiye de istihdam hakkında bilgi veriniz?
7-Türkiye de istihdamın %33,5’i tarıma kaynaklık etmektedir. Tarım sektörü kadın iş gücünün en yoğun olduğu sektör konumundadır.1999 yılı verilerine göre kadınların %72,2 si tarım kesiminde çalışmaktadır.1990–2000 yılları tarım istihdamındaki kadınların payı %49 dan %49,2 ye yükselmiştir. Bu sonuca Tarımın Kadınsallaşması denir.
8-Neden tarım sektörü kadınsallaşmıştır?
8-Tarım sektöründe emek, yoğun ve az getiri sağlayan özellikleri taşımaktadır. Bundan dolayı Türkiye tarım kadınsallaşmıştır.
9-Türkiye kırsalında bulunan hane halkı sayısının kaçı tarımsal faaliyetlerden geçimin sağlar?
9-Türkiye’nin %66’sı geçimini tarımsal faaliyetlerden sağlar.
10-Türkiye de tarımsal işletme başına kaç hektar arazi düşer?
10- 5,9 hektar arazi düşer Aynı rakam AB için 17,4 ABD için 180’dir.
11-İthal ikameci politikalarda neoliberal düzene geçilen 1980 sonrası dönemin tarım sektörü yansımaları nelerdir?
11-Tarımsal Denetleme Kapsamının Daraltılması – Tarım Sektörünün Önemli Ölçüde Gerilemesi – Tarımsal Ürün Fiyatlarının Baskılanması – İç Ticaret Hadlerinin Tarım Aleyhine Dönmesidir.
12- 1990 – 1999 döneminde Tarım Sektörü nasıl etkilenmiştir?
12-Bir önceki dönemden başlatılan tarımsal kit özelleştirmeleri gerçekleştirilmiştir. – Türkiye de emeğin bölüşüm ilişkilerindeki payının göreli olarak artmasıdır. – Kamu harcamalarını azaltıcı kaydırıcı politikalar çerçevesinde 1994 krizi sonrası desteklemeye konu olan tarımsal ürün sayısı 26’dan 9’a düşürülmüştür. – Dünya Ticaret Örgütü kapsamında imzalanan Tarım Anlaşması ve AB ile imzalan Gümrük Birliği Anlaşması Tarım Politikalarının dışsal belirleyicileri niteliğine dönüştürülmüştür.
13-Uruguay Turu Tarım Anlaşmasının Tarım Sektörü ile ilgili kararları nelerdir?
13-Ülkelerin tarım sektörüne verdikleri iç desteklerin indirgenmesi – Sübvansiyonlu dış satım miktarının azaltılması – İç pazarları koruyucu önlemlerinin ortaklaştırılan düzeye indirgenmesi – Sağlık ve bitki sağlığı önlemlerinin dünya genelinde uyumlaştırılması gibi düzenlemeler – Az gelişmiş / gelişmekte olan ülke grubunun tarımlarında bağımlı yapılar oluşturmakta ve dışsatımda rekabet üstünlüğü olan ülkelerin dünya pazarındaki etkinliklerini arttırmaktır.
14- 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren AB gümrük Birliği Anlaşmasında temel olarak tarım ürünleri kapsam dışında bırakılmış olmakla birlikte içeriğinde hangi işlenmiş tarım ürünlerini almıştır?
14-Süt – Tahıl ve Şeker’in işlenmiş türlerini almıştır.
15-Özelleştirme ana planı kaç yılında hazırlanmıştır Türkiye de ilk özelleştirilen ve sonraki özelleştirilen KİT’ler nelerdir?
15- 1985 yılında Dünya Bankası desteği ile özelleştirme ana planı hazırlanmıştır. Türkiye de KİT’lerde Özelleştirmelerde ilk olarak YEMSAN ve TİGEM (Tarım İşletme Genel Müdürlüğü) özelleştirilmiştir. Sonra EBK (Et Balık Kurumu) – ÇAYKUR – TÜGSAŞ (Türkiye Gübre Sanayi) – TŞFAŞ özelleştirilmiştir. Son olarak da TMO – TZDK (Zirai Donatım) özelleştirilecek Kurumlardır.
16-Türkiye de neoliberal uygulamalar sonrasında 233 sayılı KHK kapsamında bulunan Tarımsal KİT’lerden iktisadi devlet teşekkülü niteliğinde kalanlar hangileridir?
16-TMO – ÇAYKUR – TİGEM (Tarım İşletmeleri)
17-Son Yıllarda birçok resmi rapor / planda da Tüm tarımsal KİT’lerin özelleştirileceği bilinmektedir. Bunlardan hangi tarımsal KİT’ler bu özelleştirmenin dışında tutulmuştur?
17- TMO’dur
18- Türkiye de tarım alanında özelleştirilmiş ya da özelleştirme kapsamında bulunan KİT’ler kaç başlık altında toplanır ve bunlar nelerdir?
18-KİT’ler 3 başlık altında toplanır. Bunlar
Hayvancılık alt sektöründe faaliyet gösterenler; EBK – Türkiye Süt Endüstri Kurumu – YEMSAN gibi
Girdi Üretim ve Dağıtım alanında Faaliyet Gösterenler; TZDK – TÜGSAŞ – İGSAŞ – (İstanbul Gübre) – TC Ziraat Bankası – TİGEM’dir.
Tarım Ticaret Alanında Faaliyet Gösterenler; TŞFAŞ – Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşleri Genel Müdürlüğü – ÇAYKUR – Tarım Satış Kooperatif Birlikleridir.
19-Tarımsal Özelleştirmeler üretici örgütlüğünün nitelik olarak yetersiz pazarlama kanallarının sağlıksız olduğu Türkiye Kırsal yapısında özelleştirmelerin yarattığı sonuçlar nelerdir?
19-Yerli ortaklı çokuluslu şirketler piyasaya girmekte – Piyasaların paylaşımı ile rekabete kapalı yapılar doğmakta – Gerileyen hammadde fiyatları ile üretici gelirleri azalmakta – Tarımsal üretim yapıları zayıflamakta – Yerli ortağın ayrılması ile sektör yabancılaşmaktadır.
20-Tarım alanında Kamu Sektörünün destekleme yapmasındaki temel amaçlar nelerdir?
20-Tarımsal üretim sürekliliğini sağlayarak ülkenin gıda güvenliğini korumak – Tarım üreticilerinin ve tüketicilerinin yaşam düzeylerini yükseltmek – Sektör Üretiminin ulusal ekonomiye katkı oluşturması ve dış ticarette rekabet üstünlüğü elde etmesi amacına ulaşmaktadır.
21-Tarımsal Destekleme Politikaları gözetilerek genel özellikler bakımından politika araçları, ekonomideki etkileri göz önüne alınarak kaç grup altında toplanır nelerdir?
21-Dört grup altında toplanır. Bunlar; Pazar Fiyat Desteği – Doğrudan Gelir Desteği – Dolaylı Gelir Desteği ve Genel Hizmetler olarak tanımlanır.
22-Tarımsal Destek Politikalarından Pazar Fiyatı Desteklerini açıklayın?
22-Üretici olarak destekleme biçimidir. – Tarımsal üretimi üretici gelirlerini ve tüm kesimlerin gelir dağılımı düzenlemede oldukça etkili bir araçtır.- Taban fiyat ve fiyat primleri üreticinin ürününe bağlı olarak ödenir. – İç pazarı korumak amacı ile uygulanan sınır önlemleri de bu kapsamda değerlendirilir – Pazar fiyat desteklemenin en önemli olumsuzluğu tüketici fiyatlarının artmasına olan etkisidir.
23-Tarımsal Destek Politikalarından Doğrudan Gelir Desteklerini (DGD) açıklayınız?
23-Üretici gelirlerini arttırmayı amaçlayan bir diğer destekleme aracıdır. – Kullanımının giderek armasının temelinde piyasa dengelerine bozucu etkisinin en az oluşu gösterilir. – Bununla birlikte tarımsal altyapı sorunun çözmüş ekonomilerde olumlu etkilerini kolayca gösterebilmektedir. – Tersi durumda üretim üzerinde beklenilenin dışında sonuçlar ortaya koyabilmektedir. Bunun başlıcaları; Birim alan veya hayvan başına yapılan ödemeler – doğal afet ve zarar ödemeleri – depolama yardımlarıdır.
24-Tarımsal Destek Politikalarından Dolaylı Gelir Desteklerini açıklayınız?
24-Üretim masraflarını azaltıcı etkiye sahip önlemlerdir. – Tarımsal Üretim Girdilerine uygulanan sübvansiyonlar – Finansman kolaylıkları – Ürün sigortalamasına verilen devlet destekleridir.
25-Tarımsal Destek Politikalarından Tarıma sağlanan Genel Hizmetleri açıklayınız?
25-Tarımsal altyapı hizmetleri – Eğitim – Araştırma ve yaygın hizmetler – Vergi kolaylıkları – Taşımacılıkta tanınan ayrıcalıklar gibi maliyetleri azaltıcı etkileri vardır.
26-Türkiye de uzun yıllardan beri en yaygın olarak başvurulan destekleme politikası nedir?
26-Pazar Fiyatı Desteklemesidir. İlk Pazar Fiyat Destek uygulaması BUĞDAY da olmuştur. Bu alanı destekleme 1932 yılında TC Ziraat Bankası aracılığıyla başlanmış 1938 yılında TMO ne devredilmiştir. TŞFAŞ – ÇAYKUR – TEKEL – KOOPARATİFLER – Devlet destekleme alanında görev alan diğer kuruluşlardır.
27-Uluslar arası Stant By Anlaşması kaç yılında yapılmıştır hakkında bilgi veriniz?
27- Stant By Anlaşması 1999 yılı sonunda yapılmıştır. Bu anlaşmaya göre; Tarım politikalarında önemli değişiklikler öngörülmektedir. – Yerel fiyatların çok üzerinde olduğu tarımın rekabet edebilmesi için yerel fiyatların indirgenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
28-Türkiye de Tarımsal üretim maliyetlerinin yüksek olmasında ne etkendir?
28-Tarım alt yapı sorunları ve girdi fiyatlarının pahalılığı etkendir.
29-IMF reformlarının Dünya Bankası Yapısal Uyum Kredileri ile destekleneceği hükmü doğrultusunda Dünya Bankası ile 2001 yılında Tarım Reformu Uygulama Projesi (TRUP) imzalanmıştır. Buna göre Dünya Bankası anlaşmasının belirgin özellikleri nelerdir?
29-Ulusal Plan ve Programların hedef ve stratejilerini yönlendirme özelliği – Doğrudan Kamu sektörü ve Kamu yönetiminin örgütlenmesi – çalışma ilişkileri – istihdam biçimleri – işlevleri değiştirme etkisidir.
30-Dünya Bankası ile imzalanan (TRUP) Tarım Reformu Uygulama Projesi kaç alt projeden oluşmaktadır nelerdir?
30- 4 alt projeden oluşmaktadır. Bunlar; Doğrudan Gelir Desteği – Çiftçi Geçiş Programı (Alternatif Ürün Projesi) – Tarım Satış Kooperatiflerinin yeniden yapılandırılması – Proje destek Hizmetleridir.
31-DGD (Doğrudan Gelir Desteği) sistemi tarımsal üretim yapılarında olumsuz sonuçları nelerdir?
31-Tarımsal üretim en önemli gereklerden olan finans, DGD (Doğrudan Gelir Desteği) sistemi ile tarımdan daha da uzaklaşmaktadır. – Üretimden Bağımsız DGD sistemi ile Türkiye’nin çok gereksinim duyduğu üretim planlamasını gerçekleştirmek olanaksızdır. – Mevcut DGD sistemi işleyiş itibariyle toprağa işleyeni değil mülk sahibini desteklemektedir. – Mevcut sistem varsıl köylüyü desteklemektedir. – Tüm girdilerin pahalılaştığı bir ortamda DGD ödemeleri neredeyse sabit tutulmakta bu bağlamda dolaylı da olsa tarımsal üretimi destekleme etkisi giderek zayıflamaktadır. – Başvuru sayısında ve ödeme miktarındaki göreli artışlara karşın bütçeden DGD için ayrılan kaynaklar her yıl biraz daha kısılmaktadır. – DGD sistemi TRUP anlaşması gereğince 5 yıllık bir süre için uygulanmaktadır. Bu nedenle de geçici bir yardımdır. – Ödemelerin zamanında yapılması ve yıllar içinde sarkmalar görülmektedir.
32-Neoliberal Politikalar Türkiye Tarım Sektörü ve Kırsal yapılar üzerinde doğurduğu sonuçlar 1980 sonrası sürecin tarım sektörü üzerine etkileri kaç başlık altında toplanır nelerdir?
32- Üç başlık altında toplanır. Bunlar; Üretim ve Dış Ticaret yapısına etkileri – Mülkiyet ilişkilerine etkileri – Emek piyasaları üzerine etkileridir.
33-Türkiye 1970’li yılların ikinci yarısı ile 1980’li yılların başında işlenmiş tarım ürünleri ile birlikte toplam tarım ürünleri net ihracatı ne kadardır?
33- 1 Milyar $ üzerindedir.
34-Türkiye özellikle hangi ürünlerde dış alım yapmaktadır?
34-Özellikle; Mısır – ekmeklik – buğday – pamuk – çeltik – kahve – yağ bitkileri dışa alımı yapılmaktadır.
35-Türkiye özellikle dışsatımda geleneksel ürünlerin baskın bir yer tuttuğu görülmektedir. Bunlar nelerdir?
35- Fındık – Yaş ve Kuru Üzüm – Turunçgiller – Zeytinyağı – Tütün – Baklagil – Buğday Unudur.
36-Türkiye de Beka Stratejilerinin yapısı neyi gösterir?
36-Türkiye de Küçük Köy yapısının sürmesine elverişli bir zemin oluşturmaktadır.
37-Beka Stratejisini açıklayınız?
37-Türkiye köylüsünün giderek artan zorluklara karşın kendini yeniden üretme koşullarına yönelik değişimi başka bir değişle yaşamını sürdürebilmek için aradığı bulduğu yollardır. Bunlar; Yeni gelir olanakları yaratmaya yöneliktir bunda emeğine acımama davranışından temel alınmaktadır. – Birikeni tüketme ve borçlanmaya yöneliktir bunda birikeni tüketme ve borçlanmaya dayanmaktadır. – Tüketimi sınırlama ve kadın emeği sömürüsünü denkleştirmeye yöneliktir bunda tüketimi sınırlama ve kadın emeği sömürüsünün derinleşmesini kapsar.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 6. ÜNİTE SORU – CEVAP

1-Kamu sektörünü meydana getiren öğeler, klasik maliye anlayışının bütçede genellik ilkesine göre sınıflandırılmaktadır. Genellik ilkesine tabi kamu ekonomisi öğeleri nelerdir?
1-Genel Bütçeli Dairelerdir.
2-Genellik ilkesinin esnetilmesiyle ortaya çıkan kamu ekonomisi öğeleri nelerdir?
2-Katma bütçeli daireler – Özerk bütçeli mahalli idareler – Özerk bütçeli KİT – Fonlar – Döner sermayeler
3-Kamu harcamaları nelerin toplamından oluşmaktadır?
3-Kamu Cari Harcamaları – Kamu Transferleri – Kamu Yatırımları
4-Kamu hizmetlerine, transferlerine ve yatırımlarına yapılan harcamaların gereğinden az veya çok olduğuna bağlanan tercihler nelerdir?
4-Toplumun Özel Tüketimi – Kamu İktisadi Tüketimi – Devletin Transferleri – Özel Yatırımlar – Kamu Yatırımları
5-Dünya bankası verilerine göre 209 ülkenin Kamu Cari Harcamalarının GSYİH ya oranlarının ortalaması 1955 – 2001 arasında nasıl dalgalanmıştır?
5- %17 civarında dalgalanmıştır.
6-Türkiye de Kamu Cari Harcamalarının GSYİH deki payı nasıldır?
6-Çok Yüksektir.
7-Kamu borçlanma gereği eşitliği nasıldır?
7-Kamu Yatırımı + Kamu Cari Harcamaları + Kamu Transferleri – Kamu Geliri veya (Özel Tasarruf – Özel Yatırım) + (İthalat – İhracat)
8-Kamu açığını ne karşılar?
8-Özel sektörün tasarruf fazlası ile ülkenin dış ticaret açığı karşılar
9-1994’ten bu yana Kamu kesimi borçlanma gereği artışının sebepleri nelerdir?
9-Borç anaparası ve faiz ödemesi – Arzulanan vergilerin toplanamaması – Askeri harcamaların artması – Alt yapı projelerinin artması
10-Konsolide bütçe faiz ödemeleri hızla artarak 1995’ten itibaren Kamu kesimi borçlanma gereğini aşmıştır hangi kuruluşların 1994’ten bu yana gelir – gider farkları toplamı fazla vermiştir?
10-KİT – Sosyal güvenlik kuruluşları – Mahalli idareler – Fonlar ve Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar – Döner sermayeler.
11-Daha önceden alım satıma konu olmuş bir menkul değerin yeniden satın alınmasına ne denir?
11-Plasman denir.
12-Kamu borcuna ödenen reel faiz oranı ®, Milli hasılanın reel büyüme oranını (y) aşıyorsa ne olur?
12-Faiz oranı borç yükünü arttırır.
13-Kamu borcuna ödenen reel faiz oranı ® Milli hasılanın reel büyüme oranından (y) az ise ne olur?
13-Faiz oranı borç yükü arttırmayacaktır
14-Kamu borcunun milli hasılaya oranının değişme dinamiğini gösteren eşitlik nasıldır?
14- db=b(r-y)-z eşitliğidir.
15-Faiz borç yükünü arttırıyorsa, devletin borç yükünün armasını önlemek için bütçesinin nasıl olması gerekir?
15-Bütçesinin faiz dışı fazla vermesi (pozitif bir z olması gerekir.)
16-Hazine borçlarını kimin aldığına bakıldığında en önemli alıcı kimdir?
16-Ticari Bankalar en önemli alıcısıdır. İkinci kesim ise Resmi Kuruluşlardır.
17-Kağıda bağlı borçlar nasıl borçlardır?
17-Bono ve Tahvil aracılığıyla gerçekleşen borçlardır.
18-Kağıda bağlı borçlanma kaça ayrılır nelerdir? Açıklayınız
18-Nakit Senet – Nakit Dışı Senet olarak iki tanedir.
İhale ve halesiz nakit karşılığı ihraç edilen senetlere Nakit Senetler denir. Çeşitli kanunlara dayanarak herhangi bir nakit girişi olmadan ihracı gerçekleşen senetlere Nakit Dışı Senet denir.
19-Dış borçlanmayı oluşturan paylar nelerdir?
19-Nominal faiz oranı – ABD ve Avrupa gibi ülkelerin faiz hadleri – Kredi verenlerin kur rizikosu – Diğer rizikolar
20-Kamu net (safi) borç stoku bulunurken kamunun iç ve dış borç toplamından hangi kalemler düşülerek bulunur?
20-Merkez Bankası net varlıkları + Kamu mevduatı + İşsizlik sigortası fonu net varlıkları
21-Bütçede faiz ödemeleri çıkarıldıktan sonra gelirler ile giderler arasındaki farka ne denir?
21-Faiz Dışı Bütçe Fazlası denir.
22- Faiz Dışı Bütçe Fazlası hedefleyen Maliye Politikasının ekonomiye etkisi nedir?
22-Ekonomiyi daraltır, İşsizlik artar.
23-Kanun, KH.Kararname ve bunlara istinaden idarenin düzenleyici işlemleri ile oluşturulan ve devletin temel bütçe mevzuatı dışında kendi mevzuatına göre işleyen, kendilerine ait gelir ve harcama usulleri bulunan ve belli konularda hızlı ve yeterli kaynak kullanımını mümkün kılmak amacıyla oluşturulmuş bulunan kamu hesaplara ne denir?
23-Kamu Fonları denir.
24-Fonların kuruluş amaçları nelerdir?
24-Finansman ve harcamalarda esneklik kazandırmak – Öncelikli harcama alanlarına gelir tahsis etmek – Diğer harcamaların bütçe içi rekabetinden korumak – Hızlı ve yeterli kaynak kullanımını sağlamak – Denetimden ve Saydamlıktan kaçınmaktır.
25-Kaç yılından sonra bazı büyük fonlar kamu kesimi borçlanma gereği hesabına dahil edilmeye başlandı?
25- 1984
26-Kaç yılları arasında fon kurma furyası yaşandı?
26- 1984 – 1990
27-Devletin Kamu İktisadi Teşebbüsü kurmadaki amaçları nelerdir?
27-Geri kalmış bölgelerde ekonomiyi canlandırmak – Özel sektörün yapamadığı yeni teknolojili büyük yatırımları yapmak – İthalat ikamesi sanayileşmeyi hızlandırmak – Sosyal fayda-Maliyet analizlerine dayanılarak yeni işletmeler kurmak
28-Özelleştirmenin amaçları nelerdir?
28-Rekabete dayalı piyasa ekonomisini oluşturmak – Devlet bütçesi üzerinde KİT finansman yükünü azaltmak – Sermaye piyasası geliştirmek – Kaynakların alt yapı yatırımlarını kanalize etmek – Devletin ekonomideki sınai ve ticari aktivitesini en aza indirmek
29-Türkiye de vergi sistemi yoğun bir tartışma ve eleştiri konusu olur buna göre vergi sisteminin eleştiri konuları nelerdir?
29-Vergi Kapsamı – Vergi Muafiyetleri – Denetim ve ceza sorunları – Vergi oranları
30-Türkiye de 1999 – 2000 – 2001 yılı vergi gelirlerinin GSYİH ye oranları nelerdir?
30-Sırayla artmıştır %21 – %22 – %24
31-Dolaysız vergiler nelerdir?
31-Veraset – Gelir – Servet vergileridir.
32-Türkiye de kamu ekonomisinin başlıca sistemsel sorunları nelerdir?
32-Vergi adaletsizliği – Vergilerin kapsamının darlığı – Bütçe disiplinsizliği – Demokratik denetim zaafı

TÜRKİYE EKONOMİSİ 7. ÜNİTE SORU – CEVAP

1-Bretton Woods para sisteminde rezerv para (dünya parası) olan ve diğer ulusal paralar arasındaki değişim ve değer ilişkisi düzenleme işlevi gören birim nedir?
1-ABD dolarıdır.
2-Bretton Woods Sisteminin çöküşünün ardından dünya para ilişkisini yönlendiren temel kural dalgalı kurlar sistemi olmuştur. Uluslar arası sermaye hareketleri üzerindeki sınırlamaların kaldırıldığı bu dönemde sermaye hareketlerini belirleyen en önemli değişken nedir?
2-Faiz
3-II. Dünya savaşının ardından dünya ekonomisinde yaklaşık çeyrek yy. süren büyüme refah sürecinin yaşandığı altın çağın özellikleri nelerdir?
3- IMF denetiminde sabit (ama ayarlanabilir) döviz kurları sisteminin yürürlükte olması – Dünya ekonomisinin işleyişini büyük ölçüde Keynesyen politikaların biçimlendirmesi – Finansal piyasaların ulusal düzeyde örgütlenmesi – Sermaye hareketlerinin kontrol altında tutulması
4- 1980’lerde çevre ülkelerin borç krizleri olarak adlandırılan sürece girme nedenleri nelerdir?
4- 1978 yılında petrol fiyatlarında ikinci şok yaşanması – ABD’nin faiz oranlarını daha önce hiç görülmedik bir düzeye yükseltmesi – Daha önce düşük hatta negatif reel faizlerle borçlanan ülkelerin yüksek faizle borçlanmak zorunda kalması – Çevre ülkelerin ihraç ettikleri hammadde fiyatlarında düşüşler olması
5-Bretton Woods Para sistemi ne zaman çökmüştür ve Bretton Woods Para sisteminin çökmesinden sonra gerçekleşen olaylar nelerdir?
5-Bretton Woods Para sistemi 1971 de çökmüştür. Çökmesinden sonra gelişen gerçekleşen olaylar ise; Mal Fiyatları Dalgalanmıştır – Petrol Şoku Yaşanmıştır – OPEC Ülkelerinde dolar birikimi artmıştır. – Ülkelerin ticaret hadleri bozulmuştur – Ödemeler dengesi açıkları artmıştır.
6- 1970’ler boyunca süren krizin sonunda dış borç ödemelerini sürdürülmez hale gelen ve borçlarını ödeyemeyeceğini açıklayan ilk ülke hangisidir?
6-Meksika
7-Emek üretiminin sınırlandığı bir dünyada sermayenin artan hareketliliği neyin oluşumuna neden olur?
7-Üretim halkalarının oluşumuna neden olur.
8-Çevre ülkeler açısından kalkınma politikalarının en stratejik parçası nedir?
8-Ticaret Politikası
9-Net özel sermaye akımları nelerdir?
9-Net Doğrudan Yatırımlar – Net Portföy Yatırımlar – Diğer Kısa ve Uzun Vadeli Net Yatırımlar
10-Bir şirket ya da şirketler grubunun ana merkezinin bulunduğu bir ülke dışındaki başka bir ülkede yeni yatırım yapmasının veya o ülkedeki mevcut bir şirketin mülkiyetini ya da mülkiyetinin belirli bir karşılığı olan hisseleri satın almasını temsil etmeye ne denir?
10-Doğrudan Yabancı Yatırımlar denir.
11-Hisse senedi, tahvil ve diğer sermaye piyasası araçlarına yapılan yatırımlara ne denir?
11-Portföy Yatırımlar denir.
12-Dünyada 1980’leri izleyen finansal gelişmenin ayırt edici özelliği nedir?
12-Menkul Kıymetlere (tahvil, hisse senedi, ve finansal türevler) dayalı finansın tırmanışıdır.
13-Çevre ülkelerin emek piyasalarının özellikleri nelerdir? ILO
13-Sendikalaşma oranlarının düşük olması – Kayıtsız emek kullanımının yaygın olması – Çocuk emeğinin kullanılması – Asgari ücret sözleşmelerinin altında işgücü istihdamı olması
14-1980’lere kıyaslandığında 1977 de dünyada imalat sanayi ile ilgili özellikler nelerdir?
14-Gelişmiş ülkelerin dünya imalat sanayi ihracatındaki payları gerilemiştir – Gelişmiş ülkelerin imalat sanayi katma değeri içindeki payları artmıştır. – Çevre ülkelerin dünya imalat sanayi ihracat payları artmıştır. – Çevre ülkelerin büyük çoğunluğu doğal kaynak ve vasıfsız işgücü kullanımına dayalı sanayilerde yoğunlaşmışlardır.
15-Dünya bankası 2002 verilerine göre en fazla net doğrudan yabancı sermaye girişi olan ülke hangisidir?
15-Çin
16- 1980’lerin ikinci yarısından sonra tüketim malları ithalatında hızlı bir şekilde artan mal grubu nedir?
16-Lüks Tüketim Mallarıdır.
17- 1980’lerin sonrasında küresel düzeyde meydana gelen dengesizlik dünya ekonomisinde nasıl bir dönüşüm yaratmıştır?
17-Üretim ve Tüketimin küresel ölçekte dağılımı değişmiştir.
18-Uluslar arası finansın ana kaynağı nedir?
18-Ticaret fazlası veren ekonomilerin rezerv birikimidir.
19-Küresel iş bölümü dikkate alındığında ülkelerin dış ticaret hadleri neye göre belirlenir?
19-Ülkelerin ticaret malları kompozisyonlarına göre
20- 1960’ların sonundaki dünya da parasal sermayenin genişleme sürecinde Türkiye’nin Avrupa Bankacılık sisteminden düşük maliyetli borçlanma yoluyla dış kaynak kullanmasının olumsuz etkileri nelerdir?
20-Yurt içi tasarruf azalmış ve İthalat kronik düzeylerde artmıştır.
21- 1980’lerde Türkiye de ihracatı arttırmak için ücret politikalarının yanı sıra yoğun şekilde kullanılan politika araçları nelerdir?
21-Düşük faizli krediler – Vergi iadeleri – Sübvansiyon politikaları – Doğrudan ihracat destekleri
22-Günümüzde Türkiye’nin ithalat bileşimi incelendiğinde ağırlıklı olarak hangi malların ithal edildiği görülür?
22-Sermaye ve Ara malı
23-UNCAD raporunda Türkiye’nin toplam ihracatının %32-37 arasında değişen önemli bir payı hangi sektörler tarafından gerçekleşir?
23-Tekstil ve Konfeksiyon
24-Ödemeler bilançosunun cari işlemler dengesi kalemleri nelerdir?
24-Mal Ticareti – Hizmet ticareti – Yatırım Dengesi – Cari Transferler
25-Türkiye’nin AB üyesi ülkeler içinde ticaretini önemli ölçüde arttırdığı ülkelerden en önemli payı olan ülkeler sırasıyla nasıldır?
25-Almanya – İtalya – İngiltere – Fransa
26-Türkiye hangi mallarda uluslar arası uzmanlaşma eğilimi göstermektedir?
26-Emek ve Kaynak yoğun imalat sanayi mallarında
27-Türkiye dünya pazarlarında önemli gelişme gösteren dinamik mal grubu içerisinde hangi malda UNCAD raporlarına göre %6’lık bir payla önemli bir yere sahiptir?
27-Örülmüş iç çamaşırında

TÜRKİYE EKONOMİSİ 8. ÜNİTE SORU – CEVAP
1- 32 sayılı karar kaç yılında çıkarılmıştır neden?
1- 1989 yılında çıkarılmıştır. Türkiye 32 sayılı karar ile kambiyo rejimini tamamen serbestleştirmiştir.
2-Genellikle hükümetin gelişmiş ülkelerin uluslar arası finansal faaliyetlerini kendi ülkelerine çekmek için bankacılık, finans sistemi üzerindeki denetim ve kısıtlamaları kaldırdığı ya da önemli bir ölçüde azalttığı deregülasyon uygulamalarının bir sonucu olarak gösterilmekte ve ekonomilerin uluslar arası sermaye akımlarına açılma süreci olarak açıklanan ifadeye ne denir?
2-Finansal Serbestleşme denir.
3- 32 sayılı karar’ın getirdiği yenilikler nelerdir?
3-Yerleşik kişiler döviz alıp, bulundurabilir. – Yerleşik kişiler yurtdışına menkul kıymet satabilir – Yerleşik olmayan kişiler ülkeye döviz getirebilirler – Yerleşik olmayan kişiler yurtdışına TL gönderebilir. – Yerleşik kişiler bankalardan sınırlama olmaksızın döviz alabilmesine izin verilmesi – Yurt dışındaki Yerleşik kişiler her türlü menkul kıymet alıp satabilir izni verilmesi – Yurtdışından döviz kredisi almak serbestir.
4-Mckinnon-Shaw tezi diye bilinen Ortodoks yaklaşıma göre finansal serbestliğin ekonomi üzerindeki etkisi nasıldır?
4-Tasarruf ve Yatırım davranışlarını uyararak kalkınma temposunu hızlandırır.
5-Türkiye ekonomisinin dünya pazarlarına açılma sürecide yaşanan gelişmeler nelerdir?
5-Mal piyasalarının dış pazarlara açılması – Ticaret kotalarının koruması altındaki ithalat rejiminin serbestleştirilmesi – Döviz kurunun yüksek bir devalüasyonu takiben esnekleştirilmesi – Dolaylı teşviklerle birleştirilerek sanayi sektörlerinin ihracata yönlendirilmesi
6-Türk finansal sisteminin gelişimini belirleyen ana süreçler nelerdir?
6-Finansal serbestleşme araçlarının çoğunluğunu Menkul değerlerin oluşturması – TL’nin yabancı paralarla ikamesinin doğurduğu tehdit – Spekülatif kısa vadeli sermaye hareketlerinin ulusal finans piyasalarında ve giderek reel ekonomide neden olduğu istikrarsızlıktır.
7-Devlet iç borçlanma senetlerine dayalı finansal serbestleşmenin mali piyasalarda yarattığı etkiler nelerdir?
7-Kamuya sınırsız bir kredi hacminin sunulmuş olması – Devlet iç borçlanma senetlerinin büyük boyutlarda piyasaya girmesi sonucu para çarpanında dalgalanma oluşması – Hazinenin finansal piyasalarda bir tekel konumuna gelmesi – Kamunun maliye politikalarının merkez bankasının para politikalarına ikame etmesi
8-Türkiye ekonomisinde 1990’lar boyunca kamu kesimi finansal araçları toplam menkul kıymet ihracının %95-97’sini oluşturmuştur. Bu gerçek, finansal serbestleşme süreci ile ilgili hangi olayı açıklamaktadır?
8-Geliştirilen araçların çoğu kamu kesimi açığının finanse edilmesi için yaratılan menkul değerlerdir.
9-ABD dışındaki herhangi bir ülkede doların ülke içindeki işlemlerde kullanılmasına ne denir?
9-Dolarizasyon denir.
10-Finansal serbestlik deneyiminin Türkiye’ye olumsuz sonuçları nelerdir?
10-Dışa bağımlılık artmıştır. – Reel üretim yapısı dalgalanmaya başlamıştır. – Rantiyer tipi davranışlar gelişmiştir. – Gelir dağılımı bozulmuştur.
11-M1-M2 cinsinden para stoku neyi ifade eder?
11-Ulusal para (TL) bazındaki parasal büyüklükleri ifade eder.
12-M2Y cinsinden para stoku neyi ifade eder?
12-Ulusal para ve Döviz tevdiatın birlikte kullanımını ifade eder.
13-Finansal derinleşme olgusuna bankacılık mevduatının bileşimi açısından bakıldığında da benzer bir yapısal bozukluk göze çarpmaktadır. Toplam mevduattaki hızlı artışın ardındaki en önemli unsur nedir?
13-Döviz Tevdiat hesabıdır.
14- 1989 sonrasında Türkiye de büyüme hangi faktöre bağlı duruma gelmiştir?
14-Finansal Sermaye Hareketlerine
15-Finansal küreselleşme diye anılan ve uluslar arası mal ve para piyasaları ile tam bütünleşme politikaları nelerdir?
15-Yurt içi ve Yurt dışı tasarruflar mali sisteme aktarılacak – Yurt içi faiz haddi düşecek – Sabit sermaye yatırım harcamaları artacak – Ekonomik büyüme hızı yükselecek – Kredi hacmi genişleyecek – Yurt içi faiz oranının uluslar arası faiz oranına yaklaşması
16-Dış sermaye akımlarına açık bir ekonomide, yurt içinde TL cinsinden sunulan faiz ile kurdaki değer kaybı arasındaki fark finansal spekülatör açısından ne tür bir gelirdir?
16-Arbitraj Geliridir.
17-Bağımız bir para politikası izlemek isteyen merkez bankasının uluslar arası rezerv akımlarını denkleştirmesine ne ad verilir?
17-Sterilizasyon denir.
18-Merkez Bankaları bir yandan sermaye girişlerinin ulusal piyasalarda yarattığı baskıları hafifletmek için sterilizasyona giderekken diğer yandan spekülatif sermayenin çıkış tehditlerini göğüslemek amacıyla ne yapılmalıdır?
18-Uluslar arası döviz rezervini düşük tutmalı
19-Türkiye’de 1990 sonrası oluşan büyümenin spekülatif yönlü nitelik taşımasının en önemli nedeni nedir?
19-Finansal Sektörlere Yönelmesi
20- 1989 sonrasında Türkiye ekonomisinde büyüme doğrudan doğruya neye tabidir?
20-Finansal Sermaye Hareketlerine
21-Spekülatif yönlü büyüme dönemlerinin özellikleri nelerdir?
21-Sıcak para girişleri ile sağlanan aşırı değerli yerli para – Ucuz dövize dayalı olarak azalan ithalat maliyetleri – Sermaye giriş çıkışlarına bağlı olarak GSYİH deki dalgalanmalar – Uzun erimli olmayan ve krizlerle kesintiye uğrayan genişleme dönemleri

TÜRKİYE EKONOMİSİ 9. ÜNİTE SORU – CEVAP

1- 1994 sonrasında ekonomide krize uyum sürecinde uygulanan politika nedir?
1-Sıkı para politikası ve ücretlerin bastırılarak talebin daraltılmasıdır.
2-DİBS (Devlet İç Borçlanma Senetleri) 1994-95-99 da reel faizler nasıldır?
2- 1994 de %20 – 1995 de %30 – 1999 da %36,9 ‘ a ulaşmıştır.
3- 1999 sonuna gelindiğinde Türkiye Ekonomisi yeni stratejisi nedir?
3-Top Yekün Reform
4-Enflasyonun düşürülmesi, fiyatların artma hızının deflasyona neden olmayacak bir oranda düşürülmesine ne denir?
4-Dezenflasyon denir.
5- 2000 Enflasyon düşürme programı temel unsurları nelerdir?
5-Kamu harcamasında tasarrufa gidilmesi – Paranın dış değer kaybı oranı için önceden ilan edilen bir takvim – Merkez Bankasının likidite üretim mekanizması – Merkez Bankasının yarı para kurulu olarak hareket etmeye yönlendiren bir parasal düzen.
6- 2000 yılında Enflasyonu düşürme programı çerçevesinde gerçekleştirmeye çalışılan unsurlar nelerdir?
6-Tarım ve Emek kesimi teşvik edilmiştir – Destekleme ve sosyal güvenlik gibi sosyal siyasi işlevler yeni bir yapıya kavuşturulmuştur. – Ulusal mali ve finans piyasaları dış sermaye sermayenin denetimine açılmıştır. – Kamu maliyesi ve para otoriteleri teknik işlevlerini sınırlandırmıştır.
7-Kamu kesimi genel dengesinin kapsamları nelerdir?
7-Merkezi Bütçe – Bütçe Dışı Fonlar – Yerel Yöntemler – Merkez Bankası – Kamu Teşebbüsleri
8- 2000 yılı istikrar programı hangi makroekonomik değişkeni nominal çapa olarak almıştır?
8-Döviz kurunu
9- 2000 yılı istikrar programı döviz kurunu nominal çapa olarak uzun süre kullanmanın hangi olumsuz etkisi göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır?
9-Ticaret dengesi üzerindeki olumsuz etkisi
10-Merkez Bankasının iç varlıkları sınırlanmış olduğunda para tabanının genişlemesi neyle mümkün olur?
10-Net Dış Varlıkların (NDV) artmasıyla
11- 2000 yılı istikrar programında gerçekleştirilmek istenilen hedefler nelerdir?
11-Döviz kuru sepeti yıllık aşınma hedefi içinde tutturulmuştur. – Faiz hadleri düşürülmüştür. – Maliye ve Para politikaları teknik hedefler ile uyum içinde çalıştırılmıştır. – Merkez Bankası bir para kurulu gibi çalıştırılmıştır. – Net iç varlıklar hesabı denetim altına alınmıştır.
12- 2000 yılı istikrar programının “yapısal” nitelikli düzenlemeleri maliye politikasının hedeflerini desteklemek için özelleştirme uygulamalarına ek olarak hangi yapılanmaları içerir?
12-Tarımsal Destekleme – Sosyal Güvenlik – Kamu Maliyesi – Bankacılık sisteminde denetim ve gözetim
13- 2000 yılı istikrar programı hangi hedefi tam anlamıyla gerçekleştirememiştir?
13-Özelleştirme hedefleri, Tarım, Bankacılık
14- 22 Kasım krizinin sebepleri nelerdir?
14-Mali sistemdeki artan kırılganlık – Aşırı değişken sermaye hareketliliği – Krize yol açan belirsizlikler – Süre psikolojisine göre hareket eden sermaye hareketliliğidir.
15- 2000 yılında uygulanan programın yürütülebilmesinin asgari koşulları nelerdir?
15-Kamu kesimi açıklarını azaltmak – Yurt içi piyasalarının kredi ihtiyacını asgari düzeyde tutmak – Bankaların daha likit olmasını sağlama – Bankaların TL’ye çevrilebilecek döviz opsiyonlarının varlığını arttırmak
16-Ulusal mali piyasalarda para arzını denetleyebilmek için Merkez Bankasını “bir para kurulu” idaresine dönüştüren modelin kurumsal temelleri nereye dayanır?
16- 19.yy reel para doktrinine dayanır.
17-İhracat sonucu elde edilecek döviz gelirlerinin doğrudan doğruya parasal tabanın genişlemesine yol açtığını öne süren doktrine ne denir?
17-Reel Para Doktrini denir.
18-Açık bir ekonomide para otoritesinin nominal döviz kuru, para stoku ve faiz oranından sadece bir tanesinin seçilmesine ne denir?
18-Kutsal Olmayan Üçleme denir.
19-Açık bir ekonomide para otoritesinin uygulamada seçebileceği enstrümanlar nelerdir?
19-Nominal Döviz Kuru – Para Stoku – Faiz Oranları
20-Türkiye’nin Enflasyonla mücadele programını kapsayan dönemde dış dengenin bozulmasına sebep olan temel faktör nedir?
20-Kısa dönemli dış borçların Merkez Bankası dış rezervlerine oranının yüksek olmasıdır.
21-Enflasyonla mücadele amacıyla döviz kurunun temel nominal çapa olarak kullandığı Enflasyonu düşürme programına ne denir?
21-Kur Çapasına Dayalı Enflasyon Düşürme Programı denir.
22-Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP) süregelen krizi hangi nedene bağlar?
22-Sürdürülmez İç Borç Dinamiğine – ve – Mali Sistemdeki Sağlıksız Yapıya Bağlar.
23- Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP) nın temel amaç ve araçları nelerdir?
23-Dalgalı kur sisteminde enflasyonla mücadelenin kesintisiz ve kararlı bir biçimde sürdürülmesi – Bankacılık sektörünün hızlı ve kapsamlı bir şekilde yeniden yapılandırılması – Kamu finansman dengesinin bir daha bozulmayacak şekilde kurulması – Toplumsal uzlaşmaya dayalı, fedakarlığın tüm kesimlere adil bir biçimde paylaşılmasını öngören gelirler politikasının benimsenmesi
24-IMF destekli program her şeyden önce Türkiye için neyi hedeflemiştir?
24-Kısa Vadeli Dış Borcun geri ödenmesini sağlamak
25-IMF programının temel politikalarına göre büyümenin milli gelire oranı ve büyüme hızı 2006 yılına kadar ortalama % kaç civarındadır?
25- %63,9 milli gelire oranıdır. – %5 büyüme hızı oranıdır.
26-GEGP 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerini neye bağlar?
26-Sürdürülmez iç borç dinamiğine – ve – Milli sistemdeki sağlıksız yapıya bağlar.
27-Kamu net borç stokunun milli gelire oranının azalmasına neden olan nedir?
27-Faiz Oranı Azalırsa – ve – Ekonomi Büyürse
28-IMF programı reel faiz varsayımı 2003 – 2004 – 2005 – 2006 da sırasıyla nasıldır?
28- 2003 de %26 – 2004 de %20 – 2005 ve 2006 da %18 dir.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 10. ÜNİTE SORU – CEVAP

1-Kalkınmanın somut göstergeleri nelerdir?
1-Teknolojide kendine yeterlilik – Kişi başına gelir – Gelir dağılımının sınıflar arası adaleti – Nüfus eğitim düzeyi ve sağlık durumu
2- 1950’lerden bu yana Türkiye’nin kişi başına GSYİH sı nasıldır?
2-GSYİH iki gelişmiş ülkeninkine oranına göre yerinde saymaktadır. – GSYİH iki gelişmiş ülkelerinkine yakınsayacak bir düzeye çıkmamıştır. – GSYİH nin artış oranı kalkınma denecek bir gelişmeye elvermeyecek kadar düşüktür. – GSYİH yüksek gelirli OECD ülkelerinin ortalamasının çok altındadır.
3- 2000’li yıllarda Türkiye’nin kalkınma açısından geri kalmasının temel nedeni nedir?
3-Fert başına GSYİH nin yeterli seviyeye çıkmamasıdır.
4-Kalkınmanın öğrenme boyutunun temel özellikleri nelerdir?
4-Toplumun dünya sisteminin işleyişini kavramak – Öz idaresiyle kendi hedeflerini belirlemeyi öğrenmek – En etkin politikaları üretme becerisini geliştirmek – Kendi kalkınma sürecine hakim olmak
5-İktisadi kalkınma için gerekli şartlar nelerdir?
5-Yatırım oranını yükseltmek – Tasarruf oranını arttırmak – Yatırımların sektörel ve bölgesel dağılımını planlamak – Kalkınma konusunda siyasi iradi ve azmi oluşturmak – Doğru politikaları dar zümre menfaatlerine hizmet etmeden tavizsiz uygulamak
6-İktisadi kalkınma için düşünülmesi gereken hususlar nelerdir?
6-Fert başına geliri arttırmak – Fert başına geliri hızla gelişmiş ülkelerinkine yakınsatmak – Nüfusun tümünün temel ihtiyaçlarını karşılamak
7-Türkiye de GSYİH artış oranlarını yüksek seviyelere çıkartabilmenin en önemli şartı nedir?
7-Üretim araçları stokunu hızla arttırmak ve yenilemek
8-Tarımda – İmalatta – Madencilikte – Hizmetlerde emeğin fiziksel üretkenliği neye bağlıdır?
8-Öncelikle kullanılan üretim araçlarının nicelik ve niteliğine – ikinci olarak da çalışanların eğitim seviyesine bağlıdır.
9-Fert başına GSYİH yi yüksek oranda arttırmak için ne şarttır?
9-Konut dışı sabit sermaye yatırımlarının milli hasılaya oranını arttırmak şarttır.
10-Türkiye de 2001 yılında yabancı yatırımların hızlı bir şekilde yükselmesinin temel nedeni nedir?
10-Mali sıkıntıya düşen şirketlerin paylarını, yabancı firmaların kapışması
11-Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ani bir sıçrama yaptığı yıl hangi yıldır?
11- 2001
12-Doğrudan yabancı yatırımlar, nasıl bir etki yapar?
12-Döviz girişi sağlar.
13-Türkiye de işsizlik sorununun çözümü neye bağlıdır?
13-Sabit sermaye yatırımlarının artmasına
14-Türkiye de yatırım çabasını köstekleyen etkenler nelerdir?
14-Reel faiz hadlerinin yüksekliği – Fiyat istikrarını sağlama çabaları – Sermaye hareketlerinin yol açtığı kur istikrarsızlığı – Kamu yatırımlarının azaltılması

31

Ağustos
2012

AÖF TÜRKİYE EKONOMİSİ GENEL SORULARI

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  2.208 Kez Okundu

1.Türkiye’de 24 Ocak 1980 tarihinde girilen yeni dönem için aşağıdaki özelliklerden hangisi söylenemez?
A) İthal ikameci sanayileşme B) Yapısal uyum
C) Dışa açılma D) İhracata dayalı büyüme
E) Liberal politika dönemi

2.Aşağıdakilerden hangisi 1961-1979 döneminde uygulanan iç tüketime dönük sanayileşme stratejisinin tamamlayıcı unsurlarından biri değildir?
A)KİT’lerde yüksek ücret politikası
B)Sosyal güvenlik sistemini geliştirme stratejisi
C)Tarımsal fiyat destekleme politikası
D)İthalattan alınan düşük vergiler
E)Grevli toplu sözleşme düzeni

3.Aşağıdakilerden hangisi 1940′da çıkarılan Milli Koruma Kanunu’na dayanarak hükümetin uyguladığı tedbirlerden biri değildir?
A)Özel işletmelere geçici olarak el koymak
B)Sanayileşme programını hızlandırmak
C)Çalışma süresini uzatmak
D)Temel ihtiyaç maddelerini vesikayla dağıtmak
E)İthalatta ve iç ticarette fiyatlara azami sınırlar koymak

4.Türkiye’de yurtiçi tasarrufların üzerinde yatırım yapılmasını mümkün kılan faktör aşağıdakilerden hangisidir?
A)Asgari ücretin düşük tutulması
B)Dış kaynak kullanımı

C)Memur maaş zammının enflasyon oranının altında belirlenmesi
D)Döviz kurunun düşük tutulması
E)Yüksek enflasyon oranları

5.Türkiye’nin gelir dağılımındaki eşitsizliklerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A)Tarım sektörünün işletme artığı, tarım dışı işletme artığına göre çok düşüktür
B)İşgücü ödemelerinin payı %20 ile %30 arasında hareket ederken, işgücü ödemeleri dışındaki gelirlerin payı %60 ile %70 arasındadır
C)Kriz yıllarında işgücü ödemelerinin aldığı pay artmaktadırD)İşverenlerin ortalama yıllık gelirleri, ücretli ve maaşlı çalışanların yaklaşık üç katıdır.
E)Ücretle çalışan bireylerin toplam çalışanlar içindeki payına göre elde ettikleri gelirlerin toplam gelir içindeki payı düşüktür

6.Türkiye’de gelirin fonksiyonel dağılımı incelendiğinde toplam gelirden en çok pay alan kesim aşağıdakilerden hangisidir?
A)Yevmiyeli çalışanlar
B)Emek geliri elde edenler
C)Tarımda kira, faiz ve kâr geliri elde edenler
D)Ücretsiz aile işçileri
E)Tarım dışı kira, faiz ve kâr geliri elde edenler

7.AşağıdakiIerden hangisi 5 Haziran 2003 tarihinde kabul edilen 4875 sayılı “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu”nun amaçlarından biri değildir?
A)Ulusal paranın kıymetinin korunması
B)Doğrudan yabancı yatırımların özendirilmesi
C)Yabancı yatırımcıların haklarının korunması
D)Yatırım ve yatırımcı tanımlarında uluslararası standartlara uyulması
E)Doğrudan yabancı yatırımların gerçekleştirilmesinde izin ve onay sisteminin bilgilendirme sistemine dönüştürülmesi

8.İmalat sanayinin yaklaşık tüm sektörlerinde ücret maliyeti, toplam maliyetin %10′undan daha az olduğu durumda kâr paylarını etkileyen temel faktör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Enflasyon oranı B) Vergi oranları C) Ücret maliyeti
D) Asgari ücret E) Girdi maliyetleri

9.Aşağıdakilerden hangisi ithal ikameci sanayileşme döneminin özelliklerinden biri değildir?
A)Yüksek gümrük duvarları ile korunan yerli sanayinin kârlarının yüksek olduğu bir bölüşüm ilişkisinin olması
B)İhracata dayalı büyüme politikalarının izlenmesi
C)İç tüketime ve yüksek alım gücüne dayalı olması
D)Alt sektörlerin kâr paylarının yüksek olması
E)Dış kaynak kullanılarak iç denge sağlanması

10.Aşağıdakilerden hangisi doğrudan gelir desteği sisteminin Türkiye’nin tarımsal üretim yapısında yarattığı olumsuz sonuçlardan biri değildir?
A)Üretim planlamasını gerçekleştirmenin olanaksız hale gelmesi
B)Tarımsal üretimin en önemli gereklerinden olan finansın tarımdan daha da uzaklaşması
C)Toprağı işleyeni değil mülk sahibini desteklemesi
D)Tüm girdiler pahalanırken doğrudan gelir desteğinin sabit tutulmasının çiftçinin durumunu kötüleştirmesi
E)Köyden kente göçün azalması

11.Türkiye’de tarımsal üretim maliyetlerinin yüksek olmasında en önemli etken aşağıdakilerden hangisidir?
A)Tarımsal teknolojinin yeterince kullanılmaması
B)Tarımın altyapı sorunları ve girdi fiyatlarının pahalılığı
C)Tarımsal desteklemelerin yetersiz olması
D)Tarım sektöründe kalifiye eleman çalışmaması
E)Tarım sektöründe çalışanların eğitim düzeyinin düşük olması

12.Türkiye’de ilk pazar fiyatı desteklemesi hangi ürünün alımında uygulanmıştır?
A) Tütün B) Çay C) Pamuk D) Buğday E) Fındık

13.İç borç sorununu daha da ağırlaştırarak sürecin çok uzamasına ve transfer edilecek meblağın devasa boyutlara çıkmasına neden olan faktör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Cari açık B) Yüksek büyüme hızları
C) Fahiş reel faiz hadleri D) İthalattaki hızlı artış
E) Döviz kurunun düşük kalması

14.Dolaysız vergiler aşağıdaki seçeneklerin hangisinde verilmiştir?
A)Dış ticaretten alınan vergilerdir. B)Verasetten al inan vergiIerdir.
C)Katma değer vergisidir. D)Mal ve hizmetlerden alınan vergilerdir.
E)Gelir ve servet vergilerinin toplamıdır.

15.Aşağıdakilerden hangisi cari dengenin dört temel kaleminden biri değildir?
A) Mal ticareti B) Cari transferler C) Yatırım dengesi
D) Hizmet ticareti E) Net hata ve noksan

16.Türkiye’nin sermaye hareketlerinde serbestleşme dönemi aşağıdakilerden hangisiyle başlamıştır?
A)1989 yılında yürürlüğe giren 32 sayılı kararla
B)24 Ocak 1980 kararlarıyla
C)12 Eylül 1980 askeri darbesiyle
D)Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle
E)1974 Kıbrıs barış harekâtıyla

17.Aşağıdakilerden hangisi Türkiye ekonomisinin serbest piyasa ekonomisiyle dışa açılma olarak tanımlanan 1980-1988 döneminin özelliklerinden biri değildir?
A)İhracat artışlarının dışa açık büyümenin temel öğesi haline gelmesi
B)Nominal (parasal) ücret artışlarının kontrol edilmesi
C)Daraltıcı para ve maliye politikalarının yurtiçi talep ve enflasyonu bastırması
D)Üretim önceliğinin yurtiçi pazarlara verilmesi
E)KİT ürünlerine sürekli yapılan zamlarla iç talebin daraltılması

18.Sıcak para girişlerinin sağladığı aşırı değerlenme ithalat maliyetlerini ve iktisadi büyümeyi nasıl etkiler?
A)İthalat maliyetlerini arttırır, büyümeyi etkilemez.
B)İthalat maliyetlerini arttırıp, iktisadi büyümeyi yavaşlatır.
C)İthalat maliyetlerini arttırıp, iktisadi büyümeyi hızlandırır.
D)İthalat maliyetlerini düşürüp, iktisadi büyümeyi hızlandırır.
E)İthalat maliyetlerini düşürüp, iktisadi büyümeyi yavaşlatır.

19.Aşağıdakilerden hangisi ülkemizde finansal serbestleşme döneminde gelişen spekülatif yönlü büyümenin özelliklerinden biri değildir?
A)Büyümenin kısa vadeli sermaye girişlerine bağlı olarak konjonktürel dalgalanmalar içermesi
B)GSYİH’daki dalgalanmaların sermaye giriş ve çıkışlarındaki spekülatif trende bağımlı olması
C)Ulusal kaynakların sabit sermaye yatırımları aracılığıyla reel üretken sektörlere aktarılamaması
D)Ucuzlayan sermaye maliyetleri nedeniyle sabit sermaye yatırım I ar inin artmasıE)Ulusal finans piyasalarının kısa vadeli spekülatif yabancı sermaye hareketlerine bağımlı hale gelmesi

20.Aşağıdakilerden hangisi kamu net borç stokunun milli gelire oranını azaltan faktörlerden biri değildir?
A)Milli gelirin artması
B)Kamunun faiz dışı fazlasının milli gelire oranının artması
C)Döviz kurunun artması
D)Faiz oranının düşmesi
E)Ekonominin büyümesi

21.Ekonominin dış dengesinin hangi hassas dengeler üzerinde yol aldığını gösteren ve son zamanlarda para krizlerinin tahminine yönelik en önemli araç olarak görülen oran aşağıdakilerden hangisidir?
A)Toplam borçların nüfusa oranı
B)İç borç faizlerinin dış borç faizlerine oranı
C)Kısa dönemli dış borçların merkez bankası dış rezervlerine oranı
D)İç borçların dış borçlara oranı
E)Reel faizlerin büyümeye oranı

22.Döviz kuru çapasına dayalı enflasyonu düşürme politikalarında karşılaşılan en önemli sorun aşağıdakilerden hangisidir?
A)Büyüme oranlarının istenilen düzeyde gerçekleşmemesi
B)Reel faizlerin aşırı yükselmesi
C)Ulusal paranın aşırı değerlenmesi sonucu dış dengelerin bozulması
D)Yatırımların durdurulması
E)Gelir dağılımının bozulması

23.Aşağıdakilerden hangisi ekonomide istikrarsızlığın başlıca kaynağı olan kısa vadeli sermaye girişlerinin temel nedeni değildir?
A)Cari işlemler açıklarını kapatmak
B)Spekülatif kârlar elde etmek
C)Yurtiçinde bankaların rezervlerini beslemek
D)Yurttaşların tasarruf aracı olarak talebini karşılamak
E)Yurt dışına servet transferinde kullanılmak

24.Türkiye’de ihracata dayalı büyüme stratejisine geçişin temel dayanağı aşağıdakilerden hangisidir?
A)Ekonomik istikrarı sağlamak
B)Yüksek büyüme oranlarına ulaşmak
C)Artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak
D)Borç ödemek için döviz kazanmak
E)Yatırım malı ithalatı için gereken dövizi sağlamak

25.Aşağıdakilerden hangisi kalkınma sürecinde yeni yatırımların sektörler arası dağılımını planlamanın gerekli olduğunu destekleyen görüşlerden biri değildir?
A)Karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olunan ürünlerde uzmanlaşmak
B)İhracatın mal bileşimini yeni teknolojilere dayanan mallara kaydırmak
C)Dış ticarette kayıpları önlemek
D)İthalata bağımlılığı azaltmak
E)Temel ihtiyaçlarda güvenliği korumak

26.Aşağıdakilerden hangisi tarımsal destekleme kapsamında tarıma sağlanan genel hizmetlerden biri değildir?
A)Tarım sektörüne tanınan vergi kolaylıkları
B)Tarımsal altyapı hizmetleri
C)Topraksız köylüye toprak tahsisi
D)Tarım ürünlerinin taşınmasında tanınan ayrıcalıklar
E)Eğitim, araştırma ve yayın hizmetleri

27.Gelir eşitsizliği katsayısı olarak kabul edilen ve ülke içi gelir dağılımının gelişiminin izlenebileceği gösterge aşağıdakilerden hangisidir?
A) Gini katsayısı B) TEFE C) Satın alma gücü paritesi
D) Harcanabilir gelir E) Kişi başına gelir

28.Yatırım teşviklerinin yöreye göre dağılımında toplam teşvikler içerisinde en fazla paya sahip olan bölge aşağıdakilerden hangisidir?
A) Karadeniz
B) Marmara
C) İç Anadolu
D) Güneydoğu Anadolu
E) Doğu Anadolu

29.Aşağıdakilerden hangisi 1990-1999 döneminde hazırlanan “Özelleştirme Ana Planı” çerçevesinde öncelikle özelleştirilecek tarımsal KİT’lerden biri değildir?
A) Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü
B) Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü
C) Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.
D) Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü
E) Et ve Balık Kurumu

30.Aşağıdakilerden hangisi vergi sistemi ile ilgili eleştirilen konulardan biri değildir?
A)Vergi oranlarının yüksek veya düşük olması
B)Fazla ve geniş muafiyetlerin fiilen ödenen oranları düşürmesi
C)Denetim ve cezaların vergi kaçırmayı caydıracak düzeyde olmaması
D)Bazı gelirlerin vergilendirilmemesi
E)Gelir düzeyine bakılmaksızın herkesin eşit vergilendirilmesi

31. Doğrudan yabancı yatırımların birinci nesil yeni sanayileşen Asya ülkelerinden uzaklaştıktan sonra yöneldiği ve doğrudan yabancı yatırımların yaklaşık dörtte birini alan ülke aşağıdakilerden hangisidir?
A) Hindistan B) Meksika C) Brezilya
D) Çin E) Türkiye

32. 1990′ların finansal derinlik olgusu ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A)Derinlik olgusu sadece kamu borçlanma senetlerinin ve ulusal paradan kaçışın göstergesidir.
B)Derinlik sadece döviz tevdiat hesaplarındaki artışlardan ibarettir.
C)Bu süreç ulusal yatırım havuzuna reel bir katkı yapmamıştır.
D)Yaşanan süreç spekülatif nitelikli birikimleri finanse etmiştir.
E)Menkul kıymet çeşitliliği özel sektöre değişik borçlanma alternatifleri sunmuştur.

33.Krizden çıkılarak tekrar istikrar ve genişleme yoluna girilen 2000 yılının ilk çeyreğinde GSYİH’nın bileşenleri içinde en hızlı gelişeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sanayi
B) Mali Kuruluşlar
C) Ticaret
D) Tarım
E) İnşaat

34.Aşağıdakilerden hangisi özelleştirmenin amaçlarından biri değildir?
A)Rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluşturulması
B)Sermaye piyasasının geliştirilmesi
C)Devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün azaltılması
D)Elde edilen gelirle dış borç ödemelerinin gerçekleştirilmesi
E)Devletin ekonomideki sınaî ve ticari aktivitesinin en aza indirilmesi

35. Aşağıdakilerden hangisi yatırımları kalkınmanın gerektirdiği seviyelere çıkarmak için yapılması gerekenlerden biri değildir?
A)Kur istikrarsızlığının giderilmesi
B)Reel faiz oranlarının azaltılması
C)Kamu yatırımları ve yerli özel yatırımların artırılması
D)Sermaye hareketlerinin kontrol edilmesi
E)Kısa vadeli spekülatif yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi

36. Aşağıdakilerden hangisi 19. yüzyılda Avrupa’dan ucuz sınaî mamul ithalatının, Anadolu’da zanaat üretimine etkilerinden biridir?
A)Anadolu’da zanaat üretimini artırmasıdır.
B)Zanaatları ucuz emeğe dayanan faaliyetlerde yoğunlaşmaya mecbur etmesidir.C)Dokumacılığı ve diğer bazı zanaatları geliştirmesidir.
D)Anadolu’da iplik eğirme faaliyetinin gelişmesidir.
E)Lonca teşkilatının güçlenmesidir.

37.Aşağıdakilerden hangisi 2000 yılı enflasyonu düşürme programının tarım sektörüne ilişkin düzenlemelerinden biri değildir?
A)Tarımsal ürün ithalatının yasaklanması
B)Fiyat teşvik sisteminden doğrudan gelir desteğine geçilmesi
C)Hububat destekleme fiyatlarının Chicago Borsası’ndaki fiyatlara göre belirlenmesi
D)Şeker pancarı destekleme fiyatlarının enflasyon oranına göre artırılması
E)Ziraat Bankası ve Halk Bankası’ndan verilen sübvansiyon kredilerinin azaltılması

38.Osmanlı İmparatorluğu’nda Has, Zeamet, Tımar topraklarına verilen genel isim aşağıdakilerden hangisidir?
A) İkta B) Ayan C) Kaime D) Dirlik E) Tağşiş

39. Yatırımlarla ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A)Sabit sermaye yatırımları makine-teçhizat ve inşaat olmak üzere iki alt gruba ayrılabilir.
B)Yatırım amaçlı binek otolar makine-teçhizat yatırımına dâhildir.
C)Sabit sermaye stokunu arttırmak için her yıl yapılan ilaveler yatırım olarak değerlendirilir.
D)Stok değişmeleri de yatırımların bir unsurudur.
E)İnşaat yatırımları sadece kamu sektörü tarafından yapılan yatırımları kapsar.

40.Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de 1980 yılında başlayan mal hareketlerinin serbestleşmesi ve ihracata yönelik büyüme ile birlikte özel sektör yatırımlarında gözlenen azalmanın sebeplerinden biri değildir?
A)Politik belirsizlik olması
B)Yüksek enflasyonun belirsizlik ve istikrarsızlık yaratması
C)Yabancı sermaye girişlerinin az olması
D)Devalüasyonlar sonucunda yatırım malı fiyatlarının hızla yükselmesi
E)Reformların yavaş yapılması

41. Genellikle bir yılda, bir ülke sınırları içerisinde üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeri aşağıdakilerden hangisiyle ölçülür?
A) GSMH B) Büyüme C) GSYİH D) Cari Açık E) Dış Borç

42.Ekonominin büyüklüğünü gösteren ve ekonominin bütününe ilişkin en temel kavram olan gayri safi milli hâsıla aşağıdakilerden hangileriyle hesaplanabilir?
A) Sermaye emek ve girişimci
B) Gelir, gider ve faiz
C) Toplama, fark ve üsteleme
D)Üretim, gelir ve harcamalar
E) Üretim, dağıtım ve paylaşım

43. Osmanlı İmparatorluğu’nda 16-18. yüzyıllarda hâkim olan kapitalizm-öncesi üretim tarzında, devletin, ordunun, bilimsel, sanatsal, kültürel faaliyetlerin başlıca maddi kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Savaş ganimetleri B) Gümrük vergileri C) Dış borçlar D) Sanayi üretimi E) Tarımsal vergiler
44. Tarımsal girdi ve teknoloji kullanım düzeyinde önemli bir ilerleme olmadan, geleneksel biçimlerde ve çoğunlukla düşük verimlilik değerleri ile sürdürülen tarımsal üretim biçimine ne ad verilir?
A) Ticari tarım B) Yaygın tarım C) Teknolojik tarım
D) Yoğun tarım E) Modern tarım

45. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye ekonomisinin serbest piyasa ekonomisiyle dışa açılma olarak tanımlanan 1980-1988 döneminin özelliklerinden biri değildir?
A)Üretim önceliğinin yurtiçi pazarlara verilmesi
B)İhracat artışlarının dışa açık büyümenin temel öğesi haline gelmesi
C)Daraltıcı para ve maliye politikalarının yurtiçi talep ve enflasyonu bastırması
D)Nominal (parasal) ücret artışlarının kontrol edilmesi
E)KİT ürünlerine sürekli yapılan zamlarla iç talebin daraltılması

46. Aşağıdakilerden hangisi ülkemizde finansal serbestleşme döneminde gelişen spekülatif yönlü büyümenin özelliklerinden biri değildir?
A)Ulusal kaynakların sabit sermaye yatırımları aracılığıyla reel üretken sektörlere aktarılamaması
B)Ucuzlayan sermaye maliyetleri nedeniyle sabit sermaye yatırımlarının artması
C)Ulusal finans piyasalarının kısa vadeli spekülatif yabancı sermaye hareketlerine bağımlı hale gelmesi
D)Büyümenin kısa vadeli sermaye girişlerine bağlı olarak konjonktürel dalgalanmalar içermesi
E)GSYİH’daki dalgalanmaların sermaye giriş ve çıkışlarındaki spekülatif trende bağımlı olması

47.Aşağıdakilerden hangisi ekonomide istikrarsızlığın başlıca kaynağı olan kısa vadeli sermaye girişlerinin temel nedeni değildir?
A)Yurtiçinde bankaların rezervlerini beslemek
B)Spekülatif kârlar elde etmek
C)Yurttaşların tasarruf aracı olarak talebini karşılamak
D)Yurt dışına servet transferinde kullanılmak
E)Cari işlemler açıklarını kapatmak

48. 16-18. Yüzyıllarda ekonomisi esas itibariyle kendi kendine yeten ve merkezi idaresi olan sosyal siyasi yapıya ne ad verilir?
A) Çevre ülke B) Derebeylik C) Dünya imparatorluğu
D) Eyalet E) Sömürge
49. Avrupalı sermayedarların Osmanlı Devletine kendilerine borçlanması için baskı yapmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tarımsal yapının gelişme potansiyelinin olması
B) Osmanlı İmparatorluğu’nun gelişmesine katkı yapma isteğinin olması
C)Osmanlı İmparatorluğu’nda fiyat istikrarının sağlanması
D) Borç faizinin çok düşük olması
E)Osmanlı bütçe açıklarının kazançlı bir plasman alanı olması

50. 2002 yılında devletten yapılan transferlerde bir artış yaşanmasının en büyük nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Reel faizlerin yükselmesi
B) Karşılıksız burslardaki artış
C) Nominal döviz kurunun düşük kalması
D) Ücretli ve maaşlı çalışan sayısındaki artış
E) Emekli sayısında yaşanan artış

51. Türkiye’de kamunun tasarruf-yatırım açığı aşağıdakilerden hangisiyle karşılanmaktadır?
A)Özel sektör tasarruf-yatırım fazlası ve dış kaynak girişi
B) Merkez Bankası Kaynakları
C) Vergi gelirleri ve iç borçlar
D) Dünya bankası kredileri
E) Özelleştirme gelirleri ve hibeler

52. Aşağıdakilerden hangisi 4367 sayılı karara göre kredi tahsis edilecek yatırımlardan biri değildir?
A) Çevre korumaya yönelik yatırımlar
B) Teknoloji geliştirme bölgelerinde yapılacak yatırımlar
C) Araştırma geliştirme yatırımları
D) Öncelikli teknoloji alanındaki yatırımlar
E) Toplu konut yatırımları

53. Ticarete konu olan sektörlere yapılan yatırımlardaki azalma sonucunda ülkenin uluslararası rekabet gücü aşağıdakilerden hangisine bağlı hale gelmektedir?
A) Verimlilik artışına B) Nakliye ücretine C) Ucuz fiyata
D) İklim koşullarına E) Teknolojik gelişmeye

54. Türkiye’de 1980 sonrası sağlanan ihracat artışı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A)Yatırımlardaki artış ihracat artışının çok üzerindedir.
B)İhracat artışı, ihracata dayalı büyüme politikalarıyla sağlanmıştır.C) İhracat artışı para aşırı değerli tutularak gerçekleşmiştir.
D) İmalat sanayi katma değer artışı ihracat artışından fazladır.
E)Önemli sanayileşme atılımını birlikte getirmiştir.

55. Aşağıdakilerden hangisi dünya ülkelerinin hemen tümünde uygulanan değişik tarım destekleme modellerinin ortak amaçlarından biri değildir?
A)Tarımsal üretimin sürekliliğinin sağlanarak ülkenin gıda güvenliğinin korunması
B)Tarım sektörünün dış ticarette rekabet üstünlüğü elde etmesi
C)Tarım üreticilerinin ve tüketicilerinin yaşam düzeylerinin yükseltilmesi
D)Tarım sektoründe çalışan nüfusun azaltılması
E)Tarım sektörü üretiminin ulusal ekonomiye katkı oluşturması
56. Aşağıdakilerden hangisi tarımsal özelleştirmeler sonucu Türkiye kırsalında yaşanan ortak sorunlardan biri değildir?
A)Tarımsal ürünlerde kalitenin bozulmasıB)Yerli ortaklı çokuluslu şirketlerin piyasayı ele geçilmesi
C)Rekabete kapalı yapıların ortaya çıkması
D)Gerileyen hammadde fiyatları nedeniyle üretici gelirinin azalması
E)Tarımsal üretim yapısının zayıflaması

57. Aşağıdakilerden hangisi vergi sistemi ile ilgili eleştirilen konulardan biri değildir?
A)Gelir düzeyine bakılmaksızın herkesin eşit vergilendirilmesi
B) Vergi oranlarının yüksek veya düşük olması
C)Bazı gelirlerin vergilendirilmemesi
D) Fazla ve geniş muafiyetlerin fiilen ödenen oranları düşürmesi
E)Denetim ve cezaların vergi kaçırmayı caydıracak düzeyde olmaması

58. 2003 yılında dış borçlarda görülen azalmanın en önemli nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ekonominin hızla büyümesi
B)Türk Lirasının dolar karşısında değerlenmesi
C) Reel faiz oranlarının düşmesi
D) Ülkenin risk priminin azalması
E) Faiz dışı bütçe fazlasının artması

59. Kamu borçlanma gereği formülüne göre, kamunun açığı hangi kaynaklardan karşılanmaktadır?
A) Merkez Bankası net varlıkları
B) Özel sektör tasarruf fazlası ve dış ticaret açığı
C) Dış borçlanma
D) Başka ülkelerin yaptığı hibeler
E) Merkez Bankası rezervleri

60. II. Dünya savaşının ardından yaklaşık çeyrek yüzyıl süren büyüme ve refah döneminde Uluslararası kuruluşların denetiminde uygulanan döviz kuru sistemi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ortak para birimi
B) Dalgalı kur sistemi
C) Enflasyona endeksli hareketli kur
D) Sabit ancak ayarlanabilir döviz kuru sistemi
E) Dolara endeksli kur

61. Aşağıdakilerden hangisi 1970 ve sonrası dönemde çevre ülkeler açısından yaşanan gelişmelerden biri değildir?
A)Kendi aralarındaki ticaretin önemli ölçüde artması
B)Toplam ihracat içinde tarımsal malların paylarının artmasıC)Ticarette birincil mallardan imalat sanayine doğru bir dönüşüm yaşanması
D)Hızla dışa açılma sürecine girmesi
E)Dünya ticaretindeki paylarını artırması

62. Dış sermaye akımlarına açık bir ekonomide yurt içinde TL cinsinden sunulan faiz ile kurdaki değer kaybı arasındaki fark finansal spekülatör için ne tür bir gelir oluşturur?
A) Sterilizasyon geliri B) Finansal arbitraj geliri
C) Kur farkı D) Risk primi E) Faiz geliri

63. Aşağıdakilerden hangisi uluslararası mal ve para piyasaları ile tam bütünleşmeyi amaçlayan serbestleşme politikalarından beklenenlerden biri değildir?
A)Yurt içi faizlerin yükselerek uluslararası faiz oranını aşmasıB)Yurt içi ve yurt dışı tasarrufların mali sisteme aktarılmaması
C) Kredi hacminin genişlemesi
D)Sabit sermaye yatırım harcamalarının artması
E) Ekonominin büyüme hızının yükselmesi

64. 2000 yılı enflasyonu düşürme programında maliye politikasına ilişkin belirlenen en önemli gelir kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Personel giderlerine yapılacak azaltma
B) Gelir vergisindeki artışlar
C) Dolaylı vergi oranlarındaki artışlar
D) Özelleştirme gelirleri
E) Sosyal güvenlik kurumlarına yapılacak transferlerin kısılması

65. I. Ekonomi “soğutulup” mal piyasalarına durgunluk içinde istikrar kazandırılmasına
II. Yüksek faiz politikasıyla iç ve dış borçlanma olanaklarının genişletilmesine
III. işgücü maliyetlerinin aktarılmasına
Yukarıdakilerden hangileri 1994 sonrasında ulusal ekonomide yaşanan krize uyum sürecinde yapılmaya çalışılmıştır?
A) Yalnız l B) Yalnız lll C) I ve II D) II ve III E) I, II ve III

66. Kalkınmanın somut göstergelerinden birisi de eğitime ve araştırma-geliştirmeye yapılan harcamalardır. Bu harcamaların geliri artırması için aşağıdakilerden hangisinin gerçekleşmesi gerekir?
A)Araştırma-geliştirmeye harcanan paranın vergiden düşülmesi
B) Beyin göçünün engellenmesi
C)Eğitim ve araştırma faaliyetlerinin üniversite işbirliğiyle gerçekleştirilmesi
D)Eğitim harcamalarının devlet tarafından karşılanması
E) Bilginin üretim süreçlerinde kullanılması

67. I. Toplumun dünya sisteminin işleyişini kavrayarak öz iradesiyle kendi hedeflerini belirlemeyi öğrenmesi
II. Deneyim birikimiyle kendi kalkınma sürecine hâkim olması
III. Belirlediği hedefleri gerçekleştirecek en etkili politikaları üretme becerisini geliştirmesi
Yukarıdakilerden hangileri kalkınmanın öğrenme boyutunu ifade eder?
A) Yalnız l B) Yalnız II C) I ve II D) II ve III E) I, II ve III

68. Aşağıdakilerden hangisi 19. yüzyılda, siyasi destek uğruna Avrupa devletlerine verilen ve Osmanlı İmparatorluğumda Avrupa sermayesinin faaliyetlerini artıran iktisadi tavizlerden biridir?
A) Tımar sistemi B) Islahat fermanı C) İltizam sistemi
D) Tağşiş E) Ayan zümresi

69. Avrupa ülkeleri ve ABD’nin kapitalist dünya sisteminin merkezini oluşturması aşağıdakilerden hangisi ile gerçekleşmiştir?
A)19. yüzyıldaki sanayileşmeyle
B)Osmanlı Tarafından verilen kapitülasyonlarla
C)Tarımsal üretimin artmasıyla
D)Ticaretten alınan vergilerin azaltılmasıyla
E)Tımar sisteminin yaygınlaşmasıyla

70.Aşağıdakilerden hangisi 16-18. yüzyıllarda Osmanlı ülkesinde yaşanan gelişmelerden biri değildir?
A)Tımar sisteminin öneminin artmasıB)İktisadi kendine yeterliğin sürmesi
C)Devlet maliyesinin zayıflaması
D)Dış ticaretin Avrupa ülkelerinden gelen uyarılarla şekillenmesi
E)Tarımsal üretimi vergilendirme sisteminin zayıflaması

71. Aşağıdakilerden hangisi hane halkı getir dağılım anketlerinde kullanılan gelir dağılımı türlerinden biri değildir?
A) Emek karşılığı alınan ücret ve maaşlar B) Miras
C) Gayrimenkul kirası D) Girişimcilik geliri
E) Sermaye geliri

72. Gelir eşitsizliği katsayısı olarak kabul edilen ve ülke içi gelir dağılımının gelişiminin izlenebileceği gösterge aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kişi başına gelir B) Satın alma gücü paritesi
C) TEFE D) Gini katsayısı E) Harcanabilir gelir

73. 1980 yılında başlayan mal hareketlerinin serbestleşmesi ve ihracata yönelik büyüme ile birlikte özel sektör yatırımlarında nasıl bir gelişme gözlenmiştir?
A) Küçük bir artış B) Küçük bir azalma
C) Önemli bir azalma D) Önemli bir artış
E) Aynı seviyede sabit kalma

74. Aşağıdakilerden hangisi 1990-1999 yılları arasında tarım sektöründe yaşanan gelişmelerden biri değildir?
A)Emeğin bölüşüm ilişkilerindeki payının göreli olarak artması
B)AB ile imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması sonucu tarım politikalarının dışsal olarak belirlenmesi
C)1994 krizi sonrası desteklemeye konu olan tarımsal ürün sayısının azalması
D)Tarımsal KİT özelleştirmelerinin gerçekleştirilmesi
E)İşçi sendikalarının eylemleri sonucu iç ticaret hadlerinin tarım aleyhine gelişmesi

75. İç borç sorununu daha da ağırlaştırarak sürecin çok uzamasına ve transfer edilecek meblağın devasa boyutlara çıkmasına neden olan faktör aşağıdakilerden hangisidir?
A) İthalattaki hızlı artış B) Fahiş reel faiz hadleriC) Döviz kurunun düşük kalması D) Cari açık
E) Yüksek büyüme hızları

76. Kamu borcuna ödenen reel faiz oranı, milli hasılanın reel büyüme oranından az ise aşağıdakilerden hangisiyle sonuçlanır?
A) Bütçe faiz dışı fazla verecektir.
B) Maliye politikası ekonomiyi daraltacaktır.
C) Bütçe faiz dışı fazla vermeyecektir.
D) Faiz oranı, borç yükünü artıracaktır.
E) Faiz oranı, borç yükünü artırmayacaktır.

77. İhaleli veya ihalesiz nakit karşılığı ihraç edilen senetlere ne ad verilir?
A) Nakit dışı senetler B) Devlet iç borçlanma senetleri
C) Hazine bonosu D) Nakit senetler E) Devlet tahvili

78. Aşağıdakilerden hangisi Devlet iç borçlanma senetlerinin Ticari bankalar açısından sahip olduğu özelliklerden biri değildir?
A)İhale ve sözleşmelerde teminat olarak kullanabilmesi
B)Likiditesinin düşük olması ve kolayca nakde çevrilememesi
C)Çok cazip bir plasman aracı olması
D)Sermaye yeterlilik hesaplamalarında risk ağırlığının sıfır kabul edilmesi
E)Bankaların aldıkları kamu menkul değerleri için karşılık tutmak zorunda olmaması

79. Aşağıdakilerden hangisi 1970 ve sonrası dönemde çevre ülkeler açısından yaşanan gelişmelerden biri değildir?
A)Kendi aralarındaki ticaretin önemli ölçüde artması
B)Ticarette birincil mallardan imalat sanayine doğru bir dönüşüm yaşanması
C)Hızla dışa açılma sürecine girmesi
D)Toplam ihracat içinde tarımsal malların paylarının artması
E)Dünya ticaretindeki paylarını artırması

80. 2000′li yıllarda imalat sanayi içinde ihracatları hızla artan dinamik ürünler aşağıdakilerden hangisidir?
A) Dondurulmuş gıdalar B) Tarımsal ürünler
C) Dokuma ve tekstil ürünleri D) Teknoloji yoğun ürünler
E) İnşaat malzemeleri

81. 1980 sonrası yaşanan finansal serbestleştirme sürecinde Türkiye ekonomisinin dengeli büyümesinin önündeki en önemli engel aşağıdakilerden hangisidir?
A) İşsizlik oranlarının yüksek olması
B) Cari açığın tehlikeli boyutlara ulaşmasıC) Denetimsiz kalan uluslararası sermaye hareketlen
D) Merkez Bankası döviz rezervlerinin yetersizliği
E) Kapasite kullanım oranlarının düşüklüğü

82. Sıcak para girişlerinin sağladığı aşırı değerlenme ithalat maliyetlerini ve iktisadi büyümeyi nasıl etkiler?
A)İthalat maliyetlerini düşürüp, iktisadi büyümeyi yavaşlatır.
B)İthalat maliyetlerini arttırıp, iktisadi büyümeyi hızlandırır.
C)İthalat maliyetlerini düşürüp, iktisadi büyümeyi hızlandırır.
D)İthalat maliyetlerini arttırıp, iktisadi büyümeyi yavaşlatır.
E)İthalat maliyetlerini arttırır, büyümeyi etkilemez.

83. Aşağıdakilerden hangisi çok boyutlu bir süreç olan iktisadi kalkınmanın somut göstergelerinden biridir?
A)Reel faiz oranlarının %10′un altında olması
B)Esnek döviz kuru sisteminin uygulanması
C)Gelirin sınıflar ve bölgeler arasında adaletli dağılımı
D)Kapasite kullanım oranının %50′nin üzerinde olması
E)Yıllık ihracatın kısa vadeli dış borcun üzerinde olması

84. Türkiye’nin fert başına GSYİH’sının kaç yılda gelişmiş ülkelerin fert başına GSYİH’sı seviyesine çıkabileceğini hesaplamak için bilinmesi gereken değişkenler aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
A)İş gücüne katılım oranı ve nüfus artış hızıB)İhracatın ithalatı karşılama oranı ve cari açık
C)Döviz kuru ve reel faiz oranı
D)İç borç stoku ve cari açık
E)Başlangıç yılı geliri ve ortalama büyüme oranı

85. Geliri 100 000 akçeden fazla olan genellikle üst düzey bürokratların maaşı karşılığında kendilerine tevcih edilen tımar topraklarına ne ad verilir?
A) Zeamet B) Has C) Tımar D) Dirlik E) İltizam

86. I. Maliyenin ve ekonominin ihtiyaçları
II. Siyasi mülahazalar
III. Merkez ülkelerin baskısı
19.yy boyunca Osmanlı yöneticilerinin imparatorluğun mali sorunlarını çözmek ve iktisadi yapısını kuvvetlendirmek için uyguladıkları iktisadi politikalar yukarıdakilerden hangilerinin baskısı altında belirlenmiştir?
A) Yalnız II B) Yalnız lll C) I ve II
D) II ve III E) I, II ve III

87.Türkiye’nin üst üste net faktör gelirlerinde eksi değer aldığı tarih aşağıdakilerden hangisidir?
A) 1993-1994 B) 1995-1996 C) 1997-1998
D) 1999-2000 E) 2001-2002

88. Paraların eşit değerine ne ad verilir?
A) GSMH B) Satın alma gücü paritesi
C) GSYİH D) Gini katsayısı
E)Fonksiyonel gelir dağılımı

89. Türkiye’nin üretim ve yatırım olanaklarının en yoğun olduğu bölge aşağıdakilerden hangisidir?
A) Karadeniz bölgesi B) Marmara bölgesi
C) İç Anadolu bölgesi D) Güney Doğu Anadolu bölgesi
E) Doğu Anadolu

90. Özel sektör yatırım trendi ele alındığında 1980 yılına kadar olan ithal ikameci sanayileşme döneminden sonraki üç önemli evre ve bu evrelere denk düşen dönemler aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak ve birlikte verilmiştir?
[İhracata yönelik büyüme (İYB), Dış finansal serbestlik (DFS), Kriz sonrası daralma (KSD) ]
1980 – 88 1989-94 1994 sonrası
A) İYB DFS KSD
B) DFS KSD İYB
C) KSD İYB DFS
D) DFS İYB KSD
E) İYB KSD DFS

91. Türkiye’ye yabancı sermaye girişini düzenleyen ilk kanunun tarihi aşağıdakilerden hangisidir?
A) 18 Ocak 1954 B) 17 Mart 1960 C) 12 Şubat 1965
D) 14 Nisan 1967 E) 20 Haziran 1972

92. Negatif verimlilik artışı ile istihdam artışının bir arada rastlandığı duruma ne ad verilir?
A) Atıl birikim kalıbı B) Dinamik – etkin sektör
C) Statik – etkin sektör D) Durgun kalıp
E) Daralan kalıp

93. Türkiye nüfusunun kır-kent konumlanışına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A)Kır-kent nüfus dengesinde iki önemli değişim tarihi 1950 ve 1980 yıllarıdır.
B)1927-1997 yılları arasında nüfus yaklaşık 5 kat azalmıştır.
C)Cumhuriyet’in başında %75 düzeyinde olan kırsal nüfus 1950′lere kadar sabit kalmıştır.
D)1927 yılında her 4 kişiden yalnız biri kentte yaşamaktadır.
E)1997 yılında Türkiye’nin kentsel nüfusunun toplam nüfusa oranı %65′ler düzeyine ulaşmıştır.

94.Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de tarım alanında özelleştirilmiş ya da özelleştirme kapsamında bulunan KİT’lerden hayvancılık alt sektöründe faaliyet gösterenler kapsamında yer almaz?
A)Türkiye Gübre Sanayi A.Ş
B)Et Balık Kurumu/Et ve Balık Ürünleri A.Ş
C)Gönen Gıda Sanayi A.Ş
D)Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu
E)Yem Sanayi

95. Genel olarak üretim masraflarını azaltıcı etkiye sahip önlemlerden, tarımsal üretim girdilerine uygulanan sübvansiyonlar, finansman kolaylıkları, ürün sigortalamasına verilen devlet destekleri aşağıdakilerden hangisi altında değerlendirilir?
A) Doğrudan gelir destekleri B) Pazar fiyatı destekleri
C) Toplam destek ölçütü D) Dolaylı gelir destekleri
E) Tarıma sağlanan genel hizmetler

96. Kamu borucunun milli hasılaya oranının değişme dinamiğini (db) gösteren eşitlik aşağıdakilerden hangisidir?
(r = reel faiz oranı, y = milli hasılanın reel büyüme oranı, b = borcun GSYİH’ ye oranı, z = milli hasıladan ayrılan faiz dışı bütçe fazlası)
A) db = (b-z)/r B) db = (r-y)xz C) db = b(r-y)-z
D) db = (r + y + z) x b E) db = r(y + z) – b

97. TC Merkez Bankasına, görev zararları sebebiyle kamu bankalarına veya bankacılık operasyonları çerçevesinde TMSF ihraç edilmiş olan senetler aşağıdakilerden hangisidir?
A)Nakit dışı senetler
B)Nakit senetler
C)Tahvile dönüştürülebilen hisse senetleri
D)Katılma belgesi
E)Kâr/zarar ortaklığı belgesi

98.I. Uluslararası Para Fonu (IMF)
II. Dünya Bankası (DB)
III. Ticaret ve Gümrük Vergileri üzerine genel anlaşmalar (GATT)
1970 lere kadar devam eden büyüme ve refah sürecinde dünya ekonomisinin işleyişini biçimlendiren Keynesyen politikalar küresel düzeyde yukarıdakilerden hangileri tarafından yönlendiriliyordu?
A) Yalnız l B) Yalnız II C) I ve II
D) I ve III E) I, II ve III

99. I. Net doğrudan yatırımlar
II. Resmi sermaye akımları
III. Net portföy yatırımları
IV. Diğer kısa ve uzun vadeli net yatırımlar
Yukarıdakilerden hangileri net özel sermaye akımlarını oluşturmaktadır?
A) I ve II B) II ve IV C) III ve IV D) I, II ve III E) I, III ve IV

100. Genellikle hükümetlerin gelişmiş ülkelerin uluslararası finansal faaliyetlerini kendi ülkelerine çekmek için bankacılık, finansal sistemi üzerindeki denetim ve kısıtlamaları kaldırdığı ya da önemli bir ölçüde azalttığı deregülasyon uygulamalarının bir sonucu ve ekonomilerin uluslararası sermaye akımlarına açılma süreci aşağıdakilerden hangisiyle ifade edilir?
A) Finansal arbitraj B) Finansal derinlik C) Dolarizasyon
D) Finansal serbestleştirme E) Sterilizasyon

101. Aşağıdakilerden hangisi M2 para arzının tanımıdır?
A)M2 = Vadesiz Mevduatlar – Dolaşımdaki Para
B)M2 = M1 + Vadeli Mevduat
C)M2 = Dolaşımdaki Para + Vadesiz Mevduat
D)M2 = Yerleşiklerin Döviz Mevduatları + M1
E)M2 = M1 + Vadesiz Mevduat

02. I. Menkul Kıymetlerin fiyatlarında spekülatif nitelikli değerlenmeler
II. Aşırı derecede yüksek faiz hadleri
III. İktisadi kararların sanayi yatırımlarından ziyade, finansal sektörlere yönelmesi
Türkiye’de 1990 sonrası spekülatif yönlü büyüme döneminde uygulanan yüksek reel faiz-düşük kur politikaları finansal yatırımcıların anlık coşkuları ile birlikte yukarıdakilerden hangilerine neden olur?
A) Yalnız l B) Yalnızlll C) I ve II D) II ve III E) I, II ve III

103. 1994 Krizi, 5 Nisan kararları ve sonrasına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A)1994 sonrasında ekonomide kalıcı istikrar programlarının uygulanması sürekli ertelenmiş ve mal ve finans piyasalarında güvensizlik ortamı devam etmiştir.
B)1994 sonrası kriz idaresinin finansal piyasalardaki yansıması devlet iç borçlanma senetlerinin artan faiz yükü ve iç borç stokunda hızlı yükselme olmuştur.
C)1994 sonrasında işgücü piyasalarında emeğin maliyetinin düşürülmesine ve formel istihdamın azaltılmasına dayalı klasik sermaye birikim süreçleri tekrar devreye girmiştir.
D)Parasal büyüklükler, döviz kurunun günlük değer kaybı ve mali dengelere yönelik spesifik hedefler ortaya konmuştur.
E)1998 de Rusya kaynaklı ihracat talebinin daralması ve artan uluslararası güvensizlik ortamında kısa vadeli sıcak para girişleri faiz arbitrajına duyarlılığını kaybetmiş ve siyasi yaşamdaki belirsizlikler ekonomiyi yeni bir finansal-reel krize sürüklemiştir.

104. Aşağıdakilerden hangisi rezerv parayı oluşturan toplam içinde yer almaz?
A) Bankalar zorunlu karşılıkları B) Çalışma sermayesi
C) Emisyon D) Bankalar serbest imkânı
E) Banka dışı kesimin mevduatı

105. I. Devletin üretim planlaması yapmamasıdır.
II. Devlet yatırımların sektörel dağılımına karışmamalıdır.
III. Devlet ülkenin üretim kapasitesinin teşekkülünü tamamen özel sektörün insiyatif ve kararlarına bırakmalıdır.
Yukarıdakilerden hangileri liberal iktisat görüşüne göre devletin tutumu olmalıdır?
A) Yalnızl B) Yalnız II C) I ve II D) I ve III E) I, II ve III

106. Kurlarını ve ekonomilerinin istikrarını korumak için finans sistemlerine dışarıdan giren çıkan sermayenin hareketini kısıtlayan ve konvertibiliteyi sınırlı tutan ülke aşağıdakilerden hangisidir?
A) İtalya B) Almanya C) Latin Amerika
D) Fransa E) Hollanda

107. I. Lüks tüketime salınan vergiler
II. Tüketici kredi kısıtlamaları
III. Lüks konut inşaatına konacak kısıtlamalar
IV. Yatırım malı ithalatına salınan vergiler
Yukarıdakilerden hangileri gereksiz tüketimi kısmak için kullanılabilecek araçlardır?
A)I ve III B)II ve IV C)I,II ve III D)I, III ve IV E)II,III ve IV

108. Aşağıdakilerden hangisi 19. yüzyılda sanayi devriminin etkisi altında merkez ülkelerde yaşanan gelişmelerden biri değildir?
A)Merkez ülkelerin sanayileşmemiş ülkelerin insan gücünü sömürüp doğal kaynaklarını talan etmesi
B)Merkez ülkelerin sömürgeleştiremedikleri ülkelerin ekonomilerine ticaret yoluyla ve sermaye ihracı yoluyla nüfuz etmesi
C)Merkez ülkelerin sermayedar sınıf tarımı ve sanayiyi makineleştirmesi
D)Merkez ülkelerin çevre ülkelerle tüm ekonomik bağlantılarını koparması
E)Merkez ülkelerin kendi sanayicilerini rekabetten korumak için yoğun çaba göstermesi

109. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devletinin Avrupalı sermayedarların baskıları sonucu gerçekleştirdiği ilk borçlanmanın kullanıldığı alanlardan biri değildir?
A) Saray inşaatları B) Sanayi yatırımları C) Cari harcamalar
D) Maaş ödemeleri E) Donanma harcamaları

110. Aşağıdakilerden hangisi 20. yüzyılın başlarında büyük toprak sahiplerinin ve ticaret sermayesinin Osmanlı iktisat politikası ile ilgili görüşlerinden biri değildir?
A) Ticaret serbestisinin olması
B) Osmanlı ekonomisinin tarımda uzmanlaşmasının gerekli olması
C) Kendine yeten milli bir ekonominin kurulması
D) Yabancı sermaye yatırımlarının serbest olması
E) Devletin tarımı destekleyip ulaştırma alt yapısını geliştirmesi

111. Genellikle bir yılda, bir ülke sınırları içerisinde üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeri aşağıdakilerden hangisiyle ölçülür?
A) Büyüme B) Dış Borç C) Cari Açık D) GSYİH E) GSMH

112. Dünya Bankası’nın Atlas yöntemi olarak adlandırdığı ve ülkelerin gayri safi milli hasılalarını dolara çevirmelerinde kullanılan yönteme göre, ülkelerin milli gelirleri dolara çevrilirken aşağıdakilerden hangisi kullanılır?
A) Son on yılın döviz kurlarının ortalamaları
B) Cari yılın döviz kuru
C) Nominal döviz kuru ile reel döviz kuru farkı
D) Son elli yılın döviz kurlarının geometrik ortalaması
E) Cari yılın döviz kuru ile önceki iki yılın döviz kurlarının ortalaması

113. Aşağıdakilerden hangisi özel sektörün yatırım yaptığı ticarete konu olan sektörlerden biridir?
A) Tarım B) Ulaştırma-haberleşme C) Konut

31

Ağustos
2012

AÖF TÜRKİYE EKONOMİSİ 2004-2005/2005-2006/ 2006-2007/2007-2008 /2009-2010 ARA SINAV SORULARI

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  642 Kez Okundu

TÜRKİYE EKONOMİSİ 2004-2005 ARA SINAV SORULARI
1. Osmanlı İmparatorluğumda Has, Zeamet, Tımar topraklarına verilen genel isim aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tağşiş B) İkta C) Ayan D) Kaime E) Dirlik
2. Osmanlı İmparatorluğunda 16-18. yüzyıllarda hakim olan kapitalizm-öncesi üretim tarzında, devletin, ordunun, bilimsel, sanatsal, kültürel faaliyetlerin başlıca maddi kaynağı aşağıdakîlerden hangisidir?
A) Savaş ganimetleri B) Gümrük vergileri C) Dış borçlar D; Sanayi üretimi E) Tarımsal vergiler
3. Tımar sistemi askeri işlevini yitirince Osmanlı Devleti tarımı vergilendirmek için 16. ve 17. yüzyılda aşağıdakilerden hangisine başvurmuştur?
A) Tarım ürünlerinin İhracatı ve ithalatı yasaklanmıştır.
B) Tarım arazilerine sanayi tesisleri kurulması teşvik edilmiştir.
C) İltizam sistemi yaygınlaştırılmıştır.
D) Köylünün vergi yükü azaltılmıştır.
E) Avrupalı tacirlerin gümrük vergileri arttırılmıştır.
4. Aşağıdakiler den hangisi 19. yüzyılda sanayi devriminin etkisi altında merkez ülkelerde yaşanan gelişmelerden biri değildir?
A) Merkez ülkelerin sermayedar sınıf tarımı ve sanayiyi makineleştirmesi
B) Merkez ülkelerin çevre ülkelerle tüm ekonomik bağlantılarını koparması
C) Merkez ülkelerin kendi sanayicilerin rekabetten korumak için yoğun çaba göstermesi
D) Merkez ülkelerin sömürgeleştiremedikleri ülkelerin ekonomilerine ticaret yoluyla ve sermaye ihracı
yoluyla nüfuz etmesi
E) Merkez ülkelerin sanayileşmemiş ülkelerin insan gücünü sömürüp doğal kaynaklarını talan etmesi

5. Aşağıdakilerden hangisi 1838′de İngiltere ile imzalanan ve Osmanlı devletinin iktisadi tavizler verdiği Balta Limanı Anlaşması’nın hükümlerinden biri değildir?
A) Devletin gereğinde ihracata yeni vergj salma hakkından vazgeçmesi
B) Yabancı tacirlerin ülkeden aldıkları hammaddenin ücretsiz kendi ülkelerine taşınması
C) Yabancı tacirlerin iç gümrük vergilerinden muaf tutulması
D) Devletin Avrupa’ya hammadde ihracatını kontrol etme hakkından vazgeçmesi
E) Osmanlı devletinin kendi gümrük vergilerini Avrupa devletleriyle birlikte saptamayı kabul etmesi
6. Ekonominin büyüklüğünü gösteren ve ekonominin bütününe ilişkin en temel kavram olan gayri safi milli hasıla aşağıdakilerden hangileriyle hesaplanabilir?
A) Üretim, dağıtım ve paylaşım
B) Toplama, fark ve üstel
C) Sermaye emek ve girişimci
D) Gelir, gider ve faiz E) Üretim, gelir ve harcamalar
7. Genellikle bir yılda, bir ülke sınırları içerisinde üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeri aşağıdakiler den hangisiyle ölçülür?
A) Dış borç B) GSYİH C) Büyüme D) GSMH E) Cari Açık
8. Türkiye’de net faktör gelirlerinin genellikle artı değer almasının en önemli nedeni aşağıdaki terden hangisidir?
A) Turizm giderlerinin düşük olmasıdır C) İşçi dövizi girişinin yüksek olmasıdır.
B) İç borç faizlerinin yüksek olmasıdır. D) Kâr transferlerinin düşük olmasıdır
E) Dış borç faiz ödemelerinin düşük olmasıdır.

9. Dünya Bankası’nın Atlas yöntemi olarak adlandırdığı ve ülkelerin gayri safi milli hasılalarını dolara çevirmele-rinde kullanılan yönteme göre, ülkelerin milli gelirleri dolara çevrilirken aşağıdakilerden hangisi kullanılır?
A) Cari yılın döviz kuru ile Önceki iki yılın döviz kurlarının ortalaması
B) Son on yıl m döviz kurlarının ortalamaları
C) Cari yılın döviz kuru
D) Nominal döviz kuru ile reel döviz kuru farkı
E) Son elli yılın döviz kurlarının geometrik ortalaması

10, Türkiye’de GSYİH’ nın bölgeler itibarîyle dağılımı incelendiğinde GSYİH’ dan aldıkları pay en_ yüksek ve en_ düşük olan bölgeler sırasıyla hangi seçenekte verilmiştir?
A) Marmara Bölgesi – Güneydoğu Anadolu Bölgesi
B) Ege Bölgesi – Güneydoğu Anadolu Bölgesi
C) Marmara Bölgesi – Doğu Anadolu Bölgesi
D) Akdeniz Bölgesi – Doğu Anadolu Bölgesi
E) İç Anadolu Bölgesi – Karadeniz Bölgesi
11. Türkiye’nin GSMH’ sı incelendiğinde ilk göze çarpan özellik aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ekonomik daralmanın yaşanmaması
B) Sürekli negatif değerler alan büyüme hızlar
C) İstikrarsız büyüme hızları
D) %15′in üzerinde gerçekleşen büyüme hızları
E) Sürekli pozitif değerler alan büyüme hızları

12. Yatırımlarla ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Stok değişmeleri de yatırımların bir unsurudur.
B) İnşaat yatırımları sadece kamu sektörü tarafından yapılan yatırımları kapsar
C) Sabit sermaye stokunu arttırmak için her yıl yapılan ilaveler yatırım olarak değerlendirilir.
D) Yatırım amaçlı binek otolar makine-teçhizat yatırımına dahildir.
E) Sabit sermaye yatırımları makine-teçhizat ve inşaat olmak üzere iki alt gruba ayrılabilir.
13. 1968 ile 2001 yılları arasındaki dönemde Türkiye’de toplam yatırımların GSMH’ ya oranı hangi aralıkta gerçekleşmiştir?
A) 5-10 B) 10-15 C) 15-20 D) 20-25 E) 30-35
14. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de 1980 yılında başlayan mal hareketlerinin serbestleşmesi ve ihracata yönelik büyüme ile birlikte özel sektör yatırımlarında gözlenen azalmanın sebeplerinden biri değildir?
A) Yabancı sermaye girişlerinin az olması
B) Politik belirsizlik olması
C) Reformların yavaş yapılması
D) Devalüasyonlar sonucunda yatırım malı fiyatlarının hızla yükselmesi
E) Yüksek enflasyonun belirsizlik ve istikrarsızlık yaratması
15. Ücretlerin düşük tutulması maliyetlerin düşürülmesi aracılığıyla İhracatı olumlu etkilerken, hangi faktörden dolayı yatırımları olumsuz etkilemektedir?
A) Teknoloji etkisi C) Ücretlerin talep etkisi
B) Mevsimsel etki D) İkame etkisi E) Rekabet etkisi

16. Türkiye’de ticarete konu olmayan sektörlerde görülen göreli yatırım artışını etkileyen en temel iki faktör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Finansal yapının bozulması ve bankacılık sektörünün kırılganlasması
B) Faiz oranlarının yükselmesi ve sermaye girişinin azalması
C) Dış borçların ve cari açığın artması
D) Kamu yatırımlarının azalması ve faiz oranlarının yükselmesi
E) Türk lirasındaki değerlenme ve tüketim talebinin yükselmesi

17. Aşağıdakilerden hangisi özel sektörün yatırım yaptığı ticarete konu olmayan sektörlerden biri değildir?
A) Konut B) Tarım C) Ulaştırma-haberleşme D) Sağlık E) Enerji

18. Aşağıdakîlerden hangisi ücretlerin azaltılması ve devalüasyonlar aracılığıyla ihracat fiyatlarının düşürülmesinin olumsuz sonuçlarından biri değildir?
A) Devalüasyona dayalı bir rekabet gücü artışı sağlanması
B) Dış ticaret hadlerinin ülkenin aleyhine gelişmesi
C) Yatırımların maliyetinin yükselmeye devam etmesi
D) Ülke içi bölüşümün bozulması
E) Rekabet gücünün yapısal hale gelmesi ______

19. 2001 yılında Türkiye’de imalat sanayi katma değerinin GSMH içindeki payı yüzde kaçtır?
A) 10 B) 15 C) 20 D) 35 E) 50

20. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de 1980-1990 döneminde yaşanan ihracat artışının nedenlerinden biri değildir?
A) İşgücü maliyetlerinin düşürülmesi
B) Devir alınan sanayi kapasitesinin daha etkin kullanılması
C) İmalat sanayi yatırımlarının hızlı bir artış göstermesi
D) İÇ talebin kısılması ile atıf kalan kapasitenin dış pazarlara yönlendirilmesi
E) İhracat fiyatlarının düşürülmesi

21. Türkiye’de imalat sanayi ihracatının GSMH içindeki payı ilk kez hangi yıl %10′un üzerine çıkmıştır?
A) 1985 B) 1989 C) 1994 D) 2000 E) 2

22. Özel sektör katma değerinin alt sektörlere göre dağılımına göre, en çok katma değer üreten iki sektör aşağıdakilerden hangileridir?
A) Toprak ve Anametal B) Gıda ve Kimya C) Gıda ve Orman
D) Makine ve dokuma E) Kağıt ve Orman

23. Kamu sektöründe katma değer payı istihdam payından yüksek olan tek sektör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Toprak B) Kimya C) Orman D) Dokuma E) Gıda

24. Fiyatların doğrudan maliyetleri karşılayacak ve ek olarak da belli bir kâr yüzdesi sağlayacak biçimde belirlenmesine ne ad verilir?
A) Monopolcü rekabet B) Rekabetçi fiyat C) Maliyetine satış
D) Başabaş noktası E) Mark-up fiyatlama

25. Asağıdakilerden hangisi tarımsal üretim faaliyetlerinin doğa koşullarına bağımlılığı ile ilişkili olan evrensel özelliklerinden biri değildir?
A) Talep artış hızı D) Tarımsal ürünlerin pazarlanması
B) Fiyat ve gelir istikrarsızlığı E) Arz fonksiyonunun yapısı
C) Mevsimlik iş hacmi değişimi

26. Türkiye tarımı île ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Alt yapısı yetersiz ve bozuktur
B) Girdi ve çıktı üretim ve pazarlamasında sorunlu bir yapı taşımaktadır.
C) Türkiye’nin sosyolojik ve ekonomik yapısı içinde önemli yer tutmaktadır
D) Doğa koşullarından görece bağımsız üretim yapabilir
E) önemli ölçüde gizli işsizlik barındırmakladır

27. Tarımsal üretim artışı önündeki en. önemli engeli oluşturan ve 17 şubat 1925 tarihinde kaldırılan vergi aşağıdakiler den hangisidir?
A) Gelir vergisi
B) Katma değer vergisi
C) Aşar vergisi
D) Konut vergisi
E) Taşıt vergisi

28. Tarımsal girdi ve teknoloji kullanım düzeyinde önemli bir ilerleme olmadan, geleneksel biçimlerde ve çoğunlukla düşük verimlilik değerleri ile sürdürülen tarımsal üretim biçimi ne ne ad verilir?
A) Yoğun tarım
B) Ticari tarım
C) Teknolojik tarım
D) Yaygın tarım
E) Modern tarım

29. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye kırsalındaki yoksulluğu derinleştiren ve kırdan kente göçü hızlandıran sürecin aşamalarından biri değildir?
A) Tarım desteklerinin kapsamının daraltılması
B) Tarım alanında özelleştirmeler yapılması
C) Yeniden yapılandırılan tarımsal kamu yönetiminin etkinlik kaybı olması
D) Toprak reformunun tamamlanması
E) İc ticaret hadlerinin tarım alevhine gelismesi

30. 1920, 1980 ve 2000′H yılların başında tarımın GSMH’daki payı doğru olarak sırasıyla aşağıdaki terden hangisinde verilmiştir?
A) %70-%20-%15
B) %60-%50-%10
C) %45-%25-%13
D) %25-%40-%15
E) %15-%25-%35

CEVAPLAR
1-E 11-C 21-C
2-E 12-B 22-B
3-C 13-D 23-D
4-B 14-A 24-E
5-B 15-C 25-D
6-E 16-E 26-D
7-B 17-B 27-C
8-C 18-E 28-D
9-A 19-C 29-D
10-C 20-C 30-C

TÜRKİYE EKONOMİSİ 2005-2006 ARA SINAV SORULARI
1. Tımar sistemi askeri işlevini yitirince Osmanlı Devleti tarımı vergilendirmek için 16. ve 17. yüzyılda aşağıdakilerden hangisine başvurmuştur?
A) Tarım ürünlerinin ihracatı ve ithalatı yasaklanmıştır.
B) Tarım arazilerine sanayi tesisleri kurulması teşvik edilmiştir
C) Köylünün vergi yükü azaltılmıştır.
D) İltizam sistemi yaygınlaştırılmıştır.
E) Avrupalı tacirlerin gümrük vergileri arttırılmıştır.

2. Aşağıdakiler den hangisi 1838′de İngiltere ile imzalanan ve Osmanlı devletinin iktisadi tavizler verdiği Balta Limanı Anlaşmasının hükümlerinden biri değildir?
A) Devletin Avrupa’ya hammadde ihracatını kontrol etme hakkından vazgeçmesi
B) Devletin gereğinde ihracata yeni vergi salma hakkından vazgeçmesi
C) Yabancı tacirlerin ülkeden aldıkları hammaddenin ücretsiz kendi ülkelerine taşınması
D) Osmanlı devletinin kendi gümrük vergilerini Avrupa devletleriyle birlikte saptamayı kabul etmesi
E) Yabancı tacirlerin iç gümrük vergilerinden muaf tutulması

3. Osmanlı devletinde bütçe açıklarının zorlamasıyla başvurulan yöntemlerden biri olan, metalist para sistemlerinde paranın içindeki değerli maden oranını azaltma işlemine ne ad verilir?
A) Tağşiş B) Ayan C) Kaime D) Tımar E) Dirlik

4, Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devletinin Avrupalı sermayedarların baskıları sonucu gerçekleştirdiği ilk borçlanmanın kullanıldığı alanlardan biri değildir?
A) Saray inşaatları B) Sanayi yatırımları C) Cari harcamalar
D) Maaş ödemeleri E) Donanma harcamalar ı

5.Aşağıdakilerden hangisi 20. yüzyılın başlarında büyük toprak sahiplerinin ve ticaret sermayesinin Osmanlı iktisat politikası ile ilgili görüşlerinden biri değildir?
A) Ticaret serbestisinin olması
B) Osmanlı ekonomisinin tarımda uzmanlaşmasının gerekli olması
C) Kendine yeten milli bir ekonominin kurulması
D) Yabancı sermaye yatırımlarının serbest olması
E) Devletin tarımı destekleyip ulaştırma alt yapıyı geliştirmesi

6. Asağıdakilerden hangisi 1929′daki iktisadi buhranın ekonomi üzerindeki etkilerini azaltmak için Türkiye’de uygulanan politikalardan biri değildir?
A) Uluslararası piyasalardan daha fazla borçlanılması
B) Devletin ithal ikameci sanayileşmeye yönelmesi
C) Dış ticaret kontrolü uygulanması
D) Kambiyo işlemlerinin kontrol altına alınması
E) Özel sanayinin fiyatları ve banka faiz hadlerine müdahale edilmesi

7. Türkiye’de net faktör gelirlerinin genellikle artı değer almasının en önemli nedeni aşağıdaki terden hangisidir?
A) Turizm giderlerinin düşük olmasıdır
B) Kâr transferlerinin düşük olmasıdır
C) Dış borç faiz ödemelerinin düşük olmasıdır.
D) İÇ borç faizlerinin yüksek olmasıdır.
E) İşçi dövizi girişilin yüksek olmasıdır.

8. Dünya Bankası’nın Atlas yöntemi olarak adlandırdığı ve ülkelerin gayri safi milli hasılalarını dolara çevirmelerinde kullanılan yönteme göre, ülkelerin milli gelirleri dolara çevrilirken aşağıdakilerden hangisi kullanılır?
A) Nominal döviz kuru ile reel döviz kuru farkı
B) Son on yıl m döviz kurlarının ortalamaları
C) Son elli yılın döviz kurlarının geometrik ortalaması
D) Cari yılın döviz kuru ile önceki iki yılın döviz kurlarının ortalaması
E) Cari yılın döviz kuru

9.Türkiye de GSYIH nın bölgeler itibariyle dağılımı incelendiğinde GSYİH’ dan aldıkları pay en_yüksek ve en düşük olan bölgeler sırasıyla hangi seçenekte verilmiştir?
A) Marmara Bölgesi – Güneydoğu Anadolu Bölgesi
B) Marmara Bölgesi – Doğu Anadolu Bölgesi
C) Akdeniz Bölgesi – Doğu Anadolu Bölgesi
D) İÇ Anadolu Bölgesi – Karadeniz Bölgesi
E) Ege Bölgesi – Güneydoğu Anadolu Bölgesi

10.Türkiye’nin GSMH’ sı incelendiğinde ilk göze çarpan özellik aşağıdakiler den hangisidir?
A) Sürekli negatif değerler alan büyüme hızlar
B) %15′in üzerinde gerçeklesen büyüme hızları
C) Sürekli pozitif değerler alan büyüme hızları
D) İstikrarsız büyüme hızları E) Ekonomik daralmanın yaşanmaması

11. Ekonominin büyüklüğünü gösteren ve ekonominin bütününe ilişkin en temel kavram olan gayri safi milli hasıla aşağıdakiler den hangileriyle hesaplanabilir?
A) Toplama, fark ve üstel B) Gelir, gider ve faiz C) Üretim, gelir ve harcamalar
D) Sermaye emek ve girişimci E) Üretim, dağıtım ve paylaşım

12. Genellikle bir yılda, bir ülke sınırları içerisinde üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeri aşağıdakiler den hangisiyle ölçülür?
A) GSYİH B) GSMH C) Cari Açık D) Dış Borç E) Büyüme

13. Ücretlerin düşük tutulması maliyetlerin düşürülmesi aracılığıyla ihracatı olumlu etkilerken, hangi faktörden dolayı yatırımları olumsuz etkilemektedir?
A) Ücretlerin talep etkisi B) İkame etkisi C) Mevsimsel etki
D) Teknoloji etkisi E) Rekabet etkisi

14. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de 1980 yılında başlayan mal hareketlerinin serbestleşmesi ve ihracata yönelik büyüme ile birlikte özel sektör yatırımlarında gözlenen azalmanın sebeplerinden biri değildir?
A) Devalüasyonlar sonucunda yatırım malı fiyatlarının hızla yükselmesi
B) Yabancı sermaye girişlerinin az olması
C) Yüksek enflasyonun belirsizlik ve istikrarsızlık yaratması
D) Reformların yavaş yapılması
E) Politik belirsizlik olması

15. Türkiye’de ticarete konu olmayan sektörlerde görülen göreli yatırım artışını etkileyen en temel iki faktör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Finansal yapının bozulması ve bankacılık sektörünün kırılganlasması
B) Faiz oranlarının yükselmesi ve sermaye girişinin azalması
C) Dış borçların ve cari açığın artması
D) Kamu yatırımlarının azalması ve faiz oranlarının yükselmesi
E) Türk lirasındaki değerlenme ve tüketim talebinin yükselmesi

16. Aşağıdakilerden hangisi özel sektörün yatırım yaptığı ticarete konu olmayan sektörlerden biri değildir?
A) Enerji B) Ulaştırma- haberleşme C) Konut D) Sağlık E) Tarım

17. Yatırımlarla ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) İnşaat yatırımları sadece kamu sektörü tarafından yapılan yatırımları kapsar.
B) Sabit sermaye stokunu arttırmak için her yit yapılan ilaveler yatırım olarak değerlendirilir.
C) Yatırım amaçlı binek otolar makine-teçhizat yatırımına dahildir.
D) Stok değişmeleri de yatırımların bir unsurudur.
E) Sabit sermaye yatırımları makine-teçhizat ve inşaat olmak üzere iki alt gruba ayrılabilir

18. 1968 ile 2001 yılları arasındaki dönemde Türkiye’de toplam yatırımların GSMH’ ya oranı hangi aralıkta gerçekleşmiştir?
A) 5-10 B) 10-15 C) 15-20 D) 20-25 E) 30-35

19. Türkiye’de imalat sanayi ihracatının GSMH içindeki payı ilk kez hangi yıl %10′un üzerine çıkmıştır?
A) 1985 B) 1989 C) 1994 D) 2000 E) 2

20. Özel sektör katma değerinin alt sektörlere göre dağılımına göre, en çok katma değer üreten İki sektör aşağıdakilerden hangileridir?
A) Kâğıt ve orman B) Makine ve dokuma C) Gıda ve orman
D) Toprak ve anametal E) Gıda ve kimya

21. Fiyatların doğrudan maliyetleri karşılayacak ve ek olarak da belli bir kâr yüzdesi sağlayacak biçimde belirlenmesine ne ad verilir?
A) Maliyetine satış B) Başabaş noktası C) Monopolcü rekabet
D) Mark-up fiyatlama E) Rekabetçi fiyat

22. Kamu sektöründe katma değer payı İstihdam payından yüksek olan tek sektör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Gıda B) Toprak C) Orman D) Kimya E) Dokuma

23. 2001 yılında Türkiye’de imalat sanayi katma değerinin GSMH içindeki payı yüzde kaçtır?
A) 10 B) 15 C) 20 D) 35 E) 50

24. Aşağıdakiler den hangisi Türkiye’de 1980-1990 döneminde yaşanan ihracat artışının nedenlerinden biri değildir?
A) İmalat sanayi yatırımlarının hızlı bir artış göstermesi
B) Devir alınan sanayi kapasitesinin daha etkin kullanılması
C) İhracat fiyatlarının düşürülmesi
D) İç talebin kısılması ile atıl kalan kapasitenin dış pazarlara yönlendirilmesi
E) İşgücü maliyetlerinin düşürülmesi

25. Tarımsal girdi ve teknoloji kullanım düzeyinde önemli bir ilerleme olmadan, geleneksel biçimlerde ve çoğunlukla düşük verimlilik değerleri ile sürdürülen tarımsal üretim biçimine ne ad verilir?
A) Modern tarım B) Teknolojik tarım C) Ticari tarım
D) Yoğun tarım E) Yaygın tarım

26. Tarımsal üretim artışı önündeki en_ önemli engeli oluşturan ve 17 şubat 1925 tarihinde kaldırılan vergi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Konut vergisi
B) Katma değer vergisi
C) Gelir vergisi
D) Taşıt vergisi
E) Aşar vergisi

27. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye kırsalındaki yoksulluğu derinleştiren ve kırdan kente göçü hızlandıran sürecin aşamalarından biri değildir?
A) Tarım desteklerinin kapsamının daraltılması
B) Tarım alanında özelleştirmeler yapılması
C) İç ticaret hadlerinin tarım aleyhine gelişmesi
D) Yeniden yapılandırılan tarımsal kamu yönetiminin etkinlik kaybı olması
E) Toprak reformunun tamamlanması
28. 1920, 1980 ve 2000′li yılların başında tarımın GSMH’ daki payı doğru olarak sırasıyla aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
A) %70-%20-%15
B) %60-%50-%10
C) %45-%25-%13
D) %25-%40-%15
E) %15-%25-%35
29. Aşağıdakilerden hangisi tarımsal üretim faaliyetlerinin doğa koşullarına bağımlılığı ile ilişkili olan evrensel özelliklerinden biri değildir?
A) Mevsimlik iş hacmi değişimi
B) Tarımsal ürünlerin pazarlanması
C) Arz fonksiyonunun yapısı
D) Talep artış hızı
E) Fiyat ve gelir istikrarsızlığı
30. Türkiye tarımı ile ilgili olarak aşağıdaki İfadelerden hangisi yanlıştır?
A) Altyapısı yetersiz ve bozuktur.
B) Doğa koşullarından görece bağımsız üretim yapabilir.
C) Türkiye’nin sosyolojik ve ekonomik yapısı içinde önemli yer tutmaktadır
D) Girdi ve çıktı üretim ve pazarlamasında sorunlu bir yapı taşımaktadır
E) Önemli ölçüde gizli işsizlik barındırmaktadır.

CEVAPLAR
1-D 11-C 21-D
2-C 12-A 22-D
3-A 13-A 23-C
4-B 14-B 24-A
5-C 15-E 25-E
6-A 16-E 26-E
7-E 17-A 27-E
8-D 18-D 28-C
9-B 19-C 29-B
10-D 20-B 30-B

TÜRKİYE EKONOMOSİ 2006-2007 ARA SINAV SORULARI

1. Osmanlı İmparatorluğu’nda Has, Zeamet, Tımar topraklarına verilen genel isim aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ayan B) İkta C) Dirlik D) Tağşiş E) Kaime
2. Osmanlı İmparatorluğu’nda 16-18. yüzyıllarda hakim olan kapitalizm-öncesi üretim tarzında, devletin, ordunun, bilimsel, sanatsal, kültürel faaliyetlerin başlıca maddi kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tarımsal vergiler B) Sanayi üretimi C) Savaş ganimetler
D) Dış borçlar E) Gümrük vergileri
3. Tımar sistemi askeri işlevini yitirince Osmanlı Devletî tarımı vergilendirmek için 16. ve 17. yüzyılda aşağıdakîlerden hangisine başvurmuştur?
A) Tarım ürünlerinin ihracatı ve ithalatı yasaklanmıştır.
B) İltizam sistemi yaygınlaştırılmıştır.
C) Tarım arazilerine sanayi tesisleri kurulması teşvik edilmiştir.
D) Avrupalı tacirlerin gümrük vergileri arttırılmıştır.
E) Köylünün vergi yükü azaltılmıştır.
4, Aşağıdakilerden hangisi 19. yüzyılda sanayi devriminin etkisi altında merkez ülkelerde yaşanan gelişmelerden biri değildir?
A) Merkez ülkelerin sömürgeleştiremedikleri ülkelerin ekonomilerine ticaret yoluyla ve sermaye ihracı yoluyla
nüfuz etmesi
B) Merkez ülkelerin kendi sanayicilerini rekabetten korumak için yoğun çaba göstermesi
C) Merkez ülkelerin sermayedar sınıfının tarımı ve sanayiyi makineleştirmesi
D) Merkez ülkelerin çevre ülkelerle tüm ekonomik bağlantılarını koparması
E) Merkez ülkelerin sanayileşmemiş ülkelerin insan gücünü sömürüp doğal kaynaklarını talan etmesi
5. Aşağıdakilerden hangisi 1838′de İngiltere ile imzalanan ve Osmanlı devletinin iktisadi tavizler verdiği Balta Limanı Anlaşması’nın hükümlerinden biri değildir?
A) Yabancı tacirlerin ülkeden aldıkları hammaddenin ücretsiz kendi ülkelerine taşınması
B) Yabancı tacirlerin iç gümrük vergilerinden muaf tutulması
C) Devletin Avrupa’ya hammadde ihracatını kontrol etme hakkından vazgeçmesi
D) Devletin gereğince ihracata yeni vergi salma hakkından vazgeçmesi
E) Osmanlı devletinin kendi gümrük vergilerini Avrupa devletleriyle birlikte saptamayı kabul etmesi
6. Osmanlı devletinde bütçe açıklarının zorlamasıyla başvurulan yöntemlerden biri olan, metalist para sistemlerinde paranın içindeki değerli maden oranını azaltma işlemine ne ad verilir?
A) Kaime B) Tımar C) Ayan D) Tağşiş E) Dirlik
7. Ekonominin büyüklüğünü gösteren ve ekonominin bütününe ilişkin en temel kavram olan gayri safî milli hasıla aşağıdakilerden hangileriyle hesaplanabilir?
A) Üretim, gelir ve harcamalar B) Üretim, dağıtım ve paylaşım
C) Toplama, fark ve üstel D) Sermaye emek ve girişimci E) Gelir, gider ve faiz
8. Genellikle bir yılda, bir ülke sınırları içerisinde üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeri aşağıdakiler den hangisiyle ölçülür?
A) GSMH B) Büyüme C) GSYİH D) Cari Açık E) Dış Borç
9. Türkiye’de net faktör gelirlerinin genellikle artı değer almasının en. önemli nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) İç borç faizlerinin yüksek olmasıdır.
B) İşçi dövizi girişinin yüksek olmasıdır.
C) Turizm giderlerinin düşük olmasıdır.
D) Dış borç faiz ödemelerinin düşük olmasıdır
E) Kâr transferlerinin düşük olmasıdır.
10. Dünya Bankası’nın Atlas yöntemi olarak adlandırdığı ve ülkelerin gayri safi milli hasılalarını dolara çevirmelerinde kullanılan yönteme göre, ülkelerin milli gelirleri dolara çevrilirken aşağıdakiler den hangisi kullanılır?
A) Son on yılın döviz kurlarının ortalamaları
B) Cari yılın döviz kuru
C) Nominal döviz kuru ile reel döviz kuru farkı
D) Son elli yılın döviz kurlarının geometrik ortalaması
E) Cari yılın döviz kuru ile önceki iki yılın döviz kurlarının ortalaması
11. Türkiye’de GSYİH’ nın bölgeler itibarîyle dağılımı incelendiğinde GSYİH’dan aldıkları paydan yüksek ve en düşük olan bölgeler sırasıyla hangi seçenekte verilmiştir?
A) Marmara Bölgesi – Güneydoğu Anadolu Bölgesi
B) Ege Bölgesi – Güneydoğu Anadolu Bölgesi
C) Marmara Bölgesi – Doğu Anadolu Bölgesi
D) Akdeniz Bölgesi – Doğu Anadolu Bölgesi E) İç Anadolu Bölgesi – Karadeniz Bölgesi
12. Türkiye’nin GSMH’ sı incelendiğinde ilk göze çarpan özellik aşağıdakilerden hangisidir?
A) %15′in üzerinde gerçekleşen büyüme hızları
B) Sürekli pozitif değerler alan büyüme hızları
C) Ekonomik daralmanın yaşanmaması
D) Sürekli negatif değerler alan büyüme hızları
E) İstikrarsız büyüme hızları
13. Yatırımlarla ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Stok değişmeleri de yatırımların bir unsurudur.
B) İnşaat yatırımları sadece kamu sektörü tarafından yapılan yatırımları kapsar
C) Sabit sermaye stokunu arttırmak için her yıl yapılan ilaveler yatırım olarak değerlendirilir.
D) Yatırım amaçlı binek otolar makine-teçhizat yatırımına dahildir.
E) Sabit sermaye yatırımları makine-teçhizat ve inşaat olmak üzere iki alt gruba ayrılabilir.
14, 1968 ile 2001 yıllan arasındaki dönemde Türkiye’de toplam yatırımların GSMH’ ya oranı hangi aralıkta gerçekleşmiştir?
A) 5-10 B) 10-15 C) 15-20 D) 20-25 E) 30-35
15. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de 1980 yılında başlayan mal hareketlerinin serbestleşmesi ve ihracata yönelik büyüme İle birlikte özel sektör yatırımlarında gözlenen azalmanın sebeplerinden biri değildir?
A) Politik belirsizlik olması
B) Devalüasyonlar sonucunda yatırım malı fiyatlarının hızla yükselmesi
C) Yüksek enflasyonun belirsizlik ve istikrarsızlık yaratması
D) Reformların yavaş yapılması
E) Yabancı sermaye girişlerinin az olması
16. Ücretlerin düşük tutulması maliyetlerin düşürülmesi aracılığıyla ihracatı olumlu etkilerken, hangi faktörden dolayı yatırımları olumsuz etkilemektedir?
A) Mevsimsel etki B) İkame etkisi C) Rekabet etkisi
D) Teknoloji etkisi E) Ücretlerin talep etkisi
17. Türkiye’de ticarete konu olmayan sektörlerde görülen göreli yatırım artışını etkileyen en temel iki faktör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Finansa yapının bozulması ve bankacılık sektörünün kırılganlaşması
B) Dış borçların ve cari açığın artması
C) Faiz oranlarının yükselmesi ve sermaye girişinin azalması
D) Türk lirasındaki değerlenme ve tüketim talebinin yükselmesi
E) Kamu yatırımlarının azalması ve “faiz oranlarının yükselmesi
18. Aşağıda kilerden hangisi özel sektörün yatırım yaptığı ticarete konu olan sektörlerden biridir?
A) Konut B) Sağlık C) Ulaştırma-haberleşme D) Tanrı E) Enerji
19. 2001 yılında Türkiye’de imalat sanayi katma değerinin 6SMH içindeki payı yüzde kaçtır?
A) 10 B) 15 C) 20 D) 35 E) 50
20. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de 1980-1990 döneminde yaşanan ihracat artışının nedenlerinden biri değildir?
A) İhracat fiyatlarının düşürülmesi
B) İmalat sanayi yatırımlarının hızlı bîr artış göstermesi
C) Devir alınan sanayi kapasitesinin daha etkin kullanılması
D) İç talebin kısılması ile atıl kalan kapasitenin dış pazarlara yönlendirilmesi
E) İşgücü maliyetlerinin düşürülmesi
21. Türkiye’de imalat sanayi ihracatının GSMH içindeki payı ilk kez hangi yıl %10′un üzerine çıkmıştır?
A) 1985 B) 1989 C) 1994 D) 2000 E) 2
22. Özel sektör katma değerinin alt sektörlere göre dağılımına göre, en çok katma değer yaratan iki sektör aşağıdakilerden hangileridir?
A) Makine ve dokuma B) Gıda ve Orman C) Gıda ve Kimya
D) Toprak ve Anametal E) Kağıt ve Orman
23. Kamu sektöründe katma değer payı istihdam payından yüksek olan tek sektör aşağıdakîlerden hangisidir?
A) Toprak B) Kimya C) Orman D) Dokuma E) Gıda
24. Fiyatların doğrudan maliyetleri karşılayacak ve ek olarak da belli bir kar yüzdesi sağlayacak biçimde belirlenmesine ne ad verilir?
A) Mark-up fiyatlama
B) Rekabetçi fiyat
C) Maliyetine satış
D) Monopolcü rekabet
E) Başabaş noktası

25. Aşağıdakilerden hangisi tarımsal üretim faaliyetlerinin doğa koşullarına bağımlılığı ile
ilişkili olan evrensel özelliklerinden biri değildir?
A) Mevsimlik İş hacmi değişimi
B) Tarımsal ürünlerin pazarlanması
C) Arz fonksiyonunun yapısı
D) Talep artış hızı
E) Fiyat ve gelir İstikrarsızlığı
26. Türkiye tarımı ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Doğa koşullarından görece bağımsız üretim yapabilir
B) Altyapısı yetersiz ve bozuktur.
C) Girdi ve çıktı üretim ve pazarlamasında sorunlu bir yapı taşımaktadır.
D) önemli ölçüde gizli işsizlik barındırmaktadır.
E) Türkiye’nin sosyolojik ve ekonomik yapısı içinde önemli yer tutmaktadır.
27, Tarımsal üretim artışı önündeki en. önemli engeli oluşturan ve 17 şubat 1925 tarihinde kaldırılan vergi asağıdakilerden hangisidir?
A) Konut vergisi
B) Katma değer vergisi
C) Gelir vergisi
D) Taşıt vergisi
E) Aşar vergisi
28. Tarımsal girdi ve teknoloji kullanım düzeyinde önemli bir ilerleme olmadan, geleneksel biçimlerde ve çoğunlukla düşük verimlilik değerleri ile sürdürülen tarımsal üretim biçimine ne ad verilir?
A) Yoğun tarım
B) Ticari tarım
C) Teknolojik tarım
D) Yaygın tarım
E) Modern tarım
29. Aşağıdakiler den hangisi Türkiye kırsalındaki yoksulluğu derinleştiren ve kırdan kente göçü hızlandıran sürecin aşamalarından biri değildir?
A) Tarım desteklerinin kapsamının daraltılması
B) Tarım alanında özelleştirmeler yapılması
C) İç ticaret hadlerinin tarım aleyhine gelişmesi
D) Yeniden yapılandırılan tarımsal kamu yönetiminin etkinlik kaybı olması
E) Toprak reformunun tamamlanması
30. 1920, 1980 ve 2000′li yılların başında tarımın GSMH’ daki payı doğru olarak sırasıyla aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
A) %70-%20-%15
B) %60-%50-%10
C) %45-%25-%13
D) %25-%40-%15
E) %l5-%25-%35

CEVAPLAR
1-C 11-C 21-C
2-A 12-E 22-A
3-B 13-B 23-B
4-D 14-D 24-A
5-A 15-E 25-B
6-D 16-E 26-A
7-A 17-D 27-E
8-C 18-D 28-D
9-B 19-C 29-E
10-E 20-B 30-C

TÜRKİYE EKONOMOSİ 2007-2008 ARA SINAV SORULARI

1. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında tarımda iltizam yoluyla toplanan aşar vergisinin kaldırılmasının yol açtığı vergi kaybı aşağıdakilerden hangisiyle karşılanmıştır?
A) Dolaylı vergi oranları artırılarak
B) Özelleştirme gelirleriyle
C) Avrupa’dan sağlanan hibelerle
D) Osmanlı hazinesinden değerli eşyaların satışıyla
E) Bir defalık uygulanan varlık vergisiyle
2. 19. yüzyılda Anadolu’da zanaat üretimini zayıflatan ve zanaatları ucuz emeğe dayanan faaliyetlerde yoğunlaşmaya mecbur eden olay aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yeniçerilerin ayaklanması
B) Tarımsal üretimin gerilemesi
C) Paranın İçindeki değerli maden oranının azaltılması
D) Avrupa’dan ucuz sınai mamul ithalatı
E) Yabancı sermaye yatırımlarının artması
3. Avrupalı sermayedarların Osmanlı Devletine kendilerine borçlanması için baskı yapmasının nedeni aşağıdakîlerden hangisidir?
A) Tarımsal yapının gelişme potansiyelinin olması
B) Osmanlı imparatorluğu’nun gelişmesine katkı yapma isteğinin olması
C) Osmanlı imparatorluğu’nda fiyat istikramın sağlanması
D) Borç faizinin çok düşük olması
E) Osmanlı bütçe açıklarının kazançlı bir plasman alanı olması
4. Tımar sistemi işlevini yitirince 16. ve 17.yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nin tarımı vergilendirmek İçin yaygınlaştırdığı sistem aşağıdakilerden hangisidir?
A) Dirlik B) İltizam C) Zeamet D) Kapitülasyon E) Transit ticaret
5. Aşağıdakilerden hangisi 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin karşılaştığı yeni sorunlardan biridir?
A) Ekilen toprağın verimsizleşmesi
B) Devlet yönetiminde görevli kişilere dirlik tahsis edilmesi
C) Avrupa ülkelerinde askeri teknolojinin gelişmesi
D) Sermaye birikiminin artması
E) Toprağın mülkiyetinin el değiştirmesi
6. Aşağıdakilerden hangisi 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa devletlerinin tacirlerine Osmanlı ülkesinde ticaret yapma, yolculuk yapma hakkı gibi imtiyazlar verilmesinin nedenlerinden biridir?
A) Loncaların gelişmesini engellemek
B) Yerli tüccarları korumak
C) Transit ticaretten sağlanan vergi gelirlerini artırmak
D) Dış ticaret fazlası yaratmak
E) Sermaye birikimini kontrol altında tutmak
7- Aşağıdakilerden hangisi GSYİH içindeki payı istihdam içindeki payından yüksek olan sektörlerden bîrî değildir?
A) Ticaret B) Enerji C) İmalat D) Ulaştırma E) Tarım
8. 1985 yılında GSYİH içindeki payı %25′lere ulaşan, daha sonraki yıllarda ise payı oldukça durağan kalan sektör
aşağıdakilerden hangisidir?
A) Turizm B) Sanayi C) Eğitim D) Tarım E) Hizmet
9. Kişi başına milli gelir rakamları hesaplanırken yapılan en önemli varsayım aşağıdakilerden hangisidir?
A) Nüfus artış hızının %2 olması
B) Enflasyonun olmaması
C) Büyüme hızının sabit olması
D) GSMH’ nin bireyler arasında eşit bölüşülmesi
E) Doğum oranının ölüm oranından yüksek olması
10. Bir ekonominin büyüklüğü konusunda ilk fikri veren ölçüt aşağıdakilerden hangisidir?
A) Dış borç B) Enflasyon oranı C) Cari açık D) Milli gelir E) İç Borç
11. Türkiye’de yurtiçi tasarrufların üzerinde yatırım yapılmasını mümkün kılan faktör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yüksek enflasyon oranları
B) Memur maaş zammının enflasyon oranının altında belirlenmesi
C) Asgari ücretin düşük tutulması
D) Dış kaynak kullanımı
E) Döviz kurunun düşük tutulması
12. Türkiye’de gelirin fonksiyonel dağılımı incelendiğinde toplam gelirden en cok pay alan kesim aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yevmiyeli çalışanlar B) Emek geliri elde edenler C) Tarımda kira, faiz ve kâr geliri elde edenler
D) Ücretsiz aile İşçileri E) Tarım dışı kira. faiz ve kâr geliri elde edenler
13. Ticarete konu olan sektörlerde maliyet artışlarının fiyatlara yansıtılamamasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sık yapılan devalüasyonlar
B) Devletin getirdiği yasaklar
C) Muhasebe standartlannın uyumsuzluğu
D) Uluslararası ticarette oluşan rekabetçi fiyatlar
E) Uluslararası anlaşmaların bağlayıcı hükümleri
14. Aşağıdakilerden hangisi ticarete konu olmayan sektörlerde görülen göreli yatırım artışını etkileyen temel faktörlerden biridir?
A) Tüketim talebinin yükselmesi
B) Türk lirasının değer kaybetmesi
C) Döviz kurunun istikrarsız olması
D) Para arzının sabit tutulması
E) Faiz oranlarının yükselmesi
15. Aşağıdakilerden hangisi yatırımları olumsuz etkileyen faktörlerden biri deöMdir?
A) Cari açığın azalması
B) Sermaye girişi ile birlikte faiz oranının yükselmesi
C) Kamu yatırımlarının azalması
D) Dış borçların artması
E) Devalüasyon beklentilerinin kuvvetlenmesi
16. Türkiye ekonomisinde düşük iç talep dönemlerinde yatırımların azalması aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?
A) Mevsimsel etki
B) Doğrudan yabancı sermaye yatırımlannın azlığı
C) Konjonktürel dalgalanmalar
D) Vergi oranlarının yüksekliği
E) Ücretlerin talep etkisi
17. Dünya Bankası 2002 yılı verilerine göre en fazla net doğrudan yabancı sermaye girişi olan ülke aşağıdakiler den hangisidir?
A) Tayland B) Rusya C) Brezilya D) Arjantin E) Çin
18. Türkiye’de 1988-1998 yılları arasında doğrudan sermaye girişi hangi değerler arasında gerçekleşmiştir ?
A) 500 milyon- 1 milyar $
B) 3 milyar- 5 milyar $
C) 5milyar- 10milyar $
D) 10milyar- 15milyar$
E) 15milyar- 20milyar $
19.Fînansal serbestlik uygulamalarının ilk dönemi olan 1989-1993 döneminde dînamîk ve kapasite kullanım oranına dayalı bir büyüme kalıbı görüldüğü dönemde verimlilik, istihdam ve yatırımlarla ilgili aşağıdakiierden hangisi söylenebilir?
A) Verimlilik İstihdam ve yatırımların üçü birlikte artmaktadır
B) Verimlilik azalmakta, istihdam ve yatırımlar artmaktadır
C) Verimlilik ve İstihdam artmakta, yatırımlar düşük kalmaktadır
D) Verimlilik ve istihdam azalmakta, yatırımlar artmaktadır
E) Verimlilik istihdam ve yatırımların üçü birlikte azalmaktadır
20. Türk imalat sanayinde ücretler dışındaki maliyetleri (girdi maliyetlerini) etkileyen en önemli unsur aşağıdakilerden hangisidir?
A) Reel döviz kuru B) Asgari ücret C) Nominal faiz oranı D) Elektrik birim fiyatı E) Vergi oranı
21.İmalat sanayinde kar payları ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Ekonominin 1980 sonrası dışa açılmasıyla kâr payları yükselmiştir.
B) İç talebe dayalı büyümenin yaşandığı 1989-1994 döneminde kâr payları düşüktür.
C) Kâr payları 1994 krizi ile birlikte artmıştır.
D) Kâr payları tüm alt sektörlerde aynıdır.
E) İthal ikameci sanayileşme döneminde kâr payları yüksektir.
22.İmalat sanayinde yaygın olarak r=(Q/(G+w))-1 mark-up fiyatlama yöntemi kullanıldığına göre kâr payı (mark-up oranı) aşağıdakilerden
hangisiyle artırılabilir? (Q=satışlar, C= Ücret dışı maliyetler, w=Ücretler, r= mark-up oranı)
A) Satışların azalması
B) Ücretlerin artması
C) Ücret dışı girdi maliyetlerinin artması
D) Satışların artması
E) Ücret ve ücret dışı maliyetlerin birlikte artması

23. Aşağıdakîlerden hangisi imalat sanayi alt sektörlerinin uluslararası sanayi sınıflandırmasına göre ayrıldığı alt sektörlerden biri değildir?
A) Çimento B) Gıda C) Dokuma D) Makine E) Kağıt
24. Kamu sektöründe imalat sanayi katma değerinde en fazla katma değer© sahip olan sektör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Gıda B) Çimento C) Kimya D) Seramik E) Demir-Çelik
25. Aşağıdakilerden hangisi 1990-1999 döneminde tarım sektöründe yaşanan gelişmelerden biri değildir?
A) Tarımsal KİT özelleştirmelerinin gerçekleştirilmesi
B) 1994 krizinin etkisi ile kazançların artması
C) İç ticaret hadlerinin tarım lehine gelişmesi
D) Desteklemeye konu olan tarımsal ürün sayısının azaltılması
E) Tarım politikalarının uluslararası kuruluşlarca dışsal olarak belirlenmesi
26. Türkiye’de 21. yüzyılın başında GSMH’ da tarımın payı ile istihdamda tarımın payı aşağıdakilerden hangisinde birlikte ve doğru olarak verilmiştir?
A) %5-%45
B) %13-%35
C) %20-%65
D) %30-%50
E) %45-%20
27. Ülkemizde kadın işgücünün en voğun olduğu sektör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Dokuma B) Sağlık C) Tarım D) Turizm E) İnşaat
28. Ülkemizde en son yaşadığımız iki büyük ekonomik krizden sonra genel istihdam düzeyinde önemli daralmalar yaşanırken, yalnızca tarım sektörünün istihdam düzeyi yükselmiştir.Bunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) İklim koşullarının iyi olması
B) Tarım sektöründeki canlanma
C) Tarımın barındırdığı atıl istihdam
D) Tarımsal ürün ihracatının artması
E) Tarımsal üretim teknolojisinin gelişmesi
29. Aşağıdakiler den hangisi doğrudan gelir desteği sisteminin Türkiye’nin tarımsal üretim yapısında yarattığı olumsuz sonuçlardan biri değildir?
A) Tarımsal üretimin en önemli gereklerinden olan finansın tarımdan daha da uzaklaşması
B) Köyden kente göçün azalması
C) Üretim planlamasını gerçekleştirmenin olanaksız hale gelmesi
D) Tüm girdiler pahalanırken doğrudan gelir desteğinin sabit tutulmasının çiftçinin durumunu kötüleştirmesi
E) Toprağı işleyeni değil mülk sahibini desteklemesi
30. Türkiye’de tarımsal üretim maliyetlerinin yüksek olmasında en önemli etken aşağıdakiler den hangisidir?
A) Tarımsal teknolojinin yeterince kullanılmaması
B) Tarımın altyapı sorunları ve girdi fiyatlarının pahalılığı
C) Tarımsal desteklemelerin yetersiz olması
D) Tarım sektöründe kalifiye eleman çalışmaması
E) Tarım sektöründe çalışanların eğitim düzeyinin düşük olması

CEVAPLAR1-A 11-D 21-E
2-D 12-E 22-D
3-E 13-D 23-A
4-B 14-A 24-C
5-C 15-A 25-B
6-C 16-E 26-B
7-E 17-E 27-C
8-B 18-A 28-C
9-D 19-C 29-B
10-D 20-A 30-B

Türkiye Ekonomisi  Ara  Sınav Sorular 2010

1- Osmanlı’da 16. ve 18. yüzyıllarda devletin, ordunun, bilimsel, sanatsal, kültürel faaliyetlerinin başlıca maddi kaynağı, aşağıdakilerden hangisidir?
A) Savaş ganimetleri
B) Tarımsal vergiler
C) Gelir vergisi
D) Hayvancılıktan elde edilen gelirler
E) Ticaretten elde edilen gelirler2- Aşağıdakilerden hangisi, tımar sisteminin askeri işlevini yitirince Osmanlı Devleti’nin tarımı vergilendirmek için uyguladığı sistemdir?
A) Dirlik sistemi
B) Ağalık sistemi
C) İltizam sistemi
D) Saltanat sistemi
E) İkta sistemi

3- Türkiye’de net faktör gelirlerinin genellikle artı değer almasını sağlayan kaynak, aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kâr transferleri
B) İşçi dövizleri
C) Borç faizleri
D) İthalat vergileri
E) Sabit sermaye tüketimi

4- Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında tarımda iltizam yoluyla toplanan Aşar Vergisi’nin kaldırılmasının yol açtığı vergi kaybı, aşağıdakilerden hangisiyle karşılanmıştır?
A) İç borçlanma
B) Dış borçlanma
C) Bir kerelik servet vergisi
D) Emisyon
E) Senyoraj geliri

5- Aşağıdakilerden hangisi, 24 Ocak 1980 kararları ile girilen yeni dönemin özelliklerinden biri değildir?
A) İç talebi daraltmak
B) Dışa açılma politikaları izlemek
C) Esnek kur politikası izlemek
D) İthal ikameci politikalar izlemek
E) Fiyat kontrollerini kaldırmak

6- Osmanlı devletinde 16. ve 17. yüzyılda tarımı vergilendirmek için devletin belirli bir yörenin vergi toplama yetkisini, açık artırma yöntemi ile mültezim denilen kişilere ihale ettiği sisteme ne ad verilir?
A) Ağalık
B) Sipahilik
C) İltizam
D) Saltanat
E) Tımar

7- Osmanlı İmparatorluğu 16.yy’da neden Avrupalı tacirlere imtiyaz hakları tanımıştır?
A) Transit geçişten kazandığı vergiyi arttırmak için
B) Savaştan çıkmak için
C) Ekonomik birliğe katılmak için
D) Yabancı yatırımları özendirmek için
E) Yabancı paraya ihtiyacı olduğu için

8- Osmanlı İmparatorluğu’nda vergisel üretim tarzı döneminde toprak mülkiyeti kime aittir?
A) Vakıflara
B) Şeyhülislama
C) Devlete
D) Vatandaşa
E) Ortak (Devlet-Vatandaş)

9- Milli Gelirin üretim faktörleri arasındaki dağılımına ne ad verilir?
A) Fonksiyonel gelir dağılımı
B) Dönemsel gelir dağılımı
C) Gerçek gelir dağılımı
D) Kişisel gelir dağılımı
E) Paretal gelir dağılımı

10- Ekonomik büyüklüğün en temel göstergesi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bireysel gelir
B) Milli gelir
C) Bölgesel gelir
D) Gini katsayısı
E) Lorenz Eğrisi

11- Dünya Bankası’nın ülkelerin gayrisafi milli hasılalarını dolara çevirirken kullandığı Atlas Yöntemi nasıl hesaplanmaktadır?
A) Cari yılın döviz kuru ile önceki iki yılın döviz kuru ortalaması alınır
B) Cari yılın enflasyon oranı ile önceki iki yılın enflasyon ortalaması alınır
C) İçinde bulunulan yılın döviz kuru ile önceki yılın döviz kurunun ortalaması alınır
D) Geçmiş iki yılın faiz oranlarının ortalaması alınır
E) Geçmiş yılın faiz oranından cari yılın enflasyon oranı çıkarılır

12- Farklı ulusal paraların eşit değerini ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir?
A) Satın alma gücü paritesi
B) Gini katsayısı
C) Korelasyon katsayısı
D) Stagflasyon
E) Enflasyon

13- Aşağıdakilerden hangisinde mevcut bir eko