25

Haziran
2012

Oruç İbadeti Sorulu-Cevaplı İslam Fıkhı(3)

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  400 Kez Okundu

Kadir Gecesi
SORU: Kadir gecesi ne zamandır? Kadir gecesinin İslâm’daki yeri nedir? Bu geceye niçin “kadir gecesi” adı verilmiştir? Kadir gecesi ne¬ler yapmalıyız?
CEVAP: İlim adamalarının çoğunluğu, kadir gecesinin ramazanın 27. gecesi olduğu görüşündedir. Bu görüşlerini de pek çok hadis riva¬yetine dayandırmaktadırlar.
Günler ve geceler arasında birbirinden faziletli ve üstün olanlar vardır. Bu fazilet ve üstünlük ya birtakım hatıralarla veya meydana ge¬len mucizelerle veya o gece ya da gündüzde eda edilen görevin özelli¬ği ile ilgilidir.
Bu noktadan bakıldığında kadir gecesi gecelerin en hayırlısıdır. Zira kadir gecesi, tarihteki en büyük olayla bağlantısı olan bir gecedir. Bilindiği üzere bu olay, Allah katından Hz. Muhammed’e Kur’an’ın in¬dirilmesi olayıdır.
Kur’an insanlığın önderi, beşeriyetin yönlendiricisidir. Kur’an hakkında ne dediğine kulak verelim:
Ne yüce ne mübarek O ki bütün âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Kur’an indirdi. (Furkan/1)
Kur’an-ı Kerim’in indirilme zamanına Kur’an’da üç yerde işaret edilmektedir:
Hâ mim ve kitab-ı mübin hakkı için, gerçekten biz onu (Kur’an’ı) mübarek bir gecede indirdik. Gerçekten biz uyarıcı göndeririz. Bir gece ki her hikmetli iş, o gecede ayırt edilir. (Duhan/1-5)
Biz onu kadir gecesinde indirdik. (Kadir/1)
O ramazan ayı ki insanları aydınlatmak için, doğruyu yanlıştan ayıran açıklayıcı Kur’an bu ayda indirildi. (Bakara/185)
Birinci ayetten Kur’an’ın büyük ve mübarek bir gecede indirildiğini, ikinci ayetten bu gecenin kadir gecesi olduğunu, üçüncü ayetten bu gecenin ramazan ayının gecelerinden biri olduğunu anlıyoruz.
Bu geceye bizzat Allah “kadir gecesi” adını vermiştir. Zira bu ge¬ce Allah’ın şereflendirdiği, değer verdiği bir gecedir. Öyle ki kadr ü kıymeti yüce olan bir kitabı, Allah’ın melekleri arasında kadr ü kıyme¬ti ve şerefi yüce olan Cebrail ile, kadr ü kıymet ve şerefi yüce olan bir peygamber’e indirmiştir. Kitabın hidayeti için gönderilen ümmet de yüksek bir şeref ve kadr ü kıymet sahibi olsun diye bu gecede Kur’an gönderilmiştir.
Kadir gecesi Kadir suresinde üç defa tekrar edilmiştir. Bu dikkati çeken noktalardan biridir.
Kadir gecesine nur gecesi diyebiliriz. Zira Hz. Allah bu gecede peygamberi Hz. Muhammed’i indirdiği Kur’an ile nurlandırmış dola-yısıyle onun ümmeti de bu nur ile nurlandırılmıştır.
Allah’ın farzl u keremi ve rahmeti ümmet-i Muhammedi hidayete sevk edip irşad ederek ve onların işlerini düzenleyerek onları nurlan-dırmıştır.
Bu gecede Kur’an’ın nuru dünyaya yayılmıştır. O Kur’an ki insan¬lığı sapıklıktan kurtarıp hidaye sevk etmiş, daha önceleri aşağılanmış iken şeref sahibi kılmıştır.
Bu gecede Allah’ın izin (ve emri) ile yeryüzüne melekler iner. Bu gece selamettir.
Bu nur ufukları doldurur ve aydınlatır. Zira Cenab-ı Hak: “O ge¬ce selâmet gecesidir” (Kadir/5) buyuruyor.
Bu gecede şafak vaktinin nuru vardır. Bu şafak, artık tüm zaman¬lar boyunca en şerefli ve mübarek olan kadir gecesinin sona erdiği an¬dır. Cenab-ı Hak: “Bir selamdır o (kadir gecesi) ta şafak batana kadar”
(Kadir/5) buyuruyor. (İşte bu özellikler sebebiyle bu geceye nur gecesi dense yeridir.)
Allah bu geceye böylesine değer vermekle bizim anladığımıza göre -gerçek muradı Allah bilir ya- biz müslüinanların dikkatini çek¬mek istemiştir. Tâ ki bu gecede indirilen nûr’a yönelelim; bu geceye gereken Önemi vererek onunla bağımızı güçlendirelim ve görevimizi yerine getirelim. Bu gecenin işaret ettiği güzelliklerden sıdk ve ihlas ile faydalanalım ve Kur’an sofrasına dönelim; tüm davranış ve işleri¬mizde Allah’ın kitabı ile yaşayalım ve onun gösterdiği hidayet üzere olalım. Böylece: “Ne yüce ne mübarek O ki bütün alemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Kur’an’ı indirdi” (Furkan/1) ayetini daha iyi anlayalım.
Oruçtaki Kolaylıklar
SORU: Orucu bozmayan, yapılması serbest olan şeyler nelerdir?
CEVAP: Allah (c.c) kullarına lütufkârdır. Yarattıklarına merhamet eder ve onlara acır. Bunun içindir ki: “Allah din hususunda üzerinize bir güçlük yüklememiştir” (Hac/78) buyurmuştur.
Bir diğer ayette: “Allah sizden ağır yükleri hafifletmek istiyor” (Nisa/28) buyurulmuştur. Bir başka âyet de şöyledir:
Allah (c.c) size kolaylık ister, zorluk istemez. (Bakara/185)
Orucu bozmayan ve oruçluya yapması caiz olan birtakım şeyler vardır. İnsanlardan bazıları bunların orucu bozduğunu sanırlar. Şimdi bunları görelim:
1. Banyo yapmak veya suya dalıp yüzmek.
Bu, susuzluğun veya sıcağın şiddetini gidermek için bile olsa, ya¬pılması caizdir. Rivayet olduğuna göre Hz. Peygamber, ramazanda Mekke’nin fethine giderken Sükyâ denilen yere geldiğinde üzerine su dökmüştür.
2. Göze sürme çekmek veya gözdamlası damlatmak. Rivayete göre Hz. Peygamber oruçlu iken gözüne sürme çekmiştir.
3. İğne yaptırmak.
İğnenin her çeşidini; deriden, damardan veya kabadan yaptırmak oruçluya caizdir.
1351 hicri yılında Mısır müftüsü vücudun neresinden olursa ol¬sun, iğne yaptırmanın orucu bozmadığına dair fetva vermiştir.
Nitekim 1948 yılında Ezher Fetva Komisyonu verdiği fetvada ta¬bii yolun haricinde vücuda giren şeylerin orucu bozmadığını bildirmiş¬tir. Buna göre iğne yaptırmak orucu bozmaz. İster tedavi, ister gıda amacıyla olsun iğne ile alman madde karın boşluğuna ulaşsın veya ulaşmasın hüküm aynıdır. Madde karın boşluğuna ulaşmamış ise oru¬cun bozulmayacağı açıktır. Ulaşmış ise giriş tabii yoldan olmadığından oruç gene bozulmaz.
4. Aşırı olmamak üzere ağıza buruna su almak. Ancak bunu aşırı yapmak oruçluya mekruhtur.
5. Misvak veya diş ve ağız temizliği için yapılmış olan araçları kullanmak.
6. Ağızda oluşan tükrüğü yutmak.
Tükrüğün çok olması veya tekrarlanması durumunda da hüküm aynıdır. Zira bundan kaçınmak zordur.
7. Kadının pişirdiği yemeğin tuzuna bakması.
Ancak kadın bunu dili ile yapar ve tattığı şeyi yutmaz. Böylece tatma yolu ile yemeğin kıvamında olup olmadığını kontrol eder.
8. Esans, çiçek, bahar gibi güzel kokuları koklamak.
9. Esans vaya başka güzel kokuları sürünmek.
ihtiyaç oldukça oruçlu bunu yapabilir. Ancak bu erkelere göredir, birilerinin bulunduğu yere çıkmayacaksa (evinde) tek başına da koku sürünebilir.
10. Gusül farz olmuş halde iken imsak vaktinin sona erip şafak vaktinin girmesi.
Bunlar orucu bozmayıp oruçlu için yapılması caiz olan şeylerdir. Ancak burada bir hususu hatırlatmalıyız. Orucun sırlarını dikkate alan ve ihlaslı bir şekilde oruç tutmak isteyen kimseler, ‘caizdir ve orucu bozmuyor’ diye bu sayılan şeyleri yapmaya meyletmemelidir. Zira de¬ğerli sonuçlara azim ve kararlılıkla ulaşılır.
Pazartesi Ve Perşembe Orucu
SORU: Pazartesi ve perşembe günleri ve receb ayının 27. günü oruç tutmanın hükmü nedir?
CEVAP: Fıkıh kitaplarında anlatıldığı üzere her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak mendubtur. İmam Gazali İhya isimli eserinde şunları söylemektedir:
Haftanın fazilteli günlerinden biri de pazartesi ve perşembe günü¬dür. Bu günlerde insanların işlediği ameller Allah’a sunulur.
Gazali adı geçen kitabında haftanın başka günleri arasında da oruç tutmanın müstehab olduğu, vaktin bereketi sebebiyle mükâfatın kat kat olduğu günlerin bulunuduğunu bildirmektedir. Gazali devamla şunları söylemektedir:
Bir gün yeyip bir gün oruç tutmak suretiyle yılın yarısını oruçlu geçirmek hakkında hadisler vardır. Zira böyle oruç tutan kimse bir gün oruç ibadeti yapar, bir gün Allah’ın verdiği nimetlere şükre¬der. Bu hususta bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:
Bana dünyanın ve yeryüzü hazinelerinin anahtarları sunuludu. (Bir diğer rivayette bu cümle şöyledir: Rabbim bana Batha deni¬len yeri altına çevirmeyi teklif etti…). Ben onları reddettim ve şöyle dedim: Bir gün aç bir gün tok olurum. Yarabbi tok günüm¬de sana hamdeder, aç günümde sana niyazda bulunurum.
Bu hususta bir başka hadiste şöyle buyuruluyor:
Oruçların en faziletlisi kardeşim Davud’un orucudur. O bir gün oruç tutar, bir gün yer idi.
Gazali devamla şöyle diyor:
Yılın yarısını oruç tutmaya gücü yetmeyen üçtebirini tutsun. Bu, bir gün oruç tutup iki gün yemekle gerçekleşir. Her ayın başında, ortasında ve sonunda üçer gün oruç tutmak da yılın üçtebirini oruçlu geçirmektir. Böyle oruç tutmak da faziletli günlerde oruç tutmak demektir. “
Her pazartesi, perşembe ve cuma günlerini oruçlu geçirmek yılın üçtebirini oruçlu geçirmeye yakındır.
Faziletli günler ortaya çıkınca artık mükemmellik, insanın orucun manasını anlamasına kalmıştır.
İnsanın oruç tutmaktan maksadı kalbi arıtmak, tüm düşüncesini Allah’a yöneltmek olmalıdır. İç dünyasının inceliklerini hakkıyle bilen kimse durumuna bakar; bazen durumu oruca devam etmeyi gerektir, bazen iftar etmeyi gerektirir. Bazı durumlar arada bir ye¬yip arada bir oruç tutarak oruçla iftar halini birlikte götürmeyi ge¬rektirir. Artık insan oruçlu olmanın anlamını kavrar ve ahiret yo¬lunu tutmada muradını gerçekleştirirse kalbinin düzgün bir halde olup olmadığı ona gizli kalmaz. Buna göre (nafile) oruç tutmak hususunda devamlı bir düzen içinde olmak gerekmez.
Bundan dolayıdır ki Hz. Peygamber bazen öylesine devamlı oruç tutardı ki hiç bırakmayacak sanılırdı. Bazen de oruca öylesine ara verirdi ki hiç oruç tutmayacak sanılırdı.
Bazen geceleri öylesine uykuya çekilirdi ki hiç gece ibadeti yap¬mayacak sanılırdı. Bazen de öylesine gece ibadetine koyulurdu ki hiç uyumayacak sanılırdı. Böyle olması peygamberlik nurunun aydınlatması ile vakitlerin hakkını vermekten kaynaklanmaktadır.
Miraç kandilinde yapılmasından söz edilen ibadet hakkında ise Hz. Peyganıber’in sünnetinde hiç birşey varil olmamıştır. Gazâli’nin bu konuda rivayet ettiği haber sağlıklı değildir, böyle hadis yoktur. Aksi¬ne bu rivayet, zayıf ve münkerdir.
Nitekim Gazâli’nin İhya isimli eserindeki hadisleri tetkik eden Ira-kî bunu ortaya koymuştur.
Güya hadis olduğu söylenen söz şudur:
Bu gece (recebin 27. gecesi) ibadet edene yüz yıllık sevap vardır. Her kim bu gecede iki rekatta bir selam vererek her bir rekatında Fatiha veya zammı sure okur ve ikinci rekatta Tahiyyat okuyup sonunda selam verir ve yüz kere “Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilahe illellahü vellahu ekber” yüz kere “Esteğfirullah” der, yüz kere Peygamber’e salavat okur ve dilediği duayı yapıp sabah da oruç tutarsa, bir günahla ilgili olmamak şartı ile Allah bu kim-senin yaptığı tüm duaları kabul eder.
Irakî’nin bu hadis hakkında söyledikleri ise şöyledir:
Recebin yirmiyedinci gecesi kılınacak namazla ilgili hadisi Ebu Musa el-Medini Fezâil’ul Eyyam Velleyâli isimli eserinde zikret¬miştir. Hadisi Ebândan Muhammed b. Fadl, Hâkim Ebu Abdillah yoluyla merfu olarak rivayet etmiştir. Muhammed b. Fadl ve Ebân gerçekten zayıftır. Hadis de münkerdir.
Müslümana böyle aslı olmayan rivayetlere aldanmak yaraşmaz. Mü’min kimseye Kur’an ve hadisin gösterdiği ibadetlerle meşgul ol¬mak yeter. Oysa görünene bakılırsa bazı kimseler aslı olmayan rivayet¬lere farzlardan fazla önem vermektedirler.
Ramazan Ayında Karı-Koca Arasında Cinsel İlişki
SORU: Ramazan ayında cinsel ilişki ne zaman caiz olur?
CEVAP: Cenab-ı Hak şöyle buruyor:
Oruç gecesinde kadınlarınızla cinsel ilişkide bulunmanız size he¬lâl kılındı. Onlar sizin için bir giysi, siz de onlar için bir giysi du¬rumundasınız. Allah nefsinize emniyet edemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi affetti. Şimdi onlarla cin¬sel ilişkide bulununuz (bulunabilirsiniz) ve Allah’tan sizler için yazdığını isteyiniz. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce ay¬rılıncaya kadar yeyin için. Sonra da (ertesi) geceye kadar orucu ta¬mamlayın. Bununla beraber siz mescidlerde itikaf halinde iken onlarla (kadınlarla) ilişkide bulunmayın. Bunlar Allah’ın sınırları¬dır. Sakın bunlara yaklaşmayın. Allah âyetlerini insanlara böylece açıklıyor ki sakınıp korunsunlar. (Bakara/187)
Ayet-i kerimeden müslümanın ramazan gecelerinde karı-koca ilişkisinde bulunmasının serbest olduğunu anlıyoruz. Ramazan ayında güneş battıktan sonra tanyeri ağarıncaya kadar cinsel ilişkide bulun¬mak helâldir. Sahâbîlerden bazıları akşamleyin uyuduğu takdirde ar¬tık ilişkinin haram olduğunu kabul ederlerdi. Bu sebeple bu ayet nazil olmuştur.
Buharî’nin Berâ b. Azib’ten rivayet ettiğine göre sahabeden bir adam iftar vakti yaklaştığı sırada uyaya kalmıştı. İftar etmeden uyu-du(ğu için) gece ve ertesi gün de bir şey yemedi. İkinci gün güneş aşa¬na ka’dar oruca devam etmişti.
Gene aynı zâttan rivayet olunduğuna göre ramazan orucu farz kı¬lındığında tüm ramazan boyunca müslümanlar eşleri ile cinsel ilişkide bulunmazlardı. Bazıları geceleyin eşi ile işikide bulunur, sonra buna pişman olurdu. Hz. Allah kullarına hafiflik murad edip ramazan gece-lerinde; güneş battıktan sonra yemenin içmenin ve cinsel ilişkide bu¬lunmanın serbest olduğunu bildirmiştir.
Bir hususu hatırlatmamız gerekiyor; oruçlu müslümanın eşi ile ilişkide bulunması asla caiz değildir. Zira karı-koca arasında vuku bu¬lacak cinsel ilişki orucu bozar.
Ömür Boyu Oruç Tutmak
SORU: Ömür boyu oruç tutma konusunda İslâm’ın hükmü nedir?
CEVAP: Soruda ifade edilen şekilde oruç tutmaya dehr orucu denir. Bunun yasak olduğuna dair hadisler vardır.
Abdullah b. Amr’ın rivayetine göre Hz. Peygamber şöyle buyuru-muştur:
Sürekli oruç tutanın orucu yoktur! (Buharı ve Müslim)
Ebu Katâde’nin rivayetine göre Hz. Peygamber’e (s.a), “Ömür bo¬yu oruç tutanın durumu nedir?” diye soruldu. Rasûlullah: “O kimse oruç da tutmamıştır, iftar da etmemiştir” buyurdu. (Buharı ve İbn Mâ-ce dışında bir topluluk rivayet etmiştir.)
Fıkıh âlimleri bu hadislere dayanarak hayat boyu oruç tutmanın mekruh olduğunu söylemişlerdir. Alimlerden İshâk ve Zahirî mezhebi¬ne mensup olanlar mutlak olarak böyle oruç tutmayı mekruh kabul et¬mişlerdir. Ahmed b. Hanbel’den rivayet edilen bir görüşe ve Hazm’a göre böyle oruç tutmak haramdır.
Ancak böyle oruç tutmakta zorluk çekmeyen ve bu oruç sebebiy¬le bir başkasının hakkını üzerine geçirmeyen kimse için bu orucu tut¬mak müshtehabtır diyenler vardır. Bunlara göre bu orucun haram ol¬ması hakkındaki hüküm gücü yetmeyenlere ve bu orucu tutacağım der¬ken başkalarının hakkını çiğneyenlere mahsustur.
Aslında insanın gönlü, ömür boyu orucun caiz olmaması hükmü¬ne daha çok meylediyor. Zira İslâm kolaylık dinidir. Her şeyde orta olanı benimsemek İslâm’ın parolasıdır.
Abdullah b. Amr şöyle anlatıyor:
Hayat boyu oruç tutacağımı, yaşadığım sürece geceleri namaz kı¬lacağımı, mutlaka bunları yapacağımı söylemiştim. Bunu Hz. Peygamber’e haber vermişler. Hz. Peygamber’le aramızda şu ko¬nuşma geçti:
– Bunları sen mi söyledin?
– Evet ben söyledim.
– Buna gücün yetmez! Bazen oruç tut, bazı günler de ye. Gecele¬ri ibadet yap, fakat uyumayı ihmal etme. Her ayda üç gün oruç tut. Hz. Allah iyilikleri on katı ile mükafatlandırır. İşte bu ömür boyu oruç gibi olur.
– Ben bundan daha çoğunu yaparım.
– Öyle ise bir gün oruç tut, iki gün oruca ara ver.
– Bundan daha çpğuna gücüm yeter.
– Bir gün oruç tut, bir gün ye. Bu, Davud’un (a.s) orcudur. (Nafi¬le) oruçların en güzeli budur.
– Bundan daha fazlasına gücüm yeter.
– Bundan fazlası yoktur!
Abdullah b. Amr bu olayı anlatır ve ömrünün sonlarında zayıf düştüğü sıralarda: “Hz. Peygamber’in (ilk defa söylediği her ayda) üç gün orucu kabul etseydim, benim için servetimden ve çoluk çocuğum¬dan daha sevimli olurdu” derdi.
Bir başka rivayette Hz. Peygamber Abdullah b. Amr’a şöyle bu¬yurmuştur:
Ömür boyu oruç tutup, gece boyunca namaz kılma! Oruç da tut,
yemek de ye.
Namaz da kıl, uyu da. Çünkü vücudunun sende hakkı vardır. Göz¬lerinin sende hakkı vardır. Hanımının sende hakkı vardır. Seni zi¬yaret eden misafirinin sende hakkı vardır. Her aydan üç gün oruç tutman sana yeter.
Bir başka rivayet ise şöyledir:
Hz. Peygamber bana dedi ki: “Sen mi hayat boyu oruç tutacak, (yaşadığın sürece) gece namazı kılacaksın?” Ben evet, deyince:
“Eğer böyle yaparsan gözlerin zayıflar, (bir gün) nefsine bıkkınlık gelir. Ömür boyu oruç tutanın orucu yoktur. (Her aydan) üç gün oruç tutmak yılın tamamını oruçlu geçirmek gibidir.” (Neseî)
Ramazan Hilalinin Görülmesi
SORU: Her hangi bir İslâm ülkesinde ramazan hilâli görülse diğer ülkelerdeki müslümanlara oruca başlamak farz olur mu?
CEVAP: İslâm âlimlerinin çoğunluğu görüş birliği etmişlerdir ki ra¬mazan ayının başlangıcı şu iki şeyden birisi ile tesbit edilir:
1. Gökyüzünde bulut, duman, sis gibi görüşü engelleyecek bir şe¬yin bulunmaması halinde hilâli çıplak gözle görmek.
2. Görmeyi engelleyecek bir şey var ise ramazandan bir önceki ay olan şaban ayını otuza tamamlamak.
Şaban’ı otuza tamamlamakla onun bitip sona erdiğinden kesin bir şekilde emin olunur.
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Ramazan hilâlini görerek oruç tutunuz. (Şevval) hilâli(ni) görerek bayram yapınız. Eğer hava bulutlu olursa şaban’ı otuza tamamla¬yınız.
Kur’an’da da “Her kim (ramazan) ayı(nı) görürse onu (ramazan ayını) oruçlu geçirsin” (Bakara/185) buyuruluyor.
Hilâlin görülmesinin isbatı iki âdil müslümanın şahitliği ile olur. Zira hadiste şöyle buyuruluyor:
Eğer iki müslüman şahit (ay’ı gördüğüne dair) şahitlik ederse (buna dayanarak) oruca başlayın ve(ya) bayram edin.
Hilâlin isbatı bir adaletli şahitle de mümkün olur. Rivayet olundu¬ğuna göre Hz. Peygamber’e bir bedevi gelip: “Ben hilâli gördüm” dedi.
Hz Peygamber ona: “Allah’ın birliğine şahitlik eder misin?” diye sor¬du Bedevi “Evet” dedi. Rasûlullah: “Muhammed’in Allah’ın Rasûlü ol¬duğuna şahitlik eder misin?” diye sordu. Bedevi “Evet” deyince Hz. peygamber: “Ey Bilâl! İnsanlara ilan et. Yarın oruç tutsunlar” buyurdu.
Hilâli gören kimseye veya hilâli gördüğünü söyleyen kimseyi tas¬dik eden kişiye oruç tutmak farz olur. Zira oruç tumanın farz olduğu bilgisi dahilindedir.
Ramazan hilâlinin bir yerde görülüp, hilâlin görülmediği yerlerde¬ki duruma gelince:
Bu mesele ilim adamları arasında ihtilaflıdır. Fakat fıkıh âlimlerinden şöyle söyleyenler de vardır: “Bir bölgede hilâl görüldüğünde di¬ğer bölgelerde bulunanlara oruç tutmak lazım olur. Yeter ki onlara bu ilgi orucu gerektirecek şekilde ulaşmış olsun. Hilâlin görülmediği yerlerin, hilâl görülen yere uzak veya yakın olması arasında bir fark yoktur.”
İmam Şevkâni Neyl’ül Evtâr isimli eserinde şunları söylüyor: “Fı¬kıh âlimlerinden bir grup şöyle demektedir: Bir yer halkı hilâli gördü¬ğü zaman diğer yerlerdeki tüm insanlara oruç tutmak lazım olur.”
Bir yerin yöneticisi ayın görülmesi veya şabanın otuza tamamlan¬ması üzerine orucun başladığım ilan ettiği zaman insanlara oruç tut¬mak farz olur. Ayrıca ramazanın veya şabanın 29. günü müslümanların hilâli gözetlemesi farz-ı kifayedir. Tâ ki oruç tutup tutmayacakları, bayram yapıp yapmayacakları ortaya çıkmış olsun.
Fıkıh ve fetva üzerine çalışan ilim adamlan ramazan ve bayramın başlangıcını belirlemede her yerde aynı sistemin takip edilmesini ve tüm müslümanların aynı günde oruca başlayıp aynı günde bayram yap¬malarını uygun görmektedirler. Bir yerde hilâl görülünce diğer İslâm ülkeleri buna uyarak aynı günde ramazan ve bayram yaparlar. Böyle bir uygulama müslümanların birliğini, aynı günde oruca başlayıp aynı günde bayram yapmalarını hedefleyen bir uygulamadır.
Ramazanda Oruca Niyet
SORU: Ramazanda her gün oruca niyeti tekrarlamak gerekir mi? Yoksa ramazan ayının tamamı için bir niyet yeterli midir?
CEVAP: İslâmiyet’te niyetin yeri büyüktür. Çünkü niyet, insanın hedefini, neye yöneldiğini ve bir iş yaparken maksadının ne olduğunu gösterir. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Yapılan işler ancak niyetlere göredir. Her insan için ancak niyet ettiği vardır. Her kim Allah ve Rasûlü için hicret etmişse onun hicreti Alllah’a ve Rasûlü’ne olur. Her kim dünyalık isteyerek hic¬ret ederse onu elde eder. Her kim de bir kadını elde etmek için hicret etmiş ise onu elde eder. Herkesin hicreti ne için yapıldıysa ona göredir.
Oruçla ilgili olarak Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Şafak vaktinden önce niyet etmeyenin orucu yoktur. Niyet kalb ile yapılır. Niyeti dil ile söylemek şart değildir.
Fıkıh kitaplarında yazdığına göre fıkıh âlimlerinin farklı değerlen¬dirmelerine rağmen oruçta niyet rükün veya şarttır. Bazılarına göre ra¬mazan günlerinin her biri için niyet etmek gerekir. Niyeti şafak önce¬sinde geceden belirlemek mutlaka lazımdır. Tutulan oruç farz ise onu “Yarının ramazan orucuna niyet ettim” diyerek kalbinden geçirip belir¬lemelidir.
Bazı mezheplerde yarın ramazan orucunu tutacağını kalbinden bilmek niyet için yeterlidir. Bunlara göre niyetin vakti akşam güneşin batışından ertesi günün yarısına kadar devam eder. Geceleyin niyet et¬meyi unutan kimse ertesi günün yansından Önceye kadar niyet edebi¬lir. Niyet edildikten sonra günün geri kalan vakti, geçenden çok olma¬lıdır. Ramazanın her günü için niyet edilmesi lazımdır.
Mâlikî mezhebine göre ramazan orucu gibi ara vermeden peş pe¬şe tutulan oruçların tümü için bir niyet yeterlidir. Zira arada kesinti Ramazan orucunda hükmen niyet de yeterlidir. Mesela bir kim-nin sahura kalkması niyet hükmündedir. Zira bu adama “Niçin sahukalkıyorsun?” diye sorulsa: “Yarın oruç tutmak için” cevabını ver-cektir. Niyet olarak bu, ona yeter.
Bu bilgiler ışığında niyet konusunda şunu söyleyebiliriz: İnsan ra¬mazanda her gece oruç için niyet edebilirse bu en faziletli sidir. Asıl olan da budur. Niyeti unutmaktan korkan kimse ramazanın ilk gecesin¬de “Allah’ın izni ile bu yılın ramazan orucunun tamamını tutacağım” diyerek niyet eder ve sonra her günün orucunu tutarak ramazanı ta¬mamlar,
Ezan Bitmeden İftar Etmek
SORU: İftar sırasında oruçlunun ezanın bitmesini beklemesi gere¬kir mi? Ezanı bekleyip, ezan bittikten sonra mı iftar etmelidir?
CEVAP: İftarda acele etmek sünnettir. Bu da güneşin batması ile beraber, akşam namazından önce iftar etmekle olur.
Oruçlunun orucunu açarken Hz. Peygamber’den rivayet edilen şu duayı yapması iyi olur:
Allahım! Senin rızan için oruç tutum. Senin rızkınla orucumu aç¬tım. Sana inandım, sana dayandım. Susuzluk gitti, damarlar suya kandı. Mükafat da inşaallah kazanıldı. Ey bağışlaması bol olan Allahım! Beni bağışla. Allah’a hamd ü sena olsun ki bana yardım etti, orucumu tuttum. O bana rızık verdide iftar ettim.
Müzzin ezanım bitirinceye kadar oruçlunun beklemesi gerekmez. ıra orucun zamanı tanyerinin ağarması ile güneşin batması arasında-kı vakittir. Güneş batınca orucu açmak oruçlunun hakkıdır. Ezanı ku¬lakları ile işitmesi şart değildir. Saate göre iftar edebilir.
Hz. Peygamber akşam namazından önce iftar ederdi. Zira o şöyle buyurmuştur. Gece şuradan (batıdan) yöneldiği ve gündüz buradan (batıdan) gittiği vakit oruçlu mutlaka iftar etmiş olmalıdır.
Ezanın bitmesini beklemek düşüncesinde olanlar için en güzeli, müezzinin söylediklerini tekrarlamaktır.
Bilindiği üzere müezzinin söylediklerini tekrararlayarak müslü-manlar müezzinin ezan davetine cevap verirler. Sadece “Hayye ales-salâh” ve “Hayye alel-felâh” ibarelerinin aynısını söylemeyip “Lâ havlç velâ kuvvete illâ billâh” demek gerekir. Buna ezana icabet et¬mek denir.
Ezana icabet etmek Hanbelî mezhebine göre, insanın namaza çağ¬rılması durumundadır. Oruçlu ise bu ezan ile iftara çağınlmaktadır. Zi¬ra Hz. Peygamber iftarda acele etmeyi teşvik etmiştir. Hz. Peygam-ber’in namazdan önce hurma ile iftar ettiğini bildiren hadis de buna de¬lildir. Bazı mezheplerdeki “Ezana, meşru bir işle meşgul olan kimse icabet etmez” sözü de bu hususta delildir. Nitekim bazı mezheplerde: “Yemek yemekte olan kimse ezana icabet etmez” denmiştir.
Bunlardan anlıyoruz ki iftar edecek kimsenin ezanın sonuna kadar beklemesi gerekmez.
Bu hususta müslümanlarca uygulanan âdet şudur: Oruçlu ezan okununca iftarım açar. Arkasından akşam namazını kılar. Namazdan sonra yemeğini tamamlar.
Oruç İçin Fidye Vermek
SORU: Doktorun, orucunu yemesini emrettiği şeker hastası, kimle¬re ve ne kadar fidye vermelidir?
CEVAP: Bazı Özürlerin bulunması halinde orucun tutulmaması hükmü Allah’ın rahmetindendir. Bir kimse hasta olsa, oruç tuttuğu tak¬dirde hastalığının artmasından veya iyileşmesinin gecikmesinden kor-karsa veya oruç tuttuğu takdirde bir takım güçlüklerle karşılaş acaks bu kimse hastalığı geçinceye kadar orucunu yer. Daha sonra hastalığı sırasında tutamadığı günleri kaza eder.
Kur’an bu konuda şöyle buyuruyor:
Sizden her kim o aya yetişirse, o ayda oruç tutsun. Kim o ayda hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günler¬de tutsun. Oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere fidye gerekir. (Ba¬kara/184-185)
Oruç tutmaya gücü yetmeyenler demek oruç tutarken aşırı derece¬de zorlukla karşılaşanlar, demektir. Nitekim aşırı derecede yaşlı olan kadın ve erkekler bu durumdadır. Veya insan uzun süre hasta olup iyi¬leşme ümidi olmadığında veya tedavi uzun sürüp hastalık kronik hale geldiğinde ramazan orucunu tutmaz. Bundan dolayı kaza da gerekmez. Ancak her gün için bir fakiri doyuracak yemek verir.
Abdullah b. Abbas “Oruç tutmaya gücü yetmeyenler…” ayeti hakkında şöyle dimiştir: “Bu, yaşı ilerlemiş kimselere bir ruhsattır. Onlar zorlukla karşılaşmaksızın oruç tutamazlar. Bunlar oruçlarını ye-yip, her gün için bir yoksulu doyururlar. Gebe ve emzikli kadınlar (oruç tuttuğu takdirde bir zarardan) korkarlarsa orucu yeyip yoksul doyururlar.[5]
Fidye, özrü sebebiyle orucunu yiyen kimsenin her gün için yoksul bir kimseye iftar ve sahura bedel olacak şekilde iki öğün yemek yedir-mesidir. Bunun zahire cinsinden değerlendirilmesinde Mısır ölçeği ile 1/8 ölçek zahire (buğday, arpa v.s) takdir edilmiştir. Bu demektir ki bir Mısır ölçeği zahire sekiz günlük oruç için fidye olarak yetecektir. Fid¬ye zahire olarak verildiği takdirde, veren kişinin çoğunlukla yediği cinsten verilir.
Fidye, yoksul veya fakir kimseye verilir.
Fidye veren kimse, bakmakla yükümlü olduğu kimselere fidye ve¬remez. Ana-baba, evlat ve torun gibi yakınlara da veremez. Koca karısına da fidye veremez. Zira bunlar fidye verecek kimsenin dinî yönden bakmak zorunda olduğu kimselerdir.
Fidyeyi bakmak zorunda olmadığı yakınlara vermek caizdir.
Fıkıh âlimlerinden bazıları fidye olarak verilecek şeyin fakire, mülkü olacak şekilde vermek gerektiği görüşündedir. Bununla beraber bazı fıkıh âlimlerine göre yemek yedirmek suretiyle veya parasını ve¬rerek fidye görevini yerine getirmek caizdir. İhtimal ki bu daha kolay ve pratiktir.
Ramazanda Açıktan Oruç Yemek
SORU: Ramazanda bir özür sebebiyle oruç yiyen kimse bunu in¬sanlardan gizli olarak mı yemelidir? Yoksa özürden dolayı oruç tutma¬dığı için açıktan yeme hakkı var mıdır?
CEVAP: Ramazan ayı çok değerli, büyük bir aydır. Onun İslâm’da yüksek bir yeri ve değeri vardır. Bu ayın bir heybeti ve kerameti var¬dır.
Çünkü ramazan ayında milyonlarca müslüman oruç ibadetini eda etmeye katılıyorlar ve kendilerini bambaşka güzellikte bir ruhî ortam¬da hissediyorlar. Ramazan ayının durumu, öteki aylara göre değişiktir. Zira bu ayda oruç Allah tarafından farz kılınmış, teravih Hz. Peygam¬ber tarafından sünnet kılınmıştır. Bu ay ibadet ve Kur’an, iman ve ih¬san ayıdır. Bu sebeple müslümanlara yaraşan, bu ayın saygınlığını ko¬rumaktır. Bundan dolayıdır ki ramazan gelince bu ayda açık olması hoş olmayan yerlerin çoğunun kapanmış olduğunu görüyoruz. Bir İslâm toplumunda ramazan gününde açıktan açığa oruç yemekten daha çir¬kin bir şey yoktur. Oruç tutanların gözünün içine bakabaka yemek ye¬mek onlara eziyet verir, duygularım incitir, hislerini yaralar ve onların şüplenmesine yol açar. Hz. Peygamber şöyle buyurur:
Bir kimse bir özür ve gerekçeye dayalı olarak dahi orucunu yemiş olsa, diğer oruç tutanların duygularını dikkate alıp açıktan oruç yeme¬melidir. Hem, açıktan yediği takdirde hakkında kötü düşünülmesine sebep olur. Onun bir özürden dolayı oruç yediğini kim bilecek?
Kendisini yemek yerken gören herkese bir mazeret yüzünden oruç yediğini anlatıp izah edemez.
Bir sebep yüzünden oruç yemek durumunda olan kimse evinde, gözlerden ırak, kendisi ile ilgili kötü düşüncelere sebep olmayacak şe¬kilde yemeğini yemelidir. Sürekli birlikte olduğu kimselere, ne sebep¬le oruç tutmadığım anlatması mümkündür.
Bu noktada şuhu hatırlatalım: Fıkıh bilginleri diyor ki: Bir kimse¬nin iradesi dışında bir sebeple orucu bozulursa, günün geri kalan kıs¬mını, ramazan gününe saygının gereği olarak bir şey yemeden tamam¬lamalıdır.
Bu konuda insanların en kötüsü, müslümanım deyip, kendisini müslümanlardan saydığı, oruç tutmaya gücü yettiği ve oruç yemeyi ge¬rektirecek bir mazereti de olmadığı halde açıktan oruç yiyen kimsedir. Bunlar mazereti yok iken açıktan oruç yiyen kimselerdir. Bunlar ma¬zeret sahibi olmadıkları halde bir Özür sebebiyle oruç yediklerini söy¬lemekten çekinmezler.
Açıktan oruç yiyenler hem farz olan oruç emrini çiğniyor hem de mübarek ramazan ayının saygınlığını hiçe sayıyorlar. Açıktan oruç yi¬yerek kullandıkları sigara, yeyip içiktikleri meşrubat ve keyif verici maddelerle özellikle insanların toplu bulundukları yerlerde oruç tutan¬ları sıkıntıya düşürmektedirler.
Ramazanla İlgili Hz. Peygamberin Uygulamaları
SORU: Hz. Peygamber’in ramazan ayında yaptığı uygulamalarla il¬gili bilgi verirmisiniz?
CEVAP: Hz. Peygamber’in ramazan ayında ibadetlerini artırdığı rivayet edilmiştir. Bu cümleden olarak o, ramazanda Kur’an okuma¬yı, sadaka vermeyi, namaz kılmayı çoğaltır ve itikafa girerdi. Hz. Peygamber cömert bir insan idi. Ramazanda ise alabildiğine cömert olurdu.
Başka aylarda ayırdığından daha ziyade ibadet için vakit ayırır, başka aylarda yapamadığı ibadetleri ramazanda yapardı. Hatta bazen iftar etmeden oruca devam eder iki günde bir iftar ederdi. Kendisi rab-bine çok yakın olduğu için bundan güç alır, iki günde bir iftar eder, fa¬kat çevresindekileri böyle yapmaktan menederdi. Onlara olan merha¬metinden dolayı bunu yapmalarına müsaade etmezdi. Kendisine ‘Fakat siz böyle yapıyorsunuz?’ dendiğinde: “Benim durumum sizinkine ben¬zemez. Ben rabbimin katında geceliyorum. O beni yedirip içiriyor” bu-yururdu.
Rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber akşam namazını kıl¬madan taze hurma ile iftarını açardı. Taze hurma bulamazsa kuru hur¬ma ile iftarım açar, onu da bulamazsa avucuna aldığı su ile orucunu açardı.
Orucunu açtığında: “Susuzluk gitti, damarlar suya kandı. İnşallah mükâfat kazanıldı” derdi. Bazen orucunu açarken: “Allahım! Senin rı¬zan için oruç tutum. Senin rızkınla orucum açtım” derdi.
İftar ettiği zaman: “Allahım! Her şeyi kaplayan rahmetinle senden beni bağışlamını istiyorum” diye dua ederdi.
İftarda acele etmek Hz. Peygamber’in uygulamalanndandı. Bu ko¬nuda şöyle buyururdu:
Ümmetim iftarda acele etmeye devam ettiği sürece fıtrat ve hayır üzeredir. İnsanlar iftarda acele ettiği müddetçe din ayakta kalır.
Bazen şöyle derdi:
Allah buyuruyor ki: Kullarımın bana en sevimli olanı iftar için en çok acele edenidir.
Sahuru geciktirme hususunda ise Zeyd b. Sabit’in şöyle dediğini görmekteyiz: “Biz Hz. Peygamber’le birlikte sahur yemeği yedik. Son¬ra sabah namazını kıldık.” Zeyd b. Sabit’e ‘Sahur yemeği ile sabah na¬mazı arasında ne kadar vakit vardı dendiğinde: “Elli âyet okuyacak ka¬dar zaman vardı” demiştir.
Hz. Peygamber’in iki müezzini vardı. Hz. Bilâl ve Abdullah b. Ümmü Mektum. Hz. Bilâl tan yeri ağarmazdan az önce ezan okur, Ab¬dullah b. Ümmü Mektum ise tam şafak attığında ezan okurdu. Bu iti¬barla Hz. Peygamber “Bilâl vakit gece iken ezan okur. Siz yeyip içiniz. Tâ ki Abdullah ezan okuyana kadar” derdi.
Hz. Peygamber ramazanda sefere (yoculuğa) çıktığı zaman bazen oruç tutar, bazen yerdi. Ashabını bu durumda oruç tutup tutmamakta serbest bırakırdı. Ramazan ayında düşmanla karşılaşıp savaş durumu olursa çevresindekilere oruç tutmamalarını emrederdi.
İbn’ul Kayyım’ın Zâd’ül Meâd isimli eserinde şu ifadeleri görü¬yoruz:
Düşman karşısında cihad için oruç tutmamak, sadece seferilikten dolayı oruç tutmamaktan daha faziltelidir. Bunda şüphe yoktur. Hatta yolcuya oruç yeme hususundaki müsadenin yolculuk haline mahsus olduğuna dair bir uyan vardır. Düşman karşısında cihad halinde oruç tutmamak daha iyidir. Çünkü yolculukta oruç tuma-makla elde edilen güç, sâdece yolcuya ait olur. Düşman karşısın¬da cihad halinde oruç tutmamakla elde edilecek güç hem mücahi¬de hem mü slü manlaradır.
Üstelik düşman karşısında vuruşmak, yolculuk yapmaktan daha zordur. Cihadın zorluğu, yolculuğun zorluğundan daha çoktur. Ci¬had yapanın oruç yemesiyle elde edilecek yarar, yolcunun oruç yemekle elde edeceği yarardan daha büyüktür. Hz. Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın” buyuruyor.
Düşmanla karşılaşma sırasında oruçlu olmamak, kuvvetli olmanın en önemli sebeplerindendir. Hz. Peygamber ayette geçen kuvvet’i atmak ile tefsir etmiştir. Atmak, gıda almak ve yemek ile hasıl olur. Çünkü bunlar kuvvetli olmaya yardımcı olur. Hz. Peygam¬ber, sahabenin düşmana yaklaştığı sırada: “Siz düşmana yaklaşı¬yorsunuz. Oruç tutmayınız. (Bu) sizin için daha kuvvet vericidir” buyurmuştur. Rasûlullah’m bu buyruğu asker sahabiler için bir ruhsat idi. Daha sonra bir başka konaklama yerine indiklerinde: “Siz yarın düşmana hücum edeceksiniz. Oruç tutmamak sizin için daha kuvvetli (olmak demek)dir. (Yarın) oruç tutmayınız!” buyur¬muştur. Hz. Peygamber’in bu ikinci emri oruç konusunda bir ser¬bestlik olmayıp kesin emir idi.
Hz. Peygamber’in ramazandaki uygulamalarından biri de ağız te¬mizliği için misvak kullanması idi. Denebilir ki oruçlu iken insan ağız temizliğine daha çok ihtiyaç duyar. Zira uzun süre yemeye ara verince ağız kokusu değişebilir. Hele insanlarla fazlaca içli dışlı olanlar ağız kokusundan başkalarının eziyet görmemesi için oruçlu iken ağız te¬mizliğine daha fazla ihtiyaç duyarlar.
Hz. Peygamber ramazanın şanını yüceltir, üstün bir yeri olduğunu söylerdi. Onun ramazan konusunda pek çok hadisi vardır. Bunlardan bazılarını aşağıya alıyoruz:
Cennetin Reyhan denilen bir kapısı vardır. Kıyamet günü: ‘Nere¬de oruç tutanlar? diye sorulur. Oruç tutanların en sonunucusu bu kapıdan girince kapı kapanır.
Oruç ve Kur’an kula şefaat edecektir. Oruç (kıyamette) der ki: Ey rabbim ben onu (oruç tutan kulunu) gündüzleri yemeden içmeden alıkoydum. Beni onun hakkında şefaatçi kıl.
Kur’an da derki: Allahım! Ben onun geceleri uyumasına engel ol¬muştum. Beni onun hakkında şefaatçi kıl!
Hz. Peygamber sonra şöyle buyurdu: “Oruç ve Kur’an kul hak¬kında şefaatçi olurlar.”
İşte bunlar Hz. Peygamber’den nakledilen ve onun uygulamasını yansıtan rivayetlerdir.
Şüphe yok ki bunda ibâdet edenler için yeterli bir öğüt vardır (En¬biya/106)
Oruç Ve Hastalık
SORU: Sekiz yıldan beri süren hastalığım yüzünden oruç tutmaya gücüm yetmiyor. Bu hususta dinin hükmü nedir?
CEVAP: Allah’ın dinî kolaylık üzerine kurulmuştur. Kur’an’da bu hususları ifade eden ayetler vardır:
Hastaya güçlük ) oktur. (Nur/61)
Herkim (ramazanda) yolcu veya hasta olursa (oruç) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. (Bakara/185)
Hz. Allah orucu sağlıklı ve gücü yeten kimselere farz kılmıştır. Hastaya, ramazanda hastalığı sürdüğü müddetçe oruç tutmama müsa¬adesi verilmiştir. Daha sonra hastalık geçince yıl içerisinde, hasta iken tutamadığı oruçları kaza eder. Böyle bir kimse ikinci bir ramazana ka-lar oruç borçlarını kaza etmemiş ise, önce yeni ramazanın orucunu tu¬tar, ondan sonra kaza oruçlarını öder. Bu durumda ayrıca fidye verme¬si gerekmez. Her ne kadar bazı âlimler bu gecikmeden dolayı fidye ge¬rekir demişlerse de doğrusu, bundan ötürü fidye gerekmemesidir.
Şu kadar varki hastalık kronik hal alıp uzun süre devam ederse ve¬ya hastalığın iyileşmesi umulmuyor ise bu durumdaki hasta oruç tut¬maya gücü yetmediği için oruç tutmaz, fidye verir. Fidye ramazan ayı¬nın her günü için bir yoksula yemek yedirmektir. Yemek yedirmek ye¬rine parasını vermek de olur.
Oruç Ve Ağız Temizliği
SORU: Ramazan ayında sahur yemeğinden sonra ağzını çalkalayıp temizlemeden uyuyan, sabah uyanınca bunun farkına varan kişinin orucu sahih midir?
CEVAP: Bilindiği üzere oruç, şafak vaktinden güneşin batmasına kadar oruç bozucu şeylerden kaçınmaktır. Güneş battıktan sonra oruç¬lu kimse şafak vaktine kadar dilediği gibi yeyip içebilir.
Hatta fıkıh âlimleri şöyle demiştir: Tam şafak vaktinde müezzin ezan okumaya başlasa bu sırada oruç tutacak kimsenin ağzında çiğne¬mekte olduğu bir lokma olsa; lokmayı ağzından attığında oruç sahih olur. Ezam işittikten sonra lokmayı yutarsa batıl (geçersiz) olur.
Yemekten sonra ağız çalkalamak, oruca başlamak için farz da de¬ğildir, şart da değildir. Özellikle ağızda yemek artıkları, diş aralarında kırıntılar, ağızın iç kısımlarında yemek kalıntıları yok ise ağızı çalka¬layıp temizlemek şart değildir.
Aslında müslüman yemeğini yedikten sonra ağzını ve dişlerini te¬mizler. Tâ ki diş aralarında kalıp, sonra karın boşluğuna giden yemek artıkları orucunu bozmasın.
Soruda sözü edilen kimse sahur yemeğini şafak atmadan önce ye¬yip bitirmiş, ağzında yemek artığı kalmamış, ama ağzını çalkalama¬dan uyumuş. Bu durumda oruç bozulmaz. Zira ağız çalkalamak ağız¬da yemek artığı kalmadıkça şart ve mutlaka yapılması emredilmiş bir-şey değildir.
Fakir ve kültür düzeyi düşük müslüman topluluklarında pek çok kimse ağız ve diş temizliğine özen göstermez. Ne yazık ki bu çok yay¬gın bir haldir.
Oysa İslâm terbiyesi müslümanlan her fırsatta ağız ve diş temiz¬liğine teşvik ediyor.
İslâm dini temizliğe özen göstermeyi teşvik eden bir dindir. Ağız ve diş temizliği özen gösterilecek temizliğin en önde gelenidir. Bakın Hz. Peygamber ne buyuruyor:
Ümmetime zorluk çıkarmış olmasam, her namazda (dişlerin) mis¬vakla temizlenmesini) emrederdim.
Hz. Peygamber’in yaşantısı ile ilgili olarak sahih bir rivayette “Gece namazına kalktığı zaman ağızını misvakla ovalayarak temizle¬diği” bildirilmektedir.
İshâk, Gazali ve Mâverdî her namaz (öncesin)de misvak ile dişle¬ri temizlemenin vacib olduğu görüşündedirler. Dâvud-u Zahirî bunun şart olduğunu söyler.
İslâmiyet misvak -veya onun yerine geçecek bir şey- ile ağız te¬mizliğini, sağlık yönünden vücuda olan faydaları sabebiyle istemekte¬dir. Ayrıca bu Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaya da sebeptir.
Hz.Peygamber: “Misvak (kullanmak) ağızı temizler, Allah’ın rıza¬sını kazandırır” buyurmuştur.
Demek oluyor ki misvak dişlerde, dilde ve damakta bulanan pis¬likleri temizlemektedir. Allah’ın (ve Rasûlü’nün) emrettiği bir temizlik ibadetini yapmak suretiyle Allah’ın rızasını kazanmaya da sebep ol¬maktadır.
Ramazanda Gündüzleri Lokantayı Açik Tutmak
SORU: Ramazanda gündüz vakti bir müslümanm lokantasını açık tutmasının hükmü nedir?
CEVAP: Oruç Kur’an’ın ve hadisin açıkça bildirdiği farzlardan biri¬dir. İlk farz olduğundan beri müslümanlar bunda görüş birliği (icma) etmişlerdir. Yeryüzünde hiç kimse kalmaymcaya kadar böyle devam edecektir.
Bu hususta şu âyet kâfidir:
Ey imân edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. (Bakara/183)
Kur’an ayrıca sayılı oruç günlerinin çok değerli muazzam bir ay¬da, ramazan ayında olduğuna da işaret etmiştir. (Bakara/185) Hz. Peygamber ramazanda oruç yiyenler hakkında şiddetli bir ifa¬de kullanarak onların çok kötü bir iş yaptıklarını bildirmiştir. Efendi¬miz buyururlar ki:
Her kim ramazanda Allah’ın verdiği bir müsade olmaksızın oruç yerse, bunun yerine ömür boyu oruç tutsa o yenilen oruç kaza edilmiş olmaz. (Ebu Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce)
Müslümanlar asırlardan beri ramazan ayına layık olduğu şekilde saygı göstermek gayreti içerisindedirler. Zira bu ay mübarek ve değer¬li bir aydır. Oruç ayıdır. İhsan ve iman ayıdır. Kur’an ve ibadet ayıdır. Ramazanın müslümanlarca böyle karşılanması onların şeref duyduğu ve Hz. Peygamber’in yolundan giden herkesin titizlik gösterdiği güzel bir uygulamadır.
Ramazanda lokantasını açık tutan müslüman bu davranışı ile açık¬ça oruç yiyenlere yardımcı olmaktadır. Hayra aracı olup onun yapılma¬sına yol gösteren hayrı yapan gibidir. Allah’a itaat edilmesine yardım¬cı olan Allah’tan sevap kazanır. Kötülüğe aracı olup onun yapılaması¬na yol gösteren de kötülüğü yapan gibidir. Günah ve isyan yapılması¬na yardımcı olan Allah’ın gazabına uğrar. Özellikle bu lokantayı rama¬zan gününde açık tutan bir müslüman ise!
Bu kimseye yaraşan ramazan ayında gündüzleri lokantasını açık tutmamaktır.
iftar ve sahur yemekleri için hazırlık yapacak malzemeleri sat¬mak, iftar ve sahurda lokantayı açık tutmakta sakınca yoktur. Nitekim fırın ve diğer iftar ve sahur malzemeleri satan ticaret yerlerinde durum böyledir.
Lokanta ve benzeri yerler, eğer oruç tutacak yaşa gelmemiş ço¬cuklara satış yaparlarsa bunda bir sakınca yoktur. Müslüman olmayıp oruç tutmakla yükümlü olmayanların gittiği lokantalar da açık tutula¬bilir. Şu kadar ki oruç tutanların gözü önünde açıkça yemek yenmeme-lidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Ümetimin -açıkça günah işleyenler dışında- hepsi affolunacaktır.
İslâm dünyasında yetkililer, ramazan ayının saygınlığını sağlaya¬cak, onu hafife almayı engelleyecek çalışmalar yapmalıdırlar.

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?




© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.