7

Nisan
2012

KUTLU DOĞUM AÇILIŞ KONUŞMA ÖRNEKLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  4.080 Kez Okundu

KUTLU DOĞUM HAFTASI AÇILIŞ KONUŞMASI METNİ (2000)
Sayın Kaymakamım, Garnizon Komutanım, Belediye Başkanım
Değerli Daire Amirlerim, Kıymetli Başmakçılılar ve Hanım kardeşlerim
İlçe Müftülüğümüz ve T.D.V. Başmakçı Şubemiz işbirliği ile düzenlenen “Çağımız ve Hz. Muhammed SAV” konulu konferansa hoş geldiniz der, saygılar sunarım.
Başkanlığımız 1989 yılından beri 20-26 Nisan tarihlerini Türkiye Diyanet Vakfı ile işbirliği içerisinde “Kutlu Doğum Haftası” olarak hem ülke içinde hem de yurt dışında bir çok etkinliklerle kutlamaktadır.
Şöyle ki: Yüce milletimiz tarihi geçmişinde uzun yıllardan bu yana Peygamberimizin doğumunu büyük bir coşku ile kutlamıştır. Bütün bu merasimlerde peygamberimiz anılmış ve onun her yönüyle anlatılmasına gayret gösterilmiştir.
Bizler; iyiyi kötüden ayırt etmeyi, birbirimizi sevmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, ahlakın güzelliklerini, dürüstlüğü, doğruluğu, erdemli bir davranışı, hoşgörünün en mükemmelini, insana saygının en yücesini, şefkat ve merhametin sınır tanımayan boyutunu, adaletin en güzel tatbikatını, kısaca her şeyin en iyisini ve en güzelini, o Rahmet Peygamberinin tebliğ, tavsiye ve uygulamalarından öğrendik. Hayatımızı anlamlı kılan değerlerimizi, dünya ve ahiret dengesini, insan onuruna uyan yaşama sanatını bizlere hep o gösterdi.
Doğan oğlumuza Ahmet, Mehmet, Mustafa; kızımıza gül ismini, ona sevgimizin bir nişanesi olarak biz verdik. Bahçemize, evimizdeki saksımıza rengârenk gülleri ona olan muhabbetimizden diktik. Yüreğimizin sesini göz yaşı ile ıslattığımız sayfalara mısra mısra “Na’t” olarak döktük. Onu anlatıyor diye sevincimizde ve hüznümüzde mevlid merasimleri tertipleyip, şefaatini umarak bu duygularımızı paylaştık. Sınırda nöbet tutan askerimize, vatan için şehâdet şerbetini içmeye hazır erimize Mehmetçik adını biz verdik. Evet bütün bunları biz yaptık. Bu hasletimizle Millet olarak birlikte sevindik, birlikte ağladık.
O bizi hayat verecek şeylere çağırmıştı. O bize sevgi ve barış dini olan İslam’ı tebliğ etmişti. Bir cahiliyye toplumundan medeni bir millet oluşturmanın sırlarını öğretmişti. İnsanların birbirini göz kırpmadan boğazladığı bir dönemde barış içerisinde yaşamanın yollarını insanlığa sunmuştu. Birbirine düşman olan kabileleri kardeş yapmış, yüreklere çöreklenmiş kin ve nefret tohumlarının yerine sevgi ve hoşgörü duygularını ekmişti.
İşte bu yıl da, Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (SAV)’in kutlu doğumunun 1429. yıldönümünün, cennet vatanımızın huzur ve mutluluğuna, necip milletimizin birlik ve beraberliğine, bütün insanlığın hidayetine, Müslümanların da peygamber ahlâkına ve yaşantısına yönelmesine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan diliyor, hepinize gecemize şeref verdiğiniz için teşekkür ediyor, saygılar sunarım.(Vehbi AKŞİT)

 

KUTLU DOĞUM HAFTASI AÇILIŞ KONUŞMASI(2011)
Sayın Kaymakamım, Garnizon Komutanım, Belediye Başkanım
Değerli Daire Amirlerim, Kıymetli Başmakçılılar ve Hanım kardeşlerim
………Müftülüğümüzce sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin doğum yıldönümü anısına düzenlediğimiz 2012Yılı “ KUTLU DOĞUM HAFTASI” anma toplantısına hoşgeldiniz der, hepinizi en sıcak sevgi ve saygı ile selamlarım.
DeğerliMisafirlerimiz,
Bu günlerde Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin doğum yıl dönümü tüm yurdumuzda coşku ile kutlanmaktadır. Hiç şüphe yok ki; toplumumuzun birlik ve beraberlik dokusunu oluşturan Yüce İslam Dinimizin, Kültür, Medeniyet ve Geleneklerle yerleşmiş mirası üzerinde Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz önemli bir yer tutar.
Hayır ve bereket dileyerek, her işe Yüce Allah’ın rahmet ve merhametinin ifadesi olan İlâhî hitabına Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlanır, besmele ile başlarız. Rabbimiz, kutlu elçisi Hz. Muhammed (s.a.s.)’i âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Annenin evlâdını şefkatle bağrına basmasından, hayvanların yavrularına olan düşkünlüğüne varıncaya kadar hepsi, Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği şefkat ve merhametin bir sonucudur. Sayısız nimetler bahşettiği insanoğlunun, bunca isyanına ve başkaldırmasına rağmen, insanlığı havasız, susuz ve nimetsiz bırakmaması da yine O’nun engin rahmetinin bir eseridir.
Allah’a kulluk etmek, sevgi, saygı ve hakkaniyet temelinde yeryüzünü imar etmek gibi yüksek bir gaye ile saf ve günahsız olarak yaratılan insan, maalesef daha sonra özüne yabancılaşmış ve yaratılış gayesinden uzaklaşmıştır. Anne karnı olan merhamet yurdunda büyümeye başlayan insan, dünyaya gelip kendi yaratılışına yabancılaştıkça, Rabbi ile arasında sınırlar ve duvarlar oluştukça doğuştan getirdiği saflık ve merhamet olgusunu kaybetmeye başlamış ve zamanla acımasızlaşmıştır.
Yüce yaratıcımızın rahmeti öfkesinden, bağışlaması da cezalandırmasından daha geniştir. O, merhametlilerin en merhametlisidir. Rahmet elçisi olarak gönderilen Hz. Peygamber, insanlığın hasret kaldığı ve özlemini çektiği merhameti sadece insanlara değil, hayvanlara, bitkilere, canlı, cansız her şeye karşı göstermiş ve “Allah ancak merhametli kullarına rahmet eder” buyurmuştur. “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” düsturuyla da herkesin şefkat ve merhamete muhtaç olduğunu ve merhamet arayanların öncelikle kendilerinin merhametli olmaları gerektiğini hatırlatmıştır.
Tarih boyunca ortak insani bir değer olarak kabul ettiğimiz merhametin, hayatın her alanından hatta dünyamızdan çekilmeğe başladığını, bu kıymetli duygudan boşalan yeri, şiddet ve öfke gibi insanoğlunun ortak aklı ve vicdanı tarafından asla tasvip edilmeyen olumsuz duyguların doldurduğunu görmek, üzücü olduğu kadar aynı zamanda düşündürücü bir durumdur.
Bugün dünyanın dört bir yanında yaşanan ve bütün insanlığın gözleri önünde cereyan eden savaşlar, terör olayları, şiddet, insan hakları ihlâlleri, daha çok kazanma hırsı ve tüketim çılgınlığı uğruna bilinçsizce çevrenin tahrip edilmesi, çiçeği burnunda gençlerin anne babalarını, anne babaların da ciğer pareleri olan evlatlarını katletmesi ve toplumun git gide bir şiddet sarmalına dönüşmesi herkesi tedirgin etmektedir. Bugün çocukların internet dünyasından aileye, medyadan sokağa varıncaya kadar geniş bir yelpazeyi etkisi altına alan şiddet, neredeyse hayatımızı kuşatır hale gelmiştir. Yaşanan bu acı tablo, bizleri yeniden şefkat ve merhameti hatırlamaya, bu konuda yeni bir farkındalık oluşturmaya ve merhamet çağrısında bulunmaya, deyim yerindeyse merhamet seferberliğine sevk etmiştir.
Bugün bütün insanlığı saran bir hiddet ve şiddet sarmalı ile karşı karşıya bulunuyoruz. Bu da temelde merhamet eğitimindeki eksiklikten kaynaklanmaktadır. İşte bütün bunların sebepleri derin psikolojik, sosyolojik tahlillerde aranadursun, bütün sebepler bizi aslında şefkat ve merhametten uzaklaşmış, paslanmış yüreklere, katılaşmış kalplere götürecektir. Çünkü merhametsiz yüreklerde sevgi, şefkat, ülfet, re’fet ve rikkat bulunmaz. Başka bir ifadeyle ilahî rahmetin tecelli etmediği yüreklerde merhamet tahakkuk etmez. Allah Resûlü de: “Merhamet, ancak kalbi katılaşmış, inançsız bedbahtların kalbinden kaldırılmıştır.” (Hakim, Müstedrek, “Tevbe ve İnâbe” H.no:7632) buyurmuştur. Dolayısıyla bu şefkatsizlik ve merhametsizliğin sebeplerini çağlarda, asırlarda, kadim törelerde ve geleneklerde değil; paslanmış yüreklerde, katılaşmış kalplerde, lekelenmiş gönüllerde aramak gerekir.
Merhamet, sıradan bir acıma duygusu olmayıp pek çok ahlaki güzelliği içinde barındıran bir erdemdir. Merhamet, bir yaratılış felsefesidir. Onun bu derece önemli olması, kaynağını “Rahman ve Rahim olan” yani şefkat ve merhameti, lütuf ve ikramı sonsuz olan Yüce Allah’tan almasındandır. Nitekim Rabbimiz rahmetinin gazabını geçtiğini ve merhameti kendi zâtına ilke olarak seçtiğini bildirmektedir. (En’am, 54.) Diğer taraftan Yüce Kitabımız Kur’an’ın ifadesiyle âlemlere rahmet olarak gönderilen (Enbiyâ, 107.) Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’i bizlere en güzel anlatan kavram, hiç şüphesiz rahmettir. O, her vesileyle kendisinin Rahmet Peygamberi olduğunu ifade etmiş, tüm çabasını birbirlerini sevme, birbirlerine merhamet ve şefkat göstererek bütünleşmede “bir vücudun organlarından farksız olan” bir merhamet toplumu oluşturmak için harcamıştır.
Allah’tan insanlara doğru yayılan rahmet ve merhamet, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’de zirveye ulaşmıştır. O insanların en merhametlisidir ve bir rahmet peygamberidir. (Tevbe, 128.) Onun merhameti öncelikle çocuklar, kadınlar, yaşlılar; toplumun zayıfları, kimsesizleri, acizleri, yetimleri, yoksulları ve yoksunlarına yöneliktir. Bunun yanında onun şefkat ve merhameti insanları, hayvanları, tüm âlemi kuşatmıştır (Enbiya, 107.); o tam bir merhamet modelidir. Ona bağlanan, onu izleyen Müslümanların da ayırıcı vasfı, birbirlerine karşı duydukları merhamettir. (Fetih, 29.)
Bu sebeple günümüz insanının, Hz. Peygamber’in, merhamete dair insanlığa sunmuş olduğu zengin mirastan yararlanması büyük bir zarurettir. O’nun tebliğinde yer alan merhamet vurgusu, yeniden okunmayı, üzerinde düşünülmeyi ve şiddetin açtığı yaralara merhem olarak sunulmayı beklemektedir. Sevgili Peygamberimiz bize, inanan insanın yaşadığı topluma kayıtsız kalamayacağını, yanı başında acı çeken birine, gözyaşı döken bir ihtiyaç sahibine, geleceğe dönük ümitlerini daha hayatının baharında iken kaybetmek üzere olan bir yetime sırt dönemeyeceğini öğretmiştir. O’nun bize öğrettiği merhamet, sönmeye yüz tutmuş insanlık kandilini yeniden tutuşturacaktır.
Günümüz insanının böyle bir merhamet eğitimine olan ihtiyacını göz önünde bulunduran Diyanet İşleri Başkanlığımız, 2011 yılı Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin ana başlığını “Hz. Peygamber ve Merhamet Eğitimi” olarak belirlemiştir. Bu temanın seçilmesinden maksat, sıradan bir acıma duygusunu öne çıkarmak değil, toplumun, özellikle genç nesillerin maruz kaldığı şiddete dikkat çekmek ve insanın kendisinin dışındaki bütün varlıklara ilgisini, şefkatini ve sorumluluğunu ifade eden merhamet kavramının bütün ilişkiler ağını kuşatan bir düşünceye vurgu yapmaktır.
Başkanlığımızın başlattığı bu seferberlik ile, eğer kalpler arasında bir merhamet köprüsü kurabilir, muhtaç olduğumuz merhamet ve gönül dilinin yeniden inşasında katkı sağlayabilir ve bu sayede merhametten nasibi olmayanların kalplerinde de küçücük bir merhamet kıvılcımı tutuşturabilirsek, bu gayret amacına ulaşmış olacaktır.
Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle gerçekleştirilecek olan bütün etkinliklerin, merhamet eğitiminin yaygınlaşmasına katkı sağlamasını ve bütün insanlığın hoşgörü, barış, karşılıklı sevgi ve saygıda buluşmasına vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Kıymetli Davetliler,
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin mübarek şahsiyetlerine yakışan bu çalışmalar, siz değerli halkımız tarafından da büyük ilgi görmekte ve takdirle karşılanmaktadır. Bunun her sene böyle usul haline getirilmesi güzel bir geleneğin ihyasıdır.

İşte yine bu yıl, milletçe böyle mutlu bir günün manevi havasını, ilçemizde de Müftülüğümüz tertibi vesilesi ile yaşıyoruz
Huzurlarınızda emeği geçenlerin hepsine teşekkür ederim.
Temennimiz, her zaman değişik zeminlerde bütün yönleri ile çeşitli faaliyetler ile Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin, insanımıza daha iyi tanıtılması ve bu büyük manevi güç potansiyelini insanımızla paylaşarak, toplumumuzun manevi moralini canlı tutmak, fertleri arasındaki sevgi ve barışa bu yönden katkı sağlamaktır.
Siz değerli misafirlerimize tekrar hoş geldiniz der, bu yılki KUTLU DOĞUM HAFTASI PROĞRAMI ve tüm etkinliklerimizin hayırlara vesile olmasını temenni ederim.(Hınıs Müftülüğü)
Saygılarımla Efendim!……..

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?




© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.