4

Haziran
2013

KUREYŞ KABİLESİ

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  609 Kez Okundu


Hz. Muhammed (s.a.s.)’in annesi Kureyş kabilesinin Zühreoğulları koluna mensup Âmine bint Vehb’dir. Âmine’nin babası Vehb b. Abdümenâf, kabilesi Zühreoğulları içinde hatırı sayılır bir kimseydi. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in anneannesi ise Kureyş’in Abdüddâroğulları kolundan Berre bint Abdüluzzâ’dır. Dolayısıyla Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hem annesi hem babası Kureyş’in seçkin ailelerine mensuptur. Her ikisinin nesebi de Kilâb b. Mürre’de birleşmektedir. (1)
Peygamberimizin atasi Abdülmenaf’in oglu Hâsim’in soyundan gelenlere verilen isim.
Hâsim ticaretle ugrasan zengin ve cömert biriydi. Asil adi Amr’dir. Rivayete göre, bir kitlik yilinda Filistin’e giderek oradan un satinalmis ve Mekke’ye getirerek ekmek yaptirmis, kestirdigi hayvanlarin et suyuna ekmek dagitarak tirid ikraminda bulunmustur. Bu nedenle Arapça’da kirmak anlamina gelen (heseme) fiilinden müstak olan Hâsîm adi verIlmistir (2).
Hâsim’in dört oglu ve bes kizi vardi. Soyu, çocuklarindan Seybe (Abdulmuttalib) ile devam etmis ve bu soydan gelenlere Hâsimogullari (Benu Hâsim) denmistir. Hâsim’in, Abdulmuttalib’den baska erkek çocuklarinin nesilleri devam etmemistir (3).
Kureyş kabilesi,Muhammed ‘in on bir göbekten atası Fihr bin Malik’in erkek çocuklarının soyundan gelen asil bir kabiledir
Kâinatın Efendisinin (a.s.m.) yirminci dedesine kadar uzanan neseb silsilesi şöyledir:
“Muhammed (a.s.m.), Abdullah, Abdülmuttalib (asıl ismi Şeybe), Hâşim, Abd-i Menâf (Muğîre), Kusay, Kilab, Mürre, Kâb, Lüeyy, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike (Amir), İlyas, Mudar, Nizar, Maad, Adnan.” (4.)
Kureyş kabilesi 12 kola ayrılıyordu. Abd-i Menaf Oğulları: Peygamberimizin (sav) soyu. Peygamberimizin üçüncü dedesinin dört oğlu vardı. Bunlar: Haşim, Nevfel, Muttalip, Abd-i Şems. Bunlardan Haşim’in sülalesi daha geniş olduğu için peygamberimizin (sav) sülalesine “Haşimoğulları” denmekte idi. Adiyoğulları (Hz. Ömer’in soyu) Temimoğulları (Hz. Ebu Bekir (ra) soyu) Esedoğulları (Hz. Hatice’nin soyu) Zühreoğulları (Hz. Amine’nin (ra) soyu) Mahzunoğulları (Halid b. Velid’in (ra) soyu) Sehmoğulları (Amr b. Âs’ın (ra) soyu) Abd’üd-dâroğulları, Amiroğulları, Haşiroğulları, Cumahoğulları, Muhariboğulları.
Hz. Peygamberin (sav) dedelerinden Haşim, Kureyş’in elçisiydi. Ticaret kafilelerinin başında ticaretle Bizans’a, Yemen’e, Şam’a gider gelirdi. Bu ülkelerin ileri gelenleri arasında tanınmıştı ve itibar sahibi idi. Kureyş namına onlar ile anlaşmalar yapardı. Bir Şam seferinde Gazze’de vefat etmiştir.
Haşim Yesrib’li bir kadınla evlenmişti. Ondan bir çocuğu oldu. Adını Şeybe koydu. Haşim genç yaşta Gazze’de vefat edince Şeybe Yesrib’de yetim ve öksüz kaldı. Amcası Muttalip yeğenini bir seferde Yesrib’den (Medine) alarak Mekke’ye getirdi. Mekke’liler ona Muttalip’in kölesi zannederek Abdülmuttalip dediler. Böylece adı Abdülmuttalip kaldı.
Tarihçiler Arapların yaşadıkları vatanı, genel olarak beş kısma ayırmışlardır: Tihâme, Hicâz, Necid, Aruz ve Yemen. Bu bölgeler coğrafî yapı ve özelliklerine göre isim almışlardır. Bu coğrafya üzerinde yaşayan Araplar temelde iki ana kola ayrılmakta, diğer bir ifadeyle iki ataya dayanmaktadır. Arap yarımadasının güneyinde Kahtâınîler, kuzeyinde ise Adnânîler yerleşmişlerdir. Her iki bölgede yaşayan Araplar belirli bölgelerde sosyal guruplar oluşturarak hayatlarını sürdürmeye çalışmışlardır.
Adnânîler’in Mudar kolundan olup genellikle kabul edildiğine göre adını Kureyş lakabıyla bilinen Fihr b. Mâlik’ten alır. Bu zatın asıl adının Kureyş, lakabının Fihr olduğu da belirtilir. Hz. Peygamber’in on birinci kuşaktan dedesi olan Fihr’in soyu Adnan’a kadar Fihr b. Mâlik b. Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr b. Meâd b. Adnan şeklindedir. Kabileye bu adın verilmesiyle ilgili olarak ileri sürülen diğer görüşlerden birine göre Kureyş kelimesi “toplanmak, bir araya gelmek; ticaret yapmak” anlamındaki takarruş kökünden gelmekte ve Fihr b. Mâlik’in soyunun. Kusayb. Kilâb liderliğinde Mekke ve çevresinde ikamet etmek üzere bir araya toplanmış olması veya ticaret yapması sebebiyle böyle adlandırıldığı kaydedilmektedir.
İslam’ın gelişinden önce Mekke yönetimini elinde tutan ve Hz. Peygamberin de mensubu olduğu kabile.Hz. Muhammed’in (sav) İslâmiyet’i tebliğ ettiği sıralarda Mekke’deki topluluğun tek ceddi kabul edilen Kureyş’in asıl adının “Fihr”, yahut “Nadr”olduğu söylenir.
Kureyş kelime olarak Tacir manâsını ifade eder.
Kureyş kabilesi Kinâne kabilesinin bir koludur. Kureyş kabilesi Hz. Peygamber (s.a.s) devrinde on koldan oluşmuştu. Bunlar; Nevfel, Zühre, Mahzûm, Esed, Cumah, Sehm, Ümeyye, Haşim, Teym ve Adiy idi. Peygamber efendimizin soyu Haşimoğulları kolundan devam etmiştir. Haşim, çok cömertti. Bir kıtlık yılında Şam’dan getirdiği buğday unundan ekmek yaptırdı. Birçok deve ve koyun kestirip tirit yaptırarak bütün Mekke ahalisini doyurdu. Haşim, kabiliyyetli, dirayetli, cömert, faziletli ve herkes tarafından sevilen, sayılan bir zat olduğu için ismi ailesine ve soyuna ad oldu.
İbn Abbas (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.s)’in şöyle dua ettiğini nakleder: “Allahım! Kureyş’in öncekilerine azabı tattırdın, sonrakilerine nimet ve ihsanını tattır” (5).
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “(Câhiliye devrinde) Arap kabileleri şu emâret hususunda en şerefli olan Kureyş’e uyardı: Arapların mü’minleri (hanifler), Kureyş’in mü’minlerine, müşrikleri de Kureyş’in müşriklerine uyarlardı. İnsanlar madenler gibidir. Onların cahiliyette hayırlı olanları, İslâm devrinde de hayırlı kimselerdir” (6).
Hz. Peygamber (s.a.s): “Hilâfet Kureyş’in uhdesinde bulunacaktır. Onlar dini vecibeleri yerine getirdikçe ve adâleti icrâ ettikçe, onlara hiçbir kimse düşmanlık etmeyecektir. Eğer onlar dinden, adâletten uzaklaşırsa Allah, Kureyş’i yüz üstü sürçtürür, rezil eder.” (7) buyurmuştur.
Ebû Hureyre (r.a) Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)in şöyle buyurduğunu rivâyet eder: “Kureyş, Evs ile Hazrec, Cüheyne, Müzeyne, Eslem, Esca’, Gıfâr (kabile fertleri) benim hâlis yardımcılarımdır. Onların da Allah’tan ve Rasûlullah’tan başka koruyucuları yoktur.” (8). Kureyş kabilesi ile ilgili Kur’ân-ı Kerim’de başlı başına bir sûre vardır. Bu sûrede Kureyş kabilesinin yaptığı ticârî faaliyetlerinden söz edilerek, onların kışın Yemen’e, yazın da Suriye’ye olmak üzere yılda iki defa uzak ülkelere ticârî seferler düzenlediği belirtilmektedir (9).
Peygamber efendimizin babası Abdullah, Kureyş kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine Hâtun ise, Kureyş kabîlesinin Zühreoğulları kolundandır. Yâni baba ve anne tarafından Kureyşîdir. (10)
Câhiliye döneminde Kureyşliler Allah’ın varlığına inan¬makla birlikte putları Allah’a ortak koşuyorlardı, bu sebeple Kur’an onları “ortak koşanlar” anlamına gelen”müşrikûn” sıfatıyla nitelemiştir. 610 yılında Hz. Peygamber (asm)’e Kur’an inmeye başlayınca, Kureyş’in bir kısmı ona iman etmekle birlikte çoğu inanmadığı gibi, Peygamber Efendimize (asm) karşı gittikçe sertleşen ve savaşlara kadar varan bir mücadeleye girişmişlerdir. Bu direniş hicretin 8. yılında Mekke’nin fethine kadar sürmüştür. Mekke’nin fethedilmesiyle birlikte İslâmiyet’in karşısındaki Kureyş düşmanlığı da tamamen ortadan kalkmıştır. Bundan sonra İslâm’ın dünyaya yayılması için Kureyşlilerin ön saflarda mücadele verdikleri görülmektedir. “Görmezler mi ki, çevrelerindeki insanlar durmadan yerinden ko¬parılıp götürülürken biz (Mekke’yi) güvenli, dokunulmaz belde yapmışızdır?”(11)
buyurularak bu nimetler hatırlatılmaktadır. Ayrıca başka bölgelerde üretilen sebze, meyve ve diğer gıda maddeleri Hz. İbrahim (as)’in duası bereketiyle (12) bir ticaret merkezi haline gelmiş olan Mekke’ye getirilip satılır, böy¬lece bura halkının ihtiyacı karşılanırdı. İşte sûrede Kureyş’in, bütün bu nimetlerin şükrünü yerine getirmek için Allah’a kulluk etmeleri istenmiştir.(13).
Kaynak:
1-İbn İshak, es-Sîre, tah. Muhammed Hamidullah, Konya, 1981, s. 19-28; Ziriklî, A’lâmü’n-Nisâ’, Beyrut, ts. I, 18; Bekir Topaloğlu, “Amine”, DİA, II, 63-64
2- Ebu Ca ‘fer Muhammed b. Cerîr et-Taberi, “Tarîhü’r-Rusül ve’l-Millûk” nsr. Anneles III,1088; Ibnu HIsam, “es-Sîretil’n-Nebeviyye, I, 107
3-Taberî, a.g.e., III, 1082
4-Sîre, 1/1-3; Tabakât, 1/55-56; Ensâbü’l-Eşraf, 1012 vd; Taberî, 2/172-180
5-Tirmizi, Menakıb, 66
6-Tecrid-i Sarih, IX, 22
7-Tecrid-i Sarih, IX, 220
8- Tecrid-i Sarih, IX, 222
9- Kureyş, 106/1-4
10- Zerkânî, Abdülhak-ı Dehlevî
11-Ankebût, 29/67
12- İb¬rahim 14/37
13-Kur’an Yolu: V/655-656

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?




© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.