16

Nisan
2012

KARDEŞLİK HUKUKU

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  625 Kez Okundu

Yârsız kalır cihanda ayıpsız yâr isteyen.
(Ahmet Paşa, Öl: 1497)
Kardeş sözcüğü, yeryüzünün bütün dillerinde var olan ve sıcaklığı, sevimliliği, ifade ettiği ortak an¬lam olarak, ana baba bir, ana bir baba ayrı veya baba bir ana ayrı kişileri anlatan ortak bir kavramdır. İslâm dininin temel referans kaynakları olan Allah kelâmı Kur’an ile Peygamberimizin Sünneti ve hadisle¬ri, bu bilinen ve her dilde ortak olan anlamı yanın¬da kardeşliğe daha farklı, daha vurucu, insanlık ailesi için daha çok üzerinde durulması ve vurgulanması gereken anlamlar yükler. Kur’ân-ı Kerîm’in onlar¬ca âyetinde çeşitli formlarıyla geçen kardeş (el-ah; çoğulu el-ihve ve el-ihvân) ve kardeşlik (el-uhuvve) kelimeleri nesep ve soy kardeşliğini ifade etmenin yanında, aynı kabileye mensubiyeti, din kardeşliğini ve dine uymada birlikteliği, sevgi ve muhabbet paylaşımını, samimî ve içten dostluğu anlatmada kullanılır. (1)
Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurur: “Ruhlar toplu cemaatlerdir. Onlardan birbiriyle tanışıp anlaşanlar kaynaşır, tanışıp anlaşamayanlar ise ayrılırlar”.(2) “Allah’ın üzerinizdeki nimetini de hatırlayın; hani siz düşmanlar idiniz de kalplerinizin arasını böylece birleştirdi. O’nun nimetiyle kardeşler oldunuz.” (3)Hz. Peygamber (s.a.s.), ilk önce Mekke’de Müslümanlar arasında kardeşlik ortamı gerçekleştirmiş, daha sonra yurtlarını, yuvalarını, yakınlarını ve mallarını bırakarak Mekke’den hicret eden Muhacirler ile onlara gönüllerini açan, her türlü imkanlarını onlarla paylaşarak büyük bir fedakârlık örneği gösteren Medine’li Ensar arasında tarihte eşi ve benzeri görülmemiş bir kardeşlik tesis etmiştir. Peygamberimiz, “Mü’min bir kimse din kardeşini sevince bu sevgisini ona bildirsin.” buyurmuştur. (4)Mekke Kureyş kabilesinin Ümmeye ve Haşim oğulları boyu, Medine’de ise Evs ve Hazreç kabileleri İslam’dan önce birbirleri ile haram ayları dışında sürekli savaşıyorlardı. İslam nimeti sayesinde eski düşmanlar kardeş ve dost oldular.
Hz. Peygamber (s.a.s.), Mescid-i Nebevî’nin inşaatını tamamladıktan sonra Muhacirler ile Ensar’dan doksan sahabe arasında ikişer ikişer kardeşlik kurdu. Kendisi de Hz. Ali’yi kardeş edindi. Ensar, Muhacir kardeşlerini alıp evlerine götürdüler, mallarına, servetlerine ortak yaptılar. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’den hurma bahçelerini muhacir kardeşleri ile aralarında paylaştırmasını istediler. Efendimiz (s.a.s.), bunu kabul etmemiş; hurmalıkların mülkiyetinin kendilerine ait olmasını, Muhacirlerin de hurmaların bakımını yaparak çıkacak mahsulü paylaşmalarını söylemiştir. (5)
İslam kardeşliğini kurumsal hale getiren Peygamber Efendimizdir. Mekke’den Medine’ye hicret edildikten sonra muhacirlerin barınma ve geçim sorununu çözmek için 45 muhacir ile 45 ensar kardeşleştirilmişti. O kadar ki barınma, beslenme hatta mirata bile birbirlerine destek olacaklardı. Muhacirlerin durumu düzeldikten sonra (6)ayet ile mirasçı olma imkanı kaldırılmıştır.
Enes bin Malik anlatıyor: Ensar ile muhacir birbiri ile kardeş olduktan sonra öylesine kaynaştılar ki, bir iki gün görüşmeseler, birbirlerini merak ediyorlar, karşılaşınca, “Görüşmeyeli nasılsın?” diye hal hatır soruyorlardı, diyor. (Beyhaki)
Ensardan Sa’d bin Rebi, muhacir kardeşi Abdurrahman bin Avf’a, bütün mal varlığını paylaşmayı teklif ettiğinde, Bin Avf, “Allah malını bereketli ve mübarek kılsın, siz bana çarşının yolunu gösterin” cevabını vermiştir. Bin Avf, ticaret yaparak kısa sürede durumunu düzeltmiştir.
Ebu Zerr-i Gifari bir defasında Bilal-i Habeşi’ye, “Kara kadının oğlu” diye hitap etmiş. Bilal Habeşi de bu hitaba çok içerlemiş ve Peygamberimize Ebu Zer’i şikayet etmiş. Peygamberimiz Ebu Zer’e “Şeyet böyle dediysen, sen kendisinde cahiliye huyu bulunan kimsesin.” Diye ikaz etmiş bunun üzerin Ebu Zer de Bilal Habeşi’den özür dilemiştir. Ebu Zer, Bilâl’e “siyah kadının oğlu” diye seslenmiş ve annesinin zencî/siyah tenli oluşu, sanki onun için bir noksanlık ve ayıpmış gibi ifade et¬mişti. Ebu Zer, bu sebeple ömrünün sonuna kadar yaptığı bu işten pişmanlık duydu. Sahabe-i kiram, Allah Teâlâ”nın hoşnut olmadığı ve Peygamber Efendimizin kınadığı bir şey yaptıkları zaman onu derhal terk eder, işledikleri günah ve kusura tövbe eder ve bir daha o hataya dönmemeye azami dikkati gös¬terirlerdi. Bütün bunlara karşın Efendimiz bize şu davranışları önemseyip öne çıkarmamızı öğütlüyor: “Mü’min kardeşine güler yüz göstermen sadakadır; iyiliği emredip kötülüklere engel olman sadakadır…” (7) Ebû Eyyûb el-Ensârî, Peygamberimizin şu buyruğunu bize nakleder: “Bir kimseye mü’min kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal ol¬maz. O ikisi karşılaştıklarında, biri yüzünü şu tarafa diğeri öbür tarafa döner. Onların en hayırlısı ve üstün olanı, selâmı önce verendir.” (8)Peygamberimiz, uzaklarda bile olsalar, kardeşin kardeşi unut¬maması, daima hatırında bulundurmasını ister, hatta dualarında kardeşini anmasını tavsiye buyurur: “Müslüman bir kimsenin, din kardeşinin gıyabında yaptığı duası kabule şayandır. O kimsenin baş ucunda Allah’ın görevli bir meleği bulunur, din kardeşi için hayır dua yaptıkça, o melek de ona dua eder ve “âmin, kardeşin için istediğinin bir misli de senin için olsun” der. (9)Kardeş olmak, arkadaş ve dost olmak; sevinçte ve kederde beraber olmayı göze almak demektir. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz modern zamanlarda bu özellikler birer birer hayatımızdan çıkmakta, rekabet, lüks bir yaşam isteği, nimetleri paylaşımda bencillik, hedonizm ve adalet anlayışının değişmesi toplumsal bilincimizde önemli gedikler açmaktadır. Bütün bu olumsuz gelişmeler Hz. Peygamber ve sahabenin hayatı bağlamında yaşantımızı, bireysel ve toplumsal ilişkilerimizi, beklentilerimizi ve ahiretimizi yeniden düşünüp kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi yeniden hayata dahil etmeyi gerekli kılmaktadır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem; “Zâlim de mazlum da olsa kardeşine yardım et” buyurdu. Kendisine; “Yâ Resûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (10)“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Din kardeşine haksızlık etmez, onu düşmana teslim etmez. Kim din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiya¬cını giderir. Kim Müslüman kardeşinin bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim Müslüman kardeşinin hatasını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.” (11)
“Birbirinizle ilişkilerinizi kesmeyin, birbirinize arka dönüp sırt çevirmeyin, birbirinize karşı kin beslemeyin, birbirinizi çekememezlik etmeyin. Ey Allah’ın kulları böylece birbirinizle kardeşler olun. Müslüman bir kimsenin din kardeşine üç günden fazla küs durması helal değildir.” (12)Kur’ân-ı Kerîm’de: “Mü’minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını bulup barıştırın. Allah’tan korkun, tâ ki esirgenesiniz”hükmü beyan buyurulmuştur. İslâm fıkhında kardeşlik; sadece sözde kalan bir hadise değildir. Nafaka, zekât, selâm verme, hakkı tavsiye etme, karz-ı hasen verme, maddî ve mânevî yardımda bulunma gibi vazifelerle tahkim edilmiştir Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav): “Kendi nefsi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe (tam manasıyla) iman etmiş olmaz”buyurarak; “Kardeşlik Hukuku’nun” korunmasının imanla ilgili olduğunu hatırlatmıştır.
Kardeşlik Hukukunun Bazı Şartlarını özetleyecek olursak:
1-Kardeşliği Allah için yapmal,
2-Kusurlarını affetmek
3-Kardeşini hata içinde bırakmamak.
4-Kusur düzeltirken kusur yapömamak.
5-Kardeşinin derdiyle dertlenmek.
6-Kardeşiyle iyi geçinmek ve kırıcı olmaktan sakınmak
7-Kardeşinin hakkını savunmak ve korumak
8-Kardeşine karşı kibirden kaçınmak
9-Tevazudan ayrılmamak kardeşini nefsi gibi gözetmek ona iyilikte bulunmak,
üzecek söz ve işlerden kaçınmak,
10-Kardeşlerine gıyabında dua etmek.
Beytullah etrafında uzak beldelerden gelenleri görünce bir şair o andaki manzarayı şöyle dile getiriyor:İkimizde şuracıkta birer garibiz, sen garip ben garip akrabayız biz, demek suretiyle duygularını ifade ediyor.
Kur’an-ı Kerimde Adem a.s’ın iki oğlu olan Habil ve Kabil’i anlatırken onların bu hallerinin bizlere örnek olması için okunması istenmektedir. Bu kardeşler’den kesilmesi gereken kurban istenmişti. İkisi de kurbanlarını kesiyor fakat Habil’in kestiği kurban kabul edilirken, Kabilin’ki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen Kabil, kardeşini öldürmek tehdidinde bulunmuş, Habil ise büyük bir sevgi ve Rabbine tevekkül’le: “Allah ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder. Yemin ederim ki, eğer beni öldürmek için elini uzatırsan, be seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben isterim ki sen kendi günahınla birlikte benim günahımı da yüklenesin….(13)
Kur’an, mü’minlerin birbirlerinin dostları oldukları, iyilikte ve hayırda yardımlaşmalarından dolayı Allah’ın kendilerine rahmet edeceği belirtilmektedir: “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir.”(14)
Bugün İslam coğrafyasının bir ilim ve medeniyet coğrafyasından bir zulüm ve mazlumiyet coğrafyasına dönüşmesinin en büyük sebebi, kardeşlik ahlakı ve kardeşlik hukuk ihlalidir. Oysa kardeşlik hukukunun çiğnendiği bir Müslüman dünyayı, kardeşlik ahlakının zedelendiği bir İslam dünyasını Yüce Rabbimiz ateş dolu bir çukurun kenarında yaşamak olarak değerlendirmiştir.Böyle bir yaşam her an ateş dolu çukura düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu tehlikeden kurtulmanın yolu, her şeyden önce müminlerin kardeşliğinden geçmektedir.
Hz. Ömer şöyle anlatıyor: “Fetih günü Hz. Peygamber, Mekke’ye girdi. Saffan b. Ümeyye, Ebu Süfyan b. Harb, Haris b. Hişam’ı huzuruna çağırdı. Ben de kalbimden ‘Allah bunları elimize düşürdü. Onlara daha önce yaptıklarını hatırlatacağım’ dedim. Bu sırada Hz. Peygamber, ‘Benimle sizin durumunuz, Hz. Yusuf ile kardeşlerinin durumu gibidir. Bugün sizin üzerinize herhangi bir kınama yok. Allah sizi affetsin. Allah merhametlilerin en merhametlisidir’ dedi. Bunun üzerine ben düşündüklerimden utandım (15)
Bir adam Ebu Hureyre (r.a)’ye geldi ve ‘seni Allah için kardeş edinmek istiyorum’ dedi. Ebu Hureyre (r.a): ‘Kardeşliğin hakkı nedir biliyor musun? Adam: ‘Bana öğret’ dedi. Ebu Hureyre (r.a) dedi ki: ‘Dirhem ve dinarınla benden daha haklı, daha imtiyazlı olmamandır’ Adam: ‘Ben bu dereceye ulaşamadım henüz’ deyince, Ebu Hureyre (r.a): ‘O zaman beni terket’ dedi.

İslam dinini tebliğe memur olan Hz. Peygamber (s.a.v) bir yandan iman esaslarını gönüllere nakşederken, diğer yandan bu akide etrafında toplanan ırkları, ülkeleri, renkleri ve dilleri farklı olan insanları, “din kardeşliği” altında birleştirip kaynaştırmıştır.İslam dinini tebliğe memur olan Hz. Peygamber (s.a.v) bir yandan iman esaslarını gönüllere nakşederken, diğer yandan bu akide etrafında toplanan ırkları, ülkeleri, renkleri ve dilleri farklı olan insanları, “din kardeşliği” altında birleştirip kaynaştırmıştır.
Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed, insanların kardeşliğine çok önem verirdi. Bir müminin bir kardeşine güler yüz göstermesini sadaka kabul ederdi. Hatta buyurdu ki efendimiz, ‘İnsanların gelip geçeceği yerlerdeki engeli kaçırmalısınız. Bir taşı, bir dikeni ortadan kaldırmanız sizin için sadakadır’ buyurdu. Bir kardeşin derdiyle dertlenmeyi insanlığa öğretti.
Allah yedi kimseyi, kendi zıllinden başka sığınak olmayan (kıyamet) gününde, zılli altında himaye buyuracaktır (İlki) âdil imam, (ikincisi) ömrünü ibadet neşvesi içinde geçiren genç, (üçüncüsü) mescidlere kalbi bağlı olan kimse, (dördüncüsü) Allah için sevişip, Allah için bir araya gelen ve Allah için birbirinden ayrılan iki insandan herbiri, (beşincisi) makam ve cemal sahibi bir kadının talep ağında (nefsine başkaldırıp) “ben Allah’tan korkarım” diyen adam, (altıncısı) solundakine infak ettiği şeyden, sağındaki bir şey hissetmeyecek şekilde sadakasını gizli eda eden, (yedincisi) yapayalnızken Allah’ı anıp da gözleri yaşlarla dolan ” (16)
Kaynak:(n.y)
1-(Prof.Dr.Raşit KÜÇÜK, Sünnet ve Hadisler Ölçüsünde Kardeşlik ve Kardeşlik Hukuku)
2-(Buhârî, Enbiyâ, 2; Müslim, Birr, 159-160)
3-(Al-i İmran Suresi 103)
4- (Tirmizî, Zühd, 53)
5-(Kamil Miras, Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VIII, 57)
6- Enfal Suresi 75.
7-(Tirmizî, Birr ve Sıla, 45)
8-(Tirmizî, Birr ve Sıla, 21)
9-(Müs¬lim, Zikr, 86-88)
10-(Buhârî, İkrâh, 7; Mezâlim, 4)
11-(Müslim, Birr ve Sıla, 58)
12-(Tirmizî, Birr ve Sıla, 24.
13-El Maide 27-30
14-(Tevbe, 9/71)
15-İbn Asâkir, (Hz Ömer’den); Kenz, V/292
16-Buharî, Ezan, 36; Müslîm, Zekat, 91; Tirmizi, Zühd, 53

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?




© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.