1

Nisan
2012

İNSAN İLİŞKİLERİNİ DÜZENLEYEN GÖRGÜ KURALLAR

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  1.790 Kez Okundu

İNSAN İLİŞKİLERİNİ DÜZENLEYEN GÖRGÜ KURALLAR
| a) Toplumda Dikkat Edilmesi Gereken Genel Kurallar:
Bir toplumun oluşmasında ve gelişmesinde, o toplumu meydana getiren insanlar arasında uygulanan Görgü kurallarının önemli bir yeri vardır. Toplum genel görgü kurallarına uymayanlara cahil, bencil , kaba, saygısız ve saire sıfatlarla tanımlar ve kınar.
Toplum hayatının düzenlenmesinde etkili olan genel görgü kurallarına uyan kişileri; terbiyeli, saygılı, nazik ve saire şeklinde nitelemek mümkündür.
Bu kurallar toplumdaki uygarlık düzeyinin de göstergesi olabilir. İnsanın bencil, kaba düşüncelerden sıyrılarak, başkalarına karşı davranışlarını bir düzene koyması , onun duyarlı ve nazik olmasını sağlar. Bu da insanların birbirleriyle olan ilişkilerini sağlıklı ve tutarlı olmasına neden olur.
Görgü kurallarını öğrenmenin bir okulu yoktur. Görgü kuralları, bir toplumun ayrı ayrı bölgelerinde farklı olduğu gibi değişik uluslarda da farklılıklar gösterir.
İnsanlar, toplum içinde bir arada yaşamak zorunda olduğuna göre, davranışlarında da göz önünde bulundurmaları gereken kurallar vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz.
-Hoşgörülü ve iyimser olmak;
-Olgun bir kişiliğe sahip olmak için çaba göstermek;
-Eleştiriyi yerinde ve zamanında yapmak;
-Giyime önem vermek, Giysinin mevki yer ve zamana uygun olmasına özen göstermek;
-Başkalarını rahatsız edici davranışlardan sakınmak;
-Verilen sözü tutmak;
-Ziyaretin kısa ve zamanlı olmasına özen göstermek;
-Oturuş ve kalkışlarda hareketlere özen göstermek;
-Gerektiğinde özür dilemesini bilmek;
-Özel konuşma yapanların yanına gitmemek;
-Uygun olmayan el ve sözlü şakalardan kaçınmak;
-Ağız kokularına dikkat etmek.Bu hususta insanları rahatsız etmemek.
b) Giyinme Konusunda Dikkat Edilmesi Gereken Genel Görgü Kuralları:
İnsanlar, bulundukları iklim şartlarına, çevrenin örf ve adetlerine, bütçelerine göre giyinirler.
Toplumsal hayatın her alanında, her sosyal faaliyette, insanlar, giyim kuşamlarıyla kabul görürler. Kıyafet iyi bir tavsiye mektubudur. Sözünden esinlenerek, insanlar; görgülü, zevkli, nazik, kültürlü ve ağır başlı vb. izlenimleri karşı tarafa yansıtacak şekilde giyinmeye özen göstermelidirler. Aksi mesajlar verecek giyim ve kuşamdan kaçınmalıdırlar.
İnsanların giyim konusunda dikkat etmesi gereken kurallardan bazıları şunlardır:
-Kadın ve erkek kendisine uygun kıyafet seçmelidir
-Kıyafet seçerken kişinin yaşı, fiziki yapısı, cinsiyeti, mesleği gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
-Giydiği elbise, gömlek, kravat, ayakkabı, vb. eşyalar arasında uyum sağlanmalıdır.
-Sökük, yırtık, ütüsüz elbise, boyasız ayakkabı giyilmemelidir.
-Çalıştığı iş yerinde sade giyinmeye özen göstermelidir.
c) Karşılama, Selamlaşma ve El Sıkma Konularında Uyulması Gereken Genel Görgü Kuralları:
Selam; yaş, cinsiyet ve makam durumuna göre saygı ve incelik ifade eden bir davranıştır. Küçüğün büyüğü, Aynı yaşta olanların birbirlerini selamlamaları sevgi ve saygının bir ifadesi olarak değerlendirilir.
Karşılamam, Selamlaşma ve El Sıkmada Uyulması gereken bazı kurallar şunlardır:
-Selamlaşma sırasında abartılmış konuşma ve davranışlardan kaçınmak gerekir.
-Törenlerde de bayrağımız, büyük bir gururla ayakta selamlanır.
-Selamlaşma; Selamun Aleyküm diyeyerek selam verilir.Aleyküm denilerek selam alınır. Gündüz ise hayırlı günler, hayırlı sabahlar, akşam ise iyi akşamlar, iyi geceler karşılaşırken ve ayrılırken söylemek.Seyahata çıkıyorsa hayırlı yolculuklar vb
-Gerek ilk tanışmada ve gerekse selamlaşma sırasında, özellikle erkeklerin dikkatli olması gerekir. Bayan elini uzatmadıkça, erkeğin elini uzatması hoş karşılanmaz.(Resmi dairelerde)Dinizmizde erkek kadın tokalaşması günahtır.
-El sıkışmada, üst makamda bulunanların veya yaşlıların önce el uzatmaları, bunu gören alt makamlarda olan bayan veya bayların ellerini uzatarak tokalaşmaları genel görgü kurallarındandır.
-Selamlanan kişinin yanında bulunanlar, selam vereni tanımasalar bile, selamlanan kişi ile birlikte selam almaları nezaket kuralıdır. Ancak, içten gelen nezaket makbuldür. Bu nedenle selamlaşmaların nazik hareketlerle yapılması değer taşır.
-Tanıdık iki kişinin, sokakta karşılaşmaları halinde birbirlerini selamlamaları, yolu işgal etmeden bir kenara çekilerek konuşmaları veya yolda yürüyerek konuşmalarını sürdürmeleri yerinde olur.
-Erkeğin bayanı; gencin yaşlıyı; kıdemsizin kıdemliyi; gelenin orada bulunanları; ayrılanın ayrıldığı yerde kalanları selamlaması gerekir.
El sıkma bir dostluğun, samimiyetin ifadesidir. O nedenle el sıkma sırasında, ne kuvvet denemesi yaparcasına fazla sıkılması, ne de elin uzatılıp bırakılması doğrudur. Doğru olan elin, muhatabın elini kavrayacak şekilde tutulmasıdır. El sıkmada soğuk davranmak, eli hiç kıvırmadan kaskatı uzatıp el sıkışmak, muhatap tarafından iyi karşılanmaz, hoşnutsuzluk yaratır. El sıkarken olumsuz davranışların meydana gelmemesine dikkat edilmelidir.
Karşılama veya uğurlama sırasında kişinin, yüzünden tebessümü eksik etmemesi gerekir.
d) Hitap Etmede Uyulması Gereken Genel Görgü Kuralları:
Hitap etme; etkili söz söyleme, karşı tarafı etkileme anlamı taşır. İnsanlar, isteklerini sözle karşı taraf
iletirler. İletişim aracı olarak kullanılan dilin, insanları etkileyecek şekilde kullanılması, insan ilişkilerini kolaylaştırır. Bu nedenle, kullanılan sözcüklerin çok iyi seçilmesi ve kullanılmasında büyük yarar vardır.
Sosyal ilişkilerde insanlar, hitap etmeleri gereken kişilerin bulundukları yer veya makama göre farklı hitap şekilleri kullanılır.Ahmet , Mehmet diye değil, Ahmet bey, Ahmet Efendi, Mehmet Amca vb.Konuşma bir kültür, zeka, bilgi ve görgü işidir. Her şeyde olduğu gibi konuşmanın da belli kuralları vardır. Kişiler arasında yapılan konuşmalarda:
-Muhatabın düzeyine göre uygun hitaplar seçilmesi, sert ifadelerden kaçınılması;
-Argo sözcüklerin kullanılmaması;
-Yeni tanışılan kişilere karşı mesafeli davranılması;
-Yüksek sesle ve hızlı konuşma yolunun tercih edilmemesi;
-Muhatabın kültür seviyesine uygun bir dil kullanılması;
-Davranışların söylenenleri doğrular nitelikte olması;
-İncelenip kesin bilgi edinilmemiş konularda, kessin söz söylemeden kaçınılması;
-Kişinin kendisinden çok söz etmemesi, muhatabı mihnet altında kalacak duruma düşürmekten sakınması;yaptığı ile öğünmemesi, yazdığımı beğendiniz mi? ve hoşunuza gitti mi? Takdir etme , değerlendirme , beğenme az beğenme veya çok beğenme vb.
-Muhataba da konuşma hakkı tanınması ve bunun davranışlarla da gösterilmesi;
-Samimi, güvenilir, sakin ve doğal davranışlar içinde kalınması;Hemşehrim olmasaydın , köylüm olmasaydın, meslektşım olmasaydın şöyle yapardım ifadelerinden kaçınılması.
-Çeşitli konuşmalardan öğrenilen sırların saklanması; her yerde ileri geri söz sarf edilmemesi;Bir toplumu ait geçmişteki sırların ifşa edilmemesi, yazıyorum derken o beldenin menfi tanıtılmasına sebep olunması.
-Topluma karşı yapılan hitapların etkili olması için önceden gerekli hazırlıkların yapılması;
-Toplumca yanlış anlaşılabilecek konuşmalardan kaçınılması;
-Topluma hitap edecek kişinin, gerekli ön hazırlık yaparak kürsüye çıkması;
-Konuşmacının; konusunu dinleyenleri etkileyecek şekilde anlatması, gerektiğinde kısa sorular sorarak dinleyenlerin dikkatlerini toplaması ve konuşmaları beklenen sonuca götürecek şekilde bitirmesi;
-Konuşmacının, tutarsız, kuşkulu, çekingen, kararsız davranışlarla dinleyicileri sıkmaktan kaçınması;
gerekir
e) Telefon Konuşmaları ve Uyulması Gereken Görgü Kuralları:
Telefon konuşması belli bir kültürü ve beceriyi gerektirir. Toplumda dikkat edilmesi gerekli kurallardan
-birisi de telefon konuşmalarıdır. Telefonla konuşurken uyulması gerekli kurallar şu şekilde sıralanabilir:
-Telefon edenin, karşıdakine kendisini tanıtması;

CİNLERİN VARLIĞI
-İslama göre cinler,Peygamberlerin tebliğe muhatap varlıklardır.
-Onlarda İslamın emir ve yasaklarına uyma zorunluluğu vardır.Yani Cinler de insanlar gibi sorumludur.
-İnsanlar gibi inananı inanmayanı vardır.İnanların insanlar gibi cennete inenmayanların da cehenneme girecekleri.
-Cinler akıl ve irade sahibi varlıklardır.
-Cinler, insanlar gibi yeryüzü sakinleridir.
-Cinler, gaybi bilmezler.
-Cinler, insanlar gibi evlenirler, çoluk çocuk sahibi olurlar, yaşarlar ve ölürler.Onlarında gençleri ve yaşlı olanları vardır.
-Kuran-ı Kerim Zariyat suresi ayet 56 da:İnsanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yaratttım buyurmaktadır, Yüce Mevlamız.
-Cinler, insanlara göre daha uzun ömürlüdürler.
-Cinlerin varlığı inkar edilemez.
-Kuran-ı Kerim 114 suredir, bir suresnin adıda Cin suresidir.
-Cinlerin müslüman olanları ve kafir olanları vardır.
-Mümin olan cinler , mümin insanlarla cennete gireceklerdir.
-Cinler, Süleyman Aleyhisselamın emrine verildi.Süleyman Peygamber onları çalıştırmıştır.
-Cinlerden gelecek zararlara karşın Peygamber Efendimiz,Ayetel Kürsi- Felak- Nas sürelerini okduğu(Buhari,Vekale 10)
-Melekler nurdan, insanlar topraktan,cinler de ateşden yaratılmışlardır.(Müslim,Zühd 60)
-Cinler çeşitli şekillere girerler.
-Hz.Süleyman Aleyhisselam, Sebe melikesinin tahtını getirmek istediğinde cinlerden birinin , o henüz yerinden kalkmadan tahtı getirebileceğini söylemesi (Neml:27/39)
-Şeytan cinlerdendendir.Şeytan kişininn boş bulduğu kalbine oturur, her türlü günahları hatırına getirir.
-İbn Abbas:Kul Allahı andığı vakit şeytan onun kalbinden siner ve çekilip gider.Kul gaflete düşecek olursa onun kalbini ağzına alır, ona vesvese verir ve bir takım uzak emellerle oyalar.
-Peygamber Efendimiz insanları helak eden 7 günahın:Allaha ortak koşmak,sihir(büyü) yapmak,haksız yere adam öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından kaçmak ,namauslu ve masum kadınlara zina isnad etmek.(Buhari, vasaya,23; Müslim, imam,145)
-Yine Peygamberimiz, kim bir düğüm atar, sonrada ona üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa şirke düşer.(Nesai, Tahrim 19)
-Farsça Cin karşılığında Peri ve Dev kelimeleri kullanılır.
-Kuran-ı Kerim de Cinne, Can ve Cin kelimeleri geçmektedir.
-Cinler, Kuran-ı Kerimin okunduğu yerde etkilerini kaybettikleri.
-Namazda saflar arasında şeytanın dolaştığı, ezan okunurken kaçtıkları.
-Müezzinin okuduğu ezana mahşer günü cin ve insanların şehadette bulundukları.,
-Peygamberimizin cinlerle konuştuğu, namazda musallat olduğu sonra serbest bıraktığı.
-Bir gece Peygamberimizin görüştüğü sabah olunca orayı gösteridiğini yaktıkları ateş kalıntılarını gördükleri,
KURAN-KERİM AYETLERİNDE:
Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.(Sebe :14)
56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.(Zariyat,56)
130. Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: “Kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.(enam:130)
27. Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık. (Hicrİ15)
PEYGAMBERİMİZ VE GENÇLER
Gençliğin tehlikelerinden sakınınız.” (Kenzü’l-Ummâl, 2: 258).
“İnsanoğluna şu beş şeyden hesap sorulmadıkça onun ayakları Kıyâmet gününde Rabbinin huzurundan ayrılmayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve öğrendiği ilimle nasıl amel ettiğinden.” (Tirmizi, Sıfâtü’l-Kıyâme: 1).
“Beş şey gelmeden evvel beş şeyi fırsat bil: Ölüm gelmeden önce hayatının, hastalık gelmeden önce sağlığının, meşguliyet gelip çatmadan önce boş vaktinin, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğinin, fakirlik gelmeden önce zenginliğinin.” (Hâkim: Müstedrek).
“Gerçekten ALLAH , meleklerine karşı ibâdet eden bir gençle
iftihar ederek buyuruyor: ‘Ey şehvetini Benim için bırakan genç! Ey gençliğini Bana bağışlayan genç! Sen benim nezdimde meleklerimin bazısı gibisin.’”(İhyâi Ulûmi’ddin, 2:432′de)
“ALLAH , gençliğini ALLAH’a itaat yolunda zenginleştiren genci sever.” (Deylemî)
“Gençlerinizin en hayırlısı ihtiyarlarınıza benzeyendir. İhtiyarlarınızın en şerlisi, gençlerinize benzeyendir.” (Feyzü’l Kadîr, 15:776)
“ALLAH , gayri meşrû şehvet peşinde olmayan genci pek beğenir.” (Müsned, 4: 151).
“Hangi delikanlı ki, genç yaşında evlenirse, onun şeytanı şöyle bağırır: ‘Eyvah, dinini benden korudu.’” (Ramûzu’l-Ehâdis, c.1, s.179).
“Âdemoğluna zinâdan nasibi yazılmıştır. Buna mutlaka erişecektir. Gözlerin zinâsı bakmaktır, kulakların zinâsı dinlemek, dilin zinâsı konuşmak, elin zinâsı tutmak, ayağın zinâsı da yürümektir. Kalp ise heves eder, diler. Ferc ise bunu ya uygular veya reddeder.” (Müslim, Kader: 21).
“Nâmahreme bakmak, şeytanın oklarından bir oktur ki, her kim Benden korkarak onu bırakırsa, zevkine bedel ona öyle bir îman veririm ki, onun lezzetini ve tatlılığını kalbinde duyar.” (Hadisi Kudsî, Taberânî ve Hâkim).
Bir genç Peygamberimize gelerek: “Yâ ResûlAllah, bana zina yapmak için izin ver” der. Orada bulunanlar gencin üzerine yürüyerek onu ayıplarlar ve men ederler. Hz. Peygamber, “Bana getirin” der. Yaklaşınca, “Bu fiilin annene yapılmasını ister misin?” diye sorar. Genç: “Hayır, vallahi (istemem)” diye cevap verir. Peygamberimiz: “(Başka) insanlar da anneleri için bunu istemezler” der. Daha sonra, “Kızın için kabul eder misin?”, “Kız kardeşin için.”, “Halan için.”, “Teyzen için bunu ister misin?” diye sorar ve her defasında, “Vallahi hayır” cevabını alınca, Hz. Peygamber de, “Diğer insanlar da buna razı olmazlar” der. Sonra elini gencin üzerine koyup, “Yâ Rabbi günahlarını affet, kalbini pâk et, fercini muhafaza et” diye duâ eder. Genç ondan sonra hiçbir menfî eğilim göstermez. (Müsned, 5: 256).
Alkame’den (r.a.): “Resûlüllah (a.s.m.) gençlerin yanına vardı ve şöyle dedi: ‘Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Çünkü, evlilik gözü haramdan alıkor; iffet ve namusu muhâfaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen ise oruç tutsun. Çünkü (oruç), cinsî arzuyu azaltır.” (Müslim, Nikâh:1).
Size hayırlı gençleri tavsiye ederim. Çünkü, onların kalbi daha incedir. ALLAH beni doğrulukla ve müsamahayla gönderdi. Bana gençler yanaştı, ihtiyarlar muhâlefet etti” buyurdu ve şu mealdeki âyeti okudu: “Zaman uzadı da kalbleri katılaştı. Onların çoğu fâsıktırlar.” (Hadîd sûresi: 16).
“Adâlet güzeldir, fakat idârecilerde olursa daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, fakat zenginlerde olursa daha güzeldir. Dinde titiz olmak güzeldir, fakat âlimlerde olursa daha güzeldir. Sabır güzeldir, fakat fakirlerde olursa daha güzeldir. Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir. Hayâ güzeldir, fakat kadınlarda olursa daha güzeldir.” (Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs).
“ALLAH tevbe eden genci sever.” (Câmiü’s-Sağîr:1866).
“Bir genç yaşlı bir insana yaşlılığından dolayı ikramda bulunursa, yaşlandığı zaman kendisine ikramda bulunacak bir kimseyi ALLAH ona musahhar kılar.” (Tirmizi, Birr: 75).
“Şayet Allah’tan korkan gençleriniz, bolluk içinde nimetlenen hayvanlarınız, beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar üzerinize sel gibi yağacaktı.”
“Küçüklüğünden beri Allah’a çokca kulluk eden gencin, yaşı ilerledikten sonra çokca kulluk etmeye başlayan ihtiyara üstünlüğü, peygamberlerin diğer insanlara üstünlüğü gibidir.” (Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs).
“ALLAH kötülüğe iltifat etmeyen genci, emsallerine üstün tutar.” (Feyzul Kadir, c.2, s.263, no:1799).
“Cömert güzel ahlâklı bir genç; cimri, ibâdet eden, kötü ahlâklı bir yaşlıdan Allah’a daha sevimlidir.” (Deylemî ve Muhtarül Ehâdis:88)
“Gençliğinde ilim öğrenen taştaki damga gibi, yaşlılığında öğrenen ise, su üzerine yazı yazan gibidir.” (Keşfül Hafâ, 2: 66)
“Bir genç ilim ve ibâdet içinde yetişir, olgunlaşırsa, ALLAH Kıyâmet Günü ona yetmiş iki sıddîkın sevabı kadar sevap verir.” (Tabarânî’nin Kebir’inden).
BEŞİK VE TABUT ARASINDA GEÇEN ÖMRÜMÜZ
“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder!” (el-Kıyâme, 36 )“Sizi sâdece boş yere yarattığımızı ve sizin hakîkaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız.” (el-Mü’minûn, 115): Peygamber Efendimiz(sas):“Doğru yola dâvet eden kimse, ona tâbî olanların ecirleri kadar ecir alır. Bu, tâbî olanların ecrinden bir şey eksiltmez! Kötü bir yola dâvet eden kimse de, ona tâbî olanların günahları kadar günah alır. Bu da, tâbî olanların günahlarından hiçbir şey eksiltmez!..” (Müslim, İlim, 16; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Tirmizî, İlim, 15)“Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabb’idir.” (eş-Şuarâ, 180)
Allâh Rasûlü’nün meşhur Vedâ Hutbesi’ni dinleyen takrîben 120 bin sahâbîden ancak 20 bin kadarının Mekke ve Medine’de medfûn olduğu düşünülürse, tebliğ dâvetinin ashâb-ı kirâm tarafından nasıl sınırları aşan bir heyecân şerâresi hâlinde yaşandığı daha iyi idrâk edilir. Nitekim Çin’den İstanbul’a, Afrika’dan Kafkaslar’a kadar giden sahâbî, gittikleri her yerde hidâyet ve rahmet aşısı yapmış, İslâm’ın kaderinde şerefli bir mevkî kazanmaya muvaffak olmuşlardı. Böylece Mekke’den başlayan hidâyet dâvetini bütün zaman ve mekânlara ulaştırmaya çalışmışlardı.Peygamberimiz(sas):“Vallâhi, Allâh’ın dînini tebliğden vazgeçmem için, güneşi sağ elime, ayı da sol elime koyacak olsalar, ben yine de bu dâvâdan vazgeçmem! Ya yüce Allâh, onu bütün cihâna yayar, (böylece) vazîfem biter; ya da bu yolda ölür giderim!”18Hakîkaten Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, İslâm’ın tebliği için hiçbir beşerin tâkat getiremeyeceği zahmet ve eziyetlere katlanmış, her türlü fırsatı değerlendirmiş, insanların gönüllerine hidâyet tohumları ekebilmenin bütün yollarını tatbik ederek ümmete en güzel bir şekilde örnek olmuştur.Nitekim Peygamberliğinin ilk yıllarında müşriklerin hac için Mekke’ye geldikleri zamanlarda bizzat bütün kabîleleri dolaşır, İslâm’ı onlara defâlarca anlatırdı. Halkın toplu hâlde bulundukları yerleri, sohbet meclislerini durmadan dolaşarak, rastladığı herkesi, hür-köle, zayıf-kuvvetli, zengin-fakir ayırt etmeden, evvelâ Allâh’ın birliğine inanmaya dâvet ederdi.Câbir -radıyallâhu anh- şöyle der:“Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, câhiliye devrinin bir hac mevsiminde vakfe mahallinde dâvâsını hacılara arz ediyor ve:«–Beni kavmine götürecek bir kimse yok mu? Kureyş, Rabb’imin kelâmını tebliğ etmeme mânî oldu.” diyordu. (Ebû Dâvud, Sünnet, 19-20)
Bilhassa Taif’te mâruz kaldığı hakâret ve eziyete rağmen O yine de Allâh’tan onların kurtuluşunu niyâz ediyor, koca Taif’ten yalnız Addâs adlı bir kölenin hidâyete ermesi bile, O’nun mahzun gönlüne ferahlık bahşetmeye kâfî geliyordu. Gördüğü zulüm ve hakarete rağmen hiddete kapılmayıp gönlünde af ve merhametin galebesi sebebiyle onların hidâyetleri için duâ edebiliyordu.
“Benimle sizin durumunuz şuna benzer: Bir adam ateş yakar. Ateş etrafı aydınlatınca pervâneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onlara mâni olmaya çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak pek çoğu ateşe düşerler. Ben, ateşe düşmemeniz için sizi belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe atılmak için koşuyorsunuz!” (Buhârî, Rikâk, 26)
“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız…” (Âl-i İmrân, 110)
“(İnsanları) Allâh’a çağıran, sâlih amel işleyen ve «Ben Müslümanlardanım.» diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 33) buyurarak bu ulvî vazîfenin kendi katındaki kıymetini bildirmektedir.
“Benden bir âyet bile olsa insanlara ulaştırınız.” (Buhârî, Enbiyâ, 50) buyurmuş, diğer bir hadîs-i şerîflerinde ise:
“Bizden bir şey işitip, onu aynen işittiği gibi başkalarına ulaştıran kimsenin Allâh yüzünü ağartsın. (Çünkü) kendisine bilgi ulaştırılan nice insan vardır ki, o bilgiyi, bizzat işiten kimseden daha iyi anlar ve tatbik eder.” (Tirmizî, İlim, 7) buyurarak ümmetini tebliğ vazîfesine teşvik etmişlerdir.
Peygamber Efendimiz(SAS): “Sizden her kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin ki bu, îmânın en zayıf hâlidir.” (Müslim, Îmân, 78)
Peygamberimiz (sa):“Bana hayat bahşeden Allâh’a yemin ederim ki; siz ya iyilikleri emreder, kötülükleri önlersiniz, ya da Allâh kendi katından üzerinize bir azap gönderir. O zaman duâ edersiniz, fakat duânız kabul edilmez.” (Tirmizî, Fiten, 9)
Yâ Rabbî! Beşeriyete en güzel bir örnek şahsiyet olarak armağan ettiğin Rasûl’ünün güzel ahlâkından hisse alarak, hakka ve hayra dâvet vazîfemizi lâyıkıyla îfâ edebilmemizi ve Rasûlünün yüce şefaatine ermeyi, biz âciz kullarına lutfeyle!
ŞİİRLERLE PEYGAMBERİM EFENDİMİZE SEVGİLER
Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu,
ANLAMI:Burda edebi terketmekten sakın,
Burası Allah’ın sevgilisinin beldesidir.
İlahi nazargahtır, Muhammed Mustafa makamıdır

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?




© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.