28

Mart
2012

HİTABET DERSİ VE HİTABET TESTLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: HİTABET  |  Yorum: Yok   |  2.799 Kez Okundu

Hitabet Çeşitleri
Hitabeti konularına ve sunuluş şekli itibariyle başlıca iki ana grupta toplamak mümkündür.Buna göre
1- Konularına Göre Hitabet Çeşitleri:
a-Akademik hitabet (Ders takrirleri, konferans ve seminerler)
b- Hukukî hitabet (İnsan hakları ile ilgili konuşma ve savunmalar)
c- Askerî hitabet (Savaşlarda askerleri gayrete getirmek için söylenen kısa, veciz nutuklar)
d- Siyasî hitabet (Siyasi ve politik konuşmalar)
e- Dînî hitabet
2- Şekil Yönünden Hitabet Çeşitleri:
İfade ve sunuş şekillerine göre hitabet çeşitleri şöyledir:
a- Hitabe (Nutuk-Söylev): Bir mesele, fikir veya şahıs hakkında, dinleyici kitlesine yapılan kısa ve heyecanlı konuşmalar.
b- Konferans: İlmî, fikri yahut araştırmaya dayalı bir konuyu anlatmak amacıyla daha çok aydın dinleyici grubuna yapılan konuşma.
c- Açıkoturum: Geniş halk kitlelerini ilgilendiren konularda tanınmış veya o konuda yetkili olanların bir mesele üzerinde dinleyici önünde tartışmaları.
d- Panel: Bir konunun sohbet havası içinde birkaç kişi tarafından dinleyici önünde tartışılması.
e- Sempozyum: Bir konunun değişik yönleri üzerinde farklı kişiler tarafından yapılan seri konuşmalar.
f- Münazara (Tartışma): Birkaç kişinin karşılıklı iki grup halinde bir konu lehinde veya aleyhinde fikir beyan ederek tartışmaları.
g- Seminer: Herhangi bir konuyla ilgili yapılan araştırma sonuçları hakkında bilgi vermek ve bu bilgiler üzerinde tartışma amacıyla birkaç yetkilinin yönetimi altında düzenlenen toplantılar.
h- Sohbet (Hasb-ı hal-Musahabe): Aktüel olaylar üzerinde veya fikri, siyasi, ekonomik vs. her konuda yapılan konuşmalar.
i) Tirat: Bir sahne sanatçısının sahnede uygun bir hitabede bulunması.
j) Monolog ve Diyalog: Bir kişinin kalabalık bir dinleyici kitlesine karşı daha ziyade hayatın gülünç yanlarını ve çelişkilerini yansıtmak üzere yaptığı konuşmaya monolog, bu konuşmanın Karagöz ve Hacivat örneğinde olduğu gibi karşılıklı olmasına da diyalog denir.
Dini Hitabet:
Din görevlilerince, halkı dinî konularda bilgilendirmek amaçlı mabed içinde veya dışında yapılan dinî içerikli konuşmalardır. Cemaatın yanlış, eksik ve bilgisizliklerini tespit, teşhis ve tedavi, dinî gerçekleri telkin, doğruyu tavsiye gibi halkın yaygın eğitimini din görevlisi, ancak dili ve güzel konuşma kabiliyetiyle yapmak zorundadır.
Akademik Hitabet:
Bilgi, görgü, ihtisas ve araştırmaya dayalı olarak ilim adamlarının, toplumu aydınlatmak, bir gerçeği ortaya çıkarmak için yaptıkları konuşmalar, üniversite ve okullardaki dersler, ilmî konferans ve kongrelerde sunulan bildiriler, tez savunmaları Akademik Hitabeti oluştururlar.
Hukukî ve Adlî Hitabet:
Hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı ülkelerde, insan hakları üzerine, hukukçular, hakimler ve avukatlar tarafından yapılan konuşmalar, yasa tasarı ve teklifleri üzerinde parlamentoda yapılan tartışmalar ve gerekçeli açıklamalar, mahkemelerde ileri sürülen iddialara karşı yetkililer tarafından yapılan savunmalar hukukî ve adlî hitabeti meydana getirir.
Askerî Hitabet:
Kumandanların, gayrete getirmek, heyecanlandırmak, moral vermek, güçlerini cepheye yöneltmek için askerlerine veya sivil halka karşı yaptıkları kısa, veciz ve emir niteliğini taşıyan konuşmalarıdır.
Resulüllah (sav) bir muharebe öncesi yapılacak kısa bir konuşmanın değer ve tesirini bildiği içindir ki, savaş başlamadan önce mü’minlere özlü, müessir konuşmalar yapmıştır. Bunlardan birinde şöyle demiştir:
“Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyin. Belalardan emin kılması için Allah’a niyaz edin. Ama onlarla karşılaştığınız zaman sabredin ve kılıçların gölgesinin altında cennetin bulunduğunu bilin.”
Daha sonra Allahü Teala’ya hibaten şöyle niyaz etti:
“Ey kitabı indiren, bulutları yürüten, orduları dağıtmaya kâdir olan Allah’ım. Onları dağıt ve bizim yardımcımız ol.” (Buharî, Cihad 156; Müslim, Cihad 6/20)
Bir başka hitabesinde Resulüllah (sav) şöyle demişti:
“Cennete giren hiçbir kimse yoktur ki, bütün dünyaya mâlik olsa bile tekrar dünyaya dönmeyi arzu etsin. Yalnız şehidlerdir ki kendilerine yapılan hürmet ve ikramı gördüklerinden dolayı dünyaya dönüp de on defa şehit olmayı arzu ederler.” (Buhari, Cihad, 21)
Siyasî Hitabet:
Özellikle parlamenter rejimle idare edilen ülkelerde siyaset ve devlet adamlarının millet meclislerinde, seçim zamanlarında meydanlarda, kapalı salon toplantılarında, radyo ve televizyonlarda, parti propagandası yapmak ve toplumun oyunu almak için yaptıkları konuşmalar siyasî hitabeti meydana getirir.
a) Konferans: Herhangi bir konuyu, orijinal bir fikri, bir tezi açıklamak için, büyük salonlarda, kültür seviyesi yüksek dinleyici grubuna karşı yapılan, bilimsel, akademik, ilmi konuşmalardır Bazen konuşmacı ile dinleyiciler arasında tartışma da çıkabilir. Bu tür konferanslara “Münakaşalı veya tartışmalı konferans” da denilir.
b) Tören konuşmaları: Bir kişiyi anma, önemli bir günü veya olayı yâd etme amacıyla, hayırlı bir işin başlaması veya bitmesi nedeniyle yapılan resmî içerikli konuşmalardır.
c) Nutuk: Geniş halk kitlelerine, meydanlarda ve geniş mekanlarda konusu genelde siyasî veya millî içerikli olan, bir düşünceyi, bir duyguyu anlatan konuşmalardır.
d) Hitabe: Herhangi bir sorun veya fikir üzerinde, ya da herhangi bir şahıs hakkında belli bir dinleyici kitlesine karşı söylenmiş, veciz, kısa ve heyecanlı konuşmalardır.
e) Sohbet: Musâhabe de denilen, daha çok gündelik bütün olaylarla ilgili olan, fazla detaya inilmeden önemli siyasî ve sosyal konuları kısa ve zarif nüktelerle süslenerek herkesin anlayabileceği gayr-i resmî türdeki konuşmalardır.
f) Açık oturum: Bir konu etrafında, alanında uzmanlaşmış insanların ilmî olarak tartışmaları, konuyu değişik açılarıyla ele almaları, diğer katılımcıların görüşlerini eleştiri ve tenkit yoluyla geniş halk kitleleri önünde işlemeleridir. Açık oturumu idare eden bir kişi bulunur. Bu kişi, konuşmacılara sırasıyla söz verir. Zaman zaman kendi görüşlerini ya da konuşmacıların söylediklerini özet mahiyette tekrarlar.
g) Münazara: Karşılıklı birkaç kişinin, herhangi bir konunun leh ve aleyhinde gruplaşmak suretiyle, fikir alış verişinde bulunmaları ve tartışmalarıdır.
h) Panel: Dinleyiciler önünde, bir konunun sohbet havası içerisinde, alanında birkaç kişinin tartıştığı, sonlarına doğru dinleyicilerin sorularından oluşan tartışmalardır. Eğer tartışmaya seyircilerin de aktif olarak katılımı düşünülüyorsa, o zaman bu yapılan “Forum” denilir.
i) Sempozyum: Bir konunun değişik açılardan, konu hakkında uzmanlaşmış insanların seri olarak konuşma yapmalarıdır. Büyük salonlarda, konu ile ilgili meslek grubu insanlara hitap edilir
j) Monolog: Genellikle hayatın komik taraflarını yansıtan konularda, alaycı ve esprili üslupla, bir kişinin sahnede dinleyicilere karşı yaptığı eğlendirirken, güldürürken düşündüren konuşmalara denir. Monologda ses, jest, mimik çok önemlidir. Taklitler yapılır, fıkralar anlatılır.
k) Diyalog: Bir sahnede iki kişinin karşılıklı olarak esprili bir tarzda konuşmalarıdır. Herhangi bir konu etrafında belirli düzen içinde konuşurlar. Hayatın kötü ve zor taraflarını gösterebilmek için karikatürize eden ve çeşitli insan tiplemeleri yapan bir özelliği vardır. Eğlendirme amaçlıdır. Karagöz ile Hacivat bunun en güzel örneğidir.
l) Radyo ve televizyon kanalıyla yapılan konuşmalar: Monolog veya diyalog tarzında olabilir. Seyirci kitlesi çok olmakla birlikte, seyircilerin aktif olarak katılımı ya hiç yoktur ya da çok az sayıda ve sınırlıdır. Bu tür konuşmalarda ses ve mimikten çok, ses tonu ve sesin sıcaklığı, samimiyeti etkilidir.
Kur’an-ı Kerim’de bu görev Emr-i bil Ma’ruf Nehy-i anil Münker, Tebliğ, İrşad, Davet, Nasihat, Öğüt, İnzar, Tebşir kelimeleriyle ifade edilmektedir. Dinî hitabetin amacı Allah’ın mesajının insanlara ulaştırılmasıdır.
HiTABET TESTLERİ
1) Aşağıdakilerden hangisi tebliğ ve davette dikkat edilmesi gereken kurallardandır?
a) Tebliğ ve davete zorlama yoktur.
b) Davet ve irşatta açıklık ve gerçeklik vardır.
c) Engellere karşı sabretmeli.
d) Nemelazımcılık vardır.
2)Bir hutbenin sahih olabilmesi için aşağıdakilerden hangi şartları taşıması gerekmez?
a) Cuma vaktinde olmalıdır. b) hutbe uzun olmalıdır. c) farzdan evvel olmalıdır d) Hutbe niyeti ile olmalıdır.
3)Camide vaazın verildiği yerin adı nedir?
a) kürsü b) minber c) mihrap d) şerefe
4) Aşağıdakilerden hangisi hangisi vaazın amaçlarından değildir ?
a) İnsanları aydınlatmak. b) kötülükten sakındırmak
c) İyiye teşvik etmek d) İnsanları Müslüman yapmak
5) Allah’ın vahyini yani emir ve yasaklarını insanlara ulaştırmak anlamına gelen kavram hangisidir?
a) İrşad b) Öğüt c) Tebliğ d) Vaaz
6)Camide cemaatle namaz kıldıran kimseye…………… ve bu göreve de …………….denir. Boşluklara hangi kelimeler gelmelidir?
a) müftü-imam b) imam-cemaat
c) imam-imamet d) imamet- imam
7)Aşağıdakilerden hangisi imamların görevlerinden
değildir?
a) Vakit namazlarını kıldırmak
b) Cuma namazını kıldırmak
c) Başka kimse yoksa caminin bakımıyla ilgilenmek.
d) Tesbih namazını kıldırmak
Camilerde namaza davet edene………….denir. ……………… bu görevi ilk olarak erine getiren kimsedir. Boşluklara uygun kelimelerle doldurun.
a) müezzin-Bilali Habeşi b) müezzin- Zeyd bin harise c) hatip-Bilali Habeşi d) imam –Abdullah bin Zeyd
9)Camini günlük temizliğini yapmak. Farz namazlardan önce ezan ve kamet getirmek. Teberrukat eşyasını korumak. Ses cihazlarının bakımını yapmak. Sayılan bu görevleri kim yapar?
a) imam b) müezzin c) müftü d) cemaat
10) Genellikle Müslümanlara yönelik olarak iyiliğe yönlendirmek kötülüklerden uzaklaştırmak için yapılan faaliyetlere ne denir?
a) Tebliğ b) Hitabet c) Hatip d) İrşat
11) Aşağıdakilerden hangisi Kur’an’a göre hitabet ilkelerinden değildir?
a) Hakkı batıldan ayıran söz söyleme
b) Karşı görüşe hakaret ermek
c) Etkili ve güzel söz söyleme d) Delillerle konuşmak
12) Duygu ve düşüncelerimizi planlı, metotlu ve maksatlı olarak; ikna edici ve etkili bir biçimde söz söyleme sanatına ne denir? a) Hitabe b) İrşat c) Hitabet d) Tebliğ
13) Camilerde hutbe okunan yere ne denir?
a) Mihrap b) Rahle c) Kürsü d) Minber
14) Aşağıdakilerden hangisi konularına göre hitabet türlerinden değildir?
a) siyasi hitabet b) akademik hitabet
c) nutuk d) dini hitabet
15) Aşağıdakilerden hangisi şekline göre hitabet türlerinden değildir?
a) Konferans b) Panel c) Münazara d) Röportaj
16) Din hizmetlerini yürüten en üst ve sorumlu kurum ülkemizde hangi kurumdur?
a) Diyanet b) Başbakanlık c) Yök d) İlahiyatlar.
17) Aşağıdakilerden hangisi imam hatiplerin hutbede dikkat etmesi gereken hususlardan değildir?
a) Seçilen hutbe ihtiyaca cevap vermelidir
b) Ses tonu cemaatin durumuna göre ayarlanmalıdır
c) Bazen etkili olmak için el-kol hareketi yapılabilir. d) Kırıcı olunmamalıdır
18)Vaaz hazırlanırken aşağıdakilerden hangisine dikkat edilmelidir?
a) Cemaatin seviyesi dikkate alınmalıdır
b) süre iyi ayarlanmalıdır
c) konuşurken samimi olunmalıdır d) hepsi
19) Aşağıdakilerden hangisi İmam Hatip Liselerinin görevleri tam olarak açıklar?
a) Öğrencileri, hem mesleğe ve hem de yüksek öğrenime hazırlar.
b) Öğrencileri sadece dinî alanda yetiştirmeye çalışır.
c) Mübarek gün ve gecelerde camilerde programlar yapar. d) İlahiyat Fakültelerine öğrenci gönderir.
20) Herhangi bir konuyu büyük salonlarda düzeyli bir dinleyici kitlesine karşı yapılan bilimsel ve akademik konuşmalara ne denir?
a) Münazara b) Konferans c) Açık oturum d) Panel
21)Genelde güncel konularda, alaylı ve esprili bir uslübla, bir kişinin jest ve mimiklerini kullanarak yaptığı konuşmaya ne denir?
a) Monolog b) Diyalog c) Sempozyum d) Hitabe
22) Bazı özel mekanlarda, ilgili kişilere karşı yapılan, bilimsel konuların ele alındığı konuşmalar ne denir?
a) Konferans b) Tören konuşması
c) Akademik konuşmalar d) Diplomatik konuşma
23) Kur’an-ı Kerim’de, dinin diğer insanlara ulaştırılması kimlere sorumluluk olarak yüklenmiştir?
a) İmamlara b) Din görevlisi olan herkese
c) Peygamberlere d) Ben müslümanım diyen herkese
24) Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a) Her müslüman İslam dininin görevlisidir
b) İslam’da ruhbanlık vardır
c) Hutbe cemaatın seviyesine göre hazırlanmalıdır
d) Hutbe okunurken sessizce dinlemek gerekir

I. HİTABET
A- Tanımı:
“Hitabet; Bir şeyler anlatmak için sözü başkasına yöneltmektir.”
Hitabet; bir düşünceyi, bir fikri, kendisini dinleyenlere usta bir biçimde(planlı, programlı, metodlu ve maksatlı bir şekilde) etkili ve düzgün bir ifade ile iletme ve böylece karşısındakileri etkileme sanatıdır.
B- Hitabetin Önemi
Hitabet, duygu ve düşüncelerimizi, görüp yaşadıklarımızı karşımızdakilere sözle iletme işidir.
Hitabetin amacı boş sözler söylemek değil; dinleyiciyi bilgilendirmek ve doğruya yöneltmektir.
Hitabette şunlar önemlidir:
” Söylediklerimi karşımdaki anlıyor mu?
” Sözcükleri söylerken söyleyiş ve dil yanlışı yapıyor muyum?
” Sesimi duygu ve düşüncelerimi besleyecek, zenginleştirecek bir yönde kullanabiliyor muyum?
” El ve yüz hareketlerini kullanırken yapmacık hareketlere düşüyor muyum?
” Beni dinleyenlerin ilgisini dağıtacak ayrıntılardan kaçınabiliyor muyum?
” Anlattıklarımın değerine, önemine inanıyor muyum?
C- Hitabet Çeşitleri
Hitabeti konularına ve sunuluş şekli itibariyle başlıca iki ana grupta toplamak mümkündür.Buna göre
1- Konularına Göre Hitabet Çeşitleri:
a-Akademik hitabet (Ders takrirleri, konferans ve seminerler)
b- Hukukî hitabet (İnsan hakları ile ilgili konuşma ve savunmalar)
c- Askerî hitabet (Savaşlarda askerleri gayrete getirmek için söylenen kısa, veciz nutuklar)
d- Siyasî hitabet (Siyasi ve politik konuşmalar)
e- Dînî hitabet
2- Şekil Yönünden Hitabet Çeşitleri:
İfade ve sunuş şekillerine göre hitabet çeşitleri şöyledir:
a- Hitabe (Nutuk-Söylev): Bir mesele, fikir veya şahıs hakkında, dinleyici kitlesine yapılan kısa ve heyecanlı konuşmalar.
b- Konferans: İlmî, fikri yahut araştırmaya dayalı bir konuyu anlatmak amacıyla daha çok aydın dinleyici grubuna yapılan konuşma.
c- Açıkoturum: Geniş halk kitlelerini ilgilendiren konularda tanınmış veya o konuda yetkili olanların bir mesele üzerinde dinleyici önünde tartışmaları.
d- Panel: Bir konunun sohbet havası içinde birkaç kişi tarafından dinleyici önünde tartışılması.
e- Sempozyum: Bir konunun değişik yönleri üzerinde farklı kişiler tarafından yapılan seri konuşmalar.
f- Münazara (Tartışma): Birkaç kişinin karşılıklı iki grup halinde bir konu lehinde veya aleyhinde fikir beyan ederek tartışmaları.
g- Seminer: Herhangi bir konuyla ilgili yapılan araştırma sonuçları hakkında bilgi vermek ve bu bilgiler üzerinde tartışma amacıyla birkaç yetkilinin yönetimi altında düzenlenen toplantılar.
h- Sohbet (Hasb-ı hal-Musahabe): Aktüel olaylar üzerinde veya fikri, siyasi, ekonomik vs. her konuda yapılan konuşmalar.
i) Tirat: Bir sahne sanatçısının sahnede uygun bir hitabede bulunması.
j) Monolog ve Diyalog: Bir kişinin kalabalık bir dinleyici kitlesine karşı daha ziyade hayatın gülünç yanlarını ve çelişkilerini yansıtmak üzere yaptığı konuşmaya monolog, bu konuşmanın Karagöz ve Hacivat örneğinde olduğu gibi karşılıklı olmasına da diyalog denir.
D- Dini Hitabet
Dini konuları, mâbed içinde veya dışında insanlara duyurmak, öğretmek amacıyla yapılan konuşmalara “dînî hitabet” denir.
Dîni hitabet, bütün hitabet türlerinin temelini teşkil eder ve insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem ile başlamış, gönderilen diğer Peygamberlerle devam etmiş, nihayet Hz. Peygamber ile zirveye ulaşmıştır.
Hz. Peygamberin hitabetini formüle eden 3 kavram var:
1- Hakk’a güvenme,
2- Söz-eylem bütünlüğü,
3- Doğru bilgi.
Dînî hitabeti her zaman canlı tutan ve Peygamberlerin varisleri olan âlimlerin görevi, insanlara dini gerçekleri açıklamak, onları iyiliğe çağırmak, kötülükten sakındırmak, huzurlu bir fert ve toplum hayatını sağlamaya çalışmaktır.
E- Hitabete Hazırlanma
Bir konuda konuşma yapmak için önce iyi bir hazırlık yapmak gerekir. Hazırlık yaparken de şu hususlar göz önünde bulundurulmalıdır:
1- Konunun seçimi.
2- Konu için gerekli malzemenin araştırılması ve toplanması.
3- Konuşmanın ana tezini destekleyen düşünce ve fikirlerin belirlenmesi.
4- Konuşma planının yapılması.
5- Sesli denemeler.
Şimdi bunları biraz açıklayalım.
1- Konunun seçimi:
Güzel ve tesirli bir hitabetin ilk şartı, iyi bir konu seçmektir.
Hatibin seçtiği konu, dinleyici ile doğrudan ilgili olmalı, güncel olmalı ve hayati önemi olmalıdır. Seçilen konu, renkli, ilgi çekici ve orijinal olmalıdır.
2- Konu için gerekli malzemenin araştırılması ve toplanması:
Konunun bibliyografyası, yani kaynakları tespit edilmeli, konuşulacak konu hakkında hangi kaynaklardan bilgi bulunabileceğinin tespiti yapılmalıdır:
Konu ile ilgili bilgi ve belge toplamada, hatibin şahsî tecrübeleri ve hafızasındaki bilgiler kadar konuyu bilen uzmanlarla konuşma ve istişâresi ve kaynakları iyice tanıması da önemlidir.
3- Konuşmanın Ana Tezini Destekleyen Düşünce ve Fikirlerin Belirlenmesi:
Anlatmak istenen bir şeyi ispat eden veya konuşmanın ana konusunu açıklayan, berraklaştıran ve canlandıran her şey destek malzemesi olabilir. Bu anlamda, gerçeklere dayanan bir bilgi, verilen somut misaller, yapılan mukayeseler destek malzemesidir.
4- Konuşma Planının Yapılması:
Konu ile ilgili bütün malzemeler toplandıktan sonra yapılacak şey, bunların metotlu bir şekilde planlamasını yapmaktır. İyi düzenlenmiş, sağlam fikirler ve destek malzemeleriyle beslenmiş ve mantıklı bir plana göre hazırlanmış bir konuşma önce merak uyandırır, sonra inandırır ve konunun metotlu bir şekilde işlenmesi sebebiyle de hayranlık doğurur.
Söylenecek şeylerin ilgi ve önem derecesine göre mantıklı bir şekilde sıralanmasına plan diyoruz. Planın en önemli bölümleri şunlardır: Giriş, gelişme ve sonuç.
a) Giriş:
Konuşmanın en önemli bölümü olup, dinleyicilerin de ilk dinleyeceği bölümdür. Çünkü söze başlarken dinleyici üzerinde iyi bir izlenim bırakmak esastır. Konuşmayı dinleyip dinlememeye burada karar verebilecekleri düşünülmelidir. Onun için giriş, son derece câzip, anlaşılır ve merak uyandırıcı olmalıdır. İlgi çekici bir olay nakletmek, bir soru ile başlamak, meşhur bir sözle konuşmaya başlamak, ince bir şaka ve câzip bir hikaye veya fıkra anlatmakla konuya girilebilir.
b) Gelişme:
Bu bölüm, fikrin ortaya konacağı ispatlanacağı ve karşıt fikirlerin çürütüleceği yerdir. Burada konu, enine boyuna işlenir.
c) Sonuç:
Bu bölüm de önemlidir. Çünkü dinleyicilerin üzerinde olumlu bir intibâ bırakmayı sağlayacak kısmıdır. Konunun durumuna göre, bu bölümde ya konu kısaca özetlenir, ya da bir âyet veya hadis, bir atasözü, bir karşılaştırma veya konuşmaya uygun bir hikaye anlatılarak konuşma bitirilir.
5- Sesli Denemeler:
Hatibin hazırlayıp yazdığı konuşma metnini; dinleyicilerin huzurunda, onlara hitabediyormuş gibi, kendi kendine bir defa okuması son derece faydalı olur. Ayrıca bu alıştırmanın bir teyp bandına kaydedilip birkaç kere dinlenmesi, eksik, hatalı ve zayıf bulunan yerlerin düzeltilmesine vesile olacaktır.
F- KONUŞMANIN SUNULMASI ve KONUŞMA TEKNİKLERİ
Konuşma metni hazırlandıktan sonra , sıra bu konuşmanın sunulmasına gelmiştir. Bu konuda dikkat edilecek hususları da şöylece tesbit etmek mümkündür:
1- Kürsü korkusunun giderilmesi.
a- Sunuştan önce yapılması gerekenler:
aa- Konuşmanın yapılacağı yeri önceden görünüz.
bb- Fiziki egzersizler yapınız.
cc- Zihni egzersizler yapınız.
dd- Konuşma yerine gitmeden önce bir ayna karşısına geçerek, kılık kıyafetinizi iyice kontrol ediniz.
ee- Kürsüye canlı adımlarla kendinizden emin bir şekilde yürüyünüz.
b- Kürsüye çıkınca yapılması gerekenler:
aa- Kürsüye hafifçe dayanarak, vücudunuzu hücuma hazır bir hale getirin.
bb- Muntazam ve derin nefes alın.
cc- Omuzlarınızı hafifçe öne düşürerek omuzlarınızın ve göğsünüzün dinlenmesini sağlayın.
dd- Sözlerinize başlamadan önce vücutça rahat olun. Biraz gevşeyin. Unutmayın ki vücutça hazır olmak, kafaca hazır olmayı sağlar.
c- Konuşmada dikkat edilmesi gereken hususlar:
aa- Su içiniz.
Konuşmaya iyi hazırlandınız. Provalar yaptınız. Ama kürsüye çıktığınızda ağzınızın kuruduğunu hissettiniz. Paniğe kapılmayın. Dinleyicilerle olan göz temasınızı pekiştirin. Yine ağzınızın kuruluğu geçmedi ise önceden kürsüye koyduğunuz suya uzanıp suyunuzu için.
bb- Mendilinizle kurulanmaktan çekinmeyiniz.
Terlemeye mi başladınız, mendilinizle terinizi siliniz. Hafifçe dokunmak fayda vermez. Daha sonra sık sık dokunmaya mecbur kalırsınız. İyice siliniz. Kağıt mendil kullanmayınız. Bu kağıtlar parçalanıp yüzünüze yapışabilir.
cc- Heyecanınıza hakim olun.
Elleriniz titriyor, kalbiniz hızlı atıyorsa merak etmeyiniz.
Dinleyiciler muhtemelen bunun farkında olamayacaklardır.Ama bu titreme sizi rahatsız ediyorsa o sinir enerjisini dağıtmaya çalışın. Mesela bir konuyu vurgulamak için hafifçe öne doğru eğilin. Kollarınızı hareket ettirin.
dd- Sesiniz titrerse göz temasınızı pekiştirin. Gözleriniz dinleyicilerin üzerinde dolaşsın. Konuşmaya başlarken ses perdenizi alçaltın. Belirli bir tonla daha ağır konuşmaya çalışın.
ee- Öksürmek mi istiyorsunuz, öksürün-ama mikrofondan uzakta- Biraz daha su için.
ff- Sesiniz kısıksa konuşmaya başlamadan önce bir tutam tuzu enfiye gibi burnunuza çekiniz.
gg- Ağzınızdan yanlış bir kelime çıkarsa, heyecanlanmayın. Çünkü pek meşhurların bile gaf yaptıkları bilinen bir gerçektir. Eğer kelime, cümlenizi pek fazla değiştirmezse, hiçbir şey olmamış gibi hareket edin ve konuşmanıza devam edin. Ancak kelime gerçekten cümleyi altüst ediyorsa hafif bir gülümseme ile doğrusunu söyleyip konuşmaya devam edin.
hh- Konuşurken şaşırır ve söyleyeceklerinizi unutursanız, hatırlamaya çalışın, ama kendinizi uzun müddet zorlamayın. Yahut dört beş saniye durup o ana kadar söylediklerinizi yüksek sesle tekrarlayın. Ya unuttuğunuzu yahut konuşmanıza devam etmenizi sağlayacak bir diğer fikri yakalayabilirsiniz.
ıı- Kürsü korkusunu yenmenin en emin yolu, konuşmaya iyi hazırlanmak, pek çok prova yapmaktır.
jj- Konuşma anında, bazı tatsızlıklar olabilir. Mesela küçük bir çocuk ağlayabilir, yahut bir başkası gürültü yapabilir, dışarıdan bir satıcının komik sözleri duyulabilir veya bir aracın korna sesi gelebilir. Bu durumda hatib, ortamı germeyecek şekilde şakayla karışık bir iki söz söylemeli ve olayı fazla büyütmeden konuya dönmelidir. Eğer hiç dikkat çekmemişse üzerinde durmamalıdır.
2- Konuşmaya Giriş Teknikleri
a- Giriş Cümleleri özenle seçilmeli.
Hatip, kürsüye çıktığı andan itibaren, ilk bir iki dakika dinleyiciler gayet hassastır. O’nun kendilerine, faydalı şeyler söyleyeceğini sabırsızlıkla bekler, ümit ederler. Bu değerli ilk dakikaları kötü ve kaba bir girişle harcamak affedilmez bir hatadır. Hatip, dinleyicilerinin, daha sözlerinin başında kendilerini iyi karşılamasını istiyorsa, konuşmalarının açış cümleleri üzerinde titizlikle durmalı, sözlerine dikkat ve alaka uyandıran kısa bir cümle ile başlamalıdır.
b- Özür dilenmemeli.
Dinleyicilerinizden hiçbir zaman özür dilemeyin. Hiçbir zaman kendinizi küçük görerek, lüzumsuz bir alçakgönüllülükle söze başlamayını. Sakın “sayın dinleyicilerim! Sizi sözlerimle uzun müddet sıkmayacağım” veya “sözlerimi sonuna kadar sabırla dinleyeceğinizi ümit ederim” gibi, yahut da buna benzer cümleler söylemeyin.
Konuşmanıza ” Ben hatip değilim…Bu konuda konuşmak için hazırlıklı değilim…. Söyleyecek hiçbir şeyim yok…” gibi ifadelerle asla özür dileyerek başlamayın. Zira özür dilemeler ne kadar samimi de olsa, hatibe beslenen güveni sarsar., lehine bir kanaat uyandırmaz.
c- Konuşmaya hemen başlamayınız.
Hatibin ilk hedefi dinleyicilerin dikkatini üzerine çekmek olmalıdır. Dinleyicilerle karşı karşıya geldiğinizde, bir an için ses çıkarmaksızın, gözlerinizi onlar üzerinde gezdirerek durun. Beş altı saniye sürecek bu sessizlik, genellikle gürültülü dinleyicileri bile susturur, dikkatlerini size çevirmeye zorlar. Sessiz bir dinleyici grubu önündeki bir hatibin sözlerini de herkes kolayca işitir. Dolayısıyla hatib konuşmaya başlarken, söyleyeceği ilk cümlelerin kaçırılmaması için konuştuğu yerde gürültü varsa, kısa bir süre dinleyiciyi uyarmadan, azarlamadan, sabırla beklemeli, sükunet sağlandıktan sonra konuşmasına başlamalıdır.
d- Dostça bir tavır takınınız.
Hatib, dinleyicileri ile karşı karşıya kaldığı zaman, ne ders veren bir öğretmen gibi olmalı, ne de sıkılgan, çocuksu tavır takınmalı. Bu konuda samimiyet ve içtenlik esas olmalıdır.
e- Konunuzun ne olduğunu belirterek başlayınız.
Konununuzun giriş cümleleri dolaysız, dosdoğru olsun. Üzerinde duracağınız konunun ne olduğunu gösteren sözleriniz, konunuz dışındaki malzeme için bir işaret yıldızı vazifesini görür.
f- İtiraz uyandıracak ve inanılmayacak bir iddia ile söze başlamaktan sakınınız.
Unutmayınız ki, konuşma başlangıcı bir bıçağın ucu gibidir. Ne kadar ince bilenmiş olursa o kadar keskin olur.
3- Konuşma Esnasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
a- Fikirlerinizi öyle sıralayınız ki birbirine bağlı olsun.
b- Konuşurken doğal olunuz.
c- Uzun konuşmayınız.
d- Mizahi anlatımlara yer veriniz.
e- Konuşma esnasında konuşma yanlışları yapmayınız.
Konuşma yanlışları çevreye, eğitime, dilin kurallarını bilme seviyesine, alışkanlıklara ve kişiye göre değişmekle birlikte bunları;
1- Kibir, konuşanın sözünü kesme, kendini yetersiz görme, alay etme, boşboğazlık, gevezelik, kesin ve sert konuşma gibi alışkanlıklardan kaynaklanan davranışlarla ilgili konuşma yanlışları,
2- Kelimeleri aynen tekrarlama,anlamsız sesler çıkarma, argo ve kaba konuşma gibi söyleyiş tarzıyla ilgili konuşma yanlışları,
3- Konuşma kurallarını bilmemekten kaynaklanan konuşma yanlışları, olmak üzere üç başlık altında toplayabiliriz.
4- Konuşurken Duraklama Teknikleri
Konuşurken duraklamayı bilmek gerekir. Duraklamasız bir konuşma sıkıcıdır. Durakladığınız zaman zihniniz, toplandığı ve sizi arkadan geleceklere hazırladığı için çok faaldir.
Bir konuşmada şu yerlerde duraklanır:
a- Konuşmaya noktalama işaretleri getirmek için,
b- Nefes alıp verişleri kontrol etmek için,
c- Dinleyiciler üzerinde etki yapmak ve onları söylediklerinizi düşünmeye sevk etmek için,
d- Dinleyicilerin sükunetini sağlamak için,
e- Ana noktaları vurgulamak , adeta dinleyenlere “şimdi surasını iyi belleyin..,şurası kafanıza iyice yerleşsin…” demek için,
f- Konuşmanızın sona erdirilişini dramatize etmek için.
5- Konuşmayı Bitirme Teknikleri
a- Bir konuşmanın bitişi gerçekten onun en stratejik bölümüdür. En son söylenen şey en çok hatırlanandır.
b- Bir konuşmayı en kötü bitirme tarzı: “Bir şey daha söyleyip bitireceğim” veya “Son bir kelime daha söyleyebilir miyim” yahut “zamanınızı birkaç dakika alabilir miyim” gibi ekleme yamalarla sözü uzatmaktır. “Sözlerim burada bitti”, “Söyleyecek başka bir şeyim olmadığından sözlerimi burada bitiriyorum” gibi cilasız bitirişlerle konuşmalara son vermek, tecrübesizliği, toyluğu ilandan başka hiçbir işe yaramaz. Konuşmayı bitirin ama bitirmekten bahsetmeyin.
c- Sözlerinizin sonunu önceden planlayın. Kendi kendinize son sözlerinizi tekrar edin. Neredeyse kelimesi kelimesine nasıl bitireceğinizi bilin. Sözlerinizi toparlayın. Onu kırık bir kaya parçası gibi pürüzlü bir halde bırakmayın.
d- Sözü bitirmenin yedi yolu şudur:
1- Bahsedilen ana noktaları özetlemek, kısaca toparlamak.
2- Eylem çağrısında bulunmak (Dinleyicilerin his ve heyecanlarına hitap ederek onları harekete geçirmek, yapmanız gereken budur diyebilmek)
3- Dinleyicilere az ve öz, abartıdan uzak samimi bir tavırla yaklaşmak,
4- İnsanları espirili bir sonla güldürmek,
5- Uygun bir şiir söylemek
6- Tanınmış bir eserden bir bölüm almak,(İktibas)
7- Zirve yaratmak, sözü zirveye vardırarak bitirmek.
Eğer bir kere konuşmanızın zirvesine vardıysanız, alkışa kapılarak bu başarınızı yıkmayınız. Dinleyicilerinizin daha devam etmenizi arzu ettikleri bir zamanda konuşmanıza son veriniz. Öyleki dinleyiciler kürsüden çekilmenize üzülsünler.
Konuşmanızda hiç ummadığınız bir kıvılcımın, dinleyicilerin gözünde bir heyecan bombası ateşlediğini görürseniz, o zaman hemen sözünüze son veriniz. İyi bir başlangıç ve son tasarlayın, sonra bunların arasını doldurun. Her zaman dinleyicileriniz bitirmeyi istemeden önce sözlerinizi bitirin.
G- HİTABETİN KURALLARI
1- Hatibin Özellikleri:
Hatibin özelliklerini şöyle bir sınıflandırma yaparak açıklamak, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
a) Hatibin fiziksel özellikleri
b) Hatibin psikolojik özellikleri
c) Hatibin kültürel özellikleri
d) Hatibin teknik özellikleri
e) Hatibin sosyal özellikleri
Bunları kısaca açıklamaya çalışalım:
a- Hatibin Fiziksel Özellikleri:
aa- Kıyafet:
İnsan için önemli unsurlardan birisi, şüphesiz kıyafetidir.
O halde hatip güzel görünüşlü, mütevâzî ve sağlam vücutlu, düzgün, temiz ve sâde giyinişli, kılık ve kıyafetine dikkatli, şekle gereken itinâyı gösteren bir ruha sahip olmalıdır. Çünkü güzel giyim, kuşam, temiz bir yüz ve taranmış saçlar hatibin, dinleyiciler üzerinde iyi intibalar bırakmasını sağlar. Bu iyi intiba da konuşmanın tesirini artırır.
O halde, “hatib, önce giyimiyle konuşur”, diyebiliriz. Bu sebeple giyim kuşamda temizlik, sadelik ve tabiilik esastır.
“İnsan kıyafetiyle karşılanır, bilgisiyle uğurlanır” “Düzgün bir kıyafet iyi bir tavsiye mektubudur” sözleri unutulmamalıdır.
ab- Sağlıklı Vücut:
İyi yapılı, sağlıklı ve uzun boylu bir vücudu olan hatip, dinleyiciler üzerinde daha fazla etki bırakır.
ac- Tavır:
Hatibin minbere çıkışı, vaizin kürsüye gelişi dinleyiciler tarafından dikkatle izlenir. Bu sebeple, hatip, kürsüye gelişinde ve hitabet esnasındaki tavırlarına çok dikkat etmelidir. Vakur, tabiî bir yürüyüş, dinleyicilerde olumlu bir tesir meydana getirir.
b– Hatibin Psikolojik Özellikleri:
ba) Hâfıza:
İyi bir hatip, muhakemeli bir hafızaya muhtaçtır. Okuyup öğrendiği bilgileri, üzerinde düşünmeden konuşmasına alan biri değil, onun üzerinde düşünüp değerlendirmeler yaparak hazmeden bir kimse olmalıdır.
bb) Muhayyile:
Dinleyicilerin hayalinde tablolar canlandırabilmek, bu tabloları yerinde ve zamanında değiştirebilmek için hatip, canlı ve çevik bir hayal etme gücüne sahip olmalıdır. muhayyilesi güçlü kimseler, parlak bir hatip olabilmişlerdir.
bc) Akıl ve Zekâ:
Fikirler arasındaki ilgiyi yakalayıp bir neticeye, bir senteze ulaşmak için hatip kesin bir zekâya, düşünce yapısının sağlamlığına, hafızanın disiplinini sağlayacak aklıselime sahip olmalıdır.
bd) Hassas ve Coşkun Bir Yapı:
Toplumda meydana gelen olayların bir tercümanı olması gereken hatibin, edebî bir hassasiyeti olmalı, aynı zamanda hatip coşkun bir yapıya da sahip bulunmalıdır.
be-) Cesaret:
Hatip, doğruluğunu ispat edebileceği, bir konuyu, dinleyicilere sunabilmeli, fikirlerini geliştirecek, bakış açılarını genişletecek ve ufuklarını açacak sahalara yöneltmelidir.
c-Hatibin Kültürel Özellikleri:
ca) Dili İyi Kullanmak:
Etkili bir hatip, milletinin dilini iyi kullanandır. Bu bakımdan hatip konuşmalarında, edebiyata dikkat etmeli, fesahat ve belağata önem vermelidir. Akıcı, sürükleyici, câzip, etkili ve anlaşılır bir anlatımla cemaatini büyülemeli mest etmelidir.
İnsanlara anladıkları dilden konuşmak, onlara hoşlandıkları yemekleri sunmak gibidir. Zevkle yenilen yemek sadece mideyi doldurmaz, iştahı da doyurur. İlgiyle dinlenilen sözler de böyledir, kafa şişirmez, kalbi doyurur.
cb) Bilgi:
Hatiplik sanatı, çeşitli bilgileri gerektirir. Hatip işlediği konu üzerinde tam bir bilgiye sahip olmanın yanında, genel bilgilere de sahip olmalıdır.
cc) Samimiyet:
Samimiyet, hitabet sanatının temel özelliklerinden biridir. Hatibin, anlattığı şeylere, samimi bir şekilde inanmış olması gerekir. Konuşmanın inandırıcılığında hatibin kişiliği, söyledikleriyle davranışlarının uyumlu olması önemli etkenlerden biridir.
cd) Amacı ve İnancı Olmak:
Hatibin, yaptığı konuşmayla bir amacı bir hedefi olmalıdır. Sadece güzel konuşmak hatibin amacı olmamalıdır. Amacı, dinleyicilerin takdir ve alkışından öteye ulaşamayan hatiplerin sözleri güzel ve yaldızlı olabilir, fakat etkili olmaz.
d-Hatibin Teknik Özellikleri:
da) Hitabet Yeteneği Olma ve Bunu Geliştirmek İçin Çalışma:
Hitabet sanatında başarılı olmak için söz söylemeye karşı derin bir aşk, büyük bir yetenek ve kabiliyet ile dolu bulunmak gerekir.
db) Diksiyon (Telâffuz):
Diksiyon; söz söylerken duygu ve düşünceleri, doğru ve üslubuna uygun olarak anlatmak için sesin ahengini, söylenişi, jesti. mimiği ve alınacak tavırları yerli yerinde ve güzel kullanma sanatıdır.
Konuşurken kelimeler anlaşılır şekilde tam olarak telaffuz edilmelidir. Bunun için hecelerdeki vurgular, yerinde kullanılmalıdır. Kelimeler, cümleler ağızda yuvarlanmamalı, ve hiçbir harf yutulmamalıdır. Harfler doğru söylenince heceler güzel olur. Vurguları yerinde kullanılan heceler ise, kelimeleri güzelleştirir. Güzel kelimeler de güzel cümleleri meydana getirir.
Dolayısıyla hatip mesela bir hutbe metni okuyacaksa bu metni önceden tekrar tekrar okumalıdır. Böylece nerelerde vurgu yapacağını, ses tonunu hangi cümlede nasıl ayarlayacağını bilir, akıcı ve metne uygun bir üslupla hutbeyi okuyabilir. Önceden böyle bir hazırlık yoksa hutbenin akıcı bir şekilde okunması mümkün olmaz. Kelimeler doğru telaffuz edilmez. Vurgular yerinde olmaz. Böylece muhtevası çok güzel bile olsa hutbenin tesiri pek fazla olmaz.
Şimdi diksiyon sanatının ana bölümlerinden kısaca bahsedelim:
1- Ses:
Ses, hitabetin temelini teşkil eder. Ses, konuşmacının tutumunu, konuya olan hakimiyetini belirtir. İyi bir konuşmada;
a) İşitilebilirlik, (sesi dinleyicilere işittirebilme)
b) Akıcılık,
c) Hoşa giderlik (kulak tırmalayan, hırıltılı, burun hışırtılı, buğulu, çok yumuşak, gevrek sesler pek hoşa gitmeyen seslerdir.)
Güvenilir, yeterince güçlü bir ses tonu ile ve yerli yerinde vurgularla yapılan bir konuşma ikna edicidir.
Konuşmacıların söyledikleri kadar söyleyiş biçimleri de önemlidir.
Sert, katı, ürkütücü, konuşmalar insanları toplantıya, meclise, camiye geldiğine pişman ettirir. Muhataba nasıl bir konuşma yapılacağını Nahl suresinin 125. ayetinde şöyle görmekteyiz:
“(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.”
Peygamberimiz de “Müjdeleyiniz, nefret etirmeyiniz” buyurmuştur. Etkin iletişim için itham edici ve yıkıcı değil, yapıcı olunmalıdır.
2- Kelime:
Hatiplik sanatı, harflerin, hecelerin hakkını vermeyi gerektirdiği gibi, kelime ve cümlelerin de hakkını vererek kullanmayı gerektirir. Konuşmaya his ve heyecan katmak buna bağlıdır.
3- Cümle:
Hitabette cümlelerin telaffuzu son derece önemlidir. Cümlelerin telaffuzu öyle olmalı ki, düşünceleri, hisleri ve üslûbu ortaya koyabilsinler.
4- Vurgu, Beden Dili
Vurgu:
Konuşma ve okuma sırasında bir heceyi veya kelimeyi diğerlerinden daha belirli hale getirmek maksadıyla yapılan ses değişikliğine ve baskılı söyleyişe vurgu denir. Vurgu, hitabetin can damarlarından birisidir. Konuşmanın canlılığı, yerinde ve doğru vurgulama ile sağlanır. Gerektiği zaman ve yerinde vurgu yapılmazsa veya yanlış vurgulama yapılarak konuşulursa, o konuşmanın canlılığı kaybolur, anlaşılmaz olur, hatta dinlenilmez bir hale bürünür. Vurgu, konuşmaya his ve duygu değeri kazandırır. Dinleyiciyi uyanık tutar ve konuşmanın tam anlaşılmasını sağlar.
Vurgu, kelime vurgusu ve cümle vurgusu olmak üzere ikiye ayrılır:
1- Kelime Vurgusu: Buna şiddet vurgusu da denir. Birden fazla heceli olan bir kelimenin bir hecesinin, diğer hecelerden daha baskılı ve belirli söylenmesidir.
Ünlüyle biten hecelere açık, ünsüzle biten hecelere kapalı hece denir. Özetle, bu vurgunun kuralları şöyledir:
a) Türkçemizde vurgu, genellikle kelimelerin son hecelerinde bulunur. Kitap, okul, vatan kelimelerinde siyah harfli dan heceler, vurgulu hecelerdir.
b) Tek heceli sözcükler vurgusuzdur. Yurt, yol, kuş, taş… gibi.
c) İnsan ve hayvan adlarında vurgu son hecededir. Mehmet, Orhan, Ayça, Olcay, Ufuk
d) Seslenmelerde vurgu ilk hecededir. Ayşe, Orhan
e) İki heceli kapalı özel yer adlarında vurgu ilk hecededir. Ankara, Samsun, Afyon
f) İlk hecesi açık, ikinci hecesi kapalı çok heceli yer adlarında vurgu ikinci hecededir. Amasya
g) İlk hecesi açık, ikinci hecesi kapalı iki heceli yer adlarında vurgu ikinci hecededir.Çorum, Sivas.
h) Şehir adlarıyla karışma ihtimali olan isimlerde; kapalı ve açık heceli şehir isimlerinde vurgu ilk hecededir. Aydın, Ulus, Ağrı, Bebek, Afyon, Tokat. Manaya vurgu: Aydın, Ulus, Ağrı, Bebek.
i) Sonu “tan”la biten devlet isimlerinde vurgu “tan”dadır: Bulgaristan, Pakistan, Çeçenistan.
j) Olumsuzluk eki “me”, “ma” üzerinde vurgu yapılmaz. Vurgu önceki hecede olur. Mesela: Arkadaş yurduma alçakları uğratma sakın.
k) Soru eki olan “mi?” üzerinde de vurgu yapılmaz. Vurgu “mi”den önceki hece de kalır. “Babanlar geldi mi? cümlesinde olduğu gibi.
l) Küçültme anlamında olmayan “ce” eki de vurguyu kendinden önceki hecede bırakır. Mesela: bence, toplumca, kardeşçe.
m) Cins isimler, yer isimleri olarak kullanılınca vurgular son heceden ilk heceye geçer. Örnek: Kartal (bir kuş ismi) Kartal’dan gelen tren… (İstanbul’da ilçe)
n) Bağlaç olan “de” ve “ki” eki de vurguyu kendinden önceki hecede sağlar. Örnek: Hasan da geldi Hüseyin de; anladım ki, öyle özledim ki…
2- Cümle Vurgusu: Cümle içerisinde anlamca önemli kelimeyi vurgulu söylemeye “cümle vurgusu” denir. Ben sizi orada bekliyeceğim (Başkası değil, beklemeyi ben yapacağım). Ali dün akşam geldi. (başka zaman değil), Ali dün akşam geldi. (başkası değil) örneklerinde olduğu gibi.
Beden Dili:
Kişilerle yüz yüze iletişimimizde beden dilinin çok önemli bir rolü vardır. Bu ilişkiler içerisinde hiçbir söz etmesek de bedenlerimiz konuşur; kuşkusuz bu algılamasını bilenler için geçerlidir. Yüz yüze bir iletişim yapılandırılmasında ortalama olarak sözcüklerin %10, ses tonunun %30 ve beden dilini oluşturan jest ve mimiklerin % 60 oranında rol oynadığı belirtilmiştir.
Beden dili jest ve mimiklerle gerçekleşir. Buna göre:
1- Jest: Herhangi bir şeyi açıklamak için el, kol ve baş ile ya da bedenin tümüyle yapılan anlamlı harekettir. Beden dilinde en çok kullanılan ve dikkati çeken el-kol hareketleridir.
2- Mimik: Duyguları, düşünceleri belirtecek biçimde yüzde beliren kımıldanışlar, hareketlerdir.Diğer bir ifadeyle yüz ifadesidir.
Yüz ifadeleri içinde gözlerin ayrı bir yeri vardır. Konuşurken karşısındakinin gözlerinin içine bakan, gözlerini kısık değil açık tutan, bakışlarını yere değil yukarı yönelten kişiler olumlu, bunların karşıtını yapanlar ise olumsuz olarak tanımlanmaktadır.
Jest ve mimikler, hatibin sözünü tamamlarlar. Konuşmaya kuvvet katarlar. Etkili bir ses tonuna dayanmayan el ve yüz hareketleriyle beslenip renklenmeyen bir konuşma, ölü bir konuşmadır. O halde söz, jest ve mimiklerle göze ve kulağa daha iyi iletilmelidir.
Ancak, jest ve mimikler kelimelerin yerini tutmamalı; kelimelerden ayrı ve müstakil de olmamalıdır. Jest ve mimikler, sözlere uygun ve dengeli olmalı, aşırılıklardan kaçınmalıdır.
Havayı böler gibi sert hareketler, hazır oldaki asker gibi tam bir hareketsizlik hiç normal değildir. Anlamsız yumruk sıkmak, yahut sürekli sağ elin işaret parmağını tehdit eder gibi sallamak ya da kürsüye yumrukla vurmak bir konuşmayı mahveder.
e- Hatibin Sosyal Özellikleri:
ea)Hatip Toplumu İyi Bilmeli:
Hatip, hitabettiği toplumun sosyal özelliklerini iyi bilirse, konuşmasında başarılı olmak kendisi için çok kolaylaşır. Hatip, muhataplarının kültür seviyesini, örf ve âdetlerini, onların ortak dertlerini bilmeli, konuşma tarzını buna göre ayarlamalıdır.
eb) Toplum Hatibi İyi ve Güvenilir Bilmeli:
İnsanlar, iyi ve güvenilir bildikleri, karakterine ve şahsiyetine güven duyup sevdikleri kimselerin sözlerine değer verirler. Böyle insanların sözlerini can kulağıyla dinlerler. Toplumun hatibi iyi, dürüst ve güvenilir bilmesi için hatip bütün hayatında şunlara dikkat etmelidir. Hatip, inanılır ve güvenilir olmalıdır. Asla yalan söylememeli, ayrıca başkalarına söylediğini kendisi de uygulamalıdır. Yalan söyleyen veya söylediği ile yaşadığı çelişen insanlara toplum güvenmez ve iyi gözle bakmaz. Böyle kimselerin sözünü dinlemez.
ec) Hatip Muhatapların Seviyesine Uygun Konuşmalı:
Her konuşma bir kişiye bir şey hakkında bir şey söyleme işidir. Buna göre konuşmayı oluşturan ilk öğe, muhataptır. Yani, dinleyicidir. Dinlemeye hazır ve istekli bir topluluk, hatibe şevk verir. İsteksiz bir topluluk karşısında,ö deneyimli hatipler bile zorlanır. Eskilerin şu sözü bu gerçeği yansıtır:
“Marifet iltifata tabidir. Müşterisiz meta zayidir.”
Hatip- muhatab ilişkisini merhum Amasyalı Ahmed Emrî Yetkin “Söz” başlıklı manzûmesinde şöyle dile getirir:
“Kavline halk-ı cihân şevk ile etse ikbâl
Her sözün onların indinde olur sihr-i helâl
Yok ise kalb-i muhatapta meyl-i temâm
Şaşırırsın, eğer olsan da belağatta imam!
Hutabâda olmaz zerre kadar hüsn-i beyân
Kavline rağbetin olmazsa eğer, bâ dil ü cân
Kâbil-i teşne dil olmazsa eğer nezdinde
Zevk ü neş’e arama, işte o dem kendinde
Müstemiler himemi vaizi eyler intâk,
Tazharu’l-hikmetü fî meclis-i ehli’l-eşvâk.
Üzün-i vâiyedir, bâb-ı muallây-ı ulûm,
İşte bu vâsıtanın sahibi olmaz mahrûm.
Emriyâ, sâkitin intâkına oldu bâdî,
Kalb-i millette olan şevk-i şedid ü şâdî!..”
Öyleyse kimler için konuşacağımızı bilmemiz gerekir.
2- Güzel ve etkili konuşma kuralları:
a) Hitabet, sağlam bilgilere dayanmalıdır. Bu nedenle iyi bir konuşma için çok okuyun, araştırın, kelime zenginliğinizi arttırın.
b) Yere, zamana, duruma, muhataba uygun bir konu seçiniz ve boş konuşmayınız. Düşündüklerinizin hepsini söylemeyin fakat söylediklerinizi düşünüp söyleyiniz. Söyleyecek sözünüz olmadığı zaman susmasını biliniz. Sözü gereksiz yere uzatmayınız. Konuşmanın sabır taşıracak uzunlukta olmamasına dikkat ediniz. Sözün, düşünceyi tam olarak ifade etmesine özen gösteriniz.
c) Konuşurken dinleyicilerle sanki karşılıklı bir konuşma yapıyormuş gibi davranınız. Samimî olunuz ve yapmacıklıktan sakınınız. Sözlerinizin ve tavırlarınızın birbirini desteklemesi inandırıcılığınızı artıracaktır. Söylediklerinize öncelikle sizin inandığınız her hâlinizden belli olmalıdır.
d) Dinleyicilerinizle göz irtibatını kesmeyiniz. Konuşma sırasında bir noktaya, bir yere veya bir kişiye değil, dinleyicilerinizin hepsine ve her tarafa bakarak konuşunuz. Bu durum özellikle yansıma (feed-back) alınması için gereklidir.
e) Konuşurken sözlere tad katılmalıdır. “Ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemlidir.” Bu nedenle Konuşurken kelime seçimine, bunları doğru söylemeye ve üslûbunuza özen gösteriniz. Söz varlığınızı genişletmeye çalışınız. Sınırlı bir dille, tekrarlanan kelimelerle konuşmayınız. Anlamını tam bilmediğiniz kelimeleri kullanmaktan sakınınız ve kelimeleri doğru telaffuz ediniz.
Kelimelerin söylenişine ağız özelliklerini yansıtmayınız. Edebî dille, kültür diliyle konuşmaya çalışınız. Yakın anlamlı kelimeler arasındaki anlam inceliğine dikkat ediniz. Konuşmanızda kaba sözlere ve argoya yer vermeyiniz.
Mümkün olduğu kadar sağlam cümleler kurmaya çalışınız. Uzun cümlelere hâkim olamıyorsanız kısa cümleleri tercih ediniz.
f) Sesin insanın kişiliğini yansıtan önemli bir unsur olduğunu unutma-yınız. Dalgınlık, yorgunluk, hastalık, korkaklık, zayıflık, çekingenlik, kendini beğenmişlik gibi nitelikleri konuşmaya yansıtmamaya özen gösteriniz. Pürüzlü, kaba, sert, çok ince, hım hım, genizden gelen sesin dinleyenler üzerinde olumlu etki bırakmayacağını unutmayınız.
g) Sesinizin tonunu duygu ve düşüncenizin özelliğine göre ayarlayınız. Tek düze ses tonuyla konuşmayınız, gerektiği yerde ses tonunuzu değiştiriniz. Vurgulara dikkat ediniz.
h) Konuşmada jest ve mimiklerden aşırılığa kaçmadan, gerektiği ölçüde söz ve düşüncenin ahengine uygun olarak yararlanınız.
i) Dinleyicilerinizle göz irtibatını kesmeyiniz. Konuşma sırasında bir noktaya, bir yere veya bir kişiye değil, dinleyicilerinizin hepsine ve her tarafa bakarak konuşunuz. Konuşma sırasında dinleyenlerin gözlerinin içine bakmamak genellikle çekingenliği ifade ettiğinden konuşmanın etkisini oldukça azaltır. Ayrıca, dinleyiciler düşüncelerini, söylenenlere katılıp katılmadıklarını, sorularını, yorulduklarını… yüksek sesle ifade etmeseler de bunu tavırlarına, bakışlarına yansıtırlar. Konuşmacı dinleyicileri gözleyerek onların tepkilerini kontrol etmeli ve konuşmasını buna göre ayarlamalıdır.
j) Konuşmada, yıkıcı değil yapıcı olmaya, dinleyenlerin inançları ve değer yargılarını göz önünde tutmaya gayret ediniz.
k) Konuşmalarda şahsiyet yapmayınız, genel ifadelerle fikrinizi ortaya koyunuz. Eskiler bunu, “Esas olan zemm-i fâil değil, zemm-i fiildir” şeklinde ifade etmişlerdir.
l) Kendinize ayrılan süreyi uymaya özen gösteriniz.
Kâbusnâme’den Damlalar:
Selçuklu dönemi eserlerinden, iyi bir asker aynı zamanda alim olan Keykavus’un Gilan şahına hitaben 475/1082′de yazdığı, eserinde; vaizlerle ilgili şu tavsiyelerde bulunur:
Vaizler:
“Geldik imdi, eğer müzekkir, yani vâiz olursan, hâfız olup Kur’an-ı ezber bilmelisin. Ona uygun hadis ve uluların sözlerinin de hatırında olması gerek. Kürsüye çıkıp vaaz ettiğin vakit kürsünün aşağısında oturanlarla cedel etme, yani çekişme…
Kürsüye çıktıktan sonra ne istersen söyle, yalnız doğru olsun söylediğin, yanlış olmasın… Sözü açık ve akıcı söyle…. Vücudun ve giysin temiz olsun. Abdestsiz yürüme…. Eğer bir sözün arkasını getiremezsen, anlamı aklına gelmezse ya da unutursan, sıkılma, çekinme, o arayı tekbirle, salavatla ve söz sıcaklığı ile savuştur, tâ ki ayıp ve eksik olmasın. Kürsü üzerinde şen ol, ağırcanlı ve ekşi yüzlü olma, tâ ki meclisin halka sıkıcı gelmelisin…
Geldik, söz söylerken müteharrik ol, yani konuşma sırasında kaskatı olup durma. Karşına, sağına soluna bakarak konuş ve hararetli hararetli konuşurken, sözü çevirip gevşek gevşek konuşma. Meclisinde seni dinleyen halkı her an kontrol et, ince görüşlülükle, iyiden iyiye bak, eğer ağır nükteler hoşlarına gidiyorsa nükteler yap…
Sen kürsü üzerinde otururken birisi sana bir soru sorarsa, bildiğin bir soruysa cevap ver…
Sonra meclisinde söylediğin her sözü aklında tut, unutma ki bir mecliste yine onu tekrar etmeyesin. Her an açık yüzlü ol, asık yüzlü olma. Vardığın şehirde çok durma, çünkü vâizlerin rızkı gezmekle açılır, az durması yüzünden makbul olur, öyleyse yeni yüz iken halk usanmadan başka bir şehre sıvışa gör ve vâizlik hürmetini korumaya çalış. Tenini ve giysini daima temiz tut, şeriat hükümlerini içinde ve dışında iyi koru, namaz gibi, oruç gibi ve nafile ibadet gibi… Sözün gayetle güzel ve gönlün temiz olsun. Avamın gözüne değerli görünmek istiyorsan, pazarda avam arasına çok girme (?!), sakın yaramaz kişilerle arkadaş olma. Kürsü edebini koru ve şartını yerine getir. Ben bu sözü bir yerde daha söylemiştim demekten, kibirlilikten, yalancılıktan ve şehvet düşkünlüğünden uzak ol. Sen iyi iş olarak neyi işliyorsan halka da onu buyur, yapamadığın şeyi, halka yapın diye buyurma, tâ ki insafsız âlim olmayasın. Okuduğun ilmi iyi bil, iyi öğrenince de iyi sözle harca, yani ağızdan çıkan ilim sözü iyi ibareyle çıksın. Çünkü bir söz ne kadar güzel olursa olsun güzel bir söyleyişle söylenmedikçe tad vermez, böyle olunca da sözün sahibi mahçup olur. İlimden bilirim diye iddiada bulunma, çünkü bu iddia anlamsızdır, uluların katında.
Vaazında her ne söylersen korku ve umutla birlikte söyle, kâh korkut, kâh umutlandır. Halkı bir anda Ulu Tanrı’nın rahmetinden umutsuz kılma, hep birden de Cennetlik etme. Vaaz edince önce çok iyi bildiğin yerlerden söyle, tâ ki vâizlik iddiasını delilsiz etmemiş olursun, çünkü delilsiz iddianın sonu utanmaktır, hâ. İşte vâizlerin yolu budur!”
ŞEYH EDEBALİ’DEN OSMAN GAZİ’YE NASİHAT
“Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Oğul!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…”
NE YAP NE YAPMA
Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama yerinde sayma!
Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, canını ver ama sırrını verme!
Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama kendini beğenme!
Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiç bir zaman boş verme!
Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama kin besleme!
Hedefe koş, cihada koş, yardıma koş ama ortak koşma!
Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama bölücü olma!
Davet et, hayrat et, affet, tevbe et ama ihanet etme!
Okumaktan zarar gelmez, oku ama lanet okuma!
Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama ağzını açma!
Rakibini geç, sınıfını geç ama gülüp geçme!
Zulmü devir, nefsi devir, ama çam devirme!
Ev al, araba al, akıl al, ama beddua alma!
Yaklaş, konuş, tanış, ama uzaklaşma!
Seslen, uslan, ama yaslanma!
Doğrul, devril, ama eğilme!
İtil, atıl, ama satılma!
I. NE YAP NE YAPMA
Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bil ki, hergün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.
Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve köşe çalışmanın en müsait yeridir.
Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir ders ve bir kitap hatta bir fasıl üzerine çalış.
Başladığın bir işi yapıp bitirmeden başka işe başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
Bir günün işini bitirdikten sonra, ertesi gün ne iş yapacağına karar ver.
Bir işi başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan evvel düşün ve çalışman için lazım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur.
Çalışmaya oturduğun zaman, tıpkı ateş hattından düşmanı gözetleyen asker gibi uyanık ol ve dikkat kesil.
Bir işi başlamadan evvel o işi en kısa zamanda, en kolay, en temiz surette nasıl yapmak nasıl öğrenip başarmak mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.
Çalıştığın bir iş üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Bil ki yılgınlık maskeli bir tembelliktir. Çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar.
Bir işte yorulursan dinlenmek için, işini değiştir ve çalışma yavaşlat, dinlenme bahanesiyle boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi pas tutar.
Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir.
Çalıştığın bir dersin, fasıl ve bahislerini bitirdikçe, kitabı kapayıp okuduğunu ezberden hülasa halinde not et.
Bir dersi en iyi anlayıp öğrenmenin yolu onu bu suretle yazmaktır.
Dil bilgisi, bir gaye değil bir vasıtadır. Asıl gaye olan fikir zenginliğidir.
Kişinin kıymeti, dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir.
Her şeyden önce ana dilini iyi konuşmayı ve yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı, kendi ana dilidir. Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme, bekle öfken geçsin, zira öfke ile kalkan zararla oturur.
Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözle değil, yerinde ve özlü sözle’dir.
Yemeğin Adı: İnsanlık
Kullanılacak Malzeme:
1 ölçü Selamün aleyküm
2 ölçü iyi günler
Birazcık ilgi
Bir tutam anlayış
Biraz nezaket
Bir tatlı kaşığı hoşgörü
Hazırlanışı:
-Malzemeyi iç dünyanızdan alın.
-Yıkamanıza gerek yok, tertemizdir.
-Gönül teknenizde yavaşça karıştırın.
-Kokusu her yanınıza sinince.
-İçine duygu şerbeti karıştırın.
-Karışımı yaşam tabağının üzerine yavaşça boşaltın.
-Üzerini sevgi marmelatıyla süsleyin.
-Bir kaç parça gökkuşağının renginden serpiştirin.
-Gün boyunca afiyetle yiyin.
-Sadece kendiniz yemeyin.
HERKESE VERİN…
YEMEK TARİFİ
Bir bardak dolusu gülümseme ile başlayın,
Bir kap dolusu dostluk ilave edin,
Bir tutam yumuşaklık ve biraz da nezaket tozu ile kabartın,
Bir kaşık ümit,
Bir büyük porsiyon yardımlaşma,
Çok miktarda ılım ve bir tutam alçakgönüllülük ile çırpın. Kuvvetlendirmek için de bir çorba kaşığı güvene ihtiyacınız olacak.
Bir sadakat kasesi içinde bir ölçü inanç, iki ölçü aklı selim ve birkaç damla hoşgörüyü azar azar ilave ederek sevgi ile karıştırın. iki kaşık gülücük, bir kaşık sabır ve bir tutam övgü ilave edin. Şevk ile hiç durmadan karıştırın ve şükran ile tatlandırın.
Yemeğin adı mı? İNSANLIK !!!
YEDI ÖGÜT
Cömertlikte yardim etmede akar su gibi ol,
Sefkat ve merhamette günes gibi ol,
Baskalarinin kusurunu örtmede gece gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevâzû ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,
Hosgörülükte deniz gibi ol,
Ya oldugun gibi görün,
Ya göründügün gibi ol !
( MEVLÂNÂ )
Hikaye:
Önyargı
Uzaklarda bir köyde, kocası çocuğu doğmadan ölmüş olan ve tek başına
yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için, dağda yaralı olarak
bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar.
Gelincik, kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil
bir hayvan olmasa da oldukça uysallaşır. Birkaç ay sonra kadının çocuğu
doğar. Kadın, tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak
zorundadır.
Günler geçer. Ve kadın, bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden
ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde
yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği
ve kanlı ağzını görür. Anne, çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta
öldürür hayvanı. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne,
odaya yönelir. Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında
duran parçalanmış yılanı görür.
Einstein’ın söylediği rivayet edilen bir söz var: “İnsanlardaki
önyargıyı parçalamak, benim atomu parçalamamdan çok daha zor.”
MEZAR TAŞIMA
Yolcu dur, bir kaç dakika yolundan kal
Bir fatiha sun, büyük sevap al.
Mağrur olup da haddini aşma,
Sakın yalandan, doğrudan şaşma.
Ben sağlığımda sırf Hakk’a taptım.
Takatım kadar hayırlar yaptım.
Her bir işimde, namusu andım,
Alın teriyle, hayat kazandım.
Ah taşıyorsan girme mezara,
Ceza büyüktür zalim, gaddara.
Korkma eğer, açıksa alnın,
Toprağın altı, üstünden aydın.

1.Konuları yönünden hitabet
.Siyasi hitabet
.Askeri hitabet
.Akademik hitabet
.Hukuki hitabet
.Dini hitabet
2.Şekil yönünden hitabet
.Konferans
.Tören konuşması
.Nutuk
.Sohbet
.Açık oturum
.Münazara
.Panel
.Sempozyum
.Monoloğ
.Dyaloğ
.Seminer

HİTABET ÇEŞİTLERİ
a. Siyasî Hitabet: Asıl yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüleridir. Ayrıca, seçim dolayısıyla yapılan konuşmalar da bu gruba girmektedir.
b. Askerî Hitabet: Askerî hitabetin hedefi; vatan savunmasının gerektiği zamanda icap eden şerefli, kutsal vazife için askeri teşvik, ma’nen kuvvetlendirmektir. Cümleler kısa, yiğitçe, en cahil neferlerin bile kolayca anlayacağı tarzda açık, kesin olmalıdır. ATATÜRK’ün meşhur bir hitabesinde olduğu gibi, askerî hitabet anlamca kuvvetli bir ifade ile biter. “Ordular! ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” Askerî hitabet garnizonlarda yapıldığı zaman sözlüdür. Fakat, savaş zamanlarında genellikle yazılı olarak kıt’alara gönderilir.
c. Hukûkî ya da Adlî Hitabet: Mahkemelerde yapılan savunmalar, savcıların iddianameleri bu çeşittendir.
ç. Bilimsel ya da Akademik Hitabet: Akademilerde, bilimsel toplantılarda yer alır. Amacı; araştırılan herhangi bir konu hakkında aydın bir topluluğa, o konu ile ilgili kimselere bilgi vermektir. Heyecanlandırma amacı güdülmez. İfadenin açık, kesin ve mantıklı olması şarttır.
d. Dinî Hitabet: Bu tarz hitabetlerin yeri mabetlerdir. Amacı; halka dinî bilgi ve eğitim vermek, dinî heyecan ve hisleri kuvvetlendirmek, onları fikren, mâ’nen yükseltmektir. Bu tarz hitabetlerde, anlaşılır dil kullanılmalıdır.

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?




© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.