13

Ocak
2013

Din Görevlileri El Kitabı(Mesleki Alan Terimleri) B-C-D

Yazar: arafat  |  Kategori: GENEL KÜLTÜR  |  Yorum: Yok   |  420 Kez Okundu

BABEK:Abbasi idaresine isyan edenAzerbaycan taraflarindaki Hurremilerin reisi ,Azerbaycan `da domus olup Mecusi bir ailenin cocugudur. 816 yilinda Bizansin kistirtmasi sonucu Abbasi devletine isyan etti.Ermenileride toplayarak Azerbaycan`a hakim oldu. Abbasilerin en önemli meselesi oldu. Sonounda idam edildi.
BABİL:Beynü’n-Nehren’de Fırat nehri kenarında, bu¬günkü Irak sınırları içindeki Bağdat’a 88 km. uzak¬lıktaki Hille şehrinin kuzeyinde yer alan eski bir yer¬leşim birimidir. Bakara suresinin 102. ayetinde Harut ve Marut hikayesine işaret edilirken Babil ismi zik¬redilmektedir. Bu şehir, muhtemel olarak milattan önce dört bininci yıllarda varolan bir yerdir. Hamurabi döneminde imparatorluğun başkenti Babil ol¬muştur. Miladi 529 yılında Babil, Kuruş’un tasarufuna girmiştir. Rivayete göre cadılık, bu şehirden yahudilerin yerleşik olduğu topraklara gitmiş ve Süleyman (a.s.) zamanında şeytanlar Filistin halkına ca¬dılığı öğretmişlerdir.(Bahauddin Hurremşahî, Kur’an Bilimi, İhtar Yayıncılık:201.)
BABİLİK:1819-1850 yillari arasinda yasamis olan Mirza Ali Muhammed Bab tarafindan kurulan batil mezhep.1850 yilinda Tebriz`de seh Nasuriddin`in meclisinde alimlerle yaptigi munazara sonunda mürted oldugu hükmü ile idam edildi.Islamla ilgisi olmayan batil bir din olaan babiiligin hiristiyanlik, yahudilik, mecusilik ve putpereslik karisim bir inanc oldugu ve Islamiprensipleri yikmayi hedefledigi görülmektedir.Onlara göre 19 sayisi mukaddestir.Kendi takvimlerinde bir yil 19 aya tekabül eder, bir yil ise 19×19=361 gündür.Kur`an`in hükümlerini gecersiz görürler.Evlenme 11 yasindan itibaren farzdir.
BÂBÎLİK :Mirza Ali Muhammed Bâb’ın (1819-1850) kurmuş olduğu batıl mezhep.
Mirza Ali Muhammed 1819′da Şiraz’da doğdu. Necef’te Seyyid Ali Reştî (ö. 1843)’den ders aldı. Seyyid Ali Reştî, ona ölümünden sonra yerine geçecek halife olmasını ve Mehdî olarak ortaya çıkmasını telkin etti ve buna ikna etti. Mirza, davetini 1844 de Şiraz’da ilân etti.1850 yılında Tebriz’de Şah Nasûriddin’in huzurunda, âlim ve fakihlerle yaptığı münazara sonunda irtidat ettiğine hükmedilerek idam edildi (Muhsin Abdülhamid, İs!âm â Yönelen Yıkıcı Hareketler, Çev. S. Yeprem-H. Güleç, Ankara 1973, 6970
BAB-İ MEŞİHAT:Osmanli devletind özellikle Yeniceri Ocaginin kaldirilmasindan sonra seyhülislamlarin resmi dairelerine verilen ad.
BAB-İ ALİ(Yüksek kapi ):Osmanlilarda sadaret(Basbakanlik), dahiliye ve hariciye(icisleri ve dis isleri bakanligi) ve surayi devlet (danistay) daireleinin bulundugu bina.
BAB-İ ALİ BASKINI:Balkan harbi sirasinda ittihatcilar tarafindan gerceklestirilen kanli hükümet darbesi.(23 Ocak 1913)
BÂB-I FETVÂ (Fetva kapısı:Bab, kapı; fetva ise, sorulan bir mesele hakkında verilen cevap demektir. Bir terim olarak, sorulan İslamî bir meseleye dair fakîhin verdiği cevap, ortaya koyduğu hüküm anlamına gelir. Osmanlı devletinde Şeyhülislâmlık dairesine “bâb-ı fetvâ”, “bâb-ı meşîhat”, “şeyhülislâm kapısı” adı verilmiştir.Şeyhülislâm tabiri IV. Hicrî asrın ikinci yarısında ortaya çıkan şeref ünvanlarından birisidir. Bu, daima âlimlere özgü bir ünvan olarak kalmıştır. XI. yüzyılda Şâfiî ve Hanbelîler kendi âlim ve şeyhlerine bu ünvanı verirken, XII. yüzyılda Fahruddîn er-Râzî Şeyhü’l-İslâm ünvanını almıştır. Bu arada şeyhülislâm yalnız fakîhlere ve özellikle Memlükler devrinin başlangıcında fetvaları ile şöhret bulan veya çok sayıda fakîhin tasvibini kazanmış bulunan fıkıh âlimleri için kullanılır olmuştur. (Cüveynî, Cihân-Guşâ, II, 23; es-Subkî, Tabukât, Kahire,1324, III,117; Câmi, Nefahâtü’l-Üns, Kalküta 1859, s. 33, 376; el-Menâr, IX, 34; İlmiye Sâlnâmesi, s. 306).
BABÜR:1483 yilinda Andican`da dogmustur.Babasi Ömerseyh, o siralar da Fergana valisidir.Asil adi Zahiriddin Muhammed Babür`dür.babür, 1530 yilinda vefat etmistir.Eseri babürname`dir.
BABÜRLÜLER:1526-1858 yillari arasinda Hindistan`da hüküm süren bir Türk devleti.
BABÜRNAME:Babür`ün kendi hayatini anlattigi dünya capinda ilgiye kavusmus hatirat kitabi.
BABÜ `R- RAHME:Rahmet kapisi.Medine`de Peygamberimizin yaptirdigi mescidin bati duvarindaki kuzey kösesineyakin olan kapisi.
BABÜT-TEVESSÜL:|Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Medîne-i münevverede yaptırdığı mescidin kuzeye açılan kapısı.
BAĞDAT:Islam dünyasinin önemli tarih, ilim ve kültür merkezlerinden biri ve bu günkü Irak`in bassehri.İlk defa Abbasi halifesi Ebu cafer el- Mansur tarafından eski bir Sasani köyünün yerine Darüs-selam adıyla kuruldu(M.S 788).Daha sonra Medinetü-s Selam adını alan şehir, en son Bağdat adını alarak gelişmesini devam ettirdi.Harun Reşid devrinde (M.S.809) büyük bir kültür merkezi oldu. Bağdat çeşitli devletlerin elinde kaldıktan sonra 1534 Kanuni Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi sonucunda Safevilerden alınarak Osmanlı topraklarına katıldı. 1624′te Safeviler’in geçici işgaline uğrayan kent padişah IV. Murat’ın Bağdat Seferi sonucunda tekrar Türk ordusunca fethedildi.Birinci dünya harbine kadar Osmanlının elinde olan Bağdat, 1917 de İngiliz kuvvetlerince işgal edildi ve 1921 de kurulan bağımsız Irak krallığının başşehri oldu. Bu durum Türkiye tarafından da Lozan Antlaşması ile ( 1923) resmen kabul edildi. Irak sanayininin çoğu buradadır. 1980-88′de yaşanan Irak-İran Savaşı, daha sonra da 1.Körfez Savaşı ile 1991′de Bağdat’ın bir kez daha tahrip oldu.Bağdat 2003 yılında ABD tarafından işgal edildi.
BAĞDAT PAKTİ:1955 yilinda Türkiye, Iran, Pakistan ve Ingiltere arasinda kurulan bölgesel savunma isbirligi ittifaki.
BAHADIR:Altay dillerinde“yigit, kahraman, cengaver” anlaminda kullanilan bir isim ve unvan.
BAHAEDDİN VELED(ö.628/1231):Mevlana Celaleddin-i Rum-i`nin babasi, mutasavvuf.
BAHAİLİK:Iran`da Mirza Hüseyin Ali Nuri(ö.1309/1872) tarafindan kurulan ve görüsleri itibariyle Islam kültürüne dayanmakla beraber Islam dairesinden cikmis bulunan bir mezhep.
BAHİRE:Hz.Peygamberin henüz cocukken Suriye`de görüstügü rivayet edilen rahip.
Resulullah (s.a.s.)’ın amcası Ebû Talib ile birlikte gittiği Suriye seyahati sırasında Busra şehri civarında karşılaştığı hristiyan din adamı.
BAHRAN GAZVESİ:Hz.Peygamber`in Süleyman ogullarina yaptigi gazve.
BAHREYN:Basra körfezinde 35 adadan olusan ülke.Bassehri Mename.
BAHRÜ`L-HAKAİK:Haci Bektasi Veli`nin Makalat adli eserinin 17. yüzyil sairi Hatipoglu tarafindan yapilan manzum tercümesi.
BAHTİ:Osmanli padisahlarindan Sultan 1. Ahmed`in siirlerinde kullandigi mahlas.
BÂÎN TALAK :Yeniden bir mehir tesbit ederek nikâh kıymadıkça karı ile koca arasındaki evlilik bağını kesip onları biribirinden ayıran ve nikâhtan doğan karşılıklı hak ve görevlere derhal son veren boşama türü.
Bâin talâkın üç şekilde meydana geldiğinde İslâm hukukçuları ittifak etmişlerdir (İbn Rüşd, Bidâyetü’l Müctehid, II, 61):
1- Nikâhtan sonra fakat cinsi münasebette bulunmadan ve sahih halvet olmadan yapılan boşama.
2- Üç talak ile yapılan boşama,
3- Kadının isteği ile bir bedel karşılığında anlaşarak yapılan boşama,
Hanefiler, kinayeli veya mübalâğa ve şiddet ifade eden sözlerle yapılan boşamayı da bâin talak sayarak, maddeyi dörde çıkarmışlardır (Hayreddin Karaman, M. İslâm Hukuku, I, 303).Bâin talak, beynûnet-i suğrâ (küçük ayrılık) ve beynûnet-i kübrâ (büyük ayrılık) olmak üzere iki kısma ayrılır. Buna hürmet-i hafife ve hürmeti galiza da denir. Bir veya iki talak ile meydana gelen bâin talaka beynûnet-i suğrâ; üç talak ile meydana gelen bâin talaka da beynûnet-i kübrâ adı verilir
BAKARA SURESİ:“Bakara” ismi, Sûre’nin 63 ve 67. âyetlerinde geçen İnek Kıssası nedeniyle bu adı almıştır. Bu, Sûre’nin konusunu bildirmek amacıyla verilmiş bir isim değildir. Bu nedenle nasıl ki, Veli, Ali gibi isimler başka dillere tercüme edilemiyorsa Bakara da inek veya buzağı diye tercüme edilemez. Çünkü o zaman sûre¬nin konusunun inek olduğu zannedilir.Bakara/inek, Kur’an’ın indiği dönemde Arabistan’da meşhur bir hayvan de¬ğildi. Sûre’de öldürülen birinin bedenine boğazlanmış bir ineğin etinden vurmak suretiyle dirilmesini konu alan kıssayı işlediği için, Bakara ismini almıştır. Böylelikle Sûre ismini Kur’an’ın ana konularından biri olan diriliş hadisesinden almış oluyor.Mevdudî, Tefhim: 1/43. Krş. Şa’râvî, Tefsir: 1/95.
BAKİ MEZARLIĞI:Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Medine İslâm devletinin gerçekleşmesinden sonra kurulan bir mezarlıktır. Buna el-Bakî’, Cennetü’l-Bakî, Bakî’u'l-Garkad isimleri de verilmiştir. Bu mezarlığa ilk defnedilen sahabî, İslâm’ın Medine’de yayılmasında büyük emeği geçen ve İslâm’da ilk defa müslümanlara cuma namazı kıldıran Es’ad b. Zürare oldu. Başka bir kanaate göre el-Bakî’ye ilk defa Osman b. Maz’un defnedilmiştir. Daha sonra Medine-i Münevvere’nin bu meşhur mezarlığına ashabtan vefat edenlerle Hz. Peygamber’in yakınları, oğlu İbrahim gömülmüştü. Hz. Fâtıma ve oğlu Hz. Hasan burada medfundurlar. Resulullah (s.a.s.), hayatta iken bu mezarlığa sık sık uğrar ve burada yatan ashaba dua ederdi. El-Bakî’ mezarlığı İslâm tarihi boyunca önemli şahsiyetlerin defnedildiği bir mezarlık olmuştur.
BAKARA SURESİ(2):Bakara’dan (inek/dişi inek) maksad, Ben-i İsrail ineği kıssasına işaret etmesinden dolayıdır. “İsraili bahaneler” de burada ele alınmıştır. Surenin diğer isimleri: Fesetatu’l-Kur’an, Senamu’l-Kur’an, ve bu surenin tümüne ve kendinden sonra gelen Al-i İmran suresinin tümüne birden Zehravan denilmektedir. Bu sure 286 ayet olup 6143 kelime içermektedir. Mushaf-ı Şerif’teki sıralamaya göre, ikinci sure, nüzul sırasına göre ise 87. sure ve Me¬denidir. Bu sure, Kur’an’ın en büyük suresidir ve Kur’an’ın 30 cüzünden yaklaşık beşte ikisini kapsar. Aynı şekilde Din/Tedayin/Medayene ayeti olarak adlandırılan Kur’an’ın en üstün ayeti de bu surenin 282. ayetidir (Zira Kur’an’ın bir tam sayfasını kap¬lamaktadır). Bu sure Medeni’dir. Surede 130 fıkhi hüküm yer almaktadır. Ayetü’l-Kürsi de bu surenin 255. ayetidir. Bu surenin bazı konuları şunlardır: İnanç esaslarının açıklanması, Tevhidin delillerinin zikri, insanın yaratılışı, meleklerin insan hakkında Allah ile konuşmaları, orucun hükümleri, vasiyet, itikaf, yetimlerin ve diğer insanların mallarında haksız bir şekilde tasarrufta bulunmaktan sakınma. Aynı za¬manda bu sure “huruf-u mukattaa” (Elif, Lam, Mim) ile başlayan 29 surenin ilkidir.
BALA HATUN:Osman Gazi’nin hanımı, Aladdin Paşanın annesi, Şeyh Edebali’nin kızıdır. Bazı kaynaklarda adı Rabia Hatun olarak da geçer. .
BALKAN DEVLETLERİ: arnavutluk bosna ve hersek bulgaristan hırvatistan yunanistan kosova makedonya karadağ sırbistan moldova romanya türkiye.
BALIKESİR KONGRELERİ:Istiklal savasi baslangicinda Yunan isgal kuvvetlerine karsi halkin baslattigi direnis hareketlerini teskilatlandirmak üzere Balikesir`de yapilan kongreler.
BALKAN SAVAŞI:Osmanli ve Balkan devletleri arasinda iki safhada yapilan (8 10. 1912-29. 9.1913)
BAKİ KABRİSTANI:Baki Kabristanina ilk gömülen sahabe:Medine kabristani(Cennetü`l-Baki`ye)`na ilk göüen sahabe Esad b. Zürare.
BEDİR SAVAŞI:Bedir savasna giderken Amr Ibn-i Ümmü Mektumu namaz kildirmak üzere, Ebu Lübabe el-Ensari`yi de idari isleri yürütmek üzere kaymakam olarak Medine`de birakti.Bedir savasina cikarken liva Mu`ab b. Umeyr`e, biri de Ensar namina Sa`d b.Muaz`a verildi.Bedir savasinda 14 sehit oldu,70 düsman öldürüldü, 70`de esir edildi.Bedir savasinda sehit olanlarin 6`si muhacirlerden, 8`i Ensar`dan idi.Bedir ve Uhud savaslarinda peygamberimizin bayragini tasima görevi Mu`ab b. Umeyr`e vermistir.Mekkeli müsriklerle medineli müslümanlar arasinda y apildi.Müsrikler Ebu Cehil komutasindaki 1000 kisi, müslümanlar ise resulullah komutasinda 305 kisi idiler.Ebu Cehil, katledilen 70 kisiden biri idi.Bedir`de alinan esirlerden 4000 dirhem bedel alainarak(her birinden) serbest birakildi.Fidyesini ödeyecek durumda olmayan okuma yazma bilen her esir, Medineli 10 cocuga okuma yazma ögreterek serbest birakilacakti.Bedir Zaferiyle müslümanlar sesini bütün Arabistan`a duyurdu.Artik Islam`in yayilma dönemi basliyordu.
BAYRAMİYYE: Anadolu’da yetişen evliyânın büyüklerinden Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Bayramiyye yolu bir koldan Bâyezîd-i Bistâmî’ye diğer koldan Hasen-i Basrî’ye ulaşır. Hacı Bayram-ı Velî, ömrünün sonuna kadar İslâmiyet’i yaymak için çalıştı. Vefâtından sonra Bayramiyye yolunu talebelerinden Akşemseddîn ile Bıçakçı Ömer Efendi devâm ettirdiler. (Hüseyin Vassâf)Bayramiyye yolunda esâs maksad, Allahü teâlâdan başka herşeyin sevgisini kalbden çıkarmak ve gönlü Allah sevgisi ile doldurmaktır. Buna gönle varmak denir. (Sâdık Vicdânî)
BAZAN:Islam`da ilk tayin edilen vali.Yemen`de vali olan Bazan Müslüman olduktan sonra Sana`ya vali olarak atanmistir.
BEDEL (NÂİB):Sözlükte karş›l›k, denk, eşit anlamlar›na gelen bedel, bir hac terimi olarak, üzerine hac farz olduğu halde bu ibadeti hastal›k ve yaşl›l›k gibi şer’î bir mazeret sebebiyle bizzat yapamayan kimsenin yerine hac yapan kimse demektir.
BEDENE:Sözlükte büyükbaş hayvan anlam›na gelen “bedene”, bir hac terimi olarak hacda baz› ihram yasaklar›n›n ihlal edilmesi sebebiyle Harem bölgesinde kurban olarak kesilen deve veya s›ğ›r demektir
BEDR:Bedrü’l-Kital veya el-Bedru’l-Kübra olarak maruf olan Bedr gazvesi, Peygamber (s.a.v) ve müslümanların İslam’ın ilk dönemlerindeki en büyük ve en önemli savaşlarından birisidir. Bu Gazve, Hicretin ikinci yılında Muhacir ve Ensar’dan oluşan müslümanlar ile Ümeyye hanedanı reisi Ebu Süfyan komutanlığındaki Kureyş müşrikleri arasında gerçekleşti ve müslümanlar bu gazvede zafer kazandılar. Bedir, Me¬dine’nin güneybatısında, Medine’den Şam’a giden ker¬van yolunun üzerinde küçük bir şehirdir. Kader belirleyici bu savaşın cereyanında Peygamber (s.a.v)’in duasıyla melekler (birden beş bine kadar) müslümanların yardımına gelmiş. Bu konuya Kur’an-ı Kerim’de değinilmiştir.
BEKTAŞİLİK:Hacı Bektâş-ı Velî, Lokman-ı Horasânî, Hâce Ahmed Yesevî, Yûsuf-i Hemedânî ve Ebû Alî Fârmedî, Ebü’l-Hasan-ı Harkânî vâsıtası ile Bâyezîd-i Bistâmî’ye,
ondan Ebû Bekr-i Sıddîk hazretlerine ulaşır. Bektâşîler, Resûlullah efendimizi ve Ehl- i beytini çok sever ve birbirlerini kardeş bilirlerdi. (A. Rıfkı Efendi)
Müslümanları aldatmak için kendilerine kıymetli bir isim takan yalancılardan biri de, Bektâşî tarîkatı adı altında toplanan hurûfîlerdir. Hakîkî Bektâşîlik, bir kaç asırdan
sonra bütün tekkeleriyle berâber sapık hurûfîlerin eline geçerek bozulmuştur. .. (Tokatlı İshak Efendi)
BENİ KAYNUKA GAZVESİ(Sevval-H.2):Beni Kaynuka carsisinda alis veris yapan bir kadini alaya alatrak onun iffetiyle oynadilar.Oradan gecen bir müslüman kadinin feryadina kostu.Yahudiyi öldürdü.Orada bulunan yahudiler de hücum ederek sehit ettiler.Beni Kaynukalilar, kale icine girdiler. 15 gün muhasara sonrasi teslim oldular.700 kadar yahudi esir alindi.Bu savasta, yahudilerinin mallarinin tamami ganimet alindi. Kendileri de Medine`yi terk etmeleri istendi.Sevval ayinda Medine`yi terk ettiler.Suriye taraflarina gittiler.
BERAET-İ ASLİYYE: Bir şeyde asıl olan, o şeyin herhangi bir hükümden vareste olması prensibi. Yani, kişi, bir delil bulunmadıkça hiç bir şeyle yükümlü tutulmaz. Buna göre bir şeyin haram kılınışı, belli bir nassa dayanmak zorundadır. Hakkında bir hüküm bu¬lunmayan şeyler mubah (serbest) demektir.
BERAAT:Beraat, lügatte herhangi bir fenalıktan uzaklaşmak, beri olmak, kurtulmak demektir. Meselâ: Bir borçtan, bir sorumluluktan kurtulmak bir beraattir, bir işten alâkayı kesmek de bir beraattir. Siyaset bakımından da iki zümre arasındaki emniyetin, korunmuşluğun, sulh ve barışın kesilip bertaraf edilmesi de bir beraatten ibarettir. Vaktiyle müşrikler ile antlaşma yapılmasına Allah tarafından müsaade edilmişti. Bunun üzerine müslümanlar Rasülü Ekrem ile beraber Müşrikler ile antlaşma yapmışlardı. Daha sonra “Beni Damre” ile “Beni Kinane “den başka müşrikler sözlerinde durmadılar, antlaşma hükümlerine muhalefete başladılar. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, onlar ile olan antlaşmalara son verilmesini ve antlaşmalarına riayet etmeyen müşriklerden müslümanların sakınmalarını emir buyurdu. Maamafih bazı antlaşmalarda zaten geçici bir zaman için yapılmıştı. O zaman nihayet bulunca artık antlaşma hükmü kalmamış bulunacaktı.

BEYYİNAT:Dilsizleri, alaca hastalığına yakalananları iyileştirmek ve ölüleri diriltmek gibi açık mucizeler demektir. Beyyinât, apaçık mucize¬ler demektir. Zebur sahifelerini de içine alacak şekilde, genel anlamda kitap demek olan “zebrah”ın veya “zebur”un çoğuludur. Kitab-ı Munîr’in buna atfı, özelin genele atfı anlamındadır. Bundan maksat da Tevrat ve İncil denilmiştir. Ancak Kur’ân örfünde kitab, şeriatleri ve hükümleri ihtiva edendir. Bu nedenle genellikle “hikmet” kelimesi ile birlikte geçer.

BEYYİNE SURESİ(98):Bu surenin isimlendirilme şekli, birinci ayetinde Beyyineden İslam ve Kur’anî vahyin şehadeti ve açık delil olarak nitelemesinden söz ettiği için bu adı al¬mıştır. Surenin diğer bir adı Ehl-i Kitab’dır. Bazen Kı¬yamet olarak da adlandırılmıştır. 8 ayet ve 94 ke¬limeden oluşmuştur. Mushaftaki sıraya göre 98. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 100. suresi olup Medeni’dir. Temel konusu, ehl-i kitabın İslam gerçeğini, Kur’anî vahyi ve İslam Peygamber (s.a.v)’inin risaletini kabul etme noktasında göstermiş oldukları inatçılık ve geç inanma konusudur. Kafirlerin Allah’ın Şerrü’l-Beriyyesi (en kötü yaratıkları), iyi amel işleyen mü¬minlerin ise Hayru’l-Beriyyesi (en üstün yaratıkları) olduğu buyurulmuştur.

BİLAL-İ HABEŞ:Ümeyye bin halef`in kölesi idi.Aslen Habesli olup, annesi hamame , babasi ise Rebah ti.Künyesi Ebu Abdillah veya Ebu Abdulkerim. Bilal-i Habes , Ümeyye bin halef`i Bedir savasinda katletmisti.
Bİ`SET:Allah tarafindan Peygamber gönderilmesi.
BOYKOT YILLARI:Müsrikler, Nübüvvetin 7. yilinda Mekke´de Sib-i Ebi talib denen mahallede müslümanlari 3 yil müddetle muhasaraya aldilar.
BUAS SAVAŞLARI:Evs –Hacrec kabileleri arasinda 120 yil süren savaslar. Bu savaslarin sonuncusu hicretten 3 yil önce oldu.
BURAK:Burak:Mirac sirasinda peygamberimizin bineginin ismi; Burak idi.
BAMAKO:Mali cumhuriyetinin bassehri
BAPTİSTERİUM (VAFTİZHANE):Vaftiz töreni için yapılmış küçük kilise (şapel) – Büyük kilisenin içindeki vaftiz bölümü.Vaftiz töreni için yapılmış küçük kilise (şapel)/Büyük kilisenin içindaki vaftiz bölümü . Hıristiyanlığın manevi kirlenme “Asli günah”tan arınma ibadeti formu haline gelen vaftizin temel prensibi Hz. Adem ve Havva ile başlayan ilk günah’a dayandırılmaktadır. Hz. Adem ile Havva’nın ebedi yaşamı bulmak için şeytan’ın iğvasıyla yasak ağaca yaklaşmaları ile başlayan olayları “Asli günah” nazariyesi içine alarak tüm doğan insanların günah ile doğduğunu temel kabul etmişlerdir.
BARBAROS HAYRETTİN PAŞA(M.1466-1546):Tarihin büyük denizcisi Hayrettin pasadir.Müstakil devlet ile Osmanli devletine iltihak etti.Kaplan-i Derya olarak Akdeniz`i bir göl halinde devlete kazandirdi.Preveze`de havli donanmasini perisan etti.Besiktas`daki evinde vefat etti ve orada evine defnedildi.
BARNANA İNCİLİ:Ilk dönem Hiristiyanlarindan Aziz Barnaba`nin yazdigi, kanonik inciller`in aksine teslis ve enkarnasyonu reddeden ve Hz.Muhammed`in risaletini müjdeleyen incil.İncil nüshalarından aslına en yakın olanı.Oniki Havari’den biri olup olmadığı ihtilaflı olan Barnaba, aslen Kıbrıslı olup yahudi bir aileden doğmuştur. Asıl adı Joseph (Yusuf)’tur. Barnaba ise “teselli oğlu” anlamında ona sonradan verilmiş bir lâkaptır. (Kitabı Mukaddes, Resullerin İşleri, IV, 36-37; Encyclopedia Britannica, U.S.A. 1970, III,171: Türk Ansiklopedisi, İstanbul 1967, V, 265).Barnaba İncili M.S. 325′e kadar İskenderiyye kiliselerinde kabul edilmiştir.
BA`S:Kiyametin kopmasindan sonra Allah tarafindan ölülerin diriltilmesi hadisesi.
BASRA:Güney Irak`ta Hz.Ömer tarafindan kurulan bir sehir.
BAŞLIK:Evlenecek erkegin kiz tarafina ödedigi para veya mal.
BATİNİLİK:Kur`an-i Kerim ve hadisi seriflerde anlasilan zahiri mana ve hükmün disinda herkesin anlayamdigi gizli (batini) bir mana oldugunu ancak tevil(yorumlama) ile anlasilabilecegini savunan gruplara 12. yüzyildan sonra verilen genel ad.Islam tarihi boyunca cesitli isimlerle anilmislardir.Baslicalari;Karamita, Ismailiye ve babekiye`dir.
BÂTIL DİNLER :Cenâb-ı Hak’ın peygamberlerine indirdiği vahiyle ilgisi olmayan ve insanlar tarafından uydurulan yanlış inançlardan ibaret olan dinler.
BATN-İ NAHLE SERİYYESİ:Müslümanlarin Kureyisliler`e güclerini hissettirdikleri ilk seriyye
BATUHAN:Altin ordu Hanligi`nin kurucusu ve ilk hükümdari(1227-1256).
BAYRAM :Bayram, bir neş’e ve sevinç günü demektir. Arabçası “Îyd”dir. Çoğulu “A’yad” gelir. Bayram tebriklerine “Ta’yîd”, bayramlaşmaya da “Muayede” denir.
Peygamber Efendimiz Medine-i münevvereyi şereflendirince, ora halkının senede iki defa bayram yaparak eğlendiklerini öğrenince, onlara şöyle buyurmuş: “Yüce Allah o iki bayram günlerine karşılık onlardan daha hayırlı iki bayram günlerini size ihsan etmiştir.” O günlerin Ramazan ve Kurban Bayramı günleri olduğunu müjdelemiştir. Bunlara Arabçada “Îyd-i Fıtır ve Îyd-i Adha” denir. Bu günlere “İyd” denilmesi, bunların birer neş’e ve sevinç günü olmaları, hayra yorumlanmaları veya Allah’ın bu günlerde pek çok ihsanlarda bulunması bakımındandır. Ramazan Bayramı üç gün, Kurban Bayramı da dört gündür.Dini ve milli acidan özel önemi olan ve topluca kutlanan gün.Bayram ; Sevinc, nese ve eglence günü anlamina gelir.Senede iki dini bayram vardir.Bunlar Ramazan ve Kurban bayramidir.Ramazan bayrami Sevval ayinin birinci gününde; Kurban bayrami da , Zilhicce ayinin onuncu gününde yapilir.
BAYRAMİLİK:Adini HaciBayram Veli`den alan, 15 .asirda ortaya cikan büyük bir tasavvuf tarikati.1352 yilinda Ankara yakinlarinda Zü`l Fazl(Solfasol) köyünde dünyaya gelen Haci Bayram Veli`nin asil adi Numan`dir.Bayramilik bir koldan Bayezid-i Bestami`ye, diger koldan Hasan-i Basri`ye uzanir. Sesli ve sessiz zikri bünyesinde toplamistir.Bayrami tarikatinin meshurlarindan bazilari Aksemseddin(1459) ve Aziz Mahmud Hüda`yidir.(Islami Bilgiler Ans.C.1,sh.89-Hikmet Nesriyat)
BAYRAMLAŞMA:Bayram günlerinde müslümanların birbirlerini tebrik etmesi, görüşüp musafaha yapması ve birbirlerine: “Gaferellahu lena ve leküm = Allah bizi ve sizi bağışlasın”, yahut: “Takabbelellahu Tealâ minna ve minküm = Yüce Allah bizden ve sizden kabul buyursun.” şeklinde duada bulunması da mendubdur.
BÂZI TERİMLER:İmam: Mutlak olarak söylenince: Fıkıhta Ebû Hanîfe, Tefsir ve Kelâmda Fahreddin Râzî, Nahivde Sibeveyh kasdolunur.
Dört İmam: Ebû Hanîfe, Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’dir.
Üç İmam: Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, Muhammed b. Hasan’dır.
Usûlde Üç İmam: Ebû Zeyd Debbûsî, Fahru’l-İslâm Pezdevî, Şemsü’l-Eimme Serahsî’dir.
İmâmeyn: Ebû Yûsuf’la Muhammed’dir,
Sâhıbeyn: Yine bu ikisi,
Tarafeyn: Ebû Hanîfe ile Muhammed’dir,
Şeyhayn: Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf,
Şeyhayn: Usûlde: Pezdevî ile Serahsî,
Şeyhayn: Hadîste: Buhârî ile Müslim,
Şeyhayn: Târihte: Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer’dir.
İmâmü’l-Harameyn: Şâfiî Ebû’l-Meâlî Abdülmelik ile Hanefîlerden Ebu’l-Muzaffer Yûsf b. İbrâhim Cürcâni bu unvanı taşır.
Hasan: Mutlak söylenince: Fkıhta Hasan b. Ziyâd, Tefsirde ise Hasan Basrî kasdolunur.
Sadr-ı Evvel: İlk üç asırdaki selef çağına denir.
Selef: Fukahâca Ebû Hanîfe’den Muhammed b. Hasan’a kadar olanlar.
Halef: Muhammed b. Hasan’dan Şemsü’l-Eimme Halvânî (456 H.) ye kadar geçenler.
Mütekaddimûn: Şemsü’l-Eimme Halvânî’den öncekiler.
Müteahhirûn: Şemsü’l-Eimme Halvânî’den Hâfızuddin Buhârî (693 H.) ye kadar olan fukahâdır.
Şeyhu’l-İslâm: Fetvâ ve kâdılık makamına yükselen büyük fakihlere verilen bir unvandır. Resmî vazifesi olmasa da bâzı ulemâ bu unvanı taşır: Bürhanüddin Mergînânî, İbn-i Teymiye gibi. Beşinci asırdan sonra çok kullanılmıştır. Osmanlılarda resmî makam olmuştur. İlk Şeyhu’l-İslâm M. Şemseddin Fenârî’dir. (751-834) H.)
Müfti’s-Sakaleyn: Ebû Hafs Ömer Nesefî ile İbn-i Kemâl Paşa’ya verilen bir unvandır.
Âmme: Çoğunluk mânâsınadır.
Irak Fakîhleri, sâde lakâp taşır. Mahalle, kabîleye, san’atına nisbet edilir: Basrî, Şeybânî, Cessâs, Kudûrî gibi. Maverâün-Nehir ulemâsı ise şanlı lâkablar kullanırlar: Şemsü’l-Eimme, Fahru’l-İslâm, Sadr-ıCihan, Sadru’l-İslâm Sadru’ş-Şeria gibi.
Şadru’ş-Şerîâlar İkidir: Birincisinin adı Ahmed’dir. İkincisi onun torunu olan Ubeydullah’tır, usûlde meşhurdur.
Ebu’l-Usr: Fahru’l-İslâm Ali Pezdevî’nin künyesidir, eserleri zor anlaşıldığından böyle denilmiştir.
Ebu-Yüsr İse: Kardeşi Sadru’l-İslâm Muhammed Pezdevî’nin künyesidir. Onun eserleri kolay anlaşılır.
Ebû Hanîfe: Birçok fakîhin künyesidir, içlerinde Şâfiî olanlar da vardır.
Şemsü’l-Eimme: Abdülâziz Halvâni, Muhammed Serahsî, Muhammed b. Abdü’l-Settâr Kerderî, Mahmud Özkendî gibi ulemânın lâkabıdır. Mutlak denince Serahsî anlaşılır.
Abâdile-i Erbaa: İbn-i Ömer, İbn-i Abbas, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Amr’dır.
Fukahâ-i Seb’a: Hz. Ömer, Hz. ali, İbn-i Mes’ud, Hz. Âişe, Zeyd b. Sâbit, İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer’dir.
Kütüb’i Sitte: Sâhibleri Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mâce’dir.
Zâhir-i Rivâye Kitapları: İmam Muhammed’in: Mebsût, Câmi-üs Sağîr, Câmi-ül Kebîr, Sîyer-i Sağîr, Siyer-i Kebir ve Ziyâdât adlı kitablarıdır.
Nevâdir İse: Keysâniyyât, Hâruniyyât, Curcaniyyât ve Rakıyyât adıl eserledir.
Vâkıât ve Nevâzil İse: Zâhir-ür Rivâye ve nevâdirde bulunmayan mes’eleler hakkında sonraki fukahânın verdikleri hükümleri ihtiva edenlerdir.
Dört Metin: Kenz’üd-Dekâik, Muhtâr, Vikâye ve Mecmua’ kitabları Hanefîlerce en mûteber tutulur.
Erkân-ı Erbaa: Şâfiîlerin Usûl-ıFıkıhta esas tuttukları dört usûl kitabıdır ki: Bürhân, Müstasfâ, Umed ve Mutemed adlı eserlerdir.
Usûl-i Hamse: Hanefîlerin usûlde esas tuttukları ise şu beş kitabdır: Debûsi’nin El Esrar’ı, Pezdevî’nin Usûl’ü, Serahsî’nin Usûl’ü, Sadru’l-İslâm Pezdevî’nin Usûl-ü, Alâüddin Semerkandî’nin Mîzan’ı.
Hadîsde Usûl-i Hamse: Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Neseî ve Tirmizînin Hadîs kitablarıdır.
Mutezileye Göre Usûl-i Hamse: Tevhid, Adl, Mürtekib-Kebirenin hali Marufu emir, Va’d ve Vaîd’dir
BEDEN:Beden arapça bir sözlüktür.Çoğulu büdün veya budn dür.İnsan cesedinin karşılığıdır.Bu sözcük, büyük anlamına gelmektedir.İnsan gövdesine beden denmesi bu anlamdan ötürüdür. Zira hücreye oranla beden büyüktür.Dilimizde canlı varlıkların maddi bölümüne beden denmektedir.Öbür adı da vücut tur.
BEDDUA VE LANET:Bir kimsenin basina kötü seyler gelmesi icin yapilan duaya beddua denir.Allah belani versin, tepe tepe üstüne gidesin, gidisin olur, dönüsün olmaz gibi sözler söylemek.Resulullah(sas) Efendimiz:“ben lanetci gönderilmedim“(Müslim, Birr,87)Yapilan bir lanetin(bedduanin) yerine vardiginda haksiz yere yapildigini görünce sahibine dönecegini haber verir.(Tirmizi, Birr,48;Ebu Davud, Edeb,45)
BEDEL:Baskasinin yerine hacca giden kimse.Buna” vekil” de denir.
BEDEVİ:Cöl ve vahalarda develeriyle birlikte konar göcer olarak yasayan Araplar`a verilen ad.Bedevîlik: Sözlük anlamı zahir olmak, ortaya çıkmak, görünmek olan bedevilik İbn Hal¬dun’un nazariyesinde bir başkasına göre önce çıkan, başlayan (hedavetü’ş-şey) iptida, iptida¬ilik; buna bağlı olarak çölde oturan, çadırlar¬da yaşayan, kırda, arazide olan ve yerleşik ha¬yata geçmeyen insanların genel hayatı tarzı de¬mektir. Bedevilik İbn Haldun’a göre Hadariliğin karşıtıdır.
BEDİR-UHUD-HENDEK SAVAŞLAR:Bedir Medine`ye 60 km. Mesafededir.Islam`da ilk savas burada yapilmistir.Bedir savasinda(624) 14 sehit,70 düsman kayip 70 de esir alinmistir.Uhut savasinda 70 sehit, 22 düsman ölmüstür. Hendek savasinda 6 sehit, 8 düsman ölmüstür.Uhut sehitlerinin cenaze namazlari kilinamamisti.Veda haccindan döndükten sonra Uhud sehitlerini Peygamberimiz ziyaret etti.Namazlarini kildi.(Tecrid Tercemesi, c.11,sh.4)
BEKTAŞ VELİ:Asil adi Seyyid Muhammed bin Ibrahim Ata`dir.Hicri 680 senesinde Horasan`in Nisabur sehrinde tevellüd,773`de Anadolu`da Kirsehir`de vefat etti. Haci Bektas denilen yerdedir.Seyh Lokman-i Horasan`inin halifesi idi.Bu da Seyh Ahmet Yesevi`nin halifesi idi.Bu da Yusuf Hamedan`inin halifesi idi.Haci Bektasi Veli, Sultan Orhan ile sohbet etti.Yeniceri askeri alanlara“Bektasi“denildi.Bu mübarek, iyi Bektasilar zamanla azaldi, 1300`den sonra hic kalmadi.Günümüzdeki Bektasi tarikati, asliyetini kaybedip, dogru yoldan ayrilmis durumdalar.
BEKTAŞİLİK:13.Yüzyilda Kalenderilik icin tesekküle baslayip 15. yüzyilin sonlarinda Haci bektas-i Veli an`aneleri etrafinda Anadolu`da ortaya cikan bir tarikat.Bektas,Hünkar Haci Bektas Veli,Horasan Erenleri`inden Ahmet YESEVI dervislerinden birisi olarak taninip bilinir.Bektasilik, bu velinin kurdugu veya bunun adina kurulmus oldugu bilinen tarikata mensup kisi demektir.Tarikatin kurucusu Haci Bektasi Vel nin asil adi „Mehmet“ tir.Bektas ise mahlasidir.Horasan`in Nisabur sehrinde dünyaya gelmistir.Anasi ve babasi Türk soyundandir.Annesi, Seyh Ahmed`in kizi Hatem Hatun, babasi Sultan Ibrahim Sani`dir.Haci Bektasi Veli`nin dogum ve ölüm tarihleri ihtilaflidir.Bazi tarihciler(1209-171) tarihleri arasinda yasadigini ileri sürüyorlarsa da , Tarih-i Lütfi Sakaik-i Numaniye, Mir`atül Mekasid ve Kamus`ül A`lam gibi eserlere göre yasadigi kabul edilmektedir.

BEKTAŞÎ; BEKTÂŞİYYE: Bektaşî tarikatına mensup olan kişi. Bektâşiye tasavvuf okulu. XIII. asır’da Horasan’dan Anadolu’ya gelen Hacı Bektâş-ı Veli tarafından kurulmuştur. Esas itibariyle Ahmed-i Yesevî tarafından tesis edilen ve Türkler arasında kurulmuş ilk tarikat sayılan Yeseviye’nin tesirindedir. Hacı Bektaş-i Veli’nin Makâlât adlı eserine bakıldığında, şeriata gerçekten bağlı bir şahıs olduğu görülür. Bu eserde, şeriatta dört kapı ve kırk makam olduğu zikredilir ki bu kapılar, Tarikat, Şeriat, Marifet, Hakikat’tır. Ancak, başlangıçta şeriata sıkı sıkıya bağlı olan bu tasavvuf okulu, yapılan bazı müdahelelerle lâ-dinî unsurlar ihtiva eder hale gelmiştir. Böylece, Bektaşî lafzı, zamanla dinî emirlere karşı lâkayıt davranan kişiler hakkında kullanılır olmuştur.

BELED SURESİ:Insanin dünya hayatinda mesakkat icinde bulundugu, inanan ve inanmayan insanlarin durumlari beyan edilmistir.
Kur’an-ı Kerîm’in doksanıncı suresi, yirmi ayet, altmışyedi kelime üçyüzyirmialtı harftir. Sure müşriklerin Resulullah’a düşman kesilerek O’na karşı her türlü zulüm ve haksızlığı revâ gördükleri bir dönemde Mekke’de nazil olmuştur. Fasılası, “dâl, elif, fâ’, hâ” harfleridir. İsmini, birinci ayetteki “beled” kelimesinden almıştır. Bütün mekkî surelerde olduğu gibi; bunda da itikad ve ibadetin sağlamlaştırılması, ahirette hesap ve cezaya imanın perçinleştirilmesi ve iyilerle kötülerin birbirinden ayrılması hedeflenmiştir.Bir önceki sûre olan Fecr suresine bir karşılık verilir. Orada zamanın eşref saatlerine yemin edilip insanın refah veya darlıkla imtihan edildiği: mal hırsı, miras yiyiciliği, yetime ve fukaraya bakmamak gibi kötü huyları ile âkibetinin kötülüğü hatırlatılarak; sureye en nihayet nefs-i mutmainne sahibinin iyi kullar arasında Cennet’e gireceğinin bildirilmesiyle son verilmişti.ekserisi müslüman olan ülkelerde „Darü`l-Harb“ sayilmaz.Bu itibarla, Türkiye“Darü`l-Islam“ `dir.
BERCESTE :Öz, güzel, latif, ince anlamlı, kolayca hatırlanan, yapısı sağlam dize ya da beyit. Dize için daha çok mısra-ı berceste, beyit için de beyt-i berceste tanımlamaları kullanılır. Genel anlamda bir şiirdeki en güzel dize ya da beyit de denebilir Divan edebiyatında kolayca anımsanan, söyleyiş güzelliğinin yanı sıra derin bir anlam da taşıyan dizeler için kullanılan deyim. Sözlük anlamı “seçkin, güzel, latif”tir. Bütünsellikten çok, parça güzelliğinin önemsendiği divan edebiyatında berceste mısra söylemek ustalık sayılmıştır.
Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleyman)
BEYTÜ’L-MAL:İslâm devletinin hazinesi, devletin malîye işleriyle ilgilenen kurum.Beyt, Arapça “ev” anlamında olup, “beytü’l-mâl” mal evi, hazine demektir. İslâm’da devlet hazinesi ve mâliye dairesine beytü’l-mâl adı verilmiştir. Beytü’l-mâl tabiri ile hem devletin maliye işlerinin idare edildiği bina, hem de devlet hazinesi kasdedilir. Beytü’l-mal İslâm devletinin hazinesidir. Bu tabir ilk zamanlarda sadece soyut bir kavram iken, Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında daha belirgin bir duruma kavuşturulmuştur.
Beytülmal:Islam devleti hazinesi, maliye teskilati.İslâm devletlerinde hem devlet hazinesine ve devletin malî işlerinin yönetildiği binaya verilen ad. Muhammet Peygamber zamanında kuruldu ve Halife Ömer zamanında devletin en önemli kurumu oldu.
Beytülmâl devlet gelirlerini muhâfaza eder gerekli yerlere sarfeder devletin gelirleri ile giderleri arasında dengeyi sağlamaya çalışır ve bütçenin bütün vazîfelerini görürdü. (İsmâil Nablüsî)
Beytülmâlın gelirleri dört yoldan sağlanırdı: 1) Zekât malları 2) Ganîmetin çıkarılan mâden ve defînelerin beşte biri 3) Gayr-i müslimlerden haraç ve cizye olarak alınan mallar 4) Vârisi olmayan zenginlerin bıraktığı mal ve yerde bulunup sâhibi b ulunmayan mallar. (Îmâm-ı Serahsî)
İmâm-ı Ebû Yûsuf bir suâle bilmiyorum deyince; “Hem Beytülmâlden maaş alıyorsun hem de cevap vermiyorsun” dediler. Bunun üzerine İmâm-ı Ebû Yûsuf; “Beytülmâlden bildiklerim kadar ücret alıyorum. Bilmediklerim için alsaydım Beytülmâlde bulunanların hiç biri yetişmezdi” dedi. (Taşköprüzâde İbn-i Hacer)
BEŞ HECECİLER:Milli edebiyat döneminde bu dönemin temel ilkelerini benimseyerek o doğrultuda yazan Faruk Nafiz Çamlıbel, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç ve Enis Behiç Koryürek’in oluşturduğu topluluk
BİLÂD-I SELÂSE: Eskiden İstanbul, Edirne ve Bursa’nın üçüne birden verilen isim.
BİLGİ SOSYOLOJİSİ:En geniş anlamıyla bilgi sosyolojisi, bilginin toplumsal bir temelle arasındaki ilişki şeklin¬de tanımlanır.
BÎ-SER Ü PÂ: Farsça, başsız ve ayaksız demektir. Melâmiyyei Bayramiyye mensuplarının mezar taşlarına denir. Hacı Bayram-ı Veli’den sonra tarikatı; Şemsiyye-i Bayramiyye (Akşemseddin kolu), Melâmiyye-i Bayramiyye (Bıçakçı Ömer Dede Kolu) ve İnce Bedreddin’in kurduğu bir şube ile üçe ayrılmıştı. Bunlardan Melâmiler, devlet tarafından sıkı takibe alınmış, başta Oğlan Şeyh İsmail Ma’şûki ve Bosnalı Hamza Balî olmak üzere çeşitli şeyhler idam olunmuştur. Çok sayıda şehid verdikleri için, Melâmîler, özellikle Hamzavîler mezar taşlarını, başları kesik, kolları ve ayakları kırık olarak yapmaya başlamışlardı. İşte bu mezar taşlarına, “Melâmî Taşı” veya “Bî-Ser ü Pâ” (Başsız ve Ayaksız) denir. Bu, Melâmîlerin, başsız, elsiz, ayaksız olduklarını, yani canlarından geçtiklerini, kendilerini tamamen Allah’a teslim ettiklerini bildirir.
BURHAN-I TEMANÜ:Kelâm ilminde Allahü teâlânın varlığını ve birliğini isbâtta kullanılan delîl. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Eğer yer ile gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, âlemdeki nizâm bozulur karma karışık olurdu. (Enbiyâ sûresi: 22) Bu âyet-i kerîmede Burhân-ı temânü’ye işâret edilmektedir. Yâni âlemin yaratıcısının iki olduğu farz edilse, bu iki yaratıcının fiill eri (işleri), birbirinden, ya farklı veya aynı olur. Birbirinden farklı olursa, âlemin karmakarışık olması lâzım gelir. Yâni göklerin ve yeryüzünün bu husûsî nizâmından (düzeninden) çıkmasını ve yok olmasını veya birbirine zıt şeylerin aynı anda bir yere toplanmasını îcâbettirir. Meselâ iki ilâhtan birisi, Zeyd ismindeki insanın hareket etmesini, diğeri de o anda hareket etmeyip sükûnunu (hareketsizliğini) irâde etse (dilese), ilâh oldukları için ikisinin kudreti birlikte Zeyd’e te’sir edince, cem’i zıddeyn (iki zıddın bir araya gelmesini) îcâbettirir. Bu ise, mümkün değildir. Çünkü cem’i zıddeyn, muhaldir (mümkün değildir). Yâni Zeyd aynı anda hem hareketli, hem hareketsiz olamaz. Ya hareketlidir, ya hareketsizdir. O halde Allah tektir, O’ ndan başka ilâh yoktur. Her şeyi yaratan, durduran ve hareket ettiren O’dur
BÜYÜK MELEKLER: Cebrâil, Azrail, İsrafil ve Mikâil’dir.Cebrâil: Kur’an’da üç yerde “Cibrîl” olarak geçmekte (el-Bakara 2/97, 98; et-Tahrim 66/4) diğer bazı ayetlerde de kendisinden Rûhu’l-Kudüs ve Rûh olarak bahsedilmektedir. (el-Bakara 2/87, 253; el-Mâide 5/110).Vazifesi, Allah’ın emir ve nehiylerini peygamberlerine bildirmektir. Bütün vahiy onun vasıtasıyla nazil olmuştur.Cebrâil bu gelişlerinin sadece iki defasında aslî suretinde görünmüştür. Bunlardan birisi (en-Necm, 53/6-7) ayetlerinin nuzûlünde, diğeri ise yine Necm suresinin 13. ve 14. ayetlerinin nuzûlü esnasındadır (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IX, 95).Azrâil: Kur’an-ı Kerîm’de”Melekü’l-mevt” ( = ölüm meleği) olarak geçmektedir. ” Ey Muhammed de ki; size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” (es-Secde, 32/11)Allah’ın emri ve izni ile canlıların, ölecekleri zaman canlarını almakla vazifelidir.İsrafil: Kur’an’da “İsrâfil” olarak ismi geçmemektedir. Ancak, kıyametin vukûu ile ilgili ayette “(İsrâfil tarafından birinci sefer) Sûr’a üflenince Allah’ın dilediği (melekler) müstesna göklerde olanlar ve yerde olanlar bayılırlar (ölürler). Sonra Sûr’a (ikinci defa) üflenince ölüler mezarlarından kalkıp bakınıp dururlar.” (ez-Zümer 39/68) buyurulmakta, dolayısıyla isim olarak olmasa da bu meleğin vazifesi bu ayetle belirtilmektedir. Buradan kıyametin ve ahiret gününün yani yeniden dirilmenin başlangıcında bir Sûr’a üfürme olacağı anlaşılmaktadır ki, bu işle vazifeli melek İsrâfil (a.s.) dır. Bu görevinden dolayı İsrafil’e “Sûr meleği” ismi de verilmektedir.Ayrıca İsrâfil’in, “Levh-i Mahfuz”* da yazılanları okumak ve ilgili meleğe haber vermekle de görevli olduğu bilinmektedir.Mikâil: Kur’an-ı Kerîm’de bir yerde “Mikâil” olarak zikredilmektedir. (el-Bakara 2/98)Mikâil’in görevi: yağmurun yağdırılması, rüzgârın estirilmesi ve mevsimlerin tanzimi gibi tabiat olaylarını Allah’ın emri ve izni ile vukua getirmektir.
BELKİS: Kur`an`da tevhid dinini kabul ettigi bildirilen Sebe meliki.Sebe hükümdarindan olan bir kadindir.Süleyman aleyhisselam zamaninda yasamis, onunla mektuplasmis, Hz.Süleyman aleyhisselamin davetini kabul edip putperestligi(günese tapmayi terketmis ve tek Allah inancina kavusmustur.
BEDİR:Mekke ve Medine arasinda es-Safra vadisinin tarafinda bir subasi.Islam`da ilk savas burada cereyan etmistir.Bedir medine`ye 60 km. mesafededir.Hz.Peygamber ile Mekkeli müsrikler arasindaki ilk savas.
BEHCETÜ`L-FETAVA:Seyhülislam Yenisehirli Abdullah Efendi`nin(2/624) fetvalarini toplayan eser.(ö.1156/1743)
BEHCETÜ`L-HADAİK:Eski Anadolu Türkce`sinin ilk dönemine ait bir vaaz kitabi.

BELED SURESİ(90) :Sure, Beled’e (Mekke) yeminle başladığından bu adı almıştır. (La uqsimu bi haze’l-Beled=Bu (mukaddes)şehre yemin ederim). 20 ayet ve 82 kelime içermektedir. Mushaftaki sıraya göre 90. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 35. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda yeminle başlayan surelerin 17.sidir. Bu surede, Peygamber (s.a.v)’i inkar edenlerin kötü ve uy¬gunsuz hareketleri eleştirildikten sonra Ashab-ı Meş’eme (cehennemlikler)’nin sıkıntılarından ve Ashab-ı Meymene (Ashabu’l-Yemin=cennetlikler)’nin rahatından söz edilmiştir.
BEN VE ÖTESİ:Necip Fatil Kisa Kürek`in(ö.1983) ücüncü siir kitabi.
BENİ İSRAİL:Hazreti Yakub Peygamberin lakabı israil idi. Oğullarına ve onun neslinden gelenlere de Beni İsrail veya İsrail Oğulları denilmektedir.On iki oğlu bulunmaktadır. En küçüğü Bünyamin ve Yusuf’tur. İsrail oğulları bu on iki oğlunun soyundan gelmektedir. İsrail oğullarına Kur’an-da önemli bir yer verilmektedir.
BERLİN ANTLAŞMASI:Osmanli devleti ile Ingiltere, Fransa,Rusya, Almanya, avusturya ve Italya devletleri arasinda 13 Temmuz 1878`de imzalanan antlasma.
BERZAH:Sözlükte“engel“ anlamina gelen „Berzah“, ölüm ile baslayip, yeniden dirilmeye kadar gecen sureyi ifade eden dini bir terimdir.Insanlarin ölüm anindan itibaren ruhlarin gittigi ve kiyamete kadar gecici olarak bulundugu yer.
BESMELE:Rahman ve rahim olan Allah`in adiyla anlamina gelen „Bismillahirrahmanirrahim“ cümlesinin adidir.Besmeleye „Allah`in adini anmak“ anlamina gelen „tesmiye“ de denir.Besmelede yüce Yaraticinin üc ismi gecmektedir.Allah,Rahman ve Rahim.Besmele ceken Kur`an okumus ve Allah`i anmis olur.Yahudilikte besmele karsiligi“ba-sem Yahve“(yahve`nin adiyla)“ ifadesi, tanri adi olan Yahve kelimesinin gelisi güzel agiza alinmasi yasak oldugu icin ba-sem seklinde kisaltilarak kullanilir.Hiristiyanlar Hz.Isa`yi tanri saydiklari icin sadece“Rab Isa`nin adiyla“ ibaresini kullanirlar.Kur`an `da besmele;Hz.Nuh`un Tufan baslarken gemiye binenlerin“Allah`in adi ile binmelerini istedigi“(Hud:11/41).Hz.Süleyman`in Sebe melikesine(kiraliceye) gönderdigi mektuba“rRahman ve Rahim olan Allah`in adiyal baslanmis oldugu“ 8Neml:27/30) bildirilerek, mesru ve önemli islere ortak besmele ile baslamanin tüm ilahi dinlerin ortak özelliklerin oldugu ima edilmistir.Tevbe (Berae) suresi haric, Kur`an-i Kerim`in gdiger bütün surelerin basinda bulunmaktadir.
BEŞKENT KADILARI ( Osm. Bilâd-ı hamse mevalisi) :Mısır (Kahire), Şam, Edirne, Bursa ve Filibe kadılarına verilen san.
BEŞİR:Hz.Peygamber icin kullanilan isim veya sifatlardan biri.
BETÜL:Hz.Meryem vr Hz.Fatima icin kullanilan“iffet ve namauslu kadin“ anlaminda bir sifat.
278-Bey`atürridvan:hicretin 6. yilinda ashabin Hudeybiye´de Hz.Peygamber`e yaptiklari biat.
BEYAZİD-İ BESTAMİ(h.188-161):Ehl-i sünnet ve cemaatin büyük alimlerinden büyük bir evliyadandir. Iran`in Bestam sehrinde dogmustur.Künyesi, Ebu Yezid Fayfur bin Isa El-Bistami`dir.Cafer-i Sadik`tan .. sene sonra dünyaya gelmis ve ondan üveysi olarak feyz almistir.Bekar olarak yasamistir.
BEYİN GÖÇÜ:Yetistirilmesi icin büyük kaynak gerektiren veya yetistigi halde istihdam edilemeyen bilim adami, hekim,mühendis v.b. gibi vasifli insan gücünün daha gelismis bir ülkeye göc etmesi.
BEYLERBEYİ:Osmanli tasra teskilatinda en büyük idari birim olan eyaletin askeri ve idari amiri. Beylerbeyi; Genel vali,Sancak beylerinin başı.Osmanlı imparatorluğunun Asya kıtasındaki sancak beylerinin başına “Anadolu Beylerbeyi”,Avrupa kıtasındaki sancak beylerinin genel valisinide “Rumeli Beylerbeyi” denirdi.
BEYTULLAH:Allah`in evi demektir.Kabe icin kullanilmaktadir.Kabe`ye Beytullah(allah`in evi) denilmesi, onun sirf Allah´a ibadet icin yapilmasindan , orada sadece Allah´a ibadet edilmesinden dolayidir.
BEYTÜ`L-HARAMl:Mekke`de Kabe`nin bulundugu sahadaki caminin adidir.Bu haram denilmesini o sahaya saygi ve tazim göstermek vacip oldugu icindir.Kendisine karsi saygisizlik caiz olmadigindan dolayi Mekke`de Belde-i haram denilmistir.
BEYTÜLİZZE:Kur`an-Kerim`in bir bütün halinde indirildigi ve dünya semasinda bulundugu rivayet edilen yerin adi.Beytülizze, İzzet evi anlamına gelen beytü’l-izze, Kur’ân’ın bir bütün halinde indirildiği dünya semasında (yere en yakın gökte) bulunan yerin adıdır. Levh-i Mahfuz’da bulunan Kur’ân (Bürûc, 85/21-22), Ramazan ayında (Bakara, 2/185) mübarek bir gece (Duhân, 44/2-3) olan Kadir gecesinde (Kadr, 97/1) buradan beytü’l-izze’ye indirilmiştir (Hakim, II, 323; İbn Ebî Şeybe, VI,144). Beytü’l-İzze’den de Cebrail vasıtasıyla veya vasıtasız olarak şartlara ve ihtiyaçlara göre peyder pey Hz. Muhammed (a.s.)’e gönderilmiştir (İsrâ, 17/106; Furkân, 25/32).Beytü’l-İzze, tasavvuf terimi olarak Hak’ta fânî olma halinde cem makamına vasıl olan kalp demektir.
BEYTÜL-MAMUR:ssemada, icinde meleklerin ibadette bulundugu rivayet edilen mabed.Peygamberimizin , mirac hdisesinde 7.kat semada, mescid-i haram ve mescid-i Aksa`dan sonra ugradigi, meleklerin kiyamete kadar hayatlarinda bir defa sira gelerek tavaf ettikleri 7.kattaki mescidin adi.Yer yüzünde müslümanlarin kiblesi ;Kabe-i Muazzama`dir.
BEYTİ-MAKDİS:Mukaddes ev, Küdus`deki Mescid-i Aksa.
BEYTÜL MAL:Devlet hazinesi, devlete ait mal varliginin bütününü ve bununla ilgili idari-mali kurum.Beytü`l-mal, hicretten sonra Medine`de kurulmustur.Beytü`l-Malin gelir kaynaklari;Zekat ve ösür olarak toplanan gelirler,ganimet mallarinin beste biriharac ve cizye vergileri, maden ve definelerden ailinan vergileri,sahibi bilinmeyen mallar, mirasci birakmadan ölenlerin geride biraktigi mallar, kisas cezasini grektirmeyen ölürmelerde velisi bulunmayan kimselerin diyetleri.Bu mallar, hazinede emanet hükmündedir.Devlet, emaneti yerlerine sarfetmekte yükümlüdür.
BİBLİYOGRAFYA: 1) Belli bir konuyla ya da dönemle ilgili eserlerin tümünü kapsayan ya da en iyilerini seçerek sıralayan, o eserlerin yazarlarını, yayın tarihlerini, hangi kitaplıklarda bulunduklarını, türlerini de belirten kılavuz.Eş. :Kaynakça.2) Araştırma ve incelemeye dayanan bilimsel eserlerin ya da yazıların sonunda, o konu ile ilgili yayınları, kaynakları gösteren liste.3) Bir dergi veya gazetede yeni çıkan kitaplar hakkında bilgi veren sütun.4) Yayınevlerinin, çeşitli alanlardaki kitapları kapsayan katalogları da bibliyografya içine girer.Kitaplar hakkında geniş bilgisi olan kimseye ise “bibliyograf” adı verilir. (Kaynak: Murat AKINCI-Açıklamalı Edebiyat Terimleri Sözlüğü)

Bid’at: Değil Hadis ilminde, diğer islamî ilimlerin hemen hepsinde sıkça rastlanan bir terimdir. Sözlükte bir şeye başlamak, ibda ve ihdas etmek, yani bir şeyi ilk defa ortaya atmak; inşa etmek manalarına gelir. Genellikle İslâmiyet’in kemale ermesinden sonra ortaya atılıp dine nisbet ve izafe edilen şeylere denir. Bu şeyler Hz. Peygamber (s.a.s) ‘in sağlığında yoktur. Sahabiler tarafından bilinmemektedir. Sonradan ortaya çıkmış ve dine sokulmuşlardır. Şu halde “dinin kemale ermesinden sonra ortaya- çıkan nesneye bid’at denir.Doç.Dr.Mücteba UĞUR,Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü,Diyanet vakfı Yayınları)
BEYTÜLMİDRAS:Yahudilerin dini egitim ve ögretim yaptiklari yer.
BEZM-İ ELEST:Allah`la yaratilislari sirasinda insanlar arasinda yapildigi kabul edilen sözlesme icin kullanilan bir tabir.Cenab-i Hak, ruhlari yarattigi zaman „Ben sizin Rabbiniz degilmiyim?“ diye sormustur.Bu soruya ruhlar, “Evet, sen bizim Rabbimizsin” diye cevap vermistir.Iste bu sahit tutma olayina”Bezm-i Elest” adi verilmistir.
Bİ`DAT:Resulullah`in sünnetine, dini hükümlerine, sahabe ve tabiinin hepsinin görüslerine muhalif olarak sonradan meydana gelen görüs ve amel anlamina gelinr.
BİLAL-i HABEŞ:Ibn-i Rebah.Künyesi Ebi Abdullah veya Ebu Abdilkerim`dir.Peygamberimizin ilk müezzini olan sahabe.Medine de ilk defa sabah ezanini, Mekke`nin fethinde Kabe`de ögle ezanini okudu.Islami iilk kabul edenlerden, büyük sahabi,Islam`in ilk müezzini.Aslen habesli olup annesi hamame, babasi iseRebah`tir.Ümeyye b. halef`in kölesi iken gördügü bütün baskilara ragmen islam`a girmis ve cektigi bir cok eziyet karsilik dininden vazgecmemistir.Hz.Ebubekir (r.a) Bilal`i Ümeyye`den satin alarak azad etti.Medine`ye hicret etti.Mekke`nin fethi de dahil resulullah`in bütün savaslarina katildi.Mekke`nin fethinde eski efendis Ümeyye ile karsilasti ve onu öldürdü.Fetih`ten sonra Kabe-i Muazzama`nin üzerine cikarak ezan okudu.Peygamberimizin vefatindan sonra üzüntüsünden Medine`yi terk ederek Sam`a gitti ve buraki bütün savaslara ktildi.Hz.Ömer devrinde de cihaddan geri kalmadi ve Kudüs`ün teslim alinmasinda hazir bulundu.Hicretin yirminci yilinda sam`da vefat etti ve oraya defnedildi.
BİLMEN;ÖMER NASUHİ(1883-1971):Besinci diyanet isleri baskani, fikih ve tefsir alimi.
BİMARHANE:Akil hastahanesi(Timarhane).
BİNA-İ SALAT:Namazi bina etmek.
BİRGİVİ(ö.981/d.1521/ ö.1573):Cesitli sahalarda eser veren büyük Türk alimi.Ismi Muhammed bin Ali,lakabi Zeynüddin, Ödemise bagli Birgivi diye meshur olmustur..1521 de balikesir de dogmus, 1573`de Birgivide vefat etmistir.
Bİ`RİERİS:Medine`de Kuba mescidi yaninda Hz.Peygamber´in mührünün düsüp kayboldugu kuyu.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI:1914-1918 yillari arasinda dünyanin cesitli kitalarinda bir cok devletin iki gruba ayrilarak yaptigi o zamana kadar benzeri görülmemis büyük savas.Avrupa`da 4 merkezi devlete karsi,Avrupa`da ve diger kitalarda bulunan 25 devletin o tarihe kadar görülmemis ilk büyük savastir.Birinci cihan savasi Almanya ve müttefiklerinin maglubiyeti ile sonuclanmistir.Osmanli devleti Kafkas, Canakkale, Irak, Filistin Süveys Kanal cephelerinde savasmis 1918 de imzalanan Mondros Mütarekesi ile silahli catismaya son verilmistir.
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ:Basra körfezinin dogu kiyisinda yedi emirlikten olusan topluluktur.Abu Dabi,Dubai, Sarca, Fuceyre, Umm-el-Kayvayn ve Ucman emirliklerinin 1971`de kurdugu federasyona, 1972`de Resü`l-Hayme de katilmistir.Bu emirliklerin en büyügü Abu Dab dir.Halkin yarisi Araplar`dan, öbür yarisi da Hintli,Pakistanli, Iranli gibi cesitli halklardan olusur.Yedi emirden olusan konsey tüm ülkeyi yönetir.Konsey üyeleri kendi aralarindan devlet baskanini secerler.Konseyin bütün kararlari, Abu Dabi ve Dubai emirlerininde arasinda bulundugu en az bes emirin oyuyla alinir.Petro geliri emirlikler arasinda paylasilarak okul, hastahane, yol ve fabrika yapimi icin kullanilir . (Temel Britannice Ansk. C.3, sh.214)
UNESCO:Birleşmiş Milletler-Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı,16.11.1945′de Londra’da imzalanan ve 04.11.1946′da yürürlüğe giren bir antlaşma ile resmen 14.12.1946′da kurulan bu teşkilat, BM üye ülkeler arasında barış ve güvenlik ortamını sağlamak maksadıyla, BM’ye bağlı bir uzmanlık kuruluşu olarak, üye devletlerin eğitim, bilim, haberleşme ve kültür politikalarına maddî ve teknik ve destek sağlamaktadır
BİRUNİ(M.973-1040):El-Biruni 10.ncu ve 11.nci asir Islam dünyasinin büyük fen ve din bigini.Aslen Türk olan Biruni miladi 973´de, bu gün Iran sinirlari icerisinde yer alan Kas`ta dogmus, 1040`da Gazne`de vefat etmistir.Ibni Sna ile görüstü.Onunla bir cok ilmi tartismalara katildi.
BİRUNİ:Yaşadığı çağa damgasını vurup ” Biruni Asrı” denmesine sebep olan zekâ harikası bilgin 973 yılında Harizm’in merkezi Kâs’ta doğdu. Esas adı Ebû Reyhan b. Muhammed’dirGazne’de kıbleyi tam olarak tespit etmesi ve kıblenin tayini için geliştirdiği matematik yöntemi dolayısıyla kıyamet günü Rabb’inden sevap ummaktadır. Newton ve Fransız Piscard yaptıkları hesaplama sonucu ekvatoru 25.000 mil olarak bulmuşlardır.Otların hangisinin hangi derde deva ve şifa olduğunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluğun sınırlarını çizmiş, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiştir. Daha o çağda Ümit Burnu’nun varlığından söz etmiş, Kuzey Asya ve Kuzey Avrupa’dan geniş bilgiler vermişti. Christof Coloumb’dan beş asır önce Amerika kıtasından, Japonya’nın varlığından ilk defa sözeden O’dur. Dünyanın yuvarlak ve dönmekte olduğunu, yerçekimin varlığını Newton’dan asırlarca önce ortaya koydu.
Bİ`SET-İ MUHAMMEDİYE:Peygamberin,peygamberlikle gönderilisi.
BÖREKÇİ RİFAT(1860-1941):Ilk diyanet isleri baskani.
BUDİZM:Buda`nin milattan önce 6. yüzyilda Hindistan`da kurdugu din ve felsefe sistemi.Kurucusu Siddhartha Gothama, kurucunun lakabi Budda.Teolojisi yok,hakiki ruhi tecrübede bulunur.Kutsal kitabi Ti-Pitaka(Tripitaka), mensuplarinin sayisi 250-300 milyon, dünyanin nüfusuna göre yüzdesi 5.5,yayildigi ve mensuplarinin bulundugu yerler;Hindistan,Japonya, Cin,Tibet, Seylan, Taylan, Mogolya,Mancurya,Burma, Vietnam,
BUHARİ:Buhara sehrine mensup, Islam hadis bilgini Buhari(M.S.810-870) , hayati boyunca Horasan`dan Misir`a kadar ve 600.000 kadar hadis derlenmistir.Bunlarin icinden, kendi esaslarina göre dogrularini secerek “Camiu-s-Sahih” adli eserde topladi.Bu eser, spnni müslümanlarca Islam`in Kur`an`dan sonra gelen kaynagi kabul edildi. Söz konusu be esere de kisaca”Buhari” denmektedir.Buharinin serhleri:Askalani-fethul bari, Kastallani-irsadüs-sari,ayni-umdetü`l Kari.
BUHTUNNASR:Milattan önce 605-5622 yillari arasinda hüküm süren, Yahuda devletini ortadan kaldirarak Kudüs´ü ve süleyman mabedi´ni yakip yikan Babil krali.
BURAK: Sevgili Peygamberimizin (sas)Mirac gecesinde binmesi icin tahsis edilen bir binek atidir.Buna “İsrâ” hâdisesinde Cebrâil (a.s) tarafından getirilen ve Hz. Peygamber’in bu mucize sırasında bindiği hayvanın adı.Hz. Peygamber’in en büyük mûcizesi, hiç şüphesiz Kur’an’ı Kerîm’dir. İsrâ hadisesi, yani Mescid-i Aksâ’dan Mescid’i Haram’a kadar olan yolculuk İsrâ suresi 1. ayetinde açıklanır.Kısaca anlattığımız bu yolculuğun ilk bölümünü Hz. Peygamber “Burak” denilen ve manevî binekle yapmıştır (Müslim, İman, 259). Çeşitli rivayet ve tarihî bilgilere göre, bu binit, katırdan küçük, merkepten büyük beyaz renkli çarptığında ayaklarını hızlandıran, uyluğunda iki kanadı olan ve adımını gözünün gördüğü mesafenin biraz daha ilerisine atabilen bir hayvandır Burak ismi ona, renginin son derece parlak olması sebebiyle veya hızı şimşeği andırdığı için verilmiştir.Yine bazı İslâm tarihleri, sözkonusu bineğe Hz. Muhammed (s.a.s.)’den önceki bazı peygamberlerin de bindiği (İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebevi, Mısır 1952, II, 397), meselâ Hz. İbrahim (a.s.) Burak’a binip önüne Hz. İsmail’i, terkisine de Hz. Hacer’i bindirerek Mekke’ye getirdiği bu rivayetler arasındadır. (İbn Sa’d, Tabakât, I, 150; Köksal, M. Asım, İslâm Tarihi (Mekke devri) İstanbul 1981, 350-351).

BURÇ:Burç, lügatte kale, hisar, konak yeri, büyük yıldız manasınadır. Çoğulu, burûçtur. Gökte güneşin, ayın ve gezegen denilen yıldızların bulundukları konak yerlerine,yörüngelere, hareket noktalarına buruç denilmektedir ki, başlıca oniki burca ayrılmıştır. Bunlara: Hamel, Sevr, Cevza, Seretan, Esed, Sünbüle, Mizan, Akrep, Kavs,Cedi, Delv, Hut adı verilmiştir. Bunlardan Esed burcu güneşe, Seratan burcu aya aittir. Hamel ile Akrep burçları. Merih yıldızına, Sevr ile Mizan burçları Zühre yıldızına aittir. Cevza ile Sünbüle burçları Utarit yıldızına, Kave ile Hut burçları müşteri yıldızına mahsustur. Cedî ile Delv burçları da Zuhal yıldızına ait bulunmuştur. Buburçların hepsi üçyüz altmış dereceye bölünmüştür. Yine bunlardan her burcun da otuz derecesi vardır. Güneş bunları her bir senede bir kere dolaşır, bununla bir felekî küreseli devre tamam olmuş olur. Kamer ise bunları yirmi sekiz günde bir devreder. Bazı müfessirlere göre bu burçlardan maksat, büyük yıldızlardır veya güneş ile ayın konak yerleridir veya semada bulunup muhafaza edilen köşklerdir.(Hicr suresi:15/16. Andolsun ki, biz gökte burçlar yaptık ve onu seyredenler için süsledik.)
BURUC SURESİ(85): Allah`in kuvvet ve azameti ile sifatlari aciklanmis müminlerin nimetleri, kafirlerin akibetinden bahsedilmektedir.Sure, adını birinci ayette geçen burçlara sahip olan göğe yeminle başladığı için Buruc (burçlar) ke¬limesinden almaktadır. 22 ayet ve 109 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sırası 85, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 27. suresi olup Mekki’dir. Yeminle başlayan 23 surenin 14.’südür. Surenin başında, Ashab-ı Uhdud’un (İmansız imparatorun emriyle ateş çukurlarına atılan mümin hristiyanlar) sıkıntılı ve mihnet dolu kıssalarına işaret edilmiş, sonunda da Fi¬ravun ve Semud’un kıssasına işaret edilmiştir.
BÜYÜ:Kur’ân’ı Kerim’de yüce Allah, büyü ile uğraşmayı küfür olarak nitelendirmiştir.(Bakara: 2/102)Hz. Peygamber de müslümanların büyü ile meşgul olmalarını şiddetle yasaklamıştır. Bir hadisle¬rinde, “Helak edici yedi şeyden sakınınız” buyurmuşlar, ashâb, “Bu yedi şey nedir, yâ Rasûlallah?” diye sorduklarında “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, haksız yere bir cana kıymak, faiz ve yetim malı yemek, düşmana hücum esnasında savaştan kaçmak, iffetli mü’min hanımlara zina isnadında bulunmaktır.(Buhârî, Vasâyû, 23, Tıb, 48, Hudüd, 44; Müslim, İmân, 145: Ebû Dâvud, Vasâyâ, 10/2874
“Ey Muhammedi De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şeninden, hased ettiği zaman hasedçinin şeninden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.( Felak: 113/1-5.)
“Ey Muhammedi De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insan¬ların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, in¬sanların ilâhı, insanların Hükümrânı ve insanların Rabbi olan Allah’a sığınırım.Nâs:114/1-6.
Büyücü nereden gelirse gelsin, başarı kaza¬namaz”( Tâhâ: 20/69.)
BUVAT GAZVESİ:Hz.Peygamber`in ilk gazvelerinden biri.
CÂHİLİYYE:Câhiliyye; lügatta “bilgisizlik” manasına gelir, ilmin zıddıdır. Beyinsizliği ve hamâkati de içine alır. Genellikle İslam’ın hâkim olmasından önceki hayatı içine alır. İslam’ın ortaya çıkmasından önceki küfür ve sapıklık hali anlamında kullanılır. Istılah olarak: “Allah’ın indirdiği hükümleri ve bilgileri kabul etmeyip bunların yerine insanlar tarafından konulan hükümlere, düşüncelere ve sistemlere inanmaktır.”
CAİZ:Zatina nisbetle varligi ve yoklugu esit olan anlamindaki akli hüküm.
CAKARTA:Endonezya cumhuriyetinin baskenti.
CEMAAT:“Ölenler öldü, kalanlarla muztarip kal/ Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık.” (Y.K.Beyatlı) Tanım: Müslümanlığın din kardeşliği esasına dayalı olarak sevgi ve saygı temelini gerçekleşmesini istediği birlik ve beraberlik. “ Cemaatte Allah’ın rahmeti (güç, birlik, huzur, yardımlaşma, kaynaşma, medenileşme) ayrılıkta ise azap vardır.” (Hadis) “Cemaatle kılınan namaz tek başına kılınandan 27 kat daha üstündür.” (Hadis)
CAMİİ:Akaid, ahkam, zühd, edeb, tefsir, fitneler, menakib konularindaki hadisleri toplayan eserlere denir.Mesela;Buhari`nin sahihi.
CAMİİ:Toplayici, toplayan, kaplayan, müslümamlain ibadet gayesiyle toplandiklari yer, ma´bet.Kur`an`da, hadislerde ve ilk tarihi kaynaklarda cami yerine mescid kelimesi gecmektedir.Mescid, secde edilen yer anlaminda bir mekan ismidir.Bati dillerinde kullanilmakta olan “mosguee” ve benzeri terimler mescidin degisik telaffuzundan dogmustur.Ilk camiler;Hz.Adem(as)`in yeryüzüne ilk geldigi yer olarakkabul edilen Serendip(seylan) adasinda kendisine ait bir mescid oldugu rivayet edilir.(Ibn Haldun, Mukaddime, Beyrut 1967,635).Kur`an`in bildirdigine göre insanlarin tümü icin yapilan ilk ma`bet Kabe`dir.Kabe`yi icine alan genis sahaya”Mescid-i Haram” denilir.Kabe`den sonra Mescid-i Aksa yapilmistir.Bu iki mescid, ilk banileri olarak bilinen Hz.Ibrahim (as) ve Süleyman (as) `dan cok öncelere dayanmaktadir.(Buhari,Enbiya,40;Ibn Mace, Mesacid,7;Ahmed bin Hanbel,5,150-157). Islam`in ilk yillarinda müslümanlar Kabe`de namaz kilamadiklarindan Erkam b.Ebi`l-Erkam`in evinden sonra ilk mescid, Ammar b.Yasir`in gizlice namaz kilmak maksadiyla evinin bir bölümümde bir yer ayirmasiyla gerceklestirilmisti.Ikinci mescid ise hicretten evvel Hz.Ebubekir(r.a)`in kendi evinde insa ettirdigi mescid.Hz.Ebubekir(ra),Habesistana`a hicret etmek istemisti.Onun Mekke`den ayrilmasi ve bir coklarini endiselendirdi.Zengindive Mekke`nin ekonomisine büyük bir katgisi vardi.Bunun üzerine Ibn Dagunna adinda bir Mekkeli, onu himayesine aldi.Mekkeden ayrilmasina engel oldu.Ibn Dagunna`nin bir sarti vardi.Namaz ve ibadetlerini harem-i Serifte yapmayacak Hz.Ebubekir , gizlice yapacakti.Iste bu anlasma üzerine o, evinin avlusunu mescid edinmisti.Islam`da Hz.Peygamberin umuma acik olarak ashabi ile birlikte namaz kildigi ilk mescid hicret esnasinda insa edilen Kuba Mesciddidir.Hicretten sonra Hz,peygamber Medine`de Mescid-i Nebevi`yi insa etti.Sonralari Medine de dokuz mescid daha yaptirilmistir.Mescid-i Nebevi`den sonra icinde Cuma namazi kilinan ilk mescidin Abdi Kaysogullari ülkesindeki Cuvasa Mescididir.Cunasa, mekke ve Medine yöresinde olmayip, bu günkü Riyad ve Zahran arasindadir.
CAMİ ve GÖREVLİLERİ TERİMLERİ:Camii ve görevlileri ile ilgili terimler.
Caminin Bölümleri :
Mihrab : Camide imamın namaz kılarken cemaatin önünde durduğu, kıble tarafındaki duvarın ortasında bulunan oyuk ve girintili yerdir.
Minber : Mihrabın sağında, merdivenle çıkılan yüksekçe yerdir. Cuma ve bayramlarda imam buraya çıkarak cemaate hutbe okur.
Kürsü : Mihrabın solunda ve yerden yüksekte bulunan, Cuma ve bayram günleri cemaate dinî konularda öğütlerin verildiği yerdir.
Müezzin Mahfili : Müezzinler için ayrılmış yüksek ve özel yere denir.
Hünkâr Mahfili : Tarihî camilerde padişahlar için ayrılmış yere denir.
Son Cemaat Yeri : Cemaatle namaza geç kalanların namaz kılmaları için, camilerin arka duvarlarına bitişik olarak yapılan bölümdür.
Şadırvan : Cami avlularında, abdest almak için yapılan yerlere denir.
Minare : Müezzinlerin çıkıp ezan okuduğu yüksek yapılara denir.
Şerefe : Minarede müezzinlerin ezan okumaları için, yuvarlak balkon tarzında yapılmış olan çıkıntılı yere denir.
Alem : Minarenin tepesine yerleştirilen hilâl (ay) şeklindeki tepeliktir.
Mahya : Kandillerde iki minare arasına gerilen ışıklı yazılara denir.
Hazire:Camii yaptıranın, ailesinin, devlet erkenının lahitlerinin bulunduğu yer.
İmam odası:Cami görevlilerinin odası.
Avlucaminin giriş kapısına bakan geniş alan.
Sahn:Cami ve medreselerde umumun toplanmasına mahsus üstü kubbeli, örtülü yer.
Mastara:Cami, Medrese, han, saray gibi yapılarda kapının yanlarında bulunan taş ya da ahşap seki.
Necefe:Cami, türbe gibi yerlerde tavana asılan büyük kandil.
Dersiam:Camide verilen ders.
Harim:Camiileri mahalleden ayıran duvar.
Maksure:Camilerde parmaklıklarla çevrilmiş yer.
Sakıf:Camilerde son cemaat yerinin dışında ek bir bölüm.
Başmakçı:Camilerde, çıkarılan ayakkabılara bekçilik eden kimse.
Başmaklık:Camilerin girişinde ayakkabı konulan yer.
Hazire:Camilerin kıble tarafında bulunan küçük mezarlık.
Cami Görevlileri :
İmam : Cami, mescid veya başka yerlerde cemaate namaz kıldıran din görevlisine denir. İmamın namaz kıldırma dışında birçok görevi vardır.
Vâiz : İnsanları aydınlatmak için dinî konuşma yapan kişiye denir.
Müezzin : Ezan okuyan kişiye denir.
Kayyum : Cami temizliğinden ve eşyalarının korunmasından sorumlu olan kişiye denir.
Hatib : Cuma ve bayram namazlarında minberde hutbe okuyan kişidir.
Cemaat : İbadet etmek için bir araya gelen müslüman topluluğa denir.
Vaaz : İnsanları aydınlatmak amacıyla yapılan dinî konuşmalara denir.
Hutbe : Cuma ve bayram namazlarında hatibin cemaate karşı minberden yaptığı konuşmaya denir.
( www.forumrain.com/dini-bilgi-ve-kaynaklar)
CASİYE SURESİ(45):Bu surenin Casiye diye adlandırılması, surenin 28. ayetinde her ümmetin kıyamet gününde yap¬tıkları işlerin bir tutanağı olan amel defterlerini ala-cakları esnada dize geleceklerine işaret edilmesinden dolayıdır. Casiye, diz çökme ve toplanma anlamına gelmektedir. Surenin bir diğer adı Şeriat’tır. 137 ayet, 488 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre Kur’an’ın 45. suresi, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 65. süresidir ve Mekki’dir. Bir hizbden daha az bir yer tutar. Mukattaa harfleriyle başlayan su¬relerin 26. süresidir (bu sure de Ha, Mim harfleriyle başlamaktadır). Birçok Mekki surede olduğu gibi bu surenin de temel konuları, tevhid, müşriklerin şek ve şüphelerinin yanlışlıkları ve kıyametin yapısı ile ilgili bölümlerdir. 315-Cehmiyye:Cebriyye fırkasının bir kolu olup, Hicrî ikinci asırda Cehm bin Saffân tarafından kurulan bozuk fırka.
Cehmiyye fırkasında olanlar, kulların amellerinde cebr (zorlama) ve mecbûriyet altında olduklarını söyleyip, kulun yapabilme gücünü bütünüyle inkâr ettiler. Îmânın yalnızca yüce Allah’ı bilmek, küfrün de yalnızca O’nu bilmemek olduğunu ileri sürdüler . Âhirette Allahü teâlânın görülmeyeceğini söyleyip, kabir azâbını, sırat ve mîzânı inkâr etmişlerdir.
CELVETİYYE: Bayramiye tasavvuf okulunun bir şubesi. Hacı Bayram Velî’nin halifesi Akbıyık Meczûb (Ö. 860/1455)’dan el alan Muk’ad (kötürüm) Hızır Dede (Ö. 918/1512)’nin talebesi Muhammed Muhyiddin Üftâde (Ö. 988/1580) tarafından yetiştirilmiş Aziz Mahmud Hüdâyî (Ö. 1038/1628)’ye dayanır. Osmanlı padişahlarının sevgisini kazanmış bir tasavvuf okuludur.
CELVETİYYE:Bayramiyye tarikatının bir şûbesi. Ünlü mutasavvıf Azîz Mahmud Hüdai’ye nisbet edilen bir tarikat.Arapça’da yerini, yurdunu, terk etmek mânâsına gelen celvet kelimesi, tasavvuf ıstılahı olarak, kulun, Allah sıfatları ile halvetten çıkışı ve Allah’ın varlığında fanî oluşu anlamını taşır.
Celvetiyye, celvete mensup olanlara verilen isimdir. Celvet, halvetten çıkmaktır. Bu da itibarî olan her şeyi çıkarmak, hakikat libâsını giymek demektir. Halvet ile celvet arasında anlam ve imlâ açısından alt ve üstteki noktadan başka bir fark yoktur.Celvet ve halvet kelimeleri, başlangıçta bir makam ve meşreb ifade ederken daha sonraları iki ayrı tarikatın adı olmuştur. Celvetiyye tarikatının ilk kurucusu olarak değişik isimler ileri sürülür. Bu değişik rivayetleri te’lif eden Bursalı İsmâil Hakkı der ki:
“Celvetiyye tarikatı İbrahim Zâhid Gilânî (ö. 700/1300) devrinde hilâl; Üftâde (ö. 988/1580) zamanında yarım ay; Hüdai (ö. 1038/1628) asrında ise dolunay durumundadır.”
CA’FERİLER : Hz. Ali’nin oğlu Hüseyn soyundan gelen İmam Ca’fer es-Sa-dık’ı mezhep imamı olarak tanıyan şiîler. Bunlara “İsnâ-Aşeriy-ye” ve “İmamiyye” de denir
CEBRAİL:Cebrail kelimesi, Allah’ın kudreti anlamına gelir. Bütün meleklerin üstündedir. Kur’anı Kerim’de, karşı konulamayan müthiş bir güce, üstün bir akla, kesin bilgilere sahip olarak nitelenen, “arşın sahibi Yüce Allah nezdinde” çok itibarlı bir konumda olan ve tüm meleklerin kendisine itaat ettiği şerefli elçi Cebrail’in (a.), Kur’ân’ı Kerim’ de geçen isimleri; Rûhul-Emin, Rûh, Rûhul-Kuds ,Cibril ve Resûl olmak üzere beş tanedir .1- “Onu (Kur’an-ı Kerimi) Rûhul-emin uyarıcılardan olasın diye apaçık arap diliyle senin kalbine indirmiştir.”(15) .2- “.Rabbilerinin izniyle melekler ve ruh (cebrail) yere iner.” (Kadr (97 / 4)3-“…Meryem oğlu İsa’ya açık mucizeler verdik,kendisini Rûhu’l Kuds ile güçlendirdik”. ( Bakara ( 2 /253).4-“…Eğer peygambere karşı birbirinize arka verirseniz , şüphesiz ki onun dostu ve yardımcısı Allah , Cibril ve mü’minlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de ona yardımcıdır.”( Tahrim (66 /4)5- “…Muhakkak ki O (Kur’an ) ,değerli bir resulün (Cebrail’in ) sözüdür.”.(Tekvir ( 81 / 19).Cebrail (a.s.), Peygamberlere Allah’ın vahyini getirmenin yanında, gök ehline Allah’ın emrini duyurur.(Buhari, Edeb, 41Bakara ( 2 / 98).Bir gün Hz. Cebrail’e şunu şöyle sordu: ”Cibril! Seni yanımıza daha sık gelmekten alıkoyan nedir ki? Daha sık sık gelsen.”Cebrail cevap verdi: ”Ey Allah’ın Elçisi; Ben Rabbinin emri olmaksızın inemem. Her hareketimiz yüce Rabbin emriyledir.” (Buhari, Tefsir, Meryem Suresi, 64)Son ramazanda Cebrail Kuran-ı Kerim’i Peygamberimizden iki defa dinledi. Hz. Peygamber okur -mukabelede olduğu gibi- Cebrail ise dinlerdi. Ama işte son yılında iki defa dinlemişti. Hz. Peygamber bunu kızına şöyle anlattı: ”Kızım! Her yıl Cebrail beni bir defa dinlerdi. Ama bu yıl beni iki defa dinledi. Sanıyorum bu ecelimin yaklaştığına işarettir.” Bu sözleri kullandığında vefatına altı ay vardı.Resulullah (sav) buyurdular ki: “Allah bir kulu sevdi mi Hz. Cebrail aleyhisselam’a: “Allah falanı seviyor, onu sen de sev!” diye seslenir. Onu Cebrail de sever. Sonra o, sema ehline: “Allah falanı seviyor, onu siz de sevin!” diye nida eder, derken, bütün sema ehli de onu sevmeye başlar. Sonra onun için arz (halkı arasına hüsn-ü kabul) konur. (Hadisin Müslim’deki rivayetlerinde şu ziyade var: “Allah Celle Celaluhu, bir kula da buğzetti mi Cebrail Aleyhisselam’a: “Ben falancaya buğzettim sen de buğzet!” diye seslenir, Ona Cebrail de buğzetmeye başlar. Sonra Cibril sema ehline nida eder: “Allah Celle Celaluhu falan kimseye buğzetti, siz de buğzedin.” Sonra yeryüzüne onun için buğz vazedilir.”)Buhari, Tevhid 33, Edeb 41; Müslim, Birr 157; Muvatta, Şi’r 15; Tirmizi, Tefsir, Meryem (3160)Resulullah (sav) buyurdular ki: “Allah Teala hazretleri cenneti yarattığı zaman Cibril aleyhisselam’a: “Git ona bir bak!” buyurdular. O da gidip cennete baktı ve: “[Ey Rabbim!> Senin izzetine yemin olsun, onu işitip de ona girmeyen kalmayacak, herkes ona girecek!" dedi. (Allah Teala hazretleri) cennetin etrafını mekruhlarla çevirdi. Sonra: "Hele git ona bir daha bak!" buyurdu. Cebrail gidip ona bir daha baktı. Sonra da: "Korkarım, ona hiç kimse girmeyecek!" dedi. Cehennemi yaratınca, Cebrail'e: "Git, bir de, şuna bak!" buyurdu. O da gidip ona baktı ve: "İzzetine yemin olsun, işitenlerden kimse ona girmeyecektir!" dedi. Allah Teala hazretleri de onun etrafını şehvetlerle kuşattı. Sonra da: "Git ona bir kere daha bak!" dedi. O da gidip ona baktı. Döndüğü zaman: "İzzetine yemin olsun, tek bir kişi kalmayıp herkesin ona gireceğinden korkuyorum!" dedi."
CEMAL PAŞA : 1872 Yılında doğdu. Kuleli Askeri Lisesi, Harp Okulu ve 1895 yılında Harp Akademisini bitirdi. İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşunda önemli rol oynadı. 31 Mart gericilik olayının bastırılmasında görev yaptı. 1913 yılında Bahriye Nazırlığına (Donanma Bakanlığı) getirilmiş. Birinci dünya savaşının başlaması üzerine Suriye’de bulunan 4 ncü Ordu Komutanlığı görevine getirildi. Süveyş Kanalına düzenlediği hareket başarısızlıkla sonuçlandı. Savaşın bitiminden sonra, savaşın sorumlusu olarak yargılanacağı endişesi ile Almanya’ya gitti. Oradan Tiflis’e geçti. Buradan Afganistan’a geçmeye hazırlanırken Ermeni Komitaciler tarafından Şehit edildi. Cenazesi Erzurum Şehitliğine defnedildi. 1913 - 1918 yılları arasında Enver ve Talat Paşalarla Osmanlı devletine hükmetmiştir.
CEMRE:Sözlükte çakıl taşı ve ateş koru anlam›na gelen “cemre”,bir hac terimi olarak, haccedenlerin kurban bayram› günleri Mina’da,halk aras›nda şeytan diye isimlendirilen yerlere att›klar› küçük taşlar›n her birine denir. Bu taşlar›n at›ld›ğ› yere de mecazi olarak cemre denir.
CEMRE-İ AKABE:Mekke yönündeki cemrelerin ilkine verilen isimdir. Bu cemreye Büyük Cemre, halk aras›nda ise “Büyük Şeytan” denir.
CEMRE-İ VUSTA:Orta Cemre demektir. Mekke yönündeki ikinci cemredir.Halk aras›nda “Orta Şeytan” denir.
CEMRE-İ ULÂ:Birinci cemre demektir. Mekke yönünden üçüncü cemredir.Halk aras›nda bu cemreye “Küçük Şeytan” denir.
CENAZE: Cenaze ölü demektir. Ölmek üzere bulunan kimseye "muhtazar" denir. Muhtazarın yanında tevhid ve şahadet kelimelerini okumaya ve ölünün kabri başında yapılacak konuşmaya "Telkîn" denir.Ölünün yıkanmasına "Gasl-i meyyit", ölünün yıkanmasından sonra kabre gömülmesine kadar yapılması gereken şeylere ve bunların temin etmeye de "Techiz" adı verilir. Ölüyü bilinen bezlere sarmaya da "Tekfin" denilmektedir.Ölen bir müslümanı yıkamak, kefenlemek ve üzerine namaz kılıp bir kabre gömmek müslümanlar için bir farz-ı kifayedirÖlmek üzere olan kimseyi (muhtazarı), bir güçlük yoksa kıbleye doğru sağ yanı üzerine çevirmek müstahabdır. Muhtazarın yanında Yasin ve Ra'd surelerini okumak müstahabdır.
CİN: Cin kelimesinin en belirgin manası, “örtülü” ve “gizli” demektir. Bu da, cinin duyu organlarından gizlenen bir varlık olduğunu ortaya koymaktadır.
Terim olarak ise, duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan ve mümin ile kafir guruplardan oluşan bir varlık türü anlamına gelmektedir.( TDV. İslam Ansiklopedisi, VIII, “Cin” Maddesi, s. 5.) Aynı zamanda şuurlu bir enerji olarak da tanımlanmaktadır. Cinler, insanlardan önce yaratılmışlardır.Cinler, gaybı bilmezler(Şuara :26/212).Cinleri inkar etmek küfürdür.Cinler de insanlar gibi sorumlı varlıklardır.Cinler de ölümlüdürler.Evlenip çoluk çocuk sahibi olurlar.İnsanlar gibi yeryüzü sakinleridirler.Akıl ve irade sahibi oldukları,onların da cennnet ve cehenneme gireceklerdir. "Kim ki bir kâhine, ya da arrafa gider ve onun sözle¬rini tasdik, ederse, Hz. Muhammed'e indirilene küfretmiş olur." [563] [563] Ebû Dâvud, Tıb 21/3904; Tirmizî, Taharet, 102/135; İbn Mâce, Taharet.. 122/639)”Oralarda, gözünü yalnız er¬keklerine çevirmiş (öyle dilberler) vardır ki, bunlardan önce ne bir insan, ne de bir cin asla kendilerine dokunmamtştır.(Rahman: 55/56.)
CEMEL OLAYI:Hicri 36. senesinde vuku bulan, elem verici ilk muharebedir.Hz.Aise, Talha ve Zübeyr 30 bin , Hz.Ali 20 bin kisi.Netice de her iki taraftan 10 bin sehit ediliyor.
CENNETÜ`L MUALLA :Mekke mezarligi.Hz.Peygamberin büyk dedelerinden Kusay, dedesi Abdülmuttalib, amcasi Ebu Talib, ilk hanimi Hz.Hatice`nin Hacun mezarligina defnedilmistir.
CERH VE TA’DİL:Hadîs ilmine âit iki ıstılah (terim). Cerh, yaralamak. Bir hadîs âliminin, bâzı sebeplerle râvînin (hadîs rivâyet eden kimsenin) rivâyetini (naklini) reddetmesi. Ta’dîl, düzeltmek. Bir hadîs âliminin, bir râvinin rivâyetinin kabûl edilebileceğini açı klaması. Hadîs âlimleri, din gayretleri ve müslümanların iyiliği için, bozuk ve yalancı olanları cerh ve ta’dîl yapmışlardır. Yoksa onların maksatları müslümanları kötülemek, gıybetlerini yapmak değildi. (Tirmizî) Cerh ve Ta`dil:Hadis rivayet eden kisilerin rivayete ehilolup olmadiklarini arastiran ilim dali(Nakd-i Rical de denir).Cerh ve Ta`dil;Hadis ravilerinin dini ve ilmi yönden tenkidini konu edinen ilim.
CİDAL: Başkalarıyla tartışmak, hakaret ve kavga etmek. Her zaman yasak olan bu tür davranışlardan, ihramlı iken daha çok sakınmak gerekir.
CİN MESCİDİ(Mescid-i Cin):cinlerin Hz.Muhammed(sas)`e iman ettikleri yeri simgeleyen mescid.
CİHAD: Hicretin 2.ci yilda cihada izin verilmisti.
CAİZ:Yapilmasindan dini bakimdan bir sakinca olmayan seydir.
CALUT: (Golyat) Hz. Davud´un savaşarak veya sapanla vurup öld ürdüğü Amelika´lı baskıcı ve zorba bir kral.Calut:Hz.Davud tarafindan öldürülen ünlü bir savasci.
CEBRAİL: Ilahi emirleri meleklere ve peygamberlere ulastiran vahiy melegi.Dört büyük melekten birinin ismi olup,Peygamberlere vahiy getirmekle görevlidir.Kur`an`da bu melegin ismi Cibril,Ruhu`l-Kudüs, Ruhu`l-Emin, Ruh ve Rasul seklinde gecmektedir.cebrail, Peygamberimize asli seklinde iki kere görünmüstür.Biri Hira magarasinda ilk vahyi getirdigi zaman, digeri de Mirac`da“Sidretü`l-Münteha“ da gercejklesmistir. Bazen de Rasulullah`a insan sekilinde ashabtan yüzü nurlu olan Dihye el-Kelbi suresinde görünmüstür.(Dini Kavramlar Söz.DiB.Sh.85)
CEBEL-İ NUR:Nur dagi demektir.Mekke`de bulunan bir dagin adidir.Hz.Muhammed(sas)`e ilk vahiy, Nur daginin tepesinde bulunan Hira magarasinda nazil olmustur.
CEBEL-TUR(Tur-i Sina):Hz.Musa`nin Allah ile bir nevi mulakatta bulundugu mahaldir.
CEBEL-İ RAHME:Arafat ovasinin ortasindaki tepe.Rahmet dagi demektir.
CEBEL-İ SEVR:Peygamberimizin Mekke`den medine`ye hicret ederken ilk sigindigi yer.Sevr dagi.Yaninda magara arkadasi Ebubekir`i Siddik bulunmaktaydi.
CEBRİYYE: Insanlara ait ihtiyari fiillerin ilahi irade ve kudretin zorlayici tesiriyle meydana geldigini savunan gruplarin ortak adi.Cüz`i iradeyi inkar eden mezhep.Kaderiyye ve Mutezile mezhebine bir tepki olarak dogmustur.Hadiseler, insanlarin iradesine tabi degildir.Kul istedigi seyleri yapamaz, ona iyilik ve kötülügü yaptiran Allah`tir.Kaderiyye ise kulun elindedir.Dileyen kendini hidayete götürür, dileyen sapikliga gider.Ehl-i sünnet inancina göre ise, kulun istegine bagli olan ve olmayan bütün fiilerini yaratan Allah`tir.Kullara cuzi irade verilmistir.
CEHENNEM:Inkarcilarin ve günahkarlarin ahirette cezalandirilacaklari yer.
CELALİ İSYANLARI:16.ci ve 17.ci yüzyillarda Osmanli idaresine karsi Anadolu da meydana gelen isyanlarin genel adi.
CELALİ TAKVİMİ:Büyük selcuklu sultani Meliksah tarafindan hazirlatilan günes takvime verilen ad.
CELLE CELALÜHÜ:O`nun sani yücedir.Allah Teala hakkinda kullanilan bir saygi ifadesi.
CELLE ŞANU:”Sani yüce olsun.” Manasinda Allah fafzinin gectigi yerde zikredilen bir saygi ifadesi.
CELSE:Iki secde arasi oturmaktir.Namazda iki secde arasinda bir defa „sübhane rabbiyel-azim“ diyecek kadar oturmaya denir.Bu oturus, namazin tadil erkenindandir.
CELUHA SAVAŞI:Hz.Ömer devrinde Irak`ta müslümanlarla Sasaniler arasinda cerayan eden meydan muharebesi.
CEMEL SAVAŞI:Hz.Ali ile Hz.Aise arasinda cerayan eden savas(36/656).Hicri 36. senesinde vuku bulan, elem verici ilk muharebedir.Hz.Aise, Hz.Talha ve Hz.Zübeyr`in 30.000 bin,Hz.ali`nin 20.000 .netice de her iki taraftan 10.000 sehid ediliyor.
CEMİ TADİM VE CEMİ TEHİR: Kelime manası olarak “sunumu birleştirmek” diye çevirebilebileceğimiz bu terim Vakti girmemiş bir namazı vakti giren bir namazla beraber kılmaktır. Hanefi Mezhebinde yalnız Hac mevsiminde arefe günü Arafat’ta öğle ve ikindi öğle vaktinde kılınır cemaatle kılınır. Cem-i Tehir ise Müzdelife’de ise Akşam namazı yatsıyla beraber kılınacak kadar geciktirilmesi olayıdır.
CENAZE NAMAZI:Cenaze namazi farz-i kifayedir.Rükünleri;4 tekbir, kiyamdir.Vacipleri; Namazin sonunda iki tarafa selam vermekten ibarettir.Cenaze namazinin sünnetleri;Cenaze namazi kildiracak imamin cenazenin gügsü hizasinda durmasi, sübhane duasini okumasi,Allahümme salli ve barik dualarini okumasi,ölü icin dua etmesi.Cenaze ve tilavet secdesinde gülmekle abdest bozulmaz, cenaze namazi ve tilavet secdesi bozulur.Cenaze namazinda cemaat sart degildir.YALNIZ BIR KADIN BILE KILSA NAMAZ SAHIHTIR:
CEHENNEM:Kelime olarak“ derin kuyu“ anlamina gelir.Ahirette kafirlerin sürekli olarak, günahkar mü`minlerinde günahlari ölcüsünde gecici olarak cezalandirilacagi azap yeridir.
CEHMİYYE:Cebriyye fırkasının bir kolu olup, Hicrî ikinci asırda Cehm bin Saffân tarafından kurulan bozuk fırka.Cehmiyye fırkasında olanlar, kulların amellerinde cebr (zorlama) ve mecbûriyet altında olduklarını söyleyip, kulun yapabilme gücünü bütünüyle inkâr ettiler. Îmânın yalnızca yüce Allah’ı bilmek, küfrün de yalnızca O’nu bilmemek olduğunu ileri sürdüler. Âhirette Allahü teâlânın görülmeyeceğini söyleyip, kabir azâbını, sırat ve mîzânı inkâr etmişlerdir. (Abdülkâhir Bağdâdı)
CEM-İ TAKDİM:Vakti girmemis bir namzi, vakti giren bir namazla beraber kilmaktir.Hanefi Mezhebinde yalniz hac mevsiminde arefe günü Arafat`ta, ögle vaktinde kilinir.
CEM-İ TEHİR:Vakti cikan namazi, vakti giren namazla birlikte kilmaktir.Hacda Arafat dönüsü aksam namazi, bilerek geciktirilip yatsi namazi ile yatsi vaktinde ve Müzdelifede kilinir.
CENAZE NAMAZI:Cenaze namazi en az bir kisi ile kilinabilir.
CENNET:Bütün dini inanilara göre müminlerin ölümden veya kiyametin kopmasindan sonra sonsuz mutluluk icinde yasayacaklari yer.Kelime olarak „bahce, bitki ve sik agaclarla örtülü yer“ anlamina gelir.Cesitli nemetlerle bezenmis olan mü`minlerin icinde ebedi kalabilecekleri ahiret yurdudur.
CESSAME:Hz.Hatice (R.Anha) nin arkadaşı.Cessame adlı yaşlı bir kadın idi.Peygamberimizin yanına geldi tanıdığı halde ismini sordu.Cessame dedi.Cessame, çirkin şey anlamına geliyordu.Peygamberimizde ; sen Cessame değil Hassene(Güzel şey) sin, dedi.Bir anda kadın güzelleşti.Bu yaşlı kadına oldukça iltifat etti.Ayrılıp gittikten sonra Hz.Aişe bu ilginin sebebini sordu.Peygamber Efendimiz de, Haticenin arkadaşı idi.Onunla evli olduğumuz yıllarda bizi sık sık ziyaret ederdi.
CEVAMİU`L-KELİM:Hz.Peygamber`in veciz sözlerini ve kendisinin veciz konusma özelligini ifade eden bir tabir.
CEVŞEN:Ehl-i beyt tarikiyle Hz.Peygambere nisbet edilen iki duanin adi.
CİHAZ:”Cihaz”; lügatte birşeyi hazırlamaktır ve insanın hâlini, idaresini islâh eden şeydir ve gelin için, misafir için veya ölü için lâzım gelen şeydir. “Teçhiz” de böyle bir malı hazırlamaktan ibâretdir

CİLBAB:Bastan asagi örten carsaf,ferace,car gibi dis görünüsün adidir.(Elmali,Hak dini Kur`an Dili,6,3027)
ÇİHAR-İ YAR-İ GÜZİN:Farsca 4 anlamina gelen cihar,dost dost anlamina gelen güzin kelimelerinin birlesmesinden meydana gelmistir.4 seckin dost, 4 halife, Hülefa-i Rasidin:Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali (radiyallahu anhum).
Cİ`RANE:Huneyn Gazvesinde elde edilen ganimetlerin dagitildigi yer. Mekke ile Taif arasında, Mekke’ye 29 km. uzaklıktaki Ci’rane, Harem sınırları içerisinde bulunan kimse¬lerin ihrama girdikleri yerlerden birisidir.Cirane olayı, Peygamber Efendimiz’in Huneyn gazvesinde elde edilen ganimetleri dagitimi sirasinda ortaya çikan hâdise.Peygamber Efendimiz taksimat işi tamamlandıktan sonra, ihrama girerek Mekke’ye umre yapmaya gitti. Umreyi îfasından sonra tekrar Ci’râne’ye gelip ashabi ile İslâm devletinin merkezi Medine ‘ye avdet etmek üzere Ci’râne’den ayrıldı.Burada bu günlerin ve bu olaylarin hatiralarini tasiyan bir de mescid vardir. Ci’rane’nin önemi Huneyn Gazvesi’nde elde edilen ganimetlerin bekletilmesi ve Hz. Peygamber’in um¬re için burada ihrama girmesinden dolayıdır. Hu¬neyn Gazvesi’nden sonra ganimetler Hz. Peygam¬ber’in talimatıyla Ci’rane’ye getirildi. Taif’i kuşatan Resulullah da bir süre sonra kuşatmayı kaldırarak Ci’rane’ye geldi, Hevazinliler’in müslüman olmala¬rı halinde kendilerine iade etmeyi düşündüğü 6000 kadar esirle bol miktardaki ganimeti askerlere da¬ğıtmadan bir süre bekledi. Ancak Hevazin heyetinin gecikmesi ve bazı yeni müslüman olmuş bedeviIe¬rin ısrarlı talepleri üzerine ganimetler taksim edil¬di. Daha sonra Hevazin’den gelen heyet Hz. Pey¬gamber’e müslüman olduklarını söyleyerek esirleri ve mallarını istediler. Buna razı olmayan bazı kimse¬Ierin de ikna edilmesiyle esir ve ganimetler geri ve¬rildi.(Hicaz Albümü, Diyanet İşleri Başkanlığı)
CİRCİS:Müslümanlar tarafindan salih bir kimse veya nebi olarak kabul edilen kisi,hiristiyanlara göre ise St.George diye bilinen aziz.
CİVİTLER:Katolik Hiristiyanligin Isa Cemiyeti d denilen ikinci büyük tarikati.
CUDİ DAĞI:Kur`an-i Kerim`e göre Hz.Nuh`un gemisinin tufandan sonra üzerine oturdugu dag.
CÜNEYDİ BAĞDADİ:Ilk devir sufiligin en güclü temsilcilerinden olan meshur sufi.Cüneyd-i Bagdadi;Kücük asker anlamina gelen Cüneyd(H.207-2989.Safi hazretlerinin talebelerinden ders almis,otuz defa hacca gitmistir
CÜVEYRİYE BİNT EBU SÜFYAN:Hz.Peygamber`in baldizi, kadin sahabi.
CÜZ:Kur`an-i Kerim`in yirmi sayfadan olusan otuz bölümünden her biri.
CÜZİ İRADE:Külli iradenin, baska bir ifade ile irade gücünün kullanilmasidir, yani herhangi bie seyin yapilmasi veya yapilmamasi siklarindan birinin tercidir.
CUMA HUTBESİ:Cuma hutbesinin farzlari:Vakit,Allah`i zikretmek.
CUMA SELAMLIĞI:Cuma namazi dolayisiyla padisahlar icin yapilan törene verilen ad.
CİZYE: Cizye,Islam devletindeki gayri müslim tebaanin erkeklerinden alinan bas vergi.Vergi.Gayr-i müslim vatandaslardan alinan bas vergisi.Islam`in hakimiyeti altinda yasayan gayr-i müslimlerin mal, namus ve canlarini korumak karsiliginda devlete verdikleri bir cesit vergidir.Cizyenin mesru`iyyeti Kur`an-i Kerim, sünnet ve icma –i ümmetle sabit olmsutur.(Tevbe:15)Hz.Peygamber „Hecir“ ahalisinden cizye aldi(Buhari)Hz.Ömer , Iran halkindan cizye aldi.Islam dini müslümanlardan zekat alinmasini emrettigi gibi müslüman olmayanlardan da cizye alinmasini emretti .Cünkü her iki cemaat da Islam bayragi altinda yasiyor.Islam devleti müslümanlari himaye ettigi gibi zimmileri de himaye eder.
ÇAĞRI BEY:Büyük Selcuklu devletinin kurucularindan.
ÇAH-İ YUSUF:Hz.Yusuf`un kardesleri tarafindan icine atildigi kuyu.
ÇAKMAK,FEVZİ(1876-1950):Taninmis Türk askeri ve devlet adami.
ÇALDIRAN SAVAŞI:yavuz Sultan selim ile safevi hükümdari sah Ismail arasinda caldiran ovasinda 23 Agustos 1514`de yapilan meydan savasi.
ÇANAKKALE MUHAREBELERİ: 1.Dünya savasi icinde 3 Kasim 1914-9 Ocak tarihleri arasinda canakkale bogazinda cereyan eden savaslara verilen ad.
ÇANTAY,HASAN BASRİ(1887-1964):Kur`an-i hakim ve Meali Kerim Kur`an tercümesiyle taninan son devir din alimi.
ÇAN:Hiritiyanlikta ayin vaktini haber vermek üzere kullanilan alet.8. yüzyilda piskopaslar tarafindan kullanilan ca „ mukaddes su „ ile yikanan can kilisenin asli unsurlarindan sayilmaya baslanmistir.Hadislerde“ceres“ kelimesi gecmektedir.
ÇARMIH:Hiristiyanlarin Hz.Isa icin söz konusu ettikleri, tarihin cesitli dönemlerinde uygulanan bir idam sekli..
ÇÂRMÎH: (Çihâr mîh):Dört çivi. Birbiri üzerine dikey olarak konulmuş iki tahtadan meydana gelen, suçluları îdâm etmek için kullanılan haç şeklindeki darağacı. Bu cezâya çarptırılan kişi iki yana açılmış kollarından ve bağlanmış ayaklarından çivilenerek öldürülürdü.Engizisyon mahkemeleri denilen papaz cemiyetleri tarafından katledilen, çarmıha gerilen ve yakılanların sayısı, beş milyon iki yüz bindir. (Harputlu İshak Efendi)Yahûdîlerden bir cemâat, Îsâ aleyhisselâm ve annesi hazret-i Meryem’e dil uzattılar. Îsâ aleyhisselâm bunu duyunca onlar hakkında beddûa etti. Allahü teâlâ onun bu duâsını kabûl eyledi. Hazret-i Îsâ’ya ve annesine dil uzatanları maymun ve domuza çevirdi. Bu durumu aralarında görüşen yahûdîler hazret-i Îsâ’yı öldürmek üzere anlaştılar. Hazret-i Îsâ’yı aramaya başladılar. Îsâ aleyhisselâmın havârîlerinden biri olan Yehûda (Judas) bir kaç kuruş karşılığı, Îsâ aleyhisselâmın yerini onlara haber verdi. Îsâ aleyhisselâmı yakalamak için yahûdîler ile berâber eve girince, Allahü teâlâ Yehûda’yı Îsâ aleyhisselâma benzetti. Yahûdîler onu Îsâ aleyhisselâm diye yakaladılar. Çarmıha gererek asıp öldürdüler. Îsâ aleyhisselâm ise, Allahü teâlâ tarafından göğe kaldırıldı. (Senâullah Dehlevî, Ebû Hayyân Endülûsî, Ahmed Sâvî)Hıristiyanlar, Îsâ aleyhisselâmın çarmıha gerilip orada öldüğüne, fakat sonra diriltilip göğe çıktığına inanırlar. Müslümanlar ise, Îsâ aleyhisselâmın çarmıha gerilmediğine, doğrudan göğe kaldırıldığına inanırlar. Bu husus, Kur’ân-ı kerîmin Nisâ sûresi 157-158. âyet-i kerîmelerinde bildirilmiştir. (Enver Şah Keşmîrî)
ÇARŞAF:Tesettür amaciyla giyilen kadin sokak kiyafeti.
ÇARYAR:Hz.Peygamber`den sonra halifelik görevini üstlenen Hz.Ebu Bekir, Hz.Ömer, Hz,Osman ve Hz.li icin özellikle sünni müslümanlar tarafindan kullanilan bir tabir.
CEBRÂİL ALEYHİSSELÂM:Dört büyük melekten biri. Peygamberlere vahy getirmek, onlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melek. Buna Cibrîl, Rûh-ul-emîn, Rûh-ul-kuds, Nâmûs-ı ekber de denir. Âyet-i kerîmede meâlen buyruldu ki: Gerçekten Cibrîl, Kur’ân-ı kerîmi, Allahü teâlânın izniyle senin kalbine indirdi (Bekara sûresi: 97) Allahü teâlâ Cebrâil’e (aleyhisselâm), filân şehri yerin dibine geçir, diye emr etti. Cebrâil, yâ Rabbî! Bu şehirdeki filanca kulun sana bir ân isyân etmedi. Hep itâat ve ibâdet ediyor deyince; Allahü teâlâ onu da berâber geçir! Zîrâ günâh işleyenleri görünce, bir kerrecik yüzünü değiştirmedi buyurdu. (Hadîs-i şerîf-Mektûbât-ı Rabbânî) Cebrâil aleyhisselâm çok defâ Resûlullah’ın huzûruna, Eshâb-ı kirâmdan Dıhye-i Kelbî sûretinde gelirdi. Resûlullah efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Benî Ümeyye’den üç kişiyi üç kişiye benzetti ve şöyle buyurdu: “Dıhye-i Kelbî, Cebrâil’e; Urve bin Mes’ûd Sekafî, Îsâ’ya; Abdül-üzza ise Deccâl’e benzer.” (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddîn) Şüphesiz Allahü teâlâ bir kulundan râzı olup, onu sevdiğinde, Cebrâil aleyhisselâmı çağırır ve ona buyurur ki: “Ben falan kulumu seviyorum sen de onu sev.” Cebrâil aleyhisselâm onu sever. Sonra semâda seslenip der ki:”Allahü teâlâ falan kulu seviyor, siz de onu sevin.” Semâdakiler de onu sever. Sonra onun sevgisi yerdekilerin gönüllerinde yerleşir. (Hadîs-i şerîf-Sahîh-i Müslim) Âdem aleyhisselâmın boyu ve ömrü kesin olarak bildirilmedi. Bir rivâyette, bin sene yaşayıp beş yüz yaşında iken peygamber oldu. Allahü teâlâ, kendisine on kitap gönderdi. Cibrîl aleyhisselâm ona on iki sefer gelmişti. (Nişancı Muhammed Efendi)
ÇELEBİ:Asil, zarif, okumus, bilgili kimseler icin kullanilan bir unvan.
CEMİYET-İ İLMİYYE-İ OSMANİYE: Osmanlı Devletinde akademik araştırmalar yapmak üzere Mart 1861 yılında İstanbul’da kurulan ve Padişah tarafından da daha sonra bir irade ile (Haziran 1861) onaylanan ilk ilim araştırma derneğidir.
CEMİYET-İ TEDRİSİYYE-İ İSLAMİYYE: Osmanlı toplumda fakir, öksüz ve yetim çocukları okutmak maksadıyla 1867′de kurulmuş ve inşa ettirdiği kendi binasında 1873 yılında Dârüşşafaka’yı açmaya ve bugüne kadar yaşatmaya muvaffak olmuş bir dernektir. (Bkz. Dârüşşafaka).
CEMRELER:Cemre-i akabe, Cemre-i vüsta, cemre-i ula.
CENNET:Bahçe. Âhirette müslümanların nîmet ve mutluluk içerisinde sonsuz olarak yaşayacakları yer. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Rabbinizden (af ve) mağfiret istemeye ve Cennet’e girmeğe koşunuz. Bunun için çalışınız! Cennet’in büyüklüğü, gökler ve yer küresi kadardır. Cennet, Allahü teâlâdan korkanlar için hazırlandı. Bunlar, az bulunsa da mallarını Allah yolunda verirler, öfkelerini belli etmezler, herkesi affederler. Allahü teâlâ, ihsân edenleri sever. (Âl-i İmrân sûresi: 133) Dikkat edin, Cennet için hazırlanan yok mudur? Kâbe’nin Rabbi’ne (Allahü teâlâya) yemîn olsun ki, Cennet’te tehlike diye bir şey yoktur. Cennet, parlayan bir nûr, etrâfa yayılan bir kokudur. Binâları kuvvetlidir. Irmakları devamlı akar, bol ve kemâle ermiş meyve yeridir. (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddîn)
Cennet, anaların ayağı altındadır. (Hadîs-i şerîf-Nesâî, Ahmed bin Hanbel)
Allahü teâlâ arş ve kürsî altında, yedi kat göklerin üstünde, arşın nûru ile birbirinden yüksek sekiz Cennet yaratmıştır: Birincisi, Dâr-ül Cinân, beyaz incidendir. İkincisi, Dâr-üs-Selâm, kırmızı yâkuttandır. Üçüncüsü, Cennet-ül-Me’vâ, yeşil zeberce ddendir. Dördüncüsü, Cennet-ül-Huld, kırmızı ve sarı mercandandır. Beşincisi, Cennet-ün-Naîm, beyaz gümüştendir. Altıncısı, Cennet-ül-Firdevs, kırmızı altındandır. Yedincisi Cennet-ül-Adn büyük beyaz incidendir. Sekizincisi Dâr-ül-Karâr, kırmızı altı ndandır. (Peygamberler Târihi)
Cennet’e girmek îmâna bağlıdır. Îmân da Allahü teâlânın ihsânıdır. (İmâm-ı Rabbânî)
Kalbinde zerre kadar îmânı olan kimse, Cehennem’de sonsuz kalmıyacak, Allahü teâlânın rahmetine kavuşarak Cennet’e girecektir. (İmâm-ı Rabbânî) Şol Cennet’in ırmakları Akar Allah deyû deyû. Çıkmış İslâm bülbülleri, Öter Allah deyû deyû.
(Yûnus Emre)
ÇERKEZ ETHEM(ö.1949):Milli mücadele`de önce hizmetleriyle daha sonra muhalefetiyle taninan kuvayi seyyare kumandani.
ÇEŞME VAK`ASI:Akdenizde faaliyet göste ren Rus donanmasinin 1770`de Cesme Limani önlerinde Osmanli donanmasini yaktigi deniz savasi.
CEVAMİU`L-KELİM:Terim olarak, Hz.Peygamberin az sözle cok mana ifade etme özelligini belirmektedir.”Ben,cevamiu`l-kelim olarak gönderildim .“buyurmustur.(Buhari, cihad, 122).hz.Peygamberin su hadisleri bunlara örnektir.“Niyetler amellere göredir.“(Buhari,iman,62)“Zarar vermekte,zarara karsi zararla mukabele de bulunmak yoktur.“(Ibn Mace, Ahkam Sh.98) -Dini Kavramlar Sözlügü DiB Sh.98-
ÇEYREK:Mecidiyenin dörtte birine verilen ad.
CİLBAB:Bastan asagi örten carsaf,ferace, car gibi dis görünüsün adidir.(Hak Dini Kur`an Dili ,6 Cilt,3927)
CEZA PSİKOLOJİSİ: Suçun mahiyetini, suçluluğun kavramsal boyutunu ve sebeplerinin yanında suç işleyen insanların psiko-sosyal ve ruhi problemlerini araştıran psikoloji dalıdır.
CEZA SOSYOLOJİSİ: Suç işleyenlerin cezalandırılmalarındaki yöntemi, suç sayılan davranışların cezalandırılmasına yönelik esasları ve cezaevlerinin hükümlülerin ve tutukluların üzerindeki psiko-sosyal etkilerini inceleyen toplumbilim dalı.

CİDAL VE MİRÂ: Cidâl ve Mirâ, sözle yapılan mühâsama ve munâzaradır.Cidâl, lügat olarak جدل kökünden gelir. Bu ise, sağlam olmak, sert olmak, ipi sağlam bükmek, örgüyü sağlam kılmak gibi mânalara gelir. Bu asıldan olmak üzere cedel, husumeti şiddetli olmak, cidâl ve şiddetli husumet etmek mânasına gelir. Arapça’da cedel, cidâl, mirâ muhasama gibi kelimelerle ifade edilen aynı mânayı dilimizde münâzara, münâkaşa, tartışma, çekişme, cedelleşme gibi kelimelerle ifade ederiz, cedel ve muhasama kelimelerinin de kullanıldığı olur.( İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:5/267.)
CİMAR:Cemre kelimesinin coguludur.Cemre, nohut büyüklügünde kücük tas, ufak taslar kümesi ve ates parcasi anlamina gelir Remy-i Cimar, ufacik taslar atmak veya tas kümelerine tas atmak demektir.
CİN SURESİ(72):Sure, başından sonuna dek cinler (meşhur gö¬rülmeyen varlıklar) ile ilgili olduğundan, onların Kur’an’ı dinlemeleri neticesinde hayrette kal¬malarından, sonra iman etmelerinden ve bir kısmının da inkarcı olmalarından dolayı bu isimle anılmıştır.
Sure, 28 ayet ve 286 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre, Kur’an’ın 72. suresi, nüzul sı¬rasına göre ise Kur’an’ın 40. suresi olup Mekki’dir. Ayrıca “kul” sözcüğü ile başlayan beş surenin ilkidi
CUHFE:Medine Cidde arasında, Kızıldeniz sahilindeki Rabığ kasabasının yanındadır. Mekke’ye 187 km. uzakta olup, Türkiye, Avrupa, Kuzey Afrika, Suriye ve Filistinden gelenler burada ihrama girerler.
CUMA SURESİ(62):Bu surenin Cuma olarak adlandırılmasının ne¬deni de cuma namazı hükümlerinin bu surede zik¬redilmiş olmasıdır (9-11. ayetler). 11 ayet ve 177 ke-limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre Kur’an’ın 62. suresi, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 110. suresi olup Medeni’dir. Müsebbihat surelerinin beşinci süresidir. Bu surenin Cuma namazının birinci rekatında okunması tavsiye ve tekid edilmiş müstehablardandır…
CUMHÛR-U FUKAHA:Fakîhlerin çoğunluğu Şer’î hükümleri bu şartlarla bilen şahsa “fakîh”* denir Çoğulu fukahâ’dır Fakîh’in, meşgul olduğu ibadet, muamelât ve ukubâta dâir şer’î meselelerin tümüne “Fıkıh* ilmi” adı verilir (Ö N Bilmen, Hukuku İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiye Kamusu, I, 13) “Fakihlerin çoğunluğu” manasına gelen “Cumhur-ı fukaha, bir asırda ve aynı bölgede mezhep farkı gözetmeksizin mevcut olan fıkıh âlimlerinin çoğunluğu demektir.Dört mezhepten üçü bir mesele hakkında aynı görüşte olduğu zaman bunlar için “cumhûr-ı fukaha” veya “cumhur” adı verilir.Hanefi mezhebinde imam Ebu Hanife, Ebû Yusuf, Muhammed eş-Şeybani, Züfer ve Hasan’dan dördü veya üçü aynı kanaati paylaştıklarında bunlara mezhebin cumhuru, görüşlerine de “Müîtâbih” denir
CÜZ:Güzel kitabımız Kur’an-ı Kerim, ayet ve surelerin dışında bir de cüzler şeklinde bölümlere ayrılmıştır. Bu bölümleme Kur’an-ı Kerim’i okurken bize kolaylık sağlar. Kitabımızın ba¬şından itibaren her yirmi sayfasına bir cüz denir. Her cüzün başlangıcında sayfanın kenarında bizi bekleyen bir gül resmi vardır. Bu güllere cüz gülleri denir. Bir kişi cüzü okuyup bi¬tirdiğinde yeni cüzde önce bu gülücükle karşılaşır. Kur’an-ı Kerim’de böyle 30 cüz gülü bulunur.
ÇALIŞMA ÇAĞINDA NÜFUS: Fiilî çalışma çağı olarak kabul edilen 15-60 veya 18-65 yaşları arasında olan insanlar.Bir ülkede iktisadî faaliyette emeğini arz edebilecek yetişkin nüfus.
ÇINAR VAK`ASI:4. Mehmet devrinde 1656`da yenicerilerle sipahilerin Istanbul`da cikardiklari isyana verilen ad.
ÇIRAĞAN VAK`ASI:Ciragan vak`asinda göz hapsinde tutulan 5.Murad`i kacirma tesebbüsü.
ÇİLE:Necip Fazil Kisakürek`in (ö.1983) siirlerini topladigi kitap.
ÇIHÂR YÂR-I GÜZÎN:Peygamber efendimizin dört seçkin ve büyük halîfesi: Hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer, hazret-i Osman, hazret-i Ali. Allahü teâlâ, hiçbir peygamberine vermediği kerâmetleri (üstünlükleri) bana verdi. Kıyâmette en önce kabirden ben kalkarım. Allahü teâlâ, dört halîfeni (Çıhâr-yâr-ı güzîni) çağır buyurur. Onlar kimlerdir yâ Rabbi? derim. Ebû Bekr’dir buyurur. Yer yarılıp Ebû Bekr, herkesten önce kabirden çıkar. Sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali kalkar. (Hadîs-i şerîf-Menâkıb-ı Çıhâr-Yâr-ı Güzîn).
ÇÖLE İNEN NUR:Necip Fazil Kisakürek`in(ö.1983) Hz.Muhammed(sav)`in hayatina dair eseri.
ÇOCUK ISLAHANESİ (Sanayi Mektebi): [Children’s home in Ottoman Empire // Kindererziehungsheim im Osmanischen Reich]: Osmanlı döneminde kimsesiz ve yetim çocuklar için kurulan sosyal rehabilitasyon merkezidir.
ÇİLEHANE:Tekkkelerde cile doldurulan yer, cile cekilen yer.
DABBETÜ`L-ARZ:Kiyamet alametlerinden biri olarak kabul edilen yaratik.
DANDANAKAN SAVAŞI:Selcuklular ile Gazneliler arasinda 431`de(1040) cereyan eden ve Selcuklu Devletinin kurulusunu saglayan savas.
DANİŞMENTNAME: Danişment Gazi ile Melik Gazi’nin Anadolu’yu fethetmek için yapmış oldukları savaşları anlatan hikayelerdir.
DANYAL:Kitab-i Mukaddese göre beni Israil Peygamberlerinden olan kutsal kitap yazarlarindan biri.
Dâru’l-Hadîs: “Hadis yurdu” demek olan bu tabir özellikle hadis ve hadis ilimleri öğrenimi için açılan medreselerin adıdır.Hadis tarihinin ilk devirlerinden itibaren hadis dersleri mecâiis denilen hadis meclislerinde verilmiştir. Zamanla hadis öğretiminin daha ciddi ve sistemli hale getirilmesi zarureti baş gösterince Kur’ân-ı Kerim öğretimine ayrılmış özel eğitim kuruluşlarının yanında hadis ve hadis ilimleri öğretimi için özel medreseler açılması ihtiyaç haline gelmiştir.İslâm aleminde bilinen ilk dâru’l-hadîs, altıncı hicri asırda Dimeşk’ta Sultan Nureddin Mahmud tarafından kurulanıdır. Kurucusunun adına izafetle “en-Nûriyye” medresesi denilen bu dâru’l-hadisin ilk idarecisi meşhur âlim İbn Asâkirdir.
DARU`L-ERKAM:Mekke döneminde sikintili yillarinda Islai teblig faaliyetlerinde merkez olarak kullanilmis ev.Hz.Peygamber`in bi`setin ilk yillarinda Mekke`de islamiyeti teblig ettigi ev.
Daru`l Erkam:Peygamberimiz Mekke döneminde sikintili yillarindaislam`i teblig faaliyetlerinde Erkam b. Ebu`l-Erkam`in evini merkez olarak secmistir.
DARÜLEYTAM:Balkan ve 1. Dünya savaslarinda kimsesiz olan cocuklari barindirmak ve bir meslek edindirmek amaciyla kurulan müesseselrin adi.
DARU’L HAYR-I ALİ : II. Abdülhamit tarafından misyoner yetimhanelerine karşılık olarak kurulan ıslahhane tarzında bir darüleytâmdır (yetimler yurdudur).
DÂR’ÜL-EMÂN:İslâm ordusu tarafından fetholunup, içinde ehl-i zimmet ikamet ettirilen belde. Dârü’l-Emân İslâm hükümetinin himayet ve hâkimiyeti altında bulunacağından dârü’l-İslâm*’a mülhaktır. (Ö. N. Bilmen, Hukük-ı İslâmiyye ve Istılahât-ı Fıkhıyye Kamusu III, 334).
DARU’L-EYTAM: Osmanlı Devletinde Trablusgarp (1911) ve Balkan (1912) savaşları sonucunda çoğalan şehit yetimlerini korumak maksadıyla kurulan yetimhâne (“Yetimler Evi”) dir.
DARU’L-FÜNUN: Lafzı olarak “fen bilimleri evi” anlamına gelir. // Osmanlı İmparatorluğu döneminde üniversite karşılığı eğitim ve öğretim kurumudur.
DÂRU’L-MESNEVÎ: Arapça. Mesnevî evi, veya Mesnevî okunan yer demektir. Mevlevî ıstılahıdır. Mesnevî okutmak üzere açılan dersanelere Dâru’l-Mesnevî denilir. İlk Darü’l-Mesnevi, 9 Muharrem 1260 (1844) tarihinde Murad Molla Dergahı’nda, İstanbul’da açılmıştır. Buradan ilk mezun olanların icazet merasiminde, Sultan Mecid de hazır bulunmuş ve icazet alanlara çeşitli hediyeler dağıtmıştır. Mesnevî okuyanlara özel bir ıstılah olarak “Mesnevîhan” denir.
DÂRU’N-NEDVE: Darun Nedve,Islam`dan önce, Mekke sehir devletinin önemli kararlarin alindigi toplanti yeri. Mekke sehri meclisi.İslâm’dan önce Cahiliyye çağında Mekkeli müşriklerin toplantı ve istişâre yeri; Şehir meclisi; Cahiliyye devri Mekke şehir devletinin parlamentosu. Hz. Peygamber’in dördüncü kuşaktan dedesi Kusay İbn Kitâb’ın Mekke’de M. 440 tarihinde Kâbe’nin güneybatısında ve şehirde ilk defa Kâbe yakınında, kapısı Kâbe’ye dönük olarak inşa ettirdiği dâru’n-Nedve’de Kureyş ileri gelenleri toplanır, şehrin bütün siyasî, askerî ve sosyal meseleler burada görüşülerek karara bağlanırdı (Taberi, Tarihu’l-Ümem, II, 184).
DARÜ’T-TIBBA:Sultan 3. Ahmet’in fermanı ve Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Efendi’nin verdiği fetva ile Osmanlı devletinde ve İslâm âleminde 1727 yılında ilk kez İbrâhim Müteferrika tarafından İstanbul’da Yavuz Sultan semtinde kurulan matbaaya verilen ad.
DELAİLU`L HAYRAT:hz.peygamber icin kullaniln salavat-i serifeleri toplayan kitaplarin adidir.
DEM:Sözlükte kan anlam›na gelen “dem” bir hac terimi olarak, hac ve umre esnas›nda ibadet maksad›yla veya bir vacibin terki, geciktirilmesi ya da bir ihram yasağ›n›n ihlal edilmesi sonucu ceza olarak koyun veya keçi kesilmesi anlam›na gelir
DENDAN-İ SEAADET:Hz.Peygamberimizin Uhud muharebesinde sehit olan , kirilan disinin bir parcasi.Dendan-i Seadet, Osmanli padisahlarindan Sultan Mehmet Resat tarafindan yaptirilan kiymetli taslarla süslü altin bir muhafaza Topkapi sarayinda saklanmaktadir,
DİVAN TEŞKİLATI:Divan teskilatini Hz.Ömer kurmustur.
DÜLDÜL:Hz.Peygamber Efendimizin Hz.Ali`ye bagisladigi beyaz dis bir katirin adi.
DARÜLHADİS :Hadis evi,hadis ve hadis ilimlerinin ögretildigi yer.Hadis ögrenimi icin kurulan müessese.
DARÜL HARB:islam hukukunun yürürlüte olmadigi yer.
DARÜLHİKME:Fatimilerin propaganda amaciyla Kahire´de kurdugu kütüphane.
DARÜ`L İSLAM:Islami hükümlerin acikca icra edildigi veya müslümanlarin islami hükümleri icra imkanlarina sahip oldugu ülkelere „ darü`l-Islam“; bunun aksi olan ülkelerde“darü`l-harb“ denir.Nüfusun ekserisi müslüman olan ülkelerde „Darü`l-Harb“ sayilmaz.Bu itibarla, Türkiye“Darü`l-Islam“ `dir.
DEDE KORKUT:Dede Korkut kitabi, tamamiyleOguz Türklerine ait hikayelerden olusmus edebi bir eserdir.Bu eserde, Oguz Türklerinin 9 .-12.ci yüzyillarda batiya dogru yaptiklari göcler sirasindaki olaylar konu edilmistir.Dede Korkut kitabinin asil adi;Kitab-i Dedem Korkud ala Lisani Taife-i Oguzhandir.Kitaptaki hikayeler, aslinda mücadeleler destanidir ve Türk tarihinin belli devirleri ile ilgili izler tasir.
DELAİLU`L HAYRAT :Hz.Peygamber icin kullanilan salavat-i serifleri toplayan kitaplarin adidir.
ortak adi.
DELAİLU`N-NÜBÜVVE:Peygamberlik müessesini, özellikle Hz.Muhammed`in peygamberligini ispatlamak amaciyla yazilan eserlerin
Delâ’ilu’n-Nubuvve: Peygamberliğin delilleri” demektir. Camî’ türü hadis kitaplarını oluşturan ana konulardan biri olan şemail içinde mütâlâa edilen ilim dallarındandır.
Konusunu özlü bir deyişle Hz. Peygamber (s.a.s)’ın hak peygamber olduğunu gösteren ve hadisler arasında yer alan rivayetlerle bunlann yorumları oluşturur.
Siyer ilmiyle de yakından ilgili olan konuya dair değişik eserler kaleme alınmıştır. Bellibaşlıları şunlardır:
1. A’lâmu’n-Nubuvve: Ebu Dâvud.
2. Delâ’ilu’n-Nubuvve: Cafer b. Muhammed el-Firyâbî
3. Delâ’ilu’n-Nubuvve: Ömer b. Ahmed, İbn Şahin
4. Delâ’ilu’n-Nubuvve: Ebu Nu’aym el-İsbehânî
5. Delâ’ilu’n-Nubuvve: el-Beyhakî.

DARÜLACİZE:Kimsesiz cocuklari, yasli ve muhtaclari barindirmak amaciyla 1896`da istanbul`da acilan bir hayir kurumu.
DÂR’ÜL ELHÂN :Osmanlı devletinde kurulan ilk resmi musiki mektebi.
DÂRÜL-EYTÂM:Sözlükte “Yetimlerin yurdu, barınağı” anlamına gelen bu kelime; tarihî bir terim olarak Osmanlıların; son asrında çeşitli şehirlerde vakıfların veya Devlet yetkililerinin gayretleriyle çeşitli sebeplerle muhtaç duruma düşen yetim ve öksüz çocukların korunması için kurulan yurtlar ve pansiyonlar için kullanılan bir terimdir Özellikle 1910-1920 yılları arasında pek çok yetimhâne açılmıştır
DARUŞ ŞAFAKA:Öksüz ve yetim müslüman cocuklari okutmak icin ce`miyyet-i Tedrisiye-i Islamiyye tarafindan 1873 yilinda Istanbul`da acilan mektep.
-Darüttibaa:osmanli topraklarinda ve Islam aleminde kurulan ilk matbaaya verilen ad.
DAVUD ALEYHİSSELAM:Israilogullarina gönderilen ve kendisine Zebur verilen peygamber.
Davud Aleyhisselam: Yakup Aleyhisselamin ogluYehuda`nin soyundandir.
Davud Aleyhisselamin kayinpederi Talut,kendisine Zebur verildi.Musa Aleyhisselamin seriati ile amel etti. Mucizelerinden bazilari ;Davud Aleyhisselamin hos bir sesi vardi.Zeburu okudukca, dinleyenler pek ruhani bir zevklere dalardi.bir mucize olmak üzere, mübarek elleri ile demiri mum gibi yumusatir ve demirden zirh yapardi.Davud Aleyhisselam, Kudüs sehrini fethederek hükümet merkezi yapmisti. Umman beldelerini,Halebì,Nusaybini,Ermenistani ele gecirmisti.Kirk yil hükümdarlik yapti.Davud Aleyhisselam, Amalika denilen hükümdari Calut`u düellada öldürmüs , kendi hükümdari Talut`un kizini almayi hak etmisti Calut(Golyat) , Amalika ordusunun basinda bulunuyordu.Calut`u , sapan tasiyla öldürmüstü. Davud Aleyhisselam,Süleyman Aleyhisselamin ogludur, Zebur,Ibranice dilinde idi.Israil ogullarinin isyankar davranislarina, Calut`u baslarina bela kildi.Calut,Israil ogularini vatanlarindan cikardi.Daha sonra talut isimli bir hükümdar geldi.Memleket islerini ve orduyu düzene koydu.Davut Aleyhisselam, Tevratin hükümlerine ile davet etti.Mescid-i Aksa`nin insasini Davut Aleyhisselam baslatti.Mescidin yapilip bitirilme isini oglu Süleyman Aleyhisselama vasiyette bulundu.Kabri, Küdus suru disinda oldugu. Davud Aleyhisselam, Kur`an-i Kerim de 16 yerde gecer.Bakara, Nisa,Maide,En`am,Isra, Enbiya,ve Sad surelerinin bir cok ayeti kerimelerinde Davud Aleyhisselamdan bahsedilmektedir.

Davut Aleyhisselâm, Yakup Aleyhisselâm’ın oğlu Yehuda’nın neslindendir. Babasının adı Iyşadır. Bu zat on üç oğlu ile beraber Talüt’un ordusunda bulunmuştu. Hz. Davut, bunun en küçük oğlu idi. Câlut kendisiyle düello etmek için Talüt’tan er istemişti. Bu karşılıklı cengi Hz. Davut, üzerine almış ve harp meydanına atılıp Calüt’u öldürmeye muvaffak olmuştur. Bunun üzerine Talüt da kırım Hz. Davut’a vermiş ve Talüt’un vefatında yerine Hz. Davut geçerek kırk sene hükümdarîıkta bulunmuş, bütün İsrail Oğulları onun idaresi altında toplanmıştı, Işmuil Aleyhisselâm’ın vefatından sonra da Hz. Davufc’a peygamberlik verilmiştir. Hz. Davut, Kudusî Şerifi, Haleb’i, Nusaybin’i, Uruman beldelerini, Ermenistan’ı zaptetmiş, KUUSI Şerifi başkent yapmıştı. Yetmiş yaşında olarak vefat etmiştir. Ölümü Hz. Musa’nın vefatından beş yüz otuz beş sene sonraya tesadüf etmektedir

DAVRANIŞ:Psikolojide,insan organizmasının uyarışlar karşısındaki tepkilerinin bütününe davranış adı verilmektedir. Buna göre davranış, bireyin yaptığı her şeydir.
DECCAL:Ilahi dinlerde kiyamet alametlerinden sayilan ve insanlari dogru yoldan saptirmaya calisacagi olagan üstü güclere sahip kisi.Kiyamet yaklastiginda zuhur edecek ve yeryüzünde fitne-fesad cikaracak yaratik.
DEDE KORKUT:Dede Korkut kitabi, tamamiyleOguz Türklerine ait hikayelerden olusmus edebi bir eserdir.Bu eserde, Oguz Türklerinin 9 .-12.ci yüzyillarda batiya dogru yaptiklari göcler sirasindaki olaylar konu edilmistir.Dede Korkut kitabinin asil adi;Kitab-i Dedem Korkud ala Lisani Taife-i Oguzhandir.Kitaptaki hikayeler, aslinda mücadeleler destanidir ve Türk tarihinin belli devirleri ile ilgili izler tasir.Dede Korkut:Türk edebiyatında kendi adıyla anılan hikayelerin anlatıcısı yarı efsanevi bilge kişi
DEHRİYYE:Alemin ezeli oldugunu ve bir yaraticinin bulunmadigini savunan materyalist felsefe akimi.Dehri;Dünyanin sonsuzluguna inanip, ahireti inkar eden kimse.Materyalist.
Zaman ve maddenin ebediligi görüsünü benimseyenlerdir.
DARÜLACEZE:Kimsesiz cocuklari, yasli ve muhtaclari barindirmak amaciyla 1896`da istanbul`da acilan bir hayir kurumu.
DARUŞŞAFAKA:Öksüz ve yetim müslüman cocuklari okutmak icin ce`miyyet-i Tedrisiye-i Islamiyye tarafindan 1873 yilinda Istanbul`da acilan mektep.
-Darüttibaa:osmanli topraklarinda ve Islam aleminde kurulan ilk matbaaya verilen ad.
DAVUD ALEYHİSSELAM:Israilogullarina gönderilen ve kendisine Zebur verilen peygamber.Davud Aleyhisselam: Yakup Aleyhisselamin ogluYehuda`nin soyundandir.
Davud Aleyhisselamin kayinpederi Talut,kendisine Zebur verildi.Musa Aleyhisselamin seriati ile amel etti. Mucizelerinden bazilari ;Davud Aleyhisselamin hos bir sesi vardi.Zeburu okudukca, dinleyenler pek ruhani bir zevklere dalardi.bir mucize olmak üzere, mübarek elleri ile demiri mum gibi yumusatir ve demirden zirh yapardi.Davud Aleyhisselam, Kudüs sehrini fethederek hükümet merkezi yapmisti. Umman beldelerini,Halebì,Nusaybini,Ermenistani ele gecirmisti.Kirk yil hükümdarlik yapti.Davud Aleyhisselam, Amalika denilen hükümdari Calut`u düellada öldürmüs , kendi hükümdari Talut`un kizini almayi hak etmisti Calut(Golyat) , Amalika ordusunun basinda bulunuyordu.Calut`u , sapan tasiyla öldürmüstü. Davud Aleyhisselam,Süleyman Aleyhisselamin ogludur, Zebur,Ibranice dilinde idi.Israil ogullarinin isyankar davranislarina, Calut`u baslarina bela kildi.Calut,Israil ogularini vatanlarindan cikardi.Daha sonra talut isimli bir hükümdar geldi.Memleket islerini ve orduyu düzene koydu.Davut Aleyhisselam, Tevratin hükümlerine ile davet etti.Mescid-i Aksa`nin insasini Davut Aleyhisselam baslatti.Mescidin yapilip bitirilme isini oglu Süleyman Aleyhisselama vasiyette bulundu.Kabri, Küdus suru disinda oldugu. Davud Aleyhisselam, Kur`an-i Kerim de 16 yerde gecer.Bakara, Nisa,Maide,En`am,Isra, Enbiya,ve Sad surelerinin bir cok ayeti kerimelerinde Davud Aleyhisselamdan bahsedilmektedir.
DEDE EFENDİ:Hamamizade İsmail Dede Efendi, 1778 yılında İstanbul’da doğdu. İlk öğrenim yıllarında sesinin güzel oluşundan dolayı ilgi çekti. Okulda ilahicibaşı oldu. Bir süre Uncuzade Mehmed Emin Efendi’nin derslerine devam etti. Defterdarlıkta ve başmuhasebe dairelerinde görev aldı. Mevlevi çilesini tamamlayarak dede oldu.Yaptığı bestelerle Sultan Üçüncü Selim’in dikkatini çekti. Sultan İkinci Mahmud ve Abdülmecid tarafından da korundu. Hacca giderken yolda koleraya tutuldu ve 1846 yılında Mekke’de öldü. Bir çok değerli öğrenci yetiştiren İsmail Dede Efendi, 500′den fazla eser besteledi. Arazbar, bestinigar, evc-buselik, hicaz-buselik, ırak, neva,saba-buselik, sultani-yegah, makamından tam fasılları bugün mevcuttur.
DEFİN :Cenâzeye karşı yapılan görevlerden birisi olan defin, ölünün gömülmesi anlamına gelmektedir. Defin işlemi, İslâm’ın insana verdiği değerin bir göstergedir. Cenâze namazı kılındıktan sonra Müslümanların cenâzeyi kabre kadar taşıyarak onu usulüne uygun bir şekilde defnetmeleri farz-ı kifâyedir. Kur’ân-ı Kerim’de, defin işleminin Allâh Teâlâ tarafından, Hz. Âdem’in oğluna gönderilen bir karga vasıtasıyla öğretildiği anlatılmaktadır (Mâide, 5/31).Ölüyü lahde koyan kimse “Bismillahi ve alâ milleti Rasûlillah” der. Kabirde ölü sağ yanına ve yüzü kıbleye gelecek şekilde çevrilir ve dönmemesi için arkası toprakla desteklenir. Sonra kefenin bağları çözülür ve lahit tahta veya kerpiçle kapatılır. Kadın kabre konulurken lahit kapatılıncaya kadar kabrin üzerine bir örtü gerilmesi uygundur.
Lahit kapatıldıktan sonra kabre toprak dökülerek doldurulur ve kabir balık sırtı şeklinde yerden bir karış veya daha fazla yükseltilir. Orada bulunanların da kabre toprak atması müstehaptır.

DELİL:Fıkıh ve Usulü fıkıh bilginleri sağlıklı ir zihinsel işlemde araştırılan hususa dair hüküm vermeye ulaştıran veya bir hükmün kanıtlanmasını sağlayan vasıtaya delil denir.
DELK : Ovmak, ovuşturmak, çitilemek anlamlarına gelen delk kelimesi, abdest ve gusül ile necasetin temizlenmesinde bir kavram olarak fıkıh kitaplarında kullanılmaktadır Abdest ve gusülde yıkanan uzuvların ovulması, abdestin sünnetlerindendir Malikîlere göre gusülde uzuvları ovalamak farzdır Necasetin temizlenmesinde ovalama, bir temizleme aracı olarakkabul edilmiştir Mest, kundura ve deriden mamul elbiseler gibi necaseti emmeyen giyeceklere, hayvan pisliği gibi görünür bir necaset dokunduğunda, su ile temizleneceği gibi, bıçak gibi bir şeyle kazımak veya yere sürtmekle de temizlenir Ancak, idrar gibi görülmeyen necaset mutlaka yıkanmalıdır Necaseti emen elbise veya bedene dokunan necasetin yıkanması gerekir Bununla birlikte, insan menisinin, kuruduktan sonra ovalanmak sûretiyle temizlenebileceği kabul edilmiştir Fakat kurumadan temizlenmesi için yıkanması gerekir (İ P )
DERGÂH :Kapı, kapı yeri, eşik; büyük makamların kapısı tekke, hangâh. Farsça’dan gelen bir kelime olup “hangâh” şeklinde de ifade edilmektedir. Bu terim, bir yüceltme ve onurlandırma ifadesi olarak kullanılagelmiştir. İlâhî kelimesi ile beraber kullanıldığında “Allah’ın katı” şeklinde bir mana kazanır. Bu arada hükümdarlara ait yer ve makamları yüceltmek maksadı ile “Dergâh-ı Âlî” şeklinde de kullanılmıştır. Burada ifade edilmek istenen şey, hükümdarın oturduğu “saray”dır.
Tarikatların bulunduğu tekkelere de “dergâh” isminin verildiği görülmektedir. Tekke ve zaviyeler, dergâh kelimesinin manası içerisinde yer alan müesseselerdir. Her ne kadar geçmişte ve zamanımızda tarîkat yer veya merkezlerine dergâh deniyor ise de; gerçekte tarih boyunca görülen tekke ve zaviyeler, hatta hangâh’lar birer dergâh’tırlar. Kullanım şekline göre büşşük dergâhlara âsıtâne, küçüklerine ise zaviye ismi verilmiştir.
Tekkeler ve zaviyeler, bağlı oldukları hangâhlar vasıtasıyla maddî ve manevî ihtiyaçlarını temin ederlerdi. Bu sebeple hangâh postunda oturan şeyh, tarîkatın en büyük uzvu sayılırdı. Hangâhlarda tekke ve zaviyelerin kayıtları tutulurdu.
Dergâhlar aynı zamanda eğitim yerleriydi. Tekkeler, özellikle kuruluş yıllarında kendi seçtikleri yerlerde yapılmıştır. Bunlar, müntesiplerinin ruh selâmetiyle beraber, etraflarındaki insanların da manevî ihtiyaçlarını temin ederek bölge insanlarına sahip çıkmış ve bunu önemli bir görev saymışlardır. Kur’ân’ın belirlediği bir metod olan hikmet ve güzel sözlerle insanları İslâm’a çağırma işinde de -menfaata dayanmadığı için- büyük mesafeler katetmişlerdir. (Mustafa Kara, Tekkeler ve Zaviyeler, İstanbul 1977, 121).
Dergâhlarda dini ilimlerin öğretiminin yanısıra, meslekî ve sanat TASAVVUF TERİMLERİ VE DEYİMLERİ SÖZLÜĞÜ Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu çalışmaları da yürürlükteydi. Bir tarîkat olan Ahîlik sistemi içerisinde tutunan sanayi kolları, başlarındaki şeyhler ya da kâhyalar aracılığı ile merkezi hükümete bağlı bulunuyorlardı.Her dergâh bulunduğu semt için bir sosyal yardım kurumu rolünü oynardı. Herkes, bilhassa fakir ve muhtaç halk tabakaları, dergâhı kendisi için bir melce ve bir sığınma yeri bilirdi. Tekkelerde her gün yemekler ve belirli zamanlarda lokmalar ve aşureler pişirilir, halka dağıtılırdı. Zenginler ve hayırsever kimseler de tekkelerin bu hizmetini bildikleri ve gördükleri için vakit vakit oralara kurbanlar, yiyecekler gönderirler, bunların fakirlere yedirilmesini isterlerdi. (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi, İstanbul 1977, 234).
Dergâhlarda dini törenler yapılırdı. Bu törenler çevre halkının katıldığı manevî yönden istifade edip, hoşnut olduğu eğlencelerdi. Ayrıca çeşitli sohbetler düzenlenerek kitlelerin bilgi ve ahlâk seviyelerinin gelişmesine yardım edilmekteydi.Dergâh, edebiyatta, “sığınılacak yer” manasında kullanıldığı gibi, bir hizmet ve eğitim müessesesi olarak da işlenmiştir.
DESTAN:kahramanlık olayları anlatan, koşma biçiminde ölçüsü on bir heceli halk şiiridir. Türklere ait destanlar:oğuz kağan destanı, bilge kağan destanı vs
DERSİAM:Medreselerde ögrencilere,camilerde halka acik ders verme yetkisine sahip müderris icin kullanilan unvan.
DEPLASYON:Bir ekonomi de toplam arzin, toplam talepten cok olmasidir.(Eflasyonun tam tersi.)
DERSAADET:Istanbul`a verilen adlardan biri.
DETERMİNİZM:Kainatta olup biten her hadisenin maddi veya manevi sebeplerin zorunlu sonucu oldugunu ileri süren felsefi doktrin.
DEVŞİRME:Osmanli devletinde çesitli hizmetlerde kullanılmak üzere Osmanlı tebaasi bazi hiristiyan çocukların bir kanun dahilinde tiplanmasi işi(Pencik Kanunu ile)
DİCLE:Türkiye topraklarından doğup Irak`ta denize ulaşan akarsu.

DIHYETÜL KELBİ: Ashabın en güzel simalarından biri idi. Bazı zaman Cebrail (a.s.) Resulü Ekrem (s.a.v.)’in huzuruna onun suretinde gelirdi. Bu güzel simalı sahabe . Dıhyetül Kelbi (r.a.) (Dıhye İbni Halife)

DİMYAT:Aşağı Mısır`da şehir ve bu şehrin merkezi oldugu il.
DİPNOTU :Yazarın herhangi bir çalışmasında faydalandığı kaynakları ve alıntıları metnin geçtiği yerde vermesine denir. İlmi dürüstlük açısından bu gereklidir. Dipnotlar ikiye ayrılır.
1Açıklama dipnotları.
2.Kaynak dipnotları
1.Açıklama dipnotları: Yazar metnin geçtiği yerde tezini destekleyecek alıntıları veya ayrıntılı açıklamaları, numara vererek sayfa altına düşer. Toplu olarak çalışmasının sonunda da sıralayabilir.
2.Kaynak dipnotları: Metinde geçtiği yerde birer numara verilerek ilk nottan itibaren eserin sonuna kadar numara takip ettiği gibi, her sayfa veya bölümde ayrı ayrı numara takip edebilir.
DİN:Din, akil sahiplerini kendi hür iradeleriyle en iyiyye, en dogruya ve en güzele ulastiran ilahi bir kanundur.Din kelimesi “deyene” kökünden oluşmuş bir kelimedir. Sözlük anlamı olarak din; boyun eğmek, hakkını almak, ödünç almak, adet edinmek, boyun eğdirmek, hesaba çekmek, ceza ve mükafat vermek, egemenlik, mülk, hüküm, idare etmek anlamlarına gelir.
Terim olarak din; Akıl sahibi insanları kendi irade ve arzularıyla hayırlı olan şeylere sevkeden ilahi bir kanundur. Din; peygamberlerin vahye dayalı yapmış oldukları tebliğdir. Din; Allahü Teala tarafından vahiy yoluyla indirilen, insanları dünya ve ahiret saadetine çağıran i’tikadi ve ameli bir nizamdır. Din; İslam, iman ve ihsandan oluşan hayat şeklidir. (Bu tanımların tümü vahye dayalı hak dinin, yani dar anlamda dinin -İslam dininin- tanımlarıdır.)
DİN ŞURASI:Din Şurası,Diyanet İşeri Başkanlığı Din Şurası Tüzüğü gereği, beş yılda bir toplanmaktadır.
Şûra kararları, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yürüttüğü hizmet alanlarındaki karşılaşılan sorunların çözümüne dair stratejik bir önemi haiz olup şûraya katılan üyelerin oy çokluğuyla alınmakta ve bu kararlar gelecekteki uygulamalara mesnet teşkil etmektedir.
Din Şurasının amacı, bilimsel yeterlikleri ve dini hizmetleriyle tanınmış olan bilim ve din adamlarının katılımıyla Diyanet İşleri Başkanlığınca yürütülen hizmetlerin geliştirilmesi konusunda görüş oluşturmaktır.(Din Şurası Tüzüğü:Madde-1)
Başkanlığımız şimdiye kadar dört Şura düzenlemiştir. Bunlar, I. Din Şurası (01-05 Kasım 1993, ANKARA), II. Din Şura’sı (23-27 Kasım 1998, ANKARA) ve III. Din Şura’sı (20-24 Eylül 2004, ANKARA) olup IV. Din Şurası ise Din ve Toplum ana başlığı altında 12-16 Ekim 2009 tarihleri arasında Ankara Bilkent Otel Ve Konferans Merkezi’nde toplanmıştır .Avrupa birliği sürecinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yurtdışı din hizmetleri ve din eğitimi konusu IV. Din Şurası Din Şurası’nda müzakere edilmiştir.12-16 Ekim 2009 tarihleri arasında IV.’üncüsü düzenlenen Din Şûrası, dört komisyon hâlinde çalışmalarını tamamlamıştır. Ele alınan konuların ana eksenini sosyal problemler karşısında din ve diyanet ve sosyal açılımlı din hizmetleri oluşturmuştur. Bu kapsamda toplumsal değişim, modernleşme, küreselleşme, kentleşme, toplumsal çözülme, din ve dindarlık, dinî değerlerin istismarı, modern dönemde dinî motifli eğilimler, ailevi sorunlar, şiddet, cinnet, intihar, zararlı alışkanlıklar, tüketim kültürü ve yoksulluk gibi sosyal konuların yanı sıra, toplumun himayeye muhtaç kesimleri, sokak çocukları, çocuk işçiler, öksüzler ve yetimler, yaşlılar, engelliler ve engelli aileleri gibi toplumun çeşitli sıkıntılar içinde olan kesimlerinin sorunları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri üzerinde durulmuştur.(Diyanet Web)
DİNLER TARİHİ:Dinler tarihi; tarih ve dil metodlarini kullanarak, dinleri, dogus, ve gelismesinden , inanc, ibadet ve ahlak konularina kadar, tarihi seyir icinde inceleyen bir disiplindir.
DİN PSİKOLOJİSİ: Dinin, fert üzerinde ve duygularındaki etkileri inceleyen bilim dalıdır. Kişilerin dinî tutum ve davranışlarını konu alan ruh bilim dalıdır.
DİN SOSYOLOJİSİ: Dinî hayatı, toplum açısından ele alan disiplin. // Dinlerin ve inançların toplum hayatı üzerindeki etkilerini araştıran bir bilim dalıdır.
DİPLOMATİK:Belgelerin özelligini inceleyen bilim dali.
DİRAYETÜ’L-HADİS İLMİ: Hadislerin sıhhat durumlarını tesbit için, sened ve metnin durumlarını anlamaya imkân veren ilim dalıdır.Hadis ilmi temelde rivayetu’l-hadis ve dirayetu’l-hadis diye iki ana bilim dalına ayrılmaktadır. Rivayetü’l-hadis ilmi, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in söz, fiil, takrir ve hallerini; bunların zabt edilip usulüne uygun olarak sonraki nesillere nakledilmelerini (rivayetlerini) konu edinen hadis ilim dalıdır.Mustalahu’l-hadis ve usûlü’l-hadis diye de isimlendirilen dirayetü’l-hadis ilmi, “Sened ve metnin durumlarını anlamaya imkan veren kaideler ilmi” olarak tarif edilmektedir. Bu tariften açıkça anlaşılacağı gibi dirayetü’l-hadis ilmi, genel ve teorik kaideler vaz ederek râvî, rivayet ve merviyy konularının tetkik ve tenkidine zemin hazırlamaktadır. Bu ilim edebiyatı da prensipler edebiyatı demektir (İsmail Lütfü Çakan, Hadis Edebiyatı, İstanbul 1985, 162).
DİRAYET TEFSİRİ: Dirayet,”Bilmek, tanımak” akıl, zekâ, kabiliyet.Tefsir ilminde dirayet deyince, tefsir çeşitlerinden biri olan “dirâyet tefsirleri” akla gelir. Tefsirler genelde ikiye ayrılırlar: Rivâyet tefsirleri ve dirâyet tefsirleri. Rivâyet tefsirleri, selef âlimlerinden nakledilen eserlere, Sahabe hatta Tâbiîn’in sözlerine ve Kur’ân’ın bizzat Kur’ân ile ve Hz. Peygamber’in hadisleri ile açıklanmasına ve yorumlanmasına dayanır.Buna karşılık dirayet tefsirleri, rivâyet tefsirlerinde saydığının hususlarla birlikte dil, edebiyat, dinin genel prensipleri ve diğer genel bilgilere dayanılarak yapılan tefsirlerin genel adıdır. Bu tefsirlere “rey” veya “makûl” tefsirleri de denir. Dirayet Tefsiri;yalnizca rivayetlere bagli kalmayip dil edebiyat ve cesitli ilimlere dayanilarak yapilan tefsirlerdir.Dirayet Tefsirleri:
1-Zemahşerî(538), el-Keşşaf an Hakaik
2-Fahreddin er-Razî(606), Mefatihu’l-Ğayb
3-Kadı Beydavî(691), Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil
4-Nesefî(710), Medariku’t-Tenzil
5-Hazin(741), Lübabu’t-Te’vil
6-Ebu Hayyan el-Endülüsî(745), el-Bahru’l-Muhit
7-Nisaburî(730), Ğaraibu’l-Kur’an
8-Hatib eş-Şirbinî(976), es-Siracu’l-Münir
9-Ebu’s-Suud Efendi(982), İrşadu’l-Akli’s-Selim
10-Alusî(1270), Ruhu’l-Meanî
DİRHEM:Osmanli zamaninda kullanilan 4.8 gram olan agirlik.Bir agirlik ölcüsü ve gümüs para birimi.Bir dirhem 1/12 akiyyedir.Kilogram gibi ölçülere göre , bir örfi dirhem 3.207 gr, Seri dirhem ise 2806 gramdır.(Dini Kavramlar Sözlüğü ,DİB )
DİYET: Öldürmek veya aza kesmek gibi bir cinayet sebebiyle o cinayeti yapandan veya onunla beraber âkılesi denilen aşiretinden vesaireden alınıp hakkında cinayet yapılan şahsa veya onun vârislerine verilen maldır ki, bu bir nevî tazminat demektir.Hür bir erkeğin diyeti bin dinar veya on bin şer’î dirhem gümüş veya yüz de ve veya iki yüz sığır veya iki bin koyun veya her biri iki parçadan ibaret olmak üzere iki yüz kat elbisedir. Hür bir kadının diyeti ise bunların yarısıdır.
DİVAN:Islam devletlerinde resmi islerin görüsülüp karara baglandigi meclis ve buna bagli devlet daireleri.
DİVAN EDEBİYATI:Türk edebiyatinin islam medeniyeti dairesinde Arap ve fars edebiyatlari yaninda meydana getirdigi büyük edebiyat kolu.
DİVAN-Ü HÜMAYIN:Divân-ü hümâyun Sadrâzam, Şeyhülislâm, kadıasker, Defterdâr gibi devletin ileri gelenlerinin huzûrunda, halkın şikâyet ve davâlarının dinlenip hâl olduğu yer, meclis. Pâdişâh huzûru.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLARI: Diyanet İşleri Başkanlığı, 4 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı Kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştur.Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, Din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra(1924-2010 yılları arasında) On yedi Diyanet İşleri Başkanımız atandı.Atanan Diyanet İşleri Başkanlarımız:
Rıfat Börekçi (1861-1941), 1924-41 arası
Şerafettin Yaltkaya (1879-1947), 1941-47 arası.
Ahmet Hamdi Akseki (1887-1951), 1947-51 arası.
Eyüp Sabri Hayırlıoğlu (1886-1960), 1951-60 arası.
Ömer Nasuhi Bilmen (1882-1972), 1960-61 arası.
Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974), 1961-64 arası.
Mehmet Tevfik Gerçeker (1898-1982), 1964-66 arası.
İbrahim Bedreddin Elmalılı (1903 – 5 Aralık 1994), 17 Aralık 1965 – 25 Ekim 1966 arası.
Ali Rıza Hakses (1892-1983), 1966-1968 arası.
Lütfi Doğan (d. 1930), 1968-1972 arası.
Lütfi Doğan (d. 1927), 1972-76 arası.
Süleyman Ateş (d. 1933), 1976-78 arası.
Tayyar Altıkulaç (d. 1938), 1978-86 arası.
Mustafa Sait Yazıcıoğlu (d. 1949), 1987-92 arası.
Mehmet Nuri Yılmaz (d. 1943), 1992-2003 arası.
Ali Bardakoğlu (d. 1952), 2003-2010 arası
Mehmet Görmez (d. 1959), 2010′dan
DOKSAN ÜÇ HARBI(93 HARBI)(1877-1878 OSMANLI –RUS SAVAŞI) : 1876 yılında, Avrupalı Devletlerin Balkanlar’da kalıcı çözüm bulmak amacıyla topladıkları İstanbul Konferansı’nda Balkanlar konusunda ağır şartlar getirilmesi üzerine, Osmanlı Devleti şartları kabul etmemiş, daha sonra düzenlenen Londra Konferansı da aynı şekilde sonuçlanmıştı.İki konferansta da Osmanlı Devleti’nin şartları kabul etmemesi üzerine, Rusya 1877 yılında Osmanlı Devleti’ne savaş açmıştı. Bu savaşta Plevne savunması ile Gazi Osman Paşa üyük kahramanlıklar göstermiş, fakat Rusların, Yeşilköy’e kadar ilerlemelerine engel olunamamıştı. Bunun üzerine padişah II. Abdülhamit, barış isteğinde bulunmuş ve 3 Mart 1878′de Yeşilköy (Ayestefanos) Antlaşması imzalanmıştı..
DÖRT HALİFE VE SAVAŞA KATILMA: İlk üç halife döneminde, Aşere-i Mubeşşereden (Cennetle müjdelenen on kişi) olanlar ve halifenin şura heyeti içinde yer alanlar, genelde savaşlara gitmemişlerdir. Çünkü onların Medine’deki görevleri daha önemlidir. Bu yüzden aşere-i mübeşşere ve şûra heyeti içinde yer alan Hz. Ali (r.a.) de ilk üç halife döneminde savaşlarda görülmez. Hz. Ebu Bekir (ra) 634 yılında halife olunca, irtidat (dinden dönme) olayları çıkmış ve o ilk zaman bir askeri birliğin başında savaşmak için yola çıkmıştı. Bunu duyan Hz. Ali (ra) atına binip ona yolda yetişti ve onu yoldan geri çevirdi. Çünkü o, Hz. Ebu Bekir (ra)’in Medine’den ayrılmasını tehlikeli ve mahzurlu görüyordu. Onun şehit olması durumunda İslam’ın büyük zarar göreceğini de kendisine aktarmıştı. Hz. Ebu Bekir (ra) bundan sonra iki yıllık hilafeti döneminde hiç bir askeri sefere çıkmadı. Hz. Ömer (ra) 644′te halife olunca, Medine’de yerine Hz. Ali (ra)’yi devlet başkanı vekili olarak bıraktı. Irak savaşlarında bulunmak ve savaşları yönetmek için askerlerle Medine’den ayrıldı. Ordu Sırar Suyu başına kadar ilerledi. Burada yapılan istişarede, Hz. Ömer (ra)’in başkomutan olarak askeri yönetmesinin mahzurlu olduğuna karar verildi. Bir yenilgi durumunda bunun tehlikelere sebep olabileceği belirtildi. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) başkomutan olarak Sa’d b. Ebi Vakkası atadı ve Medine’ye geri döndü. Başka bir zamanda halife olarak askeri sefere çıkmadı. Hz. Osman da (r.a.) hilafetinde komutan olarak sefere çıkmamıştı. Hz. Ali (r.a.) ise, Cemel, Sıffin ve Haricilerle yapılan Nehravan savaşında komutan olarak bulunmuştu. (Sarıcık Murat, Dört Halife Dönemi, Nesil Yayınları, 2010.)
DUHA SURESİ(93) :Sure, Allah ilk ayetinde Duha’ya (gündüze ve gündüzün aydınlığına) yeminle başladığı için bu adla nitelenmiştir. 11 ayet, 40 kelimeden oluşmuştur. Mus¬haftaki sıraya göre 93. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 11. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda yeminle başlayan 20. suredir. Konusu, Allah’ın Hz. Peygamber (s.a.v)’i teselli etmesi ve onu yetimken bulup koruduğu, O’nu başıboşluktan çıkarıp hidayete er¬dirdiği ve fakirlikten kurtardığı gibi konulardır.
DUHAN SURESİ(44):Surenin Duhan olarak adlandırılması, kafirlerin duhan (duman) azabıyla korkutulmasına işaret edil¬mesinden dolayıdır (10-15. ayetler). 59 ayet ve 346 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 44. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 64. süresidir ve Mekki’dir. Bir hizbden daha az bir yer işgal eder. Hurufu mukattaa ile başlayan 25. suredir (Ha, Mim). Bu surede kıyametin bazı sahnelerinden ve ce¬hennemdeki azablardan ve Musa ile Firavunun kıs¬sasının bir bölümüne işaret edilmiştir.
Duhâ (Kuşluk) Namazı: Şöyle ki: Güneş doğup bir mikdar yükseldikten sonra, istiva zamanına kadar iki, dört, sekiz veya on iki rekât namaz kılınır ki, bu mendubdur. Bu, Peygamber Efendimizin mübarek işi ile sabittir. Bunun sekiz rekât kılınması daha faziletlidir. Bunun en iyi vakti, gündüzün dörtte biri geçtikten sonradır.
DÜNYA VE İSLAM ÜLKELERİ:Dünya üzerinde bağımsız olan ve bayrakları uluslararası arenada tanınan devlet sayısı 222′dir ve bu devletlerin bayraklarını, dünya bayrakları olarak araştırabiliriz. Herhangi bir yeni baskı dünya atlasında dünya ülkeleri sayısı ve bayraklarından bunu görebiliriz. Ancak bu sayı aşağıda açıklayacağım nedenlerden dolayı net değildir. Akılda kalması açısandan 222 sayısını bellemek gerek. Türk Telekom verilerine göre 223 tür. Yani 222′nin bir fazlası olarak ta aklınızda tutabilirsiniz.
Dünyada kaç ülke var sorusuna tek bir cevap vermek mümkün değildir. Dünyanın en büyük ve en geniş teşkilatı olan Birleşmiş Milletler’e göre, günümüzde Birleşmiş Milletler’e üye ülke sayısı 171′e ulaşmıştır. Andorra, Tayvan, Kribati, Kuzey ve Güney Kore, Liechtenstein, Monako, Nauru, San Marino, İsviçre, Tongo, Tuvalu ve Vatikan dışındaki dünya’daki bütün ülkeler Birleşmiş Milletler’in üyesidir. Buna göre dünyada bulunan ülke sayısı 184’dür. Dünya ülke sayısı A.B.D ve Fransa’ya göre 190, Rusya’ya göre 172, İsviçre’ye göre 194’dür. Telefon şirketlerinde 182 uluslar arası kod bulunmaktadır. Öte yandan Birleşik Devletlerin haber alma teşkilatı olan CIA’nın 2006 Dünya yıllığında geçen ülke sayısı 268’i bulmaktadır.
İslam ülkeleri:56 devletin 26′i Asya, 24′ü Afrika, 2′si Avrupa, 2′si Asya-Afrika, 1′i Asya-Avrupa, 1′i Asya Okyanusu kitalari üzerindedir.Müslüman ülkelerdeki halkin büyük çogunlugu sunnî îtikâdindadir (90%). Günümüzde Islâm dini, 1,5 Milyara yaklasan inanan kisileriyle, dünyanin en yaygin dinlerinden biri durumundadir. Yeryüzündeki devletlerden dörtte birinden fazlasinda yasayan halk Müslümanladir. Bu devletlerden 23′ü Arap, 7′si Türk hüviyetindedir (1993).Kaynak: Yeni Rehber Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi, 10. cNüfusa göre İslam Konferansı Örgütü üye ülkelerinin sıralamasında:İlk sırada Endonezya sonra sırası ile Pakistan,Bangledeş,Nijerya, Mısır,Türkiye ve İran 7.ci sırada bulunmakta,8 İslam ülke nüfusuda bir milyonun altında bulunmakatadır. 57 İslam ülkesinin toplam nüfusu: 1,468,119,824 ulaşmış bulunmaktadır.Amerika’daki Pew Din ve Kamu Hayatı Forumu tarafından yapılan ve şimdiye kadar din üzerinde yapılmış en kapsamlı araştırma olarak nitelenen araştırma sonuçlarına göre Dünyadaki Müslümanların sayısı ortaya çıktı. İşte rakamlar:Amerika’daki bir kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre dünyadaki Müslüman nüfusu 1 57 milyar.Pew Din ve Kamu Hayatı Forumu adlı kuruluş tarafından yapılan ve kuruluş yetkililerince “şimdiye kadar din üzerine yapılmış en kapsamlı araştırma” olarak nitelenen araştırmanın sonuçları dünyada her 4 kişiden 1′inin Müslüman olduğunu ortaya koydu(.www.tevbe.org/)Rakamları veren Vatikan oldu. Tarihte ilk kez müslüman sayısı, katolik Hıristiyanların sayısını aştı.Vatikan, dünya nüfusunun yüzde 19.2′sinin Müslüman olduğunu, İslam’ın tarihte ilk kez Katolik Hristiyan sayısını aştığını bildirdi. Katoliklerin oranının ise yüzde 17.4 olduğu belirtildi… Vatikan’ın 2006 istatistik yıllığındaki verilerini temel alan Monsenyör Vittorio Formenti, “Tarihte ilk kez biz birinci sırada değiliz. Müslümanlar sayıca bizi geçti” dedi. (Kaynakwh webhatti.com) 40 Yıl Sonra Almanya Nüfusunun Çoğunluğunu Müslümanlar Oluşturacak
Almanya’nın Sest şehrindeki İslam Araştırma Enstitüsü Merkezinden uzmanlara göre, 2046 yılında Almanya’nın çoğunu Müslümanlar oluşturacak. Bunun esas nedeni; sürekli Müslüman göçmenlerin gelmesi ve yerli Almanların İslam’ı seçmesi olarak gösteriliyor. 2004-2005 yılları arasında yaklaşık olarak 4 bin Alman İslam’ı seçti.( www.izafet.com)Son otuz yıldır dünya genelinde Müslümanların sayısında istikrarlı bir artış söz konusudur. 1973 yılında yapılan istatistikler, dünya çapında Müslüman nüfusun 500 milyon olduğunu gösterirken, bugün bu rakam 1.5 milyarı geçmiştir. Dünya Katoliklerinin en yüksek dini otoritesi Vatikan’ın gazetesi L’Osservatore Romano da, geçtiğimiz günlerde tüm islam alemi için bir müjde olan bu konuyu gündeme taşımıştır. Müslüman sayısının Katolikleri geride bıraktığının ve islam’ın dünyanın en büyük dini haline geldiğinin vurgulandığı haberde Vatikan’da görevli Monsenyör Vittorio Formenti de, tarihi bir açıklamada bulunmuştur:“Dünyanın En Büyük Dini Artık islam(31.Mart.2008 tarihinde Reuters Haber Ajansı ) ( harunyahyaveeserleri.blogcu.com)Dünya nüfusu 2010 yılında 6,9 milyar kişiye ulaştı. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tahminlerine göre dünya nüfusu 2010 yılında, geçen yıla kıyasla 79 milyon kişi arttı ve 6 milyar 908 milyon 7 bin kişi oldu. Dünya nüfusu 2050 yılında 9 milyar 150 milyonu bulacak. Türkiye nüfusu ise 2050 yılına kadar 75,7 milyondan 21,7 milyonluk artışla 97,4 milyona yükselecek. Nüfus büyüklüğüyle şu anda dünyada 17′nci sırada yer alan Türkiye, 21,7 milyonluk nüfus artışına rağmen, Almanya’yı geride bırakacak, ancak Kongo ile Tanzanya’ya geçilecek ve 18′inci sıraya inecek. Bu dönemde, büyük nüfuslu ülkelerden Japonya’da 25,3, Rusya’da 24,3, Almanya’da 11,6 ve İtalya’da 3 milyonluk nüfus azalması olacak.

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?




© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.