31

Mart
2012

CENAZE KONULARI-1

Yazar: arafat  |  Kategori: iBADET  |  Yorum: Yok   |  560 Kez Okundu

-Dünyada ilk ölümü tadan Hâbil’in defnedilmesi işini Öğretmek üzere Allah Teâlâ bir karga gönderdiği için,kabrin ilk mucidi ve banisi kargadır.
-Peygamberimiz (sav) ashabına kabrin nasıl yapılacağını öğretirken lahit yapılmasını emretmiş ve :“Lahit bizim, şakk da başkalarınındır.”buyurmuştur.
-Lahid, kabrin kıble tarafında, ölüyü içine koymak için oyulan çukurdur. Şakk ise, mezarın ortasının derine doğru oyularak içine ölü konulan yeridir.
-Mezarın boyu, ölünün boyu kadar, eni de içine girip cenazeyi kolayca yerleştirecek kadar olur. Derinliğine gelince, genellikle yarım adam boyu, ya da göğüse kadar olur. Haneli, Şafii ve Hanbelî fukahasına göre derinliğin fazla olması sünnettir.
-Rasûlullah (sav), güneş doğarken, tam ortada (zevalde) iken ve batarken ölü defnetmeyi nehyedilmiştir.
-Gece defin de caizdir. Peygamberimiz (sav) in gece cenaze defnettiğine dair rivayetler vardır. Hatta Rasûlullah (sav) in kendisi, Hz. Fâtıma, Hz. Aişe ve Hz. Osman hep gece defnedilmişlerdir. Hz.Ebu Bekir de gece defnedilmiştir
-Rasûlullah (sav) in kızı Ümmügülsüm’ü, kendi izniyle, Ebû Talha (v. 34/654) kabre indirmiştir
-Ölüyü kabrinde sağ omuzu üzerine yatırıp yüzünü kıbleye çevirmek vacib, yahut vacib derecesinde müekked sünnettir.
-Peygamberimiz (sav) in, Necâşî’nin ölüm haberi gelince ashabını toplayıp Necâşî için gıyaben namaz kıldı.
-Müteaddit haberlerde Peygamberimiz (sav) in, definden sonra kabir üzerine namaz kıldığı vardır. Meselâ hicretten yaklaşık bir ay önce vefat etmiş olan, Akabe’de biat eden Medineli müslümanlardan Berâ’ b. Ma’rûr’un kabri başında Peygamberimiz (sav), ashabıyla birlikte cenaze namazı kılmışlardır
-Müslüman ölüsünü teberrük veya şefkat ve sevgiyle öpmede bir beis yoktur. Ölüyü öpmenin cevazında icma vardır. Rasûlullah (sav) irtihal ettiğinde Hz. Ebu Bekir gelip yanına girmiş ve bir çarşafla örtülü olan mübarek yüzünü açarak eğilip öpmüş ve ağlamıştır. Hz. Ebu Bekir, bunu kendi içtihadıyla yapmamış, Rasûlullah (sav) den gördüğü için ona uyarak yapmıştır. Nitekim Hz. Aişe validemiz. Peygamberimiz (sav) in, ashabından Medine’de ilk vefat eden muhacir Osman b. Maz’-ûn’un (v. 2/623) ölümünde, nâşmı öptüğünü, ağladığını ve kendisine dua ettiğini gördüğünü söylemiştir,
-Yeryüzünde ilk cenaze namazı Hz. Adem için kılınmıştır. Oğullarına öğretmek için, Hz. Adem’in teçhiz ve tekfiniyle görevlendirilmiş olan melekler, onun cenaze namazını da oğullarıyla birlikte kılmışlar ve bundan sonra her ölen mü’mine kendilerinden gördükleri gibi yapmasını Hz. Adem’in oğullarına söylemişlerdir
-Peygamberimiz (sav) in Medine’ye hicretinden sonra ashabıyla birlikte kıldığı ilk cenaze namazı ise, Akabe’de biat eden Medinelilerden olan Berâ’ İbn Ma’rur’un cenaze namazıdır. Berâ’ b. Ma’rur, ensârdan ilk vefat eden ve Peygamber efendimiz tarafından ilk defa cenaze namazı kılman zattır. Kendisi Peygamberimiz (sav) in Medine’ye gelişinden bir ay kadar önce vefat ettiği halde, Rasûluîlah (sav), onun kabri başına varıp, ashabıyla birlikte namazını kılmışlardır
-Mü’minlerin ölen çocukları, anne ve babalarına tabi oldukları için cenazeleri yıkanır ve namazları kılınır. Peygamberimiz (sav), çocuk dünyaya geldiği zaman kendisinde hayat alâmeti görülmüşse cenaze namazının kılınması gerektiğini bildirmiştir.
-Cenaze üzerine namaz kılmak, müctehid imamların hepsine göre farzı kilayedir.
-Yol kesiciler, gece vakti masumlara tecâvüz edenler, adam boğanlar ve eşkıyalık yapanlar da, cürmü meşhud halde, yani bu işleri yaparken ve bu suçları işlerken ölür veya öldürülürlerse onların da namazları kılınmaz. Bu kötü fiilleri terkedip tevbe edenler, yahut yakalanarak had cezası tatbik edilenlerin namazları ise kılınır.(Vezâifu’l-Mevlâ. s. 33; M. Emin, Necâtü’l-Mü’minin, s. 75.)Anne ve babasını, yahut sadece birini kasten ve zulmen öldürenler de namazı kılınmayanlardandır.
-Ta’ziye sabır dilemek demektir. Bîr yakını vefat eden kimselere ta’ziyede bulunmak ve ölenin aile efradının doyurulması, komşu ve akrabalarının yemek yapıp onlara götürmeleri müstehaptır.
-Ümmü Seleme, kocası Ebû Seleme’nin vefatında Rasûlullah (sav) den işittiği şu sözleri söylemiş: “Hepimiz, Allah’danız ve yine ona döndürüleceğiz. Allah’ım, musibetimin karşılığını ver ve onun yerine bana ondan daha hayırlısını ver.” demiş ve sabretmiş; Allah da ona insanlann en hayırlısı Hz. Muhammed (sav) e zevce olmayı nasibetmiştir.
-Peygamber efendimiz (sav) bir cenazede kabrin kenarına oturmuş, gözyaşları toprağa damlayacak derecede ağlamış,3i4 kızı Rukiyye’nin (v. 2/624) vefatında, yanında sezsizce ağlayan Fâtıma’nın gözyaşlarını kendi eliyle silmiş, onun bu şekilde ağlamasını yasaklamamış ve Hz.Ömer bir cenazede ağlayan bir kadına bağırınca Hz. Ömer’e: “Bırak onu, ağlasın, muhakak ki göz yaşam.” Buyurmuş sessizce ağlayanın serbest bırakılmasını emretmiştir. Yüksek sesle ve bağırarak ağlamak ise, Hanefî ve Mâlikîlere göre haramdır.
-Bir zaruret olmadıkça ölüyü tabutla birlikte defnetmek de mekruhtur.
-Cenazenin defni esnasında orada bulunanların iki avuçlarını birleştirmek suretiyle üçer avuç toprak atmaları müstehaptır. Kabrin baş tarafından üç avuç toprak atarak bu âyeti(Taah suresi:20/55) okumayı âlimlerin müstehap görmeleri, Peygamber Efendimiz (sav) in, kızı Ümmügülsüm’un (v. 9/630) vefatında böyle yapmış olması sebebiyledir.Daha sonra kabirden çıkmış olan toprağın hepsi doldurulup, toprak sertleşsin ve sağlamlaşsın diye lüzum görülürse kabrin üzerine su serpilir. Çünkü Peygamberimiz (sav) in, oğlu İbrahim’in (v. 9/630) kabri üzerine su serptirdiği haber verilmiştir.
-Ulemânın çoğu “tesnîm” in, yani kabrin üstünün deve hörgücü gibi yapılıp yerden bir karış kadar yükseltilmesinin nıendup, daha fazla yükseltilmesinin ise mekruh olduğunu beyan etmişlerdir. Sonraki âlimler, Hz. Peygamber (sav) in, oğlu İbrahim ve Medine’de vefat eden ilk muhacir olan Osman b. Maz’un’un kabri başına, kabrin tanınması için bir taş koymasına(6)kıyaslayarak, sadece ismin yazılmasının,Rasulullah (sav) in koyduğu taş gibi sadece kabrin kaybolmaması için bir işaret olacağını belirtmişler ve kabir taşlarına sadece isimle ölüm tarihinin yazılmasını caiz görmüşlerdir.
-Definden sonra ise ancak nakli gerektirecek bir zaruret bulunursa nakil caiz olur. Aksi halde caiz değil-dir.295 Nitekim Uhud şehitlerinden Amr b. el-Cemûh (v. 3/ 625) ile Abdullah b. Amr’ın (v. 3/625) kabrinin bulunduğu yerden sel geçip kabirlerini açtı. Uhut harbiyle bu olay arasında tam kırk altı sene geçmişti ve ikisi de bir kabirde, defnedildikleri gibi yatırıyorlardı. Kabirleri kazılıp başka bir yere defnedildiler.
-Sahabilerden biri, telkin verenin, cenazenin annesinin adını bilmemesi halinde ne yapacağını soruyor. Rasûlullah (sav) de: “Havva’ya nisbet eder.” yani annesi olarak Hz. Havva’yı zikreder buyurdu
-Ahiret âleminin ilk durağı olan kabir hayatında İnsanları ı ilk karşılaşacakları şey suâldir. Hz. Aişe (R), bir gün Hz. Peygamber (sav) e: “Sen bana Münker ve Nekir’in seslerini ve kabir sıkınasını anlattığın günden beri hiçbir şeyin tadını alamaz oldum.” deyince, Rasulullah (sav): “Ey Aişe, muhakkak ki Münker ve Nekir’in (o şiddetli) sesleri, mü’minin kulağına gözdeki sürme gibi gelecektir…”
-Mü’minlere rıfk ile muamele etmeleri ve Cennetle müjdelemeleri sebebiyle mü’minlere suâl soran meleklerin adına “Beşir ve Mübeşşir” dendiği de rivayet edilmektedir.
“O iki melek ona (mü’mine):
- “Rabbın kim?” derler O:
- “Rabbim Allahdır,” der. Melekler:
- “Dinin nedir?” derler. O:
- “Dinim islâmdır,” der. Melekler;
- “Size gönderilmiş olan kimdir?” derler. O:
- “Allah’ın Rasulü Muhammed (sav) dir,” der. Bu-
nun üzerine melekler:
- “Amelin nedir?” derler, o da:
- “Allah’ın kitabını okudum, ona iman ettim ve onu tasdik ettim,” der…’()buyurulmuştur.
-Suyûtü’nin, İbn Abbas’dan Beyhakî’nin hasen bir senetle naklettiğini haber verdiği bir hadiste de yine Berâ1 hadisindeki suallerin aynısı zikredilmiştir. İbn Mesudun: “…Mü’min, kabrine konduğunda oturtulur ve kendisine: “Rabbin kim? Dinin ne? Peygamberin kim?” denilir. Bunun üzerine o: “Rabbim Allah, dinim İslâm, Peygamberim de Muhammed (sav) dir,” der.
Bazı eserlerde ölüye; Kitabın nedir ? Kıblen neresidir ? İmamın nedir ?…” gibi başka suâllerin de sorulacağı bildirilmektedir.
-İSLAM DA İLK ŞEHİT KADIN VE ERKEK
İslamda ilk şehit sahabiyye,Hz.Sümeyye (r.anha)’dır.
İlk şehit erkek ise, onun kocası Hz.Yasir (r.a)’tır.
-Ölümü ilk temenni eden Yusuf aleyhisselamdır.
-Cenaze ölü demektir. Ölmek üzere bulunan kimseye “muhtazar” denir. Muhtazarın yanında tevhid ve şahadet kelimelerini okumaya ve ölünün kabri başında yapılacak konuşmaya “Telkîn” denir.
Ölünün yıkanmasına “Gasl-i meyyit”, ölünün yıkanmasından sonra kabre gömülmesine kadar yapılması gereken şeylere ve bunların temin etmeye de “Techiz” adı verilir. Ölüyü bilinen bezlere sarmaya da “Tekfin” denilmektedir.
-Ölmek üzere olan kimseyi (muhtazarı), bir güçlük yoksa kıbleye doğru sağ yanı üzerine çevirmek müstahabdır. Ayakları kıbleye doğru olarak ve başı biraz yükseltilerek arkası üstüne de yatırılabilir. Adet haline gelen de budur. Bu halde, başı biraz yukarı kaldırılır ki, yüzü kıbleye yönelmiş olsun
- Ölüm haline giren kimseye Kelime-i Tevhid telkîn edilir. Bu bir sünnettir
-Muhtazar ölünce gözleri yumdurulur, çenesi kapatılarak bir bez ile iyice çekilip tepesine bağlanır. Bunları yapan kimse şöylece dua etmelidir:
“Bismillâhi ve âlâ milleti Resûlillahi. Alahümme yessir aleyhi emrehu ve sehhil aleyhi ma ba’dehu ve es’idhu bilikaike vec’al ma harace ileyhi hayren mimma harece anhü = Yüce Allah’ın ismini zikir ile ve Resûlüllah’ın dini üzere ölmüş olsun. Ey Allah’ım! Bunun işini kolay et, kendisine ilerisini kolaylaştır, onu cemalinle mutlu kıl. Gitmekte olduğu âlemi ona, içinden çıktığı âlemden daha hayırlı yap.”
-Cenazelerin bir an önce yıkanması, kefenlenip hazırlanması ve kabirlerine konulması müstahabdır. Bunun için önce cenaze teneşir denilen tahtadan bir sedir üzerine, ayakları kıbleye doğru olarak arka üzeri yatırılır. Teneşirin çevresi güzel kokulu bir şeyle üç, beş veya yedi defa tütsülenir. Göbeğinden dizleri altına kadar olan avret yerleri bir örtü ile örtülüp elbiseleri tamamen çıkarılır.
-Cenazenin abdest işi tamamlanınca, üzerine ılık ve tatlı su dökülür. Saç ve sakalı taranmaksızın, varsa “hatmî” denilen güzel kokulu bir ot ile yoksa sabun ile yıkanır. Sonra sol tarafına çevrilerek önce sağ tarafı bir defa yıkanır. Böylece sağ ve sol yanlan üçer defa yıkanır. Daha fazla yıkanabilirse de israf olmamalıdır. Bundan sonra cenaze hafifçe kaldırılır. Bu kaldırışta cenaze, yıkayıcının göğsüne veya eline ve dizine dayandırılır. Sonra karnı hafifçe ovulur. Bir şey çıkarsa su ile yıkanıp giderilir. Yeniden abdest ve vücudun tamamını yıkamaya gerek yoktur. Fakat şişip dağılmak üzere bulunan bir ölünün üzerine yalnız su dökülerek yetinilir. Ona abdest vermek ve üç defa yıkamak gerekmez.
-Ölünün saçları ve tırnakları kesilmez. Sünnet olmamışsa, sünnet edilmez. Cenaze yıkanırken pamuk kullanılmaz. Yıkandıktan sonra havlu ve benzeri bir şeyle kurulanır. Ondan sonra kefen gömleği giydirilir ve geri kalan kefenleri yayılır. Başına ve sakalına “hanut” denilen kâfur veya benzeri güzel kokulu bir şey konur. Secde yerleri olan alın, burun, eller, dizler ve ayaklara da kâfur konur.
- Ölünün kefenlenmesi üç şekilde olur:
Birincisi, “Sünnet üzere olan kefenleme”
İkincisi, “Kefen-i Kifayet”dir ki
Üçüncüsü, “Kefen-i Zaruret’dir
-Kamis, bir gömlek yerindedir. Boyun kısmından ayaklara kadar uzun olur
-İzar ise bir don ve bir eteklik yerindedir ki, baştan ayağa kadar uzun bulunur.
-Lifafe ise, bir sargı yerinde olup baştan ayağa kadar uzun bulunmakla beraber, baş ve ayak tarafları düğümlenir. Böylece İzar’dan daha uzun bulunmuş olur.
- Kefenin beyaz renkte pamuk bezinden olması daha faziletlidir. Gelenek olarak da beyaz patiskadan yapılmaktadır. Kefenin yenisi ve yıkanmışı birdir. Kadınlar için ipekten kefen ve zaferan ile usfur denilen boyalarla boyanmış bezlerden de kefen yapılabilir.
-Ölmek üzere olan kimseye Muhtazar denilir. Ölüme hazırlanan kimse demektir
-Ğasl/Yıkama:Meyyiti yıkamak diriler üzerine vacip olan bir haktır. Meyyiti bir defa yıkamak vaciptir. Tekrar tekrar yıkanabilir
-Mürahik ve mürahika (Bülüğ çağına yakın olan erkek ve kız) çocuklar aynen büyük insanlar gibi kefenlenirler. Mürahik ve mürahika olmayan çocukların kefeni ise erkekte en az bir parça, kızda ise en az iki parça bezdir
-Cenaze namazında diğer namazlarda olduğu gibi hadesten ve necasetten temizlik, setr-i avret, istikbal-i kıble, niyet şarttır. Diğer namazların sıhhati için lüzumlu olan şartlar cenaze namazı içinde geçerlidir.
-Cenaze namazını kıldırmaya layık olanlar velayet-i amme sahibi olanlardır. (Hz. Hüseyin efendimiz, ağabeyi Hz. Hasan efendimizin cenaze namazını, Medine-i münevvere valisi olan Sad ibn-i As Hz.lerine kıldırtmıştır. Ve ‘eğer sünnet olan bu olmasaydı seni öne geçirmezdim’ buyurmuştur.) Ni’met-ül İslam 839/4
-Cenaze duası:
اللهم اغفر لحينا وميتنا وشاهدنا وغائبنا وذكرنا وانثينا وصغيرنا وكبيرنا. اللهم من احييته منا فاحيه علي الاسلام ومن توفيته منا فتوفه علي الايمـــان. وخص هذاالميت بالروح والراحـــة والمـــغفرة والرضوان. اللهم ان كان هذاالميت محسنا فزد في احسانه وان كان مسيئا فتجاوز عنه ولقه الامــن والبشرى والكرامة والزلفى برحمتك يا ارحم الراحمين.
-Kabir; insanın, vefatından sonra defin yeridir. Ve ziyaret mahalli olmak itibarı ile ‘mezarı’dır.
-Telkin:Bir Müslüman kabre bırakıldıktan sorma orada bir deve kesip / paylaşılacağı kadar bekleyerek kur’an-ı kerim okumak güzel görülmüştür.
-Kabr-i Şerîf örtüleri:Rivayete göre kabr-i şerîfe ilk örtüyü Abbâsî halîfelerinden Hârûn Reşîd’in annesi Hayzaran koymuştur. Daha sonra Mısır Sultânı Hüseyîn bin Ebi el-Hice’e üzerinde Yâ-Sîn sûresinin yazılı olduğu bir örtü örtmüştür. Böylece örtü değiştirme bir gelenek hâline dönüşmüştür. Osmanlı dönemine ait olan ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübârek kabr-i şerîfi üzerinde yer alan siyâh kadife örtüde sarı klaptanla Ahzâb sûresinin “Muhammed, sizin erkeklerinizden birinin babası değil, fakat Allah’ın Elçisi ve peygamberlerin hâtemidir. Allah her şeyi bilendir.” meâlindeki 40. âyet-i kerîmesi işlenmiştir. Yine Osmanlı dönemine ait olan ve siyâh renk kadife üzerine sarı klaptanla Arapça olarak “Kerâmetle taçlanan bulutla gölgelenen, Allah O’na, O’nun bütün âl ve ashâbına salât ve selâm eylesin” ibâresi işlenmiştir. Söz konusu örtüler günümüzde Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmektedir.
-Kisve-i Şerîf:Hücre-i Saâdet’in beş köşeli duvarları ile birlikte üzerlerine Kubbetü’n-Nûr adı verilen küçük bir kubbe de yapılmıştı. Osmanlı padişahlarının gönderdikleri Kisve-i Şerîf bu kubbe üzerine örtülmekteydi.
-Kabr-i Şerîf’in kokulanması:Hücre-i Saadet ilk kez Hârûn Reşîd’in annesi Hayzaran tarafından kokulanmıştır. Daha sonra bir gelenek hâlini alarak günümüze kadar gelmiştir.
-Muvâcehe-i Şerîf:Maksûre’nin Ravza-i Mutahhara’ya bakan duvarlarına “Muvâcehe-i Şerîf” denilmektedir.
-Kubbetü’l-Hadrâ:Mescid-i Nebevî’nin büyük yeşil kubbesine Kubbetü’l-Hadrâ (Yeşil Kubbe) denir.
-Peygamber efendimizi, hazret-i Ali, hazret-i Abbas, hazret-i Fadl bin Abbas, hazret-i Kusem bin Abbas, hazret-i Üsame bin Zeyd, hazret-i Salih yıkadılar.
-Sevgili Peygamberimiz, ahırete irtihal ettiği gün, Abdullah bin Zeyd hazretleri; “Ya Rabbi! Ben bu gözü, habibinin mübarek nurlu yüzüne bakmak için isterdim. O görünmez olunca, artık ne yapayım! Ya Rabbi! Gözümü al!” diye dua etti ve göremez oldu.
Ya Resulallah! Senin kapındaki kölenin,
Ayaklarına değen toprağı öpmeyenin,
Ve bu seadet için can feda etmeyenin,
Sana sevgisi yoktur; inanmam, sözü yalan.
Senin kölen mührünü vurmayanlar alnına,
Sevgi gerdanlığını takmayanlar boynuna;
Hedef olmayan eşsiz nazarının okuna,
Seviyorum demesin; eğer severse insan.
“Ebu Bekir’den başkasına razı olmaz!”
-Ebu Talha hazretlerinin, Lahd şeklinde kazdığı kabr-i şerife, Çarşamba günü gece yarısına doğru defin edildi. Hazret-i Abbas’ın oğlu Kusem, kabirdeki hizmeti bitirip en son çıkan idi.
Peygamberimiz; Çarşamba gecesi yarılandığı sırada, kabre konulmuştur.
-Peygamberimizin kabrine, Hz. Ali, Fadl bin Abbas, Kusem bin Abbas ve Peygamberimizin azadlısı Şukran indiler.
Evs bin Havli, Hz. Ali’ye “Ey Ali! Allah aşkına, Resulullahın hizmetinden bizi de, nasiblendir!” diye and verdi. Hz. Ali “İn öyle ise!” dedi. O da, kabrin içine indi.
aÖlüm güzel şey,budur perde ardından haber…
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?…
Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun !
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun!
Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
O demdeki,perdeler kalkar,perdeler iner,
Azraile hoşgeldin,diyebilmekte hüner…
- PEYGAMBERİMİZİN CENAZE NAMAZI
Peygamber’in (sa.) cenaze namazı kılınmış mıdır? Kılınmış ise kıldıran kimdir? Peygamberimizin cenaze namazı kılınmıştır. Ancak müslümanların halifesi olmadığı için cemaat halinde değil, münferiden kılınmıştır. Önce Hazret-i Ebubekir (ra.) Peygamber’in huzuruna girerek cenaze namazını kıldı. Sonra sıra ile Hazret-i Ömer (ra.), arkasından Hazret-i Osman (ra.) onun arkasından Hazret-i Talha, sonra Hazret-i Zübeyr, sonra peyderpey müslümanlar namazı kılmışlardır.
-İSLAM DA İLK ŞEHİT KADIN VE ERKEK
İslam’da ilk şehit kadın sahabi,
Hz.Sümeyye (r.anha)’dır.
İlk şehit erkek ise, onun kocası Hz.Yasir (r.a)’tır.
-Ölümü ilk temenni eden Yusuf aleyhisselamdır.
-Yer Yüzünde Kılınan ilk Cenaze Namazı…
Yer yüzünde ilk cenaze namazı Hz.Adem için kılınmıştır.Übey b.Kabdan (r.a.)rivayet edildiğine göre Hz. Adem(a.s) ölüm döşeğinde oğullarına:Evlatlarım! Ben cennet meyvelerinden yemeyi arzuluyorum, özlüyorum! dedi..
Oğulları, babaları için cennet meyveleri aramaya gittiler, Meleklerle karşılaştılar.Melekler yanlarında Hz.Adem (a.s) için kefen ,koku ,kazma kürek ve zenbil vardı.
Ey ademin oğulları! Nereye gidiyor, ne arıyorsunuz.?Dediler
Onlarda; Babamız Hastadır.Cennet meyvelerinden yemeyi arzu ediyor,özlüyor.Onu toplamak için bizi gönderdi ..dediler.
Melekler; Geri dönünüz.Babanızın eceli geldi!** dediler.Hz.Ademin oğulları,melekler birlikte geri dönüp Hz.Ademin yanına girince,Hz.Havva Korktu.Hz.Adem ona ;Sen, Rabbimin melekleriyle benim aramdan çık! Dedi.
Bunun üzerine melekler,Hz.Ademin ruhunu kabzettiler.Sonra onu yukadılar,Kefenlediler, Kokuladılar,kabrini kazdılar.Meleklerden birisi imam oldu .Öteki melekler onun arkasında durdular.Hz.Ademin oğulları da onların arkasında sıralandılar.Cenaze namazını kıldılar.Melekler,Hz.Ademi kabre koydular.Üzerini kerpiçle kapattılar.Üzerine toprak çektiler.
Sonra da; Ey Adem oğulları!İşte ölüleriniz için tutacağınız yol, bu! Dediler…
Daha önce de Hz.Ademin Oğlu Kabil,Kardeşi Habili öldürdüğü ve onun cesedi başında şaşırıp kaldığı zaman,Allahü Teala,Kabile kardeşinin cesedini yere eşerek gömmesini göstermek için bir karga göndermişti..(Maide Süresi,30-31)
- İslâm Dini’nde ilk cenaze namazı Bera bin Ma`rur üzerine Efendimiz Aleyhisselâm tarafından kılınmiştı..
-Vefat haberi duyulunca, bizzat Peygamberimiz tarafından kendisine İlk gıyabi cenaze namazı kıdırılan şahıs kimdir? NECAŞİ
Cenaze İle İlgili Vacipler ve Görevler
519- Cenaze ölü demektir. Ölmek üzere bulunan kimseye “muhtazar” denir. Muhtazarın yanında tevhid ve şahadet kelimelerini okumaya ve ölünün kabri başında yapılacak konuşmaya “Telkîn” denir.
Ölünün yıkanmasına “Gasl-i meyyit”, ölünün yıkanmasından sonra kabre gömülmesine kadar yapılması gereken şeylere ve bunların temin etmeye de “Techiz” adı verilir. Ölüyü bilinen bezlere sarmaya da “Tekfin” denilmektedir.
520- Ölen bir müslümanı yıkamak, kefenlemek ve üzerine namaz kılıp bir kabre gömmek müslümanlar için bir farz-ı kifayedir. İnsanlar bu farzı yapmadıkları zaman, bundan hepsi Allah katında sorumlu olurlar. Bu görevi yapmaya imkânları yoksa, sorumlu olmazlar.
521- İslâm ölülerini hayır ile anmak, onların güzel hallerini söylemek ve kötülüklerini söylemekten kaçınmak müslümanlar için bir görevdir. Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur: “Ölülerinizi güzel hallerini yad ediniz, kötülüklerini söylemekten çekininiz.”
Öyle ki, bir İslâm ölüsünde görülüp iyi haline delâlet eden güzel koku veya yüzünün nurlanması gibi şeyleri söylemek müstahabdır. Fakat fena koku ve yüzünün kararması gibi şeyleri söylemek haramdır, gıybetten sayılır. Ancak ölü açıkta haram işleyen bid’at sahibi olarak tanınmış ve bu hal üzere ölmüş ise, fena halleri söylenebilir. Başkalarına ibret olmak için söylenmesi caiz olabilir.
522- Ölmek üzere olan kimseyi (muhtazarı), bir güçlük yoksa kıbleye doğru sağ yanı üzerine çevirmek müstahabdır. Ayakları kıbleye doğru olarak ve başı biraz yükseltilerek arkası üstüne de yatırılabilir. Adet haline gelen de budur. Bu halde, başı biraz yukarı kaldırılır ki, yüzü kıbleye yönelmiş olsun.
523- Ölüm haline giren kimseye Kelime-i Tevhid telkîn edilir. Bu bir sünnettir. Şöyle ki: Daha ruhu boğazına çıkmadan yanında Tevhid ve Şahadet kelimeleri okunur; fakat sen söyle, diye ona zorlanmaz. Hasta da bu kelimeyi bir defa okuyup başka bir şey söylemezse, artık telkine son verilir. Böylece son sözü tevhid kelimesi olur. Bu telkini, hastanın hoşlanmadığı bir kimse yapmamalıdır. Bu telkin, içine tevbeyi de alacak şekilde şöyle yapılabilir: “Estağfirullahel-Azim ellezi lâ İlâhe illâ hüvel-Hayyül Kayyüme ve etübu ileyhi = Şanı Yüce olan Allah’dan mağfiret diler ve ona tevbe ederim ki, O’ndan başka hak mabud yoktur. O, Hayy’dır, Kayyum’dur.”
Bir hadîs-i şerîfde buyurulmuştur:
“Her kimin son sözü ‘Lâ İlâhe İllallah’ olursa cennete girer.”
Muhtazarın yanında Yasin ve Ra’d surelerini okumak müstahabdır.
524- Muhtazar ölünce gözleri yumdurulur, çenesi kapatılarak bir bez ile iyice çekilip tepesine bağlanır. Bunları yapan kimse şöylece dua etmelidir:
“Bismillâhi ve âlâ milleti Resûlillahi. Alahümme yessir aleyhi emrehu ve sehhil aleyhi ma ba’dehu ve es’idhu bilikaike vec’al ma harace ileyhi hayren mimma harece anhü = Yüce Allah’ın ismini zikir ile ve Resûlüllah’ın dini üzere ölmüş olsun. Ey Allah’ım! Bunun işini kolay et, kendisine ilerisini kolaylaştır, onu cemalinle mutlu kıl. Gitmekte olduğu âlemi ona, içinden çıktığı âlemden daha hayırlı yap.”
525- Ölünün üzerinden elbisesi çıkarılır, yıkanması için hazırlanan bir yer üzerine konulur ve üstüne örtü çekilir. Şişmesine engel olmak için karnı üstüne bıçak gibi bir demir parçası konulur. Elleri yanlarına uzatılır. Kollan göğsünün üzerine konulmaz. Yanında cünub, hayız ve nifas hallerinde olanlar bulunmaz.
526- Ölünün yanında güzel kokulu bir şey bulundurulur. Yıkanmadıkça yanında Kur’ân okunmaz, okunması mekruhtur. Bu durumda başka bir odada Kur’ân okunabilir. Ölünün bulunduğu yer geniş olup üzerinde de tam bir örtü bulunduğu takdirde, kendisine yakın oturulmaksızın gizlice Kur’ân-ı Kerîm okunması da kerahet olmayabilir.
527- Ölünün komşularına ve yakınlarına vefat haberi verilir. Bunlar da, ölüye karşı son görevlerini yapmaya koşarak sevab kazanırlar.
Cenazelerin Yıkanması
528- Cenazelerin bir an önce yıkanması, kefenlenip hazırlanması ve kabirlerine konulması müstahabdır. Bunun için önce cenaze teneşir denilen tahtadan bir sedir üzerine, ayakları kıbleye doğru olarak arka üzeri yatırılır. Teneşirin çevresi güzel kokulu bir şeyle üç, beş veya yedi defa tütsülenir. Göbeğinden dizleri altına kadar olan avret yerleri bir örtü ile örtülüp elbiseleri tamamen çıkarılır.
529- Cenaze yıkayan erkek veya kadın yıkayıcı, farz olan yıkama görevini yerine getirmeyi niyet etmeli ve Besmele ile başlamalıdır. Yıkama bitinceye kadar da: “Gufraneke ya Rahman! = Ey Rahman olan Rabbim, senin mağfiretini dilerim” demelidir.
Yıkayıcı eline bir bez alarak örtünün altından ölünün avret yerlerini temizler. Sonra abdest aldırmaya başlayarak önce cenazenin yüzünü yıkar. Ağzına ve burnuna su vermez. Yalnız dudaklarının içini ve dışlarını, burun deliklerini, göbek çukurunu parmakla veya parmağına sardığı bezle mümkün olduğu kadar siler. Ondan sonra elleri ile kollarını yıkar. Sahih olan görüşe göre, başını da meshedip ayaklarını da geciktirmeksizin hemen yıkar. Böylece abdest verilmiş olur.
Namazın ne olduğunu henüz anlamayacak bir yaşta olan çocuk ölünce, buna böyle bir abdest verilmez.
530- Cenazenin abdest işi tamamlanınca, üzerine ılık ve tatlı su dökülür. Saç ve sakalı taranmaksızın, varsa “hatmî” denilen güzel kokulu bir ot ile yoksa sabun ile yıkanır. Sonra sol tarafına çevrilerek önce sağ tarafı bir defa yıkanır. Böylece sağ ve sol yanlan üçer defa yıkanır. Daha fazla yıkanabilirse de israf olmamalıdır. Bundan sonra cenaze hafifçe kaldırılır. Bu kaldırışta cenaze, yıkayıcının göğsüne veya eline ve dizine dayandırılır. Sonra karnı hafifçe ovulur. Bir şey çıkarsa su ile yıkanıp giderilir. Yeniden abdest ve vücudun tamamını yıkamaya gerek yoktur. Fakat şişip dağılmak üzere bulunan bir ölünün üzerine yalnız su dökülerek yetinilir. Ona abdest vermek ve üç defa yıkamak gerekmez.
531- Ölünün saçları ve tırnakları kesilmez. Sünnet olmamışsa, sünnet edilmez. Cenaze yıkanırken pamuk kullanılmaz. Yıkandıktan sonra havlu ve benzeri bir şeyle kurulanır. Ondan sonra kefen gömleği giydirilir ve geri kalan kefenleri yayılır. Başına ve sakalına “hanut” denilen kâfur veya benzeri güzel kokulu bir şey konur. Secde yerleri olan alın, burun, eller, dizler ve ayaklara da kâfur konur.
532- Ölünün yıkanacağı yer kapalı olup yıkayıcı ve yardımcılarından başkası onu görmemelidir. Bir ölüyü, ona en yakın olan kimse veya takva sahibi güvenilir kimse yıkamalıdır. Bu yıkamak parasız olmalıdır. Çünkü bu bir din görevidir. Öyle ki, yıkayıcı olarak bir kimseden başkası bulunmasa, bunun yıkama ücreti alması caiz olmaz. Fakat başka yıkayabilenler varsa, o zaman ücret alınabilir.
533- Erkek olan ölüyü erkek, kadın olan ölüyü de kadın yıkar. Bu yıkayıcılar taharet üzere bulunmalıdırlar. Bunların cünüb, haiz, nifas halinde olmaları ve yıkayıcının gayri müslim olması mekruhtur. Ancak müslüman bir erkek hakkında gayri müslimden başka bir erkek ve müslüman bir kadın hakkında gayri müslim bir kadından başka kadın bulunmadığı zaman bunlar yıkayabilirler.
534- Bir kadın vefat eden kocasını yıkayabilir. Çünkü kadın, iddet bekleyecektir. Bu iddet çıkmadıkça evlilik devam halinde sayılır. Fakat bir erkek, ölmüş bulunan zevcesini yıkayamaz. Çünkü erkeğe iddet gerekmez. Karısı ölünce, aralarındaki evlilik bağı kalkmış olur. Ancak onu yıkayacak bir kadın bulunmazsa, koca zevcesine teyemmüm verir.
(Üç İmama göre, kocanında zevcesini yıkaması caizdir.)
535- Erkekler arasında ölmüş olan bir kadına mahremi varsa, bu mahremi ona eli ile teyemmüm ettirir. Mahremi yoksa, yabancı bir erkek eline bir bez alarak ve gözlerini kapayarak teyemmüm ettirir.
536- Su bulunmadığı zaman yine teyemmüm ile yetinilir. Bir cenaze için teyemmüm yapılıp namazı kılındıktan sonra su bulunacak olsa, yeniden yıkanır, namazı tekrar kılınıp kılınmayacağı hakkında İmam Ebû Yusuf’un iki görüşü vardır.
537- Henüz büluğ çağına yaklaşmamış (müştehat olmayan) bir kız çocuğunu erkek yıkayabildiği gibi, henüz mürahik (buluğ çağına ermemiş) bulunan bir erkek çocuğunu da kadın yıkayabilir.
538- Cinsel organı kesilmiş veya yumurtaları (husyeleri) çıkarılmış erkek ile organı tam erkekler arasında fark yoktur. Bu gibileri de erkekler yıkar.
539- Suda boğulmuş olan bir müslüman, yıkamak niyeti ile üç defa suda hareket ettirilerek yıkanır. Yalnız su içinde kalmış olması, hayattaki müslümanları cenazeyi yıkama farzını yerine getirmekten kurtarmaz.
540- Bir müslümanın akrabası veya zevcesi olan bir gayri müslim öldüğü zaman onun dindaşlarına verilir. Eğer bunlara verilmezse, sünnet üzere olmaksızın yıkanır ve sarılarak gömülür, yukarda açıklandığı üzere mü’minlere yapılan işlem buna yapılmaz.
541- Ölen bir müslümanın, gayri müslimden başka akrabasından bir velisi bulunmasa, cenazesi gayri müslimlere verilmez. Çünkü bunun teçhiz ve tekfini ile ilgili bütün görevler müslümanlar üzerine bir farz-ı kifayedir.
542- Ölü olarak düşen bir çocuk, bir bez parçasına sarılarak gömülür, yıkanması gerekmez.
543- Erkek mi, kadın mı olduğu anlaşılmayan ve bu bakımdan kendisine “hünsa-i müşkil” denilen kimse ölünce teyemmüm ettirilir, yıkanmaz. Kefenlenme hususunda kadın sayılır.
544- Ölmüş olan bir müslümanın başı ile beraber vücudunun çoğu bulunuyorsa yıkanır; kefenlenir ve namazı kılınır. Fakat başsız olarak yalnız vücudun yarısı bulunsa veya gövdesinin çoğu kaybolmuş olsa yıkanmaz, kefenlenmez ve üzerine namaz kılınmaz. Bir beze sarılarak gömülür.
545- Kefene sarıldıktan sonra ölüden çıkacak bir sıvı veya benzeri şeyler artık yıkanmaz.
Cenazelerin Kefenlenmesi
546- Ölen erkek veya kadın her müslümanı bedenini örtecek şekilde bir giysi ile kefenlemek farzdır. Bu farz görevini yapmayan müslümanlar günahkâr olurlar. Ölünün kefenlenmesi üç şekilde olur:
Birincisi, “Sünnet üzere olan kefenleme”dir ki, erkekler için Kamis, İzar ve Lifafe’den ibaret olmak üzere üç kattır. Kadınlar için ise, bu üç parça ile beraber bir baş örtüsü ile bir göğüs örtüsünden ibaret beş kattır.
İkincisi, “Kefen-i Kifayet”dir ki, erkekler için İzar ve Lifafe olur. Kadınlar için de bunlarla beraber bir baş örtüsü olur.
Üçüncüsü, “Kefen-i Zaruret’dir ki, hem erkekler için, hem de kadınlar için yalnız bir kattır. Bu durumda ölü, bulunabilen bir parça elbiseye sarılır. Fakat bir zaruret bulunmadıkça böyle bir kat kefen ile yetinilmez.
547- Kamis, bir gömlek yerindedir. Boyun kısmından ayaklara kadar uzun olur. Yen ve yakası bulunmaz, etrafı da oyulmaz. İzar ise bir don ve bir eteklik yerindedir ki, baştan ayağa kadar uzun bulunur. Lifafe ise, bir sargı yerinde olup baştan ayağa kadar uzun bulunmakla beraber, baş ve ayak tarafları düğümlenir. Böylece İzar’dan daha uzun bulunmuş olur.
548- Kefenin beyaz renkte pamuk bezinden olması daha faziletlidir. Gelenek olarak da beyaz patiskadan yapılmaktadır. Kefenin yenisi ve yıkanmışı birdir. Kadınlar için ipekten kefen ve zaferan ile usfur denilen boyalarla boyanmış bezlerden de kefen yapılabilir.
Kefenler mümkün olduğu kadar güzel ve ölünün varlığına uygun olmalıdır. Erkeklerin kefenleri, cuma ve bayram günlerinde, kadınların kefenleri de babalarını ziyaret edecekleri günlerde giydikleri elbiselere kıymet bakımından uygun bulunmalıdır. Bu bir ölçüdür. Sünnet mikdarı olan kefenden daha fazlasını seçmek mekruhtur. Hele varisler arasında muhtaçlar veya çocuklar bulunursa, hiç benimsenemez.
549- Kefenler daha ölülere sarılmadan önce tek adet olarak birkaç defa güzel kokulu şeylerle tütsülenir. Önce Lifafe tabut içine veya hasır ve kilim gibi bir şey üzerine serilir. Onun üzerine de İzar yayılır. Sonra da ölü Kamis (kefen gömleği) içinde olarak İzar’in üstüne konur. Bu durumda ölü erkek ise, İzar önce soluna, sonra da sağına getirilerek sarılır. Ondan sonra Lifafe de aynı şekilde sarılır. Açılmasından korkulursa, kefen bir kuşak ile de bağlanır.
Ölü kadın olunca, saçları ikiye ayrılarak kefen gömleği üzerinde göğsü üzerine konur. Bunun üzerine, yüzünü de örtecek şekilde başörtüsü konur. Sonra üzerine İzar sarılır. İzar’ın üzerinden de göğüs örtüsü bağlanır. Daha sonra Lifafe sarılır. Göğüs örtüsü Lifafe’den sonra da bağlanabilir.
550- Kefen konusunda, büluğ çağına yaklaşmış erkek çocuklarla kız çocuklar, büluğ çağına ermiş büyükler hükmündedir. Henüz büluğ çağına yaklaşmamış çocukların kefenleri yalnız İzar ile Lifafe’dir; yahut bir kat olarak yapılır. Üç kat yapılması daha iyidir.
551- Her şahsın kefeni kendi malından karşılanır. Kefen harcamaları, borçtan, yapılan vasiyetten ve varis hakkından öncedir. Ancak borç karşılığı olarak bırakılan rehin maldan kefene harcama yapılmaz. Rehin alanın hakkı daha önde gelir. Geriye mal bırakmamış olan bir ölünün kefen masrafı, hayatta iken, nafakasını vermekle yükümlü bulunduğu kimselere aittir. Böyle bir kimsesi bulunmazsa, hazine tarafından karşılanır. Bu da mülkün olmazsa, müslümanlar tarafından kefen ihtiyacı karşılanır.
552- Kadınların kefenleri, zengin olsalar dahi, kocalarına aittir. Fetva buna göredir. İmam Muhammed’e göre, yalnız mal bırakmayan kadınların techiz ve tekfin masrafları, nafakalarını vermekle yükümlü olan kimselere aittir. Eğer kadınların mallan varsa, masraflar o maldan karşılanır. (İmam Şafiî’ye göre de böyledir.)
553- Bir ölünün techiz ve tekfinini varislerinden biri yerine getirse, bu masrafları terekesinden alabilir. Fakat varis olmayan yabancı bir kimse, ölünün akrabasından olsa bile, varislerin iznini almaksızın bu harcamaları yapsa, yaptığı masrafı terekesinden alamaz. İsterse yapacağı masrafı ölünün geriye bıraktığı maldan (terekesinden) alacağına dair şahid tutsun, ister tutmasın, hüküm aynıdır.
554- Bir ölünün mezarı açılıp kefeni çalınmış olursa bakılır: Eğer cenaze bozulmamışsa (kokup çürümemişse), yeniden kefene sarılır. Bu kefen, terekesi henüz bölünmemiş ise, bu maldan karşılanır. Terekesi bölünmüş ise varisleri tarafından temin edilir.
Cenazelerin Kabirlerine Konulması
598- Cenaze kabre götürülüp omuzlardan indirilince, bir engel olmadığı zaman cemaat oturur. Bundan önce oturmaları mekruh olduğu gibi, bundan sonra ayakta durmaları da mekruhtur.
599- Kabrin bir insan boyu kadar derin ve yarım boy kadar enli olması güzeldir. Yarım boy mikdarı derin olması da yeterlidir. Kabirlerde faziletli olan lâhiddir. Şöyle ki: Toprağı sert olan bir kabrin içinde kıble tarafı oyulur. Ölü buraya konulur. Önüne de tahta, kamış veya kerpiç benzeri şeyler konur. Bu durumda toprak, tam ölünün üzerinde değil, bu şeyler üzerine atılmış olur. Bu ölüye karşı bir saygıdır.
Fakat kabrin yeri yumuşak veya ıslak olup da, lâhit kazılması mümkün olmazsa, dere gibi çukur kazılır. Buna “Şakk = Yarma” denilir. Gerek duyulursa, iki tarafı kerpiç ve tuğla gibi bir şeyle örülür. Sonra ölü bunların arasına konulur. Üzerine de, ölüye dokunmayacak şekilde kerpiç veya tahtalar ile tavanımsı bir örtü yapılır.
600- Kabrin dibi ıslak ve yumuşak olduğu zaman cenaze tabut ile gömülebilir. Öyle ki, bu durumda tabutun taştan veya demirden yapılmış olması caizdir. Fakat böyle bir hal olmayınca, tabut ile gömmek mekruhtur. Bazı fıkıh alimlerine göre, kadınların tabut ile gömülmeleri, toprak yumuşak olmasa bile, güzeldir. Dibi ıslak olan bir kabrin içine toprak döşenmesi sünnettir.
601- Cenaze, kıble tarafından kabre konur. Sağ tarafı üzerine kıbleye döndürülür. Bağı varsa çözülür. Sırt üstü yatırılmaz. Cenazeyi kabre koyanlar, “Bismillahi ve âlâ milleti Resûlillâh” (*) derler.
Cenazeyi kabre koyacak olan kimselerin sayısı, ihtiyaca göre değişir. Kadınları kabre koyacak olanların, neseb yönünden ona mahrem olmaları daha iyidir. Bunlar bulunmazsa, yabancılardan iyi halleri bilinen kimseler seçilir. Kadınlar kabre yerleştirilinceye kadar kabirleri üzerine bir perde çekilir.
602- Bir kimse: “falan zat beni yıkasın, namazımı kıldırsın veya kabre koysun,” diye vasiyet ederse onu yerine getirmek gerekmez. Ancak veli olanlar buna rıza gösterirlerse, vasiyet yerine getirilir.
603- Cenazeyi taşımak veya kabri kazdırmak için ücretle adam tutmak caizdir.
604- Bir mezarlıkta, bir kimsenin hazırlamış olduğu bir mezara başka bir ölü gömülecek olsa, bakılır: Eğer mezarlık geniş ise, bunu yapmak mekruhtur. Geniş değilse caizdir; ancak kazı masraflarını ödemek gerekir.
605- Bir kimsenin kendisi için mezar kazıp hazırlaması, bir görüşe göre mekruhtur; çünkü hiç kimse kendisinin nerede öleceğini bilemez. Fakat kefen hazırlamakta kerehat yoktur. Çünkü buna ihtiyaç genellikle bulunmaktadır.
Hazret-i Ebu Bekir efendimiz (Radıyallahu Anh), kendisine bir mezar kazıp hazırlayan bir adama şöyle buyurmuştur: “Kendin için kabir hazırlama, kendini kabir için hazırla.”
606- Bir müslüman kabrinde gömüldükten sonra orada, bir deve boğazlanıp paylaşılacak kadar bir zaman bekleyip Kur’ân okumak güzel görülmüştür. Çok kez “Mülk, Vakıa, İhlâs ve Muavvizeteyn sûreleri, sonra Fatiha ile Bakara sûresinin başı okunur. Sevabı da, cenazenin ve diğer iman sahihlerinin ruhlarına bağışlanır. Ölünün bağışlanması için Yüce Allah’a dua edilir. Cenaze toprağa gömülür gömülmez din kardeşlerinin hemen oradan dağılmaları uygun değildir. Cenazenin ruhu, onların bulunuşu ile alışkanlık kazanır, yöneltilecek sorulara hazırlanmış olur ve Yüce Allah’ın mağfiretini gözetlemiş bulunur.
Resulü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bir cenaze gömüldükten sonra hemen geri dönmezdi. Bir müddet mezarı başında durur ve cemaata karşı şöyle buyururdu: “Kardeşiniz için Yüce Allah’dan mağfiret isteyiniz ve kendisine sükûnet ihsan buyurmasını dileyiniz. O, şimdi sual görecektir.”
607- Mükellef çağına girip de gömülen bir müslümanın mezarı başında “Telkîn” verilmesi meşru görülmüştür. Şöyle ki: Mezara gömüldükten hemen sonra, iyi hal sahibi bir kimse kalkıp ölünün yüzüne karşı durur. Ona hitaben: Ya falan; Yebne fülane! (Ya Osman! Ya Zeyneb’in oğlu, gibi) diye üç kez seslenir. Ölünün ve anasının adlarını bilmezse: Yâ Abdellah; Yebne Havva! denilir. Sonra da şöyle (**) söylenir.
Üç kez de şöyle denilmesi (***) âdet olmuştur:
Umulur ki, bu gibi okuyuşlar ve telkinler sebebiyle Yüce Allah ölüyü bağışlar ve kabir sualinin cevabını kolaylaştırır.
Hanefi fıkıh alimlerinin bir görüşüne göre, gömüldükten sonra telkîn yapılması ne emredilir, ne de yasaklanır.
(Malikîlere göre, telkîn ölüm döşeğinde mendubdur. Gömüldükten sonra yapılması mekruhtur. Şafiîlerle Hanbelîlere göre telkîn yapılması müstahabdır.)
608- Bir müslüman kıldığı namazın, tuttuğu orucun, okuduğu Kur’ân’ın, verdiği sadakanın sevabını, ister hayatta olsun ve ister olmasın, bir müslümana veya bütün müslümanlara hediye edebilir; bu caizdir. Bu sevab onlara verilir ve her birinin aynı sevaba kavuşacağı Allah’ın ihsanından beklenir.
609- Kabirden çıkan toprağın fazlasını kabrin üzerine atmak mekruhtur fakat İmam Muhammed’e göre bunda bir sakınca yoktur. Definde bulunanların kabir üzerine üçer avuç toprak atmaları ilk defasında: “Minha halaknaküm (sizi topraktan yarattık)”, ikincisinde: = “Ve minha nuîdüküm (sizi toprağa çevireceğiz)”, üçüncüsü: = “Ve minha nuhricüküm tareten uhrâ (diğer bir defa daha sizi topraktan diriltip çıkaracağız)”, demeleri müstahabdır.
Kabir üzerine su serpmekte de bir sakınca yoktur.
Kabirler topraktan birer karış veya daha az yükseltilir. Deve hörgücü gibi yapılması mendubdur. Düz bir şekilde yapılmaz ve kireçlenmez. Fakat dağılan bir kabir toprak ile düzeltilebilir.
610- Cenazelerin gündüzün gömülmesi müstehabdır. Geceleyin gömülmeleri de mekruh değildir. Ancak zorunlu bir hal olmadıkça geceleyin gömülmemelidir.
611- Gemide ölen bir kimse, eğer uzaklık veya herhangi bir sebeble karaya çıkarılamayacaksa ve beklemesi ile bozulacağından korkuluyorsa, yıkanır ve kefenlenir. Sonra üzerine namaz kılınarak sağ tarafı üzerine kıbleye karşı denize bırakılır.
(İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, böyle bir ölüye ağır bir şey de bağlanır ki, denizin dibine gidebilsin. İmam Şafiî Hazretlerinin açıklamasına göre de, eğer İslâm ülkesine yakın ise, ölü iki tahta arasına sıkıca bağlanıp denize atılmalıdır ki, sular onu bir sahile atsın da müslümanlar tarafından alınarak gömülsün. Bize de böyle nakledilmiştir.)
612- Ölmüş veya öldürülmüş olan kimseyi, bulunduğu yerin mezarlıklarından birine gömmek müstahabdır. Gömülmeden önce, bir ve iki mil uzaklıkta bulunan başka bir mezarlığa götürülmesinde de bir sakınca yoktur. Daha uzak yere götürülmesi konusunda ihtilâf vardır. Bir görüşe göre, sefer müddetinden daha uzak bir yere gömülebilir. Bunda kerahet yoktur. Fakat gömüldükten sonra artık çıkartılıp taşınamaz; ancak başkasının yerine gömülmüş olmak gibi zaruri sebeblerle olabilir.
(Malikîlere göre bir ölü gömülmeden önce de, sonra da başka bir yere, şu şartlarla götürülebilir: Ölü taşınırken durumu bozulmamalı, hürmette aykırı ve haraketi mucib bir hal olmamalı. Ayrıca naklini gerektiren sebeb olmalı. Su baskını korkusu, ailenin ziyeret edebilmesi için yakın olma düşüncesi ve gideceği yerin bereketi gibi bir sebeb bulunması… Bu üç şarttan hiç biri bulunmazsa, taşınması haram olur.
Hanbelîlere göre de, sahih bir maksada dayanarak cenazelerin gömülmelerinden önce de, sonra da başka yere taşınmaları caizdir. İyi bir kimsenin yanına veya mübarek bir yere taşınması gibi… Yeter ki, kokusunun değişmeyeceği kanaatına varılmış olsun.
Şafiîlere göre, cenazeleri başka yerlere taşımak esasen haramdır. Eğer ölülerini kendi beldelerinden başka bir yere gömmeyi âdet edinmişlerse, oraya taşıyabilirler. Bir de Mekke-i Mükerreme’ye, Medine-i Münevvere’ye Beytü’l-Makdis’e ve iyi kimselerin mezarlığına yakın bir yerde ölenlerin, rayihaları değişmedikçe buralara taşınmaları sünnettir. Bununla beraber bunların taşınmadan önce yıkanıp kefenlenmesi ve üzerlerine namaz kılınmış olması gereklidir. Değilse taşınmaları haramdır. Gömüldükten sonra taşınmaya gelince, bu ancak zaruret halinde olabilir. Haksız yere ele geçirilmiş bir araziye ölüyü gömmek gibi. Sahibinin isteği üzerine oradan başka bir yere götürülmesi caiz olur.
İmam Maverdî’nin açıklamasına göre, yıkanmadan gömülmüş olmak, gömülen yeri su basmak ve rutubet çekmek de, kabrin açılmasını ve ölünün başka bir yere taşınmasını gerekli kılan sebeblerdendir.
613- Ölünün velisi, ölünün gömülmesinden bir gün sonra yedinci güne kadar kolayına gelen şeyi fakirlere sadaka vererek sevabını ölüye bağışlamalıdır. Bu, bir sünnettir. Buna gücü yetmezse, iki rekat namaz kılarak sevabını ölüye bağışlamalıdır. Fakat ölü sahiblerinin birinci ve üçüncü günlerde veya bir hafta sonra ziyafet vermeleri mekruhtur. Ancak ölünün komşularının veya uzak akrabasının yemek hazırlayarak ölü sahiblerine ikram etmeleri ve yemelerine ısrarda bulunmaları müstehabdır. Çünkü cenaze sahibleri kendileri için yemek hazırlayamayacak bir halde bulunabilirler.
614- Ölü sahiblerinin, yapılacak taziyeleri kabul için, üç gün kadar evlerinde oturmaları caizdir. Bununla beraber oturulmaması da iyidir. Cenazenin gömülmesinden sonra, en son üç güne kadar bir defa olmak üzere taziye yapılması müstahabdır. Eğer taziye edilecek kimse ortada yoksa veya uzakta bulunuyorsa, o zaman üç günden sonra da taziye yapılabilir.
Taziyelerin kabristanda veya ölünün kapısı önünde yapılması bidat ve mekruh görülmektedir. Taziyenin tekrarı da mekruhtur. Böyle bir musibete uğrayana: “Allahü Teâlâ size güzel sabır ve bol mükâfat ihsan buyursun,” gibi sözlerle taziye edilir, teselli verilir. Musibete uğrayan kimse de: “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciun = Biz Allah’dan geldik ve Allah’a döneceğiz,” diye Allah’a teslimiyet göstermelidir.
(*) “Yüce Allah’ın ismi ile Resûlullah’ın milleti (dini) üzerine seni gömüyoruz.” demektir.
(**) “Ya Abdellah! Yebne Zeyneb; Üzkür ma künte aleyhi min şehadeti en lâ ilahe illallah ve enne Muhammeden Resûlüllah ve enne’l-cennete hakkun vennare hakkun ve ennelba’se hakkun ve ennessaete atiyyetün lâ reybe fîha ve ennellahe yebasü men fil kubûr. Ve enneke rezîta billahi Rabben ve bil-İslâmı dinen ve bi-Muhammedin (sallallahu aleyhi ve sellem) nebiyye’en ve bilkur’ani imamen ve bilkâbeti kıbleten ve bilmü’minine ihvana. Rabbiyellahu lâ ilâhe illâ hü. Aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbü’l-Arşi’l-azîm.”
Anlamı: “Ey Abdullah! Ey Zeyneb oğlu! Hayatında inandığın ve devam ettiğin şekilde: “Eşhedü en lâ İlâhe illallah ve enne Muhammeden Resûlüllah” şehadet kelimesini söyle. Şübhesiz cennet hakdır (mevcuttur). Cehennem hakdır, öldükten sonra dirilmek hakdır, kıyamet haktır; bunda şübhe yoktur. Yüce Allah kabirlerde olanları diriltip mahşer yerinde toplayacaktır. Sen hatırla ki, Allah’ın Rab olduğuna, dinin İslâm oluşuna, Muhammed Aleyhissalatü vesselamın peygamber olduğuna, Kur’ân’ın imam, Kabe’nin kıble ve mü’minlerin kardeş olduğuna razı bulunmuş idin.
(***) “Ya abdellah! Kul lâ ilâhe illallah. Kul Rabbiyellahu ve diniyel-İslâmü ve nebiyyi Muhammedün. Aleyhi’s salâtü vesselam. Rabbi, lâ tezerhü ferden ve ente hayrül-varisin.”
Anlamı: “Ey Abdullah; De ki: Allah’ dan başka ilâh yoktur. De ki, Rabbim Allah’dır. Dinim İslâm’dır. Peygamberim Muhammed Aleyhisselâm’dır. Ya Rabbi! Bu ölüyü yalnız bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın.”
• ÖLÜM VE CENAZE İŞLERİ.
Ölüm ve cenaze işleri.. Hepimizin başına geleceği gibi her gün akrabalarımızın arkadaşlarımızın müslüman kardeşlerimizin başına gelebilen bir hakikat. Peki biz muttaki bir genç olarak ölmek üzere olan kimseye yapılması icap eden muameleden başlayarak, ölüm anı, öldükten sonra, yıkama esnasında, telkin getirilmesinde, devir yapılması hususunda ne kadar fıkhi bilgiye sahibiz? İşte bu yazıda başta sahih fıkhi kaynak, fetevai hindiye olmak üzre, büyük islam ilmihali ve nimeti islamdan alıntılarla güzel bir bilgi birikimine sahip olacaksınız.
*Feteva-i Hindiye tercemesi sayfalarıdır. (Bazı rakamsız paragraflar bir önceki veya bir sonraki paragrafın sayfasından olurlar) AKÇAĞ yayınları. Cilt 1 Mütercim: Mustafa EFE.
* Büyük İslam İlmihali
İhtizar:
Ölmek üzere olan kimseye Muhtazar denilir. Ölüme hazırlanan kimse demektir.
•Muhtazar sağ yanı üzerine kıbleye karşı çevrilir. 519 Veya ayakları kıbleye doğru olup başı –kıbleye yönelmesi için– biraz yükseltilerek arkası üstüne de yatırılabilir, mutad olan da budur.
•Cenazenin yanında açıktan onun işiteceği bir sesle şahadet kelimeleri (kelime-i şehadet ve kelime-i tevhit) okunur. Muhtazara ‘sende söyle’ diye söylenmez ve ısrar edilmez. Çünkü reddetme korkusu vardır. Muhtazar kelime-i şahadeti bir kere söylerse yeterli görülür, tekrarlanmaz, başka söz söylenir.519
•Muhtazardan küfrü icap ettiren sözler duyulursa o kimsenin küfrüne hükmedilmez. Ona Müslüman muamelesi yapılır.520
•Muhtazarın yanında ‘Ya-sîn’ sure-i celilesini okumak müstehaptır. Ve güzel koku bulundurulur. Cünüp ve hayızlı kimselerin bulunmasında mahzur yoktur. 520 Cenaze yıkanmadıkça yanında kur’an-ı kerim okunmaz, bu mekruhtur. Bu halde iken başka bir odada okunabilir. Büyük İslam İlmihali 229/526
•Dost ve akrabalarının, Muhtazarın bu son anında yanında bulunmaları iyi olur. Muhtazarın Cenab-ı hakka ve ahirete müteallik iyi hüsnü zannını temin edecek konuşmalar yaparlar. Ni’met-ül İslam 820
Vefat:
•Muhtazar öldüğü zaman, mülayimce alt çeneden başının üstüne doğru çenesi bağlanır. Gözleri bir bezle kapatılır. 521 (bunlar, meyyitin şeklini güzelleştirmek için yapılır. Ni’met-ül İslam 820)
•Mafsalları ovalanıp yumuşatılır. Kolları yanlarına uzatılır. Kollarını göğsü üzerine koymak caiz değildir. Parmakları açılır. Uylukları ve bacakları güzelce uzatılır. 521
•Bu esnada “bismillah ve ala milleti rasulillah ilh. Okunur. Ni’met-ül İslam 820
•Meyyitin elbisesi çıkartılır. Üzeri bir bezle örtülür. Karnı şişmesin diye karnının üzerine bir demir, yaş toprak gibi bir şey konulur.521
•Meyyitin borcunu ödemeye onu borçtan kurtarmaya gayret edilir. 521
•Meyyitin yıkanıp kefenlenmesine hemen başlanır.521
•Meyyit yıkanıncaya kadar yanında Kur’an-ı kerim okunmaz, mekruhtur. Ni’met-ül İslam 821
Ğasl/Yıkama:
•Meyyiti yıkamak diriler üzerine vacip olan bir haktır. Meyyiti bir defa yıkamak vaciptir. Tekrar tekrar yıkanabilir. 522
•Meyyiti yıkamak ve çevirmek kolay olsun diye yüksekçe bir yere arka üzeri konulur.
•Yıkayan kimse ‘cenaze yıkama farizasını’ ifa etmeye niyet eder, besmele ile başlayıp, yıkama bitinceye kadar “ğufraneke ya rahman” der. Ni’met-ül İslam 824
•Yıkayan kimse meyyitte görüp de, herkesçe bilinmesini istemediği haller olursa onları gizler. Ni’met-ül İslam 824
•Yıkama suyu sidr veya çöğenle (bir nevi buhur, koku) kaynamış olur. Bunlar yoksa saf su olabilir. Meyyit teneşir tahtasına, ayakları kıbleye gelecek şekilde veya sağı kıbleye gelecek şekilde -hangisi kolaysa- konulur.522 Meyyitin göbeğinden diz kapağının altına kadar olan -avret mahalli- yeri bir bez ile örtülür. Avret mahalline el sürmek, aynen oraya bakmak gibi haram olduğundan dolayı cenazeye taharet yaptıran kimse eline bir bez sarar, (teması önleyecek şekilde mafsallardan yukarı doğru sarılmalıdır. Eldiven yeterli olmaz. Eldiven, yalnızca elin necasete değmesine mani olur) taharetten sonra meyyite namaz abdesti gibi abdest aldırır. Ancak meyyit, Sabi ise / akıl baliğ olmamış olursa abdest aldırılmaz.523 Abdeste cenazenin yüzü yıkanarak başlanır. Önce ölünün kendi sağ eli ve kolu tarafından başlanır. Ölünün ağzına ve burnuna su verilmez/mazmaza ve istinşak yapılmaz. Göbek çukuru ele bir bez sarılarak mesh edilir(Ni’met-ül İslam 823) Başı mesh edilir ve ayakları yıkanır. Ayakların yıkanması sona bırakılmaz.523 Abdestten sonra meyyitin başı, saçı ve sakalı hatmi veya sabunlu su ile veya saf su ile yıkanır. Meyyit sol tarafına yatırılır, sağ tarafı ulaşılabildiği yere kadar yıkanır, sonra sağ tarafına yatırılır ve sol tarafı ulaşılabildiği yere kadar yıkanır (yani meyyitin sırtında kuru yer kalmaz), sonra meyyit, omuzlarından desteklenerek oturma vaziyetine getirilir ve karnı yavaşça aşağıya doğru sıvazlanır. Bir (necaset veya kan gibi bir) şey çıkarsa o çıkan şey temizlenir, tekrar yıkanmaz ve abdest aldırılmaz, sonra da meyyit bir havlu veya bez ile kurulanır.524
•Kefene sarıldıktan sonra cenazeden bir akıntı gelirse artık tekrar yıkanmaz. Büyük İslam İlmihali 231/545md.
•Su bulunmazsa ölüye teyemmüm verilir. Ni’met-ül İslam 826. Cenazeyi yıkayacak su bulunmazsa teyemmüm ile iktifa edilir. Teyemmüm yapıp namazı kılındıktan sonra su bulunacak olursa yeniden yıkanır, namazının yeniden kılınması hakkında imam Ebi yüsüf hz. den iki kavil(kılınabilir, kılınmaz) vardır. Büyük İslam İlmihali230/536md.
•Meyyitin saçı sakalı taranmaz, bıyığı kısaltılmaz, tırnağı kesilmez, koltuk altı ve kasık traşı yapılmaz, olduğu/öldüğü hal üzere defnedilir.524
•Eğer cenazede herhangi bir sebeple akıntı olacak olursa, ağzının, yüzünün üzerine, kulaklarına, önüne ve arkasına pamuk koymakta beis yoktur.524
•Cenaze şişip bozulurda el sürülemez olursa, üzerine su dökmek kâfidir. 524
•Kadınlarda erkekler gibi yıkanırlar 524
•Tenasül uzvu kesilmiş veya husyeleri çıkarılmış/hadım edilmiş olan kimseler de tam erkektir ve erkekler gibi yıkanırlar. Büyük İslam İlmihali 231/538
• Erkekmi kadınmı olduğu tam belli olmayan hunsa-i müşkiller yıkanmaz teyemmüm ettirilir. Ama kefen hususunda kadın gibi kefenlenirler. Büyük İslam İlmihali 231/543
•Doğumdan sonra sesi duyulup, (canlı olduğu anlaşılıp veya anne ve ebesinin bu hususta şehadet edip de) ölen çocuğa isim verilir, yıkanır ve namazı kılınır. Ama sesi duyulmaz, canlılık alameti olmazsa, bu çocuk yıkanıp temiz bir beze sarılır. İsim ve namaz olmadan defnedilir.
•Mesele: rahminde çocuk olan kadın vefat eder ve çocuk hala canlı olursa kadının karnı yarılıp çocuk çıkarılır. Ni’met-ül İslam 846
•Azaları tam olmayan ‘düşük’lerin cenaze namazı Bi’l İttifak kılınmaz, yıkanıp temiz bir beze sarılarak defnedilirler.
•Parçalanmış bir bedenin çoğu veya yarısı ile beraber başı bulunursa yıkanıp kefenlenir ve üzerine cenaze namazı kılınır. Diğer parçalar sonra bulunursa onlara namaz kılınmaz.525
•Cenazeyi yıkayan kimse Cünüp, Hayızlı veya Kâfir olursa, bu yıkama kerahetle beraber caizdir. Ama yıkayıcının Abdestsiz olması ittifakla mekruh değildir.
•Henüz müştehat omayan yani cinsi his uyandıracak derecede büyük olmayan kız çocuğunu bir erkek, böyle bir erkek çocuğunu da bir kadın yıkayabilir. Büyük İslam İlmihali s. 230/537.madde
•Cenazeyi mümkünse bir yakını, olmazsa vera’ ve takva sahibi başka birisi yıkayabilir. 526
•Erkek cenazeyi erkekler, Kadın cenazeyi kadınlar yıkar.
•Bir kadının kendi kocasını yıkaması caiz olur. Ama bir erkek, hanımını yıkayamaz. Ölen bir kadını, zaruret halinde mahremi olan (dedesi, babası, oğlu, dayısı, amcası, kardeşi, yeğeni, torunu) erkek teyemmüm ettirir.528 Kadın cenazenin mahremi olan erkek yoksa namahrem olan erkekler, ellerine biz bez sararak –teması önleyerek- teyemmüm ettirirler. Nur-u l izah 114
•Kocası teyemmüm ettirecek olursa eline bez sarmasına hacet ve Kollarına bakmamak için gözlerini yummasına hacet yoktur. Ni’met-ül İslam 826
Kefen:
•Kefen sarılmadan önce, yıkanmış olan cenazenin alnına –mürekkeple değil de parmak ile– ‘Bismillahirrahmanirrahim’ göğsü üzerine de ‘Lâ ilahe ill ’ yazılması muvafık görülmüştür. Kefene yazı ile yazılması halinde ise mezar zamanla çiğneneceği için muvafık değildir. Büyük İslam İlmihali 238/587
•Meyyit yıkandıktan sonra kurulanır ki kefen ıslanmasın diye. Ni’met-ül İslam 828
•Ölüyü kefenlemek Müslümanlar üzerine farz-ı kifayedir. Erkek için sünnet olan miktar; Lifafe, İzar, Kamis dir. İzar ve Lifafe ölüyü baştan ayağa kadar örter, İzarın baş ve ayakucundan bağlanacağı için biraz uzun olabilir. Kamis ise ‘Boyun’ dan ‘ayağa’ kadardır. 530 (Not: Bu isimler farklı parçalara isim olarak kullanılabilirler )
•Kadın için kefen beş parçadır. Baş ve sadr örtüsü de vardır. Başörtüsü saçları örtüp sıkı tutması içindir. Sadr örtüsü Göğüs üstü hizasından göbeğe veya kalçaya kadardır. 530
•Mürahik ve mürahika (Bülüğ çağına yakın olan erkek ve kız) çocuklar aynen büyük insanlar gibi kefenlenirler. Mürahik ve mürahika olmayan çocukların kefeni ise erkekte en az bir parça, kızda ise en az iki parça bezdir.531
•(Kendisinde hem erkeklik hemde kadınlık uzviyeti bulunan) Hünsa kimse ise ihtiyaten kadın gibi kefenlenir.
•Kefende evla olan beyaz pamuklu bez olmakla beraber değişik kumaşlardan da olabilir. (Erkek için sağlığında giymesi mübah olan her kumaş, onun için kefen olmaya elverişlidir. Mübah olmayan -ipek gibi- kefen olmaz) kadınlarda ise ipekten kefen olabilir, boyanabilir. Kefenlik kumaş eski veya yeni olabilir. 531
•Kefenin beyaz pamuktan olması efdaldir. Kefenin yenisi ile yıkanmışı müsavidir. Herkesin kefeni hayatındaki elbisesi gibi kendine ait olup, borcuna mukaddemdir. Yani cenazenin terikesinden, borçları ödenmeden evvel kefen parası ayrılır. Malı olmayan meyyitin kefeni, onun nafakası kime ait idiyse ona ait olur Ni’met-ül İslam 830–31. Veya hazineden olur oda olmazsa diğer Müslümanlar bu kefeni tedarik ederler.
•Hadis-i şerif:Her kim bir meyyiti yıkar, yayılması münasip olmayan hallerini örterse Cenab-ı hak o kimsenin kırk büyük günahını mağfiret eder; ve her kim bir meyyiti kefenlerse Cenab-ı hak onu sündüs ve istebrak ile giydirir; ve her kim bir meyyite bir kabir kazıp onu defn ederse güya ki mahşer gününe kadar bir meskene yerleştirmiş olur. Bu güzel va’dler cenazeden ücret almayanlara göredir. Ni’met-ül İslam 831-2
Kefenleme:
•Önce İzar serilir, üzerine Lifafe serilir. Meyyit Lifafenin üzerine yatırılır ve Kamis giydirilir. (Meyyiti yıkayıp kefene aktarırken avret mahallinin açılmamasına dikkat etmek lazımdır.) Meyyitin başına, sakalına ve vücudunun diğer yerlerine hanut (denilen güzel koku – gülsuyu) sürülür. 532
Erkeklerin kefenine güzel koku sürülmesinde bir beis yoktur.
Erkek cenazenin alnına, burnuna, ellerinin, dizlerinin ve ayaklarının üzerine Kafür konulur.
•Kefen sarılırken, önce Kamis sonra İzar sonra Lifafenin sol tarafı, sonra sağ tarafı ölünün üzerine konulur. Kefende açılma durumu varsa (Ayak, Göbek ve Baştan) bağlanır. Cenaze kabre konulduktan sonra bu bağlar çözülür.
•Kadında ise aynen erkekte olduğu gibi yapılır. Buna ilaveten saçları iki bölük yapılarak, Kamisin/gömleğin üzerinden sadrının/göğsünün üzerine konulur. Ve üzerine başörtüsü örtülür. Daha sonra hırka denilen beşinci parça -sadr örtüsü- sadrı üzerine örtülür, (beşinci parça olan sadr örtüsü İzarın üstü ile lifafenin arasına konulur. Ni’met-ül İslam 830) ve kefenin üstünden bağlanır.
Not: Resimde dikey taralı olarak bulunan iki parça kadınlar içindir. (Sadr örtüsü göğüslerden göbeğe kadar, bazı görüşlerde diz kapaklarına kadardır ve enlice olur. Ni’met-ül İslam 830/3)
••Cenaze; 1- Ruhu çıktığı zaman, kokuyu gidermek için, 2- Yıkanırken, 3- Kefenlenirken buhurlanır. Kefen 3.5.7 defa buhurlanabilir. 5
Taşıma:
•Cenazeyi dört erkeğin taşıması sünnettir. Tabutu el ile tutmada veya omuz ile taşımada bir beis yoktur. Emzikte olan veya sütten kesilmiş olan veya biraz daha büyük olan çocuğu bir kişinin elleri üzerinde taşımasında da bir beis yoktur. Büyük çocuklar büyük adam gibi taşınırlar.534
•Cenazeyi taşırken koşar gibi olmamakla beraber, cenaze sallanmayacak biçimde hızlı yürümek lazımdır. Faziletli olan, cenazenin arkasında yürümektir. Önünde yürümekte caizdir. Ancak herkesten ileri gitmek, cenazeden uzakta yürümek mekruhtur.
•Cenaze taşınırken meyyitin başı ön tarafta olur.
•Cenazeyi binekli olarak takip etmekte mahzur yoktur. (Bi’l hassa günümüzde uzak mezarlara nakil yapılıyor ki binekte zaruret vardır)
•Cenazede feryat etmek, bağırmak, yaka-paça yırtmak mekruhtur. Ses çıkarmadan ağlamakta mahzur yoktur. Ama sabretmek daha evladır.
•Kadınların, cenazeyi takip etmek için çıkıp peşinden gitmeleri uygun olmaz.
•Cenazenin arkasından gidenlerin susmaları lazımdır. Yüksek sesle konuşmaları, zikir yapmaları mekruhtur. Sessizce zikir yapılabilir, Kur’an-ı kerim okunabilir.
•Cenaze, musallaya; başı batıya, ayakları doğuya gelecek şekilde kıbleye enlemesine/sırtüstü konulur.
•Cenaze mezarlıkta omuzlardan inmeden cemaatin oturması mekruhtur. Tabut yere konulduktan sonra oturabilirler.536
Cenaze Namazı:
•Cenaze namazında diğer namazlarda olduğu gibi hadesten ve necasetten temizlik, setr-i avret, istikbal-i kıble, niyet şarttır. Diğer namazların sıhhati için lüzumlu olan şartlar cenaze namazı içinde geçerlidir.541
•Cenaze üzerine namaz kılmak farz-ı kifayedir. Erkek olsun kadın olsun (kadınlar cenaze namazı kılabilirler) insanlardan bir kısmı veya sadece biri cenaze namazını kılsa diğer insanlardan mesuliyet kalkar. Şayet hiç kimse kılmamış olsa hepside günahkâr olur.
•Cenaze namazının farziyeti ‘ve salli aleyhim’ emri şerifin senet olması ile icmaen sabittir. Büyük İslam İlmihali 237/575
•Cenaze namazında cemaat şart olmadığı için imam tek başına kılabilir.
•Erkekler olmazsa kadınların saf olup –imam diğer namazlarda olduğu gibi safın ortasında bulunur– cenaze namazı kılmalarında bir kerahet yoktur. Ni’met-ül İslam 841
•Bir ölünün cenazesini yalnızca kadınlar kılsalar caiz olup bununla farz eda edilmiş olur. Kadınların cenaze namazını cemaat ile kılmaları caiz olmakla beraber, tek tek kılmaları müstehaptır. Büyük İslam İlmihali 235/565,566
•Cenazenin Müslüman olması ve yıkanması mümkün olduğu müddetçe (Fîma merre) yıkanmış olması gerekir.
•Büyük, küçük, erkek, kadın, hür, köle, her müslümanın üzerine cenaze namazı kılınır.
•Doğumu esnasında ölen çocuğun, o esnada yarısı veya çoğu çıkmışsa namazı kılınır, azı çıkmışsa namazı kılınmaz. 537
•Recm veya kısas sebebi ile öldürülenlerin cenazesi kılınır. Amma anne veya babasını bilerek ve zulmen öldüren kimsenin namazı kılınmaz. Ni’met-ül İslam 847
•Kendisini hataen öldüren kimsenin cenazesi yıkanır ve namazı kılınır, bunda ihtilaf yoktur. Kendisini kasden öldüren (İntihar eden) kimsenin de cenazesi kılınır. 538
•Cenazeyi herkes kıldırabilir(İmam veya veli, akraba), kadınlar kıldıramazlar. Muftâ bih olan kavil odur ki; kişi sağlığında bir kişi için cenaze namazını kıldırmasını vasiyet etmiş olsa, bu vasiyet batıldır. 539
•Cenaze namazını kıldırmaya layık olanlar velayet-i amme sahibi olanlardır. (Hz. Hüseyin efendimiz, ağabeyi Hz. Hasan efendimizin cenaze namazını, Medine-i münevvere valisi olan Sa2D ibn-i As Hz.lerine kıldırtmıştır. Ve ‘eğer sünnet olan bu olmasaydı seni öne geçirmezdim’ buyurmuştur.) Ni’met-ül İslam 839/4
•Kişi hayatında hangi imamın arkasında namaz kılıyorsa, cenaze nazmını o imamın kıldırması daha münasip görülür.
•Bir ölü üzerine bir defadan fazla namaz kılınmaz. Çünki cenaze namazında nafile, meşru değildir. Farz ise ifa edilmiştir.
•Namazı kılınmadan def edilip üzerine toprak atılmış olan bir cenazenin, bozulup dağılmamış olduğuna dair kuvvetli bir kanaat mevcut olunca, hakkını ödemek için kabri üzerine namaz kılınır. Velev ki yıkanmadan defn edilmiş olsun. Fakat bozulup dağıldığına dair galip zan mevcut olursa artık namazı kılınmaz. Bozulup bozulmamak hususunda galip zanna itibar olunur(yani bakmak için kabir açılmaz). Büyük İslam İlmihali
•Cenaze namazını, amir mevkidekiler kıldırmışsa, velisi tekrar kılamaz ve kıldıramaz. Başkası kıldırmışsa ölünün yakını bu namazı iade edebilir.
• Cenaze akşam hazırlanmış olsa, önce akşamın farzı kılınır. Cenaze namazı akşamın sünnetinden önce kılınır. (Yani akşam cenaze nazmı kılınabilir)
•Cenazenin hazırda ve imamın önünde olması şarttır. Hazır olmayan veya hayvan üzerindeki cenazeye namaz kılınmaz. 540,541
•Kayıp bir cenaze üzerine namaz kılmak caiz değildir. Çünkü kıble tarafından, başka yöne dönülmüş olur; Mesela: cenaze doğu tarafında olsa, namaz kılarken kıble ye dönüleceği için, cenaze sol tarafta kalır, cenazeye dönülse kıble sağ tarafta kalır. (Malikilere göre de cenazenin huzuru şarttır, fakat Şafiilere göre kayıp cenaze üzerine namaz kılınabilir. Nitekim Rasülüllah efendimiz Necaşi nin namazını bu suretle kılmıştı. Buna cevaben deniliyor ki ‘bu, Rasülüllah efendimize mahsustur. O nun için yerler toplanarak, Necaşi nin peygamberimizin önüne gelmiş olması mümkindir. Büyük İslam İlmihali 237/574)
•Cenaze namazında kadınlarla muhazat(saffta hiza olma) halleri namazı bozmaz. Diğer nevagız bozar. 541
•Namazda efdal olan odur ki, cenaze erkek olsun kadın olsun imam cenazenin göğsü hizasında durur. Farklı dursa da caizdir. 542
•Namazın üç saf olarak kılınması efdaldir. Mesela yedi kişi varsa birisi imam olur, üçü birinci safta, ikisi ikinci safta biride üçüncü safta dururlar. Hadis-i şerifte “kimin cenaze namazında üç saf Müslüman namaz kılarsa onun günahları afv olunur” buyrulmuştur. Ni’met-ül İslam 839
Namaz
•Namaz dört tekbirlidir. Bir tanesi eksik olsa namaz caiz olmaz. Namaz kılacak kişi iftitah tekbirini alır. Sübhâneke’yi vecelle senâüke ile beraber okur. Sonra bir tekbir daha alır. Salevât-ı Şerife (salli-barik dualarını veya başkasını) okur 543
•Cenaze namazında üçüncü tekbiri alır. Ölü için ve bütün Müslümanlar içn dua eder. Yani cenaze duasını okur. Cenaze duasını bilmeyenler başka dualar okur. (Kunud duaları veya dua niyetiyle Fâtiha suresi veya Rabbena duaları gibi). Sonra dördüncü tekbiri alır. Hiçbir şey okumadan selam verir. 543
Cenaze duası:
اللهم اغفر لحينا وميتنا وشاهدنا وغائبنا وذكرنا وانثينا وصغيرنا وكبيرنا. اللهم من احييته منا فاحيه علي الاسلام ومن توفيته منا فتوفه علي الايمـــان. وخص هذاالميت بالروح والراحـــة والمـــغفرة والرضوان. اللهم ان كان هذاالميت محسنا فزد في احسانه وان كان مسيئا فتجاوز عنه ولقه الامــن والبشرى والكرامة والزلفى برحمتك يا ارحم الراحمين.
•Dördüncü tekbir alındıktan sonra eller bağlanmadan selam verilir. Selam verdikten sonra elleri bırakmak veya sağa selam verip sağ eli, sola selam verip sol eli bırakmak münasip değildir. Zira, içinde kıraat olmayan bir kıyamda elleri bağlamak sünnet değildir. 543
• İmam tekbirleri sesli alır. Diğerleri sessiz okur. İmam ve cemâat ara tekbirlerde elleri kulaklara kaldırmaz, başını ve gözlerini de kaldırmaz. 543
•Cenaze namazının başında imama yetişmeyenler eksik tekbirlerini namazın sonunda alırlar, Aralarında dua okumazlar. 543-4
•İmam yanlışlıkla üçünü tekbirden sonra selam vermiş olsa dördüncü tekbiri alır, tekrar selam verir. 544
•Namazı bozan şeyler cenaze namazı için dahi geçerlidir/namaz bozucudur. İmamın baliğ ı-olması diğer namazlarda şart olduğu gibi bunda da şarttır. Ni’met-ül İslam 835
•Namazda meyyitin avret mahalli örtülü olmalıdır, Ni’met-ül İslam 835
•Üç mekruh vakitte cenaze namazını kılmak mekruhtur. Ni’met-ül İslam 835
•Çok sayıda cenaze olsa imam muhayyerdir. İsterse bunların namazlarını ayrı ayrı kıldırır. İsterse hepsini birden niyet ederek bir cenaze namazı kıldırır. İsterse onları yan yana dizer. Efdal olanın önünde durur. İsterse kıble cihetine doğru uzunlamasına dizer. En önce getirileni veya en faziletli olanı imama en yakın olur. 544
• Cenazeler erkek kadın çocuk karışık olursa önce erkekler, arkasına erkek çocuklar, onun arkasına hunsalar, onun arkasına kadınlar ve onların arkasına da kız çocuklar konur. 544
•Cenaze imamının abdesti bozulmuş olsa yerine başkası geçebilir. 545
•Yıkanmadan veya namazı kılınmadan defin edilmiş bir cenazenin kabri üzerine üç güne kadar veya cenazenin parçalandığı bilinmediği müddetçe cenaze namazı kılınır. 545
•Cenaze namazı namazgâhta, açık alanda veya evde kılınabilir. 545
•İçinde cemâatin namaz kıldığı mescitlerde cenaze namazı kılmak mekruhtur. Cenazenin de cemâatin de beraberce mescitte bulunması, cenazenin dışarıda cemâatin mescitte olması, cemâatin bir kısmının mescidin dışında diğer kısmının mescidin içinde olması, cenazenin mescitte, imamla cemâatin mescidin dışında olması müsavidir. Hepsi mekruhtur 545. Ancak bu haller yağmur ve benzeri özür olursa mekruh olmaz. 546 (Fakat cemaat ile imam dışarıda olup cemaatin bir kısmı içerde olursa mekruh görülmediğide vardır. Mekruh olması halinde ise kerahet ‘tenzihen’ dir. Bakınız: Ni’met-ül İslam 844/2)
•Canaze namazının mezarlıkta kılınması münasip görülmemektedir. Büyük İslam İlmihali 236/570
•Caddelerde ve hususi mülk sayılan yerlerde –hakka tecavüz olmasın diye– cenaze namazı kılmak mekruhtur. Ni’met-ül İslam 844
•Üç kerahet vakti içinde cenaze namazı kılmak mekruh olmakla beraber kılınırsa iadesi lazım gelmez. Ama bu vakitlerde defin yapmak mekruh değildir. Büyük İslam İlmihali 236/573
•Cenazenin peşinde gidenlerin cenaze namazını kılmadan geri dönmeleri münasip olmaz. Namazdan sonra cenaze sahibinden izin alınarak dönmek iyi olur.
•Hazırlanmış olan cenazeleri bir an evvel götürüp kabirlerine defn etmek evladır. Mesela: Cuma günü sabahleyin hazırlanmış olan bir cenazenin, cemaati çok olsun diye Cuma namazından sonraya bırakılması mekruh görülmüştür. Bayram namazı vaktinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı da bayram namazından sonra, bayram hutbesinden önce kılınır. Büyük İslam İlmihali 239/589
Nakil:
•Cenazeyi defnetmek gibi onu taşımakta farz-ı kifayedir. Taşıyanlar ücret almazlar. Cenaze götürmek ibadettir; münasip olan buna gayret etmektir. Efendimiz aleyhissalat-ü ve-s selam hazretleri dahi Muaz bin cebel hazretlerinin cenazesini taşımıştır. Ni’met-ül İslam 849
•Cenaze taşımakta sünnet olan; onu dört tarafından dört kişi omuzlayarak götürmektir. Bu tarzda hem cenazeye hürmet hemde götürenlere yardımcı olmak vardır.
•Mazeret olmadıkça cenazeyi arkaya veya hayvana/arabaya yüklemek veya dört kişiden eksik kimselerin taşıması mekruh olur. Amma küçük çocuk cenazesini bir kişi elleri üzerinde taşıyabilir.
•Münasip olan cenazeyi her bir kimsenin kırk adım taşımasıdır. Cenazeyi kırk adım taşımış olan kimse hakkını ifa etmiş olup, hadisi şerifte buyrulduğu gibi kendisinin kırk kebiresi/büyük günahı kefaret olmuş olur.
•Kadınların cenazeyi takip etmeleri tahrimen mekruh olduğu gibi yüksek sesle dua ve zikir dahi mekruhtur.
•Cenaze arkasından, insanların dikkatini çekmek için “küllü hayyin yemüyütü/her canlı ölecektir” ve benzer şekilde feryad etmek mekruhtur. Buraya kadar olan kısım Ni’met-ül İslam dan alınmıştır.849 ve devamı.
Kabir – Defin
•Kabir; insanın, vefatından sonra defin yeridir. Ve ziyaret mahalli olmak itibarı ile ‘mezarı’dır.
•Bir boy derinliğinde ve yarım boy genişliğinde olmalıdır. Zemin sert olursa lahit yapılır. Ni’met-ül İslam 854
•Ölüyü defn etmek farz-ı kifayedir.547 Geceleyin defnetmekte beis/kerahet yoktur ama mümkün mertebe gündüz defnetmelidir, müstehaptır.549
•Sünnet olan mezar şekli lahittir. Yani mezarın kıble tarafına cenazeyi koymak için hazne açmaktır. Yer-zemin yumuşak olduğu zaman mezar şakk yapmakta beis yoktur. yani ortasını nehir gibi kazıp iki tarafı kerpiçle vb… örülür. Cenaze oraya konularak üzeri tavan gibi kapatılır.547
•Zemin yumuşak olursa cenazeyi tabutla koymak caizdir.547
•Cenazeyi fâsıkların yerine defn etmek mekruhtur.548 Faziletli kimselerin bulundukları yere defn etmek evladır. 549
•Cenaze/tabut mezarın kenarına indirilir. Mezarın kıble tarafına konulur. Cenaze buradan alınarak mezara indirilir. Cenazeyi alan kimselerin de yönleri kıbleye dönük olur.
•Bir kadının cenazesini mahrem olan akrabasının indirmesi evladır. Mahremi yoksa mahremi olmayan diğer akraba, akraba olmayanlardan evladır. Kadın kabre tabuttan alınırken, indirilirken üzeri örtülür.548 Namahrem olan Salih kimselerden de olabilir.
•Diğer kadınlar kadın cenazenin ne kadar aykını olurlarsa olsunlar kabre giremezler. Kabre inecek olan erkeklerin sayısında bir adet yoktur. Ni’met-ül İslam 856
•Cenaze mezara / lahde konulurken “Bismillâh ve alâ milleti rasûlillâh” denir.548548 Kabir yerden bir karış kadar kaldırılır. Dört köşe yapılmaz, çamurla sıvanmaz. 548 Deve örgücü gibi yapmak mendüpdür. Ni’met-ül İslam 857 Cenaze sağ yanı üzerine arkası toprakla desteklenerek kıbleye karşı konulur.(Hadis-i şerif: beyt-i haram sizin hayatınızda da memat’ınızda da kıblenizdir) Kefenin bağları çözülür. Lahdin üzeri kerpiç ve kamışla tesviye edilir.( kiremitle değil)
•Kabir üzerine su serpmekte bir beis yoktur. Büyük İslam İlmihali 243/610
•Kabrin belli olması, ezilmemesi için üzerine ağaç dikilir veya bir taş dikip isim yazmakta dahi beis yoktur. Ni’met-ül İslam 857
•Kabrin üzerinde oturmak, uyumak, def’i hacet yapmak mekruhtur.
•Kişinin sağlığında kendisi için mezar kazdırmasında beis yoktur. 549
•Definden sonra orada bir müddet oturup Kur’ân-ı Kerim okumak ve ölü için dua etmek müstehaptır. Okunan Kur’ân-ı Kerim ve dualar ölüye(de hayatta olanın ruhuna da) fayda verir. 549
•Zaruret olmadıkça bir kabre birden fazla cenaze koymak mekruhtur. Zaruret halinde ise kabrin kıble tarafına erkek, (erkeklerin efdal olanı), onun gerisine erkek çocuk daha sonra sırasıyla hunsâ, kız çocuk, kadın konulur. mendüp olan veche göre Araları toprak ile ayrılır. 550 Uhud şehitleri bu şekilde defedilmişlerdir. Büyük İslam İlmihali 248/627
•Bir cenaze tamamen çürümüş, tamamen toprak olmuş ise o kabre başka birini defn etmek, kabri üzerine bir şey ekmek veya bina yapmak caiz olur. 550 (bugün bu hususta tanınan zaman, beş senedir)
•Yeni defin yapılacağı zaman, mezardan çıkan kemikleri kırmak veya başka bir yere nakletmek caiz olmaz. Zimmîlerin kabirleri dahi böyledir, zira onlar hayatlarında da mematlarında da Müslümanların etbaı dırlar dır. Ni’met-ül İslam 858
•Ölen veya öldürülen kimseleri öldükleri yerin kabristanına defn etmek müstehaptır. Ancak definden önce iki mil mesafeye taşımakta beis yoktur. Ama definden sonra nakletmek münasip olmaz. 550
•Cenaze kabirde kıble tarafına konmamış olsa ve kabir de kapatılmamış ise açılır, kerpiçle dondurulur. Kabir kapatılmış ise açılmaz. Kabre bir şeyin düştüğü anlaşılırsa kabir açılır, düşen şey çıkartılır. 551
•Kabristanın otunu, odununu kesmek mekruhtur. (Dişinizi kurcalamak için bir kürdan bile almayın evlatlarım) buyrulmuştur.
•Cenaze sahibine taziyede (başsağlığında ) bulunmak güzeldir. Bunun süresi üç gündür. Ancak cenaze sahibi ve taziye yapacak kişi gaib iseler üç günden sonrada taziye yapılabilir.
•Mahremiyet hudutlarına riayet etmek şartı ile ölünün bütün yakınlarına taziyede bulunmak güzeldir. Taziye definden önce ve sonra yapılabilir. 551 Taziyeleri kabul etmek için bir yerde bulunulabilir. 553
•Ölünün arkasından sesli olarak ağlamak caiz değildir. Sessiz ağlanabilir. 553. Sessizce ağlayabilir, Kalben mahzun olabilir. Yaka yırtmak, saç yolmak, dizleri dövmek gibi şeyler haramdır. Büyük İslam İlmihali 240/595
• Siyah matem elbisesi giymek erkek için mekruhtur.
•Ölüme müteakip ilk üç gün içinde ölü evinin yemek yedirmesi mekruhtur. Ama komşularının yemek yapmalarında bir beis yoktur.
•Cenaze sahiplerinin, taziye için üç gün kadar evlerinde bulunmaları caizdir. Taziyenin kabristanda veya ölünün kapısı önünde yapılması bid‘at ve mekruh görülmektedir(ama günümüzde cenazeye uzaktan iştirak edip, cenaze sahibinin evine kadar gitme imkânı olmayan insanlar için, mezarlıkta taziye cihetine gidiliyor?).
•Taziye yaparken “Allahü Teala size sabrı cemil / ecri cezil ihsan buyursun” gibi sözlerle teselli verilir. Büyük İslam İlmihali 245/615
•Kabrin üzerine yeşillik bir şeyler koymak bir şey değildir, sünnet olan dikmektir.
Telkin
•Bir Müslüman kabre bırakıldıktan sorma orada bir deve kesip / paylaşılacağı kadar bekleyerek kur’an-ı kerim okumak güzel görülmüştür. Çok kere Sure-i mülk, Sure-i vakıa, ihlas-ı şerif ve muavvizeteyn, Fatiha-i şerife ve elif-lâm-mîm okunur. Sevabı cenazenin ve ehli imanın ruhlarına bağışlanır. Rasül-i Ekrem Sall ü aleyhi ve selem efendimiz, bir cenazenin defnini müteakip hemen dönmez bir müddet beklerdi. Ve cemaate hitaben “kardeşiniz için Allah-u Teala dan mağfiret isteyiniz…. O şimdi süal görecektir” diye buyururdu. Büyük İslam İlmihali 242/607
•Kabre konulan ve mükellefiyet çağına gelen bir İslam mevtası hakkında telkin verilmesi meşru görülmüştür. Şöyle ki cenazenin kabre defnini müteakip bir Salih kimse kalkıp meyyitin yüzüne karşı durur. Ona hitaben; mesela ‘Ya Osman! Yebne Zeynep’ diye üç kere hitap edilir. Kendisinin ve annesinin adları bilinmezse ‘Ya abdelleh! Yebne Havva’ denilir. Sonra şu dua okunur
Mu‘tad olan telkin duası:
يا عبدالله يا ابن حواء اذكرالعهدالذى خرجت علي من الدنيا شهادة ان لا اله الا الله وان محمدا رسول الله وان الجنة حق والنار حق وان البعث حق والساعة اتية لا ريب فيها وان الله يبعث من فى القبور. وانك رضيت بالله تعالى ربا وبالاسلام دينا وبمحمد صلى الله عليه وسلم نبيا ورسولا وبالقرئان اماما وبالكعبة قبلة والمؤمنين اخوانا. قل ربى الله ودينى الاسلام وكتابى القرئان ونبيى محمد صلى الله عليه وسلم . رب لاتذره فردا وانت خيرالوارثين
•Umulur ki bu gibi dua ve telkinler vesilesi ile Allah-u Teala ölüye rahmet eder ve kabir sualine cevap vermesini kolay kılar.
Devir,
Devir, keffaret, Iskat-ı salât, alt-üst, aynı isimlerdir. Büyük İslam ilmihalinden hulasa edilmiştir. S 218
Devir meselesi ayet ve hadisle sabit olmayan, İmam Muhammet Eş-şeybani hazretlerinin “Ziyadat” isimli kitabında ‘Fidye-i Salât İnşaLLAH kifayet eder’ sözüne itibarla yapılır. Hazret-i Mevla’dan, bu muameleyi kabulü ümit edilir.
Devir, şu sebepler için yapılır. Iskat-ı salât, ıskat-ı savm, ıskat-ı udhiyye(kurban), keffaret-i yemin, bozulup kaza edilmemiş nafile namazlar, nezr edilip eda edilmemiş olan nezir namazları ve nezir kurbanları, yapılmamış olan tilavet secdesi.
Devir şu zamanda yapılır: Münasip olan, meyyit kabre def edilmeden yapmaktır. Mamafih definden sonra da yapılabilir.
Kendileri ile devir yapılacak fakirler arasında; çocuk, matüh, mecnun, zengin ve gayr-i Müslim bulunmamalıdır.
Devirden sonra velinin eline hibe sureti ile iade edilen paradan, kendileri ile devir yapılan fakirlere ve başka fakirlere verilir.
Fidye olarak, para yerine ziynet eşyası konulmuşsa, şu muameleler, ziynet eşyasının kıymeti üzerinden yapılabilir.
Bu fidyeler aslen meyyitin terike’sinden yapılır. Ama velisi/varisi, meyyit adına teberru edip yaptırabilir.
Devir şöyle yapılır. Evvela meyyitin vefat yaşına bakılır. Meyyitin, erkek veya kadın oluşuna göre, bu vefat yaşından, erkeklerden 12, kadınlardan ise 9 yaş, çocukluk yaşı olarak düşülüp, meyyitin mükellefiyet yaşı tesbit edilir. Bu mükellefiyet yaşı 12 ay ile çarpılır ve meyyitin, ay olarak mükellefiyet ömrü bulunur.
Ayrıca, bir günde [vacip olan vitir namazı ile beraber] 6 vakit namaz hesabı ile 30 günde 180 vakit olarak, aylık namaz hesap edilir. Her vakit namaz için bir fidye(ramazan ayındaki fitre miktarı) hesap edilir. 180 vakitlik bu toplam fidye, bir kişinin elinde (bir çıkın veya zarf içinde) bulunur. Bu fidye miktarı, meyyitin mükellefiyet ömrü olan ay sayısınca el değiştirir. Bu el değiştirmede fidyeyi alacak olan kimse fakir/nisabın altında mala malik bir insan olmalıdır.
Meyyitin velisi/varisi/vekili elindeki fidyeyi fakire verirken, “filan oğlu filan’ın keffaret-i salatı, keffaret-i savmı ilh. olmak üzere bunu al” der ve fakire bu meblağı temlik eder. Fakir dahi bu meblağı قبلت diyerek temellük eder. Sonrada fakir bu meblağı, meyyitin velisine وهبت diyerek hibe eder. Böylece bu temlik ve temellüklerle ay sayısı tamamlanır.
Hesap şekli (erkeğe göre, kadın buna kıyas edilir)
Meyyitin vefat ömrü: 72–12(Hadd-i büluğu)=60 sene(mükellef ömrü)
Meyyitin sabavet ömrü 12=
Meyyitin mükellefiyet ömrü (sene) 60Ï12= 720 ay
Meyyitin mükellefiyet ömrü (ay) 720 (aylık fidye olan 900 Ytl ile 720 defa temlik-temellük yapılır.)
___________________________________
1 ay, gün sayısı 30
1 gün, namaz sayısı (+ vitir) 6
1 ay, namaz sayısı 180 (30×6=180)
1 ay, fidye miktarı 180*5 Ytl =900 Ytl.
Kabir ziyareti;Büyük İslam ilmihalinden hulasa edilmiştir. S 246
Kabirleri haftada bir gün, bi-l hassa Cuma ve Cumartesi günleri ziyaret etmek erkekler için mendüptür. Salih zatların kabirleri teberrük için ziyaret edilir. Velev ki uzak bir yerde bulunmuş olsun, bu hususta yolculuğu ihtiyar etmek mendüptür.
Yaşlı kadınlarda ibret almak, teberrükte bulunmak için kabirleri ziyaret edebilirler. Bir fitne kokusu bulunmadıkça bunda bir beis yoktur.
Ziyaretçi, ayakta olarak, meyyitin, yüzüne karşı veya kıbleye karşı durup dua etmeli,
Yasin suresini okumak pek sevaptır. Hz. Ali efendimiz, ‘Allah-u teala nın ölülerimize kolaylık vereceği, okuyan da ölüler adedince sevap vereceğini’ rivayet buyurmuşlardır.
Ayrıca meyyit için okunacak dualar, huzurda okunacaksa 1 Fatiha 11 İhlas okunur, Uzaktan okunaksa 1 Fatiha 3 İhlas okunur. Ziyaret esnasında uzun beklenilmez, zira diğer ziyaretçiler için eziyet olur. Ama etraf tenha ise uzun beklenilebilir.

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?




© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.