22

Ağustos
2012

YILDIZ MBST İÇİN DİYANET İLMİHAL İtikat-M.tarihi-Akaid-Fıkıh)TESTLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  615 Kez Okundu

İSLAM DİNİ İLE İLGİLİ SORULAR

S-1-Kuranda geçen ‘Allah katındaki din İslam’ dır ‘’Hepiniz Allahın ipine sımsıkı sarılın parçalanıp ayrılmayın’’ayetleri hangi surededir.

a) Bakara b) Maide c) İbrahim d) Ali imran e) Enfal

S-2-Allahı tanıma ve bilmeye ne denir?

a) marifetullah b) mahabbetullah c) ihlas d) ihsan

S-3-Kuranı kerimin vahyi kaç yılda tamamlandı?

a) 22 b) 23 c) 24 d) 25

S-4-Aşağıdakilerden hangisi mezhep kelimesinin sözlükteki anlamı değildir.

A) doktrin b) akım c) kurtuluş d) yol e) yer

S-5-Akaid mezhepleri için hangisi kullanılmaz?

a) grup b) fırka c) tebliğci d) nıhle

S-6-Peygamberimiz hadisinde ümmetinin 73 fırkaya ayrılacağını bunlardan birinin kurtuluşta,diğerlerinin ateşte olacağını belirtmiştir. Bu kurtuluşa eren fırka hangisidir?

a) fırkai Hayriyye b) fırkayi Naciye c) fırkayı Kamiliyye d) fırkai Cemaliyye

S-7-Hangi mezhebe ehli sünneti hassa denir?

a) selefiyye b) maturidiyye c) eşariyye

S-8-Görüşleri itibariyle İslam ve iman çerçevesinin dışında kalan ehli bidat mezhebi hangisidir?

A) hariciye b) yezidiyye c) mutezile d) şia

S-9-ehli bidat aşağıdakilerden hangisiyle anılmamıştır?

a) ehli ehva b) fırakı dalle c)ehli dalal d) ehli amme

S-10-Akıl karşısında kesin tavır takınıp nakli tek hakim kabul eden mezhep hangisidir.

A) muteziler b) cebriye c) selefiyye d) eşariyye

S-11-Akaid sahasında ayet ve hadislerle birlikte,aklıda dinin anlaşılması için gerekli bir temel kabul eden mezhep hangisidir?

a)mutezile b) maturidiyye c) şia d) eşariyye

S-12-Kadından da peygamber olur diyen mezhep hangisidir?

A) mutezi b) şia c) hariciler d) eşari

S-13-Abbasiler devrinde kadılkudat (baş kadı)ünvanını alan imam kimdir.

a)imamı azam b)ebu Yusuf c)ebu Muhammed d)imam malik

S-14-Mantık kurallarıyla çelişir gördüğü ayet ve hadisleri akla öncelik vererek yorumlayan ve akılcı bir mezhep olan mezhep hangisidir.

a) mutezile b) haricilik c) şia d)eşarilik

S-15-Kelamda yenilikler ve değişiklikler yaparak bu ilmi felsefe ile rekabet edebilecek bir güce kavuşturan mezhep hangisidir.

A) Mutezile b) maturidi c) selefi d) eşari

S-16-Dini tebliğ olmasa da kişi akılla Allah ı bulabilir,iyi ve kötü güzel ve çirkin akılla bilinebilir,görüşleri hangi mezhebindir.

a) eşari b) maturidi c) selefi d) mutezi

S-17-farsça ilk tasavvuf kitabının adı nedir?

a) tabakatüs sufiyye b) hücviri c) keşfül mahcup

S-18-Büyük alim Hammad b.ebu Süleyman daha sonraları Cafer es Sadık ve Muhammed el Bakırdan ders alan mezhep imamı kimdir.

A) imamı azam b) imamı malik c) imamı şafi d) Ahmet b. Hambel

S-19-Üç kardeş meselesi diye bilinen meselenin tartışmasında hocası ebu ali el cübbaiye üstün gelmiş,hocasının görüşlerini doyurucu bulmadığı için ayrılıp yeni bir mezhep kurmuştur bu mezhep hangisidir.

a) Haricilik b) Eş’arilik c) Şia d) Cebriye

S-20-Büyük günah işleyen kimsenin iman ile küfür arası bir mertebede olduğunu söyleyerek ehli sünnet bilginlerinden hasan ı basrinin dersini terk edip yeni bir mezhep kurmuştur bu mezhebin adı nedir.

a) mutezile b) haricilik c) şia d)eşarilik

S-21-Hangi mezhep imamının Türk olması kuvvetle muhtemeldir.

a)Ebu mansur Mahmut el maturidi b)İsmail el eşari c) malik bin Enes d) Ahmet bin hambel

S-22-Görüşlerini beş prensip etrafında sistemleştiren bunlar ise 1-tevhid2-adl 3-vaad ve vaid 4-el menzile beynel menzileteyn 5-emir bil maruf nehiy anil münker. olan mezhep hangisidir.

a) eşari b) maturidi c) selefi d) mutezi

S-23-Peygamberimiz yemene kadı olarak kimi göndermiştir.Göndermeden önce Allah’ın kitabında ve Resulünün sünnetinde bulamadığın bir konu hakkında karşılaşırsan ne yaparsın sorusuna kendim içtihat ederim cevabını vermiş Resulullah ziyadesiyle memnun olmuştur.

A)muaz bin cebel b)musap bin umeyr c)Abdullah bin cubeyr d)musa bin ali

S-24-Muvatta hangi meshebin kaynak kitabıdır?

A)Hanefi b)maliki c)şafi d)hanbeli

S-25-Suudi Arabistanın resmi meshebi nedir?

A)Hanefi b)Maliki c)Şafi d)Hanbeli

S-26-Tasavvuf hayat tarzını ve düşüncesini Türkçe ifade eden Ahmet yesevi nin kitabının adı nedir?

A) divanı hikmet b) divanı lugatüt türk b) mesnevi

S-27-Genellikle fıkıhta hanbeli olanlar akaidde hangi mezhebtendirler?

a) eşari b) maturidi c) selefi d) mu’tezile

S-28-Gazzali , Fahrettin er razi , kadı beyzavi ,teftezani ,cüveyni gibi hepimizin bildiği kelam bilginleri hangi mezheb kelam bilginleridir.

a) Selefi b) eşari c) maturidi d) Hanefi

CEVAPLAR:

1-D 2-A 3-B 4-C 5-C 6-B 7-A 8-B 9-D 10-C 11-B 12-D 13-B 14-A 15-D 16-B 17-C 18-A 19-B 20-A 21-A 22-D 23-A 24-B 25-D 26-A 27-C 28-B

S-1-(D ) Zeydiyye fırkasına Hz Alinin torunu Zeyd bin Ali Zeynelabidin e nisbet edildiği için bu ad verilmiştir.

S-2-(Y ) islami literatürde Tanrının kendini göstermesi genellikle rahman ve rahim terimleriyle ifade edilir.

S-3-( Y)İnanç konularını sistematik bir yapıya kavuşturmaya çalışmaya tefsir ilmi denir.

S-4-(D ) Allahın zati,fiili ve haberi sıfatlarının hepsini tevilsiz,nasılsa öyle kabul ettiği için selefiyyeye ‘’sıfatiyye’ mezhebide denir.

S-5-(D ) Tabiun mezhep imamları,büyük müctehitler ve hadisçiler selefiyyedendir.

S-1-Hz Ali ile Hz Muaviye arasında geçen sıffın savaşından sonra halife tayin işi hakeme bırakılınca ortaya çıkan mezhebe …HARİCİLİK………………………………..denir.

S-2-Sözlükte taraftar yardımcı anlamına gelen mezhep ………ŞİA…………………………dır.

S-3-Şianın günümüze ulaşan üç büyük fırkası1-İSMAİLİYYE……………………..2-…ZEYDİYYE…………………3-…İMAMİYYE (İSNA AŞERE)……………………….dir.

S-4-itikadi konularda mutezile mezhebine fıkıh sahasında ise Hanefi mezhebine yakın görüşlere sahip olan şianın …İSMAİLİYYE………………………….. fırkasıdır.

S-5-Halen İranın resmi mezhebi olan Irakta ve Azerbeycanda yaşayan Müslümanların %60 ınında inandığı şia mezhebinin fırkasının ismi…İMAMİYYE……………………………………..dir.

S-6-fıkıh ilminde uzman olan kişilere ………FAKİH……………………..denir.

S-7-imamı azam efendimizin vefat ettiği yıl imamı…ŞAFİİ………………. dünyaya gelmiştir.

S-8-medine imamı diye meşhur olan ve orada doğan imam…………MALİKİ………………..dır

S-9-Değişik mezheplerin hükümlerinden yararlanmaya veya farklı hükümlerinbir araya getirilmesine…TELFİK……………………………..denir.

S-10-Tanrıyı görüyormuşçasına ibadet etmeye……İHSAN…………… denir

S-11-Dinin birinci unsuru……İMAN …………….ikinci unsuru…AHLAK………….üçüncü unsuru iseİBADET……………..tır.

1-D 2-Y (yaratma(halk)buyurma(emir)) 3-Y (kelam) 4-D 5-D

1-haricilik 2-şia 3-zeydiyye,ismailiyye,imamiyye(isnaaşeriyye) 4-zeydiyye 5-imamiyye 6-fakih(çoğulu fukaha) 7-şafi 8-maliki 9-telfik 10-ihsan 11-inanç,ibadet,ahlak

AKAİD SORULARI

s-1-Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi,inkar özelliği taşıyan inanç,söz veya davranışından ötürü kafir saymaya ne denir?

a-mürted b-irtidad c-tekfir d-küfür

s2-Kişinin kendi irade ve ifadesiyle islamdan ayrılması ve hukuk düzeni tarafından da dinden çıkmış sayılmasına ne denir?

a-mürted b-irtidad c-tekfir d-küfür

s-3-Amentü de belirtilen esasların 6 tanesinden 5 tanesi kuranda zikredilmiş bir tanesi bunlarla birlikte kuranda zikredilmemiştir.Bu zikredilmeyen esas hangisidir?

a-kadere iman b-meleklere iman c-ahiret gününe iman d-peygamberlere iman

s-4-aşağıdakilerden hangisi Allahın varlığının delilleri arasındadır.

a-fıtrat delili b-hudüs delili c-imkan delili d- nizam delil e- hepsi

s-5-aşağıdakilerden hangisi hadislerde geçen ismi azam (allahın en büyük ismi) lardan biri değildir.

a-Hüda b-rahman rahim c-zül celali vel ikram d-el hayyul kayyum

s-6-az amele bile çok sevap veren allahın ismi hangisidir?

a-muhit b-müheymin c-şekür d-vasi

s-7-dilediğini muhtaç olmaktan kurtaran allahın ismi hangisidir

a-muğni b-mani c-nafi d-muksit

s-8-sonradan olan şeylere benzememek allahın hangi sıfatıdır?

a-kıyam bi nefsihi b-beka c- muhalefetün lil havadis d-tekvin

s-9-aşağıdakilerden hangisi ülülazm peygamberlerden biri değildir.

a-musa (a.s) b-isa (a.s) c-nuh (a.s) d – süleyman (a.s) e-muhammed (a.s)
korkutma olan ayetler hangi çeşit vahiyle gelmiştir.

a-çıngırak sesi b-cebrailin kendi asli şekliyle c- cebrailin insan şeklinde gelerek d—uyku halinde gelen vahiy

s-11-kuranda mucize terimi yerine hangisi kullanılmamıştır.

a-ayet b- güç c-beyyine d-burhan

s-12-peygamber olacak şahsın henüz peygamber olmadan önce gösterdiği olağan üstü durumlara ne denir.

a-istidrac b-meunet- c- mucize d- irhas

s-13-allahın mümin kullarına darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman olahan üstü bir şekilde yardım etmesine ne denir.

a-istidrac b-meunet- c- mucize d- irhas

s-14-kafir ve günahkar kişilerin gösterdiği olahan üstü olaylara ne denir.

a-ihanet b-istidrac c-meunet d-irhas

s-15-kafir ve günahkar kişilerden arzu ve isteklerine aykırı olarak meydana gelen olay nedir.

a-ihanet b-istidrac c-meunet d-irhas

s-16-insanın tekrar diriltileceği kuyruk sokumu kemiğine ne denir.

a-eşratüs saat b-bas c-leza d-acbüz zenep

S-1-dinden çıkana …mürted……………………………….denir.

s-2-…Allah……………varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan yüce varlığın adıdır.

s-3-alemin ve alemdeki varlıkların sonradan yaratılmış olup bir yaratıcıya muhtaç olduğu delile hudus………delili denir.

s-4- varlığı kendiliğinden olmak,var olmak için bir başka varlığa ihtiyaç duymamak allahın selbi sıfatlarından kıyam bi nefsihi………………….sıfatıdır.

s-5- Cebrail peygamberimize insan kılığında gelip ashaptan …dıhye……….şeklinde görünmüştür.

s-6-kuranı kerimde ilk şeytandan …iblis………..ismiyle söz edilir.

s-7-hz ademe…10………sahife hz şit e…50………………sahife hz idrise …30………..hz ibrahime …10………………….sahife indirilmiştir.

s-8-ahdi cedid…incile……………a ahdi atik veya ahdi kadim…tevrata……………a denir.

s-9-iyi ve kötü amelleri eşit olan veya küçükken ölen müşrik çocukları ……araf………………bekleyecekler ve daha sonra cennete gireceklerdir.

s-10- cennetliklere hizmet etmek için ölümsüz gençler dolaşacaktır bunlara vildan………denir.

CEVAPLAR:

1-C 2-B 3-A 4-E 5-A 6- C 7-A 8- C 9- D 10- A 11-B 12- D 13-B 14- B 15- A 16- D

1-mürted 2- ALLAH cc 3- hudus 4- kıyam bi nefsihi 5- dıhye 6- iblis 7- 10,50,30,10 8- İncil,tevrat 9-araf 10- vildan

FIKIH SORULARI

S-1-Aşağıdakilerden hangisi fıkıh literatüründe fer-i veya tali deliller gurubunda yer almaz.

a-kıyas b-istihsan c-istislah d-istishab e-seddi zerayi

S-2-Müctehidin bir meselede özel bir delil sebebiyle o meselenin benzerlerinde verdiği hükümden vaz geçip başka bir çözümü benimsemesi yada iki farklı kıyas imkanı bulunduğunda ,ilk bakışta dikkat çekmeyen kıyası gerekçe birliği açısından daha güçlü bulduğu için açık kıyasa tercih etmesine ne denir?

a-mesalih-i mürsele b-istishab c-istihsan d-seddi zerayi

S-3-Nasların kapsamına girmeyen yada illet bağı kurularak nasta düzenlenmiş bir olaya bağlanamayan fıkhi bir meselenin hükmünü İslam fıkhının genel ilkelerine göre belirleme yöntemine …………………bu metodu uygulayarak hükme ulaşırken esas alınan maslahatlarada …………………………..denir. boşluklara hangileri getirilmelidir?

a-istishab/beraet-i zimme b-istislah/mesalih-i mürsele c-rey/ictihat d-istihsan/örf ve adet

S-4-Daha önce varlığı bilinen bir durumun varlığını koruduğuna hükmetme yöntemine ne denir.

a-istihsan b-istislah c-istishab d-seddi zerayi

S-5-Harama kötü ve zararlı bir sonuca vasıta olan davranışların yasaklanması kötülüğe giden yoların kapatılmasına ne denir?

a-istihsan b-istislah c-istishab d-seddi zerayi

S-6- Kişinin iyiyi kötüden faydalıyı zararlıdan ana hatları ile olsun ayıra bilmesine ne denir.

a-vücub ehliyeti b-eda ehliyeti c-temyiz d-buluğ çağı

S-7-İbadetlerle ilgili dini hükümlere ne denir.

a-taabbüdi hükümler b-şeri hükümler c-vasi hükümler d-teklifi hükümler

S-8-Ayet ve hadislerin doğrudan ifade ettiği hükümlere ne denir.

a-taabbüdi hükümler b-şeri hükümler c-vazi hükümler d-teklifi hükümler

S-9-İki durum arasında şariin kurduğu bağı ifade eden hükümlere ne denir.

a-taabbüdi hükümler b-şeri hükümler c-vazi hükümler d-teklifi hükümler

S-10-Allah katından bir tebliğ veya Allah ın dinini açıklama niteliği taşımaksızın insan olması itibariyle peygamberimizin yaptığı normal ve beşeri davranışlara ne denir.

a-hüda sünnet b- zevaid sünnet c-müekked sünnet d-revatib sünnet

S-11-Farz namazlardan önce ve sonra kılınması sünnet olan namazlara ne ad verilir?

a-hüda sünnet b- zevaid sünnet c-müekked sünnet d-revatib sünnet

S-12-Sabah namazının ortalık aydınlanıncaya kadar,sıcak mevsimlerde öğle namazının serin vakte kadar geciktirilmesi,akşam namazında acele edilmesinin hükmü nedir?

a-sünnet b-mubah c-mendup d-müstehap

S13-Mükellefin yapması veya terk etmesi halinde herhangi bir övgü yahut kınamayı gerektirmeyen davranışlarına ne denir?

a-sünnet b-mubah c-mendup d-müstehap

s-1-Fıkhın delillerden hüküm elde etme metodunu inceleyen dalına……………………denir.

s-2- Fıkhın kaynakları arasında üçüncü sırayı ………………. alır.

s-3-Kişinin dinen ve hukuken muteber olacak tarzda davranmaya ve hukuki işlem yapmaya elverişli oluşuna ………………………….denir.

s-4- Hanefi mezhebine göre kati delille sabit olan hükme ……….zanni delille sabit olan hükme ise………….denir.

s-5- Hz Peygamberin devamlı yaptığı sırf bağlayıcı ve kesin bir emir olmadığını göstermek için nadiren terk ettiği fiillere …….sünnet denir.

s-1-( ) Fıkhın,şeri delillerden elde edilen fıkhi hükümleri sistematik tarzda ele alan dalına usül’i fıkıh denir.

s-2-( ) İslam dininin kuranı kerimden sonra ikinci kaynağı sünnet tir.

s-3-( )Kıyas naslarda hükmü bulunmayan fıkhi meseleye aralarındaki illet birliği sebebiyle naslarda düzenlenmiş meselelerin hükmünü vermeye denir.

s-4-( )İstihsan metoduna Hanefi fakihleri sıklıkla başvurmuşlardır.

s-5-( )Kişinin haklara sahip olabilme ve borç altına girebilme ehliyetine eda ehiyeti denir.

s-6-( ) Harama yakın olup vacibin karşıtına tenzihen mekruh helale yakın olup,mendubun karşıtınada tahrimen mekruh denir.

s-7-( )Aslında meşru ve serbest olduğu halde,haram kılınmasını gerekli kılan geçici durumla ilgili olan fiile haramı li gayrihi denir.

CEVAPLAR:

1-A 2-C 3-B 4-C 5-D 6-C 7-A 8-B 9-C 10-B 11-D 12-D 13-B

1-usuli fıkıh 2-icma 3-eda ehliyet 4-farz –vacip 5-müekked

1-y (fürü-i fıkıh) 2-d 3-d 4-d 5-y (vücub ehliyeti) 6-y (tahrimen-tenzihen) 7-d

teavvuz ( euzu besmele)

tumanine( rukuda sırtın düzgünlüğü)

kavme(rukudan sonra bekleme)

tahrime(iftidah tekbiri)

itimad( tekbirden sonra elleri hemen bağlamak)

numan b. sabit( fıkhul ekber)

22

Ağustos
2012

Yeni ! MBST SINAVINA HAZIRLIK(İtikat-Kuran-Dinler Tarihi-Fıkıh-Hadis)DENEME

Yazar: arafat  |  Kategori: MSTS, TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  484 Kez Okundu

İTİKAT KONUSUNDA TEST

1. İslâmî kaynaklarda vahye
dayanan dinler için genellikle
hangi terim kullanılır?
a) Nihal.
b) Milel.
c) Mezâhib.
d) Enva’.
2. Kâfir ve günahkâr kişilerden
arzu ve isteklerine uygun olarak
meydana gelen olağanüstü olay
aşağıdakilerden hangisidir?
a) İrhâs.
b) Meûnet.
c) İstidrâc.
d) İhânet.
3. İslâmî kaynaklarda bâtıl
dinler için genellikle hangi terim
kullanılır?
a) Nihal.
b) Milel.
c) Mezâhib.
d) Butlân.
4. Kıyâmet günü yeniden
diriltildikten sonra bir araya
toplanma anlamına gelen terim
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Haşr.
b) Mîzân.
c) Berzâh.
d) Ba’s.
5. İnanılacak şeylerin her birine,
açık ve geniş şekilde, ayrıntılı
olarak inanmaya ne ad verilir?
a) Taklîdî îmân.
b) İcmâlî îmân.
c) Tahkîkî îmân.
d) Tafsîlî îmân.
6. Allah’ın eli, yüzü, gözü ve
görmesi gibi sıfatlar için
aşağıdaki kavramlardan hangisi
kullanılır?
a) Sübûtî sıfatlar.
b) Haberî sıfatlar.
c) Selbî sıfatlar.
d) Tekvînî sıfatlar.
7. Allah’ın, sadece hayra ve
iyiliğe yönelik olarak
gerçekleşen irâdesi hangi tür
irâdedir?
a) Tekvînî irâde.
b) Teşrîî irâde.
c) Meşîî irâde.
d) Yaratma ile ilgili irâde.
8. İnsanın öldükten sonra başka
bir bedenle dünyaya tekrar
gelmesi inancına ne denir?
a) Reenkarnasyon.
b) Düalizm.
c) Ahura Mazda.
d) Teslîs.
9. İslâm’da fiilî ibâdet hükümleri
dışında kalan, insanların
birbiriyle, toplumla yahut da
toplumların birbiriyle olan
hukûkî, idârî, mâlî, iktisâdî ve
beşerî münâsebetlerini
düzenleyen hükümlerine fıkıh
ilminde ne ad verilir?
a) Ukubât
b) Muâmelât
c) Va’d ve Vaîd
d) Ferâiz
10. Doğruyu ve yanlışı
hatırlatma anlamına gelen, vaaz
ile ilgili olan kavram
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Nasîhat.
b) İrşâd.
c) Ta’lîm.
d) Tezkîr.
11. Tekvînî irâde ile teşrîî irâde
arasındaki ayrım aşağıdaki
ifâdelerden hangisinde doğru
olarak verilmiştir?
a) Teşrîî irâde tekvînî irâdeden
daha kapsamlıdır.
b) Teşrîî irâde sadece hayra yönelik
olarak gerçekleşir.
c) Tekvînî irâde sadece şerre
yönelik gerçekleşir.
d) Allah şerri irâde edip yaratmaz.
12. İman, İslâm ve itaat
kavaramlarının anlamları
sırasıyla aşağıdakilerden
hangisinde doğru sıralanmıştır?
a) Boyun eğme – Teslim olma -
Gönülden bağlanma.
b) Gönülden bağlanma – Teslim
olma – Boyun eğme.
c) Teslim olma – Gönülden
bağlanma – Boyun eğme.
d) Gönülden bağlanma – Boyun
eğme – Teslim olma.
13. “Akıl ve naklin ifâde ettiği
gerçeği yansıtan, içinde yalan
bulunmayan bilgi ve haber,
hangi Kur’ân kavramı ile ifâde
edilir?
a) Ayne’l-yakîn.
b) Hakka’l-yakîn.
c) İlme’l-yakîn.
d) Kitâbü’n-ma’lûm.
14. Amelin imandan bir cüz
olduğunu söyleyen iki mezhep
hangisidir?
a) Mu’tezile – Cebriyye.
b) Mu’tezile – Eş’ariyye.
c) Mu’tezile – Mâtürîdiyye.
d) Mu’tezile – Hâriciyye.
15. Kâinatta birden fazla yaratıcı
olması durumunda nizamın
bozulacağı esasına dayanan delil
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Aklî delil.
b) Burhân-ı limni.
c) Burhân-ı inni.
d) Burhân-ı temânu’.
16. Her şeyin Allah’ın ilmi ve
irâdesi dâhilinde cereyan
ettiğini, insanın çizilmiş bir
kaderinin olduğunu, irâde
hürriyeti ve seçme imkânı gibi
fiil gücü bulunmadığını kabul
eden düşünce ekolü
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hâricîlik.
b) Şia.
c) Cebriyye.
d) Kaderiye.
17. Çile çekerek ve nefse karşı
savaşarak, mücâhede ve riyâzet
yoluyla hakka ve kurtuluşa
ulaşmayı amaçlayan tarîkat
çeşidine ne ad verilir?
a) Tarîk-i ebrâr.
b) Tarîk-i şuttâr.
c) Tarîk-i ahyâr.
d) Tarîk-i settâr.
18. Metod yönünden Aristo’yu
takip eden, mantık ve
matematiğe dayanan, Gazâlî’nin
temsilciliğini yaptığı akım
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Bâtınîlik.
b) Meşşâîlik.
c) Hâricîlik.
d) Eşarîlik.
19. Meşşâîlik ile ilgili aşağıda
verilen bilgilerden hangisi
yanlıştır?
a) Mantık ve matematiğe dayanır.
b) En büyük temsilcisi Gazâlî’dir.
c) Metod yönünden Aristo takip
edilmiştir.
d) Meşşâîlikte ahlâkî meselelerle
ilgili olarak Yunus Emre ün
yapmıştır.
20. Aşağıdakilerden hangisi
Eş’arî bilginlerinden değildir?
a) Gazzâlî.
b) Fahreddîn er-Râzî.
c) Kâdı Beydâvî.
d) Şevkânî.
21. El-menzile beyne’lmenzileteyn
görüşü hangi
mezhebe aittir.
a) Hâriciye.
b) Cebriyye.
c) Mu’tezile.
d) Mâtürîdiyye.
22. Aşağıdakilerden hangisi Ehl-i
sünnet mezheplerinden biri
değildir?
a) Mâtürîdiye.
b) Eş’ariyye.
c) Zeydiyye.
d) Selefiyye.
23. Büyük günah işleyen kişinin
ne mü’min ne de kâfir olduğunu,
ancak ikisinin arasında bir yerde
olduğunu iddia eden, tevhîd,
adâlet, Va’d ve Vaîd, el-Menziletü
Beyne’l-Menzileteyn, Emri bil
ma’rûf ve’n-nehyi anil münker,
gibi esasları benimseyen ehli
bid’at mezhebi aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Şiâ.
b) Mutezile.
c) Cebriyye.
d) Selefiyye.
24. Hasan Basrî’nin ders
halkasından bir görüş farklılığı
sebebiyle ayrılan Vasıl b. Atâ
tarafından kurulan mezhep
hangisidir?
a) Şiâ.
b) Havâric.
c) Zeydiyye.
d) Mu’tezile.
25. “İyi ve kötü akıl ile
bilinemez” diyen İslâm âlimi
aşağıdakilerden hangisidir?
a) İmam Mâtürîdî.
b) İmam Hanbelî.
c) Ebû Hanife.
d) Eş’arî.
26. Hangi mezhep Abbâsîler’de
devletin resmi mezhebi olarak
kabul edilmiştir?
a) Şiâ.
b) Matürîdîlik.
c) Mu’tezile.
d) Vehhâbîlik.
27. “Kendilerine din tebliğ
edilmemiş insanlar akılları ile
Allah’ın varlığını ve birliğini
bulmakla yükümlüdür” diyen
mezhep hangisidir?
a) Eş’arîlik.
b) Hanbelîlik.
c) Hanefîlik.
d) Mâtürîdîlik.
28. Kur’ân’ın mahlûk olup
olmadığı, aşağıdaki tartışma
konularından hangisinin
sonucudur?
a) Tevhîd.
b) Kıraatın insan sesi olması.
c) Allah’ın sıfatlarının mahiyeti.
d) Hz. Îsâ’nın Allah’ın kelimesi
olması.
29. “Bir kimsenin kalbi imanla
dolu olması durumunda,
zorlama sonucu, dili ile ifâde
edeceği imana aykırı sözler hiç
bir değer taşımaz.” ifâdesi
aşağıdaki ekollerden hangisinin
düşüncesini yansıtmaktadır?
a) Mâtürîdiyye ekolü.
b) Eş’ariyye ekolü.
c) Cebriyye ekolü.
d) Mûtezile ekolü.
30. “İnsan fiilleri konusunda,
insanda fiili yapma hürriyetinin
varlığını kabul eder. Ancak insan
seçim, irâde ve kudret sahibi
olmasına rağmen, yaptığı işlerde
tam bir hürriyete sahip değildir.
Çünkü bir işi yapmaya yönelik
insan irâdesi, Allah tarafından
yaratılmıştır.” Bu görüşleri
benimseyen düşünce ekolü
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mâtürîdiyye ekolü.
b) Eş’ariyye ekolü.
c) Mûtezile ekolü.
d) Mürcie ekolü.
31. İnanç konularındaki âyet ve
hadisleri olduğu gibi kabul eden
ve yorumuna karşı çıkan
düşünce akımı aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Ehl-i Hâl.
b) Mürcie.
c) Selefiyye.
d) Ehl-i Sünnet.
32. Hangisi, Eş’ariyye ile
Mâtürîdiyye arasındaki görüş
ayrılıklarından biri değildir?
a) İrâde-i cüz’iyye.
b) Allah’ın akılla bilinmesi.
c) Hüsün ve kubuhun akılla
bilinmesi.
d) Allah’ın ahirette görülmesi.
33. Abbâsîler döneminde Hanefî
mezhebinin devletin başlıca
mezhebi olmasında etkisi olan
ve kâdı’l-kudât lakabıyla bilinen
ünlü müctehîd kimdir?
a) Züfer.
b) Ebû Yûsuf.
c) İmam Muhammed.
d) Ebû Hanîfe.
34. Aşağıdaki şıklarda yer alan
kavramlardan hangileri
arasında zıtlık ilişkisi vardır?
a) İman –İtikat.
b) Habîs-Necîs.
c) İsrâf-Tebzîr.
d) Sıhhat –Butlân.
35. Hüsün ve kubuh ne
demektir?
a) İbâdetler.
b) İyilikler.
c) Kötülükler.
d) İyi ve hayırlı olanlarla, kötü ve
şerli olanlar.
36. Kur’ân-ı Kerîm’de de geçen,
Mugayyebât-ı hamse ne
demektir?
a) Allah’ın beş nimeti.
b) Beş bilinmeyen şey.
c) İlâhî beş emir.
d) Gayba inanmak.
37. “Allah’ın eli” (yedu’llâh)
ifâdesi Mâtürîdî ve Eş’arî
âlimlere göre hangi anlama
gelir?
a) Allah’ın mükâfâtı.
b) Allah’ın cömertliği.
c) Allah’ın ikrâmı.
d) Allah’ın kudreti.
38. Peygamberlerden sâdır olan
küçük hata ve sürçmelere ne ad
verilir?
a) Sağîre.
b) Zelle.
c) Kebîre.
d) Suğayre.
39. Aşağıdaki ifadelerden
hangisi “söyleyen kimsenin
inkârına delâlet eden sözler”
anlamındadır?
a) Elfâz-ı küfür.
b) Ahkâm-ı küfür.
c) Ahlâk-ı kâfir.
d) Redd-i elfâz.
40. Aşağıda verilen bilgilerden
hangisi doğrudur?
a) Irak merkezli oluşan fıkıh
ekolüne ‘ehl-i rey’ denir.
b) Şirk, küfürden daha kapsamlı bir
kavramdır.
c) Şeytan cinlerden değildir.
d) İcmânın edille-i şer’iyyeden bir
delil olduğu konusunda
müctehidler icmâ etmemişlerdir.
41. Usûl-u hamse ne demektir?
a) Mu’tezilenin esas görüşleri.
b) Ehl-i sünnetin esas görüşleri.
c) Kelâm usûlü.
d) Ehl-i bid’at.
42. Aşağıdaki sıfatlardan hangisi
Allah Teâlâ’nın ezelî olduğu,
başlangıcının olmadığı anlamına
gelmektedir?
a) Muhâlefetün li’l-havâdîs.
b) Kıdem.
c) Kıyâm bi-nefsihî.
d) Bekâ.
43. Aşağıdaki sıfatlardan hangisi
Allah’ın zâtında, sıfatlarında ve
fiillerinde bir ve tek olması, eşi,
benzeri ve ortağının
bulunmaması anlamındadır?
a) Kıdem.
b) Bekâ.
c) Vahdâniyyet.
d) Kıyâm bi-nefsihî.
44. İmamın(halîfenin) ancak
Ehlibeyt’ten birinin olabileceğini
iddia eden, Hz. Ali’nin âyet ve
hadislerle halîfe tayin edildiğini,
imamların mâsûm (günahsız)
olduğunu savunan mezhep
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Cebriyye.
b) Şiâ.
c) Hâricîlik.
d) Eş’ariye.
45. Şiâ mezhebinin kolları
arasında hangisi yer almaz?
a) Gâliye.
b) Zeydiyye.
c) İsmâiliyye.
d) İbâdiyye.
46. Özellikle kader konusundaki
uç görüşleriyle dikkat çeken,
insanın hiç bir irâdesinin
olmadığını, insanın rüzgârın
önünde savrulan bir yaprak
misâli, kaderinde ne yazıyorsa
onları yapmak zorunda
olduğunu ileri süren mezhep
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Selefiyye.
b) Cebriyye.
c) Mûtezile.
d) Şiâ.
47. Hz. Ali’yi; “Ali’den başka ilah
olmadığına şehâdet ederim..”
diyerek Tanrı kabul eden,
namazı; “Ali’yi, Muhammed’i ve
Selmân’ı yüceltiriz.” demekten
ibâret sayan ve dinin bir çok
emrini keyfî olarak değiştiren,
günümüzde Sûriye’nin de
yönetimini elinde tutan mezhep
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Zeydiyye.
b) İsmâiliyye.
c) Nusayrîlik.
d) İmâmiyye.
48. Günümüzde varlığını
sürdüren ve görüşleriyle ehl-i
sünnete en yakın olan tek Hâricî
kolu aşağıdakilerden hangisidir?
a) İbâdiyye.
b) Keysâniyye.
c) Ezarika.
d) Zeydiyye.
49. Aşağıdakilerden hangisi
bid’at mezheplerden biri
değildir?
a) Zeydiyye.
b) Selefiyye.
c) Mürcie.
d) Mûtezile.
50. Yerine getirilişleri açısından
dînî hükümleri üç gruba ayırsak,
aşağıdakilerden hangisi bu
grubun dışında kalır?
a) Îtikâdî hükümler.
b) Amelî hükümler.
c) İlmî hükümler.
d) Ahlâkî hükümler.
51. Ezelde takdir edilmiş kader
anlayışını, insanın irâde
hürriyetini ortadan kaldırdığı
iddiâsına dayanarak reddeden
ve kulların kaderlerini
kendilerin yazdığını savunan
mezhep aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Kaderiyye.
b) Şiâ.
c) Selefiyye.
d) Cebriyye.
52. İlk tasavvufî kurum
hakkında aşağıdakilerden
hangisi doğrudur?
a) Irak’ta Âsitâne adıyla kuruldu.
b) Sûriye-Şam’da Dergâh adıyla
kuruldu.
c) Adıyaman-Menzil’de Tekke
adıyla kuruldu.
d) Suriye-Remle’de Hankâh adıyla
kuruldu
KUR’ÂN-I KERîM KONUSUNDA TEST
1. Kur’ân-ı Kerîm’e verilen
isimler arasında aşağıdakilerden
hangisi yer almaz?
a) Furkân.
b) Mesânî.
c) Müstedrek.
d) Zikir.
2. Âyet ve sûreler arasındaki uyum
ve ahengi inceleyen ilme ne ad
verilir?
a) Tenâsüb.
b) Tevâfuk.
c) Terâdüf.
d) Tesânüd.
3. Aşağıdakilerden hangisi
Fâtihâ sûresinin isimlerinden
biri değildir?
a) El-Hamd.
b) Seb’u’l-Mesânî.
c) Ümmü’l-Kur’ân.
d) Hepsi.
4. Kur’ân’ın isimleri arasında
aşağıdakilerden hangisi yer
almaz?
a) el-Kitâb.
b) el-Furkân.
c) el-Kırtâs.
d) ez-Zikr.
5. “Yavaş yavaş, acele etmeden,
harfleri ve harekeleri dizilmiş
inci taneleri gibi açık bir şekilde,
mânâ ve hikmeti düşünerek
metni tane tane okumak”
şeklinde tanımı yapılan okuyuş
şekli hangisidir?
a) Tekrîr.
b) Tertîl.
c) Tedvîr.
d) Hadr.
6. Aşağıdakilerden hangisi
Mekkî sûrelerden değildir?
a) İçinde secde âyeti bulunan
sûreler.
b) İçinde “kellâ” kelimesi bulunan
sûreler.
c) Bakara sûresi hâriç- Âdem ve
İblis kıssasını anlatan sûreler.
d) Cihad hükümleri içeren sureler.
7. Seb’u't-Tıvâl, aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Bakara, A’râf, Nisâ, Âl-i İmrân,
En’âm, Mâide, Enfâl.
b) Bakara, A’râf, Kehf, Âl-i İmrân,
En’âm, Mâide, Enfâl.
c) Bakara, Nisâ, Meryem, A’râf,
En’âm, Mâide, Enfâl.
d) Bakara, Nisâ, Âl-i İmrân, İsrâ,
Mâide, Enfâl, A’râf.
8. “Müşkilü’l-Kur’ân” ifâdesinin
tanımı aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Kur’ân’ın anlamı kapalı olan
âyetleri.
b) Kur’ân’ın aralarında tenâkuz ve
ihtilâf olduğu zannedilen âyetleri.
c) Kur’ân’ın sahîh hadislerle
çelişkili olduğu zannedilen âyetleri.
d) Kur’ân’ın anlaşılması zor olan
âyetleri.
9. Lafızları aynı olan fakat
anlamları farklı olan kelimelere
ne ad verilir?
a) Müteşâbih.
b) Nezâir.
c) Müterâdif.
d) Vücûh.
10. Aşağıdakilerden hangisi
Kur’ân ilimleri arasında yer
almaz?
a) Esbâbü’n-nüzûl.
b) Sebeb-i vürûd.
c) Hurûf-u mukattaa.
d) Garîbu’l-Kur’ân.
11. Aşağıdakilerden hangisi
rivâyet tefsirine bir örnektir?
a) İbn Kesîr Tefsiri.
b) Zemahşerî Tefsiri.
c) Beyzâvî Tefsiri.
d) Elmalılı M. H.Yazır Tefsiri.
12. Kur’ân’ın isimlerinden
Mev’iza’nın anlamı
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Kur’ân’ın çok anılması.
b) Kur’ân’ın rehber oluşu.
c) Kur’ân’ın hak ile batılı ayırması.
d) Kur’ân’ın nasîhat ve öğüt
vermesi.
13. Yaklaşık yüz âyetten oluşan
sûrelere verilen ad
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mufassal.
b) Mesânî.
c) Miûn.
d) Zamm-ı sûre.
14. Mekke döneminde nâzil
olmuştur ve 9 âyettir. İnsanları
çekiştiren, alay eden kimsenin
durumunu kınayarak, bu gibi
kimselerin varacağı yerin ateş
olduğunu bildirir. İnsanları
arkadan çekiştiren, ayıplayan
kimse anlamına gelen sûre ismi
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hümeze suresi.
b) ‘Âdiyât sûresi.
c) Kâria sûresi.
d) Münafikûn sûresi.
15. Mekke döneminde nâzil
olmuştur ve 8 âyettir. Çoklukla
övünenleri uyarıp, hesaba
çekileceklerini beyân eden ve
mal, mülk ve çoluk-çocuğun
çokluğuyla övünmek anlamı
taşıyan sûre aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Zilzâl sûresi.
b) Beyyine sûresi.
c) Tekâsür sûresi.
d) Kâria sûresi.
16. Kur’ân-ı Kerîm edîp ve
şairlere meydan okuyor, bir sûre
veya âyetinin benzerini
getirmelerini istiyor. Kur’ân’ın
bu şekilde meydan okumasına
ne ad verilir?
a) Tahakküm.
b) Tehaddî.
c) Tesaddî.
d) Nezâir.
17. Kur’ân’ın sonunda yer alan
sûrelere ne ad verilir?
a) Miûn.
b) Mesânî.
c) Mufassal.
d) Tıvâl.
18. Ku’ân’ın tamamını yazan
sahabeler arasında
aşağıdakilerden hangisi yer
almaz?
a) Übeyy b. Ka’b.
b) Abdullah b. Revâha.
c) Ebû Süfyân.
d) Muaz b. Cebel.
19. Kur’ân-ı Kerîm’in
noktalanmasını hangi âlimler
icrâ etmişlerdir?
a) Ebu’l-Esved ed-Düelî.
b) Ma’mer b. Raşîd.
c) Nasr b.Âsım ve Yahya b. Ya’mer.
d) Ebu’l-Esved ed-Düelî ve Nasr b.
Âsım.
20. “Sûre” kelimesiyle başlayan
sûre hangisidir?
a) Nûr.
b) Mücâdile.
c) Bakara.
d) Nisâ.
21. Peygamberimizin Zehverân
olarak adlandırdığı sûreler
hangileridir?
a) En’am-Nûr.
b) Bakara-Fâtihâ.
c) Âl-i İmrân-Nisâ.
d) Bakara-Âl-i İmrân.
22. Tilâvet secdesi ile biten
sûreler hangileridir?
a) A’râf-Mülk-Cuma.
b) A’râf-Necm-Alak.
c) Nisâ-Kehf-Alak.
d) Nebe-Nâziât-Fecr.
23. Mekkî ve Medenî sûrelerin
sayısı aşağıdakilerden
hangisidir?
a) 88-95.
b) 86-28.
c) 100-150.
d) 87-29.
24. Kur’ân’da yazıldığı için
Kur’ân-ı Kerîm’in en hızlı
okunduğu tilâvet tarzı
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Tertîl.
b) Tedvîr.
c) Tahkîk.
d) Hadr.
25. Aşağıdakilerden hangisi
Mekkî sûrelerin konuları
arasında yer alır?
a) Tevhîd ve ahlâk.
b) Ukubât ve cihâd.
c) Ehl-i Kitâp ve toplum.
d) Hukuk ve muâmelât.
26. Aşağıdaki tefsirlerden
hangisi rivâyet tefsirleri
arasındadır?
a) el-Ferra: Me’âni’l-Kur’ân.
b) İmam Şâfiî: Ahkâmu’l Kur’ân.
c) Taberî: Camiu’l-Beyân ‘an Te’vîli
Âyi’l-Kur’ân.
d) Zemahşerî: Keşşâf.
27. Her âyetinde “Allah” lafzı
olan sûre aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Neml.
b) Kehf.
c) Hacc.
d) Mücâdile.
28. İçerisinde “Ahmed” isminin
geçtiği sûre ve âyet hangisidir?
a) Saff sûresi 6. âyet.
b) Muhammed sûresi 1. âyet.
c) Abese sûresi 2. âyet.
d) Nûr sûresi 30. âyet.
29. “Talebenin hocasına,
kıraatten takip ettiği rivâyet ve
tarîki okumasıdır.” şeklinde
tanımı yapılan kıraat kavramı
hangisidir?
a) Tertîl.
b) Hadr.
c) Arz.
d) Tedvîr.
30. Siyâk-sibâkın kısa tanımı
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Acze düşmek, âciz bırakmak.
b) Kur’ân’ın âyetlerinin kronolojik
sıralanması.
c) Kur’ân’daki yabancı kelimelerin
açıklanması.
d) Kur’ân âyetleri arasındaki anlam
ilişkisinin ve bütünlüğünün olması.
31. Aşağıdakilerden hangisi
Kur’ân’ın anlatım biçimlerinden
biri değildir?
a) Edebî üslûp.
b) Bilimsel ve felsefi bir dil
kullanması.
c) Zihinlere yaklaştırıcı ve
düşündürücü özelliği.
d) Kur’ân’ın ifâdelerinin insanın
zihin, his ve ruh dünyasına birlikte
hitâbı.
32. Aşağıdakilerden hangisi
rivâyet tefsiri değildir?
a) el-Merâğî – Tefsîrü’l Merâğ.
b) Taberî – Câmi’u’l-Beyân.
c) el-Beğavî-Meâlimu’t-Tenzîl.
d) İbn-i Kesîr – Tefsîru’l Kur’âni’l
Azîm.
33. Hak Dini Kur’ân Dili adlı
eserin müellifi aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Elmalılı Hamdi Yazır.
b) Celal Yıldırım.
c) Süleyman Ateş.
d) Mehmet Vehbi Efendi.
34. İ’câzu’l-Kur’ân tabirinin
anlamı aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Kur’ân’ın hükümleri.
b) Kur’ân’ın benzerinin
yapılamaması.
c) Kur’ân’da ihtilâf olmaması.
d) Kur’ân’ın toplanması.
35. Sözlük anlamı “mesel, destan
ve kıssa” olan kavram
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Münâsebetü’l-Kur’ân.
b) Emsâlü’l-Kur’ân.
c) Garîbü’l-Kur’ân.
d) Mubhemâtü’l-Kur’ân.
36. Aşağıdakilerden hangisi
Kur’ân ilimleri arasında yer
almaz?
a) Cerh ve ta’dil.
b) Esbâbü’n-nüzûl.
c) Hurûf-u mukattaa.
d) Garîbu’l-Kur’ân.
37. Kur’ân-ı Kerîm’in uzmanlık
gerektirmeyen, herkesçe
anlaşılabilecek olan âyetlerine
ne denir?
a) Muhkem.
b) Müteşâbih.
c) Sebeb-i nüzûl.
d) Meâl.
38. Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan
yeminler aşağıdaki
kavramlardan hangisi ile ifâde
edilir?
a) Ahkâmü’l Kur’ân.
b) Aksâmü’l Kur’ân.
c) İnzâlü’l Kur’ân.
d) Garîbü’l Kur’ân.
39. Kur’ân’ın en büyük şairleri
ve ünlü hatipleri dahî hayrete
düşürmesi, hiç kimsenin ona
benzer veya ona yakın bir eser
meydana getirememesi, eşsiz
olması aşağıdaki kavramlardan
hangisi ile ifâde edilir?
a) Ahkâmü’l Kur’ân.
b) Aksâmü’l Kur’ân.
c) Garîbü’l Kur’ân.
d) İ’câzü’l Kur’ân.
40. Kur’ân- ı Kerîm’de farklı
lehçelerde kullanılan kelimelere
ne ad verilir?
a) Müşkilü’l Kur’ân.
b) Aksâmü’l Kur’ân.
c) Garîbü’l Kur’ân.
d) İ’câzü’l Kur’ân.
41. Kur’ân’ın son inen sûresi
hangisidir?
a) Nâs sûresi.
b) Nasr sûresi.
c) Fâtihâ sûresi.
d) İhlâs sûresi.
42. Îcâz’ın sözlük anlamı nedir?
a) Bir sözü aydınlatmak.
b) Kur’ân âyetleri arasında ilişki
kurmak.
c) Kur’ân’da yer alan kapalı bir
hususu açıklığa kavuşturmak.
d) Bir düşünceyi çok az bir
sözcükle özlü bir şekilde anlatmak.
43. Kur’ân’ın, ilk nâzil olan
âyetlerin bulunduğu sûresi
hangisidir?
a) Nâs sûresi.
b) Bakara sûresi.
c) Fâtihâ sûresi.
d) ‘Alak sûresi.
44. Allah’ın varlığını ve birliğini,
doğmadığını ve diğer
özelliklerini özlü bir şekilde
anlatan ve kısaca “tevhîd sûresi”
de denilen sûre hangisidir?
a) İhlâs sûresi.
b) Fâtihâ sûresi.
c) Asr sûresi.
d) Âyetel Kürsî.
45. Besmele; Kur’ân’ı Kerîm’de
kaç defa zikredilmiştir?
a) 114 defa.
b) 117 defa.
c) 113 defa.
d) 115 defa.
46. Kur’ân’ı Kerîm’de ismi
zikredilmiş kadın kimdir?
a) Hz. Hatîce.
b) Hz. Meryem.
c) Hz. Havvâ.
d) Hz. Hâcer.
47. Hangi sûrede besmele iki
defa zikredilmiştir?
a) Mâide sûresinde.
b) Tevbe sûresinde.
c) Neml sûresinde.
d) Nahl sûresinde.
48. Kur’ân’ı Kerîm’de
konuştuğundan bahsedilen
böcek hangisidir?
a) Karınca.
b) Arı.
c) Hüdhüd.
d) Çekirge.
49. Kur’ân’ı Kerîm’in geneline
bakıldığında ahkâm âyetleri
nerede nâzil olmuştur?
a) Mekke.
b) Medîne.
c) Tâif.
d) Hicâz.
50. Münafıkların tesirinde
kalarak Tebük seferine
katılmadığı için
Peygamberimizin ve ashâbın,
kendisiyle hakkında âyet nâzil
oluncaya kadar konuşmadığı
sahâbe aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Enes b. Mâlik.
b) Ka’b b. Mâlik.
c) Zeyt b. Sâbit.
d) Utbe b. Ubeydullah.
51. İfk hâdisesini açığa çıkaran
âyet-i kerîme hangisidir?
a) Nisâ sûresinin 15. âyeti.
b) Muhammed sûresinin 11.ve 12.
âyetleri.
c) Tevbe sûresinin 27. âyeti.
d) Nûr sûresinin 11, 12 ve 13.
âyetleri.
52. Kur’ân’ı Kerîm; İslâm
dünyasında 7 kıraat üzere
okunmaktadır. Biz Kur’ân’ı hangi
kıraat ve rivâyetle okuyoruz?
a) İmâm Âsım kıraati, Hafs rivâyeti.
b) İmâm Nâfî kıraati, Kâlûn
rivâyeti.
c) İmâm Âsım kıraati, Şu’be
rivâyeti.
d) İmâm Nâfî kıraati, Şu’be rivâyeti.
53. Peygamberimizin (s.a.v.) en
büyük destekçileri olan hanımı
ve amcası aynı yıl içinde vefât
etmişlerdi. Bu sebeple
Peygamberimiz ve müslümanlar
çok üzülmüşlerdi. Bu yıl, siyer
kitaplarında hüzün yılı olarak
yer alır. Peygamberimizi ve
müslümanları teselli etmek için
Allah (c.c.) üç sûre indirmiştir.
Aşağıdakilerden hangisi bu
sûrelerden biri değildir?
a) Hûd Sûresi.
b) Yûnus Sûresi.
c) Muhammed Sûresi.
d) Yûsuf Sûresi.
54. Cebrâîl (a.s.) ve
Peygamberimizin (s.a.v)
karşılıklı olarak okumalarıyla
başlayıp, günümüze kadar
asırlardır devam eden Kur’ân-ı
Kerîm’i karşılıklı okuma
geleneğine ne ad verilir?
a) Murâkabe.
b) Mukârebe.
c) Mukâbele.
d) Münâzara.
55. Âyet kelimesi sözlükte hangi
anlama gelmez?
a) Alâmet.
b) İbret.
c) Delil.
d) Rütbe.
56. Rasûlüllâh’ın (s.a.v)
kendilerinden Kur’ân
öğrenilmesini tavsiye ettiği ve
Efendimiz’in kurrâsı diye de
bilinen sahabîler arasında
aşağıdakilerden hangisi yoktur?
a) Abdullah ibn-i Mes’ûd.
b) Muâz bin Cebel.
c) Ubeyy bin Ka’b.
d) Ebû Hureyre.
57. Seb’u-l mesânî de denilen
sûre aşağıdakilerden hangisidir?
a) Fâtihâ.
b) Kevser.
c) Nasr.
d) Âl-i İmrân.
58. Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı
âyetlerin başka âyetlerle,
Peygamberimiz’in sünneti ile
veya ashâb-ı kirâmın mübârek
sözleriyle açıklanması olan, aynı
zamanda me’sûr veya naklî tefsir
de denilen tefsir çeşidi
hangisidir?
a) Dirâyet Tefsiri.
b) Rivâyet Tefsiri.
c) İşâret Tefsiri.
d) Re’y Tefsiri.
59. Kur’ân’da kaç sûre ve âyet
vardır?
a) 114 sûre, 6666 âyet vardır.
b) 114 sûre, 6236 âyet vardır.
c) 114 sûre, 6326 âyet vardır.
d) 114 sûre, 6239 âyet vardır.
60. Kur’ân’ın ilk 6 sûresi
sırasıyla aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Fâtihâ, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ,
Mâide, A’râf.
b) Fâtihâ, Bakara, Nisâ, Mâide,
En’am, Tevbe.
c) Fâtihâ, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ,
Mâide, En’am.
d) Fâtihâ, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ,
Enfâl, En’am
DİNLER TARİHİ KONUSUNDA TEST
1. Yahûdîlerde haftalık ibâdet
gününe ne ad verilir?
a) Şabat.
b) Sukkot.
c) Yom Kippur.
d) Şavuot.
2. Dünyanın her yerindeki
Mûsevîlerin kutladıkları, en
önemli yılbaşı bayramı
hangisidir?
a) Sittur.
b) Roşaşana.
c) Yom Kippur.
d) Şavuot.
3. Mûsevîlerde, Roşaşana
sonrasındaki on gün boyunca, o
yıl içinde yapılan tüm hatalı
davranışların gözden geçirildiği,
insanlara karşı yapılan
haksızlıklar için insanlardan
özür dilenip helalleşildiği,
keffâret günü anlamına gelen
oruç gününe ne ad verilir?
a) Sittur.
b) Roşaşana.
c) Yom Kippur.
d) Simha Tora.
4. Tevrat’ın Tanrı tarafından
Yahûdîlere verilişini (emirin
alınışı) kutlama bayramı
hangisidir?
a) Sukkot.
b) Roşaşana.
c) Yom Kippur.
d) Şavuot.
5. Yahûdîlerin Mısır’dan
çıktıktan sonra kırk yıl çölde
dolaşmaları anısına yapılan
bayramın adı nedir?
a) Sukkot (Çardaklar).
b) Roşaşana.
c) Hanuka.
d) Fısıh.
6. Tevrat’ta yılda üç defa hac
ibâdeti emredilmektedir.
Hangisi, Yahûdîlikteki hac
zamanlarındandır?
a) Sukkot.
b) Şavuot.
c) Fısıh.
d) Hepsi.
7. Aşağıdakilerden hangisi
Yahûdî mezheplerinden birisi
değildir?
a) Karailik.
b) İshakiyeler.
c) Protestanlık.
d) Ferisiler.
8. Aşağıdakilerden hangisi
Yahûdîlikte ibâdette kullanılan
dînî objelerden değildir?
a) Siddur-Kipa.
b) Tefilin-Tallit.
c) Şofar.
d) Fısıh
9. Hz. Îsâ dönemindeki
Ferisilikle başlayan, günümüzde
klasik Yahûdîlik anlayışını
aynen devam ettiren Yahûdîlik
mezhebi aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Ortodoks.
b) Hasidilik.
c) Reformist Yahûdîlik.
d) Samiriler.
10. Aşağıdakilerden hangisi
Hristiyan inanç esaslarından biri
değildir?
a) Teslis inancı.
b) Tanrının Îsâ şeklinde zuhur
etmesi.
c) Tanrının, bütün insanların
günahlarına keffâret olmak üzere
onların affı için insan kılığına girip
ızdırap çekerek ölmesi.
d) Hanuka.
11. Aşağıdakilerden hangisi
Hristiyan sakramentlerinden
(gizemlerinden) biri değildir?
a) Günah itirafı – Evharist.
b) Tefilin-Tallit.
c) Hastayı son yağlama – Rahip
Takdisi.
d) Vaftiz –Konfirmasyon.
12. Hangisi, Hristiyanların
kutladıkları önemli dînî
festivallerden biri değildir?
a) Kristmas /Noel.
b) Easter /Paskalya.
c) Pentakost /Beyaz Pazar.
d) Matsa /Mayasız Ekmek.
13. Aşağıdakilerden hangisi
Hristanlığın öncü
reformcularından biri değildir?
a) Moses Mendelssohn.
b) Martin Luther.
c) Ulrich Zwingli.
d) John Calvin.
14. Aşağıdakilerden hangisi
Yahûdîliğin öncü
reformcularından biri değildir?
a) Moses Mendelssohn.
b) Abraham Geiger.
c) Ludwig Philipson.
d) John Calvin.
15. Ermeni Kilisesi
hiyerarşisinde bulunan
makamlardan, gerekli eğitimi
almış, evlenmemiş papazlara
verilen rütbe nedir?
a) Başpapaz.
b) Vertabetlik.
c) Katolikos.
d) Piskopos.
16. Aşağıdakilerden hangisi
batıda yaygın olan Protestanlık
çerçevesindeki
mezheplerdendir?
a) Evanjelizm – Anglikan.
b) Baptistler – Adventistler.
c) Presbiteryenler –
Pentekostalistler.
d) Hepsi.
17. Aşağıdakilerden hangisi
Hristiyanlığın temel akımları
arasında yer almaz?
a) Katolik.
b) Ortodoks.
c) Protestan.
d) Karailik.
18. Aşağıdakilerden hangisi
Budizmin temel inançları
arasında sayılamaz?
a) Aşrama-Dıharma.
b) Sekiz dilimli yol.
c) Karma öğretisi.
d) Nirvana.
19. Aşağıdakilerden hangisi
batıda ortaya çıkan yeni dînî
akımlardan biri değildir?
a) Yahova şahitleri.
b) Mormonlar ve Mounculuk.
c) Hümanizm ve Postmodernizm.
d) Taoizm ve Konfüçyanizm.
20. Aşağıdakilerden hangisi
İslâm dünyasında ortaya çıkan
dînî akımlardan değildir?
a) Hasidilik.
b) Babailik.
c) Bahailik.
d) Kadiyanilik.
21. Reform sürecinde Protestan
akımlara kapılmayarak
Roma’daki Papaya bağlılığını
sürdüren Hristiyan grup
hangisidir?
a) Ortodoks.
b) Protestan.
c) Doğu Kilisesi.
d) Katolik.
22. Aşağıdakilerden hangisi Hz.
Îsâ dönemi Yahûdîliğinin üç
önemli mezhebinden biri
değildir?
a) Sadukîlik.
b) Ferisîlik.
c) Karailik.
d) Essenîlik.
23. Hinduizm ve İslâm’dan
etkilenerek Hindistan’da ortaya
çıkan dînî inanç aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Şintoizm.
b) Sihizm.
c) Konfüçyanizm.
d) Taoizm.
24. Aşağıdakilerden hangisi
Yahûdîlik kutsal metinlerinden
Tanah’ın bölümleri arasında
sayılamaz?
a) Tora.
b) Nevim.
c) Ketuvim.
d) Talet.
25. Son Peygamber Hz.
Muhammed (s.a.v) ile ilgili
müjde içeren İncil
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Matta.
b) Markos.
c) Yuhanna.
d) Barnaba.
26. Ruhun öldükten sonra başka
bir bedene geçmesi anlamına
gelen, Hinduizm kaynaklı
inanışa ne ad verilir?
a) Kast sistemi.
b) Tenâsüh.
c) Tenâsüp.
d) Bahagavat.
27. İneğin ve Ganj nehrinin
kutsal kabul edildiği ilâhî
olmayan din hangisidir?
a) Budizm.
b) Hinduizm.
c) Şintoizm.
d) Taoizm.
28. Aşağıdaki dinlerden
hangisinde din adamları
insanları “dinden çıkarma veya
günahlarını affetme” gibi bâtıl
inançlar yetkisine sahiptir?
a) İslâmiyet
b) Hrıstiyanlık
c) Hinduizm
d) Yahûdîlik
29. Hac yortusu, Noel, Katedral
gibi kavramlar hangi dine aittir?
a) Hrıstiyanlık.
b) İslâmiyet.
c) Mûsevîlik.
d) Budizm.
30. Hristiyanlıktaki kilisenin
karşılığı Mûsevîlikte nedir?
a) Patrikhane.
b) Katedral.
c) Haham.
d) Havra (Sinagog).
31. Haham, Sinagog, Ağlama
duvarı gibi kavramlar hangi dine
aittir?
a) Hristiyanlık.
b) İslâmiyet.
c) Mûsevîlik.
d) Budizm.
32. Mensupları tarafından millî
bir din haline getirilen, vahiy
kaynaklı din aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Hristiyanlık.
b) Mûsevîlik.
c) İslâm Dini.
d) Hinduizim.
33. Hangi dinde insanlar
günahkâr olarak doğarlar?
a) Budizm.
b) İslâm.
c) Îsevîlik.
d) Mûsevîlik.
34. Üç büyük ilâhî din tarafından
kutsal kabul edilen şehir
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mekke.
b) Medine.
c) Kudüs.
d) İstanbul.
FIKIH KONUSUNDA TEST
1. Bir hukûkî sonucun varlığı
kendi varlığına bağlı olan, ancak
kendisinin varlığı onun varlığını
zarûrî kılmayan ve onun
yapısından bir parça teşkil
etmeyen fiil veya vasfa ne denir?
a) Sebep.
b) Şart.
c) İllet.
d) Rükün.
2. Aşağıdakilerden hangisi fıkıh
ilminde aslî delillerdendir?
a) İstıslâh.
b) İstihsân.
c) İcmâ.
d) İstishâb.
3. İmâm Şâfiî’nin yazdığı ve
günümüze ulaşan ilk Fıkıh Usûlü
kitabı sayılan eser
aşağıdakilerden hangisidir?
a) el-Muvattâ.
b) er-Risâle.
c) el-Müsned.
d) el-Fıkhu’l –Ekber.
4. İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe
tarafından kaleme alınan ve
günümüze ulaşan eser
aşağıdakilerden hangisidir?
a) el-Muvattâ.
b) er-Risâle.
c) el-Müsned.
d) el-Fıkhu’l –Ekber.
5. Ebû Hanîfe’nin öğrencisi olan,
hükmü hadisten çıkaran ve
müsned sahibi olan imâm
kimdir?
a) Ahmet bin Hanbel.
b) İmâm Yûsuf.
c) İmâm Şâfiî.
d) İmâm Muhammed.
6. İmâm Mâlik tarafından kaleme
alınan ve günümüzde de önemini
koruyan eser aşağıdakilerden
hangisidir?
a) el-Muvattâ.
b) er-Risâle.
c) el-Müsned.
d) el-Fıkhu’l –Ekber.
7. İslâm hukûkuna göre, kişinin
haklara sahip olabilme ve borç
altına girebilme ehliyetine ne
denir?
a) Edâ ehliyeti.
b) Teklîf.
c) Vücûp ehliyeti.
d) Rüşd.
8. Bâliğ ve mümeyyiz hakkında
aşağıdakilerden hangisi
yanlıştır?
a) Hem mümeyyiz hem de bâliğ
olan kişi ibâdet etme
sorumluluğuna sahiptir.
b) Mümeyyiz çocuk hîbeyi kabul
edebilir fakat borç veremez.
c) Bâliğ kimse ibâdetlerle sorumlu
iken mümeyyiz kimsenin böyle bir
sorumluluğu yoktur.
d) Her iki grup da vücûb ehliyetine
sahiptir.
9. Bir olayın görgü tanığının,
kendisinden başka bir şahit
bulunmadığında mahkemeye
giderek şahitlik yapmasının
hükmü ile ilgili olarak aşağıdaki
şıklardan hangisi doğrudur?
a) Farz-ı ayn.
b) Vâcip.
c) Farz-ı kifâye.
d) Sünnet.
10. Bir kimse ölümle
pençeleşirken haram lokma
ağzına girmemesi için yanında
bulunan domuz etini yemeyerek
26
ölmüştür. Bununla ilgili olarak
aşağıdakilerden hangi ifâde
doğrudur?
a) Bu şahıs zor durumda bile
azîmeti tercih ettiğinden olumlu bir
iş yapmıştır.
b) Bu şahıs ruhsatla değil de
azîmetle amel ettiğinden sevap
kazanmıştır.
c) Bu şahsın bu haldeyken haram
olan domuz etini yemesi doğru
değildir.
d) Bu şahıs, bu durumda iken
haram olan domuz etini yiyerek
hayatını idâme ettirmeliydi.
11. Aşağıdakilerden hangisi
vücûb ehliyetinin tanımıdır?
a) Kişinin yapmakla emredildiği
hükümleri yerine getirmesidir.
b) Şer’î deliller kullanılarak vâcib
hüküm çıkarma yetkisidir.
c) Kişinin haklara sahip olabilme ve
borç altına girebilme selâhiyetidir.
d) Kişinin yapmakla mükellef
olduğu dînî vecîbeleri bilmesidir.
12. Aşağıdakilerden hangisi
yanlıştır?
a) Rüknünde ve kurucu
unsurlarında bir eksiklik olan
hüküm bâtıl hükümdür.
b) Bir işlemin fâsit olması hükmün
var olduğunu ancak sahîh
olmadığını gösterir.
c) Fâsit hüküm in’ikât şartları tam
olmasına karşın sıhhat şartlarında
eksiklik olan hükümdür.
d) Fiiller, sahîh olmadıklarında hiç
bir hukûkî sonuç doğurmazlar.
13. Hükmî kirlilikle ilgili olarak
aşağıdakilerden hangisi
doğrudur?
a) Dînî usûle göre kesilmeyen kara
hayvanları hükmen kirlidir.
b) İstibrâ ve istincâ birer hükmî
temizliktir.
c) Hafif necâset hükmî kirlilikten
sayılmazken ağır necâset hükmî
kirlilikten sayılmaktadır.
d) Hükmî kirlilik sadece abdest,
gusül ve teyemmümle
giderilmektedir.
14. Aşağıdakilerden hangisi
terim olarak “nasslarda hükmü
bulunmayan fıkhî meseleye,
aralarındaki illet birliği
sebebiyle nasslarda düzenlenmiş
meselenin hükmünü vermek”
şeklinde tanımlanan kıyâsın
rükünlerinden biri değildir?
a) Asıl.
b) Mendûp.
c) Fer’.
d) İllet.
15. Aşağıdakilerden hangisinde
dört mezhep imamı vefât
tarihlerine göre kronolojik
olarak doğru sıralanmıştır?
a) İmâm Mâlik – İmâm Şâfiî – İmâm
Ebû Hanîfe – Ahmed b. Hanbel.
b) İmâm Şâfiî – İmâm Ebû Hanîfe -
İmâm Mâlik – Ahmed b. Hanbel.
c) İmâm Ebû Hanîfe – İmâm Mâlik -
İmâm Şâfiî- Ahmed b. Hanbel.
d) İmâm Ebû Hanîfe – İmâm Mâlik -
Ahmed b. Hanbel – İmâm Şâfiî.
16. Aşağıdakilerden hangisi vaz’î
hükümlerden değildir?
a) Sebep.
b) Mâni’.
c) Şart.
d) İllet.
17. Aşağıdakilerden hangisi
İslâm hukûkunun nassa dayalı
kaynaklarından birisidir?
a) K. Kerîm.
b) Kıyâs.
c) İcmâ’.
27
d) İstihsân.
18. “Müslüman bir kadının,
müslüman olmayan bir erkekle
evlenemeyeceği” hükmü
aşağıdaki dînî delillerden
hangisiyle verilmiştir?
a) Kur’ân.
b) Sünnet.
c) İcmâ’.
d) Kıyâs.
19. Diğerine nazaran istihsân
metodunu daha sık kullanan
mezhep imamı hangisidir?
a) Mâlik b. Enes.
b) İmâm-ı A’zam.
c) İmâm Şâfiî.
d) Ahmet b. Hanbel.
20. Kamu yetkisini kullanan
devlet görevlilerinin kendilerine
ihtiyaç duyacak kimselerden
hediye kabul etmeleri aşağıdaki
dînî delillerden hangisine göre
hoş karşılanmaz?
a) Sedd-i Zerâî.
b) Kıyâs.
c) İcmâ’.
d) Mesâlih-i Mürsele.
21. Sarîh icmâ’ ile ilgili aşağıdaki
bilgilerden hangisi en doğrudur?
a) Bütün İslâm âlimlerinin
uzlaşarak ulaştığı ortak hükümdür.
b) Bir asırdaki İslâm âlimlerinin
birleştiği ortak hükümdür.
c) Bir asırdaki bütün müctehid
İslâm âlimlerinin görüş belirterek
katıldığı ortak görüştür.
d) Bir asıdaki bütün müctehid
İslâm âlimlerinin görüş
belirtmeden katıldığı ortak
görüştür.
22. Aşağıdaki sünnet
çeşitlerinden hangisi
Peygamberimizin, yanında olan
bir davranış karşısında sessiz
kalarak o davranışı tasvîb
ettiğini belirtir?
a) Fiilî sünnet.
b) Sözlü sünnet.
c) Takrîrî sünnet.
d) Hiç biri.
23. Hanefîlere göre, seferî olan
bir kimsenin 4 rekât farz
namazları 2 rekât olarak kılması
hangi kavrama örnek olarak
verilebilir?
a) Ruhsat.
b) Azîmet.
c) Mübâh.
d) Mendûp.
24. Hanefî bilginlerine göre
“delâleti ve sübûtu, Kur’ân ve
mütevâtir sünnetle kesin olan
delillere” ne ad verilir?
a) Farz.
b) Vâcip.
c) Sünnet.
d) Mekrûh.
25. İslâm fıkhına göre hangi yaşa
ulaşan çocuklar, ergenlik
belirtileri göstermese bile ergen
sayılırlar?
a) 12 yaş.
b) 13 yaş.
c) 15 yaş.
d) 18 yaş.
26. İslâm fıkhında “kötülüğe
giden yolun kapatılması”
aşağıdaki hangi kavramla ifâde
edilir?
a) Kıyâs.
b) Sedd-i Zerâî.
c) İstihsân.
d) Maslahat-ı Mürsele.
27. “Kur’ân’da şarap haram
28
kılınmıştır. Şarabın haram
kılınma nedeni sarhoşluk
vermesidir. O halde adı ne olursa
olsun bütün sarhoşluk veren
şeyler haramdır.” Verilen bu
hüküm aşağıdaki dînî
delillerden hangisine örnektir?
a) Mesâlih-i Mürsele.
b) Sedd-i Zerâî.
c) İstihsân.
d) Kıyâs.
28. “Geçerli bir nikâhla evlenen
çiftlerin nikâhlarının ortadan
kalktığına dair bir delilin
bulunmaması halinde nikâh
geçerlidir.” Verilen bu hüküm
aşağıdaki dînî delillerden
hangisine örnektir?
a) İstînâf.
b) İstıslâh.
c) İstihsân.
d) İstishâb.
29. “Mûrisi öldüren vâris
mîrastan hak alamaz” hükmü
aşağıdaki dînî delillerden
hangisine örnektir?
a) Mesâlih-i Mürsele.
b) Kıyâs.
c) İstishâb.
d) İstihsân.
30. “Hz. Ömer, fethedilen
toprakları mücahidler arasında
ganimet olarak dağıtmayıp eski
sahiplerinin elinde bırakmış ve
haraç vergisi koymuştur. ” Bu
durum aşağıdaki dînî delillerden
hangisine örnektir?
a) Mesâlih-i Mürsele.
b) Şer’u men Kablenâ.
c) İstishâb.
d) Mesâlih-i Mürsele.
31. “Suçlananın suçu ispat
edilmedikçe suçlanan kişi
suçsuzdur. ” Bu durum aşağıdaki
dini delillerden hangisine
örnektir?
a) İstislah.
b) İstihlaf.
c) İstishab.
d) İstihsan.
32. Hz. Peygamberden (s.a.v.)
sonra, belli bir asırdaki müctehit
İslâm bilginlerinin, dînî
konularda görüş birliği içinde
olmaları hangi kavramla ifâde
edilir?
a) İctihât.
b) Kıyâs.
c) İcmâ’.
d) İstihsân.
33. Aşağıdakilerden hangisi
İslâmın değerli sayıp
korunmasını garanti altına aldığı
şeylerdendir?
a) Can.
b) Mal.
c) Akıl.
d) Hepsi.
34. Aşağıdaki bilgilerden hangisi
yanlıştır?
a) Düşmanla çarpışma esnasında
şehit olan kimse yıkanmaz.
b) Düşük neticesinde ölü doğan
çocuk yıkanmaz.
c) Suda boğulmuş olan bir kimse
yıkanmaz.
d) Su bulunmadığı zaman ölünün
yıkanma işlemi teyemmüm ile
gerçekleşir.
35. Hangi durumda estetik
ameliyat câiz değildir?
a) Güzel görünme kastı ile estetik
ameliyat yaptırmak.
b) Yapılmasında bir yarar veya
yapılmamasında mevcut bir zarar
bulunmak.
29
c) Hile, aldatma veya karşı cinse
benzeme kastı bulunmamak.
d) Hukûkî karışıklığa ve yanlış
anlamaya yol açmamak.
36. Aşağıdaki şıklarda yer alan
açıklamalardan hangisi
yanlıştır?
a) Bir kadının şahitliği erkeğin
şahitliğine denk tutulabilir.
b) Organ nakli yapılacak kişinin
ücret talep etmemesi gereklidir.
c) Organ veya dokusu alınacak
kişinin sağlığında (ölmeden önce)
buna izin vermiş olması gerekir.
d) Kadınların başı açık olarak
namaz kılmaları câizdir.
37. “Hükmün kendisine
bağlanması ve üzerine hüküm
binâ edilmesi insanlara bir fayda
sağlayan veya onlardan bir
zararı gideren, fakat mûteber
veya geçersiz sayıldığına dâir
belirli bir delil bulunmayan
durumlar” olarak tarif edilen
fıkıh usûlü terimi
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mesâlih-i Mürsele.
b) İllet.
c) İstihsân.
d) İstishâb.
HADİS KONUSUNDA TEST
1. Hz. Peygamber adına
uydurulmuş sözlere ne denir?
a) Mevzû hadis.
b) Müdrec hadis.
c) Münker hadis.
d) Metrûk hadis
2. Aşağıdakilerden hangisi hadis
uydurmanın sebeplerinden biri
değildir?
a) Allah’ın rızasını kazanma amacı.
b) Bazı kimselerin İslâm dinine
zarar verme isteği.
c) Siyasi çekişmeler neticesinde
kendi gurubunu haklı gösterme
ihtiyacı.
d) İnsanları dinin buyruklarını
yerine getirmeye teşvik ederek
onların daha dindar olmalarını
sağlama gayreti.
3. Aşağıdakilerden hangisi
hadîsin fonksiyonlarından
değildir?
a) Te’kîd.
b) Tefsîr.
c) Tenkîd.
d) Teşrî’.
4. Sahîh ve hasen hadîsin
şartlarından birini veya
birkaçını taşımamakla birlikte,
uydurma (mevzû) olduğu da
söylenemeyen hadislere genel
olarak ne ad verilir?
a) Zayıf Hadis.
b) Maktû’ Hadis.
c) Metrûk Hadis.
d) Mürsel Hadis.
5. Aşağıdakilerden hangisi, râvî
zincirinin kendisinde son
bulduğu kısmı ifade eden ve
hadisin aslını oluşturan
bölümün adıdır?
a) İsnâd.
b) Metin.
c) Tabaka.
d) Tarîk.
6. Aşağıdakilerden hangisi;
mânâsı Allah’a, lafzı Peygambere
ait olan hadis çeşididir?
a) Maktû’ hadis.
b) Mevkûf hadis.
c) Metrûk hadis.
d) Kutsî hadis.
7. Aşağıdaki hadis terimlerinden
hangisi, söz, fiil veya takrîrin
doğrudan Peygambere
dayandırıldığı, kaynağı
Peygamber olan hadis çeşidini
ifade eder?
a) Maktû’ hadis.
b) Mevkûf hadis.
c) Merfû’ hadis.
d) Mevzû’ hadis.
8. Aşağıdaki hadis terimlerinden
hangisi, söz, fiil veya takrîrin
sahabeye dayandırıldığı, kaynağı
sahabe tabakası olan hadis
çeşidini ifade eder?
a) Mevkûf hadis.
b) Maktu’ hadis.
c) Merfû’ hadis.
d) Metrûk hadis.
9. Aşağıdakilerden hangisi
kaynağına göre hadis
çeşitlerinden birisi değildir?
a) Hasen hadis.
b) Mevkûf hadis.
c) Maktû’ hadis.
d) Merfû’ hadis.
10. Aşağıdakilerden hangisi
senetteki kopukluktan
kaynaklanan zayıf hadis
çeşitlerinden birisi değildir?
a) Müdelles hadis.
b) Kutsî hadis.
c) Muallak hadis.
d) Mu’dâl hadis.
11. Sıhhat açısından sahih hadis
ile zayıf hadis arasında yer
almasına karşın sahîhe daha
yakın olan hadise ne denir?
a) Şâzz hadis.
b) Hasen hadis.
c) Garîp hadis.
d) Muallel (illetli) hadis.
12. Aşağıdakilerden hangisi
râvîye yapılan ithamdan dolayı
ortaya çıkan zayıf hadis
çeşitlerinden biri değildir?
a) Mürsel hadis.
b) Metrûk hadis.
c) Muallel hadis.
d) Mevzû’ hadis.
13. Rasûlüllaha ait olduğunda
usûl bakımından herhangi bir
tereddüt bulunmayan, sıhhatine
hükmedilmiş olan hadis çeşidi
hangisidir?
a) Hasen hadis.
b) Sahîh hadis.
c) Zayıf hadis.
d) Mevzû’ hadis.
14. Kelimesi hareke
değişikliğine uğramış hadise ne
denir?
a) Munkatı’ hadis.
b) Garîb hadis.
c) Muallel (illetli) hadis.
d) Muharref hadis.
15. Hadis terimi olarak, senedin
herhangi bir yerinde bir tek
râvîsi olan Âhad hadis çeşidi
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Meşhûr hadis.
b) Azîz hadis.
c) Garîb hadis.
d) Mütevâtir hadis.
16. Aşağıdakilerden hangisi
Âhad hadis çeşitlerinden birisi
değildir?
a) Meşhûr hadis.
b) Mütevâtir hadis.
c) Garîb hadis.
d) Azîz hadis.
17. Tabiîn râvînin, sahâbî râvîyi
atlayarak doğrudan Hz.
Peygambere dayandırdığı zayıf
hadis çeşidi aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Mürsel hadis.
b) Muallâk hadis.
c) Hasen hadis.
d) Mütevâtir hadis.
18. Bir çok kişi tarafından
rivâyet edilen, delil alınan ve
herkes tarafından bilinen halk
arasında şöhret bulan Âhad
hadis çeşidi aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Garîb hadis.
b) Azîz hadis.
c) Meşhûr hadis.
d) Mütevâtir hadis.
19. Daha önce dağınık olan
hadislerin, toplanarak kitap
haline getirilmesine ne denir?
a) Tedvîn.
b) Sünen.
c) Müsned.
d) Tasnîf.
20. Hadisleri topladıktan sonra
sınıflara ayırmak ve guruplamak
anlamına gelen hadis terimi
hangisidir?
a) Tedvîn.
b) Bâb.
c) Taktî’.
d) Tasnîf.
21. Aşağıdakilerden hangisi,
kendisinden hadis rivâyet edilen
râvînin hadis aldığı hocasını
ifâde eden hadis terimidir?
a) Şeyh.
b) Mervî.
c) Hüccet.
d) Mecrûh.
22. Hadis tasnifi faaliyetlerinin
çok yoğun bir şekilde yapıldığı
ve hadis kaynaklarının son
şeklini aldığı dönem
aşağıdakilerin hangisinde doğru
olarak verilmiştir?
a) Hz. Peygamber dönemi.
b) Sahâbe dönemi.
c) Tabiûn dönemi.
d) Osmanlılar dönemi.
23. Aşağıdaki hadis
terimlerinden hangisi, ana
senedin tâlî (ikinci) bir kolunu,
dağılışını veya ana senedin bir
râvîden sonraki dağılışını,
kollara ayrılışını ifade eder?
a) Metin.
b) Tarîk.
c) Şeyh.
d) Mervî.
24. Aşağıdakilerden hangisi,
diğer konularda yalan söyleyen
bir râvînin hadis rivâyetinde de
yalan söyleyebileceği
düşünülerek, râvînin yalanla
itham edilmesini ifade eder?
a) Kizbu’r-râvî.
b) Fısku’r-râvî.
c) İttihamu’r-râvî bi’l- kizb.
d) Bid’atü’r-râvî.
25. Kütüb-ü sitte hangi şıkta
doğru sıralanmıştır?
a) Ahmed-Buhârî-Müslim-Ebû
Dâvûd-Tirmizî-İbn Mâce.
b) Ahmed-Buhârî- Dârimî- Müslim-
Ebû Dâvûd- Beyhakî.
c) Ebû Dâvûd-Tirmizî-Nesaî-İbn
Hibbân-Darakutnî.
d) Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd-
Tirmizî-İbn Mâce- Nesaî.
26. Aşağıdakilerden hangisi
Ale’r-ricâl (şahıs merkezli) tasnîf
edilen kitaplardandır?
a) Müsned.
b) Musannef.
c) Câmî’ler.
d) Sünenler.
27. Hz. Peygamber’in kişiyi
herhangi bir şeye teşvik etmek
veya sakındırmak için söylediği
hadislere ne denir?
a) Fiten hadisler.
b) Darb-ı meseller.
c) Tergîb ve terhîb hadisleri.
d) Ahkâm hadisleri.
28. Aşağıdakilerden hangisinde,
üzerinde en fazla şerh faaliyeti
yapılan ve İslâm dünyasında en
fazla ilgi gören hadis eseri ve
yazarı birlikte verilmiştir?
a) es-Sünen: Tirmizî
b) el-Câmiu’s-Sahîh: Müslim
c) el-Câmiu’s-Sahîh: Buhârî
d) el-Câmiu’s-Sahîh: Ebû Dâvûd
29. Kütüb-i Sitte olarak bilinen
altı hadis kitabı ve müellifleri
aşağıda eşleştirilmiştir. Hangisi
yanlıştır?
a) es-Sünen: Ahmet b. Hanbel.
b) el-Câmiu’s-Sahîh: Müslim.
c) es-Sünen: Ebû Dâvûd.
d) es- Sünen: İbn Mâce.
30. Müsned türünde yazılmış en
meşhur hadis eseri kime aittir?
a) Mâlik b. Enes.
b) Ahmed b. Hanbel.
c) İbn Şihâb.
d) Ebû Dâvûd et-Tayâlisî

TÜRKÇEDEN ARAPÇAYA TERCÜME

İÇİNDEKİLER
I. YAŞLI KADIN İLE ÖMER 3
عمر والمرأة العجوز 3
II. POETİKA 4
كتاب فن الشعر 4
III. NASREDDİN HOCA FIKRALARINDAN 5
من نوادر جحا 5
IV. SUSUZLUKTAN ÖLEN ADAM 7
الرجل اللذي يموت من العطش 7
V. ALLAH SEVGİSİ 8
محبة الله 8
VI. BÜYÜK İNSAN HAZRETİ MUHAMMED 9
محمد أعظم انسان 9
VII. KABE’NİN TA’MÎRİ 10
عمارة الكعبة 11
VIII. HAZRET-İ PEYGAMBERİN HİCRETİ 12
هجرة النبي (ص) 13
IX. CUMA GÜNÜ VE CUMA NAMAZI 13
صلاة الجمعة 14
X. EBÛ HANİFE’NİN HAYATI 14
حياة الإمام أبي حنيفة 15
XI. PEYGAMBER KAVRAMI VE PEYGAMBERLERE İMAN 16
الإيمان بالرسل 17
XII. KARGA İLE TİLKİ 18
الغراب والثعلب 19
XIII. SİVRİSİNEK İLE ASLAN 19
ألأسد رالبعوض 19
XIV. NUTUK 20
الخطابة 21
XV. ÖZÜRLÜLER 22
المعاقون 23
XVI. YURTDIŞINDA MÜSLÜMANLAR 24
المسلمون خارج بلادهم 25
XVII. GÜVERCİNİN MÜJDESİ 26
بشرى الحمامة 27
XVIII. TEMEL NEFES EGZERSİZİ 28
تًدْرِيبُ التنفس الأساسي 30
XIX. İSLAM ARAŞTIRMALARI MERKEZİ 32
مركز البحوث الإسلامية 33
XX. NETAMELİ YOLLAR 34
الطرق الخطيرة 34

I. YAŞLI KADIN İLE ÖMER
Hz. Ömer, hilafeti zamanında sık sık Medine sokaklarında dolaşır, halkın du¬rumunu kontrol eder, ihtiyaç sahiplerini tesbite çalışırdı.
Bir gece dolaşırken, bir evden çocuk ağlamaları işitti. Eve yaklaştı, kapıyı çaldı. İçerden yaşlı bir kadın çıktı. Hz. Ömer, çocuklann niçin ağladığını sordu. Kadın, İkigünden beri aç olduklarını, bundan dolayı ağladıklarını; onları avu¬tup uyutmak için boş tencereyi karıştırıp durduğunu söyledi.
Hz. Ömer bu cevap üzerine irkildi. Kadıncağıza, “Biraz bekle, ben hemen ge¬liyorum” dedi. Hemen koşup bir miktar un ve yağ sırtladı. Hizmetçisi de yanın¬daydı. Torbayı taşımak için ısrar ettiyse de, Hz. Ömer, “Kıyamet Günü benim yükümü de taşıyacak mısın?” diyerek onun isteğini reddetti.
Kadıncağızın evine vardığında, Hz. Ömer nefes nefeseydi. Hemen yemek yaptı, çocukların karnını doyurdu. Çocuklar sevinç içinde gülmeye, oynamaya başladılar.
Bunu gören Hz. Ömer kalbi rahatlamış olarak oradan ayrılırken, kadıncağı¬zın, “Allah senden razı olsun. Ömer’in makamına asıl sen lâyıksın” dediğini işitti. Kadın, gece karanlığında gelenin Halife olduğunu fark edememişti.
(Ermislerden Osman Efendi, Seçme Dinî Hikâyeler, seda yay.İst. 2000, s.143-.
عمر والمرأة العجوز
كان عمر يتجول كثيرا في شوارع المدينة ويفتش (يتفقد) أحوال الناس يحاول أن يعرف المحتاجين في خلافته
وذات ليلة بينما كان يتجول سمع بكاء أطفال من بيت فافترب من البيت و طرق الباب فخرجت امرأة عجوز وسألها عمر عن سبب بكاء الأطفال فأجابت بأنهم جائعون منذ يومين ولذلك يبكون وقالت كنت أتظاهر أني أطبخ شيئا وأقلب ما في القدر لأسكتهم حتى يناموا
دهش عمر على هذا الجواب وقال للعجوز انتظري قليلا حتى أعود فهرول عمر ليأتي بدقيق وسمن وحملهما بنفسه وكان خادمه معه وأصر أن يحملهما ولكن عمر رفض طلبه قائلا أتحمل عني يوم القيامة وزري
وعندما وصل عمر إلى بيت العجوز كادت أنفاسه تنقطع فجهز عمر طعاما وأطعم الأولاد وبدؤوا يضحكون ويلعبون من الفرح
بينما غادر عمر مطمئنا بما رأى سمع المرأة تقول جزاك الله خيرا أنت أحق بمقام عمر منه ما كانت العجوز قد عرفت أن الذي جاء هو الخليفة نفسه في ظلام الليل
II. POETİKA
BİRİNCİ BÖLÜM

1. Üzerinde konuşmak istediğimiz konu, şiir sanatıdır; ilkin genel olarak şiir sanatının ne olduğu, sonra şiir sanatının türleri ile bu türlerin teker teker ne oldukları, sonra da bir şiirin başarılı bir şiir olabilmesi için, onda gerecin (hikaye=mythos) ne şekilde işlenmesi gerektiği, bundan başka bir şiirin bölümlerinin sayısı ile bunların özellikleri, daha bu araştırma konusu içine girebilen her şey. Bunu da yukarıdaki doğal sıraya göre yapmak istiyoruz.
2. O halde epos, tragedya, komedya, dithrambos şiiri ile flüt, kitara sanatlarının büyük bir kısmı, bütün bunlar genel olarak taklittir (mimesis).
3. Ancak adı geçen bu sanatlar, şu üç bakımdan bir birlerinden ayrılırlar: Taklit etmede kullanılan araç bakımından, taklit edilen nesneler bakımından, taklit tarzı bakımından.
4. İster bir sanatçı yetisi, isterse alışkanlığa dayanan bir ustalıkla olsun, bazı sanatlar renkler ve figürler aracılığıyla taklit eder. Bazı sanatlar ise ses aracılığıyla taklit eder; buna göre de bütün adı geçen sanatlarda genel olarak taklit, ya ritim, ya söz ya da harmoni aracılığıyla gerçekleştirilir. Öyle ki, bu üçü ya ayrı ayrı, ya da birlikte kullanılır. Örneğin, flüt ve kitara, aynı şekilde kaval (syrinx) çeşidinden olan sanatlar sadece harmoni ve ritmi kullanırlar; dans sanatı ise harmoni olmadan yalnız ritmi kullanır; çünkü, dans edenler, ritmik beden hareketleri aracılığıyla karakter özelliklerini, tutkuları ve hareketleri taklit ederler.
(Aristo, Poetika, çev. İsmail Tunalı, İstanbul 1993, s.11)
كتاب فن الشعر
الموضوع الذي نريد أن نتحدث عنه هو في فن الشعر و أولاً نبدأ بماهية الشعر على العموم , وبأنواع فن الشعر مع شرح كل نوع على حدة, ثم نتكلم عن كيفية استخدام الحبكة في الشعر ليكون ناجحاً و إضافة إلى ذلك عن عدد أقسام الشعر وخصائصها و كل ما يدخل في هذا الموضوع على هذا الترتيب
وهكذا فإن الشعر الملحمي والمأساة والملهاة وديثرامبوس والجزأ الأكبر من فنون العزف على الناي والمزاهر كلها محاكاة
ولكن هذه الفنون تختلف فيما بينها من ثلاثة أمور بحسب المادة بحسب الوسائل بحسب الأساليب في المحاكاة. إن بعض الفنون – سواء صدرت عن صناعة أو تبعت عادة – تحاكي بالألوان والأشكال وأم بعضها فتحاكي بالكلام
على هذا فإن المحاكاة تتحقق في هذه الفنون المذكورة كلها إما بالوزن وإما بالكلام أو بالإقاع ولهذه الثلاثة تستعمل إما مجتمعة وإما متفرقة مثلا فنون الناي والمزهر وكذا المصافرتستعمل والوزن والإيقاع فقط وأما الوزن دون الإيقاع فيستعمل في الرقص لأن الرقاصة تحاكي (يحاكون) طبائع الأشخاص والعواطف والحركات من خلال حركات البدن الموزونة

III. NASREDDİN HOCA FIKRALARINDAN
من نوادر جحا
Hoca bir gün mescide varmış. Kapısında bir köpek görmüş. “hoşt” diye kovalayınca köpek mescide girip minbere çıkmış ve havlamış. Hoca meğer bu buranın eski hatibi imiş demiş.
ذات يوم ذهب جحا الى المسجد و إذا بالباب كلب ولما طرده فر داخل المسجد و صعد المنبر ثم نبح فقال جحا : يبدو أنه الخطيب السابق للمسجد.
Hoca bir gün eşeği ile giderken karşıdan gelen talebeleri görmüş ve eşekten inerek dört ayak üzere yanında durmuş. Talebelerden biri yaklaşıp hoca ne yapıyorsun demiş. Hoca da ben hoca değilim demiş. Ya nesin demişler. Hoca şu eşeğin yavrusuyum demiş. Hoca bu eşek erkek dediklerinde anam öldü ben de babamla geziyorum demiş.
كان جحا يسافر يوما على حماره إذ رأى طلابا قادمين فنزل من حماره و وقف عنده على أربع مثله. عندما اقتربوا منه قال أحدهم: ماذا تصنع يا جحا؟ قال : ما أنا بجحا فسألوه: ماذا أنت إذن؟ أجاب بأنه جحش هذا الحمار. فلما قالوا بأن هذا الحمار ذكر أجابهم : ماتت أمي فتبعت أبي.
Hoca hasta olur ve vasiyetini yapar. Der ki eğer ben ölürsem eski kabirlerden birine defnedin. Gün gelir hoca ölür ve onu eski bir kabre gömerler. Münker ve nekir gelip suale başlayınca hoca ben eski ölüyüm daha önce sorgulandım” der.
عندما مرض جحا أعلن وصيته قائلا: إن مت فادفنوني في مقبرة قديمة. فاتفق أن مات ودفنوه في قبر قديم. ولما جاء الملكان وابتدآ بالسؤال فقال جحا: أنا من القدماء سئلت من قبل.
Komşusu birgün su taşımak için hocadan eşeğini istemiş hoca “evde yok” demiş. O sıra eşek anırınca komşu “hay hoca işte eşek evde” demiş hoca da “ne aceb eşeğe inanırlar, bana inanmazlar” demiş.
وفي يوم طلب من جحا جاره حماره لحمل الماء. أجاب جحا بأن الحمار ليس في البيت. و عندئذ نهق الحمار فقال الجار: ويحك يا جحا ها هو الحمار ينهق. قال جحا: عجبا لهؤلاء يصدقون الحمار و لا يصدقونني.
Hoca birgün dere kenarında abdest alırken sarığını suya düşürür ve ne yapacağını bilemez. Suya dönerek yellenir ve “al abdestini ver sarığımı” der.
ذات مرة كان جحا يتوضأ عند بحيرة فسقطت عمامته في الماء و ما درى ما يفعل استدبر الماء فضرط و قال: خذ وضوءك و أعطني عمامتي.
Birgün Timur hamama gider hocayı da davet eder. Hamamda hocaya “ay hoca beni satsalar kaç akçe ederim” diye sorunca hoca “kalk karşımda yürü bakayım” der. Timur kalkıp yürüyünce hoca “altmış akçe edersin” der. Timur “be hoca! Benim peştamalım o kadar eder” deyince hoca “ben dahi onu derim” diye cevap verir.
ذهب الأمير تيمور يوما الى الحمام ودعا جحا إليه و في الحمام سأل جحا “يا جحا بكم أباع” قال جحا “قم وامش أمامي لأراك” فلما قام ومشى أمامه قال “بستين” عجب تيمور وقال “يا جحا إزاري يقدر بهذا” أجابه جحا “وأنا أقول كذلك”
Hocanın karısı su kenarında çamaşır yıkarken nehre düşmüş. Hoca karısını nehrin yukarısında aramaya başlamış. Bir kişi hoca ne ararsın diye sorunca hoca karım suya düştü onu arıyorum demiş. O kişi suyun yukarısını arama aşağısını ara deyince hoca benim karı inatçıdır yukarı gider demiş.
بينما كانت زوجة جحا تغسل الثياب على شاطئ النهر وقعت فيه وبدأ جحا يبحث عنها في أعلى النهر لقيه واحد وقال “عم تبحث يا جحا” أخبرجحا بأن “زوجتي قد وقعت في الماء وأنا أبحث عنها” فقال الرجل “لا تبحث عنها في أعلى النهر بل في الأسفل” قال جحا “زوجتي عنيدة للغاية تسبح إلى العكس”

IV. SUSUZLUKTAN ÖLEN ADAM
Hikâye
Suzluktan can veren biri: Ne mutlu, diyordu, suda boğulanlara!” Aklı kıt. bir adam:
“Tuhaf şey”, dedi, “Sen nasıl olsa ölecek olduktan sonra ha suya kanmışsın, ha dudağın kurumuş.” Ölmekte olan cevap verdi: “Onun uğrunda tatlı canımı veriyorum. Can verinceye kadar da onun arzusuyla dudağım ıslanmasın mı?
Susuz ölen kimse, boğulanların kana kana öleceklerini bilir de sanki derin göllere düşer…
Aşık mısın, sevgilinin eteğine sarıl. Sana “Canını ver!”derse “Al!” de. Huzur cennetine yokluk cehenneminden geçtikten sonra varabilir misin Çifçilerin de gönlü ıstırap çeker. Lâkin harman meydana çıkınca tatlı uyurlar.
Bu mecliste murada eren kişi, son dönüşün de kadehe yetişmiş olandır.
(Sadi, Bostan, s.151-.)
الرجل اللذي يموت من العطش
قال االذي يموت عطشا، “طوبي لمن يموت غرقا” قال أحمق:
ـ عجبا أنت تموت لا محالة سواء ارتويت أم جف لسانك” قال المحتضر:
ـ أضحي بنفسي العزيزة لأجله أفلا تبتل شفتاي شوقا إليه حتي أموت، العطشان لا يخشي من الغرق في الماء؛ لأنه سيموت مرتويا
إلزم الحبيب إن كنت عاشقا، إذا طلب منكروحك فأعطه، ولن تصل إلي جنة السعادة إلا بعد ورود ك جحيم الفناء، لو تعلم كم يقاسي الفلاح حتي يحصد ما يزرع
الذي فاز ما تمني في هذا المجلس هو الذي أدرك قدح في آخر دورانه

V. ALLAH SEVGİSİ
Allah, bize görmek için gözler, işitmek için kulaklar, konuşan dil, çeşitli işler yapabilen eller ve yürüyen ayaklar vermiş; bizi akıl ve zekâ ile donatarak, varlıklar arasında çok üstün bir durumda yaratmıştır.
Sağlık ve mutluluk içinde yaşayabilmemiz için yeryüzünü çeşitli nimetlerle donatmış, teneffüs ettiğimiz havadan içtiğimiz suya kadar her türlü ihtiyacımız karşılanmıştır.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“Allah’ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz.” (5)
İnsan, kendisine iyilik edenleri sever. Öyle ise, en çok sevmemiz gereken varlık, Allah’tır. Çünkü O’nun bize olan iyilikleri sayılamayacak kadar çoktur. Biz de Allah’ımızı çok sevmeliyiz. Sevgi, sadece sözle olmaz. İnsan, sevdiğine saygı gösterir, sevdiğinin hoşlanmayacağı bir şeyi yapmaz. Allah sevgisi, O’nun mübarek adını saygı ile anmak, bize emrettiği ibadet görevlerini seve-seve yapmak ve yasak ettiği şeylerden sakınmakla olur.
Böyle yaparsak, Allah da bizi sever ve dünyadaki nimetlerden çok daha fazlasını bize ahirette verir.
Bir insan için en büyük mutluluk, Allah’ın sevdiği kişilerden olmaktır.
(Seyfettin Yazıcı, Temel Dinî Bilgiler, s.33.)
محبة الله
قد أعطانا الله عيونا لنرى وآذانا لنسمع ولسانا لنتكلم وأيديا لنقوم ببعض الأعمال وأرجلا لنمشي وخلقنا وأحسن خلقنا بين مخلوقاته مزودا أجسامنا بالعقل والذكاء
وزين الأرض بنعم شتى لنعيش في صحة وعافية وقضى حاجاتنا من الهواء الذي نتنفس حتى الماء الذي نشرب إذا لم يتنفس الإنسان الذي يبقى بدون هواء ولا يتنفس فلا يعيش ويموت في مدة قصيرة إن نتفكر في هذه النعمة التي نحتاج إليها دائما ندرك كثرة نعم الله علينا يقول الله تعالى وإن تعدوا نعمة الله لا تحصوها
والإنسان يحب من يحسن إليه فلهذا أكثر يجب أن نحبه هو الله لأن نعمه علينا كثيرة لا تحصى وينبغي لنا أن نحب الله كثيرا ليس الحب مجرد القول والمرء يطيع لمن يحب ولا يكرهه حب الله لايتم ألا بذكر اسمه الجليل بالاحترام والعبادة له عن طيب نفس والاجتناب عما نهاه
وإذا فعلمنا ذلك كذلك وأثبتنا أننا نحبه حقا فهو يحبنا ويعطينا في الآخرة أكثر مما أعطانا في الدنيا أعظم سعادة للإنسان أن يكون ممن أحبه الله
VI. BÜYÜK İNSAN HAZRETİ MUHAMMED
Tarihte büyük Peygamberlerle fatihler arasında hiçbir kimse gösterilemez ki hayatı Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in hayatı gibi sağlam vesikalara dayanarak bütün incelikleriyle zaptedilmiş olsun.
Peygamberimiz Efendimiz altıncı yüzyılda (571) Nisan ayında Mekke’de dün¬yayı teşrif buyurmuştu. Peygamberliği yirmi üç yıla yakın bir zaman sürdü ve bu yirmi üç yıl içinde İslâm dini bütün Arap yarımadasına yayıldı.
Resûlullah’a Mekke’de Hira Dağında ilk ilâhî vahiy geldiği zaman kırk yaşın¬da idi. Bu esnada vahyin şiddetinden korkmuş, heyecan içinde evine, vefakâr zevcesi Hüveylid’in kızı Hz. Hatice’nin yanına koşmuş, beni örtünüz, diyebilmişti. Heyecanı geçince, gördüğünü, başından geçenleri muhterem zevcesine anlattı. Kendisini hayretten alamıyor, hattâ bana ne oldu diye üzülüyordu. O zaman Hz. Hatice kendisini teselli ederek:
-Allah seni hiçbir vakit utandırmaz. Çünkü sen hısım akrabana bakarsın, eşine dostuna iyi muamelede bulunursun, borçlu olanların borcunu verirsin, fakirlere yardım edersin, misafirleri ağırlarsın, doğrulan desteklersin, muhtaç olanların ihtiyaçlarını hafifletirsin! demişti.
(Ragıp Akyavaş, Üstazü’l-Hayat, c. I, s. 46)
محمد أعظم انسان
لا يوجد في التاريخ بين الأنبياء العظام و الفاتحين أحد قد سجلت سيرته بكل تفاصيلها مستندة الى وثائق صحيحة مثل سيرة محمد(ص).
نبينا محمد قد شرف عالمنا بولادته في القرن السادس (571) في شهر نيسان بمكة. استمرت رسالته نحو ثلاثة و عشرين عاما و خلال هذه المدة انتشر الاسلام في جميع أنحاء الجزيرة.
عندما نزل عليه الوحي الالهي أول مرة في غار حراء بمكة كان محمد في الاربعين من عمره. و في هذا الاثناء قد فزع من شدة الوحي و اسرع في حيرة الى بيته حيث زوجته الوفية خديجة بنت خويلد ولم يستطع الا ان قال دثروني. فلما زال قلقه حكى لزوجته الكريمة كل ما رأى و حدث له. كان لايملك أن يمنع الحيرة عن نفسه و يقول في حزن ماذا ألم بي؟ و كانت زوجته تسليه قائلة:
لن يخزيك الله أبدا لأنك تصل الرحم و تحسن معاشرة اهلك و اصدقائك. تدفع للغريم و تساعد الفقير و تقري الضيف و تدافع عن ذوي الحق و تخفف عن المحتاج
VII. KABE’NİN TA’MÎRİ
Yukarıda Hazret-i İbrahim ile Hazret-i ismail tarafından bina olunan Kâ’be’den bahsetmiştik. Kâ’be’nin üzerinde tavan yoktu. Bina çok haraptı. Yağmurlu günlerde Mekke’nin sokaklarından sızan yağmurlar ona doğru akarak binayı tahrib ediyordu. Yağmur sularının binanın duvarlarına bu hü¬cumunu önlemek için bir sed vücûda getirilmiş ise de, bu sed de müteaddit defalar yıkıldığından sellerin tahribatının önü alınamamıştı. Peygamberimi¬zin ecdadından Kusay b. Kilâb Kâ’be’yi yeniden yapmış, üstüne tavan çat¬mış ise de, zamanların geçmesiyle yine harab olmuştu. Nihayet bir hâdise Kâ’be’nin yeniden tamirine sebeb oldu. Vak’a şudur: Kâ’be’nin içinde bir kuyu vardı. Onu hazine ittihaz etmişlerdi. Kâ’be’ye getirilen hediyeler oraya konurdu. Selden Kâ’be’nin bazı yerleri yıkılmakla bir hırsız içeri girmiş, bazı eşya çalmıştı. Bunun üzerine Kâ’be’nin yeniden ve daha esaslı bir şekilde yapılması kararlaştırıldı. Tesadüfen bu sırada bir rum tacirinin Mısır’dan gel¬mekte olan gemisi, Kızıldenizde Cidde sahillerinde kazaya uğramış, orada kalmıştı. Kureyş, bunu duyunca bu geminin kerestelerini Kâ’be’nin binasın¬da kullanmak için satın almak üzere Velid b. Muğîreyi Cidde’ye gönderdi¬ler. Velid, bu geminin yanında Bakum nâmında Yunanlı tacir ve mîmâra te¬sadüf etmiş, Kâ’be’nin binasına nezaret etmek üzere bunu Mekke’ye getirmişti. Daha sonra Kureyş, inşaata başlamış, her aile binadan bir hisseyi kendine ayırmıştı. Bu suretle bütün Kureyş aileleri mukaddes Kâ’be’nin in-şaasına iştirak etmek şerefine kavuşuyordu. Yalnız Hacer-i Esvedi yerine yerleştirmek meselesi bahis mevzuu olduğu zaman, herbiri, bu şerefe ben nail olayım diye, taşı yerine koymak istemiş, bu yüzden aralarında niza çık¬mış, niza kavga halini almış, iş kılıç çekmeye dayanmıştı.
Arapların eski bir âdeti vardı. Mühim bir mesele için yemin ettiler mi, parmaklarını kanla dolu bir çanağa batırırlardı. Hacer-i Esved’i kendi elleriy¬le yerine koymak isteyenler de bu merasim âdetini ifa etmişler, bu uğurda canlarını fedadan çekinmiyeceklerini bildirmişlerdi. İş kan dökülmesine varmıştı. Kureyş’in en ihtiyarı olan Ebû Ümeyye b. Muğîre şöyle bir teklifte bulundu: Ertesi sabah, Safa kapısından girecek ilk zatın Hakem olarak ka¬bulü. Bu teklifi yerinde buldular ve kabul ettiler. Sabahleyin Kureyş aileleri¬nin en ileri gelenleri toplanmış, ilk geçecek zatı gözetliyorlardı. Hazret-i Muhammed’in geldiğini görünce hepsi sevindiler. Çünkü onun doğruluğunda dürüstlüğünde asla şüpheleri yoktu. Ona (el-emîn) diyorlardı. Onu çağırdılar ve meseleyi kendisine arz ettiler. Hz. Muhammed, burada da emsalsiz dirayet ve büyüklüğünü gösterdi. Evvela bu şartı yalnız kendi nefsine hasretmek istemeyerek her kabileden bir adam seçti ve sonra bir yaygı istedi. Herkes hayretle bakıyor ve ne yapacağını merakla takip ediyordu. Yaygıyı getirdiler. Hz. Muhammed Hacer-i esved’i yaygının üzerine koydu ve seçtiği adamlara yaygının etrafından tutmalarını nezaketle rica etti. Böylelikle taşı yerine taşımak şerefine hepsi nail olmuştu. Yaygının üzerinde taşınan Hacer-i Eved yerine kadar yükseldikten sonra onu eliyle yerine yerleştirdi. İşte böylece kan dökülmesini önledi.
(A. Himmet Berki; Osman Keskioğlu, Hz. Muhammed ve Hayatı, s.52-)

عمارة الكعبة
ذكرنا في الفصل السابق الكعبة التي بناها إبراهيم مع إسماعيل كانت الكعبة غير مسقوفة وكانت خربة جدا، وفي أيام المطيرة السيول التي تجري في شوارع مكة نحو الكعبة كانت تخربها، مع أنه قد أنشئ سد ليمنع السيول من وصولها إلى جدران الكعبة ، لكنه انهار مرات ولم يمكن أن منعها من التخريب، وإن كان قد بنى قصي بن كلاب من أجداد النبي قد أعاد بناء الكعبة وجعل لها سقفا، فقد خربت بمرور الزمن، وأخيرا قد أدت حادثة إلى إعاد عمارة الكعبة، وذلك أنه كانت داخل الكعبة بئر وقد اتخذوها خزينة ، وكانوا يضعون فيها ما يهدى للكعبة وقد تسلل لص من ثقب وسرق بعض الأشياء وبعد هذا قررت إعادة بناء الكعبة محكما واتفق أن سفينة تاجر رومي قادمة من مصر غرقت في البحر الأحمر وكانت بقاياها على ساحل جد ولم سمعت قريش هذا أرسلت وليد بن المغيرة إلى جدة ليشتري أخشاب السفينة واستخدامها في بناء الكعبة، وقد وجد وليد عند السفينة تاجرا نجارا روميا، اسمه باكم و أخذه معه مكة ليشرف على بناء كعبة ثم بدأت قريش البناء و كل قبيلة تولت قسما خاصا منها وبهذا قد نالت كل قبيلة شرف الاشتراك في بناءها المقدس ولكن عندما وصلوا إلى وضع حجة الأسود مكانه أرادت كل منها أن تحظى بهذا الشرف ووقع خلاف أدى إلى شجار بينها وكادت اليوف تسل
كان العرب يتبعون عادة فإذا حلفوا لأمر هام غمسوا أيديهم في إناء مملوء بالدم. و الذين أرادوا وضع الحجر الأسود مكانه بأيديهم حلفوا جريا على هذه العادة معلنين بأنهم لن يمتنعوا عن تضحية أرواحهم في هذا السبيل. وقد وصل الأمر الى سفك الدماء. فاقترح أبو أمية بن المغيرة أكبر رجل في قريش بأن يتحكموا الى من يدخل أولا من باب الصفا في فجر اليوم التالي. ووافقت قريش على هذا الرأي فقبلته. و في الصباح كانت جماعة من أشراف قريش اجتمعت لتنتظر من يدخل أولا. فلما رأوا محمدا يأتي فرحوا جميعا لأنهم ما كانوا يشكون من صدقه و أمانته و أنهم سموه الأمين.
فدعوه وعرضوا عليه الأمر، هنا ظهرت عظمة وفطنة التاني لا مثيل لهما، لم يرد محمد أن يستقل بنفسه في حل هذه المشكلة بل اختار من كل قبيلة رجلا فطلب بساطا وكان الجميع يشاهدون في حيرة يرقبون ما الذي سيفعل، فلما أحضروا البساط وضع عليه الحجر والتمس منهم أن يمسكوا بطرف منه، وهكذا نال كلهم شرف حمل الحجر إلى مكانه، بعدما حملوا الحجر ورفعوه وضعه بيده في مكانه، وبهذا حل المشكلة دون أن يراق دم

VIII. HAZRET-İ PEYGAMBERİN HİCRETİ
Kureyş, Hazret-Î Muhammed’in vücudunu ortadan kaldırmak İçin o korkunç kararı almıştı. Hazret-İ Peygamber her şeyden haberdârdı. Vahy-i ilahî nazil olarak keyfiyet bildirildi ve hicret etmesine İzin verildi. Hicretten iki gün evvel bir öğle vakti Hazret-i Ebû Bekir’in evine gelerek:
– Seninle bugün mühim bir iş konuşacağım, yanımızda kimse bulun-masın, dedi. Ebû Bekir de:
– Burada kızlarımdan başka kimse yok, dedi.
– Hicret için emr-i İlahî aldım.
– Senin refâkatınla şereflenecek miyim, yâ Resûlallah?
– Evet.
Hazret-i Ebû Bekir’in bir kaç aydanberi bu gün için beslediği iki devesi vardı. Hemen birini Resûl-i Ekrem’e teklif etti. Fakat büyük Peygamberimiz ‘yakın dostunun, en samimi ahbabının bile barı minneti altında kalmak istemiyerek:
– Kabul ediyorum, fakat bedelini te’diye şartıyla, dedi ve Hazret-i Ebû
|kir de devenin bedelini kabule mecbur kaldı.
Hicret için Allah’ın emrini telakki ettikten sonra bunu böylece Ebû Bekir’e müjdeledi ve iki arkadaş hicret hazırlığını tamamladılar. Hazret-i Aişe’nin ablası Esma, yolculuk için lazım olan tedâriki gördü, yol azığını hazırladı.
(A. Himmet Berki; Osman Keskioğlu, Hz. Muhammed ve Hayatı, s.187-)
هجرة النبي (ص)
قررب قريش ذاك القرار الفزع للقضاء على محمد (ص)، كان الرسول (ص) مطلعا على كل شيء، نزل الوحي معلنا بالإذن للهجرة، وقبل الهجرة بيومين وقت الظهيرة ذهب إلى بيت أبي بكر وقال له: “سنتحدث اليوم في أمر هام، فلا يكن معنا أحد”
أبو بكر:”لا أحد هنا سوى بناتي”
الرسول:”نزل الأمر بالهجرة”
أبو بكر:”هل أتشرف برفقتك يا رسول الله؟”
الرسول:”نعم”
وكان لأبي بكر ناقتان هيأهما لهذا اليوم منذ شهور، فعرض إحداهما للرسول، ولكن نبينا الأكرم لم يرض أن يكون تحت منة أحد ولو كان من أخلص أصحابه، فقال :”أرضى بشرط آداء قيمتها، واضطر أبو بكر إلى القبول.
بعد ما تلقى الأمر بالهجرة بشر بها أبا بكر وأتم الصديقان الاستعدادات للهجرة، قامت أسماء الأخت الكبيرة لعائشة بكل ما يلزم للسفر وأعدت قوتهما.

IX. CUMA GÜNÜ VE CUMA NAMAZI
Hayatı boyunca Hz. Peygamber Medine’de bu namazı bizzat kıldırmış, sonra hulefa-i raşidin devlet başkanlığı yanında Cuma imamlığını da yürütmüşlerdir.
Daha sonraki devirlerde de Cuma imamlığı ya halifenin yahut da onun izin verdiği önemli kişilerin vazifesi olarak telakki edilmiştir.
Kur’ân-ı Kerim’de bu ibadetle ilgili ayetleri ihtiva eden 62. Suresine “Cuma” isminin verilmiş olması İslam’ın Cuma’ya verdiği önemin parlak bir işaretidir.
Müslmanların dini hayatında olduğu gibi siyasi ve ictimai hayatında da büyük tesir icra etmiş bulunan Krş. Bu günün ve içinde yer alan ibadetin kitap, sünnet ve fıkıhtaki yerini ve hükümlerini, tarihimizde Cuma günü ve namazı ile alakalı tatbikatı aşağıdaki satırlarda etraflıca tetkike çalışacağız.
(H. Karaman, İslamın Isığında Günün Meseleleri, s.15-)
صلاة الجمعة
إن لصلاة الجمعة التي بؤدى باهتمام كبير جماعة في العالم الإسلامي منذ العصر الأول الهجري إلى يومنا هذا يوم الجمعة الذي خصه الله بنعمه الممتازة لها مكانة هامة في الإسلام.
والرسول محمد (ص) كان قد صلى هو نفسه الجماعة بالناس في المدينة طوال حياته ، والخلفاء الراشدون من بعده قد قاموا بإمامة الجمعة إضافة إلى رئاسة الدولة.
وفي العصور التالية اعتبرت إمامة الجمعة إما من وظائف الخليفة أو من وظائف المسؤولين الذين أذنهم الخليفة.
إن في تسمية السورة الثانية والستين التي تحتوي على الآيات المتعلقة بهذه العبادة في القرآن دلالة واضحة على الأهمية التي أعطاها الإسلام لها.
نحاول أن ندرس مكانة هذا اليوم وصلاته التي أثرت في حياة المسلمين السياسية والاجتماعية كما أثرت في حياتهم الدينية تأثيرا كبيرا وأحكامها في الكتاب والسنة والفقه والتطبيقات المتعلقة بهما في تاريخنا في الأسطر التالية بالتفصيل.

X. EBÛ HANİFE’NİN HAYATI
(Ebû Hanîfe Numan b. Sabit b. Zota b. Mâh 80-150 H.699-767 M.)
Ataları, Horasan illerinden Kûfe’ye göçmüştü. Numan, Kûfe’de doğdu. Hem ilimle, hem ticaretle .meşgul oldu. Mevâlîdendir. Fakat kölelik ile alâkası yoktur, Türk olması kuvvetle muhtemeldir.
İyi bir tahsil gördü. Birçok ulemâdan ders aldı. 16 ya¬şında Hacca gitti. Kabe’nin hareminde ders halkalarını gördü. Bu, ondaki ilim aşkını körükledi. Dönüşte Kûfe’de ders halkalarına devama başladı. Kelâm münakaşaları onu cezbediyordu. Sonra fıkha merak etti. Kûfe’nin fakihi oldu. Mantık kuvveti sayesinde re’y ve kıyas yoluyla birçok mes’eleler halletti (60 bin mes’ele).
40 yaşına kadar 18 sene üstadı Hammad b. Ebî Sü¬leyman’ın dersinde bulundu. Fıkıh silsilesi İbn-i Mes’ud, Hz. Ali, Hz. Ömer gibi Ashabın fukahasına dayınır. İbrahim Nahaî, Alkame, Esved yoluyla Ibn-i Mes’ud ekolüne men¬suptur.
Hammâd’ın ölümünden sonra onun kürsüsüne çıkıp dersleri devam ettirmiştir. 30 senede 4.000 talebe ye¬tiştirmiştir. Bunlardan 560′ı fıkıhta şöhret sahibidir.
Dersleri münazara yoluyla olurdu. Herkes fikrini söyler, mesele münâkaşa yapılırdı, en sonunda O, son sözü söyler, böylece mes’eleyi karara bağlarlardı.
İbn-i Hübeyre tarafından kadılık teklif olundu, kabul et¬medi. Hapse atıldı, hapisten çıkınca Mekke’ye gitti. Abbasîler devrinde Kûfe’ye döndü.
Ebû Cafer Mansur kendisine Bağdat Kadılığını teklif etti yine kabul etmedi. Yine hapse atıldı. Siyasî kanaati Hz. Ali evlâdının hilâfet davasında haklı olduğu merkezinde idi. Onlara yardımda bulundu.
حياة الإمام أبي حنيفة
اسمه النعمان بن ثابت بن زوطه بن ماه
ولد النعمان في الكوفة وقد هاجر آباءه من بلاد الخراسان اشتغل بالعلم والجارة وكان من الموالي ولم تكن لنسبه علاقة بالرق يغلب على الظن أنه من الأتراك تلقى العلم أحسن وجه على أيدي كثير من العلماء حج البيت وهو ابن ست عشرة سنة والتحق بحلقات العلم في حرم الكعبة وهذا حثه على حب العلم فيه وبعد عودته استمر تعليمه في حلقات الكوفة والجدل الكلامي كان يجذبه ثم شغفه الفقه فاصبح فقيه الكوفة وحل كثيرا من المسائل بمحاكمته القوي على الرأي والقياس (ستين ألف مسألة)
اختلف إلى حلقة استاذه حماد بن سليمان ثماني عشرة سنة حتى الأربعين من عمره طريقه الفقهي يصل إلى أصحاب الفقهاء كابن مسعود وعمر وعلي سلسلا وهو من مذهب ابن مسعود عن طريق إبراهيم النخعي وعلقمة وأسود وبعد وفات حماد جلس مكانه واستمر في التعليم خلال ثلاثين سنة تتلمذ على يديه أربعة آلاف طالب خمسمائة وستون منهم من العلماء المشهورين في الفقه كان يلقي الدروس على أسلوب المناظرة كل يبدي رأيه وتناقش المسألة وأخيرا يقول أبو حنيفة القول الحاسم وكذالك يحلون المشكلة واقترح عليى ابن هبيرة القضاء ولكنه رفض فحبس بعد ما خرج من السجن زار مكة ثم عاد إلى الكوفة زمن العباسي
ولما اقترح عليه أبو جعفر المنصور قضاء بغداد رفضه أيضا فحبس مرة أخرى وأفكاره السياسية تتمركز في أن أولاد علي كانوا على حق في قضية الخلافة وأعانه

XI. PEYGAMBER KAVRAMI VE PEYGAMBERLERE İMAN
Peygamber, Farsça’da “haber taşıyan ve elçi” anlamlarına gelir. Dinî terim olarak, “Allah’ın kulları arasından seçtiği ve vahiyle şereflendirerek emir ve yasaklarını insanlara ulaştırmak üzere görevlendirdiği elçi”ye peygamber denir. Arapça’da, peygamber kelimesinin karşılığı olarak, gönderilmiş ve elçi demek olan resul ve mürsel kelimesi kullanılır. Terim olarak resul ve mürsel, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen peygambere denilir. Çoğulları “rüsul” ve “mürselûn”dür. Nebî de Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, fakat yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilmeyip, önceki bir peygamberin kitap ve şeriatını ümmetine bildirmeye görevli olan peygamberdir. Çoğulu “enbiyâ”dır. Risâlet ve nübüvvet kelimeleri masdar olup, peygamberlik anlamına gelmektedir.
Peygamberlere iman, imanın altı esasından biridir. Peygamberlere iman demek, insanlara doğru yolu göstermek için, Allah tarafından seçkin kimselerin gönderildiğine, bu kimselerin Allah’tan getirdiği bütün bilgilerin gerçek ve doğru olduğuna inanmak demektir. Yüce Allah her müslümana, aralarında herhangi bir ayırım yapmadan bütün peygamberlere inanmayı farz kılmıştır: “Peygamber de kendisine Rabbi tarafından indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız…” (el-Bakara 2/285). Bu sebeple peygamberlerin bir kısmına inanıp, diğerlerini tasdik etmemek küfür sayılmıştır: “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip bir kısmına iman ederiz, ama bir kısmına inanmayız diyenler ve bunlar arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu? İşte gerçekten kâfirler bunlardır…” (en-Nisâ 4/150-151).
Kur’an’da da belirtildiği gibi yüce Allah, asırlar boyunca peygamberler göndermiş, insanları onlar aracılığıyla gerçeği benimseyip yaşamaya çağırmıştır. Kendilerine peygamber gelmemiş hiçbir topluluk ve ümmet bulunmadığı Kur’an’da şöyle dile getirilmektedir: “(Geçmiş) her ümmet içinde mutlaka bir uyarıcı peygamber bulunagelmiştir” (el-Fâtır 35/24), “Allah’a andolsun ki biz senden önceki ümmetlere de peygamberler göndermişizdir…” (en-Nahl 16/63; ayrıca bk. Yûnus 10/47).

Peygamberlik, Allah vergisidir. Çalışma, ibadet ve taatla elde edilemez. Allah, peygamberlik yükünü taşıyabilecekleri ve lâyık olanları bilir ve dilediğini peygamber olarak seçer: “Bu, Allah’ın lutfudur. Onu dilediğine verir…” (el-Cum‘a 62/4). Bu seçimde mal, mülk, şan, şöhret ve makam etkili değildir.
Her konuda olduğu gibi peygamberlik konusunda da orta yolu gözeten İslâm, onları ilâh mertebesine çıkartmamış, Allah’ın elçisi ve kulu saymıştır. Biz peygamberlerin vahiyle şereflendirilmiş ve diğer insanlarda bulunmayan niteliklere sahip, seçkin kişiler olduklarını kabul ederiz. Fakat onların hiçbirisinde Tanrılık özelliği olmadığına, Allah’ın müsaadesi dışında fayda sağlama ve zararı giderme güçlerinin bulunmadığına, Allah’ın bildirdikleri dışında gaybı bilmediklerine inanırız (bk. el-Mâide 5/72-73, 75; el-A‘râf 7/188; et-Tevbe 9/30).
Peygamberler sadece dini tebliğle yetinmemişler, dinî esasları açıklamışlar, sonra ümmetlerine öğretmişler, onları eğitip kötülüklerden arındırmışlardır. Bu işleri yaparken davalarından tâviz vermemişler, bu uğurda pek çok eza ve sıkıntıya göğüs germişlerdir.
Kur’ân-ı Kerîm’de de bildirildiği gibi, peygamberlik Hz. Muhammed ile son bulmuştur: “Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur…” (el-Ahzâb 33/40). Artık ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Onun getirdiği mesaj da kıyamete kadar sürecektir. Hz. Muhammed’den sonra yeni bir peygamber geleceği, onun da yeni bir kitap getireceği konusunda ortaya atılan iddialar, Kur’an’ın bu apaçık hükmünü, Hz. Muhammed’in “hâtemü’n-nebiyyîn” (peygamberlerin sonuncusu) olduğu inancını inkârdan başka bir şey değildir.
(Komisyon, İlmihal, I, 106-107.)
الإيمان بالرسل
مفهوم الرسالة والإيمان بالرسل
بيغمبر في اللغة الفارسية تعين الفير ومن يحمل الخبر وفي الإصطلاح الديني يطلق على من اختاره الله من بين عباده وشرفه بالوحي وكلفه ليبلغ الناس أوامره ونواهيه. ومقابل كلمة بيغمبر في العربية تستعمل الرسول والمرسل بمعنى المبعوث والسفير، وفي الاسطلاح يطلق السول والمرسل على من بعث إلى الناس بكتاب جديد وشريعة جديدة. وأما النبي فهو الذي يخبر الناس أوامر الله ونواهيه إلا أنه لم يبعث بكتاب وشريعة جدبدة ويتبع للرسول الذي سبقه وجمعه أنبياء. كلمتا الرسول والنبوة مصدر بمعنى السفارة.
الإيمان (بالرسل) بالأنبياء واحد من شروط الإيمان استة، وهذا يعني الإيمان بأناس اختارهم الله ليهدوا الناس إلى السراط المستقيم وأنما أتوا به من الأخبار كلها حق وصدق، وقد فرض الله على كل مسلم أن يؤمن بجميع الأنبياء دون تفريق…..الآية(البقرة 285) ومن هنا الإيمان ببعض الرسل والانكار ببعض الآخر كفر (النساء 150-151)
وحسب ما جاء في القرآن أرسل الله الرسل مدى القرون وبواسطتهم دعا الناس إلى قبول الحق والعمل به، فليس هناك جماعة أو أمة لم يبعث إليهم الرسول وهذه الحقيقة يعبر عنها الآية(فاطر 25)
النبوة نعمة من الله، لا يحصل عليها بالسعي والعبادة الطاعة، فالله يعلم من يتحمل مسؤولية الرسالة ويليق بها ويختار لها من يشاء(الجمعة 4) وليس للمال والملك والشهرة والمقام تأثير في هذا الاختيار.
الإسلام يرشد إلى طريق وسط في النبوة كما يرشد إليه دائما في كل الواضيع فهو لم يرتق بالأنبياء إلى مقام الألوهية ويعتبرهم عباد لله ورسلا، ونحن نؤمن بأن الأنبياء مصطفون ومكرمون بالوحي متصفون بأوصاف لا يتصف بها الناس الآخرون ن مع ذلك نقر بأنه ليست فيهم صفات إلهية، ولا قوة لنفع وضرر الآخرين إلا بإذن الله، ولا يعلمون الغيب إلا بما علم الله.
ولم يكتف الأنبياء بتبليغ الدين حسب بل قاموا ببيان أسس الدين وعلموها أممهم وربوهم وطهروهم من الأدناس، ولم يضعفوا في دعوتهم وتحملوا في هذا السبيل كلما أصابهم من الأذى والمصائب.
وكما أخبر في القرآن ختمت الرسالة بمحم (ص) ولا يرسل نبي بعده، والرسالة التي أتى بها باقية إلى يوم القيامة، والإ دعات التي تثار حول موضوع مجيئ بنبي بعده وأنه سوف يأتي بكتاب جديد كلها ليست إلا إنكار حكم القرآن الصريح هذا وإنكار الإيمان بأن محمد خاتم الأنبياء.

XII. KARGA İLE TİLKİ

Ağzında peynir parasıyla bir karga bir dala konmuştu. Yakınından geçen bir tilki hile ile peyniri almak istedi ve dediki: Ne güzelsin! Ne Şirinsin! Tüylerin gibi sesin de güzel olsaydı kuşlara kral olurdun. Karga bu iltifatı duyunca, güzel sesini göstermek istedi ve ağzını açar açmaz peynir ağzından düştü. Tilki alıp da yiyince, karga ya dedi:
-Ey Karga! Sesinde ve güzelliğinde kusur yok, ancak aklın kuşlara kral olmaya yetmez.
(Jean de la Fontaine, la Fontaine’den Masallar, İstanbul 2005 S.26-27; 91-92,)

الغراب والثعلب
كان غراب فوق غصن وفي منقاره قطعة جبن وثعلب كان يمر بجانبه وأراد أن يأخذ الجبن باحتيال وقال له مرحبا يا حضرة الغراب ما أجملك وما أحسنك ليت لك صوتا جميلا مثل ريشك لكنت ملكا على الطيور فلما سمع الغراب هذا القول أراد أن يظهر صوته الجميل ولم يكد يفتح فاه حتى صقطت الجبنة منه بعد ما أخذ الثعلب الجبن وأكل قال للعراب أيها الغراب لا عيب في صوتك وجمالك غير أن عقلك لا يكفي أن تكون ملكا على الطيور

XIII. SİVRİSİNEK İLE ASLAN
Sivrisinek vız vız uçarken, ,aslanı görmüş. Aslan da kurum kurum kurumlanıyormuş. Kolay mı bunca hayvanın kralı olmak? Kurumlanır elbette. Sivrisinek, aslanın bu kurumuna bozulmuş. Karşısına dikilmiş, elleri belinde meydan okumuş:
– Ne kurum kurum kurumlanıyorsun? demiş. Aslansan aslanlığını bil. Önüne geleni pençelemek, ona buna homurdanıp kükremek de ne oluyormuş? İşte; evlerde karılar kocalarına da aynı şeyi yapıyorlar kral mı onlar da şimdi? Senin bu ettiklerin canımıza tak dedi artık. Erkeksen çık karşıma da dövüşelim, bakalım kim kimden yavuzmuş?
Kanatlarını germiş, iğnesini sivriltmiş, vız vız diye saldırmış aslana. Aslanın en yumuşak yeri burnu ya, ordan sokmuş iğnesini, şişirtmiş. Aslan, sivrisinekten kurtulayım derken pençeleriyle burnunu paralamış, kan içinde komuş.
Bakmış sivrisinek zorlu, bir şey yapamıyor ona.
-Tamam, sensin! demiş.
Sivrisinek, aslanı yendim diye bir gönenmiş, bir sevinmiş, sormayın. Başı dönmüş uçarken, örümceğin ağına düşmüş. Çabalayıp durmuş, canını kurtaramamış. İnim inim inlerken:
– Hey yüce Tanrım! demiş. Şu işe bak, koskoca aslanı pes ettirdim de, şimdi şuracıkta pis bir örümceğin ağında can veriyorum. Hak reva mı yani?
Güçlülerin de mutlaka bir zayıf yanı vardır. Onu bulup güçlüyü yenince insanın başı dönmemeli. Kendi gücünü bilmeli, ona göre davranmalı.
ألأسد رالبعوض
عند ما يطير البعوض باطنين رأى أسدا وكان، الأسد يتكبر يتبختر، فغضب البعوض من كبر الأسد، ووقف أمامه واضعا يديه على خاصرتيه، وقال متحديا لمذا تتكبر هذا الكبر، إن كنت أسدا تصرف كالأسد، وما بك تخمش كل من مر ببيديك وما هذا الزئير والصلااخ دائما؟ إنما تفعل هذا النساء بأزواجهن في البيت وهل نعتبرهن أسودا لقد اضجرنا كل ما فعلت، تعال نتخارب إن كنت تثق بنفسك ونرى أينا أشجع، مد جناحيه وأخرج إبرته وهجم عليه بالأزير وخز إبرته بأنف الأسد الناعم ، فورمه وأخذ الأسد يضرب بمخالبه على وجهه ليتخلص ن البعوض ولكنه بدل أن يتخلص منه جرح نفسه أسال دمه
فلما رأى أن البعوض لا يغلب قال نعم أنت الأشجع أنا أستسلم ، وعند ما غادر الأسد منتصرا ومتعجبا بنفسه وقع في نسيج العنكبوت وحاول الخلاص ولم يستطع، وبينما هو في هذه الحال قال متألما يا سبحان الله، يا للعجب غلبت على أسد كبير وأموت الآن في نسيج عنكبوت حقير، وهل يحق لي هذا.

XIV. NUTUK
Samsun’a Çıktığım Gün Umumi Vaziyet Ve Manzara
1919 senesi Mayıs’ın 19 uncu günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-ı umumiye:
Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harb-i Umumide mağlup olmuş Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet, yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harb-i Umumiye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, mütereddi, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği deni tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; aciz, haysiyetsiz, cebin, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyete razı.
Ordu’nun elinden esliha ve cephanesi alınmış ve alınmakta
İtilaf Devletleri, mütareke ahkamına riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilayeti Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da, İtalyan kıtaat-ı askeriyesi; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta, ecnebi zabit ve memurları ve hususi adamları faaliyette. Nihayet, mebde-i kelam kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919′da İtilaf Devletlerinin muvafakatiyle Yunan ordusu İzmir’e ihraç ediliyor.
Bundan başka, memleketin her tarafında, anasır-ı Hıristiyaniye hafi, celi, hususi emel ve maksatlarının temin-i istihsaline, Devletin bir an evvel çökmesine sarf-ı mesai ediyorlar.
Bilahare elde edilen mevsuk malumat ve vesaik ile teeyyüt etti ki, İstanbul Rum Patrikhanesi’nde teşekkül eden Mavri Mira heyeti (Ves. 1), vilayetler dahilinde çeteler teşkil ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Salib-i Ahmer’i, Resmi Muhacirin Komisyonu, Mavri Mira heyetinin teshil-i mesaisine hadim. Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilatları, yirmi yaşını mütecaviz gençler de dahil olmak üzere her yerde ikmal olunuyor.
(Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, İstanbul 2005, s. 37-39.)
الخطابة
نزلت إلى صمصون يوم التاسع عشر من شهر مايو لسنة 1919 ورأيت الوضع والمنظر العام هكذا.
فقد غلبت الأحلاف التي فيها الدولة العثمانية في الحرب العمومية. تعرضت الجيوش العثمانية للهجوم في كل الجبهات ووقعت على معاهدة ثقيلة الشروط. خلال السنين اطويلة للحرب الكبرى أصبح الشعب مرهقا وفقيرا، والذين ساقوا الشعب والوطن إلى هذه الحرب قد فروا خوفا على حياتهم، ووحيد الدين المتردي الذي تريع على عرش السلطنة والخلافة كان يبحث عن وسائل دنيئة تضمن له حياته وعرشه حسب ظنه، والحكومة برئاسة داماد فريد باشا عاجزة ووضيعة وجبانة وتابعة لإرادة السلطان فقط وراضية بأي وضع كان يقي أنفسهم والسلطان.
كان الجيش قد نزعت من يده الأسلحة والذخائر، ولا تزال تنزع، ودول الائتلاف لا تهتم بشروط المعاهدة، وأساطل وجيوش هذه الدول قد أرست ميناء إستانبول. واحتل الفرنسيون ولاية أدنة (أطنة) والإنكليز أورفا ومرعش وعينتاب، والوحدات العسكرية الإيطالية في أناطاليا وقونيا، وجنود الإنكليز في مرزيفون وصامصون. الضباط الموظفون والعملاء الأجانب نشيطون في كل أنحاء الوطن، وأخيرا قبل أربعة أيام من هذا التريخ الذي بدأت به الكتابة، أعني الخامس عشر مايو لعام 1919 تساق جيوش الينان إلى إزمير بموافقة دول الائتلاف.
إضافة إلى ذلك أن العناصر النصرانية تسعى للحصول على آمالهم وأغراضهم الخاصة سرا وعلنا ولدمار الدولة في أقرب وقت.
أكدت المعلومات الموثقة والوثائق التي حصلنا عليها أخيرا أن حمعية “ماوري ميرا” التي تأسست في بطركية إستانبول الرومية مشغولة بتشكيل وإدارة العصابات داخل المدن وتنظيم المظاهرات ونشر الدعايات، واللجنة الرسمية للمحارسين التابعة لجمعية الصليب الأحمر اليونانية في خدمة تسهيل أعمال جمعية “ماوري ميرا”.

XV. ÖZÜRLÜLER
Toplum içinde çeşitli sebeplerden dolayı var olabilecek kesimlerden birisi de özürlülerdir. Hz. Peygamber özürlülerle ilgilenmiş, onlara güçlerinin yetmediği alanlarda görev vermemiş, yeteneklerine göre kamu alanında istihdam etmiş, kendilerine değer vermiş, topluma kazandırmaya çalışmıştır O, özürlüleri bir dilenci kitlesi ve sürekli insanlara muhtaç durumda kalmaya mahkum bir kitle olarak görmemiştir. Şimdi onun bu hususlarla ilgili uygulamalarını örneklerle açıklamak istiyoruz.
Hz. Peygamber’in özürlülerle ilgili uygulamalarını ele alırken bu kesimi bedensel ve zihinsel özürlüler olmak üzere iki kısımda değerlendirmek gerekir. Bedensel özürlülerin başında görme özürlüler (a’mâlar) gelmektedir. Çünkü o dönemde, hastalık sebebiyle ve bunun yanında savaşların ok ve mızrak gibi delici aletlerle yapılmasından dolayı toplumda görme kabiliyetlerini kaybeden insanların hayli fazla olduğu görülmektedir. Kur’an-ı Kerim’de a’mâ kelimesi çoğu yerde manevî körlük, bir kısım âyetlerde de maddî körlük anlamında kullanılmıştır. Abese Sûresi’nde özel olarak körlerin ve genel olarak sakatların haklarına ve onlara gerekli ilginin gösterilmesi gerektiğine dikkat çekmek için Abdullah b. Ümmi Mektum’un adı verilmeden “a’mâ” diye bahsedilmektedir.[ ]
Hz. Peygamber’in hadislerinde daha çok görme özürlülerle ilgili hükümler yer almaktadır.O, gözleri kör olup da sabredenlerin cennetle mükafatlandırılacağını bildirmiştir.[885] Körlere karşı kötü davrananları, mesalâ, onların yoluna engel olanları kınamıştır.[886] Hz. Peygamber’in görme özürlülere karşı davranışlarında en güzel örneğini ünlü sahâbî İbn Ümmü Mektûm’a karşı tutumunda görmek mümkündür. Onu Mescid-i Nebevî’de müezzin olarak görevlendirmiştir. Bunun yanında, kendisini kamu görevlerinin en üst kademesinde, kendi yerine vekil, başka bir ifade ile devlet başkanı vekili olarak istihdam etmiştir; Veda Haccı’na ve Uhud Savaşı’na gidişi de dahil, çeşitli vesilelerle Medine dışına çıktığında on üç defa Medine’de yerine onu vekil bırakmıştır.[887] Namazlarda onun ve daha başka görme özürlülerin imamlık yapmalarına izin vermiştir. Bunu söylerken bazı kamu görevlerinde istihdam edilecek şahıslarda birtakım özelliklerin aranmasının gerektiğini de gözardı etmek istemiyoruz. Elbette birtakım görevlerin ayrıcalığı olmalıdır. Ancak Hz. Peygamber’in uygulamasında dikkati çeken husus, bir a’mayı devletin en yüksek makamında görevlendirmesidir.
(İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, Ankara, 2005, S.359-360.)
المعاقون
من الأصناف التي قد تظهر في المجتمع بأسباب مختلفة صنف المعاقين، اهتم النبي بالمعاقين ولم يوظفهم في مجالات فوق طاقتهم واستخجمهم في قطاع العام حسب استعداداتهم وأقام لهم وزنا وسعى لضمهم إلى المجتمع. ولم ينظر إليهم بأنهم مجموعة من السائلين أو المضطربين إلى مساعدة الناس دائم، وهنا نريد أن نشرح تطبيقاته في هذا الوضوع بنماذج من حياته.
عندما أردنا أن نتناول تطبيقاته المتعلقة بالمعاقين يجب أن نقسمهم إلى قسمين: معاق بدنيا، معاق عقليا. على رأس المعاقين بدنيا يأتي العميان إذ أن في ذلك العصر نلاحظ كثرة عدد العميان بسبب الأمراض والحروب التي تمت بأسلحة جارحة كالرمح والسهم. جاءت كلمة (عمى) في القرآن بمعنى العمي المعنوي في مواضع كثيرة، وفي تعض الآيات بمعنى العمي المادي، في سورة عبس وردت كلمة الأعمى إشارة إلى عبد الله بن أم مكتوم دون أن يذكر اسمه للفت أنظارنا إلى حقوق العميان خاصة والمعاقين عامة، وإلى ضرورة الاهتمام اللازمة بهم.
الأحكام التي جاءت في أحاديث النبي في المعاقين أكثرها متعلق بالعميان. وهو الذي بشر بالجنة من فقد بصره وصبر عليه. وندد من أساء إليهم وسد عليهم الطريق، يمكن أن نرى أحسن نموذج لمعاملة اليبي للعميان في معاملته اإبن أم مكتوم الصحابي المشهور. وعينه مؤذنا للمسجد النبوي، إضافة إلى ذلك استخدمه النبي في أعلى مرتبة لوظائف الدولة خليفة له، وبعبارة أخرى يائب رئيس الدولة. وقد خلفه مكانه ثلاث عشرة مرة كلما خرج عن المدينة في مناسبات مختلفة كما في حجة الوداع وفي غزوة أحد. وأذن له ولغيره من العميان أن يؤموا بالناس في الصلوات. وهذا لا يعني أننا لا يغض الطرف عن بعض الخصائص المطلوبة عند الذين يستخدمون في وظائف الدولة من الطبيعي أن تكون هناك ميزات لبعض الوظائف غير أن في تطبيق النبي ما يلفت النظر وهو استخدامه الأعمى في أعلى منصب للدولة.

XVI. YURTDIŞINDA MÜSLÜMANLAR

İslâm Ve Küfür Ülkelerinde Hükümler
GİRİŞ:
Yazının başlığından ilk bakışta anlaşılana nisbetle daha geniş bir mevzûu ele almak istiyoruz: İslâm’da yurt (ülke) mefhumu, müslümanların dinî hayatları üzerinde ülkenin tesiri, müslümanlar ile gayr-i müslimler arasındaki çeşitli münasebetlerin İslâm yurdunda veya yurt dışında oluşuna göre farklı hükümleri……….
Bir makale çerçeve ve ölçüsü içinde tetkik edeceğimiz bu mevzular hakkında daha geniş bilgi sahibi olmak isteyenler için faydalı olur düşüncesiyle bu giriş bölümünde bazı ön bilgiler sunmak istiyoruz.

1. Mevzûun Fıkıh ve Hukuk Sistematiğindeki Yeri
Herhangi bir ülkede aralarında teb’alık farkı bulunan şahıslar arasındaki hukukî münasebetleri bugün kanunlar ihtilafı diye de ifade edilen “Devletler Husûsî Hukuku” tanzim etmektedir. Devletler arasındaki harb, sulh ve tarafsızlık ilişkileri ile bu ilişkilerin doğurduğu hukukî neticeler de “Devletler Umûmi Hukuku” sâhasına girmektedir.
İslâm’da bu iki nevî münâsebetler “es-Siyer” adı verilen bir ilim dalında tetkik ve bu isim altında tanzim edilmiştir. Bize kadar intikal eden fıkıh kitaplarının en eskileri hicrî ikinci asrın başlarına (miladî sekizinci asrın ortalarına) kadar uzanmaktadır. Bunlardan itibaren zamanımıza kadar te’lif edilen hemen her fıkıh kitabına bu mevzûular, “siyer, cihâd” gibi başlıklar altında girmiş, müctehid imamlar devrinden itibaren (ikinci hicrî asrın başları) müstakil kitapların da muhtevasını teşkil etmiştir.85
Devletler Hukuku konusunda müslümanların dünya hukukuna tesirleri, müstakil ilim olarak ilk defa yine müslümanların ortaya koymuş bulunmaları, İslâm Devletler Hukuku’nun bugün bile Batı’da tam mânâsiyle erişilememiş seviyedeki yüce ve ileri prensiplerinin kısaca arzı dahi bir makaleye konu teşkil edebilir ve bizim mevzûumuzun dışında kalır.86
2. Yurt Mefhumu (Dâru’l-İslâm, Dâru’l-Harb):
İslâm’ın diğer millet ve devletlere bakışı; başka bir deyişle müslüman ve gayr-i müslim iki devlet arasındaki tabiî ve devamlı münasebetin harb mi, sulh mu, tarafsızlık mı olduğu öteden beri tartışılmıştır.
Bazı İslâm hukukçularına göre müslümanlar ancak müdafaa harbi yaparlar; savaş arizîdir, geçicidir; asıl münasebet sulh içinde yaşamaktır.87
Çoğunluğu teşkil eden diğer hukukçulara göre İslâm, “Adaleti tesis etmek, din yüzünden insanlara yapılan baskıyı kaldırmak ve İslâm’ın tebliğine imkân hazırlamak” maksadıyla bütün gayr-i müslim toplumlar ile savaş halindedir.88
(Hayreddin Karaman, İslamın Isığında Günün Meseleleri, İstanbul 1980, s.267-271.)
المسلمون خارج بلادهم
أحكام الإسلام في بلاد الإسلام والكفر
المدخل:
نريد أن نعالج الموضوع في إطار أوسع مما يفهم من العنوان لأول وهلة.
مفهوم “الدار” في الإسلام، تأثير هذه الدار على حياة المسلمين الدينية، اختلاف الأحكام في العلاقات بين المسلمين وغيرهم حسب وجودهم في بلاد الإسلام وخارجه
ونريد أن نعطي معلومات أولية هنا تفيد لمن يريد التعمق في هذه المواضيع التي نبحث عنها في حدود مقالة.
1- الموضوع في الفقه ونظام الحقوق
تنظم العلاقات القانونية بين الأشخاص المختلفة الإنتماآت في بلد واحد “القانون الدولي الخاص” والتي يعبر عنها اليوم “باختلاف القوانين”. علاقات الحرب والسلم والمحايدة بين الدول ونتائج هذه العلاقات الحقوقية تدخل ضمن القانون الدولي العام بين الدول.
قد تم بحث وترتيب كلتا هاتين العلاقتين بحب عنوان علم السير في الإسلام، أقدم ما وصل إلينا من كتب الفقه يصل تاريخه إلى بدايات العصر الثاني الهجري، وقد دخلت هذه المواضيع في كل الكتب التي ألفت في الفقه منذ ذلك العهد إلى وقتنا الحاضر تحت العناوين مثل الجهاد والسير تقريبا. ومنذ عهد الأئمة المجتهدين ألفت كتب مستقلة في هذه الموضوع.
تأثير المسلمين على الحقوق العالمية في مجال القانون الدولي وأن المسلمين هم أول من وضعوه علما مستقلا. ومبادئ الإسلام السامية والمتقدمة في مجال القانون الدولي التي لم تصل إليها الغرب تماما حتى اليوم، عرض كل هذه قد تشكل موضوع مقالة أخرى وتبقى خارج موضوعنا.
مفهوم الدار (دار الإسلام، دار الحرب)
نظرة إسلام للشعوب والدول الأخرى وبتعبير آخر العلاقة الطبيعية المستقرة بين دولة إسلامية وغير إسلامية، أهي حرب أم سلم أو محيدة كانت موضع نقاش عبر التاريخ.
عند بعض الفقهاء والمسلمون لا يحاربون إلا للدفاع والحرب حالة عارضة ومؤقتة، والعلاقة الطبيعية هي التعايش في سلم.
ويرى معظم الفقهاء أن الإسلام في حالة الحرب دائما ضد شعوب غير مسلمة لإقامة العدل دفع الظلم عن الناس بسبب الدين وتهيئة الجو المناسب لنشر الإسلام.

XVII. GÜVERCİNİN MÜJDESİ

Suların ne derece çekildiğini anlamak isteyen Hz. Nuh gemiden evvelâ bir karga uçurdu. Karga gitti, fakat bulduğu leşlerden kendini alamadı ve gemiye dönmedi. Nuh Aleyhisselâm ona beddua etti. Bu sefer bir güvercin uçurdu. Akşam üze¬ri güvercin ağzında taze bir zeytin dalı olduğu halde gemiye döndü. Bu mübarek dal suların çekildiğine, artık selâmete erişildiğine işaretti. Gemi de bütün azamet ve şid¬detiyle karaya oturmuştu.
Tevrat’a göre, gemi Ararat Dağının üzerine oturmuştur. Kur’ân’da ise Cûdî diye yazılıdır. Zamanımızda arkeologlar Nuh’un gemisini Ararat dağında aramışlardır. Bu ilmî araştırma ile Kur’ân arasında bir mübâyenet mevcut olduğu kanaatimizce kolay¬lıkla iddia olunamaz. Zira Kur’ân geminin dağa oturduğunu inkâr etmiyor, sadece Cû-dî’ye oturdu diyor. Arapçada cûdî kelimesi mutlak mânâda dağ demektir.

Güvercinin getirdiği müjde üzerine Nuh ve yanında bulunanlar karaya çıktılar, Allah’a şükür secdesine vardılar, kurbanlar takdim ettiler. Gemi kumanyasından ne kaldıysa cümlesini bir kazana koydular ve aşure yapıp yediler. Bugünkü aşure gele-neğinin kökü budur.
Nuh tufandan sonra üç yüz elli sene daha muammer oldu. Gemiye bindiği za¬man altı yüz yaşında imiş. Bu hesaba göre dokuz yüz elli sene yaşadığını kabul et¬mek icabediyor. Eski kaynaklar geminin yüz yirmi senede ikmâl olunduğunu haber veriyorlar.
Bugün dünya yüzünde yaşayan insanlar Nuh’un kendisiyle birlikte toprağa ayak basmaya muvaffak olan üç oğlu Ham, Sam ve Yafes’den üremiştir. Babaları¬nın ölümünden sonra Sam ve oğulları Yemen, Hicaz ve Hindistan taraflarına, Ham ve oğulları Afrika’nın muhtelif yerlerine, Yafes ve oğulları İran, Türkistan ve Rum diyarına yerleştiler Bu suretle yeryüzü ikinci defa olarak Nuh’un evlatlarından üre-di. Bundan dolayı Hz. Nuh, Âdem’den sonra insan neslinin ikinci babası olmuştur.
Hz. Nuh nübüvvet makamını İdris Peygamber’den sonra ihraz etmiştir. Nuh de¬yince hemen ardından aklımıza meşhur darbımeselimiz gelir: “Nuh der de Peygam¬ber demez!” Bu darbımesel, Nuh Aleyhisselâm’ın kavminin kendisini Peygamber tanımamak hususunda sonuna kadar inatla ısrar etmelerinden doğmuştur. Tufan da bu inat ve ısrarların ilâhî bir cezasıdır.
بشرى الحمامة
أرسل نوح غرابا أولا من السفينة ليعرف مدى نضب الماء وطار الغراب ولم يعد لأنه انشغل بأكل الجيف فدعا عليه نوح وأرسل حمامة في هذه المرة ثم عادت الحمامة وبفمها غصن زيتون رطب مساء وهذا الغصن كان علامة نضوب الماء ووصولهم ألى النجاة وقد استوت السفينة بضخامتها وعظامتها على الأرض
إن السفينة استوت على جبل أرارط حسب التوراة ولكن جاء في القرآن أنه الجودي وعلماء الآثار بحثوا عن السفينة على جبل أرارط في يومنا الحاضر نرى صعوبة في الزعم أن هناك مباينة بين هذه البحوث وما جاء في القرآن إذ أن القرآن لا ينكر استواء السفينة على الجبل بل يقول استوائها على الجودي فقط وكلمة الجودي في العربية تدل على الجبل مطلقا
وعلى بشرى الحمام نزل نوح ومن معه إلى البر وسجدوا الله وقدموا أضاحي شاكرين ووضعوا كلما تبقى من قوت في السفينة في قدر كبير وطبخوا حساء عاشوراء وهذا هو منشأ عادة عاشوراء اليوم
عاش نوح بعد الطوفان ثلاثمائة وخمسين عاما وعندمت ركب السفينة كان عمره ستمائة عام وهذا يتطلب أنه عاش تسعمائة وخمسين سنة المصادر القديمة تخبرنا أن السفينة تم بناءها في مائة وعشرين سنة، الناس الذين يعيشون على ظهر الأرض اليوم تناسلوا وتكاثروا من أبناء نوح الثلاثة: حام وسام ويافث الذين تمكنوا من الوصول إلى البر مع أبيهم نوح . بعد وفاة أبيهم نوح سكن سام وأبناؤه في بلاد اليمن والحجاز والهند, وحام وبنوه في مختلف أنحاء إفريقيا, ويافث وبنوه في بلاد إيران والترك والروم
هكذا توالد الناس في الأرض مرة أخرى من أبناء نوح ولذلك أصبح نوح الأب الثاني للبشرية بعد آدم
أحرز نوح مقام النبوة بعد الرسول إدريس، عندما نسمع اسم نوح يتبادر إلى أذهاننا هذا المثل المشهور: “يقبل نوحا ولا يعترف رسالته” ضرب هذا المثل بسبب عناد قومه وإصرارهم على عدم قبول رسالته حتى آخر لحظة فالطوفان عقاب ألهي على هذا العناد والإصرار

XVIII. TEMEL NEFES EGZERSİZİ
İyi bir nefes almak her zaman iyi bir nefes vermekle başlar. Nefes alma işleminin bütünü zihinsel olarak denetlenmeli ve ağır, derin ve sessiz olmalıdır (Bk. Şekil 20).

Şekil 20. Derin nefes

1) Nefes alma egzersizine başlamadan önce (daha önce anlatıldığı gibi) sağ avucunuzu göbeğinizin hemen altına, sol elinizi göğsünüzün üstüne (meme hizasına) koyun ve gözlerinizi kapatın.
2) Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. (Nefesi verirken ciğerler zorlanmamalı ve nefes itilmeden kendiliğinden çıkmalı).
3) Ciğer kapasitenizi hayali olarak ikiye bölün ve “biir”, “ikii” diye içinizden sayarak ciğerinizin bütününü doldurun… Kısa bir süre bekleyin, “bir-iki” diye diye sayarak, nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşaltın. Sağ eliniz göğüs kemiklerinizin, hareketli bir köprü gibi, yana doğru açıldığını hissetmeli… Yine bir nefes almadan iki saniye bekleyin.
4) İkinci ve üçüncü maddede yazılanları tekrarlayarak bir derin nefes daha alın ve verin. Egzersizi bir kere daha tekrarlayıncaya kadar mutlaka en az 4-5 normal nefes alın.

Yararları
Yukarıda da belirtildiği gibi diyafram akciğeri dalak, karaciğer, mide ve bağırsak gibi iç organlardan ayıran bir kastır. Böyle bir nefes alışkanlığının yerleşmesi diyaframın altında kalan ve dışardan başka hiçbir şekilde ulaşılamayacak olan organlara masaj yapılmasına imkân verir.
Bedendeki oksijen miktarının artması ve bu oksijenin en uç ve derin dokulara kadar ulaşması, stres sırasında ortaya çıkan maddelerin (adrenalin, noradrenalin) azalmasına ve kaybolmasına sebep olduğu için, kişiyi sakinleştirir ve duygusal açıdan daha dengeli kılar.
Akciğere bütün kapasitesini kullanma imkânı verilir. Böylece hem kan dolaşımı hızlanır, hem de solunum sistemi ile ilgili hastalıklara karşı önlem alınmış olur.
Günde en az 40 defa bu şekilde nefes almak, bu tür nefes almayı alış¬kanlık haline getireceği için, istenen yararların gerçekleşmesini sağlar.
Bu alışkanlık yerleştikten sonra, gözleri kapamak ve elleri karın ve göğüs üzerine koymak gerekmeyecektir.

Yapılan hatalar
Sesli nefes almak burun kanatlarının kapanmasına ve zorlanmaya sebep olduğu için doğru değildir. Havayı birden solumak, havanın ciğerin ortasında toplanmasına yol açtığından istenen sonucu vermez.
Yapılan hataların en önemlisi, yukarıda anlatılan temel egzersizi ara vermeden arka arkaya tekrarlamaktır. Bu takdirde beyin sapında bulunan solunum merkezinde denge karbondioksit aleyhine bozulur ve baş-dönmesi, hatta baygınlığa yol açabilir. Bu sebeple ikili egzersiz grupları arasına mutlaka dört veya beş normal nefes sokmak gerekir.
Derin nefes almanın bedensel yararlarını hissedebilmek için bu nefes biçiminin kişinin günlük hayatının içine girmiş olması gerekir. Bunun için de günde 40–60 arasında derin nefes alınması gereklidir. Hiç şüphesiz bu sayının söylenmesi kolaydır, ancak uygulanması aynı ölçüde kolay değildir. Kolay olmayışı nefes almanın güçlüğünden değil, basit egzersizin, belki de basitliği yüzünden unutulmasından kaynaklanır.
Bu basit ancak basitliği ile kıyaslanamayacak oranda yararlı ve olumlu değişikliklere sebep olan “nefes egzersizi”ni başlangıçta unutmamak ve alışkanlık haline gelmesini sağlamak için hatırlatıcılara başvurmak gerekir.
(Acar Baltas-Zühal Baltas, Stres ve Basa Çıkma Yolları, İstanbul,1987, s.165–167.)

تًدْرِيبُ التنفس الأساسي
استنشاق الجيد يبدأ دئما بالزفير الجيد. يجب التحكم ذهنيا على عملية التنفس كلها ويجب أن يكون التنفس بطيئا عميقا وهادئا (انظر مشكل 20)

1-) قبل التدريب (كما شرحنا من قبل) ضع كفك اليمنى تحت السرة مباشرة ويدك اليسرى على الصدر إزاء الصدر وأغلق عينيك.
2-) وقبل الاستنشاق في افرغ رئتيك تماما. (يجب ألا يضغط على الرئتين ويترك الهواء يخرج بنفسه)
3-) قسم رئتك قسمين في الخيال واملأها في تماما مكررا “واحد-إثنين” خفية، انتظر لحظة وافرغ الرئة في ضعف مدة الاستنشاق مكررا “واد-إثنين” يجب أن تحس يدك اليمنى انشراح عظام الصدركالجسر المتحرك وانتظر لحظتين دون التنفس.
4-) تنفس بعمق مكررا ما شرحناه في المادة الثانية والثالثة ولا تكرر هذا التدريب إلا بعد أن أخذت نفسا طبيعيا أربع أو خمس مرات على الأقل.

فوائده:
كما شبق أن الحجاب الحاجز عضلة تفصل الرئة عن الأعضاء الداخلية مثل الطحال والكبد والمعدة والأمعاء. واعتياد مثل هذا التنفس يمكن من تدليك الأعضاء التي لا يمكن الوصول إليها باي شكل من الخارج.
زيادة مستوى الأكسيجين ووصوله إلى أقصى وأعمق الأنسجة تسبب تقليل وغياب المواد الناتجة عند التوتر (مثل الهرمون المنشط وهرمون غدة الكظر) يهدأ الإنسان ويكون متوازنا عاطفيا.
هذا التنفس يجعل الرئة يستعمل كل سعتها. وبالتالي يتسرع دوران الدم، ويكون هذا التنفس واقيا عن أمراض الجهاز التنفسي.
التنفس بهذا الشكل أربعين مرة على الأقل في اليوم والتعود على هذا يحقق للإنسان الفوائد المطلوبة.
وبعد ترسيخ هذه العادة لا يجب إغماض العينين ولا وضع اليدين على البطن والصدر.

الأخطاء في التدريب
الاستنشاق بقوة ليس صحيحا لأنه يؤدي إلى انسداء المناخير وعسر التنفس. والاستنشاق فجأة يجعل الهواء يتجمع في وسط الرئة وبهذا لا يحصل النتيجة المرجوة.
وأكبرُ خطإ هو تكرار هذا التدريب الذي سبق شرحه متواليا وبدون ايقطاع. وعنده يختل التوازن في المركز التنفسي عند جذع الدماغ على حساب ثان أكسيد الكربون، وقد نؤدي هذا الاختلال إلى الدوار أو حتى إلى الإغماء، ولأجل ذلك يجب فصل كل مجموعتين من التدريب بالتنفس الطبيعي أربع أو خمس مرات.
ولأجل شعور الإنسان بالفوائد الجسمية للتنفس العميف يجب أن يكون هذا التنفس جزءا من حياة الرء اليومية. وعلى هذا يلزم التنفس العميق في اليوم ما بين أربعين أو ستين مرة، ولا شك في أنه من السهل تلفظ هذا المقدار إلا أنه ليس من السهل تنفيذه بهذه البساطة ليست الصعوبة في التنفس بل في نسيان هذا التدريب البسيط لبساطته.
لئلا ننسى وأنْ نَتَعَود هذا التدريب البسيط الذي يسبب إلى تغيرات أيجابية ومفيدة التي لا تقارن ببساطة ينبغي الالتجاء إلى مذكراتٍ.

XIX. İSLAM ARAŞTIRMALARI MERKEZİ
İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), Türkiye Diyanet Vakffnın (TDV) 3 Aralık 1988 tarihinde aldığı bir kararla İstan¬bul’da (Üsküdar-Bağlarbaşı), Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi Genel Müdürlüğü’nün 1983′ten beri faaliyetlerini sürdürdüğü binasında kuruldu. Aynı ta¬rihte yürürlüğe giren İSAM çalışma tali¬matının beşinci maddesinde kuruluşun amacı “ilmî araştırmalar yapmak, özel¬likle İslâmî ilimler ve şarkiyat alanların¬da yoğunlaşarak ilmî eserler ortaya koy¬mak, yurt içinde ve dışında ilmî toplantı¬lar düzenlemek, araştırmacı yetiştirmek, araştırma kütüphanesi ve dokümantas¬yon ünitesi kurmak” şeklinde ifade edil¬miş; merkezin yönetimi başkanını kendi içinden seçen en az üç kişiden oluşan yö-netim kuruluna verilmiştir. Ayrıca mer¬kezin idarî ve teknik hizmetlerini yürüt¬mek üzere bünyesinde bazı müdürlük¬lerin yer aldığı genel sekreterlik birimi oluşturulmuştur.
Çalışmalarına Mart 1993′e kadar bu statü ile devam eden merkezin Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’n yayıma hazırlayan kurumla birleştirilme¬si gündeme gelmiş, vakfın 19 Mart 1993 tarihinde aldığı bir kararla bu iki kurulu¬şun Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştır¬maları Merkezi olarak teşkilâtlandırılması uygun görülmüştür. Bu değişiklik sırasın¬da İslâm Araştırmaları Merkezi’nin eski statüsü korunarak yönetim başkanını kendi içinden iki yıl süreyle seçen en az üç, en çok beş kişilik idare meclisine tev-di edilmiş, yedi cildi tamamlanmış olan ansiklopediyi neşre hazırlama sorumlu¬luğu da İslâm Araştırmaları Merkezi yö¬netimine verilmiştir. Ayrıca araştırmacı¬ların yapacağı çalışmaları planlamak ve idare meclisince onaylanmış programla¬rın gerçekleşmesini sağlamakla görevli araştırmacılar kurulu, ansiklopedi mad¬delerinin tesbitinden itibaren teknik re¬daksiyon safhasına kadar geçirdiği bütün basamaklardaki çalışmaları incelemek üzere inceleme kurulu, ansiklopedinin çalışmalarını yürütmek ve gerektiğinde maddelerin redaksiyonlarını yapmak üzere uzmanlık alanlarına göre ilim kurulları, ilmî redaksiyonları tamamlanmış eserle¬rin ve ansiklopedi maddelerinin teknik redaksiyonunu yapmak üzere teknik re-daksiyon kurulu bu yeni düzenlemede yer almıştır.
1996 yılında mütevelli heyetinin aldı¬ğı bir kararla idare meclisi lağvedilerek merkezin yönetimiyle ilgili yetki ve so¬rumluluk mütevelli heyeti tarafından iki yıl için görevlendirilen başkana verilmiş, ilmî konuları istişare etmek üzere başka¬nın beş veya yedi kişilik bir danışma kuru¬lu oluşturması kararlaştırılmış, 1998′de yapılan bir değişiklikle bazı idarî konula¬rın da danışma kurulunda görüşülmesi benimsenmiştir.
(Tayyar Altıkulaç, Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, XXIII, 44-46.)

مركز البحوث الإسلامية
أسس هذا المركز (إسام) بقرار اتخذه بتاريخ 3 كانون الأول عام 1988 وقف الدينية التركي في إستانبول في مبنة كان يمارس فيه نشاطه منذ عام 1983 الإدارة العامة للموسوعة الإسلامية التابعة لوقف الديانة. ذكرت أهداف المركز في المادة الخامسة لجدول أعمال إسام الذي أصبح ساري المفعول من التاريخ نفسه. وهي “إجراء البحوث العلمية ووضع الآثار العلمية التي تتركز على العلوم الإسلامية والدراسات الشرقية على وجه خاص وعقد اجتماعات علمية في البلاد وخارجها وتأهيل الباحثين وإقامة مكتبة للبحوث ووحدة للوثائق.” أحيلت إدارة المركز إلى لجنة إدارة مكونة من ثلاثة أعضاء على الأقل الذين يختارون الرئيس من بينهم، إضافة إلى ذلك شكلت الأمانة العامة التي تتكون من إدارات تقوم بخدمات إدارية وتقنية في المركز.
وبقي نشاط المركز على هذا الوضع حتى مارس 1993، وفي النهاية تم اقتراح ضم المركز إلى التي تنشر الموسوعة الإسلامية. وفي تاريخ 10 مارس 1993 اتخذ الوقف قرارا ووافق على تنظيم هاتين المؤسستين تحت اسم مركز البحوث الإسلامية لوقف الديانة التركي. أثناء هذا التغيير حوفظ على الوضع القديم للمركز وتركت إدارته إلى المجلس الإداري الذي يتكون من ثلاثة أعضاء على الأقل أو خمسة إعضاء على الأكثر. هؤلاء يختارون الرئس من بينهم لمدة سنتين. وتولى مركز وظيفة نشر الموسوعة التي تم تحريرسبعة منها. إضافة إلى هذه تم ضم لجان إلى إدارة المركز في التنظيم الجديد وهي: لجنة الباحثين التي تخطط دراسات الباحثين وتنفذ البرامج الموفق عليها، ولجنة التدقيق التي تدرس الأعمال في كل مرحلة من بداية تثبيت مواد الموسوعة إلى مرحلة التحرير الفني للمواد، ولجان العلم المتخصصة التي تقوم بأعمال الموسوعة وتنقيح المواد عند الحاجة، ولجنة التحرير الفني التي تقوم بالتحرير الفني للمواد والمؤلفات التي تم تنقيحها العلمي.
لقد ألغي مجلس الإدارة بموجب قرار أخذته هيئة الإدارة عام 1996 وأسندت الظيفة والصلاحيات المتعلقة بإدارة المركز إلى رئيس اختير من قبل الهيئة لمدة سنتين، وتقرر أن يكون الرئيس لجنة استشارية مكونة من خمسة أو سبعة أعضاء ليستشير المواضيع العلمية، وفي عام 1998 طرأ بعض التغييرات وتبنت الهيئة بحث بعض المواضيع الإدارية في هذه اللجن.
XX. NETAMELİ YOLLAR
İnsan konuşan hayvandır tarifine göre sadece konuş¬mamızla bile hayvandan ayrılıyoruz demektir. Konuşma olmasaydı insan olmayacak, milletden, kültürden ve me¬deniyetten bahsedilemeyecekti. Dil dediğimiz insanın en büyük mucizesi olan bu esrarlı sistem insanla beraber ya¬şıyor, insanla beraber gelişiyor.
Kişinin kemâli kelâmından belli olurmuş derler, ancak basit insan basit bir dille konuşur, konuşamaz hale geldiği zaman hayvanlaşır. Kavgaların, döğüşlerin sebebi konu¬şup anlaşamamanın sıkıntısıdır.

الطرق الخطيرة
التعريف المشهور “الإنسان حيوان ناطق” يعني أننا بمجرد النطق نختلف عن الحيوان تماما، لولا النطق لما كانا الإنسان إنسانا، ولا يتحدث عن الشعب والقافة والحضارة، هذا النظام السحري معجزة الإنسان الكبيرة الذي نطلق عليه اللسان يعيش مع الإنسان ويتطور نعه.
يقال أن كمال الإنسان يظهر في كلامه، فالإنسان البسيط لا يتكلم إلا بكلام بسيط، وإن لم يستطع أصبح كالحيوان، ومصدر كل أنواع النزاع والضجار هو التكلم بدون التفاهم.

22

Ağustos
2012

İLAHİYAT DİNLER TARİHİ NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  479 Kez Okundu

-Dinler Tarihi metod olarak Tarihi Karşılaştırmalı Metodu kullanır.
-Dinler Tarihi işlemleri esnasında filoloji (dilbilim ), antropoloji (insanbilim ), etnoloji (halkbilim ), arkeoloji,mitoloji,sosyoloji ve psikoloji bilimlerinin verilerinden faydalanır.
-Dini fenomenlerin dışavurumlarından haraket ederek onları isimlendiren ve sınıflandıran bilim Din Fenomenolojisi’dir.
-Din-Toplum ilişkisini ve bu ilişkileden doğan fenomenleri ve dini grupları inceleyen bilim Din Sosyolojisi’dir.
-Dinin fert üzerindeki etkilerini ve fertlerin dinden kaynajklanan tecrübe,his ve beklentilerini inceleyen din bilimi Din Psikolojisi’dir.
-Başta Tanrı inancı olmak üzere ,dini elsefesi’dir.inanç ve hükümlerin mantığını ve geçerliliğini inceleyen bilim Din Felsefesi’dir.
-Diğer dinleri tarafsız olarak inceleyen ilk müslüman bilginler ; Ebul_Meali Muhammed b. Ubeydullah (Beyanül Edyan ) ve Biruni (El Asarul Bakiye ve Kitabut_Tahkik Mal,il_Hind ) tir.
-Tarihi Edyan yazarları ; Ahmet Mithat Efendi , Mahmud Esad b. Emin seydişehri , Es’ad, Şemsettin Günaltay’dır.
-Dinler Tarihi yazarları ; H. Ömer Budda , Ömer Rıza Doğrul , Annamarie Schimmel , Mehmet Toplamacıoğlu , Ahmet Karaman , Ekrem Sarıkçıoğlu , Günay Tümer , Şaban Kuzgun , Mehmet Aydın ‘dır.
-Osmanlı devletinin son zamanlarındaTarhi Edyan adı altında bazı kitaplar yayınlanmış ve Dinler Tarihi eğitim kurumlarında ders olarak okutulmuştur.
-İslam inancına zaman içerisinde diğer din ve kültürlerden taşınan hurafelere İsrailiyat adı verilir.
-Kur’an_ı Kerimde bulunan Arapça olmayan bir takım kelimelere Tefsir usulünde Garibu’l Kur’an adı verilir.

-Din kelimesi Arapçada ve Kur’an’da Kanun, Teslimiyet, Egemenlik, Yol gibi anlamlarda kullanılmıştır.
-Dinin kaynağını bilimsel metodlarla Tanrısal ilk vahye dayandırmaya çalışan filolog Max Müller’dir.
-Dinler temelde insanın kurtuluşunu esas almıştır.
-Belli bir kurucusu , inanç sistemi, kutsal kitabı olmayan ve belli bir kabileye ait olan ve yayılma özelliği olmayan dinlere Geleneksel Dinler adı verilir.
-Hem dinin hem insandaki din duygusunun kaynağı Allah’ tır.
-Kur’an da Mecusilik adıyla anılankurucusu Zerdüşt , Tanrısı ise Ahura Mazdah olan din Zerdüştilik’tir.
-Temel prensibi tabiattaki düzeni takip etmek olan ve bu şekilde huzura kavuşulacağını savunan, mensuplarının çoğunun Çin’de yaşadığı din Taoizm ‘ dir.
-Adını kurucusu Konfiçyüs’ten alan ve Ahlaki öğretilerin ön planda olduğu din Konfiçyüsçülük’tür.
-Canlılara zarar vermemeyi büyük ahlaki vazife edinen , Tanrı yerine Tirthankara denilen kutsal varlıklara tapınan ve alemin ebediliğine inanan din Caynizm ‘ dir.
-Günümüzde yaşayan dinlerin nüfus bakımından en yaygın olanı Hıristiyanlık ‘ tır.
-Dinin başlangıcının Totemizm olduğunu savunan bilim adamı E. Durkheim ‘ dir.
-Dinin başlangıcının Büyü olduğunu savunan bilim adamı J. G. Frazer ‘ dir.
-Dinin başlangıcının Animizm olduğunu savunan bilim adamı E .B. Taylor ‘ dur.
-Dinin tanımlanmasına sosyolojik açıdan yaklaşan ve sosyolojik bir din tanımı yapan bilimcisi E. Durkheim ‘ dir.

-Yahudilerin atası Hz. İbrahim’e (eberin atası ) anlamına gelen İbrani , konuştuğu dile ise İbranice denmiştir.
-Yahudiler Hıristiyan topraklarında İsraeli İsraelite , Müslüman topraklarında ise Musevi adını kullanmışlardır.
-Babil sürgünü dönüşü Asurluklar tarafından topraklarına yerleştirilip Yahudiliği kabul etmiş Samiriler’den kendilerini ayırmak için Yahuda Halkı adını alan Yahudiler bundan sonra Yahudi olarak anılmaya başlanmıştır
-Kur’an’da Hz İsa’ dan öncekiYahudilere kasteden İsrailoğulları , daha sonraki Yahudileri kasteden Yahudi ismi kullanılmıştır.
-Kral Süleyman’ın inşa ettiği mabed Bet Hamiktaş (Kutsal Ev ) İslam tarihindeki adı ile Mescid_i Aksa ‘ dır.
-Yahudilerin 1.Mabed Dönemi , Kral Süleyman’ın Tanrının Hz Musa’ya vadettiği gibi Kudüs’ teki Marah dağında mabed inşa etmesiyle başlamıştır.
-Yahudilerin 2. Mabed Dönemi , Pers Kralı Kores’ in Yahudilerin Kudüs’e dönmelerine izin vermesi ve Yahudilerin Ezra önderliğinde mabedi yeniden inşa etmeleriyle başlar.
-Yahudi din adamlarına göre Yahudi olmanın dini ve ırki en önemli şartı Yahudi bir anne-babadan veya Yahudi bir anneden doğmaktır.
-Hz. Musa ya vahyedilen ON EMİR: Başka tanrı edinmeyeceksin, Put yapmayacak ve hiçbir şeyin resmini yapıp tapmayacaksın, Tanrının adını boş yere ağzına almayacaksın, Cumartesi günü daima hatırlayıp onu kutsal bileceksin , Babana ve annene hürmet edeceksin, Öldürmeyeceksin, Zina yapmayacaksın, Çalmayacaksın, Komşuna yalancı şahitlik yapmayacaksın, Komşunun malına ve ırzına göz dikmeyeceksin.
-Hz. Musa Tanrı’nın kendisine vahyettiği ayetleri bir kitap haline getirerek iki levha ile birlikte daha sonra İsrailoğullarının göç yolunda daima yanlarında taşıyacakları Ahit Sandığı (Tabutu’l-Ahd) içine koydu.
-II. Mabedin yıkılması sonucu Tevrat’ın tefsirine ağırlık veren Yahudiler, Şam ekolünden sonucunda Mişna, Bağdat ekolü sonucundada Kudüs Talmut’u meydana gelmiştir.
-Yahudiliğin kutsal metinleri yazılı ve sözlü bölümlerden oluşmaktadır. Yazılı metinler Türkçe’de Eski Ahid olara bilinir bunlar, Tora (Tevrat ) , Neviim ( Peygamber) , Ketuvim (Kitaplar) bölümlerinden oluşur.
-Hıristiyanlık öncesi Yahudi mezhepleri ; Ferisilik, Sadukilik, Essenilik ‘ tir.
-Hıristiyanlık sonrası Yahudi mezhepleri ; Rabbani Yahudilik ve Karailik ‘ tir.
-Hz. Musa’ya Tanrı’nın kendisine vahyettiği ON EMİR Tevrat’ın Çıkış ve Tesniye bölümlerindedir.

-Yahudiliğin en temel özelliği onun bir Ahid dini olması, Kutsal topraklarv ( Filistin ) , Mabed ve Mesihçilik’ tir.
-Yahudilikte pek çok ibadet mabette gerçekleşmesi gerekir. Bu mabed herhangi bir Sinagog ( havra ) değil, Kral Süleyman’ın inşa ettiği ve pek çok kez tahribata uğrayan ve bugün sadece Batı Duvarı sağlam kalan Yahudilerin kotel dedikleri ve önünde ağıt yaktıkları Bet Hamiktaş’ tır.
-Yahudiliğin inanç esasları XII: yy da Maimonides tarafından Hırıstiyanlık ve İslamiyet inanç sistemlerinden faydalanarak 13 madde olarak belirlenmiştir.
-Yahudiliğin onüç maddelik inanç esasları arasına Mesihçilik inancını koyan Maimonides’ tir.
-Yahudiler günlük ibadetlerini mabedi temsil ettiğine inandıkları Sinagoglarda yaparlar.
-Sinagoglarda bulunması gereken üç şey : Kutsal dolap, Miharap ve Kürsü (Teva ) ‘ dür.
-Günde üç vakit ibadet eden Yahudiler sinagoglara kadınlar başörtülü olarak , erkeklerde kipa denilen şapka giyerek girerler ve Siddur denilen dua kitabından bölümler okurlar.Amida denile ayakta yapılan dua ibadetin asıl kısmıdır.
-Yahudiler Hac bayramları olan Şukkot, Fısıh ve Şavuot’ ta hacca gitmek zorunda olmalarına rağmen mabedin yıkılmasında dolayı bu ibadetlerini yerine getirememektedirler.
-Yahudiliğin en önemli hususlarından olan evlenme töreninde Haham nezaretinde Ketuba denilen evlilik sözleşmesi imzalayan
Yahudiler Hubba denile evlilik çadırına girerler.
-Günümüzde Yahudi Mezhepleri : Ortadoks Yahudilik , Hasidizm, Reformist Yahudilik ve Muhafazakar Yahudilik’ tir.
-Ortadoks Yahudiler ; Tevrat’ın ve din bilgini rabbilerin mutlak otoritesini kabul ederler , On Emir’ e uymada çok dikkatli davranırlar ve Ferisilikle başlayıp Rabbani Yahudilikle devam eden ana bünyenin günümüzdeki temsilcileridir.
-Hasidizm :Tüm hayatı dine adayan , çok çocuk yapıp onlar sıkı bir eğitime tabi tutan ,herhangi bir işte çalışmayan , özel giysilerle dolaşan aşırı Ortadoks Yahudilerdir.
-Reformist Yahudilik : Yahudiliği yalnızca İsrailoğullarına mahsus bir din olarak görürler ve Tevrat’ı Tanrı tarafından indirilmiş bir kitap olarak değil atalarının yaşadığı dini tecrübe olarak görürler.Ayrıca Tevrat’taki yaratılış hikayesi yerine Darwin’in Evrim teorisine inanırlar.
-Muhafazakar Yahudilik : Geleneksel Yahudilik ilkelerine uyarlar ancak uygulamada Ortadoks’lar kadar katı değildirler.
-Samiriler : Hz. Musa ‘yı dinin gerçek takipçisi olarak görürler ve İbadetlerinde Müslümanların ibadet şekline çok yakın olan Rüku ve Secde içeren bölüümler vardır.

-Kur’an’da Hıristiyanlar için Nasrani ve Nasara kelimeleri kullanılmıştır.
-Bugünkü Hıristiyanlığın kurucusu Pavlus sayılır.
-Pavlus’a göre Tanrı ; oğlu İsa’yı ,insan şeklinde yeryüzüne göndererek Adem’in günahını ortadan kaldırması için onu çarmıhta feda etmiş ve insanlığı kurtarmıştır.
-Piskoposlar ve kilise temsilcilerinin din ve disiplin konuları üzerinde tartışmak için düzenledikleri resmi toplantılara Konsül adı verilir. Hıristiyanlığın şekillenmesi açısında önemli sayılan 4 konsül vardır.bunlar; İznikkonsülü, İstanbul konsülü, Efes konsülü ve Kadıköy konsülü’ dür.
– 325 Yılında İznik’te toplana konsülde , İncillerin sayısı 4 ‘e indirilmiş ve Hıristiyanlığın inanç esasları oluşturulmaya çalışılmıştır.
-381 de toplanan İstanbul konsülünde Kutsal Ruh’un da Tanrılığına karar verilmiş ve böylece Teslis (üçlü Tanrı anlayışı) ‘ in unsurları tamamlanmıştır.
-431 de Efes’ te toplanan konsülünde ,Meryem’e Tanrı doğuran (Theotokos) ünvanı verilmiş ve Nestoryus afaroz edilmiştir.
-451 de toplanan Kadıköy konsülü karaları sonucunda Monofizit görüşü benimseyen Antakya Süryani, Habeş Kıpti ve Ermeni Gregoryan Kiliseleri ortaya çıkmıştır.
-Doğu-Batı ayrılığı sonucunda Latin Roma Kilisesi Katolik yani Evrensel, Bizans kilisesi ise (Özebağlı) manasında Ortadoks olarak adlandırıldı.
-Martin Luther’in reform haraketi, mevcut dini anlayış ve uygulamaların bir kısmını reddeden Protestanlığı doğurmuştur.
doğu-Batı ayrılığından sonra kendine özgü dini inanç ve uygulamalarını genişleten Katolik kilisesi , siyasi alandaki boşluğuda doldurarak her alanda egemen olmuştur.Özellikle din , bilim ve düşünce alanında kendini gerçek otorite olarak görmesi bilimsel gelişmelerin önünü tıkayarak din-devlet ve din-bilim çatışmalarına neden oldu.
– II:Vatikan konsülünde ilk defa diğer din mensupları ile ilgili kararlarda alınmış ve onlarla iyi münasebetler kurulması benimsenmiştir.
-II:Vatikan konsülünde ele alınan en önemli konulardan biride Okümenizm’ dir.Okümenizm ; Tüm Hıristiyan Kiliselerinin evrensel birliğini ifade etmektedir.

-Hıristiyanlığın kendine mahsus temel özellikleri ; Asli Günah, Kurtuluş, Teslis (üçlü tanrı anlayışı) , Ahit, Mesihçilik ve Misyonerliktir.
-Teslis (üçlü tanrı anlayışı) ‘e göre Tanrı, Baba, Oğul ve Kutsal Ruhtan oluşan üçlü bir görünümdedir ve bu inanç Hıristiyanlığın inanç esaslarının çıkış noktasıdır.
Hıristiyanlığın inanç esasları, Havariler inancı temel alınarak 4. ve 5. yy’ larda konsüllerle belirlenmiştir.
-Hıristiyanlığın kutsal kitabı kitab-ı Mukaddes , Tanrının Musa ile yaptığı ahit’e ait kutsal metinler yani Yahudi kutsal metinleriv Eski Ahit ve İsa’dan sonra yazılan Yeni Ahit’teki metinlerin tamamından oluşmaktadır.
-Kaleme alınmış ilk İncil Markos İncili, daha sonra ise Mattave Luka İncilleri yazılmıştır.Bu incilleri Yuhanna incili takip etmiştir.
-Hıristiyan kilisesinin ilk örneği İsa’nın ölümünden on gün sonra Kutsal Ruh’un havarilere inmesiyle resmen kurulmuştur.
-M.S 313′ te Hıristiyanlara serbestik tanınması ile Hıristiyanlar ibadet mekanları oluşturmaya ve bunlara kilise denmeye başlayınca kilise ibadet mekanlarının adı olmuştur.
-Hıristiyanlar baharda Hz. İsa’ nın öldükten sonra yeniden dirilişi anısına Paskalya bayramı olarak kutlarlar.
-Tüm Hıristiyanlığın kabul ettiği iki sakrement olan Vaftiz ve Evrastiya yanında kuvvetlendirme, evlilik, ruhbanlık, son yağlama sakrementleride uygulanmaktadır.
-İsa’nın ölmeden önce havarileriyle yediği son akşam yemeği nin anısına yapılan ve Hıristiyan inanç ve ibadetlerin temelini oluşturan ayin Evrastiya’ dır.

 

 

 

 

 

 

22

Ağustos
2012

İLİTAM DİNLER TARİHİ II DERS NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  801 Kez Okundu

HIRİSTİYANLARIN DİĞER DİNLERE BAKIŞI
Bugün diyalog faaliyetleri olarak bilinen; II. Vatikan Konsili’yle başlayan sürece geçmeden önce, diyalog çabasının anlaşılır olması için, II. Vatikan öncesi Hıristiyanların diğer dinlere bakışlarının nasıl olduğunun ortaya konulması gerekmektedir.
Hıristiyanlık kelimenin gerçek anlamında bir kurtuluş dinidir . Bu yüzden de diğer dinlere bakışlarındaki temel kriter, Hıristiyan olmayanların kurtulup-kurtulamayacaklarıdır. Bu açıdan Hıristiyanların diğer dinlere bakışı, tarihi süreç içerisinde üç farklı yaklaşımla ifade edilmiştir: Dışlayıcılık; Kapsayıcılık ve Çoğulculuk
a. Dışlayıcılık (Exlucivism)
Dışlayıcılık, temel ifadesini “Kilise dışında kurtuluş yoktur (extra ecclesia nulla salus)” cümlesinde bulur. Bu düşüncenin kökeni Antakyalı Ignatius, Irenaeus, İskenderiyeli Clement, Origen ve diğer Yunan kilise babalarına dayanır. Bu yaklaşımın ilk örneği Antakya piskoposu Ignatiyus tarafından şu şekilde ortaya konulur:
“Kardeşlerim aldanmayın. Şayet bir kimse bölücülük yapan birini takip ederse, Tanrı’nın krallığını miras olarak alamaz. Şayet, bir kimse yabancı bir doktrini izlerse, İsa’nın çarmıhta çektiği acıya hissedar olamaz ”.
Ignatius’un bu ifadeleri Hıristiyanlık dışındaki dinlere yönelik olmaktan daha ziyade kilise içindeki ayrılıkları hedeflediği kabul edilir. Çünkü, Justin (ö.163), İsa’dan önce yaşamış olanların kurtuluşunun mümkün olduğunu ileri sürmüş ve bunu da “hikmet, kelam ve akıl” anlamlarında kullandığı Logos’a, uygun hareket eden herkesin kurtulacağı şeklinde temellendirmeye çalışmıştır. II. Yüzyılda Irenaeus, III. Yüzyılda Origen ve Clement de İsa’dan önce yaşamış olanların her biri için gerçek vahyin ve kurtuluşun varlığından; İsa sonrası yaşayanlar için ise kilise dışında kurtuluşun olmadığından söz etmişlerdir .
“Kilise dışında kurtuluş yoktur” düşüncesi resmi bir doktrin haline getirilmiş (Kartaca Piskopusu Aziz Cyprian ö. 248-258) ve, kilise içindeki ayrılıklara engel olmada kullanılmış, ancak, kilise dışındaki putperestler ve Yahudiler için bir görüş beyan etmekten kaçınılmıştı. Hıristiyanlığın devletin resmi dini olmasından sonra, bu düşünce diğer dinleri içine alacak şekilde genişletilmiş ve kurtulamayacaklar arasına putperestler ve Yahudiler de dahil edilmiştir. Osmanlıların Avrupa sınırlarına dayanarak, batıyı tehdit etmelerinin bir sonucu olarak, Osmanlılar nezdinde İslam ve Müslümanlar da bu kategorinin içine dahil edilmişlerdir .
Papa VIII. Boniface, Unam Sactam (1302) adlı bildirisinde, kurtuluşa ermek için Kilisenin üyesi olmak kadar papaya bağlı olmanın gerekliliğini de ifade etmiş ve “Kilise dışında kurtuluş yoktur”, düsturu “Katolik Kilisesi dışında kurtuluş yoktur” şekline dönüşmüş; Ortodokslar ve Protestanlar da kurtuluşun dışında bırakılmışlardır .
Dışlayıcılığın teolojik temeli şöyledir: Tanrı hakkındaki gerçek tecrübe ve bilgi yolu kiliseyle sınırlıdır. Diğer dinleri değerlendirmede esas kriter, Kilisedir. Bu yüzden bu yaklaşıma, bazen “kilise merkezli” yaklaşım da denir. Bu yaklaşımın modern dönemlerdeki savunucusu olan Karl Barth ve Henry Kremer’dır. Bunlardan Barth’a göre, İnsanlar kendi başlarına Tanrı’yı bilemezler; Tanrı ancak kendi vahyi sonucunda bilinebilir. Vahiy de, yalnızca Yeni Ahit’ten ibaret olduğundan, Hıristiyanlık dışında Tanrı hakkında gerçek bir bilginin varlığından söz edilemez. Bu yüzden de, Hıristiyanlık dışındaki dinlerde tanrı hakkında gerçek bilgi olmadığından bir Hıristiyan’ın başka bir dinin mensubu ile ilişki kurmasına gerek yoktur/kurmamalıdır. Bu yaklaşım, farklı seslere rağmen, Katolik kilisesinin 2000 yıllık tarihinin tek hakim düşüncesi olmayı sürdürmüş olduğu söylenebilir .
b. Kapsayıcılık (İnclucivism)
Kapsayıcılık Hıristiyan dünyasında diğer dinlerle ilgili yeni bir kavram olmakla birlikte, kökenini, Hıristiyan dünyanın coğrafi keşiflerle dünyayı tanımaya başlaması ve dünyanın Akdeniz havzasından ibaret olmadığı, başka yerde de İncil’in mesajının ulaşmadığı insanların olduğunun farkına varmasına kadar geri götürülebilir. Bazı din adamlarının bu insanların, İncil’in mesajını duyamadıklarından dolayı cehennemlik olmalarına gönülleri razı olmaz. Ancak, onların bu girişimleri; “kilise dışında kurtuluş yoktur” şeklindeki yaygın kanaati değiştirmeye yetmez .
Kapsayıcılık, “Tanrı’nın evrensel bir kurtuluş iradesinin olduğu” aksiyomuyla “kurtuluşun yalnızca İsa Mesih ve onun kilisesi aracılığıyla gerçekleşir” aksiyomunu telif etme çabasıdır. Bu yaklaşıma göre, Hıristiyanlık dışındaki dinlerde de, tanrıya götüren işaretler, doğrular ve manevi zenginlikler vardır. Ancak onların sahip oldukları bu özellikler; kurtuluşları için yeterli değildir; tamamlanmaya muhtaçtırlar. İsa Mesih, bu özellikleri tamamlamaya gelmiştir: “Zannetmeyin ki, ben şeriatı yıkmaya geldim; yıkmaya değil, tamamlamaya geldim (Matta 5/17)”. Kapsayıcı yaklaşımın savunucularından Karl Rahner için, bu metinde ifade edilen Hz. İsa’nın tamamlama fonksiyonunun yalnızca Yahudilikle sınırlı olmadığını, Ari ırkın kitaplarını, peygamberlerini tamamlamayı da içerir. Zaten onların sahip oldukları tanrısal işaretler”, doğrular ve kurtarıcı unsurlar, bizatihi bu dinlerden değil, onlarda gizli olarak bulunan İsa-Mesih’in varlığından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de, Rahner onları Gizli Hıristiyanlar olarak isimlendirir. Söz konusu bu özelliklerinden dolayı onlar da, kurtuluşta pay sahibidirler. Karl Rahner’in bu yaklaşımı, diğer dinlerde de kurtuluş için bir yol olduğunu kabul etme anlamında dışlayıcılıktan ayrılır; ancak, yine mutlak kurtuluşun Hıristiyanlık ve İsa Mesih yoluyla olacağını, diğer dinlerin Hıristiyanlıkla eş değerde olmadığını savunmakla dışlayıcılıkla örtüşür. Karl Rahner’in bu yaklaşımı, dünyadaki bütün insanların kendilerinde bulunan İsa Mesih’in varlığından dolayı önünde sonunda Hıristiyan olacaklarını kabul ettiği ve bu da bir anlamda, Hıristiyan misyonerliğinin amacı olduğundan, Kilise tarafından kabul edilen diyalog yaklaşımının temelini oluşturmaktadır.
c.Çoğulcu Yaklaşım (Pluralism)
Bu yaklaşım, modern dünyanın bir gerçeği olarak ortaya çıkan çoğulculuğun bir anlamda dini düşünceye yansıması olarak da görülebilir. Bu yaklaşımın temeli, tarihsel olarak rüştünü ispat etmiş olan dinlerin hepsinin, Tanrı’ya götüren eşit yollar olduğu şeklindedir. Dolayısıyla, Hıristiyanlık, diğer dinlerle eşit bir konumda değerlendirilir. Diğer dinlerde kendi tabilerini, kurtuluşa Hıristiyanlığın yardımı olmadan götürme özelliğine sahiptirler.
Hıristiyan dünyasında bu yaklaşımın bilinen savunucusu, John Hick’tir. O, geçmişte Hıristiyanlığın merkezde bulunduğu, diğer dinlerin onun etrafında yer aldığı yaklaşım yerine, Tanrı’nın merkezde bulunduğu ve bütün dinlerin onun etrafında döndüğü yaklaşımını savunur. Bu yaklaşımın, Kopernik Devrimi niteliğinde bir devrim olduğunu düşünür. Nasıl, Kopernik, dünyanın merkezde yer aldığı ve diğer gezegenleri onun etrafında döndüğü Batlamyuscu evren anlayışını, güneşin merkezde yer aldığı ve diğer bütün gezegenlerin onun etrafında döndüğü görüşüyle değiştirmişse, kendisinin ileri sürdüğü anlayışla dini alanda böyle bir dönüşüm gerçekleştirdiğini ileri sürer .
John Hick’le beraber, W. Cantwell Smith ve Paul F. Knitter bu görüşün savunucularıdır. Ancak, Hıristiyan dini çevrelerde bu yaklaşım çok fazla taraftarı olduğunu söylemek güçtür .
Bu yaklaşımlardan ilkinin tek başına hakim oldukları dönemler bir kenara bırakıldığında, yukarıda söz edilen yaklaşımların ikisinin yada her üçünün de aynı tarihlerde ve aynı anda bir arada bulunma ihtimali olmakla birlikte, tarihsel olarak bir sıra takip ettiğini ve dışlayıcılıktan kapsayıcılık ve çoğulculuk anlayışına doğru bir eğilimin bulunması, II. Vatikan Konsili’nin diyaloga yönelik çabalarının geçmişten kopuk olmadığını ve onların bir devamı olduğunu göstermektedir.
C.II. Vatikan Konsili ve Müslümanlara Yönelik Diyalog Çalışmalarının Başlaması
XX. yüzyılın başlangıcından itibaren dünyada gerçekleşen siyasi ve ekonomik olaylarda yaşanan değişiklik ve gelişmeler, Hıristiyan dünyayı özellikle de Katolik kilisesini etkilemişti. Bu yüzden de, Katolik kilisesi ve diğer kiliseler arasındaki anlaşmazlıkları ve düşmanlıkları gidermek, bazı alanlarda işbirliği yapmak için bir konsil toplamaya karar verdi. Hazırlıkları 3 yıl süren (1962-1965) Konsil, Vatikan’da toplandı ve toplantıya 141 ülkeden 2860 kişi katıldı.
Papa XXIII. John, bu konsil’in açılış konuşmasında, kilisenin çemberini kırmasını, dışarıya açılmasını, dışarıyla ilgilenmesini istemiş ve bütün insanlarla “diyaloga” girmenin önemini belirtmiş ve böylece söz konusu konuşma konsilin gündeminin ne olacağını ve ne tür konuların tartışılacağını da belirlemişti.
Konsilde ayrılmış Hıristiyanların yeniden biraya getirilmesine yönelik yakınlaşma yolları üzerinde duruldu. Yahudilerin daha önceki faaliyetlerinin bir sonucu olarak, Hıristiyanların II. Vatikan Konsili’ne kadar olan tutumlarını değiştiren metinler kaleme alındı ve bu metinlerde -bir takım itirazlar sonunda- Müslümanlara yönelik ifadelere de yer verildi.
Konsilde hazırlanarak kabul edilen İslam’la ilgili iki metin vardır ve bu iki metin de oldukça kısadır. Müslümanlarla ilgili metin 21 Kasım 1964’de beşe karşı 2151 oyla kabul edilmiştir. Metinde Müslümanlarla ilgili olan kısım şöyledir: “Bu nedenle bizzat II. Vatikan Konsili, “Kurtuluş tasarımı, Yaratan’ı tanıyanları, bunlar arasında ise özellikle, İbrahim’in imanını ittihaz ettiklerini ikrar eden, nihai günde insanların yargılayıcı, merhametli ve biricik Tanrı’ya bizlerle birlikte tapan Müslümanları da kapsamaktadır” diye bildirmekten çekinmemektedir . Kısa olan bu birinci metne nispeten Nostra Aetata’da yer alan ikinci metin ise daha uzun ve sonraki diyalog faaliyetleri için daha önemlidir.
“Kilise canlı ve sürgit mevcut olan, merhametli ve kudretli olan, yerin ve göğün yaratanı, insanlarla konuşmuş biricik Tanrı’ya tapan Müslümanlara da saygıyla bakar. İslami imanın istemlice göndermede bulunduğu İbrahim’in teslimiyet gösterdiği gibi, onlar da Tanrı’nın gizli buyruklarına tüm ruhlarıyla teslimiyet göstermeye çalışmaktadırlar. Onlar, her ne kadar İsa’yı Tanrı olarak tanımıyorlarsa da, onu bir peygamber olarak ululamaktadırlar; onun bakire annesi Meryem’e saygı duymakta, hatta kimi kez huşu içerisinde kendisine yakarmaktadırlar. Ayrıca onlar, Tanrı’nın diriltilen tüm insanlara karşılıklarını vereceği hüküm gününü beklemektedirler. Yine onlar, ahlaki hayata saygı duymakta ve de Tanrı’ya özellikle dua, sadakalar ve oruçla ibadette bulunmaktadırlar”.
“Yüzyıllar boyunca, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında çekişmeler ve düşmanlıklar hiç de az olmamışsa da, Kutsal Konsil, herkesi, geçmişi unutmaya, karşılıklı anlayış içinde içtenlikle çabalamaya, tüm insanlar için sosyal adaleti ahlaki değerleri, barış ve özgürlüğü beraberce savunmaya ve sağlamaya çağırmaktadır” .
Bu iki metin Hıristiyan dışı dinlerle iyi ilişkiler kurmayı amir bir özeliğe sahip olduğundan bunun bir gereği olarak, “Hıristiyanlık Dışı Dinler Sekretaryası” adında bir birim kurulmuştur (1964). Üst seviyede bir Kardinalin başkanlık ettiği bu Sekretarya, Roma’da bulunmakta ve kendisine bağlı çalışanları ve bölgesel piskoposlar ve konuyla ilgili uzmanlarla işbirliği yaparak faaliyetlerini devam ettirmektedir. İlk başkanlığını Kardinal Marella’nin (1964-1973) yaptığı Sekretarya’da daha sonra Kardinal Pignedoli (1973-1980) ve Monsenyör Jean Jadot (1980-1984) başkanlık etmişlerdir. Daha sonra “Papalık Dinlerarası Diyalog Konsili”ne dönüştürülen Sekretarya’nın bugünkü başkanı, Kardinal Arinzi’dir .
Bu Sekretarya’nın kuruluşundan itibaren, sekretarya içinde İslam’la ilgili bir birim bulunmaktadır (22 Ekim 1974). Bu bölümün ilk başkanlığını, on yıl Afrika Misyonerler Topluluğu’nda bulunan Fr. Coug yapmıştı. Ondan sonra sırayla, Suriyeli Abou Mukh’un ve Thomas Michael’in başkanlığını yaptığı bölüme bugün Khaled Atathe bakmaktadır. Diyalog kararının alındığı 1964 yılında 1969 yılına kadar bu eyleme yönelik hiçbir faaliyet yapılmamış; Papalık ancak, diyalogun alt yapısını oluşturan kurumları tamamladıktan sonra, 1969’dan itibaren fiili olarak diyalog sürecini başlatmıştır. Katolik Kilisesinin yanı sıra Katolik olamayan Hıristiyanlardan oluşan ve 1948’de Hollanda’da Kurulan Dünya Kiliseler Birliği de, en son 1971’de Etiyopya Adis Ababa’da yapılan toplantısında diyalog sürecinin alt yapısını tamamlayarak, bu faaliyetteki yerine almaya başlamıştır .
1964’de kabul edilen ve 1969 yılından itibaren başlayan Müslüman-Hıristiyan diyalogu çalışmaları karşılıklı ziyaretleşmeler, ortak toplantılar, bu ilişkiler ya da bu ilişkilerle ilgili kanaatlerin ifade edildiği dergiler çıkarmak ve farklı alanlarda işbirliği yapmanın yollarını arama şeklinde devam etmektedir.
D.Hıristiyanların Diyalog Anlayışları ve Diyalogdan Beklentileri
Ancak bugün devam eden diyalog çalışmaları, sorunsuz değildir. Diyalog çalışmalarının kendi içinde bir takım çıkmazları vardır ve bu çıkmazlar diyalog sürecinin sağlıklı bir şekilde devamını engellemektedir.
Birinci çıkmaz, diyalog karşılıklı iyi niyetin olduğu, art niyetin bulunmadığı bir araya gelme ve belli konular etrafında konuşma, işbirliği yollarını araştırma; karşısındakinin düşüncelerini, kanaatlerini inanç yapısını öğrenme anlamını ifade eder. Tariften de anlaşıldığı üzere diyalogda birinci temel unsur art niyetin olmamasıdır. Müslüman-Hıristiyan diyalogunda, yıllarca kendisine düşman, haçlı seferleriyle silahlı olarak ve oryantalistler vasıtasıyla da bilgisel olarak yok etmeye çalışan Hıristiyan batının, 1962’den itibaren Müslümanlara diyalog çağrısında bulunması, Müslümanlar nezdinde bu çağrının arkasında bir art niyetin olması ihtimalini düşündürtmüştür. Bu yüzden de, bu ilişkiye başlangıçta ve hala da bir kısım Müslümanlar kuşkuyla yaklaşmaktadırlar.
Bu kuşkunun yersiz olmadığı, diyalog çağrısının mahiyetine yönelik bizatihi Katolik dünyada ve Dünya Kiliseler Birliği’nde yapılan tartışmalardan açığa çıkmaktadır. Hıristiyan dünyada diyalogun, saf anlamda diğer dinleri tanımak olduğunu düşünenlerin yanı sıra diyaloga girmesinin Kilisenin birinci görevi olan İsa Mesih’in mesajının diğer milletlere ulaştırılmasından vazgeçmek anlamına geldiğini düşünenler de bulunmaktadır. Ve İkinci grubu oluşturanlar, birincilere nazaran çoğunluğu oluşturmaktadır. Bu yüzden diyalogla misyon arasındaki ilişkileri tespit etmek maksadıyla Papalık Dinlerarası Diyalog Konsili ile İnsanların Evangelizasyonu Örgütü yetkilileri 1986’da bir araya gelerek diyalog ve İsa-Mesih’in tüm insanlara ilan edilmesi arasındaki ilişkinin resmi bir doküman haline getirilmesine çalışmıştır. Bu iki kurulun çalışmaları sonunda, ulaşılan sonuç 1991’de resmi olarak kabul edilerek yürürlüğe konmuştur .
Bu belgede, Kilisenin Hıristiyanlaştırma misyonu, kapsamlı bir şekilde tarif edilir ve diyalog bu misyon anlayışı dışında düşünülemez . Bu yüzden de diyalog, Hıristiyanlaştırma politikasının ayrılmaz bir parçası olarak görülür. İkisinin birbiriyle çatışmadığı ortaya konulmaya çalışılır . Diyalogun, misyon faaliyetini yerine getirecek olan dini özgürlük ve tolerans ortamını hazırlayıcı olarak kabul edilir. Bu kanaat başkaları tarafından da, açık bir şekilde ortaya konmuştur. J. B. Taylor, Müslümanlar arasındaki misyonerlik çalışmaları için, diyalogun önemini ifade eder. Burada söz konusu “diyalog”, misyonerliğe bir alternatif değil, bizatihi şartlara uygun misyonerliktir . Hıristiyan Olmayan Dinler Sekretaryas’ı için, diyalog bizatihi misyonerlik değildir, ancak uygun ortamı yaratarak kendi inanç ve kanaatlerini muhataplarına enjekte ederek onları Hıristiyan inancına hazırlamayı arzu eder . Bunun böyle olduğunu, bizatihi Papa IV. Paul’un ifadelerinde de görmek mümkündür. Ona göre, Hıristiyan olmayan dinsel gelenekler, milyarlarca insanın manevi hayatlarının yaşayan ifadelerini temsil etmektedirler. Mükemmel olmamalarına rağmen, söz konusu bu dinsel gelenekler, binlerce yıldır derin bağlılık ve samimiyetle taraftarlarına, Tanrıyı nasıl aramalarını ve O’na nasıl dua etmelerini öğretmiştir ve hala da öğretmeye devam etmektedir. Onlar, sözün (word), sayısız tohumlarını ihtiva ederler ve bütün bu özelliklerinden dolayı da, söz konusu dinler İncil için gerçek bir hazırlıktır . Bu ifadeler, Hıristiyanlığın diğer dinleri kendisine eş düzeyde, tabilerini kurtuluşa götüren dinler olarak görmediklerinden diyalogu, inançlarını onlara sunmanın bir yolu olarak gördüklerini gösterir.
Hıristiyan tarafının, bu yaklaşımlarının, yukarıda kısaca temas edilen Karl Rahner’in kapsayıcılık teorisinin hayata geçirilmesi olarak görmek mümkündür.
IV. Müslümanların Diyaloga Yaklaşımları ve Diyalogdan Beklentileri
Müslümanlar genelde diğer dinlerle, özelde ise Hıristiyanlarla diyalogu, bizatihi kutsal metinleri ve tarihsel tecrübesinin bir gereğidir. Çünkü, Kur’an-ı kerim, insanların birbirinden ayrı gruplar halinde kılındıkları, bundan maksadın da birbirleriyle tearüf olduğunu ifade eder . Ayrıca, dinler arasındaki farklılıkları ve onların birbirinden farklı dillerle ifade edilmesinin gerekçelerini de buluruz . Yine insanların, zorla Müslüman yapılmalarını yasaklayan metinler; onlarla en güzel şekilde konuşmayı, tartışmayı isteyen ve bütün bunlara rağmen İslam’ı bir din olarak benimsemeyenlere de, “sizin dininiz size; benim dinim bana ” diyerek, zimmet ahdi ile İslam toplumunun bir ferdi olarak varlıklarını devam etmelerine izin verir. Bu Kur’ani temeller, tarihsel uygulamaya da yansımış ve İslam toplumlarında, Müslümanlar hep gayrimüslimlerle beraber yaşamışlar ve belki de, -mahiyet itibariyle modern anlamda olmasa da- diyalogun ilk örneklerinin (Timotheus’un Halife Mehdi ile olan karşılıklı konuşmaları ) bu toplumlarda meydana geldiğini söylemek mümkündür.
Ancak bütün bunlara rağmen, Müslümanların çoğunluğu, yukarıda kısaca değinilen, diyalogun tarihi arka plandan dolayı, diyaloga başlangıçtan beri kuşkuyla, yaklaşmaktadırlar. Bunun da, nedensiz ya da temelsiz olmadığı, az önce ifade edilen ve onların, diyalog anlayışları ve bundan beklentilerinin bir nebze olarak ortaya konmasından anlaşılmaktadır. Bu yüzden de, daha çok halk ve bir kısım aydın kesim, diyalogdan kaçınılması, üzerinde özellikle durmaktadırlar.
Her halükarda diyalogdan yana olanların, yukarıdakilerle aynı düşünceden kaynaklanmasa da bir takım çekinceleri de vardır. Bu son gruba göre, Hıristiyan dünya, diyalog işini planlı ve belli bir program çerçevesinde yapmaktadır. Bunun en büyük göstergesi de, 1964’de diyalog kararının alınmasından sonra, beş yıl hiçbir faaliyette bulunmaksızın, bu konuyla alakalı alt yapıyı ve kurumları oluşturmuş olmalarıdır.
Hasan Askeri’ye göre, Müslümanlar diyalog gibi, modern bir iletişim tarzına metot açısından hazırlıksız yakalanmışlardır. Bu yüzden de, Müslümanlar böyle bir ilişkiye girme hususunda, endişe içindedirler. Halbuki, Hıristiyanlar, dinlerarası diyaloga, “kurtuluş diyalogu” diyerek, ona “Hıristiyan” bir anlam kazandırmışlardır. Oysa Müslümanlar hala, diyalog teriminin semantik anlamına takılıp kalmışlar ve onu fazla bir dini anlamı olmayan, ama genelde Filistin sorunu ve azınlık Müslümanların sorunları gibi dünyevi hedeflere hizmet eden insanlararası bir ilişki gözüyle bakmaktadırlar .
Değerlendirme ve Teklifler
İki din arasındaki ilişkiler açısından bakıldığında, tarih boyunca birbirlerine karşı hem teolojik anlamda hem de siyasi anlamda karşı karşıya bulunmalarını sağlayacak bir ortamın ve dini verilerin bulunduğunu söylemek mümkündür. Ancak, İslam dünyası başından itibaren yapı itibariyle çoğulculuğu/kültürel ve dinsel çoğulculuğu (modern anlamda değil) reddedemeyeceği bir ortamı miras almıştır. Bu yüzden de, kendisi hakim bir konumda olmak şartı ile, diğer din ve inanç sahiplerine dinsel, hukuki özgürlük vermiş ve adalet esası üzerine bir sosyal yapı tesis etmeye çalışmıştır. Bunun en uygun örneği, İslam hukukunda “dinin korunması, malın korunması, neslin korunması, canın koruması, aklın korunması”, esastır ve bunda Müslim gayrimüslim arasında bir farkın olmamasıdır. Çünkü, insan olmaları açısından iki grup arasında bir fark yoktur. Bu tür ilişkilerde esas olan adalettir.
Hıristiyanlık başlangıçta gerçekten çok büyük zulümler görmüş ancak, işin garip tarafı, kendisi devlet dini ilan edildikten sonra, aynı şeyi kendi dışındaki inanç sahiplerine ve tarihinin büyük bir kısmında da kendi içinde ve sapkın saydıklarına yapmaktan çekinmemiştir. Bu yüzden hakim olduğu bölgelerde, kendisinin dışında din ve inanç sahibi bulunmasına izin vermemiştir. Bunun sonucu olarak da, Avrupa ve Amerika’da modern dönemler hariç Hıristiyanlık dışında, başka bir din görmek -yaşadığı olumsuzluklar ve zulümler de dikkate alınarak, Yahudilik dışında- mümkün olmamıştır.
Bu yüzden Hıristiyanlığın diyaloga yönelik tavrı, bu tarihi geçmiş göz önünde bulundurulduğu zaman insanlık adına bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Gerekçesi her ne olursa olsun bu tür bir dinlerarası diyalogdan kaçınmak mümkün değildir. Din adına diyalogdan kaçınmanın insanlık adına çok büyük bir sorumluluğu vardır. İnsanların, benliklerini muhafaza etme gayreti içinde oldukları küreselleşen günümüz dünyasında din, gittikçe daha çok gündeme oturmakta; kimlik de tarih ve kültürden oluştuğu, tarihin büyük bir kısmı ve kültürü oluşturan unsurlar da ağırlıklı dini olduğundan din belirleyici özelliğini gittikçe arttırmaktadır. Bunu daha net olarak şöyle de ifade etmek mümkündür. Aydınlanmaya başlayan ve modernizm diye ifade edilen süreçte dinin gittikçe toplum hayatından kopacağı ve sekülerleşme diye ifade edilen ve modernizmin ayrılmaz bir parçası olan süreçte, dinin toplumsal hayattan kopmasının kemale ereceği ve onun insanların vicdanlarına bireysel hayatlarına özgü bir olgu olacağı düşünülmekte ve sosyal teori ya da dine dair düşünceler bu bağlamda ele alınmaktaydı. Futürist yaklaşımlar bu temel üzerinde ön görülerde bulunmaya çalışıyorlardı. Zira açık bir şekilde seslendirilmese de, bunun kaçınılmaz bir süreç olduğu ve önünde ya da sonunda bütün toplumların bu süreci geçirmek zorunda olduğu düşünülüyordu. Batının bu süreci bir şekilde tamamladığı, evrensel olan bu yolun çoğu toplum tarafından izlenilmediği gerçeği ise, onların durumun yetersiz modernleşmeyi yansıtan bir gecikmenin ifadesi olarak görülüyordu.
1970’lı yıllarda yaşananlar bütün dünyada modern, batılı ilerlemeci yaklaşımın dinin tarihteki rolüne dair algılayışlarında bir revizeyi gerekli kılmaya başladı. Çünkü, dinin varsayılan bireyin vicdanında kalması beklentisinin aksine din, birey ve toplumların yaşamlarında etkin olmanın yanı sıra, siyasal ve toplumsal düzeni biçimlendirmedeki rolü görmezden gelinemeyecek bir şekilde bariz bir hale geldi . Bu olgunun altyapısını nelerin oluşturduğuna dair bir çok şey söylemek mümkün: Modern dünyanın insanları bütünüyle maddi şeylerle doyurmaya çalışması; insanları tek düze bir hayat, tek düze bir birey; bireysel farklılıkları ortadan kaldıran bir anlayışı hakim kılmaya yönelik eğitim, eğlence, tüketim malzemeleri üretimi vs. Bütün bunlar insanların tarihten gelen ve onların yaratıcılığının kökenlerini oluşturan farklılıklarının ortadan kalması anlamına gelmektedir. Bunlardan belki daha önemlisi, hayatın anlamına yönelik sorunların, insanın varoluşsal yanını oluşturduğu gerçeğinin bir kenara itilmesi; birinci ve ikinci dünya savaşının insanlara bu dünyada yapılan şeylerin çok da anlamlı olmadığı sonucuna götürmesi ve anlamı bilinen en kadim olgunun da, dinde aranmasını yol açmıştır.
Diyalogdan kaçınmak az önce ifade edildiği gibi, dindarlara gerçekten büyük bir vebal yükler. Çünkü, siyasi ortamın hazırlayıcılarının insanlığın geleceğini kana ve savaşa boğmak maksadıyla, diyaloga değil de savaşa, çatışmaya yönelik, medeniyetler çatışması gibi teoriler ürettiği bir ortamda, çok zayıf bir ışık da olsa gelecekte aydınlığın ve barışın hakim olmasına yönelik bu tür çağrılar karşılıksız bırakılamaz. Bu diyalogun alt yapısı hazırlanmaz ve gereken önlemler alınmazsa, o zaman Hungtington’un teorisi, meşruluk kazanmış olur.
Diyalog, Müslümanlar için kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Hıristiyanları diyaloga iten sebepler, ister bazılarının söylediği gibi siyasi, ister kendilerinin artık açık bir şekilde ifade ettikleri gibi misyon faaliyetinin bir parçası; gereği olsun, Müslümanlar açısından bunun çok fazla bir önemi yoktur. Çünkü, yukarıda kısmen çizmeye çalışılan tabloda da görüleceği üzere Batı, tarihin hiçbir döneminde (Müslümanlarla birlikte yaşamak zorunda kaldığı Endülüs de dahil), İslam’ı ve Müslümanları ön yargısız bir şekilde anlamaya çalışacağı bir ortama sahip olamamış/olmak istememiştir. Bunu, İslam’la ilgili kaynaklara sahip olmadığı zamanlar makul ve anlaşılır bir şey olarak görmek mümkün olsa bile, Kur’an’ın ve İslam’la ilgili kaynakların batı dillerine tercüme edilmesinden sonra bile, mesela, bizatihi bu işle uğraşan, Saygıdeğer Peter’in, İslam’la ilgili bilgi edinme merakına ve bu sahadaki bilgi birikimine rağmen, reddiye türü eserlerinde, Yuhanna ed-Dimeşkî’den farklı bir tavır sergilememesinde olduğu gibi, muazzam bilgi birikiminin sağlandığı -olumlu örnekler her zaman olmasına rağmen, oryantalistler arasında da görmek mümkündür.
İslam’ın ortaya çıkışından günümüze kadar doğu-batı Hıristiyan dünyasında oluşturulan İslam/Müslüman imajlarının ortak noktası, bunların oluşumunda, -olumlu anlamda- Müslümanların hiçbir katkısının bulunmamasıdır. Bu imaj oluşturma sürecinde, dinsel kaygılar kadar siyasi ve varoluşsal kaygılar da işin içine karışmıştır. Bu yüzden de ortaya çıkan imaj; gerçeğin bir yansıması olmaktan ziyade, nesnel temelleri olmayan konjonktürel, kurgusal ve çarpıtılmış bir imajdır. -Aynı şey Hıristiyanlar için de geçerli olmakla birlikte-, Müslümanların kendilerini, olduklarını düşündükleri şekilde anlatmalarını sağlayacak bir ortamın ortaya çıkmış olması, aranan ancak, son zamanlara kadar bulunması mümkün olmayan bir imkan, bir fırsattır. Her ne gerekçe ile olursa olsun böyle bir fırsatın değerlendirilmemesi, sonradan ortaya çıkabilecek bir takım pişmanlıklara yol açabilir.
Diyalogla Müslümanların ve Hıristiyanların birbirlerini dinlemek ve tanımak maksadına yönelik böyle bir ortamın oluşturulması, oluşturulan imajların ya hepten ortadan kalkmasına ya değiştirilmesine ya da iki din arasındaki farklıkların daha belirgin hale gelmesine yol açar ki, bu tür sonuçların her birinin kendi içinde ayrı bir değeri vardır.
Hıristiyan dünyanın, -vurgulamaya çalıştığımız gibi-, bu faaliyeti bir Hıristiyanlaştırma çabası olarak görmeleri de, zikredilen gerçeği değiştirmez. Müslümanlar açısından diyalogdaki gerçek niyet, İslam’ı tebliğ etmek olmasa bile, zımnen bir tebliğin varlığını düşünmek de mümkündür. Çünkü, İslam tebliğ anlayışı bağlamında meseleye bakıldığında bile, Müslümanların dini tebliğ görevleri, dinlerini diğer insanlara anlatmaktan daha fazla bir şeyi içermez.
Hıristiyanların diğer dinlere bakışları hususunda bkz.
1.Baki Adam, Yahudilik ve Hıristiyanlık Açısından Diğer Dinler, Pınar Yayınları, İstanbul 2002.

Değerlendirme Soruları
1.Hıristiyanların diğer dinlere bakışlarını ifade eden kavramları aşağıdakilerden hangisidir?

a.Çoğulculuk b.Dışlayıcılı c.Kapsayıcılık d.Hepsi

2. “Ekstra ekklesia nulla salus” hangi düşüncenin ifadesidir?
a.Çoğulculuğun b.Dışlayıcılığın c.Kapsayıcılığın d.Hoşgörünün

3. Aşağıdakilerden hangisi, II. Vatikan Konsilinin Tarihidir
a.1945 b.1957 c.1962 d.1999

22

Ağustos
2012

İLAHİYAT DİNLER TARİHİ

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  378 Kez Okundu


1)Mecusilik,Eski ………… kökenli bir dinsel gelenektir.Yandaki boşluğa aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A)Irak B)İran C)Afganistan D)Filistin E)Hindistan
2)Zerdüştlüğün kurucusu olan Zerdüşt’ün otuz yaşındayken,ibadet amacıyla nehirden su alıp çıkarırken kıyıda karşısına çıkan Tanrının ilk vahiylerini ona ileten ve kendisini ruhsal olarak Ahura Mazda’ya götüren meleğin ismi aşağıdakilerden hangisidir?
A)Cyrus B)Gatha C)Viştaspa D)Vohu Manah E)Vathu Manah
3)Zerdüştün Peygamberliğinin ilk on yılı içinde sadece bir akrabası inanmıştır.İnanan akrabası aşağıdakilerden hangisidir?
A)Kuzeni B)Dayısı C)Teyzesi D)Amcası E)Dedesi
4)Zerdüşt kendisinin Ahura Mazda tarafından …………… vaaz etmek için gönderdiğine inanmıştır.Yandaki boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?
A)Kutsal dini
B)Gerçek dini
C)Özel dini
D)İyi dini
E)Akıl dini
5)Zerdüşt ilk vahiyleri aldığı zamanda kaç yaşındaydı?
A)49
B)30
C)32
D)54
E)24
6)Aşağıdakilerden hangisi Mecusilik dinini ifade etmek için kullanılan kavramlardan biri değildir?
A)Zoroastrianizm
B)Zerdüştçülük
C)Mazdaizm
D)Ateşperstlik
E)Zorotrianizm
7)Mecusilik dinine mazdaizmde denmektedir.Mazdaizm kavramı aşağıdakilerden hangisine atfen denilmiştir?
A) Zerdüştçülük
B) Ateşperstlik
C)Ahura Mazda
D) Zoroastrianizm
E) Mazdaizm
8)Peygamberliğin ilk on yılı içinde kuzeninden başka kimsenin inanmadığı Zerdüşt’ün Mecusiliği yaymak için göç ettiği ülke ve kral aşağıdakilerden hangisidir?
A)Doğu İran-Kral Cyrus
B)Horasan – Kral Daryüs
C)Doğu İran –Kral Trojen
D) Horasan-Kral Viştaspa
E)Horasan – Kral Zoroaster
9)Kanlı hayvan kurbanı uygulamasına ve eski dinin aşırılığına karşı mücadele eden ritüelleri ön plana alan bir dini anlayış yerine insanların Ahura mazdaya kalben ve samimi bir biçimde bağlılığını esas alan kişi aşağıdakilerden hangisidir?
A)Vohu manah
B)Yahve
C)Cyrus
D)Zerdüşt
E)Hiçbiri
10)Mecusiliğin iyi ve kötü düalizme dayalı teolojik öğretileri kabul görmeye başladığı ve Mecusiliğin sözlü geleneğinin yazıya geçirildiği dönem aşağıdakilerden hangisidir?
A)Sasaniler
B)Persler
C)İnanç dönemi
D)Daryüs dönemi
E)Son dönem
11)Zerdüştün öğretilerinden ayrılmış bazı heretik ekollerden biri olan Ahenenidler döneminde imparatorluğun batı bölgesinde kurulan, çeşitli kolonilerin rahip sınıfı aşağıdakilerden hangisidir?
A)Rabbaniler
B)Rabaylar
C)Ahuralar
D)Roeler
E)Magianlar
12)Ehrimen ve Daevelar zerdüştü doğmadan öldürmek için planlar yapmışlardır ancak Zerdüşt ………..’in kutsal sözlerini söyleyerek onları kovmuştur.Yukarıdaki boşluğa aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A)Tefilin
B)Talla
C)Avesta
D)Behustin
E)Mazdaizm
13)Sasaniler döneminde M.S 272’de imparatorluk başrahibi …………..’in göreve gelmesiyle Mecusilik resmi din ilan edilmiştir. Yukardaki boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?
A)Denkart
B)Bahreyn
C)Hamdir
D)Kartir
E)Hiçbiri
14)Eski İran dilinde “derleme eser” ya da “itibar edilen kitap”anlamına gelen abestag kelimesinden türeyen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
A)Avesta
B)Yesna
C)Visperad
D)Videvdat
E)Yaşt
15)Mecusiliğin kutsal kitabı olan Avestadaki en eski metinlerinin yer aldığı Yesna’da Zerdüşt’ün kendisine atfedilen ve “ilahiler” diye adlandırılan on altıncı bölüm aşağıdakilerden hangisidir?
A)Zend
B)Yaşt
C)Pehlevi
D)Gathalar
E)Visperat
16)”Büyük Avesta” adı verilen literatürün derlemesinin tamamlanması hangi kral döneminde olmuştur?
A)Kral Valkoş
B)Kral Ardeşir
C)Kral II.Şapur
D)Kral Cyrus
E)Kral Daryus
17)Avestanın içinde yer alan “Yasht” denen metinlerde bahsedilen Ahura mazdaya ibadet eden semavi varlıkların ilki olan ve daha sonra cinvat köprüsünde inananlara yardım edecek tanrısal varlıklardan biri aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru verilmiştir?
A)Bundahişin
B)Zena
C)Denkart
D)Mazda
E)Sraoşa
18)Avestanın bütün içeriğinin özeti olan bölüm aşağıdakilerden hangisidir?
A)Cinvat
B)Denkard
C)Zend
D)Vendidat
E)Hiçbiri
19)İlk insan Gayomart ve ondan meydana gelen ilk karı-kocadan bahsedeni”Yaratma” manasına gelen Avesta’nın en önemli bölümü aşağıdakilerden hangisidir?
A)Bundahişn
B)Cinvat
C)Zend
D)Denkard
E)Sraoşa
CEVAP ANAHTARI
1)B 2)D 3)A 4)D 5)B 6)E 7)C 8)D 9)D 10)A
11)E 12)E 13)D 14)A 15)D 16)C 17)E 18)B 19)A

22

Ağustos
2012

İlahiyat İslam Düşünce Tarihi – Ara Sınav Çalışma Özeti

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  547 Kez Okundu

ÜNİTE 1
-İslam Düşüncesi genel insanlık düşüncelerinden kaynağı bakımından ayrılır.
-Yahudi din felsefesinin kurucusu Philon dur.
- Hıristiyan din felsefesinin kurucuları Origene ve Crement dir.
-Yahudilik ve Hıristiyan din felsefeleri Eflatun ve Yeni Eflatunculuk düşüncelerinin yorumlanmasından oluşmuştur.
-İslam düşüncesine etkisi en az olan düşünce Sabiilik’tir.
-İslam felsefesinin temel kaynağı Yunan -Hellenistik düşüncedir.
-Hellenistik felsefe devrinde ortaya çıkan mekteplerin başında, Şüphecilik, Epikürcülük ve Yeni Eflatunculuk gelir.
-Batı düşüncesinin ortaya çıkışı XI ve XII yy larda

ÜNİTE 2

-İslam akılcılığının temeli Hz. Muhammed’in vefatıdır.
-Hz.Muhammed ilk müslümanların sağlık ihtiyaçlarını bilimsel olarak çözmek için teyzesinin kocasını İran’a tıp öğrenmesi için göndermiştir.
-Kelami, Siyasi ve Hukuki düşünce akımları Emeviler devrinde ortaya çıkmıştır.
-Hz. Osman , Hz. Ali ve Muaviye döneminde cereyan eden olayların nedeni Hilafet Meselesi’dir.
-Haricilerin ilk fırkası Ezrakiler’dir.
-Muaviye ve Emevi iktidarı taraftarlığını savunan Cebriye Fırkası’dır.
-Felsefi ve Bilimsel düşünce Abbasi devrinde ortaya çıkmıştır.
-Mutezileninde öncülüğünü yaptığı Allahın Sıfatlarının olumsuz karşılanması görüşü Cehmiyye fırkası’dır.
-Düşünce haraketlerine fırka yerine mezhep denmesi Abbasi döneminde başlamıştır.
-Maturidilik hukuk sahasında ortaya çıkan bir mezhep değildir.
-Selef haraketinin başlangıcı sayılan ilk fıkhi haraket Kur’an ve Sünneti anlamaya yönelik olan Medine Ehli haraketidir.
-Medine Ehli haraketi İmam Şafi, Ahmet B.Hambel, Malik B.Enes gibi alimlerin yetişmesine vesile olmuştur.
-İslamda esas tecüme haraketleri Abbasi döneminde başlar. -Abbasi döneminde başlayan tercüme haraketi adeta bir devlet politikası olmuş ve 830 yılında Beytül_Hikme adıyla tercüme bürosu açılmııştır.

ÜNİTE 3

-Kalbe, akla düşüncelerin gelmesi ve marifet anlayışının temelini oluşturan İsbatiyye prensibi Havatır’dır.
-İbnül Arabi’ye göre cihanı meydana getiren mertebelerin sonuncusu İnsan_ı kamil’dir.
-Tarikatlerin müesseseleşmesi XVI yy. da başlamıştır.
-Tasavvuf’a felsefi ve kelami düşünceyi sokan ve hululittisal anlayışlarına karşı çıkan mutasavvıf Gazzali’dir.
-İbnül Arabi’nin en önemli eseri Fususil_Hikem’dir.
-İmam Rabbani2nin en önemli eseri Maktubat’tır.
-Rüya yolu ile Hz. Muhammed2ten feyz alınarak kurulan tarikat Üveysi tarikatıdır.
-Gazzaliden önceki kelamcılar döneminde kelamın konusu Allahın Zat’ı ve Sıfatları olmuştur.
-Felsefe’nin islam aleminde yayılması ile kelamın konusu Mevcud teşkil etmiştir.
-Kelam ilmini felsefe ile mücadele yapabilecek şekilde geliştiren kelam ekolü Eş’ariyye’dir.

ÜNİTE 4

-Alimlerin kelam ilmini tarif ederkenitina gösterdikleri Usul_ü Selase : Allah_Nübüvvet_Ahiret’tir.
-El Fıkhul Ekber adlı eseri ile fıkıh ile kelamı birbirinden ayıran islam alimi İmam Ebu Hanife’dir.
-Tarih boyunca kelam ilminin konuları ve metodları açısından değişimindeki etken ortaya çıkan ihtiyaçlardır.
-Allahı zatından ve sıfatlarından, fiil ve birliğinden bahseden Kelam ilmidir.
-İslam fikir tarihinde Kelam ilminin ilk kurucusu Mu’tezile kabul edilir.
-Mu’tezile’nin kullandığı bu metod’a Kelam , İslam akaidini savunan ilme de Kelam ilmi denmiştir.
-İmamiyye ve Zeydiyye Şiilik kelam ekolünün temelini oluştururlar.
-İmam Ebu Hanife’nin iman esaslarını ele aldığı eseri El_Fıkhul_Ekber’dir.
-İmam Maturidi’nin kelama dair görüşlerinin bulunduğu eseri Te’vilatü Ehlis_Sünne veya Te’vilatul Kur’an adlı eseridir.

ÜNİTE 5

-İslam dünyasında felsefenin gerilemeye başlaması XIV yy da olmuştur.
-Tabiat felsefesiyle uğraşmış olan İlahıyatçılar ile Tabiatçılar arasındaki fark [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]fizik konulardır.
-Felsefi reddeden bir tutum içerisinde olan Malikiler’dir.
-Yunan-Hellenistik felsefeye karşı Doğu kaynaklı bir Hikmet felsefesi kurmak girişiminde bulunan Suhreverdi El-Maktul’dür.
-IX yy İslam felsefesinin doğuş devridir.
-İslam düşünce tarihinde Yunan-Hellenistik düşünceye bağlı felsefe akımının son temsilcisi İbn_Rüşd’tür.
-Tabiatçıların en ünlü düşünürleri Es_Serahi ve Ebu Bekr Er_Razi’dir.
-Er_Razi bilimsel kimyanın kurucusu sayılır.
-Er_Razi’nin tıp alanında en ünlü eseri El_Havi ve Kitabul_Mansur’dur.
-Er_Razi felsefesinde kozmolojik ve [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]fizik görüşlerini hepsi ezeli olan Allah,Ruh,Madde,Zaman ve Mekan esaslarına dayandırır.

ÜNİTE 6

-İlk islam filozofu Kindi’dir.
-Farabi Allahın varlığını Kozalite delili ile ispatlamıştır.
-Sudur nazariyesinin kaynağı Sümerler’dir.
-Aristo’nun Batılılarca tanınmasını sağlayan ve Batıda hür düşüncenin doğmasına öncülük eden İslam düşünürü İbn_Rüşd’tür.
-Suhreverdi’nin kurduğu İşrakilik temelde hakikatin sezgiyle elde edileceğine inanır.
-İşrakilik geniş ölçüde Gazzali-Tasavvuf etkisinde kalmıştır.
-İşarakilik eklektik bir felsefedir.
-İşrakiliği tanıtan filozof Risale fi Akvalil isimli eseriyle Kasapbaşızade’dir.
-Endülüs felsefe tarihinin önemli ilk filozofu İbn_Bacce’dir.
-Gazzali2nin Tasavvufa yönelmesinde etkili olan şüphelerini anlattığı eseri El Munkız ed_Dari adlı eseridir.
-İbn Sina dinle felsefeyi uzlaştırmada dini tercih etmiştir.
-Sosyoloji ve Ekonomi ilimlerini kuran ve ilk Tarih Felsefecisi olan düşünür İbn Haldun’dur.
-İbn Halduna şöhreti veren tarih felsefesi yaptığı eseri Mukaddime adlı eserdir.,
-İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserine ilk çeviriler Türkiye’de Pirizade Cevdet Paşa tarafından yapılmıştır.

ÜNİTE 7

-Düşünce tarihimizin yazılmasında zorlukların en fazla yaşandığı dönem Anadolu Türk Tarihidir.
-Tasavvufi düşünce ve tarikat olarak en yaygın olan Nakşibendiliğin Osmanlı düşünce hayatına girişi Simavlı Molla İlahi iledir.
-Tasavvufi düşüncenin en önemli ekollerinden olan Vahdet_i Vucud İbnü’l Arabi ile doğmuştur.
-Mutasavvıflara göre Tasavvuf düşünce ve pratik olarak özünü Kur’an ve Sünnet’ten alır.
-Tasavvuf’un gerçek kurucusu Hasan el Basri’dir.
-Batıda gelişen modern mantık Osmanlılar düşüncesine Ali Sedat ve Salih Zeki ile girmiştir.
-Osmanlı kelam düşüncesi büyük ölçüde Eş’ariliğin ve Maturidiliğin yorumlarına dayanır.
-Kurtuluş devri kelamcıların en önemlisi İznik medresesinin ilk müderrisi, vahdet_i vücudçu olan Davud’ül Kayseri’dir.
-Beşir Fuad [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]ryalist bir ilim adamıdır.

ÜNİTE 8

-Vasıtalı dorulama yöntemi Delil’dir.
-Bilgide esas olan bilginin kesinliği (doğruluğu ve yanlışlığı )dır.
-Bütün İslam alimlerinin bilginin kaynakları olarak birleştikleri kavram Akıl’dır.
-Objektif ve Subjektif bilgiyi ifade eden kavramlar Akıl ve Duygu’dur.
-Tümdengelim ve Tümevarım yöntemleri özellikle bilginin çıkarımsanımı için gereklidir.
-Kelamcılara göre Tümevarımda anoloji yapılırken Hikmet gözönünde bulundurulur.
-İlim tarihinde ilk sınıflamalar IX yy da Harizmi ve Kindi ile başlamış, Farabi, İbn Sina ve İhvanı Safa’larlada genişlemiştir.
-İlmi matlablar kendileri ile ilim elde edilen sorulardır.
-Farabinin ilimler sınıflaması İhsaü’l_Ulum adlı eserindedir.
-Harizinin ilimler sınıflaması Mefhatihü’l_ulum adlı eserindedir.

 

22

Ağustos
2012

İLİTAM HADİS TARİHİ DERS NOTLAR ÜNİTE:1-14

Yazar: arafat  |  Kategori: HADİS, TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  1.594 Kez Okundu

TEMEL KAVRAMLAR

Hadis: genel olarak kullanıldığında Hz. Peygamber’e ait olduğu söylenen haber, her türlü söz ve işler demektir.

Hadis Tarihi: Hz. peygamberden gelen bu haberlerin günümüze gelinceye kadar geçirdiği aşamaları ele alıp inceleyen bilgi koludur.

Bir hadis genel olarak iki kısımdan oluşur: Metin ve sened.

Metin: Hz. Peygamber’in söz veya işinin anlatıldığı kısımdır.

Sened: bu söz ve işi, birbirine nakleden kimselerin isimlerinin tarihi sıra içinde yer aldığı kısımdır. İsimler silsilesidir. Yani ravilerin isimleri.

Ravi: hadisi nakledenlere, sened kısmında geçen kişilere verilen addır.

Rivayet: hadis metninin sened kısmıyla nakledilmesine denir.

Hadisi sırasıyla birbirine nakleden raviler arasında bir ravi atlanmamışsa o senede muttasıl sened, hadise de muttasıl hadis denir.

Sahabi: Hz. Peygamber’le ona inanmış olarak karşılaşan ve bu imanla ölen kimsedir.

Tâbiî: Bir sahabeyle karşılaşmış olan müslümana denir.

Tâbiu’t-tâbiî: Bir tâbiî ile karşılaşmış olan müslümana denir.

Söyleyeni bakımından Hadis çeşitleri

kudsî hadis: Yüce ALLAH’a ait olduğu söylenen habere denir.

mevkûf hadis: Bir sahabiye ait olduğu söylenen habere denir.

Maktu hadis: Bir tabiye ait olduğu söylenen habere denir.

Merfu’ hadis: Hz. Peygamber’e ait olduğu vurgulanan haberdir.

Hadislerim Sahihlik Bakımından Kısımları:

Hz. Peygamber’e ait olduğu söylenen hadislerin hepsi gerçekte Hz.

Peygamber’e ait değildir. Bu sebeple sahihlik açısından hadisler makbul ve Merdud şeklinde iki ana kümeye ayrılır.

Makbul hadisler: Hz. Peygamber’e ait olma ihtimali fazla olan hadislerdir. Bunlar sahih ve Hasen diye iki kümeye ayrılırlar.

Sahih hadis: Baştan itibaren son raviye kadar sık’a (güvenilir ve bilgiyi koruma özelliği olan) raviler tarafından nakledilen, diğer hadislere aykırı olmayan, gizli bir kusuru da bulunmayan hadistir.

Hasen hadis: Ravilerden birinin, bilhassa güvenilirlik ve bilgiyi koruyamama özelliği eksikse bu ravilerin aktardıkları hadislere denir.

Merdud hadisler: Hz. Peygamber’e ait olma ihtimali az olan hadislerdir. Bunlar da zayıf ve mevzu’ şeklinde iki kısma ayrılırlar.

Zayıf hadis: Sahih hadisin özelliklerinden birini ya da birkaçını taşımayan hadislerdir. Ve taşımadığı özelliklere göre 5’e ayrılır.

1- Mürsel hadis: Bir ravinin doğrudan Hz. Peygamber (SAV) ‘den naklettiği hadistir. Ravi düşmüştür.

2- Munkatı hadis: Sahabeden sonra bir veya birkaç ravisi düşmüş hadis demektir.

3- Muallâk hadis: Senedin son kısmında yani yazar kısmında ravisi eksik olan ya da hiç yazılmamış olan hadistir.

4- Muallel hadis: Ancak uzman âlimlerin fark edebileceği gizli bir kusuru olan hadistir.

5- Müdelles hadis: Taşıdığı bir kusuru yokmuş gibi nakledilmeye çalışılan hadistir.

Mevzu’ hadis: söylemediği veya yapmadığı halde Hz. Peygamber’e nispet edilen haberdir. Uydurma hadislerdir.

Hadislerin Ravi Sayısı Bakımından Kısımları:

Ravilerinin azlığı ve çokluğuna göre hadisler Mütevatir ve haber-i vahid diye iki kısma ayrılır.

Mutevâtir hadis: senedinin başından sonuna kadar her tabakada, yalan söylemek üzere anlaşmaları aklen ve âdeten mümkün olmayacak kadar çok ravinin rivayet ettiği hadistir.

Haber-i Vahid: herhangi bir tabakada ravi sayısı, Mütevatir hadisin ravi sayısına ulaşamayan hadis: Mütevatir hadis derecesine ulaşamayan hadis demektir. Haber-i vahid de üç kısımdır: Meşhur, aziz ve fert

1- Meşhur hadis: Her nesilde en az 3 ravi tarafından nakledilmiş hadistir.

2- Aziz hadis: Her nesilde en az 2 ravi tarafından nakledilmiş hadistir.

3- Ferd hadis: Bir ravi tarafından nakledilmiş hadistir.

HADİSİN ÖNEMİ: SÜNNET-VAHİY İLİŞKİSİ
Hadisin Önemi: Bizim için önemi büyük ölçüde Hz. Peygamber’in dindeki konumundan kaynaklanır.

Kur’an-ı Kerim’e göre Hz. Peygamber: Kur’an, Hz. Peygamber’i her şeyden önce ve tabii olarak bir beşer-insan diye tanıtır.

Hz. Peygamber’in Bazı Özellikleri:

1- Yüce ALLAH’ın müminlere bir lütfüdür.

2- Yüce ALLAH’ın kendisine göndereceği ağır bir yükü kaldıracak kadar güçlüdür

3- Büyük bir ahlâk sahibidir.

4- Apaçık bir gerçek ve dosdoğru bir yol üzerindedir.

Hz. Peygamber’in Görev ve Yetkileri:

1- Bütün insanlara ALLAH’ın elçisi olarak gönderilmiş ve ona Kur’an-ı Kerim ve Hikmet indirilmiştir

2- âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

3- şahit, müjdeci, uyarıcı, ALLAH’a, onun izniyle davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderilmiştir.

4- Rabbinin kendisine vahyettiği şeylere uymakla emrolunmuştur.

5- ALLAH’ın indirdiklerini tebliğ eder, Kitabı ve Hikmet’i öğretir.

6- insanları temizler, doğru yola iletir ve ona çağırır.

7- ALLAH’ın indirdiklerini “açıklar”.

8- Temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar.

9- Toplumu ALLAH’ın gösterdiği şekilde yönetir.

Hz. Peygamber’e Karşı Görevler:

1- İman etmelidir.

2- Sevgi ve saygı göstermelidir.

3- Ona salât ü selâm getirmelidir.

4- Onu örnek almalıdır.

5- Her işte ona başvurmalıdır.

6- İtaat edip isyan etmemeli, üzmemeli

Hz. Peygamber(SAV) ‘in doğrudan veya dolaylı olarak hadisin önemini belirten açıklamaları

1- Kendisine Kur’an’ın dışında başka şeylerin de vahyedildiğini, yaptığı bazı açıklamaların

ALLAH’ın emriyle olduğunu, bunları kendiliğinden yapmadığını belirtmiştir. Yani hadisler.

2- Sünnetine sarılmayı emretmiş, sadece Kuran’la yetinmeyi yasaklamış, nefsin hevasına uymayı kınamıştır.

3- Söz ve işlerinin bellenip muhafaza edilmesini, onların diğer insanlara ulaştırılmasını, bunda büyük sevap olduğunu açıklamıştır.

4- Sünnet olmaksızın Kuran’la amel etmek imkânsızdır.

5- sünnetin delilliği ve onunla amel etme konusunda icma etmişlerdir.

TESPİT DÖNEMİ–1
Hadîs Tarihi: hadislerin Hz. Peygamber’den günümüze kadar nasıl ve hangi şartlarda ulaştıklarını ele alan hadis bilgi koludur.

Hadisler, günümüze gelinceye kadar başlıca dört aşama geçirmişlerdir. Bunlar:

1- Tesbit Dönemi

2- Tedvin Dönemi

3- Tasnif Dönemi

4- Tehzip Dönemi

Bunlardan ilk üçü mutekaddimûn dönemi, dördüncüsü muteahhırûn dönemi diye de bilinir.

1- Tesbit Dönemi: Bu dönemde hadislerin sözlü ve yazılı olarak öğretilmesi, öğrenilmesi, halk arasında yayılması, böylece hafızalarda ve değişik yazı malzemeleri üzerinde Tesbit edilip koruma altına alınması çalışmaları yapılmıştır. Hicri 1. yüzyılın sonlarına kadar devam eder. Sahabe ile büyük tâbiûnun yaşadığı dönemdir.

Tesbit Döneminin belli-başlı hadis faaliyetleri:

Hadîs Öğrenimi: Bu dönemde hadis öğretim ve öğrenimi için Hz. Peygamber ve sahabe-i kiramın yoğun faaliyetleri vardır.

Hz. Peygamber’in Faaliyetleri: Hz. Peygamber, hadislerin kaynağı olması sebebiyle onların öğretilmesi ve halk arasında yayılmasında büyük gayret sarf etmiştir. Gerektiğinde tek tek insanlara anlatıyor, gerektiğinde kalabalık arasında tebliğ yapıyordu. Panayır, hac, ticaret kervanlarına ilgi gösterip toplu anlatmaya gayret ediyordu. Uzak yerlere dine davet mektupları gönderiyordu. Sahabeyi diğer insanlara bunları ulaştırması için teşvik ediyordu.

Sahabenin Faaliyetleri: peygamberin teşvikiyle pek çok sahabe peygamberden aldığını her yerde nakletmeye başlamıştır. Bu konuda Ebu Hureyre meşhurdur. Hanım sahabeler de çok fedakâr çalışmışlardır. Hz.aişe en tanınmışıdır. Uzak bölgelerden gelerek öğrendiklerini yine uzak bölgelere taşıyanlar da vardı sahabeden. Duyulmayan hadisleri duyanlardan almaya çalışanlar da vardır. Nöbetleşe sohbet, vaaz, hutbelere katılanlar vardır.

Hadîs Öğreniminin Güvenilirliği: hadis öğretiminin güvenilirliği için pek çok çareye başvurulmuştur. Bunlar:

1- Hadis rivayetini azaltma (yanlış naklederim korkusuyla çekinmişlerdir)

2- Hadis rivayet edenden şahit isteme(ihtiyat açısından aynı hadisi uyan 1 şahit)

3- Hadis rivayet edene yemin ettirme

4- Hadisi Kur’ an ve önceden bildikleri hadis ile karşılaştırma

5- Hadisi ilk duyan kimseden almaya çalışma. Er-Rihle fi talebi’l-hadis denilen bu faaliyetlerde hadisi mevcut en eski ravisinden öğrenmek, böylece hata ihtimallerini azaltmak gayesi vardır.

6- Hadisin ravilerini inceleme.

Hadis uydurma fitnesi, Sahabe döneminin sonlarına doğru ortaya çıkan bir fitnedir. Sened, hadisin onu rivayet eden kimselerin isimlerinin sırayla zikredildiği kısmıdır.

Hadîs Öğrenim Usulleri:

semâ: yani hocadan işitme yoluyla alınmışlardır. Kıraat: yani, talebenin okuyup hocanın dinlemesi yoluyla alınmıştır. Kitabet: yani, yazılı olarak verme, gönderme usulleri de kullanılmıştır.

TESPİT DÖNEMİ–2
Hadislerin Rivayet Şekli: En güzel şekli, hadislerin Hz. Peygamber’den duyuldukları gibi aynen alınıp nakledilmeleridir.

Mânâ bozulmamak şartıyla, Hz. Peygamber’in kullandığı lafızların yerine benzerleri kullanılarak rivayet edilirdi.

Uzun hadislerde metni aynen akılda tutma zor olduğundan böyle hadislerin mânâlarıyla rivayet edilmeleri caiz görülmüştür.

Hadislerin, mana ile rivayetini caiz gören zatlar

Hz. Aişe, Abdullah b. Mes’ûd, Ebu’d-Derdâ’ ve Enes b. Malik gibi sahabeler

Hadislerin Yazılması: caiz olup olmadığı tartışılmıştır. Hadislerin yazılıp yazılamayacağı konusunda birbirleriyle çelişen haberler bulunduğu için Hadîs usulünde bu duruma ıhtilâfu’l-hadis, ilgili hadislere de muhtelifu’l-hadis denir.

Birbirine zıt görünen hadislerde dört ihtimal söz konusudur:

1- Ya bu hadislerden bir kısmının hükmü sonradan kaldırılmıştır. Buna nesh denir. Hükmü kaldırılmış yani mensûh olanlar bırakılır, hükmü baki ve geçerli yani nâsih olanlar alınır.

2- Yahut bunların bir kısmı sıhhat ve amel edilme bakımlarından diğerlerinden daha üstündür. O zaman da durumu daha üstün (râcih) olanlar alınıp diğerleri yani mercûh olanlar bırakılır. Bu işe tercih denir.

3- Veya bunlar farklı durum, kişi veya zamanlarla alâkalıdırlar, dolayısıyla onlar, bu yönleri ortaya konularak yorumlanırlar ki buna da cem, te’vîl veya telfîk denir.

4- Bu durumlardan hiçbiri tespit edilemezse o zaman o hadisler tamamen bırakılır, onlarla amel edilmez. Bu duruma da tevakkuf veya tesâkut denir.

Bazı sebeplerden dolayı hadislerin yazılması önceleri yasaklanmış, daha sonra bu sebeplerin ortadan kalkmasıyla bu yasak kaldırılmıştır. Bunun sebepleri:

Yazının gelişmemişliği, ashabın yazıyı az bildiği, hadislerin Kur’an-ı Kerim’le karışma endişesidir.

Hz. Peygamber(SAV)’den sonra uzun yıllar hadis yazılamayacağı kanaatinin sebepleri:

Bu kanaat Hz. Peygamber(SAV)’in yasağına dayanmamaktaydı.

1- Bazı vahiy kâtiplerinin kendilerine kâtiplik yaptıkları sürece konmuş olan hadis yazma yasağını ömür boyu sürecek bir yasak olarak değerlendirmeleri ve bu doğrultuda kanaat belirtmeleridir.

2- Kur’ an-ı Kerim dışındaki şeylerle meşgul olunup Kur’ an-ı Kerim’in ihmal edileceği düşüncesi.

3- O günkü toplumun sahip olduğu ilim zihniyeti. O günkü toplumun yazılı bir kültürü yoktu. Her şey hafızalarda muhafaza edilmekte, satırlarda değil sadırlarda bulunan ilme önem verilmekteydi.

4- Yazılanlara güvenilip ezberlemenin terk edileceği endişesi. Bazı kimselerin hadisler yazılırsa ezberlemeleri terk edilir endişesi taşıdıkları görülmüştür.

5- Yazılan hadislerin ehli olmayan kimselerin eline ulaşıp onlarda yanlışlıklar, tahrifler, ekleme ve çıkarmalar yapacağı endişesidir.

Hz. Peygamber Hayattayken Yazılanlar:

Bunlar da iki kısma ayrılabilir:

1- Bizzat Resulullah’ın Emriyle Yazılanlar: Medine Sözleşmesi, Nüfus Sayımı Tutanağı, İmtiyaz Belgeleri, Yahudilerle Yapılan Yazışmalar, Dine Çağrı Mektupları, Görevlilere Verilen/Gönderilen Talimatnameler, Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethinde okuyup da

Yemen’li Ebu Şah’ın isteği üzerine yazılıp bu sahabiye verilen hutbeyi de burada zikredebiliriz.

2- Ferdî Gayretlerle Yazılanlar: Abdullah b. Amr ibni’l-As’ın Hz. Peygamber’den şahsen izin alarak hadis yazdığı meşhurdur. Hz. Peygamber’den bizzat duymuş olduğu hadislerden bir sahife meydana getirmiş ve ona es-Sahîfetu’s-Sâdıka ismini vermiştir.

On yıl Hz. Peygamber’in hizmetinde bulunmuş olan Enes b. Malik, Resûlullah’dan duyup yazdığı, sonra da huzurunda okuduğu bazı “kitaplara yani yazılı Evraka sahipti.

Hafızasının zayıflığından şikâyet eden bir sahabiye Hz. Peygamber’in yapmış olduğu;

“Hafızana sağ elinle yardım iste (yani yaz!)” tavsiyesi üzerine, yazı yazmayı bildiği anlaşılan bu Sahabi hadis yazmış olmalıdır.

Mısır kökenli bir sahabi ve Hz. Peygamber’in azatlısı olan Ebu Râfi’ de Hz. Peygamber’den hadis yazımı için izin istemiş ve kendisine izin verilmişti

Hz. Peygamber’in İrtihalinden Sonra Sahabe Döneminde Yazılan Hadisler:

Hz. Ebe Bekir’in 500 kadar hadisi yazdığı fakat sonra bunları imha ettiği nakledilmektedir.

Hz. Ömer’in de hadisleri yazma teşebbüsü olmuştu. Ancak o, bir ay süreyle yaptığı

İstişare ve istiharelerden sonra, önceki ümmetlerin, ALLAH’ın Kitabı yanında başka kitaplar edinerek saptıklarını söyleyerek “sünen”i yazmaktan vazgeçmiştir.

Hz. Ali’nin, içinde bazı hadislerin yazılı olduğu bir sahifesi var olduğu nakledilir.

Ebu Hureyre’nin de Hadîs sahifeleri vardı. En çok hadis rivayet etmiş sahabi olan Ebu

Hureyre’nin pek çok yazılı hadis malzemesine sahip olduğu nakledilmektedir.

Abdullah b. Abbas eline yazı malzemeleri alarak sahabeleri kapı kapı dolaşmış ve

Onlardan duyduğu hadisleri yazmıştır.

Semure b. Cundeb’in de, içinde “pek çok ilim” bulunan bir sahifesi vardı.

Cabir b. Abdillah, Mescidi-i Nebi’de ders halkası olan ve hadiste yetkili bir alim sayılan bir sahabi idi. Onun da hacla ilgili bir kitabının olduğu nakledilmektedir.

Abdullah b. Ömer’in de Hadîs sahifelerinin olduğu ve evinden dışarı çıkmadan önce onlara göz attığı nakledilmektedir.

Hadisin Değeri Hakkında Tartışmalar:

Sahabe-i kiram içinde hadisin dindeki yerini ve değerini tartışan, onu kabul etmeme eğiliminde olan hiç kimse görülmemiştir. Sahabeden sonra gelen Müslümanların arasında, nadiren de olsa, hadisin önemini kavrayamayanlar görülmeye başlandı.(hariciler) hadisin önemini anlamayıp sadece kurandan hüküm kabul ettiler. Oysa ALLAH, peygambere hüküm koyma yetkisi vermiştir zaten. Hadis delil olarak inkâr edilemez.

.Tedvin Dönemi:Tedvin: Hadislerin kitaplar yani “divan”lar içinde toplanması faaliyetine denilir.
Tedvin faaliyeti, saadet asrından hemen sonra, yani tespit döneminin akabinde başlamıştır. Bir müddet sonra tedvin zaruret haline gelmiştir.

Tedvin Dönemi: hicrî 1. yüzyılın sonları ile hicrî 2. yüzyılın ortalarına kadar olan zaman dilimi tedvin faaliyetinin en yoğun ve sistemli yapıldığı dönem olması itibarıyla “tedvin dönemi” diye adlandırılmıştır.

Tedvin döneminde ashabı kiramın talebelerine aktardığı, bütün hadislerin toplanıp yazılması hedeflenmiştir. Hadis âlimlerinin sahabi isimlerine göre tertip ederek yazdıkları müsnedler, tedvinin en mükemmel örnekleridir.

ALLAH Resulünün vefatını müteakip hadisler toplanıp, bir araya getirilmeye çalışılmıştır. Birçok sahabe ev ev gezip mescit mescit dolaşıp hadis toplamaya çalışmışlardır.

Devlet başkanları, müstakil ikinci bir kutsal kitap yazdırmak düşüncesinden endişe etmişlerse de sünneti kaydetmek ve korumak maksadıyla hadislerin yazılmasının önemine inanmışlar ve bu konuda her zaman âlimleri teşvik etmişlerdir.

Sahabilerin vefatı, âlimlerin sayısının azalması, İslam devletinin sınırlarının genişlemesi ile birlikte ehliyetsiz kişilerin hadis rivayet etmesini denetlemenin zorlaşması, birtakım aykırı fikirli kişi ve grupların ortaya çıkması gibi hususlar hadislerin tedvinine duyulan ihtiyacı artırmıştır.

İlme merakı ve sünnete bağlılığı ile bilinen Ömer b. Abdülaziz devlet başkanı olunca valilerine haber göndererek, hadislerin yazılmasını emretmiştir.

Hadisleri tedvin faaliyeti Medine’de başta İbn Şihab ez-Zühri olmak üzere birçok âlim tarafından yapılmıştır.

“İlmi (yani hadisi) ilk tedvin eden kimse İbn Şihâb’dır.

Hadislerin öğretim ve intikalinde uygulanan, hocaların adlarını anarak, hadisi Resûlullah’a ulaştırma usulüne “isnâd” denilmiştir. İsnad, İslâm ümmetine has bir özelliktir. İsnad, doğru bilgiye, sahih sünnete ulaştıran en güvenilir vasıtadır.

 

6. HAFTA
Tasnîf Dönemi
Hadis tarihinin bu döneminde, daha önce kitaplarda karışık olarak bir araya getirilmiş olan hadisler
muhtelif şekillerde sınıflandırmaya yani tasnîfe tabi tutulmuşlardır.
Bu donemde yazılan pek çok eser günümüze ulaşmıştır. Bu eserlerde hadisler, donemin en
belirgin hususiyetlerinden biri olarak, senedleriyle birlikte verilirler. Bu eserler o kadar meşhur olmuşlardı
ki, önceki iki donemde yazılmış olan eserlere ihtiyaç kalmamıştı. Bunun sonucu olarak önceki dönemlerin
eserleri artık fazla kullanılmaz olmuş, dolayısıyla da yazılıp çoğaltılmamaya başlanmış, böylece tarih içinde
sel, yangın ve, Moğollar’ın yaptığı gibi, baskın ve yağmalarda yok olup gitmişlerdi.6.1. Metinle İlgili Çalışmalar: Bu donemde hadisler bir taraftan onceki donemlerde yazılmış olan
hadis kitaplarından toplanarak yeniden tasnif edilmiş, diğer taraftan onları anlamaya yonelik bir kısım
calışmalar gercekleştirilmiştir. Bu sebeple soz konusu calışmalar iki kısma ayrılabilir:
Toplama ve Tasnîf Çalışmaları: Önceki dönemlerde karışık bir şekilde kaydedilmiş olan
hadisler, kaydedildikleri yazı malzemelerinden; sahîfelerden, kitaplardan toplanarak senedleriyle birlikte5
konularına göre (yani ale‘l-ebvâb) veya ravilerine göre (yani ale’r-ricâl) sınıflandırılmışlardı. Bu
sınıflandırma usullerinden her biri ile değişik türde birçok kitap yazılmıştır. Bu kitapları genel özelliklerine
göre şöyle taksim etmek mümkündür

6.1.1.1. Her Konudan Hadîs İhtiva Eden Kitaplar: Câmi‘, ve müsned turlerinde yazılmış kitaplar bu
kısma girer.

Câmi‘, icinde her konudan hadis bulunan hadis kitabı demektir. Bu konular akaid, ahkam, zuhd,
adab, tefsir, tarih, menakıb ve fiten şeklinde sekiz ana başlık altında mütalaa edilir6. Bu donemde yazılan
câmi‘ turu kitaplarda hadisler konularına gore sınıflandırılmışlardır. Buhari (o. 256), Muslim (o. 261) ve
Tirmizi’nin (o. 279) el-Câmi‘u’s-sahîh’leri bu turun en meşhur eserleridir. Bu eserler bir sonraki bölümde
tanıtılacaktır.

Müsned, sahabi veya sonraki bir ravinin ismi altında ondan gelen muttasıl merfû hadislerin
toplandığı hadis kitabıdır. Tariften anlaşıldığı uzere bu tur hadis kitapları hadisleri ravilerine göre yani
ale’r-ricâl tasnif etmekte olup bunlarda bulunan hadisler, bir kısmı belki şeklen de olsa, muttasıl ve
merfûdurlar. Dolayısıyla bu tur kitaplarda mevkuf ve maktû hadisler ya hiç yoktur ya da yok denecek kadar
azdır. Müsned turu hadis kitaplarında sahabi raviler genellikle fazilet durumlarına göre sıralanmışlardır. Bunun için önce aşere-i mubeşşerenin, bunlardan da ilk dort halifenin hadisleri kendi isimleri altında
verilmiştir.
Hicri 3. asırdan itibaren 80’den fazla müsned telif edilmiştir. İlk müsnedi Ebu Davud et-Tayalisi’nin
(o. 204) veya Esed b. Musa’nın (o. 212) yazdığı söylenmektedir. Bu tur eserler arasında Ahmed b. Hanbel,
Baki b. Mahled ve el-Humeydi’nin Müsned isimli eserleri burada zikredilebilir.

Musannef eserlerde merfû, mevkûf ve maktû ahkam hadisleri toplanmıştır. Bu türde Abdurrezzak
b. Hemmam ve İbn Ebi Şeybe’nin Musannef isimli eserleri vardır.
Muvatta’larda ise bir bölgenin alimlerinin ittifakla kabul ettikleri ahkam hadisleri toplanmaya
çalışılmıştır. Bu turun en meşhur eseri İmam Malik’in Muvatta’ıdır.
İmam Malik’in en muhim eseri el-Muvatta’dır. 40 yılda telif ettiğini bildirdiği bu eserini Medine
fakihlerinden 70’ine arzetmiş, onların tasvibi uzerine ona el-Muvatta ismini vermişti.

7. HAFTA
Kütüb-i Sitte
İslam aleminde ittifakla kabul edilmiş altı hadis kitabı vardır. Bu eserler Kutub-i sitte (altı kitab)
adıyla meşhur olmuştur. Bu altı kitabın her birinin kendine özgü önemli hususiyetleri bulunmaktadır. İlk
ucu cami‘ diğerleri ise sünen olan bu eserler sırasıyla şunlardır:Buhârî ve el-Câmi‘u’s-sahîh’i:
Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail el-Buhari, 194 yılında Buhara’da doğdu.
Buhari’nin en meşhur ve ismiyle özdeşleşen eseri el-Câmi‘u’s-sahîh’idir. Kısaca Sahîh-i Buhârî veya
sedece Buhârî diye de bilinen bu eserin tam ismi şoyledir: el-Câmi‘u’l-müsnedü’s-sahîhu’l-muhtasaru min
umûri Resûlillahi -sallellahu aleyhi ve sellem- ve sünenihi ve eyyâmih.
Buhârî’nin “Ta‘lîk”leri
: Sahîh’de 1341 muallak merfû hadis vardır. Bunlar kitabın beşte birini
teşkil ederler. Ancak bu muallakların buyuk bir kısmı kitabın başka bir yerinde muttasıl olarak da rivayet
edilmiştir. Kitabın hiçbir yerinde vasledilmemiş olanların sayısı 159’dur. Kitapta ayrıca mevkûf ve maktû
muallaklar da vardır. Bu hadisleri ilk olarak ciddi bir şekilde inceleyip onlara bu ismi veren Darekutni (o.
385) olmuştur.
Sahîhân: Buhari ve Muslim bu iki eseri hadis kitaplarının en meşhur, en sahih eserleridir. Onlar
sahîhân ismiyle müstesna bir alakaya mazhar olmuşlardır.

Buhârî’deki Hadîs Sayısı: Buhari bu kitabını 600 bin hadisten3 sectiği hadislerle meydana
getirmiştir. İbn Hacer’in sayımına gore Sahîh’de tekrarsız 2761 merfû hadis vardır. Bunların 23’u sülâsî,
159’u tamamen muallakdır. Sahîh’deki merfû hadisler tekrarlarla birlikte 9082’ye ulaşır.
Şerhleri arasında İbn Hacer’in Fethu’l-ârî, Ayni’nin Umdetu’l-karî, Kastallani’nin İrşâdu’s-sârî, Keşmiri’nin Feyzu’l-bârî isimli eserleri meşhurdur.

Müslim ve el-Câmi‘u’s-sahîh’i:
Ebu’l-Huseyn Muslim ibnu’l-Haccac el-Kuşeyri en-Nisaburi, 202 yılında (204 ve 206 tarihleri de verilir.) Nisabur’da doğdu.
Onun, Buhari’ninki gibi, kendisiyle ozdeşleşen eseri el-Câmi‘u’s-sahîh5 , Sahîh-i Müslim veya kısaca
Müslim diye bilinir. Ona el-Müsnedü’s-Sahîh de denir. Muslim bu eserini 300 bin hadisten seçtiği
hadislerle meydana getirmiştir. Muhammed Fuad Abdulbaki’nin numaralamasına göre içinde tekrarsız
3033 hadis vardır. Bunların 820’si Buhârî’de yoktur.

Tirmizî ve el-Câmi‘u’s-sahîh’i:
Ebu Isa Muhammed b. Isa b. Sevre et-Tirmizi, 209 yılında Tirmiz’de doğdu.
es-Sünen ismiyle de bilinen el-Câmi’u’s-sahîh sahihlik bakımından kütüb-i sittenin 3. veya 5.
sırasında kabul edilir. Esere sadece, iki hadis haric8, kendisiyle herhangi bir fakihin amel etmiş olduğu
hadisler alınmıştır.

Ebû Dâvûd ve Sünen’i:
Ebu Davud Suleyman İbnu’l-Eş‘as el-Ezdi es-Sicistani, 202 veya 203 yılında Sicistan/Horasan’da doğdu.
Hadis ve İslam Hukuku’nda birçok eser veren Ebu Davud’un, ismiyle özdeşleşen eseri Sünen’idir.
O, bu eserini 500 bin hadisten seçerek 20 yılda tamamladı. İçinde, bir baskısındaki numaralamaya göre
5274 hadis bulunmaktadır. Ebu Davud’un bu eseri yazmaktaki gayesi, fakihlerin delil olarak kullandıkları
hadisleri toplamaktı.

en-Nesâ’î ve Sünen’i:
Ebu Abdirrahman Ahmed b. Şuayb en-Nesai, 214 veya 215 yılında Horasan’ın Nesa şehrinde doğdu.
Nesai önce, içinde zayıf hadislerin de bulunduğu büyük bir sünen kitabı yazmış9, sonra bundan
zayıf olanları çıkarıp kendisine göre sahih10 olan hadislerden oluşan el-Müctebâ (veya el-Müctenâ) isimli
eserini meydana getirmişti11. Muellifin kütüb-i sitte icinde yer alan eseri, es-Sünenü’s-suğra ismiyle de
bilinen bu el-Müctebâ’dır.

İbn Mâce ve Sünen’i: Ebu Abdillah Muhammed b. Yezid el-Kazvini, İbn Mace diye meşhur olup 209 yılında Kazvin’de doğdu. es-Sünen: İbn Mace’nin bu eseri, 6. asır başlarında İbn Tahir el-Makdisi’nin onu Şurûtu’leimmeti’s-
sitte isimli eserine almasıyla kütüb-i sitteye dahil olmuş oldu. Daha önce kütüb-i hamse tabiri
meşhurdu.

8. HAFTA
Metinle İlgili Çalışmalar
Metinle ilgili calışmalar genel olarak “toplama ve tasnif calışmaları” ile “anlama calışmaları” olmak
uzere iki temel başlık altında incelenebilir.8.1.1. Toplama ve Tasnif Çalışmaları
Bu bolumu dort kısımda ele alabiliriz:
Her Konudan Hadis İhtiva Eden Eserler
Hicri 4. ve 5. asırda tasnif döneminin altın cağı sayılan 3. asırda yazılan eserlerin benzeri çalışmalar da
yapılmıştır. Söz konusu asırlarda her konudan hadis içeren İbn Hibban ve İbn Huzeyme’nin Sahîh’leri
önemli iki eser olarak zikredilebilir.

Sahîhu İbn Hibbân:
Daha çok Sahîhu İbn Hibbân olarak tanınan bu eserin tam ismi el-Müsnedü’s-sahîh ale’t-tekâsîm ve’lenvâ’dır.

Sahîhu İbn Huzeyme:
Tam isminden anlaşıldığı kadarıyla eser müellif Ebu Bekr Muhammed b. İshak b. Huzeyme’nin
(311/924) daha geniş bir kitabının muhtasarıdır. fıkıh konularına gore kitap ve bablara ayırmış, fıkhu’l-hadîs çalışması hüviyetini de taşımaktadır.

Diğer taraftan “her konudan hadis ihtiva eden eserler” arasında konuyu değil raviyi esas alarak telif
edilen hadis kitapları da bulunmaktadır. Bu türün örneklerinden birisi mu‘cem tarzı eserlerdir. Mu‘cem
hadisin ilk, yani sahabi ravisi yahut son yani müellifin hocası olan ravisi harf sırasına konularak, ismi altında
ondan gelen hadislerin toplandığı kitap demektir. Bu türde Taberani’nin meşhur üç mu‘cemi vardır.

Müstedrek; bir veya birkaç müellifin şartlarına uydukları halde kitaplarına almadıkları hadisleri
toplayarak meydana getirilen eserdir. Bu türde Darekutni’nin el-İlzâmât ve el-Hakim en-Nisaburi’nin el-
Müstedrek isimli eserleri vardır.

Mustahrec ise, bir kitaptaki hadislerin farklı senedlerle rivayetlerini bularak onlarla meydana getirilen
esere denir. Hadis tarihinde daha çok Buhari ve Muslim’in Sahîh’lerinin mustahrecleri yapılmıştır.

Muayyen Konularda Hadis İhtiva Eden Hadisler
Darekutni ve es-Sünen isimli eseri: Darekutni’ye, pek az kişiye nasip olan “emiru’l-mu’minin fi’l-hadis” payesi verilmiştir. Kıraat ve özellikle hadis konusunda çok sayıda eser telif etmiştir.
O, eserinde güvenilir olduğuna kanaat getirdiği hadislerden ziyade “illetli hadisleri bir araya getirmeye ve hadislerin
çeşitli isnad ve rivayetlerini birlikte vermeye” gayret etmiştir.
Bu yönüyle eser, mu‘allel4 hadisleri konu alan “ilel” türü içerisinde de sayılabilir. Cunku “Sunen
Kitapları”, yazarlarının nazarında amel edilen hadislerin açıklanması için yazılmıştır. Darekutni’nin Sünen’i
ise, Sunen’lerde geçen hadislerin illet ve kusurlarının ortaya konulması amacıyla telif edilmiştir.

Beyhaki’nin es-Sünenü’l-kübrâ’sı:

Muayyen Özellikte Hadisler İhtiva Eden Eserler
Sahîh, zayıf veya âlî gibi belirli bir özelliğe sahip olan hadislere ayrılan eserler bu kısma girer.
İbn Ebi Hatim’in Kitabü’lmerâsîl’i de bu başlık altında mutalaa edilebilecek bir kitaptır. Zira bu eserde senedleri mürsel/munkatı‘, dolayısıyla zayıf hadisler bulunmaktadır.

Muayyen Sayıda Hadisler İhtiva Eden Eserler
Bu donemde 40, 80 gibi belirli sayıda hadis ihtiva eden eserler de yazılmıştır.

Anlama Çalışmaları
İslam Tarihi’nde gelişen bütün ilimlerin gayesi esasen ilgili oldukları ayetlerle hadislerin daha iyi anlaşılmalarını sağlamaktır. Hicri 3. ve 4. asırlarda bu sahada yapılan çalışmaları iki başlık altında
toplamak mümkündür:

Hadîs Lügati Çalışmaları
Hadislerde anlaşılması zor olan, açıklamaya ihtiyaç gösteren ve, bir ıstılah olarak garîbü’l-hadîs denilen
bazı kelimeler vardır.
Hadis alimleri de eserlerinde kendilerine göre böyle olan kelimeleri açıklama lüzumunu hissetmişler ve konuya dair müstakil eserler kaleme almışlardır. Bu döneme ait Hamd b. Muhammed el-Hattabi’nin (388/998) Garîbü’l-hadîs isimli eseri önemli bir çalışmadır.

Şerh Çalışmaları
Bu donemde telif edilen hadis kitaplarında bazı müellifler, yer yer hadislerden anlaşılabilecek manaların bir kısmına, bazı hadislerin yorumlarına da yer vermişlerdir. Mesela Sahîh-i İbn Huzeyme’de bu duruma sıkça rastlamak mümkündür.
Hadis anlama çalışmalarında Hattabi’nin (388/998) önemli bir yeri vardır. O, tasnif dönemi eserlerinden olan Ebu
Davud’un Sünen’ine Me‘âlimü’s-Sünen adıyla daha sonra da Buhari’nin Sahîh’ine A‘lâmü’l-hadîs veya
İ‘lâmü’l-hadîs adıyla ilk şerh yazması sebebiyle kavramsal anlamda hadis şerhçiliğinin başlatıcı alimi
sayılmıştır.
Bir diğer önemli çalışma İbn Abdulber en-Nemeri’nin et-Temhîd’idir. Endülüslü muhaddis, münekkit,
edip, tarihci ve Maliki fakihi olan İbn Abdulberr’in (463/1071) et-Temhîd limâ fi’l-Muvatta’ mine’l-me‘ânî
ve’l-esânîd adlı eseri İmam Malik’in Muvatta’ının Yahya b. Yahya el-Leysi rivayetinde doğrudan Hz.
Peygamber’e nispet edilen hadisleri esas alarak esere yazmış olduğu şerhtir.

Şerh çalışmaları içinde, zahiren birbirine veya diğer delillere zıt görünen hadisleri ele alıp inceleyen,
onları izah etmeye çalışan eserleri de zikretmek gerekir. Bu sahada Tahavi’nin (321/933) Şerhu Me‘âni’lâsâr
ve Müşkilu’l-âsâr ile İbn Furek’in (406/1015) Muşkilu’l-hadîs ve beyânuh isimli eserleri vardır. Hanefi
mezhebi müntesibi Tahavi Şerhu Me‘âni’l-âsâr’da zahirde çelişik görünen fıkhi hadisleri çözüme
kavuşturmaya çalışmıştır.
İbn Furek’in Muşkilu’l-hadîs ve beyânuh adlı eserinde ise sadece ALLAH’ın sıfatlarına (Sıfâtullah
hadisleri) dair ve O’na, insana ait bazı organlar izafe eden hadislerin izahı yapılmıştır.

Sened Toplama Çalışmaları
Bu dönemde Buhari ve Muslim’in Sahîh’leri gibi bazı kitaplar üzerinde istihrâc, bazı hadisler üzerinde
ise turuk calışmaları yapılmıştır.
İstihrâc, kısaca, bir kitaptaki hadislerin farklı senedlerini bulup hadisleri bu senedleriyle yazarak yeni
bir kitap oluşturma demektir. Meydana gelen bu yeni kitaba mustahrec denir.
Turuk calışması ise, bir hadisin, bulunabildiği kadarıyla, bütün senedlerini bir kitapta toplama işidir.

Güvenilirlik Durumlarına Göre Rical Çalışmaları
Bunlar da üç kümede ele alınabilir:

Sika Râvîlerle İlgili Eserler

İbn Abdilberr’in el-İstî‘âb’ı: Iclî’nin Kitabü’s-sikât’ı: İbn Hibbân’ın Kitabü’s-sikât’ı:
Ebû Nuaym’ın Hilyetü’l-evliyâ’sı: Ebu Nuaym el-İsfahani’nin (430/1038) 800’e yakın zahid, abid ve sufileri tanıttığı eserinin adı Hilyetü’levliyâ ve tabakâtü’l-asfiyâ’dır.

Zayıf Râvîlerle İlgili Eserler
Kitâbü’l-mecrûhîn: el-Kâmil fi’d-du‘afâ:

Karma Râvîlerle İlgili Eserler
Sika ve zayıf ravileri birlikte ele alan eserler de kaleme alınmıştır:
İbn Ebî Hâtim ve eserleri: Takdimetu’l-ma‘rife: el-Cerh ve’t-ta‘dîl:bu eser meşhurdur.
Şehir tarihine, daha doğrusu o şehirde oturmuş veya yolu oraya uğramış ravilerin anlatıldığı eserlerin en kapsamlısı el-Hatibu’l-Bağdadi (o. 463) Târîhu Bağdâ’dıdır.

Güvenilirlik Dışındaki Durumlarına Göre Ricâl Çalışmaları
Bu şekildeki calışmaların urunleri de şu şekilde sınıflandırılabilir:

Lakab, Künye ve Nisbe Eserleri
Hadis tarihinde bir şahsı diğerinden ayırmak için, bu günkü hüviyet cüzdanı bilgileri gibi, başlıca beş
alem/ayırıcı-tanıtıcı kelime kullanılmıştır. Bunlar lakab, künye, isim, neseb ve nisbedir.
Lakab (c.elkab), özel ismin dışında, kişiyi övmek veya yermek icin ya da sadece kişide bulunan bir
hususiyeti ifade için bu kişiye verilen tanıtıcı isimdir.
Künye (c.kuna), Ebu Fulan, İbn Fulan, Ummu Fulan şeklinde, “eb: baba”, “ibn: oğul”, “umm: anne” gibi
kelimelerle başlayan alemlerdir. Künyeler daha çok ilk çocuğun ismine izafetle verilirler. Künye şeklinde
lakab ve özel isimler de vardır: Ebu Hureyre ve Ebu Bekr künyeleri gibi.
İsim (c.esma’), insana doğduğunda verilen özel addır.
Neseb (c.ensab), kişinin sırasıyla babasının veya annesinin, dedesinin, dedesinin babasının isimlerinin
yer aldığı soy zinciridir.
Nisbe (c.niseb) kişinin bağlı olduğu ülkeyi, kabileyi, mezhebi, vs.yi gösteren alemdir.

Yazılış ve okunuşları aynı olmakla beraber farklı kişileri gösteren isimlere/alemlere müttefik ve
müfterik denir. Buna el-Halil b. Ahmed ismi örnek verilebilir. Bu isimde altı kişi vardır.
Okunuş veya yazılış bakımlarından birbirine benzeyen isimlere mu’telif ve muhtelif denir. Ubeyde-
Abide ( عبیدة ), Ukayl-Akil ( عقیل ) isimleri buna örnek verilebilir.

Mübhem Şahıslarla İlgili Eserler
Sened ve metinlerde, ismi verilmeksizin sadece “fulan: falan”, “reculun: bir erkek”, “imreetun: bir
kadın” veya benzeri bir şekilde zikredilen şahısların kim olduğunu gostermek uzere mustakil eserler de
yazılmıştır:
Kitabu’l-esmâi’l-mübheme fi’l-enbâi’l-muhkeme, el-Hatibu’l-Bağdadi (o. 463) (thk. İzzuddin Ali es-
Seyyid), Kahire 1405/1984.

9. HAFTA Tehzîb Dönemi-I
9. Metinle İlgili Çalışmalar: Bu dönemde metinle ilgili başlıca şu çalışmalar yapılmıştır: 1-Toplama ve Tasnif Çalışmaları 2-Tespit ve Tahkik Çalışmaları 3-İhtisar ve Tehzib Çalışmaları 4-Fihrist Çalışmaları 5-Anlama Çalışmaları.9.1. Toplama ve Tasnif Çalışmaları: Önceki dönemlerde yazılmış olan kitaplardan hadisler toplanmış ve yeniden çeşitli şekillerde düzene konularak birçok eser kaleme alınmıştır. Bunlar, ortak özellikleri itibarıyle şöyle sınıflandırılabilir:
9.1.1. Her Konudan Hadis İhtiva Eden Eserler: Bu kısma giren eserlerde muayyen bazı kitaplardaki hadisler veya muayyen kitaplarda olup da diğer bazılarında bulunmayan hadisler ya da değişik kitaplardan seçme hadisler toplanmıştır.

9.1.1.1. Sahîhayn’ı Bir Araya Toplama
Muayyen bazı kitaplardaki hadisleri toplama işine el-cem’ beyne’l-kütüb denir. Bu tür çalışmalar önceki dönemin sonlarına doğru başlamış ve öncelikle Sahîhu’l-Buhârî ve Sahîhu Müslim‟deki hadisler tek kitap içinde toplanmıştır. Bu şekilde ondan fazla kitap yazılmıştır. el-Cem’ Beyne’s-Sahîhayn isimli bu kitaplardan Muhammed b. Nasr el-Humeydî‟ninki (ö. 488) râvi sahabiler fazilet sırasına konularak tertib edilmiş, Muhammed el-Cevzekî (306-388), İbrahim ed-Dımeşkî (ö. 401), İbnu‟l-Furat (ö. 414), Ahmed el-Berkanî (333-425), Hüseyn el-Ferrâ el-Beğavî (433-516), Ebu Nuaym el-Haddâd (ö. 517), Abdulhakk el-İşbîlî İbnu‟l-Harrât (ö. 581), Muhammed el-Merî (456-582), İbn Ebi‟l-Hucce Ahmed el-Kurtubî (ö. 642) ve Ebu Hafs Ömer el-Mevsılî‟ninkiler (ö. 622) ise konularına göre yani ale’l-ebvâb düzenlenmişlerdir. Son müellif, bölüm başlıklarını ise harf sırasına koymuştur.

9.1.1.2. Kütüb-i Sitteyi Bir Araya Toplama
Sahîhânın cem‟inden sonra kütüb-i sittenin cem‟ine yönelinmiştir. Bu sahada ilk eseri Ebu‟l-Hasen Rezîn b. Muâviye el-Abderî es-Serakustî (ö. 535) yazmıştır. Bu Endülüs‟lü alim, 6. kitap olarak İmam Malik‟in el-Muvatta‟ını almış ve kütüb-i sittedeki hadisleri el-Cem’ Beyne’l-Usûli’s-Sitte ismiyle bir kitap içinde toplamıştır. Ancak bu eserin tertibi güzel olmamıştı. Bazı hadisler asıl bulunmaları gereken yerlere konmamış, tekrarlara yer verilmiş, kütüb-i sittedeki bazı hadisler de gözden kaçmış, kitaba alınmamıştı. Diğer taraftan kütüb-i sittede bulunmayan bazı hadislere de yer verilmişti.
Kütüb-i sitteyi cem‟ hususunda ikinci eseri Mecduddîn İbnu‟l-Esîr el-Cezerî (ö. 606) vermiştir. İbnu‟l-Esîr, Rezîn‟in kitabını ele alıp onda görülen kusurları bertaraf etmeye çalışarak Câmi’u’l-Usûl li Ehâdîsi’r-Resûl isimli eserini yazmıştır. İbnu‟l-Esîr bu eserine mühim bir mukaddime yazmış, daha sonra hadisleri verirken onlarda geçen garîb kelimeleri izah etmiş, hadisin alındığı kitabı hadisin başında kısaltmalarla, hadisin sonunda açıkça bildirmiş, senedleri atarak sadece sahabi raviyi vermekle yetinmiştir. Müellif imkân ölçüsünde tekrarlardan kaçınmaya çalışmış, Rezîn‟in kitabında olup da kütüb-i sittede bulamadıklarını da, ilerde bunları ihtiva eden kütüb-i sitte nüshaları bulunur ümidiyle kitabına almıştır. Ayrıca merfû’ların yanında mevkûf ve az da olsa maktû’ hadislere de yer vermiştir. Hadisleri konularına göre tasnif etmiş ve her hadisi ilgili olduğu bölüm içinde vermeye gayret göstermiştir. Eserin ana bölümlerini yani kitablarını ise harf sırasına koymuştur: Îmân, Buyû‟, Tevbe, Cihâd, Hac… gibi. Ana konulardan birini harf sırasında değil de daha ilgili bir yerde vermişse harf sırasında, konunun verildiği ilgili yere işaret etmiştir. Meselâ Ganîmet konusu “ğayn” harfinde verilecekken daha ilgili olduğu Cihâd kitabında verilmiş, “ğayn” harfinde ise konunun Cihâd kitabında yer aldığına işaret edilmiştir.
Câmi’u’l-Usûl‟ün en mühim özelliklerinden biri sonuna eklenen kelime fihristidir. Mudakkık, büyük alim İbnu‟l-Esîr bu kitabının sonuna, içindeki hadislerin belli başlı kelimelerinin harf sırasına konup kitaptaki yerlerinin gösterildiği bir kelime fihristi de eklemişti. Halen kullanmakta olduğumuz hadis Mu’cem‟ine benzeyen bu fihrist, maalesef, kitabın matbularına alınmamıştır.
Bu eserde de, müellifin bütün ihtimamlarına rağmen,“Öncekiler sonrakilere ne çok şey bırakmıştır!“ sözünü haklı çıkaracak şekilde bazı noksanlıklar, bu arada bazı mükerrer hadisler yer almıştır. Bu sebeble birçok alim bu eseri ihtisar etmiştir.Bu alimler arasında İbnu‟d-Deyba‟(ö. 950) da vardır. Onun Teysîru’l-Vusûl ilâ Ehâdîsi’r-Resûl isimli eseri Câmi’u’l-Usûl‟ün en güzel muhtasarlarındandır. Eser dört cilt halinde basılmıştır.
Kütüb-i sitte‟nin cem‟inden sonra onlara ed-Dârimî‟nin Sünen‟inin ilâvesiyle yedi kitabı bir araya getiren bir eser hazırlanmıştır. Hicrî 7. asırda yaşadığı tahmin edilen mechul bir müellifin yazdığı bu eser el-Envâru’l-Lem’a fi’l-Cem’ Beyne’s-Sıhâhı’s-Seb’a ismini taşımaktadır.

9.1.1.3. Zevâ‟idi Bir Araya Toplama
Bu çalışmalardan sonra değişik kitaplardaki hadisleri bir araya toplamak maksadıyla zevaid adı verilen başka bir çalışma çeşidine yönelinmiştir. Zevâid bir kitap veya kitapların başka bir kitap ya da kitaplarla karşılaştırılarak onda bulunmayan rivayetlerinin tespiti demektir. Bu kitabı elinde bulunduran kimse böylece birçok kitabı elde etmiş olur.
Bu maksadla sahîhân, kütüb-i hamse31 veya kütüb-i sittede olmayıp da diğer bazı hadis kitaplarında bulunan hadisler tesbit edilmiş ve bunlar yeni kitaplarda toplanmıştır.
el-Bûsîrî (ö. 840) Sünenu Ġbn Mace‟de bulunup da kütüb-i hamsede bulunmayan hadisleri yani Sünenu Ġbn Mace‟nin kütüb-i hamseye zevâidini tesbit edip Misbâhu’z-Zucâce fî Zevâidi Ġbn Mace isimli eserini yazdı. O bu eserinde hadislerin sıhhat durumları hakkında bilgiler de verdi. Onun verdiği bu bilgileri Muhammed Fuad Abdulbakî neşre hazırladığı Sünenu Ġbn Mace‟de zâid hadislerin sonunda “Fi‟z-Zevâid” yani “Zevâid kitabında şu açıklama vardır.” diyerek nakletmektedir.
Nûreddin el-Heysemi (ö. 807) ise altı hadis kitabının kütüb-i sitteye olan zevâidini Mecme’u’z-Zevâid ve Menba’u’l-Fevâid isimli eserinde toplamıştır. Sözkonusu bu altı kitab Ahmed b. Hanbel, el-Bezzâr ve Ebu Ya‟lâ‟nın Musned‟leriyle et-Taberânî‟nin üç Mu’cem‟idir. el-Heysemî bu eserinde hadisin sadece sahabi ravisiyle yetinerek senedleri hazfetmiş, bunun yerine her hadisin akabinde mezkur altı kitaptan hangisinde veya hangilerinde geçtiğini bildirip hadisin ravileri ve sıhhatı hakkında kısa açıklamalar eklemiştir. Eser 10 cilt halinde basılmıştır.
Bundan sonra İbn Hacer (ö. 852) sekiz müsnedin kütüb-i sitteye olan zevâidini çıkarmış ve el-Metâlibu’l-Âliye isimli eserini yazmıştır. Zevâidi çıkarılan mezkûr sekiz kitap, et-Tayâlisî, el-Humeydî, el-Adenî, Musedded, İbn Menî‟, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Usâme‟nin Müsnedleridir. İbn Hacer de hadisin sadece sahabi ravisini verir. Hadislerin sıhhat durumları hakkında da bazan açıklamalar yapar. Muasır hadiscilerden Habiburrahman el-A‟zamî bu eseri neşre hazırlamış ve dipnotlarında hadislerin kaynakları, rivayet farklılıkları ve sıhhat durumları hakkında kısa bilgiler vermiştir. 4 ciltte basılan bu eserde 4702 hadis bulunmaktadır.

9.1.1.4. Bütün Hadisleri Bir Araya Toplama
Bu sahada yani her konudan hadisler ihtiva eden eserler konusunda en büyük adımı ilk olarak Celâluddîn es-Suyûtî (ö. 911) atmıştır. Şöyleki, o, bütün hadisleri bir kitapta toplamayı düşündü ve bunu gerçekleştirmek için çalıştı. Bu maksadla üç eser yazdı. Önce el-Câmi’u’l-Kebîr isimli eserini yazmaya başladı. Bu kitapta,önceden tesbit ettiği 70 küsur hadis kitabındaki hadisleri toplayacaktı. Eseri iki kısım halinde yazıyordu. Akvâl denilen birinci kısımda Hz. Peygamber‟in -sallellahu aleyhi ve sellem- sözlerini harf sırasına koyuyor, Hz. Peygamber‟in fiillerinin yer aldığı ef’âl kısmında ise hadisleri sahâbe musnedine göre tasnif ediyordu. Yani her bir sahabiden gelen fiilî hadisleri o sahabinin ismi altında topluyordu. Bu bölümde önce aĢere-i mübeĢĢerenin32 rivayet ettiği hadisleri verdikden sonra diğer sahabilerin hadislerini, sahabilerin isimlerini harf sırasına koyarak vermekteydi. Böylece akvâl kısmında 26.568 hadis, ef’âl kısmında ise l7 bin hadis topladı. Müellif daha sonra bu eserini bitiremeyeceğini düşünerek, muhtasar bir kitap yazmaya yöneldi ve el-Câmi’u’s-Sağîr isimli kitabını kaleme aldı. Bu eserinde daha çok kısa hadislerden 10031 hadis topladı. Hadisleri harf sırasına koyup, hadisin bitiminde, bir kısmını kısaltmalarla olmak üzere, hadisin alındığı kaynak kitabı veya kitapları, hadisin sahabi ravisini ve hadisin sıhhat durumunu kaydetti.
Kitapta hadislerin elifbâî sırası dakik değildir. Bunun için aranan hadis, harf sırasına göre bulunması gereken yerde bulunamadığında biraz öne veya arkaya bakmak gerekir. Sıralamanın bir diğer özelliği de harf-i tarifle başlayan hadislerin, harf-i tarifden sonraki harfle başlayan hadislerin sonunda “el-Muhallâ bi-el“ başlığı altında verilmesidir.
Müellif hadislerin sıhhat durumu için hadis sahih ise ” صح “, hasen ise “ح “, zaif ise “ض “ kısaltmalarını kullandı. O, bu eserine hadisleri alırken vazzâ’ ve kezzâbların teferrüd ettikleri hadisleri almamaya çalıştı. Bununla beraber onda, sonradan bizzat kendisinin mevzû’ dediği hadisler bulundu. Bu kitabı Feyzu’l-Kadîr ismiyle şerh eden el-Munâvî (ö. 1032) de , es-Suyûtî‟nin hadislere verdiği sahihlik ve za’îflik hükümlerini çokca tenkid etmektedir. Zaten es-Suyûtî de mütesahil biri olarak bilinir.
es-Suyûtî el-Câmi’u’s-Sağîr adlı bu eserini başta muhtasar tuttu ve onda kütüb-i sittede bulunan bazı hadislere bile yer vermedi. Sonra bunu telafi için ayrı bir eser yazdı. Ziyâdâtu’l-Câmi’i’s-Sağîr ismini verdiği bu eserinde 4440 hadis topladı. Yusuf en-Nebhânî de el-Câmi’u’s-Sağîr ile Ziyâdât‟ı birleştirip el-Fethu’l-Kebîr ismiyle bir eser kaleme aldı. O, bu eserinde hadisleri daha dakik bir harf sırasına koydu, ama hadislerin sahihlik hükümlerini zikretmemekle onu adeta kullanılamaz hale soktu.
es-Suyûtî‟nin mezkûr üç eserindeki hadisleri Alâuddin Ali el-Muttakî el-Hindî (ö. 975) ise konularına göre tasnif etti, ana konuları yani “kitâb“ları harf sırasına koydu ve Kenzu’l-Ummâl isimli eserini meydana getirdi. Halen elde mevcut en geniş hadis kitabı olan bu eserde 46 bin küsur hadis bulunmaktadır. Bununla beraber bu eserde de hadislerin sıhhat durumu verilmediği için, senedleri de zaten vaktiyle es-Suyûtî tarafından hazfedildiğinden istifade imkânı azaltılmıştır. Yine de, bir konudaki hadisleri bir arada görmek veya ulaşamadığımız bazı kitaplardaki hadisleri bulmak bakımlarından eserin önemi büyüktür.

9.1.1.5. Seçme Hadisleri Bir Araya Toplama
Bu kısımda iki esere daha işaret edilebilir. Bunlardan biri, ilimle ameli, iç dünyayla dış dünyayı bereketli hayatında başarılı ve örnek alınabilecek bir şekilde birleştiren Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî‟nin (ö. l3ll/l893) Râmûzu’l-Ahâdîs isimli eseridir. es-Suyûtî‟nin el-Câmi’u’s-Sağîr‟inin özelliklerini taşıyan bu eserde 7101 hadis bulunmaktadır. Hadislerin sıhhat durumlarına da yer yer işaret edilmiştir. Harf-i tarifle başlayan bütün hadisler ise elif harfiyle başlayan hadislerin sonunda verilmiştir. Gümüşhanevî bu eserini Levâmi’u’l-Ukûl ismiyle de şerhetmiştir. Şerh, el-Munâvî‟nin Feyzu’l-Kadîr‟inin özeti mahiyetindedir. Burada bu eserlerden ziyade Gümüşhanevî‟nin tavrı dikkat çekicidir. Şöyleki, o, benzeri daha geniş veya daha muhtasar hadis kitapları bulunmasına rağmen onlarla yetinmemiş, yeni bir kitap yazma gereği duymuştur. Çünkü cemiyetin ihtiyaçları değişmiştir. Ona bazı hadisler öncelikle öğretilmelidir. O ayrıca, önceki alimlerin değerlendirmeleri varken hadisleri sıhhat yönünden yeniden değerlendirmeye tabi tutmuştur. Yaptığı değerlendirmeler tartışılabilirse de onun bu tavrı mühimdir.
İkinci eser Mansûr Ali Nâsıf‟ın et-Tâcu’l-Câmi’ li’l-Usûl‟üdür. Çoğu hadisleri kütüb-i hamseden seçilen bu eserde iman, ilim, ibadet, muâmelât, fezail, tefsir, cihad, ahlâk ve gaybî konular gibi her konudan hadisler toplanmıştır. Müellif, herhangi bir konuda mezkûr kitaplarda hadis bulamadığında Ahmed b. Hanbel ile eş-Şâfiî‟nin Musned‟leri, Mâlik‟in Muvatta’ı, İbn Mâce‟nin Sünen‟i ile el-Hâkim‟in Mustedrek‟inden de hadisler almıştır. Hadisleri verirken hadisin başında sahabi ravisini, sonunda ise alındığı kitab veya kitabları kaydetmiştir. Ayrıca müellif, dipnotlarında hadisleri kısaca şerhetmiştir.

9.1.2. Muayyen Konularda Hadis İhtiva Eden Eserler: Bu dönemde ahkâm, ahlâk, tıb, dua gibi belirli konulardaki hadisler değişik hadis kitaplarından toplanarak onları ayrı ayrı ihtiva eden müstakil kitaplar da yazılmıştır.

9.1.2.1. Ahkam Hadisleri
Muayyen konular arasında bu dönemde de en büyük alâkayı ahkâm hadisleri toplamış ve onlardan zengin bir edebiyat oluşturulmuştur. Önceki dönemlerde daha ziyade sünen isimli kitaplarda toplanan bu tür hadisler bu dönemde değişik isimlere sahip kitaplarda bir araya getirilmişlerdir. Bunların mühimlerinden birkaçı şöyle sıralanabilir:

9.1.2.1.1. Mesâbîhu’s-Sünne: el-Beğavî (ö. 516) bu eserinde ahkâm hadislerini, senedlerini hazfederek toplamış, hadislerin bazan sadece sahabi ravisini vermiştir. Her bölümün hadislerini sıhâh ve hısân şeklinde ikiye ayırmış, sıhâh başlığı altında Sahîhu’l-Buhârî ve Sahîhu Müslim‟den aldığı hadisleri, hısân başlığı altında Sünen-i Erba’a ile Sünenu’d-Dârimî‟den aldığı hadisleri toplamıştır. Aldığı hadislerin za’îf ve garîb olanlarına da işaret etmiştir. 4434 hadis ihtiva eden bu eser üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Bunlardan biri et-Tebrîzî‟nin (ö. 737) MiĢkâtu’l-Mesâbîh isimli eseridir. et-Tebrîzî bu eserini Mesâbîh‟e 1511 hadis ilavesiyle meydana getirmiştir. Her bölümü sıhâh, hısân ve kendi ilâveleri şeklinde üçe ayırmış, hadislerin sahabi ravilerini ve alındıkları kaynak kitapları zikretmiştir. İngilizceye tercüme edilmiş olan bu eser Mesâbîh‟den daha meşhur olmuştur. Son zamanlarda bu eseri el-Elbânî tahkikli ve fihrist ilâveli olarak yeniden neşretmiştir. MiĢkât üzerine de birçok çalışma gerçekleştirilmiştir. Bunlardan et-Tîbî‟nin (ö. 743) şerhi ile Aliyyu‟l-Karî‟nin (ö. 1014/1615) Mirkat isimli şerhi meşhur ve mühimdir.

9.1.2.1.2. el-Munteka: Takiyyuddin İbn Teymiyye‟nin (ö. 728/1327) dedesi Mecduddin İbn Teymiyye‟nin (ö. 652/1254) bu eserinde esas itibariyle kütüb-i sitte ile
Musnedu Ahmed‟den seçilen ahkâm hadisleri toplanmıştır. Sa‟îd b. Mansûr, ed-Dârekutnî ve el-Beyhekî‟nin Sünen‟lerinden de bazı hadisler alınmıştır. Hadisin başında sahabi ravisi, sonunda ise alındığı kitap kaydedilmiştir. Hadislerin sıhhat durumları hakkında bazan, hadisin alındığı kitapta bulunan ilgili açıklamalara yer verilmiştir. Bu mühim kitabı Muhammed b. Ali eş-Şevkânî (ö. 1250/1834) Neylu’l-Evtâr ismiyle şerhetmiştir. Şerh de mühimdir.

9.1.2.1.3. Bulûğu’l-Merâm: İbn Hacer (ö. 852) bu eserinde 1356 hadis toplamış, hadislerin başında sahabi ravisini, sonunda ise alındığı kaynak kitabı veya kitapları zikretmiştir. Hadisler hakkında zaman zaman alimlerin ve kendinin sıhhat hükmünü de belirtmiştir. Kitabın sonunda “Kitâbu‟l-Câmi” isimli bölümde ise âdâb-ı muâşeret, ahlâk ve dua ili ilgili bir kısım hadisleri toplamıştır. Bu güzel eseri el-Hüseynu‟l-Mağribî el-Bedru’t-Tamâm ismiyle şerhetmiş, el-Emîru‟s-San‟ânî ise bu şerhi güzel bir şekilde ihtisar edip bazı ilâveler yapmış ve eserine Sübülü’s-Selâm ismini vermiştir. Ahmed Davudoğlu da bu son eseri, içindeki bazı görüşleri tenkid ederek, bazı çıkarma ve ilâveler yaparak Selâmet Yolları ismiyle tercüme etmiştir.

9.1.2.2. Ahlak Hadisleri
Ahlâkla ilgili hadisleri toplayan eserler içinde ikisi zikre şâyândır:
9.1.2.2.1. et-Terğîb ve’t-Terhîb: el-Münzirî (581-656) bu eserinde iyiliklere teşvik eden, kötülüklerden korkutan hadisleri yani terğîb ve terhîb hadislerini toplamıştır. Her bölümde önce terğîb hadislerini, sonra terhîb hadislerini vermiş, hadisin sahabi ravisi ile alındığı kaynak kitapları zikretmiş, hadisin sahihlik ve zaiflik durumunu da belirtmiştir. Kitabtaki bütün hadisler “‟an” ve “ruviye” ile başlamaktadır. Müellif kendi değerlendirmesine göre makbûl ve ona yakın olanları “‟an” edâ sîgası ile, zaîf olanları ise “ruviye” edâ sîgası ile nakletmiştir. İbn Hacer el-Askalânî bu eseri, Telhîsu’t-Terğîb ismiyle ihtisar etmiştir. İki eser de türkçeye tercüme edilmiştir.
9.1.2.2.2. Riyâzu’s-Sâlihîn: en-Nevevî‟nin (ö. 676) bu eserinde, dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak hadislerden 1894 adet toplanmıştır. Müellif her bölümün başında ilgili birkaç âyeti zikretmekte, daha sonra, başında sahabi ravisini sonunda ise kaynağını belirtmek suretiyle hadisleri kaydetmektedir. Hadisler kütüb-i sitteden seçilmiştir. Müteaddit şerhleri ve birkaç tercümesi vardır.
Bu dönemde Hz. Peygamber‟in -sallellahu aleyhi ve sellem- koruyucu hekimlikle, tabiblikle ilgili hadislerini bir araya getiren birçok eser de yazılmıştır. Burada örnek olarak İbn Kayyimi‟l-Cevziyye‟nin ve es-Suyûtî‟nin et-Tıbbu’n-Nebevî isimli eserlerini zikredebiliriz

Hz. Peygamber‟in çeşitli zamanlarda yaptığı veya yapılmasını tavsiye ettiği birçok dua vardır. Bunları da müstakıl kitaplarda toplayan çalışmalar yapılmıştır. en-Nevevî‟nin el-Ezkâr isimli eseri bu türün en güzel ve en meşhur eseridir. Öyleki “Sat dâr‟ı, al Ezkâr‟ı” denmiştir. Müellif eserinde çoğunu kütüb-i hamseden seçtiği hadisleri toplamış, hadislerin sıhhat durumları ve ele aldığı konu hakkında bilgiler eklemiştir. Birçok şerhi yapılan eser türkçeye de tercüme edilmiştir.

9.1.3. Muayyen Özellikte Hadisler İhtiva Eden Eserler: Bu sahada mutevâtir, muĢtehir, sahîh, za’îf, mevzû’, kudsî … hadisler toplanarak her bir çeşit hakkında ayrı eserler yazılmıştır.

9.1.3.1. Mütevatir Hadisler
Mutevâtir hadîsleri bir araya getiren ilk eseri ez-Zerkeşî (ö. 794) yazmıştır. Ondan sonra bu konuda birçok kitap kaleme alınmıştır ki bunların en meşhurları şu iki eserdir:

9.1.3.1.1. el-Ezhâru’l-Mutenâsire fi’l-Ahbâri’l-Mutevâtire: es-Suyûtî‟nin (ö. 911) eseridir. Müellif bir hadisin mutevâtir sayılabilmesi için asgarî 10 ravisinin olması gerektiği kanaatinde olduğu için önce, asgarî 10 veya daha fazla ravisi olan hadisleri bütün sened ve metinleriyle toplayıp hacimli bir eser meydana getirmiş ve buna el-Fevâidu’l-Mutekâsire ismini vermişti. Daha sonra senedleri çıkararak sadece hadisin sahabi ravilerini ve alındığı kaynak kitapları vermek suretiyle yukarıdaki eserini meydana getirmişti. Açıklamalarından bu eserinde lafzî mutevâtirleri toplamak istediği anlaşılıyor. Ancak eserdeki hadislerin bir kısmı ma’nevî mutevâtirdir, hatta bazılarının mutevâtir bile olmadığı söylenmektedir.

9.1.3.1.2. Nazmu’l-Mutenâsir Mine’l-Hadîsi’l-Mutevâtir: Muhammed b. Ca‟fer el-Kettânî (ö. l345) bu eserinde, kendisine göre mutevâtir olan 310 hadis toplamıştır. Hadisin sahabi ravilerinin tamamını veya bir kısmını, bazan da geçtiği kaynak kitapları ve hadisin mutevâtirliği hakkında alimlerin görüşlerini vermektedir.

9.1.3.2. Müştehir Hadisler
MuĢtehir hadisleri toplayan ilk eseri de ez-Zerkeşî kaleme almıştır. Müştehir hadis, sahih olsun, zayıf olsun, hatta mevzu bulunsun, halk dilinde meşhur olmuş ve yaygınlık kazanmış hadis anlamına gelmektedir. Zerkeşi bu konudaki ilk eserin ismini et-Tezkire fi’l-Ahâdîsi’l-MuĢtehire şeklinde koymuş olup burada hadisler konularına göre 9 bölüm halinde tasnif edilmiştir. Müellif her bölümde hadisleri sıra numarasıyla zikrederek, varsa kaynakları ve sıhhat durumları hakkında bilgi vermektedir. Bu kitabı neşre hazırlayan Mustafa Abdulkâdir Atâ, İbn Hacer‟e nisbet edilen el-Leâli’l-Mensûre‟nin et-Tezkire‟den başka bir kitap olmadığını ve ez-Zerkeşî‟ye ait olduğunu bildirmektedir.
MuĢtehir hadisler hakkında diğer mühim bir eser es-Sehâvî‟nin (ö. 902) el-Mekasıdu’l-Hasene‟sidir. Müellif bu eserinde hadisleri önce harf sırasına koyup her biri hakkında, kaynakları ve sıhhat durumları ile ilgili bilgiler vermiş, sonunda ise hadisleri kısaca konularına göre tertib etmiştir. Kitapta başlık olarak 1356 “hadîs” ele alınmıştır.
el-Aclûnî (ö. ll62), es-Sehâvî‟nin mezkûr eserini esas alarak ona, ilgili diğer kitaplardan ve temel hadis kaynaklarından birçok ilâveler yapıp KeĢfu’l-Hafâ’ isimli meşhur eserini yazmıştır. Tertibi el-Mekasıd‟ın tertibinin aynısıdır. Yani bunda da hadisler önce harf sırasına konup haklarında, varsa kaynakları, sahihlik durumları gibi yönlerden bilgiler verilmiş, sonra da konularına göre tertib edilmişlerdir. Eserde hadislerin elifbâî sırasının dakik olmadığını, bu sebeble harf sırasında bulunması gereken yerde bulunamayan bir hadisi sırasının biraz öncesinde veya sonrasında aramak gerektiğini unutmamak gerekir. Bu eser, açıklamalarında geçenlerin dışında madde başlığı yapılan 3281 hadisle bu konudaki en hacimli eserdir. Müellifin hadisler hakkında verdiği bilgiler, onun bilgisinin genişliğini gösterecek mahiyettedir.

9.1.3.3. Mevzu Hadisler
Mevzû’ hadislere gelince bu dönemde onlar hakkında da pek çok eser hazırlanmıştır. Bu konudaki ilk kapsamlı eser İbnu‟l-Cevzî‟nin (ö. 597) olup ismi Kitâbu’l-Mevzû’ât mine’l-Ahâdîsi’l-Merfû’ât‟dır. Müellif esere yazdığı mukaddimede hadis uyduruculardan, hadis uydurmanın kötülüğünden bahsedip meşhur “Men kezebe aleyye …” hadisinin 61 sahabiden gelen rivayetlerini vermiştir. Daha sonra, tesbit ettiği uydurma hadisleri “tevhîd” konusundan başlayarak konularına göre sıralamış ve tahlillerini yapmıştır. Müellif, bu eserinde uydurma olmayan bazı hadislere yer vermiş olması sebebiyle
34
tenkidlere uğramıştır. es-Suyûtî‟ye göre bu eserde uydurma denilemeyecek olan 300 kadar hadis vardır. O et-Ta’akkubât ale’l-Mevzû’ât isimli eserinde sözkonusu bu hadislerin mevzû’ olmadığını göstermeye çalışmıştır. Burada şunu da kaydetmek gerekir ki, İbnu‟l-Cevzî hadiste muteĢeddid, es-Suyûtî mutesâhil olarak bilinir.
es-Suyûtî, İbnu‟l-Cevzî‟nin mezkûr eserini ele alıp tertibini bozmadan ona bazı bilgilerle tenkidlerini ekleyerek el-Leâli’l-Masnû’a isimli eserini kaleme almıştır. Müellif bu eserinde kendi sözlerinin başına “kultü”, sonuna “vallahu a‟lem” sözlerini koymaktadır. es-Suyûtî bu konuda ayrıca Zeylu’l-Le’âlî isimli bir eser daha yazmıştır ki onda İbnu‟l-Cevzî‟nin kitabında bulunmayıp kendisinin tesbit ettiği uydurma hadisleri toplamıştır.
İbn Arrâk el-Kinânî (ö. 963), es-Suyûtî‟nin mezkûr eserlerini birleştirip kendi değerlendirmelerini de ekleyerek meşhur eserini, Tenzîhu’Ģ-ġerî’ati’l-Merfû’a ani’l-Ahbâri’Ģ-ġenî’ati’l-Mevzû’a‟yı meydana getirmiştir.Bu eserin başında, uydurma hadisin belirtilerinden, hadis uydurma sebeblerinden ve harf sırasında olmak üzere, hadis uyduruculardan bahseden mühim bir giriş vardır. Müellif daha sonra uydurma hadisleri konularına göre zikretmektedir. Her alt-bölümü (bâb) üç fasla ayırmıştır. 1. faslda İbnu‟l-Cevzî‟nin “uydurma” dediği, es-Suyûtî‟nin de itiraz etmediği hadisleri; 2. faslda İbnu‟l-Cevzî‟nin “uydurma” dediği, es-Suyûtî‟nin buna itiraz ettiği hadisleri; 3. faslda es-Suyûtî‟nin tesbit ettiği uydurma hadisleri vermektedir. İbn Arrâk, es-Suyûtî‟nin tenkidlerini; “tu‟ukkıbe…” diyerek, kendi sözlerini ise, başında “kultü…”, sonunda “vallahu a‟lem ” diyerek kaydetmektedir.
Mevzû’ hadisler hakkında yazılan eserlerden biri de Aliyyu‟l-Karî‟-nin (ö. 1014) el-Esrâru’l-Merfû’a‟sıdır. Müellif, el-Mevzû’âtu’l-Kübra ismiyle de bilinen bu eserinde, “Men kezebe …” hadisinin 93 rivâyetini ve hadis uydurma ile ilgili bazı konuları ele aldıkdan sonra harf sırasında 625 hadisi incelemektedir. Kitabın son kısmında ise meşhur oldukları halde uydurma olan bazı olaylar, uydurma hadisler ihtiva eden bazı eserler, bazı konulardaki uydurma hadisler, uydurma hadisleri tanıma yolları gibi konulara yer vermiştir.
Uydurma hadisler konusunu, ortaya çıkışları, sebebleri, neticeleri, edebiyatı gibi yönlerden ele alan kapsamlı çalışmalar da yapılmıştır. Bunlardan biri M. Yaşar Kandemir‟in Mevzû’ Hadisler -MenĢei, Tanıma Yolları, Tenkidi- isimli eseridir.

9.1.3.4. Kudsi Hadisler
Kudsî hadisler hakkında ise şu eserler zikredilebilir:
el-Ġthâfâtu’s-Seniyye bi’l-Ahâdîsi’l-Kudsiyye, Abdurraûf el-Munâvî, Mısır, 1354.
Kırk Kudsî Hadis, Aliyyü‟l-Kârî, tercüme: Hasan Hüsnü Erdem, Ankara, 1985, 48 s.
Ġlâhî Hadîsler, Hasan Hüsnü Erdem, Ankara, 1963, 64 s. (el-Münâvî‟nin mezkur eserine bazı ilavelerle meydana getirilmiştir. 92 hadis ihtiva etmektedir).

9.1.4. Muayyen Sayıda Hadis İhtiva Eden Eserler: Bu dönemde 7, 40, 50, 101, 500 ve 1001 gibi belirli sayıda hadis ihtiva eden eser yazımı da artarak devam etmiştir.
Bu dönemde de en çok ilgiyi 40 hadisler çekmiştir. Bu türdeki eserlerin en meşhuru en-Nevevî‟nin (ö. 676) el-Erba’ûn‟udur. Müellif, İbnu‟s-Salâh‟ın toplamış olduğu 26 hadise l6 hadis ekleyerek bu eserini kaleme almıştır. Seçilen hadisler dinin temel hükümlerini ihtiva eden özlü, kısa hadislerdir. Bu eserin birçok şerhi ve birçok dile tercümesi yapılmıştır. İbn Receb bu esere 8 hadis ilâve ederek sayılarını 50‟ye çıkarmış ve Câmi’u’l-Ulûm ve’l-Hıkem ismiyle şerhetmiştir.
40 hadislik çalışmaları Abdulkadir Karahan Ġslâm-Türk Edebiyatında Kırk Hadis isimli eserinde genişce ele almıştır.

HADİS TARİHİ 10. HAFTATehzib Dönemi-II- (Metinle ilgili çalışmaların devamı)
1) Toplama ve Tasnif Çalışmaları
2) Tesbit ve Tahkik Çalışmaları:

Bu dönemde fıkıh, tefsir, kelâm, tasavvuf, ahlâk gibi değişik sahalarda yazılmış kitaplarda geçen veya halk arasında dolaşan hadislerin, varsa, kaynaklarının bulunması ve sahihlik durumlarının incelenmesi ayrı bir çalışma alanı oluşturmuştur.
Tahric çalışmaları:Böyle, bir hadisin kaynağını bulmaya, sıhhat durumunu belirlemeye çalışmaya ıstılahta tahrîcdenir. Esasen tahrîc, rivâyet asrı denilen ilk üç asırda bir kimsenin bir hadisi, daha önce yazılmış olan hadis mecmualarından bulup çıkararak senediyle birlikte kendi kitabına almasına, böylece onu ortaya çıkarmasına denir.Bazı Tahricler:Hanefi fıkhının meşhur kitaplarından biri el-Hidâye‟dir. ez-Zeyle‟î bu kitapta geçen hadisleri tahrîc ederek Nasbu’r-Râye li Ahâdîsi’l-Hidâye isimli eserini yazmıştır. Şâfiî fıkhının meşhur kitaplarından olan ve el-Gazâlî‟nin yazmış olduğu el-Vecîz‟i, er-Râfi‟î eş-şerhu’l-Kebîrismiyle şerhetmiştir. Bu şerhte geçen hadisleri bir çok alimin yanında İbn Hacer de tahrîc etmiş ve et-Telhîsu’l-Habîr fî Tahrîci Ahâdîsi şerhi’l-Vecîzi’l-Kebîr‟ini yazmıştır.
el-Gazâlî‟nin meşhur kitabı ihyâu Ulûmi’d-Dîn‟de geçen hadisleri el-Irâkî , el-Muğnî an Hamli’l-Esfâr fi’l-Esfârisimli kitabında tahrîc etmiştir.
İbn Hacer, ez-Zemahşerî‟nin tefsiri el-Keşşâf‟daki hadisleri el-Kâfi’ş- şâff fî Tahrîci Ahâdîsi’l-Keşşâfisimli eserinde, es-Suyûtî, el-Kadî Iyâz‟ın meşhur eseri eş-şifâ‟daki hadisleri Menâhilu’s-Safâ fî Tahrîci Ahâdîsi’ş-şifâisimli eserinde tahrîc etmişlerdir.

3) İhtisar ve Tehzîb Çalışmaları:
Önceki dönemde veya bu dönemde yazılan bazı hadis kitapları, içlerindeki mükerrer veya mevkûf, maktû’ gibi bir kısım hadisler çıkarılarak kısaltılmış yani ihtisâr edilmiş, hadisler bazan yeniden tertib yani tehzib edilmiş ve böylece daha kullanışlı eserler ortaya konmaya çalışılmıştır.Bu sahada yapılan çalışmalara örnek olarak şunları zikredebiliriz: ez-Zebîdî, Sahîhu’l-Buhârî‟yi, sadece muttasıl merfû‟ları alarak ihtisâr etmiş ve et-Tecrîdu’s-Sarîh‟ini kaleme almıştır. el-Munzirî, Sahîhu Müslim‟i, Muhtasaru Sahîhi Müslimismiyle; İbn Kayyimi‟l-Cevziyye, Sünenu Ebî Dâvûd‟u, Muhtasaru Süneni Ebî Dâvûd ismiyle ihtisâr etmişlerdir. ez-Zehebî, el-Hâkim‟in el-Mustedrek‟ini ihtisâr edip Telhîsu’l-Mustedrek‟ini, İbnu‟d-Deyba‟, İbnu‟l-Esîr‟in Câmi’l-Usûl‟ünü ihtisâr edip Teysîru’l-Vusûl‟ünü yazmışlardır.

4) Fihrist Çalışmaları:
Hadisleri kolayca bulmak için yapılmışlardır. Meselâ İbnu‟l-Esîr, Câmiu’l-Usûl‟, es-Suyûtî de el-Câmi’u’s-Sağîr‟ini, “öğrencilere kolaylık olsun” diye harf sırasına göre tertib ettiğini açıklar. Bunların yanında, sırf aranan bir hadisin bulunmasını kolaylaştırmak maksadıyla da eserler yazılmıştır. Bunların başında atrâf kitaplarını kaydetmek gerekir.Atrâf kitâbı, hadisin baş tarafını veya tamamını hatırlatan bir kısmını vererek hadisin geçtiği yerleri gösteren kitaptır.. Atrâf kitaplarının en güzellerinden biri Abdulğanî en-Nablusî‟nin Zehâiru’l-Mevârîs fi’d-Delâleti alâ Mevâziı’l-Hadîsisimli eseridir. Müellif bu eserinde kütüb-i sitte ile İmâm Mâlik‟in el-Muvatta’ının atrâfını toplamıştır. Bazı kitaplardaki hadislerin atrâfı, baş taraflarından bir kısmı veya tamamı harf sırasına konularak yani elifbâî olarak da yapılmıştır. Bunlara Muhammed et-Tokadî‟nin Miftâhu’s-Sahîhayn‟ı örnek verilebilir. Bu eserde el-Buhârî ve Müslim‟in Sahîh‟lerindeki hadisler ayrı ayrı harf sırasına konmuş, el-Buhârî bölümünde hadisin Sahîh‟te, el-Kastallânî, el-Askalânî ve el-Aynî şerhlerindeki yerinin cilt ve sayfa numarası, Müslim bölümünde ise Sahîh‟te ve en-Nevevî şerhindeki yerinin cilt ve sayfa numarası verilmiştir.
*Hadis İndeksi:
Hadis bulmada en kullanışlı olan eserler, hadislerin kelime fihristleridir. Hadis tarihinde bu tür fihristlerin ilk örneğini, bildiğimize göre, İbnu‟l-Esîr el-Cezerî vermiştir. Hadislerin kelime fihristlerinin, şimdilik en kapsamlısı, A. J. Wensinck başkanlığında çalışmaya başlayan ve üyelerinin çoğu gayr-ı müslim olan bir heyetin hazırladığı concordance ( el-Mu’cemu’l-Mufehres li Elfâzı’l-Hadîsi’n-Nebevî )isimli 8 ciltlik büyük eserdir.
concordance kütüb-i sitte ile Sünenu’d-Dârimî, Muvatta’u Mâlik ve Musnedu Ahmed‟deki hadislerin kelime ve özel isim fihristlerini ihtiva eder. Hadiste geçen bir şahsın, bir yerin veya bir surenin ismine yahut bir âyete bakarak da hadisin mezkûr 9 kitapta bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa yeri tesbit edilebilir. Son zamanlarda bazı hadis kitaplarının müstakil kelime fihristleri de yapılmaya başlanmıştır. Bu cümleden olarak Sünenu’d-Dârimî, Sünenu ibn Mâce ve Sünenu’d-Dârekutnî‟nin kelime fihristleri yapılmış bulunmaktadır. Bazı kitapların konu fihristleri de yapılmıştır. Bunlara, içlerinde kütüb-i sittenin de bulunduğu 14 kitabın konu fihristi olan Miftâhu Künûzi’s-Sünne‟yi örnek verebiliriz.

5) Anlama Çalışmaları:
Bu dönemde hadisleri dilbilgisi, kelime ve genel muhteva bakımlarından anlamaya yönelik çalışmalar da gerçekleştirilmiştir. Bunları üç başlık altında toplayabiliriz:
a) İ‟râbu‟l-Hadîs Çalışmaları:
Hadislerin dilbilgisi yönünden tahlilleridir. Bilindiği kadarıyla, bu sahadaki ilk müstakil eseri Ebu‟l-Beka el-Ukberî kaleme almıştır. Eserinin ismi i’râbu’l-Hadîsi’n-Nebevî‟dir. Müellif bu eserinde İbnu‟l-Cevzî‟nin Câmiu’l-Mesânîdisimli kitabında geçen 428 kadar hadisi ele alıp gerekli gördüğü yerlerini i‟râb etmiştir. Hadisler sahabi ravilerine göre tertib edilmiş, sahabe isimleri ise harf sırasına konmuştur. Bu konuda diğer bir eser, İbn Mâlik Muhammed b. Abdillah et-Ta‟î‟nin şevâhidu’t-Tavzîh ve’t-Tashîh li Müşkilâti’l-Câmi’i’s-Sahîh‟idir. Müellif bu eserinde, isminden de anlaşılabileceği gibi, Sahîhu’l-Buhârî‟deki bir kısım, i‟râb yönünden müşkil hadisleri ele almıştır. i’râbu’l-hadîs konusunda es-Suyûtî‟nin de Ukûdu’z-Zeberced alâ Musnedi’l-imâm Ahmed isimli bir eseri vardır.
b)Hadis Lügatı Çalışmaları:
Hadislerin garîb kelimelerini anlamak maksadıyla yapılan çalışmalar bu dönemde de devam etmiş ve bu sahada yeni bir usûlle yani elifbâî düzende kitaplar yazılmıştır. Bunların en meşhurlarından biri ez-Zemahşerî‟nin el-Fâik fî Garîbi’l-Hadîs‟idir. Bu sahanın en meşhur eseri ise İbnu‟l-Esîr el-Cezerî‟nin en-Nihâye fî Garîbi’l-Hadîs ve’l-Eser‟idirDipnotta kaynak bildirme usûlünü uygulamıştır. Müellif garîb kelimelerin lügat mânâlarını vermekle yetinmemiş, yer yer fıkhî meselelere, zahiren birbirine zıt görünen hadislerin yorumuna da temas etmiştir.
c)Şerh ve Hâşiye Çalışmaları:
Bu dönemde hadisleri, dil, muhteva, hüküm gibi ilgili bütün yönleriyle incelemeye, izah etmeye yönelik çalışmalar artarak devam etmiştir. Bu maksadla başta Sahîhân olmak üzere meşhur hadis kitaplarının hemen hemen hepsinin şerh ve hâşiyeleri yapılmıştır. En çok şerh ve hâşiyesi yapılan hadis kitabı ise hiç şüphesiz Sahîhu’l-Buhârî‟dir. Kâtib Çelebi onun 80‟den fazla şerh ve hâşiyesinden bahseder. Bunların en meşhur bir kaçı şöyledir:
*Fethu’l-Bârî bi-Şerhi Sahîhi’l-Buhârî: Sahîh‟in bu en meşhur şerhi İbn Hacer el-Askalânî‟ye aittir. İbn Hacer Fethul Barisine Hedyu’s-Sârî ismiyle mühim bir mukaddime de yazmıştır. Bu mukaddimede on bölüm içinde Sahîh‟in yazılış sebebi, muhtevası, Sahîh‟de bulunan taktî’ ve ta’lîkler, garîbu’l-hadîsler, cerhe uğramış raviler, hadis sayısı ve el-Buhârî‟nin hayatı konularını geniş bir şekilde ele almıştır. şerhinde ise, terceme (bab başlığı) ile hadislerin münasebetine, sened ve metni ilgilendiren hususlara, muallakların mevsûl rivayetlerine, hadisten çıkarılan hükümlere, hadisin diğer nasslarla cem’ ve te’lîfine yer vermiştir.
*Umdetu’l-Karî şerhu Sahîhi’l-Buhârî: el-Aynî‟nin bu eseri, derli toplu ve hacimli bir şerhtir. Müellif hadisleri bütün yönleriyle ve her yön için ayrı başlıklar açarak incelemeye çalışmıştır.
*irşâdu’s-Sârî: el-Kastallânî‟nin eseri olup kısa bir şerhdir. Müellif önceki şerhlerden iktibaslar yapmış, hadislerin rivayet farklarına işaret etmiş, kelimelerin okunuşlarını ve açıklamalarını vermiştir. Baş tarafına ise, hadis tarihi ve usûlüne dair bir giriş ile İbn Hacer‟in Hedyu’s-Sârî‟sinin özetini koymuştur.
Hadis tarihinde Sahîhu Müslimde büyük alâkaya mazhar olmuştur. En meşhurları ise en-Nevevî‟nin el-Minhâc adlı Sahihi Müslim şerhidir.
Diğer hadis kitaplarının şerhleri arasında eş-Şevkânî‟nin el-Munteka şerhi Neylu’l-Evtâr‟ı, ahkam hadislerdir. el-Munâvî‟nin el-Câmi’u’s-Sağîr şerhi Feyzu’l-Kadîr‟i zikredilebilir.

 

11. HAFTATehzib Dönemi-III
Giriş

Geçen ünitede Tehzib döneminde yapılan metinle ilgili çalışmalar beş ana başlık altında incelenmişti.Burada aynı dönemde senedle ilgili çalışmalar başlıca 1- Sened Toplama Çalışmaları 2- Rical Çalışmaları dır.

Sened Çalışmaları

1) Sened Toplama Çalışmaları:Muayyen bazı kitaplardaki hadislerin farklı senedlerini bulma yani istihrâc çalışmaları yanında bir hadisin bütün senedlerini bulup bir araya toplama yani turuk çalışmaları da yapılmıştır. İstihrâc çalışmalarının örneklerine bu dönemin başlarında hâlâ rastlanmaktadır. Örnek olarak Ebû Mes‟ûd Süleyman b. İbrahim el-İsbehânî‟nin el-Mustahrac‟i zikredilebilir.Bu dönemde turuk çalışmaları daha yoğundur.Turuk çalışmaları: Ziyâuddîn el-Makdisî‟nin Turuku Hadîsi’l-Havz‟ı, ez-Zehebî‟nin Turuku Hadîsi Men küntü mevlâh‟ı, İbnu‟s-Salâh , ez-Zehebî ve es-Sübkî‟nin Turuku Hadîsi’r Rahme‟si dir.

2) Ricâl Çalışmaları:
A) Güvenilirlik Durumlarına Göre Rical Çalışmaları:

aa) Sıka Râvîlerle İlgili Eserler:Usdu’l-Ğâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe: İzzuddîn İbnu‟l-Esîr‟in eseridir. Müellif bu kitabında esas olarak İbn Mende, Ebû Nu‟aym İbn Abdilberr ve Ebû Mûsa el-Medînî‟nin sahâbe hakkındaki eserlerini almış, kendisinin diğer kaynaklardan tesbit ettiği sahâbe isimlerini vs.bilgileri ekleyip sahâbe isimlerini de harf sırasına koyarak yazmıştır. Kitabının başına koyduğu mukaddimede ise, kitabın kaynakları ve sahabilerden bahsetmiştir. Eserde 7702 sahabi geçmektedir.

el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe: İbn Hacer el-Askalânî‟nin eseri olup sahabe hakkındaki en geniş kitaptır. On binden fazla sahabeden bahsetmektedir. Harf sırasında sahabileri anlatmaktadır. Her harfi 4 kısma ayırmıştır. 1. kısımda sahabiliği sâbit olanları, 2. kısımda Hz. Peygamber vefat ettiğinde temyîz çağına ulaşmamış çocukları, 3. kısımda Hz. Peygamber zamanında yaşadığı halde onu görememiş olan müslümanları yani muhadramları, 4. kısımda önceki kitaplarda yanlışlıkla sahabi olduğu söylenen kimseleri zikretmiştirİki eserde de künye, lakab ve nisbeleriyle meşhur olan kimselerle kadın sahabiler kitabın sonlarında ayrı bölümler içinde ele alınmışlardır.Sahabe ve sonraki sıka raviler hakkında yazılan eserlere ise ez-Zehebî‟nin Tezkiretu’l-Huffâz‟ı örnek verilebilir.Raviler tabakalara göre tasnîf etmiştir.Kitab basılırken başlıklarda hâfızın genel sıralamadaki yeri, tabaka sırası, tabaka içindeki sırası ve kütüb-i sittenin hangisinde rivayeti bulunduğu rakamlarla gösterilmiştir.

ab) Zaîf Râvîlerle İlgili Eserler: ez-Zehebî‟nin Mîzânu’l-İ’tidâl‟i bu türün en meşhur eserlerindendir. Kitabın temel kaynağı İbn Adiyy‟in el-Kâmil fi’d-Du’afâ’ıdır. İçinde, ilgili alimlerin tenkidine uğramış sıka raviler de vardır. Ayrıca sıka muamelesi gören ravilerin isimlerinin başına da “sah” kısaltması konmuştur. İbn Hacer elAskalânî de Mîzânu’l-İ’tidâl‟e bazı ilâveler yaparak Lisânu’l-Mîzânisimli kitabınıyazmıştır.

ac)Karma Râvîlerle İlgili Eserler: Sıka ve za’îf ravileri birlikte ele alan eserler de hazırlanmıştır. Bu şekilde belirli kitaplarda rivayeti bulunan ravilerle belirli yerlerde bulunan raviler hakkında ayrı ayrı kitaplar kaleme alınmıştır. Belirli kitaplarda rivayeti bulunan raviler hakkında yazılan eserler içinde İbn Hacer‟in Tehzîbu’t-Tehzîb‟i mühimdir. Bu eser kütüb-i sittede ve kütüb-i sittenin müelliflerinin diğer bazı eserlerinde rivayetleri bulunan ravilere tahsis edilmiştir. Eser, el-Mizzî‟nin Tehzîbu’l-Kemâl‟inin bir muhtasarıdır. Tehzîb‟i bizzat İbn Hacer Takrîbu’t-Tehzîbismiyle ihtisar etmiştir. Ravinin sadece ismi, kısaca nesebi,künyesi,lakabı,nisbesi, tabakası ve ölüm tarihi verilmiştir.

Belirli yerlerde bulunan raviler hakkında yazılan eserler:

el-Hatîbu‟l-Bağdâdî Târîhu Bağdâd‟ında, Bağdâd‟da yaşamış veya oraya uğramış idareci, alim, şair v.b.şahıslar meyânında hadis alimlerinin hayatlarına da yer vermiştir. 7831 kişinin yer aldığı kitapta Muhammed isimli şahıslardan sonra diğer şahıslar harf sırasında verilmiştir. Kitabın sonunda ise kadınlar zikredilmiştir. 33 kadının ismi geçmektedir. İbn Asâkir‟in et-Târîhu’l-Kebîr‟i de bir şehir tarihidir. Müellif, Târîhu Dimeşk ismiyle de bilinen bu eserinde Şâm bölgesinde yetişen veya oraya uğrayan ricâli ele almıştır. Başta Ahmed isimli şahısları verdikden sonra diğerlerini harf sırası içinde zikretmiştir.

B) Güvenilirlik Dışındaki Durumlarına Göre Ricâl Çalışmaları:

ba) Lakab, Künye ve Nisbe Eserleri:Keşfu’n-Nikab ani’l-Esma’ ve’l-Elkab, İbnu‟l-Cevzî, Nuzhetu’l-Elbâb fi’l-Elkâb, İbn Hacer el-Askalânî , Kitabu’l-Ensâbi’l-Muttefika fi’l-Hatt el-Mutemâsile fi’n-Nakt ve’z-Zabt, Ebu‟l-Fazl Muhammed b. Tahir İbnu‟l-Kayserânî el-Makdisî , Kitabu’l-Ensâb, Ebû Sa‟d Abdulkerîm es-Sem‟ânî , el-Lubâb fî Tehzîbi’l-Ensâb, İzzuddîn İbnu‟l-Esîr

bb)Aynı veya Benzer İsimli Raviler Hakkındaki Eserler:Kitabu’l-ikmâl fî Ref’i’l-irtiyâb ani’l-Mu’telif ve’l-Muhtelif fi’l-Esmâ ve’l-Küna ve’l-Ensâb, Ebû Nasr Ali İbn Mâkûlâ , el-Muştebih fi’r-Ricâl, ez-Zehebî,

Tavzîhu’l-Muştebih, İbn Nâsıruddin.

bc)Mubhem Şahıslarla İlgili Eserler:Kitabu’l-işârât ilâ Beyâni’l-Esmâi’l-Mubhemât, en-Nevevî,Kitabu’l-Mustefad min Mubhemâti’l-Metn ve’l-isnâd, İbnu‟l-Irâkî.

12. Ünite
İslâm Dünyasında Son Dönem Hadis Çalışmaları
Giriş
Son asırlarda müslümanların diğer din mensubları ve bilhassa yahudi ve hırıstiyanlar karşısında düştükleri kötü durum, onları çözüm aramaya sevketti. Bu gayeyle kaynakların( Kuran ve sünnetin ) farklı açılardan yeniden ele alınıp üzerlerinde bazı çalışmalar gerçekleştirildi.
Hind Bölgesinde Hadis İlmi: Hicri 10. asırdan itibaren Hind diyarında İslam ve hadis ilmi gelişmiştir.
Nakledildiğine göre Hind sahillerine hicri 15. yılda Hz. Ömer‟in halifeliği zamanında üç koldan akınlar yapılmıştı. Bunları Hz. Ömer‟in Bahreyn ve Uman valisi Osman b. Ebi‟l-Âs es-Sekafî başlatmıştı. Bu zat, kardeşleri el-Hakem ve el-Muğîre‟yi, gönüllü mücahidlerle Hind sahillerine göndermiş, onlar da gidip başarıyla geri dönmüşlerdi.
Hind sahili olan Sind bölgesini hicri 93‟de Emevî Halifesi el-Velid b. Abdilmelik zamanında Muhammed b. el-Kasım es-Sekafî, fethetmiştir.Fetihden sonra Sind‟e etbâuttâbiînden, bu arada Emevî-Abbâsî zulmünden kaçan Ehl-i Beyt‟den birçok kimse gidip yerleşmişti. Hasan Basrî‟nin talebesi İsmail b. Mûsa, Hind‟e çok gidip geldiği için “Nezîlu Hind” diye lakablanmıştı. Halife el-Mehdî‟nin h. 159‟da gönderdiği ordunun içinde meşhur hadisci er-Rebî‟ b. Sabîh de vardı. İkinci asır hadiscilerinden biri de Sind‟e nisbetle bilinen Ebû Musa Necîh es-Sindî‟dir. Bu zat meğâzî ve siyerle ilk uğraşanlardandır. Bir diğer hadisci Recâ es-Sindî‟dir.Hind‟le böylece başlayan münasebetler meyanında dört asır boyunca oralara da rihleler yapılmış, oralarda da hadis öğrenilip öğretilmişti. Bu dönemde Hind bölgesinde yetişen muhaddislerden biri de Ebu Cafer ed-Deybüli‟dir.Deybüli, Hz. Peygamber‟in mektuplarını ilk toplayan kişi olarak bilinmektedir. Hind‟e h. 5. asır başlarında gelenler fıkıh, kelâm, felsefe ve şiirin ağırlık kazanmasına sebeb olmuşlardı. Yine de Şeyh İsmail ve Meşârık isimli meşhur kitabın müellifi Radıyuddîn Hasan b. Muhammed es-Sağânî gibi alimler hadis ilmini orada neşre çalışmışlardı.
Dekken‟de Behmenîler zamanında hadise ilgi gösterilmişti. Bilhassa Sultan Muhammed el-Behmenî Hind sultanlarının hadisin neşrine ilk ilgi gösterenleri olmuştu. O, büyük şehirlerde hadisle uğraşanlara aylık bağlatmıştı. Bu arada Safevîlerin İran‟daki şii baskısı, oradaki sünni alimlerin de Hind‟e göçmelerine ve diğer islâmî ilimler meyanında hadis ilmini oraya götürmelerine yol açmıştı. Bunlardan biri Sahîh-i Buhârî‟nin âli senedine sahip olan Şeyh Nureddin Ahmed eş-Şîrâzî idi. Hadis ilmi Hind diyarında 9. asır sonu, 10. asır başlarında geniş yayılma imkânı bulmuştu. Hicaz‟a gidip ilim tahsil eden birçok kimse dönüp buralara yerleşmiş ve uzun süre hadis tedris etmişlerdi. Bunlar arasında Vecîhuddin el-Mâlikî ile, Seyyid Refîuddin es-Safevî eş-Şîrâzî zikredilebilir. Hind, 10. asır ortalarında büyük bir hadisci görür: Şeyh Ali el-Muttakî. Ali el-Muttakî, Hicaz‟a gitmiş ve orada yıllarca ilim tahsil etmişti. En mühim eseri Kenzu’lUmmâl‟dır.Bu büyük alim birçok talebe yetiştirmişti. Bunlar arasında Şeyh Muhammed Tahir el-Fettenî önemlidir.Fettenî ‘nin
Tezkiretü’l-mevzuatadlı mevzu hadis kitabı ile Mecmua bihari’l-envarisimli hadis lugatı önemlidir. Hind‟de hadisin yayılmasında en çok Şeyh Abdulhakk b. Seyfuddin el-Buhârî ed-Dehlevî‟nin emeği geçmiştir. Onun bu husuta “O, hadis ilmini Hind‟de ilk yayan kimsedir!” denilecek kadar büyük hizmeti olmuştur. Onun 100‟den fazla eser yazdığı nakledilmektedir. Bunlardan biri el-Leme’ât şerhu’l-Mişkât‟dır. Yetiştirdiği talebeleri arasında oğlu Nûrulhakk da vardır. Bu oğlunun Sahîh-i Buhârî üzerine Teysîru’l-Buhârîisimli bir şerhi vardır. Bu dönemde Nakşibendiyye-Muceddidiyye tarikatının önderi İmam Rabbani diye tanınan Ahmed b. Abdulahad es-Serhendi ile oğlu, Mişkât şarihi Muhammed Saîd‟in de bu sahada hizmetleri geçmişti. Hicri 12., miladi 18. asra gelindiğinde Hind Altkıtasında hadis ilmi konusundaki faaliyetlerin daha da yoğunluk kazandığı,alimlerin hadis ilminineşrettikleri görülmektedir.Bazı alimler hicaza yerleşip hindistana dönmemişlerdir. Kütüb-i sitte üzerine yazdığı haşiyeleriyle tanınan Ebu‟l-Hasen es-Sindi ve Muhammed Hayat es-Sindi Hicaz‟a yerleşen Hindistanlı alimlerdendir. Yine başta hadis ilimleri olmak üzere bütün İslami ilimlerde önemli eserler veren Hind asıllı Muhammed Murtaza ez-Zebidi Kahire‟ye yerleşmiş ve orada vefat etmiştir .Bu bölgede hadis ilminde en köklü etkiyi yapmış olan, hiç şüphesiz, Şah Veliyyullah b. Abdirrahîm ed-Dehlevî dir. Bu büyük alim, Hicâz‟a gidip tahsil-i ilim ettikden sonra geri dönmüş ve kendisini ilim neşrine vermişti. O, bidatlere karşı büyük bir mücadele vermenin yanında nasslara da yeni bir bakış açısı getirmeye çalışmıştı. Eserleri arasında
Hüccetullahi’l-baliğa, izaletü’l-hafa, Muvatta şerhleri el-Müsevva ve el-Musaffa önemlidir. Bu dönemde Nezir Hüseyin ed-Dihlevi Delhi‟de Ehl-i Hadis Medresesini kurmuş; başta Muhammed Kasım Nanotevi ve Reşid Ahmed Gangohi olmak üzere diğer bir grup Kuzey Hindistan‟da bulunan Seharenpur yakınlarındaki Diyobend kasabasında “Ezheru‟l-Hind” olarak şöhret bulan Daru‟l-Ulum Diyobend Medresesi‟ni açmışlardır. Ehl-i Hadis medresesi mezhep taklidini reddedip, doğrudan hadislerle amel etmeyi ve içtihad yapmayı savunmuş ve bu çerçevede eğitimlerini sürdürmüş; Diyobend medresesi mensupları da Hanefi mezhebine bağlı olarak hadis eğitimine ağırlık vermiştir. Azimâbâdî‟nin Avnu’l-Ma’bud şerhu Süneni Ebi Davud (Ehl-i Hadis), Mübarekpûrî‟nin Tuhfetü’l-ahvezi şerhu Camii’t-Tirmizi Halil Ahmed Sehârenpûrî‟nin Bezlü’l-Mechud fi halli Ebi Davud , Keşmîrî‟nin Feyzu’l-bari , Bennûrî‟nin Meârifu’s-Sünen adlı Sünen-i Tirmizi şerhi, Muhammed Zekeriya el-Kandehlevi‟nin Evcezü’l-mesalik adlı Muvatta şerhi gibi önemli eserler bu dönemin ürünlerindendir. Bu dönemde Ahmed Rıza Han‟ın kurduğu Birelviyye ekolü ile bir grup alimin Leknev‟de açtıkları Nedvetü‟l-ulema Medresesi‟nde de diğer dini ilimler meyanında hadis eğitim ve öğretimi de verilmiştir. Bunlardan birincisinde de Hanefi mezhebi esas olmakla birlikte eğitimde tasavvufi renk ağır basmaktadır.Nedve ise temelde batı tarzı eğitim veren ve Hindistan‟da modernizmin babası olarak görülen Sir Seyyid Ahmed Han‟ın Aligarh Koleji ile geleneksel eğitim veren Diyobend Medresesi‟nin bir sentezi görünümündedir. Bu okuldan yetişen ve hadis ilmi çalışmalarına katkıda bulunan önemli şahsiyetler arasında, okulun kurucularından Şibli Numani, Seyyid Süleyman Nedvi ve Ebu‟l-Hasen Nedvi gibi isimler bulunmaktadır.
Mısır‟da Hadis Tartışmaları
19. asrın sonları ile 20. asrın başlarından itibaren Mısır‟da da hadisin dindeki yeri ve bize geliş yolunun sıhhati konusunda şüpheler ortaya atan Muhammed Abduh, ve takipçileri makale ve kitaplarında bu konudaki görüşlerini işlemişlerdir.Bu tartışmalar, Mahmud Ebu Reyye‟nin Advâ ale’s-Sünneti’l-Muhammediyyeadlı kitabıyla zirvesine çıkmıştır. Sünnetin güvenilmez olduğu, bize sahih yollarla gelmediği iddiları ihtiva eden ve Türkçe‟ye Muhammedi Sünnetin Aydınlatılmasıadıyla çevrilen bu eser yayımlandığı tarihte (1957) Mısır‟da büyük gürültü koparmış ve bir çok reddiye yazılmasına sebep olmuştur. Bunlar arasında Prof. Dr. Mustafa Sibai‟nin es-Sünne ve mekânetuhâ fi’t-teşrîi’l-islami(1960) adlı kitabı önemlidir. Aynı tarihlerde kaleme aldığı makalelerinde benzer görüşler dile getiren Pakistanlı yazar Fazlurrahman da karşılaştığı tepkiler sonucunda ülkesini terk ederek ABD‟ye yerleşmek zorunda kalmıştır . Son dönemde İslam dünyasında Mısır merkezli olmak üzere hadis ilmine önemli katkılar sağlayan çalışmalar da yapılmıştır. Bunlar arasında Muhammed Habibullah eş-Şinkiti‟nin Buhari ve Müslim‟in Sahihleri üzerine yaptığı düzenleme ve şerh çalışmaları ile Mahmud Muhammed Hattab es-Sübkî‟nin el-Menhelü’l-azbü’l-mevrud adlı Sünen-i Ebu Davud şerhi zikredilebilir. Yine Muhammed Fuad Abdülbaki ile Ahmed Muhammed Şakir‟in hadis kitaplarının ilmi neşri konusunda gösterdikleri gayretler de zikre şayandır. 20. asır sadece Mısır‟da değil başta Beyrut olmak üzere Fas‟tan Endonezya‟ya kadar bütün İslam dünyasında birçok hadis ve rical çalışmalarına sahne olmuştur. Bu konuda Nasıruddin el-Elbani ile Şuayb el-Arnaut gibi muhakkiklerin büyük gayretleri bulunmaktadır.
Belli Başlı Hadis Alimleri ve Çalışmaları
Ebu‟l-Hasenât Abdulhayy el-Leknevî: el-Leknevî’nin Nesebi Ebû Eyyûb el-Ensârî‟ye dayanır. Hanefi mezhebine bağlıydı. Hadisle alâkalı eserleri: et-Ta’lîku’l-Mumecced ala Muvattai Muhammed, el-Ecvibetu’l-Fâdıla, el-Âsâru’l-Merfû’a, er-Ref’u ve’t-Tekmîl.
Ahmed Zıyâuddin el-Gümüşhanevî:Eserleri:Râmûzu’l-Ahâdîs‟ Bu eserini Levâmiu’l-Ukûl adıyla şerhetmiştir.Garâibu’l-Ahâdîs, Bu eserini de Letâifu’l-Hıkem adıyla şerhetti.
Muhammed Cemâluddin el-Kasimî:Eseri:Kavâidu’t-Tahdîs
Tâhir b. Sâlih el-Cezâirî: Hadis eserleri bakımından dünyanın en zengin kütüphanelerinden biri olan Zâhiriyye Kütüphanesi‟ni kurdu. Hadise dair eserleri:el-Ukûdu’l-Âlî fi’l-Esânîdi’l-Avâlî, Tevcîhu’n-Nazar ilâ Usûli’l-Eser.
el-Keşmîrî: el-Keşmîrî, muhaddis, mufessir, fakîh, usûlcü, mutekellim, v.s. vasıflarına sahip olan bir alimdir.
Diyobend‟deki Dâru‟l-Ulûm Medresesi‟ne gitti. Burası Hindistan‟ın Ezher‟i gibi idi. Oranın Rabbânî alimlerinden, öncekilere ilaveten ilim ahlâk ve edeb güzelliği kazandı. Delhi‟de hocalık yaptı. Orada el-Medresetu’l-Emîniyyeismiyle, meşhur olan bir okul da açtı. Sonra tekrar Diyobend‟de kalıp hocalık yaptı. el-Keşmîrî‟nin eserlerinin çoğu talebelerinin tuttuğu notlardan meydana gelmiştir.Sahîh-i Buhârî şerhi Feyzu’l-Bârî mühimdir.
el-Kevserî: Makaleleri Makalâtu’l-Kevserî ismiyle bir kitapta toplanmıştır.
Ahmed Muhammed Şâkir: Nesebi Hz. Hüseyin‟e dayanır. İmam Şafiî‟nin er-Risâle‟sini ise çok güzel bir şekilde tahkik ve şerhedip yayımlamıştır. Sünenu’t-Tirmizî tahkiki ni yapmıştır.(yarım kalmış), Musnedu Ahmed‟i
tahkiki ni yapmıştır.(yarım kalmış)tır.
et-Tehânevî:Hanefi Hadis ekolü Diyobend’in 20. Asırdaki semerisidir. Hanefi mezhebinin hadis delillerini toplayıp 18 ciltlik i’lâu’s-Sünen‘i yazdı. İ’la‘ya 2 önemli mukaddime yazdı hadis usulüne dair mukaddimesi Kavâid fî Ulûmi’l-Hadis Hanefi usulüne dair mukaddimesi Ebu Hanife ve Ashabul Muhaddisun dur.
13.HAFTA: TÜRKİYE‟DE HADİS ÇALIŞMALARI1. Osmanlı Dönemi Hadis Çalışmaları:Osmanlının siyasî varlığını kazanmaya çalıştığı sıralarda Mısır ve Suriye‟de hadis biliminin büyük simaları eserlerini veriyorlardı. Sekizinci asrın büyük alimleri Birzâlî ,Mizzî ve Zehebî vefat ettiğinde, Osmanlı‟nın üzerinden yaklaşık yarım yüzyıl geçmişti İbn Hacer el-Askalânî döneminde, Osmanlı eğitim sisteminde Daru‟l-Hadis medresesi kurulmuş bulunuyordu. Bundan sonra Osmanlı egemen olduğu her yere bir hadis okulu açmıştır.İlk Osmanlı Daru’l-hadisi I.Murad devrinde İznik’te Çandarlı Hayreddin Paşa tarafından yaptırılmıştır.Bu asrın en önde gelen ismi İbn Melek diye tanınan İzzeddin Abdüllatif‟tir.Tire‟de müderrislik yapan İbn Melek Osmanlı medreselerinde en çok okunan hadis kitaplarından olan Sâgânî‟nin Meşârıku’l-envâr’ı üzerine Mebâriku’l-ezhâr isimli şerhini yazmıştır.Daru‟l-hadislerinin en önemlilerinden birisi, II. Murad‟ın yaptırdığı Edirne Daru‟l-hadisi dir.Onun döneminde İslam dünyasının pek çok yerinden değerli alimler getirilmiştir.Fatih‟in hocası olan Molla Gürânî‟nin el-Kevseru’l-cârî ilâ riyâzi’l-Buhârî adlı Buhârî şerhi bu dönemin eserlerindendir.Gürânî, İstanbul’da kendi adına bir Darul-hadis de yaptırmıştır.II.Bayezıd döneminde Amasya‟dayaptırılan Abdullah Paşa Daru‟l-hadisi , Kânûnî devrinde yapılan Süleymaniye Daru‟l-hadisiönemli kurumlardır. Seydî Çelebi‟nin Mustahrec mine’l-Buhârî adlı hadis kitabı siyaset konuludur. Molla Lütfi de Ta’lika ale’lCâm’i’s-sahîh adlı bir hadis kitabı telif etmiştir. Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethedip İstanbul‟a dönüşünde yanında pek çok alimi de getirmiştir.Bu olay Anadolu hadisçiliğinin gelişmesinde dönüm noktasıdır.Osmanlı dönemi Mısır‟ın hadisçileri arasında ilk akla gelen Münavî‟dir. Hadis sahasında önemli bir derleme olan Cem’u’l-fevâid adlı eserin sahibi Rüdânî ise Kuzey Afrika kökenlidir. Sultan III. Ahmed zamanında İstanbul‟a gelerek bir yıl kalan Aclûnî‟yi de unutmamak gerekir.Osmanlı Mısır‟ının en önemli isimlerinden biri de Murteza ez Zebîdî’dir.Tâcu’l-arûs isimli eserini tamamladığında Osmanlı Sultanı da bir nüsha sipariş etmiştir. Zebîdî‟den hadis kitapları için icazet isteyenler arasında Sultan I. Abdülhamid de vardır. Kanûnî döneminde İbn Kemâl‟in hadis alanında bir çok eseri bulunmaktadır.II.Selim devrinde padişahın hocası Ataullah Efendi tarafından Birgivi Mehmed Efendi adına Birgi‟de yaptırılan Ataullah Efendi Darul-hadisi Osmanlı medrese sisteminde önemli bir statüyü haizdi. Birgivî ‘de değerli bir ilim adamıdır. XVIII. asırda Osmanlı’da en önde gelen hadisçi Amasya’da doğan Yusuf Efendizâde’dir.Efendizâde bir Buhâri şerhi ve yarım kalmış bir Müslim şerhinin de sahibidir.Daha sonra Seyyid Ervâdî ve öğrencisi olan Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevi sayılmalıdır. Gümüşhanevî‟nin Râmûzu’l-ahâdîs ile onun şerhi olan Levâmi’u’l-ukûl hadis eserleri vardır. Osmanlı’da Daru‟l-hadislerde okutulan eserler:Sahîhu’l-Buhârî,SahîhuMüslim,Bagavî‟nin Mesâbîhu’s-sünne, Sâgânî‟nin Meşâriku’l-envâr’dır.
2. Cumhuriyet Dönemi Hadis Çalışmaları: Dinî eğitim açısından fetret devri olarak isimlendirilebilecek olan 1920-1950′li yılları hadis çalışmaları açısından duraklama ve gerileme olmuştur. Ancak Diyanet İşleri Riyaseti, Türk milletinin dinini öğrenebileceği Murtezâ ez-Zebîdî tarafından yapılan Sahîh-i Buhârî ihtisarını tercüme ve şerh ettirerek yeni alfabe ile Türkçe‟ye kazandırma amacıyla Babanzade Ahmed Naim’i görevlendirmiştir. Ahmed Naim’in başlayıp ancak üç cildini tamamlayabildiği eser Kamil Miras tarafından tamamlanmış ve Diyanet İşleri Riyaseti tarafından 12 cilt olarak basılmıştır. Bu çalışma Cumhuriyet klasiklerinin arasına katılmıştır.Diyanet İşleri Başkanlığı‟nın klasik eserleri tercüme faaliyeti yavaş da olsa Riyâzü’s-sâlihîn ile devam etmiştir. 1950′li yıllarla kadar Diyanet İşleri Başkanlığı‟nın öncülük ettiği bu faaliyetin yanında 40 hadis geleneğinin ya da 101 veya 1001 hadis tercüme ve şerhinin yapıldığı görülmektedir. Ahmed Naim’in Kırk Hadis’ini veya Münir Selâmi Yurdatap’ın Binbir Hadis Tercümesi ve Tefsiri’ni buna örnektir.1950′den sonraki yıllarda ise hadis çalışmaları toparlanma sürecine girmiş, daha sonra ise olgunlaşmaya başlamıştır. 1960′lı yıllara kadar önceki yıllarda olduğu gibi belli rakamlarda hadisin tercüme ve şerh edilmesi en fazla başvurulan çalışma türü olmuştur.İleriki yıllarda temel klasiklere doğru bir kayış dikkat çekmektedir Ahmed Davudoğlu’nun tercüme ve şerh ettiği Bulûğu’l-Merâm ve Mehmet Sofuoğlu’nun yaptığı Sahîh-i Müslim ve Tercümesi buna güzel bir örnektir. Bu faaliyetler İmam Malik’in Muvatta’ının, Darimî’nin Sünen’inin Türkçe‟ye kazandırılmasıyla devam etti. Görüldüğü üzere 1967 sonrası seçme eserlerin değil de temel kaynakların tercümesine yönelinmiş, 1980 sonrası ise bu alanda altın çağ yaşanmış, hemen hemen bütün klasikler Türkçe‟ye kazandırılmıştır. Daha sonra tercüme faaliyeti alan itibariyle de genişlemiş ve tarih, usûl vb. konularda birçok önemli çalışma Türkçe‟ye çevrilmiştir. Hadis ilminin farklı branşlarındaki tercümeleri de yapılmıştır. Örnek olarak hadis ıstılahları konusunu ele alabiliriz. Bu konuda yapılan tercümeler dışında, telif olarak Talat Koçyiğit‟in Hadis Istılahları ,Abdullah Aydınlı‟nın Hadis Istılahları Sözlüğü ve Mücteba Uğur‟un Hadis Terimleri Sözlüğü adlı eserleridir.İmam Hatip okulları,yüksek İslam enstitüleri ve ilahiyat fakültelerinin açılmasıyla ders kitabı ihtiyacı artmıştır. Tayyib Okiç’in Bazı Hadis Meseleleri Üzerine Tetkikler,Hadis DersNotları,Hayrettin Karaman’ın Hadis Usûlü,Ali Özek’in Hadis Ricali,adlı çalışmaları örnektir. Bunları her branşla alakalı müstakil çalışmalar takip etmiştir.Örneğin Talat Koçyiğit’in Hadis Tarihi,İ. Lütfi Çakan’ın Hadis Edebiyatı adlı eserleri.Özetlediğimizde Türkiye Cumhuriyeti’ndeki hadisçalışmaları kitap makale ve tez çalışmaları olarak üç farklı türde ortaya çıkmıştır. Bunlardan kitap ve makale çalışmaları, telif, tahkikli neşir ya da tercüme olarak yapılmış ve yoğun olarak İstanbul ve Ankara gibi merkezlerde basılmıştır. Tez çalışmaları ise 1982 yılına kadar Ankara, İstanbul ve Erzurum başta olmak üzere üç merkezde yapılmış; 1982 sonrasında ise İlahiyat Fakülteleri‟nin bulunduğu diğer illerin de katılmasıyla, akademik çalışmaların yapıldığı merkezlerin sayısında önemli bir artış olmuştur.Genel olarak değerlendirildiğinde Türkiye Cumhuriyeti‟nin kuruluşundan 1950‟li yıllara kadar hadis çalışmaları ciddi bir durgunluk yaşamış, bu tarihten sonra ise yeni bir döneme girilmiştir.1960-70‟li yıllar telif ve tercüme açısından açılım yıllarıdır.1980lere gelindiğinde ise klasik hadis kitaplarının tercüme edilmesinin yanında, bunların Arapça baskıları da gerçekleştirilmiştir.

14. HAFTA
SAHİHLİKLERİ BAKIMINDAN HADİS KİTAPLARI VE BAZI MEŞHUR ALİMLERİN KİTAPLARINDAKİ HADİSLERİN DURUMU

Sahihlikleri Bakımından Hadis Kitapları:Bir hadisin Hz. Peygamber‟e ne derecede ait olduğunu araştırmak ve ona göre bir değerlendirme yapmak için her bir hadisin sahihlik açısından durumu esas olarak onların sened ve metinlerinin tek tek incelenmesi gerekir. Bununla birlikte herhangi bir hadis kitabındaki hadislerin sahihlik durumlarının genel olarak bilinmesi de faydadan hali değildir. Sahîhayn, Kütüb-i Hamse, Kütüb-i Sitte, Kütüb-i Tis‟a, Sünen-i Erba’a gibi ayrım ve düzenlemeler aslında bu amaca yöneliktir. Suyûti‟Cem’u'l-cevâmi’nin mukaddimesinde otuzdan fazla kitabı üç grup halinde kategorilere ayırmıştır: I- Rivâyetleri sahîh olanlar. II- Sahîh, Hasen ve Zayıf Hadisleri Beraberce İhtiva Eden Kitaplar. III- Rivâyetleri Zayıf Olan Kitaplar. Şah Veliyyullah ed-Dehlevî‟nin yaptığı sıralama daha fazla dikkat çekmiş ve kabul görmüştür.Onun bu beşli “tabakalandırması” şöyle zikredebiliriz:

1. el-Muvatta’, Sahîhu’l-Buhârî ve Sahîhu Müslim.

2. Müellifleri sıka, âdil, hadîsi bilen, ilkelerine titizlikle bağlı, kitapları sonraki alimler tarafından kabul görmüş ve üzerlerinde başka alimler tarafından çalışma yapılmış eserler. Bu kısma Ebû Dâvûd, Nesâî ve Tirmizî‟nin es-Sünen‟i. Ahmed b. Hanbel‟in el-Müsned’i .

3. Sahih, hasen, zayıf, ma„rûf, garib, şâzz, munker, maklûb hadîsler ihtiva eden müsned, câmi‟ ve musannaf türlerindeki eserler. Abd b. Humeyd ile Tayâlisî‟nin el-Musned‟leri, Abdurrezzâk ve İbn Ebî Şeybe‟nin el-Musannaf’ları, İbn Mâce, Dârimî ve Dârekutnî‟nin es-Sünen‟leri, İbn Hıbbân‟ın es-Sahîh‟i, Hâkim‟in el-Mustedrek‟i ile Beyhekî, Tahâvî ve Taberanî‟nin kitapları girer.

4. İlk iki tabakada bulunmayan, vâiz, bidatcı v.s. zayıf ravilerin rivayet etmiş oldukları veya mevkûf, maktû‟ ve isrâîlî olup da bazı ravilerin merfû’lara karıştırdıkları hadîsleri ihtiva eden eserler. Bu çeşit eserler arasında İbn Adiyy‟in el-Kâmil fi’d-Du’afâ’, İbn Hıbbân‟ın Kitâbu’l-Mecrûhîn, Ukaylî‟nin Kitâbu’d-Du’afâ’ isimli eserleri ile Hatîb el-Bağdâdî, İbn Asâkir, Hâkim, İbn Şâhîn, ed-Deylemî ve Ebu‟ş-Şeyh‟in kitaplarıdır.

5. Fakîh, tarihçi ve sûfîler arasında dolaşan ve ilk dört tabakadaki eserlerde aslı bulunmayan hadîslerle, ustaca uydurulmuş hadisler ihtiva eden eserler. Hadisçiler 1. ve 2. tabakadaki eserlere itimat ederler. 3. tabakadan ancak, ravileri tanıyan, hadîslerin illetlerini bilen yetkili alimler istifade edebilirler. 4. tabakadaki eserlerden istifade, muteahhırûn alimlerin bir çeşit ifratı sayılmış olup sadece bu tabakadaki kitaplarda bulunan hadîslere itimad edilmez. Genel bir kaide olarak, içlerinde sahîh, hasen, zayıf, münker her tür hadîs bulunduğu için sünen, musannef ve müsnedlerden ancak yetkili alim araştırma sonucu istifade edebilir. Kişi yetkili değilse bir alimin görüşüne veya güvenilir bir kaynağa başvurmalıdır.

Bazı Meşhur Alimlerin Kitaplarındaki Hadislerin Durumu:

Hadîslerin sahihlik ve zayıflık durumlarını genel olarak bilme hususunda, hadîs kitabı yazmış olan alimlerin özellikleri da bir kanaat verebilir.

Hâkim en-Neysâbûrî: Hadîsler hakkında hüküm verirken müsamahakâr davranan bir alimdir. Sahih

olduğunu söylediği birçok hadîsin zayıf, hatta mevzu‟ olduğu tesbit edilmiştir.

Ebû Nu’aym el-Isbehânî: Eserlerinde zayıf ve mevzû‟ hadîsler bulunabilmektedir.

Beyhekî: Eserlerinde zayıf hadîsler çoktur. Ahkâm dışındaki konularda rivayet ettiği hadîsler arasında birçok zayıf, hatta mevzû‟ hadîsin varlığı tesbit edilmiştir. Sünen‟inde bunlar azdır.

Hatîb el-Bağdâdî: Eserlerinde çokça zayıf ve mevzû‟ hadîs bulunur.

Gazzâlî: Eserlerinde zayıf ve mevzu hadîsler bulunmaktadır. ihyâ isimli eseri bu yönden tenkide uğradığında, hadîsçi olmadığını söyleyerek özür beyanında bulunmuştur.

Deylemî: el-Firdevs isimli eserinde sahih ve hasen hadîslerin yanında çokça mevzû‟ hadîs de bulunmaktadır.

İbnu‟l-Cevzi: Hadîsler hakkında yaptığı değerlendirmelerde ölçüsüz davranışları görülmektedir. Bir taraftan bazı zayıf, hatta hasen veya sahih hadîslerin uydurma olduğunu söyleyerek sertlik gösterirken, diğer taraftan ahlâka dair eserlerinde çok zayıf veya uydurma hadîsleri bile kullanmaktadır.

Munzirî: Eserlerinde zayıf hadîslerin yanında, az da olsa uydurmaya benzeyen hadîsler vardır.

Nevevî : Bazı eserlerinde çok az zayıf hadis vardır.el-Ezkâr isimli eserinde bu hadîslerin sayısı fazladır.

Zehebî: Başka alimlerin eserlerindeki hadisleri sıhhatleri açısından değerlendirmelerde bulunan Zehebî, el-Kebâir isimli eserinde çok müsamahakâr davranmıştır. Bu eserinde mevzû‟ hadis bile vardır.

İbn Kayyim el-Cevziyye:İbnü‟l-Kayyım‟ın da bazı eserlerinde zayıf ve mevzû’ hadisler bulunmaktadır.

İbn Hacer el-Askalânî: Eserlerinde zayıf hadis kullanmaz. Büyük eseri Sahîh-i Buhârî şerhi Fethu’l-Bârî’de asgari hasen hadis kullandığını söyler.

Suyûtî: Hadisleri değerlendirmede en müsamahakâr davranan alimlerden biridir. Eserlerinde mevzû’hadisler bile vardır el-Câmiu’s-Sağîr‟ine aldığı bazı hadislere,diğer eserlerinde bizzat kendisi uydurma hükmü vermiş.

İslam alimlerinin hüsn-i kabulle karşıladıkları, başta Buhârî ve Müslim‟in Sahîh‟leri ile diğer dört Sünen‟den oluşan Kütüb-i sitte dışındaki diğer eserlerde yer alan hadislerin sened ve metinlerinin tek tek incelenerek sahihlik ve zayıflık durumlarının ortaya çıkarılması gerekir ki bu da Hadis Usulü‟nün konusudur.

22

Ağustos
2012

KUR’ÂN’IN TANIMI VE İLGİLİ KAVRAMLAR TEFSİR TARİHİ VE USÛLÜ

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  506 Kez Okundu

İnsanı yaratan ve onun zaaf ve eksikliklerini en iyi bilen yüce Allah (c.c) bu
âlemde onu başıboş, kendi halinde bırakmamıştır. İlk insan Âdem (a.s)’dan
başlayarak ahirzaman ümmetine kadar insanlığa ışık tutan, onu doğruya
yönlendiren ilâhî bilgiyi, ilâhî vahyi insanlık içinde mümtaz şahsiyetler olan
peygamberler aracılığıyla göndermiştir. Şüphesiz yüce Allah ilâhî vahyin en
sonuncusunu ve en mükemmelini de, insanlığın fikir ve anlayışta genel olarak ortak
bir seviyeye ulaştığı bir dönemde, peygamberler silsilesinin son halkasını teşkil
eden Hz. Muhammed (s.a.s.) vasıtasıyla Kur’ân-ı Kerîm olarak indirmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm bizzat O’nu gönderen Allah Te’âlâ’nın beyanlarına göre
doğruluğunda asla şüphe olmayan, sözce O’ndan daha doğru kimsenin
bulunmadığı Allah katından, Uluhiyet semasından âyetlerini düşünsünler ve akıl
sahipleri öğüt alsınlar diye nüzûl eden en son ilâhî mesajdır. İndirilişinden bu yana
ins ve cinnin benzerini getiremediği ve getiremeyeceği, herhangi bir eğriliği
olmayan, insanlığa kaldıramayacakları bir teklif olsun diye değil de, Allah’tan
korkanlar için bizzat hidayete, felaha ulaştıran bir öğüt olsun maksadıyla yer ve
gökleri yaratanın katından Arapça olarak indirilen en son ilahî prensipler, kanun ve
değerler mecmuasıdır.
Gerçekten ortaçağ’ın Kureyş toplumunu şirk, zulüm, haksızlık, ahlaksızlık,
sefahet ve sefaletin bunaltan ortamından çekerek onları hakiki insanlık
medeniyetinin kurucuları, üstatları ve yöneticileri konumuna çıkaran Kur’ân-ı
Kerîm; yaklaşık 15 asırdır insanlığa ne olduğunu, nereden geldiğini, nereye
gideceğini, bu dünyada ne maksatla yaşadığını, kâinatın yaratıcısının kim olduğunu,
varlığı ve ondaki olayları yaratıp idare edeni öğretmiş, işaret edilen konularla ilgili
fıtrî sorulara; doğru, insanı tatmin eden cevaplar vermiştir.
Kur’ân muhteva itibarıyla mükemmel ve noksansız olduğu gibi, nazil olduğu
dönemden günümüze kadar gelişi itibarıyla de herhangi bir tahrif ve değişikliğe
uğramamış, ilave veya noksanlığa maruz kalmamış ilâhî bir kitaptır. Bu özelliğe
sahip olması şüphesiz Kur’ân-ı Kerim’in başta Hz.Peygamber olmak üzere,
inananları tarafından ezberlenmesi ve yine Hz. Peygamber’in (s.a.s.) emriyle
yazılması (tedvin), sonra da her vesile ile okunması, dinlenilmesi (tilavet ve sema’)
ile birlikte, bizzat Yüce Allah Kur’ân’ı koruyacağını taahhüt etmesinden
kaynaklanmaktadır. (Hicr, 15/9; Kıyame, 75/17-19)
Kur’ân’dan önce gönderilen semavî kitaplar, “…(Kendilerini Allah’a adamış)
Rabbaniler ve âlimler de Allah’ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Kur’ân; hem okunuşu, hem ezberlenmesi hem
de yazıyla tesbit edilip kaydedilmesi açılarından
Hz.Peygamber’in insanlık ufkunda parlayan en büyük
mücizesidir.
Kur’ân kendisini inkâr eden azılı müşrikleri
bile büyüleyen ve zevkle dinleten eşsiz, en
son ilâhî kitaptır.
O’nunla (Tevrat’la) hüküm verirlerdi…” (Maide, 5/48) mealindeki ayetin de deliliyle
Kur’ân’a benzer bir taahhütle korunmamış, insanların korumasına bırakılmıştır.
Her peygambere, muhataplarına davalarının doğruluğunu ispat etmek için çeşitli mucizeler verilmiştir. Hz. Peygamber’e de (s.a.s.) birçok mucizelerinin yanında en büyük mucize olarak Kur’ân-ı Kerim vahyedilmiştir. Ebu Bekr elBakillâni’nin ifade ettiği gibi “Peygamberliği Kur’ân’ın dışında birçok mucizelerle teyid ve tasdik edilmiş olsa bile, Hz. Peygamber’in nübüvveti birinci derecede bu
“Kur’ân Mucizesi” üzerine bina edilmiştir”. İmam Maverdi’nin “Kur’ân Hz. Muhammed (s.a.s.)’in kendisiyle peygamberliğine davet ettiği ve risaletinin birden insanlık ufkunda parlayıp duyulduğu ilk mucizesidir. Allah, Hz.Peygamber’i Kur’ân
mucizesiyle bütün peygamberlerinden ayırmıştır.” sözü de aynı gerçeğin değişik bir ifadesidir.
Hz. Peygamber’in en büyük ve sürekli mucizesi Kur’ân-ı Kerim’in kelam ve beyan sahasında olması, hem insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli iki fıtrî
özellik olan akıl ve beyan sahibi olmalarına, hem de daha önceki peygamberler için de aynı olan ve değişmeyen ilâhî hikmete, Sünnetullah’a da uygun düşmektedir.
Kur’ân’ın mucize oluşunun, insanüstü bir mahiyet taşıdığının diğer önemli bir delili de; Kur’ân’ın ısrarla meydan okumasına rağmen 15 asırdır, belağat
üstatları olan Kur’ân’ın ilk muhatapları dahil, kendisine karşı çıkanların herhangi bir
muarazaya güç yetirememeleridir. Ne Kur’ân’a benzer bir kitap, ne benzer on sûre, ne de benzer tek bir sûre getirebilmişlerdir. Hiçbir zaman da getiremeyeceklerine
dair Kur’ân peşinen hükmünü açıklamıştır.
Kur’ân’ın mucizeliği ile ilgili bir başka önemli nokta da Kur’ân’ın lafız ve ibareleri arkasında etkileyici bir rûh ve kuvvetin varlığının hissedilmesidir. Bu rûh
sebebiyledir ki, Kur’ân’ı dinleyen veya okuyan müslim veya gayr-i müslim fertlerin her birisi etkilenmiş, hayranlıklarını ifade etmekten kendilerini alamamışlardır. Bu gerçeğin en canlı misalini bizzat Kur’ân’ın henüz yeni nazil olduğu sıralarda ilâhi
davete karşı koyma görevini üstlenenlerin başında gelen meşhur Kureyş liderlerinden Ebû Süfyan b. Harb, Ebû Cehl b. Hişam ve Ahnes b. Şureyk gibilerinin
geceleri gizlice Resulullah’ı Kur’ân okurken dinlemek için evinin etrafında mevzilenmeleri hadisesidir. Üstelik aynı hâdise birkaç kere vuku bulmuştur.
Şüphesiz insanlara indirilmesi sebebiyle Kur’ân’ın hitaplarında muhatapların durumu, seviyesi gözetildiği gibi Allah’ın kelamı oluşu hasebiyle de
beşerüstü bir üslup ve ifade kullanılmıştır. Büyük bir âlimin çocuklarla konuşurken hem onların anlayabileceği tarzda, hem de güzel bir üslupla konuşması, bu gerçeği anlamamıza yeterli bir misaldir. Dolayısıyla Kur’ân’da en üstün üslup şekillerinin
kullanılmasıyla birlikte herbir üslup ve ifadede aynı tarzı aramak doğru olmasa gerektir. Çünkü muhatapların duygu ve anlayışlarına, farklı ilmî seviyelerine uygun Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Kur’ân’ın nüzûlü, insanlık için yeni bir milattır.
olarak yapılan hitap ve ifadede konuşanın bütün özelliklerini aramak ve onun gerçek seviyesini görmeye çalışmak doğru bir yaklaşım değildir.
Kur’ân’la ilgili bu kısa girişten sonra Kur’ân kelimesinin etimolojisi,
Kur’ân’ın tanımı, isimleri, âyet ve sûre ve benzeri konuları ele alalım.
Kur’ân Kelimesinin Etimolojik Tahlili
Kur’ân kelimesinin kökü ve anlamı hakkında İslâm âlimleri tarafından farklı
görüşler ileri sürülmüştür. Bu kelimenin kökü ile ilgili olarak âlimler ikiye
ayrılmışlardır. Bir kısmı “Kur’ân” kelimesinin aslının hemzesiz olduğunu, bir kısmı
da aynı kelimenin hemzeli bir kökten türediğini iddia etmiştir.
“Kur’ân/قرأن” Kelimesinin Hemzesiz Bir Kökten Türediği Görüşünde
Olanlar:
a) Kur’ân kelimesi, hemzesiz “Karine/قرينة” kelimesinin çoğulu olan “elKarâin/القرائن” kelimesinden türemiştir. Bu görüş Ebû Zekeriyya elFerrâ’ya aittir. Ona göre Kur’ân ayetlerinin bazısı bazısına benzer,
birbirini tasdik ve teyid eder. Bazen bir ayet diğerine karinedir. Ancak
şu bir gerçektir ki, Arapçada kelimeler ya fiilden ya da mastardan
türetilir. Dolayısıyla bu görüş tutarlı görülmemektedir.
b) Kur’ân kelimesi Arapçada bir şeyi bir şeye yaklaştırmak anlamına gelen
“karene/قرن” fiilinden türemiştir. Ebu’l-Hasen el-Eş’ârî’nin savunduğu
bu görüşe göre Kur’ân’ın harf, kelime, âyet ve sûreleri birbirine bitişik
ve yakındır. Bu görüşü destekler mahiyette Ebû Bekr b. Mücâhid de;
Ebû Amr b.el-A’lâ Kur’ân kelimesini hemzelemezdi demektedir.
c) Bir görüşe göre de Kur’ân kelimesi hemzesiz ve “el/ال” ile ma’rife olan
Lafz-ı Mürtecel’dir. Yani hiçbir kelimeden türetilmemiş olup Hz.
Resûlullah’a inen en son kitap için özel isimdir. Aynı görüşe göre
Kur’ân ismi “karae/قرأ”den türememiştir. Şayet bu kökten türemiş
olsaydı her okunan şeyin Kur’ân diye isimlendirilmesi gerekirdi.
Dolayısıyla Kur’ân ismi Tevrat ve İncil isimlerinde olduğu gibi Hz.
Peygamber’e indirilen en son ilâhî Kelam’ın özel ismidir. Aynı durum
“Allah/” isminde de söz konusudur. Allah’tan başka hiçbir varlığa bu
isim verilmemiştir. Bu görüş fıkhî dört mezhebin imamlarından birisi
olan meşhur İmam Muhammed b.İdris eş-Şâfi’î’ye aittir.Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Kur’ân, Allah Teâlâ’nın ilâhî bilgi hazinesinden
insanlığa ikramda bulunduğu en değerli
hediyesidir“Kur’ân/قرأن” Kelimesinin Hemzeli Bir Kökten Türediği Görüşünde
Olanlar:
a) Kur’ân lafzı “fu’lân/فعان” vezninde toplama anlamına gelen “elKar’u/القرء” kökünden türemiştir. Arapça’da “karaytu’l-mae fi’lhavdı/الحوض في الماء قريت” ifadesi “Suyu havuzda topladım” demektir. Bu
görüşe göre “Kur’ân/قرأن”, daha öce indirilen ilâhî kitapların meyvelerini topladığı, insanlığın problemlerini çözebilecek yüksek dinî hükümleri, muazzam hakikatleri, derin hikmetleri, her türlü hayır, iyilik ve güzellikleri bir araya getirdiği için bu adla isimlendirilmiştir. Bu tezi Ebû Ubeyde Ma’mer b.el-Müsenna ile Ebû İshâk ez-Zeccâc ileri
sürmüşlerdir.
b) Kur’ân ismi Arapça’da okumak, tilavet etmek anlamına gelen
“karae/قرأ”den müştak/türetilmiş “Fu’lân/فعان” vezninde hemzeli bir
mastardır. “el-mekru’/ المقروء= okunan şey” gibi ism-i mef’ûl anlamını
taşımaktadır. Bu görüş de Ebu’l-Hasen el-Lihyânî’ye aittir. İslâm
âlimleri arasında en kuvvetli ve tercih edilen görüş budur. Kur’ân-ı
Kıyame, 75/17-18) âyetleri) “إن علينا جمعه وقرأنه فإذا قرأناه فاتبع قرأنه” Kerîm’deki
bu görüşü desteklemektedir.
Batılı müsteşriklerin/oryantalistlerin, İslâm Dini’nin orijinal bir din olmadığı,
vahiy kaynaklı değil de beşer kaynaklı olduğu şeklindeki delilsiz iddiaları gibi, Kur’ân
kelimesinin kaynağı konusunda da aynı çarpıtıcı ve karalayıcı gaye ve hedefler
doğrultusunda görüş ve iddiaları bulunmaktadır. Onlara göre Araplar kuzeydeki
komşuları olan sâmî kavimlerden yazı sanatı ile birlikte, kitap ve yazı anlamlarına
gelen kelimeleri de almışlardır. Müsteşrik Krenkow ve R. Blachére göre Kur’ân,
kitap, kırtas/kâğıt, yaprak, kalem gibi ve benzeri daha birçok kelime yabancı
asıllardan gelmektedir. Yine Schwally, Welhausen ve Horovitz gibi müşteşrikler
Kur’ân kelimesinin Süryânice veya İbrânice “Keryânî” ve “Kiryânî” lafızlarından
türemiş olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddialarla Kur’ân’ın orijinal, vahiy kaynaklı
ilâhî bir kitap olmayıp değişik kültürlerden, milletlerden veya Kur’ân’dan önceki
ilâhî kitaplardan (Tevrat ve İncillerden) derlenmiş olduğunu ileri sürmeyi
hedeflemişlerdir. Ancak bu tür iddiaların, tarihî ve ilmî hakikatlerle bağdaşmayan,
delilsiz, asılsız ve kasıtlı iddialar olduğu açıktır. Çünkü ilmî bir gerçektir ki diller
arasında kelime alışverişleri tabiîdir ve doğrudur. Her dilin, etkileşimde bulunduğu
diğer dillerden bazı kelime ve terimleri almasından daha doğal bir şey yoktur.
Ancak bir dil başka bir dilden aldığı bir kelimeyi aynen kullandığı gibi, bazen de hem
telaffuz bakımından hem de o kelimeye yüklenen anlam bakımından değişikliğe Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili
Kur’ân; tekrar tekrar okumakla doyulmayan,
asırların geçmesiyle eskimeyen, zamanın
ihtiyarlamasıyla gençleşen son ilâhî
mesajdır.
uğratarak yeni bir yapı ile bünyesine alır ve sahiplenir. Hele hele bu etkileşim ve
kelime alışverişi aynı dil gurubuna bağlı diller arasında olursa bu daha da olağan ve
tabiî bir gerçeklik arz eder. Dolayısıyla Arapça’daki Kur’ân, kitap, kalem, kırtas/kâğıt
gibi kelimelerin aynı Sâmî diller gurubuna giren İbrânîce, Aramice veya
Süryanice’de farklı şekillerde kullanılmasını, son ilâhî mesaj olan Kur’ân-ı Kerîm’in
kaynağını sözkonusu dillerin konuşulduğu toplumlara, kültürlere veya inandıkları
muharref Tevrat ve İncillere dayandırmak, son derece anlamsız ve gülünç bir
iddiadan öteye geçemez.
Kur’ân’ın Tanımı
Nüzûlünden bu yana İslâm âlimleri, fakihler, usulcüler, edipler, filozoflar,
şairler ve diğerleri, Kur’ân-ı Kerîm’i tarif etme, onun üstünlüklerini, güzelliklerini ve
faziletlerini ortaya koyma konusunda âdeta yarış etmişlerdir. Ancak bizzat risaletin
sahibi olan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Kur’ân’ı tarif etmesinden daha belîğ, daha
üstün ve daha güzel bir tarif yok gibidir. O yüce Resûl bir rivayette Kur’ân’ı şöyle
tarif etmektedir:
“Kur’ân; kendisinde, sizden öncekilerin ve sizden sonrakilerin haberi, bilgisi
bulunan, aranızdaki meselelerin çözümü için gerekli hükümlerin bulunduğu Allah’ın
kitabıdır. O oyun ve şaka değil, hakla batılı ayıran bir kitaptır. Onu kim terk ederse
Allah onun belini kırar. Kur’ân’ın dışında hidayeti arayan kimseyi Allah saptırır. O
Allah’ın kopmaz, sağlam ipidir. Son derece hikmetli bir öğüt ve dosdoğru bir yoldur.
O öyle bir kitaptır ki, insanın arzuları, duyguları onunla sapmaz. Onunla diller yalan
yanlış şeyler söylemez. Âlimler ondan doymaz ve usanmaz. Tekrar tekrar okumakla
eskimez. Onun harikalıkları, insanı hayrete düşüren manaları tükenmez. Cinler
Kur’ân’ı dinledikleri zaman, bizzat Kur’ân’ın ifadesiyle şöyle demişlerdir: (Biz,
hidayete erdiren eşsiz bir Kur’ân dinledik de derhal ona iman ettik…). Kur’ân’la
konuşan doğru konuşur. Onunla amel eden mükâfatlandırılır. Onunla hüküm veren
adalet eder. Ona davet eden kimse sırât-ı müstakîme hidayet olunur.” (Tirmîzî,
Fedâilu’l-Kur’ân)
Âlimlerin ve usûlcülerin ittifak ettiği ıstılâhî/terim tarifi de şöyledir:
“هو كالم اهلل املعجز، املنزل على خامت األنبياء واملرسلني، بواسطة األمني جربيل
عليه السالم، املكتوب يف املصاحف، املنقول إلينا بالتواتر، املتعبد بتالوته، املبدوء بسورة
الفاحتة، املختتم بسورة الناس”
“Kur’ân, bütün peygamberlerin ve resullerin en sonuncusuna Cebrâîl
aleyhisselâm vasıtasıyla indirilen, Mushaflarda yazılan, tevatürle bize kadar Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 7
nakledilen, okunuşuyla ibadet edilen, Fatiha Sûresi’yle başlanıp Nâs Sûresi’yle
bitirilen Allah’ın Mu’cize Kelâmı’dır.”
Kur’ân’ın bu ıstılâhî tarifine baktığımızda Kur’ân’la ilgili çok önemli
özelliklere dikkat çekildiğini açıkça görürüz.
Kelâmullah ifadesiyle, Allah’ın dışındaki varlıkların sözleri dışarıda
bırakılmıştır. Çünkü Kur’ân ne Meleğin/Cebrâîl’in (a.s.), ne insanların ne de
cinlerin sözüdür. O Allah’ın kelâmıdır.
Mu’ciz kaydıyla, Kur’ân nazil olmaya başladığından beri ısrarla meydan
okuduğu halde ne o zamanki Arap beliğleri, şairleri, dil üstatları tarafından ne
de ondan sonra gelenler tarafından en küçük bir sûresine benzer bir şey
getirilmediği ifade edilerek Allah’ın mu’cize bir kitabı olduğu vurgulanmıştır.
Cibrîl-i Emîn vasıtasıyla Hâtemu’l-Enbiyâ’ya indirilmiş kaydıyla da Hz.
Peygamber’in hadisleri ve hadis-i kutsîler tarifin dışında bırakılmaktadır.
Mushaflarda yazılan kaydıyla da Hz. Ebûbekir ve Hz. Osman
dönemlerinde bütün ashâbın ittifakı ve onayı ile mushaflara kaydedilmiş ve
daha sonra İslâm Tarihi boyunca günümüze kadar tahrif edilmeden mushaflarda yazılmaya devam eden ve korunmuş olan Kur’ân kastedilmektedir.
Tevatürle nakledilmiş ifadesi ise, şaz ve zayıf olan kıraatları tarifin dışında bırakmıştır.
Okunuşuyla ibadet edilen kaydıyla da âhâd kıraatların, hadis-i şerîflerin veya Kur’ân’da bulunmayan duaların, ezkâr ve tesbihâtın namazlarda ibadet
maksadıyla Kur’ân’ın yerine okunmasının caiz olmadığı ifade edilerek tarifin dışında bırakılmıştır.
Fâtiha Sûresi ile başlayan, Nâs Sûresi’yle bitirilen ifadesiyle de mucizevî bir şekilde korunmuş olan mütevatir Kur’ân kastedilmiş, tarihteki özel
mushaflar, Kur’ân’la ilgili özel notlar kabilinden yazılmış kısmî Kur’ân nüshaları tariften çıkarılmıştır.
Bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de de Kur’ân’la ilgili Kur’ân’ı tarif eden, onu anlatan onun mahiyetini, faziletlerini, üstünlüğünü açıklayan çok sayıda âyet
bulunmaktadır.Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Kur’ân, Hz.Peygamber’in de eğitim aldığı Allah’ın
edep ve ahlâk okuludur.
Kur’ân’ın Faziletleri
Kur’ân’ın faziletleri hakkında birçok rivayet gelmiştir. Bunların bir kısmı Kur’ân’ı öğrenme ve öğretmenin faziletleri hakkındadır. Bir kısmı Kur’ân’ı doğru
okuma, tecvid ve tertille alakalıdır. Bir kısmı da Onu ezberleme ve ezberden okumayla ilgilidir.
Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerîm’de Kur’ân’ın faziletleri hakkında birçok ayet bulunmaktadır. Bu âyetler mü’minleri tedebbür ve tefekküre, onun ahkâmını tatbik etmeye, okunurken Kur’ân’ı dikkatle ve huşu ile dinlemeye davet etmektedir. Bu konuda kaynaklarımızda Fedâilu’l-Kur’ân, Menâfiu’l-Kur’ân ve Sevâbu’l-Kur’ân gibi tabirler kullanılmış, müstakil eserler telif edilmiştir. Ayrıca hadis kitaplarında
Kur’ân’ın faziletleri konusunda müstakil bölümler tahsis edilmiştir. Tefsir kitaplarında da yeri geldikçe bu hadislere yer verilmiştir. Şimdi konuyla ilgili bazı
âyetleri ve hadîs-i şerifleri görelim.
Ayet-i Kerîmeler
“Şüphesiz Allah’ın kitabını okuyanlar, namaz kılanlar ve kendilerine rızık
olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık Allah için infak edenler kesinlikle zarar
etmeyecekleri bir ticaret (kazanç) ümit edebilirler”. (Fâtır, 35/29).
“Kur’ân okunduğu zaman ona kulak verip dikkatlice dinleyin ki size
merhamet edilsin” (A’râf, 7/204).
“Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi
var?” (Muhammed, 47/24).
Hadis-i Şerifler
“Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir”. (Buhârî)
“Ümmetimin en şereflileri hamele-i Kur’ân’dır”. (Tirmizî)
“Kur’ân’ı okuyun, çünkü o Kıyamet gününde Kur’ân ehline şefaat eder”.
(Tirmizî).
“Bu Kur’ân Allah’ın edep/ahlak okuludur. O halde gücünüz yettiği kadar
Onun edep/ahlak okulundan öğrenin/eğitim alın”. (Muttefekun aleyh)
Kur’ân ilimleri sahasında eğitim gören her müminin Kur’ân’ın edebiyle
edeplenmesi ve onun ahlakıyla ahlaklanması gerekmektedir. Kur’ân ilimleriyle
uğraşanların hedefi dünyanın değersiz şeyleri değil, Allah rızası ve Ahiret yurdu
olmalıdır. Kur’ân talebesi onunla amel etmelidir ki, Kıyamet gününde kendisi için
hüccet/delil/şahit olsun. Hadis-i şerifte, “Kur’ân senin ya lehinde veya aleyhinde bir
delil/şahittir” buyrulmuştur.Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
İbn Teymiyye mü’min-Kur’ân ilişkisi konusunda şöyle demektedir: “Kim ki
Kur’ân okumazsa o Kur’ân’ı terk etmiştir. Kim ki Kur’ân’ı okur, ancak onun
manalarını tefekkür edip anlamazsa o da Kur’ân’ı terk etmiştir. Kim de Kur’ân’ı
okur ve onu tefekkür ederek anlar, ancak içindekilerle amel etmezse o da aynı
şekilde Kur’ân’ı terk etmiştir”. İbn Teymiyye bu ifadelerle Allah Teâlâ’nın şu âyet-i kerîmesine işaret etmek istemiştir: “Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu
Kur’ân’ı terkedilmiş bir şey haline getirdi” dedi”. (Furkân, 25/30).
Kur’ân’ın faziletleri konusunda İmam Şafi’î (rahimehullah)’ın yazmış olduğu Menâfiu’l-Kur’ân adlı eserinin bu sahada ilk telif edilen eser olduğu söylenmiştir.
Bu konuda Ahmed b. Şu’ayb en-Nesâî’nin Fedâilu’l-Kur’ân’ı, İbn Kesîr’in Fedâilu’lKur’ân’ı ve İbn Hacer el-Askalânî’nin el-İtkân fî Fedâili’l-Kur’ân adlı te’lifatları da
kayda değerdir.
Kur’ân-ı Kerîm’in Diğer İsimleri
Allah Teâlâ insanlığa gönderdiği en son ilâhî mesajı olan Kitabı’nı bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de birçok isimle isimlendirmiştir. Bunlardan en meşhurları şüphesiz
el-Kur’ân /القرآن ve el-Kitâb /الكتاب isimleridir. Bunların dışında bizzat Kur’ân kaynaklı daha birçok isimi bulunmaktadır. Ancak bunların bir kısmı isim iken bir
kısmı da vasıf olarak kabul edilebilir. Bazı İslâm alimleri isim ve vasıf olduğunu ayırmadan Kur’ân’ın 90’dan fazla ismi olduğunu söylemişlerse de el-Burhân fî
Ulûmi’l-Kur’ân sahibi İmam Bedruddin ez-Zerkeşî, el-Kâdî Ebu’l-Meali’den naklen, Allah Teâlâ’nın en son ilâhî vahyini 55 isimle isimlendirdiğini ifade etmektedir.
Muhammed Abdullah Draz bu iki ismin Kur’ân’a verilmesinin hikmetli olduğunu ve bu iki ismin Kur’ân gerçeğine uygun olduğunu söylemektedir. “Kur’ân” isminin
verilmesi Onun dillerde okunan bir kitap olduğunu, “Kitab” ismi de kalemlerle yazılan, tedvin edilen bir kitap oluşunu ifade etmektedir. Bu iki isimle, Kur’ân’ın ne sadece hafıza ile (ezberden) ne de yazıyla korunmasının yeterli olacağı, Onun hem
ezber olarak hem de yazıyla korunduğuna işaret edilmektedir demiştir. Bu ikili korumaya bir de Cebrâil (a.s.) ile Hz.Peygamber’den başlayarak, mukabele
tarzındaki hocanın öğrencisini, öğrencinin hocasını dinlemesi şeklindeki “sema” geleneğini de ilave ettiğimizde, Kur’ân’ın nasıl Allah’ın (c.c.) va’dine (Hicr, 15/9),
uygun olarak mucizevî bir şekilde üçlü sağlam bir yolla korunduğu gerçeği açıkça anlaşılır. Kur’ân’ın isimlerinden bazıları da şunlardır:
a) el-Furkân: Arapça’da hak ile batılı ayıran anlamında ism-i mef’ûl olarak kullanılan masdar bir isimdir. Bu manada “Alemlere bir uyarı olsun diye (Hak
ile batılı ayıran) Furkân’ı kuluna indiren Allah ne yücedir.” (Furkân, 25/1) Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
mealindeki ayet de bu anlamda kullanılmıştır. Bu isim, âyetleri, sûreleri farklı zamanlarda indirilen, farklı sûre ve âyetlere bölünen Allah’ın Kelam’ı
anlamında ism-i mef’ûl olarak da kullanılmaktadır.
b) Ummu’l-Kitâb: Bu isim Kur’ân’da birkaç manaya gelmektedir. Bir ayette Levh-i Mahfûz anlamında (Zuhruf, 43/1-4), bir ayette de Kur’ân’ın muhkem,
anlamı açık ve tefsire ihtiyaç duyulmayan ayetleri anlamında kullanılmaktadır (Âl-i İmrân, 7). Kur’ân-ı Kerîm’in özünü, esasını muhtasar
bir şekilde ihtiva eden Fatiha sûresi için de bu isim kullanılmıştır.
c) el-Mesânî: Kur’ân-ı Kerîm’de hikmetler, kıssalar, mev’izeler tekrar edildiği
için bu isim kullanılmıştır. el-Mesânî ismi Kur’ân’ın bütününü ifade ettiği
gibi, Kur’ân (Hicr, 15/87) ve Hadis deliliyle, tekrar tekrar okunan ve
kendisiyle Allah Teâlâ’nın sena edildiği, övüldüğü sûre anlamında Fatiha için de kullanılmaktadır.
Bu isimlerin dışında Kelam, Nûr, Hudâ, Rahmet, Şifa, Mev’iza, Zikr, Hikmet, Müheymin, Hablullah, Ahsenu’l-Kasas, Fasl, Kayyîm, Tenzîl, Ruh, Vahy, Beyan,
Belâğ, Hakk, Urvetu’l-Vüskâ, Tezkire, Adl, Sıdk, Büşrâ, Mecîd, Azîz, Beşîr gibi isimler de vardır.
Kur’ân’ın Unsurları
Âyet
Lügatte “âyet/آية” kelimesi birçok manaya delalet etmektedir. Bunlardan
birkaçını zikredelim.
a) Mu’cize/المعجزة : Kur’ân-ı Kerîm’de, “İsrâiloğullarına sor; biz
onlara nice apaçık âyetler verdik…” (Bakara,2/211) âyetinde olduğu
gibi.
b) Açık alamet, işaret/الظاهرة العالمة : Bu manada Kur’ân-ı Kerîm’de
birçok defa kullanılmıştır….ملكه آية إن ” (Bakara,2/248) ve “ رب قال
…آية يل اجعل” (Âl-i İmrân, 3/41) âyetlerinde olduğu gibi.
“وجعلنا ابن مريم وأمه آية” : األمر العجيب/c) Hayret edilecek, şaşılacak iş
(Mu’minûn, 23/50) âyetinde olduğu gibi.
d) İbret/العبرة : “آية ذالك في إن” (Al-i İmrân,3/49) de olduğu gibi.
,Rûm) “ومن آياته خلق السماوات واارض …” :البرهان والدليل/e) Burhân ve Delil
30/22) âyetinde de burhan ve delil anlamında kullanılmıştır.Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 11
Kur’ân’da en uzun âyet
“Müdayene”, en kısa
âyet ise “والضحى”
kelimesidir. Harf olarak
ise, bir âyet sayılan “Yâ-
sîn”dir.
Bunların dışında iz, emâre, nişâne ve cemaat anlamlarına da gelmektedir.

Kur’ân ilimleri ıstılahında ise âyet; “Kur’ân’ın herhangi bir sûresindeki
başı ve sonu bulunan, bir veya birkaç kelime ya da cümleden oluşan kelama”
denmektedir. Çünkü Kur’ân âyetleri hem mu’cize, hem Peygamber efendimizin
nübüvvetine delil, hem düşünenler için ibret, hem hayret ve hayranlık uyandıran
nâdir bir şey, hem de hidayet delilleridirler.
Bir görüşe göre de Kur’ân âyetlerine âyet denmesi; her birisinin Kur’ân harflerinin birer topluluğu veya gurubundan ibaret olmasından dolayıdır.
Âyet kelimesinin çoğulu ây, âyât ve âyâ(آياء) dır. Âyetin son kelimesine, iki âyeti birbirinden ayırdığı için fâsıla, kelimenin son harfine de “harfu’l-fâsıla”
denmektedir. Kur’ân sûrelerinde sınırlı sayıda fasıla harfleri bulunur. Mesela Yâ-sin sûresindeki fâsıla harfleri nûn ile mîm’dir.
Kur’ân-ı Kerîm’de en uzun âyet, tam bir sahifeden ibaret Müdayene (Bakara,
2/282) ayetidir. En kısa âyet ise “والضحى” (Duhâ, 93/1) kelimesidir. Harf olarak ise,
bir âyet sayılan “Yâ-sîn”dir (Yâ-sin, 36/1). “Yâ-sin” bir âyet sayıldığı halde, benzeri olan “Tâ-sîn” âyet olarak sayılmamıştır. Bu da âyetlerin belirlenmesinin tevkîfî olduğunu göstermektedir. Kur’ân’daki âyetlerin sayısı
hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Mesela İbn Abbâs bu sayının 6216,
Basra ekolü 6204, Medineliler 6219, Şamlılar 6226, Kûfeliler ise 6236 olduğunu söyler.
Ekollere, âlimlere ve kurra imamlara göre âyetlerin sayısındaki bu farklılık içtihâdî değildir. Bu tamamen âyet sonlarının neresi olduğu, sûre başlarındaki
besmelelerin âyet olup olmadığı ve hurûf-i mukattaanın müstakil âyet sayılıp sayılmayacağına dair farklı rivayetlerden kaynaklanmaktadır. Başka bir ifade ile bu
durum; rivayetler çerçevesinde, Kur’ân âyetlerini farklı sayıdaki âyetlere bölme meselesidir. Yoksa kesinlikle Hz.Peygamber’den günümüze kadar ezberlenerek,
yazılarak ve sema yoluyla gelen ve farklı mezheplere rağmen bütün Müslümanlar tarafından ittifakla kabul edilen elimizdeki Kur’ân’a herhangi bir şekilde eksiklik
veya fazlalık iddiasında bulunmayı ifade etmez.
Kur’ân’daki kelimelerin sayısı ise 77 934 olarak tespit edilmiştir.Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Kur’ân’ın nüzul tertibi, ilk muhatapları
açısından son derece hikmetli olan tarihsel
tertibini, elimizdeki Mushaf tertibi de
evrensel tertibini ifade eder.
Âyetlerin Tertîbi
Gerek Kur’ân âyetlerinin belirlenmesi, gerekse belirlenen âyetlerin sûre içindeki tertibi içtihad veya kıyasla olmayıp, Şâri’ (Allah Teâlâ) tarafından “tevkîfî”
olarak belirlenmiştir. Bugün elimizde bulunan Mushaflardaki sûrelerin âyetleri, harfiyyen Cibrîl-i Emin’in Allah Teâlâ’dan aldığı emirler çerçevesinde Hz.
Peygamber’e verdiği bilgiler sonucunda belirlenmiş ve tertîb edilmiştir. Dolayısıyla hiç kimsenin bunları değiştirme hakkı yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu şekilde ezberlemiş, namazlarda bu şekilde okumuş, vahiy kâtiplerine bu şekilde yazdırmış
ve yazdırdıktan sonra okutmuş, vefatından önceki Ramazan’da iki kere olmak üzere
(arza-i âhire), her Ramazan ayında Cebrâîl (a.s.)’a aynı şekilde okuyup arz etmiştir.
Demek oluyor ki, âyetlerin tertîbi tevkîfî/ilâhîdir. Bu tarîhî hakikate, Kur’ânî olguya delalet eden pek çok hadis ve rivayet bulunmaktadır. Bu konuda icma-i
ümmet vardır. Şüphesiz âyetlerin Mushaf tertîbi nüzul sırasına göre değildir.
Kur’ân-ı Kerîm ebediyyen mu’cize olarak kalmak üzere nüzul sırasından farklı bir şekilde tertîb edilmiştir. es-Sebbâğ “Lemehât fî ‘Ulûmi’l-Kur’ân” adlı eserinde
konuyla ilgili Muhammed el-Medenî’nin şu güzel ifadelerini nakletmektedir:
“Şayet Kur’ân nüzul sırasına göre tertîb edilseydi bazı insanlar, ya Kur’ân
âyetlerinin, nazil olduğu asrın olaylarına ait olduğu veya sadece Hz.Peygamber’in yaşadığı dönemdeki problemlerin geçici çözümleri için indiği şeklinde anlardı.
Hâlbuki Allah Teâlâ, herhangi bir asra veya herhangi bir kavme hasretmeksizin Kitabı’nın evrensel ve ebedi olmasını murad etmiştir. Bundan dolayıdır ki, Allah’ın
hikmeti, bu Kur’ân’ı sözkonusu evrensellik ve ebediliği gerçekleştirecek bir tertiple tertîb etmesini ve sadece nazil olduğu asra uygun olan bir hikmete indirgeyen
tarihsel bir tertîbden uzak olmasını iktiza etmiştir”.
İlk ve Son Nazil Olan Âyetler
Müddessir, Fatiha ve Besmele’nin ilk nazil olduğunu söyleyenler varsa da,
âlimlerin çoğunluğuna göre ilk inen âyetler Alak sûresinin ilk beş âyetidir. Vahyin ilk
Tartışma
• Âyet kavramının hem Kur’ân âyetleri için, hem kâinâttaki
varlıklar için, hem de peygamber mucizeleri için
kullanılmasının sebepleri üzerinde tartışınız.Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 13
gelişini bildiren Hz. Aişe validemizin rivayet ettiği hadis-i şerîf de (Bed’u’l-Vahy) bu
gerçeği teyid etmektedir. Son nazil olan âyet hakkında ise görüş ayrılığı
bulunmaktadır. Bu farklı görüşlere göre en son inen âyetler şunlardır:
Bugün size dininizi” اليوم أكملت لكم دينكم وأمتمت عليكم نعميت ورضيت لكم اسالم دينا -1
ikmal ettim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak
İslâm’ı beğendim.” (Maide, 5/3). Bu âyet nazil olduktan sonra
artık ahkâm âyeti inmemiştir. Bu âyetten sonra Resûlullah 81
gün yaşamıştır.
“إذا جاء نصراهلل والفتح ورأيت الناس يدخلون في دين اهلل أفواجا …” -2
(Nasr, 110). Nasr sûresi’nin son inen sûre olduğu söylenmiştir.
,Bakara) واتقوا يوما ترجعون فيه إلي اهلل ثم توفي كل نفس ما كسبت وهم ا يظلمون -3
2/281). Bu âyet nazil olduktan sonra Resûlullah 9 gece
yaşamıştır. Âlimlerin ekseriyeti en son inen âyetin bu olduğu
görüşündedirler.
Sûre
Sûre kelimesinin lügat manası yüksek mevki, rütbe, şeref, yüksek bina, sûr,
binanın bölümü veya katlarıdır. Çoğulu suverdir. Ulûmu’l-Kur’ân ıstılahı olarak ise;
en az üç âyetten meydana gelen, başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası
demektir. Çünkü Kur’ân parçaları, yerli yerinde kelimelerden meydana gelen ve
omuz omuza vererek birbirine destek olan âyetlerden örülmüş sağlam ve yüksek
bir şehir sûru gibidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de 114 sûre bulunmaktadır. En kısası 3 âyetli Kevser sûresi, en
uzunu ise 286 âyetli Bakara sûresidir. Kur’ân’ın sûrelere ayrılması, belirlenmesi
Allah Teâlâ’nın tevkîfı/emri ve Hz. Peygamber’in talimatı ile olmuştur. Bir sûrenin
bazen iki veya daha fazla ismi bulunabilir. Ancak ekseriyetle Kur’ân sûrelerinin tek
ismi vardır. Tam sûre olarak nazil olan ilk sûre Fatiha sûresi, en son nazil olan ise
Nasr sûresidir.
Sûrelerin isimlendirilmesi
Sûreler isimlerini; ihtiva ettikleri konularla ilgili bir kelimeden (Bakara, Sebe’
gibi), kıssasını ihtiva ettikleri şahsiyetlerden (Nuh, Hûd, İbrahîm, Yusuf, Âl-i İmrân,
Muhammed gibi), muhtevasında anlatılan topluluklardan (Cin, Münafikûn,
Mutaffifîn ve Melâike gibi). Sûrenin ilk kelimelerinden (Kad Semia, Elif Lâm Mîm,
Tenzîl, Sübhân, Lem Yekun gibi) veya başlarındaki hurûf-i mukatta’adan (Tâ-hâ, Yâ-
sîn, Kâf, Sâd gibi) almışlardır.
Sûrelerin isimlendirilmesi tevkîfî olmadığından bazen bir sûrenin birden fazla
ismi de olabilmektedir. İnsan-Dehr, Fâtır-Melâike, İsrâ-Benî İsrâîl gibi. Fatiha
Sûresinin ise; es-Seb’u’l-Mesânî, Fâtihatu’l-Kitâb, Ummu’l-Kitâb, Ummu’l-Kur’ân, Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 14
Esâs, Salât, Dua, Vâfiye, Kâfiye, Şâfiye gibi 20 kadar ismi vardır. Bazen de birden
fazla sûreye müşterek isim verilmiştir. Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerine Zehrâvân,
Felak ve Nas sûrelerine Muavvizetân, İhlâs, Felak ve Nas sûrelerine Muavvizât,
Hadîd, Haşr, Sâff, Cumua, Teğâbun ve A’lâ sûrelerine Müsebbihât, Hâ Mîm’lerle
başlayan sûrelere Havamîm, Tâ Sîn Mîm veya Tâ sîn’le başlayanlara Tavâsîn denilir.
İmam Zerkeşî gibi sûrelerin isimlendirilmesinin tevkîfî olduğu görüşüne
meyledenler de vardır.
Sûrelerin Tertîbi
Sûrelerin bir kısmı tam olarak bir defada, bir kısmı da parça parça
indirilmiştir. Bazen bir sûre tamamlanmadan diğer bir sûrenin nazil olduğu, hatta
birden fazla sûreye ait âyetlerin bir anda vahyedildiği olmuştur. Bugün elimizde
mevcut mushaflardaki sûreler nüzûl tarihine göre tertip edilmemiştir. O halde
sûrelerin tertibini kim yapmıştır? Neye göre yapılmıştır? Bu konuda başlıca üç
görüş bulunmaktadır.
1-Sûrelerin tamamının tertibi Allah Teâlâ’nın emrine ve Hz. Peygamber’in
talimatına dayanmaktadır. Yani sûrelerin tertîbi tevkîfîdir. Bu görüşte olanların
delili; Hz. Osman’ın istinsah ettirdiği mushaflardan İmam Mushafı’nı, özel mushafa
sahip olanlar da, bütün ashâbın ittifakla kabul etmesidir. Şüphesiz İmam
Mushaf’ındaki sûrelerin tertîbi, bugün elimizde bulunan mushafların tertibinin
aynısıdır. Sûrelerin tertibinin tevkîfî olduğunu kabul edenler arasında Ebû Ca’fer
en-Nahhâs, el-Kirmânî, Ebû Bekr İbnu’l-Enbârî vardır. İmam Beyhâkî ile İmam
Suyûtî de Enfâl ve Tevbe sûreleri dışında bu görüşü kabul etmektedirler. Subhî
Sâlih de bu görüşü benimseyenlerdendir. Çünkü bütün ashabın üzerinde ittifak
ettiği resmî mushaftan farklı tertiplere sahip olan sahabenin özel mushafları,
tamamen şahsî birer çalışma ve hususi notlardan ibarettir. Zaten özel mushafa
sahip olan sahabelerden hiçbiri diğer Müslümanları tertîb konusunda kendi özel
mushaflarını kabûle davet etmemiştir.
Bireysel
Etkinlik
• Kur’ân surelerinin isimlendirilmelerindeki hikmet
ve incelikleri araştırınız.Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
2- Sûrelerin bir kısmı Allah’ın emri ve Hz.Peygamber’in talimatı ile, bir kısmı
da sahabenin içtihadı ile tertîb edilmiştir. İbn ‘Atıyye, Zerkânî ve bir kısım âlimler
bu görüşte olmakla birlikte hangi sûrelerin tertîbinin tevkîfî olduğu konusunda
aralarında ihtilaf vardır.
3-Kur’ân sûrelerinin tamamının tertîbi sahabenin içtihadı ile gerçekleşmiştir.
Bu görüş sahipleri; Hz. Ali, Abdullah ibn Mes’ûd, Ubeyy b. Kâ’b, Ebû Mûsa el-Eş’ârî
ve Hz. Aişe validemiz gibi sahabîlere ait hususi nüshaları tertip farklılıklarına delil
olarak göstermektedirler. Ancak daha önce de işaret edildiği gibi, özel notlar
mahiyetindeki nüshaların muttefekun aleyh olan sûrelerin tertîbinde delil olmaları
zayıf görünmektedir. Aynı zamanda özel mushaftaki sûrelerin tertîbinin delil
olabilmesi için aralarında bir ittifakın olması gerekirdi.
Sûrelerin Tasnifi
Kur’ân-ı Kerîm’deki sûreler, uzunluk ve kısalıkları itibarıyla şu şekilde tasnif
edilmiştir.
1- es-Seb’u’t-Tuvel: En uzun yedi sûre demektir. Bunlar Fatiha’dan sonra
gelen Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Maide, En’âm, A’râf, Enfâl-Tevbe’dir. Bazıları bu
guruba Enfâl-Tevbe yerine Yûnus sûresini koymaktadır.
2-el-Miûn: Yedi uzun sûreden sonra gelen ve âyet sayıları 100’e yaklaşan
veya biraz geçen sûrelerdir.
3-el-Mesânî: Âyetleri 100’den az olan sûrelerdir. Bunlar da Ahzâb
sûresinden Kâf sûresine kadar olan sûrelerdir. Ferrâ’ya göre âyetleri az olması ve
daha çok okunup tekrar edilmesi sebebiyle bu isim verilmiştir.
4-el-Mufassal: Kur’ân-ı Kerîm’in son bölümü olup Kâf sûresinden Nâs
sûresinin sonuna kadar olan kısımdır. Kısalıkları sebebiyle besmele ile sık sık
ayrıldıkları için bu isim verilmiştir. Bu gurup da üçe ayrılmaktadır.
a) Tıval-ı Mufassal (uzun): Kâf ve Burûc arasındaki sûreler.
b) Evsât-ı Mufassal (orta): Târık ve Beyyine arasındaki sûreler.
c) Kısâr-ı Mufassal (kısa): Zilzâl ve Nâs arasındaki sûreler.Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 16
Özet
•İnsanı yaratan yüce Yaratıcı onu dünya serüveninde başıboş ve
yalnız bırakmamış, ilk insandan bu yana elçiler aracılığıyla ivahiy
ile rehberlik etmiştir. Son Peygamberine 23 senede nazil olan
Kur’ân’ı Kerîm ilk indiği dönemden kıyamete kadar geçerli olacak
en son ve en mükemmel İlahî Kitap ve Hz. Peygamber’in en
büyük mucizesidir.
•Kur’ân, geçmiş ve gelecekten haber veren, hukukî hükümler
ihtiva eden, hakla batılı ayıran, müttakîler için hidayet rehberi,
tekrar tekrar okunmaktan usanılmayan, manaları tükenmez,
kendisiyle amel edenin mükâfatlandırılacağı, asırlar geçtikçe asla
eskimeyen, zaman yaşlandıkça gençleşen en son ilâhî mesajdır.
•Hz.Peygamber Kur’ân ahlakıyla ahlaklanmış olduğu gibi, her
mü’min de Kur’ân edebiyle edeplenmeli ve Onun ahlakıyla
ahlaklanmalıdır.
•El-Kitâb, el-Furkân, el-Mesânî, Ummu’l-Kitâb, Kelâm, Nûr, Hudâ,
Rahmet, Şifa, Mev’iza, Zikr, Hikmet, Müheymin, Hablullah, Fasl,
Tenzîl, Ruh, Beyan, Belâğ, Hak, ‘Urvetu’l-Vüskâ, Tezkire gibi
Kur’ân-ı Kerîm’in başka özel isimleri de vardır.
•Kur’ân-ı Kerîm; harfler, kelimeler veya cümlelerden oluşan
âyetlerin bir araya gelmesiyle meydana gelen sûrelerden oluşur.
Sûreler isimlerini; ihtiva ettikleri konularla ilgili bir kelimeden,
kıssasını ihtiva ettikleri şahsiyetlerden, muhtevasında anlatılan
topluluklardan, sûrenin ilk kelimelerinden veya başlarındaki
hurûf-i mukatta’adan almışlardır. Sûrelerin isimlendirilmesi
tevkîfî olmadığından bazen bir sûrenin birden fazla ismi de
olabilmektedir. Kur’ân Sûreleri uzunluk ve kısalıkta farklı
farklıdır.
•Kur’ân ayetlerinin iniş sırası ile mushaftaki sıralaması farklıdır.
Kur’ân’ın iniş sırasına göre değil de farklı bir sıralamayla tertip
edilmesi içtihad veya kıyasla olmayıp Şâri’ (Allah Teâlâ)
tarafından “tevkîfî” olarak belirlenmiştir. Kur’ân’ın nüzul tertibi,
ilk muhatapları açısından son derece hikmetli olan tarihsel
tertibi; elimizdeki Mushaf tertibi de evrensel tertibini ifade eder.Kur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân-ı Kerîm’in tarif etmiş olduğu hususiyetlerinden biri değildir?
a) Doğruluğunda asla şüphe olmaması
b) Allah katından ve Arapça olarak indirilmesi
c) Akıl sahiplerinin öğüt alması için indirilmesi
d) İnsanlara yapamayacağı bazı sorumluluklar yüklemesi
e) Takva sahipleri için bir hidayet olması
2. Aşağıdakilerden hangisi Allah Teâlâ’nın Kur’ân’ı kıyamete kadar koruma taahhüdünün bir göstergesidir?
a) Kıraat – Tecvid – Tertîl
b) Rivayet – Dirayet – Tefsir
c) Hıfz – Kitabet – Sema
d) Tilavet – Tahlîl – Tenkîd
e) İman – İlim – Amel
3. Hz. Muhammed (s.a.s)’in en büyük mucizesi nedir?
a) İsra ve Mirac
b) Şefaat
c) Kur’ân-ı Kerîm
d) Mekke’nin Fethi
e) Sevr Mağarası’na örümceğin ağ örmesi ve kuşların yuva yapması
4. Aşağıdaki Mekke’lilerden hangisi Kur’an-ı dinleyip onun lafız ve ibarelerinden, îcaz ve belağatinden etkilendiği halde iman etmeyenlerden değildir?
a) Ebû Süfyan b. Harb
b) Ahnes b. Şureyk
c) Velid b. Muğîre
d) Amr b. Hişâm
e) Ömer b. el-HattâbKur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
5. Kur’ân kelimesinin etimolojik tahlili ile ilgili olarak: “Kur’ân kelimesi
hemzesiz ve “el/ال” ile ma’rife olan Lafz-ı Mürtecel’dir. Yani hiçbir
kelimeden türetilmemiş olup Hz. Resûlullah’a inen en son kitap için özel
isimdir. Aynı durum “Allah/” isminde de söz konusudur. Allah’tan başka
hiçbir varlığa bu isim verilmemiştir.” görüşü kime aittir?
a) Ebû Zekeriyya Yahya b.Ziyâd el-Ferrâ
b) Ebu’l-Hasen el-Eş’ârî
c) Ebu’l-Hasen Ali b.Hâzım el-Lihyânî
d) Muhammed b. İdris eş-Şâfi’î
e) Krenkow ve R. Blachére
“Kur’ân; kendisinde, sizden öncekilerin ve sizden sonrakilerin haberi,
bilgisi bulunan, aranızdaki meselelerin çözümü için gerekli hükümlerin
bulunduğu Allah’ın kitabıdır. O oyun ve şaka değil, hakla batılı ayıran bir
kitaptır. Onu kim terk ederse Allah onun belini kırar. Kur’ân’ın dışında
hidayeti arayan kimseyi Allah saptırır. O Allah’ın kopmaz, sağlam ipidir.
Son derece hikmetli bir öğüt ve dosdoğru bir yoldur. O öyle bir kitaptır ki,
insanın arzuları, duyguları onunla sapmaz. Onunla diller yalan yanlış
şeyler söylemez. Âlimler ondan doymaz ve usanmaz. Tekrar tekrar
okumakla eskimez. Onun harikalıkları, insanı hayrete düşüren manaları
tükenmez. Cinler Kur’ân’ı dinledikleri zaman, bizzat Kur’ân’ın ifadesiyle
şöyle demişlerdir: “Biz, hidayete erdiren eşsiz bir Kur’ân dinledik ki biz
ona iman ettik…”. Kur’ân’la konuşan doğru konuşur. Onunla amel eden
mükâfatlandırılır. Onunla hüküm veren adalet eder. Ona davet eden
kimse sırât-ı müstakîme hidayet olunur.”
6. Yukarıdaki Kur’ân tarifi kime aittir?
a) Hz. Muhammed (s.a.s.)
b) Abdullah b. Mes’ud (r.a.)
c) Ebû Hureyre (r.a.)
d) İmam Âzam Ebû Hanîfe
e) İmam Tirmizî
7. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’ın ıstılahî tarifinden çıkan bir sonuç
değildir?
a) Son Nebî ve Resûl’e Cebrail vasıtasıyla indirilmiş son kitap olması
b) Sadece indirildiği döneme ait tarihsel bir metin olması
c) Mushaflarda yazılı olması
d) Tevatürle nakledilmiş olması
e) Kıraati ile ibadet edilmesiKur’ân’ın Tanımı Ve İlgili Kavramlar
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 19
8. Kur’ân-ı Kerîm’in ıstılâhî tarifinde ifade edilen “kelâmullah” ifadesiyle kastedilen nedir?
a) Allah’ın dışındaki varlıkların sözlerinin haricinde ve sadece Allah’ın kelâmı olması.
b) Allah’ın insanlarla konuşmak için onlara elçi göndermesi.
c) Allah’ın subûtî sıfatlarından birisi olan “Kelâm” sıfatının ezelî olması.
d) Sözlerin en güzelinin Allah’a ait olması.
e) Allah’ın yarattıklarıyla konuşması gerçeği.
9. Yalan üzere birleşmeleri aklen mümkün olmayan büyük bir topluluk tarafından rivayet edilerek nesiller boyu aktarıla gelen bilgiye ne denir?
a) Müteradif
b) Mütefâvit
c) Mütevâtir
d) Müteselsil
e) Müteşâbih
10. Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’ın diğer isimlerinden değildir?
a) el-Furkân
b) Ummu’l-Kurâ
c) el-Mesânî
d) ez-Zikr
e) el-Kitâb
Cevap Anahtarı
1-d, 2-c, 3-c, 4-e, 5-d, 6-a, 7-b, 8-a, 9-c, 10-b

22

Ağustos
2012

İLİTAM İSLAM TARİHİ SINAVI

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  349 Kez Okundu

 1) Aşağıdaki isimlerden hangisi Raşid halifelerin sonuncusudur?
A) Osman
B) Ali
C) Abdurrahman b. Avf
D) Ebubekir
E) Ömer
2) Aşağıdaki savaşlardan hangisi Bizans’la yapılmıştır?
A) Celula
B) Kadisiye
C) Yermuk
D) Nihavend
E) Hıttin
3) Sa’d b. EbiVakkas aşağıdaki savaşlardan hangisinde İslam ordusuna kumandanlık
yapmıştır?
A) AynCalut
B) Kadisiye
C) Nehravan
D) Mute
E) Yermuk
4) Aşağıdaki isimlerden hangisi Kerbela’nın intikamı için savaşmıştır?
A) Abdullah b. Zübeyr
B) Muhtar es-Sakafi
C) Hasan Sabbah
D) İbn Rüstem
E) Cevher es-Sıkılli
5) Aşağıdaki isimlerden hangisi Emevi halifesi değildir?
A) Abdülmelik b. Mervan
B) Muaviye b. Yezid
C) Ömer b. Abdülaziz
D) Muaviye b. EbiSüfyan
E) Ebu Süfyan
6) Aşağıdakilerden hangisi Gayrı Müslimlerden alınan kelle vergisinin adıdır?
A) Öşür
B) Uşur
C) Harac
D) Cizye
E) Fey
7) Muaviye b. EbiSüfyan, kendisinden sonra kimi veliahd tayin etmiştir?
A) Ziyad b. Ebihi
B) Yezid b. Muaviye
C) II. Muaviye
D) II. Yezid
E) Mervan
8) Aşağıdakilerden hangisi son Abbasi halifesidir?
A) Mansur
B) Harun er-Reşid
C) Musta’sımBilllah
D) Nasır lidinillah
E) Mehdi
9) Aşağıdakilerden hangisi Abbasiler zamanında Horasan’da kurulan mahalli devletlerden değildir?
A) Samaniler
B) Tahiriler
C) Murabıtlar
D) Gazneliler
E) Saffariler
10) Aşağıdaki devlet-başkent eşleşmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Abbasiler-Bağdad
B) Emeviler-Dımaşk
C) Fatımiler-Kahire
D) Mervaniler-Meyyafarikin
E) Memlükler-Nişabur

22

Ağustos
2012

İLİTAM TEFSİR VİZE SORULARI

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  645 Kez Okundu

1 ) Aşağıdaki tanım hangi ilim dalını ifade etmektedir?
“İnsan gücünün yettiği kadarıyla Kur’ân-ı Kerim’de ALLAH’ın murâdını araştıran bir ilimdir”

Kur’ân

*Tefsir

Kıraat

Fıkıh

Hadis

2 ) “İşârî tefsirler, makbûl ve makbûl olmamak üzere iki gruba ayrılırlar. İşârî tefsirin makbûl olabilmesi için, verilen bâtınî mâ¬nânın sıhhat şartlarının bulunması gereklidir. Bâtın mânânın da sahih olması için şu dört şartın bulunması gerekir.” Aşağıdakilerden hangisi bu dört şarttan biri değildir?

Verilen bâtınî mânânın tek mânâ olduğunun ileri sürül¬memesi

*Hiçbiri

Başka bir yerde bu mânânın doğruluğunu te’yid eden şer’î bir şâhidin bulunması

Bâtın mânânın Kur’ân lafzının zâhir mânâsına aykırı ol¬maması

Verilen bu mânâya, şer’î veya aklî bir muârızın bulunma¬ması

3 ) Aşağıdakilerden hangisi, bir müfessirin bilmesi gerekmeyen ilimdir?

Hadîs ve hadîs usûlü ilmi

Kırâat ilmi

*Politika

Belâgat ilmi

Fıkıh ve fıkıh usûlü ilmi

4 ) Peygamber Efendimiz’e iman ederek O’nu gören ve Müslüman olarak ölen kimselere ne denir?

Mü’min

Müslüman

*Sahabî

Ensâr

Muhâcir

5 ) Tefsirlere giren “Yahûdî kaynaklı fikirler, aynı zamanda Hıristiyan kaynaklı fikirler ve bunların ikisinin karışı¬mından ibâret olan Bâtınî ve Gnostik (irfânî) fikirler”e ne ad verilir?
İsrâil kıssaları

*İsrâiliyyât

Yabancı fikirler

Yahudi ve Hıristiyan haberleri

Yanlış haberler

6 ) Aşadıdaki tefsir çeşitlerinden hangisi Mukayyed Dirâyet tefsirlerinden değildir?

Felsefî Tefsir

*Konulu Tefsir

Fennî Tefsir

İçtimaî Tefsir

Târihî Tefsir

7 ) Aşağıdaki tanımlardan hangisi “Meâl” kelimesinin en doğru tanımıdır?

Bir sözün başka bir dile tercüme edilmesine meâl denir.

Hepsi

*Bir sözün mânâsının her yönü ile aynen değil de, biraz noksanı ile ifade edilmesine meâl denir.

Kur’an’ın tam olarak açıklanmasına meâl denir.

Âyetlerin eksik olarak te’vil edilmesine meâl denir.

8 ) Hadis ilmin¬den bağımsız olarak ilk tefsirler ne zaman meydana getirilmiştir?

Hicrî üçüncü yılda

Hicrî birinci yılda

Hicretin ilk yıllarında

*Hicrî ikinci yılda

Tâbiîn döneminde

9 ) “Kur’ân’ın harfî tercümesinin ….. hususunda İslâm âlimleri icmâ ile ittifak halindedirler.” Boş yere aşağıdakilerden hangi kelime gelecektir?

Yapılabileceği

*Yapılamayacağı

mümküniyatı

Câiz olduğu

Hiçbiri

10 ) Tefsircilerin çoğunluğunun görüşüne göre, Tâbiûn Tefsirinin hükmü nedir?

*Hüccettir
Kabul edilmez
Güzeldir
Reddedilir
Sahihtir

11) Tefsirin üçüncü merhalesi, hicrî …. asırla, yani İbn Cerir et-Taberi’nin vefatıyla başlayıp, miladî …. Asra kadar devam etmiştir.” Boş yerlere hangi kelimelerin gelmesi daha uygundur?
Üçüncü/Yirminci
İkinci/Ondokuzuncu
*Dördüncü/Ondokuzuncu
Birinci/Ondokuzuncu
Dördüncü/Onsekizinci

12) Kur’ân tefsirindeki …., biri Kur’ân’ın yapısı, muhtevası ve üslûbundan, diğeri de müfessirlerin görüş, düşünce ve tavırlarından kaynaklanan iki ana sebebi bulunmaktadır.” Boş yere gelecek en uygun kelime hangisidir?
Benzerliklerin
Hiçbiri
*Farklılıkların
Eksikliklerin
Güzelliklerin

13) Aşağıdaki cümledeki boş yere hangi kelime daha uygundur?
“Kur’ân-ı Kerim’in …. Büyük bir ihtiyaç vardır.”

Tercümesine
Meâline
Türkçesine
*Tefsirine
Çevirisine

14) İnsan tefekkürünün genişlemesi, hâdiselerin çoğalması ve bunların izâhının Kur’ân nasslarının ışığında yapılmak istenmesi tefsirin boyutlarının …. Sebep olmuştur.” Boş yere gelecek en uygun kelime hangisidir?
Daralmasına
*Genişlemesine
Hepsi
Gerilemesine
Duraklamasına

15)Tefsirin Temellerinin Atıldığı Merhale, hangi merhaledir?

Üç
Beş
İki
Dört
*Bir

16)“Tefsir, lâfzın taşıdığı zâhirî mânâyı, tevil ise Bâtıni mânâyı beyan eder.” Cümlesi hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Bu cümle, tefsir ile meal arasındaki farkı gösterir
Bu cümle yanlış bir cümledir
Bu cümle güzel bir cümledir
*Bu cümle tefsir ile tevil arasındaki farkı gösterir
Bu cümle, tefsirin, tevilden üstünlüğünü gösterir

17) Kur’ân-ı Kerim ayetlerinin, Mushaf tertibine göre ayet ayet ve sure sûre tefsir edilmesine Tefsiru’l- …. Denir.” Cümlede boş yere ne gelmelidir?
Dirâyet
*Mevziî
Naklî
Me’sûr
Mevdûî

18) Irak (Kûfe) Medresesi/Ekolünün kurucusu kimdir?

Hepsi
İmam-ı Azam
Hz. Ali
*Abdullah b. Mes’ûd
Hz. Osman.

19) Şer’i bir hükmün yine şer’i bir delil ile kaldırılması nedir?

*Nesh
Mensuh
Hepsi
Mücmel
Nasih

20) Sahabeden sonra tefsir alanında en önde gelen kimseler kimlerdir?

Ensar
Muhacirler
Muhaddisler
Müfessirler
*Tabiin

HADİS USULÜ

1-Hasen hadisler hangi tür hadis kitaplarında bulunur?
Musannef
Sahih
Müsned
Hiçbiri
*Sünen
2-Aşağıdakilerden hangisi ta’dil lafızlarındandır?

Yesriku’l-hadis
Fihi makal
*Evseku’n-nas
Vadda
Zahib

3- Bir kimsenin sahabi olduğu hangi yolla bilinir?

Başka bir sahabinin bildirmesiyle
*Hepsi
Kendisinin bildirmesiyle
Tevatür yoluyla
Şöhret yoluyla

4- – Senedin bittiği yerde başlayan kısma ……. denir.
Sahabe
*Metin
Hiçbiri
İsnad
Hadis
5- Aşağıdakilerden hangisi tartışmalı öğretim yollarından değildir?

Vicâde
*Semâ
Vasiyet
Münâvele
İ’lam

6-Hocanın hadis kitabını öğrencisine elden vermesi şeklindeki tahammül yoluna ………………. denir.

Vasiyet
Kitabet
*Münavele
Sema
İcazet
7- Muhadramun kime denir?

Etbau’t-tabiini görenler
*Hz. Peygamberle aynı dönemde yaşadığı halde onunla görüşemeyen müslümanlar
Tabiunu görenler
Hz. Peygamberle aynı dönemde yaşayan gayr-i Müslimler
Sahabeyi görenler

8-Aşağıdakilerden hangisi mana ile rivayetin şartlarındandır?

Hadisten aklında kalanı nakletmek
Hiçbiri
Hadisten anladığını nakletmek
Dilin özelliklerini bilmek
Hadisten çıkardığı manayı nakletmek

9- Hadislerin usulüne uygun olarak öğrenilip öğretilmesi hangi bilim dalının konusudur?

Hadis usûlü
Hadis Şerhi
*Hadis rivayeti ilmi
Din Eğitimi
Dirayetu’l-Hadis İlmi

10- Dilbilgisi açısından hatalı olan bir hadisin hangi şekilde rivayet edilmiş olması mümkündür
Sözlü
Hiçbiri
Kapalı
*Mana ile
Yazılı
11) Şazz ve muallel olmayan hadis hangisidir?

*Sahih hadis
Hasen hadis
Zayıf hadis
Maktu hadis
Mevkuf hadis

12) Hangisi Hz. Peygamberin Kur’an-ı açıklama yollarından değildir?
Mücmel ayetleri açıklama
Müşkil ayetleri açıklama
Geniş kapsamlı hükümleri sınırlandırma
Kuranın hükümlerini hadsilerle destekleme
*Edebi yönü ağır ayetleri açıklama

13) Bir yolculuğa çıkmakta olan ya da ölüm döşeğinde bulunan bir hocanın hadis kitabını birine bırakmasına ne denir?

Vicade
Sema
Kıraat
*Vasıyyet
mukatebe

14)Aşağıdakilerden hangisi zapta yönelik cerh sebeplerindendir?

Kizb
Bid’at
*Fuhş-i galat
Cehalet
Fısk
15)Hangi alimler, Hz.Peygamber’den Kur’an-ı Kerîm dışında nakledilen ve şer’i bir delil olmaya elverişli olan söz, fiil ve takrîrlere sünnet adını verir?

Kelam alimleri
*Fıkıh Usulcüleri
Muhaddisler
Fakihler
Tarihçiler

16 ) Hangisi bid’at kapsamına girer?

Kur’an’da bulunmayan görüş
İlk Müslümanların yaptığı şey
Hz. Peygamber’in söylemediği şey
Hz. Peygamber’in yapmadığı şey
*Kur’an ve sünnetin özüne aykırı olan şey

17 ) Buhari ve Müslim’in kitapları ikisi birlikte nasıl isimlendirilir?

Mütevatir
Sahih
Müttefekun aleyh
el-Cami’us-sahih
*Sahihayn

18)Hocanın talebelerine kendi kitabındaki hadisleri okumasına …………denir.

İcazet
Kıraat
*Sema
İlam
Münavele

19)Aşağıdakilerden hangisi bazı sahabenin az hadis rivayet etme sebeplerinden değildir

Peygamber’e yalan isnad etme endişesi
Erken yaşta vefat etme
Hiçbiri
Devlet işleriyle meşguliyet
*Kendini hadis rivayetine vermeme

20)Anlamı kapalı ve açıklanması güç hadislere ne denir?

Zayıf
Hiçbiri
*Müşkil
Merdud
Mevzu

21) Aşağıdakilerden hangisi tabiundandır?
Ebu Katade
*Katade b. Diame ?
Hammad b. Seleme
Hammad b. Zeyd
Üsame b. Zeyd

22

Ağustos
2012

İLİTAM MANTIK VİZE SORULARI

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  1.828 Kez Okundu

1. Mantık, kurallarına uyulduğu takdirde zihni hata yapmaktan kurtaran bir bilimdir, şeklindeki tanımlama, mantığı neye göre tanımlamadır?
a) Konusuna göre
b) Amacına göre
c) Bölümlerine göre
d) Uygulama sahasına göre
e) Diğer bilimlerle ilişkisine göre
2. Bir şey aynı zamanda hem kendisi hem de kendisinden başkası olamaz, şeklinde ifade edilen akıl ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Özdeşlik
b) Üçüncü halin yokluğu
c) Çelişmezlik
d) Yeter sebep
e) Aynîlik
3. Yeter sebep ilkesini ilk defa formüle eden düşünür aşağıdakilerden hangisidir?
a) Leibniz
b) Aristoteles
c) Descartes
d) Platon
e) Sokrates
4. Mantığı matematik gibi simgeleştiren düşünür aşağıdakilerden hangisidir?
a) Aristoteles
b) Descartes
c) Leibniz
d) De Morgan
e) Bergson MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
5. Dedüktif akıl yürütme yerine, endüktif akıl yürütmeyi kabul eden düşünür aşağıdakilerden hangisidir?
a) Aristoteles
b) Francis Bacon
c) Descartes
d) De Morgan
e) Leibniz
6. Aşağıdakilerden hangisi gerçek bir kavram değildir?
a) İnsan
b) Varlık
c) Kaf dağı
d) Kitap
e) Ağrı dağı
7. Başka kavramlardan ayırt edilen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Somut
b) Kolektif
c) Açık
d) Seçik
e) Bağıl
8. Hem farkına vardığımız hem de ayırt edebildiğimiz kavramlara ne ad verilir?
a) Açık
b) Seçik
c) Bağıl
d) Distribütif
e) Apaçık MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
9. Aşağıdakilerden hangisi Kant tarafından bir kategori olarak kabul edilmez?
a) Nitelik
b) Nicelik
c) Görelik
d) Zaman
e) Cevher
10. Sözcük konulduğu anlamın bir bölümünü ifade ediyorsa buna ne denir?
a) Mutabakat
b) Tazammun
c) İltizam
d) Nizam
e) İlişki
11. Bir türe ait olup aynı cinsten diğer bir tür ve şahısta bulunmayan niteliğe ne denir?
a) Cins
b) Tür
c) Ayrım
d) Özgülük
e) İlinti
12. Beş tümeli ilk defa işleyen düşünür kimdir?
a) Platon
b) Sokrates
c) Porphyrios
d) Descartes
e) Empedokles MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
13. Türün bütün fertlerinde olmakla birlikte her zaman ortaya çıkmayan özgülük aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hekimlik
b) İki ayaklı olmak
c) Saçların ağarması
d) Sırtın kamburlaşması
e) İnsanın gülmesi
14. Varlık-Cismi olan-Canlı-Bitki-Çiçek-Gül şeklinde bir sıralama yaparsak, çiçek kavramının yakın cinsi ne olur?
a) Varlık
b) Bitki
c) Canlı
d) Cismi olan
e) Gül
15. İnsan iki ayaklı bir varlıktır, önermesindeki “iki ayaklı bir varlık” kavramı aşağıdaki tümellerden hangisine girer?
a) İlinti
b) Araz
c) Cins
d) Tür
e) Ayrım
16. Aşağıdaki bölmelerden hangisi mantığı ilgilendirmez?
a) Bütünün unsurlarına ayrılması
b) Bütünün tikellerine ayrılması
c) Cinsin türlerine bölünmesi
d) Türün içlemine bölünmesi
e) Türün bireylerine bölünmesi MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
17. “İnsan konuşan hayvandır” tanımı nasıl bir tanımdır?
a) İlintiyle ilgili eksik tanım
b) Özle ilgili eksik tanım
c) İlintiyle ilgili tam tanım
d) Özle ilgili tam tanım
e) Adsal tanım
18. “Bu makalede „aydın‟ terimi şu anlamda kullanılmıştır” şeklindeki bir tanım, nasıl bir tanımdır?
a) Analitik
b) Rasyonel
c) Şartlı
d) Empirik
e) Gerçek
19. Bir kavramın yakın cinsi ve özgülüğünden hareketle tanımlanmasına ne ad verilir?
a) İlintiyle ilgili eksik tanım
b) Özle ilgili eksik tanım
c) İlintiyle ilgili tam tanım
d) Özle ilgili tam tanım
e) Adsal tanım
20. Aşağıdakilerden hangisi doğal sınıflandırma içinde yer alır?
a) Hayvanları omurgalı oluşlarına göre sınıflandırma
b) Kütüphanedeki kitapları sınıflandırma
c) Eczanedeki ilaçları bir düzene koyma
d) Elbiseleri yazlık ve kışlık olarak sınıflandırma
e) Masadaki kalemleri bir düzen içine koyma MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
21. Yüklemin konuyu onayladığı önermelere ne ad verilir?
a) Olumlu
b) Olumsuz
c) Kipli
d) Sınırlandırıcı
e) Çıkarmalı
22. Aşağıdaki cümlelerden hangisi önermedir?
a) Kitabı ver
b) Bir zengin olsam
c) İnsan nasıl insan oldu?
d) Kitap oku ki üniversiteyi kazanasın
e) İnsanlar kardeştir
23. “İğne yapraklılardan olan çam, kışın yapraklarını dökmeyen bir ağaçtır” önermesi nasıl bir önermedir?
a) Bileşik
b) Özgülü
c) Bağlantılı
d) Karmaşık
e) Ekli
24. “Sadece insanlar birbirlerini öldürmeden yaşayabilirler” önermesi hangi tür önermedir?
a) Özgülü
b) Karşılaştırmalı
c) Ekli
d) Nedenli
e) Göreli MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
25. “Bilim öğretici ve mantıksaldır” önermesi hangi tür önerme içinde yer alır?
a) Bağlantılı
b) Karşılaştırmalı
c) Nedenli
d) Çıkarmalı
e) Sınırlandırıcı
26. İnsanın yazı yazarken parmaklarını oynatması, kipli önermelerden hangisine girer?
a) İmkân
b) İmkânsızlık
c) Başka şeyden kaynaklanan zorunluluk
d) Genel imkân
e) Konunun özünden kaynaklanan zorunluluk
27. Karşıtlık tümel önermeler arasında olursa bu önermelere ne denir?
a) Alt karşıtlık
b) Altık
c) Çelişik
d) Düz döndürme
e) Üst karşıtlık
28. Bir doğru önermeden yine bir doğru önerme elde etmeye ne ad verilir?
a) Eşdeğerlilik
b) Karşı değerlilik
c) Altık
d) Ters döndürme
e) Karşı olma
29. Eşdeğerlilik ilişkileri aşağıdaki önermelerden hangisinde vardır?
a) Altık
b) Çelişki
c) Ters döndürme
d) Karşı olma
e) Koşullu olma MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
30. “Her insan canlıdır” önermesinin ters döndürmesi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hiçbir insan canlı değildir
b) Her canlı olmayan insan olmayandır
c) Bütün insanlar canlıdır
d) Bazı insanlar canlıdır
e) İnsan canlıdır
31. “Bütün insanlar ölümlüdür” önermesinin düz döndürmesi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Bazı insanlar ölümlüdür
b) Her insan ölümlüdür
c) İnsan ölümlüdür
d) Bazı ölümlüler insandır
e) Bazı insanlar ölümlü değildir
32. Aşağıdaki önermelerden hangisinin ters döndürmesi olmaz?
a) Tümel olumlu
b) Tümel olumsuz
c) Tikel olumlu
d) Tikel olumsuz
e) Tümel ve tikel olumsuz
33. “Bütün için doğru olan, parçaları için de doğrudur” prensibi, hangi akıl yürütme yöntemi için geçerlidir?
a) Tümevarım
b) Tümdengelim
c) Analoji
d) Bölme
e) Hiçbiri
MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
34. Aşağıdakilerden hangisi dedüksiyonun en mükemmel şeklidir?
a) Önerme
b) Bölme
c) Kıyas
d) Kavram
e) Modalite

35. Aşağıdakilerden hangisinde bir mantık kuralı doğru olarak verilmiştir?
a) Her kıyasta büyük ve küçük terim olmak üzere 2 terim bulunmalıdır.
b) Orta terim sonuçta bulunmalıdır.
c) Sonuç daima öncüllerin zayıfına bağlıdır.
d) İki olumsuz öncülden bir sonuç çıkar.
e) Öncüller olumlu ise sonuç olumsuz olur.

36. Kıyasın 64 muhtemel modundan kaç tanesi sonuç vermez?
a) 51
b) 52
c) 53
d) 54
e) 55

37. Aşağıdakilerden hangisi, kıyas kurallarının dördüncüsü gereği sonuç vermeyen modlardan biri değildir?
a) AEA
b) AEI
c) AOA
d) AOE
e) AOO
MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
38. Ortaçağ Batı mantıkçıları kıyasın kaç şeklini ele almışlardır?
a) 1
b) 2
c) 3
d) 4
e) 5

39. Aşağıdaki kelimelerden hangisi birinci şekle ait modları gösteren bir kelime değildir?
a) Barbara
b) Darii
c) Celarent
d) Ferio
e) Cesare

40. Aşağıdaki kelimelerden hangisi dördüncü şekle ait modları gösteren bir kelime değildir?
a) Bramantip
b) Darapti
c) Camenes
d) Dimaris
e) Fesapo

41. Kıyasın modlarının kelimelerle gösterilişinde bulunan “m” harfi aşağıdakilerden hangisinin yapılacağına işaret eder?
a) Kendisinden önceki önermenin düz döndürmesinin yapılacağına.
b) Kendisinden önceki önermenin ters döndürmesinin yapılacağına
c) İrcanın yalnız saçma yolu ile yapılacağına.
d) İrca önermelerinin yer değiştirmesi gerektiğine.
e) Kendinden önceki önermenin altığının alınacağına.
MANTIK VİZE SORULARI Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi
42. Kıyasın modlarının kelimelerle gösterilişinde bulunan sesli harfler aşağıdakilerden hangisini ifade eder?
a) Sonuç veren modu.
b) Kendisinden önceki önermenin düz döndürmesinin yapılacağını.
c) Kendisinden önceki önermenin ters döndürmesinin yapılacağını.
d) Sonuç vermeyen modu.
e) Hiçbiri.

CEVAP ANAHTARI
1.B 2.C 3.A 4.D 5.B 6.C 7.D 8.E 9.D 10.B 11.D 12.C 13.E 14.B 15.A 16.A 17.D 18.C
19.C 20.A 21.A 22.E 23.D 24.A 25.A 26.C 27.E 28.A 29.C 30.B 31.D 32.C 33)B 34)C 35)C
36)D 37)E 38)C 39)E 40)B 41)D 42)A

22

Ağustos
2012

İLİTAM SİSTEMATİK KELAM VİZE SORULARI

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  1.766 Kez Okundu

1. Aşağıdakilerden hangisi İslam düşünce tarihinde Kelam ilmine verilen isimlerden birisi değildir?
a) el-Fıkhu’l-Ekber
b) Akâid İlmi
c) Ahiret İlmi
d) Tevhid İlmi
e) Usûlu’d-Dîn
2. Aşağıdakilerden hangisi Kelam ilminin faydalarından(gayelerinden) değildir?
a) Diğer dinî ilimlere temel teşkil eder
b) Doğru yolu arayanları, gerekli delilleri izah etmek suretiyle dini akidelere irşad eder; buna karşın aleyhlerine deliller getirmek suretiyle inatçıları susturur
c) Bireyin amellerinde ihlaslı olması için sağlam bir niyete ve fiillerle alakalı hükümlerde sağlam bir itikada sahip olmasını sağlar
d) Gerçek müminle münafığın ayırt edilmesini sağlar.
e) Kişiyi taklidin düşük seviyesinden yakînî imanın doruklarına ulaştırır.
3. Aşağıdakilerden hangisi Kelam ilmi ile pozitif bilimleri birbirinden ayıran özelliklerden biridir?
a) Kelamın varlığı konu edinmesi
b) Pozitif bilimlerin akli delilleri kullanması
c) Pozitif bilimlerin gözlem ve tecrübeye dayanması
d) Kelamın varlığı başlangıç ve sonu itibarıyla ele alması
e) Kelamın varlık hakkında hükümler koyması
4. Aşağıdaki isimlerden hangisi kader tartışmalarını ilk olarak başlatan kişidir?
a) Mabed el-Cühenî
b) Gaylan ed-Dımeşkî
c) Ca’d b. Dirhem
d) Cehm b. Safvan
e) Hasan el-Basrî
5. Kur’ân’ın yaratılmış olduğunu savunarak Mihne Dönemini başlatan halife aşağıdakilerden hangisidir?
a) Vâsık
b) Muaviye
c) Mu’tasım
d) Mütevekkil
e) Me’mûn
6. İtikâdî kavramların tanımlanması ve ahiretteki karşılığının belirlenmesi konuları Kelam ilminde hangi başlık altında incelenmiştir?
a) el-Mebâhisu’l-İ’tikâdiyye.
b) el-Mebâdi ve’l-Mekâsıd.
c) el-Esmâ ve’l-Ahkâm.
d) el-Esmâu’d-Dîniyye ve’l-Uhreviyye.
e) el-Ahkâmu’l-İ’tikâdiyye.
7. Aşağıdaki mezheplerden hangisi “İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve amellerden ibarettir” görüşünde değildir?
a) Selef
b) Zeydiyye
c) Mu’tezile
d) Hâricîler
e) Eş’arîler
8. Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın varlığını ispat için kullanılan aklî delillerden birisidir?
a) Mu’cize
b) Tevarüd delili
c) Fıtrat delili
d) Temanu delili
e) İmkân delili
9. Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın birliğini ispat için mu’cize delilini kullanan mütekellimdir?
a) Gazzâlî
b) Maturîdî
c) Eş’ârî
d) Cüveynî
e) Ebû Hanife
10. “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı yer ve gök (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti” ayeti, aşağıdaki tevhidi ispat delillerinden hangisi için temel olmuştur?
a) Temânu
b) Gâye
c) Nizam
d) Mu’cize
e) Tevârüd
11. Aşağıdakilerden hangisi haberî sıfatlardan değildir?
a) Yed
b) Vücud
c) İtyan
d) Nüzûl
e) Vech
12. Haberi sıfatların anlaşılması noktasında Selef âlimlerinin takip ettikleri metot aşağıdakilerden hangisidir?
a) Tecsim
b) Tevil
c) Re’y
d) Teşbih
e) Tevkif
13. Sıfatların Allah’ın zâtına yakışır bir şekilde kabul edip onların manasını tayin etmeyi sakıncalı gören ekol aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mutezile
b) Maturidiyye
c) Selef
d) Halef
e) Eş’ariyye
14. Allah’ın Selbî sıfatlarının tamamını kapsayan sıfatı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Vahdaniyet
b) Kıdem
c) Muhâlefetün li’l-Havâdîs
d) Bekâ
e) Hayat
15. Kalıtım ve kaderin birbiriyle ilgisi konusunda aşağıdaki görüşlerden hangisi ileri sürülmemiştir?
a) Kalıtım, bazı eylemlerin insandan zorunlu olarak meydana gelmesinde bir kısım roller oynayabilir,
b) Kalıtım, yanlış bir anlayıştır, çünkü henüz ispat edilmiş değildir,
c) Psikolojik verasetlerin varlığı şüphelidir,
d) Kötü huylar ve hastalıklar kalıtımla geçebilir, fakat karakterler geçemez,
e) Yaratılıştan gelme özelliklerin kalıtım yoluyla geçmesi biyolojide ele alınmamıştır.
16. Aşağıdakilerden hangisi Cebriyeciliğin doğmasında etkili olan yanlış anlamalardan biri değildir?
a) Alışkanlıkların tabii (doğal) bir etken gibi kabul edilmesi
b) Öldürülen insanın ecelinin öldürmeye bağlı olmadığının kabul edilmesi
c) Dua ve sadakanın ömrün uzatılmasında etkili olmayacağının sanılması
d) Âdet (gelenek) ve îtiyadların (alışkanlıklar) farklı kabul edilmesi
e) Allah’ın cennetlik ve cehennemlik olacak insanları önceden bilip, yazmasının bir zorlama olarak değerlendirilmesi.
17. “Mutlak gayb bilgisine sahip olma” özelliği ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
a) Peygamberler için vacip sıfattır.
b) Peygamberler için mümkün sıfattır.
c) Peygamberler için imkânsız sıfattır.
d) Peygamberlerde bulunmayan fakat sonradan elde ettiği sıfattır.
e) Peygamberlerde aklen mümkün ama var olması imkânsız sıfattır.
18. Aşağıdakilerden hangisi mucize ile sihir arasındaki farklardan değildir?
a) Mucize Allah’ın fiilidir sihir değildir.
b) Mucize sıradan sebeplerden meydana gelir, fakat sihir böyle değildir.
c) Mucize gösteren kişiler ahlak öğreticileridir, sihir yapanlar ise insanları eğlendirirler.
d) Mucizeyi tasdik etmek, sihre inanmamak şarttır.
e) Sihir olağanüstü şeylerdendir, fakat mucize değildir.
19. Aşağıdakilerden hangisi “diğer harika olaylar” kategorisinden değildir?
a) Mucize
b) İstidrac
c) Meunet
d) Keramet
e) Sihir
20. Aşağıdaki sebeplerden hangisi akıl açısından peygamber göndermenin imkânını ortaya koymaktadır?
a) Aklın kendi başına kavrayabildiği bilgilerden dolayı.
b) Aklın kendi başına kavrayamadığı bilgilerden dolayı.
c) Fizik-ötesi âleme ait bilgileri bilme zorunluluğundan dolayı
d) Nübüvveti kabul etmenin mecburi olduğundan dolayı.
e) Mutlak gerçeği bulma ve tayin etme yetisine sahip olduğundan dolayı.
21. Aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a) Peygamber göndermek zorunludur ve aklen mümkün değildir.
b) Peygamber göndermek mümkündür ve aklen zorunludur.
c) Peygamber göndermek imkânsızdır ama aklen mümkündür.
d) Peygamber göndermek zorunludur ama aklen imkânsız değildir.
e) Peygamber göndermek aklen ve fiilen zorunludur.
22. Aşağıdakilerden hangi özellik nübüvvetin niteliklerindendir?
a) Nübüvvet için belirlenmiş bir dilin olması.
b) Üstün özelliklerle donatılmış olması.
c) Nebinin Allah tarafından seçilen bir kişi olması
d) Nübüvvet makamında olan kişinin insanlara sanat ve meslek öğretimini vermesi.
e) İnsanlara Kur’an’ı talim ettirmesi.
23. Aşağıdakilerden hangisi Kilise’nin geçerli saymadığı İncillerden biri değildir?
a) Yunan İncili
b) Ermeni İncili
c) Arap İncili
d) Ebiyonitlerin İncili
e) Mısırlıların İncili
24. Aşağıdakilerden hangisi Eski Ahid’in ilk beş kitabından biri değildir?
a) Tekvin
b) Tensiye
c) Kronitliler
d) Çıkış
e) Levililer
25. “Onunla(Cibril) beraber acele ederek, dilini onunla(Kur’ân’ı okuma sebebiyle)hareket ettirme. Onu toplamak ve okumak bize aittir. Biz onu okuyunca sen okunuşunu takip et” âyeti, aşağıdaki sonuçlardan hangisine delalet eder?
a) Cibril’in Kur’ân manalarını lafza dönüştürdüğüne
b) Hz. Muhammed(sav)’in Kur’ân manalarını lafza dönüştürdüğüne
c) Hz. Muhammed(sav)’in okuma yazma bilmediğine
d) Cibril ve Hz. Muhammed(sav)’in Kur’ân lafızlarını oluşturduklarına
e) Kur’ân lafızlarının Allah tarafından belirlendiğine
26. “eş-Şâmil fî Usûli’d-Dîn” isimli eser aşağıdaki yazarlardan hangisine aittir?
a) Kâdı Abdulcebbar
b) Bağdâdî
c) Sâbûnî
d) Gazâlî
e) Cüveynî
27. Kelam ilminin temel konularının anlaşılmasına temel teşkil edecek prensiplere verilen isim aşağıdakilerden hangisidir?
a) mesâil ve mekâsıd
b) meani
c) mevazi
d) vesâil
e) mesanid
28. Aşaıdaki isimlerden hangisi “İman kalp ile tasdîk, dil ile ikrardır” görüşüne sahiptir?
a) Fahru’l-İslâm Pezdevî
b) Ebu’l-Mu’în en-Nesefî
c) İbn Hazm
d) Cehm b. Safvân
e) Ebu Ali el-Cübbâî
29. “Allah’ın cevher, cisim, araz olmaması; bir mekân ve cihet (yön) de bulunmaması; zıddı ve dengi olmaması” anlamına gelen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Cevher
b) Mümkin
c) Ehad
d) Araz
e) Vâhid
30. Varlıkları ancak nassın (Kur’an ve Hadis) haber vermesiyle bilinebilen, bir başka ifadeyle varlıklarını tespitte akıl yürütme imkânı bulunmayan yalnız haber ve işitme yoluyla sabit olan sıfatlar aşağıdakilerden hangisidir?
a) Selbî sıfatlar
b) Haberî sıfatlar
c) Sem’î sıfatlar
d) Subuti sıfatlar
e) Tenzihi sıfatlar
31. Aşağıda sıralanan ifadelerden hangisi Kur’an’a uygun düşmemektedir?
a) İnsanda kötülük baskındır, çünkü şeytan güçlüdür,
b) İnsan nefsinde iyilik eğilimi ile birlikte, kötülük eğilimi de vardır,
c) Kötülük değil, iyilik asıldır,
d) İnsanın yaratılış gayesi iyiliktir,
e) Allah, cehennemi kötülerle dolduracağına yemin etmiştir.
32. Zebur’un İbranice’deki karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Sefer Moşe
b) Sefer Tehilim
c) Mezmurlar
d) Soferim
e) Sefer Davud

CEVAPLAR
1. C 2. D 3. D 4. A 5. E 6. C 7. E 8. E 9. B 10. A
11. B 12. E 13. C 14. C 15. E 16. D 17. C 18. B 19. A
20.B  21. D 22. A 23. A 24. C 25. E 26. E 27. D 28. A
29. C 30. B 31. A 32. B

22

Ağustos
2012

İLİTAM FIKIH USULÜ DERSİ (ÖZET)

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  2.370 Kez Okundu

1.ÜNİTE

FIKIH USULÜNÜN TARİFİ

Sözlük anlamı olarak fıkhın asılları/kökleri/dayanakları anlamına gelmektedir.
1- İslami İlimlerin Doğuş Sürecinde Fıkıh ve Fıkıh Usulüne Dair Özet Bilgiler:

İnançla ilgili esasların siste matize edilmesi Akâid/kelam ilminin konusudur.
Allah’ın mesajındaki ibadet, hukuk ve benzeri konularla, yani kişinin inancının günlük yaşayışına yansımalarıyla ilgili esasların siste matize edilmesi ise fıkıh ilminin konusudur. Buna göre, fıkıh ilminin konusunu, kişinin inancının günlük yaşayışına yansımalarına, yani şer’i ameli konulara dair esaslar/hükümler teşkil eder ki bu esaslar fıkhi hüküm diye isimlendirilmektedir.
İslam kültür tarihinde, fıkhi hükümlerin şer’i delillerinden/kaynaklarından doğru bir şekilde çıkartılabilmesi için uyulması gereken kuralları belirleyip inceleyen bir metodoloji bilimi de geliştirilmiştir ki bu bilimin ismi fıkıh usulüdür. İşte fıkıh usulü bilimi, fıkhi hükümlerin şer’i delillerden elde edilişine dair kaidelerden oluşan, bütünüyle bir metodoloji bilimidir.

2-Fıkıh Kavramı Hakkında Bilgiler:

Fıkıh kelimesi Arapça kökenli olup, sözlükte bir şeyi derinlemesine ve incelikleriyle bilip kavramak anlamına gelmektedir. Yani, derinliğine araştırılarak elde edilen bilgi, sahibi tarafından pratiğe de aktarılabiliyorsa, o zaman bu bilgi “fıkıh”, bilgi sahibi de “fakih” olarak isimlendirilir.
İslam’ın inanç esaslarına ilişkin bilgiler kelam ve Akâid; ahlaki esaslara ilişkin bilgiler de genellikle ahlak ve tasavvuf bilimleri kapsamında incelenmeye başlandı. Fıkıh kavramı da İslam’daki ibadet ile hukuk konularındaki bilgileri ifade için kullanılmıştır.
İslami bir terim olarak fıkıh, şer’i ameli konulara ilişkin Allah’ın mesajını Kur’an ve Sünnet referanslı olarak inceleyen bilim dalını ifade eder. Bu ilim dalında uzman olan kişiye “fakih” denir. Fıkıh, şer’i ameli konulara ilişkin hükümleri dayandıkları tafsılî delilleriyle bilmektir.
ك ام ا لا : Hükümler elde edilişleri açısından, aklî hükümler, hissî hükümler, şer’î hükümler gibi gruplara ayrılırlar. Nitekim “İki zıt bir arada bulunmaz” hükmü gibi, akıl yoluyla elde edilen hükümlere aklî hüküm denilirken; “Ateş yakıcıdır” hükmünde olduğu gibi, duyu organları vasıtasıyla elde edilen hükümlere hissî hükümler dinilir. Eğer hükümler şer’i kaynaklar vasıtasıyla elde ediliyorsa, bu tür hükümlere ise şer’i hükümler denilmektedir.

رع ية ال ش : akli ve hissî hükümler dışarıda bırakılmış ve yalnızca şer’i hükümlerin fıkıh ilminin konusunu teşkil ettiği belirlenmiştir.

ال عم ل ية : ibadetler ve hukuki konulara dair olan hükümler ameli hükümler kapsamındadır.

ت ن باط اس : Fıkhın tarifinde bu kelimenin tercih edilmesi, fakihin fıkhi hükümlere ulaşabilmesi için ince dikkat ve çok yoğun emek sarf ettiğini bildirmeye yöneliktir.

ال ت ف ص ي ل ية ادل تھا : Tafsılî delil kavramı, her bir fıkhi hükmün ilgili olduğu fıkhi meseleyle ilgili şer’î delil anlamındadır.
Buna göre fıkıh, şer’î ameli konulara dair hükümlerin tafsılî delillerinden istinbat edilmiş olarak bilinmesidir.

İmam Azam Ebu Hanife’ye göre İtikat, ahlak, ibadet ve hukuka dair konuların hepsi fıkhın kapsamındadır.

3- Fıkıh Usulünün Tarifi:

“Usulü fıkıh, müçtehidin (fakihin) şer’i ameli hükümleri tafsıli delillerinden çıkarabilmesine yarayan kurallar bütünüdür.”

4- Fıkıh Usulünün Konusu :

Buna göre fıkıh usulünün, şer’î deliller ve hükümleri konu alan bir ilim dalı olduğu ifade edilirken, şer’î delillerin fıkhi hükümlere kaynak oluş özellikleriyle ilgilendiği kastedilmektedir. Dolayısıyla fıkıh usulü ilminin konusu, tafsılî deliller ve tafsılî delillerden çıkartılan cüz’î hükümler değil, icmali ve külli hükümlerdir.
Başlıca şer’î deliller: nakli (sem’î) deliller – aklî deliller, icmali deliller – tafsıli deliller, kat’î deliller – zannî deliller, ittifak edilen deliller – ihtilaf edilen deliller, asli deliller – fer’i deliller, müspit deliller – muzhir deliller gibi sınıflara ayrılmıştır.
Naklî Deliller: Kitap yani Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin (s.a.v.) Sünnetinden ibarettir ve İslam hukuk kültüründe bunlar nass olarak isimlendirilmektedir.
Aklî Deliller: Nakli delillerle bağlantılı olmakla birlikte aklî muhakeme ve beşeri yorumun ağırlıkta olduğu, oluşmasında müçtehitlerin katkısı bulunan delillerdir.
Bu zihni faaliyetin en kapsamlısı hiç şüphesiz kıyastır. İstihsan, istıslah, istishab, sedd-i zerai ve örf gibi deliller de bu grupta yer alır. Aklî deliller üzerinde ittifak sağlanamadığından, genellikle ihtilaf edilen deliller grubundadır.
Şer’i deliller kapsamındaki delillerden her biri, bir bütün olarak anıldığında “icmali delil”, bunların her bir olaya ilişkin cüzleri anıldığında ise “tafsıli delil” terimi kullanılır.
Cüz’î hüküm – küllî hüküm kavramları : Buna göre cüz’î hüküm, mükelleflerin herhangi bir konudaki fillerine ilişkin şer’î ameli hükümdür.
İcmalî delillere dair genel mahiyetli bu kaide veya hükümlere küllî hüküm denilmektedir. Buna göre
küllî hüküm, her biri birçok cüz’înin (tikel) hükmünü kapsamına alan genel hükümdür.
İşte fıkıh ilminin konusunun şer’î deliller ve şer’î hükümler olduğu ifade edilirken, delil ifadesiyle tafsılî (cüz’î) deliller, hüküm ifadesiyle de cüz’î hükümler kastedilmekte; fıkıh usulünün konusunun da şer’î deliller ve şer’î hükümler olduğu ifade edilirken, şer’î delil ifadesiyle icmalî deliller, şer’î hüküm ifadesiyle de külli mahiyetli kaide ve hükümler kastedilmektedir.
Sübutu zannî, delaleti kat’î bir nassla emredilen bir davranışın en üst düzey hükmünün vacip olabilir.
2.ÜNİTE
1- Fıkıh Usulünün İslami İlimler İçindeki Yeri Ve Önemi: Fıkıh usulü ilminin, İslami ilimlerin hepsiyle yakından ilgisi bulunmakla birlikte, bu ilmin yakından ilgili olduğu veya verilerini kullandığı ilimler kapsamında, başta fıkıh olmak üzere, tefsir, hadis, kelam, Arap dili ve edebiyatı bilimleri sayılır. Ayrıca özellikle hukuk mantığı tahlilleri açısından fıkıh usulü ilminin faydalandığı ilimlerden biri de mantıktır.
2- Fıkıh Usulü İlminin Doğuşu : İslami ilimler içinde erken tedvin edilen ilimlerden birisidir. Fıkıh usulü ilmine dair bize kadar ulaşan ilk sistematik kitabın, İmam Şafii’nin “er-Risale” isimli eseridir.
3- Fıkıh Usulüne Dair Klasik Literatürün Metot Açısından Tanıtımı : Fıkıh usulü literatürünün yazımında takip edilen bu üç metot Şunlardır: a- Mütekellimin Metodu, b- Fukaha Metodu, c- Bu İki Metodu Mezceden Karma Metot.
Mütekellimin Metodu : Hanefi fakihlerce fazlaca önemsenmemiştir. Genellikle kelam alimi de olan fakihlerin yazdığı fıkıh usulü kitaplarının yazımında takip edilen metoda kelamcılar (mütekellimin) metodu denildiği gibi, İmam Şafii’nin er-Risale’si bu metotla yazılan ilk kitap olması ve sonrakilere de büyük ölçüde model teşkil etmesi sebebiyle, bu metoda Şafiiyye metodu da denilmiştir.
Fukaha Metodu : Hanefi fakihler tarafından geliştirilmiş olması sebebiyle Hanefiyye metodu diye de isimlendirilmiştir. Furu’a dair örneklerden fıkıh usulü kurallarına ulaşma hedeflendiğinden, bu metot tüme varım metodu olarak da tanıtılmaktadır.
Fukaha Metoduna Göre Yazılmış Usul Kitaplarından Bazıları :
1- Ebu’l-Berekât en- / Nesefî el-Menâr : Bu eser, Hanefi fıkıh kültüründe üzerine en fazla Şerh ve haşiye yazılan fıkıh usulü kitaplarından birisidir. Bu eser aynı zamanda Hanefi ekolüne göre eğitim verilen medreselerde en fazla okutulan fıkıh usulü kitaplarından birisidir.
Karma Metot : Bu alanda üçüncü bir metod da her iki metodun mezcedilip birleştirildiği karma (memzuc) metottur.
4- Fıkıh Usulü Kitaplarının Sistematiği Hakkında Genel Bilgiler
Bazı müellifler fıkıh usulü kitaplarında, bu ilmi oluşturan kaideleri dört ana başlık altında sistematize ederek işlemektedirler. Bu ana başlıklardan birincisi, Şer’î Hüküm; ikincisi, şer’î Hükmün Kaynağı (Hakim); üçüncüsü, Hükme Konu Olan Fiiller (el-Mahkum fih); dördüncüsü ise, Mükellef ve Ehliyeti (el-Mahkumu Aleyh) şeklindedir.
3.ÜNİTE
a-Şer’î Delil ve İslam Hukukunda Kaynak Kavramı : Bir terim olarak delil ise, sağlıklı bir zihinsel işlemde araştırılan hususa dair hüküm vermeye ulaştıran veya hükmün kanıtlanmasını sağlayan vasıtaya denir. Fıkıh literatüründe “şer’î delil” genel olarak, şer’î ameli bir hükme götüren şey diye tarif edilmektedir.
Kitap, yani Kur’an-ı Kerim ile Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Sünneti İslâm’ın temel kaynağıdır. Kitap veya Sünnet’ten bir senedi bulunması halinde icmâ da bu kaynaklar arasında yer almaktadır. Bu üç şer’î delil, söz konusu özellikleri sebebiyle asli delilleri oluştururken, bunların dışındakilere fer’î deliller denilmektedir.
Asli Deliller – Fer’î (Tâlî) Deliller: Esasen şer’î delillerin, müsbit (kendisiyle yeni bir hükmün sabit olduğu) deliller ve muzhir (kendisiyle yeni bir hüküm sabit olmayıp zaten var olan bir hükmün ortaya çıkmasına vesile olan) deliller şeklindeki tasnifi de bu tasnifle ilgilidir. Buna göre Kitap, Sünnet ve icmâ müsbit şer’î deliller iken, kıyas muzhir bir şer’î delildir.
Nakli Deliller – Aklî Deliller: Nakli delil, Kitap ve Sünnet’ten ibarettir. Bu iki delil aynı zamanda nass olarak da isimlendirilmektedir. Nakli delil bir kritere göre de, oluşumunda müçtehidin herhangi bir katkısı olmayan delildir.
Lafız veya mana bakımından doğrudan vahye dayanmayan veya diğer bir anlatımla, oluşumunda müçtehidin katkısı bulunan deliller ise aklî deliller olarak isimlendirilmektedir. Kıyas, istihsan ve ıstıslah gibi deliller aklî deliller kapsamındadır.
İttifak Edilen Deliller – İhtilaf Edilen Deliller: Kitap ve Sünnet ittifak edilmiş asli delillerdendir. Sahabe icması da ittifak edilmiş deliller arasındadır.
Kat’î Deliller – Zannî Deliller: Vahy-i metluv olarak da tanımlanan Kur’an-ı Kerim bize kadar mütevatir olarak ulaştığından, sübut bakımından bütünüyle kat’îdir.
Mütevatir olarak nakledilen hadisler sübut bakımından kat’îdir; ilm-i yakin ifade eder. Âhâd hadisler ise zannidir; yani zann ifade eder. Hanefilerin tasnifindeki meşhur hadis ise, kat’îye yakın bir konumdadır; tuma’ninet yani kalp mutmainliği ifade eder ki, bu da zannilik ile katilik arasında olup, katiliğe daha yakındır.
2-NAKLİ DELİLLER
A- KİTAP
a- Kitabın Tarif ve Özellikleri : Kur’an’ın orijinal Arapça nazm ve de manasının bir arada bulunmadığı metinler Kur’an-ı Kerim sayılmaz. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’in başka dillerdeki meal ve tercümeleri Kur’an olarak isimlendirilemez.
c- Kitabın Hükümleri Açıklayış Üslubu ve Hükümlere Delaleti : Ayetlerin tamamının sübutları kat’î olduğundan, delaletleri de kat’î ise ve bağlayıcı bir şekilde hüküm bildiriyorsa, bu ayetlerle farz ve haram hükümleri sabit olur. Delaleti zannî olan ayetlerin bağlayıcılığı en üst düzey ise bunlarla da, vacib veya tahrimen mekruh hükümleri sabit olur.
B- SÜNNET
a- Sünnetin Tarifi ve Çeşitleri : Hanefi fakihlere göre ise, Sünnetin bir kısmı mütevatir, bir kısmı âhâd, bir kısmı da mütevatir ile âhâd arası (meşhur) bir seviyedeki hadîs rivayetleriyle bize kadar ulaşmıştır.
Sünnetle ilgili başka bir sınıflandırma ise, “Sünnetü’l-Hüdâ” ve “Sünnetü’z-Zevaid” şeklindeki ayırımdır. Bu ayırımın esası, Peygamber Efendimiz’den (s.a.s.) nakledilen söz, fiil ve takrirlerin, ibadet ve benzeri dînî boyutlu olup olmamasıdır. İbadet gibi dînî boyutlu olanlar “Sünnetü’l-Hüdâ” olarak vasıflandırılırken, günlük hayatın akışı içindeki davranışları (âdet-i seniyyeleri) ise, “Sünnetü’z-Zevaid” olarak vasıflandırılmıştır.
c- Sübut ve Delalet Açısından Sünnet Çeşitleri : Şafiiler başta olmak üzere bazı müçtehitlere göre âhâd hadisler, tahrim ve vücubiyet (farziyet) ifade edebilmektedir. Hanefilere göre âhâd hadislerle sabit olabilecek en üst düzey teklifi hüküm ise, vacib ve tahrimen mekruhtur.
Hanefilerce yapılan tasnifte delaletleri kat’î olan meşhur hadislerin bağlayıcılığı da en üst düzeyde ise, (Hanefilere göre) bunlarla farz ve haram seviyesinde hükümler sabit olabilir.
d- Âhâd Hadislerin Kaynak Değeri : Müçtehit imamların hepsi âhâd hadislerin hüküm istinbatında kullanılması gerektiği konusunda hem fikirdirler.
İmam Şafii, sıhhat şartlarını haiz, özellikle de senedi muttasıl olan âhâd hadislerin hüküm istinbatında kullanılacağını söylemiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel, bu konuda İmam Şafii gibi düşünmekle birlikte, senedin muttasıl olması şartını aramamış, dolayısıyla mürsel hadislerinde hüküm istinbatında kullanılacağını kabul etmiştir.
İmam Malik ise, âhâd hadis konusunda amel-i ehl-i Medine’ye uygun olmasını şart koşmuştur.
Hanefiler ise, özellikle ravinin fakih olmasını ve rivayet ettiği hadise aykırı davranmaması gibi şartlar koşmuşlardır.
e- Mürsel Hadislerin Kaynak Değeri : Hadislerin senedinde ittisali (kopma olmamasını) temel şart olarak kabul eden Şafiiler, prensip olarak mürsel hadislerin hüküm istinbatında kullanılmayacağı görüşündedirler.
Buna göre İmam Şafii’nin yine mürsel hadisleri kabul etmediği anlaşılmaktadır.
Maliki ve Hanbeliler başta olmak üzere müçtehitlerin büyük çoğunluğu mürsel hadislerin hüküm istinbatında kullanılabileceğini kabul etmektedirler.
4.ÜNİTE
a-İcmâ : Şer’î delillerden üçüncüsü icmâdır. sözlük anlamı olarak, ittifak etmek, azmetmek, mutabakat etmek gibi anlamlara gelmektedir. Fıkhi bir terim olarak, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) vefatından sonraki herhangi bir asırda, şer’î bir meselenin hükmü konusunda İslam müçtehitlerinin ittifak etmeleri anlamına gelmektedir.
Buna göre bir konudaki fikir birliğinin icmâ sayılabilmesi için, öncelikle fikir birliği edenlerin müçtehit olmaları ve de o asırda yaşayan müçtehitlerin bütününün fikir birliği içinde olmaları, müçtehitlerin İslam müçtehidi olmaları, fikir birliği edilen konunun şer’î bir meselenin (dînî) hükmü olması, bu fikir birliğinin Peygamber Efendimizin (s.a.s.) vefatından sonraki herhangi bir asırda olması şarttır. Bu beş şarttan birisinin bile bulunmaması halinde sağlanmış olan görüş birliği icmâ sayılmaz.
İcma meydana geliş şekline göre sarih icmâ ve sukûtî icmâ olmak üzere ikiye ayrılır. Herhangi bir zamanda dînî bir meselenin hükmü konusunda bütün müçtehitlerin görüşlerini teker teker açıklamasıyla oluşan fikir birliği sarih icmâ diye isimlendirmiştir. Bir veya birkaç müçtehidin görüş beyan etmesinden sonra, bu konudaki beyan edilen görüşe muttali olduktan sonra, o devirdeki diğer müçtehitlerin olumlu veya olumsuz bir görüş açıklamayıp, davranışlarıyla da muvafakat veya muhalefete işaret teşkil edecek belirti de göstermeksizin sessiz kalmaları şeklindeki tutuma, sukûtî icmâ denilmektedir. Bu tür bir ittifakın sukûtî icmâ sayılabilmesi için, görüş beyan etmeyen müçtehitlerin konuyla ilgili açıklanan görüşe muttali olmaları ve bu görüşleri inceleyebilecek kadar sürelerinin bulunması ve de görüş beyan etmelerini engelleyecek herhangi bir durumun (tehdit vb.) bulunmaması gerekmektedir.
İcmanın muteber olabilmesi için, icmâ ile ulaşılan hükmün, Kur’an-ı Kerim veya Peygamber Efendimizin (s.a.s.) sünnetinden bir dayanağı olması gerekir ki buna icmânın senedi denir.
İcmanın gerçekleşmiş sayılabilmesi için, icmâ edilen konuda görüş bildiren müçtehitlerin hepsinin ölene kadar görüşünde ısrar etmiş olmaları gerekir.
b-Kıyas : Şer’î delillerden dördüncüsü kıyastır. Sözlükte bir şeyi diğer bir şey ile ölçmek, çeşitli açılardan karşılaştırmak anlamına gelen kıyas, bir hukuk terimi olarak ise, hakkında nass bulunmayan bir fıkhi mesele hakkında, aralarındaki ortak illet sebebiyle hakkında nass bulunan meselenin hükmünü vermektir/sabit görmektir.
Aslın hükmünün dayandığı illetin akılla kavranabilir olduğu fıkhi konular “ta’lili” konular olarak isimlendirilirken, hükmün illetinin akılla kavranamadığı fıkhi konular ise, “taabbudi” konular olarak isimlendirilir.
Buna göre nasslarda belirtilen hükmün dayandığı illetin akılla kavranamadığı konularda kıyas yapılamaz.
Kıyas yapılabilecek fıkhi konular genellikle muamelatla ilgili konulardır.
Bütünüyle içtihadi bir faaliyet olan kıyas işlemi, nasslardaki hükümlere illet olmaya elverişli vasfın tespit edilip çıkartılması (tahricu’l-menat), illet olmaya elverişli gibi görünen başka vasıfların ayıklanması (tenkıhu’l-menat) ve bu illetin fer’de de bütünüyle mevcut olduğunu ortaya koyabilmek için yapılan içtihatlar (tahkiku’l-menat) sonucunda, asıl ile fer’in aslın hükmünün illeti konusunda eşit olduğu kanaatine varmalarıyla, aslın hükmünü fer’de de sabit görmeleri suretiyle yapılmaktadır/sonuçlandırılmaktadır.
Aslın hükmüne dayanak teşkil etmeye elverişli gibi görünen vasıfların ayıklanması kapsamında, illet, hikmet ve sebep kavramları arasındaki farkların bilinmesi konumuz açısından son derece önemlidir. Tariflerden de anlaşılacağı gibi bu kavramlardan en geniş kapsamlısı sebeptir.
Esasen kıyasla yeni bir hüküm sabit olmayıp, mevcut şer’î hükmün ortaya çıkartılması söz konusudur. Bundan dolayı, kıyas müsbit bir delil değil, muzhir bir delil olarak kabul edilmiştir.
İslam hukuk tarihinde fakihlerin büyük çoğunluğu kıyası muteber bir şer’î delil olarak kabul etmekle birlikte, Zahiriler ve bir kısım Şiiler başta olmak üzere bazı fakihler çeşitli gerekçelerden dolayı kıyası reddetmişlerdir.
5.ÜNİTE
İSTİHSAN VE İSTİSLAH
A- İSTİHSAN
1) Tarifi ve Kapsamı : İstihsan delili, taşıdığı mana itibariyle uygulaması sahabe döneminden beri var ise de, bu isim altında delil olarak ilk kullanan Ebu Hanife ve öğrencileri olmuştur.
Lugatda bir şeyi güzel görmek ve güzel bulmak anlamına gelmektedir.
Terim olarak, “Kolaylık için zorluğu terk etmektir.” Dinde de asıl olan budur.
2) İstihsanın Çeşitleri : istihsan altı çeşitdir:
a) Nas Sebebiyle İstihsan : Bir meselede hususi bir nas bulunuyor, bu nas yerleşik genel kuralın aksine bir hüküm ihtiva ediyorsa, bu çeşit bir istihsan ortaya çıkar. Orucun bozulması konusunda genel hüküm bir şey yenilip içildiğinde orucun bozulmasıdır. Ancak unutularak yenildiğinde orucun bozulmayacağına dair bir hadis bulunduğu için bu durum yerleşik kuraldan istisna edilmiştir.
b) İcma Sebebiyle İstihsan : Genel kurala aykırı olarak verilen bir hükümde müçtehidlerin ittifak edip ses çıkarmamalarıdır. Hamamlardan belli bir ücretle girilip isifade edilmesi bu çeşit istihsana bir örnek teşkil eder.
c) Örf Sebebiyle İstihsan : İnsanların yerleşik kurala aykırı düşen bir uygulamayı örf haline getirmeleri bu çeşit bir istihsan ortaya çıkarır. Taşınabilen menkul mallar vakfedildiğinde, ebedilik vasfını taşımadığı için genel hüküm olarak vakfına cevaz verilmemiştir. Ancak halkın kitap ve benzeri bazı malları vakfetmeyi örf haline getirdiğinden, istihsanen yani genel kurala aykırı olarak cevaz verilmiştir.
d) Maslahat Sebebiyle İstihsan : Bir maslahat, genel hükümden istisna yapmayı gerektiriyorsa bu çeşit bir istihsan şekli ortaya çıkar.
e) Zaruret Sebebiyle İstihsan : Kaçınılması mümkün olmayan zaruret halinde, genel kuralın terk edilip kolay olanın alınması zaruretle istihsandır. Yırtıcı kuşlar havadan gelip suyu kirlettikleri ve dolayısıyla onlardan kaçınma imkanı olmadığı için zaruretden dolayı necis sayılmamıştır.
f) Kapalı Kıyas Sebebiyle İstihsan : Bu çeşit istihsan, biri açık diğeri kapalı birbiri ile çatışan iki çeşit kıyasın olduğu meselelerdir.
3- İstihsanın Delil Değeri : Aslında istihsan, müctehidin bir hükmü daha kuvvetli bir delile dayandığı kanaatine vardığı bir başka hüküm sebebiyle terk etmesidir.
Bu bakımdan en çok Hanefi ve Malikilerin kullandığı istihsan delilini, Hanbelî ve Şafiiler de kullanmışlardır.
B- İSTİSLAH (MESALİH-İ MÜRSELE)
1) Tarifi ve Kapsamı : Maslahat, “bir yararı sağlama ve bir zararı defetme” anlamına gelmektedir. Nitekim “Def‟i mefasid celb-i menafi‟den evladır” (Mecelle, md. 30) şeklinde Mecelle‟nin başında bulunan küllî kaidelerin içinde yer almaktadır.
Dinî hükümler, kulların dünyevi ve uhrevi menfaatlerini sağlama, onları dünya ve ahrette zarardan koruma gayesiyle konmuştur. Ancak Kur‟an ve Sünnet‟te tüm olayların hükmü, özel olarak belirlenmediği, bazen icma ve kıyasta da çözüm bulunmadığı zaman, yeni meselelerin hükmü naslardan çıkarılan genel ilkelere göre verilir. İşte bu hükmü vermede esas alınan maslahata “mesalih-i mürsele”, bu yönteme de “istislah” denilmektedir.
İslam hukukunda maslahatlar üç kısımda değerlendirilir:
a) Muteber Maslahatlar : Bunlar, Şâri‟/Kanun koyucu‟nun meşru kılarak muteber saydığı ve buna açıkça belirttiği maslahatlardır. Din, Can, Akıl, Mal ve Irzın korunması, bütün hukukî sistemlerde kabul edilen maslahatlardır.
b) Mülgâ Maslahatlar : Kanun koyucunun sarih bir şekilde muteber sayılmayacağını açıkladığı ve geçersiz saydığı maslahatlardır. Bu hükümler tercih edilemeyeceği gibi, bunlara kıyas ta yapılamaz. Böyle hükümlerde ilk anda bir menfaat görülse de sonuçtaki zararı daha fazla olduğu için geçersiz sayılmıştır. Dolayısıyla faiz yoluyla malın arttırılması meşru bir yol olarak kabul edilmemiştir.
c) Mürsel Maslahatlar : İtibar ve ilgasına dair bir delil bulunmayan, alimlerin ictihadına bırakılmış maslahatlardır. Hz. Ebu Bekir‟in halifeliği döneminde Kur‟an‟ın bir kitapta toplanması gibi.
2) Mesalih-i Mürselenin Kaynak Değeri : Mesalih-i mürseleyi, daha çok Malikilerin kullandığı bilinmekdir. Fer‟î bir delil olarak özellikle İmam Malik kullanmıştır. Ondan sonra en çok kullanan ise Ahmed b. Hanbel‟dir.
İbadetler ile ilgili konularda maslahatın delil olarak kullanılamayacağı hususunda, mezhepler arasında ittifak vardır. Çünkü ibadetler, ictihad ve re‟yin cereyan etmediği, ancak vahiy yoluyla anlaşılabilecek hususlardır.
3) Mesalih-i Mürsele İle Hüküm Vermenin Şartları : Mesalih-i mürsele ile hüküm vermenin şartlarını şöyle özetleyebiliriz:
a) Maslahat, şer’î bir delil tarafından geçersiz sayılmamalı.
b) Maslahatın varlığından emin olunmalı.
c) Maslahat genel olmalı.
d) Maslahat mahiyet itibariyle ma’kul, yani anlaşılabilir olmalı.
e) Maslahat, zaruri bir esasın korunması veya bir güçlüğün kaldırılmasını temin etmeli.
Özet
İstihsan, nas, icma, maslahat, örf ve zaruret sebebiyle genel hükümden yapılan bir istisnadır.
6.ÜNİTE
A- ÖRF VE ADET
1) Tarifi ve Çeşitleri : Örf, toplumun çoğunluğunun benimseyip alışkanlık haline getirdiği, red ve inkar etmediği söz ve fiillerdir. Örfün Kısımları :
a- Ameli örf : İnsanların bir fiili adet haline getirmesidir ki, bazı alimler amelî örfü adet anlamında kullanmışlardır.
b- Kavlî örf : Bir kelimenin lugattaki manasının dışında, belli bir anlamda kullanılmasıdır.
c- Şer’î örf : Bir kelimenin hukukî olarak hususî bir manaya kullanılmasıdır: Salat, zekat, hac, abdest, namaz ve oruç gibi kelimeler böyledir.
Amelî ve sözlü örf bütün İslam ülkesinde yaygınlaşırsa bu genel örf olur. “Talak” kelimesinin boşanma karşılığı kullanılması gibi. Sadece bir ülkede veya bir beldede örf haline gelirse buna da hususi örf denilir. Ülkemizde “şart” kelimesinin boşanma karşılığı kullanılması gibi.
d- Sahih örf : Naslara muhalif olmayan muteber bir maslahata da engel teşkil etmeyen örftür.
e- Fasid örf : Naslara muhalif olan ve muteber maslahatın gerçekleşmesine mani olan örftür. Dinimizin haram kıldığı muamele şekilleri bu kısma girer. Bunların örf haline gelmesi onlara hiçbir zaman meşruiyet kazandırmaz
2- Örfün Geçerlilik Şartları
a) Yerleşik ve yaygın olması
b) Hükme dayanak olacak örfün daha önce mevcut olması
c) Örfün aksini ifade eden açık bir ifade beyanının bulunmaması
d) Örfün şerî naslara ve İslam hukukunun genel ilkelerine aykırı olmaması
3) Örfün Kaynak Değeri : Örf delili, klasik fıkıh usulü kitaplarında kaynaklar arasında yer almayıp, istihsan ve istislah delillerinin alt başlığı olarak işlevini yerine getirmiştir. Ancak daha sonra kaleme alınan eserlerde ise ferî kaynaklar arasında yerini almıştır.
Ancak İslam’ın genel hükümlerine aykırı olan örflerin meşru sayılması söz konusu olamaz.
B- İSTİSHAB
1) Tarifi ve Çeşitleri : İstishab, daha önceden varlığı bilinen bir durumun, aksine bir delil bulunmadıkça, varlığını koruduğuna hükmedilmelidir. İstishab delili, İslam hukukunun beş ana ilkesinden birisi olan, “Şek ile yakîn zâil olmaz” kaidesine dayanmaktadır.
İstishab, genelde üç kısımda değerlendirilir:
a) İbâhe-i Asliyye İstishabı : Haramlığına bir delil bulunmadığı sürece faydalı yiyecek ve gıda maddelerinden istifadenin caiz olmasıdır. Çünkü “Eşyada asıl olan mübahlıktır” ilkesinde alimler ittifak etmişlerdir.
b) Berâet-i Zimmet İstishabı: Bir kimsenin borçlu veya suçlu olduğuna dair bir delil bulunmadıkça, borçsuz ve suçsuz olduğuna hükmedilir.
c) Vasıf İstishabı: Hukuken varlığı kabul edilen bir hükmün sebebinin ortadan kalktığı ispat edilmediği sürece, sübutunun devamına hükmedilir.
2) İstishabın Delil Değeri : İstishab, yeni bir hüküm ortaya koymaz. Ancak daha önceden var olan bir hükmün varlığını koruduğunun tespitine istishab diyoruz. Bu bakımdan istishab, aslî ve ferî deliller için de istishabın en son baş vurulacak bir delil olduğu vurgulanmıştır.
Hanefiler, istishabı sadece red ve def konusunda, yani istihkakı men hususunda bir delil kabul ederler. Onlara göre istishab, bir hüccet-i dafia olup bir hükmü ispat hususunda delil değildir.
3) Mecelle’de İstishabla İlgili Külli Kaideler : Mecelle’nin başında yer alan külli kaideler içerisinde istishab deliline dayanan bazı ilkeler bulunmaktadır. Bunları şöylece sıralayabiliriz:
a) “Şek ile yakin zail olmaz”
b) “Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır”
c) “Berâet-i zimmet asıldır”
d) “Sıfat-ı ârızada asıl olan ademdir”
e) “Bir zamanda sabit olan şeyin hilâfına delil olmadıkça bekâsıyla hükmolunur”
7.ÜNİTE
B- ŞERU’ MEN KABLENA (İSLÂM ÖNCESİ ŞERİATLAR)
İnsanlığa gönderilen son Peygamber Hz. Muhammed (sav)’den önceki peygamberler vasıtasıyla gönderdiği dinî hükümlere Şeru’ men kablena/İslâm öncesi şeriatlar diyoruz. iki kısma ayrılır:
1) Kur’an-ı Kerim’de ve Sünnet’te yer almayan hükümler: Bunların bağlayıcı olmadığı hususunda ittifak edilmiştir.
2) Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’te yer alan hükümler: Bu hükümler ise üç ayrı kısımda değerlendirilmektedir.
a) Kur’an ve Sünnet’te geçmekle birlikte bizden öncekilere mahsus olduğu ve bizim için geçerli olmadığı açık bir şekilde ifade edilen hükümlerdir.
b) Bizden öncekilere farz kılındığı halde, bizim için de geçerli olduğu Kur’an ve Sünnet’te açık bir şekilde ifade edilen hükümlerdir. Bu hükümlerin bizim için de geçerli ve bağlayıcı olduğu hususunda ihtilaf yoktur.
c) Kur’an ve Sünnet’te bizden öncekilere meşru olduğu belirtilen, ancak bizim hakkımızda hükmün devam ettiğine veya kaldırıldığına dair bir ifade yer almayan hükümlerdir.
C- SEDD-İ ZERÂİ’
1) Tarifi ve Çeşitleri : Sedd-i Zerâi’ ise, “mefsedete götüren yolların kapatılması” anlamına gelmektedir.
İslam, bir şeyi kötü ve zararlı görüp yasakladıktan sonra, ona götüren vasıta ve davranışları da yasaklar.
Bu açıdan kulun fiilleri şu şekilde değerlendirilir:
a) Mahiyeti itibariyle mefsedete, kötülüğe götüren fiiller: adam öldürme, zina, içki içme ve iftira gibi
b) Mahiyeti itibariyle mefsedet olmayan, ancak bazı durumlarda kötülüğe götüren fiiller: Asıl Sedd-i Zerâi’nin konusu olan bu fiillerdir, bunlar üç kısımda değerlendirilir.
1- Aslen caiz olmakla birlikte, nadiren kötülüğe yol açan fiiller: Üzümün sarhoşluk veren içki yapılmasında kullanılma ihtimalinden dolayı bağcılık ve üzüm satışı yasaklanamaz.
2- Kötülüğe ve harama yol açması kesin olan fiiller: Şarap imalatçısına üzüm satmak, kumarhane işletene iş yerini kiraya vermek gibi fiillerdir.
3- Kötülüğe ve harama yol açması muhtemel olan davranışlar: Faizli bir muamelede bulunmak için alış-verişin vesile olarak kullanılması ki, buna “Bey’u’l-İyne” denilmektedir.
2) Sedd-i Zerâi’nin Kaynak Değeri : Sedd-i Zerâi delilini bütün fakihler prensip olarak benimsemekle birlikte, uygulamada mezhebler arasında bazı farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Hanefi ve Şafiiler objektif delilleri ve şeklî şartları esas aldıkları için, kesin veya çok kuvvetli sebep-sonuç ilişkisi olmadan Sedd-i Zerâi ilkesini işletme cihetine gitmemişlerdir. Maliki ve Hanbeliler ise aksi görüşte olup, harama vesile olma ihtimali ortaya çıkınca, o fiili yasaklama cihetine gitmişlerdir. Bu delili bütün fakihler kabul etmekle birlikte, ilkenin yorum ve uygulamasında bazı farklı değerlendirmeler bulunmaktadır.
Özet : Sedd-i Zerai’, mefsedete götüren vesilelerin yasaklanıp, kötülüğe alet olmalarının önlenmesidir. Aslında helal ve caiz olan bir fiilin kötülüğe vasıta olmasından dolayı yasaklanmasıdır.
8.ÜNİTE
1) Zaruriyyât : Zaruriyyât, fert ve toplumun varlığını koruyabilmesi için ihtiyaç duyduğu değerlerdir. Zaruriyyât, fakihlerin ittifakıyla sırasıyla beş şeyin korunmasıdır. Dinin korunması, canın korunması, aklın korunması, neslin korunması ve malın korunmasıdır.
2) Hâciyyât : Hâciyyât, insanların yaşantılarını kolaylık içinde sıkıntıya düşmeden sürdürebilmeleri için muhtaç oldukları düzenlemelerdir. Bunların bulunmaması halinde hayat devam eder. Ancak sıkıntı, meşakkat ve zorluklarla karşılaşılır. Hasta ve yolcunun oruç tutmamalarına müsaade edilmiş, bazı hallerde abdest yerine teyemmüm meşru kılınmıştır.
3) Tahsiniyyât : Zaruriyyât ve Hâciyyât seviyesine ulaşamayan, fakat tezyin, kolaylık ve güzellik için olan şeylerdir. O halde Tahsiniyyât, güzel ahlak ve adetlere uygun düşen iyi ve faziletli olma gayesine yönelik olan davranışlardır. Genelde yapılması mendub olan ameller bu gruba girer.
Özet : Modern hukukta gaye problemi başlığı altında işlenen hukukun gayesi, İslam hukukunda makasıdu’ş-şeria’ adıyla ele alınıp değerlendirilmiştir.
9.ÜNİTE
A- NESİH
1) Tarifi : Lugatta izale etmek manasına gelir. Fıkıh usulünde ise şerî bir hükmü, kendisinden sonraki şerî bir delil ile kaldırmaktır. İlk hükme “Mensuh”, sonraki delile “Nâsih”, bu kaldırma işlemine de “Nesih” denilmektedir.
Kur’an’da Nesih vardır. Neshin en açık örneklerinden birisi, kıblenin değişmesidir. (Burada önceki hüküm tamamen kaldırıldığı için külli bir nesih vardır )
Nesih, ancak Hz. Peygamber hayatta iken yapılabilir. Onun vefatından sonra Kur’an ve Sünnet’te nesih olamaz.
2) Nesih ve Tahsis : İlk bakışta kısmî nesih ile tahsis aynı gibi gözükebilir. Çünkü tahsis, âmmın hükmünü, bazı fertlerden kaldırır. Kısmî nesihte de hüküm bir kısmından kaldırılmaktadır. Ancak aralarında önemli bir fark vardır.
Nesihte hüküm başta bütün fertleri içine alır. Sonradan nesh edici bir delille bazı fertlerden kaldırılır. Tahsiste ise hüküm başlangıçtan beri sadece âmmın bazı fertleriyle ilgilidir.
3) Neshin Çeşitleri
Nesih, bazen sarih ve açık olur. Bir hükmün kaldırıldığı açıkça belirtilir. Kabir ziyareti gibi..
Bazen de nesih dolaylı olur. Nesh olduğu açıkça belirtilmemekte birlikte, iki nas yan yana getirildiğinde bu durum açıkça anlaşılır. İddetin bir yıl olduğu dolaylı nesihe örnektir.
Nesih aslî hükümlerde olmaz. Ancak değişim kabul edebilen ferî hükümlerde olabilir.
B- TEÂRUZ VE TERCİH ( ÇELİŞKİ )
1) Tarifi
Teâruz, delillerden ikisinin görünüşte birbiriyle çelişkili bir hükmü ihtiva etmesidir. Aslında şerî deliller hiçbir zaman birbiriyle teâruz etmezler. Aralarında var gibi görülen zıtlık müctehidin nazarındadır ve görünüştedir.
Teâruz olabilmesi için iki delilin de aynı kuvvette olması şarttır. Kur’an’dan iki ayet veya Sünnet’ten iki hadis gibi. Bu durumda müctehid, iki nassın nüzûl veya vürûd tarihlerini araştırır. Tarihler tespit edilirse, sonraki ayet önceki ayeti neshetmiş olur.
2) Teâruzu Giderme Yolları
1- Kitap ile Sünnet arasında teâruz olsa, kitap tercih edilir.
2- İki Sünnet arasında teâruz bulunsa, meşhur Sünnet meşhur olmayana tercih edilir.
3- İki haber-i vahid arasında teâruz varsa, ravisi fakih olan, diğerine tercih olunur.
4- Naslar arasındaki teâruz olursa, geliş tarihleri araştırılır. Birisinin diğerinden önce olduğu tespit edilirse, sonraki öncekini nesheder.
5- Tercih: İki nassın geliş tarihleri tespit edilemezse, tercih metodlarına göre nasların birisi tercih edilir. Buna göre, muhkem müfessere; müfesser nassa veya zahire tercih edilir. Delâlet şekillerinden ibarenin delâleti, işaretin delâletine; işaretin delâleti, nassın delâletine ve iktizaya tercih edilir. Haram kılmaya delâlet eden nas, mübah kılmaya delâlet eden nassa tercih edilir. Çünkü haramdan uzak durmak, mübahı işlemekten daha üstündür.
6- Cem ve Tevfîk/Uzlaştırma: İki nastan birisini diğerine tercih edebilecek bir müreccih de yoksa, o zaman bu iki nas uzlaştırma yoluna gidilir.
7- Teâruz eden iki nas arasında uzlaştırma imkanı da olmazsa, o zaman müctehid bunları delil olarak kullanmaktan vaz geçer ve daha aşağı derecedeki başka delille istidlal eder. Teâruz iki ayet arasında ise bu durumda ayeti bırakıp Sünnetle istidlal edebilir.
C- İCTİHAD
1- İctihad ve Müctehidin Tarifi : İctihad, bir şeyi elde etmek için güç ve çaba harcamak anlamına gelen Arapça “cehd” kökünden gelmektedir. Istılahta ise, müctehidin şerî, amelî hükümleri muayyen delillerden elde etmek için bütün gücünü sarf etmesidir.
İçtihadın açılımını yapacak olursak karşımıza dört ana unsur çıkar:
1- Şerî bir meseleyi anlamaya çalışan kimsenin müctehid olması
2- Müctehidin meseleyi iyice kavramak için bütün gücünü harcaması.
3- Müctehidin bu gayreti, şerî ve amelî hükümleri anlamak için göstermesi
4- İctihadın, muayyen delillerden istınbat yoluyla, usul kaidelerine riayet edilerek yapılması. Buna göre bir meseleyi kitaplardan veya alimlerden sorarak öğrenmek ictihad değildir.
Müctehid ise, gerekli şartları taşıyan ve ictihad melekesine sahip olan kimsedir.
2- Müctehidde Bulunması Gereken Şartlar
a) Arapçayı Bilmek
b) Kur’an-ı Kerim’i Bilmek :
1- Ahkâmu’l-Kur’an : Ahkam ayetlerinin bir araya toplandığı özel kitaplardır. Cessâs’ın ve İbnu’l-Arabî’nin Ahkâmu’l-Kur’anları buna örnek olarak verilebilir
c) Sünnet’i Bilmek:
1- Kütüb-ü Sitte: Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei ve İbni Mâce adlı altı hadis kitabını kapsar.
d) İcma Edilen Hükümleri Bilmek : Çünkü icmaa aykırı ictihatta bulunmak caiz değildir.
e) Fıkıh Usulünü Bilmek
f) İctihada Fıtraten Kabiliyetli Olmak
g) İslam Hukuku’nun Ana Gayelerini (Makasıdü’ş-Şeria) Bilmek
h) İyi Niyetli ve Âdil Olmak
3) İctihadın Belli Bir zamanla Sınırlandırılması : Hicrî dördüncü asırdan itibaren ictihad kapısının kapandığını ileri süren fukahanın özellikle kendi dönemlerinde ictihadda büyük bir anarşi gördükleri için böyle bir kanaate vardıkları kaydedilmiştir.
Şatıbî’ye göre ise ictihad iki kısımdır: Birincisi kıyamete kadar devam edecek olan ictihaddır. Bu, üzerinde ittifak edilen illetin furu meselede aynen bulunup bulunmadığının belirlenmesi işlemini ifade eden Tahkîku’l-Menât’tır. Bu çeşit bir ictihadın her hâkim, müftü ve hatta mükellefte olması tabiidir. İkincisi ise Tenkîhu’l-Menât’tır ki, hükmün konulmasına esas olan vasfın ictihad yoluyla diğerlerinden ayıklanıp ortaya konulmasıdır. Bu ikinci çeşit ictihadın kesilme ihtimali bulunmaktadır.
4) İctihadın Alanı ve Hükmü : Hakkında kati ve sarih delil olan konularda yeniden ictihad yapılamaz. Namaz, oruç, hac ve zekatın farziyeti, hırsızlık ve zinanın haramlığı gibi.
İctihadlar, aynı derecede zannî deliller olduğundan, naslara muhalif olmadıkça, biriyle diğerini nakzetmek caiz olmaz. Bir müctehid bir başka müctehidin ictihadını nakzedemediği gibi, kendisinin evvelki ictihadını da nakzedemez. Yani geçersiz sayamaz.
Müctehid, verdiği hüküm ister isabetli isterse isabetsiz olsun, ictihadından dolayı sevab kazanır. Ancak isabet etmişse, gayretinden ve isabetinden dolayı iki sevab, isabet etmemişse sırf gayretinden dolayı bir sevab kazanır.
5) İctihadın Bölünmesi (Tecezzi) ve Şûra Tarzında İctihad : İctihadın tecezzi edebileceği, yani fakihin belli bir konuda ihtisaslaşıp ictihad yapabilmesidir. Mesela bir kimsenin mirasa dair olan bütün delilleri, ayetleri, hadisleri ve fakihlerin görüşlerini öğrenip o konuda görüş beyan edebilecek seviyeye gelmesidir.
10.ÜNİTE
EHLİYET
İslam dininde hukuk (fıkıh) insanların hem Allah‟la hem de birbirleriyle münasebetlerini tanzimi ihtiva eder.
Hukuki anlamda şahıs hak sahibi olabilen ve haklardan yararlanabilen varlık anlamını ifade eder. Çünkü haklar şahıslar için vardır. Zaten sahipsiz bir hak düşünülemez. Şahıslar da hakiki ve hükmü olmak üzere iki grupta değerlendirilir ve insan için hakiki şahıs ifadesi kullanılır.
Hakiki şahıs zimmet sahidir. Zimmet şahsın hak ve sorumluluklara salahiyetli olmasını ifade eder. Hak ve sorumluluklara salahiyetli olması keyfiyeti ise ehliyetle ilgilidir.
Ehliyetle ilgili kavramlar zimmet ve akıldır. Zimmet vücub ehliyetiyle, akıl ise eda ehliyetiyle ilgilidir
1. Vücub Ehliyeti: Vücub ehliyeti zimmet ile hâsıl olur. Zimmet insana özgüdür ve kişinin lehine ve aleyhine sabit olan hukuka salahiyetli olmasını ifade eder. Zimmetin başlangıcı canlı, hayat, hayatta olmak (hamileliğin tespiti), sonu ise ölümdür.
Vücub ehliyetinin kriteri canlı olmak (hayat) olduğu için eda ehliyetinin kriteri olan akılla irtibatı yoktur. Başka bir anlatımla vücub ehliyeti kişilerin akıllı veya deli olmasına göre değişkenlik göstermez.
1.1. Cenin Dönemi ( Hamilelikten Doğuma Kadar olan zaman ): İslam hukukunda cenin bir yönüyle annenin bir parçası olarak, diğer yönüyle ise müstakil bir hayata sahip kişi olarak değerlendirilir. Birinci yönüyle zimmet ve ehliyet sahibi kabul edilmezken, ikinci yönüyle aleyhine olmayan, lehine olan hususlarda haklara sahip ve ehil olmaktadır. Cenin vücup ehliyetine nakıs olarak haizdir. Mutlak zimmete sahip olması doğumdan itibarendir.
Cenin dönemindeki çocuğun dini ve cezai sorumluluğu yoktur. Ayrıca aleyhine olan haklarda mali sorumluluğu bulunmaz. Bununla beraber cenin irade beyanına ihtiyaç duyulmayan mali haklara sahiptir.
Ceninin anne karnından düşmesine sebep olan kişiler gurre denilen diyetle yükümlü tutulur.
1.2. Doğum ve Ölüm : Ceninin vücub ehliyeti nakıs olmasına karşın, sağ olarak doğduğu andan itibaren tam vücub ehliyetine haiz kabul edilir. Tam vücub ehliyetinin sona ermesi sadece ölümle meydana gelir.
İslam hukukuna göre ölüm takdiri, hükmi ve hakiki olmak üzere üç grupta değerlendirilir. Cenin hayatına takdiri hayat denildiği gibi herhangi bir sebeple uzuvları teşekkül etmiş bir ceninin ölü olarak düşmesi takdiri ölüm olarak isimlendirilir. Hükmi ölüm kayıp kimse (mefkud) hakkında hakim tarafından verilecek hükümle belirlenecek ölüm durumudur. İrtidat edip darı harbe iltihak eden hakkında verilen hüküm de aynı kategoride değerlendirilir. Hakiki ölüm ise bir kimsenin gerçekten vefat etmesi ile ortaya çıkan ölüm şeklidir.
2. Eda Ehliyeti : İslam hukuk usulünde eda ehliyeti insanın teklife mahal hale gelebilmesi ve yaptığı ha-reketlerinden dolayı sorumlu tutulabilmesini ifade eder. Sorumlu olmada da akıl ve irade en önemli unsurdur. Bu özelliğiyle akıl ve irade hem ahlaki hem de hukuki sorumluluğun kaynağını teşkil eder.
İslam hukuku açısından ehliyet hem Allah haklarında hem de insan (kul) haklarında geçerlidir. Bu özelliğiyle ehliyet üç grupta toplamak mümkündür:
a. İman ve ibadet ehliyeti: Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah gibi hükümler bu tür hükümlerle ilgilidir. Diğer bir yönüyle dini hükümler imana tabidir, şahit aranmaz, özür ve mazeret geçerlidir, azimet ve ruhsat dini hükümlerle ilgilidir ve en önemli özelliğiyle niyet esastır
b. Muamele ve tasarruf ehliyeti: İslam hukuk metodolojisinde zimmet kavramı ilzam ve iltizama salahiyetli olmayı ifade eder. Mali muamelelerde temel kural, insanın özgür oluşudur. Bu tür haklar kul hakları kapsamında mütalaa edilir.
c. Ceza ehliyeti: eşyada asıl olan mubah olmak, can, namus ve mallarda ise asıl olan haram olmaktır. Bu tür haklar kaynağını insan olmaktan alır ve bu haklar Allah‟ın bir lütfu olarak değerlendirilir. Dünyevi cezaların bir kısmı malla, bir kısmı ise bedenle ilgilidir. Mali cezalar kişinin akıl ve iradesine bağlı değildir. Bedeni cezaya ehil olması için ise akıl ve buluğ şartı gerekir.
2.1. Temyiz öncesi dönem : Temyiz öncesi dönem çocuğun sağ olarak doğmasından temyiz dönemine kadar olan süreyi tanımlar. Bazı hadislerden istidlalle temyiz dönemi genellikle yedi yaş olarak belirlenir. Bu dönem gayri mümeyyiz çocuk olarak isimlendirilir.
Gayri mümeyyiz çocuğun Allah haklarında başkası tarafından eda edilebilen haklar velisi tarafından ifa edilir. Başkası tarafından ifa edilemeyen ibadetlerde ise dini bir mükellefiyeti bulunmaz.
Gayri mümeyyiz çocuk bedeni cezaya mahkum edilmez. Yalnız başkasının malına ve canına verdiği zararlar tazmin edilir.
2.2. Temyiz Dönemi : Eda ehliyetinin kriteri akıldır. Mali yükümlülükleri gayri mümeyyiz çocuk gibidir. Mali tasarrufları ise üç kategoride değerlendirilir :
1- Lehine olan haklarda, velisinin izin ve onayına ihtiyaç duyulmadan asaleten tasarruf yetkisine sahiptir.
2- Aleyhine olan haklarda, çocuğun asaleten tasarruf yetkisi yoktur. Velinin izni ve onay yetkisi de yoktur. Hatta niyabeten kanuni temsilcinin de yetkisi yoktur.
3- Fayda ve zararı muhtemel olan haklarda, çocuğun bizzat kendisinin tasarruf yetkisi yoktur. Bu durumda velisinin icazetine ve onayına mevkufen geçerli olur.
2.3. Buluğ ve Rüşd Dönemi : İnsan buluğla birlikte akıllı kabul edilir ve dini mükellefiyet, mali muamele ve tasarruf yetkisi ile cezai sorumluluğa sahip olur. Akit ve mali tasarrufları geçerlidir.
Buluğa eren kişi reşid değilse, sadece mali tasarruflarda eksik eda ehliyetine sahiptir.
Ebu Hanife‟ye göre sefih birisi yirmi beş yaşından itibaren reşid kabul edilir. Diğer mezheplerde yaş sınırı yoktur.
3. Eda ehliyetini kaldıran ve daraltan sebepler : Vücub ehliyetinin sona ermesi ölümle, eda ehliyetinin sona ermesi veya sakatlanması ise akıl ve iradeyle ilgilidir. Temyiz kabiliyeti olmayan birisinin akıl ve rüşdünden bahsetmek zaten mümkün değildir. Buna göre aklı olmayanın da rüşdünden bahsedilemez.
Semavi arızalar başlıca on çeşit olarak mütalaa edilir: Cünun, sıgar, nisyan, nevm, iğma, kölelik, hayz, nifas, hastalık ve ölüm.
Mükteseb arızalar ise yedi çeşit olarak mütalaa edilir: Cehl, sükr, hezl, sefeh, sefer, hata ve ikrah.
Bunlardan ölüm, hem eda hem de vücub ehliyetini sona erdirir.
3.1. Semavi arızalar : Semavi arızalar insanın kesb ve ihtiyarının bulunmadığı arızaları ifade eder. Biz burada en önemlilerini anlatmak istiyoruz.
a. Delilik (Cünun): Delilik, cinnet kavramıyla ifade edilir. Fıkıh kitaplarında delilik, ehliyet arızalarının en önemlisini oluşturur. Delilik, kişiyi akıl gücünden mahrum bırakmasının ötesinde temyiz gücünden de mahrum bırakır. Temyiz gücünden mahrum olduğu için hukuken gayri mümeyyiz çocuk gibidir. Hatta gayri mümeyyiz çocuktan daha alt kategoride değerlendirilir.
b. Bunama (Ateh): Bunama akıldaki idrak ve anlama noksanlığıdır, akıl zaafıdır. Çoğu zaman mümeyyiz çocuk hükmünde değerlendirilir.
Hukuki muamele ehliyeti mümeyyiz çocuk gibi eksik eda ehliyetlidir. Lehine olanlar geçerli, aleyhine olanlar geçersiz, muhtemel olanlar izin ve onaya bağlıdır. Bedeni cezaya ehil olmamakla birlikte, mali cezaya ehildir.
c. Baygınlık (İğma): Eda ehliyetini geçici bir süre kaldırır. Baygınlık halinde eda edilemeyen ibadetler kaza edilir. Fakat günahkâr olmaz. Hukuka aykırı fiilleri mali cezayı gerektirir.
d. Uyku (Nevm): Baygınlık arizi bir durum, uyku ise asli bir durumdur. Uyku zimmeti ihlal etmez ve vücub ehliyetine münafi değildir. ibadetler kaza edilir. Kaza etmesinden dolayı kişi günahkâr olmaz. Zira uyku özür kabul edilir. Uyuyan kişinin bedeni ceza ehliyeti olmamakla beraber, mali ceza ehliyeti (tazmin) sorumluluğu vardır.
e. Unutma (Nisyan): “kişiyi mükellef tutulduğu şeyi hatırlamaz veya ibadetini hakkıyla yapamaz hale sokan arizi bir hal” şeklinde tanımlanır. Unutma vücub ehliyetine münafi değildir. Uhrevi hüküm olarak, ibadetin edasında mazerettir. Sorguya çekilmez. Çünkü dinde sıkıntıyı gidermek ve rahmet esastır. Kul haklarında ise özür değildir.
3.2. Mükteseb arızalar : Bunlardan akılla ilgili olanlar temyiz ve rüşddür. İradeyle ilgili olanlar ise kast, ihtiyar ve rızadır.
a. Cehalet: Cehl kişinin inanç, söz ve davranışları konusundaki bilgisizliği ifade eder. Cehalet ise kendi dışında kalan durumlara ilişkin bilinmezlik demektir. Cehl insanın vasfı, cehalet ise varlık ve olayların vasfıdır. Cehl ve cehaletin akli yetenekle ilgisi olmadığı için, kişinin akıl ve temyiz yeteneği tamdır.
Bilgisizlik akli kabiliyet ve yeteneklerle ilgili değildir. Ehliyeti daraltmaz ve ortadan kaldırmaz.
b. Sarhoşluk (Sükr): Genel olarak sarhoşluk aklı izale etmez, ta‟til eder. Sonuç olarak sarhoşlukta temyiz yitirilir. sarhoşluk, semavî olmayan arızalardandır.
c. Sefeh: sefeh iyilik ve ihsan gibi asılda meşru ve övgüye layık olsa bile, sonuçları itibariyle şer‟e ve akla muhalif iş işlemektir.
Mecellede sefeh şu şekilde tarif edilir. “Malını beyhude yere sarf ve mesarifinde tebzir ve israf ile izaa ve itlaf etmektir. Bu hal ile muttasıf olan kimseye sefih denilir.
Sefih insan akil ve baliğdir, tam ehliyetlidir ve hitab ehliyetine sahiptir. Sefeh hali ehliyeti ortadan kaldırmaz. İbadetlerle mükelleftir. Hukuki tasarrufları lehine olanlar geçerli, aleyhine olanlar geçersiz, muhtemel olanlar izin ve onaya bağlıdır. Cezai sorumluluğa sahiptir
d. Hata: isteğinden farklı söz söylemesi, fiil işlemesi ve fiilin isteğe aykırı meydana gelmesidir. Gerek vücup ehliyetine gerek eda ehliyetine münafi değildir. Allah haklarında hata özür kabul edilir. Kul haklarında ise hata özür kabul edilmez.
e. Şaka (Hezl): ciddiyetin zıddıdır. Şaka gerek vücub ehliyetine gerek eda ehliyetine münafi olmaz.
İslam kültüründe iman, nikâh, talak, köle azadı, yemin ve kısastan afta şaka, gerçek beyan gibi kabul edilmiştir.
f. Zorlama (İkrah): başkası vasıtasıyla meydana gelen irade engelinin tipik örneğini ikrah oluşturur. İkrah vücub ehliyetini ve eda ehliyetini yok etmez. Başka bir anlatımla ikrah akıl ve temyiz yeteneğine zarar vermez.
11.ÜNİTE
1- Şer’î Hükmün Tarifi ve Tarifin Açıklanması
a- Şer’î Hükmün Tarifi : Hükümler elde edilişleri açısından, aklî hükümler, hissî hükümler, şer’î hükümler gibi gruplara ayrılırlar.
Yukarıda sayılan hüküm çeşitlerinden akli ve hissî hükümler dışarıda bırakılmış ve yalnızca şer’i hükümlerin fıkıh ilminin konusunu teşkil ettiği belirlenmiştir.
Hanefi yöntemini kabul eden alimler şer’î hükmü şöyle tarif etmektedirler:
“Şer’î hüküm, mükelleflerin fiillerine ilişkin Cenab-ı Allah’ın iktiza, tahyir ve vaz’ mahiyetli hitabının sonucudur (gereğidir)”. (Buna göre şer’î hüküm, Cenab-ı Allah’ın söz konusu hitabına göre mükelleflerin fiilleri hakkında yapılan vasıflandırmadır.)
Şafiyye yöntemini kabul eden alimlerin şer’î hüküm tarifleri ise söyledir:
“Şer’î hüküm, mükelleflerin fiillerine ilişkin Cenab-ı Allah’ın iktiza, tahyir ve vaz’ mahiyetli hitabıdır.” (Buna göre şer’î hüküm, mükelleflerin fiillerine ilişkin Cenab-ı Allah’ın söz konusu hitabının bizzat kendisidir.)
b- Şer’î Hüküm Tarifinin Açıklanması
Şer’î hükmün mahiyetinin ve de kapsamının anlaşılabilmesi için öncelikle tarifte yer alan temel unsurlardan “iktiza”, “tahyir” ve “vaz’” kavramlarının açıklanması gerekmektedir.
İktiza: Cenab-ı Allah’ın biz den bazı şeyleri yapmamızı, bazı şeylerden ise uzak durmamızı istemesidir. Cenab-ı Allah’ın bizlerden yerine getirmemizi istemesi, fıkıh usulü kültürümüzde “talep”, uzak durmamızı istemesi ise “keff” (el uzatmamak/el çekmek) kavramlarıyla ifade edilmektedir.
Tahyir: Bu kelimenin Türkçedeki karşılığı, bir şeyi yapıp yapmamakta serbest bırakmaktır. Nasslarda Cenab-ı Allah’ın bizleri yapıp yapmamakta serbest bıraktığı davranışlar tahyir kavramı kapsamındadır.
Vaz’: Nasslarda, Cenab-ı Allah’ın konumlandırmasıyla bir şeyin başka bir şey için şart, sebep ve mani teşkil etmesini ifade etmek için kullanılmaktadır.
İslam alimlerinin çoğunluğun görüşünü göre, tarifte yer alan “iktiza” ve “tahyir” unsurlarının kapsamına giren hükümler “teklifî hüküm” olarak isimlendirilirken, vaz’ unsurunun kapsamındakiler ise “vaz’î hüküm” olarak isimlendirilmektedir.
Böylece genel kabul görmüş anlayışa göre şer’î hükmün, teklifi hüküm ve vaz’î hüküm olmak üzere ikiye ayrıldığı görülmektedir.
2- Şer’î Hükmün Kısımları Hakkında Genel Bilgiler
Buna göre Cenab-ı Allah’ın hitabındaki yapmamızı istediği davranışlar (talep) ile uzak durmamızı istediği davranışlar (keff) ve bir de yapıp yapmamakta serbest bıraktığı (tahyir) davranışlara ilişkin vasıflandırmalar, teklifî hüküm kapsamındaki hükümlere girerken; bir şeyin bir başka şey için şart, sebep ve mani teşkil etmesine dair vasıflandırmalar ise, vazî hüküm kapsamına girmektedir.
Hanefi alimlerin görüşüne göre teklifi hükümler göre sekiz gruba ayrılırken; Şafiiye ekolü de diyebileceğimiz alimlerdir ki bunlara göre teklifi hükümler, toplam beş gruba ayrılır.
Hanefilere Göre Teklifi Hüküm ve Kısımları Hakkında Genel Bilgiler
Teklifi hüküm, “Şariin yapılmasını veya uzak durulmasını istemesi ya da yapıp yapmama konusunda serbest bırakmasına göre mükelleflerin davranışlarına bağlanan şer’î vasıftır”.
Hanefilere göre teklifi hükümler; a- Farz, b- Vacib, c- Müekked Sünnet, d- Gayri Müekked Sünnet, e- Mübah, f- Haram, g- Tahrimen Mekruh, h- Tenzihen Mekruh, olmak üzere başlıca sekiz gruba ayırılır.
Bu hükümlerden Cenab-ı Hakk’ın yapmamızı istedikleri önem derecesine göre olmak üzere, a- Farz, b- Vacip, c- Müekked Sünnet, d- Gayri Müekked Sünnet, şeklindedir ki bunlara genel bir isimlendirme olmak üzere Hanefi fıkıh usulü kültüründe, “me’murun bih” de denilmektedir. Müstahab ve mendub da gayri müekked sünnet kapsamındadır.
Şafiiye Ekolüne Göre Teklifi Hüküm ve Kısımları Hakkında Genel Bilgiler
Şafiiye yöntemini benimseyen alimler teklifi hükmü, “Şariin mükelleften bir davranışı yapmasını veya uzak durmasını istemesi, ya da yapıp yapmamada serbest bırakmasıdır” şeklinde tarif etmişler ve bu hükümleri de:
a- Îcab, b- Nedb, c- Tahrim,d- Kerahet, e- İbahe, ….olmak üzere beş gruba ayırmışlardır
Buna göre;
1- Şariin bizden bir davranışı kesin ve bağlayıcı tarzda yapmamızı istemesi “îcab”; yapılması istenen davranış ise “vacib”dir.
2- Şariin bizden bir davranışı kesin ve bağlayıcı olmayan bir derecede istemesi “nedb”; yapılması istenen davranış ise “mendub”dur.
3- Şariin bizden bir davranışdan uzak durmamızı kesin ve bağlayıcı tarzda istemesi “tahrim”; uzak durmamamız gereken davranış ise “haram”dır.
4- Şariin bizden bir davranışdan uzak durmamızı kesin ve bağlayıcı olmayan bir tarzda istemesi “kerahet”; uzak durmamız gereken davranış ise “mekruh”tur.
5- Şariin, mükellefi bir davranış konusunda yapıp yapmamakta serbest bırakması “ibaha”; yapıp yapmamakta serbest bırakılan davranış ise “mübah”tır.
Hanefilere Göre Farz = Vacip Şafilere Göre
Hanefilere Göre Vacip = Mendub Şafilere Göre
Hanefilere Göre Vaz’î Hükmün Tarifi
Vaz’î hüküm; Cenab-ı Hakk’ın iradesiyle bir şeyin bir başka şey için rükün, şart, sebep veya mani teşkil etmesidir. Hanefilere göre vaz’i hükümler başlıca şunlardır:
a- Rükün, b- Şart, c-Sebep, d- Mani.
Şariin belirlediği rükün ve şartlara uyulup uyulmamasına göre mükelleflerin fiilleri meşru olup olmaması açısından vasıflandırılmaktadır.
Bu açıdan yapılan vasıflandırmalara göre mükelleflerin fiilleri, münakid, sahih, fasid ve batıl gibi kısımlara ayrılmaktadır.
Şafiiye Ekolüne Mensup Alimlere Göre Vaz’î Hükmün Tarifi
Vaz’î hüküm; Şariin bir şeyi bir başka şey için şart, sebep ve mani kılmasıdır. Şafiiye ekolüne mensup alimlere göre vaz’î hükümler başlıca şunlardır: a- Şart, b- Sebep, c- Mani.
Azimet ve Ruhsat Kavramları
Fıkıh kültüründe genel mahiyetli hükümlere azimet, istisnai mahiyetli geçici hükümlere ise ruhsat denilmektedir.
12.ÜNİTE
TEKLİFİ HÜKÜMLER
Azimet ve Ruhsat Kavramlarına Dair Ön Bilgilendirme :
a- Azimet : Normal şartlarda her bir mükellef için genel tarzda konulmuş hükümler,
b- Ruhsat : Zorluk ve sıkıntılı durumlarda kolaylık ve hafifletme olmak üzere istisnai olarak konulan geçici hükümler
2- Vacib : Hanefi fıkıh usulü kültüründeki teknik tarifiyle vacib, “Sübutu kat’î delaleti zannî veya sübutu zannî delaleti kat’î olan bağlayıcı bir nassla sabit dînî hükümdür”.
Delaleti zannî olan bir ayetle vacib seviyesinde bir hüküm sabit olabilir. delaleti kat’î düzeyde olan âhâd hadislerle vacib seviyesinde bir hüküm sabit olabilir.
Farzdan farklı olarak, sabit olduğu nakli delildeki zannilik sebebiyle vacib hükmü verilen bir mükellefiyeti inkar eden kimsenin dinden çıktığına hükmedilmez; ama böyle bir kimsenin fasık bir bidatkar/günahkar olduğu kabul edilir
3- Sünnet
a- Sünneti müekkede : sünnetü’l-hüdâ da denilmektedir. Farz namazları cemaatle kılmak, ezan okumak, abdest alırken ağzı yıkamak gibi davranışlar müekked sünnet örnekleridir.
b- Sünneti Gayr-ı Müekkede : Gayr-ı müekked sünnet” veya “mendub” denildiği gibi, “müstehab” da denilmektedir. Bu tür sünnetleri yapanlar sevap kazanır, özürsüz olarak yapmayanlar kınanmaz.
Farz namazlardan önce ve sonra kılınan sünnet namazlara, “revatib sünnet” de denilmektedir.
4- Haram : Haram olan şeyleri haram olduğunu bilerek işleyenler günahkar olurken, bunların haramlığını bildiği halde inkar edenlerin ise dinden çıktığına hükmedilir. Haramlardan uzak durmak farzdır. Buna göre Allahın haram kıldığı bir işten uzak duran insan, bu işin günahından korunduğu gibi, aynı zamanda bir farz işlemiş olmakla Allah’ı memnun eder.
5- Mekruh
a-Tahrimen Mekruh : Tahrimen mekruh harama yakın seviyedeki bir mekruhtur. Bu tür mekruh davranışları işlemek günahtır. Esasen tahrimen mekruh, dayandığı delillerin seviyesi bakımından vacibin karşılığıdır. Nitekim vaciplerin özürsüz olarak terk edilmesi de tahrimen mekruhtur. Yani diğer bir anlatımla, tahrimen mekruh olan davranışlardan uzak durmak vaciptir.
b- Tenzihen Mekruh : Tenzihen mekruh yapılması halinde Allah’ın memnun olmayacağı durumları ifade eden kavramlardan birisi olup, ama bu memnuniyetsizliğin haram veya tahrimen mekruh seviyesine ulaşmadığı davranışların dînî hükmüdür. haram ile helal arasındaki derecelendirmede, helale daha yakındır.
13.ÜNİTE
II. VAZ’İ HÜKÜMLER
Buna göre, şer’i hükmün diğer bir grubunu oluşturan vaz’i hüküm bir fıkıh terimi olarak şöyle tarif edilmektedir: Vaz’i hüküm, teklifi hükümlerle ilgili olarak Cenab-ı Hakk’ın iradesiyle bir şeyin bir başka şey için şart, rükün, sebep veya mani teşkil etmesidir.
1-Rükün : Fıkhi bir terim olarak rükün ise, bir şeyin varlığı bütünüyle kendi varlığına bağlı olan ve onun yapısından bir parça teşkil eden unsurdur. Mesela, tarafların irade beyanları (icap ve kabul) hukuki sözleşmelerin rüknüdür.
Rükün ve rüknü tamamlayan şartlara Hanefiler inikad/kuruluş şartları demektedirler.
2- Şart : Şart, bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olmakla beraber, onun varlığından bir parça teşkil etmeyen iş veya vasıftır. Mesela namaz için abdest bir şarttır
3-Sebep : Sebep, Cenab-ı Allah’ın belirlemesiyle, bir şeyin varlığının bir hükmün varlığına ve yokluğunun da o hükmün yokluğuna alamet teşkil etmesidir. Mesela Ramazan ayının girmesi, mükellefler açısından, oruç tutmanın farz olması için bir sebeptir. Aynı şekilde vaktin girmesi de, o vaktin namazını kılmanın farz olması için bir sebeptir.
4-Mani : Fıkhi bir terim olarak mani, varlığı halinde sebebin gerçekleşmemesi sonucunu doğuran durumdur. Mesela aralarında yakın kan akrabalığı bulunmayan bay ve bayanın, sütkardeşi olmaları, bunların evlenmelerine manidir.
5- Sahih, Fasid, İnikad ve Batıl Kavramları
Teklifi hüküm kapsamındaki fiil ve davranışlar, kendileri için öngörülen vaz’i hükümlere uygun olarak yapılıp yapılmamasına göre, sahih – fasid – batıl şeklinde bir nitelendirmeye tabi olur.
Gerek ibadet gerekse hukuki işlemler olsun, öngörülen vaz’i hükümlere bütünüyle uygun olarak meydana gelmişse, sahih olarak nitelendirilir.
Rükün veya inikad şartlarının bulunmaması halinde ise, Allah’ın belirlediği esaslara aykırı olduğundan batıldır.
Sıhhat şartlarının bulunmaması halinde ise, işin asli unsurları itibarıyla Allah’ın belirlediği esaslara uygun olmakla birlikte, bazı eksiklikleri de bulunmaktadır. Ancak bu eksiklikler o hukuki işlemin bütünüyle Allah’ın rızasına aykırı olmasını gerektirecek ölçüde değildir. Böyle bir işlem fasid olarak nitelendirilir.
14.ÜNİTE
ŞER’Î HÜKME KONU OLAN DAVRANIŞLAR
(el-Mahkum Fih)
1- Mahkum Fih Kavramı Hakkında Genel Bilgiler : fıkıh ilmi, kulun Allah ile olan ilişkilerinin ameli boyutu olan ibadetler ile kullar arası ilişkileri düzenleyen hukuk konularını inceler.
“İnsan hayatındaki her durum ve davranışla ilgili fıkhi bir hüküm söz konusudur.”
2- Dinen Mükellef Olduğumuz Davranışlara Dair Genel Şartlar : İslam hukukuna göre bir kişinin, her hangi bir fiille mükellef tutulabilmesi için, a- Fiilin mükellef tarafından gerektiği ölçüde bilinmesi, b- Mükellefin fiili yerine getirmeye güç yetirebilmesi, şarttır.
a- Mükellefiyetlerin yeterince bilinebilir olması: Bir kimse, dinen mükellef olduğu konuyu gerektiği ölçüde bilmeden onu yerine getirmesi mümkün olmaz.
Fakihler, İslam toplumundaki insanların şer’î hükümleri bilmemesinin fıkhen mazeret teşkil etmeyeceği görüşündedirler.
b- Mükellefiyetlerin insanın güç yetirebileceği konular olması: Zira mükellefin gücü yetiremeyeceği konularla sorumlu tutulmaması temel bir dînî ilkedir. Yani kişiler ancak güç yetirebilecekleri davranışlardan sorumlu olabilirler.
3- Dinen Mükellef Olduğumuz Davranışların Kısımları
Bu sınıflandırmayla ilgili bilgi vermeden önce hak kavramı hakkında çok kısa bir tanıtım yapılması uygun olacaktır.
a- Hak ve Hukuk Kavramları : Hukuki bir kavram olan hak, hukuk düzeninin kişiye sağladığı yetkidir. sözlük anlamı haklar demektir. Bir terim olarak hukuk ise, sosyal hayatı düzenleyen ve devlet gücüyle desteklenmiş kuralları inceleyen bilimin adıdır.
Hukuk sistemi ise toplumda hakları düzenleyen ve devlet gücüyle destekli kurallar sayesinde bu hakları garanti altına alan kurallar ve kurumların bütünüdür.
b- Hak Çeşitleri : Allah hakkı ve kul hakkı şeklinde ikiye ayırmışlar, sonra da karma mahiyetli hakları da kapsamak üzere şöyle bir dörtlü sınıflandırmaya tabi tutmuşlardır:
1- Allah hakkı olan davranış ve hükümler,
2- Kul hakkı olan davranış ve hükümler,
3- Kendisinde iki türlü hak bulunmakla beraber Allah hakkı yönünün galip geldiği davranış ve hükümler,
4- Kendisinde iki türlü hak bulunmakla beraber kul hakkı yönünün daha fazla olduğu davranış ve hükümler.
a- Allah hakkı olan davranış ve hükümler: İslam hukuk kültüründe ibadet çeşitleri Allah hakkı olan hükümler kapsamında görülmüştür
b- Kul hakkı olan davranış ve hükümler: Bu kapsamdaki hükümler ferdin menfaatini korumak üzere konulan hükümlerdir.
c- Kendisinde iki türlü hak bulunmakla beraber Allah hakkı yönünün galip geldiği davranış ve hükümler: İffetli bir kimseye atılan zina iftirasına ilişkin hükümler gibi.
d- Kendisinde iki türlü hak bulunmakla beraber kul hakkı yönünün daha fazla olduğu davranış ve hükümler: Kasten adam öldürme fiiline karşılık kısas cezası ve diyete ilişkin hükümler gibi.
İbadet kavramı hakkında genel bilgiler
Buna göre ibadetin terim anlamı şöyle tarif edilmektedir: ”İnsanın imanının gereği olarak Allah’a saygı, sevgi ve itaatini göstermek ve O’nun rızasını kazanabilmek niyetiyle Allah tarafından belirlenen davranışları yerine getirmektir”.
Peygamberimizin hadislerinde (s.a.s.) ibadetler konusundaki bilinçliliğin zirve seviyesi, “ihsan, yani Cenab-ı Allah’ı görüyor gibi ibadet etmek” olarak tarif edilip, bizlere bu seviye model gösteriliyor.
İbadet çeşitleri : Bu kritere göre İslam dinindeki ibadetler başlıca üç kategoriye ayrılmaktadır: a- Beden ile yapılan (bedenî) ibadetler: Namaz, oruç ve itikaf gibi; b- Mal ile yapılan (malî) ibadetler: Zekat, fitre ve kurban ile diğer sadakalar gibi; c- Hem mal ve hem de bedenle yapılan ibadetler: Hac ve umre gibi.
a- Beden ile yapılan (Bedenî) ibadetler : Bu ibadetleri vekaletle başka birisine yaptırma imkanı yoktur.
b- Mal ile yapılan (Mâlî) ibadetler : İmam Ebu Hanife’ye göre zekatın ibadet yönü ağır basmaktadır. İmam Şafiiye göre ise, zekatın ibadet yönü bulunmakla birlikte mali mükellefiyet (vergi) yönü daha ağır basmaktadır.
c- Hem mal ve hem de bedenen yapılan ibadetler : kişinin ibadeti bizzat kendisinin yapamadığı durumlarda, başkasına (ücretli veya ücretsiz) vekalet verilerek yaptırılması mümkündür.
İbadetlerle ilgili yapılan diğer sınıflandırmalar : İbadetlerle ilgili bir sınıflandırma da, vakte bağlı olup olmamaları açısındandır.
Farz ve vacip namazlar, farz oruçlar, fitre, kurban, hac gibi ibadetler vakte bağlı iken, nafile namazların bir kısmı, bazı sadakalar, umre gibi ibadetler ise vakte bağlı değildir.

5

Temmuz
2012

Müslüman Çocuğuna Bazı Dini Sualler ve Cevaplar

Yazar: arafat  |  Kategori: TEMEL DİNİ BİLGİLER  |  Yorum: Yok   |  329 Kez Okundu

http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcSpVOf7JwgB59qTD1IYi4jvDQVqtG-QACpoRJytmhPUfjS-MwKZhttp://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcT1tu0dYrpTsUC7Q5W1pWYPEKcRIhwYlQSO2c28W_QGh3lhyLOhow

S-1) Allah kaçtır?

C-1) Allah birdir.

S-2) Bir olduğuna delilin nedir?

C-2) İhlas suresinin ilk ayet-i kerimesidir.

S-3) Bunun manası nedir?

C-3) “De ki: O Allah’tır, bir tektir.

S-4) Allah’ın varlığına akli delilin nedir?

C-4) Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve iltizamın devamıdır.

S-5) Sen Müslümanmısın?

C-5) Elhamdülillah Müslümanım.

S-6) Müslüman demenin manası nedir?

C-6) Allah’ı bir bilmek. Kur’an-ı Kerim’i ve Hz. Muhammed Efendimizi (sav) tasdik etmektir.

S-7) Ne zamandan beri Müslümansın?

C-7) “Galû Bela” zamanından beri Müslümanım.

S-8) “Galû Bela” zamanı neye derler?

C-8) Cenab-ı Hak ruhlarımızı yarattığı zaman bunlara hitaben “Elestü birabbiküm” yani (Ben sizin Rabbiniz Değilmiyim) diye sordu. Onlarda “Belâ” (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım, demektir.

S-9) Rabbin kimdir?

C-9) Rabbim Allah’tır.

S-10) Seni kim yarattı?

C-10) ALLAH (cc) yarattı.

S-11) Sen kimin kulusun?

C-11) Allah’ın kuluyum.

S-12) Hangi dindensin?

C-12) İslâm dinindenim.

S-13) Kitabımızın adı nedir?

C-13) Kur’an-ı Kerim’dir.

S-14) Kıblen neresidir?

C-14) Kâbe-i Muazzama’dır.

S-15) Kimin zürriyetindensin?

C-15) Hz. Adem Aleyhisselam’ın zürriyetindenim.

S-16) Kimin milletindensin?

C-16) Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın milletindenim.

S-17) Kimin ümmetindensin?

C-17) Hz.Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in ümmetindenim.

S-18) Peygamberimiz kaç yılında nerede doğmuştur?

C-18) Rebiülevvel ayının onikisi pazartesi günü 571 tarihinde, Mekke’de doğmuştur.

S-19) Peygamberimizin kaç adı vardır?

C-19) Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır ve şunlardır: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud (a.s.)

S-20) Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?

C-20) Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)

S-21) Peygamberimizin babasının adı nedir?

C-21) Abdullah’tır.

S-22) Annesinin adı nedir?

C-22) Amine’dir.

S-23) Süt annesinin adı nedir?

C-23) Halîme Hâtun’dur.

S-24) Peygamberimizin ilk eşinin adı nedir?

C-24) Hz. Hatice’dir.

S-25) Peygamberimizin Hz. Hatice’de kaç çocuğu olmuştur ve isimleri nedir?

C-25) (Erkekler) Abdullah – Kâsım (Kızlar) Zeynep – Rukiye – Ümmü Gülsüm – Fatma’dır.

S-26) Peygamberimiz kaç yılında ve kaç yaşında Peygamber olmuştur?

C-26) 610 yılında peygamber olmuştur. Peygamberimiz 40 yaşında iken peygamber olmuştur.

S-27) Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye kaç tarihinde hicret etmiştir?

C-27) 622 tarihinde hicret etmiştir. Hicret biz Müslümanlarca tarih başlangıcıdır.

S-28) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç tarihinde vefat etmiştir?

C-28) Rebiülevvel ayının onikisinde 632 tarihinde vefat etti.

S-29) İlk insan ve ilk peygamber kimdir?

C-29) İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)’dır.

S-30) Allah tarafından mahlûkata gönderilen Peygamberlerin sayısı kaçtır?

C-30) Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, diğer bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bindir.

S-31) Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen Peygamberlerin sayısı kaçtır. İsimlerini söylermisiniz?

C-31) 25′tir. Sayarım: Adem, İdris, Nuh, Hûd, Salih, İshak, İbrahim, İsmail, Şua’yb, Lût, Yakûp, Yusuf, Musa, Harun, Davûd, Süleyman, Eyyüb, Zul’kifl, İlyas, Elyasa, Zekeriyya, Yunus, Yahya, İsa ve Muhammed Aleyhisselam’dır. Uzeyir, Lokman ve Zül’karneyn’in isimleri de Kur’an’ı Kerîm’de geçmektedir. Bu kimselerin peygamber mi, yoksa Veli mi olduğunda ihtilaf vardır. Bunlar da peygamber kabul edilirse Kur’an’ı Kerîm’de ismi geçen peygamberler 28 olur.

S-32) Dört büyük kitap hangileridir ve hangi Peygamberlere inmiştir?

C-32) -Tevrat; Musa Aleyhisselam’a, – Zebur; Davud Aleyhisselam’a, -İncil; İsa Aleyhisselam’a, -Kur’an-ı Kerim; Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) inmiştir.

S-33) Suhuf ne demektir? Kaç tanedir ve hangi peygamberlere verilmiştir?

C-33) Cenab-ı Hakk’ın, dört kitabtan başka Cebrail (a.s) vasıtasıyla bazı peygamberlere yolladığı emirlere suhuf denir ki, yüz tanedir.

Adem (a.s.) 10, Şit (a.s.) 50, İdris (a.s.) 30, İbrahim (a.s.) 10 suhuf verilmiştir.

S-34) İlk inen sûre hangisidir?

C-34) Alak sûresi ilk 5 ayetidir.

S-35) İlk Müslümanlar kimlerdir?

C-35) Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Zeyd Bin Hârise, Hz. Ebu Bekir

S-36) Mezhep kaçtır ve nelerdir?

C-36) İkidir; itikadde mezhep, amelde mezhep.

S-37) İtikadde mezhep imamları kimlerdir?

C-37) İmam Ebû Muhammed Mâturidî ve İmam Ebû’l-Hasenîl-Eş’âri Hazretleridir.

S-38) Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?

C-38) Dörttür; Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.

S-39) İtitadde mezhebin nedir?

C-39) Ehl-i Sünnet vel Cemaat mezhebidir.

S-40) Amelde mezhebin nedir?

C-40) Hanefî mezhebidir.

S-41) Bizim itikatta mezhebimizin imamı kimdir?

C-41) İmam Ebû Mensur Muhammed Mâturidî Hazretleridir.

S-42) Bizim amelde mezhebimizin imamı kimdir?

C-42) Bizim mezhebimizin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife’dir.

S-43) İbadetle taatle ihya etmeye bilhassa kıymet verdiğimiz gecelere ne denir?

C-43) Kandil denir.

S-44) Kaç tane kandil vardır?

C-44) Beş tane kandil vardır: 1- Kadir Gecesi, 2- Mevlid Kandili, 3- Regaib Kandili, 4- Mi’raç Kandili, 5- Beraet Kandili

S-45) Otuz iki farzı sayar mısınız?

C-45) Sayarım: 6 İmanın şartı, 5 İslam’ın şartı, 12 Namazın farzı, 4 Abdestin farzı, 3 Guslün farzı, 2 Teyemmümün farzı, cem’an 32 eder.

S-46) İmanın şartı nelerdir?

C-46) Allah’ın varlığına, birliğine, Meleklerine, Peygamberlerine, Ahiret Gününe, Kadere, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah olduğuna inanmaktır.

S-47) İslamın şartı nelerdir?

C-47) Beştir: 1- Kelime-i Şehadet getirmek, 2- Oruç tutmak, 3- Namaz kılmak, 4- Zekat vermek, 5- Hacca gitmek.

S-48) Abdestin farzı kaçtır?

C-48) Dörttür: 1- Yüzünü tüy bitiminden kulak yumuşağından, çene altına kadar yıkamak, 2- Kolları dirseklerle beraber yıkamak, 3- Başın dörtte birini mesh etmek, 4- Ayakları topuklarıyla beraber yıkamak.

S-49) Guslün farzı kaçtır?

C-49) Üçtür: 1- Bol su ile ağzı yıkamak, 2- Bol su ile burnu yıkamak, 3- Hiç kuru yer kalmamak şartı ile bütün vücudu yıkamak.

S-50) Teyemmümün farzı kaçtır?

C-50) İkidir: 1- Niyet. Teyemmüme niyet etmek, 2- Ellerini iki defa toprağa vurup birincide yüzünü, ikincide kollarını mesh etmek, silmek.

S-51) Namazın farzı kaçtır?

C-51) Altısı içinde, altısı dışında olmak üzere 12′dir.

S-52) Dışındakiler nelerdir?

C-52) Hadesten taharet, Necasetten taharet, Setr-i avret, İstikbali kıble, Vakit, Niyet.

S-53) İçindekiler nelerdir?

C-53) İftitah tekbiri, Kıyam, Kıraât, Rukû, Sücûd, Kâde-i ahirede teşehhüd miktarı oturmak.

S-54) Bir günde kaç vakit namaz kılınır?

C-54) Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı olmak üzere beş vakit namaz kılınır.

S-55) Bu vakitler kaç rek’attır?

C-55)- Sabaha namazı 4 rekattır; ikisi sünnet, ikisi farz. Önce sünnet kılınır, sonra farz kılınır.

- Öğle namazı 10 rekattır; dördü sünnet, dördü farz, ikisi son sünnet. Önce ilk sünnet kılınır, sonra farz, daha sonra son sünnet kılınır.

- İkindi namazı 8 rekattır; dördü sünnet, dördü farz. Önce sünnet kılınır, sonra farz kılınır.

- Akşam namazı 5 rekattır; Üçü farz, ikisi sünnet. Önce farz, sonra sünnet kılınır.

- Yatsı namazı 13 rekattır; dördü ilk sünnet, dördü farz, ikisi son sünnet, üçü vitir vaciptir. Önce ilk sünnet, sonra farz, sonra son sünnet, en sonra da vitir vacip kılınır. Cem’an günde 40 rek’at namaz kılınır.

Toplam 5 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12345



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.