23

Kasım
2012

Kuran-ı Kerim 4.Bölüm

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  312 Kez Okundu

1-KIRÂAT-I AŞERE ( KURAN’IN ON KIRAATİ)
“On tâne birin okunması” veyâ “On tâne biri okuma işi”, “Kırâat ilminden on tânesini okuma; on tânesinin ilmini ve pratiğini yapma.” On kıraat, Kur’ân’ın 10 farklı okunuşu demektir.
2-KIRÂAT-İ SEB’A:Yedi kıraat, Kur’ân’ın 7 farklı okunuşu demektir.
3-Kırâat İlmi, “Kur’ân-ı Kerîm’in kelimelerinin okunuş şekillerini, râvîlerine isnâd ederek bildiren bir ilimdir” (İbnü’l-Cezîrî, Muncidu’l-Mukrîîn, 3).Kıraat İlmi::Kur’an-ı Kerim’in okunuş keyfiyeti, kıraat imamlarına nisbet edilen okuyuşlar ile alakalı ilme “Kıraat ilmi” denir ki üçe ayrılır.
a) Aşere: On kıraat imamının okuyuşu demektir.
b) Takrib: On kıraat imamının iki ravisiyle beraber okuyuşu
demektir.
c) Tayyibe: On kıraat imamının ve iki ravisi ve ravilerinin talebeleriyle
okuyuşu demektir.
Aşere, Takrib ve Tayyibe ilimlerini tahsil etmek de farz-ı kifaye olan ilimlerdendir
4-Hz. Osman’ın çoğalttırarak Mekke, Medîne, Kûfe, Basra ve Şam gibi şehir merkezlerine gönderdiği
5–Kırâatların Kısımları:Kırâat ilminin ileri gelen âlimlerinden İbnu’l-Cezerî, Kur’ân-ı Kerîm’in kırâatlarını Mütevâtir kırâatlar; Sahîh kırâatlar; Şâz kırâatlar diye üç kısma ayırmıştır.
6- İmam Cezeri Hz.leri Yıldırım Beyazit tarafından Bursaya davet edilmiştir. Bu güzel insan 799 senesi Rabiul evvel ayında başladığı neşri(kitap ismi) 9 ay gibi kısa bir sürede yazıp aynı yılın zilhicce ayında Bursada Tayyibeyide yine aynı yılın Şaban ayında ve yine Bursada ikmal etmiştir. ilk Tayyibe hafızalarının da böylece Bursa da yetiştiğini öğrenmiş oluyoruz. İMAM CEZİRİ 1324 de ŞAM da doğmuştur. 1429 tarihinde (82 yaşında) ŞİRAZ da vefat etmiştir.
7-Aşere Takrib ve Tayyibe Kursları:Diyanet İşleri Başkanlığı, hem geleneğimizin bir parçası olan Kıraat ilminin yaşatılması ve geliştirilmesi hem de cami hizmetlerini yürüten personelin, özellikle Kur’an-ı Kerim’i usulüne uygun, doğru ve güzel okumalarını, Kıraat ilmi hakkında bilgi ve beceri sahibi olmalarını, vatandaşlarımıza daha etkin ve verimli bir din hizmeti sunmalarını sağlamak amacıyla ‘Aşere Takrib ve Tayyibe Kursları’ düzenlemektedir. Aşere Takrib ve Tayyibe Kursları, ilk defa 1976 yılında İstanbul Haseki Eğitim Merkezinde düzenlenmiştir. Daha sonra 1988′de Ankara, 1993′de Eskişehir, 2000′de İstanbul (Fatih ve Üsküdar) ve 2005′de Konya Müftülükleri bünyesinde bu kurslar açılmıştır.
7-MAHREÇ :harfin çıktığı yere denir.
8-HARFLERİN MAHRECLERİ (17 TANEDİR)
1. Ağız ve boğaz boşluğu و-ى- ا
2. Boğaz kökü ه-ء
3. Boğaz ortası ح–ع
4. Boğaz üstü خ–غ
5. Dil kökü—üst damak ق
6. Dil kökü—küçük dil(önü ك(
7. Dil ortası—üst damak(ortası) ج- ش- ى
8. Dil kenarı –üst azı dişler ض
9. Dilin iki kenarı—üst damak ل
10. Dil ucu—üst ön dişlerin üstündeki damak ر
11. Dil ucu—üst ön diş etleri ن
12. Dil ucu—üst ön diş dipleri ت- د- ط
13. Dil ucu-üst ön dişlerin iç yüzü ز- س- ص
14. Dil ucu—üst ön dişlerin uçları ث- ذ- ظ
15. Üst ön diş uçları-alt dudağın içi ف
16. Alt dudaklar—üst dudaklar ب- م- و
17. Hayşum (Geniz) غنة- نون المخفاة
9- Mahreçlerin bölgeleri;1)Ağız ve Boğaz boşluğu 2)Boğaz 3)Dil
4)Dudaklar 5)Geniz olmak üzere Beş tanedir.
10-Lahn ve Çeşitleri:
1-) Lahn-ı Celi: Açık açık yapılan hata demektir.Bu hata harfin aslını değiştirip,başka bir harf yapar.
a)Hemze harfini ayn veya he gibi okumak, Tı harfini te veya dal gibi okumak, Kaf harfini kef gibi okumak, sad harfini sin gibi okumak.
b)Üzerinde vakıf yapılan kelimenin son harfine bir harf ilave eder gibi, yahut kalkalede aşırıya kaçıp hemze var gibi okumak.
c)Meddi tabileri yok etmek, harfin harekesini değiştirmek veya sakini harekelr gibi okumak.
Mana bozulmamış olsa bile bu şekilde hatalar Cemi Kurraya göre haramdır.
2-)Lahn-i Hafi: Gizli hata demektir.Kaideleri bozar.
a) İhfayı izhar gibi,izharı ihfa gibi okumak.Meal gunneyi-bila gunne gibi, bila gunneyi-meal gunnne gibi okumak.
b) “Ra” harfinin tekririni, veya “nun” harfinin gunnesini, yahur “şin” harfinin tefeşşisini yok etmek veya belirsiz okumak.”Lam” ve “ra” harflerini ince okuyacakken kalın, kalın okuyacakken ince okumak.
11-Tilavet Tarzları:Terti-Tahkik/Tedvir/Hadr
12-Aksamul Vaf: 4 kısımdır.1-Vakf-ı Tam/Vakf-ıKafi/Vakf-ı Hasen/Vakf-ı Kabih
13-Temsili okuma 3 şekilde olur:
a)Vukuf ve ibtidaya riayet
b)Rafu -Savt
c)Hafdul Savt(Hafdul Asvad,Tilavetil Ayat,Tahvil-i Eda,Tezyin-i Seda )
10-MEŞHÛR KIRÂAT İMAMLARI
1- Nâfi’ b. Abdurrahman (ö.169/785)
2- İbn-i Kesir(ö. 120/738)
3- Ebû Amr b. Alâ (ö.154/771)
4- İbn-i Âmir( ö.118/736)
5- Âsım b. Behdele (ö. 127/745)
6- Hamza b. Habib(ö.156/773)
7- Kisâî (ö.189/805)
8- Ebû Ca’fer el-Kârî (ö.132/749)
9-Ya’kûb el-Hadramî (ö.205/821)
10- Halef b. Hişam (ö.229/844)
11-Kıraat Çeşitleri:Kırâatları, senedleri açısından sahih ve gayr-i sahih (şazz) olarak iki kısma ayırmak mümkündür. Sahih olarak kabuledilenler “mütevâtir” ve “meşhur”,gayr-i sahihler (şazz) ise “âhâd”, “müdrec” ve “mevzu”
12-Sahih Kırâatlar:Sahih olarak nitelendirilen bu kırâatlar mütevâtir ve meşhur olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
13-Mütevâtir Kırâatlar:Cumhura göre mütevâtir kırâatlar, “kırâat-ı seb’a/yedi kıraat” imamının naklettiği kırâatlardır.
14-Meşhur kıratlar( المشهور ): Sened-i sahih, Arapça’ya ve Hz. Osman mushaflarının hattına uygun, Kurra arasında meşhur ve fakat tevatür derecesine ulaşamayan kıratlardır. Bu çeşit kıratlar gerek yedi gerek on ve gerekse diğer muteber kıraat imamlarınca makbul sayılmışlardır. İbnü’l-Cezeri tarafından kıratları mütevatir kıratlardan sayılan Ebu Cafer,Yakub ve Halef meşhur kıraat imamları olarak telakki edilmektedir.
15–Sahih Olmayan (Şazz) Kırâatlar:”Suyûtî ve Zerkeşî şâzz kıraati şöyle tarif ederler: “Mütevatir kıraatlere mahsus olan üç şarttan birisi eksik olursa o şâzzdır”"Sahih olmayan kırâatlar, mütevâtir kıraatin üç şartını veya bu şartlardan herhangi birini taşımayan kırâatlardır. Bu tarz kırâatlar (…) “âhâd”, ” mevzu uydurma” ve “müdrec” gibi kısımlara ayrılmaktadır.
16-Ahâd Kırâatlar:Senedi sahih olmakla birlikte yazım bakımından Hz. Osman (ra)’ın Mushafına veya Arap dili gramerine uygunluk arzetmeyen kırâatlara âhâd kıraat denilmektedir.
17-Müdrec Kırâatlar:Kur’ân’ın bazı âyetlerine tefsir maksadıyla yapılan ziyâdelere de müdrec kıraat adı verilir. Özellikle bunlar, İbn Mes’ûd ve Ubeyy b. Ka’b'ın husûsi Mushaflarında yer almıştır.
18-Mevzû/Apokrif Kırâatlar:Bu kırâatlar da tamamen asılsız olup hiçbir esasa dayanmayan uydurma kırâatlardır.” ( Muhsin Demirci, Tefsir Usulü, M.Ü. İlahiyat Fak. Vakfı Yayınları.)
19-Asım Kıraatı:Çoğunluk Kur’an – ı Asım Kıraatının Hafs riayavetine göre okumaktadır.
20-Vakıf ve İbtida:”Kelime üzerinde kırata tekrar başlamak niyetiyleadet olduğu şekilde nefes alacak kadar bir zaman sesi kesmekten “ibarettir.İbtida “ilk defa okumaya başlamaya veya vakiftan sonra kırata devam etmek için tekrar başlamaya” denir.
21-Kıraat eğitiminde, kıraati hocadan dinleyerek alma anlamına gelen “semâ”, kıraati bizzat hocanın yakınında bulunarak onun ağzından alma ve gerekirse ona okuma ve tashih ettirme anla¬mına gelen “müşâfehe” ve bir hocanın huzurunda ona ezberden veya mushaftan okuyarak kıraat dinletme anlamına gelen “arz” metotları uygulanmaktadır. sema ve arzı birlikte gerçekleştirerek kur’ân’ı tecvid kaidelerine göre itinalı bir şekilde okumaya da “edâ” denmiştir. bu uygulamalar büyük oranda hz. peygamber’in uygulamalarına ve tavsiyelerine dayanır. resûluilah kur’ân’ı cebrail’den semâ usulüne göre almış, ona arz usûlüne göre okumuş,ashâb da resûl-i ekrem’den bu metotlar ile kur’ân öğrenmiş ve başkalarına öğretmişlerdir.
22-Kur’ân-ı kerîm’in iki kapak arasına alınarak “mushaf adıyla kitaplaşmasıHz Ebû bekir’e (r.a.) nasip olmuştur.
23-Muaviye döneminde Basra valisi Ziyad b. ebih, O devrin âlimlerinden Ebu’l-Esved ed-Düeli’yi (H.69/688) görevlendirmiş. Önce bu teklifi kabul etmeyen ed-Düeli, bir şahsın Tevbe suresi اَنَّ اللّٰهَ بَر۪يٓءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ 3. ayetinde yer alan ( وَرَسُولُهُ) kelimesini, lam harfinin kesresi ile ( وَرَسُولِهُ) şeklinde okuduğunu. Böyle olunca“…Allah ve resulü müşriklerden beridir”anlamına gelen ayet, o şahsın ( وَرَسُولِهُ) şeklinde lam harfini kesre ile okuması sonucu, “..Allah, müşriklerden ve resulünden beridir..” şeklinde bir anlama dönüşmüş oluyor. Bunu duyan ed-Düeli hemen durumun ciddiyetini anladı ve kararından vazgeçerek, bu defa kendisi teklif edilen işi yapacağını bildirdi. ed- Düeli ayetlerin irabını, harekelerini göstermek için Kuran‘a harekeyi gösterecek noktalar koyarak önlem aldı. Bu noktalar Kur’ an’ın yazısının renginden başka bir renkle fetha için harfin üstüne, kesre için altına, ötre için önüne bir nokta, Tenvin için iki nokta olarak konuldu. işte Kur’anın ilk harekelenmesi bu şekilde olmuştur.
24- Birbirine benzeyen harfleri ayırdetmek için harflerin noktalanması,Irak valisi Haccac, Abdü’l-Melik b. Mervan zamanında birbirine benzeyen harflerin ayırt edilmesi için kâtiplerden, önlem alınmasını istemişti. Nasr b. Asım (öl.89/ 708) ve yahya b. Yamer (öl.129/ 746) İkinci önemli bir iş olan harfleri birbirinden ayırt edecek noktaları koymuştur. Buna “İ’cam” denilmektedir. Bu durumda hareke yerine konan noktalarla harfleri birbirinden ayırt etmek için konan noktaların birbirine karışmaması için de tedbir alındı. Harfleri birbirinden ayırt etmek için kullanılan noktalar Kur’an metninin yazıldığı siyah mürekkeple yazılmış, hareke yerine konan noktalar ise başka bir renk mürekkep kullanılarak yazılmış. Eski Mushaflarda kırmızı, daha sonrakilerde sarı ve yeşil, azda olsa bazen mavi renk mürekkep kullanılmıştır. Konulan bu işaretlerle Kur’an yaklaşık bir asır okunmuştur.
25-Bugünkü şekildeki harekelerin konulması:Sonra büyük dil âlimi Halil b. Ahmed (öl.175/ 791) bugün bildiğimiz hareke sistemini geliştirerek, Kur’an’ın hareke ve noktalanma işine son şeklini vermiştir.Hareke ve nokta konulmasından sonra da Kur’an’a yönelik bir takım faaliyetler devam etmiştir. Sure, Cüz başlıkları, hizip, ayet sonlarına konan durak işaretleri, güller ve rakkamlar konulmuştur. Ayetlerin sonlarına konulan duraklar; ilk önce daire meyilli çizgilerden oluşurken, daha sonraları daire şeklinde gösterilmiş ve zamanla da gül şeklini almıştır. Bilindiği gibi bugün basılan Mushaflar da sözü edilen duraklar içinde ayet numaraları yer almaktadır .
26 -Vakf İşaretleri (secâvendler) :Vakfları tesbit etmek, her okuyucu için mümkün olmayabilir. Bunlar Arapça bilmeyi de gerektirir. Bu nedenle vakf edilecek yerlere bir takım işaretlerin konulmasına ihtiyaç vardır. Tecvid bilginleri vakıf ve ibtida ile ilgili geniş çalışmalar yapmışlar, eserler yazmışlar, manayı nazarı itibara alarak gruplandırmışlardır. Bu hususa ilk defa Türkistanlı Muhammed b. Tayfur es- Secavendi (öl. 560/ 1165) teşebbüs etmiş ve manaya göre Kur’an-ı kerimin kelimeleri üzerine bazı harfler koymak suretiyle vakf yerlerini işaretlemiştir. Kur’an bilgini olan bu zat bir Türk’tür. Secavend bu zatın Türkistan’daki beldesinin ismidir. Vakf için kullanılan işaretler Sonradan bu zatın beldesinin ismi olan Secavend, isimiyle anılmıştır. Muhammed b. Tayfur es- Secavendi kısa izahlarla bu vakfların hükümlerini, manaya göre kısımlarını ve işaretlerini belirlemiştir.
27-Kıraatla İlgili Temel Terimler (kıraat, rivayet, tarik vb ) :
Harf :D aha çok ilk dönemlere ait bir tercihtir. şahıslara nispet edilerek “harf-i fülân” denildiğinde onun kıraati ve okuyuşu kastedilmektedir
Kıraat ilmi:Kur’an’ın kelimelerinin eda keyfiyetlerini ve ihtilaflarını, nakledenlere nisbet ederek bilmektir.
Tarifde geçen ihtilaflar; ya imam ihtilafı, ya ravi ya da ravinin ravisinin ihtilafı şeklinde olur.
Kıraat: İmamın, rivayet ve tariklerinin ittifak ettiği, diğer imamlardan farklı okuyuşuna denir. Yani ihtilaf, raviler ve ravilerin ravileri arasındaki okuyuşta değilde imamlar arasında olan okuyuşta olur.
Kari:Lügatta, okuyucu ve okuyan anlamına gelir.
Mukri:Nazari bilgilerle beraber kıraatı müşafehe yoluyla (ağızdan) rivayet eden kıraat âlimine denir. Eğer bir kimse
kıraatı müşafehe ile değilde yanlızca nazari bilgilere dayalı ise bu onun mukrî olması için yeterli değildir.
Kurra: Kari, kelimesinin çoğuludur.Yedi ya da on kıratın kendilerine nisbet edildiği imamlara denir.
Kur’anın tamamını ezberleyen ve ondaki kıratlara hakkıyla vakıf olan kimselere de kurra ismi verilmektedir.
Ravi: On veya on dört imama nispet edilen kıraatlerden biri¬ni veya birkaçını o kıraatin imamından doğrudan veya
vasıtalı olarak alan kimse için râvî terimi kullanılırken râvîye nispet edi¬len kıraate de rivayet denir. böyle olunca
kıraat imamlarından her birinin çok sayıda râvîsinin bulunması kaçınılmazdır. Ancak kıraat rivayetlerini
nakleden ve eğitim maksatlı hazırlanan kitaplarda her imam için ikişer râvî ye yer verilmesi gelenek halini al¬mıştır.
Tarik: Ravilerin ravilerinin arasındaki ihtilaflara denilmektedir.Diğer bir ifade ile Ravilerden sonra gelenlerin ihtilaflarına denilmektedir. (âsim kıraatinin hafs rivayetinin ubeyd b. es-sabbâh tarîki gibi).
Vecih:İmam, ravi ve ravinin ravisi (Tarik) dışında karinin tahyirine ( okuyucunun tercihi) bırakılmış okuyuşlara vecih denir.Örneğin: Meddi arızda bütün kıraat imamları için, tul, tevassut ve kasır olmak üzere üç türlü okuma caizdir.İşte bu var olan üç okuyuştan birini tercih ederek okumasına karinin tercihi denir. Yoksa var olmayan her hangi bir şeyi okuyucunun tercih etmesi demek değildir.
28-Hazreti Osman’ın halifeliği zamanında Zeyd bini Sabit’in başkanlığında kurulan istinsah heyeti nüshadan yedi nüsha kopya ederek bunları mühim İslâm merkezlerine göndermişti. Bunlara “Mesâhifi Emsâr” denir. Bir nüsha da Medine’de bırakılmıştı.Bu nüsha başkalarına merci olduğu için ona “İmam” denilir. Bir nüsha da Halife Osman kendisi için yazdırmıştı. Bazıları Yemen ile Bahreyn’e gönderilen Mushaflara dair bilgi olmadığından onları hesaba katmıyarak “Beş nüsha istinsah edildi.” derler.
29- Huzeyme İbnu Sabit eş-Şâhideyn’dir.
30-Hz.Osman’ın Kur’an-ı çoğaltmak için topladığı heyet üyeleri;
1- Zeyd b. Sabit
2- Abdullah b. ez-Zübeyr
3- Said b.el-As
4- Abdurrahman b. Haris
31- Hz. Osman Kaç Nüsha Yazdırmıştı:Son dönem ünlü İslam bilginlerinden Subhi es-Sâlih (1925–1986) ise, çoğaltılan nüshaların yedi adet olduğunu ve bu nüshalardan birinin halifeye teslim edildiğini söyleyerek konuyla ilgili fikrini dile getirir. Süleyman Ateş de Dr. Sâlih’le aynı düşüncededir.
Büyük kıraat bilgini İbnu’l-Cezerî de (öl. 833 h.) istinsah edilen Mushafların sekiz adet olduğu düşüncesindedir. Ona göre çoğaltılan nüshalar Basra, Kûfe, Şâm, Medine, Mekke, Yemen ve Bahreyn’e gönderilmiş ve bir nüsha da halifenin yanında bırakılmıştır. Ünlü araştırmacı Mustafa Sâdık er-Râfiî (1881–1937) ise, çoğaltılan nüshaların yedi olduğunu ifade eder ve bunun en yaygın görüş olduğunu dile getirir.
Osman Keskioğlu (1907–1989) da “İstinsah edilen nüshalar Kûfe’ye, Basra’ya, Şam’a, Mekke’ye, Yemen’e ve Bahreyn’e gönderildi. Bir nüsha da Medine’de bırakıldı.” diyerek yedi mushafın varlığından söz eder
Ayrıca muhtelif kaynaklarda İslam merkezlerine, çoğaltılan Mushaflarla birlikte birer tane de muallim gönderildiği kaydedilir ve bu muallimler; Abdullah b. es-Sâib (Mekke’ye), Muğîre b. Şihâb (Şam’a), Ebû Abdurrahman es-Sülemî (Kûfe’ye) ve Âmir b. Kays (Basra’ya) olarak zikredilir. Buna göre dört ayrı merkeze birer nüsha gönderilmiştir. Medine’ye ise muallim gönderilmesine zaten ihtiyaç yoktur, zira ashabın büyüklerinin çoğu bu merkezde bulunmaktadır.
32–Kıraat ehli, “Kıraat İlmi” konularını iki grup altında değerlendirmişlerdir: Usûl ve Ferşü’l-Hurûf
a)Usûl: Her kıraat imamının ve râvilerinin diğerleri ile ittifak veya ihtilâf ettikleri telâffuz keyfiyetine dâir konulardır.
b)Ferşü’l-Hurûf: Kelimede hareke veya harf değişikliği ile veya kelimenin yanındakiler ile yer değiştirmesi (takdîm-te’hîr) şeklinde oluşabilecek farklılıkları ihtiva eder.
33-Kur’anı Kerim son peygamber Hz. Muhammet (s.a.v.)e Allah tarafından Cebrail (a.s) aracılığı ile nazil olmuş mukaddes kitapların sonuncusudur. Kur’an adı bizzat âyetlerde geçer. ” Onlar hâlâ Kur’anı gereği gibi düşünmeyecekler mi?” ( Nisâ: 82 ).
34-Kur’an-ı Kerîm, âyet âyet, sûre sûre, ihtiyaçlara cevap olarak 23 senede vahiy yoluyla Hz. Peygambere gelmiş, vahiy kâtipleri tarafından yazılmış, yüzlerce hâfız tarafından ezberlenmiş tevatür yoluyla hiçbir değişikliğe ve eksikliğe uğramadan bize kadar gelmiştir.
35-Peygamberimize 40 yaşında iken nazil olmağa başlamıştır. Milâdî 610 yılının 27 Ramazanında Cebrail (a.s)ın “Oku” emrini getirmesiyle Kuran’ın nüzulü başlamış ve 63 yaşında tamamlanmıştır.
36-Kur’an-ı Kerîm 114 suredir. Kur’anın ayetleri hususunda ise âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu itibarî olup, esasta bir fark yoktur. Bazı âlimler sûre başlarındaki besmeleleri ve mukattaa harflerinden bir kısmını müstakil âyet saymışlardır. Bazıları da secâvendle ayrılmış olan âyetleri iki ayrı âyet saydıklarından âyet sayısı değişik rakamlarla ifade edilmiştir. var olanın değişik sayımıdır.
Ebu Amr ed-Dâni’ye göre âyetlerin sayısı 6000’dir.
İsmail b. Cafer’e göre âyetlerin sayısı 6214’tür.
Ehl-i Mekke’ye göre âyetlerin sayısı 6219’dur.
Ehl-i Kûfe’ye göre âyetlerin sayısı 6236’dır
Basralılara göre âyetlerin sayısı 6204’tür
Şamlilara göre âyetlerin sayisi 6226’dır
Zemahşerî’ye göre âyetlerin sayısı 6666’dır
37-Tenzir (inzâr) : Sonunun fenâ olacağını haber vererek korkutmak, ihtarda ve ikazda bulunmak, uyarmak ve uyandırmak…
38-Tebşir : Uyananı cennetle, uyanmayanı cehennemle müjdelemek.
39- Teşhid : Uyanana da uyanmayana da şâhid olmak…
40-Kur’ânı Kerîm okurken, “Duruş ve durulan yerden başlayarak devam etme” bilgi ve becerilerini konu alan “Vakıf ve İbtidâ” ilmi Tecvidin temel meselelerinden biridir.
41-Tefsir: gücün yettiği kadarıyla Kur’ân-ı Kerim’de ALLAH’ın murâdını araştıran ilimdir”. Tefsir:“Âyetlerin inişlerini, durumlarını ve kıssalarını, nüzûl sebeplerini, Mekkî ve Medenî, hass ve âmm, mutlak ve mukayyed, vaîdi, emri ve nehyi, ibret ve emsâli gösteren ilimdir.”
42-Te’vîl: âyetin, taşıdığı anlamlardan birine ircâ edilmesidir.
43Te’vîl; bir sözün tefsir ve beyanıdır. >İbn Cerîr te’vil’i tefsir anlamında kullanmıştır.
44-Tercüme ıstılahta: “bir kelâmın mânâsını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile ifade etmektir.”Tercüme iki kısımdır: 1. Harfî veya Lafzî Tercüme, 2. Tefsirî Tercüme. Tercüme yerine meâl kullanılmıştır.
45-Meal Istılahta: bir sözün mânâsının her yönü ile aynen değil de, biraz noksanı ile ifade edilmesidir.
46-Tefsir ilminin konusu,Kur’ân âyetleridir.
47-Tefsir ilminin gâyesi, Dünya ve ahiret mutluıluğudur.
48-Dirâyet tefsiri; rivâyetlere münhasır kalmayıp Arap dili ve edebiyâtı, dînî ve felsefî ilimler ile çesitli müspet ilimlere dayanılarak yapılan tefsirdir. Bu kaynaklarla yapılan tefsire de “dirâyet tefsiri” veya “re’y ile tefsir” ya da “ma’kûl tefsir” denir.
49-Mekkede ilk vahiy katibi: ABDULLAH B. SAD
50-Medine’de ilk vahiy katibi:UBEYY B. KAB
51-Cebrail kimin kılığında insan şekline bürünürdü: DIHYE EL KELBİ
52-Fetret devrinden sonra (yani ilk vahiyden sonra vahyin bir süre kesilmesi) inen ayet: MÜDDESSİR SURESİNİN BAŞ KISMI
53-Kuranın en uzun ayeti : BAKARA 282 Bu ayetin diğer adı: MÜDAYENE AYETİ
54-Kuranın en uzun suresi: BAKARA Kuranın en kısa suresi: KEVSER
55-Kurandaki en uzun yedi surenin adı: ES SEBUT TUVEL
56-Tefsir usûlü, Allah kelâmı olan Kur’ân üzerinde her önüne gelenin beşerî bir takım arzu ve heveslerle Kur’ân lâfızları üzerine yüklenilmesi mümkün olmayan manâlar yüklemeye kalkışması ve böylece manevî bir tahrif yoluna gidilmemesi için ortaya çıkmış ve duyulan ihtiyaç ölçüsünde gelişmiş bir bilim dalıdır.
57-Aksamu’l-Kur’an:Kur’ân’da yeminler vardır. Allah, kendi ismine, pey¬gamberlere, Kur’ân’a, meleklere, Kıyamet Günü’ne ve tabiattaki bazı önemli varlıklara (semâ, şems, kamer, necm, leyl, asr gibi) yemin etmiştir
58-Dirayet Tefsiri:Sadece Peygamber ve sahabenin tefsirlerini naklet¬mekle yetinmeyip başka kaynaklardan da yararlanarak aklî yorumlara yer veren tefsirler, Dirayet Tefsirleri’dir[3]‘. Rivayet Tefsirlerinin dışındaki pek çok Kur’ân Tefsiri, bu kategoriye dahildir.
59-Bazı Dirayet Tefsirleri şunlardır:
Ebu Ca’fer et-Tûsî (ö.460/1068)’nin Tefsiru’t-Tibyân’ı,
et-Tabresî (ö.548/1153)’nin Mecmeu’l-Beyân fi Tefsiri’l-Kurân’ı
Fahruddîn er-Râzî (ö.606/1209)’nin Mefâtihu’l-Ğayb’ı
el-Beydâvî (ö.685/1288)’nin Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl’i.
en-Nesefi (ö.710/1310)’nin Medâriku’t-Tenzîl ve Hakâiku’t-Te’vîl’i
Ebu Hayyân el-Endelusî (ö.745/1344)’nin el-Bahru’l-Muhît’i
Ebussuûd (ö.982/1574)’un İrşâdu’l-Akli’s-Selîm’i
el-Âlûsî (ö.l270/1853)’nin Rûhu’l-Beyân’ı[4]
60-Esbâbu’n-Nüzul:Kur’ân ayetlerinin indirilmesine sebep olan olaylar, gelişmeler ve şartlara Esbâbu’n-Nüzûl denir.
61-Garibu’l-Kur’ân:Garîb kelimesi, yabancı, anlaşılmaktan uzak ve kapa¬lı anlamlarına gelir. Kur’ân’da yer alan, Araplar arasında yaygın bir şekilde kullanılmadığı için pek bilinmeyen keli-melere ğarîb denmiştir. Bu kelimeleri açıklamayı amaçla¬yan Kurân İlmi’ne de İlmu Garibi’l-Kurân denmiştir.
62-El-Hurufu’l-Mukattaa:Bazı Sûrelerin başında bir veya birkaç harften olu¬şan ve Arap Dili’nde muayyen bir manada kullanılmayan harf veya harfler grubuna el-Hurûfu’l-Mukattaa denir. Bu harfler, Kur’ân’ın 29 sûresinin başında bulunmaktadır.
63-İ’cazu’l-Kur’ân:İ’câz, lügatte, âciz bırakmak anlamına gelir. Bir şe¬yin benzerini yapmaktan, başkalarını âciz bırakan şeye de mu’cize denir.
64-Kıraat İmamları:Mütevatir kabul edilen 10 kıraatin imamları şunlardır:
1. Ebu Abdirrahman Nâfî (ö.169/785), Râvîleri, Kâlûn ve Verş’tir.
2. Abdullan ibn Kesîr (ö.120/738), Râvîleri, el-Bezzî ve Kunbul’dur.
3. Ebu Amr el-Basrî (ö.154/771), Râvîleri, ed-Dûrî ve es-Sûsî’dir.
4. Abdullah İbn Âmir (ö.118/736). Râvîleri, Hişâm ve ibn Zekvân’dır.
5. Ebubekr Âsim (ö.127/745). Râvîleri, Hafs ve Şu’be’dir.
6. Hamza b.Habib ez-Zeyyât (ö. 156/773). Râvîle¬ri, Halef ve Hallâd’dır
7. Ali b.Hamza el-Kisâî (ö. 189/805). Râvîleri, el-Leys ve ed-Dûrî’dir.
8. Halef b.Hişâm el-Bezzâr (ö.229/844)
9. Ebu Ca’fer el-Mahzûmî (Ö.130/748)
10. Ebu Muhammed Ya’kûb el-Basrî
65-Mensuh:Kurân’da, sonradan indirilen ayet veya ayetlerle hükmü kaldırıldığı söylenen ayetlere mensûh denir.
66-Mubhemâtu’l-Kur’ân:Kurân’da kimi veya neyi karşıladığı bilinmeyen, ka¬palı olan ism-i işaretler, ism-i mevsûller, zamirler, cins isimler, belirsiz zaman ve mekan zarfları ve belirsiz mik¬tar bildiren kelimeler mubhemâttır. Bu kelimeleri açıklamayı amaçlayan Kur’ân İlmi’ne de İlmu Mubhemâti’l-Kurân denir
67-Muhkem.Manalarında kapalılık olmayan ve kolayca anlaşıla¬bilen ayetlere, muhkem ayetler denir.
68-Muşkîlu’l-Kur’ân.Okuyucuya zıt ve mütenâkız (çelişik) gibi görünen ayetlere muşkil; bu ayetleri telif etmeği amaçlayan Kur’ân İlmine de, Muşkilu’l-Kur’ân İlmi denir
69-Muteşâbih:Neyi kasdettiği belli olmayan, yoruma, te’vile açık ayetlere, muteşâbih ayetler denir. Ali îmrân Sûresinin 7.ayetinde Kur’ân’ın bazı ayetlerinin muteşâbih olduğu söylenmektedir.
70-Nasih:Kronolojik olarak önce inen ayetin veya ayetlerin hükmünü kaldırdığı söylenen ayetlere, nâsih ayetler de¬nir. Dolayısıyla nâsih, hükmü geçerli olan ayettir.
71-Nesh:Şer’i bir hükmün, daha sonra gelen şer’i bir delille kaldırılmasına nesh denir.
72-Vucuh Ve Nezair:Kur’ân’da bir kelimenin, birkaç manada kullanılma¬sına Vucûh denir. Huda kelimesi buna misaldir.Kur’ân’da birkaç kelimenin, aynı manada kullanıl¬masına Nezâir denir. Mesela cehennem, nâr, sekar, hutame, cehîm gibi lafızlar Cehennem anlamındadır.
73-AHRÛF-İ SEB’A:Yedi harf. Ahrufü`s-Seb`a :Kur`an-i Kerim`in lafizlari ve kiraati ile yedi vecih veya lehce.
74-AHSENÜ`KASAS-:Hz.Yusuf`un Kur`an-ı Kerim`de anlatılan hayat hikayesi.
75-BEYTÜ`L-HARAMl:Mekke`de Kabe`nin bulundugu sahadaki caminin adidir.Bu haram denilmesini o sahaya saygi ve tazim göstermek vacip oldugu icindir.Kendisine karsi saygisizlik caiz olmadigindan dolayi Mekke`de Belde-i haram denilmistir.
76-BEYTÜLİZZE:Kur`an-Kerim`in bir bütün halinde indirildigi ve dünya semasinda bulundugu rivayet edilen yerin adi.Beytülizze, İzzet evi anlamına gelen beytü’l-izze, Kur’ân’ın bir bütün halinde indirildiği dünya semasında (yere en yakın gökte) bulunan yerin adıdır.
77-BEYTİ-MAKDİS:Mukaddes ev, Küdus`deki Mescid-i Aksa. Beytül Makdis
İslâm’da üç mukaddes mescitten biri olan Kudüs’teki mescid.
78–EİMME-İ HAMSE: “Beş imam” demek olup el-kutubu’s-Sitte sahiplerinden Buhari ve Müslim ile Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nese’i olmak üzere beşine denir.
79-EİMME-İ SİTTE:Eimme-i sitte, hadiste kütüb- ü sitte denen, 6 meshur hadsi mecbuasinin yazarlarina verilen isimdir
80-EHL-İ BEYT:Hz.Peygamber aile fertleri icin kullanilan bir tabir.
81-EHL-İ HİBRE :Ehl-i Vukuf, bilirkişi, eksper, hakimin, kendi ihtisası dışında kalan alanlarda bilgisine başvurduğu, konunun uzmanı kişi veya kişiler.
82-EHL-İ KIBLE:Kabe`ye dogru yönelerek namaz kilmanin farz olusunu kabull eden kimselerdir.
83-EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.
84-FEZAİLÜ’L-KUR’AN: Kur’an’ın bazı sûre ve âyetlerinin faziletinden bahseden rivayetleri bir araya getiren ilme fezâilü’l-Kur’ân denilmiştir.
85-GAZVETÜ`L-USRE(Tebük Gazvesi):Hazirlik safhasinda büyük güclüklerle(usre) karsilasildigi icin Tebük Gazvesi`ne verilen ad.
86-HAVASSU’L-KUR’AN:Kur’an’ı Kerim’in bazı ayet ve surelerinin özelliklerinden bahseden ilimdir.
87-İLA VE TAHYİR OLAYI:Hz.Peygamberin bir süre zevcelerinden uzak kalmasi ve zevcelerinin nikahlarini alip ayrilma ya da Resulullah´in esleri olarak kalma hususunda muayyen birakilmalari olayi(630)
88-İFK OLAYI:Beni Mustalik savasi dönüsünde Hz.Aise`nin iftiraya ugramasi.Ifk hadisesini aciga cikaran ayet;Nur suresi ayet:11 ve 12)
89-KETEBETU’L –VAHY:Vahiy katipleri demektir
90-KİRAMEN KATİBİN:Insanlarin söz ve davranislarini kaydeden melekler.
90-TENCİMU’L-KUR’AN :Kur’ân ayetlerinin 23 senelik risâlet devresi içerisinde parça parça indirilmesine tencîmu’l-Kur’ân denir.
91-TENZİL:Kur’ân’ın Hz. Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘e indirildiği safhaya da tenzil denir.
92-TERESSÜL-İRSAL:Ezan okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir.Bana teressül veya İrsal denir.Kamette ise ,duraklama yapılmaksızın seri olarak okunur.Buna da Haedr denir.
93-TERTİL:Kur’an’ı ağır ağır, kelime ve harflerin hakkını vererek güzelce okuma..
94-TEYEMMÜM:Hicretin 5.ci senesi Beni Mutalik savaşında sabah namazı teyemmum ile ilk defa namaz kılındı.
95-VAHY:Vahy; İlham etmek, bildirmek, süratle işaret etmek, gizlice ihbar etmek, bir şeyi gerek uyanık iken ve gerek uyku hâlinde kalbe atmak demektir.
96-VAHİY KÂTİPLERİ :Rasûlüllah (s.a.s)’e vahyedilen âyetleri yazanlar, kaydedenler.
97-ZARURAT-I HAMSE( BEŞ ZARURİ ŞEY):Bütün dinlerin, korunması üzerine ittifak ettikleri şu beş hususun, aynı zamanda İslâm dininde de, korunması amaçlanmıştır. Bunlar: 1- Canın korunması,2. Malın korunması,3.Aklın korunması,4. Dinin Korunması,5. Neslin korunması.
98-ZEBUR:Sözlükte, kitap manasına gelir.Zebur , Davud Aleyhisselama gönderilmiştir.Zebura, Mizmarlar da denir.
99-ZEHREVAN:Bakara ve Âli îmrân sûrelerine verilen isimdir.
100-ZELLETÜ’L-KÂRÎ:Manası değişecek şekilde Kur`an-ı yanlış okumak.Buna zelletu`l-kari denir.Anlamı“Okuyanın sürcmesi,“ yanı yanlış okuması demektir.
101-ZEVATU’R-RA:Elif Lâm Râ ile başlayan Yûnus,Hûd,Yûsuf, Ra’d,İbrahim ve Hicr sûrelerine verilen isimdir.Felak ve Nas surelerine; MUAVİZETEYN,Bakara ve Ali İmran surelerine;ZEHREVAN,Târık suresinden Beyyine suresine kadar olan surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L MUVASSAT,Zilzâl suresinden Nâs suresine kadar olan bütün surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L KISAR,Hucurât suresinden Buruc suresine kadar olan surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L MUFASSAL,Bakara-Ali İmran-Nisa-Maide-En’am-A’raf-Enfal sureleri;SEB’UL TIVAL(Yedi Uzun Sure)

23

Kasım
2012

Kuran-ı Kerim Bilgileri 5.Bölüm

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  414 Kez Okundu

1-Medine döneminde nâzil olan ilk sûre ise Bakara’dır.
2- İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre Nasr sûresi son inen sûredir (Müslim, ”Tefsîr”, 21). En son Tevbe sûresinin nâzil olduğu da rivayet edilmiştir .
3-Hz. Ebû Bekir’in tâlimatıyla cemedilen Kur’an başta Hz. Ömer ve Ali olmak üzere bütün sahâbenin onayını almış (icmâ), kimseden bir itiraz gelmemiştir (Ebû Abdullah es-Sayrafî, s. 355-357).
4-Kur’an nüshası birer kari ile birlikte Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn’e gönderilmiş, bir nüsha da Medine’de bırakılmıştır (Dânî, el-Mukni’, s. 19; Zerkeşî, I, 334; Süyûtî, el-İtkan, I, 189-190).
s. 52; Dânî, el-Mukni’, s. 18; Zerkeşî, I, 329, 334).
5-Kur’an ilmi olarak adlandırılabilecek alanlar şunlardır: MekkîMedenî sûreler, esbâb-ı nüzûl, nâsihmensuh, Kur’an’ın isimleri, toplanması, çoğaltılması ve tertibi, sûre ve âyet bilgileri, münâsebâtü’l-âyât ve’s-süver, kıraat ve tecvid bilgileri, fezâilü’l-Kur’ân, havâssü’l-Kur’ân, i‘râbü’l-Kur’ân, garîbü’l-Kur’ân, müşkilü’l-Kur’ân, mecâzü’l-Kur’ân, vücûhnezâir, emsâlü’l-Kur’ân, aksâmü’l-Kur’ân, üslûbü’l-Kur’ân, muhkemmüteşâbih, mutlakmukayyed, mücmel-mübeyyen, edebiyat konularından olan îcâz, ıtnab, hasr, kinaye, teşbih ve istiare, i‘câzü’l-Kur’ân, tefsir ve te’vil ilmi, müfessirin âdâbı ve şartları.
6-Bazı âyetler özel adlarla anılmış olup bunların en meşhuru Âyetü’l-kürsî’dir (el-Bakara 2/255). Deyn âyeti, ribâ âyeti, kumar âyeti gibi adlandırmalar ise daha çok âyetin konusuyla ilgilidir.
7-Hz. Osman’ın mushaflarına göre Kur’an’da 114 sûre bulunmaktadır. Tevbe sûresi dışındaki bütün sûrelerin başında besmele mevcuttur.Tevbe sûresinin müşrik ve kâfirlere ültimatomla başladığından eman bildiren besmelenin bu ültimatomla çelişeceği şeklindedir.
8-Kur’an’ın en kısa sûreleri üçer âyetlik Asr, Kevser ve Nasr, en uzun sûresi 286 âyetten meydana gelen Bakara’dır.
9-Fâtiha sûresi Kur’an’daki itikad, ibadet ve ahlâktan oluşan ana konuları öz olarak içerdiğinden ”ümmü’l-kitâb” ve ”ümmü’l-Kur’ân” olarak adlandırılmış, İhlâs sûresi özellikle tevhid konusunu özetlediği için Kur’an’ın üçte biri sayılmıştır (Kanûnü’t-te’vîl, s. 230-232, 237, 330)
10- Muhammed’e (s. a. v) miladi 610 tarihinde indirilmeye başlamıştır.
11-Kur’an-ı Kerim’in ilk suresinin adı Fatiha Suresi
12- Sureleri birbirinden ayıran ifadenin adı Besmele (Bismillahirrahmanirrahim)
13- Ayet :Kuranı Kerimin bir cümlelik anlam birliği olan ifadelerinin her birine verilen isim.
14- Kuranı Kerimde en uzun ayet Bakara Suresi – 282. ayetidir.
15- K. Kerim toplam 23 yılda tamamlanmıştır.
16- K. Kerim’de ismi geçen 25 peygamberin ismi geçmektedir.
17-Halen elimizde bulunan Mushaflardaki vakıf işaretleri Secâvendî’ye aittir.
18-Hafd-ı Savt kavramı ses tonunu alçaltmak
19- Kuran-ı Kerim’in, Hıristiyanlar için kullandığı tabir Nasranî
20- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın kaleme almış olduğu tefsirin adı Hakk Dini Kur’an Dili
21-İstiaze :“Euzübesmele” okuyarak Allah’a sığınmaktır.
22- Mukâbele :Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.
23-El-Hamdulillah, Sübhane, Tebareke, Sebbeha gibi Allah’a hamd ve tesbih ile başlayan sûreler ki, bunlar 14 tanedir.
24- Başlarında huruf-u mukattaa dediğimiz harflerle başlayan sûreler ki, bunların da sayısı 29 dur.
25- Mekke de ilk vahiy katibi: Abdullah b.Sa”d b. Ebi Sarh”tır.
26-Medine de ise ilk vahiy katibi Übeyy b.Ka”b “ tır.Ondan sonrada Zeyd b.Sabit Ali b.Ebİ Talib
27-Es- Sebu’t tuvel: En uzun 7 sure demektir.
28-El – Mi’un:Birinci gruptan sonra gelen ve ayet adedi yüz civarında olan surelerdir.
29-El – Mesani: Ayet adedi 100’den az olan surelerdır.(Azhap suresinin basından Kaf suresine kadar)
30-El – Mufassal: Mushafın son bölümü olup Kaf suresinin başından Nas suresinin sonu.
31-Tencîmu’l-Kur’ân :Kur’ân ayetlerinin 23 senelik risâlet devresi içerisinde parça parça indirilmesine tencîmu’l-Kur’ân denir.
32-Et-Tuvâlu’l-Mufassal :Hucurât suresinden Buruc suresine kadar olan surelere verilen ortak isim.
33-Et-Tuvâlu’l-Kısar :Zilzâl suresinden Nâs suresine kadar olan bütün surelere verilen ortak isim.
34-Et-Tuvâlu’l-Muvassat :Târik suresinden Beyyine suresine kadar olan surelere verilen ortak isim.
35-Ez-Zehrevân :Bakara ve Âli îmrân sûrelerine verilen isimdir.
36-Zevâtu’r-Râ :Elif Lâm Râ ile başlayan Yûnus, Hûd, Yûsuf, Ra’d, İbrahim ve Hicr sûrelerine verilen isi
37-Kimi Kur’an surelerinin iki (veya daha fazla) ismi vardır. Surenin asıl ismi sonradan gelendir:
Alâ /Rahman
Ebrar /İnsan
Ahsenu’l-kıses/ Yusuf
Ashab-ı Kehf/ Kehf
A’ma /Abese
İkra /Alak
Elem neşreh/ Şerh
Ümmü’l-kitap/ Fatiha
İnne enzelna/ Kadr
İnşirah /Şerh
Bedr/ Enfal
Beraet/ Tevbe
Ben-i İsrail/ İsra
Tebarek/ Mülk
Hamd/ Fatiha
Havariyyin/ Sad
Dehr/ İnsan
Süleyman/ Neml
Arusu’l-Kur’an/ Rahman
Amme/ Nebe
Kıtal/ Muhammed
Kalbü’l-Kur’an/ Yasin
Melaike/ Fatır
38- İslam dünyasının en önemli kelamı tefsiri, Eş’ari mezhebine uygun olarak, İmam Fahr-i Razi’nin (k. 606) Tefsir-i Kebir’idir. Bu tefsir, 30 ciltten fazladır.
39Azer:Müfessirlerin büyük bir çoğunluğu En’am su¬resinin 74. ayetine dayanarak Azer’i Hz. İbrahim’in gerçek babası olarak kabul etmişlerdir.
Ahmed
40-Ahmed, İslam Peygamber (s.a.v)’inin isimlerinden biridir. Kur’an-ı Mecid’in sadece bir yerinde Saff su¬resinin altıncı ayetinde zikredilmiştir.
41-İslam:İlahî, tevhidi dinlerin en son ve en kamil olan di¬nidir ki, İlahî vahiy temeline dayalı, vahiy programı ve en son semavi kitab, yani Kur’an-ı Kerim’e da¬yanan Yüce İslam Peygamberi Hatemu’l-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) aracılığıyla insanların kur¬tuluşu ve onları doğru yola iletmek için tebliğ olun¬muştur. Bu dine inanlara Arapçada Müslim (erkekler) ve müslime (kadınlar), Farsçada ise müselman denir. Fıkhi ve resmi olarak İslam ile müşerref olmak şahadeteyn’in (Allah’ın birliğine şehadet ve Hz. Mu¬hammed’in nübüvvetine şehadet) edasıyla ger¬çekleşmektedir.
42-Ashab-ı A’raf:A’raf, urf kelimesinin çoğulu olup üst, üstünlük, tepe anlamına gelir. A’raf, Kur’an’ın yedinci suresinin ismidir. Bu surede A’raf ve Ashab-ı A’raf’a işaret edil¬miştir. “İki taraf arasında bir perde ve A’raf üzerinde de herkesi simalarıyla tanıyan bir takım adamlar var¬dır; cennet ehline, ‘Selam size!’ diye nida et¬mektedirler; ki bunlar ümid etmekle birlikte henüz ona (cennete) girmemişlerdir. Gözleri, cehennem ehli tarafına çevrildiği vakit de; ‘Ey Rabbimiz, bizleri o za¬limler topluluğu ile beraber kılma!’ demektedirler. O A’raf halkı simalarıyla tanıdıkları bir takım adamlara da seslenip: ‘Gördünüz mü, ne topluluğunuzun ve ne de kibirlenmenizin size hiçbir faydası olmadı. Allah onları hiç bir rahmete erdirmeyecek, diye yemin et¬tiğiniz kimseler bunlar mıydı?’ (Ve cennetliklere dönerek): ‘Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz!” Müfessirlerin büyük bir çoğunluğu, A’rafın cennet ile cehennem arasında var olan bir duvar olduğu inancındadır. Hadid suresinin 13. ayetinde de bir tarafında rahmet diğer tarafında da azab olan duvar diye zikredilmiştir. Kimi müfessirler de A’raf’ın sırat küprüsü olduğunu iddia etmişlerdir. Ashab-ı A’raf’ın kimler olduğu konusunda birkaç görüş vardır:
1- Bir kısım melek,
2- İyilikleri ve kötülükleri eşit olan kimseler,
3- Şehidler ve cihad edenler, özellikle de İlahî hüküm gereği fakat anne-babalarının iznini almaksızın ci¬hada çıkan kimseler,
4- Anne-babanın kendilerinden memnun olmadığı kimseler,
5- En önemli görüş, bir çok Şii müfessirin kabul ettiği ve Hz. Ali’den rivayet edilen şu görüştür: “Bizler, A’raf ashabıyız, ve kendi dostlarımızı işaret ve simalarından tanırız…”
43-Ashab-ı Eyke:Eyke, çok sık olan ormanlık demektir. Eyke as¬habının ismi Kur’an’ın dört yerinde zikredilmiştir. Kimi müfessirler, Eyke ashabının Medyen kavmi ol¬duğunu ileri sürmüştür.
42-İncil:Bu kelimenin aslı Yunanca müjde anlamındaki Englion’dan gelmektedir. Habeş lehçesi şekliyle Arapçaya geçmiştir. Bugün “dört inciller” olarak bi-linenler, Kur’an’ın incil olarak kabul ettiği şeyden bir¬kaç açıdan farklıdır. Birincisi, Kur’an’daki İncil, birkaç veya dört değil, müfreddir. İkincisi Kur’an’daki incil, baştan sona kadar vahiydir ve Hz. İsa’ya nazil ol¬muştur. Aynı şekilde, Kur’an-ı Kerim, İslam Peygamber (s.a.v)’inin isminin (en-Nebiyyu’L-Ümmi) ve nübüvvetinin Tevrat ve İncil’de zikredildiğini açıklamaktadır. Kur’an-ı Kerim, Tevrat’ın aksine İncil’in tahrif edildiğine dair bir açıklaması yoktur. Dört inciller, “Ahd-i Cedid” diye adlandırılan birkaç risaleden oluşmuştur. Bu ri¬salelerin en eskisi Matta incilidir ki, Hz. İsa’dan 30 yıl sonra ve İbranice olarak kaleme alınmıştır. Bunları yazanların tümü bellidir ve tümü İsa’nın öğretileri ve yazdıklarıdır.
43-Bedr:Bedrü’l-Kital veya el-Bedru’l-Kübra olarak maruf olan Bedr gazvesi, Peygamber (s.a.v) ve müslümanların İslam’ın ilk dönemlerindeki en büyük ve en önemli savaşlarından birisidir. Bu Gazve, Hicretin ikinci yılında Muhacir ve Ensar’dan oluşan müslümanlar ile Ümeyye hanedanı reisi Ebu Süfyan komutanlığındaki Kureyş müşrikleri arasında gerçekleşti ve müslümanlar bu gazvede zafer kazandılar.
44-Tevrat:Tevrat, İbranice yahudi kitabının ismidir. Ya¬hudilikte Esfar-ı Hamse (beş kitap anlamında) olarak adlandırılmış ve bütününe Ahd-i Cedid’e (dört İnciller) karşılık olarak Ahd-i Atik denmiştir. Bu kelime, İbranice olup meşhur anlamının aksine anlamı, namus veya şeriat değildir. Aksine hidayet ve irşad anlamındadır. Tevrat lafzı, Kur’an nazil olmazdan önce Arap şiirinde kullanılmıştır. Kur’an’da bu isme 18 kez değinilmiştir ve “imamen ve rahmeten”, ez-Zikr”, ez-Ziya”, el-Furkan”, el-Kitabu’1-mübin” ve “huden ve rahmeten” gibi sıfatlarla da anılmıştır. Kur’an’da esas Tevrat’ta Hz, Muhammed (s.a.v)’in zuhur edeceği müjdesinin veya onun nübüvvetini tasdik ettiği açık bir şekilde anlatılmıştır. Tevrat, başlangıçta levhalar şeklinde Hz. Musa’ya nazil olmuştur. Hz. İsa, Tevrat’ı tasdik etti. Tevrat ve İncil’i açıklamak ve öğretmek için gö-revlendirilmişti. Tevrat’ın tahrif edildiği konusunda da Kur’an-ı Kerim’de açık ifadeler zikredilmiştir.
45-Cebrail:Cebrail ya da Kur’an’ın tabiriyle Cibril (İbranicede Allah’ın adamı anlamında), mukarreb, büyük meleklerden biridir ve Allah ile İlahî Pey¬gamberler arasındaki elçidir. İslami ve Kur’anî sün¬nette Cebrail, Ruhu’l-Kuddüs’ün kendisidir. Ya¬hudilik ve hrıstiyanlıkta da çok üstün bir değere sahiptir. Cebrail’den Kur’an’da üç kez Cibril olarak söz edilmiştir. O, Pey¬gambere vahiy getirmekle görevlendirilmişti. Pey¬gamber (s.a.v), onu hem asıl şekliyle hem de Dıhyetü’l Kelbî isimli güzel bir genç şeklinde görmüştür.
45-Rum:Rum suresinin ilk ayetlerinde kendisinden söz edilen Rum’dan kasıt, Doğu Roma devletidir. Yani güçlü şahinşahlık rejimi olan Sasani im-paratorluğunun rakibi olan Bizans İmparatorluğudur.
46-Zebur:Hz. Davud’a indirilen semavi kitap demektir. Zebur, Mezamir olarak da adlandırılır (Müfredi mezmur’dur). Cifri bu konuda şunları yazar: “Bu kavram, mezmur anlamını veren hristiyanca veya yahudice bir kavramın türevi şeklinde ortaya çıkmış olmalıdır. Hiç şüphe yok ki onun şekli yapısı, Arapça zeber (yazmak) kavramının etkisi altında gerçekleşmiştir.” Henüz Zebur’un Davud’un Mezamir’i üzerine ıtlak olunmasının Kur’an’ın nüzulü gibi olup olmadığı konusu tam an¬laşılmış değildir. Fakat her halükarda bugün yahudiler ve hrıstiyanlar için dayanak konusu olan Zebur, beş kitaba ayrılan 150 mezmurdan oluş¬maktadır. Bu mezmurların 73 tanesini Davud’a nisbet ederler, mezmurun geriye kalan kısımları da onun bi¬linmeyen müellifine nisbet edilir. Zebur’dan ve onun Davud’a bahşedilmesinden Kur’an-ı Kerim’in üç ye¬rinde yer verilmiştir.
47-Zeyd:Zeyd bin Haris, Resulullah (s.a.v)’in evlatlığı idi. Hz. Peygamber (s.a.v), onu vahiy nazil olmazdan evvel, daha köle iken Ukaz panayırından satın almıştı. Daha son¬raları müslüman oldu. Bundan dolayı da babası onu evlatlığından kovdu. Resulullah (s.a.v) da onu kendi ev¬latlığı olarak kabul etti. Bu yüzden kimi zaman ona, Zeyd bin Muhammed de denmiştir. Peygamber (s.a.v), onun oğlu olan Usame’ye büyük bir değer verirdi. Peygamber (s.a.v), güzel ve asilzade bir aileye mensub olan Zeyneb’i onun için istedi. Zeyneb, istekli ol¬madığı halde Resulullah (s.a.v)’a olan saygısından dolayı onunla evlenmeyi kabul etti. Daha sonraları ikisi ara¬sında anlaşmazlıklar baş gösterdi ve Hz. Resul (s.a.v), on¬ların arasını bulmak için defalarca uğraştı. Fakat so¬nunda Zeyd, Zeyneb’i boşadı. Hz. Peygamber (s.a.v), öz evlat ile evlatlık arasında fark olduğunu hükme bağ¬lamak için Zeyneb ile evlendi. Ahzab suresinde 36-40. ayetler bu olaya işaretle zikredilmiştir.
47-Safa Ve Merve:Safa ve Merve’ye Kur’an-ı Kerim’de bir kez yer verilmiştir. Safa lügatte, taş anlamına gelmektedir. Safa ve Merve, Mekke’de yer alan fazla yüksek olmayan iki tepenin ismidir. Safa, Ebu Kubeys tepesinin arkasında bir yerdedir ve Safa te¬pesinde duran bir kimse, Hacerü’l-Esved’le karşı kar¬şıya gelir. Meş’erü’l-Haramda Safa ve Merve arasındadır .Sa’y, yani Safa ile Merve arasında yavaş adımlarla koşma, Haccın vacip olan menasiğindendir ve cahiliyet dönemindeki Haccda da var olan bir adetti. Sahih-i Buhari’de, ha¬cıların, İbrahim’in hanımı ve İsmail’in annesi olan Hacer’in hatırasını yüceltmek ve onların bu bölgede çektiği ızdırabı yaşamak için Safa ile Merve arasında yedi kez gidip gelmeleri gerektiğini nakledilmiştir. Merve, Mekke’nin doğu ve güneydoğu tarafında ve Safa tepesine yaklaşık 420 metre aralıktaki bir yer¬dedir. Eskiden burada yer alan pazar, bugün kal¬dırılmış ve onun yerine Safa’nın eteklerinden Merve’ye kadar bir duvar örülmüş ve tüneller açıl¬mıştır. Bu geçiş tünelleri gidiş-gelişlerin ya da Sa’y’ın (yavaşça ve vakarlı koşma) daha rahat ve düzenli bir şekilde yapılabilmesi için iki katlı yapılmıştır.
48-İmran:Kur’an-ı Kerim örfünde İmran, Hz. Meryem’in babasının ismidir. Ve Kur’an’ın üçüncü suresi olan Al-i İmran O’na işaret eder: “Allah, Adem’i, Nuh’u, Al-i İbrahim’i ve Al-i İmran’ı (İbrahim ve İmran ailesini) seçip alemlere üstün kıldı. (Bunlar) birbirinden türeyen bir nesildir. Allah işiten, bilendir. İmran’ın karısı demişti ki: “Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.” Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu bi¬lirken- yine şöyle dedi: “Rabbim, onu kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ıs¬marlıyorum…” İmran, Kitab-ı Mukaddes’te İmram olarak geçer (yani; Allah’ın kavmi ya da Allah’ın seçkin milleti).
48-Ka’be:Ka’be iki kez Kur’an-ı Kerim’de kullanılmıştır. Bu kelimeden maksad Beytü’llah-i Haram’ın içinde bulunan kare biçimindeki binadır. Kur’an-ı Kerim’de “el-Beyt”,”el-Beytü’1-Haram” ve “el-Beytü’1-Akik” olarak adlandırılmış ve onun etrafındaki mescid ve alana “el-Mescidü’l-Haram” denmiştir. Ka’be, İslam’ın ibadet mekanlarının en önemli ve kutsal olanıdır. Zira onu zi¬yaret etmek, hali vakti ve mali imkanı olan her müslümana ömründe bir kez farzdır. Her müslüman, namaza durduğu esnada (ister farz, ister rnüstehab namazlarda) ona (=kıble) doğru yönelmek zo¬rundadır. Kıble, bütün topraklar için bir odaktır.
49-Malik:İslami sünnette, Rıdvan, cennetin bekçisi; Malik ise, cehennemin bekçisidir. Rıdvan, bu anlamda Kur’an-ı Mecid’de kullanılmamıştır. Malik de sadece bir kez zikredilmiştir. Rivayetlerde an¬latılmıştır ki, Hz. Resul (s.a.v), Mi’rac’da Malik’i çok ızdırablı ve yüzü ekşi bir şekilde görmüştür. Ve ondan sonra da hayatta olduğu sürece (yürekten) gül¬memiştir.
50-Mukabele:Karşılıklı olarak Kur’an okumak (Bir kişinin okuyup diğerlerinin takip etmesine mukabele denir.)
51-Hatim :Kur’an’ı baştan sona okuyup bitirmek
52-Mushaf :Kur’an ayetlerinin iki kapak arasında toplanmış haline MUSHAF denir
53-Hafız :Kur’an’ı baştan sona ezberleyen kişiye HÂFIZ denir.
54-Vahiy Kâtibi :P eygamberimize gelen vahiyleri yazmakla görevli olan sahâbelere VAHİY KÂTİBİ denir.
55-Kur’an ilk defa Hz. Ebubekir’in Halifeliği Zamanında toplanarak kitap haline getirilmiştir
56-Kur’an hangi halife Hz. Osman’ın Halifeliği zamanında çoğaltılmaya başlandı.
57-Ayet ve surelerin Kurandaki sıralaması Yüce Allah’ın bildirmesiyle olmuştur.
58-Kur’an ,Allah tarafın’dan Hz. Muhammed’e (SAS) gönderilmiştir.
59-Kur’an’ın özellikleri:Son ilâhî kitaptır. Evrenseldir. İndirildiği günden itibaren yazılmıştır
60-Kur’an –ı Kerim,İnsanları doğru yola ulaştırmak için gönderilmiştir.
61-KUR’AN-I KERİM’İN İÇ DÜZENİ:Kur’an-ı Kerim Ayet, Sure ve Cüz’lerden Oluşur
62-Ayet :Kur’an-ı Kerimin her bir cümlesine AYET denir.
63-Sure :Kur’an’ın ayetlerden oluşan her bir bölümüne SÛRE denir
64-Cüz : Kur’an-ı Kerimin 20 sayfadan oluşan herbir bölümüne CÜZ denir.
65-HİZİB: Bir Cüz’ün 5 sayfadan oluşan dört bölümünden biridir
66-Sahâbeden, Kur’ân tefsirine dair en çok rivâyette bulunan ve tefsir alanında ün kazanan kişiler:
a. Ali b. Ebî Tâlib (40/660).
b. Abdullah b. Mes’ûd (32/652).
c. Ubeyy b. Ka’b (30/650).
d. Abdullah b. Abbâs (68/687).
e. Ebû Musa’l-Es’arî (44/664).
f. Zeyd b. Sâbit (45/665).
g. Abdullah b. Zübeyr (73/692)
67-Sahâbe içerisinde tefsirle ilgili yapılan nakil ve dirâyet açısından ilk sırayı Abdullah b. Abbâs almaktadır.İbn Mes’ûd O’nun hakkında: “ İbn Abbâs Kur’ân’ın tercümanıdır.” demistir.İbn Abbâs’tan sonra tefsirde adından en çok söz ettiren sahâbi, İbn Mes’ûd ve Ubeyy b. Ka’b’tır.
68-Tefsir Tarihi:Baslangıçtan zamanımıza kadar, lügat, belâgat, edebiyat, nahiv, fıkıh, mezhep, felsefe, tasavvuf ve daha pek çok açıdan tefsirler meydana getirilmis, bu çesitli alanlardaki tefsirlerde farklı usuller ortaya çıkmıstır. Sözü edilen bu faaliyetler, tefsire yönelik bir târih süreci olusturmaktadır ki, buna da “Tefsir Târihi” denilmektedir.
69-Tefsir :“Tefsir; insan gücünün yettiği kadarıyla Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın murâdını arastıran bir ilimdir”.
70-Te`vil :Mâturîdî “Tefsir: Ayetten murat olunan mânânın öyle olduğunu kesin olarak söylemek ve o mânânın kastedildiğine Allah’ı sahit tutmaktır. Bu sekilde yapılan tefsir, sayet kesin bir delile dayanıyorsa sahihtir; dayanmıyorsa, yasaklanmıs olan re’y tefsiridir. Te’vil ise: Kesin kaydıyla söylemeden ve Yüce Allah’ı sahit tutmadan, ayetin muhtemel olduğu mânâlardan birini tercih etmektir.”
71-Tercüme Sözlükte; “bir kelâmı, bir dilden baska bir dile çevirmek”, “bir sözü diğer bir dilde tefsir ve beyân etmek”, “bir lafzı, kendisinin yerini tutacak bir lafızla değistirmek” gibi mânâlara gelirse de, bu kelimenin bundan baska mânâları da vardır.
72-Meâl Kur’ân-ı Kerim’in lafzî olarak tam bir tercümesi yapılamayacağına göre, O’nu sadece aslına yakın bir sekilde ifâde etmeye çalısılmıs ve buna Kur’ân’ın tercümesi denmekten kaçınılmıs, tercüme yerine meâl lafzı kullanılmıstır. Istılahta, bir sözün mânâsının her yönü ile aynen değil de, biraz noksanı ile ifade edilmesine meâl denir. iste Kur’ân-ı Kerim tercümesi için kullanılan meâl kelimesi, O’nu, aynen tercümeye imkân olmadığına, daha doğrusu yapılan iste bir eksikliğin mevcut olduğunu belirtmek içindir.
73-“Tefsir; insan gücünün yettiği kadarıyla Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın murâdını arastıran bir ilimdir
74-Dirâyet tefsiri ise; Arap dili ve edebiyâtı, dinî ve felsefî ilimler ile çesitli müspet ilimlere dayanan tefsirdir. Bu usûl ile yapılan tefsire de “dirâyet tefsiri”veya “rey ile tefsir” ya da
“ma’kûl tefsir” denir
76-Kur’an-ı Kerim’in Hz. Muhammed’e İndirilişiyaklaşık 23 yıl sürmüştür.
77-Kuran 610 yılı Ramazan Ayının 27. Gecesi (Kadir Gecesi) HİRA MAĞARASINDA vahiy olarak gelmeye başlamıştır.
78-Sahâbe içerisinde tefsirle ilgili yapılan nakil ve dirâyet açısından ilk sırayı Abdullah b. Abbâs almaktadır.İbn Mes’ûd O’nun hakkında: “ İbn Abbâs Kur’ân’ın tercümanıdır.” demistir.İbn Abbâs’tan sonra tefsirde adından en çok söz ettiren sahâbi, İbn Mes’ûd ve Ubeyy b. Ka’b’tır.
Tefsirciler, öteden beri tefsir çesitlerini genellikle “rivâyet tefsiri” ve “dirâyet tefsiri” olmak üzere iki ana bölümde ele almıslardır.
79-Mevziî/Tecziî/Âyet Âyet Tefsir:Kur’ân-ı Kerim âyetlerinin, mushaf tertîbine göre âyet âyet ve sûre sûre tefsir edilmesine Tefsiru’l- Mevziî denir
Bu tefsir akımı, sahâbe ve tâbiûn dönemlerinde Kur’ân’ın bazı âyetlerini parça parça serh ve izah
Üç ayrı gruba ayırdığımız tecziî tefsir çesilerini inceleyelim:
a. Tahlîlî Tefsir:Kur’ân âyetlerinin mushafın tertibine göre sûre sûre ve âyet âyet tefsir edilmesidir ki, müfessir, âyetleri bütün yönleriyle arastırıp hedeflerini ortaya çıkarır.
Tahlîlî tefsir de ikiye ayrılır ( 1. Rivâyet Tefsiri. 2. Dirâyet Tefsiri)
1. Rivâyet Tefsiri
Kur’ân-ı Kerim, Resûlullah’ın (sas) sünneti, sahâbe ve tâbiûn sözlerine dayanan bir tefsirdir.
En meshur rivâyet tefsirleri ve müellifleri şunlardır.
1. İbn Cerîr et-Taberi (Câmiu’l- Beyân an Te’vîli Âyi’l- Kur’ân.)
2. İbn Ebî Hâtim(Tefsiru’l- Kur’âni’l- Azîm Musneden an Rasûlillâhi ve’s- Sahâbeti ve’t- Tâbiîn.)
3. Ebu’l- Leys Semerkandî (Tefsiru Ebi’l- Leys.)
4. el-Vâhidî (el-Vecîz fî Tefsiri’l- Kur’âni’l- Azîz.)
5. el-Begavî (Meâlimu’t- Tenzîl.)
6. İbn Atiye (el-Muharraru’l- Vecîz fî Tefsiri Kitâbi’l- Azîz.
7. İbn Kesîr (Tefsiru’l- Kur’âni’l- Azîm.)
8. Celâluddîn es-Suyutî ( ed-Dürrü’l- Mensûr fi’t- Tefsir bi’l- Me’sûr)
b. İcmâlî Tefsir:Kur’ân âyetlerinin icmâlî olarak (kısaca) tefsir edilmesidir. Bu metotla yapılan tefsire, daha çok radyo ve televizyon konusmalarında rastlanır.Bu çesit tefsire; Celâleyn tefsiri, Ferîd Vecdî’nin Tefsiru’l- Kur’âni’l- Kerim ve Mucemmeu’l- Buhûsi’l- İslâmiyye’nin hazırladığı Tefsiru’l- Vasît’i misâl olarak zikredebiliriz.
c. Mukâren Tefsir (Karsılastırmalı Tefsir):Müfessir tefsirini yapacağı âyetin tefsiri için daha önce yazılan tefsirlere mürâcaat eder. Müfessirlerin değisik tefsir metotları ile yaptıkları tefsirlerini karsılastırır. Bu görüsler içinde itimat ettiği görüsü alır, tercih etmediği görüsleri terkeder.Âlûsî’nin “Rûhu’l- Meânî” tefsiri mukâren tefsire örnek olarak gösterilebilir.
80-Dirâyet tefsiri; rivâyetlere münhasır kalmayıp Arap dili ve edebiyâtı, dînî ve felsefî ilimler ile çesitli müspet ilimlere dayanılarak yapılan tefsirdir. Bu kaynaklarla yapılan tefsire de “dirâyet tefsiri” veya “re’y ile tefsir” ya da “ma’kûl tefsir” denir.
-Dirâyet tefsiri kendi arasında ikiye ayrılır:
1. Mutlak Dirâyet Tefsiri. Kendisinde muayyen bir görüsün meselâ; sûfî, felsefî veya fennî görüsün hâkim olmadığı dirâyet tefsiridir. Simdi de bu tarzda yazılmıs birkaç önemli mutlak dirâyet tefsir ve müfessirlerini zikredelim:
1. Fahruddin er-Razî (Mefâtîhu’l- Gayb (Tefsir-i Kebîr).
2. Kâdî Beydavi (Envâru’t- Tenzîl ve Esrâru’t- Te’vîl.)
3. Nesefî( Medârikü’t- Tenzîl ve Hakâkiku’t- Te’vîl.)
4. el-Hâzin(Lübâbu’t- Te’vîl fî Meâni’t- Tenzîl.)
5. Ebu Hayyân el-Endelûsî (el-Bahru’l- Muhît.)
6. Hatîb Sirbînî (es-Sirâcü’l- Münîr.)
7. Ebussuûd Efendi ( İrsâdü’l- Akli’s-Selîm İlâ Mezâye’l- Kur’âni’l-Kerim.)
2.Mukayyed Dirâyet Tefsiri:Mukayyed Dirâyet Tefsiri kendi arasında bazı bölümlere ayrılır:
a. Tasavvufî/Sûfî Tefsir( 1. Nazarî Sûfî/Tasavvufî Tefsir. 2.İsârî veya Amelî Tefsir.)
b. Felsefî Tefsir.
c. Fıkhî Tefsir.
d. Fennî Tefsir.
e. Edebî-İçtimaî Tefsir( 1. Edebî Tefsir. 2. İçtimaî Tefsir.)
f. Lügavî Tefsir.
g. Târihî Tefsir.
h. Fırka Tefsirleri.
ı. İlhâdî Tefsir.

81-Kur’ân Bilgileri (Ulûmu’l-Kur’ân):Kur’ân‟ın nüzûlu, tertibi, toplanılıp-yazılması, okunup tefsir edilmesi, i‟câzı, nâsih-mensûhu ve Kur’ân hakkındaki bazı Şüphelerin cevaplandırılması gibi Kur’ân-ı Kerim‟le ilgili konulardan bahseden ilimler, Ulûmu’l-Kur’ân olarak adlandırılmıştır.
82-NÜZÛL SEBEPLERİ:Kur’ân-ı Kerim, 23 sene gibi bir zaman diliminde, Hz. Peygamber‟e parçalar halinde indiriliyordu. İndirilen her âyetin bir gâye ve hikmeti vardı. Bu hikmet ve gâyelerin tamamı ise, insanın dünya ve âhiretteki mutluluk ve sâadetiydi.
83-Neshin Lügat ve Istılâhi Anlamı:Nesh kelimesi lügatte, izâle etmek, silmek, gidermek, yok etmek, değiştirmek, tebdil, tahvil ve nakletmek anlamlarına gelmektedir.Nesh kelimesinin Istılâhi anlamına gelince: “Şer’î bir hükmün, zaman bakımından sonra gelen şer’î bir delil ile kaldırılmasıdır.”
84-Muhkem-Müteşâbih Kelimelerinin Anlamı:Muhkem ıstılahta kolaylıkla anlaşılabilen, tefsire fazla ihtiyaç göstermeyen ve tek anlamı olan âyetlere denilir.Müteşâbih ise lügatte ortak olmak, benzeşmek, ve genellikle karışıklığa sebep olan benzerlik gibi anlamlara gelmekte olup, ıstılahta ise, birden fazla anlamlara gelebilen, açıklamaya ihtiyaç duyulan veyahut da anlamı akıl ve nakille bilinemeyecek olan âyetlere denilir.
85-Sûrelerin Başlanğıçları:Kur’ân-ı Kerim de bulunan sûrelerin başlangıç cümle ve kelimelerine sûre başlangıçları denir.
86-Hurûf-u Mukatta:Kur‟ân-ı Kerîm‟deki bazı sûrelerin başlangıçlarında bulunan ve bir veya birkaç harften meydana gelen harflere hurûf-u mukattaa (kesik harfler) denilir. Kur‟ân‟ın 29 sûresinde bulunan hurûf-u mukattaalarda, 14 ayrı harf kullanılmış olup bunlar 13 ayrı şekilde bulunmaktadır. Bunlar 1 ila 5 harf arasında değişen sayılardan meydana gelmiştir.
87- GARîBU’L-KUR’ÂN:Yüce Yaratıcı, görevlendirdiği her peygambere, kavmi kendisini daha iyi bir Şekilde anlasın diye, o kavmin diliyle vahiy gönderiyordu:
Ancak Kur’ân-ı Kerim‟de, o zamanki Arapçaya girmiş bulunan yabancı kelimelere nadiren de olsa rastlamak mümkündür. İşte Kur’ân-ı Kerim‟de bulunan bu yabancı kelimelere garib ismi verilmiştir.
88-ÜSLÛBU’L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın sözlü yapısında, sûrelerde, âyetlerinde, kıssalarında, öğüt ve telkinlerinde, delil ve tartışmalarında göz kamaştırıcı, duyanları hayrette bırakıcı bir ifade tarzı kullanılmıştır. Bu, Kur’ân’ı önceki semâvî kitaplar arasında eşsiz bir konuma getiren, insanların normal konuşma, ifade ve hitap Şekilleri içinde benzersiz kılan bir ayırıcı özelliktir, kendine özgü ve kalıcı bir meziyettir. Bu nedenle, herhangi bir sözle, yazım üslûbuyla ve telif yöntemiyle mukayese edilmesi doğru olmaz. Doğru olanı, Kur’ân’a kendine özgü bir üslup gözüyle bakmaktır.
89-Hz. Muhammed’e (sav) ilk vahiy Mekke’de ki Hira Mağarasında gelmiştir. İlk vahiy “İkra” ayetleridir. Vahyi getiren melek ise Cebrail (as) dir. Hz. Aişe validemizin belirttiğine göre Peygamber Efendimiz altı ay sadık rüyalarla nübüvvete hazırlanmış daha sonra kendisine yalnızlık sevdirilmiş ve Hira Mağarasına çekilmiştir.
90-Vahiy Peygamber Efendimize kırk yaşında Ramazan ayında bir pazartesi günü gelmiştir. 24, 27. veya 17. günü olduğu konusunda ihtilaf vardır. İlk vahiyden sonra bazılarına göre üç yıl bazılarına göre 2.5 yıl, diğer bir görüşe göre ise 40 gün vahiy kesilmiştir. Daha sonra Müddessir Süresinin ilk ayetlerinin nazil olmasıyla bu dönem bitmiştir.
91-Hz. Osman (ra) zamanında Azerbaycan ve Ermenistan fethi sırasında Irak’lı Müslümanlarla Şam’lı Müslümanlar kıraat farklılığı sebebiyle ihtilaf edince Huzeyfe b. Yaman imam olacak bir KUR’AN’ı Kerim’in yazılmasını talep etmiştir. Bu konuda yine Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Sait b. As, Abdullah b. Haris’in de içinde bulunduğu 12 kişilik bir heyet Hz. Osman tarafından görevlendirilmiştir. İstinsah yapılırken Kureyş lügatı esas alınmış ve çoğaltılan Mushaflar Basra, Küfe, Şam,Mekke, Yemen’e gönderilmiştir.
92-Süre ve ayetler tevkifidir. Yani vahye Müsteniddir Hz. Peygamber zamanında vahiy geldikçe ayetler” Bu sürenin şurasına koyun!” diye vahiy katiplerine bildirilmek suretiyle tertip edilmiştir.
- Sürelerin isimleri de İhlas, Fatiha diye O’nun zamanında konulmuştur. Ayet…:Alamet, nişan, ibret manasına gelir. Mekki, Medeni: Muhkem, mütaşabih diye sınıflandırılır. Süre,Yüksek makam, derece, şeref, alamet manasına gelir. 114 süre 30 cüz vardır. Bakara, en uzun; Kevser ise en kısa süredir. Tuval, miun, mesani ve mufassal olarak 4′e ayrılır.
93-İlk yazıldığında nokta’sız ve harekesiz olan KUR’AN ayetleri Arap olmayan insanların Müslüman olmasıyla yanlış okununca Muaviye zamanında Ebul Esved Eddüeli’ye emredilir. O da üstüne içine ve yanına ve altına nokta koyar. Daha sonra daire konmuş, harekeler renkli yapılmıştır. Haccac-ı Zalim zamanında birbirine benzeyen harfler noktalanmış ve Halil b. Ahmet (M. 718-786) tarafından bugünkü harekeler konulmuştur.
94-Kıraat; okumak demektir. Kurra; KUR’AN’ı Kerim’i ezberleyen ve başkasına öğretendir. Hz. Osman (ra), Hz. Ali (ra), Ubey b. Ka’b (ra) sahabeden olan kurralardandır. Mütevatir olan 7 kıraat vardır. Bunlar İbni Kesir, Nafi, İbni Amir, Ebu Amr, Hamza, Kisai ve Asım kıraatleridir.
95-Surelerin başındaki besmele konusunda Hanefiler ” Müstakil bir ayettir. Sürenin cüz’ü değildir. Ayırmak için teberrüken yazılmıştır. Hanbeliler “Fatihanın başından bir ayettir.” derler.
96-KUR’AN ilmi tefsir ve kıraat olarak ikiye ayrılır. Tefsir, müfredat ve el fazı şerh ve izaha denir; mana ve cümlelere Müteallik olanlara da te’vil denir.
97-Kur’an’ı harekeleme ve noktalama işlemini ilk başlatan kişi ,Ziyad b. Sümeyye
98- “Mushaf-ı Osmani’nin hattına muhalefet etmek haramdır” bu söz Ahmed b. Hanbel aittir.
99- Kur’an’ın bir cilt haline getirilmek için kurulan heyetin başkanı Zeyd b. Sabit
100- Mushaf : Hz.Peygamber’in vefatından 6 ay sonra başlıyan Kur’an’ı toplama faaliyeti yaklaşık 1 yıl sürmüştür.Toplanan bu nüshaya Abdullah b. Mesud’un teklifiyle MUSHAF adı verilmiştir.
101-Peygamberimiz okuma yazma öğretmek amacyla ;Erkekler için Abdullah b.Said b.El-As ile Ubade b.samit’i kadınlar için de Hafsa’yı görevlendirmiştir.
102-Kur’an dünya semasına kadir gecesinde toptan indirildi.Oradan da yirmi küsur yıl boyunca parça parça nazil oldu.” Sözü İbn Abbas aittir.
103- Vahiy katipleri :Mekke de ilk vahiy katibi: Abdullah b.Sa”d b. Ebi Sarh”tır.Medine de ise ilk vahiy katibi Übeyy b.Ka”b “ tır.Ondan sonrada Zeyd b.Sabit Ali b.Ebİ Talib
104-En son nazil olan ayetler; Nisa, 4/176
105- “Sebu’t-Tivel* olarak isimlendirilen sureler ;Bakara, A’raf, Nisa, Al-i Imran, En’am, Maide, Enfal
106- Kur’an ve Sunnetin açik hukumterine aykırı olarak yapilan tefsire ilhadi lefsir
107-Taberi’nin yazdigi tefsirin tam adı;Camiu’l-Beyan an Te’vTli Ayi’l-Kur’an
108-Sebu’l-Mesani, Fatiha suresinin diger adıdır.
109- Rasulullah’m vefatmdan sonra Kur’an-i Kerim’i cemeden heyetin baskanı Zeyd’b. Sabit
110-Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tarafından kaleme alınan tefsirin tam adı “Hak Dini Kur’an Dili” dir.
111-İlk vahiy Peygamberimize miladi 610 yılında, Ramazan ayının 27′sinde Pazartesi günü gelmeye başlamıştır.
112-Sektenin lügat manası: Sekte kelimesi sözlükte susmak, durmak, sözü kesmek, iki nağme arasını soluk almaksızın ayırmak gibi manalara gelir. Istılah Manası: Tecvîd ilminde Kur’an okurken belirli kelimeler üzerinde nefes almadan bir müddet sesin kesil¬mesine “Sekte” adı verilir.
113-629′da gerçekleştirilen Mute savaşı Bizanslılara karşı yapılmıştır.
114-Müşriklerin Hâşimoğullarına uyguladıkları boykot tam üç yıl sürmüştür.
115- Peygamberimizin vefatından sonra sahabe Hz. Ebu Bekir’e Sakîfetü Beni Sâide biat etmiştir.
1) Rivayet tefsiri: Buna me’sur veya nakli tefsir de denir. Kur’an’ı açıklamak mübhem noktalarını açıklığa kavuşturmak için Kur’an, sünnet, sahabe, tabiilerin sözlerine göre tefsir etmektir. Rivayet tefsirinin önde gelenlerinden olan İbn-i Kesir
2) Dirayet tefsiri: buna rey ile ma’kul tefsir de denir. Rivayetle sınırlı kalmayıp dil, edebiyat, din, tarih, ve diğer ilimlere dayanılarak yapılan tefsirdir. Bu tefsirde akıl hüccet olarak ele alınır ve vahyi, akıl açıklar.Bu iki tefsirden sonra zamanla başka tür tefsir hareketleri de cerayan etmiştir.
3) İşari tefsir: Tarikat ve tasavvuf ehlinin ayetlerin zahirini bunun dışında anlama, tev’il etmek maksadıyla ve işaret yoluyla geldiğini söyledikleri tefsirdir.
4) Mezhebi tefsir: Kişilerin kendi mezheplerini ve ekollerini desteklemek amacıyla Kur’anın tefsir edilmesidir. İslami pratikliği açısından fazlaca önemli olmayan konularda ve bunların şartlarıyla uğraşılan tefsir çeşididir.
5) Kelami tefsir: Hilafetten saltanata geçilişi de tefsir anlayışının değişmesine sebep olan amillerden birisidir.
6) İlhadi tefsir: Bu tefsir, kişinin heva ve hevesine göre yapmış olduğu tefsirdir. Kişi kendi haraketlerinin doğru olduğu için veya başka bir sebepten dolayı Kur’andaki ayeti kendine göre tefsir eder.
7) İcazi tefsir: Kurandaki edebi üstünlüğü insanlara göstermek için yapılan tefsirlerdir. Bu tefsirler;Batı topluna karşı aşağılık duygusunun bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır.
116-ilk halife Hz. Ebu Bekir, vahiy katiplerinden Zeyd bin Sabit başkanlığında bir kurul oluşturdu. Bu kurulun kitaplaştırdığı ve Müslümanlar’ca da onaylanan Kuran nüshasına Mushaf (bir araya getirilmiş sayfalar) adı verildi.
117-Kur’an ayrıca Kelamullah, Kitabullah, Furkan, Tenzil, Mushaf, Kitab, Nur ve Ümmülkitap isimleriyle bilinir.
118-Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline ”Mushaf” denir. “ Mushaf”, “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelen bir kelimedir
119–Kur’an’ın bölünmüş olduğu 30 parçadan (fasikül) her birine cüz denir.
120-Kuran, “ sûre” adı verilen bazı ana bölümden oluşur. Kur’an 114 sûreden müteşekkildir. Bu surelerin 86′sı Mekke’de, 28′i Medine’de gelmiştir.
121-Her bir sure de “ ayet” adı verilen parçalardan müteşekkildir. Ayetler bir kelime ila bir sayfa arasındadır.
122-İslam’a göre vahiyler peygambere Cebrail meleği aracılığıyla gönderilmiştir. Kuran metninin tamamlanması, 610 – 632 yılları arasında, yaklaşık 23 yılda gerçekleşmiştir. Kur’an peygamber hayatta iken yazılı hale getirilmemiştir.
123-Vahiy katipleri: Zeyd ibn Sabit başkanlığında Ömer, Osman, Ali, Talha, Sad, Ebu Derda, Mikdad, Übey ibn Kab, Ebu Musa el-Eşari ve Abdullah ibn Mesud’dur.
124-Hafız :Kur’an’ın bütün metnini ezberleyen ve uygun şekilde ( tecvid) okuyabilen kişiye ” hafız” denir.
125-Kur’an’ı uygun bir şekilde ve güzel bir tutum ve sesle okumaya ” tilavet” denir.
126-Kur’an sureleri bazen bir bütün olarak bazen de bölümler halinde indirildi. Bazı sûreleri Mekke’de inmesi dolayısıyla “Mekkî”, bazıları Medine’de indirildiklerinden “Medenî” diye nitelendirilmiş ve 22 yılda tamamlanmıştır. –
127-Osman tarafından değişik vilâyet merkezlerine gönderilen nüshalar asırların geçmesiyle kayboldu. Günümüzde halen onlardan bir tanesi İstanbul Topkapı müzesinde; bir diğer tam olmayan nüshası Taşkent’te bulunmaktadır.
128-Ebû Bekr’in (ö. 13/634) halifeliği sırasında Kur’an-ı Kerîm toplanıp iki kapak arasında kitap haline getirilince, uygun bir isim aranmış, Abdullah b. Mes’ud’un (ö.32/652) “Habeşistan’da bir kitap gördüm, ona Mişhaf, Mushaf adını vermişlerdi” demesi üzerine, halife tarafından bu isim uygun bulunmuştur
129-Medine’de inen âyet ve sûrelerde daha çok hukuk kuralları yer almıştır. Aile ve devletin tanzimi, insanların birbiriyle veya devletle olan ilişkileri, anlaşmalar, barış ve savaş durumları bu âyetlerde açıklanır.
130-Kuran, Arapça olarak kaleme alınan ilk mukaddes kitaptır. “Kuran Tarihi”, Prof. M. Hamidullah, s. 59
131-İslam’a göre Kur’an abdestsiz okunmaz.Kur’an’da bu hususla ilgili olarak şöyle denir: ”” Şüphesiz bu, değerli bir Kur’an’dır. Korunmuş bir kitaptır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir.”” ( Vakıa Suresi, 77-79)
132-Kur’an’ı Kerim kaç yılda inmiş, tamamlanmıştır? Kur’an’ı Kerim 22 sene, 2 ay, 22 günde inmiştir.
133-Allah(c.c.)’ın dilediği şeyleri Peygamberlerine bildirmesine ne denir? Vahy denir.
134-Kur’an’ı Kerim’de bulunan, adetleri 114 tane olan müstakil bölümlerine ne denir? Sure ismi verilir.
135- Kur’an’ı Azimüşşan’da bulunan sureleri meydana getiren cümlecik yada bir kaç kelimeden oluşan,
6666 adet varolan Allah kelamlarına ne ad verilir? Ayet denir.
136-Kur’an’ı Kerim tek kitap olduğu gibi, tek ciltte toplanmıştır. Kur’an’ı Kerim’in sayfalarını toplayan cilde verilen ve yalnız Kur’an’a ait olan özel isme ne denir? Mushaf adı verilir.
137-Kur’an’ı Kerim insan gücünün imkan verdiği ölçüde anlamayı gaye edinen ve geniş şekilde açıklayan,
gerektiğinde yorumlayan eserlere ne ad verilir? Tefsir denir.
138-Tefsir yapan alime ne ad verilir? Müfessir adı verilir.
139-Tefsir çeşitleri kaçtır ve nelerdir? Tefsir çeşitleri ikidir;
a- Rivayet tefsiri : Ayet ve hadislerle açıklama yapılan tefsirlerdir.
b- Dirayet tefsiri : Ayet, hadis ve akli, felsefi, güncel yorumlarla yapılan tefsirdir.
140-Ayeti celilelerin mana ve ilahi işaretlerini, insan aklının imkanı ölçüsünde yapılan tercümelere ne ad verilir? Meal adı verilir.
142-Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başladı.
143-Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Nur dağında inmeye başlayan ve 23 senede tamamlanan, Arapça olarak indirilen ve tevatür yoluyla bize ulaşan, okunması dahi ibadet olan, dünyevi ve uhrevi tüm meseleleri bildiren, Allah (c.c.)’ın kelamına ne ad verilir? Kur’an’ı Kerim denir.
144-Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in 13 yıllık Mekke döneminde ve 10 yıllık Medine hayatında Kur’ân’ı Kerim’in tamamı indirilmiştir. Mekke ve Medine yaşantısında bildirilen surelere verilen isim nedir? Mekke döneminde inen surelere MEKKİ, Medine döneminde inen surelere MEDENİ sure adı verilir.
145- Kur’an’ı Kerim’de hakkında en çok ayet inen kavim hangisidir? İsrail oğulları.
146-Kur’an’ı Kerim’deki ilk surenin ismi nedir?Fatiha suresi.
147-Kur’an’ı Kerimde ismi geçen sahabe kimdir? Hz. Zeyd (r.a.).
148-Hurf’u Seb’a nedir? Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir.
149- Kur’an’ı Kerim’in hangi suresinin her ayetinde “ALLAH” kelimesi vardır? Mücadele suresi.
150-Allah (c.c.) kelimesi Kur’an’da kaç defa zikredilmiştir? 2697 defa.
151-Kur’an’ı Kerim’de tek ismi zikredilmiş kadın kimdir? Hz. Meryem.
153- Kur’an’ı Kerim’in son inen ayeti hangi surenin kaçıncı ayetidir? Maide suresinin 3. Ayetidir.
154-Kur’an’ı Kerim’i usulüne göre okumayı belirleyen kuralların tümüne ne ad verilir? Tecvit.
155-Kur’an’ı Kerim Peygamber Efendimize ,Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başlamıştır.
156-Mekke’de Kur’an’ı Kerim’i ilk kez açıktan okuyan kimdir? Abdullah bin Mesut (r.a.).
157-Kur’an’ı Kerim hangi halife zamanında “Mushaf” halinde toplandı? Hz. Ebu Bekir (r.a.).
158-Kur’an’ı Kerim hangi halife zamanında çoğaltılıp dağıtıldı? Hz. Osman (r.a.).
159-Halife Hz. Ebu Bekir’in emriyle kitap haline getirilen Kur’an’ı Kerim’i toplama komisyonunun başkanı olan sahabe kimdir? Hz. Zeyd bin Sabit.
140-Kur’an’ı Kerim’de din kelimesi hangi manada kullanılmıştır? Ceza, mükafat, hüküm, hesap.
141-Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle (hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı sahabe kimdir? Kab b. Malik.
142-İfk hadisesini açığa çıkaran ayet hangisidir? Nur suresi ayet 11 ve 12.
143-Abdestin farz olduğunu belirten ayet hangisidir? Maide suresi 5 ve 6.
144-Osmanlı Devletinin son dönemlerinde yetişmiş İslam bilginlerindendir. Kadı yetiştiren Mektebi Nüvvab’ı bitirmiş, Beyazıt medresesinde dersler vermiştir. Meşihat Dairesi’ndeki görevinin yanında Mektebi Nüvvab, Mektebi Mülkiye, Medrese tül Vaizin ve Medrese-i Süleymaniye’de dersler vermiştir. 2. Meşrutiyetin ilanından sonra Antalya’dan mebus seçilmiş ve özellikle 2. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle ilgili hal fetvasının yazılmasında oynadığı rolle tanınmıştır. İttihat ve Terakki cemiyetinin ilim şubesinde de görev almıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Ankara İstiklal Mahkemesinde de yargılanmış ve berat etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığının kendisinden istediği Kur’an tefsirini Hak Dini Kur’an Dili adıyla yazmıştır. Bu İslam alimi kimdir? Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır.
145-Seyyit Kutub’un tefsirinin adını söyleyiniz. Fizilali Kur’an.
146-Muhammed Hamdi Yazır’ın tefsirinin adını söyleyiniz. Hak Dini Kur’an Dili.
147-Kur’an’ı Kerim’de “Zehraveyn”(iki çiçek manasına gelen) diye bilinen iki sure vardır. Bu surelerin ikiside Medeni surelerdir. Konusu ise hüküm ayetleridir. Bu iki surenin adını yazınız. Bakara ve Al-i İmran sureleridir.
148-Kur’an’ı Kerim Berat gecesi indirilmiştir. Hadid suresi 23. Ayette de “Dünyada olacak her şey, dünya yaratılmadan evvel, ezelde “oraya” yazılmış, takdir edilmiştir. Bunu size bildiriyoruz ki, hayatta kaçırdığınız fırsatlar için üzülmeyesiniz ve kavuştuğunuz kazançlardan, Allah’ın gönderdiği nimetlerden mağrur olmayasınız. ” Denilmektedir. İfadelerde geçen “oraya” kelimesi neresi anlamına gelmektedir? Levh-i Mahfuz.
149-Kur’an’ı Kerim İslam dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Bizim şu anda elimizde bulunan ve okuduğumuz Kur’an’ı Kerim hangi kıraat imamının rivayeti üzerine yazılmıştır? Kıraatı Asım.
150-Kuran-ı Kerimde kaç tane sure vardır? 114
151- Kuran-ı Kerimde kaç tane tilavet secdesi vardır? 14 tane: Araf 206, Rad 15, Nahl 49, İsra 107, Meryem 58, Hacc 18, Furkan 60, Neml25, Secde 15, Sad 24, Fussilet37, Necm 62, İnşikak21. Alak 19
152-Tilavet secdesi ile biten sureler hangileridir ? Araf süresi -Necm süresi -Alak süresi
153-Nebilerin ismiyle isimlenen sureler hangileridir? Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Muhammed, Nuh sureleri
154- Ayet sayısına göre Mekki surelerin en büyüğü hangisidir? Şuara suresi 227 ayet
155-Kuran da zikredilen en büyük rakam kaçtır? 00 bin rakamı saffat suresi 147. ayet
156-Kuran-ı Kerimde zikredilen en küçük rakam kaçtır? 1/10 Sebe:45
157-Sure kelimesiyle başlayan sure hangisidir? Nur Süresi
158- Besmele iki defa zikredilen sure hangisidir? Neml Suresi
159-Esma-ül Hüsna’dan birisiyle başlayan sure hangisidir? Rahman Suresi
-Her ayetinde Allah(c.c)lafzı olan sure hangisidir? Mücadale suresi
160-Nazil olduğu zaman 70 bin meleğin arza indiği sure hangisidir? Enam suresi
161-Cuma günü okunması müstehap olan sure hangisidir? Kehf suresi
162-Rasüllah?ın beni yaşlandırdığı buyurduğu sure hangisidir? Hud suresi
163-Başından ve sonundan ayetlerin okunup ezberlenmesi deccalden koruyucu olan sure hangisidir? Kehf suresi
164-Kendisinde iki tane secde ayeti olan sure hangisidir? Hacc suresi
164-Bir maden ismi olan sure hangisidir? Hadid suresi (demir manasına)
165-Ahmed ismi kendisinde zikredilen sure hangisidir? Saff suresi 6. ayet
166-Sahabe ismi kendisinde zikredilen sure hangisidir. Ve hangi isimdir? Ahzab suresi 37. ayet – Zeyd-
167-İmam Şafi (r.a) nin insan düşünse bu sure insanlara yeterdi
buyurduğu sure hangisidir? Asr suresi
168- Kuran-ı Kerimde kaç tane nebinin adı zikredilmiştir? 25
169- Amme cüzünde kaç tane sure vardır? 37
170- Mekkede müşriklere karşı Kuran-ı açıktan ilk okuyan sahabe kimdir? Abdullah b. Mesut
171- Zekatın kimlere verileceğini tek tek sayan ayeti kerime hangi
sürede ve kaçıncı ayettir? Tevbe süresi 60
172-Bedir gazvesini anlatan süre hangisidir? Enfal süresi
173–Uhud gazvesini anlatan süre hangisidir? Ali imran 121-190
174-Hendek gazvesini anlatan süre hangisidir? Ahzab 9-27
175-Tebük gazvesini anlatan süre hangisidir? Tevbe 38-125
176- Peygamber efendimizin hicretini anlatan süre hangisidir? Tevbe 40
177- Kıblenin Kudüs?ten Kabe?ye çevrildiğini anlatan süre hangisidir? Bakara süresi 142-150
178-Mirac hadisesini anlatan süre hangisidir? Necm süresi
179-Musa a.s ile Hızır a.s kıssasını anlatan süre hangisidir? Kehf
180-Cüz: Kur’an-ı Kerim’in 20 sayfasına “1 Cüz” denir. Kur’an-ı Kerim’de toplam 30 cüz vardır.
181-Hizb: Kur’an-ı Kerim’in her 5 sayfasına “1 Hizb” denir. Bir cüz 20 sayfa olduğuna göre 1 Cüzde 4 Hizb vardır.
182-Mekkede ilk vahiy katibi: ABDULLAH B. SAD
183-Medine’de ilk vahiy katibi:UBEYY B. KAB
-184Cebrail kimin kılığında insan şekline bürünürdü: DIHYE EL KELBİ
185-Kuranın en uzun ayeti : BAKARA 282 Bu ayetin diğer adı: MÜDAYENE AYETİ
185-Kuranın en uzun suresi: BAKARA Kuranın en kısa suresi: KEVSER
187-Kur’an’ın lügat mânâsı :Kur’an, lügat itibariyle “Toplamak ve okumak” anlamına gelmektedir
188-Tefsir-i Celâlleyn:Celâl ismini taşıyan iki büyük İslâm alimi tarafından tamamlanmış olması bakımından “Celâleyn Tefsiri” adı verilmiştir Bunlardan biri, Celâlüddin bin Ebu Bekir es-Süyûti’dir Bu zât, Fatiha’dan İsrâ suresinin sonuna kadar olan kısmın tefsirini yapmış bulunmaktadır Diğer alim ise, Celâlüddin bin Muhammed bin Ahmed’dir Bu da Kehf suresinden sonuna kadar olan kısmın tefsirini yapmış bulunmaktadır Bu zatların her ikisi de Şafii mezhebinden.
189-Kur’an-ı Kerim’in harekesi,Hicretin birinci asrı ortalarında Nahiv ilminin vâzıı Ebü’l-Esved ed-Düeli tarafından yapılmıştır (Tefsir Tarihi, c 1, s 32)
190-Kur’an-ı Kerim’de mukaddes Mekke şehri ,Sure-i Al-i İmran’ın 96 ayetinde “Bekke”, Sure-i Şûra’nın 7 ayetinde “Ümmü’l-kurâ” ve Tin Suresi’nin 3 ayetinde “Beledü’l-Emin” olarak geçmektedir
191-Kur’an-ı Kerim’de Tevbe suresi ne için Besmele ile başlamama sebebi;Bu surenin “Enfal” suresinin devamı olduğunu ve bu sebeple de “Besmele” yazılmadığını söyleyenler vardır Bir de bu surenin indirildiği sırada Peygamber Efendimiz “Besmele” yazılmasını emretmiş değildir
192-Kur’an-ı Kerim Harf Sayısı:Bu hususta iki ayrı rivayet vardır: Birincisi 325 bin, 345′tir Diğer rivayette ise, 325 bin 743′tür Kur’an-ı Kerim’in kelimelerinin sayısının ise 77 bin 439 olduğunda ittifak vardır
193-Kur’an-ı Kerim’de 66 tane nâsih ve mensuh ayet bulunmaktadır Bu hususta yazılmış müstakil eserler bulunmaktadır.
194-Kur’an-ı Kerim’in ayet sayıları üzerinde ilim adamlarının değişik beyanları vardır Şöyle ki: Nafi’a göre: 6217, Şeybe’ye göre: 6214, Küfe alimlerine göre: 6236, Mısırlılara göre: 6219, Şamlılara göre: 6226, Zemahşeri’ye göre: 6666 ayettir
195-Kur’ânın,hızlı okunduğu tilavet tarzına hadr denir.
196-Halen elimizde bulunan Mushaflardaki vakıf işaretleri Secâvendî’ye aittir.
197-Kur’ân-ı Kerim’in en yavaş okunduğu tilavet tarzına tahkik denir.
198-Esbâb ı nüzûl ilmi âyet ve sûrelerin nerede ne zaman ve hangi olay hakkında nâzil olduğu konularıyla ilgilenmektedir. Kur’an’ın anlaşılması ve tefsiri için büyük yardım sağlayan bu ilim sahâbe ve tâbiîn devrinde Kur’an tefsirinin vazgeçilmez kaynağı idi. Esbâb ı nüzûl ilmi rivayete dayandığı için gerek sened gerekse metin bakımından dikkatle incelenmelidir. Aksi takdirde aslı olmayan bir rivayet sebebiyle âyetlerin anlamı daraltılmış veya genişletilmiş ya da değiştirilmiş olur. Konuyla ilgili olarak telif edilen eserlerin tarihi 200 (815) yılına kadar gitmektedir.
199-Nâsih ve mensuh:Nesih belli bir konudaki farklı nasların hangisinin diğerinin hükmünü ortadan kaldırdığını veya değiştirdiğini ve nihaî şer‘î hükmün hangisi olduğunu tesbit bakımından İslâm hukukunun konusunu teşkil edip bu çerçevede âyetin âyeti neshi yanında sünnetin sünneti neshi veya bu iki temel kaynağın birbirini neshi tartışılmakla birlikte hangi âyetin hangi âyeti neshettiğine dair rivayetleri bir araya getiren ilim dalı Kur’an ilimleri içerisinde mütalaa edilmektedir. Bu ilim dalı da ilk dönemlerden itibaren bilinmektedir.
200-Kur’an tarihi:Kur’an’ın nüzûlünden başlayarak yazılması toplanması istinsahı ve çoğaltılması noktalanması harekelenmesi aşamalarını tarihî açıdan inceleyen ilme Kur’an tarihi denilmektedir.
201-Resmü’l-mushaf:Resmü’l-mushaf ilmi daha çok konunun teknik yönüyle ilgilendiği için kıraat ilmiyle birlikte mütalaa edilmelidir. Hz. Osman tarafından çoğaltılıp çeşitli merkezlere gönderilen mushaflardaki imlâ özellikleri bu mushaflarda yazım hatası olup olmadığı konuları resmü’l-mushafın alanına girer.
202-Fezâilü’l-Kur’ân: Kur’an’ın bazı sûre ve âyetlerinin faziletinden bahseden rivayetleri bir araya getiren ilme fezâilü’l-Kur’ân denilmiştir. Konuyla ilgili hadis kaynaklarında yer alan bölümlere ek olarak III. (IX.) yüzyılın başlarından itibaren müstakil eserler kaleme alınmıştır.
203-Havâssü’l-Kur’ân:Havâssü’l-Kur’ân ,hakkında güvenilir kaynaklarda yeterli bilgi bulunmadığı halde zamanla tecrübe yoluyla elde edilen bilgilerden söz eden ve kelime âyet ve sûrelerin belli bir tertibe göre okunması veya yazılması halinde niyet ve maksada uygun sonuçlar veren tesir ve özelliklerinden bahseden bir disiplin olup Kur’an’ın anlaşılmasına veya yorumlanmasına yardımcı olmadığı için belli sayıda kimselerin ilgisini çekmiş bazan da hoş görülmemiştir.
204-İ‘râbü’l-Kur’ân:Kur’an’ın diliyle ilgili ilimlerin başında Kur’an’ın dil bilgisi bakımından doğru okunup yazılmasından ve farklı vecihlerin ne gibi anlam kaymaları ve zenginliği ortaya çıkardığından bahseden i‘râbü’l-Kur’ân gelir. Hz. Peygamber hatasız konuşmaya ve Kur’an’ı dil bilgisi bakımından doğru okumaya dikkat çekmişse de bu ilmin temellerinin Hz. Ali tarafından atıldığı söylenir. Kur’an’ın i‘râbı hakkında yazılan eserlerin tarihinin II. (VIII.) yüzyıla kadar gitmesi de bu ilmin önemini ve ona gösterilen alâkayı ortaya koymaktadır.Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi

23

Kasım
2012

TASHİH-İ HURUF NOTLARI

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  1.418 Kez Okundu

TASHİH-İ HURUF:Harfleri doğru telaffuz etmeye denir. Kur’an harflerini telaffuz ederken Maharic-i Huruf ve Sıfatı Huruf’a uygun olarak telaffuz etmeye Tashih-i Huruf denir.
a) Maharic-i Huruf ( harflerin çıkış yerleri)
b) Sıfatı Huruf (harflerin sıfatları)
Maharic-i Huruf:
Harf: sözlükte; taraf, bir şeyin ucu ve kenarı demektir. Çoğulu “Huruf” veya “ahruf” tur.
Tecvid Istılahında: Sesin yukarıya doğru çıkarken mahreç bölgelerinden birine dayandığında çıkan sese “HARF” denir.
HARFLERİN TAKSİMİ:
Harfler ikiye ayrılır;
1- Aslı Harfler
2- Fer-i Harfler
1- Aslı Harfler; Bunlar, bilinen 29 hece harfleridir.
2- Fer-i Harfler; Kur’an’da bulunan fer-i harfler beş tanedir.
a) Teshil olunan hemze الهمزةُ المسهلة ) اَ اَ عْجَمِئٌ kelimesindeki teshildir.
Teshil; kolaylaştırmak, yumuşak hale getirmek anlamındadır. Burada yan yana gelen iki hemzeden ikincisini, hemze ile hemzenin harekesi cinsinden bir harf arasında okumaktır.(hocanın ağzından dinlemek gerek) asım kıraatında vardır. Buradaki ikinci hemze keskinliği giderilerek, belli belirsiz okunur.
b) İmale olunan elif الالف المما لة
İmale; bir şeyi bir tarafa eğmek, meylettirmek anlamındadır.
Tecvid ilminde, fethayı kesreye ve elif-i ya harfine meylettirerek seslendirmeye denir. Asım kıraatının Hafs rivayetinde sadece مَجْرَ يهاَ kelimesinde imale yapılmaktadır. Buradaki ر Ra harfinin fethasını kesreye doğru meylettirerek ve ince okuyarak yapılır.
c) Nun’u Muhfat: İhfa olunan nun. النون المخفاة İhfa; gizlemek anlamına gelir. Nun’u
Muhfat, İhfa olunan (gizlenen) nun demektir. Zati gidip ğunnesi kalan nun şeklinde tanımlanır. Örnek: اِنْ كنتم kelimesi ve benzerlerindeki ihfadır. İhfa olunan nun harfinin zatini giderip ğunne sıfatının okunmasıdır. Mim sakin ihfasında (ihfa-i Şefevi) sakin mim مْ de sakin nun نْ gibi fer-i harflerdendir.
Not: asım kıraatının Hafs rivayetine göre fer-i harflerden yalnız üç tanesi vardır. Bunlarda (yukarda zikredildiği gibi) hemze-i musehhele, elif-i mumale ve nun-i muhfatdır .
d) Sad-ı Muşemme: İşmam olunan Sad ص
e) Lam-i Müfahhame: Kalın okunan lam ل
MAHREC:
Mahrecin Tarifi; Mahreç, sözlükte, çıkış yeri anlamındadır. Tecvid ilminde; harfin çıktığı yere Mahreç denir.
MAHREC BÖLGELERİ BEŞTİR
1- Boğaz; Üç mahreç bölgesi, altı harftir.
2- Dil ; 10 mahreç, 18 harf çıkar.
3- Dudaklar; İki mahreç, dört harf çıkar,
4- Cevf ; Ağız boşluğudur, bir mahreç üç harf çıkar,
5- Hayşum; Geniz boşluğudur.
Mahreçler, Muhakkak(tahkiki) ve Mukadder(takdiri) olmak üzere ikiye ayrılırlar.
1- Mahreci muhakkak (Hakiki mahreç): harfin sesi, mahreç bölgelerinden birisine temas ederek çıkıyorsa, bu yere, mahreci muhakkak denir. Hece harflerinin
tamamının mahreci böyledir.
2- Mahreç-i Mukadder. Takdiri itibari mahreç:
Harfin sesi, belirli bir mahrece temas etmeden çıkıyorsa, buna mahreci mukadder
denilir ki, med harflerinin ( و ى ا ) mahreçleri bu cins mahreçtir.
BOĞAZ BÖLGESİ:
a) Aksal Halk : ……….. harfleridir.
b) Vasatul Halk :…….. harfleridir.
c) Ednel Halk : ……….. harfleridir.
HARFLERİN SIFATLARI:
Sıfat: sözlükte, nişan ve alamet anlamlarına gelir.
Tecvid ilminde sıfat, mahrecde meydana gelişi esnasında harfin sesine arız olan
keyfiyete denir.
SIFFATLARIN FAYDASI:
Sıfatların üç faydası vardır:
1- Mahreçleri bir olan harflerin birbirinden ayrılmasına yararlar. Örnek,
mahreçleri bir olan ط د ت harfleri sıfatları sebebiyle birbirinden ayrılırlar.
2- Harflerin kuvvetlisini zayıfından ayırma imkânını sağlarlar. Böylece harflerden
hangisinin diğerine idğam edilip edilmeyeceği bu şekil ile ortaya çıkar.
3- Mahreçleri ayrı olan harflerin telaffuzunda güzellik meydana getirir.
SIFATLARIN TAKSİMİ
Sıfatlar, Zati (lazımı) ve Arızı olmak üzere ikiye ayrılırlar.
1- Sıfat-ı Lazıme; lazımı sıfat: harflerin zatına mahsus olan ve onlardan ayrılmaması gereken sıfatlardır. Örneğin: cerh, hems, şiddet, Rihvet, beyniyye ve diğerleri,
Bu sıfatların terkinde, değiştirilmesinde ve bozulmasında meydana ggelen hata, lahn-i celi (açık hata) olur ki, bu tarz okuyuş caiz değildir.
2- Sıfat-ı arıza: Arızı sıfat: harflerin zatına, yapısına mahsus olmayan ve onlardan ayrılması mümkün olan sıfatlardır. Örneğin: med, idğam, ihfa, iklab, zhar, sekte, vb.
Bu sıfatların terkinde, tebdil ve tağyirinde meydana gelen hata, lahn-i hafi (gizli hata) olur. Bu tür hatalardan kaçınmak gerekir.
SIFATI LAZIMELER:
1- MAHREC
2- Cerh (18 harf) ظل قو ربض اذ غزاجند مطيع
3- Hems (10 harf) فحثه شخص سكت
4- ŞİDDET HARFLERİ: 8 harftir:
ج د ق ط ب – ا ك ت bu sıfatlı harfler okunduklarında sesin akmamasıdır.
5- RİHVET HARFLERİ: 15 HARFTİR:
ث ح خ ذ ز س ش ص ض ظ غ ف و هو ى Bu sıfatın harfleri okunurken sesin uzayıp akmasıdır. Rihvet sıfatı suhulettir kolaylıktır. Genelde sakin durumlarda ortaya çıka.
6- BEYNİYYE HARFLER 5 HARFTİR.
ل ن ع م ر Bu sıfatlı harfle çıkarılırken sesin akıp akmaması arasıdır. Yani Rihvet ve şiddet sıfatlarının ortasındadır.
7- İst’la: 7 harftir. خ ص ط ظ غ ق dir.
8- İstifale, 21 hartir.
9- Itbak : 4 harftir.ص ض ط ظ
10- İnfitah: 24 harftir.
11- İzlak: 6 harftir.فر من لب
12- İsmat: 22 harftir.
13- Kalkale. 5 harftir. ق د ب ج ط dir.
14- SAFİR HARFLER: س ص ز Islık ve kuş sesine benzer bir sesin çıkmasına denir. Bu harfler okunurken keskin bir sesin çıkmasına denir.
15- TEKRİR HARFİ: ر harfidir. Tekrar etmeye denir. Bu harf okunurken dil ucunun titreşim halinde olmasıdır.
16- TEFEŞŞİ HARFİ: ش dir. Yayılmak demektir. Bu harf okunurken sesin dil ile damak arasında yayılmasına denir.
17- Ğunne: 2 harftir ve م ن harfleridir.
18- İstitale: 1 harftir. ض harfidir.
ARIZI SIFATLAR:
1- TEFHİM: Kalın harflerin harfin kalın okunmasıdır.
2- TERKİK: İnce okunması gereken harfleri ince okumaktır.
3- İDĞAM: İki harfi birbirine katıp okumak,
4- İHFA: Şedde yapmadan izhar ile idğam arası okumak,
5- İZHAR: İki harfin arasını birbirinden ayırmak,
6- İKLAB: Bir harfi başka bir harfe çevirmek,
7- MED: harfi bir elif miktarından daha fazla uzatmak,
8- SEKTE: Nefes almadan sesin kesilmesi,
9- VAKIF: Nefesle birlikte sesin kesilmesi,
10- SÜKÜN: Harfin harekesiz okunması.
11- HAREKE: Vasıl halinde harfi harekeli okumak.
KUR’AN-I KERİMDE VAKIF VE İBTİDA
VAKIF: kelime olarak durmak ve durdurmak demektir.
Tecvid ilminde vakıf: okumaya tekrar başlamak niyetiyle, nefes alacak zaman kadar, sesi kesmeye denir. Ses kesildikten sonra kısa bir sure durulup nefes alınır ve okumaya devam edilir. Vakıf, kelimenin sonunda yapılır, vakfa esas olan iskândır; kelimenin sonunu sakin kılarak durmaktır. Kat’ ise, kıraatten tamamen ayrılmak maksadıyla, okuyuşu kesmeye denir. Kat’, mananın tamam olduğu ayet sonralarında yapılır.
İbtida, başlamak demektir. Tecvid ilminde, ibtida; ilk defa okumaya başlamaya veya vakıftan sonra kıraata devam etmek için tekrar başlamaya denir. İbtida, hareke ile ve manaya uygun yerden yapılır.
Vakıf ve ibtida, Kur’an’ı kıraatında, mananın iyi anlaşılabilmesi için riayet (uyulması) gereken bir husustur.
Vakıf İşaretleri (secavendler)
Muhammed b. Tayfur es-Secavendi’nin(1165) koyduğu işaretler,
م ط ج ص ز قف ق لا ع ^ ^
Es-Secavendi bu işaretlerin hükümlerini, manaya göre kısımlarını ve işaretlerini belirlemiştir.
1- Vakfı lazım: işareti م harfidir, vakıf yapılmazsa mana bozulur.84 yerde geçer.
2- Vakfı mutlak: işareti ( ط ) harfidir. Vakıf evla, vasıl caizdir.
3- Vakfı caiz: işareti ( ج ) harfidir. Vakıf ve vasıl caizdir. Vakıf evladır.
4- Alameti vakıftır: işareti (قف ) Dur, demektir. Vakıf evla vasıl caizdir.
5- Vakfı mucevvez: işareti ( ز ) harfidir. Vasıl evla, vakıf caizdir.
6- Vakfı murahhas: işareti ( ص ) vasl evla, vakıf caizdir; durulsa geriden alınmaz.
7- Alameti vasl dir: işareti (ق ) vasl evla, vasıl caizdir. Durulsa geriden alınmaz.
8- Vakfı la: işareti (لا ) harfidir. Durma demektir. Mabadı ile ilgisi olan yerlerde bulunur. Durulmaz anlamına gelmez, durulursa geriden alınarak devam edilir.
9- (İki grup üç nokta) vakfı muanaka / vakfı murakabe ( ^ ^ ) iki grup üç noktalardan sadece birinde durulur, ikisinde birden durulmaz.
10- Rükû alametidir. İşareti ( ع ) bir konu veya kıssanın bitip, yeni bir konu veya kıssanın başlandığını gösterir. Hatimle namaz kılanların veya namazda kıraatı uzun tutanların burada rükûa varmalarını gösterir.
Kur’an okurken durulduğunda geriden alınması gereken yerler.
و- ف – ثم – الذي – التي – اِن أَن لكن ليت — واخواتها buralardan başlanır.
Muzaaf – Muzaaf aleyhlerden alınmaz. الرحمن الرحيم burada الرحمن durulmaz.
في – ما – اذا bunlarda durulmaz.
SÜRAT YÖNÜNDEN KUR’ANIN OKUNUŞ ŞEKİLLERİ
1-TAHKİK: Kelime anlamı olarak bir şeyin hakkını yerine getirme hususunda mübalağa etmektir.
Kıraat âlimlerince her hafin hakkını vermek, medleri yeterince uzatmak, harekeleri birbirinden ayırmak, şeddeleri tam yapmak ve ğunnelerin hakkını yeterince vermektir. Meddi munfasılları dört, meddi muttasılları dört veya beş elif miktarı çekmektir.
Talim ve Aşri Şerif okumalarda tercih edilen usuldür. Abdullah İbn. Mesud ve onun gibi düşünenlerin tercih ettikleri okuyuş şeklidir.
2- TEDVİR: Tahkik ile hadr arasında bir okuyuştur. Meddi munfasıl ve meddi muttasıllar üçer elif miktarı çekilir. Ğunne
ölçüleri de biraz düşürülür. Meddi lazımlar yine dört elif miktarı çekilir. Genelde cehri namazlarda ve mukabele okuyuşlarında tercih edilen usuldür.
3- HADR: Kelime anlamı suratlı ve seri okuyuş demektir. Tecvid dilinde ise; Kur’an’ı kerimi tecvid kaidelerine uymak şartıyla en hızlı okumaktır. Meddi munfasıl bir elif miktarı meddi muttasıl iki elif miktarı çekilir.
Ğunneler tedvire göre biraz daha az tutulur ama gene de bilağunne durumuna düşürülmez. Maalgunne olduğu belli olacak şekilde tutulur.
Genelde; hafi ve cerhi namazlarda, mukabele, hatimle kılınan teravih namazlarında, hafızlık çalışmalarında ve bütün hatim okuyuşlarında tercih edilen usuldür. Okuyucu, bu üç okuyuş şeklini cemaatin durumuna, dinleyicilerin vaziyetlerine göre okuduğu yer ve zamana göre tercih edebilir.
TERTİL: Lafız yönüyle harflerin telaffuzuna dikkat ederek; vakıf-ibtida kurallarına uyarak, kısaca tecvid kurallarına tam riayet ederek, mana yönünden tefekkür ederek düşünerek okumaktır. Bu okuyuş dördüncü bir okuyuş şekli değildir, her okuyuş şekline tatbik edilebilir.
BU OKUYUŞ ŞEKİLLERİNİN MED DURUMLARINI GÖSTEREN CETVEL
T. Med – Muttasıl – Munfasıl – M.Lazı – Arız – Lin
TAHKİK 1 4-5 4-5 4 4 3
TEDVİR 1 3 2-3 4-3 2-3 2
HADR 1 2 1 3 1 1
Diğer tecvit kaideleri; İhfa, İklab ve İdğam’ların tutulma durumları da bu cetvele göre değerlendirilir.
TEMSİLİ OKUMA:
Temsili okuma esasları üç ana başlıkta incelenmektedir..
1- Ses Vurgusu:
2- Raf-ı Savt (ses yükseltme)
3- Hafd-ı Savt (ses indirme)
1- Ses Vurgusu:
Kelimelerin bütünlüğünü korumak ve manaya dikkat çekmek için, sese kuvvet vermeye “ses vurgusu” denir.
Tariften anlaşılacağı üzere ses vurgusunda iki gaye gözetilir.
a) Lafzi gaye,
b) Mana gayesidir.
Lafzi gayede: kelimenin bütünlüğü, istiklalini korumak vardır.
Mana gayesinde ise; manaya dikkat çekmek ve manayı gözetmek amacı gözetilir.
2- Raf-ı Savt (ses yükseltme): kur’an okurken bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonu yükseltilerek okumak demektir.
Ses yükseltmeyi gerektiren sebepler:
1- Okunan yerin Hak ve Hakikati açıklaması;
2- Hakkın, haklının sözlerinde
3- Allâh’ın emir ve yasaklarında
4- Hafd-ı Savt ile okunan ayetleri takip eden ayetler; müjde, mükâfat ve merhamet bildiren ayetler Raf-ı Savt ile okunur.
3- Hafd-ı Savt(ses indirme): Kur’an okurken, bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonunu düşürerek okumaktır.
Hafd-ı savtı gerektiren durumlar:
1- Dua ve istiğfar ayetleri,
2- Batıla mensup sözler,
3- Tehdit ve taziye ayetlerinde,
İSTİAZE
a) Tarifi ve önemi:
İstiaze, Allah’a sığınmak demektir. Maddi ve manevi her türlü kötülükten, zarar ve sıkıntıdan yüce Allah’a sığınıp ondan yardım istemektir.
Kur’an-ı Kerim’de : “kur’an okuyacağın zaman, o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın” buyurulmuştur. Başka bir ayette ise “şeytan seni dürtecek olursa, Allah’a sığın. Doğrusu O, işitendir, bilendir” buyurulmaktadır.
b) Sahih olan istiaze kalıpları şunlardır.
Kur’an’ı Kerimde: فا ذا قرات القران فا ستعذ با لله منشيطا نالرجيم “Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytanın şerrinden Allaha sığın”
En meşhur İstiaze kalıpları şunlardır.
اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمِ
اَعُوذُ بِاللهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمِ
c) İstiazenin Hükmü:
“kur’an okuyacağın zaman, o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın” anlamındaki ayetin farklı yorumlanması sebebiyle vacip, sünnet ve müstehab denilmekle birlikte, fakat çoğunluğa göre müstehabdır.
İstiazenin yeniden okunup okunmamasını gerektiren haller:
1- Okuyucu kıraate taalluk eden bir konuşma veya sualden dolayı kıraate ara vermişse istiazeyi yeniden okuması gerekmez.
2- Kıraata taalluk etmeyen bir sözden dolayı velev verilen bir selami almak için ara verse istiazeyi yeniden okur.
3- Okumaya son vermek için okumasını kestikten sonra yeniden okumak isterse istiazeyi yeniden okuması gerekir.
AŞRİ ŞERİF OKUMAYA BAŞLARKEN
1- İBTİDA HALİNDE
A- Euzü Besmele ile İbtida Halinde:
1- Tevbe suresi hariç diğer surelerin başlarındaـ اغوذ بسمله ile başlandığında dört vecih (okuyuş şekli) vardır.
اول سورده
اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمِ * بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ * اَلْحَمْدُ للهِ رَبِّ لْعَالَمِينَ
1 ـــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ قطع ـــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ قطع ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ
2 ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ قطع اول ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ وصل ثاني ـــــــــــــــــــــــــــــ
3 ـــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ وصل اول ـــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ قطع ثاني ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ
4ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ وصل ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ وصل ـــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ
BİR ÖRNEK
1اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمْ * بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمْ * اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ لْعَالَمِينْ
اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمْ * بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ * الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ لْعَالَمِينْ2
اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمِ * بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمْ * اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ لْعَالَمِينْ3
اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمِ * بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ * الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ لْعَالَمِينْ4
2- Bir surenin ortasından ـ اغوذ بسمله ile bir ayetten başlanıldığında sure başında olduğu gibi yine dört vecih caizdir.
B- Yalnız Euzü ile başlanılan İbtida halinde
1- Tevbe suresinin başından اغوذ ile başlandığında iki vecih caizdir.
اول برا ئه
اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمِ * برا ء ة من الله ورسوله…
ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ قطع ـــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ
ـــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ وصل ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ ـ
Örnek:
اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمْ * بَرَا ءَ ةٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِه…
اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْىطَا نِ الرَّ جِيمِ * بَرَا ءَ ةٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ…
Sadece اغوذ ile başlanılacak aşırlar iki vecihle okunur. Buda sadece Tevbe suresinin başından başlanıldığı veya sure ortasından başlansa da sadece اغوذ ile de başlanabilir.
2- İKİ SURE ARASINDA
A- Bir surenin sonundan başka bir surenin başına
B- Bir surenin sonundan başka bir surenin ortasına geçişlerde üç vecih caizdir.
C- Bir surenin ortasından başka bir surenin başına veya ortasına geçişler,
D- Bir surenin sonunda aynı surenin başına geçişlerde hep üç vecihle geçilebilir.
1 ـــــــــــــــــــــــــ قطع ـــــــــــــــــــ قطع ـــــــــــــــــــ
2 ـــــــــــــــــــــــــ قطع اول ـــــــــــــ وصل ثاني ــــــــ
3 ـــــــــــــــــــــــــ وصل ـــــــــــــــــ وصل ــــــــــــــــ
Örnek:
غيرالمغضو ب عليهم ولاالضالينْ * بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمْ * الم
غيرالمغضو ب عليهم ولاالضالينْ * بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ * الم
غيرالمغضو ب عليهم ولاالضالينَ * بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ * الم
3- Tevbe suresi ile ilgili uygulamalar:
1- Enfal suresinin sonundan Tevbe suresinin başına geçişlerde;
2- Başka bir surenin sonundan Tevbe suresinin başına geçişlerde üç vecih vardır..
اِنَّ اللهَ بكلِّ شَيءعليمٌ * بِرَا ءَ ةٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ….
ـــــــــــــــ قطع ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ
ـــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ سكت ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ
ـــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ وصل ــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــــ ـ
Örnekler:
اِنَّ اللهَ بكلِّ شَيءعليمْ * بَرَا ءَ ةٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ….
اِنَّ اللهَ بكلِّ شَيءعلِيم * بَرَا ءَ ةٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ….
اِنَّ اللهَ بكلِّ شَيءعليمُ * مْبَرَا ءَ ةٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ….
5.İMAM: İmam Asım
Tam adı: Ebu Bekir Asım b. Behdele b. Eb`in-Necüd el Kufi`dir. Kıraat ilmine dair ilmindeeserlerde kıraat-ı Seb`a imamları arasında 5. sıradadır. Kıraat ” dur. ki rumuzu “
İmam Asım Kufe`de doğmuştur. Hicri 45 (M.665) olduğu tahmin edilmektedir. 80 yılı aşkın ömrünü Kufe`de geçirmiştir ve aynı şehirde vefat etmiştir. Tabiin ulemasındandır.
Asım b. Behdele Ashab-ı Kiramdan Haris b. Hassan el-Bekri ve Ebu Rimse ile görüşüp kendilerinden hadis rivayet etmiştir.
Asım, Ashab-i Kiram’dan Haris b. Hasan el- Beki ve Ebu Rimse ile görüşüp kendilerinde hadis rivayet etmiştir.
İmam Asım, Ebu Abdurrahman es-Süllemi`den Ebi talib`in kıraatini öğrenmiştir. Es-Süllemi “ö:73/692” Kuranı Kerim`i bizzat Hz. Ali, İbn`i Mesud, Ubey b. Kab, Zeyd b. Sabit ve Hz. Osman`dan öğrenmiştir. Kuranı Kerim`in Mushaf haline getirilmesinde ve çoğaltılmasında Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman`ın isteğiyle komisyon başkanlığı yapan ve vahiy katibi olan Zeyd b. Sabit`in huzurunda Kuran`ın tamamını 13 defa mukabele okumuştur. Es- Sülemi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn’e de Kur’an-ı Kerim dersi vermiştir.
Es-Süllemi Kuran kıraatındaki ihtisasına binaen Halife Hz. Osman Mushaflardan birini Es-Süllemi`ye vererek Kufe halkına Kuran öğretmeni olarak göndermiştir. Es-Sülemi, Kufe`de pek çok kurra yetiştirmiştir. İmam Asım es- Süllemi`nin şöhreti ve kıraati, İslam aleminde en çok yayılan öğrencisidir. Es-Süllemi, Kufe`de 40 yıla yakın bir süre Kuran kıraati müderrisliği yapmış, bu zatın vefatından sonra yerine öğrencisi İmam Asım geçmiştir. İmam Ebu Hanife`de dahil pek çok alim dahil, İmam Asım`ın derslerinden istifade etmiştir.
Hz. Ali`nin kıraati, Asım`ın Hafs ravisinden, İbni Mesud`un kıratı ise Ebu Bekir Şube ravisinden daha sonraki nesillere intikal etmiştir.
Dünya Müslümanlarının kahir ekseriyeti asırlardır Asım kıratının Hafs rıvayetine göre Kuran okumaktadır.
İmam Asım`ın kıraatinin çok güzel olduğu, fesahat ve belagatı ile Kuran`ı son derece cazibedar bir eda ve uslub içinde tilavet ettiği, etkileyici bir konuşmaya sahip olduğu, güzel ahlak, tevazu ve takvasıyla herkesin taktirini topladığı rivayet edilmiştir. Şube der ki : “Asım`dan daha güzel okuyan görmedim. Gırtlağında zil var sanırdınız” der. İmam Ahmed b. Hanbel; “ Asım`ı daha çok severiz çünkü o sahibi Kuran`dır.” demiştir.
Maddi ihtiyaçlarını ticaret yaparak karşılayan İmam Asım, daha sonra gözlerini kaybetmiş olmasına rağmen ilmi irşadlarına hayatı boyunca devam etmiştir. Asım kıratının Hafs rivayetinde; Taklil (beyne), İmale, İhtilas, işmam ve teshil gibi tilavet şekilleri birkaç istisna dışında olmadığından kavrayış ve telafuzda, özellikle arap olmayanlar için büyük kolaylık sağlamıştır. İmam Asım`ın Hafs rivayetindeki bu kolaylıklar nedeniyle Kuranı öğrenme ve öğretme de bu kıraat büyük bir revaç ve kabul görmüştür.
İmam Asım, tahkik kıraatiyle okur. Kıraat ilminde ittifakla Hücced sayılan Asım, hadis rivayetinde de Sika- güvenilir sayılmıştır. İmam Asım`ın hadis rivayetleri Buhari, Müslim ve diğer Kütüb-i Sitte de yer almıştır. Kelam ve fıkıh ilminde müctehid olan İmam Süfyani Servi lügat ve nahiv ilimlerinde otorite olan A`meş ve Halil b. Ahmed, İmam Asım`ın meşhur talebeleri arasındadırlar.
Ravileri: İmam Asım’ın
1. Ravisi: Ebu Bekir eş-Şube
Tam adı: EbuBekir Şube b. Ayyaş b. Salim el Esedi el Kufi`dir. Kıraat ilmindeki rumuzu “ص” dır.
Ebu Bekir Şube, hicri 95 (M.713) doğmuştur. İmam Asım es-Süllemi`den öğrendiği kıraati Hafs b. Süleyman`a, Hubeyş`den öğrendiği kıraati da Ebubekir Şube`ye öğrettiği söylenir.
Ebu Bekir eş-Şube`nin rıvayet senedi: Ebu Bekir Şube- Asım b. Behdele- Zir b. Hubeyş- Abdurrahman b. Mes`ud –Rasulullah (sav)`dir. Şube, Kuranı Kerim`i beşer ayetlik bölümler halinde İmam Asım`dan öğrenip hatmettiğini bu amaçla 3 veya 7 yıl derse devam ettiğini söylemiştir. Ebu Hatim er-Razi`ye göre: Şube, Asım kıraatinde hüccettir.
Ebu Bekir Şube, son 20 yılında kıraat okutmayı bırakıp kıraat vecihlerini rivayet etmekle meşgul olmuştur. Yahya b. Adem Şube`nin bu çalışmalarını derlemiş ve bu eser Asım kıraatinin yazılı kaynaklarından biri olmuştur. Ebu Bekir Şube, hadis rivayet etmiş olup Kütüb-i Sitte`nin Müslim hariç bazı hadislerin senet zincirinde adı geçmektedir.
Şube, Kuran tilavetine düşkünlüğüyle mümtaz bir alimdir. 40 yıl boyunca her gün bir hatim, rivayete göre 18bin hatim okuduğu rivayet edilmiştir. Şube`nin Kuranı Kerim`in 30 cüze bölünmesi konusunda eczau Selasi adında bir eseri vardır. Hicri 193`te /Mart 809 tarihinde Kufe`de vefat etmiştir.
İmam Asım`ın
2. Ravisi: Hafs b. Süleyman
Tam asdı: Ebu Ömer Hafs b. Süleyman b. Muğire El- Esedi`dir. İmam Asım`ın üvey oğludur. Kıraat ilminde ki rumuzu “ع” `dir. Hafs Irak`ın Kerbela bölgesinde Kufe şehri yakınlarında Ğadiriye köyünde Hicri 90/M.709 tarihinde doğmuştur. Hafs, uvey babası ve hocası İmam Asım`ın terbiye ve rahle-i tedris`inde büyümüştür.
Hafs`ın rivayet senedi: Hafs- İmam Asım- Abdurrahman b. Süllemi- Ali b. Ebi Talib- Hz. Muhammed (sav)`dir. Bu rivayet senediyle Hafs`ın Kuran kıraati asırlardır Müslümanların kahir ekseriyet tarafından en çok tilavet edilegelen kıraattir. Hafs, Asım kıraatında tartışmasız Hücced sayılmıştır. Asım kıraatında, Hafs ile Şube rivayeti arasında 520 yerde farklı okuyuş vardır. İmam Asım, bu farklı okuyuş nedenini Hafs`a “Sana es-Süllemi`nin bana öğrettiğini; Şube`ye de Zir b. Hubeyş`in bana öğrettiğini okuttum demiştir.
Hafs, önce Bağdat`a sonra Mekke`ye gidip Asım kıratını okutmuştur. Hafs, hadis ilmiyle meşgul olup Tirmizi ve İbni Mace`de hadis rivayetleri vardır. Zehebi; kıraat ilminde Hafs`ın hücced ve otorite olduğunu, ancak hadiste zayıf olduğunu ifade eder.
Hafs`ın vefat tarihi hicri 180/ M. 796`dır.
Bizim imamın ve ravilerin kıraat rumuzları
Sıra Kıraat İmamı Rumuzu 1.Ravisi Rumuzu 2.Ravisi Rumuzu
5. Asım ن Şu’be ص Hafs ع
Aşağıda verilen bu veya bunlara benzer kelime ve harfler üzerine sürekli, tekraren çalışmak gerek. Kalın harflerden ince harflere geçişlerde her bir harfi mahrecinden çıkarmaya dikkat etmeli. Sesinizin kaydını alıp kendiniz dinlemeli, hataların bu şekilde daha güzel anlaşılması sağlanmış olur.
وَالرُّوحْ – اَلْحُبِّ – الحُرُّ- وَحُصِّلَ – صُبْحاَ – قَدْرْ – فَجْرْ – صَبْرْ – شَهْرْ – اَمْرْ – كِباَرْ-نَفْساً- يَفْرُقُ-
طَاْ ناَ – يُؤْمِنُ – مُؤْمِنُونْ – يَخْلُقُ – خَلَقَ – يَكْتُبُ – كِباَرْ – مَكَّ – اَكْبَرْ – اَكْ – كَسَبَتْ- شَيْطاَنْ – خَلْقَهْ -
اَنْقَضَ ظَهْرَكْ – وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّا لِمُ – لَقَدْ اَضَلَّنيِ – الذِّكْرِ – الرَّسُولُ – خَلَقْناَ – وَصِهْراَ
بِمُزَحْزِحِهِ – اَلْحُرُّ – بِالْبِرِّ – وَاُحْضِرَ تِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّ – خِذْناَ – قَبْلِناَ – وَاَسِرُّ – نَذِيرْ
فِصُّدُورْ – وَغْفِرْلَناَ – فَرَّ طْتُ – اَحَطْتُ –بَسَطْتَ – اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ – صَباَحْ – قَباَقْ –
اَللَّهُ الصَّمَدْ – صَدَ قَ اللَّهُ الْعَظِيمْ – لِمَنْ حَمِدَهْ – اِهْدِ اناَالصِّراَ طَالْمُسْتَقِيمْ – اَلْحَمْدُ – وَمَنْ يَعْمَلْ – مِنْ وَليٍّ وَلاَ وَلَدْ
Hadis-i Şeriflerden nakille:
Mülk Suresi sonunda yani bitiminde şu sözler okunur:
الله رب العا لمين
Tin suresinin bitiminde okunur:
بلي و انا علي ذا لك من الشا هدين
Kıyame Suresi sonunda okunur:
بلي انت القا در

22

Kasım
2012

Kuran- Kerim Bilgileri-11

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  540 Kez Okundu

1-KIRÂAT-I AŞERE ( KURAN’IN ON KIRAATİ)
“On tâne birin okunması” veyâ “On tâne biri okuma işi”, “Kırâat ilminden on tânesini okuma; on tânesinin ilmini ve pratiğini yapma.” On kıraat, Kur’ân’ın 10 farklı okunuşu demektir.
2-KIRÂAT-İ SEB’A:Yedi kıraat, Kur’ân’ın 7 farklı okunuşu demektir.
3-Kırâat İlmi, “Kur’ân-ı Kerîm’in kelimelerinin okunuş şekillerini, râvîlerine isnâd ederek bildiren bir ilimdir” (İbnü’l-Cezîrî, Muncidu’l-Mukrîîn, 3).Kıraat İlmi::Kur’an-ı Kerim’in okunuş keyfiyeti, kıraat imamlarına nisbet edilen okuyuşlar ile alakalı ilme “Kıraat ilmi” denir ki üçe ayrılır.
a) Aşere: On kıraat imamının okuyuşu demektir.
b) Takrib: On kıraat imamının iki ravisiyle beraber okuyuşu
demektir.
c) Tayyibe: On kıraat imamının ve iki ravisi ve ravilerinin talebeleriyle
okuyuşu demektir.
Aşere, Takrib ve Tayyibe ilimlerini tahsil etmek de farz-ı kifaye olan ilimlerdendir
4-Hz. Osman’ın çoğalttırarak Mekke, Medîne, Kûfe, Basra ve Şam gibi şehir merkezlerine gönderdiği
5–Kırâatların Kısımları:Kırâat ilminin ileri gelen âlimlerinden İbnu’l-Cezerî, Kur’ân-ı Kerîm’in kırâatlarını Mütevâtir kırâatlar; Sahîh kırâatlar; Şâz kırâatlar diye üç kısma ayırmıştır.
6- İmam Cezeri Hz.leri Yıldırım Beyazit tarafından Bursaya davet edilmiştir. Bu güzel insan 799 senesi Rabiul evvel ayında başladığı neşri(kitap ismi) 9 ay gibi kısa bir sürede yazıp aynı yılın zilhicce ayında Bursada Tayyibeyide yine aynı yılın Şaban ayında ve yine Bursada ikmal etmiştir. ilk Tayyibe hafızalarının da böylece Bursa da yetiştiğini öğrenmiş oluyoruz. İMAM CEZİRİ 1324 de ŞAM da doğmuştur. 1429 tarihinde (82 yaşında) ŞİRAZ da vefat etmiştir.
7-Aşere Takrib ve Tayyibe Kursları:Diyanet İşleri Başkanlığı, hem geleneğimizin bir parçası olan Kıraat ilminin yaşatılması ve geliştirilmesi hem de cami hizmetlerini yürüten personelin, özellikle Kur’an-ı Kerim’i usulüne uygun, doğru ve güzel okumalarını, Kıraat ilmi hakkında bilgi ve beceri sahibi olmalarını, vatandaşlarımıza daha etkin ve verimli bir din hizmeti sunmalarını sağlamak amacıyla ‘Aşere Takrib ve Tayyibe Kursları’ düzenlemektedir. Aşere Takrib ve Tayyibe Kursları, ilk defa 1976 yılında İstanbul Haseki Eğitim Merkezinde düzenlenmiştir. Daha sonra 1988′de Ankara, 1993′de Eskişehir, 2000′de İstanbul (Fatih ve Üsküdar) ve 2005′de Konya Müftülükleri bünyesinde bu kurslar açılmıştır.
7-MAHREÇ :harfin çıktığı yere denir.
8-HARFLERİN MAHRECLERİ (17 TANEDİR)
1. Ağız ve boğaz boşluğu و-ى- ا
2. Boğaz kökü ه-ء
3. Boğaz ortası ح–ع
4. Boğaz üstü خ–غ
5. Dil kökü—üst damak ق
6. Dil kökü—küçük dil(önü ك(
7. Dil ortası—üst damak(ortası) ج- ش- ى
8. Dil kenarı –üst azı dişler ض
9. Dilin iki kenarı—üst damak ل
10. Dil ucu—üst ön dişlerin üstündeki damak ر
11. Dil ucu—üst ön diş etleri ن
12. Dil ucu—üst ön diş dipleri ت- د- ط
13. Dil ucu-üst ön dişlerin iç yüzü ز- س- ص
14. Dil ucu—üst ön dişlerin uçları ث- ذ- ظ
15. Üst ön diş uçları-alt dudağın içi ف
16. Alt dudaklar—üst dudaklar ب- م- و
17. Hayşum (Geniz) غنة- نون المخفاة
9- Mahreçlerin bölgeleri;1)Ağız ve Boğaz boşluğu 2)Boğaz 3)Dil
4)Dudaklar 5)Geniz olmak üzere Beş tanedir.
10-Lahn ve Çeşitleri:
1-) Lahn-ı Celi: Açık açık yapılan hata demektir.Bu hata harfin aslını değiştirip,başka bir harf yapar.
a)Hemze harfini ayn veya he gibi okumak, Tı harfini te veya dal gibi okumak, Kaf harfini kef gibi okumak, sad harfini sin gibi okumak.
b)Üzerinde vakıf yapılan kelimenin son harfine bir harf ilave eder gibi, yahut kalkalede aşırıya kaçıp hemze var gibi okumak.
c)Meddi tabileri yok etmek, harfin harekesini değiştirmek veya sakini harekelr gibi okumak.
Mana bozulmamış olsa bile bu şekilde hatalar Cemi Kurraya göre haramdır.
2-)Lahn-i Hafi: Gizli hata demektir.Kaideleri bozar.
a) İhfayı izhar gibi,izharı ihfa gibi okumak.Meal gunneyi-bila gunne gibi, bila gunneyi-meal gunnne gibi okumak.
b) “Ra” harfinin tekririni, veya “nun” harfinin gunnesini, yahur “şin” harfinin tefeşşisini yok etmek veya belirsiz okumak.”Lam” ve “ra” harflerini ince okuyacakken kalın, kalın okuyacakken ince okumak.
11-Tilavet Tarzları:Terti-Tahkik/Tedvir/Hadr
12-Aksamul Vaf: 4 kısımdır.1-Vakf-ı Tam/Vakf-ıKafi/Vakf-ı Hasen/Vakf-ı Kabih
13-Temsili okuma 3 şekilde olur:
a)Vukuf ve ibtidaya riayet
b)Rafu -Savt
c)Hafdul Savt(Hafdul Asvad,Tilavetil Ayat,Tahvil-i Eda,Tezyin-i Seda )
10-MEŞHÛR KIRÂAT İMAMLARI
1- Nâfi’ b. Abdurrahman (ö.169/785)
2- İbn-i Kesir(ö. 120/738)
3- Ebû Amr b. Alâ (ö.154/771)
4- İbn-i Âmir( ö.118/736)
5- Âsım b. Behdele (ö. 127/745)
6- Hamza b. Habib(ö.156/773)
7- Kisâî (ö.189/805)
8- Ebû Ca’fer el-Kârî (ö.132/749)
9-Ya’kûb el-Hadramî (ö.205/821)
10- Halef b. Hişam (ö.229/844)
11-Kıraat Çeşitleri:Kırâatları, senedleri açısından sahih ve gayr-i sahih (şazz) olarak iki kısma ayırmak mümkündür. Sahih olarak kabuledilenler “mütevâtir” ve “meşhur”,gayr-i sahihler (şazz) ise “âhâd”, “müdrec” ve “mevzu”
12-Sahih Kırâatlar:Sahih olarak nitelendirilen bu kırâatlar mütevâtir ve meşhur olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
13-Mütevâtir Kırâatlar:Cumhura göre mütevâtir kırâatlar, “kırâat-ı seb’a/yedi kıraat” imamının naklettiği kırâatlardır.
14-Meşhur kıratlar( المشهور ): Sened-i sahih, Arapça’ya ve Hz. Osman mushaflarının hattına uygun, Kurra arasında meşhur ve fakat tevatür derecesine ulaşamayan kıratlardır. Bu çeşit kıratlar gerek yedi gerek on ve gerekse diğer muteber kıraat imamlarınca makbul sayılmışlardır. İbnü’l-Cezeri tarafından kıratları mütevatir kıratlardan sayılan Ebu Cafer,Yakub ve Halef meşhur kıraat imamları olarak telakki edilmektedir.
15–Sahih Olmayan (Şazz) Kırâatlar:”Suyûtî ve Zerkeşî şâzz kıraati şöyle tarif ederler: “Mütevatir kıraatlere mahsus olan üç şarttan birisi eksik olursa o şâzzdır”"Sahih olmayan kırâatlar, mütevâtir kıraatin üç şartını veya bu şartlardan herhangi birini taşımayan kırâatlardır. Bu tarz kırâatlar (…) “âhâd”, ” mevzu uydurma” ve “müdrec” gibi kısımlara ayrılmaktadır.
16-Ahâd Kırâatlar:Senedi sahih olmakla birlikte yazım bakımından Hz. Osman (ra)’ın Mushafına veya Arap dili gramerine uygunluk arzetmeyen kırâatlara âhâd kıraat denilmektedir.
17-Müdrec Kırâatlar:Kur’ân’ın bazı âyetlerine tefsir maksadıyla yapılan ziyâdelere de müdrec kıraat adı verilir. Özellikle bunlar, İbn Mes’ûd ve Ubeyy b. Ka’b'ın husûsi Mushaflarında yer almıştır.
18-Mevzû/Apokrif Kırâatlar:Bu kırâatlar da tamamen asılsız olup hiçbir esasa dayanmayan uydurma kırâatlardır.” ( Muhsin Demirci, Tefsir Usulü, M.Ü. İlahiyat Fak. Vakfı Yayınları.)
19-Asım Kıraatı:Çoğunluk Kur’an – ı Asım Kıraatının Hafs riayavetine göre okumaktadır.
20-Vakıf ve İbtida:”Kelime üzerinde kırata tekrar başlamak niyetiyleadet olduğu şekilde nefes alacak kadar bir zaman sesi kesmekten “ibarettir.İbtida “ilk defa okumaya başlamaya veya vakiftan sonra kırata devam etmek için tekrar başlamaya” denir.
21-Kıraat eğitiminde, kıraati hocadan dinleyerek alma anlamına gelen “semâ”, kıraati bizzat hocanın yakınında bulunarak onun ağzından alma ve gerekirse ona okuma ve tashih ettirme anla¬mına gelen “müşâfehe” ve bir hocanın huzurunda ona ezberden veya mushaftan okuyarak kıraat dinletme anlamına gelen “arz” metotları uygulanmaktadır. sema ve arzı birlikte gerçekleştirerek kur’ân’ı tecvid kaidelerine göre itinalı bir şekilde okumaya da “edâ” denmiştir. bu uygulamalar büyük oranda hz. peygamber’in uygulamalarına ve tavsiyelerine dayanır. resûluilah kur’ân’ı cebrail’den semâ usulüne göre almış, ona arz usûlüne göre okumuş,ashâb da resûl-i ekrem’den bu metotlar ile kur’ân öğrenmiş ve başkalarına öğretmişlerdir.
22-Kur’ân-ı kerîm’in iki kapak arasına alınarak “mushaf adıyla kitaplaşmasıHz Ebû bekir’e (r.a.) nasip olmuştur.
23-Muaviye döneminde Basra valisi Ziyad b. ebih, O devrin âlimlerinden Ebu’l-Esved ed-Düeli’yi (H.69/688) görevlendirmiş. Önce bu teklifi kabul etmeyen ed-Düeli, bir şahsın Tevbe suresi اَنَّ اللّٰهَ بَر۪يٓءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ 3. ayetinde yer alan ( وَرَسُولُهُ) kelimesini, lam harfinin kesresi ile ( وَرَسُولِهُ) şeklinde okuduğunu. Böyle olunca“…Allah ve resulü müşriklerden beridir”anlamına gelen ayet, o şahsın ( وَرَسُولِهُ) şeklinde lam harfini kesre ile okuması sonucu, “..Allah, müşriklerden ve resulünden beridir..” şeklinde bir anlama dönüşmüş oluyor. Bunu duyan ed-Düeli hemen durumun ciddiyetini anladı ve kararından vazgeçerek, bu defa kendisi teklif edilen işi yapacağını bildirdi. ed- Düeli ayetlerin irabını, harekelerini göstermek için Kuran‘a harekeyi gösterecek noktalar koyarak önlem aldı. Bu noktalar Kur’ an’ın yazısının renginden başka bir renkle fetha için harfin üstüne, kesre için altına, ötre için önüne bir nokta, Tenvin için iki nokta olarak konuldu. işte Kur’anın ilk harekelenmesi bu şekilde olmuştur.
24- Birbirine benzeyen harfleri ayırdetmek için harflerin noktalanması,Irak valisi Haccac, Abdü’l-Melik b. Mervan zamanında birbirine benzeyen harflerin ayırt edilmesi için kâtiplerden, önlem alınmasını istemişti. Nasr b. Asım (öl.89/ 708) ve yahya b. Yamer (öl.129/ 746) İkinci önemli bir iş olan harfleri birbirinden ayırt edecek noktaları koymuştur. Buna “İ’cam” denilmektedir. Bu durumda hareke yerine konan noktalarla harfleri birbirinden ayırt etmek için konan noktaların birbirine karışmaması için de tedbir alındı. Harfleri birbirinden ayırt etmek için kullanılan noktalar Kur’an metninin yazıldığı siyah mürekkeple yazılmış, hareke yerine konan noktalar ise başka bir renk mürekkep kullanılarak yazılmış. Eski Mushaflarda kırmızı, daha sonrakilerde sarı ve yeşil, azda olsa bazen mavi renk mürekkep kullanılmıştır. Konulan bu işaretlerle Kur’an yaklaşık bir asır okunmuştur.
25-Bugünkü şekildeki harekelerin konulması:Sonra büyük dil âlimi Halil b. Ahmed (öl.175/ 791) bugün bildiğimiz hareke sistemini geliştirerek, Kur’an’ın hareke ve noktalanma işine son şeklini vermiştir.Hareke ve nokta konulmasından sonra da Kur’an’a yönelik bir takım faaliyetler devam etmiştir. Sure, Cüz başlıkları, hizip, ayet sonlarına konan durak işaretleri, güller ve rakkamlar konulmuştur. Ayetlerin sonlarına konulan duraklar; ilk önce daire meyilli çizgilerden oluşurken, daha sonraları daire şeklinde gösterilmiş ve zamanla da gül şeklini almıştır. Bilindiği gibi bugün basılan Mushaflar da sözü edilen duraklar içinde ayet numaraları yer almaktadır .
26 -Vakf İşaretleri (secâvendler) :Vakfları tesbit etmek, her okuyucu için mümkün olmayabilir. Bunlar Arapça bilmeyi de gerektirir. Bu nedenle vakf edilecek yerlere bir takım işaretlerin konulmasına ihtiyaç vardır. Tecvid bilginleri vakıf ve ibtida ile ilgili geniş çalışmalar yapmışlar, eserler yazmışlar, manayı nazarı itibara alarak gruplandırmışlardır. Bu hususa ilk defa Türkistanlı Muhammed b. Tayfur es- Secavendi (öl. 560/ 1165) teşebbüs etmiş ve manaya göre Kur’an-ı kerimin kelimeleri üzerine bazı harfler koymak suretiyle vakf yerlerini işaretlemiştir. Kur’an bilgini olan bu zat bir Türk’tür. Secavend bu zatın Türkistan’daki beldesinin ismidir. Vakf için kullanılan işaretler Sonradan bu zatın beldesinin ismi olan Secavend, isimiyle anılmıştır. Muhammed b. Tayfur es- Secavendi kısa izahlarla bu vakfların hükümlerini, manaya göre kısımlarını ve işaretlerini belirlemiştir.
27-Kıraatla İlgili Temel Terimler (kıraat, rivayet, tarik vb ) :
Harf :D aha çok ilk dönemlere ait bir tercihtir. şahıslara nispet edilerek “harf-i fülân” denildiğinde onun kıraati ve okuyuşu kastedilmektedir
Kıraat ilmi:Kur’an’ın kelimelerinin eda keyfiyetlerini ve ihtilaflarını, nakledenlere nisbet ederek bilmektir.
Tarifde geçen ihtilaflar; ya imam ihtilafı, ya ravi ya da ravinin ravisinin ihtilafı şeklinde olur.
Kıraat: İmamın, rivayet ve tariklerinin ittifak ettiği, diğer imamlardan farklı okuyuşuna denir. Yani ihtilaf, raviler ve ravilerin ravileri arasındaki okuyuşta değilde imamlar arasında olan okuyuşta olur.
Kari:Lügatta, okuyucu ve okuyan anlamına gelir.
Mukri:Nazari bilgilerle beraber kıraatı müşafehe yoluyla (ağızdan) rivayet eden kıraat âlimine denir. Eğer bir kimse
kıraatı müşafehe ile değilde yanlızca nazari bilgilere dayalı ise bu onun mukrî olması için yeterli değildir.
Kurra: Kari, kelimesinin çoğuludur.Yedi ya da on kıratın kendilerine nisbet edildiği imamlara denir.
Kur’anın tamamını ezberleyen ve ondaki kıratlara hakkıyla vakıf olan kimselere de kurra ismi verilmektedir.
Ravi: On veya on dört imama nispet edilen kıraatlerden biri¬ni veya birkaçını o kıraatin imamından doğrudan veya
vasıtalı olarak alan kimse için râvî terimi kullanılırken râvîye nispet edi¬len kıraate de rivayet denir. böyle olunca
kıraat imamlarından her birinin çok sayıda râvîsinin bulunması kaçınılmazdır. Ancak kıraat rivayetlerini
nakleden ve eğitim maksatlı hazırlanan kitaplarda her imam için ikişer râvî ye yer verilmesi gelenek halini al¬mıştır.
Tarik: Ravilerin ravilerinin arasındaki ihtilaflara denilmektedir.Diğer bir ifade ile Ravilerden sonra gelenlerin ihtilaflarına denilmektedir. (âsim kıraatinin hafs rivayetinin ubeyd b. es-sabbâh tarîki gibi).
Vecih:İmam, ravi ve ravinin ravisi (Tarik) dışında karinin tahyirine ( okuyucunun tercihi) bırakılmış okuyuşlara vecih denir.Örneğin: Meddi arızda bütün kıraat imamları için, tul, tevassut ve kasır olmak üzere üç türlü okuma caizdir.İşte bu var olan üç okuyuştan birini tercih ederek okumasına karinin tercihi denir. Yoksa var olmayan her hangi bir şeyi okuyucunun tercih etmesi demek değildir.
28-Hazreti Osman’ın halifeliği zamanında Zeyd bini Sabit’in başkanlığında kurulan istinsah heyeti nüshadan yedi nüsha kopya ederek bunları mühim İslâm merkezlerine göndermişti. Bunlara “Mesâhifi Emsâr” denir. Bir nüsha da Medine’de bırakılmıştı.Bu nüsha başkalarına merci olduğu için ona “İmam” denilir. Bir nüsha da Halife Osman kendisi için yazdırmıştı. Bazıları Yemen ile Bahreyn’e gönderilen Mushaflara dair bilgi olmadığından onları hesaba katmıyarak “Beş nüsha istinsah edildi.” derler.
29- Huzeyme İbnu Sabit eş-Şâhideyn’dir.
30-Hz.Osman’ın Kur’an-ı çoğaltmak için topladığı heyet üyeleri;
1- Zeyd b. Sabit
2- Abdullah b. ez-Zübeyr
3- Said b.el-As
4- Abdurrahman b. Haris
31- Hz. Osman Kaç Nüsha Yazdırmıştı:Son dönem ünlü İslam bilginlerinden Subhi es-Sâlih (1925–1986) ise, çoğaltılan nüshaların yedi adet olduğunu ve bu nüshalardan birinin halifeye teslim edildiğini söyleyerek konuyla ilgili fikrini dile getirir. Süleyman Ateş de Dr. Sâlih’le aynı düşüncededir.
Büyük kıraat bilgini İbnu’l-Cezerî de (öl. 833 h.) istinsah edilen Mushafların sekiz adet olduğu düşüncesindedir. Ona göre çoğaltılan nüshalar Basra, Kûfe, Şâm, Medine, Mekke, Yemen ve Bahreyn’e gönderilmiş ve bir nüsha da halifenin yanında bırakılmıştır. Ünlü araştırmacı Mustafa Sâdık er-Râfiî (1881–1937) ise, çoğaltılan nüshaların yedi olduğunu ifade eder ve bunun en yaygın görüş olduğunu dile getirir.
Osman Keskioğlu (1907–1989) da “İstinsah edilen nüshalar Kûfe’ye, Basra’ya, Şam’a, Mekke’ye, Yemen’e ve Bahreyn’e gönderildi. Bir nüsha da Medine’de bırakıldı.” diyerek yedi mushafın varlığından söz eder
Ayrıca muhtelif kaynaklarda İslam merkezlerine, çoğaltılan Mushaflarla birlikte birer tane de muallim gönderildiği kaydedilir ve bu muallimler; Abdullah b. es-Sâib (Mekke’ye), Muğîre b. Şihâb (Şam’a), Ebû Abdurrahman es-Sülemî (Kûfe’ye) ve Âmir b. Kays (Basra’ya) olarak zikredilir. Buna göre dört ayrı merkeze birer nüsha gönderilmiştir. Medine’ye ise muallim gönderilmesine zaten ihtiyaç yoktur, zira ashabın büyüklerinin çoğu bu merkezde bulunmaktadır.
32–Kıraat ehli, “Kıraat İlmi” konularını iki grup altında değerlendirmişlerdir: Usûl ve Ferşü’l-Hurûf
a)Usûl: Her kıraat imamının ve râvilerinin diğerleri ile ittifak veya ihtilâf ettikleri telâffuz keyfiyetine dâir konulardır.
b)Ferşü’l-Hurûf: Kelimede hareke veya harf değişikliği ile veya kelimenin yanındakiler ile yer değiştirmesi (takdîm-te’hîr) şeklinde oluşabilecek farklılıkları ihtiva eder.
33-Kur’anı Kerim son peygamber Hz. Muhammet (s.a.v.)e Allah tarafından Cebrail (a.s) aracılığı ile nazil olmuş mukaddes kitapların sonuncusudur. Kur’an adı bizzat âyetlerde geçer. ” Onlar hâlâ Kur’anı gereği gibi düşünmeyecekler mi?” ( Nisâ: 82 ).
34-Kur’an-ı Kerîm, âyet âyet, sûre sûre, ihtiyaçlara cevap olarak 23 senede vahiy yoluyla Hz. Peygambere gelmiş, vahiy kâtipleri tarafından yazılmış, yüzlerce hâfız tarafından ezberlenmiş tevatür yoluyla hiçbir değişikliğe ve eksikliğe uğramadan bize kadar gelmiştir.
35-Peygamberimize 40 yaşında iken nazil olmağa başlamıştır. Milâdî 610 yılının 27 Ramazanında Cebrail (a.s)ın “Oku” emrini getirmesiyle Kuran’ın nüzulü başlamış ve 63 yaşında tamamlanmıştır.
36-Kur’an-ı Kerîm 114 suredir. Kur’anın ayetleri hususunda ise âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu itibarî olup, esasta bir fark yoktur. Bazı âlimler sûre başlarındaki besmeleleri ve mukattaa harflerinden bir kısmını müstakil âyet saymışlardır. Bazıları da secâvendle ayrılmış olan âyetleri iki ayrı âyet saydıklarından âyet sayısı değişik rakamlarla ifade edilmiştir. var olanın değişik sayımıdır.
Ebu Amr ed-Dâni’ye göre âyetlerin sayısı 6000’dir.
İsmail b. Cafer’e göre âyetlerin sayısı 6214’tür.
Ehl-i Mekke’ye göre âyetlerin sayısı 6219’dur.
Ehl-i Kûfe’ye göre âyetlerin sayısı 6236’dır
Basralılara göre âyetlerin sayısı 6204’tür
Şamlilara göre âyetlerin sayisi 6226’dır
Zemahşerî’ye göre âyetlerin sayısı 6666’dır
37-Tenzir (inzâr) : Sonunun fenâ olacağını haber vererek korkutmak, ihtarda ve ikazda bulunmak, uyarmak ve uyandırmak…
38-Tebşir : Uyananı cennetle, uyanmayanı cehennemle müjdelemek.
39- Teşhid : Uyanana da uyanmayana da şâhid olmak…
40-Kur’ânı Kerîm okurken, “Duruş ve durulan yerden başlayarak devam etme” bilgi ve becerilerini konu alan “Vakıf ve İbtidâ” ilmi Tecvidin temel meselelerinden biridir.

41-Tefsir: gücün yettiği kadarıyla Kur’ân-ı Kerim’de ALLAH’ın murâdını araştıran ilimdir”. Tefsir:“Âyetlerin  inişlerini,  durumlarını ve kıssalarını, nüzûl sebeplerini, Mekkî ve Medenî, hass ve âmm, mutlak  ve mukayyed, vaîdi, emri ve nehyi, ibret ve emsâli gösteren ilimdir.”

42-Te’vîl: âyetin, taşıdığı anlamlardan birine ircâ edilmesidir.

43Te’vîl; bir  sözün  tefsir ve beyanıdır. >İbn Cerîr te’vil’i tefsir anlamında kullanmıştır.

44-Tercüme ıstılahta: “bir kelâmın mânâsını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile ifade etmektir.”Tercüme iki kısımdır: 1. Harfî veya Lafzî  Tercüme, 2. Tefsirî  Tercüme. Tercüme yerine meâl kullanılmıştır. 

45-Meal Istılahta: bir sözün mânâsının her yönü ile aynen değil de, biraz noksanı ile ifade edilmesidir.

46-Tefsir  ilminin  konusu,Kur’ân  âyetleridir.

47-Tefsir ilminin gâyesi, Dünya ve ahiret mutluıluğudur.

48-Dirâyet tefsiri; rivâyetlere münhasır kalmayıp Arap dili ve edebiyâtı, dînî ve felsefî ilimler ile çesitli müspet ilimlere dayanılarak yapılan tefsirdir. Bu kaynaklarla yapılan tefsire de “dirâyet tefsiri” veya “re’y ile tefsir” ya da “ma’kûl tefsir” denir.

49-Mekkede ilk vahiy katibi: ABDULLAH B. SAD

50-Medine’de ilk vahiy katibi:UBEYY B. KAB

51-Cebrail kimin kılığında insan şekline bürünürdü: DIHYE EL KELBİ

52-Fetret devrinden sonra (yani ilk vahiyden sonra vahyin bir süre kesilmesi) inen ayet: MÜDDESSİR SURESİNİN BAŞ KISMI

53-Kuranın en uzun ayeti : BAKARA 282 Bu ayetin diğer adı: MÜDAYENE AYETİ

54-Kuranın en uzun suresi: BAKARA Kuranın en kısa suresi: KEVSER

55-Kurandaki en uzun yedi surenin adı: ES SEBUT TUVEL

56-Tefsir usûlü, Allah kelâmı olan Kur’ân üzerinde her önüne gelenin beşerî bir takım arzu ve heveslerle Kur’ân lâfızları üzerine yüklenilmesi mümkün olmayan manâlar yüklemeye kalkışması ve böylece manevî bir tahrif yoluna gidilmemesi için ortaya çıkmış ve duyulan ihtiyaç ölçüsünde gelişmiş bir bilim dalıdır.

57-Aksamu’l-Kur’an:Kur’ân’da yeminler vardır. Allah, kendi ismine, pey¬gamberlere, Kur’ân’a, meleklere, Kıyamet Günü’ne ve tabiattaki bazı önemli varlıklara (semâ, şems, kamer, necm, leyl, asr gibi) yemin etmiştir

58-Dirayet Tefsiri:Sadece Peygamber ve sahabenin tefsirlerini naklet¬mekle yetinmeyip başka kaynaklardan da yararlanarak aklî yorumlara yer veren tefsirler, Dirayet Tefsirleri’dir[3]‘. Rivayet Tefsirlerinin dışındaki pek çok Kur’ân Tefsiri, bu kategoriye dahildir.

59-Bazı Dirayet Tefsirleri şunlardır:

Ebu Ca’fer et-Tûsî (ö.460/1068)’nin Tefsiru’t-Tibyân’ı,

et-Tabresî (ö.548/1153)’nin Mecmeu’l-Beyân fi Tefsiri’l-Kurân’ı

Fahruddîn er-Râzî (ö.606/1209)’nin Mefâtihu’l-Ğayb’ı

el-Beydâvî (ö.685/1288)’nin Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl’i.

en-Nesefi (ö.710/1310)’nin Medâriku’t-Tenzîl ve Hakâiku’t-Te’vîl’i

Ebu Hayyân el-Endelusî (ö.745/1344)’nin el-Bahru’l-Muhît’i

Ebussuûd (ö.982/1574)’un İrşâdu’l-Akli’s-Selîm’i

el-Âlûsî (ö.l270/1853)’nin Rûhu’l-Beyân’ı[4]

60-Esbâbu’n-Nüzul:Kur’ân ayetlerinin indirilmesine sebep olan olaylar, gelişmeler ve şartlara Esbâbu’n-Nüzûl denir.

61-Garibu’l-Kur’ân:Garîb kelimesi, yabancı, anlaşılmaktan uzak ve kapa¬lı anlamlarına gelir. Kur’ân’da yer alan, Araplar arasında yaygın bir şekilde kullanılmadığı için pek bilinmeyen keli-melere ğarîb denmiştir. Bu kelimeleri açıklamayı amaçla¬yan Kurân İlmi’ne de İlmu Garibi’l-Kurân denmiştir.

62-El-Hurufu’l-Mukattaa:Bazı Sûrelerin başında bir veya birkaç harften olu¬şan ve Arap Dili’nde muayyen bir manada kullanılmayan harf veya harfler grubuna el-Hurûfu’l-Mukattaa denir. Bu harfler, Kur’ân’ın 29 sûresinin başında bulunmaktadır.

63-İ’cazu’l-Kur’ân:İ’câz, lügatte, âciz bırakmak anlamına gelir. Bir şe¬yin benzerini yapmaktan, başkalarını âciz bırakan şeye de mu’cize denir.

64-Kıraat İmamları:Mütevatir kabul edilen 10 kıraatin imamları şunlardır:

1. Ebu Abdirrahman Nâfî (ö.169/785), Râvîleri, Kâlûn ve Verş’tir.

2. Abdullan ibn Kesîr (ö.120/738), Râvîleri, el-Bezzî ve Kunbul’dur.

3. Ebu Amr el-Basrî (ö.154/771), Râvîleri, ed-Dûrî ve es-Sûsî’dir.

4. Abdullah İbn Âmir (ö.118/736). Râvîleri, Hişâm ve ibn Zekvân’dır.

5. Ebubekr Âsim (ö.127/745). Râvîleri, Hafs ve Şu’be’dir.

6. Hamza b.Habib ez-Zeyyât (ö. 156/773). Râvîle¬ri, Halef ve Hallâd’dır

7. Ali b.Hamza el-Kisâî (ö. 189/805). Râvîleri, el-Leys ve ed-Dûrî’dir.

8. Halef b.Hişâm el-Bezzâr (ö.229/844)

9. Ebu Ca’fer el-Mahzûmî (Ö.130/748)

10. Ebu Muhammed Ya’kûb el-Basrî

65-Mensuh:Kurân’da, sonradan indirilen ayet veya ayetlerle hükmü kaldırıldığı söylenen ayetlere mensûh denir.

66-Mubhemâtu’l-Kur’ân:Kurân’da kimi veya neyi karşıladığı bilinmeyen, ka¬palı olan ism-i işaretler, ism-i mevsûller, zamirler, cins isimler, belirsiz zaman ve mekan zarfları ve belirsiz mik¬tar bildiren kelimeler mubhemâttır. Bu kelimeleri açıklamayı amaçlayan Kur’ân İlmi’ne de İlmu Mubhemâti’l-Kurân denir

67-Muhkem.Manalarında kapalılık olmayan ve kolayca anlaşıla¬bilen ayetlere, muhkem ayetler denir.

68-Muşkîlu’l-Kur’ân.Okuyucuya zıt ve mütenâkız (çelişik) gibi görünen ayetlere muşkil; bu ayetleri telif etmeği amaçlayan Kur’ân İlmine de, Muşkilu’l-Kur’ân İlmi denir

69-Muteşâbih:Neyi kasdettiği belli olmayan, yoruma, te’vile açık ayetlere, muteşâbih ayetler denir. Ali îmrân Sûresinin 7.ayetinde Kur’ân’ın bazı ayetlerinin muteşâbih olduğu söylenmektedir.

70-Nasih:Kronolojik olarak önce inen ayetin veya ayetlerin hükmünü kaldırdığı söylenen ayetlere, nâsih ayetler de¬nir. Dolayısıyla nâsih, hükmü geçerli olan ayettir.

71-Nesh:Şer’i bir hükmün, daha sonra gelen şer’i bir delille kaldırılmasına nesh denir.

72-Vucuh Ve Nezair:Kur’ân’da bir kelimenin, birkaç manada kullanılma¬sına Vucûh denir. Huda kelimesi buna misaldir.Kur’ân’da birkaç kelimenin, aynı manada kullanıl¬masına Nezâir denir. Mesela cehennem, nâr, sekar, hutame, cehîm gibi lafızlar Cehennem anlamındadır.

73-AHRÛF-İ SEB’A:Yedi harf. Ahrufü`s-Seb`a :Kur`an-i Kerim`in lafizlari ve kiraati ile yedi vecih veya lehce.

74-AHSENÜ`KASAS-:Hz.Yusuf`un Kur`an-ı Kerim`de anlatılan hayat hikayesi.

75-BEYTÜ`L-HARAMl:Mekke`de Kabe`nin bulundugu sahadaki caminin adidir.Bu haram denilmesini o sahaya saygi ve tazim göstermek vacip oldugu icindir.Kendisine karsi saygisizlik caiz olmadigindan dolayi Mekke`de Belde-i haram denilmistir.

76-BEYTÜLİZZE:Kur`an-Kerim`in bir bütün halinde indirildigi ve dünya semasinda bulundugu rivayet edilen yerin adi.Beytülizze, İzzet evi anlamına gelen beytü’l-izze, Kur’ân’ın bir bütün halinde indirildiği dünya semasında (yere en yakın gökte) bulunan yerin adıdır.

77-BEYTİ-MAKDİS:Mukaddes ev, Küdus`deki Mescid-i Aksa. Beytül Makdis

İslâm’da üç mukaddes mescitten biri olan Kudüs’teki mescid.

78–EİMME-İ HAMSE: “Beş imam” demek olup el-kutubu’s-Sitte sahiplerinden Buhari ve Müslim ile Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nese’i olmak üzere beşine denir.

79-EİMME-İ SİTTE:Eimme-i sitte, hadiste kütüb- ü sitte denen, 6 meshur hadsi mecbuasinin yazarlarina verilen isimdir

80-EHL-İ BEYT:Hz.Peygamber aile fertleri icin kullanilan bir tabir.

81-EHL-İ HİBRE :Ehl-i Vukuf, bilirkişi, eksper, hakimin, kendi ihtisası dışında kalan alanlarda bilgisine başvurduğu, konunun uzmanı kişi veya kişiler.

82-EHL-İ KIBLE:Kabe`ye dogru yönelerek namaz kilmanin farz olusunu kabull eden kimselerdir.

83-EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.

84-FEZAİLÜ’L-KUR’AN: Kur’an’ın bazı sûre ve âyetlerinin faziletinden bahseden rivayetleri bir araya getiren ilme fezâilü’l-Kur’ân denilmiştir.

85-GAZVETÜ`L-USRE(Tebük Gazvesi):Hazirlik safhasinda büyük güclüklerle(usre) karsilasildigi icin Tebük Gazvesi`ne verilen ad.

86-HAVASSU’L-KUR’AN:Kur’an’ı Kerim’in bazı ayet ve surelerinin özelliklerinden bahseden ilimdir.

87-İLA VE TAHYİR OLAYI:Hz.Peygamberin bir süre zevcelerinden uzak kalmasi ve zevcelerinin nikahlarini alip ayrilma ya da Resulullah´in esleri olarak kalma hususunda muayyen birakilmalari olayi(630)

88-İFK OLAYI:Beni Mustalik savasi dönüsünde Hz.Aise`nin iftiraya ugramasi.Ifk hadisesini aciga cikaran ayet;Nur suresi ayet:11 ve 12)

89-KETEBETU’L –VAHY:Vahiy katipleri demektir

90-KİRAMEN KATİBİN:Insanlarin söz ve davranislarini kaydeden melekler.

90-TENCİMU’L-KUR’AN :Kur’ân ayetlerinin 23 senelik risâlet devresi içerisinde parça parça indirilmesine tencîmu’l-Kur’ân denir.

91-TENZİL:Kur’ân’ın Hz. Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘e indirildiği safhaya da tenzil denir.

92-TERESSÜL-İRSAL:Ezan okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir.Bana teressül veya İrsal denir.Kamette ise ,duraklama yapılmaksızın seri olarak okunur.Buna da Haedr denir.

93-TERTİL:Kur’an’ı ağır ağır, kelime ve harflerin hakkını vererek güzelce okuma..

94-TEYEMMÜM:Hicretin 5.ci senesi Beni Mutalik savaşında sabah namazı teyemmum ile ilk defa namaz kılındı.

95-VAHY:Vahy; İlham etmek, bildirmek, süratle işaret etmek, gizlice ihbar etmek, bir şeyi gerek uyanık iken ve gerek uyku hâlinde kalbe atmak demektir.

96-VAHİY KÂTİPLERİ :Rasûlüllah (s.a.s)’e vahyedilen âyetleri yazanlar, kaydedenler.

97-ZARURAT-I HAMSE( BEŞ ZARURİ ŞEY):Bütün dinlerin, korunması üzerine ittifak ettikleri şu beş hususun, aynı zamanda İslâm dininde de, korunması amaçlanmıştır. Bunlar: 1- Canın korunması,2. Malın korunması,3.Aklın korunması,4. Dinin Korunması,5. Neslin korunması.

98-ZEBUR:Sözlükte, kitap manasına gelir.Zebur , Davud Aleyhisselama gönderilmiştir.Zebura, Mizmarlar da denir.

99-ZEHREVAN:Bakara ve Âli îmrân sûrelerine verilen isimdir.

100-ZELLETÜ’L-KÂRÎ:Manası değişecek şekilde Kur`an-ı yanlış okumak.Buna zelletu`l-kari denir.Anlamı“Okuyanın sürcmesi,“ yanı yanlış okuması demektir.

101-ZEVATU’R-RA:Elif Lâm Râ ile başlayan Yûnus,Hûd,Yûsuf, Ra’d,İbrahim ve Hicr sûrelerine verilen isimdir.Felak ve Nas surelerine; MUAVİZETEYN,Bakara ve Ali İmran surelerine;ZEHREVAN,Târık suresinden Beyyine suresine kadar olan surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L MUVASSAT,Zilzâl suresinden Nâs suresine kadar olan bütün surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L KISAR,Hucurât suresinden Buruc suresine kadar olan surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L MUFASSAL,Bakara-Ali İmran-Nisa-Maide-En’am-A’raf-Enfal sureleri;SEB’UL TIVAL(Yedi Uzun Sure)

41-Tefsir: gücün yettiği kadarıyla Kur’ân-ı Kerim’de ALLAH’ın murâdını araştıran ilimdir”. Tefsir:“Âyetlerin  inişlerini,  durumlarını ve kıssalarını, nüzûl sebeplerini, Mekkî ve Medenî, hass ve âmm, mutlak  ve mukayyed, vaîdi, emri ve nehyi, ibret ve emsâli gösteren ilimdir.”

42-Te’vîl: âyetin, taşıdığı anlamlardan birine ircâ edilmesidir.

43Te’vîl; bir  sözün  tefsir ve beyanıdır. >İbn Cerîr te’vil’i tefsir anlamında kullanmıştır.

44-Tercüme ıstılahta: “bir kelâmın mânâsını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile ifade etmektir.”Tercüme iki kısımdır: 1. Harfî veya Lafzî  Tercüme, 2. Tefsirî  Tercüme. Tercüme yerine meâl kullanılmıştır. 

45-Meal Istılahta: bir sözün mânâsının her yönü ile aynen değil de, biraz noksanı ile ifade edilmesidir.

46-Tefsir  ilminin  konusu,Kur’ân  âyetleridir.

47-Tefsir ilminin gâyesi, Dünya ve ahiret mutluıluğudur.

48-Dirâyet tefsiri; rivâyetlere münhasır kalmayıp Arap dili ve edebiyâtı, dînî ve felsefî ilimler ile çesitli müspet ilimlere dayanılarak yapılan tefsirdir. Bu kaynaklarla yapılan tefsire de “dirâyet tefsiri” veya “re’y ile tefsir” ya da “ma’kûl tefsir” denir.

49-Mekkede ilk vahiy katibi: ABDULLAH B. SAD

50-Medine’de ilk vahiy katibi:UBEYY B. KAB

51-Cebrail kimin kılığında insan şekline bürünürdü: DIHYE EL KELBİ

52-Fetret devrinden sonra (yani ilk vahiyden sonra vahyin bir süre kesilmesi) inen ayet: MÜDDESSİR SURESİNİN BAŞ KISMI

53-Kuranın en uzun ayeti : BAKARA 282 Bu ayetin diğer adı: MÜDAYENE AYETİ

54-Kuranın en uzun suresi: BAKARA Kuranın en kısa suresi: KEVSER

55-Kurandaki en uzun yedi surenin adı: ES SEBUT TUVEL

56-Tefsir usûlü, Allah kelâmı olan Kur’ân üzerinde her önüne gelenin beşerî bir takım arzu ve heveslerle Kur’ân lâfızları üzerine yüklenilmesi mümkün olmayan manâlar yüklemeye kalkışması ve böylece manevî bir tahrif yoluna gidilmemesi için ortaya çıkmış ve duyulan ihtiyaç ölçüsünde gelişmiş bir bilim dalıdır.

57-Aksamu’l-Kur’an:Kur’ân’da yeminler vardır. Allah, kendi ismine, pey¬gamberlere, Kur’ân’a, meleklere, Kıyamet Günü’ne ve tabiattaki bazı önemli varlıklara (semâ, şems, kamer, necm, leyl, asr gibi) yemin etmiştir

58-Dirayet Tefsiri:Sadece Peygamber ve sahabenin tefsirlerini naklet¬mekle yetinmeyip başka kaynaklardan da yararlanarak aklî yorumlara yer veren tefsirler, Dirayet Tefsirleri’dir[3]‘. Rivayet Tefsirlerinin dışındaki pek çok Kur’ân Tefsiri, bu kategoriye dahildir.

59-Bazı Dirayet Tefsirleri şunlardır:

Ebu Ca’fer et-Tûsî (ö.460/1068)’nin Tefsiru’t-Tibyân’ı,

et-Tabresî (ö.548/1153)’nin Mecmeu’l-Beyân fi Tefsiri’l-Kurân’ı

Fahruddîn er-Râzî (ö.606/1209)’nin Mefâtihu’l-Ğayb’ı

el-Beydâvî (ö.685/1288)’nin Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl’i.

en-Nesefi (ö.710/1310)’nin Medâriku’t-Tenzîl ve Hakâiku’t-Te’vîl’i

Ebu Hayyân el-Endelusî (ö.745/1344)’nin el-Bahru’l-Muhît’i

Ebussuûd (ö.982/1574)’un İrşâdu’l-Akli’s-Selîm’i

el-Âlûsî (ö.l270/1853)’nin Rûhu’l-Beyân’ı[4]

60-Esbâbu’n-Nüzul:Kur’ân ayetlerinin indirilmesine sebep olan olaylar, gelişmeler ve şartlara Esbâbu’n-Nüzûl denir.

61-Garibu’l-Kur’ân:Garîb kelimesi, yabancı, anlaşılmaktan uzak ve kapa¬lı anlamlarına gelir. Kur’ân’da yer alan, Araplar arasında yaygın bir şekilde kullanılmadığı için pek bilinmeyen keli-melere ğarîb denmiştir. Bu kelimeleri açıklamayı amaçla¬yan Kurân İlmi’ne de İlmu Garibi’l-Kurân denmiştir.

62-El-Hurufu’l-Mukattaa:Bazı Sûrelerin başında bir veya birkaç harften olu¬şan ve Arap Dili’nde muayyen bir manada kullanılmayan harf veya harfler grubuna el-Hurûfu’l-Mukattaa denir. Bu harfler, Kur’ân’ın 29 sûresinin başında bulunmaktadır.

63-İ’cazu’l-Kur’ân:İ’câz, lügatte, âciz bırakmak anlamına gelir. Bir şe¬yin benzerini yapmaktan, başkalarını âciz bırakan şeye de mu’cize denir.

64-Kıraat İmamları:Mütevatir kabul edilen 10 kıraatin imamları şunlardır:

1. Ebu Abdirrahman Nâfî (ö.169/785), Râvîleri, Kâlûn ve Verş’tir.

2. Abdullan ibn Kesîr (ö.120/738), Râvîleri, el-Bezzî ve Kunbul’dur.

3. Ebu Amr el-Basrî (ö.154/771), Râvîleri, ed-Dûrî ve es-Sûsî’dir.

4. Abdullah İbn Âmir (ö.118/736). Râvîleri, Hişâm ve ibn Zekvân’dır.

5. Ebubekr Âsim (ö.127/745). Râvîleri, Hafs ve Şu’be’dir.

6. Hamza b.Habib ez-Zeyyât (ö. 156/773). Râvîle¬ri, Halef ve Hallâd’dır

7. Ali b.Hamza el-Kisâî (ö. 189/805). Râvîleri, el-Leys ve ed-Dûrî’dir.

8. Halef b.Hişâm el-Bezzâr (ö.229/844)

9. Ebu Ca’fer el-Mahzûmî (Ö.130/748)

10. Ebu Muhammed Ya’kûb el-Basrî

65-Mensuh:Kurân’da, sonradan indirilen ayet veya ayetlerle hükmü kaldırıldığı söylenen ayetlere mensûh denir.

66-Mubhemâtu’l-Kur’ân:Kurân’da kimi veya neyi karşıladığı bilinmeyen, ka¬palı olan ism-i işaretler, ism-i mevsûller, zamirler, cins isimler, belirsiz zaman ve mekan zarfları ve belirsiz mik¬tar bildiren kelimeler mubhemâttır. Bu kelimeleri açıklamayı amaçlayan Kur’ân İlmi’ne de İlmu Mubhemâti’l-Kurân denir

67-Muhkem.Manalarında kapalılık olmayan ve kolayca anlaşıla¬bilen ayetlere, muhkem ayetler denir.

68-Muşkîlu’l-Kur’ân.Okuyucuya zıt ve mütenâkız (çelişik) gibi görünen ayetlere muşkil; bu ayetleri telif etmeği amaçlayan Kur’ân İlmine de, Muşkilu’l-Kur’ân İlmi denir

69-Muteşâbih:Neyi kasdettiği belli olmayan, yoruma, te’vile açık ayetlere, muteşâbih ayetler denir. Ali îmrân Sûresinin 7.ayetinde Kur’ân’ın bazı ayetlerinin muteşâbih olduğu söylenmektedir.

70-Nasih:Kronolojik olarak önce inen ayetin veya ayetlerin hükmünü kaldırdığı söylenen ayetlere, nâsih ayetler de¬nir. Dolayısıyla nâsih, hükmü geçerli olan ayettir.

71-Nesh:Şer’i bir hükmün, daha sonra gelen şer’i bir delille kaldırılmasına nesh denir.

72-Vucuh Ve Nezair:Kur’ân’da bir kelimenin, birkaç manada kullanılma¬sına Vucûh denir. Huda kelimesi buna misaldir.Kur’ân’da birkaç kelimenin, aynı manada kullanıl¬masına Nezâir denir. Mesela cehennem, nâr, sekar, hutame, cehîm gibi lafızlar Cehennem anlamındadır.

73-AHRÛF-İ SEB’A:Yedi harf. Ahrufü`s-Seb`a :Kur`an-i Kerim`in lafizlari ve kiraati ile yedi vecih veya lehce.

74-AHSENÜ`KASAS-:Hz.Yusuf`un Kur`an-ı Kerim`de anlatılan hayat hikayesi.

75-BEYTÜ`L-HARAMl:Mekke`de Kabe`nin bulundugu sahadaki caminin adidir.Bu haram denilmesini o sahaya saygi ve tazim göstermek vacip oldugu icindir.Kendisine karsi saygisizlik caiz olmadigindan dolayi Mekke`de Belde-i haram denilmistir.

76-BEYTÜLİZZE:Kur`an-Kerim`in bir bütün halinde indirildigi ve dünya semasinda bulundugu rivayet edilen yerin adi.Beytülizze, İzzet evi anlamına gelen beytü’l-izze, Kur’ân’ın bir bütün halinde indirildiği dünya semasında (yere en yakın gökte) bulunan yerin adıdır.

77-BEYTİ-MAKDİS:Mukaddes ev, Küdus`deki Mescid-i Aksa. Beytül Makdis

İslâm’da üç mukaddes mescitten biri olan Kudüs’teki mescid.

78–EİMME-İ HAMSE: “Beş imam” demek olup el-kutubu’s-Sitte sahiplerinden Buhari ve Müslim ile Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nese’i olmak üzere beşine denir.

79-EİMME-İ SİTTE:Eimme-i sitte, hadiste kütüb- ü sitte denen, 6 meshur hadsi mecbuasinin yazarlarina verilen isimdir

80-EHL-İ BEYT:Hz.Peygamber aile fertleri icin kullanilan bir tabir.

81-EHL-İ HİBRE :Ehl-i Vukuf, bilirkişi, eksper, hakimin, kendi ihtisası dışında kalan alanlarda bilgisine başvurduğu, konunun uzmanı kişi veya kişiler.

82-EHL-İ KIBLE:Kabe`ye dogru yönelerek namaz kilmanin farz olusunu kabull eden kimselerdir.

83-EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.

84-FEZAİLÜ’L-KUR’AN: Kur’an’ın bazı sûre ve âyetlerinin faziletinden bahseden rivayetleri bir araya getiren ilme fezâilü’l-Kur’ân denilmiştir.

85-GAZVETÜ`L-USRE(Tebük Gazvesi):Hazirlik safhasinda büyük güclüklerle(usre) karsilasildigi icin Tebük Gazvesi`ne verilen ad.

86-HAVASSU’L-KUR’AN:Kur’an’ı Kerim’in bazı ayet ve surelerinin özelliklerinden bahseden ilimdir.

87-İLA VE TAHYİR OLAYI:Hz.Peygamberin bir süre zevcelerinden uzak kalmasi ve zevcelerinin nikahlarini alip ayrilma ya da Resulullah´in esleri olarak kalma hususunda muayyen birakilmalari olayi(630)

88-İFK OLAYI:Beni Mustalik savasi dönüsünde Hz.Aise`nin iftiraya ugramasi.Ifk hadisesini aciga cikaran ayet;Nur suresi ayet:11 ve 12)

89-KETEBETU’L –VAHY:Vahiy katipleri demektir

90-KİRAMEN KATİBİN:Insanlarin söz ve davranislarini kaydeden melekler.

90-TENCİMU’L-KUR’AN :Kur’ân ayetlerinin 23 senelik risâlet devresi içerisinde parça parça indirilmesine tencîmu’l-Kur’ân denir.

91-TENZİL:Kur’ân’ın Hz. Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘e indirildiği safhaya da tenzil denir.

92-TERESSÜL-İRSAL:Ezan okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir.Bana teressül veya İrsal denir.Kamette ise ,duraklama yapılmaksızın seri olarak okunur.Buna da Haedr denir.

93-TERTİL:Kur’an’ı ağır ağır, kelime ve harflerin hakkını vererek güzelce okuma..

94-TEYEMMÜM:Hicretin 5.ci senesi Beni Mutalik savaşında sabah namazı teyemmum ile ilk defa namaz kılındı.

95-VAHY:Vahy; İlham etmek, bildirmek, süratle işaret etmek, gizlice ihbar etmek, bir şeyi gerek uyanık iken ve gerek uyku hâlinde kalbe atmak demektir.

96-VAHİY KÂTİPLERİ :Rasûlüllah (s.a.s)’e vahyedilen âyetleri yazanlar, kaydedenler.

97-ZARURAT-I HAMSE( BEŞ ZARURİ ŞEY):Bütün dinlerin, korunması üzerine ittifak ettikleri şu beş hususun, aynı zamanda İslâm dininde de, korunması amaçlanmıştır. Bunlar: 1- Canın korunması,2. Malın korunması,3.Aklın korunması,4. Dinin Korunması,5. Neslin korunması.

98-ZEBUR:Sözlükte, kitap manasına gelir.Zebur , Davud Aleyhisselama gönderilmiştir.Zebura, Mizmarlar da denir.

99-ZEHREVAN:Bakara ve Âli îmrân sûrelerine verilen isimdir.

100-ZELLETÜ’L-KÂRÎ:Manası değişecek şekilde Kur`an-ı yanlış okumak.Buna zelletu`l-kari denir.Anlamı“Okuyanın sürcmesi,“ yanı yanlış okuması demektir.

101-ZEVATU’R-RA:Elif Lâm Râ ile başlayan Yûnus,Hûd,Yûsuf, Ra’d,İbrahim ve Hicr sûrelerine verilen isimdir.Felak ve Nas surelerine; MUAVİZETEYN,Bakara ve Ali İmran surelerine;ZEHREVAN,Târık suresinden Beyyine suresine kadar olan surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L MUVASSAT,Zilzâl suresinden Nâs suresine kadar olan bütün surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L KISAR,Hucurât suresinden Buruc suresine kadar olan surelere verilen ortak isim;Et TUVALU’L MUFASSAL,Bakara-Ali İmran-Nisa-Maide-En’am-A’raf-Enfal sureleri;SEB’UL TIVAL(Yedi Uzun Sure)

  Kaynak:
1-Maşalı, Dr. Mehmet Emin, Kur’ân’ın Metin Yapısı Mushaf Tarihi ve İmlası, Ankara, 2004.
2-Harput Eğitim Merkezi Kuran Tarihi Notları
3- Hamidullah, Prof. Dr. Muhammed, Kur’ân-ı Kerim Tarihi Ders Notları, (trc. Prof. Suat Yıldırım), Erzurum, 1975.
4-Şamil İslam Ansiklopedisi C.1.Sf.180/Heyet)
5-DİB Dini Kavramlar Sözlüğü
6-DİB 3.Dönem Tahih-i Huruf Kursu Ders Notları
7-Kur´an Tarihi Sf.160/Doc.Dr.Muhsin Demirci)(Tefsir Usulu Ve Tarihi/Doc.Dr.Muhsin Demirci

20

Kasım
2012

Kur’an-ı Kerim Bilgileri-1

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  263 Kez Okundu

1-Medine döneminde nâzil olan ilk sûre ise Bakara’dır.
2- İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre Nasr sûresi son inen sûredir (Müslim, ”Tefsîr”, 21). En son Tevbe sûresinin nâzil olduğu da rivayet edilmiştir .
3-Hz. Ebû Bekir’in tâlimatıyla cemedilen Kur’an başta Hz. Ömer ve Ali olmak üzere bütün sahâbenin onayını almış (icmâ), kimseden bir itiraz gelmemiştir (Ebû Abdullah es-Sayrafî, s. 355-357).
4-Kur’an nüshası birer kari ile birlikte Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn’e gönderilmiş, bir nüsha da Medine’de bırakılmıştır (Dânî, el-Mukni’, s. 19; Zerkeşî, I, 334; Süyûtî, el-İtkan, I, 189-190).
s. 52; Dânî, el-Mukni’, s. 18; Zerkeşî, I, 329, 334).

5-Kur’an ilmi olarak adlandırılabilecek alanlar şunlardır: MekkîMedenî sûreler, esbâb-ı nüzûl, nâsihmensuh, Kur’an’ın isimleri, toplanması, çoğaltılması ve tertibi, sûre ve âyet bilgileri, münâsebâtü’l-âyât ve’s-süver, kıraat ve tecvid bilgileri, fezâilü’l-Kur’ân, havâssü’l-Kur’ân, i‘râbü’l-Kur’ân, garîbü’l-Kur’ân, müşkilü’l-Kur’ân, mecâzü’l-Kur’ân, vücûhnezâir, emsâlü’l-Kur’ân, aksâmü’l-Kur’ân, üslûbü’l-Kur’ân, muhkemmüteşâbih, mutlakmukayyed, mücmel-mübeyyen, edebiyat konularından olan îcâz, ıtnab, hasr, kinaye, teşbih ve istiare, i‘câzü’l-Kur’ân, tefsir ve te’vil ilmi, müfessirin âdâbı ve şartları.
6-Bazı âyetler özel adlarla anılmış olup bunların en meşhuru Âyetü’l-kürsî’dir (el-Bakara 2/255). Deyn âyeti, ribâ âyeti, kumar âyeti gibi adlandırmalar ise daha çok âyetin konusuyla ilgilidir.
7-Hz. Osman’ın mushaflarına göre Kur’an’da 114 sûre bulunmaktadır. Tevbe sûresi dışındaki bütün sûrelerin başında besmele mevcuttur.Tevbe sûresinin müşrik ve kâfirlere ültimatomla başladığından eman bildiren besmelenin bu ültimatomla çelişeceği şeklindedir.
8-Kur’an’ın en kısa sûreleri üçer âyetlik Asr, Kevser ve Nasr, en uzun sûresi 286 âyetten meydana gelen Bakara’dır.
9-Fâtiha sûresi Kur’an’daki itikad, ibadet ve ahlâktan oluşan ana konuları öz olarak içerdiğinden ”ümmü’l-kitâb” ve ”ümmü’l-Kur’ân” olarak adlandırılmış, İhlâs sûresi özellikle tevhid konusunu özetlediği için Kur’an’ın üçte biri sayılmıştır (Kanûnü’t-te’vîl, s. 230-232, 237, 330).

10- Muhammed’e (s. a. v) miladi 610 tarihinde indirilmeye başlamıştır.
11-Kur’an-ı Kerim’in ilk suresinin adı Fatiha Suresi
12- Sureleri birbirinden ayıran ifadenin adı Besmele (Bismillahirrahmanirrahim)
13- Ayet :Kuranı Kerimin bir cümlelik anlam birliği olan ifadelerinin her birine verilen isim.
14- Kuranı Kerimde en uzun ayet Bakara Suresi – 282. ayetidir.
15- K. Kerim toplam 23 yılda tamamlanmıştır.
16- K. Kerim’de ismi geçen 25 peygamberin ismi geçmektedir.
17-Halen elimizde bulunan Mushaflardaki vakıf işaretleri Secâvendî’ye aittir.
18-Hafd-ı Savt kavramı ses tonunu alçaltmak
19- Kuran-ı Kerim’in, Hıristiyanlar için kullandığı tabir Nasranî

20- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın kaleme almış olduğu tefsirin adı Hakk Dini Kur’an Dili
21-İstiaze :“Euzübesmele” okuyarak Allah’a sığınmaktır.
22- Mukâbele :Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.
23-El-Hamdulillah, Sübhane, Tebareke, Sebbeha gibi Allah’a hamd ve tesbih ile başlayan sûreler ki, bunlar 14 tanedir.
24- Başlarında huruf-u mukattaa dediğimiz harflerle başlayan sûreler ki, bunların da sayısı 29 dur.
25- Mekke de ilk vahiy katibi: Abdullah b.Sa”d b. Ebi Sarh”tır.
26-Medine de ise ilk vahiy katibi Übeyy b.Ka”b “ tır.Ondan sonrada Zeyd b.Sabit Ali b.Ebİ Talib
 

27-Es- Sebu’t tuvel: En uzun 7 sure demektir.
28-El – Mi’un:Birinci gruptan sonra gelen ve ayet adedi yüz civarında olan surelerdir.
29-El – Mesani: Ayet adedi 100’den az olan surelerdır.(Azhap suresinin basından Kaf suresine kadar)
 

30-El – Mufassal: Mushafın son bölümü olup Kaf suresinin başından Nas suresinin sonu.
31-Tencîmu’l-Kur’ân :Kur’ân ayetlerinin 23 senelik risâlet devresi içerisinde parça parça indirilmesine tencîmu’l-Kur’ân denir.
32-Et-Tuvâlu’l-Mufassal :Hucurât suresinden Buruc suresine kadar olan surelere verilen ortak isim.
33-Et-Tuvâlu’l-Kısar :Zilzâl suresinden Nâs suresine kadar olan bütün surelere verilen ortak isim.
34-Et-Tuvâlu’l-Muvassat :Târik suresinden Beyyine suresine kadar olan surelere verilen ortak isim.
35-Ez-Zehrevân :Bakara ve Âli îmrân sûrelerine verilen isimdir.
36-Zevâtu’r-Râ :Elif Lâm Râ ile başlayan Yûnus, Hûd, Yûsuf, Ra’d, İbrahim ve Hicr sûrelerine verilen isimdir.
 

37-Kimi Kur’an surelerinin iki (veya daha fazla) ismi vardır. Surenin asıl ismi sonradan gelendir:
Alâ /Rahman
Ebrar /İnsan
Ahsenu’l-kıses/ Yusuf
Ashab-ı Kehf/ Kehf
A’ma /Abese
İkra /Alak
Elem neşreh/ Şerh
Ümmü’l-kitap/ Fatiha
İnne enzelna/ Kadr
İnşirah /Şerh
Bedr/ Enfal
Beraet/ Tevbe
Ben-i İsrail/ İsra
Tebarek/ Mülk
Hamd/ Fatiha
Havariyyin/ Sad
Dehr/ İnsan
Süleyman/ Neml
Arusu’l-Kur’an/ Rahman
Amme/ Nebe
Kıtal/ Muhammed
Kalbü’l-Kur’an/ Yasin
Melaike/ Fatır

20

Kasım
2012

Kur’ân-ı Kerîm Bilgileri-2

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  249 Kez Okundu

1-Hazreti Osman muhtelif kıraatleri önlemek için Kur’an’ı istinsah ettirip etrafa “Mesahifi Emsar” yollamıştı.
2-Kur’ân-ı Kerîm’in kendine mahsus bir yazı şekli vardır ki, buna “Hz. Osman zamanında istinsah edilen Mushafların yazı ve imlâ şekli” mânâsında “Resm-i Osmanî” veya “Resmü’l-Mushaf” denir
3-Tegâbûn Sûresi:Tegâbun Arapça; aldanma, zarar etme demektir. Medine’de inmiştir. 18 âyettir. Adını, dokuzuncu âyette geçen teğâbün kelimesin¬den alır.
4-Tekâsür Sûresi :Tekâsür, çokluktan gelmektedir. Sûrede çoklukla övünmek anlamındadır. Mekke’de inmiştir. 8 âyettir.
5-Tenasubi’l-Âyât :Tenasüp, lügatte mukârebet, yakınlık, uygunluk ve benzerlik anlamındadır. Tenâsubi’1-âyât ise ayetler arasındaki uyum ve ahengi inceleyen bir ilimdir.
6-Tenâsubi’s-Suver :Surelerin birbirleriyle aralarındaki uyum ve ahengi inceleyen bir ilimdir.
7-Tencîmu’l-Kur’ân :Kur’ân ayetlerinin 23 senelik risâlet devresi içerisinde parça parça indirilmesine tencîmu’l-Kur’ân denir. Kelimenin aslı “necm” yani yıldız demektir. Kur’ân semasının yıldızlarının ayrı ayrı zamanlarda tulü etmesine de bu kökten bir tabir olarak Kur’ân ‘in tencimi denilmiştir.
8-Et-Tenzil :Kur’ân’ın isimlerinden biridir. Esmâu’l-Kur’ân md. Ayrıca Kur’ân’ın Hz. Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘e indirildiği safhaya da tenzil denir.
9-Tenzîlu’l Kur’ân :Kur’ân’ın indirilişi anlamına gelir. Bu indiriliş önce dünya semasındaki beytü’l izzet’e toptan bir kerede, daha sonra Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem)’e bi’setinden vefatına kadar 23 yıllık süre zarfında parça parça olmuştur.
10-Tercemetu’l-Kur’ân:Kur’ân-ı Kerîm’in başka dillere çevirisi anlamına gelir.
11-Tertibu’l-Âyât :Ayetlerin sureleri içindeki Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘in tevkîfi ve emri ile sıralanışına verilen isimdir.
12-Tertibu’s-Suver :Kur’ân sûrelerinin elimizdeki Mushaf-ı şerifte görüldüğü şekliyle son sıralanmış haline verilen isimdir.
13-Et-Tuvâlu’l-Mufassal :Hucurât suresinden Buruc suresine kadar olan surelere verilen ortak isim.
14-Et-Tuvâlu’l-Kısar :Zilzâl suresinden Nâs suresine kadar olan bütün surelere verilen ortak isim.
15-Et-Tuvâlu’l-Muvassat :Târik suresinden Beyyine suresine kadar olan surelere verilen ortak isim.
16-Ulûmu’l-Kur’ân :Cem’ul-Kur’ân, Esbabu’n-Nüzûl, Mekki ve’1-Medenî, el-Muhkem ve’l-müteşâbih, en-Nâsih ve’1-mensuh vb. gibi Kur’ân-ı Kerîm’le doğrudan irtibatı olan konuları inceleyen ilim. Başka bir ifadeyle; Kur’ân’a hizmet eden veya Kur’an’a dayanan ilimlere ulûmu’l-Kur’ân denir.
17-Ez-Zehrevân :Bakara ve Âli îmrân sûrelerine verilen isimdir.
18-Zevâtu’r-Râ :Elif Lâm Râ ile başlayan Yûnus, Hûd, Yûsuf, Ra’d, İbrahim ve Hicr sûrelerine verilen isimdir.
19–Kur’an’ın i’lamı yani Kur’an-ı Kerim’de geçen özel kişilerin, yerlerin isimleri şunlardır:
1- Bazen er¬kekleri kapsar. Örneğin Zülkarneyn, Şuayb veya İb¬rahim gibi.
2- Bazen kadınları içerir. Öreğin, Meryem, bazı peygammber eşleri veya Mısır azizinin karısı ola¬rak kendisiden sözedilen Züleyha gibi.
3- Bazen coğ¬rafi yerleri içerir: Mısır, Medyen, Mekke ve Medine gibi,
4- Bazen savaş ve gazvelerin isimlerine şamil olur: Bedir, Uhud (Uhud’dan açıkça sözedilmemiştir) veya Huneyn gibi.
5- Bazen kavimlerin isimleridir: Arap, Ad, Semud, Ye’cuc ve Me’cuc gibi.
6- Bazen me¬leklerin isimlerini şamildir: Cebrail, Mekail, Melikü’l-mevt, Cehennem meleği, Harut ve Marut gibi.
7- Bazen küfür putları ve sanemlerini şamildir: Lat, Menat, Uzza, Seva’, Yaku’ gibi.
8- Bazen küfrün elebaşlarıdır: Firavn, Samiri, Karun gibi,
9- Bazen uhrevi gayb alemi isimlerini kapsar: Cennet, Cehennem, selsebil, kevser gibi.
10- Bazen semavi kitapları kapsar: Zebur, Tevrat, İncil, Kur’an gibi.
20-Kimi Kur’an surelerinin iki (veya daha fazla) ismi vardır. Surenin asıl ismi sonradan gelendir:
Alâ /Rahman
Ebrar /İnsan
Ahsenu’l-kıses/ Yusuf
Ashab-ı Kehf/ Kehf
A’ma /Abese
İkra /Alak
Elem neşreh/ Şerh
Ümmü’l-kitap/ Fatiha
İnne enzelna/ Kadr
İnşirah /Şerh
Bedr/ Enfal
Beraet/ Tevbe
Ben-i İsrail/ İsra
Tebarek/ Mülk
Hamd/ Fatiha
Havariyyin/ Sad
Dehr/ İnsan
Süleyman/ Neml
Arusu’l-Kur’an/ Rahman
Amme/ Nebe
Kıtal/ Muhammed
Kalbü’l-Kur’an/ Yasin
Melaike/ Fatır

21– Vahiy katipleri, sahabeden okuma-yazması olan sahabelerden 40 kişiye kadar çıkarılmıştır. Bunların en meşhur on kişisi şunlardır:
1- Ebubekir,
2- Ömer,
3- Osman,
4- Ali,
5- Ebi b. Ka’b,
6- Zeyd b. Sabit,
7- Talha,
8- Zübeyr,
9- Sa’d b. Ebi Vakkas,
10- Salim Mevlâ Ebi Huzeyfe.

22– Peygamber (s.a.v) ashabı arasında Kur’an-ı Ke¬rim’in ilk on hafızı şunlardır:
1- Ali b. Ebi Talib,
2- Osman,
3- İbn-i Mes’ud,
4- Ebi b. Ka’b,
5- Zeyd b. Sabit,
6- Ebu Derda,
7- Salim Mevali Ebi Huzeyfe,
8- Muaz b. Cebel,
9- Ebu Zeyd,
10- Temim ed-Dari.
23-Hamidat, Elhamdülillah ile başlayan beş su¬redir. Bu sureler;
1- Fatiha,
2- En’am,
3- Kehf,
4- Sebe’,
5- Fatır sureleridir.
24-Müsebbihat; İsra, Hadid, Haşr, Saf, Cuma, Tegabun ve A’la surelerinden ibarettir.
24- Mufassilat, Kur’an’ın 66 küçük suresinden iba¬rettir. Hucurat, yani Kaf suresinden başlar ta Kur’an’ın sonuna dek devam eder. Ayrıca Kur’an’ın başında yer alan Fatiha suresi de buna dahildir.[120]
25- Seb’e tuvel veya tival: Bakara suresinden Tevbe suresine kadar olan yani Enfal suresinin so¬nuna kadar olan yedi sure demektir.
26- Mesani, Kur’anî ilimler ıstılahında Şuara su¬resinden sonra Hucurat suresine kadar geçen ve ayet sayıları, yüz adedin altında olan surelerin tümü de¬mektir. Bu sureler, 27. sureden (Neml) başlar ve 49. sureye (Hucurat) kadar devam eder. 182 ayetten olu¬şan Saffat suresi bundan istisnadır. Ayrıca 100 ayet¬ten az olan yani Enfal, Ra’d, İbrahim, Hicr, Meryem, Hacc, Nur ve Furkan sureleri de buna dahildir.
27- Meun / Mein , yüz ayetten fazla ayete sahip olan ve Yunus suresinden Şuara suresine kadar yüzden az olan İbrahim, Ra’d, Hicr, Meryem, Nur ve Fur¬kan sureleri dışında kalan surelerden ibarettir. Ayrıca Saffat suresi de bunlara dahildir. Bu sureler, toplam olarak 11 sure olup şunlardan müteşekkildir: Yunus, Hud, Yusuf, Nahl, İsra, Kehf, Taha, Enbiya, Mü’minun, Şuara ve Saffat sureleri.
28- Yedi okuyucu veya Kurra-i Seb’a, hakikatte kıraat imamlarıdır, kıraatbilimci ve mukarra (Kıraatbilimini bilen ve kıraat araştırmacıları) olan üstadlardır. Bunlar şunlardan oluşmaktadır:
1- Ab¬dullah b. Amir-i Dımeşqi (k. 1-18),
2- Abdullah b. Kesir-i Mekki (k. 45-120),
3- Asım b. Ebi Necved (k. 76-128),
4- Zebban b. Ala’ (=Ebu Amr Basri),
5- Hamza b. Habib-i Kufi (k. 80-156),
6- Nafi’ b. Abdullah Medeni (k. 70-169),
7- Ali b. Hamza Kesai (k. 119-189).
29- Urduca Tercüme: Urdu diline tercüme edilen ilk Urduca Kur’an tercümesi Mevlana Şah Refiuddin Dihlevi’nin tercümesidir, (k. 1190). Bundan sonraki yıllarda birçok Urduca tercüme yapılmış ve ba¬sılmıştır.
30- Latince tercümesi: Kur’an’ın ilk Latince ter¬cümesi Robert Kotoni (Robertos Kotonensis) ta¬rafından miladi 1143 yılında yapılmıştır. Bu tercüme asırlar sonra Martin Luter’in izniyle bastırıldı.
31- İngilizce Kur’an tercümesi: Kur’an-ı Kerim’in İngilizceye tercümesi diğer Avrupa dillerinin tümünden daha fazla yapılmıştır. Günümüzde kırktan fazla tam ve yüzden fazla da seçme türünde İngilizce Kur’an tercümesi mevcuttur. İlk İngilizce tam Kur’an tercümesi Aleksandre Ras’ın kalemiyle miladi 1648 yılında yapılmış. Bu tercüme, Kur’an’ın Fransızca ter¬cümesinden yapılmıştır. Gayrı Müslimlerden Arthur Arberi’nin tercümesi güzel bir tercümedir. Müs¬lümanların yaptıkları tercümeler içerisinde ise en iyi tercüme Pıkthal ve Abdullah Yusuf Ali’nin ter¬cümeleridir.
32- Fransızca Kur’an tercümesi: Fransızca en iyi Kur’an tercümeleri, Biberstein Kasimirsky’nin ter¬cümesi ve Belaşir’in tercümesidir.
33- Almanca Kur’an tercümesi: Almanca en güzel Kur’an tercümesi, Ulman tercümesi, Hening ter¬cümesi ve son dönemlerde Rudi Parit’in açıklamalar ve kavramlar ekiyle yaptığı tercümedir.
34- Rusça Kur’an tercümesi: En güzel Rusça Kur’an tercümelerinden birisi Kraçofski’nin ter¬cümesidir. Bir diğeri de içinde bulunduğumuz yılda basılan (m. 1996) prof. Osmanof’un tercümesidir.
35- Vakf (durma) işaretlerinden bazıları şun¬lardır: Mim: vakf-ı lazım (gerekli durak), Lam: adem-i vakf (burada durulmaz). Sella: durmak caiz ise de durmadan devam etmek daha evladır. qella: Durmak evladır. Cim: durmak caizdir.
36- İslam dünyasının eski tefsirlerinin en önem¬lisi Tefsir-i Taberi’dir. Büyük İranlı tarihçi ve mühaddisinin bu tefsiri 30 cilt halinde basılmış olup çok yaygındır. Bu tefsir, İslam dünyasının en eski ve en önemli naklî veya me’sur tefsiri olarak da sa¬yılmaktadır.

37- Mutezile mezhebinin veya fırkasının en önemli tefsiri Zemahşeri’nin “el-Keşşaf” isimli tefsiridir.
38- İslam dünyasının en önemli kelamı tefsiri, Eş’ari mezhebine uygun olarak, İmam Fahr-i Razi’nin (k. 606) Tefsir-i Kebir’idir. Bu tefsir, 30 ciltten fazladır.
39Azer:Müfessirlerin büyük bir çoğunluğu En’am su¬resinin 74. ayetine dayanarak Azer’i Hz. İbrahim’in gerçek babası olarak kabul etmişlerdir.
Ahmed
40-Ahmed, İslam Peygamber (s.a.v)’inin isimlerinden biridir. Kur’an-ı Mecid’in sadece bir yerinde Saff su¬resinin altıncı ayetinde zikredilmiştir.

41-İslam:İlahî, tevhidi dinlerin en son ve en kamil olan di¬nidir ki, İlahî vahiy temeline dayalı, vahiy programı ve en son semavi kitab, yani Kur’an-ı Kerim’e da¬yanan Yüce İslam Peygamberi Hatemu’l-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) aracılığıyla insanların kur¬tuluşu ve onları doğru yola iletmek için tebliğ olun¬muştur. Bu dine inanlara Arapçada Müslim (erkekler) ve müslime (kadınlar), Farsçada ise müselman denir. Fıkhi ve resmi olarak İslam ile müşerref olmak şahadeteyn’in (Allah’ın birliğine şehadet ve Hz. Mu¬hammed’in nübüvvetine şehadet) edasıyla ger¬çekleşmektedir.
42-Ashab-ı A’raf:A’raf, urf kelimesinin çoğulu olup üst, üstünlük, tepe anlamına gelir. A’raf, Kur’an’ın yedinci suresinin ismidir. Bu surede A’raf ve Ashab-ı A’raf’a işaret edil¬miştir. “İki taraf arasında bir perde ve A’raf üzerinde de herkesi simalarıyla tanıyan bir takım adamlar var¬dır; cennet ehline, ‘Selam size!’ diye nida et¬mektedirler; ki bunlar ümid etmekle birlikte henüz ona (cennete) girmemişlerdir. Gözleri, cehennem ehli tarafına çevrildiği vakit de; ‘Ey Rabbimiz, bizleri o za¬limler topluluğu ile beraber kılma!’ demektedirler. O A’raf halkı simalarıyla tanıdıkları bir takım adamlara da seslenip: ‘Gördünüz mü, ne topluluğunuzun ve ne de kibirlenmenizin size hiçbir faydası olmadı. Allah onları hiç bir rahmete erdirmeyecek, diye yemin et¬tiğiniz kimseler bunlar mıydı?’ (Ve cennetliklere dönerek): ‘Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz!” Müfessirlerin büyük bir çoğunluğu, A’rafın cennet ile cehennem arasında var olan bir duvar olduğu inancındadır. Hadid suresinin 13. ayetinde de bir tarafında rahmet diğer tarafında da azab olan duvar diye zikredilmiştir. Kimi müfessirler de A’raf’ın sırat küprüsü olduğunu iddia etmişlerdir. Ashab-ı A’raf’ın kimler olduğu konusunda birkaç görüş vardır:
1- Bir kısım melek,
2- İyilikleri ve kötülükleri eşit olan kimseler,
3- Şehidler ve cihad edenler, özellikle de İlahî hüküm gereği fakat anne-babalarının iznini almaksızın ci¬hada çıkan kimseler,
4- Anne-babanın kendilerinden memnun olmadığı kimseler,
5- En önemli görüş, bir çok Şii müfessirin kabul ettiği ve Hz. Ali’den rivayet edilen şu görüştür: “Bizler, A’raf ashabıyız, ve kendi dostlarımızı işaret ve simalarından tanırız…”
43-Ashab-ı Eyke:Eyke, çok sık olan ormanlık demektir. Eyke as¬habının ismi Kur’an’ın dört yerinde zikredilmiştir. Kimi müfessirler, Eyke ashabının Medyen kavmi ol¬duğunu ileri sürmüştür.
42-İncil:Bu kelimenin aslı Yunanca müjde anlamındaki Englion’dan gelmektedir. Habeş lehçesi şekliyle Arapçaya geçmiştir. Bugün “dört inciller” olarak bi-linenler, Kur’an’ın incil olarak kabul ettiği şeyden bir¬kaç açıdan farklıdır. Birincisi, Kur’an’daki İncil, birkaç veya dört değil, müfreddir. İkincisi Kur’an’daki incil, baştan sona kadar vahiydir ve Hz. İsa’ya nazil ol¬muştur. Aynı şekilde, Kur’an-ı Kerim, İslam Peygamber (s.a.v)’inin isminin (en-Nebiyyu’L-Ümmi) ve nübüvvetinin Tevrat ve İncil’de zikredildiğini açıklamaktadır. Kur’an-ı Kerim, Tevrat’ın aksine İncil’in tahrif edildiğine dair bir açıklaması yoktur. Dört inciller, “Ahd-i Cedid” diye adlandırılan birkaç risaleden oluşmuştur. Bu ri¬salelerin en eskisi Matta incilidir ki, Hz. İsa’dan 30 yıl sonra ve İbranice olarak kaleme alınmıştır. Bunları yazanların tümü bellidir ve tümü İsa’nın öğretileri ve yazdıklarıdır.
43-Bedr:Bedrü’l-Kital veya el-Bedru’l-Kübra olarak maruf olan Bedr gazvesi, Peygamber (s.a.v) ve müslümanların İslam’ın ilk dönemlerindeki en büyük ve en önemli savaşlarından birisidir. Bu Gazve, Hicretin ikinci yılında Muhacir ve Ensar’dan oluşan müslümanlar ile Ümeyye hanedanı reisi Ebu Süfyan komutanlığındaki Kureyş müşrikleri arasında gerçekleşti ve müslümanlar bu gazvede zafer kazandılar.
44-Tevrat:Tevrat, İbranice yahudi kitabının ismidir. Ya¬hudilikte Esfar-ı Hamse (beş kitap anlamında) olarak adlandırılmış ve bütününe Ahd-i Cedid’e (dört İnciller) karşılık olarak Ahd-i Atik denmiştir. Bu kelime, İbranice olup meşhur anlamının aksine anlamı, namus veya şeriat değildir. Aksine hidayet ve irşad anlamındadır. Tevrat lafzı, Kur’an nazil olmazdan önce Arap şiirinde kullanılmıştır. Kur’an’da bu isme 18 kez değinilmiştir ve “imamen ve rahmeten”, ez-Zikr”, ez-Ziya”, el-Furkan”, el-Kitabu’1-mübin” ve “huden ve rahmeten” gibi sıfatlarla da anılmıştır. Kur’an’da esas Tevrat’ta Hz, Muhammed (s.a.v)’in zuhur edeceği müjdesinin veya onun nübüvvetini tasdik ettiği açık bir şekilde anlatılmıştır. Tevrat, başlangıçta levhalar şeklinde Hz. Musa’ya nazil olmuştur. Hz. İsa, Tevrat’ı tasdik etti. Tevrat ve İncil’i açıklamak ve öğretmek için gö-revlendirilmişti. Tevrat’ın tahrif edildiği konusunda da Kur’an-ı Kerim’de açık ifadeler zikredilmiştir.
45-Cebrail:Cebrail ya da Kur’an’ın tabiriyle Cibril (İbranicede Allah’ın adamı anlamında), mukarreb, büyük meleklerden biridir ve Allah ile İlahî Pey¬gamberler arasındaki elçidir. İslami ve Kur’anî sün¬nette Cebrail, Ruhu’l-Kuddüs’ün kendisidir. Ya¬hudilik ve hrıstiyanlıkta da çok üstün bir değere sahiptir. Cebrail’den Kur’an’da üç kez Cibril olarak söz edilmiştir. O, Pey¬gambere vahiy getirmekle görevlendirilmişti. Pey¬gamber (s.a.v), onu hem asıl şekliyle hem de Dıhyetü’l Kelbî isimli güzel bir genç şeklinde görmüştür.

45-Rum:Rum suresinin ilk ayetlerinde kendisinden söz edilen Rum’dan kasıt, Doğu Roma devletidir. Yani güçlü şahinşahlık rejimi olan Sasani im-paratorluğunun rakibi olan Bizans İmparatorluğudur.
46-Zebur:Hz. Davud’a indirilen semavi kitap demektir. Zebur, Mezamir olarak da adlandırılır (Müfredi mezmur’dur). Cifri bu konuda şunları yazar: “Bu kavram, mezmur anlamını veren hristiyanca veya yahudice bir kavramın türevi şeklinde ortaya çıkmış olmalıdır. Hiç şüphe yok ki onun şekli yapısı, Arapça zeber (yazmak) kavramının etkisi altında gerçekleşmiştir.” Henüz Zebur’un Davud’un Mezamir’i üzerine ıtlak olunmasının Kur’an’ın nüzulü gibi olup olmadığı konusu tam an¬laşılmış değildir. Fakat her halükarda bugün yahudiler ve hrıstiyanlar için dayanak konusu olan Zebur, beş kitaba ayrılan 150 mezmurdan oluş¬maktadır. Bu mezmurların 73 tanesini Davud’a nisbet ederler, mezmurun geriye kalan kısımları da onun bi¬linmeyen müellifine nisbet edilir. Zebur’dan ve onun Davud’a bahşedilmesinden Kur’an-ı Kerim’in üç ye¬rinde yer verilmiştir.
47-Zeyd:Zeyd bin Haris, Resulullah (s.a.v)’in evlatlığı idi. Hz. Peygamber (s.a.v), onu vahiy nazil olmazdan evvel, daha köle iken Ukaz panayırından satın almıştı. Daha son¬raları müslüman oldu. Bundan dolayı da babası onu evlatlığından kovdu. Resulullah (s.a.v) da onu kendi ev¬latlığı olarak kabul etti. Bu yüzden kimi zaman ona, Zeyd bin Muhammed de denmiştir. Peygamber (s.a.v), onun oğlu olan Usame’ye büyük bir değer verirdi. Peygamber (s.a.v), güzel ve asilzade bir aileye mensub olan Zeyneb’i onun için istedi. Zeyneb, istekli ol¬madığı halde Resulullah (s.a.v)’a olan saygısından dolayı onunla evlenmeyi kabul etti. Daha sonraları ikisi ara¬sında anlaşmazlıklar baş gösterdi ve Hz. Resul (s.a.v), on¬ların arasını bulmak için defalarca uğraştı. Fakat so¬nunda Zeyd, Zeyneb’i boşadı. Hz. Peygamber (s.a.v), öz evlat ile evlatlık arasında fark olduğunu hükme bağ¬lamak için Zeyneb ile evlendi. Ahzab suresinde 36-40. ayetler bu olaya işaretle zikredilmiştir.
47-Safa Ve Merve:Safa ve Merve’ye Kur’an-ı Kerim’de bir kez yer verilmiştir. Safa lügatte, taş anlamına gelmektedir. Safa ve Merve, Mekke’de yer alan fazla yüksek olmayan iki tepenin ismidir. Safa, Ebu Kubeys tepesinin arkasında bir yerdedir ve Safa te¬pesinde duran bir kimse, Hacerü’l-Esved’le karşı kar¬şıya gelir. Meş’erü’l-Haramda Safa ve Merve arasındadır .Sa’y, yani Safa ile Merve arasında yavaş adımlarla koşma, Haccın vacip olan menasiğindendir ve cahiliyet dönemindeki Haccda da var olan bir adetti. Sahih-i Buhari’de, ha¬cıların, İbrahim’in hanımı ve İsmail’in annesi olan Hacer’in hatırasını yüceltmek ve onların bu bölgede çektiği ızdırabı yaşamak için Safa ile Merve arasında yedi kez gidip gelmeleri gerektiğini nakledilmiştir. Merve, Mekke’nin doğu ve güneydoğu tarafında ve Safa tepesine yaklaşık 420 metre aralıktaki bir yer¬dedir. Eskiden burada yer alan pazar, bugün kal¬dırılmış ve onun yerine Safa’nın eteklerinden Merve’ye kadar bir duvar örülmüş ve tüneller açıl¬mıştır. Bu geçiş tünelleri gidiş-gelişlerin ya da Sa’y’ın (yavaşça ve vakarlı koşma) daha rahat ve düzenli bir şekilde yapılabilmesi için iki katlı yapılmıştır.
48-İmran:Kur’an-ı Kerim örfünde İmran, Hz. Meryem’in babasının ismidir. Ve Kur’an’ın üçüncü suresi olan Al-i İmran O’na işaret eder: “Allah, Adem’i, Nuh’u, Al-i İbrahim’i ve Al-i İmran’ı (İbrahim ve İmran ailesini) seçip alemlere üstün kıldı. (Bunlar) birbirinden türeyen bir nesildir. Allah işiten, bilendir. İmran’ın karısı demişti ki: “Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.” Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu bi¬lirken- yine şöyle dedi: “Rabbim, onu kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ıs¬marlıyorum…” İmran, Kitab-ı Mukaddes’te İmram olarak geçer (yani; Allah’ın kavmi ya da Allah’ın seçkin milleti).

48-Ka’be:Ka’be iki kez Kur’an-ı Kerim’de kullanılmıştır. Bu kelimeden maksad Beytü’llah-i Haram’ın içinde bulunan kare biçimindeki binadır. Kur’an-ı Kerim’de “el-Beyt”,”el-Beytü’1-Haram” ve “el-Beytü’1-Akik” olarak adlandırılmış ve onun etrafındaki mescid ve alana “el-Mescidü’l-Haram” denmiştir. Ka’be, İslam’ın ibadet mekanlarının en önemli ve kutsal olanıdır. Zira onu zi¬yaret etmek, hali vakti ve mali imkanı olan her müslümana ömründe bir kez farzdır. Her müslüman, namaza durduğu esnada (ister farz, ister rnüstehab namazlarda) ona (=kıble) doğru yönelmek zo¬rundadır. Kıble, bütün topraklar için bir odaktır.
49-Malik:İslami sünnette, Rıdvan, cennetin bekçisi; Malik ise, cehennemin bekçisidir. Rıdvan, bu anlamda Kur’an-ı Mecid’de kullanılmamıştır. Malik de sadece bir kez zikredilmiştir. Rivayetlerde an¬latılmıştır ki, Hz. Resul (s.a.v), Mi’rac’da Malik’i çok ızdırablı ve yüzü ekşi bir şekilde görmüştür. Ve ondan sonra da hayatta olduğu sürece (yürekten) gül¬memiştir.

50-Muhammed (s.a.v):Hayreddin Zerküli, Hz. Muhammed (s.a.v)’i ta¬nıtırken şöyle yazar: “Muhammed bin Abdullah bin Abdulmuttalib bin Haşim, Kureyş taifesinden, Adnan kabilesinden, İbrahim Halil’in oğlu İsmail’in so¬yundan Arab (ve İslam) Peygamberi, İslam top¬lumunun temelini atan, onun kültür altyapısını oluş¬turan, Arab kavmini birlik haline getiren ve onların siyasi ve kanuni hayatını düzenleyen şahsiyettir. Kün¬yesi, Ebu’l-Kasım, Mekke’de doğmuş ve yetim olarak büyümüştür. Annesi, Amine Bint-i Vehb, onu bü¬yüttü. Altı yaşında iken annesini de kaybetti ve dedesi Abdulmuttalib O’nun kefili oldu. Sekiz yaşında iken dedesi Abdulmuttalib de öldü. Bunun üzerine amcası Ebu Talip O’nun sorumluluğunu yüklendi. Yiğit, cesaret sahibi, üstün himmet sahibi, doğru sözlü, güzel huylu ve üstün zeka sahibi idi. Kureyş, O’nu emin olarak adlandırmıştı. Yirmi beş yaşında iken amcası O’nu kendisinden onbeş yaş büyük olan ve zengin kadınlardan olan Hadice ile evlendirdi… Her senenin bir ayını Mekke’nin, yakınındaki Hira da¬ğında halvet, ibadet ve murakabe ile geçiriyordu. Kırk üç yaşına geldiğinde Hicretten on üç yıl ön¬cesinin Ramazan ayında Yüce Allah (Cebrail ara¬cılığıyla), Kur’an’ın ilk suresini göndermekle vahyi gönderdi ve Peygamber olarak görevlendirdi. O, baş¬langıçta davetini gizli olarak başlattı, daha sonra da¬vetini açıktan yapmağa başladı ve insanları tevhide, putlara tapmaktan vazgeçmeğe ve cahili hurafeleri terketmeğe davet etti. Kureyş, O’nun karşısında mü¬cadeleye durdu ve savaş açtı. Amcası Ebu Talib, öm¬rünün sonuna kadar O’nu himaye etti. Gitgide İslam, Mekke’den Medine’ye yayıldı. Hz. Muhammed (s.a.v)’in Mekke’den Medine’ye miladi 622 yılındaki hicreti İslam tarihinin başlangıcıdır. Peygamber (s.a.v)’in ilk gaz¬vesi, Bedir Gazvesidir, en sonuncusu da Tebuk Gazvesidir. Hicretin onuncu yılında Haccetü’l-Veda’da (Peygamber (s.a.v)’in son haccı) vukubuldu ve Resulullah (s.a.v), Hicretin 11. yılında Rebiyyu’l-Evvel ayı¬nın 12. gününde (m. 633) Medine’de vefat etti.”

19

Kasım
2012

Kur’an-ı Kerim Bilgiler-3

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  217 Kez Okundu

101-Hz.Ömer’in Müslüman olması hadisesinde kız kardeşi Fatıma’ın elinde bulunan Taha süresinin baş tarafının yazılı bulunduğu sahife de Kur’an’ın yazıldığını gösteren önemli bir delildir.
102-Abdullah b.Ömer şöyle demektedir:”biz Kur’an üzerimizde iken düşman ülkesine gitmekten menedilmiştik.Bunun sebebi o yazılı metinlerin düşman eline geçme korkusu idi.”
103-Kur’an’ın bir cilt halinde toplanmasının en önemli nedeni : Yemame savaşında 70(bazılarına göre 500 veya 700) kurra sahabinin şehid edilmesi olduğu öne sürülmektedir.
105-Kur’an’ın bir cilt haline getirilmek için kurulan heyetin başkanı Zeyd b. Sabit
106-Zeyd b. Sabit’in Bu işin başına geçirilmesinin nedenleri :
1-Zeyd uzun süre vahiy katipliği yapan bir kişi idi.
2-Resulallah hayatta iken Kur’an’ın tamamını toplamıştı.
3-Zeyd Kur’an’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan sahabilerden biriydi.
4-Zeyd çok zeki bir kişi idi.
5-Zeyd bütün Müslümanların güvenini kazanmış bir kişiydi.
107-Kur’an’ı harekeleme ve noktalama işlemini ilk başlatan kişi Ziyad b. Sümeyye
108-Resmü’l-Mushaf :“Kur’an’ın kelimelerinin ve harflerinin yazılışında Osman b. Affan’ın tasvip ve tercih ettiği imla şekil ve tarzı” buna Resm-i Osmani de denmektedir.

19

Kasım
2012

Kur’an’ı Ker’im Bilgileri-4

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  317 Kez Okundu

77-Vahiy Katipleri: Mekkede ilk vahiy katibi Abdullah b. Sa’d Ebi Sarh’tır.Medinede ise ilk vahiy katipliği yapan kişi Ubey B.Kab’tır.
78-Vahyin Yazıldığı Malzemeler:
1. Hurma ağacının yaprakları kabukları ve yapraklarının orta damarları.
2. İnçe beyaz taşlar.
3. Kürek ve Kaburga Kemikleri.
4. İşlenmemiş deri.
5. İnce deri(Rakk).
6. Canak çömlek parçaları.
7. Parsömen parcaları.
8. Tahtadan yapılmış levhalar.
9. Bez parcaları.
79-Kur’an’ı harekeleme ve noktalama işlemini ilk başlatan kişi Ziyad b. Sümeyye
80- “Mushaf-ı Osmani’nin hattına muhalefet etmek haramdır” bu söz Ahmed b. Hanbel aittir.
81-Kur’an’ın bir cilt haline getirilmek için kurulan heyetin başkanı Zeyd b. Sabit
82- İNZAL: Toptan indirme
NEZZELE: Parça parça indirme
83-Kur’an dünya semasına kadir gecesinde toptan indirildi.Oradan da yirmi küsur yıl boyunca parça parça nazil oldu.” Sözü kime İbn Abbasa aittir.
84- Mekke de ilk vahiy katibi: Abdullah b.Sa”d b. Ebi Sarh”tır.
85-Medine de ise ilk vahiy katibi Übeyy b.Ka”b “ tır.Ondan sonrada Zeyd b.Sabit Ali b.Ebİ Talib
86-Secde Ayetleri:Secde ayetleri Kur’an ‘da 14 tanedir.Secde ayeti okunduğunda “tilavet secdesi” yapılmalıdır.Tilavet secdesi hanifilere göre vaciptir.
87-Sure: Sözlükte yüksek rütbe mevkişerefyüksek binasur gibi manalara gelir.Çoğulu”suver”dir.Terim olarak “ayetlerden en az 3 ayetten meydana gelen başı ve sonu bulunan müstaki Kur’an parcası” demektir.
114 sure vardır.Ubey b.Kab’a göre 87 ‘si Mekki 27’si ise Meddenidir.En uzun süre 286 ayeti olan Bakara süresi en kısası ise “Kevser Suresidir”..
88-Es- Sebu’t tuvel: En uzun 7 sure demektir.
89-El – Mi’un:Birinci gruptan sonra gelen ve ayet adedi yüz civarında olan surelerdir.
90-El – Mesani: Ayet adedi 100’den az olan surelerdır.(Azhap suresinin basından Kaf suresine kadar)
91-El – Mufassal: Mushafın son bölümü olup Kaf suresinin başından Nas suresinin sonu.
92-Senetleri Bakımından Kıraat Çeşitleri:
1. Mütevatir Kıraat
2. Meşhur Kıraat
3. Ahad Kıraat
4. Şaz Kıraat : (Senedi sahih olmayan kıraat )
5. Mevzu (Uydurma ) Kıraat
93-Kıraatların Bugünkü Durumu
• Asım Kıraatı:Çoğunluk Kur’an – ı Asım Kıraatının Hafs riayavetine göre okumaktadır.
• Nafi Kıraatı:Mısır hariç kuzey frika’da yaşayan Müslümanlar Kur’an-ı Nafi kıratının Verş riyavetine göre okumaktadırlar.
• Ebu Amr’ın Kıraatı:Sadece Sudan’ın bir kısmı.
94-Vakıf ve İbtida:”Kelime üzerinde kırata tekrar başlamak niyetiyleadet olduğu şekilde nefes alacak kadar bir zaman sesi kesmekten “ibarettir.İbtida “ilk defa okumaya başlamaya veya vakiftan sonra kırata devam etmek için tekrar başlamaya” denir.
95-Vakfın Kısımları:
1. Tam Vakıf (Vakf-ı tam Vakf-ı lazım vakf-ı vacip) : Kendisinden sonrası ile mana yönünden alakası bulunmayan bir kelime üzerinde yapılan vakfa tam vakıf denir.
2. Kafi Vakıf(Vakf-ı Kafi):Kelam lafız ve mana yönünden tamamlanmakla beraber yine kendinden sonrası ile anlam bakımından bir alakası varsa bu tür yerlerde yapılan vakfa denir.
3. Hasen Vakıf(Vakf-ı Hasen ):Vakf-ı hasen ayetin başında veya ortasında olabilir.
4. Kabih Vakıf(Vakf-ı Kabih):Vakf-ı kabihdekelam tamamlanmadığı için okunandan bir mana anlaşılmaz.
96-Kur’an’ı Ker’im okuyuş şekilleri :
1-Tahkik 2-Hadr 3-Tedvir:
97- VAKIF:”Kelime üzerinde kıraata tekrar başlamak niyetiyle adet olduğu şekilde nefes alacak kadar bir zaman sesi kesmekten”ibarettir.
98-İBTİDA:”ilk defa okumaya başlamaya veya vakıftan sonra kıraata devam etmek için tekrar başlamaya” denir.
99- Mütevatir kıraat :Yalan üzere ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun diğer bir topluluktan rivayet ettiği kıraata denir
100-Vahyin çeşitleri:İslam alimleri vahyi Metlüv(okunan) ve gayr-i metlüv(okunmayan) olarak 2 ye ayırmışlardır.Cüveyni nin taksimi şöyledir:
1-Allah cebraili “Allah şöyle yapmanı emrediyor” diye Resulüne gönderir.Cebrailde Allah”ın dediklerini kavrayarak Hz.peygambere gelir ve rabbinin söylediklerini ona iletir.
2-Yüce Allah Cebrail e ”bu kitabı/metni Peygmbere aynen oku “ diye emreder; Cebrail de en ufak bir değişiklik yapmadan Allah ın kelamını olduğu gibi/harfiyen Resulallaha indirir.

19

Kasım
2012

Kur’ân-ı Kerim Bilgileri-5

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  181 Kez Okundu

71-Kur’ân Bilgileri (Ulûmu’l-Kur’ân):Kur’ân‟ın nüzûlu, tertibi, toplanılıp-yazılması, okunup tefsir edilmesi, i‟câzı, nâsih-mensûhu ve Kur’ân hakkındaki bazı Şüphelerin cevaplandırılması gibi Kur’ân-ı Kerim‟le ilgili konulardan bahseden ilimler, Ulûmu’l-Kur’ân olarak adlandırılmıştır.
72-Kur’ân-ı Kerim, 23 sene gibi bir zaman diliminde, Hz. Peygamber‟e parçalar halinde indiriliyordu. İndirilen her âyetin bir gâye ve hikmeti vardı. Bu hikmet ve gâyelerin tamamı ise, insanın dünya ve âhiretteki mutluluk ve sâadetiydi. Genel anlamda Kur’ân’ın iniş gâyesi bu olmakla birlikte, husûsi anlamda birtakım sebeplere, özel durumlara, sorulan sorulara, herhangi bir Şüpheyi ortadan kaldırmaya, meydana gelen bir problemi çözmeye vs. yönelik de nâzil olan bölümler bulunmaktaydı. Ahkâm ve ahlâka dair olan âyetlerin büyük bir kısmı ise, sebeb-i nüzûl denilen bazı vesilelerle gelmiştir. Çünkü bu çeşitten olan âyetler, toplumun hayat tarzını değiştirmeye yöneliktir. Yön verici hükümlerin, nazarî kalmamaları için, bazı hadiselerle ortaya çıkan tam muhtaç olunduğu sırada gönderilmeleri gerekir. Bu neviden olan âyetlerin ihtiva ettikleri hükümlerin ve o hükümlerin teşrii esaslarının doğru anlaşılabilmesi için de sebeb-i nüzûlün bilinmesi şarttır.
73-Nesh kelimesi lügatte, izâle etmek, silmek, gidermek, yok etmek, değiştirmek, tebdil, tahvil ve nakletmek anlamlarına gelmektedir.
74- Müteşâbih âyetlerin varlığına sebep olan Şey, Yüce Yaratıcı‟nın maksadının tam olarak bilinmeyip, bunun gizli olmasıdır. Bu gizlilik bazen yalnızca lafızda, bazen yalnızca anlamda, bazen da hem lafız ve hem de anlamda bulunmaktadır.
75-El-Hamdulillah, Sübhane, Tebareke, Sebbeha gibi Allah’a hamd ve tesbih ile başlayan sûreler ki, bunlar 14 tanedir.
– Başlarında huruf-u mukattaa dediğimiz harflerle başlayan sûreler ki, bunların da sayısı 29 dur.
76-GARîBU’LKUR’ÂN:Kur’ân-ı Kerim‟de bulunan bu yabancı kelimelere garib ismi verilmiştir. Garib: Yabancı, anlaşılmaktan uzak ve kapalı gibi anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerim‟de yer alan, Araplar arasında da yaygın bir Şekilde kullanılmadığı için pek bilinmeyen kelimelere garib denilmiştir.

19

Kasım
2012

Kur’an-ı Kerim Bilgileri-6

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  246 Kez Okundu

62-Kur’an-ı Kerim 42 vahiy katibi tarafından yazılmıştır. En meşhurları Mekke’de Abdullah b. Sa’d Medine’de ise Übey ibni Kab’dır. Kur’an ayetleri kağıt, bez, deri parçaları, taş, tuğla, kürek kemikleri üzerine yazılmıştır.
63-Buhari’nin Es-Sahih’inde rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav.) henüz hayatta iken meydana gelen ‘Bi’ru Maune’ olayında şehid olan ‘kurra’nın sayısı 70 kadardır. Hz. Peygamberin vefatını takip eden yıl içinde meydana gelen dinden dönme olayları üzerine yapılan savaşlarda, ‘Yemame’de şehid olan ‘kurra ve huffaz’ın sayısı da bazı alimlere göre 450-500 kadar bazılarına göre ise 700 kadardır. Bir başka önemli nokta da Hz. Peygamber hayatta iken vahyin henüz son bulmamış olmasıdır.
64-Çoğaltılan nüshalar (Mushaflar) 5 ya da 7 nüsha olarak önemli yerleşim merkezlerine gönderildi. (Kufe, Basra, Şam, Yemen, Mekke ve Bahreyn’e) gönderildi. Bir nüsha da Medine’de kaldı.
65-Medine Mushafı:Bu tarihi eser Medine’de Ravzai- Mutahhara’da muhafaza olunmakta idi. Eserin orada mahfuz bulunduğunu, muhtelif tarihlerde seyyahlar ve meraklılar tarafından görüldüğünü biliyoruz. Mevlana Şibli Tehzibu’l-Ahlak Mecmuası’nda (H.1329/M.1911) bu nüshanın 735 senesinde orada görüldüğünü kaydediyor.
66-Mekke Mushafı: Mekke’deki nüshanın Hicretin 735. senesinde orada bulunduğunu ve görüldüğünü yine Mevlana Şibli söylüyor.
67-Kufe Mushafı:Hz. Osman tarafından Kufe’ye gönderilen nüsha, meçhul bir tarihte Tarsus şehrine gelmiş, orada mahfuz imiş. Çukurova’nın en şirin şehirlerinden biri olan Tarsus, Abbasiler zamanında mühim bir serhat idi. Me’mun, Seyfu’d-Devle, Şair Mütenebbi oradadırlar. Kufe Mushafı oraya her halde Abbasiler zamanında gelmiş olacak. Abbasi Halifeleri orada yaşardı. Nüsha orada muhafaza olunmakta iken sonraları, Suriye’deki Humus kalesine nakledilmiş H.1050-1143/ M.1640-1730) arasında yaşayan meşhur en-Nablusî (H.1100/M.1689) senesinde yaptığı seyahatinde bu nüshayı uzun boylu tavsif eder. Bu nüsha 1.Cihan Harbine kadar Humus’ta korunmuş, harp esnasında o da diğer kıymetli ve tarihi eserler gibi muhafaza altına alınmıştır.
68-Şam Mushafı:Şam’a gönderilen nüsha, Kudus’le Dımışk-ı Şam arasında bulunan Taberiye’de mahfuz iken, sonraları Şam’a nakledilmiştir.”İlaveli Esmaru’t-Tevarih” şunu kaydediyor:” Nakli Mushafı Şerifi Osmani Bicamii Dımışk ez-Taberiye, sene 492″
İbnu Kesir (h.8.yy) Şam nüshasını bizzat görmüştür. Şöyle der: ” Hz. Osman’ın çoğalttığı Kur’an nüshalarına gelince bugün için onların en meşhuru Suriye’de Şam Camii’nde bizzat gördüğüm bu değerli, büyük kitap güzel, açık ve güçlü hat ve kaliteli bir mürekkeple deve derisi üzerine yazılmıştır.”
69– Peygamber Efendimizin hayatında Vahiy kâtipleri tarafından yazılan Kur’an sahifeleri Hazreti Ebubekir’in Hilâfetinde toplanıp bir cilt haline getirilmişti. Bu dağınık sahifelerin bir araya getirilmiş cildine “Mushaf” ismi verilmiştir.
70-Mushaf tâbiri hakkında Süyutî bize şunu naklediyor:
İbni Mesud: “Habeşistan’da bir kitap gördüm, ”Mushaf diyorlardı” dedi ve bu ismi verdiler.
İşte “Mushaf” kelimesi ve tesmiyesi hakkında eski kaynaklarda rastlanan kayıt. Kur’an’da “Suhuf” tâbiri geçer, Semavî kitaplara “Suhuf” denir. Dağınık sahifelerin toplu bulunduğu şirazeli cilde “Mushaf” demek kadar yerinde bir şey olmaz. Yazılı sahifeleri toplayan cilde
“Mushaf” demişler. Bu, arapçadan alınma bir tâbirdir.
Hazreti Osman’ın halifeliği zamanında Zeyd bini Sabit’in başkanlığında kurulan istinsah heyeti işte bu nüshadan yedi nüsha kopya ederek bunları mühim İslâm merkezlerine göndermişti. Bunlara “Mesâhifi Emsâr” denir. Bir nüsha da Medine’de bırakılmıştı.Bu nüsha başkalarına merci olduğu için ona “İmam” denilir.
Bir nüsha da Halife Osman kendisi için yazdırmıştı. Bazıları Yemen ile Bahreyn’e gönderilen Mushaflara dair bilgi olmadığından onları hesaba katmıyarak “Beş nüsha istinsah edildi.” derler.Beş nüsha Hazreti Osman tarafından etrafa gönderilmiş ve bunlar esas tutulmuş olduğundan ”Mushafı Osman” tâbiri bunlara şâmildir.

19

Kasım
2012

Kuran-ı Kerim Bilgileri-7

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  213 Kez Okundu

48-Halen elimizde bulunan Mushaflardaki vakıf işaretleri Secâvendî’ye aittir.
49-Hafd-ı Savt kavramı ses tonunu alçaltmak
50-Âlimlerin çoğuna ve kıraat imamlarına göre kıraatten önce istiazenin hükmü sünnet
51- ibtidanın ıstılah anlamı:“Kıraate ilk defa başlamak veya vakıf yaptıktan sonra kıraate devam etmek için tekrar başlamak” demektir
52 – Kuran-ı Kerim’in, Hıristiyanlar için kullandığı tabir Nasranî
53- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın kaleme almış olduğu tefsirin adı Hakk Dini Kur’an Dili
54- Amin :Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.
55- Tefsir yapan alime Müfessir adı verilir.
56- Ganimet :Harpte düşmanlardan alınan mal demektir.
57-Müellefe-i Kulüp :Müslüman olmayıp, kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlerdir.
58-İstiaze :“Euzübesmele” okuyarak Allah’a sığınmaktır.
59- Mukâbele :Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.
60-Esbab-ı Nüzul :Söylendiği zaman, îmânı gideren, müslümanlıktan çıkmaya sebeb olan sözler
61-İcazet :İzin, diploma, şehâdetnâme. Çeşitli ilimlerde üstâdın (hocanın) talebesine, yetiştiğine dâir verdiği belge, diploma.

19

Kasım
2012

Kur’an-ı Kerim Bilgileri-8

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  216 Kez Okundu

39-Kur’an-ı Kerim’in tarifi: Peygamberimize indirilmiş, Mushaflarda yazılı, Ondan tevatüren (yanlış aktarma ihtimali bulunmayacak tarzda) nakledilmiş, okunması ile ibadet edilen, beşerin benzerini getirmesinden aciz kaldığı ilahi kelamdır.
40- Muhammed’e (s. a. v) miladi 610 tarihinde indirilmeye başlamıştır.
41-Kur’an-ı Kerim’in ilk suresinin adı Fatiha Suresi
42- Sureleri birbirinden ayıran ifadenin adı Besmele (Bismillahirrahmanirrahim)
43- Ayet :Kuranı Kerimin bir cümlelik anlam birliği olan ifadelerinin her birine verilen isim.
44- Kuranı Kerimde en uzun ayet Bakara Suresi – 282. ayetidir.
45- K. Kerim toplam 23 yılda tamamlanmıştır.
46- K. Kerim’de ismi geçen 25 peygamberin ismi geçmektedir.
47- K. Kerimin parça, parça indirilişinin asıl amacı : İnsanların kalplerine iyice yerleştirmek.

18

Kasım
2012

Kur’an Bilgileri-9

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  235 Kez Okundu

14-Hz. Osman zamanında Kureyş hattı ile yazılan Kur’ân-ı Kerîm nüshalarında nokta ve hareke yoktu. Her ne kadar bu hal, Araplar için bir güçlük değil idiyse de, Müslümanlığın Arap olmayan milletlere yayılması ile okuma güçlükleri doğmuştu.
Bunun üzerine Emevî hükümdarı Abdülmelik zamanında (ö. 65/684) görevlendirilen Ebü’l-Esved ed-Düelî (ö. 69/688) Kur’an’da önce nokta yerlerini hareke ile belirtti. Bundan sonra çalışmalar devam etti. Irak emîri Haccâc zamanında da Yahyâ b. Ya’mer (ö. 65/684) ile talebesi Nasr b. Âsım el-Leysî (ö. 89/707) noktalama işini geliştirip bugünkü nokta ve harekeleri koydular. Hemze, şedde, sıla, revm, işmâm ve diğer işaretler de Halil b. Ahmed (ö. 175/791) tarafından konuldu.
15-Halbuki diğer ilâhî kitaplardan Tevrat, Hz. Musa’dan en az 750 sene sonra bir kitap halinde toplanabilmiştir. Hz. Davud’un da genellikle milattan önce XIII. asırda yaşadığı kabul edilmektedir. Tevrat ve Zebûr’a, birlikte “Ahd-i Atîk” denilmiştir. Milattan önce 1200 yılında yazılmaya başlanmış ve yazımı bin yıl kadar sürmüştür. “Ahd-i Cedîd” denilen İncil de hemen yazılmamış, milattan sonra 110 tarihinde yazıya geçirilmeye başlanmıştır. 325 yılında İznik Konsili’ne 400’e yakın İncil nüshası getirilmiş, fakat Hz. İsa’nın tanrılığını yazan ve papazların kendi isimlerini alan (dört) İncil kabul edilmiştir.
16-Kur’an ilimleri (ulûmü’l-Kur’ân) Kur’an ilimleri Kur’an’ın vahyi, nüzûlü, yazımı, okunması, tertibi, toplanması, çoğaltılması, hattı, kıraati, tefsiri, i‘câzı, nâsih ve mensuhu, i‘râbı, dil, üslûp ve belâgatı, âyet ve sûrelerinin birbiriyle ilgisi, muhkem ve müteşâbihi hakkındaki disiplinleri kapsar.
17-Sahâbe ve tâbiîn devrinde şifahî olarak devam eden Kur’an tefsiri Kur’an ilimleri içinde tedvin edilen ilk ilimdir (Hâlid Abdurrahman el-Ak, s. 28).
18-Kur’an’ın Hz. Osman zamanında çoğaltılması, ardından harekelenmesi ve noktalanması, çoğaltılan nüshalar esas alınarak kıraat eğitiminin başlaması üzerine sistemli olarak başlayan Kur’ân ilimlerinin tedvini, İslâm coğrafyasının genişlemeye başladığı tâbiîn devrinde daha da hızlanmıştır. Bu dönemde ilk olarak resmü’l-mushaf, kıraat, esbâb-ı nüzûl, meâni’l-Kur’ân, mecâzü’l-Kur’ân, garîbü’l-Kur’ân, müşkilü’l-Kur’ân, i‘râbü’l-Kur’ân gibi rivayet ve dil ilimlerinin tedvin edildiği görülmektedir. Dil ilimlerinin bir kısmı aynı zamanda lugavî tefsir özelliği taşımaktaydı. Âyet ve sûrelerin nüzûl sebepleriyle ilgili rivayetler ilk olarak hadis mecmualarının tefsir bölümünde yer almış, müstakil tedvini daha sonra gerçekleşmiştir.
19-Teknik anlamda ve bir bütün olarak ulûmü’l-Kur’ân tabirinin ne zaman kullanılmaya başlandığı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bazıları, bu tabirin ilk defa Muhammed b. Halef b. Merzübân’a (ö. 309/921) nisbet edilen el-Hâvî fî ‘ulûmi’l-Kur’ân’da geçtiğini söylemiştir (İbnü’z-Nedîm, s. 213-214; Subhî es-Sâlih, s. 122). Ali b. İbrâhim b. Saîd el-Havfî’nin (ö. 430/1038) el-Burhân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân adlı eserinin bu terkibin terim anlamıyla ilk defa yer aldığı çalışmalardan olduğu kaydedilmişse de (M. Abdülazîm ez-Zürkanî, I, 33) onun kitabının tefsir ağırlıklı bir çalışma sayıldığı belirtilmiştir (Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, neşredenin girişi, s. 73). Bu konudaki ilk sistematik çalışma İbnü’l-Cevzî’ye ait Fünûnü’l-efnân fî ‘uyûni ‘ulûmi’l-Kur’ân olup eserde Kur’an ilimlerinin büyük bir kısmı özetle tanıtılmıştır. Ancak yukarıda geçen eserlerin tamamı, Zerkeşî’nin el-Burhân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân’ı ile Süyûtî’nin el-İtkan fî ‘ulûmi’l-Kur’ân’ının gölgesinde kalmışlardır. Konuyla ilgili olarak daha sonra yazılan eserler de İbn Akıle’nin ez-Ziyâde ve’l-ihsân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân adlı geniş eseri istisna edilecek olursa hacim bakımından bu iki çalışmaya ulaşamamıştır.
Bu eserlerde yer alan, Kur’an ilmi olarak adlandırılabilecek alanlar şunlardır: MekkîMedenî sûreler, esbâb-ı nüzûl, nâsihmensuh, Kur’an’ın isimleri, toplanması, çoğaltılması ve tertibi, sûre ve âyet bilgileri, münâsebâtü’l-âyât ve’s-süver, kıraat ve tecvid bilgileri, fezâilü’l-Kur’ân, havâssü’l-Kur’ân, i‘râbü’l-Kur’ân, garîbü’l-Kur’ân, müşkilü’l-Kur’ân, mecâzü’l-Kur’ân, vücûhnezâir, emsâlü’l-Kur’ân, aksâmü’l-Kur’ân, üslûbü’l-Kur’ân, muhkemmüteşâbih, mutlakmukayyed, mücmel-mübeyyen, edebiyat konularından olan îcâz, ıtnab, hasr, kinaye, teşbih ve istiare, i‘câzü’l-Kur’ân, tefsir ve te’vil ilmi, müfessirin âdâbı ve şartları.
19-Kur’an’ın doğru yorumlanabilmesi için âyetlerin nâzil olduğu yer ve zamanın bilinmesinde büyük faydalar vardır. ”İlmü’l-Mekkî ve’l-Medenî” başlıklı Kur’an ilminin konusu sûre ve âyetlerin indiği yerleri tesbit etmektir. Kur’an ilimleri kitaplarında yer alan ”hazarîseferî”, ”arzîsemâî”, ”sayfîşitâî”, ”firâşînevmî” gibi başlıklar, ilgili âyetleri tanımada yardımcı olmaktaysa da kendi başlarına müstakil ilimleri ifade etmezler. Esbâb-ı nüzûl ilmi âyet ve sûrelerin nerede, ne zaman ve hangi olay hakkında nâzil olduğu konularıyla ilgilenmektedir. Kur’an’ın anlaşılması ve tefsiri için büyük yardım sağlayan bu ilim sahâbe ve tâbiîn devrinde Kur’an tefsirinin vazgeçilmez kaynağı idi. Esbâb-ı nüzûl ilmi rivayete dayandığı için gerek sened gerekse metin bakımından dikkatle incelenmelidir. Aksi takdirde aslı olmayan bir rivayet sebebiyle âyetlerin anlamı daraltılmış veya genişletilmiş ya da değiştirilmiş olur. Konuyla ilgili olarak telif edilen eserlerin tarihi 200 (815) yılına kadar gitmektedir .
20-Rivayete dayanan bir başka Kur’an ilmi nâsihmensuhtur. Nesih, belli bir konudaki farklı nasların hangisinin diğerinin hükmünü ortadan kaldırdığını veya değiştirdiğini ve nihaî şer‘î hükmün hangisi olduğunu tesbit bakımından İslâm hukukunun konusunu teşkil edip bu çerçevede âyetin âyeti neshi yanında sünnetin sünneti neshi veya bu iki temel kaynağın birbirini neshi tartışılmakla birlikte hangi âyetin hangi âyeti neshettiğine dair rivayetleri bir araya getiren ilim dalı Kur’an ilimleri içerisinde mütalaa edilmektedir. Bu ilim dalı da ilk dönemlerden itibaren bilinmektedir. Nitekim Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm (ö. 224/838) en-Nâsih ve’l-mensûh fi’l-Kur’ân adlı bir eser telif etmiştir (nşr. Fuat Sezgin, Frankfurt 1985). Kur’an’ın nüzûlünden başlayarak yazılması, toplanması, istinsahı ve çoğaltılması, noktalanması, harekelenmesi aşamalarını tarihî açıdan inceleyen ilme Kur’an tarihi denilmektedir. Resmü’l-mushaf ilmi ise daha çok konunun teknik yönüyle ilgilendiği için kıraat ilmiyle birlikte mütalaa edilmelidir. Hz. Osman tarafından çoğaltılıp çeşitli merkezlere gönderilen mushaflardaki imlâ özellikleri, bu mushaflarda yazım hatası olup olmadığı konuları resmü’l-mushafın alanına girer. Kur’an peyderpey inerek tamamlanmış olmasına rağmen Hz. Peygamber tarafından nüzûl sırasına göre tertip edilmemiştir. Son okumada (arza) nihaî şeklini alan Kur’an’ın anlaşılması için takip edilecek en doğru yöntemin âyetler ve sûreler arasında var olduğu kabul edilen ilgi ve irtibatın açığa çıkarılması olduğunu söyleyenlere göre münâsebâtü’l-âyât ve’s-süver ilmi ayrı bir öneme sahiptir. Bu ilim nazmü’l-Kur’ân olarak da adlandırılmaktadır. Bazı müfes-sirler bu tertibin mûcize oluşunu ortaya koymak için müstakil eserler yazmışlardır
21-Rivayet bilgisine dayanan önemli bir ilim de kıraattir. Kur’an’ın vahyedildiği ve Hz. Peygamber’in okuduğu gibi doğru okunması için gerekli şartlardan söz eden ilim teorik ve pratik öğeler içermekte olup Hz. Osman’ın çoğalttığı mushaflardan birine ve Arap diline uyan, ayrıca kesintisiz bir senedle Hz. Peygamber’e kadar ulaşan kıraatler sahih olarak kabul edilmiş, bu üç şarttan birini taşımayan okuyuşlar şâz sayılmıştır. Sahih kıraatler yedili (seb‘a) ve onlu (aşere) tasnife göre yazılı ve sözlü olarak günümüze intikal Kur’an’ın bazı sûre ve âyetlerinin faziletinden bahseden rivayetleri bir araya getiren ilme fezâilü’l-Kur’ân denilmiştir. Konuyla ilgili hadis kaynaklarında yer alan bölümlere ek olarak III. (IX.) yüzyılın başlarından itibaren müstakil eserler kaleme alınmıştır .
21-Havâssü’l-Kur’ân ise hakkında güvenilir kaynaklarda yeterli bilgi bulunmadığı halde zamanla tecrübe yoluyla elde edilen bilgilerden söz eden ve kelime, âyet ve sûrelerin belli bir tertibe göre okunması veya yazılması halinde niyet ve maksada uygun sonuçlar veren tesir ve özelliklerinden bahseden bir disiplin olup Kur’an’ın anlaşılmasına veya yorumlanmasına yardımcı olmadığı için belli sayıda kimselerin ilgisini çekmiş, bazan da hoş görülmemiştir
22-Kur’an’ın diliyle ilgili ilimlerin başında, Kur’an’ın dil bilgisi bakımından doğru okunup yazılmasından ve farklı vecihlerin ne gibi anlam kaymaları ve zenginliği ortaya çıkardığından bahseden i‘râbü’l-Kur’ân gelir. Hz. Peygamber hatasız konuşmaya ve Kur’an’ı dil bilgisi bakımından doğru okumaya dikkat çekmişse de bu ilmin temellerinin Hz. Ali tarafından atıldığı söylenir. Kur’an’ın i‘râbı hakkında yazılan eserlerin tarihinin II. (VIII.) yüzyıla kadar gitmesi de bu ilmin önemini ve ona gösterilen alâkayı ortaya koymaktadır .
23- Garîbü’l-Kur’ân, müşkilü’l-Kur’ân, mecâzü’l-Kur’ân, vücûh ve nezâir Kur’an’ın kelime ve ter-kiplerinin mânalarına dair ilimlerdir. Dilde az kullanılan veya bölgesel kullanımdan dolayı anlamını o dili konuşan herkesin bilmediği kelimeler ”garîb” olarak adlandırılmış
23-birkaç mânaya ihtimali olması sebebiyle anlamını belirlemede zorluk çekilen kelime ve terkiplerde müşkil olarak kabul edilmiştir .
24-Kur’an’da yer alan bazı kelimeler çok sayıda anlam taşıdığı için bunlara vücûh denilmiş, pek çok farklı kelime de bir tek anlama geldiğinden nezâir adıyla anılmıştır. Meselâ ”hüdâ” kelimesi Kur’an’da on yedi ayrı anlamda kullanılmışken ”cehennem, nâr, sakar, hutame, cahîm” gibi kelimeler âhirette günahkârların ceza çekeceği yere verilen isimler olarak ”cehennem” anlamında kullanılmıştır. Bu ilim dalı da eski olup İkrime el-Berberî’nin (ö. 105/723) konuya dair bir eser yazdığı nakledilmiş, Mukatil b. Süleyman’a (ö. 150/767) nisbet edilen el-Eşbâh ve’z-nezâ’ir fi’l-Kur’âni’l-Kerîm ise (Kahire 1975) günümüze kadar gelmiştir .
25-Kur’an’ın cümle yapısıyla ve âyetlerin anlamıyla ilgili ilim dallarının başında emsâlü’l-Kur’ân gelir. Kur’an, insanların bazı konuları daha kolay anlayabilmeleri için yer yer örnekleme ve temsil getirme yoluna gitmiştir. Meselâ amelleri boşa giden kişilerin durumu suyun üzerinde oluşan ve daha sonra kaybolup giden köpükle anlatılmış (er-Ra‘d 13/17), ayrıca örümcek evi (el-Ankebût 29/41), sivrisinek (el-Bakara 2/26) ve eşek (Lokmân 31/19) örnek olarak zikredilmiştir.
26- Kur’an’da âyetlerden bazıları muhkem, bazıları müteşâbih olarak adlandırılmış, muhkem için ”kitabın anası” denilmiştir (Âl-i İmrân 3/7). Muhkem ve müteşâbih terimleri başka âyetlerde de geçmektedir. Mânası kolaylıkla veya bir karîne ile anlaşılan kelime ve âyetler muhkem kabul edilmişken mânası ancak Allah tarafından bilinen veya muhtemel mânalarından biri yahut birkaçının yetkin ilim adamları tarafından te’vil yoluyla belirlenebildiği ibare ve âyet-ler ise müteşâbih sayılmıştır. Müteşâbihlik ya kelimede ya da mânada söz konusu olup hurûfı mukattaa, Allah’la ilgili ”vech, yed” gibi kelimeler lafzî müteşâbih diye adlandırılırken Allah’ın gelmesi (câe rabbüke), cennet, cehennem, sırat, mîzan ve sûr gibi olgular anlam bakımından müteşâbihtir .
Kur’an’da Allah’ın yer yer kendi zâtına ve isimlerine, Kur’ân-ı Kerîm’e, kıyamet gününe, gök cisimlerine, yiyeceklere, zamana … yemin ettiği görülmekte, bu yeminlerin Kur’an’ın hangi sûrelerinde ve ne şekilde geçtiğini inceleyen ve mânaya tesirini ortaya koyan ilim dalına aksâmü’l-Kur’ân denilmektedir.
27-Kur’an’ın dil ve anlatım özellikleriyle ilgili ilimlerin başında üslûbü’l-Kur’ân gelir. Kur’an nâzil olduğu farklı dönemlerde farklı üslûplar ortaya koymuş, onun üslûbu anlatılan konu ve olaya bağlı olarak değişiklik göstermiştir. İnanç ve ahlâk konularıyla geçmiş milletlerin durumundan bahseden Mekkî sûreler şiir veya hitabet üslûbuna yakın bir tarzda gelmişken fer-dî ve içtimaî hukuk konularından bahseden Medenî sûre ve âyetlerde yalın bir anlatım tarzı öne çıkmıştır. Bu husus bir yandan Kur’an’ın ilâhî kaynaklı olduğunu ortaya koyarken öte yandan ona olan ilgiyi hep canlı tutmuştur. Kur’an’ın üslûbundaki bu özellikler onun mûcize oluşunun bir delili olarak değerlendirilmiştir .
28-İ‘câzü’l-Kur’ân, Allah’ın kelâm sıfatıyla ve mûcizelerle alâkası sebebiyle kelâm ilmi içinde incelenirken Kur’an’ın hem anlamı hem de şekliyle ilgili olduğu için Kur’an ilimleri arasında da yer almıştır. Bütün insanlığa bir benzerini getirme hususunda meydan okuyan Kur’an böylece ilâhî menşeli olduğunu ve beşer müdahalesinden uzak bulunduğunu ortaya koymuştur.
29-Kur’an ilimlerinin en önemlisi, diğerlerinin de yardımıyla Kur’an’ın doğru anlaşılmasını sağlayan tefsir ilmidir. Kur’an, ilk asırlarda ulûmü’l-Kur’ân konuları tam olarak bilinmeden veya tasnif edilmeden de tefsir edilebilmekteydi. Ancak bu ilimlerin özümsenmesi sonucunda ortaya konulan tefsirler Kur’an’ın anlaşılmasında daha büyük faydalar sağlamış, Zemahşerî, İbn Atıyye el-Endelüsî ve Fahreddin er-Râzî gibi müfessirler bunun örneklerini ortaya koymuşlardır .

30-Zerkeşî ve Süyûtî, Şeyzele’nin elli beş isimden söz ettiğini kaydederek (kitâb, kur’ân, kelâm, nûr, hüdâ, rahmet, furkan, şifâ, mev‘iza, zikir, kerîm, alî, hikmet, hakîm, müheymin, mübârek, habl, es-sırâtü’l-müstakım, kayyim, fasl, en-nebeü’l-azîm, ahsenü’l-hadîs, tenzîl, rûh, vahy, mesânî, Arabî, kavl, besâir, beyân, ilm, hak, hedy [hâdî], aceb, tezkire, el-urvetü’l-vüska, müteşâbih, sıdk, adl, îmân, emr, büşrâ, münâdî, nezîr, mecîd, zebûr, mübîn, beşîr, azîz, belâğ, kasas, suhuf, mükerreme, merfûa, mutahhera) bunların anlamlarını açıklamışlardır (el-Burhân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân, I, 370-373; el-İtkan, I, 159-164).

31-”-Mâverdî, Kur’ânı Kerîm’de Allah’ın kendi kitabını ”el-kur’ân, el-furkan, el-kitâb, ez-zikir” isimleriyle adlandırdığını söyler. Muhammed Tâhir b. Âşûr’a göre ise Kur’an’ın en meşhur isimleri şunlardır: Kur’ân, tenzîl, kitâb, furkan, zikr, vahy, kelâmullah

32-Bazı âyetler özel adlarla anılmış olup bunların en meşhuru Âyetü’l-kürsî’dir (el-Bakara 2/255). Deyn âyeti, ribâ âyeti, kumar âyeti gibi adlandırmalar ise daha çok âyetin konusuyla ilgilidir.

33-Hz. Osman’ın mushaflarına göre Kur’an’da 114 sûre bulunmaktadır. Tevbe sûresi dışındaki bütün sûrelerin başında besmele mevcuttur.Tevbe sûresinin müşrik ve kâfirlere ültimatomla başladığından eman bildiren besmelenin bu ültimatomla çelişeceği şeklindedir.

34-Kur’an’ın en kısa sûreleri üçer âyetlik Asr, Kevser ve Nasr, en uzun sûresi 286 âyetten meydana gelen Bakara’dır.

35-Âyetlerin tertibine dair en önemli delil, Kur’an’ın Cebrâil ile Resûl-i Ekrem arasında karşılıklı okunmasıdır.

36-Fâtiha sûresi Kur’an’daki itikad, ibadet ve ahlâktan oluşan ana konuları öz olarak içerdiğinden ”ümmü’l-kitâb” ve ”ümmü’l-Kur’ân” olarak adlandırılmış, İhlâs sûresi özellikle tevhid konusunu özetlediği için Kur’an’ın üçte biri sayılmıştır (Kanûnü’t-te’vîl, s. 230-232, 237, 330).

37- ”Dinin ana gayeleri” (makasıdü’ş-şerîa) denilen ve bütün dinlerin ortak amaçları olarak görülen din, can, akıl, mal ve nesebin korunması hususundaki temel hükümlerle fazilet ve ahlâk prensipleri de Mekkî sûrelerin ağırlıklı konularındandır. Şâtıbî, Mekkî sûrelerde bu konularda ana hususların bildirildiğini, Medenî sûrelerde ise bunların ayrıntısının veya tamamlayıcı unsurlarının ortaya konduğunu belirtir (el-Muvâfakat, III, 46-50).

38-MEKKİ VE MEDENİ SURELERİN KONUSU:Farzlara ve ahkâma dair olan âyetlerin ekserisi Medenîdir.

“Ya eyyühen-nâs” (ey insanlar) diye başlayan âyetler Mekkîdir. Bunun aksine “Ya eyyühel-lezine âmenu” (ey inananlar) diye hitap edenler Medenîdir. Yâni Medine’de kendilerine hitap edilecek büyük bir İslâm kitlesi olmuştur.

Mekkî sûreler kısadır. Çetin bir üslûpla mücadele ruhu taşır. “Kellâ” (Hayır!) gibi zorba harflerle başlar. Azılı düşmanlara dehşetle hitap eder. Kureyş cebabiresine tesir yapacak gibi hitaplar vardır.

Medenî âyetler uzundur. Üslûp sâkindir. Meselâ, “Amme” cüz’ü Mekkîdir: Ayetler 570′dir. “Kadsemia” Medenîdir, âyetleri 137′dir. Yarım cüz olan Mekkî Şuara sûresi 227 âyettir. Yine yarım cüz olan Medenî Enfal sûresi 75 âyet tutar.
Mekkî sûreler ruhanî cezbeler, tatlı musikî âhenklerle doludur. Medenî sûreler derin derin düşüncelere sevkeder.
Mekkî sûrelerdeki elfazda azamet ve ihtişam vardır. Kelimeler dolu ve ağırdır. Medenî sûrelerde daha ziyade dinî elfaz ve ahkâm ıstılahları bulunur. 6- Mekkî sûrelerde geçen ümmetlerin kıssalarından bahis vardır. “Onların ahvalinden ibret alın” der. Nasihatla ve vaazlarla doludur. Medenî sûrelerde ise feraiz, had cezaları, cinayet, ahvali şahsiyeden bahsolunur, a’mâl ve ibadetler zikredilir.
 Mekkî sûrelerde Yahudi ve Hıristiyanlardan bahis yoktur. Oradaki mücadele müşriklerle idi. Medenî sûrelerde ise Yahudi ve Nasârâ yani Hıristiyan ile münafıklardan bahsolunur.
 Mekkî sûrelerde cihad yoktur. Dâvet ve tebliğ, inzâr ve tehdit vardır. Medenî sûrelerde cihad âyetleri ve kıtal vardır. Medenî âyetlerin sayısı 1456 dır. Kalanı Mekkîdir.

 

 

 

18

Kasım
2012

Kur’an-ı Kerim Bilgileri-10

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  200 Kez Okundu

1-Kur’an, Hz. Peygamber’e kırk yaşında iken 610 yılı Ramazan ayının 27. gecesinde inmeye başlamıştır (Hamîdullah, İslâm Peygamberi, I, 80).
2-Hadis kaynaklarında Kur’an’ın inişi hakkında farklı bilgiler verilmektedir. Süyûtî konuyla ilgili rivayetleri üç ana grupta ele almıştır. Birinci gruba göre Kur’an, Kadir gecesinde toplu olarak levhi mahfûzdan dünya semasına (veya ”beytü’l-izzet”e) inmiş, daha sonra yirmi veya yirmi üç yıl içinde parça parça Hz. Peygamber’e vahyedilmiştir.
3-Alak sûresinin ilk beş âyetinin nüzûlünden sonra vahiy bir müddet kesilmiştir (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 3). Bu dönemin süresi hakkında on beş gün ile üç yıl arasında değişen farklı müddetler nakledilmektedir. 4-Fetret döneminden sonra gelen ilk vahiy Müddessir sûresinin ilk âyetleri olmuştur (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 4, ”Bed,ü’l-palk”, 7, ”Tefsîr”, 74, 96: Müslim, ”Îmân”, 73, 161; İbn Sa‘d, I, 195). Uzun bir zamandan sonra ikinci bir kesinti Duhâ sûresinin nüzûlünden önce yaşanmıştır .
5-Alak sûresinin ilk beş âyetinin ilk inen âyetler olduğunda ittifak bulunmakla birlikte ilk inen sûrenin hangisi olduğu ihtilâflıdır. Fâtiha’nın Kur’an’ın ilk nâzil olan sûresi olma ihtimali yüksektir (Elmalılı, I, 7; VIII, 5943-5944). Müddessir, Alak, Kalem ve Müzzemmil sûrelerinin de ilk inen sûrelerden olduğu açıktır (Süyûtî, el-İtkan, I, 76-83). 6-Medine döneminde nâzil olan ilk sûre ise Bakara’dır.
6- İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre Nasr sûresi son inen sûredir (Müslim, ”Tefsîr”, 21). En son Tevbe sûresinin nâzil olduğu da rivayet edilmiştir .
7-Resûl-i Ekrem, Medine’de okuma yazma bilen sahâbîleri yazı öğretmeleri için görevlendirmiştir. Abdullah b. Saîd b. Âs, Ubâde b. Sâmit (Müsned, V, 215) ve Hafsa bint Ömer (Müsned, VI, 372; Ebû Dâvûd, ”Tıb”, 18)
8-Hz. Peygamber tarafından görevlendirilen vahiy kâtipleri nâzil olan âyetleri mevcut malzemeler üzerine yazıyorlardı (Buhârî, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 4). Bu malzemeler çok çeşitli olup en meşhurları develerin kürek ve kaburga kemikleri (azm), tabaklanmış deri parçaları (edîm), yaprak taşlar (lihaf), hurma dallarının uygun yerleri (asib), seramik parçaları (hazef), tahta (kateb), parşömen (rakk) ve papirüslerdir (kırtâs;) vahyin yazıldığı Hamîdullah, Kur’ânı Kerîm Tarihi, s. 43).
9-Yazılan metinlerin Resûl-i Ekrem’in veya vahiy kâtiplerinin yanında muhafaza edildiği konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte Resûlullah’ın, yazıya geçirilen vahyin başka kişilerce de yazılıp öğrenilmesi için vahiy kâtiplerinin yanında kalmasına izin verdiği anlaşılmaktadır (Heysemî, I, 152).
Kur’an âyetlerinin Hz. Peygamber’in sağlığında bir araya getirilerek kitap şeklini aldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. O dönemde Kur’an’ın iki kapak arasına alınmamasının asıl sebebi Resûlullah hayatta olduğundan vahyin ne zaman kesileceğinin bilinmemesidir. Ancak ramazan aylarında Resûl-i Ekrem ile Cebrâil’in o güne kadar inen âyetleri birbirlerine karşılıklı olarak okumaları (arza) uygulamasından (Buhârî, ”Bed,ü’l-palk”, 6) Kur’an’ın bir kitap şeklini alma yolunda olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle Resûli Ekrem’in vefat ettiği yılın ramazan ayındaki son okuyuş karşılıklı olarak ikişer defa gerçekleşmiş, böylece mushaf ortaya çıkmıştır (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 5, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 7, ”İ.tikâf”, 17, ”Menâkıb”, 25; Müslim, ”Feçâ,il”, 50, ”Feçâ,ilü’s-sahâbe”, 98, 99; Nesâî, ”Sıyâm”, 2).
10-Hz. Peygamber’in sağlığında Kur’an’ın tamamını ez-berleyenlerin sayısı konusunda farklı rivayetler vardır. Enes b. Mâlik’ten gelen bir rivayette bunların dört veya beş kişi olduğu ifade edilmişse de diğer rivayetlerden bu sayının onu aştığı anlaşılmaktadır .
11-Hz. Ebû Bekir’in tâlimatıyla cemedilen Kur’an başta Hz. Ömer ve Ali olmak üzere bütün sahâbenin onayını almış (icmâ), kimseden bir itiraz gelmemiştir (Ebû Abdullah es-Sayrafî, s. 355-357).
12-Hz. Ömer ve Osman devrinde artan fetihlerle genişleyen İslâm coğrafyasında Araplar’ın dışındaki müslümanlar, kendi bölgelerinde meşhur olan sahâbînin mushaf ve kıraatiyle Kur’an’ı öğrenip okuyor, muhtemelen bu mushaflardan kendileri için özel nüshalar çıkarıyorlardı. Bu uygulama devam ederken ”yedi harf” ruhsatına ve Arap dilinin yapısına bağlı olarak ortaya çıkan bazı kıraat farklılıklarını doğru biçimde değerlendiremeyenler bunu önemli bir ihtilâf sebebi olarak gördüler ve ciddi tartışmalar başlattılar (Mekkî b. Ebû Tâlib, s. 48-49). Buhârî’nin Enes b. Mâlik’ten naklettiği rivayete göre Azerbaycan ve Ermenistan fethine katılan ordunun kumandanı Huzeyfe b. Yemân, Suriyeli ve Iraklı askerler arasındaki kıraat ihtilâfını görünce endişelendi; Halife Osman’ın yanına gelerek konuya bir çözüm bulmasını teklif etti. Muhtemelen başka şikâyet ve ihtilâfları da göz önünde bulunduran Hafsa’nın elindeki Ebû Bekir mushafını çoğaltarak belli başlı merkezlere göndermeye karar verdi. İstinsah ve çoğaltma işi için başkanlığını yine Zeyd b. Sâbit’in yaptığı Abdullah b. Zübeyr, Saîd b. Âs ve Abdurrahman b. Hâris b. Hişâm’dan oluşan bir heyeti görevlendirip yazımda ihtilâfa düştüklerinde Kur’an’ın nâzil olduğu Kureyş lehçesini esas almalarını emretti.
13-Kur’an nüshası birer kari ile birlikte Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn’e gönderilmiş, bir nüsha da Medine’de bırakılmıştır (Dânî, el-Mukni’, s. 19; Zerkeşî, I, 334; Süyûtî, el-İtkan, I, 189-190).
s. 52; Dânî, el-Mukni’, s. 18; Zerkeşî, I, 329, 334). Çoğaltılarak çeşitli beldelere gönderilen Kur’an nüshaları büyük kabul görmüş, Kur’an öğretimi bu nüshalara göre yapılmış, bazı Kur’an nüshalarıyla kıraatlerde yer alan ve resmî mushaf hattına uymayan yedi harf ruhsatına bağlı okuyuşlar şâz kıraatler olarak nitelendirilip terkedilmiştir.

18

Kasım
2012

TECVİD BİLGİLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  298 Kez Okundu

1-Araplar, önceleri Güney Arabistan’da geliştirilen Müsned/Himyeri denilenbir harf sistemini, sonraları  ise Ârâmî yazısından geliştirilmiş olan

Nabat harflerini kullanmaya başlamışlardır. Zamanla; yirmi iki harfi bulunan Nabat alfabesine, kendi dillerine özgü “ ث: sâ”, “ خ: ha”, “ ذ: zâl”, “ ض: dad”,

ظ“ : za” ve “ غ: ğayn” harflerini ekleyerek yirmi sekiz harften oluşan

alfabelerini meydana getirmişlerdir.6 “Buna göre Arap harfleri, Nabatî ve

Ârâmî alfabeleri yoluyla, dünya alfabelerinin çoğunun dayandığı Fenike

alfabesine, oradan da Mısır hiyerogliflerine ulaşır.”

2-Harflerin İsimleri:Kur’ân harfleri olması hasebiyle yaygınlaşan ve “elifbâ” ismi verilen

Arap alfabesi, birbirine benzeyen harflerin art arda sıralandığı bugünkü düzenine, I. yüzyılın sonlarına doğru Nasr b. Asım (ö. 89/707) ile Yahya b.Yamer (ö.129/747) tarafından getirilmiştir.Elifbâ, ا ب ت ث ج ح خ د ذ ر ز

س ش ص ض ط ظ ع غ ف ق ك ل م ن و ه ى şeklinde tanınan yirmi sekiz harften oluşmaktadır. Bu harflerin bir kısmı; Latin alfabesinde de olduğu gibi harfe isim olan kelimenin ilk hecesine uzatan elif ilavesiyle, diğer kısmı ise eski tarihi ve orijinal isimleriyle tanınır ve müsemmaları ile şöyle anılırlar:الِفْ بَا تا ثا جِيمْ حَا خَا دَا ْ ل َذا ْ ل رَا زَا سِينْ شِينْ صَادْ

ضَادْ طَا ظَا عَيْنْ غيْنْ فَا َقافْ َ كافْ لامْ مِيمْ نُو ْ ن وَاوْ هَا يَا

3-Önceleri noktasız ve harekesiz olan Arap harfleri, Ebû’l-Esved ed-Düelî (ö. 69/688) tarafından Kur’ân metninin farklı mürekkep ve nokta şeklindeki harekelerle harekelenmesinden  ve Halil b. Ahmed (ö. 175/791) tarafından bugün

bilinen üstün, esre, ötre, vb. işaretlerin konulmasından sonra çok daha kolay ve hatasız okunabilen bir hüviyet kazanmıştır.

4-Aslî Harfler:Arap diline ait harfler, Halil b. Ahmed (ö. 175/791) ve Sibeveyh (180/796) tarafından  olarak benimsenmiştir. Her ikisi de bu harfleri sırasıyla boğaz, dil ve dudak şeklindeki mahreclerini dikkate alarak tanzim etmişlerdir. Halil b. Ahmed ve Sibeveyh med harfi olan elifi, asli harflere ilave etmek suretiyle harflerin sayısının olduğunu ileri sürmüştür.

5-Teshil, sözlükte “kolaylaştırmak” anlamındadır. Kıraat ıstılahında ise,“birbirini takip eden iki hemzeden ikincisini, hemze ile elif, hemze ile vâv veya hemze ile yâ arası bir sesle okumak” demektir.“Hemze” ile “elif” arası bir sesle okunan “hemze” için “ ” ءَ َأعْجَمِيٌّ(Fussilet, 41/44) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu,

6-İmâle ile Okunan Elif :İmâle, sözlükte “bir şeyi bir şeye meylettirmek” demektir.lahında ise, “med harfi olan elifi, elif ile yâ arası bir sesle”, bir başka deyişle“üstün harekeyi esreye doğru meyilli okumaya” denir.İmâle ile okuyuşun

Asım kıraatindeki tek örneği “ مَجْرَيهَا ” (Hûd, 11/41) ayetidir. Bu ayette “ra”harfinin harekesi olan üstün, esreye meylettirilerek okunacağından “ra” harfi de ince okunur.

7-İşmam:Asım kıraatinde “ َ لا تَاْمَنَّا ” (Yusuf, 12/11) âyetinde bir başka işmam çeşidi yapılmaktadır ki bu da âyetteki idğâmlı nun harfinin okunması esnasında,

dudakların ötreyi gösterecek şekilde, sessizce ileri uzatılıp geri çekilmesi şeklinde uygulanır.

8-Mahrecin Tanımı:Mahreç, Arapçada “mef’al” vezninde mekân ismi olarak ve “çıkış yeri”anlamında kullanılan bir kelimedir. Bu kelimenin çoğul kipi “mehâric”dir.

Mahrec, tecvid kavramı olarak “harfin çıkış yeri” anlamında kullanılmaktadır.

Dolayısıyla “mehâricü’l-hurûf” tabiri de “harflerin çıkış yerleri” demektir.

Mahrec sayısı ile ilgili olarak üç farklı görüş ileri sürülmüştür. Halil b.Ahmed gibi ilk nahivcilere ve İbn Cezerî başta olmak üzere kıraat imamlarının çoğuna göre harflerin çıkış yeri 17’dir. Sibeveyh, Ebû Amr ed-Dânî ve Şâtıbi’ye göre ise bu sayı 16’dır.  Ferra, İbn Keysan ve Kutrub ise bu sayıyı 14’e kadar indirmektedir.

Şu tespit mahrec sayılarına dair görüşleri netleştirecektir; Kur’ân alfabesinde yer alan yirmi sekiz harfin her biri kendine ait özel bir mahrecden çıkmaktadır. Bu harflerden hiçbiri diğer harfin çıktığı yerden çıkmamaktadır.

Ancak bir genellemeye gidilerek mahrecleri birbirine çok yakın olan harfler arasında bir gruplandırma yapılmıştır. Bu yaklaşımla mahrec sayısı 17 olarak kabul görmüştür.

9-Sıfatın Tanımı:Sıfat sözlükte “niteleme”, “belirtme” gibi anlamlar taşır.Bu kelime,“sıfât” şeklinde çoğul olarak kullanılır.  Tecvid kavramı olarak sıfat “harfin,mahrecinden telaffuzu esnasında aldığı keyfiyete” denir.

 

 

 

 

 

 

Toplam 17 sayfa, 12. sayfa gösteriliyor.« İlk...1011121314...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.