19

Kasım
2012

Kur’an-ı Kerim Bilgileri-6

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  196 Kez Okundu

62-Kur’an-ı Kerim 42 vahiy katibi tarafından yazılmıştır. En meşhurları Mekke’de Abdullah b. Sa’d Medine’de ise Übey ibni Kab’dır. Kur’an ayetleri kağıt, bez, deri parçaları, taş, tuğla, kürek kemikleri üzerine yazılmıştır.
63-Buhari’nin Es-Sahih’inde rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav.) henüz hayatta iken meydana gelen ‘Bi’ru Maune’ olayında şehid olan ‘kurra’nın sayısı 70 kadardır. Hz. Peygamberin vefatını takip eden yıl içinde meydana gelen dinden dönme olayları üzerine yapılan savaşlarda, ‘Yemame’de şehid olan ‘kurra ve huffaz’ın sayısı da bazı alimlere göre 450-500 kadar bazılarına göre ise 700 kadardır. Bir başka önemli nokta da Hz. Peygamber hayatta iken vahyin henüz son bulmamış olmasıdır.
64-Çoğaltılan nüshalar (Mushaflar) 5 ya da 7 nüsha olarak önemli yerleşim merkezlerine gönderildi. (Kufe, Basra, Şam, Yemen, Mekke ve Bahreyn’e) gönderildi. Bir nüsha da Medine’de kaldı.
65-Medine Mushafı:Bu tarihi eser Medine’de Ravzai- Mutahhara’da muhafaza olunmakta idi. Eserin orada mahfuz bulunduğunu, muhtelif tarihlerde seyyahlar ve meraklılar tarafından görüldüğünü biliyoruz. Mevlana Şibli Tehzibu’l-Ahlak Mecmuası’nda (H.1329/M.1911) bu nüshanın 735 senesinde orada görüldüğünü kaydediyor.
66-Mekke Mushafı: Mekke’deki nüshanın Hicretin 735. senesinde orada bulunduğunu ve görüldüğünü yine Mevlana Şibli söylüyor.
67-Kufe Mushafı:Hz. Osman tarafından Kufe’ye gönderilen nüsha, meçhul bir tarihte Tarsus şehrine gelmiş, orada mahfuz imiş. Çukurova’nın en şirin şehirlerinden biri olan Tarsus, Abbasiler zamanında mühim bir serhat idi. Me’mun, Seyfu’d-Devle, Şair Mütenebbi oradadırlar. Kufe Mushafı oraya her halde Abbasiler zamanında gelmiş olacak. Abbasi Halifeleri orada yaşardı. Nüsha orada muhafaza olunmakta iken sonraları, Suriye’deki Humus kalesine nakledilmiş H.1050-1143/ M.1640-1730) arasında yaşayan meşhur en-Nablusî (H.1100/M.1689) senesinde yaptığı seyahatinde bu nüshayı uzun boylu tavsif eder. Bu nüsha 1.Cihan Harbine kadar Humus’ta korunmuş, harp esnasında o da diğer kıymetli ve tarihi eserler gibi muhafaza altına alınmıştır.
68-Şam Mushafı:Şam’a gönderilen nüsha, Kudus’le Dımışk-ı Şam arasında bulunan Taberiye’de mahfuz iken, sonraları Şam’a nakledilmiştir.”İlaveli Esmaru’t-Tevarih” şunu kaydediyor:” Nakli Mushafı Şerifi Osmani Bicamii Dımışk ez-Taberiye, sene 492″
İbnu Kesir (h.8.yy) Şam nüshasını bizzat görmüştür. Şöyle der: ” Hz. Osman’ın çoğalttığı Kur’an nüshalarına gelince bugün için onların en meşhuru Suriye’de Şam Camii’nde bizzat gördüğüm bu değerli, büyük kitap güzel, açık ve güçlü hat ve kaliteli bir mürekkeple deve derisi üzerine yazılmıştır.”
69– Peygamber Efendimizin hayatında Vahiy kâtipleri tarafından yazılan Kur’an sahifeleri Hazreti Ebubekir’in Hilâfetinde toplanıp bir cilt haline getirilmişti. Bu dağınık sahifelerin bir araya getirilmiş cildine “Mushaf” ismi verilmiştir.
70-Mushaf tâbiri hakkında Süyutî bize şunu naklediyor:
İbni Mesud: “Habeşistan’da bir kitap gördüm, ”Mushaf diyorlardı” dedi ve bu ismi verdiler.
İşte “Mushaf” kelimesi ve tesmiyesi hakkında eski kaynaklarda rastlanan kayıt. Kur’an’da “Suhuf” tâbiri geçer, Semavî kitaplara “Suhuf” denir. Dağınık sahifelerin toplu bulunduğu şirazeli cilde “Mushaf” demek kadar yerinde bir şey olmaz. Yazılı sahifeleri toplayan cilde
“Mushaf” demişler. Bu, arapçadan alınma bir tâbirdir.
Hazreti Osman’ın halifeliği zamanında Zeyd bini Sabit’in başkanlığında kurulan istinsah heyeti işte bu nüshadan yedi nüsha kopya ederek bunları mühim İslâm merkezlerine göndermişti. Bunlara “Mesâhifi Emsâr” denir. Bir nüsha da Medine’de bırakılmıştı.Bu nüsha başkalarına merci olduğu için ona “İmam” denilir.
Bir nüsha da Halife Osman kendisi için yazdırmıştı. Bazıları Yemen ile Bahreyn’e gönderilen Mushaflara dair bilgi olmadığından onları hesaba katmıyarak “Beş nüsha istinsah edildi.” derler.Beş nüsha Hazreti Osman tarafından etrafa gönderilmiş ve bunlar esas tutulmuş olduğundan ”Mushafı Osman” tâbiri bunlara şâmildir.

19

Kasım
2012

Kuran-ı Kerim Bilgileri-7

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  165 Kez Okundu

48-Halen elimizde bulunan Mushaflardaki vakıf işaretleri Secâvendî’ye aittir.
49-Hafd-ı Savt kavramı ses tonunu alçaltmak
50-Âlimlerin çoğuna ve kıraat imamlarına göre kıraatten önce istiazenin hükmü sünnet
51- ibtidanın ıstılah anlamı:“Kıraate ilk defa başlamak veya vakıf yaptıktan sonra kıraate devam etmek için tekrar başlamak” demektir
52 – Kuran-ı Kerim’in, Hıristiyanlar için kullandığı tabir Nasranî
53- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın kaleme almış olduğu tefsirin adı Hakk Dini Kur’an Dili
54- Amin :Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.
55- Tefsir yapan alime Müfessir adı verilir.
56- Ganimet :Harpte düşmanlardan alınan mal demektir.
57-Müellefe-i Kulüp :Müslüman olmayıp, kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlerdir.
58-İstiaze :“Euzübesmele” okuyarak Allah’a sığınmaktır.
59- Mukâbele :Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.
60-Esbab-ı Nüzul :Söylendiği zaman, îmânı gideren, müslümanlıktan çıkmaya sebeb olan sözler
61-İcazet :İzin, diploma, şehâdetnâme. Çeşitli ilimlerde üstâdın (hocanın) talebesine, yetiştiğine dâir verdiği belge, diploma.

19

Kasım
2012

Kur’an-ı Kerim Bilgileri-8

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  155 Kez Okundu

39-Kur’an-ı Kerim’in tarifi: Peygamberimize indirilmiş, Mushaflarda yazılı, Ondan tevatüren (yanlış aktarma ihtimali bulunmayacak tarzda) nakledilmiş, okunması ile ibadet edilen, beşerin benzerini getirmesinden aciz kaldığı ilahi kelamdır.
40- Muhammed’e (s. a. v) miladi 610 tarihinde indirilmeye başlamıştır.
41-Kur’an-ı Kerim’in ilk suresinin adı Fatiha Suresi
42- Sureleri birbirinden ayıran ifadenin adı Besmele (Bismillahirrahmanirrahim)
43- Ayet :Kuranı Kerimin bir cümlelik anlam birliği olan ifadelerinin her birine verilen isim.
44- Kuranı Kerimde en uzun ayet Bakara Suresi – 282. ayetidir.
45- K. Kerim toplam 23 yılda tamamlanmıştır.
46- K. Kerim’de ismi geçen 25 peygamberin ismi geçmektedir.
47- K. Kerimin parça, parça indirilişinin asıl amacı : İnsanların kalplerine iyice yerleştirmek.

18

Kasım
2012

Kur’an Bilgileri-9

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  196 Kez Okundu

14-Hz. Osman zamanında Kureyş hattı ile yazılan Kur’ân-ı Kerîm nüshalarında nokta ve hareke yoktu. Her ne kadar bu hal, Araplar için bir güçlük değil idiyse de, Müslümanlığın Arap olmayan milletlere yayılması ile okuma güçlükleri doğmuştu.
Bunun üzerine Emevî hükümdarı Abdülmelik zamanında (ö. 65/684) görevlendirilen Ebü’l-Esved ed-Düelî (ö. 69/688) Kur’an’da önce nokta yerlerini hareke ile belirtti. Bundan sonra çalışmalar devam etti. Irak emîri Haccâc zamanında da Yahyâ b. Ya’mer (ö. 65/684) ile talebesi Nasr b. Âsım el-Leysî (ö. 89/707) noktalama işini geliştirip bugünkü nokta ve harekeleri koydular. Hemze, şedde, sıla, revm, işmâm ve diğer işaretler de Halil b. Ahmed (ö. 175/791) tarafından konuldu.
15-Halbuki diğer ilâhî kitaplardan Tevrat, Hz. Musa’dan en az 750 sene sonra bir kitap halinde toplanabilmiştir. Hz. Davud’un da genellikle milattan önce XIII. asırda yaşadığı kabul edilmektedir. Tevrat ve Zebûr’a, birlikte “Ahd-i Atîk” denilmiştir. Milattan önce 1200 yılında yazılmaya başlanmış ve yazımı bin yıl kadar sürmüştür. “Ahd-i Cedîd” denilen İncil de hemen yazılmamış, milattan sonra 110 tarihinde yazıya geçirilmeye başlanmıştır. 325 yılında İznik Konsili’ne 400’e yakın İncil nüshası getirilmiş, fakat Hz. İsa’nın tanrılığını yazan ve papazların kendi isimlerini alan (dört) İncil kabul edilmiştir.
16-Kur’an ilimleri (ulûmü’l-Kur’ân) Kur’an ilimleri Kur’an’ın vahyi, nüzûlü, yazımı, okunması, tertibi, toplanması, çoğaltılması, hattı, kıraati, tefsiri, i‘câzı, nâsih ve mensuhu, i‘râbı, dil, üslûp ve belâgatı, âyet ve sûrelerinin birbiriyle ilgisi, muhkem ve müteşâbihi hakkındaki disiplinleri kapsar.
17-Sahâbe ve tâbiîn devrinde şifahî olarak devam eden Kur’an tefsiri Kur’an ilimleri içinde tedvin edilen ilk ilimdir (Hâlid Abdurrahman el-Ak, s. 28).
18-Kur’an’ın Hz. Osman zamanında çoğaltılması, ardından harekelenmesi ve noktalanması, çoğaltılan nüshalar esas alınarak kıraat eğitiminin başlaması üzerine sistemli olarak başlayan Kur’ân ilimlerinin tedvini, İslâm coğrafyasının genişlemeye başladığı tâbiîn devrinde daha da hızlanmıştır. Bu dönemde ilk olarak resmü’l-mushaf, kıraat, esbâb-ı nüzûl, meâni’l-Kur’ân, mecâzü’l-Kur’ân, garîbü’l-Kur’ân, müşkilü’l-Kur’ân, i‘râbü’l-Kur’ân gibi rivayet ve dil ilimlerinin tedvin edildiği görülmektedir. Dil ilimlerinin bir kısmı aynı zamanda lugavî tefsir özelliği taşımaktaydı. Âyet ve sûrelerin nüzûl sebepleriyle ilgili rivayetler ilk olarak hadis mecmualarının tefsir bölümünde yer almış, müstakil tedvini daha sonra gerçekleşmiştir.
19-Teknik anlamda ve bir bütün olarak ulûmü’l-Kur’ân tabirinin ne zaman kullanılmaya başlandığı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bazıları, bu tabirin ilk defa Muhammed b. Halef b. Merzübân’a (ö. 309/921) nisbet edilen el-Hâvî fî ‘ulûmi’l-Kur’ân’da geçtiğini söylemiştir (İbnü’z-Nedîm, s. 213-214; Subhî es-Sâlih, s. 122). Ali b. İbrâhim b. Saîd el-Havfî’nin (ö. 430/1038) el-Burhân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân adlı eserinin bu terkibin terim anlamıyla ilk defa yer aldığı çalışmalardan olduğu kaydedilmişse de (M. Abdülazîm ez-Zürkanî, I, 33) onun kitabının tefsir ağırlıklı bir çalışma sayıldığı belirtilmiştir (Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, neşredenin girişi, s. 73). Bu konudaki ilk sistematik çalışma İbnü’l-Cevzî’ye ait Fünûnü’l-efnân fî ‘uyûni ‘ulûmi’l-Kur’ân olup eserde Kur’an ilimlerinin büyük bir kısmı özetle tanıtılmıştır. Ancak yukarıda geçen eserlerin tamamı, Zerkeşî’nin el-Burhân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân’ı ile Süyûtî’nin el-İtkan fî ‘ulûmi’l-Kur’ân’ının gölgesinde kalmışlardır. Konuyla ilgili olarak daha sonra yazılan eserler de İbn Akıle’nin ez-Ziyâde ve’l-ihsân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân adlı geniş eseri istisna edilecek olursa hacim bakımından bu iki çalışmaya ulaşamamıştır.
Bu eserlerde yer alan, Kur’an ilmi olarak adlandırılabilecek alanlar şunlardır: MekkîMedenî sûreler, esbâb-ı nüzûl, nâsihmensuh, Kur’an’ın isimleri, toplanması, çoğaltılması ve tertibi, sûre ve âyet bilgileri, münâsebâtü’l-âyât ve’s-süver, kıraat ve tecvid bilgileri, fezâilü’l-Kur’ân, havâssü’l-Kur’ân, i‘râbü’l-Kur’ân, garîbü’l-Kur’ân, müşkilü’l-Kur’ân, mecâzü’l-Kur’ân, vücûhnezâir, emsâlü’l-Kur’ân, aksâmü’l-Kur’ân, üslûbü’l-Kur’ân, muhkemmüteşâbih, mutlakmukayyed, mücmel-mübeyyen, edebiyat konularından olan îcâz, ıtnab, hasr, kinaye, teşbih ve istiare, i‘câzü’l-Kur’ân, tefsir ve te’vil ilmi, müfessirin âdâbı ve şartları.
19-Kur’an’ın doğru yorumlanabilmesi için âyetlerin nâzil olduğu yer ve zamanın bilinmesinde büyük faydalar vardır. ”İlmü’l-Mekkî ve’l-Medenî” başlıklı Kur’an ilminin konusu sûre ve âyetlerin indiği yerleri tesbit etmektir. Kur’an ilimleri kitaplarında yer alan ”hazarîseferî”, ”arzîsemâî”, ”sayfîşitâî”, ”firâşînevmî” gibi başlıklar, ilgili âyetleri tanımada yardımcı olmaktaysa da kendi başlarına müstakil ilimleri ifade etmezler. Esbâb-ı nüzûl ilmi âyet ve sûrelerin nerede, ne zaman ve hangi olay hakkında nâzil olduğu konularıyla ilgilenmektedir. Kur’an’ın anlaşılması ve tefsiri için büyük yardım sağlayan bu ilim sahâbe ve tâbiîn devrinde Kur’an tefsirinin vazgeçilmez kaynağı idi. Esbâb-ı nüzûl ilmi rivayete dayandığı için gerek sened gerekse metin bakımından dikkatle incelenmelidir. Aksi takdirde aslı olmayan bir rivayet sebebiyle âyetlerin anlamı daraltılmış veya genişletilmiş ya da değiştirilmiş olur. Konuyla ilgili olarak telif edilen eserlerin tarihi 200 (815) yılına kadar gitmektedir .
20-Rivayete dayanan bir başka Kur’an ilmi nâsihmensuhtur. Nesih, belli bir konudaki farklı nasların hangisinin diğerinin hükmünü ortadan kaldırdığını veya değiştirdiğini ve nihaî şer‘î hükmün hangisi olduğunu tesbit bakımından İslâm hukukunun konusunu teşkil edip bu çerçevede âyetin âyeti neshi yanında sünnetin sünneti neshi veya bu iki temel kaynağın birbirini neshi tartışılmakla birlikte hangi âyetin hangi âyeti neshettiğine dair rivayetleri bir araya getiren ilim dalı Kur’an ilimleri içerisinde mütalaa edilmektedir. Bu ilim dalı da ilk dönemlerden itibaren bilinmektedir. Nitekim Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm (ö. 224/838) en-Nâsih ve’l-mensûh fi’l-Kur’ân adlı bir eser telif etmiştir (nşr. Fuat Sezgin, Frankfurt 1985). Kur’an’ın nüzûlünden başlayarak yazılması, toplanması, istinsahı ve çoğaltılması, noktalanması, harekelenmesi aşamalarını tarihî açıdan inceleyen ilme Kur’an tarihi denilmektedir. Resmü’l-mushaf ilmi ise daha çok konunun teknik yönüyle ilgilendiği için kıraat ilmiyle birlikte mütalaa edilmelidir. Hz. Osman tarafından çoğaltılıp çeşitli merkezlere gönderilen mushaflardaki imlâ özellikleri, bu mushaflarda yazım hatası olup olmadığı konuları resmü’l-mushafın alanına girer. Kur’an peyderpey inerek tamamlanmış olmasına rağmen Hz. Peygamber tarafından nüzûl sırasına göre tertip edilmemiştir. Son okumada (arza) nihaî şeklini alan Kur’an’ın anlaşılması için takip edilecek en doğru yöntemin âyetler ve sûreler arasında var olduğu kabul edilen ilgi ve irtibatın açığa çıkarılması olduğunu söyleyenlere göre münâsebâtü’l-âyât ve’s-süver ilmi ayrı bir öneme sahiptir. Bu ilim nazmü’l-Kur’ân olarak da adlandırılmaktadır. Bazı müfes-sirler bu tertibin mûcize oluşunu ortaya koymak için müstakil eserler yazmışlardır
21-Rivayet bilgisine dayanan önemli bir ilim de kıraattir. Kur’an’ın vahyedildiği ve Hz. Peygamber’in okuduğu gibi doğru okunması için gerekli şartlardan söz eden ilim teorik ve pratik öğeler içermekte olup Hz. Osman’ın çoğalttığı mushaflardan birine ve Arap diline uyan, ayrıca kesintisiz bir senedle Hz. Peygamber’e kadar ulaşan kıraatler sahih olarak kabul edilmiş, bu üç şarttan birini taşımayan okuyuşlar şâz sayılmıştır. Sahih kıraatler yedili (seb‘a) ve onlu (aşere) tasnife göre yazılı ve sözlü olarak günümüze intikal Kur’an’ın bazı sûre ve âyetlerinin faziletinden bahseden rivayetleri bir araya getiren ilme fezâilü’l-Kur’ân denilmiştir. Konuyla ilgili hadis kaynaklarında yer alan bölümlere ek olarak III. (IX.) yüzyılın başlarından itibaren müstakil eserler kaleme alınmıştır .
21-Havâssü’l-Kur’ân ise hakkında güvenilir kaynaklarda yeterli bilgi bulunmadığı halde zamanla tecrübe yoluyla elde edilen bilgilerden söz eden ve kelime, âyet ve sûrelerin belli bir tertibe göre okunması veya yazılması halinde niyet ve maksada uygun sonuçlar veren tesir ve özelliklerinden bahseden bir disiplin olup Kur’an’ın anlaşılmasına veya yorumlanmasına yardımcı olmadığı için belli sayıda kimselerin ilgisini çekmiş, bazan da hoş görülmemiştir
22-Kur’an’ın diliyle ilgili ilimlerin başında, Kur’an’ın dil bilgisi bakımından doğru okunup yazılmasından ve farklı vecihlerin ne gibi anlam kaymaları ve zenginliği ortaya çıkardığından bahseden i‘râbü’l-Kur’ân gelir. Hz. Peygamber hatasız konuşmaya ve Kur’an’ı dil bilgisi bakımından doğru okumaya dikkat çekmişse de bu ilmin temellerinin Hz. Ali tarafından atıldığı söylenir. Kur’an’ın i‘râbı hakkında yazılan eserlerin tarihinin II. (VIII.) yüzyıla kadar gitmesi de bu ilmin önemini ve ona gösterilen alâkayı ortaya koymaktadır .
23- Garîbü’l-Kur’ân, müşkilü’l-Kur’ân, mecâzü’l-Kur’ân, vücûh ve nezâir Kur’an’ın kelime ve ter-kiplerinin mânalarına dair ilimlerdir. Dilde az kullanılan veya bölgesel kullanımdan dolayı anlamını o dili konuşan herkesin bilmediği kelimeler ”garîb” olarak adlandırılmış
23-birkaç mânaya ihtimali olması sebebiyle anlamını belirlemede zorluk çekilen kelime ve terkiplerde müşkil olarak kabul edilmiştir .
24-Kur’an’da yer alan bazı kelimeler çok sayıda anlam taşıdığı için bunlara vücûh denilmiş, pek çok farklı kelime de bir tek anlama geldiğinden nezâir adıyla anılmıştır. Meselâ ”hüdâ” kelimesi Kur’an’da on yedi ayrı anlamda kullanılmışken ”cehennem, nâr, sakar, hutame, cahîm” gibi kelimeler âhirette günahkârların ceza çekeceği yere verilen isimler olarak ”cehennem” anlamında kullanılmıştır. Bu ilim dalı da eski olup İkrime el-Berberî’nin (ö. 105/723) konuya dair bir eser yazdığı nakledilmiş, Mukatil b. Süleyman’a (ö. 150/767) nisbet edilen el-Eşbâh ve’z-nezâ’ir fi’l-Kur’âni’l-Kerîm ise (Kahire 1975) günümüze kadar gelmiştir .
25-Kur’an’ın cümle yapısıyla ve âyetlerin anlamıyla ilgili ilim dallarının başında emsâlü’l-Kur’ân gelir. Kur’an, insanların bazı konuları daha kolay anlayabilmeleri için yer yer örnekleme ve temsil getirme yoluna gitmiştir. Meselâ amelleri boşa giden kişilerin durumu suyun üzerinde oluşan ve daha sonra kaybolup giden köpükle anlatılmış (er-Ra‘d 13/17), ayrıca örümcek evi (el-Ankebût 29/41), sivrisinek (el-Bakara 2/26) ve eşek (Lokmân 31/19) örnek olarak zikredilmiştir.
26- Kur’an’da âyetlerden bazıları muhkem, bazıları müteşâbih olarak adlandırılmış, muhkem için ”kitabın anası” denilmiştir (Âl-i İmrân 3/7). Muhkem ve müteşâbih terimleri başka âyetlerde de geçmektedir. Mânası kolaylıkla veya bir karîne ile anlaşılan kelime ve âyetler muhkem kabul edilmişken mânası ancak Allah tarafından bilinen veya muhtemel mânalarından biri yahut birkaçının yetkin ilim adamları tarafından te’vil yoluyla belirlenebildiği ibare ve âyet-ler ise müteşâbih sayılmıştır. Müteşâbihlik ya kelimede ya da mânada söz konusu olup hurûfı mukattaa, Allah’la ilgili ”vech, yed” gibi kelimeler lafzî müteşâbih diye adlandırılırken Allah’ın gelmesi (câe rabbüke), cennet, cehennem, sırat, mîzan ve sûr gibi olgular anlam bakımından müteşâbihtir .
Kur’an’da Allah’ın yer yer kendi zâtına ve isimlerine, Kur’ân-ı Kerîm’e, kıyamet gününe, gök cisimlerine, yiyeceklere, zamana … yemin ettiği görülmekte, bu yeminlerin Kur’an’ın hangi sûrelerinde ve ne şekilde geçtiğini inceleyen ve mânaya tesirini ortaya koyan ilim dalına aksâmü’l-Kur’ân denilmektedir.
27-Kur’an’ın dil ve anlatım özellikleriyle ilgili ilimlerin başında üslûbü’l-Kur’ân gelir. Kur’an nâzil olduğu farklı dönemlerde farklı üslûplar ortaya koymuş, onun üslûbu anlatılan konu ve olaya bağlı olarak değişiklik göstermiştir. İnanç ve ahlâk konularıyla geçmiş milletlerin durumundan bahseden Mekkî sûreler şiir veya hitabet üslûbuna yakın bir tarzda gelmişken fer-dî ve içtimaî hukuk konularından bahseden Medenî sûre ve âyetlerde yalın bir anlatım tarzı öne çıkmıştır. Bu husus bir yandan Kur’an’ın ilâhî kaynaklı olduğunu ortaya koyarken öte yandan ona olan ilgiyi hep canlı tutmuştur. Kur’an’ın üslûbundaki bu özellikler onun mûcize oluşunun bir delili olarak değerlendirilmiştir .
28-İ‘câzü’l-Kur’ân, Allah’ın kelâm sıfatıyla ve mûcizelerle alâkası sebebiyle kelâm ilmi içinde incelenirken Kur’an’ın hem anlamı hem de şekliyle ilgili olduğu için Kur’an ilimleri arasında da yer almıştır. Bütün insanlığa bir benzerini getirme hususunda meydan okuyan Kur’an böylece ilâhî menşeli olduğunu ve beşer müdahalesinden uzak bulunduğunu ortaya koymuştur.
29-Kur’an ilimlerinin en önemlisi, diğerlerinin de yardımıyla Kur’an’ın doğru anlaşılmasını sağlayan tefsir ilmidir. Kur’an, ilk asırlarda ulûmü’l-Kur’ân konuları tam olarak bilinmeden veya tasnif edilmeden de tefsir edilebilmekteydi. Ancak bu ilimlerin özümsenmesi sonucunda ortaya konulan tefsirler Kur’an’ın anlaşılmasında daha büyük faydalar sağlamış, Zemahşerî, İbn Atıyye el-Endelüsî ve Fahreddin er-Râzî gibi müfessirler bunun örneklerini ortaya koymuşlardır .

30-Zerkeşî ve Süyûtî, Şeyzele’nin elli beş isimden söz ettiğini kaydederek (kitâb, kur’ân, kelâm, nûr, hüdâ, rahmet, furkan, şifâ, mev‘iza, zikir, kerîm, alî, hikmet, hakîm, müheymin, mübârek, habl, es-sırâtü’l-müstakım, kayyim, fasl, en-nebeü’l-azîm, ahsenü’l-hadîs, tenzîl, rûh, vahy, mesânî, Arabî, kavl, besâir, beyân, ilm, hak, hedy [hâdî], aceb, tezkire, el-urvetü’l-vüska, müteşâbih, sıdk, adl, îmân, emr, büşrâ, münâdî, nezîr, mecîd, zebûr, mübîn, beşîr, azîz, belâğ, kasas, suhuf, mükerreme, merfûa, mutahhera) bunların anlamlarını açıklamışlardır (el-Burhân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân, I, 370-373; el-İtkan, I, 159-164).

31-”-Mâverdî, Kur’ânı Kerîm’de Allah’ın kendi kitabını ”el-kur’ân, el-furkan, el-kitâb, ez-zikir” isimleriyle adlandırdığını söyler. Muhammed Tâhir b. Âşûr’a göre ise Kur’an’ın en meşhur isimleri şunlardır: Kur’ân, tenzîl, kitâb, furkan, zikr, vahy, kelâmullah

32-Bazı âyetler özel adlarla anılmış olup bunların en meşhuru Âyetü’l-kürsî’dir (el-Bakara 2/255). Deyn âyeti, ribâ âyeti, kumar âyeti gibi adlandırmalar ise daha çok âyetin konusuyla ilgilidir.

33-Hz. Osman’ın mushaflarına göre Kur’an’da 114 sûre bulunmaktadır. Tevbe sûresi dışındaki bütün sûrelerin başında besmele mevcuttur.Tevbe sûresinin müşrik ve kâfirlere ültimatomla başladığından eman bildiren besmelenin bu ültimatomla çelişeceği şeklindedir.

34-Kur’an’ın en kısa sûreleri üçer âyetlik Asr, Kevser ve Nasr, en uzun sûresi 286 âyetten meydana gelen Bakara’dır.

35-Âyetlerin tertibine dair en önemli delil, Kur’an’ın Cebrâil ile Resûl-i Ekrem arasında karşılıklı okunmasıdır.

36-Fâtiha sûresi Kur’an’daki itikad, ibadet ve ahlâktan oluşan ana konuları öz olarak içerdiğinden ”ümmü’l-kitâb” ve ”ümmü’l-Kur’ân” olarak adlandırılmış, İhlâs sûresi özellikle tevhid konusunu özetlediği için Kur’an’ın üçte biri sayılmıştır (Kanûnü’t-te’vîl, s. 230-232, 237, 330).

37- ”Dinin ana gayeleri” (makasıdü’ş-şerîa) denilen ve bütün dinlerin ortak amaçları olarak görülen din, can, akıl, mal ve nesebin korunması hususundaki temel hükümlerle fazilet ve ahlâk prensipleri de Mekkî sûrelerin ağırlıklı konularındandır. Şâtıbî, Mekkî sûrelerde bu konularda ana hususların bildirildiğini, Medenî sûrelerde ise bunların ayrıntısının veya tamamlayıcı unsurlarının ortaya konduğunu belirtir (el-Muvâfakat, III, 46-50).

38-MEKKİ VE MEDENİ SURELERİN KONUSU:Farzlara ve ahkâma dair olan âyetlerin ekserisi Medenîdir.

“Ya eyyühen-nâs” (ey insanlar) diye başlayan âyetler Mekkîdir. Bunun aksine “Ya eyyühel-lezine âmenu” (ey inananlar) diye hitap edenler Medenîdir. Yâni Medine’de kendilerine hitap edilecek büyük bir İslâm kitlesi olmuştur.

Mekkî sûreler kısadır. Çetin bir üslûpla mücadele ruhu taşır. “Kellâ” (Hayır!) gibi zorba harflerle başlar. Azılı düşmanlara dehşetle hitap eder. Kureyş cebabiresine tesir yapacak gibi hitaplar vardır.

Medenî âyetler uzundur. Üslûp sâkindir. Meselâ, “Amme” cüz’ü Mekkîdir: Ayetler 570′dir. “Kadsemia” Medenîdir, âyetleri 137′dir. Yarım cüz olan Mekkî Şuara sûresi 227 âyettir. Yine yarım cüz olan Medenî Enfal sûresi 75 âyet tutar.
Mekkî sûreler ruhanî cezbeler, tatlı musikî âhenklerle doludur. Medenî sûreler derin derin düşüncelere sevkeder.
Mekkî sûrelerdeki elfazda azamet ve ihtişam vardır. Kelimeler dolu ve ağırdır. Medenî sûrelerde daha ziyade dinî elfaz ve ahkâm ıstılahları bulunur. 6- Mekkî sûrelerde geçen ümmetlerin kıssalarından bahis vardır. “Onların ahvalinden ibret alın” der. Nasihatla ve vaazlarla doludur. Medenî sûrelerde ise feraiz, had cezaları, cinayet, ahvali şahsiyeden bahsolunur, a’mâl ve ibadetler zikredilir.
 Mekkî sûrelerde Yahudi ve Hıristiyanlardan bahis yoktur. Oradaki mücadele müşriklerle idi. Medenî sûrelerde ise Yahudi ve Nasârâ yani Hıristiyan ile münafıklardan bahsolunur.
 Mekkî sûrelerde cihad yoktur. Dâvet ve tebliğ, inzâr ve tehdit vardır. Medenî sûrelerde cihad âyetleri ve kıtal vardır. Medenî âyetlerin sayısı 1456 dır. Kalanı Mekkîdir.

 

 

 

18

Kasım
2012

Kur’an-ı Kerim Bilgileri-10

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  154 Kez Okundu

1-Kur’an, Hz. Peygamber’e kırk yaşında iken 610 yılı Ramazan ayının 27. gecesinde inmeye başlamıştır (Hamîdullah, İslâm Peygamberi, I, 80).
2-Hadis kaynaklarında Kur’an’ın inişi hakkında farklı bilgiler verilmektedir. Süyûtî konuyla ilgili rivayetleri üç ana grupta ele almıştır. Birinci gruba göre Kur’an, Kadir gecesinde toplu olarak levhi mahfûzdan dünya semasına (veya ”beytü’l-izzet”e) inmiş, daha sonra yirmi veya yirmi üç yıl içinde parça parça Hz. Peygamber’e vahyedilmiştir.
3-Alak sûresinin ilk beş âyetinin nüzûlünden sonra vahiy bir müddet kesilmiştir (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 3). Bu dönemin süresi hakkında on beş gün ile üç yıl arasında değişen farklı müddetler nakledilmektedir. 4-Fetret döneminden sonra gelen ilk vahiy Müddessir sûresinin ilk âyetleri olmuştur (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 4, ”Bed,ü’l-palk”, 7, ”Tefsîr”, 74, 96: Müslim, ”Îmân”, 73, 161; İbn Sa‘d, I, 195). Uzun bir zamandan sonra ikinci bir kesinti Duhâ sûresinin nüzûlünden önce yaşanmıştır .
5-Alak sûresinin ilk beş âyetinin ilk inen âyetler olduğunda ittifak bulunmakla birlikte ilk inen sûrenin hangisi olduğu ihtilâflıdır. Fâtiha’nın Kur’an’ın ilk nâzil olan sûresi olma ihtimali yüksektir (Elmalılı, I, 7; VIII, 5943-5944). Müddessir, Alak, Kalem ve Müzzemmil sûrelerinin de ilk inen sûrelerden olduğu açıktır (Süyûtî, el-İtkan, I, 76-83). 6-Medine döneminde nâzil olan ilk sûre ise Bakara’dır.
6- İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre Nasr sûresi son inen sûredir (Müslim, ”Tefsîr”, 21). En son Tevbe sûresinin nâzil olduğu da rivayet edilmiştir .
7-Resûl-i Ekrem, Medine’de okuma yazma bilen sahâbîleri yazı öğretmeleri için görevlendirmiştir. Abdullah b. Saîd b. Âs, Ubâde b. Sâmit (Müsned, V, 215) ve Hafsa bint Ömer (Müsned, VI, 372; Ebû Dâvûd, ”Tıb”, 18)
8-Hz. Peygamber tarafından görevlendirilen vahiy kâtipleri nâzil olan âyetleri mevcut malzemeler üzerine yazıyorlardı (Buhârî, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 4). Bu malzemeler çok çeşitli olup en meşhurları develerin kürek ve kaburga kemikleri (azm), tabaklanmış deri parçaları (edîm), yaprak taşlar (lihaf), hurma dallarının uygun yerleri (asib), seramik parçaları (hazef), tahta (kateb), parşömen (rakk) ve papirüslerdir (kırtâs;) vahyin yazıldığı Hamîdullah, Kur’ânı Kerîm Tarihi, s. 43).
9-Yazılan metinlerin Resûl-i Ekrem’in veya vahiy kâtiplerinin yanında muhafaza edildiği konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte Resûlullah’ın, yazıya geçirilen vahyin başka kişilerce de yazılıp öğrenilmesi için vahiy kâtiplerinin yanında kalmasına izin verdiği anlaşılmaktadır (Heysemî, I, 152).
Kur’an âyetlerinin Hz. Peygamber’in sağlığında bir araya getirilerek kitap şeklini aldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. O dönemde Kur’an’ın iki kapak arasına alınmamasının asıl sebebi Resûlullah hayatta olduğundan vahyin ne zaman kesileceğinin bilinmemesidir. Ancak ramazan aylarında Resûl-i Ekrem ile Cebrâil’in o güne kadar inen âyetleri birbirlerine karşılıklı olarak okumaları (arza) uygulamasından (Buhârî, ”Bed,ü’l-palk”, 6) Kur’an’ın bir kitap şeklini alma yolunda olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle Resûli Ekrem’in vefat ettiği yılın ramazan ayındaki son okuyuş karşılıklı olarak ikişer defa gerçekleşmiş, böylece mushaf ortaya çıkmıştır (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 5, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 7, ”İ.tikâf”, 17, ”Menâkıb”, 25; Müslim, ”Feçâ,il”, 50, ”Feçâ,ilü’s-sahâbe”, 98, 99; Nesâî, ”Sıyâm”, 2).
10-Hz. Peygamber’in sağlığında Kur’an’ın tamamını ez-berleyenlerin sayısı konusunda farklı rivayetler vardır. Enes b. Mâlik’ten gelen bir rivayette bunların dört veya beş kişi olduğu ifade edilmişse de diğer rivayetlerden bu sayının onu aştığı anlaşılmaktadır .
11-Hz. Ebû Bekir’in tâlimatıyla cemedilen Kur’an başta Hz. Ömer ve Ali olmak üzere bütün sahâbenin onayını almış (icmâ), kimseden bir itiraz gelmemiştir (Ebû Abdullah es-Sayrafî, s. 355-357).
12-Hz. Ömer ve Osman devrinde artan fetihlerle genişleyen İslâm coğrafyasında Araplar’ın dışındaki müslümanlar, kendi bölgelerinde meşhur olan sahâbînin mushaf ve kıraatiyle Kur’an’ı öğrenip okuyor, muhtemelen bu mushaflardan kendileri için özel nüshalar çıkarıyorlardı. Bu uygulama devam ederken ”yedi harf” ruhsatına ve Arap dilinin yapısına bağlı olarak ortaya çıkan bazı kıraat farklılıklarını doğru biçimde değerlendiremeyenler bunu önemli bir ihtilâf sebebi olarak gördüler ve ciddi tartışmalar başlattılar (Mekkî b. Ebû Tâlib, s. 48-49). Buhârî’nin Enes b. Mâlik’ten naklettiği rivayete göre Azerbaycan ve Ermenistan fethine katılan ordunun kumandanı Huzeyfe b. Yemân, Suriyeli ve Iraklı askerler arasındaki kıraat ihtilâfını görünce endişelendi; Halife Osman’ın yanına gelerek konuya bir çözüm bulmasını teklif etti. Muhtemelen başka şikâyet ve ihtilâfları da göz önünde bulunduran Hafsa’nın elindeki Ebû Bekir mushafını çoğaltarak belli başlı merkezlere göndermeye karar verdi. İstinsah ve çoğaltma işi için başkanlığını yine Zeyd b. Sâbit’in yaptığı Abdullah b. Zübeyr, Saîd b. Âs ve Abdurrahman b. Hâris b. Hişâm’dan oluşan bir heyeti görevlendirip yazımda ihtilâfa düştüklerinde Kur’an’ın nâzil olduğu Kureyş lehçesini esas almalarını emretti.
13-Kur’an nüshası birer kari ile birlikte Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn’e gönderilmiş, bir nüsha da Medine’de bırakılmıştır (Dânî, el-Mukni’, s. 19; Zerkeşî, I, 334; Süyûtî, el-İtkan, I, 189-190).
s. 52; Dânî, el-Mukni’, s. 18; Zerkeşî, I, 329, 334). Çoğaltılarak çeşitli beldelere gönderilen Kur’an nüshaları büyük kabul görmüş, Kur’an öğretimi bu nüshalara göre yapılmış, bazı Kur’an nüshalarıyla kıraatlerde yer alan ve resmî mushaf hattına uymayan yedi harf ruhsatına bağlı okuyuşlar şâz kıraatler olarak nitelendirilip terkedilmiştir.

18

Kasım
2012

TECVİD BİLGİLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  239 Kez Okundu

1-Araplar, önceleri Güney Arabistan’da geliştirilen Müsned/Himyeri denilenbir harf sistemini, sonraları  ise Ârâmî yazısından geliştirilmiş olan

Nabat harflerini kullanmaya başlamışlardır. Zamanla; yirmi iki harfi bulunan Nabat alfabesine, kendi dillerine özgü “ ث: sâ”, “ خ: ha”, “ ذ: zâl”, “ ض: dad”,

ظ“ : za” ve “ غ: ğayn” harflerini ekleyerek yirmi sekiz harften oluşan

alfabelerini meydana getirmişlerdir.6 “Buna göre Arap harfleri, Nabatî ve

Ârâmî alfabeleri yoluyla, dünya alfabelerinin çoğunun dayandığı Fenike

alfabesine, oradan da Mısır hiyerogliflerine ulaşır.”

2-Harflerin İsimleri:Kur’ân harfleri olması hasebiyle yaygınlaşan ve “elifbâ” ismi verilen

Arap alfabesi, birbirine benzeyen harflerin art arda sıralandığı bugünkü düzenine, I. yüzyılın sonlarına doğru Nasr b. Asım (ö. 89/707) ile Yahya b.Yamer (ö.129/747) tarafından getirilmiştir.Elifbâ, ا ب ت ث ج ح خ د ذ ر ز

س ش ص ض ط ظ ع غ ف ق ك ل م ن و ه ى şeklinde tanınan yirmi sekiz harften oluşmaktadır. Bu harflerin bir kısmı; Latin alfabesinde de olduğu gibi harfe isim olan kelimenin ilk hecesine uzatan elif ilavesiyle, diğer kısmı ise eski tarihi ve orijinal isimleriyle tanınır ve müsemmaları ile şöyle anılırlar:الِفْ بَا تا ثا جِيمْ حَا خَا دَا ْ ل َذا ْ ل رَا زَا سِينْ شِينْ صَادْ

ضَادْ طَا ظَا عَيْنْ غيْنْ فَا َقافْ َ كافْ لامْ مِيمْ نُو ْ ن وَاوْ هَا يَا

3-Önceleri noktasız ve harekesiz olan Arap harfleri, Ebû’l-Esved ed-Düelî (ö. 69/688) tarafından Kur’ân metninin farklı mürekkep ve nokta şeklindeki harekelerle harekelenmesinden  ve Halil b. Ahmed (ö. 175/791) tarafından bugün

bilinen üstün, esre, ötre, vb. işaretlerin konulmasından sonra çok daha kolay ve hatasız okunabilen bir hüviyet kazanmıştır.

4-Aslî Harfler:Arap diline ait harfler, Halil b. Ahmed (ö. 175/791) ve Sibeveyh (180/796) tarafından  olarak benimsenmiştir. Her ikisi de bu harfleri sırasıyla boğaz, dil ve dudak şeklindeki mahreclerini dikkate alarak tanzim etmişlerdir. Halil b. Ahmed ve Sibeveyh med harfi olan elifi, asli harflere ilave etmek suretiyle harflerin sayısının olduğunu ileri sürmüştür.

5-Teshil, sözlükte “kolaylaştırmak” anlamındadır. Kıraat ıstılahında ise,“birbirini takip eden iki hemzeden ikincisini, hemze ile elif, hemze ile vâv veya hemze ile yâ arası bir sesle okumak” demektir.“Hemze” ile “elif” arası bir sesle okunan “hemze” için “ ” ءَ َأعْجَمِيٌّ(Fussilet, 41/44) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu,

6-İmâle ile Okunan Elif :İmâle, sözlükte “bir şeyi bir şeye meylettirmek” demektir.lahında ise, “med harfi olan elifi, elif ile yâ arası bir sesle”, bir başka deyişle“üstün harekeyi esreye doğru meyilli okumaya” denir.İmâle ile okuyuşun

Asım kıraatindeki tek örneği “ مَجْرَيهَا ” (Hûd, 11/41) ayetidir. Bu ayette “ra”harfinin harekesi olan üstün, esreye meylettirilerek okunacağından “ra” harfi de ince okunur.

7-İşmam:Asım kıraatinde “ َ لا تَاْمَنَّا ” (Yusuf, 12/11) âyetinde bir başka işmam çeşidi yapılmaktadır ki bu da âyetteki idğâmlı nun harfinin okunması esnasında,

dudakların ötreyi gösterecek şekilde, sessizce ileri uzatılıp geri çekilmesi şeklinde uygulanır.

8-Mahrecin Tanımı:Mahreç, Arapçada “mef’al” vezninde mekân ismi olarak ve “çıkış yeri”anlamında kullanılan bir kelimedir. Bu kelimenin çoğul kipi “mehâric”dir.

Mahrec, tecvid kavramı olarak “harfin çıkış yeri” anlamında kullanılmaktadır.

Dolayısıyla “mehâricü’l-hurûf” tabiri de “harflerin çıkış yerleri” demektir.

Mahrec sayısı ile ilgili olarak üç farklı görüş ileri sürülmüştür. Halil b.Ahmed gibi ilk nahivcilere ve İbn Cezerî başta olmak üzere kıraat imamlarının çoğuna göre harflerin çıkış yeri 17’dir. Sibeveyh, Ebû Amr ed-Dânî ve Şâtıbi’ye göre ise bu sayı 16’dır.  Ferra, İbn Keysan ve Kutrub ise bu sayıyı 14’e kadar indirmektedir.

Şu tespit mahrec sayılarına dair görüşleri netleştirecektir; Kur’ân alfabesinde yer alan yirmi sekiz harfin her biri kendine ait özel bir mahrecden çıkmaktadır. Bu harflerden hiçbiri diğer harfin çıktığı yerden çıkmamaktadır.

Ancak bir genellemeye gidilerek mahrecleri birbirine çok yakın olan harfler arasında bir gruplandırma yapılmıştır. Bu yaklaşımla mahrec sayısı 17 olarak kabul görmüştür.

9-Sıfatın Tanımı:Sıfat sözlükte “niteleme”, “belirtme” gibi anlamlar taşır.Bu kelime,“sıfât” şeklinde çoğul olarak kullanılır.  Tecvid kavramı olarak sıfat “harfin,mahrecinden telaffuzu esnasında aldığı keyfiyete” denir.

 

 

 

 

 

 

22

Ekim
2012

Zeyd b. Sâbit : Kur’ân’a Adamış Bir Sahabi

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  549 Kez Okundu

Hicret’ten önce, daha bir çocukken Müslüman olan,11 yaşında iken 17 sureyi ezberleyen Zeyd bin Sabit Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiğinde, yakınları Hz. Zeyd’i yanına götürüp 17 sureyi ezbere bildiğini söylediler. Hz. Zeyd, Peygamberimizin isteği üzerine ezberlediği sureleri okudu. Bu duruma Peygamber efendimiz çok sevindi ve Zeyd’e övgüler de bulundu.

Peygamberimizin birkaç tane vahiy kâtibi vardı.Bunlardan bitanesi de Zeyd bin sabit’tir.
Bedir de esir müşriklerden okuma-yazma öğrenenlerden biri de Zeyd bin sabit’ti.Hz. Zeyd bin Sabit, okuma-yazmayı öğrendikten sonra, Peygamber efendimize gelen vahiyleri yazmaya başladı. Vahiy kâtiplerinden olan Ubey bin Kâ’b bulunmadığı zaman, Peygamberimiz, Zeyd bin Sabit’i çağırtır, vahyi yazdırırdı.Peygamberimizin isteği üzerine İbranice ve Süryaniceyi öğrendi.Zeyd bin Sabit, vahiyden başka, hükümdarlara bazı kabile reislerine gönderilerek mektupları da yazardı. Anlaşmaları da kaleme alırdı.Hendek  savaşına katıldı.Kuranın toplanması ve çoğaltılması hizmetlerinde bulundu.Ömrünü Kurana hizmetle geçiren sahabe.
Zeyd b. Sâbit, Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kutlu ashabının önde gelenlerinden biridir. Ensâr’dan olup, Hazrec kabilesinin bir kolu olan Neccâroğulları’na mensuptur.Hicretten önce Müslümanlıkla şereflenmiştir. Nitekim Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’ye hicret buyurduklarında, Zeyd b. Sâbit, 17 sûreyi ezberlemiş biri olarak Peygamberimiz’le tanıştırılmıştı. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona İbraniceyi öğrenmesini tavsiye etmiş, bunun üzerine Zeyd de (r.a.) İbraniceyi 15 gün içerisinde okuyup yazacak seviyede öğrenmişti. Ve bundan sonra da Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelen İbranice mektupları, o okuyup yazmaya başlamıştı.(1) Buradan da Zeyd’in, son derece zeki ve hafızasının da güçlü olduğu anlaşılmaktadır. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’yi teşrif buyurduklarında, Zeyd b. Sâbit 11 yaşındaydı.(2)

Zeyd (r.a.) Bedir Savaşı’na katılmak istemiş; ancak Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu, yaşının küçüklüğünden dolayı kabul etmemiştir. Uhud’a katıldığı ihtilâflı ise de Hendek Savaşı’na katıldığı kesin olup, hendek kazma esnasında yardımcı olmuş, yaptığı işi beğenen Allah Resûlü: “Zeyd ne güzel bir çocuk!”(3)sözüyle ona iltifatta bulunmuştur.
Hem Hz. Ömer (r.a.) ve hem de Hz. Osman (r.a.), kaza, fetva, feraiz ve kıraat konularında hiç kimseyi Zeyd’in (r.a.) önüne geçirmezlerdi. Hattâ bir defasında Hz. Ömer (r.a.) hutbesinde bunu açıkça ilân etmiş ve: “Kim feraiz konusunda bir şey soracaksa, Zey b. Sâbit’e müracaat etsin!” demişti.(4)
Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) da onu, Kur’ân konusundaki derinliğinden dolayı her zaman önde tutardı. Nitekim Tebük Seferi’nde Neccaroğulları’nın sancağı Umara b. Said’in (r.a.) elindeydi. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) sancağı onun elinden alarak Zeyd b. Sâbit’e (r.a.) verince, Umara: Yâ Resûlallah! Benimle ilgili herhangi (menfi) bir bilgi mi sana ulaştı?” deyince, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Hayır. Ancak Kur’ân öndedir.”(5) buyurdular.
Zeyd b. Sâbit (r.a.), hem vahiy kâtipliği hem de Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) diğer yazışmalarını yapardı. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’ye geldikten sonra ilk vahyi yazan Übey b. Ka’b (r.a.), sonra ise Zeyd b. Sâbit’ti (r.a.). Aynı zamanda Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) da Medine’de komşusu olup Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahiy geldiğinde Zeyd b. Sâbit’i (r.a.) çağırtır ve gelen vahiyleri ona yazdırırdı.(6)
Zeyd, ashabın âlimlerindendi. Bunun için de kendisine zaman zaman hassas görevler verilirdi. Meselâ Yermuk Gazvesi’nde ganimetlerin taksimi görevi kendisine verilmişti.(7)
Zeyd b. Sâbit’in (r.a.), Efendimiz’in vefatından sonra, halife seçimi konusundaki belirsizliğin çözüme kavuşmasında da önemli katkıları olmuştur
Kaynaklarda Zeyd b. Sâbit’in (r.a.) 92 hadîs rivayeti olduğunu görmekteyiz. Bu rivayetlerden birinde şöyle demektedir:
Bir defasında Neccaroğulları’na ait bir yerde idik. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) devesinin üzerinde bulunuyordu ve bize şöyle dedi: “Kabir azabından Allah’a sığının! Kabir azabından Allah’a sığının!” Biz de dedik ki: “Kabir azabından ve Cehennem azabından Allah’a sığınıyoruz.” Devamında: “Görünen ve görünmeyen fitnelerden Allah’a sığının!” buyurunca biz: “Görünen ve görünmeyen fitnelerden Allah’a sığınıyoruz.” dedik. Bu defa: “Deccal’ın fitnesinden de Allah’a sığının!” buyurunca, biz: “Deccal’ın fitnesinden de Allah’a sığınıyoruz.” dedik.(9)
Zeyd b. Sâbit’in (r.a.), Kur’ân’a olan hizmeti, sadece Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatta iken değildir. O daha sonraki dönemlerde de gerek Kur’ân’ın cem’i ve gerekse çoğaltılması faaliyetlerinde hep vazgeçilmezlerden birisi olmuştur.
Hz. Ömer (r.a.), Medine’nin dışına çıktığı zaman Zeyd b. Sâbit’i (r.a.) vekil olarak kendi yerine bırakırdı. Diğer sahabileri ise başka şehirlere gönderirdi. Kendisinden bilgi sahibi ve dirayetli bir kişi istenildiğinde Zeyd b. Sâbit’in (r.a.) ismi verilirdi.
Zeyd b. Sâbit (r.a.), hicretin 45. yılında vefat etmiştir. Onun, hicretin 54. veya 55. yılında vefat ettiğini söyleyenler de vardır. Vefatı esnasında Ebû Hüreyre (r.a.): “Bu ümmetin derin bilgili âlimi vefat etti. İnşallah İbn Abbas bu konuda onun yerine geçer.” demiştir.(10)
Annesi, en-Nevâr bint Mâlik b. Muâviye b. En-Neccâr’dir. Zeyd’in künyesi Ebû Hârice’dir, fakat, Ebû Saîd ve Ebû Abdi’r-Rahmân olarak da çagriliyordu(11)
Zeyd, hicretten yaklasik onbir yil önce dünyaya gelmistir. Babasi Sabit, Buâs Günü öldürüldügü vakit Zeyd, henüz alti yaslarinda bir çocuktu.
Peygamberimiz, Medîne’ye hicret ettikleri zaman, Müslümanlar, akın akın gelip bîat ediyorlardı. Bunlar arasında bir de, küçük çocuk vardı. Gözleri ışıl ışıl parıldıyordu. Peygamber efendimiz onun başını okşadılar. Bu sırada oradakilerden biri, Resûlullaha dedi ki:
– Yâ Resûlallah! Bu çocuk, Neccaroğullarına mensuptur. Size indirilen, Kur’an-ı kerim âyetlerini ezberlemiştir.
Bunun üzerine, Peygamber efendimiz tebessüm ederek, çocuğa sordular:
– Senin adın ne, yavrum?
– Zeyd, efendim… Sâbit’in oğlu Zeyd.
– Ne kadar âyet ezberledin bakalım!
– 17 sûre, efendim.
– Bizlere, biraz okur musun?
– Peki efendim,Kâf sûresini okudu
Bundan sonra, Zeyd, Eûzü-Besmele çekerek, şu meâldeki âyet-i kerimeleri okumaya basladı: (Gökten bereketli bir su indirdik de; onunla bahçeler, biçilecek taneler [buğdaylar] meydana getirdik. Ve tomurcukları, birbiri üzerine sıralanmış, uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik ki, kullarımız için, yiyecek rızık olarak yaratılmışlardır. Biz onunla, ölü bir memlekete can verdik. İşte kabirden çıkış da, böyledir.) [Kâf 9-11] Okuması bitince; sevgili Peygamberimiz pek memnun kaldılar.
Zeyd İbn Sabit diyor ki:
“Yemame Savaşında ashabın öldürülmesini müteakib, Hz. Ebu Bekir beni çağırttı. Yanına vardım. Hz.Ömer de orada idi. Ebu Bekir bana dedi ki: Ömer bana gelip dedi ki: “Yemame ‘de Kur’an hafızları çok zayiat verdi. Bu gibi vakalarda hafızların ölmeleriyle Kur’an’ın birçoğunun zayi olmasından endişe ederim. Bana kalırsa Kur’an’ın cem edilmesi için bir emir çıkarman gerekir.” Ben de Ömer’e şöyle cevap verdim: “Resulullah’ın yapmadığı bir işi nasıl yapabilirsin?”,Ömer: “Vallahi bu hayırlı bir teşebbüstür.” dedi. Sonra bu iş üzerinde o kadar durdu ki, bana söyleye söyleye neticede Allah kalbime bu işi yatırdı, ben de onun görüşünü benimsedim.” Zeyd devamla diyor ki:
“Ebu Bekir bana dönüp şöyle dedi: “Sen genç, dinç, zeki bir adamsın. Kimse ittiham edemez. Zaten Resulullah’ın da vahiy katibi idin. Kur’an metnini topla.” Vallahi bir dağı yerinden nakletmemi isteselerdi, Kur’an’ı toplama mes’uliyeti kadar bana ağır gelmezdi.” Neticede Kur’an’ı hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından derlemeye başladım.” (Buhari)
Bedir Savaşı’nda Müslümanlar parlak bir zafer kazanmışlardı. 70’ten faz¬la müşrik öldürülmüş, bir o kadar da esir düşmüştü. Esirlerden okuma-yazma bilenler, “Müslümanlardan 10 kişiye okuma-yazma öğretmek” şartıyla serbest bırakılacaklardı. Bu esir müşriklerden okuma-yazma öğrenenlerden birisi de Zeyd bin Sâbit’tir(12)
Hz. Zeyd bin Sâbit, okuma-yazmayı iyice öğrendikten sonra, Re¬sû¬lul¬lah’a ge¬len vahiyleri yazmaya başladı. Vahiy kâtiplerinden olan Ubey bin Kâ’b bulun¬madığı zaman, Peygamberimiz, Zeyd bin Sâbit’i çağırtır, vahyi ona yazdırırdı. Bir yanlışlığa veya eksikliğe meydan vermemek için, yazılanları da tekrar oku¬turdu. Gereken tashihi yaptırırdı.
Zeyd bin Sâbit, gelen vahiyden başka, hükümdarlara veya bazı kabile reisle¬rine gönderilecek mektupları da yazardı. Anlaşmaları kaleme alırdı.
İbranice öğrenişini şöyle haber veriyor:
“Resûlullah bana, ‘Ey Zeyd! Sen Yahudilerin yazısını benim için öğren. Ben vallahi bana ait yazılarda Yahudilere itimat etmiyorum!’ buyurdu. Ben de iki hafta geçmeden onu öğrendim. Yahudilere bir şey yazılacağı zaman onu ben yazardım(13)
Hz. Zeyd’in Süryanice’yi öğrendiği de rivayet edilmektedir. Bu hadiseden, İslamiyet’in yabancı dil öğrenmeye verdiği ehemmiyeti görmekteyiz.
Bilindiği gibi, Peygamberimize gelen İbranice mektupları Yahudi müter¬cimler tercüme ederdi. Veya Peygamberimiz, Yahudilere gönderilecek mektupları da onlara yazdırırdı.
Hz. Ebû Bekir devrinde toplatılan Mushaf bir âdet olduğu için ihtiyaca kâfi gelmiyordu. Çünkü gün geçtikçe İslami fetihler çoğalıyor, Kur’ân-ı Kerim’in aydınlattığı çevre her gün biraz daha genişliyordu. Bu itibarla, fethedilen şehirlerdeki Müslümanlar, kendilerine Kur’ân-ı Kerim’i ve İslam hukukunu öğretecek kimselere muhtaçtılar. Böyle bir ihtiyaçtan dolayı güzel Kur’ân okuyan sahabiler çeşitli şehirlere dağıldılar. Mesela Abdullah bin Mes’ud (r.a.) Kûfe’ye, Ubey bin Ka’b (r.a.) Şam’a gitmişti. Bu sahabiler arasında Kur’ân’ın okunuşunda bazı kıraat farklılıkları vardı.
Hz. Zeyd sadece ilimde şöhret kazanmakla kalmamış, güzel ahlakın da tim¬sali olmuştu. Aynı zamanda Resûlullah’a olan sevgisiyle de tanınmıştı. Resûlullah’a muhabbeti o derece fazlaydı ki, her gün sabah namazında onun yanına gider, onun hizmetinde hazır bulunurdu.(14)
Bütün hayatı İslam’a hizmetle geçen Zeyd bin Sâbit, Hicrî 45 yılında beka âle¬mine irtihâl etti. Vefatı İslam âleminde teessürle karşılandı. Bütün Müslümanlar bu büyük âlimin ölümünden mahzun oldu. İbni Ömer “Bugün insanların en âlimi öldü!” derken, İbni Abbas da birçok âlimin ilmiyle toprağa gömüldüğünü söylüyor ve Hz. Zeyd’in kabrine işaretle, “İşte, ilmin gömülmesi böyledir.” di-yordu.(15)
Dipnotlar
1- Zehebî, Siyer-u A’lami’n-Nübelâ, 2/428; Askalânî, el-İsâbe, 1/390.
2- Ebû Nuaym, Ma’rifetü’s-Sahâbe, 3/1153.
3-İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, 1/393.
4-İbn Sa’d, Tabakât, 2/359.
5- Askalânî, İsâbe, 1/390; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, 1/393.
6 -Zehebî, Siyer-u A’lamin-Nübelâ, 2/428.
7- Zehebî, Siyer-u A’lami’n-Nübelâ, 2/437; İbn Hacer, el-İsâbe, 1/390.
8- İbn Sa’d, Tabakât, 3/212.
9- Ebû Nuaym, Ma’rifetü’s-Sahâbe, 3/1156.
10- Zehebî, Siyer-u A’lami’n-Nübelâ, 2/439; İbn Hacer, el-İsâbe, 2/144.
11-Ibnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe fi Ma’rifeti’s-Sahâbe, II, 278,1970; Ibn Abdi’l-Berr, el-Istîâb fi Ma’rifeti’l-Ashâb, II, 537; el-Askalânî, el-Isâbe fi Temyizi’s-Sahâbe, III, 22).
12-Tabakât, 2: 22.
13-el-İsâbe, 1: 561; Tabakât, 2: 358.
14-Müsned, 5: 192.
15-Müsned, 2: 360.

20

Ekim
2012

Kuran Bilgileri

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  1.244 Kez Okundu

1-İlk inen ayetler Alak suresinin ilk 5 ayetidir.
2-Medine de ilk nazil olan sure Bakara suresidir.
3-Medine de son inen sure Nasr suresidir.
4-Kuran-ı Kerimdeki surelerin genel kabulüyle , 86 tanesi Mekki 28 sure de Medeni.
5-Kuran-ı Kerimin toplama komisyonu başkanı olan sahabi Hz.Zeyd Bin Sabit.
6-Kuran-ı Kerim,Hz.Ebubekir zamanında Mushaf haline getirildi.
7-Kuran-ı Kerim, Hz.Osman zamanında çoğaltılıp dağıtılmıştır.
8-Kuran-ı Kerimde hakkında en çok ayet inen kavim İsrailoğullarıdır.
9-İmam Asım kıraat imamımızdır.Ravileri:1.Ravi:Ebubekir Şube,2.Ravi:Hafs Bin Süleyman.

10-Asım Kıraatı, yeryüzündeki Müslümanların büyük çoğunluğu Asım kıratını ve Hafs kıratını kullanmaktadır.Mushaflarda bu kırata göre basılmaktadır.
11-Ey Nebi hitabı, 5 defa zikredilen sure Ahzab suresidir.
12-İmran:Hz.Musa ile Hz.Harun un babasıdır.
13-Enfal:Savaş ganimetleri demektir.
14-İsra suresini diğer bir adı da Beni İsrail suresidir.

15-Besmelenin 2 defa zikredildiği sure Neml suresidir.
16-Hicr:Medinenin kuzeyinde vaktiyle Semud kavminin yaşadığı bir yerin adıdır.
17-Resulullahın Kuranın zirvesi diye isimlendirdiği sure Bakara suresidir.
18-Kuran-ı Kerimin kalbi diye zikredilen sure Yasin suresir.
19-Kuran-ı Kerimde din kelimesi:Ceza,mükafat,hüküm ,hesap manalarında kullanılmıştır.
20-Abdestin farz olduğunu belirten sure ve ayet; Maide suresi 5 ve 6.cı ayetleridir.
21-Kuran-ı Kerim de 25 peygamber ismi zikredilmektedir.
26-Kuran-ı Kerimin en uzun ayeti;Bakara suresi 282.ayetidir.Konusu borçların yazılmasıdır.
27-İfk olayı ; Nur suresinde konu edilmiştir.

28-Ayetel Kürsi,Bakara suresinde yer almaktadır.
29-Kuran-ı Kerimin ilk defa harekelerini göstermek için noktalama koyan;Ebul Esved ed-Düeli.
30-Kuranın harekelenmesi işine en son şeklini veren alim;Halil Bin Ahmet.
31-Baştan sona kadar tek bir konuyu anlatan sure Yusuf suresidir.
32-Başında besmele olmayan sure;Tevbe suresidir.
33-Mekke de son nazil olan sure;Müminun suresidir.
34-Mekke de ilan edilen sure;Necm suresidir.
35-Tefsir alanında tasavvufi boyut ve özellikleri ön plana çıkaran olayalara İşari tefsir denir.
36-Abdullah Bin Mesud, tefsir alanında ün kazanmış bir sahabidir.
37-Kendisin Tercumanül Kuran ve Bahrul-İlim sıfatı verilen müfessir sahabi Abdullah Bin Abbas.
38-Garibul-Kuran terimi,Kuranda herkes tarafından anlaşılmayan kelimeleri ifade eder.
39- Müsebbihat olarak isimlendirilen sureler;hadid,haşr,saff,Cuma ve teğabun sureleridir.
40-Hudeybiye antlaşmasının gerçekleştiği olay, Fetih suresinde konu edilmiştir.
41-Kur’an’ı Kerim 22 sene, 2 ay, 22 günde inmiştir.
42-Allah(c.c.)’ın dilediği şeyleri Peygamberlerine bildirmesine Vahy denir.
43-Kur’an’ı Kerim’de bulunan, adetleri 114 tane olan müstakil bölümlerine Sure ismi verilir.
44-Kur’an’ı Azimüşşan’da bulunan sureleri meydana getiren cümlecik yada bir
kaç kelimeden oluşan, 6666 adet varolan Allah kelamlarına Ayet denir.
45-Kur’an’ı Kerim insan gücünün imkan verdiği ölçüde anlamayı gaye edinen
ve geniş şekilde açıklayan, gerektiğinde yorumlayan eserlere Tefsir denir.
46-Tefsir yapan alime Müfessir adı verilir.
47-Tefsir çeşitleri ikidir;
a- Rivayet tefsiri : Ayet ve hadislerle açıklama yapılan tefsirlerdir.
b- Dirayet tefsiri : Ayet, hadis ve akli, felsefi, güncel yorumlarla yapılan tefsirdir.
48-Ayeti celilelerin mana ve ilahi işaretlerini, insan aklının imkanı ölçüsünde
yapılan tercümelere Meal adı verilir.

49-Allah (c.c.)’ın varlığını ve birliğini, doğmadığını ve diğer özelliklerini özlü bir
şekilde anlatan ve buna kısaca Tevhit suresi İhlas suresi
50-Kur’an’ı Kerim’deki ilk surenin ismi Fatiha suresi.
51- Hurf’u Seb’a Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir.
52-Kur’an’ı Kerim’de tek ismi zikredilmiş kadın Hz. Meryem.
53-Kur’an’ı Kerim 30 cüz.
54-Kur’an’ı Kerim’deki en uzun ayet Bakara suresi 282. Ayetidir.
55-Mekke’de Kur’an’ı Kerim’i ilk kez açıktan okuyan Abdullah bin Mesut (r.a.).
56-Kitap, Furkan, Mushaf, Bürhan, Hablullah, Hablülmetin, Kelamullah, Zikr,
Hüda, Nur, Şifa hangi kutsal kitabın isimleri Kur’an’ı Kerim’in.
57-Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle
(hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı sahabe Kab b. Malik.
58-Seyyit Kutub’un tefsirinin adını Fizilali Kur’an.
Muhammed Hamdi Yazır’ın tefsirinin adını Hak Dini Kur’an Dili.
Kur’an’ı Kerim’de “Zehraveyn”(iki çiçek manasına gelen) diye bilinen iki sure
vardır. Bu surelerin ikiside Medeni surelerdir. Konusu ise hüküm ayetleridir. Bu iki surenin adı Bakara ve Al-i İmran sureleridir.
59- Kur’an’ı Kerim İslam dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Bizim şu anda
elimizde bulunan ve okuduğumuz Kur’an’ı Kerim hangi kıraat imamının rivayeti : Kıraatı Asım üzerine yazılmıştır.
60-Muavizeteyn surelerinin isimleri Felak ve Nas sureleri.

61-Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline “Mushaf” denir. Mushaf, “sayfalar haline getirilmiş” ya da “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelir. 

62-Bilinen en eski Kuran Mushafı (M.S. 9 yy)  Özbekistan‘ın Taşkent şehrindeki bir müzede sergilenen üçüncü Halife Osman Mushafıdır. Beş kopya halinde çoğaltılıp çeşitli İslam şehirlerine gönderilen orijinallerden biri de Topkapı Müzesi‘nde sergilenmektedir.

63-Kur’an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed’e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur’an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya getirmek anlamlarına gelir.

64-Kur’an’ın indirilişi Hz Muhammed’in 610 yılında ilk vahyi almasıyla başlayıp vefat ettiği 632 yılına kadar sürmüştür.
64-Ayet : Kur’an-ı Kerim’in bir veya birkaç cümlecikten oluşan ifadeleridir.Ayet sözlükte alamet, delil, işaret demektir.Kur’an’da yaklaşık 6236 ayet vardır.
65-Sure : Kur’an’ın en az 3 ayetten oluşan 114 bölümünden her birine verilen addır.
Sure sözlükte yüksek mevki, etrafı surlarla çevrili şehir demektir. Tevbe suresi hariç tüm sureler besmeleyle başlar.En uzun sure Bakara, en kısa sure Kevser’dir.
66-Cüz : Kur’an-ı Kerim’in 20’şer sayfalık bölümüne verilen addır.Kur’an-ı Kerim 30 cüzden oluşmuştur.
67-Mushaf : Kitap haline getirilmiş olan Kur’an’ın özel adıdır.Mushaf sözlükte iki kapak arasında toplanmış sayfalar demektir.Kur’an’a bu isim Hz. Ebu Bekir döneminde verilmiştir.

68-Tecvit : Kur’an-ı Kerim’i güzel bir biçimde okumak için uyulması gereken kuralları kapsayan ilimdir.
69-Mukabele : Kur’an-ı Kerim’i okuyan kişiyi, bilenlerin Kur’an’dan takip etmesi, bilmeyenlerin dinlemesidir. Ayrıca her Ramazan ayında Hz. Muhammed ve Cebrail’in ayetleri karşılıklı okumasına da mukabele denir.
70-Hatim : Kur’an-ı Kerim’i bütünüyle ezbere ya da yüzünden, baştan sona kadar okumak veya dinlemektir.
71-Hafızlık : Kur’an-ı Kerim’i bütünüyle ezberlemektir. Kur’an’ı baştan sona ezberleyen kişiye hafız denir. 
72-Meal : Kur’an-ı Kerim’in tercümesidir. Anlam, kavram demektir.

73-Tefsir : Kur’an-ı Kerim’i açıklamak ve yorumlamaktır. Kur’an-ı Kerim’i açıklayan kişilere müfessir denir. Ayetlerin iniş sebeplerini belirtir.

74-Ülkemizde ilk tefsir ve meal Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tarafından yapılmıştır.
75-Alak sûresinin ilk beş âyetinin nüzûlünden sonra vahiy bir müddet kesilmiştir (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 3).

76-Fetret döneminden sonra gelen ilk vahiy Müddessir sûresinin ilk âyetleri olmuştur (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 4, ”Bed,ü’l-palk”, 7, ”Tefsîr”, 74, 96: Müslim, ”Îmân”, 73, 161; İbn Sa‘d, I, 195).

77-Nâzil olan âyetlerin Mekke döneminin ilk yıllarından itibaren yazıldığına dair bizzat Kur’an’da ( el-Furkan 25/5; et-Tûr 52/1-3; Abese 80/11-16; el-Beyyine 98/2), hadis kaynaklarında (Müsned, III, 12, 21, 39, 65; Buhârî, ”Cihâd”, 129, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 4; Müslim, ”İmâre”, 24/92-94, ”Zühd”, 16/72; İbn Mâce, ”Cihâd”, 45; Tirmizî, ”Tefsîr”, 10) ve tarih kitaplarında bilgiler bulunmaktadır.

78-Vahyin erken dönemlerden itibaren yazıldığına dair en önemli delillerden biri Hz. Ömer’in müslüman olması hadisesidir. Ömer, kız kardeşi ve eniştesi yazılı bir metin üzerinden Tâhâ sûresini okumakta iken onların yanına girmiş, okudukları metni istemiş ve gusül abdesti aldıktan sonra bunu okumuştur (İbn Hişâm, I, 370-373).

79-Hz. Peygamber tarafından görevlendirilen vahiy kâtipleri nâzil olan âyetleri mevcut malzemeler üzerine yazıyorlardı (Buhârî, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 4). Bu malzemeler çok çeşitli olup en meşhurları develerin kürek ve kaburga kemikleri (azm), tabaklanmış deri parçaları (edîm), yaprak taşlar (lihaf), hurma dallarının uygun yerleri (asib), seramik parçaları (hazef), tahta (kateb), parşömen (rakk) ve papirüslerdir (kırtâs; vahyin yazıldığı malzeme için bk. Müsned, V, 185; Süyûtî, el-İtkan, I, 185-186; Hamîdullah, Kur’ânı Kerîm Tarihi, s. 43).

80- Resûli Ekrem’in vefat ettiği yılın ramazan ayındaki son okuyuş karşılıklı olarak ikişer defa gerçekleşmiş, böylece mushaf ortaya çıkmıştır (Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 5, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 7, ”İ.tikâf”, 17, ”Menâkıb”, 25; Müslim, ”Feçâ,il”, 50, ”Feçâ,ilü’s-sahâbe”, 98, 99; Nesâî, ”Sıyâm”, 2).

81-Hz. Peygamber’in sağlığında Kur’an’ın tamamını ez-berleyenlerin sayısı konusunda farklı rivayetler vardır. Enes b. Mâlik’ten gelen bir rivayette bunların dört veya beş kişi olduğu ifade edilmişse de diğer rivayetlerden bu sayının onu aştığı anlaşılmaktadır
82- Kur’an’ın Hz Osman (ra) döneminde yazılışı:HzOsman, Zeyd b Sâbit (ra), Abdullah b ez-Zübeyr (ra), Sad b el-Âs (ra) ve Abdurrahman b el-Haris b Hişam (ra)’ı görevlendirdi 83-İlk ayet 610 yılında Ramazan ayının on beşinci cumartesi ve on altıncı pazar gecelerinde Hira nur mağarasında nazil olmuştur.
Son ayet 623 yılında Zilhicce’nin 9. günü Arefe günü Arafat’ta nazil olmuştur ve Kur’ân-ı Azimüşşan tamama ermiştir.

84-Kur’an’a aşık olan Müslümanlar en güzel yazılarla yazmaya başlamış, zamanla hüsn-i hat sanatı oluşmuştur. Mushafları süslemek için de tezhib sanatı gelişmiştir. Hüsn-i hat çalışmalarıyla Kur’an’a hizmet eden Osmanlılar döneminde nice güzel el yazma Mushaflar yazılmıştır. Bu yüzden “Kur’ân-ı Kerîm Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” sözü meşhur olmuştur. 
85-Kayışzâde Hafız Osman Nuri’nin yazdığı Mushaf, 19. yüzyılın sonlarından günümüze kadar defalarca basılarak dünyaya yayılan ayet-berkenar tertibiyle yazılmış ve büyük şöhret kazanmıştır. Bu Mushaf; Kur’an’da en uzun ayet olan Müdayene (Borçlanma) ayeti diye bilinen Bakara suresinin 282. ayeti bir sayfa olarak düşünülerek yazılmıştır.

86-Kur’an, kelime olarak, “toplamak, okumak, bir araya getirmek” mânalarına gelir. Bu isim, Kur’an’a, bizzat kendisi tarafından verilmiştir (Bak: el-Bakara, 185). åyet ve sûreleri bir araya getirdiği; İslâm’ın îtikad, ibâdât, ahlâk, hukuk, v.s. esaslarını toplayıp ihtiva ettiği; dünyada en çok okunan ve okunacak olan kitab olduğu için bu ismi aldığı ifade edilir. Kur’an’ın daha bir çok isimleri vardır. Bu isimlerden bâzıları şunlardır: Kitab, Fürkan, Zikr, Hükm, Hikmet, Şifa, Hüdâ, Rahmet, Ruh, Beyan, Nimet, Bürhan, Nur, Hakk…

87-Kur’an’ın 4 unsuru vardır: 1. Lâfız, yani, okunur olması. 2. Arapa olması. 3. Hazret-i Muhammed’e (asm) indirilmesi. 4. Ondan bize eksiksiz, noksansız, tevatür yoluyla nakledilmiş olması. 

88- Kur’an-ı Kerim’in tarifi: Peygamberimize indirilmiş, Mushaflarda yazılı, Ondan tevatüren (yanlış aktarma ihtimali bulunmayacak tarzda) nakledilmiş, okunması ile ibadet edilen, beşerin benzerini getirmesinden aciz kaldığı ilahi kelamdır.
89-İlahi kitaplar Tevrat – Zebur – İncil – Kur’an-ı Kerim
90-ALLAH’ın emirlerinin Cebrail adlı melek aracılığı ile peygamberlere indirilmesi olayına vahiy denir.
91-Peygamberimiz zamanında K. Kerimi yazan kişilere  Vahiy Kâtipleri denir.
92-Vahiy Kâtibi Resulullah (s.a.v) ‘e vahiy edilen ayetleri yazanlar.
93- K. Kerim’de  Hud – İbrahim – Lokman – Muhammed – Nuh – Yunus – Yusuf sureler bulunmaktadır.
94-İlahi kitapların gönderiliş amacı  ALLAH’ın emir ve yasaklarını insanlara iletmek.
95-K. Kerimde 14 yerde secde ayeti vardır.
96-K. Kerim’in en kısa ayeti (Müdhammetan) Rahman Suresi, 64. ayettir.
97- “Ayet-el Kürsi”  Bakara Suresi 255. ayetidir.
98-Bazı surelerin başlarında bulunan ve anlamları sadece Allahu Teala tarafından ve bazı alimlerce bilinen harflere Huruf-u Mukatta denir.
99-K. Kerim’de ismi geçen sahabi Zeyd Bin Harise

100-Kuranı Kerimin kalbi olarak bilinen sure Yasin Suresi’dir.
101-Kur’an-ı Kerim’de anlatılan en güzel kıssa olarak bilinen olay Hz. Yusuf (a.s.) a aittir.
102-Yemame savaşında hafız olan 70 sahabi şehiy edilmiştir.
103-Kuanı Kerim  Besmele’ yle başlayıp Nas (insan) kelimesiyle biter.
104-ALLAH (a.c) ın bir olduğuna dair en büyük delil olarak bilinen sure  İhlas Suresi

105-Camiu’l-Kur’an unvanı ile anılan halife kimdir? Hz. Ebu Bekir

106-Kur’an’ın toplanmasında görevli heyetin baş¬kanlığını hangi sahabi yapmıştır? Hz. Zeyd b. Sâbit

107-Bir üstadın huzurunda Kur’an-ı Kerim’i okuyarak ondan kıraat almaya ne ad verilir?Arz

108-Kur’an-ı Kerim’i tecvid kaidelerine uymak suretiyle en hızlı okumaya ne ad verilir? Hadr

109-Asli med üzerine ziyadeyi gerektiren bir sebebe bağlı olarak meydana gelen medde ne denir? Fer’i Med

110- Kıraat ilminde kıraat-ı seb’a (yed-i kıraat) meşhur olmuştur. Bu kıraat imamlarından Medine’de şöhret olan zat kimdir?Nafi

111- Hz.Osman zamanında Kuranı Kerim çoğaltılarak İslam

merkezlerine gönderildi.Hz.Ebu Bekr`in toplattığı”

Mushaf”in asıl sayfalarını çoğaltarak her tarafa yaymıştır.

Bu sebepten Hz Ebu Bekir`e“Camiul Kuran“Hz Osman`a

 da “Naşirul Kur`an” denilmiştir.

112- Kur’an’ın harekelenmesi ve noktalanması merhalede tamamlanmıştır.Birincisi: Muaviye b. Ebu Süfyan döneminde, Muaviye, Ebu’l-Esved’i görevlendirmiş, O da Kur’an okurken meydana gelebilecek okuma hatalarını ortadan kaldırmak amacıyla nokta şeklinde hareke işaretleri koymuştur. İkincisi: Abdülmelik b. Mervan döneminde Kur’an’daki bazı harfleri birbirinden ayırmak için noktalar konulmuştur. Mervan bu işte el-Haccac b. Yusuf’u görevlendirmiş; o da bu işi Nasr b. Âsım ve Hayy b. Yasmur’a havale etmiştir. Üçüncüsü: Bu dönemde i’rab alametleri olan Fetha(Üstün), Zamme(Ötre), Kesre (Esre) ve Sükûn(Cezm( konulmuştur. Bu harekelendirmede Halil b. Ahmed el-Ferahîdî’nin yolu izlenmiştir.(KAYNAK:-Buhari-Ebu Davud-İslam Tarihi-Dini Kavramlar)

113- KUR’AN’DAN (nazil olan) İLK SURELER:Peygamberimize (sallallahü aleyhi vesellem)

Kur’andan ilk nazil olan sureler şunlardır:

A)“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”( Alak ayet/1)

B) Nun, kalemin ve kalem tutanların yazdıklarına kasem(and) olsun.”(Kalem Suresi ayet/1)

C)“Ey örtünüp bürünen (Resulüm)!” (Müzzemmil Suresi ayet/1)

114- KUR‘AN: Hz. Muhammed‘e vahyedilmis,mushaflarda yazili,tevatüren (yani, yalanda birlesmesi mümkün olmayanbüyük cogunluk tarafindan) nakledilmis,okunmasi ile ibadet olunan,insanligin benzerini ortaya koymaktan aciz kaldiginazm-i celil (cok güclü bir kutsal metin) dir.(Cem‘u‘l-Cevami‘ , 59 ;Zürkani, Menahilu‘l-Irfan, 1:12)

115-VAHYIN BASLANGIC TARIHI: Miladi 610 yili Ramazan 17

116-VAHYIN BITISTARIHI: Miladi 632 yili Zi‘l-hicce 9

117-VAHYIN TOPLAM MÜDDETI: 22 YIL ,2 AY,22 GÜN

NOT: Hz. Peygamber a.s.m. son gelen ayetten sonra 81 gün yasamistir.

118-VAHYIN MEKKE MÜDDETI: 12 yil, 5 ay, 13 gün.

119-VAHYIN MEDINE MÜDDETI: 9 yil, 9 ay, 9 gün.

120-MEKKE‘DE INEN SURE SAYISI: 86 SURE

121-MEDINE‘DE INEN SURE SAYISI: 28 SURE

122-MEKKE‘DE INEN AYET SAYISI: 4.743 AYET

123-MEDINE‘DE INEN AYET SAYISI: 1.493 AYET

NOT: Kur‘an‘in %63,3‘ü Mekki, %36,7‘si Medeni‘dir.

NOT: Fatiha Suresi hem Mekke‘de hem Medine‘de, yani iki defa nazil olmustur.

124-SON INEN AYET: MAIDE SURESI (5): 3. ayet

125-SON INEN SURE: NASR SURESI (110)

126-14 SURE HAMD-ÖVGÜ ILE BAŞLAR.

127-29 SURE KESIK HARFLERLE BAŞLAR.

128-10 SURE NİDA-ÇAĞRI ILE BAŞLAR.

129-21 SURE HABER CÜMLESI ILE BAŞLAR.

130-17 SURE YEMIN ILE BAŞLAR.

131-7 SURE ŞART CÜMLESI ILE BAŞLAR.

132-6 SURE EMIR CÜMLESI ILE BAŞLAR.

133-6 SURE SORU CÜMLESI ILE BAŞLAR.

134-3 SURE DUA ILE BASLAR.

135-1 SURE TA‘LIL ILE BASLAR.

136-Mekke’de ilk nâzil olan âyet: İkra’dır.
137-Mekke’de ilk nâzil olan süre : Müddesir veya Fatiha’dır.
138-Mekke’de ilk ilân olunan sûre : Vennecm’dir.
139-Mekke’de son nâzil olan sûre : Mü’minûn’dur.
140-Medine’de ilk inen sûre : Bakara süresidir.
141-Medine’de son inen âyet: Vettekû yevmen türceune fihi ilal-lah. 
142-Medine’de son inen sûre : Nasr’dır.

143-VahiyKatipleri:Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyir
b. Avvam, Amir b. Füheyre, Amr b. As, Abdullah b. Erkam, Sabit b. Kays, Hanzala
b. er-Rebi’, Muğire b. Şu’be, Abdullah b. Revaha, Halid b. Velid, Huzeyfe b.
Yeman, Muaviye b. Ebi Süfyan, Abdullah ibn Sa’d ibn Sarh, Ubeyy b. Ka’b, Zeyd b.
Sabit, Şurahbil ibn Hasene, Muaz b. Cebel, Cehm ibn es-Salt, Hüseyin en-Nemri,
Eban İbn Said, Abdullah b. Zeyd, el-Alâ ibn el-Hadremî, Muhammed ibn Mesleme.( Yakubi Tarihi: 2/11.)

144-Mekke’de ilk vahiy katibi Abdullah ibn Sa’d ibn Sarh idi. Bu şahıs irtidat edip sonradan yine müslüman olmuştur.Medine’de ise ilk vahiy katibi Ubeyy b. Ka’b idi. Ondan sonra da devamlı olarak
Zeyd b. Sabit yapmıştır.(Fethu’l-Bari: 2/11.)

145-Rasulullah, gelen vahiyleri sadece vahy katiplerine yazdırmakla yetinmemiş, nazil olan ayetleri her sene Ramazan’da Cebrail’e arzederek, ezberindekilerin kontrolünü yapmıştır. Son Ramazan’da ise bu arzediş ve tekrarlayış iki kez gerçekleşmiştir.( Buhari, Sahih: 3/35; Müslim, Sahih:4/1803, 1904, 1905; Nesai, Sünen: 4/125; Müsned: 1/288, 325, 326, 363.)Böylece Kur’an’ın hem ezber, hem yazım açısından noksansız tamamlanması sağlanmıştır.

146-  Her yıl bir defa yapılan bu karşılıklı okuma işi Allah Resulu’nun vefat edeceği yıl iki defa yapılmıştı. Bu son yapılan okuma işine de ‘Arza-i ahire’ denilmiştir.
147-Kuran-ı Kerimde hakkında en çok ayet inen kavim İsrailoğullarıdır.
148-Asım Kıraatı, yeryüzündeki Müslümanların büyük çoğunluğu Asım kıratını ve Hafs kıratını kullanmaktadır.Mushaflarda bu kırata göre basılmaktadır.
149-Resulullahın Kuranın zirvesi diye isimlendirdiği sure Bakara suresidir.
150-Kuran-ı Kerimin kalbi diye zikredilen sure Yasin suresir.
151-Abdestin farz olduğunu belirten sure ve ayet; Maide suresi 5 ve 6.cı ayetleridir.
152-Abdullah Bin Mesud, tefsir alanında ün kazanmış bir sahabidir.
153-Kendisin Tercumanül Kuran ve Bahrul-İlim sıfatı verilen müfessir sahabi Abdullah Bin Abbas.
154-Garibul-Kuran terimi,Kuranda herkes tarafından anlaşılmayan kelimeleri ifade eder.

155 -Kur’an’ın isimleri :Kur’an, kelime olarak, “toplamak, okumak, bir araya getirmek” mânalarına gelir. Bu isim, Kur’an’a, bizzat kendisi tarafından verilmiştir (Bakara: 185).

156-AKSÂMÜ’L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın yeminleri anlamına gelen aksâmü’l-Kur’ân, Kur’ân’da geçen yeminleri konu edinen tefsîr usulünde bir bilim dalıdır. Kur’ân’da çok yemin kullanılmıştır. Yüce Allah; kendi adına, peygamberlere, Kur’ân’a, meleklere, kıyâmet gününe, göğe, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze ve zamana… yemin etmiştir. 17 sûre yeminle başlamaktadır. Kur’ân’da birçok gerekçe ile yemin edilmiştir. Meselâ, Allah’ın tekliğini (Sâffât, 37/1-4), Kur’ân’ın (Vâkıa, 56/75-77) ve peygamberin (Yâsîn, 36/1-4) hak olduğunu, ceza, va’d ve vaîdin mutlaka gerçekleşeceğini (Zâriyât, 51/1-5; Tûr, 52/1-8) bildirmek için yemin edilmiştir.

Yemin, sözü tekit etmeyi ve muhatabı sözün doğruluğuna inandırmayı hedeflediği gibi yemin edilen şeyin değerini ve şanını da ifâde eder.

157-BESMELE:Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla anlamına gelen “Bismillâhirrahmânirrahîm” âyetinin adıdır. Besmeleye “Allah’ın adını anmak” anlamına gelen “tesmiye” de denir. Besmele, Neml sûresinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazılmıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve “Besmele ile başlanmayan her iş bereketsiz ve sonu güdüktür” buyurmuştur (Aclûni, Keşfü’l-Hafa, II,174). Kur’ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanırken besmele çekilir. Kur’ân’da Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanların etlerinin yenmeyeceği bildirilmiştir (En’âm, 6/121).

Besmele çeken insan; başka bir varlık adına değil sâdece Allah adına, O’nun rızası için ve O’nun izniyle başlıyorum, demiş olur. Besmelede Yüce Yaratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur’ân okumuş ve Allah’ı anmış olur.

158-DİRÂYET TEFSÎRİ:Kur’ân âyetlerini, âyetler ve hadislerle tefsîr etmekle yetinmeyip dil, edebiyat, din ve çeşitli bilgilere dayanılarak, akıl ve içtihatla yapılan tefsîre denir. Dirâyet tefsîrine re’y tefsîri de denir.Dirâyet tefsîrinde; kelimelerin etimolojik yapısı, hakikat veya mecaz oluşu, cümlelerin tahlili, emir ve yasakların ne ifade ettiği, sözün bağlamı ve belâğat yönleri dikkate alınır. Müfessir, ilmî gücüne göre âyetleri yorumlar. Dirâyet tefsîrinin makbul olabilmesi için bu tefsîrin, İslâm’ın ruhuna, Kur’ân ve sünnet bütünlüğüne uygun olması gerekir. Aksi takdirde bu tefsîr, ilhadî bir tefsîr olur.

Fahruddin Râzi’nin “Mefâtihu’l-Gayb”, Beydâvî’nin “Envâru’t-Tenzil ve Esrâru’t-Te’vîl”, Nesefî’nin “Medâriku’t-Tenzil ve Hakâiku’t-Te’vîl” adlı eserleri bu metotla yazılan tefsîrlere örnektir

159-EMSÂLÜ’L-KUR’ÂN:Kur’ân’ın meselleri anlamına gelir. Tâbirde geçen “emsâl” “mesel” kelimesinin çoğuludur. “Mesel”; benzer ve delil demektir. “Atasözüne” de mesel denir.

Kur’ân’da meseller (örnekler) vardır. Varlığının sebebi; düşündürme, hatırlatma, öğüt verme, duygulandırma, ibret verme ve böylece insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmedir.

“Andolsun biz bu Kur’ân’da insanlara öğüt almaları için her misali anlattık” (Zümer, 39/27), “Biz bu misalleri insanlara anlatıyoruz ama onları âlimlerden başkası düşünüp anlamaz” (Ankebût, 29/43) âyetleri ile Allah Kur’ân’da misaller anlattığını bildirmektedir. Meseller, Tahrim sûresinin 11-12. âyetlerinde olduğu gibi sarih ve zâhir; A’râf sûresinin 58. âyetinde olduğu gibi gizli, remizli ve imalı olabilir.

160-FÂTİHA:Sözlükte “açan, açılabilecek şeylerin başı, ilk açılacak yeri” anlamına gelen Fâtiha, Kur’ân’ın birinci sûresinin adıdır. Sûreye, indirilişinde, tertibinde, yazılışında ve namazda okunuşunda ilk olduğu için Fâtihatü’l-Kitap (Kitabın başı); her türlü övgü Allah’a mahsustur anlamına gelen “el-hamdü lillâhi” ile başladığı için el-Hamd, el-Hamdü lillah; Kur’ân’ın mukaddimesi, ön sözü ve özeti mesabesinde olduğu için Ümmü’l-Kur’ân (Kur’ân’ın anası), el-Esas (Kur’ân’ın esası); yedi âyetten oluştuğu ve her fırsatta tekrar tekrar okunduğu için Seb’u'l-Mesânî; namazda bölünmeden tamamı okunduğu için el-Vâfiye; yine namazda sadece Fâtiha okunularak yetinilebildiği için el-Kâfiye”; okuyan kimse Allâh’a şükür ve dua yapmış olduğu için şükür ve dua sûresi; her namazda okunduğu için salât (namaz) sûresi; dertlere deva olduğu için eş-Şifa; arşın hazinelerinden bir hazine olduğu için el-Kenz ismi verilmiştir. Hz. Peygamber (a.s.)’in beyanına göre; “Fâtihayı okumayanın namazı olmaz” (Müslim, Salat, 111). Fâtiha, her fırsatta okunur, okuyan kimse Allah’a karşı zikir, şükür ve hamd görevlerini îfa etmiş, dua ve niyazda bulunmuş olur. Fâtiha, Kur’ân’ın nitelik itibarıyla en büyük sûresidir.

161-FEVASILÜ’L-ÂYÂT:Âyetlerin fâsılaları demektir. Âyetlerin son kelimesine kendisinden sonra gelen âyeti evvelkinden ayırdığı için fâsıla denilmiştir. Çoğulu fevâsıldır. Kelimenin son harfine “fasıla harfi” denir. Fâsıla harfleri, bir tane veya daha fazla olabilir. Meselâ ihlâs sûresindeki âyetlerin fasılası dal harfidir. Fâtiha sûresindeki âyetlerin fasılası ise nûn ve mim harfleridir. (İ.K.)

162-GAYR-İ İLAHÎ VAHİY:İlâhî olmayan, cin ve insanlar arasında cereyan eden vahye denir. Zekeriya (a.s.)’ın kavmine vahyi gibi (Meryem, 19/11), bu vahiy, imâ ve işâret etmek anlamındadır. Şeytanın şeytana vahyi gibi (En’âm, 6/121); bu vahiy, fısıldamak ve gizli konuşmak anlamındadır.

163-İNZÂL VE TENZİL:Kur’ân’ın M. 610 yılında Ramazan ayında Kadir gecesinde toptan dünya semasına, Beytü’l-İzze’ye indirilmesine inzâl, parça parça âyetler hâlinde vahiy yolu ile Hz. Muhammed (a.s.)’e indirilmesine ise tenzîl denir.

164-İSTİÂZE:Sığınmak, korunmak ve sarılmak anlamındaki “a-v-z” kelimesinden türeyen istiâze; şeytanın ve kötü insanların şerrinden, her türlü zarar, bela, âfet ve musîbetlerden Allah’a sığınmak demektir. “Teavvûz” ve “iltica’” ile aynı anlamdadır.

Kur’ân’da istiâze; “eûzû billâhi” (Allah’a sığınırım) (Bakara, 2/67), “eûzü bi’r-Rahman” (Rahman’a sığınırım) (Meryem, 19/18), “eûzü bi Rabbi’l-felâk” (Sabah’ın Rabbına sığınırım) (Felâk, 113/1), “eûzü bi Rabbi’n-nâs” (İnsanların Rabb’ına sığınırım) (Nâs, 114/1) ve “meâzallah” (Allah’a sığınırım, Allah korusun) (Yûsuf, 12/31, 58) cümleleri ile ifade edilmiştir.

165-KELÂMULLAH:Allah’ın sözü demektir. Bundan maksat, Tevrat, İncil ve Kur’ân gibi vahiy ile Peygamberlere verilen kitaplar, sahifeler ve âyetlerdir. Kur’ân’da bu tâbir üç âyette geçmiş ve Tevrat (Bakara, 2/75), Kur’ân (Tevbe, 9/6) ve Allah’ın hükmü, va’di (Fetih, 48/15) anlamında kullanılmıştır.

166-KISASU’L-KUR’ÂN:Kur’ân kıssaları, hayat öyküleri demektir. Kur’ân’da geçmiş peygamberlere ve milletlere dair kıssalar vardır. Kur’ân kıssalarının amacı, tarihi olayları anlatmak değil, insanlara ibret dersi vermektir. Bu sebeple kıssalar, bir sûrede değil farklı sûrelerde yeri geldikçe anlatılmış ve tekrar edilmiştir. Adem ile melekler ve şeytan, Adem ile Havva, Adem ve oğulları Habil ve Kabil, Lokman ve oğluna öğütleri, Yusuf’u kardeşlerinin kıskançlığı, kuyuya atılması, Zeliha ile arasında geçen hadise, hapse girmesi, maliye bakanı olması, Musa Peygamber, Firavun ve Yahûdîlerle olan olaylar, inek ve Hızır hadisesi, Süleyman (a.s.) ve Belkıs, İsâ (a.s.) ve annesi Meryem, İsrailoğulları, Zülkarneyn, Ashab-ı Kehf, İbrahim (a.s.) ve Nemrut, Ashab-ı Uhdud, Ashab-ı Fil gibi bir çok kıssa ve olay anlatılmaktadır. Bu kıssalar, hayal ürünü değil, bizzat hayatta yaşanmış, gerçek olaylardır.

167-KİRÂAT-İ AŞERE:On kıraat, Kur’ân’ın 10 farklı okunuşu demektir

168-KONULU TEFSÎR:Kur’ân’ı, konu konu, kavram kavram ele alıp tefsîr etmektir. Buna “edebî metot” da denir. Bu tür çalışmada; Kur’ân’ın indirilişi, yazılması, toplanması, mushaf haline getirilmesi, Kur’ân’ın indiği çevrenin ve nuzûl sebeplerinin araştırılması yapılmakla birlikte asıl araştırma Kur’ân içinde yapılır. Kur’ân kelimelerinin sözlük, terim ve izâfi anlamları incelenir. Kelimenin semantik tahlili yapılır. Kelimeyi Peygamberin nasıl anladığı araştırılır. Kullanıldığı bağlam dikkate alınarak Kur’ân’daki anlamı tespit edilir. Terkipler aynı usulle ele alınır. Evlenme, boşanma, zekat, namaz, îmân, içki, hırsızlık vb. konular Kur’ân bütünlüğü içinde anlatılır, âyetlerin âyetle ve hadislerle tefsîrine dikkat edilir. Bu tür çalışmada âyetler, bağlamından koparılarak, aynı konudaki diğer âyetler dikkate alınmadan yorumlanmaz. Her konuya bir bütün olarak bakılır.

169-SADAKALLAHÜ’L-ÂZİM:”Allah doğru söyledi” demektir. Kur’ân-ı Kerim veya Kur’ân’dan bir veya daha fazla âyet okunduğu zaman “sadakallahü’l-azîm” denir. Bu tabiri söyleyen kimse, Kur’ân’ın hak ve doğru bir kitap olduğunu, Allah’ın her emir ve yasağının, helal ve haramının, hüküm ve tavsiyesinin, bütün sözlerinin doğru olduğunu ikrar ve ilan etmiş olur. Allah en doğru sözlü olduğu gibi, Allah kelamı olan Kur’ân da hem adalet hem de doğruluk bakımından tamamlanmıştır.

170-TASAVVUFÎ TEFSÎR:Tasavvuf, Kur’ân’ın sezgisel ve duygusal yönünü temsil eder. Tasavvuf kavramı, Kur’ân’da lafız olarak yoksa da ilke, amaç ve hayat tarzı olarak vardır. Kur’ân’ın ahlak, tefekkür, zikir, tesbih, tahmid, tekbir… vb. kavramlarını mutasavvıflar kendilerine konu edinmiş, ilgili âyetleri tefsîr etmişlerdir. Mutasavvıflar, yaptıkları tefsîre “işârî tefsîr” ismini vermişlerdir. İşârî tefsîr; ilk anda akla gelmeyen fakat tefekkürle âyetin işaretinden kalbe doğan ma’nâdır. Sûfîler, riyazet ve ibadetle ledünnî/vehbî ilmi elde ettiklerini, bu ilim sayesinde zihinlerine doğan yorumları kapalı bir üslupla, remiz ve işaretlerle ifade ettiklerini söylediler. İşârî tefsîre, sûfî ve tasavvufî tefsîr de denir.

171-VAHY-İ GAYRİ METLÜV:Okunmayan vahiy demektir. Bundan maksat, Peygamberin Kur’ân dışı aldığı vahiydir. Hz. Muhammed (a.s.)’in Kur’ân dışı vahiy aldığının, âyet ve hadislerden bir çok delili vardır. Bakara sûresinin 144, Tahrîm sûresinin 3, Necm sûresinin 3-4, Nisâ sûresinin 113, Ahzâb sûresinin 34. âyetleri; Cibrîl hadisi diye meşhur olan hadis (Ebû Dâvûd, Kader, 17) buna delildir. Cibril, Kur’ân için indiği gibi sünnet için de iniyordu (Tecrid, II/460-464). Hz. Muhammed (a.s.), “Bana Kur’ân ve onun gibi bir misli verildi.” demiştir (Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Ahmed, IV/131). Hz. Peygamber Kur’ân dışı vahiy almakla birlikte, bütün hadislerin vahiy ürünü olduğunu söylemek de mümkün değildir. Çünkü Peygamberimiz, Kur’ân âyetlerini tefsîr ve teyit sadedinde, öğüt vermek amacıyla, kendi re’yini beyan sadedinde sözler de sarf etmiştir. Bunlar dinde delil olmakla birlikte, vahiy ürünü olarak kabul etmemek gerekir; ancak, vahyin kontrolünde söylenmişlerdir.

172-VAHY-İ METLÜV:Okunan vahiy demektir. Bundan maksat Kur’ân’dır. “?Bu Kur’ân bana sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu?” (En’âm, 6/19); “Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur’ân-ı acele okuma…” (Tâ-hâ, 20/114) vb. âyetler, Kur’ân’ın vahiy ürünü olduğunu ifade etmektedir.

173-VÜCÛH VE NEZÂİR:Vücûh, çeşitli anlamlarda kullanılan müşterek (çok anlamlı) lafızlara; nezâir ise, bir çok kelimenin aynı anlamda kullanılmasına denir. Sâlat kelimesinin Kur’ân’da beş vakit namaz (Bakara, 2/3), ikindi namazı (Mâide, 5/106), Cuma namazı (Cum’a, 62/9), cenaze namazı (Tevbe, 9/84), dua (Tevbe, 9/103), din (Hûd, 11/87), kırâat (İsrâ, 17/110), rahmet ve istiğfar (Ahzâb, 33/56), namaz kılınacak yer (Hac, 22/40) anlamlarında kullanılması vücûha; sakar, nâr, hutame, cahim, hâviye, saîr kelimelerinin cehennemi ifade etmek için kullanılması ise nezâire örnektir.

174-ZELLETÜ’L-KÂRÎ:Okuyucunun sürçmesi ve yanılması anlamına gelen zelletü’l-kârî, dinî bir kavram olarak, namazda kıraatte yanılmayı ifade eder. Buna lahn da denir.

175-Resulullahın Kur’anın zirvesi dediği sure hangisidir?d:)Bakara
176- Ahmet ismi kendisine zikredilen sure hangidsidir?d:)Saff
177-Zekatın kimlere verileceğini tek tek sayan ayeti kerime hangi surededir?d:)Tevbe
178-Bedir gavzesini anlatan süre hangisidir?c:)Enfal
179-İki Nebinin adı ile biten süre hangisidir?c:)Ala
180-Her ayetinde Allah (c.c) lafzı olan sure hangisidir?a:)Mecadele
181-Hendek gavzesini anlatan süre hangisidir?b:)Ahzab
182-Mirac hadisesini anlatan süre hangisidir?b:)Necm
183-Zülkarneyn süresini anlatan süre hangisidir?c:)Kehf
184-Talat-Calut kıssasını anlatan sure hangisidir?a:)Bakara
185-Musa (a.s) ile Hızır (a.s) kıssasını anlatan süre hangisidir?b:)Kehf

186-“Müşkilü’l-Kur’ân” ifâdesinin tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
b) Kur’ân’ın aralarında tenâkuz ve ihtilâf olduğu zannedilen âyetleri.
187-Tahkîk: En ağır okuma şeklidir. Yavaş yavaş, manayı düşünerek, bütün tecvit kurallarına uyarak, ruhsatları kullanmadan (mesela medd-i munfasılı da 4 elif uzatarak) okumaktır.

188-Hedr / Hadr: Süratli okuma şeklidir. Hatim indirenler, cüz okuyanlar bunu tercih ederler. Bunda yine medd-i lazım 4, medd-i muttasıl 2 elif uzatılır. Bu ikisinin dışında 1 eliften fazla uzatılanlar ise 1 elif uzatarak okunur.

189-Tedvîr: Tahkîk ile hedr’in ortasıdır. Bunda da mana düşünülür

190-HERZEME:Bu üç okuyuş tarzının dışında bir de caiz olmayan bir okuyuş daha vardır ki, buna Herzeme denir. Bu okuyuşta harfler, kelimeler birbirine karışır, okuyuş bozuluır. Kur’an-ı Kerim’i, bu şekilde okumak haramdır.

191-ARZ:Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği şekilde muhafazası, âyet ve sûrelerin tertibinin doğru olarak tesbiti ve bunun kontrolü için Cibril (a.s) her sene Ramazan ayında, bir rivayete göre Ramazan ayının her gecesinde, Hz. Peygamber (s.a.s)’a gelirdi. Hz. Peygamber (s.a.s.) Kur’an âyetlerini Cibril’e okurdu. Buna “arz” denir. Aynı âyetleri, mukayese için, bir de Cibrîl (a.s) okurdu ki buna da “mukabele” denir.
192- KURAN’DA BULUNAN İŞARETLER م : Durmak vaciptir. Durulmayıp geçilirse anlam bozulur.
ط : Durmak evlâdır (daha iyidir). ج : Durmak evlâdır. قف : Durmak evlâdır. Hafif bir duruşla (bir nefeslik) durulmalıdır. ز : Geçmek evlâdır. ق : Geçmek evlâdır. ص : Nefes yetmediğinde durulabilir. لا : Durmak caiz değildir. Eğer durulursa bir önceki kelime ile birlikte tekrar okunur. Ayet sonunda durunca ise, tekrar edilmez çünkü durak sonlarında durmak caiz, hatta efdaldir. ك : Bir evvelki durağın aynısı demektir.
193-İlk hareke:Ebul Esved ed-Düeli
194-Harf Noktalama:Nasr bin Asım-Hayy b.Yamer
195-İrab Alametleri:Halid b.Ahmed
196-Secavend:Muhammed b.Tayfur es-Secavendi

197-Nâsih – Mensûh: Nesh, bir şeyi iptâl etmek ve onun yerine başka bir şeyi ikâme etmek, yer değiştirmek, izâle etmek. Şer’î bir hükmün yürürlüğe konmasından sonra, gelen diğer bir şer’î hükümle kaldırılması, iptâl edilmesi demektir. Hükmü kaldıran âyete “nâsih”, hükmü kaldırılan âyete de “mensûh” denir. Mensûh âyet ile amel edilemez.
198-Mücmel-Mübeyyen: Mânâsı kapalı lafızları ihtivâ eden âyetlere mücmel, mücmel âyetleri açıklayan âyetlere de mübeyyen âyet denir.
199-Mübhem-Muhkem: Üstü kapalı anlatım. Açık ifâdeli âyetler.
200-Müteşâbih: Birden fazla anlama gelen ifâdeler.
201 -İ’câzu’l-Kur’ân: Âciz bırakmak, iknâ etmek, muhâtabın delillerini çürütmek.
202-Vücûh – Nezâir: Eş sesli kelimelere vücûh; farklı anlamlı kelimelere de nezâir denir.
203-Emsâlu’l-Kur’ân: Özlü ifâdeler.
204 -Rivâyet Tefsiri: Kur’ân-ı Kerîm’deki bâzı âyet-i kerîmelerin başka âyetlerle veya Peygamberimizin sünneti veya Ashâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması. Buna me’sûr veya naklî tefsir de denir. En meşhurları:
Taberî: Câmiu’l Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân;
Semerkandî: Tefsîru’l-Kur’ân;
Beyzâvî: Medînetü’l-Menzil;
İbn-i Kesîr: Tefsîru’l Kur’ânü’l Azîm;
Süyûtî: ed-Dürru’l Mensûr;
Fîruzâbâdî: Tenvîru’l Mikbâs min Tefsîri İbn Abbas.

205-Dirâyet Tefsîri: Akla ve yoruma dayalı tefsir. Rasûlüllah’tan gelen rivâyetler (açıklamalar) esas alınarak, Kur’ân-ı Kerîm’in lisân bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma’kûl, re’y tefsîri ve te’vîl de denir. Başlıcaları:
Zemahşerî: el-Keşşâf;
İbn Kuteybe: Te’vilü’l Müşkilü’l-Kur’ân;
Şevkânî: Fethu’l Kadîr.
Arapça Tefsirler: Taberî, Zemahşerî, Beyzâvî, Râzî, Kurtubî, Celâleyn.
206- LAHN: Kur’an okurken harflerin sıfatlarında, harekelerinde, tecvid kaidelerinin uygulanmasında yapılan hatadır.
1- Lahn-ı Celi (Açık hata): Harflerin asli sıfat ve mahreçlerinde, hareke ve sükunlarda yapılan hatadır. Manayı bozduğu gibi çoğu zaman namazı da bozar.
2- Lahn-ı Hafi (Gizli hata): Sıfatı arızalarda meydana gelen hatadır. Harfin aslını değiştirmez. Mana bozulmadığı gibi namazı da bozmaz. Ancak hata olduğu için vebali vardır.
207- RAF-I SAVT(ses yükseltme): Kur’an okurken bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonu yükseltilerek okumak demektir.
Ses yükseltmeyi gerektiren sebepler:
1- Okunan yerin Hak ve Hakikati açıklaması;
2- Hakkın, haklının sözlerinde
3- Allâh’ın emir ve yasaklarında
4- Hafd-ı Savt ile okunan ayetleri takip eden ayetler; müjde, mükâfat ve merhamet bildiren ayetler Raf-ı Savt ile okunur.
208- HAFD-I SAVT (ses indirme): Kur’an okurken, bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonunu düşürerek okumaktır.
Hafd-ı savtı gerektiren durumlar:
1- Dua ve istiğfar ayetleri,
2- Batıla mensup sözler,
3- Tehdit ve taziye ayetlerinde,
209-TESHİL: sözlükte “kolaylaştırmak” anlamındadır. Kıraat ıstılahında ise, “birbirini takip eden iki hemzeden ikincisini, hemze ile elif, hemze ile vâv veya hemze ile yâ arası bir sesle okumak” demektir Bu üç çeşit teshilli okumaya aşağıdaki örnekleri vermek mümkündür: “Hemze” ile “elif” arası bir sesle okunan “hemze” için “ ءَ أَعْجَمِيٌّ ” (Fussilet, 41/44) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu, “Hemze” ile “yâ” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَئِنَّكُمْ ” (En’âm, 6/19) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu, “Hemze” ile “vâv” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَؤُنَبِّئُكُمْ” (Âl-i İmrân, 3/15) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu örnek gösterebiliriz. Asım kıraatinde, sadece birinci gruptaki teshil uygulanmaktadır.

210-İslam’a göre Allah Kuran’ı ikinci bir isim olarak “Kitap”, olarak adlandırmak suretiyle, daha en baştan itibaren, bu metnin yazılı hale getirilmesinin önemine işaret etmiştir. (14)

211-Mushaf:Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline Mushaf denir. “
Mushaf”, “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelen bir kelimedir.
212-İslam’a göre Kur’an son peygamber Hz. Muhammed’in mucizelerindendir. Dil bakımından da Kur’an çoğu akademisyene göre Arapça’nın en güzel örneğidir.
213-Ebû Bekr’in (ö. 13/634) halifeliği sırasında Kur’an-ı Kerîm toplanıp iki kapak arasında kitap haline getirilince, uygun bir isim aranmış, Abdullah b. Mes’ud’un (ö.32/652) “Habeşistan’da bir kitap gördüm, ona Mişhaf, Mushaf adını vermişlerdi” demesi üzerine, halife tarafından bu isim uygun bulunmuştur (15)

214-Kur’ân’ın son inen âyeti de şudur: “Bu gün size dininizi ikmal ettim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslâm’ı seçtim” (el-Mâide, 5/3).
215-Vahyedilen bütün sûrelerin hafızlar tarafından ezberlenmesi, kemik, tahta, papirüs, deri ve kiremit inceliğindeki pişirilmiş tuğlalara yazılmak suretiyle korunmuştur.
215-Kur’an sahifeleri Mekke lehçesi esas alınarak bir araya getirildi (16)

217-Hz. Osman zamanında bu nüshadan çoğaltılan mushafların yedi nüsha olduğu söylenir (17)

218-HURUF-U MUKATTAA: Kur’ân’ın bazı sûrelerinin başındaki hece harfleri. Kur’ân’ın yirmidokuz sûresi bu harflerle başlamaktadır. Bu sûrelerden üç tanesi bir; on tanesi iki; onüç tanesi üç; iki tanesi dört ve bir tanesi de beş mukattaa harfiyle başlamaktadır.

Bu sûreleri şöylece sıralayabiliriz: Bakara, Âlu İmran, A’râf, Yunuş Hud, Yusuf, Ra’d, İbrahim, Hicr, Meryem, Neml, Kasas, Ankebut, Rum, Lokman, Secde, Yâsîn, Sâd, Mü’min, Fussilet,

Arap dilinde kelimelerin harf sayısı ile de Hurûf-u Mukattaanın bir ilişkisi vardır. Şöyle ki; Arap dilinde kelimeler ya bir, ya iki, ya üç, ya dört, ya da beş harften oluşmaktadır. Arapça’da beş harften fazla harften oluşan kelime yoktur. Hurûf-u Mukattaa da birden başlamak üzere beş harfe kadar bir arada zikredilmiştir.

6 sûrede “elif-lâm-mîm” vardır: Bunlar: Bakara, Âl-i İmrân, Ankebût, Rûm, Lokman ve Secde sûreleridir.

Ârâf sûresinde de “Elif-lâm-mîm-sâd”

5 sûrede “elif-lâm-râ” vardır. Bunlar: Yunus, Hûd, Yusuf, İbrahim ve Hicr Sûreleridir.

Ra’d Sûresinde de “elif-lâm-mîm-râ” vardır.

6 sûrede “hâ-mîm” vardır. Bunlar: mü’min, Fussilet, Zuhruf, Duhân, Câsiye ve Ahkaf sûreleridir;

Şûrâ sûresinde de “hâ-mîm-ayin-sîn-kaf” bulunmaktadır.
Şuarâ ve Kasas Sûrelerinde “tâ-sîn-mîm“,

Neml Sûresinde “tâ-sîn“,

Meryem Sûresinde “kâf-hâ-yâ-ayîn-sîn-kaf“,

Tâhâ Sûresinde “tâ-hâ“,

Yâsin Sûresinde “yâ-sîn“,

Sâd Sûresinde “sâd“,

Kaf Sûresinde “kaaf“,

Kalem Sûresinde de “nûn” harfi bulunmaktadır.

219-Kur’an-ı Kerim: Son vahiy dini olan İslâm’ın kutsal kitabı. Kur’ân, tercih edilen görüşe göre, “karae” fiilinden edilen bir mastar olup, Allâh’ın son kitabına özel ad olmuştur. Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek demektir.
220-Tevrat: İbranice Tura kelimesinin Arapçalaşmış biçimi olan Tevrat kanun, ittifak, birlik, anlaşma, sözleşme, adlaşma gibi anlamları dile getirir. İslâm geleneğinde Hz. Musa’ya nazil olan kitabı belirtir. Yahudi geleneğinde ise, bugün Ahd-i Atik (Eski Ahit) denilen kitaplar toplamının adıdır.
221-Zebur: Allah tarafından Hz. Dâvud (a.s)’a gönderilen Mezmurlar ve Mezâmir adı ile de anılan mukaddes kitap. Lügatte Mezmur, “Kavalla söylenen ilâhî, Hz. Dâvud’a inen Zebur’un sûrelerinin her biri” anlamlarına gelir. Mezmur “yazılmış” manasına gelen kitap anlamındadır. Büyük bilgin Zeccac, Zebur’un “Hikmetli kitap” manasına geldiğini; Âlu İmran, 3/184 ayetindeki “Zebûr” kelimesinin “menetmek” manasına gelen “Zebr” kökünden olduğunu açıklamıştır. Kitap da halkın hilâfına olan hususlardan meneden şeyleri bildirdiği için Zebûr diye adlandırılmıştır (18) 18-(Fahreddin er-Râzi, Mefâtihu’l-Gayb, Ankara, 1990, VIII, 417).
222-İncil: Allah tarafından Hz. İsa’ya gönderilen; Tevrat’ın aslını doğrulayan Kur’an-ı Kerîm tarafından tasdik edilen ve bir anlamı da “yol gösterici, aydınlatıcı” olan (el-Maide, 5/46-48), dört büyük kitaptan birisi. Yunanca “Evangelion”; iyi haber, müjde demektir. Esas itibariyle Hz. İsa’nın hayatını, mucize ve faaliyetlerini, söylediği hikmetli sözleri, tebliğ etmiş olduğu şeriat hakkındaki peygamberane hakikatları anlatmak için kullanılmıştır. Bu kelime ile ilk hristiyanlar; İsa’nın insanlara bildirisini, onları kötülük ve günahtan kurtarmağa ve selamete götürmeğe geldiğine dair vaadini anlatmış ve adlandırmışlardı. Hz. İsa da onu; “Tanrı’nın Krallığı’nın müjdesini (iyi haberini) duyurma” olarak tanımlar (19)

DİPNOTLAR:

1-Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 3.

2-İbn Hişâm, I, 370-373

3-Hamîdullah, Kur’ânı Kerîm Tarihi, s. 43).

4-Buhârî, ”Bed,ü’l-vahy”, 5, ”Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 7, ”İ.tikâf”, 17, ”Menâkıb”, 25; Müslim, ”Feçâ,il”, 50, ”Feçâ,ilü’s-sahâbe”, 98, 99; Nesâî, ”Sıyâm”, 2).

5-İslam Tarihi

6-Dini Kavramlar Sözlüğü(DİB)

7-Cem‘u‘l-Cevami‘ , 59 ;Zürkani, Menahilu‘l-Irfan, 1:12)

8-Yakubi Tarihi: 2/11.)

9-Fethu’l-Bari: 2/11.)

10-Keşfü’l-Hafa, II,174

11-Müslim, Salat, 111

12-Ebû Dâvûd, Kader, 17)

13-Tecrid, II/460-46

14-“Ana Hatlarıyla Kuranı Kerim”, Prof. S. Yıldırım, s.56

15-Celâleddin es-Süyûtî, el-İtkân fi Ulûmi’l-Kur’ân, terc. Sakıp Yıldız, H. Avni Çelik, İstanbul 1987, I, 124). Mushaf; sayfalardan meydana gelmiş kitap anlamına gelir.

16-Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1980, III, s. 761).
17-Muhammed Hamidullah, a.g.e., II, s.763
).

18-Fahreddin er-Râzi, Mefâtihu’l-Gayb, Ankara, 1990, VIII, 417).

19-Kitâb-ı Mukaddes, Matta, I, 1, 14; S.C.F.Brandon, A Dictionary of Comparative Religion, London, 1970, s. 310; Anne Merie Sechimmel, Dinler Tarihine Giriş Ankara 1955, s. 210).

 

 

 

 

 

 

20

Ekim
2012

Fatiha Suresi

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  217 Kez Okundu

Kur’an’ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına “Fâtiha” denilmiştir. Diğer adları şunlardır: Ana kitap manasına “Ümmü’l-Kitâp” dinin asıllarını ihtiva eden manasına “el-Esâs”, ana hatlarıyla İslâm’ı anlattığı için “el-Vâfiye” ve “el-Seb’u'l-Mesânî”, birçok esrarı taşıdığı için “el-Kenz

20

Ekim
2012

Müsebbihat ve Zehrevan Sureler

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  483 Kez Okundu

Müsebbihat olarak isimlendirilen sureler;Hadid,Haşr,Saff,Cuma ve Teğabun sureleridir.
Zehrevan:Kur’an’deki sure-i Bakara ile Sure-i Al-i İmran.

20

Ekim
2012

MUAVVİZETEYN(İki koruyucu )-Muavvizât (koruyucular) Sureler

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  627 Kez Okundu

Hareketli Gül Resimleri 2Hareketli Gül Resimleri 2

Muavvizeteyn:İki koruyucu demektir. Bundan maksat, Kur’ân’ın Felak ve Nâs sûreleridir. İhlas, Felak ve Nâs sûrelerine ise muavvizât (koruyucular) denir. İhlas sûresi, Allah’ı anlatmaktadır. Felak ve Nâs sûrelerinde ise; yaratıkların, karanlık gecelerin, büyücülerin, haset edenlerin, insanların göğüslerine kötü düşünceler fısıldayan cin ve insan vesvesecilerinin şerrinden insanların ilahı, meliki ve Rabbi olan Allah’a sığınılması tavsiye edilmektedir.

Peygamberimiz (a.s.), “Akşam ve sabah olunca İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini üçer kere oku, onlar her şeye karşı sana yeter.” buyurmuş (Tirmizî, Deavat, 117) kendisi veya ailesinden biri hastalandığı zaman (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 14; Müslim, Selâm, 50-51) ve göz değmesine (Nesâi, İstiaze, 37; Tirmizî, Tıb, 17) karşı muavvizeteyn’i okumuştur. Yatmadan önce üç kere muavvizâtı okumuş, eline üflemiş ve elleriyle bütün vücudunu meshetmiştir (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 14).

19

Ekim
2012

Surelerin Tasnifi

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  420 Kez Okundu

Sûre kelimesi lügatte: yüksek makam, yüce derece, şan ve şeref, binanın kısım veya katlan anlamına gelir. Çoğulu “Suver”dir(Sûre kelimesinin çeşitli anlamları için bkz. Sıhah el-Cevheri, 2/690 ; Lisânu’l-Arab, 4/386 ; Menâhil, 1/343.)Istılahta ise, Kur’ân-ı Kerîm’in biri diğerinden ayrılmış 114 bö¬lümden oluşan parçalanna sûre denilir. Gerçekten her sûre Allah’ın kelâmını ihtiva etmekte, yüksek ve şerefli bir konumda bulunmak¬tadır. Âyetleri toplayan ve birbirinden ayrılan sûreler, önemli bir özel¬lik ve güzelliği sergilemektedirler.
Kur’ân’da en uzun sûre Bakara’dir ve 286 âyettir. En kısa sûre de 3 âyetten oluşan Kevser süresidir.
1. es-Seb’u't-Tuvel: En uzun 7 sure demektir. Fatiha’dan sonra Tevbe suresinin sonuna kadar yani 2-9 sureleri arasını kapsar.
2. el- Muin: Ayet sayıları 100′e yaklaşan veya biraz geçen sureler.
3. el- Mesani: Ayet adedi 100′den az olanlar.
4. el- Mufassal: Mushaf-ı Şerif’in son bölümü olup, tercih edilen görüşe göre, başlangıcı 50. Olan Kaf suresinden itibaren, sonuncu (114.) Nas Suresine kadar olan kısımdır. Bu grup da 3′e ayrılır:
A) Tıval-ı Mufassal: (uzun) Kaf-Büruc, yani 50.-85. sureler.
B) Evsat-ı Mufassal: (orta) Tarık-Beyyine, yani 86.-98. sureler.
C) Kısar-ı Mufassal: (kısa) Zelzele- Nas, yani 99.-114. sureler.”(Suat Yıldırım, Anahatlarıyla Kur’ân-ı Kerim ve Kur’ân İlimlerine Giriş, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2009.)

Bazen bir surenin birden fazla isminin olduğu görülür.

İnsan – Dehr

Fatır – Melaike

İsra – beni İsrail

Bazen iki veya daha fazla sureye bir isim verilmiştir.

Zehrevân: Bakara ve Ali-i İmran surelerine denilmektedir ki, iki parlak sure anlamına gelmektedir.

Muavvizetân: Felak ve Nass surelerine denmektedir.

Muavvizât: İhlâs, Felak ve Nass surelerine denmektedir.

Müsebbihât: Hadîd, Saff, Cum’a, Teğâbûn ve Âlâ surelerine denmektedir.

KUR’AN’ı Kerim 23 yılda tedrici olarak nazil olmuştur. Bunun 12 yıl 5 ay 13 günü Mekke’de 9 yıl 9 ay 9 günü ise Medine’de gerçekleşmiştir. Mekke’de inen sürelere Mekki, Medine’de inen sürelere ise Medeni süreler denir.İlk nazil olan ayet “İKRA” ayeti ilk nazil olan süre “MÜDDESİR” veya “FATİHA” süresi; son nazil olan süre ise “NASR” süresidir. KUR’AN’ı Kerim ilk olarak Levh-i Mahfuzdan dünya semasına inmiş, oradan da daha çok bir sual veya bir hadise sebebi yle tedrici olarak nazil olmuştur. (KUR’AN’I KERİM BİLGİLERİ, Osman KESKİNOĞLU)

 

 

19

Ekim
2012

Kıraat Çeşitleri

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  1.366 Kez Okundu

Kırâatları, senedleri açısından sahih ve gayr-i sahih (şazz) olarak iki kısma ayrılır. Sahih olarak kabul edilenler “mütevâtir” ve “meşhur”, gayr-i sahihler (şazz) ise “âhâd”, “müdrec” ve “mevzu”

1-Sahih Kırâatlar:Sahih olarak nitelendirilen bu kırâatlar mütevâtir ve meşhur olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

a)Mütevâtir Kırâatlar Yedi meşhur kıraattir. Yalan üzerine bir araya gelmeleri aklen

imkansız olan bir topluluğun başka bir topluluktan Hz.Peygamber’e kadar

muttasıl bir senedle rivâyet ettikleri kırâatlara mütevâtir kırâatlar denir.Mütevatir olan yedi kıraat;

1- İbni Kesîr- Mekke.
2- Nafi’ -Medine.
3- İbni Âmir -Şam. 4-Ebu Amr – Basra.
5-Hamza-Küfe.
6-Kisaî-Küfe.
7- Âsım – Küfe.

b)Meşhur Kırâatlar:. Sahîh kırâatların mezkur şartlarına uyan, ancak

tevâtür derecesine ulaşmamış kırâatlara denir.

1- Ebu Cafer Yezid Medenî (H 132 / M 749)
2- Yakup bini İshak (H
205/M 820)
3- Ebu Muhammed Halef bini Hişam (H
229/M 843) Yedisi mütevatir
2-Sahih Olmayan (Şazz) Kırâatlar
Senedi sahîh olmayan kırâatlardır. Şâzz kırâat,

mütevâtir kırâatlara özge üç şarttan birisi eksik olan kırâatlardır

a-    Ahâd KırâatlarSenedi sahîh olmakla beraber, ya imam nüshasına

ya da Arapçanın gramerine ters düşen kırâatlara “Ahad Kırâatlar” denir.

b-    Müdrec Kırâatlar

c-    Mevzû/Apokrif Kırâatlar


 

18

Ekim
2012

Kuran-ı Kerim Bilgileri

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  186 Kez Okundu

MÜTEVATİR KIRAATLAR (Yedi Kıraat)
1- İbni Kesîr- Mekke.
2- Nafi’ -Medine.
3- İbni Âmir -Şam. 4-Ebu Amr – Basra.
5-Hamza-Küfe.
6-Kisaî-Küfe.
7- Âsım – Küfe.
mütevatir olan yedi kıraat sahipleri yedi Kurrâ’ bunlardır.
Bizim kıraatimiz Hafs rivayetiyle Âsım kıraatidir. (Ebu Ömer Hafs bini Süleyman (H. 180/M. 796).
Mütevatir olan bu yedi kıraattan sonra meşhur olan üç kıraat gelir ki onlar da şu üç zata nisbet olunur:
MEŞHUR KIRAATLAR
1- Ebu Cafer Yezid Medenî (H. 132 / M. 749).
2- Yakup bini İshak (H. 205/M. 820).
3- Ebu Muhammed Halef bini Hişam (H. 229/M. 843).

17

Ekim
2012

Kuran-ı Kerim Bilgileri

Yazar: arafat  |  Kategori: KUR’AN-I KERİM  |  Yorum: Yok   |  291 Kez Okundu

Kuran-ı Kerim İslam’ın kutsal kitabıdır. Arapça bir sözcük olan “kuran”, okumak, ezbere okumak, bir araya getirmek anlamına gelir.Peygamber Efendimize verildiği 610’dan 632’deki vefatına kadar parça parça indirilmiştir. Kur’an –ı Kerime,Kelamullah, Kitabullah, Furkan, Tenzil, Mushaf, Kitab, Nur ve Ümmülkitap isimleriyle bilinir. Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline Mushaf denir. “ Ebu Bekir tarafından Mushaf haline getirtildi .Kur’an’ın bölünmüş olduğu 30 parçadan her birine cüz denir.Kur’an 114 sûreden müteşekkildir . Sûre: Kur’an’ın, birbirinden besmele ile ayrılan her bir bölümüdür. Muavvizat:Allah`a sigindiranlar anlaminda ihlas, felak ve nas surelerinin ücüne birlikte verilen isim.
Muavvizateyn:Felak , nas sureklerinin ikisine birden verilen isim.
diğerlerinin de onu takip etmesidir.Ayet:Alamet, nisan, ibret, emr-i acip, delil anlamlarina gelir.Fasila adi verilen bir harf ile ayrilmis olan Kur`an-i Kerim cümlelerinden herbirine ayet.Kur`an-i Kerimde en uzun sure Bakara, en kisa sure Kevser suresidir.Medine` de inen en son ayet Nasr suresidir.
Ayetü`l Kürsi :Bakara suresinin tevhid akidesini anlatan 255.ayetinin adi..Bakara suresinin 255.ayetine Peygamberimiz tarafindan”ayetü`l-kürsi” adi verilmistir.Peygamberimiz, bazi hadislerinde , ayetü`l-Kürsi`nin Kur`an`in dörtte birine denk oldugunu belirtip bunu en büyük ayet nitelemis.Bu ayette Yüce Allah´in isim ve sifatlari özlü bir sekild anlatilmistir.
Mücmel-Mübeyyen: Mânâsı kapalı lafızları ihtivâ eden â yetlere mücmel,
mücmel â yetleri açıklayan â yetlere de mübeyyen â yet denir.
Muhkem:Kuran-ı Kerimin uzmanlık gerektirmeyen , herkesçe anlaşabilecek olan ayetlere muhkem denir.Bazı Terimler;Emsâlu’l-Kur’ân: Özlü ifâdeler.Esbab-i Nüzul:Tefsir ilminin ayet veya surelerin inis sebeplerini arastiran dali. Garibül Kuran:K.Kerimde farklı lehçelerde kullanılan kelimelerdir.
İcazül Kuran:Kuranın benzerinin yapılamaması.K.Kerimim okuyuş şekilleri;Tahkik,Hadr ve Tedvir.Kur’anın çoğaltılmasına Hicretin 25.yılında başlanmıştır.Kur’an metninin harekelenmesine Hicr 65. yılda başlanmıştır.Miun:Yaklaşık 100 ayetten oluşan surelere verilen isim.Müşkilü’l-Kur’ân: Kelimelerin anlaşılma güçlüğ ü.
Sebeb-i Nüzûl: Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl (inme) sebebi. (esbâb-ı nüzûl).Sebül Mesani,Fatiha suresi için kullanılan dini bir terimdir.Cebrail Peygamberlere vahy getirmek, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melek. Dört büyük melekten birisi ve en üstünü.Cebrâil aleyhisselâmın ismi Kur’ân-ı kerîmde geçmekte olup, ayrıca Cibrîl, Rûh-ul-Emîn ve Rûh-ul-Kuds diye de zikredilmektedir. Cebrâil kelimesi lügatta “Allahü teâlânın kulu” mânâsındadır. Cebrâil’e ayrıca Nâmûs-ı Ekber de denilmiştir. Cebrâil aleyhisselâmın vazîfesi peygamberlere vahy getirmektir.
İlk inen âyetler inananları okumaya, öğrenmeye, yazmağa ve araştırmaya çağırır ve ilim için büyük teşvik mesajı taşır. Kur’an’ın bütün metnini ezberleyen ve uygun şekilde ( tecvid) okuyabilen kişiye hafız denir. Hz. Muhammed ilk hafız olarak kabul edilir. Kur’an’ı uygun bir şekilde ve güzel bir tutum ve sesle okumaya tilavet denir. Kur’an sureleri bazen bir bütün olarak bazen de bölümler halinde indirildi. Bazı sûreleri Mekke’de inmesi dolayısıyla “Mekkî”, bazıları Medine’de indirildiklerinden “Medenî” diye nitelendirilmiş ve 22 yılda tamamlanmıştır.
Ebû Bekr’in (ö. 13/634) halifeliği sırasında Kur’an-ı Kerîm toplanıp iki kapak arasında kitap haline getirilince, uygun bir isim aranmış, Abdullah b. Mes’ud’un (ö.32/652) “Habeşistan’da bir kitap gördüm, ona Mişhaf, Mushaf adını vermişlerdi” demesi üzerine, halife tarafından bu isim uygun bulunmuştur

Toplam 17 sayfa, 12. sayfa gösteriliyor.« İlk...1011121314...Son »



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.