15

Nisan
2012

-Peygamberimizin en meshur isimleri

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  614 Kez Okundu

-Peygamberimizin en mşshur isimleri:Ahmet, Mahmud, Mustafa, Muhammed.

15

Nisan
2012

İlk Şehitler

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  269 Kez Okundu

İlk sehit:Islam tarihinde ilk şehit olan Hz.Sümeyye ve eşi Hz.Ammar`dır.

15

Nisan
2012

En son vefat eden sahabe

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  398 Kez Okundu

Ebu Tufeyl Amir b.Vasile el-Leysi:En son vefat eden sahabe.

15

Nisan
2012

Medine de İlk Doğan Çocuk

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  448 Kez Okundu

Abdullah bin Zübeyr:Hicretin 1.ci senesinde Medine`de ilk dogan cocuk Abdullah bin Zübeyr`dir.Abdullah`in annesi Hz.Ebubekir`in kizi Esma`dir.Medine`de muhacirlerden ilk dogan cocuk oldugundan dogumu sevincle karsilanmistir.Abdullah , Islam tarihinde söhret almis bir zatti.

15

Nisan
2012

ÇİHAR-İ YAR-İ GÜZİN

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  313 Kez Okundu

ÇİHAR-İ YAR-İ GÜZİN:Farsca 4 anlamina gelen cihar,dost dost anlamina gelen güzin kelimelerinin birlesmesinden meydana gelmistir.4 seckin dost, 4 halife, Hülefa-i Rasidin:Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali (radiyallahu anhum).

15

Nisan
2012

NESİBE HATUN

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  292 Kez Okundu

NESİBE HATUN:Uhutta vücudu kanlar icinde iken Peygamberimize siper olan kadin ahabe

15

Nisan
2012

Senetü`l-İbtihace/Senetu`l Hüzün/Senetü`l vüfud

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  380 Kez Okundu

Senetü`l-İbtihace:Bi`setin 12.(m.621) yılında İslamiyeti kabul edenler çok oldugu için bu seneye“Senetü`l ibtihace“ denir.
Senetu`l Hüzün(620)eygamberimizin amcası Ebu Talib ve esi Hz.Hatice`nin 3 gün arayla vefat ettigi yıl.
Senetü`l vüfud:Senetü`l vüfud; heyetler yılı demektir.

15

Nisan
2012

Kanlari Harem-i Şerife dökülen sahabe

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  310 Kez Okundu

Haris Ibn-i Ebi Hale:Kanlari Harem-i Şerife dökülen ilk Islam şehidi.

15

Nisan
2012

İLK KAN DÖKEN SAHABE

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  1.186 Kez Okundu

Müslümanların gizli ibadet ettikleri dönemde arkadaşları ile birlikte Mekke dışına
ibadet etmek için giden ibadet etmeleri müşrikler tarafından rahatsız edilince bir deve
kemiğini alarak müşriklerin birinin kafasına vurarak İslam’da ilk kan döken sahabe
olmuştur. Aynı zamanda düşmana savaşta ilk oku atan sahabe ünvanını taşıyan ve
cennetle müjdelenen Hz. Sad Bin Ebu Vakkas (r.a.).
: Müslümanların gizli ibadet ettikleri dönemde arkadaşları ile birlikte Mekke dışına
ibadet etmek için giden ibadet etmeleri müşrikler tarafından rahatsız edilince bir deve
kemiğini alarak müşriklerin birinin kafasına vurarak İslam’da ilk kan döken sahabe
olmuştur. Aynı zamanda düşmana savaşta ilk oku atan sahabe ünvanını taşıyan ve
cennetle müjdelenen Hz. Sad Bin Ebu Vakkas (r.a.).

15

Nisan
2012

KURAN-I KERİMİ MÜŞRİKLERE AÇIKTAN OKUYAN ABDULLAH BİN MESUD

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  338 Kez Okundu

Kur’an’ı Kerim açıktan Mekkelilere hiç okunmamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in teklifini kabul eden sahabe olup hiç korkmadan ve çekinmeden Kabe’nin yanına vararak Kur’an’ı,Azimüşşan’ın Rahman suresini slogan atarcasına Mekkeli müşriklere okuyan ve Bedir savaşında İslam düşmanı Ebu Cehli öldüren sahabe

14

Nisan
2012

Peygamber Efendimizin seni seviyorum ve dua ettiği sahabe

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  607 Kez Okundu

PEYGAMBER EFENDİMİZİN SENİ SEVİYORUM DEDİĞİ SAHABE
Hz. Peygamber kendisini çok seviyor ve zaman zaman: “Ey Muaz seni seviyorum” demek suretiyle bu sevgisini açiga vururdu. Ashab arasinda da, yüz güzelliginin yaninda, yumusak huylulugu, hayâsi, cömertligi ile taniniyordu. Onu Hz. Ömer de çok seviyordu. Muaz hakkinda söyle dedigi rivayet edilir: “Analar bir daha Muâz gibisini doguramaz. Eger Muâz olmasaydi Ömer helak olurdu. sayet Muaz benim hilafetim zamaninda yasamis olsaydi onu kendimden sonra halife tayin ederdim ve Rabbim bana onu niçin halife tayin ettigimi sordugunda da: “Ya Rabbi, senin Rasûlün’ü, Âlimler kiyamet gününde bir araya geldiklerinde Muâz, bir ok atimi (veya bir tas atimi) onlarin önünde olacak” derken isittim, diye cevap verirdim” demistir (ibn Sa’d, Tabakât, III, 583-590).
Muâz b. Cebel’in diger bir özelligi de Kur’ân’i ezbere bilmis olmasi ve onu güzel okumasidir. Bunun için Sevgili Peygamberimiz: “Kur’an’i dört kisiden ögrenin: Abdullah b. Mes’ûd, Ubey b. Kâ’b, Muâz b. Cebel ve Ebu Hûzeyfe’nin âzadlisi Sâlim” buyurmustur. Ayni zamanda Hz. Peygamber zamaninda Kur’ân’in toplanmasinda emegi geçenlerdendir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 190; Tecrid Terc., IX, 401; X, 22).
PEYGAMBERİMİZİN DUASINA NAİL OLAN SAHABE EBU HUREYRE
Ebu Hüreyre, Peygamber Efendimizin (a.s.m.), “Allah’ım! Şu kulcağızını ve anasını mü’min kullarına sevdir. Mü’minleri de onlara sevdir.” duâsına da nail olmuştur.(Ahmed b. Hantael, Müsned, c. 2, s. 320, Müslim, Sahih, c. 4, s. 938, 939.)
ÜMMÜ EYMEN VAHYIN KESİLMESİNDEN AĞLIYORUM
Ümm-i Eymen Peygamberimizin vefatında, yanında bulundu. Gözyaşlarını tutamıyordu. Kendisine dediler ki:
- Niçin bu kadar ağlıyorsun?
- Ben Resulullahtan ayrılacağımızı biliyordum. Bunun için ağlamıyorum. Ben vahyin kesilmesine ağlıyorum.
Bu büyük İslâm kadınına Peygamberimizden sonra Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer de layık olduğu hürmeti gösterdiler. Çünkü, Resulullahın değer verdiği kimseler, sahabîlerin yanında da kıymetliydi. Bu sebeple zaman zaman ziyaretine giderler, varsa ihtiyaçlarını görürlerdi. O da duâ ederdi.
Yaşı bir hayli ilerleyen Ümm-i Eymen Hz. Osman’ın halifeliğinin ilk yıllarında vefat etti.
HZ.OSMANIN RÜYASI VE ŞEHADETİ
Hazreti Osman şehit olacağı gün bir rüya görür ve rüyasını kendisini ziyarete gelen Abdullah Bin Selam’a aktarır. Selam sabah ve hoş beşten sonra Abdullah Bin Selam’a ‘ sana gece gördüğüm bir rüyayı anlatayım mı?’der. Abdullah Bin Selam da ‘evet, lütfen !’ diyerekten Hazreti Osman’dan rüyayı anlatması istirhamında bulunur. Ve Hazreti Osman odasındaki ışık huzmelerinin sızdığı deliği göstererek (havha) ya da kandilliğe işaret eder şöyle der: “Peygamberimizi bu kandillikte gördüm. Bana ‘seni kuşattılar mı?’ diye sordu. Ben de ‘evet ya Resulallah’ dedim. Ardından ‘sana su vermediler mi?’ diye sordu. ‘Evet ya Resulllah’ dedim. Ve bana su dolu bir bakraç uzattı ve içtiğimde omuzlarımdan vucudumunun tamamını kapsayan bir serinlik hissettim. Bana buyurdular ki, ‘dilersen seni onlara karşı muzaffer kılayım. Dilersen bizim yanımızda iftara gel.’ Ve ben de onların yanında iftarı yeğledim…” Zinnureyn yani iki nur sahibi anlamında Resulullah’ın iki kızıyla izdivaç eden Hazreti Osman rüyanın ertesi günü şehadet mertebesine erer ve şehadet şerbetini içer (Zünnurayn Osman Bin Affan, Muhammed Rıza, Daru’l Kütüb el İlmiyye, s: 190).
HZ.BİLAL-İ HABEŞİNİN SON EZANLARI
Resulullah’ın irtihalinden sonra ezan okumadığını belirtmiştik. Takriben on yıllık zaman zarfında bunun üç tane istisnası vardır.
Birincisi; Hz. Ömer’in Şam seferinde halifenin ısrarı üzerine okuduğu ezan..
İkincisi; Hz. Ömer’le Kudüs’ü fethe gittiğinde, orada yine Hz. Ömer’in, ashabın ve mücahitlerin ısrarı üzerine okuduğu ezan…
Üçüncüsü; Medine’ye geldiğinde okuduğu ezandır ki bu hayli ilginç ve hüzünlü olmuştur.
“Şam’da iken bir gece rüyasında Hz. Peygamberi gören Bilal-i Habeşi hemen yol hazırlığına başlayarak Medine’ye gelmiş ve Resulullah’ı ziyaret etmiştir. Bu sırada Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i gören Hz. Bilal, gözlerinden yaşlar akarak ikisine de sarılmıştır. Hz. Hasan ve Hüseyin de O’ndan Birgen fecir vakti ezan okumalarını istemiştir. Hiç kimsenin isteği ile ezan okumayan Hz. Bilal, Resulullah’ın bu iki ciğerparesinin arzularını kırmamış ve bir gün sabah ezanını okumuştur. Ancak ezanın yarısını tamamlayabilmiş, geri kalanını gözyaşlarına mani olamadığı için tamamlayamamıştır. Bu arada ezan okurken O’nun sesini duyan ve tanıyan bütün ashap hemen evlerinden büyük bir coşkunluk ve şaşkınlık içinde çıkarak, sanki Resulullah ile birlikte namaz kılacaklarmış gibi Mescidi Nebevi’ye koşmuşlardır. O gün, Resulullah’ın muhabbeti bütün kalplerde tazelenerek içi buruk bir bayram günü yaşanmıştır.”
PEYGAMBER EFENDİMİZİN AĞLAMASI
Allah Resûlü, annesinin vefatından uzun yıllar sonra kaza umresi için Mekke’ye giderken Ebva kasabasına uğramış, annesinin mezarını ziyaret etmiş, mezarı düzeltmiş ve ağlamıştır. Sahâbîler Efendimize niçin ağladığını sorduklarında ise şöyle buyurmuştur: “Annemin sevgisini ve merhametini hatırladım (ibn Sa’d, Tabakat, I, 117.)
PEYGAMBERİMİZİN OĞLU İBRÂHİM’İN ÖLÜMÜ ve AĞLAMASI
(8 Şevval 10 H./7 Ocak 632 M.)
İbrâhim, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin 7′inci çocuğudur. Diğer 6 çocuğunun hepsi de, ilk eşi Hz. Hatice’den olmuştu. İbrâhim ise Mısırlı Mâriye’den doğmuştur.
İbrâhim, Hicretin 8′inci yılı Zilhicce ayında doğmuştu. İki yaşını doldurmadan öldü. Rasûlüllah (s.a.s.) İbrâhim’i öper koklardı. Ölürken gözleri yaşardı. Avf oğlu Abdurrahman:
- Ey Allah’ın Rasûlü, sen de mi ağlıyorsun? “Oysa ölüye ağlamayı men etmiştin,” dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):
Ben, bağırıp çağırmayı, üst-baş yırtmayı men ettim. Bu ise, Allah’ın kullarının kalbine koyduğu şefkattir. Göz ağlar, kalb mahzûn olur. Biz, Rabbımızın rızâsına uygun olmayan söz söylemeyiz. Ey İbrâhim, seni kaybetmekten dolayı hüzün içindeyiz, buyurdu.(399)
- İbrâhim benim oğlumdur. O henüz annesini emerken öldü. Cennette iki süt anne, onun süt müddetini tamamlayacaklardır, dedi.(400)
İbrâhim, Bakî Kabristanı’na defnedildi. Kabrinin üstüne Rasûlüllah (s.a.s.) bir kırba su döktürdü. (401) Faydası da yok, zararı da, fakat diriyi tatmin eder, buyurdu.
İbrâhimin öldüğü gün (7 Ocak 632 saat: 8.30′da)(402) güneş tutulmuştu. Halk.
- İbrâhim’in ölümünden dolayı Güneş tutuldu, dediler. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem:
- Güneş ve ay, Allah’ın kudretini gösteren alâmetlerdendir. Hiç kimsenin ölümünden veya doğumundan dolayı tutulmazlar. Siz bu olayla karşılaştığınız zaman, namaz kılıp duâ edin, buyurdu.(403) (Diyanet İlmihali,c.1,sh.36

14

Nisan
2012

OSMANLI DEVLETİNDE NAKİBUL-EŞRAFLIK KURUMU

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  1.040 Kez Okundu

Kâbe’nin içini süpürmeye mahsus olan süpürgelerden birisi getirildiğinde süpürgeyi bir taç gibi kaldırarak başına koymuştur .Kendinden sonra gelen sultanların taçlarına koydukları süpürge işareti buradan gelmektedir (Yavuz Sultan Selim han )
Osmanlıların, Ehl-i Beyt’e ve ilim ehline gösterdikleri saygı ve ilgiden dolayı, hemen hemen bütün İslâm beldelerinden birçok Seyyid-Şerîf ve nice mümtaz ilim ehli kendi memleketlerini bırakıp, Osmanlıların hakimiyeti altında olan bölgelere hicret etmişlerdir. Osmanlılar, idarecileriyle ve tebasıyla bu şanlı muhacirlere maddî ve manevî her türlü yardımı yapmış ve samimi alâka ve hürmeti göstermişlerdir. Ehl-i Beyt’e gösterilen bu tazim ve ikram sebebiyle, Müslüman memleketlerde bulunan Ehl-i Beyt mensuplarına mahsus bazı özel kâideler konmuş, teşkilâtlar kurulmuş, onlara reis tayin edilmiş ve vergiden muaf tutulmuşlardır. Osmanlı devleti kurulduktan sonra, daha önceki Müslüman Türk devletlerinde olduğu gibi Ehl-i Beyt mensupları için, izzet ve şereflerini muhafaza, haklarını ve itibarlarını koruma gayesi ile özel teşkilatlar kurulmuş ve husûsî kâideler konmuştur. Bu teşkilâtların başında “Nakîbu’l-Eşrâf” müessesesi gelmektedir.
Halifeler tarafından Nakîbu’l-Eşraflara yazılan ferman ve beratlarda, bu makamın kadir ve kıymetine mütenasib tazimkâr sözler kullanılırdı. Sikâyet (Zemzem dağıtma vazifesi) ve divan-ı mezalim (adalet divanı) reisliği gibi yüksek memuriyetler verilirdi.
Osmanlı devletinde Nakîbu’l-Eşrâf makamı, hicrî 802 Ramazan ayında Sultan Yıldırım Bâyezıd zamanında tesis olundu. İlk olarak Emir Buhârinin talebelerinden aslen Bağdatlı olan Seyyid Ali Natta’ bin Muhammed ismindeki Hz. Peygamberin neslinden gelen bir zat, Osmanlılarda Nakîbu’l-Eşrâf olarak tayin edilmiştir. Osmanlılar zamanında Nakîbu’l-Eşraf’a pek ziyade hürmet ve alâka gösterilirdi. Merasim esnasında devlet ricalinin önünde olurdu. Padişaha kılıç kuşatanlar olduğu gibi müstecabü’d-da’ve (duası kabul edilen) sayıldıkları için duaların çoğunu Nakîbu’l-Eşrâf’lar yaparlardı. İkinci Abdülhamit zamanında Nakîbu’l-Eşrâfların ikametleri için Yıldız civarında bir konak tahsis edilmişti. Osmanlı saltanatıyla beraber Nakîbu’l-Eşraflık da tarihe karışmıştır.
Hz. Muhammed (s.a.s)’in neslinden gelen kişilerle ilgili işleri gören kimse. Hz. Peygamber’in nesli, kızı Fâtımâtü’z-Zehrâ (r.an) ile damadı ve amca oğlu Hz. Ali (r.a)’den devam etmiştir. Hz. Ali’nin, büyüğü Hz. Hasan ve küçüğü Hz. Hüseyin o(an oğullarından gelen zürriyet zamanımıza kadar ulaşmıştır. Birbirlerinden farklı olduğunu göstermek için, Hz. Hasan’dan gelen kola “şerif”, Hz. Hüseyin’den gelen kola ise “seyyid” denilmiştir. Ehl-i beytten olanlara, İslâm tarihinin ilk devirlerinden günümüze kadar, her devlet ve iktidar tarafından çok hürmet ve saygı gösterilmiştir. Nakîbül-eşrâf adı verilen kişi, bu soydan gelenler arasından seçilir ve Hz. Peygamber (s.a.s) neslinden gelenlerin işlerine bakar, neseplerini kaydeder, doğumlarını ve ölümlerini deftere geçirir, gelişigüzel mesleklere girmelerine engel olur, fey ve ganimetlerden kendilerine ait. paylarını alıp aralarında dağıtır, hanımların denkleri olmayan erkeklerle evlenmelerine mani olurdu. Bu açıdan nakîbül-eşrâf, Peygamber (s.a.s) hanedanı mensuplarının umumi bir vasisi hükmünde idi .
Kaynaklara göre, Abbasi halifesi Harun er-Reşid ile oğlu Me’mun dönemlerinde seyyid ve şerifler yeşil sarık sarıp yeşil cübbe giyerlerdi. Ancak bir süre sonra bu usûl terkedilmiş olduğundan halk içinde farkedilmez olmuşlardı. Mısır’da Türk Memluk sultanlarından Melik Eşref Şaban (773-1371) zamanında şeritlerin başlarına yeşil bir alâmet sarmaları emrolunmuştur. Bu yeşil alâmet Osmanlı döneminde de bu kişilerin özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlılar, seyyidlere “emir”, başlarına sardıkları yeşil sarığa da “emir sarığı” derlerdi. Hz. Peygamber (s.a.s) soyundan gelen kadınlar da başlarına yeşil bir alâmet takıyorlardı. Şerif ve seyyidler her zaman yeşil sarıkla gezmeye mecburdu, ancak bunlardan biri şeyhülislâm olacak olursa o zaman şeyhülislâmlara mahsus beyaz sarık sarardı .
Osmanlı Devletinde nakîbül-eşrâflık makamı, Ramazan 802/Mayıs 1400′de Sultan Yıldırım Bayezid döneminde tesis edilmiş ve Emir Buhari talebelerinden Bağdatlı Seyyid Ali Nita’ b. Muhammed adında biri, Anadolu’daki seyyid ve şeriflere nâzır tayin edilerek, kendisine aynı padişah tarafından Bursa’da yaptırılmış olan Ebu İshak Kâzerûnî Zaviyesi’nin tevliyeti verilmiştir
Nakîbül-eşrâflık ünvanı Osmanlılarda XV. yüzyıl sonlarından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bu ünvanın kullanılması ile ilgili olarak şu olay nakledilir: Sultan II. Bayezid döneminde, padişahın hocası Seyyid Abdullah oğlu Seyyid Mahmud, 900/1494te şerif ve seyyid teşkilâtının başına getirilmişti. Seyyid Mahmud, Arap ülkelerinde seyyid ve şeriflere nezaret eden kişiye “nakîbül-eşrâf” denildiğini görmüş ve bu durumu hükümete intikal ettirerek kendisine bu ünvanın verilmesini talep etmişti (8). Bunun üzerine sözkonusu ünvan kendisine verilmiştir. Nakîbül-eşrâflık makamı, Osmanlı saltanatının ilgâsına kadar devam etmiştir.
Nakîbül-eşrâfların, Osmanlıların ilk dönemlerinde devletçe ödenen yevmiyeleri yirmi beş akçe iken, daha sonra artarak XVI. asrın sonlarında günde yetmiş beş akçeye yükselmiş ve bu rakam sonraki dönemlerde giderek artmıştır. Nakîbül-eşrâflar, kadılar gibi belirli bir süre için atanmadıklarından uzun seneler bu makamda kalır, gerekli görülürse değiştirilirlerdi. Nakîbül-eşrâfların resmi elbiseleri, XVIII. yüzyıldan itibaren kazasker elbiselerinin aynı idi; ancak başındaki “örf” denilen kavuğun yerine “küçük tepeli” adı verilen kavuk giyip üzerine seyyid ve şeriflere mahsus yeşil renk tülbent sarardı (9).
Nakîbül-eşrâfların, kendi konaklarında daireleri ve maiyyetlerinde hizmet eden adamları vardı. Nakîbül-eşrâflar, eyâlet, sancak ve kazalarda, yine seyyid ve şeriflerden olan kaymakamları aracılığıyla ülkedeki bütün seyyid ve şeriflerin isimlerini içeren defterler tutarlardı. “Şecere-i tayyibe” adı verilen bu defterlerde her seyyid veya şerifin ismi, hüviyeti, silsilesi, evlâdı, ahvâli ve ikâmetgâhına dair bilgiler bulunurdu.
Seyyid ve şeriflerin kanun ve âdetlere aykırı hareketleri olursa ve İstanbul’da ise nakîbül-eşrâf, taşralarda ise kaymakamları tarafından cezaya çarptırılırdı. Cezalandırma sırasında, önce başındaki yeşil sarık alınarak öpülür; ceza işlemi bittikten sonra başlık iade edilirdi. (Öte yandan mahkemelerde ve divanlarda, davacılar arasında seyyid ve şerifler varsa, bunların davalarına diğerlerinden önce bakılırdı .
Padişah cüluslarında hükümdara, önce nakîbül-eşrâf bey’at edip dua eder, sonra protokol bey’atını yapardı. Bayram tebriklerinde de öncelik nakîbül-eşrâfa aitti. Her iki tebrikte de rütbesi ne olursa olsun, padişah nakîbül-eşrafa ayağa kalkar ve alkış yapılırdı. Osmanlı padişahlarının cüluslarında bazı nakîbül-eşraflar, kılıç alayı merasiminde yeni padişaha kılıç kuşatmışlardır .
Devlet-i Âliye; Fahri Kâinat Efendimiz ve Onun kutlu soyu Ehl-i Beyt’e hürmet ve hizmetini, müesseseler kurarak da fiilen gösterme yoluna gitmiştir. Sınırları dahilindeki, Peygamber nesebine mensup Seyyid ve Şerifleri tek tek kaydederek; her türlü ihtiyaç ve hizmetlerini görmek ve şecerelerini soy kütüklerine işleyip muhafaza etmek için, özel olarak “Nakibü’l Eşraflık” müessesesi ihdas etmiş ve başına da Âl-i Beyt’e mensup “Nakibü’l Eşraf” isimli bir memur atamıştır.
Peygamber nesline bağlı olduğunu belgeleyenlere, birer berat verip kendilerini her çeşit vergiden muaf tutmuştur. Bütün bu hürmet ve imtiyazlarla, topraklarımızda dağınık halde bulunan Seyyid ve Şeriflerin, huzur ve sükun içerisinde hayat sürmelerini amaçlamıştır.
Osmanlı, Nakibü’l Eşraflara hürmet ve ihtiramda o kadar ileri gitmiştir ki, bazı padişahların Eyüp Sultan Türbesinde tertiplenen cülus merasimlerinde onlara, kılıç dahi kuşattırmıştır. Mesela, III. Ahmed, I. Mahmud ve III. Mustafa Han’a, Şeyhülislam ile beraber Nakibü’l Eşraf kılıç kuşandırmıştır. Cüluslarda, Osmanlı Sultanına ilk önce, yine Nakibü’l Eşraf bağlılığını arzedip dua etmiştir. Savaşlarda ise, padişahla beraber Nakibü’l Eşraf da sefere katılıyor ve Hazret-i Peygamberin sancağı dibinde yürüyordu. Sancak-ı Şerif’in İstanbul’dan sefere çıkışından tekrar dönüşüne değin, Nakibü’l Eşraf ile maiyetindeki bütün Seyyid ve Şerifler, tekbir ve salevat getiriyorlardı.
Tanzimat’tan sonra bilhassa II. Abdülhamid döneminde imparatorluğun dış politikasında takibe başlanan İslamcı siyaset sırasında Nakibü’l-eşraflar daha da değer kazandılar. Onlar için Yıldız Sarayı civarında özel bir konak yaptırıldığı gibi, büroları da genişletildi. Fakat İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra önemlerini kaybettiler ve 5000 kuruş maaşlı bir küçük memuriyet haline getirildiler. Yanlarında da sadece, 1000 kuruş maaşlı katipleri bulunuyordu. Bu kuruluş Osmanlı hilafetinin kaldırılmasıyla tarihe karışmıştır.
İslâm âleminde Seyyidlerin sayılarının artması ve Seyyid olmayan bazı kimselerin Seyyidlere tanınan ayrıcalıklardan faydalanmak maksadıyla Seyyidlik iddiasında bulunması yeni düzenlemeleri zorunlu kılmıştı. Bu sebepten Abbasi Halifesi Mütevekkil (847–861) Seyyidlerin meseleleriyle daha yakından ilgilenmek ve Seyyid olanlarla olmayanları ayırt etmek maksadıyla Nikâbet Teşkilâtı’nı kurmuş ve nakîbü’l-eşrâf denilen bir vazifeli tayin etmişti. Nakîbü’l-eşrâf seçkin insanların başı, vekili mânâsına gelmektedir. Nikâbet Teşkilâtı uygulaması Abbasilerden sonra da devam etmiş, Fatımiler, Zengiler, Eyyübiler, İlhanlılar, Memluklular, Selçuklular ve son olarak da Osmanlılar Ehl-i Beyt’in meseleleriyle ilgilenmek maksadıyla yeni düzenlemeler yapmışlardır.
Osmanlı sultanları diğer zümreler gibi Seyyidlere de hürmet etmiş, onların ihtiyaçlarını karşılamış, onları bazı vergilerden muaf tutmuş, değişik vesilelerle onlara ulûfeler vermişlerdi. Meselâ Sultan 2. Murad her yıl Seyyidlere bin filori altın dağıtmış, Fatih Sultan Mehmed İstanbul’un fethinden sonra ganimet mallarından Seyyidlere, Mekke ve Medine sakinlerine yedi bin altın göndermiş, Sultan 2. Mahmud borçları sebebiyle zor durumda olan Seyyidlere borçlarının ödenmesi için on bin kuruş yardımda bulunmuştu.
Osmanlı Devleti’nde ilk Nikâbet Teşkilâtı Yıldırım Bayezid tarafından (1400) kurulmuştur. Emir Sultan’ın talebelerinden Seyyid Ali Natta b. Muhammed, Osmanlı ülkesindeki Seyyidlere nâzır tayin edilmiştir.

Nakîbü’l-eşrâfın ikamet ettiği mekân onun çalışma dairesi olurdu. Bu durum o dönemlerde birçok devlet görevlisi için de geçerliydi. 2. Abdülhamid devrinde nakîbü’l-eşraflar için Yıldız Sarayı civarında özel bir konak tahsis edilmiştir.
Nakîbü’l-eşrafların en mühim vazifesi Efendimiz’in (sallallahü aleyhi ve sellem) soyunun muhafazası idi. Bunun yanında başka mesuliyetleri de bulunmaktaydı:
Nakîbü’l–eşraflık makamına gelen kimselere berat (menşur) verilirdi. Beratlarda nakîbü’l-eşrafın görev ve sorumlulukları, bu vazifeye getirilecek kimselerde aranan özellikler de yer almaktaydı. Nakîbü’l-eşrâfların görev tebliğleri sadrazam tarafından yapılırdı. Sadrazamlar nakîbü’l-eşraf’ı ayakta karşılar, onlara gül suyu ve kahve ikram ederlerdi
İlk nakîbü’l-eşraflık maaşı 2. Bayezid devrin¬de Seyyid Mahmud’a verilmişti. Başlangıçta ka¬za kadıları ile aynı maaşı alan nakîbü’l-eşrafların maaşları daha sonra büyük şehir kadılarının (Mevleviyet Kadıları) maaşları ile aynı seviyeye getirilmiştir. Meselâ Seyyid Mahmud yirmi beş akçe yevmiye ile göreve başlamış, sonradan bu yetmiş beş akçeye kadar çıkarılmıştır.
Osmanlı sultanlarının cüluslarında kılıç kuşanma merasimleri de düzenlenirdi. İlk kılıç kuşanma merasimi Yıldırım Bayezid’in tahta çıkışında düzenlenmiş ve Yıldırım Bayezid, Emir Sultan Hazretleri tarafından kılıç kuşandırılmıştı. Padişahlar genellikle Eyüp Sultan Hazretleri’nin türbesinde, şeyhülislâmlar, nakîbü’l-eşraflar veya muallim-i sultaniler tarafından kılıç kuşandırılmışlardır. 3. Ahmed, 1. Mahmud, 3. Mustafa, 1. Abdülhamid ve 2. Mahmud’a nakîbü’l-eşraflar kılıç kuşandırmışlardır.
Alemdarlar: Nikâbet Teşkilâtı’nda nakîbü’l-eşraftan sonra en büyük makam “alemdarlık” idi. Alemdarın görevi sefer esnasında nakîbü’l-eşraf ve Seyyidlerle birlikte sancak-ı şerîfi taşımaktı. Nakîbü’l-eşraflar alemdar ve Seyyidlerle beraber, tekbir ve salâvatlar eşliğinde sancak-ı şerîfle birlikte yürürlerdi.
Nakîbü’l-eşrâflar teşrifat merasimlerinde de öne çıkmışlardı. Padişah cüluslarında (başa geçme merasimleri) hükümdara önce nakîbü’l-eşraf biat edip dua eder, onu müteakip teşrifat sırasıyla diğerleri biat ederlerdi. Bayram tebriklerinde de yine nakîbü’l-eşraf tebrik ile dua ettikten sonra diğer tebrikler kabul edilirdi. Her iki tebrikte de padişah nakîbü’l-eşrafı alkış denilen yüksek sesli dualar eşliğinde ayakta karşılardı.
Seyyid bu mânâsı ile Hazreti Peygamberi’in neslinden gelenlerin ünvanıdır ve ekseriyetle Hazreti Hüseyin’in torunlarına verilen bir sıfattır.Biri seyyid, biri şerif ana babaya sahip olan çocuğa “Seyyid Şerif” ünvanı verilir.Seyyidetü’n- Nisa (Kadınların Efendisi) Hazreti Fatma için kullanılan bir ünvandır.
Resmi olarak bu müessesenin Yıldırım Bayezid döneminde kurulduğu belirtilmektedir. Seyyid ve Şeriflerin ön planda bulunduğu, Yıldırım Bayezid’in damadının Emir Sultan –ki o da Seyyid’tir- olması hasebiyle önem taşımaktadır.
II. Murad Han bizzat kendi eliyle Seyyidlere altın dağıtırdı
Nakibü’l-Eşraf’ın Katıldığı Törenler
Nakibü’l-Eşrafların (Seyyidlerin Reisi) teşrifatta ön plana çıktığı en önemli yerlerden biri padişahların cülus, yani tahta oturma merasimleri idi. Kılıç kuşanma töreninde seyyidlerin büyüklerinin ve Nakib’in bulunması Yıldırım Bayezid dönemine kadar uzanan bir gelenektir. II. Murad Han’a, Emir Sultan hazretleri kılıç kuşandırmıştır. Diğer Nakibü’l-Eşraf tarafından kılıç kuşanan padişahları ise şu şekilde sıralamak mümkündür:
1- III. Ahmed Han
2- I. Mahmud Han
3- III. Mustafa Han
4- I. Abdülhamid Han
5- II. Mahmud Han
Hz. Peygamber’in ehl-i beyt’inin işleriyle meşgul olan görevlilere tarihte Nakîbü’l-Eşrâf denilmiştir. Nakîbü’l-Eşrâf, Peygamber hânedânı efrâdının umûmî bir vâsisi hükmünde olup, gördüğü vazifenin şerefinden ötürü en yüksek mansıblardan sayılmış, İslâm devletlerinde her zaman bunlara hürmet ve ta’zimde bulunulmuştur. Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/51-54
Nakib-ul Esref’in gorevi, Ehl-i Beyt’in [Hz.Peygamber’in soyunun] doğum ve ölüm tarihlerini “Şecere-i Tayyibe” adı verilen deftere geçirmekti..
Sadece kayıtla uğraşmaz, ayni zamanda onları kontrol altında tutarlardi.
Zamanla Nakibü’l-Eşraflar teşrifat ve teşkilatta [protokolde] şanlarına yakışan bir mevkiye çıkarıldılar.
Yeni padişah tahta oturduğunda şeyhülislam, sadrazam, yeniçeriağası, kaptan paşa, kazaskerler, kadılar, müderrisIer, Kırım hanzadesi, saray ağaları, tören libaslarını kuşanır, hazır bulunurlardi.
Lakin, yeni padişahı herkesten önce Nakibü’l-Eşraf kutlardi.
Cülustan sonra, Eyyûb Sultan’a gidilir.
Padişah, Hazret-i Hâlid’in türbesi önünde Efendimiz’in (bazen Hazret-i Ömer’in ve Hazret-i Osman’ın) kılıçlarından birini kuşanırdi ki; bu işi de Nakibü’l-Eşrafın bereketli ellerine bırakırlardi.
Nakibü’l-Eşraflar, Hırka-i Şerif ziyaretlerine, bayram törenlerine, cenaze merasimlerine şeyhülislam, vezirler, kazaskerlerle birlikte katılırlardi.
Mevlüt alaylarında Mahfel-i Hümayun altında yeşil perde ile örtülen hususi bir köşede otururlar.
Pâdişâhlar sefere çıkarken, Nakîb efendi ile birkaç seyyid ya da şerîfi yanlarında götürmeyi çok arzularlardi.
Bunlar Sancak-ı Serîfin dibinde yürür, tekbîr ve salevât-ı şerîfe getirerek askeri çoştururlar.Her Türk sultanı gibi Abdülhamid Han da Ehl-i Beyt’e hürmetkâr davranmis, Nakibü’l-Eşraflar için Yıldız Sarayı’nda bir konak ayırmis ve onlara memur gibi maaş bağlamıştır.
Peygamber Efendimiz(sav):Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin iki seyyididirler.”(Tirmizi, Menakıb, 31)
İslam’ın ilk dönemlerinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ve onların her ikisinden gelen çocuklarına “Seyyid” ifadesi kullanılmaktaydı. Daha sonraları ise, Hz. Hasan soyundan gelenlere “Şerif”, Hz. Hüseyin soyundan gelenlere de “Seyyid” denilmeye başlanmıştır. Bu tabirler örfi tabirler haline gelmiştir.
Daha sonraları bu iki nesl-i mübarekin işleriyle ilgilenen müesseseler kurulmuş ve müesseseler kurulmuş ve bunların adına “nakibu’l-eşraf” adı verilmiştir.
Özellikle Osmanlı döneminde Seyyid ve Şerif’lere fevkalade değer ve saygı gösterilmiştir. Giysileri de farklı olan bu mübarek neslin, devlet dairelerindeki işleri ayrı bir bölümde görülmüştür.
. Osmanlı Devleti’nde nakîbü’l-eşrâflar hakkında ilk biyografik eser Ahmet Rıf’at Efendi?nin Devhatü’n Nukabâ adlı eseridir. Bu eser 1500′lü yıllardan itibaren 1800′lü yıllara kadar Nakîbü’l-eşrâf olarak görev yapan toplam 62 kişinin biyografisini vermiştir.
KAYNAKLAR:(N.Y)
1-Uzunçarşılı, a.g.e., s. 4
2- Pakalın, a.g.e., s. 647
3- Uzunçarşılı, a.g.e., s. 9
4- Pakalın, a.g.e., s. 468
5- Mehmet Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, II, 647
6- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı, Ankara 1984, s. 163
7- Nevîzâde Atâî, Hadâikul-Hakâik, İstanbul 1268, s. 176; H. Adnan Erzi, “Bursa’da İshakî Dervişlerine Mahsus Zâviyenin Vakfiyesi “, Vakıflar Dergisi, II, 424
8- Atâî, a.g.e., s.176
9- Uzunçarşılı, a.g.e., s. 166-167
10- Uzunçarşılı, a.g.e., s. 167169
11- Uzunçarşılı, a.g.e., s. 169-170
12- Şemseddin Sami, Kâmus-ı Türkî, I-II, İst, 1318, II, s.775.
13-Feridun Bey, Münşeât, I, s.58.
14-Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma, I, Köymen-Unat, 1987, s.186.
15-Sarıcık, Nakibü’l-Eşraflık, s.74
16- Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/51-54
17– Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Osmanlı Devletinde İlmiye Teşkilâtı, T.T.K. Yay. Ankara 1998.
18- Sarıcık, Murat. Osmanlı İmparator¬luğu’nda Nakîbü’l-Eşraflık Müessesi, T.T.K. Yay. Ankara 2003.
19- Türkiye Diyanet Vakfı, İslâm Ansiklopedisi, cilt 32, İstanbul 2006.

13

Nisan
2012

MBSTS Türk Medeniyet Tarihi Notları

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  355 Kez Okundu

-Medeniyet: Hayat tarzidir.Türk milletinin Islam`dan önce girdigi medeniyet dairesi“Bozkir Medeniyeti“(Atli göcebe) kültürü. Dünyada 3 medeniyet zümresi vardir;Buda-Brahma, Bati ve Avrupa ve Islam medeniyeti. Islam medeniyeti; Afrika, asya ve avrupa`nin önemli bir kismini icine alir.
-Göktürkler:Tarihte ilk olarak Türk adi ile anilan Göktürler merkezi ÖTÜKEN olan bir devlet kurmuslardir.
-Ilk Müslüman Türk devletleri:Selcuklu devleti, Karahanlilar, Gazneliler, hazar denizinin kuzeyinde yerlesmis olan ITIL(volga) Bulgar Hanligi ise bunlardan önce Islamiyeti kabul eden ilk Türk devletidir.Islam tarihinde ilk Türk devleti IDIL(Volga)`dir.Orta asya`da kurulmus ilk müslüman Türk devleti Karahanlilardir(840-1212).
-Umran:Bedeviyetten dogmus olup, tarihi ve insani seviyeye ulasmaya denir.
-Kültür:Bir milletin dini, ahlaki, hukuki, muakalevi(entellektül), bedii(estetik), lisani, iktisadi, fenni(teknik) hayatlarinin ahenkli mecmuasidir.
-Dandanakan savasi.selcuklularla gazneliler arasinda 1040`da oldu.Selcuklular kazandi.Selcuklular devletlerini resmen kurup bagimsizliklarini ilan etmislerdir.
-gazneliler(963-1186):Baskentleri Gazne.Bu devletin asil kurucusu Sebuk Tekin(Sevük tekin).En önemli Sultani Sultan Mahmud.Abbasi halifesi el-Kadir Billah kendisine“Yeminu`d-Devle Eminü`l-Mille“ adiyla anilmistir.Gazneli Mahmut , Hindistan seferlerini Islamiyeti yaymak , ve bölgenin zenginliklerinden faydalanmak amaciyla yapilmistir.Devletin resmi dili farsca, arapca egitim , dili kullaniliyordu.Saray, ordu ve halk arasinda Türkce konusuluyordu.
-Selcuklular:Selcuklular , 11. asrin baslarinda tarih sahnesine cikip devletlerini kurmus.Selcuklular Türk-Islam devleti,Islam döneminde kurulmus olan Türk Imparatorluklaridir.Devletin kurucusu Selcuk bey.Türkler 20`ye yakin bagimsiz devlet kurmus, ancak bunlardan dördünün büyük imparatorluk seviyesine ulasmis oldugu Islam öncesi iki , Islam sonrasi iki.Selcuklular kuruldugu sirada Islam dünyasi dini otorite bakimindan ikiye bölünmüs vaziyetteydi.Abbasiler, Fatimiler.Fatimiler, Abbasileri yikip tüm müslümanlarin ve Islam dünyasinin dini ve siyasi lideri olmak istiyorlardi.Srlcuklular, Nizamiye medresesini kurdular.Selcukli sultani Alp arslan ve selcuklu ordusu 1071 yilinda Malazgirt`te Bizansi maglup ederek Anadolu`nun kapisini Türklere acti.Selcuk beyin ogullari; Mikail, Arslan, Yusuf,ve Musa.Mikail`in ogullari ise Tugrul ve cagri`dir.
-Atabey:Sultan ve hükümdarlari yetistiren, Osmanlilarda bu kurum Lala ismiyle devam etmistir.
-Malazgirt Zaferi:malazgirt savasi 1071 de kazanildi.Selcuklularla Bizanslilar arasinda oldu.Zaferi kazanan Selcuklu Sultani Alparslan .Islam tarihinde bir bizans imparatorlugunun esir alinmasi ile sonuclanan bu muhtesem zafer, önemine uygun olarak kutlanmistir.Malazgirt, Hz.Ömer zamaninda Bizanslilara ve Sasanilere karsi kazanilan Yermük ve kasidiye gibi büyük zaferle kiyaslanmistir.Bu sebeple; devrin sairleri Alp Arslan`i tebrik ederek, onu öven kasideler yazmislardir.
-Ev-Bark-Ocak:Evlenmek ev –bark sahibi olamaktir.Bark, Orhun kitabelerinde mabet anlaminda kullanilmistir.Ev kutsal bir mabed sayildigindan“ Bark“ adini alirdi.Bu yüzden ev-bark sahibi olanlar kutsal bir cati altinda, hayatlarini birlestirmis sayilirdi.Ocak, Türklerde ev ve yuvanin tek sembolüdür.Evlilik, sönmez bir ates yakmaktir.Gelin ise evi aydinlatan bir atestir.Evde pisen yemegi komsularla paylasma gelenegine ÜLÜS, misafir olanin akrabalarina hediye getirmesine Belek,Ana-babaya Aluca, eski Türklerde anneye ÖG, soylu iyi oglana ATAC, iyi kiza ANAC, Kaskarli Mahmut divaninda kadin er sahibi oldu veya bey sahibi oldu, denirdi.Eski türkcesi avratin(kadinin) URAGUT, dügünde oglan tarafindan dagitilan paraya SACi, dügün yemegine KÜDEN veya KENCLIYÜ denir, evlenecek kizin cehizine Sep, oglan tarafindan verilecegi cehize Kasgarli Mahmud eserinde“Kalin“ denildigi, güveyin yardimcisina Sagdic, kocaya karisi beg(bey) diye hitap ederdi.
-Beytü`l-Hikme:Bagdat`ta Abbasiler tarafindan kurulan ve tercüme faaliyetleri yürütülen ilim müessessesi.
-Es-Sakaiku`n-Numaniye:Osmanli müelliflerini tanitan biyografi eseridir.
-Hadislerin Tedvini:Hadislerin ilk tedvin eden sahis Sihabu`z-Zühri(701-702).Emeviler devri Ömer b. Abdulaziz zamaninda hadislerden ser`i hükümlere dair olanlari fikih bablariona göre ilk olarak tertip eden Medineli Imam Malik(765).
-Nizamiye Medreseleri:Mizamiye medreselerinin kurulmasi ve yayginlasmasi Selcuklu Sultani Alp Arslan zamanida olmustur.
-Enderun-i Hümayin:Saray icinde Sehzadelerin yetistirilmelerine gösterilen itina ile birlikte; mülki, idari ve diger bazi elemanlarin yetistirildigi yer.
-Danismend-Softa:Sahn medreselerinin talebelerine danismend, Tetimme medreselerinin talebelerine Sohta(Softa) deniyordu.
-Bed-i Besmele cemiyeti(Amin alayi):Osmanli toplumunda egitim- ögretimin ilk kademesini olusturan (sibyan) bu kurumlarin cok önemli yerleri vardi.Bu okullara Yüksek tabaka“Bed-i Besmele cemiyeti“ halk arasinda amin denilen, dikkat cekici bir törenle baslanirdi.Amin alayinda, ilahiye baslayana Amincibasi, bu merasimlerde Yunus Emre , Niyazi Misri´nin ilahileri okunurdu. Amin alayinda en son okunan „Mektepliler“ Gülbank`i“ söylenirdi.
-Vakif: Bir mali veya mülkü satilmamak kaydiyla, Allah rizasi icin bir hayir isine bagislamaya vakif denir.Vakif yapan , vakif kuran kisiye Vakif denir. Vakif tabirinin cogulu evkaf, ve vukuf olarak gelir.
-Sebil:Sehir ve kasabalarda, bilhassa sicak mevsimlerde, insanlarin su ihtiyacini karsilamak icin kurulmus olan tesislere Sebil denir.
-Mescid:Anadolu`da mescid kelimesi minberi olmayan icinde Cuma ve bayram namazlari kilinmayan mahalle camileri icin kullanilmistir.
-Kervansaray:Sehirler arasindaki mesafeler ve issiz yerlerde bulunan konaklama yerlerine Kervansaray ayni görevi yerine getiren ama meskun yerlere veya sehirlere yapilan binalara da han denilmektedir.
-Mimar Sinan:Mimar Sinan`in ilk ve önemli eseri 1548`de tamamladigi Sehzade camii, 1557 de Süleymaniye, 1575 `de Selimiye camileri yapildi.

9

Nisan
2012

MEDİNE-İ MÜNEVVERE İLE İLGİLİ HADİSLER

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  666 Kez Okundu

1-Resulullah (sav) Medine’yi şu şu yer arasında kalan kısımlarıyla haram ilan etti. “Kim bu haramı ihlal edecek bir davranışta bulunursa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun, Allah Kıyamet günü o kimseden ne farz ne nafile (hiçbir hayır) kabul etmesin”(buyurdu).(Buhari, Fezailu’l-Medine 1, İ’tisam 6; Müslim, Hacc 462, 463, 464, (1365, 1366, 1367)
2-Resulullah (s.a.v) buyurdu: Benim şu (Medine) mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke deki) Harem Mescidi müstesna olmak üzere, başka mescitlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır.
3-Resulullah (s.a.v) buyurdu: Her kim, benim şu mescidime ancak bir hayır (dini mesele) öğrenmek veya öğretmek niyetiyle gelirse o kişi Allah yolunda cihat eden gibidir; başka bir niyetle gelirse başkasının eşyasına bakan bir adam gibidir.
4-Resulullah (s.a.v) buyurdu: Her kim benim mescidimde hiç bir vakit kaçırmadan (peş peşe) kırk namaz kılarsa o kişiye cehennemden beraat ve azaptan kurtuluş yazılır ve o kişi, münafıklıktan beri (uzak) olur.
5-Resulullah (s.a.v) buyurdu: Evimle mimberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.
6-Resulullah (s.a.v) buyurdu: Her kim, bana kabrimin yanında salat ederse, onu duyarım. Uzaktan salat okuyanın salatı’da bana ulaştırılır.
7-Resulullah (s.a.v) buyurdu: Her kim benim kabrimi ziyaret ederse, ben ona şefaatçi veya (iyiliğine) şahit olurum ve her kim, iki haremin birinde ölürse Allah-u Teala onu kıyamet günü (azaptan) emin olanlardan olarak diriltir.
8-Resulullah (s.a.v) buyurdu: Her kim hac yaparda, vefatımdan sonra kabrimi ziyaret ederse beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur.
9-Resulullah (s.a.v) buyurdu: Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip olur.
10-Resulullah (s.a.v) buyurdu: Her kim, ziyaret niyetiyle bana gelirse ve maksadı hiçbir ihtiyaç değil ancak beni ziyaret olursa, kıyamet gününde ona şefaatçi olmam benim üzerime hak olur.
10-“Rabbim! Beni (Medine ye veya kabre veya namaza) sıdk (doğruluk ve selamet) girdirişiyle girdir ve beni (Medine’den veya kabirden veya namazdan) sıdk çıkarışıyla çıkar ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir huccet (delil, kuvvet) ver. (isra suresi ayet 80)
11-Resulullah (sav) buyurdular ki: “Medine’nin sıkıntı ve meşakkatlerine ümmetimden sabır gösteren herkese, Kıyamet günü şefaatçi ve (hayır ameline) şahid olacağım.”(Müslim, Hacc 484, (1378); Tirmizi, Menakıb (3920)
12-Resulullah (sav) : “Ben karyeleri yiyen karye(ye hicret)le emrolundum. Buna Yesrib diyorlar. Burası Medine’dir. Medine, tıpkı körüğün cürufu ayırması gibi insanların kötüsünü) defedip ayırır.” Buhari, Fezailu’l-Medine 2; Müslim, Hacc 488, (1382); Muvatta, el-Cami, 4, (1, 886)
13-Resulullah (sav) buyurdular ki: “Medine’de ölmeye muktedir olan orada olsun. Zira ben, orada ölene şefaat ederim.”Tirmizi, Menakıb, (39)
14-Resulullah (sav) şöyle dua buyurdular: “Allahım! Mekke’ye verdiğin bereketi iki katıyla Medine’ye de ver.”( Buhari, Büyu, 53, Kefaret 5, İ’tisam 16; Müslim, Hacc 465, (1368); Muvatta, Cami’ 1, (2, 884, 885)
15-Resulullah (sav)’a (yılın turfanda) ilk meyvesi getirildiği zaman şöyle buyururlardı: “Allahım, bize Medine’mizi, meyvelerimizi, müddümüzü, sa’mızı bereket üzerine bereketle mübarek kıl. Allahım, İbrahim senin kulun, peygamberin ve halilindir. Ben de senin kulun ve peygamberinim. O sana Mekke için dua etti. Ben de Medine için, onun Mekke hakkında yaptığı duayı bir misli ziyadesiyle aynen yapıyorum.” Resulullah bu şeklide dua ettikten sonra getirilen meyveyi, orada hazır olan çocuklardan en küçüğüne verirdi.(Müslim, Hacc 473, (1373); Muvatta, Cami 2, (2, 885); Tirmizi, Da’avat 55, (3460)
16-Peygamberimiz Medineye hicret edince herkes Efendimizi evinde misafir etmek istemiş, devesinin yularına sarılarak Buyrun ya Rasulallah demişti. Efendimiz ise gülümseyerek:;Onu kendi haline bırakınız, o me;mur dur buyurmuş, deve önce Mescidin yapılacağı yere çökmüş, sonra hemen kalkıp, ikinci bir yere çökmüştür. Burası Halid b. Zeyd (Eyyüb-el Ensarîin evinin en yakını idi. İki katlı olan bu bina, Tübba tarafından yaptırılan o ev olarak bilinirdi.Peygamberimiz; Tübba sövmeyiniz çünkü O Müslüman olmuştur; buyurmuş.
(Rasulullah zamanında otuz bin olan nüfusu, şimdilerde bir milyon civarındadır.)
17-Nefsimi kudret elinde bulunduran Allaha yemin olsun ki Medinenin tozu her hastalığa şifadır.
18-En son harab olacak İslam beldesi Medinedir.

6

Nisan
2012

İSLAM TARİHİ NOTLARI:50

Yazar: arafat  |  Kategori: iSLAM TARiHi  |  Yorum: Yok   |  372 Kez Okundu

1-Kuzey arabistanda kurulan devletler ; nebatiler, tedürler, hireliiler
2-Güney arabistanda kurulan devletler; sebatiler, ainler, himyeriler
3-Araplarin kullandiği müsned adi verilen yazinin arap yarimadasinda ilk defa gelişip yayildiği bölge hire’ dir.
4-Mekkeye ilk yerleşen kavim amelika kavmidir.
5-Hz. Ibrahim cümhürlüler döneminde kabe’yi inşa etmiştir.
6-Kabeyi putalari diktiren ve puta tapiciliği başlatan huzaa kabilesidir.
7-Kabenin yanibaşina kueryş’in önemli meselelerinin görüşüldüğü darun_nedve’ yi kusayb. Kittab inşa etmiştir.
8-Kusayb. Kittab riva denilen kureyş’ in bayrağini taşima görevinide üstlendi.
9-İslamiyetin kabulunden sonra evs ve hazrec kabileleri ensar adini aldilar ve aralarindaki muhalefette sona erdi.
10-Kureyş kervanlarinin düzenini sağlayan hz. Muhammed(s.a.v)’ in dedesi haşim b. Abdülmenaf idi.
11-Araplarda bedeviler hayvancilikla, hadariler ise tarim ve ticaretle uğraşirlardi.
12-Para birimi olarak bizans’a ait olan dinar ve iran’ a ait olan dirhem kullaniliyordu.
13-Araplarda panayir geleneği mevcuttu. Bu sayede araplar kabilelerin örf ve adetleri hakkinda bu sayede bilgi edinilirdi..
14-Konar göçer hayat süren üslüman bedevi , yerleşik hayat süren üslüman ise hadari denilir.
15-İslam öncesi arap toplumunda kabilekler ,hürler, mevlalar, ve kölelerden oluşuyordu.
16-Azad edilen kölelerin oluşturduğu gruba mevlalar denir.
17-Araplarda kabiledeki dayanişma ruhuna asabiyet denilirdi.
18-İslam öncesi arap toplumunda ; sürekli nakah (nikah_ i mut) ‘a , bir erkekten çocuk sahibi olmak için eşini ona sunma ( nikah_i istibda) , eşleri karşilikli değiştirme (nikah_i bedel) ,büyük oğlun babasinin ölümünden sonra üvey annesini almasi (nikah_i makt) , başlik ve mehir vermemek için kizlarin değiştirilmesi (nikah_i şigar) gibi nikah çeşitleri mevcuttu.
19-Hz.muhammed(s.a.v)’in annesi amine b.vehb kureyş kabilesinin üslü oğullarina mensuptur.
2o-Hz.muhammed(s.a.v) kureyş kabelesinin haşimoğullari koluna mensuptur
21-Hz.hatie kureyşin esed oğullari koluna mensuptur.
22-Kötülük yapmanin ve kan dökmenin yasak olduğu aylarda ki bunlar zilkad, zilhice, muharrem ve recep aylaridir . Bu aylarda yapilan savaşlara ficar savaşlari denir.
23-Hz.muhammed(s.a.v)’e emin mert güvenilir vefali ve sözünde duran anlaminda muhammed(s.a.v)’ül-emin denmiştir.
24-Hicaz savaşlarinda kureyş ve kinane kabilelerinin komutani harb bin ümeyye’ dir.
25-Vahiyden etkilenen hz.muhammed(s.a.v)’i hanimi hz.hatice amcasinin oğlu varaka bin nevfel e götürmüştür.
26-Hz.muhammed(s.a.v) ilk davetini eşi hz.haticeye daha sonra ebu talip ile azatlisi zeyt bin haris’e yapmiştir.
27-Hz.muhammed(s.a.v) tebliğ için safa tepesinin eteğindeki ebul erkan’in evini (darul erkan)’ i seçti birçok kişi bu evde islamiyeti kabuletti. Bu evde islamiyeti kabul eden en son hz.ömerdir .
28-ilk vahiyle ikinci vahiy gelene kadar geçen bekleme süresi fetret’ ül vahiy denir.
29-ilk hicret nübüvetin 5.yilinda habeşistan’ a yapilmiştir. Ikinci hicret birinciden bir yil sonra cafer bin ebu talip başkanliğinda yine habeşistana yapilmiştir.
30-Hz.muhammed(s.a.v)in ayni yil amcasi ebu talip’i hemde eşi hz.hatice’ yi kaybetmesi üzerine bu yila ( amül_hüzn ) yani hüzün yili denmiştir.
31-Hz.muhammed(s.a.v)’in geceleyin mekkeden mescidi aksa’ ya götürülmesine isra ; göklere çikarilmasina miraç denmiştir.
32-Birinci akabe biati hz.peygamberin mübüvetinin 10ncu yilinda mekkede mina sinirlarindaki akabe vadisinde gerçekleştirilmiştir . 1nci akabe biatindan sonra hz..muhammed(s.a.v) yesrib halkinin kurani öğrenebilmeleri için Musad b. ümeyr’ i yesrib’ e göndermiştir.
38-Açik davet döneminde hz.muhammed(s.a.v)’i en fazla düşmanlik gösteren ebu lehep olmuştur.
39-Hz.muhammed(s.a.v) medineye hicretinde abdullah bin ureykut kilavuzluk yapmiştir.
40-Hicret öneminden dolayi hz..ömer zamaninda hicri takvim başlangici olarak kabul edilmiştir
41-Mescid-i nebevinin bitişiğinde fakir kimsesiz ve barinacak yeri olmayan üslümanliğ için yapilmiş olan yere suffe denir. Burada kalanlari suffe ehli denir
42-Hicretin 1. Yilinda cuma namazi farz kilinmiş, ilk nüfus sayimi yapilmiş, ilk ezan meşru kilinmiştir.
43-Bedir gazvesi başta medine olmak üzere tüm arap yarimadasinda müslümanlarin itibarinin artmasina vesile olmuştur.
44-hud savaşinda hz. Hamza’ yi şehit eden vahşi b. Harb’ tir.
45-Hz Muhammed(s.a.v) 630 yilinda hiç savaşmadan ve kan dökmeden mekkeyi fethetmiştir.bu arada ebu süfyan’ da uzun terddütler sonucunda müslüman olmuştur.
46-Hz. Ayşe’ nin ifk olayi beni müstalik gazvesi esnasinda meydana gelmiştir.
47-Arap adetlerine göre savaşin başinda yapilan teke tek vuruşlara mübareze adi verilir.
48-Kaynukaoğullarinin hem okul hem mahkeme salonu olarak kullandiklari yer beytül_midras’ tir.
49-Hz.muhammed(s.a.v) mute savaşinda halid b. Velid’ e Allahin kilici seyfullah lakabini vermiştir.
50-Kureyş müşriklerini hz. Muhammed(s.a.v)’ e karşi şiirleriyle tahrik eden şair ka’b b. Eşref ‘ tir.

Toplam 13 sayfa, 12. sayfa gösteriliyor.« İlk...910111213



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.