28

Mayıs
2012

Eğitim ve Çocuk-1

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  277 Kez Okundu

A- Eğitimin tanımı
Eğitim, yetişkin nesiller tarafından yetişmekte olan nesillere yapılan her çeşit etkidir. Türkiye de en çok kullanılan ve kabul gören tanımı ise; Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişim oluşturma sürecidir .
B- Çocuk eğitimi
Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldüğünde bu konunun önemi her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Daha doğacak çocuk anne karnında iken anne babaların kafasında birçok soru işareti oluşur. Kız mı erkek mi olacak? Sağlıklı doğup büyüyecek mi? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir değişiklik olacak? İleride nasıl bir insan olacak? Okul başarısı iyi olacak mı? Nasıl bir meslek sahibi olacak? Hayatta başarılı olacak mı? Buna benzer yüzlerce soru ile çocuğu beklemeye koyulurlar.
Bütün bu soruların ve bazı bilinmeyenlerin yanı sıra çocukların psikososyal gelişimini ve kişilik gelişimini doğru yönlendirmek anne babaların en önemli görevlerinden biridir. Bu görevin tam ve eksiksiz olarak yapılması ise her açıdan çok önemli ve birçok yönden zordur. Her ne kadar doğuştan ve genetik olarak alınan özellikler olmasına karşın, her çocuğun ayrı bir fiziksel yapısı, kişilik özelliği, davranış paterni, psikososyal özellikleri, anlayışı, duygusal yapısı, zeka kapasitesi ve ruhsal gelişimi bulunmaktadır. Bütün bu özellikler, aile ortamı ve devamlı değişen çevre şartları ile etkileşince ortaya birçok yönü ile anne babadan farklı bir biyopsikososyal yapı ortaya çıkmaktadır. Çocuk, ana baba elinde bir emanettir Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir Temiz bir toprak gibidir Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsulü alınır Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir Eğer hayrı adet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür Çocuklara iman, Kur’an ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saadetine ererler Bu saadete ana-baba ve hocaları da ortak olur, Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:(Kendinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]

28

Mayıs
2012

KURANDA ÇOCUK

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  308 Kez Okundu

Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. (2/49)

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (2/146)

Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah´tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir. (2/233)

Musa´dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi Hani, peygamberlerinden birine: “Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi, O: “Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız ” demişti. “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)” demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir. (2/246)

Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz. (2/266)

Şüphesiz inkâr edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah´tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar. (3/10)

Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir ” dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona “ol” der, o da hemen oluverir.” (3/47)

Gerçekten inkâr edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah´tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır. (3/116)

Arkalarında bıraktıkları zayıf çocuklardan dolayı korku duyanların, (vasiyetleri altında olanlar için de) içleri ürpertiyle titresin. Allah´tan korksunlar ve onlara doğru söz söylesinler. (4/9)

Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir´dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah´tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4/11)

Eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir´de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah´tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12)

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz (4/75)

Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz´aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka. (4/98)

Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: “Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap´ta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir. (4/127)

Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah´a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah´ın elçisi ve kelimesidir. Onu (´OL´ kelimesini) Meryem´e yöneltmiştir ve O´ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah´a ve elçisine inanınız; “üçtür” demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O´nundur. Vekil olarak Allah yeter. (4/171)

Senden fetva isterler. De ki: “Allah, ´çocuksuz ve babasız olanın (kelale´nin)´ mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. Allah, herşeyi bilendir. (4/176)

Yahudi ve Hıristiyanlar: “Biz Allah´ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz” dedi. De ki: “Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor Hayır, siz O´nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah´ındır. Son varış O´nadır.” (5/18)

Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır. (6/20)

Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O´nun nasıl bir çocuğu olabilir O´nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. (6/101)

Yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları bırak. (6/137)

Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah´a karşı yalan yere iftira düzüp Allah´ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)

De ki: “Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O´na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah´ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz.” (6/151)

Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: “Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır´da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terketmeleri için mi (serbest) bırakacaksın ” (Firavun) Dedi ki: “Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz.” (7/127)

O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah´a dua ettiler: “Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız.” (7/189)

Ama O, onlara (Adem´in çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O´na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. (7/190)

Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır. (8/28)

De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah´tan, O´nun Resûlü´nden ve O´nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah´ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (9/24)

Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (9/55)

Sizden önceki (münafıklar ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır. (9/69)

Allah çocuk edindi” dediler. O, (bundan) yücedir; O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O´nundur. Kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. Allah´a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz (10/68)

Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. “Hey müjde… Bu bir çocuk.” dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ´ticaret konusu bir mal´ olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (12/19)

Ve dedi ki: “Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah´tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah´ındır. Ben O´na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O´na tevekkül etmelidirler.” (12/67)

Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah´ın izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır. (13/38)

Hani Musa kavmine şöyle demişti: “Allah´ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır.” (14/6)

Hani İbrahim şöyle demişti: “Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.” (14/35)

Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.” (14/37)

Dediler ki: “Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz.” (15/53)

Ve Allah´a kızlar isnad ediyorlar, (haşa) O yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir. (16/57)

Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah´ın nimetini inkar mı ediyorlar (16/72)

(Ey) Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o, şükreden bir kuldu. (17/3)

Sonra onlara karşı size tekrar ´güç ve kuvvet verdik´, size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık. (17/6)

Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır. (17/31)

Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun.” Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez. (17/64)

Ve de ki: “Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah´adır.” Ve O´nu tekbir edebildikçe tekbir et. (17/111)

(Bu Kur´an) “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarıp-korkutur. (18/4)

Bağına girdiğin zaman, ´Maşaallah, Allah´tan başka kuvvet yoktur´ demen gerekmez miydi Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan.” (18/39)

Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan ´salih davranışlar´ ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (18/46)

Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.” (18/74)

Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü´min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk.” (18/80)

Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.” (18/82)

(Allah buyurdu:) “Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız.” (19/7)

(Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) “Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut.” Daha çocuk iken ona hikmet verdik. (19/12)

Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).” (19/19)

O: “Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken” dedi. (19/20)

İşte böyle” dedi. “Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).” Ve iş de olup bitmişti. (19/21)

Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz ” (19/29)

Allah´ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: “Ol” der, o da hemen oluverir. (19/35)

Ayetlerimizi inkar edip, bana: “Elbette mal ve çocuklar verilecektir” diyeni gördün mü (19/77)

Rahman çocuk edinmiştir” dediler. (19/88)

Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.) (19/91)

Rahman´a çocuk edinmek yaraşmaz. (19/92)

Rahman çocuk edindi” dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır. (21/26)

Irzını koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (21/91)

Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla (23/55)

Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz) Hayır, onlar şuurunda değiller. (23/56)

Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O´nunla birlikte hiçbir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir. (23/91)

Mü´min kadınlara da söyle: “Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah´a tevbe edin ey mü´minler, umulur ki felah bulursunuz.” (24/31)

Sizden olan çocuklar, erginlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi, bundan böyle izin istesinler. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (24/59)

Göklerin ve yerin mülkü O´nundur; çocuk edinmemiştir. O´na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (25/2)

(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: “Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi ” (26/18)

´Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde.” (26/88)

Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti.” (26/133)

Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır´da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (28/4)

Ey insanlar, Rabb´inizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah´ın va´di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (31/33)

Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. (33/4)

Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.” (37/100)

Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (37/101)

Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı (37/149)

(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş (37/153)

Eğer Allah, çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini elbette seçerdi. O, yücedir; O, bir olan, kahredici olan Allah´tır. (39/4)

Böylece, o, katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: “Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın.” Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir. (40/25)

Oysa onlardan biri, O, Rahman için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur. (43/17)

De ki: “Eğer Rahman´ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum.” (43/81)

(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. “Korkma” dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. (51/28)

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ´(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama´, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ´çoğalma-tutkusu´dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah´tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (57/20)

Ne malları, ne çocukları onlara Allah´a karşı hiçbir şeyle yarar sağlamaz. Onlar, ateşin halkıdır, içinde süresiz kalacaklardır. (58/17)

Allah´a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah´a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O´ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah´ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah´ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)

Ne yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (60/3)

Ey Peygamber, mü´min kadınlar, Allah´a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma´ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah´tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/12)

Ey iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah´ı zikretmekten ´tutkuya kaptırarak-alıkoymasın´; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (63/9)

Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (64/14)

Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O´nun katında olandır. (64/15)

Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye, (68/14)

Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin.” (71/12)

Nuh: “Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular.” (71/21)

Elbette, Rabbimizin şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.” (72/3)

Eğer inkâr edecek olursanız, çocukların saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız (73/17)

Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). (74/13)

Eşinden ve çocuklarından, (80/36)

ÇOĞUNLUK

Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi Allah onlara: “Ölün” dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez. (2/243)

Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam´a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah´a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır. (3/110)

Bir fitne olmayacak sandılar, körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah, tevbelerini kabul etti, (yine) onlardan çoğunluğu körleştiler, sağırlaştılar. Allah yapmakta olduklarını görendir. (5/71)

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah´ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ´zan ve tahminle yalan söylerler.´ (6/116)

Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiç bir şeyi sağlayamaz. Şühesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir. (10/36)

Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa´nın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir İşte onlar, buna (Kur´an´a) inanırlar. Gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar. (11/17)

Ve: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz” de demişlerdir. (34/35)

28

Mayıs
2012

Çocuk Eğitimi İle İlgili Hadisler

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  1.115 Kez Okundu

1-) “Evlâd kokusu, cennet kokusudur.” (1)
2-)“Çocuk bulunmayan evde bereket yoktur.”(2)
3-)“Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın.” İbn Mıhled, Ahbâru’s-Sığar, s.: 135.
4-)“Çocuk doğduğu yere aittir.” (3)
5-)“Hepiniz çoban ve muhafızsınız; maiyyetinizde bulunanların hukukundan sorumlusunuz. İş başındakiler de muhafızdır, memurlarından sorumludur. Erkek, aile fertlerinin çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın da kocasının evinde bir muhafızdır; o da, ondan sorumludur. Hizmetçi muhafızdır, o da efendisinin malından sorumludur. Hülâsa hepiniz muhafızsınız ve maiyyetinizdekilerden sorumlusunuz.”(4)
6-) “Çocuklarınıza gereken ikramı yapın ve terbiyelerini güzel yapın.” (5)
7-) Kuleyb b. Menfaa’nın, dedesinden naklettiğine göre: Dedesi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e gelmiş şöyle sormuş:
– “Yâ Resûlallah! Kime iyilik ve ihsanda bulunayım?” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ise şu cevabı vermiş:
– “Annene, babana, kız kardeşine, erkek kardeşine ve bunlardan sonra gelen yakınlarına ve (sende) hakkı bulunan ve ziyareti şart olan kimselere.” (7)
8-) “Çocuğun ana-babası üzerindeki hakkı, ona iyi bir eğitim ve iyi bir isim vermesidir.” (8)
9-)“Hiç bir ana-baba evlâdına iyi bir eğitimden, iyi bir ahlâktan daha değerli mîrâs bırakamaz.” (9)
10-)“Çocuklarınıza önce ‘lâ ilâhe illallah’ cünlesini öğretiniz.”(10)
11-)“Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adâleti gözetin.” (11)
12-)“Allah’u Teâlâ, her hak sâhibine hakkını vermiştir. Dikkat ediniz, vârise vasiyyet yoktur.” (12)
13-)“Bir kimse, bir çocuğa, gel sana şunu vereceğim der ve sonra da vermezse, bu (sözü) bir yalandır.” (13)
14-)Enes bin Mâlik’in rivâyet ettiğine göre, Rasulullah’la beraber bulunan bir adamın yanına oğlu geldi. Adam oğlunu öptü ve dizine oturttu. Daha sonra kızı gelince, kızını önüne oturttu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
– “Onlara aynı şekilde davranman gerekmez mi?” diye sordu. (14)
15-)Nu’man b. Beşîr’den şöyle dediği rivâyet olunmuştur.
– Babam, beni (aldı da) Rasulullah’a götürdü ve şöyle dedi:
– “Ben, şu oğluma bir köle hediye ettim.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
– “Oğullarının hepsine (aynı) hibede bulundun mu?” buyurdu:
Babam:
– “Hayır” cevabını verdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
– “O hâlde, (onu) geri al” buyurdu. (15)
16-) “Çocuklarınız size ihsan, hürmet ve itaatte âdil olmalarını istediğiniz gibi, siz de onlar arasında hediyede ve bağışlamada adâlete (eşitliğe) riâyet ediniz.” (16)

17-)“(Anasından) doğan her çocuk (İslâm) dini üzerine doğar. Ebeveyni (Mûsevî ise) onu yahudileştirir; (Nasrânî ise) onu hıristiyanlaştırır, (müşrik ise) onu müşrik yapar. Ashab-ı kiram tarafandan:
– Ey Allah’ın Resûlü! Ya, kendisine böyle bir telkinde bulunulmadan ölen çocuk (ne olacak)? denildi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
– “Onların (büyüdüklerinde neyi) yapacaklarını Allahu Teâlâ daha iyi bilendir.” buyurdu. (17)
18-) “Kimin kız çocuğu olup da, onu canlı canlı gömmez, ona hakâret etmez ve erkek çocuğunu ona tercih etmezse Allahu Teâlâ o kimseyi Cennet’e kor.”(18)
19-)“Çocuklarınızı, peygamberimizi, ehl-i beyti ve Kur’an okumayı sevmek gibi üç özellikte terbiye ediniz.” (19)
20-)“Çocuklarınız yedi yaşına gelince onlara namaz kılmalarını söyleyin. On yaşlarına girdiklerinde kılmazlarsa, onları cezalandırın. Yataklarını ayırın.” (20)
21-)“Ana-babanın çocuklara olan vazifeleri, onlara yazmayı, yüzmeyi, ok atmayı öğretmeleri ve sağlıklı ve helâl yiyecekler temin etmeleridir(21)
22-)“Bir kimse, çocuklarını Cehennem’in ebedî ateşinde yanmaya bırakıyorsa, güneşin sıcaklığından korumasında hiç bir hikmet yoktur.”(22)
23-)“Bizim küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüzün hakkını bilmeyen kimse bizden değildir. Bizleri aldatan da bizden değildir. Kendi nefsi için sevdiğini, diğer mü’minler için de sevip istemedikçe, hiç bir kul hakkı ile mü’min olamaz.” (23)
24-)“Bir genç, yaşlı olması sebebiyle bir ihtiyara ikram (ve hürmet) ederse, Allahu Teâlâ da, o gence yaşlılığı sırasında hürmet ve ikramda bulunacak bir kimseyi müvekkil kılar.” (24)
25-)“İnsan ölünce kendisinden ameli kesilmiş olur. Ancak bundan üç şey müstesnâdır:
1- Sadaka-i câriye
2- kendisinden yararlanılan ilim
3- Kendisine duâ eden evlâd.” (25)
26-)“Kişinin Cennet’te derecesi yükselir. Adamcağız:
– “Bu nereden geldi? diye sorar.” Kendisine:
– “Çocuğunun senin için istiğfar etmesinden” denir.(26)
27-)“Kim Kur’an’ı okur, öğrenir ve onunla amel ederse, Kıyâmet Günü, anne ve babasına nurdan bir taç giydirilir. Onun ziyası, güneş ışığı gibidir. Onun ana-babasına iki hulle giydirilir ki dünya onlarla boy ölçülemez. Onlar: “Ne karşılığında bunlar bize giydirildi?” derler. “Çocuğunuzun Kur’an tutması sebebiyle” denilir.” (28)
28-)“Allah yolunda sarfettiğin para, bir köle azat etmek üzere sarfettiğin para, bir miskine tasadduk ettiğin para, ehil ve ıyâline sarfettiğin para… bunların ecir (ve sevap) bakımından en büyüğü, ehil ve ıyâline sarfettiğin paradır.” 250 Hadis; 125/157 (Müslim’den)
29-)“Hanımına yedirdiğin yemek senin için bir sadakadır. Çocuğuna yedirdiğin yemek senin için bir sadakadır. Hizmetçine yedirdiğin yemek senin için bir sadakadır. Kendi nefsine yemek yedirmen de senin için bir sadakadır.” (29)
30-)Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
Bir gün Nebî aleyhisselam, Hazreti Ali’nin oğlu Hasan’ı öpmüştü, yanında Habîs’in oğlu Akra’ vardı. O:
– Benim on çocuğum var, hiç birini öpmedim dedi.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem (hayretle) onun yüzüne baktı ve dedi ki:
– Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. (30)
31-)“Eğer bir kimse kızlara değer verdiğinden dolayı eziyet görürse ve onlara iyi davranırsa, onlar Cehennem’e karşı perde olurlar.” (31)
32-)“Kim erginlik çağına varan iki kızına, onlar yanında kaldıkları veya kendisi onların yanında kaldığı müddetçe iyilik yapar ihsanda bulunursa, bu kızlar onu mutlaka cennete dahil ederler.” (32)
33-)“Çocuk bülûğa erince babası onu evlendirsin, aksi halde çocuk günah işleyebilir, onun bu günâhı da babaya ait olur.” (33)
34-)“Kim, üç kız çocuğu bakıp büyütür ve onları güzel terbiye eder; onları evlendirir ve onlara ihsanda bulunursa, onun için cennet vardır.” (34)
35-)“Dindarlığını ve karakterini beğendiğiniz biri size dünür gelirse, sorumluluğunuzdaki kızı onunla evlendiriniz. Eğer bunu yapmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve fesad olur.” (35)
36-)“Kızını, fâsık bir kimse ile evlendiren kimse, kesinlikle ona merhametsizlik etmiş olur.” (36)
37-)Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
“Kim ki, yalnız Allah rızası için bir yetimin başını meshederse (okşarsa), kendisine elinin dokunduğu tüyler, saçlar sayısınca mükâfat verilir.” buyurmuş ve: “Kim ki, himayesi altında bulunan veya herhangi bir yetime ihsan ederse, onunla Ben Cennette bunlar gibi (yanyana)yız” diyerek parmakları arasından şahâdet parmağı ile orta parmağını işaret ederek göstermiş.” (37)
38-“Kim müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dâhil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişse, Allah onu mutlaka Cennete koyacaktır.” (38)
39-)“Kim üç yetimi yetiştirir, nafakasını temin ederse, sanki ömrü boyu geceleri namaz kılmış, gündüzleri orut tutmuş ve sabahtan akşama yalın kılıç Allah yolunda cihad etmiş gibi sevap alır. Keza, ben ve o, şu iki kardeş (parmak) gibi cennette kardeş oluruz.” buyurdu ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yapıştırdı. (39)
40-)“Bülûğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, sıhhat buluncaya kadar mecnûndan kalem kaldırılmıştır (işledikleri suç yazılmaz.(40)
Dip Notlar:
1. Kenzü’l-İrfân; 339/847. (Menavî’den)
2. Kenzü’l-İrfân; 338/844. (Menavî’den)
3.İbn Mıhled, Ahbâru’s-Sığar, s.: 135.
4. İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; 40.
5.Riyazü’s-Sâlihîn; c: 1, s: 337, H. No: 298.
6.Kütüb-i Sitte, cilt: 17, sayfa: 473, Hadis No: 7091.
7.Seçme Hadisler; 143/12 (Ebû Dâvud’dan)
8.İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; s: 43 (Tabarânî’den)
10.TDV İslam Ansiklopedisi, c: 8, s: 358, İbn Mahled, s: 142; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 158.
11.Buhârî, Hîbe, 12-13. TDV İslam Ansiklopedisi, c: 8, s: 356.
12.250 Hadis; 100/126. (Buhârî-Müslim)
13.Seçme Hadisler; 40/50. (Ahmed İbn-i Hanbel’den)
14.İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; s: 44 (Bezzâr’dan)
15.424/20. (Müslim, c: 5, s: 65)
16.250 Hadis; 46/51. (Taberânî’den)
17.423/17. (Tuhfetü’l-Ahvezî, c: 6, s: 344)
18.Seçme Hadisler; 165/49 (Ebu Davud’dan)
19.Kenzü’l-İrfân; 192/441 (Camiu’s-Sağîr’den)
20.İslam Kültüründe Âile Plânlaması; s: 41 (Ahmed İbn Hanbel’in Müsnedi’nden)
21.İslam Kültüründe Âile Plânlaması; s: 43 (Beyhâkî’den)
22.Siret Ansiklopedisi, cilt: 2, sayfa: 213
23.500 Hadis; 220/346
24.40×40; 429/39 (Tuhfetü’l-Ahvezî, c: 6, s: 167)
25.500 Hadis; 45/67 (Müslim’den)
26.Seçme Hadisler; 162/43 (İbni Mâce’den)
27.40×40; 187/24 (Et-Terğîb, cilt; 2, sayfa: 355)
28. 250 Hadis; 125/157 (Müslim’den)
29. Ahmed İbni Hanbel ve Tirmizî’den
30.250 Hadis; 132/165 (Buharî-Müslim)
31.Sîret Ansiklopedisi, cilt: 2, sayfa: 226.
32.Kütüb-i Sitte, cilt: 17, sayfa: 473, Hadis No: 7090.
33.İbni Kayyim el-Cevziyye, s. 159. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt: 8, sayfa: 356.
34.Seçme Hadisler; 248/79 (Ebu Dâvud’dan)
35. İslâmî Kültürde Âile Plânlaması; 31 (Tirmizî’den)
36. Kenzü’l-İrfân; 345/861 (Menâvî’den)
37.Seçme Hadisler; 243/75.
38.Tirmizî, Birr 14 (1918) Kütüb-i Sitte, cilt: 2, sayfa: 517 Hadis No: 180.
39.Kütüb-i Sitte, cilt: 17, sayfa: 475 Hadis No: 7095.
40.Ebu Dâvud, Hudûd 16, (4398, 4403) Kütüb-i Sitte, cilt: 6, sayfa: 307 Hadis No: 1658.

22

Mayıs
2012

Peygamber Efendimizin Vefatı

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE, SiYER  |  Yorum: Yok   |  489 Kez Okundu

Hayber’de yediğim yemeğin acısını hâlâ duyuyorum. Şu anda, kalbimin damarının koptuğunu hissediyorum.”
Musannif (Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî): Onu zehirleyen kadının adı: Sellâm İbn Mişkem’in hanımı Zeyneb Bintu’l-Haris’tir, dedi.
Nasr suresi inince, Rasulullah (s.a.v.) Fatıma’yı çağırıp:
“Bana ecelimin yaklaştığı haber verilmiştir” dedi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Rasulullah (s.a.v.):
“Ağlama! Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin” deyince Fatı­ma güldü.
“Rasulullah (s.a.v.), her Ramazan’da, Cebrail’e Kur’an’ı arzederdi. Öldüğü ayda, Kur’an’ı ona iki defa arzetmişti.”
Rasulullah’ın (s.a.v.) rahatsızlığı, Meymune’nin evinde başladı. O gün çıkıp benim yanıma geldi. Ben:
– Başım ağrıyor, dedim. Rasulullah (s.a.v.):
– “Benim de başım ağrıyor” dedi.
Daha sonra Meymune’nin evine döndü ve ağrısı şiddetlendi. O, hanımlarından, hastayken Aişe’nin odasında kalmasına izin vermelerini  istedi Ona izin verdiler. Rasulullah (s.a.v.) ayakları yerde sürünür
Ebu Bekrin Hastalığı Esnasında Rasulullah’a Bakmak İstemesi
“Peygamber (s.a.v.), hastalığı sırasında hanımları arasında taksi­mat yapılarak örtüsünün içinde sırasıyla onların odasına götürülüyor­du.”
Rasulullah’ı (s.a.v.) ölürken gördüm. Yanında içi su dolu bir bardak vardı. Elini bardağın içine sokup suyu yüzüne sürüyor, sonra da şöyle diyordu:
“Allah’ım! Ölümün sekeratına (sıkıntılarına) karşı bana yardım et.”
Enes şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.), ölüm ızdırabını çekerken Hz, Fatıma: -Vay çektiğin ızdıraba babacığım! dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
– “Bugünden sonra, babanın üzerinde hiç ızdırap kalmayacak. Her kimin ondan bir alacağı varsa Allah kıyamete kadar alacaklılarına onun borçlarını ödemiştir.”
Rasulullah’m (s.a.v.) hastalığı on iki gün sürdü. Ondört gün de denilmiştir. Namaza çıkıyordu. Sadece üç gün çıkamadı. O:
– “Ebu Bekr’e emredin, cemaate namazı o kıldırsın” dedi.
Rasulullah (s.a.v.) gelip Ebu Bekr’in solunda oturdu. Rasulullah (s.a.v.) oturuyor, Ebu Bekir ise ayaktaydı. Ebu Bekr, Rasulullah’m (s.a.v.) namazına uydu. Cemaat de Ebu Bekr’in namazına uydu.
Ebu Bekr, Rasulullah’ın (s.a.v.) vefatından önceki hastalığında, cemaate namaz kıldırıyordu. Pazartesi günü, Müslümanlar saflar halinde namaz kılarlarken Peygamber (s.a.v.), odanın perdesini açıp bize baktı. Kendisi ayaktaydı ve yüzü mushaf yaprağı gibiydi. Rasulullah (s.a.v.) gülümsedi. Rasulullah’ı (s.a.v.) gördüğümüzde sevindiğimiz için namazdan çıkmayı düşündük. Ebu Bekr, Rasulullah’ın (s.a.v.) namaz için çıktığını zannederek, safa gelmesi için ökçesinin üzerinde geri dön­dü. Rasulullah (s.a.v.): “Namazınızı tamamlayın” manasında cemaata i-şaret etti. Perdeyi indirdi. O gün vefat etti.
Abdullah îbn Abbas şunu anlattı: Rasulullah’ın (s.a.v.) vefatı yaklaştığında şöyle buyurdu:
– “Getirin, size bir yazı yazayım da, bundan sonra yolunuzu şaşırmayasınız.”
Sehl îbn Sa’d şunu anlattı:
Rasulullah’ın (s.a.v.) yanında yedi dinar vardı. Onları Hz. Aişe’nin yanma koymuştu. Hastalığı esnasında:
– “Aişe! Yanındaki altını (parayı) Ali’ye gönder” dedi.
Sonra bayıldı. Aişe, O’nun hastalığıyla meşgul oldu, Hz. Aişe onu Ali’ye gönderdi. Ali’de fakirlere dağıttı. Rasulullah da pazartesi gecesi vefat etti. Aişe, lambasıyla kadınlardan birine gitti ve:
-Tulumundan, benim lambama yağ damlat. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) vefat etti, dedi.

Hz. Aişe şunu anlattı:
Fatıma (r.a.), Rasulullah (s.a.v.) gibi yürüyerek babasının yanma geldi. Rasulullah (s.a.v.):
– “Hoş geldin kızım!” dedi. Yanına oturttuktan sonra ona gizlice birşey söyledi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Fatıma’ya:
-Rasulullah (s.a.v.) özel olarak seninle konuştu ama sen ağlıyor­sun, dedim.
Sonra Rasulullah (s.a.v.) ona gizlice bir söz daha söyledi. Fatıma bu defa da güldü. Ben şöyle dedim:
-Ben, bugünkü gibi sevincin üzüntüye bu derece yakın olduğunu görmedim.
Ona, Rasulullah’ın (s.a.v.) ne dediğini sordum. Fatıma;
-Rasulullah’m (s.a.v.) sırrını asla ifşa edemem, dedi. Rasulullah (s.a.v.) vefat edince, ona tekrar sordum. Şöyle cevap verdi:

-Bana gizlice şunu söylemişti: “Cebrail bana Kur’an’ı her yıl bir defa arzediyordu. Bana (bu yıl) iki defa arzetti. Ecelimin gelmiş oldu­ğunu zannediyorum. Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin. Ben se­nin için ne iyi selefim.” İşte bunun için ağladım. Daha sonra da şöyle dedi: “Bu ümmetin kadınlarının veya mü’minlerin kadınlarının hanı­mefendisi olmaya razı olmaz mısın?” Buna da güldüm.
Hz. Aişe şöyle anlattı:
Allah’ın bana ihsan ettiği nimetlerden birisi, Rasulullah’m (s.a.v.) benim evimde, benim günümde ve başı benim göğsümde olarak vefat etmesidir. Yine Allah vefatı esnasında benim tükrüğümle O’nun tükrü-ğünü feiraraya getirmiştir. Rasulullah’ı (s.a.v.) göğsüme yasladığım sı­rada, Abdurrahman elinde bir misvakla yanıma geldi. Rasulullah’m ona baktığını gördüm. Misvak! istediğini anladım. Onu senin için alayım mı? diye sordum. Başıyla: Svet diye işaret etti. Misvağı yumuşattım. Alıp dişlerine sürdü. Önünde içinde su bulunan bir kap vardı. Ellerini suya sokup yüzüne sürmeğe ve şöyle demğe başladı:
“Lâ ilahe illallah. Ölümün de ızdırap ve şiddetleri var.” Sonra elini kaldırdı ve: “Rafîk-i â’lâ zümresine kat” demeğe başladı. Mübarek ruhu alındı ve eli düştü.
Daha sonra şöyle buyurdu:
“Kibirlenenler için Cehennemde barınacak bir yer mi yoktur?”. Biz:
– Ya Rasulellah! Ecelin ne zaman? dedik. Rasulullah (s.a.v.):
– “Ayrılık, Allah Cennetu’l-me’va, Sidretu’l-munteha’, Rafik-i a’la, en yeterli nimet ve pay ve en mutlu hayata dönüş yaklaştı” dedi.
– Ya Rasulellah! Seni kim yıkasın? dedik.
– “Ehl-i beytimin erkekleri ve en yakın olanlar” diye cevap verdi. Biz:
-Ya Rasulellah! Seni, ne ile kefenleyelim? dedik, Rasulullah:
– “isterseniz şu elbiselerimle, isterseniz Mısır işi örtülerle, isterse­niz Yemen işi bir hırkayla” dedi. Biz:
– Ya Rasulellah! Senin namazını kimler kılsın? dedik. Bunun üzerine ağladı. Biz de ağladık. Sonra şöyle dedi:
– ‘Yavaş olun! Allah size merhamet etsin ve size pygamberinizden dolayı iyilikle karşılık versin. Beni yıkayıp kefenlediğinizde, şu evimdeki kabrimin kenarındaki şu şeririmin (divanımın) üzerine koyun. Sonra bir süre yanımdan çıkın. Benim namazımı ilk kılacaklar, habibim ve halilim Cebrail, sonra Mikail, sonra israfil, sonra da bir melek ordusu içinde ölüm meleğidir. Sonra grup grup benim yanıma girin ve bana salat u selam getirin. Kadınların ağlamaları ve yas tutmalarıyla bana eziyet etmeyin. Benim namazımı önce Ehl-i Beyt’imin erkekleri sonra da onla­rın kadınları kılsın. Sonra da sizler ashabımdan burada olmayanlara ve Kıyamet gününe kadar dinim üzere bana tabi olanlara selam söyleyin.” Biz de:
-Ya Rasulellah! Seni kabrine kim koyacak? dedik.

 Ebu Muhammed ed-Darimî, bize onun şöyle dediğini haber verdi: Onun (Ebu Bekr’in) okuduklarını duyar duymaz dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm.
îbn Abbas şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü vefat etti. O gün ve o geceyle, ertesi gün durduruldu. Çarşamba gecesi defnedildi. Bazıları: Rasulullah ölmedi. Fakat Musa’nın ruhunun semaya kaldırıldığı gibi onun ruhu da semaya kaldırıldı, dediler.
Ömer kalkıp şöyle dedi:
– Rasulullah (s.a.v.) ölmedi. Fakat Musa’nın ruhunun semaya kal­dırıldığı gibi, onun duhu da semaya kaldırıldı. Vallahi, Allah’ın Rasulü bazı kimselerin ellerini ve dillerini kesmedikçe ölmez. Ömer devamlı konuştu. Sonunda konuşmaktan ağzı köpürdü.
  Ummu Eymen ağalamağa başladı ve şöyle dedi:
– Rasulullah’m (s.a.v.) öldüğüne ağlamıyorum. Çünkü O’nun, dün­yadan daha hayırlı olana gittiğini bilmiyor değilim. Ben, artık semadan gelen haberin kesileceğine ağlıyorum.
Enes şunu anlattı:Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü öldü. Ömer kalkıp şöyle dedi: Rasulullah(s.a.v.) ölmedi. Musa’nın kırk gece kavminden ayrılıp Rabb’ine gittiği gibi, Rabb’ine gitmiştir. Ben Rasulullah’m (s.a.v.) vefat ettiğini söyleyen münafıkların ellerini ve dillerini kesinceye kadar ya­şayacağını umuyorum.
Enes şöyle anlattı:
Rasulullah’m (s.a.v ) Medine’ye girdiği gün, Medine’nin her şeyi aydınlanmış, vefat ettiği fc’ün de her şeyi kapkaranlık olmuştur, Rasu­lullah’m (s.a.v.) kabrinin toprağından ellerimizi çeker çekmez duygula­rımızı bastırdık.
Rasulullah’ı (s.a.v.) yıkadıklarında kuruladılar ve ona, ölüye yapı­lan şeyler yapıldı. Sonra o, iki parça beyaz bezle Hıbere denilen beze sarıldı.
İbn Ömer şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) üç parça bezle kefenlendi. İkisi suhuliye denilen Yemen bezi, biri de Hıbere denilen Yemen beziydi.
el-Hasen şöyle dedi: Rasuiullahi (s.a.v.) yıkayıp kefenlediler ve kokular sürdüler. Sonra şeririne konuldu. Onun için cenaze namazı kılmak üzere Müslümanlar grup grup içeri girdiler. Bir grup kılıp çıkı­yor, diğer grup içeri giriyordu. Böylece hepsi O’nun cenaze namazını  kılmış oldular.
Ebu Bekr es-Siddik şöyle dedi: Peygamber’in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum:
“Her peygamber, ruhunun alındığı yerde defnedilir.”
Müslümanlar, Rasulullah’ı fs.a.v) jıkamak için toplanınca, el-Abbas iki kişiyi çağırdı. Biriniz Ebu Ubeyde Îbnu’l-Cerıah’a gitsin, dedi. Ebu Ubeyde, Mekke halkı için kabir kazardı. Biriniz de Ebu Talha’ya gitsin, dedi. Ebu Talha da Medine halkı için kabir kazardı.
el-Abbas, o ikisini gönderdikten sonra:
Allah’ım! Peygamber’in için hayırlısını tercih et, dedi. Ebu Ubey-de’yi arayacak olan onu bulamadı. Ebu Tallıa’nın adamı ise onu buldu ve Ebu Talha, Rasulullah’ın (s.a.v.) lahdini kazdı.
“Lahd yapın. Şakk yapmayın. Çünkü lahd bizim içindir. Şakk ise başkaları içindir.”
“Kim hacceder ve öldükten sonra benim kabrimi ziyaret ederse, beni sağken ziyaret etmiş gibi olur.”
“Kim kabrimi ziyaret ederse, şefaatim ona vacip olmuştur.”
“Kim Allah’tan sevap umarak, Medine’deki kabrimi ziyaret ederse, kıyamet gününde, onun için şefaatçi ve şahit olurum.”
Fatımanın Rasulullah’a Ağıt Yakması
Rasulullah’ın (s.a.v.) hastalığı ağırlaşmca, onu sıkıntı basmağa başladı. Fatma:
-Vay, babamın çektiği sıkıntıya! dedi. Rasulullah da (s.a.v.) ona:
– “Bugünden sonra, babanın sıkıntısı olmayacak” dedi. Rasulullah
(s.a v )-vefat edince Fatıma:
-Babacıgım! Rabb’inin davetine icabet eden babacığım! Mekanı Firdevs Cenneti olan babacığım! Ey Cebrail’in ölüm haberini getirdiği
babacığını!
Rasulullah fs.a.v.) defnedilince:
-Enes! Rasulullah’m (s.a.v.) üzerine toprak saçmanıza gönlünüz nasıl razı olabildi? dedi.:
Rasulullah (s.a.v.) vefat edince, Fatıma gelip kabrinin toprağından aldı”ve gözlemine sürdü. Ağlayarak şöyle dedi:
Ahmed’in toprağını koklayanın hali ne mi olur? Ömür boyu, güzel koku koklamamak.
Benim üzerime Öyle musibetler döküldü ki, onlar, gündüzlerin üzerine dökülseydi, gece olurlardı belki.
Ebu Hureyre şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu: “Kim bana bir saîât getirirse, Allah ona, on saîât getirir.”
Enes lbn Malik şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v,):
“Kim bana bir salât getirirse, Allah rona] on salât getirir ve onun on günahını indirir” buyurdu.
Ubeyy îbn Ka’b şöyle dedi: Bir adam şöyle dedi:
-Ya Rasuîellab! Ben bütün salatlarımı sana verdim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
– “Öyleyse dünya ve ahiretinle ilgili şeylerde Allah sana kefildir” dedi.
Abdullah îbn Ebi Talha nın babası şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.), bir gün, sevinçli olarak geldi ve şöyle dedi:
“Bana melek geldi ve şöyle söyledi: Muhanımed! Aziz ve Celil olan Rabb’m sana: Ümmetinden birisinin sana salât getirdiğinde, benim ona on saîât getirmem, seni memnun etmez mi? diyor. Ben de. Elbette, memmun eder, dedim.”
Amir îbn Rabia şunu söyledi: Rasulullah m (s.a.v.) şöyle dediğini duydum:
“Kim bana salât getirirse, salât getirdiği sürece melekler de ona devamlı salât getirirler. Öyleyse kişi salâtı ister azaltsın ister çoğaltsın.”
Abdurrahman îbn Avf şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) dışarı çıktı ve mescidine doğru yöneldi içeri girdi. Kıbleye yönelip secdeye kapandı. Uzun süre secdede kaldı. Oyleki biz Allah Tealâ’nın onun ruhuna aldığını zannettik. O’na yaklaştım. Sonra Rasulullah (s.a.v.) oturdu. Başım kaldırıp:
– “Kim o?” dedi. Ben:
– Abdurrahman, dedim.
– “Neyin var? N’oluyor?” dedi.
– Ya Rasulellah! Secde yaptın. Ben de, secdedeyken, Allah’ın ru­hunu almış olmasından endişe ettim, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
– “Cebrail gelip bana şöyle bir müjde verdi: Allah Taâlâ sana şöyle diyor: Kim sana salât getirirse, ben de sana salât getiririm Kim sana selam ederse, ben da sana selam ederim, onun için Allah’a secde ettim” cevabım verdi.
Ebu Talha el-Ensarî anlattı:
Rasulullah, bir sabah, gülümseyerek ve neşeli bir halde geldi.
-Ya Rasulellah! Bu sabah, neşelisin ve gülümsüyorsun, dediler. Rasulullah (s.a.v.):
– “Evet. Bana, Rabb’imden gelen (Cebrail) geldi ve şöyle dedi: Kim sana salât getirirse, Allah, o kişiye, getirdiği salât sebebiyle on iyilik (sevap) yazar ve ondan on kötülüğü (günahı) siler. Onu, on derece yük­seltir ve ona, onun gibisini iade eder.”
Ebu Talha şöyle anlattı:
Rasulullah f«.a.v.) benim yanıma geldi. O’nu, o güne kadar görme­diğim bir şekilde neşeli ve sevinçli olarak gördüm. Şöyle dedim:
-Ya Rasuîellah! Seni böyle bir halde görmemiştim. Rasulullah:
– “Ebu Talha! Nasıl böyle olmayayım? Biraz önce Cebrail yanımdan ayrıldı. Bana yüce Rabb’imden bir müjde getirdi: Allah, beni sana şunu müjdelemek üzere gönderdi dedi: Ümmetinden birisi sana salat getirsin de Allah ve melekler ona on defa salat getirmesinler” cevabım verdi.
Sehl îbn Sa’d es-Sa’ıdı şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) dışarı çıktı ve Ebu Talha’yı gördü. Ebu Talha kalkıp onun yanma geldi ve:
-Babam anam sana feda olsun, ya RasuleUah! Yüzünde bir sevinç ve memnuniyet ifadesi görüyorum, dedi. Rasulullah şöyle buyurdu:
– “Evet. Biraz Önce bana Cebrail geldi ve şöyle dedi: Muhamed! Kim sana bir defa salât getirirse, Allah ona, on sevap yazar ve onun on gü­nahını siler. Onu on derece de yükseltir.”
Muhammed îbn Habib de şöyle demiştir: Onun ancak şöyle dediğini biliyorum: Melekler de ona on defa salat getirirler.
Ebu Talha şöyle anlattı:
Bir gün, Rasulullah’ın (s.a.v.) yanına girdim. O gün onu, o güne kadar görmediğim bir neşe ve sevinç içinde gördüm. Ben:
-Ya Rasuîellah! Allah sana salat etsin. Babam ananı sana feda ol­sun. Seni bugün şimdiye kadar görmediğim bir neşe ve sevinç içinde görüyorum, dedim. Rasulullah (s.a.v.):
– “Ebu Talha! Niye böyle olmamayım? Cebrail, benim yanımdan biraz önce ayrıldı-. O şöyle dedi: Muhammedi Rabb’im, beni sana gön­derdi. O şöyle buyuruyor: Ümmetinden birisi sana salat getirsin de Allah sana onun salatmm aynısını iade etmesin ve Allah salatı sebebiyle ona, on sevap yazmasın ve onun on günattmı indirmesin ve onu on derece yükseltmesin. Onun salatı arşa kadar yükselmesin. O salat bir meleğe rastlar rastlamaz melek: Onun Muhammed’e salat getirdiği gibi siz de ona salat getirin, der.”
Ebu Talha şöyle anlattı:
Peygamberin (s.a.v.) yanma girdim. Neşeliydi. Ben:
-Ya Rasulellah! Seni bugünkünden daha neşeli ve sevinçli görme­dim, dedim. Rasuiullah (s.a.v.):
Niye neşeli ve sevinçli olmayayım? Şimdi, Cebrail benim yanım­dan ayrıldı. O şöyle dedi; Muhammedi Ümmetinden kim sana salat ge­tirirse, Allah o salat sebebiyle ona on sevap yazar ve onun on günahım siler. Onu on derece yükseltir. Melek ona onun söylediğininin aynısını söyler. Ben: Cebrail! Peki o melek nedir? dedim. O da şöyle söyledi: Şüphesiz Allah Teala, seni yarattığı andan tekrar diriltinceye kadar bir meleği senin için görevlendirdi. Birisi sana salat getirince o: Allah sana da salat etsin, der” dedi.
Ebu Bekr es-Sıddîk şöyle dedi:
Peygambere (s.a.v.) salat getirmek köle azat etmekten daha üs­tündür. Rasuiullah’ı (s.a.v.) sevmek, Allah yolunda
kılıç sallamaktan daha üstündür. (Ya da bu anlamda birşey söyledi)
Rasulullah (s.a.v.): Kim bana salât getirirse o salât sebebiyle, Allah da o kimseye on salât getirir ve o kimsenin selamım ruhuma tebliğ etmek üzere iki melek yarışa girerler.
“Ey iman edenler! Siz de O na salât getirin ve selam verin ,ayeti indiğinde:
– “Ya Rasulallah! Sana selamı anladık. Sana salât nasıldır? dedik. RasuluJlah (s.a.v.):
– Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kema salleyte alâ Ibrahîme ve alâ âli İbrahîme inneke hamidün mecîd.
“Günlerinizin en üstünü, cuma günüdür. Adem (a.s.) c gun yara­tılmış ve o gün vefat etmiştir. Sûr o gün ufürülecek ve bütün canlılar o gün ölecektir. Cuma gününde, bana çok salât getirin. Çünkü salâtmız bana sunulur.”
– Ya Rasulallah! Kabrinizde çürümüş bir kemik haline gelmişken, bizim salatanız sana nasıl sunulur? dediler. Bunun üzerine Rasulullah:
– “Allah, peygamberlerin cesetlerini yeyip çürütmeyi, yere haram kılmıştır” buyurdu.
Bekr İbn Abdillah anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu:’Sağlığım, sizin için hayırlıdır. Siz benimle konuşursunuz, ben de sizinle konuşurum. Vefatım da sizin için hayırlıdır. Amelleriniz bana arzolunur. Hayırlı amellerinizi görürsem, Allah’a hamdederim. Kötü a-mellerinizi görürsem, sizin için Allah’tan mağfiret dilerim.”

“Kim rüyada beni görürse, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şey­tan benim suretime giremez.”

 

 

 

 

11

Mayıs
2012

Mekke Şehrine ilk Yerleşenler ve Kabe deki Görevler

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE, SiYER  |  Yorum: Yok   |  1.198 Kez Okundu

1- Mekkeye ilk yerleşen kavim Curhumiler dir.Sonra Yemen’de “Seylü’l-arim” denilen sel felâketinden sonra bu bölgeye gelen Huzâa Kabîlesi, İsmâiloğullarının da yardımı ile, Cürhümîleri Mekke’den sürüp çıkardılar.
2- Hicâbe: Kâbe’nin perdedarlığı ve anahtarlarını taşıma görevidir.
3-Sikâye: Kâbeyi ziyârete gelenlerin suyunu temin etme ve Zemzem kuyusuna bakma görevidir.
4-Rifâde: Kâbeyi ziyâret için Mekke’ye gelenleri ağırlama, barındırma ve muhtaçlara yardımcı olma hizmetidir.

5-Nedve: Kusayy tarafından yapılan “Dâru’n-Nedve” adlı istişâre meclisi binâsında yapılan toplantılara başkanlık etme görevidir. Savaş, sulh ve memleketin diğer bütün önemli işlerinin kararı, burada yapılan toplantılarda verilirdi. Kırk yaşından küçük olanlar, bu meclise alınmazlardı.

6-Livâ: Savaş zamanında ve askerin toplanmasında sancağı taşıma görevidir.

7- Kıyâde: Savaşta askere komuta etme görevidir.

8- Sefâre: Aynı toplum içindeki fertler veya kabîleler arasında meydana gelen çekişmelerde hakem olarak arabulma hizmetidir.

9-Hazine-i emvâl: Savaş için hazırlanan silâh, mal ve âletleri muhâfaza etme görevidir.

10-Ezlâm: Oklar ile fal bakma işidir.

11-Nezâre: Bir yerden başka bir yere nakledilecek eşyayı kontrol ve muâyene ettikten sonra “taşıma ruhsatı” verme görevidir.
12-”Müsta’rabe , Hz. İsmâil, daha sonra bu bölgeye yerleşen “Cürhümîler” den bir kızla evlendi. Kendisi İbrânî, Cürhümîler Yemenli Âribe (halis) Arablarındandı. Bu sebeple İsmâiloğullarına “müsta’rabe (arablaşmış) arabları” denilir.

4

Mayıs
2012

İSLAM KARDEŞLİK HUKUKU

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  477 Kez Okundu

Kardeş sözcüğü, yeryüzünün bütün dillerinde var olan ve sıcaklığı, sevimliliği, ifade ettiği ortak anlam olarak, ana baba bir, ana bir baba ayrı veya baba bir ana ayrı kişileri anlatan ortak bir kavramdır.
MEKKE-MEDİNE KARDEŞLİĞİ
Hz. Peygamber (s.a.s.), ilk önce Mekke’de Müslümanlar arasında kardeşlik ortamı gerçekleştirmiş, daha sonra yurtlarını, yuvalarını, yakınlarını ve mallarını bırakarak Mekke’den hicret eden Muhacirler ile onlara gönüllerini açan, her türlü imkanlarını onlarla paylaşarak büyük bir fedakârlık örneği gösteren Medine’li Ensar arasında tarihte eşi ve benzeri görülmemiş bir kardeşlik tesis etmiştir. Peygamberimiz, “Mü’min bir kimse din kardeşini sevince bu sevgisini ona bildirsin.” buyurmuştur. (Tirmizî, Zühd, 53)
EVS VE HAZREC KABİLELER-BUAS SAVAŞLARI
Mekke Kureyş kabilesinin Ümmeye ve Haşim oğulları boyu, Medine’de ise Evs ve Hazreç kabileleri İslam’dan önce birbirleri ile haram ayları dışında sürekli savaşıyorlardı. İslam nimeti sayesinde eski düşmanlar kardeş ve dost oldular.
Hz. Peygamber (s.a.s.), Mescid-i Nebevî’nin inşaatını tamamladıktan sonra Muhacirler ile Ensar’dan doksan sahabe arasında ikişer ikişer kardeşlik kurdu.
ENSAR VE MUHACİR KARDEŞLİĞİNDEKİ SAMİMİYET
Enes bin Malik anlatıyor: Ensar ile muhacir birbiri ile kardeş olduktan sonra öylesine kaynaştılar ki, bir iki gün görüşmeseler, birbirlerini merak ediyorlar, karşılaşınca, “Görüşmeyeli nasılsın?” diye hal hatır soruyorlardı, diyor.Muhacirlerden Abdurrahman bin Avf, ensardan Sa’d bin Rebi ile kardeslestirilmisti. Sa’d b. Rebi kardesi A.bin Avf’a; “Kardesim!Iste evim , yarisi senin, iste mülküm,yarisi senin, iste eslerim, birisini bosayip seninle nikahlayayim .” diyerek fedakarligin en uç örnegini ortaya koymustu. Ancak Abdurrahman bin Avf, hazirciligi iyi görmemis ve Sa’d bin Rebi’ye, “Sag ol Kardesim, sen bana çarsinin yolunu göster, bu bana yeter.” karsiligini vermis,çalismis ve kisa zamanda Medine’li zenginler arasina katilmisti. (Buhari,Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI/342).

EBU EYYUBUN ANNESİNİN SEVİNCE DÖNÜŞEN HASRETİ
Selmanı Farisi (ra) der ki: Resulullah (s.a.a) Medine’ye girince halk devesinin yularını tutup ısrarla o hazreti evlerine davet ediyorlardı. Ama o hazret, “Deve kimin evinin önünde oturursa ben onun misafiri olacağım” buyuruyordu. Deve süratle ilerliyordu, nihayet Ebu Eyyub-i Ensari’nin evinin önünde oturdu. Bunun üzerine Ebu Eyyub, “Anneciğim! Aç kapıyı, insanların efendisi ve en değerlisi Muhammed Mustafa ve Allah’ın seçkin elçisi geldi” diye bağırdı.
Gözleri görmeyen Eyyub’un annesi kapıyı açarak dedi ki: “Keşke gözlerim görseydi de Allah Resulünün nurlu yüzünü bir görseydim” diyerek yakındı.Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) onun hakkında lütufta bulunarak elini onun gözlerine sürdü ve gözleri görmeye başladı böylece Resulullah (s.a.a)’in cemalini görme arzusuna da ulaştı. Bu, Resulullah (s.a.a)’in Medine’deki ilk mucizesiydi.
Böylece Ebu Eyyub’un yaşlı anasının hasreti sevince dönüştü.
Resulullah (s.a.a)’in Alt Katta Oturması
Ebu Eyyub’un çamurdan olan sade evi iki odalıydı. Bir odası aşağı katta, diğeriyse yukarıdaydı. Resulullah (s.a.a) alt kattaki odada oturmaktaydı. Ebu Eyyub der ki: Resulullah (s.a.a)’in huzuruna giderek dedim ki: Benle annem yukarı kattayız siz ise aşağı kattaki odada oturmaktasınız; oysa siz aşağıda otururken bize yukarıda oturmamız yakışmaz. Siz isterseniz yukarı katta oturun.
Resulullah Eyyub’a şöyle cevap verdi: İnsanlar benimle görüşmeye geldikleri için alt kat benim için daha uygundur; insanların gelip gitmesi için aşağı kat daha münasiptir
HZ.ÖMERİN ŞEHADETİ VE HZ.AİŞE VALİDEMİZ
Sabah namazı vaktiydi. Ezan okunmuş ve cemaat saf saf durmuş, imamını bekliyordu. Hz. Ömer içeriye girdi, imamete geçti ve her zamanki gibi “Safları düzeltin” diye seslendi, sonra da namaza durdu. Tam namaza durulmuştu ki Hz. Ömer arkasından yediği bir hançer darbesiyle yere yığılmıştı. Hz. Ömer’i evine götürdüler. Namazı Hz. Abdurrahman b. Avf (r.a.) kıldırdı. Namazı müteakip bütün cemaat Hz. Ömer (r.a.)’in evine dolmuştu.
“İşte benim derdim buydu”
Hz. Ömer uzanmış upuzun yatıyordu. Herkes başucundaydı ve hıçkırıklar boğazlarda düğümlenip kalmıştı. Doktorun “Ya Ömer! Vasiyetini yap” dediğini duyunca bir anda içeride bir feryad u figan koptu. Herkes ağlıyordu.
Hz. Ömer, “Ağlamayın! Ağlayacak olan yanımdan çıksın. Siz Allah Resulü’nün, ‘Ehlinin ağlamasıyla ölü eziyet çeker’ dediğini duymadınız mı” diyerek onların ağlamasına mani olmaya çalıştı. Hz. Ömer, İbn Abbas’a “Bakın bakalım beni vuran kimdir” diye sordu. Gelen habere göre onu Muğire b. Şu’be’nin kölesi Firuz hançerlemişti. Hz. Ömer bunu öğrenince “Allah’a hamd olsun ki beni bir Müslüman eliyle öldürtmedi” dedi. Bir ara daldı. Baş ucunda duran oğlu Abdullah, gözlerini babasından bir an ayırmıyordu.
Hz. Ömer’de bir düşünce hem de yüreğini dağlayan bir düşünce vardı. Ve gözlerini açarak ümitsiz bir ifadeyle: “Oğlum! Git, Aişe’ye benden selam söyle. Fakat sakın, Emiru’l-mü’minin’in selamı var, deme. Zira şu anda ben mü’minlerin emiri değilim.
Ona, “Ömer senden, acaba iki arkadaşıyla beraber yatmasına müsaade eder misin” diye izin istiyor de. İbn Ömer babasının emrini yerine getirmiş ve Hz. Aişe’nin evine gelmişti. Onu bir köşede oturmuş ağlıyor buldu. Babasının arzusunu söyleyince Hz. Aişe validemiz, “V i orayı ben kendim için düşünmüştüm. Fakat bugün Ömer’i nefsime tercih ederim” dedi. İbn Ömer (r.a.) bu müjdeli haberle dönüp babasını müjdeleyince Hz. Ömer birden rahatlayıverdi. Ve dudaklarından şu cümle döküldü:
“Ve işte benim derdim buydu.” Çok kereler gözünü açamayacak kadar halsizleşiyordu. Başındakiler ne yemek ne de su teklifiyle onu uyandıramıyorlardı. Fakat içlerinden birisi “Ömer namaz vakti geçiyor” dediği an Hz. Ömer birden ayağa fırlıyor “Namaz! Namazsız adamın İslam’dan nasibi yoktur” diyor ve namazını eda edip tekrar uzanıyordu. İşte Hz. Ömer’in namaza olan iştiyakı bu ölçüdeydi. Namaz dendiğinde akan sular duruyor ve bütün acılarına rağmen namazını ihmal etmiyordu
UHUT ŞEHİTLERİ İKİŞER İKİŞER DEFNEDİLDİLR
Abdullah’tan rivayet edilmiştir. (Abdullah’ın babası Cabir Uhud savaşında şehid olmuştu) “Allah Rasulü(s.) Uhud’da şehid olan ashabını kabre defnederken ‘Bu ikisinden hangisi daha iyi Kur’an okuyordu, diye soruyor ve hangisinin daha iyi Kur’an okuduğu kendisini bildirilince, onu kabirde ön tarafa, diğerini de onun gerisine koyarak her ikisini tek parça örtüyle sardı ve o şekilde defnetti. Sonra ‘ Ben bunların gösterdikleri fedakârlıklara ve şehit olduklarına şahidim’ dedi. Onların yıkanmadan ve kefene sarılmadan, kanlarıyla defnedilmelerini emretti. Defin esnasında onlara cenaze namazı da kıldırmadı.
Hadis, Uhud şehitlerinin yıkanmadan ve üzerlerine cenaze namazı kılınmadan, kanlarıyla defnedildiklerini bildirmektedir.
ZEYD BİN DESSİNENİN DAR AĞACINDAN SELAMI:Hz. Zeyd, son namazını kıldıktan sonra, Mekkeli müşrikler, onu tutup darağacına kaldırarak bağladılar. Yüzünü kıbleden Medine’ye doğru çevirdiler. Sonra dediler ki:
- Haydi dîninden dön, seni serbest bırakalım!
- Vallahi dinimden aslâ dönmem! Bütün dünya benim olsa, bana verilse, yine de İslâmiyetten dönmem!
- Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, sen de evinde rahat oturasın ister misin?
- Ben Muhammed aleyhisselamın, değil benim yerimde olmasını, Medine’de yürürken ayağına bir diken bile batmasına aslâ razı olmam!
- Ey Zeyd, İslâm dininden dön, eğer dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz!
- Allah yolunda olduktan sonra, benim için öldürülmemin hiç ehemmiyeti yoktur.
Bu konuşmalardan sonra Zeyd bin Desinne, “Ya Rabbi, selamımı Resulüne ulaştır” diye duâ etmişti. Allahü teâla da onun duâsını kabul etmişti.
Müşriklerin kararı iyice kesinleşti. Safvan bin Ümeyye, azatlı kölesi Nistas’a işaret ederek, Hz. Zeyd’i öldürmesini istedi. Nistas mızrağını Hz. Zeyd’in göğsüne saplayarak sırtından çıkardı. Böylece, Peygamber âşığı Hz. Zeyd, cennetteki makamına yükseldi.
Hz. Zeyd’in şehadetini haber alan Peygamberimiz ona duâ buyurdu.
KARDEŞ OLANLARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN
Bin Avf, ticaret yaparak kısa sürede durumunu düzeltmiştir.
Ebu Zerr-i Gifari bir defasında Bilal-i Habeşi’ye, “Kara kadının oğlu” diye hitap etmiş. Bilal Habeşi de bu hitaba çok içerlemiş ve Peygamberimize Ebu Zer’i şikayet etmiş. Peygamberimiz Ebu Zer’e “Şeyet böyle dediysen, sen kendisinde cahiliye huyu bulunan kimsesin.” Diye ikaz etmiş bunun üzerin Ebu Zer de Bilal Habeşi’den özür dilemiştir.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN KARDEŞLİK İLİŞKİLERİNDE ÖĞÜTLERİ
1-“Mü’min kardeşine güler yüz göstermen sadakadır; iyiliği emredip kötülüklere engel olman sadakadır…” (Tirmizî, Birr ve Sıla, 45)
2-“Bir kimseye mü’min kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal olmaz. O ikisi karşılaştıklarında, biri yüzünü şu tarafa diğeri öbür tarafa döner. Onların en hayırlısı ve üstün olanı, selâmı önce verendir.”(Tirmizî, Birr ve Sıla, 21)
3- “Müslüman bir kimsenin, din kardeşinin gıyabında yaptığı duası kabule şayandır. O kimsenin baş ucunda Allah’ın görevli bir meleği bulunur, din kardeşi için hayır dua yaptıkça, o melek de ona dua eder ve “âmin, kardeşin için istediğinin bir misli de senin için olsun” der.(Müs¬lim, Zikr, 86-88)
4-Müslüman Müslümanın kardeşidir. Din kardeşine haksızlık etmez, onu düşmana teslim etmez. Kim din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim Müslüman kardeşinin bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim Müslüman kardeşinin hatasını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.” (Müslim, Birr ve Sıla, 58)
Peygamber Efendimiz :
5-Bir müminin bir kardeşine güler yüz göstermesini sadaka kabul ederdi. 6-İnsanların gelip geçeceği yerlerdeki engeli kadırmalısınız. Bir taşı, bir dikeni ortadan kaldırmanız sizin için sadakadır’
RABBENA DUASI:Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü’minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.
KARDEŞLİK SÖZDE KALAN BİR HADİSE DEĞİLDİR:Nafaka, zekât, selâm verme, hakkı tavsiye etme, karz-ı hasen verme, maddî ve mânevî yardımda bulunma gibi vazifelerle tahkim edilmiştir.Resûl-i Ekrem (sav): “Kendi nefsi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe (tam manasıyla) iman etmiş olmaz”buyurarak; “Kardeşlik Hukuku’nun” korunmasının imanla ilgili olduğunu hatırlatmıştır.
Kardeşlik Hukukunun Bazı Şartlarını özetleyecek olursak:
1-Kardeşliği Allah için yapmal,
2-Kusurlarını affetmek
3-Kardeşini hata içinde bırakmamak.
4-Kusur düzeltirken kusur yapömamak.
5-Kardeşinin derdiyle dertlenmek.
6-Kardeşiyle iyi geçinmek ve kırıcı olmaktan sakınmak
7-Kardeşinin hakkını savunmak ve korumak
8-Kardeşine karşı kibirden kaçınmak
9-Tevazudan ayrılmamak kardeşini nefsi gibi gözetmek ona iyilikte bulunmak,üzecek söz ve işlerden kaçınmak,
10-Kardeşlerine gıyabında dua etmek.
Beytullah etrafında uzak beldelerden gelenleri görünce bir şair o andaki manzarayı şöyle dile getiriyor:İkimizde şuracıkta birer garibiz, sen garip ben garip akrabayız biz, demek suretiyle duygularını ifade ediyor.
NOT:Kardeşlik:Ümmü Mektumi Biali Habeş, Zeyd b.Harise yükseldikleri makamlar.Huzeyfe sırdaş.
5-Peygamberimizin kabri:Mekkeli Ebu Talha kazması, Hz.Alinın yıkaması ,Hz.Ali yi Peygamberimiz kendisine kardeş yaptı,amcası ve oğullarının yardımcı olması.
MÜMİNLERİN ÖZELLİKLERİ:”Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir.”(Tevbe, 9/71)
MEKKENİN FETHİNDE PEYGAMBERİMİZ:Hz. Ömer şöyle anlatıyor: “Fetih günü Hz. Peygamber, Mekke’ye girdi. Saffan b. Ümeyye, Ebu Süfyan b. Harb, Haris b. Hişam’ı huzuruna çağırdı. Ben de kalbimden ‘Allah bunları elimize düşürdü. Onlara daha önce yaptıklarını hatırlatacağım’ dedim. Bu sırada Hz. Peygamber, ‘Benimle sizin durumunuz, Hz. Yusuf ile kardeşlerinin durumu gibidir. Bugün sizin üzerinize herhangi bir kınama yok. Allah sizi affetsin. Allah merhametlilerin en merhametlisidir’ dedi. Bunun üzerine ben düşündüklerimden utandım (İbn Asâkir, (Hz Ömer’den); Kenz, V/292)

KARDEŞİNE  YARDIMCI OLMAK:Bir mü’minin, diger bir mü’min kardesine her halükarda yardimci olmasi gerekmektedir. Peygamberimiz bir hadisinde, “zalim de olsa, mazlum da olsa mü’min kardesine yardim et!” diye buyurmaktadir. Zulüm konusunda nasil yardim edilecegini ise su çarpici sözlerle dile getirmektedir: “Onu zulümden el çektirirsin. Ona yapacagin yardim iste budur” (Buhârî, Mezalim, 4; Müslim, birr, 62).

HZ.BİLAL-İ HABEŞİNİN SON EZANLARI:Resulullah’ın irtihalinden sonra ezan okumadığını belirtmiştik. Takriben on yıllık zaman zarfında bunun üç tane istisnası vardır.
Birincisi; Hz. Ömer’in Şam seferinde halifenin ısrarı üzerine okuduğu ezan..
İkincisi; Hz. Ömer’le Kudüs’ü fethe gittiğinde, orada yine Hz. Ömer’in, ashabın ve mücahitlerin ısrarı üzerine okuduğu ezan…
Üçüncüsü; Medine’ye geldiğinde okuduğu ezandır ki bu hayli ilginç ve hüzünlü olmuştur.
“Şam’da iken bir gece rüyasında Hz. Peygamberi gören Bilal-i Habeşi hemen yol hazırlığına başlayarak Medine’ye gelmiş ve Resulullah’ı ziyaret etmiştir. Bu sırada Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i gören Hz. Bilal, gözlerinden yaşlar akarak ikisine de sarılmıştır. Hz. Hasan ve Hüseyin de O’ndan Birgen fecir vakti ezan okumalarını istemiştir. Hiç kimsenin isteği ile ezan okumayan Hz. Bilal, Resulullah’ın bu iki ciğerparesinin arzularını kırmamış ve bir gün sabah ezanını okumuştur. Ancak ezanın yarısını tamamlayabilmiş, geri kalanını gözyaşlarına mani olamadığı için tamamlayamamıştır. Bu arada ezan okurken O’nun sesini duyan ve tanıyan bütün ashap hemen evlerinden büyük bir coşkunluk ve şaşkınlık içinde çıkarak, sanki Resulullah ile birlikte namaz kılacaklarmış gibi Mescidi Nebevi’ye koşmuşlardır. O gün, Resulullah’ın muhabbeti bütün kalplerde tazelenerek içi buruk bir bayram günü yaşanmıştır.”
KURAN-I KERİMDE KABİL HABİL OLAYI:Kurbanı kabul edilmeyen Kabil, kardeşini öldürmek tehdidinde bulunmuş, Habil ise büyük bir sevgi ve Rabbine tevekkül’le: “Allah ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder. Yemin ederim ki, eğer beni öldürmek için elini uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben isterim ki sen kendi günahınla birlikte benim günahımı da yüklenesin….(El Maide 27-30)

YUSUF ALEYHİSSELAMIN KARDEŞLERİ:Yûsuf sûresinde de, Hz. Yûsuf’a kardeslerinin yaptiklari kötülükler uzun uzun anlatilir. Sonunda her sey ortaya çikinca kardeslerinin ona: “Allah’a yemin ederiz, Allah seni bizden üstün kilmistir. Biz dogrusu (sana yaptiklarimizda) suçlu idik” dedikleri; Hz. Yusuf’un da; “Size, bu gün hiç bir basa kakma ve ayiplama yok. Sizi Allah yarligasin. O merhametlilerin en merhametlisi” (Yûsuf, 12/91-92) diyerek, onlari afv ve müsamaha ile karsiladigi haber verilmektedir.

KIYAMET GÜNÜNDE 7 SINIF: Allah yedi kimseyi, kendi zıllinden başka sığınak olmayan (kıyamet) gününde, zılli altında himaye buyuracaktır (İlki) âdil imam, (ikincisi) ömrünü ibadet neşvesi içinde geçiren genç, (üçüncüsü) mescidlere kalbi bağlı olan kimse, (dördüncüsü) Allah için sevişip, Allah için bir araya gelen ve Allah için birbirinden ayrılan iki insandan herbiri, (beşincisi) makam ve cemal sahibi bir kadının talep ağında (nefsine başkaldırıp) “ben Allah’tan korkarım” diyen adam, (altıncısı) solundakine infak ettiği şeyden, sağındaki bir şeyhissetmeyecek şekilde sadakasını gizli eda eden, (yedincisi) yapayalnızken Allah’ı anıp da gözleri yaşlarla dolan ”
HZ.OSMANIN RÜYASI VE ŞEHADETİ:Hazreti Osman şehit olacağı gün bir rüya görür ve rüyasını kendisini ziyarete gelen Abdullah Bin Selam’a aktarır. Selam sabah ve hoş beşten sonra Abdullah Bin Selam’a ‘ sana gece gördüğüm bir rüyayı anlatayım mı?’der. Abdullah Bin Selam da ‘evet, lütfen !’ diyerekten Hazreti Osman’dan rüyayı anlatması istirhamında bulunur. Ve Hazreti Osman odasındaki ışık huzmelerinin sızdığı deliği göstererek (havha) ya da kandilliğe işaret eder şöyle der: “Peygamberimizi bu kandillikte gördüm. Bana ‘seni kuşattılar mı?’ diye sordu. Ben de ‘evet ya Resulallah’ dedim. Ardından ‘sana su vermediler mi?’ diye sordu. ‘Evet ya Resulllah’ dedim. Ve bana su dolu bir bakraç uzattı ve içtiğimde omuzlarımdan vucudumunun tamamını kapsayan bir serinlik hissettim. Bana buyurdular ki, ‘dilersen seni onlara karşı muzaffer kılayım. Dilersen bizim yanımızda iftara gel.’ Ve ben de onların yanında iftarı yeğledim…” Zinnureyn yani iki nur sahibi anlamında Resulullah’ın iki kızıyla izdivaç eden Hazreti Osman rüyanın ertesi günü şehadet mertebesine erer ve şehadet şerbetini içer (Zünnurayn Osman Bin Affan, Muhammed Rıza, Daru’l Kütüb el İlmiyye, s: 190).
PEYGAMBER EFENDİMİZİN KARDEŞİM DEDİKLERİ
Ebû Hüreyre radıyallahü anh şöyle anlatıyor:
Peygamber aleyhisselâm kabristana gelip buyurdu:
— Selâm sizlere ey müminler topluluğunun diyarı! Ve biz de,,—Allah dilerse— muhakkak size ulaşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi arzu ediyorum.
— Ey Allah’ın Resulü, biz senin kardeşlerin değil miyiz? dediler. Peygamber aleyhisselâm:
— Siz arkadaşlarımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz gelmemiş olanlardır.
Bunun üzerine:
— Ey Allah’ın Resulü, ümmetinden henüz gelmemiş olan kimseyi nasıl bilir ve tanırsın? diye sordular. Peygamber aleyhisselâm:
— Bilmiyor musun ki, siyah atlar arasında yüzleri ve ayakları beyaz olan bir atın sahibi kendi atını bilmez, tanımaz mı? buyurdu.
— Evet, Allah’ın Resulü tanır, dediler. Peygamber aleyhisselâm:
— Çünkü onlar abdest sebebiyle yüzleri, el ve ayakları bembeyaz, parlak olarak gelirler. Ve ben de onları Havzın kenarında beklerim. Dikkat! Bazı kimseler benim Havzıma yaklaştırılmayacaktır. Haydi geliniz! diye çağıracağım. >
HZ.FATMA VALİDEMİZİN VEFATI:Hazreti Fâtıma radıyallahu anhâ hazretleri, 29 yaşında, hicrî sene 11 (Milâdî 632) de vefat etmiştir. Bu tarihe göre, Zatı Saadetlerinden 6 ay sonra vefat etmiş olmaktadır. Ehl-i beytten ilk irtihal eden, yani Peygamberimize ilk kavuşan hazreti Fâtıma olmuştur.
Vefat hadisesini, Umm-ü Seleme hazretleri şöyle anlatmaktadır:
«Hazreti Fâtıma’nın vefatı sırasında Hazreti Ali radıyallahu Teâlâ anh evde yoktu. Hazreti Fâtıma beni çağırıp:
— Bana su hazırla! Ben yıkanacağım, temiz elbiselerimi de çıkar giyineceğim, dedi. -
Ben de suyunu ve elbiselerini hazırladım. Gayet güzel yıkandı ve temiz elbiselerini giyip, «bana yatak hazırla, ben uzanacağım» dedi.
Ben de dediğini yaptım. Yatağını kıbleye doğru çevirip yattı ve bana şöyle söyledi;
— Ey Umm-ü Seleme! Şimdi ise ayrılma zamanı geldi. Kendim yıkanıp guslettim. Bunun için bana birkaç kere guslettirmeye ve vücûdumu ovalamaya da lüzum yok, buyurdu. Nitekim bir müddet sonra da fani âleme veda etti.» diye anlatmaktadır.
-Hz. Peygamber’e çok düşkün olan Fatıma babasının vefatından dolayı çok sarsıldı. Rasûl-i Ekrem defnedildikten sonra gördüğü Enes b. Malik’e, “Rasûlullah’ın üzerine çarçabuk toprak atmaya eliniz nasıl vardı, gönlünüz nasıl razı oldu?” diyerek ağladı ve daha sonra da günlerce gözyaşı döktü.
VAKIF MÜESSESESİ:Vakıf,Yaratandan ötürü yaratılanlara merhamet, şefkat ve sevginin müesseseleşmiş halidir.
A)Ebu Talha:Ha kuysusu vardı.Mescdin karşında peygamberimiz gider su içerdi.Bağış yaptı.
B)Darul Erkam da 15 kişi yaklaşık kalıyordu.Safa tepesinde Beytullaha giden mutlaka oradan geçerdi.
C)Çeşitli vakıflar Kurmulmuş:Kuş Evleri,sadaka taşları,
D)Vakıf Kurmaya iten sebepler:
Hadisi şerif:Ölünce devam eden ameller:Evlat, eser, sadaka-i cariye
Vakıfların Gayesi:
1-İnsanların saadeti,
2-Dünyanın İmarı,
3-Allahın rızasını kazanmak
VEDA HUTBESİ SONUNDA HELALLAŞTI: Ey Nâs! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram: Allah’ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler. Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:
- Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! buyurdu”.(Müslim, 2/890 (Hadis No: 1218); Ebû Dâvûd, 1/442 (Hadis No: 1905); İbn Hişâm, 4/250-253; Tecrid Tercemesi, 10/431-434)
ÇİLELİ DÜNYA BİR İMTİHAN

Âdem . (Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ) duasını devamlı okurdu. Sonra, iki evladından biri diğer kardeşini öldürdü.
Nuh aleyhisselam 950 yıl uğraştı, inanmadılar, çok eziyet ettiler
İbrahim aleyhisselamı Allahü teâlânın haliliyken ateşe attılar, oğlunu kesme emri verildi.
Musa aleyhisselam da çok çekti, doğduğu sene Firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Senelerce çobanlık yaptı. Dönerlerken, hanımı hamile, zifiri karanlık, çaresiz… Bir ışık gördü, ışığa gitti. Orada Allahü teâlâ Onunla konuştu. Bu mirac değildi, mirac yalnız Peygamber efendimize verildi.
Eyyüb :Hastalıkla,mal ve evlatları ile imtihan geçirdi.
Yakup aleyhisselam ağlamaktan gözlerini kaybetti.
Yusuf aleyhisselam; kuyuya atıldı. Sonra kardeşlerini affetti.
Zekeriya aleyhisselam, ağacın içinde ağaçla birlikte testereyle kesildi.
İsa aleyhisselam, birkaç kişiyi ikna etmek için neler çekti. Öldürmeye çalıştılar.
Hazret-i Ebu Bekir : Herkesten önce iman etti, malını ve canını feda etti.
Hazret-i Ömer, namaz kılarken şehid edildi.
Hazret-i Osman, Kur’an-ı kerim okurken şehid edildi.
Hazret-i Ali’nin çektikleri, hele Hazret-i Hüseyin’in başına gelenler…

4

Mayıs
2012

KOMŞU VE KOMŞU İLİŞKİLERİNDE UYULMASI GEREKEN KURALLAR

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  960 Kez Okundu

KOMŞU VE KOMŞU İLİŞKİLERİ
Komşu: Aynı mahalle veya çevrede yaşayan insanların birbirlerine göre aldıkları ad.
Araplar komşuya “ ” derler ki, “câr” evi diğerinin evine bitişik (mücâvir) olan, birbirini himaye eden, koruyan, birinin yardımına ve imdadına koşan anlamlarına gelir. ( İzzet ER, İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 1997, c.3)
Akşam-sabah yüz yüze geldiğimiz, her zaman görüştüğümüz insanlar, komşularımız sayılır.
Değişik ölçülere göre komşu sınıflamaları yapılır. Bunlardan evleri yahut evlerine giriş kapıları birbirine bitişik olanlara “kapı komşusu” adı verilir. Yakın komşu: Akraba veya evleri birbirine yakın olanlara “yakın komşu” denir. Uzak komşu: Evleri birbirine pek yakın veya akraba olmayan, yahut gayr-i müslim (yahudi, hıristiyan) olanlara da “uzak komşu” denir.
Rivayete göre Hz. Aişe (R.Anhâ) bunun her taraftan kırk evlik bir mesafe olduğunu ve bunlar arasında komşuluk hukukunun olacağını söylemiş, Hz. Ali (R.A.) de, bir kimsenin sesinin duyulabileceği yere kadar olan mesafe içinde kalanların komşu sayıldığını ifade etmiştir. İzzet ER, a.g.e., c.3, )
KOMŞULAR ÜÇ GRUBA AYRILIR
Hz. Peygamber (S.A.V.)’in yaptığı bir sınıflamaya göre hakları yönünden komşular üç gruba ayrılır:
1. Üç hakka sahip komşular: Bunlar hem akraba, hem müslüman olanlardır. Bunların komşu, 2. İki hakka sahip komşular: Akraba dışındaki müslüman komşular
3. Bir hakka sahip komşular: Akraba ve müslüman olmayanlardır.
HADİS-İ ŞERİFLERDE KOMŞULUK
1 “-Vallâhi mü’min değildir, vallâhi mü’min değildir, vallâhi mü’min değildir.”
Kim Ya Rasulallah? diye sorduklarında, Peygamberimiz şöyle buyurdu:
2- Komşusu, belâlarından emin olmayan kimse (mü’min değildir).(” Buhari, Edep, 29 (VIII.12).
3- “Komşusu, zararından emin olmayan kimse cennete giremez.” (Müslim, İman, 73.)
4-Allah’ın iyi kullarına ölüm anında şöyle hitap edilir:
“Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Sâlih) kullarımın arasına katıl ve (onlarla birlikte) cennetime gir.”( Fecr:89/27-30.)
Hz. Ali (R.A.)’den şöyle rivayet edilmiştir:
5-“Resülullah (S.A.V.) bize ölülerimizi sâlih kimselerin içerisine defnetmememizi emretti ve kötü komşudan diriler incindiği gibi ölüler de incinir” buyurdu. (Aclûni, Keşfül-Hafâ, 1/72.)
6-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hadis-i şeriflerinde: “Ev almadan önce komşunuzu, yola çıkmadan önce arkadaşınızı araştırınız.” buyurmuştur. (Aclûni, Keşfül-Hafâ, 1/178.)
Bir atasözümüzde bu hadis-i şerif, “Ev alma, komşu al” şeklinde ifade edilmiştir.
7-Peygamberimiz, başka bir hadis-i şeriflerinde, insanı mutlu ve huzurlu kılan üç şeye temas ederek şöyle buyurmuştur: “İyi komşu, uysal bir binek ve geniş ev, kişinin saadetini sağlayan unsurlardandır.( Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/407-408.)
8- “Komşuların birbiri üzerinde komşuluk hak ve hukuku vardır. İyi komşu, bu hak ve hukuka riayet eden ve komşularına karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirendir. Peygamber Efendimiz bu hususa temas eden hadis-i şeriflerinde de:
“Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşı için en hayırlı olandır. Allah katında komşuların en hayırlısı da komşusu için en hayırlı olanıdır.” buyurmuştur.( Ahmed, Tirmizi, Hakim (İbn Ömer’den) 250, H.No:151.)
9-Hz. Aişe R. Anha’dan rivayet edilen hadis-i şerifte Rasülullah (S.A.V.):
“Cibril bana komşu hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşuyu komşuya vâris kılacak zannettim.”( Buhari, Edeb,28; Müslim, Birr ve Sıla ve’l-edeb, 140 (2624,2625)
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır” derdi atalarımız. Alacakları evden önce komşuyu düşünür, arar soruştururlardı.
10-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Yanı başınızdaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mü’min değildir.”
Sosyal duyarlık konusunu çarpıcı biçimde gözler önüne seren hadisimizin mesajı, pek tabii olarak, sadece hâne komşularına yönelik değildir.
11-Hz.ÖMERİN AZIKSIZ TEFTİŞE GÖNDERDİĞİ SAHABE:Vali iken kendisine bir köşk yaptırıp, çarşının gürültüsünden kurtulmak isteyen Sa’d b. Ebî Vakkas’ı teftiş için Hz. Ömer (R.A.), Muhammed b. Mesleme’yi azıksız olarak Kûfe’ye gönderdi. On dokuz günlük bir yolculuktan sonra Medine’ye dönen Muhammed b. Mesleme, kendisini niçin azık vermeden yola çıkardığını Hz. Ömer (R.A.)’den sordu:
Medine’deki müslümanlar açlıktan kırılmak üzereyken sana bir şeyler verip de nimeti sen, vebâlini de ben yükleneyim istemedim. Zira ben, Peygamber (S.A.V.)’i şöyle buyururken dinlemiş bulunmaktayım:
“Komşusu açken mü’minin tok dolaşması yakışık almaz.(” Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/55.)
İYİ KOMŞULUK  ÖLÇÜLERİ
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri “Marifetnâme” adlı eserinde, İslâm ahlâk ve yaşayışından çıkardığı “İyi komşuluk için uyulması gereken şartlar”ı, kırk tane olarak tesbit etmiş.
“Komşunun komşularıyla geçiminin edep ve erkânı kırktır” demişlerdir.
1. Kişinin kendi evine bitişik olanlarla, karşısında bulunup da kapıları görünenlerden kırk eve kadar oturanlar, -zımmî (hıristiyan vatandaş) da olsalar- komşularıdır. Bunlara, iyilik etmek ve gerçekten akrabalarmış gibi güzel davranmaktır.
2. Komşunun ev halkına, kötülük etmeyip, onların namusunu korumaktır.
3. Komşuya gelip gidene uzun uzun bakıp, rahatsız etmemektir.
4. Komşusu açken, kendi tok yatmamaktır.
5. Komşuyu el veya diliyle incitmekten sakınmaktır.
6. Komşunun evine, penceresinden, duvarından izinsiz bakmamaktır.
7. Komşularına azdan çoktan zımmî de olsa hediye vermekti…
8. “Komşu çanağı” göndermektir. Yani kokusu duyulacak bir yemek pişirildiğinde, bitişik komşuya hediye etmektir.
9. Satın aldığı meyveden, rastladığı komşusuna hediye etmektir.
10. Komşuları borç isterse, vermektir.
11. Komşuları muhtaç kaldıysa, ihtiyaçlarını gidermektir.
12. Komşusunu bayramlarda ziyaret etmektir.
13. Komşunun hayvanlarına taş atmamaktır.
14. Komşunun çocuklarını, kendininkilere dövdürüp sövdürmemektir.
15. Komşuların izni olmadan, kendi binasını, onlarınkinden yüksek ve önlerini kapayacak şekilde yaptırmamaktır.
16. Komşularını, kendi taraflarından, duvara ağaç kakmaktan menetmektir.
17. Komşularına, kendi oluklarının akıntısıyla veya yolunun toprak kazıntısı ve kar kürün tüsüyle rahatsız vermemektir.
18. Komşuların sırlarını ve ayıplarını soruşturmamaktır.
19. Komşuların hallerini ve işlerini başkalarına söylemektir.
20. Komşularına yolda rastladıkça ilk önce selâm vermektir.
21. Komşularla konuşurken lâfı uzatmayıp, lüzumu kadar konuşmaktır.
22. Komşularından su, tuz ve ateş gibi zarurî maddeleri esirgemeyip vermektir.
23. Komşuların hediyesini, az da olsa kabul edip, çok bilmektir.
24. Komşuların ayıplarını örtmektir.
25. Komşularına dert ortağı olmaktır.
26. Komşularından izin almadan evini yabancıya satmamaktır.
27. Komşusu bir yerden dönünce ziyaret etmektir.
28. Komşularını kederli günlerinde teselli etmektir.
29. Komşuları tarafından davet olununca, kabul edip gitmektir.
30. Komşuları tarafından davet olununca, kabul edip gitmektir.
31. Komşusu bir şey isteyince memnuniyetle vermektir.
32. Komşusu bir kusur işleyince, af ederek, sevgi uyandırmaktır.
33. Komşuları hasta olunca ziyaret etmektir.
34. Komşulardan biri vefat edince, cenazesinde hazır bulunmaktır.
35. Komşuların yetimlerini himâye etmektir.
36. Komşularıyla buluşunca, güleç yüzlü olup, tatlı söz söylemektir.
37. Komşuların kendisine nasıl davranmasını istiyorsa, onlara öyle muamele etmektir.
38. Başkalarından gelse tahammül edemeyeceği eziyete, komşusundan gelince tahammül etmektir.
39. Komşulardan kabalık edenlere aldırmamaktır.
40. Komşulardan sert söyleyenlere, mülâyim davranmaktır. ( M. Ertuğrul DÜZDAĞ, Müslüman Aile, İz Yayıncılık, 3. Baskı, İstanbul, 1995)

3

Mayıs
2012

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-2

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  279 Kez Okundu

21-Allahın Zatî sıfatları: Şu altı sıfattır.
Vücûd: Allah’ın, kendisine has bir varlığa sahip olması. O’nun varlığı, kendindendir. Varlığın zıddı olan yokluk, O’nun için söz konusu değildir.
Kıdem: Varlığının başlangıcının olmaması. Ne kadar geriye gidilirse gidilsin, O’nun var olmadığı bir an yoktur.
Beka: Allah’ın varlığının sonunun olmaması. Ne kadar ileriye gidilirse gidilsin, O’nun olmayacağı bir an düşünülemez.
Muhâlefetün li’l-Havadis: Allah’ın, sonradan olmuş varlıkların hiçbirisine hiçbir şekilde benzememesi. O’nun zatı, hatırımıza ve zihnimize gelen her şeyin ötesindedir.
Vahdaniyet: Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tek olması, eşinin ve benzerinin bulunmaması.
Kıyam bi-nefsihi: Varlığının kendinden olması. O’nun varlığına sebep olan başka bir varlık, başka bir irade ve kudret yoktur. Varlığı, zatının gereğidir.
22-Allahın Subûtî sıfatları: Bunlar sekiz tanedir.
Hayat: Allah’ın kendisine has bir hayata sahip olması, ölümsüz olması.
İlim: Allah’ın, olmuş, olan ve olacak her şeyi bilmesi.
Semi’: Cenab-ı Hakk’ın, gizli, aşikâr her şeyi işitmesi.
Basar: Yüce Yaratıcı’nın, her şeyi görmesi. Hiçbir şeyin O’ndan gizli kalmaması.
İrade: Allah’ın, dilediği her şeyi dilediği gibi yapması.
Kudret: Sonsuz ve sınırsız güç sahibi olması.
Kelâm: Allah’ın, kelâm sahibi konuşan bir Varlık olması.
Tekvin: Allah’ın, yok olanı, yokluktan varlığa çıkarması, yaratması.
23-Abdest :D irsekler ile beraber ellerin, yüzün; topuklarıyla beraber ayakların temiz su ile yıkanması ve başın meshedilmesidir.
24-Adak :Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir. Mesela ‘şu işim olursa kurban keseceğim veya bir gün oruç tutacağım’ demek gibi…

25- Ahiret :Kıyametin kopmasından sonra başlayan ve sonsuza kadar devam edecek olan cennet ve cehennem hayatıdır.
26-Ahkam :Kur’an ve sünnetin içerdiği dinî hükümlerdir.

27- Ahlâk :Bir kişinin iyi veya kötü olarak nitelenmesine sebep olan manevî değerleri, huyları ve bunların tesiri ile ortaya koyduğu davranışların * Aşere-i

 

2

Mayıs
2012

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-8

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  341 Kez Okundu

DİN GÖREVLİLERİ MESLEKİ ALAN TERİMLERİ-8
74-Safa:Mescid-i Haramın doğusunda bulunan bir tepenin adı.
75-Sebt:K.Kerim de Yahudilere bazı işlerin yasaklndığı cumartesi gününü ifade etmek üzere kullanılan kelime.
76-Secavend:Mushaflarda görülen geçici durak işaretleri.
77-Semud kavmi:Hz.salihin Peygamber olarak görevlendirildiği eski bir Arap kavmi.
78-Senetül Hüzün:Hz.Peygamberin amcası Ebu Talib ve eşi Hz.Hatice yi peşpeşe kaybettiği bisetin 10.yılı.
79- Senetül-Vüfud:Arap yarım adasının dört bir yanından heyetlerin Hz.Peygamberle görüşmek üzere Medineye geldikleri yıl(9/630)
80-Sinagog:Yahudi ibadethanesi(Havra)
81-Suhuf:Allahın bazı Peygamberlere indirdiği ilahi emirleri ihtiva eden sahifelere denilmiştir.
82-Sure:K.Kerimin 114 bbölümden her biri.
83-Şuayb(Hz.):Kuran-ı Kerimde meyden halkına gönderilen bir peygamber.
84-Telfik:Bir fıkhı mesele de iki veya daha fazla müşriklerin farklı görüşünü birleştirmek demektir.

29

Nisan
2012

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK HAC KONUSUNDA TEST

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  415 Kez Okundu

 

HAC KONUSUNDA TEST

 

1. Aşağıdakilerden hangisi haccın rükünlerinden biri değildir?

a) Safâ ile Merve arasında yürümek.

b ) Arafatta vakte yapmak.

c) Ziyaret tavâfı yapmak.

d) Mîkâtlarda ihrâma girmek.

 

2. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre, bayram’ın birinci günü şeytan taşlamanın vakti ne zaman başlar?

a) Fecr-i Sâdık’tan îtibâren.

b) Gece yarısından îtibâren.

c) Güneşin doğmasından îtibâren.

d) Tan yerinin ağarmasından îtibâren.

 

3. Mâlikî mezhebine göre, Müzdelife vakfesinin zamanı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Gece yarısından îtibâren bayram sabahı fecr-i sâdıka kadar.

b) Bayramın birinci günü tan yerinin ağarmaya başlamasından güneşin doğmasına kadar.

c) Arefe günü akşamı güneşin batışından bayram sabahı fecr-i sâdıka kadar.

d) Arefe günü akşamı güneşin batışından bayram birinci günü zevâl vaktine kadar.

 

4. Aşağıdakilerden hangisi haccın sahîh (geçerli) olmasının şartlarından biridir?

a) Hac yapmak niyetiyle ihrâma girmek.

b) Özel vakit.

c) Özel me­kân.

d) Hepsi.

 

5. Aşağıdakilerden hangisi haccın edâsının şartlarından biridir?

a) Müslüman olmak.

b) Haccı belirli zamanda yapmak.

c) Yol güvenliğinin bulunması.

d) Akıllı olmak.

 

6. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın vâciplerinden biri değildir?

a) Abdestli olmak.

b) Setr-i avrete dikkat etmek.

c) Tavâf esnasında Kâbe’yi sağ tarafına alarak yürümek.

d) Tavâfa, Hacer-i esved hizasından başlamak.

 

7. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın sünnetlerinden biri değildir?

a) Tavâf esnasında Kâbe’yi sol tarafına alarak yürümek (teyâmün).

b) Iztıbâ yapmak.

c) Hacer-i esved’i istîlâm etmek.

d) Erkekler mümkün olduğu kadar Kabe’ye yaklaşmak.

 

8. Sa’y’ı dört şavttan sonra yediye tamamlamanın hükmü nedir?

a) Vâcip.

b) Mendûp.

c) Müstehâp.

d) Sünnet.

 

9. Aşağıdakilerden hangisi haccın müstakil vâciplerindendir?

a) Telbiye getirmek.

b) Arafat’ta güneş batıncaya kadar beklemek.

c) Müzdelife vakfesini yapmak.

d) Tavâf namazı kılmak.

 

10. Aşağıdakilerden hangisi haccın müstakil sünnetlerinden değildir?

a) Âfâkî olanların hemen Mescid-i Harâm’a giderek tavâf-ı kudûm yapmaları.

b) Mekke, Arafat ve Mina’da hutbe okunması.

c) Tavâfa hacer-i esved veya hizâsından başlamak.

d) Arafe gecesi Mina’da gecelemek.

 

11.Aşağıdakilerden hangisi tavâfın geçerli olmasının şartlarından değildir?

a) Teyâmün.

b) Belirli vakitte yapmak.

c) Niyet.

d) Mescid-i Harâm’ın içinden yapmak.

 

12. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın sünnetlerindendir?

a) Tavâfı Mescid-i Harâm içinde yapmak.

b) Hervele yapmak.

c) Muvâlât.

d) Teyâmün.

 

13. Aşağıdakilerden hangisi Arafat vakfesinin geçerli olmasının şartlarından biridir?

a) Vakfeyi kıbleye yönelik olarak yapmak.

b) Vakfeyi arefe günü zevâl vaktinden sonra yapmak.

c) Vakfeyi niyet ederek yapmak.

d) Öğle ve ikindi namazlarını cem’i takdîm ile kılmak.

 

14. Aşağıdakilerden hangisi Müzdelife vakfesinin geçerli olmasının şartlarından değildir?

a) Güneş doğmadan önce Müzdelife’den ayrılmak.

b) Hac için ihrâmlı olmak.

c) Vakfe’yi Müzdelife sınırları içinde yapmak.

d) Arafat vakfesini yapmış olmak.

 

15. İlk tahallülden sonra aşağıdaki ihrâm yasaklarından hangisi sona ermez?

a) Koku sürünme yasağı.

b) Dikişli elbise giyme yasağı.

c) Cinsel ilişki yasağı.

d) Tırnak kesme yasağı.

 

16. Aşağıdakilerden hangisi hacca vekil göndermenin şartlarından biridir?

a) Vekilin erkek olması.

b) Vekile haccın farz olması.

c) Vekilin zengin olması.

d) Haccın, müvekkile önceden farz olmuş olması.

 

17. Cemreleri taşlama ile ilgili aşağıdaki hükümlerden hangisi doğrudur?

a) Bayramın birinci günü büyük, orta, küçük cemreler taşlanır.

b) Bayramın ikinci günü küçük, orta, büyük cemreler taşlanır.

c) Bayramın üçüncü günü büyük, orta, küçük cemreler taşlanır.

d) Bayramın dördüncü günü büyük, küçük, orta cemreler taşlanır.

 

18. Aşağıdakilerden hangisi Kâbe’nin rükünlerinden değildir?

a) Rükn-ü Yemânî.

b) Rükn-ü Irâkî.

c) Rükn-ü Şâmî.

d) Rükn-ü İbrâhim.

 

19. Aşağıdaki hükümlerden hangisi yanlıştır?

a) Hacca gidenin ergen olması şarttır.

b) Hacca gidecek kimse akıllı olmalıdır.

c) Hacca gidecek kimse Müslüman olmalıdır.

d) Hacca gidecek kimsenin zengin olması şarttır.

 

20. Aşağıdaki hükümlerden hangisi haccın müstakil sünnetlerinden biridir?

a) Cemrelere taş atmak.

b) Vedâ tavâfı yapmak.

c) Arefe günü Mina’da gecelemek.

d) Müzdelife’de vakfe yapmak.

 

21. Aşağıdakilerden hangisi hiçbir görüşe göre Müzdelife vakfesinin başlangıç zamanı değildir?

a) Arefe gününü Bayrama bağlayan gece yarısından îtibâren.

b) Arefe günü akşamı güneşin batışından îtibâren.

c) Bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan itibaren.

d) Yatsı vaktinin girmesinden îtibâren.

 

22. Bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde Mina’da gecelemenin, Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre hükmünü sırasıyla aşağıdakilerden hangisi yansıtmaktadır?

a) Farz-Vâcip.

b) Vâcip-Farz.

c) Vâcip-Sünnet.

d) Sünnet-Vâcip.

 

23. Bayramın üçüncü günü Mina’dan ayrılmaya ne denir?

a) Tahallül-ü evvel.

b) Nefr-i evvel.

c) Tahallül-ü sânî.

d) Nefr-i sânî.

 

24. Aşağıdakilerden hangisi ziyâret tavâfının başlama vakti konusunda Hanefî ve Mâlikî’nin görüşüdür?

a) Zilhicce ayının dokuzunu onuna bağlayan gece yatsı vaktinden îtibâren.

b) Zilhicce ayının dokuzunu onuna bağlayan gecenin yarısından îtibâren.

c) Kurban bayramının ilk günü fecr-i sâdıktan îtibâren.

d) Zilhicce ayının dokuzuncu günü güneşin batmasından îtibâren.

 

25. Arafat vakfesi; Arefe günü fecr-i sâdıktan îtibâren hangi mezhebe göre başlar?

a) Hanefî.

b) Şâfiî.

c) Hanbelî.

d) Mâlikî.

 

26. Ziyâret tavâfının son üç şavtını âdetli olarak yapmak hangi cezâyı gerektirir?

a) Üç sadaka-i fıtır.

b) Dem.

c) Bedene.

d) Tavâfı geçerli olmaz.

 

27. Sa’y’in son üç şavtının âdetli olarak yapılması hangi cezayı gerektirir?

a) Dem.

b) Herhangi bir ceza gerekmez.

c) Üç sadaka-i fıtır.

d) Sa’y’i geçerli olmaz.

 

28. İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Şâfiî’ye göre Müzdelife’de akşam ile yatsı namazlarını yatsı vaktinde cem’ ederek kılmanın hükmü nedir?

a) Sünnet-vâcip.

b) Sünnet-sünnet.

c) Vâcip-vâcip.

d) Vâcip-sünnet.

 

29. Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre küçük, orta ve büyük cemrelere sırası ile taş atmanın hükmü nedir?

a) Sünnet-sünnet.

b) Vâcip-sünnet.

c) Sünnet-vâcip.

d) Vâcip-vâcip.

 

30. İmâm Ebû Hanîfe’ye göre temettû’ haccı yapan kimselerin hedyi, en geç bayramın üçüncü günü güneşin batımına kadar kesmemelerinin cezası nedir?

a) Bedene.

b) Dem.

c) İki dem gerekir.

d) Her hangi bir cezası yoktur.

 

31. Sırasıyla İmâm Ebû Hanîfe ile İmâm Şâfiî’ye göre ihrâmdan çıkmak için bayramın ilk üç gününde tıraş olmanın hükmü nedir?

a) Vâcip-vâcip.

b) Sünnet-vâcip.

c) Sünnet-sünnet.

d) Vâcip-sünnet.

 

32. Ebû Hanîfe ve İmâmeyne göre taş atma, kurban kesme ve tıraş olma menâsiki arasındaki tertîbe uymanın hükmü nedir?

a) Vâcip-vâcip.

b) Sünnet-sünnet.

c) Vâcip-sünnet.

d) Sünnet-vâcip.

 

33. Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre ihsâr kurbanının Harem bölgesinde kesilmesinin hükmü nedir?

a) Şart-şart değil.

b) Sünnet-vâcip.

c) Müstehâp-şart.

d) Şart-şart.

 

34. Sırasıyla Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre vekil olarak hacca gönderilecek kimsenin kendi adına hac görevini yapmış olmasının hükmü nedir?

a) Şart-şart değil.

b) Şart-şart.

c) Şart değil-şart.

d) Şart-müstehâp.

 

35. Sırasıyla Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre ticaret amacıyla Mekke’ye giden kimsenin mîkât mahallinden ihrâmlı olarak geçmesinin hükmü nedir?

a) Vâcip-farz.

b) Sünnet-sünnet.

c) Sünnet-vâcip.

d) Vâcip-sünnet.

 

36. Hac ve umrede işlenen cinâyetlerin ödenmesi ile ilgili aşağıdailerden hangisi doğrudur?

a) Bütün keffâretler, gecikmeli olarak (terâhî üzere) yapılabilecek vâcip türünden olduğu için cinâyetin cezası, işlenişinden ömrün sonuna kadar, her zaman ödenebilir.

b) Cinâyetlerin cezasını, vefâtına kadar ödemeyen ve ödenmesini vasiyet de etmeyen kimse günahkâr olur.

c) Vasiyet olmadığı halde, mîrasçıların, teberrû olarak ödemeleriyle de borç edâ edilmiş sayılır.

d) Hepsi doğrudur.

 

37. “Umre tavâfının son üç şavtını veya daha azını abdestsiz olarak yapan kimse, abdestsiz yaptığı her şavt için bir sadaka verir” görüşü kime aittir?

a) Ebû Hanîfe.

b) Ebû Yusuf.

c) İmâm Züfer.

d) İbn Nüceym.

 

38. “Bilmeyerek, yanılarak veya unutarak koku sürünmek, elbise giymek ve cinsel ilişkide bulunmak gibi yararlanma (istimta’) türünden olan yasakları ihlâl eden kimse için ceza gerekmez” görüşü kimlere aittir?

a) Zâhirî.

b) Şâfiî ve Hanbelî.

c) Mâlikî ve Zâhirî.

d) Hanefî.

 

39.“İhrâmlı kişinin eşini şehvetle öpmesi, okşaması, sarılıp kucaklaması boşalma olmazsa ceza gerektirmez” görüşü hangi mezhebe aittir?

a) Mâlikî

b) Hanefî

c) Hanbelî

d) Hiçbiri

 

40. İhrâma girerken ileride karşılaşılacak hastalık, düşman veya para kaybetme gibi yola devamı engelleyecek bir durumun ortaya çıkması hâlinde, kurban kesmeksizin ihrâmdan çıkmayı şart koşmak, hangi mezhebe aittir?

a) Hanefî.

b) Mâlikî.

c) Hanbelî.

d) Zahirî.

 

41. Ziyaret tavâfını yapmadan memleketine dönen kimse, bu eksikliği gidermek için aşağıda belirtilenlerden hangisini yapmalıdır?

a) Bedene kesmelidir.

b) Dem kesmelidir.

c) Birine vekâlet vererek bu tavâfı yaptırmalıdır.

d) Bizzat Mekke’ye dönüp bu tavâfı yapmalıdır.

 

42. Hangi mezheplere göre, ömürde bir defa umre yapmak farzdır?

a) Şâfiî ve Mâlikî.

b) Mâlikî ve Hanbelî.

c) Şâfiî ve Hanbelî.

d) Hanefî ve Mâlikî.

 

43. “Bir kimsenin bedel olarak bir başkasının yerine hac yapabilmesi için kendi adına daha önce hac yapmış olması gerekir” hükmü mezheplerden hangisine aittir?

a) Şâfiî ve Hanbelî

b) Hanefî

c) Mâlikî

d) Zâhirî

 

44. Nâfile hacda vekâletin geçerli olabilmesi için vekilin kendi adına farz haccı yapmış olması gerektiği şartını öne süren imâm hangisidir?

a) Ebû Hanîfe.

b) İmâm Şâfiî.

c) İmâm Mâlik.

d) İmâmeyn.

 

45. “Hac aylarından önce ihrâma girilemez” görüşü kime aittir?

a) İmâm Şâfiî.

b) İmâm Ahmed ibn Hanbel.

c) Ebû Hanîfe ve Mâlikî.

d) Dâvûd ez-Zâhirî.

 

46. Ziyaret tavâfının son iki şavtını âdetli olarak yapan kimsenin hangi cezayı ödemesi gerekir?

a) Dem.

b) Bedene.

c) Son üç şavtın kazâsı ve üç gün oruç.

d) İki sadaka-i fıtır.

 

47. Mekkîler kudûm tavâfını ne zaman yaparlar?

a) İhrâma girdiklerinde.

b) Arafat vakfesinden önce.

c) Hiç biri.

d) Hac sa’y’inden önce.

 

48. Cemrelerin Mina’dan Mekke-i Mükerreme istikâmetine doğru sıralaması aşağıdakilerden hangisidir?

a) Cemre-i ûlâ, Cemre-i akabe, cemre-i vustâ.

b) Cemre-i vustâ, Cemre-i akabe, cemre-i ûlâ.

c) Cemre-i akabe, cemre-i vustâ, cemre-i suğrâ.

d) Cemre-i ûlâ, cemre-i vustâ, Cemre-i akabe.

 

49. İmâm Muhammed ve Ebû Yûsuf’a göre Müzdelife’de akşam ve yatsı namazlarını cem’i te’hîr ile kılmanın hükmü sırasıyla aşağıdakilerden hangisidir?

a) Vâcip-sünnet.

b) Sünnet-vâcip.

c) Sünnet-sünnet.

d) Vâcip-vâcip.

 

50. En faziletli hac türü aşağıdakilerden hangisidir?

a) Hanefîlere göre Kırân; Şâfiî ve Mâlikîlere göre İfrâd; Hanbelîlere göre Temettû’dur.

b) Hanefîlere göre Kırân; Hanbelîlere göre İfrâd; Şâfiî ve Mâlikîlere göre Kırân’dır.

c) Hanefîlere göre İfrâd, Hanbelîlere göre Temettû’, Şâfiî ve Mâlikîlere göre Temettû’dur.

d) Şâfiî ve Mâlikîlere Kırân, Hanefîlere göre Temettû’, Hanbelîlere göre Temettû’dur.

 

51. İhrâmlı kimsenin evlenmesinde veya evlendirilmesinde herhangi bir sakınca olmadığı görüşü kime aittir?

a) İmâm Şâfiî.

b) İmâm Malik.

c) İmam Ebû Hanîfe ve İmâmeyn.

d) İmâm Ahmed b. Hanbel.

 

52. “Hanefî mezhebine göre Hacc-ı Kırân’a niyet etmiş muhrim hacdan engellenmiş olduğu takdirde ihrâmdan çıkabilmesi için, aşağıdakilerden hangisini yapar?

a) Harem sınırları içinde bir bedene keser.

b) Mekke-i Mükerreme’nin hareminde kesilmek üzere iki kurban gönderir.

c) Hill bölgesinde 3 gün bayramdan önce, 7 gün bayramdan sonra oruç tutar.

d) Bir kurban bedeli sadaka verir.

 

53. Aşağıdaki tanımlardan hangisi doğru değildir?

a) Cidâl: Hac esnasında başkalarıyla tartışmak, hakâret ve kavga etmek.

b) Menâsik: Hac ibâdeti içinde yer alan ve bir kısmı sembolik davranışlardan ibâret olan fiiller.

c) Mes’a: Safâ ile Merve arasındaki sa’y alanı.

d) Mevât: Mîkât sınırları içerisinde izdihâm vb. sebeplerle vefât etmiş kişiye denir.

 

54. Kurban bayramının ilk üç günü Mina’da gecelemenin hükmü sırasıyla Mâlikî ve Hanefî mezheplerine göre nedir?

a) Sünnet-vâcip.

b) Vâcip-vâcip.

c) Farz-vâcip.

d) Vâcip-sünnet.

 

55. Şeytan taşlama, kurban kesme ve traş olma arasındaki tertîbe uymama ile ilgili doğru hüküm aşağıdakilerden hangisidir?

a) Ebû Hanîfe’ye göre dem gerekir. Diğer müctehîdlere göre ise bir şey gerekmez.

b) 6 adet fıtr sadakası vermek gerekir.

c) Ebû Hanîfe’ye göre dem, İmâm Mâlik’e göre 3 gün oruç tutmak gerekir.

d) Hiç biri.

 

56. Aşağıdakilerden hangisi fıtır sadakası kadar bağışta bulunmayı gerektiren cinâyetlerden değildir?

a) Saç ve sakalın dörtte birinden az bir kısmını tıraş etmek.

b) Kudûm veya vedâ tavâfını abdestsiz yapmak.

c) Herhangi bir uzvun tamamına değil bir kısmına güzel koku sürmek.

d) Erkekler için bir tam gündüz veya gece süresince giyim eşyası giymek.

 

57. Aşağıdakilerden hangisi haram aylardan biri değildir?

a) Zilhicce

b) Şâbân

c) Zilkâde

d) Muharrem

 

58. Mîkâti ihrâmsız geçmenin cezası aşağıdakilerden hangisidir?

a) Bir koyun kurban etmek.

b) Bir sığır kurban etmek.

c) Bir deve kurban etmek.

d) İki koyun kurban etmek.

 

59. Hedy ne demektir?

a) Sadaka vermektir.

b) Hac ve umrede kesilen kurbandır.

c) Hediyeleşmektir.

d) Rüşvet vermektir.

 

60. Aşağıdakilerden hangisi haccın farzlarından biri değildir?

a) İhrâma girmek.

b) Arafat’ta vakfeye durmak.

c) Kâbe’yi tavâf etmek.

d) Şeytan taşlamak.

 

61. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın vâciplerinden biri değildir?

a) Abdestli olmak.

b) Setr-i avrete dikkat etmek.

c) Tavâfı huşû ile yapmak.

d) Tavâfa, Hacer-i esved veya hizâsından başlamak.

 

62. Aşağıdakilerden hangisi tavâfın sünnetlerinden biri değildir?

a) Tavâf esnasında Kâbe’yi sol tarafına alarak yürümek.

b) Iztıbâ ve remel yapmak.

c) Hacer-i Esved’i istîlâm etmek.

d) Tavâf esnasında zikir, tekbîr, tehlîl ve duâ ile meşgûl olmak.

 

63. Şeytan taşlamada taş atmanın zamanı hangi günlerdir?

a) Bayramdan sonraki ilk cuma günü.

b) Arafe günü.

c) Kurban bayramının 1.,2.,3. ve 4 günü.

d) Perşembe günü.

 

64. Aşağıdakilerden hangisi şeytan taşlamanın sünnetlerinden biri değildir?

a) Bir cemreye aynı gün yediden fazla taş atmak.

b) Yedi taşı peş peşe atmak.

c) Tertîbe uymak.

d) Atılan taşlar nohut büyüklüğünde olmak.

 

65. Hacda saçları traş etmenin veya kısaltmanın zamanı hangi gündür?

a) Cuma.

b) Pazartesi.

c) Kurban kesme günü.

d) Arafe günü.

 

66. Hac aylarında ve bir yıl içinde bir ihrâmla umre ve haccı birlikte îfâ etmek, hangi hac türüdür?

a) Hacc-ı Kırân.

b) Hacc-ı İfrât.

c) Hacc-ı Temettû’.

d) Hacc-ı Ekber.

 

67. Hac aylarında ve bir yıl içinde iki ihrâmla umre ve haccı birlikte îfâ etmek hangi hac türüdür?

a) Hacc-ı Kırân.

b) Hacc-ı İfrât.

c) Hacc-ı Temettû’.

d) Hacc-ı Ekber.

 

68. Harem bölgesi ile mîkât yerleri (sınırları) arasında kalan alana ne denir?

a) Hill Bölgesi.

b) Arafât Bölgesi.

c) Âfâkî.

d) Âfâk Bölgesi.

 

69. Aşağıdakilerden hangisi hac için Medîne yönünden gelenlerin mîkât mahallidir?

a) Zü’lhuleyfe.

b) Karn.

c) Cuhfe.

d) Zât’ü Irk.

 

70. Aşağıdakilerden hangisi hac için Mısır ve Sûriye yönünden gelenlerin mîkât mahallidir?

a) Yelemlem.

b) Karn.

c) Cuhfe.

d) Zât’ü Irk.

 

71. Aşağıdakilerden hangisi hac için Irak yönünden gelenlerin mîkât mahallidir?

a) Yelemlem.

b) Karn.

c) Cuhfe.

d) Zât’ü Irk.

 

72. Aşağıdakilerden hangisi haccın farz tavâfıdır?

a) Kudûm tavâfı.

b) Sader tavâfı.

c) Vedâ tavâfı.

d) İfâda tavâfı.

 

73. “Eyyâm-ı Mina” hangi günlerdir?

a) Zilhicce’nin 10, 11, 12 ve 13. günleri.

b) Zilhicce’nin 8, 9, 10 ve 11. günleri.

c) Zilhicce’nin 11, 12, 13 ve 14. günleri.

d) Zilhicce’nin 9, 10, 11 ve 12. günleri.

 

74. Bedene cezasını gerektiren cinâyet aşağıdakilerden hangisidir?

a) Arafat vakfesinden sonra ilk tahallülden önce cinsel ilişkide bulunmak.

b) İkinci tahallülden sonra cinsel ilişkide bulunmak.

c) Ziyâret tavâfını abdestsiz olarak yapmak.

d) Ziyâret tavâfından sonra cinsel ilişkide bulunmak.

 

75. Aşağıdakilerden hangisi dem cezasını gerektirmez?

a) Mîkâtı ihrâmsız geçmek.

b) Bir elin beş tırnağını kesmek.

c) Kudûm tavâfını abdestsiz yapmak.

d) Vedâ tavâfını cünüp olarak yapmak.

 

76. Aşağıdakilerden hangisi Mekkeliler için hac mîkât yeri değildir?

a) Ci’râne.

b) Yelemlem.

c) Aşâir.

d)Ten’îm.

 

77. Kırân ve temettû’ hedy için parası olmayan kimse aşağıdakilerden hangisini yapar?

a) Ertesi yıl harem bölgesinde kurban kestirir.

b) Kurban bayramından önce yedi gün, memleketine dönünce üç gün oruç tutar.

c) Kurban bayramından önce iki gün, memleketine dönünce sekiz gün oruç tutar.

d) Kurban bayramından önce üç gün, memleketine dönünce yedi gün oruç tutar.

 

78. Aşağıdaki tanımlardan hangisi yanlıştır?

a) İhsâr: hac veya umre yapmak üzere ihrâma girdikten sonra, herhangi bir sebeple tavâf ve vakfe yapma imkânının ortadan kalkması demektir.

b) Mizâb: Ziyâret ve umre tavâflarını abdestsiz; kudûm, vedâ ve umre tavâflarını cünüp olarak yapmaktır.

c) Tahallül-ü evvel: Cinsel ilişki dışındaki ihrâm yasaklarının kalkması.

d) Tahallül-ü sânî: Cinsel ilişki dâhil bütün ihrâm yasaklarının kalkması demektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

29

Nisan
2012

DİYANET MBSTS -YETERLİK İMTİHANLARINA HAZIRLIK AİLE HUKUKU BİLGİLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  303 Kez Okundu

Muharremât: Evlenilmesi haram olan kadınlar. “Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, babalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emziren süt analarınız, süt kardeşleriniz, karılarınızın anaları, kendileriyle zifâfa girdiğiniz karılarınızdan olup himâyenizde bulunan üvey kızlarınızla evlenmeniz size haram kılındı” (Nisa sûresi, 23).
Nişanlanma: Nişanın bozulması durumunda karşılıklı verilen hediyelerin ve mehire mahsûben yapılan ödemelerin âkıbeti İslâm hukûku bakımından önem ka-zanmaktadır. Mehir, evlenme ile hak kazanılan bir mal olduğundan nişanın bozulması hâlinde mehire mahsûben verilen mal veya para mevcutsa ay¬nen, harcanmış veya şekil değiştirmiş veyahut telef olmuşsa bedel olarak geri verilmelidir. Hediyelere gelince Hanefî mezhebine göre evlilik öncesinde verilen hediyeler hîbe hükümlerine tâbidir; aynen duruyorsa geri verilir, harcanmış veya esaslı ölçüde şekil değiştirmişse iâde mecbûriyeti yoktur. Bu konuda Mâlikîler’in farklı bir görüşlerinin olduğunu belirtmek gerekir. Eğer nişanı bozan erkek tarafı ise nişanlısına verdiği hediyeleri geri alamaz. Ni¬şan kız tarafından bozulmuşsa erkek verdiği hediyeleri her durumda geri alma hakkına sahiptir. Hediyelerin harcanmış olması, bir şekilde elden çık¬mış bulunması bedel olarak tazmîn edilmesini engellemez.

EVLENMENİN UNSURLARI
1. Taraflar: Hanefîler; nikâhın rüknü (unsuru) olarak sadece îcâp ve kabûlü sayarlar, tarafları ayrıca zikretmezler. Diğer mezhep mensupları ise tarafları da akdin unsurlarından kabul ederler.
2. İrâde Beyânı: Ni¬kâh akdinin de geçmiş zaman kipi ile yapılması üzerinde hassasiyetle dur¬muşlardır.
Kuruluş (in’ikât) Şartları: Ehliyet, meclis birliği, evlenme engelinin olmayışı, evliliğin şartsız olması.

EVLENMENİN ŞARTLARI
Geçerlilik Şartları:
1) Şâhitler: Din İşleri Yüksek Kurulu 17/10/2002 tarihli kararı ile kadının şâhitliğinin erkeğin şâhitliğine denk olduğu yönünde görüş beyân etmiştir.
2) Evlenme engelinin olmaması,
3) İkrâhın olmaması,
4) Evlenmenin gizlenmemesi.
Yürürlük Şartları: Evlenmenin hükümlerinin işlerlik ve yürürlük (nefâz) kazanması için ara¬nan şartlardır.
Bağlayıcılık Şartları: Tam ehliyetli bir kadın; evlenme akdini velîsinden izinsiz yapıyorsa, bir kısım İslâm hukukçusuna göre kocasının kendi konumuna denk, mehrinin de misil mehir, yani kadının konumuna denk olması gerekir. Aksi halde ve¬lîlerin bu evliliği feshettirme hakları vardır. Öte yandan baba veya baba-dedesi dışındaki bir velîsi tarafından evlendirilen küçüklerin nikâhı, kocası kendisine denk (küfüv) ve mehir de misil mehir olsa bile, bağlayıcı olmayan, yani gayr-i lâzım bir nikâhtır. Böyle bir durumda bulunan küçükler ergenlik çağına gelince evliliği feshettirebilirler. Bunun için herhangi bir sebep ileri sürmek zorunda da değildirler. Bu durumdaki genç kızların bir seçim hakkından bahsedilir. Buna da bulûğ muhayyerliği (hıyârü’l-bulûğ) denir. İslâm hukukçularının gündeme getirdiği bu şart, genç kızların konumuna ve aile¬sine denk bir kimseyle evlilik yapmasını, böylece hem evliliğin mâkûl bir zeminde kurulmasını hem de tarafların ve ilgililerin haklarını korumayı hedefler.
Hürmet-i Musâhere: Fâsid nikâhla bir araya gelen eşler arasında sıhrî hısımlıktan doğan evlilik engelinin teşekkülüdür.
Husûsî Velî. Velâyeti altında bulunan kimseyi evlendirme yetkisine sahip bulunan akrabalardır. Baba, dede, erkek kardeş, amca, amcaoğlu gibi. Hanefî; asabe akraba bulunmadığında velâyetin umûmî velîye değil, zevi’l-erhâm denilen diğer akrabalara geçtiğini söylemektedir.
Bulûğ Muhayyerliği: Hanefî mezhebinde çok geniş bir zümreye zorlayıcı velâyet yetkisinin verilmesinin muhtemel zararlarını önlemek düşüncesiyle velîsi tarafından evlendirilen kimselere bulûğ muhayyerliği denilen bir seçim hakkı tanınmış¬tır. Buna göre babası veya baba-dedesi dışındaki bir velîsi tarafından küçük¬ken evlendirilen kimseler bulûğa erdiklerinde dilerlerse hâkime başvurup ve¬lîlerinin yaptığı evliliği feshettirebilirler. Hâkimin feshetmesine kadar evlilik geçerliliğini korur. Baba ve baba-dedesi tarafından evlendirilenlerin, yapılan evliliğe îtirâz ve dolayısıyla bulûğ muhayyerliği hakkı yoktur.
Denklik: İslâm hukûku literatüründe kefâet terimiyle ifâde edilir.
Devamlı Evlenme Engelleri: Kan hısımlığı, sıhrî hısımlık, süt hısımlığı.
Hukukçuların çoğunluğuna göre çocuğun ilk iki yaş içerisinde emdiği süt az olsun çok olsun süt hısımlığının meydana gelmesi için yeterlidir. İmam Şâfiî ise süt hısımlığının oluşabilmesi için ilk iki yaş içinde beş fâsılalı ve do¬yurucu emişin şart olduğunu söylemektedir. İki yaşından sonra emmiş ol¬duğu süt müctehidlerin çoğuna göre bu tür bir hısımlık ve evlenme yasağı doğurmaz.
Geçici Evlenme Engelleri: Başkasının eşi olma, iki akraba ile birden evlenme, üç kere boşanma, din farkı.
Mehir: Mehir, nikâh anında belirlenip belirlenmemesine göre ikiye ayrılmaktadır. Eğer nikâh anında belirlenmişse buna mehr-i müsemmâ, belirlenmemişse buna da mehr-i misil denir. Misil mehir evlenen kızın akrabaları arasında her bakımdan kendi konumundaki kızlara ödenen mehir demektir. Bir an¬lamda râyiç mehir olmaktadır. Evlilik sırasında mehir belirlenmemişse veya bir sebeple belirlenen mehir geçersiz sayılırsa o zaman evlenen kadın misil mehire hak kazanır. Mehir, ödenme zamanına göre de muaccel veya mü¬eccel mehir diye ikiye ayrılmaktadır. Muaccel mehir evlilik anında peşin o¬larak ödenen mehir demektir. Ödenmesi sonraya bırakılan mehire de vere¬siye mehir anlamında müeccel mehir denmektedir. Ödenmesi sonraya bıra¬kılan mehir için bir ödeme zamanı belirlenmişse o zaman ödenir. Ancak ge¬nellikle yapıldığı üzere bir vâde belirtilmemişse mehirin vâdesi boşanma ânında veya taraflardan birinin ölmesi durumunda gelmiş kabul edilir.
Sahîh bir evliliğin ardından mehirin ödenmesinin gerekli olması, bir baş¬ka ifâdeyle mehir borcunun doğması için ya evlenen kadın zifâf için hazır olmalı ve aralarında sahîh halvet vukû bulmalı veya taraflardan birisi ni¬kâhtan sonra ve zifâf veya sahîh halvetten önce ölmüş bulunmalıdır. Sahîh halvet; eşlerin izni olmadan kimsenin giremeyeceği, erkek ve kadının kim¬senin göremeyeceği, uğrayıp rahatsız edemeyeceği bir mekânda baş başa olmaları anlamına gelmekte ve bazı bakımdan zifâfla aynı hukûkî sonuçları doğurmaktadır. Nikâh akdi yapıldıktan sonra, fakat zifâf veya sahîh halvet¬ten önce bir ayrılık vukû bulursa ayrılığa kimin sebep olduğuna bakılır. Eğer ayrılığa erkek sebep olmuşsa mehirin yarısını karısına ödemelidir. Ayrılığa kadın sebep olmuşsa veya erkek, velîsinin kendisi adına yapmış olduğu evli¬liği bulûğ muhayyerliği denilen seçim hakkını kullanarak bozmuşsa eski ka¬rısına mehir adına herhangi bir ödeme yapması gerekmez.

BOŞAMA ÇEŞİTLERİ
Ric’î Talâk: Kocaya yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme imkânı veren boşama türüne, dönülebilir boşama anlamında “ric’î talâk” denir.
Bâîn Talâk: Kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikâhla dönme imkânı veren bo¬şanma şeklidir.
Sünnî Talâk: Boşama, Kur’ân’daki genel ilkelere ve Hz. Peygamber’in bu yöndeki açıklama ve tavsiyelerine uygun olarak yapılıp yapılmadığına göre Sünnî ta¬lâk, bid’î talâk şeklinde de tasnîf edilmektedir.
Bid’î Talâk: Bid’at tâbiri, Sünnet’in mukâbili ve zıddı olarak da kullanılmakta oldu¬ğundan burada bid’î talâk, Sünnet’e aykırı biçimde gerçekleştirilen boşamayı ifâde etmektedir.
Şartlı Boşama: Kocanın boşama irâdesini ortaya koyan beyânı kayıtsız ve şartsız olabi¬leceği gibi bir şarta (ta’lîkî şart) veya vâdeye de bağlanabilir. Bu yönüyle boşama evlenmeden ayrılmaktadır.
Karşılıklı Rızâ ile Boşanma: Eşlerin evlilik birliğini karşılıklı anlaşarak sona erdirmeleri; evlilik birliğini bu şe¬kilde sona erdirmeye muhâlea veya hul’ denilir.
Mahkeme Kararı ile Boşanma: Evlilik birliğinin sona ermesinin bir diğer şekli eşlerin mahkemeye baş¬vurarak hâkim kararıyla boşanmalarıdır. Bu şekilde kazâî boşanmaya çağ¬daş İslâm hukûku literatüründe tefrîk denilir.
Liân: Karısının zînâ ettiğini veya çocuğunun zînâ mahsûlü olduğunu iddiâ e-den ve bu iddiâsını gerektiği şekilde ispat edemeyen koca, hâkim huzurunda husûsî bir şekilde yeminleşir ve evlilik birliğine hâkim tarafından son verilir. Kur’ân’da da ana hatlarıyla temas edilen bu prosedüre İslâm hukûkunda liân denilir. Liân sonunda hâkim tarafların arasını tefrîk eder. Ebû Hanîfe ve İmâm Muhammed’e göre bu bir bâin talâk hükmünde ise de Hanefîler’den Ebû Yûsuf’a ve diğer mezhep imâmlarına göre taraflar birbirlerine ebedî olarak haram olurlar.
Îlâ: Kocanın dört ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına dâir yemin etmesi veya bu içerikte bir nezirde bulunmasına îlâ denilir. Hanefîler’e göre koca bu süre içinde karısıyla bir araya gelirse, yemin etmişse yemin keffâreti, nezirde bulunmuşsa adadığı o şey gerekli olur. Şâyet koca bu süre içinde karısına dönmezse hâkimin kararına ihtiyaç kalmadan kadın bir bâin talâkla boşanmış sayılır.
Hanefîler hâriç diğer üç mezhebe göre îlâ vukûunda sadece dört ayın geçmesiyle talâk meydana gelmez. Koca dönüş veya talâktan birini seçmek zorundadır, değilse kadının başvurusu üzerine hâkim evlilik birliğine son verir.
Ölüm İddeti. Kocası ölen kadınların bekledikleri iddettir. Bunlar eğer hâmile iseler iddetleri doğumla biter; isterse bu doğum kocanın ölümünden çok kısa bir süre sonra gerçekleşsin. Eğer hâmile değillerse bu durumdaki kadınların beklemeleri gereken süre dört ay on gündür. Fâsid (geçersiz) bir nikâhla evli olanlar ölüm iddeti beklemezler.
Boşanma veya Fesih İddeti. Boşanmış veya bir eksiklik sebebiyle nikâhı feshedilmiş olan kadınların beklemeleri gereken iddettir. Fâsid nikâh sebebiyle nikâhı feshedilenlerin iddet beklemeleri ancak evliliklerinin zifâfla fi¬ilen başlaması durumunda söz konusudur. Bu grupta yer alan kadınların bekleyecekleri iddet süresi hâmile olup olmamalarına göre değişmektedir. Hâmile iseler iddetleri doğumla biter, değillerse ve normal olarak hayız görüyorlarsa iddet süreleri üç hayız süresidir. Kadın hayızlı iken boşanırsa bu hayız hesaba katılmaz. Bu Hanefî ve Hanbelîler’in kabul ettiği görüştür. Mâlikî ve Şâfiîler’e göre bu durumdaki kadınların beklemeleri gereken süre üç temizlik müddeti¬dir.
Nesebin Sübûtu: Çocuğun kendisini doğuran kadınla nesep ilişkisi kendiliğinden sâbittir. Buna karşılık babasıyla olan nesep bağının kurulması şu üç yoldan birisiyle mümkündür:
1. Geçerli (sahîh) bir evlilik.
2. Fâsid bir evlilik veya evlilik şüphesiyle birleşme.
3. İkrâr.
Bu üç yolu incelemeden önce nesebin tesbîtinde önemli bir yeri olan hamileliğin süresi üzerinde bir nebzecik durmak ge¬rekir.
Hidâne: İslâm hukûkunda çocukların bakım ve yetiştirilmesine denilir.
Ferâiz İlmi: Mîrâs hukûkunun klâsik İslâm hukûk literatüründeki adıdır.
Ecîr-i Hâs: Yapılan iş söz¬leşmesi; işçinin belli bir süre zarfında işveren için çalışmasını konu alıyorsa, yani işçinin belli bir zaman biriminde hâsıl edeceği emeğini işverenin emrine tahsîs etmesi gerekiyorsa, bu işçi ecîr-i hâs olarak adlandırılır. Günümüz¬deki devlet memurları, sanayi ve tarım kesimi işçileri ile günlük işçiler “ecîr-i hâs” kapsamındadır. Buna karşılık sözleşme; işçinin belli bir işi görmesini konu aldıysa, o takdirde bu işçi ecîr-i müşterek olarak adlandırılır.
Ecr-i Misl; tarafsız bilirkişilerin, işçinin fiilen harcadığı emeğe biçtikleri değerdir.

24

Nisan
2012

Geleceğin Mutluluğu Bizim Elimizde

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  305 Kez Okundu

Çocuklarımızın Eğitimi hem dünya da hem de ahirette bizim için mutluluktur.Anne ve babaya birer emanet olan çocuklarımızın geleceğini hazırlamak bir görevdir.Bizim mutluluğumuzda çocuklara bağlıdır.Her insan geleceğini düşünür ve bu şekilde hareket eder.Geleceğimiz için dua ederiz: “Allah elden ayaktan düşürmesin” diye.Dünyada servet biriktirme yerine çocuklarımızın eğitimine önem vermeliyiz.Çocuklarını eğiten anne ve babalar her zaman mutlu olurlar.Nice evlatları günümüzde görüyoruz annelerini dövenler,babasını dövenler, her türlü hakareti reva gören evlatlar var. İyi yetiştirilen evlatlar mal kazanır, geçimini helalından kazanır,Toplumda yararlı bir insan olur.Anne ve babasının daima hayırlı duasını alır.
Neslin korunması dinimizin emridir.Zamanımız çok garip bir zaman.Çocuklarının eğitilmesinde olumsuz bir çevre bulunmaktadır.Çoluk çocuğa yeterince sevgi, saygı ve manevî, ahlakî eğitim verilemediğinden bu insanlar yetişkin olduklarında evdeki ana baba gibi elindeki değerli hazinenin kıymetini bilemiyorlar. Ne oğlan ne kız, ne gelin ne damat; ana baba ata demeden, küçükken benim ne kadar kahrımı çekti demeden yanından bir an evvel defetmenin yoluna bakıyor.Bir evlat anne ve babaya hürmetin dinin emri olduğunu , onlara bakmanın Allah katında sevap kazanacağını bilen bir evlat dünya ve ahret mutluluğunu elde edecektir.
Çocukların yetişmesinde aile, çevre ve okul üçlüsü çok önemlidir.Sağlam bir aile,temiz bir çevre ,milli ve manevi değerlere önem veren bir eğitim önemli birer etkendir.Onlara insan sevgisini ,Allah sevgisini ve Peygamber sevgisi vermeliyiz. Dersin dışında çocuklarımızı sokaktan kurtarmalıyız. Kuran-ı Kerimde Lokman Aleyhisselamın oğluna yaptığı nasihat bizlere büyük ders olacaktır.
Lokman Aleyhisselam: “Yavrucuğum” der, “namazı kıl, (insanlara) iyiliği yay, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. İnsanları küçümseyerek onlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Konuşurken sesini yükseltme, unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir. Doğrusu, bunlar üzerinde durulmaya değer şeylerdir.” (Lokman; 17-19)
Çocuklarımızı çağın şartlarına göre dünya ve ahretlerini mamur edecek şekilde eğitmeliyiz.İlk eğitim anne kucağı baba ocağıdır.Çocukların eğitimin de 0-6 yaş çok önemlidir.Bu çağdaki eğitim ve terbiye çok önemlidir.Bunun ihmali olmaz.Çocuklarını kaybeden her şeyini kaybeder.Kız erkek demeden okutmalıyız.Okula gönderirken bir sene başında bir de karne aldığı gün okula gitmeyeceğiz.Yıl içinde okulla olan ilişkisini kontrol etmeliyiz. Onlara gereken sevgiyi,İlgiyi bir anne baba olarak göstermeliyiz Yoksa çocuklar ana babadan göremedikleri sevgiyi bir süre sonra dışarıda aramaya başlıyor.
Kız çocuklarının okutulması sosyal hayata kazandırılması sağlamalıdır.Dinimiz eğitimde kız erkek demeden okutulması istenmektedir.Nesllerin yetiştirilmesi milletlerin geleceğidir.Anne babanın geleceğidir.Fertlerin geleceğidir.Çocuklar bize bir emanet, emanetleri iyi korumalıyız. Bir anne baba olarak sorumluluğumuzu bilmeliyiz.

7

Nisan
2012

KUTLU DOĞUM AÇILIŞ KONUŞMA ÖRNEKLERİ

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  3.906 Kez Okundu

KUTLU DOĞUM HAFTASI AÇILIŞ KONUŞMASI METNİ (2000)
Sayın Kaymakamım, Garnizon Komutanım, Belediye Başkanım
Değerli Daire Amirlerim, Kıymetli Başmakçılılar ve Hanım kardeşlerim
İlçe Müftülüğümüz ve T.D.V. Başmakçı Şubemiz işbirliği ile düzenlenen “Çağımız ve Hz. Muhammed SAV” konulu konferansa hoş geldiniz der, saygılar sunarım.
Başkanlığımız 1989 yılından beri 20-26 Nisan tarihlerini Türkiye Diyanet Vakfı ile işbirliği içerisinde “Kutlu Doğum Haftası” olarak hem ülke içinde hem de yurt dışında bir çok etkinliklerle kutlamaktadır.
Şöyle ki: Yüce milletimiz tarihi geçmişinde uzun yıllardan bu yana Peygamberimizin doğumunu büyük bir coşku ile kutlamıştır. Bütün bu merasimlerde peygamberimiz anılmış ve onun her yönüyle anlatılmasına gayret gösterilmiştir.
Bizler; iyiyi kötüden ayırt etmeyi, birbirimizi sevmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, ahlakın güzelliklerini, dürüstlüğü, doğruluğu, erdemli bir davranışı, hoşgörünün en mükemmelini, insana saygının en yücesini, şefkat ve merhametin sınır tanımayan boyutunu, adaletin en güzel tatbikatını, kısaca her şeyin en iyisini ve en güzelini, o Rahmet Peygamberinin tebliğ, tavsiye ve uygulamalarından öğrendik. Hayatımızı anlamlı kılan değerlerimizi, dünya ve ahiret dengesini, insan onuruna uyan yaşama sanatını bizlere hep o gösterdi.
Doğan oğlumuza Ahmet, Mehmet, Mustafa; kızımıza gül ismini, ona sevgimizin bir nişanesi olarak biz verdik. Bahçemize, evimizdeki saksımıza rengârenk gülleri ona olan muhabbetimizden diktik. Yüreğimizin sesini göz yaşı ile ıslattığımız sayfalara mısra mısra “Na’t” olarak döktük. Onu anlatıyor diye sevincimizde ve hüznümüzde mevlid merasimleri tertipleyip, şefaatini umarak bu duygularımızı paylaştık. Sınırda nöbet tutan askerimize, vatan için şehâdet şerbetini içmeye hazır erimize Mehmetçik adını biz verdik. Evet bütün bunları biz yaptık. Bu hasletimizle Millet olarak birlikte sevindik, birlikte ağladık.
O bizi hayat verecek şeylere çağırmıştı. O bize sevgi ve barış dini olan İslam’ı tebliğ etmişti. Bir cahiliyye toplumundan medeni bir millet oluşturmanın sırlarını öğretmişti. İnsanların birbirini göz kırpmadan boğazladığı bir dönemde barış içerisinde yaşamanın yollarını insanlığa sunmuştu. Birbirine düşman olan kabileleri kardeş yapmış, yüreklere çöreklenmiş kin ve nefret tohumlarının yerine sevgi ve hoşgörü duygularını ekmişti.
İşte bu yıl da, Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (SAV)’in kutlu doğumunun 1429. yıldönümünün, cennet vatanımızın huzur ve mutluluğuna, necip milletimizin birlik ve beraberliğine, bütün insanlığın hidayetine, Müslümanların da peygamber ahlâkına ve yaşantısına yönelmesine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan diliyor, hepinize gecemize şeref verdiğiniz için teşekkür ediyor, saygılar sunarım.(Vehbi AKŞİT)

 

KUTLU DOĞUM HAFTASI AÇILIŞ KONUŞMASI(2011)
Sayın Kaymakamım, Garnizon Komutanım, Belediye Başkanım
Değerli Daire Amirlerim, Kıymetli Başmakçılılar ve Hanım kardeşlerim
………Müftülüğümüzce sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin doğum yıldönümü anısına düzenlediğimiz 2012Yılı “ KUTLU DOĞUM HAFTASI” anma toplantısına hoşgeldiniz der, hepinizi en sıcak sevgi ve saygı ile selamlarım.
DeğerliMisafirlerimiz,
Bu günlerde Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin doğum yıl dönümü tüm yurdumuzda coşku ile kutlanmaktadır. Hiç şüphe yok ki; toplumumuzun birlik ve beraberlik dokusunu oluşturan Yüce İslam Dinimizin, Kültür, Medeniyet ve Geleneklerle yerleşmiş mirası üzerinde Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz önemli bir yer tutar.
Hayır ve bereket dileyerek, her işe Yüce Allah’ın rahmet ve merhametinin ifadesi olan İlâhî hitabına Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlanır, besmele ile başlarız. Rabbimiz, kutlu elçisi Hz. Muhammed (s.a.s.)’i âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Annenin evlâdını şefkatle bağrına basmasından, hayvanların yavrularına olan düşkünlüğüne varıncaya kadar hepsi, Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği şefkat ve merhametin bir sonucudur. Sayısız nimetler bahşettiği insanoğlunun, bunca isyanına ve başkaldırmasına rağmen, insanlığı havasız, susuz ve nimetsiz bırakmaması da yine O’nun engin rahmetinin bir eseridir.
Allah’a kulluk etmek, sevgi, saygı ve hakkaniyet temelinde yeryüzünü imar etmek gibi yüksek bir gaye ile saf ve günahsız olarak yaratılan insan, maalesef daha sonra özüne yabancılaşmış ve yaratılış gayesinden uzaklaşmıştır. Anne karnı olan merhamet yurdunda büyümeye başlayan insan, dünyaya gelip kendi yaratılışına yabancılaştıkça, Rabbi ile arasında sınırlar ve duvarlar oluştukça doğuştan getirdiği saflık ve merhamet olgusunu kaybetmeye başlamış ve zamanla acımasızlaşmıştır.
Yüce yaratıcımızın rahmeti öfkesinden, bağışlaması da cezalandırmasından daha geniştir. O, merhametlilerin en merhametlisidir. Rahmet elçisi olarak gönderilen Hz. Peygamber, insanlığın hasret kaldığı ve özlemini çektiği merhameti sadece insanlara değil, hayvanlara, bitkilere, canlı, cansız her şeye karşı göstermiş ve “Allah ancak merhametli kullarına rahmet eder” buyurmuştur. “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” düsturuyla da herkesin şefkat ve merhamete muhtaç olduğunu ve merhamet arayanların öncelikle kendilerinin merhametli olmaları gerektiğini hatırlatmıştır.
Tarih boyunca ortak insani bir değer olarak kabul ettiğimiz merhametin, hayatın her alanından hatta dünyamızdan çekilmeğe başladığını, bu kıymetli duygudan boşalan yeri, şiddet ve öfke gibi insanoğlunun ortak aklı ve vicdanı tarafından asla tasvip edilmeyen olumsuz duyguların doldurduğunu görmek, üzücü olduğu kadar aynı zamanda düşündürücü bir durumdur.
Bugün dünyanın dört bir yanında yaşanan ve bütün insanlığın gözleri önünde cereyan eden savaşlar, terör olayları, şiddet, insan hakları ihlâlleri, daha çok kazanma hırsı ve tüketim çılgınlığı uğruna bilinçsizce çevrenin tahrip edilmesi, çiçeği burnunda gençlerin anne babalarını, anne babaların da ciğer pareleri olan evlatlarını katletmesi ve toplumun git gide bir şiddet sarmalına dönüşmesi herkesi tedirgin etmektedir. Bugün çocukların internet dünyasından aileye, medyadan sokağa varıncaya kadar geniş bir yelpazeyi etkisi altına alan şiddet, neredeyse hayatımızı kuşatır hale gelmiştir. Yaşanan bu acı tablo, bizleri yeniden şefkat ve merhameti hatırlamaya, bu konuda yeni bir farkındalık oluşturmaya ve merhamet çağrısında bulunmaya, deyim yerindeyse merhamet seferberliğine sevk etmiştir.
Bugün bütün insanlığı saran bir hiddet ve şiddet sarmalı ile karşı karşıya bulunuyoruz. Bu da temelde merhamet eğitimindeki eksiklikten kaynaklanmaktadır. İşte bütün bunların sebepleri derin psikolojik, sosyolojik tahlillerde aranadursun, bütün sebepler bizi aslında şefkat ve merhametten uzaklaşmış, paslanmış yüreklere, katılaşmış kalplere götürecektir. Çünkü merhametsiz yüreklerde sevgi, şefkat, ülfet, re’fet ve rikkat bulunmaz. Başka bir ifadeyle ilahî rahmetin tecelli etmediği yüreklerde merhamet tahakkuk etmez. Allah Resûlü de: “Merhamet, ancak kalbi katılaşmış, inançsız bedbahtların kalbinden kaldırılmıştır.” (Hakim, Müstedrek, “Tevbe ve İnâbe” H.no:7632) buyurmuştur. Dolayısıyla bu şefkatsizlik ve merhametsizliğin sebeplerini çağlarda, asırlarda, kadim törelerde ve geleneklerde değil; paslanmış yüreklerde, katılaşmış kalplerde, lekelenmiş gönüllerde aramak gerekir.
Merhamet, sıradan bir acıma duygusu olmayıp pek çok ahlaki güzelliği içinde barındıran bir erdemdir. Merhamet, bir yaratılış felsefesidir. Onun bu derece önemli olması, kaynağını “Rahman ve Rahim olan” yani şefkat ve merhameti, lütuf ve ikramı sonsuz olan Yüce Allah’tan almasındandır. Nitekim Rabbimiz rahmetinin gazabını geçtiğini ve merhameti kendi zâtına ilke olarak seçtiğini bildirmektedir. (En’am, 54.) Diğer taraftan Yüce Kitabımız Kur’an’ın ifadesiyle âlemlere rahmet olarak gönderilen (Enbiyâ, 107.) Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’i bizlere en güzel anlatan kavram, hiç şüphesiz rahmettir. O, her vesileyle kendisinin Rahmet Peygamberi olduğunu ifade etmiş, tüm çabasını birbirlerini sevme, birbirlerine merhamet ve şefkat göstererek bütünleşmede “bir vücudun organlarından farksız olan” bir merhamet toplumu oluşturmak için harcamıştır.
Allah’tan insanlara doğru yayılan rahmet ve merhamet, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’de zirveye ulaşmıştır. O insanların en merhametlisidir ve bir rahmet peygamberidir. (Tevbe, 128.) Onun merhameti öncelikle çocuklar, kadınlar, yaşlılar; toplumun zayıfları, kimsesizleri, acizleri, yetimleri, yoksulları ve yoksunlarına yöneliktir. Bunun yanında onun şefkat ve merhameti insanları, hayvanları, tüm âlemi kuşatmıştır (Enbiya, 107.); o tam bir merhamet modelidir. Ona bağlanan, onu izleyen Müslümanların da ayırıcı vasfı, birbirlerine karşı duydukları merhamettir. (Fetih, 29.)
Bu sebeple günümüz insanının, Hz. Peygamber’in, merhamete dair insanlığa sunmuş olduğu zengin mirastan yararlanması büyük bir zarurettir. O’nun tebliğinde yer alan merhamet vurgusu, yeniden okunmayı, üzerinde düşünülmeyi ve şiddetin açtığı yaralara merhem olarak sunulmayı beklemektedir. Sevgili Peygamberimiz bize, inanan insanın yaşadığı topluma kayıtsız kalamayacağını, yanı başında acı çeken birine, gözyaşı döken bir ihtiyaç sahibine, geleceğe dönük ümitlerini daha hayatının baharında iken kaybetmek üzere olan bir yetime sırt dönemeyeceğini öğretmiştir. O’nun bize öğrettiği merhamet, sönmeye yüz tutmuş insanlık kandilini yeniden tutuşturacaktır.
Günümüz insanının böyle bir merhamet eğitimine olan ihtiyacını göz önünde bulunduran Diyanet İşleri Başkanlığımız, 2011 yılı Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin ana başlığını “Hz. Peygamber ve Merhamet Eğitimi” olarak belirlemiştir. Bu temanın seçilmesinden maksat, sıradan bir acıma duygusunu öne çıkarmak değil, toplumun, özellikle genç nesillerin maruz kaldığı şiddete dikkat çekmek ve insanın kendisinin dışındaki bütün varlıklara ilgisini, şefkatini ve sorumluluğunu ifade eden merhamet kavramının bütün ilişkiler ağını kuşatan bir düşünceye vurgu yapmaktır.
Başkanlığımızın başlattığı bu seferberlik ile, eğer kalpler arasında bir merhamet köprüsü kurabilir, muhtaç olduğumuz merhamet ve gönül dilinin yeniden inşasında katkı sağlayabilir ve bu sayede merhametten nasibi olmayanların kalplerinde de küçücük bir merhamet kıvılcımı tutuşturabilirsek, bu gayret amacına ulaşmış olacaktır.
Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle gerçekleştirilecek olan bütün etkinliklerin, merhamet eğitiminin yaygınlaşmasına katkı sağlamasını ve bütün insanlığın hoşgörü, barış, karşılıklı sevgi ve saygıda buluşmasına vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Kıymetli Davetliler,
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin mübarek şahsiyetlerine yakışan bu çalışmalar, siz değerli halkımız tarafından da büyük ilgi görmekte ve takdirle karşılanmaktadır. Bunun her sene böyle usul haline getirilmesi güzel bir geleneğin ihyasıdır.

İşte yine bu yıl, milletçe böyle mutlu bir günün manevi havasını, ilçemizde de Müftülüğümüz tertibi vesilesi ile yaşıyoruz
Huzurlarınızda emeği geçenlerin hepsine teşekkür ederim.
Temennimiz, her zaman değişik zeminlerde bütün yönleri ile çeşitli faaliyetler ile Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin, insanımıza daha iyi tanıtılması ve bu büyük manevi güç potansiyelini insanımızla paylaşarak, toplumumuzun manevi moralini canlı tutmak, fertleri arasındaki sevgi ve barışa bu yönden katkı sağlamaktır.
Siz değerli misafirlerimize tekrar hoş geldiniz der, bu yılki KUTLU DOĞUM HAFTASI PROĞRAMI ve tüm etkinliklerimizin hayırlara vesile olmasını temenni ederim.(Hınıs Müftülüğü)
Saygılarımla Efendim!……..

7

Nisan
2012

Hz. Muhammed (s.a.v)in hayatı (özet)/

Yazar: arafat  |  Kategori: AİLE  |  Yorum: Yok   |  507 Kez Okundu
  1. Babası: Abdullah, Kureyş Kebilesinden, Haşimoğulları Soyundan. (Abdülmuttalibin oğlu)
    Annesi: Âmine, Kureyş Kabilesinden, Zühreoğulları Soyundan. (Vehbin kızı)Dedesi (Büyükbabası): Abdülmuttalip, Mekkenin ileri gelenlerinden. Zemzem Suyunun kaynağını yeniden yaptırmıştır.Doğumu: 20 Nisan 571 Pazartesi günü sabaha karşı Mekkede doğdu. Ay takvimine göre Rebîulevvel ayının 12. gecesidir. Efendimizi sevgiyle ve şefaatini dileyerek andığımız doğum günündeki geceye Mevlid Kandili denir.

    Doğduğu gece meydana gelen olaylar:

    1) Kâbe içindeki putlar yıkıldı.

    2) Mecûsîlerin bin yıldır söndürmeden taptıkları ateşleri söndü.

    3) İrandaki kisranın sarayından 14 burç yıkıldı.

    Adı:Muhammed: Çok çok övülen, çok övülmüş, güzel huyları olan kişi demektir. Bu ismi Ona Dedesi Abdülmuttalip vermiştir. Umarım Onu yerde halk, gökte Hak över demiştir. Diğer isimleri Ahmed, Mustafadır.

    Süt Annesi: Halime, Sadoğullları Kabilesinnden fakir bir kadındır. Kocasının adı Hâris, Peygamberimizin süt kardeşi (ablası) olan kızının adı Şeymadır.

    Peygamberimiz(s.a.s.) sekiz aylıkken konuşur, iki yaşına bastığında da gösterişli bir çocuk olur.

    Dört yaşına kadar süt annesi Halimenin yanında kaldı.

    Beş yaşına bastığında annesi Âmineye teslim edildi.

    Altı yaşında iken annesiyle beraber babasının kabrini ziyaret etmek ve dayılarıyla tanışmak için Medineye gitti. Dönüşte annesi Âmine, Ebvâ denilen kasabada hastalandı ve henüz kervan yola koyulmadan da vefat etti. Hizmetçileri Ümmü Eymen Onu alarak Mekkeye getirdi ve dedesi Abdülmuttalibe teslim etti.

    Sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmuttalible kaldı.

    Abdülmuttalip ölüm döşeğindeyken sevimli torununu, merhamet ve şefkatine çok güvendiği fakir oğlu Ebu Talibe emanet etti.

    GENÇLİĞİ

    On iki on üç yaşlarında iken amcası Ebu Taliple bir ticaret kervanına katılıp Suriyeye yola çıktı. Busra denen yerde Bahira adında bir papaz Onun son peygamber olacağını verdiği cevaplar ve sırtında bulunan et beni şeklindeki iki kürek kemiği arasında bulunan nübüvvet mühründen (peygamberlik mührü) anladı. Suriye (Şam)deki Yahudilerden endişe eden Ebu Talip, alış-verişi Busrada yaparak Mekkeye döndü.

    Muhammedül-Emin: Hiç yalan söylemediği için ve doğruluktan ayrılmadığı için güvenilir Muhammed anlamındaki bu lâkapla çağırılmaya başlandı.

    On yedi yaşında iken Güneye Yemen tarafına bir ticaret kervanıyla gitti ve ticareti öğrendi.

    EVLİLİĞİ VE PEYGAMBER OLANA KADAR GEÇEN HAYATI

    Yirmi beş yaşında iken amcası Ebu Talip ve Hz. Haticenin kölesi Meyserenin aracılığıyla iki kez evlilik yapmış ve her defasında kocası ölmüş olan güzel ve gösterişli bir kadın olmasından öte çok güzel ahlâkı olan kırk yaşındaki Hz.Hatice ile evlendi.

    Hz. Haticeden 2si erkek, 4ü kız toplam 6 çocuğu oldu. Bu çocukların isimleri kızları Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Zeynep, Fâtıma; oğulları Kâsım, Abdullahtır.

    Yedinci çocuğu olan oğlu İbrahim, Habeşistan Kralı Necâşînin kendisine hediye ettiği cariye (bayan köle) Mısırlı Mariadan olmuştur.

    Kızı Hz. Fâtıma, Efendimiz (a.s.)dan 6 ay sonra vefat eder. Evli veya bekâr olarak değişik yaşlarda ölen diğer 6 çocuğu kendisinden önce ölür.

    Hz. Fâtıma, Ebu Talipin oğlu Hz.Ali ile evlenir ve Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin dünyaya gelir. Bugün Efendimizin soyu kızı Hz. Fâtımadan devam etmektedir.

    Kâbede bulunan ve Hacerul-Esved (Kara Taş) denen taşı yerine koymada ihtilâfa düşen insanlara hakemlik yaptı. Buna Kâbe Hakemliği denir. Bugün Kâbenin içinde yer aldığı camiye de Mescid-i Haram denilmektedir.

    Hılfül-Fudûl (Erdemliler Birliği)e katılarak bir mazlumun hakkını bir zalimin elinden alan insanlarla çalıştı.

    PEYGAMBERLİĞİ

    Mekke yakınındaki Nur Dağında Hira Mağarasında 610 yılının Ramazan ayında ilk vahiy geldi ve son peygamber olduğu kendisine müjdelendi. Kuran, Kadir Gecesi indirilmeye başlandı.

    Korkmuş, ürpermiş ve heyecanlanmış olduğu halde evine döndü. Hz. Hatice ilk inanan kişi oldu.

    İlk Müslümanlar: 1) Eşi Hz.Hatice 2) Çocuk yaştaki Hz.Ali 3) Yakın arkadaşı Hz.Ebu Bekir 4)Hürriyetine kavuşturduğu (âzatlı) kölesi Hz. Zeyd 5) O zaman köle olan Hz.Bilâl-i Habeşî.

    İslâma davet önce gizli gerçekleşti, sonra yakın akrabalarını İslâma davet etti.

    Açık davet başlayınca işkenceler de başladı. Ammârın annesi Sümeyye ve babası Yâsir işkencelere maruz kaldılar ve İslâmın ilk şehitleri oldular.

    Peygamber Efendimizin kendisine inananlara ders verdiği, beraber ibadet ettiği, bu şekliyle İslâmın ilk medresesi (üniversitesi) sayılan ev Mekkede Erkam bin Ebil-Erkama aitti.

    İslâma inanan 40. müslüman Hz. Ömer oldu.

    Habeşistan kralı Necâşî müslümanları iyi karşıladı ve gizlice de müsüman oldu. (Müslüman olarak da öldüğü için, Efendimiz tarafından Medine döneminde gıyabî cenaze namazı kılındı.

    Müşrikler peygamberliğin 7. yılında Peygamberimiz, müslümanlarla ve akrabalarıyla olan bütün ilişkilerini kesme yani boykot kararı aldılar. Onlarla konuşmadılar, ticaret yapmadılar, onları şehrin kenar bir mahallesine sürdüler. Önemli kararları Kâbe duvarına astıkları için bu kararı da Kâbenin duvarına astılar. Üç yıl sonra boykot metninin böcekler tarafından yenildiğini görünce korktular ve boykotu kaldırdılar. Ancak sıkıntılarla geçen bu üç yıl Efendimizin sevgili eşi Hz.Hatice başta olmak üzere müslümanları çok zorda bıraktı. Hz.Hatice rahatsızlanarak vefat etti. Daha sonra da İslâmı kabul etmemekle beraber sevgili yeğenini bir an olsun yalnız bırakmayan Ebu Talip öldü. Oğlu Kâsım da aynı tarihte öldü. Tarihte bu yıla Hüzün Yılı denir.

    İnsanları Allahın dinine davet etmek için yardımcısı Zeyd ile gittiği Tâif şehrinde taşlandı.

    Bir gece Mescid-i Haramdan alınıp Mescid-i Aksaya qötürüldü ve Rabbinin huzuruna göğe çıkarılarak Mirac denilen hadiseyle biraz olsun rahatlatıldı.

    Medineden Mekkeye gelenlere İslâmı anlattı ve ilk yıl 6 kişi müslüman oldu. Ertesi yıl peygamberliğin 12. yılında gelen 12 kişilik bir grup, Mekke yakınlarında bir vadide gizlice buluşup müslüman oldu ve Ona ömür boyu sahip çıkacaklarına söz verdiler. Söz verme demek olan bu biata, Birinci Akabe Biatı (söz verme, sözleşmesi) denir.

    Musab bin Umeyri Medineye hoca olarak gönderdi. Peygamberliğin on üçüncü yılında Medineden Musabın gayretleriyle müslüman olan 75 kişi geldi ve Peygamberimize bağlılıklarını ilân ettikleri İkinci Akabe Biatı gerçekleşti. Efendimizi ve bütün müslümanları Medinede koruyacaklarına söz verdiler.

    HİCRETİ

    Mekkede işkenceler artınca Mekkeli Müslümanlar Medineye hicret etti. Peygamberimiz de yatağına Hz. Aliyi yatırarak yanında bir rehber ve Hz.Ebu Bekir ile birlikte 622 yılında Medineye hicret etti.

    622 milâdî yılı, Hicrî takvimin başlangıcı kabul edildi.

    Medineye hicret ederken Sevr Mağarasına sığındı. Mağaranın ağzına bir örümceğin ve güvercinin yuva yapması onları müşriklerden korudu.

    Kuba beldesine geldiğinde küçük bir mescit yaptırdı ve cuma namazı kıldırdı. Kuba Mescidi yapılan ilk camidir.

    Medinede, bugün kabri İstanbulda Eyüp ilçesinde bulunan Ebu Eyyüb el-Ensarînin evinde 7 ay kaldı.

    Mekkeli hicret eden müslümanlara muhacir, Medineli yardım eden müslümanlara da ensar denilmiştir. Mekkelilerle Medineliler arasında muâhat denilen ve tarihte bir benzeri daha olmayan kardeşlik gerçekleşmiştir.

    Medinede ilk iş olarak kendisinin de inşaatında bizzat çalıştığı bir cami yaptırdı. Daha sonra yenilenen ve bugün kabrinin de içinde yer aldığı caminin adı Mescid-i Nebî veya diğer adıyla Mescid-i Nebevîdir.

    Mescid-i Nebînin bitişiğinde Peygamberimizin evinin yanında kendilerine Ashab-ı Suffa denilen Mekkeden gelen gençlerin bulunduğu suffa yani odalar da bulunuyordu. Bu genç sahabîler Kuran ve sünneti yazıyorlardı. İhtiyaçları zengin Müslümanlar tarafından giderilen bu gençlerin tek işi ilim öğrenmekti.

    Peygamberimiz Medinede kurduğu İslâm Devletinin başkanıydı.

    Allaha ve Peygamberine kalbiyle iman etmediği halde diliyle iman ettiğini söyleyen ve iki yüzlü anlamında kendilerine münafık denilen insanlar da Medineliler arasında bulunuyordu. Münafıklar Hz. Ayşeye iftira da attılar ve bu olaya ifk hadisesi denir.

    Namaz kılınırken önceleri bugün Filistin devletinin sınırları içinde yer alan Mescid-i Aksaya dönülürdü. Gelen bir âyetle müslümanların yeni kıblesi Kâbe oldu.

    Peygamberlerin peygamberliklerini ispatlamak için gösterdiği olağanüstü olaylara mucize denir ve Efendimiz mucizelerinden biri olan ve şakk-ı kamer denilen Ayın ikiye bölünmesi mucizesini gerçekleştirmiştir.

    Aşere-i mübeşşere (müjdelenen on kişi) denilen ve dünyada iken cennetle müjdelenenlerin isimlerini açıkladı.

    624 yılında müşriklerle müslümanlar arasında olan, Peygamberimizin de katıldığı ilk savaş Bedir Savaşıdır. İslâm Dininin en büyük düşmanı olma konusunda sembolü olan Ebu Cehil bu savaşta öldürülmüştür.

    625 yılında müslümanların müşrikler karşısında zor anlar yaşadığı, onlarca şehit verdikleri ilk kanlı savaş Uhud Savaşıdır. Hz.Hamza, daha sonra müslüman olacak olan Vahşî tarafından bu savaşta şehit edilmiştir.

    Hudeybiye Anlaşması 628 yılında gerçekleşti.

    On bin kişilik bir orduyla 630 yılında Mekkenin fethi gerçekleşti.

    Rum (Bizans) Kralı Heraklius, Habeş Kralı Necaşî, İran Kisrası Hürmüz ve Mısır, Gassan, Yemame gibi bazı devlet başkanlarına İslâma davet mektubu gönderdi.

    Yüz bin kişinin katıldığı, ölümüne yakın tarihte gerçekleşen ve ömrünün ilk ve son haccı olan Veda Haccını yaptı. Veda Hutbesi diye bilinen meşhur hutbesini de burada okudu ve müslümanlara Allahın kitabı olan Kuranı ve hadis de denilen sünnetini bıraktığını söyledi.

    Peygamberimizi sağlığında gören ve Onun sohbetine katılmış, acı ve sevinçleri paylaşmış olan müslümanlara sahabe, sahabî veya ashab denmektedir. Hz. İsaya sağlığında inanan on kişiye de havarî denilmektedir.

    Genç komutan Üsame bin Zeydin komuta ettiği bir orduyu Bizans üzerine gönderdi.

    8 Haziran 632 pazartesi günü öğleye doğru 63 yaşındayken (miladî yıla göre 61 yaşında) Medinede Mescid-i Nebînin bitişiğinde bulunan Hz.Âişenin odasında vefat etti. Hz.Ömer, kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla parçalarım diye üzüntüsünü dile getirdi. Orada yıkanıp cenaze namazı kılındıktan sonra yine aynı odada defnedildi. Türbesi aynı yerdedir. Bu sırada Bilâl-i Habeşî ezan okumuştur.


 

Toplam 21 sayfa, 20. sayfa gösteriliyor.« İlk...101718192021



© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.