3

Nisan
2012

ALFABETİK DİNİ TERİMLER/D-F

Yazar: arafat  |  Kategori: DİNİ TERİMLER  |  Yorum: Yok   |  438 Kez Okundu

DABBETÜ`L-ARZ:Kiyamet alametlerinden biri olarak kabul edilen yaratik.
DANDANAKAN SAVAŞI:Selcuklular ile Gazneliler arasinda 431`de(1040) cereyan eden ve Selcuklu Devletinin kurulusunu saglayan savas.
DANİŞMENTNAME: Danişment Gazi ile Melik Gazi’nin Anadolu’yu fethetmek için yapmış oldukları savaşları anlatan hikayelerdir.
DANYAL:Kitab-i Mukaddese göre beni Israil Peygamberlerinden olan kutsal kitap yazarlarindan biri.
Dâru’l-Hadîs: “Hadis yurdu” demek olan bu tabir özellikle hadis ve hadis ilimleri öğrenimi için açılan medreselerin adıdır.Hadis tarihinin ilk devirlerinden itibaren hadis dersleri mecâiis denilen hadis meclislerinde verilmiştir. Zamanla hadis öğretiminin daha ciddi ve sistemli hale getirilmesi zarureti baş gösterince Kur’ân-ı Kerim öğretimine ayrılmış özel eğitim kuruluşlarının yanında hadis ve hadis ilimleri öğretimi için özel medreseler açılması ihtiyaç haline gelmiştir.İslâm aleminde bilinen ilk dâru’l-hadîs, altıncı hicri asırda Dimeşk’ta Sultan Nureddin Mahmud tarafından kurulanıdır. Kurucusunun adına izafetle “en-Nûriyye” medresesi denilen bu dâru’l-hadisin ilk idarecisi meşhur âlim İbn Asâkirdir.
DARU`L-ERKAM:Mekke döneminde sikintili yillarinda Islai teblig faaliyetlerinde merkez olarak kullanilmis ev.Hz.Peygamber`in bi`setin ilk yillarinda Mekke`de islamiyeti teblig ettigi ev.
Daru`l Erkam:Peygamberimiz Mekke döneminde sikintili yillarindaislam`i teblig faaliyetlerinde Erkam b. Ebu`l-Erkam`in evini merkez olarak secmistir.
DARÜLEYTAM:Balkan ve 1. Dünya savaslarinda kimsesiz olan cocuklari barindirmak ve bir meslek edindirmek amaciyla kurulan müesseselrin adi.
DARU’L HAYR-I ALİ : II. Abdülhamit tarafından misyoner yetimhanelerine karşılık olarak kurulan ıslahhane tarzında bir darüleytâmdır (yetimler yurdudur).
DÂR’ÜL-EMÂN:İslâm ordusu tarafından fetholunup, içinde ehl-i zimmet ikamet ettirilen belde. Dârü’l-Emân İslâm hükümetinin himayet ve hâkimiyeti altında bulunacağından dârü’l-İslâm*’a mülhaktır. (Ö. N. Bilmen, Hukük-ı İslâmiyye ve Istılahât-ı Fıkhıyye Kamusu III, 334).
DARU’L-EYTAM: Osmanlı Devletinde Trablusgarp (1911) ve Balkan (1912) savaşları sonucunda çoğalan şehit yetimlerini korumak maksadıyla kurulan yetimhâne (“Yetimler Evi”) dir.
DARU’L-FÜNUN: Lafzı olarak “fen bilimleri evi” anlamına gelir. // Osmanlı İmparatorluğu döneminde üniversite karşılığı eğitim ve öğretim kurumudur.
DÂRU’L-MESNEVÎ: Arapça. Mesnevî evi, veya Mesnevî okunan yer demektir. Mevlevî ıstılahıdır. Mesnevî okutmak üzere açılan dersanelere Dâru’l-Mesnevî denilir. İlk Darü’l-Mesnevi, 9 Muharrem 1260 (1844) tarihinde Murad Molla Dergahı’nda, İstanbul’da açılmıştır. Buradan ilk mezun olanların icazet merasiminde, Sultan Mecid de hazır bulunmuş ve icazet alanlara çeşitli hediyeler dağıtmıştır. Mesnevî okuyanlara özel bir ıstılah olarak “Mesnevîhan” denir.
DÂRU’N-NEDVE: Darun Nedve,Islam`dan önce, Mekke sehir devletinin önemli kararlarin alindigi toplanti yeri. Mekke sehri meclisi.İslâm’dan önce Cahiliyye çağında Mekkeli müşriklerin toplantı ve istişâre yeri; Şehir meclisi; Cahiliyye devri Mekke şehir devletinin parlamentosu. Hz. Peygamber’in dördüncü kuşaktan dedesi Kusay İbn Kitâb’ın Mekke’de M. 440 tarihinde Kâbe’nin güneybatısında ve şehirde ilk defa Kâbe yakınında, kapısı Kâbe’ye dönük olarak inşa ettirdiği dâru’n-Nedve’de Kureyş ileri gelenleri toplanır, şehrin bütün siyasî, askerî ve sosyal meseleler burada görüşülerek karara bağlanırdı (Taberi, Tarihu’l-Ümem, II, 184).
DARÜ’T-TIBBA:Sultan 3. Ahmet’in fermanı ve Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Efendi’nin verdiği fetva ile Osmanlı devletinde ve İslâm âleminde 1727 yılında ilk kez İbrâhim Müteferrika tarafından İstanbul’da Yavuz Sultan semtinde kurulan matbaaya verilen ad.
DELAİLU`L HAYRAT:hz.peygamber icin kullaniln salavat-i serifeleri toplayan kitaplarin adidir.
DEM:Sözlükte kan anlam›na gelen “dem” bir hac terimi olarak, hac ve umre esnas›nda ibadet maksad›yla veya bir vacibin terki, geciktirilmesi ya da bir ihram yasağ›n›n ihlal edilmesi sonucu ceza olarak koyun veya keçi kesilmesi anlam›na gelir
DENDAN-İ SEAADET:Hz.Peygamberimizin Uhud muharebesinde sehit olan , kirilan disinin bir parcasi.Dendan-i Seadet, Osmanli padisahlarindan Sultan Mehmet Resat tarafindan yaptirilan kiymetli taslarla süslü altin bir muhafaza Topkapi sarayinda saklanmaktadir,
DİVAN TEŞKİLATI:Divan teskilatini Hz.Ömer kurmustur.
DÜLDÜL:Hz.Peygamber Efendimizin Hz.Ali`ye bagisladigi beyaz dis bir katirin adi.
DARÜLHADİS :Hadis evi,hadis ve hadis ilimlerinin ögretildigi yer.Hadis ögrenimi icin kurulan müessese.
DARÜL HARB:islam hukukunun yürürlüte olmadigi yer.
DARÜLHİKME:Fatimilerin propaganda amaciyla Kahire´de kurdugu kütüphane.
DARÜ`L İSLAM:Islami hükümlerin acikca icra edildigi veya müslümanlarin islami hükümleri icra imkanlarina sahip oldugu ülkelere „ darü`l-Islam“; bunun aksi olan ülkelerde“darü`l-harb“ denir.Nüfusun ekserisi müslüman olan ülkelerde „Darü`l-Harb“ sayilmaz.Bu itibarla, Türkiye“Darü`l-Islam“ `dir.
DEDE KORKUT:Dede Korkut kitabi, tamamiyleOguz Türklerine ait hikayelerden olusmus edebi bir eserdir.Bu eserde, Oguz Türklerinin 9 .-12.ci yüzyillarda batiya dogru yaptiklari göcler sirasindaki olaylar konu edilmistir.Dede Korkut kitabinin asil adi;Kitab-i Dedem Korkud ala Lisani Taife-i Oguzhandir.Kitaptaki hikayeler, aslinda mücadeleler destanidir ve Türk tarihinin belli devirleri ile ilgili izler tasir.
DELAİLU`L HAYRAT :Hz.Peygamber icin kullanilan salavat-i serifleri toplayan kitaplarin adidir.
ortak adi.
DELAİLU`N-NÜBÜVVE:Peygamberlik müessesini, özellikle Hz.Muhammed`in peygamberligini ispatlamak amaciyla yazilan eserlerin
Delâ’ilu’n-Nubuvve: Peygamberliğin delilleri” demektir. Camî’ türü hadis kitaplarını oluşturan ana konulardan biri olan şemail içinde mütâlâa edilen ilim dallarındandır.
Konusunu özlü bir deyişle Hz. Peygamber (s.a.s)’ın hak peygamber olduğunu gösteren ve hadisler arasında yer alan rivayetlerle bunlann yorumları oluşturur.
Siyer ilmiyle de yakından ilgili olan konuya dair değişik eserler kaleme alınmıştır. Bellibaşlıları şunlardır:
1. A’lâmu’n-Nubuvve: Ebu Dâvud.
2. Delâ’ilu’n-Nubuvve: Cafer b. Muhammed el-Firyâbî
3. Delâ’ilu’n-Nubuvve: Ömer b. Ahmed, İbn Şahin
4. Delâ’ilu’n-Nubuvve: Ebu Nu’aym el-İsbehânî
5. Delâ’ilu’n-Nubuvve: el-Beyhakî.
DARÜLACİZE:Kimsesiz cocuklari, yasli ve muhtaclari barindirmak amaciyla 1896`da istanbul`da acilan bir hayir kurumu.
DÂR’ÜL ELHÂN :Osmanlı devletinde kurulan ilk resmi musiki mektebi.
DÂRÜL-EYTÂM:Sözlükte “Yetimlerin yurdu, barınağı” anlamına gelen bu kelime; tarihî bir terim olarak Osmanlıların; son asrında çeşitli şehirlerde vakıfların veya Devlet yetkililerinin gayretleriyle çeşitli sebeplerle muhtaç duruma düşen yetim ve öksüz çocukların korunması için kurulan yurtlar ve pansiyonlar için kullanılan bir terimdir Özellikle 1910-1920 yılları arasında pek çok yetimhâne açılmıştır
DARUŞ ŞAFAKA:Öksüz ve yetim müslüman cocuklari okutmak icin ce`miyyet-i Tedrisiye-i Islamiyye tarafindan 1873 yilinda Istanbul`da acilan mektep.
-Darüttibaa:osmanli topraklarinda ve Islam aleminde kurulan ilk matbaaya verilen ad.
DAVUD ALEYHİSSELAM:Israilogullarina gönderilen ve kendisine Zebur verilen peygamber.
Davud Aleyhisselam: Yakup Aleyhisselamin ogluYehuda`nin soyundandir.
Davud Aleyhisselamin kayinpederi Talut,kendisine Zebur verildi.Musa Aleyhisselamin seriati ile amel etti. Mucizelerinden bazilari ;Davud Aleyhisselamin hos bir sesi vardi.Zeburu okudukca, dinleyenler pek ruhani bir zevklere dalardi.bir mucize olmak üzere, mübarek elleri ile demiri mum gibi yumusatir ve demirden zirh yapardi.Davud Aleyhisselam, Kudüs sehrini fethederek hükümet merkezi yapmisti. Umman beldelerini,Halebì,Nusaybini,Ermenistani ele gecirmisti.Kirk yil hükümdarlik yapti.Davud Aleyhisselam, Amalika denilen hükümdari Calut`u düellada öldürmüs , kendi hükümdari Talut`un kizini almayi hak etmisti Calut(Golyat) , Amalika ordusunun basinda bulunuyordu.Calut`u , sapan tasiyla öldürmüstü. Davud Aleyhisselam,Süleyman Aleyhisselamin ogludur, Zebur,Ibranice dilinde idi.Israil ogullarinin isyankar davranislarina, Calut`u baslarina bela kildi.Calut,Israil ogularini vatanlarindan cikardi.Daha sonra talut isimli bir hükümdar geldi.Memleket islerini ve orduyu düzene koydu.Davut Aleyhisselam, Tevratin hükümlerine ile davet etti.Mescid-i Aksa`nin insasini Davut Aleyhisselam baslatti.Mescidin yapilip bitirilme isini oglu Süleyman Aleyhisselama vasiyette bulundu.Kabri, Küdus suru disinda oldugu. Davud Aleyhisselam, Kur`an-i Kerim de 16 yerde gecer.Bakara, Nisa,Maide,En`am,Isra, Enbiya,ve Sad surelerinin bir cok ayeti kerimelerinde Davud Aleyhisselamdan bahsedilmektedir.
Davut Aleyhisselâm, Yakup Aleyhisselâm’ın oğlu Yehuda’nın neslindendir. Babasının adı Iyşadır. Bu zat on üç oğlu ile beraber Talüt’un ordusunda bulunmuştu. Hz. Davut, bunun en küçük oğlu idi. Câlut kendisiyle düello etmek için Talüt’tan er istemişti. Bu karşılıklı cengi Hz. Davut, üzerine almış ve harp meydanına atılıp Calüt’u öldürmeye muvaffak olmuştur. Bunun üzerine Talüt da kırım Hz. Davut’a vermiş ve Talüt’un vefatında yerine Hz. Davut geçerek kırk sene hükümdarîıkta bulunmuş, bütün İsrail Oğulları onun idaresi altında toplanmıştı, Işmuil Aleyhisselâm’ın vefatından sonra da Hz. Davufc’a peygamberlik verilmiştir. Hz. Davut, Kudusî Şerifi, Haleb’i, Nusaybin’i, Uruman beldelerini, Ermenistan’ı zaptetmiş, KUUSI Şerifi başkent yapmıştı. Yetmiş yaşında olarak vefat etmiştir. Ölümü Hz. Musa’nın vefatından beş yüz otuz beş sene sonraya tesadüf etmektedir
DAVRANIŞ:Psikolojide,insan organizmasının uyarışlar karşısındaki tepkilerinin bütününe davranış adı verilmektedir. Buna göre davranış, bireyin yaptığı her şeydir.
DECCAL:Ilahi dinlerde kiyamet alametlerinden sayilan ve insanlari dogru yoldan saptirmaya calisacagi olagan üstü güclere sahip kisi.Kiyamet yaklastiginda zuhur edecek ve yeryüzünde fitne-fesad cikaracak yaratik.
DEDE KORKUT:Dede Korkut kitabi, tamamiyleOguz Türklerine ait hikayelerden olusmus edebi bir eserdir.Bu eserde, Oguz Türklerinin 9 .-12.ci yüzyillarda batiya dogru yaptiklari göcler sirasindaki olaylar konu edilmistir.Dede Korkut kitabinin asil adi;Kitab-i Dedem Korkud ala Lisani Taife-i Oguzhandir.Kitaptaki hikayeler, aslinda mücadeleler destanidir ve Türk tarihinin belli devirleri ile ilgili izler tasir.Dede Korkut:Türk edebiyatında kendi adıyla anılan hikayelerin anlatıcısı yarı efsanevi bilge kişi
DEHRİYYE:Alemin ezeli oldugunu ve bir yaraticinin bulunmadigini savunan materyalist felsefe akimi.Dehri;Dünyanin sonsuzluguna inanip, ahireti inkar eden kimse.Materyalist.
Zaman ve maddenin ebediligi görüsünü benimseyenlerdir.
DARÜLACEZE:Kimsesiz cocuklari, yasli ve muhtaclari barindirmak amaciyla 1896`da istanbul`da acilan bir hayir kurumu.
DARUŞŞAFAKA:Öksüz ve yetim müslüman cocuklari okutmak icin ce`miyyet-i Tedrisiye-i Islamiyye tarafindan 1873 yilinda Istanbul`da acilan mektep.
-Darüttibaa:osmanli topraklarinda ve Islam aleminde kurulan ilk matbaaya verilen ad.
DAVUD ALEYHİSSELAM:Israilogullarina gönderilen ve kendisine Zebur verilen peygamber.Davud Aleyhisselam: Yakup Aleyhisselamin ogluYehuda`nin soyundandir.
Davud Aleyhisselamin kayinpederi Talut,kendisine Zebur verildi.Musa Aleyhisselamin seriati ile amel etti. Mucizelerinden bazilari ;Davud Aleyhisselamin hos bir sesi vardi.Zeburu okudukca, dinleyenler pek ruhani bir zevklere dalardi.bir mucize olmak üzere, mübarek elleri ile demiri mum gibi yumusatir ve demirden zirh yapardi.Davud Aleyhisselam, Kudüs sehrini fethederek hükümet merkezi yapmisti. Umman beldelerini,Halebì,Nusaybini,Ermenistani ele gecirmisti.Kirk yil hükümdarlik yapti.Davud Aleyhisselam, Amalika denilen hükümdari Calut`u düellada öldürmüs , kendi hükümdari Talut`un kizini almayi hak etmisti Calut(Golyat) , Amalika ordusunun basinda bulunuyordu.Calut`u , sapan tasiyla öldürmüstü. Davud Aleyhisselam,Süleyman Aleyhisselamin ogludur, Zebur,Ibranice dilinde idi.Israil ogullarinin isyankar davranislarina, Calut`u baslarina bela kildi.Calut,Israil ogularini vatanlarindan cikardi.Daha sonra talut isimli bir hükümdar geldi.Memleket islerini ve orduyu düzene koydu.Davut Aleyhisselam, Tevratin hükümlerine ile davet etti.Mescid-i Aksa`nin insasini Davut Aleyhisselam baslatti.Mescidin yapilip bitirilme isini oglu Süleyman Aleyhisselama vasiyette bulundu.Kabri, Küdus suru disinda oldugu. Davud Aleyhisselam, Kur`an-i Kerim de 16 yerde gecer.Bakara, Nisa,Maide,En`am,Isra, Enbiya,ve Sad surelerinin bir cok ayeti kerimelerinde Davud Aleyhisselamdan bahsedilmektedir.
DEDE EFENDİ:Hamamizade İsmail Dede Efendi, 1778 yılında İstanbul’da doğdu. İlk öğrenim yıllarında sesinin güzel oluşundan dolayı ilgi çekti. Okulda ilahicibaşı oldu. Bir süre Uncuzade Mehmed Emin Efendi’nin derslerine devam etti. Defterdarlıkta ve başmuhasebe dairelerinde görev aldı. Mevlevi çilesini tamamlayarak dede oldu.Yaptığı bestelerle Sultan Üçüncü Selim’in dikkatini çekti. Sultan İkinci Mahmud ve Abdülmecid tarafından da korundu. Hacca giderken yolda koleraya tutuldu ve 1846 yılında Mekke’de öldü. Bir çok değerli öğrenci yetiştiren İsmail Dede Efendi, 500′den fazla eser besteledi. Arazbar, bestinigar, evc-buselik, hicaz-buselik, ırak, neva,saba-buselik, sultani-yegah, makamından tam fasılları bugün mevcuttur.
DEFİN :Cenâzeye karşı yapılan görevlerden birisi olan defin, ölünün gömülmesi anlamına gelmektedir. Defin işlemi, İslâm’ın insana verdiği değerin bir göstergedir. Cenâze namazı kılındıktan sonra Müslümanların cenâzeyi kabre kadar taşıyarak onu usulüne uygun bir şekilde defnetmeleri farz-ı kifâyedir. Kur’ân-ı Kerim’de, defin işleminin Allâh Teâlâ tarafından, Hz. Âdem’in oğluna gönderilen bir karga vasıtasıyla öğretildiği anlatılmaktadır (Mâide, 5/31).Ölüyü lahde koyan kimse “Bismillahi ve alâ milleti Rasûlillah” der. Kabirde ölü sağ yanına ve yüzü kıbleye gelecek şekilde çevrilir ve dönmemesi için arkası toprakla desteklenir. Sonra kefenin bağları çözülür ve lahit tahta veya kerpiçle kapatılır. Kadın kabre konulurken lahit kapatılıncaya kadar kabrin üzerine bir örtü gerilmesi uygundur.
Lahit kapatıldıktan sonra kabre toprak dökülerek doldurulur ve kabir balık sırtı şeklinde yerden bir karış veya daha fazla yükseltilir. Orada bulunanların da kabre toprak atması müstehaptır.
DELİL:Fıkıh ve Usulü fıkıh bilginleri sağlıklı ir zihinsel işlemde araştırılan hususa dair hüküm vermeye ulaştıran veya bir hükmün kanıtlanmasını sağlayan vasıtaya delil denir.
DELK : Ovmak, ovuşturmak, çitilemek anlamlarına gelen delk kelimesi, abdest ve gusül ile necasetin temizlenmesinde bir kavram olarak fıkıh kitaplarında kullanılmaktadır Abdest ve gusülde yıkanan uzuvların ovulması, abdestin sünnetlerindendir Malikîlere göre gusülde uzuvları ovalamak farzdır Necasetin temizlenmesinde ovalama, bir temizleme aracı olarakkabul edilmiştir Mest, kundura ve deriden mamul elbiseler gibi necaseti emmeyen giyeceklere, hayvan pisliği gibi görünür bir necaset dokunduğunda, su ile temizleneceği gibi, bıçak gibi bir şeyle kazımak veya yere sürtmekle de temizlenir Ancak, idrar gibi görülmeyen necaset mutlaka yıkanmalıdır Necaseti emen elbise veya bedene dokunan necasetin yıkanması gerekir Bununla birlikte, insan menisinin, kuruduktan sonra ovalanmak sûretiyle temizlenebileceği kabul edilmiştir Fakat kurumadan temizlenmesi için yıkanması gerekir (İ P )
DERGÂH :Kapı, kapı yeri, eşik; büyük makamların kapısı tekke, hangâh. Farsça’dan gelen bir kelime olup “hangâh” şeklinde de ifade edilmektedir. Bu terim, bir yüceltme ve onurlandırma ifadesi olarak kullanılagelmiştir. İlâhî kelimesi ile beraber kullanıldığında “Allah’ın katı” şeklinde bir mana kazanır. Bu arada hükümdarlara ait yer ve makamları yüceltmek maksadı ile “Dergâh-ı Âlî” şeklinde de kullanılmıştır. Burada ifade edilmek istenen şey, hükümdarın oturduğu “saray”dır.
Tarikatların bulunduğu tekkelere de “dergâh” isminin verildiği görülmektedir. Tekke ve zaviyeler, dergâh kelimesinin manası içerisinde yer alan müesseselerdir. Her ne kadar geçmişte ve zamanımızda tarîkat yer veya merkezlerine dergâh deniyor ise de; gerçekte tarih boyunca görülen tekke ve zaviyeler, hatta hangâh’lar birer dergâh’tırlar. Kullanım şekline göre büşşük dergâhlara âsıtâne, küçüklerine ise zaviye ismi verilmiştir.
Tekkeler ve zaviyeler, bağlı oldukları hangâhlar vasıtasıyla maddî ve manevî ihtiyaçlarını temin ederlerdi. Bu sebeple hangâh postunda oturan şeyh, tarîkatın en büyük uzvu sayılırdı. Hangâhlarda tekke ve zaviyelerin kayıtları tutulurdu.
Dergâhlar aynı zamanda eğitim yerleriydi. Tekkeler, özellikle kuruluş yıllarında kendi seçtikleri yerlerde yapılmıştır. Bunlar, müntesiplerinin ruh selâmetiyle beraber, etraflarındaki insanların da manevî ihtiyaçlarını temin ederek bölge insanlarına sahip çıkmış ve bunu önemli bir görev saymışlardır. Kur’ân’ın belirlediği bir metod olan hikmet ve güzel sözlerle insanları İslâm’a çağırma işinde de -menfaata dayanmadığı için- büyük mesafeler katetmişlerdir. (Mustafa Kara, Tekkeler ve Zaviyeler, İstanbul 1977, 121).
Dergâhlarda dini ilimlerin öğretiminin yanısıra, meslekî ve sanat TASAVVUF TERİMLERİ VE DEYİMLERİ SÖZLÜĞÜ Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu çalışmaları da yürürlükteydi. Bir tarîkat olan Ahîlik sistemi içerisinde tutunan sanayi kolları, başlarındaki şeyhler ya da kâhyalar aracılığı ile merkezi hükümete bağlı bulunuyorlardı.Her dergâh bulunduğu semt için bir sosyal yardım kurumu rolünü oynardı. Herkes, bilhassa fakir ve muhtaç halk tabakaları, dergâhı kendisi için bir melce ve bir sığınma yeri bilirdi. Tekkelerde her gün yemekler ve belirli zamanlarda lokmalar ve aşureler pişirilir, halka dağıtılırdı. Zenginler ve hayırsever kimseler de tekkelerin bu hizmetini bildikleri ve gördükleri için vakit vakit oralara kurbanlar, yiyecekler gönderirler, bunların fakirlere yedirilmesini isterlerdi. (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi, İstanbul 1977, 234).
Dergâhlarda dini törenler yapılırdı. Bu törenler çevre halkının katıldığı manevî yönden istifade edip, hoşnut olduğu eğlencelerdi. Ayrıca çeşitli sohbetler düzenlenerek kitlelerin bilgi ve ahlâk seviyelerinin gelişmesine yardım edilmekteydi.Dergâh, edebiyatta, “sığınılacak yer” manasında kullanıldığı gibi, bir hizmet ve eğitim müessesesi olarak da işlenmiştir.
DESTAN:kahramanlık olayları anlatan, koşma biçiminde ölçüsü on bir heceli halk şiiridir. Türklere ait destanlar:oğuz kağan destanı, bilge kağan destanı vs
DERSİAM:Medreselerde ögrencilere,camilerde halka acik ders verme yetkisine sahip müderris icin kullanilan unvan.
DEPLASYON:Bir ekonomi de toplam arzin, toplam talepten cok olmasidir.(Eflasyonun tam tersi.)
DERSAADET:Istanbul`a verilen adlardan biri.
DETERMİNİZM:Kainatta olup biten her hadisenin maddi veya manevi sebeplerin zorunlu sonucu oldugunu ileri süren felsefi doktrin.
DEVŞİRME:Osmanli devletinde çesitli hizmetlerde kullanılmak üzere Osmanlı tebaasi bazi hiristiyan çocukların bir kanun dahilinde tiplanmasi işi(Pencik Kanunu ile)
DİCLE:Türkiye topraklarından doğup Irak`ta denize ulaşan akarsu.
DIHYETÜL KELBİ: Ashabın en güzel simalarından biri idi. Bazı zaman Cebrail (a.s.) Resulü Ekrem (s.a.v.)’in huzuruna onun suretinde gelirdi. Bu güzel simalı sahabe . Dıhyetül Kelbi (r.a.) (Dıhye İbni Halife)
DİMYAT:Aşağı Mısır`da şehir ve bu şehrin merkezi oldugu il.
DİPNOTU :Yazarın herhangi bir çalışmasında faydalandığı kaynakları ve alıntıları metnin geçtiği yerde vermesine denir. İlmi dürüstlük açısından bu gereklidir. Dipnotlar ikiye ayrılır.
1Açıklama dipnotları.
2.Kaynak dipnotları
1.Açıklama dipnotları: Yazar metnin geçtiği yerde tezini destekleyecek alıntıları veya ayrıntılı açıklamaları, numara vererek sayfa altına düşer. Toplu olarak çalışmasının sonunda da sıralayabilir.
2.Kaynak dipnotları: Metinde geçtiği yerde birer numara verilerek ilk nottan itibaren eserin sonuna kadar numara takip ettiği gibi, her sayfa veya bölümde ayrı ayrı numara takip edebilir.
DİN:Din, akil sahiplerini kendi hür iradeleriyle en iyiyye, en dogruya ve en güzele ulastiran ilahi bir kanundur.Din kelimesi “deyene” kökünden oluşmuş bir kelimedir. Sözlük anlamı olarak din; boyun eğmek, hakkını almak, ödünç almak, adet edinmek, boyun eğdirmek, hesaba çekmek, ceza ve mükafat vermek, egemenlik, mülk, hüküm, idare etmek anlamlarına gelir.
Terim olarak din; Akıl sahibi insanları kendi irade ve arzularıyla hayırlı olan şeylere sevkeden ilahi bir kanundur. Din; peygamberlerin vahye dayalı yapmış oldukları tebliğdir. Din; Allahü Teala tarafından vahiy yoluyla indirilen, insanları dünya ve ahiret saadetine çağıran i’tikadi ve ameli bir nizamdır. Din; İslam, iman ve ihsandan oluşan hayat şeklidir. (Bu tanımların tümü vahye dayalı hak dinin, yani dar anlamda dinin -İslam dininin- tanımlarıdır.)
DİN ŞURASI:Din Şurası,Diyanet İşeri Başkanlığı Din Şurası Tüzüğü gereği, beş yılda bir toplanmaktadır.
Şûra kararları, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yürüttüğü hizmet alanlarındaki karşılaşılan sorunların çözümüne dair stratejik bir önemi haiz olup şûraya katılan üyelerin oy çokluğuyla alınmakta ve bu kararlar gelecekteki uygulamalara mesnet teşkil etmektedir.
Din Şurasının amacı, bilimsel yeterlikleri ve dini hizmetleriyle tanınmış olan bilim ve din adamlarının katılımıyla Diyanet İşleri Başkanlığınca yürütülen hizmetlerin geliştirilmesi konusunda görüş oluşturmaktır.(Din Şurası Tüzüğü:Madde-1)
Başkanlığımız şimdiye kadar dört Şura düzenlemiştir. Bunlar, I. Din Şurası (01-05 Kasım 1993, ANKARA), II. Din Şura’sı (23-27 Kasım 1998, ANKARA) ve III. Din Şura’sı (20-24 Eylül 2004, ANKARA) olup IV. Din Şurası ise Din ve Toplum ana başlığı altında 12-16 Ekim 2009 tarihleri arasında Ankara Bilkent Otel Ve Konferans Merkezi’nde toplanmıştır .Avrupa birliği sürecinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yurtdışı din hizmetleri ve din eğitimi konusu IV. Din Şurası Din Şurası’nda müzakere edilmiştir.12-16 Ekim 2009 tarihleri arasında IV.’üncüsü düzenlenen Din Şûrası, dört komisyon hâlinde çalışmalarını tamamlamıştır. Ele alınan konuların ana eksenini sosyal problemler karşısında din ve diyanet ve sosyal açılımlı din hizmetleri oluşturmuştur. Bu kapsamda toplumsal değişim, modernleşme, küreselleşme, kentleşme, toplumsal çözülme, din ve dindarlık, dinî değerlerin istismarı, modern dönemde dinî motifli eğilimler, ailevi sorunlar, şiddet, cinnet, intihar, zararlı alışkanlıklar, tüketim kültürü ve yoksulluk gibi sosyal konuların yanı sıra, toplumun himayeye muhtaç kesimleri, sokak çocukları, çocuk işçiler, öksüzler ve yetimler, yaşlılar, engelliler ve engelli aileleri gibi toplumun çeşitli sıkıntılar içinde olan kesimlerinin sorunları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri üzerinde durulmuştur.(Diyanet Web)
DİNLER TARİHİ:Dinler tarihi; tarih ve dil metodlarini kullanarak, dinleri, dogus, ve gelismesinden , inanc, ibadet ve ahlak konularina kadar, tarihi seyir icinde inceleyen bir disiplindir.
DİN PSİKOLOJİSİ: Dinin, fert üzerinde ve duygularındaki etkileri inceleyen bilim dalıdır. Kişilerin dinî tutum ve davranışlarını konu alan ruh bilim dalıdır.
DİN SOSYOLOJİSİ: Dinî hayatı, toplum açısından ele alan disiplin. // Dinlerin ve inançların toplum hayatı üzerindeki etkilerini araştıran bir bilim dalıdır.
DİPLOMATİK:Belgelerin özelligini inceleyen bilim dali.
DİRAYETÜ’L-HADİS İLMİ: Hadislerin sıhhat durumlarını tesbit için, sened ve metnin durumlarını anlamaya imkân veren ilim dalıdır.Hadis ilmi temelde rivayetu’l-hadis ve dirayetu’l-hadis diye iki ana bilim dalına ayrılmaktadır. Rivayetü’l-hadis ilmi, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in söz, fiil, takrir ve hallerini; bunların zabt edilip usulüne uygun olarak sonraki nesillere nakledilmelerini (rivayetlerini) konu edinen hadis ilim dalıdır.Mustalahu’l-hadis ve usûlü’l-hadis diye de isimlendirilen dirayetü’l-hadis ilmi, “Sened ve metnin durumlarını anlamaya imkan veren kaideler ilmi” olarak tarif edilmektedir. Bu tariften açıkça anlaşılacağı gibi dirayetü’l-hadis ilmi, genel ve teorik kaideler vaz ederek râvî, rivayet ve merviyy konularının tetkik ve tenkidine zemin hazırlamaktadır. Bu ilim edebiyatı da prensipler edebiyatı demektir (İsmail Lütfü Çakan, Hadis Edebiyatı, İstanbul 1985, 162).
DİRAYET TEFSİRİ: Dirayet,”Bilmek, tanımak” akıl, zekâ, kabiliyet.Tefsir ilminde dirayet deyince, tefsir çeşitlerinden biri olan “dirâyet tefsirleri” akla gelir. Tefsirler genelde ikiye ayrılırlar: Rivâyet tefsirleri ve dirâyet tefsirleri. Rivâyet tefsirleri, selef âlimlerinden nakledilen eserlere, Sahabe hatta Tâbiîn’in sözlerine ve Kur’ân’ın bizzat Kur’ân ile ve Hz. Peygamber’in hadisleri ile açıklanmasına ve yorumlanmasına dayanır.Buna karşılık dirayet tefsirleri, rivâyet tefsirlerinde saydığının hususlarla birlikte dil, edebiyat, dinin genel prensipleri ve diğer genel bilgilere dayanılarak yapılan tefsirlerin genel adıdır. Bu tefsirlere “rey” veya “makûl” tefsirleri de denir. Dirayet Tefsiri;yalnizca rivayetlere bagli kalmayip dil edebiyat ve cesitli ilimlere dayanilarak yapilan tefsirlerdir.Dirayet Tefsirleri:
1-Zemahşerî(538), el-Keşşaf an Hakaik
2-Fahreddin er-Razî(606), Mefatihu’l-Ğayb
3-Kadı Beydavî(691), Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil
4-Nesefî(710), Medariku’t-Tenzil
5-Hazin(741), Lübabu’t-Te’vil
6-Ebu Hayyan el-Endülüsî(745), el-Bahru’l-Muhit
7-Nisaburî(730), Ğaraibu’l-Kur’an
8-Hatib eş-Şirbinî(976), es-Siracu’l-Münir
9-Ebu’s-Suud Efendi(982), İrşadu’l-Akli’s-Selim
10-Alusî(1270), Ruhu’l-Meanî
DİRHEM:Osmanli zamaninda kullanilan 4.8 gram olan agirlik.Bir agirlik ölcüsü ve gümüs para birimi.Bir dirhem 1/12 akiyyedir.Kilogram gibi ölçülere göre , bir örfi dirhem 3.207 gr, Seri dirhem ise 2806 gramdır.(Dini Kavramlar Sözlüğü ,DİB )
DİYET: Öldürmek veya aza kesmek gibi bir cinayet sebebiyle o cinayeti yapandan veya onunla beraber âkılesi denilen aşiretinden vesaireden alınıp hakkında cinayet yapılan şahsa veya onun vârislerine verilen maldır ki, bu bir nevî tazminat demektir.Hür bir erkeğin diyeti bin dinar veya on bin şer’î dirhem gümüş veya yüz de ve veya iki yüz sığır veya iki bin koyun veya her biri iki parçadan ibaret olmak üzere iki yüz kat elbisedir. Hür bir kadının diyeti ise bunların yarısıdır.
DİVAN:Islam devletlerinde resmi islerin görüsülüp karara baglandigi meclis ve buna bagli devlet daireleri.
DİVAN EDEBİYATI:Türk edebiyatinin islam medeniyeti dairesinde Arap ve fars edebiyatlari yaninda meydana getirdigi büyük edebiyat kolu.
DİVAN-Ü HÜMAYIN:Divân-ü hümâyun Sadrâzam, Şeyhülislâm, kadıasker, Defterdâr gibi devletin ileri gelenlerinin huzûrunda, halkın şikâyet ve davâlarının dinlenip hâl olduğu yer, meclis. Pâdişâh huzûru.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLARI: Diyanet İşleri Başkanlığı, 4 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı Kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştur.Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, Din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra(1924-2010 yılları arasında) On yedi Diyanet İşleri Başkanımız atandı.Atanan Diyanet İşleri Başkanlarımız:
Rıfat Börekçi (1861-1941), 1924-41 arası
Şerafettin Yaltkaya (1879-1947), 1941-47 arası.
Ahmet Hamdi Akseki (1887-1951), 1947-51 arası.
Eyüp Sabri Hayırlıoğlu (1886-1960), 1951-60 arası.
Ömer Nasuhi Bilmen (1882-1972), 1960-61 arası.
Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974), 1961-64 arası.
Mehmet Tevfik Gerçeker (1898-1982), 1964-66 arası.
İbrahim Bedreddin Elmalılı (1903 – 5 Aralık 1994), 17 Aralık 1965 – 25 Ekim 1966 arası.
Ali Rıza Hakses (1892-1983), 1966-1968 arası.
Lütfi Doğan (d. 1930), 1968-1972 arası.
Lütfi Doğan (d. 1927), 1972-76 arası.
Süleyman Ateş (d. 1933), 1976-78 arası.
Tayyar Altıkulaç (d. 1938), 1978-86 arası.
Mustafa Sait Yazıcıoğlu (d. 1949), 1987-92 arası.
Mehmet Nuri Yılmaz (d. 1943), 1992-2003 arası.
Ali Bardakoğlu (d. 1952), 2003-2010 arası
Mehmet Görmez (d. 1959), 2010′dan
DOKSAN ÜÇ HARBI(93 HARBI)(1877-1878 OSMANLI –RUS SAVAŞI) : 1876 yılında, Avrupalı Devletlerin Balkanlar’da kalıcı çözüm bulmak amacıyla topladıkları İstanbul Konferansı’nda Balkanlar konusunda ağır şartlar getirilmesi üzerine, Osmanlı Devleti şartları kabul etmemiş, daha sonra düzenlenen Londra Konferansı da aynı şekilde sonuçlanmıştı.İki konferansta da Osmanlı Devleti’nin şartları kabul etmemesi üzerine, Rusya 1877 yılında Osmanlı Devleti’ne savaş açmıştı. Bu savaşta Plevne savunması ile Gazi Osman Paşa üyük kahramanlıklar göstermiş, fakat Rusların, Yeşilköy’e kadar ilerlemelerine engel olunamamıştı. Bunun üzerine padişah II. Abdülhamit, barış isteğinde bulunmuş ve 3 Mart 1878′de Yeşilköy (Ayestefanos) Antlaşması imzalanmıştı..
DÖRT HALİFE VE SAVAŞA KATILMA: İlk üç halife döneminde, Aşere-i Mubeşşereden (Cennetle müjdelenen on kişi) olanlar ve halifenin şura heyeti içinde yer alanlar, genelde savaşlara gitmemişlerdir. Çünkü onların Medine’deki görevleri daha önemlidir. Bu yüzden aşere-i mübeşşere ve şûra heyeti içinde yer alan Hz. Ali (r.a.) de ilk üç halife döneminde savaşlarda görülmez. Hz. Ebu Bekir (ra) 634 yılında halife olunca, irtidat (dinden dönme) olayları çıkmış ve o ilk zaman bir askeri birliğin başında savaşmak için yola çıkmıştı. Bunu duyan Hz. Ali (ra) atına binip ona yolda yetişti ve onu yoldan geri çevirdi. Çünkü o, Hz. Ebu Bekir (ra)’in Medine’den ayrılmasını tehlikeli ve mahzurlu görüyordu. Onun şehit olması durumunda İslam’ın büyük zarar göreceğini de kendisine aktarmıştı. Hz. Ebu Bekir (ra) bundan sonra iki yıllık hilafeti döneminde hiç bir askeri sefere çıkmadı. Hz. Ömer (ra) 644′te halife olunca, Medine’de yerine Hz. Ali (ra)’yi devlet başkanı vekili olarak bıraktı. Irak savaşlarında bulunmak ve savaşları yönetmek için askerlerle Medine’den ayrıldı. Ordu Sırar Suyu başına kadar ilerledi. Burada yapılan istişarede, Hz. Ömer (ra)’in başkomutan olarak askeri yönetmesinin mahzurlu olduğuna karar verildi. Bir yenilgi durumunda bunun tehlikelere sebep olabileceği belirtildi. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) başkomutan olarak Sa’d b. Ebi Vakkası atadı ve Medine’ye geri döndü. Başka bir zamanda halife olarak askeri sefere çıkmadı. Hz. Osman da (r.a.) hilafetinde komutan olarak sefere çıkmamıştı. Hz. Ali (r.a.) ise, Cemel, Sıffin ve Haricilerle yapılan Nehravan savaşında komutan olarak bulunmuştu. (Sarıcık Murat, Dört Halife Dönemi, Nesil Yayınları, 2010.)
DUHA SURESİ(93) :Sure, Allah ilk ayetinde Duha’ya (gündüze ve gündüzün aydınlığına) yeminle başladığı için bu adla nitelenmiştir. 11 ayet, 40 kelimeden oluşmuştur. Mus¬haftaki sıraya göre 93. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 11. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda yeminle başlayan 20. suredir. Konusu, Allah’ın Hz. Peygamber (s.a.v)’i teselli etmesi ve onu yetimken bulup koruduğu, O’nu başıboşluktan çıkarıp hidayete er¬dirdiği ve fakirlikten kurtardığı gibi konulardır.
DUHAN SURESİ(44):Surenin Duhan olarak adlandırılması, kafirlerin duhan (duman) azabıyla korkutulmasına işaret edil¬mesinden dolayıdır (10-15. ayetler). 59 ayet ve 346 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 44. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 64. süresidir ve Mekki’dir. Bir hizbden daha az bir yer işgal eder. Hurufu mukattaa ile başlayan 25. suredir (Ha, Mim). Bu surede kıyametin bazı sahnelerinden ve ce¬hennemdeki azablardan ve Musa ile Firavunun kıs¬sasının bir bölümüne işaret edilmiştir.
Duhâ (Kuşluk) Namazı: Şöyle ki: Güneş doğup bir mikdar yükseldikten sonra, istiva zamanına kadar iki, dört, sekiz veya on iki rekât namaz kılınır ki, bu mendubdur. Bu, Peygamber Efendimizin mübarek işi ile sabittir. Bunun sekiz rekât kılınması daha faziletlidir. Bunun en iyi vakti, gündüzün dörtte biri geçtikten sonradır.
DÜNYA VE İSLAM ÜLKELERİ:Dünya üzerinde bağımsız olan ve bayrakları uluslararası arenada tanınan devlet sayısı 222′dir ve bu devletlerin bayraklarını, dünya bayrakları olarak araştırabiliriz. Herhangi bir yeni baskı dünya atlasında dünya ülkeleri sayısı ve bayraklarından bunu görebiliriz. Ancak bu sayı aşağıda açıklayacağım nedenlerden dolayı net değildir. Akılda kalması açısandan 222 sayısını bellemek gerek. Türk Telekom verilerine göre 223 tür. Yani 222′nin bir fazlası olarak ta aklınızda tutabilirsiniz.
Dünyada kaç ülke var sorusuna tek bir cevap vermek mümkün değildir. Dünyanın en büyük ve en geniş teşkilatı olan Birleşmiş Milletler’e göre, günümüzde Birleşmiş Milletler’e üye ülke sayısı 171′e ulaşmıştır. Andorra, Tayvan, Kribati, Kuzey ve Güney Kore, Liechtenstein, Monako, Nauru, San Marino, İsviçre, Tongo, Tuvalu ve Vatikan dışındaki dünya’daki bütün ülkeler Birleşmiş Milletler’in üyesidir. Buna göre dünyada bulunan ülke sayısı 184’dür. Dünya ülke sayısı A.B.D ve Fransa’ya göre 190, Rusya’ya göre 172, İsviçre’ye göre 194’dür. Telefon şirketlerinde 182 uluslar arası kod bulunmaktadır. Öte yandan Birleşik Devletlerin haber alma teşkilatı olan CIA’nın 2006 Dünya yıllığında geçen ülke sayısı 268’i bulmaktadır.
İslam ülkeleri:56 devletin 26′i Asya, 24′ü Afrika, 2′si Avrupa, 2′si Asya-Afrika, 1′i Asya-Avrupa, 1′i Asya Okyanusu kitalari üzerindedir.Müslüman ülkelerdeki halkin büyük çogunlugu sunnî îtikâdindadir (90%). Günümüzde Islâm dini, 1,5 Milyara yaklasan inanan kisileriyle, dünyanin en yaygin dinlerinden biri durumundadir. Yeryüzündeki devletlerden dörtte birinden fazlasinda yasayan halk Müslümanladir. Bu devletlerden 23′ü Arap, 7′si Türk hüviyetindedir (1993).Kaynak: Yeni Rehber Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi, 10. cNüfusa göre İslam Konferansı Örgütü üye ülkelerinin sıralamasında:İlk sırada Endonezya sonra sırası ile Pakistan,Bangledeş,Nijerya, Mısır,Türkiye ve İran 7.ci sırada bulunmakta,8 İslam ülke nüfusuda bir milyonun altında bulunmakatadır. 57 İslam ülkesinin toplam nüfusu: 1,468,119,824 ulaşmış bulunmaktadır.Amerika’daki Pew Din ve Kamu Hayatı Forumu tarafından yapılan ve şimdiye kadar din üzerinde yapılmış en kapsamlı araştırma olarak nitelenen araştırma sonuçlarına göre Dünyadaki Müslümanların sayısı ortaya çıktı. İşte rakamlar:Amerika’daki bir kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre dünyadaki Müslüman nüfusu 1 57 milyar.Pew Din ve Kamu Hayatı Forumu adlı kuruluş tarafından yapılan ve kuruluş yetkililerince “şimdiye kadar din üzerine yapılmış en kapsamlı araştırma” olarak nitelenen araştırmanın sonuçları dünyada her 4 kişiden 1′inin Müslüman olduğunu ortaya koydu(.www.tevbe.org/)Rakamları veren Vatikan oldu. Tarihte ilk kez müslüman sayısı, katolik Hıristiyanların sayısını aştı.Vatikan, dünya nüfusunun yüzde 19.2′sinin Müslüman olduğunu, İslam’ın tarihte ilk kez Katolik Hristiyan sayısını aştığını bildirdi. Katoliklerin oranının ise yüzde 17.4 olduğu belirtildi… Vatikan’ın 2006 istatistik yıllığındaki verilerini temel alan Monsenyör Vittorio Formenti, “Tarihte ilk kez biz birinci sırada değiliz. Müslümanlar sayıca bizi geçti” dedi. (Kaynakwh webhatti.com) 40 Yıl Sonra Almanya Nüfusunun Çoğunluğunu Müslümanlar Oluşturacak
Almanya’nın Sest şehrindeki İslam Araştırma Enstitüsü Merkezinden uzmanlara göre, 2046 yılında Almanya’nın çoğunu Müslümanlar oluşturacak. Bunun esas nedeni; sürekli Müslüman göçmenlerin gelmesi ve yerli Almanların İslam’ı seçmesi olarak gösteriliyor. 2004-2005 yılları arasında yaklaşık olarak 4 bin Alman İslam’ı seçti.( www.izafet.com)Son otuz yıldır dünya genelinde Müslümanların sayısında istikrarlı bir artış söz konusudur. 1973 yılında yapılan istatistikler, dünya çapında Müslüman nüfusun 500 milyon olduğunu gösterirken, bugün bu rakam 1.5 milyarı geçmiştir. Dünya Katoliklerinin en yüksek dini otoritesi Vatikan’ın gazetesi L’Osservatore Romano da, geçtiğimiz günlerde tüm islam alemi için bir müjde olan bu konuyu gündeme taşımıştır. Müslüman sayısının Katolikleri geride bıraktığının ve islam’ın dünyanın en büyük dini haline geldiğinin vurgulandığı haberde Vatikan’da görevli Monsenyör Vittorio Formenti de, tarihi bir açıklamada bulunmuştur:“Dünyanın En Büyük Dini Artık islam(31.Mart.2008 tarihinde Reuters Haber Ajansı ) ( harunyahyaveeserleri.blogcu.com)Dünya nüfusu 2010 yılında 6,9 milyar kişiye ulaştı. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tahminlerine göre dünya nüfusu 2010 yılında, geçen yıla kıyasla 79 milyon kişi arttı ve 6 milyar 908 milyon 7 bin kişi oldu. Dünya nüfusu 2050 yılında 9 milyar 150 milyonu bulacak. Türkiye nüfusu ise 2050 yılına kadar 75,7 milyondan 21,7 milyonluk artışla 97,4 milyona yükselecek. Nüfus büyüklüğüyle şu anda dünyada 17′nci sırada yer alan Türkiye, 21,7 milyonluk nüfus artışına rağmen, Almanya’yı geride bırakacak, ancak Kongo ile Tanzanya’ya geçilecek ve 18′inci sıraya inecek. Bu dönemde, büyük nüfuslu ülkelerden Japonya’da 25,3, Rusya’da 24,3, Almanya’da 11,6 ve İtalya’da 3 milyonluk nüfus azalması olacak
– EBUBEKİR: Hz.Ebubekir`in Islam`dan önceki adi Abdul Kabe idi.Peygamberimiz ismini degistirdi Abdullah koydu.Hz.Ebubekir ile Hz.Ömer,Hz.Peygamberimizin yaninda, Hz.Osman ise Cennetü`l Baki`de medfundur,Hz.Ebubekir`eHalifetü Resulillah denir.Hanimi adi Ümmü Ruman.Annesi selam, künyesi Ümmü`l Hayr .Peygamberimizin esi Hz.Aise`nin babasi.Kölesi, Amr b.Füheyke .Ebubekir`in diger kizinin adi Selma idi.Kur`an, Hz.Ebubekir(r.a) döneminde toplandiHz.Ebubekir`e”Camiul Kur`an” denildigi gibi Hz.Osman`a da “Nasiru`l Kur`an” denir..Peygamberimizden sonra ilk halife secildi-.
EBU HANİFE (80/150 – 700/767):İmam Âzam (büyük İmam) lâkabıyla bilinen, Ebû Hanife künyesiyle meşhur Numân b. Sâbit b. Zevta (Zûta) mutlak müctehid ve fıkıhta Hanefi mezhebinin imamı.
EBU HUREYRE:Ebu Hureyre`nin asil adi,Abdurrahman bin Sahra. Ebu hureyre`nin asil adi Abdurrahman`dir.Encok hadis rivayet eden sahabe.
EBUUSSUUD EFENDİ:Osmanlilarda en uzun süre görev yapan Ebussuud Efendi`dir. 28 yil 11 ay görev yapmistir.Kanuni ve yavuz Sltan zamaninda.En kisa süre ise 13 saatlik görevi ile 35.ci Seyhü`l –islam Memik-Zade Mustafa Efendi`nindir.Seyhü`l-islamlara , ilkolarak Kanuni Sultan Süleyman döneminde, istisari görevlerinin yanisira, temsilci oldugu ilmiye sinifinin basi olarak , ilmiye sinifi bünyesinde idari tasarruflarda bulunma yetkisi taninmistir.Osmanlinin bünyesinde yeri olan Mevlevi ve Bektasi tarikatlarinin sehlerini tayin etmek görevide Seyhü`l-islama aitti.(Seyhü`l-Islamliktan Bugüne, Dr.Ali Aksoy, Diyanet yayinlari)
EBÜ’L-KASIM: Peygamberimize (a.s.) Araplar arasında ilk doğan çocuğun adına nisbetle künye verme adeti olduğundan ilk oğlu Kasıma Ebu’l-Kasım (Kasım’ın Babası) künyesini almıştır. Hz. Peygamber, Ebû’l-Kasım adıyle çağırılmasından hoşlanırdı. Sahabeler de kendisini bu isimle çağırırlardı. İbni Sa’de göre, Kasım iki sene yaşadı. Mekke’de vefat etti. Peygamberimizin çocukları içinde ilk ölen Kasım oldu.Peygamberimizin doğuş sırasıyla Kasım, Zeyneb, Rukayye, Ümmü Gülsûm, Fâtıma, Abdullah, İbrahim adında üçü erkek dördü kız olmak üzere yedi çocuğu olmuştu. Bu yedi çocuğun altısı Hatice’den, yedincisi Mâriye’den idi. Peygamber Efendimizin vefatı esnasında kızı Hz.Fatıma sadece hayatta idi.Hz.Fatıma da kendisinden 6 ay sonra vefat etti. Hz.Fatma, Peygamber Efendimizin en küçük kızı idi.Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma’nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir.
EBÛ TURÂB “Toprak babası -veya- sahibi” anlamında Hz. Ali’ye Rasûlullah (s.a.s.) tarafından verilmiş bir künye.
EBU ZERR-el GİFARİ:Allah yolunda ilk kilici ceken sahabe.Ilk oku da Sa´d bin Ebi vakkas atti.
EBU TALİBİN OĞULLARI:Peygamberimizin amcasi Ebu Talib`in ogullari:Hz.Ali, Hz.Cafer,Akil,Talib.
EBU TUFEYL AMİR B:VASİLE el-LEYS:En son vefat eden sahabe.
ECEL:Belli vakit. Hayâtın sonu. Hayat sâhibinin, canlının ölümü için Allahü teâlânın takdir ve tâyin ettiği vakit.
ECYAD KALESİ: Mekke’de 1781 tarihinde yapılan, 2002 yılında Suudi Arabistan tarafından yıkılan Osmanlı kalesi.Ecyad Kalesi, Kabe’nin asi kabilelerden savunmasına yardımcı olmak üzere yapılmış, Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Garnizonu olarak kullanılmıştır. Kabe’ye hakim bir tepede 23 dönümlük arazi üzerine inşa edilen kale Ocak 2002′de Suudi Arabistan hükümeti tarafından yerine otel yapılmak için yıkılmıştır. Ehl-i Beyt kuleleri adı verilen gökdelen oteller Fransız ACCOR grup tarafından işletilmektedir.Kalenin yıkılmasıyla Mekke’deki 500 yıllık Türk hakimiyetinden geriye Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit tarafından Kabe’nin etrafında inşa edilen revaklar dışında eser kalmadı. Olay Türkiye’de tepkiyle karşılandıysa da kalenin yıkılmasına engel olunamadı.
EBU YÛSUF (113/731-183/798):Hanefî mezhebinin imamı Ebû Hanife’den sonra gelen büyük Hanefi fâkihi .Adı Ya’kub b. İbrahim el-Ensârî’dir. Irak bölgesinin fâkihi kabul edilen Ya’kub 113/731 yılında Kûfe’de doğdu. Yûsuf adlı bir oğlu bulunduğu için Ebû Yûsuf (Yûsuf’un babası) lakabıyla meşhur oldu
ECEL-İ MÜSEMMA:Belli vakit, bilinen ecel, Allahü teâlânın bir kimse için ezelde takdir ve tâyin buyurduğu (belirlediği) hiç bir şekilde değişmeyen ecel, hayâtın sonu. Vebâ olan yerden kaçmayan ve ölmeyen kimse de, gâzîler, mücâhidler ve belâlara sabr edenler gibidir. Herkesin bir ecel-i müsemmâsı vardır ki, azalmaz ve çoğalmaz. Kaçıp da kurtulanlar ecel-i müsemmâları gelmediği için ölmemiştir. Yoksa kaçmak onları ölümden kurtarmış değildir. Kaçmayıp, sabredip ölenler de ecelleri geldiği için ölmüşlerdir. (İmâm-ı Rabbânî) Ecel-i müsemmâ değişmez. (İmâm-ı Gazâlî)
EDİLLE-İ ERBAA Dört delil: Kur’ân, Sünnet, İcmâ, Kıyas.
Edille, delil kelimesinin çoğuludur. Erbaa dört demektir. “Dört delil” anlamına gelir. Bu tâbir İslam hukukunda fıkhın dayandığı dört ana kaynağı ifade eder. Bunlar; Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas
EİMME-İ SELÂSE :Üç imam. Hanefî mezhebinde İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man b. Sabit * (80-150/699-767) ile iki büyük öğrencisi olan İmam Ebû Yûsuf Yâkub b. İbrahim el-Ensârî* (113-183/731-799) ve İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî * (132-189/750-805) hakkında kullanılan bir terim.
İmâm-ı Â’zam ve bu iki büyük öğrencisi mezhebin tedvin edilmesi ve içtihadlarını ihtiva eden temel eserler kaleme alarak sonradan gelen öğrencileri ve mezhep mukallidlerine büyük çapta bir ilmî miras bırakmalarından dolayı onlar hakkında bu tâbir kullanılmış ve “mezhebin üç büyük imamı” ünvanı verilmiştir. ENSAR:Mekke`den Medine`ye göc etmek zorunda kalan ilk müslümanlara yardim eden Medineli müslümanlara denir. Ensar`in üc büyük sairleri:Hassan b. Sabit,Abdullah b.Revahe, Ka`b b. Malik.Ensar `dan ilk sehiz olan sahabe;Haris bin Süreka`dir.
EDA:Bir namazı vaktinde kılmaya “eda” denir. Vaktinden sonra kılmaya da “kaza” denir. Vaktinde kılınan veya kılınacak olan bir namaza “vaktiyye” veya “salât-ı hazıra” denir. Vaktinde kılınmamış olan bir namaza da “faite” denilir. Bunun çoğulu “fevait” dir.
EDİLLE-İ ŞER’İYYE:Din bilgilerinin elde edilmesine esâs olan ve bunlara bağlı bulunan deliller. Edille-i şer’iyye dörttür: Kitâb (Kur’ân-ı kerîm), Sünnet (Peygamber efendimizin söz, fiil ve takrirleri, bir iş yapılırken görüp de ona mâni olmadıkları şeyler), İcmâ (müctehid âlimlerin dînî bir işin hükmünde söz birliği etmeleri) Kıyâs (hükmü bili nmeyen bir şeyi hükmü bilinene benzeterek anlamak
EF’ÂL-i MÜKELLEFÎN:İslâm dîninde mükelleflerin (dînî vazîfeleri yerine getirmekle yükümlü, sorumlu kimselerin) yapmaları ve sakınmaları lâzım olan emirler ve yasaklar. Ahkâm-ı İslâmiyye (fıkıh bilgileri), din bilgileri. Ef’âl-i mükellefîn sekizdir: Farz, vâcib, sünnet, müstehâb, mubâh, harâm, mekrûh, müfsid. ,
EHL-İ BEYT :Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ev halkı. Ehl-i Beyt, bir evde yaşayan aile fertleri, aile demektir. İslâm fıkıh terminolojisinde bir terim olarak Hz. Peygamber (s.a.s)’in hısımlarından kendilerine zekât verilmesi yasaklanan aile fertlerinin tamamını ifade etmek için kullanılmıştır. Bu anlamda ehl-i beyt; Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ailesi, Ca’fer, Âkil, Abbâs ve aileleridir. Şia’ya göre ise; Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ailesi, eşleri ve çocuklarıyla Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir (Sahih-i Müslim, II . 751-752; .IV, 1873).
Rasûlullah (s.a.s.) ile ehl-i beyt’e de salât ve selâm getirmek müslümanların bir görevidir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 323).Ehl-i beyt terimi Kur’ân-ı Kerîm’de Ahzâb sûresindeki şu âyette açıklanmıştır: “Ey Peygamber hanımları, evlerinizde oturun; eski câhiliyedeki gibi açılıp saçılmayın; namazı kılın, zekâtı verin;Allah’a ve Peygamber’e itâat edin. Ey Peygamber’in ev halkı, Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister” (el-Ahzâb, 33/33). Rasûlullah (s.a.s)’in eşlerinin, diğer bir deyimle mü’minlerin annelerinin ev halkından olduğu bu âyetten anlaşılmaktadır. Ayette, “Ey ev halkı” ifadesiyle onlar kastedilmektedir. Çünkü âyetin başında “Ey Peygamber’in hanımları” hitâbı vardır (Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân terc. İstanbul 1983, IV, 370). Bu terim, bir adamın hanımlarını ve çocuklarını kapsamaktadır. İbn Abbâs, Urve b. Zübeyr ve İkrime bu âyetteki ehlü’l-beyt lâfzından Hz. Peygâmber (s.â.s)’in hânımlarının kastedildiğini söylemişlerdir.
Hz. Ali ve ailesi de ehl-i beyt’tendir.46
EHL-İ HİBRE :Ehl-i Vukuf, bilirkişi, eksper, hakimin, kendi ihtisası dışında kalan alanlarda bilgisine başvurduğu, konunun uzmanı kişi veya kişiler.
Bilinemeyen konuların, özellikle dava konusu ihtilâflı hallerde, bilgi ve tecrübe sahibi uzman kişilere sorulması İslâm’ın emir ve tavsiyeleri arasındadır:
“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (yani meseleyi bilen uzman ve bilgi sahiplerine) sorun” (el-Enbiyâ, 21/7).463-Ehl-i Kible:Kibleye yönelen kisilere kible ehli veya ehl-i kible denir.
EHL-İ SALÎB: Ehl-i Kitâb’tan hristiyanlar, Haçlılar.Arapça Sâlib kelimesi “haç” (istavroz, çarmıh) demektir. Ehl-i sâlîb, Haçlılar için kullanılır. Haç, Hristiyanlığın sembolü olan ve Hz. İsa (a.s.)’ın gerildiğine inandıkları birbirini dikey kesen iki çizgidir.Haç sâhipleri. yerine getirmekte kolaylık duymaktır. (İmâm-ı Rabbânî)Târihte papalığın teşvikiyle müslümanlara karşı birleşerek seferler tertipleyen, milyonlarca insanın canına kıyan, devletlerin yıkılmasına sebeb olan hıristiyan milletler topluluğu, haçlılar, hıristiyanlar.1099 (H. 492) senesinde Ehl-i salîb orduları Kudüs’e girmeye muvaffak oldular. Şehre girince müslüman ve yahûdî 70.000 kişiyi boğazladılar. Câmilere sığınan müslüman kadınları ve çocukları hiç acımadan öldürdüler. Kalbde hakîkî tasdîkin, doğru îmânın bulunmasına bir alâmet, Ef’âl-i mükellefîni Sokaklardan sel gibi kan aktı. Sokakları dolduran ölüler yüzünden yollar tıkandı. Ehl-i salîb o kadar vahşîleştiler ki, daha Almanya’da Ren nehri kıyılarında iken, rastladıkları on bin yahûdîyi orada boğazladılar
EHL-İ SALÎB:On birinci yüzyılın sonlarında Avrupa dünyasının “Kudus’ü Kurtarma” sloganı ile Türkleri Anadolu’dan atmak ve bütün Ortadoğu’yu ele geçirmek için başlattığı siyasî amaçlı askerî harekata katılanlara verilen ortak bir isimdir. Bu kuvveti oluşturanlar Hristiyan oldukları elbiselerinde ve bayraklarında “Haç” işareti bulunduğu için söz konusu ismi almışlardır. Haçlı seferlerinin ilki 1096 yılında başlamış olup 1291 yılında Latin Hristiyanların doğudaki son merkezi olan Akkâ’dan çıkarılmasına kadar devam etmiştir. Toplam dokuz büyük seferden oluşan Haçlı harekatı yaklaşık iki yüz yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Daha sonraki yıllarda Türk İslâm dünyasına karşı yapılan bütün savaşlar da Haçlı seferleri olarak değerlendirilmiştir. Tarihçiler ve bilim adamları Haçlı seferlerinin çıkış nedeni olarak siyasî sosyal ve ekonomik sebepler üzerinde durmuşlarsa da asıl ve önemli sebep olarak “din” unsuruna dikkat çekmişlerdir. Tarihî gelişim ve olaylar da zaman zaman bu derecelendirmeyi te’yid etmiştir.
EHL-İ SALİB: 11. yüzyılın sonlarında Avrupanın Kudüsü kurtarma sloganıyla türkleri anadoludan atmak ve tüm ortadoğuyu ele geçirmek için başlattığı askeri harekata katılanlara verilen bir isimdir. Ehl-i salib; Bayrağında salib (haç) bulunanlar Hristiyanlar.Tarihte haçlı seferlerine katılan Hiristiyan ordusu.Ehl-i Salip, Kudüs’ü Müslümanlar’ın elinden alarak onların kuvvet ve saltanatlarına son vermeyi amaçlayan, bunun için de bir kısım Avrupa hükümdarlarıyla derebeylerinin komutaları altında toplanarak zaman zaman İslam ülkelerine hücum etmiş olan mutaassıp Hıristiyan topluluklarına verilen unvandır.Bunların hücumları tarihte Haçlı Seferleri olarak adlandırılmıştır. Haçlı seferleri Osmanlıdan 209 yıl öncesine kadar 8 kez tekrarlanmıştır.
EHL-İ SÜNNET: Ehl-i sünnet dinî literatürde, dini anlama ve yaşamada Allah’ın kitabını ve Hz. Muhammed’in sünnetini rehber edinen ve sahâbenin yolunu izleyen ümmet çoğunluğu anlamında kullanı¬lan bir terim olmuştur. Bu grup mensupları sünnete bağlı oldukları ve cemaat ruhundan ayrılmadıkları düşüncesiyle kendilerini “Ehl-i sünnet ve’l-cemâat” adıyla da anmış, “ehl-i hak” terimini de çoğunlukla Ehl-i sünnet anlamına kullanmıştır. Erken dönem hadis kaynaklarında Ehl-i sünnet tabiri görülmemekle bir¬likte sünnet ve cemaat kelimelerine rastlanmaktadır. Ehl-i sünnet de, hadiste geçen “kurtuluşa erenler” ifadesinden hareketle kendisini “fırka-i nâciye” olarak nitelendirmiştir.Selefiyye, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye olmak üzere üçe ayrılmıştır. Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye’ye “Ehl-i sün¬net-i âmme” denildiği de olur.Ehl-i sünnet’in üç mezhebi arasındaki görüş ayrılıkları Ehl-i sünnet’in temel prensiplerini oluşturan çerçeveyi ihlâl etme¬yen sınırlar içinde kalmıştır. Bugün dünya müs¬lü¬man¬larının % 90′dan faz¬lası Ehl-i sünnet anlayışına bağlıdır.
ELÇİLER:Arap yari adasinin cesitli yörelerinden gelen elciler( 70`i asiyordu).Peygamberimiz, bu heyetlere karsi son derece misafirperver davranmis ve onlarla bizzat ilgilenmisti.Kalacak yer olarak da sahabenin evleri, Suffe ve mescidin yaninda br cadir misafirhane olarak kullaniyordu.
EL-MÜNKIZÜ MİNED-DALÂL:Bu kitâb içinde, beş risâle vardır.Birincisi (El-münkızü mined-dalâl) olup, büyük islâm âlimi İmâm-ı Gazâlî yazmışdır. Yunan felsefecilerine cevâb vermekde, İslâm bilgilerini övmekdedir.
İkincisi, (İlcâm-ul-avâm) kitâbı olup, yine İmâm-ı Gazâlî hazretleri yazmışdır. Mezhebsizlerin yanlış yolda olduklarını bildirmekde ve kendilerine cevâb vermekdedir. Üçüncüsü, (Tuhfet-ül-erîb) olup, papaz iken müslümân olan, Abdüllâh-ı tercümân yazmışdır. Hıristiyanlık dînini incelemekde, hıristıyanların ellerinde bulunan İncîl denilen dört kitâbın yanlış yerlerini ortaya koymakdadır.Dördüncüsü, (Rûh-ul-beyân) tefsîrinden seçme, hıristiyanlık hakkında kıymetli bir yazıdır.Beşincisi, İbrâhim Fasîh Hayderînin (Tuhfet-ül-uşşâk) kitâbı olup, bir tasavvuf risâlesidir.
EN’AM SURESİ:En’âm Sûresi, (165) âyeti kerimeden meydana gelmektedir. Bunun bir ismi de “Suretülhücce”dir. Bu âyetlerin hepsi de Mekkîdir, ancak bir rivayete göre altı âyeti Medenîdir ki, onlar da (91, 92, 93 ve 151, 152, 153) üncü âyetlerden ibarettir. Bütün rivayetlere göre bu sûrei celilenin M ek kî olan âyetleri hep birden geceleyin nazil olmuştur. Bu mübarek sûreyi yetmiş bin meleğin teşbih ve temcid sesleri ile uğurlamış olduklarını bir Hadisi Şerif bildirmektedir. Bunun inişi üzerine Rasûlü Ekrem Hazretleri hemen secdeye kapanarak “Sübhane Rabbiyel’azîm = Yüce Rabbimi her türlü noksan lıklardan tenzih ederim.” demiştir.
EMÂNÂT-I MUKADDESE: Emanat-i Mukaddese:Islam dini ve tarihi bakimindan büyük önem tasiyan, Peygamber Efendimize ve diger din büyüklerine ait bazi mübarek sahsi esya ve hatiralarİslâm dîni ve târihi bakımından büyük önem taşıyan, Peygamber efendimize ve diğer din büyüklerine âit bâzı mübârek şahsî eşyâ ve hâtıralar. Mukaddes emânetler. Bunlar: Hırka-i Saâdet, Seyf-i Nebevî, Nâme-i Saâdet, Mühr-i Seâdet, Dendân-ı Seâdet, Lıhy e-i Seâdet, Nakş-ı Kadem-i şerîf, Sancak-ı şerîf, Teyemmüm taşı. Emânât-ı mukaddesenin Osmanlı Devletine intikâli, geçişi Yavuz Sultan Selîm Hanın 1517 târihinde Mısır’ı fethedip halîfe ünvânını aldığı sırada oldu. Mısır’dan getirilen ve Sûriye, Filistin, İran’dan toplanan diğer emânetler ve teberrükât eşyâsı da T opkapı Sarayında önce iç hazîneye kondu. Sonra Hasodaya alındı. Hırka-i Saâdet dâiresi kurulunca, bunların saklanması ve bakımları özel usûle bağlandı. Yavuz Sultan Selîm Han, Emânât-ı mukaddesenin muhâfazasını kırklar diye bilinen Hasodalılara vermişti. Kırk kişiden meydana gelen Hasodalılar, Hırka-i Seâdet dâiresinde nöbet tutar, burada devamlı Kur’ân-ı kerîm okurlardı. (Osmanlı Târihi Ansiklopedisi)
EMANET:Emanet” Eminlik, başkasına ait olmak üzere bir kimsenin yanında bulunan şey, bu şey muhafaza için verilmiş olunca “vedia” adını alır. Dini vaziflere de ehemmiyetlerine işaret için emanet denilmiştir. Geciktirmeksizin yerine getirmesi mükellefe vacip olan hangi bir dinî vazife, bir emânettir. Emanetlere riayet ise, bir mühim görevdir. Onlar Allah’ın haklarından oldukları için onların tam bir itaat ve boyun eğmekle kabul edilip muhafazasına çalışılması icabetmektedir. Emânete hiyânet ise en büyük bir cinayettir.
ENDONEZYA:Endonezya, resmi adı Endonezya Cumhuriyeti olan Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da yer alan bir ülkedir. Endonezya 17.508 adadan oluşur. 230 milyon civarında nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi ve aynı zamanda en kalabalık müslüman ülkesidir. Endonezya halk tarafından seçilmiş meclisi ve devlet başkanı ile bir cumhuriyet devletidir. Ülkenin başkenti Cava adasındaki Jakarta şehridir. Sınır komşuları, Papua Yeni Gine, Doğu Timor ve Malezya’dır. Diğer komşu ülkeleri Singapur, Filipinler, Avusturalya ve Andaman ve Nikobar adalarıdır. Endonezya ASEAN’ın kurucu üyelerinden ve G20 üyesi ülkelerdendir.İslam aleminin nüfusça en kalabalik olan ülkesidir.Resmi adi: Endonezya Cumhuriyeti .Baskenti: Jakarta (Nüfusu: 12 milyon) Yüzölçümü: 1.919.443 km2 Nüfusu: 215 milyon (1999 tahmini). Halkin % 31′i sehirlerde yasamaktadir. Etnik yapi: Endonezya halki çok çesitli etnik unsurlardan meydana gelmektedir. Bu etnik unsurlarin basta gelenleri oran siralamasina göre sunlardir:Javalilar: % 33.55 orana sahiptirler yani Endonezya nüfusunun üçte birini olustururlar. Çogunlukla Java adasinda yasamaktadirlar. Endonezya’nin resmi dili olan Bahasa dilini konusurlar. % 90′i Müslümandir. Sundanlilar: % 15.70 orana sahiptirler. Çogunlukla Java adasinda yasamaktadirlar. Malezya – Polinezya dil grubuna ait olan ve Sundanca denen bir dil konusurlar. % 98′i Müslümandir. Maduralilar: % 6.65 orana sahiptirler. Çogunlukla Madura adasinda yasarlar. Cava diline yakin olan ve Madura dili adi verilen bir dili konusurlar. % 95′i Müslümandir. Malaylar: Malezya kökenli bir etnik unsurdur. % 5 orana sahiptirler. % 99′u Müslümandir. Bunlarin yani sira Minangkabula, Bugiler, Açeliler, Benjar Kuntanlilar, Makassarlar, Sasaklar basta olmak üzere çok degisik etnik unsurlar yasamaktadir. Dil: Devletin resmi dili Bahasa Endonezya dilidir. Ancak halk arasinda 250′den fazla yöresel dil konusulmaktadir. Ingilizce de geçerli bir dildir.
ENES:Hz.Enes sahabe.Enes(r.a) diyorki:10 yil peygamberimizin hizmetinde bulundum.Bana bir defacik olsun(Of) dedigini isitmedim.(H.enbiya Sh.436-437)
ENFÂL SURESİ :Kur’an-ı Kerîm’in sekizinci sûresi. Yetmişaltı ayet, binikiyüz kelime, beşbinikiyüz doksan dört harftir. Fasılası, nun, mim, ba, ra, ta, kaf ve dal harfleridir. Medine’de Bakara suresinden sonra nâzil olmuştur. Sure, İslâm ile şirk düzeni arasındaki Bedir gazvesinden (Furkan gününden) sonra Hicrî ikinci yılda vahyedilmiştir.
“Enfâl”, harp ganimetleri demektir. Aynı zamanda nimet, bir asla yapılan fazlalık manalarına gelen “nefl” kelimesinin çoğuludur. Savaş ganimetleri denilen “ganâim” kelimesi yerine “enfâl” kelimesinin vahyedilmesi, ganimetler* üzerinde kendi hakları olduğunu indî olarak savunan mü’minlere, ganimetin paylaşımının ve hükmün ancak Allah ve Resulü’ne ait olduğunu hatırlatmak içindir.
ESAD BİN ZÜRARE:Medine`ye ilk Islam dinini getiren ve yayan Esad bin Zürare`dir.
ESED KIZI FATIMA:Hz.Ali`nin annesidir.Vefat ettiginde, Peygamberimiz kendi gömlegini cikarip ona kefen yapmistir.
EVLAT SEVGİSİ:Cahiliye döneminde kiz cocuklarina deger vermezken Peygamberimiz, kizi Fatima yanina geldiginde ayaga kalkar, yanaklarindan öper ve kendi yerine onu oturturdu
EBVA:Hz.Peygamber`in annesi Amine`nin kabrinin bulundugu yer.
ECNADEYN SAVAŞI:Müslümanlarin Suriye ve Filistin`i fethi sirasinda Bizanslilar`la yaptiklari ilk savas(13/634)
ECEL:her canlinin hayatinin sona erecegi zaman.
ECEL-İ MÜSEMMA:Allah tarafindan tayin edilmis ömrün sonunda gelen ecel.
ECEL-İ KAZA:Tehlikeye ugramak suretiyle gelen ecel.
EDA:Bir namazi vaktinde kilmaya eda denir.
Huda Rabbim nebim Hakka Muhammeddir Resulüllah, Hem Isalm dinidir dinim, kitabimdir kelamullah,Akaidde, Ehl-i sünnet oldu mezhebim, hamdolsun, Amelde, Ebu Hanife mezhebi, mezhebim vallah.(I.Hakki Erzurumi)
EDEBALİ(ö.72671326):Ilk Osmanli kadisi ve musavvuf.
EDEBİYAT-İ CEDİDE:Türk edebiyatinda 1896-1901 yillari arasinda faaliyet gösteren edebi topluluk.
EDEB:Edeb, güzel ahlak ve terbiyedir.Utanma ve kaide anlamlarina gelir.Edeb kelimesinin cogulu , adab`tir.
ED-DİN VE`D- DEVLE:Hiristiyan iken ihtida eden Ali b.Rabben et-Taberi`nin (ö.247/861`den sonra)Hz.Muhammed`in Peygamberligini ispat icin yazdigi eser.
EDEBU`D-DÜNYA VE`D-DİN:Bu eserin yazari Maver`di.
EDİLLE-İ ŞERİYYE(Dini Deliller):Dini hükümlerin cikarildigi delillere “ Edille-i Ser`iyye” adi verilir.Bu deliller dörttür:Kitap, sünnet , icma-i ümmet, kiyas-i fukaha.
EDİRNE ANTLAŞMASI:1828-1829 Osmanli-Rus savasi sonunda 14 eylül 1829 tarihinde imzalanan antlasma.
EFENDİ:Osmanlilar`da cesitli mevkilerdeki kisilere verilen bir unvan.
EFENDİ DAİMİZ:Padisahlar tarafindan Seyhülislamlar icin kullanilan bir tabir.
EF`AL-İ MÜKELLEFİN:Hayatta her mükellefin yapmak veya yapmamakla sorumlu tutuldugu dini islere “Ef`al-i Mükellefin” mükellef kimselerin isleri denir ki, bunlar sekiz dir;Farz,vacip, sünnet, müstehab, mübah, mekruh, müfsid ve haram.
EHL-İ BEYT:Hz.Peygamber aile fertleri icin kullanilan bir tabir.Islam tarihinde Hz.Peygamberin aile fertleri icin kullanilmsitir.Ehl-i sünnet alimlerinin bir kismina göre ehl-i beyt kapsamina ;Hz.Peygamberin hanimlari dahildir.Digerlerine göre Allah ersulü`nün esleri, cocuklari, torunlari Hasan ve Hüseyin ile damadi Hz.Ali `dir.Sii alimlere göre ehl-i beyt kapsamina Hz.Peygamber,Ali, Fatima, Hasan ve Hüseyin girer.
EHL-İ HİREF:Sanat sahibi, çeşitli bölüklerden meydana gelen ve saraya mensup aylıklı sanatkâr ve zanaatkâr topluluğu.
EHL-İ KIBLE:Kabe`ye dogru yönelerek namaz kilmanin farz olusunu kabull eden kimselerdir.
EHL-İ KİTAP:Kur`an-i Kerim`de genellikle yahudiler ve hiristiyanlar icin kullanilan tabir.
İslam tarihinde Ehl-i Kitap(Yahudi ve Hıristiyanlarla)yapılan savaşlar ve alınancizyeler:
Resul-i Ekrem’in (A.S.M.) Zamanında Yapılan Savaşlar ve Alınan Cizye
Mute Gazvesi: (Ceyş-ül Umera yani kumandanlar ordusu gazası diye meşhurdur) Hicretin 8. yılında, Şam’da ve çevresinde bulunan Rumlara karşı yapılmıştır.
Bu harbin neticesinde, Hz Halid ibn Velid’in kumandası ve sancağı altında hücuma geçen İslam ordusu düşmanı mağlup edip, Allah’ın izniyle Mute fethi nasip oldu. Çok ganimetlerle ve esirlerle geri döndüler. (İbn-i Kesir Sire 3/469, Megazi -Vakıdi-117)
Zat-üs Selasil Seferi: Şam çevresinde, Vadilkura gerisinde bulunan bir bölgedeki Hıristiyan Arap kabilelerine karşı, Hz. Amr ibn As kumandasında, hicretin 8. yılında yapılan cihaddır. Müslümanların galibiyetiyle neticelenmiştir. (Vakıdi- Megazi 1/6, 2/771, İbn-i Hişam 4/25)
Ala’ B. Hadremi’nin Bahreyn Seferi: Hicretin 8. yılında vuku bulmuştur. Bahreyn halkının kimi Mecusi, kimi Yahudi ve kimi de Hıristiyandı. Bunlar Müslüman olmak veya cizye vermek arasında muhayyer bırakıldı. Bazıları Müslüman oldu. Müslüman olmayanlarla ise cizye vermek üzere anlaşma yapıldı. (Belzüri- Futuh-ul Büldan 1/95,96, İbn-i Said Tabakat 1/263)
Tebük Gazvesi: Hicretin 9. yılında vuku bulmuştur. Tebük, Vadilkura ile Şam arasında bir bölgenin adıdır. Buranın halkı Hıristiyan Rumlar ve Hıristiyan Araplardan müteşekkil idi. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Tebükte bir müddet kaldı. Bu sırada Hz. Halid ibn Velid Dümmetül Cendel’e askeri bir birlikle gönderildi. Bunlar Hıristiyan idi. Kaleleri kuşatıldı. Cizye vermek üzere sulh yapıldı.(İbn- i Hisam 4 /169, Vakıdi -Megazi 3/1027)
Makna’ elçileri Tebük’e gelip Peygamber Efendimizle (A.S.M.) görüştü, cizye vermek üzere sulh yapıldı. Bunlar Yahudi bir kavimdi. (Müslüman olmayı ve savaşmayı kabul etmeyip, cizye vermeye razı oldular). (İbn-i Said Tabakat 1/277, Vakıdi- Megazi 3/1032)
Eyle Ahalisi ile Cizye Vermek Üzere Sulh Yapılması: Eyle ilk Yahudi şehirlerdendi. Peygamber Efendimiz (A.S.M.) Tebük’ten onlara bir mektup yazıp gönderdi. Onları evvela İslamiyet’e davet etti. Kabul etmedikleri takdirde cizye vermelerini emretti. Onlar da Müslüman olmayıp, cizye vermek şartıyla sulha razı oldular. (İbn-i Said Tabakat 1/ 267-277, Belazüri Fütüh-ul Büldan 1/71)
Cerba ve Ezruh Halkıyla Musalaha Yapılması: Cerba ve Ezruh da Şam topraklarında bulunan bölgelerdir. Bunların ahalisi de Makna Halkı gibi Yahudi idiler. Bunların temsilcileri Tebük’e gelip, cizye vermek üzere musalaha yaptılar. (Siret- i İbn- i Hişam 4/169, Vakıdi- Megazi 3/1031 )
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Rum meliki (Kayseri) Heraklius’e mektup yazarak şu üç şey arasında muhayyer bıraktı:
1- Ya İslamiyet’i kabul edeceksiniz,
2- Ya cizye verip bulunduğunuz hal üzere kalacaksınız,
3- Ya da savaşı kabulleneceksiniz.
Rum Kayseri kendisinin Müslüman olduğunu, etbaını razı edemediğini ifade eden bir yazı ve altınlarla beraber bir elçiyi Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.) gönderdi. Savaşmaktan vazgeçti. Tebük’te 20 gece kalındıktan sonra geri dönüldü.
(Ebu Ubeyd-Kitabül Emval/32, Ahmed b. Hanbel- Müsned 3/441, 4/74,
İbn-i Said Tabakat 2/168, İbn- i Hişam 4/170)
Hz. Ebu Bekir-i Sıddık’ın (R.A.) Dönemi: Hz. Ebu Bekir (R.A.) Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’e iktidaen, İslam ordusunu Şam’ı tamamen feth etmek, Kur’an’nın hakimiyetini oraya da yerleştirmek için cihada gönderdi. Yermuk Gazvesi, Hıristiyan Rumlara karşı yapıldı.Yermuk’un fethiyle neticelendi. Ayrıca onun zamanında, Hire ve Enbar fethedildi. Cizye alınarak, bazı taifelerle de (Belka ahalisi gibi) musalaha yapıldı. (El Bidaye ve Nihaye 7/8)
Hz. Ömer’in (R.A.) Hilafetindeki Futuhat-ı İslamiye: Şam tamamen feth edildi. Kadisiye (İran) ve Beytil Makdis feth edilerek cizyeye bağlandı. Medain, Musul, Cezire, Diyarbakır cihetleri, Mısır, Berka, Trablus, Irak, Azerbeycan, Cürcan ve Herat feth edildi. Zamanında hilafet-i İslamiye’nin hududu, Ceyhun vadisinden Tunus’a kadar tevessu’ ederek azim bir devlet haline gelmiştir. Basra ve Kufe şehirleri o dönemde bina edilmiştir. (Kamus-u A’lam 5/3214, El Bidaye ve Nihaye 7-8)
Hz. Osman’ın (R.A.) Hilafeti Dönemi: Bu dönemde, gerek Horasan, Hint, Maveraünnehir ve Kafkas cihetlerinde ve gerek Afrika’da, birçok Futuhat-ı İslamiye vaki olmuş. Devlet-i İslamiye hayli tevessü emişti. Zamanında Afrika, Kıbrıs, Rey, Hemedan ve Merv feth edildi.
(Kamus-u A’lam 5/3215, El Bidaye ve Nihaye 7-8)
Hz. İmam-ı Ali (R.A.) ise dahili muharebe ve fitnelerden ve onları temizlemekten, harici düşmanlara karşı mukateleye vakti olmadı. Daha sonraki dönemlerde Emevi, Abbasi ve Osmanlı dönemi boyunca, bu cihad-ı maddiye-i diniye terk edilmedi. Çünkü cihad ebedidir ve kıyamete kadar devam eder. (www.inancdunyasi.net)
EHL-İ SÜNNET:Hz.Peygamber ile ashabin dinin temel konularinda takip ettikleri yolu benimseyenler anlaminda bir tabir.Inanc konularinda Kur`an ve Sünneti esas alan ekol-Ehl-i Sünnet mezhebleri: ikiye ayrılır: a) Eh1-i Sünnet-i hassa denilen Selefiyye. Selefiyye’nin mütekaddimini ve müteahhirini vardır. b) Eh1-i Sünnet-i amme: Matüridiyye, Eş’ariyye. Bunlara Halefiyye de denir. Ehl-i Sünnet, Hz. Peygamber’in sünnetine uyan ve Hz. Peygamber’i hayatta örnek edinen ve onun sünnetine göre hayatına yön veren demektir.
Sünnet: Arapça bir kelime olup; “yol, birinin devamlı gittiği yol, âdet, gidişat, hayat tarzı” gibi anlamlara gelmektedir. Terim anlamı olarak ta “sünnet”, Peygamberimiz (s.a.s)’in söz, fiil ve takrirlerini ifade eder. (Şimşek, M. Sait, “Asr-ı Saadette Kur’an ve Sünnetin Anlaşılması”, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları, İstanbul 1994, I, 233.)
“Ehlu’s-sünnet” tabiri, dinde bid’atlerin ve Hariciyye, Mu’tezile, Mürcie ve Şîa gibi çeşitli fırkaların ortaya çıkmasından sonra, sünnetin savunulması ve Ümmetin bütünlüğünün korunması hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Ehlu’s-sünnet, bid’at fırkalarına karşı bir tepki, onların dindeki yerini belirleme, onların ortaya attığı meselelerin dinî cevaplarını tespit etme ve bid’atlara karşı İslam cemaâtının tavır alma hareketidir.
Kendilerini diğer bid’at fırkalarından ayırmak için, zaman zaman ehl-i sünnet, ehlü’l-hakk, ehlu’s-sünne ve’l-İstikâme, ehlu’l-hadis, ehlu’l-cemaâ, ehlu’l-hadis ve’s-sünne ve ehlu’s-sünne ve’l-cemaâ” isimlerini kullanmışlardır.
Ehlu’s-Sünnet terimini ilk kullanan, Muhammed b. Sîrîn (ö.110/728), “ehlu’l-hakk ve’l-cemâ’a” terimini ise, ilk defa kullanan Ebu’l-Leys es-Semerkandi (ö.373/898)’dir.
Bu terim, Hicrî II. asır başlarından itibaren “ehlu’l-hakk ve’l-istikâme”, “ehlu’s-sünne ve’n-nakl”, “ashabu’l-hadis” şekillerinde kullanılmıştır. Bu topluluk hakikatte bir fırka değil, Hz. Peygamber (s.a.s)’in ve ashabının yolunu takip eden çoğunluktur. Sonraki dönemlerde bu isimler içerisinde diğerlerindeki ortak noktaları da toplaması açısından “ehlu’s-sünne ve’l-cema’ât” ismi yaygınlaşmış ve kabul edilmiştir. Bu kullanışa yakın bir ifadeyi, Ahmed b. Hanbel (241/855), “Ehlu’s-sünne ve’l-cemâ’a ve’l-âsâr” şeklinde kullanmıştır. (İbn Ebi Ya’la, Tabakatu’l-Hanâbile, Kahire 1952, I, 31.) “Ehlu’s-sünne ve’l-cemâ’â” şeklindeki ifade tarzına da Ebûl-Leys es-Semerkandî (373/898)’nin “Şerhu’l-Fıkhı’l-Ekber” isimli eserinde rastlanmaktadır.
EFLATUN(platon):M.Ö.427-347/Aristonun üstadi,sokratin talebesi, eski yunan filozofudur.
EĞİTİM PSİKOLOJİSİ:İnsanları, gelişim özelliklerini ve öğrenme ilkelerini-becerilerini inceleyerek, eğitim ortamlarını etkili bir biçimde düzenlemeyi ve öğretme yoluyla öğrenmeyi, verimli bir biçimde gerçekleştirmeyi gâye edinen uygulamalı bir bilim dalıdır.
EĞİTİM SOSYOLOJİSİ:Toplum ve eğitim alanının sentezi ile ortaya çıkmış bir bilimdir.
EGOİZM:Bencillik, kendi menfatini ön plana alma.
EGZOTİZM: Baska ülkelerin sanatlarina olan hayranlik.
EHL-İ KIBLE: Kabe`ye dogru yönelerek namaz kilmanin farz olusunu kabul eden kimseler icin kullanilan bir kavramdir.
EİMME-İ ERBAA :D ört imam, ehl-i sünnet ekolünde tedvin edilmiş olan dört büyük mezhebin imamları hakkında kullanılan bir terim.
Eimme-i erbaa adı verilen dört imam; İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife* Nû’man b. Sâbit (80-150/699-767); İmam Mâlik b. Enes * (93-179/712-795); İmam Muhammed b. İdris eş-Şâfiî * (150-204 /767-820) ve İmam Ahmed b. Hanbel * (164-241/780-855)dir. İçtihadları ve eserleri günümüze kadar gelen, yaşadıkları dönemlerde kapsamlı ilimleriyle kitleleri etkilemelerinden, onları izleyen ve taklid eden taraftarlarının çokluğundan dolayı şöhret bulmuş kimselerdir. Bunlardan başka “imam” diye nitelenen çok kimse olmasına rağmen orijinal içtihadlarıyla ve fıkıhlarının tedvin edilmesiyle meşhur olan bu dört imam “eimme-i erbaa” tâbiriyle tanınmaktadır.
EİMME-İ HAMSE: “Beş imam” demek olup el-kutubu’s-Sitte sahiplerinden Buhari ve Müslim ile Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nese’i olmak üzere beşine denir.
EİMME-İ SİTTE:Eimme-i sitte, hadiste kütüb- ü sitte denen, 6 meshur hadsi mecbuasinin yazarlarina verilen isimdir. Altı imam” anlamına sıfat tamlamasıdır, el-Kutubu’s-Sitte sahiplerini ifade eden ayn bir tabirdir.
EKÂNİM-İ SELÂSE :Uknum kelimesinin çoğulu olup sözlükte “asıl esas ve temel” anlamına gelmektedir. Dînî ıstılahta ise Hristiyanlarca Allah anlayışının teşekkül ettiği üç sıfatın birbiriyle olan ilişkisini sağlayan baba oğul ve Ruhu’l-Kudüs demektir. Bu üç esas (ekânîm-i selâse) şöyle açıklanmaktadır; Allah Teala’dan ibaret olan zat (baba) İsa’dan ibaret olan ilim (oğul) ve Meryem’den ibaret bulunan hayat (zevce) dir.
ELFÂZ-I KÜFÜR :Elfâz’ın tekili olan lâfız; söz, sözcük ve ifade demektir. Küfür ve küfr ise “kefera” fiilinden mastar olup, sözlükte; bir şeyi örtmek anlamına gelir. Kalbindeki imanını örten kimseye de bu yüzden “münkir” veya “kâfir” * denilmiştir. Bir terim olarak, kişiyi küfre düşüren ve dinden çıkmasına sebep olan sözlere “elfaz-ı küfür” adı verilir.
ELFİYYE:Bazi bilgilerin kolay ögretilmesi ve hatirda tutulmasi icin manzum olarak yazilan 1000 beyitlik eselere verilen ortak ad.Abdurrahim İbnu’l-Huseyn el-Irâkî’nin Elfiyyesi ile Abdurrahmân b. Ebî Bekr es-Suyûtî’nin Elfiyyetu’l-Hadîsi konunun örnekleridir. İbnu’s-Salâh’ın Ulümu’l-Hadîsini nazım yoluyla ifade eden ilki es-Sehâvî tarafından şerhedilmiş; şerhe Fethu’l-Muğîs Şerhu Elfiyyeti’l-Hadîs li’l-Irâkî adı verilmiştir. Bu eser, aslı olan Elfiyye gibi birkaç kere basılmıştır. Suyûtî’nin Elfiyye’sinin de birkaç baskısı vardır.
ELMALİLİ MUHAMMED HAMDİ(1878-1942):Hak Dini Kur“ an Dili adli tefsiriyla taninan son devir din adamlarindan.
EL-HAMRA SARAYI:Ispanya `da Girnata(Granada) sehrine hakim bir tepede insa edilmis olan El Hamra sarayi, kirmizi kil hullanilarak yapildugi icin bu kaleye “El-Hamra “ denilmistir.Islam mimarisininIspanya`daki en önemli ypilarindan biri.
ELİFNÂME:Genellikle mısra başlarındaki kelimelerin ilkharflerinin alt alta elif’den ye’ye kadar alfabetik tarzda devam etmesi ile meydana gelen şiir. Divan ve halk edebiyatımızın ortak mahsulleri arasında yer alırlar. Dini-tasavvufi ve din dışı konularda örneklerine rastlanır.
EL-İHTİYAR:Hanefi Fıkhının temel eserlerinden biri olan “El-İhtiyar” Abdullah b. Mahmûd el-Mavsılî tarafından İmam-ı Azam Ebu Hanife nin fetvaları esas alınarak hazırlanmıştır.Abdullah b. Mahmûd el-Mavsılî, Ebû Hanîfe mezhebine göre İslâm ibadet ve muamelât (fıkıh) hükümlerini özetlediği bir eser kaleme almış ve adını da “El-Muhtar li’l-fetva” koymuştu. İlgilenenlerin ısrarları sonucu bunu el-İhtiyar adıyla şerhetti.
ELYESA ALEYHİSSELAM: Beni Israile peygamber gönderildi.Israil ogullari Ilyas Aleyhisselamdan sonra bu peygamberinde ögütlerini kabul etmediler.sonunda üzerine Asuriye devleti musallat oldu, hakimiyet kurdu.Asur devleti Israil ogullarini esir etti, Israil ogulari tutsak oldular.Bu hadisenin vuku buldugu sira da, Asurlularin bassehri olan , Ninova `da dünyaya gelmisti.Elyesa , Israillerin bu yolsuz hareketlerinden usanarak hilafeti Zülkifl Aleyhisselama birakti ve arkasindan vefat etti.
EMEVİLER:Hulefa-i Rasidin`den sonra 661-750 yillari arasinda hüküm süren ilk İslam hanedani.Dört halife devrinden ve Hz.Alinin oğlu Hz.Hasanın altı aylık hilafetinden sonra devlet idaresi.Kurucusu Muaviye Mekkedeki Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye ailesinden olduğu için hanedan Beni Ümeyye olarak da anılır.Muaviye bin Ebu Süfyan bin Harb bin Ümeyyedir. , peygamberimizin kayın biraderi, aynı zamanda vahiy katibi dir.Muaviye Hz.Ömer döneminde Şam valisi idi.Emevilwerin en parlak dönemi Abdülmelikin halifeliğine(685-705) rastlar.Sonunda Abbasilerin önderi Ebul –Abbas Abdullah Emevi egemenliğine son vermiş(750),Emevi hanedanının bütün üyelerini de ortadan kaldırmıştır.Abdurahman ise İspanyaya giderek orada başka bir Emevi hanedanının, Endülüs Emevilerinin kurucusu olmuştur(756-788).Başkent Kurtuba önemli bir ticaret merkezi olmasının yanısıra Bağdat ve Kahireden sonra İslam dünyasının üçüncü bilim merkezi olma özelliğinide kazandı.Endülüs Emevi Devleti 1031 de son buldu.
EMİN:Islamiyetten önce Hz.Peygambere verilen sifatlardan biri
EMİR BUHARA(ö.922/1516):Islam`da ilk naksibendi tekkesini kuran mutasavvauf.
EMİR SULTAN(ö.833/1429):Bursali meshur sufi,Yildirim Beyazid`in damadi.
EMİRÜ`L-MÜMİNİN:Islam tarihinde Hz.Ömer`den itibaren devlet baskanlarina verilen unvan..
EMPERYALİZM:Bir devletin sinirlarini genisletme politikasi.Gaye, basta memleketlerin zenginlik kaynaklarini ele gecirmek ve insanlari kendi hesabina calistirmaktir.
EMRAH(1780-185):Erzurum`ludur.Tahsilini orada tamamlar ve Naksbend olur.Gezgin bir asik olarak Siva,Kastamonu,Konya,Nigde,Istanbul gibi pek cok yer dolasir.Niksar`da ölür.Divani matbudur(1913)
EMSALÜ`L-HADİS:Icerisinde darbi mesel yada mesel bulunan hadisleri derleyen kitaplara”emsalü´l-hadis” denir.
EMSALU`L-KUR`AN:Kur`an-i Kerim`deki meseleler.
EMVÂL-İBÂTINA:Gizlenmesi mümkün olan altın, gümüş ve ticâret eşyâsı cinsinden olan zekât malları.Emvâl-i bâtınanın miktârını sâhibine sormak câiz değildir. Bunların zekâtını mal sâhibi, yedi sınıftan dilediğine, kendi verir. Böyle verilmiş olan zekâtları, hükûmet ayrıca isteyemez. Bir şehirdeki zenginlerin hiç zekât vermedikleri anlaşılırsa, emvâl-i bâtınalarının zekâtını da hükûmet toplayabilir. (İbn-i Âbidîn).Hazret-i Osman’ın hilâfeti zamânına kadar, emvâl-i bâtınanın zekâtını da devlet topluyordu. Hazret-i Osman halîfe olunca, emvâl-i bâtınanın zekâtını vermek herkesin kendisine bırakıldı.
EMVÂL-İ ZÂHİRE:Zekât hayvanları ve topraktan elde edilen mahsûl gibi gizlenmesi mümkün olmayan mallar. Emvâl-i zâhirenin zekâtını fakîrlere dağıtmak, bunların sâhiblerine bırakılmamıştır. Bu işleri müslümanların devlet başkanı tarafından görevlendirilen ve âmil denilen zekat me’mûru yapar. (Muhammed Esâd)
EN’ÂM SÛRESİ :Kur’an-ı Kerîm’in altıncı suresi, Mekke’de bir defada nazil olmuştur. Ancak; 91, 92, 93 ve 151, 152, 153. ayetlerin Medine’de indiği rivâyet edilir. Surenin bütünü 165 ayet, üçbinelli iki kelime, onikibinikiyüzkırk harften ibarettir. Fasılası; nun, mim, lâm, zâ, râ harfleridir.En’âm suresinde Allahu Teâlâ, şirki reddederek, tevhid’e, ahirete imana çağırır; bâtıl inançları yok eder; temel ahlâk ilkeleri koyar; Hz. Peygamber’e yöneltilen itirazlara cevap verir; Resulullah ve müminleri teselli eder, kâfirlere uyarı ve tehditlerde bulunur, Hz. İbrahim (a.s.)’in kıssasına yer verir; kitap, hüküm ve nübüvvet verilen seçkin kulları (peygamberleri) zikreder.
EN’AM SURESİ(6):Bu surenin isimlendirilme sebebi, En’am’dan (hayvanlardan) ve dört ayaklılardan söz edilmiş olmasıdır. Bu sure, 165 ayet ve 3055 ke¬lime içermektedir. Mushaftaki sıralamaya göre al¬tıncı, nüzul sıralamasına göre de Kur’an’ın 55. suresi ve Mekki’dir. Kur’an’ın bir cüzünden az bir kısmı ihti’va etmektedir. Surenin bazı konuları şunlardır: Allah’a şirk koşmaktan sakındırma, evlada ihsanda bulunma, ev-latları öldürmekten nehiy (fakirlik korkusundan do¬layı), adam öldürmekten nehiy, yetim malını ye¬mekten nehiy, ölçü ve tartıda insaflı davranma, adalete riayet, ahde vefa, doğru yola uyma..i
ENBİYA SURESİ :Kur’an-ı Kerîm’in yirmibirinci suresi. Mekke’de nâzil oldu, sure yüzoniki ayettir.Sure, bazı peygamberlerden ve onların kavimleri ile olan münâsebetlerinden söz ettiği için bu ismi almıştır. “Enbiyâ”; “nebî” kelimesinin çoğuludur. Nebî; kendisine kitap veya sâhife verilmeyen, bir önceki peygamberin şerîati ile amel eden ve onu tebliğ etmekle görevli olan peygamberdir. Bu manası ile nebî terimi resul teriminden daha geniş anlamlıdır. Çünkü Resul, nebîlerin içinde, kendilerine kitap veya sahife verilip tebliğ ile görevlendirilen peygamberlere denir. Buna göre bütün peygamberler nebîdir. Fakat her nebî Resul değildir.
Enbiya suresi tevhid yani Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik ve peygamberler, ölümden sonra dirilme ve hesaba çekilme ile ahiret hayatı gibi sahaları çok geniş olan inanç esaslarını içerir.
ENBİYA:”Nebi” kelimesinin coguludur.Nebi ise Peygamber demektir.
ENDERUN:Osmanlilar`da idari ve askeri kadronun yetistirilmesi icin teskiledilen saray egitim kurumu.Osmanli sarayinin teskilati.sarayda devlet adami yetistiren okul
ENDÜLÜJANS:Günahlardan kurtulmak amaciyla kiliseden satin alinan belge.
ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ:Endülüs müslümanlari 711-1492 tarihleri 780 yil boyunca Iberik yarimadasinda hüküm sürmüs; bu dönemde bütün Avrupa`yi ilim ve medeniyet ile tanistirarak, onlarin Rönesans hareketine öncülük etmislerdir,
ENDÜLÜS:İslam hakimiyetindeki İspanya.Endülüs, Ispanya`nin güneyinde 8.yüzyil yasamis bir medeniyet, cografya ve imparatorlugun adidir. Önceleri bu devletin adiyla, sonralari bir davanin adi oldu. Fetihlerin yikilisina kadar her safhasinda binbir ibret levhasi tasiyan bir sembldür Endülüs..711 yilinda Tarik bin Ziyad tarafindan fethedildi. 1492 yilina kadar devam etti.
ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ:1. Abbasi devletinin kurulduğu dönemde İspanya’ya kaçan Emevi prenslerinden Abdurrahman tarafından Kurtuba’da kurulmuştur. 2. Kurtuba şehri tıpkı Bağdat gibi bilim ve kültür merkezi haline getirildi. Buradaki medreselere Avrupanın değişik yerlerinden öğrenciler geldi. Not: Kurtuba’daki bu çalışmalar yeni çağdaki Rönesans hareketlerine dolaylı biçimde katkıda bulunmuştur.3. Endülüs Emevi hükümdarları kendilerini halife ilân ettiler. Abbasi halifeleri buna karşı çıktı. Bu devleti yıkmak için Franklarla işbirliği yaptılar. Endülüs Emevi hükümdarları Frankların saldırısını etkisiz hale getirdiler.4. Taht kavgalarıyla Endülüs Emevi Devleti parçalandı. Tavaifi Mülük denilen beylikler ortaya çıktı. Bu beylikler İspanyanın kuzeyindeki krallıkların haçlı saldırılarıyla yıkılmaya başladı. Bu beyliklerden biri olan Gırnata İslâm hükümeti varlığını koruyabilmiştir.
ENFAL:Genel olarak ganimet, fey veya selep anlamina gelen terim.Kur`an.-Kerim, surelerinden birinin ismidir.Enfal suresinin ilk ayetinde Enfal; Allah`in ihsanlari, lutuflari anlaminda savas ganimetleri demektir.ENFAL, Enfal” nefelin çoğuludur. Nefel ise nafile gibi bir asıl üzerine fazla olan şey demektir. Nitekim edası farz, vacip ve sünnet olan namazların dışındakilere nafile namaz denilmektedir. Bu âyeti kerimedeki enfalden maksat ise cihat neticesinde düşmandan alınan ganimet mallarıdır. Çünkü bunlar Cenab’ı Hak’kın bir lütfudur, bir ihsanıdır, cihad ile asıl kazanılan sevaplar üzerine fazla bir ilâhî ihsandır.Bedir savaşında elde edilen malların ne şekilde taksim edileceği hususunda ashab-ı kiramdan bazıları şöylece ihtilâfa düşmüşlerdi: Bu mallar, muhacirlere mi, yoksa ensarı kirama mı verilecek?. Yoksa bu savaşta daha fazla faaliyet göstermiş, olan genç. sehabilere mi ait olacak?. Ve bu savaşta hazır bulunmayan seçkin sehabe var idi. Muhacirlerden Hz. Osman ile Hz. Talha gibi ve ensardan Asım ile Ebu Lübâbe gibi. Bu zatlar da bu ganimetlerden hisse alçaklar mı?. İşte bu sûre-i celilenin bir kısım âyetleri bu husustaki ihtilafları ortadan kaldırmış bulunmaktadır. Bu sebeple de buna “enfal sûresi” unvanı verilmiştir.
ENGİZİSYON MAHKEMELERİ:Hiristiyanlik`tan uzaklasan veya dini esaslara aykiri davranan kimselri cezalandirmak icin kurulan Katolik kilise mahkemeleri.Kilisenin baskanliginda toplanir, genellikle kilisenin ögretilerine karsi cikanlara ölüm cezasi verirdi.
ENSAB:Hadis ravilerinin ve muhaddislerin kimliklerini aciklayan ilim dalina ensab” denir.
ENSAR:Peygamber`e ve muhacirlere yardimci olan Medineli müslümanlar.Peygamberimizi Medineli arkadaslarindan olan ve muhacirlere yardim eden sahabi.
ERBAİN:Kirk sayisi esas alinarak Islami konularda yazilan eserlerin ortak adi.
ERBAUN:Hadis literatüründe kirk hadis toplayan eserlere denir.
ENBİYA SURESİ :Kur’an-ı Kerîm’in yirmibirinci suresi. Mekke’de nâzil olan bu surenin ayetleri yüzoniki; kelimeleri binyüzaltmışsekiz; harfleri dörtbinsekizyüzdoksan; fasılası “mîm” ve “nûn” harfleridir.
Sure, bazı peygamberlerden ve onların kavimleri ile olan münâsebetlerinden söz ettiği için bu ismi almıştır. “Enbiyâ”; “nebî” kelimesinin çoğuludur. Nebî; kendisine kitap veya sâhife verilmeyen, bir önceki peygamberin şerîati ile amel eden ve onu tebliğ etmekle görevli olan peygamberdir. Bu manası ile nebî terimi resul teriminden daha geniş anlamlıdır. Çünkü Resul, nebîlerin içinde, kendilerine kitap veya sahife verilip tebliğ ile görevlendirilen peygamberlere denir. Buna göre bütün peygamberler nebîdir. Fakat her nebî Resul değildir.
Enbiya suresi tevhid yani Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik ve peygamberler, ölümden sonra dirilme ve hesaba çekilme ile ahiret hayatı gibi sahaları çok geniş olan inanç esaslarını içerir.
ENBİYA SURESİ(21):Bu surenin bu şekilde adlandırılma sebebi, içinde birçok Peygamberin ismi ve kıssasının geçmesidir. Kur’an’ın tümünde 25 Peygamberin ismi geçmektedir ki, bunların 16 tanesi bu surede yer almaktadır. 112 ayet ve 1173 kelime içermektedir. Mushaf sırasına göre, Kur’an’ın yirmibirinci ve nüzul sırasına göre 45. suredir ve Mekki’dir. Bu surede, tevhidden, nübüvvet ve Peygamberlerden, mead ve onun yapısından, söz edilmiştir.
ENFAL SURESİ(8):Bu surenin bu adla anılmasının nedeni de enfal kelimesinin kullanılması ve savaş ganimetleri ve genel servetlerden ibaret olan hükmün beyanıdır. Su-renin diğer bir ismi de Bedr’dir. Bedir savaşına bu su¬rede ayrıntılı bir şekilde işaret edilmiştir. 75 ayet ve 1243 kelime mevcuttur. Mushaftaki sıraya göre ye¬dinci, nüzul sırasına göre de Kur’an’ın 88. suresi ve Medeni’dir. Yaklaşık yarım cüz kadardır.
ERKAN-I ERBAA:1-Osmanlı Devleti’ndeki sosyal tabakaları ifade eder. Bunlar şöyledir:Ümera (Savaşçılar),Ulema (Din Adamları),Esnaf ve tüccar,Reaya (Çiftçi).2- Şâfiîlerin Usûl-ıFıkıhta esas tuttukları dört usûl kitabıdır ki: Bürhân, Müstasfâ, Umed ve Mutemed adlı eserlerdir
Esbâb ı nüzûl ilmi âyet ve sûrelerin nerede ne zaman ve hangi olay hakkında nâzil olduğu konularıyla ilgilenmektedir. Kur’an’ın anlaşılması ve tefsiri için büyük yardım sağlayan bu ilim sahâbe ve tâbiîn devrinde Kur’an tefsirinin vazgeçilmez kaynağı idi. Esbâb ı nüzûl ilmi rivayete dayandığı için gerek sened gerekse metin bakımından dikkatle incelenmelidir. Aksi takdirde aslı olmayan bir rivayet sebebiyle âyetlerin anlamı daraltılmış veya genişletilmiş ya da değiştirilmiş olur. Konuyla ilgili olarak telif edilen eserlerin tarihi 200 (815) yılına kadar gitmektedir.
ESMAÜ-HÜSNA:Allah`in güzel isimleri ve sifatlari.Allah`a ait olan en güzel isimler.bunlar 99 tanedir.
EŞ`ARİLER:Inanc konularinda Es`ariligi kabul edenler.Es`arilik, Ehl-i Sünnetin büyük itikadi mezheplerinden biridir.Ebu`lHasan el-Es`ari(öl.330 Hicri) tarafindan kurulmustur.
EŞHURU`L -HURUM:Haram aylar;Zilkade, Zilhicce,Muharremve recep aylari.Araplar bu aylarda savas yapmayi haram sayarlardi. Bu aylarda savaş yapmak yasak olduğu için bu adı almıştır.Câhiliye devrinde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnız haram aylarda savaş yapılmazdı. Bu aylarda panayırlar kurulur, şiir yarışmaları yapılır; yahudiler, hristiyanlar ve puta tapıcılar dinlerini yayarlardı. Eğer bu barış aylarında savaş olursa, yasak çiğnendiği için “Ficâr savaşı” denirdi. Peygamberimiz (s.a.s.)’in yirmi yaşlarında iken, Kureyşlilerle Hevâzin kabilesi arasında yapılan Ficâr savaşlarına katıldığı rivâyet edilmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) bu savaşta kimsenin kanını dökmemiş, yalnız atılan okları toplayıp amcalarına vermiştir.Haram aylar, Arapların Hz. İbrahim’den beri kullandıkları, kameri aylardandır. Yani ayın hareketine göre düzenlenen takvimin aylarındandır. Hicret, İslâm tarihinde bir dönüm noktası olduğu için hicretin yapıldığı ay olan Muharrem ayı Hz. Ömer zamanında takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Böylece hicretin yapıldığı yıl birinci yıl olmak üzere hicri kameri yıl ortaya çıkmıştır. Muharrem ile başlayıp Zilhicce ile sona eren hicrî-kamerî senenin ayları şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîulevvel, Rebîulâhir, Cemâzilevvel, Cemâzilâhir, Receb, Şâban, Ramazan, Şevvâl, Zilkâde, Zilhicce.Kur’an’da haram aylardan Tevbe suresinde bahsedilir: (et- Tevbe, 9/36-37) .
ERTUĞRUL GAZİ:Osmanli Devleti`nin kurucusu olan Osman beyin babasi.
ERİS KUYUSU(Bi’r-i Erîs)(MEDİNE):Medine’ye üç kilometre uzaklıkta ve Kuba Mescidi’nin batı tarafında,kıblenin sol tarafı yol kenerında kuyu üzerinde büyük taş olan bir parkın içinde bulunmaktadır. Bu kuyu Erîs adlı bir yahudiye ait bahçede bulunduğu için Eris Kuyusu diye anılmıştır. Resûl-i Ekrem Efendimiz Kuba Mescid’ine giderken Eris Kuyusu’ndan abdest alırdı.Hz. Osman, Resûlullah ve iki dostuyla birlikte bu kuyu başında yaşadığı o erişilmez güzelim günleri yeniden yâd etmek için hicrî 30 (650) tarihinde Eris Kuyusu’nu ziyarete geldiği bir gün, parmağındaki yüzüğü kuyuya düşürdü. Kuyunun bütün suyunu boşaltarak üç gün boyunca aradıkları halde yüzüğü bulamadılar. O günden sonra bu kuyu, Yüzük Kuyusu anlamında Bi’rü’l-hâtem diye de anıldı.
ESBAB-İ NÜZUL:Tefsir ilminin ayet veya surelerin inis sebeplerini arastiran dali.
ESFAR-İ HAMSE:Esas itibarı ile Tavrat 39 fasıldan neydana gelmiştir. Bunlardan ilk 5 kitaba “esfâr-i hamse” (beş büyük kitap) denir. Bazı kaynaklara nazaran da esas Tevrat bu beş kitaptan ibarettir. (el-Müncid 337)Tevrat’ın içine aldığı beş bölüm şunlardır:
1- Tekvin: Tâ Nuh (a.s) tufanına kadar yaratılış destanı insanların ilk suçu İbrahim (a.s) ve oğullarının hikayeleri; İshak (a.s) Yakub (İsrail) (a.s) ve Yusuf (a.s)’un Mısır’da buluşmalarından bahseder tamamı 50 baptır.
2- Çıkış: İsrail’in Mısır’dan çıkışı ALLAH’ın Tûr dağında Musa (a.s)’ya kanunlarını bildirmesinden bahseder 40 baptan ibarettir.
3- Levîliler: Âyin ve merasimlere ait usuller kurban kâhinler temizlik konuları ve bayramların tanzimini anlatır. 27 baptır.
4- Sayılar: İsrail milletinin Hz.Musa’nın vefatından sonra Tur dağından kalkıp Erden ülkesine (Filistin-Kenan ülkesi) girmelerini ihtva eder. 36 baptır.
5- Tesniye: M.Ö.622 yılında Yahuda kralı Yoşiya zamanında kahinler tarafından neşredilmiştir. Hz.Musa’nın ölümünden bahsettiği ve Hz.Musa’nın zamanında henüz mevcud olmayan bir çok âdetlere ima ettiği için o zamanki ilahiyatçıların bozulmuş olan dini ıslah etmek amacıyla yazdıkları söylenir. (Annemarie Shhimmel Dinler Tarihine Giriş 100-101)
Tevratın İbranice orjinal nüshası yoktur. En orjinal Tevrat kabul edilen nüsha 10. asra ait ve Aramice yazılmıştır. Aramice Babil dönüşü resmi dil olarak kabul edilmiştir. Daha önce Yahudilerin dili İbranice idi.
ESMA-İ HÜSNA:Allah`in isimleri icin kullanilan bir tabir.
EŞNAK:Islam`in dogdugu sirada, Mekke`de diyetlerin ödenmesi ve zararlarin karsilanmasi görevi,
ESSENİLER:M.Ö. 2. yüzyil ile 1.ciyüzyil arasinada Filistin`de etkin olan Yahudi mezhebi ya da tarikati.Bu mezhep mensuplari cileci topluluklar biciminde yasarlar ve genellikle kadinlari dislarlardi. Bunlar, ruhun ölümsüzlügüne, günah isleyenlerin Tanrisal vezaya ugrayacaklarina inanmalarina ragmen, kiyamet gününde insanlarin bedenen dirileceklerine inanmazlardi.
ETBAUTEBE-İ TÂBİÎN:Sahâbe ve Tâbiînden sonra Peygamber efendimizin övdüğü nesillerden üçüncüsü olan Tebe-i tâbiîni görenler.Tebe-i tâbiînin asrı hicrî 220 (m.835)’de son bulur. Hanbelî mezhebinin imâmı Ahmed bin Hanbel, İmâm-ı Buhârî, İmâm-ı Müslim ve İmâm-ı Tirmizî, Etba-u Tebe-i tâbiîn neslindendir. (İbn-i Salâh)530-531-531- Tebe’u't-Tâbi’în veya kısaca el-etbâ’ da denir
Etbâ’u't-tâbi’în, kısaca tâbi’îlerle görüşüp onlardan hadis rivayet edenler olarak tanınırlar. Hadis Tarihinde Hz. Peygamber (s.a.s)’in hadislerini nakleden üçüncü nesil olarak bilinirler.Etbâ’u't-Tâbi’în arasında pek çok değerli hadis âlimi yetişmiştir. Mâlik b. enes, Abdurrahmânb. Amr el-Evzâ’î, Sufyân b. Sa’id es-Sevrî, Şu’be İbnu’l-Haccâc, İbn Cureyc ve bunların talebelerinden Yahya b. Sa’îd el-Kattân ve Abdullah İbnu’l-Mubârek içlerinde en tanınmış olanlardır.
ETTEHIYYÂTÜ:Namazların birinci ve ikinci oturuşlarında okunan duâ. Mânâsı: “Mal, beden ve dil ile yapılan ibâdet, tâat ve hamd ve şükürlerin hepsi cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Allahü teâlânın selâmı rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Ey Nebiyyi zîşân, dünyâ ve âhiret selâmeti bütün peygamberler ve cenâb-ı Hakk’ın iyi, itâatkâr kullarının üzerine olsun. Ben şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm Allahü teâlânın kulu ve resûlüdür, peygamberidir.Dört rek’atli namazlarda iki ka’de (oturuş) vardır. Evvelki ka’de-i ûlâdır ki, burada Ettehiyyatü okumak sünnet, onu okuyacak kadar oturmak vâcibdir. İkincisi ise ka’de-i âhire olup, bunda Ettehiyyâtü okumak vâcib, okuyacak kadar oturmak farzdır.
Hz. Peygamber; namazların sonunda daima oturmuş, ettehiyyatü’yü okumuş ve okunmasını ashâbına da emir buyurmuştur (bk. Buhârı, Ezân, 148, 150; el-Ameli’s-Salât, 4; Müslim, Salât, 56, 60, 62; Ebû Dâvud, Salât, 178; Tirmizî, Salât, 100, Nikâh, 17). Başka bir hadiste; “Namazı ben nasıl kılıyorsam siz de öylece kılın” (Buhârî, Ezân, 18, Edeb, 27, Ahâd, 1) buyurulmuştur. Ettehiyyâtü’den sonra salavât getirmeye gelince, namaz dışında Hz. Peygamber’e salâtü selâm getirmenin farz olmadığı konusunda İslâm bilginleri arasında görüş birliği vardır.Namazların son oturuşunda “Allahümme salli ve barik dualarının okunması hadisle sabittir. Ashab-ı kirâm, Hz. Peygamber’e; “Biz sana nasıl selâm getireceğimizi biliyoruz, fakat nasıl salât getireceğiz? bunu bilmiyoruz” deyince, Allah elçisi bu duayı, ta’lim buyurdu (bk. Buhârî, Enbiyâ, 10 , Müslîm, Salât, 65, 66, 69; Nesâî, Sehv, 49, 50-54).Hanefî ve Hanbelîlere göre teşehhüd duası şöyledir: Abdullah b. Mes’ud (r.a) şöyle der: “Allâh’ın Resulu elimi avuçlarının arasına aldı ve bana teşehhüd’ü Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi öğretti. Dedi ki: Biriniz namazda oturduğu zaman şöyle desin: “et- Tehiyyâtü Lillâhi ve’s-salavâtü ve’t-tavyihâtu es-selâmu aleyke ey huhe’n -nebiyyu ve rahmetullâhi ve berekatühü, es-selâmû aleynâ ve alâ ibâdillâhissalihin. Eşhedü en lâilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhü ve Resuluh” (Buhârî, Ezân, 148, 150; Müslim, salât, 56, 60, 62; Ebû Davud, Salât, 178; Tirmizî, salât, 100, nikâh 18; Zeylaî, Nashu’r-Râyet, I, 419, eş-Şevkânî, a.g.e., II, 278)
et-Tahiyyâtü duasının mirac gecesi yüce yaratıcı ile Hz. Peygamber arasındaki selâmlaşma, dilek ve temenni ifadelerinden ibaret olduğu nakledilir. “İbn Mes’ud teşehhüdü” de denilen bu duanın anlamı şöyledir:
et-Tahıyyâtu lillâhi ve’s-salavât ve’t-tayyibât: “Mülk, azamet ve her türlü sözlü ibadetler, övgüler, bedenî ve malî ibadetlerle, tüm sâlih ameller Allah içindir”.es-Selâmu aleyke eyyuhâ’n-nebiyyu ve rahmetilllatu ve berekâtuhu: “Selâm sana ey peygamber, Allah’ın rahmeti ve bereketleri sana olsun”.Es-Selâmu aleynâ ve alâ ibâdillahi’s-sâlihin: Selâm bize, peygamberlere ve Allah’ın insan ve cinden bütün salih kullarına olsun”. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bunu söylediğiniz zaman Allah’ın rahmeti ve bereketi gökte ve yerde bulunan her salih kula erişir.”Dua şehadet cümleleri ile sona erer. Anlamı: “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulu olduğuna şehâdet ederim”. et-Tehiyyatü duasında her iki şehâdet cümleleri bulunduğu için buna “teşehhüd” adı verilmiştir (ez-Zühayli, el-Fıkhu’l-İslâmi ve EdilletuXû, Dımaşk 1405/1985, I, 668-670).
ETİYOPYA:Dogu Afrika`da ülke.Eski adi Habesistan.
ETNOĞRAFYA :Toplumlarin öz kültürlerini inceleyen bilim dalidir.
ETVAR-I SEB’A: Nefsin ve ruhun yedi tavrı, yedi şekli ve hali.Nefs-i Emmare: (Yusuf, 12/52),Nefs-i Levvame:(Kıyamet, 75/2) Nefs-i Mülhime: (Şems, 91/7-8) ,Nefs-i Mutmainne: (Nahl, 16/106; Fecr, 89/27) Nefs-i Raziyye: (Maide, 5/119; Fecr, 89/28),Nefs-i Marziyye (Fecr, 89/28; Beyyine, 98/8),Nefs-i Kamile veya Nefs-i Zekiyye veya Nefs-i Safiyye (Şems, 91/9) (Kaynak: Tasavvufi Hayat, Necmüddin Kübra, Dergah Yay.)
EVHARİST:Isa`nin carmiha gerilmeden önce harvarileriyle yedigi son aksam yemegi anisina icra edilir.Katolik, Ortadoks ve Protestan Hiristiyanlarca düzenli olarak Pazar günlerim yapilmaktadir.”Kutsal Komünyon”,”Mass”,”Rabbin Son Aksam Yemegi” ve “ Ekmek ve Sarap Ayini” olarak da bilinen bu sakramente Evharist denir.
ELVİYE-İ SELASE:Elviye-i Selâse, Osmanlı döneminde Batum, Kars ve Ardahan livalarının (sancak) ortak adıydı. “Üç Liva” (elviye livanın çoğuludur) anlamına gelir.
Bu üç sancak, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı)’nin ardından yapılan antlaşmayla Çarlık Rusyasına bırakıldı.3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması’yla yeniden Osmanlı topraklarına katıldı. Bununla birlikte 30 Ekim 1918′de imzalanan Mondros Mütarekesi uyarınca Osmanlılar bu bölgeyi boşaltmak zorunda kaldılar.Bir süre Cenûb-i Garbî Kafkas Hükümeti Cumhuriyesi denetiminde kalan Batum, Kars ve Ardahan, daha sonra Gürcüstan’ın ve Ermenistan’ın denetimine girdi. 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması hükümleri uyarınca Batum Gürcüstan’a, Kars ve Ardahan Türkiye’ye bırakıldı.
EVLENME:Karı koca arasında karşılıklı hak ve ödevler yükleyen bir sözleşmedir.
EVÂMİR-İAŞERE:Allahü teâlânın Tûr dağında Mûsâ aleyhisselâma bildirdiği on emir. Yahûdîlikte uyulması şart olan on kâide.Mûsâ aleyhisselâm Tûr dağında Allahü teâlâ ile konuştu. Allahü teâlâ ona Evâmîr-i aşereyi bildirdi. O da bunları kavmine bildirdi. Onlara tek bir Allah’a îmânın lâzım olduğunu anlattı ve Allahü teâlânın gönderdiği Tevrât kitabını getirdi. (Sa’lebî) Bugünkü yahûdî kitablarında ve Tevrât’ın Tesniye ve Hurûç (çıkış) kısmında bildirilen Evâmir-i aşere şunlardır:
1) Puta tapmayacaksın, tek Allah’ın varlığına inanacaksın.
2. Allah ismini hürmet ve muhabbet ile zikredeceksin.
3) Altı gün çalışıp yedinci gün dinleneceksin. Sebt yâni Cumartesi gününü dâimâ hatırlayıp onu kutsal tutacaksın.
4) Anne ve babana hürmet ve itâat edeceksin.
5) Adam öldürmeyeceksin.
6) Zinâ etmeyeceksin.
7) Yalan söylemeyeceksin.
8) Kimsenin malını çalmayacaksın.
9) Komşuna yalan şehâdette bulunmayacaksın. Komşunun zevcesine (hanımına), evine, tarlasına, kölesine, câriyesine, öküzüne, eşeğine ve hiç bir şeyine göz dikmeyeceksin.
10) Haram olan kurbânı kesmeyeceksin. (Nişâncızâde)
EVSAD-I MUFASSAL:Tarık” sûresinden “Lem yekûn” sûresinin sonuna kadar olan sûreler Evsat-ı Mufassal’dır.
EYÂLET:Osmanlı merkez teşkilâtının dışında, taşrada bulunan ve beylerbeyi tarafından yönetilen en büyük idârî bölge. Osmanlı Devletinde taşra teşkilâtı, aşağıdan yukarıya köy, nâhiye, kazâ, sancak ve eyâlet olmak üzere idârî taksimâta ayrılmıştı. Temel idârî birim sancak olup, sancakların birleşmesinden eyâlet (vilâyet) veya beylerbeyilik denilen büyük idârî birimler meydana gelmektedir.1590 târihine kadar, teşkilât tâbiri olarak beylerbeyilik kelimesi kullanılmış, bu târihten îtibâren eyâlet tâbiri kullanılmaya başlamıştır. Osmanlı hâkimiyeti altında bulunan topraklardan büyük bir kısmı doğrudan doğruya pâdişahın otoritesi altındaydı. Buralarda timar denilen bir toprak sistemi uygulanıyordu. Devletin gelirleri, bir takım görevler karşılığı idârecilere ve sipâhîlere tahsis edilmekteydi. Ekserisi Anadolu ve Rumeli’de bulunan bu eyâletlere salyânesiz yâni yıllıksız denilirdi.Bunun yanında Osmanlılar Anadolu ve Rumeli eyâletlerinden daha bağımsız; Mısır, Bağdat, Yemen, Basra, Lahsa, Habeş ve Garb Ocakları denilen Cezâyir, Tunus, Trablusgarb gibi eyâletlerin şekillendiği toprakları idârî çatıları altında toplanmaktaydılar
EYYAM-I TEŞRÎK :Teşrîk günleri demektir. Zilhiccenin 9-13. günleridir. Eyyam-ı ma’dûdât da denir. Bu günlerde teşrîk tekbirleri alınır. Teşrîk günleri demektir. Zilhiccenin 9-13. günleridir. Bugünlerde teşrîk tekbirleri al›n›r. “Teşrik” Arap dilinde etleri doğray›p kurutmak demektir.Vaktiyle bayram›n birinci günü Mina’da kesilen kurbanlar›n etleri, bayram›n 2., 3. ve 4. günlerinde güneşte kurumaya b›rak›l›rd›. Bu sebeple bu üç güne et kurutma günleri anlam›nda “Eyyam-› Teşrik” denilmiştir.
EYYÂM-I MA’DÛDÂT :Sayılı günler demektir. Bu günlere eyyam-ı teşrîk de denir. Zilhiccenin 9-13. günleridir. 9-12. günlerinde farz namazlardan sonra teşrîk tekbirleri alınır. Eyyam-ı ma’dûdât tabiri, Kur’ân’da üç âyette geçmiştir. Kur’ân’da geçen sayılı günler ile maksat, oruç tutulan Ramazan ayı günleri, hac menasikinin yapıldığı günlerdir (Bakara, 2/183, 203). Kur’ân’da Allah’ın hükmünden yüz çeviren Yahudi ve Hristiyanların “Bize ateş, ancak sayılı günlerde dokunur” dedikleri ve bu kanaatleriyle aldandıkları bildirilmektedir (Âl-i İmrân, 3/24).
EYYÂM-I MİNA :Mina günleri demektir. Zilhicce ayının 10, 11 ve 12. günleridir. Bu günlerde hacılar Mina’da bulunurlar ve şeytan taşlama görevini yaparlar. Hacılar Mina da bulunduklarından dolayı, bu üç günleri de denir (İbn Mace, Menasik 57)
EYYAM-I NAHR Kurban kesme günleri demektir. Zilhicce ay›n›n 10., 11. ve 12. günleridir.
EVVABİN NAMAZI:Aksam namazindan sonra veya kusluk vaktinde kilinan nafile namaz.
EYKE HALKI:Hz.Suayb`in kavmi idi.Eyke, birbirine girmis sik agaclar demktir.Suayb kavmi agaclik bir bölgede yasadigi icin onlara eyke halki denilmistir.
EYYAM-İ MADUDAT_(Sayili günler):Bes vakit namazin farzlarindan sonra tekbir alinan günlerdir.9 Zilhicce- 13 Zilhicce ikindi vakti.
EYYAM-İ MALUMAT:(belirli günler):Zilhiccenin ilk on günüdür.
EYYAM-İ TEŞRİK:(Tesrik günleri):Zilhiccenin 11, 12 ve 13. cü günler.
EYYÂM-I BİYD:Ayın ışığının en aydınlık olduğu kamerî aylarının 13, 14 ve 15. günleri.
EYYÂM-I NAHR:Kurban kesme günleri. Kurban bayramında, kurbanın kesildiği birinci, ikinci ve üçüncü günler.
EYYÂM-I TEŞRÎK:Kurban bayramının 2, 3 ve 4. günleri.
EYÜP ALEYHİSSELAM:Hz.Ishak`in IYS adindaki oglunun soyunsan olup,Hz.Yusuf Aleyhisselamla ayni asirda yasamis büyük bi Peygamberdir.
Eyüb Aleyhisselam imtihan gecerdi.Cok sayida evlatlari ve sam cevresinde bir cok mallari vardi.Yüce Allah tarafidan bir imtihan olarak bütün mallarini elinden cikmis ve cocuklari da ölmüstü.Kendiside agir bir hastaliga tutulmustu.Zevcesi rahme veya Liyya ona bakiyordu.Rivayete göre Rahme yakup Aleyhisselamin kizi idi.Liyya da, yusuf Aleyhisselamin oglu Efrayim`ion kizidir.Sabretti.Sihhatina, malina ve evlada kavustu.Kendisinden sonra Bisr adinda oglununda Sam`da peygamber oldugu rivayet edilir.Bu peygambere Zülkifl denilmistir.Kur`an- Kerim`de sabrin timsali olarak görülen ve övgü alan Peygamberdir.Doksan üc veyayüz kirk yasinda vefat ett Hz.Ishak`in oglu Iys neslinden yedi kisi iman etti.Eyüb Aleyhisselamin,oglu vardi.Bedini, mali ve evlatlari ile imtihan edilen Eyüb Aleyhisselamin mallari ve ogullari nasil bir sekilde mallari elinden cikti , evlatlari ise,mallarini sel, rüzgarla elinden, ogullarini hocalari ile ders okurken zelzeleyle ruhlarini aldi.
EYYUBİLER (1171�1750):1. Haçlı saldırısına uğrayan Fatimi devletine, yardım için gönderilen ordunun komutanı olan Selahattin Eyyubi, Fatimi devletini yıkarak kendi devletini kurmuştur.2. Selahattin Eyyubi 1. Haçlı Seferinde kurulmuş olan Kudüs Haçlı Krallığını, Hittin savaşında yendi ve bu devleti yıktı. (1187) Bunun üzerine III. Haçlı seferi yapıldı. Selahattin Eyyubi III. Haçlı seferinde Kudüsü başarıyla savundu.3. Devletin egemenlik alanı Hicaz’ı ve Güneydoğu. Anadolu’yu kapsamıştır.4. Selahattin Eyyubiden sonra başarılı hükümdarlar iktidarda görülmedi. Devlet iç isyanlar ve haçlı saldırılarıyla zayıfladı. Memluklu adı verilen askerlerin isyanları sonucu Eyyubi devleti yıkılmıştır.Eyyubiler devlet ve askerlik alanında Büyük Selçukluları ve Abbasiler’i örnek almışlardır.
EZAN:Ezanın lügat mânası, îlân = bildirmek demektir. Dinî mânada ezan, Müslümanlara namaz vakitlerini bildirmek için okunan bâzı mübârek sözlerden ibarettir.Ezan okuyan kimseye müezzin denir.Ezan-Kamet:Vakitlerin degil, namazlarin sünnetidir. Sabah Ezanı: Sabâ makamında,Öğle Ezanı: Uşşak makamında,İkindi Ezanı: Rast makamında,Akşam Ezanı: Segah makamında.Yatsı Ezanı:Hicaz makamında Sabâ makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi (Seyreyleyip Yandım, Ağla Gözüm, Ben Dervişim Diyene) ve Türk mûsikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacaktır. Uşşak makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi(Hakkın Habibinin , Noldu Bu Gönlüm, Yarebbena) ve Türk mûsikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacaktır. Rast makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi (Gül Yüzünü Rüyamızda, Ey Güzellerden Güzel, Mahur Salât) ve Türk mûsikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacaktır. Segah makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi(canım kurban olsun , şol cennetin ırmakları, sevdim seni mabusduma) ve Türk musikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacak.Hicaz makamının pratikte kavranmasını sağlayacak ilahi(Dağlar İle Taşlar İle ,Nice Bir Uyursun, Mail Oldum, Bahçesinde) ve Türk musikisinden şarkı ve türkü gibi formlar icra edilerek zihinde kalması sağlanacak.
EZAN-I CAVK:Bir kaç müezzinin bir ezânı birlikte okumaları.
Ezân-ı cavkta, müezzinlerin bir arada okudukları yanık, hazîn sesler uzaktan işitildiğinde, kalblere ve rûhlara te’sir etmekte, insanları vecde getirmekte, mânevî coşkunluk vermektedir. Asırlardan beri yapıldığı için İslâm âdeti olmuştur. (İbn-i Âbidîn)
EZLAM:Cahiliye Araplari`nin fal oklarina verilen ad.
EZVAC-İ TAHİRAT:Peygamberimizin ismetli ve iffetli, temiz zevceleri; peygamberimize hanim olma serefine ermis olan kadinlar.Hz.Hatice,Hz.Aise, Hz.Sevde,Hz.Hafsa,Hz.Ümmü Habibe, Hz.Safiye, Hz.Meymune,Hz.Ümmü seleme, Hz.Zeynep binti Cahs, Hz.Zeynep, Hz.Zeynep, Hz.Reyhane ve Hz.Cüveyriye.
FAHR:Arap siirlerinde kasidenin bir bölümü.
FAHR-İ KAİNAT:Kainatin övgüsü, serefi;Hz.Muhammed (sas)
FAHRİYYE:Klasik sark edebiyatlarinda bir edebi serde sanatkarin kendini övdügü kisim.
FAİTE(Fevait):Vaktinde kilinmamis bir namaza da faite
FAİZ:Ödünc islemlerinde ve alisveriste karsiligi bulunmayan hakiki veya hükmi fazlilik.
FAKİH:Fikih ilminde uzman olan kimselere fakih , cogulu fukahadir.Din bilgini, fikih alimi.
FAKİRULLAH:erzurumlu Ismail Hakki`ninmürsidi.
FALNAME:Türk ve Fars kültürlerinde falla ilgili eserlerin genel adi.
FARABİ(ö.339/950):Islam felsefesini metot, termonoloji ve problemler acisindan temellendiren ünlü Türk filozofi.
(870-ŞAM,950)Türk asıllı İslam felsefecisi.Asıl adı Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed bin Tahran bin Uzlug ,Farabi (Türkistan’ın Farab [Otrar] kentinde doğduğu için Farabi [Farablı] diye anılır). Farabi ilimleri; fizik, matematik, metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından kabul edildi.Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıklı izahını Farabi yaptı. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili bir eser yazdı.
FARATLİT:Incil`de Hz.Isa`nin kendisinden sonra gelecegini müjdeledi kimseye verilen ad.
FARUK:Hz.Ömer`in lakabi.
FARZ:Dinen yapilmasi kesin olarak emredilmis is veya ibadetlerdir.
FARZ-I AYIN:Her mükellefin yapmasi gereken farz.
FARZ-I KİFAYE:bazi mükelleflerin yapmasi ile diger mükelleflerin üzerinden farz olusu düsen dinsel islerdir.
FASIK:Allah`a itaat cizgisinin disina cikan kimse demektir. Kelime, Kur`an-i Kerimde“Kafir“, günahkar, yalanci ve kötülük yapan anlamlarinda kullanilmistir.(Diyanet Meali, Sh.4)Ilahi emirlere itaatten ayrilip asi olan mümin ve kafir anlaminda kelam veya fikhi terim.(Islam Ansiklopedisi,Cilt:12)
FATİHA SURESİ(1):Bu,Fatiha ve Fatihatü’1-Kitab, yani kitabı açan ve başlatan olarak adlandırılmaktadır. Bu surenin diğer adları: Hamd, Ümmü’l-Kur’an, Seb’a'l-Mesani1- Yedi ayetten müteşekkildir. Farz ve sünnet her namazda okunmaktadır. 2- İki kez nazil olmuştur. Bir kez Mekke’de, bir kez de Medine’de nazil olmuştur. Fakat resmi olarak Mekki sayılmaktadır, Kenz, Esas, Münacat, Şifa, Dua, Kafiye, Vafiye, Raqiye (yani de¬ğiştiren). Musaftaki sıralamaya göre ilk, nüzul sı¬rasına göre beşinci suredir. Yedi ayetten oluşmuştur ve 29 kelime içermektedir. Bu surenin temel muh¬tevası, Tevhid ve Allah’a hamd ve övgüdür
Fatiha suresi:Kur`an- i Kerim`in mukaddimesi durumunda, diger surelerin asli, kökü , tohumu ve Kur`an`in özü durumunda. Allah`i tanimak, haklarin , vazifelerin ve müeyyidelerin kaynagi olarak yalniz O`nun dinini bilmek,yarisindan sonra gelen ayetleri özlü bir duadir.Allah`in verdigi nimetlere hamdediyor, sükrediyor.
FATİH:Istanbul`u fetheden yedinci Osmanli padisahi Sultan Mehmet Han`a bu fethinden ötürü verilen ünvan.Fatih Sultan Mehmet, Sultan ikinci Murat`in ogludur.Yedi lisan bilirdi.Venedikliler tarafindan düzenlenen 14 suikastan kurtulmus, ancak yine bir sefer sirasinda zehirlenerek ordugahinda zehirlenerek ruhunu teslim etmistir.49 yillik ömründe 30 yil saltanatta kalmis;2 imparatorlugu, 4 kralligi, 11 prensligi yikarak, yaklasik 25 seferi bizzat yönetmis ve Osmanli topragini 900 binden 2 milyon küsür km. kareye cikarmistir.Fatihin ölüm haberi Avrupa´da duyulunca, Papa 3gün canlar caldirip top attirmis, sükür ayinleri yapilmasini emretmistir.
FATMA(ö.11/632):Hz.Peygamber`in soyunu devam ettiren kizi.
FATIMA:Hz.Fatima , Peygamberimizin kizi.Hz.Fatima evlendigindiginde 18,Hz.Ali 21 yasinda idi.Harise b.Numan hazretleri Hz.fatima`ya bir ev hediye etti ve oraya tasinip yerlestirdi.Peygamberimizin kizina verdigi cehiz(Cihaz),Bir yatak, bir silte, bir su tulumu, bir el degirmeni, iki su ibrigi ve bir su kabindan ibaretti.
FATIMA BİNT ESED:Hz.Ali`nin annesi, sahabi.
FATIMA BİNT HÜSEYİN:Hz.Hüseyin`in kizi.
FATİH TETİMMELERİ:Sahn-i seman medreselerine talebe yetistirmek üzere kurulan orta ögretim seviyesindeki sekiz maddeye verilen ad.
FATIR SURESİ(35):Bu surenin Fatır olarak adlandırılması, Allah’ın isimlerinden olan Fatır’a işaret edilmesidir. Diğer bir ismi de Melaike’dir. Zira surenin ilk ayetinde me¬leklerden, onların risalet ve yaratılışından söz edil¬miştir. 45 ayet ve 779 kelimeden oluşmaktadır. Mus¬haf sırasına göre Kur’an’ın 35. ayeti, nüzul sırasına göre de 43. suredir. Mekki surelerdendir. Surenin genel konusu, insanı şeytanın fitnesinden sakındırma, yaradılışın ilginç ve hayret verici oluşumu ve bazı kı¬yamet sahnelerinin tasviri ve Allah’ın sünnetinin de¬ğişikliğe uğrayamaz oluşu konusudur.
FETRET-İ VAHİYH:Alak suresinin ilk 5 ayetinden sonra vahyin kesilmesi dönemine denir.Bu durum 3 yil sürmüstü.
FECR:Sabahin cok erken vakti.Gece karanliginin kaybolmaya baslayip sabahin ilk beyazliginin ortaya ciktigi an.Günesin dogmasindan önceki vakit.
FECR SURESİ(89): Fecr süresi:Azginlik yapan gecmis ümmetlerin akibetleri ile , on geceye isaret edilmektedirSure, adını birinci ayette geçen Allah’ın Fecr (tan yerinin ağarması)’e yeminle başlamasından almıştır. 30 ayet ve 139 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sırası 89. sure, nüzul sırasına göre Kur’an’ın 10. suresi olup Mekki’dir. Yeminle başlayan surelerin 16.’sıdır. Bu surede, Iremezatı’l-İmad’a (sütunlar sahibi cennet misali bağ), ayrıca Semud, Firavun’a yönelik işaretler de zikredilmiştir. Kendi geleceklerini hiç dü-şünmeyen imansızların pişmanlıklarından söz edilmiş, surenin sonunda da Nefs-i mutmainneye (hu¬zura eren nefse) razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dönmesini ve O’nun cennetine girmesini bu¬yurmaktadır.
FECR-İ ATİ:2.Mesrutiyet`ten sonra tesekkül eden, sanatta ferdiyetciligi ve estetik degerleri benimseyen edebiyatcilar toplulugu.
FECR-İ KAZİP:Tan yerinde günes dogmadan önce görülen ve kisa bi süre sonra kaybolan gecici karanlik
FECR-İ SADIK:Tan yerinde günes doguncaya kadar devam eden sürekli aydinlik.Gercek aydinlik.
FEDEK:hayber`in fethinden sonra baris yoluyla alinan ve yarisi Hz.Peygamber`e tahsis edilen köy.
FEDERASYON:İki veya daha fazla devletin ortak ve fakat sınırlı olmayan hayatı menfaatlerini sağlamak amacıyla birleşmelerinden meydana gelen bir devlet topluluğu.
FELAK SURESİ(113):Bu surenin isimlendirilme şekli de ilk ayetinde Rabbü’l-Felak’tan (Felak’ın rabbi) söz edildiği ve Pey¬gamber (s.a.v)’e, ve ayrıca tüm müslümanlara ve hatta temiz kalpli insanlara O’nun yarattıklarının şerrinden kendisine sığınılması öğretilip tavsiye edildiği için bu adı almıştır. Bu sure ve kendinden önceki ve sonraki sureler ile Kafirun sureleri toplu olarak Dört Kul su-releri olarak tanımlanmaktadırlar. Çünkü bu dört sure de Kul kelimesi ile başlamaktadır. Biz müslümanlar, belalardan korunmak, yaratıkların şer¬rinden korunmak için ve İlahî inayete sığınmak için bu sureleri sürekli okuruz. Bu sure 5 ayet ve 23 ke¬limeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 113. sure, nüzul sırsına göre ise Kur’an’ın 20. suresi olup Mekki’dir. Aynı zamanda kul ile başlayan makulat surelerinden ve kısa surelerdendir.
FELSEFİ TEFSİRLER: İslâm felsefesi Yunan, Hind, Yahûdî ve İran felsefelerinden etkilendiği için, tam bir orijinalliği yoktur. Bununla beraber kendine has birtakım özellikleri bulunmaktadır. Ehl-i Sünnet âlimleri, felsefeyi dîne hizmet edecek duruma getirmeye ve dîn ile birleştirmeye çalışmışlardır. Bunun bir sonucu olarak Bakillânî (v. 403/1012), İmâm Gazâlî (v. 505/111) gibi bâzı âlimler, felsefeyi Kur’ân’a hizmet edecek bir şekilde kullandılar. Ama İhvân-ı Safâ, İbn-i Sînâ, Fârâbî gibi bazı kişi ve cemiyetler de, âyetleri kendi görüşlerine göre yorumlamışlardır. Tefsîrle en çok ilgisi bulunan İbn-i Sînâ (v. 428/1037), Türk asıllı olup, Buhâra’nın Efşene kasabasında doğmuştur. Pek zekî olan İbn-i Sînâ, on yaşında iken birçok dînî bilgiler yanında, matematik, mantık, felsefe okumuş, tıp alanında ise, meşhur bir uzman olmuştur. Bazı sûreler hakkında tefsîrler yazarak görüşlerini dile getirmiş, bazı eserlerinde de dînî hükümlerin hikmetlerini anlatmaya çalışmıştır. İbn-i Sînâ’nın, sûre tefsîrleri arasında İhlâs, Felâk ve Nâs sûreleri önemli olup, matbûdurlar. Bunun gibi felsefeciler, yazdıkları felsefe kitaplarında bazı âyetleri, kendi anlayışlarına göre tefsîr etmişlerdir. Ama Kur’ân’ı baştan sona tefsîr etmeyi tercih etmemişlerdir
FENERLİLER: Devlet işlerinde bulunmuş, büyük makamlar elde etmiş Rumlar’a denirdi. Bu isim, Rumlar’ın daha çok Fener’deki Rum Patrikhanesi civarında oturmalarından dolayı verilmişti.
FERAİZ:Islam miras hukukunu inceleyen ilim dali. İslâm Hukukunun mühim bir kıs¬mını teşkil eden mîrasla ilgili bir takım mes’ele ve kaidelerin bütünüdür.Diğer bir tarife göre Feraiz İlmi, Ölen bir kim¬senin terikesi ite ilgili haklardan ve terikenin muay¬yen sebimler üzere taksim edilmesinden bahseden bir ilimdir.
Bu haklar; ölünün techîz ve tekfininden, borçlarını ödemeden, vasiyetlerini yerine getirmeden ve teri-kesinin geride kalan kısmını da vârisleri arasında tak¬sim etmekten İbarettir.
FERSAH :Bir uzunluk ölcü birimi.5685 metre uzunluk.
FETH SURESİ(48):Bu surenin bu adla anılmasının nedeni, başında feth-i mübin, yani Hudeybiye sulhu ve onun aka¬binde Mekke’nin fethi ve Arap yarımadasında İslam’ın şirk ve müşrikler üzerinde gerçekleştirmiş ol¬duğu nihai zaferden söz etmiş olmasındandır. 29 ayet ve 560 kelime içermektedir. Mushaftaki sırası 48, nüzul sırası ise, 111. sure olup Medeni’dir. Yaklaşık bir hizb kadardır. Bu surede, geleceğe yönelik bazı olayların gaybdan haber verilmesi açık bir şekilde zikredilmiştir. Ayrıca Müslümanların ve Hz. Pey¬gamber (s.a.v)’in dostlarının zaferini güzel ve ruhu okşayıcı bir tarzda anlatan tasvirler, Onların Mekke’ye girişleri ve bir yıldan sonra yeniden Hacc’ı tavaf et¬meleri gönül rahatlatan bir üslupla dile getirilmiştir.
FETİH:Cemaatla kilinan namazlarda imamin yanlis okuyusunu düzeltme veya unuttugu ayeti hatirlatma anlaminda fikih terimi.
FETİH:Müslümanlarin ülke veya şehirleri i`la-yi kelimetullah amacıyla İslamiyet`e açmaları, İslam devleti idaresine almaları.Sözlükte, kapalı olan bir şeyi (kapı v.s.) açma. Kendilerine kapalı olan toprakları açmak, yani almak. Nusret, zafer ve yardım. Ganimet. Fiili hüküm, karar, iki şeyi birbirinden ayırma, kaza. Fetih günü: Kur´an´da, mü´minlerin zafer günü
FETİHNAME:Savaşlar sonunda kazanılan zaferleri, fethedilen yerleri, komşu hükümdarlara, hanlara, prenslere, şahzade ve valilere bildirmek üzere göderilen namelere verilen isim.
FETRET:Peygamberimize gelen vahyin bir süre kesilmesi ile ilgili olarak fetret denilmistir.Fetret-i vahy:”Duha” suresinin nüzûl sebebi olarak gösterilen, Hz Peygamber (s a s )’e hıra mağarasında ilk gelen vahiy olan, sonra vahyin gecikmesi olayına da fetretü’l-vahiy, yahut fetret zamanı denir (Taberî, Camiu’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an, XXX, 148; M Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, VII, 5885) Resulullah (s a s )’ın Kur’an-ı Kerîmi kendiliğinden söylemediğini isbat eden ve O’nu daha sonraki yıllarda yapacağı çetin mücadelelere rûhen hazırlayan fetret-i vahiy, Müddesir suresinin ilk beş ayetinin nüzulü ile sona ermiştir Fetret-i vahyin sona ermesini bizzat Resulullah (s a s ) şöyle anlatmıştır: “Ben bir gün yürürken birdenbire gökyüzü tarafından bir ses işittim Başımı kaldırdım Bir de baktım ki Hıra’da bana gelen melek (Cebrail) semâ ile arz arasında bir kürsü üzerinde oturmuş Çok korktum Evime dönüp beni örtün, beni örtün dedim Bunun üzerine Allah Teâlâ Hazretleri, “Ey örtüsüne bürünmüş, kalk (ve insanlara gelebilecek azapla) korkut Rabbinin ismini yücelt, elbiseni tertemiz et Kötülüğün her çeşidinden çekin (el-Müddesir, 74/1-5) ayeti kerimelerini indirdi Artık o günden sonrâ vahyin ardı arkası kesilmedi” (Buhâri, Bedü’l-vahiy, 3) Fetret-i vahyin süresi gerek hadislerde, gerekse İslâm tarihi kaynaklarında kesin olarak zikredilmemektedir Kaynaklarda verilen bilgilerde bu müddet farklı olup, rivâyetlerde bildirilen en uzun süre üç yıldır Son devir müelliflerinden Muhammed Ebû Zehra, bu konudaki rivâyetleri değerlendirdikten sonra fetret-i vahyin müddetini üç yıl olarak bildiren rivâyetleri: “Allah’ın seçtiği kulu bu kadar uzun süre sıkıntıda bırakmayacağını” ileri sürerek reddeder ve bu müddetin ancak beş ay civarında olabileceği kanaatini belirtir (Muhammed Ebu Zehra, Hâtemü’n-nebiyyin, I, 311-313
FETVA:Fikhi bir meselenin dini-hukuki hükmümü aciklayan cevap.
FETVAHANE:Osmanli devletin`de mesihat makami icerinde fetva islemlerini yürütmekle görevli birim.
FEVAT:Haccin iki farzindan biri olan Arafat`taki vakfe`ye yetisememek.
FEY:Islam devletinin gayri müslim tebaadan aldigi cizye, harac, ve ticaret mallari vergilerinin ortak adi. Fey, Lügatte (rücû = dönmek) anlamına gelir. Güneşin, batıdan doğuya doğru dönmeye başlayan gölgesine de fey’ denilmiştir. Bu İse zeval vaktidir. Tam bu zeval ânında, güneşe karşı dikilmiş olan bir şeyin yere düşen gölgesine de FEY’-İ ZEVAL denir. Güneşin batmasına kadar olan gölgeye de FEY’ denilir.Harâc, cizye, ticâret rüsumu, gayr-i müslimler-den savaşılmadan alınan sulh bedelleri ve onlardan hak ile alınan diğer mallara da FEY’ denilmektedir.Beytü’l-mâlde mevcut bulunan herhangi bir mala da FEY’ denir.
Fezâilü’l-Kur’ân: Kur’an’ın bazı sûre ve âyetlerinin faziletinden bahseden rivayetleri bir araya getiren ilme fezâilü’l-Kur’ân denilmiştir. Konuyla ilgili hadis kaynaklarında yer alan bölümlere ek olarak III. (IX.) yüzyılın başlarından itibaren müstakil eserler kaleme alınmıştır
FİCAR SAVAŞLARI:Ficar harbi, haram aylarda zorlayici bir sebeple harp cikarsa buna „Ficar Harbi” denir.Ficar savaslari 4 defa yapilmis,Utbe b.Rabia`in girisimi ile baris gerceklestirildi.Fil olayindan 25 yil sonra(591) meydana geldi.Ficar savaslari:Islam`dan önce cahiliye devrinde bazi arap kabileleri arasinda haram aylarda meydana gelen ic savas, 4 defa yapilmistir.Peygamberimiz, amcasi Zübeyr ile katildi.Utbe b. Rebia`nin girisimi ile taraflar arasinda baris gerceklestirildi.Bu savas Fil olayindan 25 yil sonra(591) meydana geldi.
FİDYE:bir kimsenin esirlikten ve icine düstügü zor durumdan kurtulmasi icin verilen para.
FİHİ MA FİH(ö.672/1273):Mevlana`nin sohbetlerinden derlenen eseri.
FİHRİST: Dört harfli basit fiilden alınma bir kelime olan fihrist aslında farscadır.Fihrist şeklinde de kullanılır.Hadis Usulü İlminde fihrist, icazet yoluyla hadis rivayetinde şeyhin muayyen birine muayyen bir kitabın rivayeti için izin vermesinde geçer, şeyh belirlediği talibe hadislerinin yazılı olduğu fihrist denilen defteri rivayet etmesi için icazet verir. İcazet esnasında eceztuke me’ştemelet aleyhi fihristi der. Şeyh bu sözüyle hadislerinin yazılı olduğu kitap veya defterleri kasdetmiş olur. es-Suyûtî de bu kelimeyi birkaç kitap veya defterden meydana gelen hadis mecmuası olarak açıklamıştır.
FİL SURESİ (105):Yüce Allah’ın Ka’be’yi yıkmak isteyen tuğyankar Habeş komutanlarından olan Ebrehe’nin ordusunun başına neler getirdiğini, nasıl belalar yağdırdığını tas¬vir eden sure bu olaydan dolayı Fil adını almıştır. Yüce Allah, bu niyet içinde olan Fil Ashabına sürü sürü gelen kuşların (bu kuşların ismi Ebabil’dir. Eba¬bil özel bir kuş ismi değildir) onların üzerlerine siccil, yani mermi benzeri balçık yağdırmasını emretti. Bu kimseler surede Ashab-ı Fil (File binenler) olarak ad¬landırılmışlardır. Bir diğer adı da Elem Tere’dir. Çünkü sure bu kelimeyle başlamaktadır. 5 ayet ve 23 kelimeden oluşmaktadır. Mushaftaki sıralamaya göre 105. sure, nüzul sırasına göre ise Kur’an’ın 19. suresi olup Mekki’dir. Kısa surelerdendir.
Fîl Sûresi:Kur’ân-ı kerîmin yüz beşinci sûresi. Fîl sûresi Mekke’de nâzil oldu (indi). Beş âyet-i kerîmedir. Sûreye, Kâbe’yi yıkmak isteyen Yemen vâlisi Ebrehe’nin, arasında fillerin de bulunduğu bir orduyla hücûmunu anlattığı için, Sûret-ül-Fîl denilmiştir. Sûrede, İslâmiyet’ten önce de kutsal sa yılan Kâbe-i muazzamaya karşı girişilen bir saldırının fecî âkıbeti anlatılmaktadır. (İbn-i Abbâs, Kurtubî) Allahü teâlâ Fîl sûresinde meâlen buyuruyor ki: (Ey Resûlüm!) Rabbinin, fil sâhiblerine neler ettiğini görmedin mi? O, bunların hîlelerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine bölük bölük kuşlar gönderdi. Ki bunlar, onlara (fil sâhiblerine) pişkin tuğladan (yapılmış) taşlar atıyordu. Derken (Allahü teâlâ) onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi. (Âyet: 1-5)
FİL OLAYI:Fil :Fil vakasinin meydana geldigi sene ye fil yili denir.Peygamberimizin dogumundan 55 gün önce meydana gelen olay.
FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ:Israil isgaline karsi mücadele veren Filistinli direnis grup toplulugu.
FİLOLOJİ:Dil bilimi.Toplumlarin dillerini inceler.

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?




© Tüm Hakları Saklıdır - Gül Medine
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.